TÜRK ENDODONTİ DERNEĞİ 13. ULUSLARARASI BİLİMSEL KONGRESİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "TÜRK ENDODONTİ DERNEĞİ 13. ULUSLARARASI BİLİMSEL KONGRESİ"

Transkript

1 KAPAK

2 TÜRK ENDODONTİ DERNEĞİ 13. ULUSLARARASI BİLİMSEL KONGRESİ 2

3 3

4 İçindekiler Önsöz... 5 Kurullar... 6 Konuşma Özetleri Kısa Konferans Özetleri Sözlü Bildiriler Poster Bildirileri

5 Değerli Kongre Üyeleri, Sevgili Meslektaşlarım, 13.Uluslararası Bilimsel Kongremize hoşgeldiniz. Derneğimiz kurulduğu 1990 yılından günümüze kadar, ulusal ve uluslararası alanda bir çok başarılı bilimsel aktivite gerçekleştirmiştir. Bu başarıda en büyük pay elbette, siz değerli üyelerimizin katkı ve katılımları olmuştur. Aynı şekilde bu kongremizin de, büyük bir başarıyla geçeceğine hiç şüphem yok. Öncelikle, bu kongreyi birlikte gerçekleştirdiğimiz yönetim kurulu üyesi arkadaşlarıma, organizasyon firmamız K2 ye ve sevgili Ayçil Yeşilırmak a da içtenlikle teşekkür ediyorum. Bu kongremiz, bazı yönleriyle bir ilk olma özelliğini taşımaktadır. İki yılda bir yaptığımız geleneksel kongremiz, geleneksek olarak İstanbulda yapılmaktaydı. Bu kez anket sonucu, üyelerimizin isteği doğrultusunda Kapadokya bölgesi tercih edildi. Geçen yıl yapılan tüzük değişikliği ile de,genel kurulumuz ilk kez, en geniş katılımla kongre içinde yapılacaktır. Bu kongre sonucu oluşacak yeni yönetim kuruluna da şimdiden başarılar diliyorum. Kongremize 300 den fazla meslektaşımız, 290 adet poster 50 den fazla sözlü bildiri ve 25 kısa konferans ile katılıyor. Bu Türk endodonti camiasının ne kadar dinamik ve çalışkan olduğunun önemli bir göstergesi. Bu kongremizde de geleneksel poster ve serbest bildiri ödüllerimizi vereceğiz. Ayrıca, bilimsel çalışma destek amaçlı olan Prof.Dr.Gündüz Bayırlı ödülü de, hocamızın elinden sahibini bulacak. Önümüzdeki günlerde derneğimiz yine bir çok önemli bilimsel aktiviteye bizleri bekliyor. Bildiğiniz gibi, yaptığımız anlaşmalar sonucu, IFEA 2018 kongresi İstanbul da gerçekleştirilecektir. Bundan hemen sonra APEC dünya kongresi de, yine İstanbul da yapılacaktır. Böylece derneğimiz, 2007 yılında büyük bir başarıyla gerçekleştirdiğiniz ESE kongresinden sonra, dünyanın en önemli Endodonti aktivitelerine de ev sahipliği yapmış olacaktır. Yönetim kurulu olarak son zamanlarda yaptığımız en önemli çalışmalardan biri de derneğimizin yayın organı olan Turkish Endodontic Jourmal in yayın hayatına girmiş olmasıdır. Kongremizin hemen öncesinde, 2. Sayımızın yayınlanmış olmasından büyük bir onur duymaktayım. Yaşama geçirilmesi biraz geç kalmış olmakla birlikte, gayet düzgün bir altyapıya sahip olan dergimizin, önümüzdeki yıllarda alanında çok saygın dergiler arasına gireceğinden eminiz. Bu kongrede sunulan çalışmaların özetleri de bir sonraki sayımızda yayınlanacaktır. Değerli kongre katılımcıları, Kapadokya gibi olağanüstü güzel bir ortamda sizlerle birarada olmaktan büyük bir mutluluk duymaktayız. Bildiğiniz gibi kongreler, bilimsel yönüyle olduğu kadar, meslektaşlar arasında dostlukların pekişmesi yeni tanışıklıklara imkan vermesiyle de büyük önem taşır. Bu kongremizin, siz değerli katılımcılarımızın anılarında, pekişmiş dostluklar, yeni tanışıklıklar ve mutluluk olarak yer alacağını umuyorum. Tekrar hoş geldiniz, iyi ki varsınız. Sevgi ve Saygılarımla Prof.Dr.Faruk Haznedaroğlu Türk Endodonti Derneği Başkanı 5

6 YÖNETİM KURULU Başkan Prof. Dr. Faruk Haznedaroğlu Sekreter Prof. Dr. Baybora Kayahan Sayman Doç. Dr. Handan Ersev Üye Prof. Dr. Sema Belli Üye Prof. Dr. Mete Üngör Üye Prof. Dr. Jale Tanalp Üye Prof. Dr. Hesna Sazak Öveçoğlu KONGRE DANIŞMA KURULU Prof. Dr. Ali Erdemir Prof. Dr. Bahar Özçelik Prof.Dr. Burak Sağsen Prof.Dr. M. Baybora Kayahan Prof. Dr. Diljin Keçeci Prof. Dr. Funda Kont Çobankara Prof. Dr. Hesna Sazak Öveçoğlu Prof. Dr. Hikmet Aydemir Prof. Dr. Jale Tanalp Prof. Dr. R. Kemal Sübay Prof.Dr. Kürşat Er Prof.Dr.Meltem Çolak Topçu Prof. Dr. Mete Üngör Prof. Dr. Oğuz Aktener Prof. Dr. Oğuz Yoldaş Prof. Dr. Raif Erişen Prof.Dr.Tamer Taşdemir Prof. Dr. Tayfun Alaçam 6

7 KONUŞMA ÖZETLERİ 7

8 Prof. Dr. Imad About Professor Imad About obtained a PhD in biochemistry in 1992 from Aix- Marseille University, France. He joined the university la Méditerranée as assistant professor in 1996, became associate professor in 2000 and Professor of Oral Biology at the faculty of dentistry of Aix-Marseille University in Imad About is currently member of the Institut des Sciences du Mouvement. He is responsible of the basic sciences field and the Research Laboratory and at the faculty of dentistry, Aix-Marseille University, France. His research group is involved in investigating the role of progenitor and non-progenitor cells in dentin-pulp regeneration, and the effects of biomaterials on these events. He was the winner of the European Society of Endodontology annual research grant in 2012 and actively involved in developing dental materials including Biodentine. He is well-recognized expert in pulp stem cells and tissue regeneration. He published more than 170 peer reviewed papers, abstracts and book chapters. He is reviewer and editorial board member of leading journals in the scientific and dental field (Journal of dental research, Journal of endodontics etc). Imad About is lead guest editor of a special issue of Stem cell international. He is renowned speaker and frequently invited to major international conferences. Imad About is currently member of CED- IADR office and nominated for the IADR distinguished scientist award. 8

9 Dentin-Pulp Regeneration Update Explains How a Biomaterial Kills The Pulp or Induces Its Regeneration Understanding dentinogenesis and pulp regeneration during physiological and pathological conditions represents a real challenge in the provision of a suitable treatment that ideally leads to the induction of the pulp regenerative potential. Carious decay and the application of dental materials onto the injured pulp/dentin modify the local microenvironment and affect the pulp regeneration potential. Tricalcium silicate-based cements are considered as materials of choice for direct pulp capping. The continuous improvement of these materials led to the development of dentin replacement materials such as BiodentineTM which has a reduced setting time, highly improved mechanical properties and bioactive properties. These bioactive properties can be partially explained both by Calcium ion release on hydration and growth factors secretion from pulp cells. Additional modifications led to the development of light-cured, resin-modified calcium silicate-based materials. During this conference, we will review the early steps of dentin pulp regeneration that appear critical after pulp capping procedures. Different models will be described where the interactions between different cell types illustrate their role in maintaining the pulp homeostasis. The hydration, calcium release and interaction of tricalcium silicates with dentin and pulp tissues will be reported. The consequences of modifying resins to tricalcium silicates will be discussed. This will allow a better understanding of pulp regeneration and dentin bridge formation under direct pulp capping materials. 9

10 Doç. Dr. Kerem Engin Akpınar Doç. Dr. Kerem Engin AKPINAR 1994 yılında Gazi Üniversitesinden mezun olmuştur. Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Ana Bilim Dalında doktora eğitimi almıştır yılından beri Cumhuriyet Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalın nda öğretim üyesi olarak çalışmaktadır yılında Doçent ünvanı almıştır. İlgi alanları; endodontide kullanılan kanal aletlerinin mekanik özellikleri,kök kanallarının mekanik preparassyonu, kök kanal irrigasyonu, dental travmada endodontik yaklaşımlar ve kök kanal dolgu materyallerinin biyolojik ve fiziksel özellikleri ve dişhekimliğinde ergonomik çalışma prensipleridir. Diş Hekimliğinde Ergonomi ve Muayenehane Yönetimi isimli bir de kitabı bululnmaktadır.halen Cumhuriyet Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı nda görev yapmakta ve Anabilim Dalı Başkanlı ğını yürütmektedir. Evli ve 2 çocuk babasıdır.. Associate Professor Kerem Engin Akpınar graduated from Gazi University in He earned his doctorate degree from the Department of Dental Diseases and Treatment in Gazi University Faculty of Dentistry. He has been a faculty member of Cumhuriyet University, Faculty of Dentistry, Department of Endodontics since He earned his associate professorship in His research interests include mechanical characteristics of canal equipment used in endodontics, mechanical preparation of root canals, irrigation of root canals, endodontic approaches in dental trauma, biological and physical characteristics of root canal filling materials, and principles of ergonomic working in dentistry. He also published a book titled Ergonomics in Dentistry and Management of 10

11 Clinic. He is currently working in and chairing the Department of Endodontics, Cumhuriyet University Faculty of Dentistry. He is married with two children. Akut Alevlenmelerde Biyomekanik Preparasyonun Rolü Biyomekanik preparasyon kök kanal tedavisinin en önemli bölümüdür.bu aşama kök kanal aletleri ile mekanik temizlik ve irrigasyon solüsyonlarının kullanımını içerir. Bununla birlikte kök kanallarının mekanik preparasyonu sırasında dentin parçacıklarının, nekrotik debrisin,irrigasyon solüsyonlarının ve mikroorganizmaların kök kanallarından periapikal dokulara itilmesi kaçınılmazdır. Periapikal dokulara bu elementlerin taşırılması enfeksiyonun başlamasına,post operatif ağrıya ve periapikal iyileşmede geçikme gibi hoş olmayan sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bu sunumda; kök kanal enstürmanlarının ve preparasyon tekniklerinin apikalden taşan debris ve mikroorganizmalar üzerindeki etkileri ile biyomekanik preparasyon ve irrigasyon işlemleri esnasında alınması gereken önlemler hakkında genel görüşlere yer verilecektir. The Role of Biomechanical Preparation in Endodontic Flare-ups Biomechanical preparation is an integral part of root canal treatment. It includes mechanical cleansing with instruments and the of irrigants. However,dentinal chips,pulpal fragments,necrotic debris,irrigant solutions and microorganisms are inevitably pushed out from canal into periapical tissues during canal preparation. Extrusion of these elements into periapical tissues may cause undesired consequenses such as induction of inflammation, postoperative pain and delay of periapical healing. In this study, general views about the effects of root canal instruments and preparation techniques on the debris overflowing apical and microorganisms, and about the measures to be taken during biomechanical preparation and irrigation process will be presented. 11

12 Prof. Dr. Funda Kont Çobankara 1972-Gaziantep doğumlu Funda Kont Çobankara, 1994 yılında Selçuk Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi nden mezun olmuş ve aynı Fakülte nin Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı, Endodonti Bilim Dalı nda doktora yapmıştır. Doktora sonrasında yine aynı Fakülte de yılları arasında öğretim görevlisi, yılları arasında yardımcı doçent olarak çalışmıştır yılında doçent, 2011 yılında profesör olmuştur. İlgi alanları; endodontide ağrı ve anestezi uygulamaları, kök kanal irrigasyonu, dental travmada endodontik yaklaşımlar ve kök kanal dolgu materyallerinin biyolojik ve fiziksel özellikleridir. Halen Selçuk Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı nda görev yapmakta ve 2014 yılından itibaren Anabilim Dalı Başkanlı ğını yürütmektedir. Evli ve 2 kız çocuk annesidir. 12

13 Endodontik Bir Sorun: Semptomatik Irrversible Pulpitisli Dişlerde Anestezi Başarısızlığı Yaygın olarak endodontik tedavinin ağrılı bir dental işlem olduğuna inanılır. Hem hasta hem de hekim için konforlu bir dental tedavi mükemmel lokal anestezi sağlanmasına bağlıdır. Bu nedenle de endodontik tedaviyle ilişkili bu olumsuz önyargının en önemli nedenlerinden bir tanesinin yetersiz lokal anestezi olduğu söylenebilir. Bu algıyı ortadan kaldırmak için klinisyenlerin öncelikle etkili bir lokal anesteziyle ağrısız bir tedavi ortamı sağlaması gerekir. Ancak özellikle semptomatik irrversible pulpitisli dişlerde yeterli pulpal anestezi sağlamak sıklıkla problem olabilir. Böyle dişlerde uygun anestezi verildikten sonra bile hasta anesteziye cevap vermeyebilir. Bu sunum esas olarak, semptomatik irreversible pulpitisli dişlerdeki lokal anestezi başarısızlık nedenleri ve bu başarısızlığın üstesinden gelebilmek için kullanılabilecek güncel yenilikleri kapsamaktadır. An Endodontic Challenge: Anesthesia Failure in Teeth with Symptomatic Irreversible Pulpitis Endodontic treatment is commonly believed to be a painful dental procedure. A comfortable dental treatment for both the patient and clinician depends upon achieving excellent local anaesthesia.therefore, it can be said that one of the most important causes of this negative prejudice associated with endodontic treatment is inadequate local anaesthesia. To erase negative perceptions of endodontic treatment, clinicians primarily need to create a pain-free operating environment with effective local anaesthesia. However, adequate pulpal anesthesia, particularly in teeth with symptomatic irreversible pulpitis can often be a great challenge. In those cases, patient can respond negatively to the anaesthesia even after proper anaesthesic procedures. This lecture basically covers the reasons of anaesthesia failure in teeth with painful irreversible pulpitis and current innovations that can be used to overcome this failure. 13

14 Dr. Mohammad Hammo Dr. Mohammad Hammo Graduated from Jordan University in 1992 (BDS), and continued his higher education in Endodontics in Saint-Joseph University in Lebanon 2001(DESE). Dr. Hammo has been lecturing locally and globally (more than 80 international conferences). He has publications in different scientific journals. He owns the Hammo Endodontic Clinics in Amman; additionally he is a consultant endodontist in Qatar. He is the President of Scientific Committee of Jordan Dental Association, and also he is serving as the director of Endodontic Program in British Academy of Implant and Restorative Dentistry (BAIRDS). Dr. Hammo has been one of the most active endodontists on Facebook. He has thousands of followers across the globe. He has been the virtual mentor for many clinicians by virtue of his case sharing on the social media. 14

15 Keys to Successful Endodontics Endodontic treatment is a common procedure in our daily practice. During the last decades there has been the emergence of a staggering number of file brands, sequences, and hybrid techniques advocated for shaping canals. While these advancements have made endodontic procedures more predictable, the fundamentals of care have not changed. This presentation will describe technique for shaping the vast majority of canals, regardless of their length, diameter, or curvature using Revo S and One Shape systems (Micro Mega ). Attendees will better understand the variety of practice modalities available and integrate smart clinical strategies to achieve better endodontic results. 15

16 Prof. Dr. Roeland De Moor Prof. dr. Roeland De Moor graduated in 1984 at the Ghent University (Belgium), where he completed a MSc in Paediatric Dentistry and Traumatology, and a MSc in Restorative Dentistry and Endodontology. He received his PhD in From 1984 until 1998 he ran a private dental clinic with focus on restorative dentistry and endodontics, and became endodontist in He became associate professor in 1998, full professor in 2008 and ordinary full professor in 2014 at the Ghent University, where he teaches restorative dentistry, endodontics and dento-alveolar traumatology. He is the chair of the Department of Restorative Dentistry and Endodontology, and in charge of the three-year Master after Master programme in Endodontics. Research is focussed on root canal cleaning and disinfection a.o. with laser activated irrigation and light activated nanoparticles, the use of lasers and light in endodontics such as Laser Doppler Flow Metry and dental laser bleaching. His department has also an epidemiological research line focussing on endodontic quality, minimal invasive restorative and endodontic techniques and the use of bioactive materials in endodontics. He gives lectures worldwide on the use of light and lasers in endodontics, on dental laser bleaching, and on the application of nanotechnology for 16

17 endodontic purposes. He is (co)author of more than 150 international peer reviewed articles together with the Ghent Dental Photonics Research Clustre and BIOMAD (Biomedical Applications in Dentistry). Ultrasound, Laser-Activated Irrigation and Nanotechnology for Endodontic Disinfection Among present-day marketed systems ultrasonic activation appears to be the best way to activate and potentiate endodontic irrigants. An alternative for ultrasonic activation of irrigants is laser activated irrigation (LAI) or photon-initiated acoustic streaming. Based on present-day research it appears that LAI (especially with Erbium lasers) can be more efficient for debris removal out of root canals and interaction with the endodontic biofilms thanks to the induction of specific cavitation phenomena and acoustic streaming. Other wavelengths are also used for endodontic applications and some are now explored to be used for LAI. Another way to interact with biofilms is to rely on metal nanoparticles. The exploitation of the unique attributes of nanoparticles to combat infections has increased markedly over the past decade. The latest insights into the application of nanoparticles for endodontic purposes, including their use in photodynamic therapy and laser-induced photoporation is discussed 17

18 Doç. Dr. Meriç Karapınar Kazandağ Doç. Dr. Meriç Karapınar Kazandağ 1998 yılında Hacettepe Üniversitesinden mezun olmuştur. Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Ana Bilim Dalında Master derecesini aldıktan sonra doktora eğitimini Endodonti Anabilim Dalında almıştır yılından beri aynı Üniverited öğretim üyesi olarak çalışmaktadır yılında Toronto Üniversitesi nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bulunmuş, 2010 yılında Oxford Üniversitesi nde Kanıta Dayalı Diş Hekimliği eğitimi almıştır yılında Doçent ünvanı almış 2015 yılında dekan yardımcılığı görevine atanmıştır. Çok sayıda bilimsel makalesi ve kitaplarda bölümleri bulunmakta büyütme sistemleri, ağrı yönetimi, intrakuronal beyazlatma, kanıta dayalı diş hekimliği, endodontik tedavide başarı konularında konferanslar vermektedir. Doç. Dr. Meriç Karapınar Kazandağ American Microscope Enhanced Dentistry ve European Society of Endodontology üyesidir. Dr. Meriç Karapınar Kazandağ graduated from Hacettepe University Faculty of Dentistry in She received her MSc on Operative Dentistry and Phd degree on Endodontology from Yeditepe University. She works as a faculty member at Yeditepe University department of Endodontics since She worked as a visiting faculty at University of Toronto in 2008 and received education on Evidence-based Dentistry in Oxford University in Dr. Karapınar Kazandağ was promoted to Associate Professorship in 2012 and affiliated as Vice Dean for Student Affairs and Graduate Education in Dr. Karapinar Kazandag is the author of numerous scientific articles and book 18

19 chapters and mainly lectures on magnification devices, intracoronal bleaching, pain management, evidence based dentistry and treatment outcomes in endodontics. She is a member of American Microscope Enhanced Dentistry and a Certified member of European Society of Endodontology. Diş Hekimliğinde Büyütme Sistemleri Mikrodişhekimliği Dünyada ve Türkiye de giderek popüler hale gelmektedir. Bu bildiride insan gözünün göremedikleri, büyütme sistemlerini kullanmanın diş hekiminin sağlığı üzerine etkileri, mercek seçilirken dikkat edilmesi gereken özellikler, büyütme sistemi çeşitleri hakkında kısa ve yüzeysel bilgiler verilecektir. Büyüteçli gözlükler ve mikroskoplar arasındaki farklar, büyütme miktarlarının endikasyonlarından söz edilecektir. Operasyon mikroskobunun yapısı, diş hekimine ve hastaya sağladığı yararlar, mikroskop kullanıcıları için oturma pozisyonları ve mikroaletlere anlatılacaktır. Dünyada ve eğitimde büyütmenin yeri, yurtdışında endodontistler ve diğer branşlar arasında kullanılma sıklığına değinilecektir. Magnification in Dentistry Microdentistry is gaining popularity. The audience will be briefly informed about limits of human eye, effects of magnification on general health of dental professionals, issues to consider about lenses and types of magnification systems. The importance of choosing correct magnifying power for various dental procedures as well as differences between magnifying loupes and operation microscope will be discussed. Detailed information about working principles and benefits of operation microscope for dental professionals and patients will be provided. Information about ideal working positions with microscope and microsurgical instruments will be provided. Its significance in dental education and incidence of utilizing microscope among endodontists and other branches of dentistry will be discussed. 19

20 Prof. Dr. Ayşe Diljin Keçeci Prof. Dr. Ayşe Diljin KEÇECİ, 1968 yılında Ankara da doğdu. Orta öğrenimini 1986 yılında İzmir Bornova Anadolu Lisesi, diş hekimliği öğrenimini 1991 yılında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi nde tamamladı. Doktora eğitimini yılları arasında Ege Üniversitesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim dalında tamamladı. Tez çaışması için yılları arasında DAAD burslu olarak Almanya, Frankfurt a.main J. W. Goethe Üniversitesi nde bulundu yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı nın kurucu öğretim üyesi olarak göreve başladı yılında DAAD bursu ile bir proje yürüttü, 2011 yılında Hollanda ve 2013 yılında ABD de Dişhekimliği Fakültelerinde gözlemci olarak bulundu yılında Endodonti Anabilim Dalı nın kurulmasına öncülük etti ve halen Anabilim Dalı Başkanlığı görevine devam etmektedir. Kanal Anatomisi ve Kök Kanal Tedavisine Giriş adlı ders kitabı SDÜ yayını olarak yayımlandı. Endodontik mikrobiyoloji, sızıntı, postendodontik restorasyonlar kök kanal aletleri, sporcularda dental travma ve korunma, dental florozis vb. konularda ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde 70 den fazla yayını ve kitap bölüm yazarlıkları vardır. İleri düzeyde Almanca ve İngilizce bilmektedir. Türkiye ve Avrupa Endodonti Dernekleri üyesidir. Prof. Dr. Ayse Diljin KEÇECİ was born in 1968 in Ankara. She completed her secondary and high education in İzmir Bornova Anatolian High School in 1986, and dental education at Ege University Faculty of Dentistry in In the Ph.D. programm, she graduated from Ege University the Department of Restorative Dentistry between the years and she studied for her dissertation thesis in the JW Goethe University, Department of Restorative Treatment, in Germany as a DAAD scholar between In 1998, she began her professional career in Süleyman Demirel University Faculty of Dentistry, Department of Restorative Dentistry. In 2004, she carried out a projekt in Germany within a DAAD scholarship. She visited also dental Dental Schools in Netherlands in 2011 and United States in 2013 as an observer. In 2006, she spearheaded the establishment of the Department of Endodontics and still continues as Department Head. Her textbook (Turkish) "Introduction to Root Canal Anatomy and Root Canal Treatment" has been published as a in Suleyman 20

21 Demirel University. She has more than 70 peer reviewed articles in national and international journals related to endodontic microbiology and disinfection, microlekage, root canal instruments, postendodontic restorations, dental trauma and prevention in athletes, dental fluorosis etc.. She has advanced skills in German and English languages. She is the member of Turkish and European Endodontic Society. Endodontide Karşıt Görüşler On yedinci yüzyılda ağrının durdurulması ve pulpanın korunmasına yönelik olarak başlayan endodontik girişimler, birçok buluş ve teknik sayesinde başarılı ve kabul gören bir tedavi haline gelmiştir. Ancak epidemiyolojik çalışmalar da göstermiştir ki, kök kanallarının primer tedavisinde tüm hekimlerin ulaştığı ve uzun süreli bir başarı oranı henüz elde edilememiştir.çok sayıda endodontik tedavi uygulanmasına bağlı olarak sekonder tedavi ihtiyacı da giderek artmaktadırdiğer bir deyişle teknolojik gelişmeler toplumun her bireyine ulaştırılamadığından başarısızlıkların sayısı da oldukça yüksektir.bunun başlıca sebebi yetersiz girişimler ve sosyoekonomik koşullar olmuştur. Bunun sonucu olarak başarı ve barısızlık tartışılmaya devam etmektedir. Endodontik tedavi prensipleri deneme yanılma yoluyla ortaya çıkmıştır ve yalnızca son birkaç on yıl içerisinde bilimsel metodlar klinik stratejileri desteklemek üzere kabul görmüştür. Klinik pratiğe yönelik gelişmeler, günümüz endodontik uygulamalarını ve ergonomiyi çok üst bir seviyeye getirmiş olsa da, biyolojik bilgi alanında aynı hızda ilerleme sağlanamamıştır. Bu anlamda karşıt görüşler halen mevcudiyetini korumaktadır.vital tedavilerin başarısı, tek-çok seanslı tedaviler, büyük lezyonlu dişlerde yaklaşım, endodonti-cerrahi sınırları, başarı ve başarısızlığın tanımı gibi konularda görüş ayrılıkları mevcuttur. Birçok tedavi konusunda belirgin bir protokol bulunmamaktadır. Bu derlemede endodontide karşıt görüşler, literatürdeki karşılaştırmalı çalışmalar ve mevcut meta-analizler ışığında ele alınmıştır. Son yıllarda yeni görüntüleme teknikleri teşhiste önemli bir adım olmuşken, moleküler biyoloji teknikleri de mikrobiyolojik ve immunolojik çalışmaların önünü açarak endodontide açık olan bu alanın anlaşılmasını sağlayabilir. Daha uzun süreli çalışmalarla, karşıt görüşlerin ortaya koyduğu sorulara, geçerli sonuçlara ulaşana dek cevap aranmalıdır. Controverses in Endodontics Since the seventeenth century, endodontic interventions directed towards pain relief and pulp protection have become successful and acceptable thanks to many techniques and innovations. However, epidomological studies show that a long-term high success rate of primary treatment of root canals has not been reached yet. Depending on a great number of primary endodontic treatments, the need of secondary treatment needs has increased too. In other words, since the technological advances are not available for all the population, the number of failures is relatively high. Insufficient interventions and socio-economic conditions have been its major causes. As a result, "success and failures" issues are still being discussed Endodontic treatment principles originally evolved from trials and errors, and it was only in recent decades that scientific methods have been applied to support clinical strategies Although innovations in clinical ptactice have brought the recent practices and ergonomics to a high level, the advancement in biological knowledge has been slow. Therefore, many controversies of opinion still prevail. There are still controversies in the issues such as success of vital therapies, one vs. multiple visit treatments, approaches to large lesions, limits of endodontics and surgery, as well as the definition of success and failure. There is no definitive protocols in many treatments. This review highlights the controversies in endodontics, regarding the comparative studies and meta-analyses in the literature. While the new imaging techniques are important improvents of diagnosis today, molecular biology techniques may, in the future, have a significant role to play in developing a better understanding of the still-complex microbiologic and immunologic process in endodontics. Long- 21

22 term studies should seek to answer the questions created by controversies until valid conclusions are reached. Prof. Dr. Theodoros Lambrianidis Born in 1952 in Thessaloniki-Hellas. Qualified from dental school of Thessaloniki in 1976 and awarded his doctorate from the same school in Post graduate studies Oral Surgery Department, Queen Mary's Hospital- London, and at King s College Hospital Dental School ( ) and sabbatical at Eastman Dental Hospital, London, UK( ) Since 1980 member of the staff of endodontic department of dental school Aristotle University of Thessaloniki and since 2006 professor at the same department Published more than 130 papers in international and Greek journals, author and co-author of six books and participated in more than 200 national and international congresses. Main clinical and experimental interest: Iatrogenic errors during root canal treatment 22

23 Ledge Formation, Perforations and Separated Instruments in Root Canal Treatment The sequence of interdependent steps characteristic of an endodontic treatment may be interrupted or even fail at any time or stage of the process due to iatrogenic errors. These procedural errors, in mild cases, may merely complicate conservative root canal treatment or simply affect its prognosis, imposing the necessity of periodic clinical and radiographic follow-up examinations. In more severe cases, however, such damage may eventually lead to surgical endodontics or even to tooth extraction. A ledge in the root canal is an irregularity in its walls that does not allow the access of instruments to the apex resulting thus in insufficient instrumentation and incomplete obturation. Ledge formation is easily recognised as the endodontic instrument can no longer be inserted in the canal to the full working length. At the same time, the characteristic tactile sensation that the instrument reaches the narrowest end of the root canal is replaced by that of an instrument hitting against a solid wall. Perforation is defined as a mechanical or pathological communication between the root canal system and the external tooth surface with subsequent injury to the periodontium that results in the development of inflammation, destruction of periodontal fibers, bone resorption, formation of granulomatous tissue, proliferation of epithelium, and ultimately in the development of a periodontal pocket. A separated instrument is an undesirable troublesome incident during root canal treatment that frustrates both practitioners and patients and can occur even in experienced clinicians that follow the most appropriate preventive measures. Instrument fracture may occur in both anterior and posterior teeth, but it is most frequently reported in molars with similar instrument fracture rates for the maxilla and mandible. Among molars, they are particularly reported occurring in the mesial roots of the mandibular ones. Iatrogenic errors complicate the treatment and deteriorates the prognosis if not properly managed. The aim of this presentation is to highlight the most common causes of these errors, their recognition, management, prognosis, and most of all their prevention. 23

24 Prof. Dr. Füsun Özer Dr. Fusun Ozer graduated from Marmara University Faculty of Dentistry in From 1984 to 1987, she worked as a postdoc research fellow at the University of Colorado School of Dentistry. In 1991, she completed her doctorate program on Operative Dentistry at Marmara University Faculty of Dentistry and started working at Selcuk University Faculty of Dentistry as an Assistant Professor. Dr. Ozer became an Associate Professor in 1995; and in 2000, she was promoted to Full Professor position at Selcuk University Faculty of Dentistry. She also served as Department Chair at the school until In addition, from 1994 to 2001, she served as Vice Dean of the Faculty. In 2008, she started working as a faculty member at the University of Pennsylvania School of Dental Medicine and has continued to teach at the same institution up to date. In 2013, Dr. Ozer received her Pennsylvania Dental License to practice dentistry in the state of Pennsylvania and USA. She has been also serving as Assistant Dean for clinical affairs at Penn Dental Medicine. Dr. Ozer has a wide range of knowledge and publications in regards to adhesive dental materials and cariology. She has published numerous papers over the years. In total, she is credited with 148 papers with 70 of them being published in international journals. Dr. Ozer continues to serve as editor or reviewer in several dental journals. She has also worked 24

25 in several committees of the university and scientific organizations. She is married and has one child. Restoration of Endodontically Treated Teeth Endodontically treated teeth are more susceptible to fracture than vital teeth mainly because of the reduction of tooth structure, changes in the chemical composition of dentine due to loss of water. Depending on the remaining tooth structure, different treatment planning can be applied to this kind of teeth. However, the treatment planning and materials to restore them is yet controversial. This presentation reviews recent restoration options of endodontically treated teeth. Cuspal coverage restorations appear to provide higher longevity to posterior teeth with root canal treatment; according to some recent studies, bonded restorations thought to preclude the need for cuspal coverage in such teeth, might provide a short-term strengthening. Actually, bonded restorations represent the main choice for conservatively restoring anterior teeth with minimal loss of tooth structure. When a tooth has more than 50% of its coronal structure missing, the use of a post and core foundation is recommended prior to prosthetic restoration. The main purpose of a post is to retain a core buildup in a tooth with extensive loss of coronal tooth structure. However, endodontic posts are indicated only when there is inadequate tooth structure to retain a core; preparation of a post space adds a certain degree of risk to a restorative procedure Until the mid-1980s, the cast metal post, made indirectly in the laboratory, was considered the best way to restore an endodontically treated tooth. Fiber-reinforced composite (FRC) posts were introduced as an alternative to traditional custom made cast post and prefabricated metal posts in the 1990 s. It has been confirmed that FRC posts have the potential to lower the risk of vertical root fracture due to their lower modulus of elasticity, whilst providing adequate aesthetics. The availability of fiber posts with different shapes reflects the different morphologies of human root canals that they need to fit. If the post does not fit well, there will be an excessively thick layer of cement, especially at the coronal level, where air bubbles or voids could be incorporated, predisposing to debonding of the posts. Initially FRC posts were quartz or carbon fiber but now most are glass fibers, possessing a translucency that makes an esthetic restoration more easily obtainable. They also allow some degree of light transmission so that dual-cure cement can be used as the translucency helps to provide adequate polymerization of cements. But it should be kept in mind that, no post is ideal for all clinical situations and the selection of a post should depend on the tooth position in the arch, possible abutment, and occlusion. The post should provide all the mechanical requirements to restore the tooth. It is difficult to give a clear recommendation when considering the ideal way to restore endodontically treated teeth. Awareness of the biological needs of the teeth, 25

26 long term prognosis and understand ing of the limitations of available materi als goes a long way to providing the ideal restoration for endodontically treated teeth. Prof. Dr. Gottfried Schmalz SHORT CURRICULUM VITAE, DR GOTTFRIED SCHMALZ, PROFESSOR AND CHAIRMAN 1971/1972 DDS and DMD, University of Bonn 1980 Habilitation (PhD), University of Tübingen; Subject: "The Biocompatibility of Dental Materials" since 1983 Professor and Chairman ( ), Department of Operative Dentistry and Periodontology, University of Regensburg President of the (1) Continental European Division of IADR, (2) German Association for Operative Dentistry, (3) German Association of Professors for Dentistry, (4) German Scientific Dental Association since 1996 Editor-in-Chief of Clinical Oral Investigations since 1998 Adjunct/Honorary Professor at Houston, Dallas, Sassari, Italy, Cluj- Napoca, Romania 2014/2016 President of the Pan European Region of IADR since 2006 Elected Member and Senator of the German National Academy of Sciences since 2006 Honorary Member of several scientific societies 2007 Distinguished Scientist Award and 2011 Distinguished Service Award of the IADR 2009 Order of Merit of the Federal Republic of Germany 2011 Award of Excellence: European Federation of Conservative Dentistry Since 2014 Professor Department of Conservative Dentistry, University of Bern 2015 Doctor honoris causa (Dr.h.c.) University of Cluj, Romania Editor of the book: Biocompatibility of Dental Materials with D. Arenholt- 26

27 Bindslev, > 250 publications (> 230 in PubMed), 5 books Developments in Pulp Regeneration Dental pulp regeneration has become possible by applying the principles of tissue engineering, using dental pulp-derived stem cells, suitable natural or synthetic matrices and a set of signaling molecules. Two approaches seem feasible: (1) mixing stem cells and recombinant growth factors with the scaffold, which then is applied into the root canal; or (2) application of the scaffold and then use/attract resident stem cells and growth factors. Extracorporeal stem cell management is afflicted with problems like genome stability and cost. Clinical studies using this approach have been initiated, but no results are available, so far. A cellfree approach relies on cell migration into the scaffold and on the activation of existing growth factors e.g. from dentin. It could be shown that EDTA is able to release or expose on the dentin surface growth factors like TGFβ1, or VEGF, which are able to stimulate pulp cell migration (cell homing). This approach is somehow followed when applying the revitalization treatment procedure, as e.g. described in AAE guidelines. Reports from single cases show clinically and radiographically successful outcomes. However, histological analyses are few and contradictory. Further studies must show whether the different approaches can lead to the generation of pulp-like tissues. 27

28 Prof. Dr. Meltem Çolak Topçu tarihinde Erzurum da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi İzmir de tamamladıktan sonra 1996 yılında Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini bitirdim de Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı nda başladığım doktora eğitimimiprof. Dr. Mustafa KÖSEOĞLU danışmanlığında Farklı Kanal Şekillendirme Aletleri ve Kanal Yıkama Solüsyonlarının Smear Tabakası Üzerine Etkisinin İncelenmesi konulu tezimle 2002 yılında tamamladım yılında Doçent, 2015 yılında Profesör oldum. Endodonti alanı dışında ilgi duyduğum Adli dişle ilgili olarak 2006 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Bilimler Anabilim Dalı nda 3 ay eğitim aldım. Bu alanda katıldığım 3.Adli Diş Hekimliği Kursunda (2-7 Nisan 2007,Ankara) II.lik ödülü ve dişlere çip yerleştirilmesi konusunda yapmış olduğum çalışmamla Eseİstanbul 2007 Avrupa Endodonti Derneği 13. Uluslararası Bilim Kongresinde(06-08 Eylül 2007, İstanbul) Poster II.lik ödülünü aldım. Atatürk Üniversitesi Diş hekimliği fakültesinde Doçent temsilcisi olarak birer dönem fakülte kurulu üyeliği ve yönetim kurulu üyeliği yaptım. 9 Eylül 2013 tarihinden bu yana Endodonti Anabilim Dalı Başkanlığını yürütmekteyim. 28

29 Adli Diş Hekimliğinde Endodontistlerin Yeri Çeşitli felaketlerden (Tsunami, Katerna felaketi, Marmara Depremi vs ) sonra kişilerin kimliklerinin belirlenmesi yada kayıpların bulunması günümüzde gittikçe önem kazanmaktadır. Bu amaç için oluşturulan DVI (Disaster Victim Identification)/ F2K (Felaket Kurbanlarının Kimliklendirilmesi) ekiplerinin kayıtlı bilgilere ulaşması işlerini oldukça kolaylaştırmaktadır. Kimliklendirmede kullanılan DNA analizleri daha çok zaman ve daha çok para harcanması gerektirmektedir. RFID (Radio Frequency Identification) sitemleri tüm bu zorlukları gidermek için geliştirilmiştir. 29

30 KISA KONFERANSLAR (Konferanslar başvuru sırasına göre listelenmiştir.) 30

31 KK01 ENDODONTİK TEDAVİ SONRASI DEVAM EDEN PERSİSTAN AĞRI ÖZGE ERDOĞAN HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA Biyopsikososyal yaklaşım gerektiren ağrı, endodontik tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Endodontide, ağrının analizi, takibi ve yönetimi, hastanın yaşam kalitesini etkileyen önemli basamaklardır. Son yıllarda hem temel bilim hem de klinik çalışmalar, klinik olarak ağrı yönetimimizi iyileştiren veriler sunmaktadır. Bu veriler ışığında, ağrı duyarlılığına neden olan risk faktörleri, perioperatif ve önleyici ağrı yönetim stratejileri tartışılmak üzere dikkate alınmalıdır. Ayrıca, akut ağrı yönetimini önemli kılan bir başka durum da, akut ağrı, çevresel sinir sisteminden merkezi sinir sisteminin yönetimine geçerek, inflamatuar ağrıdan nöropatik ağrıya dönüşerek kronik persiste hale gelirse, tedavi edilmesi zor bir hastalık haline dönüşme olasılığının olmasıdır. Son olarak, gelecekte, nörobilim ve epigenetik araştırmalar ışığında, kişisel ağrı yönetim yöntemlerinin çok yönlü ve bütünsel olarak uygulanması konusuna dikkat çekmek gerekmektedir. Bu sunum ile, endodontik tedavi sonrasında devam eden persiste ağrının, görülme sıklığının, risk ve prediktif faktörlerin tartışılması amaçlanmaktadır. Ayrıca endodontik tedavi sonrasında, kronik persiste ağrının önlenmesi için mümkün olduğunca minimal invasiv yöntemlerin seçilmesinin ve perioperatif dönemde bütünsel ağrı yönetiminin önemi temel bilim ve klinik araştırmalar ışığında kanıta dayalı bir yaklaşım ile vurgulanmaya çalışılacaktır. KK01 PERSISTENT PAIN AFTER ENDODONTIC TREATMENT Pain, being a biopsychosocial entity, is a crucial aspect of endodontic treatment. Its assessment, monitoring and management are important steps that have an impact on patients quality of life. In the last decades, both basic science and clinical research have revealed information from which we can learn to ameliorate our clinical practice in terms pain management. In light with the research, predictor factors for pain sensitivity, perioperative and preventive pain management strategies should be taken into account for discussion. What is more, acute pain management in endodontics is significant because, if it transforms into chronic persistent pain, through peripheral pain becoming centralized and inflammatory pain transitioning into neuropathic, pain can become a difficult disease itself that requires treatment. Lastly, it is essential to emphasize the importance of future research in epigenetics and neuroscience to understand pain in order to develop personalised pain treatments in an integrative multidimensional manner. Being said that, this presentation will focus on persistent pain after endodontic treatment, the predictive factors for its occurrence and the importance of choosing as minimally invasive procedures as possible and comprehensive perioperative pain management in order to prevent persistent pain in endodontics with an understanding in developments in basic science and clinical pain research. KK02 FİBER POST UYGULAMALARI SIRASINDA GÖZDEN KAÇAN FAKTÖR: KÖK KANALI ANATOMİSİ TUĞRUL ASLAN ERCİYES ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ Çürük ya da travma nedeniyle aşırı koronal harabiyete uğramış dişlerde restorasyonlara retansiyon sağlamak için post sistemleri kullanılmaktadır. Postlar geçmişten günümüze kadar çeşitli tasarımlarda 31

32 ve farklı materyallerden üretilmiş olmakla birlikte; fiber post sistemleri sahip oldukları dentin dokusuna yakın fiziksel özellikleri, daha dengeli stres dağılımı göstermeleri ve estetik restorasyonlara katkıda bulunmaları sebebiyle bir hayli popüler hale gelmiştir. Fiber post uygulamaları yapılırken en çok gözden kaçırılan hususlardan bir tanesi, kök kanalının sahip olduğu anatomidir. Fiber post sistemleri çoğunlukla yuvarlak enine kesit formuna sahiptir. Ancak, insan dentisyonunda oval şekilli kanalların sıklığı yüksektir. Klinik başarının elde edilebilmesi için, kök kanal anatomisi ile uyum içinde olan fiber post uygulamalarının yapılması hedeflenmelidir. Anatomi faktörüne dikkat edilmeden yapılan post uygulamaları, gereksiz yere kök dentin dokusu kaybına ve diş dokularında zararlı olabilecek daha yüksek streslerin oluşmasına yol açabilmektedir. Bundan dolayı, oval kök kanallarında kullanılmak üzere oval kesite sahip fiber post sistemleri üretilmeye başlanmıştır. Bu sunumun esas hedefi, kök kanalı anatomisine saygı gösterilmeden gerçekleştirilen fiber post uygulamalarının dişler üzerindeki etkilerini tartışmaktır. KK02 THE NEGLECTED FACTOR DURING FIBER POST APPLICATIONS: ROOT CANAL ANATOMY Post systems are used to provide retention to restorations in severely coronally damaged teeth because of caries or trauma. Besides, posts have been manufactured with different materials and various designs; fiber post systems have become very popular bacause of their similar physical properties to dentin tissue, generating more balanced stress distributions, and contributing to aesthetic restorations. Root canal anatomy is one of the most neglected factors while performing fiber post applications. Fiber post systems generally have circular cross sections. However, frequency of oval shaped canals is high in human dentition. In order to achieve clinical success, performing fiber post applications harmonious with root canal anatomy should be targeted. Post applications which are performed regardless of anatomy factor may cause root dentin tissue loss unnecessarily, and may generate higher stresses in dental tissues that can be harmful. Hence, posts with oval sections have been manufactured to be used in oval-shaped root canals. The main goal of this presentation is to discuss the effects of fiber post applications on teeth which are placed without respecting root canal anatomy. KK03 FURKAL PERFORASYON SONUCU OLUŞAN MİKROSIZINTI EMRE ÖVSAY, FİGEN KAPTAN YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Furkal perforasyon sonucu oluşan mikrosızıntı endodontik uygulamalar sırasında en çok karşılaşılan komplikasyonların başında perforasyonlar gelmektedir. Perforasyon; kök kanal sisteminin, mekanik ya da fizyolojik nedenlerle ilişkili olarak, periodontal membran ve çevre dokularla iletişime geçmesi olarak tanımlanabilir. Dentin dokusunun ve sementin açığa çıkması, periradiküler dokuların ve dişin sağlığını tehdit etmektedir. Perforasyonlar, en sık karşılaşılan komplikasyonlardan birini oluşturmasına karşın doğru materyaller kullanılarak başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Günümüze kadar birçok perforasyon materyali (amalgam, kompozit, süper EBA, IRM) kullanılmıştır. Bunlar arasında yer alan MTA içeriğinde kalsiyum sülfat ve bizmut oksit gibi materyalleri barındıran bir materyaldir. MTA nın biyouyumluluğu, örtücülük niteliği, pulpa, kök ucu çevre dokularının ve periyodonsiyumun iyileşmesini, sement benzeri dokuların apozisyonunu ve kemik oluşumunu arttırma kapasitesi gibi özellikleri, tamir materyali olarak kullanımını mümkün kılmıştır. MTA bağ dokusunun ph sını yükselterek, antimikrobiyal etkinliğin artmasını sağlarbiodentin, MTA ya benzer özellikleri nedeni ile MTA benzeri materyaller arasında yer almaktadır. Biodentinin ise dentin dokusunu çok sıkı sararak, sızdırmaz bir bariyer oluşturduğu, pulpa canlılığını koruduğu, postoperatif ağrıyı azalttığı ve yapılan geçici restorasyonun ömrünü uzattığı iddia edilmektedir. Yaptığımız 32

33 çalışmada meydana getirilen yapay furkasyon defektlerinin farklı biyomateryaller kullanılarak mikrosızıntı oranlarına bakılmıştır. KK03 MICROLEAKAGE CAUSED BY FURCAL PERFORATIONS Microbial leakage caused by furcal perforation during an endodontic practice, perforations are one of the most common complications observed. Perforation is a process in which the root canal system interacts with the outer tissues (periodontal membrane, environmental tissues) due to mechanical and physical reactions. When the root canal system interacts with the external tissues, it is confronted with the risk of infection caused by the tissues. Although perforations are the most common complications encountered during clinical practice, they can be healed by using suitable materials. Until present, a lot of materials were used to seal perforations such as (amalgam, composite and super EBA, IRM). MTA (Dentsply, Maillefer) is a material that contains substances like calcium sulphate and bismuth oxide. Its features like biocompatability, hiding power, healing of surrounding tissues of pulp, root apex and periodontium, capacity for increasing appositioning of cement-like tissues and bone formation enables MTA to be used as a repair material. MTA enhances the efficiency of antimicrobial activity by increasing the ph of the connective tissue.biodentine (septodont) is another material having similar characteristics as MTA. It is claimed that, by covering dentine tissue completely, it forms a leakproof barrier, protects pulpal vitality, reduces postoperative pain. In our study,artificial perforations were prepared and sealed with biomaterials to test microbial leakage. KK04 SODYUM HİPOKLORİT SOLÜSYONU NU AKTİVE EDEN YENİ BİR METOD 1 İHSAN FURKAN ERTUĞRUL, 2 MURAT MADEN, 3 MESUT KAHRİMAN, 4 YASİN TUNCER, 5 SABRİYE PERÇİN ÖZKORUCUKLU 1 PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 3 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ELEKTRONİK VE HABERLEŞME ANABİLİM DALI 4 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI 5 İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ FEN FAKÜLTESİ MOLEKÜLER BİYOLOJİ VE GENETİK BÖLÜMÜ Sodyum hipoklorit (NaOCl) antimikrobiyal etkinlik ve doku çözücü etkisinden dolayı endodontide en fazla tercih edilen yıkama solüsyonlarından biridir. Modern endodontik tedavide NaOCl in çeşitli yöntemlerle aktive edilmesi sıkıça kullanılan bir metoddur. Bu çalışmada NaOCl in etkinliğini artıran yeni bir metod olan elektrik ile aktivasyon araştırıldı ve solüsyonu aktive eden diğer konvansiyonel metodlarla karşılaştırıldı. Doku çözücülük deneylerinde NaOCl i aktive etmek için kullanılan üç değişik akativasyon metodu olan ultrasonik (UA), sonik (SA) ve pipet (P) ile yapılan aktivasyonlar, NaOCl in elektrik ile (E-NaOCl) aktive edilmesi ile karşılaştırıldı. Bu gruplar 25 C ve 45 C de de test edilerek grupların sıcaklık ile ilgili olan ilişkilerine bakıldı. Herhangi bir aktivasyon metodu ile kullanılmayan distile su, negatif; NaOCl ise pozitif kontrol grubu olarak kullanıldı. Herbir sığır kas dokusu (38±5 mg) 10ml NaOCl solüsyonu içerisinde işlem gördü. Doku örneklerinin işlemden önceki ve sonraki ağırlıkları ölçüldü ve ağırlık değişimleri yüzdesel olarak hesaplandı. Antimikrobiyal çalışma için örnek olarak 65 adet çekilmiş insan dişi 6 gruba bölündü. Distile su grubu 5 örnekten oluşurken, diğer gruplar 11 adet 33

34 örnekten oluşturuldu. 5 örnek ise kök kanalı üzerinde, biyofilm oluşumunu anlayabilmek için SEMincelemesi yapıldı. 6 grup için, 10 ml BHI besiyeri içerisinde seyreltilmiş E. faecalis ATCC bakterisi, 1ml sinde 1,2 x 108 koloni formunda ünite (CFU) bulunan besiyeri ile kanal giriş ağzına kadar doldurularak kök kanalı enfekte edildi. Kök kanallarındaki bakteriler 21 gün boyunca taze bhı besiyeri ile beslendi. Kök kanallarının NaOCl ile yıkanması esnasında solüsyonu aktive eden çeşitli metodlar kullanıldı. Bu yöntemler NaOCl in, sonik ve ultrasonik enerji ile aktivasyonunu içermektedir. Deneyler sonucunda kök kanalında hayatta kalan bakterilerin, direkt yayma yöntemi ile sayımları yapıldı. Örnekleri toplamak için kullanılan paper pointler, içerisinde 1 ml steril salin (0.85%, w/v) bulunan ependorf tüplerine transfer edildi ve hemen ardından 1 dakika boyunca vortekslendi. Steril salin (0.85%, w/v) solüsyonu ile 10 kere seri dilüsyondan geçirilen örnekler hazırlandı ve her dilüsyonun ayrı ayrı 0,1 ml si bölümüş direkt yayma yöntemi ile bhı agar besiyerine enjekte edildi. 37 C de 24 saatlik inkübasyondan sonra besiyerde üreyebilen bakteri kolonileri sayıldı. Sonuçlar her iki deneysel çalışma içinde istatistiksel olarak değerlendirildi. Her iki çalışmada da elektrik akımı ile aktive edilen NaOCl solüsyonu tek başına kullanılan NaOCl (pozitif kontrol grubu) solüsyonuna göre anlamlı şekilde daha fazla doku çözdüğü ve E. faecalis ile enfekte edilen kök kanalında daha fazla antimikrobiyal etki gösterdiği tespit edildi (p<0.05). KK04 A NEW METHOD WHICH ACTIVATE THE SODIUM HYPOCHLORITE SOLUTION Sodium hypochlorite (NaOCl) is the most commonly used endodontic irrigant because of its antimicrobial and tissue-dissolving activity. Today activation of the NaOCl is common use methods in modern endodontic therapy. Presented study electrically activated of the NaOCl was evaluated then compared with other convantional methods. In tissue dissolution experiments, three different means of agitation ultrasonic (UA), sonic (SA) and pipetting (P), were compared with electrically activated NaOCl (E-NaOCl). These groups were tested at 25 C and 45 C then evaluation correlation between groups. Distilled water and NaOCl solutions were used as the controls without any activation methods. The pieces of bovine muscle tissue (38±5 mg) were placed in 10 ml of each solution. The tissue specimens were weighed before and after treatment, and the percentage of weight loss was calculated. For antimicrobial study, 65 extracted human teeth as prepare sample were seperated to 6 groups. Distiled wather group have 5 sample and other groups have 11 sample. 5 sample were used for SEMresearch for confirm biofilm coat. For 6 groups root canals were infected by inoculating the upper chambers with 1.2 x 108 colony-forming units per ml (CFU/mL) of E. faecalis ATCC diluted in 10 ml bhı broth. Fresh BHI broth was added every day the upper chamber of the root canal during 21 days. During the irrigation of the root canal, NaOCl solution was used with different activation methods. These methods are include activation of the NaOCl with sonic and ultrasonic energy. The counts of bacterial survivors in root canals were determined by direct plating method. The paper points were transferred to Eppendorf tubes containing 1 ml of sterile saline (0.85%, w/v) and vortexed for 1 min. 10-fold serial dilutions of the samples were prepared with sterile saline (0.85%, w/v) and 0.1 ml of dilutions was inoculated onto BHI agar using the spread plate technique. After incubation for 24 h at 37 C, bacterial colonies were counted. Results were statistically evaluated both experimental study. In two experimental studies activated NaOCl solution with electric current was dissolved more tissue and show more antimicrobial efficiancy in root canal effect againist to E. faecalis infection from NaOCl solution without using any activation method (p<0.05). KK05 TÜRK TOPLUMUNDA PERİAPİKAL RADYOLUSENSLİĞE SAHİP NEKROZ DİŞLERDE TEDAVİ ÖNCESİ VE SONRASI BAKTERİYEL MİKROFLORANIN DEĞERLENDİRİLMESİ 1 EMRE İRİBOZ, 2 BURÇİN ARICAN, 3 MUSTAFA KOLUKIRIK, 3 İLKER KARACAN, 1 HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU 1 MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 34

35 2 ÖZEL MALTEPE ERSOY HASTANESİ 3 BİOEKSEN AR-GE TEKNOLOJİLERİ ŞİRKETİ Amaç: Bu çalışmada, Türk populasyonunda periapikal radyolusensiye sahip nekrotik pulpalı dişlerde, enfeksiyon bölgesinde bulunan canlı bakteri türleri ve kanal tedavisinin bu türleri elimine etmedeki verimliliği tespit edilmiştir. Bu kapsamda, klinisyenler tarafından kanal tedavisi yapılması gerektiği belirlenen 20 farklı hastadan, rutin kanal tedavisi öncesi ve sonrası alınan örneklerden ölü bakteri DNA ları DNaz-I temelli bir yöntemle ortamdan uzaklaştırılmış, daha sonra yapılan DNA izolasyonu, gerçek zamanlı kantitatif PCR (qpcr) ve 16s rrna hedefli yeni nesil dizileme (NGS) ile numunelerin ayrıntılı aktif bakteriyel içeriği ve kanal tedavisinin toplam canlı bakteri miktarında meydana getirdiği değişim tespit edilmiştir. Kök kanal tedavisi uygulanan tüm dişlerde bakteri miktarı tedavi ile azaltılmıştır. Tedavi öncesi dişlerde önemli miktarda order bacteroidales e ait kültüre edilmemiş bir tür, Mycoplasma sp., Paludibacter sp., Tannerella sp., Prevotella spp., Agrobacterium sp., Aggregatibacter spp., Dialister sp. Ve Porphyromonas endodontalis olduğu gösterilmiştir. Yapılan istatistiksel analizler, kök kanal tedavisinin order Bacteroidales e ait kültüre edilmemiş bir tür, Mycoplasma sp., Paludibacter sp., Tannerella sp. ve Prevotella spp. azaltılmasında etkili olduğunu; Agrobacterium sp. nin tedavi sonrası dişteki miktarının yüksek olmasının, kök kanal tedavisinde başarı oranını düşürdüğünü göstermektedir. Kültürü elde edilmemiş Methylobacterium sp. ve Corynebacterium sp. ve Streptococcus infantis tedavi öncesi çok düşük oranlarda tespit edilmişken, tedavi sonrası komünite içerisindeki rölatif miktarları önemli oranda artmıştır. Özellikle kültürü elde edilmemiş Methylobacterium sp. Tedavi sonrası çok fazla sayıda dişte dominant tür haline gelmiştir. Kültürü elde edilmemiş order Streptophyta türü hem tedavi öncesi hem de tedavi sonrası tüm dişlerde önemli miktarda tespit edilmiştir. Bu türün rölatif miktarı kök kanal tedavisi ile önemli oranda artmaktadır. Yapılan istatistiksel analizler, order Streptophyta nın enfekte dişteki miktarı yüksek ise, kök kanal tedavisinin bakteri öldürme başarısının düşük olduğunu göstermektedir. Bakteriyel komünite profillerinin, tedavi ile bakteri miktar azaltılma oranı ile ilişkisi incelenmiştir. Gerçekleştirilen istatistiksel analizler sonucunda, tedavi öncesi enfekte diş bakteriyel komünite profilinin, kök kanal tedavisinin bakteri miktar azaltılma verimi ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur. KK05 EVALUATION OF THE BACTERIAL MICROFLORA OF THE NECROTIC TEETH WITH PERIAPICAL RADIOLUCENCY BEFORE AND AFTER THE TREATMENT IN TURKISH POPULATION Aim: The aim of this study was to determine the efficiency of the root canal medicaments on elimination of the bacteria isolated from teeth with periapical radiolucency in Turkish population. In this scope, samples taken from patients during root canal theraphy (RCT), were treated by PMA. During sampling DNA molecules of dead cells were eliminated. After DNA isolation, 16S rrna targeted NGS application and bioinformatic analysis revealed functional bacterial diversity with high resolution. Bacterial count were decreased in all samples following the RCT. Uncultured species of order Bacteroidales, Mycoplasma sp., Paludibacter sp., Tannerella sp., Prevotella spp., Agrobacterium sp., Aggregatibacter spp., Dialister sp. and Porphyromonas endodontalis were shown in substantial amount on the samples before treatments. Statistical analysis showed that RCT was efficacious on decreasing the uncultured species of order Bacteroidales, Mycoplasma sp., Paludibacter sp., Tannerella sp., Prevotella spp., whereas high count of Agrobacterium sp. Following the treatment reduced the bacterial elimination success of RCT. Uncultured species of Methylobacterium, Corynebacterium sp. and Streptococcus infantis were identified at minimum ratio before the treatment while they were determined relatively at high ratio according to community after the treatment. Especially the uncultured species of Methylobacterium, became the dominant species in most of the samples after the treatment. Uncultured species of order Streptophyta were identified in substantial amount in all samples at both pre and post treatment. Relative amount of these species 35

36 increased following the rct. Statistical analysis showed that if the amount of order streptophyta was high in infected tooth, success of RCT on bacteria elimination was low. Relationship between the bacterial community and reducing ratio of the bacteria after treatment were surveyed. Statistical analysis revealed that there was a relationship between the profile of bacterial community in infected tooth on pre-treatment stage and the output of RCT on reducing the bacterial count. KK06 KALSİYUM SİLİKAT İÇERİKLİ MATERYALLERİN ENDODONTİDE KULLANIMI ESRA PAMUKÇU GÜVEN OKAN ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Kalsiyum silikat içerikli materyal, mineral trioxide aggregate (MTA), endodontik tedavilerde ilk olarak 1993 yılında kullanılmaya başlanmıştır. Portland simanından türetilmiş olan bu materyal, pulpotomi ve direkt pulpa kuafajı tedavilerinde, kök perforasyon tamirinde, kök ucunun kapatılması işlemlerinde, nekrotik pulpalı, enfekte, immatur dişlerde kök ucu gelişiminin sağlanması amacıyla, yatay kök kırıklarının tedavisinde ve kök kanalı dolgusu olarak kullanılmaktadır. Günümüze dek yapılan çalışmalar, MTA ve portland simanının hücre çoğalması ve farklılaşmasını sağlamada ve dentin kemik benzeri sert doku oluşumunda benzer etkiler gösterdiğini ortaya koymaktadır. Materyal yüzeyinin ve iç yapısının, incelendiği araştırmalar, MTA ve portland simanının vücut sıvıları gibi fosfat içerikli solüsyonlarla temas ettiğinde, materyallerin yüzeyinde hidroksiapatit yapı oluştuğunu göstermektedir. Oluşan bu hidroksiapatit yapı sayesinde, kalsiyum silikat içerikli materyaller biyoaktif özellik göstermektedir. Bunun yanısıra, MTA nın sertleşme süresinin uzun olması ve klinik uygulamasının zorluğu, kalsiyum silikat içerikli yeni materyallerin geliştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Yakın zamanda, kalsiyum silikat içerikli materyallerin hem biyoaktif özelliklerinin korunduğu hem de hasta üzerindeki uygulamalarda kolaylık sağlayan biyoseramik esaslı kök kanalı dolgu materyalleri ve perforasyon tamir materyalleri piyasaya sürülmüştür. Bu sunumda, kalsiyum silikat esaslı materyallerin endodontik tedavideki kullanım alanları, hücre ve doku üzerindeki etki mekanizmaları ile fiziksel kimyasal özellikleri, bugüne kadar yapılmış çalışmaların ışığında ortaya konacaktır. KK06 THE UTILIZATION OF CALCIUM SILICATE BASED MATERIALS IN ENDODONTICS Calcium-silicate based material, mineral trioxide aggregate (MTA) has been firstly used in 1993 for endodontic treatments. Portland cement derived material is used for pulpotomy, direct pulp capping treatments, root perforation repair, apical plug procedures, root development of necrotic immature teeth with apical periodontitis, treatments of horizontal root fractures and root canal filling. In the recent studies, MTA and portland cement have found to have similar cell proliferation/differentiation and dentin-bone like hard tissue formation induction capacity. The studies in which the material surfaces and inner structures are observed showed that hydroxyapatite formation occurs on the material surface when MTA and portland cement get in contact with the phosphate containing solutions like body fluids. This hydroxyapatite structure provides bioactivity to calcium-silicate based materials. In addition, the long setting time of MTA and the diffuculties encountered during its clinical application provided researchers to develop new calcium-silicate based cements. Recently, new bioceramic based root canal filling and root perforation materials which show both bioactivity and provide ease in clinical application are introduced to the market. In this oral presentation, the utilization of calcium-silicate based materials in endodontics, its effect on cell and tissue reactions and physical-chemical properties of the material will be presented in accordance with the conducted studies. 36

37 KK07 BENFOTİAMİN ENDODONTİDE YENİ BİR ANTİENFLAMATUVAR AJAN OLABİLİR Mİ? ÇİÇEK E, BULEM ÜREYEN KAYA, H ASCI, OX ÖZMEN, MO SAYGIN, AYŞE DİLJİN SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, FARMAKOLOJİ ANABİLİM DALI MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ VETERİNERLİK FAKÜLTESİ, PATOLOJİ BÖLÜMÜ SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ, FİZYOLOJİ BÖLÜMÜ Benfotiamin, yağda çözünebilen bir b vitamini türevidir. Diyabet, nörolojik hastalıklar, kardiyak problemler gibi çeşitli hastalıklarda kullanılmış, antienflamatuar ve antioksidan etkileri ortaya konmuştur. Benfotiaminin antienflamatuvar etkinliği; fosfolipaz A2, siklooksijenaz-2, lipoksijenaz-5 inhibisyonuna neden olması, prostaglandin E2, tromboksan A2 ve prostasiklin sentezini önlemesi ile açıklanmaktadır. Ayrıca antinosiseptif etkinliği bilinmektedir. Dişhekimliğinde steroid olmayan antienflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) ağrı ve enflamasyonun kontrolü için sıklıkla kullanılmaktadır. Bu ilaçların etkinlikleri kanıtlanmış olmasına karşın gastrointestinal yakınmalar, renal bozukluklar ve kardiyovasküler problemler gibi birçok yan etkilere sahiptirler. Son yıllarda doğal antienflamatuvar ürünlerin kullanımı, etkin ve güvenli olmaları nedeniyle dikkat çekmektedir. Etrafı sert doku ile çevrili pulpada enflamasyon, damar sinir paketinin hızla zarar görmesi ile şiddetlenmekte ve pulpanın canlılığını tamamen kaybetmesi ile sona ermektedir. Pulpadaki enflamasyonun derecesi klinik testler ile tam olarak değerlendirilemez, ancak histolojik incelemeler ile belirlenebilir. Enflamasyonun başlamasını takiben kullanabilecek antienflamatuvar bir ajanın, ağrı medyatörlerinin salgılanmasını azaltabileceği pulpada meydana gelebilecek hasarın ciddiyetini azaltabileceği düşünülmektedir. Pulpa enflamasyonunun erken dönemlerinde baskı altına alınabilmesi belki de halen tam olarak sağlığını kaybetmeden kalabilmiş pulpa dokusunun kendini tamir edebilme şansını artıracaktır. Benfotiamin; antienflamatuvar, antioksidan ve antinosiseptif etkileri ve belirgin bir yan etkisinin olmaması gibi özellikleriyle diş hekimliği alanında lokal veya sistemik olarak kullanılabilecek ve NSAİİ lere alternatif potansiyel bir ajan olabilir. Bu sunumda benfotiaminin yapısı, farmakolojik özellikleri, kullanım alanları hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca deneysel pulpitisli rat keser dişlerinde benfotiaminin etkilerinin araştırıldığı çalışma ile şu sorulara cevaplar aranacaktır. Benfotiamin pulpada antienflamatuvar etki gösteriyor mu? Benfotiamin pulpada enflamasyon mediyatörlerinin salgılanmasını baskılıyor mu? Benfotiamin antinosiseptif özellik gösteriyor mu? Benfotiaminin pulpa dokusunda antioksidan özelliği var mı? KK07 CAN BENFOTIAMINE BE A NOVEL ANTI-INFLAMMATORY AGENT IN ENDODONTICS? Benfotiamine is a lipid-soluble form of vitamin b. It has been used in several diseases such as diabetes, neurological disorders and cardiac problems and its anti-inflammatory and antioxidant effects have been documented. The anti-inflammatory activity of benfotiamine is demostrated by preventing the synthesis of phospholipase A2, cyclooxygenase-2, lipoxygenase-5 and inhibition of prostaglandin E2, thromboxane A2 and prostacyclin. Moreover, antinociceptive activity of benfotiamine is known. Non-steroidal anti-inflammatory drugs (nsaıds) are frequently used for pain and inflammation control in dentistry. Although nsaıds proven efficacies, they have many side effects such as gastrointestinal complaints, renal disorders and cardiovascular problems. In recent years, the use of natural anti-inflammatory products has attracted attention thanks to their safety and effectiveness. Inflammation in the pulp encased by hard dentin tissue exacerbates by the rapid loss 37

38 of neurovascular bundle and ends by the total loss of pulp vitality. The degree of the pulp inflammation cannot be evaluated exactly with clinical tests, but by histological examinations. It is thought that the use of an antiinflammatory agent following of an inflammation may suppress the release of proinflammatory mediators and reduce the severity of pulp damage. Suppressing the inflammation of the pulp at the early stages will be able to increase the chance of the pulp self repair. Benfotiamine may be used locally or systemically in endodontics and may be an alternative to nsaıds because it has anti-inflammatory, antioxidant and anti-nociceptive effects. In this presentation, it is aimed to provide information about benfotiamine's structure, its pharmacological properties and fields of usage. In this respect, it is also aimed to assess the effects of benfotiamine in rat pulpitis model and discuss to seek answers to the questions such as; does benfotiamine have an anti-inflammatory effect in the pulp? Does it have an influence on the secretion of the inflammatory mediators? Does it have antinociceptive properties? Does it have antioxidant properties in pulp tissue? KK08 MELATONİN PERİAPİKAL KEMİK REZORBSİYONUNA KARŞI KORUYUCU OLABİLİR Mİ? ERDAL SARITEKİN, BULEM ÜREYEN KAYA, HALİL AŞÇI, ÖZLEM ÖZMEN, AYŞE DİLJİN KEÇECİ SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ FARMAKOLOJİ ANABİLİM DALI MEHMET AKİF ERSOY ÜNİVERSİTESİ VETERİNERLİK FAKÜLTESİ PATOLOJİ ANABİLİM DALI SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Melatonin epifiz bezinden ve diğer organlardan sentez edilir ve salgılanır. Melatoninin güçlü antioksidan etkileri, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde rolleri, kansere karşı koruyucu etkileri, yaşlanmayı geciktirici özellikleri bulunmaktadır. Mikromolar konsantrasyonlarda, insan osteoblastlarından tip 1 kollagen sentezini uyarır, osteoblast farklılaşmasını ve kemik yapımını teşvik eder. Enflamasyon sırasında, serbest oksijen radikalleri kemik rezorbsiyonunda önemli rol oynar. Uyarılmış monositler, makrofajlar ve nötrofiller serbest oksijen radikallerini üretirler. Osteoklastların uyarılmasından veya direkt olarak matriksin çözünmesinden, ortamdaki serbest radikaller sorumlu olabilir. Melatoninin kemik rezorbsiyonunu engelleyici etkisi, direkt olarak osteoklast faklılaşmasını ve aktivasyonunu baskılayarak aynı zamanda indirekt olarak osteoklastları aktive eden serbest radikalleri temizleyerek gerçekleşmektedir. Mikrobiyal enfeksiyon apikal periodontitisin esas sebebidir. Periapikal dokulardaki patolojik değişiklikler mikroorganizmanın kendisinden, toksinlerinden, zararlı metabolik artıklarından ve kök kanal sistemi içerisinde kalan pulpa dokusundan kaynaklanabilir. Periapikal lezyonların gelişiminde, osteoklastların farklılaşmasına neden olan birçok proenflamatuvar sitokin, büyüme faktörü, prostoglandin, bradikinin tanımlanmıştır. Reseptör aktivatör nükleer kappa B ligand (RANKL), reseptör aktivatör nükleer kappa B (RANK) ve osteoprotegerin (OPG) in tanımlanması, osteoklast farklılaşması ve fonksiyonlarını yöneten mekanizmaların aydınlatılmasını sağlamıştır. Bu sunumda, melatoninin yapısı, farmakolojik özellikleri ve kullanım alanları hakkında bilgi verilecektir. Ayrıca, melatonin seviyesindeki artışın enflamasyona karşı organizmanın savunma cevabına ve kemik yıkımına etkisi de değerlendirilecektir. Bu bağlamda deneysel olarak oluşturulan periapikal lezyonlarda melatoninin etkisi tartışılarak şu sorulara cevap aranacaktır; melatonin IL-1 β sekresyonunu baskılar mı? Melatoninin RANK, RANKL ve OPG konsantrasyonlarına etkisi var mı? Melatonin periapikal lezyondaki osteoklast sayısını azaltır mı? 38

39 KK08 CAN MELATONIN BE PROTECTIVE AGAINST PERIAPICAL BONE RESORPTION? Melatonin is synthesized and secreted by the pineal gland and other organs. Melatonin has powerful antioxidant effects, functions in an immunomodulatory role, may protect against cancers, delays some age related processes. At micromolar concentrations, melatonin stimulates the synthesis of type 1 collagen fibers in human osteoblasts and promotes osteoblast differentiation and bone formation. During inflammation, oxygen-derived free radicals may play a crucial role in the bone resorption. Activated monocytes, macrophages and neutrophils produce these oxygen-derived species. Production of free radicals may be responsible for stimulating osteoclasts or directly enhancing matrix degradation. Melatonin, by means of its indirect antioxidant and direct free radical destroying action, may interfere the activity of osteoclasts and inhibit bone resorption. Microbial infection of the pulp is the primary cause of apical periodontitis. The pathological changes of the periapical tissues are caused by microbes themselves, their toxins, noxious metabolic byproducts, and pulp tissue in the root canal system. Several proinflammatory cytokines, growth factors, prostaglandins, bradykinin have been known to mediate osteoclast differentiation in periapical lesions. Identification of receptor activator of nuclear factor-kappa B ligand (RANKL), RANK, and osteoprotegerin (OPG) revealed the mechanisms regulating osteoclast differentiation and function. RANKL-RANK pathway plays an important role in pathological bone destruction. In this presentation, it is aimed to provide information about melatonin's structure, its pharmacological properties, and fields of usage. It is also aimed to assess if increased melatonin levels improve an organism s defensive response to the inflammatory process and bone destruction. In this respect, the effects of melatonin on experimentally induced periapical lesions will be discussed to seek answers to the questions such as; does melatonin suppress the IL- 1β secretion? Does it have an influence on RANK, RANKL, and OPG concentrations? Does melatonin reduce the number of osteoclasts in periapical lesion? KK09 İNFERİOR ALVEOLAR SİNİR İLE KOMŞU DİŞLERİN KÖK UCU ARASINDAKİ İLİŞKİ GÜHER BARUT YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Alt çene premolar ve molar diş köklerinin, mental foramen ve inferior alveolar sinir ile yakın ilişkisi, yapılacak olan cerrahi ve endodontik tedaviler açısından büyük önem taşımaktadır. Kök kanal tedavileri esnasında, inferior alveolar sinir mekanik ve kimyasal olarak zarar görebilmektedir. Kök ucundan taşan yıkama solüsyonları (Becking 1991), kanal patları (Froes ve ark. 2009, Lopez-Lopez ve ark. 2012) ve kalsiyum hidroksit (Fredrik ve ark. 2003) uygulamaları sonrasında kimyasal zararlar ortaya çıkarken, kök ucunu aşan şekillendirme ve kanal dolguları ile mekanik irritasyon meydana gelmektedir. Bunlara ek olarak, Giuliani ve ark. (2001) ikinci molar dişten kaynaklı periapikal lezyon varlığında inferior alveolar sinir hasarı geliştiğini bildirirken, di lenarda ve ark. (2000) nın vakasında ikinci premolar dişin enfeksiyonu sebebiyle mental sinirin etkilendiği klinik olarak gösterilmiştir. Lokal faktörlerin etkisiyle, geçici veya kalıcı olarak alt dudakta parestezi ve diş etlerinde anestezi, mental sinirde parestezi ve anestezi gelişebilmektedir (Abbott 1997, di Lenarda ve ark. 2000, Froes ve ark. 2009, Gambarini ve ark. 2011). Yapılan çalışmalar sonucunda, mandibular kanal ile kök ucu arasındaki mesafe yaşa, cinsiyete ve dişin bulunduğu bölgeye bağlı olarak farklılık gösterdiği bildirilmiştir (Kovisto ve ark. 2011, Bürklein ve ark. 2015, Kawashima ve ark. 2016). Bürklein ve ark. (2015) alman 39

40 toplumunda ikinci premolar ve molar dişlerin mandibular kanal ile olan ilişkisini değerlendirdikleri çalışmalarında, kadınlarda kök ucu ile mandibular kanal arasındaki mesafenin erkeklere oranla daha az olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Bu bulgu, klinikte kadınlarda iatrojenik sinir hasarı riskinin daha yüksek olduğunu düşündürmektedir. Bu çalışmada, 35 yaş altı bireylerde mandibular kanal ve diş kökleri arasındaki mesafenin 35 yaş üstü bireylere göre daha az olduğu gösterilmiştir. Ayrıca Chong ve ark. (2015) özellikle alt ikinci molar dişlerin %50 den fazlasının inferior alveolar sinir ile yakın ilişkide olduğuna dikkat çekmişlerdir. Sonuçlar: Sonuç olarak, alt çenede uygulanacak endodontik ve cerrahi müdahaleler öncesinde, premolar ve molar dişlerin kök uçlarıyla inferior alveolar sinir arasındaki yakın ilişkinin doğru değerlendirilmesi, ciddi sinir yaralanmalarının önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. KK09 RELATIONSHIP BETWEEN ROOT APICES AND INFERIOR ALVEOLAR NERVE Aim: The close relationship of the inferior alveolar nerve (IAN) and foramen mentale to the root apices of the lower molars and premolars is important, especially when performing surgical and endodontic treatment procedures. Mechanical and chemical irritation of the IAN can be occured during the root canal treatment. Extrusion of irrigants (Becking 1991), root canal sealers (Froes et al. 2009, Lopez-Lopez et al. 2012) and calcium hydroxide paste (Fredrik ve ark. 2003) affect to IAN chemically while mechanical damage is caused by overinstrumentation and overfilling of the root canals. Additionally, clinical cases showed that lesion of the lower second premolar damaged to the ıan and the mental nerve (Giuliani et al. 2001, di Lenarda et al. 2000). Numerous case reports described temporary or permenant anesthesia of the lower lip, paresthesia and anesthesia of the gums, or paresthesia and anesthesia of the mental nerve because of these local factors (Abbott 1997, di Lenarda et al. 2000, Froes et al. 2009, Gambarini et al. 2011). Studies showed that distance between inferior mandibular nerve and the apices of roots were related with the age, gender and location of the teeth (Kovisto et al. 2011, Bürklein et al. 2015, chong et al. 2015, Kawashima et al. 2016). Bürklein et al. (2015) determined the distance of the mandibular canal to the root apices of second premolars and molars in a german population. They resulted that the distance were shorter in females than in males. Clinically this indicates that the potential risk of iatrogenic nerve damage may be more comman in women. Additionally, they observed that the distances in group with an age <35 were lower than those in the groups >35 years. Additionally, chong et al. (2015) pointed that over 50% of mandibular second molars were in close proximity to the ıan. Results: As a result, clinicians should be aware of the root apices to the ıan when performing endodontic and surgical procedures to avoid serious nerve injuries resulting in paresthesia/anesthesia. KK10 EĞENİZ NE KADAR TEMİZ? FATIMA BETÜL BAŞTÜRK, DİLEK TÜRKAYDIN, ŞEYMA ŞENTÜRK, BANU CAN, TANJU KADİR, HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU, MAHİR GÜNDAY MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Endodontik aletler kan, pulpa dokusu ve tükürük ile temas halindedir. Hastalar arasında çapraz enfeksiyonu engellemek için, her kullanım sonrasında bu aletlerin steril edilmesi gerekmektedir. Enfeksiyon kontrol yöntemleri düzgün uygulanamadığında, patojenler endodontik aletler aracılığıyla bulaşabilmektedir. Endodontik aletlerin yeniden kullanımıyla ilgili prosedürlerin bilimsel bir dayanağı olmalı, kolay uygulanabilmeli ve potansiyel riskleri engelleyebilmelidir. Ancak, bazı gruplar ve üretici 40

41 firmalar tarafından önerilen dezenfeksiyon ve sterilizasyon protokollerini uygulamak oldukça zordur. Bu sebeple klinik pratiğe tam olarak aktarılamamışlardır. Yeniden kullanıma hazır haldeki endodontik eğelerin üzerindeki mikrobiyal bulaşı inceleyebilmek amacıyla, istanbul daki 20 dişhekimi muayenehanesinden birer adet Hedström eğe, döner sistem eğesi ve lentülo toplanmıştır. Ayrıca dezenfeksiyon ve sterilizasyon protokollerini öğrenebilmek için her muayenehaneye birer anket dağıtılmıştır. Toplamda altmış adet eğe incelenmiştir. Mikrobiyolojik inceleme için her eğe aseptik koşullarda beyin- kalp infüzyon agarına aktarılmıştır. Hiçbir dişhekimi endodontik eğeleri tek sefer kullanmamaktadır. Otoklav veya kuru sıcak hava ile sterilizasyonun yanısıra, pek çok farklı temizleme protokolü uygulanmaktadır. Elle fırçalama, kimyasala yatırma ve yıkayıcı-dezenfekte edici makina kullanımı rapor edilmiştir. En çok uygulanan dekontaminasyon yöntemi, elle temizleme sonrası otoklav kullanımıdır. İncelenen altmış adet endodontik aletin on ikisinde (%20) beyin- kalp infüzyon agarında üreme saptanmıştır. Bu aletler; altı Hedström eğe, beş döner sistem eğesi ve bir lentülodur. Endodontik aletleri temizlemek için kullanılan yöntemler yetersiz bulunmuştur. Bu konuşmada, endodontik aletlerin dezenfeksiyon ve sterilizasyon yöntemleri ve bu yöntemlerin izlenmemesi halinde neler olabileceği tartışılacaktır. KK10 HOW CLEAN IS YOUR INSTRUMENT? Endodontic instruments come into contact with blood, pulp tissue and saliva. To avoid cross-infection between patients, it is essential that these instruments are disinfected and sterilized after each use. In the absence of adequate infection control procedures, there is a potential to transmit pathogens via endodontic instruments. Recommendations for reprocessing endodontic instruments should be based on scientifically obtained data, and be achievable, and consistent with known risks. However, disinfection and sterilization recommendations made by various groups or manufacturers may be too difficult to follow and not reflect clinical practice. In order to examine the presence of microbial contamination on reprocessed endodontic instruments, a Hedström file, a rotary instrument and a lentulo spiral which had been used, disinfected and sterilized were collected from 20 general dental practitioners in ıstanbul. A questionnaire was also administered to each practice. A total of sixty endodontic instruments were analysed. Each file was transferred aseptically to tubes containing brain heart infusion (bhı) broth culture medium for bacteriological analysis. None of the practitioners used endodontic files as a disposable instrument. In addition to the use of an autoclave or a dry-heat sterilizer for the sterilization of instruments, various cleaning methods before sterilization, which ranged from manual brushing to chemical immersion and the use of a washer-disinfector were reported. The most frequently employed combination for decontamination was manual cleaning followed by autoclaving. Of the sixty endodontic instruments, twelve instruments (20%); six Hedström files, five rotary instruments and one lentulo spiral, produced growth on bhı agar. The methods used to clean endodontic instruments appear to be generally ineffective for the complete sterility. This lecture discusses the disinfection and sterilization protocols of endodontic instruments and aims to answer the question regarding what might happen if these methods were not followed precisely. KK11 FARKLI İRRİGASYON AKTİVASYON TEKNİKLERİ İLE ENDODONTİK POSTOPERATİF AĞRI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ GÖKHAN SAYGILI, BEKİR OĞUZ AKTENER, HÜSEYİN ERTAŞ İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ EGE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ 41

42 Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı mekanizmalara sahip irrigasyon aktivasyon tekniklerinin tedavi sonu postoperatif ağrı ve perküsyon duyarlılıklarını karşılaştırmaktır. Bu prospektif klinik çalışmada her grup için 20 alt çene premolar dişleri seçilmiştir. Final irrigasyonu olarak Konvansiyonel İrrigasyon (Kİ), Manuel Dinamik İrrigasyon (MDİ), Pasif Ultrasonik İrrigasyon (PUİ), EndoVac İrrigasyon (EVİ) ve Photon-Initiated Photoacoustic Streaming İrrigasyon (PIPSİ) teknikleri kullanılmıştır. Dişlerin kök kanal tedavileri tek seansta tamamlanmıştır. Hastalardan spontan ağrı ve perküsyona duyarlılık incelemeleri tedaviden saat sonra alınmıştır. Spontan ağrı ve perküsyona duyarlılık incelemeleri VAS (Visual Analog Scale) kullanılmıştır. İstatistiksel analizler Mann Whitney-U ve Kruskal-Wallis testleriile yapılmıştır. Bulgular: Elde edilen bulgulara göre, 6. Saatte PIPSİ grubu EVİ grubuna göre daha fazla spontan ağrı görülmüştür (p = 0.035). PIPSİ ve MDİ gruplarındaki perküsyona hassasiyet seviyesi Gİ, PUİ ve EVİ gruplarına göre göre istatistiksel açıdan daha fazladır (p < 0.001). 6 saat sonra 2. Premolar dişleri 1. Premolar dişlerine göre daha fazla spontan ağrı görülmüştür (p = 0.041). 2. Premolar dişler 1 premolar dişlere göre perküsyon duyarlılık açısından incelendiğinde 6 ve 24 saat sonra daha fazla skorlar alınmıştır (p < 0.05). Sonuçlar: Bu bulgulara göre irrigasyon aktivasyon tekniklerinin çeşidi ve mandibular dişlerin tipi hastanın postoperatif rahatsızlık durumunu değiştirebilir. KK11 THE ASSESMENT OF THE RELATIONSHIP BETWEEN DIFFERENT IRRIGATION ACTIVATION TECHNIQUES WITH POST-OPERATIVE PAIN AND TENDERNESS TO PERCUSSION Aim: The aim of this study was to compare postoperative pain and tenderness to percussion with irrigation activation techniques which have different mechanisms. In a prospective trial, twenty mandibular premolars were used in each groups. Conventional Irrigation (CI), Manuel Dynamic Irrigation (MDI), Passive Ultrasonic Irrigation (PUI), EndoVac (EV) and Photon-Initiated Photoacoustic Streaming Irrigation (PIPSI) techniques were applied as final irrigation in root canals. The final irrigaton of root canals were done with five different technique after the canals were enlarged. The endodontic treatment of teeth were completed at single session. Spontaneous pain and tenderness to percussion analyses were taken after hours. VAS (Visual Analog Scale) was used for spontaneous pain and tenderness to percussion. The statistical analyses were done with Mann Whitney-U and Kruskal-Wallis. According to study Results: PIPSI group caused more spontaneous pain than ev group at 6 hours (p = 0.035). The pain levels of tenderness to percussion at 6, 24 and 48 hours in the PIPSI and MDI groups were found higher than in the GI, PUI and EV groups (p < 0.001). We found that spontaneous pain in mandibular second premolars was higher than in mandibular first premolars after 6 hours (p = 0.041). Tenderness to percussion was found to be higher in mandibular second premolar than in mandibular first premolar after 6 and 24 hours (p < 0.05). From the results of this study, we show that irrigation activation techniques and types of mandibular premolars alter levels of postoperative pain and tenderness to percussion. KK12 ÜÇLÜ ANTİBİYOTİK PATINI KÖK KANALINDAN NASIL UZAKLAŞTIRIRIZ? DİLEK TÜRKAYDIN, ERHAN DEMİR, FATIMA BETÜL BAŞTÜRK, HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU, MAHİR GÜNDAY MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 42

43 Aim: Rejeneratif endodontik prösedürler zarar görmüş dentin kök yapılarına ve hatta pulpa dentin kompleksinin hücrelerini tekrar oluşturmak için tasarlanmış biyolojik temelli işlemlerdir. Günümüzde en yaygın rejeneratif yaklaşım kök kanalı revaskülerizasyonudur. Her geçen gün nekrotik pulpalı dişlerin revaskülerizasyonuna ilgi artmaktadır ve revaskülerizasyon immatür köklere sahip genç daimi dişler için alternatif bir tedavi haline gelmiştir. Revaskülerizasyon tedavisinin başarısını etkileyen en önemli faktör kök kanal boşluğunun dezenfeksiyonudur. Endodontik rejenerasyonda dezenfeksiyon için en yaygın kullanılan protokol kanal içi medikament olarak minosiklin, metronidazol ve siprofloksasin içeren üçlü antibiyotik patı (TAP) uygulanmasıdır. TAP ın apikal papilladaki kök hücrelere olan zararlı etkisi ve dişte renklenme oluşturması nedeniyle kök kanalından tamamen temizlenmesi gerekmektedir. Kök kanalından TAP ın temizlenmesi için uygulanan yıkama işlemlerinin etkinliklerinin değerlendirildiği çalışmaların sonuçları incelendiğinde tek başına yıkama solüsyonu ile TAP ın kök kanalından uzaklaştırılmasının zor olduğu tespit edilmiştir. Bu konferanstaki amacımız, kök kanal duvarlarında temizlenmeden kalan TAP ın sakıncaları ve patın temizlenmesinde kullanılan çeşitli yıkama tekniklerinin etkinliklerinin tartışılmasıdır. KK12 HOW TO REMOVE THE TRIPLE ANTIBIOTIC PASTE FROM THE ROOT CANALS. REGENERATİVE ENDODONTİC PROCEDURES Aim: To replace damaged dentin and root structures as well as the cells of the pulp-dentin complex. The common regenarative approach is the revascularization of the root canal. Recently, revascularization of necrotic pulps have attracted more attention as it is an alternative conservative treatment option for young permanent teeth with immature roots. The most essential factor influencing the success of the revascularization treatment is disinfection of the root canal space. The most commonly used intracanal medicament in regenerative endodontics is triple antibiotic paste (TAP), which is a mixture of metronidazole, ciprofloxacin and minocycline. Due to its detrimental effects on human stem cells in the apical apilla and tooth discoloration, thorough removal of TAP from the root canal space is essential. The studies that evaluated the efficacy of irrigation protocols for the removal of TAP reported that the irrigation solutions alone were unable to remove TAP entirely from the root canals. This lecture discusses the efficacy of various irrigation protocols for the removal of TAP from the root canals and addresses questions regarding what might happen if there is TAP remaining on the canals. 43

44 SÖZLÜ BİLDİRİLER 44

45 SS01 KÖK KANAL YENİLENMESİ SIRASINDA KANAL DOLGUSUNUN UZAKLAŞTIRILMASINDA KULLANILAN PROTAPER NEXT VE PROTAPER UNİVERSAL RETREATMENT EĞELERİNİN EĞRİ KÖK KANALLARINDAKİ ETKİNLİKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI TAHA ÖZYÜREK, EBRU ÖZSEZER DEMİRYÜREK ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı kök kanal yenilenmesi sırasında kullanılan ProTaper Next ve ProTaper Universal Retreatment NiTi eğelerinin etkinliklerinin eğri kök kanallarına sahip mandibular molar dişlerin mesial köklerinde bulunan guta-perka ve kanal patının uzaklaştırılmasındaki etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Doksan adet eğri mesial köke sahip mandibular molar dişlerin kanalları MTwo NiTi döner aletler ile apikal çap #35.04 olacak şekilde genişletildi ve vertikal kompaksiyon yöntemine uygun olarak dolduruldu. PTN (Grup 1; n:30), PTR (Grup 2; n:30) ve Hedström eğeler (Grup 3; n:30) kullanılarak örneklerdeki gutta-perkalar uzaklaştırıldı. Örnekler VistaScan fosfor plaklar üzerine yerleştirilerek, mesio-distal yönde dijital radyografileri alındı. Elde edilen dijital görüntüler AutoCAD programı kullanılarak analiz edildi. Aynı zamanda gutta-perka uzaklaştırması için geçen toplam süre bir kronometre yardımıyla kaydedildi. Bulgular: Kök kanal tedavisi yenilenmesi için geçen toplam süre, PTN ve PTR gruplarında Hedström el eğesi grubuna göre anlamlı derecede kısa olduğu tespit edildi (p < 0,05). Tüm gruplar arasında kanal duvarında kalan artık gutta-perka ve kanal patı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p < 0,05). PTN ve PTR gruplarında kalan gutta-perka ve kanal patı, Hedström el eğesi grubundan önemli ölçüde daha azdır (p < 0,001). Sonuçlar: Çalışmamızın sınırları dahilinde, PTN ve PTR grupları kök kanallarında Hedström el eğesi grubundan istatistiksel olarak daha az gutta-perka ve kanal patı bırakmıştır. Çalışmamızda, kanal dolgusunun uzaklaştırılmasında NiTi döner aletler el eğesi grubundan istatistiksel olarak daha hızlı ve etkili bulunmuştur. Anahtar kelimeler: ProTaper next; ProTaper Universal retreatment; eğri kanallar; endodonti SS01 EFFICACY OF PROTAPER NEXT AND PROTAPER UNIVERSAL RETREATMENT SYSTEMS IN REMOVING GUTTA-PERCHA IN CURVED ROOT CANALS DURING ROOT CANAL RETREATMENT Aim: The aim of this study was to compare the cleanliness of root canal walls after retreatment using ProTaper next, ProTaper Universal retreatment NiTi systems and Hedström hand files in curved mandibular molar teeth s mesial canals and the time required for gutta-percha and sealer removal. Methodology: Ninety mandibular molar teeth with curved mesial roots were instrumented up to #35.04 with MTwo NiTi rotary instruments and obturated using the continuous wave of condensation technique. Removal of the gutta-percha and sealer was performed using 1 of the following: PTN, PTR NiTi systems and Hedström hand files. Samples were placed on the VistaScan phosphor plates in the mesio-distal direction. The digital radiographs were analyzed using AutoCAD software. Also, the total time required for gutta-percha removal was calculated by a chronometer. Results: The total retreatment time was significantly shorter in the PTN and PTR groups compared with the manual group (p < 0.05). There was a significant difference between the groups according to 45

46 the total residual gutta-percha and sealer (p < 0.05). The PTN and PTR groups left significantly less gutta-percha and sealer remnant than the manuel group (p < 0.001). Conclusions: Within the limitations of this study, the PTN and the PTR groups showed less residual gutta-percha and sealer than manuel group. The NiTi rotary systems were significantly faster than the manuel group in the time required for gutta-percha and sealer removal. Key words: ProTaper next; ProTaper Universal retreatment; curved canals; endodontics SS02 3 FARKLI NİKEL-TİTANYUM EĞE SİSTEMİNİN PASLANMAZ ÇELİK BLOKLAR ÜZERİNDE KULLANILMASIYLA OLUŞAN YIPRANMALARININ TARAYICILI ELEKTRON MİKROSKOBU (SEM) İLE DEĞERLENDİRİLMESİ İSMAİL ERGÜL, SADULLAH KAYA DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Güncel diş hekimliğinde kanal tedavisi sırasında birçok döner eğe sistemi kullanılmaktadır. Özellikle son zamanlarda tek eğe sistemi olan ve resiprokal hareket yapan döner eğe sistemleri revaçtadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Resiproc, WaveOne ve Twisted File döner eğe sistemlerini kullanım sayıları (20 sn = 1 kullanım) ve açılanmalar içeren paslanmaz çelik bloklar üzerinde kullanarak, üzerilerinde oluşan yıpranmaları taramalı elektron mikroskobunda (sem) incelenmiştir. Bulgular: SEMgörüntüleri incelenerek meydana gelen çatlaklar ve çalışmada oluşan kırıklar not edilerek istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular Bonferroni istatistik analizi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Sonuçlar p<0.05 değerine göre anlamdırılarak yorumlandırılmıştır. Sonuçlar: Elde edilen sonuçlara göre eğe tipleri arasında aynı kullanım sayısı ve açısı bakımından anlamlı bir fark bulunmazken, kullanım sayıları ve açılanmalar arasında anlamlı farklar bulunmuştur. Kullanım sayısı ve açısı arttıkça çatlak oluşumu ve kırılma riski artmaktadır. Ayrıca kullanım sayısı kullanıldığı açıya göre daha fazla etki göstermektedir. Tartışma: dikkat edilmesi gereken en önemli unsur eğelerin ilk kullanımlarında dahi kırılma ihtimali göz önünde bulundurularak çalışılmalı ve buna bağlı olarak bir kanal eğesi çok fazla dişte kullanılmamalıdır. SS02 SCANNING ELECTRON MISCROSCOPE EVALUATION OF WEAR CAUSED BY 3 DIFFERENT NICKEL TITANIUM ROTARY ENDODONTIC INSTRUMENTS USED ON STAINLESS STEEL BLOCKS Aim: Many different rotary instrument systems are used nowadays in dentistry. Recently, single file systems incorporating a Reciprocating motion have become popular. This study aimed to compare the wear and abrasion caused by Reciproc, WaveOne and Twisted File rotary instruments on stainless steel blocks using the scanning electron microscope. Methodology: The files were used 1,3 and 5 times ( 1 use: 20 seconds) and the stainless steel blocks had and 600 angulations. Results : as the numbers of use and angulations increased, the risk of cracks and fractures increased as well. Conclusions: The rotary files should be used with caution even during the first time they are utilized and the same file shuld not be used in multiple root canals. 46

47 SS03 TAŞKIN KÖK KANAL DOLGU MATERYALİNİN UZAKLAŞTIRILMASINDA EL VE DÖNER ALETLE YAPILAN ŞEKİLLENDİRME VE UZAKLAŞTIRMA TEKNİKLERİNİN ETKİNLİKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI BERTAN KESİM, YAKUP ÜSTÜN, TUĞRUL ASLAN, TOPÇUOĞLU HS, SEMA ŞAHİN, ÖZGE ULUSAN UZMAN DİŞ HASTANESİ, ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı taşkın kök kanal dolgu materyalinin uzaklaştırılmasında kullanılan el ve döner alet sistemlerinin etkinliğinin karşılaştırılması idi. ProTaper Universal retreatment sistemi, MTwo retreatment sistemi, Reciproc sistem ve Hedström eğelerinin etkinliği karşılaştırıldı. Gereç ve Yöntem: Seksen adet insandan elde edilmiş alt çene küçük azı dişi Revo-S sistemin eğeleri ile apikal foramen seviyesinde prepare edildi ve hemen ardından kanal dolgusu yapıldı. Kök kanal dolgu materyali bilerek apeksten taşırıldı. Örnekler, periapikal alanı taklit eden cam şişelere aktarıldı. Seksen adet apeksten taşırılmış kanal dolgusu içeren diş, rastgele 4 gruba dağıtıldı (n=20): ProTaper Universal retreatment eğeleri (grup1), MTwo retreatment eğeleri (grup2), Reciproc system eğeleri (Grup 3) ve el eğeleri (Grup 4). Kök kanal dolgu materyalinin uzaklaştırılması ve ek genişletme; her sistemin eğeleri ile #40 nolu aletin çapına uyacak şekilde gerçekleştirildi. Dişlerin dış yüzeyleri ve dişleri çevreleyen cam şişeler bir dental operasyon mikroskobu kullanılarak 12.5 büyütme altında incelendi. Örnekler kök ucundan taşırılmış kanal dolgu materyalinin uzaklaştırılıp uzaklaştırılamaması açısından değerlendirilerek 2 gruba ayrıldı. Fisher s exact testi kullanılarak gruplar arasında istatsitksel açıdan anlamlı fark olup olmadığı değerlendirildi. Bulgular: Apeksten taşan kanal dolgu materyalinin uzaklatırılmasında sistemler arasında başarı oranı MTwo retreatment sistemi (30%) ve el eğesi (30%) gruplarında yüzde olarak daha yüksek bulunurken; ProTaper Universal retreatment eğeleri (20%) ve Reciproc sistemde (10%) olarak tespit edilmiştir. Ancak bu gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmamıştır (p> 0.05). Sonuçlar: Test edilen bütün sistemler apikalden taşmış kök kanal dolgu materyalinin uzaklaştırılmasında birbirine yakın etkinlik göstermiştir. SS03 EFFICACY OF MANUAL AND MECHANICAL INSTRUMENTATION TECHNIQUES FOR REMOVAL OF OVEREXTENDED ROOT CANAL FILLING MATERIAL Aim: To compare the efficacy of manual and mechanical instrumentation techniques, including the ProTaper Universal retreatment system, the MTwo retreatment system, the Reciproc system, and Hedström files, regarding removal of overextended root canal filling material. Methodology: Eighty extracted human mandibular premolar teeth were prepared at the apical foramen level using Revo-S rotary files and subsequently obturated. The root canal filling material was deliberately extruded from the apex. Samples were transferred to glass vials that simulated the periapical area. Eighty samples of overfilled teeth were randomly assigned to four equal groups (n = 20) for removal of the root filling material with the ProTaper Universal retreatment files (Group 1), the MTwo retreatment files (Group 2), the Reciproc system (Group 3), and hand files (Group 4). Removal of the root canal filling material and additional preparation were performed by individual instruments from each different system up to a #40 size. The external apical surface of the teeth and the surrounding glass vials were checked using a dental operation microscope with 12.5 magnification. Samples were divided into two groups based on whether removal of the overextended root canal filling material was successful or not. The Fisher s exact test was used to detect any significant difference among the groups. 47

48 Results: The success rate for removal of overextended gutta-percha was greater for the MTwo retreatment files (30%) and hand files (30%) compared with the ProTaper Universal Retreatment files (20%) and the Reciproc system (10%). However, no significant statistical differences existed among the experimental groups (p > 0.05). Conclusions: This study demonstrated that all tested systems had similar efficacy in removing overextended root canal filling material. SS04 EĞİMLİ KANALLARDA 5 FARKLI NI-TI SİSTEM KULLANILARAK YAPILAN TEKRARLAYAN TEDAVİLERİNDE APİKALDEN TAŞAN DEBRİS MİKTARININ DEĞERLENDİRİLMESİ BURHAN CAN ÇANAKÇI, YAKUP ÜSTÜN, ÖZGÜR ER, ÖZGÜR GENÇ TRAKYA ÜNİVERSİTESİ ERCİYES ÜNİVERSİTESİ YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, eğimli kök kanallarında yapılmış kök kanal dolgusunun 5 farklı NiTi söküm sistemi kullanılarak sökülmesi sırasında apikalden taşan madde miktarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: 100 adet eğimli kök kanalına sahip insan mandibular premolar diş, Reciproc #25.08 NiTi sistemi ile şekillendirilmiş, AH-Plus Jet ve gutta perka ile doldurulmuştur. Dişler 5 gruba bölünmüştür (n=20). Kök kanal dolgusu sökümleri ProTaper, MTwo, D-Race, R-Endo retreatment ve Reciproc sistemleri ile yapılmış, son şekillendirme için Resiproc #40.06 NiTi eğeleri kullanılmıştır. Taşan debris, daha önce tartılmış olan Eppendorf tüplerinde biriktirilmiştir. Ayrıca kök kanal dolgusu yenileme ve son şekillendirme işlemlerinin süreleri kaydedilmiştir. Sonuçlar: Reciproc diğer sistemlere göre istatistiksel olarak daha fazla madde taşırmıştır (p<0.001). ProTaper R ve MTwo R sistemleri ise D-Race ve R-Endo sistemlerine göre istatistiksel olarak daha fazla madde taşırmıştır (p<0.001). Ayrıca Reciproc sistemi diğer gruplara göre ististiksel olarak daha hızlı olarak tespit edilmiştir (p<0.001). SS04 EVALUATION OF APICALLY EXTRUDED DEBRIS FROM CURVED ROOT CANAL FILLINGS REMOVAL USING 5 NITI SYSTEMS Aim: This study evaluated the amount of apically extruded debris in the retreatment of curved root canals using different NiTi systems: the ProTaper Universal Retreatment (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland), MTwo retreatment (VDW, Munich, Germany), D-Race Retreatment (FKG Dentaire, La Chaux-de-Fonds, Switzerland), R-Endo Retreatment (Micro-Mega, Besançon, France), and Reciproc (VDW) systems. Methodology: One hundred human mandibular premolars with curved root canals were prepared with the Reciproc #25.08 NiTi system, filled with AH-Plus Jet (Dentsply DeTrey, Konstanz, Germany) sealer and gutta-percha, and divided into five groups (n=20). The canal filling was removed with the ProTaper, MTwo, D-Race, and R-Endo retreatment systems, and Reciproc instruments. Final preparation was done with the Reciproc #40.06 NiTi system. Extruded debris was collected in preweighed Eppendorf tubes. The times required for retreatment were recorded. 48

49 Conclusions: Reciproc produced significantly (p<0.001) more debris than the other systems. ProTaper R and MTwo R produced significantly (p<0.001) more debris than D-Race and R-Endo. The Reciproc group required significantly (p<0.001) less preparation time than the other groups. SS05 NİKEL TİTANYUM EĞE SİSTEMLERİNİN DÖNGÜSEL YORGUNLUKLARININ FARKLI TEST YÖNTEMLERİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI. ZEYNEP ÖZPOLAT, ŞEHNAZ YILMAZ, AYŞİN DUMANİ, OĞUZ YOLDAŞ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Nikel Titanyum döner eğeler kök kanal tedavisi sırasında en yaygın kullanılan sistemlerdir. Ni- Ti sistemlerin en büyük dezavantajı kullanım sırasında çeşitli sebeplerle meydana gelen kırıklardır. Bu çalışmanın amacı Reciproc, WaveOne, ProTaper next, OneShape ve TF Adaptive Ni-Ti sistemlerin döngüsel yorgunluklarını üç farklı test metodu ile değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 45 ve 60 kurvatür açılarına sahip üç farklı döngüsel yorgunluk test metodu kullanılmıştır. Bu metodlar üç pin yöntemi, eğimli paslanmaz çelik blok ve oluklu metal bloktur. Beş farklı markanın toplamda 300 eğesi üretici firmanın önerdiği tork ve hızda kırılana kadar kullanılmıştır. Kırılana kadarki sure dakikadaki devir ile çarpılarak döngü sayısı hesaplanmıştır. Rastgele seçilen örnekler kırık tiplerini incelemek için stereomikroskop altında x10 büyütmede incelenmiştir. Bulgular: 45 üç pin test metodu hariç bütün testlerde kullanılan her marka enstrümanın kırılana kadarki süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Reciproc eğeleri bütün test metodlarında en yüksek dönüş sayılarına sahptir. Bu fark oluklu metal blok 45 ve 60 gruplarında istatistiksel olarak anlamlıdır. (p<0.05) test metodları karşılaştırıldığında kullanılan enstrümanlara bağlı olarak istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. (p<0.05) Sonuçlar: Karşılaştırılabilir güvenli sonuçlar için döngüsel yorgunluk test metodlarının standardizasyona ihtiyacı vardır çünkü farklı test yöntemleri kullanıldığında aynı eğelerde farklı sonuçlar bulunmuştur. SS05 THE EVALUATION OF CYCLIC FATIGUE OF VARIOUS NICKEL TITANIUM INSTRUMENTS WITH DIFFERENT TEST METHODS Aim: Nickel Titanium rotary systems are the most widely used procedures in root canal treatment. The biggest disadvantage of Nickel Titanium systems are the various reasons of fractures during the use of the instrument. The aim of this study is to evaluate the cyclic fatigue resistance and fracture patterns of Reciproc, WaveOne, ProTaper next, OneShape and TF Adaptive Ni-Ti systems with three different test methods. Methodology: Three different cyclic fatigue test methods with two different angle (45 and 60 ) were used. The test devices were stainless steel three-pin device, sloped stainless-steel block and metal block with groove device. Totally 300 files of five different brands (n=10) rotated until failure at speed and torque settings recommended by their manufacturers. The time to failure was measured and converted to the number of rotations to failure by multiplying the time to failure by revolutions per minute. Representative samples were also examined x10 magnification with a stereo microscope to determine fracture patterns. Results: There is a statistically significant difference between all instruments in each test method except stainless steel three-pin device 45. Reciproc instruments have highest number of cycles to 49

50 fracture each test method. This difference is statistically significant in metal block with groove device 45 and 60. (p<0.05) statistically significant differences were found between the test methods according to the instrument. (p<0.05) Conclusions: Cyclic fatigue test methods needs a standardization for comparable safer results because same file have different results when using different test methods. SS06 FARKLI ENSTRUMANTASYON SİSTEMLERİNİN KAYMA YOLU OLUŞTURULAN DÖNER SİSTEMLERİ BİRLİKTE KULLANIMININ APİKAL DEBRİS TAŞMASINA ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ CİHAN KÜDEN, OĞUZ YOLDAŞ, ŞEHNAZ YILMAZ, AYŞİN DUMANİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ADANA Amaç: Bu çalışmanın amacı, kök kanalında kayma yolu oluşturan ProGlider (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) ve One G (MicroMega, Besançon, Cedex, France) döner eğe sistemlerinin; Reciproc (VDW, Munich, Germany), One Shape (MicroMega, Besançon, Cedex, France) ve ProTaper next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) sistemleri ile birlikte kullanımında apikalden debris taşımına etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: 120 adet çekilmiş mandibular birinci molar mesial kök rasgele 6 gruba dağılmıştır. Grup 1, ProGlider+Resiproc; Grup 2, One G+One Shape; Grup 3, ProGlider+ProTaper next; Grup 4, Resiproc; Grup 5, One Shape; Grup 6 ProTaper next. Kök kanalları, kullanılan sistemin üretici talimatlarına uygun olarak şekillendirildi. İrrigan olarak saf su kullanıldı. Şekillendirme sırasında taşan debris önceden ölçülmüş Eppendorf tüpler içerisinde biriktrildi ve sonra 5 gün boyunca 70 C de inkübatore yerleştirildi. Kurutma işleminden sonra ortalama debris ağırlığı hassas terazi ile öçüldü ve varyans analizi ve Tukey test kullanılarak istatiksel olarak analiz edildi. Enstrumanların kök kanal şekillendirmesi için gerekli sure kaydedildi. Bulgular: ProGlider+Reciproc grubu diğer tüm gruplara göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha fazla debris üretmiştir (p<0.05). Ancak One Shape ve ProTaper next gruplarında kayma yolu oluşturan sistemlerin kullanımı istatiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmamıştır. One Shape grubu diğer tüm gruplara gore en az debris çıkışına neden olmuştur. One Shape eğeleri şekillendirme diğer tüm gruplardan istatiksel olarak anlamlı derecede daha hızlıdır. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde tüm şekillendirme sistemleri apikalden debris çıkışına neden olmaktadır. Kayma yolu oluşturan döner sistemler daha fazla debris çıkışı ile ilişkilidir. SS06 APICAL EXTRUSION OF DEBRIS FOLLOWING USE OF VARIOUS INSTRUMENTATION TECHNIQUES WITH OR WITHOUT GLIDE PATH Aim: The purpose of in vitro this study was to compare the weight of debris extruded apically from teeth using with different instruments Reciproc (VDW, Munich, Germany), One Shape (Micro-Mega, Besançon, Cedex, France), ProTaper next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) with or without glide path ProGlider (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and One G (Micro-Mega, Besançon, Cedex, France). Methodology: One hundred twenty mesial root canals of extracted human mandibular first molar were randomly assigned to 6 groups (n = 20 teeth per group): Group 1, ProGlider+Resiproc; Group 2, One G+One Shape; Group 3, ProGlider+ProTaper next; Group 4, Resiproc; Group 5, One Shape; Group 6 ProTaper next. The root canals were instrumented according to the manufacturer s instructions using the rotary system. Bidistilled water was used as irrigant. Debris extruded during 50

51 instrumentation were collected into preweighed Eppendorf tubes. The Eppendorf tubes were then stored in an incubator at 70_c for 5 days. After drying, the mean weight of debris was assessed with a microbalance and statistically analyzed using analysis of variance and the Tukey test. The time required to prepare the canals with the different instruments was also recorded. Results: The ProGlider+Reciproc group produced significantly more debris compared with all the other groups. (p<0.05). Although no statistically significant difference was obtained between with or without glide path in the One Shape group and ProTaper next group. The One Shape group produced less debris compared with all the other instruments. Instrumentation with One Shape files was significantly faster than with all other instruments. Conclusions: Under the condition of this study, all instrumentation systems produced extruded debris. Glide path rotary instrumentation was associated with more debris extrusion. SS07 SELF-ADJUSTING FILE VE PROTAPER UNIVERSAL SİSTEMLERİNİN TEMİZLEME VE ŞEKİLLENDİRME ETKİNLİĞİ: MİKRO-BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ ÇALIŞMASI BURCU ŞEREFOĞLU, BEYSER PİŞKİN EGE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Alt çene büyük azı dişlerinde Self-Adjusting File (ReDent-Nova Ltd, Ra anana, Israel) ve ProTaper Universal (dentsply/maillefer, ballagigues, switzerland) sistemlerinin temizleme ve şekillendirme etkinliğinin mikro-bilgisayarlı tomografi ile kıyaslanması Gereç ve Yöntem: Çalışmada kök kanal kurvatür açısı 25-35, yarıçapı ise 8-10 mm olan yirmi adet çekilmiş alt çene büyük azı dişi kullanıldı. Şekillendirme öncesinde tüm örnekler 21 µm çözünürlükte mikro-bilgisayarlı tomografi cihazı (Skyscan 1172, Skyscan N.Y, Kontich, Belgium) ile tarandı. Grup 1 de, mezial kanallar F3, distal kanallar ise F4 numaralı alete kadar şekillendirildi. Mezial kanallarda çalışma zamanı, yıkama ve alet değiştirme sürelerini içerecek şekilde dijital kronometre ile ölçüldü. Grup 2 de, kök kanalları 1,5 mm çaplı SAF eğesi ile devamlı yıkama yapılarak şekillendirildi ve mezial kanallarda çalışma süresi irigasyon cihazının ekranından belirlenerek kaydedildi. Şekillendirme sonrası tüm örnekler mikro-bilgisayarlı tomografi cihazında başlangıç parametreleri ile yeniden tarandı. Kanal hacmi, yüzey alanı ve yapı model indeksindeki değişimler ile transportasyon, temas edilmeyen yüzey alanı ve çalışma zamanı ile kök kanal kurvatürü arasındaki korelasyon istatistiksel olarak değerlendirildi. Tüm testler %95 güven aralığında gerçekleştirildi. Bulgular: Distal kanallarda hacim, yüzey alanı, yapı model indeksi ve transportasyon açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Her iki deney grubunda da distal kanalların bazılarının orta ve koronal üçlülerinde yüzey alanında bir azalma gözlendi (p>0.05). Mezial kanallarda; ProTaper sisteminin istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla hacimde dentin uzaklaştırdığı tespit edildi (p<0.0001). ProTaper ile şekillendirilen mezial kanallarda temas edilmeyen yüzey alanı miktarı daha az olmasına rağmen (p<0.0001), distal kanallarda iki sistem arasında temas edilmeyen yüzey alanı açısından herhangi bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Bununla birlikte her iki deney grubunda da mezial kanallarda kök kanal kurvatürü ile çalışma zamanı arasında pozitif korelasyon olduğu görüldü. (SAF: r2 = 0.792, p< , ProTaper: r2 = , p< ) Sonuçlar: Bu in-vitro çalışmada distal kanallarda her iki sistem ile benzer temizleme ve şekillendirme etkisi gözlendi. Ancak ProTaper sistemiyle şekillendirilen mezial kanallarda SAF sistemi ile şekillendirilen kanallara kıyasla temas edilmeyen yüzey alanının daha az olduğu görüldü. 51

52 SS07 EFFICACY OF SELF-ADJUSTING FILE AND PROTAPER UNIVERSAL SYSTEM IN MANDIBULAR MOLARS: A MICRO-COMPUTED TOMOGRAPHY STUDY Aim: To compare the cleaning and shaping efficiency of Self-Adjusting File (ReDent-Nova Ltd, Ra anana, Israel) and ProTaper Universal (Dentsply/Maillefer, Ballagigues, Switzerland) systems in mandibular molars using micro-computed tomography (µct). Methodology: Twenty extracted human mandibular first molar teeth which have two separate mesial canals with an angle of curvature of and radius of 8-10 mm were used in this study. All samples were scanned with µct (Skyscan 1172, Skyscan N.Y, Kontich, Belgium) at a resolution of 21µm before preparation. In group ı, mesial canals were instrumented up to #F3 file and distal canals were prepared up to #F4 file. In mesial root canals, working times were managed with a digital chronometer including irrigation and file changing times. In group ıı, root canals were instrumented with a 1.5 mm diameter SAF file with a constant irrigation and working times were established via vatea irrigation apparatus monitor in mesial root canals. After instrumentation, all samples were rescanned with µct with the initial parameters. The changes in canal volume, surface area and structure model index (SMI) and transportation, untouched surface area and the correlation between working-time and the canal-curvature were analysed statistically. In all tests, p was set.05. Results: Regarding the changes of the volume, surface-area, SMI and transportation, there was no significant difference between the groups in distal canals (p>0.05). With both instrumentation systems, the surface area reduction was observed on the middle and cervical thirds in some of the distal canals (p>0.05). ProTaper removed a significantly higher amount of dentin volume in mesialcanals (p<0.0001). Although the amount of untouched surface area in mesial canals was lower in group instrumented with ProTaper (p<0.0001), no statistically significant difference was observed between two systems in distal canals (p>0.05). In addition, a correlation between working-time and the canal-curvature was also observed in mesial canals for both groups (SAF: r2 = 0.792, p< , ProTaper: r2 = , p< ) Conclusions: In this in vitro study, similar cleaning and shaping effect were observed with both systems in distal canals. However, in the mesial canals untouched surface area provided by ProTaper was statistically significantly lower than that of the SAF. SS08 FARKLI YÖNTEMLERLE ÜRETİLMİŞ DÖNER SİSTEM NİTİ EĞELERİN VERTİKAL KIRIK OLUŞTURMA DÜZEYLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI FATMA FURUNCUOĞLU, ELİF KALYONCUOĞLU ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu invitro çalışmanın amacı farklı yöntemlerle üretilmiş 4 farklı NiTi döner sistemi ile şekillendirilmiş dişlerin vertikal kırık dirençlerinin karşılaştırlmasıdır. Gereç ve Yöntem: 100 adet tek kanallı mandibular premolar diş kök boyu 13 mm olacak şekilde kronundan ayrıldı. Kökler 1 kontrol ve 4 deney grubu olacak şekilde rastgele 5 gruba ayrıldı: Grup 1 (kontrol) deki örneklere herhangi bir işlem uygulanmadı. Deney gruplarındaki örnekler apikal çap #40 boyutunda olacak şekilde Grup 2 de ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, Ballaquies, İsviçre) (PTU) ile F4 (40/.06), Grup 3 te Twisted Files (SybronEndo, Orange CA, ABD) Twisted File eğesi ile 40/.04, Grup 4 te ProTaper next (Dentsply Maillefer, Ballaquies, İsviçre) (PTN) eğeleri ile x4 (40/.06), Grup 5 te ise Hyflex CM (Coltene Whaledent, Cuyahoga Falls, OH, ABD) (HF) eğeleri ile 40/.04 olana kadar prepare edildi. Ardından tüm deney gruplarındaki kökler AH Plus ve güta perka kullanılarak tek kon 52

53 tekniği ile dolduruldu. Bir hafta sonra kontrol ve deney grubundaki tüm kökler, koronal 9 mm lik kısmı dışarıda kalacak şekilde akrilik rezin bloklara dikey olarak gömüldü. Hazırlanan örneklere vertikal kök kırığı oluşuncaya kadar 1mm/dk hızında ilerleyen kuvvet uygulandı. Sonuçlar Newton (N) cinsinden kaydedildi. Veriler tek yönlü varyans analizi ve Tukey testi ile değerlendirildi. Bulgular: En yüksek kırık direnç değerleri kontrol grubunda elde edilmiştir. Kontrol grubu ile PTU, TF ve PTN grupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı iken (p<0.05), kontrol grubu ve HF grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık elde edilememiştir (p>0.05). Sonuçlar: Kök kanal preparasyonu sırasında kullanılan NiTi eğelerin üretim teknolojileri arasındaki farklılığın vertikal kök kırığı oluşumu üzerine etkisinin olmadığı belirlendi. SS08 VERTICAL ROOT FRACTURE RESISTANCE OF TEETH INSTRUMENTED WITH DIFFERENTIALLY MANUFACTURED NITI ROTARY FILES Aim: The purpose of this in vitro study was to evaluate vertical root fracture resistance of teeth instrumented with NiTi rotary files produced with 4 different manufacturing methods. Methodology: A hundred extracted single-canal mandibular premolar teeth were sectioned, leaving a standart root length of 13 mm. Roots were randomly divided into 1 control group and 4 experimental groups: Group 1(control); no preparation or obturation, Group 2; prepared with the ProTaper Universal rotary files (PTU) up to an F4 (40/.06), Group 3; prepared with the Twisted Files Twisted File up to 40/.04, Group 4; prepared with the ProTaper next rotary files (PTN) up to an x4 (40/.06), Group 5; prepared with the Hyflex CM rotary files (HF) up to 40/.04. After preparations, the teeth were obturated with single cone technique using gutta-percha and AH plus sealer. The roots in control and experimental groups were mounted vertically in acrylic resin blocks that exposed 9 mm of the coronal part. The roots were subjected to a vertical loading force with a constant speed of 1 mm/min until fracture occured. The force required to produce a fracture was recorded in Newtons (N). Data were statistically analyzed by one-way variance analysis (ANOVA) and Tukey test at a significance level of p<.05. Results: The highest fracture resistance values were obtained in the control group. The difference between control group and PTU,tf and PTN groups was statistically significant (p<.05) but the difference between control group and HF group was not statistically significant (p>.05). Conclusions: It was determined that the difference between the manufacturing technology of NiTi files used during root canal preparation has no effect on vertical root fracture formation. SS09 PROTAPER GOLD, SAF, VE XP-ENDO FİNİSHER Nİ Tİ EĞELERİN DENTİN DEFECTİ OLUŞTURMA ORANLARININ BELİRLENMESİ: MİCRO CT ÇALIŞMASI H.MELİKE BAYRAM, EMRE BAYRAM, MERT OCAK, AHMET DEMİRHAN UYGUN, HAKAN HAMDİ ÇELİK GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmada ProTaper Universal, ProTaper Gold, Self Adjusting File, ve XP-Endo Finisher eğelerin kanal preperasyonu sonrasında oluşan dentin defektlerinin mikro ct ile belirlenmesi amaçlandı. 53

54 Gereç ve Yöntem: Kırk adet tek ve düz kök kanalına sahip alt premolar dişleri seçilerek mikro ct görüntüleme cihazı ile tarandı. Örnekler, farklı preperasyon grubuna göre 4 deney grubuna ayrıldı (n=10): Grup 1: ProTaper Universal (PTU), Grup 2: ProTaper Gold (PTG), Grup 3: self adjusting file (SAF), Grup 4: XP-Endo Finisher. Belirtilen eğe gruplarına göre genişletme işlemi yapılan dişler, preperasyon sonrası tekrar mikro ct ile tarandı. Enstrümantasyon öncesi ve sonrası kesitsel görüntüler değerlendirilerek dentin defektleri tespit edildi. Bulgular: Değerlendirilen adet kesitten 8996 adetinde mikrokırık varlığı tespit edildi. Yalnızca ProTaper Universal grubunda preperasyon sonrası kırıklara rastlandı. ProTaper Gold, SAF, XP-Endo Finisher gruplarında görülen defektler preperasyon öncesinde mevcut olan defektlerdi. Sonuçlar: ProTaper Gold, SAF, XP Endo Finisher ile preperasyon, dentin defektlerine neden olmayabilir. Eğelerin taper, sayı, rotasyonel etkilerinin yanında metalurjik özellikleri de dentin defekti oluşumunu etkileyebilir. SS09 EVALUATION OF PROTAPER GOLD, SAF, AND XP ENDO FINISHER NI-TI FILES IN THE INDUCTION OF DENTINAL MICROCRACKS: A MICRO-CT STUDY Aim: The aim of the present study was to evaluate the frequency of dentinal microcracks observed after root canal preparation with ProTaper Universal, ProTaper Gold, self adjusting file, ve XP-Endo Finisher through micro computed tomographic analysis. Methodology: Forty human mandibular premolars with one and straight root canal were randomly assigned to four experimental groups (n = 10) according to the system used for the root canal preparation: Group 1:ProTaper Universal (PTU), Group 2: ProTaper Gold(PTG), Group 3:self adjusting file (SAF), and Group 4: XP-Endo Finisher systems. The specimens were scanned through highresolution micro computed tomographic imaging before and after root canal preparation. Afterward, pre- and postoperative cross-sectional images of theeth were screened to identify the presence of dentinal defects. Results: Dentinal microcracks were observed in 8996 of cross-sectional images. PTU system significantly increased the number of microcracks compared with preoperative specimens. All dentinal defects identified in the postoperative scans were already present in the corresponding preoperative images for PT Gold, SAF, and XP-Endo Finisher systems. Conclusions: Root canal preparation with PT Gold, SAF, and XP-Endo Finisher systems did not induce the formation of new dentinal microcracks. SS10 FARKLI YÖNTEMLERLE ÜRETİLMİŞ DÖNER SİSTEM NİTİ EĞELERİN DÖNGÜSEL YORGUNLUĞA BAĞLI KIRILMA DİRENÇLERİNİN İNCELENMESİ 1 NESLİHAN BÜŞRA KESKİN, 2 UĞUR İNAN 1 BALGAT AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ 2 SAMSUN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Çalışmamızda, klinik koşulları taklit edecek nitelikte ve özel olarak tasarlanmış dinamik bir model üzerinde 5 farklı üretim şekline sahip döner NiTi eğelerinin döngüsel yorgunluğa karşı dayanıklılıklarının karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, her bir döner sistem NiTi eğeden 30 adet olmak üzere toplam 150 adet eğe kullanıldı. Bu 30 adet eğe ise, kanal kurvatür açısı 600 ve yarıçapı 2 mm, 5 mm ve 8 mm olan 54

55 üç ayrı yapay kanalda kullanılmak üzere 3 alt gruba ayrıldı (n=10). Döngüsel yorgunluk deney düzeneğine sabitlenen aletlere, klinik kullanımı taklit etmek amacıyla 3 mm/sn hızla ileri-geri hareketler yaptırıldı. Tüm eğeler, yapay kanallarda kırılıncaya kadar devamlı rotasyon hareketi ile döndürüldü. Her bir eğe için kırılıncaya kadarki tur sayısı eğenin dönme hızı ve kırıldığındaki süre ile çarpılarak hesaplandı. Elde edilen verilere Kolmogorov-Smirnov testi uygulandı ve verilerin normal dağılım gösterdiği gözlendi. Daha sonra verilere tek ve çift yönlü varyans analizi ve tamhane çoklu karşılaştırma testleri uygulandı. Bulgular: Bu çalışmanın sonucuna göre cm üretimli typhoon eğe sistemi, her üç kanalda da diğer eğe sistemlerine göre anlamlı derecede daha dayanıklı bulunmuştur. Race eğe grubu zor (r=2 mm) kanalda döngüsel yorgunluğa karşı en az dayanıklı eğe grubu olarak bulunmuştur. Kırık yüzeyler tarama elektron mikroskobu (sem) ile incelenmiş ve kırılmanın döngüsel yorgunluğa bağlı oluştuğu teyit edilmiştir. Sonuçlar: Üretim şekilleri, NiTi eğelerinin döngüsel yorgunluklara karşı dayanıklılıklarını etkileyen önemli faktörlerden biri olarak gözlenmiştir. Ayrıca, yapay kanalların yarıçapının da kırılma direnci üzerine etkili olduğu bulunmuştur. SS10 EVALUATION OF CYCLIC FATIGUE RESISTANCE OF DIFFERENT ROTARY NITI FILES PRODUCED BY DIFFERENT MANUFACTURED METHODS Aim: The aim of this study was to compare the cylic fatigue resistance of rotary NiTi files, produced with 5 different manufacturing methods on specially designed dynamic model which simulated clinical conditions. Methodology: In this study, total of 150 files, consisting of 30 files for each rotary NiTi file system were used. The 30 files of each group were divided into 3 subgroups to be used in artificial canals with an angle of curvature 600 and radii of curvature of 2 mm, 5 mm, 8 mm (n:10). The files are fixed on a cyclic fatigue testing device and moved back and forth with a speed of 3 mm/sec to simulate the clinical conditions. All files were rotated in the artificial canals until fracture occurred. The number of cycles to fracture was calculated by multiplying time to fracture and rotational speed. Kolmogorovsmirnov test showed that the data were normally distributed and then one and two way analysis of variance and tamhane multiple comparison tests applied. Results: According to the results of this study, CM wire Typhoon system was significantly more resistant to cyclic fatigue compared to the other file systems. In all three artificial canals, RaCe group was the least resistant file system to cyclic fatigue in difficult (r=2 mm) canal. The fracture surfaces were analyzed with scanning electron microscope SEM and confirmed that the cause of fracture was flexural fatigue. Conclusions: Manufacturing method is the one of the most important factor over/on cyclic fatigue resistance, also the radius of curvature effects the cyclic fatigue subsequently. SS11 TEK EĞELİ VE ÇOK EĞELİ DÖNER ALET SİSTEMLERİNİN KÖK KANAL ŞEKİLLENDİRME ETKİNLİKLERİNİN DEĞİŞİK PARAMETRELERLE DEĞERLENDİRİLMESİ İLKNUR KAŞIKÇI BİLGİ, MEHMET KEMAL ÇALIŞKAN EGE ÜNİVERSİTSİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 55

56 Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı döner eğe sistemlerinin oluşturduğu apikalden taşan irigasyon ve debris miktarının değerlendirilmesi ile yer çekimi etkisinin ve eğimli kök kanallarında genişletme sonucu oluşan çalışma boyu kaybının taşan irigasyon ve debris üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Aşırı kök kanal eğimine sahip 120 adet alt ve üst çene büyük azı dişte; Twisted File adaptive, WaveOne, ProTaper next, MTwo, One Shape eğeleri ile kök kanal şekillendirmesi yapıldı. Her eğe sistemi yer çekimine göre üst ve alt çeneyi taklit eden bir düzenek kullanılarak iki alt grupta karşılaştırıldı. Taşan irigasyon ve debris miktarı 10-5 hassasiyetinde hassas tartı ile ölçüldü. Çalışma boyu kaybı genişletmeden önce ve sonra stereomikroskop ve mikrometre ile ölçüldü. Ayrıca genişletme ve irigasyon için geçen süre hesaplandı. Bulgular: Diş pozisyonlarının, eğe sistemleri üzerine apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı açısından anlamlı bir etkisi görülmedi (p > 0.05). Ancak eğelerden bağımsız olarak, genel değerlendirildiğinde alt çene pozisyonunda daha fazla debris taştığı gözlemlendi (p < 0.001). Apikalden taşan irigasyon ve debris miktarı arasında pozitif bir korelasyon saptanırken (p < 0.05), çalışma boyu kaybı ile taşan debris miktarı arasında herhangi bir korelasyon görülmedi (p > 0.05). TFA sisteminde anlamlı olarak diğer eğe sistemlerinden daha az irigasyon taşkınlığı görüldü (p < 0.05). Mt ile yapılan genişletme süresinin istatiksel olarak anlamlı ölçüde diğer tüm sistemlerden daha fazla olduğu bulundu (p < 0.05). Sonuçlar: Tüm eğe sistemlerinde apikalden belli miktarda irigant ve debris taşkınlığı görüldü. Çalışma boyu kaybı ve yer çekiminin taşan irigasyon ve debris miktarı üzerine bir etkisi görülmedi. SS11 COMPARISONS OF SINGLE AND MULTIPLE FILE SYSTEM ROOT CANAL PREPERATION TECHNIQUES WITH DIFFERENT PARAMETERS Aim: The aim of this study was to evaluate the amount of extruded irrigant and debris produced by different rotary systems and to determine the influences of gravitational force and working length changes in curved canals on extrusion. Methodology: One hundred twenty severely curved maxillary and mandibular molar root canals were instrumented with; Twisted File adaptive, WaveOne, ProTaper next, MTwo and One Shape. Each group was divided into two subgroups as maxillary and mandibular according to their location at the experimental set-up. The amount of extruded irrigant and debris were weighed using a 10-5 microbalance. Additionally, working length changes of curved canals were measured before and after root canal instrumentation and the working time required to complete instrumentation was recorded. Results: The location of tooth and the instrument used had no significant effect on the amount of extrusion (p > 0.05). When the gravitational force via tooth locations was considered irrespective of the instruments, significantly more irrigant and debris were extruded in mandibular location (p < 0.001). A positive correlation was determined between the amount of extruded irrigant and debris (p < 0.05). On the other hand there was no correlation between working length changes and extruded debris (p > 0.05). The TFA extruded significantly less irrigant compared to other groups (p < 0.05). The preparation time with mt was significantly longer than other systems (p < 0.05). Conclusions: All rotary instruments caused irrigant and debris extrusion. Also none of the analysed factors such as instrument technique, gravity and the amount of working length change of curved root canal had an effect on the extruded irrigant and debris. 56

57 SS12 PERİAPİKAL LEZYONLU DİŞLERDE TEK YA DA İKİ SEANSTA TAMAMLANAN KANAL TEDAVİSİNİN İYİLEŞMEYE ETKİSİ SENİHA MİÇOOĞULLARI KURT, M. KEMAL ÇALIŞKAN EGE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Asemptomatik periapikal lezyonlu dişlerde tek seansta ve iki seansta tamamlanan kanal tedavisinin başarısının radyografik olarak incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda periapikal lezyonlu 90 adet üst çene anterior dişin kanal tedavisi tek seansta ve iki seansta tamamlanarak klinik ve radyografik olarak izlendi. Giriş kavitesi açılarak çalışma boyları tespit edildi ve genişletmeler modifiye step back yöntemi ile 2 ml % 2,5 lik sodyum hipoklorit ile irigasyon yapılarak tamamlandı. Tek seans grubunda kanallar 5 ml % 5 lik EDTA, 5 ml % 2,5 luk NaOCl, distile su ve ardından 5ml % 2 lik CHX ile son irigasyon yapılmasının ardından, güta perka ve AH-Plus kanal patı kullanılarak lateral kompaksiyon yöntemi ile dolduruldu. İki seans grubunda ise genişletmenin ardından kalsiyum hidroksit-distile su karışımı lentülo yardımı ile kanal içine yerleştirildi. Hasta ikinci seansa geldiğinde geçici dolgu çıkarılarak son irigasyon yapıldı ve kanal dolguları aynı şekilde tamamlandı. Grupların incelemesinde tedavi sonrası, altıncı, onikinci ve yirmidördüncü aylarda kontrol radyografileri alınarak periapikal lezyon iyileşmesi ve kanal tedavisi başarısı değerlendirilmiştir. Bulgular: Asemptomatik periapikal lezyonlu dişlerde tek ve iki seansta tamamlanan kanal tedavisi sonrası altı, oniki ve yirmidört aylık süreçte periapikal iyileşme yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuçlar: Çalışmamızın bulguları asemptomatik periapikal lezyonlu dişlerde iyileşmenin seans sayısı ile ilişkili olmadığını göstermiştir. SS12 HEALING OF SINGLE- VERSUS TWO-VISIT ENDODONTIC TREATMENT OF TEETH WITH APICAL PERIODONTITIS Aim: To compare the periapical healing of endodontic treatments which were completed in one- visit versus two- visit for teeth with apical periodontitis. Methodology: 90 teeth with apical periodontitis were included in this study and the root canal treatments were performed either in one visit or two visit. Root canal instrumentation was performed with step-back technique and irrigation with 2.0 ml %2,5 sodium hypochlorite. After completion of root canal instrumentation in Group 1, a standardized final irrigation protocol was performed with 5.0 ml 5% ethylenediaminetetraacetic acid followed by 5.0 ml 2.5% sodium hypochlorite, distilled water and 5.0 ml 2% CHX and the obturation was performed at the same appointment by using a lateral condensation technique with guttapercha and AH plus sealer. For the teeth in Group 2, a lentulo spiral was used to fill all canals with calcium hydroxide paste. At the second appointment, the calcium hydroxide paste was removed and obturation was performed with the same technique described for Group 1. The outcome measures were the change in apical bone density at 6, 12, 24 months. Results: There was no significant difference in radiographic evidence of periapical healing between one-visit and two-visit root canal treatment after 6, 12, 24 months follow up period. Conclusions: Healing of asymptomatic teeth with apical periodontitis was not associated with the number of visits of root canal treatment. 57

58 SS13 FARKLI KÖK KANAL DOLGU YÖNTEMLERİNİN PERİAPİKAL İYİLEŞME ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ GÖZDE KANDEMİR DEMİRCİ, MEHMET KEMAL ÇALIŞKAN EGE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Çalışmamızın amacı, thermafil ve soğuk lateral kompaksiyon yöntemleri ile standart bir protokol uygulanarak yapılan kanal tedavilerinin başarısının klinik ve radyografik olarak incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma yaş aralığında 100 hastada 120 adet dişin dahil edildiği prospektif randomize bir klinik çalışmadır. Çalışmamız, kök kanal tedavisi endikasyonu olan, thermafil ve soğuk lateral kompaksiyon yöntemleri ile bir endodontist tarafından standart bir protokol uygulanarak yapılan hastaları içermektedir. Ellialtı adet diş thermafil yöntemi ile 56 adet diş de soğuk lateral kompaksiyon yöntemi ile dolduruldu. Her iki grup için de kök kanal dolgusu süreleri kaydedildi. İyileşmenin değerlendirilmesinde radyografilerin incelenmesi Orstavik ve arkadaşlarının (1986) değerlendirme kriterlerine göre iki kör gözlemci tarafından yapıldı. Kök kanal dolgusu seviyeleri, Sjögren ve arkadaşlarının (1990) değerlendirme kriterlerine göre incelendi. Bulgular: Klinik ve radyografik değerlendirmeler sonrasında soğuk lateral kompaksiyon grubunda bir dişte (% 1,8), thermafil grubunda iki dişte (% 3,6), başarısızlık tespit edilmiştir. İki yıllık takip periyodu sonrasında iyileşme açısından iki grup arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (p > 0.05). Sonuçlar: Çalışmamızın sonuçları her iki yöntemin de iyi örtüleme özelliği gösterdiğini ve günlük endodonti pratiğinde kullanılabileceğini göstermiştir. SS13 THE EFFECT OF DIFFERENT ROOT CANAL TREATMENT TECHNIQUES ON PERIAPICAL HEALING Aim: The aim of this clinical study was to investigate and compare clinical and radiological outcome of root canal treatments with using thermafil and cold lateral compaction methods with standardized clinical protocols. Methodology: This study was a prospective randomized clinical trial involving 120 teeth in 100 patients aged between years. This study involved patients who required root canal treatment with either thermafil or cold lateral compaction by one endodontist with a standard treatment protocol. A total of 56 teeth were filled with cold lateral compaction and 56 teeth with thermafil. The time used in the entire of obturation was recorded in both groups. In a blind evaluation, the treated teeth radiographs were examined according to Orstavik et al. (1986) by two examiners who did not know their group assignment and each apical root canal filling level was examined according to the method described by Sjögren s et al. (1990). Results: Endodontic failures with clinical symptoms and/or radiographic radiolucency was observed in one tooth (1,8%) of the cold lateral compaction group and in two teeth (3,6%) in the thermafil group. There was not statistically significant difference between the treatment outcomes after 2 years of follow-up period (p > 0.05). Conclusions: The results of the present study showed that the good sealing ability of both techniques and we can use in daily endodontic practice. 58

59 SS14 LAZER ESASLI DEZENFEKSİYON UYGULAMALARININ E. FAECALIS İLE ENFEKTE EDİLEN KÖK KANALLARINDAKİ ANTİBAKTERİYEL ETKİSİNİN İN VİTRO OLARAK İNCELENMESİ 1 PARLA MEVA DURMAZPINAR, 2 BANU CAN UYGUN, 2 SERTAÇ PEKER, 2 TANJU KADİR, 2 HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU, 2 MAHİR GÜNDAY 1 BİRUNİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ 2 MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı; Er:YAG lazer, Diod lazer, Nd:YAG lazer, PIPS (ışıkla başlatılan fotoakustik akım), PAD (ışıkla aktive olan dezenfeksiyon) ve sodyum hipoklorit ile yapılan farklı kök kanalı dezenfeksiyon prosedürlerinin; Enterococcus faecalis üzerindeki antimikrobiyal etkilerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için 95 tane tek köklü tek kanallı insan dişi kullanıldı. Kök kanalları ProTaper eğeleriyle F3 numaralı eğeye kadar şekillendirildi. Şekillendirme işleminin ardından smear tabakasının kaldırılması için kök kanallarında 1 ml % 17 lik EDTA solüsyonu 2 dk bekletildi, son yıkama ise 1 ml % 2,5 NaOCl solüsyonu ve takiben 1 ml steril serum fizyolojik solüsyonu ile yapıldı. Dişler 121ºc de 15 dakika otoklavda steril edildi. E. faecalis süspasiyonu ile 7 gün boyunca enfekte edildikten sonra, dişler farklı deney materyallerinin (NaOCl, PIPS, PAD, Er:YAG, Diod ve Nd:YAG lazer) uygulanacağı 6 alt gruba ayrıldı (n=15). Kök kanallarından dezenfeksiyon öncesi ve sonrası paper pointlerle alınan örnekler, petrilerdeki besiyerlerine ekildi. 48 saat sonra 10 katlı seyreltmelerin ardından, bakteri sayımları (CFU-koloni oluşturan birim) belirlendi. Hayatta kalan bakterilerin yüzdesi istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Tüm deney gruplarında başlangıçtaki bakteri sayısına göre kalan bakteri sayısında görülen düşüşler, istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). NaOCl grubunda mikroorganizma sayısındaki azalma; Diod lazer, Nd:YAG lazer, Er:YAG lazer ve PAD gruplarından anlamlı derecede daha fazla bulunurken, NaOCl ile PIPS grubu arasında antimikrobiyal etkinlik açısından anlamlı farklılık bulunmadı. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırlılıkları doğrultusunda, kök kanalı dezenfeksiyonunda NaOCl ye alternatif olarak kullanılan farklı lazer esaslı dezenfeksiyon işlemlerinin nispeten kısa süreli uygulamalar ile kök kanallarındaki E. faecalis i azaltmada etkili olduğu görülmüştür. Kök kanallarında E. faecalis in tamamen elimine edilmesi yalnızca NaOCl irrigasyonu ile mümkün olmuştur. SS14 IN VITRO EVALUATION OF EFFECTIVENESS OF LASER-BASED DISINFECTION PROTOCOLS IN ROOT CANALS INFECTED BY E. FAECALIS Aim: The aim of this in-vitro study was to evaluate the antimicrobial effect of different root canal disinfection procedures with Er:YAG laser, Diod laser, Nd:YAG laser, PIPS (Photon Induced Photoacoustic Streaming), PAD (Photo-Activated Disinfection) and Sodium hypochlorite on Enterococcus faecalis. Methodology: This study consisted of 95 single-rooted human permanent teeth with single canals. Canal preparation was performed using ProTaper files up to size F3. After the mechanic preparation, canals were filled with 1 ml 17% ethylenediaminetetraacetic acid (EDTA) for 2 minutes followed by a final rinse with 1 ml 2.5% NaOCl and 1 ml sterile saline solution for smear layer removal. Teeth were autoclaved at 121ºc for 15 minutes and they were infected with E. faecalis for 7 days. Teeth were divided into six groups (n=15) according to test materials; NaOCl, PAD, PIPS, Nd:YAG, Er:YAG, and Diod lasers. Samples from the root canals were collected by paperpoints, before and after irrigation 59

60 procedures. Bacterial counts (CFU-colony forming units) were analyzed by serial decimal dilutions and the percentage of surviving microorganisms was statistically assessed. Results: There were statistically significant differences between bacterial reduction. İn all experimental groups (p<0.01). Bacterial reduction in NaOCl group, were significantly higher than Diod, nd: yag, Er:YAG lasers and PAD groups. There was no significant difference between NaOCl and PIPS groups statistically in antimicrobial efficacy. Conclusions: Within the limits of the current study, the use of lasers as alternative means of root canal disinfection to NaOCl has been shown to be effective at reducing E. faecalis in root canals within relatively short times. Only NaOCl irrigation revealed completely eradication of E. feacalis. SS15 ETKİSİ FARKLI İRRİGASYON SİSTEMLERİNİN YAPAY YAN KANALLARIN DOLDURULMASI ÜZERİNDEKİ ŞEHNAZ YILMAZ, AYŞİN DUMANİ, AYFER ATEŞ, KADRİYE ÖZDAYI ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, güncel olarak kullanılan sonik irrigasyon ve aktivasyon sistemlerinin kapalı yöntemle hazırlanmış yapay yan kanalların doldurulabilmesi üzerindeki etkisinin, radyografik analizle ve diş şeffaflaştırma yöntemiyle değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için, kök uzunlukları birbirine yakın, 60 adet yeni çekilmiş üst çene ön bölge ve alt çene küçükazı insan dişi seçildi. Dişlerin kronları uzaklaştırıldı ve kök ucunun 3, 6, 9 mm uzak noktalarında hem mezial hem de distal taraftan dişin dış yüzeyine dik olacak şekilde 15 nolu reamerla lateral kanallar oluşturuldu. Kök kanalları genişletildi ve rastgele olacak şekilde üç gruba (n=20) ayrıldı: Grup 1, Vibringe sonik irrigasyon; Grup 2, pasif ultrasonik irrigasyon (PUI); ve kontrol grubu, geleneksel iğne irrigasyonu. Kök kanalları AH Plus ve guta perka ile soğuk lateral sıkıştırma yöntemi ile dolduruldu. Her örnekten periapikal radyograf alındı ve stereomikroskop için dekalsifiye edildi. Normal dağılım göstermeyen bağımlı iki sayısal ölçümü (röntgen vs foto) karşılaştırmada Wilcoxon Signed Rank Test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen sayısal ölçümleri üç grup arasında genel karşılaştırmada Kruskal Wallis Testi kullanıldı. Bulgular: Radyografik değerlendirmede, kontrol ve PUI grupları arasında ve şeffaflaştırma yapılan örneklerin analizinde kontrol ve vibringe grupları arasında orta üçlü seviyesinde istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p<0.05). Sonuçlar: Sonik veya ultrasonik irrigasyon kök kanallarının orta üçlü seviyesinde oluşturulan yapay yan kanalların doldurulmasında istatistiksel olarak farklılık göstermiştir. SS15 EFFECTIVENESS OF DIFFERENT IRRIGATION SYSTEMS ON FILLING OF SIMULATED LATERAL CANALS Aim: The purpose of this study was to evaluate the effect of currently used sonic irrigation and activation systems on filling of simulated lateral canals in a closed system by radiographic analysis and tooth decalcification and clearing method. Methodology: Sixty freshly extracted human maxillary anterior and mandibular premolar teeth with similar root length were selected for this study. The teeth were decoronated and lateral canals were created by inserting #15 reamer at 3, 6, 9 mm away from the apex, on the mesial and distal walls perpendicularly to the external surface. The root canals were instrumented and randomly assigned 60

61 into three groups (n=20): Group 1, vibringe sonic irrigation; Group 2, passive ultrasonic irrigation (PUI); and control Group 3, conventional needle irrigation. The root canal were filled with AH Plus and gutta-percha using the cold lateral compaction technique. Periapical radiographs were taken from each specimen and then decalcified for stereomicroscopic analysis. For comparison of two paired continuous variables (radiograph vs cleared specimens), Wilcoxon Signed Rank Test was used. For non-normal distributed data, Kruskal Wallis Test was used to compare three groups. Results: Significant difference was found at the middle third between the control and the PUI groups in the radiographic evaluation and between the control and the Vibringe Group in the cleared specimens (p<0.05). Conclusions: Sonically or ultrasonically irrigation showed significant differences on the filling of the simulated lateral canals at the middle third of the root canals. SS16 ULTRASONİK OLARAK AKTİVE EDİLMİŞ İRRİGASYON SOLÜSYONLARINDA SERBEST PARA- KLOROANİLİN OLUŞUMU. PROTON NÜKLEER MANYETİK REZONANS SPEKTROSKOPİ ANALİZİ 1 ÖZGÜR IRMAK, 1 EKİM ONUR ORHAN, 1 KAMURAN GÖRGÜN, 1 BATU CAN YAMAN, 2 BEKİR KARABUCAK 1 ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ 2 PENSİLVANYA ÜNİVERSİTESİ Amaç: Sodyum hipoklorit (NaOCl) ile klorkheksidin (CHX) karıştırıldığında kahverengi bir çökelti oluşmaktadır. Önceki bazı çalışmalar bu çökelti içerisinde, toksik ve karsinojenik olduğu bilinen, serbest para-kloroanilin (PCA) adlı bir madde olduğunu bildirmişlerdir. Ancak proton nükleer manyetik rezonans spektroskopisi ve diğer birkaç spektroskopi tekniği kullanılarak yapılan bir başka çalışma bu kahverengi çökelti içerisinde serbest PCA olmadığını göstermiştir. QMix 2in 1 (Dentsply Tulsa Dental, Tulsa, OK, USA) (QMix), 2011 yılında final endodontik irrigasyon solüsyonu olarak piyasaya sürülmüştür. QMix, etilendiamintetraasetik asit (EDTA), ve CHX analogu içeren sulu bir çözeltidir. QMix in üreticisi, kahverengi çökeltinin oluşumunu önlemek için NaOCl ile QMix uygulaması arasında salin ile ara yıkama önermektedir. Pasif ultrasonik irrigasyon (PUI), irrigasyonun etkinliğini arttırmak amacıyla kullanıma sunulmuştur. PUI, NaOCl nin doku çözücü ve anitbakteriyel etkinliğini arttırmaktadır. PUI nin diğer irrigasyon solüsyonlarının kimyasal özellikleri üzerindeki etkileri halen cevapsızdır. Ultrasonik enerjinin, QMix ile CHX, ve diğer irrigasyon solüsyonlarıyla QMix arasındaki etkileşim üzerindeki etkisi hakkında çok az bilgi mevcuttur. Araştırmacılar, ortaya çıkan ısının PCA izomerlerinin oluşumuna yol açabilmesi nedeniyle ultrasonik aktivasyonun CHX ile kullanımını önermemektedir. Bu çalışmanın amacı, ultrasonik olarak aktive edilmiş çeşitli irrigasyon solüsyonlarının, ayrı ayrı veya kombine kullanımları sonrasında PCA oluşup oluşmadığını, 1H-NMR ve kızılötesi (IR) spektroskopi analizleriyle değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Gruplar şu şekildedir: Grup 1, toz formunda %98 lik PCA; Grup 2, aktive edilmemiş %2 lik CHX; Grup 3, aktive edilmiş %2 lik CHX; Grup 4, aktive edilmemiş QMix; Grup 5, aktive edilmiş QMix; Grup 6, akitive edilmemiş %5.25 lik NaOCl ile QMix karışımı; grup 7, aktive edilmiş %5.25 lik NaOCl ile QMix karışımı; Grup 8, aktive edilmemiş %5.25 lik NaOCl ile CHX karışımı; grup 9, aktive edilmiş %5.25 lik NaOCl ile CHX karışımı; Grup 10, aktive edilmemiş %15 lik EDTA ile CHX karışımı. Örnekler 1H-NMR ve IR spektroskopi ile analiz edilmiştir. Bulgular: 1H-NMR ve IR analizleri, ultrasonik aktivasyondan bağımsız olarak CHX, QMix ve çökeltilerde serbest PCA olmadığını ortaya koymuştur. 61

62 Sonuçlar: QMix veya %2 lik CHX in ultrasonik aktivasyonlu ya da aktivasyonsuz %5.25 lik NaOCl ile karıştırılması sonucunda serbest PCA açığa çıkmamaktadır. SS16 FREE PARA-CHLOROANILINE FORMATION IN ULTRASONICALLY ACTIVATED IRRIGATION SOLUTIONS. A PROTON NUCLEAR MAGNETIC RESONANCE SPECTROSCOPY ANALYSIS PURPOSE: Aim: Mixing sodium hypochlorite (NaOCl) with chlorhexidine (CHX) forms a brown coloured precipitate. Some of the previously published studies claimed that this brown precipitate contains free parachloroaniline (PCA), a substance which is known to be toxic and carcinogenic. However, a study utilising proton nuclear magnetic resonance (1H-NMR) and multiple other spectroscopy techniques showed that there is no free PCA in this brown precipitate. QMix 2in1 (Dentsply Tulsa Dental, Tulsa, OK, USA) (QMix) was introduced in 2011 as an final endodontic irrigation solution. QMix is an aqueous solution containing ethylenediaminetetraacetic acid (EDTA), CHX analog. Manufacturer of QMix recommends an interim flushing with saline between NaOCl and QMix application to prevent formation of brown coloured precipitation as a result of these two solutions' interaction. Passive ultrasonic irrigation (PUI) has been introduced as a method to improve the effectiveness of irrigation. PUI enhances tissue dissolving and antibacterial capacity of NaOCl. Impact of PUI on chemical properties other irrigation solutions remains unanswered. There is little information on the effect of ultrasonic energy on chemical structures of QMix and CHX and chemical interactions between various irrigants and QMix. Researchers have recommended not to use ultrasonic agitation with CHX due to temperature increase which may cause formation of PCA isomers in the canal purpose of this study was to determine whether PCA is formed after passive ultrasonic activation of various irrigants used separately or in combination with another irrigant by using 1H-NMR and infrared (IR) spectroscopies. Methodology: Groups were as follows: Group 1, commercially available 98% PCA in powder form; Group 2, non-activated 2% CHX; Group 3, activated 2% CHX; Group 4, non-activated QMix; Group 5, activated QMix; Group 6, non-activated 5.25% sodium hypochlorite (NaOCl) mixed with QMix; Group 7, activated 5.25% NaOCl mixed with QMix; Group 8, non-activated 5.25% NaOCl mixed with CHX; Group 9, activated 5.25% NaOCl mixed with CHX; Group 10, non-activated 15% EDTA mixed with CHX. Groups were analysed with 1H-NMR and IR spectroscopies. Results: 1H-NMR and IR analyses showed that no free PCA was present in CHX, QMix and precipitates regardless of ultrasonic activation. Conclusions: Mixing QMix or 2% CHX with either ultrasonically activated 5.25% NaOCl or nonactivated 5.25% NaOCl do not yield free PCA. SS17 FARKLI YIKAMA SİSTEMLERİNİN APİKALDEN TAŞAN İRRİGASYON SOLÜSYONU MİKTARINA OLAN ETKİSİNİN İN-VİTRO OLARAK İNCELENMESİ ESİN ÖZLEK, MERT GÖKAY EROĞLU YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Çalışmamızın amacı dişlerin şekillendirilmesi ve genişletmesi sırasında farklı yıkama sistemlerinin EndoVac (Discus Dental, Culver City, CA, ABD), EndoActivator (Dentsply, Tulsa, OK) and Endo-Eze (Ultradent Product, South Jordan, UT, USA) irrigation tip) kullanılmasının apikalden taşan irrigasyon solüsyonu miktarını azaltıp azaltmadığı araştırmaktır. 62

63 Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda standartlara uygun olarak seçilmiş 45 diş kullanılmıştır. Dişler rastgele her grupta 15' er diş olacak şekilde 2' şer gruba ayrılmıştır. Kanallar ProTaper next Nikel Titanyum (Ni-Ti) kanal aletleri (Dentsply Maillefer, Balaigues, İsviçre) kullanılarak crown-down tekniği ile şekillendirilmiştir. Bu kanal aletleri üretici firmanın talimatlarına göre sırasıyla X1, X2, X3 ve X4 olacak şekilde, X-Smart Plus (Dentsply Maillefer, Balaigues, İsviçre) endodontik motor ile 250 rpm hızda kullanılmıştır. Kanalların apikali X4 e kadar genişletilmiştir. Taşan irrigasyon solüsyonu miktarını ölçmek için ferraz ve ark. Tarafından kullanılan taşma modeli kullanılmıştır. İrrigasyon solüsyonu olarak %5,25 naocı solüsyonu toplamda 12 cc olacak şekilde kullanılmıştır. Deney gruplarında irrigasyon işlemi sırayla EndoVac, EndoActivator ve endoeze yıkama ucu kullanılarak yapılmıştır. Eppendorf tüpleri işlem öncesi ve sonrasında hassas terazide tartılarak taşan irrigasyon solüsyonu miktarı belirlenmiştir. Tek yönlü ANOVA, Kruskal-Wallis testlerive gruplar arası farkın tespiti için Tukey's Post Hoc Testi (p=0,05) kullanılmıştır. Sonuçlar: Elde edilen istatiksel sonuçlara göre EndoVac cihazının apikalden taşan irrigasyon solüsyon miktarını önemli ölçüde azalttığı belirlenmiştir. SS17 IN VITRO INVESTIGATION OF THE EFFECT OF DIFFERENT IRRİGATION SYSTEMS ON APICAL EXTRUSION AMOUNT OF THE IRRIGANT Aim: The aim of our study is to investigate whether the utilization of different irrigation systems (EndoVac (Discus Dental, Culver City, CA, ABD), EndoActivator (Dentsply, Tulsa, OK) and Endo-Eze (Ultradent Product, South Jordan, UT, USA) irrigation tip) reduces apical extrusion amount of the irrigant. Methodology: 45 extracted teeth were used in our study. The teeth were divided into 3 groups, each containing 15 teeth. Instrumentation was performed using ProTaper next (Ni-Ti) files (Dentsply Maillefer, Balaigues, Switzerland) using a crown-down technique. Following manufacturers instructions; X1, X2, X3, X4 files were applied sequentially using X-Smart Plus (Dentsply Maillefer, Balaigues, Switzerland) endodontic motor with 250 rpm of speed. Instrumentation in apical part of the canals were performed until the X4 file. Extrusion pattern described by ferraz et al. Was used to measure the apical extrusion amount of irrigant. NaOCl solution with 5,25% concentration was used as an irrigant with a total amount of 12 cc. Irrigation protocol was performed using EndoVac, EndoActivator and Endo-Eze irrigation tip respectively in all experimental groups. The weight of the Eppendorf tubes were measured using precision scales before and after irrigation process to determine the extruded amount of irrigant from apex. One way analysis of variance (ANOVA), Kruskal-Qallis test and Tukey s Post Hoc was used to determine the difference between groups (p=0,05). Conclusions: According to statistical results, it was determined that EndoVac system reduces apical extruded amount of irrigant significantly. SS18 DENEYSEL OLARAK ENTEROCOCCUS FAECALİS İLE ENFEKTE EDİLEN KÖK KANALLARINDA LAZER AKTİVASYONUYLA BİRLİKTE KULLANILAN KALSİYUM HİPOKLORİT SOLUSYONUN ANTİMİKROBİYAL ETKİNLİĞİ 1 AYSİN DUMANİ, 2 HATİCE KORKMAZ GÜVENMEZ, 1 ŞEHNAZ YILMAZ, 1 OĞUZ YOLDAŞ, 1 ZELİHA GONCA BEK KÜRKLÜ 1 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI 2 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TİBBİ BİYOLOJİ ANABİLİMDALI 63

64 Amaç: Bu çalışmanın amacı Enterococcus faecalis ile enfekte edilen kök kanallarında erbium, chromium:yttrium, scandium, gallium, garnet (Er,Cr:YSGG) lazerin kalsiyum hipoklorit veya sodyum hipokloritle birlikte kullanıldığında antibakteriyel etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada tek köklü yüz beş küçük azı dişlerinin kök kanalları 40 lık eğeye kadar genişletildi ve steril edildi. Kök kanallarına E. faecalis inoküle edildikten sonra 21 gün inkübe edildi. Dişler rastgele 7 deneysel gruba (n:15) ayrılarak irrigasyon yapıldı. Grup 1: yandan delikli enjektör kullanılarak distile suyla irrigasyon Grup 2: yandan delikli enjektör kullanılarak % 2.5 NaOCl solusyonuyla irrigasyon Grup 3: yandan delikli enjektör kullanılarak % 2.5 Ca(OCl)2 solusyonuyla irrigasyon Grup 4: lazer aktivasyonuyla beraber distile su irrigasyonu Grup 5: lazer aktivasyonuyla beraber % 2.5 NaOCl solusyonuyla irrigasyon Grup 6: lazer aktivasyonuyla beraber % 2.5 Ca(OCl)2 solusyonuyla irrigasyon grup 7: ırrigasyon solusyonu olmadan lazer aktivasyonlu irrigasyon dekontaminasyon işlemlerinden önce ve sonra mikrobiyal örnekler toplandı ve koloni oluşturma üniteleri sayıldı ve mikrobiyal düşüş yüzde olarak hesaplandı. E. faecalis sayısındaki başlangıç ve bitiş log dönüşüm arasındaki fark ANOVA ve ikili gruplar arasındaki fark Post-Hoc Tukey multiple comparison testler kullanılarak karşılaştırıldı. Bulgular: Yandan delikli enjektör ve distile suyla yapılan irrigasyon grubunda istatistiksel olarak diğer gruplara göre düşük antibakteriyel etki görülmüştür (p<0.05). Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak bir fark bulunmamaktadır (p>0.05). Sonuçlar: Antimikrobiyal ajan olarak % 2.5 Ca(OCl)2 kullanılan her iki yöntemde de % 2.5 NaOCl kadar etkili olmuştur. Bu çalışmada lazer aktivasyonuyla birlikte distile su ve irrigasyon solusyonu kullanmadan da etkili bir antibakteriyel etkinin sağladığı bulunmuştur. Lazerin bu şekilde kullanımı kalsiyum ve sodyum hipokloritin apikalden taşma ihtimali riskini önlemektedir. SS18 EFFICACY OF CALCIUM HYPOCHLORITE WITH LASER-ACTIVATED IRRIGATION ON REDUCTION OF ENTEROCOCCUS FAECALIS IN EXPERIMENTALLY INFECTED ROOT CANALS Aim: The aim of this study is to compare the efficacy of calcium hypochlorite (Ca(OCl)2) and sodium hypochlorite (NaOCl) associated with erbium, chromium:yttrium, scandium, gallium, garnet (Er,Cr:YSGG) laser irradiation in root canals experimentally infected with Enterococcus faecalis Methodology: The root canals of 105 single-rooted premolars were enlarged up to file 40, autoclaved, inoculated with E. faecalis, and incubated for 21 days. The teeth were randomly divided into seven experimental groups (n = 15 per group). Group 1 (G1): syringe irrigation (SI) with distilled water (DW); G2: SI with 2.5% NaOCl; G3: SI with 2.5% Ca(OCl)2; G4: laser-activated irrigation (LAI) with DW; G5: LAI with 2.5% NaOCl; G6: LAI with 2.5% Ca(OCl)2; and G7: LAI without irrigation solution. Microbiological samples were collected and the colony-forming units were counted before and after decontamination procedures and the percentages of reduction were calculated. The difference between the initial and final log-transformed E. faecalis numbers were compared using ANOVA, and Post-Hoc Tukey multiple comparison tests were used for pairwise group comparisons. Results: SI with DW demonstrated poor antibacterial effect on E. faecalis and was significantly different than the other experimental groups (p<0.05). There was no significant difference between sı using NaOCl or Ca(OCl)2 and LAI with DW, NaOCl, or Ca(OCl)2 or without irrigation solution (p>0.05). Conclusions: As an antimicrobial agent, 2.5% Ca(OCl)2 was as effective as 2.5% NaOCl on E. faecalis with conventional or laser activated irrigation. The present results suggest that Er,Cr:YSGG laser with DW or without an irrigation solution can achieve similiar antimicrobial effect as laser activated 64

65 irrigation with NaOCl or Ca(OCl)2 in root canals infected with E. faecalis. This may prevent the risk of extrusion NaOCl and Ca(OCl)2 to periapical tissues. SS19 GENİŞ PERİAPİKAL LEZYON BULUNAN DİŞLERDE CBCT GÖRÜNTÜLEMESİNİN VE İKİ FARKLI ELEKTRONİK APEKS BULUCUNUN ÇALIŞMA BOYU TESPİTİ KABİLİYETLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI 1 YAKUP ÜSTÜN, 2 AHMET ERCAN ŞEKERCİ, 1 TUĞRUL ASLAN, 1 BURAK SAĞSEN 1 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ 2 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ Amaç: Bu kontrollü klinik çalışmanın amacı, geniş periapikal lezyon bulunan dişlerde konik açılı bilgisayarlı tomografi (CBTC) görüntülemesinin ve iki farklı elektronik apeks bulucunun (EAB) kök kanalı çalışma boyu tespiti kabiliyetlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Tüm hastalar bu çalışmadan bağımsız olarak bir CBCT taramasından geçmişti ve görüş alanı (FOV) içinde kanal tedavisine ihtiyaç duyan en az bir adet diş izlenmekteydi. Tek köklü ve tek kanallı yetmiş üç adet diş bu çalışmaya dahil edildi. Klinik olarak, kök kanalı çalışma boyları deneyimli bir endodontist tarafından iki farklı EAB [Raypex 6 (VDW, Almanya), Propex Pixi (Dentsply Maillefer, İsviçre)] ile ölçüldü. Ölçümler üç defa tekrarlandı ve ölçümlerin ortalaması kaydedildi. Endodontik tedaviye dahil edilmeyen bir oral radyolog mezyo-distal CBCT kesitleri üzerinde kök kanalı çalışma boyu ölçümlerini gerçekleştirdi. CBCT ölçümleri, değerlendirici tutarlılığını değerlendirebilmek için bir kez daha tekrarlandı. Veriler Friedman Repeated Measures testi ile analiz edildi (α=0.05). Bulgular: Üç ölçüm tekniği arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0.05). Sonuçlar: Bu çalışmada, geniş periapikal lezyon bulunan dişlerde CBCT kullanılarak yapılan çalışma boyu ölçümü, elektronik apeks bulucular kullanılarak elde edilen ölçümler kadar güvenilirdi. Bununla birlikte, daha ileriki çalışmalar bu konuyu farklı koşullar altında değerlendirmelidir. SS19 COMPARISON OF WORKING LENGTH DETERMINATION ABILİTIES OF CBCT IMAGING AND TWO ELECTRONİC APEX LOCATORS IN TEETH WITH LARGE PERIAPİCAL LESIONS Aim: The aim of this controlled clinical study was to compare the working length determination abilities of cone-beam computed tomography (CBCT) imaging and two different electronic apex locators (EAL) in teeth with large periapical lesions. Methodology: All patients had received a CBCT scan independent of the present study and needed root canal treatment of at least 1 tooth visible in the field of view (FOV). Seventy-three teeth with single roots and canals were included in this study. Clinically, the root canal working lengths were measured with two different EALs [Raypex 6 (VDW, Germany), Propex Pixi (Dentsply Maillefer, Switzerland)] by an experienced endodontist. The measurements were repeated 3 times and the mean value was recorded. An oral radiologist who was not involved in the endodontic treatment, measured the root canal working lengths on mesio-distal CBCT sections. The CBCT measurements were repeated once for analysis of intrarater reliability. The data were analyzed with Friedman Repeated Measures test (α=0.05). Results: There were no significant difference among the three measurement techniques (p>0.05). 65

66 Conclusions: In this study, in teeth with large periapical lesions, working length measurement using CBCT was as reliable as measurements derived from using apex locators. However, future studies should evaluate this issue under different circumstances. SS20 ÜÇ FARKLI ELEKTRONİK APEKS BULUCUNUN EL EĞELERİ VE DÖNER EĞELER KULLANILARAK IN VITRO KARŞILAŞTIRILMASI 1 ELİF DELVE BAŞER CAN, 2 MEHMET BAYBORA KAYAHAN, 3 MÜZEYYEN KAYATAŞ, 1 JALE TANALP 1 YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİ DALI 2 OKAN ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI 3 SERBEST HEKİM Amaç: Kök kanallarının şekillendirilmesinde apikal sınırın belirlenmesi kök kanal tedavisinin önemli bir aşamasıdır. Kanal boyunun belirlenmesinde radyografik yoruma tek başına güvenilmemeli, elektronik ölçüm yapılmalıdır. Bu çalışmanın amacı üç farklı elektronik apeks bulucunun (Dentaport ZX, VDW Gold, X Smart Dual) el eğeleri ve NiTi döner eğeler kullanılarak karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Altmış adet çekilmiş, tek köklü, düz kanallı ve apikal gelişimi tamamlanmış diş kullanılmış ve kök kanal boyları (RL) operasyon mikroskobunda x10 büyütmede, 10 numara K tipi eğenin ucu apikal foramenden görülene kadar ilerletilerek ölçülmüştür. Daha sonra dişler rastgele üç gruba ayrılmıştır. Grup 1 de elektronik kanal boyu (EL) ölçümleri Dentaport ZX cihazı ile yapılmıştır. EL1 ölçümü için 10 numara K tipi eğe, pathfile ölçümü (PL) için 013 pathfile, otomatik apikal ters dönme (AARL) ölçümü için ProTaper Universal döner eğeler f2 ye kadar kullanılmış, şekillendirme sonrası ikinci pasif elektronik kanal boyu ölçümü için (EL2) ise 10 numara K tipi eğe cihaz üzerinde apex ibaresi görülecek şekilde kullanılmıştır. Grup 2 ve Grup 3 için aynı yöntemle sırasıyla VDW Gold ve X Smart Dual cihazları kullanılmıştır. Bütün ölçümler 0.5 mm lik doğruluk payı ile milimetre olarak ifade edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Grup 1 ve Grup 3 ölçümlerinde, EL1 ve EL 2 ölçümleri ile RL arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilirken, PL ve AARL ile RL arasında anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Grup 2 de RL ile diğer elektronik kanal ölçümleri arasında anlamlı farklılık yoktur. Kabul edilebilir sınırlarda olan her ölçümün yüzdesi değerlendirilmiş, EL1 ve AARL ölçümleri değerlendirildiğinde cihazlar arasında anlamlı farklılık varken, PL ve EL2 ölçümleri değerlendirildiğinde anlamlı farklılık yoktur. Sonuçlar: Bu çalışmanın sonuçlarına göre Dentaport ZX cihazı major foramenden sapma miktarı değerlendirildiğinde diğer cihazlara göre daha doğru sonuç vermiştir. Dentaport ZX ve X Smart Dual cihazları kullanıldığında döner eğeler kullanılarak yapılan kanal boyu ölçümleri (PL ve AARL), pasif elektronik kanal boyu ölçümlerine (EL1 ve EL2) göre daha doğru sonuç vermiştir. SS20 IN VITRO COMPARISON OF THE THREE ELECTRONIC APEX LOCATORS BY USING HAND AND ROTARY NICKEL-TITANIUM INSTRUMENTS Aim: The establishment of the apical limit of canal preparation is an important phase of root canal treatment. Radiographic interpretation cannot be depended on alone to establish the working length and that electronic determination is necessary. The aim of this study is to compare the accuracy of three electronic apex locators (Dentaport ZX, VDW Gold, X Smart Dual) by using hand files and NiTi rotary instruments. Methodology: Sixty single rooted extracted human teeth with a single and straight canal and completely formed apices were used and measured directly (Real Length, RL). Using a size 10 K file introduced in the canal until the tip was visible at the major foramen, under a dental operating 66

67 microscope at x10 magnification. The teeth were then divided into three groups randomly. Electronic working length (EWL) determination in Group 1 was performed with Dentaport ZX. Size 10 K file was used for EWL determination (EL1), size 013 pathfile for pathfile length (PL), ProTaper rotary instruments, ending with a f2 file, for auto apical reverse length (AARL) and after instrumentation a second passive EWL measurement (EL2) were conducted with a size 10 K file until the apex reading was obtained on the device. VDW Gold and X Smart Dual were used in Group 2 and Group 3 respectively. All measurements were expressed in milimetres with accuracy set to 0.5 mm. The significance level was set at p<0.05. Results: In Group 1 and Group 3 significant differences were observed between EL1, EL2 measurements and RL. In Group 2 no significant differences were observed between RL and other electronic canal measurements. Percentages of acceptable measurements for each electronic reading were calculated and significant differences were found between the devices with respect to el1 and AARL measurements and no significant differences were noted in PL and el2 measurement. Conclusions: Under the conditions of this study, the Dentaport ZX was the most accurate at locating the major foramen. When Dentaport ZX and X Smart Dual used, the electronic working length determination with rotary instruments (PL and AARL) was more accurate than the measurements with hand files (EL1 ve EL2). SS21 AKUT İRREVERSİBL PULPİTİSLİ DİŞLERDE HHV-8, HCMV VE EBV VARLIĞININ PCR KULLANILARAK ARAŞTIRILMASI GÜLGÜN CANSU ÖZTÜRK, YILDIZ GARİP BERKER MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL Amaç: Endodontik patojenlerin tamamının kültür yöntemi ile belirlenmesindeki güçlükler moleküler yöntemlerin kullanılması ile bir miktar elimine edilmiş ve endodontik hastalığa sebep olan patojenlerin düşünülenden çok daha çeşitli olduğu gösterilmiştir. İnfekte kök kanal florasından en sık izole edilen mikroorganizmalar olan bakterilerin yanı sıra, mantarların, archeaların ve virüslerin de endodontik hastalıkların patogenezinde rol oynadığı belirlenmiştir. Son yıllardaki çalışmalarda endodontik patolojilerde Human Sitomegalovirüs (HCMV), Epstein- Barr Virüs (EBV) ve Human Herpesvirüs- 8 (HHV-8) in varlığı gösterilmiştir. Bu çalışmada irreversibl akut pulpitisli dişlerden alınan örneklerde HCMV, EBV ve HHV-8 in varlığını polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) kullanarak araştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma grubu marmara üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti anabilim dalı kliniğine, kontrol grubu ise marmara üniversitesi diş hekimliği fakültesi ağız, diş ve çene cerrahisi anabilim dalı kliniğine başvuran hastalardan oluşturulmuştur. Mikrobiyolojik örnekler 20 adet akut durumdaki irreversibl pulpitisli dişten toplanmıştır (Grup 1). Kontrol grubu olarak 20 adet ortodontik amaçlı çekilmiş sağlıklı diş kullanılmıştır (Grup 2). Örnekler Grup 1 den kanal tedavisi sırasında, Grup 2 den ise çekimi takiben steril bir paper pointin kanamalı pulpa odasında 30 saniye boyunca bekletilmesi ile toplanmıştır. Elde edilen örnekler laboratuara transfer edilerek PZR ile analiz edilmiştir. Bulgular: Örneklerin % 100 ünde EBV tespit edilmiş, HCMV ve HHV-8 e hiçbir örnekte rastlanmamıştır. Grup 1 de Grup 2 ye oranla yaklaşık yedi kat fazla EBV DNA sı tespit edilmiştir. Grup 1 ve Grup 2 de EBV bulunma miktarları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05), perküsyon hassasiyeti ile virüs varlığı arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır (p>0,05). İrreversibl pulpitis 67

68 durumunda virüs miktarının kadınlarda erkeklere oranla daha fazla artış gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Sonuçlar: EBV nin sağlıklı vital pulpa dokusunda bulunabileceği ve pulpitis durumunda miktarının anlamlı artış gösterdiği, HCMV ve HHV-8 in ise hiçbir durumda florada bulunmadığı tespit edilmiştir. Pulpa dokusunda sadece EBV ye rastlanmış olması virüslere ait yapısal özelliklere ve pulpaya ait lokal faktörlere bağlı olabilir. İncelenen virüslerin infeksiyon yeteneklerinin ve latent kaldıkları hücrelerin farklı olması pulpa dokusunda bulunma sıklıklarını etkiler. SS21 DETECTION OF HHV-8, HCMV AND EBV IN TEETH WITH ACUTE IRREVERSIBE PULPITIS USING PCR TECHNIQUE Aim: Development of molecular techniques eliminated the difficulty of identifying endodontic pathogens using culture methods, and showed that the pathogens leading to endodontic diseases are much more variable than it was thought. It has been shown that fungi, viruses and archaea are also involved in endodontic diseases as well as bacteria, the most commonly isolated microorganism from the root canals. Recent studies have indicated that human cytomegalovirus (HCMV), epsteinbarr virus (EBV) and human herpesvirus- 8 (HHV-8) are present in endodontic pathosis. The aim of this study is to investigate the HCMV, EBV and HHV-8 presence in teeth with irreversble acute pulpitis using polymerase chain reaction (PCR). Methodology: The study and control groups were selected from the patients admitted to marmara university faculty of dentistry department of endodontics and department of oral and maxillofacial surgery. The microbiological samples were collected from 20 teeth with irreversible acute pulpitis (Group 1) and 20 orthodontically extracted teeth which were used as healthy control group (Group 2). Samples were collected from bleeding pulp chambers of the teeth in Group 1 during the endodontic treatment and in Group 2 after the extraction using a sterile paper point. The collected samples were transferred to laboratory for PCR analysis. Results: EBV was detected in 100 % of the samples while HCMV and HHV-8 were not present in any of the samples. Approximately seven times more EBV load was detected in Group 1 than in Group 2. EBV occurence differed significantly between Group 1 and Group 2 (p<0,05), while no significant relationship was detected between percussion sensitivity and EBV presence. A higher percent of EBV load increase was detected in women with irreversible pulpitis (p<0,05). Conclusions: Within the limits of this study, it can be concluded that EBV can be found in both healthy and inflamed pulp tissue. A statistically significant increase was seen during irreversible pulpitis. Furthermore neither pulp tissue groups showed HCMV nor HHV-8. The reason why only EBV growth was determined in pulp tissue can be explained with structural characteristics of the viruses and local factors of the pulp. The infection ability and latency differences of the viruses effect their presence in pulp tissue. SS22 ENDODONTİK İNFEKSİYONLARIN YENİ NESİL SEKANSLAMA METODUYLA ANALİZİ CANGÜL KESKİN, EBRU ÖZSEZER DEMİRYÜREK, ERTAN EMEK ONUK ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı primer ve sekonder/persistan endodontik infeksiyonlarda kanal içindeki mikrobiyotanın yeni nesil sekanslama tekniği ile bakteriyel komünite profilini araştırmaktır. 68

69 Çalışmanın sıfır hipotezi, primer ve sekonder/persistan endodontik infeksiyonlar arasında mikrobiyal komünite profilleri açısından fark olmadığıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20 primer endodontik ve 20 sekonder/persistan endodontik infeksiyonlu 40 diş dahil edildi. Dişler atravmatik şekilde çekildikten sonra kriyojenik pulverizasyonla toz haline getirildi. Toz haline getirilen örneklerden mikrobiyal dna ekstrakte edildi. 16S rrna geninin V4 bölgesinde 454 GS FLX pirosekanslama analizi uygulandı. Bulgular: 40 örnekten toplam dizi okuması, örnek başına adet kaliteli okuma gerçekleştirildi. Çalışmada toplam 14 filum, 29 sınıf, 47 takım, 85 aile, 160 cins ve 368 tür saptandı. Her iki grupta en sık saptanan filum Proteobacteria oldu. İki grup arasında filum, cins ve tür sayısı açısından anlamlı fark saptanmadı (p>0,005). 4 primer endodontik infeksiyon örneğinde Methanibrevibacter oralis ve Candidatus nitrosoarchaeum limnia arkeaları saptandı. Sonuçlar: Sekonder/persistan endodontik infeksiyonların mikrobiyal komünitelerinin primer endodontik infeksiyonlar kadar çeşitli ve zengin olduğu gösterilmiştir. Primer endodontik infeksiyonlardan ilk defa Thaumaracheata filumuna ait Candidatus nitrosoarchaeum limnia türü saptanmıştır. SS22 NEXT GENERATION SEQUENCING ANALYSIS OF ENDODONTIC INFECTIONS Aim: This thesis study aims to investigate the intracanal microbial profiles of primary and secondary/persistent endodontic infections using next generation pyrosequencing method. The null hypothesis was that there is no difference in diversity of overall bacterial community profiles of primary and secondary/persistent endodontic infections. Methodology: The study included a total of 40 teeth, which 20 of them with primary endodontic infection and 20 with secondary/persistent endodontic infections. Following atraumatic extraction, the specimens were cryogenically pulverized. Microbial dna was extracted from tooth powders. 454 GS FLX pyrosequencing analysis was performed to V4 region of 16S rrna gene. Results: Pyrosequencing analysis resulted a total of sequences from 40 specimens and high quality sequences per specimen. 14 phylum, 29 class, 47 order, 85 family, 160 genera and 368 species were detected in all specimens. There was no statistically significant difference regarding diversty and richness of phylum, genera and species (p>0.005). Methanibrevibacter oralis and Candidatus nitrosoarchaeum limnia archaeas were identified from 4 samples. Conclusions: The present pyrosequencing study demonstrates that persistent infections have as diverse bacterial community as primary infections. The archaea Candidatus nitrosoarchaeum limnia was detected in root canal of a tooth with endodontic infection for the first time. SS23 KALSİYUM SİLİKAT ESASLI MATERYALLERİN İNSAN PULPA FİBROBLASTLARI ÜZERİNDEKİ SİTOTOKSİK ETKİLERİNİN İNCELENMESİ MEHMET ADIGÜZEL, FUAT AHMETOĞLU, AYÇE ÜNVERDİ ELDENİZ, MEHMET GÖKHAN TEKİN, BÜLENT GÖĞEBAKAN MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, HATAY İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, MALATYA SELÇUK ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KONYA 69

70 MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, RESTRORATİF DİŞ HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI, HATAY MUSTAFA KEMAL ÜNİVERSİTESİ, BİYOLOJİ VE GENETİK BÖLÜMÜ, HATAY Amaç: Bu çalışmanın amacı; insan pulpa fibroblastları üzerinde kalsiyum silikat esaslı bir kuafaj materyali olan Theracal LC ile yine kalsiyum silikat esaslı olan BiodentineTM, MTA Angelus, iroot BP Plus materyallerinin sitotoksik etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, vital pulpa tedavilerinde kullanılan Theracal LC, BiodentineTM, MTA Angelus ve iroot BP Plus pulpa kuafaj materyallerinin MTT testi ile sitotoksik etkilerinin ve FACS yöntemiyle apoptotik etkilerinin sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Theracal LC, BiodentineTM, MTA Angelus ve iroot BP Plus materyallerin insan pulpa fibroblastı hücre hatlarında oluşturduğu sitotoksik etkiler arasındaki istatistiksel fark anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Theracal LC materyalinin orijinal ekstratı 24 (%28,3), 48 (%44,9) ve 72 (%49,2) saatlik değerlendirmede hücre canlılık oranları bakımından diğer kuafaj materyallerinden daha fazla sitotoksik etki göstermiştir. Buna karşın en az sitotoksik etki BiodentineTM grubunda (%97,1, %130,0, %103,7 sırasıyla) gözlemlenmiştir. Çalışmanın FACS sonuçlarına göre Theracal LC materyalinin diğer materyallere göre apoptoz/nekroz oranlarını arttırdığı belirlenmiştir. Sonuçlar: Elde edilen verilerle; BiodentineTM ve materyalleri vital endodontik tedavilerde kullanılabilir materyaller olarak değerlendirilebilir. iroot BP Plus ve Theracal LC materyallerinin sitotoksik etkileri yönünden dikkatli olunmalı ve ilave çalışmalar yapılmalıdır. SS23 COMPARISON OF CYTOTOXIC EFFECTS OF CALCIUM SILICATE-BASED MATERIALS ON HUMAN PULP FIBROBLASTS Aim: The aim of this study was to compare the in vitro cytotoxicity of Theracal LC, BiodentineTM, iroot BP Plus, MTA Angelus on human pulp fibroblasts. Methodology: In this research, the effects of pulp capping materials used in vital pulp therapies such as Theracal LC, BiodentineTM, MTA Angelus, iroot BP Plus were evaluated. These materials were compared using MTT test to evaluate cytotoxic effects and apoptosis was evaluated with FACS method. Results: The difference between the effects of Theracal LC, BiodentineTM, MTA Angelus and iroot BP Plus on human pulp fibroblast cells were found to be statistically significant (p<0.05). The original extract of Theracal LC found to be more cytotoxic considering other vital pulp capping materials in 24h (28,3%), 48h (44,9%) and 72h (49,2%) evaluation periods. On the other hand,biodentinetm showed the least cytotoxic effects (97,1%, 130,0%, 103,7% respectively) according to FACS results of the research, it was observed that Theracal LC material increases apoptosis/necrosis ratios compared to the other materials. Conclusions: Based on the results of our study, BiodentineTM and MTA Angelus can be classified as biocompatible materials in vital endodontic treatments. However, the Theracal LC materials should be used carefully due to their cytotoxic effects. SS24 HUMAN GİNGİVAL FİBROBLASTLARI ÜZERİNE SODYUM HİPOKLORİT VE KİTOSANIN SİTOTOKSİSİTESİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ 1 ZELİHA UĞUR, 1 KEREM ENGİN AKPINAR, 2 CEYLAN HEPOKUR 70

71 1 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS 2 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, ECZACILIK FAKÜLTESİ BİYOKİMYA ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Endodontide kullanılanacak olan irrigasyon solüsyonunun ideal şartları taşıması için canlı dokularla biyouyumlu olması gerekmektedir. Sodyum hipoklorit bu etkiyi göstermediği için günümüzde çalışmalar alternatif solüsyon arayışına odaklanmıştır. Bu çalışmanın amacı, iki kök kanal irrigasyon solüsyonunun human gingival fibroblast hücre hattı üzerindeki sitotoksik etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Human gingival fibroblast hücreleri üzerine 37oc de 4 saat boyunca artan konsantrasyonda sodyum hipoklorit ve kitosan uygulanmıştır. 37oc de 4 saat süresince PBS uygulanmış negatif kontrol grubu oluşturuldu. Pozitif kontrol gruplarına, 1 μm metilmetansülfanad 4 saat süresince 37oc uygulandı. Sitotoksik değerlendirme XTT testi uygulanarak gerçekleştirildi. IC50 değerleri hesaplandı. Bulgular: Değerlendirilen her iki solüsyon içinde hücrelerin canlılığında 24 saat periyodunca azalma görüldü. Sonuçlar: Çalışma sonucunda human gingival fibroblast hücreleri üzerinde hem 4 hem de 24 saatlik uygulama sonucunda NaOCI kitosan a göre istatistiksel olarak daha sitotoksik bulunmuştur. SS24 AN IN VITRO EVALUATION OF THE CYTOTOXICITY OF SODIUM HYPOCHLORITE AND CHITOSAN ON HUMAN GINGIVAL FIBROBLASTS Aim: The ideal endodontic irrigating solution should be biocompatible with live host tissues. Because irrigation with NaOCl is still not predictably effective, recent studies have focused on searching for an alternative solution. The aim of the present study was to evaluate the capacity of two root canal irrigants cytotoxicity capacity in vitro. Methodology: Human gingival fibroblast cells (CRL-2014) were exposed to sodium hypochlorite (NaOCl) and chitosan in increasing concentrations for 4 h at 37oc. The negative control group was treated with vehicle control (phosphate buffer solution - PBS) for 4 h at 37 c, and the positive control group was treated with methylmetanesulfonate, 1 μm. For 4 h at 37 c. Cytotoxicity was assessed by XTT. The IC50 values were calculated. Results: NaOCl was found statistically more cytotoxic than chitosan at the and of the practice for both 4 and 24 hours on the human gingival fibroblast cells. SS25 ETKİSİ KÖK KANALINDAN KALSİYUM HİDROKSİT UZAKLAŞTIRILMASINDA RADİAL FİRİNG UCUN 1 EMRE ÇULHA, 2 CİHAN YILDIRIM 1 ZİRVE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Ca(OH)2 in farklı irrigasyon teknikleri ve iki farklı lazer sistemi kullanımıyla (Er:YAG, Er,Cr:YSGG) kök kanalından uzaklaştırılmasının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem : Kök kanalı döner alet sistemiyle şekillendirme sonrası her kök kanal boyunca uzunlamasına, iki parça olacak şekilde ayrıldı. Parçalardan birine apekse 2-6 mm mesafede kök kanal sistemindeki düzensizlikleri taklit etmek amacıyla, standardize bir oluk açıldı. Her oluk paper 71

72 pointlerin yardımıyla Ca(OH)2 patıyla doldurulduktan sonra, dişler tekrar yapıştırıcı mum ve ortodontik lastiklerle bir araya getirildi ve apikal foramen kapatıldı. Dişler, 1 hafta boyunca 37 c de ve % 100 nemli ortamda iki seans arasında kanal pansumanı olarak Ca(OH)2 kullanıldığı zamanki klinik durumu temsil etmek için bekletildi. Sırasıyla, 10 ml % 5 lik NaOCl ve 10 ml % 17 lik EDTA kullanılarak, şırınga irrigasyonuyla Ca(OH)2 uzaklaştırması yapıldı. 4 grup oluşturuldu. 1. Grup, kontrol grubu olarak seçildi. 2. Gruptaki diş kök kanallarının içindeki % 5 lik NaOCl, düz bir fiber uçla (Preciso 300/14, Fotona) Er: YAG lazer uygulanarak aktive edildi. 3. Gruptaki dişlerin kök kanallarının içindeki % 5 lik NaOCl, RFT2 21mm fiber optik uçla, Er,Cr:YSGG lazer uygulanarak aktive edildi. 4. Gruptaki diş kök kanallarına, sıvı haznesinde % 2.5 luk NaOCl olan ultrasonik irrigasyon cihazıyla pasif ultrasonik irrigasyon yapıldı. Daha sonra, tüm dişler final irrigasyonu olarak 10 ml distile suyla irrige edildi. Kök yarıları tekrar ikiye ayrıldı. Stereo mikroskopta x20 büyütmede oluklar incelendi ve skorlandı. Sonuçlar: Tukey ve 3 yönlü ANOVA testleri kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi. 2., 3. Ve 4. Grup arasında anlamlı bir fark bulunamadı. SS25 CANAL THE EFFECT OF RADIAL FIRING TIP ON REMONVAL OF CALCİUM HYDROXIDE FROM ROOT Aim: The aim of study is to compare the removal of Ca(OH)2 by the usage of two different irrigation techniques and two different laser (Er:YAG, Er,Cr:YSGG) systems. Methodology: After root canal preparation with rotary system, each root was split longitudinally through the canal, forming two halves. A standard groove was cut in one canal wall 2 6 mm from the apex, to simulate the irregularities in root canal system. After each groove was filled with calcium hydroxide paste using paper points, the teeth were reassembled with sticky wax and orthodontic latex elastics and the apical foramen was sealed with wax. The teeth were stored for 1 week at 37 c and %100 relative humidity to simulate the clinical situation when Ca(OH)2 is used as an canal dressing between two treatment visits. Ca(OH)2 was removed with syringe irrigation by using 10 ml %5 NaOCl and 10 ml %17 EDTA, respectively. 4 groups were created. Group 1 (n= 10) was chosen as control group. In Group 2, %5 NaOCl within the root canals were activated by performing er: yag laser with a plain fiber tip (Preciso 300/14, Fotona). In Group 3 (n= 10), %5 NaOCl within the root canals were activated by using Er,Cr:YSGG laser with 21mm fiber optic RFT2 tip. In Group 4 (n= 10), the teeth were ultrasonically irrigated using %2.5 NaOCl as the irrigant. After that, all teeth were irrigated with 10 ml distilled water as final irrigation. The root halves were separated again. The grooves were examined under the stereo microscope under x20 magnification and scored. The results were statistically analyzed by using 3-way ANOVA and Tukey tests. Conclusions: No significant difference was found between Group 2, 3 and 4. SS26 KÖK KANAL TEDAVİSİNDE ND: YAĞ VE DİYOT LAZERİN POSTOPERATİF AĞRRI ÜZERİNE ETKİSİ FATMA TUNÇ, CİHAN YILDIRIM GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmada kök kanal tedavisinde Nd:YAG ve 940 nm diyot lazerin postoperatif ağrı üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. İn vivo şartlarda yürütülen bu çalışma önceden belirlenen kriterlere uygun kök kanal tedavisi gereksinimi olan 102 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Hastalar rastgele üç gruba ayrılmıştır. Kontrol grubundaki hastaların kök kanalları rotary enstrümanlar ve pasif step-back tekniğinin kombinasyonu kullanılarak genişletilmiş ve % 2,5 luk NaOCI ile irrige edilmiştir. Kontrol grubundaki protokole ek olarak ikinci grupta kök kanallarına Nd:YAG lazer, üçüncü grupta ise 72

73 diyot lazer uygulanmıştır. Kanalların tamamı gutta perka ve kanal dolgu patı ile lateral kondensasyon tekniğine göre doldurulmuştur. Hastalardan görsel analog skalası ile endodontik tedavinin ardından 12., 24., 48. Ve 72. Saatlerde hissettikleri postoperatif ağrı seviyelerini belirlemeleri istenmiştir. Sonuçta üç grup arasında ağrı insidansı yönünden anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). SS26 EFFECT OF ND:YAG AND DIODE LASER ON POSTOPERATIVE PAIN IN ROOT CANAL TREATMENT Aim: The aim of this study to evaluate the effect of the usage of Nd:YAG and 940 nm Diode lasers during root canal treatment on postoperative pain. This clinical study was conducted on 102 subjects requiring root canal treatment and matching the pre-determined inclusion criteria. All subjects were divided into three groups randomly. Root canals in the control group were irrigated with 2,5% NaOCl following preparation with the combination of step-back technique and rotary systems. In addition to what has been done in the control group, Nd:YAG laser was applied in the second group and Diode laser was applied in the third group. All canals were filled with the lateral condensation technique using gutta-percha points and sealer. All patients were requested to record their level of postoperative pain on a Visual Analogue Scale at 12th, 24th, 48th and 72nd hours following the treatment. As a result, no statistically significant differences were determined among the groups regarding pain incidence (p>0,05). SS27 ER,CR:YSGG LAZER VE NAOCL KULLANILARAK YAPILAN KANAL İÇİ DEZENFEKSİYON SONRASI POSTOPERATİF AĞRININ DEĞERLENDİRİLMESİ: RANDOMİZE KONTROLLÜ KLİNİK ÇALIŞMA GÖRKEM ÖZBİLEN, HAMDİ OĞUZ YOLDAŞ, ADİLE ŞEHNAZ YILMAZ, AYŞİN DUMANİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu randomize, kontrollü klinik çalışmada kök kanal tedavisi sırasında kanal içi dezenfeksiyon yöntemi olarak NaOCl ve Er,Cr:YSGG lazer kullanımının tedavi sonrası ağrı ile ilişkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Tek köklü ve asemptomatik nekroze olmuş dişlere sahip yüz yetmiş hasta, iki deney grubuna rastgele ayrıldı. Kök kanal preparasyonu Reciproc (VDW, Münih, Almanya) ile tamamlandı. Kanal içi dezenfeksiyon işleminde iki farklı tedavi protokolü kullanılmıştır. İlk grupta NaOCl hem kök kanal tedavisi sırasında hem de dezenfeksiyon amacıyla kullanıldı. İkinci grupta ise %0.9 luk nacl çözeltisi kök kanal işlemleri sırasında Er,Cr:YSGG lazer ise kök kanal dezenfeksiyonu amacıyla kullanıldı. Tüm dişler Adseal (Meta Biomed Co.,Kore) kanal dolgu patı ve guta-perka kullanarak lateral kompaksiyon yöntemi ile tek seansta dolduruldu. Tedavi sonrası ağrı 0-6,6-12,12-24 ve 24 ila 72 saatler arasında bir sözel değerlendirme ölçeği kullanılarak kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında 0-6, 6-12, 24 ve 72. Saat zaman dilimleri arasında anlamlı bir farklılık yoktur(p>0.05). Fakat Saatler arasında NaOCl ile dezenfeksiyon yapılan grupta daha fazla post operatif ağrı görülmüştür(p<0.05 ). Ağrı kesici kullanımı açısından gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu. Sonuçlar: Kök kanallarının NaOCl ve Er,Cr:YSGG lazerle dezenfeksiyonunu takiben görülen ağrı ve ağrı kesici kullanımı benzer bulunmuştur. NaOCl ile kök kanalları dezenfeksiyonu sonrası saat arsında post operatif rahatsızlıkta artış görülmüştür. SS27 POSTOPERATIVE PAIN AFTER USING ER,CR,YSGG LAZER IRRADIATION VERSUS NAOCL IRRIGATION FOR INTRACANAL DISINFECTION : A RANDOMIZED CONTROLLED CLINICAL TRIAL 73

74 Aim: The aim of this randomized, controlled, clinical trail was to determine the postoperative pain after use of NaOCl and Er,Cr:YSGG laser (Biolase Inc., Irvine, California, Usa.) As an intracanal disinfection method. Methodology: One hundred and seventy patients with single rooted asymptomatic teeth with necrotic pulps approved for this study. Root canal preparation was completed with Reciproc(VDW, Munich, Germany) rotary instruments. For intracanal irrigation and disinfection, two different treatment protocols were used and patients were randomly divided into two groups. In the first group NaOCl was used during root canal instrumentation and disinfection procedures. In the second group saline was used during root canal procedures and for the disinfection of root canals Er,Cr,YSGG laser was used. All teeth were obturated at the first visit by using root canal sealer(adseal,meta Biomed Co, Korea) and gutta-percha with lateral compaction technique. Postoperative pain was recorded using a verbal rating scale with the time intervals 0-6, 6-12, and hours after treatment. Results: There were no significant differences between groups at 0-6, 6-12 and hours time intervals (p>0.05). However at time interval disenfection with NaOCl incraesed post operative pain significantly (p<0.05). For analgesic intake there were no significant differences at any time intervals. Conclusions: The incidence and intensity of pain and analgesic intake following disinfection of root canals with NaOCl and laser were similar. There was slight tendency in post operative discomfort only at hours after root canals disinfection with NaOCl. SS28 ENDODONTİ DE KONİK IŞINLI BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ (KIBT) 1 OĞUZHAN ALTUN, 2 NUMAN DEDEOĞLU, 3 FUAT AHMETOĞLU 1 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, 2 AĞIZ, DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, 3 ENDODONTİ ANABİLİM DALI KIBT dentomaksillofasiyal bölgede sert dokuların anatomik yapı ve patolojilerini süperpozisyonsuz, yüksek çözünürlüklü, 3 boyutlu olarak görüntülemeye olanak sağlar. KIBT maksillofasiyal ve diğer cerrahi öncesi ve sonrasındaki değerlendirmede, ortodontik değerlendirmelerde, periodontal defektlerin incelenmek için kullanılmaktadır. Bunun yanında KIBT günümüzde endodonti uygulamaları için de popüler bir duruma gelmektedir. KIBT endodonti pratiğinde endodontik cerrahi öncesi değerlendirme, periapikal patolojilerin, kök kanal morfolojisi, lokalizasyonu ve sayısı, dental travma sonucu horizontal ve vertikal fraktürlerde, internal ve eksternal kök rezorbsiyonlarında, komplikasyonlarda ve iatrojenik defektlerin değerlendirilmesindekullanılmaktadır. Kök kanalında bulunan post, kanal dolgu patı, kon ve kırık kök kanal aleti gibi hiperdens görüntüye neden olan materyallerin varlığı hatalı değerlendirmeye neden olabilir. Şu an KIBT nin endodontideki diagnostik etkinliği bilinmemektedir. KIBT nin radyasyon dozu Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi (ÇKBT) ye göre daha azdır ancak periapikal ve panoramik radyografiye göre oldukça fazladır. Bu yüzden KIBT nin uzun dönem sağlıkla ilgili riskleri bilinmemektedir. SS28 BEAM COMPUTED TOMOGRAPHY IN ENDODONTICS CBCT Allows imaging of hard tissues of anatomical structures and pathologies in dentomaxillofacial region with high resolution and 3 dimension imaging without superposition. CBCT is used for maxillofacial and another surgical pre and post evaluation, orthodontic examination and to analysis of periodontal defects. Also CBCT has become a popular imaging technique for endodontic practice nowadays. CBCT 74

75 is used in endodontic practice to evaluate of periapical pathologies, endodontic surgery preop examination, root canal morphology, localisation and canal number, horizontal and vertical fracture result of dental trauma, internal and external root resorption, in complications and iatrogenic defects. Materials in the root canal which causing hyperdense image such as post, root canal sealer, con and broken root canal instrument may lead to misdiagnosis. Diagnostic efficiency of CBCT in endodontic is unknown today. Radiation dose of CBCT is lower than multislice computed tomography (MSCT) but it is significantly highercompare to periapical and panoramic radiography. Therefore long term health related effects of CBCT is unknown. SS29 MAKSİLLER POSTERİOR DİŞLERİN KÖK APEKSLERİ İLE MAKSİLLER SİNÜS TABANI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN CBCT KULLANILARAK DEĞERLENDİRİLMESİ 1 FATİH ÇAKICI, 2 ŞUAYİP BURAK DUMAN, 3 YASİN YAŞA, 1 ELİF BAHAR ÇAKICI 1 ORDU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ORAL DİAGNOZ VE RADYOLOJİ ANABİLİM DALI 3 ORDU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ORAL DİAGNOZ VE RADYOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı çeşitli kök konfigürasyonlarındaki maksiller posterior dişlerin kök apeksleri ile maksiller sinüs tabanı (MST) arasındaki vertikal ve horizontal ilişki, kök apeksleri ile maksiller sinüs tabanı ve bukkal kortikal kemiğin arasındaki mesafenin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 50 hastadan alınan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) görüntüleri üzerinde 328 dişin 741 kök apeksi incelendi. Maksiller posterior diş köklerinin apeksleri ile maksiller sinüs tabanı arasındaki vertikal ve horizontal ilişki belirlendi. Apeksin MST ve bukkal kortikal kemiğe olan uzaklığı ölçüldü. Veriler yaş, cinsiyet, bölge ve diş tipine göre istatistik olarak analiz edildi. Bulgular: MST ile kök apeksleri arasındaki vertikal ilişkiye bakıldığında 192 kökün apeksi maksiller sinüs içerisinde, 29 kökün apeksi MST ile yakın temasta ve 520 kökün apeksi de MST nın altında yer alıyordu. Yapılan istatistik analize göre cinsiyet (p=0,01) ve yaşa göre (p=0,00) vertikal olarak MST ile kök apeksleri arasında anlamlı bir ilişki tespit edilirken sağ ve sol bölge arasında anlamlı bir fark görülmedi (p=0,142). MST ile kök apeksleri arasındaki horizontal ilişkiye bakıldığında 30 dişte MST nın kök apeksinden daha bukkalde, 155 dişte merkezi olarak ve 10 dişte kök apeksinden daha palatinalde konumlandığı tespit edildi. Cinsiyet ile MST nın horizontal konumu arasında istatistik olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenirken (p=0.02) yaş gurupları(p=0,119) ve sağ ve sol taraf arasında (p=0,151) istatistik olarak anlamlı bir fark görülmedi. Sonuçlar: Maksiller sinüs tabanı ile posterior kök apekslerinin pozisyonunun incelenmesinde CBCT görüntüleme yöntemi non-invaziv bir yöntemdir. Maksiller posterior bölgede tedavi planlaması yapılırken posterior kök apeksleri ile MST arasındaki yakınlık dikkate alınmalıdır. SS29 EVALUATION OF VERTICAL AND HORIZONTAL RELATIONSHIPS BETWEEN MAXILLARY SINUS FLOOR AND THE ROOT APICES OF MAXILLARY POSTERIOR TEETH USİNG CBCT Aim: The aim of this study was to assess the vertical and horizontal relationships between the maxillary sinus floor (MSF) and the root apices of maxillary posterior teeth with various root configurations and the distance from the root apices to the MSF and the buccal cortical plate. Methodology: Cone-beam computed tomographic images of 741 apices in 328 teeth of 50 patients were analyzed. The vertical and horizontal relationships between the root apices of maxillary 75

76 posterior teeth and the MSF were determined. Distances from the apex to the MSF and the buccal bone plate were measured. The data were correlated with age, sex, side, and tooth type. Results: For the vertical relationship between the root apex and MSF, 192 root apices were protruded into the maxillary sinus, 29 root apices was close contact with MSF, and 520 root apices was below the MSF. Statistically significant correlation was found between location of root apices /MSF and sex (p=0.01) and age (p=0,00). Statistically significant correlation was not found between right and left sides (p=0,142). For the horizontal relationship between the root apex and the MSF, MSF was located more toward buccal side than root apices for 30 teeth, MSF was centrally located for 155 teeth was centrally located in, and MSF was located toward palatal side than root apices for 10 teeth. Statistically significant correlation was found between gender groups (p=0.02). Statistically significant difference was not found between right and left sides (p=0,151) and age groups (p=0,119). Conclusions: Cone-beam computed tomographic imaging is a noninvasive method, to evaluate the position of the posterior root apices to the maxillary sinus floor. Close proximity between the root apices of posterior teeth and maxillary sinus floor care must be taken in treatment planning in the maxillary posterior region. SS30 ENDODONTIDE YAPILAN SISTEMATIK DEĞERLENDİRMELERDE KI ARAŞTIRMA STRATEJILERININ ELEŞTİREL İNCELEMESİ İBRAHİM ETHEM YAYLALI, TAYFUN ALAÇAM ISPARTA ASKER HASTANESİ DİŞ SERVİSİ GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, Journal of Endodontics ve International Endodontic Journal' da yayınlanan sistematik değerlendirmelerdeki araştırma stratejilerini eleştirel olarak analiz etmektir. Gereç ve Yöntem: Ocak 1, 2000 ile aralık 31, 2015 tarihleri arası ve MEDLINE (pubmed arayüzü) veritabanı kullanılarak, her iki dergi tarandı. Son tarama tarihi ocak 10, 2016 idi. Kriterlere uygun olan çalışmalar, 2 kılavuz rehberden (AMSTAR checklist ve Cochrane Handbook) adapte edilen 11 soruluk değerlendirme formu kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Veritabanı 83 take sistematik değerlendirme buldu. Bunlardan 55 tanesi Journal of Endodontics, 28 tanesi International Endodontics Journal idi. 2 çalışma kriterlere uygun olmadığı için çalışmaya alınmadı. 81 tanesi değerlendirmeye alındı. Gri literatür ve yazarlarla irtibat konusunda eksiklikler görüldü (sırasıyla %30 ve %25 oranıyla). Ancak index terimleri ve anahtar kelimeler konusunda yeterli oldukları saptandı (sırasıyla %97 ve % 95%). Dergilerdeki genel ortalama 61% idi. İki dergi arasında araştırma strateji kalitesinde fark bulunmadı (p >.05). Sonuçlar: Araştırma stratejilerinin geliştirilmesi gerekiyor. Örneğin, gri literatür, yayınlanmamış çalışmalar için araştırılmalı, veritabanlarına herhangi bir dil kısıtlaması getirilmemeli ve çalışmalardaki diğer veriler için gerektiğinde yazarlar ile irtibat sağlanmalıdır. SS30 CRITICAL ASSESSMENT OF SEARCH STRATEGIES IN SYSTEMATIC REVIEWS IN ENDODONTICS Aim: The aim of this study was to perform anoverview of literature search strategies in systematic reviews (SRs) published in 2 Endodontic Journals, Journal of Endodontics and International Endodontics Journal. 76

77 Methodology: A search was done by using the MEDLINE (PubMed interface) database to retrieve the articles published between January 1, 2000 and December 31, The last search was on January 10, All the SRs published in the 2 journals were retrieved and screened. Eligible SRs were assessed by using 11 questions about search strategies in the SRs that were adapted from 2 guidelines (ie, AMSTAR checklist and the Cochrane Handbook). Results: A total of 83 SRs were retrieved by electronic search. Of these, 55 were from the journal of endodontics, and 28 were from the ınternational endodontic journal. After screening, 2 SRs were excluded, and 81 SRs were included in the study. Some issues, such as search of grey literature and contact with study authors, were not fully reported (30% and 25%, respectively). On the other hand, some issues, such as the use of index terms and key words and search in at least 2 databases, were reported in most of the SRs (97% and 95%, respectively). The overall quality of the search strategy in both journals was 61%. No significant difference was found between the 2 journals in terms of evaluation criteria (p >.05). Conclusions: There exist areas for improving the quality of reporting of search strategies in SRs; eg, grey literature should be searched for unpublished studies, no language limitation should be applied to databases, and authors should make an attempt to contact the authors of included studies to obtain further relevant information. SS31 İKİ FARKLI FİBER POST SÖKÜM TEKNİĞİNİN KIRILMA DİRENCİ ÜZERİNE ETKİSİNİN KARŞILAŞTIRILMASI SEDA AYDEMİR, GÖZE ARUKASLAN, SERKAN SARIDAĞ, IŞIL KAYA-BÜYÜKBAYRAM, YASEMİN YILDIRAN KOCAELİ UNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI KOCAELİ UNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI İSTANBUL AYDIN ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ Amaç: Bu çalışmada, iki farklı fiber post söküm tekniğinin köklerin kırılma dirençleri üzerine etkilerinin ve post söküm zamanlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 45 adet tek kök tek kanallı alt çene küçük azı dişleri kullanılmıştır. Kanallar, paslanmaz çelik K tipi eğelerle apikal şekillendirme #30, koronal #45 olacak şekilde stepback tekniğiyle şekillendirilmiş; ardından güta-perka ve AH Plus kanal patı kullanılarak lateral kondansasyon tekniğiyle doldurulmuştur. Post boşlukları her bir kökte 9 mm olacak şekilde hazırlanmış ve rastgele olacak şekilde kökler üç gruba ayrılmıştır. Tüm gruplardaki örneklere D.T. Light-Post (Bisco Dental Products, Schaumburg, IL, USA) simante edilmiştir. Grup 1 deki postlar, D.T.Light-Post removal kiti (Bisco Dental Schaumburg IL, USA) kullanılarak sökülürken; Grup 2 deki postlar ise Start-X TM (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) paslanmaz çelik ultasonik uçlar kullanılarak sökülmüştür. Grup 3 teki postlar ise sökülmeden bırakılmış ve grup kontrol grubu olarak kullanılmıştır. Tüm gruplardaki köklerin kırılma dirençleri (N) universal test cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Aynı zamanda post söküm zamanları her iki çalışma grubu için kaydedilmiştir. Bulgular: Kontrol ve removal kit grupları arasında kırılma direnci açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmazken (p=0.233); ultrasonik grubun kırılma direnci değeri kontrol grubundan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0.001). Aynı zamanda ultrasonik ve removal kit grupları arasında 77

78 istatistiksel olarak anlamlı farklılk tespit edilmiş olup; removal kit grubunun kırılma direnci ultrasonik grubundan anlamlı derecede yüksek tespit edilmiştir (p=0,032). Post söküm zamanları kıyaslandığında ise; ultrasonic grubu için post söküm zamanı removal kit grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla bulunmuştur (p=0.00). Sonuçlar: Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları altında, ultrasonik uçla fiber post sökümü, kırılma direncini removal kit grubuna göre daha fazla düşürmektedir. Aynı zamanda fiber postun ultrasonik uçla sökülmesi removal kitle sökülmesine göre daha fazla zaman almaktadır SS31 COMPARISON OF TWO DIFFERENT FIBER POST REMOVAL SYSTEMS ON FRACTURE RESISTANCE Aim: The aim of this study was to compare the effect of fiber post removal technique on fracture resistance and the time required for removing the posts. Methodology: Forty five extracted single rooted mandibular premolar teeth were used. The canals were instrumented with stainless steel K-files by step-back technique establishing apical preparation as #30 while coronal one as #45. The root canals were obturated by lateral condensation of guttapercha and AH Plus root canal sealer. Post space was prepared to a depth of 9 mm in each root canal. The roots were randomly divided into 3 groups of 15 specimens in each. D.T. Light-Posts (Bisco Dental Products, Schaumburg, IL, USA) were cemented in all groups. In Group 1, fiber posts were removed using the D.T.Light-Post removal kit (Bisco Dental Schaumburg IL, USA) while, in Group 2, Start-X TM stainless steel ultrasonic tips (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) were used. In Group 3, fiber posts were leaved without removing. This group served as the control group. For all groups, fracture resistance (N) value was measured and recorded using universal testing machine. Also, times required for removing fiber posts were recorded for the two study groups. Results: There was not a significant difference between the control and removal kit groups (p=0.233), but the fracture resistance value of the ultrasonic group was found to be significantly less than the control group (p=0.001). Also statistically significant difference was detected between ultrasonic and removal kit groups. The fracture resistance value of the removal kit group was found significantly more than ultrasonic group (p=0,032). The fiber post removal time of ultrasonic group was detected significantly more than removal kit group (p=0.00). Conclusions: Under the limitations of this in vitro study, removal of the fiber posts with ultrasonic tip has a more decreasing effect on the fracture resistance of the roots than the removal kit and time required for removal fiber post is longer for ultrasonic group than removal kit group. SS32 KALSİYUM HİPOKLORİTİN İN VİTRO BİYOLOJİK ÖZELLİKLERİ ŞEHNAZ YILMAZ, AYŞİN DUMANİ, OĞUZ YOLDAŞ, EYLÜL AKBAL, HALE ÖKSÜZ, GİZEM GÜLER, AYLA ÇELİK, MEHMET BERTAN YILMAZ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ TIBBİ BİYOLOJİ VE GENETİK ANABİLİM DALI MERSİN ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Kaisiyum hipoklorit (Ca[OCL]2), endüstriyel sterilizasyon ve suların arıtılmasında güncel olarak kullanılan, göreceli olarak stabil bir kimyasaldır. Yeni irrigasyon protokolleri ve kimyasal solüsyon arayışı, Ca(OCl)2 in endodontik irrigant olarak deneysel çalışmalarda kullanılmasına yol açmıştır. 78

79 Yapılan çalışmalara göre, bu kimyasal hem antibakteriyel hem de organik materyalleri çözme özelliğine sahiptir. Bilimsel literatürde, bu kimyasalın sitotoksisitesi ile ilgili bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Ca(OCl)2 solüsyonunun sitotoksisitesini ve genotoksisitesini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Fare embriyonik fibroblast hücreleri (NIH3T3), %10 fetal sığır serumu ve %1 penisilin-streptomisinle desteklenmiş Dulbecco modified Eagle medium da kültüre edildi. Hücre doluluğu varlığında, hücreler MTT ve Comet analizi için hem NaOCl hem de Ca(OCl)2 ile muamele edildi. MTT analizinde, kısaca hücre/kuyu, bir gün süreyle 96 kuyulu plakaya ekildi. İnkübasyon sonra, hücreler MTT analizi için ya NaOCl ya da Ca(OCl)2 ile 4 saat muamele edildi. MTT kristalleri homojenize olduktan sonra, plakalar 570 nm dalgaboylu Elisa okuyucusu ile değerlendirildi. Hücreler mediumda tripsinize edildikten ve bekletildikten sonra, Comet analizi uygulandı. Comet görüntüleri analiz edildi ve 100 adet Comet görüntüsü iki farklı kişi tarafından flüoresan mikroskobunda skorlandı. Veriler tek yönlü varyans analiziyle karşılaştırıldı. Çoklu karşılaştırmalar Tukey test ile yapıldı. Bulgular: 1, 3, 6, 12 ve 24 saatlik sürelerde %2, %1, %0,5, %0,25 oranında hem NaOCl hem de Ca(OCl)2 muamelesi hücrelerin yaşayabilirliğini azalttı. Yalnızca, %0,125, %0,075 ve %0,025 oranındaki Ca(OCl)2 muamelesi hücrelerin yaşayabilirliğini düşürdü. Bununla birlikte, %0,0125, %0,0075 ve %0,0025 oranındaki NaOCl ve Ca(OCl)2 hücrelerin yaşayabilirliği üzerinde çok az etki gösterdi. Dna nın genetik hasar indeksi ve hasarlı hücre oranı %0,125, %0,075, %0,025 %0,0125, %0,0075 ve %0,0025 lik Ca(OCl)2 muamelesinde, aynı oranlardaki NaOCl muamelesine kıyasla daha yüksektir. Sonuçlar: Her iki irrigant da hücrelerin yaşayabilirliğinde doza bağımlı bir düşüş gösterdi. Bununla birlikte, bütün deney koşullarında, Ca(OCl)2, NaOCl den daha sitotoksik ve genotoksik bulundu. SS32 IN VITRO BIOLOGICAL PROPERTIES OF CALCIUM HYPOCHLORITE Aim: Calcium hypochlorite (Ca[OCL]2) is a relatively stable chemical substance that is commonly used for industrial sterilization and water purification treatments. The search for new irrigation protocols and chemical solutions had led to experimental studies using Ca(OCl)2 as an endodontic irrigant. According to previous studies, this substance shows antibacterial properties and the ability to promote organic matter dissolution. There are no studies in the literature related to the cytotoxicity of this substance. Therefore, the purpose of this study was to evaluate the cytotoxicity and the genotoxicity of Ca(OCl)2 solution. Methodology: Mouse embryonic fibroblast cells (NIH3T3) were cultured in Dulbecco modified Eagle medium supplemented with 10% fetal bovine serum (FBS) and 1% penicillin-streptomycin. At confluence, cells were treated either with NaOCl or Ca(OCl)2 in a time and dose dependent manner for MTT and Comet assays. In MTT assay, briefly cells/well were seeded into 96-well plates and cultured for one day. After incubation period with either NaOCl or Ca(OCl)2, cells were treated with MTT for 4 h. After the MTT crystals were homogenized, the plates were read under 570 nm wavelengths by Elisa reader. Comet assay was performed after the cells were trypsinized and suspended in medium. Comet images were analyzed and one hundred Comet images were scored for each treatment by two scorers visually under fluorescence microscopy. Data were compared by oneway variance analysis. Multiple comparisons were performed by Tukey test. Results: At 1,3,6,12 and 24 h time points 2%, 1%, 0,5%, 0,25%, of either NaOCl or Ca(OCl)2 treatment both reduced cell viability. At 0,125%, and 0,075%, 0,025% only Ca(OCl)2 treatment decreased cell viability. At 0,0125%, 0,0075% and 0,0025%, however, either NaOCl or Ca(OCl)2 had very little or no effect on cell viability. Genetic damage index of dna and damaged cell percentage at 0,125%, 0,075%, 79

80 0,025% 0,0125%, 0,0075% and 0,0025% of Ca(OCl)2 treatment was higher compared to NaOCl treatment. Conclusions: Both irrigants induced a dose-related loss of cell viability; however Ca(OCl)2 resulted to be more cytotoxic and genotoxic than in all the examined experimental conditions. SS33 SAĞLIKLI VE TİP 2 DİYABETLİ BİREYLERDE PERİAPİKAL DURUMUN VE ENDODONTİK TEDAVİ KALİTESİNİN RADYOGRAFİK OLARAK İNCELENMESİ 1 VOLKAN DİNÇ, 1 AYŞE DİLJİN KEÇECİ, 2 BANU KALE, 1 BULEM ÜREYEN KAYA 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ İÇ HASTALIKLARI ANABİLİM DALI Amaç: Sağlıklı bireylerde ve tip 2 diyabetli hastalarda periapikal durumun ve endodontik tedavi kalitesinin radyografik olarak değerlendirilmesi, tip 2 diyabetin periapikal sağlıkla muhtemel ilişkisinin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: SDü tıp ve diş hekimliği fakültelerine başvuran 60 sağlıklı ve 60 tip 2 diyabetli, yaşlarında eşit sayıda kadın ve erkek birey etik kurul izni ve onam formu alınarak çalışmaya dahil edilmiştir: Grup 1: sağlıklı (n=60), Grup 2: kontrol altında tip 2 diyabet (HgA1c<7) (n=30), Grup 3: kontrol altında olmayan tip 2 diyabet (HgA1c>7) (n=30). Hastaların panoramik ve periapikalradyografları üzerinde, Orstavik in PAI, Hommez, Kirkevang ve Tronstad ın kanal ve dolgu kalitesi indeksleri kullanılarak; kayıp diş (K), sağlıklı (S) ve periapikal hastalıklı (PAI3-5), kanal tedavili (KT), kanal tedavili ve periapikal olarak sağlıklı (KT-PAI1-2), kanal tedavili ve periapikal hastalıklı (KT- PAI3-5)diş, yeterli (YKT) ve yetersiz kanal dolgusu (YSKT), yeterli kanal dolgusu ve periapikal olarak sağlıklı (YKT-PAI12) diş sayıları iki kalibre endodontist tarafından değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler tek yönlü varyans ve Tukey testleri ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir (p=0.05) Bulgular: Bu kesitsel çalışmada, Grup 1,2 ve 3 sırasıyla % 22,2; %25,2; %35,2 da K oranı saptanmış, birinci ve üçüncü grup arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). S oranı (sırasıyla %71,7; %70; %64,4) açısından birinci ve üçüncü grup arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). PAI3-5 oranı (sırasıyla %1,3; %2,0; %4,2) açısından anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). KT (sırasıyla %4,8; %3,2, %2,3), KT-PAI1-2 (sırasıyla %63,5; %51,9; %45) KT-PAI3-5 (sırasıyla %36,5; %48,1; %55), YKT-PAI1-2 (sırasıyla %90,6; %72,2; %75) oranları açısından anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuçlar: Tip 2 diyabet hastalarında, özellikle kontrolsüz diyabet grubunda periapikal hastalık oranı anlamlı düzeyde artmaktadır. Bu hastalarda diş kayıplarının diğer gruplardan önemli düzeyde fazla olduğu ve yeterli kanal tedavisi sayısının da sağlıkla gruba göre azaldığı dikkati çekmektedir. SS33 RADIOGRAPHICAL EVALUATION OF PERIAPICAL STATUS AND ENDODONTIC ROOT CANAL TREATMENT QUALITY IN HEALTHY AND TYPE 2 DIABETIC INDIVIDUALS Aim: To evaluate the periapical status and endodontic treatment quality radiographically in healthy individuals and patients with type 2 diabetes and todetermine any correlation between type 2 diabetes and periapical health. Methodology: 60 healthy and 60 type 2 diabetic individuals of equal number of male and female between ages, who applied to the clinic of SDU medicine and dentistry faculties were included into the study considering the permission of ethical committee and the consent forms: Group 1: healthy (n=60), Group 2: type 2 diabetes under control (HgA1c<7) (n=30), Group 3: uncontrolled type 80

81 2 diabetes (HgA1c>7) (n=30). Number of missing (M), sound(s), periapically diseased (PAI3-5), root canal treated (RCT), root canal treated and periapically healthy (RCT-PAI1-2), root canal treated and periapically diseased (RCT-PAI3-5), adequately root canal treated (ARCT) and inadequately root canal treated (IARCT), and adequately root canal treated and periapically healthy (ARCT-PAI1-2) teeth were evaluated by two calibrated endodontists using paı index of Orstavik, root canal and coronal filling quality indexes of Hommez, Kirkevang and Tronstad on panoramic and periapical radiographs. Data were analysed statistically using one way ANOVA and Tukey tests. Results: In this cross-sectional study, M ratio was 22.2%; 25.2%; 35.2% in groups 1, 2 and 3 respectively. There was a significant difference between groups 1 and 3 (p<0.05). Considering the W ratio (71.7%; 70%; 64.4%, respectively) the difference between groups 1 and 3 was significant (p<0.05). In terms of PAI3-5 ratio (1.3%; 2.0%; 4.2%, respectively) a significant difference was determined(p<0.05). Regarding the ratios of RCT (4.8%; 3.2%, 2.3%), RCT-PAI1-2 (63.5%; 51.9%; 45%), RCT-PAI3-5 (36.5%; 48.1%, 55%), ARCT-PAI12 (90.6%; 72.2%; 75%), no significant differences were found (p>0.05). Conclusions: In patients with type 2 diabetes and especially in uncontrolled ones, periapical disease ratio increased significantly. In these patients, it was noted that tooth loss was significantly more than the other groups and number of adequate root canal treatment was affected negatively. SS34 KRİYOTERAPİNİN IRREVERSİBLE PULPİTİSLİ DİŞLERDE POSTOPERATİF AĞRI ÜZERİNE ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ İSMAİL UZUN, CANGÜL KESKİN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı final irrigasyon solusyonu olarak 2.5 c lik soğuk salin kullanılmasının irreversible pulpitli dişlerde postoperatif ağrı miktarına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 170 hastanın maksiller ve mandibular asemptomatik irreversible pulpitis tanısı konmuş vital pulpaya sahip dişleri dahil edildi. Hastalar rastgele kriyoterapi ve control grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı (n=85). Her iki gruba da aynı biyomekanik şekillendirme prosedürleri uygulandı. Kriyoterapi grubunda kök kanal preparasyonun tamamlanmasından sonra kanallar 2.5 c lik %0.9 luk fizyolojik salin solüsyonu kullanılarak 5 dakika boyunca irrige edildi. Tüm örneklerde tedaviler tek seansta tamamlandı. Hastaların 24 saat sonraki postoperatif ağrı miktarları vizuel analog skala (VAS) kullanılarak belirlendi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde Mann-Whitney U ve Student s t testleri kullanıldı. Bulgular: Tüm hastalar vas formlarını doldurarak 24 saatlik postoperatif ağrı seviyelerini belirttiler. Kriyoterapi grubundaki hastaların ortalama postoperatif ağrı değerleri kontrol grubuyla kıyaslandığında anlamlı oranda düşük bulundu (p<0.05, mann-whitney u testi). Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde final irrigasyonu olarak kullanılan 2.5 c lik soğuk salin solüsyonu 24 saatlik postoperatif ağrıyı anlamlı oranda azaltmıştır. SS34 THE EFFECT OF CRYOTHERAPY ON THE POSTOPERATIVE PAIN IN TEETH WITH IRREVERSIBLE PULPITIS ABSTRACT Aım: The purpose of this study was to evaluate the effect of 2.5 c cold saline irrigation as final irrigant on postoperative pain in patients with irreversible pulpitis. 81

82 Methodology: One hundred and seventy maxillary and mandibular vital teeth with asymptomatic irreversible pulpitis were included to the study and randomly divided into two groups (n = 85) (ie, the control group and the cryotherapy group). In cryotherapy group, final irrigation with 2.5 c 0.9% physiological saline solution for 5 minutes was performed following completion of biomechanical preparation. Treatments were performed in a single visit. Participants were asked to rate the intensity of their postoperative pain using Visual Analogue Scale at 24 hours. Data were analyzed by Mann-Whitney U test and Student s t test. Results: All patients returned to report their Visual Analogue Scale scores. In the cryotherapy group level of reported postoperative pain was significantly lower than the control group (p < 0.05, Mann- Whitney U test). Conclusions: B the outcome of this investigation indicates that 2.5 c cold saline irrigation as final irrigant can result a significant reduction of postoperative pain levels in comparison to the control group. SS35 BİLİNÇLİ REPLANTASYON: ON VAKA SERİSİ 1 Z. CEREN BAYRAM, 2 H. GENCAY KEÇELİ, 1 EMRE NAGAŞ, 3 ZAFER C. ÇEHRELİ, 1 ÖZGÜR UYANIK 1 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA 2 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PERİODONTOLOJİ ANABİLİM DALI, ANKARA 3 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Periodontal olarak ümitsiz dişlerin çekilip kök yüzeyine Tetrasiklin HCL uygulaması sonrası replante edilerek klinik ve radyografik sonuçlarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, yaşları arasında değişen 10 hasta (9 kadın, 1 erkek) ve periodontal olarak ümitsiz 11 diş dahil edilmiştir. Replantasyon prosedürü sırasında etkilenen diş atravmatik olarak çekilmiş; kök yüzeyindeki granülasyon dokuları, diş taşı, periodontal ligament artıkları ve nekrotik sement temizlenmiştir. Kök yüzeylerine 5 dk boyunca 100 mg/ml konsantrasyondaki Tetrasiklin HCL uygulanmış; 9 dişe MTA, 2 dişe Biodentin ile retrograt dolgu yapılmış ve dişler soketine yerleştirilip splintlenmiştir. Bulgular: Hastalar operasyon anında ve post-op 3. Ay (2 hasta), 6. Ay (2 hasta) ve 1. Yıl (6 hasta) klinik ve radyografik olarak değerlendirilmiştir. 1 hasta hariç hiçbirinde radyografik olarak kök rezorpsiyonu ya da ankiloz görülmemiştir. Sonuçlar: Değerlendirme süreci kısa bir dönemi kapsamasına rağmen; ileri derecede periodontal harabiyet gösteren ve tedavi şansı kalmayan dişler için bilinçli replantasyon işlemi, diş çekimine alternatif bir tedavi olabilir. SS35 INTENTIONAL REPLANTATION: TEN CASE REPORTS Aim: To evaluate the clinical and radiographic results of intentional replantation of periodontally involved teeth after conditioning of root surfaces with tetracycline hcl. Methodology: 10 patients (nine female, one male; age range: years) with 11 periodontally involved hopeless teeth were included in this study. During the replantation procedure, the affected teeth were gently extracted, then the granulation tissues, calculus, remaining periodontal ligament and necrotic cementum on the root surfaces were removed. Tetracycline-HCL, at a concentration of 82

83 100 mg/ml, was applied for 5 min to the root surfaces. MTA for 9 teeth, Biodentin for 2 teeth were placed as retrograde filling. The teeth were then replaced into the socket and splinted. Results: Patients were clinically and radiographically evaluated at time of surgery and 3 months (2 patients), 6 months (2 patients) and 12 months (6 patients) after the surgery. Except one patient, no root resorption or ankylosis was observed radiographically. Conclusions: Even during the short period of evaluation, it may be suggested that intentional replantation can be an alternative approach to extraction in cases where advanced periodontal destruction is present and no other treatments could be considered. SS36 KARDİYOVASKÜLER SİSTEM HASTALIKLARINDA KULLANILAN İLAÇLAR İLE ENDODONTİDE SİSTEMİK OLARAK KULLANILAN İLAÇLAR ARASINDAKİ İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ GÖKHAN SAYGILI, HÜSEYİN ERTAŞ, YUSUF CEM KAPLAN, HAKAN ARSLAN, ELİF TARIM ERTAŞ, İSMAİL DAVUT ÇAPAR İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, FARMAKOLOJİ ANABİLİM DALI ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Endodontik tedavi süresince kardiyovasküler sistem rahatsızlığı bulunan hastalara çoğunlukla non stereoid antienflamatuar ilaçlar (NSAİ) ve antibiyotikler gibi çeşitli ilaçlar reçete edilebilmektedir. Kardiyovasküler sistem rahatsızlıklarında birçok farklı ilaç tek ya da kombine olarak kullanılabilmektedir. Bu gibi durumlarda endodontide sistemik olarak kullanılan ilaçlar ile kardiyovasküler hastalığa bağlı olarak reçete edilen ilacın birlikte kullanımı ilaç etkileşimlerine sebep olabilir. Nitekim epidemiyolojik açından bakıldığında, hastaneye yatışların % sı ilaç-ilaç etkileşiminden kaynaklıdır. Hekim olası bir komplikasyonu önlemek açısından hastalarda kullanılan ilaçların reçete edeceği ilaçlarla etkileşim içerisinde olup olmadığını bilmek zorundadır. Bu sözlü bildirinin amacı kardiyovasküler sistem hastalıklarında kullanılan ilaçlar ile endodontide sistemik olarak kullanılan ilaçlar arasındaki ilaç etkileşimleri üzerine bilgi sunmaktır. (derlemenin tamamını incelemek için bknz SS36 DRUG INTERACTIONS BETWEEN DRUGS USED IN CARDIOVASCULAR SYSTEM DISEASES AND DRUGS USED IN ENDODONTIC TREATMENT SYSTEMATICALLY DURING ENDODONTIC TREATMENT Aim: Various drugs such as mostly nonsteroidal antiinflammatory drugs (NSAID) and antibiotics could be prescribed to the patients with cardiovascular diseases. Many different drugs as combination or a single may be used to cardiovascular diseases. These prescribed drugs could be used together with the drugs which has already used by the patient. Indeed, when the epidemiological investigated, 's% of hospital admissions are due to drug-drug interactions. To avoid from possible complications, physician have to know the relation between medication in the prescription and the patience s own medication. Combined use of two drugs can cause drug interactions as well as other drug reactions. The aim of this oral presention is to provide information on drug interactions between drugs used in cardiovascular system diseases and drugs used in endodontic treatment systematically. 83

84 SS37 DPSC LERİN IN VİTRO OSTEO/ODONTOJENİK FARKLILAŞMASININ ARTTIRILMASINDA VEGF- BMP2 ETKİLEŞİMİ HACER AKSEL, JUN ZHANG, FAZAL BHATTİ, ADHAM A. AZİM, GEORGE T.J. HUANG HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA DEPARTMENT OF BİOSCİENCE RESEARCH, COLLEGE OF DENTİSTRY, UNİVERSİTY OF TENNESSEE HEALTH SCİENCE CENTER, MEMPHİS, TN, UNİTED STATES Amaç: Vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) ve kemik morfojenik proteinleri (BMPs) in vivo kemik rejenerasyonu sırasında anjiogenez ve osteogenezde önemli rol oynar. Bu faktörler ayrıca belirli zaman aralıklarında hücrelere uygulandıklarında, in vitro kemik iliği mezenşimal kök hücrelerinin osteojenik farklılaşmasının arttırılmasında sinerjik etkiye sahiplerdir. VEGF tek başına mineral nodül oluşumunu sağlayarak osteoblastik aktiviteyi arttırır. Ancak VEGF ve BMP nin odontoblastik farklılaşmasındaki önemi bilinmemektedir. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, bu faktörlerin birlikte ya da kararlaştırılmış salımlarında diş pulpa kök hücrelerinin (DPSCs) osteo/odontojenik farklılaşmasına etkilerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: İnsan dpsc lerin izolasyonu yapılmıştır. Farklı konsantrasyonlarda VEGF ve BMP-2 içeren normal besi ortamı (RM) ya da osteojenik ortam (OM) da P3 DPSC lerin mineral nodül oluşumları alizarin kırmızısı boyaması ile değerlendirildi. Büyüme faktörü eklenmemiş rm içerisindeki DPSC ler kontrol grubu olarak kullanıldı. Optimum konsantrasyon ve ortam belirlendikten sonra, DPSC ler 21 gün boyunca deney gruplarına göre inkübe edildi; Grup 1: osteojenik ortam (OM), Grup 2: VEGF+OM, Grup 3: BMP-2+OM, Grup 4: VEGF+;BMP-2+OM, bu grup üç alt grupta değerlendirildi: a- VEGF (ilk 7 gün eklendi)+bmp-2, b- VEGF+BMP-2 (son 14 gün boyunca eklendi), c- VEGF+BMP-2. Osteokalsin (OC N), core-binding faktör alfa 1 (CBFA1), alkalin fosfataz (ALP) ve dentin matriks protein (DMP) seviyeleri gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile değerlendirildi. Bulgular: Alizarin kırmızısı boyaması ile, kontrol grubuna benzer olarak VEGF ve BMP-2, RM içerisinde kullanıldığında mineralize nodül oluşmadığı gözlendi. VEGF ve BMP-2 nin osteojenik koşullarda mineralizasyona etkisi doza bağlı olmuştur. 10 mg/ml büyüme faktörü osteojenik ortam içerisinde kullanıldığında, diğer konsantrasyonlardan daha yüksek oranda mineralizasyon gözlenmiştir. VEGF+OM ve BMP-2+OM benzer mineralizasyon oranına sahipken, VEGF+BMP-2+OM grubunda VEGF ilk 7 gün kullanıldığında (Grup 4-a), diğer deney gruplarına oranla daha yüksek mineralizasyon gözlenmiştir. Mineralizasyon markırlarının belirlenmesi de osteo/odontojenik farklılaşmanın Grup 4-a da diğer gruplardan daha yüksek olduğunu doğrulamıştır. Sonuçlar: Bu çalışma, VEGF nin erken proliferasyon döneminde uygulanmasının devamlı uygulanmasına göre, BMP-2 nin dpsc lerin osteo/odontojenik farklılaşma etkisini arttırdığını göstermiştir. SS37 VEGF-BMP2 INTERACTION FOR ENHANCED OSTEO/ODONTOGENIC DIFFERENTIATION OF DPSCS IN VITRO Aim: Vascular endothelial growth factor (VEGF) and bone morphogenic proteins (BMPS) play an important role in angiogenesis and osteogenesis during bone regeneration in vivo. These factors also show synergistic effects on promoting osteogenic differentiation of bone marrow mesenchymal stem cells (MSCS) in vitro when particular factors were added to the cells at certain points. VEGF alone directly enhances osteoblast activity with increased mineral nodule formation. The role of VEGF and BMP in the odontoblastic differentiation, however, is not known. Therefore, the aim of this study 84

85 was to investigate if their combined and concerted delivery could enhance osteo/odontogenic differentiation of dental pulp stem cells (DSPCS). Methodology: Isolation of human dpscs was achieved. The mineralized nodule formation of dpscs (p3) in different concentrations of VEGF and BMP-2 containing regular medium (RM) or osteogenic medium (OM) was evaluated by alizarin red staining. DPSCS in RM without growth factors were used as the control group. Following determination of optimum concentration and conditions, dpscs were incubated for 21 days as follows; Group 1: osteogenic medium (OM), Group 2: VEGF+OM, Group 3: BMP-2+OM. Group 4: VEGF+BMP-2+OM which further divided into three subgroups: a-vegf (applied for the first 7 days) +BMP-2, b- VEGF+ BMP-2 (applied for last 14 days), c- VEGF+BMP2. The expression levels of osteocalcine (OCN), core-binding factor alpha 1 (CBFA1), alkaline phosphatase (ALP) and dentin matrix protein (DMP) were evaluated by real time polymerase chain reaction (RT- PCR). Results: Alizarin red staining revealed that there was no mineralized nodule formation when VEGF and BMP-2 used in rm as in the control group. The effect of VEGF and BMP-2 on the mineralization under osteogenic conditions was dose dependent. A higher mineralization was observed at 10 mg/ml of growth factors when they used in om than the other concentrations. VEGF+OM and BMP-2+OM showed similar degree of mineralization (p>.05) while higher mineralization was observed in VEGF+BMP-2+OM groups when VEGF was used for the first 7 days of incubation periods (Group 4-a) (p<.05) than the other experimental groups. The quantification of mineralization markers further confirmed greater osteo/odontogenic differentiation in Group 4-a (p<.05) compared to the other groups. Conclusions: this study demonstrates that specific addition of VEGF in the early proliferation times rather than continuous application enhances BMP-2 induced osteo/odontogenic differentiation of dpscs. SS38 KİTOSAN VE PIPS KOMBİNE KULLANIMININ KÖK KANAL DOLGU MATERYALLERİNİN PUSH- OUT BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİSİ 1 SAMET TOSUN, 2 FATİH AKSOY, 3 UĞUR AYDIN, 4 ABDUL SEMİH ÖZSEVİK 1 GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 ADIYAMAN ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI 3 GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANAİBLİM DALI 4 GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı kanal içinde son irigasyon olarak EDTA, yalnız kitosan ve kitosan ın PIPS ile kombine kullanımından sonra kanal dolgu materyalinin, kök kanal dentinine bağlanma dayanımını, push-out bağlanma dayanım testi kullanarak karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 48 adet çekilmiş alt keser diş kullanıldı. Yapılan radyografik muayene sonucu, dişlerin tek bir oval kanala sahip olduğu tespit edildi. Örneklerin kronları frez ile 13 mm kök boyları elde edilecek şekilde uzaklaştırıldı. Dişlerin kök kanal preparasyonları,.06 açılı 25 numara OneShape döner sistem eğeler kullanılarak yapıldı (400 RPM; 2.5 NCM). Kanallar %1 lik NaOCl solusyonu ile yıkandı. Dişler rastgele olarak her grupta 16 diş olacak şekilde 3 farklı gruba ayrıldı. Her grubun son irrigasyon protokolu; Grup 1: kanallar %0,2 lik kitosan solusyonu ile aynı zamanlı olarak Er:YAG lazer (1 w, 20 hz, 50 mj, 25 s) ile PIPS tekniği (14 mm l, 300 μm ) kullanılarak yıkandı. Grup 2: 85

86 kanallar 3 dakika boyunca %0,2 lik kitosan solusyonu ile yıkandı. Grup 3: kanallar 3 dakika boyunca EDTA solusyonu ile yıkandı. Bütün kanallar.06 açılı gütaperka ve AH Plus pat ile dolduruldu. Tüm örnekler, patın tam olarak sertleşmesi için nemli ortamda 37 0c 1 hafta bekletildi. Köklerin, apexten 3., 7., ve 11. Milimetre uzaklıklardan, 1mm kalınlıkta kesitler alınarak, sırasıyla apikal, orta ve koronal kısımlardan kesit elde edildi. Push-out bağlantı dayanımı, universal test cihazı kullanılarak ölçüldü. Her grupdan 1 örnek, smear değerlendirilmesi için SEM ile incelendi. İstatistiki analiz, Kruskall-Wallis testi ile yapıldı. Bulgular: Genel değerlendirmede, 3 grup benzer sonuçlar gösterdi (p>.05). Grup 2 ve 3 ün apikal kısımları, orta ve koronale göre anlamlı derecede daha az bağlanma dayanımı gösterdi (p<.05). Koronal ve orta üçlüler açısından bakıldığında, tüm gruplar benzer değerler gösterirken (p>.05), 1. Grup apikal üçlüde diğer gruplardan daha üstün sonuçlar gösterdi. Sonuçlar: Sonuç olarak, kitosanın PIPS ile kombine kullanımı, kök kanal dolgu materyalinin dentine bağlantısını, özellikle anatomik farklılıkların daha sık görüldüğü apikal üçlüde güçlendirmesi nedeniyle tavsiye edilebilir. SS38 THE EFFECT OF COMBINED USE OF CHITOSAN AND PIPS ON PUSH-OUT BOND STRENGTH OF ROOT CANAL FILLING MATERIALS Aim: The aim of the present study is to compare the bond strength of root canal filling materials to root dentin after irrigation with EDTA, chitosan and the combination of chitosan and PIPS irridation using pushout bond strength test. Methodology: Fourty- eight extracted human mandibular incisors were included. Oval shaped and owing only one canal of roots were confirmed by radiographic examination. The crowns of the samples were removed with conventional burs and 13 mm root were obtained. Then, the canals of the samples were prepared with.06 tapered, size 25 OneShape files attached to endodontic motor (400 RPM; 2.5 NCM). Canals were irrigated with 1% NaOCl. The samples were randomly divided into three study groups each including 16 teeth. Final rinsing protocol of each group was; Group 1: canals were rinsed with 0.2% chitosan and subjected to Er:YAG laser irridation (1 w, 20 hz, 50 mj, 25s) with photon-induced photoacoustic streaming (PIPS) technique (14 mm, 300 μm ) simultneously. Group 2: canals were rinsed with 0.2% chitosan solution for 3 minutes. Group 3: canals were rinsed with EDTA for 3 minutes. All canals were filled with.06 tapered gutta-percha and AH-Plus sealer. All samples were kept in a moist environment at 37 c for 1 week to provide complete setting of the sealer. The roots were horizontally sectioned from 3rd, 7th and 11th millimetres distant to apices to obtain 1 mm thick slices from apical, middle and coronal thirds, respectively. Push-out bond strength was determined using a universal testing machine. One root from each group was observed under SEM to evaluate the degree of smear removal. Statistical analysis was performed with Kruskall-Wallis test. Result: In overall evaluation, three groups represented similar results (p >.05). The apical segments of groups 2 and 3 were significantly lower than coronal and middle segments (p<.05). For coronal and middle segments, all groups were statistically similar (p >.05), while Group 1 was superior to other groups in apical one-third. Conclusions: as a result, using chitosan with PIPS may be advised to improve the adhesion of root canal filling materials to dentin, particularly in apical one-third which represents more anatomical irregularities. 86

87 SS39 KANAL İÇİ BEYAZLATMANIN REVASKÜLARİZASYONDA KULLANILAN KALSİYUM SİLİKAT ESASLI MATERYALLERİN NEDEN OLDUĞU RENKLENME ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 1 MAKBULE BİLGE AKBULUT, 1 ARSLAN TERLEMEZ, 1 MELEK AKMAN, 2 BEGÜM BÜYÜKERKMEN, 3 MEHMET BURAK GÜNEŞER 1 NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KONYA 2 NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI, KONYA 3 BEZMİALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı kanal içi beyazlatmanın, revaskülarizasyon prosedüründe kullanılan ProRoot MTA (PMTA) (Dentsply, Switzerland), Biodentine (Septodont, France) ve MM- MTA nın (MicroMega, France) neden olduğu renklenme üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kırk iki adet maksillar kesici diş apikal bölgesinden kısaltıldı ve kök kanalları genişletildi. Üçlü antibiyotik patı (ÜAP) kök kanallarına yerleştirildi ve 3 hafta inkübe edildi. Sonrasında dişler rastgele 3 deney grubuna ayrıldı (n=14). ÜAP nin uzaklaştırılmasından sonra, yeni alınmış insan kanı emdirilen spongostanlar kök kanalları içerisine yerleştirildi ve PMTA, Biodentine, ya da MM-MTA spongostanların üzerine konuldu. Dişler 37 C de 4 hafta inkübe edildi; sonra kanal içi beyazlatma ajanı (hidrojen peroksit jel) pulpa odası içerisinde 1 hafta bekletildi. Diş rengi, tüm çalışma boyunca her aşamada kuronun bukkal yüzeyinden spektrofotometre kulllanılarak ölçüldü. Her bir örneğin renk değişimi değerleri (ΔE) hesaplandı ve veriler one-way ANOVA ve Tamhane s T2 testleri kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Bütün deney gruplarında bukkal yüzeylerde renklenme olduğu görülmüştür. Hidrojen peroksit, Biodentine in sebep olduğu renklenmeyi MM-MTA and PMTA nın sebep olduğu renklenmeye nazaran daha fazla beyazlatmıştır (P <.05). MM-MTA ve PMTA gruplarındaki beyazlamalarda istatististiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (P >.05). Sonuçlar: ÜAP + kan + Biodentine nin renklendirdiği dişlerde daha fazla beyazlama gözlenmiştir. Revaskülarizasyon tedavisinde Biodentine bariyer materyali olarak kullanılırsa, ağartma tedavisi ile daha fazla beyazlama elde edilebilir. SS39 THE EFFECT OF INTERNAL BLEACHING ON THE DISCOLOURATION CAUSED BY CALCIUM- SILICATE BASED MATERIALS USED IN REVASCULARIZATION Aim: The aim of this in vitro study was to evaluate the efficacy of internal bleaching on the discolouration caused by ProRoot MTA (PMTA) (Dentsply, Switzerland), Biodentine (Septodont, France) and MM-MTA (MicroMega, France) in revascularization procedure. Methodology: Forty-two maxillary incisor teeth were apically shortened and root canals were enlarged. Triple antibiotic paste (TAP) was placed in the root canals and incubated for 3 weeks. The teeth were then randomly divided into 3 experimental groups (n = 14). After removing the TAP, fresh human blood embedded spongostans were inserted into the root canals, and PMTA, Biodentine, or MM-MTA was placed over them. The teeth were incubated for 4 weeks at 37 C; then, the internal bleaching agent (hydrogen peroxide gel) was sealed for one week. The tooth colour was measured throughout the study on the buccal surface of the crown at every stage using a spectrophotometer. 87

88 The colour change values (ΔE) of each specimen were calculated, and the data was statistically analyzed using the one-way ANOVA and Tamhane s T2 tests. Results: All of the experimental groups indicated discolouration on their buccal surfaces. The hydrogen peroxide more significantly whitened the discolouration caused by the Biodentine than the discolouration caused by the MM-MTA and PMTA (P <.05), although there was no statistically significant difference between the whitening in the MM-MTA and PMTA groups (P >.05). Conclusions: More bleaching was observed on those teeth discoloured using TAP + blood + Biodentine. When Biodentine is used as a barrier material in revascularization, more whitening could be obtained with a bleaching treatment. SS40 FARKLI ZAMAN DİLİMLERİNDE KANAL TEDAVİLİ DİŞLERİN KIRILMA DAYANIMI DEĞERLERİ ÜZERİNDE ÇEŞİTLİ KÖK KANAL DOLGU PATLARININ ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ 1 EMEL UZUNOĞLU, 1 SEVİNÇ AKTEMUR TÜRKER 1 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI ANKARA 2 BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI ZONGULDAK Amaç: Üç farklı kök kanal dolgu patı ile doldurulan örneklerin 1. hafta ve 1. ayın sonundaki kırılma dayanımı değerlerini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Seksen adet tek köklü çekilmiş alt çene küçük azı dişleri örneklerin uzunluğu 13 mm olacak şekilde dekoronize edilmiştir. Örnekler her grupta 10 ar adet olacak şekilde 8 gruba ayrılmıştır. Grup 1 de: örnekler şekillendirilmemiş ve doldurulmamıştır (negatif kontrol). Geri kalan 70 örnek en son kullanılan eğe F4 olmak üzere ProTaper döner eğe sistemi ile şekillendirilmiştir. Grup 2: şekillendirilen örnekler doldurulmadan bırakılmıştır (pozitif kontrol). Geri kalan örnekler aşağıdaki şekilde doldurulmuştur: Grup 3 ve 6: BioRoot RCS + F4 gütaperka konu; Grup 4 ve 7, MTA Plus + F4 gütaperka konu; ve Grup 5 ve 8, AH 26 + F4 gütaperka konu. Grup 3, 4 ve 5 teki örnekler patın sertleşmesi için 1 hafta bekletilirken; kontrol grupları ve Grup 6, 7 ve 8 deki örnekler 1 ay boyunca %100 nemli ortamda bekletilmiştir. Tüm örnekler daha sonra evrensel test cihazında kırılma dayanımı testine maruz bırakılmıştır. Kırılma anındaki kuvvetler kaydedilerek uygun istatistiksel analizler yapılmıştır. Bulgular: En yüksek kırılma dayanımı değerleri Grup 1 de gözlenirken, en düşük kırılma dayanımı değerleri Grup 2 de gözlenmiştir. Grup 1 ve 2 istatistiksel olarak hem birbirinden hem de diğer gruplardan farklı bulunmuştur (p<0,05). Zamandan bağımsız bir şekilde yapılan analizde, AH 26 patı ile doldurulan örneklerin kırılma direnci değerlerinin BioRoot RCS ile doldurulan örnekler ile istatistiksel olarak benzerlik gösterdiği (p>0,05), fakat MTA Plus ile doldurulan örneklerden farklı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Patlardan bağımsız yapılan değerlendirmede sürenin kırılma dayanımına etkisi olmadığı görülmüştür. Bir hafta bekletilen örneklerden elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde Grup 3 ve 5 in istatistiksel olarak Grup 1 ve 2 den farklı olduğu görülmüştür (p<0,05). Grup 4 istatistiksel olarak sadece Grup 1 den farklı bulunmuştur (p<0,05). Bir ay bekletilen örneklerden elde edilen değerler incelendiğinde Grup 8, Grup1, 2 ve 7 den farklı bulunmuştur (p<0,05). Grup 6 ve 7 istatistiksel olarak Grup 1 ve 2 den farklı bulunmuştur (p<0,05). Grup içi yapılan karşılaştırmalar aynı patla doldurulan örneklerin bir hafta ve bir ay sonunda elde edilen kırılma dayanımı değerleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığını göstermiştir (p>0,05). 88

89 Sonuçlar: Kök kanal şekillendirmesi anlamlı bir şekilde kırılma dayanımı değerlerinin düşük çıkmasına neden olmuştur. Tüm patlar pozitif kontrol grubuna kıyasla kırılma dayanımı değerlerinin artışına yol açmışlardır. Zamanın kırılma dayanımı üzerinde anlamlı etkisi bulunamamıştır. SS40 EVALUATION OF FRACTURE RESISTANCE OF ROOTS-FILLED WITH VARIOUS ROOT CANAL SEALERS AT DIFFERENT TIME PERIODS Aim: To evaluate the fracture resistance of root canals filled with 3 different root canal sealers and gutta-percha at different time periods: 1 week and 1 month. Methodology: Eighty single-rooted extracted mandibular premolars were decoronated to a length of 13mm. The samples were randomly divided into 8 groups (n=10, for each group). Group 1: samples were left unprepared and unfilled (negative control). Seventy samples were prepared by using the ProTaper Rotary System up to F4. Group 2: samples were left unfilled (positive control). Remaining samples were filled with: Groups 3 and 6, BioRoot RCS + F4 gutta-percha; Groups 4 and 7, MTA Plus + F4 gutta-percha; and Groups 5 and 8, AH 26 + F4 gutta-percha. Samples in Groups 3, 4, and 5 were stored for 1 week, while remaining groups were stored for 1 month at 100% humidity to allow the complete setting of the sealers. Each sample was then subjected to fracture testing by using a universal testing machine at a crosshead speed of 1.0 mm/min until the root fractured. The force required to fracture each specimen was recorded, and the data were analyzed statistically. Results: The highest fracture resistance values were obtained in Group 1, while the lowest values were obtained in Group 2. Groups 1 and 2 were statistically different from each other and from other groups, regardless of time (p<0.05). Fracture resistance values of samples filled with AH 26 were statistically different from samples filled with MTA Plus (p<0.05) and were statistically similar with samples filled with BioRoot RCS (p>0.05), irrespective of time. The effect of time was non-significant regardless of sealers (p>0.05). At the end of 1st week, Group 3 and Group 5 were statistically different than Group 1 and Group 2 (p<0.05). Group 4 was statistically different from Group 1 (p<0.05). At the end of 1st month Group 8 was statistically different from Groups 1, 2 and 7 (p<0.05). Groups 6 and 7 were statistically different from Groups 1 and 2 (p<0.05). Within group comparisons revealed that there was not statistically differences between samples filled with same sealer at different time periods (p>0.05). Conclusions: Root canal preparation caused significant decrease in fracture resistance values. All sealers increased the force values needed to fracture the filled samples compared to positive control. Time had no significant effect on fracture resistance values. SS41 MATERYALİN TİPİ, TEKNİK VEYA YÜKSEK BÜYÜTME KÖK UCU DOLGUSUNUN SIZDIRMAZLIĞINI ETKİLER Mİ? ANIL TEKE, AYŞE DİLJİN KEÇECİ, BULEM ÜREYEN KAYA SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ISPARTA Amaç: Üç farklı kök ucu dolgu materyalinin (MTA, BioAggregate ve Biodentine) apikal örtücülüklerinin farklı teknikler uygulayarak, dental operasyon mikroskobu (DOM) kullanarak veya kullanmadan glikoz penetrasyon modeli ile değerlendirilmesidir Gereç ve Yöntem: Maksiller keser dişler (n=170) apikal boyut #40-0,06 olacak şekilde genişletildi, güta-perka ve pat ile dolduruldu. Kök uçlarının 3 mm si 90 derecelik açı ile uzaklaştırıldı. Örnekler 12 89

90 deney (n=13) ve 2 kontrol grubuna (n=7) ayrıldı. Kök ucu kaviteleri operasyon mikroskobu kullanarak (gruplar 1, 2, 5, 6, 9, 10) veya kullanmadan (gruplar 3, 4, 7, 8, 11, 12) ultrasonik uç (gruplar 1, 3, 5, 7, 9, 11) veya frez (gruplar 2, 4, 6, 8, 10, 12) ile hazırlandı ve MTA (gruplar 1-4), BioAggregate (gruplar (5-8) veya Biodentine (gruplar 9-12) ile dolduruldu. Her örneğin apikal örtücülüğü 103kPa basınç altında 60 dakika süre uygulanan glikoz penetrasyon modeli ile değerlendirildi. Sızan glikoz konsantrasyonu spektrofotometrik olarak ölçüldü. Veriler g/l cinsinden kaydedildi ve Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U testleri ile istatistiksel olarak değerlendirildi (P =0,05). Bulgular: Dolgu materyali ve kavite preparasyon tekniği kombinasyonlarının hepsinde glikoz penetrasyonu gözlendi. En yüksek glikoz penetrasyon değeri MTA/frez (grup 4) grubunda (1,4 ±0,07 g/l) gözlenirken, en düşük değer BioAggregate/ultrasonik uç/dom (grup 5) (1,26±0,15 g/l) grubunda elde edildi (P<0,05). Dolgu materyalleri ve kavite preparasyon tekniğindeki farklılıkların glikoz penetrasyon değerlerini etkilemediği bulundu (P>0,05). Ancak, DOM kullanılan gruplarda kullanılmayan gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az glikoz penetrasyonu izlendi (p<0,05). Sonuçlar: Bu çalışma sınırları içerisinde, Biodentine, BioAggregate ve MTA dolgu maddeleri benzer sızıntı değerleri gösterdi. Bu materyallerin, DOM ile yüksek büyütme altında ultrasonik uçlarla hazırlanan kavitelerde kök ucu dolgusu olarak kullanımı önerilebilir. SS41 DO THE MATERIAL TYPE, TECHNIQUE OR HIGH-POWER MAGNIFICATION AFFECT THE SEALING ABILITY OF ROOT-END FILLING? Aim: To evalute the sealing abilities of three root-end filling materials (MTA, BioAggregate and Biodentine) applied by different techniques with or without use of dental operating microscope (DOM) using a glucose penetration model. Methodology: Maxillary incisors (n=170) instrumented to an apical size of.06/40 and obturated with gutta-percha and sealer. Root apexes were cut 3mm off with 90 degree angle. Samples were divided into 12 experimental (n=13) and 2 control (n=7) groups. Root-end cavities were prepared using ultrasonic tip (groups 1, 3, 5, 7, 9, 11) or bur (groups 2, 4, 6, 8,10, 12) and filled with MTA (groups 1-4), BioAggregate (groups 5-8) or Biodentine (groups 9-12) by using DOM (groups 1, 2, 5, 6, 9, 10) or not (groups 3, 4, 7, 8, 11, 12). The sealing ability of each sample was evaluated through a glucose penetration model at 103kPa pressure for 60 minutes. The leaked glucose concentration was measured spectrophotometrically. Data were recorded as g/l and statistically analyzed with Kruskal- Wallis and Mann-Whitney U tests (P=0.05). Results: All filling material/root-end cavity preparation technique combinations resulted in glucose penetration. MTA/bur (group 4) showed the highest glucose penetration (1.41±0.07 g/l), whereas BioAggregate/ultrasonic tip/dom (group 5) had the least (1.26±0.15 g/l) (P<0.05). Glucose penetration was not affected by the filling materials and root-end cavity preparation techniques (P>0.05). However, significantly less glucose penetration was obtained in the groups assisted with DOM compared to the groups without DOM (p<0.05). Conclusions: Under the limitations of this study, Biodentine, BioAggregate and MTA filling materials allowed similar patterns of glucose penetration. These materials can be recommended as retrograde fillings in the cavities prepared with ultrasonic tips under high-power magnification using DOM. 90

91 SS42 AH 26, BİOROOT RCS VE MTA PLUS KANAL DOLGU PATLARININ SMEAR TABAKASI VARLIĞINDA VE YOKLUĞUNDA DENTİN TÜBÜL PENETRASYON DERİNLİĞİ VE İTME BAĞLANMA DAYANIMININ DEĞERLENDİRİLMESİ 1 SEVİNÇ AKTEMUR TÜRKER, 2 EMEL UZUNOĞLU, 3 NUHAN PURALI 1 BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ZONGULDAK 2 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI ANKARA 3 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ BİYOFİZİK, ANABİLİM DALI ANKARA Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı smear tabakasının çeşitli kanal dolgu patlarının dentin tübül penetrasyon derinliği ve itme bağlanma dayanımına olan etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: 90 adet tek köklü çekilmiş insan alt küçük azı dişlerin kuron kısımları uzaklaştırıldı, kök kanalları temizlendi, şekillendirildi ve 2 ana gruba ayrıldı (n=45): a) smear tabakası kaldırılmadı b) smear tabakası 3 ml % 17 EDTA kullanılarak kaldırıldı. Bu gruplardaki örnekler test edilen kanal dolgu patlarına göre 3 alt gruba ayrıldı (n=15): AH 26, BioRoot RCS ve MTA Plus. Kök kanalları gutta perka ve % 0.1 rhodamine B ile karıştırılmış patlarla dolduruldu. Her bir kökten farklı kesit seviyelerinden (koronal, orta, apikal) 1 mm kalınlığında 2 şer tane kesit alındı. Her bir kök üçlüsünden alınan ilk kesit itme bağlanma dayanımı için, diğer kesit dentin tübül penetrasyon derinliği ve yüzdesini konfokal mikroskop ile hesaplamak için kullanıldı. İtme bağlanma dayanımı, patların maksimum penetrasyon derinliği ve yüzdesi istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Smear tabakası uzaklaştırılmadığında MTA Plus kök kanal dolgu patının bağlanma dayanımı BioRoot RCS ve AH 26 dan anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0.05). Smear tabakasının uzaklaştırılmasının AH 26 nın bağlanma dayanımını arttırdığı bulundu (p<0.05). MTA Plus ın penetrasyon derinliği AH 26 ve BioRoot RCS ile karşılaştırıldığında smear tabakası uzaklaştırılmadığında en yüksek olduğu görüldü (p<0.05). Smear tabakası uzaklaştırıldığında BioRoot RCS en düşük penetrasyon derinliği gösterdi (p<0.05). Penetrasyon yüzdesiyle ilgili olarak gruplar arasında herhangi bir fark görülmedi (p>0.05). Sonuçlar: Bu in vitro çalışmanın limitasyonları dahilinde smear tabakasının AH 26 nın bağlanma dayanımı üzerinde olumsuz etkisi olduğu fakat MTA Plus ve BioRoot RCS patları için bu durumun geçerli olmadığı, ayrıca smear tabakasının uzaklaştırılmasının veya korunmasının patların penetrasyon derinliğini etkilemediği sonucuna varılabilir. SS42 EVALUATION OF DENTINAL TUBULE PENETRATION AND PUSH-OUT BOND STRENGTH OF AH 26, BIOROOT RCS, AND MTA PLUS ROOT CANAL SEALERS WITH AND WITHOUT SMEAR LAYER Aim: The aim of this in vitro study was to evaluate the effect of smear layer on the dentin penetration depth and push-out bond strength of various root canal sealers. Methodology: A total of 90 single-rooted extracted human mandibular premolars were decoronated, cleaned, shaped and divided into 2 major groups a) smear layer preserved and b) smear layer removed using irrigation with 3 ml of 17% EDTA. Roots within each major group were further divided into 3 subgroups according to the sealer tested (n=15): AH 26, BioRoot RCS, and MTA Plus. The root canals were obturated with gutta-percha and sealer mixed with 0.1% rhodamine B. Two 1-mm-thick slices were obtained from each root at different section levels (coronal, middle, apical). The first slice of each third was selected for the push-out test and the remained slice was examined under confocal 91

92 microscope to calculate the dentinal tubule penetration depth and percentage. Push out bond strength values; percentage and maximum depth of sealer penetration were analyzed statistically. Results: The push-out strength of MTA Plus was higher compared to AH 26 and BioRoot RCS when the smear layer preserved (P<0.05). Removal of the smear layer increased the bond strength of AH 26 (P<0.05). The penetration depth of MTA Plus was significantly higher compared to BioRoot RCS and AH 26 when the smear layer preserved (p<0.05). BioRoot RCS showed the lowest penetration depth when the smear layer removed (p<0.05). Regarding with the penetration percentage there was no significant deference among the groups (p>0.05). Conclusions: Within the limitations of this in vitro study, it can be concluded that smear layer removal is detrimental to the bond strength AH 26; however the same did not hold for MTA Plus and BioRoot RCS. Additionally smear layer removal or preserved did not affect the penetration of the root canal sealers. SS43 LAZERLE AKTİFLEŞTİRİLEN İRRİGASYONUN FURKA PERFORASYON TAMİRİNDE KULLANILAN PROROOT MTA VE BİODENTİN'İN PUSHOUT BAĞLANMA DAYANIMLARINA ETKİSİNİN İNCELENMESİ EMRE NAGAŞ, AYHAN EYMİRLİ, SELEN EREN, ÖZGÜR UYANIK, ZAFER ÇEHRELİ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, PEDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Furka perforasyonları tamirinde, kullanılan tamir materyalleri endodontik irrigantlara maruz kaldığında yapısal bozulmalara uğrayabilirler. Bu çalışmanın amacı; Erbium Chromium: Yttrium Scandium Gallium Garnet (Er,Cr:YSGG) (LAI) lazerle aktive edilen irrigasyon solüsyonlarının perforasyon tamirlerinde kullanılan ProRoot MTA ve Biodentine nin pushout bağlanma dayanımlarına etkisinin incelenmesidir. İnsan mandibular molar dişlerinin furkalarına frez yardımıyla standart genişlikte perforasyonlar oluşturuldu. Dişler kullanılacak tamir materyallerine göre iki gruba ayrıldı (n=50). Daha sonra da uygulanacak irrigasyon rejimine göre de 5 alt gruba ayrıldı; a) distile su ile pasif irrigasyon, b) NaOCl ile pasif irrigasyon, c) distile su ile LAI, d) NaOCl ile LAI ve e)irrigasyon yapılmayan kontrol grubu. Dislokasyon dirençleri pushout test cihazıyla ölçüldü. İstatistiksel analizleri çok yönlü varyans analizi ve Tukey testi ile yapıldı (p=0,05). Biodentin, MTA ya göre daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri gösterdi (p<0,05). İrrigasyon solüsyonlarının lazerle aktive edilmesi tamir materyallerinin bağlanma dayanımlarını etkilemedi (p>0,05). Biodentine dislokasyona MTA dan daha dirençli bir perforasyon tamir materyalidir. NaOCL nin lazerle aktive edilmesinin Biodentine ve MTA nın bağlanma dayanımına olumsuz bir etkisi yoktur. SS43 EFFECT OF LASER ACTIVATED IRRIGATION ON THE PUSH-OUT BOND STRENGTH OF PROROOT MTA AND BIODENTINE IN FURCAL PERFORATIONS Aim: This study assessed the efficacy of Erbium Chromium: Yttrium Scandium Gallium Garnet (Er,Cr:YSGG) laser activation (LAI) of irrigation solutions on push-out bond strength of mineral trioxide aggregate (MTA, ProRoot, Dentsply/Tulsa Dental, Tulsa, OK) and Biodentine (Septodont, Saint Maur des Fossés, France) in furcal perforations. Methodology Furcal perforations, measuring 1.3 mm in diameter and 2 mm in height, were produced in 80 human mandibular first molars. The teeth were randomly divided into two groups (n=40) according to the filling material applied: (1) ProRoot MTA or (2) Biodentine. The teeth were 92

93 further assigned into five groups (n=10/group) defined by the irrigation regimens applied over the set materials (n = 10/group): (a) distilled water, with needle irrigation (b) 5.25% NaOCl with needle irrigation (c) distilled water with LAI (d) 5.25% NaOCl with LAI, and (d) no irrigation (control). A pushout test was performed, and multivariate analysis of variance and Tukey tests were used for statistical analysis of the data (P =.05). Results: Biodentine showed significantly higher push-out bond strength than ProRoot MTA (p<.05). 5.25% NaOCl and saline solutions did not significantly affect the push-out bond strength values of the materials (p>.05). The laser activation of the tested irrigant solutions did not significantly affect the dislocation resistance of Biodentine and MTA (p>.05). Conclusions: Biodentine showed better bond srength performance as a perforation repair material than ProRoot MTA. Er,Cr:YSGG laser-activation of 5.25% NaOCl had no adverse effect on push-out bond strength of ProRoot MTA and Biodentine when used to repair furcal perforations. SS44 APEKSİFİKASYON TEDAVİSİNDE FARKLI TEKNİKLERLE YERLEŞTİRİLEN MTA APİKAL TIKACININ DOLGU KALİTELERİNİN MİKRO BT YÖNTEMİ İLE KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ SELEN NİHAL ŞİŞLİ, HAKAN ÖZBAŞ BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, apeksifikasyon tedavisinde farklı tekniklerle yerleştirilen MTA apikal tıkacının dolgu kalitelerinin mikro-bt yöntemi ile karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Standart diverjan duvarlı açık apeksli diş modelleri, 120 adet üst kesici diş kullanılarak elde edilmiş ve periapikal dokuları taklit edecek ıslatılmış oasis içerisine yerleştirilmiştir. Örnekler 8 çalışma grubuna ayrılmıştır (n=15). Dişlerin apikal bölgelerine ProRoot (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) ve Angelus MTA' lar (Soluçoes Odontologicas, Londrina, Brezilya); el ile veya mekanik olarak karıştırılıp, el ile kondansasyon veya 10 saniye indirekt-ultrasonik aktivasyon ile 5 mm kalınlığında apikal tıkaç olarak yerleştirilmiştir. Kanalların kalan kısımları sıcak güta-perka sistemi (Calamus Dual, Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre)ve AH-plus kanal patı (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya) ile, MTA apikal tıkaçları tamamiyle sertleştikten sonra, kanal dolguları tamamlanmıştır. Örnekler yüksek çözünürlüklü bir mikro BT (SkyScan 1172; SkyScan, Kontich, Belçika) cihazı ile taranmış; örneklerin kanal duvarları ile MTA apikal tıkacı arasında kalan boşlukların ve MTA apikal tıkacı içerisindeki poröziter boşlukların hacimsel oranı SkyScan yazılımı kullanılarak hesaplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde Kruskal Wallis testi grupların kullanılmıştır. Çalışma gruplarının ikili karşılaştırmalarında ise Mann-Whitney U test kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: İstatistiksel analizler neticesinde; Angelus MTA ve ProRoot MTA kullanılan gruplar, karıştırma yöntemleri ve yerleştirme tekniklerinden bağımsız olarak, genel anlamda karşılaştırıldığında, Angelus MTA kullanılan grupların dentin duvarı ile arada kalan boşluk yüzdeleri ProRoot MTA ' ya göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p:0.018; p<0.05). Mekanik karıştırma yöntemiyle hazırlanan MTA grupları, el ile karıştırılarak hazırlanan MTA gruplarına göre daha az porözite göstermiştir (p:0,001; p<0,01). Öte yandan ProRoot MTA; el ile karıştırılıp el ile yerleştirildiğinde Angelus MTA' ya göre daha iyi sonuçlar göstermişken (p:0,044; p<0,05); indirekt ultrasonik aktivasyon tekniğiyle yerleştirildiğinde ise Angelus MTA, ProRoot MTA' ya yakın sonuçlar göstermiştir (p: 0,724; p>0,05). 93

94 Sonuçlar: Bu çalışmanın ışığında, diverjan kanal duvarlarına sahip açık apeksli dişlere MTA apikal tıkacın ortograt yolla uygulanmasının teknik hassasiyet isteyen bir prosedür olduğu görülmektedir. Bu çalışmada karşılaştırılan tekniklerin hiçbiriyle boşluksuz MTA apikal tıkaç elde edilememiştir. ProRoot MTA, karıştırma yöntemleri ve yerleştirme tekniklerinden bağımsız olarak dentin duvarlarına adaptasyon bakımından Angelus MTA' ya göre daha olumlu sonuçlar göstermiştir. Mekanik karıştırmayla el ile karıştırmaya kıyasla daha iyi kıvamlı ve kolay çalışılabilir materyal elde edilmesi mümkündür. Çalışmada grupların yerleştirme tekniklerine göre genel karşılaştırılmasından yola çıkarak indirekt-ultrasonik aktivasyonun MTA' nın adaptasyonunda anlamlı bir farklılık yaratmadığı söylenebilir. Ancak el ile karıştırılan ProRoot MTA ve Angelus MTA gruplarının yerleştirilme tekniklerine göre ikili karşılaştırılmaları göz önünde bulundurularak indirekt-ultrasonik aktivasyon Angelus MTA' nın adaptasyonunu iyileştirmekte yardımcı bir teknik olarak kullanılabilir. SS44 COMPARATIVE MICRO-CT EVALUATION OF THE SEALING QUALITY OF MTA APICAL PLUG PLACED WITH VARIOUS TECHNIQUES IN APEXIFICATION THERAPY Aim: Objective of this study was to compare the effects of different mixing and placement techniques to the sealing quality of MTA apical plugs by micro-computed tomography (micro-ct) analysis. Methodology: Standardized artificial divergent open apex models were created using 120 extracted maxillar incisors and inserted into wet oasis to simulate periapical tissues. Teeth were randomly divided into 8 experimental groups (n=15). ProRoot MTA (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and Angelus MTA (Soluçoes Odontologicas, Londrina, Brazil) were mixed manually or mechanically, and introduced to form 5 mm-thick apical plugs by hand condensation or indirect-ultrasonic activation for 10 seconds. Remaining root canals were obturated with thermoplasticized guttapercha system (Calamus Dual, Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and AH plus sealer (Dentsply DeTrey, Konstanz, Germany) after final setting of MTA apical plugs in humidity environment. The samples were scanned with a high resolution micro-ct (SkyScan 1172; SkyScan, Kontich, Belgium) and volumetric analysis of external voids between dentin walls and MTA apical plugs and porosity inside MTA was carried out by using the SkyScan software. Data were statistically analyzed by Kruskal-Wallis test. Groupwise comparisons were performed by Mann-Whitney U test and statistical significance was set at p< Results: According to the statistical evaluation; irrespective of mixing and placement techniques applied, external voids between dentin walls and apical plugs of Angelus MTA groups were significantly higher than ProRoot MTA groups (p:0.018; p<0.05). Mechanically-mixed MTA groups also showed significantly lower porosity values compared to manual mixing groups (p:0.001; p<0.01). On the other hand; ProRoot MTA, both mixed and placed manually, had greater adaptation values than Angelus MTA (p:0.044; p<0.05) but when indirect-ultrasonic activation technique was performed, Angelus MTA showed similar results with ProRoot MTA (p: 0.724; p>0.05). Conclusions: It appears that orthograde application of MTA apical plugs in divergent open apices is very technique-sensitive and requires careful delivery to enhance its sealing ability. In this study, none of the techniques were able to form void-free MTA apical plugs. Canal adaptation values of ProRoot MTA groups were better than those of Angelus MTA. Mechanically-mixed MTA had greater handling characteristics compared to manuel mixing. According to multiple group comparisons indirect-ultrasonic activation did not significantly improve the adaptation of MTA but, some improvement was observed in groupwise comparison of ProRoot MTA and Angelus MTA when mixed manually. Indirect-ultrasonic activation can be helpful for better adaptation of Angelus MTA. 94

95 SS45 ÇEŞİTLİ DEZENFEKSİYON PROSEDÜRLERİ SONRASI AH PLUS, MTA FİLLAPEX VE SEALAPEX İN DENTİN TÜBÜL PENETRASYONUNUN DEĞERLENDİRİLMESİ: LAZER TARAMALI KONFOKAL MİKROSKOP ÇALIŞMASI 1 RECAİ ZAN, 1 KEREM ENGİN AKPINAR, 2 HÜSEYİN SİNAN TOPÇUOĞLU, 3 İHSAN HUBBEZOĞLU 1 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS 2 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ 3 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, RESTORATİF DİŞ HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı dezenfeksiyon tekniklerinin uygulanmasından sonra uygulanan çeşitli kök kanal patlarının dentin tübüllerine penetrasyonunu bir konfokal lazer tarama mikroskobu kullanarak değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 150 adet çekilmiş insan daimi mandibular premolar tek köklü dişler seçildi ve rastgele olarak patların tipine göre AH Plus, MTA Fillapex ve Seal Apex olarak 3 anagruba ayrılmıştır (n=50). Her grup irigasyon aktivasyon prosedürüne göre rastgele olarak beş altgruba ayrılmıştır (n=10); KTP lazer ile ışınlama, geleneksel, intra-kit, sonik (Sİ) ve ultrasonik aktivasyon (Uİ) prosedüreleri. Dezenfeksiyon prosedürlerinin ardından kök kanalları % 0.1 floresan rodamin B izotiyosiyanat ile karıştırılmış patlar ile sıvanan tek kon guta-perka ile dolduruldu. Örnekler apeksten itibaren 3, 6, ve 9 mm kesitler alındı. Bütün kesitler dentin tübül penetrasyonu alanını hesaplamak için bir lazer taramalı konfokal mikroskop altında incelendi. Veriler varyans üç yönlü analiz ve Tukey testleri kullanılarak analiz edildi (P = 0,05). Bulgular: Seal Apex diğer gruplara göre anlamlı derecede düşük penetrasyon gösterdi (P < 0,05). MTA Fillapex, AH Plus a göre daha derin penetrasyon sağlamıştır (P < 0,05), Uİ diğer dezenfeksiyon tekniklerine göre önemli ölçüde daha derin penetrasyon sağlamıştır (P < 0,05). Tüm gruplarda koronal üçlüde, istatiksel olarak en yüksek oranda ve maksimum pat penetrasyon derinliği görülmüştür (P < 0,05). Sonuçlar: Kök kanal patı seçimi, irigasyon aktivasyon prosedürü ve kök kanal bölgesi dentin tübül penetrasyonu üzerine önemli bir rol oynamaktadır. Ultrasonik aktivasyonla birlikte uygulanan AH Plus ve MTA Fillapex ile dentin tübüllerinde daha derin pat penetrasyonu elde edilebilir. SS45 ASSESSMENT OF DENTINAL TUBULE PENETRATION OF AH PLUS, MTA FILLAPEX AND SEALAPEX AFTER VARIOUS DISINFECTION PROCEDURES: A CONFOCAL LASER SCANNING MICROSCOPIC STUDY ABSTRACT Aim: The aim of this study to evaluate and compared dentinal tubules penetration of various root canal sealers obturated after the application of different irrigation activation procedures by a laser scanning confocal microscope. Methodology: A total of 150 extracted human permanent mandibular premolar single rooted teeth were selected and randomly divided into 3 main groups according to the sealer type (n=50) as AH Plus, MTA fillapex and Seal Apex. Each group was randomly subdivided into five groups according to the irrigation activation protocols (n=10): KTP laser irradiation, conventional needle, intra-kit, sonic (SI) and ultrasonic activation procedures (UI) After the activation procedures, the root canals were 95

96 obturated with single gutta-percha and labeled sealer mixed with 0.1% fluorescent rhodamine B isothiocyanate. Specimens were sectioned at 3, 6, and 9 mm from the apex. All sections were examined under a confocal laser scanning microscop to calculate the dentinal tubule penetration area. Data were analyzed using three-way analysis of variance and Tukey s post hoc tests (P=0.05). Results: Seal Apex indicated a statistically lesser penetration than the other groups (P < 0.05), MTA fillapex ensured deeper penetration than AHPlus (P < 0.05). UI provided significantly deeper penetration than other activation procedures (P < 0.05). The statistically highest percentage and maximum depth of sealer penetration were shown in coronal third for all groups (P < 0.05). Conclusions: The selection of root canal sealer, irrigation activation procedures, and root canal region play a crucial role on the dentinal tubule penetration. AH Plus and MTA Fillapex applied with UI could achieved deeper sealer penetration in dentinal tubules. SS46 ETKİSİ TANNİK ASİD KULLANIMININ EPOKSİ REZİN ESASLI PATLARIN BAĞLANMA DAYANIMINA SEVİNÇ ASKERBEYLİ, HACER AKSEL, SELEN KÜÇÜKKAYA, D ZEYBEK HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI HACETTEPE TIP FAKÜLTESİ HİSTOLOJİ VE EMBRİYOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Dentin kollajeni, dentin matriksinin ana komponentidir ve dentinin mekanik ve adeziv özelliklerini etkilemektedir. Tannik asit (TA), kollajeni çapraz bağlayıcı bir ajandır ve kollejen yapılarının degradasyonunu engelleyerek, dentinin mekanik özelliklerini arttırır. Bu çalışmada farklı konsantrasyonlarda TA ile final irrigasyonun epoksi-rezin esaslı AH Plus kök kanal dolgu patının pushout bağlanma dayanımına etkisi değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında 125 adet tek köklü mandibular premolar dişler seçildi. Dişlerin kronları uzaklaştırılarak kök uzunluğu 15 mm olacak şekilde standardize edildi. Çalışma boyu belirlendikten sonra, klinik koşulların taklit edilmesi amacıyla dişlerin apekleri akışkan kompozit ile kapatıldı. Kök kanalları ProTaper F4 e (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) kadar genişletildi ve 5 ml %2,5 sodyum hipoklorit (NaOCl) şekillendirme sırasında ve 5 ml %17 lik etilendiamintetraasetik asit (EDTA) 2 dakika boyunca son irrigasyon olarak uygulandı. Hazırlanan örnekler rastgele beş gruba dağıtıldı (n=25). Grup 1: 2 dk -5 ml %10 TA; Grup 2: 5 dk-5 ml %10 TA; Grup 3: 2 dk -5 ml %20 TA; Grup 4: 5 dk -5 ml 20% TA; Grup 5: 5 ml distile su (kontrol). %10 TA ve %20 TA solüsyonları NaOH kullanılarak ph 7.4 olacak şekilde aynı gün taze olarak hazırlandı.tüm gruplarda irrigasyon tamamlandıktan sonra örnekler epoksi-rezin esaslı (AH Plus; Dentsply DeTrey, Konstaz, Almanya) pat ve guttaperka ile tek kon yöntemiyle dolduruldu. Örnekler %100 nemli ortamda 48 saat bekletildi. Köklerden 1 mm kalınlığında kesitler alındı ve her dişten kök kanal kesiti yuvarlak olan örnek seçildi. Her bir kesit Unıversal Test Cihazı na (Instron Corp.,Canton,MA, ABD) yerleştirilerek sıkıştırıcı yük 1mm/dakika hızında uygulandı. Kuvvetin ani düşmesi ve materyalin ayrılma anındaki push-out kuvveti Newton olarak, bağlanan yüzey alanına bölünerek push-out bağlanma dayanımı hesaplandı Bulgular: %20 TA ile muamele edilmiş dentinde kontrol grubuna göre her iki zamanda daha fazla bağlanma dayanımı gözlendi (p<.05). %10 TA 2 dk uygulandığında kontrol grubuna göre önemli bir fark gözlenmezken (p>.05), 5 dk uygulandığında push-out baplanma dayanımında önemli bir artış oldu (p<.05). 5 dk %10 TA ve 2 dk ya da 5 dk %20 TA grupları arasında önemli bir fark gözlenmedi (p>.05). 96

97 Sonuçlar: TA ile son irrigasyon yapıldığında, konsantrasyon ve uygulama süresine göre, epoksi rezin esaslı patların kök kanal duvarına bağlanma dayanımını arttırmaktadır. SS46 EFFECT OF TANNIC ACID ON PUSH-OUT BOND STRENGTH OF EPOXY-RESIN BASED SEALER Aim: Dentin collagen is a major component of dentin matrix and its stability has a great impact on the mechanical and adhesive properties of dentin. Tannic acid(ta), a collagen cross-linking agent, protects the degradation of collagen fılms, and so increases the mechanical properties of dentin. This study evaluated the effect of final irrigation with different concentrations of TA on the push-out bond strength of epoxy-resin based root canal sealer to root canal dentin. Methodology: Single-rooted-human-mandibular-premolars(n=125) were collected, decoronated and the root lengths was standardized to 15 mm. All root canals were instrumented up to ProTaper F4 (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and irrigated with 5 ml 2.5% sodium hypochlorite(naocl) and 5 ml 17% ethylenediaminetetraacetic acid(edta) for 2 min. The roots were randomly assigned into following groups(n = 25):Group 1:5 ml -10% TA for 2 min; Group 2:5 ml-10% TA for 5 min; Group 3:5 ml-20% TA for 2 min; Group 4:5 ml-20% TA for 5 min ; Group 5:5 ml distilled water(control). 10% TA and 20% (w/v) solution in saline adjusted to ph 7.4 using sodium hydroxide (NaOH) were freshly prepared.the root canals were filled with epoxy-resin based sealer(ah Plus; Dentsply DeTrey, Konstaz, Germany) and gutta-percha using single cone technique and stored at 100% humidity for 48 hours. The roots were then sectioned into 1.0-mm-thick slices and one root section with circular canal shape and no void was included from each specimen. The push-out test was measured using a Universal Testing Machine (Instron Corp.,Canton,MA,USA) at a crosshead speed of 1 mm/min. The bond strength at the point of failure was calculated (MPa) by dividing the load (N) by the area of bonded interface. Statistical analysis was performed using one-way analysis of variance (ANOVA) and Tukey post-hoc test(p=.05). Results: 10%TA application for 2 min did not exhibit a significant difference than that of control group(p>.05), while 5 min application showed a significant increase in push-out bond strength values(p<.05). 20% TA-treated dentin revealed higher push-out bond strengths than that of control group for both application times(p<.05). No significant difference was observed among 10% TA for 5 min, 20% TA for 2 and 5 min groups(p>.05). Conclusions: Final irrigation of the root canal system with TA resulted in concentration and time dependent improvement in bond strength of epoxy-resin based root canal sealer to dentin. SS47 GUTTAFLOW 2, GUTTAFLOW BIOSEAL, MTA FİLLAPEX, AD SEAL VE AH PLUS İLE DOLDURULMUŞ LATERAL KANALLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ GAMZE ER, BANU UYSAL, ÖMER DEMİRTAŞ, İSMAİL DAVUT ÇAPAR İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı; soğuk lateral kondensasyon yöntemi kullanılarak Gutta Flow 2, Gutta Flow Bioseal, MTA Fillapex, AD Seal ve AH Plus kanal patları ile oluşturulmuş yapay lateral kanalların dolum kalitesinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için kullanılan 75 adet mandibular premolar diş Protaper Universal (Dentsply Maillefer) F4 eğeye kadar genişletilmiştir (40) Kök kanal şekillendirilmesinden sonra çalışma boyundan 2, 5 ve 8 mm de lateral kanallar oluşturulmuştur ve örnekler kullanılan kanal patına göre rastgele 5 gruba ayrılmıştır: Gutta Flow 2, Gutta Flow Bioseal, MTA Fillapex, AD Seal ve AH Plus. Kanal 97

98 dolumu değerlendirilmesi dijital radyografi ile yapılmıştır. Bu çalışmada istatiksel analiz için Kruskal- Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: İstatiksel anlamda gruplar arasında anlamlı fark çıkmıştır (p< 0,05). Lateral kanalların dolum kalitesinde en yüksek değer AH Plus grubunda çıkarken, en düşük değer AD Seal grubunda bulunmuştur (p< 0,05). Apikal, orta üçlü ve servikal bölgeler arasında da lateral kanal dolumu açısından gruplar arasında fark bulunmuştur (p< 0,05). Sonuçlar: AH Plus kanal patı diğer patlara göre lateral kanal dolumunda daha etkili bulunmuştur. Her grupta servikal üçlüdeki lateral kanalların, apikal üçlüdeki lateral kanallara göre daha fazla dolduğu gözlenmiştir. SS47 COMPARISON OF GUTTAFLOW 2, GUTTAFLOW BIOSEAL, MTA FILLAPEX, AD SEAL AND AH PLUS IN THE FILLING OF SIMULATED LATERAL CANALS Aim: The aim of the in vitro study was to evaluate GuttaFlow 2, GuttaFlow Bioseal, MTA Fillapex, AD Seal and AH Plus in the filling of simulated lateral canals with using cold lateral compaction technique. Methodology: Root canals of 75 mandibular premolar teeth were instrumented with Protaper Universal System up to size F4 (40). After preparation, lateral canals were simulated 2, 5 and 8 mm from the working length and samples were randomly divided into 5 groups according to sealer type as follows: GuttaFlow 2, GuttaFlow Bioseal, MTA Fillapex, AD seal and AH Plus. Evaluation of the canal fillings was performed using digital radiography. Data were analyzed statistically using the Kruskal-Wallis test (p<0,05). Results: There were statistically differences between all groups (p<0,05). Lateral canal filling values were highest in AH Plus group and the lowest in AD Seal group (p< 0,05). There were significant differences between each group in apical, coronal and middle third regarding lateral canal fillings (p< 0,05). Conclusions: It was found that AH Plus group was more efficient in filling lateral canals than the other groups. It was obtained that the cervical lateral canals were filled better than in the apical thirds in each groups. SS48 FARKLI TAŞIYICILAR İLE HAZIRLANMIŞ MTA İLE APİKAL TIKAÇ YAPILMIŞ OLAN İMMATÜR DİŞLERDE FARKLI KÖK KANAL DOLGU TEKNİKLERİNİN KENAR UYUMU VE KIRILMA DAYANIMINA ETKİSİ ZELİHA YILMAZ, SELEN KÜÇÜKKAYA, EMEL UZUNOĞLU, MELAHAT GÖRDUYSUS, ÖMER GÖRDUYSUS HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ Amaç: Farklı taşıyıcılı Mineral Trioksit Agregat (MTA) apikal tıkaçlar yerleştirilmiş simule immatür dişlerde, farklı kök kanal dolgu tekniklerinin kenar uyumu ve kırılma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 60 adet deney grubu, 20 adet kontrol grubu olmak kronlarından kesildi. Negatif kontrol grubundaki (n=10) dişlere herhangi bir işlem yapılmadı. Deney grubundaki (n=60) ve pozitif kontrol grubundaki (n=10) kök kanalları ProTaper Nikel Titanyum döner alet sistemi ile F4 e kadar genişletildi. Bu dişlerde #1-6 Peeso Reamerlar sırasıyla ve apikalden 1 mm çıkacak 98

99 şekilde kullanıldı. Deney grubundaki dişlerin kök ucu kavitelerine, 3 farklı taşıyıcıyla hazırlanmış MTA 3 mm kalınlığında yerleştirildi (n=20). Rezin replikalar elde edildikten sonra dişler iki farklı dolgu tekniğine göre alt gruplara ayrıldı (n=10). Grup 1: MTA+Distile su (DS), Grup 1A: MTA+DS+Sıcak Vertikal Sıkıştırma (SVS), Grup 1B: MTA+DS+Soğuk Lateral Sıkıştırma (SLS), Grup 2: MTA+ Propilen Glikol (PG), Grup 2A: MTA+PG+SVS, Grup 2B: MTA+PG+SLS, Grup 3: MTA+Kalsiyum Klorit (KK), Grup 3A: MTA+KK+SVS, Grup 3B: MTA+ KK+SLS. Taramalı elektron mikroskobu ile yapılan kenar uyumu analizi için apikal tıkaçların kalan kanal kısmının dolgu öncesi ve sonrası negatif replikaları alındı. Görüntüler 3-basamaklı skor skalası kullanılarak değerlendirildi. Tüm örnekler daha sonra kırılma dayanımı testi için hazırlanıp analiz edildi. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Kök kanalarının dolgu öncesi ve sonrası olmak üzere G1, G2 ile benzer kenar uyumu gösterirken (p>0,05), G3 den daha iyi kenar uyumu gösterdiler (p<0,05). G2, G3 den hem dolgu öncesi hem de SLS sonrası daha iyi kenar uyumu gösterirken (p<0,05), SVS sonrası iki apikal tıkaç arasında fark görülmedi (p>0,05). SVS tekniği, G3 ün kenar uyumunu olumsuz etkiledi (p<0,05). Apikal tıkaç materyalleri göz önünde tutulmadığında, dolgu sonrasında SLS ve SVS teknikleri arasında kenar uyumu açısından fark görülmedi (p>0,05). Negatif kontrol en yüksek kırılma dayanımını gösterirken (p<0,05), Pozitif kontrol deney gruplarıyla benzer değerler gösterdi (p>0,05). Grup2A; Grup2B ve Grup 1A dan anlamlı olarak daha düşük kırılma dayanımı gösterdi (p<0,05). Diğer deney grupları arasında kırılma dayanımı açısından fark görülmedi (p>0,05). Doldurma teknikleri göz önünde tutulmadığında G1, G2 den daha düşük kırılma dayanımı değerleri gösterdi (p<0,05). Sonuçlar: Kök kanal dolgu teknikleri, G1 in kenar uyumu ve kırılma dayanımını etkilemedi. MTA ya yapılan farklı eklemeler, doldurma teknikleri sonrasındaki kenar uyumu ve kırılma dayanımını etkilemektedir. SS48 EFFECTS OF VARIOUS BACKFILLING TECHNIQUES ON THE MARGINAL ADAPTATION AND THE FRACTURE RESISTANCE OF SIMULATED IMMATURE TEETH OBTURATED USING MTA APICAL PLUGS WITH VARIOUS ADDITIVES Aim: : To evaluate effect of various backfilling techniques on the marginal adaptation and fracture resistance of simulated immature teeth obturated using Mineral Trioxide Aggregate (MTA) apical plugs with various additives. Methodology: Eighty human maxillary anterior teeth, 60 experimental groups, 20 negative and positive controls groups, were used. The 3 mm of apical third and the coronal portions of all teeth were removed to obtain length of 13-mm. Negative control (n=10) received no further treatment. The experimental groups (n=60) and positive controls (n=10) were prepared using ProTaper rotary files up to #F4, enlarged with #1-6 Peeso reamers. The apical 3mm of root was obturated with MTA apical plugs various additives (n=20). After negative replicas taken the remaining root canal was backfilled and divided into two subgroups according to filling techniques (n=10). G1:MTA+Distilledwater(DW), G1A:MTA+DW+WarmVertical Compaction(WVC), G1B:MTA+DW+Cold Lateral Compaction(CLC), G2: MTA+Propilen Glikol(PG), G2A:MTA+PG+WVC, G2B:MTA+PG+CLC, G3: MTA+ Calcium Chloride(CC), G3A:MTA+CC+WVC, G3B:MTA+CC+CLC. Negative replicas taken of the apical plugs before and after backfilling procedures were examined with a Scanning Electron Microscope and evaluated using a 3-step scale for scores. All specimens were then subjected to fracture testing. The force required to fracture each specimen was recorded and the data were statistically analyzed. Results: G1 presented similar marginal adaptation to G2 (p>0.05), while showed better adaptation than G3 before and after backfilling with both techniques (p<0.05). G2 presented better marginal adaptation than G3 before backfilling and after CLC (p<0.05), while no significant difference was observed after WVC (p>0.05). The only significant difference regarding marginal adaptation change 99

100 due to the backfilling procedure was seen in G3 after WVC (p<0.05). Regardless of the plug materials, there was no significant difference after backfilling with CLC and WVC (p>0.05). In the fracture resistance (FR) analysis, the negative control group had the highest FR (p<0.05). The positive control group did not differ significantly from the experimental groups (p>0.05). G2A showed significantly lower FR than G2B and G1A (p<0.05). No significant difference was found among the other experimental groups in regards of FR (p>0.05). Regardless of the backfilling techniques, G2 presented lower FR than G1 (p<0.05). Conclusions: Backfilling technique did not affect the marginal adaptation and FR of G1. However, the additives to MTA seemed to influence the marginal adaptation and FR after different backfilling techniques. SS49 FARKLI İRRİGASYON TEKNİKLERİ İLE MANUEL ENSTRÜMANTASYON TEKNİĞİNİN SODYUM HİPOKLORİT VE KLORHEKSİDİN İLE YIKAMA SONRASINDA OLUŞAN ÇÖKELTİNİN UZAKLAŞTIRILMASINDAKİ ETKİNLİKLERİ MEHMET BURAK GÜNEŞER, ASİYE NUR DİNÇER, DİLARA ARSLAN BEZMİALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL Amaç: Sodyum hipoklorit (NaOCl) ve klorheksidin solüsyonlarının teması sonucu koyu renkli bir çökelti oluşmaktadır. Bu in vitro çalışmanın amacı farklı irrigasyon tekniklerini manuel enstrümentasyon tekniği ile karşılaştırarak kök kanal yüzeyinden koyu renkli çökeltinin uzaklaştırılmasında bu tekniklerin etkinliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Seksen beş adet çekilmiş tek köklü insan dişinin kök kanalları ProTaper Universal döner alet eğeleri ile F4 eğesine kadar genişletildi. % 17 EDTA, % 5 NaOCl ve % 2 klorheksidin solüsyonları ile son yıkama yapıldı. Ardından kökler boylamasına ikiye ayrıldı ve steryomikroskop kullanılarak kök kanal yüzeylerinin tümünde çökelti oluştuğu teyit edildi. Her bir kök yapıştırıcı yardımıyla yeniden birleştirildi. Her bir grupta 15 diş olacak şekilde Konvansiyonel şırınga irrigasyonu; CanalBrush (Coltene); EndoActivator Sistem (Dentsply); PIPS irrigasyon teknikleri ve manuel enstrümantasyon tekniği olmak üzere örnekler 5 deney grubuna ayrıldı. Çökeltinin uzaklaştırılması işlemleri esnasında kök kanalları beş mililitre distile su ile 60 saniye süreyle yıkandı. Pozitif kontrol grubunda (n=5) hiçbir uzaklaştırma tekniği yapılmadı. Negatif kontrol grubunda ise son yıkama solüsyonu klorheksidin kullanılmadı (n=5). Tekrar ikiye ayrılan kökler 15 büyütme altında steryomikroskop kullanılarak fotoğraflandı. Bilgisayara aktarılan fotoğraflarda kök kanal yüzeyinde rezidüel kahverengi çökeltinin bulunduğu alanlar bilgisayar programı yardımıyla mm2 cinsinden hesaplandı. Uzaklaştırma işlemleri öncesi ve sonrasında çökelti ile kaplı yüzey alanları arasındaki fark toplam yüzey alanına bölünüp 100 ile çarpılarak çökeltinin uzaklaştırılma yüzdesi hesaplandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi Tek yönlü varyans analizi ve Post-hoc tukey testleri ile % 95 güven aralığında gerçekleştirildi (P=0,05). Bulgular: Tüm deney gruplarında rezidüel çökelti gözlendi. Manuel enstrümentasyon grubu diğer gruplara göre kök kanal yüzeyinden çökeltinin uzaklaştırılmasında en etkili grup bulundu (P<0,05). CanalBrush ve EndoActivator grupları ise konvansiyonel şırınga irrigasyonu ve PIPS gruplarından daha etkili bulundu (P<0,05). Konvansiyonel şırınga irrigasyonu, PIPS ve pozitif kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (P>0,05). 100

101 Sonuçlar: Test edilen tekniklerden hiç biri kök kanal yüzeyinden koyu renkli çökeltinin tümüyle uzaklaştırılmasında etkili olamadı. Bu nedenle endodontik tedavi esnasında NaOCl ve klorheksidinin kombine kullanımından kaçınılması oldukça önemlidir. SS49 EFFICACY OF VARIOUS IRRIGATION TECHNIQUES VERSUS MANUAL INSTRUMENTATION TECHNIQUE FOR THE REMOVAL OF THE PRECIPITATE FORMED AFTER IRRIGATION WITH SODIUM HYPOCHLORITE AND CHLORHEXIDINE. Aim: The interaction between sodium hypochlorite (NaOCl) and chlorhexidine (CHX) produces an orange-brown precipitate. The aim of this in vitro study was to evaluate the efficacy of different irrigation techniques and compare them with the manual instrumentation technique on the removal of the orange-brown precipitate from the root canal surface. Methodology: The root canals of 85 extracted single-rooted human teeth were prepared using ProTaper Universal rotary instruments up to size F4. Final irrigation was performed with 17% EDTA and 5% NaOCl followed by 2% CHX. The roots were then longitudinally split and subjected to stereomicroscopic examination for the confirmation of precipitate formation on the overall canal surface. Each root were re-assembled and then randomly divided into 5 experimental groups (n = 15) according to the precipitate removal techniques used: conventional syringe irrigation (CSI), Canal Brush (CB), EndoActivator System (EA), PIPS technique, and manual instrumentation. Five milliliters of distilled water were used for 60 seconds during the precipitate removal procedures. The remaining 5 teeth served as positive (n = 5; no removal techniques) and negative (n = 5; no final CHX irrigation) controls. One of the halves was photographed using a stereomicroscope at 15 magnification. The images were transferred to a computer and the residual orange-brown precipitate on the root canal surface was measured in mm2. The difference in precipitate covered areas before and after removal procedures was divided by the total root canal surface areas and multiplied by 100 to obtain the percentage of precipitate removal. The data were then analyzed statistically using Oneway analysis of variance and Tukey post hoc tests with a 95% confidence level (P=0.05). Results: All experimental groups contained residual precipitate. The manual instrumentation group was more effective in removing precipitate than the irrigation techniques (P<0.05). The CB and EA groups were superior to the CSI and PIPS groups (P<0.05). There were no significant differences between the CSI, PIPS and positive control groups (P>0.05). Conclusions: None of the techniques was able to completely remove orange-brown precipitate from the root canal surfaces. The combination of NaOCl and CHX in endodontic treatment should be avoided. SS50 IL-17, IL-17R, IL-23 VE IL-23R GEN POLİMORFİZMLERİNİN APİKAL PERİODONTİTİS HASTALARININ PERİAPİKAL LEZYONLARINDA KEMİK YIKIMI OLUŞMASI ÜZERİNE ETKİSİ 1 ELÇİN TEKİN BULUT, 1 NESLİHAN ŞİMŞEK, 2 SEMA BELLİ, 3 BARIŞ EMRE DAYANÇ 1 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 SELÇUK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 3 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ MOLEKÜLER BİYOLOJİ VE GENETİK BİLİM DALI Amaç: Bu klinik çalışmanın amacı; radyografik inceleme ve ağız içi muayene sonrasında derin çürük tespit edilen ve apikal periodontitis teşhisi konan dişleri bulunan sağlıklı bireylerde; periapikal 101

102 alanlarda lezyon oluşumunda IL-17, IL-17 Reseptörü (IL-17R), IL-23 ve IL-23 Reseptörü (IL-23R) gen polimorfizmlerinin etkilerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Tıbbi hikâyesinde herhangi bir sistemik hastalığı olmayan, klinik ve radyografik muayene sonrasında derin çürük kavitesi tespit edilen diş/dişleri olan yaş arası 235 hasta çalışmaya dâhil edildi. Araştırmanın deney grubu; derin çürük tespit edilen diş/dişlerinde periapikal kemik yıkımı olan (PAI 3) ve termal ile elektrik pulpa testlerine negatif yanıt veren bireylerden oluşturuldu. Kontrol grubuna ise derin çürük tespit edilen, termal ile elektrik pulpa testlerine pozitif yanıt veren, periapikal dokuları sağlıklı olan (PAI 2) diş/dişleri olan sağlıklı bireyler dâhil edildi. Hem deney hem de kontrol gruplarının şartlarını aynı anda sağlayan dişleri tespit edilen hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Hastaların ağız içi bukkal mukozalarından sürüntü yoluyla örnek alınması işlemini takiben genomik DNA nın izolasyon işlemi Gentra Puregene Bukkal Hücre Kiti (QIAGEN, USA, Kat. no: ) kullanılarak gerçekleştirildi. Araştırdığımız tek nükleotit polimorfizmlerinin tespiti için çift sarmallı DNA (dsdna) örnekleri polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ve yüksek çözünürlüklü erime (HRM) analizleri genotiplerin belirlenmesi amacıyla kullanıldı. PCR ve HRM analizleri için Type-it HRM PCR Kit i (Qiagen, USA Katalog numarası: ) kullanıldı. Elde edilen sonuçlar ScreenClust HRM (QIAGEN/Düseldorf, Almanya) yazılımına yüklenerek genotipler belirlendi. Bulgular: Apikal periodontitis ve irreversible pulpitis hastaları arasında IL-17A (rs ), IL-17RA (rs ), IL-23A (rs ) ve IL-23R (rs ) gen polimorfizmlerinin etkileri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Sonuçlar: Sonuç: Bu çalışmanın sınırları dâhilinde IL-17 (rs ), IL-17R (rs ), IL-23 (rs ) ve IL-23R (rs ) tek nükleotit polimorfizmlerinin (TNP) periapikal lezyonlarda kemik yıkımının oluşması üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı tespit edilmiştir. SS50 EFFECT OF IL-17, IL-17R, IL-23 AND IL-23R GENE POLYMORPHISMS ON THE FORMATION OF BONE DESTRUCTION AT PERIAPICAL LESIONS OF APICAL PERIODONTITIS PATIENTS Aim: The objective of this clinical study is to investigate the effects of IL-17, IL-17 Receptor (IL-17R), IL-23 and IL-23 Receptor (IL-23R) gene polymorphism on lesion formation in periapical regions of the healthy individuals who have teeth with deep carious lesions and diagnosed with apical periodontitis after the radiographic investigation and examination of the oral cavity. Methodology: We included 235 patients into this study who diagnosed with deep carious lesions on their teeth after the clinical and radiographic examination between the ages of with no systemic illnesses in their medical history. Apical periodontitis patients that have teeth with periapical lesions in their radiographs and gave negative response to thermal and electric pulp tests formed the experimental group; irreversible pulpitis patients that have teeth with healthy periapical tissues on their radiographs and gave positive response to thermal and electric pulp tests formed the control group. Patients that fall into both groups have not been included in this study. After collecting patient s buccal epithelial cells using buccal collection brush with scraping inside of the mouth DNA isolation procedure performed by using Gentra Puregene Buccal Cell Kit (QIAGEN, USA, Kat. no: ). To determine the single nucleotide polymorphisms, double strand deoxyribonucleic acid (dsdna) samples were used in polymerase chain reaction (PCR) and also High Resolution Melting analysis (HRM) to determine the genotypes. Type-it HRM PCR Kit is used for PCR and HRM analysis. The ScreenClust HRM (QIAGEN/ Duesseldorf, Germany) software was used to analyze the acquired data to identify the genotypes. Results: There were no statistically significant differences between the apical periodontitis patients and the irreversible pulpitis patients in terms of IL-17A (rs ), IL-17RA (rs ), IL-23A (rs ) ve IL-23R (rs ) gene polymorphisms. 102

103 Conclusions: Within the limitations of this study IL-17 (rs ), IL-17R (rs ), IL-23 (rs ) and IL-23R (rs ) single nucleotide polymorphisms (SNP) have no effects on bone resorption in periapical lesions. Key words: Apical periodontitis, IL-17, IL-23, periapical lesion, polymorphism. SS51 ÜÇLÜ ANTİBİYOTİK VE N-ASETİLSİSTEİN SOLÜSYONLARININ KÖK KANALLARININ KEMOMEKANİK PREPERASYONUNA ETKİSİNİN İNCELENMESİ ONUR PİRGON, DAVUT ÇELİK KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı 3Mix ve ph'sı 11'e yükseltilmiş NAS solüsyonlarının organik doku çözme özelliklerini test etmek, kök kanallarının kemomekanik preperasyonu sırasında duvarlarda kalan debris ve smear tabakasını uzaklaştırma etkinliklerini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Distile su, %1 NaOCl, %5 NaOCl, 3Mix ve NAS solüyonlarından oluşan 5 grupta (n=10) sığır kas dokusu örneklerinde 30 dk boyunca meydana gelen değişiklik 0.1 mg hassasiyette bir terazi ile ölçüldü. Veriler istatistiksel olarak ANOVA (p<0.05) ve posthoc Tamhane's T2 (p<0.001) testleri ile analiz edildi. 60 adet tek köklü, tek kanallı çekilmiş insan dişi distile su (negatif kontrol), %1 NaOCl (pozitif kontrol), 3Mix ve NAS gruplarına dağıtıldı (n=15). Reciproc rotary sistemi, Gates- Glidden ve el eğeleri kombine kullanılarak yapılan biyomekanik preperasyon sırasında her grupta belirtilen solüsyonlarla irrigasyon yapıldı. %1 NaOCl grubunda 5 ml %17 EDTA, diğer gruplarda ise 5 ml daha test solüsyonu son irrigasyon protokolü için kullanıldı. Kökler uzunlamasına ikiye ayrıldı ve SEM'de debris için 500 büyütme, smear tabakası için 2500 büyütme ile alınan fotoğraflar iki ayrı gözlemci tarafından skorlandı. Veriler Kruskal-Wallis (p<0.05) ve Mann-Whitney U testi (p<0.001) ile analiz edildi. Bulgular: 3Mix solüsyonunun doku çözmede az da olsa etkinliği bulunduğunu (p<0.05), kök kanallarında NAS ve distile sudan daha az debris bıraktığını (p<0.05) gösterdi. NAS solüsyonunun ise doku çözme ve debris uzaklaştırmada etkili olmadığı anlaşıldı (p<0.05). Sonuçlar: %1 NaOCl+%17 EDTA grubu haricindeki diğer gruplarda smear tabakası tam olarak uzaklaştırılamadı (p<0.001). SS51 EFFICACY OF TRIPLE ANTIBIOTIC AND N-ACETYLCYSTEIN SOLUTIONS TO CHEMOMECHANICAL PREPERATION OF ROOT CANALS Aim: The aim of this study is to test the organic tissue dissolving properties of 3Mix solution and NAC solution that has an elevated ph of 11 and to evaluate their efficiency in removing debris and smear layer. Methodology: The change occured in the bovine muscle tissue samples (n=10) of 5 groups consisted of distilled water, 1% NaOCl, 3Mix and NAC in 30 minutes is measured with a 0.1 mg precision balance. Data were analyzed statistically by ANOVA (p<0.05) and posthoc Tamhane's T2 (p<0.001) tests. 60 human teeth with single root and canal assigned to distilled water (negative control), 1% NaOCl (positive control), 3Mix and NAC groups (n=15). Irrigation done with prementioned solutions in each goup during the biomechanical preperation which used Recipro rotary system, Gates-Glidden drills and hand instruments. In 1% NaOCl group 5 ml 17% EDTA and in the other groups 5 ml test solution used for final irrigation protocol. The roots were split longitudinally and photographs taken at 500 magnification for debris and 2500 magnification for smear layer were scored by two observer. Data were analyzed by Kruskal-Wallis (p<0.05) and Mann-Whitney U (p<0.001) tests. 103

104 Results: Results showed that 3 Mix solution has a tissue dissolving capacity even if it is little (p<0.05) and left less debris than NAC and distiled water (p<0.05). It is understood that NAC solution has no efficacy on tissue dissolving or debris removal (p<0.05). Conclusions: In non of the goups except 1% NaOCl and 17% EDTA combination, smear layer was removed completely (p<0.001). SS53 ÇÜRÜKLE EKSPOZE İMMATÜR MOLAR DİŞLERDE ÜÇ FARKLI MATERYALLE YAPILAN PARSİYEL PULPOTOMİ TEDAVİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: RANDOMİZE KONTROLLÜ KLİNİK ÇALIŞMA DİDEM SAKARYALI, ALEV ALAÇAM GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Bu çalışmada, çürükle ekspoze immatür dişlerde kalsiyum hidroksit, MTA ve kalsiyum silikat bazlı bir materyal olan Biodentine kullanılarak yapılan parsiyel pulpotomi tedavilerinin uzun dönemde klinik ve radyografik başarılarının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma 50 hastanın 54 immatür molar dişi üzerinde yürütüldü. Çalışmaya immatür, asemptomatik çürükle ekspoze mandibular molar dişler dahil edildi. Dahil edilen dişlerde, parsiyel pulpotomi kavitesi hazırlandıktan sonra kanama kontrolü %1,25 sodyum hipoklorit ile yapıldı. Kanama kontrolü sağlandıktan sonra, dişler rastgele gruplanarak Kalsin, ProRoot MTA ve Biodentine materyalleri basınç uygulanmadan pulpa odasına kondanse edildi. Pulpa odası cam iyonomer siman ve kompozit rezin ile dolduruldu ve dişler, daimi final restorasyon olarak paslanmaz çelik kron ile restore edildi. 1, 3, 6 ve 12 aylık periodlarda klinik ve 3, 6, 12 aylık periodlarda ise radyografik değerlendirme yapıldı. Radyografik değerlendirmede kök gelişimi devamlılığı, lezyon gelişimi, lamina dura devamlılığı kontrol edildi. Ayrıca, Image J Programı (National Instutes of Health-NIH) ile de kök boyu gelişimi değerlendirilerek gruplar arasında farklılık olup olmadığı araştırıldı. Bulgular: Bu çalışma ile asemptomatik immatür çürükle ekspoze dişlerde uygulanan parsiyel pulpotomi tedavisinin uzun dönem başarısı gösterildi. Klinik ve radyografik değerlendirme sonucunda kalsiyum hidroksit grubu MTA ve Biodentine grubundan daha başarısız bulundu. Biodentine ve MTA grupları benzer derecede yüksek klinik ve radyografik başarı gösterdi. Sonuçlar: Parsiyel pulpotomi tedavisi, asemptomatik immatür çürükle ekspoze dişlerde uygulanabilen konservatif bir tedavi seçeneğidir. Parsiyel pulpotomi tedavilerinde rutinde kullanılan kalsiyum hidroksit ve MTA a alternatif olarak Biodentine in de tercih edilebileceği bulgularla desteklendi. SS53 PARTİAL PULPOTOMY TREATMENT WİTH THREE DİFFERENT MATERİALS İN CARİOUSLY EXPOSED IMMATURE PERMANENT MOLAR TEETH: A RANDOMİSED CONTROLLED CLİNİCAL TRİAL Aim: The purpose of this study is clinical and radiological evaluation of partial pulpotomy treatments with calcium hydroxide, MTA and a calcium silicate based material, Biodentine in cariously exposed immature permanent teeth. Methodology: 50 patients with 54 immature permanent molar teeth were randomly allocated to the groups. Asymptomatic immature, cariously exposed, mandibular molar teeth were included to the study. After the preperation of partial pulpotomy cavity %1.25 NaOCl had used for hemorrage control. Then, the teeth were randomly divided to three main pulpotomy material groups which were; Calsin, ProRoot MTA and Biodentine and these filling materials were condansed to the pulpotomy cavity without pressure. After pulpotomy fillings, cavity had been filled with glass 104

105 ionomer cement and composite resin and finally restorated with stainless steel crowns as permanent fillings. The teeth were clinically evaluated at 1, 3, 6, 12 months follow-up periods. Radiologically, apexogenesis, presence of lesion, persistance of lamina dura were evaluated at 3, 6, 12 months follow up periods. Also, difference between the groups about root lenght development was evaluated with Image J Software Program (National Instutes of Health-NIH). Results: Accroding to the results, partial pulpotomy treatment showed long term success in asymptomatic immature cariously exposed permanent teeth. The results of the study showed clinically and radiologically similar high success rates between MTA and Biodentine groups where as calcium hydroxide had the lowest values. Conclusions: The long term results showed that partial pulpotomy is a conservative treatment option for the asymptomatic immature cariously exposed teeth. For material selection, Biodentine is found as a good alternative for this treatment with high level of clinical and radiological results. SS54 ENDODONTİK OLARAK TEDAVİ EDİLEN PERİAPİKAL PATOLOJİLİ MAKSİLLER MOLAR DİŞLERDE LEZYON BOYUTLARINDAKİ VE MAKSİLLER SİNÜS MUKOZASΙNDAKİ DEĞİŞİMİN KLİNİK VE RADYOLOJİK OLARAK TAKİBİ: ÖNCÜ BULGULAR KIVANÇ KAMBUROĞLU, FUNDA YILMAZ ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĜIZ, DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, ANKARA ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANA BİLİM DALI, ANKARA Amaç: ndodontik olarak tedavi edilmiş periapikal patolojili maksiller molar dişlerdeki lezyonların boyutlarındaki değişimlerin KIBT (Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi) rehberlikli lineer ve volümetrik ölçümler yardımıyla değerlendirilmesidir. Ayrıca, dişlerin komşuluğunda yer alan maksiller sinüs mukozasındaki tedavi öncesi ve sonrası değişimler de lineer ölçümler yardımıyla değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Daha önce kanal tedavisi uygulanmamış maksiller 1. veya 2. molar dişlerinde periapikal patolojisi bulunan hastaların kanal tedavileri, endodonti uzmanı tarafından yapıldı. Kemomekanik preperasyon, irrigasyon ve medikaman olarak kalsiyum hidroksit uygulandı. Bir haftalık medikaman uygulamasından sonra dişlerin kök kanal dolguları ve daimi restorasyonları tamamlandı. Dişler AH Plus ile dolduruldu. Tedavi öncesi ve 1 yıl sonrasında iyileşme takibi amacıyla KIBT ile görüntüleme yapılarak lezyonun boyutundaki değişim ile birlikte komşu maksiller sinüs duvarındaki mukozanın tedavi öncesi ve sonrası değişimi de kaydedildi. Her bir dişten tedavi öncesi ve bir sene sonrasında CMOS flat panel dedektör ve küçük görüntüleme alanı (50 mm x 50 mm) kullanan CS D (Carestream Health Co, Rochester, NY, USA) cihazı ile 70 kvp, 8mA ve 12 saniyede mm voksel büyüklügünde görüntüler elde edidi. Cihazın yazılımı kullanılarak periapikal patolojilerin boyutları (yükseklik ve genişlik) multiplanar reformat rekonstrüksiyon görüntülerinde hesaplandı. Eger periapikal patoloji ile ilişkili olarak maksiller sinüste mukozal kalınlaşma varsa yazılım kullanılarak bunun ölçümü de yapıldı. Volümetrik ölçümler için ise aksiyal KIBT imajları DICOM dosya olarak vektör tabanlı segmentasyon teknolojisi ile ölçüm yapabilen bir volumetrik yazılıma (3D DOCTOR, Able Software Corp, Lexington, MA, USA) aktarıldı. Bu yazılım ile aksiyal kesitler sıra ile segmente edilerek lezyon sınırları fare yardımıyla turkuaz yeşil renkli bir çizgi ile belirlenmektedir. Daha sonra ise her bir kesitteki sınırlı alanların toplanması ile otomatik olarak hacim hesaplaması yapılabilmektedir. Ayrıca hastaların klinik takipleri de yapılarak ağrı, palpasyon ve perküsyon hassasiyeti varlığı da değerlendirildi. 105

106 Bulgular: Toplam 15 hastaya kanal tedavisi yapıldıktan sonra takip işlemlerine başlandı. Kanal tedavisi sonrasında 1 yıllık takip süresi tamamlanan 4 hastaya ait tedavi öncesi ve sonrası verilerin deĝerlendirilmesi sonucunda genel olarak lezyonların çap ve hacimsel olarak küçüldüĝü gözlendi. Bunlara ilaveten özellikle 1 vakada periapikal patoloji ile komşu alanda izlenen maksiller sinus mukozal reaksiyonunda ciddi gerileme saptandı. Sonuçlar: Öncü bulgularımız kanal tedavisi sonrası KIBT ile yapılan periapikal lezyon takibin-in 3 boyutlu olarak faydalı bilgiler orataya koyabileceĝine işaret etmektedir. SS54 RADIOGRAPHIC AND CLINICAL FOLLOW UP LESION DIMENSIONS AND MAXIL-LARY MUCOSAL CHANGES IN PATIENTS WITH ENDODONTICALLY TREATED MAXILLARY MOLARS WITH PERIAPICAL PATHOLOGY Aim: To obtain preoperative and postoperative linear and volumetric assessment of lesion dimensions in endodontically treated maxillary molars with periapical pathology by using CBCT (Cone Beam Computed Tomography). Besides, maxillary sinus mucosal changes in the vicinity of periapical lesions were also measured. Methodology: Maxillary 1st and 2nd molar teeth with periapical lesion and without prior endodontic treatment were treated by an endodontist. Chemo-mechanic preparation, irrigation and calcium hydroxide application was performed. After 1 week application of medicaments, root canal fillings and permanent restorations were done. All root canals were filled in with AH Plus. by using CBCT. Preoperative and postoperative linear dimensions of periapical dimensions were recorded prior to treatment and 1 year after treatment along with neighboring maxillary sinus mucosal changes. Preoperative and post-operative CBCT images of each tooth were obtained by using CMOS flat panel dedector with small FOV (50 mm x 50 mm) CS D (Carestream Health Co, Rochester, NY, USA) unit. The imaging parameters were set as 70 kvp, 8mA, 12 seconds and 0.2 mm voxel size. By using specific software and multiplaner reformatted images periapical dimensions of the lesions and maxillary mucosal changes were measured. For volumetric measurements axial CBCT images were exported as DICOM images into vector based segmentation technology software (3D DOC-TOR, Able Software Corp, Lexington, MA, USA). By using this software axial slices were seg-mented with a turquoise green color and volume is calculated automatically. Also, clinical follow up of patients were performed and pain, palpation and percussion were assessed. Results: A total of 15 patients were followed up after endodontic therapy. Four patients were reevaluated after 1 year period follow up time and in general a decrease in lesion dimensions and volumes were recorded. In addition, in 1 patient with periapical radiolucency recession in the mucosal thickening was observed. Conclusions: Our preliminary findings show that follow up periapical lesions by 3d images may reveal useful information. SS55 ENDODONTİK KANAL BOYUTU TESPİTİNDE FARKLI VOLSELLERDEKİ CBCT GÖRÜNTÜLERİYLE DİĞER YÖNTEMLERİN KARŞILAŞTIRILMASI FUNDA YILMAZ, KIVANÇ KAMBUROĞLU ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĜIZ, DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANA BİLİM DALI, ANKARA 106

107 Amaç: Bu çalışmanın amacı çalışma boyutunun tespitinde kullanılan yöntemlerden elektronik apeks bulucu, radyograf ve CBCT kullanılarak alt premolar tek köklü dişlerde doğruluğunun karşılaştırılmasıdır. Kök kanal tedavisi prosedüründe: giriş kavitesi preperasyonu, pılpanın uzaklaştırılması, kanalların genişletilip dezenfekte edilip üç boyutlu doldurulmasını içerir. Bu işlemler boyunca kanal boyunun doğru tespit edilmesi başarıyı olumlu yönde etkiler. Gereç ve Yöntem: Otuz adet tek köklü alt premolar dişler kullanıldı. Çalışma boyutu gerçek kanal boyutundan 0.5 mm olacak şekilde belirlendi. Modeller alginate gömülüp elektronik apeks bulucu ile ölçümler yapıldıktan sonra, radyograf ve CBCT görüntüleri alındı. Sonuçlar gerçek kanal boyutu ile karşılaştırıldı. Data analizi Two-Way ANOVA testi ile yapıldı. Bulgular: : intraoral radyograflar için gözlemciler arasında ve içinde anlamlı farklılığa rastlanmadı ( P > 0.05 ve Gage R&R value İntraoral < 30% ). CBCT için anlamlı faklılık bulundu ( P < 0.05 and Gage R&R value is > 30%). Metodlar arasında anlamlı farklılığa rastlandı (P < 0.05). Sonuçlar: Bu çalışma göstermiştir ki çalışma boyutu tespitinde farklı fovlarda alınmış CBCT görüntüleri kullanılabilir. SS55 ENDODONTIC WORKING LENGTH MEASUREMENT AND COMPARE WITH CBCT IMAGES WITH DIFFERENT VOXEL SIZES WITH OTHER METHODS Aim: The aim of this study was to evaluate the accuracy of working length (WL) determination using an electronic apex locator, conventional radiography and CBCT of the root canals of mandibulary premolar teeth comparison with actual measurement. Root canal treatment procedures include various properties. These are: access cavity preparation, complete removal of pulp tissues, canal cleaning, shaping, disinfection and three-dimensional filling. During this procedure, maintaining a correct working length (WL) is expected to positively effect the outcome. Methodology: Thirty extracted single-rooted teeth were used. The real working length (RWL) was established by subtracting 0.5 mm from the actual root canal length. All teeth were mounted in an alginate model that was especially developed to test the EALs and the teeth were then measured with each EAL. And also conventional radiography and CBCT images were used to determine working length. The results were compared with the corresponding RWL. Data were analyzed using a Two- Way ANOVA test. Results: There is no significant difference between or within operators as P > 0.05 and Gage R&R value is < 30% in intraoral radiographs. There is significant difference between and within operators as P < 0.05 and Gage R&R value is > 30% on CBCT images. There is significant difference in the methods in terms of mean differences from the standard as P < Conclusions: This study showed that CBCT scans with different fovs can be used for working length measurement SS56 HORİZONTAL FİBERLERLE VE KOMPOZİT REZİNLE RESTORE EDİLMİŞ ENDODONTİK TEDAVİLİ ALT AZI DİŞLERİNİN KIRILMA DAYANIMI MÜGEM ASLI GÜREL, BAĞDAGÜL HELVACIOĞLU KIVANÇ, ADİL EKİCİ, SERPİL SAĞIROĞLU, SEVİM KEYFİALA GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı yerleştirme teknikleri kullanılarak polietilen fiber ağ (Ribbond) ve fiberle güçlendirilmiş kompozit postlar (Ever Stick) ile restore edilen endodontik tedavili alt çene büyük azı dişlerinin kırılma dayanımlarını karşılaştırmaktır. 107

108 Gereç ve Yöntem: Çalışmada 90 adet çekilmiş sağlam insan alt çene büyük azı dişi kullanıldı ve dişler rastgele altı gruba ayrıldı (n=15). Grup 1 kontrol grubu olarak kullanıldı (sağlam diş). Grup 2-6 daki dişlere kök kanal tedavisi yapılıp standart mesio-oklüzo-distal kavite preparasyonu yapıldı. Grup 2 de kavite geleneksel dolduruculu kompozit ile dolduruldu. Grup 3 te polietilen fiber ağ ile güçlendirilmiş kompozit post kavite tabanına yerleştirildi ve diş geleneksel dolduruculu kompozit ile restore edildi. Grup 4 te kavite geleneksel dolduruculu kompozit ile 1 mm dolduruldu ve üzerine polietilen ağ fiber ile güçlendirilmiş kompozit post yerleştirildi. Daha sonra kavite tamamen geleneksel dolduruculu kompozit ile dolduruldu. Grup 5 te fiberle güçlendirilmiş kompozit post kavite tabanına yerleştirildi ve diş geleneksel dolduruculu kompozit ile restore edildi. Grup 6 da kavite geleneksel dolduruculu kompozit ile 1 mm dolduruldu ve üzerine fiberle güçlendirilmiş kompozit post yerleştirildi. Daha sonra kavite tamamen geleneksel dolduruculu kompozit ile dolduruldu. Örnekler üniversal test cihazına yerleştirildi. Kırılma kuvvetleri kaydedildi ve veriler tek-yönlü ANOVA kullanılarak istatistiksel olarak analiz edildi (α=0.05). Bulgular: Gruplar için ortalama kırılma değerleri N (±293.7) ile N (±461.5) arasındadır. Kırılma direnci diğer gruplarla karşılaştırıldığında grup 1 de anlamlı olarak daha yüksektir (p<0.05). Diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p>0.05). Sonuçlar: Kök kanal dolgulu mandibular molar dişlerin kaviteleri içerisine fiber yerleştirilmesinin kırılma dayanımı üzerinde yararrlı bir etkisi yoktur. SS56 FRACTURE RESISTANCE OF ENDODONTICALLY TREATED MANDIBULAR MOLARS RESTORED WITH HORIZONTAL FIBERS AND A COMPOSITE RESIN Aim: The aim of this study was to compare the fracture resistance of endodontically treated mandibular molars restored with different placement techniques of polyethylene woven fiber reinforced-composite (Ribbond) and fiber reinforced composite post (Everstick). Methodology: Ninety sound extracted human mandibular molars were selected for this study and randomly assigned to six groups (n=15). Group 1 served as a control group (intact teeth). Teeth in groups 2-6 received root canal treatment and a standard mesio-occluso-distal cavity preparation. In group 2, cavity was filled with a conventional filler composite. In group 3, polyethylene woven fiberreinforced composite post was placed on cavity floor and tooth was restored with conventional filler composite. In group 4, 1 mm thick conventional filler composite was placed on cavity floor and polyethylene woven fiber reinforced composite post was placed on composite, then cavity was fully filled with conventional filler composite. In group 5, fiber-reinforced composite post was placed on cavity floor and tooth was restored with conventional filler composite. In group 6, 1 mm thick conventional filler composite was placed on cavity floor and fiber reinforced composite post was placed on composite, then cavity was fully filled with conventional filler composite. Specimens were placed into a universal testing machine. The fracture loads were recorded and data were analyzed statistically using one-way ANOVA (α = 0.05). Results: Mean fracture loads for groups ranged from N (±293.7) to N (±461.5). Fracture resistance was significantly highest in group 1 as compared with other groups (p<0.05). No significant difference was found between other groups (p> 0.05). Conclusions: The placement of fiber in cavities of root filled mandibular molar teeth had no favorable effect on fracture resistance. 108

109 SS57 ÜÇ FARKLI ISITILMIŞ GUTA PERKA YÖNTEMİ KULLANILARAK DOLDURULAN YAPAY İNTERNAL KÖK REZORPSİYONLARINDA KÖK YÜZEYİNDE OLUŞAN SICAKLIK ARTIŞININ DEĞERLENDİRİLMESİ ARİF ONUR GÜNSEREN, KADİR TOLGA CEYHANLI KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Sıcak güta-perka yöntemleri ile kök kanallarının doldurulması kök yüzeyinde sıcaklık artışına neden olur. Bu sıcaklık artışının 47 C üzerine en az bir dakika süre ile çıkmasının geri dönüşümsüz kemik hasarına neden olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı çekilmiş dişlerde yapay olarak oluşturulan internal rezorpsiyon kaviteleri ısıtılmış güta-perka teknikleri ile doldurulurken kök yüzeyinde oluşan sıcaklık artışının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada altmış adet çekilmiş insan alt premolar dişi kullanıldı. Kök kanalları ProTaper sistemi ile F4'e kadar şekillendirildi. Daha sonra dişler iki parçaya ayrılarak kök kanallarının ortasında nitrik asit demineralizasyonu ile yapay internal rezorpsiyon kaviteleri oluşturuldu ve ayrılan kök parçaları tekrar birleştirildi. Oluşturulan rezorpsiyon kavitelerinde nitrik asitin belli sürelerde bekletilmesi ile rezorpsiyon kavitelerinin dış sınırı ile kök yüzeyleri arasında iki farklı standart dentin kalınlığı (0,5 mm, 1 mm) ve böylece iki farklı rezorpisyon boyutu (büyük, küçük) elde edildi. Örnekler bu dentin kalınlıklarına ve sonraki aşamada uygulanacak sıcak güta-perka doldurma yöntemine göre altı farklı gruba ayrıldı. Termoplastik enjeksiyon (TPE, Beefill), devamlı dalgalı kondensasyon (DDK, Beefill 2 in 1) ve kor taşıyıcılı sistem (KTS, Herofill) olmak üzere üç farklı sıcak doldurma yöntemi uygulandı. Kanal dolumu sırasında ve sonrasında kök yüzeyinde oluşan sıcaklık artış değerleri termal kamerayla ölçüldü. Elde edilen değerler istatistiksel olarak Kolmogorov-Smirnov, One-Way ANOVA, post-hoc Bonferroni ve Student-T testleri ile analiz edildi. Bulgular: Küçük rezorpsiyon kavitelerinde; DDK (4.93 ± 0.62 C) ve TPE (5.24 ± 0.90 C) yöntemleri kullanıldığında oluşan sıcaklık artışı KTS'ye (1.62 ± 0.41 C) göre anlamlı şekilde yüksek bulundu (P<.05). Büyük rezorpsiyon kavitelerinde DDK (7.74 ± 1.62 C) yöntemi ile oluşan sıcaklık artışı, TPE (6.36 ± 0.80 C) ve KTS'ye (2.21 ± 0.40 C) göre anlamlı şekilde yüksek bulundu (P<.05). Aynı zamanda TPE sistemi ile KTS sistemi arasındaki fark da anlamlı bulundu (P<.05). Rezorpsiyon boyutları karşılaştırıldığında tüm dolum teknikleri için büyük rezorpisyonlarda küçüklere göre anlamlı şekilde daha fazla sıcaklık artışı gözlendi (P<.05). Sonuçlar: Kök yüzeyi ile kök kanalı arasındaki dentin kalınlığı ilerleyen rezorpisyonla azaldığında; DDK yöntemi ile kök kanalları doldurulurken oluşan sıcaklık artışı patolojik seviyelere yükselebilmektedir. Ortalama sıcaklık artışları değerlendirildiğinde, ısıtılmış güta-perka tekniklerinden hiçbirisinin 1 dk dan uzun süreyle patolojik seviyede sıcaklık artışına neden olmadığı gözlendi. Rezorpsiyon kavitesinin dış sınırı ile kök yüzeyi arasında kalan dentin kalınlığı 0.5mm ve daha az olduğu dişlerde DDK gibi kök yüzeyinde fazla sıcaklık artışına neden olabilecek yöntemlerin tercih edilmesi risklidir. İnternal rezorpsiyonlu dişler çalışmada kullandığımız ısıtılmış güta-perka yöntemleri ile doldurulduktan sonra eksternal rezorpsiyon açısından takip edilmelidir. SS57 EVALUATION OF TEMPERATURE RISE ON EXTERNAL ROOT SURFACES OF TEETH DURING FILLING OF SIMULATED INTERNAL ROOT RESORPTION CAVITIES USING THREE DIFFERENT WARM GUTTA-PERCHA TECHNIQUES Aim: Filling root canals with warm gutta-percha techniques can lead to temperature rise on root surface. Temperature rise above 47 C that continues longer than one minute can cause irreversible bone damage. The aim of this study was to evaluate temperature rise on root surfaces of the teeth 109

110 with simulated resorption cavities that were filled with three different warm gutta-percha techniques. Methodology: Sixty extracted human mandibular premolar teeth were used in the study. Root canals of the teeth were instrumented up to ProTaper F4. Then teeth were split longitudinally and simulated root resorptions were created in the middle of root canals by using nitric acid demineralization. Two different sizes of dentin thicknesses (0,5 mm, 1 mm) and resorptions (small, large) were obtained by keeping nitric acid for a certain time. Teeth were divided into six different groups according to these dentin thicknesses and application of warm gutta-percha techniques. Thermoplastic injection (TI, Beefill), continuous wave condensation (CWC, Beefill 2 in 1), and core based system (CBS, Herofill) were the three obturation systems used. The temperature rise on root surfaces of the teeth were measured using a thermal imaging camera. Result data were statistically analysed by using Kolmogorov Smirnov, One-Way ANOVA, post-hoc Bonferroni, and Student-T tests. Results: For the small resorption cavities; CWC (4.93 ± 0.62 C) and TPI (5.24 ± 0.90 C) systems demonstrated significantly more temperature rise than CBS (1.62 ± 0.41 C) (P<.05). For the large resorption cavities; CWC (7.74 ± 1.62 C) system demonstrated significantly more temperature rise than the TPI (6.36 ± 0.80 C) and CBS systems and TPI system demonstrated significantly more temperature rise than CBS system (P<.05). According to resorption sizes, all three filling techniques significantly demonstrated more temperature rise for the large resorption groups (P<.05). Conclusions: When the dentin thickness between root canal wall and root surface is decreased with the increasing resorption size; CWC technique can increase the temperature above critical threshold. According to mean temperature rise values, none of the techniques increased temperature above critical threshold longer than one minute. It can be hazardous to choose CWC technique for filling of root canals of the teeth that have a dentin thickness less than 0.5 mm. It is advisable to follow up teeth with internal root resorption filled with warm gutta-percha techniques. SS58 FARKLI PREPARASYON SİSTEMLERİ İLE KULLANILAN PHOTON-INİTİATED PHOTOACOUSTİC STREAMİNG TEKNİĞİNİN EĞRİ KANALLARIN APİKALİNDEN ÇIKAN DEBRİS MİKTARINA ETKİSİ DİLARA ARSLAN, ALPER KUŞTARCI BEZMİALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI AKDENİZ ÜNİVERİSİTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı eğri kanallarda farklı döner sistem eğeleri (ProTaper Next-PTN and One Shape-OS) ile birlikte kullanılan Photon-initiated Photoacoustic Streaming (PIPS) tekniğinin apikalden çıkan debris miktarına etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 60 adet çekilmiş üst molar dişi, kullanılan eğe ve irrigasyon sistemine göre her grupta 15 er diş olacak şekilde 4 ayrı deney grubuna ayrıldı: (1) OS ve PIPS (2): OS ve konvensiyonel iğne irrigasyonu (CNI) (3): PTN ve PIPS, (4): PTN ve CNI. İrrigasyon solusyonu olarak distile su kullanıldı. Apikalden çıkan debris, ağırlığı daha önceden ölçülen Eppendorf tüplerinde toplandı. Kuru debris miktarı hassas terazi ile ölçüldü. Sonuçlar tek yönlü varyans analizi ve Tukey testleri kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Apikalden çıkan debris ağırlık ortalamalarına göre grupların sıralandırılması sırası ile şu şekilde oldu: OS ve PIPS > PTN ve PIPS > OS ve CNI >PTN ve CNI. One Shape eğe sistemi ile birlikte kullanılan PIPS aktivasyonunun diğer gruplara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olan en yüksek debris taşması miktarına sahip olduğu tespit edildi (p<0.0125) ve diğer grupların kendi aralarında herhangi 110

111 bir anlamlı fark tespit edilemedi (p>0.0125). PIPS aktivasyonu kullanılan gruplarda, kullanılmayan gruplara göre daha büyük miktarda apikalden debris çıkışı izlendi. Sonuçlar: Çalışmamızda kullanılan tüm eğe ve irrigasyon sistemlerinde apikalden debris çıkışı gözlendi. PIPS aktivasyon tekniği apikalden çıkan debris miktarını artırdı. PIPS aktivasyon tekniğinin kök kanal tedavisi sonrası periapikal enflamasyon oluşturması bakımından in vivo çalışmalara ihtiyaç vardır. SS58 EFFICACY OF PHOTON-INITIATED PHOTOACOUSTIC STREAMING TECHNIQUE ON APICALLY EXTRUDED DEBRIS WITH DIFFERENT PREPARATION SYSTEMS IN CURVED CANALS Aim: The purpose of this study was to determine the effect of the PIPS (Photon-initiated Photoacoustic Streaming Technique technique) on extrusion of debris by using multiple-file (ProTaper Next-PTN) and single-file (One Shape-OS) continuous rotary system in curved canals. Methodology: Sixty extracted maxillary molars were randomly divided into 4 experimentals groups (n=15 teeth per group) according to the used file and irrigation systems : (1) OS with PIPS (2): OS with convensional needle irrigation (CNI), (3): PTN with PIPS, (4): PTN with CNI. Bidistilled water was used as the irrigant solution. The apically extruded debris were collected into preweighed Eppendorf tubes. The amounts of dry extruded debris was assessed with a precision micro-balance. The results were statistically analyzed using one-way analysis of varience and Tukey s post hoc tests. Bonferroni correction were used to compare groups. Results: Mean amount of apically extruded debris sequence was OS with PIPS > PTN with PIPS > OS with CNI >PTN with CNI, respectively. The One Shape with PIPS group had significantly the greatest amounts of extruded of debris as compared the all other groups (p<0.0125), whilst no statistically significant differences were found between the other groups (p>0.0125). The total amount of debris extruded apically by PIPS activation was greater than that by CNI. Conclusions: Under the condition of this study, all file and irrigation systems caused apical debris extrusion. The activation method of PIPS increased the amount of extrusion debris. Further in vivo studies are required to evaluate postoperative inflamation with PIPS activation. SS59 KÖK UCU AÇIK OLAN DAİMİ DİŞLERİN, GELENEKSEL KALSİYUM-HİDROKSİT İLE APEKSİFİKASYONU: ÜÇ OLGU BİLDİRİMİ MUZAFFER EMİR DİNÇOL İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Kök ucu açık olan, kalıcı dişlerde pulpa nekrozuyla sonuçlanan, travmatik yaralanmalar, sıklıkla 7-10 yaş arasındaki çocuklarda görülür. Sıklıkla üst orta kesici dişler, darbelere maruz kalır. Bu dişlerin tedavisinde, geleneksel olarak kalsiyum-hidroksit ile kök ucunun kapatılması ve ardından, kök kanalının el ile daimi olarak doldurulması yöntemi kullanılır. Fakat kalsiyum-hidroksit ile yapılan bu tedavinin; sürenin 5 ila 20 hafta arasında değişmesi, uzayan süreye rağmen apikal tıkaç oluşumundaki belirsizlik ve bu sürede, hastanın tedaviye olan ilgisindeki azalma biçiminde var olan ve tedavi başarısını etkileyen, bazı kısıtlayıcı yönleri vardır. Ayrıca, apeksifikasyon esnasında, dentin duvarlarının inceliği nedeniyle, dişin kırılması ve bu nedenle çekimi de bir ihtimaldir. Olgu sunumu: Üç olgu içeren bu vaka raporunda, kök ucu açık olan santral dişlerin, kalsiyum-hidroksit ile yapılan apeksifikasyon girişimlerinin uzun dönemdeki klinik sonuçları bildirilmektedir. Tedavilerin ortak amacı; yaklaşık 20 aylık bir dönemde, 0.2% lik klorheksidin glukonat çözeltisi ile karıştırılmış 111

112 olan kalsiyum-hidroksitin başlattığı apeksifikasyonların, klinik ve radyolojik olarak gözlemlenmesidir. Üst çene ön bölgede ağrı ve dişlerdeki renkleşme, her üç olgudaki ana şikâyettir. Olguların tümünde, travmaya bağlı gelişen ve ilaçla şiddetti azalmayan ve dikey perküsyon muayenesi ile sabit olan ağrı vardır. Her üç olguda da radyolojik olarak; kök ucunun açık olduğu, kök gelişiminin bitmediği ve periapikal bir lezyonun mevcut olduğu saptanmış ayrıca canlılık testlerine de negatif yanıt alınmıştır. Her üç olguda da, kök uçları kalsiyum-hidroksit tedavisi ile kapatılmış ve kök kanalı güta-perka ve reçine esaslı bir sealer kullanılarak kalıcı biçimde doldurulmuştur. Sonuçlar: Olgularımızda her ne kadar, geleneksel yöntem ile başarı sağlanmışsa da, var olan kök kırığı; kalsiyum-hidroksit ile yapılan tedavilerde, sürecin uzamasıyla, kırılma eğilimi arasındaki bağlantının doğruluğunu bize göstermektedir. SS59 APEXIFICATION OF IMMATURE PERMANENT TEETH WITH CONVENTIONAL CALCIUM- HYDROXIDE TREATMENT: REPORT OF THREE CASES Aim: Background: Traumatic injury usually results in pulp necrosis of immature permanent incisors in children aged 7 10 years. The most frequently traumatized teeth are upper central incisors. Calcium hydroxide apexification using conventional hand filling has been widely used for treatment of necrotic, immature permanent teeth. However, calcium hydroxide has a number of limitations including variable treatment time ranging from 5 months to 20 months, apical closure in relationship to treatment time is unpredictable, and poor patient compliance with follow-up due to the extended treatment time, all of which can affect treatment outcomes. Moreover, during the apexification phase, due to the weak dentinal walls, the tooth is very susceptible to fracture, which may necessitate extraction of the tooth. Case report: This article demonstrates the long-term clinical outcomes of calcium-hydroxide apexification for root-end closure in the central incisors of three patients. The aim was to study apexification using calcium-hydroxide mixed with 0.2% chlorhexidine, clinically and radiographically over a period of 20 months. All the three cases reported with a chief complaint of pain and discolored tooth in the upper anterior region of the jaw. The patients gave a history of trauma. History of present illness revealed continuous pain, and not relieved on medication. The teeth were tender on vertical percussion. Radiographic examination revealed teeth with incomplete root development with wide open apices and a radiolucent area in the proximity to the apex of teeth. Pulp vitality tests gave a negative response. Calcium-hydroxide was used in three cases of teeth with incomplete root development in order to achieve an apical seal and the remaining canal was obturated with gutta-percha and a resin based sealer. Results: Both clinical and radiographic follow-ups in the three cases reported, showed new hard tissue formation and healing taking place in the apical area of affected teeth. However, after two monts of the treatment, a cervical root fracture has been detected in one of our three cases. Conclusions: Despite the clinical success of our treatment modality, this fracture verifies the fact that with longer exposures of dentin to calcium-hydroxide, its ability to resist fracture is significantly decreased. SS60 YATAY KÖK KIRIĞI: İKİ ADET OLGU SUNUMU BÜLENT YILMAZ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ Amaç: Yatay kök kırığı, kırık hattının dentin, sement ve pulpa dokularını katettiği travmatik bir diş yaralanması türüdür. Bu olgularda, hırık hattının konumu kuronal, orta ve apikal olarak sınıflandırılır. 112

113 Uygun tedavi yöntemleri uygulandığında orta ve apikal kırıklar iyi prognoza sahiptirler, oysa kuronal olanlarda prognoz kötüdür. Nadiren bazı şanslı olgularda pulpanın canlılığını koruduğu ve kırık hattının sert doku birikimi ile birleştiği görülmüştür. Bununla birlikte, yatay kök kırığı, yüksek oranda geri dönüşümsüz pulpa hastalıklarına, kök rezorpsiyonlarına ve mobilite artışına neden olur. Bu nedenle, yatay olarak kökü kırılmış bir dişi kurtarmak için, uygun tedavi seçeneklerinin acilen uygulanması gerekmektedir. Bu sözlü sunumun amacı horizontal kök kırığı konusunu kısaca gözden geçirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla, iki adet yatay kök kırığı olgusu sunulmuştur. Her iki olgu da üst santral dişlerin orta kök bölgesinde meydana gelmişti. Bir olguda, tedavinin ilk aşaması kuronal parçanın yerine yerleştirilmesi ve dişin kompozit splint ile sabitlenmesi idi. Bu işlemden sonra, diş, kırık hattında bir iyileşme belirtisinin veya etkilenen dokulardaki patolojik değişikliklerin gözlemlenmesi amacıyla klinik ve radyografik olarak takip edildi. Daha sonra, pulpanın canlılığını geri dönüşümsüz olarak kaybettiği tespit edildi. Diğer olgu başka bir klinisyen tarafından sabitlenmiş ve daha sonra, kuronal parçada kök rezorpsiyonu gelişiminden dolayı kliniğimize sevk edilmişti. Her iki olguda da endodontik tedaviye başlandı. Şekillendirilmiş kanallara bir süre kalsiyum hidroksit uygulandı ve daha sonra, kuronal parçaların kök kanalları Mineral Trioxide Aggregade (MTA) ile dolduruldu. Bulgular: Kök kanalına kalsiyum hidroksit uygulaması kök rezorpsiyonunu durdurdu. Bir yıl sonra yapılan oral muayenede, dişlerin fonksiyonda oldukları tespit edildi. Sonuçlar: : Yatay kök kırığı olgularında, kuronal parçanın MTA kullanılarak endodontik tedavisinin yapılması klinik olarak tatmin edici bir sonuç vermektedir. SS60 HORIZONTAL ROOT FRACTURE: REPORT OF TWO CASES Aim: Horizontal root fracture is a traumatic dental injury in which the fracture line involves the dental tissues of dentin, cementum and pulp. The location of the fracture line is classified as coronal, middle and apical in these cases. Middle and apical fractures have a good prognosis if the proper treatment methods were applied to, whereas the coronal ones has the poor prognosis. It was rarely observed in some lucky cases that the pulp tissue had managed to maintain the own vitality and the fracture line had fused with hard tissue deposition. However, horizontal root fracture may cause irreversible pulpal diseases, root resorptions, and an increase in tooth mobility in high rates. Therefore, the appropriate choices of the treatment must immediately be performed to save the tooth fractured. The aim of this oral presentation is to briefly rewiev the issue of horizontal root fracture. Methodology: For this objective, two cases of horozintal root fracture are presented. Both cases had occured in the middle root region of maxillary central teeth. The first phase of the treatment was reposition of the coronal tooth fragment, and fixation of the affected tooth by using composite splint in one case. After this procedure, the tooth was clinically and radiographically followed-up to observe any signs of healing at the fracture line or pathological changes in the affected tissues. Then, it was detected that pulp tissue had lost its vitality irreversibly. Other case had been splinted by another clinician, and then referred to our clinic because of development of a root resorption in coronal fragment. In both cases, nonsurgical endodontic treatment was initiated. The calcium hydroxide was applied to the prepared canals for a period, then the root canals of the coronal fragments were obturated by using mineral trioxide aggregade (MTA). Results: Application of calcium hydroxide into the root canal has stopped to the root resorption. In the oral examination performed one year later, it was observed that both teeth were in function. 113

114 Conclusions: : In cases of horizontal root fracture, nonsurgical endodontic treatment of coronal fragment by using MTA gives a satisfactory clinical result. SS61 YÜZEY GERİLİMİ DÜŞÜK BİR TAŞIYICININ KALSİYUM HİDROKSİT VE ÜÇLÜ ANTİBİYOTİK PATININ DENTİN TÜBÜL PENETRASYONUNA ETKİSİ DERYA DENİZ SUNGUR, HACER AKSEL HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı yüzey gerilimi düşük bir sıvı olan propilen glikolun (PG) kalsiyum hidroksit (KH) ve üçlü antibiyotik patının (ÜAP) dentin tübül penetrasyonuna etkisini distile su (DS) ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Kırk sağlam maksiller santral keser dişin kök uçları uzaklaştırılarak 14 mm boyunda dişler elde edildi. Kök kanalları gates-glidden frezler ile genişletilerek açık apeksli immatur dişler taklit edildi. Smear tabakası % 2.5 sodyum hipoklorit (NaOCl) ve % 17 etilendiamintetraasetik asit (EDTA) ile uzaklaştırıldı ve kanallar son olarak distile su ile yıkandı. Örnekler kullanılan kanal içi medicament ve taşıyıcıya gore gelişi güzel dört gruba ayrıldı (n=10): Grup 1- ÜAP+DS, Grup 2-ÜAP+PG, Grup 3-KH+DS, Grup 4-KH+PG. Kanal içi medikamentler florosan etki sağlanması için uygulama öncesi % 1.0 Rodamin B ile işaretlendi ve kök kanalına lentulo ile uygulandı. Örnekler akril blok içerisine alındı ve her örneğin orta üçlüsünden düşük hızlı ve su soğutması altında dönen bir elmas bıçak (Isomet 5000, Buehler Lake Bluff, IL, USA) ile 1 mm kalınlığında kesitler elde edildi. Örnekler cam lamlar üzerine monte edilerek konfokal lazer tarama mikroskopu (LSM Pascal, Carl Zeiss, Jena Germany) ile incelendi. Elde edilen görüntüler üzerinde dentin tübül penetrasyon derinliği ve yüzdesi LSM Image Examiner (Carl Zeiss) programı kullanılarak ölçüldü. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi Kruskall- Wallis testi ile yapıldı ve anlamlılık düzeyi p <0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Gruplar arasında dentin tübül penetrasyon derinliği ve yüzdeleri açısından istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunamadı (p> 0.05). Sonuçlar: Yüzey gerilimi düşük taşıyıcı kullanılması kalsiyum hidroksitin ve üçlü antibiyotik patının dentin tübüllerine penetrasyon yeteneğini değiştirmemiştir. SS61 EFFECT OF A LOW SURFACE TENSION VEHICLE ON THE DENTINAL TUBULE PENETRATION OF CALCIUM HYDROXIDE AND TRIPLE ANTIBIOTIC PASTE Aim: To evaluate the dentinal tubule penetration of calcium hydroxide (CH) and triple antibiotic paste (TAP) when carried with distilled water (DW) or a low surface tension liquid, propylene glycol (PG). Methodology: Root apices of forty intact maxillary anterior incisors were removed to obtain the standardized length of 14 mm. Root canals were enlarged with gates glidden burs to simulate immature teeth with an open apex. The smear layer was removed using 2.5% NaOCl and 17% ethylenediaminetetraacetic acid and finally the root canals were rinsed with distilled water. The roots were randomly divided into four groups (n=10) according to the root canal medicaments and the vehicles: Group 1-TAP+DW, group 2- TAP+PG, group 3-CH+DW, group 4-CH+PG. Root canal medicaments were labeled with %0.1 Rhodamine B for fluorescent trace and applied into the root canals using a lentulo spiral. Specimens were moulded into cylindrical acrylic block and 1 mm-thick sectiones were obtained from the middle third of each specimen using a low speed water-cooled saw (Isomet 5000, Buehler Lake Bluff, IL, USA). All sections were mounted onto glass slides and scanned 114

115 under confocal laser scanning microscope (LSM Pascal, Carl Zeiss, Jena Germany). Dentinal tubule penetration depth and percentage were measured by using LSM Image Examiner (Carl Zeiss). Kruskall-Wallis test was used for statistical analysis. The level of significance was set at p <0.05. Results: No significant difference was found amongst the groups in terms of both percentage and depth of dentinal tubule penetration (p>0.05). Conclusions: Using a low surface tension liquid did not alter the dentinal tubule penetration of calcium hydroxide or triple antibiotic paste. SS62 FARKLI ŞELASYON AJANLARININ KÖK DENTİNİNİN YAPISINA OLAN ETKİLERİNİN İNCELENMESİ GÜLTER DEVRİM KAKİ, ÖZGÜR GENÇ ŞEN, BARIŞ KAKİ UŞAK ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ BÖLÜMÜ Amaç: Bu çalışmada, %17 EDTA, %18 HEBP ve % 0.2 Chitosan ile yıkanan kök kanal dentininde meydana gelen mikrosertlik değişimlerinin incelenmesi ve bu şelasyon ajanlarının kök dentininden çözdükleri Ca++ iyon konsantrasyonlarının (ppm) belirlenmesi amaçlandı. Çalışmamız 2 aşamada gerçekleştirildi. Kök dentin mikrosertliğini ölçmek için, 15 adet maksiller köpek dişi kullanıldı. Dişlerin kronları su soğutması altında kesme bıçağı ile köklerinden ayrıldı. Elde edilen kökler genişletildikten sonra bukko-lingual yönde elmas alev uçlu frez ile iki eş parçaya ayrıldı. Elde edilen 30 örnek kök kanalları dış yüzeyde kalacak şekilde ayrı ayrı akril bloklara gömüldü. Her örneğin yüzeyi zımparalanarak düzgün hale getirildi. Mikrosertlik testleri için, örnek yüzeylerine piramit uçla 10 saniye süreyle 50 gram kuvvet uygulandı. Oluşan iz, cihazın mikroskobundaki x40 büyütme ile bilgisayara aktarılarak, programın hesapladığı HV değeri kayda alındı. Gruplar oluşturulmadan önce tüm örneklerin kök kanal duvarlarının koronal, orta ve apikal üçte bir bölümlerinden (kök lümeninden 100,200 ve 300 µ uzaklıklarda olacak şekilde) mikrosertlik değeri elde edildi. Her örneğin mikrosertlik ölçüm değeri 9 ölçümün ortalaması alınarak belirlendi. Örnekler her gruptan 100 ml solüsyon ile 1 dakika boyunca yıkandı. Ölçümler tekrarlandı. Herbir uygulamadan sonraki mikrosertlik düşüşleri arasındaki fark eşleştirilmiş t testi ile belirlendi. Alev emisyon spektrofotometri (AESF) testi için ise kronlarından ayrılan 30 diş genişletildi ve her bir diş 20 ml lik cam tüplerin ağzına sızdırma olmayacak şekilde silikon 1. ölçü maddesi ile yapıştırıldı. 27 gauge irrigasyon iğnesi çalışma boyundan 1 mm kısa olacak şekilde kanalın içine yerleştirildi ve sızdırma olmayacak şekilde akışkan kompozit sabitlendi. Kökler 5 ml yıkama solüsyonu ile 5 dakikada yıkandı ve apikalden taşan solüsyonun tüp içinde birikmesi sağlandı. Daha sonra dişler tüplerden ayrılarak solüsyonlar AESF deneyi için saklandı. Ca++ iyon konsantrasyonları arasındaki farkları belirlemek için tek yönlü varyans analizi ve duncan testi kullanıldı. Şelasyon ajanlarından sadece EDTA kök dentin mikrosertliğinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüşe neden oldu (p<0.05). AESF testinde, tüm şelasyon ajanlarının dentinden çözdükleri Ca++ miktarı istatistiksel olarak fark gösterirken EDTA nın kök dentininden en fazla, Chitosan ın ise en az Ca++ çözdüğü gözlendi (p<0.05). EDTA kök dentininden en fazla Ca++ çözen ajan olarak kök dentin mikrosertliğini en çok düşüren ajan olmuştur. SS62 EVALUATION OF DIFFERENT CHELATORS EFFECTS ON ROOT CANAL DENTINE 115

116 Aim: The aim of this study was to evaluate microhardness changes on root canal dentine that irrigated with 17% EDTA, 18% HEBP, and 0.2% Chitosan and to determine Ca++ ion concentration that removed from root canal dentine. This study was conducted in two part. To measure root canal microhardness, 15 maxillar canine were used. After decoronation, each root was split longitudinally. Each part was embedded in acrilic blocks. After polisage, measurements were made in 9 different point (apical third, middle third, coronal third and 100, 200 and 300 µ from root lumen) and results were recorded in HV and the average of these 9 results was accepted as root canal microhardness. Samples were embedded 100 ml of each solution for 1 minute. Measurements were repeated. The difference between microhardness after each irrigation was determined with paired t test. Roots of thirty maxillar single rooted teeth were enlarged for atomic absorption spectrophotometry with flame (AASF) test. Each root was cemented with putty into a 20 ml glass tubes. İrrigation needle was fixed into the root with flowable composite. Samples were irrigated with 5 ml of each solution while 5 min and the solutions was collected and analysed by AASF for quantification of calcium ions (ppm). The AASF data were analysed by one-way ANOVA and Duncan test. Only EDTA group was showed a statistically significant diminution on microhardness of root canal dentine (p<0.05). The lowest calcium ion concentration was obtained with %0.2 Chitosan, whilst 17% EDTA had highest result, significantly from the other solutions (P < 0.01). EDTA removes Ca++ ion from root canals very well and microhardness of root canals reduce significantly when EDTA used as chelator agent. 116

117 POSTER BİLDİRİLER 117

118 PP01 KANAL DOLGUSU SÖKÜM EĞELERİNİN DENTİNAL MİKROÇATLAK OLUŞTURMA ETKİLERİNİN MİKRO BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ NESLİHAN YILMAZ, M. MURAT KOÇAK, ERSAN ÇİÇEK, SİBEL KOÇAK, BARAN CAN SAĞLAM, SEVİNÇ AKTEMUR TÜRKER, EMRE BODRUMLU BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı Ni-Ti retreatment sistemleri ile prepare edilen dişlerde dentinal mikroçatlak oluşumunu mikro bilgisayarlı tomografi (µ-ct) ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 42 adet ortodontik nedenlerle çekilmiş alt premolar dişi kullanıldı. Kök kanalları paslanmaz çelik K tipi eğeler ile apikal genişlik 35/.02 olacak şekilde balanslı kuvvet yöntemi kullanılarak genişletildi. Tüm kök kanalları pasif kompaksiyon tekniği ile dolduruldu. Örnekler rasgele 3 deneysel gruba ayrıldı (n=14). Kök kanal dolgu maddeleri ProTaper Universal retreatment (PTUR, Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland), Mtwo retreatment (MTR, VDW, Munich, Germany) ve D- RaCe retreatment (D-RC) (FKG Dentaire, La Chaux-de-Fonds, Switzerland) sistemleri kullanılarak uzaklaştırıldı. Her örnek kurutuldu özel tutucuya yerleştirildi ve yüksek çözünürlüğe sahip µ-ct cihazı (SkyScan 1172; Bruker-microCT, Kontich, Belgium) ile tarandı. X-ray tüpü 100 kv ve 100 µa de ayarlandı. 0.5 mm Al+Cu filtre kullanılarak µm izotropik çözünürlük boyutunda olmak üzere her örnek için 1200 yatay enine kesit alındı. Taramalar preparasyon öncesi, kanal dolgusu sonrası ve dolgu materyalinin uzaklaştırılması sonrası alındı. Daha sonra görüntüler değerlendirildi ve mevcut mikroçatlaklar kaydedildi. Gruplar arası farklılıkları değerlendirmek için Tukey s post-hoc ve Kruskal Wallis testleri, alt gruplar arasındaki farklılıkları değerlendirmek için ise Dunn s testi yapıldı. Bulgular: Gruplar arasında mikroçatlak oluşumu açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p<0.001). PTUR grubunda MTR (p=0.004) ve D-RC gruplarından daha fazla sayıda mikroçatlak görülmüştür (p<0.001). MTR ve D-RC grupları arasında ise mikroçatlak oluşumu açısından belirgin bir farklılık yoktur (p=0.153). Sonuçlar: Tüm retreatment sistemleri dentinal mikroçatlak oluşturmuştur. En fazla sayıda mikroçatlak PTUR sistemi ile prepare edilen kanallarda gözlenmiştir. MTR ve D-RC retreatment sistemleri benzer sayıda mikroçatlak oluşturmuştur. PP01 EVALUATION OF THE EFFECTS OF THE RETREATMENT INSTRUMENTS ON DENTINAL MİCROCRACK OCCURRENCE WITH MICRO COMPUTED TOMOGRAPHY Aim: The purpose of this study was to compare the occurrence of dentinal microcracks in teeth prepared with different Ni-Ti retreatment systems using microcomputed tomography (µ-ct). Methods: Forty-two freshly extracted mandibular premolar teeth for orthodontic reasons were used. The root canals were instrumented with stainless steel K-files to an apical size of 35/.02 using the balanced-force technique. All the root canals were obturated using the passive compaction technique. The specimens were randomly divided into three experimental groups (n=14). The root canal filling material was removed using ProTaper Universal retreatment (PTUR, Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland), Mtwo retreatment (MTR, VDW, Munich, Germany), or D-RaCe retreatment (D-RC) (FKG Dentaire, La Chaux-de-Fonds, Switzerland) systems. Each specimen was dried, mounted on a custom attachment, and scanned using a commercially available high-resolution µ-ct system (SkyScan 1172; Bruker-microCT, Kontich, Belgium). The X-ray tube was operated at 100 kv and 100 µa using a 0.5 mm Al+Cu filter and an isotropic pixel size of µm, which resulted in 1200 transverse cross-sections per specimen. The µ-ct scanning was performed before instrumentation, after obturation, and after the removal of the filling material. The images were then evaluated, and 118

119 the presence of microcracks was recorded. Tukey s post-hoc and Kruskal Wallis tests were performed to determine the differences among the groups, and Dunn s test was performed to determine the differences among the subgroups. Results: There was a significant difference in microcrack formation among the groups (p<0.001). There were more microcracks in PTUR group than in MTR (p=0.004) and D-RC groups (p<0.001). The microcrack formation was not significantly different between MTR and D-RC (p=0.153). Conclusions: All the retreatment systems caused dentinal microcracks. The highest numbers of microcracks were observed in the root canals instrumented with the PTUR system. The MTR and D- RC retreatment systems resulted in similar numbers of microcracks. PP02 KIRIK ALETLERİN KÖK KANALLARINDAN ÇIKARILMASI: VAKA RAPORU EMRE ÖVSAY, JALE TANALP YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu olgu sunumunun amacı kırık alet parçasının ultrasonikler yardımıyla çıkarılmasını aktarmaktır. Olgu sunumu: 48 yaşındaki kadın hasta daha önce diş tedavilerine diğer bir klinikte başlandığı, ancak tedavisine kliniğimizde devam etme istediği şeklinde bir taleple üniversite kliniğimize başvurmuştur. Hasta daha önce alt sol 2. Büyük azı dişine kanal tedavisine başlandığını ancak ilgili dişte bir alet kırıldığını ifade etmiş; diş hekiminin aleti çıkarmadığını ve ilgili dişi dayanak olarak kullanarak protetik restorasyon girişiminde bulunduğunu açıklamıştır. Öncelikle alete ulaşmak için 3 no. Lu bir Gates- Glidden frezin ucu küntleştirilmiş ve alete dek ulaşılarak bir platform oluşturulmuştur. Daha sonra ultrasonik uç ile alet gevşetilmeye çalışılmış ve bölgeden uzaklaştırılmıştır. Sonuçlar: Bu olgu ultrasonikler kullanılarak kırık aletlerin uzaklaştırılabileceğini gösteren bir örnek oluşturmaktadır. Özellikle kökün orta 1/3 bölümüne oluşan alet kırıklarında Gates Glidden uçları ile bir platform oluşturularak ultrasonic enerji kullanılması başarılı sonuçlar vermektedir. PP02 REMOVAL OF FRACTURED INSTRUMENTS FROM THE ROOT CANALS : A CASE REPORT Aim: the aim of this case report is to present the successful removal of a broken instrument from the root canal using ulytrasonics. Case report: a 48-year-old woman presented to our clinics with the request to have her previously started treatment completed. She stated that a root canal treatment had been started for her lower left second molar and a file was broken during the treatment. She also told that her dentist offered her a prosthetic restoration instead of removing the broken file. First, no 3 gates glidden s tip was blunted and formed a staging platform to reach the broken file. Later, the file was loosened with ultrasonic tips and removed. Conclusions: this case is a good example of the successful removal of broken instruments with ultrasonic tips. Specifically in instrument fractures occurring in the middle 1/3rd portion of roots, creation of a platform using gates-glidden drills and application of ultrasonic energy results in favorable outcomes. 119

120 PP03 EKSTERNAL KÖK REZORPSİYONLARINDA MTA KULLANIMI: VAKA SERİSİ GÜLGÜN CANSU ÖZTÜRK, BETÜL AYCAN ALİM, YILDIZ GARİP BERKER, ŞEBNEM ERÇALIK YALÇINKAYA MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL Amaç: Bu vaka serisinde eksternal kök rezorpsiyonlarının tedavisinde MTA kullanımını değerlendirmek amaçlanmıştır. Marmara üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti anabilim dalı na tedavi olmak üzere başvuran eksternal kök rezorpsiyonu gözlenen hastaların endodontik tedavileri yapılmıştır. Olgu sunumu 1: 21 yaşındaki erkek hasta kliniğimize 36 numaralı dişinden kaynaklanan spontan ağrı şikayetiyle başvurmuştur. Radyografik incelemede önceden yapılmış başarısız bir kanal tedavisi ve distal kökte rezorpsiyona bağlı kısalma gözlenmiştir. Kök kanalları enstrümante edilmiş ve %5,25 NaOCl, %17 EDTA ve %2 klorheksidin ile irrigasyon yapılmıştır. Kanallar içerisinde 2 hafta Ca(OH)2 bekletilmiştir. Mezyal kökler güta perka ve AH Plus ile lateral kondensasyon tekniği kullanılarak, distal kök ise MTA ile doldurulmuştur. Olgu sunumu 2: yaşındaki erkek hasta 11 numaralı dişindeki spontan ağrı ile kliniğimize başvurmuştur. Anamnezde 7 yıl önce anterior bölgeye travma aldığı öğrenilmiştir. 11 nolu dişe ait radyografilerde eksternal rezorpsiyon ve periapikal lezyon varlığı görülmüştür. Kemomekanik preparasyon ve pansumanı takiben endodontik tedavi MTA ile tamamlanmıştır. Olgu sunumu 3: 56 yaşındaki erkek hasta 45 numaralı dişteki kırık alet ve eksternal kök rezorpsiyonu sebebiyle kliniğimize yönlendirilmiştir. Kemomekanik preparasyonu takiben Ca(OH)2 ile pansuman yapılmış ve kanal 2 hafta sonra MTA ile doldurulmuştur. Kırık alet çıkarılamamıştır. Olgu sunumu 4: 19 yaşındaki erkek hasta 11 nolu dişten kaynaklanan spontan ağrı ve intraoral şişlik şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Hastanın anamnezinde ilgili dişe 8 yıl önce travma aldığı öğrenilmiştir. Radyografik incelemede diş kökünde kısalma, eksternal servikal rezorpsiyon ve periapikal lezyon varlığı saptanmıştır. Kök kanalının kemomekanik preparasyonunu ve 2 hafta Ca(OH)2 ile bırakılmasını takiben endodontik tedavi MTA ile tamamlanmıştır. Bulgular: hastaların objektif ve subjektif semptomlarının kaybolduğu gözlenmiştir. Sonuçlar: MTA nın eksternal kök rezorpsiyonlarının tedavisi için güvenilir bir materyal olduğu sonucuna varılmıştır. PP03 USE OF MTA IN EXTERNAL ROOT RESORPTION: CASE SERIES Aim: We aimed to evaluate the use of MTA in external root resorption cases. Methods: endodontic treatments of patients referred to marmara university faculty of dentistry with external root resorption were completed using MTA. Case report 1: A 21-year-old male patient referred to our clinic with spontaneous pain related to tooth #36. Radiographs revealed an unsuccessful previous root canal treatment and shortening of distal root. Root canals were instrumanted and irrigated with 5.25% NaOCl, 17% EDTA and 2% clorhexidine. Ca(OH)2 dressing was left in the root canals for 2 weeks. Mesial root canals were obturated with gutta-percha and AH Plus using lateral condensation technique and distal root canal was obturated using MTA. 120

121 Case report 2: A 34-year-old male patient with a history of trauma at age 27 admitted to our clinic. Radiographs of tooth #11 showed shortening of the root and a periapical lesion. After the chemomechanic preparation and Ca(OH)2 dressing the root canal was obturated with MTA. Case report 3: A 56-year-old male patient was referred to our clinic by a practitioner dentist because of a previously seperated file in the root canal and external root resorption of tooth #45. The root canal was instrumented, rinsed and ca(oh)₂ was left in the canal for 2 weeks. MTA was used for obturation. The broken file could not be retrieved. Case report 4: A 19-year-old male patient with a history of trauma at age 11 referred to our clinic with a chief complaint of spontaneous pain and intraoral swelling arising from tooth #11. Radiographic examination of tooth #11 showed shortening of the root, periapical lesion and external cervical resorption. Root canal was instrumented under irrigation. After dressing with ca(oh)₂ for 2 weeks endodontic treatment was completed using MTA. Results: Objective and subjective symptoms of the patients were diminished. Conclusions: we concluded that MTA is a safe material to use for the treatment of external root resorption. PP04 LASTİK ÖRTÜ KLEMPİNİN DİŞLERİN KIRILMA DİRENÇLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ ZEYNEP ÖZKURT-KAYAHAN, MEHMET BAYBORA KAYAHAN, GÜHER BARUT, ENDER KAZAZOĞLU, FARUK HAZNEDAROĞLU YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ OKAN ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, lastik örtü klempi uygulanmış ve uygulanmamış dişlerin kırılma dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, yeni çekilmiş 30 adet, kırık, çatlak, çürük içermeyen, apeksleri kapalı alt premolar dişler toplandı. Dişler, 13 mm kök ve 3 mm kuron kalacak şekilde kesildi. Endodontik giriş kaviteleri hazırlandı ve kök kanalları nikel-titanyum döner aletlerle crown-down yöntemi ile şekillendirildi. 6 numaralı Gates-Glidden frezlerle 1,5 mm lik kanal ağzı çapı oluşturuldu. İrrigasyonu takiben, kök kanalları paper pointlerle kurutuldu. Dişler, mine-sement sınırının 2 mm altından olacak şekilde, öncesinde periodontal ligamenti taklit etmek amacıyla 0,3 mm lik elastomerik ölçü materyaline, sonrasında kemiği taklit etmek amacıyla soğuk akrilik materyaline dik bir şekilde gömüldü. Daha sonar dişler, rastgele 2 gruba ayrıldı (n:15). 1. gruptaki dişlere, mine-sement sınırının 1 mm altından, dişin boyutuna uygun seçilen lastik örtü klempi (#2, Fiesta, Hygenic, Coltene/Whaledent, USA) takıldı. 2. gruptaki dişlere herhangi bir işlem uygulanmadı. Kırılma dayanımı testi, üniversal test makinası kullanılarak gerçekleştirildi ve dişlerin uzun aksı yönünde, 1 mm/dk. hızda, kırılma meydana gelene kadar yük uygulandı. Kırılma anındaki yük Newton (N) birimi ile kaydedildi. Çalışma verileri değerlendirilirken parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilks testi ile değerlendirildi. Normal dağılım göstermeyen niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U test kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Klemp takılmış dişlerin ortalama kırılma dayanımı değerlerinin (967,6 ±388,9 N) klemp takılmamış dişlere (662,9±188 N) oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu (p < 0.05). Sonuçlar: Endodontik ya da restoratif tedavide kullanılan lastik örtü klempleri, dişlerin kırılma dayanımını arttırmaktadır. 121

122 PP04 THE EFFECT OF RUBBER DAM CLAMP ON FRACTURE RESISTANCE OF TEETH Aim: The aim of this study was to compare the fracture resistance of teeth with and without rubber dam clamp. Methodology: Thirty freshly extracted human mandibular premolar teeth with completely formed apices and without visible signs of cracks, caries, restorations or deformities, and with similar buccolingual and mesiodistal diameters were collected for the study. They were sectioned to achieve a uniform length of 13 mm root and 3 mm crown. Endodontic access cavities were prepared and root canals were shaped with nickel-titanium rotary files in crown-down approach. Gates-Glidden drills size 6 were used to obtain a coronal orifice diameter of 1.5 mm. Following the irrigation, the canals were dried with absorbent paper points. Then, the roots were coated with a 0.3 mm layer of elastomeric impression material to simulate the periodontal ligament and embedded vertically in self-curing acrylic resin covering the roots from the apex to 2 mm below the cemento-enamel junction (CEJ) to simulate the natural bone level. Then, they were randomly assigned to 2 groups (n=15). In group 1, universal mandibular bicuspid clamps #2 (Fiesta, Hygenic, Coltene/Whaledent, USA) were applied to teeth, 1 mm below the CEJ. In group 2, teeth were left without clamp. The load was applied at a crosshead speed of 1 mm/min until fracture by a universal testing machine. The maximum load at fracture was recorded in Newtons. The Shapiro-Wilks test was used to assess the normality of the data and it was found that the data were not distributed normally. Mann Whitney U test was used for the comparison of groups. Significance level was set at p < Results: The mean fracture resistance of teeth with rubber dam clamp was significantly higher (967.6 ±388.9 N) than the teeth without clamp (662.9±188 N) (p < 0.05). Conclusions: Within the limitations of this study, it can be concluded that rubber dam clamp used for endodontic or restorative procedures increased the fracture resistance of teeth significantly. PP05 PROGLİDER VE ONE G GLİDE PATH EĞELERİNİN DÖNGÜSEL YORGUNLUĞA KARŞI DİRENÇLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI GÜLŞAH USLU, TAHA ÖZYÜREK, UĞUR İNAN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ, ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı glide path oluşturmak için tek eğe sistemi olarak üretilen One G ve ProGlider NiTi eğelerinin döngüsel yorgunluğa karşı dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 20 adet ProGlider (#16 ve.02 taper; Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) ve 20 adet One G (#14 ve.03 taper; Micro-Mega, Besancon Cedex, Fransa) olmak üzere toplamda 40 adet glide path eğesi kullanıldı. Bütün eğeler 60 kurvatür açısına ve 5 mm kurvatür yarıçapına sahip paslanmaz çelik yapay kanallarda dinamik döngüsel yorgunluk testine tabi tutuldu. Kırılıncaya kadar geçen süre kaydedilerek kırılıncaya kadarki tur sayısı (NCF) hesaplandı. Verilerin normal dağılımı Shapiro-Wilk testi ile belirlendi ve gruplar arası farkın belirlenmesi Independent- Samples t testi kullanıldı. İstatistiksel önem seviyesi %5 olarak ayarlandı. Bulgular: ProGlider eğesinin döngüsel yorgunluğa karşı direnci istatistiksel olarak One G eğesinden daha fazla bulundu (P <0,05).Sonuçlar: In vitro çalışmamızın sınırları dahilinde, glide path 122

123 oluşturulması için tek eğe sistemi olarak üretilen ProGlider eğesinin döngüsel yorgunluğa karşı gösterdiği direnç One G eğesinden daha fazla bulundu. PP05 FILES COMPARISON OF CYCLIC FATIGUE RESISTANCE OF PROGLIDER AND ONE G GLIDE PATH Aim: The aim of this study was to compare the cyclic fatigue resistance of ProGlider and One G single-file NiTi glide path rotary instruments. Methodology: Twenty ProGlider (#16 and.02 taper; Dentsply, Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and 20 One G (#14 and.03 taper; Micro-Mega, Besancon Cedex, France) a total of 40 single-file NiTi glide path files were used in this study. All files were dynamically tested for cyclic fatigue resistance in a stainless steel artificial canals with 60 angle of curvature and 5 mm radius. All instruments were rotated until fracture occurred. Time to fracture was recorded and the number of cycles to fracture (NCF) was calculated. Normal distribution of data was determined by Shapiro-Wilk test and the difference between the groups were determined with Independent Samples t test. The significance level was set to %5. Results: ProGlider files were exhibited higher resistance to cyclic fatigue than One G files; there was statistically significant difference between the groups (P<0.05). Conclusions: Within the limitations of this in vitro study, ProGlider and One G files, produced as a single file for glide path creation, ProGlider demonstrated higher cyclic fatigue resistance. PP06 İKİ FARKLI DÖNER EĞE SİSTEMİ İLE ŞEKİLLENDİRİLMİŞ DİŞLERİN FARKLI İRRİGASYON SOLÜSYONLARI KULLANILDIĞINDA KIRILMA DİRENÇLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ESRA YAMAN, BERNA ASLAN, FUNDA YILMAZ ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Çalışmanın amacı; iki farklı döner eğe sistemi ile prepare edilmiş dişlerin farklı irrigasyon solüsyonları kullanıldığında kırılma dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 98 adet tek köklü alt premolar dişler kullanılmıştır. Dişlerin kök uzunlukları 13 mm olacak şekilde, mine-sement sınırından koronal kısımları uzaklaştırılmıştır. Kökler 3 kontrol grubuna ve 4 deneysel gruba ayrılmıştır (n=14). Hiçbir işlem yapılmayan 14 adet diş negatif kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Pozitif Kontrol Grubu 1(ProTaper, serum fizyolojik), Pozitif Kontrol Grubu 2 (WaveOne, serum fizyolojik), Deneysel Grup 1 (ProTaper, NaOCl), Deneysel Grup 2 (WaveOne, NaOCl), Deneysel Grup 3 (ProTaper, EDTA), Deneysel Grup 4 (WaveOne, EDTA) oluşturulmuştur. Tüm örneklerin kök yüzeyleri 0,3 mm kalınlığında alüminyum folyo ile kaplanmıştır. Örneklerin 5 mm lik kısmı otopolimerizan akrilik rezin içerisine gömülmüş ve her kökün 8 mm lik kısmı açıkta bırakılmıştır. Polimerizasyonun ardından, dişler rezin bloklardan çıkarılmış, alüminyum folyo uzaklaştırılmıştır.elde edilen boşluğa silikon esaslı ölçü materyali yerleştirilmiştir. Böylece, periodontal ligament yaratılmıştır. Kontrol ve deney gruplarına ait tüm örnekler, Universal Test Cihazı kullanılarak kırılma testine tabi tutulmuş ve kırılma anındaki değer her kök için Newton birimi üzerinden kaydedilmiştir. Ölçüm sonuçları arasındaki farklılıklar test edilirken Kruskall-Wallis H testi, hangi grupların birbirinden farklı olduğunu tespit etmek amacıyla Pos-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testi kullanılmış ve p değerinin, 0,05 ten küçük olduğu değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Negatif Kontrol Grubu (371,71 N), Pozitif Kontrol Grubu 1, Deneysel Grup 1 (210,28 N) ve Deneysel Grup 3 (220,89 N) e göre istatistiksel olarak önemli ölçüde daha fazla kırılma direnci gösterirken (p 0,05); diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı tespit edilmiştir (p 0,05). 123

124 Sonuçlar: İrrigasyon solüsyonlarının kırılma direncini etkilemediği (p 0,05) görülmüştür. PP06 EVALUATION OF THE EFFECTS OF TWO DIFFERENT ROTARY SYSTEMS AND VARIOUS IRRIGANTS ON THE FRACTURE RESISTANCE OF TEETH Aim The aim of this study to compare the fracture resistance of teeth which were prepared with two different rotary systems and irrigated with various solutions. Methodology: In our study, total number of 98, mandibular premolar teeth were used. Crowns were removed from the enamel-cementum junction and root lenghts were adjusted to 13 mm. The roots were divided into 3 control groups and 4 experimental groups (n=14). 14 teeth without any treatment were used as negative control group. The other groups were divided as the Positive Control Group 1 (ProTaper, saline), Positive Control Group 2 (WaveOne, saline), Experimental Group 1 (ProTaper, NaOCl), Experimental Group 2 (WaveOne, NaOCl), Experimental Group 3 (ProTaper, EDTA) and Experimental Group 4 (WaveOne, EDTA).Root surfaces of each specimen was covered by 0,3 mm aluminium foil. Later, specimens were embedded vertically into 5 mm auto-polymerized acrylic resin, exposing 8 mm of the coronal portion or each root. After the polymerization, the roots were removed from acrylic resin blocks and the aluminium foils were removed. Silicone material was injected into resin and an artificial periodontal ligament was created. All the specimens (control and experimental groups) were submitted to a fracture test using a Universal Test Machine and the load necessary to fracture was recorded and expressed in Newton (N). The differences between the groups were tested by Kruskall-Wallis H test and Pos-Hoc multiple comparison test. d p values below 0,05 were accepted as statistically significant. Results: Acording to the results, The Negative Control Group showed the higher fracture resistance (371,71 N) From Positive Control Group 1 (199,92 N), Experimental Group 1 (210,28 N) and Experimental Group 3 (220,89 N) (p 0,05). There wasn t any differences between groups (p 0,05). Conclusions: Irrigation solutions had no effect on fracture resistance (p 0,05). PP07 DAİMİ DİŞLERDE AVÜLSİYON VE KOMPLİKE KRON KIRIĞI: OLGU SUNUMU NİHAL TAŞ, GİZEM ERBAŞ ÜNVERDİ, H.C. GÜNGÖR HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PEDODONTİ BÖLÜMÜ, ANKARA Amaç: Çocuklarda üst ön bölge dişlerini etkileyen avülsiyon yaralanmaları % 0.5 ile % 16 aralığında görülmektedir. Diş reimplantasyonu, periodontal ligament vitalitesinin korunduğu ve bakteriyel kontaminasyonun sınırlı olduğu durumlarda oldukça iyi bir prognoza sahiptir. Olgu sunumu: 10 yaşındaki hasta, 2 saat önce geçirdiği trafik kazası sonrası çocuk diş kliniğine yönlendirilmiştir. Alınan anamnezde, kaza sırasında hastanın 21 numaralı dişinin ağız içine düştüğü; acil servise ulaşana kadar orada saklandığı ve doktorun önerisiyle süt içine koyulduğu öğrenilmiştir. Yapılan intraoral muayenede, 21 numaralı dişin alveol soketinin boş olduğu ve 11 numaralı dişte komplike kron kırığı olduğu gözlenmiştir. Lokal anesteziyi takiben boş soket, pıhtının uzaklaştırılması amacıyla serum fizyolojik solüsyonuyla yıkanırken nazikçe kürete edilmiştir. 21 numaralı diş, sokete yerleştirilerek 0,9 mm lik misina ve kompozit rezin kullanılarak 2 hafta süreyle splintlenmiştir. 11 numaralı dişte ise pulpanın açığa çıktığı bölgeye 1 dk boyunca % 2,5 lik sodyum hipoklorit ile nemlendirilmiş steril pamuk pelet uygulanmıştır. Ekspoz bölgesinin yıkanmasını takiben bölgeye hızlı sertleşen CaOH2 yerleştirilerek diş cam iyonomer simanla geçici olarak restore edilmiştir. 1 hafta sonra 21 numaralı dişe endodontik tedavi başlanmış ve kanala kalsiyum hidroksit patı yerleştirilmiştir. 124

125 Dişin daimi kanal dolgusu 3 hafta sonra gutta perka ve lateral kondensasyon yöntemi ile yapılmıştır. 11 numaralı dişteki geçici restorasyon daimi kompozit rezin restorasyon ile değiştirilmiştir. Sonuçlar: Hastanın 1 yıllık klinik ve radyografik takipleri sunularak uygulanan tedavinin sonuçları değerlendirilecektir. PP07 THE MANAGEMENT OF AVULSION AND COMPLICATED CROWN FRACTURE IN PERMANENT INCISORS Aim: In children, the avulsion of permanent incisors has a prevalence that ranges between 0,5 to 16%. Tooth reimplantation has a favorable outcome when periodontal ligament vitality is preserved and bacterial contamination is limited. Case report: A 10-year-old patient was presented following a traffic accident occuring 2 hours earlier. Reportedly, during the accident, #21 has fallen into the mouth and was kept there until the consulting emergency doctor s suggestion. The tooth was then transferred into milk. In intraoral examination, the empty socket of #21 and complicated crown fracture of #11 was observed. Following local anesthesia, the socket was gently curetted under copious saline irrigation to remove the coagulum. The tooth was reimplanted and splinted for 2 weeks with 0,9 mm monofilament fishing line using composite resin. A sterile cotton pellet moistened with 2.5% sodium hypochlorite was applied to the exposure site on #11 for 1 min. Following rinsing and capping with hard-setting CaOH2, the tooth was temporarily restored with glass-ionomer cement. One week later endodontic treatment was initiated on #21 and the root canal was filled with CaOH2 paste. After 3 weeks, permanent obturation was done by gutta percha and sealer with cold lateral condensation. The interim restoration on #11 was also replaced with composite resin. Conclusions: One year follow up of the patient will be presented and the treatment outcome will be discussed. PP08 YENİ BİR KALSİYUM SİLİKAT ESASLI SİMANIN İTME BAĞLANMA DAYANIMININ İNCELENMESİ SEVİNÇ AKTEMUR TÜRKER1, EMEL UZUNOĞLU2, BURCU BİLGİN1 1 BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ZONGULDAK 2 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı yeni bir kalsiyum silikat siman olan neo MTA plus in bağlanma dayanımını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çekilmiş tek-köklü insan küçük azı dişlerinin köklerinden elde edilen bir mm kalınlığındaki 60 adet dentin diski çapları 1,3 mm olacak şekilde gates-glidden frezler ile şekillendirilmiştir. Diskler her grupta 15 er disk olacak şekilde test edilen kalsiyum silikat simana göre rastgele 4 gruba ayrılmıştır: Grup 1: Beyaz ProRoot MTA, grup 2: Biodentine, grup 3: Neo MTA Plus G (toz firmanın ürettiği anti-wash out jel ile karıştırılmıştır), grup 4: Neo MTA Plus -W (toz distile su ile karıştırılmıştır). Örnekler 37 C de 7 gün bekletilmiştir. Bağlanma dayanımı testi Inströn evrensel test cihazı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Test sonrası örnekler stereomikroskop altında incelenerek başarısızlık türleri (adeziv, koheziv, ikisi beraber) sınıflandırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi Bonferroni düzeltmeli Welch Anova testi kullanılarak P=0,05 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. Bulgular: Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). İtmeye karşı en yüksek bağlanma dayanımı jel ile karıştırılan Neo MTA Plus (ortalama = 5,22 MPa) örneklerinde elde 125

126 edilirken; en düşük bağlanma dayanımı beyaz ProRoot MTA (ortalama = 2,57 MPa) örneklerinde elde edilmiştir. Distile su veya jel ile karıştırılan Neo MTA Plus simanlarının dentine itme kuvveti altındaki bağlanma dayanımı değerleri, hem beyaz ProRoot MTA hem de Biodentine simanlarından anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Gruplarda çoğunlukla adeziv başarısızlık gözlenmiştir. Beyaz ProRoot MTA grubunda koheziv başarısızlık izlenmemiştir. Sonuçlar: Çalışmanın yapıldığı şartlar dahilinde neo MTA plus ın bilinen MTA-benzeri estetik simanlardan daha yüksek bağlanma dayanımı gösterdiği ve bu simanlara alternatif olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. PP08 THE EVALUATION OF PUSH-OUT BOND STRENGTH OF NOVEL CALCIUM SILICATE CEMENT Aim: The purpose of this in vitro study was to evaluate the push-out bond strength of a new calcium silicate cement, neo MTA plus. Methodology: Sixty dentin slices from extracted single-rooted human mandibular premolar teeth were instrumented to achieve a diameter of 1.3 mm. Four groups were prepared according to cement used. Group 1: white ProRoot MTA, group 2: Biodentine, group 3: Neo MTA Plus G (powder mixed with gel), group 4: Neo MTA Plus -W (powder mixed with distilled water).the samples were stored for 7 days at 37 C. The push-out bond strengths were measured using an Instron testing machine. Stereomicroscopy was used to classify failure mode (adhesive, cohesive or mixed type). Data were analyzed using Welch Anova with Bonferroni correction. The level of significance was set at P=0.05. Results: There was a significant difference among groups (p<0.05). The highest bond strength value was recorded in Neo MTA Plus mixed with gel (mean = 5.22 MPa), whereas white ProRoot MTA had the lowest bond strength value (2.57 MPa). Push out bond strength values of Neo MTA Plus mixed either with gel or with distilled water were statistically different from both white ProRoot MTA and Biodentine (p<0.05). Failure mode was predominantly adhesive for all groups. Cohesive failure was not observed for ProRoot MTA. Conclusions: Based on the conditions of this in vitro study, it can be concluded that the novel calcium silicate cement, Neo MTA Plus, showed considerable performance in bonding to root dentin. Therefore, Neo MTA Plus can be considered as alternatives to the MTA-like esthetic cements. PP09 3 FARKLI BİOAKTİF TRİKALSİYUM SİLİKAT İÇERİKLİ ENDODONTİK MATERYALİN SEBEP OLDUĞU KORONAL DİŞ RENKLEŞMESİNİN SPEKTROFOTOMETRİK ANALİZ İLE İN VİTRO OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ FUNDA YILMAZ, AYLİN KALAYCI, MELİS ALAV ANKARA UNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI Amaç: Diş renklenmeleri ciddi bir estetik problem oluşturmaktadır. Endodontik materyaller kaynaklı diş renklenmeleri, renklenmelerin oldukça büyük bir kısmını oluşturmaktadırlar. Endodontik tedavi sonrası oluşan renklenmeler, pulpanın uzaklaştırılması sırasında görülen aşırı miktarda kanama, pulpa dokusunun tamamen uzaklaştırılamaması veya endodontik tedavi esnasında kullanılan materyallere bağlı olarak gerçekleşebilir. Bu çalışmada amaç bu tip uygulamalarda kullanılacak materyallerden kaynaklanan koronal diş renklenmesinin spektrofotometre ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 50 adet maksiller santral diş kullanıldı. Diş köklerinin apikal kısımları, mine-sement birleşiminin 2 mm altından elmas frezlerle uzaklaştırıldı. Apikal giriş 126

127 1,2,3,4,5,6,numaralı Gates Glidden frezler kullanılarak genişletildi. Gruplar; 1.grup: Beyaz MTA, 2.grup: Biodentin, 3.grup: Bioaggregate, 4.grup: Pozitif kontrol (büyük baş hayven kanı), 5.grup: Negatif kontrol olarak belirlendi.. Renk ölçümünde Vita Easyshade Advance spektrofotometre kullanıldı. Materyaller yerleştirilmeden önce (T0), yerleştirildikten sonra 1. Hafta(T7), 2. Hafta(T14), 1 ay(t30) ve 2 ay(t60) olmak üzere 5 defa ölçüm yapılarak renk değişim miktarları ( E) değerlendirildi. Medikamanların dişleri renklendirme özellikleri bu renk değişim miktarına göre belirlendi. Bulgular: T0 da, her grubun ortalama L*,a* ya da b* değerleri aynı aralıktaydı. Negatif kontrol grubu, biodentin ve bioaggregate gruplarında, hiç bir zaman aralığında algılanabilir eşiği aşan renk değişikliği görülmedi. Pozitif kontrol grubu ve beyaz MTA grublarında T0 dan T56 ya kadar, L* değerleri düştü, örnekler koyulaştı. T0, T7, T14, T28 ve T56 da 2 grubun E değerleri arasında anlamlı farklılıklar gözlendi. Sonuçlar: Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları içerisinde, biodentin ve bioaggregate gibi bioseramik bazlı materyaller, pulpa odasında bekletildiği zaman gözle görülür değişiklik izlenmedi. Beyaz MTA ve kan tarafından oluşturulan koronal diş renklenmesi anlamlı olarak farklılık gösteri. PP09 IN VITRO SPECTROPHOTOMETRIC ANALYSIS OF CORONAL TOOTH DISCOLORATION INDUCED BY 3 DIFFERENT BIOACTIVE TRICALCIUM SILICATE INSTODUCTION Aim: Tooth discoloration is a serious cosmetic problem. Endodontic materials sourced tooth discoloration, form a relatively large part of the coloration. The colorations that occur after endodontic treatment can occur depending on the excessive bleeding during the removal of the pulp, materials used during endodontic treatment or incomplete removal of pulp tissue. The aim of this study is to evaluate the coronal tooth discoloration caused by the materials used in such applications, by using spectrofotometre. Methodology: Fifty extracted human maxillary central incisor teeth were used in the study. Apical part of the root, was removed 2 mm below the semento-enamel junction. Apical access cavity was prepared by using #1,2,3,4,5,6 Gates Glidden files. The groups were as follows: Group 1: White MTA, group 2: Biodentin, Group 3: Bioaggregate, Group 4: positive control (bovine animal blood), Group 5: negative control group (no filling). Color change was evaluated with Easyshade Advance Spectrophotometer at 5 time points: day 0 (T0), day7 (T7), day 14 (T14), 1 month (T30) and 2 months (T60). Results: At baseline, mean L*, a* or b* values of each group were in the same range. Negative control group, biodentin and bioaggregate groups did not induce perceptible color change in the tooth structure at any time intervals. There were significant drops in the values of L* from T= to T180 in the Positive control group and white MTA group. The values decreased over time as the samples became darker. Conclusions: Within the limitation of this in vitro study, bioseramic-based materials such as Biodentin and Bioaggregate did not induce perceptible color change in the tooth structure when left in the pulp chamber. Coronal tooth discoloration caused by blood and white MTA was statistically significant. PP10 KOMPLİKE KRON KÖK KIRIĞI BULUNAN DİŞLERİN REATTACHMENT TEKNİĞİ KULLANILARAK MULTİDİSİPLİNER TEDAVİSİ ATA HİKMET TİMUR; TAHA ÖZYÜREK; UMUT MİSİLLİ ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ 127

128 Amaç: Bu olgu sunumunun amacı; komplike kron kök kırığı bulunan maksiller kesici dişlerin reattachment tekniği kullanılarak yapılan multidisipliner tedavisini ve 6 aylık takibini sunmaktır. Olgu sunumu: Yirmi yaşındaki erkek hasta Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Anabilim Dalı na maksiller orta keser ve sol yan keser dişlerinde 2 gün önce kaza sonucu oluşan kırık ve ağrı şikayeti ile başvurdu. Hastanın herhangi bir sistemik hastalığı olmadığı tespit edildi. Klinik ve radyografik muayenede maksiller orta keser ve sol yan keser dişlerin kronlarının orta hattan kırıldığı belirlendi. İlgili dişlerde mobilite normal sınırlara dahilindeydi ve ağız içi yumuşak dokularda yaralanma söz konusu değilken, dudakta yumuşak doku yaralanması mevcuttu. Hastanın dişlerinin kırık parçalarını muhafaza ettiği belirlendi. İlgili dişlerin lastik örtü ile izolasyonunun ardından konservatif endodontik giriş kaviteleri hazırlandı. %5,25 lik NaOCl irrigasyonu altında dişlerin kök kanalları ProTaper Next sistemi ile X4 (40.06) e kadar genişletildi. Smear tabakasının kaldırılması için son yıkamada %17 EDTA ve %5,25 lik NaOCl sırasıyla kullanıldı. Daha sonra kök kanalları gutta-perka ve kök kanal patı ile lateral kompaksiyon tekniğine uygun olarak dolduruldu. Dişler geçici dolgu materyali ile restore edildikten sonra kırık dişler kendilerine ait kırık parçalar ile restore edilmek üzere hasta Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı na yönlendirildi. Altı ay sonra yapılan klinik ve radyografik muayenede ilgili dişlerin asemptomatik olduğu ve periapikal dokuların sağlıklı olduğu tespit edildi. Sonuçlar: Komplike kron kırık vakalarında, kırık dişlerin kendine ait parçalar ile restore edilmesi iyi bir tedavi alternatifi olarak değerlendirilebilir. PP10 MULTIDISCIPLINARY TREATMENT OF COMPLICATED CROWN FRACTURE TEETH USING REATTACHMENT TECHNIQUE: A CASE REPORT Aim: The aim the present case report is to describe the multidisciplinary treatment procedure of maxillary incisors with complicated crown fracture using reattachment technique and 6-months follow-up. Case report: A 21-year-old male patient presented to Ondokuz Mayıs University Faculty of Dentistry Department of Endodontics with the chief complaint of fractured upper central incisors and upper left lateral incisor due to an accident 2 days before. Patient s medical history was noncontributory. Clinical and radiographic examination revealed complicated horizontal crown fractures in the middle third of the crowns of maxillary incisors. No mobility of the remaining teeth was recorded and soft tissues were normal but there was a wound on the patient s lip. The patient had also brought the fragment of the detached teeth that had broken. After isolation with rubber dam, conservative endodontic access cavities were prepared. Under copious irrigation with 5.25% NaOCl, teeth were instrumented up to X4 (40.06) with ProTaper Next NiTi rotary instruments. Then the final irrigation was performed with 17% EDTA and 5.25% NaOCl solutions respectively for smear layer removal. Root canals were obturated with gutta-percha and sealer using lateral compaction technique. The teeth were restorated with temporary filling material and patient was referred to department of restorative for reattachment of own fragments. In the 6-months follow up after completion of root canal treatment, clinical and radiographic examination revealed that teeth were asymptomatic and healthy periapical structures. Conclusions: A fragment reattachment of the tooth with complicated crown fracture might be a good alternative for such cases. PP11 TRAVMA SONRASI OLUŞAN KIRIK RESTORASYONU OLGU SUNUMU İSMAİL ERGÜL, SADULLAH KAYA, ALAZ ŞİMŞEK 128

129 DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Günümüz diş hekimliğinde en çok öne çıkan ikilem hem fonksiyon hem de estetik olarak tatminkar sonuçlar elde etmektir. Estetik olarakta doğala en yakın uygulama istenmektedir. Ancak özellikle anterior bölgede ne kadar kaliteli ve güncel materyal kullanılırsa kullanılsın doğal diş yapısını elde etmek oldukça zordur. Olgu sunumu: Vakamız 19 yaşında erkek hastadır. Kliniğimize başvurduğunda ön 11 ve 12 no lu dişerinde komplike kron kırığı saptanmıştır. 11 no lu dişte ayrılma olmasına karşın kopma olmamış ancak 12 no lu diş tamamen kopmuştur. Hasta kırık parçayı nemli bir bez ile getirmiştir. Hastanın teşhis filmleri alındıktan sonra kavite açılarak, #25 K-file ile kanal boyu tespit filmi alınmıştır. Kanal boyu tespitinden sonra kanal %5,25 NaOCl irrigasyon ajanı ve %17 EDTA şelesyon ajanı kullanarak, #R25 kanal eğesi ile genişletme yapılmıştır. Daha sonra kanal distile su ile yıkanarak kanal #R25 paper pointler kullanılarak kurutulmuş ve #R25 gutta-perca ve Seal Apex ile doldurulmuştur. Kanal dolumu tamamlandıktan sonra kanal içine fiber post yuvaları post setinde bulunan frez ile açılarak, fiber postlar kendine özgü yapıştırıcıları ile uygulanmıştır. Hastanın kendi dişleri post üzerine uyumlanarak, kron restorasyonu yapılmıştır. Ön bölge çatlak hattı kompozit ile restore edilmiş ve hasta 6 ay sonra kontrole çağrılarak radyografik değerlendirilmesi yapılmıştır. Radyografik ve ağız içi değerlendirmesinde herhangi bir komplikasyon gözlemlenmedi. Sonuçlar: Her ne kadar restorasyon materyalleri gelişmiş olursa olsun asla doğal diş yapısına tam olarak uyum sağlayamamaktadır. Bu tedavi ile hem hastanın estetik sorunu giderilmiş hem de kron gibi yüksek maliyetli bir tedavi protokolüne gerek kalmamıştır. Ayrıca son derece tatminkar bir sonuç elde edilmiştir. PP11 RESTORATION OF POST-TRAUMATIC TOOTH FRACTURE Aim: Today's dentisty's most prominent problem is the achievement of best results in terms of aesthetics and function. An aesthetic outcome as close to natural dentition as possible is one of the major goals of the practitioner. However; it is difficult to achieve the structure of a natural tooth in the anterior region no matter how qualified or contemporary the restorative material is. Case report : A 19-year old patient presented to our clinics with the complaint of complex crown fracture associated with his maxillary right central and lateral incisors. The fractured portion of tooth no. 11 was not detached whereas a total separation of tooth fragment was observed in tooth no. 21. The patience had brought the fractured portion in a moist cloth. After diagnostic x-rays were taken, access cavities were prepared and working length was calculated using a no. 25 file. After root canal instrumentation and irrigation using 5.25% NaOCl, root filling was performed by gutta-percha and Sealapex. Following the setting of the root filling material, post spaces were prepared using special drills and fiber posts were placed within the prepared spaces and luted with their own adhesive. Later, the patient s fractured tooth portions were adjusted ver the fiber posts and crown restorations were completed. The fracture line was restored using a composite material. The patient was recalled 6 months later during which no complication was noted both clinically and radiographically. Results: There is no complication in his radiography and inside mount consideration. Conclusions: Although restorative materials have shown considerable development recently, they are unable to adjust to the tooth structure completely. Using the treatment methodology described above, not only the aesthetic concerns of the patients were addressed but also a high cost treatment protocol was avoided. Furthermore; an aesthetically and functionally satisfying result was achieved. 129

130 PP12 ENDODONTİK ORİJİNLİ GENİŞ PERİAPİKAL LEZYONLARIN CERRAHİ OLMAYAN ENDODONTİK TEDAVİSİ MEHMET KALÇAY, ALİ CEMAL TINAZ GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu raporunun amacı, endodontik orijinli geniş periapikal lezyonların cerrahi olmayan endodontik tedavisini rapor etmektir. Olgu sunumu 1: 21 yaşında erkek hasta, ön bölgede şişlik şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Radyografik ve klinik muayenede, 21 ve 22 numaralı dişlerin periapikal bölgelerinde geniş radyolüsent lezyonlar saptandı. 21 numaralı dişe kök kanal tedavisine başlandı. Seanslara bulguları ortadan kalkana kadar devam edildi. Seanslarda 22 numaralı dişin vitalitesi yeniden değerlendirildi. 22 numaralı dişe de kök kanal tedavisine başlandı. Bir sonraki seansta her iki dişin de kök kanalları dolduruldu. Olgu sunumu 2: 56 yaşında kadın hasta, kliniğimize yönlendirildi. Radyografik muayenede 36 nolu dişin meziyal kökünde geniş radyolüsent lezyon saptandı. Kanallar şekillendirilip, temizlendikten sonra kalsiyum hidroksit ile pansuman yapıldı. Tedavinin başlangıcından iki hafta sonra kök kanal tedavisi tamamlandı. Aynı hastanın 46 numaralı dişinde radyografik olarak benzer problemler gözlendi. Yapılan klinik muayenede dişin meziyalinde 6 mm cep gözlendi. Çok seanslı kök kanal tedavisi başlandıktan sonra, aynı seansta cep eliminasyonu için küretaj işlemine başlandı. Tedaviye başlandıktan iki hafta sonra kök kanal tedavisi ve küretaj işlemleri tamamlandı. Vakaların her ikisinde de periapikal 6 ve 8 aylık kontrollerde iyileşme gözlendi. Sonuçlar: Geniş periapikal lezyonların tedavisinde cerrahi endodontik tedavi ilk seçenek olmamalıdır. Orthograd kök kanal tedavisi sonrasında periapikal lezyonların iyileşmesinin takibi önemlidir. PP12 NON SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF EXTENSIVE PERIAPICAL LESIONS OF ENDODONTIC ORIGIN Aim: The purpose of this case report is the non-surgical treatment of extensive periapical lesions of endodontic origin. Case report 1: 21 year old male patient presented with swelling in the maxillary anterior region. After a detailed clinical and radiographic examination, teeth no 21 and 22 presented large periapical lesions. Trauma history, which dated back three years, was taken for teeth 21. The root canal filling for teeth 21 had been postponed until external apical resorption symptoms ceased radiographically. Vitality was tested again for tooth 22. Due to a negative response, root canal treatment was initiated for 22. Case report 2: 56 year old female patient was referred to our clinic. Upon radiographic examination, a large periapical lesion was spotted. Root canals were cleaned and medicated with calcium hydroxide. Root canal treatment for tooth 36 was completed within two weeks. Tooth 46 had a large lesion on the mesial root. During clinical examination, 6 mm periodontal pocket was also spotted. In addition to the root canal treatment, root planning and scaling was performed on the mesial root to eliminate the periodontal pocket. 6 and 8 months radiographic evaluations of both cases revealed a complete healing of the periapical regions with no clinical symptoms. 130

131 Conclusions: Surgical endodontic therapy should not be the direct treatment plan with periapical lesions of large nature. After the completion of the orthograde treatment, it is of vital importance to follow the healing process. PP13 ENDODONTİK ORİJİNLİ KİSTİK LEZYONLARIN CERRAHİ ENDODONTİK TEDAVİSİ MEHMET KALÇAY, ALİ CEMAL TINAZ, SALEV ZEYREK GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu vaka raporunun amacı, endodontik orijinli geniş periapikal lezyonların cerrahi tedavisinin raporlanmasıdır. Olgu sunumu 1: 25 yaşında erkek hasta kliniğimize başvurdu. Hastanın üst çene palatinal bölgede flüktuan olmayan şişliği vardı. Anamnez derinleştirilip, olgunun müdahaleler öncesinde durumu araştırıldığında üst ön bölgeye travma hikayesi alındı. Önceden kanal tedavisi yapılan 21 numaralı dişe ve 22 numaralı dişlere kök kanal tedavisine başlandı. Kök kanal tedavisi tamamlandıktan sonra, apikalde mevcut patolojik oluşum için periapikal endodontik cerrahi kararı verildi. 21 ve 22 numaralı dişlerin kök uçları rezeke edildi, apikal preparasyondan sonra MTA ile retrograd dolgu yapıldı. Olgu sunumu 2: 23 yaşında kadın hasta kliniğimize flüktuan palatal şişlik ile başvurdu. Radyografik ve klinik muayenede, 11, 12, 13 ve 14 numaralı dişlerin tamamını kapsayan endodontik orijinli geniş periapikal lezyona rastlandı. Anamnez derinleştirilince, hastanın ön dişlerine travma aldığı öğrenildi. Lezyonun sınırlarının detaylı görüntülenmesi ve tedavi planının belirlenmesi için hastadan CBCT alındı. 11 ve 12 numaralı dişlerin kök kanal tedavisine başlandı. Yapılan vitalite testleri sonucunda 11 ve 12 numaralı dişler negatif yanıt verirken 13, ve 14 numaralı dişler pozitif yanıt verdi. 11 ve 12 numaralı dişlerin kök kanal tedavisine başlandı. Bu vakada lezyonun cerrahi tedavisi öncesinde, cerrahi olmayan endodontik tedavi uygulandı. Dişlere uzun süreli kalsiyum hidroksit pansumanı yapıldı. Fakat 8 ay sonra alınan CBCT de lezyonunun sınırları genişlediği bulgulandı. Tedavi protokolü cerrahi yönde değiştirildi. Tedavisi sırasında sekonder akutlaşmalara sıklıkla rastlandı. Periapikal lezyon, 13 ve 14 numaralı dişleri de kapsadığından dolayı periapikal cerrahi öncesinde kök kanal tedavileri tamamlandı. Periapikal cerrahi sırasında 11,12,13 numaralı dişlerin kök uçları rezeke edildi ve MTA ile retrograd kapatıldı. Sonuçlar: Inflamatuvar radiküler kistler sıklıkla görülen, semptomatik veya asemptomatik rastgele radyografik görüntülemeler sonucunda teşhis edilen lezyonlardır. Bu lezyonlar sıklıkla maksiller anterior bölgede izlenmektedir. Bu vaka raporu, maksiller anterior bölgede saptanmış geniş radiküler kist leyzonlarının teşhis, tedavi protokolü ve takibini özetlemektedir. PP13 SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF CYST LIKE LESIONS OF ENDODONTIC ORIGIN Aim: The purpose of this case report is to present the treatment of cyst like lesions with surgical intervention. Case report 1: 25 years old male patient presented with a non-fluctuant swelling and trauma history to anterior maxillary region. Root canal retreatment was initiated for teeth 21 and 22. After the completion of root canal therapy a surgical treatment plan followed. A surgical resection of the apical root fragments and MTA retrograde was performed after the completion of orthograde treatment. Case report 2: 23 years old female patient presented with a fluctuant palatal swelling combined with trauma history to the anterior maxillary teeth. Radiographic examination revealed a large cyst-like periapical lesion with the involvement of teeth 11,12,13 and 14. Electrical pulp testing was noted negative for teeth 11 and 12 but tested negative for teeth 13 and 14. A CBCT image was taken, to be 131

132 able to visualise the borders of the lesion in more detail. A non-surgical treatment plan was decided and root canal treatment was initiated for teeth 11 and 12. A long-term calcium hydroxide dressing was introduced into the canal. However, a follow up CBCT showed expansion of the lesion after eight months. During the orthograde treatment, several flare-up incidents occurred. Before the surgical treatment, teeth 13 and 14 were also endodontically treated due to the involvement with the lesion. The course of the treament was altered to surgical endodontic intervention, involving the resection of the apical region of teeth 11,12 and 13 and retrograde filling with MTA. Results Excisional biopsy results revealed that the lesions were inflammatory radicular cysts. Conclusions: Inflammatory radicular cysts are frequently seen asymptomatic and/or symptomatic lesions that are usually diagnosed by routine radiography. These lesions are usually seen in anterior maxillary region. This case report presents the diagnosis, treatment and the follow-up of two cases with large, cyst-like lesions of endodontic origin. PP14 KÖK DİLASERASYONU GÖSTEREN LATERAL DİŞİN MODİFİYE GİRİŞ KAVİTESİ İLE KRONİK APİKAL PERİODONTİTİS İN CERRAHİ OLMAYAN ENDODONTİK TEDAVİSİ TINAZ ALİ CEMAL TINAZ, MEHMET KALÇAY GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu vaka raporunun amacı, dilaserasyon gösteren, kronik apikal lezyonlu lateral dişin, radyografik navigasyon yardımı ile giriş kavitesinin modifikasyonu sonucunda başarılı tedavisinin raporlanmasıdır. Olgu sunumu: 22 yaşında erkek hasta, akut şikayetler ile kliniğimize başvurdu. Detaylı klinik muayene sonrasında, 12 numaralı dişte perküsyonda ağrı saptandı. Periapikal radyografide periapikal bölgede radyolüsent lezyon varlığı tespit edildi. Kökün dilasere olmasından dolayı, giriş kavitesinde modifikasyonlar yapılarak kök kanal tedavisine başlandı. Kavite preparasyonu sırasında frez ile birlikte rehber radyografiler alınarak giriş sağlandı. Modifiye giriş tamamlandıktan sonra, giriş kavitesi meydana gelmiş olabilecek komplikasyonlar için araştırıldı. Kök kanalına giriş sağlandıktan sonra kök kanalı prepare edilerek bir hafta kalsiyum hidroksit pansumanı ile bekletildi. Hastanın ikinci seansında akut şikayetleri ortadan kalktığından, sıcak vertikal kompaksiyon ile dolduruldu. Diş kompozit rezin ile restore edildi. Hastanın akut şikayetleri tedavi sonrasında tamamen ortadan kalktı. Alınan 6 aylık takip radyografisinde, periapikal lezyonun tamamen iyileştiği raporlandı. Sonuçlar: Giriş kavitesi preparasyonu, kök kanal tedavisinin ilk ve en önemli aşamasıdır. Her dişin giriş kavitesinin şekli ve preparasyonu için standart kurallar belirlenmiştir. Fakat, bu vakada da olduğu gibi birçok vakada, kök kanal tedavisinin ilerleyen aşamalarında oluşabilecek problemlerin önüne geçebilmek için giriş kavitesinin modifiye edilmesi gerekmektedir. Bu vakada, kök dilaserasyonu saptandığından dolayı giriş kavitesinin hazırlanması sırasında rehber olması amacıyla frez ile navigasyon yapılarak radyografiler alındı. Böylelikle oluşabilecek problemler ortadan kaldırılarak, vakanın tedavisi başarılı olarak tamamlandı. PP14 NON-SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF A DILACERATED LATERAL TOOTH WITH A MODIFIED ACCESS CAVITY Aim: The purpose of this case report is to present the non-surgical endodontic treatment of a dilacerated lateral tooth with chronic apical periodontitis with a modified access cavitiy. Radiographic navigation was used as a guide during the access cavity preparation. Case report: 22-year old male patient presented acute symptoms. After careful clinical evaluation, percussion was determined. Periapical radiographs revealed a large periapical lesion in tooth 12. Due 132

133 to a severe dilaceration of the root, a modified access was designed prior to the endodontic therapy. Access cavity was prepared by using radiographs taken with the burs, which were used for preparation. After the access cavity was prepared, the cavity was explored for any complications. Root canal was cleaned and shaped. A calcium hydroxide dressing was introduced into the canal. The following week, the root canal was obturated with warm vertical compaction technique. The tooth was then restored with composite resin. After treatment, acute symptoms ceised. The follow up radiography taken after six months revealed, periapical healing. Conclusions: Access cavity preparation is the first and the most important stage of orthograde endodontic treatment. A standard access cavity is assigned for every tooth, however, a unique access cavity must be prepared for some teeth. This is of utmost importance to ensure that no further complications arise due to a faulty access. In this case, a modified access cavity was prepared using bur radiographs as a guide to prevent any complications. PP15 PULPA NEKROZLU VE SÜPERNÜMERE DİŞ İLE FÜZYONLU MAKSİLLAR SANTRAL KESİCİ DİŞİN TEDAVİSİ: OLGU BİLDİRİMİ 1 DİLEK MENZİLETOĞLU, 2 MAKBULE BİLGE AKBULUT, 1 BOZKURT KUBİLAY IŞIK 1 NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ ANABİLİM DALI, KONYA 2 NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KONYA Amaç: Füzyon, komşu iki dişin birleşmesi ile karakterize olan gelişimsel bir anomalidir. Süpernümere dişler ise dental laminanın epitel hücrelerinin proliferasyonu sonucu gelişir. Bu olgu bildirimi dental anomaliye sahip ve pulpa nekrozu olan üst santral kesici dişin multidisipliner tedavisini sunmaktadır. Olgu sunumu: On altı yaşında erkek hasta necmettin erbakan üniversitesi, diş hekimliği fakültesi ne hiçbir şikayeti olmadan genel kontrol için başvurmuştur. Hasta herhangi bir travma hikayesi rapor etmemiştir. Klinik incelemede, maksillar sağ santral kesici diş ile süpernümere dişin füzyonu gözlemlenmiştir. Diş, pulpa vitalite testine cevap vermemiştir. Bilgisayarlı tomografi incelemesinde, birleşmiş dişlerin iki ayrı pulpa odasının, iki ayrı kökünün ve iki ayrı kanalının olduğunu gösterilmiştir. Ayrıca santral kesici diş ve süpernümere dişin kök uçlarının etrafında kistik lezyon bulunmaktadır. Füzyonlu diş kurondan kök ucuna kadar çelik frez yardımıyla ayrılmıştır. Süpernümere diş çekilmiş ve periapikal kist enükle edilmiştir. Ameliyattan bir hafta sonra üst santral kesici dişte kök kanal tedavisine başlanmıştır ve kanal içi medikament olarak kalsiyum hidroksit uygulanmıştır. İkinci seansta kök kanal dolgusu yapılıp dişin kompozit restorasyonu tamamlanmıştır. Dişin 6 aylık takibinde periapikal dokuların iyileşmeye başladığı ve hastada herhangi bir semptoma rastlanmadığı görülmüştür. Sonuçlar: Dental füzyonun tedavisi için literatürde pek çok yaklaşım önerilmektedir. En iyi tedavi planı; anomalinin özelliğine, lokasyonuna, hasta şikayetine, pulpa odasının ve kanalların morfolojisine göre değişmektedir. Bu olgu bildirimi dental anomaliye sahip ve pulpa nekrozu olan dişlerin multidisipliner yaklaşım ile tedavi edilebildiği ile ilgili bilgimizi desteklemektedir. PP15 MANAGEMENT OF A SUPERNUMERARY TOOTH FUSED TO THE MAXILLARY CENTRAL INCISOR WITH PULPAL NECROSIS: A CASE REPORT Aim: Fusion has been described as a developmental anomaly characterized by union of two adjacent teeth. Supernumerary teeth develop as a consequence of the proliferation of epithelial cells from 133

134 dental lamina. This case report describes multidisciplinary treatment of upper central incisor having a dental anomaly and pulpal necrosis. Case report: The 16-year old male patient was referred to the necmettin erbakan university, faculty of dentistry for general control without any complaint. The patient didn t report a history of trauma. In clinical investigation, a supernumerary tooth fused to the maxillary right central incisor was observed. The tooth was not sensitive to pulp vitality tests. Computerized tomography images showed a fused tooth with two separate pulp chambers, two distinct roots and two separate root canals. There was also a cystic lesion around the root apexes of both central incisor and supernumerary tooth. The fused tooth was separated with a steel bur from crown to root apex. The supernumerary tooth was extracted and the periapical cyst was enucleated. One week after the surgery, root canal therapy was initiated on upper central incisor and calcium hydroxide paste was applied. In second visit, root canal was filled and composite restoration was completed. Six months follow-up revealed healing of the periapical tissues and the absence of symptoms. Conclusions: Many approaches have been proposed in the literature for the management of dental fusion. The best treatment plan depends on the nature of the anomaly, its location, the patient compliance, the morphology of the pulp chamber and root canal system. The case presented here supports our knowledge that the teeth with dental anomaly and pulpal necrosis can be treated with a multidisciplinary approach. PP15 EFFICACY OF MANUAL AND MECHANICAL INSTRUMENTATION TECHNIQUES FOR REMOVAL OF OVEREXTENDED ROOT CANAL FILLING MATERIAL Aim: To compare the efficacy of manual and mechanical instrumentation techniques, including the ProTaper Universal retreatment system, the MTwo retreatment system, the Reciproc system, and Hedström files, regarding removal of overextended root canal filling material. Methodology: Eighty extracted human mandibular premolar teeth were prepared at the apical foramen level using Revo-S rotary files and subsequently obturated. The root canal filling material was deliberately extruded from the apex. Samples were transferred to glass vials that simulated the periapical area. Eighty samples of overfilled teeth were randomly assigned to four equal groups (n = 20) for removal of the root filling material with the ProTaper Universal retreatment files (Group 1), the MTwo retreatment files (Group 2), the Reciproc system (Group 3), and hand files (Group 4). Removal of the root canal filling material and additional preparation were performed by individual instruments from each different system up to a #40 size. The external apical surface of the teeth and the surrounding glass vials were checked using a dental operation microscope with 12.5 magnification. Samples were divided into two groups based on whether removal of the overextended root canal filling material was successful or not. The fisher s exact test was used to detect any significant difference among the groups. Results: The success rate for removal of overextended gutta-percha was greater for the MTwo retreatment files (30%) and hand files (30%) compared with the ProTaper Universal retreatment files (20%) and the Reciproc system (10%). However, no significant statistical differences existed among the experimental groups (p > 0.05). Conclusions: This study demonstrated that all tested systems had similar efficacy in removing overextended root canal filling material. 134

135 PP16 ÜÇ KÖKLÜ VE ÜÇ KANALLI MAKSİLLER PREMOLAR DİŞİN KÖK KANAL TEDAVİSİ: OLGU RAPORU ZELİHA UĞUR, KEREM ENGİN AKPINAR, DEMET ALTUNBAŞ CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu olgu raporunun amacı, başarılı bir endodontik tedavi için klinisyenin kök kanal anatomisi ve varyasyonları hakkında yeterli bilgiye sahip olmasının önemini vurgulamaktır. Olgu sunumu: Herhangi bir sistemik hastalığı olmayan 20 yaşındaki erkek hasta, sol üst çenesinde kendiliğinden başlayan, uzun süreli ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Klinik ve radyolojik değerlendirmeler sonucunda, derin disto-oklüzal çürük gözlenen üst sol birinci küçük azı dişine, semptomatik irreversible pulpitis tanısı konuldu. Lokal anestezi ve lastik örtü izolasyonunun ardından dişe giriş kavitesi açıldı. Pulpa odasının tabanı incelendiğinde bukkalde iki kanal olduğu görüldü ve dişin 3 adet kök kanalı olduğu düşünülerek preparasyona başlandı. Apeks bulucu yardımı ile çalışma boyu tespit edilen kanallar Twisted File döner eğe sistemi ile şekillendirildi. Biyomekanik preparasyon sırasında ana irrigant olarak %2.5 NaOCl kullanıldı. AH Plus kök kanal patı ve güta perka kullanılarak soğuk lateral kompaksiyon yöntemi ile kök kanalları doldurulmuştur. Sonuçlar: Bu olgu bildirimi, üst çene birinci küçük azı dişlerinde görülebilen bir anatomik farklılığı göstererek, distobukkal de ikinci bir kanal varlığını bildirmektedir. Endodontist kök kanalı kaynaklı enfeksiyonların ve hastalardaki semptomların üstesinden gelebilmek için dişlerdeki ilave kök ve kanal varlığını göz önüne almalıdır. PP16 ROOT CANAL TREATMENT OF A MAXILLARY FIRST PREMOLAR WITH THREE ROOT AND TWO CANALS: A CASE REPORT Aim: To emphasize the importance of thorough knowledge about the root canal anatomy and the anatomical and the morphological variations for the success of an endodontic treatment. Case report: A 20-year-old male patient with noncontributory medical history was referred to our clinic with a chief complaint of spontaneous pain in the left maxiller region. Clinical and radiographic examination revealed a deep disto-occlusal carious lesion in relation to the maxiller left first premolar and a diagnosis of symptomatic irreversible pulpitis was made. After the administration of local anesthetic and isolation with a rubber dam, endodontic access cavity was prepared. Examination of the pulp chamber floor revealed the second canal in the buccal and the preparation was started on three root canals. Canals were shaped with the help of Twisted Files rotary file system after detecting their workinglength with apex locator. Biomechanical preparation was carried out with %2.5 NaOCl as the main irrigant. Root canal filling was completed with cold lateral compaction method using AH Plus root canal sealer and gutta percha. Conclusions: This case report illustrates a rare anatomical variation of a maxillary first premolar and presents the existence of the second canal and second root in the distobuccal. The endodontist should consider unusual number of roots and canals to overcome the endodontic infections and symptoms of patients. PP17 İKİ PALATİNAL KANALA SAHİP MAKSİLLER BİRİNCİ MOLAR DİŞİN KÖK KANAL TEDAVİSİ: VAKA RAPORU ZELİHA UĞUR, KEREM ENGİN AKPINAR, RECAİ ZAN Amaç: Bu olgu sunumunun amacı az rastlanan bir varyasyon olan iki ayrı palatinal kanallı üst 1. Molar dişin endodontik tedavisinin sunulmasıdır. 135

136 Olgu sunumu: 35 yaşında herhangi bir sistemik rahatsızlığı bulunmayan bayan hasta sağ üst molar bölgede kendiliğinden başlayan ağrı şikayetiyle endodonti kliniğine başvurdu. Diş perküsyona hassasiyet göstermekle birlikte soğuk ve elektrikli pulpa testlerine negative yanıt verdi. Dişe semptomatik apikal periodontitis tanısı kondu. Lokal anestezi ve lastik örtü izolasyonunun ardından dişe giriş kavitesi açıldı. Ana kök kanalının bulunmasının ardından palatalinalde yer alan ikinci kanal ağzı bulundu. İlave kanala rahat giriş sağlayabilmek amacıyla geleneksel üçgen şeklindeki giriş kavitesi ikizkenar yamuk şekline modifiye edildi. Kök kanalları %5,25 lik NaOCl irrigasyonu altında ProTaper NiTi eğeler ile genişletildi. Kök kanalları son yıkama işlemi için %5,25 lik NaOCl ile yıkanıp steril kurutma kağıtları ile kurulandı, güta perka ve rezin içerikli kanal patı ile dolduruldu. Klinik kontrollerde, kök kanal tedavisin ardından hastanın şikayetlerinin ortadan kalktığı saptandı. Sonuçlar: Bu olgu bildirimi, üst çene birinci büyük azı dişlerinde görülebilen bir anatomik farklılığı göstererek, palatinalde ikinci kanal varlığını bildirmektedir. Diş hekimleri, hem dişlerin normal kanal morfolojileri hem de olabilecek kanal varyasyonları hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdırlar. Anatomik yapılardaki farklılıkların belirlenememesi, kök kanal tedavisinin uzun dönem başarısını olumsuz yönde etkilemektedir. PP17 ROOT CANAL TREATMENT OF MAXILLARY FIRST MOLAR WITH TWO PALATAL CANALS: A CASE REPORT Aim: The aim of this case report is to present the unusual morphology of two palatal canals in a maxillary first molar. Case report: A 35-year-old female patient referred to department of endodontics with spontaneous pain in her right maxillary molar region. The tooth was tender to percussion and nonresponsive to cold and electric pulp testing. The tooth was diagnosed to have symptomatic apical periodontitis. After the administration of local anesthetic and isolation with a rubber dam, endodontic access cavity was prepared. Following the localization of the main root canal, a second canal orifice was identified palatally. The conventional triangular access was modified to a trapezoidal shape to improve access to additional canal. Working length was determined for each root by apex locater and radiographic combined technique. The root canals were prepared with ProTaper NiTi files under irrigation with 5.25% NaOCl. The root canals were irrigated with 5.25% NaOCl for final irrigation and dried with sterile paper points. Root canals were obturated with gutta percha and resin based sealer. Clinical examinations revealed that the patient was comfortable after root canal treatment. Conclusions: This case report illustrates a rare anatomical variation of a maxillary first molar and presents the existence of the second canal in palatinal. Failure to detect these anatomical variations affects the long-term success of endodontic therapy. PP18 İNKLÜZİV LÜKSASYON YARALANMASI SONUCU OLUŞAN ÜST SANTRAL KESİCİ DİŞTE UYGULANAN TEDAVİ PROSEDÜRÜ: OLGU SUNUMU (ZELİHA UĞUR, KEREM ENGİN AKPINAR, RECAİ ZAN CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu çalışmanın amacı, travma sonucu inklüzyon görülen sağ santral dişin repozisyonu, endodontik tedavi gereksiniminin ve splintlenme sürecinin vaka raporu olarak sunulmasıdır. Olgu sunumu: 43 yaşındaki bayan hasta, üst çenesindeki travmatik yaralanma sonrasında kliniğimize başvurmuştur. Sistemik olarak sağlıklı olan hastanın intraoral muayenesinde, sağ üst orta kesici dişinde travmaya bağlı inklüzyon yaralanması meydana geldiği görülmüştür. İlgili diş lokal anestezi altında repoze edilmiş ve rijit splint ile on dört gün süreyle splintlenmiştir. Bu esnada kanal tedavisine 136

137 başlanmış ve dört haftalık kalsiyum hidroksit medikasyonunu takiben kanal tedavisi tamamlanmıştır. 3 aylık klinik ve radyolojik kontrollerde; ilgili dişin fonksiyonda olduğu ve klinik şikayetin kaybolduğu gözlemlenmiştir. Sonuçlar: Bu olgu sunumunda, inklüsiv lüksasyon yaralanmalarında dişin repozisyonunu takiben kanal tedavisi uygulanması ile sağlıklı bir şekilde ağızda tutulabileceği görülmektedir. Kısa dönemli klinik ve radyografik bulgular başarılı olmakla birlikte, hastanın kontrolleri devam etmektedir. PP18 MANAGEMENT OF AN INCLUSIVE LUXATED MAXILLARY CENTRAL INCISOR: A CASE REPORT Aim: The aim of this study is to present the treatment process of inclusion right central tooth extrusive reposition, endodontic treatment needs and fixation procedures as case report. Case report: A 43 year-old female patient sufferring from traumatic injury of the maxillary anterior region was referred to our clinic. The intraoral clinical examination revealed the inclusion luxation of the permanent maxillary right central incisor. The inclused tooth was repositioned by digital pressure under local anesthesia and rigid splint was performed for two weeks. Then endodontic therapy was initiated and calcium hydroxide-based root canal dressing was applied. Fourteen days later splint was removed and root canal treatment was completed. Clinical and radiographic examinations in the three mounths follow-ups, the patients were relieved of pain and the teeth were symptom-free. Conclusions: This case report showed that repositioning of the traumatically extruded incisors combined with root canal treatment could be an effective treatment procedure. Although short-term clinical and radiographical examination showed success; the patient was informed to attend the periodic follow-ups. PP19 İKİ KÖKLÜ VE İKİ KANALLI ALT ÇENE KANİN DİŞLERİNİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: İKİ OLGU RAPORU ZELİHA UĞUR, KEREM ENGİN AKPINAR, FATMA KANMAZ CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu olgu raporunda, alt çenede yer alan iki kök ve iki kanala sahip kanin dişlerinin teşhisi ve tedavi yaklaşımı sunulmuştur. Olgu sunumları: Endodontik tedavi amacı ile kliniğimize başvuran iki hastanın, alt kanin dişlerinde iki kök ve iki kanal varlığı teşhis edilmiştir. Anestezi uygulamasını takiben, rubber-dam ile dişin izolasyonu sağlanarak uygun endodontik giriş kavitesi açılmış ve kanallar lokalize edilmiştir. Bu vakalarda aynı endodontik protokol uygulanmıştır. Elektronik apeks bulucu yardımı ile çalışma uzunluğu belirlendikten sonra, ProTaper döner alet sistemi ile kök kanalları şekillendirilmiş ve her eğe değişiminde 10 ml 1% NaOCl solüsyonu ile yıkanmıştır. Bir seans kalsiyum hidroksit pansumanından sonra, kök kanalı AH Plus kanal patı ve güta-perka kullanılarak doldurulmuştur. Sonuçlar: Klinisyenlerin, hem dişlerin normal kanal morfolojileri hem de olabilecek kanal varyasyonları hakkında yeterli bilgiye sahip olmaları gerekmektedir. Ayrıca değişik açılardan alınan radyografiler de bu konuda klinisyene yardımcı olmaktadır. PP19 ENDODONTIC TREATMENT OF MANDIBULAR CANINES WITH TWO ROOT CANALS AND TWO CANALS: TWO CASE REPORTS Aim: To present the presence of a two root and two canal in a mandibular canine describe the diagnostic procedure and the treatment. 137

138 Case report: Root canal treatments of the involved teeth were then completed using the conventional procedures. Following the administration of the anesthetic solution, access cavity was opened under rubber-dam isolation and determined two canals. The working length was determined using an electronic apex locator then, root canal was prepared with ProTaper rotary instruments and irrigated with 10 ml of 1% NaOCl solution. The root canal was medicated with calcium hydroxide paste for seven days, and then obturated with gutta-percha and an AH Plus sealer. Conclusions: It was concluded that clinicians should have a thorough knowledge about both the normal canal anatomy and the canal variations in the root canal system. Besides, the radiographs taken from different angles may help the clinicians, as well. PP20 FLARE UP GELİŞEN MAKSİLLER LATERAL DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: OLGU BİLDİRİMİ ZELİHA UĞUR, KEREM ENGİN AKPINAR, DEMET ALTUNBAŞ CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu olgu raporunda maksiller lateral dişe bağlı gelişen flare up ın endodontik tedavisi sunulmuştur. Olgu sunumu: Ciddi ağrı ve yüzünün sağ tarafında geniş bir alanda şişlik sikayeti ile enfeksiyon hastalıkları servisine yatırılmış ve antibiyotik tedavisi başlanmış olan hasta konsültasyon için bize yönlendirilmiştir. Intraoral muayene sonucunda 12 nolu dişin distal yüzeyinde kompozit restorasyon tespit edildi. Radyografik muayenenin ardından dişe semptomatik apikal periodontitis teşhisi konuldu.rubber dam izolasyonunu takiben giriş kavitesi açıldı ve diş serum fizyolojik ile irrige edildi. Çalışma boyu apex bulucu ile belirlenip ardından radyografi ile doğrulandı. Hastaya trepenasyon işlemi yapıldıktan sonra dişten seröz eksuda drenajı başlamış ve iki hafta boyunca haftada 3 defa olmak üzere drenaj işlemine devam edilmiştir. Drenajının kesilmesinden sonra, kök kanallarına kalsiyum hidroksit tedavisi uygulanmıştır. Daha sonra, kök kanalları lateral kompaksiyon güta-perka yöntemi ile doldurulmuş ve dişin kuronal restorasyonu tamamlanmıştır. Sonuçlar: Bu olgu raporunda, flare-up meydana geldiğinde hastanın tedavisinin nasıl yönetildiğinin anlatılması amaçlanmaktadır. PP20 ENDODONTIC TREATMENT OF FLARE-UP WITH MAXILLER LATERAL TOOTH: CASE REPORT Aim: A case report is presented which describes the endodontic treatment of a maxillary lateral tooth with flare-up. Case report: A patient with severe pain and large swelling on the right side of the face was hospitalized at the ınfectious diseases. After the initiatipon of antibiotic treatment, the patient was referred to our clinic for consultation. The 19 year- old male patient had severe pain and large swelling on the right side of the face, extending from the lower border of the mandible involving the lower eye lid since 7 days.intraoral examination revealed previous composite restoration with discolored margins on the distal side of tooth #12. After radiological examination tooth was diagnosed to have symptomatic apical periodontitis. For the flare up appointment, under rubber dam isolation, the access cavity was opened and the root canal was irrigated with normal saline. Working length was determined using apex locator and confirmed with an intraoral periapical radiograph. As soon as the apical trephination was performed, intracanal exudate was drained from tooth.. This process was repeated for two times in three-week intervals. After the drainage deceased, calcium hydroxide paste was used in the root canal. The root canal of tooth was then obturated with cold lateral compaction of gutta-percha techinique and the coronal restoration was performed. 138

139 Conclusions:The aim of this review is to describe management of endodontic flare-ups. PP21 GENİŞ PERİAPİKAL LEZYON GÖSTEREN TİP I DENS INVAGİNATUSUN BİLGİSAYARLI TOMOGROFİ İLE TESHİSİ VE ENDODONTİK TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU 1 ZELİHA UĞUR, 2 SÜMEYYE COŞGUN, 1 KEREM ENGİN AKPINAR 1 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS 2 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu olgu bildirisinde oehlers sınıflamasına göre tip 1 invajinasyon gösteren geniş lezyona sahip üst lateral dişin endodontik tedavisi sunulmuştur. Olgu sunumu: 28 yaşındaki erkek hasta üst lateral dişeti bölgesindeki ağrısız şişlik şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Dişte perküsyon ve palpasyon saptanmadı, miller sınıf 1 mobilite tespit edildi ve yapılan elektrikli vitalite testine ve soğuk testine cevap alınamadı. Yapılan ağız içi muayanede maxiller sol lateral dişte derin pit gözlemlendi. Hastadan periapikal radyografi ve bilsisayarlı tomogrofi alındı. Bulgular değerlendirildiğinde hastanın ilgili dişinin tip ı dens invaginatus gösterdiği ve geniş periapikal lezyona sahip olduğu gözlemlendi. Rubber dam izolasyonunu takiben giriş kavitesi açıldı ve diş serum fizyolojik ile irrige edildi. Çalışma boyu apex bulucu ile belirlenip ardından radyografi ile doğrulandı. Hastaya trepenasyon işlemi yapıldıktan sonra dişten seröz eksuda drenajı başlamış ve 10 hafta boyunca haftada 3 defa olmak üzere drenaj işlemine devam edilmiştir. Drenajının kesilmesinden sonra, kök kanallarına kalsiyum hidroksit tedavisi uygulanmıştır. Daha sonra, kök kanalları lateral kompaksiyon güta-perka yöntemi ile doldurulmuş ve dişin kuronal restorasyonu tamamlanmıştır. Sonuçlar: Dens invaginatusun tanısı klinik muayeneden ziyade, genelde radyografik inceleme sonucunda konur. Invaginasyon bölgesi ağız ortamı ile irtibatlı olduğundan dişlerde pulpa nekrozları, buna bağlı olarak da periapikal periodontal apseler kolaylıkla gelişebilir. PP21 DIAGNOSIS AND ENDODONTIC TREATMENT OF WITH LARGE PERIAPICAL LESION DENS INVAGINATUS TYPE I USING CONE BEAM COMPUTED TOMOGRAPHY: CASE REPORT Aim: This case report presents the endodontic treatment of a oehlers type 1 invaginated maxiller lateral tooth with large lesion. Case report: A 28-year old male patient attended to our clinic with painless mass on the gingiva of her upper lateral tooth. The tooth was not tender to percussion and palpation tests, exhibited miller class ı mobility and did not respond to electric vitality and cold tests. On intraoral examination, a deep pit was observed in the permanent maxillary left lateral incisor. Intraoral periapical radiographs were taken, and computed tomography scans were performed. Based on these findings, the patient was diagnosed to have type ı dens invaginatus and chronic apical periodontitis with large lesion. Under rubber dam isolation, the access cavity and the root canal was irrigated with normal saline. Working length was determined using apex locator and confirmed with an intraoral periapical radiograph. As soon as the apical trephination was performed, intracanal exudate was drained from tooth.. This process was repeated for three times in ten-week intervals. After the drainage deceased, calcium hydroxide paste was used in the root canal. The root canal of tooth was then obturated with cold lateral compaction of gutta-percha techinique and the coronal restoration was performed. Conclusions: Dens invaginatus is primarily diagnosed with the radiographic examination of a suspicious tooth rather than clinical examination. Invagination communicates with oral cavity, 139

140 allowing the entry of irritants and microorganisms, which usually leads to necrosis of adjacent pulpal tissues and to periodontal and periapical abscesses. PP22 EDTA, NAOCL VE JEL TİP KAYGANLAŞTIRICILARIN, KÖK KANAL ŞEKİLLENDİRİLMESİ SIRASINDA DENTİN ÇATLAĞI OLUŞUMU ÜZERİNDEKİ ETKİSİ REZAN SUNGUR, BURHAN CAN ÇANAKÇİ, YAKUP ÜSTÜN, ÖZGÜR ER TRAKYA ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı %5'lik NaOCl, %17'lik EDTA ve RC-Prep'in, ProTaper Next ve Reciproc sistemleri kullanıldığında kök dentininde çatlak oluşturma üzerindeki etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 135 insan mandibular keser diş 8 gruba (n=15) ve kontrol grubuna (n=15) ayrılmıştır. Dişlerin kök yüzeyleri periodontal ligamenti taklit etmesi için silikon ölçü maddesine içerisine yerleştirilmiştir. Grup 1 (NaOCl), 2 (EDTA), 3 (RC-Prep) ve 4 (EDTA+RC-Prep) ProTaper Next sistemi ile, Grup 5 (NaOCl), 6 (EDTA), 7 (RC-Prep) ve 8 (EDTA+RC-Prep) ise Reciproc sistemi ile şekillendirilmiştir. Dişler horizontal olarak apeksten 3, 6 ve 9 mm mesafeden düşük hızlı testere ile su soğutması altından kesilmiştir. Örnekler x25 büyütmede stereo mikroskop ile incelenmiştir. Bulgular: Toplam çatlak sayısına göre G1 (ProTaper - NaOCl), G3 (ProTaper - RC-Prep), G5 (Reciproc NaOCl) ve G7 (Reciproc RC-Prep)'nin G2 (ProTaper EDTA), G4 (ProTaper EDTA+Rc-Prep), G6 (Reciproc EDTA) ve G8 (Reciproc EDTA+Rc-Prep)'den istatistiksel olarak daha fazla çatlak oluşturduğu görülmüştür. PP22 EFFECTS OF EDTA, NAOCL, AND GEL-TYPE LUBRICANT ON DENTINAL CRACK FORMATION DURING CANAL PREPARATION Aim: The aim of this study is evaluate the effect of %5 NaOCl solution, %17 EDTA solution and RC- Prep (Premier Dental, Philadelphia, PA) on the incidence of dentinal cracks using the ProTaper Next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and Reciproc (VDW, Munich, Germany) systems. Methodology: 135 human mandibular incisors were divided into 8 groups (n=15) and a control group (n=15). The surface of the experimental roots were coated with a silicone impression material to simulate the periodontal ligament space. In Group 1 (NaOCl), 2 (EDTA), 3 (RC-Prep) and 4 (EDTA+RC- Prep) ProTaper Next system, Group 5 (NaOCl), 6 (EDTA), 7 (RC-Prep) and 8 (EDTA+RC-Prep) Reciproc system were used for preperation. Teeth were horizontally sectioned 3, 6, and 9 mm from the apex with a low-speed saw under water cooling. The slices were then viewed through a stereomicroscope at x25 magnification. Results: There were significant differences between the control group and the experimental groups. In number of total cracks, G1 (ProTaper - NaOCl), G3 (ProTaper - RC-Prep), G5 (Reciproc NaOCl) and G7 (Reciproc RC-Prep) produced significantly more cracks than G2 (ProTaper EDTA), G4 (ProTaper EDTA+Rc-Prep), G6 (Reciproc EDTA) and G8 (Reciproc EDTA+Rc-Prep). PP23 DÖRT KANALLI ALT 2. KÜÇÜK AZI DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU ALAZ ŞİMŞEK, SADULLAH KAYA, İSMAİL ERGÜL DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ 140

141 Amaç: Bu olgu sunumunun amacı ekstra kanal varlığı görülen dişlerde CBCT görüntüsü almanın sağladıgı yararın görülmesi ve ekstra kanalların endodontik açıdan tedavi edilmesidir. Olgu sunumu: Kliniğimize dental ağrı nedeniyle başvuran hastanın alınan anemnezinde hiçbir sistemik hastalığı olmadığı öğrenilmiştir. 27 yaşında erkek olan hastanın yapılan klinik ve radyolojik muayenesinde, hastanın 35 no lu dişinde derin çürük olduğu saptanmıştır. İlk seansta kanal lokalizasyonunu belirlemek için, ilk olarak kanal giriş kavitesi %17 lik likit EDTA ile yıkanmış ve loop ile saptanan 3 kanala #10 no lu K tipi eğe ile girilerek periapikal film alınmıştır. Yapılan incelemede ekstra bir kanal daha olduğu saptanmış fakat 4. Kanal girişi başlangıç tedavisi sırasında bulunamamıştır. Kanal lokalizasyonları ve boyları belirlenen, kanallar %5,25 NaOCl irrigasyonu altında #25 no lu K tipi eğeye kadar genişletilmiştir. Genişletme işleminden sonra CaOH ajanı kanallara gönderilmiş ve Cavit ile geçici restorasyonu yapılarak, pansuman tedavisi uygulanmıştır. İkinci seansta hastanın geçici dolgu materyali uzaklaştırılarak, #R25 eğesi ile, %5.25 NaClO ve %17 EDTA irrigasyonu altında genişletme yapılmıştır. Genişletme sonrası #R25 paper-point ile kanallar kurutulmuş ve #R25 guttaperka ve Seal Apex kullanılarak, kanal dolgu materyali kullanılarak kanal dolumları yapılmıştır. Kanal dolumu yapıldıktan sonra 4. kanal lokalizasyonu için hastadan CBCT görüntüsü alınarak aksiyal kesitte incelenmiş ve 4. kanal lokalizasyonu belirlenmiştir. Aynı seans lokalize edilen kanala #10 no lu K tipi eğe ile boy tespiti yapılarak benzer irrigasyon protokolü ve kanal bitimi uygulanmıştır. Kontrol radyografisinden sonra daimi restorasyonu 3M kompozit ile yapılmıştır. Sonuçlar: Yapılan bu vaka ışığında ekstra kanal varlıklarının değerlendirilmesinde CBCT görüntülerinin klinik olarak oldukça büyük fayda sağlandığı görüşüne varılmıştır. PP23 ENDODONTIC MANAGEMANT OF MANDIBULAR SECOND PREMOLAR TOOTH WITH FOUR ROOT CANALS: A CASE REPORT Aim: In this case report, we describe the utility of taking CBCT image on teeth with extra root canal and treatment of extra root canals with endodonthic methods. Case report: A 27 year old male patient was referred to our clinic for dental pain. The patient's medical history was noncontributory. Clinical and radiographic examination revealed a deep tooth decay in tooth #35. At the first visit, we definied localisation of the root canal. Firstly the entrance of the root canal cavity was irrigated with %17 EDTA and then the periapical film of the 3 root canals, which were identified with loop, was taken by opening the cavity with #10 K-file. Although an extra root canal was identified during the examination, the entrance of the fourth root canal wasn t found during the start treatment.after identificaiton of the root canals locations and working lenght, the root canal was enlarged till #25 K-file under irrigation with %5,25 NaOCl. After enlarged the root canals CaOH was sent to them and provisional restoration was done by Cavit, medical dressing was done. At the second visit, the provisional filling was removed, enlarged was done with #R25 resiproc file under irrigation with %5.25 NaClO and %17 EDTA. After the enlargement the root canals were dried with #R25 paper-point. The filling was done with #R25 gutta-perka and Seal Apex root canal filling metarials. Then CBCT was taken for definiy the localisation of the fourth root canal. At the same visit the working length was identified with #10 K-file under the same irrigation procedure. After the control radiography, the permanent restoration was done with 3M composit.: All the root canals were well localized with radiographic examination. Conclusions: Based on this case report, we may clearly say that CBCT imaging is clinically very helpful to determine extra root canals. 141

142 PP24 FARKLI YÖNTEMLERLE AÇILAN RETROGRAD KAVİTELERDE PROROOT MTA NIN PUSH-OUT TESTİ İLE BAĞLANMA DAYANIMININ DEĞERLENDİRİLMESİ 1 FATMA CANBOLAT, 1 F. SEMRA SEVİMAY, 1 BERKAN ÇELİKTEN, 2 İSMAİL ÖZKOÇAK 1 ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı yöntemlerle açılan retrograd kavitelerde proroot MTA nın push-out testi ile bağlanma dayanımının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada yeni çekilmiş 60 adet insan maksiller santral dişler kullanıldı. 60 adet diş her bir grupta 20adet olacak şekilde rastgele 3 gruba ayrıldı. Tüm dişlerin giriş kaviteleriaçıldıktan sonra kök kanalları ProTaper sistemi ile şekillendirildi ve F3 gütta-perka konlar ve AH Plus kanal patı kullanılarak dolduruldu. Apikal rezeksiyonları konvansiyonel elmas fissür frez ile yapıldı. Retrograd kavite preparasyonu, ilk grupta frez, ikinci grupta ultrasonik uç, üçüncü grupta ise Er:YAG lazer ile yapıldı. Tüm grupların kök ucu kaviteleri, ProRoot MTA ile dolduruldu. Kök kanal patının ve restoratif materyallerin sertleşmesini sağlamak amacıyla, tüm örnekler, 37o C de %100 nemli ortamda 7 gün süreyle bekletildi. Her kökün apikalinden düsük hızlı bıçak ile yaklaşık 1.00 mm kalınlıgında üç seri kesit alındı ve her bir örnekte sadece ortadaki kesit kullanıldı.push- out testi 0.5 mm/dak hızla çalısan Universal test cihazı ile gerçeklestirildi ve veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Elde edilen veriler Kruskal Wallis testi kullanılarak analiz edildi. P< 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Push-out bağlanma dayanımı sonucu elde edilen verilere göre,frez, ultrasonic ve lazerin ortalama değerleri (Mpa) sırasıyla; 5.04±0.76, 10.01±0.6 ve 9.74±0.67 dır. İstatistiksel değerlendirme sonucunda gruplar arasında anlamlı farklılık gözlendi (p<0.05).frez grubuna ait ortalama değer ultrasonik ve lazer grubundananlamlı derecede düşüktür(p<0.05). Sonuçlar: ultrasonik ve lazer grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). PP24 EVALUATION THE PUSH-OUT BOND STRENGTH OF PROROOT MTA USING VARIOUS RETROGRADE CAVITY PREPARATION METHODS Aim: The aim of this study was to evaluate the push-out bond strength of proroot MTA using various retrograde cavity preparation methods. Methodology: 60 human fresh extracted central incisor were used at current study. 60 teeth were randomly divided into three groups each of which included 20 teeth. Root canals were prepared by protaper techniques and filled with ProTaper F3 gutta-percha cones and AH Plus paste following the preparation of access cavity.apical resection of all groups were performed by conventional fissur diamond bur. Retrograde cavity preparation was performed by bur, ultrasonic retrotrip and Er:YAG laser in the first, second and third groups, respectively. These groups were filled using pro root MTA. All samples were stored in %100 humudity at, 37o C for 7 days to allow complete setting of root canal sealer and root end materials. Three serial 1.00 mm thick slices were prepared from the apical of each root using a low speed saw. Only the slice on the middle were used. Push-out tests were performed at a cross-headspeed of 0.5 mm/min using a universal testing machine and the data was statistically analyzed. Data acquired were evaluated by Kruskal Wallis statistical tests. The value of p<0.05, the results were accepted statistically meaningful. Results: According to the push-out bond strengh results, the mean values of bur, ultrasonic and Er:YAG laser were 5.04±0.76, 10.01±0.6 and 9.74±0.67. Statistically significant differences were 142

143 established among the groups (p<0.05). The mean value of bur was significantly lower than those of ultrasonic and Er:YAG laser (p<0.05). Conclusions: there was not a signifacant differences among ultrasonic and Er:YAG laser (p>0.05). PP25 KÖK KANALINDAKİ KIRIK ALETLERİN ULTRASONİK KULLANILARAK ÇIKARTILMASI: ÜÇ OLGU BİLDİRİMİ GÜLSEN KİRAZ, ÖZNUR KÜÇÜK, FEYZA ÖZDEMİR KISACIK SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DAİI, ISPARTA Amaç: Kırılan bir kök kanal aleti ile kök kanallarının tıkanması endodontide sıklıkla rastlanan önemli bir sorundur. Kırık alet çıkarmak için birçok metod ve cihaz geliştirilmiştir. Bu vaka serisinin amacı kök kanalında bulunan alet kırıklarının ultrasonik yöntemle uzaklaştırılması ve endodontik tedavilerini sunmaktır. Olgu sunumları: 67 ve 42 yaşlarındaki 2 bayan hasta kliniğimize ağrı ve şişlik nedeniyle başvurmuşlardır. Klinik ve radyografik değerlendirmelere göre, birinci vakanın üst santrallerinde ve ikinci vakanın da alt kanin dişinde perküsyon, kırık aletler ve yetersiz kanal tedavileri gözlenmiştir. Dişlerdeki kırık aletler ultrasonik yardımıyla çıkartılmış ve sonrasında kök kanal tedavisi tamamlanmıştır. Bulgular: 6 aylık takipler sonucunda, dişlerin fonksiyonda olduğu görülmüş ve klinik incelemeler sonucunda perküsyon ve palpasyona hassasiyet görülmediği ve periapikal dokuların sağlıklı olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar: Kök kanallarından kırık aletlerin başarılı bir şekilde çıkartılması için standart bir prosedür olmadığından bu işlem için birçok teknik ve alet geliştirilmiştir. Kırık parçanın yeri ve kök kanalının anatomisi kırık alet durumunda başarıyı etkilemektedir. Endodontide ultrasonik kullanımı kırık alet çıkartılması için etkili bir metod olarak görülmektedir. PP25 REMOVING BROKEN INSTRUMENTS FROM ROOT CANALS USING ULTRASONICS: REPORT OF THREE CASES. Aim: Failure to reach to apex because of a broken instrument is an important problem in endodontics. Many methods and devices are developed to remove broken instruments. These case reports describe the procedure of removing the broken instruments from the root canals using utrasonics. Case reports: A 67-year-old and a 42-year-old female patients visited our clinic because of pain and swelling. According to clinical and radyographical evaluation, percussion pain and broken instruments and inappropriate root canal treatment were observed at maxillar central incisors in first case and mandibular right canin in second case. The broken files removed using ultrasonics and root canal treatment was completed. Results: According to 6 month follow-ups, the teeth were functional and clinical examination showed no sensitivity to percussion and palpation and periapical tissues were healthy. Radiographically examination showed no periapical pathology. Conclusions: Many methods and devices are developed for removing broken instruments because of lacking of the standard procedure. Location of the fragment and the anatomy of the root canal 143

144 influence the success of broken instruments management. Ultrasonics is an effective removal method in endodontics. PP26 HORİZONTAL KÖK KIRIĞININ TEDAVİSİ: VAKA RAPORU HAKAN GÖKTÜRK1, FEVZİ BÜYÜKGEBİZ2, MEHMET EGEMEN AYDEMİR3 GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, TOKAT Amaç: Çalışmanın amacı, travma geçmişine sahip horizontal kök kırığının endodontik tedaviyle tedavi sürecinin gösterilmesidir. Olgu sunumu: 61 yaşında kadın hasta 11 numaralı dişindeki ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Klinik gözlemlerde 11 numaralı dişinde hafif mobilite ile perküsyon ve palpasyonda hassasiyet olduğu görüldü. Diş elektrikli pulpa testine negatif yanıt verdi. Radyografik incelemelerde 11 numaralı dişin apikal üçlüsünde horizontal kök kırığı olduğu görüldü. Hafif mobiliteye sahip olduğundan dolayı splint uygulamasına gerek duyulmadı. 11 numaralı dişe lokal anestezi altında endodontik tedavi uygulandı. # 40 boyutunda ana apikal eğeye kadar kemomekanik preparasyon uygulandı. Kök kanalı 30 gauge lük iğne kullanılarak % 3 lük sodyum hipoklorit ve % 17 lik EDTA ile irrige edildi. Her solüsyon, mavi (35/04) EndoActivator ucuyla 1 dakika 10 khz hızında aktive edildi. Ardından kök kanalları salinle yıkandı ve paper pointlerle kurulandı. Kanal, gutta-percha ve kalsiyum hidroksit esaslı patla (sealapex) soğuk lateral kompaksiyon tekniğiyle dolduruldu. Dişin kompozit rezin restorasyonu yapıldı. Bulgular: 3 aylık takibinde, 11 numaralı diş asemptomatikti ve dişin protetik restorasyonu gerçekleştirildi. Tedaviden 6 ay sonra çevre periodontal yapıların sağlıklı olduğu ve normal fonksiyonun sürdüğü gözlendi. Sonuçlar: Kök kırıkları, tedavi edilmesi zor klinik vakalardandır. Fakat, kökün apikal kısmındaki horizontal kök kırıkları genellikle kötü olmayan prognozuyla bilinir. Buna rağmen, uzun dönem takip edilmesi tedavi başarısının doğrulanması için gereklidir. PP26 TREATMENT OF A HORIZONTAL ROOT FRACTURE: A CASE REPORT Aim: The aim of this study is to represent the treatment process of a horizontal root fracture with trauma history by endodontic treatment. Case report: A 61-year-old female patient was referred to our clinic with pain at #11. Clinical examinations revealed that #11 presented mild mobility and sensitivity to percussion and palpation. Tooth didn t respond to electrical pulp test. Radiographic examination revealed that a horizontal root fracture in the apical third of #11. There was no need for splint due to mild mobility. Under local anesthesia endodontic treatment performed for #11. Chemomechanical instrumentation was performed until size #40 asmaster apical file. Root canal was irrigated with 3% sodium hypochlorite and 17% EDTA using the 30-gauge needle. Each solution was activated with blue (35/04) EndoActivator tip at a speed of 10 khz for 1 minute. Then root canal flushed with saline and dried with paper points. The canal was obturated with gutta-percha and calcium hydroxide-based sealer (sealapex) via cold lateral compaction technique. Composite resin restoration was applied to the tooth. Following 3 months, #11 was asymptomatic and performed prosthetic restorations. Six month after the treatment revealed success with the observance of normal function and healthy surrounding periodontal structures. 144

145 Conclusions: Root fractures are challenging clinical cases. But horizontal fracture at apical part of the root is usually considered to have favorable prognosis. However, long-term follow-up is necessary to confirm the success of the treatment. PP27 İKİ FARKLI BEYAZLATMA MATERYALİNİN UYGULANDIĞI NON-VİTAL DİŞLERİN 6 AYLIK KLİNİK TAKİBİ: İKİ OLGU SUNUMU İSMAİL ÖZKOÇAK, FEVZİ BÜYÜKGEBİZ, EMİNE DEMİR GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, TOKAT Amaç: Bu çalışmanın amacı; renklenmiş daimi dişlerin sodium perborate ve opalescence endo jel ile beyazlatma işlemlerini gerçekleştirmek ve 6 aylık klinik ve radyografik takiplerini yapmaktır. Olgu sunumu 1: 17 yaşında bayan bir hasta, #11 dişindeki renkleşme sebebiyle kliniğimize başvurdu. Hasta #11 dişine 1 yıl önce kanal tedavisi yapıldığını belirtti. Giriş kavitesi açılıp, kök kanal dolgusu mine-sement sınırının 2 mm altına kadar uzaklaştırıldı. Apikal bölgeye beyazlatma ajanının geçişini önlemek için servikal bölgedeki guta-perka üzerine cam iyonomer siman yerleştirildi. Beyazlatma için sodyum perborat uygulanıp, değerlendirme için hasta 1 hafta sonra çağırıldı. #11 dişinde yeterli renk değişimi görülmediği için ikinci randevuda da aynı işlemler yinelendi. Yeni hazırlanmış sodyum perborat patı pulpa odası içerisine yerleştirildi. 1 hafta sonra sodyum perborate patı kaldırıldı ve opalescence endo jel, 1 günlüğüne uygulandı. 1 gün sonra koronal giriş kavitesi kompozit rezinle kapatıldı. Olgu sunumu 2: Hastanın #21 dişindeki renkleşme sebebiyle sodyum perborat ve opalescence endo jel, walking bleaching tekniği ile uygulandı. Vaka 1 de anlatılan işlemlere uygun şekilde beyazlatma işlemleri uygulandı. Sonuçlar: Günümüzde vital veya devital renkleşmiş dişlere beyazlatma tedavisi uygulanması sıklıkla kullanılan bir yöntem haline gelmiştir. Beyazlatma tedavilerinin en önemli avantajı doğal diş yapısının bozulmamasıdır. Metal destekli veya tam seramik kron, kompozit veya porselen lamineler gibi geleneksel invaziv yöntemlere başvurulmadan önce, doğru endikasyon doğrultusunda beyazlatma tedavileri uygulanabilir. Ancak hastalar olası servikal kök rezorpsiyonları ve dişin yeniden renklenmesi gibi komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmeli ve düzenli aralıklarla kontrol altında tutulmalıdır. PP27 BLEACHING OF NON-VITAL TEETH BY USING TWO DIFFERENT BLEACING MATERIALS WITH 6-MONTH CLINICAL FOLLOW-UP: TWO CASE REPORTS Aim: These case reports describes the bleaching treatment of discolored permanent teeth by using sodium perborate (tetrahydrate) (sultan healthcare, englewood, nj 07631) and opalescence endo gel (ultradent products, south jordan, ut, usa) and their 6 - months clinical and radiographical follow-ups. Case report 1: A 17-years-old female patient was referred to our clinic with discoloured tooth at #11. Patient had history of endodontic treatment at #11 tooth one year ago. Access cavity was prepared and root canal filling was removed from the access cavity to 2 mm below cemento-enamel junction. A plug of glass-ionmer cement was placed in cervical region to prevent percolation of bleaching agent in apical area. Sodium perborate was used for bleaching and patient was recalled after one week for evaluation. Same procedures were performed at second visiting as slight discolouration was present at #11 tooth. Fresh sodium perborate paste was sealed in the pulp chamber for another week. After one week, sodium perborate paste was removed and opalescence endo gel was used for one day. After a day, coronal access cavity was sealed with composite resin. 145

146 Case report 2: In walking bleaching with sodium perborate and opalescence gel was performed for this patient s discoloured tooth #21. Similar bleaching procedures was performed as described at case 1. Conclusions: today, vital and devital bleaching has became a method frequently used in treatment of teeth discoloration. The most important advantage of the bleaching treatment isn t to damage natural tooth structure. Before applying to traditional methods such as metal asisted or full ceramic crowns, composite or porcelain laminate materials can be applied if there is correct indication. And also, the patients should be informed about complications like cervical root resorption, tooth rediscoloration and their controls should be made at regular intervals. PP28 İNTERNAL KÖK REZORBSİYONU VE EXTERNAL PERFORASYONU OLAN MAKSİLLER SANTRAL DİŞİN TEDAVİSİ: BİR OLGU SUNUMU 1 SAFA KURNAZ, 2 GÖZDE DİNÇ 1 DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KÜTAHYA 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PERİODONTOLOJİ ANABİLİM DALI, ISPARTA Amaç: Bu vaka raporunda, perfore olmuş internal kök rezorbsiyonu olan 21 numaralı dişte cerrahi olarak perforasyon bölgesinin kapatılması ve tedavi bitiminde sonuçlarının gösterilmesi amaçlanmıştır. Olgu sunumu: Bu vakada, 60 yaşındaki bayan hasta 21 numaralı dişinde spontan ağrı ve perküsyon hassasiyeti ile başvurmuştur. Hastanın klinik muayenesinde dişte şiddetli derece palpasyon ve perküsyon ağrısı olduğu görülmüştür. Radyografik muayenede ise kök kanalının orta üçlüsünde radyolüsensi tespit edilmiştir. Perforasyon bölgesinin dişin dış yüzeyine kadar ulaştığı görülmüştür. Dişte kemomekanik preparasyonu takiben üç hafta süre ile kök kanalına kalsiyum hidroksit yerleştirilmiştir. Perforasyon bölgesinin kapatılması amacıyla cerrahi tedavi planlanmıştır. Cerrahi tedavi sırasında perforasyon bölgesi MTA (Angelus, Londrina, Pr, Brezilya) ile tıkanmıştır. Kemik kavitesinin greft materyali ile doldurulmasının ardından flep kapatılmıştır. Perforasyon bölgesinin kapatılması sonrasında kök kanalı güta perka konlar ile doldurulmuştur. Hasta 6 aylık periyodlar halinde kontrole çağırılmıştır. Hastanın 12 aylık takibinde yapılan klinik ve radyografik muayeneler sonucunda klinik semptom ve periapikal patoloji oluşumu görülmemiştir. Hastanın şikayetlerinin tamamen geçtiği görülmüştür. Sonuçlar: Klinik ve radyografik değerlendirme sonuçlarına göre, dişin 12 aylık takibinde MTA, perforasyon bölgesinin kapatılmasında iyi bir tıkanma ve prognoz göstermiştir. PP28 TREATMENT OF THE MAXILLAR CENTRAL TOOTH WHICH HAVE INTERNAL ROOT RESORPTION AND EXTERNALLY PERFORATION: A CASE REPORT Aim: To present the endodontic and surgical treatments and outcome of perforated internal root resorption at maksillar left central incisors. Case report: In this case a 60-year-old female was referred to our clinic with tenderness to percussion and spontaneous pain on tooth 21. In the clinical examination severe palpation and percussion pain were observed. In the radiographical examination there was a radiolucency located in the middle third of the root canal which extend to the outer surface of the root. In this case, after chemomechanical preparation, calcium hydroxide dressing was placed into the canal and left for 3 weeks. A surgical treatment was planned for obturation of perforation area. Area of resorptions was 146

147 obturated with MTA (Angelus, Londrina, Pr, Brazil) and bone cavity was obturated with graft material. Root canal was obturated with gutta percha and recalls were performed at 6 monthintervals during a 12 months period. In 12 month follow-up radiograph, inhibition of internal root resorption and healing of periapical bone was observed. In clinical examination tooth was functional and tooth did not tender to percussion and palpation. Conclusions: In radiological evaluation, MTA filling demonstrated adequate obturation and successful treatment of the resorptive defects during 12 months follow-up. PP29 GENİŞ PERİAPİKAL LEZYONLU DİŞLERDE CERRAHİ TEDAVİ UYGULANMADAN YAPILAN ENDODONTİK TEDAVİNİN UZUN DÖNEM TAKİBİ: BİR OLGU SUNUMU SAFA KURNAZ DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KÜTAHYA Amaç: Bu vaka raporunun amacı, çok geniş periapikal lezyona sahip olan dişlerin cerrahi tedavi yapılmadan sadece kök kanal tedavisi ile iyileşmesini göstermektir. Olgu sunumu: Kliniğimize üst sol maksiller bölgede şişlik ve ağrı şikayeti ile başvuran 20 yaşındaki erkek hastanın klinik ve radyografik muayenesi yapılmıştır. Hastanın klinik muayenesinde dişlerde hafif perküsyon ağrısı olduğu ve ilgili bölgede hafif şişlik tespit edilmiştir. Hastanın radyografik muayenesinde ise numaralı dişleri kapsayan çok geniş periapikal lezyon olduğu görülmüştür. İlgili dişlere yapılan elektrikli pulpa testlerine negatif cevap alınmıştır. Lezyonun boyutlarının tam olarak belirlenmesi amacıyla konik ışınlı bilgisayarlı tomografi alınmıştır. Muayene sonuçlarına göre ilgili dişlerde kök kanal tedavisine başlanmıştır. Hastanın şikayetleri gerileyene kadar %5.25 lik NaOCl ve %2 lik klorheksidin glukonat ile pansuman yapılmıştır. Kanal içi ilaç olarak da kalsiyum hidroksit kullanılmıştır. Hastanın şikayetlerinin geçmesinin ardından kök kanalları açılı güta perka ile tek kon tekniği kullanılarak doldurulmuştur. Hasta 6 ay aralıklarla kontrole çağırılmıştır. Sonuçlar: hastanın 18 aylık takibi sonunda klinik olarak tüm şikayetlerinin ortadan kalktığı ve radyografik olarak da lezyonun tamamen iyileştiği gözlemlenmiştir. Sonuç: Büyük periapikal lezyonlu dişlerde başlangıçta sadece kök kanal tedavisi yapılıp lezyon kontrol takip altına alınmalıdır. Bu olgu sunumu çok geniş periapikal lezyonlu dişlerin bile cerrahi olmayan endodontik tedavi ile iyileşebildiğini ve büyük periapikal lezyonlar için cerrahi tedavinin zorunlu olmadığını göstermektedir. PP29 LONG-TERM FOLLOW-UP OF HEALED TEETH WITH LARGE PERIAPICAL LESION AFTER ONLY ENDODONTIC TREATMENT: A CASE REPORT Aim: To report the healing of large periapical lesion following non-surgical root canal treatment. Case report: A-20 year-old male patient applied our clinic with swelling and pain associated with left maxillary region. Clinical examination revealed an intraoral swelling in the specified region and sensitive to percussion on teeth number In radiographical examination there was a large radioluscent lesion in the area between the maxillar left central incisor tooth and the maxillar left second premolar tooth. Pulp vitality test was applied the indicated teeth and the test resulted in negative response. Cone beam computed tomography was performed to determine the size of periapical lesion. Root canal treatments were performed to the indicated teeth and irrigated with 5.25% NaOCl and 2% chlorhexidine gluconate. Calcium hydroxide paste was applied as an intracanal medication. Canals were obturated with tapered single cone technique. Recalls were performed at 6 month-intervals during a 18 months period. At follow-up examination after 18 month, the teeth were asymptomatic and radiographically complete periapical healing was observed. 147

148 Conclusions: In large periapical lesions, initially endodontic treatment and follow-up should be performed. This report confirms that conservative endodontic theraphy provides successful healing even in large periapical lesions without any surgical intervention. PP30 AŞIRI KRON HARABİYETİNE UĞRAMIŞ DİŞLERİN ŞEKİLLENDİRİLEBİLİR FİBER SİSTEMİ KULLANILARAK RESTORE EDİLMESİ: ÜÇ OLGU SUNUMU 1 SAFA KURNAZ, 2 GÜLSEN KİRAZ 1 DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KÜTAHYA 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ISPARTA Amaç: Bu vaka serisinin amacı aşırı kron harabiyeti olan keser, premolar ve molar dişlerin, şekillendirilebilir fiber post sistemleri ile restore edilmesini göstermektir. Olgu sunumları: Kliniğimize kron kırığı ve dolgularının kırılması şikayeti ile başvuran 19, 38 ve 42 yaşındaki üç ayrı bayan hastanın klinik ve radyografik muayeneleri yapılmıştır. Yapılan klinik ve radyografik muayene sonuçlarına göre ilgili dişlerde palpasyon ve perküsyon ağrısına rastlanmamıştır. Dişlere daha önce kök kanal tedavisi yapıldığı görülmüştür. Yapılan değerlendirme sonuçlarına göre dişlerin kök kanal tedavilerinin yenilenmesine ve üst yapılarının şekillendirilebilir fiber post sistemleri ile restore edilmesine karar verilmiştir. Dişlerin kök kanal dolguları döner alet sistemleri kullanılarak sökülmüştür. Kök kanallarının irrigasyonu için %5.25 lik NaOCl ve %2 lik klorheksidin glukonat solüsyonu kullanılmıştır. Kemomekanik preparasyonun tamamlanmasının ardından kök kanalları tek kon tekniği ile güta perka konlar kullanılarak doldurulmuştur. Kök kanallarının 2/3 lük kısmı gates glidden frezleri ile boşaltılmıştır ve kök kanallarına şekillendirilebilir fiber postlar (tescera fiber lifleri, bisco dental products, schaumburg, ıl, abd) yerleştirilmiştir. Dişlerin üst yapıları kompozit ile restore edilmiştir. Hastalar 6 aylık kontrollere çağırılmıştır. Bulgular: Hastaların 6 aylık ve 1 yıllık kontrolleri sonucunda hastaların klinik olarak hiçbir şikayetlerinin olmadığı, dişlerin fonksiyonel olduğu görülmüştür. Radyografik değerlendirme sonuçlarına göre dişlerde periapikal patolojilerin oluşmadığı belirlenmiştir. Sonuçlar: Aşırı kron harabiyeti olan dişlerde şekillendirilebilir fiber post kullanılması rijit fiber post sistemlerine alternatif oluşturmaktadır. Şekillendirilebilir fiber post sistemleri klinik ve radyografik olarak uzun dönemde başarılı sonuçlar göstermektedir. PP30 RESTORATION OF EXCESSIVE DESTRUCTION OF CROWNS USING CUSTOMIZED FIBER BUNDLES: THREE CASE REPORTS Aim: The aim of this case report is to indicate the restoration of incisor, premolar and molar teeth which have excessive destruction of crowns using customized fiber posts. Case reports: In this case report, 19,38 and 42-year-old female patients were referred to our clinic with complaints of crown fracture. In clinical examination, palpation and percussion pain were not observed. During the radiologic examination, the previously root canal treatment was determined. After the clinical and radiographical examination retreatment of the root canals were planned. The previous root canal filling materials were removed using using rotary instruments and teeth were irrigated with %5.25 NaOCl and %2 chlorhexidine gluconate solution. After the chemomechanical preparation, root canals were obturated with tapered single cone technique. 2/3 of the root fillings were removed with gates glidden burs and customized fiber bundles (tescera fiber bundles, bisco dental products, schaumburg, ıl, usa) were placed in this cavity. Coronal restoration were performed 148

149 with compisite resin. The patient were recalled at 6 and 12 months. In the six and twelve month follow-up there were no clinic and radiographic symptoms in patient and teeth were functional. Conclusions: Customized fiber bundles are alternative to the rigit post systems for restorating excessive destruction of crowns. Customized fiber bundles demonstrated successful long term treatment results. PP31 FARKLI İRRİGASYON PROTOKOLLERİN KÖK DENTİNİN FİZİKSEL ÖZELLİKLERİNE ETKİLERİ: NANO İNDENTER CİHAZI (NID) VE SONLU ELEMANLAR STRES ANALİZİ (FEA) İLE ARAŞTIRILMASI 1 DURMUŞ ALPEREN BOZKURT, 2 HALE ARI AYDINBELGE, 3 OĞUZ ERASLAN, 2 SEMA BELLİ 1 MANİSA AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ, MANİSA, TÜRKİYE; 2 SELÇUK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KONYA 3 SELÇUK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI, KONYA Amaç: Kök kanalı irrigasyon yöntemlerinin dentinin sertlik ve elastik modülüne etkilerinin nano indenter cihazı ile ölçülmesi ve de oluşabilecek stres değerlerinin sonlu elemanlar stres analizi (fea) yöntemiyle belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: 40 adet yuvarlak tek köklü insan dişleri çalışmaya dahil edilmiştir. Kök kanalları ProTaper F4 eğesine kadar genişletilmiştir. Her eğe arasında 2 ml irrigasyon solüsyonu ve final olarak 5 ml irrigasyon solüsyonu kullanılmıştır. Sekiz gruba ayrılmış olan dişler sırasıyla; 1) 2,5% NaOCl/17% EDTA; 2) 2,5% NaOCl/17% EDTA/2,5% NaOCl; 3) 2,5% NaOCl/smearclear; 4) 2,5% NaOCl/2% klorhexidine; 5) 1,3% NaOCl/MTAd; 6) 5,25% NaOCl; 7) 17% EDTA; 8) serum fizyolojik ile irrigasyonları yapılmıştır. Daha sonra vertikal olarak ayrılmış olan köklerin koronal, orta ve apikalinden elastik modül ve sertlik değerleri nano indenter cihazı (nıd) ile ölçülmüştür. Her bölgeden ayrı ayrı (10µm, 40µm ve 90µm) üçer ölçüm yapılmıştır. Mpa olarak elde edilen ölçümler istatistiksel olarak one-way ANOVA ve Tukey testi yapılmıştır. Nano indenter cihazı (nıd) ile elde edilen elastik modül değerleri ile sonlu elemanlar analizi (fea) için diş modelleri oluşturuldu. Oluşturulan modellerin bukkal kusp tepelerine 45 açı ile 300n yük uygulandı. Stres değerleri ve dağılımları von mises stress kriterleri ile hesaplanmıştır. Bulgular: Bütün irrigasyon protokolleri kök dentinin mekanik ve fiziksel özelliklerini etkilemiştir. MTAd ve klorhekzidin irrigasyon solüsyonları serum fizyolojik irrigasyon solüsyonu ile benzer elastik modül ve sertlik değerleri elde edilmiştir. 2,5% NaOCl/17% EDTA/2,5% NaOCl, 17% EDTA ve 5,25% NaOCl irrigasyon protokolleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Fea sonuçları kök kanal tedavisinin ve restorasyonların strese neden olduğunu göstermiştir. Oluşturulmuş olan modellerden MTAd ve klorhekzidin irrigasyon solüsyonları serum fizyolojik grubu ile benzer stres sonuçları ve dağılımları görülmüştür. Sonuçlar: Kök kanal şekillendirilmesi ve restorasyonların stres dağılımları üzerinde etkileri olduğu görülmüştür. MTAd ve klorhekzidin irrigasyon solüsyonları kök dentinin elastik özelliğini değiştirmemiştir ve bu nedenle diş dokularındaki stres dağılımını etkilememiştir. PP31 THE EFFECT OF DIFFERENT IRRIGATION PROTOCOLS ON PHYSICAL PROPERTIES OF ROOT- DENTIN: A NID AND FEA STUDY Aim: To evaluate the effect of root canal irrigation protocols on hardness and elastic modulus of the dentin with nano ındentation and the distribution of the stress values with finite element stress analysis (fea). 149

150 Methodology: Forty single-rooted human teeth were included in this study. Root canals were prepared to pro taper F4. During preparation after each files were applied 2 ml irrigation solution and finally 5 ml irrigation solution. Divided into eight groups and irrigated was done as follows: 1) 2,5% NaOCl/17% EDTA; 2) 2,5% NaOCl/17% EDTA/2,5% NaOCl; 3) 2,5% NaOCl/smearclear; 4) 2,5% NaOCl/2% clorhexidine; 5) 1,3% NaOCl/MTAd; 6) 5,25% NaOCl; 7) 17% EDTA; 8) saline. The roots were vertically sectioned, elastic-modulus and hardness of the root-dentin was measured using nano-indenter device (nıd) at coronal, middle and apical. Three measurements were done for each (at 10µm, 40µm and 90µm). The data were recorded as mpa, statistically analyzed (one-way ANOVA, Tukey multiple comparison tests). Fea root-models were prepared. Elastic properties of dentin was based on the data obtained with nıd. A 300n load was applied at the buccal-cusp with a 45 angle. The stresses values and distribution were calculated using von mises stress criteria. Results: All irrigation protocols have affected mechanical and physical properties of the root dentin. The roots irrigated with MTAd and clorhexidine showed similar elastic-modulus and hardness with saline. There was no significant difference between 2,5% NaOCl/17% EDTA/2,5% NaOCl, 17% EDTA and 5,25% NaOCl protocols. Fea results of the study indicated that root canal treatment and restoration had an effect on stresses. Models simulating chlorhexidine and MTAd irrigated roots showed similar stress distributions with saline model. Conclusion: Both root preparation and restoration has an effect on stress distribution. Chlorhexidine and MTAd did not alter the elastic properties of root-dentin thus did not change the stresses within the tooth structure. PP32 İNVAZİV KÖK REZORBSİYONU GÖRÜLEN MAKSİLLER SAĞ VE SOL SANTRAL DİŞLERİN MULTİDİSİPLİNER TEDAVİSİ VE 2 SENELİK TAKİBİ ÖZGÜR ER, BURHAN CAN ÇANAKÇİ, CEM GÜRGAN, TUĞRUL ARSLAN TRAKYA ÜNİVERSİTESİ, ERCİYES ÜNİVERSİTESİ Olgu Sunumu: 35 yaşında sağlıklı erkek hasta üst ön bölgede 1 haftadır olan spontan ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Hastanın 25 sene öncesine ait travma hikayesi vardır. Klinik incelemede üst santrallerin palatinal - servikal bölgesinde pink spot benzeri görüntü ve 11 numaralı dişte perküsyon hassasiyeti görülmüştür. Radyolojik ve ct incelemelerinde 11 ve 12 nolu dişlerde çeşitli kök bölgelerinde periodontal dokuya ekspoze olmuş invaziv kök rezorbsiyonları görülmüştür. Dişlere kanal tedavisine başlanmıştır ve dişlere caoh2 yerleştirilmiştir. Semptomlar ortadan kalktıktan sonra bölge flep operasyonu ile açılmıştır ve 11 nolu diş guta-perka, kanal patı ve MTA ile, 21 nolu diş ise sadece MTA ile doldurulmuştur. Hastanın 2 senelik takibinde ilgili dişlerde klinik ve radyolojik olarak herhangibir patoloji bulgusuna rastlanmamıştır. PP32 MULTIDISCIPLINARY TREATMENT OF MAKSILLER FIRST INCISORS WITH INVASIVE ROOT RESORPTION AND 2 YEARS FOLLOW-UP Case report: A 35-year-old female with stontanius pain on maxillary incisors was referred to our clinic. Patient had a history of trauma before 25 years. On clinical inspection 11 was slightly tender to percussion, and pink-spot like lesion on palatinal-cervical region of 11,12 was seen. Ct showed several invasive root resorptions sites exposed to periodontal tissue in teeth 11 and 12. Root canal retreatment was performed to teeth and caoh2 dressing was applied. After teeth were asemptomatic, flep operation was done. Tooth 11 was filled with gutta-percha and MTA, 21 were filled with MTA. After 2 years of follow-up, there were no clinical of radiological symptoms. 150

151 PP33 KOMPLİKE VE KOMPLİKE OLMAYAN KRON KIRIKLARINDA TEDAVİ YAKLAŞIMI: BİR OLGU SUNUMU C. ÖZŞİN ÖZLER, H. C. GÜNGÖR HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ÇOCUK DİŞHEKİMLİĞİ BÖLÜMÜ Amaç: Komplike ve komplike olmayan kron kırıkları daimi dişlenme döneminde sıklıkla görülmektedir. Genç daimi dişlerde komplike kron kırıklarının tedavisinde uygulanan pulpotomi, pulpa vitalitesinin devamlılığını sağlayan en iyi tedavi alternatiflerinden biridir. Bu olgu sunumunda, travmaya uğramış üst çene orta keser dişlerine uygulanan tedavi yaklaşımının ve sonucunun bildirilmesi amaçlanmaktadır. Olgu sunumu: Geçirdiği kaza sonucu üst orta keser dişleri yaralanan 8 yaşında bir kız çocuğu çocuk diş hekimliği anabilim dalı na başvurmuştur. Tıbbi hikayesinde kayda değer bir durum bulunmayan hastanın klinik ve radyolojik muayenesi sonucu 11 numaralı dişinde komplike olmayan kron kırığı ve hafif mobilite ile 21 numaralı dişinde komplike kron kırığı olduğu gözlenmiştir. 11 numaralı dişi cam iyonomer siman ile geçici olarak kapatılmış ve 4 hafta sonra kompozit rezin ile daimi restorasyonu yapılmıştır. Komplike kron kırığı saptanan 21 numaralı dişe ise mineral trioksit agregatı (MTA) kullanılarak cvek pulpotomisi uygulanmış ve diş kompozit rezin ile restore edilmiştir. Klinik kontrollerinde sorunsuz iyileşme dönemi gözlenen hastada, 6 ayın sonunda 11 numaralı dişte pulpa nekrozu gelişmesine bağlı olarak kök kanal tedavisi uygulanmıştır. Üç yıllık takip sonucunda her iki dişin de semptomsuz ve fonksiyonda olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Bu olgu sunumu, kron kırıklarında eşlik eden bir lüksasyon yaralanmasının pulpa prognozu üzerindeki etkisini vurgulamaktadır. PP33 MANAGAMENT OF CROWN FRACTURES WITH AND WITHOUT PULP EXPOSURE: A CASE REPORT Aim: Complicated and uncomplicated crown fractures are frequently seen in permanent dentition. Pulpotomy is one of the best treatment alternatives for maintaining pulp vitality following complicated crown fracture in a developing tooth. This report aims to present the management of traumatized maxillary central incisors. Case report: An 8 year-old girl with traumatized central incisors was referred to the pediatric dentistry department. Her medical history was noncontributory. Clinical examination revealed a complicated crown fracture on #21 and an uncomplicated crown fracture on #11 which was slightly mobile. After radiographic examination, glass-ionomer cement was applied on #11 as a temporary dressing which was changed with a composite resin at postoperative 4 weeks. A cvek-type pulpotomy utilizing mineral trioxide aggregate (MTA) was performed on #21 which was followed by a resin composite restoration. An uneventful healing period was observed for 6 months at which time, due to developing pulp necrosis, root canal treatment was initiated on #11. After 3 years, the teeth were functional and the patient did not report any complaint. Conclusion: This case report underlines the effect of concomitant luxation injury on pulp prognosis following a crown fracture. PP34 FARKLI İRRİGASYON SOLÜSYONLARI VE YÖNTEMLERİNİN BİYOSERAMİK ESASLI KANAL PATLARININ BAĞLANTI DAYANIMLARI ÜZERİNE ETKİSİ 1 MELEK GÜREL DEMİROĞLU, 2 EBRU ÖZSEZER DEMİRYÜREK, 2 TAHA ÖZYÜREK 151

152 1 ÖZEL NEVADENT AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ 2 ONDOKUZMAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI Amaç: Çalışmamızda farklı irrigasyon solüsyonları ve yöntemleri kullanılarak yapılan kök kanal irrigasyon işlemlerinin, yeni biyoseramik esaslı kök kanal patları olan smartpaste bio ve MTA fillapex in bağlantı dayanımları üzerine etkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda çekilmiş 108 tek köklü mandibular premolar diş kullanıldı. Kron kısımları uzaklaştırılan dişlerin kanal preparasyonları ProTaper döner alet sistemi (40.06) ile yapıldı. Dişler, kullanılacak kanal patına göre rastgele üç ana gruba ayrıldı (n:36); a grubu: smartpaste bio (smartseal drfp limited, stamford, uk), b grubu: MTA fillapex (angelus, londrina, pr, brazil), c grubu: AH Plus (dentsply, de trey, konstanz, germany). Her grup kullanılacak irrigasyon solüsyonu ve yöntemine göre kendi içinde rastgele olarak 4 alt gruba ayrıldı (n:9); 1. Grup: NaOCl+ EDTA+ EndoActivator, 2. Grup: NaOCl+ EDTA+ konvansiyonel yöntem, 3. Grup: klorheksidin+ EDTA+ EndoActivator, 4. Grup: klorheksidin+ EDTA+ konvasiyonel yöntem. Kanalların irrigasyonları gruplara uygun olarak gerçekleştirildi. Daha sonra kanallar smartpaste bio, MTA fillapex ve AH Plus ve gütaperka kullanılarak dolduruldu. Tüm köklerden korono-apikal yönde bir-milimetre kalınlıkta altışar adet kesit alındı ve bağlantı dayanımı testi uygulandı. Elde edilen veriler (mpa) kruskal-wallis testi ve student s t-testi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Kök kanal patları incelendiğinde; tüm kanal patlarının bağlantıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). NaOCl+ EDTA+ EndoActivator (1.grup) uygulamasında bağlantı dayanımları sıralaması AH Plus> smartpaste bio> MTA fillapex olmuştur (p<0,001). NaOCl+ EDTA+ konvansiyonel (2. Grup) uygulamada da benzer sonuç elde edilmiştir (p<0,001). Klorheksidin+ EDTA+ EndoActivator (3. Grup) uygulamasında smartpaste bio grubunda MTA fillapex grubundan daha iyi bağlantı değerleri saptanmıştır (p<0,001). Klorheksidin+ EDTA+ konvasiyonel (4. Grup) uygulamada kanal patları arasında fark bulunmuştur (p>0,05). Kanal patları tek tek incelendiğinde; smartpaste bio grubunda NaOCl+ EDTA uygulaması hem konvasiyonel uygulamada hem de EndoActivator uygulamasında daha iyi bağlantı değerleri göstermiştir (p>0,05). MTA fillapex grubunda klorheksidin+edta uygulaması bağlantı kuvvetini arttırırken, EndoActivator kullanımı etkiyi daha da arttırmıştır (p>0,05). Sonuçlar: Çalışmamız sınırları dahilinde, yeni geliştirilen biyoseramik esaslı bir kanal patı olan smartpaste bio nun, bir diğer biyoseramik esaslı kanal patı olan MTA fillapex e göre kök dentinine bağlantısı daha iyi bulunmuştur. İrrigasyon sırasında EndoActivator kullanımı bağlantı kalitesini arttırmıştır. PP34 EFFECT OF DIFFERRENT IRRIGATION SOLUTIONS AND PROCEDURES ON PUSH-OUT BOND STRENGTH OF BIOCERAMIC ROOT CANAL SEALERS Aim: The purpose of this study is to compare the push-out bond strength of newly bioceramic root canal sealers; smartpaste bio ve MTA fillapex, after irrigation with different solutions and procedures. Methodology: One-hundred-eight single-rooted mandibular premolar were selected and decoronated. The root canals were prepared using ProTaper rotary files ( 40.06). The teeth were randomly divided into the following main groups based on the root canal sealer as follow, group a: smartpaste bio (smartseal drfp limited, stamford, uk), group b: MTA fillapex(angelus, londrina, pr, brazil), group c: AH Plus (dentsply, de trey, konstanz, germany) (n=36). Every group randomly divided into four subgroups corresponding to the irrigation solution and procedure as follows: Group 1: NaOCl+ EDTA+ EndoActivator, Group 2: NaOCl+ EDTA+ convantional needle irrigation, Group 3: chlorhexidine+ EDTA+ EndoActivator, Group 4: chlorhexidine + EDTA+ convantional needle irrigation 152

153 (n=9). Teeth were treated and irrigated as described before. The root canals were filled by smartpaste bio, MTA fillapex and AH Plus and gutta-percha. One-millimeter thick six slices were cut from all roots at corona-apical direction and subjected to push-out test. Data (mpa) was analyzed by using kruskal-wallis and student s tests. Results: There was statistically significant differences in push-out strength of all root canal sealers (p<0,001). NaOCl+ EDTA+ EndoActivator procedure (Group 1), push-out bond strength of root canal sealers as follow: AH Plus> smartpaste bio> MTA fillapex (p<0,001). At NaOCl+ EDTA+ convantional needle irrigation procedure (Group 2), similar results had found (p<0,001). Chlorhexidine+ EDTA+ EndoActivator procedure (Group 3), smartpaste bio had had significantly higher bond strength than MTA fillapex (p<0,001). There was statistically differences between all root canal sealers at chlorhexidine + EDTA+ convantional needle irrigation procedure (Group 4) (p>0,05). Regardless of the type of irrigation solution and procedure smartpaste bio had shown higher values of push out bond strength both EndoActivator and convantional needle irrigation procedures (p>0,05). Chlorhexidine+ EDTA irrigation had increased push out bond strength of MTA fillapex and EndoActivator procedure had improved this effect (p>0,05). Conclusion: In limitations of this study, newly bioceramic root canal sealer smartpaste bio had higher push out bond strength to roo dentine than MTA fillapex. Usage of EndoActivator during irrigation procedures improves bond strength. PP35 WAVEONE GOLD, PROTAPER GOLD, ONESHAPE NEW GENERATİON, TWİSTED FİLE ADAPTİVE AND K3XF ENSTRÜMENTASYON SİSTEMLERİ KULLANILARAK YAPILAN KÖK KANAL PREPARASYONU SONRASINDA APİKALDEN TAŞAN KANALİÇİ BİOFİLM: IN-VİTRO DEĞERLENDİRMESİ 1 RECAİ ZAN, 2 HÜSEYİN SİNAN TOPCUOGLU, 3 TUTKU TUNC, 4 IHSAN HUBBEZOGLU, 3 ZEYNEP SUMER 1 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS, TÜRKİYE 2 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ 3 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ, MİKROBİYOLOJİ ANABİLİM DALI, SİVAS 4 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, RESTORATİF DİŞ HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı Nikel Titanyum döner eğeleri kullanılararak yapılan enstrümantasyon sırasında apikalden taşan bakteri miktarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Doksan insan tek köklü mandibular premolar diş biyofilm oluşumunu elde etmek için Enterococcus faecalis ile inoküle edildi ve rastgele olarak 6 gruba ayrıldı (n = 15). Bir grup kontrol olarak seçildi ve örnekler şekillendirilmedi; diğer örnekler ProTaper Gold (PTG; Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland), WaveOne gold (WOG; Dentsply Maillefer), Twisted File adaptive (TFA; SybronEndo, Orange, CA, USA), One Shape new generation (OSNG; MicroMega, Besançon, France), and K3XF (SybronEndo) eğeleri kullanılararak üreticinin talimatlarına göre prepare edildi. Apikal foramen dışına taşan bakteri enstrümantasyondan sonra beyin kalp infüzyon agar a inkübe edildi ve mililitre başına koloni oluşturan birimler ölçüldü. Her örnek için, kalan biyofilmde koloni oluşturan birimlerin sayısı belirlendi. Tüpler yeniden tartıldı ve ilk ve son ağırlıkları arasındaki fark hesaplandı. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey çoklu karşılaştırma testleri kullanılarak analiz edilmiştir. 153

154 Bulgular: Tüm enstrümantasyon teknikleri farklı miktarlarda bakteriyel ekstrüzyon ile sonuçlandı. TFA grubu diğer tüm gruplara kıyasla daha fazla biyofilm ekstrüzyonuna neden oldu (p < 0.05). Ftg ve WOG grupları OSNG ve K3XF gruplarına göre daha az biyofilm ekstrüzyonuna neden olmasına rağmen (p < 0.05), PTG ve WOG grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p > 0.05). Sonuçlar: PTG ve WOG bakteriyel ekstrüzyon açısından test edilen diğer araçlar ile karşılaştırıldığında daha güvenli tercih edilebilir sistemlerdir. Apikalden taşan bakteri miktarı, kullanılan enstrümanın metalürjisine, kinematiğine ve tasarımına göre değişebilir. PP35 APICAL EXTRUSION OF INTRACANAL BIOFILM AFTER ROOT CANAL PREPARATION USING PROTAPER GOLD, WAVEONE GOLD, TWISTED FILE ADAPTIVE, ONESHAPE NEW GENERATION, AND K3XF ROTARY SYSTEMS: AN IN-VITRO EVALUATION Aim: The aim of this study was to evaluate the amount of bacteria extruded apically during instrumentation using different Nickel Titanium (NiTi) rotary instruments. Methodology: Ninety extracted single-canal human mandibular incisor teeth were inoculated with Enterococcus faecalis to obtain biofilm formation and were randomly assigned to 6 groups (n = 15). One group selected as the control and samples was not instrumented; the other samples were prepared according to the manufacturers instructions using the ProTaper Gold (PTG; Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland), WaveOne gold (WOG; Dentsply Maillefer), Twisted File adaptive (TFA; SybronEndo, Orange, CA, USA), One Shape new generation (OSNG; MicroMega, Besançon, France), and K3XF (SybronEndo) instruments. Bacteria extruded beyond the apical foramen were incubated after instrumentation in brain-heart infusion agar and quantified in colony-forming units per milliliter. The number of colony-forming units in the remaining biofilm was determined for each sample. Data were analyzed using the one-way analysis of variance (ANOVA) and Tukey Post-Hoc tests. Results: All instrumentation techniques resulted in different quantities of bacterial extrusion. The TFA group caused more biofilm extrusion compared with all other groups (p <.05). Although, the PTG and WOG groups caused less biofilm extrusion than the OSNG and K3XF groups (p <.05), there was no statistically significant difference between the PTG and WOG groups (p >.05). Conclusions: PTG and WOG are safer preferable systems compared with the other instruments tested in terms of bacterial extrusion. The amount of apically extruded bacteria may vary according to metallurgy, kinematics and design of the instrument used. PP36 WAVEONE GOLD, PROTAPER GOLD, ONESHAPE NEW GENERATİON, TWİSTED FİLE ADAPTİVE AND K3XF ENSTRÜMENTASYON SİSTEMLERİ KULLANILARAK YAPILAN KÖK KANAL PREPARASYONU SIRASINDA APİKALDEN TAŞAN DEBRİS ÖZET 1 RECAİ ZAN, 2 HÜSEYİN SİNAN TOPCUOGLU, 3 IHSAN HUBBEZOGLU, 4 JALE TANALP, 4 MERİC KARAPINAR KAZANDAG 1 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS 2 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ 3 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, RESTORATİF DİŞ HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI, SİVAS 4 YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL 154

155 Amaç: Bu çalışmanın amacı, ProTaper Gold (PTG; Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland), WaveOne gold (WOG; Dentsply Maillefer), One Shape new generation (OSNG; MicroMega, Besançon, France), Twisted File adaptive (TFA; SybronEndo, Orange, CA, USA), and K3XF (SybronEndo) Nikeltitanyum enstrümantasyon sistemleri ile preparasyon boyunca apikalden taşan debris miktarını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Yetmiş beş insan tek köklü mandibular premolar diş rastgele olarak 5 gruba ayrıldı (n = 15). Kök kanalları PTG, WOG, OSNG, TFA, ve K3XF eğeleri kullanılararak üreticinin talimatlarına göre prepare edildi. Enstrümantasyon boyunca apikalden taşan debris önceden tartılmış Eppendorf tüplerin içinde toplanmıştır. Eppendorf tüpler daha sonra 5 gün boyunca 70 c'de bir inkübatör içerisinde muhafaza edildi. Tüpler yeniden tartıldı ve ilk ve son ağırlıkları arasındaki fark hesaplandı. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü ANOVA ve Tukey Post-Hoc testleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: TFA grubu diğer tüm gruplar ile karşılaştırıldığında önemli ölçüde daha fazla debris taşırmıştır (p < 0,05). İstatistiksel olarak, K3XF ve OSNG grupları, WOG ve ftg gruplar ile karşılaştırıldığında daha fazla debris taşması ile ilişkili bulunmuştur (p < 0,05). K3XF ve OSNG gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p > 0,05) buna ek olarak, WOG ve ftg grupları arasında apikalden taşan debris miktarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu (p > 0,05). Sonuçlar: Bu çalışmanın koşulları altında, tüm enstrümantasyon sistemleri debrisin apikal ekstrüzyonu ile sonuçlandı. WOG ve PTG enstrümantasyon sistemleri diğer gruplar ile karşılaştırıldığında en az miktarda debris ekstrüzyonuna neden olmuştur. Apikalden taşan debris miktarı, kullanılan enstrümanın metalürjisine, kinematiğine ve tasarımına göre değişebilir. PP36 APICAL EXTRUSION OF DEBRIS DURING ROOT CANAL PREPARATION USING WAVEONE GOLD, PROTAPER GOLD, ONESHAPE NEW GENERATION, TWISTED FILE ADAPTIVE AND K3XF INSTRUMENTATION SYSTEMS ABSTRACT Aim: The aim of present study to investigate the amount of debris extruded apically during preparation with ProTaper Gold (PTG; Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland), WaveOne gold (WOG; dentsply taillefer), One Shape new generation (OSNG; MicroMega, Besançon, France), Twisted File adaptive (TFA; SybronEndo, Orange, CA, USA), and K3XF (SybronEndo) nickel-titanium instrumentation systems. Methodology: Seventy-five extracted human single-rooted mandibular premolar teeth were randomly assigned to 5 groups (n = 15). The root canals were prepared according to the manufacturers instructions using the PTG, WOG, OSNG, TFA and K3XF instruments. Debris apically extruded during instrumentation was collected in pre-weighed Eppendorf tubes. The Eppendorf tubes were then stored in an incubator at 70 c for 5 days. The tubes were weighed again, and the difference between the initial and final weights was calculated. The data were statistically analyzed using one-way ANOVA and Tukey s Post-Hoc tests. Results: The TFA group extruded significantly more debris compared with all other groups (p < 0.05). Statistically, K3XF and OSNG groups were associated with more debris extrusion compared with the WOG and PTG groups (p < 0.05). There was no statistically significant difference between the K3XF and OSNG groups (p > 0.05). Additionally, there was no statistical difference between the WOG and PTG groups in the amount of extruded debris (p > 0.05). Conclusions: Under the conditions of this study, all instrumentation systems resulted in apical extrusion of debris. The WOG and PTG instrumentation systems caused the least amount of extruded debris compared with the other groups. The amount of apically extruded debris may vary according to metallurgy, kinematics and design of the instrument used. 155

156 PP37 FURKAL TUTULUMLU NEKROTİK İMMATÜR DAİMİ MOLAR DİŞİN REJENERATİF ENDODONTİK TEDAVİSİ MÜNEVVER ŞENER, ZAFER CAVİT ÇEHRELİ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PEDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu bildiriminde periradiküler tutulumlu bir immatür azı dişine uygulanan rejeneratif endodontik tedavinin 20 aylık klinik ve radyografik takibi sunulmaktadır. Olgu sunumu: 10 yaşındaki bir erkek hasta, mandibular sol birinci azı dişine endodontik değerlendirme amacıyla pedodonti kliniğine başvurdu. Yapılan radyografik muayenede tamamlanmamış kök gelişimi ve furkasyon bölgesinde radyolüsensi gözlendi. Lastik örtü izolasyonu altında giriş kavitesi açıldı. Mekanik preparasyon yapılmadan kanallar %2.5lik sodyum hipoklorit ve serum fizyolojik ile irrige edildi ve kurutuldu. Kalsiyum hidroksit patı, kök kanallarına yerleştirildi ve giriş kavitesi cam iyonomer simanla geçici olarak kapatıldı. 3 hafta sonraki ikinci randevuda, kalsiyum hidroksit serum irrigasyonu ile uzaklaştırıldı. Kanallar %17lik EDTA ile irrige edildi ve steril kağıt konilerle kurulandı. Periapikal kanamanın uyarılması ve pıhtı oluşumu beyaz MTA bariyerler kanalların koronal girişlerine yerleştirildi. Diş total pürüzlendirmeli adeziv sistem ve kompozit dolgu ile restore edildi. Hasta 20 ay boyunca klinik ve radyografik olarak takip edildi. Sonuçlar: Rejeneratif endodontik tedavi, nekrotik immatür daimi azı dişleri için etkin bir tedavi seçeneğidir. PP37 REGENERATIVE ENDODONTIC TREATMENT OF A NECROTIC IMMATURE PERMANENT MOLAR WITH FURCAL INVOLVEMENT Aim: This report presents 20-month follow-up of regenerative endodontic treatment of an immature molar with periradicular involvement. Case report: A 10-year-old boy was referred to the pediatric dentistry department for endodontic management of mandibular left first molar. Radiographic examination revealed an incompletely developed root and radiolucency around the furcation region. An access cavity was prepared under rubber dam isolation. The root canals were irrigated with 2.5% NaOCl solition and saline wihtout instrumentation and dried. Calcium hydroxide was placed into the canals for 3 weeks. At the next appointment, the calcium hydroxide was removed, and the canals were irrigated with 17% EDTA and dried with paper points. Periapical bleeding was induced and white mineral trioxide aggregate plugs were placed coronally. The tooth was restored with acid-etch composite resin. The patient was recalled for further examinations during 20 months of clinical/radiographic follow-up. Conclusions: Regenerative endodontic treatment is a viable treatment option for necrotic immature permanent molars. PP38 DENS İNVAGİNATUS UN KOMBİN ENDODONTİ VE CERRAHİ TEDAVİSİ MELEK AKMAN, ARSLAN TERLEMEZ, KUBİLAY IŞIK NECMETTİN ERBAKAN ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Olgu sunumu: Dens invajinatus; diş gelişimi sırasında mine organının dental papillaya doğru kıvrılmasıyla oluşan, nadir görülen bir gelişimsel diş anomalisidir. Dens invaginatusun nedeni henüz bilinmemektedir. Fakat otörler genetik faktörlerin, çevre dokuların oluşturduğu anormal basıncın ve focal gelişim eksikliğini veya diş tomurcuğunun bulunduğu alandaki stimulasyonun, anomalinin 156

157 etiyolojisinde rol alabileceğini belirtmişlerdir. Bu malformasyon hem süt hem de daimi dişlerde oluşabilir. En çok üst yan ve orta keser dişleri etkilerler. Bu tip dişlerin tedavisi cerrahi olmayan konservatif yaklaşımdan cerrahi teknikıere kadar değişmektedir. Hastada ağrı ve lokalize şişlik şikayeti bulunmaktadır. Bu vaka raporunun amacı nekrotik pulpalı ve geniş periradiküler lezyonlu dens invaginatus un cerrahi ve endodontik kombin tedavisini anlatmaktır. 15 aylık takip sonrasında diş asemptomatik olarak kalırken, radyografik olarak apikal radyolüsent boyutunun azaldığı ve önemli derecede iyileşme olduğu gözlenmiştir. PP38 COMBINED ENDODONTIC THERAPY AND SURGERY IN THE TREATMENT OF DENS INVAGINATUS Case report: Dens invaginatus is a rare developmental malformation of teeth resulting from the invagination of enamel organ into the dental papilla. Dens invaginatus is unknown ethiology yet but authors have suggested genetic factors and an abnormal pressure from the surrounding tissue, focal growth retardation or stimulation in the area of the tooth bud, as the ethiology. This malformation may occur in any decidious or permanent teeth. The most commonly affected teeth are the maxillary lateral and central incisors. Treatment of these teeth has varied from nonsurgical conservative maintenance to surgical tecniques. The patient presented with pain and localized swelling. The purpose of this case report is to describe the combined endodontic and surgical management of dens ınvaginatus, necrotic pulp and an associated large periradicular lesion. At 15-month follow-up examinations, the tooth was asymptomatic and radiographic evidence of satisfactory healing was confirmed by a decrease in the size of the apical radiolucency. PP39 FARKLI NİKEL TİTANYUM (Nİ-Tİ) KÖK KANAL EĞELERİNİN UZUN SÜRELİ KULLANIMI SONRASI OLUŞAN METAL YORGUNLUĞUNUN ARAŞTIRILMASI GİZEM KUTLU, KEREM ENGİN AKPINAR CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Nikel Titanyum ( Ni-Ti ) eğelerin kullanılmasıyla endodontide büyük gelişmeler elde edilmiştir. Ni-Ti eğelerinin süperelastisitesi, endodontik eğelerin paslanmaz çelik eğelere göre, kanal kurvatürüne daha uyumlu olmasına, kırılmaya karşı daha dirençli ve daha az aşınma göstermesine izin vermiştir. Ni-Ti eğelerin avantajlarına rağmen, Ni-Ti eğeler hakkındaki en büyük endişelerden biri kırılmalarıdır ve bu kırılmalar, önceki kalıcı deformasyonun gözle görülebilir işaretleri olamadan meydana gelebilmektedir. Ni-Ti eğelerin kırılması, fleksural (döngüsel) yorgunluk ve torsiyonel kuvvetler olmak üzere iki şekilde oluşmaktadır. Metal yorgunluğu sonucu, fleksural yorgunluk sebebiyle kırılma meydana gelmektedir. Eğe kurvatürde sıkışmadan serbestçe rotasyon yapmakta ve eğenin üzerinde gerilme ve sıkışma stresleri oluşmaktadır. Araştırmamızda, 6 farklı Ni-Ti eğenin (ProTaper, ProTaper next, WaveOne, Reciproc, k3, K3XF) eğimli kök kanallarında tavsiye edilen kitlerinin, klinik kullanımlarında karşılaşılabilecek fleksural yorgunluklarının nasıl bir sonuç doğurabileceği konusunda bilgi sahibi olmayı ve kullanımları sonrasında meydana gelen metal yorgunluklarını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Yöntem araştırmamızda, ProTaper (120), ProTaper next (40), WaveOne (20), Reciproc (20), k3 (120) ve K3XF (120) eğeleri eşit sayıda örnek içeren deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Deney grubu eğeleri 120 adet çekilmiş insan alt premolar ve alt molar dişlerinin şekillendirilmesinde kullanılmıştır. Sonrasında deney ve kontrol grubu kitleri test düzeneğine yerleştirilerek kırılana kadar gözlemlenmiştir. Kırılma süreleri kaydedilerek istatistiksel değerlendirmeleri yapılmıştır. 157

158 Bulgular: Çalışmamızın bulgularına göre, K3XF kontrol grubu 30/.04 numaralı eğe dışındaki tüm gruplarda eğe kalınlığındaki artışın kırılma süresini kısalttığı gözlenmiştir. Deney ve kontrol grubu eğelerinin bire bir karşılaştırmalarında ise deney ve kontrol grubu eğelerinin kırılma süreleri arasındaki farklılıklar Reciproc, WaveOne, ProTaper, ProTaper next x1, k3 35/.04 ile k3 30/.04 numaralı eğelerde istatistiksel olarak önemsiz bulunurken (p>0,05), ProTaper next x2, k3 40/.04 ile k3 25/.04 ve K3XF eğelerinin tümünde kırılma süreleri farklılıkları istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Sonuçlar: Eğe kalınlığındaki ve tork değerlerindeki artışın kırılma süresini kısalttığı gözlenmiştir. Resiprokal hareketle kullanılan gruplarda deney ve kontrol grupları arasındaki farklılık istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0,05). PP39 AN INVASTIGATION OF THE METAL FATIGUE OF DIFFERENT NICKEL-TITANIUM (Nİ-Tİ) ROTARY INSTRUMENTS AFTER PROLONGED USE Aim: Introduction of nickel-titanium (Ni-Ti) instruments has been a major development in endodontics. The superelasticity of Ni-Ti allows endodontic files to be better conform to canal curvature, resist fracture, and wear less than stainless steel files. Despite the advantages of Ni-Ti instruments, one of the major concerns about Ni-Ti files is separation, and it can occur without any visible signs of previous permanent deformation. The separation of Ni-Ti instruments occurs in 2 ways: flexural (cyclic) fatigue or torsional failure. Fracture because of cyclic fatigue occurs as a result of metal fatigue. The instrument rotates freely at the curvature without binding, and the instrument experiences tensile and compressive stresses. In our research; we aimed to have information about the results of the flexural fatigue that we can come across during clinical usage of six different NiTi instruments (ProTaper. ProTaper next, WaveOne, Reciproc, k3, K3XF) advised for curved root canal and to investigate their metal fatigue after usage. Method ProTaper (120), ProTaper next (40), WaveOne (20), Reciproc (20), k3(120) and K3XF(120) instruments were subdivided into examination and control groups which include aqual number of samples. The examination groups were used for preparation of 120 extracted human mandibuler premolar and molar teeth. After this, examination and control groups are observed until they are broken. The fracture time was saved and statistical evaluation was realized. Results according to the findings of our research, except the K3XF 30/.04 isntruments at control group, it was observed that increasing of instrument thickness decreased the fracture time. In the one by one comparison of examination and control group instrument, the differences between the fracture times were not found statistically significant (p>0,05) for the Reciproc, WaveOne, ProTaper, ProTaper next x1, k3 35/.04 and k3 30/.04 instruments wheraes ProTaper next x2, k3 40/.04, k3 25/.04 and K3XF all group instruments were statistically significant (p<0,05). Conclusıons: It was observed that increasing of instrument thickness and torque values decreased the fracture time. Comparison of examination and control group of instruments which used with Reciprocal motion, the differences between the fracture times were not found statistically significant (p>0,05). PP40 KARIŞTIRMA VE YERLEŞTİRME TEKNİKLERİNİN MİNERAL TRİOKSİT AGREGATININ PH DEĞERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ FATIMA BETÜL BAŞTÜRK, DİLEK TÜRKAYDIN, MAHİR GÜNDAY, HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, proroot MTA ve MTA-angelus un mekanik karıştırma, elle karıştırma ve indirekt ultrasonik aktivasyon ile karıştırılıp yerleştirilmesi sonrasındaki ph değerlerini 158

159 karşılaştırmaktır. Beyaz proroot MTA ve beyaz MTA-angelus kullanılmıştır. Bir gram toz ile 0.34gr distile su karıştırılmıştır. Kapsüllerin 30 saniye boyunca 4500 rpm hız ile mekanik karıştırılması veya elle karıştırma yöntemi uygulanarak sekiz grup hazırlanmıştır. Bu grupların yarısı kalıplara indirekt ultrasonik aktivasyon ile yerleştirilmiştir. Materyaller yerleştirildikten hemen sonra ph değerleri kaydedilmiştir. Veriler tek yönlü varyans analizi ile 0.05 anlamlılık düzeyinde incelenmiştir. Kullanılan materyaller ve uygulanan karıştırma ve yerleştirme teknikleri arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. En yüksek ph değeri mekanik olarak karıştırılıp indirekt ultrasonikasyon ile yerleştirilen proroot MTA grubunda (11.64) kaydedilmiştir. Elle karıştırılıp, ultrasonikasyon ile yerleştirilmeyen MTA Angelus grubunda (10.42) ise en düşük ph değerleri kaydedilmiştir. Mekanik karıştırma ile birlikte ultrason uygulanması, materyalin ph değeri üzerinde anlamlı bir dezavantaj oluşturmamaktadır. Karıştırma ve yerleştirme protokollerindeki değişiklikler materyallerin ph değerlerini etkilememiştir. Kapsül halindeki MTA nın mekanik karıştırılması ile daha tutarlı karışımlar oluşturulabilmektedir. Ultrasonik aktivasyon ile birlikte bu tekniğin uygulanması, hem klinik hem de laboratuvar koşullarında standardizasyon sağlanabilmesi açısından elle karıştırmaya bir alternatiftir. PP40 THE EFFECT OF MIXING AND PLACEMENT TECHNIQUES ON THE PH OF MINERAL TRIOXIDE Aim: Aggregate the objective of the present study was to measure, in vitro, the ph of proroot MTA and MTA-angelus when mixed with various mixing and placement techniques, including mechanical mixing, manual mixing and indirect ultrasonic activation. White proroot MTA and white MTA-angelus were used. One gram of each powder was mixed with 0.34 g of distilled water. Eight groups were prepared either by the mechanical mixing of capsules for 30 seconds at 4500 rpm or by manual mixing. Half of the specimens were placed in molds by using indirect ultrasonic activation. The ph values were recorded directly from the freshly mixed material and were analyzed using one-way ANOVA at 0.05 level of significance. No statistically significant difference was found in terms of the mixing and placement techniques applied and the materials tested. The highest ph value recorded was in the proroot group which was mixed manually and placed ultrasonically (11.64). The angelus group, which was mixed manually without an ultrasonic agitation, had the lowest ph values (10.42). Mechanical mixing and ultrasonication conferred no significant disadvantage in terms of the ph of the material. The changes in the mixing and placement regime did not significantly influence the ph of the material. Since mechanical mixing of encapsulated cements provides more consistent mixes, it might be possible to use this technique combined with ultrasonic agitation as an alternative to manual mixing, both in clinical and in laboratory conditions, in order to achieve standardization. PP41 MAKSİLLER SOL SANTRAL DİŞİN APEKSİNDEN TAŞKIN YABANCI CİSMİN ÇIKARILMASI: BİR OLGU SUNUMU SAFA KURNAZ DUMLUPINAR ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KÜTAHYA Amaç: Bu olgu sunumunda maksiller sol üst keser dişin (21 numaralı diş) apeksinde tespit edilen yabancı cisimden kaynaklı periapikal patoloji gözlenen dişte, yabancı cismin apikal cerrahi ile uzaklaştırılmasının ardından endodontik tedavinin tamamlanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kliniğimize 22 yaşında bayan hasta sol üst keser dişinde ağrı şikayeti ile başvurdu. Hastanın alınan anamnezinde, 5 yıl önce travma geçirdiği ve ilgili dişin travma sonrası tedavi gördüğü öğrenildi. Klinik ve radyografik muayene sonucunda hastanın dişinde uygun olmayan kök kanal tedavisi ve dişin apeksinden taşkın radyoopak yabancı cisim varlığı gözlendi. Diş palpasyona ve perküsyona hassastı ve dişte renk değişikliği gözlendi. Endodontik tedavi ProTaper rotary eğeleri 159

160 (Dentsply Maillefer, ballaigues, isviçre) kullanılarak yapıldı ve kök kanalı %5.25 lik NaOCl ve %2 lik klorheksidin glukonat ile irrige edildi. Yabancı cismin uzaklaştırılması için apikal cerrahi tedavi planlandı. Apikal cerrahi tedavi ile yabancı cisim kürete edilerek uzaklaştırıldı ve kök ucu MTA ile kapatıldı. Kemik kavitesi ise prp (platelet/ trombosit yönünden zenginleştirilmiş plazma) ile dolduruldu. Hastanın şikayetlerinin geçmesini takiben dişin kök kanalı doldurularak üst dolgusu yapıldı ve kök kanal tedavisi tamamlandı. Hasta 6 ay aralıklarla kontrole çağırıldı. Bulgular: Hastanın 1 yıl ve 1,5 yıllık kontrollerinde alınan radyografilerde periapikal radyolüsensinin iyileştiği, klinik muayenesinde dişte herhangi bir semptom olmadığı ve hastanın şikayetlerinin tamamen geçtiği görüldü. Sonuçlar: Endodontik tedavi sırasında çeşitli nedenlerle yabancı cisimler dişin apeksinden taşabilir. Böyle durumlarda sadece ortograd yol ile yapılan kök kanal tedavisi yeterli olmayabilir. Bu tip vakalarda apikal cerrahi tedavi ile birlikte kök kanal tedavisi planlanıp başarılı tedavi elde edilebilir. PP41 REMOVING OF THE FOREIGN OBJECT AT MAXILLAR INCISOR S APEX: A CASE REPORT Aim: In this case report, it is aimed that completing the root canal treatment at maxillar left central incisors (number 21) which have detected a periapical pathology due to foreign object at the apex after surgical treatment. Methodology: A 22-year-old female was visited to our clinic with complaints of pain in the maxillar central incisors. Patient history revealed that she had a trauma five years ago and she were treated immediately. After clinical and radiographical examination, inappropriate root canal treatment and radiopaque foreign object was detected. The tooth was sensitive to palpation and percussion and discoloration of the tooth was observed. Endodontic retreatment was performed using ProTaper Universal rotary system (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland ) and irrigation with 5.25% NaOCl and 2% chlorhexidine gluconate. Apical surgery was planned for removing of the foreign object. The foreign object was gently removed with curettes. A retrograde filling was performed using MTA. Platelet-rich plasma (prp) was placed to the bone cavity. Root canal treatment and coronal restoration were completed following patient s complaints disappeared. The patient was recalled at 6th,12th and 18th months. Results: In the twelve and eighteen month follow-ups there were no clinical and radiographical symptoms in patient. Completely healed of the lesion was observed in the control radiographs. Conclusions: Foreign objects may exceed from the apex of the tooth during endodontic treatment due to various reasons. In such cases, only the root canal treatment with orthograd way may not be enough for healing. At that cases, root canal treatment with apical surgery can be planned for successful treatment. PP42 MANDİBULAR KESİCİ DİŞ KAYNAKLI EKSTRAORAL FİSTÜL: VAKA RAPORU 1 ARİFE MERSİNLİOĞLU, 2 MURAT MADEN, 3 BİLGİR E 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, 3 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ORAL DAİGNOZ VE RADYOLOJİ ANABİLİM DALI 160

161 Amaç: Fistüller pulpa nekrozunun yaygın bulgularındandır. Kas bağlantıları, kemik kalınlığı, ilgili dişin ve kökün lokasyonuna da bağlı olarak çoğunlukla intraoral nadiren ekstraoral olarak karşımıza çıkarlar. Bu vaka raporunun amacı mandibular kesici dişle ilgili ekstraoral fistülün, konservatif tedavisini sunmaktır. Gereç ve Yöntem: 21 yaşında kadın hasta kliniğimize altçene ön bölgesindeki cilt lezyonunun diş kaynaklı olup olmadığını öğrenmek için başvurdu. Klinik ve radyografik muayene de ekstraoral fistülün sebebi olarak, 41 no lu dişte pulpa nekrozu ve apikal periodontitis ile uyumlu radyolüsensi belirlendi. Endodontik tedavi yapıldı. Bulgular: Hastanın 6 aylık takibi sonrasında cilt lezyonu ve periapikal lezyonun sistemik antibiyotik tedavisi ve cerrahi müdahale yapılmadan iyileştiği görüldü. Sonuçlar: Yüz ve boyun bölgesinde kütanöz fistül oluşumuyla karşılaşıldığında dişsel kaynak mutlaka hatırda tutulmalıdır. İyi bir klinik ve radyografik muayene ile ilgili diş belirlenmeli, gereksiz antibiyotik kullanımı ve cerrahi tedaviden kaçınılmalıdır. Bu vaka raporunda yalnızca konvansiyonel endodontik tedavi ile iyileşme sağlanan ekstraoral fistül sunulmuştur. PP42 EXTRAORAL FISTULA OF MANDIBULAR CENTRAL TOOTH ORIGIN: A CASE REPORT Aim: Sinus tracts are a common manifestation of pulpal necrosis. They are mainly identified intraorally and in rare cases they manifestate extraorally, depending on the causative tooth, root location, bone thickness and muscle inserts. The aim of this report is to present the conservative treatment of extraoral fistula associated with a mandibular central tooth. Methodology: A 21 year old female patient admitted to our clinic to verify a possible dental cause for a skin lesion in the mandible anterior region. The clinical and radiographic examination revealed pulp necrosis in tooth 41 and a periapical radiolucency compatible with apical periodontitis, which probably caused the facial sinus tract. Endodontic treatment was performed. Results: At the 6-month follow-up, the clinical appearance of the skin had returned to a healthy status and the periapical lesions had resolved significantly without using of systemic antibiotic and surgical treatment. Conclusions: A dental cause must be considered and investigated for any cutaneous sinus tract that involves the face or neck. Clinical and radiographic dental examinations can facilitate localization of the teeth that are involved and avoid unnecessary antibiotic or surgical therapies. In this case, the elimination of infection by conventional endodontic treatment affected the resolution of the sinus tracts and resulted in periapical healing. PP43 FİBER POSTLARIN BAĞLANMA DAYANIMINA KANAL İÇİ İLACIN ETKİSİ H. MELİKE BAYRAM, EMRE BAYRAM, ESRA KUL, HAKAN GÖKTÜRK ENDODONTİ ANABİLİM DALI, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, GAZİOSMANPAŞA UNİVERSİTESİ, TOKAT PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ, ERZURUM Amaç: Kalsiyum hidroksit (Ca(OH)2), üçlü antibiyotik pat (tap) ve ikili antibiyotik patın (dap), üç farklı self adhesive simanlar (sarc) üzerine push-out bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Kırk sekiz tek köklü maksiller santral diş seçildi. Kron kısımları uzaklaştırıldı ve kök kanalları hazırlandı. İrrigasyondan sonra, post boşluğu hazırlandı. Dişler, daha sonra rastgele bir 161

162 kontrol grubu (medikaman yok) ve üç medikaman grubuna (n = 12) ayrıldı. Üç hafta sonra, medikamanlar % 17 EDTA,% 2.5 sodyum hipoklorit ve EndoActivator ajitasyonu kullanılarak uzaklaştırıldı. Dişler, yapıştırıcı siman göre üç alt gruba ayrıldı: maxcem elite, relyx unicem ve biscem. Numunelerden 1mm lik kesitler alındı ve push-out testi uygulandı. Tek yönlü ANOVA ve Tukey testleri istatistiksel analizler için kullanıldı. Bulgular: Self adhesive tipine göre, biscem grubu maxcem ve relyx gruplarına göre anlamlı derecede düşük bağlanma dayanımı gösterdi. Maxcem ve relyx (p> 0.05) gruplarının bağlantı değerleri arasında anlamlı bir fark yoktu. Tap-relyx grubu en yüksek, dap-biscem grup en düşük bağlanma değerine sahipti. Sonuçlar: Kanal içi ilaç olarak dap, ca (oh)2 ve tap kullanımı biscem, relyx ve maxcem self adhesive simanların bağlanma dayanımlarını olumsuz etkilememiştir. PP43 EFFECT OF INTRACANAL MEDICAMENT ON BOND STRENGTH OF FIBER POSTS Aim: To evaluate the effect of calcium hydroxide (ch), triple antibiotic paste (tap) and double antibiotic paste (dap) on push-out bond strengths of three different self-adhesive resin cements (sarc). Methodology: Forty-eight single-rooted human maxillary central incisors were selected. The crowns were removed and the root canals were performed. After the irrigation protocols, the post space was prepared. The teeth were then randomly divided into a control group (no intracanal medicament) and three medicament groups (n=12 for each group). After three weeks, the medicaments were removed using 17% EDTA, 2.5% sodium hypochlorite, and EndoActivator agitation. The teeth were divided into three subgroups according to the fiber post luting cement: maxcem elite, relyx unicem, and biscem. The specimens were sectioned and the push-out test was performed. One-way analysis of variance and Tukey s Post Hoc tests were used for statistical analyses. Results: Regarding the type of cement, the biscem had significantly lower bond strength values than maxcem and relyx. There was no significant difference between the bond strength values of maxcem and relyx (p>0.05). The tap-relyx group had the highest bond strength value, the dap-biscem group had the lowest bond strength value. Conclusions: Relyx and maxcem had a higher bond strength to root canal dentin than biscem. The bond strengths of biscem, relyx and maxcem were not negatively affected by the use of dap, Ca(OH)2 and tap as intracanal medicaments. PP44 KURVATÜRLÜ KÖK KANALLARINDA FARKLI İKİ ELEKTRONİK APEKS BULUCUNUN DOĞRULUĞUNUN İN VİTRO DEĞERLENDİRİLMESİ CEMRE KOÇ, FUNDA YILMAZ, BERNA ASLAN ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Kurvatürlü kanallarda çalışma boyunun tespitinde iki farklı elektronik apeks bulucunun doğruluğunun in vitro koşullarda karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için kırk adet çekilmiş mezial kök kanal kurvaturü olan insan mandibular molar diş kullanıldı. Ölçümler sırasında sabit referans noktaları belirlemek için giriş kaviteleri açıldıktan sonra dişlerin okluzal yüzeyleri uzaklaştırıldı. 10 numaralı K tipi eğenin ucu apikal foramenden görülecek şekilde meziobukkal kanala yerleştirildi ve bukkolingual yönde radyograflar 162

163 alındı. Kanal kurvatürleri schneider metoduna göre hesaplandı. Kanalların koronal üçlüleri protper sx eğesi ile genişletildi. Kanallar 2ml %2.5 lik NaOCl ile irrige edildi. 10 no lu K tipi eğe kanallarda apikal foramenin gözlendiği yere kadar yerleştirildi ve dijital kumpas yardımıyla gerçek çalışma boyu hesaplandı. Kökler ve elektronik apeks bulucuların dudak klibi aljinat kalıba gömüldü. Mini root zx ve Propex Pixi cihazlarını kullanırken cihazın ekranında apeks yazısı görülene kadar eğe ilerletildi ve apeks yazısı görülmeye başladığı noktaya kadar geri çekildi. Ölçümler 3 kez tekrarlandı ve ortalama değerler kaydedildi. Elde edilen veriler istatiksel olarak iki eş arasındaki farkın önemlilik testi kullanılarak p=0.05 istatiksel anlamlılık düzeyinde analiz edildi. Bulgular: Mini root zx in % 81.5 oranında, Propex Pixi nin ise %73.6 oranında ±0.5mm aralığında doğru ölçüm yaptığı tespit edilmiştir. Ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı gözlenmiştir. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde kurvatürlü kanallarda çalışma boyunun tespitinde kullanılan mini root zx ve Propex Pixi elekronik apeks bulucuları doğrulukları açısından benzer sonuçlara sahiptir. PP44 IN VITRO EVALUATION OF THE ACCURACY OF TWO ELECTRONIC APEX LOCATORS IN CURVED ROOT CANALS Aim: The aim of this study was to evaluate the accuracy of two electronic apex locators in curved root canals. Methodology: Forty extracted human mandibular molars with curved(50-60 ) mesial roots were used in this study. After access openings were made, cusps were removed from all teeth perpendicular to their long axes to provide a stable reference point for all measurements. A #10K file was placed in the mesiobuccal canal until the tip of the file was visualized at the apical foramen and digital radiographs were taken in the buccolingual direction. Canal curvatures were measured by schneider s method. The coronal third was enlarged with a sx ProTaper file and each canal was irrigated with 2ml 2.5% NaOCl. A #10K file was inserted into the canal until the tip of the file was visualised just within the apical foramen. This length was measured with a digital caliper and recorded as the actual length. Roots and labial clip of the locator were embedded within the alginate. For mini root zx and Propex Pixi the file was inserted within the root canal beyond the apex signal and then withdrawn until a flashing bar 0.0 had been reached. The measurements were repeated for three times and average values were recorded. The data was evaluated by the paired samples t test at a significance level of 5%. Results: Within ±0.5mm, the accuracies were 81.5% for mini root zx and 73.6% for Propex Pixi. No statistically differences were observed between the groups. Conclusions: Within the limitation of the present study, both the electronic apex locators had the same accuracy in determining the working length in curved root canals. PP45 BÜYÜK PERİAPİKAL LEZYONLARIN CERRAHİ OLMAYAN ENDODONTİK TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU ABDULKADİR ÖZŞAHİN, BURCU COŞKUN, MELTEM DARTAR ÖZTAN ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu raporunun amacı; büyük periapikal lezyonların cerrahi olmayan endodontik tedavi sonrası iyileşebildiğini göstermektir. 163

164 Olgu sunumu: 17 yaşında ortodontik tedavi gören kadın hasta alt sağ azı dişindeki şişlik nedeni ile ankara üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti bölümü ne başvurmuştur. Radyografik muayene esnasında mandibular sağ birinci molar dişin apeksinde büyük bir lezyon tespit edilmiştir. 46 no lu dişe kök kanal tedavisi yapılmış ve kök kanal medikamanı olarak kalsiyum hidroksit uygulanmıştır. Tedavi sonrası radyografik ve klinik olarak takip edilen dişte 9 ay sonra radyografik olarak izlenebilen periapikal iyileşme görülmüştür. Sonuç: Endikasyonu olduğu durumlarda büyük periapikal lezyonlu dişlerde geleneksel kök kanal tedavisi ilk seçenek olarak düşünülmelidir. PP45 NON-SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF A LARGE PERIAPICAL LESIONS Aim: The aim of this case report is to present healing of a large periapical lesion after non surgical endodontic treatment. Case report: 17-year-old female who had orthodontic treatment referred to ankara university, faculty of dentistry, department of endodontics for swelling at her mandibular right first molar tooth. During the radiographic examination, a large periapical lesion was detected on the apices of the mandibular right first molar. Root canal treatment was performed and calcium hydroxide was used for root canal medication. During follow up schedule, healing of periapical lesion was observed after 9 months. Conclusion: If it is indicated, conventional root canal treatment should be the first option for tooth has large periapical lesion. PP46 ORTODONTİK MİNİVİDA YERLEŞTİRİLMESİ SIRASINDA OLUŞAN KÖK HASARININ ENDODONTİK TEDAVİSİ EMİNE ODABAŞI TEZER, ABDULKADİR ÖZŞAHİN, MELTEM DARTAR ÖZTAN ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Ortodontik minivida yerleştirilmesinde kök hasarı önemli bir komplikasyondur. Bu vakada, yetişkin bir hastanın ortodontik tedavisinde ankraj amaçlı yerleştirilen ortodontik minividanın neden olduğu iyatrojenik kök perforasyonunun endodontik tedavisi sunulmuştur. Olgu sunumu: Ankara üniversitesi diş hekimliği fakültesi ortodonti anabilim dalı nda tedavi gören 27 yaşındaki erkek hastaya maksiller sol premolar ve molar dişlerinin intrüzyonu için minivida uygulanmıştır. Cerrahi anabilim dalı nda gerçekleştirilen bu işlemden iki ay sonra hasta sol maksiller ikinci premolar bölgede spontan ağrı şikayeti ile endodonti anabilim dalı na başvurmuştur alınan periapikal radyografide sol maksiller 2.ci premolar dişin kökünde minivida yerleştirilmesi sırasında perforasyon oluştuğu görüldü. Dişe kök kanal tedavisi uygulandı ve diş takibe alındı. Sonuçlar: Kök hasarı tehlikesini azaltmak için minivida yerleştirilmesinin daha dikkatli planlanması gerekmektedir. Uygulama sonrası diş kontrol edilip, kök ve pulpa hasarı dikkatli bir şekilde değerlendirilip, en uygun tedavi seçeneği belirlenmelidir PP46 ENDODONTIC TREATMENT OF ROOT DAMAGE CAUSED BY ORTODONTIC MINISCREW PLACEMENT Aim: Root damage is a significant complication of orthodontic miniscrew implant placement. This case report describes the endodontic treatment an iatrogenic root perforation involving a maxillary 164

165 second premolar tooth following the placement of an orthodontic miniscrew placed for anchorage purposes in the treatment of an adult patient. Case report: A 27 year old man received orthodontic treatment for intrusion of the left maxillary premolar and molar teeth with a miniscrew anchorage system. Two months later the patient complained of a spontaneous pain in the maxillary second premolar region. The radiographic evaluation showed that the root of the left second premolar was perforated during screw placement. Healing was achieved by root canal treatment. Conclusions: More careful planning for miniscrew placement is necessary to lessen the danger of root damage. Furtermore, a precise evaluation of both root and pulpal damage and careful consideration of the choice of optimal treatment modality are needed. PP47 FARKLI ŞELASYON YAPICI AJANLARİN KÖK KANAL DOLGU PATLARININ PUSH-OUT BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİSİ H.MELİKE BAYRAM, EMRE BAYRAM,BERKAN CELİKTEN, MERVE KANBER GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ Amaç: Farklı şelasyon yapıcı irrigasyon solüsyonlarının (EDTA, QMix, kitosan ve distile su) kalsiyum silikat içerikli (MTA fillapex ve total fill bc sealer) ve rezin esaslı (AH Plus) kanal dolgu patları üzerine bağlantılarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 96 tek köklü insan mandibular premolar dişleri kullanıldı. Dişlerden 2 ± 0.1mm kalınlığında enine kesitler alındı. Kanal boşlukları standardize etmek için 1mm çapta genişletildi. Numuneler rastgele dört irrigasyon grubuna (n = 48) ayrıldı: Grup 1, % 17 EDTA ve % 5.25 NaOCl, Grup 2; QMix; Grup 3, % 0.2 kitosan çözeltisi; Grup 4, distile su. Bu irrigasyon işlemlerinden sonra, her grup rastgele göre üç alt gruba daha (n = 15) ayrıldı. Örnekler farklı kanal patlartı (AH-Plus, MTA fillapex ve total fill bc sealer) ve guta perka ile dolduruldu. Push-out universal test makinesi kullanılarak dak / 1 mm bir oranda koronal yönde kuvvet uygulandı. Tüm istatistiksel analizler spss (ver. 20.0) yazılımı ile yapıldı. Örnekler tek-yönlü analizi ve Post Hoc Tukey testi (p 0.05) ile analiz edildi. Bulgular: AH Plus ve total fill bc sealer kanal patları, distile su dışındaki diğer irrigasyon gruplarda eşit bağlanma dayanımı gösterdi (p <0.05). Ancak, MTA fillapex kanal patı, AH Plus ve total fill bc sealer ile karşılaştırıldığında en düşük bağlanma dayanım değerlerine sahipti (p> 0.05). Kitosan kullanıldığında, tüm kanal patları yüksek bağlanma dayanım değerleri gösterdi. Sonuçlar: Kitosan, patların bağlanma dayanımını olumlu yönde etkilemiştir. Kök kanal tedavisi sırasında diğer şelasyon yapıcı ajanlara alternative olarak kullanılabilir. PP47 EFFECT OF DIFFERENT CHELATING SOLUTIONS ON THE PUSH-OUT BOND STRENGTH OF VARIOUS ROOT CANAL SEALERS Aim: To evaluate the effects of final irrigation solutions (EDTA, QMix, chitosan and distilled water) on bond strength to radicular dentine for the calcium silicate (MTA fillapex and total fill bc sealer) and resin (AH Plus) based root canal sealers. Methodology: In this study, 96 extracted single rooted human mandibular premolars were used. The teeth were sectioned transversally in order to obtain two sections of 2±0.1mm thickness. The lumens 165

166 were enlarged 1mm in diameter to make standardized cavities. The samples were randomly divided into four irrigation groups (n=48):group 1, 17% EDTA and 5.25% NaOCl for 3 min, each; Group 2, QMix for s; Group 3, 0.2% chitosan solution for 3 min; Group 4, distilled water for 3 min. After these irrigation procedures, each group was randomly divided into three subgroups (n=15) according to the sealer used. AH-Plus, MTA fillapex, and total fill bc sealer. A vertical load was applied through the coronal direction at a rate of 1 mm/min using universal testing machine. All statistical analyses were performed with spss (ver. 20.0) software. The samples were analyzed with one-way analysis and the Post Hoc Tukey s tests (p 0.05). Results: AH Plus and total fill bc sealer provided equal bond strength to the root canal wall in all the groups except distilled water (p<0.05). However, MTA fillapex showed lower bond strength values than those of AH Plus and total fill bc (p>0.05). When chitosan was used as the final irrigation solution, all root canal sealers showed highest bond strength values. Conclusion: Chitosan may be an alternative chelating agent when used with different root canal sealers. It has both chelating effects and positively affects bonding of root canal sealer. PP48 AH PLUS İÇERİSİNE CA(OH)2 VE MTA İLAVESİNİN PATIN BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİSİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ EMRE BAYRAM, H. MELİKE BAYRAM, TUĞRUL ASLAN, YAKUP ÜSTÜN GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ ERCİYES ÜNİVERSİTESİ Amaç: Yapılan bu çalışmada AH Plus a farklı oranlarda MTA ve Ca(OH)2 ilave edilerek deneysel olarak oluşturulan kanal patlarının bağlanma dayanımının AH Plus, total fill, ve MTA fillapex kanal patlarıyla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 91 adet santral dişler kullanıldı. Kök kanalları VDW silver cihazında(vdw, Munich, Germany) Resiproc all programı kullanılarak Resiproc 40 (VDW, Munich, Germany) numaralı eğe ile genişletildi. İrrigasyon protokolü sonrasında, rastgele seçilen dişler, obturasyon için kullanılacak kanal dolgu patına göre 7 gruba ayrıldı (n=10): Grup 1: AH Plus (maillefer, dentply, konstanz, germany); Grup 2: MTA fillapex (angelus, londrina, pr, brazil); Grup 3: total fill((brasseler usa, savanah, ga, usa)); Grup 4: AH Plus+ %5 Ca(OH)2((kalsin; spot dental, ızmir, turkey)); Grup 5: AH Plus+ %5 MTA (angelus, londrina, pr, brazil); Grup 6: AH Plus+ %10 Ca(OH)2; grup 7: AH Plus + %10 MTA. Patların sertleşmesini takiben, her bir örneğin orta üçlüsünden 1 mm kalınlığında koronale doğru 3 adet horizontal kesitler alındı (n= 30). Push out testi uygulandıktan sonra elde edilen veriler ıbm spss 20 istatistik yazılım programında tek yönlü varyans analizi ve Post Hoc. Tukey testleri kullanılarak analiz edildi (p= 0.05). Kırık tipleri, adesive, kohesive ve mix olarak sınıflandırıldı. Ek olarak, 21 örnek de kon fokal incelemesine tabi tutuldu. Bulgular: En yüksek bağlanma dayanımı AH Plus+%10 MTA içeren grupta, en düşük bağlanma dayanımı ise MTA fillapex grubunda görüldü. AH Plus ile deneysel oluşturulan patlar arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı. Deneysel oluşturulan patlar kendi aralarında değerlendirildiğinde aralarında istatistiksel olarak fark bulunmazken, total fill ve MTA fillapex ile karşılaştırıldıklarında deneysel oluşturulan patlar istatistiksel olarak kök kanal duvarlarına daha fazla bağlanma gösterdi. AH Plus ın bağlanma dayanımı, total fill ve MTA fillapex ten istatistiksel olarak fazla bulundu. Total fill ile MTA fillapex arasında istatistiksel olarak fark yoktu (p=0,05 ). Başarısızlık tiplerinin incelenmesi 166

167 sonrasında AH Plus ve MTA fillapex gruplarında en fazla kohesive, totalfill grubunda adhesive ve deneysel oluşturulan pat gruplarında en fazla mixed hata tipleri belirlendi. Sonuçlar: Ca(OH)2 veya MTA nın AH Plus ın içerisine %5 veya %10 oranında ilave edilmesinin patın bağlanma dayanımı üzerine olumsuz bir etkisi gözlenmemiştir. PP48 THE EFFECT OF MTA AND CALCIUM HYDROXIDE ADDITIVES ON THE BOND STRENGTH OF AH PLUS CANAL SEALER Aim: To evaluate the bond strength of the canal sealers formed experimentally by adding different levels of MTA and Ca(OH)2 into AH Plus be compared with AH Plus, total fill and MTA fillapex. Methodology: 91 single-rooted human maxillary central teeth were prepared with the Resiproc system up to a master apical file size of Resiproc 40, and the following sealer type evaluated for bond strength (n=70): AH Plus; MTA fillapex; totalfill; and four experimental sealers (AH Plus+ 5% Ca(OH)2 ; AH Plus+ 5% MTA; AH Plus+ 10% Ca(OH)2; AH Plus + 10% MTA) (n=10). Three 1-mm-thick slices were obtained from each root sample, and the bond strength of the test materials was measured using a push-out test. The data were analysed using one-way ANOVA and Post Hoc. Tukey tests (p = 0.05). Fracture modes were classified as adhesive, cohesive or mixed. Additionally, 21 teeth were examined by a confocal microscope. Results: The highest and lowest mean push-out values were obtained for group AH Plus+10% MTA and MTA fillapex, respectively (p < 0.05). No statistical difference was found between AH-Plus and the experimental sealers (p > 0.05 ). It was seen that AH Plus and the experimental sealers had statistically showed higher bond strength values than compared with total fill and MTA fillapex (p < 0.05). Conclusions: It was observed that adding 5% or 10% of Ca(OH)2 or MTA into AH-Plus had no negative effect on the bond strength of AH Plus. PP49 PERİAPİKAL LEZYONLU APEKSİ AÇIK BİR DİŞİN MİNERAL TRİOKSİT AGGREGAT İLE TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU MELTEM DEVECİ, SADULLAH KAYA, ÖZKAN ADIGÜZEL DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİMDALI, DİYARBAKIR Amaç: Bu olgu sunumunun amacı, periapikal lezyonlu ve açık apeksli maxiller kesici dişin MTA kullanılarak endodontik açıdan tedavi edilmesidir. Gereç ve Yöntem: 40 yaşında bayan hastadan alınan anamnezde 10 yaşında düşmeye bağlı travmaya uğradığı, herhangi bir şikayeti olmaması nedeniyle diş hekimine başvurmadığı öğrenildi. Yapılan radyografik muayenede maxiller kesici dişinde geniş açık apeks ve apikal bölgede radyolüsensi gözlenmiştir.vitalite testi sonucu negatif bulunmuştur. Hastaya kronik apikal periodontitis teşhisi konuldu. İlgili dişte endodontik giriş kavitesi açıldıktan sonra çalışma uzunluğu radyografik olarak saptanmış ve kök kanalı h tipi eğe ile 80 numaraya kadar geleneksel yöntem ile genişletilmiştir. Yıkama solüsyonu olarak %2.5NaOCl ve %17 EDTA kullanılmıştır. Daha sonra kanal içi medikamenti olarak kalsiyum hidroksit patı uygulandı ve giriş kavitesi geçici dolgu maddesi ile kapatıldı.hastaya 15 gün sonrasına randevu verildi.ikinci seansta kalsiyum hidroksit patı kanaldan uzaklaştırıldıktan sonra kök ucunu tıkamak için MTA tamir materyali apikal bariyer tekniği ile plugger kullanılarak yerleştirildi.giriş kavitesi steril ıslak pamuk pelet yerleştirilerek geçici dolgu materyali ile kapatıldı. Bir sonraki gün MTA materyalinin sertleştiği tespit edildikten sonra,kök kanalları lateral kompaksiyon 167

168 tekniği ve sealapex kanal patı kullanılarak dolduruldu.son olarak kompozit rezin ile restorasyonu tamamlandı. Bulgular: Yapılan kontrollerde(6 aylık) üst orta kesici dişin klinik olarak asemptomatik olduğu ve radyografik olarak da periapikal alanda iyileşme sağlandığı görülmüştür. Sonuçlar: Kök gelişimi tamamlanmamış dişlerin tedavisinde, MTA ile uygulanan apikal bariyer tekniği tedavi süresini kısaltması ve biyouyumlu olması nedeniyle ideal bir yöntem gibi görünmektedir. PP49 MINERAL TRIOXIDE AGGREGATE TREATMENT FOR A PERIAPICAL LESION IN A TOOTH WITH OPEN APEX: A CASE REPORT Aim: The purpose of this report is to present the value of endodontic treatment of the periapical lesions of maxillary incisors with open apex using the mineral trioxide aggregate (MTA). Methodology: A 40-year-old female patient who had a slump history at age 10 but didn t visit to the dentist then because of the lack of any complaints applied to the hospital recently. In radiographic examination, maxillary incisor was shown to have a wide-open apex with radiolucency in periapical region. Vitality test results were negative. The patient was diagnosed with chronic apical periodontitis. After opening the endodontic access cavity, the dental working length was determined radiographically and root canal had been extended up to number 80 using h-type file via traditional methods. 2.5% NaOCl and 17% EDTA were used as washing solutions. Later, calcium hydroxide paste was applied as the intracanal medicaments and access cavity was filled using temporary filling material. The patient was called after 15 days. In the second session, after the calcium hydroxide paste was removed from the canal cavity, the MTA repair material was placed to obstruct the root tip using apical barrier technique with plugger. The access cavity was filled with a temporary filling material using sterile wet cotton pellets. The next day, after determining that the MTA material hardens, the root canals were filled with sealapex canal sealers via lateral compaction technique. Finally, the restoration is completed with composite resin. Results: After 6 months, upper central incisor tooth was shown to be clinically asymptomatic with radiographic evidence of healing in the periapical space. Conclusions: The apical barrier technique using MTA for the treatment of teeth with incomplete root development seems an ideal method because of its biocompatibility and shorter treatment duration. PP50 TRAVMA SONRASI ÜST KESER DİŞLERİN FİBER POST DESTEĞİ VE KENDİ KIRIK PARÇALARIYLA RESTORE EDİLMESİ 2 ARİFE MERSİNLİOĞLU, 1 MURAT MADEN, 2 VOLKAN DİNÇ, 2 BURÇAK ÜRSOY 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Anterior kök kırıkları çoğunlukla çocuk ve gençleri etkileyen yaralanma biçimidir. Travmayla geniş bir kron kırığı oluşursa, retansiyonu artırmak için kök kanal tedavisi ve post uygulanmasına ihtiyaç duyulabilir. Olgu sunumu: Bu vaka raporu travma sonucu komplike kron kırığı olan iki hastanın kendi kırık parçalarıyla restore edilmesini sunmaktadır. Yöntemler: iki genç hasta kliniğimize komplike kron-kök kırığı şikayeti ile başvurdular. İntraoral gözlemde hastaların üst keserlerinin kırıldığı ama tamamen ayrılmadığı gözlendi. Kırık parçalar nazikçe alındı. Kalan kök kısmına endodontik tedavi uygulandı ve post boşluğu hazırlandı. Kırık kuronlara giriş kavitesi hazırlandı. Daha sonra, fiber postlar ve kırık 168

169 kuronlar dual cure siman ile yapıştırıldı. Bulgular: 6 aylık takipte, dişler fonksiyondaydı ve renklenme ve perküsyon ve palasyona hassasiyet yoktu. Sonuçlar: Kırık parçanın tam ve mevcut olduğu durumlarda, dişlerin reataçmıntı az zaman alan ve ucuz bir seçenektir. Konvansiyonel restorasyon metotlarının üzerinde doğal dişin translüsensliğinin devam ettirmesi ve aşınma direncinin kompozitten iyi olması gibi bir çok avantaja sahiptir. PP50 RESTORATION OF POSTTRAUMATIC UPPER INCISORS SUPPORTED WITH FIBER POSTS AND ORIGINAL TOOTH FRAGMNET Aim: Anterior crown fractures are a common form of injury that mainly affects children and adolescents. If an excessive crown fracture occurs during trauma, the root canal treatment and the post application could be needed to increase the retention. Case report: This case report presents two patients with complicated crown fracture caused by trauma have been restored with their fracture fragments. Material-method: two younger patients admitted to our clinic with complaints of complicated crown root fractures. İntraoral examination revaled that patient s upper incisors are fractured but they were not seperated completely. Fractured parts were extrused gently. Endodontic treatment was performed to the remaining portion of the root and post space were prepared. Access cavities were prepared to the fractured crowns. Then, fiber posts and fractured crowns were fixated with dual cure cement. Conclusions: At the 6-month follow-up, teeth were in function and there were no staining, and no tenderness to percusion and palpation. Conclusion: reattachment of the tooth is an less time consuming and cheap option when the broken fragment is intact and available. It has several advantages over conventional methods of restoration such as remaining the translucency of natural tooth and better abrasive resistance than composites. PP51 ETİLENDİAMİN TETRAASETİK, PERASETİK VE ETİDRONİK ASİTİN KULLANIMINDAN SONRA KÖK KANAL DENTİNİNDEKİ SMEAR TABAKA VE EROZYONUN DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZGÜR İLKE ATASOY ULUSOY, SALEV ZEYREK, BÜLENT ÇELİK GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, %9, %18 etidronik asit (hebp), %0,5, %1, %2 perasetik asit (paa) ve %17 etilendiamin tetraasetik asitin (EDTA) kök dentinindeki smear tabakayı uzaklaştırma etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Tek kök kanalına sahip toplam 70 diş, kalan kök uzunluğu 12 mm olacak şekilde kronlarından ayrıldı. Kök kanalları, ProTaper döner aletlerle F3 apikal boyuta kadar enstrümante edildi. Enstrümantasyon sırasında kök kanalları, %2,5 NaOCl kullanılarak irrige edildi. Daha sonra kullanılan final irrigasyon solüsyonuna göre kökler altı deney (n=10), bir kontrol (n=10) grubuna ayrıldı: 1.grup: %9 hebp, 2.grup: %18 hebp, 3.grup: %0,5 paa, 4.grup: %1 paa, 5.grup: %2 paa, 6.grup: %17 EDTA, 7.grup: salin (kontrol). 2,5 ml hacimli irrigasyon solüsyonları, 30-g iğne kullanılarak 1 dakika boyunca uygulandı. Her kökün bukkal ve lingual yüzeylerinde elmas disklerle uzunlamasına iki adet oluk oluşturuldu. Kökler, bir keski yardımıyla uzun aksları boyunca ikiye ayrıldı. Örnekler, metal kütüklere monte edilerek, 20 nm altınla kaplandı ve taramalı elektron mikroskobu ile incelendi. Kök kanalının koronal, orta ve apikal üçlüsündeki smear tabaka ve erozyon miktarı iki bağımsız araştırmacı tarafından skorlandı. Elde edilen veri kaydedildi ve istatistiksel olarak analiz edildi. 169

170 Bulgular: EDTA, %9 ve %18 etidronik asit, kök kanalının koronal ve orta üçlüsündeki smear tabakayı etkin bir şekilde kaldırmıştır. %0,5, %1, %2 perasetik asit kullanımından sonra, kökün koronal ve orta üçlüsünde, EDTA ve etidronik asite göre daha yüksek oranda smear tabaka görülmüştür (p<0,05). Ancak, apikal üçlüde, etidronik asitin her iki konsantrasyonu da diğer test solüsyonlarına göre smear tabakayı daha etkili uzaklaştırmıştır (p<0,05). %18 etidronik asit ile irrige edilmiş birkaç örnek hariç, deney gruplarındaki hiçbir örnekte belirgin bir erozyona rastlanmamıştır. Sonuçlar: Düşük konsantrasyona sahip etidronik asit (%9), kök kanalının koronal, orta ve apikal üçlüsündeki smear tabakanın eliminasyonunda güvenli olarak kullanılabilir. PP51 EVALUATION OF SMEAR LAYER AND EROSION ON ROOT CANAL DENTINE AFTER USE OF ETHYLENEDIAMINE TETRAACETIC, PERACETIC, AND ETIDRONIC ACIDS Aim: This study aimed to compare the smear layer removal capacities of 9%, 18% etidronic acid (hebp), 0.5%, 1%, 2% peracetic acid (paa), and 17% ethylenediamine tetra-acetic acid (EDTA) on human root dentine Methodology: A total of 70 teeth with single root canal were decoronated remaining a root length of 12 mm. Root canals were instrumented using ProTaper rotary files to an apical size of F3. During instrumentation the root canals were copiously irrigated with 2.5% NaOCl. Then the roots were divided into six experimental (n=10) and one control group (n=10) according to the final irrigation solution as follows: Group 1: 9% hebp, Group 2: 18% hebp, Group 3: 0.5% paa, Group 4: 1% paa, Group 5: 2% paa, Group 6: 17% EDTA, Group 7: saline (control). The irrigation solutions with a volume of 2.5 ml were applied for 1 minute using a 30-g needle. Two longitudinal grooves were prepared on the buccal and lingual surfaces of each root using a diamond disk. The roots were split along their long axis using a chisel. Specimens were mounted on metallic stubs, coated with 20 nm gold, and viewed with scanning electron microscope. The amount of smear layer and erosion was scored on the coronal, middle, and apical thirds of the root canal wall by two independent observers. The data was recorded and statistically analysed. Results: EDTA, 9% and 18% etidronic acid removed smear layer efficiently in the coronal and middle thirds of the root canal. Use of 0.5%, 1%, 2% peracetic acid resulted in higher scores of smear layer in the coronal and middle thirds, compared to the EDTA and etidronic acid (p<0.05). However, in the apical third, two concentrations of etidronic acid showed more efficient removal of the smear layer than the other test solutions (p<0.05). There was no significant erosion in any specimen of the experimental groups, except for the ones irrigated with 18% etidronic acid. Conclusions: Etidronic acid with low concentration (9%) can be used safely to eliminate smear layer in coronal, middle, and apical thirds of the root canal. PP52 FARKLI İRRİGASYON SOLÜSYONLARININ KULLANIMINDAN SONRA KÖK KANAL DOLGUSUNUN KÖK KANAL DENTİNİNE ADAPTASYONU ÖZGÜR İLKE ATASOY ULUSOY, SALEV ZEYREK, BÜLENT ÇELİK GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı irrigasyon solüsyonlarının, rezin esaslı kanal patının kök kanal dentinine adaptasyonu üzerindeki etkilerini taramalı elektron mikroskobu ile incelemektir. Gereç ve Yöntem: Seksen iki adet tek kanallı mandibular premolar diş sement-mine birleşiminden kök uzunluğu 11 mm kalacak şekilde ayrıldı. Kök kanalları ProTaper döner aletlerle apikal boyut F3 olacak şekilde genişletildi. Kök kanalları, 2ml %2,5 NaOCl ile enstrümantasyon boyunca irrige edildi. 170

171 Ardından kökler, kullanılan irrigasyon rejimine göre altı deney (n=12), bir kontrol grubuna (n=10) ayrıldı: 1. Grup: %0,5 perasetik asit (paa), 2. Grup: %1 paa, 3. Grup: %2 paa, 4. Grup: %9 etidronik asit (hebp), 5. Grup: %18 hebp, 6. Grup: 17% EDTA, 7. Grup: salin. Kök kanalları, 5ml distile su ile yıkanarak kağıt konlarla kurutuldu ve AH Plus kök kanal patı ve güta-perka konlar ile devamlı ısıyla obturasyon yöntemi kullanılarak dolduruldu. Doldurulan her kök, uzun aksa dik olarak, anatomik apekten 3 ve 5 mm uzaklıkta, bir adet apikal örnek elde etmek için kesildi. Örnekler altınla kaplandı ve dolgu materyalinin adaptasyonu açısından taramalı elektron mikroskopla incelendi. Dolgu materyali ve kök dentini arasındaki boşluklar iki bağımsız gözlemci tarafından skorlandı: skor 1: dolgu materyalinin dentin duvarına sıkı marjinal uyumu, kanal çevresinin %70 inden fazlasında boşluk bulunmaması, skor 2: dolgu materyalinin sıkı marjinal adaptasyonu, kanal çevresinin %30-%60 ında boşlukların bulunması, skor 3: dolgu materyalinin zayıf marjinal adaptasyonu, kanal çevresinin %60 ından fazlasında belirgin boşlukların bulunması. Bulgular: %17 EDTA ve %2 paa ile irrige edilen kök kanalları diğer deney solüsyonlarına göre daha zayıf marjinal adaptasyon göstermiştir. Kök kanal duvarı ve dolgu materyali arasında en az boşluk %18 hebp grubunda gözlenmiştir. Sonuçlar: Kök kanallarının doldurulmasından önce %18 etidronik asit ile irrigasyonu, kök kanal dolgusunun adaptasyonunu arttırabilir. PP52 INTERFACIAL ADAPTATION OF ROOT CANAL FILLINGS TO THE ROOT CANAL DENTINE AFTER USE OF DIFFERENT IRRIGATION SOLUTIONS Aim: The aim of this study is to investigate the effects of different irrigation solutions on the interfacial adaptation of a resin-based sealer to root canal dentine by using scanning electron microscopy. Methodology: Eighty-two mandibular premolar teeth with single root canals were decoronated at the cemento-enamel junction to provide a standard root length of 11 mm. The root canals of the teeth were enlarged with ProTaper rotary instruments to a master apical size of F3. The root canals were copiously irrigated using 2 ml 2.5% NaOCl during instrumentation. Then the roots were randomly divided into six experimental (n=12) and one control group (n=10) according to the final irrigation regimen as follows: Group 1: 0.5% peracetic acid (paa), Group 2: 1% paa, Group 3: 2% paa, Group 4: 9% etidronic acid (hebp), Group 5: 18% hebp, Group 6: 17% EDTA, Group 7: saline. The root canals were rinsed with 3 ml distilled water and dried with paper points. Then the root canals were filled with AH Plus sealer and gutta-percha cones using continuous wave of condensation technique. Each root was sectioned perpendicular to its long axis at 3 and 5 mm from the anatomic apex to obtain one apical specimen. The specimens were sputter-coated with au and observed under scanning electron microscope regarding interfacial adaptation of the sealer. The gaps between the filling material and root dentine were scored by two independent observers as follows: score 1: close marginal approximation of the filling material to the dentinal wall, no spacing defects present at the material-dentin interface in >70% of the circumference of the canal, score 2: close marginal adaptation of the filling, presence of spacing defects at the material-dentin interface in 30%-60% of the circumference of the canal, score 3: poor marginal approximation of the filling material to the dentinal wall, majör voids and/or significant spaces at the material-dentin interface in >60% of the circumference of the canal. Results: The root canals irrigated with 17% EDTA, 2% paa showed poorer marginal adaptation compared to the other experimental groups. There were minimum gaps between root canal wall and filling material in the 18% hebp group. 171

172 Conclusions: Irrigation of root canals with 18% etidronic acid before obturation enhanced the adaptation of root canal filling. PP53 ÇEŞİTLİ KANAL İÇİ İLAÇLARININ NEDEN OLDUĞU KORONAL DİŞ RENKLENMESİNİN KARŞILAŞTIRILMASI 1 SEVİNÇ AKTEMUR TÜRKER, 1 BURCU BİLGİN, 2 EMEL UZUNOĞLU, 3 AHMET ATİLLA ERTAN, 4 BAKİ HAZER 1 BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ZONGULDAK 2 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA 3 HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI, ANKARA 4 BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ FEN EDEBİYAT FAKÜLTESİ, KİMYA BÖLÜMÜ, ZONGULDAK Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı kanal içi ilaçlarının koronal diş renklenmesi yapma potansiyellerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: 75 adet çekilmiş insan üst çene ön keser dişlere giriş kavitesi açıldı, kök kanallarının şekillendirme işlemi yapıldı ve dişlerin kök boyları 10 mm olacak şekilde mine-sement sınırının altından kesilerek standardize edildi. Örnekler test edilen kanal içi medikamentlere göre 5 gruba ayrıldı (her bir grupta 15 örnek olacak şekilde). Grup 1: kök kanalları boş bırakıldı (kontrol grubu), Grup 2: kalsiyum hidroksit patı (ch), Grup 3: gümüş nanopartikül süspansiyonu ile karıştırılmış kalsiyum hidroksit patı (ch + agnps), Grup 4: ciprofloxacin, metronidazole ve doxycycline karışımı (tap; üçlü antibiyotik patı), ve Grup 5: kalsiyum hipoklorit (caocı). Renk ölçümü spektrofotometre aracılığıyla medikament yerleştirilmeden önce (t0), yerleştirildikten, bir gün sonra (t1), bir hafta sonra (t2), ve 3 hafta sonra (t3) olmak üzere 4 farklı zaman aralığında yapıldı. Algılanabilen renk değişikliği Veriler kruskal wallis ve mann whitney-u testleri kullanılarak istatistiksel analiz yapıldı. Bulgular: Gruplar arasında anlamlı farklılıklar belirlendi (p<0.05). Tap ve ch +agnps grupları kontrol grubuyla ile karşılaştırıldıklarında en fazla koronal renklenmeye neden oldukları görüldü (p <.05). Ch, caocı ve kontrol grupları belirlenen zaman aralıklarının hiçbirinde algılanabilir renk değişim eşik değerini geçmedi. Renklenmenin ilk 7 gün içerisinde arttığı ve bunun özellikle tap ve ch + agnps grupları için anlamlı olduğu görüldü. Sonuçlar: Tap ve ch + agnps kanal içi medikamentleri anlamlı koronal diş renklenmesine neden olurken ch ve caocı kanal içi medikamentleri renklenmeye neden olmamaktadır. PP53 A COMPARATION OF CORONAL TOOTH DISCOLORATION INDUCED BY VARIOUS INTRACANAL MEDICAMENTS Aim: The purpose of this study was to evaluate coronal tooth discoloration potential of different intracanal medicaments. Methodology: Seventy five extracted human maxillary anterior teeth were accessed, root canals were instrumented, and sectioned to standardized root lengths of 10 mm below the cementoenamel junction. The specimens were divided into five groups (n=15 for each group) according to the intracanal medicament tested (n = 15). No filling (control group), calcium hydroxide paste (ch), 172

173 calcium hydroxide with silver nanoparticles suspension (ch + agnps), mixture of ciprofloxacin, metronidazole, and doxycycline (tap; triple antibiotic paste), and calcium hypochlorite (caocı). The color measurement was performed with a spectrophotometer at 4 different time intervals: before (t0), one day after placement of the filling material (t1), one week (t2), and 3 week (t3) and the human perceptibility threshold was set to 3.7. L*a*b* values were used to calculate color changes wallis and mann whitney-u tests. Results: Significant differences were observed between groups (p<0.05). Tap and ch +agnps induced more coronal discoloration compared with the control group (p <.05). Ch, caocı and control groups showed no color changes exceeding the perceptibility threshold at all time points. Discoloration progressed within the first 7 days, particularly significant for tap and ch + agnps groups. Conclusions: Significant coronal tooth discoloration was caused by tap, and ch + agnps but not by ch and caocı groups. PP55 HORİZONTAL KÖK KIRIKLI DİŞLERİN DEKORONASYON İLE TEDAVİSİ: 2 OLGU SUNUMU SELEN İNCE YUSUFOĞLU, FATİH TULUMBACI YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PEDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Travma sebebiyle daimi anterior dişlerin erken kaybı genç hastalarda estetik ve fonksiyonel pek çok soruna yol açmaktadır. Diş eksikliklerinin konvansiyonel yöntemlerle tedavisi, ilerleyen dönemde gerçekleştirilebilecek daimi estetik tedavileri zorlaştırmaktadır. Bu durumun önüne geçmek için alternatif tedavi yöntemleri uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntemlerden biri ankiloze dişler için uygulanan, diş kronunun çıkarılarak kökün alveoler soket içinde bırakılması aşamalarını içeren dekoronasyon işlemidir. Gereç ve Yöntem: Vaka raporu 1: travma hikayesiyle kliniğimize başvuran 16 yaşındaki bayan hastanın 11 numaralı dişinde servikal horizontal kök kırığı olduğu alınan radyografiler sonucu tespit edildi. Çekim endikasyonu olan 11 numaralı dişe dekoronasyon uygulanarak, erken diş çekimine bağlı oluşabilecek alveol kemik kaybının önlenmesi amaçlandı. Kron parçası uzaklaştırıldıktan sonra kök kanalı instrümante edilip bölgenin kanlanması sağlandı. Çekilen kron parçası serum fizyolojik içerisinde saklanarak çekim bölgesine fiber ağ (ribbond) ile komşu dişlerden destek alınarak yerleştirildi. Hastanın üç aylık kontrol radyografisi alınmıştır. Vaka raporu 2: daha önce 11 nolu dişine MTA ile apeksifikasyon tedavisi uygulamış olduğumuz 13 yaşındaki çocuk hasta kliniğimize 1.5 yıl sonra o dişin sallanması şikayeti ile başvurdu. Alınan radyografi sonucu dişte servikal horizontal kök kırığı olduğu belirlenmiş olup mobilite gözlendi. Çekim endikasyonu olan bu dişe dekoronasyon tedavisi uygulanıp, uzaklaştırılan kron kısmı fiber ağ (ribbond) ile komşu dişlerden destek alınarak yerleştirildi. Hastanın 6 aylık kontrol radyografileri mevcuttur. Sonuçlar: Dekoronasyon, çekimi planlanan ankiloze dişlerde alveol kemik kaybının önlenmesi açısından güvenle kullanılabilecek bir tedavi seçeneğidir. Bu olgularda, ankiloze olan ve uygun endikasyında ankiloze olmayan dişlerde de bu tekniğin kullanılabileceği görülmüştür. PP55 TREATMENT OF HORIZONTAL ROOT-FRACTURED TEETH WITH DECORONATION PROCEDURE: 2 CASE REPORTS Aim: Early loss of permanent anterior teeth due to trauma can cause esthetic and functional problems for young patients. In such cases, replacement of the missing tooth with traditional approaches is possible; however such approaches will reduce the chance of the patient to receive an 173

174 esthetic and consistent treatment in the future. Alternative treatments to avoid this stiuation has started to be implemented. Methodology: One of the methods applied for ankylosing teeth is decoronation. This method consisted of leaving the root fragment inside the alveolar socket following the removal of the crown. Methods: case resport 1: a 16-year-old female patient referred to our clinic with a history of trauma. Horizontal root fracture in tooth no 11 was detected. To avoid alveolar bone loss due to early tooth extraction, decoronation procedure, an alternative approach, was applied to tooth no. 11. After removal of the crown, the root fragment which inside the alveolar socket instrumented for bleeding. For the rehabilitation of the missing crown, extracted crown part which hidden physiological serum was placed with fiber network (ribbond). 3-month follow-up is available. Case report 2: 13-year-old male patient referred to our clinic who was applied to the tooth no. 11 apexification treatment with MTA 1.5 years ago, with swing complaint. After radiographic examination horizontal root fracture in tooth no 11 was detected and mobility was observed. Decoronation procedure was applied to tooth no. 11. For the rehabilitation of the missing crown, extracted crown part which hidden physiological serum was placed with fiber network (ribbond). 6-month follow-up is available. Conclusions: Decoronation is essentially a treatment choice for preventing alveolar bone loss in ankylosed teeth considered for extraction. In these case reports, decoronation was shown to be a suitable alternative for a fractured, also for non-ankylosed tooth. PP56 İMMATÜR KESİCİ DİŞTE KOMPLİKE-KRON KIRIĞI TEDAVİSİ: 6 YILLIK TAKİP GİZEM ERBAŞ ÜNVERDİ, ZAFER CAVİT ÇEHRELİ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Bu olgu bildiriminde, komplike-kron kırığını takiben tedaviye geç başvuran bir çocuk hastada immatür daimi kesici dişe uygulanan apeksogenezis tedavisinin uzun dönem klinik ve radyografik takip bulguları sunulmaktadır. Olgu sunumu: 8 yaşındaki kız hasta, iki gün önce geçirdiği düşme kazası sonucu kesici dişinde oluşan kırık şikayetiyle pedodonti kliniği ne başvurdu. Klinik ve radyolojik muayenelerde, komplike kron kırığı mevcut olan üst daimi sağ santral dişin kök ucunun açık ve köklerinin ince olduğu gözlendi. Lokal anestezi uygulamasını takiben, dişe servikal pulpotomi tedavisi uygulanarak açık pulpa yüzeyi MTA ile kapatıldı ve diş cam iyonomer dolgu ile geçici olarak restore edildi. Kuru ortamda saklanmış olan kırık parça, rehidratasyon için serum fizyolojik solüsyonunda bekletildi. Üç gün sonra, kırık parça, total pürüzlendirmeli adeziv sistem ve kompozit rezinle dişe yapıştırıldı. Sonuçlar: Immatür dişlerde pulpa açılımının eşlik ettiği kron kırıklarında, MTA ile servikal pulpotomi tedavisinin uygulanması, kök gelişimini ve apikal kapanmayı destekleyen uygun bir tedavi seçeneği olarak uygulanabilir. PP56 MANAGEMENT OF AN IMMATURE AND COMPLICATED CROWN-FRACTURED CENTRAL INCISOR: 6-YEAR FOLLOW-UP Aim: This report presents apexogenesis of a late-referred complicated crown-fractured immature permanent incisor. Case report: An 8 year-old girl was referred to the pediatric dentistry clinic with a complaint of fractured incisor two days after a fall accident. Clinical and radiological examination revealed complicated crown fracture of maxillary permanent right central incisor with thin roots and open 174

175 apex. Following local anesthesia, cervical pulpotomy was performed and the pulp was sealed with MTA, followed by temporary restoration with glass ionomer cement. The dry fractured fragment was transferred into saline solution for rehydration. Three days later, the fractured fragment was reattached with etch-and-rinse adhesive and composite resin. Conclusions: In crown-fractured immature teeth with traumatic pulp exposures, cervical pulpotomy with MTA may be a viable treatment option to promote root development and apical closure. PP57 MANDİBULAR KANALIN ÜST SINIRI İLE MANDİBULAR İKİNCİ PREMOLAR VE MANDİBULAR MOLAR DİŞLERİN KÖK APEKSLERİ ARASINDAKİ MESAFENİN CBCT KULLANILARAK DEĞERLENDİRİLMESİ 1 ELİF BAHAR ÇAKICI, 2 EREN YILDIRIM, 3 YASİN YAŞA, 1 FATİH ÇAKICI, 4 ÖMER DEMİRTAŞ 1 ORDU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ORAL DİAGNOZ VE RADYOLOJİ ANABİLİM DALI 3 ORDU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ORAL DİAGNOZ VE RADYOLOJİ ANABİLİM DALI 4 İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ORAL DİAGNOZ VE RADYOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Mandibular kanal ve alt alveoler sinirin pozisyonu hakkında bilgi sahibi olmak, invaziv dental işlemler sırasında sinir hasarı oluşmasını önlemek adına önemlidir. Bu çalışmanın amacı mandibular kanalın üst sınırı ile mandibular ikinci premolar ve mandibular molar dişlerin kök apeksleri arasındaki mesafenin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 68 hastadan alınan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) görüntüleri incelendi. Mandibular kanalın üst sınırı ile mandibular ikinci premolar ve mandibular birinci, ikinci ve üçüncü molar dişlerin mesial ve distal kök apeksleri arasındaki mesafe ölçülüp kaydedildi. Veriler yaş, cinsiyet, bölge ve dişin tipiyle ilişkilendirildi. Bulgular: 68 hastanın toplam 124 mandibular ikinci premolar ve 303 mandibular molar dişi değerlendirmeye alındı. Kök apeksinden mandibular kanalın üst sınırına kadar olan mesafe ikinci premolar dişlerde ortalama olarak 4.17, birinci molar dişin mesial kök için 5,48, birinci moların distal kökü için 5,03, ikinci moların mesial kökü için 4,78, ikinci moların distal kökü için 3,77, üçüncü moların mesial kökü için 3,31 ve üçüncü moların distal kökü için 2,21 mm olarak tespit edildi. Tüm guruplar arasında üçüncü molar dişin distal kök apeksinin mandibular kanalın üst sınırına diğer kök apekslerinden daha yakın olduğu belirlendi. Cinsiyete göre guruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sağ ve sol mandibular dişler arasında istatistik olarak yalnızca sağ ve sol birinci malor dişin mesial kökleri arasında anlamlı bir fark bulunurken (p=0,03) diğer dişlerde anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Yaş gurupları arasında da istatistik olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Sonuçlar: Mandibular kanalın pozisyonu ve posterior dişlerin kök apekslerinin mandibular kanalla olan ilişkisi incelenirken CBCT görüntüleme yöntemi non-invaziv bir yöntemdir. Mandibular posterior bölgede tedavi planlaması yapılırken posterior kök apeksleri ile mandibular kanal arasındaki yakınlık dikkate alınmalıdır. PP57 EVALUATION OF THE DISTANCE BETWEEN THE SUPERIOR BORDER OF THE MANDIBULAR CANAL AND THE APICES OF MANDIBULAR SECOND PREMOLAR AND MOLAR TEETH USING CBCT 175

176 Aim: Knowledge of the inferior alveolar nerve (ıan) position is important in avoiding nerve damage during invasive dental procedures. The aim of this study was to evaluate the distances from the apices of mandibular second premolar and first, second and third molar teeth to the superior border of the mandibular canal. Methodology: Cone-beam computed tomographic (CBCT) images from 68 patients were analyzed. Distances from the apex of mandibular second premolar, first, second and third molar teeth to the superior border of the mandibular canal were measured. The data were analzed by statistical software according to age, sex, side, and tooth type. Results: A total of 124 second mandibular premolars and 303 mandibular molar from 68 patients were evaluated. The mean distances from the apex to the superior border of the mandibular canal were found 4.17 for second premolar, 5.48 for first molar mesial root, 5.03 for first molar distal root, 4.78 for second molar mesial root, 3.77 for second molar distal root, 3.31 for third molar mesial root and 2.21 for third molar distal root. In all groups, distal root apices of the mandibular third molars were closer to the mandibular canal than the other teeth. There were no significant differences (p>0.05) among the groups according to gender and side except mesial roots of right and left first molar teeth (p=0.03). There was no significant difference among the age groups (p>0,05). Conclusions: Cone-beam computed tomographic imaging is a noninvasive method, to evaluate the position of the mandibular canal. Close proximity between the root apices of mandibular posterior teeth and the nerve bundle care must be taken in treatment planning in the mandibular posterior region PP58 FAZLA MADDE KAYIPLI KANAL TEDAVİLİ DİŞLERİN İNDİREKT YÖNTEM İLE KONSERVATİF TEDAVİSİ: 4 OLGU SUNUMU NESLİHAN TEKÇE, HALE KARAKUYU KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu sunumunda, aşırı madde kaybı bulunan kanal tedavili dişlere, konservatif yaklaşım ile indirek kompozit restorasyonlar yapılarak, bu tedavi seçeneğinin klinik başarısını değerlendirmek amaçlanmıştır. Olgu sunumu: Kliniğimize başvuran 4 farklı hastada bulunan kanal tedavili 4 molar/premolar dişi, indirekt yöntem ile restore edilmeye karar verilmiştir. Hastalardan alınan ölçüler üzerine ceramage kompozit materyali (A2 shade, body, shofu, Schaumburg, IL, USA) uygulanarak modelaj yapılmış ve arkasından tescera indirekt kompozit fırınında (atl ıı, bisco, Schaumburg, IL, USA) önce ışık ile sonrasında basınç ve ısı ile polimerizasyon işlemi yapılarak polimerizasyon işlemi tamamlanmıştır. Restorasyonların kavitelere uyumlanmasının arkasından, panavia sa cement plus (kuraray, tokyo, japan) self-adeziv yapıştırıcı rezin siman ile yapıştırılmış ve cila işleminin tamamlanması ile restorasyonlar bitirilmiştir. Sonuçlar: Klinik olarak direk yöntem ile ideal estetik, kontak ve uyumun sağlanamadığı aşırı madde kayıplı dişlere, ağız dışında hazırlanarak uyumlandırılan materyallerin uygulanması, klinik olarak başarılı ve kabul edilebilir bir sonuç sergilemiştir. 176

177 PP58 THE CONSERVATIVE TREATMENT APPROACH THE ENDODONTICALLY TREATED TOOTH THAT EXCESSIVE LOSS OF STRUCTURE: 4 CASE REPORT Aim: In this case report, was aimed to evaluate the performance of conservative approach in case of the teeth which the endodontically treated, have excessive material loss were restored with indirect method and the clinical success of this treatment option. Case report: Four different patients admitted to our clinic and their 4 molars/or premolar teeth were decided to restore with indirect method. Replicas were prepared with silicon impression material. Ceramage composite material (A2 shade, bisco, Schaumburg, IL, USA) was used for applying modeling on this dimension, and then it was polymerized using light, under the pressure and heat in tescera indirect composite oven (bisco, schaumburg, ıl, usa). After rewiring of the restorations, they were luted with panavia sa cement plus (Kuraray, Tokyo, Japan) self-adesiv luting resin cement. Restorations were completed after polishing and finishing procedures. Conclusions: The materials that prepared out of the month exhibited successful conclusion clinically that ideal aesthetic, contact and compliance is not achieved with direct method to teeth which have excessive loss of material. PP59 SADECE ENDODONTİK TEDAVİSİ YAPILMIŞ EKSTRAORAL FİSTÜLÜN İYİLEŞMESİ GAMZE ER, BANU UYSAL, BİLAL YAŞA İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: İzmir katip çelebi üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti kliniğine ekstraoral fistül şikayetiyle gelen 13 yaşındaki bayan hastanın fistülünün, sadece endodontik tedavi ile iyileşmesini gözlemlemektir. Gereç ve Yöntem: Klinik ve radyografik değerlendirmelere göre mandibular sol 1. Molar dişe kronik apikal apse tanısı koyuldu. Hastadan alınan anamnezde az da olsa ekstraoral fistülden drenaj olduğu öğrenildi. İlk seansta final preparasyonu; mezyal kanallar ProTaper Universal (Dentsply Maillefer) F3, distal kanallar ProTaper Universal f5 olacak şekilde tamamlandı. İrigasyon %2 lik NaOCl ile yapıldı ve kanal içi tamamen kurutulamadığı için kalsiyum hidroksit medikament olarak yerleştirildi. İki seans kalsiyum hidroksit uygulaması sonrasında tedavi başarılı bir şekilde bitirildi. Bulgular: Seans araları 15 gün olacak şekilde, 2 seans kalsiyum hidroksit uygulaması sonrasında ekstraoral fistülün tamamen kapandığı gözlendi. Kanal dolumu sonrasında, üst restorasyon izmir katip çelebi üniversitesi diş hekimliği fakültesi diş hastalıkları ve tedavisi a.d kliniğinde cad-cam uygulaması ile yapıldı. Sonuçlar: Diş ve çevre dokularındaki iltihabi durumlardan kaynaklı extraoral fistül oluşumu gibi bulgular uygulanan başarılı kanal tedavisi prosedürü sonrası kısa sürede iyileşebilmektedir. PP59 HEALING OF EXTRAORAL FISTULA TREATED WITH ONLY ENDODONTICALLY Aim: The aim is to evalute the healing of 13 year old female patient s, referred to izmir katip çelebi university deparment of endodontics with extraoral fistula complaint, fistula treating with only endodontically. Methodology: According to the clinical and radyographic examination, lower left first molar tooth was diagnosed as chronic apical abscess. It was learned that sometimes there has been a few supuration from the extraoral fistula. In first visit, the chemomechanical preparation finished as to be 177

178 ProTaper Universal (Dentsply Maillefer) F3 for mesial canals and ProTaper Universal f5 for distal canals with 2% NaOCl. The calcium hydroxide paste was used as an intracanal medicament, because the canals weren t dry. After the 2 visit medication of calcium hydroxide, the endodontic treatment was finished successfully. Results: After intracanal medication was applied once every 15 days, such as 2 visit; it seems that the extraoral fistula was completely healed. The final restoration was made in izmir katip çelebi university deparment of restorative dentistry by using cad-cam after filling the canals. Conclusıons: The symptoms of infection of dental and surronding tissues such as extraoral fistula, should be healed in a short time by applying successful endodontic treatment procedures. PP60 PERFORASYON TAMİRİ : 2 OLGU HAZAL YARGICI, EMRE ÖVSAY, FİGEN KAPTAN YEDİTEPE DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI Amaç: Kök kanal tedavisi sonrası kanal dolgusu bütünlüğünü korumak esas amaçtır. Bu doğrultuda mikro sızıntıyı önlemek, kanal dolgusunun steril halde korunmasını sağlamak gerekir. Perforasyonlarda ise mikosızıntı oluşmakta ve kanal tedavisinin başarısını önemli ölçüde etkilemektedir. Mevcut olgularda çeşitli bölgelerdeki perforasyonlar kapatılarak kanal tedavisinin korunması ve mevcut dişin ağızda kalması amaçlanmaktadır. Çeşitli bölgelerdeki mevcut perforasyonlar MTA ile kapatılarak olgular gözlemlenmiştir.perforasyonlar kapatıldıktan sonra dişlerin kanal tedavileri tamamlanmıştır.perforasyon alanının genişliği, lokalizasyonu, kanama varlığı ve perforasyon zamanı değerlendirilmiştir. Olgularda spontan ağrı, perforasyon sahasında kanama gözlenmiştir.tedavi bitiminden sonra bulguları değerlendirmek için alınan radyografilerde iyileşme tespit edilmiş, ilk seans mevcut olan ağrının geçtiği gözlenmiştir. PP60 REPAIR OF PERFORATIONS : 2 CASES Aim: The main aim of the root canal treatment is to prevent the unity of the canal filling. In order to keep the root canal filling sterilized micro leakage has to be prevented. The leakage in perforations influences the success of the root canal treatment. In these cases perforations from different localizations were sealed to save the tooth. After sealing the perforations root canal therapy was done. The diameter of the perforation, localization, bleeding and the time passed to seal a perforation was considered. Spontaneous pain and bleeding was performed during the treatment of the cases. After therapy ; radiographs were taken to decide the healing process. It was observed that the withdraw of the symptoms and the spontaneous pain disappeared. PP61 SEMENTAL AYRILMA: VAKA RAPORU CANGÜL KESKİN, DUYGU HAZAL GÜLER, İSMAİL UZUN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Sement dokusunun sementodental sınır boyunca tamamen veya kısmi olarak diş kökünden ayrılması semental ayrılma olarak tanımlanmaktadır. Semental ayrılma tek köklü dişlerde travma ve yaşlanma ile ilişkilendirilmiştir. Olgu sunumu: Bu vaka raporu mandibular kanin dişteki semental ayrılmanın radyolojik görüntülerinin sunulmasıdır. Vaka raporu: 44 yaşındaki kadın hasta kliniğimize sol mandibular kanin dişiyle ilişkili ağrı şikayeti ile sevk edildi. Sistemik olarak sağlıklı olan hastada travma öyküsüne rastlandı. Klinik 178

179 muayesinde 33 nolu dişin perküsyona hassas olduğu ve elektrik pulpa ile soğuk testlerine negatif yanıt verdiği saptandı. Periodontal sondalama derinliği dişin distal yüzeyinde 6 mm olan cep dışındaki yüzeylerde 4 mm olarak ölçüldü. Radyolojik muayenede kökün distal yüzeyi boyunca çizgi şeklinde radyoopak bir yapı izlendi. Bu radyoopak yapının etrafında kemikte herhangi bir patolojik durum tespit edilmedi. Tek seans kök kanal tedavisi planlanan dişte endodontik giriş kavitesinin açılmasının ardından pulpa odası lup ile büyütme altında çatlak varlığı açısından değerlendirildi. Postoperatif 4. Ay kontrollerinde hastanın asemptomatik olduğu ve dişin fonksiyonda olduğu saptandı. Radyolojik kontrollerde semental parçanın etrafında herhangi bir patoloji saptanmadığından flep kaldırılarak parçanın çıkarılmasına gerek olmadığına karar verildi. Sonuçlar: Semental ayrılma infeksiyona sebep olduğu durumlarda endodontik lezyonlarla karışabildiğinden hekimlerin bu durumun farkında olmaları dişin tedavi planlaması ve prognozu açısından büyük önem taşır. Periodontal açısal defekt, periodontal tedavi veya travma hikayesi olan dişler semental ayrılma açısından radyolojik olarak değerlendirilmelidir. PP61 CEMENTAL TEAR: CASE REPORT Aim: Total of partial split of cement tissue along the cementodental border of the root is defined as cemental tear. Cemental tear is associated with trauma and ageing in single rooted teeth. Case report: This case report aims to present the radiological appearance of cemental tear in a mandibular canine tooth. Case report: 44 year-old female patient was referred to our clinic with the complaint of pain related to left mandibular canine teeth. No contributing disease and history of trauma was detected. Tooth #33 was tender to percussion and nonresponsive to electric pulp and cold tests. Periodontal probing depth was within 4 mm except the 6 mm pocket at the distal side. Radiological examination revealed a thin radiopaque line alongside the root, which was a typical appearance of cemental tear without any pathological findings. Single visit root canal treatment was considered to be the treatment of choice. Following preparation of access cavity the tooth was inspected via loupe and no crack in the pulp chamber was detected. The root canal treatment 4 months following the root canal treatment the patient was asymptomatic, the tooth was functional. Flap elevation and removal of cemental fragment was not needed because no pathology was detected at 4th month follow-up radiological examinations. Conclusions: Cemental tear is an important disease entity, which could be regarded as endodontic lesion when infected. Therefore clinicians should know this disease entity for successful treatment planning and prognosis. Periodontal vertical defect, history of periodontal treatment and trauma should be examined in regards of cemental defect. PP62 HORİZONTAL KÖK KIRIKLI SANTRAL KESER DİŞİN FİBER POST İLE İNTRARADİKÜLER SPLİTLENEREK TEDAVİSİ: VAKA RAPORU VE 6 AYLIK TAKİBİ CANGÜL KESKİN, CAN TOPKARA, İSMAİL UZUN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu vaka raporunun amacı horizontal kök kırığı görülen santral keser dişin fiber post ile intraradiküler splitlenerek başarılı tedavisini sunmaktır. Olgu sunumu: 20 yaşındaki erkek hasta, 3 gün önce gerçekleşen araba kazası nedeniyle oluşan dentoalveolar travma şikayetiyle kliniğimize gönderildi. Hasta sistemik olarak sağlıklıydı. Klinik 179

180 muayene sonucu üst dudakta yara ve az miktarda şişlik görüldü. Maksiller santral keserlerin miller 2 derece mobiliteye sahip ve perküsyon, palpasyon testlerine karşı hassasiyet gösterdikleri görüldü. İlk başta yapılan elektrikli pulpa testi ve soğuk testine karşı herhangi bir cevap alınamadı. Radyografik muayenede #11 ve #21 numaralı dişlerin orta üçlülerinde horizontal kök kırıkları olduğu görülmüş bununla birlikte bir periradiküler patolojiye rastlanmadı. Dişler Nikel Titanyum tel ile 3 haftalığına non-rijit splintlendi. İkinci seansta, #21 numaralı dişin pulpasının devital olduğu görülürken, #11 numaralı dişin elektrikli pulpa testine ve soğuk testine pozitif cevap verdiği görüldü. Hastadan alınan yazılı onam sonrası #21 numaralı dişin kök kanal tedavisine başlandı. Lokal anestezi ve endodontik giriş kavitesinin açılması sonrası, apikal parçaya koronal parçanın kök kanalları yoluyla ulaşıldı. Çalışma boyutu periapikal radyografi vasıtasıyla belirlendi ve kök kanalları MTwo döner alet sistemleriyle e kadar genişletilirken bol miktarda %5.25 lik naocı solüsyonuyla yıkandı. Final irrigasyon %17lik EDTA ve distile suyla gerçekleştirildi. Kök kanalları AH Plus kanal patı ve güta perkayla dolduruldu. Koronal yönden ulaşılabilen konlar apikal parçada 3-4 mm kalacak şekilde system b kullanılarak kesildi. Cam fiber post, kırık parçaların birbirine tutturulmasında intraradiküler splint olarak kullanıldı. Diş kompozit rezin ile restore edildi. 1 aylık ve 6 aylık takiplerde hastanın asemptomatik olduğu, #11 numaralı dişin canlılığını sürdürdüğü, #21 numaralı dişin mobilitesinin olmadığı ve fonksiyonunu sürdürdüğü görülmüştür. Sonuçlar: Intraradiküler splintin cam fiber post yardımıyla yapılması horizontal kök kırıklarının tedavisinde iyi bir alternatif olabilmektedir. PP62 MANAGEMENT OF HORIZONTAL ROOT FRACTURE OF CENTRAL INCISOR TEETH VIA INTRARADICULAR SPLINTING USING A FIBER POST: CASE REPORT AND 6-MONTH FOLLOW-UP Aim: To present the successful management of horizontal root fracture via intraradicular splinting using a fiber post and 6-month follow-up. Case report: 20-year-old male patient was referred to our clinic with the complaint of dentoalveolar trauma due to a car accident happened 3 days ago. The patient had no contributory diseases. Clinical examination revealed, slight swelling and scarring of upper lip. The maxillary central incisors had grade 2 mobility and were tender to percussion and palpation tests. Initial electric pulp and cold tests were nonresponsive. Radiographic examination revealed that teeth #11 and 21 had horizontal root fracture at the middle third with no periradicular pathology. The teeth were stabilized with a Nickel Titanium wire splint for 3 weeks. At the second visit, #21 had nonvital pulp whereas #11 responded positively to electric pulp and cold tests. Root canal treatment of #21 was initiated after written consent of the patient was obtained. Following local anesthesia and endodontic access cavity preparation apical fragment was accessible through coronal fragment. The working length was determined by periapical radiography and root canal was prepared using MTwo rotary system up to under copious irrigation using 5.25% NaOCl. Final irrigation was achieved using 17% EDTA and distilled water. The root canal was obturated using AH Plus sealer and gutta-percha. Extruded cones from access cavity were cut 3-4 mm short of the apical fragment using system b. Glass fiber post was used to retain the fractured fragments as an intraradicular splint. The tooth was restored with composite resin. At the 1 and 6-months follow up revealed the patient was asymptomatic, the tooth #11 was still vital and #21 was functional with no mobility. Conclusions: Intraradicular splinting using glass fiber posts can be a good alternative for the management of horizontal root fractures. PP63 SANTRAL KESİCİ DİŞLERDE PERFORE İNTERNAL REZORPSİYON OLGULARININ ORTOGRAD OLARAK UYGULANAN MTA İLE TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU CANGÜL KESKİN, ÖZGÜR SOYSAL ÖZDEMİR, İSMAİL UZUN 180

181 ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu sunumunun amacı santral kesici dişlerin köklerinin orta üçlüsünde bulunan perfore internal rezorpsiyonların MTA ile ortograd yöntemlerle ve güta perka obturasyonu ile tedavi edilmesi ve 6 aylık klinik ve radyografik takibinin sunulmasıdır. Olgu sunumu: 35 yaşındaki erkek hasta üst santral kesici dişlerindeki perfore internal rezorpsiyonların tedavisi için kliniğimize sevk edildi. Alınan anamnezde travma öyküsü bulunan hastanın radyolojik muayenesinde santral dişlerin köklerinin orta üçlüsünde perfore internal rezorpsiyon tespit edildi. İlk seansta lastik örtü uygulamasını takiben endodontik giriş kavitesi açılmış ve kök kanallarının biyomekanik şekillendirme tamamlandı. Kanallar kağıt konlarla kurutulduktan sonra kalsiyum hidroksit uygulandı. Üç hafta sonraki ikinci seansta kalsiyum hidroksit uzaklaştırıldı ve rezorpsiyonun apikalinde kalan kök kanalları MTA fillapex ve güta perka ile system b kullanılarak, rezorpsiyon alanı ve koronalindeki kök kanalları ise ortograd yoldan MTA kullanılarak dolduruldu. 24 saat sonra dişlerin daimi kompozit restorasyonları tamamlanmıştır. 6 aylık takip sonunda dişlerin asemptomatik ve fonksiyonda olduğu saptanmıştır. Sonuçlar: MTA rezorbe olan internal rezorpsiyon olgularında kullanımı etkili bir materyaldir. PP63 ENDODONTIC MANAGEMENT OF PERFORATED INTERNAL RESORPTION WITH ORTHOGRADE USE OF MTA IN CENTRAL INCISOR TEETH: CASE REPORT Aim: This case report aims to present the treatment of central incisor teeth with perforated internal resorption in the middle third of roots using orthograde MTA and gutta-percha obturation and 6- month clinical and radiological follow-up results. Case report: 35-year-old male patient was referred to our clinic for the repair of his maxillary central incisor teeth. Patient history involved traumatic injury. Radiological examination revealed perforated internal resorption at the middle third of central incisors. Following rubber dam placement endodontic access cavities were prepared and biomechanical preparation of root canals were completed. The root canals were dried with paper points and dressed with calcium hydroxide. Three weeks later calcium hydroxide was removed apical part of root canals below the resorption site was obturated using MTA fillapex sealer and gutta-percha by system b. Resorption site and coronal part of root canals were obturated using MTA. Permanent coronal restorations were completed 24 hours later. At the 6-months follow-up examinations the patient was asymptomatic and the teeth were functional. Conclusions: MTA is an effective material for repair of perforating resorptions. PP64 KÖK DİLASERASYONLU DİŞLERİN ENDODONTİK TEDAVİLERİ: ÜÇ VAKA RAPORU CANGÜL KESKİN, ÖZGÜR SOYSAL ÖZDEMİR, İSMAİL UZUN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Dilaserasyon, diş kronu ile kökü arasındaki doğrusal ilişkide görülen angülasyon olarak tanımlanmaktadır. Bu vaka raporunun amacı, kök dilaserasyonu gösteren dişlerin endodontik tedavilerinin sunulmasıdır. Olgu sunumu: Vaka 1: 12 yaşında hasta kliniğimize semptomatik irreversibl pulpitisli 26 nolu dişinin tedavisi için başvurdu. Kök kanal tedavisine başlanan dişin dilasere olan meziobukkal kök kanallarına önceden büküm verilmiş 8 nolu K tipi eğe ile çalışma boyuna kadar ilerlendi. Meziobukkal kök kanalları NiTi el eğeleriyle 15 numaraya kadar genişletildikten sonra Reciproc r25 ile şekillendirildi. Vaka 2: 68 yaşındaki kadın hasta kliniğimize 36 nolu dişinin kök kanal tedavisi için protez kliniğinden 181

182 sevk edildi. Distal kökün apikal üçlüsünde dilaserasyon saptandı. Dilaserasyonun açısına göre büküm verilmiş 6 nolu K tipi eğe ile çalışma boyu belirlendi. Büküm verilmiş 8, 10 K tipi eğelerle giriş yolu oluşturulduktan sonra pathfile eğesi kullanıldı. MTwo 20 ve 25 nolu eğelere ön büküm verilerek distal kanal şekillendirildi. Vaka 3: 45 yaşındaki erkek hasta #35 nolu dişinin semptomatik irreversibl pulpitis tanısı ile kök kanal tedavisi için kliniğimize başvurdu. Radyolojik muayenede apikal üçlünün dilaserasyonu saptandı. Giriş kavitesinin hazırlanmasını takiben giriş yolu #8, 10 K tipi eğe ile pathfile eğeleri kullanılarak oluşturuldu. Reciproc r25 kök kanal preparasyonu için %5.25 lik NaOCl irrigasyonu altında kullanıldı. Smear tabakası %17 lik EDTA solüsyonu ile uzaklaştırıldı. Kök kanalları güta perka ve well-root st kanal patı kullanılarak dolduruldu. Sonuçlar: Dilaserasyon sık görülmemekle birlikte tedavi edilebilme açısından klinisyenlere problem yaratabilmektedir. Dilaserasyonlar mutlaka tedavi öncesinde preoperatif periapikal radyografilerle belirlenmeli ve endodontik tedavi planlaması ve materyal seçimi buna göre belirlenmelidir. PP64 ENDODONTIC TREATMENT OF TEETH WITH ROOT DILACERATIONS: THREE CASE REPORTS Aim: Dilaceration is a deviation or bend in the linear relationship of a crown of a tooth to its root. This case report presents the endodontic treatment of teeth with root dilaseration. Case report: Case 1: 12-year old patient was referred to our clinic for root canal treatment of her #26, which was diagnosed to have symptomatic irreversible pulpitis. Root canal treatment was initiated. The dilacerated mesiobuccal root was introduced with a precurved #8K file to the working length. The mesiobuccal root canals were enlarged with NiTi hand files up to #15 followed by Reciproc r25. Case 2: 68-year-old female patient was referred for root canal treatment of tooth #36 by prosthodontics department. Dilaceration of the distal root was detected. Working length was determined by introducing a precurved #6K file according to the angulation of apical root canal configuration. Precurved 8 and 10K files and pathfile were used for pathfile formation. MTwo 20 and 25 files were precurved and prepared the distal root canals. Case 3: 45-year-old male patient was referred for the root canal treatment of #35, which was diagnosed to have symptomatic irreversibl pulpitis. Dilaceration of apical root was detected during radiographical examination. Following access cavity preparation pathfile was created using #8, 10 and pathfile Reciproc r25 was used for root canal preparation under copious irrigation with 5.25% NaOCl. Smear layer was removed using 17% EDTA solution. The root canal was obturated using gutta-percha and well-root st. Conclusions: Dilacerated teeth are not common but they pose a number of challenges to the clinicians. Degree and direction of dilacerations should be examined with preoperative periapical radiographs. Proper treatment planning and material selection should be based on these findings. PP65 TİP 2 DENS INVAGİNATUSLU VE AÇIK APEKSLİ MAKSİLLER LATERAL DİŞLERDE TEDAVİ YAKLAŞIMI: OLGU SUNUMU CANGÜL KESKİN, ÖZGÜR SOYSAL ÖZDEMİR, İSMAİL UZUN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu olgu sunumunun amacı, tip 2 dens invaginatus teşhisi konmuş açık apeksli maksiller lateral kesici dişte uygulanan endodontik tedavi yaklaşımını bildirmektir. Olgu sunumu: 25 yaşındaki bir kadın hasta sol üst çene anterior bölge ile ilişkili şiddetli ağrı ve şişlik şikayeti ile kliniğimize sevk edildi. Klinik muayene sonucunda sol üst dudak bölgesinde ekstraoral şişlik, #22 nolu dişte kompozit rezin restorasyon olduğu saptandı, elektrik pulpa testi sonucu dişin devital olduğu öğrenildi. Radyolojik muayene sonucunda dişte tip 2 dens invaginatus olduğunu ve immature kökler saptandı. Hastadan alınan onam sonrasında dişin kanal tedavisine başlandı. Lastik 182

183 örtü uygulamasını takiben eski kompozit restorasyon modifiye edilerek giriş kavitesi hazırlandı. İnvaginasyon giriş kavitesi hazırlanırken tamamen kaldırıldı ve ana kanala giriş sağlandı. Çalışma boyu elektronik apeks bulucu ve periapical radyografilerle belirlendi. Kök kanalı duvarları el eğeleriyle nazikçe prepare edildi, irrigasyon için %5.25 lik NaOCl kullanıldı ve debridmanı sağlamak için irrigasyon solusyonu EndoActivator ile aktive edildi. Kalsiyum hidroksit uygulamasından bir hafta sonraki muayenede dişin asemptomatik hale geldiği ve şişliğin kaybolduğu gözlendi. Kalsiyum hidroksit %17 lik EDTA ve NaOCl irrigasyonu ve EndoActivator ile uzaklaştırıldı. Kök kanalı steril kağıt konlarla kurutulduktan sonra kanal apikaline kollajen sünger yerleştirildi ve açık apeksin MTA ile apeksifikasyonu yapıldı. MTA tıkaçların pozisyonları radyografi ile doğrulandı. Steril nemli pamuk pelet MTA tıkaçlar üzerine yerleştirildi ve giriş kaviteleri cavit ile geçici olarak kapatıldı. Bir gün sonra MTA nın sertleştiği kontrol edildi ve system b ile kök kanal dolguları tamamlandı. Hastanın 6 aylık takibi sonucunda dişin asemptomatik olduğunu gösterdi. Sonuçlar: Dişlerde nadir olarak birlikte görülen dental anomalilerin teşhis edilebilmesi ve doğru tedavilerin uygulanabilmesi başarılı sonuçlar elde edebilmek açısından önemlidir. MTA açık apeksli dişlerin tek seans apeksifikasyonu için ideal bir materyaldir. PP65 MANAGEMENT OF MAXILLARY LATERAL INCISOR TOOTH WITH OPEN APEX AND TYPE 2 DENS INVAGINATUS: CASE REPORT Aim: This case report aims to present the endodontic management of type 2 dens invaginatus with an immature apex. Case report: 25-year-old female patient was referred to our clinic with the complaint of pain and swelling related to maxillary anterior region. Clinical examination revealed extraoral swelling and previous composite resin restoration of tooth #22. Electric pulp test concluded the tooth was nonvital. Radiological examination revealed type 2 dens invaginatus and immature apex of #22. Following patient consent root canal treatment was initiated. Rubber dam was applied and endodontic access cavity was prepared by modifying previous restoration. Invagination was completely removed during access cavity preparation and main root canal was accessed. Working length was determined by electronic apex locator and periapical radiography. Root canal walls was prepared with hand files and irrigated with 5.25% NaOCl activated with EndoActivator. Root canal was dressed with calcium hydroxide. One week later the tooth was asymptomatic and no swelling. Calcium hydroxide was removed using 17% EDTA and NaOCl irrigation using EndoActivator. Root canal was dried with paper points. Kollagen sponge was placed into the apical and MTA apexification was performed. Position of MTA plugs were checked with radiography. Moist cotton pellet was placed onto MTA plugs and access cavity was restored with cavit. One day later setting of MTA was confirmed and root canal obturation was performed using system b. 6-month follow up revealed the tooth was asymptomatic. Conclusions: The diagnosis of rare combined dental anomalies and performing of true and necessary treatments are important for getting successful results. MTA is an ideal material for single visit apexification of teeth with immature apices. PP66 KÖK GELİŞİMİ TAMAMLANMAMIŞ KESİCİ DİŞLERDE MTA İLE APEKSİFİKASYON: VAKA RAPORU CANGÜL KESKİN, ÖZGÜR SOYSAL ÖZDEMİR, İSMAİL UZUN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ 183

184 Amaç: Bu vaka raporunun amacı iki immatur kesici dişin MTA ile apeksifikasyonunu ve 6 aylık takip sonuçlarını sunmaktır. Olgu sunumu: 23 yaşındaki kadın hasta üst kesici dişleri ile ilişkili ağrı şikayeti nedeniyle kliniğimize başvurmuştu. Klinik muayene sonucunda santral kesici dişlerde herhangi bir çürük, çatlak ve renklenme saptanmadı. Dişler perküsyon ve palpasyona hassastı ve elektrik pulpa testi ile soğuk testlerine negatif yanıt verdi. Radyolojik muayene #21 dişin kök gelişiminin tamamlanmamış olduğunu ve geniş apikal açıklığın varlığını ve #11 nolu dişte genişlemiş tek kanal varlığını gösterdi. Lokal anestezi ve rubber dam uygulamasını takiben giriş kaviteleri hazırlandı. Çalışma boyları elektronik apeks bulucu ve radyografilerle hesaplandı. Kök kanalları el eğeleriyle nazikçe prepare edildi, irrigasyon için %5.25 lik NaOCl kullanıldı ve debridmanı sağlamak için irrigan EndoActivator ile aktive edildi. Kalsiyum hidroksit uygulamasından bir hafta sonra dişler asemptomatik hale geldi. Kalsiyum hidroksit %17 lik EDTA ve NaOCl irrigasyonu ve EndoActivator ile uzaklaştırıldı. Kanallar steril kağıt konlarla kurutuldu. #21 de jelatin sünger MTA uygulaması için apikal matriks oluşturacak şekilde kanalın apikaline uygulandı. Her iki dişte proroot MTA kanala MTA taşıyıcısıyla gönderildi ve plugger ile kanal duvarlarına adapte edildi. MTA tıkaçların pozisyonları radyografi ile doğrulandı. Steril nemli pamuk pelet MTA tıkaçlar üzerine yerleştirildi ve giriş kaviteleri cavit ile geçici olarak kapatıldı. Bir gün sonra MTA nın sertleştiği kontrol edildi ve system b ile kök kanal dolguları tamamlandı. Dişler kompozit rezin ile restore edildi. Hastanın 3. Ay sonundaki kontrolünde herhangi bir şikayeti olmadığı saptandı. Sonuçlar: MTA kök gelişimi tamamlanmamış açık apeksli dişlerin obturasyonunu ve iyileşmesini sağlaması ve tedavi süresini kısaltmasıyla apeksifikasyon prosedürleri için etkili ve alternatif bir materyaldir. PP66 MTA APEXIFICATION OF IMMATURE INCISOR TEETH: CASE REPORT Aim: This case report aims to present MTA apexification of two immature incisor teeth and the results of 6th month follow-up. Case report: 23-year-old female patient presented with complaint of pain associated with the central incisor teeth. Clinical examination revealed no caries or crack on the crown and no discoloration. Teeth #21 and #11 were tender to percussion and palpation. Electric pulp and cold tests obtained negative results in both teeth. Radiographic examination revealed an immature root of #21 with a wide open apex and single wide root canal in #11. After application of rubber dam, endodontic access cavities were prepared. Working lengths were measured with electronic apex locator (eal) and radiographs. Root canals were carefully instrumented with K-files and irrigated with 5.25% NaOCl via EndoActivator to improve debridement. After one week of calcium hydroxide dressing, both teeth were asymptomatic. Calcium hydroxide was removed by EndoActivator under irrigation with NaOCl and 17% EDTA. Root canals were dried with sterile paper points. An absorbable gelatin sponge was positioned at the apical end of root canal of #21 to create apical matrix for MTA placement. Proroot MTA was applied with MTA carrier into root canal and adapted to canal walls with plugger. Position of MTA was confirmed with a radiograph. A sterile wet cotton pellet was placed on MTA plug and access cavity was sealed with temporary filling material. After one day, setting of MTA was confirmed and root canals were back-filled using system b. The teeth were restored with composite resin restorations. At a review appointment 6 months later, the patient reported no complaints and there were no clinical signs of periapical inflammation. Conclusions: MTA is effective and alternative apexification material to promote obturation of immature root with open apices and healing with the advantage of reduced treatment time. 184

185 PP67 FARKLI KANAL-İÇİ MEDİKAMENTLER VE FARKLI SEVİYELERDE DOKU KAYBININ KIRILMA DAYANIMINA ETKİSİNİN İNCELENMESİ 1 K. OLCAY, 2 ATA NİSA ÇOBAN, 2 SEMA BELLİ 1 İSTANBUL MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL 2 SELÇUK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KONYA Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı seviyelerde doku kaybına uğramış dişlerde seans aralarında farklı medikamentlerin kısa dönem uygulanımının kırılma dayanımına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Birbirine benzer çekilmiş dişlerden seçilen üst molar dişlerde standart giriş kaviteleri açıldı ve dişler madde kaybı açısından üç gruba ayrıldı. İlk grupta sadece standart giriş kaviteleri yer alırken ikinci ve üçüncü gruplarda ilaveten standart mod kaviteler açıldı. Üçüncü grupta ayrıca palatinal duvarın yarısı uzaklaştırıldı. Kök kanal preparasyonu için çalışma boyları hesaplandıktan sonra, tüm kanallar Revo-S as40 numaralı eğeye kadar genişletilerek preparasyon tamamlandı. Her eğe arasında, her kanala 1 ml %5 lik sodyum hipoklorit uygulandı. Preparasyon tamamlandıktan sonra her kanala 1 ml %17 lik EDTA uygulandı. Kanallar kağıt konlar ile kurutulduktan sonra her grup kendi arasında iki alt gruba ayrıldı (n=12). Kanal içerisine ilk grupta %2 lik klorheksidin jel (gluco-chex gel, pph cerkamed, stalowa wola, poland), ikinci grupta ise kalsiyum hidroksit (vision calcium hyroxide, add İstanbul, Türkiye) uygulandı. Kaviteler geçici dolgu materyali (coltosol f, Coltene/Whaledent Inc., Altstatten, Switzerland) ile kapatıldıktan sonra dişler nemli ortamda 1 hafta boyunca bekletildi. Sağlam dişlerden oluşan molar dişler, kavite açılmaksızın kontrol grubu olarak saklandı. Akrilik rezin bloklara periodontal aralık simüle edilerek dik olarak yerleştirildikten sonra örneklere instron cihazında 5mm/dak hız ile vertikal kuvvet altında kırılma testi uygulandı. Veriler newton olarak kaydedildi ve iki yönlü varyans analizi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Test sonrası örnekler ayrıca kırık tipine göre analiz edildi. Bulgular: Kırılma dayanımı ortalama ve standart sapma değerleri şöyle elde edilmiştir; 1.grup/CHX=(1960,3 ± 653,1), 2.grup/CHX=(630,66 ± 237,05), 3.grup/CHX(205,39 ± 70,53) ve 1.grup/Ca(OH)2 =(1388,9 ± 331,5), 2.grup/Ca(OH)2 =( 398,6 ± 153,6), 3.grup/Ca(OH)2=(673,37 ± 228,05) kontrol=( ± 597,9) gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Klorheksidin ve kalsiyum hidroksit ile bekletilen örnekler arasında kırılma dayanımı açısından anlamlı fark bulunmazken (p=0.202), kalan duvar sayısının kırılma dayanımına etkisi anlamlı bulundu (p=0.000). İkinci ve üçüncü gruplarda tamir edilemez dentin kırıklarının miktarı daha fazla (%60-90) gözlenirken, 1 nci grupta %60-80 tamir edilebilir kırık tipi olduğu gözlendi. Sonuçlar: Kanal tedavili dişlerde seans aralarında kırılma, kullanılan materyalden ziyade madde kaybı ile ilgilidir. PP67 THE EFFECT OF DIFFERENT INTRACANAL MEDICAMENTS AND TOOTH LOSS ON FRACTURE STRENGTH OF MOLARS Aim: The aim of this study was to investigate the effect of short-term intracanal medicaments on fracture strength of molar-teeth with different levels of tooth structure loss. Methodology: Standard access cavities were prepared in intact maxillary molars. The teeth were divided into three groups: standard access cavities were kept in the first group while mod cavities were prepared in the second and third groups. The half of palatinal wall was additionally removed in the third group. All of the root canals were prepared up to as40 with Revo-S classic rotary system (Micro-Mega, Besançon, France). Between each file size, 1ml 2,5% NaOCl was used. Final irrigation 185

186 was done using 1ml of 17% EDTA. Each experimental group was further assigned into two subgroups (n=12). 2% chlorhexidine gel(glucochex gel, pph cerkamed, stalowa wola, poland) was placed in the first groups while calcium hydroxide (vision calcium hyroxide, add istanbul, türkiye) was used in the second group. Following the application of temporary restorative filling material (coltosol f, Coltene/Whaledent Inc., Altstatten, Switzerland), the teeth were stored at 37 c and 100% humidity for one week. Sound molar teeth were used as control. At the end of the storage period, periodontal ligament was simulated and the teeth were first inserted in acrylic resin blocks then inserted into the holding device of a universal testing machine (ınstron, canton, ma). 5mm/ min vertical loading was applied from the occlusal surface until fracture. The data was recorded as newton (N) and statistically evaluated using two way ANOVA test. Results: The mean fracture strength values and the standard deviations were obtained as follows; 1.group/CHX=(1960,3 ± 653,1), 2.group/CHX=(630,66 ± 237,05), 3.group/CHX(205,39 ± 70,53) ve 1.group/Ca(OH)2 =(1388,9 ± 331,5), 2.group/Ca(OH)2 =( 398,6 ± 153,6), 3.group/Ca(OH)2=(673,37 ± 228,05) control=( ± 597,9) a significant difference was found among the groups (p<0.05). No significant difference was found according to the medicament used (p=0.202) while the remaining cavity was significantly affected the fracture strength (p=0.000). The first group showed 60-80% repairable, the others showed 60-90% non-repairable fracture pattern. Conclusions: Within the limitations of this in vitro study, it was concluded that the fracture strength of endodontically preparaed teeth is related to the structure loss rather than the medicament used. PP68 DÖRT FARKLI KÖK KANAL DOLGU PATININ RADYOOPASİTESİNİN DİJİTAL RADYOGRAFİK TEKNİK KULLANILARAK DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZGÜR ÖZDEMİR, İSMAİL UZUN, ELİF KALYONCUOĞLU, CANGÜL KESKİN, BUĞRA GÜLER ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı dört farklı kök kanalı dolgu patının ve güta perkanın radyoopasitelerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada kök kanal dolgu patı olarak AH Plus, iroot sp, MTA fillapex, sealapex ve güta perka kon kullanılmıştır. Kök kanal dolgu patlarından ve güta perkadan hazırlanan disk şeklindeki standart örneklerin ve alüminyum penetrometrenin fosfor plak kullanılarak dijital radyografileri elde edilmiştir. Kök kanal patları ile güta perkanın radyografik densitesi dijital radyografinin kendi yazılımı ile ölçülmüş ve eşdeğer alüminyum kalınlığını bulmak amacı ile adobe photoshop programı kullanılarak karşılaştırılmıştır. Kök kanal dolgu patları ve güta-perkanın radyoopasite farklılıkları oneway ANOVA ve Post-Hoc Tukey analizi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Değerlendirilen örneklerin radyoopasite değerlerinin alüminyum değerleri milimetre cinsinden büyükten küçüğe doğru AH Plus, sealapex, iroot sp, MTA fillapex, güta perka şeklinde belirlenmiştir. Yapılan istatiksel analiz sonucunda AH Plus ve sealapex arasında istatiksel bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Bu gruplar (AH Plus ve sealapex ) ile diğer tüm gruplar arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuçlar: Radyoopasite değeri en fazla olan kanal dolgu materyali AH Plus ile sealapex kök kanal dolgu patlarıdır. Bununla birlikte; çalışmada kullanılan tüm materyallerin radyoopasite değeri, uluslararası standartlar örgütü ve amerikan ulusal standartlar enstitüsü tarafından tavsiye edilen minimum standart değerleri karşılamıştır. 186

187 PP68 EVALUATION OF RADIOPATICY OF FOUR DIFFERENT ROOT CANAL SEALERS BY DIGITAL RADIOGRAPHIC TECHNIQUE Aim: This study aims comparative evaluation of radiopaticy of four different root canal sealer and gutta percha cone. Methodology: AH Plus, irootsp, MTA fillapex, sealapex and gutta percha cones were used in this study. Standardized discs of root canal sealers and gutta-percha cones were prepared. Digital radiographs of discs and aluminium penetrometer were obtained. Radiographic density of sealers and gutta-percha cones were measured by digital radiographic system s own measurement tool and equivalent aluminium thicknesses were determined using adobe photoshop software. Differences among radiopacities of root canal sealers and gutta-percha cones were analyzed using one-way ANOVA and Tukey Post-Hoc tests. Results: Aluminium thickness equivalents of radiopacity values of samples were detected respectively as, AH Plus, sealapex, irootsp, MTA fillapex and gutta-percha cone. No significant differences were found between AH Plus and sealapex regarding their radiopacity values (p>0.05). There was statistically significant difference among these two groups (AH Plus and sealapex) and all other experimental groups (p<0.05). Conclusions: AH Plus and sealapex showed the highest radiopacity values among tested groups. In addition to that, all tested materials fulfilled the minimal standard value requirements suggested by international standardization organization and american national standards ınstitute. PP69 PROTAPER GOLD, WAVEONE GOLD, ONE SHAPE NEW GENERATİON VE PROTAPER NEXT SİSTEMLERİNİN KULLANIMI SIRASINDA OLUŞAN DENTİN ÇATLAKLARIN MİKRO-BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİK DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZET 1 RECAİ ZAN, 2 HÜSEYİN SİNAN TOPÇUOĞLU, 3 İHSAN HUBBEZOĞLU, 1 GİZEM KUTLU, 4 GAMZE TOPCUOGLU 1 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS 2 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ 3 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, RESTORATİF DİŞ HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI, SİVAS 4 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PEDODONTİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, ProTaper Gold (PTG) (Dentsply Maillefer, baillagues, switzerland), WaveOne gold (WOG) (Dentsply Maillefer, baillagues, switzerland), OneShape new generation (os; MicroMega), K3XF (SybronEndo) Nikel-titanyum enstrümantasyon sistemleri kullanım sonrasında dentinde gözlenen mikro çatlak görülme sıklığını mikro bilgisayarlı tomografik analizi aracılığıyla araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Seksen adet apikali kapanmış olan çekilmiş insan mandibular birinci azı dişleri kök kanal preparasyonu için kullanılan sistemlere göre rastgele 4 gruba ayrıldı (n = 20). Kök kanalları PTG, WOG, OSNG and K3XF sistemleriyle prepare edildi. Köklerin uygulama öncesi ve sonrası kesit görüntüleri dentin mikro-çatlak varlığını tespit etmek amacıyla yüksek çözünürlüklü mikro-bilgisayarlı tomografik görüntüleme yoluyla tarandı. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü ANOVA ve Tukey Post- Hoc testleri kullanılarak analiz edildi. 187

188 Bulgular: Deney ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p < 0.05). Maksimum dentin mikro çatlak sıklığı K3XF gurubunda bulundu (p < 0.05). PTG, WOG ve OSNG önemli ölçüde daha az mikro çatlağa neden oldu (p < 0.05). Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları içinde, dentin çatlakları PTG, WOG, OSNG ve K3XF enstrümantasyon sistemleri ile ilişkili bulunduğu sonucuna varılabilir. Dentin çatlakların oluşumu enstrümanların metalürjisi, kinematiği ve tasarımına bağlı olduğunu düşünmekteyiz. PP69 MICRO COMPUTED TOMOGRAPHIC EVALUATION OF DENTINAL CRACKS DURING THE USE OF PROTAPER GOLD, WAVEONE GOLD, ONE SHAPE NEW GENERATION AND PROTAPER NEXT SYSTEMS ABSTRACT Aim: The aim of the current study was to investigate the incidence of dentinal microcracks observed after the use of ProTaper Gold (PTG) (Dentsply Maillefer, baillagues, switzerland), WaveOne gold (WOG) (Dentsply Maillefer, baillagues, switzerland), OneShape new generation (os; MicroMega), K3XF (SybronEndo) nickel-titanium instrumentation systems through micro computed tomographic analysis. Methodology: Eighty extracted human mandibular first molars moderately with mature apices were randomly assigned to 4 groups (n = 20 teeth per group) according to the systems used for the root canal preparation. The root canals instrumented with PTG, WOG, OSNG and K3XF systems. The preand postoperative cross-sectional images of the roots were screened through high resolution micro computed tomographic imaging to detect the presence of dentinal micro-cracks. The data were statistically analyzed using one-way ANOVA and Tukey s Post-Hoc tests. Results: The statistically significant differences were found between the control group and the experimental groups (p < 0,05). The maximum prevalence of dentinal microcracks was found in K3XF (p < 0,05). The PTG produced significantly less microcracks than the WOG and OSNG (p < 0,05). Conclusions: Within the limitations of this study, it can be concluded that dentinal cracks were associated with PTG, WOG, OSNG and K3XF instrumentation systems. We think that, the formation of dentinal cracks depends on metallurgy, kinematics and design of the instruments. PP70 YENİ IŞIKLA SERTLEŞEN MTA-BENZER SİMANIN OKSİDATİF STRES PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİLERİ KADRİYE DEMİRKAYA, BİRSEN CAN DEMİRDÖĞEN, ZEYNEP ÖNCEL TORUN, ONUR ERDEM, EYÜP ÇIRAK, CEMAL AKAY GATA ENDODONTİ ANABİLİM DALI TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ BİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ GATA RESTORATİF DİŞ TEDAVİ ANABİLİM DALI GATA TOKSİKOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, yeni ışıkla sertleşen MTA- benzer simanın, oksidatif stres parametreleri olan tbars düzeyleri ve sod, cat ve gpx enzim aktivitesi üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Erkek wistar albino sıçan sağ üst kesici çekildi. MTA Angelus(angelus, londrina, pr, brazil)içeren polietilen tüpler çekim soketine içine yerleştirildi ve dişeti dokusu dikildi. Her bir hayvanın kan ve karaciğer örnekleri müdahaleden 7,30 ve 60gün sonra elde edildi. Lipid peroksidasyon belirteç, tiyobarbitürik asit reaktif maddelerin (tbars) ve antioksidan biyomarkırların 188

189 enzim aktivite düzeyleri, katalaz (cat), süperoksit dismutaz (sod) ve glutatyon peroksidaz (gpx), spektrofotometre ile belirlenmiştir. Bulgular: Eritrosit ve karaciğer tbars düzeyleri ve cat ve sod enzim faaliyetlerinin yanı sıra karaciğer gpx aktivitesi önemli ölçüde maruz kalma 7. Günde kontrol grubuna göre, deney gruplarında daha artmıştır. 30. Günde, eritrosit cat aktivitesi belirgin yüksek kalmıştır, ancak diğer ölçülen parametreler açısından anlamlı bir fark yoktu. 60.günde, tüm parametreler kontrol ve deney grupları arasında benzerdi Sonuçlar: Sonuç olarak, tbars düzeyleri lipid peroksidasyonunun bir biyomarker, uygulama gruplarında artmıştır. Buna ek olarak, antioksidan enzim aktiviteleri nedeniyle oksidatif strese yükselmiştir. Oksidatif stres, sitotoksisite gelişimi ve indirgenmiş biyolojik uyum oluşturmaktadır. PP70 THE EFFECTS OF NEW LIGHT-CURABLE MTA-LIKE CEMENT ON OXIDATIVE STRESS PARAMETERS Aim: The purpose of the study was evaluate the effects of new light-curable MTA-like cement,theracal LC (bisco, schaumburg, ıl, usa), on oxidative stress parameters such as tbars levels and sod, cat, and gpx enzyme activity. Methodology: The right upper incisor of each male wistar albino rat was extracted. Polyethylene tubes containing Theracal LC (bisco, schaumburg, ıl, usa) were inserted into the depth of the extraction socket and gingival tissue was sutured. Blood and liver samples of each animal were obtained 7, 30, or 60 days after the operation. The levels of the lipid peroxidation biomarker, thiobarbituric acid reactive substances (tbars), and the enzyme activity of the antioxidant biomarkers, catalase (cat), superoxide dismutase (sod), and glutathione peroxidase (gpx), were determined by spectrophotometry. Results: Erythrocyte and liver tbars levels, and cat and sod enzymatic activities as well as liver gpx activity were significantly increased in experimental groups, than that in the control group on day 7 of exposure. On day 30, the erythrocyte cat activity remained markedly high, but there were no significant difference with regards to the other measured parameters. On day 60, all parameters were similar between the control and the experimental groups. Conclusions: In conclusion, tbars levels, a biomarker of lipid peroxidation, increased in application groups. In addition, antioxidant enzyme activities increased due to oxidative stress. It is likely that oxidative stress accounts for the development of cytotoxicity and the reduced biocompatibility of this dental cement. PP71 BEYAZ MTA NIN OKSİDATİF STRES PARAMETRELERİ ÜZERİNE ETKİLERİ KADRİYE DEMİRKAYA, BİRSEN CAN DEMİRDÖĞEN, ZEYNEP ÖNCEL TORUN, ONUR ERDEM, EYÜP ÇIRAK, CEMAL AKAY GATA ENDODONTİ ANABİLİM DALI TOBB EKONOMİ VE TEKNOLOJİ ÜNİVERSİTESİ BİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ GATA RESTORATİF DİŞ TEDAVİ ANABİLİM GATA TOKSİKOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, beyaz MTA nın, oksidatif stres parametreleri olan tbars düzeyleri ve sod, cat ve gpx enzim aktivitesi üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. 189

190 Gereç ve Yöntem: Erkek wistar albino sıçan sağ üst kesici çekildi. MTA Angelus(angelus, londrina, pr, brazil)içeren polietilen tüpler çekim soketine içine yerleştirildi ve dişeti dokusu dikildi. Her bir hayvanın kan ve karaciğer örnekleri müdahaleden 7,30 ve 60gün sonra elde edildi. Lipid peroksidasyon belirteç, tiyobarbitürik asit reaktif maddelerin (tbars) ve antioksidan biyomarkırların enzim aktivite düzeyleri, katalaz (cat), süperoksit dismutaz (sod) ve glutatyon peroksidaz (gpx), spektrofotometre ile belirlenmiştir. Bulgular: Eritrosit ve karaciğer tbars düzeyleri ve cat ve sod enzim faaliyetlerinin yanı sıra karaciğer gpx aktivitesi önemli ölçüde maruz kalma 7. Günde kontrol grubuna göre, deney gruplarında daha artmıştır. 30. Günde, eritrosit cat aktivitesi belirgin yüksek kalmıştır, ancak diğer ölçülen parametreler açısından anlamlı bir fark yoktu. 60.günde, tüm parametreler kontrol ve deney grupları arasında benzerdi Sonuçlar: Tbars düzeyleri ve antioksidan enzim aktiviteleri, beyaz-mta uygulamasının bir sonucu olarak artmaktadır. PP71 THE EFFECTS OF WHITE-MTA ON OXIDATIVE STRESS PARAMETERS Aim: The purpose of the study was evaluate the effects of white-mta on oxidative stress parameters such as tbars levels and sod, cat, and gpx enzyme activity. Methodology: The right upper incisor of each male wistar albino rat was extracted. Polyethylene tubes containing MTA Angelus(angelus, londrina, pr, brazil)were inserted into the depth of the extraction socket and gingival tissue was sutured. Blood and liver samples of each animal were obtained 7, 30, or 60 days after the operation. The levels of the lipid peroxidation biomarker, thiobarbituric acid reactive substances (tbars), and the enzyme activity of the antioxidant biomarkers, catalase (cat), superoxide dismutase (sod), and glutathione peroxidase (gpx), were determined by spectrophotometry. Results: Erythrocyte and liver tbars levels, and cat and sod enzymatic activities as well as liver gpx activity were significantly increased in experimental groups, than that in the control group on day 7 of exposure. On day 30, the erythrocyte cat activity remained markedly high, but there were no significant difference with regards to the other measured parameters. On day 60, all parameters were similar between the control and the experimental groups. Conclusions: Tbars levels and antioxidant enzyme activities are increased as a result of white-mta application. PP72 GENİŞ PERİAPİKAL LEZYONLU DİŞİN CERRAHİ OLMAYAN ENDODONTİK TEDAVİSİ: BİR OLGU BİLDİRİMİ LEVENT AKINCI, ELÇİN TEKİN BULUT, NESLİHAN ŞİMŞEK İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, MALATYA Amaç: Bu vaka raporunda sadece endodontik tedavi ile iyileşen, büyük bir lezyonun tedavisi sunulmuştur. Olgu sunumu: Rutin dental radyografide, sol mandibular 1. Molar dişin apeksinde 1 cm den büyük lezyon belirlendi. İlgili diş asemptomatikti. İlk seansta lokal anesteziyi takiben bütün köklerde kemomekanik şekillendirme tamamlandı ve kalsiyum hidroksit kök kanallarına yerleştirildi. Kök kanalları 3 şekillendirme enstrümanı olan Revo-S (Micro-Mega, Besançon, Fransa) NiTi enstrumantasyon sistemi kullanılarak tork kontrollü endodontik motor ile şekillendirildi. Kök kanallarının koronal 2/3 lük kısmı 1 numaralı (sc1) enstrüman ile temizlenip şekillendirildi. Diğer sc2 190

191 ve universal şekillendirici (su) çalışma boyutunda kullanıldı. Kanallar AH Plus (dentsply detrey, konstanz, almanya) kanal patı ve guta-perka ile lateral kondensasyon yöntemiyle dolduruldu. Diş kompozit rezin ile restore edildi. Klinik ve radyografik olarak 1 yıllık takipte dişin asemptomatik olduğu görüldü ve kontrol radyografisinde lezyonun tamamen iyileştiği gözlendi. Sonuçlar: Klinisyenler büyük periapikal lezyonlarla karşılaştıklarında başlangıçta sadece endodontik tedavi yapıp, lezyonu takip altında tutmalıdır. Bu olgu raporu; büyük periapikal lezyonlar için cerrahinin zorunlu olmadığını ve sadece konservatif endodontik tedaviyi takiben geniş periapikal lezyonun iyileştiğini göstermektedir. PP72 NON-SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF A TOOTH WITH LARGE PERIAPICAL LESION: A CASE REPORT Aim: In this case report was reported the huge lesion that healing with only endodontic treatment. Case report: The lesion that larger than one centimeter was determined at the apex of the left mandibular first molar tooth, in rutin dental radiograph. The tooth was asymptomatic. In first appointment, following local anesthesia chemomecahanical preparation was performed in all roots and a calcium hydroxide dressing was applied to the root canals. Root canals were prepared with a torque controlled endodontic motor using Revo-S (Micro-Mega, Besançon, France) NiTi instrument system, which includes three shaping instruments. The coronal two-third of the root canal were shaped and cleaned with an instrument (sc) number 1 (sc1). The sc2 and the universal shaper (su) were used at the working length. Root fillings were completed using lateral condensation technique with gutta-percha and AH Plus (dentsply detrey, konstanz, germany) sealer. Teeth were restored with composite resin. Clinical and radiographic follow-up during 1 years teeth was asymptomatic and completely healed of the lesion was observed in the control radiographs. Conclusions: When clinicians encountering large periapical lesions, initially endodontic treatment and follow-up should be done. This case report confirms that the large size of a periapical lesion does not mandate its surgical removal, and that even larger periapical lesions heal following a conservative endodontic theraphy. PP73 DERİN PALATO-RADİKÜLER OLUK OLAN MAKSİLLAR LATERAL KESİCİ DİŞİN ENDODONTİK VE PERİODONTAL İDAMESİ: BİR OLGU BİLDİRİMİ 1 LEVENT AKINCI, 2 MUSTAFA ÖZAY USLU, 1 NESLİHAN ŞİMŞEK, 1 FUAT AHMETOĞLU 1 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, MALATYA, 2 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PERİODONTOLOJİ ANABİLİM DALI, MALATYA Amaç: Bu olgu bildirimi 20 yaşındaki hastanın sağ üst lateral kesici dişinde aşırı derecede periodontal harabiyet yapan palato-radiküler oluğun tedavisini açıklamaktadır. Olgu sunumu: Hastanın sağ maksiller lateral dişinde ağrı, diş etinde şişlik ve distopalatinalde 10 mm periodontal cep saptandı. İlk seansta lokal anesteziyi takiben bütün köklerde kemomekanik şekillendirme tamamlandı ve kalsiyum hidroksit kök kanallarına yerleştirildi. Kök kanalları 3 şekillendirme enstrümanı olan Revo-S (Micro-Mega, Besançon, Fransa) NiTi enstrumantasyon sistemi kullanılarak tork kontrollü endodontik motor ile şekillendirildi. Kök kanallarının koronal 2/3 lük kısmı 1 numarlı (sc1) enstrüman ile temizlenip şekillendirildi. Diğer sc2 ve universal şekillendirici (su) çalışma boyutunda kullanıldı. Kanallar AH Plus (dentsply detrey, konstanz, almanya) kanal patı ve guta-perkalar ile lateral kondensasyon yöntemiyle dolduruldu. Oluğu ortadan kaldırmak için kök yüzeyindeki defekt ultrasonik enstrümanlar ile temizlendi. Defekt proroot MTA (Tulsa/Dentsply, 191

192 Tulsa, OK) ile onarıldı ve trombositten zengin fibrin yerleştirildi. Postoperatif olarak 12 ay sonra gingiva sağlıklı bulundu. Radyografik olarak apikaldeki lezyon iyileşmiş ve 7 mm ataçman kazanılmıştı. Sonuçlar: Palato-radiküler oluk önemli oranda ataçman kaybı görülen anatomik bir varyasyondur. Doğru teşhis, sebep olan faktörler ve enflamasyonun ortadan kaldırılması ile başarılı sonuçlar elde edilir. Bu anomalinin klinisyenler tarafından farkına varılması önemlidir. PP73 ENDODONTIC AND PERIODONTAL MANAGEMENT OF MAXILLARY LATERAL INCISOR WITH SEVERE PALATO-RADICULAR GROOVE: A CASE REPORT Aim: This is a case report that describes the management of a severe periodontal defect associated with a palato-radicular (palato-gingival) groove affecting the maxillary right lateral incisor of patients. Case report: The patient presented with pain, gingival swelling, and a 10 mm periodontal pocket on the distopalatal aspect of the right maxillary lateral incisor. In first appointment, following local anesthesia chemomecahanical preparation was performed in all roots and a calcium hydroxide dressing was applied to the root canals. Root canals were prepared with a torque controlled endodontic motor using Revo-S (Micro-Mega, Besançon, France) NiTi instrument system, which includes three shaping instruments. The coronal two-third of the root canal were shaped and cleaned with an instrument (sc) number 1 (sc1). The sc2 and the universal shaper (su) were used at the working length. Root fillings were completed using lateral condensation technique with gutta percha and AH Plus sealer. The defect on root surface was debrided with ultrasonic instruments to eliminate the groove. The defect restore with proroot MTA (Tulsa/Dentsply, Tulsa, OK), a platelet rich fibrin was placed. Twelve months postoperatively the gingiva appeared healthy. Radiographs suggested substantial resolution of apical lesion and about 7 mm of probing attachment gain was recorded. Conclusions: The palato-radicular groove is an anatomic variant which may be associated with significant attachment loss. The basis of a successful result is accurate diagnosis and elimination of inflammatory irritants and contributory factors. Awareness of the existence of this abnormality by the clinician is important. PP74 FORMALİN MODELİNDE OROFASİYAL AĞRI ÜZERİNE 5-HT7 AGONİSTLERİ LP-44 VE LP-211 ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ KADRİYE DEMİRKAYA, ÖZLEM MARTI AKGÜN, BUĞRA ŞENEL, ZEYNEP ÖNCEL TORUN, MELİK SEYREK, ENZA LACİVİTA, MARCELLO LEOPOLDO, AHMET DOĞRUL GATA ENDODONTİ ANABİLİM DALI GATA PEDODONTİ ANABİLİM DALI GATA RESTORATİF DİŞ TEDAVİ ANABİLİMDALI GATA DİŞÇENEYÜZ RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI GATA FARMAKOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Farelerde formalinin neden olduğu orofasyal ağrı 5ht7 antagonistlerinin etkilerinin (lp44 ve lp211) değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Nosisepsiyon erkek balb-c farelerinde bir orofasyal formalin testi kullanılarak değerlendirildi. Seçici 5-ht7 reseptörü agonistleri, lp 44 ve lp 211 (1, 5 ve 10 mg / kg), bir formalin enjeksiyonundan önce intraperitonal 30 dakika verildi. % 4 deri altı formalın 10 ul üst dudak içine enjekte edilmiştir farelerin davranışları izlenmiştir. Davranışsal tepkileri erken evre akut ağrı karşılık gelen iki ayrı dönem oluşuyordu (faz ı: 0-12 dk) ve geç faz (faz ıı: dk). 192

193 Bulgular: lp 44 ve lp 211 (1, 5, ve 10 mg / kg),formalin testinde hem de faz ı ve faz ıı yüz sürtünme süresinde azalma ile doza bağımlı bir analjezik etki gösterdi Sonuçlar: 5-ht7 reseptör agonistleri orofasiyel ağrısının tedavisinde analjezik ilaçlar umut verici olabileceğini düşündürmektedir PP74 EVALUATION OF THE EFFECTS OF 5-HT7 AGONISTS LP-44 AND LP-211 ON THE OROFACIAL PAIN TO FORMALIN MODEL Aim: To evaluate the effects of 5ht7 antagonists (lp44 and lp211) to the formalin-induced orofacial pain in mice. Methodology: Nociception was evaluated by using an orofacial formalin test in male balb-c mice. Selective 5-ht7 receptor agonists, lp 44 and lp 211 (1, 5, and 10 mg/kg), were given intraperitoneally 30 minutes prior to a formalin injection. A bolus of 10 µl of 4% subcutaneous formalin was injected into the upper lip of mice and facial grooming behaviors were monitored. The behavioral responses consisted of two distinct periods, the early phase corresponding to acute pain (phase ı: 0 12 min) and the late phase (phase ıı: min). Results: lp 44 and lp 211 (1, 5, and 10 mg/kg) produced a dose-dependent analgesic effect with reductions in face rubbing time in both phase ı and phase ıı of the formalin test. Conclusions: Our results suggest that 5-ht7 receptor agonists may be promising analgesic drugs in the treatment of orofacial pain. PP75 MTA ANGELUS MTA FİLLAPEX VE DİAROOT BİOAGGREGATE İÇİN PLAZMA ALÜMİNYUM SEVİYESİNİN İNCELENMESİ KADRİYE DEMİRKAYA, ZEYNEP ÖNCEL TORUN, AYŞE EKEN GATA ENDODONTİ ANABİLİM DALI GATA RESTORATİF DİŞ TEDAVİ ANABİLİM DALI GATA ECZACILIK BİLİMLERİ MERKEZİ Amaç: Amacımız bir in vivo modelde, MTA Angelus MTA fillapex ve diaroot bio-aggregate varlığı ile plazma alüminyum seviyelerinin etkilenip etkilenmediğini test etmektir. Gereç ve Yöntem: 21 adet yeni zelanda tavşanı bu çalışma için kullanıldı. Başlangıçta kan yaklaşık 2 ml heparinize edilmiş kılcal tüpler kullanılarak kulak arter yoluyla toplanmıştır. Kan numuneleri 10 dakika süre ile 4000 rpm'de santrifüje edildi ve kan serum analiz edilinceye kadar en-25c depolanmıştır. Hayvanlar kas içinden enjeksiyon ile anestezi altına alınmıştır. Her bir hayvanın mandibulada üç boşluklar hazırlandı. 1. Grupta MTA Angelus (angelus, londrina, pr, brezilya) kavitelere yerleştirildi. 2. Grupta MTA fillapex (angelus, londrina, pr, brazil) kavitelere yerleştirildi. 3. Grupta diaroot bio-aggregate (ınnovative biocaramix ınc, vancouver, bc, canada) kavitelere yerleştirildi. Kesi hatları ipek sütür ile kapatıldı. 90 gün sonra, yaklaşık 2 ml kan kulak arterin toplandı. Kan numuneleri 10 dakika süre ile 4000 rpm'de santrifüje edildi ve kan serum analiz edilinceye kadar en-25c depolanmıştır Bulgular: Başlangıçta ve deneysel işlemden 90 gün sonra, alüminyumun plazmadaki düzeyleri karşılaştırıldığında aradaki fark anlamlı değildir. Sonuçlar: Bu unsurların biyolojik etkileri üzerine daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. 193

194 PP75 INVESTIGATION OF THE LEVEL OF ALUMINIUM ON PLASMA FOR MTA ANGELUS, MTA FILLAPEX AND DIAROOT BIO-AGGREGATE Aim: Our aim was to test whether the presence of MTA Angelus, MTA fillapex and diaroot bioaggregate, an in vivo model, would affect the plasma aluminium levels. Methodology: 21 new zelland rabbits were used for this study. At baseline approximately 2 ml of blood was collected via the auricular artery using heparinized capillary tubes. Blood samples were centrifuged at 4000 rpm for 10 minutes and serum fraction of blood was stored at-25 c until analysis. The animals were anesthetized by the intramuscular injection. Three cavities in the mandible of each animal were prepared.ın Group 1 MTA Angelus(angelus, londrina, pr, brazil) was placed into the cavities. In Group 2 MTA fillapex (angelus, londrina, pr, brazil)was placed into the cavities.ın group3 diaroot bio-aggregate (ınnovative biocaramix ınc, vancouver, bc, canada) was placed into the cavities. The incision lines were closed with a silk suture. After 90 days, approximately 2 ml of blood was collected via the auricular arter. Blood samples were centrifuged at 4000 rpm for 10 minutes and serum fraction of blood was stored at-25 c until analysis. Results: When comparison of aluminium levels on plasma at baseline and 90 days after the experimental procedure, differences were not significant. Conclusions: Further studies on the biological effect of these cements are required.. PP76 ATOMİK ABSORPSİYON SPEKTROMETRESİ KULLANILARAK, DÖRT HİDROLİK KALSİYUM SİLİKAT SİMANDA ALÜMİNYUM DÜZEYİNİ ARAŞTIRMAK KADRİYE DEMİRKAYA, ZEYNEP ÖNCEL TORUN, ONUR ERDEM, SERDAR ÇETİNKAYA GATA ENDODONTİ ANABİLİM DALI GATA RESTORATİF DİŞ TEDAVİ ANABİLİM DALI GATA TOKSİKOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı MTA Angelus MTA fillapex, diaroot bio-aggregate ve Theracal LC un alüminyum miktarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: MTA Angelus(angelus, londrina, pr, brazil), MTA fillapex (angelus, londrina, pr, brazil)and Theracal LC (bisco, schaumburg, ıl, usa) örnekleri mikrodalga asit sindirim biriminin numune kabının yaklaşık 0.1 g tartıldı. % 65 lik iki ml (h / h) hno3 (merck, darmstadt, almanya),% 37 lik 2 ml (v / v) hcı (merck, darmstadt, almanya) ve 4 ml % 40 lik (v / v) hidroflorik asit (merck, darmstadt, almanya) örnekleri eklendi ve mikrodalga asit sindirim birimi ile (milestone mls-1200 mega) sindirildi. Sindirilen örnekler kantitatif 10.0 ml hacim polipropilen tüplere aktarıldı ve nihai hacim% 0.2 lik (h / h) hno ml 'ye ayarlanmıştır. Alüminyum miktarının belirlenmesi için perkin elmer aanalyst 800 atomik absorpsiyon spektrometresi, zeaman arka düzeltme ve winlab 32 aa fırın programı (shelton, ct abd) ile bir grafit tüpü atomizör üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Simanların al içeriği MTA Angelus 9000 ppm, MTA fillapex 3000 ppm, diaroot bioaggregate 13 ppm ve Theracal LC 6000 ppm olduğu tespit edildi Sonuçlar: Bu dört hidrolik kalsiyum silikat siman için, alüminyum konsantrasyonları düşük olarak belirlenmiştir. Bu değerlerin insan sağlığı için riski araştırılmalıdır. PP76 TO INVESTIGATE THE LEVEL OF ALUMINIUM IN THE PRESENCE OF FOUR HYDRAULIC CALCIUM SILICATE DENTAL CEMENTS, USING ATOMIC ABSORPTION SPECTROMETER 194

195 Aım: The purpose of the present study was to determine the amount of aluminium from MTA Angelus, MTA fillapex, diaroot bio-aggregate and Theracal LC. Methodology: MTA Angelus(angelus, londrina, pr, brazil), MTA fillapex (angelus, londrina, pr, brazil)and Theracal LC (bisco, schaumburg, ıl, usa) samples were weighed about 0.1 g in the sample cup of microwave acid digestion unit. Two ml of 65% (v/v) hno3 (merck, darmstadt, germany), 2 ml of 37% (v/v) hcı (merck, darmstadt, germany) and 4 ml of 40% (v/v) hydrofluoric acid (merck, darmstadt, germany) were added to the samples and digested in microwave acid digestion unit (milestone mls-1200 mega). Digested samples were quantitatively transferred to 10.0 ml volumetric polypropylene tubes and the final volume was adjusted to 10.0 ml with 0.2% (v/v) hno3. Detrerminations of aluminium were performed on a perkinelmer aanalyst 800 atomic absorption spectrometer, a graphite tube atomizer with zeaman background correction and a winlab32-aa furnace program (shelton, ct usa). Results: The al content of the dental cements were determined and found to be 9000 ppm in MTA Angelus, 3000 ppm in MTA fillapex,13 ppm in diaroot bio-aggregate and 6000 ppm in Theracal LC. Conclusions: for four hydraulic calcium silicate dental cements, determinations of aluminium concentration is low. It should be investigated to risk for human health. PP77 DUDAK DAMAK YARIKLI HASTANIN YARIK HATTINA KOMŞU İKİ DİŞİN KONSERVATİF YAKLAŞIMLA TEDAVİSİ : OLGU TANIMLAMASI ALPER İLKER, EVREN SARIYILMAZ, ERSAN ÇELİK ORDU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI ORDU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Dudak damak yarığı hattının iki tarafında bulunan dişlerin endodontik tedavisi sonrası kuronal kısmın tek diş şeklinde restore edilip, hastada estetik görüntünün sağlanmasıdır. Olgu sunumu: 27 yaşında sistemik olarak sağlıklı erkek hasta ünilateral dudak damak yarığı hattına komşu kesicilerde bulunan yaygın çürük varlığı şikayeti ile ordu üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti anabilim dalı'na başvurmuştur. Hastanın hikayesinde 3 yaşında dudak damak yarığı operasyonu bulunmaktadır. Hastanın klinik muayenesinde 11 numaralı dişin diş arkına göre bukkalde konumlandığı ve 12 numaralı dişin ise palatalde yer alması nedeniyle, hastada belirgin çapraşık görüntü bulunmaktadır. 11 ve 12 numaralı dişler elektrikli pulpa ve soğuk vitalite testlerine pozitif yanıt vermiştir. Perküsyon ve palpasyonda duyarlılık bulunmamaktadır. Radyografik değerlendirmede 11 ve 12 numaralı dişlerin kökleri arasında bulunan dudak damak yarığı hattı, geniş radyolusensi olarak görülmektedir. Kronik pulpitis teşhisi konulmuştur. Diş ipi blok-out rezinler ve opti-dam kullanılarak dişlerin izolasyonu temin edildi. Çürüklerin uzaklaştırılmasından sonra kök kanallarına giriş sağlandı. Çalışma boyu 15-k eğesi ve radyografik yöntemler ile belirlendi. Kök kanal preparasyonu %5,25 sodyum hipoklorit irrigasyonu altında Reciproc r40 eğesi ile tamamlandı. Son irrigasyonda sırasıyla EDTA, distile su, %5,25 sodyum hipoklorit, distile su, %2 klorheksidin glukonat irrigasyon solüsyonu kullanıldı. Kök kanalları ahplus kök kanal patı, r40 Reciproc gütta perka konu ve standart gütta perka konları ile soğuk lateral kompaksiyon yöntemiyle dolduruldu. 11 numaralı dişin kanalının koronal 6 mm'lik kısmından gütta-perka, gates glidden frezler ile uzaklaştırıldı ve fiber post yerleştirildi. 11 ve 12 numaralı dişler tek bir diş görünümü kazandırılacak şekilde kompozit rezin ile restore edildi. Metal alt yapılı porselen kron uygulaması ile restorasyon tamamlandı. Dişeti bölgesindeki daha iyi estetik görünüm sağlanması amacıyla pembe porselen tercih edilmiştir. 195

196 Sonuçlar: Dudak damak yarığı hastalarında estetik, fonksiyonel hedeflere ulaşmada güçlüklerle karşılaşılabilinmesine rağmen, hasta ile kurulan etkili kooperasyon ve iyi yapılmış tedavi planlaması ile tatmin edici sonuçlara ulaşılabilmektedir. PP77 CONSERVATIVE TREATMENT OF TWO TEETH ADJACENT TO CLEFT AND LIFT PALATE Aim: To present a case of endodontic treatment of the teeth adjacent to cleft and lift palate then restored coronal part of teeth as a single tooth to achieve satisfactory esthetic appearance Case report: A 27-years old systematically healthy male patient referred to ordu university faculty of dentistry, department endodontics clinic with complaints of severe caries in the incisors adjacent to the cleft lip and palate. Patient history revealed that cleft lip and palate surgery in 3 years old. Clinical assessment revealed that tooth 11 was located in the buccal according to teeth arch and tooth 12 was located in the palatal according to teeth arch. Therefore, the patient had significant deviousness view. Vitality and cold test were positive for tooth 11, 12. Tenderness to percussion and palpation were negative either. The radiographic assessment revealed that cleft lip and palate was located between the tooth 11 and 12 as a radiolucency. The diagnosis was chronic pulpitis. Isolation was maintained with optidam, block out the resin and dental floss and then access cavity was opened to tooth 11 and 12. Working length was determined with 15-k file and electronic apex locator and confirmed radiographically. Root canal preparation was completed at Reciproc r40 file under copious 5,25% NaOCl irrigation. EDTA, distilled water, 5,25% NaOCl, distilled water, 2% chlorhexidine gluconate was used for final irrigation, respectively. The canals were obturated with Reciproc r40 gutta-percha, standard gutta-percha cones and AH Plus sealer by cold lateral condensation technique. The post space preparations were made with gates-glidden to remove 6 mm of guttapercha part of coronal from tooth 11. The posts were cemented with dual cure resin cement by using an etch-and-rinse adhesive system in accordance with the manufacturer's directions. The teeth were restored as a single tooth with composite resin. Then metal supported fixed partial denture was performed and pink porcelain was also used for gingival part of the denture to achieve more esthetic appearance. Results: The teeth were asymptomatic and gingiva was healthy at first and third-month follow-up visits. No pathological finding was also seen on radiographic assessment. Conclusions: In spite of many obstacles to encounter for esthetic and functional attainment in cleft and lip palate patients, a satisfying result could be reached with adequate cooperation with the patient and good treatment planning. PP78 GÜNCEL ŞELASYON AJANLARININ KALSİYUM SİLİKAT SİMANLARIN SİMÜLE KÖK UCU KAVİTELERİNE BAĞLANMA DİRENCİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ 1 NİDAMBUR VASUDEV BALLAL, 2 ÖZGÜR İLKE ATASOY ULUSOY, 1 SHUBHA CHHAPARWAL 1 MANİPAL UNİVERSİTY, MANİPAL COLLEGE OF DENTAL SCİENCES, DEPARTMENT OF CONSERVATİVE DENTİSTRY AND ENDODONTİCS, INDIA 2 GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı şelasyon ajanlarının, kalsiyum silikat simanların simüle edilmiş kök ucu kavitelerine bağlanma direnci üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Elli adet çekilmiş tek kanallı insan ön keser dişi kullanıldı. Kök kanalları k-tipi eğeler kullanılarak genişletildi ve %2,5 NaOCl ile irrige edildi. Tüm köklerin apikal 2 mm si kök ucu 196

197 rezeksiyonunu taklit etmek için kesildi. Ardından 1.5 mm çapında rond frezler kullanılarak kök ucu kaviteleri hazırlandı. Örnekler, kullanılan irrigasyon rejimine göre rastgele beş gruba (n=10) ayrıldı: 1. Grup: 5 ml %2,5 NaOCl in ardından 5 ml of %17 EDTA, 2. Grup: 5 ml %2,5 NaOCl in ardından 5 ml %7 maleic acid, Group 3: 5 ml %2,5 NaOCl in ardından 5 ml QMix, Group 4: 5 ml %2,5 NaOCl in ardından 5 ml %2,25 peracetic acid, Group 5: 5 ml of %0,9 salin (kontrol). Retrograd kaviteler, çökeltileri uzaklaştırmak için son olarak 5 ml distile su ile yıkandı. Her gruptaki örnekler apikal dolgu materyaline göre iki alt gruba (n=5) ayrıldı. Birinci grupta, kök-ucu kaviteleri Biodentine ile, ikinci gruptakiler ise mineral trioksit agregat (MTA) ile dolduruldu. Her kökün apikal üçlüsü, yaklaşık 1 mm kalınlığında iki disk oluşturmak için horizontal olarak kesildi. Push-out bağlanma dayanımları, universal test cihazı kullanılarak ölçüldü. Kanal dolgularına 1mm çapında elmas silindirik çelik uçlarla 1mm/dk hızla yük uygulandı. Dolguların ayrıldığı andaki maksimum kuvvet newton olarak kaydedildi ve mpa ya çevrildi. Veriler, kruskal wallis ve mann whitney u testleri kullanılarak istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: Biodentine ve MTA ile doldurulan retrograd kavitelerde, yalnızca salinle yapılan irrigasyon, diğer irriganlara göre daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). MTA grubunda, deney solüsyonları arasında herhangi bir anlamlı fark yoktur (p>0,05). Biodentine kullanılan köklerde ise, EDTA ve perasetik asit grubu diğer test solüsyonlarına göre daha yüksek bağlanma direnci göstermiştir. Sonuçlar: Kök kanallarının apikal üçlüsünde smear tabakanın kaldırılması, kalsiyum silikat simanların dentine bağlanmalarında azalmaya neden olabilir. PP78 EFFECT OF NOVEL CHELATING AGENTS ON THE PUSH-OUT BOND STRENGTH OF CALCIUM SILICATE CEMENTS TO THE SIMULATED ROOT-END CAVITIES Aim: The aim of this study was to compare the effects of different chelating agents on the push-out bond strength of calcium silicate-based cements to the simulated root-end cavities. Methodology: Fifty extracted human maxillary anterior teeth with single root canals were selected. The root canals were instrumented using K-files and copiously irrigated using 2.5% NaOCl. The apical 2 mm of all roots were resected to mimic root-end resection. Root-end cavities were prepared using round burs with a diameter of 1.5 mm. The specimens were then randomly divided into 5 groups (n=10) based on the irrigation regimen: Group 1: 5 ml of 2.5% NaOCl followed by 5 ml of 17% EDTA, Group 2: 5 ml of 2.5% NaOCl followed by 5 ml of 7% maleic acid, Group 3: 5 ml of 2.5% NaOCl followed by 5 ml QMix, Group 4: 5 ml of 2.5% NaOCl followed by 5 ml 2.25% peracetic acid, Group 5: 5 ml of 0.9% saline (control). Then the retrograde cavities were finally irrigated with 5 ml of distilled water to remove any precipitate. Then the samples from each group was subdivided into two groups (n=5) based on the apical filling material. In Group 1, root-end cavities of all samples were filled with Biodentine and in Group 2, with MTA. Apical third of each root was horizontally sectioned to produce two discs of approximately 1 mm thick per sample. The push out bond strength was measured using a universal testing machine. The fillings were loaded with a 1mm diameter cylindrical stainless steel plunger at a speed of 1 mm/min. The maximum load required for the dislodgment of the fillings was recorded in newtons and converted to mpa. Data were statisticaly analysed using kruskal wallis and mann whitney u tests. Results: Irrigation with saline resulted in higher bond strength compared to the other irrigants in the retrograde cavities obturated with MTA or Biodentine (p<0.05). In MTA group, there was no significant difference observed among the test irrigants (p>0.05). EDTA and peracetic acid group showed higher dislodgement resistance values than the other test irrigants, when Biodentine was used as a filling. 197

198 Conclusions: The removal of smear layer in the apical third of the root canals may lead to a decrease in the bond strength of calcium silicate-based materials. PP79 ETKİSİ DEVAMLI İRİGASYON İLE PREPARASYON YÖNTEMİNİN AĞRI VE NÖROPEPTİD DÜZEYİNE 1 H. BIÇAKCI, 1 İSMAİL DAVUT ÇAPAR, 2 S. GENÇ, 3 A.H. İHTİYAR, 3 R. SÜTÇÜ 1 İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDONDONTİ ANABİLİM DALI, İZMİR 2 İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PERİODONTOLOJİ ANABİLİM DALI, İZMİR 3 İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, TIP FAKÜLTESİ, BİYOKİMYA VE KLİNİK BİYOKİMYA BÖLÜMÜ, İZMİR Amaç: Bu çalışmanın birinci amacı, farklı deneysel ve klinik ağrı yöntemlerinin birbiriyle korelasyonlarının değerlendirilmesidir. Çalışmanın ikinci amacı ise, devamlı irigasyon ile döner eğeleme prosedürünün ağrı ve nöropeptid salınım düzeylerine etkilerinin incelenmesidir. Bu çalışmaya vital alt premolar dişlerinde visual analog skala (vas) skorlamasına göre 3-8 arasında ağrısı olan 40 hasta dahil edildi. Tedavi öncesinde hastaların spontan ve perküsyon ağrısı vas a göre kaydedildi. Dos örnekleri alındı. Hastalar; standart preparasyon (spg) ve devamlı irigasyon ile preparasyon yöntemi (dipg) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tedavi aşamasında ilk eğe ile genişletme sonrası apikal sıvı örnekleri alındı. Preparasyon tamamlandıktan sonra kanal içi medikament ve geçici dolgu uygulandı. Hastaların ikinci seansta tedaviye başlamdan önce spontan ve perküsyon ağrı düzeyleri kaydedildi. Birinci seansta uygulanan prosedürler ile dişeti oluğu sıvısı (dos) ve apikal sıvı örnekleri alındı. Kök kanallarında kemomekanik preparasyon tamamlandıktan sonra kök kanal dolgusu ve daimi restorasyonlar tamamladı. Dos ve apikal sıvı örneklerinden Elisa yöntemi ile sp, cgrp, ıl-1β ve ıl-10 düzeyleri analiz edildi. Gruplar arası karşılaştırmalar için mann-whitney u testi, parametrelerin başlangıç ve son değerleri arasındaki farkları hesaplamak için Wilcoxon Signed kullanıldı. Parametreler arası korelasyon pearson korelasyon testi ile tespit edildi. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Sonuçlar: Yapılan analizler sonucunda klinik veriler açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Spg de apikalden alınan örneklerden analiz edilen nöropeptidlerde istatistiksel olarak anlamlı azalmalar saptandı; fakat dipg de meydana gelen azalmalar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Spontan ağrı ve perküsyon ağrısı arasında orta derecede korelasyon saptandı. Laboratuvar verilerinde de bazı korelasyonlar saptandı. Devamlı irigasyon yöntemi, ağrıyı azaltmada standart preparasyon yönteminden farksız sonuçlar vermiştir. PP79 THE INFLUENCE OF ROTARY INSTRUMENTATION WITH CONTINUOUS IRRIGATION ON PAIN AND NEUROPEPTIDE RELEASE LEVELS Aim: One of the objectives of the study is to determine the correlation in between various experimental and clinical pain measurement procedures. The second objective of the study was to evaluate the influence of rotary instrumentation with continuous irrigation procedure on pain and neuropeptide release levels. 40 patients who had 3-8 preoperative visual analog scala (vas) pain level in the lower premolar teeth were included into the study. Spontaneous and percussion pain levels were recorded using the vas score. Gingical crevicular fluid (gcf) samples were collected. Patients were randomly assigned to treatment groups as follows: standard preparation (spg), and 198

199 preparation with continuous irrigation (pcıg). Apical fluid samples were collected after instrumentation. Root canal medicaments and temporary restorations were applied. In the second visit the patients pain levels were recorded using the vas as in the first visit. Gcf and apical fluid samples were obtained by the same procedure. After the chemo mechanical preparation was completed, root canals obturated and permanent restoration was applied. Substance p, calcitoningene related peptide, ıl-1β and ıl-10 levels were analyzed from the gcf and apical fluid samples by using elısa. For comparison between groups, mann-whitney test was used. Wilcoxon Signed test was used to calculate the difference between the initial and final values of parametres. Correlation between parameters was identified by pearson correlation test. The level of statistical significance was set at p<.05. Results: T9he results of the statistical analysis showed that there is no significant difference in between the two groups in point of clinical data. Decreases of neuropeptide levels obtained from the apical samples of the spg were significant, while the neuropeptide levels of pcıg showed no significance. There was a moderate degree correlation between the spontaneous and percussive pain. There were also some correlations among laboratory values. Continuous irrigation and standard preparation procedure showed similar results with respect to pain reduction. PP80 GECİKMİŞ TEDAVİ NEDENİYLE İNFLAMATUAR KÖK REZORPSİYONU GÖRÜLEN TRAVMALI BİR İMMATÜR DİŞTE REVİTALİZASYON: 12 AYLIK TAKİP GÜLCE ESENTÜRK, ZEHRA C. ÇEHRELİ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA, TÜRKİYE Amaç: Bu olgu bildiriminde gecikmiş travma tedavisi nedeniyle inflamatuar kök rezorpsiyonu görülen bir immatür kesici dişe uygulanan rejeneratif endodontik tedavinin 12 aylık klinik ve radyografik takip bulguları sunulmaktadır. Olgu sunumu: 9 yaşındaki kız hasta, üst sol santral dişinden kaynaklanan spontan ağrı ve şişlik nedeniyle pedodonti kliniğine gönderilmiştir. Hastadan alınan anamnezde 1 sene öncesinde, travmatik bir yaralanmadan dolayı üst santral kesicilerinde mine-dentin kırığı oluştuğu ve başka bir merkezde tedavi edildiği öğrenilmiştir. Klinik muayenede ilgili dişin apeksi hizasında lokalize bir şişlik, periodontal cep ve mobilite tespit edilmiştir. Radyografik muayenede kök gelişimini tamamlanmamış dişin apeksi hizasında geniş bir radyolusensi gözlenmiştir. Lokal anestezi ve lastik örtü izolasyonu altında endodontik giriş sağlanmasını takiben, kanallar %2.5 NaOCl ile irrige edilmiş ve kök kanallarına kalsiyum hidroksit patı yerleştirilmiştir. 3 hafta sonra, kalsiyum hidroksit serum irrigasyonu ile uzaklaştırılmış; ardından apikal kanatma işlemi ve koronal Biodentine bariyerinin yerleştirilmesini içeren rejeneratif endodontik tedavi uygulanmıştır. Giriş kavitesi kompozit rezinle restore edilmiştir. Sonuçlar: Travmatik yaralanmaya bağlı inflamatuar kök rezorpsiyonunun tedavisinde, rejeneratif endodontik yaklaşım uygun bir tedavi seçeneği olabilir. PP80 REVITALIZATION OF A LATE-REFERRED TRAUMATIZED IMMATURE INCISOR WITH INFLAMMATORY ROOT RESORPTION: 12-MONTH FOLLOW-UP Aim: This case report presents the 12-month clinical and radiographic outcome of regenerative endodontic therapy in a late- referred, traumatized immature incisor with inflammatory root resorption. 199

200 Case report: A 9-year-old girl was referred to the pediatric dentistry clinic for management of spontaneous pain and swelling of maxillary left central incisor that had experienced enamel-dentin fracture a year ago. Clinical examination revealed localized swelling, periodontal pocket and excessive mobility of the maxillary left central incisor. Radiographically, the tooth had periapical radiolucency and open apex. Following endodontic access under local anesthesia and rubber dam isolation, calcium hydroxide paste was placed into the canal after copious irrigation with 2.5% NaOCl. 3 weeks later, the calcium hydroxide was removed with saline irrigation, and regenerative endodontic treatment involving induction of apical bleeding and placement of coronal barrier using Biodentine was performed. The access cavity was restored with acid-etch resin-based composite. Conclusions: Regenerative endodontic therapy might be considered as a viable treatment option in the management of inflammatory root resorption due to traumatic injury. PP81 KOMPLİKE KRON KIRIKLARININ PARSİYEL PULPOTOMİ VE DİŞİN KENDİ KIRIK PARÇASI İLE YAPIŞTIRILARAK TEDAVİSİ: DOKUZ YIL TAKİPLİ BİR OLGU SUNUMU TÜLİN İLERİ KEÇELİ, H. CEM GÜNGÖR HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ÇOCUK DİŞ HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Daimi dişlerde %5-8 oranında görülen komplike kron kırığı mine, dentin ve pulpayı içeren travmatik bir diş yaralanmasıdır. Parsiyel pulpotomi ve dişin kendi kırık parçası ile restore edilmesi bu tip yaralanmalarda bir tedavi yaklaşımıdır. Olgu sunumu: 12 yaşındaki bir kız çocuk travmadan dört saat sonra çocuk diş hekimliği kliniğine başvurmuştur. Travmaya bağlı olarak üst çene orta keser dişlerinde kırık meydana gelmiştir. Hasta kırık diş parçalarını beraberinde getirmiştir. Klinik ve radyografik muayene sonrasında #11 ve #21 nolu dişlerde komplike kron kırığı olduğu tespit edilmiştir. Aynı seansta, %0,9 luk serum fizyolojik ile kanama kontrolü ve pulpotomi ajanı olarak kalsiyum hidroksit patı uygulanarak her iki dişe cvek pulpotomisi uygulanmıştır. Dişlerin koronal restorasyonları rezin kompozit kullanılarak kendi kırık parçaları ile tamamlanmıştır. Hastaya ağız hijyeni eğitimi verilmiş ve kontrol randevularına çağrılmıştır. Dokuzuncu yıl takibinde dişlerin semptomsuz, restorasyonların ise fonksiyonel ve estetik olarak kabul edilebilir olduğu gözlenmiştir. Dişler termal ve elektirikli pulpa testlerine pozitif yanıt vermiştir. Radyografik olarak periodontal veya periapikal bir patoloji gözlenmemiştir. Bununla birlikte her iki kesici dişte hafif düzeyde pulpa kanal obliterasyonu gözlenmiştir. Sonuçlar: Kalsiyum hidroksit ile parsiyel pulpotomi ve dişin kendi kırık parçası ile restore edilmesi komplike kron kırığı olan daimi dişlerde etkili bir tedavi yöntemidir. PP81 TREATMENT OF COMPLICATED CROWN FRACTURES WITH PARTIAL PULPOTOMY AND REATTACHMENT: A CASE REPORT WITH NINE-YEAR FOLLOW-UP Aim: Complicated crown fracture, affecting 5 to 8% of permanent teeth, is a traumatic injury which involves enamel, dentin and the pulp. Partial pulpotomy and crown reattachment are the treatment modalities following such injuries. Case report: A 12-year-old girl was referred to the pediatric dentistry clinics four hours after an accident. The traumatic injury had resulted in fractures of maxillary central incisors. The patient had brought tooth fragments. Following clinical and radiographical examination, a diagnosis of complicated crown fracture was made for #11 and #21. At the same visit, cvek-type pulpotomy was 200

201 performed on both teeth utilizing, hemorrhage control with 0.9% saline and placement of calcium hydroxide paste as pulpotomy medicament. The coronal restorations were completed with reattachment of crown fragments using resin composite. The patient was instructed on proper hygiene measures and the recall visits were scheduled. At the ninth year follow-up visit, it was observed that the teeth were symptom-free with functional and esthetically acceptable restorations. The teeth responded positively to thermal and electrical pulp tests. Radiographically, no periodontal or periapical pathologies were evident. However, slight pulp canal obliterations were noted for both incisors. Conclusions: Partial pulpotomy with calcium hydroxide and crown reattachment are effective for the treatment of complicated crown fractures in permanent teeth. PP82 APEKSİ AÇIK VE KAPALI KÖKLERİN BİR ARADA OLDUĞU NEKROTİK AZI DİŞİN REVASKÜLARİZASYON VE KÖK KANAL DOLGUSU İLE TEDAVİSİ: BİR OLGU BİLDİRİMİ EZGİHAN ARSLAN, ZAFER ÇEHRELİ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Bu olgu bildiriminde açık apeksli immatür distal kökü ve kapalı apeksli mezial kökleri olan nekrotik daimi birinci azı dişe uygulanan revaskülarizasyon ve kök kanal dolgu tedavisinin 12 aylık takibi sunulmaktadır. Gereç ve Yöntem: 10 yaşındaki kız hasta spontan ağrılı nekrotik mandibular birinci azı dişin endodontik tedavisi için pedodonti kliniğine başvurmuştur. Klinik muayenede pulpa ekspozuyla birlikte derin çürük lezyonu tespit edilmiştir. Radyografik muayenede ilgili dişin distal kök ucunun açık; mezial kök uçlarının ise kapalı olduğu görülmüş; mezial bölgede periapikal radyolusensi tespit edilmiştir. Lokal anestezi altında diş lastik örtü ile izole edilmiş ve endodontik giriş kavitesi açılmıştır. Kök ucu açık distal kanal %2,5 luk sodyum hipoklorit ile irrige edilmiş ve steril kağıt konilerle ile kurutulmuştur. Ardından kalsiyum hidroksit ve serum fizyolojik patı kanala uygulanmıştır. Diş cam iyonomer siman ile geçici restore edildikten 3 hafta sonra kalsiyum hidroksit serum fizyolojik ile tamamen uzaklaştırılmıştır. Distal kanal %17 EDTA ile irrige edilmiş ve apikal kanama bir endodontic eğe ile stimüle edilmiştir. Kan pıhtısının üzerine MTA bariyer uygulanmış ve kanal ağzı cam iyonomer siman ile örtülmüştür. Bir hafta sonra mezial kanallar gutta perka ve AH Plus kanal dolgu patı ile doldurulmuş ve diş paslanmaz çelik kron ile restore edilmiştir. Bulgular: 12 aylık takip sonucunda radyografik olarak periradikuler iyileşmenin tamamlandığı, distal kök kanal duvarlarının kalınlaştığı ve apeksin kapandığını gözlenmiştir. Diş klinik takip süresince asemptomatik olarak fonksiyon görmüştür. Sonuçlar: Apeksi açık ve kapalı köklerin bir arada olduğu nekrotik azılarda kombine rejeneratif ve geleneksel endodontik tedavi, etkili bir yaklaşım olabilir. PP82 REVASCULARIZATION AND ROOT CANAL TREATMENT OF A NECROTIC MOLAR WITH CLOSED AND OPED APICES: A CASE REPORT Aim: This case report presents the 12-month follow-up of revascularization and conventional root canal treatment of a necrotic permanent first molar tooth with an immature, open-apex distal root and mature mesial root with periapical lesion. Methodology: A 10-year-old girl was referred to the pediatric dentistry clinic for endodontic treatment of a necrotic mandibular first molar with spontaneous pain. Clinical examination of the 201

202 molar revealed a deep carious lesion with pulp exposure. Radiographic examination showed immature distal root with open distal apices and mesial root with closed apices along with periapical radiolucency. Following local anesthesia, rubber dam isolation and endodontic access, the distal root canal was irrigated with of 2,5 % sodium hypochlorite for and dried with paper points. A thin mix of calcium hydroxide paste was applied into the root canals and the access cavity was sealed temporarily with glass ionomer cement. Three weeks later, calcium hydroxide was completely removed with physiological saline. The distal canal was irrigated with 17% EDTA after which the apical bleeding was initiated with an endodontic instrument. MTA was applied over the blood clot and covered with glass ionomer cement. One week later, mesial root canals were obturated with gutta-percha and AH Plus sealer, and and the tooth was restored with stainless steel crown. Results: At 12-month follow-up, radiographic examination revealed healing of the periapical lesion, thickening of the canal walls and apical closure of the distal root. The tooth was clinically asymptomatic and functional. Conclusions: A combined endodontic intervention comprising revascularization and conventional root canal treatment may be a feasible treatment approach in necrotic molars with co-occurrence of an immature, open-apex root and a mature closed-apex root. PP83 GUTTAFLOW VE GELENEKSEL GÜTA PERKA KONLARIN PORTAKAL YAĞI, ÇAM TEREBENTİN VE KLOROFORM İÇERİSİNDE ÇÖZÜNÜRLÜĞÜNÜN KARŞILAŞTIRILMASI EVREN SARIYILMAZ, CANGÜL KESKİN ORDU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmada güta perka çözücü etki gösteren portakal yağı ve çam terebentinin standart olarak hazırlanmış olan güta perka ve guttaflow diskleri üzerindeki çözücü etkilerinin kloroform solüsyonuyla karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Guttaflow ve geleneksel güta perka konlar kullanılarak her kök kanal dolgu materyalinden 45 adet 10 mm çapında ve 2 mm kalınlığında diskler hazırlandı. Örnekler deney öncesinde elektronik hassas terazide tartıldı. Örnekler kullanılacak solvent tipine göre rastgele 3 farklı gruba ayrıldı (n=15). Gutta-flow ve geleneksel güta-perka örnekleri solvent içerisinde 10 dk boyunca bekletildi ve tekrar tartıldı. Disklerin ilk ve son ağırlık farkları solventler tarafından eritilip uzaklaştırılan miktar olarak kaydedildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi spss programında twoway ANOVA testi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Portakal yağı ve çam terebentinin her iki güta perka grubunda da kloroformdan istatistiksel olarak anlamlı oranda daha az güta perka çözdüğünü saptandı (p<0.05). Güta perka çözme etkinliği açısından portakal yağı ve çam terebentin solventleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Geleneksel güta perka disklerinin guttaflow diskleriyle karşılaştırıldığında solventlerde anlamlı oranda daha fazla çözündüğü saptandı (p<0.005). Sonuçlar: Çalışmanın koşulları dahilinde, guttaflow un kimyasal tekniklerle kök kanallarından uzaklaştırılması geleneksel güta perkaya göre daha fazla zaman alabileceği söylenebilir. PP83 COMPARISON OF DISSOLUBILITY OF GUTTAFLOW AND CONVENTIONAL GUTTA PERCHA CONES IN ORANGE OIL, TURPENTINE AND CHLOROFORM 202

203 Aim: This study aims to compare the solvent effectiveness of orange oil and turpentine oil, which have presented solvent action, on guttaflow and conventional gutta percha discs with chloroform solution. Methodology: 45 discs from each gutta percha material (10 mm diameter and 2 mm length) was prepared. Prior to the experiment, each disc was weighed to determine original mass. Specimens were randomly divided into 3 groups according to the solvent type (n=15). Specimens were immersed into solvents for 10 min and weighed again to calculate the mean weight loss, which determined the solvent capacity. Data was statistically analyzed using two-way ANOVA test in spss software. Results: Orange oil and turpentine oil was significantly less effective than chloroform in regards to solvent action (p<0.05). There was no statistically significant difference was detected between orange oil and turpentine oil (p>0.05). Conventional gutta percha discs dissolved in solvents significantly more than guttaflow discs (p<0.005). Conclusions: Within the conditions of the present study, it might be concluded that guttaflow could take more time to be removed from the root canals with chemical techniques during nonsurgical retreatment. PP84 ENDODONTİDE LİSANS VE UZMANLIK ÖĞRENCİLERİ TARAFINDAN OPERASYON MİKROSKOBU KULLANIM ETKİNLİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ MELTEM DARTAR ÖZTAN, BERKAN ÇELİKTEN, EMİNE ODABAŞI TEZER, UMUT SEKİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı endodontide kök kanal sayılarının/ağızlarının doğru tespit edilmesinde magnifikasyon kullanımının faydalarını dental operasyon mikroskobu ve dental lup ile değerlendirmek ve endodontist,doktora öğrencisi ve üniversite öğrencileri arasındaki uygulama becerilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 30 birinci ve 30 ikinci molar olmak üzere toplam 60 çekilmiş insan üst molar dişi kullanıldı. Çalışmada oral diagnoz ve radyoloji bölümü'nden bir doktora öğrencisi, endodonti bölümünden bir doktora öğrencisi ve endodontist, 4.ve 5. Sınıf diş hekimliği öğrencilerinden birer öğrenci olmak üzere 5 kişi yer aldı Bulgular: Çıplak göz ile değerlendirmede 1.,2., 3., ve 4. Gözlemci için kök kanal sayılarını doğru belirleme oranı 3 kanal için sırası ile %97.6,%66.7,%73 ve %64.3 iken; 4 kanal için %33.3, %0, %0 ve %0 dır. Dental lup ile değerlendirmede 3 kanal için sırası ile %100, %57.1, %73.8 ve %57.1 ; 4 kanal için %61.4, %0, %0, %0 ve %5.6 dır.dental operasyon mikroskobunda 3 kanal için %100, %52.4, %61.9,%47.6; 4 kanal için %61.1, %10.5, %11.1 ve%16.7 dir. Sonuçlar: Bu çalışmada magnifikasyon kullanımının endodontist için faydalı olduğu bulunmuştur. Dental operasyon mikroskobu kullanımında deneyimsiz olan diğer gözlemciler( uzmanlık öğrencisi, 4. Ve 5.sınıf öğrencileri) için dental operasyon mikroskobu kök kanal sayısı/ağzını tespit etmede tam olarak yardımcı değildir. PP84 THE BENEFIT OF OPERATION MICROSCOPE FOR UNDERGRADUATE AND PREDOCTORAL STUDENTS: AN IN VITRO STUDY. 203

204 Aim: The aim of this study was to evaluate the benefit of using magnification (operation microscope and dental loupes) and compare the skill performances among endodontist (phd), predoctoral student (dds) and undergraduate students in order to find the root canal orifices/numbers. Methodology: A total number of 60 extracted human maxillary molars (30 first molars, 30 second molars) were used in this study. Five researchers worked in this study as; one researcher from department of radiology (dds), two researchers from department of endodontics (one; phd, dds endodontist and other; dds predoctoral student) and two undergraduate students from fourth and fifth clinic classes. Results: With naked eye true determination ratios for observer 1 s (phd), observer2 s (dds predoctoral student), observer3 s (5. Clinical student) and observer 4 s (4. Clinical student) were 97.6%, 66.7%, 73%, 64.3% for 3 canals and 33.3%, 0%, 0% and 0% for 4 canals respectively. With dental loupes, true determination ratios for 1., 2., 3. And 4.observers were 100%, 57.1%, 73.8%, 57.1% for 3 canals and 61.1%, 0%, 0% and 5.6% for 4 canals respectively. With dental operation microscope, true determination ratios for 1., 2., 3. And 4.observers were 100%, 52.4%, 61.9%, 47.6% for 3 canals and 61.1%, 10.5%, 11.1% and 16.7% for 4 canals respectively. Conclusions: Operator s clinical experience is crucial for effective use of operation microscope. The use of operation microscope improves experienced operators ability to identify root canals, on the other hand it is less effective for unexperienced operators. PP85 APİKAL TIKAÇ OLARAK MİNERAL TRİOKSİT AGREGAT IN FARKLI KALINLIKLARININ İMMATÜR DİŞLERİN KIRILMA DİRENCİ ÜZERİNE ETKİSİ ÖZET ERSAN ÇİÇEK, NESLİHAN YILMAZ, MUSTAFA MURAT KOÇAK, SİBEL KOÇAK, BARAN CAN SAĞLAM, BURCU BİLGİN BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı, MTA nın farklı kalınlıklarda apical plug olarak uygulandıktan sonra yapay immatür dişlerin kırılma direncini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 52 adet çekilmiş tek köklü ve tek kanallı üst ön diş kullanıldı. Beş dişin giriş kaviteleri açılmadı ve pozitif kontrol grubu (doldurulmamış) olarak ayrıldı. Ancak bu dişler immatür dişi taklit etmek amacıyla kanalın apikalinden koronaline doğru peeso reamer frezler kullanılarak 5 numaraya kadar prepare edildi. Geriye kalan diğerlerinin giriş kaviteleri açıldıktan sonra kanallar peeso reamer frezler ile 5 numaralı frez apeksten 1 mm ilerleyene kadar immatür dişi taklit etmek amacıyla prepare edildi. Beş diş negatif kontrol grubu olarak belirlendi ve kalsiyum hidroksit (ch) ile dolduruldu. 42 diş 3 gruba ayrıldı: Grup 1, 2 ve 3 de el pluggerlarıyla kanal içine beyaz MTA 3 mm, 6 mm apikal tıkaç olarak ve kök kanalının tamamı olacak şekilde sırasıyla yerleştirildi. MTA ile doldurulmuş kökler 37 c ve % 100 nemli ortamda 4 saat bekletildi ve Grup 1 ve 2 de kanalların geri kalan kısımları sıcak vertical compaksiyon yöntemi ile gütaperka ve AH Plus kanal patı kullanılarak cej e kadar dolduruldu. Giriş kaviteleri rezin kompozit ile kapatıldı. Örnekler, 37 c ve % 100 nemli ortamda 4 hafta bekletildi. Her dişin kökü polieter ölçü materyali ile kaplandı ve rezin bloklar içine gömüldü. Her örnek universal test cihazına yerleştirildi. Çubuk dişlerin fasiyel yüzün uzun aksına 135 açı yapacak şekilde bukko-lingual yönde yerleştirildi. Kırılması için gereken en yüksek değerler n (newton) cinsinden kaydedildi. Veriler one-way varyans analizi Tukey Post-Hoc testiyle kullanılarak çoklu karşılaştırmalar için istatistiksel analizleri yapıldı. Test % 95 doğruluk ile gerçekleştirildi (p< 0.05). 204

205 Bulgular: Negatif kontrol grubu diğer gruplarla karşılaştırıldığında en düşük kırık direnci göstermiştir. 3 mm apical plug grubu en yüksek kırık direnci göstermiştir (p<0.05). 3 mm ve 6 mm apical plug grupları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sonuçlar: Immatür dişlerde kökün tamamını MTA ile doldurmak yerine MTA nın apikal plug olarak yerleştirildiği durumlarda servikal kırık direncinin artığı sonucu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: apikal tıkaç, immatür diş, kırık direnci, mineral trioksit agregat. PP85 EFFECT OF DIFFERENT THICKNESS OF MINERAL TRIOXIDE AGGREGATE AS APICAL PLUG ON FRACTURE RESISTANCE OF IMMATURE TEETH ABSTRACT Aim: This study was aimed to compare the fracture resistance of simulated immature teeth after using different thickness of MTA as apical plug. Methodology: Fifty-two extracted human maxillary anterior teeth with single root and canal were used in this study. The access cavities of five teeth were not prepared and were served as the positive control (unfilled). However, these teeth were prepared from apical to coronal direction of the canal using peeso reamers up to size 5 to simulate immature teeth. After access cavity preparation of the others, the canals were instrumented with peeso reamers until a size 5 peeso could be passed 1mm beyond the apex to stimulate immature teeth. Five teeth were served as negative control and were filled with calcium hydroxide. Forty-two teeth were divided into three groups: ın groups 1, 2, and 3, white MTA was placed into canals with hand plugger as a 3mm, a 6mm apical plug, and thorough canal length, respectively. The roots with MTA was stored at 37 c and 100% humidity for 4 hours and the rest of canals in groups 1 and 2 were filled with gutta-percha and AH Plus sealer using warm vertical compaction technique. The access cavities were sealed with resin composite. The samples were stored at 37 c and 100% humidity for 4 weeks. The roots were covered with a polyether impression material and were embedded into self curing resin blocks. Each specimen was mounted in a universal testing machine. The spade was placed on facial surface at 135 to the long axis of tooth in buccal/lingual direction. Peak load to fracture was recorded in newtons (N). The data were subjected to statistical analysis using one way analysis of variance with Tukey Post Hoc test for multiple comparisons. The testing was performed at the 95% level of confidence (p < 0.05). Results: The negative group showed the lowest fracture resistance compared with other groups. The 3mm apical plug group showed the highest fracture resistance (p<0.05). No significant differences were found between 3mm and 6mm apical plug groups (p>0.05). Conclusions: It was concluded that the fracture resistance of immature teeth increased when the MTA was used as apical plug instead of full-filling the canal with MTA in immature teeth. PP86 FARKLI RETREATMENT SİSTEMLERİ İLE KÖK KANAL DOLGUSU UZAKLAŞTIRILMASI SIRASINDA OLUŞAN APİKAL TRANSPORTASYONUN KARŞILAŞTIRILMASI ERSAN ÇİÇEK, BARAN CAN SAĞLAM, M. MURAT KOÇAK, SİBEL KOÇAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı eğimli kanallarda kök kanal dolgu maddesinin uzaklaştırılmasında kullanılan ProTaper Universal retreatment (ptur), MTwo R ve D-Race enstrümanlarının apikal transportasyonlarının karşılaştırılmasıdır. 205

206 Gereç ve Yöntem: Meziobukkal kökleri eğimli otuzaltı adet alt çene birinci büyükazı dişi kullanıldı. Dişler her iki koronal giriş kaviteleri ve apeks yüzeyleri görünür olacak şekilde, koronal yönde akrilik bloklar içine gömüldü. Bloklar deney düzeneği üzerinde sabitlendi. Çalışma uzunluğu belirlendikten sonra, meziobukkal kökler ProTaper Universal döner Nikel-titanyum eğe sistemi kullanılarak f1 (20/.06) numaralı eğeye kadar genişletildi. Kök kanalları ProTaper Universal f1 güta-perka kon (20/.06) ve ah26 kanal dolgu patı kullanılarak dolduruldu. Saklama süresi sonunda dişler rastgele 3 eşit gruba ayrıldı. Gruplarda; ptur eğeleri d1 (30/.09) koronal üçlü ve d2 (25/.08) orta ve apikal üçlülerde kullanıldı; MTwo R eğeleri r1 (15/.05) ve r2 (25/.05) çalışma uzunluğunda kullanıldı; D-Race eğeleri dr1 (30/.10) koronal üçlüde ve dr2 (25/.04) çalışma uzunluğunda kullanıldı. Şekillendirme sonrası ile tekrarlayan tedavi sonrasında apikal transportasyon farkının ölçülmesinde ımage j analiz yazılımı kullanıldı. Ayrıca, tekrarlayan tedavi işlemlerinin süreleri kayıt edildi. Gruplar arası farklılıklar tek yönlü ANOVA veya kruskal wallis testi ile analiz edildi. Bulgular: Meziodistal (p=0.166) veya bukkolingual (p=0.518) yönde apikal transportasyon açısından gruplar arasında farklılık görülmedi. Gruplar arasında en fazla apikal transportasyon D-Race grubunda görüldü. Tekrarlayan tedavi süreleri MTwo R ve D-Race gruplarında, ptur grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha kısa bulundu (p<0.001). Sonuçlar: Tüm tekrarlayan eğe sistemleri benzer seviyede apikal transportasyona neden olmuştur. PP86 COMPARISON OF APICAL TRANSPORTATION DURING REMOVAL OF ROOT CANAL FILLING WITH DIFFERENT RETREATMENT SYSTEMS Aim: The purpose of this study was to compare apical transportation during retreatment using the ProTaper Universal retreatment (ptur), MTwo R, and D-Race instruments after the removal of root canal filling materials in curved root canals. Methodology: Thirty-six extracted mandibular first molar teeth with curved mesiobuccal roots were used. The teeth were embedded in the coronal direction into acrylic blocks to obtain visibility of both coronal access cavities and the apex. The blocks were fixed on the experimental set-up. After determination of the working length (wl), mesiobuccal canals were prepared with ProTaper Universal rotary nickel-titanium instruments to a size f1 (20/.06). The root canals were filled using ProTaper Universal f1 gutta-percha cones (25/.06) and ah26 sealer. After the storage period, the teeth were randomly divided into three equal groups; ın groups; the ptur files were used as d1 (30/.09) for the coronal third and d2 (25/.08) for the middle and apical thirds at wl; MTwo R files, r1 (15/.05) and r2 (25/.05) files were used at wl; and D-Race files were used as dr1 (30/.10) in the cervical third and dr2 (25/.04) at wl. Image j analysis software was used to measure the apical transportation using postinstrumentation radiograph and post-retreatment radiograph. The time for the retreatment process was recorded. Differences among the three groups were analysed with a one-way ANOVA or kruskal wallis test. Results: There were no significant differences between groups in the apical transportation in either the mesiodistal (p=0.166) or buccolingual (p=0.518) directions. Among the three groups, the apical transportation was the greatest in the D-Race group. The retreatment times were significantly faster in the MTwo and D-Race groups than in the ptur group (p<0.001). Conclusions: All the retreatment systems caused similar level of apical transportation. PP87 RESİPROKAL ENSTRÜMANLARIN KULLANILARAK YAPILAN KÖK KANAL YENİLEME TEDAVİSİ BOUYUNCA APİKALDEN DEBRİS VE İRRİGAN EKSRÜZYONUNA FARKLI ÇÖZÜCÜLERİN ETKİSİ 206

207 EVREN SARIYILMAZ, CANGÜL KESKİN, ÖZNUR SARIYILMAZ ORDU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI ORDU AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı çözücülerin agar jel methodu ile kök kanal tedavisi yenilenmesi esnasında apikalden çıkan debris ve irrigan miktarına etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Portakal yağı, terebentin yağı, ve kloroform çözücü olarak kullanılmıştır. 80 çekilmiş insan mandibular premolar insan dişi 4 farklı gruba (n=20) ayrılmıştır. Agar jel modeli her örnek için hazırlandı ve Reciproc sistemi ile kök kanal dolgusunun uzaklaştırılması sırasında apikalden çıkan debris ve çözücü toplandı. Kontrol grubunda çözücü kullanılmadı. Apikalden çıkan debris ve irrigasyon solüsyonu test modelinin örneksiz haldeki ağırlığından başlangıçtaki ağırlığı çıkarılarak tespit edildi. Verilerin istatiksel analizi tek yönlü varyans analizi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Solvent kullanımı kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı miktarda daha az debris ve irrigan çıkışına neden olmuştur (p < 0.05). Kloroform, portakal yağı ve terebentine kıyasla daha fazla ekstruzyona neden olmuştur (p < 0.05). Sonuçlar: Kök kanal dolgusu uzaklaştırmada solventlerin kullanımı solventlerin kullanılmadığı durum ile kıyaslandığında apikalden çıkan debris ve irrigan miktarını azaltabilmektedir. PP87 EFFECT OF DIFFERENT SOLVENTS ON APICALLY EXTRUDED DEBRIS AND IRRIGANT DURING ROOT CANAL RETREATMENT USING RECIPROCATING INSTRUMENTS Aim: The aim of this study was to evaluate the effect of different solvents on the weight of apically extruded debris and irrigant during root canal retreatment using a novel agar gel model. Methodology: Orange oil, turpentine oil and chloroform were used as solvents. Eighty extracted human mandibular premolar teeth were divided into four groups (n=20). The agar gel model was prepared for each specimen and the apically extruded debris during root canal filling removal with the Reciproc system and selected solvent was collected. In the control group no solvent was used. The mean weights of apically extruded debris and irrigation solution were calculated by subtracting the initial weight of the test model without the specimen from its weight following the retreatment procedures. The data was statistically analyzed using one-way analysis of variance. Results: Use of solvents resulted in significantly less extruded debris and irrigant compared to the control group (p < 0.05). Chloroform extruded significantly more debris than did orange oil and turpentine oil (p < 0.05). Conclusions: Use of solvents during root canal filling removal can reduce apically extruded debris and irrigant when compared to no solvent use. PP88 TRAVMAYA TEDAVİ YAKLAŞIMI; AVULSE DİŞLER VE KURON KIRIKLARI: VAKA RAPORU ELİF TEKİN, HÜDA MELİKE BAYRAM GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 207

208 Amaç: Travmatik diş avulsiyonu travmatik yaralanmalarından dolayı dişin soketinden tamamen çıkmasıdır. Avulse dişler için tercih edilen tedavi yaklaşımı hemen replantasyon, travmadan dakika sonra replantasyon, ya da tedaviye kadar saklama ortamında bekletilmesidir. Olgu sunumu: 9 yaşındaki hastanın maksillar santral keserlerinde travmatik avulsiyonu ve laterallerinde komplike olmayan kuron kırıkları mevcuttur. Avulse dişleri sütte saklanmıştır. Travmadan 30 dakika sonra kliniğimize gelmiştir. Klinikte kan pıhtısı soketten uzaklaştırılmıştır, avulse dişler replantasyondan önce salin ile yıkanmıştır. Daha sonra dişler soketine replante edilmiştir ve komşu dişlere splintlenmiştir. İndirekt pulpa kaplaması MTA ile lateral dişlere uygulanmıştır. Oral antibiyotik reçete edilmiştir. Splintlenmesinden 2 hafta sonra dişlere Ca(OH)2 yerleştirilmiştir, replantasyondan 3 hafta sonra; vitalite testlerine gecikmiş cevaptan ve koronal renklenmeden dolayı #12 numaralı dişe MTA ile apeksifikasyon başlanmıştır. Radyografik muayene 1, 2, 4 hafta ve, 2, 3, 6, ve 12 ay sonra yapılmıştır. Sonuçlar: Bu replantasyon vakasının olumlu sonuçları kısa ağız dışı bekleme süresi ve uygun saklama ortamının sonucudur. PP88 MANAGEMENT OF THE TRAUMA; AVULSED TEETH AND CROWN FRACTURES: A CASE REPORT Aim: Traumatic tooth avulsion is the total displacement of the tooth out of its socket because of traumatic injury. The preferable management for the avulsed tooth is immediate replantation, replantation within min after injury or keeping in storage media until dental visit. Case report: A 9-year-old female patient had traumatic avulsion of her maxillar central incisors and had uncomplicated crown fractures of her maxillar lateral incisors. Her avulsed teeth were kept with milk. She came to our clinic 30 min after trauma. At the clinic blood clot removed from the socket, before replantation the avulsed teeth were rinsed with saline. The teeth were then replanted into their socket and were splinted to the adjacent teeth. Indirect pulp capping was performed to lateral incisors with MTA. Then, an oral antibiotic was prescribed. In the next appointment, endodontic treatment was performed maxillar central incisors with a Ca(OH)2 suspension 2 weeks after splinting, immediately prior to removal of the splint. Three weeks after replantation; because of delaying response to pulp vitality tests and coronal discoloration, apexification with MTA was performed to tooth 12. A radiographic examination was performed 1, 2 and 4 weeks, 2 months, 3 months and 6 months, 12 months respectively. Conclusions: The favourable outcome of this case of dental replantation could be mainly related to the short extra-alveolar period and proper storage media. PP89 İKİ KANALLI VE PERİAPİKAL LEZYONLU MANDİBULAR KESERLERİN CERRAHİ OLMAYAN ENDODONTİK TEDAVİSİ: BİR VAKA RAPORU ELİF TEKİN, İSMAİL ÖZKOÇAK GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Endodontik tedavinin başarısı diş anatomisi, morfolojisi ve varyasyonlarının bilinmesini gerektirir. Mandibular keserlerin anatomisi endodontik giriş kavitesi açıldığında zorluk gösterir. Bu vaka raporunun amacı iki kanallı mandibular santral keserlerin başarılı cerrahi olmayan tedavisini ve periapikal lezyonun iyileşmesini sunmaktır. 208

209 Olgu sunumu: 21 yaşında erkek hasta mandibular keserlerindeki ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Ağız içi muayenesi #41, #31 numaralı dişlerinin lingual kenarında renklenmiş kompozit restorasyonlar göstermiştir. Dişler perküsyona hassastır ve vitalite testlerine cevap vermemektedir. Radyolojik muayenede mandibular santral keserler çevresinde geniş periapikal radyolüsent alan ve #31 de başarısız kök kanala tedavisi görülmüştür. Endodontik kavite preperasyonundan sonra, ana kök kanalının tespitini takiben, lingual yönde ikinci kanal girişi gözlenmiştir. İkinci kök kanalı #10 k eğesi ile tespit edilmiştir, çalışma boyu belirlenmiştir ve kök kanal preperasyonu ProTaper f2 aletine kadar uygulanmıştır. Kök kanalları iki haftada bir kalsiyum hidroksit patı ile örtülenmiştir ve giriş kavitesi geçici dolgu materyali ile kapatılmıştır. İki ay sonra, dişler asemptomatiktir. Kök kanalları smartpaste bio kanal patı ve gütaperka ile doldurulmuştur. Bir yıl sonra klinik ve radyografik muayenede bir patoloji gözlenmemiş, periapikal lezyonun iyileşmiştir ve tüm bulgular tedavi başarısı ile uyumludur. Sonuçlar: Kök kanal anatomisi ve morfolojisinin tam bilinmesi radyografların doğru yorumlanması böyle vakaların tedavisinde ve ayırt edilmesinde önemlidir. PP89 ONSURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF MANDIBULAR INCISORS WITH TWO CANALS AND PERIAPICAL LESIONS: A CASE REPORT Aim: The success of endodontic treatment requires the knowledge of tooth anatomy, morphology and their variations. Mandibular incisor s anatomy presents a challenge when an endodontic access is made. The purpose of this case report is to present the successful nonsurgical root canal treatment of mandibular central incisors with two root canals and healing of periapical lesion. Case report: A 21-year-old male patient was referred to our clinic with complaint of pain related to the mandibular incisors. Intraoral examination revealed previous composite restoration with discolored margins on the lingual side of tooth #41, #31. The teeth were tender to percussion and nonresponsive to vitality tests. Radiological examination revealed a large periapical radiolucent area around the mandibular central incisors and unsuccessful root canal treatment at the tooth #31. After preparation of endodontic cavity, following the localization of the main root canal, inspection revealed the second canal orifice lingually. The second root canal was introduced with a #10K file, working lengths were determined, root canal preparation performed up to ProTaper f2. The root canals were dressed with calcium hydroxide paste fothnightly, and the access cavity was restored with temporary restorative material. After two months, the teeth were asymptomatic. The root canals were obturated with gutta percha and smartpaste bio. One year later clinical and radiological examinations revealed no pathology and healing the periapical lesion, all findings were consistent with treatment success. Conclusions: A thorough knowledge on root canal anatomy and morphology, proper interpretation of the radiographs, are important for recognizing and treating such cases. PP90 C ŞEKİLLİ KANALLARDA TEDAVİ YAKLAŞIMI: 3 VAKA RAPORU ELİF TEKİN, İSMAİL ÖZKOÇAK GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: C şekilli kök kanalı anormal kök morfolojisine sahiptir. Bu kanallarda kök kanallarını bağlayan ağ veya yüzgeçler mevcuttur ve bu varyasyonlar genellikle mandibular ikinci molarlarda gözlenir. Klinik olarak okluzo-apikal yönde düşük bifurkasyon ile geniş bir pulpa odası vardır. Radyografik olarak perforasyona benzer. 209

210 Olgu sunumu: Bu vaka raporu c şekilli kanala sahip 3 mandibular ikinci molar dişe yapılan tedavi yaklaşımın anlatmaktadır. Vaka 1: 22 yaşında bayan hasta sol alt çene arka bölgesindeki spontan ağrı şikayeti ile kliniğimize sevk edilmiştir. Klinik ve radyografik muayene #37 numaralı dişte derin kompozit restorasyon ve hafif periapikal radyolüsensi göstermiş ve semptomatik geridönüşümsiz pulpitis teşhisi konulmuştur. Vaka 2: 32 yaşında erkek hasta sağ alt çene molar bölgesindeki spontan ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Klinik ve radyografik muayenede #47 numaralı dişte semptomatik geridönüşümsüz pulpitis teşhisi konmuş ve derin dentin çürüğü görülmüştür. Vaka 3: 21 yaşında bayan hasta kliniğimize #37 numaralı dişinin tedavisi için yönlendirilmiştir. Klinik ve radyografik muayene #37 numaralı dişte uyumsuz marjinal adaptasyonu amalgam restorasyon ve sekonder çürük göstermiştir. Anestezi ve rubber dam altında giriş kaviteleri açılmış ve kanal anatomileri iki ayrı kanal ağzı olan c şekilli kanal olarak tespit edilmiştir. Çalışma boyu belirlenmiştir. Temizleme ve şekillendirme Resiproc #25 döner eğeleri ile yapılmıştır. Tüm vakalar %5.25 sodyum hipoklorit, %17 EDTA ile bol irrige edilmiş ve dokuları uzaklaştırmayı kolaylaştırmak için EndoActivator kullanılmıştır. Anatomik oluşumlara güta-perka akışını sağlamak için sıcak vertikal obturasyon yapılmıştır. Vaka 3 de mesial kanala fiber post yerleştirilmiştir. Kompozit restorasyonlar yapılmıştır. Sonuçlar: Yapılarının karmaşıklığından dolayı c şekilli kök kanal sistemi komplike endodontik girişimlerdendir. Kök kanal morfolojisinin tam anlaşılması doğru bir teşhis ve başarılı bir tedavi için kaçınılmazdır. Uygun giriş, dikkatli kemomekanik debridman ve üç boyutlu obturasyon uygun yaklaşımdır. PP90 MANAGEMENT OF THE C SHAPED CANALS: THREE CASE REPORTS Aim: The c-shaped root canal constitutes an unusual root morphology. These type of canals, present fins or webs that connect the root canals, and these variations are mostly seen in mandibular second molars. Clinically it appears as a large pulp chamber in the occluso-apical dimension with lower bifurcation. Radiographically it resembles a perforation. Case report: This case report describes treatment of 3 mandibular second molars with c shaped canals. We present 3 cases of mandibular c-shaped molars. Case 1: a 22 year-old female patient complaining of spontaneous pain in mandibular left posterior region directed to our clinic. Clinical and radiographical examination revealed deep composite restoration and slight periapical radiolucency in a tooth number #37 diagnosed with symptomatic irreversible pulpitis. Case 2: a 32 year-old male patient complaining of spontaneous pain in mandibular right molar region referred to our clinic. Clinical and radiographical examination revealed deep dentin caries in tooth number #47 diagnosed with symptomatic irreversible pulpitis. Case 3: a 21 year-old female patient referred to our clinic reconstruction of the tooth number #37. Clinical and radiographical examination revealed an amalgam restoration with unacceptable marginal adaptation and seconder caries in tooth number #37. Upon access opening under anesthesia, under rubber dam the canal anatomy was found to be c shaped with two distinct canal orifices. Working length was determined. Cleaning and shaping was done using Resiproc #25 rotary file. All cases have been treated with copious irrigation with 5.25% sodium hypochlorite, 17%EDTA and using EndoActivator to facilitate tissue removal. Warm vertical obturation was performed, to allow gutta-percha to flow into all the anatomical variants. In case 3, a fiber post was inserted into the mesial root canal. Composite restorations were made. Conclusions: Due to the complexity of their structure, c-shaped root canal systems may complicate endodontic interventions. A thorough understanding of root canal morphology is therefore imperative for proper diagnosis and successful treatment. Proper access, meticulous chemomechanical debridement and three dimensional obturation are appropriate techniques to manage them. 210

211 PP91 ENDO-PERİO LEZYONLARDA TEDAVİ YAKLAŞIMI: İKİ VAKA RAPORU ELİF TEKİN, HAKAN GÖKTÜRK, İSMAİL ÖZKOÇAK, MEHMET MURAT TAŞKAN GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PERİODONTOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Endo-perio lezyonlar dişlerin teşhisinde ve prognozunda klinisyenelere zorluk oluşturur. Multidisipliner yaklaşımı gerektiren periodontal ve endodontik hastalıklar arasındaki ilişkiden dolayı kombine patolojilerdir. Bu vaka raporunun amacı endo-perio lezyonlarda teşhis ve tedavi planlamasını sunmaktır. Olgu sunumu: Vaka 1: 24 yaşında bayan hasta maksillar santral dişindeki renklenmeden dolayı sevk edilmiştir. Üst santral keserleri vitalite testlerine negatif cevap vermiştir. Radyografik değerlendirme apikal ve lateral lezyonu göstermiştir. #21 numarada 6 mm cep derinliği ölçülmüştür. Kök kanal tedavisi her iki santral dişe uygulanmıştır. Tam kalınlık flep kaldırılmıştır. Defekt bölgesinde dokuların debridmanı ve #21 numaralı dişin kök yüzeyinde temizleme ve düzleştirme yapılmıştır. Vaka 2: 36 yaşında erkek hasta #31 nolu dişindeki renklenmeden dolayı sevk edilmiştir. Radyografi muayenede dişin periapikal lezyonu vardır. 12 mm cep derinliği ölçülmüştür ve vitalite testleri negatiftir. Kök kanal tedavisi yapılmıştır. Tam kalınlık flep kaldırılmıştır. Defekt bölgesinde dokuların debridmanı yapılmıştır. #31 numaralı dişin kök yüzeyinde temizleme ve düzleştirme yapılmıştır ve apisektomi uygulanmıştır. Sonuçlar: Endo-perio lezyonlar multidisipliner bir tedavi yaklaşımı ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler. Uygun tedaviyi belirlemek için doğru teşhis ve tedavi planlaması çok önemlidir. PP91 MANAGEMENT OF ENDO-PERIO LESIONS: TWO CASE REPORTS Aim: Endo-perio lesions represent a challenge to clinicians in the diagnosis and prognosis of involved teeth. There are combined pathologies due to the relationship between periodontal and endodontic diseases, which require an interdisciplinary management. The aim of this case report is to present diagnosis and treatment protocol for endo-perio lesions. Case report: Case 1: a 24-years-old female patient referred to our clinic with discoloration of maxillary central incisor. Upper central incisors had negative response to pulp vitality tests. Radiographic evaluation revealed an extended apical and lateral lesion. Pocket depths of 6mm were measured on tooth #21. Root canal treatment was performed for both central incisor teeth. Full thickness flap was reflected. Debridement of the tissues at the defect site and scaling and root planning were performed on the root surface of tooth #21. Case 2: a 36-years-old male patient referred to our clinic with discoloration of tooth #31. On radiographic examination tooth #31 has periapical lesion. Pocket depth of 12mm was measured and pulp vitality tests were negative. Root canal treatment was performed. Full thickness flap was reflected. Debridement of the tissues at the defect site was performed. Scaling and root planning was performed on the root surface of #31 and apicoectomy was done. Conclusions: The endo-perio lesions can be successfully treated with multidisciplinary treatment plan. It is of vital importance to make a correct diagnosis and treatment sequence for providing the appropriate treatment. PP92 ZORLU VAKALARA HEMİSEKSİYON VE BİKÜSPİDİZASYON İLE ALTERNATİF TEDAVİ 211

212 ELİF TEKİN, HAKAN GÖKTÜRK, CEYDA GÜLEÇ GAZİOSMANPAŞA ÜNİVRSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI GAZİOSMANPAŞA ÜNİVRSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Hemiseksiyon ve biküspidizasyon tedavileri, furkasyon ya da subgingival çürükler, yıkıcı işlemler, travmatik yaralanmalar, periodontal kemik kaybı, tek kökün vertikal kırığı, kırık aletler ve geniş kök perforasyonlarından etkilenen dişleri periodontal, endodontic ve protetik bakımdan korumak için yapılan minör cerrahi işlemlerdir. Bu vaka raporunun amacı mandibular molar dişlerin başarılı hemiseksiyon ve biküspidizasyon tedavilerini sunmaktır. Olgu sunumu: Vaka 1: 45 yaşında bayan hasta #46 numaralı dişindeki kırık aletten dolayı kliniğimize sevk edilmiştir. Klinik ve radyografik muayenede #46 nın mesial kökünde kırık alet ve periapikal lezyon gözlenmiştir. Vaka 2: 57 yaşında bayan hasta #46 numaralı dişinin yeniden tedavisi için sevk edilmiştir. NiTi döner alet tedavi sırasında mereziobukkal kanalda kırılmıştır. Her iki vakada da kök kanal tedavisi distal köklere uygulanmıştır. Sonra alet çıkarılamadığından hemiseksiyon yapılmıştır. Yumuşak dokuların iyileşmesinden sonra protetik restorasyonları yapılmıştır. Vaka 3: 59 yaşında erkek hasta #36 numaralı dişinin tedavisi için kliniğimize sevk edilmiştir. Klinik ve radyografik muayenesi eksik kök kanal tedavisi ve furkasyonda metal post preperasyonu göstermiştir. Çok ince pulpa tabanı ve furkasyon alanındaki yetersiz kemik desteğinden dolayı köklerin ayrılmasına karar verilmiştir. Yumuşak dokuların iyileşmesinden sonra protetik tedavisi yapılmıştır. Sonuçlar : Radyograflar tedavinin tamamlanmasından 6 ve 10 ay sonra alınmıştır. Tedavi edilen dişlerin klinik durumu ve radyolojik görüntüleri periapikal bölgede herhangi bir patolojik lezyon göstermemiştir. Diş hekimliğindeki son gelişmelerle diş çekimi en son tedavi seçeneği olmalıdır. PP92 ALTERNATIVE TREATMENT TO CHALLENGE CASES WITH HEMISECTION AND BICUSPIDIZATION Aim: Hemisections and bicüspidizations are small surgical methodology to conserve impaired teeth that of furcation or subgingival caries, destructive process, traumatic injury, existence of periodontal bone loss, vertical fracture of one root, separated instruments, large root perforation for periodontic, endodontic and prosthodontics view part. The aim of this case report is to present the successful hemisection and bicüspidization of mandibular molar teeth. Case report: Case 1: 45 year-old female patient was referred to our clinic for retrieval of seperated instument in tooth number #46. In clinical and radiographical examination, mesial root of #46 was observed separated file and observed periapical lesion around of roots. Case 2: 57 year-old female patient was referred to our clinic for retreatment of tooth number #46. The NiTi rotary file was seperated in mesiobuccal canal during the instrumentation. In both cases, root canal treatment was performed on distal roots. Then hemisection was performed with the instrument couldn t removed. Prosthetic treatment was done after the healing of the soft tissue. Case 3: 59 year-old male patient was referred to our clinic for reconstruction of tooth number #36. Clinical and radiological examination showed a metal post preparation in the furcal area and incompleted root canal treatment. Due to the very thin pulp chamber floor and the lack of bone support in the furcation area, a decision was taken to separate the roots. Prosthetic treatment was done after the healing of the soft tissue. Conclusıons: Radiographs were taken six and ten months after the final treatment. Clinical and radiological images of the treated teeth do not show any pathological lesion in periapical region. Teeth extraction must be the last treatment alternative with the recent developments in dentistry. 212

213 PP93 KURON-KÖK KIRIĞI OLAN DİŞTE TEDAVİ YAKLAŞIMI ELİF TEKİN, HAKAN GÖKTÜRK, YADEL HAZIR TEKİN GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Kuron-kök kırıkları maksillar anterior dişlerde genellikle meydana gelen dental yaralanmalardır. Bu vaka sunumunda travma sonrası kron-kök kırığı gelişen #21 nolu dişin kuron-kök kırığına yapılan tedavisi anlatılmaktadır. Olgu sunumu: 30 yaşındaki erkek hasta iş kazası sonucu #21 nolu dişindeki kırık şikayetiyle kliniğimize sevk edilmiştir. Hastanın genel sağlık durumunda problem yoktur. Hastanın klinik muayenesinde, dişin bir saat önce olan travma sonucu çok parçalı kuron-kök kırığı olduğu tespit edilmiştir. Kırık hattı palatinalde gingival marjininin 2mm altına ilerlemektedir. Dişe anestezi yapıldı ve kırık parçalar uzaklaştırıldı. Tek seanslı kök kanal tedavisi yapılmıştır. Bir gün sonra fiber post kök kanalına yerleştirilmiştir. Mukoperisoteal flep bukkal ve palatinal olarak kaldırılmıştır. Kompozit restorasyon yapılmış ve flep orjinal pozisyonuna yerleştirilip estetik olarak suture edilmiştir. Protetik restorasyonu yumuşak doku iyileşmesini takiben yapılmıştır. Sonuçlar: 6 aylık kontrollerde klinik ve radyografik olarak herhangi bir problem görülmemiştir. PP93 MANAGEMENT OF CROWN-ROOT FRACTURED TOOTH Aim: Crown-root fractures are the dental injuries that occur most generally in the maxillary anterior teeth. The treatment approach of a crown-root fracture after trauma tooth number #21 was reported in this case study. Case report: Case: 30 year-old male patient referred to our clinic with a complaint of fracture in the tooth number #21 result of a work accident. There was no problem in the general medical condition of the patient. In the clinical examination of the patient, the tooth had multiple fragments oblique fracture which happened one our ago. No root fracture had been seen on radiographic examination. The fracture line was extending 2mm below the gingival margin on the palatal. #21 was anesthetized and the fractured fragments were removed. Single visit root canal treatment was accomplished. After one day, a fiber post was inserted into the root canal. A mucoperiosteal flap was raised both buccally and palatally. Composite restoration was done, then the flap was reapproximated to its original position and aesthetically sutured. Prosthetic treatment was done after the healing of the soft tissue. Conclusions:Aat the six-month-follow-up examination, there was no problem clinically and radiographically. PP94 REKONSTRÜKTİF CERRAHİDEN ENDODONTİK TEDAVİYE UZANAN BİR HASTA ÖYKÜSÜ MERVE KANBER, HÜDA MELİKE BAYRAM, EMRE BAYRAM GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, TOKAT Amaç: Bu vaka raporu alt kesici dişler ile ilişkili apikal periodontitis kaynaklı ekstraoral fistül oluşumunun tedavisini sunmaktadır. Olgu sunumu: 18 yaşında sistemik olarak sağlıklı bir bayan hasta deri lezyonundaki olası dental kaynağı sorgulamak için kliniğimize yönlendirilmiştir. Hasta, 7 yıl önce çene ucunda fistül yolu 213

214 oluştuğunu ve plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahiye başvurup opere edildiğini bildirmiştir. 3 yıl sonra tekrarlayan ekstraoral fistül sonucu hasta tekrar opere edilmiş ve 1 yıl sonra fistülizasyon 3. Kez tekrarlamıştır. Hastaya, bu 3 yıllık süre içerisinde herhangi bir dental tedavi uygulanmamıştır. Daha sonra hasta, plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi tarafından konsültasyon için bölümümüze yönlendirilmiştir. Yapılan klinik ve radyografik inceleme sonrasında fistülün 31, 32, 41 numaralı dişler ile ilişkili apikal periodontitis kaynaklı olduğu teşhis edilmiştir. Kök kanal tedavisine başlanmıştır. Kök kanalları ProTaper next enstrümantasyon sistemleri ile x3 e kadar genişletilmiş ve % 5.25 NaOCl, % 17 EDTA solüsyonları ile irrige edilmiştir. Periyodik kök kanal pansumanları ve ağız dışı % 2 fucidin uygulaması yapılmıştır. 21 gün süre ile kanal içerisinde kalsiyum hidroksit esaslı pat bekletilmiştir. Semptomların gerilemesi ile fistül ağzı üç hafta içerisinde iyileşmeye başlamıştır. Daha sonra kök kanalları tek kon tekniği ile gutta-perka ve AH Plus kanal dolgu patı kullanılarak doldurulmuştur. Dişler kompozit rezin ile restore edilmiştir. Altı aylık takipte dişin asemptomatik olduğu ve periapikal dokulardaki iyileşmenin devam ettiği görülmüştür. Sonuçlar: Ekstraoral deri lezyonlarında kronik olarak drene olan herhangi bir fistülün diş kaynaklı olma ihtimali düşünülmelidir. Hastaların yanlış tedavi planlarına maruz kalmasını engellemek için doktorlar ve diş hekimleri arasındaki iletişim önemlidir. PP94 A PATIENT HISTORY THAT FROM RECONSTRUCTIVE SURGERY TO ENDODONTIC TREATMENT Aim: This case report presents an extraoral sinus tract resulted from apical periodontitis associated with mandibular incisors. Case report: A healthy 18-year-old female patient was referred to our clinic to verify a possible dental cause for a skin lesion. The patient reported that an extraoral sinüs tract developed seven years ago and had been operated by plastic reconstructive and aesthetic surgery. 3 years later, the patient was operated on again by repeated extraoral sinus tract and it was repeated 3 times after 1 year. No dental treatment was performed the patient during this 3-year period. Patient was then referred to us for consultation by plastic reconstructive and aesthetic surgery. The clinical and radiographic examination revealed 31, 32, 41 numbered teeth compatible with apical periodontitis, which probably caused the extraoral sinus tract. Root canal treatment was initiated. Root canals were prepared with ProTaper next instrumentation systems to x3 and irrigated with 5.25 % NaOCl and 17 % EDTA. Periodic intracanal dressing and extraoral application of 2 % fucidin was performed. Calcium hydroxide dressing was performed in root canal for 21 days. The initial symptoms decreased and sinus tract began to develop within three weeks. Then, root canals were obturated with guttapercha and AH Plus canal sealer using single cone technique. The teeth were restored with composite resin. At follow-up examination after 6 months, the tooth was asymptomatic and radiographically periapical healing was going on. Conclusions: Dental origins should be considered for any chronically draining sinus tract of extraoral tissue lesion. It is important that interaction occurs between physicians and dentists to avoid exposing patients to insufficient treatment schemes. PP95 ENDODONTİK KAYNAKLI EKSTRAORAL FİSTÜLÜN TEŞHİS VE TEDAVİSİ: 2 OLGU SUNUMU MERVE KANBER, HÜDA MELİKE BAYRAM, ELİF TEKİN, EMRE BAYRAM GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, TOKAT Amaç: Bu raporun amacı ekstraoral fistülü bulunan 2 hastayı ve bu hastaların cerrahi olmayan kök kanal tedavileri ile 1 yıllık kontrollerini sunmaktır. 214

215 Olgu sunumu: 1. Olguda, çene ucunda, alt kesici dişlerin kökleri hizasında ekstraoral fistülü bulunan 35 yaşında bayan hastanın klinik ve radyografik muayenesi yapıldı. 31, 41, 42 nolu dişlerine kronik apikal periodontitis teşhisi konuldu. 2. Olguda, mandibula alt sınırında ve sol molar diş kökleri hizasında ekstraoral fistülü bulunan 23 yaşında bayan hastanın klinik ve radyografik muayenesi yapıldı. 36 nolu dişine kronik apikal periodontitis teşhisi konuldu. 1. Ve 2. Olguda kök kanal tedavisine başlandı. Kök kanalları ProTaper Universal enstrümantasyon sistemleri ile f2 veya F3 e kadar genişletildi ve % 5.25 NaOCl, %17 EDTA solüsyonları ile irrige edildi. 21 gün süre ile kanal içerisinde kalsiyum hidroksit esaslı pat bekletildi. Daha sonra kök kanalları tek kon tekniği ile gutta-perka ve AH Plus kanal dolgu patı kullanılarak dolduruldu. 2. Olguda post boşluğu hazırlanmasından sonra, rezin siman post boşluğuna yerleştirildi ve fiber post simante edildi. Dişler kompozit rezin ile restore edildi. Vakaların klinik ve radyografik kontrolleri 1., 3., 6. Ve 12. Ayda yapıldı. Sonuçlar: Ekstraoral fistülü bulunan geniş periapikal lezyonlar doğru teşhis ile cerrahi olmayan kök kanal tedavisiyle iyileşebilirler. PP95 DIAGNOSIS AND TREATMENT OF EXTRAORAL SINUS TRACT OF ENDODONTIC ORIGIN: TWO CASE REPORTS Aim: The aim of this report is to present two cases with extraoral sinus tracts, their non-surgical root canal treatments and 1-year follow-ups. Case report: In case 1, the 35-year-old female patient with an extraoral sinüs tract at gonion and the level of lower incisors, was examined clinically and radiographically. Chronic apical periodontitis was diagnosed with 31, 41 and 42 numbered teeth. In case 2, the 23-year-old female patient with an extraoral sinüs tract at the lower border of the mandible and the level of left molar roots, were examined clinically and radiographically. Chronic apical periodontitis was diagnosed with 36 numbered tooth. In cases 1 and 2, root canal treatment was initiated. Root canals were prepared with ProTaper Universal instrumentation systems to f2 or F3 and irrigated with 5.25 % NaOCl and 17 % EDTA. Calcium hydroxide dressing was performed in root canal for 21 days. Then, root canals were obturated with gutta-percha and AH Plus canal sealer using single cone technique. In case 2, after post space preparation, the resin cement was placed into the post space and the fiber post was luted. The teeth were restored with composite resin. The clinical and radiographic follow-ups were performed at 1, 3, 6 and 12 months. Conclusions: Large periapical lesions with extraoral sinus tract can heal with the correct diagnosis and non-surgical root canal treatment. PP96 DENTAL TRAVMA SONRASI OLUŞAN KOMPLİKE KRON KIRIĞINDA MULTİDİSİPLİNER TEDAVİ YAKLAŞIMI: 2 OLGU SUNUMU MERVE KANBER, HAKAN GÖKTÜRK GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, TOKAT Amaç: Bu raporun amacı komplike kron kırığı olan iki olgunun kırık parçalarının tekrar yapıştırılması ile birlikte tedavilerini sunmaktır. Olgu sunumu: Olgu 1: 8 yaşındaki sağlıklı bayan hasta 11 nolu dişindeki kırık şikayetiyle kliniğimize başvurdu. Hastadan alınan anamnezde 1 gün öncesinde travma geçirdiği öğrenildi. Klinik muayenesinde 11 nolu dişinde palatinal yüzeyde dişeti seviyesinin altına uzanan oblik kron kırığı olduğu ve pulpanın ekspoze olduğu tespit edildi. Öncelikle kırık kron parçası çekildi. Kök kanalı % 215

216 5,25 lik NaOCl irrigasyonu altında el eğeleri ile #80 boyutuna kadar genişletildi ve lateral kondensasyon tekniği ile gutta-perka ve AH Plus kanal dolgu patı kullanılarak dolduruldu. Daha sonra, palatinal yüzeyde kırık hattına ulaşmak için tam kalınlıklı gingival flep kaldırıldı ve kanama kontrol altına alındı. Kırık parçalar, dual-cure rezin siman ile yapıştırıldı. Kırık hattı kompozit rezin ile restore edildi. 6 aylık klinik ve radyografik takip muayenelerinden sonra başarılı estetik ve fonksiyonel sonuçlara ulaşıldı. Olgu 2: 12 yaşındaki sağlıklı erkek hasta 11 nolu dişindeki kırık şikayetiyle kliniğimize başvurdu. Hastadan alınan anamnezde 1 hafta öncesinde geçirmiş olduğu travma sebebiyle 11 nolu dişinde oblik kron kırığı olduğu tespit edildi. Pulpa ekspoze olduğundan kök kanal tedavisine başlandı. Kök kanal tedavisi olgu 1 de anlatıldığı gibi tamamlandı ve kırık parçalar dual-cure rezin siman ile yapıştırıldı. Kırık hattı kompozit rezin ile restore edildi. Dokuz aylık klinik ve radyolojik takip sonucunda tedavinin başarılı olduğu saptandı. Sonuçlar: Tedavi edilen iki vaka, kırık dişlerin kendi parçaları ile tedavisinin biyolojik ve estetik olarak başarılı bir tedavi seçeneği olduğunu göstermiştir. PP96 MULTIDISCIPLINARY TREATMENT APPROACH IN A COMPLICATED CROWN FRACTURE AFTER DENTAL TRAUMA: TWO CASE REPORTS Aim: The aim of this report is to present treatments of two cases with complicated crown fractures by bonding the crown fragments. Case report: Case 1: a healthy 8 years old female patient applied to our clinic with a complaint of fracture in the 11 no tooth. According to the anamnesis of the patient, history of trauma had been learned one day ago. In clinically examination, 11 no tooth had oblique crown-root fracture line localized below the gingival margin on the palatinal surface and had exposed pulp. Initially the fractured crown fragment was extracted. The root canal was prepared with hand files to size #80 under copious irrigation with 5.25 % NaOCl and obturated with gutta-percha and AH Plus canal sealer using lateral compaction technique. Then, a full thickness gingival flep was raised on the palatinal surface in order to expose the fracture line and control the bleeding. Fractured fragments were reattached with dual cured resin cement. The fracture line was restored with composite resin. Clinical and radiographical follow-up examinations after 6 months revealed successful aesthetic and functional results. Case 2: a healthy 12 years old male patient applied to our clinic with a complaint of fracture in the 11 no tooth. According to the anamnesis of the patient, 11 no tooth had oblique crown fracture because of the trauma which happened one week ago. The root canal treatment initiated because of expose pulp. The root canal treatment was completed as described in case 1 and fractured fragments were reattached with dual cured resin cement. The fracture line was restored with composite resin. 9 months later clinical and radiological examinations revealed that treatment success. Conclusions: Treatment of these two cases showed that restoration of the fractured tooth by reattaching the original fragment is the biologically and esthetic restorative successfull option for dental trauma. PP97 NEKROTİK PULPALI KÖK GELİŞİMİ TAMAMLANMAMIŞ DİŞLERİN MTA İLE REJENERATİF ENDODONTİK TEDAVİSİ MERVE KANBER, EMRE BAYRAM, ELİF TEKİN, HÜDA MELİKE BAYRAM GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, TOKAT 216

217 Amaç: Rejeneratif endodontik tedavi kök gelişimi tamamlanmamış nekrotik pulpalı dişler için tedavi seçeneğidir. Bu olgu sunumunda kök gelişimi tamamlanmamış nekrotik pulpalı daimi molar dişin ve üst santral dişin tedavisi açıklanmaktadır. Olgu sunumu: Olgu 1: on-yedi yaşında erkek hasta sol alt çenede ağrı şikayeti ile endodonti kliniğine başvurdu. Klinik ve radyolojik muayene sonucu sol alt birinci büyük azı dişte derin çürük olduğu ve dişin elektrikli pulpa testine cevap vermediği tespit edildi. Radyografide 36 no lu dişin tam gelişmemiş mezyal ve distal köklere sahip olduğu görüldü. Olgu 2: on-sekiz yaşında erkek hasta üst santral kesici dişinde renklenme şikayeti ile endodonti kliniğine başvurdu. Hasta, sekiz yıl önce dental travma hikayesi olduğunu bildirdi. Travmaya uğramış dişin soğuk testine ve elektrikli pulpa testine cevap vermediği tespit edildi. Radyografik incelemede dişin kökünün açık olduğu gözlendi. Olgu 1 ve 2 de lokal anestezi altında giriş kavitesi açıldı ve nekrotik pulpa artıkları uzaklaştırıldı. Kanallar mekanik preparasyon gerçekleştirilmeden 10 ml % 2,5 NaOCl ile yıkandı. Daha sonra steril paper pointler ile kurulandı ve ikili antibiyotik (metronidazol ve ciprofloksasin) distile su ile karıştırılarak kanal içerisine yerleştirildi. Üç hafta sonraki randevuda antibiyotik karışımı uzaklaştırıldı. Olgu 1 de kanal içerisinde kan pıhtısı oluşturmak amacıyla periapikalde kanama gerçekleştirildi. Olgu 2 de, trombositten zengin plazmanın (prp) hazırlanması için hastadan 10 ml kan alındı. Prp ve kemik grefti mine sement sınırı seviyesi altında kanal içerisine yerleştirildi. Daha sonra 3mm kalınlığında mineral trioksit-agregat yerleştirildi. Diş, 24 saat sonra kompozit rezin ile restore edildi. 1 yıllık takipte dişin asemptomatik olduğu görüldü. Sonuçlar: Hastaların 1 yıllık takip sonucunda köklerin gelişiminin devam ettiği ve periapikal lezyonun iyileşmekte olduğu gözlendi. PP97 REGENERATIVE ENDODONTIC TREATMENT OF IMMATURE TEETH WITH PULP NECROSIS USING MTA Aim: Regenerative endodontic treatment option for an immature tooth with pulpal necrosis. This case report describes treatment of pulpal necrosis associated with an immature permanent molar tooth and upper central incisor tooth with necrotic pulp. Case report: Case 1: A 17 years old male patient referred to department of endodontics with chief complaint of pain in the left mandibular region. Clinical and radiographic examination revealed profound caries on the left mandibular first molar tooth, which gave (-) response to ept. Incompletely formed mesial and distal roots with open apices of 36 numbered tooth had been seen in radiograph. Case 2: A 18 years old male patient referred to department of endodontics with chief complaint of discoloration in upper central incisor tooth. The patient gave a history of trauma at age 8. Traumatized tooth gave negative response to cold test and electric pulp test. Radiographic examination revealed open apices of central incisor. In case 1 and 2, endodontic access cavity was prepared under local anaesthesia and necrotic pulp tissue remnants were removed. Canals were copiously irrigated with 10 ml, 2.5 % sodium hypochlorite without mechanical instrumentation. Then, root canals were dried with sterile paper points and double antibiotic (metronidazole, ciprofloxacin) mixed with distilled water was packed in the canals and left for 3 weeks. The antibiotic mixture removed. In case 1, root canals were dried and bleeding was stimulated to form an intracanal blood clot. In case 2, ten ml of whole blood was drawn by venipuncture from the patient antecubital vein for preparation of platelet-rich plasma (prp). The prp and bone graft were placed into the canal space up to beyond the cementoenamel junction level. Then, mineral trioxide aggregate was placed a thickness of 3 mm. 24 hours later the tooth was restorated with composite resin material. At followup examination after 1 year, the tooth was asymptomatic. 217

218 Conclusions: At 1-year follow-up, further root development and resolution of the periapical lesion was observed. PP98 HORİZONTAL KÖK KIRIĞI OLAN ÜST KESERLERİN KÖK KANAL TEDAVİSİZ TAKİBİ: İKİ OLGU SUNUMU MERVE KANBER, HÜDA MELİKE BAYRAM, EMRE BAYRAM, ELİF TEKİN GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, TOKAT Amaç: Bu vaka raporunda tedavi edilmemiş horizontal kök kırığı olan maksiller santral kesicilerin kök kanal tedavisi uygulanmadan yapılan bir yıllık takibi sunulmaktadır. Olgu sunumu: İki ay önce dental travma geçiren 35 yaşında erkek hasta kliniğimize başvurdu. 53 yaşında diğer bir erkek hasta bir yıl önce geçirdiği dental travma sebebiyle kliniğimize başvurdu. Her iki hasta da asemptomatikti ancak yapılan radyografik incelemelerde maksiller santral kesici dişlerinde horizontal kök kırığı olduğu görüldü. İki vakada yapılan klinik muayenede dişlerde mobilite yoktu. Soğuk testi ve elektrikli pulpa testine pozitif yanıt alındı. Kronlarda herhangi bir renklenme, perküsyon veya palpasyona hassasiyet olmadığı görüldü. Bu sebeple dişlere herhangi bir tedavi uygulanmadı. Vakaların klinik ve radyografik kontrolleri 1., 3., 6. Ve 12. Ayda yapıldı. 1 yıl sonra yapılan incelemelerde semptom olmadığı ve vitalitenin devam ettiği görüldü. Sonuçlar: Bazı durumlarda horizontal kök kırıkları herhangi bir tedavi uygulamadan spontan olarak da iyileşebilir. Ayrıca, daimi dişlerin travma sonrası vital kalma oranı yüksektir. Bu nedenle, bu tarz vakalarda tedavi yapmadan yapılan uzun dönem takipler en iyi tedavi seçeneği olabilir. PP98 HORIZONTAL ROOT FRACTURES OF CENTRAL INCISORS WITH NO ROOT CANAL TREATMENT: TWO CASE REPORTS Aim: This case report describes 1-year follow ups no treated horizontal root fractures of maxillary centrals incisors. Case report: A 35 year-old male was referred to our clinic because of a traumatic dental injury occurred two months ago. A 53 year-old other patient was referred to our clinic because of a traumatic dental injury occurred one year ago. The patients were asymptomatic, but radiographic examination showed horizontal root fracture of maxillary central incisors. In both cases, clinically examination revealed that there was no mobility and teeth gave positive response to cold test and electric pulp test. There was no discoloration of crown and no tenderness to percussion or palpation. Therefore, no treatment had been performed. The clinical and radiographic follow-ups were performed at 1, 3, 6 and 12 months. One year later, the teeth have no signs or symptoms of disease and vitality was positive. Conclusions: Horizontal root fractures may heal spontaneously without treatment in some cases. Also, the overall pulpal survival subsequent to trauma of permanent teeth is very high. Therefore, no treatment is usually the best endodontic treatment in this type of cases. PP99 GÖMÜLÜ ÜÇÜNCÜ MOLAR DİŞ İLE İLİŞKİLİ İKİNCİ MOLARIN EXTERNAL KÖK REZORPSİYONU: VAKA RAPORU EMRE BAYRAM, HÜDA MELİKE BAYRAM, ELİF TEKİN, MERVE KANBER 218

219 GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERİSTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu vaka raporu ilerlemiş eksternal kök rezorpsiyonlu(ekr) alt ikinci molar dişin distal kök amputasyonunu anlatmaktadır. Ekr mandibular ikinci molarlarda sıklıkla gözlenir ve ikinci molarların err ile ilişkili sıklıkla görülen sebep ikinci molarlarla ilişkili gömülü üçüncü molarlardır. Olgu sunumu: 22 yaşında erkek hasta sağ mandibular ikinci molar bölgesinde ağrı şikayeti ve eksüdatif enflamasyon drenajı ile sevk edilmiştir. Klinik muayenede 46 ve 47 nin bukkalinde şişlik ile sinüs yolu tespit edilmiştir. Klinik olarak 47 zarar görmemiştir, 48 tamamen gömülüdür, 47 perküsyona hassastır ve termal ve elektrikli pulpa testlerine cevap vermiştir. Panoramik radyografik muayene premolar ve molar dişlerin köklerinde eksternal kök rezorpsiyonu olduğunu göstermiştir. Periodontal bulgular normal sınırlar içindedir. İntraoral periapikal radyograf mezioangular olarak gömülü 48 numaralı dişten dolayı 47 nin distal kökünün rezorpsiyonu gözlenmiştir. Çekim lokal anestezi altında flap kaldırılarak yapılmıştır. Soket izlendiğinde 47 nin distal kökü rezorbe olmuştur ve kök etrafındaki kemik kaybından dolayı prognozu zayıftır. Distal kökün rezeksiyonu yapılmıştır. Kökün tam ayrılmasından sonra kurondan uzaklaştırılmıştır ve radyografik olarak onaylanmıştır. 47 nin kalan furkasyon bölgesi düzleştirilmiş ve MTA ile kapatılmıştır. Flap yerleştirilmiş ve suture edilmiştir. 1 hafta sonra suturlar alınmıştır. Takip randevularında, rezeksiyon ve çekim alanındaki sinüs yolu normal iyileşme göstermiştir. Son olarak anlamlı sert doku oluşumu bir yıllık takip radyografında gözlenmiştir. Sonuçlar: Diş yapılarının rezorpsiyonu fizyolojik, patolojik, ve idiyopatik nedenlerin sonucu olarak oluşabilir. Erken teşhis ve uygun tedavi ciddi komplikasyonları önleyebilir. Genellikle mezioangular ve horizontal olarak gömülü üçüncü molarlar ekr ile ilişkilendirilir. İkinci molar ile ilişkili olumsuz etkiler karar alma sürecinde düşünülmelidir. PP99 EXTERNAL ROOT RESORPTION OF THE SECOND MOLAR ASSOCIATED WITH THIRD MOLAR IMPACTED: A CASE REPORT Aim: This case report describes the amputation of distal root of the lower second molar tooth with advanced external root resorption (err). Err was most frequent in the mandibular second molars and one of the most frequently factor associated with err of second molars is the presence of a nonerupted third molar in close proximity to the root of the second molar. Case report: A 22 year old male patient reported with a complaint of pain and exudative inflamation discharge in the mandibular right second molar region. Clinical examination revealed an intraoral swelling on the buccal aspect of 46 and 47, with a sinus opening. Clinically, 47 appeared intact, whereas 48 was fully impacted; 47 was tender on percussion and gave response to thermal and electric pulp testing. Panoramic radiographic examination showed that each root of premolar and molar teeth have external root resorption. Periodontal findings were within normal limits. Intraoral periapical radiograph showed resorption of distal root of 47 due to mesioangularly impacted 48. Extraction was carried out following flap elevation under local anesthesia. Inspection of the socket revealed the exposure of resorbed distal root of 47 and the poor prognosis due to extensive bone loss around the root was evident. Resection of distal root was carried out. Following complete separation, the root along with a portion of the crown was removed out and radiographically verified. The remaining furcation area of 47 was smoothened using diamond points and filled with MTA. The flap was repositioned and sutured. After 1 week, the sutures were removed. In the followup visit, sinus opening along with site of extraction and resection showed normal healing. Finally, a significant hard tissue formation was monitored in the annual follow-up radiographs. Conclusions: Resorption of tooth structures can occur as a result of physiological, pathological, and idiopathic factors. Early diagnosis and appropriate treatment can prevent its serious complications. In 219

220 general, mesioangular and horizontally impacted third molars were most often associated with err. The detrimental effect on the adjacent second molar should be considered during the decisionmaking process. PP100 SERVİKAL BÖLGEDEKİ HORİZONTAL KÖK KIRIĞININ FARKLI BİR PROTOKOL İLE TEDAVİ EDİLMESİ: VAKA RAPORU GÖKHAN SAYGILI, AHMET KESKİ İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Horizontal kök kırığı vakalarında, dişin lüksasyonunu engellemek için diş splintlemelidir. Splint vakanın durumuna göre 2-4 hafta kalabilir. Ancak kırık hattı servikal alana yakın ise ve birden çok kırık hattı var ise prognoz olumsuz yönde etkilenebilir. Böyle bir durumda diş çekime gidebilir ve kemik kaybından dolayı estetik problemler oluşabilir. Vakanın durumuna göre, kök kısmı sokette bırakılırsa, dişeti ve kemik kaybı önlenebilir. Olgu sunumu: Bu vakada 14 yaşındaki erkek hasta travma şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Klinik ve radyolojik incelemelerin ardından, 21 nolu dişte servikal bölgede birden fazla çatlak hattı bulunan horizontal kök kırığı gözlemlenmiştir. Diş splintlenmiş olmasına rağmen, 4 hafta sonra mobilite devam etmiştir. Dişin prognozunun kötü olacağına karar verilmiş ve kuron kısmı çıkarılmıştır. Kök kısmındaki küçük parça alınmış, büyük parça ise kasti olarak sokette bırakılmıştır. Kalan parçanın enfekte olmasını engellemek için dişetine sutür atıldı. 2 gün sonra komşu dişlerin ve pontiğin palatinal tarafında orta üçlü hizasında elmas frez yardımıyla bir tünel hazırlandı. Debristen arındırmak için, dişler yıkanıp kurutuldu. Bütün tünel preparasyonu üretici talimatlarına göre asitlendi, yıkandı ve kurutuldu. Hazırlanan bütün tünel restorasyona adeziv bağlama ajanı (single bond universal adhesive, 3m espe, usa) uygulandı. Daha sonra tünel restorasyonuna akışkan kompozit (filtek ultimate, 3m espe, usa) uygulanarak uygun uzunlukta hazırlanan cam fiber (everstick c&b, gc, japan) yerleştirildi. Bu adımı takiben bütün cam fiberin üzeri örtülecek şekilde kompozit ile kapatıldı ve her kompozit uygulamasından sonra her yönden ışınlanarak polimerizasyon sağlandı. Artikülasyon kağıdı ve elmas frez kullanılarak düzeltmeler yapıldı ve yüzeyler kompozit parlatma diskleri (sof-lex, 3m espe, usa) ile cilalandı. Hastaya ağız bakımı ve restorasyonun temizliği hakkında bilgi verildi. Hastanın tedaviden 6 ay, 1 ve 2 sene sonra röntgen ve fotoğrafları alınmıştır. Sonuçlar: Sonuç olarak hastanın estetik beklentileri karşılanmış, dişeti bölgesinde dişeti kaybı görülmemiş ve radyolojik olarak patolojik bir duruma rastlanmamıştır. Bu vakada hastanın kendi dişini kullanmasına imkan vermiş ve kemik kaybı önlenmiştir. Ayrıca bu tedavi ile hastanın estetik beklentileri karşılanmıştır. Apikalde kalan parça enfekte olmamalıdır. Aksi takdirde ilerleyen dönemlerde enfekte kök semptomların habercisi olabilir. PP100 TREATED WITH A DIFFERENT PROTOCOL OF HORIZONTAL ROOT FRACTURES IN THE CERVICAL REGION: CASE REPORT Aim: In the horizontal root fracture cases, to prevent luxation of tooth, the tooth should be splinted. According to the condition of cases, splints can remain 2-4 weeks. However, if the fracture line is to the cervical area and there are multiple fracture line, the prognosis may be adversely affected. Then tooth may be extracted and esthetics problems may occur due to bone loss. According to the condition of cases, if root part is not extracted, gums and bone loss may be prevent. 220

221 Case report: In this case, a 14-year-old male was referred to our clinic with trauma complaint. After examining the clinical and radiographic, horizontal root fracture which has line with multiple cracks is observed to the cervical region of the #21. Although teeth had been splinted, it was seen that severe mobility was continued after 4 weeks. We decided that teeth has bad prognosis and then we removed the crown portion. Whereas a small part in the root was exracted, other part was not extracted deliberately. To prevent be infected of the part, the gum were sutured. After 2 days, a tunnel was prepared across the pontic on middle third of the palatal side and adjacent lateral and central tooth with round diamond burs. The tooth was then rinsed to remove debris and dried. The etchant gel was applied into the prepared tunnel. After rinsing and gently air drying, excess water was removed. The adhesive bonding agent was applied to all the prepared tooth structure according to the manufacturer s directions. A small amount of flow able composite was inserted into the tunnel and then measured glass was placed in the tunnel. Following this step resin composite was packed into the tunnel to fill it completely and after each application polymerized from each direction and polished. After 6 months, 1 and 2 years, the x-ray and photos were taken from patient. Conclusıons: In conclusion, the patient's aesthetic problems have not occurred, the bone loss has not seen and it has not encountered pathological condition as radiological. In this case, it has been enable to use of patience s own teeth and bone loss was prevent. Also the patient's aesthetic expectations have been met with this treatment. It is important that big part of root should not infected. Otherwise, infected root may be a precursor of symptoms in the future. PP101 GUTTA FLOW BİOSEAL, GUTTA FLOW 2, AH PLUS VE MTA FİLLAPEX İN SİTOTOKSİTELERİNİ IN VİTRO ORTAMDA KARŞILAŞTIRILMASI GÖKHAN SAYGILI, SUNA SAYGILI, İBRAHİM TUĞLU, HÜSEYİN ERTAŞ, İSMAİL DAVUT ÇAPAR İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ CELAL BAYAR ÜNİVERSİTESİ, HİSTOLOJİ VE EMBRİYOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı gutta flow bioseal (Coltene Whaledent, gmbhşco kg,langenau, switzerland), gutta flow 2 (Coltene Whaledent), AH Plus (dentsply detrey, konstanz, germany) and MTA fillapex in (angelus, londrina, pr, brazil) sitotoksitelerini l929 fibroblasts üzerinde değerlendirmek Gereç ve Yöntem: Gutta flow bioseal, gutta flow 2, AH Plus ve MTA fillapex test materyalleri 3 mm inceliğinde ve 5 mm çapında teflon disklere yerleştirildi. Elde edilen ekstraktlar 3 saat, 1, 3 ve 7 gün boyunca (37 c de %5 co2 lik ortamda) l929 fibroblastlarına maruz bırakıldı. Hücrenin canlılıkları 3- (4,5-dimethylthiazolyl-2-yl)-2,5-diphenyltetrazolium bromide (MTT) ile değerlendirildi. Apoptozis varlığı terminal deoxynucleotidyl transferase-mediated dutp nick end-labeling (tunel) tarafından belirlendi. İstatistiksel analiz için kruskal wallis ve çok yönlü dunn testleri kullanıldı. Bulgular: Guttaflow bioseal tüm deneysel zamanlarda non-toksik iken (p>0,05), MTA fillapex ve AH Plus ın ekstraktları fibroblast hücrelerinde toksik olarak görüldü (p<0,001). 7. Günde guttaflow 2 grubundaki hücrelerin sayısı kontrol grubundan daha fazlaydı ve aynı günde MTA fillapex AH Plus dan daha çok sitotoksik olarak belirlendi. MTA fillapex ve AH Plus gruplarındaki apoptozis olan hücre sayısı diğer gruplardan daha çok olarak rapor edildi (p<0,001). Sonuçlar: Guttaflow kanal patları, MTA fillapex ve AH Plus gruplarından daha az sitotoksiktir. Tüm deneysel zamanlarda, guttaflow bioseal grubundaki hücre sayısı ile kontrol grubuna göre istatistiksel açıdan bir fark yoktur. 221

222 PP101 IN VITRO COMPARISON OF CYTOTOXICITY OF GUTTA FLOW BIOSEAL, GUTTA FLOW 2, AH PLUS AND MTA FILLAPEX Aim: The aim of the study was to evaluate the cytotoxicity of gutta flow bioseal (Coltene Whaledent, gmbhşco kg,langenau, switzerland), gutta flow 2 (Coltene Whaledent), AH Plus (dentsply detrey, konstanz, germany) and MTA fillapex (angelus, londrina, pr, brazil) on l929 fibroblasts. Methodology: Samples of the test materials gutta flow bioseal, gutta flow 2, AH Plus and MTA fillapex were fabricated in teflon disks of 5 mm diameter and 3 mm thickness. L929 fibroblasts were exposed to extracts for 3 hours, 1 day, 3 and 7 days at 37 c with 5% co2. Cell viability was evaluated by 3-(4,5-dimethylthiazolyl-2-yl)-2,5-diphenyltetrazolium bromide (MTT). Apoptosis was determined by terminal deoxynucleotidyl transferase-mediated dutp nick end-labeling (tunel). The data were statistically analysed using analysed by using Kruskal Wallis Test for comparison among groups and dunn multiple comparison post test. Results: The extracts of mixed guttaflow bioseal were nontoxic at all experimental times (p>0,05), whereas the extracts of mixed MTA fillapex and AH Plus were toxic to fibroblast cells (p<0,001). At 7 days, the number of viable cells in guttaflow 2 were more cytotoxic than that of control group and MTA fillapex was more cytotoxic than AH Plus. The number of apoptosis in MTA fillapex and AH Plus were more than others for 3 hours interaction (p<0,001). Conclusions: Guttaflow sealers are less cyototoxic than MTA fillapex and AH Plus. At all experimental times, the number of viable cells in guttaflow bioseal were no difference statistically compared that of control group. PP102 PERİAPİKAL LEZYONA SAHİP KANAL TEDAVİLİ İMMATURE MANDİBULAR MOLAR KANALIN MTA İLE ORTOGRAD OLARAK TEDAVİ EDİLMESİ GÖKHAN SAYGILI, HÜSEYİN ERTAŞ İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, İZMİR Amaç: İmmature kanallı ve enflame pulpalı diş, her zaman klasik kanal tedavisi yöntemleriyle tedavi edilemeyebilir. Bu dişlere pulpatomi/pulpektomi yapılarak, kök formasyonun oluşması sağlanabilir. Zira immature kanal geleneksel yöntemler ile tedavi edilirse, mikrobiyal sızıntı meydana gelebilir ve tedavinin başarısı şansı azalır. Bu vakada periapikal lezyona sahip kanal tedavili immature mandibular molar kanal MTA (mineral trioksit agregat) ile ortograd olarak tedavi edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 14 yaşındaki bayan hasta ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Yapılan klinik ve radyolojik anamnezin ardından, 36 nolu dişin distal kökün apeksinin açık olduğu ve bu kökte periapikal lezyon meydana geldiği görülmüştür. Dişe lokal anestezi yapıldıktan sonra amalgam dolgu kaldırılmış ve rubber dam takılmıştır. Kanallardaki guta perka ProTaper retreatment (Dentsply- Maillefer, Ballaigues, Switzerland) eğeleri ile temizlenmiş, %1 lik NaOCl ile irrigasyon yapılmıştır. #10 numara k-file ile kanal boyları tespit edilmiş, kök ucun kapanmış olan meziobukkal ve lingual kanallar ProTaper Universal (dentsply/maillefer, ballagigues, switzerland) döner aletler ile genişletilmiştir. Daha sonra bu kanallar paper point kurutulduktan sonra soğuk lateral kompaksiyon tekniği ile tek seansta doldurulmuştur. Distal kök ise gates glidden frezleri (#4 ve #5) ile koronal alan genişletilmiş #70 h-file ile çevresel eğeleme yapılmıştır. Bu kökün final irrigasyonunda 1 dakika %17 EDTA, 1 dakika %1 NaOCl ile 0.2 açılı ultrasonik uç (varios u files, nakanıshı, japan) kullanılarak pasif ultrasonik aktivasyon (satelec action, France) yapılmıştır (güç seviyesi 12). Ultrasonik uç kanal boyunun 2 mm gerisinde konumlandırılarak aktivasyon yapılmıştır. Kanallar paper point ile kurulandıktan sonra 222

223 çalışma boyunun 2 mm gerisi hedef alınmış, MTA (angelus, londrina, brazil) ile ortograd olarak doldurulmuştur. MTA nın tamamen sertleşmesini beklemek için diş geçici dolgu ile kapatılmış, daimi dolgu 2 gün sonra yapılmıştır. Bulgular: Hastadan 6 ay, 1 ve 2 sene sonra radyografi alınmıştır. Yapılan gözlemler sonucunda, distal kökün apikal alanında lezyonun iyileştiği ve kök ucunun kapandığı görülmüştür. Sonuçlar: MTA nın rejenerasyon yeteneği bu çalışma da görülmüştür. Hastanın yaşı da bu başarıya katkı sağlamıştır. PP102 TREATMENT OF CANAL TREATED IMMATURE MANDIBULAR MOLAR WHICH HAS PERIAPICAL LESION WITH MTA AS ORTHOGRAD Aim: Immature canal and tooth which has inflamed pulp may not be treated always with conventional methods. If these tooth be treated with pulpotomy and pulpectomy, apical construction may form to apical area. If immature tooth is treated with conventional methods, microbial leakage may occur and the success rate of treatment decreases. The aim of this case was to treated of canal treated immature mandibular molar which has periapical lesion with MTA (mineral trioxide aggregate) as orthograd. Methodology: A 14-year-old female was referred to our clinic with the pain complaint. After the clinical and radiological anamnesis, it was seen that distal root of #36 was immature and periapical lesion occurred to this root. After regional anesthesia was applied to the teeth, amalgam fillings were removed and rubber dam was placed. Gutta percha in the canals were cleaned with ProTaper retreatment files (Dentsply-Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and 1% NaOCl was performed as irrigation. The canal lengths were identified with 10 k-file. Mesiobuccal and lingual canals which closed the root were expanded with ProTaper Universal (dentsply/maillefer, ballagigues, switzerland) rotary instruments and after were dried with paper point, were filled with cold lateral compaction technique in a single session. Coronal area of the distal root was expanded with gates glidden burs (# 4 and # 5) and environmental shaped is made with # 70 h-file. During final irrigation of this canal it was performed passive ultrasonic activation (satelec action, France) (power level 12), by using 0.2 angle ultrasonic tip (varios u files, nakanıshı, japan), with 1 minute 17% EDTA and 1 minute 1% NaOCl. The activation was made that ultrasonic file was located 2 mm short of working length. After dried with paper point, by setting 2 mm short of working lenght, the canal was filled with MTA (angelus, londrina, brazil) as orthograd. To wait completely cure of the MTA, the teeth was covered with a temporary filling and restored with composite after 2 days. Results: Radiographs were taken from the patient after 6, 24 and 36 mounts. In conclusion, it was seen that periapical lesion has healed and apical of distal root has closed. Conclusions: Regeneration capability of the MTA has observed in this study. The patient's age also has contributed to this success. PP103 FARKLI İRRİGASYON SİSTEMLERİNİN DENTİN TÜBÜLLERİNDEN CA(OH)2 KALDIRMA ETKİNLİĞİNİN CLSM İLE DEĞERLENDİRİLMESİ ÇAĞMAN AKSOY, YELDA PALTUN, SİS DARENDELİLER YAMAN GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI 223

224 Amaç: Bu çalışmanın amacı konvansiyonel iğne irrigasyonu, EndoActivator ve pasif ultrasonik irrigasyonun kalsiyum hidroksitin dentin tübüllerinden uzaklaştırılması üzerindeki etkinliğini kök kanallarının doldurulmasını takiben confocal laser scaning mikroskop (clsm) ile değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 54 adet mandibular premolar diş kullanıldı. Çalışma boyu kök apeksinden 1 mm kısa olacak şekilde belirlendi. Kanallar, ProTaper (ProTaper files Dentsply Maillefer) sistemi sırasıyla sx, s1, s2, f1, f2, F3 şeklinde 250 rpm de kullanılarak şekillendirme yapıldı. Her enstrüman değişiminden sonra %5.25 NaOCl ile irrigasyon yapıldı. Final irigasyonda 5 ml %17 EDTA ile 5 dakika, 2 ml NaOCl ve 2 ml distile su kullanıldı. Kanallar paper pointlerle kurulandı. Dişlere 0.1% sodium fluorescein (fna; sigma aldrich, steinheim, germany) ile işaretlenmiş Ca(OH)2 yerleştirildi. 1 hafta sonrasında kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılması için 3 farklı teknik kullanıldı. Dişler her grupta 16 diş olacak şekilde 3 gruba ayrıldı; Grup 1, ProTaper F3 ve EndoActivator, Grup 2, ProTaper F3 ve pasif ultrasonik aktivasyon, grup3, ProTaper F3 ve konvansiyonel iğne irrigasyon. Kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılmasından sonra %0.1 rhodamine-isothiocyanate (rıtc; sigma aldrich,st louis,mo,usa) ile işaretlenmiş AH Plus (dentsply detrey, konstanz, germany) ve gutta-perka ile kök kanalları dolduruldu. Ca(OH)2 uygulanmayan 6 diş kontrol grubu olarak belirlendi ve işaretli kanal patı kullanılarak kök kanal dolgusu yapıldı. Bunu takiben dişlerden 2 mm lik kesitler alınarak clsm ile değerlendirme yapıldı. Bulgular: Kontrol grubu ve 3 deney grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulundu. PUI grubu, konvansiyonel iğne grubundan daha yüksek değerler gösterdi (p<0.05). Diğer irrigasyon gruplarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Sonuçlar: Bu çalışmada kullanılan tekniklerin hiç biri kalsiyum hidroksiti dentin tübüllerinden tamamen uzaklaştırmamıştır. Ancak deney grupları arasında en iyi sonuçlar PUI grubunda gözlemlenmiştir. PP103 ASSESMENT OF RESIDUAL CA(OH)2 IN DENTIN TUBULES AFTER THE APPLICATION OF DIFFERENT IRRIGATION TECHNIQUES BY USING CLSM Aim: This study aimed to evaluate the efficacy of conventional needle ırrigation, passive ultrasonic ırrigation and EndoActivator in the removal of Ca(OH)2 medicament from the dentin tubules. After the application of those three techniques, the remaining amounts of Ca(OH)2 medicament were determined by using the confocal laser prior to the obturation. Methodology: 54 freshly extracted intact human permanent mandibular premolar teeth were used. The working length was established 1 mm from the root apex, and the canals were prepared with ProTaper system (ProTaper files Dentsply Maillefer) using sx, s1, s2, f1, f2, F3 at 250 rpm with continuous movement, irrigation with 5.25% NaOCl at each change of instrument and a final rinse with 5 ml of 17% EDTA for 5 min. Then, the canals were irrigated with 2 ml of 5.25% NaOCl and 2 ml of distilled and deionized water and dried with paper points. The teeth were filled with Ca(OH)2 which was labeled with 0.1% sodium fluorescein (fna; sigma aldrich, steinheim, germany). One week later, 3 techniques were used for the removal of Ca(OH)2. The teeth were then divided into the following 3 groups (each with n = 16); (1) ProTaper F3 and EndoActivator (Dentsply Tulsa Dental Specialties, Tulsa, OK)(EA) (2) ProTaper F3 and irrigation with passive ultrasonic activation (PUI), and (3) ProTaper F3 with convensionel needle irrigation(cnı). After removing of Ca(OH)2, teeth were filled with AH Plus (dentsply detrey, konstanz, germany) which was labeled with %0.1 rhodamineisothiocyanate (rıtc; sigma aldrich,st louis,mo,usa) and gutta percha points. Six roots having no intracanal dressing were used as control group filled with labeled sealer and gutta-percha. After the obturation, a 2-mm-thick middle section of each root was analyzed by confocal laser scanning microscopy. 224

225 Results: There was a statistically significant difference between control group and 3 other techniques groups. Results of PUI groups has better values than cnı groups (p<0.05). There was no statistically significant difference between the other groups. Conclusions: Although, none of the techniques used in this study were actually efficient enough in the removal of the Ca(OH)2 from dentine tubules and some residual medicaments were found in all experimental groups; the results of this study revealed that PUI group is better than the other groups. PP104 ÇÖZÜCÜ VEYA DİYOT LAZER İLE YAPILAN TEKRARLAYAN KÖK KANAL TEDAVİSİ SIRASINDA APİKALDEN TAŞAN DEBRİS MİKTARININ DEĞERLENDİRİLMESİ BARAN CAN SAĞLAM, ERSAN ÇİÇEK, SEVİNÇ AKTEMUR TÜRKER, SENA KAŞIKÇI, SİBEL KOÇAK, MUSTAFA MURAT KOÇAK, EMRE BODRUMLU BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ZONGULDAK Amaç: Bu çalışmanın amacı çözücü veya diyot lazer ile yapılan tekrarlayan kök kanal tedavisi sırasında apikalden taşan debris miktarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Otuz altı adet çekilmiş alt premolar diş 40 numaraya kadar el eğeleri ile genişletildi ve epoksi rezin bazlı bir pat ve guta perka ile kök kanalları dolduruldu. Bekleme süresi sonrasında dişler ependorf tüplerine yerleştirildi ve rastgele üç gruba ayrıldı (n=12). Grup 1 de kök kanal dolguları ProTaper retreatment (PTR) aletleri ile uzaklaştırıldı, Grup 2 de kök kanal dolguları PTR aletleri ve kloroform kullanılarak uzaklaştırıldı ve Grup 3 de ise kök kanal dolguları PTR ve diyot lazer uygulaması ile uzaklaştırıldı. Daha sonra kök kanallarının final şekillendirilmesi ProTaper next x4 ve x5 aletleri ile yapıldı. Taşan debris önceden ağırlığı ölçülmüş ependorf tüplerine toplandı. Taşan debris miktarı, son ağırlıktan başlangıç ağırlığın çıkarılması ile belirlendi. İstatistiksel analizler spss19.0 yazılımı ile yapıldı ve gruplar kruskal-wallis testi ile karşılaştırıldı. Bulgular: Tüm örneklerde apikalden debris taşması görüldü. Gruplar arasında apikalden taşan debris miktarı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Sonuçlar: Kloroform kullanımı veya diyot lazer uygulaması apikalden taşan debris miktarını anlamlı derecede etkilemedi. PP104 EVALUATION OF THE AMOUNT OF APICALLY EXTRUDED DEBRIS DURING ROOT CANAL RETREATMENT WITH SOLVENT OR DIODE LASER Aim: The aim of this study was to evaluate the amount of apically extruded debris during retreatment with solvent or Diode laser. Methodology: Thirty-six extracted mandibular premolar teeth prepared to the #40 with hand instrumentation and root canals were filled with epoxy resin based sealer and gutta percha. After the storage period, teeth were attached to the Eppendorf tubes and divided randomly into three groups (n=12). In Group 1, root canal fillings were removed using ProTaper retreatment (PTR) instruments; in Group 2, root canal fillings were removed using PTR instruments and chlorofom; and in Group 3, root canal fillings were removed PTR instruments and Diode laser irradiation. Then, root canals were instrumented using ProTaper next x4 and x5 instruments for final preparation. The debris extruded was collected into preweighed Eppendorf tubes. The amount of the extruded debris was determined by subtracting the initial weight from the final weight. Statistical analyses were performed with spss 19.0 software and groups were compared with the kruskal-wallis test. 225

226 Results: All specimens were associated with apical debris extrusion. There was no statistically significant differences in the amount of debris extrusion between all groups (p>0.05). Conclusions: Chloroform application or Diode laser irridation did not affect the amount of apically extruded debris significantly during retreament. PP105 BATI KARADENİZ POPULASYONUNDA ALT ÇENE MOLAR DİŞLERDEKİ KÖK KANAL MORFOLOJİSİNİN CBCT İLE İNCELENMESİ BARAN CAN SAĞLAM, ECEHAN HAZAR, MURAT İÇEN, ŞEYDA GÖKTEPE BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ZONGULDAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ORAL DİAGNOZ VE RADYOLOJİ ANABİLİM DALI, ZONGULDAK Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı batı karadeniz popülasyonunda konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) ile alınan görüntülerde alt çene birinci ve ikinci molar dişlerin kök kanal morfolojisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 168 yetişkin hastaya ait CBCT görüntülerinde 109 adet alt birinci molar ve 205 adet alt ikinci molar diş incelendi. Cinsiyet, yaş, kök ve kök kanal sayısı kaydedildi. Ayrıca her bir kökün kanal morfolojisini incelemek için vertucci sınıflandırması kullanıldı. İlave kök varlığı ya da c şekilli kanal konfigürasyonları ayrıca not edildi. Pearson ki-kare testi ile cinsiyete bağlı kanal konfigürasyonları istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: 109 adet mandibular birinci molar dişin % 98.1 inde iki kök tespit edildi; mezial köklerde sırasıyla % 0.91 üç kanal, % 0.91 tek kanal ve %98.1 iki kanal saptandı. Distal köklerin ise % 73.3 ü tek kanallı, % 26.6 sı iki kanallı bulundu. Alt birinci molar dişlerin mezial köklerinde % 41.8 vertucci tip ıı ve % 52.7 tip ıv kök kanal morfolojisi görüldü. C şekilli kanal alt çene birinci molar dişlerde gözlenmedi. 205 adet mandibular ikinci molar dişin %92.6 sının iki köklü olduğu görüldü; mezial köklerde sırasıyla % 13.7 tek kanal, % 85.2 iki kanal ve % 1 üç kanal saptandı. Distal köklerde ise % 95.4 tek kanal ve % 4.6 iki kanal görüldü. Alt ikinci molar dişlerin mezial köklerinde % 39.4 vertucci tip ıı ve % 35.9 tip ıv kök kanal morfolojisi izlendi. İkinci molar dişlerin sadece iki tanesinde c şekilli kanala rastlandı. Cinsiyete göre kök kanal konfigürasyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Sonuçlar: Tip ıı ve tip ıv kök kanal şekli mezial kök kanallarında, tip ı ise distal kök kanallarında hem birinci hem de ikinci alt molar dişlerde en fazla görülen konfigürasyondur. Başarılı endodontik tedavi için kök kanal morfolojisini ve anatomisini bilmek önemli faktörlerden biridir. PP105 CBCT EVALUATION OF MANDIBULAR MOLAR ROOT CANAL MORPHOLOGY IN WEST BLACKSEA REGION POPULATION Aim: The aim of this retrospective study is to assess the root and root canal morphology of mandibular first and second molars in west blacksea population by using cone beam computed tomography (CBCT). Methodology: In this study, CBCT images of 109 first molars and 205 second molars were obtained from 168 adult patients. Details of gender, age, the number of roots and canals were recorded, and the canal configuration in each root were evaluated using vertucci s classification. The incidence of 226

227 additional roots and c shaped canals in mandibular molars were also noted. Pearson chi-square tests were performed to analyze canal configurations, laterality, and gender. Results: For total of 109 mandibular first molar 98.1% had two roots; in mesial roots 0.91% had three root canals and 0.91% had one root canal and 98.1% had two root canals and in distal roots 73.3% had one root canal and 26.6% had two root canals. The prevalence of vertucci type ıı 41.8% and type ıv 52.7% were in mesial root canals and any c shaped root canal was observed in mandibular first molars. For total of 205 second molar 92.6% had two roots; in mesial roots 13.7% had one root canal and 85.2% had two root canals and 1% had three canals ; in distal roots 95.4% had one root canal and 4.6% had two root canals. The prevalence of vertucci type ıı was 39.4% and vertucci type ıv was 35.9% and 2 c shaped root canal were observed in mandibular second molars. According to the gender, no statistically significant differences were found in the configuration of root canals (p>0.05). Conclusions: Type ıı and ıv were the most prevalent canal configuration for mesial roots of both mandibular first and second molar teeth. Recognition of morphology and anatomy of the root canal system is one of the most important factors for successful endodontic treatment. PP107 ÇEKİM BÖLGESİNDE KALAN KIRIK KANAL ALETİ PARÇASININ NEDEN OLDUĞU YABANCI CİSİM REAKSİYONU ŞAHİN ERİNÇ BASA, HİCRAN DÖNMEZ ÖZKAN,SENEM GÖKÇEN YİĞİT ÖZER ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Endodontik tedavi esnasında kök kanalı içerisinde alet kırılması, en istenmeyen ve can sıkıcı komplikasyonlardan birisidir. Kırık aletin uzaklaştırılması veya yanından geçilmesi mümkün değil ise ve hasta ağrı, şişlik ve/veya fistül gibi nedenlerle semptomatik ise ilgili kökün rezeksiyonu, ampütasyonu ve/veya ilgili dişin çekilmesi önerilmektedir. Gereç ve Yöntem: 22 yaşında sağlıklı, bayan hasta kliniğimize başvurdu. Ağız içi muayenede, sol üst çene 1.büyük azı dişine akut apikal periodontitis tanısı konuldu ve kök kanal tedavisi planlandı. Kök kanallarının şekillendirilmesi sırasında meziyobukkal ve distobukkal kanallarda kanal aletleri kırıldı. Aletlerin çıkartılması mümkün olmadığı için ilgili diş çekildi. Dişin çekilmesinden 2 ay sonra, hasta aynı bölgedeki şişlik ve ağrı şikayetleri ile tekrar kliniğimize başvurdu. Radyografik inceleme esnasında, dişin çekildiği bölgede, kırık alet parçasının horizontal olarak kaldığı saptandı. Kırık parça cerrahi operasyon ile çıkartıldı ve hastanın şikayetleri giderek azaldı. Cerrahi işlemden 1 hafta sonra, hastanın semptomları iyileşmiştir. Bulgular: Kanal içinde kırılan alet, kemiğin içine saplandığı için diş çekimi sırasında kırık aletlerden bir tanesi kemiğin içinden çıkartılamadı. Bu alet, yabancı cisim reaksiyonu oluşturarak hastanın semptomatik hale gelmesini sağladı. Sonuçlar: Çekim kararının nedeni kök kanalında alet kırılması ise, çekim boşluğunun radyografik olarak kontrol edilmesi gerekir. Apikal foramenden taşarak çene kemiğine yerleşen kırık alet parçalarının, yabancı cisim reaksiyonu oluşturması mümkündür. Bu hastalar çekim sonrası radyografik olarak dikkatlice izlenmelidir. PP107 FOREIGN BODY REACTION DUE TO A BROKEN ROOT CANAL INSTRUMENT IN THE TOOTH EXTRACTION SITE Aim: Fracture of instruments in root canals is one of the most troublesome and undesirable complications in endodontic therapy. Unless the removal or bypassing the fractured instrument 227

228 cannot be achieved; and the patient is still symptomatic regarding pain, swelling or sinus tract; resection and/or amputation of the related root may be suggested. Methodology: 22 years-old healthy female patient was referred to our clinic. During intraoral examination, maxillary left first molar tooth was diagnosed as acute apical periodontitis and root canal treatment was planned. During shaping of the root canals, instruments were fractured in the both mesiobuccal and distobuccal root canals. Tooth was extracted due to the decision regarding the impossibility of removing the fractured instruments. Two months after extraction, patient referred to the clinic again complaining about swelling and pain in the same region. During radiographic evaluation, a horizontally placed fractured instrument was detected in the related bone area.fractured instrument was removed on the surgery, and complaints of the patient was gradually decreased. One week after surgery, patient was asymptomatic. Results: Since the fractured instrument in the root canal was screwed into bone, due to tooth extraction, one of the fractured files was not removed from the bone area. This instrument led to foreign body reaction and patient was symptomatic. Conclusions: Extraction area should be radiographically checked after tooth extraction due to fractured instruments in root canals. It is possible that fractured instruments may be screwed into periapical bone area and lead to foreign body reactions. These patients should be monitored carefully just after the extraction, radiographically. PP108 KOMPLİKE KRON-KÖK KIRIĞININ MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIMLA DİŞ PARÇALARI KULLANILARAK ONARILMASI: OLGU SUNUMU GÖRKEM ÖZBİLEN, HAMDİ OĞUZ YOLDAŞ, AYŞİN DUMANİ, ADİLE ŞEHNAZ YILMAZ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Estetik ve fonksiyonel özellikleri söz konusu olduğunda komplike kron-kök kırıkları tedavisi daha zordur. Bu klinik raporda 41 yaşındaki kadın hastanın 23 numaralı dişindeki komplike kron kök kırığının onarımı anlatılmaktadır. Olgu sunumu: 41 yaşındaki bayan hasta sol üst köpek dişindeki aşırı mobilite şikâyetiyle periodontoloji kliniğine başvurmuştur. Yapılan muayenesinde horizontal kron kök kırığı tespit edilen hasta endodonti kliniğine konsülte edilmiştir. Burada yapılan klinik muayenesinde ileri derecede mobilite saptanan hastadan periapikal radyografiler alınmış ve mine sement birleşiminin hemen altından dişin kırılmış olduğu saptanmıştır. Dişin kırık parçasını tekrar yapıştırılması amacıyla diş kökünün ekstrüzyonuna karar verilmiştir. Ortodontik ekstürüzyona başlamadan önce kanal tedavisi ve post yapılarak dişe ortodontik kuvvet uygulanabilecek bir kompozit kanca yapılmıştır. Ortodontik tedavi sonrasında ise yerleştirilen post diş dokularını birbirine bağlamak için kullanılmıştır. Dişin koronal bölümü rezin siman ile köke yapıştırılmıştır. Diş okluzal uyumlama sonrası lingualden splinlenerek ortodontik retansiyona alınmıştır. Bulgular: 6 ay sonra yapılan klinik ve radyografik değerlendirmede yeterli fonksiyonel ve estetik sonuçlar tespit edilmiştir. Sonuçlar: Travma sonrası kırık dişlerin kendi parçaları ile tedavi edilmesi biyolojik ve estetik bir tedavi seçeneği olabilir. PP108 TOOTH FRAGMENT REATTACHMENT WITH MULTIDISCIPLINARY MANAGEMENT FOR COMPLICATED CROWN-ROOT FRACTURE: A CASE REPORT 228

229 Aim: The treatment of complicated crown-root fractures is more challenging when it comes to esthetic and functional features. This clinical report represents a case of 41-years old woman with complicated crf of tooth no 23. Case report: 41 years-old female patient applied to the periodontics clinic with a chief complaint of mobility in the upper left canine. In clinical examination, horizontal crown-root fracture was observed and patient was consulted to endodontics clinic. In clinical examination, high mobility was observed and periapical radiographs were taken. A fracture was detected just under the cementoenamel junction. In order to maintain reattachment procedure it has been decided to extrusion of tooth. A fiber reinforced post was placed into the root after root canal treatment was performed. Then a composite hook was created to apply the orthodontic forces. After the orthodontic extrusion of tooth, fiber reinforced post was used for repairing of fractured crown. Coronal segment of tooth was reattached the root with resin cement. Tooth was splinted lingually after occlusal alignment and followed for orthodontic retention. Results: Clinical and radiographic evolution after 6 months was satisfactory with adequate functional and esthetic results. Conclusions: Reattachment of autogenous tooth fragment could be a biologic and esthetic restorative choice after dental trauma. PP109 CERRAHİ OLMAYAN ENDODONTİK TEDAVİ SONRASINDA PERİAPİKAL LEZYONA SAHİP DİŞİN 3 YILLIK TAKİBİ: OLGU SUNUMU GÖRKEM ÖZBİLEN, HAMDİ OĞUZ YOLDAŞ, ADİLE ŞEHNAZ YILMAZ, AYŞİN DUMANİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı klinik ve radyografik olarak uzun dönem takip edilen geniş periapikal lezyonlu dişin cerrahi olmayan kök kanal tedavisi ile iyileşmesini göstermektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti anabilim dalına başvuran 19 yaşındaki erkek hastanın detaylı klinik ve radyografik muayenesi yapıldı. Muayene sonucunda pulpa kaynaklı periapikal lezyonu bulunan 22 nolu dişe kök kanal tedavisi yapılmasına karar verildi. Kök kanallarının şekillendirilmesi r50 Reciproc(VDW, Münih, Almanya) kullanılarak yapıldı. AH Plus (dentsply de trey, konstanz, almanya) kanal patı ve guta perka kullanarak lateral kompaksiyon yöntemi ile kanal dolgusu tamamlandı. Bulgular: 3 yıl boyunca periapkal radyograflarla takip edilen hastanın lezyonunun küçüldüğü görülmüştür. Sonuçlar: Periapikal lezyonlu dişler iyi bir kök kanal tedavisinden sonra cerrahi müdahaleye gerek kalmadan iyileşebilmektedir. Bu gibi durumdaki dişleri olan hastaların tedaviden sonra takibinin yapılması gerekir. PP109 3 YEARS FOLLOW-UP OF A TOOTH WITH PERIAPICAL LESIONS AFTER NON-SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT: CASE REPORT Aim: The aim of this study is to show the healing of large periapical lesion treated by non-surgical endodontic treatment with longterm follow-up. Methodology: 19 year-old male patient have been referred to the çukurova university faculty of dentistry, department of endodontics and underwent a detailed clinical and radiological 229

230 examination. After radiological examination, it was determined a periapical lesion originatedfrom dental pulp upper left lateral incisor. Root canal instrumentation was completed with r50 Reciproc (VDW, München, Germany) and root canal filling was performed with AH Plus (dentsply de trey gmbh, konstanz, germany) root canal sealer and gutta percha using lateral compaction technique. Results: The patient followed up for 3 years with periapical radiographs and it was seen that lesion in the periapical area was become smaller. Conclusions: Teeth with periapical lesions can heal without surgical intervention after a successful root canal treatment. The patients with teeth in such conditions should be followed after treatment. PP110 AÇIK APEKSLİ BİR ÜST KESİCİ DİŞTE BİODENTİNİN YENİ BİR APİKAL BARİYER OLARAK KULLANILMASI: OLGU SUNUMU SEDA FALAKALOĞLU, MERVE YENİÇERİ, ÖZKAN ADIGÜZEL, SADULLAH KAYA DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Apeksi açık genç daimi dişlerde klinik olarak karşılaşılan problemin başında apikalde sert bir doku engeli olmaması gelir. Biyouyumlu materyaller apikal bölgede doku oluşumu için bir iskele oluşturmaktadırlar. Tek seansta gerçekleştirilen açık apeksli dişlerin tedavisinde amaç kök kanalının hemen doldurulmasına olanak sağlayacak apikal tıkanmanın elde edilmesidir. Gereç ve Yöntem: 21 yaşındaki bayan hasta sol üst santral dişindeki ağrı nedeniyle dicle üniversitesi, diş hekimliği fakültesi, endodonti anabilim dalı na başvurdu. Yapılan klinik ve radyolojik değerlendirmede, dişte pulpa nekrozu olduğu ve kök gelişimini tamamlanmamış olduğu görüldü. Birinci seansta giriş kavitesi açıldı ve h tipi eğe (#80) ile kanal boyu tespit edildi. Kanal şekillendirmesi h tipi eğeler ile çevresel eğeleme yöntemi kullanılarak manuel olarak yapıldı. İrrigasyon için %2,5 lik sodyum hipoklorit ve %17 lik EDTA uygulandı. Kök kanalının içerisine kalsiyum hidroksit içerikli pat (ultracal xs, ultradent, california, usa) yerleştirildi. Sonraki seansta hasta şikayetlerinin geçmesi ile birlikte amalgam taşıyıcı ile Biodentine (septodont, st maur des fosses, France) kök ucuna yerleştirildi. Uygun bir kanal tepicisi ile kondanse edildi. 15 dakika sonra termoplastik gutta-perka tekniği (beefill, VDW, GmBH, Munich, Germany ) ile AH Plus (dentsply de trey, konstanz, germany) kanal patı kullanılarak dolduruldu ve üzerine daimi restorasyon yapıldı. Bulgular: Altıncı ayda yapılan klinik ve radyografik değerlendirmede herhangi bir patolojiye rastlanmadı. Sonuçlar: Tek seans apeksifikasyon; dişin apikaline biyouyumlu bir materyalin ortograd yoldan yerleştirilmesi ile gerçekleştirilmektedir. Kök ucu kapanmasının teşvik edilmesi değil, yapay bir tıkanmanın oluşturulması söz konusudur. Bu teknik nekrotik pulpalı olgunlaşmamış dişlerin tedavisinde kalsiyum hidroksit ile yapılan apeksifikasyon tedavisine alternatif bir yöntem olarak düşünülebilir. PP110 THE USE OF BIODENTIN AS A NEW TOOTH APICAL BARRIER ON THE OPEN APEX AN MAXILLARY INCISOR: A CASE REPORT Aim: At the beginning of the problems encountered clinically on the apex on young permanent teeth is that a hard texture shouldn't be in the apical barrier. Biocompatible materials create a scaffold for tissue formation in the apical area. The purpose of root canal treatment of teeth performed in a single session open apex that will allow to fill the apical blockage is obtained 230

231 Methodology: 21-year-old female patient was admitted to dicle university faculty of dentistry, department of endodontics because of the pain in the left upper central teeth. In the clinical and radiologic evaluation, it was observed that there is dental pulp necrosis and root development is uncompleted. In the first visit, access cavity was opened and the canal length was determined with h- type file (#80). Canal shaping was made by using circumferential filing motions with h-type file manually. For irrigation by 2.5% sodium hypochlorite and 17% EDTA was applied. Calcium hydroxide paste was placed into the root canal (ultracal xs, ultradent, california, usa). In the next seance, with the end of patient complaints, Biodentine (septodont, st maur des fosses, France) with amalgame carrier was placed on the root apex with a suitable canal carrier, and it was condensed. After 15 minutes root canal was filled thermoplastic gutta-percha (beefill, VDW, GmBH, Munich, Germany) with using the canal sealer AH Plus (dentsply de trey, konstanz, germany) and permanent restoration was done. Results: In the sixth month no any clinical and radiographic pathology was observed in the assessment. Conclusions: One-step apexification; it is accomplished by placing apex of the tooth a biocompatible material with orthograd method. It is not promoting the closing of root, forming of an artifical sealing is concerned. This technique may be considered as an alternative approach to apexification treatment made with calcium hydroxide in the treatment of immature teeth with necrotic pulp. PP111 FARKLI İRRİGANLARIN PASİF ULTRASONİK İRRİGASYON İLE SMEAR TABAKASINI KALDIRMA ETKİSİ: SEMÇALIŞMASI SİBEL KOÇAK, NUR BAĞCI DEMİRCİ, ERSAN ÇİÇEK, BARAN CAN SAĞLAM, MUSTAFA MURAT KOÇAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu araştırmanın amacı, üç farklı irrigasyon solüsyonu ile pasif ultrasonik irrigasyonun (PUI) birlikte kullanılmasının smear tabakasını uzaklaştırma etkisinin taramalı electron mikroskobunun (sem) ile değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırmada, yeni çekilmiş, düz köklü ve tek kanallı 78 adet premolar diş kullanıldı. Dişler kronlarının uzun akslarına dik olacak şekilde mine-sement sınırının 2 mm üzerinden kesildi. Apikalden sızıntının engellenmesi için köklerin apikal kısımları tırnak cilası ile kaplandı. Her biri 13 dişten oluşan rastgele 6 farklı gruba ayrıldı. Dişlerin koronal girişleri 5 numaralı gates-glidden frezi kullanılarak prepare edildi. 15 numaralı k tipi kanal eğesi ile kök kanal boyları ölçüldü ve çalışma uzunluğu foramen apikaleden 1 mm kısa olacak şekilde belirlendi. Kök kanal preparasyonu ProTaper next eğeleri ve endodontik motor kullanılarak gerçekleştirildi. Her grupta final irrigasyon hariç; NaOCl ile irrigasyon yapıldı. Her bir eğe geçişinde 2 ml % 2,5 NaOCl 27-gauge plastik şırınga ile kanal içerisine gönderildi. Final irrigasyon için ise 1.grupta % 2,5 NaOCl, 2. Grupta % 2,5 NaOCl ile PUI, 3.grupta % 17 EDTA, 4. Grupta % 17 EDTA ile PUI, 5.grupta q-mix ve 6.grupta da q-mix ile PUI uygulandı. Final irrigasyonda ise toplam 6 ml solüsyon kullanıldı. Final irrigasyondan sonra tüm gruplardaki kök kanalları distile su ile yıkandı. Kanallar steril kağıt konlarla kurutuldu. Kökler bukko-lingual olarak ikiye ayrıldı. Kök yüzeylerinin koronal, orta ve apikal bölgelerindeki smear tabakası SEM ile incelendi. Elde edilen bulgular kruskal wallis varyans analizi (p 0.05) ile değerlendirildi. Bulgular: Apikal bölgede smear tabakası skorları koronal ve orta bölgeler ile karşılaştırıldığında NaOCl grubu hariç anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.001). PUI ile irrigasyon koronal ve orta bölgelerde tüm irrigasyon solüsyonlarının smear tabaka uzaklaştırma etkinliklerini artırmıştır (p<0.001). 231

232 Sonuçlar: Tüm irrigasyon solüsyonları koronal ve orta bölgede apikal ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak daha etkili bulunmuştur. Smear tabakanın uzaklaştırılmasında PUI uygulaması tavsiye edilebilir. PP111 EFFECT OF PASSIVE ULTRASONIC AGITATION OF DIFFERENT IRRIGANTS ON SMEAR LAYER REMOVAL: SEMSTUDY Aim: The aim of this study is to evaluate the effect of using passive ultrasonic irrigation combined three different irrigation solutions on smear layer removal with sem. Methodology: Freshly extracted 78 mandibular premolars were used in this study. Teeth were sectioned vertically to longitudinal 2 mm over enamel cement junction and apical parts of all teeth were covered with nail polish to prevent apical leakage. Teeth were randomly divided into six groups of each 13. Coronal access of teeth were prepared by the help of gates glidden to no: 5. Firstly root canal lengths were measured by k type root canal instrument and working lengths were determined as 1 mm shorter than apical foramen. Root canal preparation was achieved by using ProTaper next rotary instruments and endodontic device. In all groups except final irrigations, the irrigation was done with NaOCl. When between each instrument changes 2 ml 2.5% NaOCl was sent into canal with 27-gauge plastic syringe. For final irrigation, in Group 1 2,5% NaOCl, in Group 2 2,5% NaOCl with PUI, in Group 3 17% EDTA, in Group 4 17% EDTA with PUI, in Group 5 q-mix and in Group 6 q-mix with PUI was applied. In final irrigations total 6 ml solution was used. In all groups, distilled water was used after final irrigation. Root canals were dried with paper points. Teeth were bucco-lingually and longitudinally separated by opening thin grooves. Coronal, middle and apical parts of roots were analyzed under sem. Obtained data was assessed with kruskal-wallis variance analysis (p 0.05). Results: The smear layer scores of apical thirds were significantly higher than coronal and middle thirds except for NaOCl+cı group (p<0.001). The irrigation with PUI improved the efficacy of all irrigation solutions on removal of smear layer in both coronal and middle thirds (p<0.001). Conclusions: All irrigation solutions were found significantly more effective in coronal and middle thirds compared to apical third. The application of PUI could be recommended for the removal of smear layer. PP112 FARKLI NİTİ DÖNER ALET SİSTEMLERİ KULLANILARAK YAPILAN KÖK KANAL PREPARASYONUN ARDINDAN APİKALDEN EKSTRÜZE OLAN DEBRİSİN İN VİTRO OLARAK KIYASLANMASI 1 AHMET DEMİRHAN UYGUN, 2 İBRAHİM ŞEVKİ BAYRAKDAR, 3 FATİH SEÇKİN 1 RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ, DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI 3 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı, farklı tek eğe sistemlerinin apikalden taşan debris miktarı yönünden karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada benzer ebatlara sahip 80 adet tek kanallı alt çene küçükazı diş kullanıldı. Dişler, her grupta 20'şer adet diş olacak şekilde rastgele 4 gruba ayrıldı. Gruplar dört farklı NiTi döner alet sistemi kullanılarak şekillendirildi: ProTaper Universal, Reciproc, vortex blue ve trushape 3d 232

233 conforming file. Enstrümantasyon sırasında apikalden taşan debris, daha önceden ağırlığı belirlenmiş tüplerde biriktirildi. Biriken materyal 10 ⁵ gr hassasiyetindeki elektronik tartı ile ölçüldü. Debris miktarının belirlenmesi için tüpler 68 c ' de 5 gün etüvde bekletildi ve yeniden tartıldı. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey s Post Hoc Testi ile değerlendirildi. Bulgular: ProTaper Universal, Reciproc and vortex blue grupları arasında apikalden taşan debris miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05). Trushape 3d conforming file ve diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Sonuçlar: Kullanılan NiTi döner alet sistemlerinin tümü apikalden debris ekstrüzyonuna neden olmuştur. Ayrıca, trushape 3d conforming file grubu, ProTaper Universal, Reciproc ve vortex blue gruplarına kıyaslandığında anlamlı olarak daha az debris ekstrüzyonuna neden olmuştur. PP112 AN IN VITRO COMPARISON OF APICALLY EXTRUDED DEBRIS AFTER ROOT CANAL INSTRUMENTATION USING DIFFERENT NITI ROTARY SYSTEMS Aim: The aim of this in vitro study was to compare the amount of debris extruded apically using different NiTi rotary systems. Methodology: In the study 80 mandibular premolar teeth with similar lenghts and single canal were used. Teeth were randomly divided into 4 equal groups of 20 teeth each. Groups were instrumented using different NiTi rotary systems as following: ProTaper Universal, Reciproc, vortex blue and trushape 3d conforming file. Debris extruded during instrumentation were collected into preweighed tubes. The collected material was weighed using an electronic scale with a sensitivity of 10 ⁵ g. In order to determine the extruded debris, tubes were stored in incubator at 68 c for 5 days and weighed again. The data were analyzed using one-way analysis of variance (ANOVA) and Tukey s Post Hoc tests. Results: No statistically significant difference was found in the amount of apically extruded debris between ProTaper Universal, Reciproc and vortex blue groups (p>0.05). A significant difference was observed between trushape 3d conforming file and other groups (p<0.05). Conclusions: Under the conditions of the study, all of the different NiTi rotary systems resulted in apically extruded debris. However, the trushape 3d conforming file group were associated with less extrusion than the ProTaper Universal, Reciproc and vortex blue groups. PP113 ŞİDDETLİ EKSTRÜZYON YARALANMASINDA TEDAVİ YAKLAŞIMI: BİR OLGU BİLDİRİMİ AYLER YILDIZ, ZAFER ÇEHRELİ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Bu olgu bildiriminde, kök gelişimini tamamlamış genç daimi santral ve lateral kesicileri ciddi derecede travmatik ekstrüzyona uğrayan bir çocuk hastanın tedavisi ve 6 aylık takip bulguları sunulmaktadır. Gereç ve Yöntem: 12 yaşındaki erkek hasta, bir düşme yaralanmasından 3 saat sonra travmaya uğrayan ön dişlerinin tedavisi amacıyla pedodonti kliniğine başvurdu. Klinik ve radyolojik muayenede sağ maksiller santral ve lateral dişlerinde şiddetli ekstrüziv lüksasyon yaralanması ile birlikte bukkal kortikal kemikte kırık ve dişetinde laserasyon izlendi. Acil tedavi girişiminde, ekstrüze dişler minimal basınçla yerine yerleştirildi, kırık bukkal kortikal kemik redükte edildi ve dişler yarı-esnek splint ile 233

234 tespit edildikten sonra yumuşak dokudaki laserasyonlar suture edildi. Aynı seansta sağ santral ve lateral dişler için endodontik giriş kavitesi açıldı. Minimal biyomekanik preperasyonun ardından kalsiyum hidroksit patı kök kanallarına yerleştirildi. 3 hafta sonra kök kanalları gutta-perka ve AH Plus kanal dolgu patı ile doldurulduktan sonra splint uzaklaştırıldı. Bulgular: 6 aylık takip sonunda, dişin klinik ve radyolojik yönden asemptomatik olduğu izlenmiş, dişte normal mobiliteyle birlikte bukkal kemik kırığı ve dişetinin tamamen iyileştiği tespit edilmiştir. Sonuçlar: Şiddetli lüksasyon ve bukkal kortikal kemik yaralanmalarında acil tedavi girişiminin kısa sürede ve ıadt yönergelerine uygun olarak yapılması, klinik ve radyografik başarı düzeyini arttırmaktadır. PP113 TREATMENT APPROACH İN SEVERE EXTRUSİVE LUXATİON INJURY: A CASE REPORT Aim: This case report presents management and 6-month follow-up of a child with severe extrusive luxation injury of permanent central and lateral incisors. Methodology: A 12-year-old boy was referred to the pediatric dentistry clinic for the treatment of his front teeth three hours after a fall accident. Clinical and radiographic examination revealed severely extrusive luxation of maxillary right central and lateral incisors, along with buccal cortical plate fracture and gingival laceration. Emergency treatment comprised repositioning of extruded teeth with minimal pressure, placement of a semi-rigid splint and suturing of the soft tissue. Endodontic access cavity was gained for right central and lateral incisors. Following minimal biomechanical preparation, calcium hydroxide paste was placed into the root canals. Three weeks later, the teeth were obturated with gutta-percha and AH Plus sealer after which the splint was removed. Results: At 6-month follow-up, clinical examination revealed that the teeth were both clinically and radiographically asymptomatic, along with complete evidence of osseous and gingival healing. Conclusions: In cases of severe extrusive luxation injuries with concomitant buccal plate fractures, timely emergency intervention utilizing ıadt guidelines will increase the likelihood of success. PP114 FARKLI İRİGASYON AKTİVASYON PROSEDÜRLERİNİN KALSİYUM HİDROKSİT, İKİLİ VE ÜÇLÜ ANTİBİYOTİKLERİN DENTİN TÜBÜL PENETRASYONU ÜZERİNE ETKİNLİĞİ: LAZER TARAMALI KONFOKAL MİKROSKOP ÇALIŞMASI ÖZET 1 RECAİ ZAN, 2 HÜSEYİN SİNAN TOPÇUOĞLU, 3 İHSAN HUBBEZOGLU 1 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS 2 ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, KAYSERİ 3 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, RESTORATİF DİŞ HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu çalışmanın amacı, çeşitli irigasyon aktivasyon tekniklerinin kalsiyum hidroksit, ikili ve üçlü antibiyotiklerin dentin tübüllerin penetrasyonu üzerine etkinliklerini değerlendirmek ve karşılaştırmaktır. 234

235 Gereç ve Yöntem: 180 adet çekilmiş insan daimi mandibular premolar tek köklü dişler seçildi ve rastgele olarak bir kontrol grubu ve medikament tipine göre kalsiyum hidroksit, ikili ve üçlü antibiyotik olarak 3 ana gruba ayrılmıştır (n=60). Her grup irigasyon aktivasyon prosedürüne göre rastgele olarak beş altgruba ayrılmıştır (n=12); ktp lazer ile ışınlama, geleneksel, intra-kit, sonik (Sİ) ve ultrasonik (Uİ) aktivasyon prosedürleri. Dezenfeksiyon prosedürlerinin ardından kök kanalları % 0,1 floresan rodamin b izotiyosiyanat ile karıştırılmış patlar ile sıvanan tek kon guta-perka ile dolduruldu. Örnekler apeksten itibaren 2, 5 ve 8 mm. Kesitler alındı. Bütün kesitler dentin tübül penetrasyonu alanını hesaplamak için lazer taramalı konfokal mikroskob altında incelendi. Veriler varyans üç yönlü analiz ve Tukey testleri kullanılarak analiz edildi (p = 0,05). Bulgular: Üçlü antibiyotik diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha fazla penetrasyona sağlamıştır (p < 0,05). Ui diğer aktivasyon prosedürlerine göre istatistiksel olarak daha yüksek oranda ve daha derin dentin tübül penetrasyonu sağlamıştır. Sonuçlar: Medikamentlerin penetrasyon oranı ve derinliği medikamentin tipine, aktivasyon prosedürüne ve kök kanal seviyesine bağlıdır. Ultrasonik ile yapılan aktivasyon özellikle üçlü antibiyotik patın dolumunda en iyi dentin penetrasyonunu sağlamıştır. PP114 THE EFFICACY OF DIFFERENT IRRIGATION ACTIVATION PROCEDURES ON DENTINAL TUBULES PENETRATION OF CALCIUM HYDROXIDE, DOUBLE AND TRIPLE ANTIBIOTIC PASTES: A CONFOCAL LASER SCANNING MICROSCOPIC STUDY ABSTRACT Aim: The purpose of this study to evaluate and compared the efficacy of various irrigation activation techniques on dentinal tubules penetration of calcium hydroxide, double (dap), and triple antibiotic paste (tap) antibiotic pastes. Methodology: A total of 180 extracted human permanent mandibular premolar single rooted teeth were selected and randomly divided into a control group (without intracanal dressing) and 3 main groups according to the medicament type (n=60) as calcium hydroxide [Ca(OH)2], double (dap) and triple (TAP) antibiotic paste. Each group was randomly subdivided into five subgroups according to the irrigation activation procedures (n=12); KTP laser irradiation, conventional needle, intra-kit, sonic (SI) and ultrasonic activation (UI) procedures. After the activation procedures, the root canals were obturated with Ca(OH)2, tap and dap mixed with 0.1% fluorescent rhodamine b isothiocyanate. Specimens were sectioned at 2, 5, and 8 mm. From the apex, and all the sections were examined under a confocal laser scanning microscop to calculate the dentinal tubule penetration. Data were analyzed using three-way analysis of variance and Tukey s Post Hoc tests (p = 0.05). Results: Tap provided a statistically significant greater penetration than the other groups (p < 0.05). Uı provided statistically significant higher percentage and deeper dentinal tubules penetration than other activation procedures (p < 0.05). Conclusions: Percentage and depth of medikament penetration depends on the type of medicamet, activation procedures and the root canal level. The activation performed with ultrasonically ensured the best dentinal penetration specially in tap obturation. PP115 BİR İMMATÜR AZI DİŞİNİN ÜÇLÜ ANTİBİYOTİK PAT KULLANILARAK YAPILAN REJENERATİF ENDODONTİK TEDAVİSİ : 40 AYLIK KLİNİK VE RADYOGRAFİK TAKİP PINAR EYMİRLİ, ÇEHRELİ ZC HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA 235

236 Amaç: Bu olgu bildiriminde kök gelişimi henüz tamamlanmamış irreversibl pulpitis bulguları olan bir immatür azı dişinin 40 ay takipli rejeneratif endododontik tedavisi sunulmaktadır. Gereç ve Yöntem: 10 yaşında bir kız hasta, spontan ağrısı olan nekrotik alt birinci azı dişine endodontik tedavi yapılması amacıyla pedodonti kliniğine gönderilmiştir. Radyografik değerlendirmede açık apeksli dişte derin çürük lezyonu olduğu saptanmıştır. Lastik örtü izolasyonu altında endodontik giriş kavitesinin açılmasının ardından kök kanallarına %2.5 luk NaOCl ile irrigasyon yapılmıştır. Kök kanallarının üçlü antibiyotik patıyla (siprofloksasin, metronidazol ve klindamisin) 3 hafta süreyle kalacak şekilde doldurulmasının ardından antibiyotik patının uzaklaştırılması, apikal kanamanın başlatılması ve koronal bariyer olarak MTA in yerleştirilmesini içeren revitalizasyon prosedürü uygulanmıştır. Endodontik giriş kavitesi geçici olarak cam iyonomer simanla kapatılmıştır. 2 hafta sonra daimi kompozit rezin restorasyon uygulanmıştır. Bulgular: Hasta her 6 yada bir klinik ve radyografik değerlendirme için kontrole çağrılmıştır. 40 aylık takipte klinik bulguların normal olduğu, radyografik olarak kanal duvarlarının kalınlaştığı ve apeksin kapandığı gözlenmiştir. Sonuçlar: Üçlü antibiyotik patının kullanıldığı rejeneratif endodontik tedavi ile kök gelişimini tamamlamamış nekrotik azı dişinde kök boyutlarının gelişimi sağlanmıştır. PP115 REGENERATIVE ENDODONTIC TREATMENT OF AN IMMATURE MOLAR MEDICATED WITH TRIPLE ANTIBIOTIC PASTE: 40- MONTH FOLLOW UP Aim: This case report presents 40-month follow-up of regenerative endodontic treatment of an immature permanent first molar with irreversible pulpitis. Methodology: A 10-year-old girl was referred to the pediatric dentistry clinic for endodontic treatment of a necrotic mandibular fist molar with spontaneous pain. Radiographic examination of the tooth revealed a deep carious lesion with open apices. Following endodontic access under rubber dam isolation, the root canals were irrigated 2.5% NaOCl. The root canals were dressed with a triple antibiotic paste (ciprofloxacin, metronidazole and clindamycine) for 3 weeks, after which a revitalization procedure, involving removal of the antibiotic paste, induction of apical bleeding and placement of a coronal barrier of MTA, was performed. The access cavity was temporarily restored with glass ionomer cement. 2 weeks later, a definitive composite resin restoration was placed. Results: The patient was recalled every six months for clinical and radiographic examinations. At forty months, thickening of the canal walls and closure of the apices were observed. The tooth was clinically asymptomatic and functional. Conclusions: The regenerative endodontic treatment utilizing triple antibiotic paste promoted root development of the necrotic immature molar in the absence of clinical and radiographic symptoms. PP116 KULLANILMAMIŞ VE KULLANILMIŞ GLİDE PATH EĞELERİNİN DÖNGÜSEL YORGUNLUĞA KARŞI DİRENÇLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI TAHA ÖZYÜREK, GÜLŞAH USLU, UĞUR İNAN ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI 236

237 Amaç: Bu çalışmanın amacı glide path oluşturmak için konvansiyonel NiTi alaşımdan üretilen pathfile ile m-wire alaşımından üretilen ProGlider NiTi eğelerinin kullanılmamış ve kullanılmış olanlarının döngüsel yorgunluğa karşı dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 20 adet pathfile #2 (Dentsply Maillefer, switzerland) ve 20 adet ProGlider (Dentsply Maillefer, switzerland) olmak üzere toplam 40 adet NiTi eğe kullanıldı. On adet pathfile #2 (Grup 1) ve 10 adet ProGlider (Grup 2) ıso #15 standardında j şekilli akrilik blokları (Dentsply Maillefer, switzerland) şekillendirmek için kullanıldı. Daha sonra Grup 1 ve Grup 2 deki eğeler ile kullanılmamış 10 adet pathfile #2 (Grup 3) ve 10 adet ProGlider (Grup 4) eğeleri 60 kurvatür açısına ve 5 mm kurvatür yarıçapına sahip paslanmaz çelikten yapılmış yapay kanalları olan test cihazında dinamik döngüsel yorgunluk testine tabi tutuldu. Kırılıncaya kadar geçen süre kaydedilerek kırılıncaya kadarki tur sayısı (ncf) hesaplandı. Elde edilen verilerin normal dağılımı shapiro-wilk testi ile belirlendi. Gruplar arasındaki istatistiksel farkı belirlemek için tek yönlü varyans analizi (one-way ANOVA) testi uygulandı. İstatistiksel önem seviyesi %5 olarak belirlendi. Bulgular: Kullanılmış eğelerin döngüsel yorgunluğa karşı dirençleri kullanılmamış olanlara göre yüksek bulundu ancak aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi(p > 0,05). Pathfile #2 eğelerinin kullanılmış ve kullanılmamış olanlarının her ikisinin de döngüsel yorgunluğa karşı direnci ProGlider eğelerinden istatistiksel olarak yüksek bulundu (p < 0,05). Sonuçlar: Çalışmamızın sınırları dahilinde endodontik glide path için kullanılan pathfile NiTi eğelerinin döngüsel yorgunluğa karşı direnci ProGlider eğelerinden yüksek bulunmuştur. PP116 COMPARISON OF CYCLIC FATIGUE RESISTANCE OF UNUSED AND USED DIFFERENT GLIDE PATH FILES Aim: The aim of this study was to compare the cyclic fatigue resistance of unused and used pathfile produced by the conventional NiTi alloy and ProGlider produced by m-wire alloy to create the glide path. Methodology: In the present study 20 pathfile #2 (Dentsply Maillefer, switzerland) and 20 ProGlider (Dentsply Maillefer, switzerland) a total of 40 NiTi files were used. Ten pathfile #2 (group1) and 10 ProGlider (group2) NiTi files were used to shape 20 ıso #15 standard j-shaped acrylic blocks (Dentsply Maillefer, switzerland). Then the files in the Group 1 and Group 2 and unused 10 files pathfile #2 (Group 3) and unused 10 files ProGlider (Group 4) were dynamically tested for cyclic fatigue resistance in a tapered stainless steel artificial canal with a 5-mm radius of curvature and a 60 angle of curvature. Time to fracture was recorded and the number of cycles to failure for each instrument was obtained. Data were analyzed with shapiro-wilk test for normal distribution. One way ANOVA test was used to determine any statistical difference between the groups. The significant level was set to %5. Results: Resistance to cyclic fatigue of unused files was higher than used ones but there were no significant difference (p > 0.05). Both of the unused and used pathfile NiTi instruments were significantly more resistant to cyclic fatigue than ProGlider (p < 0.05). Conclusions: Within the limitation of the present study pathfile NiTi instruments were more resistant to cyclic fatigue than ProGlider NiTi files. Key words: ProGlider; pathfile; dynamic cyclic fatigue test; endodontics PP117 ADAPTİF HAREKET İN R-ENDO NİTİ RETREATMENT EĞESİNİN DÖNGÜSEL YORGUNLUĞA KARŞI DİRENCİNE ETKİSİ 237

238 TAHA ÖZYÜREK, KORAY YILMAZ, GÜLŞAH USLU ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı R-Endo NiTi retreatment eğesinin döngüsel yorgunluğa karşı direncini adaptif hareket ve tam tur döner hareket varlığında dinamik model altında incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada toplam 40 adet R-Endo r3 (25.04) eğesi (lot no: ) kullanıldı. Döngüsel yorgunluk testi özel olarak üretilen dinamik test cihazı ile yapıldı. Cihaz yapay olarak hazırlanan 60 kurvatür açısı ve 5 mm yarı çapı olan kanala sahiptir. Yapay kanalın iç çapı 1,5 mm ve kurvatürün merkezi apikalden 5 mm yukarıda konumlanmaktadır. Eğeler rastgele 2 gruba ayrılıp; Grup 1 de tam tur döner hareket ile, Grup 2 de ise adaptif hareket ile kırılıncaya kadar kullanıldı. Kırılıncaya kadar gecen süre kaydedildi ve kırılıncaya kadar eğelerin yaptıkları tur sayıları hesaplandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi student t-testi ile yapıldı. İstatistiksel önem seviyesi p < 0,05 olarak ayarlandı. Bulgular: Adaptif hareket grubunun döngüsel yorgunluğa karşı direnci tam tur döner gruba göre istatistiksel olarak daha fazla bulundu (p < 0,001). Sonuçlar: Çalışmanın sınırları dahilinde, adaptif hareket in retreatment için üretilmiş olan R-Endo r3 eğelerinin döngüsel yorgunluğa karşı direncini istatistiksel olarak artırdığı bulunmuştur. Anahtar kelimeler: R-Endo; adaptif hareket; Nikel Titanyum; dinamik döngüsel yorgunluk testi; endodonti PP117 EFFECT OF ADAPTIVE MOTION ON CYCLIC FATIGUE RESISTANCE OF R-ENDO RETREATMENT NITI FILE Aim: The aim of the present study was to evaluate R-Endo r3 file s resistance to cyclic fatigue in comparison with continuous rotation movement and adaptive motion movement under dynamic model. Methodology: forty pieces of R-Endo r3 (25.04) files (lot no: ) were included in the study. Cyclic fatigue tests were performed with specifically manufactured dynamic cyclic testing device. The device has an artificially prepared canal with 60 curvature angle and 5 mm curvature radius. The canal inner diameter is 1.5 mm and its curvature center is located at the coronal 5 mm from the apical. The files were randomly divided into 2 groups (n: 20) and the following procedures were performed: Group 1: rotary motion, Group 2: adaptive motion. Time to fracture was recorded and the number of cycles to failure for each instrument was obtained. Statistical analyses were performed using student t-test. The statistical significant level was set at p < Results: Adaptive motion group had a significantly higher cyclic fatigue resistance compared with rotary motion group (p < 0.001). Conclusions: Within the limitation of the present study, it was found that adaptive motion statistically increases the resistance to cyclic fatigue of R-Endo r3 files, manufactured for retreatment. PP118 DENTAL OPERASYON MİKROSKOBU KULLANIMININ KÖK UCU DOLGU MATERYALLERİNİN PUSH-OUT BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİSİ 1 ANIL TEKE, 1 AYŞE DİLJİN KEÇECİ, 1 BULEM ÜREYEN KAYA, 2 İBRAHİM ETHEM YAYLALI 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ISPARTA 2 ASKER HASTANESİ, ISPARTA 238

239 Amaç: Üç farklı kök ucu dolgu materyalinin (MTA, bioaggregate ve Biodentine) push-out bağlanma dayanımlarının farklı tekniklerle uygulanarak, dental operasyon mikroskobu kullanarak ya da kullanmadan karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Maksiller keser dişlerin (n=168) kök uçlarının 3 mm si 90 derecelik açı ile uzaklaştırıldı. Örnekler 12 deney grubuna (n=14) ayrıldı. Kök ucu kaviteleri operasyon mikroskobu (12x büyütmede) kullanarak (gruplar 1, 2, 5, 6, 9, 10) veya kullanmadan (gruplar 3, 4, 7, 8, 11, 12), ultrasonik uç (gruplar 1, 3, 5, 7, 9, 11) veya frez (gruplar 2, 4, 6, 8, 10, 12) ile hazırlandı ve MTA (gruplar 1-4), bioaggregate (gruplar 5-8) veya Biodentine (gruplar 9-12) ile dolduruldu. Düşük hızlı kesit cihazı ile kök ucu dolgusunun orta üçlüsü seviyesinden 1±0,05 mm kalınlığında dentin diskleri hazırlandı. Push-out testi 0,5/mm/dak hızla çalışan universal test cihazı ile gerçekleştirildi (n=156). Taramalı elektron mikroskobu ile 2000x büyütme altında, her grubu temsil eden birer diş (n=12), dolgu-dentin arayüzü ilişkisi açısından değerlendirildi. Veriler tek yönlü varyans, Post Hoc Tukey hsd testleri ile istatistiksel olarak değerlendirildi (p=0,05). Bulgular: Bioaggregate/ultrasonik uç/dom (Grup 5) grubu en yüksek bağlanma dayanımı değerini (8,72±0,47 mpa) gösterirken, en düşük değer MTA/frez (Grup 4) (6,65±0,54 mpa) grubunda elde edildi (p<0,05). Dolgu materyalleri ve kavite preparasyon tekniklerindeki farklılıkların push-out bağlanma dayanımı değerlerini etkilemediği bulundu (p>0,05). Ancak, mikroskop altında işlem gören gruplarda mikroskop kullanılmayan gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri elde edildi (p<0,05). SEMincelemesinde MTA/frez (Grup 4) grubunda daha geniş boşluklar (1,7-31,7 µm) gözlenmiş ve bu push-out değerlerini desteklemiştir. Sonuçlar: Bu çalışma sınırları içerisinde, Biodentine, bioaggregate ve MTA dolgu maddeleri benzer push-out bağlanma dayanımı değerleri gösterdi. Bu materyallerin, dom ile yüksek büyütme altında ultrasonik uçlarla hazırlanan kavitelerde kök ucu dolgusu olarak kullanımı önerilebilir. PP118 IMPACT OF USING DENTAL OPERATING MICROSCOPE ON THE PUSH-OUT BOND STRENGTH OF ROOT-END FILLING MATERIALS Aim: To compare the push-out bond strength of three root-end filling materials (MTA, bioaggregate and Biodentine) applied by different techniques with or without use of dental operating microscope. Methodology: Root apexes of maxillary incisors (n=168) were cut 3mm off with 90 degree angle. Samples were divided into 12 experimental (n=14) groups. Root-end cavities were prepared by using ultrasonic tip (groups 1, 3, 5, 7, 9, 11) or bur (groups 2, 4, 6, 8,10, 12) and filled with MTA (groups 1-4), bioaggregate (groups 5-8), or Biodentine (groups 9-12) by using dom (x12 magnification) (groups 1, 2, 5, 6, 9, 10) or not (groups 3, 4, 7, 8, 11, 12). Slices with a thickness of 1±0.05 mm were prepared from the middle level of filled area by using a low-speed saw. Push-out tests were performed at a crosshead speed of 0.5 mm/min with a universal testing machine (n=156). The dentin-filling relation was examined in one sample of each group (n=12) using SEMat 2000x magnification. Data were submitted to statistical analysis using one way ANOVA and Post Hoc Tukey hsd tests (p = 0.05). Results: The highest bond strength (8.72±0.47 mpa) was observed for the bioaggregate/ultrasonic tip/dom (Group 5), whereas the lowest (6.65±0.54 mpa) for the MTA/bur (Group 4) (p<0.05). Pushout bond strength values were not affected by the type of filling material and/or cavity preparation technique (p>0.05). However, significantly higher bond strength values were obtained in the groups assisted with dom compared to the groups without dom (p<0.05). The MTA/bur group had bigger gaps ( µm) in SEMevaluation, which supported the push-out values. Conclusions: Under the limitations of this ex-vivo study, Biodentine, bioaggregate or MTA applied with ultrasonic tips under x12 dom-magnification can be recommended as root-end filling materials. 239

240 PP119 FARKLI SOLVENT BUHARLAŞMA STRATEJİLERİNİN FİBER POSTLARIN KÖK KANAL DENTİNİNE BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ GÖRKEM ÖZBİLEN, AYŞİN DUMANİ, HAMDİ OĞUZ YOLDAŞ, ADİLE ŞEHNAZ YILMAZ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı solvent buharlaşma stratejilerinin fiber postların kök kanal dentinine bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Otuz adet tek köklü, insan üst orta kesici dişleri apikallerinden 12 mm yukarıdan kesildi. Kök kanalları TF Adaptive sistem (SybronEndo, abd) kullanılarak apikal genişlik 35 olacak şekilde genişletildi. Kök kanalları gutta perka ve sealapex (SybronEndo,abd) kullanılarak lateral kompaksiyon tekniği ile dolduruldu. Post boşlukları cytecblanco pilot frezi (e hahnenkratt gmbh, königbach-stein, almanya) kullanılarak 8 mm derinliğinde hazırlandı. Adeziv sistemin (ed primera+ed primer b, kuraray, tokyo, japonya) uygulamasının ardından örnekler rastgele iki çözücü buharlaştırma stratejisi grubuna ayrıldı. İlk grupta 10 saniye hava uygulamasını takiben 60 numara kâğıt koni ile kurutma yapıldıktan sonra, 10 saniye hava uygulaması yapıldı(apa). Diğer grupta 10 saniye hava uygulamasını takiben EndoVac ile 40 saniye apikal negatif basınç uygulaması yapıldıktan sonra 10 saniye hava uygulandı (ev). Fiber postlar (e hahnenkratt gmbh,königbach-stein, almanya) rezin simanla rotasyon hareketi uygulanarak kök kanalı içine simante edilmiştir. Fazla siman uzaklaştırıldıktan sonra rezin siman 40 saniye her yönden polimerize edilmiştir. Bütün örnekler 48 saat boyunca %95 nemlilikte 37 c de saklanmıştır. Push-out testi için örnekler akrilik rezine gömülmüş ve bir su soğutmalı elmas testere ile kesilmiştir. Her kökten 2 mm kalınlığında 3 adet ( koronal-ortaapikal ) dilim elde edilmiştir. Her dilim piston hızı 1 mm/dk olan push out bağlanma dayanım testine tabi tutulmuştur. Bulgular: Koronal ve apikal bölgede push out bağlanma dayanımında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Ancak orta kök bölgesinde, apa grubu ev grubuna göre istatistiksel olarak daha yüksek bağlanma değeri göstermiştir (p<0.05). Sonuçlar: EndoVac uygulanarak yapılan çözücü buharlaştırma yöntemi, fiber postların kök kanal dentinine bağlanım dayanımına belirgin bir etkisi olmamıştır. PP119 EFFECT OF DIFFERENT SOLVENT EVAPORATION STRATEGIES ON BOND STRENGTH OF FIBER POSTS TO ROOT CANAL DENTIN: PUSH-OUT TEST. Aim: The aim of this study is to evaluate the efficacy of different solvent removal strategies on the push-out bond strength of fiber posts to root canal dentin. Methodology: Thirty extracted single-rooted maxillary human central incisors were removed 12 mm from the apex. Root canals were enlarged using a TF Adaptive system (SybronEndo, usa) up to an apical size of 35. Root canals were filled with gutta percha and sealapex (SybronEndo, usa) using the lateral compaction technique. The post spaces were prepared to a depth of 8 mm using a cytec blanco pilot bur (e hahnenkratt gmbh, königsbach-stein, germany). After the the adhesive system (ed primer a + ed primer b, kuraray, tokyo, japan) application, specimens were randomly assigned into two solvent evaporation strategies as follows (ı) 10 s air-blowing, followed by insertion of 60 size absorbent paper point, followed by 10 s additional air-blowing (apa) (ıı) 10 s air-blowing, followed by 40 sec apical negative pressure by endo-vac, followed by 10 s additional air-blowing (ev). The resin 240

241 fiber posts (e hahnenkratt gmbh, königsbach-stein, germany) were covered with resin-luting cement (panavia f 2.0, kuraray) and fixed inside the root canal with rotating movements. Excess material was removed, and the resin-luting agent was light-cured for 40 s from all directions with an led lightcuring unit (3m espe elipar freelight 2, germany). All specimens were then stored at 95% humidity for 48-h at 37 c. For the push-out test, the roots were embedded in acrylic blocks and sectioned using a water-cooled diamond coated saw. Three 2-mm-thick root slices (coronal, middle, and apical) were obtained from each root. Each slice was subjected to the push-out bond strength test at a crosshead speed of 1 mm/min. Results: In the coronal and apical region there were no statistically significant differences on the push-out bond strength values (p>0.05). However in the middle third, apa group showed statistically higher push-out bond strength values than ev group (p<0.05). Conclusions: Evaporation strategy of primer with endvac method had no significant effect on the bond strength of fiber post to root canal dentin. PP120 SCI-EXPANDED VERİTABANI KAPSAMINDA OLAN ÜÇ ENDODONTİ DERGİSİNDE TÜRKİYE ADRESLİ YAYINLARIN ANALİZİ, HÜLYA ASAN, 2 AHMET ASAN 1 TRAKYA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ EDİRNE 2 TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN FAKÜLTESİ EDİRNE Amaç: tarihi itibariyle, scı-expanded veritabanında 90 dergi vardır ve bunlarun üç adedi endodonti konusunda yayın yapmaktadır. Bu dergiler: australıan endodontıc journal, ınternatıonal endodontıc journal ve journal of endodontıcs dir. Bu çalışmada, üç dergideki türkiye adresli yayınlar ve endodontic anahtar kelimesinin kullanılmasıyla elde edilen türkiye adresli yayınların analizinin yapılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Veriler, web of science veritabanından ve etki faktörü (ef) değerleri ise, <retech.sbmu.ac.ir/uploads/ısı2014.xls> internet sitesinden alınmıştır. Bulgular: Australian endodontıc journal: türkiye adresli yayın sayısı: 26 (24 tam makale) Türkiye kaynaklı yayınların katkısı: % (tam makale katkısı: % 14.04) Türkiye kaynaklı yayınların toplam atıf sayısı: 77 Türkiye kaynaklı atıfların bu dergideki atıflara katkı oranı: % Etki değeri: Internatıonal endodontıc journal: türkiye adresli yayın sayısı: 156 (150 tam makale) Türkiye kaynaklı yayınların katkısı: % 5.36 (tam makale katkısı: % 5.72) Türkiye kaynaklı yayınların toplam atıf sayısı: 2134 Türkiye kaynaklı atıfların bu dergideki atıflara katkı oranı: % 4.26 Etki değeri: Journal of endodontıcs: türkiye adresli yayın sayısı: 277 (273 tam makale) 241

242 Türkiye kaynaklı yayınların katkısı: % 0.39 (tam makale katkısı: % 4.47) Türkiye kaynaklı yayınların toplam atıf sayısı: 4018 Türkiye kaynaklı atıfların bu dergideki atıflara katkı oranı: % 3.42 Etki değeri: Sonuçlar: Yayın ve atıf sayısı bakımından türkiye adresli yayınların en az katkı yaptığı dergi journal of endodontıcs dir ancak tam makale katkısı fazladır (% 4.47). Türkiye adresli yayınların yayın ve atıf katkı oranları australıan endodontıc journal ve ınternatıonal endodontıc journal de biribirine yakındır. Türkiye adresli yayınların journal of endodontıcs deki etki değeri yüksekdir (14.51). Türkiye adresli yayınların üç dergideki her türlü yayın ve tam makale katkısı, journal of endodontıcs deki her türlü yayın tipi katkısı hariç türkiye ortalamasının üzerindedir. PP120 ANALYSIS OF PUBLICATIONS ADDRESSED OF TURKEY PUBLISHED IN THREE ENDODONTICS JOURNALS COVERED BY SCI-EXPANDED DATABASE, Aim: There are 90 journals in scı-expanded database as of date april 15, 2016 and three of them are publishing articles about bout endodontics discipline. These are: australıan endodontıc journal, ınternatıonal endodontıc journal and journal of endodontıcs. We analyzed studies published above journals addressed turkey and appeared articles in web of science using endodontic key word and addressed turkey. Methodology: We obtained data from web of science database and we obtained impact factors data from <retech.sbmu.ac.ir/uploads/ısı2014.xls> internet site. Results: Australıan endodontıc journal: publication number addressed turkey: 26 (24 full article) Contribution of publications addressed turkey: % (contribution as full article: %). Citation number addressed of turkey publications: 77 Contribution rate of citations from articles addressed turkey: %. Impact value of citations from articles addressed turkey: Internatıonal endodontıc journal: publication number addressed turkey: 156 (150 full article) Contribution of publications addressed turkey: 5.36 % (contribution as full article: 5.72 %) Citation number addressed of turkey publications: 2134 Contribution rate of citations from articles addressed turkey: 4.26 %. Impact value of citations from articles addressed turkey: Journal of endodontıcs: publication number addressed turkey: 277 (273 full article) Contribution of publications addressed turkey: 0.39 % (contribution as full article: 4.47 %) Citation number addressed of turkey publications: 4018 Contribution rate of citations from articles addressed turkey: 3.42 %. Impact value of citations from articles addressed turkey:

243 Conclusions: Contribution rate of articles and citaions addressed of turkey to journal of endodontıcs are low but contribution rate of full articles are high (% 4.47). This value are close in australıan endodontıc journal and ınternatıonal endodontıc journal. Impact value of articles addressed in turkey are high in journal of endodontıcs (14.51). Contribution of articles addressed of turkey in these three journals are more than average of turkey PP121 İKİ FARKLI KONSANTRASYONDAKİ SODYUM HİPOKLORİT YIKAMA SOLÜSYONUNUN ENDODONTİK TEDAVİLİ DİŞLERİN KIRILMA DİRENCİNE ETKİSİ UMUT AKSOY, FATMA BASMACI, MELTEM KÜÇÜK, ATAKAN KALENDER YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, iki farklı konsantrasyondaki sodyum hipoklorit yıkama solüsyonunun endodontik tedavili dişlerin kırılma direncine etkisinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: 40 adet çekilmiş insan alt kesici dişleri toplanarak distile su içerisinde çalışma yapılana kadar bekletildi. Standardizasyonu sağlamak amacıyla, su soğutması altında elmas frez kullanılarak dişlerin koronal kısımları 14 mm kök boyu kalacak şekilde uzaklaştırıldı. 10 adet prepare edilmemiş diş rastgele seçilerek kontrol grubu oluşturuldu (Grup 1). Kalan örnekler rastgele 3 deney grubuna ayrıldı. Örnekler farklı yıkama prosedürleri uygulanarak ProTaper sistemi ile f2 numaralı eğeye kadar prepare edildi: Grup 2: serum fizyolojik, Grup 3: %1 lik NaOCl ve Grup 4: %5.25 lik NaOCl. Örneklerin apikal 5 mm lik kısımları 9 mm lik kök yüzeyi açıkta kalacak şekilde akrilik bloklar içerisine uzun aksları boyunca gömüldü. Dişlerin kırılma dirençleri universal test cihazı kullanılarak (lloyd lrx; lloyd ınstruments, fareham, uk) test edildi. Fraktür oluşumunun gerçekleştiği kuvvet newton olarak kaydedildi. Kruskal-wallis h testi ile deney gruplarının istatistiksel analizi yapıldı. Gruplar arası analiz Bonferroni düzeltmeli Post Hoc Testi ile %95 güven aralığında yapıldı. Bulgular: Kontrol grubu (Grup 1) ile deney grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (Grup 2, 3, 4) (p < 0.05). Kontrol grubundaki örneklerin diğer deney gruplarındakine göre daha yüksek kırılma direncine sahip olduğu saptandı. Fakat diğer deney grupları (Grup 1, 2, 3) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanılmadı (p > 0.05). Sonuçlar: Kök kanal preparasyonu diş dokusunu zayıflatan bir işlemdir. Sodyum hipokloritin konsantrasyonu vertikal kök kırıklarının oluşumda etkili bir faktör değildir. PP121 THE EFFECT OF TWO DIFFERENT CONCENTRATIONS OF SODIUM HYPOCHLORIDE IRRIGATION SOLUTIONS ON FRACTURE RESISTANCE OF ENDODONTICALLY TREATED TEETH Aim: The purpose of this study was to compare the effect of two different concentrations of sodium hypochloride irrigation solutions on fracture resistance values (frvs) of endodontically treated teeth. Methodology: Forty extracted human lower incisors were collected and stored in distilled water for the study. To ensure standardization, the coronal parts of the teeth were removed using a diamondcoated bur under water cooling, leaving the root 14 mm in length. Ten non-prepared roots were selected as a control (Group 1). Remaining samples were randomly divided into three experimental groups and were prepared by the ProTaper system (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) up to f2 with different irrigation regimens: Group 2: saline, Group 3: 1% NaOCl and Group 4: 5.25% NaOCl. The apical 5 mm of roots were embedded along the long axis in self-curing acrylic blocks, with 9 mm of each root exposed. The teeth were subjected to a fracture resistance test with a universal testing 243

244 machine (lloyd lrx; lloyd ınstruments, fareham, uk). The ultimate load required to fracture the specimens was recorded in newtons. Data were analyzed using the kruskal-wallis h test for the experimental groups. Intragroup analysis was done using Bonferroni correction for Post Hoc test at confidence level of 95%. Results: The control group (Group 1) showed the highest frvs. The control group (Group 1) had significantly difference than the experimental groups (Group 2, 3, 4) (p < 0.05). There was no significant differences between the other experimental groups (p > 0.05). Conclusions: Root canal preparation weakens the tooth. The concentration of sodium hypochloride has not an impact on the frv. PP123 DİŞ HEKİMLİĞİ ÖĞRENCİLERİNİN KÖK KANAL TEDAVİSİNİN YENİLENMESİ KARARLARI İLE İLGİLİ BİR ANKET ÇALIŞMASI IŞIL ÖZIŞIK, EMEL UZUNOĞLU, EMRE NAGAŞ HACETTEPE UNİVERSİTESİ DİS HEKİMLİGİ FAKULTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Endodonti stajı yapmış olmanın tedavi yaklaşımlarına etkisi olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Hacettepe üniversitesi diş hekimliği fakültesi 4. Ve 5. Sınıf öğrencilerine, endodonti uzmanı tarafından yenilenen ve 2 yıllık klinik takibi yapılan başlangıçtaki kök kanal tedavisi başarısız olan 10 adet vakanın başlangıç röntgenleri gösterilerek, klinik bulgular ve hasta şikayetleri de belirtilerek çoktan seçmeli şekilde planlanan ankette 7 tedavi seçeneğinden (1-tedaviye gerek yoktur. 2-takibi uygundur.6ay sonra yeniden değerlendirme 3-retreatment 4-apikal rezeksiyon 5- retreatment+apikal rezeksiyon 6-kök amputasyonu 7-çekim) birini seçmeleri istenmiştir. Hazırlanan anket, eğitim döneminde hacettepe üniversitesi diş hekimliği fakültesi nde 4. Ve 5. Sınıflarda kayıtlı olan 44 öğrenciye uygulanmıştır. Öğrencilerin 23 ü dönem 4 olup endodonti klinik stajı hiç yapmamıştır, 21 i dönem 5 olup hem dönem 4 hem de dönem 5 endodonti klinik stajlarını yapmışlardır. Elde edilen veriler yüzde olarak hesaplanarak; iki yüzde arasındaki anlamlılık testi ile karşılaştırmalar yapılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %29,5 u vakaların %50 sinden fazlasına retreatment yapılsın seçeneğini işaretlerken, geri kalanı farklı tedavi seçeneklerini işaretlemiştir. Vakaların %50 sinden fazlasında retreatment seçeneğini işaretleyen staj yapmamış dönem 4 öğrencileri ve staj yapmış dönem 5 öğrencileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Kırık alet bulunan vakalarda retreatment seçeneği %16-50 arasında değişen oranlarda işaretlenirken, bu vakalarda çekim seçeneği %20-56 arasında değişen oranlarda işaretlenmiştir. Molar dişlerde reteratment seçeneğinin işaretlenme oranı %52 de kalırken bu oran anterior ve premolar dişlerde %72 ye ulaşmıştır. Sonuçlar: Kırık alet varlığı öğrencilerin çekime yönelmesine neden olmaktadır. Anterior ve premolar dişlerde retreatment seçeneği daha çok tercih edilmektedir. Tedavi seçeneğinin belirlenmesinde endodonti stajının etkisi olduğu gösterilememiştir. PP123 A QUESTIONNARE STUDY ON ENDODONTIC RETREATMENT DECISION OF DENTISTRY STUDENTS Aim: To assess the effect of endodontic practice on endodontic retreatment decision. Methodology: 4th and 5th grade students of hacettepe university faculty of dentistry, were surveyed as decision makers. Ten different radiographic cases of root canal treated teeth accompanied by a short clinical history were presented to them in a uniform format. For each case the decision makers 244

245 were requested to choose only one out of seven treatment alternatives as following: 1-no treatment, 2- no treatment follow-up radiograph 6 months later, 3-retreatment, 4-apical resection, 5- retreatment + apical resection, 6-root amputation, or 7-extraction. All cases were retreated previously by endodontist and follow-up radiographs were taken up to 2 years. 44 students were enrolled in questionnare. 23 of students were 4th grade without any endodontic treatment experience. 21 of students were 5th grade and they had experience on initial treatment of anterior and posterior teeth. The results were calculated as percentage and percentages were analyzed statistically at p=0.05. Results: 29.5% of participants decided to retreat more than 50% of cases, the rest of participants choosed different teratment options. There was not any significant difference between 4th and 5th grade students regarding retreatment option (p> 0.05). There were fractured instruments in four of the cases. In these cases 16-50% of the participiants were agreed to retreat the root canal while 20-56% were agreed to extract the tooth. Retreatment option rate was reached up to 52% for molars while it was reached up to 72% for anterior and premolars. Conclusions: The presence of a broken instrument is caused students to choose extraction option. Retreatment option was popular for anterior and premolar teeth instead of molar teeth. Endodontic practice has no significant effect on treatment decision. PP124 PROPILEN GLIKOL VEYA YIKAMAYA DIRENÇLI JEL ILE KARIŞTIRILMIŞ TRIKALSIYUM SILIKAT- BAZLI SIMANIN FIZIKSEL ÖZELLIKLERI 1 SN EKİM AKYÜZ, 1 GAMZE NALCI, 2 C ALP KEDİCİ, 1 N GÜVEN 1 GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı oranlarda kullanılan propilen glikol (pg) ve yıkama-dirençli jelin, MTA plus ın (MTAp; avalon biomed ınc, bradenton, fl) fiziksel özelliklerine etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Deney grupları, g1 (%100 distile su (ds) ile karıştırılmış MTAp), g2 (yıkama dirençli jel ile karıştırılmış MTAp), g3 (%50 ds ve %50 pg ile karıştırılmış MTAp), g4 (%20 ds ve %80 pg ile karıştırılmış MTAp) ve g5 (%100 pg ile karıştırılmış MTAp) dir. Örnekler, 4,500 rpm de 30 saniye boyunca mekanik karıştırma yöntemiyle karıştırılmıştır. Silindirik kalıpların içerisine yerleştirilen örneklere 1 dakika boyunca 3.22 mpa kondansasyon basıncı uygulanmıştır. 7 gün sonra, her bir gruptan 12 örneğe basma dayanımı ve yüzey mikrosertliği testleri uygulanmıştır. Bulgular: Tek-yönlü varyans analizi ve Post-Hoc Tukey karşılaştırma testi ile analiz edilmiştir. Bulgular %100 distile su (ds) ile karıştırılmış olan MTAp ın basma dayanımı ve mikrosertlik değerleri, %20 DW- %80 pg ve %100 pg ile karıştırılmış olan gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir (p<.05) ve g1 ve g2 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktur (p>.05). MTAp ın %50 ds- %50 pg ile karıştırıldığı grup, g1 ve g2 ile benzer basma dayanımı ve mikrosertlik değerlerine sahiptir (p>.05). Basma dayanımı yönünden, jel ile karıştırılan MTAp ve diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Sonuçlar: Yıkama dirençli jel ve %100 DW ile karıştırılan MTAp grupları basma dayanımı ve mikrosertlik yönünden benzerlik göstermektedir. % 50 DW ve %50 pg, MTAp ın karıştırılması için uygun ve alternatif bir taşıyıcıdır. 245

246 PP124 PHYSICAL PROPERTIES OF TRICALCIUM SILICATE-BASED CEMENT MIXED WITH ANTI- WASHOUT GEL OR PROPYLENE GLYCOL Aim: The purpose of this study was to investigate the effect of different proportions of propylene glycol (pg) and the use of anti-washout gel on the physical properties of MTA plus (MTAp; avalon biomed ınc, bradenton, fl). Methodology: The experimental groups were g1 (MTAp with 100% distilled water (DW), g2 (MTAp with anti-washout gel), g3 (MTAp with 50% DW and 50% pg), g4 (MTAp with 20% DW and 80% pg) and g5 (MTAp with 100% pg). Specimens were mixed with mechanical mixing for 30 seconds at 4,500 rpm. The specimens were placed in cylindrical moulds with a condensation pressure of 3.22 mpa for 1 minute. After 7 days, twelve samples from each group were subjected to surface microhardness and compressive strength tests. Data were analyzed by one-way analysis of variance with the Post- Hoc Tukey test. Results: The compressive strength and microhardness values of MTAp mixed with 100% DW were significantly higher than those of MTAp mixed with 20% DW-80% pg and 100% pg (p<.05) and there was no significant difference between g1 and g2 (p >.05). The MTAp mixed with 50% DW and 50% pg had the similar compressive strength and microhardness values when compared with the g1 and g2 groups (p>.05). No significant differences in compressive strengths were found between MTAp with anti-washout gel and other groups (p>.05). Conclusions: The compressive strength and microhardness of the MTAp cement mixed with antiwashout gel and 100% DW were similar and comparable to 100% DW. 50% DW and 50% pg is suitable and alternative vehicle for mixing MTAp. PP125 KOMPL;KE BİR TRAVMA OLGUSU VE TEDAVİSİ 1 NAGEHAN AKTAŞ, 1 DİDEM ATABEK, 2 SEVİM KEYFİALA 1 GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA 2 GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Bu olgu sunumunda, travma nedeni ile meydana gelen lateral lüksasyon, ekstrüzyon ve kök kırığının tedavisi ve klinik takibinin sunulması amaçlanmıştır. Olgu sunumu: Gazi üniversitesi tıp fakültesi acil diş polikliniği ne travmadan iki saat sonra başvuran 13 yaşındaki erkek hastanın ağız içi muayenesinde üst sağ ve sol santral kesici dişlerinde ekstrüzyon ve lateral lüksasyon gözlenmiştir. Radyografik muayene sonucu sağ üst santral kesici dişin kökünün orta 1/3 ünde horizontal kök kırığı ve sol üst santral kesici dişin peridontal aralığında genişleme saptanmıştır. Dişler repoze edilmiş ve kanin dişler arasına rijit splint uygulanmıştır. Sağ üst santral kesici dişe kırık kök parçasına kadar kanal tedavisi yapılmıştır. Sol üst santral kesici diş ise geçici apikal yıkım açısından takip edilmiştir. Sonuçlar: İki yıllık takip sonunda klinik olarak dişler semptomsuz olup, kuronda herhangi bir renklenme, mobilite, perküsyon ve palpasyona duyarlılık saptanmamıştır. Bu süreçte, üst sol santral kesici dişte radyografik olarak iki parçanın ilerleyen şekilde birbirinden uzaklaştığı ve kırık hattı çevresinde kalsifiye doku iyileşmesi meydana geldiği gözlenmiştir. Fakat kemikte periodontal dokulardan kaynaklı patolojik radyolüsent alan tespit edilmiştir. PP125 A COMPLICATED TRAUMA CASE AND TREATMENT 246

247 Aim: In this case report, it was aimed to present treatment and clinical follow-up of the lateral luxation, the extrusion and root fractures caused by trauma reason. Case report: 13-year-old male patient,who was observed to have the extrusion and lateral luxation in upper right and left central incisor in the oral examination, was referred to emergency dental clinic of gazi university faculty of medicine two hours after trauma. Radiographic examination revealed horizontal root fracture in the upper left central incisor's the middle third of root and expansion of periodontal ligament in the upper right central incisor. The teeth was re-implanted, rigid splint was done between the canine teeth. Root canal treatment was done up to fracture point of upper left central incisor. Upper right central incisor was followed for transient apical breakdown. Conclusion: during two year follow up, no clinical symptom as discoloration, mobility, sensitivity of percussion and palpation was seen in this case. Conclusions: At the end of two year was observed diverge progressively two parts of root of upper left central incisor and calcified tissue healing was observed to occur around the fracture line in radiographic examination. But unfortunately radiolucent areas of bone was detected induced periodontal tissues. PP126 PERİAPİKAL LEZYONLU VE DENS İNVAGİNATUSLU MAKSİLER LATERAL DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: VAKA RAPORU SEDA AYDEMİR, GÖZE ARUKASLAN, EMRE ÖZEL KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ RESTORATİF ANABİLİM DALI Amaç: Dental invaginasyonlu dişin endodontik tedavi sonrası periapikal lezyonundaki iyileşmenin bildirilmesi. Gereç ve Yöntem: 22 yaşında spontan ağrılı erkek hasta endodontik tedavi için kliniğimize başvurdu. Ağız-içi muayenede herhangi bir çürük ya da restorasyon tespit edilmedi. Dişetinde şişlik ya da fistüle rastlanmadı; ancak, dişte perküsyona hassasiyet tespit edildi. Labial mukoza palpasyonda normaldi. Radyografik muayenede oehler tip 1 dental invaginasyon tespit edildi. Diş ept ne negatif yanıt verdi. Rubber dam izolasyonu altında, rond frezle giriş kavitesi açıldı. Çalışma boyu elektronik apex bulucuyla tespit edildi ve periapikal radyografiyle doğrulandı. Diş ProTaper rotary aletleriyle şekillendirildi. Daha sonra kanal içi medikament olarak kalsiyum hidroksit yerleştirildi ve giriş kavitesi geçici simanla kapatıldı. 2 hafta sonra, diş asemptomatikti. Kök kanalı lateral kondansasyon tekniğiyle,guta-perka ve AH Plus kanal dolgu patıyla dolduruldu. Postoperatif radyograflar çekildi ve kompozit rezinle koronal restorasyon yapıldı. Bulgular: 1 yıllık takipte diş asemptomatiktir ve bütün klinik bulgular normal limitlerdedir. Radyografik muayenede periapikal lezyonda iyileşme gözlendi. Sonuçlar: Dens invaginatus mine organından dental papillaya uzanan invaginasyondan kaynaklanan gelişimsel bir anomalidir. Oral florayla invaginasyon arasındaki bağlantı klinik olarak anlaşılmaz. İnvaginasyon nedeniyle oluşan bakteriyel kontaminasyon periapikal hasar gelişmesine neden olabilir. İnvagine kanalın cerrahi olmayan endodontik tedavisi periapikal lezyonun iyileşmesini teşvik etmede başarılıdır. PP126 ENDODONTIC TREATMENT OF A MAXILLARY LATERAL INCISOR WITH PERIRADICULAR LESION AND DENS INVAGINATUS: A CASE REPORT 247

248 Aim: To describe the management of a case of dens in dente in a maxillary lateral incisor with a periradicular lesion. Methodology: A 22-year-old male patient with spontaneus pain was referred to our clinic. During intraoral examination no caries or restoration were detected. There was no evidence of a swelling or sinus tract. However, the tooth was tender to percussion. The labial mucosa was tender to palpation. The radiographic examination revealed oehler's type ı dens invaginatus. Pulp vitality test was negative for tooth. Under rubber dam isolation, tooth was accessed using round bur. Working length was determined using an electronic apex locator Raypex 6 (VDW, Munich, Germany) and confirmed with periapical radiograph. The root canal was shaped with ProTaper rotary instruments (Dentsply Maillefer,ballaigues,switzerland). Then calcium hydroxide paste was used as intracanal medicament, and the access cavity was sealed with temporary filling material. After 2 weeks, the tooth was asymptomatic. The root canal was obturated with gutta-percha and AH Plus root canal sealer (dentsply de trey gmbh, konstanz, germany) using lateral condensation technique. A postoperative final radiograph was taken and the coronal restoration was made with a composite resin restorative material (clearfill majestry esthetic, kuraray medical ınc., japan). Results: A year later the tooth was asymptomatic and all clinical findings were within normal limits. In the radiological examination, a reduction in the periapical lesion was observed. Conclusions: Dens invaginatus is characterised as a developmental anomaly resulting from invagination of the enamel organ into the dental papilla. The complex anatomy of these anomalies makes treatment procedures harder. PP127 APİKAL PERİODONTİTİSLİ ÜST ANTERİOR DİŞLERİ OLAN TEK YUMURTA İKİZİ HASTALARIN ENDODONTİK TEDAVİ SONUÇLARININ KARŞILAŞTIRILMASI : OLGU SUNUMU NAİMENUR SEVEN, SABRİ CORA, GİZEM KAÇAR GÜDER KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Apikal periodontitis, travma yolu veya kök kanal sisteminin bakteriyel enfeksiyonunun ilerlemesi sonucunda periapikal dokuların verdiği enflamatuar yanıttır. Apikal periodontitis patogenezinde mikrobiyal faktörlerin yanında konak cevabı da önemli bir faktördür. Fakat günümüzde periapikal mikrobiyal enfeksiyon ve genetik polimorfizm arasındaki ilişkiyi inceleyen çok az çalışma bulunmaktadır. Olgu sunumu: Bu vaka raporunda ikiz hastalarda apikal periodontitisli üst çene santral dişlerin endodontik tedavi prognozları karşılaştırılmaktadır. Yöntem sistemik olarak sağlıklı 15 yaşında tek yumurta ikizi hastalar üst çene ön bölgede ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurdular. Olgu 1: Yapılan klinik muayenede; üst çene keser dişlerin tamamında derin dentin çürüğü tespit edildi. Radyolojik muayenesinde ikizlerden birinin 12, 11 ve 21 numaralı dişlerinde periapikal lezyon tespit edildi. Yirmi iki numaralı diş elektrik pulpa testine pozitif yanıt verdi. Preparasyon sonrasında çalışma boyuna ulaşan en büyük eğe #130 olduğundan MTA ile apikal bölge dolumu yapıldı. Yirmidört saat nemli pamuk uygulandıktan sonra kanalın kalan kısmı ve 12 ve 11 numaralı dişler lateral kompaksiyon tekniği kullanılarak gutta perka ve AH Plus kanal patı ile dolduruldu. Her bir dişin rezin kompozit ile koronal restorasyonu yapıldı. 248

249 Olgu 2: İkizlerden diğerinin klinik muayenesinde 12, 11, 21 ve 22 numaralı dişlerde derin çürükler ve periapikal röntgenlerinde lezyonlar tespit edildi. Step back tekniğiyle kök kanal tedavi preparasyonları tamamlandıktan sonra lateral kompaksiyon tekniğiyle AH Plus kanal patı ve gutta perka ile kök kanalları dolduruldu. Koronal restorasyonları rezin kompozit ile yapıldı. Bulgular 1 yıllık takip sonucunda ikiz hastalarda klinik olarak dişler asemptomatiktir ve radyolojik olarak periapikal lezyonların boyutunda azalma gözlemlenmiştir. Sonuçlar: Tek yumurta ikizi hastaların endodontik tedavileri sonrasında prognozlarının benzer olduğu görülmektedir. Hem hastaların genetik benzerlikleri hem de aynı hekim tarafından endodontik tedavilerinin yapılması sonucu ortaya çıkan bu tabloya göre; periapikal enfeksiyon ile genetik faktörler arasındaki ilişkiyi konu alan ileri çalışmaların gerekliliği düşünülebilir. PP127 COMPARISON OF ENDODONTIC TREATMENT RESULTS OF ANTERIOR MAXILLARY TEETH WITH APICAL PERIODONTITIS IN MONOZYGOTIC TWINS: CASE REPORT Aim: Apical periodontitis is an inflammatory response of periradicular tissues caused by trauma or invading bacterial infection of the root canal system. Host defense is an important factor as much as microbial factors for patogenesis of apical periodontitis. To date, there have been a few studies about the relationship between periapical microbial infection and genetic polymorphism. Case report: This case report presents prognosis of anterior maxillary teeth with apical periodontitis in twins. Method: fifteen year-old, healthy female monozygotic twins were referred to our clinic with pain on their maxillary anterior teeth. Case 1: Deep dentinal caries in all maxillary anterior teeth were observed during clinical examination. Periapical lesions related with teeth #12, 11, 21 were determined in radiographical examination. The left lateral incisor responded positively to electrical pulp testing. After the root canal preparation, master apical file was #130 therefore MTA was placed into the apical portion of the root canals as a barrier. A wet cotton pellet with distiled water had been placed in the pulp chamber for 24 hours. The remaining part of the root canals and the root canals of teeth 12, 11 were obturated with lateral compaction technique using gutta percha and AH Plus root canal sealer. The coronal restorations of teeth were done with composite resin. Case 2: Deep dentinal carries in the teeth #12, 11, 21, 22 of the other twin sister were observed clinically and lesions were revealed in the periapical radiographs. Following the completion of preparation with step-back technique, the root canals were obturated with gutta percha and AH Plus sealer by lateral compaction. The teeth were restorated with resin composite. Results: After one year follow-up; the teeth were asymptomatic and radiographically the healing of periapical lesions were revealed. Conclusions: The results of this case demonstrated that; the prognosis of the endodontic therapy is similar in monozygotic twins. According to this presented case report, which resulted in both patients genetic similarity and performing the endodontic therapies by same clinician; the necessity of further research about the relationship between periapical infection and genetic factors can be conceived. PP128 BEŞ KANALLI MAKSİLLER İKİNCİ MOLAR DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: BİR OLGU SUNUMU DEMET ALTUNBAŞ, MUSTAFA TOYOĞLU CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS 249

250 Amaç: Bu olgu raporunun amacı iki ayrı palatinal kökü ve kanalı bulunan beş kanallı sol maksiller ikinci molar dişin kök kanal tedavisini sunmaktır. Olgu sunumu: 40 yaşındaki bayan hasta sol maksiller posterior bölgesindeki ağrı şikayetiyle kliniğimize başvurmuştur. Klinik ve radyografik muayene sonucunda sol maksiler ikinci molar dişinde derin bir dolgu bulunduğu görülmüştür. Klinik değerlendirmede ilgili diş perküsyona hassasiyet göstermiştir. Radyografik değerlendirmede ise periapikal radyolusensi varlığı tespit edilmiştir. Lokal anestezi uygulamasından sonra endodontik giriş kavitesi açılmış ve pulpa odasında iki mezial, bir distal ve iki palatinal kanal ağzı bulunmuştur. Giriş kavitesi kanal ağızlarının lokalizasyonlarına göre düzenlenmiştir. Kanalların çalışma boyu elektronik apeks bulucu ile belirlenerek radyografi ile kontrol edilmiştir. Temizleme ve şekillendirme işlemlerinden sonra kanallara kalsiyum hidroksit patı yerleştirilmiş ve geçici dolgu maddesi ile giriş kavitesi kapatılmıştır. Hastaya bir hafta sonrasına randevu verilmiştir. Asemptomatik olduğu gözlenen dişin kök kanalları güta-perka ve AH Plus kanal patı kullanılarak lateral kondensasyon tekniği ile doldurulmuştur. Diş kompozit rezin ile restore edilmiştir. Üç ay sonraki takipte dişin asemptomatik olduğu görülmüştür. Hastanın klinik ve radyografik takibi devam etmektedir. Sonuçlar: Maksiller molar dişlerin kök-kanal anatomisi ve varyasyonları ile ilgili detaylı bilgiye sahip olunması, endodontik tedavinin başarısı için önemlidir. Tespit edilemeyen ilave kanallardan kaynaklanan başarısızlıklardan kaçınmak için her bir vaka hem klinik hem de radyografik olarak dikkatle değerlendirilmelidir. PP128 ENDODONTIC TREATMENT OF MAXILLARY SECOND MOLAR WITH FIVE CANALS: A CASE REPORT Aim: The aim of this case report is to present the root canal treatment of a left maxillary second molar tooth with five canals which has two distinct palatal root and canal. Case report: A 40-year-old female patient referred to our clinic with the complaint of pain in her left maxillary posterior region. Clinical and radiological examination revealed a deep filling material in the maxillary second molar. In the clinical examination, the tooth was sensitive to percussion. The presence of periapical radiolucency related to this tooth was detected in radiologic examination. After local anesthesia endodontic access cavity was prepared and two mesial, one distal, and two palatinal canal orifices were determined. The access cavity was modified according to localizations of the canal orifices. The working length was determined for each canal using an electronic apex locator and controlled with a radiograph. After the cleaning and shaping procedures, calcium hydroxide paste was applied to the root canals and the access cavity was temporarily sealed. Patient was called up after one week. Once the tooth was asymptomatic, root canals were obturated with lateral condensation technique using AH Plus sealer and gutta-percha. The tooth was restored with composite resin. In the three-month follow-up, it was seen that the tooth was asymptomatic. The clinical and radiographic follow-up of the patient continues. Conclusions: A thorough knowledge of root canal anatomy and variations of the maxillary molars is important for the success of endodontic treatment. Each case should be evaluated carefully clinically and radiographically in order to avoid failures resulting from the unestablished extra canals. PP129 ÇEŞİTLİ İRRİGANLARIN İKİ ELEKTRONİK APEKS BULUCUNUN YAPAY KÖK PERFORASYONLARININ TESPİTİNDEKİ DOĞRULUĞU ÜZERİNE ETKİLERİ 1 DEMET ALTUNBAŞ, 2 ALPER KUŞTARCI, 1 MUSTAFA TOYOĞLU 250

251 1 CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS 2 AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ, DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ANTALYA Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı Dentaport ZX ve rootor elektronik apeks bulucuların kuru şartlarda ve farklı irriganların varlığında (% 2.5 NaOCl, % 0.9 nacl ve % 17 EDTA) kök kanal perforasyonlarının tespitindeki doğruluklarının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Yirmi adet çekilmiş tek köklü insan dişi seçildi ve dişlerin kuronları mine-sement birleşiminden uzaklaştırıldı. Her bir kanaldaki nekrotik doku artıkları temizlendi ve apikal açıklık 10 numaralı k-tipi kanal eğesi ile kontrol edildi. Kökler orta kısımdan yapay olarak perfore edildi. Elektronik ölçümlerden önce, perforasyon bölgesine kadar gerçek kanal uzunlukları 20 numaralı k-tipi eğenin ucunun perforasyon alanında izlenmesiyle saptandı ve daha sonra dişler aljinat model içine gömüldü. Perforasyonların elektronik ölçümleri her bir apeks bulucu ile kuru şartlarda ve farklı irrigasyon solüsyonlarının varlığında 20 numaralı k-tipi eğe kullanılarak üreticilerin önerilerine göre elde edildi. Kanallar, farklı irriganlar ile ölçümler arasında distile su ile yıkandı ve kağıt konlarla kurutuldu. Her diş için, perforasyonun elektronik uzunluğundan gerçek uzunluğu çıkartılarak fark hesaplandı değeri ölçümlerin çakıştığını gösterirken, negatif değerler ölçümlerin gerçek uzunluktan kısa, pozitif değerler ise uzun olduğunu gösterdi. İstatistiksel analiz 0.05 anlamlılık düzeyinde friedman ve Wilcoxon Signed-Rank Testleri kullanılarak yapıldı. Bulgular: Dentaport ZX grubunda farklı kanal içerikleri arasında anlamlı farklar bulundu (p<0.05); NaOCl, nacl, EDTA ve kuru şartlardaki ölçümlerin ortalama değerleri sırasıyla 0.40, 0.27, 0.16 ve 0.03 mm olarak belirlendi. Rootor grubunda, kuru şartlardaki ölçümler en doğru değerleri verdi (p<0.05); ayrıca nacl ve EDTA ile elde edilen ölçümler arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Rootor için NaOCl, nacl, EDTA ve kuru şartlardaki ölçümlerin ortalama değerleri sırasıyla 0.54, 0.39, 0.50 ve 0.04 mm olarak belirlendi. Farklı irrigasyon solüsyonları ile elde edilen ölçümlerde iki apeks bulucu arasında anlamlı farklar bulundu (p<0.05). Sonuçlar: Dentaport ZX NaOCl, nacl ve EDTA varlığında rootor ile karşılaştırıldığında daha iyi sonuçlar verdi. Kök kanal içeriği her iki elektronik apex bulucu ile yapılan ölçümlerin doğruluğunu etkiledi. Daha hassas ölçümler kuru kanallarda elde edildi. PP129 THE INFLUENCES OF VARIOUS IRRIGANTS ON THE ACCURACY OF TWO ELECTRONIC APEX LOCATORS IN LOCATING SIMULATED ROOT PERFORATIONS Aim: The purpose of this in-vitro study was to evaluate the accuracy of Dentaport ZX and rootor electronic apex locators (eals) in detecting root canal perforations in dry conditions and in the presence of different irrigants: 2.5% NaOCl, 0.9% nacl and 17% EDTA. Methodology: Twenty extracted, single-rooted human teeth were selected and decoronated at the cemento-enamel junction. The necrotic materials were removed from each canal and apical patency was established with a size 10 k-file. The roots were perforated artificially in the middle section. Before the electronic measurements, the actual canal lengths up to the perforation site were determined by visualization of the tip of a size 20 k-file at the perforation hole and then the teeth were embedded in an alginate model. Electronic measurements of the perforations were obtained by each eal according to the manufacturer s recommendations in dry conditions and in the presence of different irrigation solutions using a size 20 k-file. The canals were irrigated with distilled water and then dried with paper points between the measurements with different irrigants. For each tooth the difference was calculated by subtracting the actual length from the electronic length of the perforation. Negative and positive values indicated measurements that were short and long of the 251

252 actual length, respectively, while 0.00 indicated coinciding measurements. Statistical analyses were performed using friedman and the Wilcoxon Signed-Rank Tests at a significance level of Results: There were significant differences amongst the different canal contents in the Dentaport ZX group (p<0.05) and the mean values of the measurements in the presence of NaOCl, nacl, EDTA and in dry conditions were 0.40, 0.27, 0.16 and 0.03 mm, respectively. In the rootor group, measurements in dry conditions gave the most accurate values (p<0.05); also significant difference was found between the measurements with nacl and EDTA. The mean values of the measurements in the presence of NaOCl, nacl, EDTA and in dry conditions were 0.54, 0.39, 0.50 and 0.04 mm for rootor, respectively. Significant difference was found between two apex locators when the measurements were taken with different irrigants (p<0.05). Conclusions: Dentaport ZX yielded better results compared with rootor in the presence of NaOCl, nacl and EDTA. The content of the root canal affected the accuracy of the measurements with both eals. More accurate measurements were obtained in dry canals. PP130 DEVAMLI ROTASYON, RESİPROKASYON VEYA ADAPTİF HAREKET KULLANILARAK APİKALDEN TAŞAN DEBRİS MİKTARININ DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZGÜR GENÇ ŞEN, NESLİHAN YILMAZ, SİBEL KOÇAK, ERSAN ÇİÇEK, M.MURAT KOÇAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı ProTaper next (PTN), Twisted File Twisted File adaptive, ve Reciproc sistemleri ile kök kanal preparasyonu sırasında apikalden taşan debris miktarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Benzer uzunlukta 45 üst kanin insan dişi seçildi. Dişler rastgele 3 gruba ayrıldı. Grup 1 de kök kanalları PTN (50/.06), Grup 2 de TF Adaptive (50/.04) ve Grup 3 te Reciproc (50/.05) sistemleri ile prepare edildi. Preparasyonlar tamamlandıktan sonra final irrigasyonu 2 ml distile su ile yapıldı ve her dişte toplamda 10 ml distile su kullanıldı. Apikalden taşan debris daha önceden ağırlıkları ölçülen Eppendorf tüpleri içinde toplandı. Tüpler 68 c sıcaklıkta 5 gün boyunca inkübatörde bekletildi. Tüplerin ağırlığı taşan debrisin final kuru ağırlığını elde etmek için ölçüldü. Taşan debris ağırlığı final ağırlıktan ilk ağırlığın çıkarılmasıyla hesaplandı. Sonuçların dağılımı shapiro-wilk testi ile belirlendi. Değişkenler ortalama±standart sapma olarak belirtildi. Gruplar arası karşılaştırma kruskalwallis testi ile yapıldı den daha küçük p değeri tüm testler için istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık (p=0.094) olmamakla birlikte Grup 2 en fazla miktarda debris taşırırken, Grup 1 en az miktarda debris taşırmıştır. Sonuçlar: Tüm sistemler apikalden debris taşmasına neden olmuştur. Farklı hareket türleri apikalden debris taşırma açısından anlamlı bir farklılık yaratmamıştır. Anahtar kelimeler: apikal ekstrüzyon, kanal preparasyonu, hareket türleri PP130 EVALUATION OF APICALLY EXTRUDED DEBRIS USING CONTINUOUS ROTATION, RECIPROCATION OR ADAPTIVE MOTION Aim: The aim of this study was to compare the amount of apically extruded debris during root canal instrumentation using ProTaper next (PTN), Twisted File Twisted File adaptive, or Reciproc instruments. 252

253 Methodology: Forty-five extracted human maxillary canine teeth with similar lengths were selected. The teeth were randomly divided into three groups as follows: ın Group 1, the root canals were prepared with PTN to size 50/.06; in Group 2, the root canals were prepared with TF Adaptive to size 50/.04, and in Group 3, the root canals were prepared with Reciproc to size 50/.05. After preparations were completed, final irrigation was performed with 2 ml distilled water, and a total of 10 ml distilled water was used for each tooth. The extruded debris was collected into pre-weighed Eppendorf tubes. The tubes were stored in an incubator at 68 c for 5 days. The tubes were weighed to obtain the final dry weight of the extruded debris. The weight of the extruded debris was determined by subtracting the initial weight from the final weight. Distribution of data was determined by shapiro-wilk test. Variables were expressed as mean±standard deviation. Groups were compared with the kruskal-wallis test. P value of less than 0.05 was considered statistically significant for all tests. Results: There was no statistically difference among the groups (p=0.094); however Group 2 demonstrated the highest amount of extruded debris, whilst Group 1 demonstrated the least amount of extruded debris without any significance. Conclusions: All systems were associated with apical extrusion of debris. Different motion kinematics didn t cause any significant difference in term of apical debris extrusion. Key words: apical extrusion, canal preparation, motion kinematics PP131 KRON KÖK KIRIĞININ PARSİYEL PULPOTOMİ VE KENDİ PARÇASI KULLANILARAK YAPIŞTIRMA TEDAVİSİ İREM MERGEN GÜLTEKİN, H. CEM GÜNGÖR HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ÇOCUK DİŞ HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: Komplike kron kök kırığı; mine, dentin, sement ve ekspoz pulpayı içeren travmatik bir diş yaralanmasıdır. Cvek pulpotomisini takiben dişin kendi parçasıyla restorasyonu, bu tip yaralanmalarda bir tedavi seçeneğidir. Olgu sunumu: Sekiz yaşında bir kız çocuk, düşme kazasından iki gün sonra oklüzyondaki ağrı şikayeti ile çocuk diş hekimliği kliniğine başvurdu. Klinik ve radyografik muayene sonrasında #21 nolu dişte komplike kron kök kırığı teşhis edildi. Kırık hattı, kronun fasiyal orta üçlüsünden palatinal subgingival bölgeye uzanıyordu. Kırık parçada insizal yönde az bir miktar yer değiştirme gözlendi. Lokal anestezi altında kırık parçanın çekimi yapıldı ve ekspoz olan pulpaya cvek pulpotomisi uygulandı. Kanama kontrolü %2.5 lük sodyum hipoklorit ile yapılarak mineral trioksit agregat (MTA) patı yerleştirildi. Diş cam iyonomer siman ile geçici olarak restore edildi. Bir hafta sonra palatal flep kaldırılarak, kazadan sonra 4 c de serum içerisinde bekletilen dişe ait kırık parça, kompozit rezin ile yerine yapıştırıldı. Sorunsuz geçen yaklaşık 1 yıllık takip döneminden sonra diş, yapıştırılmış kırık parçanın tekrar kırılmasıyla sonuçlanan ikinci bir travmaya maruz kaldı. Diş, kırık parça ve kompozit rezin ile yeniden restore edildi. 18. Ay kontrolünde restorasyonun hala fonksiyonel ve MTA kullanımına bağlı oluşan minimal renklenmeye rağmen estetik olarak kabul edilebilir durumda olduğu görüldü.. Yapılan termal ve elektrikli pulpa testlerine diş pozitif yanıt verdi. Radyolojik olarak periodontal ve periapikal herhangi bir patoloji gözlenmez iken kök ucunun kapanmış olduğu gözlendi. Sonuçlar: Komplike kron kök kırığı olan daimi dişlerde MTA ile parsiyel pulpotomi ve dişin kendi parçası ile restore edilmesi etkili bir tedavi yöntemidir. 253

254 PP131 MANAGEMENT OF CROWN-ROOT FRACTURE WITH PARTIAL PULPOTOMY AND FRAGMENT REATTACHMENT Aim: Complicated crown-root fracture is a traumatic injury which involves enamel, dentin, cementum and exposed pulp. Reattachment of the fractured crown following cvek pulpotomy is a treatment option following such injuries. Case report: An 8-year-old girl was referred to the pediatric dentistry clinics two days after a fall accident. The patient reported pain on occlusion. Clinical and radiographical examination revealed a crown-root fracture on #21. The fracture line was extending from facial middle third of the crown to subgingival level at the palatal aspect. The fragment was slightly displaced in incisal direction. Under local anesthesia the fragment was removed and cvek pulpotomy was performed on the exposed pulp. The hemostasis was obtained with 2.5% sodium hypochlorite and mineral trioxide aggregate (MTA) paste was placed. The tooth temporarily was restored with glass-ionomer. One week later, a palatal flap was raised. The coronal fragment, which was stored in saline at 4 c, was reattached with composite resin. The patient was instructed on proper hygiene measures and the recall visits were scheduled. After an uneventful follow-up period of almost one year, the tooth suffered a recurrent trauma which resulted in fracture of the previously reattached fragment. The tooth was restored with the fragment and resin composite. At 18 months, the restoration was still functional and esthetically acceptable with minimal discoloration, due to the use of MTA. The tooth responded positively to thermal and electrical pulp tests. Radiographically, no periodontal or periapical pathologies were observed and root-end closure was evident Conclusions: Partial pulpotomy and crown reattachment are effective options for the treatment of complicated crown-root fractures in permanent teeth. PP132 ÜST BİRİNCİ MOLAR DİŞTE KRONİK APİKAL APSE YE BAĞLI EKSTRA ORAL FİSTÜLİZASYONUN İYİLEŞMESİ: VAKA RAPORU EDA GÜRSU, RECAİ ZAN, DEMET ALTUNBAŞ, KEREM ENGİN AKPINAR CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu vakada, üst sol birinci molar diş kaynaklı, kronik apikal abseye bağlı olarak yanak bölgesinde oluşmuş ekstra oral fistülizasyonun ve periapikal lezyonun tedavisi sunulmaktadır. Olgu sunumu: Yanak bölgesinde aralıklı zamanlarda oluşan şişlik ve ekstraoral iltihap akışı şikayetiyle kbb ve dermatoloji kliniklerine başvuran 17 yaşındaki bayan hasta, kliniğimize yönlendirilmiştir. Yapılan intraoral muayenede 26 numaralı dişte, deforme olmuş eski bir kompozit restorasyon olduğu görüldü, radyografik olarak incelendiğinde ise periapikal radyolüsensi ve sol yanak bölgesinde aktif fistülizasyon saptandı. Klinik ve radyografik muayene sonucunda kronik apikal abse teşhisi konuldu. Fistülizasyon kaynağını belirlemek amacıyla, yanak bölgesindeki fistül yoluna 20 numaralı gütaperka kon yerleştirildi ve fistül yolunun 26 numaralı dişin mesial kök kanalıyla ilişkili olduğu tespit edildi. ProTaper next Ni-Ti sistem kullanılarak standart kök kanal tedavisi prosedürüne başlandı. Mesial kök kanalı serum fizyolojik ve klorheksidine solüsyonlarıyla irrige edilirken; fistül ağzından spontan pü drenajının gerçekleştiği görüldü. Palatinal ve distal kanalların irrige edilmesi ise 5,25% NaOCl, 17% EDTA, 2% CHX solüsyonlarıyla gerçekleştirildi. 2,5 aylık süre boyunca, bir ve ikişer haftalık periyotlarla pansumanlar yapıldı. Seanslar arasında kanal içi medikament olarak kalsiyum hidroksit kullanıldı. Kök kanallarından herhangi bir iltihabi eksüda sızıntısının olmadığı ve ekstraoral drenajın tamamen ortadan kalktığı tespit edildikten sonra, kök kanalları lateral kondensasyon yöntemiyle AH Plus 254

255 (dentsply de trey gmbh, konstanz, almanya) ve guta-perka ile dolduruldu. Dişin üst restorasyonu kompozit ile tamamlandı. Kök kanal tedavisinin tamamlanmasının ardından yara bölgesine ekstraoral %2 fucidin ve bepanthol krem uygulamaları yapıldı. Sonuçlar: 3 ile 6 aylık takip döneminde radyografik ve klinik olarak belirgin bir iyileşmenin görülmesinin yanında ekstraoral yanak dokusunda meydana getirdiği skar dokusunda da dermatolojik iyileşme tespit edildi. Hasta apikal iyileşmenin değerlendirilmesi için takibe alındı. PP132 HEALING OF EXTRAORALLY FISTULIZATION CAUSED BY CHRONIC APICAL ABSCESS IN MAXILLAR FIRST MOLAR: A CASE REPORT Aim: This case report presents of treatment of extraoral fistülazition formed in the cheek region and periapical lesion depending on chronical apical abscess in the maxillar left first molar tooth. Case report: 17 year-old patient admitted to dermatology and otorhinoloryngology departments with complains of swelling and extraoral purulent drainage directed to our clinic. Intraoral examination showed deformated old composit restoration on the 26th tooth and radiografical examination showed periapical radiolucent and active fistulization on the left cheek. After the clinical and physical examination, patient was diagnosed with chronical apical abscess. 20 no gutta-percha was placed in the fistula track to determine the source of fistulization and fistula track was found to be associated with the mesial root canal of 26th tooth. The standard root canal treatment procedure was started using the ProTaper next NiTi system. While the mesial root canal was irrigated with serume phsyologic and chlorhexidine solutions, spontaneous purulent drainage was seen from the fistula entrance. Palatinal and distal canal irrigation was perfomed with 5.25% NaOCl, 17% EDTA, 2% CHX solutions. Regulary medical dressing was perfomed every one or two weeks periods for 2.5 months. Caoh was used as root canal medicament between the sessions. After determining of the extraoral drainage was completely treated and no inflammatory purulent leakage from root canal, root canals was filled with AH Plus(dentsply de trey gmbh, konstanz, germany) and gutta-percha with lateral condensation technique. Upper restoration was completed with composit. After the completion of root canal tratment fucidin %2 and bephantol cream was administrated extraorally to the wond area. Conclusions: On the 3th and 6th month follow up radiographical and clinical healing was seen with dermatological healing as fomation of extraoral scar tissue. Patients were followed to assess the apical healing. PP133 GEMİNASYONLU MANDİBULAR ÜÇÜNCÜ MOLAR DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: VAKA RAPORU 1 CEVAT EMRE ERİK, 1 MURAT MADEN, 2 AYŞE AYDOĞMUŞ ERİK, 2 ELİF BİLGİR 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİMDALI Amaç: Geminasyon tek bir diş tomurcuğunun gelişim sırasında ikiye ayrılması olarak tanımlanır. Genellikle ortak kök ve kök kanalına sahip bifid kuron formasyonundadır. Her iki dişlenmede de görülebilmesine rağmen süt dişlenmede daha sık meydana gelir. Maksilla anterior bölgede daha çok görülür. Bu vaka raporunda geminasyonlu mandibular molar dişin endodontik tedavisi sunulmuştur. 255

256 Olgu sunumu: 18 yaşında kadın hasta kliniğimize mandibular molar bölgede ağrı şikayetiyle başvurdu. Klinik muayenede anormal formasyona sahip mandibular 3. Molar dişte çürük belirlendi. Radyograflarda geminasyonlu mandibular 3. Molar dişin; 2 kök ve 4 kanala sahip olduğu belirlendi. Dişe kök kanal tedavisi yapıldı. Bulgu: 3 aylık takiplerde klinik ve radyografik iyileşme gözlendi. Sonuçlar: Mandibular posterior dişlerde geminasyon nadir olarak karşımıza çıkar. Bu dişlerin kök kanal anatomileri normalden farklıdır. Bu nedenle endodontik tedavi de kök kanal morfolojisi ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. PP133 ENDODONTIC TREATMENT OF GEMINATED MANDIBULAR THIRD MOLAR: A CASE REPORT Aim: Gemination is defined as an attempt of a single tooth bud to divide, with the resultant formation of a tooth with a bifid crown and usually a common root and root canal.though it occuurs in both dentitions, it has a higher prevalence in deciduous teeth, with a higher frequency in anterior maxillary region. In this report presented endodontic treatment of geminated mandibular molar teeth. Case report: A 18 year old female patient attended to our clinic with a complaint of pain of the mandibular molar. Examination of patient revealed mandibular third molar with caries and abnormaly shape. In radiographic examination, geminated mandibular third molar had two root and four canal. Geminated with tooth are apllied root canal therapy. Conclusion and Results: The case showed healing after 3 month clinical and radiographic follow up. Gemination is a rare occurrence in the mandibular posterior teeth. Endodontic treatment of these teeth needs special care and attention to the bizarre anatomy. PP134 İKİ KANALLI ALT PREMOLAR DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: VAKA RAPORU 1 CEVAT EMRE ERİK, 1 MURAT MADEN, 2 AYŞE AYDOĞMUŞ ERİK, 2 ELİF BİLGİR 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİMDALI Amaç: Başarılı bir kök kanal tedavsi yapılabilmesi için dişlerin kanal anatomilerinin doğru belirlenmesi gerekir. Bu vaka raporunda alt premolar dişteki anatomik varyasyon ve dişin kök-kanal tedavisi sunulmuştur. Olgu sunumu: Hasta kliniğimize sağ alt küçük azı bölgesinde şiddetli ağrı şikayetiyle başvurdu. Klinik muayenede çürüksüz no lu dişler bölgesinde palpasyonda hassasiyet ve fluktan şişlik belirlendi. Hastanın anamnezinde bölgeye travma aldığı bilgisi öğrenildi. Radyografik muayenede ekstra kanalı olan 44 no lu dişin kökünü çevreleyen lezyon belirlendi. Sonuçlar: Koronal üçlüden itibaren kökü ikiye ayrılan 44 no lu dişin endodontik tedavisi yapıldı. Kökkanal anatomisindeki varyasyonlar endodontik tedavide en sık karşılaşılan zorluklardan biridir. Anatomideki varyasyonların bilinmesi ve doğru şekilde belirlenmesi tedavinin başarısını olumlu yönde etkileyecektir. PP134 ROOT CANAL TREATMENT OF PREMOLAR WITH UNUSUAL ROOT CANAL ANATOMY: REPORT OF CASE 256

257 Aim: An accurate diagnosis of the morphology of the root canal system is a prerequisite for successful root canal treatment. This case report present anatomical variations in lower premolar and endodontic treatment. Case report: He was referred to our clinic with the complaints of severe pain. Radiographic examination of the patient showed the presence of extra root canal in the involved mandibular premolar. Following the clinical and radiographic examinations, these tooth was diagnosed as chronic apical abscess. Conclusions: In these case, treatment was performed in the mandibular first premolar which separates into two distinct roots near the coronal third. Root canal treatment of the involved tooth were then completed using the conventional procedures. One of the most common difficulties encountered during root canal treatment is the anatomical variation in the root canal system. Treatment success will be positively influenced by accurate determination of the additional root canals with unusual morphology and careful examination of the pulp chamber floor following access cavity preparation. PP135 MAKSİLLER SOL SANTRAL DİŞTE TESPİT EDİLEN KIRIK ALETİN ÇIKARILMASI: OLGU SUNUMU 1 CEVAT EMRE ERİK, 1 MURAT MADEN, 2 ELİF BİLGİR 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİMDALI Amaç: Kırılan bir kök kanal aleti ile kök kanallarının tıkanması endodontide sıklıkla rastlanan önemli bir sorundur. Bu vaka raporunun amacı 21 no lu dişin kök kanalında bulunan alet kırığının ultrasonik yöntemle uzaklaştırılması ve endodontik tedavisini sunmaktır. Olgu sunumu: 16 yaşındaki erkek hasta sol üst santral dişinde kırık alet varlığı sebebiyle kliniğimize yönlendirildi. Radyografik muayenede dişin koronal üçte birlik kısmından başlayıp apikalden yaklaşık 1mm taşacak şekilde kırılan bir alet gözlendi. 15 numaralı k tipi kanal eğesi yabancı cismin yanında geçmek ve cismi gevşetebilmek amacıyla kullanıldı. Ultrasonik kanal eğesi kanala yerleştirilerek yabancı cisim kanaldan uzaklaştırıldı. Kanalın preparasyonu Nikel Titanyum döner eğe sistemi ile tamamlandı. Kök kanal dolgusu güta perka ve sealapex patı kullanılarak lateral kondensasyon tekniği ile yapıldı. Diş kompozit dolgu ile restore edildi. Hasta 6 ay sonra kontrole çağırıldı. Herhangi bir semptom olmadığı gözlendi. Sonuçlar: Endodontik tedavi sırasında, dişin ve hastanın durumu göz önünde bulundurularak kanal aleti kök kanalı içinde bırakılabilir, by-pass edilebilir ya da çıkarılabilir. Kırık alet parçasının çıkarılmasında önemli olan, farklı olgularda endikasyona uygun bir teknik kullanılarak amaca ulaşılmasıdır. PP135 RETRIEVAL OF A BROKEN FILE FROM ROOTCANAL OF MAXILLARY INCISOR: A CASE REPORT Aim: Blockage of root canals with a broken file is a common and critic complication in endodontics. Various methods and devices were developed to retrieve seperated fragments. Solution and procedures should be made according to endodontic treatment principles.the aim of this case report is to present retrieval of broken fragment ultrasonic tips and completion of root canal treatment and permanent restoration. 257

258 Case report: A 16-year-old male patient was referred to our clinic for retrieval of seperated instument in maxillary left incisor. Radiographic examination revealed seperated instrument all along canal. 15 k type file was used in order to pass next to a foreign body and relax the body. Foreign bodies removed from the channel with ultrasonic channel files placing the channel. Channel preparation was completed with Nickel Titanium rotary file system. Root canal obturation was performed by lateral condensation technique with using gutta-percha and AH Plus sealer. Later, tooth was restored with composite fillings. After three months patient was checked and regression of periapical radiolucency has been seen. Conclusions: During the endodontic treatment, considering the localization of the fractured instrument and the prognosis, the fractured instrument can be left in the root canal, by-passed or removed. The important issue in the removal process is to reach the goal by using the appropriate techniques in different cases. PP136 PERİAPİKAL LEZYON TARAFINDAN UYARILAN MENTAL SİNİR PARESTEZİSİ 1 CEVAT EMRE ERİK, 1 MURAT MADEN, 2 AYŞE AYDOĞMUŞ ERİK 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI 2 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİMDALI Amaç: Parestezi yanma, iğnelenme hissi veya nöral hasarın neden olduğu kısmi uyuşma olarak tanımlanır. Diş hekimliğinde sistemik ve lokal faktörler paresteziye sebep olabilir. Multiple skleroz, viral ve bakteriyel enfeksiyonlar, lösemi ve lenfoma gibi bazı sistemik hastalıklar orofasiyal paresteziye neden olabilir. Paresteziye sebep olan lokal faktörlerde anestezik enjeksiyonlar, cerrahi müdahaleler, yerel enfeksiyonlar ve yerel enfeksiyonların oluşturduğu baskı ve endodontik tedaviyi kapsamaktadır. Bu olgu sunumunda periapikal enfeksiyon ile oluşan baskı nedeniyle meydana gelen mental sinir parestezi oluşmuş bir olgu sunulmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu raporda sol mandibular 1. Küçük azı dişindeki periapikal enfeksiyon sebebiyle oluşan anestezi/parestezi vakası sunulmuştur. Bu his bozukluğu konvansiyonel endodontik tedavi ile antibiyotik tedavi ve vitamin b kompleks takviyesini takiben 2 hafta sonunda azalma göstermiştir. Sonuçlar: 6 ay sonraki kontrollerde diş asemptomatiktir. Periapikal enfeksiyonlarla ilişkili parestezi mekanizmaları hala tartışmalıdır PP136 PARESTHESIA OF THE MENTAL NERVE INDUCED BY PERIAPICAL INFECTION : A CASE REPORT Aim: Paresthesia is defined as a burning or prickling sensation or partial numbness caused by neural injury. In dentistry, paresthesia can be caused by systemic or local factors. Some of the systemic disorders that may cause orofacial paresthesia are multiple sclerosis, viral and bacterial infections, leukemia and lymphoma. Local factors include anesthetic injections, surgical interventions, compressive phenomena or local infections, and endodontic treatment. We present a case of paresthesia involving the mental nerve as a result of periapical lesion. Methodology: This report presents a case of anesthesia/paresthesia caused by a periapical lesion of the left mandibular first premolar. The sensory disturbance disappeared 2 weeks after conventional endodontic treatment associated with antibiotic and vitamin b-complex therapy. 258

259 Conclusions: Six months later, the tooth was still asymptomatic.the possible mechanisms responsible for paresthesia associated with periapical infection are discussed. PP137 AMELOGENEZİS İMPERFEKTALI HASTANIN PROTETİK AMAÇLI ENDODONTİK TEDAVİSİ: OLGU RAPORU 1 CEVAT EMRE ERİK, 1 MURAT MADEN, 1 ZEYNEP BAŞAĞAOĞLU DEMİREKİN 1 SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİMDALI Amaç: Amelogenezis imperfekta dişlerin mine tabakasını etkileyen herediter bir hastalıktır. Bu vakaların tedavisi genellikle semptomatik dişlerin tedavisini takiben full-mouth protetik rehabilitasyonla yapılır. Bu vaka raporunda amelogenezis imperfektalı hastada 7 dişin endodontik tedavisi sunulmuştur. Gereç ve Yöntem: 22 yaşında erkek hasta kliniğimize protetik amaçla kök kanal tedavisi yaptırmak için başvurdu. Yapılan klinik ve radyografik muayene sonucu protetik amaçlı 11,12,33,35,41,44,45 no lu dişlerine rutin kök kanal tedavisi yapılması uygun görüldü. Sonuçlar: Rutin kök kanal tedavisinin tamamlanmasını takiben hastanın protetik restorasyonu yapılmış olup 6 ay lık klinik radyografik takibi mevcuttur. Amelogenezis imperfektalı dişlerde ciddi atrizyon ya da rezorbsiyon nedeniyle pulpal hastalıkların meydana gelme ihtimali artar. Bu nedenle bu hastalarda detaylı klinik ve radyografik muayene yapılmalı, protetik tedavi öncesinde dişler pulpal hastalıklar yönünden değerlendirilmelidir. PP137 PROSTHETIC PURPOSE AMELOGENEZIS IMPERFECTA PATIENT ENDODONTIC TREATMENT: A CASE REPORT Aim: Amelogenesis imperfecta is a hereditary disorder of tooth formation that affects the enamel layer. Treatment of such cases demands full-mouth rehabilitation with tooth colored ceramic crowns after endodontic treatment of the symptomatic teeth. In this case report we presented a 7 cases of endodontic treatment. Methodology: 22-year-old man was admitted to our clinic for prosthetic purposes to have a root canal treatment. The clinical and radiographic examination results for the prosthetic 11,12,33,35,41,44,45 making routine root canal treatment tooth was decided Conclusions: Following the completion of routine root canal treatment the patient was made prosthetic restoration. Follow up 6 month clinicaly and radiographically. Amelogenesis imperfecta, also known as hereditary opalescent teeth, represents a group of hereditary defects of enamel unassociated with any other generalized defects. Canal therapy is indicated when pulp exposures are caused by severe attrition, tooth reduction or root resorption. PP138 GENİŞ PERİAPİKAL LEZYONLU DİŞLERDE ENDODONTİK TEDAVİ YAKLAŞIMI VE PERİAPİKAL İYİLEŞME SERPİL TERZİOĞLU, SEBAHAT ÖZLER YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ Amaç: Giriş periapikal dokularda apikal periodontitisinin gelişmesinde enfekte pulpa, mikroorganizmaların toksinleri,metabolik ürünleri, kimyasal ajanlar, mekanik irritasyonlar, yabancı 259

260 maddeler, travma ve konak savunması rol oynamaktadır. Geleneksel kök kanal tedavisi öncelikli olarak bakterilerin mümkün olduğunca ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır. Büyük periapikal lezyonların tedavisi için seçenekler, cerrahi olmayan kök kanal tedavisi ve/veya apikal cerrahiden çekime kadar değişmektedir. Bu olgu raporunun amacı, farklı etkenler nedeni ile periapikal bölgelerinde geniş apikal lezyonları olan dişlerde cerrahi tedavi olmaksızın kurallara uygun endodontik tedaviler ile iyileşmenin takip edilmesi ve gösterilmesidir. Olgu sunumu: Vaka 1: 24 yaşında erkek hasta 12 numaralı dişinde spontan ağrı nedeniyle kliniğimize başvurmuştur. Yapılan ağız içi muayene sonrasında, dikey perküsyon (+) olduğu görülmüş, vitalite testlerine cevap alınamamış, palpasyona duyarlılık ve fistül varlığı gözlenmemiştir. Radyolojik muayenede, geniş sınırlı apikal lezyon izlenmiştir. Kök kanal tedavisi yapılmasına karar verilmiştir. Vaka 2: 64 yaşında erkek hasta 14 numaralı dişinde çiğnemede oluşan ağrı nedeniyle kliniğimize başvurmuştur. Yapılan ağız içi muayene sonrasında, dikey perküsyon (+) olduğu görülmüş, vitalite testlerine (-) cevap alınmıştır, palpasyona duyarlılık ve fistül varlığı gözlenmemiştir. Radyolojik muayenede, geniş sınırlı apikal lezyon izlenmiştir. Kök kanal tedavisi yapılmasına karar verilmiştir. Vaka 3: kontrol amaçlı kliniğimize başvuran 17 yaşında bayan hastanın alınan radyografi sonucu 36 numaralı dişinde yetersiz kanal tedavisine bağlı lezyon oluşumu gözlenmiştir. Yapılan ağız içi muayene sonrasında herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Kök kanal tedavisi tekrarı yapılmasına karar verilmiştir. Tedavi prosedürü vaka 3 te ProTaper retreatment eğeleri (d1, d2, d3) (dentsply,tn) kullanılarak eski kanal dolumu söküldü. Daha sonrasında tüm vakalarda kök kanal şekillendirilmesi için ProTaper Universal sx ve ProTaper next x1, x2 ve x3 (dentsply,tn) kullanıldı. Tüm işlemler esnasında %5,25 naocı kullanıldı. Son yıkaması %17 lik EDTA,%2.5 luk NaOCl, steril saf su ve %2 lik klorheksidin ile yapıldı. Kanallar gütaperka (dentsply, usa) ve AH Plus (dentsply, germany) kullanılarak lateral kondensasyon yöntemi ile dolduruldu. Sonuçlar: Geniş periapikal lezyonlu dişlerin tedavi planlamasında cerrahi tedavi düşünmeden önce endodontik tedavi seçeneği mutlaka değerlendirilmelidir. Bu tip vakaların tedavisinde elde edilecek başarı yeterli dezenfeksiyon, uygun tedavi ve düzenli takipler ile uygulanan geleneksel kök kanal tedavisi ile doğrudan ilişkilidir. PP138 ENDODONTIC TREATMENT APPROACH AND PERIAPICAL HEALING OF TEETH WITH PERIAPICAL LESION Aim: Toxins, microorganisms, metabolic products, chemicals, mechanical irritation, foreign substances play an important role in host defense and trauma while the development of apical periodontitis in periapical infected pulp. Conventional root canal therapy primarily aims at eliminating bacteria as possible. Options for the treatment of large periapical lesions : non-surgical root canal therapy,apical surgery or tooth extraction. The purpose of this case report is to report that the large size of a periapical lesion does not always need a surgical approach and even large periapical lesions heal following a conservative endodontic therapy. Case report: Case 1 24-year-old male patient admitted to our clinic with spontaneous pain at the right upper second incisor. Findings of intraoral examination; palpation(-), vertical percussion (+), vitality (-), fistula (-). Large apical lesion were observed at the radiographic examination. Case year-old male patient was admitted to our clinic due to pain during chewing at the right upper first premolar tooth. Findings of intraoral examination; palpation(-), vertical percussion (+), vitality (-), fistula (-).large apical lesion were observed at the radiographic examination. Case 3 17 year old female patient was admitted to our clinic for control. After radiographic examination, apical lesion was observed at the left lower first molar tooth because of inadequate root canal treatment. There was no clinical symptom. We decided to root canal treatment. Treatment procedure ProTaper retreatment kit (d1,d2,d3) (dentsply,tn) were used for the removal of obturation at case 3. At all 260

261 cases, for root canal shaping ProTaper Universal sx and ProTaper next x1 and x2 (dentsply, tn) was used. After each instrument, 5,25% naocı was used as an irrigation solution. Root canal obturation was performed using gutta-percha (dentsply, usa) and AH Plus (dentsply, germany) by using lateral condensation technique. Conclusions: In the large periapical lesions of dental treatment planning, endodontic treatment options must be assessed before considering surgery. The success will be achieved in the treatment of these cases is directly related to adequate disinfection, appropriate treatment and regular followup. PP139 BAŞARISIZ ENDODONTİK TEDAVİLERDE DİJİTAL PERİAPİKAL RADYOGRAFİ VE KONİK IŞINLI BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ GÖRÜNTÜLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI TUNA KAPLAN, HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı; daha önceden dijital periapikal radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak alınmış görüntüleri yorumlayarak, başarısız endodontik tedavilerin nedenlerini araştırmak ve bu iki tekniği karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Endodontik tedavi uygulandığı belirlenmiş ve bu dişlerinde semptom gösteren 60 hastanın daha önceden alınmış dijital periapikal radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerindeki periapikal lezyon, taşkın dolum, eksik dolum, tespit edilememiş kanal ve vertikal kök kırığı bulgularının varlık veya yokluğu değerlendirildi. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Başarısız kök kanal tedavilerinin nedenlerinin periapikal lezyon, eksik dolum, taşkın dolum, tespit edilememiş kanal ve vertikal kök kırığı şeklinde sıralandığı tespit edilmiştir. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırlılıkları doğrultusunda, hem dijital periapikal radyografi hem de konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin etkin teşhis araçları olduğu, özellikle periapikal lezyon ve taşkın dolum tespitinde, iki ve üç köklü dişlerin tespit edilememiş kanal mevcudiyetinde, tek ve üç köklü dişlerdeki vertikal kök kırığı şüphesi durumlarında ise konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin üstünlüğünün olduğu görülmüştür. PP139 COMPARISON OF DIGITAL PERIAPICAL RADIOGRAPHY AND CONE BEAM COMPUTED TOMOGRAPHY IN FAILED ROOT CANAL TREATMENT Aim: The aim of this retrospective study was to evaluate and compare the previously taken digital periapical radiography and cone beam computed tomography images and investigate the causes of failed root canal treatment. Methodology: Digital periapical radiography and cone beam computed tomography images taken from 60 patients who had symptomatic endodontically treated teeth was used. Radiography and tomography images was compared due to the presence or absence of periapical lesion, overfilled obturation, underfilled obturation, unidentified root canals and vertical root fractures. Results: It has been shown that failed root canal treatments are caused by periapical lesion, underfilled obturation, overfilled obturation, unidentified root canals and vertical root fractures respectively. Conclusions: Within the limits of the current study, digital periapical radiography and cone beam computed tomography are both efficient in diagnosis. Especially in diagnosis of periapical lesion and 261

262 overfilled obturation, presence of unidentified canals in two and three rooted teeth, uncertainty of vertical fractures in single and three rooted teeth, cone beam computed tomography has been found more efficient PP140 ÜÇ KANALLI MANDİBULAR PREMOLAR DİŞLERİN ENDODONTİK TEDAVİLERİ: OLGU BİLDİRİMİ BETÜL AYCAN ALİM, OKSANA OTURGAN, YILDIZ GARİP BERKER, MAHİR GÜNDAY MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı üç kanallı alt premolar dişlerin endodontik tedavilerini gerçekleştirmektir. Olgu sunumu: Olgu 1: Marmara üniversitesi diş hekimliği fakültesi ne rutin kontrol için başvuran 60 yaşında erkek hastanın anamnezi sırasında hipertansiyon ve tip 2 diabetes mellitus hastası olduğu, akciğer kanserine bağlı olarak 3 yıl önce radyoterapi ve kemoterapi tedavisi gördüğü, insülin ve bifosfanat türevi ilaç kullandığı öğrenilmiştir. Alınan radyografilerde sol alt 2. Premolar dişinde başarısız endodontik tedavi olduğu görülmüştür. Olgu 2: Ağrı şikayeti ile endodonti kliniğine başvuran, sistemik olarak sağlıklı 17 yaşında erkek hastanın alınan radyografisinde sol alt 2. Premolarında çürük tespit edilmiştir. Bütün vakalarda kök kanal preperasyonu k ve h el eğeleri kullanılarak (mani, japan) step back tekniği ile yapılmıştır. Tüm kanallar %2.5 sodyum hipoklorit ve %17 EDTA solüsyonu ile irige edilmiştir. Semptomlar ortadan kalktıktan sonra kanallar AH Plus (dentsply detrey, konstanz, germany) ve güta perka kullanılarak lateral kondensasyon tekniği ile doldurulmuştur. Sonuçlar: Alt premolar dişler kanal morfolojisi bakımından kompleks bir yapıya sahiptir. Başarılı bir endodontik tedavinin ilk kuralı, klinik ve radyografik muayeneler yardımıyla kök kanal morfolojisine hakim olmaya dayanmaktadır. PP140 THE ENDODONTIC TREATMENT OF MANDIBULAR PREMOLARS WITH THREE ROOT CANALS: CASE REPORTS Aim: To perform the endodontic treatment of mandibular premolars with three canals. Case report: Case 1: A 60 years old male patient with type ıı diabetes mellitus, hypertension who had radiotherapy-chemotherapy treatments 3 years ago and also used bifosfanat and insüline had an unsuccessful root canal treatment on the left mandibular 2nd premolar. Case 2: A 17 years old male patient presented with pain the left mandibular 2nd premolar. In all cases root canal preperaion was made with step back techniques by using k and h files (mani, japan). Canals were irrigated using % 2.5 NaOCl and % 17 EDTA solution. When teeth occured as asymptomatic canals were filled with lateral condensation technique by using AH Plus (dentsply detrey, konstanz, germany) and gutta-percha. Conclusions: The morphology of root canals has complex structure in mandibular premolar teeth. The first rule of a successful endodontic treatment is to judge root canal morphology with the help of clinical and radiological examinations. PP141 TRAVMA SONUCU KIRILMIŞ ÜST KESİCİ DİŞİN MTA İLE PULPOTOMİSİ: 6 YILLIK TAKİP B. TUGBA TÜRK 262

263 EGE ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmada amaç travma sonucu pulpası ekspose olmuş üst kesici dişin MTA ile yapılan vital tedavisini ve 6 yıllık kontrollerinin sunulmasıdır Olgu sunumu: 16 yaşındaki erkek hasta, üst sol kesici dişine gelen travma nedeniyle kliniğimize başvurdu. Yapılan klinik ve radyolojik muayenede üst sol kesici dişinde pulpa dokusunu da içine alan mine dentin kırığı oluştuğu gözlendi. Yapılan muayenede mobilite ve perküsyon gözlenmeyen diş, elektrik pulpa testine pozitif yanıt verdi. Dişte spontan ağrı hikayesi yoktu. Dişe vazokonstrüktörsüz anestezi uygulanıp, koronal pulpa dokusu ampüte edildi ve kalan pulpa dokusunun üstü MTA ile örtülendi. Kavite cam iyonomer siman ile kapatılıp, 3 hafta sonra kompozit rezin ile restore edildi. Sonuçlar: Bu olgunun 6 yıllık takibinde, travma sonucu pulpası ekspoze olmuş dişin canlılığını ve fonksiyonunu korunmak için MTA ile yapılan pulpoktomi tedavisi başarılı bulundu. PP141 MTA PULPOTOMY OF TRAUMATIZED MAXILLARY INCISOR: FIVE-YEAR FOLLOW UP Aim: The aim of this presentation was to describe the vital treatment procedures of traumatized maxillary incisor teeth with exposed pulp. Case reports: A 16 year old male patient suffering from traumatic injury of maxillary incisor teeth of referred to our clinic with. Clinical and radiographic examination revealed that there was a crown fracture in left central incisor with exposed pulp. The tooth responded within normal limits to electrical pulp tests. There was no percussion sensitivity or mobility nor spontaneous pain. Radiologically, there was no root fracture, and periapical structures were normal. A local anesthetic without vasoconstrictor was applied to the tooth. MTA was placed over the amputated pulp tissue and cover with glass ionomer cement and after 3 weeks the tooth was restorated with composite resin. Conclusions: Based on long term observations of this case, MTA is should be considered as a conservative intervention in the treatment of pulpotomy procedures of traumatized maxillary incisor teeth with exposed pulp. PP142 ÜÇ KANALLI PREMOLAR DİŞLERDE ENDODONTİK YAKLAŞIM : 2 OLGU VAHİDE HAZAL YARGICI, EGE TÜRKYILMAZ YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Başarılı bir kanal tedavisi için başta kök kanallarının temizlenmeli, kanal anatomisine uygun olarak şekillendirilmeli ve kök kanallarının hermetik biçimde doldurulmalıdır. Ancak kök kanal anatomisi diş tiplerine göre farklılık göstermektedir. Yapılan çalışmalarda, üst 1.premolar dişler, tek köklü, 1 veya 2 kanallı olarak bilinmektedir. Vertucci; tüm premolarlar içinde apekste tek bir kanalla sonlanan premolar oranını %75; iki kanalla sonlanan premolar oranını %24 olarak bildirmiştir. Aynı çalışmada, apekste üç kanal ile sonlanan üst 1.premolar dişlerin görülme olasılığını %1 olarak bildirilmiştir. Özellikle üst çenede 3 kanallı premolar dişlerin anatomisi, maksiller molar dişlere benzemelerinden dolayı molarize veya ridiculous olarak adlandırılırlar. Bu olgu raporunun amacı beklenmeyen sayıda ve farklı morfolojilerde kök kanalları bulunan üst premolar dişlere uygulanan kök kanal tedavilerinin sunulmasıdır. Olgu sunumu: Vaka 1: birinci olguda; spontan ağrıyla kliniğimize başvuran 31 yaşındaki hastanın üst 1. Premolar dişine iki yıl önce endodontik tedavi uygulanmıştır. Yapılan klinik muayenede dikey 263

264 perküsyon (+) olmakla beraber ve vitalite testlerine cevap alınamamış, palpasyona duyarlılık ve fistül varlığı gözlenmemiştir. Radyolojik muayenede periapikal bir patolojiye rastlanmamış olup, eksik kanal dolgusu ve 3.kök tespit edilmiştir. Kanal tedavisi tekrarına karar verilmiştir. Kanal sökümü için ProTaper retreatment kit (dentsply, switzerland) kullanıldı. Radyografi ile üç kök olduğu gözlemlenen dişe mikroskop (zeiss, germany) altında bakılarak kanal lokalizasyonları değerlendirilip daha önce girilmemiş olan üçüncü kanal ağzı saptandı. Kök kanal şekillendirilmesi için ProTaper Universal sx ve ProTaper next x1 ve x2 (dentsply,tn) kullanıldı. Tüm işlemler esnasında %5,25 naocı kullanıldı. Kanallar gütaperka (dentsply, usa) ve AH Plus(dentsply, germany) kullanılarak lateral kondensasyon yöntemi ile dolduruldu. Vaka 2: ikinci olguda; gece ağrısı şikayeti ile kliniğimize başvuran 36 yaşındaki bayan hastanın sağ üst 1.küçük azı dişinden alınan periapikal radyografide iki kök üç kanal varlığı tespit edildi. Yapılan ağız içi muayene sonrasında dikey perküsyona (+), vitalite (+) cevap alınmış, palpasyona duyarlılık ve fistül varlığı gözlenmemiştir. Akut apikal periodontitis teşhisi konulup kök kanal tedavisine başlanmıştır. Kanal girişi için c file (#6,#8, #10) kullanıldı. Kuronal 1/3 ProTaper Universal sx (dentsply, germany) ile; orta ve apikal 1/3 ProTaper next x1 ve x2 ile şekillendirildi. İrrigasyon için %5,25 naocı kullanıldı. Kanallar gütaperka ve AH Plus kullanılarak lateral kondensasyon yöntemi ile dolduruldu. Sonuçlar: Sonuç olarak; sık rastlanmayan farklı sayıda kök ve kanallara sahip dişlere yapılacak başarılı bir endodontik tedavi için; işlem öncesi radyografilerinin dikkatle değerlendirilmesi, kanal sayılarının ve morfolojilerinin doğru olarak belirlenmesi ve giriş kavitesi açıldıktan sonra kanal ağızlarının lokalizasyonunun dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. PP142 ROOT CANAL TREATMENT OF PREMOLARS WITH THREE ROOT CANALS : 2 CASES Aim: For successful endodontic treatment; root canals must be cleaned, shaped adapting root canal anatomy and filled hermetically.however, root canal anatomy have shown differantation by the type of teeth. According to studies, it is known that maxillar 1. Premolars have single root,1 or 2 canals. Vertucci reported the occurrence of one canal at the apex in them at 75%, and two canals at apex at 24%. In the same study, vertucci found maxillary second premolars with three canals at apex only 1%. Premolars with 3 canals similar to the molars therefore these teeth mostly upper premolars are named as ridiculous or molarise. The purpose of this case report; making presentation about applying root canal treatments to the upper premolar tooth which have different number of root canals and different morphologies from normal. Case report: Case-1 31-years-old female patient admitted to our clinic with spontaneous pain on the right upper 1. Premolar, had attempted a root canal therapy two years ago. Findings of intraoral examination; palpation(-), vertical percussion (+), vitality (-), fistula (-). After removing of root canal filling, three separate canals in three roots are recognised at periapical radiography. ProTaper retreatment kit (dentsply, switzerland) were used for the removal of obturation. Then the location of the third canal orifice was determined by using microscope (zeiss, germany). For root canal shaping ProTaper Universal sx and ProTaper next x1 and x2 (dentsply, tn) were used. After each instrument, 5,25% naocı was used as irrigation solution. Root canal obturation was performed using gutta-percha (dentsply, usa) and AH Plus (dentsply, germany) by using lateral condensation technique. Case-2 36 years old female patient admitted to our clinic with pain was felt in nights on the right upper 1. Premolar.ıntraoral findings; palpation(-), vertical percussion(+), vitality(+), fistula(-). At periapical radiography three separate canals in two roots are recognised. C files (#6,#8,#10) were used for the canal patency. Apex locator (j. Morita root zx mini) was used to determine working lengths. Canals were shaped with ProTaper Universal sx and ProTaper next x1 and x2. 5,25% naocı was used as irrigation solution. Root canal obturation was performed using gutta-percha and AH Plus by using lateral condensation technique. 264

265 Conclusions: As the result, the number and morphology of root canals should be investigated on the radiographs and for succesful endodontic treatment; endodontic cavity should be examined carefully for the location of the canal orifices. PP143 MİNERAL TRİOKSİT AGREGAT IN ENDODONTİDE DÖRT FARKLI KLİNİK UYGULAMASI VOLKAN DİNÇ, AYŞE DİLJİN KEÇECİ, BULEM ÜREYEN KAYA SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı MTA nın endodontide farklı klinik kullanım alanlarını göstermektir. Gereç ve Yöntem: İlk vaka; 17 yaşındaki kadın hasta, 27 nolu dişte soğuk hassasiyeti şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Çürük dokunun uzaklaştırılmasının ardından, pulpa açılımı tespit edildi. Pulpa yüzeyi beyaz MTA (angelus, londrina, pr, brazil) ile kapatıldı, cam iyonomer (i-fıl eu) siman ile geçici restorasyon yapıldı. Daimi restorasyon bir hafta sonra kompozit (cavex, holland bv) dolgu materyali ile tamamlandı. Bir yıllık klinik ve radyografik kontrollerde dişte herhangi bir klinik semptoma ve radyografik patolojiye rastlanmadı. İkinci vaka; 46 yaşındaki kadın hastada, 36 nolu dişte radyografik muayene sonucu furkasyon perforasyonu ve distal kök çevresinde kemik rezorbsiyonu tespit edildi. Perforasyon alanı ilk seansta beyaz MTA ile kapatıldı ve kök kanal tedavisi tamamlandı. Bir yıllık klinik kontrolde dişte herhangi bir semptoma rastlanmadı, radyografik değerlendirmede periapikal kemik lezyonunun iyileştiği gözlendi. Üçüncü vaka; 10 yıl önce üst çene anterior bölgeden travma görmüş 20 yaşındaki kadın hastanın 22 nolu dişinin radyografik muayenesinde geniş ve kısa kök kanalı ile periapikal kemik yıkımı izlendi. Kök kanalı dişi güçlendirmek amacı ile beyaz MTA ile dolduruldu. Bir yıllık klinik kontrolde dişte herhangi bir semptoma rastlanmadı, radyografik değerlendirmede periapikal kemik lezyonunun iyileştiği gözlendi. Dördüncü vaka; 29 yaşındaki kadın hasta 12 nolu dişinde perküsyon şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Altı ay önce kök kanal tedavisi ve apikal rezeksiyon tedavisi uygulanmış dişin radyografik değerlendirmesi sonucu, kök ucu kanal dolgusunun bulunmadığı ve periapikal alanda lezyon varlığı tespit edildi. Dişin kök kanal tedavisinin yenilenmesinin ardından, retrograd olarak beyaz MTA kök ucu dolgu materyali olarak uygulandı. Altı aylık klinik kontrolde dişte herhangi bir klinik semptoma rastlanmadı, radyografik değerlendirmede periapikal kemik lezyonunun iyileştiği gözlendi. Bulgular: Tüm vakalar klinik ve radyografik olarak 6 ay ile 1 yıl arasında değerlendirildi. MTA nın pulpa kuafaj materyali olarak kullanıldığı vakada 1. Yılın sonunda diş vitalitesini koruyordu. MTA nın furkasyon perforasyonu tamir, daimi kök kanal dolgu ve kök ucu dolgu materyali olarak kullanıldığı diğer vakalarda periapikal lezyonların iyileştiği görüldü. Sonuçlar: MTA nın biyouyumluluğu ve sızdırmazlık özellikleri göz önünde bulundurulduğunda; klinikte pulpa kuafajında, perforasyonların tamirinde, kanal dolgu ve kök ucu dolgu materyali olarak kullanımı iyi bir tedavi seçeneğidir. PP143 FOUR DIFFERENT CLINICAL APPLICATIONS OF MINERAL TRIOXIDE AGGREGATE IN ENDODONTICS Aim: The purpose of this study is to present different clinical use of MTA in endodontics. Methodology: First case; 17-year-old female patient has attended to clinic with complaint of cold sensitivity on tooth number 27. After removing decay, pulp exposure was observed. Pulp surface was capped with white MTA (angelus, londrina, pr, brazil). Temporary restoration was applied with use of glass ionomer cement (i-fıl eu). One week later permanent restoration was completed with 265

266 composite (cavex, holland-bv) filling material. Neither clinical symptom nor radiographic pathology was observed on 1-year clinical and radiographic recall. Second case; after radiographic examination, furcation perforation and bone resorption around distal root were observed at 46-year-old female patient s tooth number 36. Perforation area was sealed with white MTA at first session, root canal treatment was completed. Healing in periapical bone lesion was observed in radiographic evaluation and no clinical symptoms were found in tooth on 1-year clinical recall. Third case; large and short root canal and periapical bone destruction were observed in radiographic examination of tooth number 22 belonging 20-year-old female patient who had a trauma 10-years ago in anterior area of upper jaw. Root canal was filled with white MTA to strengthen the tooth. Healing in periapical bone lesion was observed in radiographic evaluation and no clinical symptoms were found in tooth on 1- year clinical recall. Fourth case; 29-year-old female patient has attended to clinic with complaint opercussion on tooth number 12. As a result of radiographic evaluation, of the tooth, whose root canal treatment and apical resection treatment was applied 6-months ago, lack of root-end filling and lesion in periapical area were observed. After root canal retreatment, white MTA was applied as retrograde filling material. Healing in periapical bone lesion was observed in radiographic evaluation and no clinical symptoms were found at 6-months clinical recall. Results: All cases were examined between 6-months and 1-year both clinically and radiographically. The tooth preserved its vitality after a year in the case which MTA was used as pulp capping material. Healings in periapical lesions were observed in other cases, where MTA was used as furcation perforation repair, permanent root canal filling, root-end filling material. Conclusions: Considering the sealing ability and biological aspects of MTA, using it for pulp capping, perforation repair, root canal filling and root-end filling material in clinic seems to be a good treatment option. PP144 KÖK GELİŞİMİ TAMAMLANMAMIŞ NEKROTİK PULPALI DİŞLERDE REJENERATİF ENDODONTİK TEDAVİ: İKİ VAKA RAPORU VOLKAN DİNÇ, BULEM ÜREYEN KAYA, AYŞE DİLJİN KEÇECİ SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Revaskülarizasyon, kök gelişimini tamamlamamış nekrotik pulpalı dişlerde kök gelişiminin devamına izin veren değerli bir tedavidir. Bu çalışmanın amacı nekrotik pulpalı kök gelişimi tamamlanmamış iki dişe uygulanan revaskülarizasyon prosedürünün, 6-12 aylık takip sonuçlarını rapor etmektedir. Gereç ve Yöntem: Kron harabiyeti şikayeti ile kliniğimize başvuran 10 yaşındaki hastanın klinik muayenesi sonucu 37 numaralı dişinde derin dentin çürüğü ve termal testlere negatif cevap saptandı. Radyografik değerlendirmede, kök gelişiminin devam etmediği, köklerin kısa ve ince olduğu görüldü. İlk seans, çürük ve pulpa dokusu uzaklaştırıldı. Kök kanallar %5,25 lik NaOCl ile yıkandıktan sonra uzun süreli dezenfeksiyon amacıyla üçlü antibiyotik patı (metronidazol, siprofloksasin ve minosiklin) orta ve koronal kök üçlüsüne yerleştirilerek, 3 hafta süre ile bırakıldı. Antibiyotik patı serum fizyolojik solüsyonu ile uzaklaştırıldıktan sonra son yıkamada %17 lik EDTA solüsyonu kullanıldı. 15 numaralı kanal eğesi ile apikalden hafifçe çıkılarak kanama başlatıldı ve kök kanalları içinde pıhtı oluşumu sağlandı. Beyaz MTA (angelus, londrina, pr, brazil) kökün koronal üçlüsüne yerleştirildi ve MTA nın sertleşmesini takiben daimi restorasyon yapıldı. İkinci vakada, 15 yıl önce üst çene anterior bölgeden travma öyküsü olan 26 yaşındaki erkek hastada, 21 numaralı dişin; klinik muayene sonucunda kuronunun sağlıklı olduğu, termal testlere negatif cevap verdiği, radyografik muayene sonucunda kök 266

267 gelişiminin tamamlanmadığı ve periradiküler lezyona sahip olduğu görülmüştür. İlk seans pulpa dokusu uzaklaştırıldı ve kanallar %5,25 lik NaOCl ile yıkandı. Dezenfeksiyon amacıyla, kök kanalına ca(oh)₂ yerleştirildi ve 3 hafta süre ile bırakıldı. Ca(oh)₂ uzaklaştırıldıktan sonra son yıkamada %17 lik EDTA solüsyonu kullanıldı. 15 numaralı kanal eğesi ile apikalden hafifçe çıkılarak kanama başlatıldı ve kök kanalları içinde pıhtı oluşumu sağlandı. Beyaz MTA kökün koronal üçlüsüne yerleştirildi ve MTA nın sertleşmesini takiben daimi restorasyon yapıldı. Bulgular: 6 ve 12 aylık klinik kontrollerde her iki dişin semptomsuz olarak fonksiyon gördüğü tespit edildi. Dişler termal testlere pozitif yanıt verdi. Radyografik muayenelerde her iki vakada da kök gelişiminin devam ettiği, kanal duvarlarında kalınlaşma ve kök boyunda uzama gözlendi. İkinci vakadaki periapikal lezyonun küçüldüğü izlendi. Sonuçlar: Endodontide revaskülarizasyon tedavisi kök gelişimi farklı sebeplerle tamamlanamamış dişlerde uygun vaka seçimleriyle etkin bir tedavi yöntemi olabilir. Daha ileri ve uzun süreli klinik takip çalışmalarına ihtiyaç vardır. PP144 REGENERATIVE ENDODONTIC TREATMENT IN TEETH WITH NECROTIC PULP AND UNCOMPLETED ROOT DEVELOPMENT: TWO CASE REPORTS Aim: Revascularization is a valuable treatment in immature necrotic teeth that allows the continuation of root development. In this study, revascularization treatment of 2 immature teeth with necrotic pulp were described with their 6-12 months recall results. Methodology: After clinical examination of 10-year-old patient who attended to our clinic with complaint of crown destruction, in tooth number 37 deep dentine decay was observed and a negative response to electric pulp test were determined. In radiographic evaluation, it was observed that the root development was not proceeded, the roots were short and thin. In the first session, after removing the decay and pulp tissue, the root canals were irrigated with NaOCl 5.25%. For long term disinfection of the root canals, triple antibiotics paste (metronidazole, ciprofloxacin and minocycline) was placed on middle and coronal part of the root and left for 3 weeks period. After removing the antibiotics paste with physiological serum solution, EDTA 17% solution was used for final irrigation. In the second case, 26-year-old patient with trauma history in anterior area of upper jaw 15 years ago attended to our clinic. Tooth number 21 had a healthy crown and gave a negative response to termal test. Radiographic examination revealed uncompleted root development and periradicular lesion. In the first session, pulp tissue was removed and the root canals were irrigated with NaOCl 5.25%. For disinfection of the root canals, ca (oh)₂ was placed and left for 3 weeks period. After removing ca(oh)₂, EDTA %17 solution was used for final irrigation. For both of the cases, using a 15 k hand file while exceeding beyond the apex, bleeding was initiated and clot formation was provided in root canals. White MTA (angelus, londrina pr, brazil) was placed into the coronal part of the root and permanent restoration was build following the hardening of MTA. Results: It was determined that both of the teeth were in function without any symptoms in 6- months and 12-months clinical recalls. Proceeding root development, thickening at canal walls and elongating root length were observed in radiographic examinations. Periapical lesion healing was observed in second case. Conclusions: In endodontics, revascularization treatment can be an efficient treatment method with appropriate case selection in teeth which have uncompleted root development due to different causes. However further and long-term studies of clinical follow-up are necessary. 267

268 PP145 ASLA VAZGEÇME: BİR OLGU SUNUMU 1 ESİN ÖZLEK, 2 ERSEN BİLGİLİ, 3 BURAK AK 1 YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ, DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI 3 YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PERİODONTOLOJİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu sunumunun amacı travmatik yaralanma sonrasında avülse olan bir dişin gecikmiş replantasyon sonrası tedavilerini anlatmaktır. Olgu sunumu: 9 yaşındaki kız hasta; bisikletten düşme nedeniyle 31 nolu dişinin yerinden çıkması şikayetiyle, olaydan 2 saat sonra en yakın ağız diş sağlığı merkezine başvurmuştur. 2 saat süreyle süt içinde bekletilen diş burada replante edilip, üzerine kompozit splint uygulandıktan sonra hasta üniversiteye yönlendirilmiş, 3 gün sonra kliniğimize başvurmuştur. Klinik muayenede diş etinin mobil ve hiperemik olduğu görülmüştür. Radyolojik muayene sonucuna göre dişin apeks gelişiminin tamamlanmış olduğu görülmüş, alveol kemikte ve komşu dişlerde herhangi bir kırığa rastlanılmamıştır. Hijyenik olmayan kompozit splint kaldırılmış, polietilen fiber post (ribbond, seattle, washington, usa) ile yeni splint uygulanmıştır. Peridontolog tarafından diş eti düzenlemesi yapılıp, sutur atılmıştır. Hastaya antibiyotik (augmentin-bıd fort oral süspansiyon 400/57, 2x5 ml), analjezik (calpol 6-plus süspansiyon, 3x125 mg) ve klorheksidin içeren ağız gargarası (oroheks plus sprey 2x5 püskürtme) reçete edilmiştir. Tetanoz aşısı yaptırması için tıp fakültesine yönlendirilmiştir. 2 hafta sonrasında dikişler alınmış, diş ve çevre dokuların klinik görünümü normal olup endodontik tedaviye başlanmıştır. Aynı seansta splint çıkarılmıştır. 10 gün sonra yapılan radyolojik muayenede periapikal dokuların normal görünümde olduğu belirlenmiştir. Asemptomatik durumda olan dişin kanal dolgusu yapılıp, kompozit ile restore edilmiştir. 1-3 ay kontrollerinde dişin semptomsuz olduğu belirlenmiştir. Hasta daha sonraki kontrollerine gelmemiştir. 2 yıl sonunda kliniğimize tekrar başvuran hastanın tedavi edilen bölgede herhangi bir rahatsızlığı olmadığı öğrenilmiştir. Ancak yapılan radyolojik kontrolünde replante edilen 31 nolu dişte herhangi bir patoloji gürülmemesine karşın 32 nolu diş kökünün kuronal 1/3 ünde eksternal kök rezorpsiyonu ve apikalinde geniş radyolüsent lezyon ve kök rezorpsiyonu belirlenmiştir. Endodontik tedavisi başlanmış ve 10 gün süreyle kalsiyum hidroksitle bekletilmiştir. Endodontik tedavisinin tamamlandığı seans mukoperiostal flap kaldırılarak rezorpsiyon alanına ulaşılmış, granulasyon dokusu kürete edilmiş ve perforasyon alanına MTA (angelus white, londrina, pr, brasil) yerleştirilmiştir. Mukoperiostal flap yerine yerleştirilerek sutur atılmıştır. Hastaya antibiyotik, nonstreoid analjezik ve ağız gargarası verilmiştir. Dikişler yedi gün sonra alınmıştır.1 ay sonra yapılan klinik ve radyolojik muayenede dişin asemptomatik olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar: Avülsiyon yaralanmaları düzenli takibin gerektiği komplike vakalardır. PP145 NEVER GIVE UP: A CASE REPORT Aim: Aim of this case report is to describe treatment of an avulsed tooth caused by a traumatic injury after it s late replantation. Case report: A 9 year old girl; had visited nearest dental health care center with complaint of an avulsed mandibular central tooth 2 hours after her bicycle accident. Avulsed tooth which had been kept in milk in that two hours, had been replanted and reffered to a dentistry faculty with a composite splint. Patient arrived to our clinic 3 days later. In clinical examination gingiva seemed mobile and hyperemic. Radiological examination showed that tooth had a closed apex and no fracture in neither alveolar bone nor adjacent teeth detected. Non-hygienical composite splint is 268

269 removed and a new splint applied using polythene fibre post (ribbond, seattle, washington, usa). Gingivoplasty and suture procedure is performed by a periodontologist. Antibiotic (augmentin-bıd fort oral suspension 400/57, 2x5 ml), analgesic (calpol 6-plus suspension, 3x125 mg) and mouthwash containing chlorhexidine (oroheks plus 2x5 spray) are prescribed to the patient and she referred to faculty of medicine for vaccine of tetanus. Sutures are removed 2 weeks later. After detection of clinically normal periodontal tissues, endodontic treatment is began and the splint is removed. In radiological examination after 10 days, periapical tissues seemed normal. Root filling of clinically asymptomatic tooth is performed and coronal restoration finished with composite. In controls after 1 and 3 months, tooth remained asymptomatic. Patient didn t come to her later control dates. After 2 years, patient visited our clinic without any dental complaint. However in her radiological examination, despite absence of patological signs in replanted tooth, external resorbtion in apical and coronal 1/3rd in root of adjacent tooth and a wide radiolucent lesion was detected. In the session which endodontical treatment is completed after 10 day of calsium hydroxide dressing; field of resorbtion is reached with a mucoperiosteal flap. Tissue of granulation is cureted and MTA (angelus white, londrina, pr, brasil) is placed to perforation zone. Sutures are removed after a week. In clinical and radiological examinations after 1 month, teeth were detected as asymptomatic. Conclusions: Avulsion injuries are complicated cases that require a regular follow-up. PP146 GUTTAFLOW 2, GUTTAFLOW BİOSEAL, MTA FİLLAPEX VE AH PLUS IN PUSH-OUT BAĞLANMA DİRENÇLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI BANU UYSAL, ECE AVCI, HÜSEYİN ERTAŞ, İSMAİL DAVUT ÇAPAR İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, dört farklı kanal patının (AH Plus, MTA fillapex, guttaflow 2 ve guttaflow bioseal-yeni geliştirilmiş bir kanal patı) push out bağlanma dirençlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 48 tek köklü insan mandibular premolar dişi kullanılmıştır. Kök kanal preparasyonları ProTaper Universal F3 eğeleri kullanılarak tamamlanmıştır. Tüm kanallar tek kon ve dört kanal patından biri kullanılarak doldurulmuştur: AH Plus, MTA fillapex, guttaflow 2 ve bioseal. Tüm örnekler 37 c ve %100 nem ortamında 1 hafta bekletilerek patların sertleşme süreci tamamlanmıştır. Her kök 2 mm kalınlığında kesitlere bölünmüş ve kesitlere push out testi uygulanarak veriler toplanmıştır. Analiz tek yönlü ANOVA testi ile yapılmıştır. (p<0.05) Bulgular: Dört kanal patı arasında ve koronal-orta-apikal kesitler arasında push out bağlanma direnci açısından bir fark gözlenmemiştir. (p>0.05) Sonuçlar: Yeni geliştirilmiş bir kanal patı olan guttaflow bioseal, AH Plus, MTA fillapex ve guttaflow 2 ile benzer push out bağlanma direncine sahiptir. PP146 EVALUATION OF PUSH-OUT BOND STRENGTH OF GUTTAFLOW 2, GUTTAFLOW BIOSEAL, MTA FILLAPEX AND AH PLUS Aim: The aim of this study was to evaluate the push out bond strength of four endodontic root canal sealers; AH Plus, MTA fillapex, guttaflow 2 and guttaflow bioseal, a recently developed canal sealer. Methodology: 48 single rooted human mandibular premolars were used for this study. Root canal preparations were completed using ProTaper Universal F3 files. Root canals were obturated using single cone gutta percha and one of the four sealers for each group: AH Plus, MTA fillapex, guttaflow 2 and guttaflow bioseal. All specimens were stored at 37 ºc and 100 % humidity for 1 week to 269

270 complete maximum setting of sealers. Each root was sectioned with 2-mm-thick slices and push-out test was performed using a universal testing device. Data was analyzed using oneway ANOVA test (p<0.05). Results: There were no significant difference among four root canal sealers on coronal, middle, apical thirds regarding push out bond strength (p>0.05). Conclusions: Guttaflow bioseal, a novel canal sealer has similar push out bond strength with AH Plus, MTA fillapex and guttaflow 2. PP147 FARKLI ANATOMİK VARYASYONLARA SAHİP MANDİBULAR PREMOLAR DİŞLERİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: ÜÇ VAKA RAPORU SELİN GÖKER, GÖRKEM CAN, TUNA KAPLAN, DİLEK ERBAY TÜRKAYDIN MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL Amaç: Bu olgu sunumunun amacı, kliniğimize başvuran farklı hastalara ait anatomik varyasyonlu mandibular premolar dişlerin endodontik tedavilerinin sunulmasıdır. Olgu sunumu: Olgu1: 56 yaşında erkek hasta rutin kontrol için kliniğimize başvurmuştur. Radyografik değerlendirme sonucu sol alt 2.premoların birden fazla kanala sahip olduğu ve kanallardan sadece birinin güta perka ile doldurulmuş olduğu tespit edildi. Giriş kavitesi açılan dişteki kök kanal dolgusu söküldü, ilave kanallar bulundu ve ayrı foramenlerle sonlanan birbirinden bağımsız 3 adet kök kanalı varlığı tespit edildi. Kök kanalları %5,25 lik NaOCl irrigasyonu altında MTwo NiTi eğeler ile boyutuna kadar genişletildi. Kök kanalları son yıkama işlemi için sırası ile; %5,25 lik NaOCl, %17 lik EDTA ve tekrar NaOCl ile yıkanıp steril kurutma kağıtları ile kurulandı, güta-perka ve rezin içerikli kanal patı ile dolduruldu. Olgu 2: 15 yaşında erkek hasta ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Klinik ve radyografik muayene sonucu hastanın sağ alt 1. Premolarına irreversible pulpitis tanısı koyuldu ve anatomik varyasyon tespit edildi. Giriş kavitesi açılan dişte kök kanalının geniş tek kanal şeklinde başlayıp daha sonra bukkal ve palatinalde konumlanan 2 ayrı kanala ayrıldığı ve bukkal kanalın c- şeklinde olduğu tespit edildi. Kök kanalları %5,25 lik NaOCl irrigasyonu altında apikal genişlik #35 olacak şekilde ve step-back tekniği ile genişletildi ve güta-perka ve rezin içerikli kanal patı kullanılarak soğuk lateral kondenzasyon tekniği ile dolduruldu. Olgu 3: 30 yaşında kadın hasta ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Klinik ve radyografik muayene sonucu hastanın sağ alt 1. Premolarına akut apikal periodontitis tanısı koyuldu ve kanal tedavisine başlandı. Giriş kavitesi açılan dişte 2 ayrı kanal ağzı tespit edildi. Kök kanalları %5,25 lik NaOCl irrigasyonu altında apikal genişlik #35 olacak şekilde ve step-back tekniği ile genişletildi ve güta-perka ve rezin içerikli kanal patı kullanılarak soğuk lateral kondenzasyon tekniği ile dolduruldu. Sonuçlar: Kök kanal sistemi anatomisinin doğru tespiti, başarılı kök kanal tedavisinin ön şartıdır. Tedavi edilmeyen kök kanalları endodontik tedavideki başarısızlığın temel sebeplerinden biridir. Bu nedenle klinisyenler radyografik değerlendirme yaparken dikkatli olmalıdır ve mandibular premolarların anatomik varyasyonlarına hakim olmalıdır. PP147 ROOT CANAL TREATMENTS OF MANDIBULAR PREMOLARS WITH DIFFERENT ANATOMICAL VARIATIONS: THREE CASES REPORTS Aim: The aim of this case report is to present the treatment of mandibular premolars with anatomic variations in different patients referred to our endodontic clinic. 270

271 Case report: Case 1: 56 years old male patient referred our clinic for routine control. Radiographic examination revealed that mandibular left second premolar was had insufficient root canal treatment and extra root canals. After access cavity preparation, root canal filling was removed and all three independent canals were found. The root canals were prepared with MTwo NiTi files to size under copious irrigation with 5.25% NaOCl. The root canals were irrigated with 5.25% NaOCl, 17% EDTA, and again NaOCl respectively for final irrigation and dried with sterile paper points. Root canals were obturated with gutta percha and resin based sealer. Case 2: 15 years old male patient referred our clinic with severe pain. Clinical examination and radiographic evaluation revealed that mandibular right first premolar tooth was diagnosed with pulpitis. After access cavity preparation, c- shaped buccal canal and palatinal canal was determined. Root canals was enlarged up to apical size #35 according to step-back technique under copious irrigation with 5.25% NaOCl. Root canals were obturated using cold lateral compaction technique with gutta-percha and resin based sealer. Case 3: 30 years old female patient referred our clinic with severe pain. Clinical examination and radiographic evaluation revealed that mandibular right first premolar tooth was diagnosed with acute apical periodontitis. Root canal treatment was initiated. After access cavity preparation, two separate canal orifices were determined. Root canals was enlarged up to apical size #35 according to step-back technique under copious irrigation with 5.25% NaOCl. Root canals were obturated using cold lateral compaction technique with gutta-percha and resin based sealer. Conclusions: A correct diagnosis of the morphology of the root canal system is a precondition for successful root canal treatment. Untreated root canals is a major cause of unsuccessful endodontic treatment. Therefore, clinician should be careful in radiographic evaluation and aware of variation types of mandibular premolars. PP148 İKİ KÖKLÜ MAKSİLLER LATERAL KESİCİ DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: VAKA RAPORU SELİN GÖKER, ŞEYMA ŞENTÜRK, DİLEK ERBAY TÜRKAYDIN, YILDIZ GARİP BERKER MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL Amaç: Bu vaka raporunun amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile vertucci tip ıv kök kanal konfigürasyonu gösterdiği teşhis edilen anatomik varyasyonlu maksiller lateral dişin kök kanal tedavisini sunmaktır. Olgu sunumu: 45 yaşında kadın hasta rutin kontrol için kliniğimize başvurmuştur. Klinik ve radyografik muayene sonucu hastanın sağ maksiller lateral dişine kronik apikal periodontitis tanısı koyuldu ve iki köke sahip olduğu tespit edildi. Hastadan alınan anamnezde dişin daha önce düşmeden dolayı dental travmaya maruz kaldığı öğrenildi. KIBT değerlendirmesi sonucunda kök kanallarının vertucci tip ıv konfigürasyonu gösterdiği anlaşıldı. Lokal anestezi ve rubber-dam uygulaması sonrası giriş kavitesi açıldı iki ayrı kanal girişi bulundu. Çalışma boyları #10 K tipi eğe ile elektronik apeks bulucu ve radyografik teknik kullanılarak saptandı. Kök kanalları %5,25 lik NaOCl irrigasyonu altında MTwo NiTi eğeler ile boyutuna kadar genişletildi. Kök kanalları steril kağıt konlarla kurutulduktan sonra kalsiyum hidroksit pansumanı yapıldı ve giriş kavitesi geçici olarak restore edildi. Bir hafta sonraki ikinci seansta dişin asemptomatik olduğu saptandı. Rubber-dam ile izolasyonun ardından geçici restorasyon ve pamuk pellet uzaklaştırıldı. Kalsiyum hidroksit #25 K tipi eğe ve %5.25 lik NaOCl kullanılarak uzaklaştırıldı. Kök kanalları son yıkama işlemi için sırası ile; %5,25 lik NaOCl, %17 lik EDTA ve tekrar NaOCl ile yıkanıp steril kurutma kağıtları ile kurulandı, güta-perka ve rezin içerikli kanal patı ile dolduruldu. 271

272 Sonuçlar: Kök kanal sistemindeki anatomik varyasyonların tespit edilmesi endodontik tedavinin başarısında önem taşımaktadır. Klinisyenler radyografik muayene yaparken dikkatli olmalı, gerekiyorsa üç boyutlu görüntüleme tekniklerinden yararlanmalıdır. PP148 ENDODONTIC TREATMENT OF MAXILLARY LATERAL INCISOR WITH TWO ROOTS: A CASE REPORT Aim: The aim of this case report is to present the root canal treatment of maxillary lateral incisor with vertucci type ıv root canal system which is diagnosed with cone beam computed tomography. Case report: 45 years old female patient referred our clinic for routine control. Clinical examination and radiographic evaluation revealed that right maxillary lateral incisor was diagnosed chronic apical periodontitis and had an extra root canal. CBCT examination confirmed a second root canal showing a vertucci class ıv configuration. After the administration of local anesthetic and isolation with a rubber dam, endodontic access cavity was prepared and two separate canal orifices were found. Working lengths were determined using an electronic apex locator and periapical radiographs with #10K file. The root canals were prepared with MTwo NiTi files to size under copious irrigation with 5.25% NaOCl. The root canals were dried with sterile paper points and dressed with calcium hydroxide paste, and the access cavity was restored with temporary restorative material. One week later, the tooth was asymptomatic. After isolation with a rubber dam, the restorative material and cotton pellet were removed. #25K file and 5.25% NaOCl irrigation were used to remove the calcium hydroxide paste. The root canals were irrigated with 5.25% NaOCl, 17% EDTA, and again NaOCl respectively for final irrigation and dried with sterile paper points. Root canals were obturated with gutta percha and resin based sealer. Conclusions: The internal anatomic variations of the root canal system have a role on the success of endodontic therapy. Therefore, clinician should be careful in radiographic evaluation and if necessary, should take advantage of the three-dimensional imaging techniques. PP149 TRAVMAYA BAĞLI HORİZONTAL KÖK KIRIĞINDA TEDAVİ YAKLAŞIMI: OLGU SUNUMU 1 FATİH SEÇKİN, 1 ERTUĞRUL KARATAŞ, 1 AZİZ ŞAHİN ERDOĞAN, 1 EZGİ DOĞANAY, 2 NESRİN SARUHAN 1 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu sunumunun amacı, komplike kuron-kök kırığı olan bir üst orta kesici dişindeki tedavi yaklaşımını sunmaktır. Olgu sunumu: 22 yaşındaki bayan hasta kliniğimize ağrı şikayetiyle başvurdu. Hastanın dental hikayesinden, sol üst orta kesici dişin 1 gün önce kırıldığı öğrenildi. Ağız içi muayenede, bu dişte subgingival olarak uzanan oblik kuron-kök kırığı tespit edildi. Dişte önceden yapılmış bir kanal tedavisi mevcuttu. Kırık parça atravmatik olarak çıkartıldı. Kök kanalında post boşluğu hazırlandı ve kanal içine fiber post (d.t. light post; r.t.d, st-egreve France) yerleştirildi. Fiber post yerleştirildikten sonra kök kısım atravmatik olarak çıkartıldı. Koronal parçada post ile uyumlu kavite açılarak iki ayrı diş parçası, dentin bonding sistemi (clearfil se primer and bond kuraray, tokyo, japonya) ve akışkan kompozit rezin (3m A2 flowable kompozit) kullanılarak yapıştırıldı. Çekim soketinin hazırlanmasının ardından, yapıştırılan diş basınç uygulanmadan soket içerisine nazikçe yerleştirilmiş ve yandaki dişlerle splintlenmiştir. 272

273 Sonuçlar: Kök kırklarının tedavisi için uyguladığımız bu alternatif tekniğin ekonomik ve pratik bir teknik olduğu düşünülmektedir. PP149 TREATMENT APPROACH OF HORIZONTAL ROOT FRACTURE DUE TO SEVERE TRAUMA: CASE REPORT Aim: To evaluate the clinical success of the treatment approach in a maxillary central incisor having root fracture due to the severe trauma. Case report: A twenty two year-old healthy female who had trauma a day ago, and broke his tooth was referred to our clinic. There was a root fracture in the maxillary central incisor due to the severe trauma. The coronal fracture fragment was removed. A post cavity was prepared in the root and a fiber post (d.t. light post; r.t.d, st-egreve France) was placed. After that the root fragment was removed atraumataically. A compatible cavity was prepared in the coronal fragment. Two fragments were attached by dentine bonding system (clearfil se primer and bond kuraray, tokyo, japan) and flowable composite resin (3m A2 flowable composite). After the socket was prepared the attached tooth was placed slightly and splinted to adjacent teeth. Conclusions: This alternative technique we applied for treatment of root fractures is believed that is economical and practical technique. PP150 İNTERNAL REZORBSİYON DEFEKTİNİN TERMOPLASTİK GÜTA-PERKA İLE TEDAVİSİ: VAKA RAPORU 1 YAHYA GÜVEN, HALİT ALADAĞ ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu vaka raporunda, internal kök rezorpsiyonu olan vakada endodontik tedavi ve sonuçlarının gösterilmesi amaçlanmıştır. Olgu sunumu: Kliniğimize başvuran, 17 yaşındaki kadın hastadan alınan periapikal radyografide, alt sağ 2. Premolar diş kökünün 1/3 lük kuronal kısmında internal rezorbsiyon varlığı tespit edilmiş ve dişin kök kanalı tedavisine başlanmıştır. İlgili dişin endodontik giriş kavitesi açıldıktan sonra, çalışma uzunluğu 15 numara k- tipi eğe ile radyografik olarak hesaplanmış ve kök kanalı ProTaper Ni-Ti döner aletleri ile f5 e kadar şekillendirilmiştir. Yıkama solüsyonu olarak %2,5 NaOCl ve %17 EDTA kullanılmıştır. İlk seansın sonunda, kök kanalına üçlü antibiyotik patı yerleştirilmiş ve hastaya 15 gün sonrasına randevu verilmiştir. Sonraki seansta; kök kanalı, defekt bölgesine kadar güta-perka ve sealapex kanal patı ile doldurulmuştur. Rezorbsiyon alanı ve kökün kuronal kısmında enjekte edilebilen termoplastik guta perka tekniği obtura ıı: (obtura spartan, fenton, mo) kullanılmıştır. Sonuçlar: Eadyolojik değerlendirmede, bir yıllık süreçte, termoplastik enjekte edilebilen güta perka tekniği obtura ıı rezorptif defektlerin tedavisinde düzgün tıkama ve başarı göstermiştir. PP150 TREATMENT OF INTERNAL RESORPTİON DEFECTS USİNG THERMOPLASTİCİZED GUTTA- PERCHA: A CASE REPORT Aim: To present the endodontic treatment and outcome of this case with internal root resorption. Case report: A 17-year-old female patient was referred to our clinic. In the periapical radiograph taken from her mandibulary right second premolar, an internal root resorption was detected in the coronal third of the root, and root canal treatment was initiated. Endodontic access cavity was prepared and the root canal length was determined using a size 15-k file radiographically. The root 273

274 canal was then instrumented with ProTaper rotary system up to f5, and irrigated with 2.5% NaOCl and 17% EDTA. In the first session, triple antibiotic paste was placed into the root canal for 15 days. In the second session, the root canal was obturated with gutta-percha and sealapex root canal sealer up to the level of the resorption defect. Area of resorption and coronal part of the root canal were obturated with thermo plasticized injectable gutta-percha technique (obtura ıı: obtura spartan, fenton, mo). Conclusions: In radiological evaluation, obtura ıı thermo plasticized injectable gutta-percha fillings demonstrated adequate obturation and successful treatment of the resorptive defects during one year follow-up. PP151 GENİŞ BİR PERİRADİKÜLER LEZYONUN CERRAHİ OLMAYAN ENDODONTİK TEDAVİSİ: BİR OLGU SUNUMU FATMA KANMAZ, DEMET ALTUNBAŞ, RECAİ ZAN, KEREM ENGİN AKPINAR CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu olgu bildiriminde, kist benzeri geniş bir periradiküler lezyonla ilişkili dişlerin, cerrahi olmayan kök kanal tedavisinin klinik ve radyografik başarısı sunulmaktadır. Olgu sunumu: 21 yaşındaki erkek hasta sol maksiller anterior bölgede ağrı şikayetiyle kliniğimize başvurmuştur. Hasta, anamnezinde 2 yıl önce trafik kazası nedeni ile travmaya uğradığını bildirmiştir. Ağız içi muayenede, vestibül mukozada hafif şişlik, dişlerde mobilite ve perküsyona hassasiyet tespit edilmiştir. Radyografik muayenede sol üst lateral ve kanin dişlerininin apikal bölgesinde geniş radyolusent bir alan görülmüştür. Dişler elektrikli pulpa testine negatif yanıt vermiştir. Sol üst lateral ve kanin dişlere endodontik giriş kavitesi açılarak, kök kanal tedavisine başlanmıştır. Kök kanalının açılmasıyla, her iki dişten de drenaj sağlanmıştır. Drenaj kesilene kadar kök kanalı serum fizyolojik ile yıkanmıştır. Dişlerin kök kanallarının kemomekanik preparasyonları numara k- ve h-tipi paslanmaz çelik el eğeleri ile % 2.5 luk naocı irigasyon solüsyonu kullanılarak yapılmıştır. Son yıkama % 17 lik EDTA, % 2.5 lik naocı, serum fizyolojik ve % 2 lik klorheksidin ile yapılmıştır. Dişler asemptomatik hale gelene kadar, haftada 1 kez olmak üzere 3 hafta boyunca, kök kanalına kalsiyum hidroksit patı yerleştirilmiştir. Daha sonra, kök kanalları soğuk lateral kondensasyon tekniği ile gutaperka ve AH Plus kanal patı kullanılarak doldurulmuş ve kompozit restorasyon yapılmıştır. Sonuçlar: Bu vaka sunumu periapikal lezyon boyutunun, geleneksel kök kanal tedavisinde veya lezyonun cerrahi olarak temizlenmesinde ana belirleyici faktör olmadığını göstermektedir. Bu olgu 6 aylık klinik ve radyografik takibi sonrası iyileşme göstermiştir. PP151 NONSURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF A LARGE PERIRADICULAR LESION: A CASE REPORT Aim: This case report presents clinically and radiographically success of nonsurgical root canal treatment of teeth with a large cyst-like periradicular lesion. Case report: A 21-year-old male patient was referred to our clinic with severe pain on the left maxillary anterior region. There was a history of trauma due to a traffic accident two years ago. Intraoral examination was determined a swelling in the vestibule mucosa, teeth mobility and sensitivity on percussion. Radiographical examination revealed a large periradicular lesion around apices of maxillary lateral and canine incisors. Teeth gave negative response to electrical pulp test. Endodontic access cavity was prepared, and drainage was achieved by opening the both of root 274

275 canals. The canals were chemomechanically prepared with k- and h-type hand files under irrigation with 2.5% NaOCl irrigation. The root canals were irrigated with 5.25% NaOCl, 17% EDTA, normal saline and 2% chlorhexidine respectively for final irrigation. Until the teeth were asymptomatic, calcium hydroxide dressing was applied once per week by three weeks. The root canals were then obturated with cold lateral technique using AH Plus sealer and gutta-percha, and the access cavity was restored with composite resin. Conclusions: This case report confirms that the size of a periapical lesion is not a major determining factor in the decision to perform conventional root canal treatment or surgical removal of the lesion. This case showed healing after 6-month clinical and radiographic follow-up. PP152 GEMİNASYONA UĞRAMIŞ MAKSİLLER SANTAL DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: BİR OLGU SUNUMU FATMA KANMAZ, DEMET ALTUNBAŞ, KEREM E. AKPINAR CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS Amaç: Bu olgu geminasyona uğramış maksiller santral kesici dişin kök kanal tedavisini ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) ile desteklenen radyolojik bulgularını sunmaktadır. Olgu sunumu: 35 yaşındaki erkek hasta sağ maksiller santral dişindeki makrodontiden kaynaklanan estetik kaygı ile protez kliniğine başvurmuştur. Protetik planlamadan dolayı dişe kök kanal tedavisi yapılmasına karar verilmiştir. Genel sağlık durumu iyi olan hastanın anamnezinde, ailesinde herhangi bir diş anomalisi hikayesi olmadığı öğrenilmiştir. Lokal anestezi ve lastik örtü izolasyonunun ardından dişe giriş kavitesi açılmıştır. İki ayrı kök kanalının tespitinden sonra çalışma boyları elektronik apeks bulucu ile belirlenerek radyografik olarak kontrol edilmiştir. Diş k- ve h-tipi paslanmaz çelik el eğeleri kullanılarak şekillendirilmiş ve %2.5 NaOCl solüsyonu ile irrige edilmiştir. Son yıkama % 17 lik EDTA, % 2.5 lik naocı, serum fizyolojik ve % 2 lik klorheksidin ile yapılmıştır. Kök kanalları steril kağıt konlarla kurutulmuş; guta-perka ve AH Plus kanal patı kullanılarak soğuk lateral kompaksiyon tekniği ile doldurulmuştur. Hasta protez kliniğine yönlendirilmiştir. Sonuçlar: Geminasyon oluşumuna nadir olarak rastlanmaktadır, ancak diş hekimleri özel tedavi ihtiyaçları, anormal kanal morfolojisi ve radyolojik tanının öneminin bilincinde olmalıdır. PP152 ENDODONTİC MANAGEMENT OF A GEMİNATED MAXİLLARY CENTRAL INCİSOR : A CASE REPORT Aim: This report showed that the root canal treatment of a gemianted maxillary santral incisor and demonstrated by cone beam computed tomography (CBCT). Case report: A 36-year-old male patient was referred to the prosthodontics clinic with esthetics concerns resulting from the macrodontia of his right maxillary central incisor. Root canal treatment was decided because of the prosthetic planning. There were no significant medical history and no family history of dental anomalies. After the administration of local anesthetic and isolation with a rubber dam, endodontic access cavity was prepared. After the determination of the two different root canals, working length was determined for each canal root by an apex locater and controlled with a radiograph. The tooth was instrumented using the k- and h-type stainless steel hand files and irrigated with 2.5% NaOCl. The root canals were irrigated with 2.5% NaOCl, 17% EDTA, normal saline and 2% chlorhexidine for final irrigation and dried with sterile paper points. The root canals were 275

276 obturated using the cold lateral compaction technique with gutta-percha and AH Plus sealer. The patient was referred to prosthodontics clinic. Conclusions: The occurrence of gemination is very rare, but the dentists should be conscious of the specific treatment needs, abnormal canal morphology, and importance of radiologic diagnosis. PP153 ENDODONTİK-PERİODONTAL LEZYONLU MANDİBULAR MOLARIN KOMBİNE TEDAVİSİ: BİR OLGU SUNUMU FATMA KANMAZ, DEMET ALTUNBAŞ, T. EMRE KUZU, RECAİ ZAN CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, SİVAS SİVAS AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ, PERİODONTOLOJİ KLİNİĞİ, SİVAS Amaç: Bu olgu sunumunun amacı kök apeksine kadar uzanan derin meziyo-gingival olukla ilişkili şiddetli periodontal yıkımı olan, nekrotik pulpalı sol mandibular ikinci molar dişin teşhis ve tedavisini sunmaktır. Olgu sunumu: 43 yaşındaki bayan hasta sol mandibular molar bölgesindeki ağrı nedeniyle kliniğimize başvurmuştur. Yapılan ağız içi muayenede mandibular sol ikinci molar dişinde plak birikimi, gingivada enflamasyon, pü drenajı, mobilite, perküsyonda hassasiyet, derin periodontal cep (14-15mm) ve sınıf ıı furkasyon defekti olduğu saptanmıştır. Radyografik muayenede ise dişte derin bir dolgu ve dişin meziyal kökü etrafında apekse kadar uzanan şiddetli kemik kaybı görülmüştür. Diş vitalite testlerine negatif yanıt vermiştir. Endodontik tedavi protokolü uygulanmış ve hasta periodontoloğa yönlendirilmiştir. Başlangıç periodontal tedavi uygulandıktan sonra, tam kalınlık flep kaldırılarak kök yüzey düzleştirmesi ve periodontal cep eliminasyonu yapılmıştır. 6 ve 12 ay sonraki klinik ve radyografik takiplerde, hasta şikayetleri tamamen geçmiştir. Periodontal sondalamada cep derinliğinin 3 mm e düştüğü görülmüştür. Radyografik muayenede defekt bölgesinde önemli miktarda yeni kemik oluşumu izlenmiştir. Sonuçlar: Kombine perio-endo lezyonların prognozu; özellikle periodontal lezyonlar geniş ataşman kaybıyla birlikte kronik durumdaysa, genellikle zayıftır. Ancak bu vaka, periodontal ve endodontik tedaviyi kapsayan multidisipliner tedaviyle enfeksiyonun başarılı bir şekilde iyileşebileceğini göstermektedir. PP153 COMBINED TREATMENT OF MANDIBULAR MOLAR WITH ENDODONTIC PERIODONTAL LESION: A CASE REPORT Aim: The aim of this report is to describe the diagnosis and management of left mandibular second molar with a necrotic pulp and severe periodontal destruction associated with a deep mesio-gingival groove extending to the root apex. Case report: A 43 year-old female patient referred to our department with a pain on left mandibular molar region. According to intraoral examination, it was determined dental plaque accumulation on surface of tooth, inflammation of attached gingiva, pus discharge, mobility, sensitivity on percussion, exist of deep periodontal pocket (14-15 mm) and class ıı furcation defect. Radiographic examination presented a deep composite filling and severe bone loss around the mesial root of mandibular left second molar. The tooth was nonresponsive to vitality test. Endodontic treatment was performed and than patient was referred to periodontolog. Following initial periodontal therapy, periodontal pocket was eliminated by elevating full thickness flap. Scaling and root planning was performed. At the 6 and 12-months follow-up, the complaint of patient was completely passed and the tooth was 276

277 clinically and radiographically asymptomatic. The periodontal probing pocket depth was found to reduce to 3 mm. Radiographic examination showed a significant bony fill in the defect. Conclusions: The prognosis of combined perio-endo lesions is often poor, especially when periodontal lesions are chronic with extensive loss of attachment. In this case, was presented succesfull the elimination of infection by multidisipliner management included periodontal and endodontic treatment. PP154 FARKLI İRRİGASYON PROTOKOLLERİNİN SONİK SİSTEMLE AKTİVASYONUYLA SMEAR TABAKASINA ETKİSİNİN TARAMALI ELEKTRON MİKROSKOBUNDA DEĞERLENDİRİLMESİ MERYEM KARA, SADULLAH KAYA DENİZLİ AĞIZ DİŞ SAĞLIĞI HASTANESİ, DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Başarılı bir endodontik tedavinin gerçekleşebilmesi için kök kanal preparasyonu yapılan dişlerin kök kanallarının çok iyi bir şekilde temizlenmesi gerekmektedir. Bu araştırmanın amacı resiprokal hareket yapan bir döner eğe sistemi ile prepare edilmiş dişlerde farklı irrigasyon protokollerinin smear tabakasına etkisinin incelenmesidir. Araştırmada 80 adet insan alt molar dişi kullanılmıştır. Tüm dişlerin distal kökleri mine sement sınırının 1 mm üzerinden kronlarından uzaklaştırılmıştır. Çalışma boyu tespitinin ardından Reciproc sistemi kullanılarak kök kanal preparasyonu yapılmıştır. Örnekler 4 ana gruba ayrılmıştır. Her bir grupta rastgele seçilmiş 20 adet insan alt molar dişi kullanılmıştır. 1. Grupta örneklere %5'lik sodyum hipoklorit ve %17'lik etilen diamin tetra asetikasit (EDTA) solüsyonları ile kombine irrigasyon yapılmış herhangi bir aktivasyon uygulanmamıştır. 2. Grupta %2'lik klorheksidin glukonat ve %17'lik EDTA solüsyonları ile kombine irrigasyon yapılmış herhangi bir aktivasyon uygulanmamıştır. 3. Grupta %2'lik klorheksidin glukonat ile %17'lik EDTA solüsyonları ile kombine irrigasyon yapılmış ve sonik sistemle aktivasyon uygulanmıştır. 4. Grupta %2'lik klorheksidin glukonat ve %5'lik EDTA solüsyonları ile kombine irrigasyon yapılmış ve sonik sistemle aktivasyon uygulanmıştır. Daha sonra dişlere bukkolingual ve longitudinal yönde oluklar açılmış ve örnekler vertikal olarak ikiye ayrılmıştır. Elde edilen örnekler taramalı elektron mikroskobunda (sem) incelenmiş ve sonik sistem aktivasyonunun farklı irrigasyon protokollerinde smear tabakası eliminasyonuna etkisi değerlendirilmiştir. Grupların istatistiksel olarak karşılaştırılması kruskal wallis tek yönlü varyans analizi ile yapılmıştır. Tüm bu karşılaştırmalar sonucunda sadece ııı. Grup orta bölge diğerlerine göre anlamlı çıkmıştır (p< 0.05). Farklı irrigasyon protokollerinin kök kanallarında smear tabakasını uzaklaştırma etkinlikleri incelendiğinde sonik sistem aktivasyonu ile yıkama işlemi smear tabakasını uzaklaştırmada daha etkili görülmüştür. Ayrıca dental enjektörler ile yapılan irrigasyon işleminde smear tabakasının uzaklaştırılmasında NaOCl-EDTA ve CHX-EDTA kombinasyonu arasında bir fark görülmemiştir. PP154 THE EVALUATION OF THE EFFECT OF DIFFERENT IRRIGATION PROTOCOLS WITH SONIC SYSTEM ACTIVATION ON SMEAR LAYER WITH SCANNING ELECTRON MICROSCOPE Aim: One of the main purposes of root canal treatment is to eliminate the organic and inorganic tissues within the root canal system. The aim of this study is to analyse the effect of different irrigation protocols in teeth prepared with rotary system making Reciprocal movement on smear layer. The 80 pieces of mandibular human teeth were used in the research. The distal roots of teeth were removed from crowns over 1mm of cementoenamel junction. Following the detection of working length, root canal preparation were performed by using Reciproc system. The samples were divided into 4 groups. The 20 pieces of mandibular human teeth were used in each group. In the first 277

278 group, the irrigation combined with the solutions of 5% of sodium hypochlorite and 17% of etilen diamine tetra acetic acid (EDTA) were made and no activation applied. In the second group, the irrigation combined with the solutions of 2% of chlorhexidine gluconate and 17% of EDTA were made and no activation applied. In the third group, the irrigation combined with the solutions of 2% of chlorhexidine gluconate and 17% of EDTA were made and the activation applied with sonic system. And in the fourth group, the irrigation combined with the solutions of 2% chlorhexidine gluconate and 5% EDTA were made and the activation applied with sonic system. Then, the grooves in buccolingual and longitudinal directions were opened on teeth, and the samples were divided vertically. The samples obtained were analysed under scanning electron microscope (sem), and the effect of the sonic system activation in different irrigation protocols on the elimination of smear layer were evaluated. These were evaluated statistically with the kruskal wallis one-way analysis of variance. Only in the middle region of the group ııı were seen statistical significant compared to others. When activities of different irrigation protocols were evaluated, sonic system activation was observed more efficient to remove the smear layer in the root canals. Also with syringe method, it was not observed any differences between the combinations of CHX-EDTA anda NaOCl-EDTA in the removal of smear layer. PP155 PALATAL, DİSTO-BUCCAL AND MESİO-BUCCAL KÖK AMPUTASYONUNDAN SONRA ÜST MAKSİLLER MOLAR DİŞTEKİ STRES DAĞILIMI: SONLU ELEMAN ANALİZ ÇALIŞMASI 1 BETÜL GÜNEŞ, 2 ÖZNUR ERASLAN, 3 OĞUZ ERASLAN 1 OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 KONYA AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI HASTANESİ 3 SELÇUK ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı palatal, disto-buccal and mesio-buccal kök amputasyonundan sonra üst maksiller molar dişin kök dentin dokularında oluşan stress dağılımını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu in-vitro çalışmada herhangi bir çürüğü olmayan çekilmiş bir adet sağlam maksiller molar diş kullanılmıştır. Diş üzerindeki yumuşak doku artıkları ve diş taşları uzaklaştırıldı ve maksiller birinci molar dişin giriş kavitesi su soğutması altında fissür ve round firezlerle hazırlandı. Dental pulpa dokusu tirnef (Dentsply, Maillefer, Ballaigues, Switzerland) yardımıyla çıkarılıp, çalışma boyu #10 numaralı K tipi eğe (Dentsply, Maillefer, Ballaigues, Switzerland) ile belirlendi. Bütün kanallar x-smart (Dentsply, Maillefer) endodontik motorun reziprokasyon programında, Reciproc r25 (VDW, Munich, Germany) eğesi kullanılarak genişletildi. Enstrümantasyon sırasında kök kanalları 2 ml taze hazırlanmış %2.5'luk NaOCl solüsyonu ile yıkandı. Enstrümantasyondan sonra smear tabakası 5 ml %17'lik EDTA, 5 ml %2.5 luk NaOCl and 5 ml distile su ile uzaklaştırıldı. Daha sonra kök kanalları steril paper-pointler (Dentsply, Maillefer, Ballaigues, Switzerland) ile kurulandı. Tüm kök kanalları gutta-perka (diadent, korea) ve 2seal (VDW, Munich, Germany) kanal dolgu patı ile lateral kondensasyon yöntemi kullanılarak dolduruldu. Örnek, planmeca promax 3-d max CBCT (planmeca oy, helsinki, finland) cihazında, yüksek çözünürlük kullanılarak, 75 kvp and 10 ma'de taranarak görüntüsü elde edildi. Elde edilen CBCT verileri mimics software programına aktarıldı ve sonra matematiksel modelleme aşamasına iletildi. Endodontik tedavili maksiller birinci molar dişin 3 boyutlu matematiksel model (1) simülasyonu elde edildi. Oluşturulan model üzerinde palatal (2), disto-buccal (3), and mesio-buccal (4) köklerin rezeksiyonu yapılarak toplamda dört farklı model elde edildi. SoliDWorks 2014 yazılımı modelleme için, cosmosworks 2014 finite element model analizi için kullanıldı. 300 n'luk statik kuvvet kuronun okluzal yüzeyine uygulandı. 278

279 Bulgular: Maksimum von mises stress değerleri okluzal yüzeylerdeki kuvvet uygulama noktalarında gözlendi. Von mises stress değerleri yüksekten düşüğe doğru sıralandığında; palatal kök (2) amputasyonu, mesio-buccal kök amputasyonu (4), disto-buccal kök (3)amputasyonu ve sağlam diş(1) modelleri şeklinde gözlendi. Sonuçlar: Yapılan bu in-vitro çalışma sonucunda kök dentin dokusunda oluşan en fazla von mises stres değerleri palatal kök amputasyonundan sonra gözlenmiştir. PP155 STRESS DISTRUBITION OF MAXILLARY MOLAR TOOTH AFTER PALATAL, DISTO-BUCCAL AND MESIO-BUCCAL ROOT AMPUTATION: A FINITE ELEMENT ANALYZE STUDY Aim: The aim of this in-vitro study was to evaluate the stress distribution at root dentin tissues of the maxillary first molar tooth after palatal, disto-buccal and mesio-buccal root amputation. Methodology: One extracted maxillary molar tooth without caries was used in this in-vitro study. Access cavity of maxillary first molar tooth was prepared with fissure and round diamond burs by using a high speed hand-piece under water cooling. The dental pulp tissue was removed by using barbed broaches (Dentsply, Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and working length was established using 10 k-file. All root canals of the tooth were instrumented using Reciproc r25 file (VDW, Munich, Germany) with the Reciprocation program of x-smart rotary motor (dentsply, maillefer). The root canals were irrigated with 2 ml of a freshly prepared solution of 2.5 % NaOCl during the instrumentation. After root canal instrumentation, the smear layer was removed with 5 ml of 17 % EDTA, 5 ml of 2.5 % NaOCl and 5 ml distilled water. The root canals were then dried with sterile paper points (Dentsply, Maillefer, Ballaigues, Switzerland). All root canals were filled with guttapercha (diadent, korea) and 2seal root canal sealer (VDW, Munich, Germany) using lateral condensation technique. The specimen was scanned using planmeca promax 3-d max CBCT unit (planmeca oy, helsinki, finland) operating at 75 kvp and 10 ma, using high-definition. Acquired CBCT data were processed at mimics software, then transferred to mathematical modelling stage. A 3-dimensional mathematical model simulating an endodontically treated maxillary first molar tooth (1) was modeled. Totally, four different models were obtained after resection of palatal (2), distobuccal (3), and mesio-buccal roots (4) of modeled maxillary molar tooth. SoliDWorks 2014 software was used for modeling, and cosmosworks 2014 for analyzing finite element models. A 300 n static load was applied to occlusal surface of crown. Results: Maximum von stress values were observed at force application points at occlusal surfaces. Von mises stress values observed at root dentin tissues were resected palatal root (2), mesio-buccal root (4), disto-buccal root (3), and non-resected tooth (1) models, respectively from higher to lower. Conclusions: Under the conditions of this in-vitro study the most von mises stress values were observed at root dentin tissues after palatal root amputation of maxillary first molar tooth. PP156 GENİŞ APİKAL PERİODONTİTİSLİ DİŞLERİN TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU SARE KÖRKLÜ, YİĞİTCAN CANDANER, ELİF ÖZÇELİK, EMRE İRİBOZ, HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU MARMARA ÜNİVERSİTESİ Amaç: Bu çalışmamızda geniş (yaygın) apikal periodontitisli dişlerin tedavisi amaçlanmıştır Olgu sunumu: Vaka 1: On beş yaşındaki hasta, açık apeksli sol maksiller birinci kesici dişten kaynaklı intraoral şişlik ile kliniğimize başvurmuştur. Radyolojik muayenede sol maksiller birinci kesici dişin apikalinde geniş apikal periodontitis tespit edilmiştir. İlk seans kanaldan drenaj sağlanmıştır. İkinci 279

280 seans hastanın şişliğinin ortadan kalktığı görülmüştür. Ancak birer hafta ara ile altı seans kalsiyum hidroksit ile pansuman yapılmasına rağmen kanaldan drenajın devam ettiği görülmüştür ve kanal dolumu yapılmadan önce cerrahi olarak apikal bölgenin kürete edilmesine ve retrograt olarak apikalin MTA ile tıkaçlanmasına karar verilmiştir. Cerrahi operasyondan bir hafta sonra kök kanal dolumu tamamlanmıştır. Vaka 2: Kliniğimize başvuran otuz iki yaşında hastanın yapılan radyografik muayenesinde sol mandibular birinci azı dişinin kanal tedavisinin eksik olduğu ve apikal bölgede geniş apikal periodontitis olduğu tespit edilmiştir. İlk seans hastanın eski kanal dolumu söküldükten sonra kanal şekillendirmesi bitirilmiş ve kalsiyum hidroksit ile pansuman yapılmıştır. Ancak hasta kliniğimize tekrar bir yıl sonra başvurmuştur. Hastanın yapılan ağız içi muayenesinde geçici restorasyonun bütünlüğünü koruduğu görülmüştür. Radyografik muayenesinde lezyonun gözlenmediği tespit edilmiştir ve sol mandibular azı dişin kök kanal dolumu tamamlanmıştır. Sonuçlar: Geniş apikal periodontitisli dişlerin tedavisinde tedavi prosedürü vakaya göre değiştirilebilir. Doğru tedavi basamaklarının seçimi ve vakaların takibi klinik başarı için önemlidir. PP156 TREATMENT OF THE THEETH WITH HUGE APICAL PERİODONTITITS: CASE REPORT Aim: The aim of this study is to perform the treatment of the teeth with huge apical periodontitis. Case report: Case 1: Fifteen years old young male patient with intraoral swelling around the open apex maxiller left first incisor. Radiografic examination showed a huge apical periodontitis around the apical of the maxiller left incisor. At the first session drainage of the tooth was maintained. At the second session swelling disappeared. After six appointments dressing with calsium hidroxide draining had been seen. As a consequence we decided to seal apex area with MTA during surgery before filling the root canal. One week after the surgery we filled the root canal. Case 2: During the radiografic examination of a thirty two years old patient we had been seen that left mandibular first molar had inadaquate root canal fiiling and huge apical periodontitis. At the first session we removed the previous root canal filling and shaped root canal. After shaping and irrigation root canals had been dressed with calsium hidroxite. However, the patient was admitted to our clinic after a year again. After one year it has been shown to protect the integrity of the temporary restoration in intraoral examination. Radiografic examination showed the huge lession disappeared, root canal filling had been completed. Conclusions: Treatment procedures for the treatment of large apical periodontitis differ according to cases. Follow-up of cases, the correct selection and treatment steps are important for clinical success. PP157 TRAVMA SONRASI OLUŞAN KRON-KÖK KIRIKLARINDA MULTİDİSİPLİNER TEDAVİ YAKLAŞIMI: OLGU SERİSİ SEREN İSPİR, ALİ RENDE, ELÇİN TEKİN BULUT, NESLİHAN ŞİMŞEK İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu sunumlarının amacı travma nedeniyle oluşmuş komplike kron kök kırığı olan 4 vakanın multidisipliner tedavilerini sunmaktır. 280

281 Olgu sunumu: Hastalar maksiller ön kesici dişlerinde geniş bir kron kırığı ile inönü üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti anabilim dalı na başvurdu. Klinik ve radyografik muayeneler sonucunda komplike kron-kök kırıklarının olduğu tespit edildi. Vakaların hepsinde kırık hattının, bukko-palatinal doğrultuda seyrettiği ve kırık çizgisinin palatinal bölgede dişeti sınırının altına doğru uzandığı belirlendi. Hastalarda periodontal doku yaralanması ve alveolar kırık olmadığı gözlendi. Tüm vakalarda, öncelikle koronal parçanın çekimi gerçekleştirildi. Dişlerin kök kanal şekillendirmeleri ve kök kanal dolguları aynı seansta tamamlandı. Fiber post uygulaması için kök kanal dolgusunun koronal 2/3 lük bölümü, aynı ebattaki güta-perka sökücü frez ile uzaklaştırıldı. Postlar dual-cure rezin siman (maxcem elite; kerr, italya) kullanılarak simante edildi ve radyografi ile doğrulandı. Kırık kök yüzeyini görünür hale getirmek için flep cerrahisi uygulandı. Koronal parçanın iç kısmı posta uyumlu hale getirildi. Kanama kontrolünden sonra hem koronal parçaya hemde kök yüzeyine asit ve bonding uygulandıktan sonra, koronal parça dual-cure rezin siman ile yapıştırıldı. Flep orijinal konumuna yaklaştırılarak, estetik olarak dikildi. Takip radyografilerinde; dişlerde hiçbir periapikal patoloji yoktu ve dişler fonksiyonel, estetik açıdan kabul edilebilir ve asemptomatikti. Sonuçlar: Komplike kron-kök kırığına sahip dişler orijinal kırık parçaları kullanılarak ve fiber post sisteminden destek alınarak restore edildi. Tedavi edilen dört vaka, kırık dişlerin kendi parçaları ile tedavisinin ekonomik, biyolojik olarak kabul edilebilir ve estetik bir tedavi seçeneği olduğunu göstermiştir. PP157 MULTIDISCIPLINARY TREATMENT APPROACH IN CROWN-ROOT FRACTURES AFTER DENTAL TRAUMA: CASE SERIES Aim: The aim of this case reports is to present the multidisciplinary management of four cases of complicated crown-root fractures were caused by trauma. Case report: Patients were referred to ınönü university faculty of dentistry department of endodontics with an extensive teeth fractures of the maxillary anterior incisor teeth. Clinical and radiographic examinations revealed the presence of a complicated crown-root fractures. In all cases, the fracture line was extending from buccal to the palatal aspect subgingivally. In the patients, no alveolar fracture or periodontal tissue injury were observed. In all cases, initially the fractured crown fragments were extracted. Root canals were shaped and obturated in the same session. For post insertion, 2/3 of coronal root canal filling was removed using the drill matching the same size of the post. Posts were cemented using dual-cure resine cement (maxcem elite; kerr, italy) and it was confirmed by radiography. Flap surgery was performed to make the fractured root face visible. The inner part of the fractured crown fragment were prepared for post. After hemorrhage control, acid etching and bonding system was applied to both the coronal fragment and root surface. The fractured fragments were reattached to the respective teeth using dual cured resin cement. The flap was reapproximated to its original position and esthetically sutured. In follow-up radiographs, there were no periapical pathology in the teeth. The teeth were asymptomatic, functionally and esthetically acceptable. Conclusions: The crown-root fractured teeth were restored using teeth original fractured segments with fiber post systems. Treatment of these four cases showed that restoration of the fractured tooth by reattaching the original fragment is the most economical, biologically acceptable and esthetic restorative option for dental trauma. 281

282 PP158 DERİN ÇÜRÜĞÜ BULUNAN MANDİBULAR MOLAR DİŞLERİN HEMİSEKSİYON İLE KONSERVATİF TEDAVİSİ: OLGU SERİSİ SEREN İSPİR, NESLİHAN ŞİMŞEK, FUAT AHMETOĞLU İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, MALATYA Amaç: Hemiseksiyon ve kök amputasyonu dişleri periodontal, endodontik ve protetik açıdan korumak için yapılan minör cerrahi işlemlerdir. Bu olgu sunumlarının amacı mandibular molar dişlere yapılan başarılı hemiseksiyonu sunmaktır. Olgu sunumu: Olgu 1: Elli sekiz yaşında bayan hasta 36 numaralı dişinde spontan ağrı şikayeti ile inönü üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti anabilim dalı na başvurdu. Klinik muayenesinde dişte perküsyon ağrısı saptandı. Radyografik muayenesinde, eksik kök kanal dolgusu ve distal yüzeyde derin çürük tespit edildi. Olgu 2: yirmi dört yaşında bayan hasta 46 numaralı dişinde spontan ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Klinik muayenesinde dişte perküsyon ağrısı saptandı. Radyografik muayenesinde, eksik kök kanal dolgusu, distal yüzeyde derin çürük ve periapikal lezyon gözlendi. Her iki hastanın da ilgili dişlerinin distal yüzlerindeki derin çürük lezyonların restore edilemeyecek düzeyde olduğu saptandı. Dişlerin mesial kök kanallarındaki endodontik tedavisinin yenilenmesinin ardından mesio-bukkal kanallara post uygulaması yapıldı. Dişlerin mesial yarısı kompozit rezin materyal (voco arabesk n, cuxhaven, almanya) ile restore edildi. Dişler aeratör yardımıyla fissür elmas frez kullanılarak bifurkasyondan ayrıldı. Distal kökleri çekilerek hemiseksiyon işlemi tamamlandı. Çekim bölgesinin iyileşmesinin ardından dişler protetik olarak restore edildi. Klinik ve radyografik takip muayenelerinde başarılı estetik ve fonksiyonel sonuçlara ulaşıldığı görüldü. Sonuçlar: Köklerin mesial ya da distalinde çürük, ilerlemiş cep derinliği gibi herhangi bir defekt görüldüğünde, çekim en yaygın tedavi seçeneği olarak karşımıza çıkar. Ancak spesifik şartlar altında dişin sadece lezyonlu kökünün çekilmesinin ardından kalan kök endodontik olarak başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. PP158 CONSERVATIVE MANAGEMENT OF PROFOUND CARIOUS MANDIBULAR MOLARS WITH A HEMISECTION APPROACH: CASE SERIES Aim: Hemisection and root amputation are minor surgical procesures which protects teeth in terms of periodontal, endodontics and periodontal. The aim of this case report is to present the successful hemisection of mandibulary molars. Case report: Case 1: A fifty-eight years old female patient was referred to ınönü university faculty of dentistry department of endodontics with the spontaneous pain complaint in her tooth numbered 36. As a result of her radiographic examination, the missing root canal filling and deep decay at the distal surface; and also percussion pain have been determined in the clinical examination performed. Case 2: A twenty four years old female patient was referred to our clinic with the spontaneous pain complaint in her tooth numbered 46. As a result of her radiographic examination, the missing root canal filling, deep decay at the distal surface and periapical lesion; and also percussion pain have been determined in the clinical examination performed. It is also determined that the deep decay lesions at the distal surfaces of the related teeth of both of the patients were at the level which could not be restored properly. The root canal retreatment was performed for the mesial root canals of the teeth and then the post application is performed to the mesio-buccal canals. The mesial half of the teeth is restored with the composite resin material (voco arabesk n, cuxhaven, germany). The teeth are separated from the bifurcation by means of using the fissure diamond drill with the help of the aerator. The distal roots were extracted and the hemisection process was completed in this manner. 282

283 Following the cure and improvement of the extracting area, the teeth are restored protetically. In the clinical and radiographic follow-up examinations, it is seen and observed that the successful aesthetic and functional results have been obtained. Conclusions: Any defect such as deep carious lesion or probing pocket depth in the root either mesial or distal, extraction is the most common treatment plan. However under specific conditions, only the diseased root of the tooth can be extracted after endodontic treatment. PP159 TRAVMA SONUCU KOMPLİKE KRON KIRIĞI VE KÖK KIRIĞI OLAN DİŞLERİN KONİK IŞINLI BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ İLE TEŞHİSİ VE TEDAVİ YAKLAŞIMI: OLGU SUNUMU 1 SERÇİN ÖZCAN UZMAN, 1 SELİN GÖKER, 2 BORA KORKUT, 1 OKAN UYSAL, 1 MAHİR GÜNDAY 1 MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, travma sonucu meydana gelen komplike kron ve kök kırığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile teşhisi, endodontik tedavisi ve yapılan restorasyonun vaka raporu olarak sunulmasıdır. Olgu sunumu: 29 yaşında erkek hasta travmadan 3 saat sonra kliniğimize başvurmuştur. Yapılan klinik ve radyografik incelemelerde alt yan keser dişin okluzale ekstruze olduğu, perkusyon ve palpasyona duyarlı olduğu ve dişeti oluğundan kanama varlığı tespit edildi. Üst kesici dişlerde komplike kuron kırıkları tespit edildi. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirme sonucunda alt yan keser dişin orta üçlüsünde kök kırığı olduğu saptandı. Lokal anestezi altında ekstruze olan koroner fragmanın repozisyonu sağlandı ve yarı-rijit bir splint kullanılarak 4 hafta süre ile splintlendi. Üst orta kesici dişlerin kırık kron parçaları restoratif tedavisi yapılana kadar splintlendi ve kanal tedavisi tamamlandı. 1 hafta sonra alt yan kesici dişinde spontan ağrı şikayeti devam ettiği için kanal tedavisi başlandı. Kök kanalları ProTaper next Nikel Titanyum döner aletlerle F3 e kadar genişletildi. Şekillendirme esnasında % 5.25 lik NaOCl, %17 EDTA ile irrigasyon yapıldı ve kağıt konlar ile kurulandı. Hastanın semptomları geçtiğinde kanallar rezin içerikli kök kanal dolgu patı (2seal, VDW) kullanılarak lateral kondensasyon yöntemiyle doldurulmuştur. Sonraki seans 11, 21 nolu dişler kompozit laminalar ile tedavi edilmiş ve palatinal yüzeylerinden fiber bant ile desteklenmiştir. Hastanın 3 aylık takibinde alınan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ve klinik muayenesi sonucunda dişlerin asemptomatik olduğu tespit edilmiştir. Hastanın en az 1 yıl klinik ve radyografik takibi planlanmaktadır. Sonuçlar: Kırık vakalarında amaç, dişi mümkün olduğunca uzun süre, estetik ve fonksiyonel bir şekilde ağızda tutmaktır. Bu vakada kısa dönemli klinik ve radyografik bulgular başarılı olmakla birlikte, hastanın kontrolleri devam etmektedir. PP159 TREATMENT APPROACH OF COMPLICATED CROWN FRACTURE AND ROOT FRACTURE CAUSED BY TRAUMA DETECTED USING CONE-BEAM COMPUTED TOMOGRAPHY: A CASE REPORT Aim: This case report, describes endodontic treatment of teeth with complicated crown and root fractures due to facial trauma diagnosed by cone beam computed tomography. Case report: 29 years old male patient was referred to our clinic with a history of trauma after 3 hours. Clinical examinations and radiographical analyses revealed that mandibular lateral incisor has extruded, and was sensitive to palpation and percussion with gum bleeding. It was observed that the exposure of the pulp and complicated enamel dentin fracture of the maxillary central incisors. In the cone beam computed tomography evaluation, horizontal middle third of the root fracture was seen 283

284 at mandibular lateral incisors. After repositioning the coronal fragment, the teeth were fixed with semi-rigid splint for four weeks. Until restorative treatment of fractured crown parts, the central incisors was splinted and then endodontic treatment was applied. Root canal treatment was initiated on lateral incisor because of the spontaneous pain. Root canals shaped with ProTaper next Nickel Titanium rotary system up to size F3 and irrigation protocol was performed with % 5.25 NaOCl and %17 EDTA. After two weeks patient was asymptomatic and root canals were obturated with guttapercha and 2seal root canal sealer via the cold lateral compaction technique. 11, 21 numbered teeth treated with composite laminates and palatinal surfaces supported with fibers. The patient was recalled during follow-up at the end of three months the teeth were clinically free of symptom, presented physiological mobility and sensitivity to percussion and palpation has not been established. At least one year clinical and radiographic follow up is planned. Conclusions: In fractured teeth, the goal should be keeping the tooth in the mouth as long as possible in an aesthetical and functional condition. Although short-term clinical and radiographical examination showed success; the patient was informed to attend the periodic follow-ups. PP160 REZORPSİYON TEDAVİSİNDE MTA KULLANIMI: OLGU SUNUMU MERVE AYTÖRE, FATIMA BETÜL BAŞTÜRK, EMRE İRİBOZ, HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu sunumun amacı internal ve eksternal rezorpsiyonu bulunan başarısız kök kanal tedavili bir vakanın MTA ile tamirinin incelenmesidir. Olgu sunumu: Sol alt birinci molar dişinde ağrı, şişlik şikayeti ve çekim endikasyonu ile kliniğe başvuran, sistemik bir hastalığı bulunmayan 21 yaşındaki bayan hastada yapılan muayene sonucu dişte spontan ağrı, perküsyon ağrısı, mobilite, yumuşak dokularda yaygın ödem ve palpasyonda şiddetli ağrı tespit edilmiştir. Şikayetleri doğrultusunda hastadan alınan periapikal röntgende ilgili dişin yetersiz kanal tedavisi ile meziyal kökünün apikalinde apikal ostitis görüntüsü, distal kökünde ise apikal ve internal rezorpsiyon ile kök ucunda yaygın radyopak alan izlenmiştir. Dvt taramasında elde edilen çapraz kesit ile aksiyel, koronal ve sagital kesit görüntülerinde; mandibulada sol alt birinci molar dişin meziyal kökünün apikalinde apikal ostitis ile uyumlu hipodens alan izlenirken distal kökünde resorbsiyon ile birlikte, apikalinde kondensing ostitis ile uyumlu hiperdens alan görülmüştür. Hiperdens alanın mandibular kanal korteksi ile bitişik seyrettiği ve sol alt ikinci molar diş ile çok yakın komşulukta olduğu izlenmektedir. Hasta dişin prognozu ile ilgili bilgilendirilip dişteki eski yetersiz kanal tedavi uzaklaştırılmıştır. Distal kökteki guta perka artıkları uzaklaştırılıp kanal çalışma uzunlukları apeks bulucu (mm apex pointer, MicroMega, Besançon, France) ile tespit edilip periapikal radyograflar ile teyit edilmiştir. Pü drenajı sonlandıktan sonra kök kanalları kalsiyum hidroksit (sultan chemists, englewood, usa) ve cavit (3m espe dental products, mn, usa) ile kapatılmıştır. Hasta 7 gün aralıklarla 3 pansuman ve 15 gün ara ile 1 pansuman randevusuna çağırılmıştır. Her pansumanda ilgili diş konvansiyonel irrigasyon yöntemleri ile irrige edilip kök kanallarına kalsiyum hidroksit gönderilmiştir. Meziyal kanallar guta perka (diadent group ınternational, canada) ve AH Plus (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) kanal patı ile lateral kondensasyon tekniğiyle, distal kanal MTA+ (cerkamed group, nisko, poland) ile doldurulmuştur. Dolum sonrasında 3 aylık ve 6 aylık kontollerde de herhangi bir semptom gözlenmemiştir. Sonuçlar: Klinik ve radyografik olarak takibi devam eden dişteki rezorpsiyonun ilerlemesinin durduğu ve mobilitenin azaldığı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak bu tip şiddetli rezorpsiyon olgularında MTA iyileşmeyi hızlandırmakta ve dişin fonksiyonunu devam ettirebilmesini sağlamaktadır. 284

285 PP160 REPAIR OF INTERNAL / EXTERNAL ROOT RESORPTION WITH MINERAL TRIOXIDE AGGREGATE: A CASE REPORT Aim: The aim of this report is to present an internal and apical root resorption case repaired with MTA. Case report: A 21 year old female patient with no systemic disesases presented with an unsuccessful root canal treatment, pain and episodes of intraoral swelling associated with the mandibular left first molar. Clinical examination revealed mobility and tooth was severely sensitive to percussion and palpation. Periapical radiographs revealed periapical lesion associated with the root end of mesial canals and internal apical resorption of distal canal with wide radioopacity of the root end. Dvt scan was taken and images revealed the same symptoms with the radiographs. Retreatment procedure was initiated after enlightening the patient about the prognosis. Gutta percha and the sealer were removed from the root canal by using gates glidden drills, k-type files, and Hedström files (mani ınc., tochigi, japan). Working lengths identified with mm apex pointer ( MicroMega, Besançon, France) and confirmed with periapical radiographs. Irrigation was performed by conventional irrigation procedures and calcium hyroxide paste (sultan chemists, englewood, usa) was applied. The access cavity was sealed with a temporary filling material (cavit, 3m espe dental products, mn, usa). After 3 appointmens once every seven days and 1 appointment after 15 days the tooth was asymptomatic. Mesial canals were filled with gutta percha (diadent group ınternational, canada) and AH Plus (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) root canal sealer via cold lateral compaction technique. Distal canal was filled with MTA+ (cerkamed group, nisko, poland). At the 3 and 6 months follow up examination, the tooth was asymptomatic and radiographs showed repair of the lesion. Conclusions: It is considered that in resorption cases MTA can be a very effective material to support the regeneration of the apical tissue and can contribute to the survival of tooth. PP161 ÇİĞNEME SİMÜLASYONU UYGULANMIŞ ENDODONTİK TEDAVİ GÖRMÜŞ DİŞLERİN KIRILMA DİRENCİ BANU UYSAL, ÖZLEM ÇÖLGEÇEN, İSMAİL DAVUT ÇAPAR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı endodontik tedavinin dişlerin kırılma direncine olan etkisinin çiğneme simülasyonu kullanılarak ve kullanılmadan karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, boyutları birbirine yakın 44 adet çekilmiş mandibuler premolar diş kullanılmıştır. Kökler dört gruba ayrılmıştır (n=11). Grup I: çiğneme simülasyonu olmayan sağlam kökler; grup ec: endodontik tedavisi yapılmış ve çiğneme simülasyonu uygulanmış kökler; grup e: çiğneme simülasyonu uygulanmayan, endodontik tedavi yapılmış kökler; grup ıc: çiğneme simülasyonu uygulanmış sağlam kökler. Örnekler daha sonra 5 mm koronal kısımları açıkta kalacak şekilde akrilik rezine yerleştirilmiştir. 49 n luk çiğneme kuvvetine eşdeğer 5 kg lık kuvvet uygulanıp, test süresinde 5-55ºc sıcaklık sirkülasyonu yapılmıştır. Bütün örnekler bir yıllık çiğneme yükünü simüle etmek için kuvvet döngüsüne tabi tutulmuştur. Örneklere universal test cihazında kuvvet uygulanarak kırılma dirençleri ölçülmüştür. Elde edilen bulgular tek yönlü ANOVA ve Tukey Post Hoc Testi ile incelenmiştir. (p<.05) Bulgular: Grup I diğer gruplara göre belirgin olarak daha yüksek kırılma direnci göstermiştir. (p<.001) ancak diğer gruplar arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir. (p>.05) 285

286 Sonuçlar: Kök kanal tedavisi ve çiğneme simülasyonu, sağlam köklerle kıyaslandığında dişlerin kırılma direncini azaltmıştır. PP161 FRACTURE RESISTANCE OF ENDODONTICALLY TREATED TEETH WITH CHEWING SIMULATION Aim: The aim of this study was to evaluate the effect of endodontic treatment on fracture resistance of the teeth with and without using chewing simulation. Methodology: Forty-four extracted human mandibular premolar teeth with similar dimensions were used in this study. The roots were distributed into four experimental groups (n=11). Group ı: ıntact roots without chewing simulation, group ec: endodontically treated roots with chewing simulation, group e: endodontically treated root without chewing simulation, and group ıc. Intact roots with chewing simulation the samples were then mounted in the acrylic resin exposing 5 mm of the coronal part. A 5 kg load, which is equivalent to a masticatory force of 49 n was applied, and heat circulation (5 55 c) was allowed during the test. All samples exposed to load cycles to simulate one year chewing loading. Compressive loading until fracture was used to measure fracture resistance. Data were analyzed by using one-way analysis of variance and the Tukey Post Hoc test (p<.05). Results: Group I showed significantly higher fracture resistance than other groups (p <.001). However no significant difference was found among other groups (p>.05). Conclusions: Root canal treatment and chewing simulation procedure decreased the fracture resistance of the teeth compared to intact roots without chewing simulation. PP162 ÜÇ KÖKLÜ MAKSİLLER DİŞLERİN ENDODONTİK TEDAVİ YÖNETİMİ: 3 VAKA RAPORU İDİL ARIKER, BAHAR ÖZÇELİK HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Maksiller premolar dişler çok çeşitli kök kanal morfolojilerine sahip olabilirler fakat üç ayrı kök ve üç ayrı kanala sahip olmaları ender görülen bir varyasyondur. Bu olgu sunumunun amacı, maksiller premolarların anatomik varyasyonlarının endodontik tedavisinde başarılı klinik yönetimini sunmaktır. Olgu sunumu: Bu raporda yer alan hastalar, maksiller premolar dişleri ile ilişkili, lokalize spontan ve sürekli ağrı ile endodonti kliniğine başvurdu. Klinik ve radyografik muayenenin ardından, ilgili dişlere kök kanal tedavisi uygulanmasına karar verildi. Lokal anestezinin ardından rubber dam izolasyonu altında giriş kaviteleri açıldı. 3. Olguda ise üç ayrı kök ve kök kanalı varlığı, diagnostik radyografta izlendi.öte yandan, 1. Ve 2. Vakada bukkal ve palatinal kanal ağızlarının asimetrik konumlanması üçüncü bir kanal bulunabileceğini düşündürdü. Bütün vakalarda 1 numaralı 0 K tipi eğe ile mesiobukkal, distobukkal ve palatinal kanalların yerleri belirlendi ve kök kanal boyları ölçüldü. Kök kanalları %2,5 sodyum hipoklorit irrigasyonu altında ProTaper next( Dentsply Maillefer) eğe sistemi ile şekillendirildi. Kök kanalları steril paper pointler ile kurulandı ve AH Plus ( dentsply, maillefer) kanal dolgu patı ve güta perka konlar kullanılarak dolduruldu. 286

287 Sonuçlar: Kök kanal morfolojisinin doğru bir şekilde anlaşılabilmesi ve başarılı bir kök kanal tedavisi uygulanabilmesi için,tedavi öncesi radyograflarda pulpa odası anatomisinin detaylı olarak incelenmesi şarttır. Klinisyenler kök kanal anatomisiyle ilgili varyasyonların farkında olmalıdır. PP162 ENDODONTİC MANAGEMENT OF THREE-ROOTED MAXİLLARY PREMOLARS: REPORT OF THREE CASES Aim: Maxillary first premolars have a variable root canal morphology, but the incidence of having three canals and three separate roots is rare.the aim of this case report is to present the successful clinical management in endodontic treatment of anatomical variations of maxillary premolars. Case report: The patients in this report were referred to department of endodontics with localised, spontaneous and continuous pain associated with the maxillary first premolars.following the clinical and radiographic examination, it was decided to perform root canal retreatment of the involved teeth.after local anestesia, access cavities were opened under rubber dam isolation. In the 3th case, the diagnostic radiograph revealed the presence of three separate roots and three roots canals. On the otherhand, after preparing the access cavity,considering localisation of buccal and palatal orifices asymetrically, it is thougth that there may be the third canal in the 1. And 2. Cases. In all cases,the exact location of the mesio-buccal, disto-buccal and palatal canals were confirmed and were explored with #10 k-file (dentsply malliefer) and working length determination was performed.the root canals were shaped with ProTaper next system (dentsply malliefer) with copious irrigation of 2,5 % sodium hypochlorite. Then,the root canals were dried with sterile paper points and obturated with gutta percha and AH Plus root canal sealer. Results: Detailed examination of pulp chamber anatomy and preoperative radiographs is essential for the thorough understanding of the root canal morphology and successful endodontic treatment of these teeth. Clinicians should be aware of variations of root canal anatomy. PP163 TAŞKIN KÖK KANAL DOLGUSU YAPILMIŞ (10MM), DIŞ KÖK REZORBSİYONU OLAN VE GENİŞ PERİAPİKAL LEZYONLU ÜST KANİN DİŞİNİN, PERİAPİKAL CERRAHİ TEDAVİSİ VE KÖK KANAL TEDAVİSİ TEKRARI : VAKA RAPORU ECE ÖZCAN ÇALIŞKAN, NURGÜL KÖMERİK, HAKKI SUNAY,RAİF ERİŞEN İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI BİRUNİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ, DİŞ, ÇENE CERRAHİSİ VE HASTALIKLARI ANABİLİM DALI İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu vaka raporunda taşkın kök kanal dolgusu yapılmış, dış kök rezorbsiyonu bulunan periapikal lezyonlu sağ üst kanin dişinin, kök kanal tedavisi tekrarı (retreatment) ve periapikal cerrahi işlemleri sunulmaktadır. Genel bilgiler : endodontik tedavi bir dizi önemli basamaklardan oluşur ve bu basamaklardan herhangi birinde oluşan bir başarısızlık, tedavide istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Yapılan kök kanal tedavisi başarısız olduğunda, kök kanal dolgusunun sökülerek, dişe tekrar kanal tedavisi yapılması işlemine retreatment denilir. Dış kök rezorbsiyonu, başarısız kanal tedavisini de 287

288 içeren bir çok etyolojik faktöre sahip patolojik bir durumdur. Başarısız kök kanal tedavili, geniş periapikal lezyona sahip dış kök rezorbsiyonu olan dişlerin tedavilerinde hem periapikal cerrahi hem de retreatment birlikte yapılabilir. Olgu sunumu: Herhangi bir sistemik rahatsızlığı olmayan 24 yaşındaki bayan hastanın sağ üst kanin dişine 2 yıl önce kök kanal tedavisi yapılmıştır. Sağ üst kanin dişi hizasında mukozada ağrılı bir şişlik ve dişte perküsyona hassasiyet mevcuttur. İlgili dişin lingual yüzeyinde geniş bir kompozit restorasyon gözlenmektedir. Radyografik muayenede kanin dişinin apikalinde geniş bir radyolusent alan ve dış kök rezorbsiyonu gözlenmiştir. Kanal tedavisinin yetersiz olduğu ve kök kanal dolgusunda kullanılan güta perkaların periapikalden yaklaşık 10 mm taşmış olduğu da görülmüştür. İlk önce taşkın güta perkalar alınmıştır. Sonra ProTaper retreatment eğeleri (Dentsply,Maillefer,Ballaigues, Switzerland) prosedürüne uygun sırada kullanılmıştır. (d1(30/0.09),d2(25/0.08) ve d3(20/0.07)) kök kanalları 1% lik NaOCl ile yıkanmıştır. Kök kanallarının şekillendirilmesi tamamlandıktan sonra; smear tabakası 5ml 17% lik EDTA ile kaldırılmış ve son yıkama tekrar and 5ml 1% lik NaOCl ile tamamlanmış, kök kanalları paper point ile kurulanmıştır. Kök kanal dolgusu AH-Plus (Dentsply,de trey,konstanz,germany) kanal patı kullanılarak, lateral kondansasyon tekniği ile yapılmıştır. Kanal tedavisi tamamlandıktan sonra aynı seansta ; mukoperiostal flep kaldırılmış, granülamatöz doku dikkatlice kürete edilmiştir. Kök ucunda derin ve geniş bir kavite hazırlandıktan sonra ; mineral trioxide aggregate(mta-pro root,dentsply,tulsa Dental Company) ile doldurulmuştur. Sonuçlar: Hasta 6., 12. Ve 18. Aylarda kontrole çağırılmış; ilgili dişte herhangibir klinik semptom gözlenmemiştir. 18. Ayda alınan kontrol radyografisinde ; periapikal bölgede ve rezorbsiyon alanında iyileşme ve kemik yapımı olduğu gözlenmiştir. Bu vaka raporu; başarısız kanal tedavisine sahip dış rezorbsiyonu olan ve geniş periapikal lezyona sahip dişlerin tedavisinde ; periapikal cerrahi ve retreatment işleminin aynı seansta yapılmasının başarılı sonuç verdiğini göstermektedir. Ayrıca dış kök rezorbsiyonuna sahip dişlerin apikal cerrahisinde MTA nın başarılı sonuç verdiği görülmüştür. PP163 SURGICAL AND ENDODONTIC RETREATMENT OF GUTTA-PERCHA OVERFILLING (OVER 10 MM) AT THE ATTACHED PERIAPICAL AND EXTERNAL ROOT RESORPTION: CLINICAL REPORT. Aim : This artical case report presents the periapical surgical retreatment of maxillary canine with extruded root canal filling into the periapical lesion. Introductıon: endodontic therapy is considered a series of important steps and failure of any of these steps may compromise the treatment outcome. Retreatment of endodontically treated teeth is a challenge that requires complete removal of the previous root canal filling material. External root resorption is a pathologic condition caused by several etiologic factors including failed root canal tretment. In some cases in which the external root resorption apically (with periapical lesion) and failed root canal treatment, the tooth can be treated in association with endodontic retreatment and periapical surgery with retrofilling. Case report: A 24-yr-old female, with no general health problems was referred for the root canal treatment of the right maxillary canine, 2 years ago. Root-filled maxillary canine associated with painful swelling on the mucosa over the tooth and hypersensitivity to percussion. There was a large composite filling on the lingual surface. Radiographic examination revealed that the right upper canine has a large radiolucent lesion and external root resorption. The root canal treatment was insufficient to remediate the condition, and there were extruded gutta-percha points(over 10 mm) in the lesion. At first, extruted gutta-percha points were removed through root canal. Retreatment procedure was performed with ProTaper retreatment files (Dentsply,Maillefer,Ballaigues, Switzerland) with a sequence of d1(30/0.09),d2(25/0.08) and d3(20/0.07) files respectively. The canals were irrigated with 1% NaOCl.after completion of preparation, the smear layer was removed with 5ml of 17%EDTA and 5ml of 1%NaOCl as the final rinses,dried with paper points. The root canals were obturated with gutta-percha cones covered with AH-Plus sealer (dentsply,de 288

289 trey,konstanz,germany) using cold lateral compaction technique. After root canal treatment, in the same session, mucoperiosteal flap was elevated, the granulomatous tissue was curetted carefully. A deep and wide root-end cavity was prepared, filled with mineral trioxide aggregate(mta-pro root,dentsply,tulsa Dental Company). Conclusıon: ın the case described 6, 12, and 18 month clinical recall showed no symptoms, and 18 month radiographic recall showed osseous repair of periapical pathosis. Conclusions: The present report indicates that the tooth which has large periapical lesion and failed canal treatment can be treated in the same session, association with endodontic retreatment and periapical surgery and retrofilling. MTA retrofilling can be used successfully in the surgical retreatment of cases in which the external root resorption apically. PP164 TRAVMAYA UĞRAMIŞ ANTERİOR DİŞLERDEKİ HORİZONTAL KÖK KIRIĞININ KÖK KANAL TEDAVİSİ YAPILMADAN İYİLEŞMESİ: 3 VAKA SERİSİ ÖZNUR KÜÇÜK, VOLKAN DİNÇ, NECDET ADANIR SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Travma sonucu oluşan kök kırıkları hastada ağrı, fonksiyon kaybı ve kötü estetiğin yanı sıra psikolojik sorunlara da yol açabilir. Bu vaka serisinin amacı travmaya bağlı horizontal kök kırığı oluşan maksiller santral dişlerin vital olarak iyileşmesini sunmaktır. Olgu sunumu: İki hasta süleyman demirel üniversitesi diş hekimliği fakültesi, endodonti kliniğine biri sağ maksiller santral diş, diğeri de sol maksiller santral dişindeki travmaya bağlı olarak ağrı, fonksiyon kaybı ve mobilite şikayetiyle başvurdu. Klinik ve radyografik muayenede ilgili dişlerde perküsyonda ağrı, mobilite ve horizontal kök kırığı belirlendi. Dişler semirijid splintlerle yeniden pozisyonlandırıldı. Kliniğimize yönlendirilen üçüncü hastanın rutin radyografik muayenesinde sağ maksiller santral dişinde horizontal kök kırığı belirlendi. Klinik muayenede perküsyon ağrısı ve mobilite gözlenmedi. Hasta splint uygulanmadan rutin takiplere çağırıldı. Sonuçlar: Maksiller anterior dişlerde yaralanmalarda tedavi seçenekleri pulpanın vitalitesine ve diş gelişimine bağlı olarak değişir. Pulpa vitalse endodontik tedavi gereksinimi olmaksızın spontan iyileşme olabileceği gözönünde bulundurulmalıdır. PP164 HEALING OF HORIZONTAL ROOT FRACTURES IN TRAUMATIZED ANTERIOR TEETH WITHOUT ROOT CANAL TREATMENT: THREE CASE REPORTS Aim: Root fractures caused by trauma need to be treated quickly as they can lead to pain, loss of function and poor aesthetic as well as psychological problems to the patients. The aim of this case series is to present vital healing of horizontal root fracture in the maxillary central incisor induced by trauma. Case report: Two patients admitted to department of endodontics suleyman demirel university, due to trauma with a complaint of pain, loss of function and mobility which one of them right maxillary and the other one left maxillary central tooth. According to clinic and radiological evaluation, pain on percussion, mobility and horizontal root fracture were observed at maxillary central incisors. The teeth were repositioned and splinted to adjacent teeth using semi-rigid splints and composite resins. As a result of the routine radiographic examination of the third patient who was referred to our clinic horizontal root fracture was determined in the right maxillary central incisor. According to clinical 289

290 evaluation pain on percussion and mobility were not observed. Patient was called routine controls without applying splint. Conclusions: Treatment choices of traumatic injuries vary depending on pulp vitality and root development stage. When pulp remains vital, spontaneous healing may be considered without needing of endodontic treatment. PP165 MAKSİLLER SANTRAL DİŞLE FÜZYON GELİŞMİŞ SÜPERNÜMERER DİŞİN KÖK KANAL TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU ÖZGE ULUSAN, SİNAN TOPÇUOĞLU, MEHMET AĞIRNASLIGİL, AHMET AKTI, NURDAN ÇAKIR ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu raporunda, üst sol maksiller kesici diş ile füzyon gösteren süpernümerer dişin endodontik tedavisi sunulmaktadır. Olgu sunumu: 17 yaşındaki erkek hasta üst anterior bölgedeki estetik problem nedeniyle erciyes üniversitesi diş hekimliği fakültesi ortodonti kliniğine başvurmuştur. Yapılan radyografik ve klinik muayenede hastanın sol maksiller santral dişinin süpernümerer dişle füzyona uğradığı tespit edilmiş ve ortodontist tarafından periapikaldeki lezyon fark edilerek hasta kliniğimize yönlendirilmiştir. Hastadan alınan anamnezde herhangi bir sistemik rahatsızlığı yoktu. Klinik muayene sonucunda, ekstraoral olarak herhangi bir bulguya rastlanmazken, intraoral muayenede hastanın ilgili dişinde birleşme hattında çürük kavitesi olduğu gözlendi. Yumuşak dokularda ilgili dişin kökü seviyesinde herhangi bir bulguya rastlanmadı. Klinik muayene sonucunda dişte palpasyon hassasiyeti mevcut değilken perküsyonda hafif hassasiyet vardı ve vitalite testlerine negatif yanıt alındı. Yapılan muayene sonucu nekrotik pulpa ve kronik apikal periodontitis teşhisi konulan dişe kök kanal tedavisi planlandı. Rubber dam izolasyonu altında iki ayrı dişe iki ayrı giriş kavitesi açıldı. Mine sement sınırı altında dişin tek bir kök halinde devam ettiği anlaşıldıktan sonra iki giriş kavitesi birleştirildi. Kemomekanik preparasyondan sonra kanal içi medikaman olarak Ca(OH)2 yerleştirildi ve cam iyonomer simanla geçici olarak kapatıldı. Hasta 10 gün sonrasına randevu verildi. Hasta ikinci seansa geldiğinde diş asemptomatikti. Rezin içerikli pat vegüta perka kullanılarak sıcak vertikal kompaksiyonla kök kanal tedavisi tamamlandı. Hastaya 3 ay sonrasına kontrol randevusu verildi. Sonuçlar: Füzyon görülen maksiller santral dişlerde birden fazla kanal bulunması sık karşılaşılan bir durum değildir. Vertucci ye göre (1984) bu dişlerin 100% ü tek kanala sahiptir ve dedeus un yaptığı ankete(1992) göre bu dişlerin 3% ü iki kanal sahiptir.mevcut vakada cerrahi olmayan endodontik tedavi planlanmıştır çünkü dişte pulpayı içeren bir çürük lezyonu ve bununla ilişkili periapikal lezyon mevcuttu. Füzyon görülen dişlerde optimum estetik sonuçlara ulaşmak için multidisipliner bir yaklaşım gerekli olabilir. PP165 ROOT CANAL TREATMENT OF FUSED MAXILLARY CENTRAL INCISOR: CASE REPORT Aim: In this case report, endodontic treatment of supernumerary tooth fused with upper left first incisor is presented. Case report: 17 year-old male patient having esthetic concerns referred to erciyes university faculty of dentistry department of orthodontics. Upon the radiographic and clinic examination, upper left incisor was found to be fused with supernumerary teeth. Periapical lesion related with fused teeth was also noted. Following the consultation with department of endodontics, detailed intraoral examination revealed carious lesion related with the fusion line.while tenderness to percussion was 290

291 evident, palpation and vitality tests were negative. There wasn t any symptoms on the soft tissue at the level of the apex intra/extraorally. Tooth was diagnosed with necrotic pulp with chronic apical periodontitis and root canal treatment was indicated. Two separate access cavities were prepared under the rubber dam isolation. Further investigation revealed pulp chambers fusing at the level of cementoenamel junction and extending as one single canal. Access cavities were joined since there was one root canal. Upon the chemomechanical debriment, root canal was filled with calcium hydroxide paste and sealed with glass ionomer cement for 10 days. At the second appointment,tooth was asymptomatic. Root canal was rinsed with 2% sodium hypochlorite and dried. Obturation was performed with warm vertical compaction technique using resin based root canal sealer and gutta percha. Coronal restoration was performed using composite resins. Patient was scheduled for a follow-up appointment. Conclusions: More than one canal in maxillary central and lateral incisor is not a very common finding. According to vertucci (1984) 100% of these teeth show single canals and the survey of the dedeus (1992) reported that 3% of maxillary incisors might have two canals. In the present case, nonsurgical endodontic treatment was opted because the tooth was affected by caries involving the pulp with associated periapical lesion. Further multidiciplinary approaches might be neccesary to achieve optimal esthetic results in fused teeth. PP166 ALTI KANALLI ALT BİRİNCİ BÜYÜK AZI DİŞİN KÖK KANAL TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU ÖZGE ULUSAN, SİNAN TOPÇUOĞLU, ARŞSEMA ŞAHİN, FİRDEVS AKPEK ERCİYES ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu sunumunda altı kanallı alt birinci azı dişinin tedavi ve sonuçlarının gösterilmesi amaçlanmıştır. Olgu sunumu: 20 yaşındaki bayan hasta, alt çene sağ birinci büyük azı dişindeki ağrı şikâyeti ve şişlik nedeniyle kliniğimize başvurdu. Hastadan alınan anamnezde herhangi bir sistemik rahatsızlığı olmadığı ve alt çene sağ birinci büyük azı dişinde spontan ağrı ve şişlik şikâyeti olduğu öğrenildi. Klinik muayene sonucunda, ekstraoral olarak herhangi bir bulguya rastlanmazken, intraoral muayenede hastanın, ilgili dişinde derin bir çürük kavitesi olduğu gözlendi. Yumuşak dokularda ilgili dişin kökü seviyesinde fluktuan bir şişlik ve kızarıklık mevcuttu. Perküsyon, palpasyon testinde ağrı mevcutken, vitalite testlerine negatif yanıt alındı ve dişte mobilite mevcut değildi. Yapılan radyografik inceleme sonucunda ilgili dişin mesialinde çürük kavitesinin varlığı, furkal bölge ve periapikal bölgede radyolusent alanlar gözlemlendi. Hastaya akut apikal apse teşhisi konuldu ve kök kanal tedavisi yapılmasına karar verildi. Mandibular anestezi yapıldıktan sonra, öncelikle apse drenajı sağlandı. Drenaj kesildikten sonra diş rubber-dam uygulamasıyla izole edildi. Endodontik giriş kavitesi açıldı, mesiobukkal, mesiolingual, distobukkal, distolingual olmak üzere dört kanal ağzı tespit edildi ve bu kanallarda pulpa ekstirpe edilerek koronal genişletmeleri yapıldı. Tüm bu işlemler yapılırken x4 büyütme özelliği olan dental büyüteç kullanıldı. Pulpa ekstirpe edilip 4 kanalın koronal genişletmesi yapıldıktan sonra kanallar % 5 lik sodyum hipoklorit (NaOCl) ile yıkandı. Giriş kavitesi küçük bir pamuk pelet ile kurulandığında iki mesial kanal arasındaki istmusta kan sızıntısı görüldü ve ilave kanal olma ihtimali düşünüldü. Daha detaylı bir görüş ve aydınlatma için operasyon mikroskobu kullanılmaya başlandı. Mesiobukkal ve mesiolingual kanalları birleştiren isthmusta küçük bir çelik ront frezle düzleme yapıldı ve bunun sonucunda mesiobukkal ve mesiolingual kanalların yakınında mesiobukkal 2 ve mesiolingual 2. Kanallar bulundu. Toplamda mesialde 4, distalde 2 kanal temizlenip şekillendirildikten sonra kanallara kalsiyum hidroksit patı yerleştirilerek 10 gün sonrasına randevu 291

292 verildi. İkinci randevuda kök kanalları yıkanarak kurulandı ve rezin içerikli pat ve güta perka kullanılarak soğuk lateral kompaksiyon tekniği ile dolduruldu. Sonuçlar: Diş hekimleri, hem dişlerin normal kanal morfolojileri hem de olabilecek kanal varyasyonları hakkında yeterli bilgiye sahip olmalıdırlar. Tedavi edilmeden kalan kanallar enfeksiyon kaynağı olacak ve endodontik tedavinin başarısını olumsuz yönde etkileyecektir. Bundan dolayı ilave kanalları tespit etmek önemlidir. PP166 ROOT CANAL TREATMENT OF MANDIBULAR FIRST MOLAR WITH 6 CANALS: CASE REPORT Aim: The Aim of this case report is to show root canal procedures of a mandibular first molar with six root canals. Case report: 20 year-old female patient referred to our clinic with the chief complaint of pain and swelling related with her mandibular right first molar. Medical anamnesis revealed no significant findings. Upon the clinical examination, a deep caries cavity was observed on the related tooth. Fluctuant swelling and erythema was evident on the soft tissue at the level of the apex. While tenderness to percussion and palpation was positive, vitality tests were negative and the tooth was immobile. Radiographic examination revealed caries cavity involving mesial portion of the tooth and radiolucencies involving furcal and periapical areas. Patient was diagnosed with necrotic pulp and acute apical abcess. Root canal treatment was indicated. Following the mandibular anesthesia, pus drainage is achieved via root canals. Sufficient time was given for drainage to cease. Access cavity was prepared under the rubber dam isolation and 4x magnification.magnification was also used in following procedures. Located root canal openings were mesiobuccal, mesiolingual, distobuccal and distolingual. These canals were prepared under the irrigation with 5% sodium hypochlorite.access cavity was dried with cotton pellets and two more openings were observed draining pus and blood mixture. For further investigation, procedures were performed under the illumination and magnification using operating microscope. The isthmus between mesiobuccal and mesiolingual canals were minimally prepared using tungsten carbide bur to facilitate the hand files. Two more root canals between these canals were found as second mesiobuccal and second mesiolingual.a total number of four mesial and two distal canals were found and chemomecanically prepared. Canals were dried with paper points and sealed with calcium hydroxide paste for 10 days. At the second appointment, percussion test was negative and the enflammation of the soft tissue were healed.canals were rinsed with 5% sodium hypochloride,dried and filled with cold lateral condensation technique using resin based root canal sealer and gutta percha. Conclusions: Dentists must have detailed information about common root canal morphologies and their variations. Untreated canals will serve as a source of recurrent infection and effect the success of the treatment outcome. PP167 BAŞARISIZ VİTAL AMPUTASYON YAPILAN ÇOK SAYIDA DİŞİN TEDAVİ YÖNETİMİ : OLGU SUNUMU KADRİYE ÖZDAYI, ŞEHNAZ YILMAZ, ZEYNEP ÖZPOLAT, AYŞİN DUMANİ, OĞUZ YOLDAŞ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Dental pulpa çeşitli uyarılara ve cerrahi girişimlere karşın dentin veya dentin köprüleri üreterek iyileşme gösterebilen oldukça vasküler ve innerve bir bağ dokusudur. Endodontide, pulpa amputasyonunu takiben yapılan direkt pulpa kaplaması sonucu oluşan dentin köprüsü oldukça etkili bir doku onarımı şeklidir. Ancak son derece alkali ph sı nedeniyle kalsiyum hidroksit ile örtüleme 292

293 pulpa dokusunda sıklıkla doku nekrozuna, akut ve kronik enflamasyona ve distrofik kalsifikasyonlara neden olur. Bu olgu sunumu birçok dişine vital amputasyon uygulanan bir hastayı sunmaktadır. Olgu sunumu: 28 yaşında erkek hasta kliniğimize dişetlerinde şişlik ve fistül varlığı şikayetiyle başvurmuştur. Klinik muayenede tüm dişlerinin kronlandığı, aşırı enflame dişetleri ve sağ molar bölgenin palatinal tarafında fistül ağzı saptanmıştır. Radyolojik muayenede ise yetersiz kök kanal dolguları, periapikal radyolüsensiler ve 3 maksiller anterior diş dışındaki dişlerin çoğunda vital amputasyon saptanmıştır. Hasta tüm tedavilerinin 5 yıl once afganistan da yapıldığını belirtmiştir. Seramik kronların çıkarılmasının ardından tüm kronlarda aşırı harabiyet ve zoe benzeri bir maddeyle yapılan restorasyonlar görülmüştür. Pulpa testine 12,11 ve 21 numaralı dişler dışında hiçbir dişten cevap alınamamıştır. Tedavi planlaması yapılmış ve periodontal tedavilerin tamamlanmasının ardından kök kanal tedavileri tamamlanmıştır. Daha önceden vital amputasyon yapılan dişlerin endodontik tedavileri boyunca, hem pulpa odasında hem de kök kanal sisteminde pulpa dokusunun hiperkalsifikasyonu gibi zorluklarla karşılaşılmış ve bazı dişlerin apekslerine ulaşılamamıştır. Aynı zamanda 27 nolu dişteki kırık alet çıkarılamayıp by-pass edilmiştir. Yetersiz kanal dolguları yeniden tedavi edilmiş ve toplamda 25 dişe kök kanal tedavisi uygulanmıştır. Sonuçlar: Dişlerin 3 aylık klinik değerlendirmesinde önemli periodontal iyileşme ve fistül ağzında kapanma görülmüştür. 6 aylık radyografik takip sonucunda ise radyolusent lezyonlarda kemik iyileşmesi görülmüştür. PP167 MANAGEMENT OF MULTIPL TEETH THAT TREATED PREVIOUSLY WITH UNSUCCESSFUL VITAL AMPUTATION : A CASE REPORT Aim: The dental pulp is highly vascular and innervated connective tissue, which is capable of healing by producing reparative dentine and/or dentine bridges in response to various stimuli and surgical exposure. In endodontic direct pulp capping treatment following pulp amputation, dentine bridge formation is a highly effective pattern of tissue repair. However, because of its extremely alkaline ph, direct pulp capping with calcium hydroxide frequently causes necrosis, acute or chronic inflammation, and dystrophic calcification in pulp tissue. This case report describes a patient with multiple teeth that treated by vital amputation. Case report: A 28-year-old male was admitted to our clinic with swelling in gingiva and sinüs track formation. The clinical examination revealed full mouth rehabilitation with crowns, excessive inflamed gums and sinus track at palatal side of right molar region. The radiological examination revealed insufficient root canal fillings, fractured instrument in root canal, periapical radiolucencies and vital amputation in lots of teeth, except maxillary anterior 3 of teeth. The patient indicated that all of the treatments carried out in afghanistan 5 years ago. After removal of ceramic crowns, it has been determined excessive destruction of all crowns and restorations with a material like zoe. Pulp testing revealed no response with all of the teeth, except 12, 11 and 21. The treatment was planned and after the completion of periodontal treatment, root canal treatments completed. It has been encountered some difficulties such as hypercalcification of pulp tissue both in pulp chamber and root canal system, during the endodontic treatment of teeth that previously treated by vital amputation. Therefore, it could not be reached to the apex in some of teeth. Also, fractured instrument at tooth number of 27 couldn t remove but by-passed. The insufficient root canal fillings were retreated. After all, root canal treatments were performed to 25 of teeth. Conclusıons: Clinical assessment of teeth showed significant periodontal healing and clearing out of sinüs track at three months follow up period. Radiographic assessment of teeth showed osseous healing of the radiolucent lesions at six months follow up. 293

294 PP168 EKSTRÜZİV LÜKSASYONLU ÜST SANTRAL KESER DİŞLERİN TEDAVİSİ BEHRAM TUNCEL, EDA EZGİ ASLANTAŞ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu vaka raporunun amacı orofasiyal travma nedeniyle oluşan komplike diş ve periodontal doku yaralanmasının tedavisini sunmaktır. Olgu sunumu: 25 yaşında erkek hasta travma hikayesiyle kliniğimize yaralanmadan 1 gün sonra başvurmuştur. Yapılan radyografik ve ağız içi muayenesinde maksiller sağ santral ve lateral kesici dişlerde ekstrüziv lüksasyon ve periodontal yaralanma gözlenmiştir. Ekstrüde dişler soketine nazikçe yerleştirilmiş ve semi-rijit bir splint 2 hafta boyunca uygulanmıştır. Kalsiyum hidroksit bazlı bir kök kanal medikamentiyle iki hafta beklendikten sonra kanal tedavisi yapılmıştır. İki hafta sonra splint uzaklaştırılmıştır. Sonuçlar: Bu vaka raporunda kök ucu kapanmış ekstrüze kesicilerin 6 aylık takip periyodundaki başarısı gözlenmiştir. PP168 TREATMENT OF MAXILLARY INCISORS WITH EXTRUSIVE LUXATION Aim: The aim of this case report is to present the treatment and follow-up of a patient with complicated teeth and periodontal tissue injuries due to orofacial trauma. Case report: A 25 year-old male patient with a history of complicated trauma referred to our clinic 1 days after the injury. Radiographic and intraoral examination revealed extrusive luxation of maxillary right central and lateral incisors, and periodontal injury. The extruded teeth were gently pushed back into the socket and a semi-rigit splint was applied for 2 weeks. Then root canal therapy was performed after the calcium hydroxide based root canal dressing was placed for two weeks. Splint was removed two weeks later. Conclusıons: ın this case report, repositioning of extruded incisors with complete root development were considered as successful proceeded during the 6 month follow-up period. PP169 RADİX ENTOMOLARİS BULUNAN ALT BİRİNCİ BÜYÜK AZI DİŞİNİN ENDODONTİK TEDAVİSİ SERPİL TERZİOĞLU, SEBAHAT ÖZLER YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Kök kanal tedavisinin başarısı kök kanal sisteminin iyi bilinmesine bağlıdır. Mandibular molar dişler farklı anatomik varyasyonlar gösterebilirler. Alt büyük azı dişlerin distolingualinde konumlanan ilave kök radix entomolaris olarak adlandırılır. Radix entomolaris alışılmadık bir morfoloji sunar ve özellikle alt birinci molarlarda görülen nadir görülen bir durumdur. Ayrıca çok sık olmamakla birlikte, alt ikinci molarlarda da görülür. Bu alışılmadık kök ve kök kanal morfolojisinin farkında olmak, kök kanal tedavisinin başarılı sonuçlanmasına katkı sağlamaktadır. Radix entomolarisin prevelansı farklı ırklar ve toplumlar arasında değişmektedir. Avrupalılarda radiks entomolaris bulunma sıklığı, maksimum %3,4-4,2 olarak bildirilmiştir. Avrasya ve hint toplumlarında bu oran %5 den azdır. Olgu sunumu: Vaka-1 16 yaşında bayan hasta alt sağ posterior dişinde birkaç gündür devam eden ağrı şikayetiyle başvurmuştur. Alt sağ 1.molar diş 2 yıl önce kompozitle restore edilmiştir. Yapılan ağız içi muayene sonrasında dikey perküsyon (+) olmakla beraber vitalite testlerine cevap alınamamış, palpasyona duyarlılık ve fistül varlığı gözlenmemiştir. Vaka yaşında erkek hastanın alt sağ birinci 294

295 molar dişinde derin dentin çürüğü sonrası kanal tedavisi yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan ağız içi muayene sonrasında dikey perküsyon (+) olmakla beraber vitalite testlerine cevap alınamamış, palpasyona duyarlılık ve fistül varlığı gözlenmemiştir. Tedavi prosedürü radyolojik muayenede periapikal bir patolojiye rastlanmamıştır. Lokal anestezi yapıldı ve giriş kavitesi açıldı. Giriş kavitesi preparasyonu triangular şekilden, trapezoidal forma modifiye edildi ve 4. Kanal bulundu. Kök kanal şekillendirilmesi için ProTaper Universal sx ve ProTaper next x1 ve x2 (dentsply,tn) kullanıldı. Tüm işlemler esnasında %5,25 naocı kullanıldı. Kanallar gütaperka (dentsply, usa) ve AH Plus(dentsply, germany) kullanılarak lateral kondensasyon yöntemi ile dolduruldu. Sonuçlar: Endodontik tedavi sırasında karşılaşılan zorlukların başında, kök kanal sistemindeki anatomik farklılıklar gelmektedir. Yeterli bir giriş kavitesi, radyografların dikkatli incelenmesi ve pulpa odasının detaylı incelenmesi başarılı bir endodontik tedavi için gereklidir. PP169 TREATMENT OF MANDIBULAR FIRST MOLAR TOOTH WITH RADIX ENTOMOLARIS Aim: Introduction the success of the endodontic therapy depends on the knowledge on the morphology of the root canal system. Mandibular molars may display several anatomical variations. A supernumerary root located distolingually in mandibular molar teeth is called radix entomolaris. Radix entomolaris presents with an unusual morphology and is a rare occurrence. It is mainly observed in mandibular first molars. It is rarely observed in mandibular second molars. If present, an awareness of this unusual root and its root canal morphology can contribute to the successful outcome of root canal treatment. Radix entomolaris prevalence is changing between different races and communities. Radix entomolaris frequency in europeans has been reported as 3.4 to 4.2% maximum. The eurasian and ındian society, this ratio is less than 5%. Case report: Case 1: A 16-year-old female patient admitted complaining of pain in a lower-right posterior tooth for a few days. The lower right first molar tooth had been restored with a composite restoration two years ago. Findings of intraoral examination; palpation(-), vertical percussion (+), vitality (-), fistula (-). Radiograph of mandibular right first molar was normal without any periapical changes. Case 2: A 25-year-old male patient admitted complaining of pain in a right posterior tooth for a few days. Findings of intraoral examination; palpation(-), vertical percussion (+), vitality (-), fistula (-). Treatment procedure local anesthesia was administered and access preparation was done. As such the access cavity preparation was modified from a triangular shape to a trapezoidal form and the fourth canal was located. The root canals were explored with a k-file ıso number 15 and radiographic length measured. ). For root canal shaping ProTaper Universal sx and ProTaper next x1 and x2 (dentsply, tn) was used. After each instrument, 5,25% naocı was used as an irrigation solution. Root canal obturation was performed using gutta-percha (dentsply, usa) and AH Plus (dentsply, germany) by using lateral condensation technique. Conclusions: Anatomical differences in the root canal system are some of the most important difficulties during endodontic treatments. Adequate access cavity, careful examination of radiographs and detailed examination of the pulp chamber is required for a successful endodontic treatment. PP170 İRRİGASYON AJİTASYON TEKNİKLERİNİN MODİFİYE ÜÇLÜ ANTİBİYOTİK PATININ YAPAY KANALLARDAN UZAKLAŞTIRMADAKİ ETKİNLİKLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI 295

296 1 SİBEL KOÇAK, 1 ÖMER FARUK BAKİ, 1 ERSAN ÇİÇEK, 1 MUSTAFA MURAT KOÇAK, 1 BARAN CAN SAĞLAM, 2 ALPER KUŞTARCI 1 BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, konvansiyonel şırınga irrigasyonu (csı), pasif ultrasonik irrigasyon(pui) ve foton-indüklü fotoakustik dalgalanma tekniği (PIPS) gibi irrigasyon ajitasyon tekniklerinin kök kanal duvarlarındaki yapay kanallardan modifiye üçlü antibiyotik patının (MTAp) uzaklaştırılması üzerine etkisini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 39 tek köklü/kanallı çekilmiş insan alt çene küçük azı dişi kullanıldı. Kronlar mine sement birleşiminden uzaklaştırıldı. Kanallar ProTaper döner eğelerle #30/.06 ya kadar genişletildi. Örnekler silikon ölçü maddesiyle efondorf tüplerine sabitlendi. Kökler elmas bir disk kullanarak dikey olarak ikiye ayrıldı. 0.5-mm derinliğinde, 0.2-mm genişliğinde 3-mm uzunluğunda dikey bir oluk, apeksten 2 5mm uzaklıkta herbir kökün bir parçasında olacak şekilde kök kanalı duvarında açıldı. MTAp 3 antibiyotiğin (ciprofloxacin, metronidazole, and cefaclor [1:1:1 oran]) herbirinden eşit miktarlarda steril su ile karıştırılarak elde edilmiştir. MTAp karışımı kanallara lentülo ile yerleştirildi. Kanal ağızları geçici olarak kapatıldı ve örnekler %100 nemli bir ortamda 37 c de 28 gün bekletildi. Geçici dolgunun uzaklaştırlmasından sonra örnekler rastgele üç gruba ayrıldı (n=13): csı grubunda irrigasyon işlemi 27 gauge iğneli dental şırınga kullanılarak yapıldı. PUI grubunda irrigasyon için ultrasonic aktivasyon bir ultrasonic cihaz ve el parçasına uyarlanmış ırrisafe uçla kullanıldı. PIPS grubunda irrigasyon Er:YAG lazerle kullanılan lazer ışınlama işlemiyle yapıldı. Bütün grublarda toplam aktivasyon zamanı 60 sn. Ve toplam 10 ml %2.5 NaOCl kullanıldı. Kanalda kalan MTAp miktarı scoring system (0 =tamamen temizlenmiş, 1 = iyi temizlenmiş (%20 ye kadar), 2 = kısmi temizlenmiş (%20 60), 3 =temizlenmemiş (%60 dan fazla). Kullanılarak belirlendi. Veriler kruskal wallis test ve dunn s testleri ile istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: PIPS yapay kanaldan MTAp ın uzaklaştırılmasında en etkili yöntem olarak bulunmuştur. Ancak PIPS ve PUI arasında anlamlı farklılık yoktur (p=.705). PIPS ve PUI anlamlı bir şekilde csı ye üstünlük sağlamıştır (p<.0001). Sonuçlar: PIPS ve PUI yapay kanallarda MTAp ı uzaklaştırmada aralarında anlamlı fark olmaksızın etkili olabilmektedir. Ancak csı MTAp ı uzaklaştırmada yetersiz kalmıştır. PP170 CCOMPARISON OF THE EFFECTS OF IRRIGATION AGITATION TECHNIQUES ON REMOVAL OF MODIFIED TRIPLE ANTIBIOTIC PASTE FROM SIMULATED CANALS ABSTRACT Aim: This study aimed to compare the efficiency of irrigation agitation techniques including conventional syringe irrigation (csı), passive ultrasonic irrigation (PUI), and Photon Induced Photoacoustic Streaming (PIPS) on removal of modified triple antibiotic paste (MTAp) from artificial canals on root canal walls. Methodology: 39 extracted human mandibular premolar teeth with single root/canal were used. Crowns were removed at the level of cementoenamel junction. Root canals were prepared with ProTaper rotary instruments up to size #30/.06. The specimens were fixed in Eppendorf tubes with a silicone impression material. The roots were split longitudinally into 2 halves using a diamond disk. A longitudinal groove 3-mm long, 0.2-mm wide, and 0.5-mm deep was made in root canal wall of one half of each root at a distance of 2 5mm from the apex. The MTAp was made by mixing equal amounts of each of the 3 antibiotics (ciprofloxacin, metronidazole, and cefaclor [1:1:1 ratio]) with sterile water. The mixtures of MTAp were placed into canals with a lentulo spiral. Orifices of root 296

297 canals were temporarily sealed, and the specimens were stored at 37 c with 100% humidity for 28 days. After removal of temporary filling, the specimens were randomly divided into three groups (n=13): ın csı group, the irrigation protocol was performed using dental syringe with 27-gauge needle. In PUI group, ultrasonic activation for irrigation was used by an ultrasonic device and an ırrisafe tip adapted to hand piece. In PIPS group, irrigation was performed by laser irradiation protocol, which was used with Er:YAG laser. The total activation time was 60 s, and the total volume of 2.5 % NaOCl was 10 ml in three groups. The amount of remaining MTAp in the canal was determined by scoring system: 0 = total cleanliness, 1 = good cleanliness (up to 20%), 2 = partial cleanliness (20 60%), 3 = no cleanliness (more than 60%). Data were statistically analyzed by the kruskal wallis test and dunn s test. Results: PIPS was found as the most effective method on the removal of MTAp from artificial canal. However, there was no significant difference between PIPS and PUI (p=.705). PIPS and PUI was significantly superior to the csı (p<.0001). Conclusions: PIPS and PUI could effectively remove the MTAp from the artificial canals. However, the csı was not enough to remove the MTAp. PP171 ALEKSİDİN VE KLORHEKSİDİN SOLÜSYONLARININ E. FAECALİS VE C. ALBİCANS SUŞLARINA KARŞI MİNİMUM İNHİBİSYON KONSANTRASYONLARININ İN-VİTRO OLARAK BELİRLENMESİ FATMA KERMEOĞLU, UMUT AKSOY, ATAKAN KALENDER, MELTEM DARTAR ÖZTAN, ECE İREM OĞUZ, MEHMET KIYAN YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ Amaç: Çalışmamızda, aleksidin ve klorheksidinin E. faecalis ve c. Albicans üzerindeki minimum inhibisyon konsantrasyonu (mıc) değerlerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Duyarlılık testleri mikrotitrasyon plak yöntemi kullanılarak gerçekleştirildi. İrrigasyon solüsyonlarını içeren çözeltiler (alx: %0.125, %0.0625, %0.031, %0.0156, % , % ; CHX: %4, %3, %2, %1, %0.5, %0.25, % 0.125) plaklara yerleştirildi. E. faecalis ve c. Albicans mikroorganizmalarını içeren peg-lid, mikrotitrasyon plakalarına daldırılarak 1, 2, 3 ve 5 dk. Sürelerle teması sağlandı. Temas sonrası 100 µl E. faecalis ve c. Albicans süspansiyonları alınıp farklı bir mikrotiter plakta 0.9% salin solüsyonu ile dilüe edilerek besi yerlerine yerleştirildi ve hücre sayımı yapıldı. Bulgular: Alexidine konsantrasyonlarının tümü 2 dk. Temas süresi sonunda E. faecalis i tamamen öldürürken, klorheksidinin %0.25 ve daha düşük konsantrasyonları 5 dk. Temas süresi sonunda %100 E. faecalis eliminasyonu sağlayamamıştır. Ayrıca aleksidinin tüm konsantrasyonları 1 dk. Temas sonunda c. Albicans ı tamamen elimine etmiştir. Ancak, klorheksidinin %0.031 den yüksek konsantrasyonları 1 dk. Temas sonunda antifungal etki gösterebilmiştir. Sonuçlar: Aleksidin düşük konsantrasyonlarda etkili antibakteriyel ve antifungal özelliklere sahip olup, yıkama solüsyonu olarak klorheksidine alternatif olabilir. 297

298 PP171 DETERMINATION OF THE MINIMUM INHIBITORY CONCENTRATIONS OF ALEXIDINE AND CHLORHEXIDINE AGAINST E. FAECALIS AND C. ALBICANS: AN IN VITRO STUDY ABSTRACT Aim: The aim of this study was to determine the minimum inhibitory concentration (mıc) values of chlorhexidine and alexidine against E. faecalis and c. Albicans. Methodology: The susceptibility tests were done in a microtiter plate. The dilutions of the irrigating solutions (alx: %0.125, %0.0625, %0.031, %0.0156, % , % ; CHX: %4, %3, %2, %1, %0.5, %0.25, % 0.125) were placed along the length of the plate and the peg lid was submerged in the challenge plate (for 1, 2, 3 and 5 min). After exposure, 100 µl E. faecalis or c. Albicans suspensions were placed in a microtiter recovery plate, diluted serially in 0.9% saline and 50 µl aliquots were plated on blood agar or sda plates for viable cell counting. Results: After 2-min contact time, all alexidine concentrations eradicated all E. faecalis strains, while chlorhexidine didn t kill %100 of E. faecalis at 0.25% and lower concentrations even after 5-min contact time. Alexidine also eradicated c. Albicans at all concentrations even after 1-min contact time. Chlorhexidine showed antifungal activity against c. Albicans at all concentrations higher than 0.031% after 1-min contact time. Conclusions: Alexidine can be a good alternative to chlorhexidine as a irrigation solution against E. faecalis and also c. Albicans. PP172 KÖK REZORBSİYONLARI MTA İLE TEDAVİ AHMET KELEŞ, Z. EMRE NAGAŞ, M. ÖZGÜR UYANIK HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Vaka raporları internat veya external kök rezorbsiyonuna sahip olan dişlerin klinikte tedavileri zordur. Genelde kök kanal tedavisi soğuk lateral kondensasyon tekniği ile tamamlanır. Ancak rezorbtif süreç sonunda, rezorbsiyon pulpaya ve periodontal bölgeye açılırsa, tedavi daha da zorlaşabilir. Hatta çoğunlukla cerrahi bir müdahele gerekebilir. Bu vakalarda perforasyon alanının tamiri, MTA ın ortograd yoldan, cerrahi müdahele olmadan yerleştirilmesi ile yapılmıştır. MTA, konvansiyonel kök kanal tedavisini takiben, rezorbsiyon alanlarının tamirinde kullanılmıştır. Sonuçlar: 1 yıllık takiplerinde dişler asemptomatik bulunmuş, alınan kontrol radyograflarında kemik oluşum ile iyileşme görülmüştür. PP172 ROOT RESORPTİONS - TREATMENT WİTH MTA. CASE REPORTS Aim: Endodontic treatment of teeth with perforating internal or external root resorptions represent clinical challenges. Treatment is usually performed through cold lateral condensatiton technique. If the resorptive process perforates the root or pulp, treatment may be more difficult and is usually performed via surgical approach. Non-surgical repair of a perforating internal root resorption with MTA was conducted in these cases. Mineral trioxide aggregate (MTA) was used in order to fill the resorption area after conventional root canal therapy. Conclusions: At the follow-up after 1 year, patients were clinically asymptomatic the radiographic examination and computerized tomography indicated periodontal bone repair. PP173 FARKLI KÖK KANAL ANATOMİSİNE SAHİP MANDİBULAR PREMOLAR DİŞLERİN TEDAVİSİ 298

299 MERVE AYTÖRE, GÜNEŞ KARAKAYA, SARE KÖRKLÜ, FATIMA BETÜL BAŞTÜRK, PROF. DR. MAHİR GÜNDAY MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Farklı kök kanal anatomisine sahip mandibular premolar dişlerin tedavisi amaçlanmıştır. Olgu sunumu: Vaka 1 : Otuz iki yaşında erkek hastanın yapılan ağız içi muayenesinde mandibular sağ birinci premolar dişinde çürük tespit edilmiştir. Radyografik muayenesinde mandibular sağ premolar dişin kök kanal anatomisinin vertucci sınıflamasına göre tip 5 olduğu tespit edilmiştir. Tedavinin ilk seansında rubber dam uygulamasından sonra çürük temizlenmiş ve giriş kavitesi açılmıştır. 15# k kanal eğesi ile kanal boyu tespiti yapılmıştır. Lateral kanala herhangi bir şekilde kanal eğesi ile giriş sağlanamamıştır. Daha etkin temizleme sağlamak için koronal 1/3, uç kısmı düzleştirilen 6 nolu gates glidden ile genişletilmiş ve NaOCl ve EDTA irrigasyonu altında kanal preperasyonuna devam edilmiştir. Birer hafta ara ile 2 kez kalsiyum hidroksit ile pansuman yapılmıştır. Son randevuda kanallar NaOCl ve EDTA irrigasyonundan sonra kurulanmış ve lateral kondensasyon yöntemiyle kanal dolgu patı ve gutta perka ile doldurulmuş ve geçici olarak restore edilmiştir. 2 aylık takibi yapılmıştır. Vaka 2 : 17 yaşında erkek hastanın alınan radyografisinde sol alt birinci premolarında çürük tespit edilmiştir. Kanal preparasyonu k ve h eğeler kullanılarak (mani,japan) stepback tekniği ile yapılmıştır. Kanallar %2.5 sodyum hipoklorit ve %17 EDTA solüsyonu ile irrige edilmiştir. Semptomlar ortadan kalktıktan sonra kanallar AH Plus (dentsply detrey,konstanz,germany) ve güta perka kullanılarak lateral kondensasyon tekniği ile doldurulmuştur. Sonuçlar: Endodontik tedavinin zorluklarından biri de farklı kök kanal anatomileridir. Bu durumun üstesinden kanal aletlerini modifiye ederek ve etkin irrigasyon sağlayarak gelinebilir. PP173 TREATMENT OF MANDIBULAR PREMOLAR WITH DIFFERENT ROOT CANAL ANATOMY Aim: Treatment of mandibular premolar with different root canal anatomy Case report: Case 1: Thirty-two-year-old male patient was determined to do the oral examination mandibular right first premolar tooth caries. Radiographic examination of mandibular right premolar has been identified as type 5 vertucci classification according to the tooth root canal anatomy. After the rubber dam isolation,caries were removed and access cavity was opened. 15 #K files used to determine the size of the file. Entries in any way with the lateral canal file could not be achieved. To provide a more effective cleaning coronal third of the tooth enlarged with no. 6 gates glidden and continued to canal preparations under NaOCl and EDTA irrigation. With one week to 2 times the calcium hydroxide dressing was made. Canals were irrigated using %2,5 sodium hypocholorite and %17 EDTA solution. When tooth occured as asemptomatic, canals were filled with lateral condensation technique by using AH Plus (dentsply detrey,konstanz,germany) and gutta percha, and sealer has been restored temporarily. 2-month follow-up was carried out. Case 2: A 17 year old male patient presented with pain on the mandibuler left 2nd premolar tooth. Root canal preperation was made with step back technique by using k and h files (mani, japan). Canals were irrigated using %2,5 sodium hypocholorite and %17 EDTA solution. When the tooth became asemptomatic, canals were filled with lateral condensation technique by using AH Plus (dentsply detrey,konstanz,germany) and gutta percha. Result at the end of two months in the clinical and radiographic examination showed no problems. The clinical and radiological follow-up of all cases will continue. 299

300 Conclusions: One of the difficulties in endodontic treatment is the different root canal anatomy as is. In this case, we try to overcome this difficulties by modifying the root canal tools and providing effective cleaning with irrigation. PP174 OLGU SUNUMU: MAKSİLLER SANTRAL KESİCİNİN İNTERNAL-EKSTERNAL KÖK REZORPSİYONU-34 AYLIK KONTROL 1 MELİS YILMAZ, 2 BETÜL KÜTÜK 1 ÖZEL MUAYENE,MERSİN 2 ADSM,MERSİN Amaç: Kök rezorpsiyonlarının etiyolojisi tam olarak anlaşılmamaktadır. Fakat internal kök rezorpsiyonunun kök kanal sisteminin koronal üçlüsünde nekrotik ve enfekte pulpa dokusu varlığında meydana geldiği bilinmektedir. Genellikle asemptomatiktir ve rutin radyolojik muayene esnasında teşhis edilmektedir. Bu olgu raporunun amacı; internal-eksternal rezorpsiyon bulunan maksiller sağ santral dişin endodontik tedavisini ve klinik takibini sunmaktır. Olgu sunumu: 15 yaşındaki bayan hasta bir diş hekiminin radyografik incelemesi sonrasında kliniğimize yönlendirildi. Yapılan dvt (dental volumetrik tomografi), panaromik ve periapikal röntgen incelenmesi sonucunda sağ üst santral dişte internal-eksternal resopsiyon varlığı saptandı. Klinik ve radyografik muayene sonucunda, derin bir kompozit rezin restorasyon varlığı saptandı. Dişte herhangi bir travma hikayesi yoktu. Klinik değerlendirmede ilgili diş perküsyona hassasiyet gösterdi. Giriş kavitesi açılarak kök kanalının şekillendirilmesi ve % 2,5 lik NaOCl ile irigasyonu tamamlandı. Sert doku oluşumunu stimüle etmesi amacıyla hazır kalsiyum hidroksit kanaliçi medikamenti (calasept plus denstply, avustralya) 2 defa 3 er haftalık periodlar ile uygulandı. Kalsiyum hidroksit NaOCl irrigasyonu ve sonrasında 2 dakikalık ultrasonik irrigasyon ile kök kanalından uzaklaştırıldı. Son olarak % 2 lik klorheksidin kök kanalında 10 dakika bekletildi. Rezorpsiyonun altında kalan kanalın apikal kısmı güta-perka ve AH-Plus (denstply/detrey, konstanz, almanya) kanal patı kullanılarak lateral kompaksiyon yöntemi ile dolduruldu. Rezorpsiyon alanı ise iroot BP (ınnovative bioceramics ınc., vancouver, kanada) kullanılarak dolduruldu. Giriş kavitesi kompozit rezin ile restore edildi. Bitim filmi çekildi ve hasta 6 ayda bir kontrol edildi. Sonuçlar: Rezorpsiyon alanının çok geniş olması nedeniyle bu vakanın prognozunun şüpheli olmasına rağmen, 34 aylık takip periodunda dişin asemptomatik ve fonksiyonel olduğu görüldü. Hastanın klinik takibine devam edilecektir. PP174 CASE REPORT: THE INTERNAL AND EXTERNAL ROOT RESORPTION OF MAXILLER CENTRAL INCISOR- 34 MONTHS FOLLOW-UP Aim: The etiology of root resorptions is not fully understandable. But it is known that internal root resorptions occur in the presence of necrotic and infected pulp tissue within the coronal portion of the root canal system. It is usually asymptomatic and diagnosed upon routine radiographic examination. The aim of this case report is to present the endodontic treatment and clinical followup of the right maxillary central incisor with internal-external resorption. Case report: 15-year-old female patient was consulted to our clinic after radiographic examination of a dentist. The internal-external root resorption of the rigth maxillary central incisor was determined at the dvt (dental volumetric tomography), panaromic and periapical x-rays. Clinical and radiological examination revealed a deep composite resin restoration. There was no trauma history. In the 300

301 clinical examination, the tooth was sensitive to percussion. The access cavity improved and preparation and irrigation with 2.5% NaOCl of the root canal was done. A hard-setting calcium hydroxide (calasept plus - dentsply, australia) used as an intracanal medication to stimulate hard tissue formation. This medicament was applied twice for 3 weeks. Calcium hydroxide was removed from the root canal by irrigation with NaOCl and ultrasonic irrigation for 2 minutes. Finally % 2 CHX left at the root canal for 10 minutes. The apical part of the root canal was obturated with lateral compaction technique using gutta-percha and AH-Plus sealer (denstply/detrey, konstanz, germany). Resorption area was filled with iroot BP (ınnovative bioceramics ınc., vancouver, canada). The access cavity was restored with composite resin. The patient was controlled in every 6 months. Conclusions: Although the prognosis of this case was suspicious because of the huge resorption area, the tooth was asymptomatic and functional at 34 month follow-up period. The clinical follow-up of the patient will be continued. PP175 ÜÇ KANALLI ALT ÇENE KÜÇÜK AZI DİŞLERİNDE ENDODONTİK TEDAVİ YAKLAŞIMI: İKİ OLGU RAPORU 1 CANSU İLGEN, 2 HÜSNİYE DEMİRTÜRK KOCASARAÇ, 1 ERHAN TAHAN, 1 DİLEK YİĞİT 1 KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ Amaç: Kök kanal morfolojisinin iyi bilinmesi kök kanal tedavisinin başarını arttırmaktadır. Alt çene küçük azı dişleri genelde tek köklü ve tek kanallı olmasına rağmen alt çene küçük azı dişlerinde çeşitli anatomik varyasyonlar gözlenebilir. Bu vaka raporunda iki köklü ve üç kanallı iki farklı alt çene ikinci küçük azı dişinin endodontik tedavi yaklaşımı sunulmuştur. Olgu sunumu: Yapılan klinik muayenede geri dönüşümsüz pulpitis teşhisi konulan iki alt çene ikinci küçük azı dişinin, radyografik incelemesinde iki köklü olabileceği öngörüldü. Giriş kavitesi hazırlandıktan sonra üç farklı kanal girişi tespit edildi. Çalışma boyu belirlendi ve kök kanalları ProTaper Universal NiTi döner sistemi (Dentsply Maillefer, isviçre) kullanılarak şekillendirildi. Kanal dolumları lateral kondansasyon tekniğini kullanarak AH Plus kanal patı (dentsply detrey, almanya) ve guta perka ile yapıldı. Bulgular 6 aylık takip süresinin sonunda, tedavisi yapılan küçük azı dişlerinden birinin asemptomatik olduğu ve fonksiyonuna devam ettiği tespit edilmiştir. Tedavisi yapılan diğer küçük azı dişi, ortodontik tedavi sürecinde çekildiği için takip bulguları rapor edilememiştir. Sonuçlar: Alt çene küçük azı dişlerinin kök kanal anatomisi varyasyon gösterebilir. Doğru teşhis ve tedavi yaklaşımı için tam bir klinik muayene ve radyolojik yorumlama oldukça önemlidir. PP175 ENDODONTIC MANAGEMENT OF MANDIBULAR SECOND PREMOLARS WITH TWO ROOTS AND THREE CANALS: REPORT OF TWO CASES Aim: Successful root canal treatment is related to a comprehensive knowledge of the root canal morphology. Although, mandibular first and second premolars usually have a single root and a single canal., mandibular second premolars might have wide variations in root canal anatomy. This case report presents the diagnosis and nonsurgical endodontic management of two mandibular second premolars with two roots and three canals. Case report: Two mandibular second premolars were diagnosed with symptomatic irreversible pulpitis on the basis of clinical examinations. Radiographic examination revealed presence of two roots. Access cavities were prepared and three canal orifices were identified. After working lenght 301

302 determination, each root canal was prepared using ProTaper Universal (Dentsply Maillefer, switzerland) instruments under copious irrigation with 2.5% sodium hypochlorite. Root fillings were completed using lateral condensation of gutta percha and AH Plus (dentsply detrey, germany) sealer. After 6 months follow-up period of the first case, the mandibular premolar was asymptomatic and no pathological sign was observed radiographically. The mandibular premolar of the second case had been extracted for orthodontic reason so follow up results weren t reported. Conclusions: Root canal morphology of the mandibular second premolar can be complex. Careful radiographic assessment is essential in order to maintain a successful treatment of these root canals. PP176 DİSTİLE SU VEYA İ-PRF İLE KARIŞTIRILAN MİNERAL TRİOKSİT AGREGATIN PUSH-OUT BAĞLANMA DAYANIMININ KARŞILAŞTIRILMASI ERSAN ÇİÇEK, M. MURAT KOÇAK, BARAN CAN SAĞLAM, SİBEL KOÇAK, ÖMER FARUK BAKİ, ECEHAN HAZAR BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı distile su veya i-prf ile karıştırılan mineral trioksit agregatın push-out bağlanma dayanımının karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Tek köklü ve kanallı 30 adet çekilmiş insan alt çene küçük azı dişi kullanıldı. Kronlar ve apikal 5 mm su soğutması altında elmas disk kullanılarak uzaklaştırıldı. Kök kanalları 5 numaralı peeso-reamer dril kullanılarak standart bir kanal boşluğu çapı elde edildi. Örnekler rastgele 2 eşit gruba ayrıldı. Grup 1 de; kök kanalları MTA ve distile su karışımı ile dolduruldu. Grup 2 de kök kanalları, santrifüj cihazı kullanılarak elde edilerek insan kanından elde edilen i-prf ve MTA karışımı ile dolduruldu. Sertleşme süresi sonunda, kökler akrilik rezin materyali içeren Eppendorf tüpleri içine gömüldü. Her örneğin apikal, orta ve koronal üçlülerinden mikrotom kullanılarak 2mm±0.2 kalınlığında 3 er adet kesit alındı. Her bir kesitin push-out bağlanma dayanımı universal test cihazı kullanılarak yapıldı. Maksimum kopma modları newton (N) olarak kayıt edildi. Veriler ındependent sample t testi ve pearson chi-square testi kullanılarak analiz edildi ten küçük p değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Grup 2 ( ± n) Grup 1 den ( ± n) daha yüksek ortalama pushout bağlanma dayanım değeri gösterdi. Ancak, gruplar arasında anlamlı fark bulunamadı (p=0.342). Her iki grupta kohezyon ve karışık tip bağlantılar, adezyon tipi bağlantıdan fazla bulundu (p=0.474). Sonuçlar: MTA nın biyolojik bir sıvı (i-prf) ile karışımı materyalin değerlendirilen mekanik özelliğini olumsuz etkilememiştir. PP176 COMPARISON OF PUSH-OUT BOND STRENGTH OF MINERAL TRIOXIDE AGGREGATE MIXED WITH DISTILLED WATER OR I-PRF Aim: The aim of this study was to compare the push-out bond strengths of mineral trioxide aggregate (MTA) mixed with distilled water or i-prf. Methodology: 30 extracted human mandibular premolar teeth with single root and canal were used. The crowns and 5 mm of apices were removed under water coolant with diamond disk. The root canals were prepared with peeso-reamer drill up to size 5 to create a standardized canal space diameter. The specimens were randomly divided into 2 equal groups. In Group 1; the root canals were obturated with MTA and distilled water mixture. In Group 2; the root canals were obturated with MTA and i-prf mixture which was obtained from human blood with a centrifuge machine. After 302

303 setting time, the roots were embedded into Eppendorf tubes containing acrylic resin material. 3 slices of 2mm±0.2 from apical, middle, and coronal thirds were obtained from each specimen using a microtome. A push-out test was performed on each slice using a universal test machine. The maximum failure modes were recorded as newton (N). The data were analyzed with the ındependent sample t test and pearson chi-square test. P value of less than 0.05 was considered statistically significant. Results: Group 2 ( ± n) demonstrated higher mean push-out bond strength values than Group 1 ( ± n). However, no difference was found between two groups (p=0.342). In both groups, cohesion and mix types bonding were found higher than adhesion type bonding without any significance (p=0.474). Conclusions: The mixture of MTA with a biological liquid (i-prf) did not adversely affect the tested mechanical property of material. PP177 KAYMA YOLU OLUŞTURAN SİSTEMLERİN ENDODONTİK PREPARASYONLARDA TRANSPORTASYON VE MERKEZDE KALMA ÜZERİNDEKİ ETKİSİ CİHAN KÜDEN, OĞUZ YOLDAŞ, ŞEHNAZ YILMAZ, AYŞİN DUMANİ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ADANA Amaç: Bu çalışmanın amacı, konik ışın hüzmeli bilgisayarlı tomografi (CBCT) kullanarak; kök kanallarında kayma yolu oluşturan ProGlider (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) ve One G (MicroMega, Besançon, Cedex, France) döner eğe sistemlerinin; Reciproc (VDW, Munich, Germany), One Shape (MicroMega, Besançon, Cedex, France) ve ProTaper next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) sistemleri ile birlikte kullanımında kanal transportasyonu ve merkezde kalma açısından etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: 120 adet çekilmiş mandibular birinci molar meziyal kök rastgele 6 gruba dağılmıştır. Grup 1, ProGlider+Resiproc; Grup 2, One G+One Shape; Grup 3, ProGlider+ProTaper next; Grup 4, Resiproc; Grup 5, One Shape; Grup 6 ProTaper next. Şekillendirme öncesi ve sonrası alınan 3 boyutlu görüntülerle apeksten 3, 5 ve 7mm uzaklıkta götüntüler elde edildi. Taranan örnekler sonra transportasyon ve merkezde kalma yeteneği açısından CBCT planmeca romexis tm (helsinki,finland) yazılımı ile analiz edildi. Toplanan veriler tek yönlü varyans analizi (one-way ANOVA) ve lsd çoklu karşılaştırma testi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Tüm gruplar ve tüm düzeyler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Tüm grupların ortalama düzeyleri karşılaştrıldığında One G/One Shape grubu diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha anlamlı bulunmuştur. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde; kayma yolu oluşturulan ve oluşturulmayan tüm eğe sistemleri kanal kurvatürünü benzer şekilde düzleştirmişlerdir. Ancak One G/One Shape sisteminin kanal anatomisini daha iyi koruduğu bulunmuştur. PP177 EFFECT OF PATHFINDING ROTARY SYSTEMS ON THE TRANSPORTATION AND CENTRALIZATION OF ENDODONTIC PREPARATIONS Aim: The purpose of this in vitro study was to evaluate the transportation and centralization of root canals instrumented using by the Reciproc (VDW, Munich, Germany), One Shape (Micro-Mega, Besançon, Cedex, France), ProTaper next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) with or without 303

304 glide path ProGlider (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) and One G (Micro-Mega, Besançon, codex, France) via cone-beam computed tomography (CBCT). Methodology: One hundred and twenty mesial root canals of extracted human mandibular first molar were randomly assigned to 6 groups (n = 20 teeth per group): Group 1, ProGlider / Resiproc; Group 2, One G / One Shape; Group 3, ProGlider / ProTaper next; Group 4, Resiproc; Group 5, One Shape; Group 6, ProTaper next. The root canals were instrumented according to the manufacturer s instructions using the rotary systems. Pre instrumentation and post instrumentation threedimensional CBCT images were obtained from root cross-sections at 3, 5 and 7mm from the apex. Scanned images were then analysed by using CBCT planmeca romexis tm software (helsinki,finland) to determine canal transportation and centering ability. The data collected were evaluated using one-way analysis of variance (ANOVA) and using lsd multiple range test. Results: There were no significant differences between the all groups and the all levels in the degree of canal transportation and centering ability (p >.05). Considering the centering ability, the One G/One Shape group showed significantly better mean values than the other groups at all levels. Conclusions: Under the condition of this study, all file systems performing with or without glide path straightened the root canal curvature similarly. However, One G/One Shape system showed better preservation of canal anatomy. PP180 ÜÇ KANALLI ÜST BİRİNCİ KÜÇÜK AZI DİŞLERİNİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: İKİ OLGU BİLDİRİMİ 1 MEHMET EMİN KAVAL, 2 MURAT TÜRKÜN, 1 MEHMET KEMAL ÇALIŞKAN 1 EGE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ A.D. İZMİR 2 EGE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ RESTORATİF DİŞ TEDAVİSİ A.D. İZMİR Amaç: Üç kök kanal morfolojisi üst çene küçük azı dişlerinde nadiren gözlenen bir anatomik varyasyondur ve bu dişler radiculous olarak da isimlendirilirler. Bu olgu bildiriminde iki ayrı radiculous olgusunda uygulanan kanal tedavisi protokolü ve olguların üç yıllık takiplerinin sunulması hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Farklı zaman aralıklarında, on sekiz ve yirmi dört yaşlarındaki iki bayan hasta üst birinci küçük azı dişlerinden kaynaklı şiddetli spontan ağrı şikâyeti ile kliniğimize başvurdu. Yapılan klinik muayenede ilgili dişlerin vitalite testine erken pozitif yanıt verdikleri ve perküsyona hassas oldukları gözlendi. Dişlerin radyolojik muayenesinde üç kök üç kanal morfolojisi sergiledikleri tespit edildi. Her iki dişte de sekonder akut pulpitis teşhisi söz konusuydu. Lokal anestezi uygulamasını takiben, rubber dam ile izolasyon sağlandı ve giriş kaviteleri hazırlandı. Dental lup ile elde edilen büyütme altında (2,5x), kanal girişleri 10 ve 15 no lu k-tipi eğeler ile tespit edildi ve kök kanalları Ni-Ti döner aletler yardımıyla şekillendirildi. Her eğe değişimi esnasında %2,5 sodyum hipoklorit (NaOCl) ile irrigasyon uygulandı. Kök kanalları son irrigasyon aşamasında %2,5 NaOCl, distile su ve %17 EDTA solüsyonları ile irrige edildi. Kök kanallarının kağıt konlar yardımıyla kurulanmasını takiben, güta perka ve rezin esaslı kanal patı ile kanallar soğuk lateral kompaksiyon yöntemiyle dolduruldu. Dişler rezin kompozit ile restore edildi. Bulgular: Her iki dişinde üçüncü yıl kontrollerinde asemptomatik ve fonksiyonda olduğu gözlendi. Alınan kontrol radyografilerinde herhangi bir patolojiye rastlanmadı. 304

305 Sonuçlar: Radiculous olgularında kanal tedavisi uygulamaları komplike kök kanal morfolojisi nedeniyle zorlaşmaktadır. Bu olgularda teşhis radyografilerin dikkatle incelenmesi ve büyütme sistemlerinin kullanılması tedavi protokolünde önemli yere sahiptir. PP180 ENDODONTIC MANAGEMENT OF MAXILLARY PREMOLARS WITH THREE ROOT CANALS: REPORT OF TWO CASES Aim: Three root canal configuration in maxillary premolars is a rare anatomic variation and these teeth are called as radiculous. The aim of this case report was to present the treatment protocol and the findings of three years follow-up of two radiculous maxillary premolars. Methodology: In different time intervals, twenty four and eighteen years old two female patients were referred to our clinic due to spontaneous severe pain associated with their right maxillary first premolars. Vitality tests revealed early positive response and the related teeth were sensitive to percussion. The diagnosis was irreversible pulpitis for both teeth. Radiographic examination revealed that both teeth had three root canals. Under local anaesthesia and rubber dam isolation, endodontic access cavities were prepared and the root canals were negotiated with size 10 and 15 K-files under 2.5x dental loupe magnification. The root canals were shaped using Ni-Ti rotary files. During the preparation procedures 3 ml of 2.5% NaOCl solution was used between each file and final irrigation procedure was performed using 2.5 % sodium hypochlorite, 17 % EDTA and distilled water. Subsequently, the root canals were dried with paper points and obturated with gutta-percha and resin based root canal sealer using cold lateral compaction technique. Finally access cavities were restored with resin composite. Results: At three years follow up, both teeth were asymptomatic and clinically functional. Radiographic examination of the related teeth revealed no periradicular radiolucency. Conclusions: The endodontic management of radiculous maxillary premolars is a challenging procedure due to their complicated root canal anatomy. Accurate evaluation of the preoperative radiographs and using magnification could enhance detection of the root canals. PP182 REJENERASYON İLE KÖK GELİŞİMİ: OLGU SUNUMU OLCAY ÖZDEMİR, SİBEL KOÇAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Diş kökünün gelişim sürecinde meydana gelen herhangi bir patolojik değişim kök gelişiminde bozukluklara yol açabilir, apeks kapanmayabilir ve bu durumlar tedavi gerektirir. Konvansiyonel kök kanal tedavileri kanal içi genişletme ve şekillendirmeyi içeren tam bir temizlik hedeflediğinden immatur dişler için uygun bir tedavi seçeneği değildir. Açık apeksli irreversible pulpitisli veya nekrotik pulpalı dişlerde önerilen tedavi seçenekleri; kalsiyum hidroksit apeksifikasyonu, apikal tıkaç ve rejeneratif tedavilerdir. Kalsiyum hidroksit apeksifikasyonu ve apikal tıkaç tekniği konvansiyonel kök kanal tedavilerinin komplikasyonlarının çoğunu engellemektedir, ancak servikal bölgede meydana gelebilecek horizontal kök kırığı riskinin önüne geçemez. Ayrıca kök gelişimi devam etmediğinden, kron kök oranına bağlı olarak dişin kemik desteği az olacağından mobilite görülme riski de vardır. Rejeneratif tedavilerin amacı; uygun ortamı oluşturarak, kök hücrelerinin proliferasyonunu sağlamak, kök kanal boşluğu içerisinde vaskularitesi yüksek yeni bir dokunun rejenerasyonunu sağlayarak, kök 305

306 gelişimini devam ettirmektir. Bu olgu sunumu; rejeneratif tedavi uygulanmış bir adet premolar ve bir adet molar diş olmak üzere iki farklı olgunun birer yıllık takiplerini içermektedir. Gereç ve Yöntem: Kliniğimize derin çürük şikayeti ile başvuran iki erkek hastanın klinik ve radyografik muayenesi sonucu dişlerin açık apeksli ve nekrotik pulpalı olduğu anlaşılmıştır. Teşhise göre tedavi planlaması yapılmış ve ailenin onamı alındıktan sonra rejeneratif tedavi uygulamasına karar verilmiştir. Rubber - dam izolasyonu altında kanallar temizlenip %5,25 lik sodyum hipoklorit ile irrige edilmiş ve kalsiyum hidroksit yerleştirilip bir hafta beklenmiştir. Sonraki seansta, kalsiyum hidroksit patı kök kanallarından tamamen uzaklaştırılmış, dişlere modifiye üçlü antibiyotik patı uygulanmıştır uygulamadan 1 hafta sonra yapılan muayenede, dişlerin asemptomatik olduğu belirlenmiştir. Dişlerin sırası ile %5,25 lik sodyum hipoklorit ve serum fizyolojik ile irrigasyonunun ardından, steril 10 numara el eğesi ile kanalların içerisinden apeks travmatize edilerek kanama sağlanmıştır. Oluşan pıhtının üzeri mineral trioksit agregat ile kapatılmıştır. Rezin esasli restoratif materyal ile restorasyonlar tamamlanmış ve 1., 3., 6. Ve 12. Ay takipleri yapılmıştır. Sonuçlar: 12 aylık takipte, rejeneratif tedavi uygulanmış ve koronalden mineral trioksit agregat ile kapatılmış 2 farklı olguda apeks gelişimi radyografik olarak izlenmiştir. Anahtar kelimeler: rejeneratif endodonti,modifiye üçlü antibiyotik patı, mineral trioksit agregat. PP182 DEVELOPMENT OF THE ROOT WITH REGENERATION: CASE REPORT ABSTRACT Aim: During the root development, pathological facts in the pulp can cause the interruption of root development. Conventional root canal therapy, including complete cleaning and shaping and appropriate obturation, cannot be achieved in an immature root. Mechanical instrumentation weaken immature tooth s root canal. If there is an open apex, other treatment options are apexification with calcium hydroxide [Ca(OH)2], apical plug tecnique, or regeneration procedures. Except for regenerative techniques, the others may solve many of the problems of conventional root canal therapy; but at the cervical area horizontal root fracture is still a risk. Because less bone support due to crown-to-root ratio, tooth mobility can be seen. The aim of the regenerative treatment is to create a suitable environment so that the periapical stem cells can proliferate into the root canal space for regeneration of tissue and continuation of root development. In the present case report, a regenerative endodontic procedure was performed in two different cases one year follow-ups which one is a lower right premolar and the other is lower right molar tooth. Methodology: Healty two male patients with a history of caries were referred to our clinic. Based on clinical and radiographic examinations, necrotic pulp and open apex were diagnosed. Due to diagnosis, regenerative treatment was decided to perform after a written informed consent obtained from the patient s guardian. After application of rubber - dam, root canals were cleaned without instrumentation, irrigated with 5.25% sodium hypochlorite solution (NaOCl) and Ca(OH)2 was placed in root canals. After a week, Ca(OH)2 completely removed from root canals and modified triple antibiotic paste placed in root canals. After a week, patients were asymptomatic; teeth were irrigated with 5.25% NaOCl and sterile saline solution. After induction of hemorrhage by sterile #10 k- file, MTA was placed on blood clot in the coronal third of the root canals. Final restoration of teeth were resin materials and patients were recalled at 1, 3, 6, and 12 months postoperatively for clinical and radiographic follow-ups. Conclusions: This report shows 12 month follow-ups of two different cases which closed by regenerative treatment and placed MTA in the coronal third of the root canals. 306

307 PP183 ÜÇLÜ ANTİBİYOTİK PATININ GELİŞİMİNİ TAMAMLAMAMIŞ KÖK KANALLARINDAN PASİF ULTRASONİK İRİGASYON, İĞNE İRİGASYONU VE XP ENDO FİNİSHER KULLANILARAK UZAKLAŞTIRILMASI: BİR TARAMALI ELEKTRON MİKROSKOBU İNCELEMESİ. DİLEK TÜRKAYDIN, ERHAN DEMİR, FATIMA BETÜL BAŞTÜRK, HESNA SAZAK ÖVEÇOĞLU MARMARA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, üçlü antibiyotik patının (tap) kök ucu gelişimini tamamlamamış dişlerin kök kanallarından pasif ultrasonik irigasyon, iğne irigasyonu ve XP Endo Finisher kullanılarak uzaklaştırılmasının taramalı elektron mikroskobu altında incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Otuz dört adet yeni çekilmiş, tek köklü diş kullanılmıştır. Dişlerin kronları uzaklaştırılıp, tüm kanallar üretici firmanın direktifleri doğrultusunda ProTaper Universal eğe sistemiyle (dentsply, maillefer, switzerland) f5 boya kadar genişletildi. Kök gelişimini tamamlamamış dişleri taklit etmek amacıyla 1.5 mm çapındaki yeşil elmas frezlerle apikalde genişletme yapıldı. Daha sonra diş köklerinin içine tap (siprofloksasin, minosiklin ve metronidazol) yerleştirildi. Hem apikal %100 bağıl nemde 1 ay boyunca bekletildi. Dört örnek, pozitif (n=2) ve negatif kontrol grubu (n=2) olacak şekilde ayrıldı. Bir ay sonunda kuronal dolgular uzaklaştırılıp, dişler rastgele seçilerek, pasif ultrasonik irigasyon, iğne irigasyonu ve XP Endo Finisher kullanılarak yıkandı (n=10). Tap kalıntıları dört kademeli bir skorlama sistemi ile taramalı elektron mikroskobuyla 1500x büyütme altında incelenerek skorlandı. Veriler kruskal-wallis ve mann-whistney u testleriyle analiz edildi. Bulgular: XP Endo Finisher grubunda kalan madde miktarı, ultrasonik aktivasyon ve iğne irigasyonu gruplarından anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). Ultrasonik aktivasyon ve iğne irigasyonu grubu arasında kalan madde miktarları açısından anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p:0.240; p>0.05). Sonuçlar: Bu çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde XP Endo Finisher ın kök ucu gelişimini tamamlamamış olan dişlerden tap patının temizlenmesinde alternatif bir yıkama metodu olarak kullanılabileceği görülmüştür. Anahtar kelimeler: kök ucu açık dişler, tap, PUI, XP Endo Finisher PP183 COMPARATIVE ANALYSIS OF TRIPLE ANTIBIOTIC PASTE REMOVAL FROM TEETH WITH IMMATURE APICES BY USING PASSIVE ULTRASONIC IRRIGATION, NEEDLE IRRIGATION AND XP ENDO FINISHER: A SCANNING ELECTRON MICROSCOPY EVALUATION Aim: The aim of this study was to evaluate the effectiveness of passive ultrasonic irrigation (PUI), needle irrigation and XP Endo Finisher in removal of triple antibiotic paste (tap) from root canals of extracted teeth. Methodology: Thirty four freshly extracted single rooted teeth were used. The crowns were decoronated and all canals were instrumented using ProTaper Universal (dentsply, maillefer, switzerland) up to f5 file size according to the manufacturer s instructions. Apices were drilled using a green round bur with 1.5 mm diameter (ultradent products ınc., south jordan, usa) to simulate teeth with immature apices. Then the roots were filled with tap (ciprofloxacin, minocycline and metronidazole). Both the apex and the coronal access of each tooth were sealed with a cotton pellet for 1 month. Four specimens were selected for positive control group (n=2) and negative control group (n=2). After 1 month, the temporary seal was removed and the samples were randomly divided into three experimental groups according to the method used for tap removal; PUI, needle irrigation and XP Endo Finisher (n=10). The amount of tap residues in the apical third of each canal 307

308 was recorded using a scanning electron microscopy (sem) at 1500x magnification and was evaluated using a four-grade scoring system by two calibrated observers. The data were analyzed using kruskalwallis and mann-whitney u test. Results: The amount of remaining tap on canal walls was significantly lower in the XP Endo Finisher group than in the other groups ( p<0.05). There was no significant difference between the PUI and needle irrigation groups (p:0.240; p>0.05). Conclusions: According to the results of this study, XP Endo Finisher can be used as an alternative irrigation method for removal of tap from immature root canals. Key words: ımmature roots, tap, PUI, XP Endo Finisher PP184 İNTRÜZİV LÜKSASYONA UĞRAMIŞ DAİMİ KESİCİLERİN MULTİDİSİPLİNER TEDAVİSİ ELİFCAN AYHAN, ÖZGÜR UYANIK, EMRE NAGAŞ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ, HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ, HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ Amaç: İntrüziv lüksasyon dişlerin aksiyal yönde alveolar kemiğe doğru yer değiştirmesiyle karakterize bir travmatik yaralanma şeklidir. Bu zamana kadar intrüziv yaralanmalara ilişkin çok çeşitli tedavi yaklaşımları öne sürülmüştür. Bu vaka raporu, sağ üst santral ve lateral dişlerin alveol kret seviyesinde vertikal pozisyonda ciddi yer değiştirmesine sebep olan daimi dişlerin intrüzyonunun multidisipliner tedavisini tanımlamaktadır. Olgu sunumu: Koronal renk değişikliği izlenmeyen intrüze dişler nekroz olarak teşhis edildi. Kanal içi medikament uygulaması sonrası kök kanal tedavisi tamamlandığında, dişler ortodontik olarak repoze edildi ve estetik kaygılar gözetilerek endodontik tedavi sonrası restorasyonu tamamlandı. Hasta klinik olarak sorunsuz bir şekilde bir yıldır takip edilmektedir. Sonuçlar: Şiddetli intrüziv lüksasyona uğramış matür dişlerde başarılı estetik ve fonksiyonel rehabilitasyonun anahtarı endodontik ve ortodontik tedavileri içeren multidisipliner yaklaşımdır. PP184 MULTIDICIPLINARY MANAGEMENT OF TRAUMATICALLY INTRUDED PERMANENT INCISOR TEETH Aim: Abstract background : ıntrusive luxation is a type of traumatic injury characterized by a deeper axial displacement of the tooth toward the alveolar bone. Various treatment approaches have been suggested, so far, regarding management of intrusive luxation. In this case report, we describe the multidisciplinary management of the consequences of primary teeth intrusion that led to severe impaction of the permanent right maxillary central and lateral incisors in a vertical position at the level of the alveolar crest. Case report: The intruded teeth were diagnosed as necrotic without coronal discoloration. Upon completion of root canal treatment with intracanal medicament dressing, teeth were repositioned orthodontically and finally restored post endodontic therapy for esthtetic purposes. The patient was followed-up for 1 year with a successful clinical outcome. Conclusions: The key factors in a successful functional and esthetic rehabilitation of severe intruded mature teeth are multidisciplinary approaches, which involves endodontics and orthodontics. 308

309 PP185 KERATOKİSTİK ODONTOJENİK TÜMÖR OLGULARININ ENDODONTİK CERRAHİ UYGULAMA SONRASI UZUN DÖNEM TAKİBİ: İKİ OLGU SUNUMU 1 MEHMET KEMAL ÇALIŞKAN, 1 MEHMET EMİN KAVAL, 2 UĞUR TEKİN 1 EGE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI İZMİR 2 EGE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ, DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ A.D. İZMİR Amaç: Bu olgu sunumunun amacı keratokistik odontojenik tümör tanısı konulan iki olgunun tedavi protokolü ve yedi yıllık takiplerinin sunulmasıdır. Gereç ve Yöntem: Ağrı ve ekstra-oral şişlik nedeniyle kliniğimize başvuran iki hastanın radyolojik muayenesinde, ilk hastada maksiller anterior bölgede ve ikinci hastada mandibuler anterior bölgede olmak üzere geniş periapikal lezyonlar tespit edildi. Yapılan klinik muayenede ilk hastanın sağ alt santral kesici dişi ve ikinci hastanın sağ üst santral kesici dişi vitalite testine negatif yanıt verdi. Bu dişlerde iki seansta kanal tedavisi tamamlandı ve endodontik cerrahi uygulamasına geçildi. Tam kalınlıklı flepler kaldırılarak, lezyonlara ulaşıldı ve lezyonlar kürete edildi. Kanal tedavisi uygulanan dişlerde kök uçları rezeke edildi ve ultrasonik uçlar yardımıyla hazırlanan retrograt kaviteler MTA ile örtülendi. Daha sonra kürete edilen lezyonlar histopatolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Histopatolojik değerlendirme sonucunda her iki lezyon için de keratokistik odontojenik tümör tanısı konuldu. Yedinci yıl kontrollerinde lezyonların iyileştiği ve ilgili dişlerin fonksiyonda olduğu görüldü. Sonuçlar: Keratokistik odontojenik tümör olguları yüksek oranda nüksetme ve hızlı gelişim gösterme özelliğine sahip olduklarından dolayı, takip edilen olgular düzenli olarak kontrollere çağrıldı. Her iki olgu da yapılan kontrollerde herhangi bir patolojik bulguya rastlanmadı ve endodontik cerrahi uygulamasının başarılı sonuçlar verdiği görüldü. PP185 LONG-TERM FOLLOW-UP OF SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF CASES WITH KERATOCYSTIC ODONTOGENIC TUMOUR: REPORT OF TWO CASES Aim: The aim of the present report was to present the treatment protocols and seven years followup of two cases with keratocystic odontogenic tumours. Methodology: Two patients were referred to our clinic due to the severe pain and extraoral swelling. During the clinical and radiographic examination of the first patient, mandibular right central incisor presented negative response to the vitality test and there was a large periapical lesion in the mandibular anterior region. Similarly, maxillary right central incisor of the second patient was non vital and a large periapical lesion in the maxillary anterior region was observed on radiographs. Additionally, adjacent endodontically treated lateral incisor was associated with this periapical lesion. The non-vital necrotic teeth of both patients were treated endodontically in two sessions, and endodontic surgery was planned. The access to the lesions was achieved by full thickness trapezoidal flaps, and pathologic periradicular soft tissues were removed. The root apices of endodontically treated teeth were resected and root-end cavities were prepared using ultrasonic retrotips. Finally, retrograde cavities were sealed with MTA. Biopsy specimens were evaluated histopathologically. Results: Histopathological diagnosis of both lesions was keratocystic odontogenic tumour. At the seven years follow up, period significant healing of the periapical lesions was achieved for both cases. Conclusions: Long term follow up examinations were scheduled due to the high recurrence rate and aggressive behaviour of the keratocystic odontogenic tumours. In both cases, endodontic surgery resulted with successful outcomes. 309

310 PP186 ÜST KESİCİ DİŞİN ENDODONTİK CERRAHİ TEDAVİSİ: BİR YILLIK TAKİP EMRE BODRUMLU, İREM ÇETİNKAYA BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Ortograd yolla yapılan kök kanal tedavilerinin başarısız olduğu durumlarda endodontik cerrahi dişin kurtarılmasında alternatif bir tedavi seçeneğidir. Bu olguda iki kere kök kanal tedavisi denenmiş sağ üst birinci keser dişte hastanın şikâyetleri geçmemesi nedeniyle gerçekleştirilen endodontik cerrahi işlemi sunulmaktadır. Olgu sunumu: 24 yaşında sağ üst birinci keser dişindeki ağrı nedeniyle endodonti kliniğine başvuran bayan hastada yapılan klinik ve radyolojik muayenesinde ilgili dişte perküsyon hassasiyeti ve periapikal bölgede radyolüsent alan varlığı görülmüştü. Hastadan alınan anamnezde ilgili dişe iki kere kanal tedavisi yapıldığı belirlendi. Olguya endodontik cerrahi tedavisi uygulanmasına karar verildi. Apikal rezeksiyon yapılmasının ardından 3mm derinliğinde retrokavite ultrasonik uçlarla açıldı ve retrograd dolgusu supereba ile yapıldı. Sonuçlar: Bir yıl içerisinde aralıklarla yapılan kontrol sonucunda hastanın objektif ve subjektif bulguların kalmadığı ve alınan kontrol radyografilerde periapikal lezyonda iyileşme olduğu gözlenmişti. PP186 ENDODONTIC SURGICAL TREATMENT OF MAXILLARY INCISOR TEETH: ONE-YEAR FOLLOW UP Aim: Endodontic surgery is an alternative technique in saving the tooth when ortograd root canal treatments are failed. In this case, endodontic surgical treatment of right first maxillary teeth had been treated two times before and has complaint is presented. Case report: A 24-years old female patient was referred to endodontic clinic with dull pain right maxillary central incisors. After clinical and radiographic examination, the teeth was tender to percussion and periradicular radiolucency was detected around the related teeth. The dental history was taken and determined that the teeth had been treated endodontically two times before. Periapical surgery was indicated. After apical resection, the ultrasonic tips was used preparing 3 mmdeep retrocavity. Root-end filling material (super eba) was placed. Conclusions: In one year postoperative intermittent recall examination, the teeth was no objective and subjective complaint and radiographically showed signs of healing of periapical radiolucency. PP187 BEŞ KANALLI MAKSİLLER BİRİNCİ MOLAR DİŞİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU İREM ÇETİNKAYA, EMRE BODRUMLU BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Kök kanal tedavisi başarısı için tüm kök kanal sisteminin tam olarak boşaltılması esastır. Bu amaçla, tüm kök kanallarının bulunması tedavinin başarısını arttırmaktadır. Bu vaka raporunun amacı nadir görülen maksiler birinci molar dişin beş kanallı başarılı kök kanal tedavisinin sunulmasıdır. Olgu sunumu: 34 yaşındaki erkek hasta şiddetli ağrı şikâyeti ile kliniğimize başvurmuştur. Yapılan klinik muayenesinde perküsyon duyarlılığı ve derin dentin çürüğü gözlenmiştir. Radyolojik muayenede herhangi bir patoloji gözlenmemiştir. Endodontik tedavi esnasında üst molar dişte 310

311 beklenen kanal ağızlarına ek olarak distobukkalde ikinci kanal ağzı bulunmuştur. Kök kanallarının biyomekanik şekillendirilmesi sonrasında gutta perka ve kanal patı ile kanallar doldurulmuş ve kompozit rezin ile restore edilmiştir. Sonuçlar: 6 ay sonrasında kontrole çağırılan hastada perküsyon ve palpasyon duyarlığı ve radyografik muayenesinde herhangi bir periradikuler patoloji olmadığı görülmüştür. PP187 ENDODONTIC ROOT CANAL TREATMENT OF A MAXILLARY FIRST MOLAR HAVING FIVE CANALS: A CASE REPORT Aim: Detection of all canals of the teeth increase the success rate of the endodontic treatment. For this purpose, while root canal treatment finding all canals is increasing success of treatment. The aim of this case is to present the successful root canal treatments completed in rare maxillary right first molar having five canals. Case report: A 34-year-old male patient was referred to the endodontic clinic with a chief complaint of dull pain. Clinical examination revealed deep dentine carious lesion, the teeth was tender to percussion. After radiological examination, no radiolucency and pathology was detected around the related teeth. While root canal treatment, in addition to the expected canals second canal was found at distobuccal root. After the biomechanic preparation of the canals, the root canals were obturated using gutta-percha and sealer. The teeth was restored with composite resin. Conclusions: Following 6 months, he had no tenderness to percussion or palpation and no pathological evidence was determined in radiographic images. PP188 C -ŞEKİLLİ KANAL YAPISINA SAHİP MOLAR DİŞLERİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: BEŞ OLGU SUNUMU ERCAN KAVAS, ÖZKAN ADIGÜZEL, DİCLE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: C-şekilli kök ve kanal yapısı dişlerin kök kanal yapısında görülen bir varyasyondur. Bu farklı kök ve kanal sisteminin en önemli anatomik özelliği; mesial ve distal kanalların c harfi şeklinde ağ veya yüzgeç şekilli yapılarla bağlantılarının olmasıdır. Mandibular ikinci molar dişlerde çok sık görülen c- şekilli kanalların temizliği, şekillendirilmesi ve doldurulması esnasında morfolojisine bağlı olarak bazı teknik sıkıntılar oluşabilmektedir. Olgu sunumu: Bu olgu raporu, c-şekilli kanal yapısı gösteren beş adet büyük azı dişin başarılı biçimde yapılan kök kanalı tedavilerini içermektedir. Olgu sunumu: ağrı şikayeti ile kliniğimize başvuran hastaların ağız içi muayeneleri ve radyografik tetkikleri sonucunda ilgili dişlerde derin dentin çürüğü tespit edildi. Radyografik incelemede dişlerin konik bir kök yapısına ya da birbirine çok yaklaşan iki ayrı kök yapısına sahip oldukları görüldü. Bu görüntü ilk bakışta c-şekilli kanal yapısını anımsatmaktadır. Lokal anestezi yapıldıktan sonra kanal tedavisi için giriş kavitesi açıldı. Pulpa odası tabanında c harfine benzeyen kanal ağzı şekli görüldü. Apeks bulucu ve radyografi yardımıyla kök kanal boyu belirlendi. Revo s( Micro-Mega Besançon, France) döner alet sistemi ile kök kanallarının şekillendirilmesi yapıldı. Organik dokuları uzaklaştırmak için%2.5 lik sodium hipoklorit ve smear tabakasını uzaklaştırmak için %17 lik EDTA solüsyonu (roth ınternational ltd., chicago, ıl, usa) kullanıldı. Pulpa artık dokularının tamamen uzaklaştırılabilmesi için Ca(OH)2 ile pansuman yapıldı ve giriş kavitesi geçici dolgu ile kapatıldı. İkinci seansta Ca(OH)2 yi uzaklaştırmak için NaOCl ve %17 lik EDTA kullanıldı. Epoksi rezin esaslı kanal patı AH Plus (de trey-dentsply, konstanz, germany) ve güta 311

312 perka (gapadent, germany) kullanılarak kök kanalı dolduruldu. Giriş kavitesi, kompozit rezin (3m, espe, st. Paul, usa) ile restore edildi. Sonuçlar: C-şekilli kanal yapısı, endodontic tedavinin tüm basamaklarını zorlaştıran, özgün bir kök kanal morfolojisidir. Bu nedenle, tanı radyografileri ve kavite tabanı çok iyi incelenerek kök kanal tedavileri yapılmalıdır. PP188 ENDODONTIC TREATMENT OF C-SHAPED MOLAR TEETH: REPORT OF FIVE CASES Aim: C-shaped root and canal configuration is a variation in the structure of the tooth root canal. The main anatomic feature of this variant in the root and canal system is the presence of fins or webs connecting mesial and distal canals like c letter.this c-shaped root canals which is very common in the second mandibular molars may cause some technical difficulties during the cleaning, shaping and obturation of the root canal system depending on canal morphology. This clinical report describes the successful root canal treatments of five molars with c-shaped root and canal systems. Case report: The patient has been referred to our clinic with pain. Clinical examination and radiographic imagesof patients showed that tooth had deep dentin caries. It was observed in the radiographic evaluation that roots of teeth were conic or very close to each other. This image is reminiscent of the structure of c-shaped canal at first glance. Access cavity was prepared for root canal treatment after local anesthesia. Root canal orifice like c letter was seen in the pulp chamber floor. Root canal length was determined with the help of apex locator and radiography. Root canal preparation was performed by revo srotary system (Micro-Mega Besançon, France). The root canal was irrigated with 2.5% naocıto remove the organic tissues and 17% EDTA solution (roth ınternational ltd., chicago, ıl) to remove smear layer.ıntermediate session was made with Ca(OH)2 paste in order to completely remove the residual pulp tissue and access cavity was sealed temporary filling cement. In the second visitroot canal irrigated with 2.5% naocı and 17% EDTAto remove Ca(OH)2. The root canal was filled with gutta-percha (gapadent, germany) and epoxy resin root canal sealer AH Plus (de trey-dentsply, konstanz, germany). The tooth was restored with composite resin (3m, espe, st. Paul, usa). Conclusions: C-shaped root canal configuration is a characteristic root canal morphology, which makes it difficult for all stages of endodontic treatment. Therefore root canal treatment should be done by examining the cavity floor and diagnostic radiography. PP189 İKİ FARKLI TEK EĞE RESİPROKASYON SİSTEMİNİN KURVATÜRLÜ KANALLARDA DÖNGÜSEL YORGUNLUK DİRENCİNİN VE ŞEKİLLENDİRME YETENEĞİNİN KIYASLANMASI 1 EZGİ DOĞANAY, 1 HAKAN ARSLAN, 1 MELTEM SÜMBÜLLÜ, 1 MİNE BÜKER, 2 İBRAHİM ŞEVKİ BAYRAKDAR, 2 ERTUĞRUL KARATAŞ, 3 MUHAMMET AKİF SÜMBÜLLÜ 1 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ERZURUM, 2 ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, ESKİŞEHİR 3 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, ERZURUM 312

313 Amaç: Bu çalışmanın amacı simüle kanallarda döngüsel yorgunluk direncinin, aynı zamanda konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanarak mandibular molarların kurvatürlü kanallarında iki farklı tek eğe resiproksayon sisteminin transportasyonun, merkezde kalma yeteneğinin ve preparasyon zamanının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Reciproc ve nıc aletler (25 numara) 3 mm yarıçapında ve 60 açılı kurvatüre sahip çelik kanallarda test edildi (n=20). Aletler fraktür gerçekleşene kadar kullanıldı. Fraktür zamanı saniye olarak kaydedildi. İkinci aşama için, kuravatür açılı ve 2-6 mm yarıçaplı yirmi mandibular birinci moların mesial kanalları çalışmaya dahil edildi. Kök kanal preparasyonu nıc ve Reciproc alet kullanılarak yapıldı. Preparasyon zamanı gruplara göre kaydedildi. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi taraması preparasyon öncesi ve sonrasında alındı. Kök kanal transportasyonu ve merkezde kalma her iki grup için hesaplandı, ve veriler bağımsız örneklemlerde t testi kullanılarak analiz edildi (p=.05) Bulgular: Ortalama fraktür zamanı Reciproc grubu için 1,087.6 ± s ve nıc grubu için 1,080.6 ± s idi. Reciproc ve nıc aletleri arasında döngüsel yorgunluk açısından istatistiksel farklılık bulunmamıştır (p > 0.05). 3, 5 ve 7 mm seviyelerinde, kök kanal transportasyonu ve merkezde kalma oranı açısından gruplar arasında istatistiksel farklılık yoktu (p >.05). Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde, nıc aletler Reciproc aletlerle benzer döngüsel yorgunluk değerlerinde sahiptir. Nıc aletlerin kök kanal transportasyonu ve merkezde kalma oranı Reciproc aletlere benzer olarak üretilmiştir. PP189 COMPARISON OF CYCLIC FATIGUE RESISTANCE AND SHAPING ABILITY BETWEEN TWO SINGLE-FILE RECIPROCATING SYSTEMS IN CURVED CANALS Aim: The aim of the present study was to evaluate the cyclic fatigue resistance in simulated canals, as well as, transportation, centering ability, and preparation time of two single-file Reciprocating systems in curved canals of mandibular molars by means of cone-beam computed tomography. Methodology: Reciproc and nıc instruments (size 25) were tested in steel canals with a 3 mm radius and a 60 angle of curvature (n = 20). The instruments were used until fracture occurred. The time to fracture was recorded in seconds. For the second part, twenty mesial root canals of mandibular first molars with curvature angles of and radii of 2 6 mm were included in the study. Root canal instrumentation was performed using nıc and Reciproc instruments. The preparation time for the groups were recorded. Cone-beam computed tomography scanning was performed both pre- and post-instrumentation. Root canal transportation and the centering ratio were calculated for both groups, and the data were analyzed using independent sample t test (p =.05). Results: The mean time to fracture was 1,087.6 ± s for Reciproc group and 1,080.6 ± s for nıc group. No significant differences were found between Reciproc and nıc instruments in terms of cyclic fatigue (p > 0.05). At 3, 5, and 7 mm levels, there was no significant difference in the root canal transportation and centering ratio between the groups (p >.05). Conclusions: Within the limitations of this study, the nıc instruments have similar cyclic fatigue values to Reciproc instruments. The root canal transportation and centering ratio of the nıc was similar to that produced with the Reciproc. PP190 ÜST ÇENE BİRİNCİ KÜÇÜK AZI DİŞLERİNİN İKİ KANALA AYRILMA ALANININ KONİK IŞINLI BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ ANALİZİ FUAT AHMETOĞLU, 1 NESLİHAN ŞİMŞEK, 2 NUMAN DEDEOĞLU, OĞUZHAN ALTUNB, 1 LEVENT AKINCI 313

314 1 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, MALATYA 2 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ, MALATYA Amaç: Nu çalışmanın amacı, tek kanal olarak başlayıp iki kanala ayrılan üst çene birinci küçük azı (übka) dişlerinin kök kanalı ayırım bölgesinin mine-sement sınırına olan uzaklığının konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri analizi ile belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kök gelişimini tamamlamış ve herhangi bir işlem yapılmamış übka dişlerinin tomografi görüntüleri dâhil edildi. Toplamda 58 hastanın tomografi görüntüleri incelendi. Bu görüntüler nnt yazılımı kullanılarak analiz edildi. Sagital görüntüler ile mine sement sınırı tespit edildi ve aksiyal görüntüler üzerinden kök kanalının ikiye ayrıldığı yere kadar olan mesafe belirlendi. Kriterlere uygun 111 adet übka dişi değerlendirildi. Bulgular: Tek kanalın iki kanala ayrıldığı bölgenin mine sement sınırına olan mesafe en az 0.5 mm, en fazla ise 6.6 mm olarak tespit edildi. Bu mesafenin ortalama değeri 3.22 mm olarak bulundu. KIBT taramaları kök kanal anatomisinin ayrıntılı olarak incelenmesinde değerli bir yöntemdir. Sonuçlar: Übka dişlerinde radyografilerde net bir görüntü elde edilemediğinde mine-sement sınırından apikale doğru mm ye kadar olan mesafede ikinci bir kanal aranmalıdır. PP190 CONE BEAM COMPUTED TOMOGRAPHY ANALYSIS OF MAXILLARY FIRST PREMOLAR TEETH INTO SEPARATION AREA OF THE TWO CANALS Aim: The aim of this study is to determine the distance between the root canal separation and the cemento-enamel junction of maxillary first premolar teeth (mfpt) with two canals which began single root canal by using the cone beam computed tomography (CBCT). Methodology: Maxillary first premolar teeth which are mature with complete root formation and without any restorations included to this study. CBCT images of 58 patients were examined. These images were analyzed by using the nnt software. Cemento-enamel junction point was detected with sagittal images and, the distance of this point to the bifurcation point was detected on axial images. 111 mfpt which provide the criteria of this study was evaluated by CBCT. Results: The distance between the root canal separation and the cemento-enamel junction was minimum 0.5 mm and, maximum 6.6 mm. Mean value of this distance was found to be 3.22 mm. CBCT scanning is a valuable method for the detailed examination of the root canal anatomy. Conclusions: When the conventional radiography does not provide certain images, second canal must be searched between the root canal separation and the cemento-enamel junction of mfpt between the 0.5 mm to 6.6 mm. PP191 RESİPROKASYON HAREKETİNDE KULLANILDIĞINDA HIZIN KÖK KANAL TRANSPORTASYONU VE MERKEZDE KALMA YETENEĞİ ÜZERİNE ETKİSİ 1 EZGİ DOĞANAY, 1 HAKAN ARSLAN, 1 MELTEM SÜMBÜLLÜ, 2 İBRAHİM ŞEVKİ BAYRAKDAR, 3 MUHAMMET AKİF SÜMBÜLLÜ, 1 ERTUĞRUL KARATAŞ 1 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ERZURUM, 2 ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, ESKİŞEHİR, 314

315 3 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, ERZURUM Amaç: Bu çalışmanın amacı 300 rpm ve 600 rpm hızda resiprokasyon hareketi kullanılarak yapılan kök kanal preparasyonu ardından kök kanal transportasyonu, merkezde kalma yeteneği ve preparasyon zamanının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Yirmi adet kuvatür açılı ve 2-6 mm yarıçaplı mandibular birinci molarların mesial kök kanalları çalışmaya dahil edildi. Kök kanal preparasyonu r25 eğeleri kullanılarak üretici firmaın talimatlarına göre 300 rpm ve 600 rpm hızda yapıldı (n=10). Gruplar için preparasyon zamanları kaydedildi. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi taraması preparasyon öncesi ve sonrasında alındı. Ardından kök kanal transportasyonu ve merkezde kalma yeteneği her iki grup için hesaplandı ve veriler preparasyon zamanı, kök kanal transportasyonu ve merkezde kalma yeteneği için bağımsız örneklemlerde t testi kullanılarak %95 güven aralığında analiz edildi (p=.05). Bulgular: Üç seviyede de, gruplar arasında merkezde kalma yeteneği açısından istatistiksel farklılık yoktu (p>.05). 3 mm de, 600 rpm 300 rpm den daha fazla transportasyon oluşturdu. Fakat, 5 mm ve 7 mm seviyelerinde, gruplar arasında kök kanal transportasyonu açısından istatistiksel farklılık yoktu (p>.05). 600 rpm kök kanal preparasyonunda 300 rpm den anlmalı derecede hızlıydı. Sonuçlar: 3 mm seviyesinde, 600 rpm 300 rpm den daha fazla transportasyon oluşturmuştur. Fakat 600 rpm merkezde kalma yeteneği açısından 300 rpm ile benzerdir. PP191 EFFECT OF INSTRUMENT SPEED WHEN USED IN RECIPROCATING MOTION ON ROOT CANAL TRANSPORTATION AND CENTERING ABILITY Aim: The aim of the present study was to evaluate the root canal transportation, centering ability, and instrumentation times after root canal preparation using Reciprocating motion at 300 rpm and 600 rpm. Methodology: Twenty mesial root canals of mandibular first molars with curvature angles of and radii of 2 6 mm were included in the study. Root canal instrumentation was performed using r25 according to the manufacturer s instructions at 300 rpm or 600 rpm (n = 10). The instrumentation times for the groups were recorded. CBCT scanning was performed both pre- and postinstrumentation. Root canal transportation and the centering ratio were calculated for both groups, and the data were analyzed using independent sample t test for the instrumentation time, root canal transportation, and centering ratio at the 95% confidence level (p =.05). Results: At these three levels, there were no significant differences in centering ratio between the groups (p >.05). At 3 mm, 600 rpm resulted in more transportation than 300 rpm. However, there were no significant differences in the root canal transportation between the groups at 5 mm and 7 mm levels (p >.05). The 600 rpm was significantly faster than 300 rpm in root canal preparation. Conclusions: At 3 mm level, 600 rpm resulted in more transportation than 300 rpm. However, 600 rpm was similar to 300 rpm in centering ratio. PP192 FARKLI ŞELASYON SOLÜSYONLARININ KÖK KANAL DENTİNİ MİKROSERTLİĞİ VE YÜZEY PÜRÜZLÜLÜĞÜ ÜZERİNE ETKİLERİNİN İNCELENMESİ CELALETTİN TOPBAŞ DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 315

316 Amaç: Kök kanal tedavisinin başarısı, kanal preparasyonunun kalitesine, yöntemine, yeterli irrigasyona, dezenfeksiyona ve kök kanalının üç boyutlu olarak obturasyonuna bağlıdır. Bu çalışmanın amacı farklı şelasyon solüsyonlarının kök kanal dentin dokusunun mikrosertliği ve yüzey pürüzlülüğü üzerine olan etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 60 adet maksiller kesici diş kullanılmıştır. Bütün dişlerin kronları mine sement sınırından elmas frez ile köklerinden ayrılmıştır. Diş kökleri elmas separe ile uzunlamasına ortadan ikiye ayrılmıştır. Elde edilen numuneler oto polimerizan akriliğe gömülmüş ve dişlerin dentin yüzeyleri zımparalanmıştır. 4 gruba ayrılan numunelerin şelasyon solüsyonları uygulanmadan önce mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. 1. Gruba %17'lik jel EDTA solüsyonu, 2. Gruba %17'lik likit EDTA solüsyonu, 3. Gruba %20'lik sitrik asit solüsyonu ve 4. Gruba da %7'lik maleik asit 120 saniye boyunca uygulanmıştır. Şelasyon işleminden sonra bütün örneklerin mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri tekrar yapılmıştır. Bulgular: Grupların istatistiksel analizinde çift yönlü tekrarlı ölçüm analizi (two way repeated measures ANOVA) kullanılmış ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p<0.05). Mikrosertlik sonuçlarına göre, %17'lik likit EDTA'nın mikrosertlikte en az düşüşe sebep olduğu, diğer ajanların ise istatistiksel olarak mikrosertlikte eşit düzeyde ve daha fazla düşüşe sebep olduğu bulunmuştur. Yüzey pürüzlülüğü sonuçlarına göre, %7'lik maleik asitin diğer gruplara göre daha fazla pürüzlülüğe neden olduğu %17'lik jel EDTA ve %17'lik likit EDTA'nın ise dentin yüzeyinde en az düzeyde pürüzlendirmeye sebep olduğu bulunmuştur. Sonuçlar: Her şelasyon ajanı, dentini hem mikrosertlik hem de yüzey pürüzlülüğü açısından az veya çok etkilemiştir. Şelatların etkisiyle smear tabakasının ortadan kalkması, dentin tübüllerinin açığa çıkması ve dentin mikrosertliğinde azalma meydana gelmesi ile dar kanallarda ilerleme ve kanalların preparasyonu işlemi kolaylaşır, aynı zamanda kanal patlarının dentine adezyonu artar ancak dikkatsiz çalışma durumunda perforasyon ihtimali de artar ve mikrosertlikteki aşırı azalma kırılmalara sebebiyet verebileceği gibi, kanal patlarının adezyonunda azalmaya da neden olabilir. Bu nedenle ileride yapılacak in vitro ve klinik çalışmalar ile kar zarar oranının doğru hesaplanması ve daha kesin sonuçlara ulaşılması gerekmektedir. PP192 INVESTIGATION OF THE EFFECTS OF DIFFERENT CHELATION AGENTS ON ROOT CANAL DENTIN MICROHARDNESS AND SURFACE ROUGHNESS Aim: The success of endodontic treatment depends on the preparation method, adequate irrigation, disinfection and three dimensional obturation of the root canal. The purpose of the study is to evaluate the effect of four different chelation solution on root canal dentin microhardness and surface roughness. Methodology: In this study 60 maxillary insisor teeth were utilized. All the teeth's crowns were separated from their roots at the level of cemento-enamel junction by a diamond bur. The roots are divided longitudinally into two segments with a diamond saw. The samples were horizontally mounted in auto polymerizing acrylic resin and dentin surfaces were grounded. The samples were divided into four groups then microhardness and surface roughness values were measured before chelating process. In Group 1: 17% gel EDTA solution, in Group 2: 17% liquid EDTA, in Group 3: 20% citric acid and in last Group 7% maleic acid were applied to the samples for 120 seconds. After samples were treated with the chelating solutions, microhardness and surface roughness values were measured again. Results: The statistical analysis was made with two way repeated measures ANOVA and significant difference were found between groups (p<0.05).according to microhardness values, 17% liquid EDTA reduces the microhardness of dentin less than the other chelating agents, and according to surface 316

317 roughness values, 7% maleic acid increase the dentin surface roughness more than the other chelating agents. Conclusions: Each chelating agent is more or less affected dentinfor both microhardness and surface roughness. The disappearance the smear layerby the effect of chelating agents, the exposure of dentinal tubules and dentine microhardness reduction in the negotiation of the narrow canals and easier preparation process of the root canals, and increases the adhesion of the sealers to dentin. However,careless preparation increases the possibility of perforation and this situation can lead excessive reduction in microhardness and dentin fractures and reduction in microhardness can cause a reduction in adhesion of the paste to the dentin surface. Therefore, in future studies the correct evalulation of the in vitro and clinical studies and the risk-benefit ratio,we can find out more definitive conclusions. PP193 MEZİAL VE DİSTAL KÖKLERİNE POST YERLEŞTİRİLMİŞ BAŞARISIZ KANAL TEDAVİLİ VE LEZYONLU BİR DİŞTE RETREATMENT TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU 1 CELALETTİN TOPBAŞ, 1 ÖZKAN ADIGÜZEL, 2 GÖKHAN ÖZDEMİR 1 DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 DİCLE ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Günümüz kanal tedavisi yaklaşımlarında başarısız bir olgu ile karşılaşıldığında cerrahi prosedürlerden önce ortograd olarak eski kanal dolgusunun sökümü gerçekleştirilip dişe yeniden kanal tedavisi uygulanmalı, kanallar yeniden şekillendirilip yeterli irrigasyon ile dezenfeksiyon sağlanmalı ve kök kanal dolgusu sızdırmaz bir şekilde bitirilmelidir. Gereç ve Yöntem: Dicle üniversitesi, diş hekimliği fakültesi, endodonti anabilim dalı na sağ alt 6 numaralı dişinde ağrı ve kırılma şikayeti ile başvuran 41 yaşındaki sistemik olarak sağlıklı erkek hastamızın periapikal ve panaromik filmleri incelenmiş ve dişin periapikal bölgesinde distal ve mezial kökler etrafında geniş radyolüsent lezyona rastlanmıştır. Ayrıca dişin kök kanal dolgularının yetersiz olduğu hem mezial hem de distal kökte metal vidalı postların yerleştirilmiş olduğu ve geniş kron harabiyetinin varlığı saptanmıştır ProTaper #d1 #d2 ve #d3 retreatment eğeleri (Dentsply Maillefer, ballaigues, isviçre) kullanılarak güta perka parçaları ortamdan uzaklaştırılmıştır. En son preperasyon Reciproc #25 nolu eğe (VDW, Munich, Almanya) kullanılarak yapılmıştır. Her eğe değişiminde kanal başına 5 ml %2.5'lik NaOCl ve 5 ml %20'lik sitrik asit kullanılmıştır. Preperasyon işlemi bittikten sonra final yıkama ajanı olarak distile su kullanılarak irrigasyon işlemi bitirilmiştir. Dişin kök kanallarına Ca(OH)2 yerleştirilmiş ve 3 hafta beklenmiştir. Bulgular: Hasta ikinci seansa geldiğinde semptomları tamamen geçmiş ve alınan kontrol radyografisinde dişin kökleri etrafında bulunan geniş radyolusent alanda küçülme olduğu saptanmıştır. Kök kanalları güta-perka ve AH Plus (dentsply- de trey, konstanz, almanya) kanal dolgu patı kullanılarak lateral kompaksiyon tekniği ile ikinci seansta doldurulmuştur. Hastada daha sonra oluşması muhtemel koronal sızıntının önlenmesi amacıyla, kök kanal dolgusu mine sement sınırından yaklaşık 2 mm apikale indirilmiş ve kanal ağızları cam iyonomer simanla kapatılmıştır. Hastaya üst yapı olarak tutuculuğu daha fazla olan endokron önerilmiş ve protetik diş tedavisi anabilim dalı kliniğine yönlendirilmiştir. 6 ay sonra yapılan klinik ve radyografik incelemede herhangi bir patolojiye rastlanmadı. Sonuçlar: Geniş periapikal lezyonlu dişler yeniden tedavi edilerek cerrahi işlemlere gerek kalmaksızın tedavi edilebilir. Anahtar kelimeler: retreatment, lezyon tedavisi, sitrik asit, endokron 317

318 PP193 A RETREATMENT OF A TOOTH WHICH HAS A FAILED ENDODONTIC TREATMENT, A LESION AROUND THE MESIAL AND DISTAL ROOTS AND UNSUITABLE ALLOY POSTS Aim: In recent endodontic terapies when we across with an failed endodontic treatment we decide to treat the tooth with ortograde method before the surgery procedures. We have to prepare the root canals again and disinfect the canals with sufficient irrigation and obturate the root canal system hermetically. Methodology: A 41-years old male patient who referred to the dicle university, faculty of dentistry, department of endodontics was examined clinically and radiographically. He suffered from pain of mandibular region who have had fracture of composite restoration and lingual part of crown also periapical lesion in a mandibular first molar because of endodontic failure and unsuitable alloy posts. The patient was decided to treat with endocrown after endodontic retreatment. In the first treatment phases removing composite restoration and alloy posts and after that initial root filling was removed with #25K file. Apex locater was used to measure canal length and corrected by periapical radiography. Residual gutta-perch was removed by using ProTaper #d1 #d2 ve #d3 (Dentsply Maillefer, Ballaigues, Switzerland) retreatment rotary instruments and finally roots were reshaped by Resiproc #25 rotary instrument (VDW, Munich, Germany). Roots were irrigated with 5 ml of 2.5% sodium hypochlorite and 20% citric acid after each instrumentation. After finishing root canal preperation, distilled water was used for finally irrigation and Ca(OH)2 was placed and waited for 3 weeks. Results: When the patient came to second visit he had no semptoms and in the control radiography the lesions around the roots became smaller and started to recover. Root canals were obturated with lateral compaction technique using gutta percha and AH Plus sealer (dentsply- de trey, konstanz, germany).the root canal filling has taken 2 mm low from coronal to apical zone incase of the coronal leakage in future and canal orifices sealed with glass ionomer cement. After that endocrown is recommended to the patient because of its tightness and better sealig ability. Then the patient consultated to prostodontics clinic. Conclusions: The teeth with wide periapical lesions can be healed by endodontic therapy without any necessity to surgical procedures. Key words: retreatment, lesion treatment, citric acid, endocrown PP194 EĞRİ KANALLI REZİN BLOKLARDA FARKLI TORK AYARLARININ KANAL TRANSPORTASYONU ÜZERİNE ETKİSİ ELİF KOL KILINǹ, MİNE BÜKER², ERTUĞRUL KARATA޲ ¹UŞAK ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, UŞAK ²ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ERZURUM Amaç : Bu çalışmanın amacı eğri kanallı rezin bloklarda farklı tork ayarlarının kanal transportasyon üzerine etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: 30 adet yapay rezin blok kanal 2 gruba ayrıldı: grup1, düşük tork grubu ( sx : 3, s1: 3, s2: 1, f1 : 1.5, f2: 2, F3: 2 n/ cm) ve grup2, yüksek tork grubu (sx : 4, s1: 4, s2: 1.5, f1 : 2, f2: 3, F3: 3 n/ cm). Kanal transportasyonunu karşılaştırmak için, rezin blok kanallar numaralandırıldı ve preparasyon öncesi ve sonrası fotoğraflandı. Sonra görüntüler adobe photoshop cs5 yazılım programına aktarıldı ve ilk ve son görüntüler, altı seviyede (apeksten 0.5, 1.5, 2.5, 3.5, 4.5 ve 5.5 mm) 318

319 kanal trasnportasyonunu belirlemek için çakıştırıldı. İstatistiksel analiz için iki yönlü varyans analizi yapıldı. Bulgular: Gruplararası analiz, 3.5 mm, 4.5 mm ve 5.5 mm seviyelerinde düşük tork grubunun yüksek tork grubundan daha fazla transportasyona yol açtığını gösterdi. Grup içi analiz, yüksek tork grubunda 3.5 mm ve 4.5 mm seviyelerinin 2.5 mm seviyesinden anlamlı derecede daha fazla transportasyona yol açtığını gösterdi. Ayrıca, düşük tork grubundaki grup içi analiz 0.5 mm, 1.5 mm ve 2.5 mm seviyelerinin 3.5 mm, 4.5 mm ve 5.5 mm seviyelerinden daha az transportasyona neden olduğunu açığa çıkardı. Sonuçlar: Bu çalışmanın sınırları dahilinde, farklı tork ayarları ile kullanılan ProTaper Universal eğeleri kök kanal transportasyon derecesini etkiler. PP194 THE EFFECT OF DIFFERENT TORQUE SETTINGS ON CANAL TRANSPORTATION IN RESIN BLOCK BASED SIMULATED CURVED CANALS Aim : The aim of this study was to evaluate the effect of different torque settings on canal transportation in resin block based simulated curved canals. Materials and methodology: thirty simulated resin block canals were divided into two groups: group1, a low torque settings group ( sx : 3, s1: 3, s2: 1, f1 : 1.5, f2: 2, F3: 2 n/ cm) and group2, a high torque settings group (sx : 4, s1: 4, s2: 1.5, f1 : 2, f2: 3, F3: 3 n/ cm). To compare the canal transportation, resin block canals were coded then photographed before and after preparation. Then images were exported to adobe photoshop cs5 software and initial and final images were superimposed to detect the canal transportation values at six levels (0.5, 1.5, 2.5, 3.5, 4.5 and 5.5 mm from the apex). The two-way analysis of variance test was used for statistical analysis. Results: Intergroup analysis showed that the low torque group led to higher transportation values than the high torque group at 3.5, 4.5 and 5.5 mm levels. Intragroup analysis showed that in the high torque group more transportation occurred at 3.5 mm and 4.5 than 2.5 mm levels. Furthermore, intragroup analysis revealed that in the low torque group less transportation occurred at 0.5 mm, 1.5 mm and 2.5 mm levels than 3.5 mm, 4.5 mm and 5.5 mm levels. Conclusions: Within the limitation of the present study, it can be concluded that using ProTaper Universal instruments with different torque settings affects the degree of root canal transportation. PP195 EKSTRAORAL FİSTÜL: VAKA SUNUMU VASFİYE IŞIK, HANDAN ERSEV İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Odontojenik fistüller, pulpa nekrozuna bağlı olarak gelişen patolojik oluşumlardır. Fistülün intraoral veya ekstraoral bölgeye açılması dişin bulunduğu bölgeye, enflamasyon tarafından kortikal kemikte oluşan perforasyonun lokalizasyonuna ve yüz kaslarıyla ilişkisine bağlıdır. Ekstraoral fistüller, sıklıkla deri lezyonları, travmatik yaralanma, karsinom, osteomiyelit, tüberküloz ve aktinomikoz gibi pek çok oluşumla karıştırılabilirler. Olgu sunumu: Vaka 1: herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan 13 yaşındaki erkek hasta kliniğimize çene ucunda bulunan fistül ağzı nedeniyle yönlendirilmiştir. Yapılan klinik muayenede 31 ve 32 numaralı dişlerde pulpayı içine almayan kuron kırığı tespit edilmiştir. İlgili dişler vitalometrik muayenede (-) sonuç vermiş olup palpasyon ve perküsyonda herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Radyografik muayenede 31 ve 32 numaralı dişlerde yaygın periapikal lezyon tespit edilmiştir. Çene 319

320 ucunda görülen ağız dışı fistülün dişlerden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Lokal anestezi ve rubberdam uygulamasının ardından ilgili dişlerin kök kanalı şekillendirmesi k-tipi el aletleriyle step-back tekniğiyle tamamlanmıştır. Tedavi süresince yıkama solüsyonu olarak %2,5 NaOCl kullanılmıştır. İlk seansta kök kanal medikamenti olarak Ca(OH)2 uygulanmıştır. Hasta tedavinin ikinci seansına gelmemiş ve 8 ay sonra kliniğine tekrar başvurarak tedaviyi tamamlama talebinde bulunmuştur. Hastanın radyografik muayenesinde periapikal lezyonların büyük oranda iyileştiği ve ağız dışı fistülün kapandığı tespit edilmiştir. Kök kanal tedavisi AH Plus kanal patı kullanılarak lateral kondansasyon tekniği ile tamamlanmıştır. Tedavilerin tamamlanmasının ardından 1 sene sonraki kontrolde herhangi bir semptoma rastlanmamıştır. Ağız dışı fistülün hafif bir iz bırakarak tamamen iyileştiği, ilgili dişlerdeki periapikal lezyonların küçüldüğü görülmüştür. Vaka 2: Herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan 30 yaşındaki kadın hasta çene ucunda oluşan fistül nedeniyle kliniğimize yönlendirilmiştir. Yapılan klinik muayenede 42 numaralı dişte renkleşme tespit edilmiştir. Palpasyon ve perküsyon testlerinde (+) yanıt alınmıştır. İlgili diş vitalometrik muayenede (-) sonuç vermiştir. Radyografik muayenede 42 numaralı dişte periapikal lezyon görülmüştür. Çene bölgesinde yaygın iltihap odakları gözlemlenmiştir. İlgili dişin kök kanalı şekillendirmesi k-tipi el aletleriyle step-back tekniğiyle tamamlanmıştır. Tedavi süresince yıkama solüsyonu olarak %2,5 NaOCl kullanılmıştır. İki seans Ca(OH)2 uygulanmış ve kök kanal tedavisi AH Plus kanal patı kullanılarak lateral kondansasyon tekniği ile tamamlanmıştır. Sonuçlar: Tedavilerin tamamlanmasının ardından 1 sene sonraki kontrolde hastada herhangi bir semptoma rastlanılmamış olup, ağız dışı fistülün hafif iz bırakarak tamamen iyileştiği ve 42 no lu dişteki periapikal lezyonun küçüldüğü tespit edilmiştir. Yüz ve boyun bölgesinde görülen deri lezyonlarının dişlerden kaynak alabileceği mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Dikkatli bir klinik ve radyografik muayene sonrasında lezyonla ilişkili dişler tespit edilebilir. Böylece uygun tedavi gerçekleştirilerek gereksiz ilaç kullanımı ve cerrahi müdahalelerden kaçınılmış olur. PP195 EXTRAORAL SINUS TRACT: CASE REPORT Aim: Sinus tracts (or fistulas) are a common manifestation of pulpal necrosis. They are mainly identified intraorally and in rare cases they are recognised extraorally, depending on the causative tooth, root location, bone thickness and muscle inserts. Extraoral fistula of odontogenic origin can be misdiagnosed and confused with variety of diseases including skin leasons, traumatic injuries, carcinomas, osteomyelitis, tuberculosis, actinomycosis.. Case report: Case 1: A healthy 13 year-old boy was refered to clinic for possible dental cause for a skin lesion. Clinical examination revealed enamel-dentin fracture of teeth 31 and 32. Teeth were not sensitive to percussion and palpation. Pulp vitality test was negative. Radiographic examination revealed a periapical radiolucency compatible with apical periodontitis. After local anaesthesia and rubber dam placement, biomechanic preparation of the root canals were done by using k-type hand files. Irrigation during instrumentation was carried out with 2,5% sodium hypochlorite. Calcium hydroxide paste was used as the intracanal medicament for a week. The patient did not come back for the second visit and applied again after 8 months to continue the treatment. Final obturation was performed by lateral condensation technique using AH Plus root canal sealer. At the 1-year recall, healing of the extraoral fistula was observed. Also, radiographic examination showed the repair of periapical tissue. Case 2: A healthy 30 year old woman was referred to clinic for possible dental cause for skin lesion. Clinical examination revealed discoloration of tooth 42. Tooth was sensitive to percussion and palpation. Pulp vitality test was negative. Radiographic examination revealed a periapical 320

321 radiolucency compatible with apical periodontitis. After local anaesthesia and rubber dam placement, biomechanic preparation of the root canals were done by using k-type hand files. Irrigation during instrumentation was carried out with 2,5% sodium hypochlorite. Calcium hydroxide paste was used as the intracanal medicament. At third visit, final obturation was performed by lateral condensation technique using AH Plus root canal sealer. Conclusions: At the 1-year recall, healing of the extraoral fistula was determined. Radiographic examination showed the repair of periapical tissue. A dental cause must be considered and investigated for any cutaneous sinus tract that involves the face or neck. Clinical and radiographic dental examinations can facilitate localization of the teeth that are involved and avoid unnecessary antibiotic or surgical therapies. PP196 VERTİKAL KÖK KIRIĞINA SAHİP DİŞİN DENTİN BONDİNG REZİNLE TEDAVİSİ: VAKA RAPORU ERTUĞRUL KARATAŞ, NESRİN SARUHAN, EBRU BIYIKLI, NİLAY BİLGİÇ ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Endodontik olarak tedavi edilmiş dişlerde vertikal kök kırığı sık karşılaşılan bir komplikasyondur. Tanı ve tedavi bu komplikasyonda zor olabilmektedir ve vertikal kök kırığı bulunan dişlerin prognozu da genellikle zayıftır. Bu vakada, vertikal kök kırığına sahip dişler için farklı tedavi seçenekleri aranmıştır. Gereç ve Yöntem: 61 yaşındaki erkek hasta atatürk üniversitesi diş hekimliği fakültesi endodonti kliniği ne başvurmuştur. Genel, medikal ve dental anamnez incelenmiştir, klinik ve radyografik muayene yapılmıştır. Muayene sonucu önceden endodontik olarak tedavi edilmiş sağ maksillar 1. Premolarda vertikal kök kırığı tespit edilmiştir. Lokal anestezi uygulanmıştır ve dişin çekimi yapılmıştır. Kırık parçalar adapte edilip dentin bonding rezin ile yapıştırılmıştır (super bond c&b; sun medical co., kyoto, japan). Rezorpsiyon oranının azaltılması amacıyla dişin yüzeyi üçlü antibiyotik patıyla (siprofloksasin, doksisiklin ve metronidazol) kaplanmıştır. Kalan kron yapısının yeterli olmamasından dolayı, ferrule efekti sağlamak amacıyla ekstrüzyon planlanmış ve diş gingival marjinden 3 mm yukarıda olacak şekilde reimplante edilmiştir. Reimplante edilen diş komşu dişlere 4 hafta semi-rijit olarak splintlenmiştir. Bulgular: 1 aylık takip sonucu hasta protezleri için yönlendirilmiştir. Sonuçlar: Vertikal kök kırığına sahip dişlerin tedavisi için kırık hatların ekstraoral olarak adeziv rezin siman ile yapıştırılması ve rekonstrüksiyonu sağlanan dişlerin yeniden reimplante edilmesi alternatif bir tedavi seçeneği olarak düşünülebilmektedir. PP196 VERTICAL ROOT FRACTURED TOOTH TREATMENT WITH DENTIN BONDING RESIN: A CASE REPORT Aim: Vertical root fracture is a frequent complication in endodontically treated teeth. Diagnosis and management of this complication may be difficult and prognosis of the root with vertical root fracture is generally poor. In this case, different treatment options was looked for the tooth with vertical root fractured. Methodology: A 61-year-old male patient applied the endodontic clinic of ataturk university faculty of dentistry. After the general medical, dental incident histories had been reviewed, clinical and 321

322 radiographic examinations were conducted. This examinations revealed a vertical root fracture of the maxillary right first premolar that had root canal treatment previously. Local anesthesia was given and the tooth was surgically extracted. The fractured segments were adapted and bonded with dentin bonding resin (super bond c&b; sun medical co., kyoto, japan). The surface of the tooth were overlaid with triple antibiotic paste (ciprofloxacin, doxycycline and metronidazole) for the porpose of reducing resorpsion rate. Since remaining crown structure was not enough, to obtain ferrule effect extrusion was planned and the tooth was replanted at a level of 3 mm above to the gingival margin. The replanted tooth was semirigidly splinted to adjacent teeth for 4 weeks. Results: The patient was conducted for the prosthesis after one month follow-up. Conclusions: Bonding the fracture lines extraorally with adhesive resin cement and intentional replantation of the reconstructed teeth could be considered as an alternative treatment for teeth with vertical root fracture. PP197 ENDODONTİK ORİJİNLİ EKSTRAORAL SİNUS YOLUNUN CERRAHİSİZ TEDAVİSİ: BİR VAKA RAPORU MİNE BÜKER, ERTUĞRUL KARATAŞ ¹ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ERZURUM Amaç: Odontojenik lezyona bağlı oluşan ekstra-oral submental sinus vakası sunulmuştur. Olgu sunumu: Submental bölgesinde kronik sinus yolu olan 16 yaşında erkek bir hasta sunulmaktadır. İlk ekstraoral muayene sırasında, submental bölgenin ortasında rengi değişmiş bir alan belirlendi. Oral muayenede, mandibular santral dişler perküsyon(-), mobilite(+) ve vitalite(-) olarak kaydedildi. Radyografik muayene ise santral dişlerin apikal bölgelerinde radyolusensi olduğunu gösterdi. Kemomekanikal preparasyon, ProTaper Universal eğeleri ve % 2.5 sodyum hipoklorit ile F4 e kadar gerçekleştirildi. İrrigasyondan sonra, 2 hafta süreyle kanallara üçlü antibiyotik patı yerleştirildi. Takip eden randevuda hasta semptomsuzdu ve sinus yolunun kapandığı görüldü. Kök kanalları güta perka ve sealer ile soğuk lateral kondenzasyon tekniği kullanılarak dolduruldu. Giriş kavitesi kompozit rezin ile restore edildi. Sonuçlar: Ekstraoral sinus yolu nekrotik pulpa ile ilişkili inflamatuar bir sürecin sonucu olarak oluşabilir. Odontojenik kutenöz sinus yolunun tedavisi infeksiyon kaynağının ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bu vakada, sinus yolu geleneksel endodontik tedavi ile iyileştirildi. Bu nedenle, kutenöz sinus yolunun cerrahi tedavisi gereksiz bir tedavidir. PP197 NON- SURGICAL TREATMENT OF EXTRAORAL SINUS TRACT OF ENDODONTIC ORIGIN: A CASE REPORT Aim: A case of extra-oral submental sinus tract, which was as an odontogenic lesion, was presented. Case report: A 16- year- old male patient presented with a chronic cutaneous sinus tract in the submental region. During the initial extraoral examination, a discolored area in the middle submental region was noted. In oral examination, the mandibular central teeth were associated with percussion(-), mobility (+), vitality (-). Radiografic examination showed radiolucency in apical area of central teeth. Chemomechanical preparation was performed using ProTaper Universal instrument up to size F4 and with 2.5 % sodium hypochlorite. After irrigation, the root canals were dressed with triple-antibiotic paste for 2 weeks. At the following appointment, the patient was symptom-free, and the sinus tract mark was showing slight improvement. The root canals were obturated with gutta- 322

323 percha and sealer (twoseal, VDW,Almanya) using cold lateral condensation technique. The opening access was restored with a composite resin for both teeth. Conclusions: Extraoral sinus tract may occur as a result of an inflammatory process associated with the necrotic pulp. The treatment of an odontogenic cutaneous sinus tract requires the elimination of the source of infection. In this case, the sinus tract was healed by conventional endodontic treatment. Therefore, surgical repair of the cutaneous sinus tract was unnecessary. PP199 BAŞARISIZ ENDODONTİK TEDAVİLİ ÜÇ KÖKLÜ ÜST ÇENE İKİNCİ KÜÇÜK AZI DİŞİNİN ÜÇ BOYUTLU ANALİZİ: BİR OLGU SUNUMU 1 FUAT AHMETOĞLU, 1 NESLİHAN ŞİMŞEK, 1 ELİF EZGİ KAYNAK, 2 M.SİNAN OCAK 1 İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, MALATYA 2 FIRAT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ELAZIĞ Amaç: Başarılı endodontik tedavi klinisyenin bilgi ve anormal anatomi yönetme yeteneğine bağlıdır. Üst çene ikinci küçük azı dişleri genellikle tek veya iki kök kanallı tek köke sahiptir. Aynı zamanda önemli anatomik çeşitlilikler de bu dişlerde gözlemlenmektedir. Bu olgu raporu konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile belirlenen ve üç boyutlu modelleme ile teyit edilen apikal periodontitisli üst çene ikinci küçük azı dişin yeniden endodontik tedavisini sunmaktadır. PP199 3-D ANALYSIS OF THREE ROOTED MAXILLARY SECOND PREMOLAR WITH FAILED ENDODONTIC TREATMENT: A CASE REPORT Aim: Abstract successful endodontic treatment depends upon the clinician's knowledge and ability to manage aberrant anatomy. Maxillary second premolars usually have single root, with either one or two root canals. Significant anatomical variations have also been observed among maxillary second premolars. This case report presents endodontic retreatment of three rooted maxillary second premolar with apical periodontitis detected by cone-beam computed tomography and confirmed by 3d modeling. PP200 İKİ AYRI KÖK KANALINA SAHİP MANDİBULAR KANİNİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: BİR OLGU SUNUMU ELİF EZGİ KAYNAK, FUAT AHMETOĞLU, ELÇİN TEKİN BULUT İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, MALATYA. Amaç: Başarılı endodontik tedavi klinisyenin bilgi ve anormal anatomi yönetme yeteneğine bağlıdır. Mandibular kanin genellikle tek kök kanallı tek kanaldan oluşmaktadır. Ancak iki kanal ve oldukça nadiren de iki kökten oluşabilir. Bu makale iki ayrı kök ve kök kanalına sahip mandibular kaninin olgu raporunu sunmaktadır. PP200 ENDODONTIC MANAGEMENT OF MANDIBULAR CANINE WITH TWO SEPARATE ROOTS: A CASE REPORT Aim: Abstract successful endodontic treatment depends upon the clinician's knowledge and ability to manage aberrant anatomy. The mandibular canine is usually considered a single-rooted tooth with a single root canal. However, two canals and more rarely two roots may also occur. This paper presents a case report of mandibular canine having separate two root and two canals. 323

324 PP201 TİP 3 DENS İNVAJİNATUS, MİNE HİPOPLAZİSİ VE POLİDİASTEMAYA SAHİP HASTADA MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM İLE TEDAVİ: VAKA RAPORU ERSAN ÇİÇEK, NESLİHAN YILMAZ, GAYE SAĞLAM, NİHAN ATALAY, UĞUR GÜLŞEN BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ZONGULDAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI ZONGULDAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ PERİODONTOLOJİ ANABİLİM DALI ZONGULDAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ ANABİLİM DALI, ZONGULDAK Amaç: Dens invajinatus karmaşık bir kök kanal morfolojisine sahiptir ve diş içinde diş ya da kök içerisine uzanan pulpayla birlikte ya da pulpasız mineyle sınırlanmış invajinasyon alanı olarak tanımlanır. Olgu sunumu: Herhangi bir sistemik rahatsızlığı bulunmayan 40 yaşında bayan hasta zonguldak bülent ecevit üniversitesi endodonti bölümüne genel muayene ve üst sağ kanin dişinin tedavisi için başvurdu. Hasta dişinde 2 haftadan daha fazla süredir ağrı ve şişlik olduğunu belirtti. İnvajinasyonun tedavisi iki seansta tamamlandı. Nekrotik içerik Hyflex sistemi ile yapılan kemomekanik preparasyonla uzaklaştırıldı. İnvajinasyon alanı % 5 sodyum hipoklorit (naocı) solüsyonu ile irrige edildi ve giriş kavitesi cavit ile kapatıldı. 2 hafta sonra hasta asemptomatikti. Final irrigasyonu takiben, apikal 3 mm lik kısım MTA ile geri kalanı ısıtılmış güta perka ve ah26 ile dolduruldu. Giriş kavitesi kompozit rezin ile restore edildi. 12 ay sonra alınan takip radyografisinde periapikal lezyonun önemli ölçüde iyileştiği tespit edildi. Endodontik işlemlerin tamamlanmasının ardından hasta protetik diş tedavisi kliniği ne yönlendirilerek fonksiyonel ve estetik kayıp açısından değerlendirildi. Yapılan klinik muayene sonucunda 16, 26, 36, 41, 46, 47 no lu dişlerinin ağız içinde mevcut olmadığı, dişler arasında yaygın diastema varlığı, 31 no lu dişte mobilite ve alt-üst ön grup dişlerin bukkal yüzeylerinde mine hipoplazilerinin olduğu görüldü. Radyolojik muayene sonucunda 31 no lu dişin kök çevresinde alveoler kemik rezorbsiyonu gözlendi ve ilgili dişin çekimine karar verildi. Çekim sonrası ön dişsiz bölgedeki kemik kaybı otojen greft ile giderildi. Greft sonrası 5 ay beklendi ve alt-üst metal destekli sabit porselen restorasyonlar ile hastanın tedavisi tamamlandı. Sonuçlar: Alınan takip radyografilerinde greft bölgesi, dayanak dişler ve dens invajinatus kanin diş değerlendirildiğinde herhangi bir semptomla karşılaşılmadı. PP201 MULTIDISIPLINARY TREATMENT OF PATIENT WITH TYPE 3 DENS INVAGINATUS, ENAMEL HYPOPLASIA AND POLYDIASTEMA: CASE REPORT Aim: Dens invaginatus has complex root canal morphology and has been identified as a tooth within a tooth or as an invagination of an enamel-lined tract extending into the root, with or without exposure of the dental pulp. Case report: A 40-year-old female patient with a noncontributory medical history was referred to the department of endodontics at university of bülent ecevit zonguldak, turkey, by her general dentist for evaluation and treatment of the maxillary right canine. The patient reported episodes of pain and swelling associated with the tooth over the previous 2 weeks. Treatment of the invagination was performed 2 visits. The necrotic contents of the tract were removed by chemomechanical 324

325 preparation with Hyflex system. The invagination was irrigated with 5% sodium hypochlorite (naocı) and the access opening was sealed with cavit. Two weeks later, the patient was asymptomatic. After final irrigation, the apical 3 mm part filled with MTA, the remainder of the the system was obturated with thermoplasticized gutta-percha and ah26. The access cavity was restored with a composite resin. At 12-month recall the periradicular lesion showed satisfactory healing radiographically. After completion of endodontic procedures, the patient guided to department of prosthodontics and evaluated for functional and aesthetic loss. According to clinical examination, loss of 16,26,36,41,46,47 teeth, presence of polydiastema between teeth, mobility in tooth 31 and presence of enamel hypoplasia of buccal surface of upper and lower anterior teeth were observed. According to radiological examination, resorption of alveolar ridge around the root of teeth 31 was observed and it is decided to extraction of teeth. After extraction, anterior bone loss in edentulous areas were treated by autogenous grafts. After a mean interval of 5 months, prosthodontic reahabilitation was done with lower and upper metal supported fixed porcelain restorations. Conclusions: In taken follow-up radiographs, graft, abutment teeth and dens invajinatus canine evaluated and any symptom was observed. PP202 KOMPLEKS DENTOALVEOLAR TRAVMA TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU 1 RUSLAN KHALİLOV, 1 HAKAN ARSLAN, 2 ERTAN YALÇIN, 2 SALİH KARAAVCI 1 ATATÜRK UNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 ATATÜRK UNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ AĞIZ,DİŞ VE ÇENE CERRAHİSİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu olgu sunumunda çoklu apikal kök kırıkları görülen daimi üst kesici, kanin ve premolarları içeren üst çene sağ taraf segmental alveolar kemik kırığının tedavisi ve 12 aylık takibi tanımlanmıştır. Olgu sunumu: 44 yaşındaki erkek hasta, geçirdiği trafik kazasından 3 gün sonra endodonti kliniğine başvurdu. Klinik muayenede, üst çenede sağ taraf bukkal mukozada ve aynı bölge dişlerin bukkal dişeti bölgesinde yırtıklar ve alveolar kemik kırığı olduğu gözlendi. Periapikal radyografik muayenede, ilgili dişlerde kök kırığı saptanmıştır. Acil tedavi olarak, dişler ve alveol kemik fragmanı parmak baskısı ile repoze edildi. Dişler, fiber splint ile splintlendi ve yumuşak dokulardaki laserasyonlar süture edildi. Klinik tedaviye, antibiyotik ve antienflamatuar ilaçlar da dahil edildi. 8 haftanın sonunda, splint uzaklaştırıldı ve etkilenen dişlerin pulpaları çıkarıldı. Kök kanalları şekillendirildi, % 2 sodyum hipoklorit solüsyonu ile yıkandı ve kağıt konlar ile kurutuldu. İlgili dişlerin kök kanalları güta-perka ve kök kanal patı kullanılarak dolduruldu. Bulgular: 12 aylık takip periyodu sonucunda, tedavi edilen dişlerde klinik ve radyografik olarak herhangi bir patolojik semptom gözlenmedi. Sonuçlar: Bu kompleks dentoalveolar travma olgusunda, uygulanan tedavi sonucunda, estetik ve fonksiyonun tekrar sağlandığı görüldü. PP202 MANAGEMENT OF A COMPLEX DENTOALVEOLAR TRAUMA: A CASE REPORT Aim: To describe the management and 12-month follow-up of a segmental maxiller alveolar bone fracture and numerous apical fractures involving maxillary permanent incisor, canin and premolars. Case report: A 44-year-old male was admitted to the department of endodontics 3 days after a traffic accident. Clinical examination showed laceration of maxillary labial mucosa and buccal gingiva surrounding the maxillary permanent central incisor, canin and premolars and maxillar alveolar bone 325

326 fracture involving same teeth was also detected. Periapical radiographic examination showed root fractures in the involved teeth. Emergency treatment was performed by repositioning the teeth and the bone fragment using finger pressure. The teeth were then splinted and the lacerated soft tissues were sutured. Clinical treatment included antibiotic and antiinflammatory agents. The splint was removed at the end of 8 weeks and pulpectomies were performed on relevant teeth. The root canals were biomechanically prepared and irrigated with 2% sodium hypoclorite solution and dried with paper-points. The root canal fillings were performed by using gutta-percha and root canal sealer. Results: In the 12-month follow-up, there were no signs of pathology clinically and radiographically in the treated maxillary right incisor, canin and premolars. Conclusions: In this case with a complex dentoalveolar trauma, esthetic and function were recovered following the proper treatment of the patient. PP203 XP ENDO FİNİSHER VEYA SELF-ADJUSTİNG FİLE SİSTEMİ İLE YAPILAN FİNAL ENSTRUMANTASYONUN APİKALDEN EKSTRÜZE OLAN DEBRİS MİKTARINA ETKİSİ 1 MELTEM SÜMBÜLLÜ, 1 MİNE BÜKER, 2 HÜDA MELİKE BAYRAM, 2 EMRE BAYRAM, 1 ERTUĞRUL KARATAŞ 1 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI 2 GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, apikalden ekstrüze olan debris miktarına XP-Endo Finisher ve self adjusting file ile yapılan final preparasyonun etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma için, oval tek kanala sahip mandibular premolar dişler seçildi. Dişler randomize olarak 3 gruba ayrıldı (n=20): Grup 1, Reciproc r25 ile preparasyon; Grup 2, Reciproc r25 ardından XP-Endo Finisher ile final preparasyon; Grup 3, Reciproc r25 ardından Self-Adjusting File ile final preparasyon. Apikalden ekstrüze olan debris önceden tartılmış Eppendorf tüplerinden toplandı ve kurutuldu. Ekstrüze debrisin ağırlığı elektronik tartı ile ölçüldü. Veriler istatistiksel olarak tek yönlü varyans analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Tüm gruplar arasında istatiksel fark gözlendi. Reciproc r25 diğer gruplara göre daha az debris çıkışı gösterdi (p<0.01). Reciproc r25 ardından XP-Endo Finisher ile final preparasyon en yüksek debris ekstrüzyonu gösteren gruptur (p<0.01). Sonuçlar: Tüm gruplarda debris ekstrüzyonu gözlenmiştir. İlave eğe kullanımı apikalden taşan debris miktarını arttırmıştır. PP203 EFFECT OF FINAL INSTRUMENTATION WITH THE XP-ENDO FINISHER OR THE SELF- ADJUSTING FILE SYSTEMS ON THE AMOUNT OF APICALLY EXTRUDED DEBRIS Aim: To evaluate the effect of final instrumentation with the XP-Endo Finisher or the Self-Adjusting File system on the amount of apically extruded debris. Methodology: Mandibular premolars with single oval canal were selected for the study. Root canals were randomly divided into three groups (n=20), as follows: Group 1, preparation with Reciproc r25; Group 2, preparation with Reciproc r25 followed by final preparation with XP-Endo Finisher; Group 3, preparation with Reciproc r25 followed by final preparation with Self-Adjusting File. Apically extruded debris was collected and dried in preweighed Eppendorf tubes. The weight of extruded 326

327 debris was assessed with an electronic balance. The data were analysed statistically using a one-way analysis of variance. Results: There were significantly differences between all groups. Reciproc r25 alone extruded significantly less debris than other groups (p<0.05). Reciproc r25 followed by final preparation with XP-Endo Finisher showed highest debris extrusion (p<0.01). Conclusions: All groups were associated with apically extruded debris. The use of additional file significantly increased the amount of apically extruded debris. PP204 GENİŞ PERİRADİKÜLER LEZYON VE PALATİNAL ABSENİN CERRAHİ OLMAYAN ENDODONTİK TEDAVİ İLE İYİLEŞMESİ AYKUT KANAT, EKİM ONUR ORHAN ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ESKİŞEHİR Amaç: Bu olgu sunumunda, geniş kist benzeri bir periradiküler lezyonla ilişkili enfekte bir dişin, sebep olduğu palatal şişliğin, cerrahi olmayan endodontik tedavi ile iyileşmesi sunulmuştur. Olgu sunumu: 16 yaşındaki bir erkek hasta sağ anterior palatinal bölgedeki şişlik sebebiyle kliniğimize yönlendirildi. Klinik muayenesinde dişlerde, perküsyonda ağrı bulunmamasına rağmen, radyografik muayenesinde, 12 nolu (fdı) dişin apikalinde iyi sınırlı radyolusent bir lezyon görüldü. 12 nolu dişte kompozit dolgu mevcuttu. Kök kanalları resiprokal hareket yapan tek eğe sistemi (Reciproc r50, VDW GmBH, Münih, Almanya) kullanılarak biyomekanik olarak temizlendi, dezenfekte edildi ve 14 gün süre ile kanal içinde kalsiyum hidroksit esaslı pat bekletildi. İkinci randevuda palatal şişliğin gerilemesinden dolayı, kök kanalı soğuk güta perka yöntemi ve kanal dolgu patı (AH Plus, dentsply de trey gmbh, konstanz, almanya) ile dolduruldu. Hastanın takiplerinde asemptomatik seyri koruduğu ve palatal şişliğin tamamen kaybolduğu kaydedildi. On iki ay sonraki radyografik takipte, apikal periodontitisin küçüldüğü görüldü. Sonuçlar: Kontamine kök kanallarının neden olduğu palatal şişliklerde, etkin biyomekanik preparasyon teknikleri ile uygulanan kök kanal tedavisinin, iyileşme için yeterli olduğu bu olguda gösterilmiştir. PP204 HEALING OF LARGE PERIRADICULAR LESIONS AND PALATAL ABSCESS BY NON-SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT Aim: In this case report, improvement of a large cyst-like periradicular lesion associated with palatal swelling caused an infected tooth, with nonsurgical endodontic treatment was presented. Case report: 16-year-old male patient was referred to our clinic due to swelling in the right anterior palatal region. In clinical examination, there is no pain during percussion but in the radiographic examination, well bordered radiolucent lesion was found in apical of tooth number 12 (fdı). There was a composite filling at tooth 12. The root canal cleaned and disinfected biomechanically using Reciprocal action single file rotary system (Reciproc r50, VDW, GmBH, Munich, Germany) and calcium hydroxide dressing were performed in root canal for 14 days. Palatal swelling was decreased in the second appointment therefore the canal was obturated with cold gutta percha technique and sealer (AH Plus, dentsply de trey gmbh, konstanz, germany). It was noted that patient was asymptomatic and palatal swelling was totally healed during follow-ups. The apical periodontitis was decreased in x-ray examination in 12th-month. 327

328 Conclusions: The presented case has been shown that palatal swelling caused by contaminated root canals can be healed successfully using the effective biomechanical preparation techniques. PP205 AĞIZ DİŞİ FİSTÜL YOLUNUN DERMATOLOJİK BİR LEZYON OLARAK HATALI TANISI AYKUT KANAT, EKİM ONUR ORHAN ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Dermatolojik lezyon tanısı konmuş bir hastanın alt çene bir anterior dişine kök kanal tedavisi uygulandıktan sonra lezyonun iyileşmesi sunuldu. Olgu sunumu: Çürük dişlerinin tedavi edilmesi amacı ile eskişehir osmangazi üniversitesi diş hekimliği fakültesine başvuran 33 yaşındaki kadın hasta, endodonti kliniğimize yönlendirildi. Hastanın rutin OPTG değerlendirmesinde alt anterior bölgede radyolüsent bir saha olduğu izlendi. Çene ucunda ağız dışı fistül yolu olduğu görüldü. Hasta hikayesinde dişinde zaman zaman şişlik olduğu ve sonrasında çene ucunda koyu renkli bir et beni şekillendiğini ifade etti. Hasta bir dermatoloji kliniğine başvurduğunu ve takip altında olduğunu belirtti. Hastanın 32 numaralı dişine 2 seansta uygulanan kök kanal tedavisi sonrasında ciltteki lezyonun kaybolduğu ve 6 ay sonrası takibi sırasında periapikal dokuda iyileşme olduğu gözlendi. Sonuçlar: Konvansiyonel endodontik tedavi ile iyileşebilen ağız dışı fistül yolu nun ayırıcı tanısında dermatolojik lezyonlar da yer almaktadır. PP205 EXTRAORAL SINUS TRACT MISDIAGNOSED AS A DERMATOLOGIC LESION Aim: Lesion healing after root canal treatment of mandible anterior tooth which dermatological lesion diagnosed was presented. Case report: 33-year-old female patient who admitted to eskişehir osmangazi university faculty of dentistry was referred to our clinic of endodontics for treating decayed teeth. On routine OPG evaluation of the patient, a radiolucent area was seen in the lower anterior region. A extraoral sinus tract was seen at tip of the chin. In dental history, the patient suffered from dermatological nevuslike lesion formation in her chin generating after rarely swelling at the same region. Patient reported that she admitted to a dermatology clinic and she was under surveillance. Dermatological lesion was healed after two session root canal treatment of #32 (fdı) and healing was shown in the periapical tissue at 6-months follow-up. Conclusions: Dermatological lesions are also included in the differential diagnosis of ''extraoral sinus tract'' which can be healed by conventional endodontic treatment. PP206 NADİR GÖRÜLEN 2 KÖK KANALLI ÜST ÇENE LATERAL DİŞİN CERRAHİSİZ KÖK KANAL TEDAVİSİNİN YENİLENMESİ AYKUT KANAT, EKİM ONUR ORHAN ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ESKİŞEHİR Amaç: Tek kök kanalına kanal tedavisi uygulanmış, ekstra kök ve kanala sahip üst çene lateral dişin neden olduğu periapikal lezyonunun, cerrahisiz kök kanal tedavisinin yenilenmesi ile iyileşmesi sunuldu. 328

329 Olgu sunumu: 31 yaşında sağlıklı kadın hasta sağ üst anterior bölgede çiğneme sırasında ağrı şikayeti sebebiyle kliniğimize başvurdu. Klinik muayenesinde, 12 nolu (fdı) dişte, perküsyonda ağrı, radyografik muayenesinde, dişin ekstra kök ve kanala sahip olduğu ve sadece tek kanalına kanal tedavisi uygulanmış olduğu, apikalinde lezyonun bulunduğu saptandı. Kök kanalları resiprokal hareket yapan tek eğe sistemi (Reciproc r40, VDW GmBH, Münih, Almanya) kullanılarak biyomekanik olarak temizlendi, dezenfekte edildi ve 14 gün süre ile kanal içinde kalsiyum hidroksit esaslı pat bekletildi. İkinci randevuda semptomların ortadan kalkmasından dolayı, kök kanalı soğuk güta perka yöntemi ve kanal dolgu patı (AH Plus, dentsply de trey gmbh, konstanz, almanya) ile dolduruldu. Hastanın takiplerinde asemptomatik seyrini koruduğu kaydedildi. Altı ay sonraki radyografik takipte, apikal periodontitisin küçüldüğü görüldü. Sonuçlar: Diş hekimleri, olağan kanal morfolojilerinin yanı sıra karşılaşılabilecek kök ve kanal varyasyonları konusunda dikkatli olmalıdır. PP206 NON-SURGICAL RETREATMENT OF RARE MAXILLARY LATERAL TOOTH WITH 2 ROOT CANAL Aim: In this case report, the improvement with non surgical retreatment of upper lateral incisor which had extra root and root canal treatment was applied to one root canal was presented. Case report: Healthy 31-year-old female patient was referred to our clinic due to pain in right anterior maxilla while chewing. In clinical examination, there was pain during percussion at tooth #12 (fdı). In radiographic examination, it was detected that tooth had extra root and root canal treatment was applied to one root canal, radiolucent lesion was found in apical of tooth #12. The root canal cleaned and disinfected biomechanically using Resiprocal action single file rotary system (Reciproc r40, VDW, GmBH, Munich, Germany) and calcium hydroxide dressing were performed in root canal for 14 days. Symptoms were decreased in the second appointment therefore the canal was obturated with cold gutta percha technique and sealer (AH Plus, dentsply de trey gmbh, konstanz, germany). It was noted that patient was asymptomatic during follow-ups. The apical periodontitis was decreased in x-ray examination in 6th-month. Conclusions: Clinicians should be aware of the root canal variations that may be encountered as well as the usual root canal morphology. PP207 ALVEOL KIRIĞININ RİJİT SPLİNT İLE İYİLEŞMESİ: BİR OLGU RAPORU AYKUT KANAT, EKİM ONUR ORHAN ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ESKİŞEHİR Amaç: Bu çalışmanın amacı, travma sonucu, alveol kırığı ve yumuşak doku yaralanmasıyla etkilenen bölgenin repozisyonu ardından splintleme ve takip sürecinin vaka raporu olarak sunulmasıdır. Olgu sunumu: Kırk iki yaşında, erkek hasta, kavga sırasında aldığı darbe ile oluşan travma sonucu kliniğimize acil olarak başvurdu. Yasal kayıtlar alınmasını takiben yapılan klinik ve radyografik incelemede 21 ve 22 nolu(fdı) dişler bölgesinde kök kırığı olmaksızın alveol kırığı tespit edildi. Etkilenen bölge repoze edildi ve rijit olarak splintlendi. 2 ay sonra splint söküldü. Sonuçlar: Alveol kırıklarında doğru repozisyon ve fiksasyon tedavisinin başarısını arttıran bir faktördür. PP207 THE HEALING OF THE ALVEOLAR FRACTURE WITH RIGID SPLINTS: A CASE REPORT 329

330 Aim: The aim of this study is to present management of alveolar fracture and soft tissue injury caused by trauma including reposition, fixation procedures and follow-up as case report. Case report: Case: forty-two-year-old male patient was admitted to our clinic emergently caused by trauma due to blows received during a fight. Following receipt of legal records, alveolar fracture was detected in 21 and 22 (fdı) area without root fractures in clinical and radiographic examination. The affected area was repositioned and splinted with rigid splint. Splint was removed after 2 months. Conclusions: ccurate repositioning and fixation is a factor that increasing the success of alveolar fracture treatment. PP208 BEŞ KÖK KANALINA SAHİP MOLAR DİŞİN GÜNCEL TEKNİKLERLE ENDODONTİK TEDAVİSİ EKİM ONUR ORHAN, AYKUT KANAT ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ESKİŞEHİR Amaç: Üst çene birinci büyük azı dişinde beş kök kanalının dental operasyon mikroskopu kullanılarak tespiti ve güncel teknikler ile kök kanal tedavisi sunuldu. Olgu sunumu: Sağlıklı 17 yaşındaki erkek hasta, sağ üst çene bölgesinde şiddetli ağrı şikayeti sebebiyle kliniğimize başvurdu. Klinik ve radyolojik muayenesi sonucu, üst sağ birinci büyük azı dişinde, semptomatik irreversible pulpitis tanısı konuldu. Hasta onamı alınmasını takiben, dental operasyon mikroskopu altında giriş kaviteleri hazırlandı ve beş adet kök kanalı tespit edildi. Resiprokal hareket yapan tek eğe sistemi (Reciproc r25, VDW GmBH, Münih, Almanya) kullanılarak biyomekanik preparasyonu yapıldı. Aynı seansta, kök kanalı sıcak güta perka yöntemi ve kanal dolgu patı (AH Plus, dentsply de trey gmbh, konstanz, almanya) ile dolduruldu. Klinik kontrollerde, kök kanal tedavisin ardından hastanın şikayetinin ortadan kalktığı görüldü. Sonuçlar: Büyütme altında çalışma, bulunamayan kök kanalları komplikasyonunun önlenmesinde önem taşımaktadır. PP208 ENDODONTIC TREATMENT OF MOLAR TOOTH WITH FIVE ROOT CANALS BY CONTEMPORARY TECHNIQUES Aim: Detection and endodontic treatment of first maxillary molar with five root canals by contemporary techniques using dental operation microscope were presented. Case report: Healthy 17-year-old male patient was admitted to our clinic because of severe pain in right maxilla at night. Symptomatic irreversible pulpitis was diagnosed in clinical and radiographic examination of the upper right first molar. Following signed patient consent form, access cavity was prepared under the dental operating microscope and five root canals were detected. Root canals were prepared by using resiprocal action single file rotary system (Reciproc r25, VDW, GmBH, Munich, Germany). In the same session, the root canal was filled with warm gutta percha and canal sealer (AH Plus, dentsply de trey gmbh, konstanz, germany) method. It was noted that patient was asymptomatic after root canal treatment in follow-ups. Conclusions: Working under magnification is important to prevent complications of root canal that can not be found. 330

331 PP209 OLGU RAPORU: KOMPLİKE TRAVMA OLGUSUNDA MULTİDİSİPLİNER TEDAVİ PROSEDÜRÜ 1 DİDEM SAKARYALI, 2 MERAL BAĞKUR, 1 ALEV ALAÇAM 1 GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PEDODONTİ ANABİLİM DALI, ANKARA 2 GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANABİLİM DALI, ANKARA Amaç: İdeal estetik ve fonksiyonel restorasyon için dikey boyut önemli bir faktördür. Dikey boyutu artırmak için geçici kron, ortodontik tedavi, kron boyu uzatma ve dahl prensipleri uygulanabilmektedir. Gereç ve Yöntem: Bu olgu raporunda, travma sonrası dikey boyutu azalan 13 yaşında bir hastaya uygulanan tedavi prosedürü sunuldu. Klinik değerlendirmede, sağ santral kesici dişte komplike kron kırığı ve sol santral kesici dişte mobilite görüldü. Radyolojik değerlendirmede ise, sağ santral kesici dişte kron kök kırığı teşhis edildi. Sağ santral kesici dişteki kırık koronal parçanın çıkartılmasının ardından her iki dişe de kök kanal tedavisine başlandı. Kök kanal tedavisinin ardından fiber post ve strip kron restorasyonu yapılması planlandı. Fakat, endodontik tedavi sürecinde interoklüzal mesafe azaldığından, ideal estetik ve fonksiyonel retorasyonlar için dikey boyutun artırılmasına karar verildi. Bu olguda interoklüzal mesafenin artırılması için dahl prensibine uygun olarak akrilik anterior ısırma plağı kullanıldı. 10 haftalık dahl apareyi kullanımının ardından fiber post ve strip kron restorasyonlar için istenilen mesafe elde edildi ve son restorasyonlar yapıldı. Bulgular: 5 yıllık takip sürecinde herhangi bir estetik ve fonksiyonel problem izlenmedi. Fakat, modifiye usphs kriterlerine göre gingival bölgede adaptasyon sorunu görüldüğünden santral kesici dişlerin protetik olarak kronlanmasına karar verildi. Sonuçlar: Bu olgu raporunda büyüme gelişim dönemi devam eden bir hastada azalmış dikey boyut dahl prensibi ile artırıldı ve büyüme gelişimin tamamlanmasının ardından protetik restorasyonları tamamlandı. Dahl prensibi, dikey boyutu artırmak için kullanılan diğer seçeneklerden daha kolaydır. Ayrıca, uygulandığı dişlerde zarar verici restoratif prosedürleri önlediği için güvenli bir seçenektir. PP209 MULTIDISCIPLINARY TREATMENT PROCEDURE OF A COMPLICATED TRAUMA CASE: A CASE REPORT Aim: Vertical dimension is an important factor for satisfactory aesthetic and functional restorations. To increase the vertical distance temporary crowns, orthodontic treatment, extention of the length of crowns and dahl concept can be applied. Methodology: This case report describes treatment procedures for a thirteen year old patient whom vertical dimension decreased after a traumatic injury. As a result of the clinical evaluation, complicated crown fracture on the right central incisor and mobility on the left central incisor was observed. In the radiological evaluation crown root fracture on the left central incisor had diagnosed. After extraction of fractured coronal part of the left central incisor, root canal treatment was initiated for both teeth. The following treatment was planned as fiber post and strip crown restoration. However, during endodontic treatment period, increased overbite was developed. For ideal aesthetic and functional restorations it is planned to increase the vertical dimension. In this case dahl concept applied as an acrylic anterior bite plane to increase the interocclusal space for available restorations. After using dahl appliance for 10 weeks, sufficient distance for fiber post and strip crown restoration was obtained and final restorations have done. 331

332 Results: There was no aesthetic and functional problems during five years and the restorations evaluated with modify usphs criterias. According to usphs criteria, there were an adaptation problem at gingival border so, planned to restore both central incisors with crowns. Conclusions: The dahl concept appears to be safe and avoids performing destructive restorative procedures on compromised teeth. Also, this concept is more easy than other ways which can use for increasing vertical dimension for better aesthetic and functional teeth. PP210 FARKLI ÇAPTAKİ İRRİGASYON İĞNELERİNİN KÖK KANALI İÇERİSİNDEKİ İRRİGAN AKIŞI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİNİN HESAPLAMALI AKIŞKANLAR DİNAMİĞİ KULLANILARAK DEĞERLENDİRİLMESİ ERCAN KAVAS, ÖZKAN ADIGÜZEL, MEHMET GÖKHAN GÖKÇEN, ALİ BAHADIR OLCAY, ALİ KELEŞ DİCLE ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI DOĞUŞ ÜNİVERİSTESİ, MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ YEDİTEPE ÜNİVERSİTESİ, MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ, DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı nedenlerle önceden çekilmiş insan üst birinci kesici dişinin mikro bilgisayarlı tomografi (mikro-bt) görüntüsü ile üç boyutlu olarak modellenmesinin yapılması ve bu model üzerinde ucu açık açılı iğne tipinin farklı yerleştirme derinliklerinde irrigan akışı üzerindeki etkisinin hesaplamalı akışkanlar dinamiği (had) kullanılarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada üst birinci kesici diş kullanıldı. Reciproc r50 (VDW, Munich, Germany) döner aleti kullanılarak preparasyon yapıldı.irrigasyon esnasında toplam 10 ml %5 lik NaOCl, 5 ml % 18 lik EDTA ve 7.5 ml distile su kullanıldı. DişSkyscan 1172 (Bruker-Micro-Ct, Kontich, Belgium) mikrobt cihazı ile tarandı. İrrigasyon iğnesi olarak 27 ve 30gauge boyutlarında geleneksel ucu açık açılı iğneler (precisionglide needle; becton dickinson&co, franklin lakes, nj, usa) kullanıldı. İğnelerin taramalı electron mikroskobu (sem) ve optic mikroskobu altında görüntüleri alındı. Ansys fluent v.14 (fluent ınc., lebanon, usa) ticari yazılım paketi kullanılarak kanalın ve iğnelerin ağ yapısı oluşturuldu. Her iki iğne, kök ucundan 1 ve 3 mm uzaklıkta olacak şekilde konumlandırıldı. Ticari had kodu ansys fluent v.14 (fluent ınc., lebanon, nh, usa) problemleri ayarlamak ve çözmek için kullanıldı. Bilgisayardaki akış alanları akış paterni, hız büyüklüğü, kayma gerilmesi ve apical basınç açısından ayrı ayrı karşılaştırıldı. Bulgular: Her iki iğne boyutu içinde ulaşılan en yüksek hız, iğne lümeninin orta kısmında meydana geldi. İğne çıkış noktasında, akış yönündeki alanın nispeten ani genişlemesiyle, iğne boyutuyla orantılı olarak hızlarda düşüş meydana geldi. İki iğne boyutu arasında apekste oluşan basınç yönünden önemli farklılıklar gözlendi. Her iki iğne boyutu için, iğne apeksten uzağa konumlandırıldıkça apikal basınç değerlerinde azalma meydana geldi. İğnelerin açıklığının baktığı duvarda meydana gelen kayma gerilmesi beklenildiği gibi hız büyüklüğüne paralel olarak zıt taraftaki duvarda meydana gelen kayma gerilmesinden daha düşüktür. İğne apeksten daha uzağa konumlandırılınca oluşan maksimum kayma gerilmesi değeri azaldı fakat kayma gerilmesinden etkilenen alanın büyüklüğü arttı. Sonuçlar: Kök kanal irrigasyonunda, iğne yerleştirme derinliğinin irrigan dinamikleri üzerinde önemli bir etkisi vardır. Kullanılan iğne boyutu kanal içerisinde meydana gelen irrigan akışını önemli derecede etkilemektedir. Had kök kanal irrigasyon davranışlarını incelemek için önemli bir araçtır. 332

333 PP210 THE EVALUATION OF THE EFFECTS OF NEEDLE SIZES ON IRRIGANT FLOW IN THE ROOT CANAL USING BY COMPUTATIONAL FLUID DYNAMICS MODEL Aim: The purpose of this study is to make three-dimensional modelling of the human upper incisor, which was extracted for different reasons with micro-computed tomography (micro-ct) image and evaluate the effect on the irrigant flow at different insertion depths of open ended beveled needle using computational fluid dynamics. Methodology: The maxillary first incisor tooth was used in this study.root canal preparation was performed with Reciproc r50 rotary system (VDW, Munich, Germany). 10 ml of 5% NaOCl, 5 ml of 18% EDTA and 7.5 ml of distilled water were used during irrigation. The tooth was scanned by Skyscan 1172 (Bruker-Micro-Ct, Kontich, Belgium) micro-ct device. 27 and 30 gauge traditional open ended beveled needles (precisionglide needle; becton dickinson & co, franklin lakes, nj, usa) were used for irrigation. Optical microscopy and scanning electron microscopy image (sem) of the needle has been taken. Root canal and needle s mesh structure was created using ansys fluent v.14 (fluent ınc., lebanon, nh, usa) commercial software package. Both needles were located 1 mm and 3 mm away from the root apex.the commercial computational fluid dynamics code ansys fluent v.14 (fluent ınc., lebanon, nh, usa) was used for solving and set up the problems. Flow fields were compared in terms of the flow pattern, velocity, shear stress and apical pressure separately. Results: For both needle sizes, the maximum speed in occurred in the central part of the needle lumen. Velocities dropped by an order of magnitude at the needle outlet, due to the relatively sudden expansion of the area downstream of the outlet. The apical pressure at the apex was observed significant differences between the two needle sizes.for both needle sizes, the needle move away from the apex apical pressure decrease occurred. The shear stress occurring on the wall of the opening of the needle, which look as expected, depending on the velocity is lower than the shear stress occurring in the wall on the opposite side. The maximum shear stress decreased as needles moved away from the root apex, but the area affected by high shear stress became larger. Conclusions: Needle insertion depth has a significant impact on the irrigant dynamics in root canal irrigation.needle size used significantly affect the irrigant flow in the root canal. Computational fluid dynamics is an important tool for studying the behavior of irrigation. PP211 FARKLI KÖK KANAL PATLARININ WAVEONE GOLD RESİPROK SİSTEMİ İLE UZAKLAŞTIRILMA ETKİNLİĞİ MÜGEM ASLI GÜREL, BAĞDAGÜL HELVACIOĞLU KIVANÇ, SEVİM KEYFİALA, SERPİL SAĞIROĞLU, ADİL EKİCİ GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı mineral trioksi aggregat bazlı (MTA fillapex) ve rezin bazlı patların (endorez ve ah 26) WaveOne gold Resiproc eğe sistemi ile kök kanallarında uzaklaştırılma etkinliğini değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Düz kanallar ve kapalı apekslere sahip 45 adet tek köklü insan alt çene küçük azı dişi seçildi. Kök uzunluğunu 15±1 mm olarak standardize etmek için kronlar elmas disklerle uzaklaştırıldı. Kök kanalları 35/.06 WaveOne gold Resiproc eğesi ile prepare edildikten sonra kullanılan kök kanal patına göre 3 gruba ayrıldı (n=15) Gruplar sırasıyla mineral trioksit 333

334 aggregate bazlı (MTA fillapex) ve rezin bazlı patlar (endorez ve ah 26) ile dolduruldu. Kök kanal dolgusundan sonra kök kanal ağızları cam ionomer siman ile kapatıldı 37oc %100 nemli ortamda 7 gün boyunca saklandı. Bütün gruplarda 45/.05 WaveOne gold Resiproc eğe çalışma boyuna ulaşana ve eğe üzerind kök kanal dolgu artığı kalmayıncaya kadar tekrarlayan tedavi işlemine devam edildi. Daha sonra kökler uzunlamasına ikiye ayrıldı, her bir kök yarısı operasyon mikroskobu ile fotoğraflandı. Görüntüler 3 bölgedeki (koronal, orta, apical) kök kanal dolgu artık alanını ölçmek için image analiz programı kullanılarak değerlendirildi. Veriler tek yönlü ANOVA kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi (α=0.05). Bulgular: Gruplar karşılaştırıldığında, Grup 1 orta bölgede istatistik olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Grup 2 ve Grup 3 arasında bütün bölgelerde istatistik olarak anlamlı fark bulunmadı. (p>0.05). Gruplar kendi içerisinde bölgesel olarak karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuçlar: bu in vitro çalışma koşulları altında, mineral trioksit agregat bazlı patın (MTA fillapex) uzaklaştırılmasının orta bölgede diğer patlardan daha zor olduğu görüldü. PP211 REMOVAL EFFICIENCY OF DIFFERENT ROOT CANAL SEALERS WITH WAVEONE GOLD RECIPROC SYSTEM Aim: The aim of this study was to compare the removal efficiency of a mineral trioxide aggregate based sealer (MTA fillapex) and resin based sealers (endorez and ah 26) from root canals with WaveOne gold Resiproc file system. Methodology: Forty-five extracted single rooted human mandibular premolar teeth with straight canals and mature apices were selected for this study. The crowns were removed with a diamond discs to leave a uniform root length of 15±1 mm. Then, a #10 k-file was introduced into the canal until visible at the apical foramen. Root canals were prepared with WaveOne gold Resiproc files to size 35/.06 and assigned into three groups (n=15) according to used root canal sealer. In Group 1-3, root canals were filled with a mineral trioxide aggregate based sealer (MTA fillapex) and resin based sealers (endorez and ah 26) respectively. After root canal filling, roots orifices were sealed with glassionomer cement and stored at 37oc in 100% relative humidity for 7 days. In all groups, the retreatment procedure was continued until a size 45/.05 WaveOne gold Resiproc file reached the working length and no more root canal filling could be seen on file. Then, the roots were split longitudinally, each root half was photographed using an operating microscope. The images were analyzed using an image analysis program to measure the area of root canal filling remnants at three regions (coronal, middle, apical). Data were statistically analyzed using one-way ANOVA (α=0.05). Results: Comparing the groups, the statistically significant difference was found in Group 1 at middle region (p<0.05). There was not a significant difference between Group 2 and Group 3 at all regions (p>0.05). Comparing intragroups for regions, there was not a significant difference (p>0.05). Conclusions: Within the limitations of this in vitro study, the removal of mineral trioxide aggregate based sealer (MTA fillapex) seemed to be more difficult at middle region than other sealers. PP212 FARKLI KÖK KANAL PATLARINIWAVEONE GOLD RESİPROK SİSTEMİYLE TEKRARLAYAN TEDAVİ UYGULAMA SÜRESİ MÜGEM ASLI GÜREL, BAĞDAGÜL HELVACIOĞLU KIVANÇ, SERPİL SAĞIROĞLU, SEVİM KEYFİALA, ADİL EKİCİ 334

335 GAZİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı mineral trioksi aggregat bazlı (MTA fillapex) ve rezin bazlı patların (endorez ve ah 26) WaveOne gold Resiproc eğe sistemi ile tekrarlayan tedavi uygulama süresini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Düz kanallar ve kapalı apekslere sahip 45 adet tek köklü insan alt çene küçük azı dişi seçildi. Kök uzunluğunu 15±1 mm olarak standardize etmek için kronlar elmas disklerle uzaklaştırıldı. Kök kanalları 35/.06 WaveOne gold Resiproc eğesi ile prepare edildikten sonra kullanılan kök kanal patına göre 3 gruba ayrıldı (n=15) Gruplar sırasıyla mineral trioksit aggregate bazlı (MTA fillapex) ve rezin bazlı patlar (endorez ve ah 26) ile dolduruldu. Kök kanal dolgusundan sonra kök kanal ağızları cam ionomer siman ile kapatıldı 37oc %100 nemli ortamda 7 gün boyunca saklandı. Bütün gruplarda tekrarlayan tedavi wave gold Resiproc eğe çalışma uzunluğuna ulaşana kadar ve eğe üzerinde kök kanal dolgu materyali görülmeyene kadar değerlendirildi. Toplam operasyon süresinden eğelerin değiştirilmesi ve irrigasyon için harcanan süre çıkarılarak, WaveOne gold eğelerin kullanıldığı çalışma zamanı hesaplandı. Veriler tek yönlü ANOVA kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi (α=0.05). Bulgular: Gruplar arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Kanal dolgusu uzaklaştırma zamanı Grup 1 de en kısa bulunurken, Grup 3 te en uzun bulundu (p<0.05). Sonuçlar: Bu in vitro çalışma koşulları altında, rezin bazlı pat ah 26 nın uzaklaştırılması daha fazla zaman gerektirdi. PP212 RETREATMENT OPERATING TIME OF DIFFERENT ROOT CANAL SEALERS WITH WAVEONE GOLD RECIPROC SYSTEM Aim:The aim of this study was to compare the retreatment operating time for removal of a mineral trioxide aggregate based sealer (MTA fillapex) and resin based sealers (endorez and ah 26) with WaveOne gold Resiproc file system. Methodology: Forty-five extracted single rooted human mandibular premolar teeth with straight canals and mature apices were selected for this study. The crowns were removed with a diamond disc to standardize the root length of 15±1 mm. Root canals were prepared with WaveOne gold Resiproc files to size 35/.06 and assigned into three groups (n=15) according to used root canal sealer. In groups 1-3, root canals were filled with a mineral trioxide aggregate based sealer (MTA fillapex) and resin based sealers (endorez and ah 26) respectively. After root canal filling, roots orifices were sealed with glass-ionomer cement and stored at 37oc in 100% relative humidity for 7 days. In all groups, the retreatment operating time was evaluated as time taken to reach the working length with and no more root canal filling material could be seen on the 45/.05 WaveOne gold Resiproc file. The total operating time was calculated as the sum of the time taken by WaveOne gold files excluding the time taken for the change of files and irrigation. Data were statistically analyzed using one-way ANOVA (α=0.05). Results: There was a significant difference between the groups (p<0.05). The root canal filling removal time was significantly shorter in Group 1 and longer in Group 3 (p<0.05). Conclusions: Within the limitations of this in vitro study, removal of resin based sealer ah26 required more time. 335

336 PP213 MİNERAL TRİOKSİT AGGREGATE (MTA) İLE TEDAVİ EDİLMİŞ KÖK REZORPSİYONU: 2 OLGU SUNUMU TUĞÇE YUCA, FATMA KAPLAN, SEYİT BİLAL ÖZDEMİR, ASİYE NUR DİNÇER BEZMİALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ,DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İSTANBUL Amaç: Bu olgu sunumunun amacı; kök rezorpsiyonu gözlenen dişlerin apikal bölgelerinin MTA ile tıkaç oluşturularak kök kanal tedavisinin tamamlanmasıdır. Olgu sunumu: Olgu 1: 37 yaşında erkek hasta 11 no lu dişinde renk değişikliği şikayetiyle kliniğimize başvurmuştur. Dental anamnezinde üst anterior bölgede bir travma hikayesi olduğu öğrenilmiştir. Radyolojik inceleme sonrası 11 no lu diş kökünde rezorpsiyon tespit edilmiştir ve yapılan elektrikli pulpa testine negatif yanıt alınmıştır. Kök kanal tedavisi endikasyonu ile tedaviye başlanmıştır, kalsiyum hidroksit uygulaması ile hasta 2 seans takip edilmiştir. Kök ucu MTA ile tıkandıktan sonra kök kanalı AH-Plus ve guta-perka ile doldurulmuştur. Devital beyazlatma uygulanmıştır ve diş kompozit ile restore edilmiştir. Olgu 2: Kliniğimize başvuran 16 yaşında erkek hastanın yapılan radyografik muayenesinde 46 ve 36 no lu dişlerinin köklerinde rezorpsiyon ve radyolusent alanlar gözlenmiştir. Hastanın klinik muayenesinde her iki dişte de amalgam restorasyonlar olduğu tespit edilmiştir ve yapılan elektrikli vitalite testine negatif yanıt alınmıştır. Dişlere kök kanal tedavisi başlanarak kanal içine kalsiyum hidroksit uygulaması ile hasta 2 hafta boyunca takip edilmiştir. Kök kanalları tamamen MTA ile doldurularak final restorasyon kompozit dolgu ile tamamlanmıştır. Sonuçlar: Olgu 1 ; MTA nın temel özellikleri göz önüne alındığında, apikal tıkama için etkili bir yöntem gibi görülmektedir. Olgu 2; 1.yılın sonunda yapılan radyografik muayenede mevcut lezyonlarda iyileşme gözlenmiştir ve dişler asemptomatiktir. PP213 ROOT RESORPTION REPAIR BY USING MINERAL TRIOKSIT AGGREGATE (MTA): TWO CASE REPORTS Aim: To present the treatment teeth with apical root resorptions using MTA. Case report: Case 1 : A-37-year-old male patient applied our clinic with a discoloured right central incisor. He reported an accidental trauma in the past. After radiographic examination, apical root resorption have been identified and the tooth was diagnosed as non-vital by elecrical pulp test. Root canal treatment was initiated for right central incisor. After two weeks caoh2 was removed and MTA was placed up to coronal 2-3 mm. Apical third of the canal was sealed using MTA apical plug. After 1 week, root canal was filled with gutta perca and AH Plus sealer. Devital bleaching was applied and tooth was restored with composite filling. Case 2: A-16-year-old male patient was referred to our clinic. After radiographic examination external root resorptions and periapical lesions were identified on #46 and #36. Intraoral examination revealed that amalgam restorations on these teeth and teeth showed negative response to the vitality test. Root canal treatment was initiated. Then, root canal were dressed with caoh2 paste. After two weeks, root canals were filled with MTA and final restorations were completed with composite filling. Conclusions: Case 1; considering basic charecteristic of the material, MTA seems to be an effective method for apical plug. Case 2; at 1 year follow up, teeth are asymptomatic, a clinical and radiological healing of the periapical lesions were observed. 336

337 PP214 CERRAHİ İÇERMEYEN ENDODONTİK TEDAVİ SONRASI GENİŞ PERİRADİKÜLER LEZYONUN İYİLEŞMESİ: İKİ OLGU SUNUMU 1 FATMA KAPLAN, 1 DİLARA ARSLAN, 1 MEHMET BURAK GÜNEŞER, 2 GAMZE ER 1 BEZMİALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ,DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ,ENDODONTİ ANABİLİM DALI,İSTANBUL 2 İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ,DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ,ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Geniş periradiküler lezyonla ilişkili iki dişin cerrahi içermeyen kök kanal tedavilerinin klinik ve radyografik uzun dönem başarısı sunulmaktadır. Olgu sunumu: Olgu 1: 33 yaşında bayan hasta, alt anterior bölgede şişlik şikayetiyle kliniğimize başvurmuştur. Yapılan klinik ve radyografik muayenede 41,42 ve 31 no lu dişlerin köklerini içine alan bir periapikal lezyon tespit edilmiştir. Vitalite testlerine göre 41 no lu dişten negatif yanıt alınmış, 31 ve 42 no lu dişler vital bulunmuştur. Sadece 41 no lu dişe kök kanal tedavisi başlanarak drenaj sağlanmıştır. Kalsiyum hidroksit uygulaması ile takip sonrası AH-Plus ve guta perka kullanılarak lateral kondensasyon yöntemi ile tedavi tamamlanmıştır. 41 no lu diş kompozit dolgu ile restore edilmiştir. Yapılan radyografik takipte (8.ay ve 13.ay) lezyonda iyileşme olduğu ve 42 ve 31 no lu dişlerin vitalitelerini devam ettirdikleri tespit edilmiştir. Olgu 2: 57 yaşında bayan hasta, sol alt çenede ağrı ve şişlik şikayeti ile kliniğimize başvurmuştur. Yapılan radyografik muayenede alt sol mandibula bölgesinde geniş radyolüsent lezyon tespit edilmiştir. 34 ve 35 no lu dişler yapılan vitalite testlerine negatif yanıt vermiştir. Bu iki diş için kök kanal tedavisine başlanmıştır. Kanallardan saman renkli sıvı akışı olmuştur ve sıvı örneğine yapılan mikroskobik incelemede kolesterol kristalleri saptanmıştır. Drenaj kesildikten sonra kalsiyum hidroksit uygulanarak diş takip edilmiştir. Daha sonra kanallar doldurularak, dişler restore edilmiştir. Yapılan radyografik takipte (1.yıl ve 2.yıl) lezyonun iyileşmekte olduğu gözlenmiştir. Sonuçlar: Endodontik tedavi, kurallara uygun şekilde yapıldığında geniş periapikal lezyonlu dişler dahi cerrahi işleme gerek duyulmaksızın tedavi edilebilmektedir. PP214 NON SURGICAL ENDODONTIC TREATMENT OF LARGE PERIRADICULAR LESION: TWO CASE REPORTS Aim: Long-term clinical and radiographic success of nonsurgical endodontic treatment of two case associated with large periradicular lesions were presented. Case report: Case 1: 33 years old female patient was referred to our clinic with swelling on the mandibular anterior region. During the radiologic examination cyst like lesions were determined on the apices of the mandibular left santral, right santral and right lateral. Only mandibular right santral gave negative response to electrical pulp test (ept). Root canal treatment was performed for only 41 numbered teeth and drainage is provided. After application of calcium hydroxid, root canal obturation was performed with gutta percha and AH Plus sealer and the teeth was restored by dental composite filling. Healing of the lesion and vitality mandibular left santral and right lateral teeth were observed on radiographic and clinic follow-up (8. And 13. Month). Case 2: 57 year old female patient was referred to our clinic with complaints of pain and swelling on the left mandibular region.the radiographic examination was detected large radiolucent lesion on the left mandibular region.ıt is taken as a negative response to electric pulp test from mandibular left premolars. Root canal treatment was initiated for these teeth. A straw-colored fluid was exuded from the canals and the presence of cholesterol crystals was determined on microscopic examination of the fluid sample. A calcium hydroxide dressing was applied after active drainage ceased. The canals were then filled 337

338 and tooth was restored. The radiographic follow-up (1.year and 2.year ), it was observed that the lesion was on the mend. Conclusions: Nonsurgical endodontic treatment performed by principals of endodontics provides successful healing even in large lesions without any surgical intervention. PP215 MENTAL FORAMENİN MANDİBULAR BİRİNCİ PREMOLAR DİŞLERE YAKINLIĞI: TÜRK POPÜLASYONUNDA KONİK IŞINLI BİLGİSAYARLI TÖMOGRAFİ ANALİZİ 1 ÖZKAN ADIGÜZEL, 2 SEDA FALAKALOĞLU, 3 CEREN AKTUNA BELGİN, 4 ZEKİ AKKUŞ 1 DİCLE ÜNİVERSİTESİ, DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, DİYARBAKIR 2 DİCLE ÜNİVERSİTESİ, DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, ENDODONTİ ANABİLİM DALI, DİYARBAKIR 3 DİCLE ÜNİVERSİTESİ, DİŞHEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ, AĞIZ, DİŞ VE ÇENE RADYOLOJİSİ ANABİLİM DALI, DİYARBAKIR 4 DİCLE ÜNİVERSİTESİ, TIP FAKÜLTESİ, BİYOİSTATİSTİK ANABİLİM DALI, DİYARBAKIR Amaç: Mental foramenin kök apekslerine olan yakınlığı endodontik apikal cerrahi ve gömülü dişlerin uzaklaştırılması işlemlerinde önemli bir faktördür. Bu çalışmanın amacı mental foramen ile mandibular birinci premolar dişlerin kökü arasındaki yakınlığın türk popülasyonunda farklı yaş ve cinsiyet gruplarına göre değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospekstif çalışma dicle üniversitesi, dişhekimliği fakültesi, ağız, diş ve çene radyolojisi anabilim dalı na başvuran 242 hasta ve 385 örneklem kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: İstatistiksel analiz için iki yönlü ANOVA varyans analizi kullanılmıştır. Mental foramenin mandibular birinci premolara olan uzaklık ölçüm değerlerinin karşılaştırmasında yaş ve cinsiyet grupları arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (p>0,05). Cinsiyet gruplarında bayan ortalaması mm, erkek ortalaması mm dir. Sonuçlar: Mental foramen ile mandibular birinci premolar dişler arasındaki yakınlığın bilinmesi endodontik cerrahi, kök kanal tedavileri ve gömülü dişlerin uzaklaştırılması işlemlerinde önemlidir. PP215 PROXIMITY OF THE MENTAL FORAMEN TO MANDIBULAR FIRST PREMOLAR TEETH: A CONE- BEAM COMPUTED TOMOGRAPHIC ANALYSIS IN A TURKISH POPULATION Aim: Proximity of the mental foramen to root apices is an important factor for endodontic apical surgery and removal of impacted teeth. The aim of this study was to evaluate the distance between the mandibular first premolar teeth and mental foramen in a turkish population, using cone beam computed tomography (CBCT) images. Methodology: This retrospective study was performed in 242 patients (385 samples of first premolar teeth) at the dicle university, faculty of dentistry, department of oral and maxillofacial radiology. Data were analyzed using two way ANOVA test. Results: The analyzed data of study showed that there was no statistical difference was observed in different age and gender groups. The average distance from the mental foramen to mandibular first premolar teeth was mm in female group, mm in male group (p>0.05). 338

339 Conclusions: The knowledge of the proximity of the mental foramen to adjacent mandibular first premolar teeth must be considered during endodontic surgery, root canal treatments and removal of impacted teeth in this area. PP216 MENTAL FORAMEN VE MANDİBULA KENARI ARASINDAKİ UZAKLIĞIN DEĞERLENDİRİLMESİ: TÜRK POPÜLASYONUNDA KONİK IŞINLI BİLGİSAYARLI TÖMOGRAFİ ANALİZİ 1 ÖZKAN ADIGÜZEL, 2 CEREN AKTUNA BELGİN, 3 SEDA FALAKALOĞLU, 4 ZEKİ AKKUŞ 1 DİCLE UNİVERSİTY, FACULTY OF DENTİSTRY, DEPARTMENT OF ENDODONTİCS, DİYARBAKİR 2 DİCLE UNİVERSİTY, FACULTY OF DENTİSTRY, DEPARTMENT OF ORAL AND MAXİLLOFACİAL RADİOLOGY, DİYARBAKİR 3 DİCLE UNİVERSİTY, FACULTY OF DENTİSTRY, DEPARTMENT OF ENDODONTİCS, DİYARBAKİR 4 DİCLE UNİVERSİTY, FACULTY OF MEDİCİNE, DEPARTMENT OF BİOSTATİSTİCS, DİYARBAKİR Amaç: Mental foramenin anatomik yapılara komşuluğu daima göz önünde bulundurulması gerekir. Bu çalışmanın amacı mental foramen ile mandibulanın alt ve üst kenarları arasındaki uzaklığın türk popülasyonunda farklı yaş ve cinsiyet gruplarına göre ölçülmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospekstif çalışma dicle üniversitesi, diş hekimliği fakültesi, ağız, diş ve çene radyolojisi anabilim dalı na başvuran 878 hasta ve 1756 örneklem kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Mental foramenin eksternal kenarının mandibula üst kenarına olan uzaklığı ölçümlerinde cinsiyet grupları arasında istatistiksel olarak fark bulunmuştur (p<0,05). Bayan grubunun ortalama değeri 12,4107 mm erkek grubunun ortalaması ise 13,0327 mm dir. Yaş grupları arasında istatistiksel bir fark yoktur (p>0,05). Mandibula alt kenarına olan uzaklık ölçümlerinde cinsiyet ve yaş grupları arasında istatistiksel farklılıklar vardır (p<0,05). Bayan grubunun ortalama değeri 13,1056 mm erkek grubunun ortalaması ise 14,5458 dir. Yaş gruplarında yaş aralığındaki grubun değeri diğer gruplardan istatistiksel olarak farklı çıkmış ve düşük değer ortalamasına sahip grup olarak bulunmuştur. Sonuçlar: Mental foramenin komşu anatomik yapılarla ilişkisi kök ucu rezeksiyonu gibi endodontik cerrahi ve kök kanal tedavileri için önemlidir. PP216 THE EVALUATION OF DISTANCE BETWEEN THE MENTAL FORAMEN AND BORDER OF MANDIBULA: A CONE-BEAM COMPUTED TOMOGRAPHIC ANALYSIS IN A TURKISH POPULATION Aim: The proximity of a mental foramen to the anatomical structures should always be considered. The aim of this study was to evaluate the distance between the external border of mental foramen and the lower/upper border of the mandibula at different age and gender groups in a turkish population, using cone beam computed tomography (CBCT) images. Methodology: This retrospective study was performed in 878 patients (1756 samples of mental foramen) at the dicle university, faculty of dentistry, department of oral and maxillofacial radiology. Data were analyzed using two way ANOVA test. Results: Multivariate variance analysis (two way manova) was used for statistical analysis. The analyzed data of study showed that external border of the mental foramen were significant differences between gender groups in distance measurements to the upper border of the mandibula (p<0,05). Distances were significantly greater in male patients than in female patients. The average 339

340 value was 12,4107 mm for the female and 13,0327 mm for the male group. There was no statistically significant difference between age groups (p>0.05). There were differences between gender and age groups in measuring the distance from the bottom edge of mandibula (p<0.05). The average value was 13,1056 mm for female and 14,5458 mm for the male group age range value of the group was statistically different from the other group and was found to be the group with the lowest average value. Conclusions: The relationship between mental foramen and neighboring anatomic structures is important for endodontic surgery such as root-end resection and root canal treatments. PP217 APEKSİ TAM KAPANMAMIŞ DİŞLERDE ALTERNATİF BİR TEDAVİ YÖNTEMİ: MTA PLUG BANU ARICIOĞLU, ERHAN TAHAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Bu raporun amacı apeksi tam kapanmamış iki nekrotik daimi kesici dişin apeksifikasyon oluşturmak amacıyla MTA plug yöntemi ile tedavi edilmesidir. Bu vaka raporları MTA nın bir apikal bariyer gibi davranıp apeksi tam kapanmamış nekrotik dişlerde apikal doku rejenerasyonunu desteklediğini teyit eder. Vaka raporları apeksi tam kapanmamış iki farklı daimi diş sement depozisyonu ve apeks formasyonunun yeniden sağlanması amacıyla MTA plug yöntemi kullanarak tedavi edildi. Tedavi protokolüne göre kök kanalları prepare edildi ve %5 lik NaOCl ile irige edildi. Daha sonra kalsiyum hidroksit medikamenti kök kanallarına yerleştirilerek 1 hafta boyunca bekletildi. Son olarak apikal 4 mm lik kısım MTA ile dolduruldu. Kalan kısım ise güta perka konlarıyla dolduruldu.6 ay ve 1 yıllık takip periodlarında klinik ve radyografik bulgular periradiküler lezyonların çözüldüğünü ve periapikal dokuların rejenerasyonunu gösterdi. Sonuçlar: Apeksi tam kapanmamış devital daimi dişlerde MTA plug yöntemi daha az tedavi zamanı gerektirdiğinden ve daha yüksek kırılma direnci gösterdiğinden dolayı etkin bir yöntemdir. Sunulan iki vakada da hem klinik hem de radyografik takipler etkilenen dişlerde apikal periodontitisin iyileştiğini ve apikal bölgelerinde yeni sert bir doku oluşumunu gösterdi. Bu sebeplerden dolayı ve tedavi süresi hızında sunduğu büyük avantajı nedeniyle MTA apeksifikasyon için uygun bir seçenek olarak görünmektedir. MTA nın biyouyumlu bir materyal olmasından dolayı MTA plug yöntemi ile yeni sement, kemik ve periodontal ligament oluşumu mümkündür. PP217 MTA PLUGS AS AN ALTERNATIVE TREATMENT FOR THE TEETH WITH INCOMPLETE APEX FORMATION Aim: The purpose of this report is to present endodontic treatment of two immature necrotic permanent incisors with the use of MTA apical plugs for apexification. The report of these cases confirms that MTA acts as an apical barrier and can be considered as an effective material to support regeneration of apical tissue in immature necrotic teeth. Case reports two different immature necrotic permanent incisors were treated with the use of MTA apical plugs (MTA) for apex formation and cementum deposition. According to the treatment protocol, root canals were prepared and rinsed with 5% NaOCl; then, calcium hydroxide medicament was placed in root canals for 1 week. Consequently, the apical portion of the canals (4mm) was filled with MTA. The remaining portion of the root canals was sealed with gutta-percha cones. At 6-month and 1-year follow-up periods, the clinical and radiographic appearance of the teeth showed resolution of the periradicular lesions and regeneration of the periradicular tissues. 340

341 Conclusions: MTA apical plug method is an effective method because of the less requirement of treatment time and appointments, and better fracture resistance after the treatment of nonvital immature permanent teeth. Both clinical and radiographic follow-ups in the reported two cases showed healing of the apical periodontitis and new hard tissue formation in the apical area of the affected teeth. Therefore, MTA appears to be a valid option for apexification with its main advantage being the speed at which the treatment can be completed. Because of MTA is a biocompatible material, it is possible to achieve new cementum, bone and periodontal ligament with MTA apical plugs. PP218 TRAVMAYA UĞRAMIŞ ÖN DİŞLERDE GÖRÜLEN KRON-KÖK KIRIKLARININ KONSERVATİF TEDAVİSİ SAADET ÜNVER, KIVANÇ YAMANEL, BİRGÜL EREN, METE ÜNGÖR BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Travmadan en çok etkilenen dişler üst ön dişlerdir.travma nedeniyle ön dişlerde meydana gelen kırıklar; estetik, fonksiyon ve fonasyon kaybının yanı sıra hastada psikolojik sorunlara da yol açabilen acil müdahale edilmesi gereken durumlardan biridir. Bu olgu sunumunun amacı; iki farklı vakada, üst kesici dişlerde travma nedeniyle oluşan kron ve kron-kök kırıklarının, orijinal kırık fragmanlarını kullanarak yapılan estetik restorasyonunu göstermektir. Gereç ve Yöntem: İlk vakada sağ üst santral dişte komplike olmayan kron kırığı, sağ üst lateral dişte komplike kron-kök kırığı; ikinci vakada ise sol üst santral dişte komplike kron kırığı, sol üst lateral dişte de komplike kron-kök kırığı mevcuttur. Sadece kron kırığı olan dişlerde, kırık diş parçası adeziv sistemler kullanılarak orijinal pozisyonunda yapıştırıldı. Komplike kron-kök kırığı olan dişlerde, diş etinin altına uzanan kırık hattını açığa çıkarmak ve izolasyonu sağlayabilmek için gingivektomi yapıldı. Gingivektomi ve kök kanal tedavisini takiben kırık parçalar, fiber post kullanılarak kimyasal ve ışıkla sertleşen rezin materyallar ile orjinal poziyonunda yapıştırıldı. Bulgular: Yapılan klinik ve radyolojik kontroller vakaların iyi bir stabilizasyona, estetiğe ve periodontal sağlığa sahip olduğunu göstermektedir. Sonuçlar: Komplike kron-kök kırıklarında kırık parçanın post sistemleri kullanılarak yapıştırılması, estetik ve fonksiyonunun yeniden kazanılmasını sağlayan konservatif bir tedavi seçeneğidir. Ancak bu tekniğin başarısının değerlendirilmesi için uzun dönemli klinik takiplere ihtiyaç vardır. PP218 CONSERVATIVE TREATMENT OF CROWN-ROOT FRACTURES OF THE TRAUMATIZED ANTERİOR TEETH Aim: Mostly affected teeth from dental trauma are maxillary anterior teeth. Fractures in anterior teeth caused by trauma, need to be treated quickly as they can lead to loss of aesthetic, function and fonation as well as psychological problems to the patients. The aim of this case presentation is to show the esthetic restoration of crown and crown root fractures that were occurred in traumatised maxillary anterior teeth by using original fractured tooth parts. Methodology: In the first case, there are uncomplicated crown fracture in right maxillary central tooth, complicated crown-root fracture in right maxillary lateral tooth; in the second case there are complicated crown fracture in left maxillary central tooth, complicated crown-root fracture in left maxillary lateral tooth. In the teeth with crown fracture, the fractured tooth parts were reattached by using adhesive systems. In the teeth with crown-root fracture, gingivectomy was performed to 341

342 expose the subgingival fracture line and to provide isolation. Following the gingivectomy and root canal treatment, fractured tooth parts were reattached by using fiber posts, chemically and light cured resin materials. Results: The radiological and clinical controls showed good stabilization, aesthetics and periodontal health of the cases. Conclusions: The reattachment of the fractured tooth part by using fiber post systems is a conservative treatment option that provides regaining esthetic and functional loss. On the other hand, long-term clinical follow-up is necessary to evaluate the success of this tecnique. PP219 RECİPROC ALETLERİNİN FARKLI HAREKETLERLE KULLANIMININ KÖK KANAL PREPARASYONU SONRASINDA ÇATLAK OLUŞUMU ETKİSİ 1 EZGİ DOĞANAY, 1 HAKAN ARSLAN, 1 MELTEM SÜMBÜLLÜ, 2 HİCRAN ATEŞ GÜNDÜZ, 3 İSMAİL DAVUT ÇAPAR, 1 ERTUĞRUL KARATAŞ 1 ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, ERZURUM 2 SÖKE AĞIZ DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ, AYDIN 3 İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI, İZMİR Amaç: Bu çalışmanın amacı Reciproc aletlerinin farklı hareketlerle (1500 saat yönünün tersinde [syt]-300 saat yönünde [sy], 2700 syt 300 sy, 3600 syt 300 sy ve devamlı rotasyon) kullanımının kök kanal preparasyonu sonrasında çatlak oluşumu etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Altmış adet maksiller santral kesici seçildi. Yirmi diş prepare edilmeden kontrol grubu olarak ayrıldı ve kalan 48 diş dört farklı kök kanal şekillendirme grubuna ayrıldı (n=12): 1500 saat yönünün tersinde [syt]-300 saat yönünde [sy], 2700 syt 300 sy, 3600 syt 300 sy ve 3600 syt (devamlı rotasyon). Reciproc r25 ve r50 aletleri tüm gruplarda kullanıldı. Tüm örnekler uzun eksen boyunca ayrıldı. Kesitler stereomikroskop altında incelendi ve çatlak varlığı kaydedildi. Verler ki-kare testi kullanılarak analiz edildi (p=.05). Bulgular: Farklı açılarda resiprokasyon hareketi 3600 syt yapılan rotasyon hareketinden daha fazla çatlağa sebep oldu (p<.05) syt yapılan rotasyon çatlak oluşumu açısından kontrol grubuyla benzerdi (p>.05). Sonuçlar: Farklı hareketler kullanılarak Reciproc aletleriyle kök kanallarının preparasyonu kök kanal dentininde çatlak oluşumuna sebep olabilmektedir. PP219 CRACK FORMATION AFTER ROOT CANAL INSTRUMENTATION USING RECIPROC INSTRUMENTS WITH DIFFERENT MOTIONS Aim: The aim of the present study was to evaluate crack formation after root canal instrumentation using Reciproc instruments (VDW, Munich, Germany) with different motions (150 counter clockwise [ccw]- 30 clockwise [cw], 270 ccw - 30 cw, 360 ccw - 30 cw, and continuous rotation). Methodology: Sixty maxillary central incisors were selected. Twelve teeth were left unprepared as control group, and the remaining 48 teeth were assigned to the four root canal shaping groups as follows (n = 12): 150 ccw - 30 cw, 270 ccw - 30 cw, 360 ccw - 30 cw, 360 ccw (rotary ınstrumentation). Reciproc r25, and r50 instruments were used in all groups. All specimens were then sectioned perpendicular to the long axis. The sections were inspected under a 342

343 stereomicroscope, and any crack formations were recorded. The data were analyzed using a chisquare test (p =.05). Results: The Reciprocating motion with different angles caused a higher rate of crack formation than that found in the 360 ccw rotary instrumentation (p <.05). 360 ccw rotary instrumentation was similar to control group in terms of crack formation (p >.05). Conclusions: The instrumentation of root canals with Reciproc instruments using various motions can cause crack formation in root canal dentin. PP220 MMA-TBB VE DUAL CURED REZİN SİMANIN DİŞLERDEKİ KIRIK DİRENCİ ÜZERİNE ETKİSİ ALPER ÖZDOĞAN, HAKAN ARSLAN, NİLAY BİLGİÇ, MEHMET ALİ ÜNLÜ, HASAN GÜNGÖR ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Bu çalışmada farklı rezin simanların dişlerin kırılma direncine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma kapsamında toplam 80 tane tek köklü kesici, köpek ve birinci küçük azı dişi kullanıldı. Dişlerin kuron kısımları uzaklaştırıldıktan sonra endodontik tedavileri yapıldı. Dişlerin mesio-distal ve bukko-lingual uzunlukları ölçüldükten sonra bu ölçümlere göre gruplara ayrıldı: Grup 1: pozitif kontrol- sağlıklı diş Grup 2: negatif kontrol- post yok Grup 3: postlar super-bond c&b (mmatbb)ile simante edildi Grup 4: postlar dual cured rezin siman ile simante edildi 24 saat sonra post yuvaları hazırlandı ve fiber postlar super-bond c&b (mma-tbb)veya dual cured rezin siman ile simante edildi. Kompozit kor yapıları yapıldıktan sonra, bu kor yapılarına uygun metal kuronlar hazırlandı ve super-bond c&b (mma-tbb)veya dual cured rezin siman ile simantasyon işlemi yapıldı. Daha sonra örneklere kırılma direnci testi universal test cihazı ile uygulandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi kruskal wallis ve ki kare testi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Farklı rezin simanlar arasında dişlerin kırılma direnci üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görüldü (p<0.05). Sonuçlar: Elde edilen verilere göre, super-bond c&b (mma-tbb) grubu pozitif kontrol grubu ile yakın değerler gösterdi, böylece super-bond c&b nin (mma-tbb) dişlerin kırılma direncini bir miktar artırdığı sonucuna varıldı. PP220 EFFECT OF MMA-TBB AND DUAL CURED RESIN CEMENTS ON FRACTURE RESISTANCE OF TEETH Aim: The aim of this study was to evaluate the effect of different resin cements on fracture resistance of teeth. Methodology: Totally, 80 single rooted incisor, canine and first premolar teeth were used in this study. The crowns of the teeth were removed and endodontic treatments were performed.then mesio-distal and bucco-lingual lengths of the teeth were measured and the teeth were divided into the groups according to the mesio-distal and bucco-lingual lengths: Group 1: positive control- sound teeth. Group 2: negative control- no post Group 3: posts were cemented super-bond c&b (mma-tbb) Group 4: posts were bonded dual cured resin cement. After 24 hours the post spaces were prepared and fiber posts were luted with either super-bond c&b (mma-tbb) or dual cured resin cement. After the composite core preparations, the metal crowns were prepared for teeth and cemented either super-bond c&b (mma-tbb) or dual cured resin cement. The fracture resistance test was performed 343

344 to specimens with universal testing machine. Data were statistically analyzed by using kruskal wallis and chi squared tests. Results: The results showed that there were statistically significant differences between resin cements for fracture resistance of teeth (p<0.05). Conclusions: As a result of this study, the super-bond c&b (mma-tbb) showed close values to the positive control group, consequently super-bond c&b (mma-tbb) slightly increased the fracture resistance of teeth. PP221 INTERNAL KÖK REZORPSİYONU GÖRÜLEN DİŞLERİN ENDODONTİK TEDAVİSİ: OLGU SUNUMU SAADET ÜNVER, BİRGÜL EREN, METE ÜNGÖR Amaç: Bu vaka raporunda amaç, 3 farklı vakada, rutin radyografik muayenede teşhis edilen, asemptomatik internal kök rezorbsiyonlu dişlerin tedavisini göstermektir. Gereç ve Yöntem: Kliniğimize konsültasyon için gönderilen vakaların radyografik muayenesinde internal kök rezorbsiyonunun varlığı gözlenmiştir. Daha sonra alınan CBCT görüntüleri ile gerçek boyutu ve lokasyonu belirlendi. CBCT değerlendirmesinden sonra tüm vakalardaki etkilenen dişlerin kök kanalları temizlendi, irrige edildi ve kalsiyum hidroksit yerleştirilip bir hafta beklendi. İkinci seans dişler gutta perka ve ah 26 ile lateral ve sıcak vertikal kompaksiyon tekniği ile dolduruldu. Diş kompozit rezin ile restore edildi. Bulgular: Tedavi edilen dişler, 3 aylık kontrollerinde klinik olarak asemptomatik olup, radyolojik olarak herhangi bir patoloji gözlemlenmemiştir. Sonuçlar: Internal kök rezorpsiyonlu dişlerin kök kanal tedavisi komplike olmasına karşın doğru tedavi yaklaşımı ile başarılı sonuçlar elde edilebilir.diğer taraftan bu dişlerin uzun dönem takipleri dişin prognozu açısından önemlidir. PP221 ENDODONTIC MANAGEMENT OF TEETH WITH INTERNAL ROOT RESORPTION: CASE REPORT Aim: The aim of this case report is to illustrate the management of teeth with internal root resorption, which are asymptomatic and diagnosed by routine radiographic examination, in three different cases. Methodology: The radiographic examination of the cases which were referred to our clinic for consultation, revealed indications of internal root resorption. Afterwards, CBCT images ensured the accurate location and extent of resorption. After CBCT evaluation, the root canals of the affected teeth in all cases were debrided, irrigated, and calcium hydroxide paste was placed in the root canals for a week. In the second session, root canals were obturated with lateral and warm vertical compaction of gutta percha and ah 26.then the teeth were restored with light-cured composite resin. Results: The treated teeth were clinically asymptomatic and radiographic examination showed no pathological signs,in 3 months follow-up period. Conclusions: Although the root canal treatment of teeth with internal root resorption is complicated, the satisfactory results can be achieved by means of proper treatment approaches. On the other hand, follow up is essential to evaluate the long term prognosis. 344

345 PP222 ATİPİK KÖK KANAL MORFOLOJİSİNE SAHİP MANDİBULAR PREMOLAR DİŞLERİN ENDODONTİK TEDAVİSİ SAADET ÜNVER, BİRGÜL EREN, METE ÜNGÖR BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Amaç: Dişlerin kök kanal anatomisindeki olası varyasyonların bilinmesi endodontik tedavinin başarısı için oldukça önemlidir. Mandibular premolar dişlerin genellikle tek kök ve tek kanala sahip olduğu bilinmektedir. Ancak bu dişler bazen birden fazla köke ve kanala sahip olabilir. Bu olgu sunumunun amacı, 2 farklı vakada atipik kök kanal morfolojisine sahip mandibular premolar dişlerin kök kanal tedavilerini göstermektir. Gereç ve Yöntem: Birinci vakada semptomatik irreversible pulpitis teşhisi konulmuş 45 nolu dişin radyografik muayenesinde 3 ayrı köke ve kanala sahip olduğu gözlendi. 2. Vakada asemptomatik irreversible pulpitisli 44 nolu dişten alınan açılı radyograflar 2 köke sahip olduğunu gösterdi. Radyografik incelemeden sonra dişlerin kök kanal tedavilerine başlandı. ProTaper next (Dentsply Tulsa Dental Specialties/Dentsply Maillefer) döner alet sistemi ile kök kanal preparasyonu yapılıp, kök kanalları irrige edildikten sonra dişler geçici olarak kapatıldı. Bir hafta sonra dişler güta perka ve AH Plus ile lateral kondensasyon tekniği ile dolduruldu. Bulgular: Tedavi edilen dişlerin takip periyodlarında klinik ve radyografik olarak asemptomatik olduğu gözlendi. Sonuçlar: Alt premolar dişlerin kök kanal tedavilerinin başarısı için radyografik değerlendirmenin hassasiyetle yapılması oldukça önemlidir. Farklı açılardan radyograf alınması ve gerekirse ileri görüntüleme tekniklerine başvurulması ilave kanalların tespit edilmesine yardımcı olur. PP222 ENDODONTIC TREATMENT OF MANDIBULAR PREMOLARS WITH UNUSUAL ROOT CANAL MORPHOLOGY Aim: Being familiar with the variations in root canal anatomy of the teeth is essential for endodontic treatment success. It is generally well known that the mandibular second premolar teeth have a single root and canal. However, the mandibular second premolar teeth have sometimes more than one root and root canal. The aim of this case presentation is to display root canal treatments of mandibular premolar teeth with unusual root canal morphology. Methodology: In the first case, it was observed in radiographic examination that the tooth # 45 with symptomatic irreversible pulpitis has three seperate roots and canals. In the second case, the use of multi-angled radiographs showed two seperate roots in the tooth #44 with asymptomatic irreversible pulpitis. After radiographic examination, root canal treatments were performed. After root canal preparation with ProTaper next (Dentsply Tulsa Dental Specialties/Dentsply Maillefer) rotary systems and irrigation, access cavity was filled temporarily. The root canals were obturated using AH Plus and laterally condensed gutta percha. Results: On follow-up periods, the treated teeth were clinically and radiographically asymptomatic. Conclusions: Careful radiographic examination is essential for root canal treatment success of mandibular premolars. Multi-angled radiographs and advanced imaging systems facilitate the detection of additional root canals. 345

346 PP223 AVÜLSE OLMUŞ MAKSİLLER İKİ SANTRAL DİŞİN GECİKMİŞ REPLANTASYONU: BİR VAKA RAPORU VOLKAN DİNÇ, AYŞE DİLJİN KEÇECİ *SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI Amaç: Avülsiyon, dişin alveolar kemiğindeki soketinden travmaya bağlı olarak tamamen ayrılmasıdır. Bu vaka raporunun amacı; avülse olmuş, ağız dışında geçirdiği süre uzun olan maksiller santral dişlerin gecikmiş replantasyonunu sunmaktır. Gereç ve Yöntem: 17 yaşındaki kadın hasta, maksiller santral dişlerinde avülsiyonla sonuçlanan bir motosiklet kazasının ardından kliniğimize başvurdu. Kazadan bir saat sonra, dişler üç saatliğine sütte bekletilmişti. Kök uçlarının kapalı ve ağız dışında kuru bir şekilde geçirilen sürenin bir saati aşması nedeniyle; dişler, salinle temizlendi ve kök yüzeyindeki nekrotik doku steril gazlı bezle uzaklaştırıldı. Osseöz yer değiştirme rezorpsiyonunu yavaşlatmak amacıyla, dişler 20 dakikalığına %2 lik sodyum florür çözeltisinde bekletildi ve replantasyon öncesinde kök kanal tedavilerine başlandı. Soket salinle yıkandıktan sonra incelendi ve herhangi bir kırığın olmadığı tespit edildi. Dişler kuvvet uygulanmadan, yavaşça replante edildi ve 4 haftalığına esnek splintle stabilize edildi. Tetrasiklin, profilaktik antibiyotik olarak reçete edildi. Bir hafta sonra, Ca(OH)2 kök kanallarına yerleştirildi ve 4 haftalığına bırakıldı. Takiben Ca(OH)2 ile splint uzaklaştırıldı ve kök kanal tedavileri tamamlandı. Hasta her 6 ayda bir klinik ve radyografik kontroller için çağrıldı. Bulgular: 18 aylık klinik ve radyografik muayenenin ardından dişler; stabil, asemptomatik ve fonksiyoneldi. Renklenme ve infrapozisyona rastlanmadı. Radyografik olarak rezorpsiyona dair bir kanıt bulunmadı. Sonuçlar: Uzamış ağız dışı saklama süresine rağmen, gecikmiş replantasyona sahip dişler dental arkta stabil ve fonksiyonel bir pozisyonda korunabildi. Avülsiyonun ardından; erken tedavi ve klinikte düzenli kontrol iyi bir sonuç için önemli faktörlerdir. PP223 DELAYED REPLANTATION OF AVULSED TWO MAXILLARY CENTRAL INCISORS: A CASE REPORT Aim: Avulsion is the complete displacement of a tooth from its socket in alveolar bone owing to trauma.this case report presents a case of delayed replantation of avulsed maxillary central incisors after an extended extra-alveolar period. Methodology: 17-year-old female patient referred to our clinic after a motorcycle accident that result in avulsion of the maxillary central incisors. After the accident, teeth were kept in milk for three hours. The teeth were cleaned with saline and attached necrotic tissue was removed with gauze because the apices were closed and extraoral time had exceeded the one hour. The teeth were immersed in a %2 sodium fluoride solution for twenty minutes to slow down the osseous replacement. Then root canal treatments were performed prior to replantation. After irrigating the socket with saline, it was examined and there was no fracture. The teeth were replanted slowly without using force and stabilized for four weeks using a flexible splint. Tetracycline was administered as a prophylactic antibiotic. One week later, ca(oh)₂ was placed into the root canals and left for four weeks. Then, ca(oh)₂ and splint were removed and root canal treatments were completed. Patient was called for clinical and radiographical control after every 6 months. Results: After the 18 months clinical and radiographical examination, the teeth were stable, asymptomatic and functional. There were no discoloration and infraposition. No evidence of resorption was found radiographically. 346

347 Conclusions: Despite an extended extra-alveolar storage time, teeth with delayed replantation might be retained in a stable and functional position in the dental arch. Early treatment and regular attendance to clinic following replantation were important factor for good result. 347

T.C. Hitit Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. İşletme Anabilim Dalı

T.C. Hitit Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. İşletme Anabilim Dalı T.C. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı X, Y, Z KUŞAĞI TÜKETİCİLERİNİN YENİDEN SATIN ALMA KARARI ÜZERİNDE ALGILANAN MARKA DENKLİĞİ ÖĞELERİNİN ETKİ DÜZEYİ FARKLILIKLARININ

Detaylı

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI TIPTA UZMANLIK KURULU. Endodonti Uzmanlık Eğitimi Müfredat Oluşturma ve Standart Belirleme Komisyonu

T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI TIPTA UZMANLIK KURULU. Endodonti Uzmanlık Eğitimi Müfredat Oluşturma ve Standart Belirleme Komisyonu T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI TIPTA UZMANLIK KURULU Endodonti Uzmanlık Eğitimi Müfredat Oluşturma ve Standart Belirleme Komisyonu Endodonti Uzmanlık Eğitimi Çekirdek Eğitim Müfredatı 2011 Ankara 1 TUK Endodonti

Detaylı

Vakıf Yönetim Kurulu VAKIF YÖNETİM KURULU

Vakıf Yönetim Kurulu VAKIF YÖNETİM KURULU Vakıf Yönetim Kurulu VAKIF YÖNETİM KURULU Ömer ÖZBAKIR Yönetim Kurulu Başkanı Ömer ÖZBAKIR 1962 yılında Kayseri de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini TED Kayseri Koleji nde (1979) tamamladı. 1985 yılında

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl. Pedodonti Anabilim Dalı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl. Pedodonti Anabilim Dalı ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: SİNEM YILDIRIM İletişim Bilgileri: Adres: İstanbul Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 34959 Akfırat- Tuzla / İSTANBUL Telefon: 0 (216) 6771630-3856 Mail: [email protected]

Detaylı

AYNI ÇALIŞMA ŞARTLARINDA ÜÇ FARKLI SOĞUTMA SİSTEMİNİN KARŞILAŞTIRMALI PERFORMANS ANALİZİ

AYNI ÇALIŞMA ŞARTLARINDA ÜÇ FARKLI SOĞUTMA SİSTEMİNİN KARŞILAŞTIRMALI PERFORMANS ANALİZİ AYNI ÇALIŞMA ŞARTLARINDA ÜÇ FARKLI SOĞUTMA SİSTEMİNİN KARŞILAŞTIRMALI PERFORMANS ANALİZİ Bayram KILIÇ Arzu ŞENCAN ŞAHİN Osman İPEK ÖZET Bu çalışmada, aynı çalışma şartlarında çalışan tek kademeli soğutma

Detaylı

6-8 Mayıs 2016 / 6-8 May 2016

6-8 Mayıs 2016 / 6-8 May 2016 WORKSHOP TEK TIP TEK SAĞLIK ; İNSAN VE HAYVAN HEKİMLİĞİNDE HOMEOPATİ WORKSHOP ONE HEALTH ONE MEDICINE; HOMEOPATHY ON HUMAN AND VETERINARY MEDICINE 6-8 Mayıs 2016 / 6-8 May 2016 ULUSLAR ARASI KATILIMLI

Detaylı

Argumentative Essay Nasıl Yazılır?

Argumentative Essay Nasıl Yazılır? Argumentative Essay Nasıl Yazılır? Hüseyin Demirtaş Dersimiz: o Argumentative Essay o Format o Thesis o Örnek yazı Military service Outline Many countries have a professional army yet there is compulsory

Detaylı

ÖNSÖZ. Bayram NCE 2009 / Diyarbak r

ÖNSÖZ. Bayram NCE 2009 / Diyarbak r I ÖNSÖZ Tezimin ba ndan sonuna kadar, bana hep destek olan dan man hocam Doç. Dr. Sema ÇELENK, Anabilim Dal Ba kan Yrd. Doç.Dr. Özkan ADIGÜZEL ba ta olmak üzere bölümümdeki bütün hocalar ma, tezimde eme

Detaylı

Barış ÇORUH. Tablo 1 Devlet Üniversitelerinde Mühendislik Fakülteler Kapsamında Öğrenci Alan Biyomedikal ve Tıp Mühendislikleri Programları

Barış ÇORUH. Tablo 1 Devlet Üniversitelerinde Mühendislik Fakülteler Kapsamında Öğrenci Alan Biyomedikal ve Tıp Mühendislikleri Programları Lisans Eğitimi Barış ÇORUH Mühendisi Meslek Dalı Komisyonu Başkanı [email protected] Giriş Ülkemizde yüksek lisans ve doktora derecesinde ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitelerinde verilmekte olan 2000 yılında

Detaylı

Tablo 2 Fen Bilimleri ve Matematik Temel Alanı

Tablo 2 Fen Bilimleri ve Matematik Temel Alanı Kod Bilim Alanı Koşul No 20 Biyoloji 21 202 Fizik 21 205 İstatistik 21 201 Kimya 21 204 Matematik 21 206 Moleküler Biyoloji ve Genetik 21 Koşul No Başvuru Şartları Puan 21 Fen Bilimleri ve Matematik temel

Detaylı

Tablo 5 Hukuk Temel Alanı

Tablo 5 Hukuk Temel Alanı Kod Bilim Alanı Koşul No 502 Anayasa Hukuku 51 503 Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku 51 504 Genel Kamu Hukuku 51 505 Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi 51 506 Hukuk Tarihi 51 507 İdare Hukuku 51 50 İş ve Sosyal

Detaylı

Kamuran Özlem Sarnıç (Sanatta Yeterlik Tezi)

Kamuran Özlem Sarnıç (Sanatta Yeterlik Tezi) OPTİK YANILSAMA ve SERAMİK SANATINDA KULLANIMI-UYGULAMALARI Kamuran Özlem Sarnıç (Sanatta Yeterlik Tezi) Eskişehir, Ağustos 2011 OPTİK YANILSAMA ve SERAMİK SANATINDA KULLANIMI- UYGULAMALARI Kamuran Özlem

Detaylı

THE IMPACT OF AUTONOMOUS LEARNING ON GRADUATE STUDENTS PROFICIENCY LEVEL IN FOREIGN LANGUAGE LEARNING ABSTRACT

THE IMPACT OF AUTONOMOUS LEARNING ON GRADUATE STUDENTS PROFICIENCY LEVEL IN FOREIGN LANGUAGE LEARNING ABSTRACT THE IMPACT OF AUTONOMOUS LEARNING ON GRADUATE STUDENTS PROFICIENCY LEVEL IN FOREIGN LANGUAGE LEARNING ABSTRACT The purpose of the study is to investigate the impact of autonomous learning on graduate students

Detaylı

TÜRKÇE ÖRNEK-1 KARAALİ KÖYÜ NÜN MONOGRAFYASI ÖZET

TÜRKÇE ÖRNEK-1 KARAALİ KÖYÜ NÜN MONOGRAFYASI ÖZET TÜRKÇE ÖRNEK-1 KARAALİ KÖYÜ NÜN MONOGRAFYASI ÖZET Bu çalışmada, Karaali Köyü nün fiziki, beşeri, ekonomik coğrafya özellikleri ve coğrafi yapısının orada yaşayan insanlarla olan etkileşimi incelenmiştir.

Detaylı

T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ

T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ISPARTA İLİ KİRAZ İHRACATININ ANALİZİ Danışman Doç. Dr. Tufan BAL YÜKSEK LİSANS TEZİ TARIM EKONOMİSİ ANABİLİM DALI ISPARTA - 2016 2016 [] TEZ

Detaylı

Ortaö retim Alan Ö retmenli i Tezsiz Yüksek Lisans Programlar nda Akademik Ba ar n n Çe itli De i kenlere Göre ncelenmesi: Mersin Üniversitesi Örne i

Ortaö retim Alan Ö retmenli i Tezsiz Yüksek Lisans Programlar nda Akademik Ba ar n n Çe itli De i kenlere Göre ncelenmesi: Mersin Üniversitesi Örne i Ortaö retim Alan Ö retmenli i Tezsiz Yüksek Lisans Programlar nda Akademik Ba ar n n Çe itli De i kenlere Göre ncelenmesi: Mersin Üniversitesi Örne i Devrim ÖZDEM R ALICI * Özet Bu ara t rmada 2002-2003

Detaylı

GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ HASTA BAŞINDA! İstanbul Aydın Üniversitesi. Dr.Mustafa AYDIN (Mütevelli Heyet Başkanı)

GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ HASTA BAŞINDA! İstanbul Aydın Üniversitesi. Dr.Mustafa AYDIN (Mütevelli Heyet Başkanı) 2.Sayı / Şubat 2015 İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Tarafından Hazırlanmıştır. GELECEĞİN DİŞ HEKİMLERİ HASTA BAŞINDA! İstanbul Aydın Üniversitesi İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği

Detaylı

BOR KATKILI HİDROKSİAPATİT ÜRETİMİ VE KARAKTERİZASYONU

BOR KATKILI HİDROKSİAPATİT ÜRETİMİ VE KARAKTERİZASYONU BOR KATKILI HİDROKSİAPATİT ÜRETİMİ VE KARAKTERİZASYONU MUSTAFA UĞURLU MERSİN ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MAKİNE MÜHENDİSLİĞİ ANA BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ MERSİN HAZİRAN - 2015 BOR KATKILI

Detaylı

MÜDEK 01 Mayıs 2014-30 Eyl 2016

MÜDEK 01 Mayıs 2014-30 Eyl 2016 MÜDEK Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü Lisans Eğitim Programı, 01 Mayıs 2014-30 Eylül 2016 tarihleri arası geçerli olmak üzere MÜDEK tarafından akredite edilmiştir.

Detaylı

SICAKLIK VE ENTALP KONTROLLÜ SERBEST SO UTMA UYGULAMALARININ KAR ILA TIRILMASI

SICAKLIK VE ENTALP KONTROLLÜ SERBEST SO UTMA UYGULAMALARININ KAR ILA TIRILMASI Türk Tesisat Mühendisleri Derne i / Turkish Society of HVAC & Sanitary Engineers 8. Uluslararası Yapıda Tesisat Teknolojisi Sempozyumu / 8. International HVAC +R Technology Symposium 12-14 Mayıs 2008,

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: ELİF ÇİFTÇİOĞLU İletişim Bilgileri: Adres: Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 34959 Akfırat-Tuzla / İSTANBUL Telefon: 0 (216) 677 16 30-3856 Mail: [email protected]

Detaylı

A UNIFIED APPROACH IN GPS ACCURACY DETERMINATION STUDIES

A UNIFIED APPROACH IN GPS ACCURACY DETERMINATION STUDIES A UNIFIED APPROACH IN GPS ACCURACY DETERMINATION STUDIES by Didem Öztürk B.S., Geodesy and Photogrammetry Department Yildiz Technical University, 2005 Submitted to the Kandilli Observatory and Earthquake

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: ESRA PAMUKÇU GÜVEN Unvanı: Yrd. Doç. Dr. Öğrenim Durumu Derece Alan Üniversite Yıl Yüksek Lisans Diş Hekimliği Ege Üniversitesi 1999 Doktora Endodonti Anabilim Dalı Yeditepe Üniversitesi

Detaylı

SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar. Amaç

SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar. Amaç SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Siirt Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama

Detaylı

REW İSTANBUL 2016 FUAR SONUÇ RAPORU

REW İSTANBUL 2016 FUAR SONUÇ RAPORU REW İSTANBUL 2016 FUAR SONUÇ RAPORU 28-30 Nisan 2016 tarihlerinde T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve KOSGEB destekleri ile İFO Fuarcılık tarafından 12. kez geri dönüşüm, çevre teknolojileri ve atık

Detaylı

MESS ALTIN ELDİVEN İSG YARIŞMASI BAŞVURU VE DEĞERLENDİRME PROSEDÜRÜ

MESS ALTIN ELDİVEN İSG YARIŞMASI BAŞVURU VE DEĞERLENDİRME PROSEDÜRÜ MESS ALTIN ELDİVEN İSG YARIŞMASI BAŞVURU VE DEĞERLENDİRME PROSEDÜRÜ MESS üyelerinde iş kazaları genellikle organlara göre el parmakları, el bilekleri ve ellerde; iki nesne arasında sıkışma ve bir nesnenin

Detaylı

Görsel Tasarım İlkelerinin BÖTE Bölümü Öğrencileri Tarafından Değerlendirilmesi

Görsel Tasarım İlkelerinin BÖTE Bölümü Öğrencileri Tarafından Değerlendirilmesi Görsel Tasarım İlkelerinin BÖTE Bölümü Öğrencileri Tarafından Değerlendirilmesi Cahit CENGİZHAN Duygu ATEŞ Öğretim Görevlisi Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri

Detaylı

İLÇEMİZ İLKOKULLARINDA GÖREVLİ SINIF VE OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN 2013-2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI MESLEKİ ÇALIŞMA PROGRAMI

İLÇEMİZ İLKOKULLARINDA GÖREVLİ SINIF VE OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN 2013-2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI MESLEKİ ÇALIŞMA PROGRAMI İLÇEMİZ İLKOKULLARINDA GÖREVLİ SINIF VE OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN 2013-2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI MESLEKİ ÇALIŞMA PROGRAMI (Sınıf Öğretmenleri, Okul Öncesi Öğretmenleri) ETKİNLİĞİN İÇERİĞİ VE HER DERS

Detaylı

KANSER HASTALARINDA PALYATİF BAKIM VE DESTEK SERVİSİNDE NARKOTİK ANALJEZİK KULLANIMI

KANSER HASTALARINDA PALYATİF BAKIM VE DESTEK SERVİSİNDE NARKOTİK ANALJEZİK KULLANIMI T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI İZMİR KATİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ AİLE HEKİMLİĞİ KLİNİĞİ KANSER HASTALARINDA PALYATİF BAKIM VE DESTEK SERVİSİNDE NARKOTİK ANALJEZİK KULLANIMI UZMANLIK

Detaylı

NEY METODU SAYFA 082 NEY METHOD PAGE 082. well.

NEY METODU SAYFA 082 NEY METHOD PAGE 082. well. NEY METODU SAYFA 082 NEY METHOD PAGE 082 ÜÇÜNCÜ DEVRE SESLERİNİN PORTE VE NEY ÜZERİNDEKİ YERLERİ Üçüncü devre sesleri ile eser icrasına başlamadan önce, öğrendiğimiz 7 perdenin, porte üzerindeki yerlerini,

Detaylı

Amaç Günümüzde birçok alanda kullanılmakta olan belirtisiz (Fuzzy) kümelerin ve belirtisiz istatistiğin matematik kaygısı ve tutumun belirlenmesinde k

Amaç Günümüzde birçok alanda kullanılmakta olan belirtisiz (Fuzzy) kümelerin ve belirtisiz istatistiğin matematik kaygısı ve tutumun belirlenmesinde k Matematik Kaygısının Belirlenmesinde Belirtisiz İstatistiğin Kullanılması Doç. Dr. Necla Turanlı Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi OFMA Bölümü Matematik Eğitimi Anabilim Dalı [email protected]

Detaylı

THE DESIGN AND USE OF CONTINUOUS GNSS REFERENCE NETWORKS. by Özgür Avcı B.S., Istanbul Technical University, 2003

THE DESIGN AND USE OF CONTINUOUS GNSS REFERENCE NETWORKS. by Özgür Avcı B.S., Istanbul Technical University, 2003 THE DESIGN AND USE OF CONTINUOUS GNSS REFERENCE NETWORKS by Özgür Avcı B.S., Istanbul Technical University, 2003 Submitted to the Kandilli Observatory and Earthquake Research Institute in partial fulfillment

Detaylı

First Stage of an Automated Content-Based Citation Analysis Study: Detection of Citation Sentences

First Stage of an Automated Content-Based Citation Analysis Study: Detection of Citation Sentences First Stage of an Automated Content-Based Citation Analysis Study: Detection of Citation Sentences Zehra Taşkın, Umut Al & Umut Sezen {ztaskin, umutal, u.sezen}@hacettepe.edu.tr - 1 Plan Need for content-based

Detaylı

daha çok göz önünde bulundurulabilir. Öğrencilerin dile karşı daha olumlu bir tutum geliştirmeleri ve daha homojen gruplar ile dersler yürütülebilir.

daha çok göz önünde bulundurulabilir. Öğrencilerin dile karşı daha olumlu bir tutum geliştirmeleri ve daha homojen gruplar ile dersler yürütülebilir. ÖZET Üniversite Öğrencilerinin Yabancı Dil Seviyelerinin ve Yabancı Dil Eğitim Programına Karşı Tutumlarının İncelenmesi (Aksaray Üniversitesi Örneği) Çağan YILDIRAN Niğde Üniversitesi, Sosyal Bilimler

Detaylı

FİZİKİ ANTROPOLOG TANIM

FİZİKİ ANTROPOLOG TANIM TANIM İnsanın beden yapısının özelliklerini, tarihsel gelişimi içinde inceleyen, kemik yapısını metrik yöntemlerle ölçen, insanın genetik yapısını esas alarak yaşayan insan gruplarının çeşitliliğinin nedenlerini

Detaylı

ENGiN GÜNEYSU. +90 530 290 20 20 / [email protected]. [email protected] 530 290 20 20 mobile

ENGiN GÜNEYSU. +90 530 290 20 20 / enginguneysu@gmail.com. enginguneysu@gmail.com 530 290 20 20 mobile ENGiN GÜNEYSU +90 530 290 20 20 / [email protected] Engin Guneysu was born in 1981 in Samsun In 2004,he began to work as photography editor for Cena advertisement agency. In 2004, he worked for Bodrumun

Detaylı

Topluma Hizmet Uygulamaları ve Altındağ Belediyesi İş Birliği Örneği

Topluma Hizmet Uygulamaları ve Altındağ Belediyesi İş Birliği Örneği Topluma Hizmet Uygulamaları ve Altındağ Belediyesi İş Birliği Örneği Yrd.Doç.Dr. İlknur M. GÖNENÇ Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü ANKARA ÜNİVERSİTESİ-ALTINDAĞ BELEDİYESi İŞ

Detaylı

Özgeçmiş (CV/Resume) Hazırlanması

Özgeçmiş (CV/Resume) Hazırlanması Özgeçmiş (CV/Resume) Hazırlanması CV (curriculum vitae): (Kısa özgeçmiş) (Kaynak: Cambridge Dictionary Online :http://dictionary.cambridge.org/ dictionary/english/cv) (In UK) A short written description

Detaylı

Prof. Dr. N. Lerzan ÖZKALE

Prof. Dr. N. Lerzan ÖZKALE ERASMUS + YÜKSEKÖĞRETİM YIL SONU DEĞERLENDİRME TOPLANTISI Akdeniz Üniversitesi, Antalya AKADEMİK TANINMA Prof. Dr. N. Lerzan ÖZKALE İstanbul Teknik Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi 21 Aralık 2017

Detaylı

Soma Belediye Başkanlığı. Birleşme Raporu

Soma Belediye Başkanlığı. Birleşme Raporu Soma Belediye Başkanlığı Birleşme Raporu 2012 i GİRİŞ 1 MEVZUAT 2 2 SOMA NIN NÜFUSU 3 SOMA-TURGUTALP ARASINDAKİ MESAFE 4 GENEL İMAR DURUMU 5 TEMEL ALT YAPI HİZMETLERİ 8 DİĞER HUSUSLAR 13 25. Coğrafi Durum;

Detaylı

MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ

MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ MUŞ ALPARSLAN ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Muş Alparslan Üniversitesi Uzaktan

Detaylı

Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar. (Özet)

Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar. (Özet) 4 Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar (Özet) Günümüzde, teknolojinin gelişmesi ile yüz tanımaya dayalı bir çok yöntem artık uygulama alanı bulabilmekte ve gittikçe de önem kazanmaktadır. Bir çok farklı uygulama

Detaylı

TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROJE ONAY FORMU

TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROJE ONAY FORMU I TEZSİZ YÜKSEK LİSANS PROJE ONAY FORMU Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Eğitim Yönetimi, Denetimi, Planlaması ve Ekonomisi Bilim Dalı öğrencisi Adem AKYOL tarafından hazırlanan Denizli İli Honaz İlçesinde

Detaylı

HİDROLİK SIZDIRMAZLIK ELEMANLARININ TEST YÖNTEM VE SONUÇLARI

HİDROLİK SIZDIRMAZLIK ELEMANLARININ TEST YÖNTEM VE SONUÇLARI 37 HİDROLİK SIZDIRMAZLIK ELEMANLARININ TEST YÖNTEM VE SONUÇLARI Fatih KÖMÜRCÜ Cavit Nail KUBALI ÖZET Bu çalışmada, hidrolik silindirlerde kullanılan sızdırmazlık elemanlarının test yöntemi ve bunların

Detaylı

BİLİMSEL ARAŞTIRMA PROJESİ (BAP) SONUÇ RAPORU SCIENTIFIC RESEARCH PROJECT (SRP) FINAL REPORT

BİLİMSEL ARAŞTIRMA PROJESİ (BAP) SONUÇ RAPORU SCIENTIFIC RESEARCH PROJECT (SRP) FINAL REPORT Proje No/ Project No: (BAP veri tabanına kayıt için kullanılacak/to be used for SRP database) PROJENİN ADI PROJECT TITLE PROJE YÖNETİCİSİ PROJECT COORDINATOR PROJENİN TÜRÜ TYPE OF THE PROJECT Ünvanı: Title

Detaylı

RUH SAĞLIĞI VE PSİKİYATRİ HEMŞİRELİĞİ EĞİTİM VE UYGULAMASI ÇALIŞTAYI SONUÇ RAPORU 04.10.2012 ERZURUM

RUH SAĞLIĞI VE PSİKİYATRİ HEMŞİRELİĞİ EĞİTİM VE UYGULAMASI ÇALIŞTAYI SONUÇ RAPORU 04.10.2012 ERZURUM RUH SAĞLIĞI VE PSİKİYATRİ HEMŞİRELİĞİ EĞİTİM VE UYGULAMASI ÇALIŞTAYI SONUÇ RAPORU 04.10.2012 ERZURUM Çalıştay, 04 Ekim 2012 tarihinde Erzurum da yapılan II.Uluslararası VI.Ulusal Psikiyatri Hemşireliği

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog KONYA KARAMAN BÖLGESİ BOŞANMA ANALİZİ 22.07.2014 Tarihsel sürece bakıldığında kalkınma,

Detaylı

Daha Ne Kadar Sessiz Kalacaksınız?

Daha Ne Kadar Sessiz Kalacaksınız? Daha Ne Kadar Sessiz Kalacaksınız? 3 Eylül 2015 tarihinde Roman Hakları Derneği Başkanı Yücel TUTAL ve İzmir Çağdaş Romanlar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Halit KESER ile birlikte Bayındır

Detaylı

MOZAİK SANATI ANTAKYA VE ZEUGMA MOZAİKLERİNİN RESİM ANALİZLERİ MEHMET ŞAHİN. YÜKSEK LİSANS TEZİ Resim Ana Sanat Dalı Danışman: Doç.

MOZAİK SANATI ANTAKYA VE ZEUGMA MOZAİKLERİNİN RESİM ANALİZLERİ MEHMET ŞAHİN. YÜKSEK LİSANS TEZİ Resim Ana Sanat Dalı Danışman: Doç. MOZAİK SANATI ANTAKYA VE ZEUGMA MOZAİKLERİNİN RESİM ANALİZLERİ MEHMET ŞAHİN Yüksek Lisans Tezi Eskişehir 2010 MOZAİK SANATI ANTAKYA VE ZEUGMA MOZAİKLERİNİN RESİM ANALİZLERİ MEHMET ŞAHİN YÜKSEK LİSANS TEZİ

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: GÖKÇE AYKOL ŞAHİN Unvanı: Yrd. Doç. Dr. Öğrenim Durumu Derece Alan Üniversite Yıl Yüksek Lisans Diş Hekimliği İstanbul Üniversitesi 2003 Doktora Periodontoloji Anabilim Dalı İstanbul

Detaylı

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ EĞİTİM KOORDİNATÖRLÜĞÜ YÖNERGESİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ EĞİTİM KOORDİNATÖRLÜĞÜ YÖNERGESİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ EĞİTİM KOORDİNATÖRLÜĞÜ YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönergenin amacı; İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği

Detaylı

Geleceğin Mimarları MKÜ de Buluştu

Geleceğin Mimarları MKÜ de Buluştu Geleceğin Mimarları MKÜ de Buluştu Üniversit emiz, 29 uncu Ulusal Mimarlık Öğrencileri Buluşması na Ev sahipliği Yapt ı Türkiye nin farklı üniversitelerinden mimarlık bölümü akademisyenlerini ve öğrencilerini

Detaylı

Emeklilik Taahhütlerinin Aktüeryal Değerlemesi 31.12.2010 BP Petrolleri A.Ş.

Emeklilik Taahhütlerinin Aktüeryal Değerlemesi 31.12.2010 BP Petrolleri A.Ş. Emeklilik Taahhütlerinin Aktüeryal Değerlemesi 31.12.2010 BP Petrolleri A.Ş. 30 Eylül 2011 BP Petrolleri A.Ş. İçin hazırlanmıştır Aon Hewitt Tarafından hazırlanmıştır Bu rapor, içerdiği gizli ve kuruma

Detaylı

MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının

MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının MAKÜ YAZ OKULU YARDIM DOKÜMANI 1. Yaz Okulu Ön Hazırlık İşlemleri (Yaz Dönemi Oidb tarafından aktifleştirildikten sonra) Son aktif ders kodlarının bağlantıları kontrol edilir. Güz ve Bahar dönemindeki

Detaylı

BİREYSEL SES EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN GELENEKSEL MÜZİKLERİMİZİN DERSTEKİ KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE BEKLENTİLERİ

BİREYSEL SES EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN GELENEKSEL MÜZİKLERİMİZİN DERSTEKİ KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE BEKLENTİLERİ BİREYSEL SES EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN GELENEKSEL MÜZİKLERİMİZİN DERSTEKİ KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE BEKLENTİLERİ Dr. Ayhan HELVACI Giriş Müzik öğretmeni yetiştiren kurumlarda yapılan eğitim birçok disiplinlerden

Detaylı

Konforun Üç Bilinmeyenli Denklemi 2016

Konforun Üç Bilinmeyenli Denklemi 2016 Mimari olmadan akustik, akustik olmadan da mimarlık olmaz! Mimari ve akustik el ele gider ve ben genellikle iyi akustik görülmek için orada değildir, mimarinin bir parçası olmalı derim. x: akustik There

Detaylı

(1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR

(1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR ANABİLİM DALI ADI SOYADI DANIŞMANI TARİHİ :TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI : Yasemin YABUZ : Yrd. Doç. Dr. Abdullah ŞENGÜL : 16.06.2003 (1971-1985) ARASI KONUSUNU TÜRK TARİHİNDEN ALAN TİYATROLAR Kökeni Antik Yunan

Detaylı

1 9 1 4 1 0 1 6 1 9 1 1-2012

1 9 1 4 1 0 1 6 1 9 1 1-2012 1 3 1 4 1 9 1 1 1 2 1 9 1 4 1 1 1 2 1 9 1 7 1 4 1 9 1 4 1 7 1 1 1 8 1 9 1 0 1 4 1 9 1 7 1 1 1 7 1 9 1 8 1 7 1 8 1 2 1 9 1 9 1 8 1 2 1 9 1 0 1 2 1 4 1 1 1 6 1 1 1 9 1 9 1 8 1 8 1 8 1 1 1 9 1 8 1 7 1 9 1

Detaylı

Özgeçmiş (CV/Resume) Hazırlanması

Özgeçmiş (CV/Resume) Hazırlanması Özgeçmiş (CV/Resume) Hazırlanması CV (curriculum vitae): (Kısa özgeçmiş) (Kaynak: Cambridge Dictionary Online :http://dictionary.cambridge.org/ dictionary/english/cv) (In UK) A short written description

Detaylı

İçindekiler. Ankara Üniversitesi nde Nitelikli Araştırma Projesi Üretim Altyapısının Geliştirilmesi. e-bülten. Bir Yılın Panoroması

İçindekiler. Ankara Üniversitesi nde Nitelikli Araştırma Projesi Üretim Altyapısının Geliştirilmesi. e-bülten. Bir Yılın Panoroması Ankara Üniversitesi nde Nitelikli Araştırma Projesi Üretim Altyapısının Geliştirilmesi e-bülten 0 2 İçindekiler Bir Yılın Panoroması 1000 Projeleri Kapsamında Ankara Üniversitesi nce Yapılan çalışmalar

Detaylı

ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİ TEMSİLCİLİĞİ YÖNERGESİ

ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİ TEMSİLCİLİĞİ YÖNERGESİ ARTVİN ÇORUH ÜNİVERSİTESİ ARAŞTIRMA GÖREVLİLERİ TEMSİLCİLİĞİ YÖNERGESİ Amaç MADDE 1- (1) Bu yönergenin amacı, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'nın 21.11.2000 tarih ve 4703/26903 sayılı yazısı esas alınarak

Detaylı

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİEĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ PROGRAMI 2013 2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI LİSANS PROGRAMI ÖĞRETİM PLANI.

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİEĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ PROGRAMI 2013 2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI LİSANS PROGRAMI ÖĞRETİM PLANI. I. YARIYIL KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİEĞİTİM FAKÜLTESİ SINIF ÖĞRETMENLİĞİ PROGRAMI 2013 2014 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI LİSANS PROGRAMI ÖĞRETİM PLANI 0801101 Temel Matematik I 2+0 General Mathematics I 6 0801102 Genel

Detaylı

Türkiye de Okutulan Fen ve Teknoloji Kitap Setlerindeki Fen-Teknoloji- Toplum-Çevre (FTTÇ) Konularının Değerlendirilmesi

Türkiye de Okutulan Fen ve Teknoloji Kitap Setlerindeki Fen-Teknoloji- Toplum-Çevre (FTTÇ) Konularının Değerlendirilmesi 510 Türkiye de Okutulan Fen ve Teknoloji Kitap Setlerindeki Fen-Teknoloji- Toplum-Çevre (FTTÇ) Konularının Değerlendirilmesi Dr. Elif Bakar, MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü, [email protected] Özet Fen

Detaylı

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ ÇEV181 TEKNİK İNGİLİZCE I

AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ ÇEV181 TEKNİK İNGİLİZCE I AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ ÇEVRE MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ ÇEV181 TEKNİK İNGİLİZCE I Dr. Öğr. Üyesi Firdes YENİLMEZ KTS Kredisi 3 (Kurumsal Saat: 2 Uygulama Saat: 1) Ders Programı Pazartesi 09:30-12:20

Detaylı

EMBEDDED SYSTEMS CONTROLLED VEHICLE

EMBEDDED SYSTEMS CONTROLLED VEHICLE EMBEDDED SYSTEMS CONTROLLED VEHICLE İbrahim TEMEL Danışman : Y. Doç. Dr. Rıfat EDİZKAN Elektrik Elektronik Mühendisliği Günümüzde kullanılan birçok gömülü sistemin uygulamaları çevremizde mevcuttur. Bu

Detaylı

I N D E X. vii. Yücel Yılmaz, İlknur Tosun. Acta Odontol Turc 2013;30(3):123-7 (32 ref) TK

I N D E X. vii. Yücel Yılmaz, İlknur Tosun. Acta Odontol Turc 2013;30(3):123-7 (32 ref) TK I N D E X Acromegaly Addison s Disease Adhesion Adhesive Systems Odontol Turc 2013;30(1):18-24 (40 ref) TK Adhesives ref) TK Amelogenesis Imperfecta Antibacterial Agents Orbak. Acta Odontol Turc 2013;30(2):93-8

Detaylı

Uzaktan Algılama Teknolojileri

Uzaktan Algılama Teknolojileri Uzaktan Algılama Teknolojileri Ders 9 Hiperspektral Görüntülemenin Sivil, Endüstriyel ve Askeri Uygulamaları Alp Ertürk [email protected] Arkeoloji: Eser Analizi Arkeoloji: Eser Analizi Hiperspektral

Detaylı

CSD-OS İşletim Sistemi Projesi - Fonksiyon Açıklama Standardı

CSD-OS İşletim Sistemi Projesi - Fonksiyon Açıklama Standardı CSD-OS İşletim Sistemi Projesi - Fonksiyon Açıklama Standardı C ve Sistem Programcıları Derneği Kasım 2002 İçindekiler: 1 -GIRIŞ 3 1.1.NEDEN STANDARTLARA IHTIYACIMIZ VAR? 3 2 -İMLA VE YAZIM 3 2.1.TÜRKÇE

Detaylı

SORU- Neden sosyal hizmetler? Neden Sivas? Bu okulu yazmadan önce ve su an duygularınız arasında ne farklar var?

SORU- Neden sosyal hizmetler? Neden Sivas? Bu okulu yazmadan önce ve su an duygularınız arasında ne farklar var? Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Hizmet Uzmanlığı Bölümü Öğrencisi Suat Abdan Sosyal Hizmet Uzmanlığı İnsanlara Yardım etmeyi sevenler için ideal bir bölümdür. SORU- Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Detaylı

İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER

İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANA BİLİM DALI İŞLETMELERDE KURUMSAL İMAJ VE OLUŞUMUNDAKİ ANA ETKENLER BİR ÖRNEK OLAY İNCELEMESİ: SHERATON ANKARA HOTEL & TOWERS

Detaylı

TeSLA Projesi: öğrenme ortamları için uyarlanabilen ve güvenilir bir e-değerlendirme sistemi

TeSLA Projesi: öğrenme ortamları için uyarlanabilen ve güvenilir bir e-değerlendirme sistemi Açıköğretim Uygulamaları ve Araştırmaları Dergisi AUAd auad.anadolu.edu.tr TeSLA Projesi: öğrenme ortamları için uyarlanabilen ve güvenilir bir e-değerlendirme sistemi Yrd.Doç.Dr. Serpil KOÇDAR a Prof.Dr.

Detaylı

AFET YÖNETİMİ. Harita 13 - Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası. Kaynak: AFAD, Deprem Dairesi Başkanlığı. AFYONKARAHİSAR 2015

AFET YÖNETİMİ. Harita 13 - Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası. Kaynak: AFAD, Deprem Dairesi Başkanlığı. AFYONKARAHİSAR 2015 AFET YÖNETİMİ Afyonkarahisar il merkezi 2. derece deprem bölgesi olmakla birlikte ilin önemli bir kısmı 1. derece deprem bölgesinde yer almaktadır. Afyonkarahisar ve çevresini etkileyen tektonik sistemler;

Detaylı

KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ. Tarımda Kadınların Finansmana Erişimi Esra ÇADIR

KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ. Tarımda Kadınların Finansmana Erişimi Esra ÇADIR KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Tarımda Kadınların Finansmana Erişimi Esra ÇADIR Sektörlere Göre Dağılım 60 %52 50 %39 %46 Tarım 40 Sanayi 30 % 14 %19 %21 İnşaat 20 %8 10 % 1 Hizmetler 0 KADIN ERKEK 2

Detaylı

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM 20-30 Haziran 2016 MESLEKİ ÇALIŞMA PROGRAMI BİRİNCİ HAFTA. Eğitim Görevlileri. Katılımcılar. Tüm Öğretmenler.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM 20-30 Haziran 2016 MESLEKİ ÇALIŞMA PROGRAMI BİRİNCİ HAFTA. Eğitim Görevlileri. Katılımcılar. Tüm Öğretmenler. OKUL ÖNCESİ EĞİTİM 20-30 Haziran 2016 MESLEKİ ÇALIŞMA PROGRAMI 20.06.2016 BİRİNCİ HAFTA 2015-2016 Öğretim Yılı Sene Sonu Kurulu Toplantısı. MEB 2015-2019 Stratejik Planı nın ilgili bölümlerinin incelenmesi.

Detaylı

BAĞDAT CADDESİ LEVENT ACARKENT www.dentram.com

BAĞDAT CADDESİ LEVENT ACARKENT www.dentram.com BAĞDAT CADDESİ LEVENT ACARKENT www.dentram.com Yüzünüzü güldüren uzmanlık ve teknoloji DENTRAM Dentram Diş Tedavi Kliniği, 1994 yılında Bağdat Caddesi nde, Ortodonti Uzmanı Dr. Aylin Sezen Yalçın ve Çene

Detaylı

SolarBaba2015: Solar Energy Conference GÜNEŞ ÖLÇÜM ⁹Ü NEDİR? NEDEN / NASIL YAPILIR? İSKENDER KÖKEY, MSc Country Manager, Turkey

SolarBaba2015: Solar Energy Conference GÜNEŞ ÖLÇÜM ⁹Ü NEDİR? NEDEN / NASIL YAPILIR? İSKENDER KÖKEY, MSc Country Manager, Turkey SolarBaba2015: Solar Energy Conference GÜNEŞ ÖLÇÜM ⁹Ü NEDİR? NEDEN / NASIL YAPILIR? İSKENDER KÖKEY, MSc Country Manager, Turkey İÇERİK Kintech Engineering Hakkında Nereden Çıktı Güneş Ölçümü? Güneşlenme

Detaylı

YÖNETMELİK. c) Merkez (Hastane): Selçuk Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezini (Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesini),

YÖNETMELİK. c) Merkez (Hastane): Selçuk Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezini (Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesini), 31 Mart 2012 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 28250 Selçuk Üniversitesinden: YÖNETMELİK SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: ELİF ÇİFTÇİOĞLU İletişim Bilgileri: Adres: Okan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 34959 Akfırat-Tuzla / İSTANBUL Telefon: 0 (216) 677 16 30-3856 Mail: [email protected]

Detaylı

6- ODA MERKEZ BÜRO İŞLEYİŞİ

6- ODA MERKEZ BÜRO İŞLEYİŞİ 6- ODA MERKEZ BÜRO İŞLEYİŞİ 23. Dönem Çalışma Programı nda, Odamız merkez ve şubelerin büro işleyişinde etkinliğini arttırıcı teknik alt yapının güçlendirilerek oda çalışma hedeflerine ulaşılmasına hizmet

Detaylı

ĐHRACAT AÇISINDAN ĐLK 250 Prof. Dr. Metin Taş

ĐHRACAT AÇISINDAN ĐLK 250 Prof. Dr. Metin Taş 1 ĐHRACAT AÇISINDAN ĐLK 250 Prof. Dr. Metin Taş Gazi Üniversitesi Arş. Gör. Özgür Şahan Gazi Üniversitesi 1- Giriş Bir ülke ekonomisine ilişkin değerlendirme yapılırken kullanılabilecek ölçütlerden birisi

Detaylı

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ ÜNİVERSİTE SENATOSU TOPLANTI TUTANAĞI

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ ÜNİVERSİTE SENATOSU TOPLANTI TUTANAĞI TOPLANTI NO : 396 TOPLANTI TARİHİ : SAKARYA ÜNİVERSİTESİ ÜNİVERSİTE SENATOSU TOPLANTI TUTANAĞI Üniversitemiz Senatosu Rektör Prof. Dr. Muzaffer ELMAS Başkanlığında toplanmış ve aşağıdaki kararları almıştır.

Detaylı

1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ

1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1. GİRİŞ Odamızca, 2009 yılında 63 fuara katılan 435 üyemize 423 bin TL yurtiçi fuar teşviki ödenmiştir. Ödenen teşvik rakamı, 2008 yılına

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Yazma Becerileri 2 YDA 106 2 4+0 4 5

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS. Yazma Becerileri 2 YDA 106 2 4+0 4 5 DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS Yazma Becerileri 2 YDA 106 2 4+0 4 5 Ön Koşul Dersleri Yazma Becerileri 1 Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Almanca Lisans Zorunlu

Detaylı

YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ Akdeniz Müftülüğü

YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ Akdeniz Müftülüğü YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ Akdeniz Müftülüğü YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİNİN TANIMI Yetişkinler din eğitimi kavramını tanımlayabilmek için önce yetişkinler eğitimini tanımlayalım. En çok kullanılan ifade ile yaygın

Detaylı

Invitation. Prof. Dr. A. Nail İzgi - Ass. Prof. Altay Sencer Director of the Department of Neurosurgery Medical School of Istanbul Istanbul University

Invitation. Prof. Dr. A. Nail İzgi - Ass. Prof. Altay Sencer Director of the Department of Neurosurgery Medical School of Istanbul Istanbul University Invitation Dear Colleaques, Lumbar disc disease is an important cause of disabilty affecting millions of people world wide being a financial an social burden to community, new treatment options and surgical

Detaylı

U.D.E.K. Üniversite Düzeyinde Etkisi. M Hëna e Plotë Bedër Universitesi. ÖZET

U.D.E.K. Üniversite Düzeyinde Etkisi. M Hëna e Plotë Bedër Universitesi. ÖZET U.D.E.K Üniversite Düzeyinde Etkisi M Hëna e Plotë Bedër Universitesi [email protected] ÖZET Türk dizilerine ilginin far Buna paralel olarak duyan genç izleyiciler Arnavutça- ABSTRACT The

Detaylı

.. ÜNİVERSİTESİ UNIVERSITY ÖĞRENCİ NİHAİ RAPORU STUDENT FINAL REPORT

.. ÜNİVERSİTESİ UNIVERSITY ÖĞRENCİ NİHAİ RAPORU STUDENT FINAL REPORT .. ÜNİVERSİTESİ UNIVERSITY... /... AKADEMİK YILI... DÖNEMİ... /... ACADEMIC YEAR... TERM ÖĞRENCİ NİHAİ RAPORU STUDENT FINAL REPORT Deneyimleriniz hakkındaki bu rapor, Mevlana Değişim Programı nın amacına

Detaylı

Technical Assistance for Increasing Primary School Attendance Rate of Children

Technical Assistance for Increasing Primary School Attendance Rate of Children This Project is co-financed by the European Union and the Republic of Turkey. Technical Assistance for Increasing Primary School Attendance Rate of Children This project is co-financed by the European

Detaylı

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü 07.03.2012 06:18

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğü 07.03.2012 06:18 http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/03/201203... 1 of 5 6 Mart 2012 SALI Resmî Gazete Sayı : 28225 Atatürk Üniversitesinden: YÖNETMELİK ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ ASTROFİZİK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ

Detaylı

ALANYA HALK EĞİTİMİ MERKEZİ BAĞIMSIZ YAŞAM İÇİN YENİ YAKLAŞIMLAR ADLI GRUNDTVIG PROJEMİZ İN DÖNEM SONU BİLGİLENDİRME TOPLANTISI

ALANYA HALK EĞİTİMİ MERKEZİ BAĞIMSIZ YAŞAM İÇİN YENİ YAKLAŞIMLAR ADLI GRUNDTVIG PROJEMİZ İN DÖNEM SONU BİLGİLENDİRME TOPLANTISI ALANYA HALK EĞİTİMİ MERKEZİ BAĞIMSIZ YAŞAM İÇİN YENİ YAKLAŞIMLAR ADLI GRUNDTVIG PROJEMİZ İN DÖNEM SONU BİLGİLENDİRME TOPLANTISI ALANYA PUBLIC EDUCATION CENTRE S FINAL INFORMATIVE MEETING OF THE GRUNDTVIG

Detaylı

YSÖP KULLANIM KILAVUZU

YSÖP KULLANIM KILAVUZU YSÖP KULLANIM KILAVUZU 1. Yetiştirici Sınıf Açılacak Okul İşlemleri (İlin Kullanacağı Ekran) İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri Yetiştirici Sınıf Öğretim Programını uygulayacak okul/okulları Yetiştirici Sınıf

Detaylı

KULLANILAN MADDE TÜRÜNE GÖRE BAĞIMLILIK PROFİLİ DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR MU? Kültegin Ögel, Figen Karadağ, Cüneyt Evren, Defne Tamar Gürol

KULLANILAN MADDE TÜRÜNE GÖRE BAĞIMLILIK PROFİLİ DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR MU? Kültegin Ögel, Figen Karadağ, Cüneyt Evren, Defne Tamar Gürol KULLANILAN MADDE TÜRÜNE GÖRE BAĞIMLILIK PROFİLİ DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR MU? Kültegin Ögel, Figen Karadağ, Cüneyt Evren, Defne Tamar Gürol 1 Acibadem University Medical Faculty 2 Maltepe University Medical

Detaylı

İş Sağlığı İş Sağlığı nedir? Çağdaş İş Sağlığı anlayışı nedir?

İş Sağlığı İş Sağlığı nedir?    Çağdaş İş Sağlığı anlayışı nedir? İş Sağlığı İş sağlığı denilince, üretimi ve işyerini içine alan bir kavram düşünülmelidir. İşyerinde sağlıklı bir çalışma ortamı yoksa işçilerin sağlığından söz edilemez. İş Sağlığı nedir? Bütün çalışanların

Detaylı

SAAT TAMİRCİSİ TANIM A- GÖREVLER

SAAT TAMİRCİSİ TANIM A- GÖREVLER TANIM Kol, cep, pano, meydan, duvar, masa saati gibi her türlü mekanik, elektrikli ve elektronik saatlerin bakım ve tamirini yapan kişidir. A- GÖREVLER KULLANILAN ARAÇ, GEREÇ VE EKİPMAN - Onarılmak üzere

Detaylı

Yönetim Kurulu. Yönetim kurulu bir başkan bir başkan yardımcısı ve 3 üye olmak üzere beş kişiden oluşmaktadır. Yönetim kurulumuzdaki yedek üyeler;

Yönetim Kurulu. Yönetim kurulu bir başkan bir başkan yardımcısı ve 3 üye olmak üzere beş kişiden oluşmaktadır. Yönetim kurulumuzdaki yedek üyeler; Spor Topluluğu Yönetim Kurulu Yönetim kurulu bir başkan bir başkan yardımcısı ve 3 üye olmak üzere beş kişiden oluşmaktadır. Süleyman Burak ÇELENER Hakan ATILGAN Ahmet Çetin KARAGÜLLE Ömer ALPASLAN Hakan

Detaylı

SANAYİNİN KÂRLILIK ORANLARI ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AZALDI

SANAYİNİN KÂRLILIK ORANLARI ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AZALDI SANAYİNİN KÂRLILIK ORANLARI ÖNEMLİ ÖLÇÜDE AZALDI 23 Kasım 2013 Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), hazırladığı araştırmaya dayalı olarak aşağıdaki görüşleri bildirdi: 2001 Krizi sonrasında

Detaylı

The University of Jordan. Accreditation & Quality Assurance Center. COURSE Syllabus

The University of Jordan. Accreditation & Quality Assurance Center. COURSE Syllabus The University of Jordan Accreditation & Quality Assurance Center COURSE Syllabus 1 Course title TURKISH FOR BEGİNNERS II 2 Course number 2204122 3 Credit hours (theory, practical) 3 Contact hours (theory,

Detaylı

İhtiyacınız, tüm sisteminizin kurumsallaşmasını sağlayacak bir kalite modeli ise

İhtiyacınız, tüm sisteminizin kurumsallaşmasını sağlayacak bir kalite modeli ise EFQM MÜKEMMELLİK MODELİ Ve ÖZDEĞERLENDİRME İhtiyacınız, tüm sisteminizin kurumsallaşmasını sağlayacak bir kalite modeli ise 1 EFQM Mükemmellik Modeli toplamı 100 puan eden 9 ana kriter üzerine kurulmuştur.

Detaylı