TÜRK D L NDE MERON M : Organ Adları
|
|
|
- Süleyman Akbay
- 9 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 T.C. ANKARA ÜN VERS TES SOSYAL B L MLER ENST TÜSÜ ÇA DA TÜRK LEHÇELER VE EDEB YATLARI ANAB L M DALI TÜRK D L NDE MERON M : Organ Adları Doktora Tezi Nicolai TUFAR Ankara
2 T.C. ANKARA ÜN VERS TES SOSYAL B L MLER ENST TÜSÜ ÇA DA TÜRK LEHÇELER VE EDEB YATLARI ANAB L M DALI TÜRK D L NDE MERON M : Organ Adları Doktora Tezi Nicolai TUFAR Tez Danı manı Prof. Dr. Melek ERDEM Ankara
3 T.C. ANKARA ÜN VERS TES SOSYAL B L MLER ENST TÜSÜ ÇA DA TÜRK LEHÇELER VE EDEB YATLARI ANAB L M DALI TÜRK D L NDE MERON M : Organ Adları Doktora Tezi Tez Danı manı: Prof. Dr. Melek ERDEM Tez Jürisi Üyeleri Adı ve Soyadı mzası Tez Sınavı Tarihi...
4 ÖN SÖZ Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ili kilerinden biri olarak ele alınan meronimi konusu, sadece dille ili kili de il, psikoloji ve mantık bilimleriyle de ili kili bir kavram olarak kar ımıza çıkmaktadır. Meronimi nedir? Parça-bütün ili kisi nedir? Dü ünce sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olan meronimi neden konu macı ve dinleyicinin zihninde bir yapı olu turmuyor? gibi psikolojik sorular do uran meroniminin, Aristo dan ba layarak günümüze kadar mantıkçılar tarafından da üzerinde durulan bir konu oldu u, yapısal anlam bilimi üzerine yapılmı çalı malardan anla ılmaktadır (Iris 1988, Lyons 1977, Chaffin 1992, vb.). Ancak tarihsel ve modern Türk dili alanında Türk konu uruna yönelik olarak, daha önce anlam bilimi, psikoloji, mantık üçgeni içerisinde, dil davranı ını ve kavram hiyerar isini tespit eden böyle bir meronimi çalı ması bulunmamaktadır. Böylece disiplinler arası bir terim olan meronimiyi tarihsel ve modern Türk dili alanında ele almayı amaçladık. Gerçekte meronimi sadece Türk dilinde de il, di er yabancı dillerde de ihmal edilmi bir konudur. Semantik bilimciler alt anlamlılık (hiponymy), parça-bütün ili kisi, alt kavramlılık, üst kavramlılık gibi anlam ili kileri içinde en az üzerinde durulan konunun meronimi oldu unu her fırsatta dile getirmi lerdir. Türk Dilinde meronimi özellikle sözsel bir kavram alanı için söz konusu olabilir. Ancak, temel söz varlı ı içinde yer alan ve eski metinlerden günümüze bir çok kaynakta yer yer anlam olaylarına maruz kalarak gelen organ adları meronimik ili kilerin en dikkat çekici ekilde görüldü ü bir kavram alanı olarak kar ımıza çıkmaktadır. Bu çalı mada organ adları ile ilgili olarak, genel Türk dilinin söz varlı ında yer alan isim ve fiil kelime türlerinde parça-bütün ili kisi içinde bulunan unsurların, ilgili i
5 eserler taranarak saptanması, bunların eldeki teorik bilgilere uygun olarak tasnif edilmesi ve bu yolla Türk dilinin türleri arasında ortaya çıkabilecek farklı anlam ili kilerinin tespit edilmesi amaçlanmı tır. Buna ek olarak, dil sisteminin incelenmesinden çok dil davranı ı teorisi ile ilgili bir kavram oldu u ifade edilen meronimler üzerine yapılacak inceleme sonucunda Türk dilinin davranı teorisi nin geli tirilmesi de hedefler arasındadır. Meronimik ili kilerin daha rahat görülebilmesi açısından Tarihsel ve modern metinlerde tespit edilen organ adlarının nasıl bir sıra ile ele alınaca ı bir sorun te kil etmekle birlikte tarihsel açıdan muhtemel ses de i melerinin de söz konusu olabildiklerinden dolayı kavrama göre dolayısıyla anatomik bir tasnif yapılması uygun görülmü tür. Ancak her bir kavram alanı içinde yer alan terimler arasında alfabetik sıraya dikkat edilmi tir. Taranan kaynaklar edebiyat, tarih ve tıp konusunda metinlerdir. Rastlanılan organ terimleri arasında dı organ sayısı, iç organlara nazaran çok daha yüksektir. Günlük hayatta görebilece imiz kol, el, bacak, ayak, ba, yüz ve yüzde bulunan organlar daha çok kar ımıza çıkmaktadır. ç organlar, daha çok özel tıp metinlerinde görülmektedir. Eldeki çalı mada tarihsel ve modern incelemelerde kavramlar kendi dönemleri içinde e zamanlı olarak de erlendirilmelerinin yanı sıra anlam olayları ve anlam de i imleri söz konusu edildi inde art zamanlı yöntem de göz önünde tutulmu tur. Tezin Giri bölümünde; meronimlerin incelenmesinde izlenen metodoloji ve tarama sırasında faydalanılan eserlerin bibliyografik künyeleri ile listesi verilmi tir. Birinci bölümde; önce meronimi kavramı de erlendirilmi, ilgili çalı malara ve yakla ımlara yer verilmi, bilim adamlarının ortaya koydukları tasnif denemeleri ii
6 incelenmi ve Türk Diline uygun olaca ına inanılan bir tasnif ortaya konulmu tur. Ayrıca meronimlerin geçi li olabilmeleri ve bölünürlü ü gibi konulara da geni yer verilmi tir. Yine bu bölümde, ayrıca meronimi ve parça-bütün ile arasındaki benzerlik ve farklılıklar incelenmi tir. Birinci bölümde tasnifler de erlendirilirken ris, Chaffin ve Vossen tasniflerinden geni olarak söz edilmekle birlikte eldeki çalı manın genelinde meroniminin tek ve bölünmez bir olgu olmadı ını, ayrı ayrı ili ki gruplarından meydana geldi ini savunan ris tasnifi, meronimiye psikoloji bilimi açısından yakla an Chaffin, ve Eurwordnet bilgisayar semantik sisteminde meronimi göstermek amaçlı bir tasnif ortaya koyan Vossen in tasniflerinin Türk diline uygun bir sentezi yapılmı tır. kinci bölümde; tarihsel ve modern Türk dili alanından taranan metinlerde yer alan insan vücudu ile ilgili organ adları kavramsal bir tasnif içinde örnekleriyle yer almı, etimolojik de erlendirmeleri, kullanım alanları ve türevleri, anlam olayları ve meronimi içindeki konumları bakımından ayrı ayrı incelenmi tir. Tezin genel amacının meronimi hiyerar isi açısından kavramların ve kullanım alanlarının tespiti oldu undan, bu bölümde, ayrıntılı bir etimolojik de erlendirmeye gidilmemi tir. Üçüncü bölümünde ise; ikinci bölümde tarihî ve modern alandan tespit edilen ekilleri ile yer alan organ adlarının özellikle meronimi açısından holonim ve meronim olmalarına göre di er kavram alanları içindeki yerleri de göz önüne alınarak incelemesi yapılmı tır. Bu bölümde yine organ adlarının meronimik ili kilerine göre de erlendirilmesi yapılmı tır. Bu ekilde tarihî ve modern Türk lehçelerinde meronimik ili kiler incelenerek ema ve tablolarla gösterilmeye çalı ılmı tır. iii
7 Eldeki bu çalı ma genel olarak Türk Dili alanında insan vücudundaki organ adları ile ilgili olarak bir hiyerar i tespitinin yanı sıra bu konudaki bakı açılarının tarihî ve modern alandaki de i melerinin ve organ adlarının anlam çerçevelerinin tespiti, metaforik ve metonimik ilgiler ile lehçeler arasındaki ba ve dil psikolojisi, dil davranı ını belirlenmesi ve anlatım yolu özelliklerinin tespiti açılarından elde edilen verilerle ilgili olarak Türk Dilinin bilgisayar dil bilimi içerisinde de incelenmesine büyük imkan sa layacaktır. nsanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olan WordNet için de bir dilin söz varlı ının hiyerar ik bir yapı içine yerle tirilmesi söz konusudur. Bu kavramların düzenlenmesi açısından meronimler de bu hiyerar ik düzen içinde parça bütün ili kisi ile ilgili olarak söz varlı ında yer alır. Türk Dilinin bu yapısının tespiti bilgisayar dil bilimi açısından da büyük önem kazanmaktadır. Çalı ma boyunca kar ıla tı ım sorunları çözmede yardımını esirgemeyen Prof. Dr. Melek ERDEM e, çalı mamıza yön ve ilham veren de erli Hocamız Prof. Dr. Sema BARUTÇU ÖZÖNDER e, kaynak bulmakta önemli yardımda bulunan sayın Hocamız Prof. Dr. Önal KAYA ya, tez çalı mamızda katkıda bulunan Dr. Maria STAMOVA TUFAR a, tez düzenlemesinde tavsiyelerde bulunan Dr. Selcan SA LIK a ükran borcumu bilhassa ifade etmek isterim. Nicolai Tufar Ankara 2010 iv
8 çindekiler ÖN SÖZ... i çindekiler... v 0. Giri... xi 0.1 Konu... xi 0.2 Konu Külliyatı (Corpus)... xii 0.3 Metot... xv Kısaltmalar... xvii 1. Bölüm: Meronimi Kavramı, Bakı ve Yakla ımlar Meronimi Kavramı Meronimi ve Parça-Bütün li kisi Meronimi Kavramının Bölünürlü ü Meronimi Kavramının Geçi lili i Meronimi ve Gramer Birimleri Meronim Tasnifleri Bölüm: Türk Dilinde Organ Adları Ba Kısmındaki Organlar Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BA *balç Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEY N *bey Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SAÇ *kılk *saç *tü:k Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ALIN *a:lın *ka:m/pak Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KULAK *kul ak v
9 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YÜZ *yü:z *bät *bä iz Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖZ *görs > *göz Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KA *ka: Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KiRPiK *kirpik Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BURUN burun Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YANAK *ei, *e ek *yay ak Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ÇENE *çä ä Tarihsel ve Modern Türk Dilinde A IZ *a ız *aburt Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DUDAK *du:dak *erin Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiL *dilk Tarihsel ve Modern Türk Dilinde Di *di: *azı Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAK *dam ak Beden Kısmındaki Organlar Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BO AZ vi
10 *bo az *bokurdak *kekirtek *ö eç/ö üç Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOYUN *bo:yn Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ENSE *sügsün *yelkä *äi sä Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMUZ *ç kn *ägn *omuz Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KÜREK *yagrın Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KOL *kol *kar Tarihsel ve Modern Türk Dilinde D RSEK *tirs( )ek *çaykan Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BiLEK *bilek Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EL *älg Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYA *a:ya *a u-t/ç Tarihsel ve Modern Türk Dilinde PARMAK *är ek *par ak vii
11 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TIRNAK *dır ak Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EKLEM *bogum Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEDEN *bo *sıyn, *sıynak *gebde Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SIRT *arka *sırt Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEL *be:lk Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMURGA *o urtka Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖ ÜS *ömgen *tö: *gö:küz *kökrek *kö ül Tarihsel ve Modern Türk Dilinde E E *eyegü Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALÇA *bıkın Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BACAK bacak Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BUT *bu:t *u luk *sa:n Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiZ viii
12 *tuyzke Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BALDIR *baltır Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYAK *a ak Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TABAN *ta:pan Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TOPUK *topuk *ögçe ç Organlar Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALP *yürek Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AKC ER *öbke Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARIN *karım Tarihsel ve Modern Türk Dilinde MiDE *kurugsak Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BÖBREK *bögüz-ek > *bögsek, *bögür, *bögrek Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARAC ER *bagır Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BA IRSAK *bagırsak, *bagırsuk Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DALAK *d(i)a:l-ak Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖBEK *ki:n *gö:pek Genel Organlar Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KEMiK ix
13 *simgök > *si ök *kemük Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SiNiR *si ir Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAR *damor Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DERi *teri Bölüm: Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik li kileri Meronimi Türlerine Göre Tasnif Nesne : Parça Bütün : Kesit Grup : Ö e Nesne : Madde Alan : Mekân Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Geçi lili i Türk Dilinde Organ Adlarının Farklı Kavram Alanları ile Meronimik li kileri Sonuç Kaynaklar Türkçe Özet ngilizce Özet x
14 0. Giri 0.1 Konu Eldeki çalı manın konusunu tarihsel ve modern Türk dili alanında organ adları ile ilgili meronim ili kilerinin tespiti ve bunların incelenmesi olu turmaktadır. Bu çalı mada özellikle yapısal semantik ve sözcük dil bilimi çalı malarında yer alan yöntemler üzerinde durulmu tur. Meronimi terimi ilk olarak Stanislaw Lisnewski nin dil bilimiyle ilgili olmayan matematik ve metafizik çalı masında ortaya konulmu tur. Dil bilimciler meronimi terimini benimseyerek, parça-bütün mantıksal ili kisinin sözcük bilimindeki kar ılı ı olarak kabul etmi lerdir. Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ili kilerinden biri olarak ele alınan meronimi konusu, sadece dille ili kili de il, psikoloji ve mantık bilimleriyle de ili kili bir kavram olarak kar ımıza çıkmaktadır. Meronimi nedir? Parça-bütün ili kisi nedir? Dü ünce sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olan meronimi neden konu macı ve dinleyicinin zihninde bir yapı olu turmamaktadır? gibi psikolojik sorular do uran meroniminin, Aristo dan ba layarak günümüze kadar mantıkçılar tarafından da üzerinde durulan bir konu oldu u, yapısal anlam bilimi üzerine yapılmı çalı malardan anla ılmaktadır (Iris 1988, Lyons 1977, Chaffin 1992, Murphy 2003). Gerçekte meronimi konusu birçok yabancı dilde de ihmal edilmi bir konudur. Anlam bilimciler alt anlamlık (hiponym), parça-bütün ili kisi, alt kavram, üst kavram gibi anlam ili kileri konularının az incelenmi oldu unu her fırsatta dile getirmi lerdir. xi
15 Günümüzde Almanca, Fransızca, spanyolca gibi diller için WordNet modelleri geli tirilmektedir. WordNet insanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olarak tanımlanabilir. Meronimi kavramı bu tip sözlüksel hafıza modellerinde de önemli bir yere sahiptir. Meronimler de hiponimler gibi bir dilin söz varlı ını hiyerar ik bir yapı içine yerle tirir ve düzen verir. Meronimler de bu hiyerar ik / hiponimik düzen içinde tür ili kisinden ziyade parça ili kisi ile ilgili olarak söz varlı ında yer alır. Türk dili için de Word Net modeli çalı malar yapılmaya ba lanmı tır. Bu açıdan eldeki çalı ma Türk dilinin Söz A ı (Word Net) modeline sa layaca ı tarihsel ve modern Türk diline ait sözlüksel veri tabanı (database) ile de ayrı bir önem arz etmektedir. Bu çalı mada genel Türk dilinin söz varlı ında yer alan insan organ adlarının parça-bütün ili kisi içinde bulunan unsurların, mevcut sözlükler ve ilgili metinler taranarak saptanması, bunların eldeki teorik bilgilere uygun olarak tasnif edilmesi ve bu yolla Türk dilinin türleri arasında ortaya çıkabilecek farklı anlam ili kilerinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Buna ek olarak, dil sisteminin incelenmesinin yanı sıra Türk dilinin davranı teorisi nin geli tirilmesi de amaçlar arasındadır. 0.2 Konu Külliyatı (Corpus) Tezde Türk Runik harfli metinler için insan organ adlarını gösteren terimleri tespit etmede faydalanılan kaynakların ba ında Eski Türkçe dönemi için S.G. Clauson un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish (Oxford 1972), Hüseyin Namık Orkun un Eski Türk Yazıtları (Ankara 1987), A. von Gabain in Eski Türkçenin Grameri (Ankara 1988), K. Röhrborn un Uigurisches Wörterbuch, Sprachmaterial Der Vorislamischen Yürkischen Texte Aus Zentralasien, Lieferung 1-4 (Wiesbaden 1977), Thomsen in Orhon Yazıtları Ara tırmaları (Çev. Vedat xii
16 Köken, Ankara 2002), Talat Tekin in Orhon Yazıtları (Ankara 1988), Irk Bitig, The Book of Omens (Wiesbaden 1993) adlı eserleri esas alınmı tır. Buddhist Türk çevresi metinleri için A. Von Gabain ve W. Bang ın Türkische Turfan Texte I (Berlin 1929), Türkische Turfan Texte II (Berlin 1929), Türkische Turfan Texte III (Berlin 1930), Türkische Turfan Texte IV (Berlin 1930), Türkische Turfan Texte V (Berlin 1931) adlı eserlerden faydalanılmı tır. Maniheist Türk çevresi metinleri için Clauson un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish, (Oxford 1972) ve Peter Zieme nin Manichäisch-türkische Texte (Berliner Turfan-Texte V, Berlin, 1975) adlı çalı malarından faydalanılmı tır. slami Türk çevresinde, Karahanlı Türkçesi metinleri için R. R. Arat ın, Kutadgu Bilig I-Metin (Ankara 1979), Kutadgu Bilig II-Çeviri (Ankara 1974), Kutadgu Bilig III- ndeks (Ankara 1979), R.Dankoff ve J. Kelly in D v n Lu ti't- Türk. Mahm d al-k š ar 's D v n Lu ti't-turk, I-II-III (Harward University Pres ), Besim Atalay ın Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi, IV. Cilt, (Ankara 1992); Harezm Türkçesi metinleri için Nuri Yüce nin Mukaddimetü l- Edeb: Giri -Dil Özellikleri-Metin- ndeks (Ankara 1993), Aysu Ata nın Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya, Giri -Metin, Tıpkıbasım, (Ankara 1997), Janos Eckmann, Semih Tezcan ve Hamza Zülfikar ın hazırladı ı Mahmut b. Ali, Nehcü l-feradis, I Metin, II Tıpkıbasım (Ankara 1995), Aysu Ata nın hazırladı ı Nehcü l-feradis, III Dizin-Sözlük (Ankara 1998), M. Canpolat ve Z. Önler in hazırladı ı shâk bin Murâd, Edviye-i Müfrede (Ankara 2007) adlı çalı malardan faydalanılmı tır. Eski Kıpçak Türkçesi için K.Gronbech in, Komanisches Wörterbuch, Türkischer Wortindex zu Codex Cumanicus (Kopenhagen 1942), Recep xiii
17 Toparlı, Hanifi Vural, Recep Karaatlı nın Kıpçak Türkçesi Sözlü ü, (Ankara 2003); Memluk Kıpçak Türk çevresi için Ahmet Cafero lu nun hazırladı ı Abu Hayyan, Kit b al- dr k li-lis n al-atr k ( stanbul 1931), Do u Türkçesi metinleri için G. Clauson un Sanglax, A Persian Guide to the Turkish Language by Muhammed Mahdi Xan, (London 1960); Batı Türkçesi metinleri için M. Canpolat ve Z.Önler in hazırladıkları, shâk bin Murâd, Edviye-i Müfrede (Ankara 2007), Zafer Önler in Celâlüddin Hızır (Hacı Pa a), Müntahab-ı ifâ (Ankara 1990), lter Uzel in hazırladı ı erefeddin Sabuncuo lu, Cerahiyyetü'l-Haniyye (Ankara 1992), Muharrem Ergin in Dede Korkut Kitabı I, Giri -Metin-Faksimile, Dede Korkut Kitabı II, ndeks-gramer (Ankara 1997) adlı eserlerinden yararlanılmı ve ayrıca XIII.Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmı Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlü ü, VIII c., 2. baskı, ( Ankara) de esas alınmı tır. Modern Türk dili alanı için özellikle Güney batı (O uz) Türk lehçeleri alanında Türkiye Türkçesi için Türkçe Sözlük II c., 9. Baskı (Ankara 1998) ve Derleme Sözlü ü, 2. baskı (Ankara 1993), Gagauz Türkçesi için G. A. Gaydarci, E. K. Koltsa, L. A. Pokrovskaya, B. P. Tukan ın hazırladıkları Gagausko-Russko-Moldavskiy Slovar (Moskova 1973), Mihail Ciachir ın Pazarların Sabah Evangeliyası (Chi inau 1910), D. Tanasoglu nun Uzun Kervan adlı romanı (Chisinau 1985), A. Petr Çebotar ın Kısa Gagauzca-Rusça Laflık (Komrat 1992), Maria Stamova nın Gagauz Türkçesi ve A ızlarının Kar ıla tırmalı Ses Bilgisi, yayınlanmamı doktora tezi, (Ankara 1992), Azerbaycan Türkçesi için Ä. Ä. Oruçov un redaktörlü ünü yaptı ı Azerbaycan Dilinin zahlı Lügäti, 4. c. (Bakı ), M.. Häkimov un Halgımızın Deyimläri ve Duyumları (Bakı 1986), Türkmen Türkçesi için M. Y. Hamzayev in Türkmen Dilini Sözlügi (A gabat 1962), H. Mammedov, Rusça- xiv
18 Latınca-Türkmence Anatomiya Sözlügi (A gabat 1998), G. Geldiyew, A. Altyyew in Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi (Ankara 2002) adlı eserlerden faydalanılmı tır. Bu çalı maların yanı sıra genel olarak E. R. Teni ev in Sravnitelno- storiçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov Leksika (Moskova 1997), adlı çalı masından da yararlanılmı tır. 0.3 Metot Eldeki çalı ma meroniminin hem semantik hem de leksikolojik yönlerini kapsamaktadır. Dolayısı ile bir ili ki semantik açıdan incelendi inde parça-bütün kavramı, leksikolojik açıdan incelendi inde de meronimi kavramı kullanılmı tır. Bir ba ka deyi le, anlam bilimi açısından üst kavram - alt kavram, parça bütün gibi konular incelenirken parça-bütün ili kisinden bahsedilir; ancak bu ili kiyi dildeki kelimelerle ifade eden kavramlardan bahsederken meronimi terimi kullanılır. Di er yandan parçanın yerine bütün veya bütünün yerine parça kullanımı ise bir söz sanatı olarak de erlendirilmektedir. Meronimi konusunda öncelikle teorik çerçevenin ayrıntılı olarak incelenmesi için Batı da ve Türkiye de yapılan çalı malar öncelikle de erlendirilmi tir. Ancak tezin ara tırma evrenini tarihsel ve modern Türk dili alanı olu turmaktadır. Konunun geni li i sebebiyle çalı manın alanı meronimik ili kilerin en çok dikkat çekti i bir kavram alanı olan organ adları ile sınırlandırılmı tır. Tezde meronimik ili kilerin daha rahat görülebilmesi açısından kavrama göre dolayısıyla anatomik bir tasnif yapılması uygun görülmü tür. Ancak her bir kavram alanı içinde yer alan terimler arasında alfabetik sıraya dikkat edilmi tir. Eldeki çalı mada tarihsel ve modern incelemelerde kavramlar kendi dönemleri xv
19 içinde e zamanlı olarak de erlendirilmelerinin yanı sıra anlam olayları ve anlam de i imleri söz konusu edildi inde art zamanlı yöntem de göz önünde tutulmu tur. Tarihsel Türk dili alanında tespit edilmi meronimik ili kiler bugünkü Türk dili alanındaki meronimik ili kilerin de benzerlik ve farkını sunabilmekte ve bunların kullanım alanları ve anlamları hakkında bilgi verebilmektedir. Meronimik ili kilerin tespitinden sonra bunların kurdukları semantik diziler ara tırılmı tır. Bu çalı mada meronimi kavramının teorisi kurulduktan sonra tamamen uygulamalı metotla teorik bilgiler tarihsel ve modern Türk diline art zamanlı ve e zamanlı yöntemlerle uygulanmı tır. Bu çalı ma için gerekli olan verileri toplamada konunun teorik kısmını kurmak için yapısal anlam bilimi, sözlüksel anlam bilimi, mantıksal anlam bilimi, felsefi anlam bilimi gibi anlam bilim alanları üzerine hazırlanmı mevcut kaynaklardan, Türk dili üzerine yapaca ımız çalı malar içinse Türk dilinin tarihî dönemlerine ait metinlerden ve modern Türk dili dönemine ait metinlerle, yayımlanmı sözlüklerden faydalanılmı tır. Taranan kaynaklar edebiyat, tarih ve tıp konusunda metinlerdir. Rast geldi imiz vücut organları arasında dı organ sayısı, iç organları nazaran çok daha yüksektir. Günlük hayatta görebilece imiz kol, el, bacak, ayak, ba, yüz ve yüzde bulunan organlar daha çok kar ımıza çıkmaktadır. ç organlar, daha çok özel tıp metinlerinde görülmektedir. xvi
20 Kısaltmalar Eser Kısaltmaları AD L Oruçov, Ä. Ä., ( ): Azärbaycan Dilinin zahlı Lügäti, Bakı, Azerbaycan SSR Elmler Akademiyası Ne riyatı. SFA-1 SFA-2 ATDS Abasıyanık, Sait Faik (1952), Son Ku lar, Varlık Yayınları Abasıyanık, Sait Faik (1987), Lüzumsuz Adam, Bilgi Yayınevi Altaylı, Seyfettin. (2005): Azerbaycan Türkçesi Deyimler Sözlü ü, Ankara, Prestij Matbaası. BK Bilge Ka an yazıtı. Tekin, T., (1988): Orhun Yazıtları, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları:540. CC Codex Cumanicus. Grønbech, K., (1942): Komanisches Wörterbuch, Türkischer Wortindex zu Codex Cumanicus, Kopenhagen, Einar Munksgaard. CH Uzel, lter, (1992), erefeddin Sabuncuo lu, Cerahiyyetü'l- Haniyye, Türk Tarih Kurumu, Ankara D Do u yüzü DD Türkiye de halk a zından söz derleme dergisi. stanbul I-VI DeyS. Deyimler Sözlü ü. Aksoy, Ömer, Asım, (1988): Deyimler Sözlü ü, stanbul, nkılâp Yayınları. DK Dede Korkut. Ergin, Muharrem, (1997): Dede Korkut Kitabı I, Giri -Metin-Faksimile, 4. Baskı, Ankara, Türk Dil Kurumu xvii
21 Yayınları:169; Ergin, Muharrem, (1997): Dede Korkut Kitabı II, ndeks-gramer, Ankara, 3. Baskı, Türk Dil Kurumu Yayınları:219. DLT D v n Lu ti't-türk. Dankoff, R., J. Kelly, ( ): Mahm d al-k š ar 's D v n Lu ti't-turk, I-II-III, Harward University Pres; Atalay, Besim, (1992): Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi, IV. Cilt, 3. Baskı, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları. DS Derleme Sözlü ü, (1993): 2. baskı, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları. DTS Drevnetyurkskih Slovar, (1969): Leningrad, Izdatel'stvo Nauka Leningradskoe Otdelenie. EDT Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Clauson, Gerard, (1972): An Etymological Dictionary of Pre- Thirteenth Century Turkish, Oxford, Clarendon Press. EUTS CAFERO LU A. (1968) Eski Uygur Türkçesi Sözlü ü, TDK Yayınları, stanbul. EM ESl. CANPOLAT M., ÖNLER Z., (2007), shâk bin Murâd, Edviye-i Müfrede, TDK Yayınları, Ankara. Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov. Levitskaya, L. S., (Red.) (1989): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Ab çetyurkskie i mejtyurkskie osnovı na bukvı c, j, y), Moskva, Akademiya Nauk SSSR nstitut Yazıkoznaniya. Levitskaya, L. S.-Dıbo, A. V.- Rassadin V.. (1997): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Ab çetyurkskie i xviii
22 mejtyurkskie osnovı na bukvı k), Moskva, "Yazıki Russkoy Kulturı", Rossiyskaya Akademiya Nauk nstitut Yazıkoznaniya. Levitskaya, L. S.-Dıbo, A. V.- Rassadin V.. (2000): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Ab çetyurkskie i mejtyurkskie osnovı na bukvı k), Moskva, zdatelstvo" ndrik", Rossiyskaya Akademiya Nauk nstitut Yazıkoznaniya. GS ÇEBOTAR, Petr A., Kısa Gagauzca-Rusça Laflık, (1992), Komrat. GTA Stamova, M. (2001), Gagauz Türkçesi ve A ızlarının Kar ıla tırmalı Ses bilgisi, Yayılnalmamı doktora tezi, Ankara, 550s. H I, II Houts. HDD Heilkunde, etc., para. 21 (3) (d) Houtsma, M. T. (1894): Ein türkisch-arabisches Glossar, Leiden. Hekimov M.. (1986), Halgımızın Deyimleri ve Duyumları, Maarif, Bakı, 392 s. HEA-1 HEA-2 HEA-3 HEA-4 Adıvar, Halide Edib (2001), Akile Hanım Soka ı, Özgür Yayınları Adıvar, Halide Edib (1997), Ate ten Gömlek, Özgür Yayınları Adıvar, Halide Edib (2001), Da a Çıkan Kurt, Özgür Yayınları Adıvar, Halide Edib (1954), Döner Ayna, Ahmet Halit Ya aro lu Kitapçilik ve Kâ itçilik, stanbul HEA-5 HEA-6 HEA-7 HEA-8 Adıvar, Halide Edib (1995), Handan, Atlas Kitabevi Adıvar, Halide Edib (1991), Kenan Çobanları, Atlas Kitabevi Adıvar, Halide Edib (1991), Raik'in Annesi, Atlas Kitabevi Adıvar, Halide Edib (1926 / 1342), Seviye Talip, Orhaniye Matbaası xix
23 HEA-9 IB Adıvar, Halide Edib (1936), Sinekli Bakkal, Can Yayınları Irk Bitig. Tekin, Talat, (1993): Irk Bitig, The Book of Omens, Wiesbaden, Harrassowitz Verlag, 133 s.; Tekin, Talat, (2004): Irk Bitig, Eski Uygurca Fal Kitabı, Ankara, Öncü Kitap. KB Kutadgu Bilig. Arat, R., R., (1979): Kutadgu Bilig, I-Metin, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları; Arat, R., R., (1974): Kutadgu Bilig, II-Çeviri, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları, 477s.; Arat, R., R., (1979): Kutadgu Bilig, III- ndeks, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları. KE Kısasu l-enbiya. Al-Rabghuzi, Qisas al-anbiya, An Eastern Turkish Version, (1995): Edited by: H.E. Boeschoten, M. Vandamme, Semih Tezcan, Leiden-New York-Köln: E.J.Brill; Ata, Aysu, (1997): Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya, Giri -Metin, Tıpkıbasım, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları. K Kit b al- dr k li-lis n al-atr k. Abu Hayyan, Kit b al- dr k lilis n al-atr k, (1931): Haz. Ahmet Cafero lu, stanbul, Evkaf Matbaası. KT Kül Tigin yazıtı. Tekin, T., (1988): Orhun Yazıtları, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları:540 KTS Toparlı, Recep-Vural, Hanifi-Karaatlı, Recep, (2003): Kıpçak Türkçesi Sözlü ü, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları. xx
24 M I Manichaica. Le Coq, Albert von, (1912): Türkische Manichaica aus Chotscho I, Berlin. M II Le Coq, Albert von, (1919): Türkische Manichaica aus Chotscho II, Berlin. M III Le Coq, Albert von, (1922): Türkische Manichaica aus Chotscho III, Berlin. ME Mukaddimetü l-edeb. Yüce, Nuri, (1993): Mukaddimetü l-edeb, Giri -Dil Özellikleri-Metin- ndeks, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları:535. M NF ÖNLER Z., (1990), Celâlüddin Hızır (Hacı Pa a), Müntahab-ı ifâ, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara Nehcü l-feradis. Mahmut b. Ali, Nehcü l-feradis, I Metin, II Tıpkıbasım, (1995): Tıpkıbasım ve Çeviriyazı: Janos Eckmann, Yayınlayanlar: Semih Tezcan-Hamza Zülfikar, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları:518; Mahmut b. Ali, Nehcü l-feradis, III Dizin- Sözlük, (1998): Hazırlayan: Aysu Ata, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları:518. R Radloff V.V. ( ) Opıt Slovarya Türkskih Nareçiy, 4 cilt. St. Petersborough. PSE C ACH R, M HA L, (1907), Pazarların Sabah Evangeliyası, Chi inau. Rach I, II Rachmati G. R. Zur Heilkunde der Uiguren. I // SPAW. 1930; II // SPAW xxi
25 Sngl Senglah. Clauson, Gerard, (1960): Sanglax, A Persian Guide to the Turkish Language by Muhammed Mahdi Xan, Faximile Text with An Introduction and Indies, London. T Tunyukuk yazıtı. Tekin, Talat, (1994): Tunyukuk Yazıtı, Ankara, Simurg, 74 s. TEN Teni ev, E., R. (1997), Sravnitelno- storiçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov Leksika, Nauka, Moskova. TDS Hamzayev, M., Y., (1962): Türkmen Dilini Sözlügi, A gabat, zdatelctvo Akademi Nauk Turkmenskoy SSR. TNAS Geldiyew G., Altyyew A. (2002), Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi, Atatürk Kültür Merkezi Ba kanlı ı Yayınları, Ankara TS Türkçe Sözlük, (1998): II C., 9. Baskı, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları. Tuh. Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lügat'it Türkiyye. Atalay, Besim, (1945): Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lügat'it Türkiyye, stanbul, Türk Dil Kurumu Yayınları. TT I Türkische Turfan-Texte I. Bang, Willi und Annemarie V. Gabain, (1929): Türkische Turfan-Texte I, Berlin. TT II Türkische Turfan-Texte II. Bang, Willi und Annemarie V. Gabain, (1929): Türkische Turfan-Texte II, Berlin. TT III Türkische Turfan-Texte III. Bang, Willi und Annemarie V. Gabain, (1930): Türkische Turfan-Texte III, Berlin. xxii
26 TT IV Türkische Turfan-Texte IV. Bang, Willi und Annemarie V. Gabain, (1930): Türkische Turfan-Texte IV, Berlin. TT V Türkische Turfan-Texte V. Bang, Willi und Annemarie V. Gabain, (1931): Türkische Turfan-Texte V, Berlin. TT VI Türkische Turfan-Texte VI. Bang, Willi, Annemarie V. Gabain und R. Rahmati (1934): Türkische Turfan-Texte VI. Das buddhistische Sutra Säkiz Yükmäk Berlin. TT VII Türkische Turfan-Texte VII. Arat, R. Rahmati (1937): Türkische Turfan-Texte VII. Mit sinologischen Anmerkungen von Dr. W. Eberhard, Berlin. TT VIII Türkische Turfan-Texte VIII. Gabain, Annemarie V. (1954): Türkische Turfan-Texte. Texte in Brahmischrift, Berlin, Akademie Verlag. TT X Türkische Turfan-Texte X. Gabain, Annemarie V. (1959): Türkische Turfan-Texte X. Das Avadana des Dämons tavaka. Bearbeitet von Tadeusz Kowalski. Aus den Nachla Herausgegeben, Berlin. TTS XIII.Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmı Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlü ü ( ): VIII Cilt, 2. baskı, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları. THO THOMSEN, V. (2002), Orhon Yazıtları Ara tırmaları, Çeviren ve Yayına Hazırlayan Vedat Köken, TDK Yay., Ankara xxiii
27 U I Uigurica. Müller, F. W. K., (1908): Uigurica I, 1.Die Anbetung der Magier, ein christliches Bruchstük, 2. Die Reste des buddhistischen 'Goldglanz-S tra', Ein vorläufiger Bericht, Berlin, Abhandlungen der Königlich Preu ischen Akademie der Wissenschaften. U II Müller, F. W. K., (1910): Uigurica II, Berlin, Abhandlungen der Königlich Preu ischen Akademie der Wissenschaften. U III Müller, F. W. K., (1920): Uigurica III, Uigırische Avad na- Bruchstücke (I-VIII), Berlin, Abhandlungen der Königlich Preu ischen Akademie der Wissenschaften. U IV Gabain, A. von (1931): Uigurica IV, Berlin, Abhandlungen der Königlich Preu ischen Akademie der Wissenschaften. UigTot Eine Uigurische Totenmesse. Röhrborn, Klaus, (1971): Eine Uigurische Totenmesse, Schriften zur Geschichte und Kultur des Alten Orients 4, Berliner Turfantexte 11, Berlin, Akademie Verlag. UK USp Tanasoglu, D. (1985), Uzun Kervan, Roman, Chisinau. Uigurische Sprachdenkmäler. Radloff, W., (1928): Uigurische Sprachdenkmäler, Materialien nach dem Tode des Verfassers mit Ergänzungen von S. Malov herausgegeben, Leningrad, Verlag Der Akademie Der Wissenschaften Der USSR. US Uigurische Studien. Bang, W. Und A. Von Gabain (1930): Uigurische Studien, I. Das Sündenbekenntnis aus dem Suvarnaprabh sa, UJb., Bd. X, H.3, s xxiv
28 UW Uigurisches Wörterbuch. Röhrborn, K., ( ): Uigurisches Wörterbuch, Sprachmaterial Der Vorislamischen Türkischen Texte Aus Zentralasien, Lieferung 1-4, Wiesbaden, Franz Steiner Verlag. Zaj. Zajaczkowski, Ananiasz, (1954): Vocabulaire Arabe-Kıptchak de l'époque de l'etat Mamelouk, II-éme partie.le verbe, Polska Akademia Nauk, Warszawa; Zajaczkowski, Ananiasz, (1958): Vocabulaire Arabe-Kıptchak de l'époque de l'etat Mamelouk, I-ére partie.le nom., Polska Akademia Nauk, Warszawa. Di er Kısaltmalar Dergi Adı Kısaltmaları AoF AOH JSFOu UJb ZDMG Altorientalische Forschungen. Acta Orientalia Academia Scientiarum Hungaricae. Journal de la Société Finno-Ougrienne. Ural Altaische Jahrbücher. Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft. Dil ve Lehçe Kısaltmaları Ar. As. Azb. Ba k. Arapça Horasan Türkçesi, Asadlı a zı Azerbaycan Türkçesi Ba kurt Türkçesi xxv
29 Bud.Tü.ç. Buddhist Türk çevresi ÇS Çuv. D 1-2 Do. EAT EKıp. Far. Gag. Gu. Hak. Harezm. Hal. Horasan XO Ça. KKalp. Kıp. Kırg. KökTü. Horasan Türkçesi, Çaram-Sarjam a zı Çuva Türkçesi Horasan Türkçesi, Dara-Gaz a zı Horasan Türkçesi, Douga ı a zı Eski Anadolu Türkçesi Eski Kıpçak Farsça Gagauz Türkçesi Horasan Türkçesi, Gujgı a zı Hakaniye Türkçesi Harezm Türkçesi Halaç Türkçesi Horasan Türkçesi, Horasan Türkçesi, Harw-e Olya a zı Ça atay Türkçesi Kara Kalpak Türkçesi Kıpçak Türkçesi Kırgız Türkçesi Kök Türkçe xxvi
30 Krh. Karahanlı Türkçesi Krh.-Uyg. Karahanlı-Uygur Türk Sahası Ku. La. Ma. Horasan Türkçesi, Kuçan a zı Horasan Türkçesi, Langar a zı Horasan Türkçesi, Mare k a zı Man.Tü.ç. Maniheist Türk Çevresi MKıp. Mo. Nog. Özb. Memlük Kıpçak Mo olca Nogay Türkçesi Özbek Türkçesi Proto-Tü. Proto-Türkçe PK Ru. Sal. Skr. SUyg. Tat. Tuv. Tü. TTü. Horasan Türkçesi, Pır-Komaj a zı Horasan Türkçesi, Ruh-Abad a zı Türkmen Türkçesi, Salır a zı Sanskritçe Sarı Uygur Türkçesi Tatar Türkçesi Tuva Türkçesi Türkçe(si) Türkiye Türkçesi xxvii
31 Trkm. Uyg. Yak. YUyg. Türkmen Türkçesi Uygur Türkçesi Yakut Türkçesi Yeni Uygur Türkçesi Di er Kısaltmalar a. bkz. BNk. BNs. Co. Anat. dey. A ız Bakınız Ba vuru Noktası Ba vuru Nesnesi Co rafi Anatomi Deyim f. Fiil Harf. HE K kr. Harfiyen (tercüme) Hâl eki sim Ki i Kar ıla tırınız s. Sıfat xxviii
32 sin. st. yy. vb. vd. Sinonim Standart tür Yüzyıl Ve benzeri Ve di erleri z. Zarf ekiller ve aretler Bakınız. A a ı yönüne i aret eder. Yukarı yönüne i aret eder. Ø Sözcüklerin ek (i aretleyici) almamı ekilde olduklarını gösterir. : Kar ıtlık gösterimleri söz konusu oldu unda kar ıtlık çiftlerini gösterir. ( ) Metinlerde yazılmayan ünlü ya da ünsüzü gösterir. [ ] Metinlerde okunmayan eksik parçaları gösterir. < Kaynak ekilden önce ""bundan gelir" anlamındadır. > Kaynak ekilden sonra "buna gider" anlamındadır. * Tanıklanmamı, tahmine dayalı ekli gösterir. xxix
33 1. Bölüm: Meronimi Kavramı, Bakı ve Yakla ımlar 1.1. Meronimi Kavramı Anlam biliminde parça-bütün ili kisi olarak bilinen kavram, leksikolojide meronimi veya partonomi olarak bilinmektedir. Meronimi, Yunanca meros parça ve onoma isim iki sözcüklerinin birle iminden meydana gelmektedir. Partonomi ise parça sözcü ünün ngilizce kar ılı ı olan part sözcü ünün kullanılmasıyla meydana gelmi tir. Eldeki çalı manın daha çok söz varlı ına yönelik olması sebebiyle meronimi terimi tercih edilmi tir. Cruise meronimi teriminin yanı sıra aynı kavramı ifade etmek üzere partonomi terimini de kullanmaktadır (Cruise 2003: 248). Cruse, meronimiyi X ve Y yi, sıradan birer isim olarak ele aldı ımızda Y nin X leri vardır ve X, Y nin parçasıdır diyebilece imiz taktirde X, Y nin bir meronimidir (1986: 160) eklinde tanımlamaktadır. Murphy, meronimi tanımını geni leterek X, Y nin bir parçasıdır; Y kısmen X tir; X ler, Y lerdir, örne in: alüminyum, bisikletin bir parçasıdır, bisiklet kısmen alüminyumdur (2003:231) eklinde bir tanım yapmı tır. Meronimi bazen metonimi ile karı tırılmaktadır. Metonimi, bir kavramın ilgili veya ba lantılı oldu u ba ka bir kavram vasıtasıyla anlatılmasıdır (Erdem 2004:56). Metonimi anlam bilimi içerisinde bir söz sanatıdır, meronimi ise biçimsel ve sözlüksel anlam biliminde kullanılan bir sınıflandırma sistemidir. Metonimide bulabilece imiz asıl kavram ve ba lı kavramlar ço u kez meronimik ili kide de bulunmaktadır. Bütünün yerine parça, parçanın yerine bütün kullanımı eklinde bir çe it metonimi olan sinekdoka da metonimi gibi bir söz sanatı olup malzemesini meronimi ilgisi içinde bulunan kavramlardan almaktadır. 1
34 Meronimi konusu Mereoloji içerisinde ele alınmaktadır. Stanislaw Lesniewski tarafından ortaya atılan Mereoloji alanı mantık, matematik ve metafizik bilimlerine dayanan bir bilim dalıdır. Mereoloji, parça-bütün ili kileri ile ilgilenir. Dilciler ço u zaman meronimi yerine mereolojik ili ki veya parça-bütün ili kisi, hatta partonomy terimlerini de kullanmaktadırlar (Crystal 2003: 289). Meronimi, hiponimi ile de karı tırılabilmektedir. Meronimi, parça-bütün kavramını belirtirken, hiponimi, bir nesnenin bir üst sınıfa dahil oldu unu göstermektedir. Ba ka bir deyi le, hiponimi, X, Y nin türüdür, meronimi ise X, Y nin parçasıdır. Örne in: parmak, elin parçasıdır (meronimi); köpek bir hayvan türüdür (hiponimi) (Crystal 2003: 289; Lipka 1990; Cruse 1986). Böylece meronimi ili kisi söz konusu oldu u zaman bir kavram, ba ka bir kavramın parçasıdır ; hiponimi ili kisi söz konusu oldu unda ise bir kavram ba ka bir kavramın türüdür eklinde dü ünülmü tür: el, vücudun bir parçası dır, türü de ildir, dolayısı ile el, vücudun meronimidir. Hiponim ve onun kar ıtı hiperonim (bazen subordinate ve superordinate, Türkçede ise alt kavram ve üst kavram olarak adlandırılmaktadır) genel ve özel leksik terimler arasında kurulan bir ili kidir. Hiponim olan kavram hiperonim olan kavrama dahil olmaktadır. Örne in: köpek hiponimi hayvan hiperonimine dahildir; sandalye hiponimi mobilya hiperonimine dahildir. Aynı hiperonimi payla an hiponimlere ko-hiponim [co-hyponym] denir, örne in: flüt, klarnet, boru (Crystal 2003: 222). Meronimi, holoniminin kar ıtıdır. Parmak, elin meronimi ise, el, parma ın holonimidir. Meronim holonim ili kileri hiyerar iktir ve bir tür anlam zinciri olu turmaktadır. Her zincirin ba ında global holonim vardır. Örne in: tırnak elin 2
35 meronimidir el, tırna ın holonimidir; el, kolun meronimidir kol, elin holonimidir; kol vücudun meronimidir vücut, kolun holonimidir: dolayısıyla vücut, bir global holonimdir (Cruse 2003: 248) Meronimi ve Parça-Bütün li kisi Eldeki çalı ma meroniminin büyük oranda leksikolojik ancak bir o kadar da semantik yönlerini kapsamaktadır. Dolayısı ile bir ili ki semantik açından incelendi inde parça-bütün kavramı, leksikolojik açıdan incelendi inde de meronimi kavramı kullanılmı tır. Bir ba ka deyi le, anlam bilimi açısından üst kavram - alt kavram, parça bütün gibi konular incelenirken parça-bütün ili kisinden bahsedilir; ancak bu ili kiyi dildeki kelimelerle ifade eden kavramlardan bahsederken meronim terimi kullanılmı tır. Dolayısıyla, Cruse, meronimi ve parça-bütün ili kisi ile ilgili olarak, meroniminin, aynı zamanda parça-bütün ili kisi olarak adlandırıldı ını ancak bunun tam olarak do u sayılamayaca ını, meroniminin, iki anlam arasında olan bir ili ki oldu unu, parça-bütün ili kisinin ise iki nesne arasında olan bir ili ki oldu unu, dilcilerin parça-bütün ili kisinde parça olarak adlandırdıkları kavramın bazı durumlarda meronimi ile ilgili bazen ise ilgisiz oldu unu belirtmektedir (2004: 151). Bir nesnenin tüm parçaları meronim olarak tasnif edilemez. Yere dü üp kırılan barda ın her bir parçası bir meronim de ildir. Bir bütünün bir parçası bir görev üstleniyorsa meronim holonim ili kisine girebilir. Bir bütünün bir parçası üstlendi i görevi yerine getiremeyecek duruma gelir veya bütünden ayrılır ise, o bütünün meronimi olmaktan çıkmaktadır. Örn., bir arabanın tekerlekleri arabayı ta ıdı ı sürece arabanın meronimidir, arabadan ayrıldı ı taktirde meronim olmaktan çıkar. Holonim (üst terim) ise içermesi gereken meronimleri yitirdi inde i levini ya 3
36 tamamen ya da kısmen yitirebilir: tekerle i olmayan araba i levini yerine getiremez, ancak bir parma ı eksik el i levini kısmen yerine getirir. Böylece meronimik parçabütün ili kisinde parça zorunlu olabilir veya olmayabilir. Ayrıca meronimlerin ayrılabilir ve ayrılamaz olma özelli i ve buna ba lı olarak holonim ile ba lılık derecesi de u ekilde örneklendirilebilir: sakal, yüzün ayrılmaz parçası de ildir, kolu olmayan kapılar da vardır ancak sapı olmayan ka ık yoktur (Cruse 2003:248). Birçok bilim adamı, parça-bütün ili kisinin iyelik kavramının bir alt kavramı oldu una dikkat çekmektedir. Semantik ve dilbilimsel açıdan parça-bütün ili kisinin örnekleri iyelikli tamlamalarla en iyi ekilde örneklendirilebilmektedir: evin kapısı, elin parmakları, bisikletin tekerle i. Lyons da meronimiyi parça-bütün kavramları çerçevesinde incelemektedir (Lyons 1977: ). Parça bütün ili kisi, anlam bilimi, felsefe, matematik, bilgisayar dil bilimi gibi kesin mantık savlarına dayalı bilim dallarında çalı anlar tarafından kesin, tam ve bölünmez bir olgu olarak kabul edilmektedir. Mantık bilimi ili kileri Aristo dan bu güne kadar Batı kültüründe tam, kesin ve ba ımsız birer yapı olarak kabul edilmektedir. Bir ey, bir bütünün bir parçası ise, bu kesin bir yargıdır ve onun daha azı veya daha ço u olamaz, yani onun dereceleri olamaz. Psikolog ve dilciler ise bu savı tartı maktadır ( ris 1988: 262). Onlara göre parça-bütün ili kisinde bulunan kavramlar aynı derecede güçlü bir ba sergilememektedir: bazıları daha güçlü bazıları ise daha zayıf bir ba göstermektedirler. Bazı kavramlar ise bulundu u ortama göre parça-bütün ili kisinde bulunabilir veya bulunamayabilirler ( ris 1988: 262). Dil bilimcilerin inceledi i ba ka bir konu ise, parça-bütün ili kisinin kültürün ne kadar do al bir parçası oldu udur ( ris 1988: 262). ris e göre: yeti kin insanlar, 4
37 parça-bütün kavramını kolayca algılarken, çocuklar, bu kavramı bilmemektedir, onun yerine bütün-parça diyebilece imiz mantıksal bir ba kurmaktadırlar. Çocuklara, bütünün bir parçası ile ilgili bir soru soruldu unda, çocuklar, mantıksal ba ını parçadan bütününe ta ımaktadır: di ler, a zın bir parçasıdır yerine a zın di leri vardır demektedirler. Bundan yola çıkarak ris, çocukların dü ünce sisteminin mantıksal ve matematiksel temellere de il, fiziksel dünya temellerine dayalı oldu u sonucuna varır. Yeti kin ya larda bizim parça-bütün ili kisi ve mantıksal ba lar ile tanı mı olmamız, günümüz Batı dünyasında bilim ve e itimin Aristo mantık kuramlarının üzerine oturtulmu olmasından kaynaklamaktadır ( ris 1988: 262). ris, semantik ili kilerin ara tırmalarında üç ana yakla ımı tespit etmektedir: 1. Model kurma yakla ımı. Bu yakla ımda ara tırmacı, incelenen konuyu kavramsal, semantik ve leksikolojik olgulara temel getirmek için bir takım ili kileri bir araya getirerek bir model kurmaktadır. 2. Psikolojik açıklamalara dayalı yakla ım. Bu yakla ımda, bir ili ki incelemeye alındı ında ara tırmacı, bu ili kiyi, psikolojik testlerle desteklemeye çalı maktadır. Örne in, ara tırmacı, deney sırasında kapı, evin bir parçası mıdır ve kapı kolu, evin bir parçası mıdır gibi iki parça-bütün ifadesini söyleyip dene in hangi soruya daha hızlı cevap verdi ini ölçmektedir ve cevap verme hızına göre hangi ili kinin daha yakın hangisinin ise daha uzak oldu unu tespit etmektedir. 3. Do al dil inceleme yakla ımı. Bu yakla ımda ara tırmacı, ne bir model ne de bir psikolojik deney kullanmadan, do al dilde var olan ifadeleri inceleyerek belli sonuçlara varmaktadır. 5
38 ris, üçüncü yöntemi tercih etmektedir. Bunun temelinde yatan varsayım, ki ilerin dil icrasında görülen farklılı ın, ki ilerin bilgi ve dünya görü lerinde bulunan temel farklılıkları yansıtmasıdır ( ris 1988: 266). Böylece biz, parça-bütün ili kisini inceledi imizde, bu ili kiyi zihninde kurmu ve dile meronimi olarak aktarmı toplulu un dünyaya bakı ını incelemeye fırsat bulmu oluruz. ris e göre parça-bütün ili kisinin temelinde bizim fiziksel dünyadaki nesneler hakkındaki bilgiler ve varsayımlar bulunmaktadır. Parça-bütün ili kisini fiziksel nesne açısından inceledi imiz zaman bu ili ki bölünmez ve geçi li olarak kar ımıza çıkmaktadır. Parça-bütün ili kisini nesnesel bir tasnif olmaktan çıkarıp leksikolojik bir olgu olan meronimiye aktardı ımız zaman, bu ili ki basit ve geçi li olmaktan çıkar ve parça bütün ili kisin dile özgü olan niteli i; çok anlamlılık kazanır ( ris 1988: ) Meronimi Kavramının Bölünürlü ü Aristo felsefesinin mantık temellerinin kültürümüze bu kadar yerle ik olması da mantıkçıların ve matematikçilerin parça-bütün ili kisini kesin ve bölünmez bir ili ki oldu unu kabul etmelerinin bir nedenidir. Ancak psikologlar ve imdilerde de dilciler bu ili kinin bu kadar kesin ve bölünmez olmadı ını, çevre artlarına göre de i ebilece ini kabul etmektedirler. Chaffin, meronimi ve hiponimi ili kilerinin daha basit temel ili ki ö elerinden meydana geldiklerini savunmaktadır. Dolayısı ile meronim ve hiponimlerin bölünebilir oldu u sonucuna varmaktadır. Söz konusu temel ili ki ö eleri, insanın algılama ve dokunma duyularına ba lı fizyolojik deneyimlerdir (Chaffin 1992: 285). 6
39 ris, meronimileri dört ana duyuya ba lamaktadır. Dolayısı ile ris, meroniminin tek bir ili ki olarak de il, birçok ö eden olu an ili ki sınıfı olarak incelenmesi gerekti ini savunmaktadır ( ris 1988: 262). Ayrıca ris in izlenimlerine göre mantık bilimciler ve bilgisayar dil bilimciler, meronimi konusunu i lerken meroniminin sadece bölünmü bütün çe idini incelemektedirler. Meroniminin bu sınıfına ait olan örnekler her zaman geçi li ve oldukça basittir. Bundan dolayı tüm meronimlerin temel ve bölünmez oldukları kanıtına varmaktadırlar ( ris 1988: 281). Sonunda ris parça-bütün ili kisinin ve meroniminin hem bölünür hem de bölünmez özellikleri gösterdikleri sonucuna varmaktadır: bir yandan meronimi, zaman, mekan, i levsel, taksonomik ili kilerin dile yansımasıdır; öbür yandan ise meronimi, iki nesnenin temel ili kisi niteli ini göstermektedir ( ris 1988: 281) Meronimi Kavramının Geçi lili i Dil bilimcilerinin üzerinde durdu u ba ka bir konu ise parça-bütün ili kisinin ve meronimlerin geçi li (transitive) olup olmayı ıdır. Bazı ara tırmacılar meronimlerin her zaman geçi li oldu u, bazılar ise bunun çevre artlarına ba lı olarak bazen geçi li, bazen ise geçi siz oldu una kanıt getirmi lerdir. Parça-bütün ili kisinin bölünmez ve geçi li olup olmaması bizi parça-bütün ili kisinin tek de il, anlam açısından birçok ba lı ve ba ımsız türlerinden ibaret oldu u fikrine getirmektedir. Bu da bizi bilim adamlarının ortaya koydukları tasniflerin incelemesine yönlendirmektedir. Lyons, meronimlerin ve parça-bütün ili kilerinin geçi li olup olmadıkları konusuna de inirken, meronimlerin ço u zaman geçi li, bazen ise geçi siz olduklarını söylemektedir. Ona göre hiponimler her zaman geçi lidir. Meronimi 7
40 konusunda ise bu kesinlik söz konusu de ildir. Meroniminin geçi li olup olmaması hâlâ bir tartı ma konusudur. Ona göre bu belirsizli in sebebi, meroniminin iki açıdan incelenmesine ba lıdır. Bir açıdan meronimi, fiziksel açıdan bütünü ve parçasını belirten bir olgudur; di er açıdan meronimi, bir dilin söz varlı ının kavramları arasındaki yapısal bir ili kidir. ki fiziksel nesne arasında kurulan meronimik ili ki açıkça geçi lidir: kapı kolu nesnesi, kapı nesnesinin bir parçası ve kapı nesnesi ev nesnesinin bir parçası ise, kapı kolu nesnesi, ev nesnesinin bir parçasıdır; bu ili ki geçi lidir, çünkü fiziksel dünyada biz bu kapı kolunun bu eve ait oldu unu görürüz. Bu ili kiyi fiziksel dünyadan koparıp sadece kelime anlamlarını dikkate aldı ımızda, herhangi bir kapı kolunun herhangi bir evin parçası oldu unu söylememiz mantıksızdır (Lyons 1977: 312). Yani, fiziksel dünyada bir nesne, ba ka bir nesnenin parçası ise, bu nesnelerin kar ılı ı olan kelimelerin her zaman parça-bütün ili kisine girmeleri söz konusu de ildir. (Lyons 1977: 312). Bu karma ık açıklamaya kar ın Chaffin, meroniminin geçi lili i meselesine daha basit bir açıklama bulmaya çalı arak meronimide geçi lili in, ele alınacak iki meronimik ili kinin unsurlarının e le mesine ba lı oldu unu belirtmi tir. Ona göre, Unsur e le me prensibi, iki önermenin unsurlarının ortak temel ve prensiplere dayanması durumunda, onların birle mesinden do an önerme de aynı temel ve prensiplere dayalı olur (Chaffin 1992: 274). Böylece iki meronimi bir önerme içine girdiklerinde, bu önerme, ancak meronimlerin ikisinin de aynı tip meronim olması durumunda, do rudur. Bu savı örneklendirmek gerekirse; 8
41 (1a) Karbüratör, motorun bir parçasıdır. (1b) Motor, arabanın bir parçasıdır. (1c) Karbüratör, arabanın bir parçasıdır. (2a) Simpson un ba ı, Simpson un bir parçasıdır (2b) Simpson, felsefe bölümünün bir parçasıdır. (2c) Simpson un ba ı, felsefe bölümünün bir parçasıdır. Birinci örnekte gördü ümüz gibi hem (1a) hem de (1b) ifadesi parça-bütün meronimik ili kide bulundu undan dolayı, (1c) ifadesi mantıklı ve do rudur. kinci örnekte (2a) ve (2b) meronimik ifadeleri farklı meronimik ili ki türlerine aittir. Bu iki ili ki farklı türden oldu u için (2c) ifadesi mantıksız ve yanlı tır. Chaffin (2a) ili kisini parça-nesne, (2b) ili kisini ise grup ve ö esi olarak tasnif etmektedir. (Chaffin 1992: ). ris, meronimlerin geçi lili i konusunda: Lyons ın meroniminin bazen geçi siz oldu u savını temel alarak, meroniminin temel bir ili ki olup olmadı ını bulmaya çalı maktadır. ris e göre bir ili ki temel ise ve bu ili ki, insan duyu organları ile bire bir ba lantılı ise, bu ili ki geçi lidir ( ris 1988: 262). ris e göre çocuklar, konu malarında parçasıdır terimini çok az kullanmaktadırlar. Fakat bilimsel metinlerde ve etimolojik sözlüklerde parçasıdır terimi oldukça yaygın kullanılmaktadır. Bundan yola çıkarak ris, konu macıların bir fikri ifade ederken parça-bütün ili kisini sözlerle nasıl ifade ettiklerini inceleyerek bu ili kinin temel bir ili ki olup olmadı ı konusunda daha net bir cevap verebilece imizi ortaya koymaktadır ( ris 1988: ). 9
42 Bilgisayar bilimciler tarafından geli tirilmi birkaç adet do al dil i leme sistem çalı maları mevcuttur. Bu çalı maların tümünde parça-bütün ili kisi bölünmez ve daima geçi li olarak kabul edilmektedir. Bu yakla ım, sistemi daha basit ve kullanı lı yapmak istediklerinden seçilmi tir ( ris 1988: 278). Felsefe biliminde parça-bütün ili kisi genel olarak bölünmez ve geçi li kabul edilmektedir. Bu yakla ım, felsefe biliminin çevremizdeki fiziksel nesnelerle ve bu nesnelerin kar ılı ı olan sözcüklerle de il, soyut kavram ve mantıksal kuramlar ile ilgili olmasından kaynaklanmaktadır. Felsefede ele alınan kavramlar kesin ve bölünmezdir, sözcükler tek ve belirgindir, bir ili kinin bir tek yorumu vardır, birden fazla yorumu yoktur ( ris 1988: 278). ris, meronimlerin geçi li olup olmadı ını tespit etmek için kendi tasnifine ba vurmaktadır. Ona göre, i levsel parça ili kisinde bulunan meronimler genellikle geçi lili ini korumamaktadırlar ( ris 1988: 278). Örne in: Yol:kaldırım:kaldırım ta ı. Vücut:el:avuç:parmak:tırnak. Bu örneklerde kaldırım ta ı, yolun meronimi de il ve tırnak, avucun meronimi sayılamaz. Benzer bir ekilde grup ve ö eleri meronimi türünde geçi lilik sa lanmamaktadır: (3a) Simpson un ba ı, Simpsonun bir parçasıdır (3b) Simpson, felsefe bölümünün bir parçasıdır. (3c) Simpsonun ba ı, felsefe bölümünün bir parçasıdır. 10
43 Buna kar ılık grup ve alt gruplar ve bölünmü bütün meronimi sınıfında geçi lili in korundu unu görüyoruz: Hayvanlar:etobur hayvanlar:aslan (grup ve alt gruplar) Pasta:pasta dilimi:pasta diliminin dilimi (bölünmü bütün) Böylece ris e göre dört meronimi sınıfından ikisi geçi li ikisi de geçi sizdir ( ris 1988: ): Geçi li Bölünmü bütün Grup ve ö eleri Geçi siz levsel parça Gruplar ve alt gruplar 1.5. Meronimi ve Gramer Birimleri Meronimiyi inceleyen çalı malar ço unlukta isimler üzerinde durmaktadır. Halbuki meronimik ili kiler isimler dı ında, parça-bütün ili kisine giren fiziksel nesneleri dilde yansıtan ba ka gramer birimleri arasında da kurulabilmektedir. Örne in, altın, hem nesnedir, hem de bir nesnenin yapılmı oldu u madde adıdır: bu bir altındır ve altın bir yüzük. Burada altın hem isim hem de sıfat olarak kullanılmaktadır (Lyons 1977: 314). Benzer bir ekilde fiiler arasında da meronimik ili ki kurulabilece ini söyleyebiliriz. Bir i lem, kendi içerisinde birden fazla i lemi alıyorsa, bu alt i lemler, üst i lemin meronimi olarak görülebilir, örne in: avlamak: ok atmak, ata binmek, avı takip etmek (Lyons 1977: 315). 11
44 1.6. Meronim Tasnifleri Meronimi üzerinde yapılan çalı malarda meronim tasniflerinin ortaya çıktı ını görüyoruz. Ara tırma yakla ımına ba lı ara tırmacılar, birbirinden farklı tasnifler ortaya koymu lardır. ris, daha kapsamlı bir ara tırma ile meronimlerin neden bazen geçi li bazen de geçi siz olduklarına cevap vermeye çalı mı tır. Ona göre parça-bütün ili kisi aslında tek ve bölünmez de ildir, dört ayrı ili ki grubundan olu maktadır: levsel parça Bölünmü bütün Grup ve ö eleri Gruplar ve alt gruplar Bir grubun içerisindeki ili kiler her zaman geçi lidir. Bir ili ki, bir grubun dı ına çıktı ında geçi lilik zinciri bozulmaktadır: kapı:kapı kolu i levsel parça ev: kapı grup ve ö eleri ev:kapı:kapı kolu ili kisi içinde 2 ayrı gruptan ö e aldı ı için: ev:kapı kolu yanlı ve mantıksız gelmektedir. Ayrıca ris, mantıkçı, filozof ve bilgisayar dil bilimcilerinin parça-bütün ili kisini incelerken sadece bölünmü bütün grubunu inceledikleri için geçi lilik geçi sizlik meselesi ile kar ıla mamakta ve tüm meronimlerin geçi li oldukları kanısına varmaktadır (1988: ): 12
45 levsel Parça: Bu grupta olan meronimik ili ki parçayı sadece bütünün yapısal bir ö esi olarak görmemektedir. Bu ili kide parça, bütünün var olma sebebi olan fonksiyonun yerine getirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır; ve bu bütün, söz konusu parça eksik oldu unda görevini yerine getirememektedir. Örne in: araba: tekerlek; araba: motor. Bu örnekte tekerlek ve motor, birer ba ımsız nesnedir. kisi de, araba olmadan var olabilir ve i levlerini yerine getirebilirler. Ancak araba, ne tekerlek ne de motor olmadan i levini yerine getiremez. Bu ili ki türünde parçalar, bütünden ba ımsız varlı ını sürdürebilirler. Bütün ise parça olmadan var olamaz. vücut:kan bu örne inde kan olmadan vücut görevini yerine getiremez; can:insan örne inde de can olmadan, insan, insan olmaktan çıkar ve cansız vücut haline dönü ür ( ris 1988: 272). Bölünmü Bütün: Bu grupta parçalar, bütünün bölünmesi sonucunda meydana gelmektedir. Örne in: pasta:pasta dilimi, ekmek:ekmek dilimi, portakal:portakal dilimi. Bu ili ki, bütünün bölünebilir olmasını ve parçaların bütün ile aynı maddeden olu tu unu ima etmektedir. Ayrıca, i levsel parça ili kisinin tersine bölünmü bütün ili kisinde bütün, parçadan önce var olmaktadır; bütün olmadan parça meydana gelemez. Bölünmü bütün ili kisinde parça, portakal dilimi örne inde oldu u gibi belli bir ekle sahip olabilir veya pasta dilimi, ekmek dilimi örneklerinde oldu u gibi belli bir ekle sahip olmayabilir. Grup ve Ö eleri: Bu grupta, bir üst grup ve bu üst gruba ait olup belli bir yapı içinde olmayan ö eler yer almaktadır. Örne in: koyun sürüsü:koyun. Bu grupta 13
46 bütün, parçaları var oldu u sürece vardır. Bütün, parçaların birle imi ile meydana gelmektedir. Gruplar ve Alt Gruplar: Bu grupta, kendi içerisinde bir grup olan parça, bütünün olu turdu u grubu içinde yer almaktadır. ris bu tür meronimi için öyle bir örnek vermektedir: yemek: meyve, et, sebze meyve: elma, portakal et: dana eti, kuzu eti Ancak bu örneklerden gördü ümüz gibi burada ris, meronimiyi hiponimi ile karı tırmaktadır. Bu örnek, hiyerar ik bir tasnifin örne idir. Bir sınıfa giren bir ili kiyi inceledi imizde; ortam, artlar, ve bakı açısı de i ti inde ba ka bir sınıfa girebilir. Örne in, bisikletin parçaları, bisiklet ile i levsel parça türü ili kisine girerler. Bu bisikleti parçalara ayırıp yere serdi imiz zaman, bu parçalar grup ve ö eleri ili kisini kurarlar. rise göre, ba ka ara tırmacılar meroniminin basit bir ili ki de il, kendi içerisinde birçok ayrıntıyı ta ıyan karma ık bir ili ki oldu unu savunmaktadırlar. Halbuki ris, bu tutarsızlı ı, meroniminin farklı artlarında farklı özellik göstermesine ba lamaktadır. Ona göre konu macı, bir olguyu anlatırken, dikkat etmek istedi i özellik ve ayrıntılara göre kullanaca ı meronimi sınıfını seçer ( ris 1988: 277). ris, ayrıca meronimlerin kullanım sıklı ını incelemi tir. Bu incelemeye göre, en sık rastlanan meronim türü i levsel parçadır: Silindir, motorun bir parçasıdır Boynuz, hayvanın bir parçasıdır Diz, aya ın bir parçasıdır 14
47 levsel parça türü meronim ili kisinde bulunan ö elerin ço u ayrı ayrı birer nesne iken bazıları ise birbirinden ayrılamaz ve ayrı olamaz: Alev, ate in bir parçasıdır Ye il, spektrumun bir parçasıdır ( ris 1988: 268). Chaffin, parça-bütün ili kisine psikoloji bilimi açısından yakla maktadır. Ona göre meronimler u gruplara ayrılmaktadır (Chaffin 1992: 263): Nesne-parça Olay-kahraman Grup-ö e Bütün-kesit Süreç-adım Alan-mekan Nesne-madde Ayrıca Chaffin, meronimleri gruplara ayırmanın yanı sıra meronimi tasnifine ikinci bir boyut getirerek, meronimlerin ta ıyabilece i u dört unsuru tespit etmi tir (Chaffin 1992: ): 1. Parçanın bütününden ayrılabilir nitelikte olması 2. Parçanın mekân ve zaman açısından bütünden ayrılabilir olması 3. Bütünün parçasını kaybetti i taktirde i levselli ini kaybetmi olması 4. Homeomeronimi, yani parça ve bütünün aynı maddeden yapılmı olması veya ortak özellik ta ımı olması Meronimi Unsurları 15
48 Meronimik li ki Örnekler Ayrılab Zaman- levsel Homeo- ilirlik mekan meronimi NESNE:PARÇA el:parmak OLAY:KAHRAMAN rodeo:cowboy GRUP:Ö E orman:a aç BÜTÜN:KES T pasta:dilim SÜREÇ:ADIM büyüme:erginlik ALAN:MEKAN orman:içindeki açıklık NESNE:MADDE lens:cam Chaffin e göre, bir parça-bütün ili kisi hem aynı grupta bulunmu oldukları hem de aynı unsur ta ımaları durumunda geçi li olabilir. Ayrıca Chaffin, meronimlerin geçi lili inin bölünmez bir kavram olmadı ını, dereceli bir kavram oldu unu iddia etmektedir. Meronimler, aynı grupta oldukları halde geçi lilik sergilebilmektedirler. Geçi lili in derecesi ise bu meronimlerin payla tı ı ortak unsur ile ölçülmektedir: ortak unsur ne kadar çok ise geçi lilik ba ı da o kadar güçlü olmaktadır (Chaffin 1992: 263). Chaffin in tasnifinden anla ıldı ı üzere meronimi, hem isim hem de fiil olarak kar ımıza çıkabilmektedir. Eldeki çalı mada daha çok isimler üzerinde durulmakla birlikte fiil görevindeki meronimlerde daima göz önünde bulunacaktır. 16
49 Vossen, Eurowordnet çalı malarında parça ve bütün arasındaki ili kiyi bilgisayar programlarına tanıtmak için bir tasnif geli tirmi tir. Ona göre meronimik ili kiler be ayrı ba lı ili ki türüne bölünebilmektedir (Vossen 1998: 105): Bütün ve onu olu turan parçaları: hand HAS_MERO_PART finger Küme ve küme ö eleri (set and set members): fleet HAS_MERO_MEMBER ship Nesne ve onun yapılmı oldu u madde: book HAS_MERO_MADEOF paper Tüm ve onun bir parçası: bread HAS_MERO_PORTION slice Yer ve onun içindeki bir konum: desert HAS_MERO_LOCATION oasis. Böylece Vossen u be ayrı meronim sınıfını tespit etmi tir: parça (part): el:parmak ö e (member): filo:gemi madde (made of): kitap:ka ıt dilim, kesit (portion): ekmek:dilim yer, mahal (location): çöl:vaha 17
50 ris, Chaffin ve Vossen tasnifleri, meronimi incelemeleri için önemli bir araç sunmaktadır. ris tasnifi, meronimiye anlam bilimine dayalı olarak holonimi ve meroniminin kullanımı ve maddi dünyada kullanılı ı açılarından yakla an bir tasniftir. Chaffin tasnifi, çok kapsamlı ve gramer biliminin en ince ayrıntısına inen bir tasniftir. Vossen tasnifi ise, bilgisayar dil biliminde kullanılmak üzere pratik ve fazla ayrıntılı olmayan, leksikolojik bir sınıflandırmadır. Eldeki çalı mada bu her üç tasnifin de bir sentezi yapılarak Türk Dilinde organ adları için en uygun tasnif elde edilmeye çalı ılmı tır. 18
51 Tablo 1: ris, Chaffin ve Vossen Tasnifleri ris Chaffin Vossen levsel Parça Nesne-Parça Parça Bölünmü Bütün Bütün-Kesit Kesit Grup ve Ö eler Grup-Ö e Ö e Gruplar ve Alt Gruplar Nesne-Madde Madde Alan-Mekân Mahal Olay-Kahraman Süreç-Adım Bu tasniflerinin birçok ortak yönleri olmaklar birlikte farklı yönleri de vardır. Ortak yönler Tablo 2 de gösterilmi tir: 19
52 Tablo 2: ris, Chaffin ve Vossen Tasniflerinin Ortak Noktaları ris Chaffin Vossen levsel Parça Nesne-Parça Parça Bölünmü Bütün Bütün-Kesit Kesit Grup ve Ö eler Grup-Ö e Ö e Nesne-Madde Alan-Mekân Madde Mahal Böylece, tasniflerin üçünde de var olan üç adet meronimik ili ki dikkati çekmektedir: Nesne-Parça, Bütün-Kesit ve Grup-Ö e. Chaffin ve Vossen tasniflerinde olup, ris tasnifinde olmayan iki adet meronimik ili ki daha vardır: Nesne-Madde ve Alan-Mekân. Ancak, tasniflerin arasında ortak olmayan meronimik ili kiler de vardır: Tablo 3: ris, Chaffin ve Vossen Tasniflerinin Ayrı Maddeleri ris Chaffin Vossen Gruplar ve Alt Gruplar Olay-Kahraman Süreç-Adım 20
53 ris, meronimi tasnifinde Gruplar ve Alt Gruplar ili kisini ayrı bir sınıfa koymaktadır. Bu ili kiye giren ö eler, bir üst gruptan ve ona dâhil olan alt gruplardan olu maktadır. Örne in: yemek: meyve, et, sebze vücut: organlar vücut: kas, deri, kan Bu tür ili kilere baktı ımızda bu ili kinin aslında meronimik de il, hiponimik oldu unu görmekteyiz. Yani Gruplar ve Alt Gruplar ili kisi aslında bir tasnif ili kisidir. Bundan dolayı bu sınıf eldeki çalı maya edilmemi tir. Chaffin tasnifine baktı ımızda, ris ve Vossen tasnifinde yer almayan Olay- Kahraman tasnifini görmekteyiz. Bu ili kiyi organ adlarına uygulandı ında, tez konumuz alanında onun aslında vücut organları arasında de il, organ ve bir olgu, durum veya hareket arasında meydana geldi i görülür. Örne in: yara almak: kan sakatlık: ayak körlük: göz Bu tür ili ki için bulunan örnek sayısı çok azdır. Tespit edilen örnekler de Chaffin in ifade etti i kriterlere uymamaktadır, çünkü bu ili kide kahraman, olayın içinde anahtar rolünü oynamaktadır ve kendisi olmadan, olayın meydana gelmesi imkânsızdır. Bundan dolayı bu ili kiyi kapsam dı ı bırakılmı tır. Aynı ekilde Chaffin in tasnifinde yer alan Süreç-Adım ili kisini di er tasniflerde görmemekteyiz. Chaffin, bu tasnife örnek olarak büyüme: erginlik ili kisini göstermektedir. 21
54 Chaffin in dü ündü ü bu ili ki, bir nesnenin veya birtakım nesne ve olayların zaman içerisinde de i ime u rayıp belli bir sürecin adımları gösteren bir ili kidir. Vücut organlarında bu tür ili kilere az rastlanmaktadır. Bundan dolayı bu ili ki de eldeki çalı maya alınmamı tır. Yapılan tespitlere göre organ adlarının meronimik bir tasnifi yapabilmek için Chaffin ve Vossen tasniflerindeki ortak olan meronimik ili kiler aynı zamanda organ adlarına da uygulanabilecek özelliklere sahiptir. Mesela, parmak, elin meronimidir. Bu meronimik ili ki di er yandan parma ın elin bir parçası olması sebebiyle nesne-parça ili kisidir. Benzer ekilde kalp kapakçı ı kalbin bir meronimidir. Bu meronimik ili ki di er yandan nesne-parça ili kisidir. Bunun gibi e e, gö üs kafesinin bir kesiti oldu undan bu meronimik ili ki bütün kesit ili kisi olarak ortaya çıkar. Aynı zamanda dalak, karaci er, mide ve ba ırsakları bir grup olarak ele aldı ımızda onların iç organlar grubunun meronimi oldu unu söyleyebiliriz. Bu tür ili ki grup-ö e meronimik ili kisidir. Nesneleri ve onların hangi maddelerden yapılmı oldukları inceledi imizde holonim olarak bacak ve onun meronimileri olarak deri, kas, sinir ve kemik gösterebiliriz. Bu tür ili ki nesne-madde meronimik ili kisidir. Sonuncusu olarak, bir nesnenin nerede yer aldı ında batı ımızda alan-mekân meronimik ili kisini tespit ediyoruz: yüz bir holonim ise onun alan-mekan ili kisinde bulunan meronimler, a ız, göz, alın, burun, yanak gibidir. Bu durumda konu külliyatı kapsamında, eldeki çalı mada yer alan insan organ adlarıyla ilgili terimlerin meronimik ili kilerine göre tasnifi Tablo 4 te gösterildi i gibidir. 22
55 Tablo 4: Vücut Organları Meronimileri Tasnifi Meronimik li kisi NESNE :PARÇA BÜTÜN :KESIT GRUP :Ö E NESNE :MADDE Örnekler *bo : *balç *balç : *kılk, *saç, *tü:k, *kul ak, *görs>göz, *ka:, *kirpik, burun, *çäñä, *du:dak, *erin *balç : *bey *balç : *kul ak; *a ız : *erin *saç : *kılk, *tü:k *di: : *azı *älg, *a u-t/ç : *är ek *par ak, *är ek : *bogum *gö:küz : *eyegü *saç : *kılk *burun : *teri, *si ök, *kemük *tirs( )ek : *bogum, *si ök, *kemük *a:ya : *teri; *gö:küz : *eyegü ALAN :MEKÂN *balç : *a:lın, *ka:mpak, *yü:z, *bät, *bäñiz, *eiñ ~ *eñek, *yayñak, *a ız, *aburt *balç : *saç *yü:z : *a:lın, *ka:m/pak, *yay ak, *ei, *e ek, *çä ä, *aburt *kol : *omuz, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak; *arka, *sırt : *yagrın NESNE :PARÇA levsel açıdan birbirine ba lı olan holonimi ve meronimiyi gösteren bir ili kidir. Holoniminin i levini yerine getirmesi için meronimiye ihtiyacı vardır. Bu ili kinin görev yapma fonksiyonu ta ıdı ı görülür. 23
56 BÜTÜN :KES T Bu ili kide meronimi, holonimi ile aynı maddeden olup, holonimin bir kesitidir. Bu ili kinin bölümleme fonksiyonu ta ıdı ı görülür. GRUP :Ö E Bu ili kide holonimiyi bir grup olarak alındı ında, meronimi bu gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. Bu ili kinin toplanma fonksiyonu ta ıdı ı görülür. NESNE :MADDE Bu ili kide holonimi bir nesne ise meronimi bu nesnenin yapılmı oldu u maddedir. Bu ili kinin yapılma fonksiyonu ta ıdı ı görülür. ALAN :MEKÂN Bu ili kide holonimi bir mekân kabul edilirse, meronimi, bu mekânın içinde bulundu u bir nesne olur. Bu ili kisinin yerle me fonksiyonu ta ıdı ı görülür. Bugüne kadar Türk dilinin anlam bilimi üzerine yapılmı sınırlı sayıdaki çalı malar, tarihsel ve modern Türk dilini kapsayıcı nitelikte de ildir. Do an Aksan, Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim (üç cilt bir arada 2. baskı Ankara, 1998) adlı çalı masının 3. cildinde anlam bilimine genel olarak de inmi tir. Tek ba ına Türk anlam bilimi üzerine yapılmı bir çalı ma yine Do an Aksan ın Anlam bilimi ve Türk Anlam bilimi (Ankara, 1978) adlı çalı masıdır. Ancak bu çalı mada meronimiye yer verilmemi tir. 24
57 2. Bölüm: Türk Dilinde Organ Adları Genel söz bilimi açısından temel söz varlı ının bir dilin çekirdek söz unsurlarını içine aldı ı bilinmektedir. Türk dili içerisinde lehçeler arasında organik ba ın belirgin olarak ortaya çıkmasını sa layan bir grup temel söz varlı ı da insano luna en yakın kelimelerden olu an organ adlarıdır. Türk dilinde organ adları Türk dilinin yazılı en eski belgelerinden itibaren günümüze kadar çe itlili ini muhafaza ederek gelmi tir. Genel Türk dilinin söz varlı ında yer alan organ adları ve vücut kısımları genel olarak meronimik ili kiler içerisinde belli bir hiyerar i ile Türk konu urunun zihninde yer alır. Türk dilinin tarihî ve modern lehçeleri arasında farklı anlam ili kileri dikkati çekmektedir. Türk dili konu urunun dil davranı ı teorisi açısından dil sisteminin tespitinde organ adlarının kaynaklarda geçen ekliyle ele alınması önem kazanmaktadır Ba Kısmındaki Organlar Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BA ba Lat. caput, ng. head *balç Proto-Tü. *balç (Teni ev 1997: 194); Proto-Ogur *balç; Proto-Oguz *ba ç; KökTü. viii. yy. ba /ba: ba, ordunun ba ı, bir eyin ba langıcı, co rafî özellikler (EDT 375a), ba lıgı yükündürmi, tizligig sökürmi ba lıya ba e dirmi, dizliye diz çöktürmü (THO 126); ix. yy. ba ba (IB 10); Bud.Tü.ç. ba id., kayu ki i ba a ırlı bolsa kimin ba a rısı olsa (TT VIII M.26); Man.Tü.ç. ba id., öz ba ı a tegdi kendi ba ına dü tü (M I 20, 2-3); slami ç.: xi. yy. Krh. ba ba ba ım 25
58 kesmesüni keseyin tilim ba ım kesilmeden önce dilimi keseyim (DLT III 166); Harezm ç. xiv. yy. ba id. (KE II: 80), ba id. (NF III: 50); EKıp. ba id. (KTS: 24); MKıp. xiv. yy. ba: id. (K. 31); Do u Tü.: xv. yy. ba id. (Sngl. 124r.8); Batı Tü. xiv. yy. ba id. (EM: 112), xv. yy. ba id. (M : 34), ba iy lib bilgil kim ba a rısı ba u cümlesine v ı olsa (CH I: 143), ba (DK II: 39); xiii. xix. yy. ba 1. Ba kan, toplulu u yöneten, komutan. 2. (insan ve hayvan sayımında) Tane. 3. Ba ak. 4. Yara. (TTS I ); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. ba 1. nsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, a ız vb. organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser. 2. Bir toplulu u yöneten kimse. 3. Ba langıç. 4. Temel, esas. 5. Arazide en yüksek nokta. 6. Bir eyin genellikle toparlakça ucu. 7. Bir eyin uçlarından biri. 8. Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet (TS: ); Gag. ba 1. Ba 2. Koçan 3. Ba kan, amir 4. Ba langıç, bir eyin ba langıcı 5. Teknenin ön tarafı 6. Tane (GS: 75); Azb. ba 1. Ba 2. Zihin, uur 3. Bir eyin en yukarı kısmı, tepesi, zirvesi, üstü 4. Bir eyin kalın, çıkık tepesi 5. Kenar, yan 6. Bir eyin ba landı ı yer, ba langıç 7. Uzunlu u olan bir eyin son kısmı, ucu, kenarı 8. Bir eyin en ön tarafı 9. Yukarı taraf, hürmetli 10. Hayvanları saymak için hesap birim 11. Aile reisi 12. Vazifece büyük olan 13. Ba kalarından nispeten daha mühim 14. Âlâ, en yüksek, en iyi, en seçme 15. Defa, kere 16. Esas, kök, sebep 17. (eski) Su hacim birimi (AD L I: 212); Trkm. ba 1. Adamın ya da hayvanın ba ı, 2. Evcil hayvanın sayım birimi, 3. Bir ki inin tepesi, buyu, 6. Ba langıç, 7. Bir ki inin esası (TDS: 79); Güney-Do u: *ba, SUyg. pas; Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg ba ; Kuzey-do u (Sibirya): Tuva ba:, Hakas pas, Yakut bas; Çuva : pus(teni ev 1997: 194); 26
59 1. *balç ın Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, sözün Proto-Türkçe *balç eklinden geli ti ini belirterek di er Altay grubu dillerinde meselâ, Mo. *malja-n kel, Kalmık malzn eklindeki paralelleri tespit etmi ve kel > ba sözlerindeki anlam kaymalarından söz etmi tir (1997: 194). Sözün taranan kaynaklarda kar ıla ılan temel anlamı, organ adı olarak ba tır. Ancak, Teni ev de tüm Türk lehçelerinde bu sözcü ün; canlılar için sayı birimi, tepe, üst, ba kan, bir eyin ba ı eklindeki anlamlar ile do al metaforik geli meler gösterdi ini belirtmekte ve Yakut ve Gagauz Türkçelerinde yukarı anlamının yanında ileri anlamında da kullanıldı ını vurgulamaktadır (Teni ev 1997: 194). Eldeki çalı mada taranan metinlerde VIII. yy. da ba /ba: ba, ordunun ba ı, bir eyin ba langıcı, co rafî özellikler (EDT 375a) anlamının da olması daha VIII. yy.da kelimenin oldukça i lek oldu unu göstermektedir. Yine bu dönemde lider anlamında ba lıg (THO 126) sözünün kullanılmı oldu unu görüyoruz. Clauson da Eski Kıpçak Türkçesinde sözün hem kısa hem uzun ünlülü ekillerine dikkat çekmi tir. Benzer durum bugün Türkmen Türkçesinin standart türünde de görülmektedir: ba 1. Adamın ya da hayvanın ba ı, 2. Evcil hayvanın sayım birimi, 3. Bir ki inin tepesi, buyu, 6. Ba langıç, 7. Bir ki inin esası (TDS: 79), ba: yara (TDS: 80); XIII. yy. ile XIX. yy. arasındaki eserlerin taranmı oldu u Tarama Sözlü ünde de ba sözünün ilgili metinlerde özellikle 1. ba kan, toplulu u yöneten, komutan. 2. (insan ve hayvan sayımında) Tane. 3. Ba ak. 4. Yara. (TTS I ) anlamlarında görüldü ü belirtilmektedir. 27
60 Modern O uz sahasında Türkiye, Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde ba sözünün temel anlamının organ adı oldu u ve zaman içerisinde bütün O uz grubu Türk lehçelerinde paralel yan anlamlar kazandı ı görülmektedir. Doerfer, *balç sözünün Halaç Türkçesinde bo eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 24). 2. *balç Sözünün Kullanım Alanı THO 126 ba lıgı yükündürmis, tizligig sökürmis ba lıya ba e dirmi, dizliye diz çöktürmü. TT VIII M.26 kayu ki i ba a ırlı bolsa kimin ba a rısı olsa M I 20, 2-3 öz ba ı a tegdi kendi ba ına dü tü DLT III 166 ba ım kesmesüni keseyin tilim ba ım kesilmeden önce dilimi keseyim EM 112 bir aç gez anu ıla ba ı yusalar ba da olan kepegi ve çirki giderür EM 112 bu kit bı ba dan ba a o ımak cet olmaya EM 116 ger anı dögüp bala atup y seler boyında olan an z r ba ını giderür M 27 ba a rısına ve ula ve bögrek a rısına [ ] müf ddür M 42 ve yüzi gözi ızıl olma ve amarlar olu olma dur il cı ba amarından an alma ve baldırlarından ac mat tmek ve ab atı tely n eylemek ve cev v içmek ve ol an lib olana d dügümüz ıd ları ve erbetleri ten vül tmek M 128 yan ba ında sızlaya t topu a degin il cı budur CH I: 143 ba iy lib bilgil kim ba a rısı ba u cümlesine v ı olsa TTS I 37 çildi kamusu açıldı gönül Çok a ır ba esridi oldu yenül TTS I 366 Yolunda yer yüzün dü üp döker ya Felek ba rında çıktı yelmeden ba TTS I 369 Derdile rengi saz yüzler içün TTS I 369 Ba lı ba rile ya lı gözler içün u denlü döktü epsem kanlı ya lı San uç vermi ti anın ba rı ba ı TTS I 443 Kibr ü nahvet, nihâdında ba kaldırdı eyitti: Bencileyin cihanda kim var. TTS I 528 Sünükleri kaç pâre ise beynisin resmince ol ba sünü ü deliklerini TTS II 1146 On on be mıktarı ba ve dil getirse zeamete müstahık olup... TS 228 Sa elinin çevik bir hareketiyle ba ındaki tülbendi çekip aldı. TS 228 Gücün, erdemli in, bilimin, her eyin ba ı paradır, para. TS 228 Avucumuzun içinde sakladı ımız sigaraların yanmı ucu ile fitillerin ba ını yaktık. TS 228 Yirmi ba koyun. On ba sı ır. Üç ba so an. TS 228 Güzel bir sonbahar havasında air, havuz ba ına uzanır gibi oturmu, güne leniyordu. SFA -1 Ba ıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden do u tan gülü de yerine, göz kırpıncaya dek yerle ti. 28
61 SFA-2 Ba örtüsü a zına ba lı bembeyaz alınlı, siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle kar ımızda, idi. SFA-2 Ba ını da öyle yastı a do ru akacıktan e dim. SFA-2 Üstü ba ı deri kokardı. HEA-1 Güzide ba ını kapıdan içeriye sokarak sözlerimizi kesiverdi. HEA-1 O benim için her zaman ba ımı sokabilece im bir sı ınak idi. HEA-1 Ba ı ellerinin içinde, insanüstü bir acı ile kıvranıyordu. HEA-2 Ay e uzakta, bir ey anlamıyormu gibi ba ında siyah bir örtü, oturuyor. HEA-3 Yaralı kocaman bir bozkurt arka ayakları üstünde oturuyor; korkunç, uzun ba ı ate li gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu. HEA-3 Ertesi sabah, Zeynep, hafif bir ate ve ba a rısıyle uyanmı tı. HEA-3 Ba ucunda doktorun sürahinin üzerine mendil örterek gölgelendirdi i mum, küçük odanın e yası de bir ı ık hayali gibi uçuyordu. HEA-4 te bu küçük canlı yük çuvalı da bu anda ba ını kaldırdı, etrafını dikkatle süzme e ba ladı. HEA-4 Onlar da, gözleri fırıl fırıl etrafı gözetlerken arada bir ba larını çevirip, suyun öbür tarafında gözleri kapalı yatan kıza bakıyorlardı. HEA-4 Ana yolun iki tarafında, ba ları gö e de en da lar, üstleri iki ye il duvar gibi çamlarla kaplı; tepeleri süt gibi beyaz bir berraklık içinde... HEA-5 Yalnız arkasını görebildi im sarı uzun saçlı bir ba üphesiz benim sabahleyin seyretti im gümü î dumanlara dalmı tı. HEA-7 Ba ım çok da ınık, artık ne dü ündü ümü, ne duydu umu bilemeyecek bir durumdaydım. HEA-7 Ço u zaman Rauf'un dizleri arasına sokuluyor, ba ı onun gö süne dayalı, büyük nemli gözleri uzaklara dalardı. HEA-9 Sonra içine gizli bir hayat suyu akıyormu gibi evvelâ ba ı ve omuzları belli belirsiz, sonra bütün ince vücudu dalgalanma a, dudaklarından yarım ve çeyrek seslerden yaratılan a ır ve garip bir ahenk akma a ba ladı. HEA-9 i man adam gene ba ını ka ıdı, gene gözlerini büzdü. PSE Amma sän oruç tutarkan ba ını yala hem yüzünü ika. PSE 89 Simon Petri Ona dedi: ey Saabi, deil sade ayaklarımı, amma ellerimi hem ba ımı da (yıka). PSE 107 Hem askerler gübem-tikenlerden bir fenets yürüp, ba ına koydular hem Ona al-ruba giydirdiler. PSE 160 Amma sizin ba ınızdan hiçbir saç kaybolmaycak. PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözya larınlan isladı hem ba ının saçlarınlan sildi. PSE 177 O (karı) sa gelip hem ona ba urdu. UK 21 hepsi adamlar indän alvar ta ısınnar, deri ku aklan baalı belindän, kara yüsek kalpak ba larına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 24 Adeetä dä görä, Kurog koyardı içeri bir odundan adamcık-allaalık yapısı, idolcuk, yurtanın ba duvarına, da hepsi ona ba iilärdilar. UK 25 Basar-bek, bir ordu ba ı, atlı gezeräk kurennär içindä askerci sıralamaa insanı, hem görüp, nicä Külen kocasınnan sava rlar derileri germää kurusunnar. UK 39 ba ı ba kabak, uzun saçları, biräz bozlu, ye il bir ba kabı UK 54 salt ellär sansın oyneerlar, ba lar, gözler, gülümseyräk UK 62 il bölmelerin ba ları ordu bölümlerinin komutanı UK 84 tutu acek onun da ba ı UK 95 ba aarısı, osa yürek mi tuttu bunu? 29
62 UK 102 iilip ba UK 103 ba sofrada en UK 107 ba iiltdiydik UK 147 ba ını uzattı UK 148 keaykaus suvazleer onu ba ını, öper annısını, aler ellerini da oturder onu UK 169 uzun saçları omuzlarında, kıvırcık kalpaklar ba larında, bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 225 kaybedärdi ba ını UK 233 ba ında saçlar kısa, bıyıklar uzun, yanak omuzları kızıl, gözleri gülümsek UK 240 ka ıyarak ba ını GTA 182 [ elın bα i:ldε: lım αj z i:z zα sa:bı jε bı ıd ıc nαhsï zε] [se nın k t εnε bα i:l dε: ız] GTA 191 [kï t α zïm jıkα sαnα bε. ïm bα ï mï bıclε sεnε] GTA 193 [kï t a: zïm ıkα sαnα bα t a:z mï bıclε sεnε] AD L I: 212 ba bäd nin tacıdır, gözler onun da -ga ı AD L I: 212 ba ımdan a rı gopur, gözl rim garanlıg çökür AD L I 212 ri ba. Onun ba ı ile bedeni arasında tenasüb yohtur. AD L I 216 Hanp ri garda ı o lunun suallarına a ızucu cavab verib, onu ba dan etm k çalı dı HDD 75 Ba ından büyük danı anın ba ı bolalar çeker HDD 122 Ba hara, da hara HDD 122 Ba ın serinli i, yüre in rahatlı ıdır HDD 122 Ba ın taçı a ıldır TDS 79 Akıl ya da bolmaz, ba da bolar TDS 79 Seresan gep da a gala, bisersan gep ba a bela TDS 79 Eysem n me meniñ ba ımı agırdarsın? TDS 79 Armanım köp öñki öten vagtıma, Ba ım aylap ikes berdi bagtıma TNAS 17 Agaç ba ı dik, miwesi a ak (agaç barlı bolsa-da, ba ı a ak). TNAS 17 Agaç ba ı yokarda, miwesi a ak. TNAS 69 Ba ıma gelenden malıma gelsin TNAS 19 Agır ayak ba a deger, yengil ayak da a deger. TNAS 22 Acal geldi cahana, ba agırı - bahana. TNAS 31 Allasız çöp ba ı gımıldamaz. TNAS 68 Ba agırman, baldır sızlaman bolmaz. TNAS 68 Ba armacak i i e urunma. TNAS 68 Ba bolmasa, göwre lä. 3. *balç Sözünün Türevleri 3.1 *balç tan simler ba lıg THO 126 ba lıgı yükündürmis, tizligig sökürmis ba ını e dirmi, dizini çöktürmü. 3.2 *balç tan Fiiller 30
63 ba la- TS 239 airli e on sekiz ya ında gazel ve rubaîlerle ba lamı tı TS: 239 Bundan ba ka, evlenme hayatı da oldukça ba arılı ba ladı ba ar- TNAS 68 Ba armacak i i e urunma. 4. Anlam Olayları Bakımından *balç *balç sözünün tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanıldı ı görülmektedir. Clauson, sözün tüm tarihî dönemlerinde ve tüm Türk lehçelerinde hem asıl hem de metaforik anlamlarda görüldü ünü belirtmektedir. Sözün VIII. yy.da ordunun ba ı, bir eyin ba langıcı, co rafî özellikler (EDT ) eklindeki anlamları metaforik kullanımlardır. Yine bu dönemde lider anlamında kullanılan ba lıg (THO 126) sözü soyut bir kavramın somutla tırılması eklinde bir metafordur. Teni ev de sözün hayvan sayımında birim, bir eyin tepesi, ba kan, ba langıç gibi bir takım metaforik kullanımlarına da dikkat çekerek, Yakut ve Gagauz Türkçelerinde yukarı yön gösterme anlamının yanı sıra ileri, Kıpçak ve Güney-do u Türk lehçelerinde uç, son ; Uygur Türkçesinde ise a a ı anlamlarının oldu u üzerinde durmu tur (1997: 194). Tarama Sözlü ünde birinci anlam olarak belirtilen ba kan, toplulu u yöneten, komutan, insan ve hayvan sayımında tane, ba ak, yara (TTS I: ); Türkçe Sözlük te geçen bir toplulu u yöneten kimse, ba langıç, temel, esas, arazide en yüksek nokta, bir eyin genellikle toparlakça ucu, bir eyin uçlarından biri, kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet (TS: ); Gagauz sözlü ünde koçan, ba kan, amir, bir eyin ba langıcı, teknenin ön tarafı, tane ; Azerbaycan sözlü ünde zihin, uur, bir eyin en yukarı kısmı, zirvesi, bir eyin kalın, çıkık 31
64 tepesi, kenar, yan, ba langıç, uzunlu u olan bir eyin son kısmı, ucu, kenarı, bir eyin en ön tarafı, yukarı taraf, hürmetli, hayvanları saymak için hesap birimi, aile reisi, vazifece büyük olan, ba kalarından daha mühim, en yüksek, en iyi, defa, kere, esas, kök, sebep, (eski) su hacim birimi ; Türkmen sözlü ünde evcil hayvanın sayım birimi, bir ki inin tepesi, boyu, ba langıç, bir ki inin esası eklindeki anlamlar aslında metaforik anlamlardır. Ancak, ba lıgı yükündürmis, tizligig sökürmis (THO 126) cümlesi metaforların olu umunda metonimlerin kullanılması durumuna güzel bir örnek te kil etmektedir. Bu cümlede Ba lıyı/ba ı olanı e dir- bir deyimdir. Bu deyimde ba, insan sözü yerine kullanılmı tır. nsanla ilgili olan bir kavram ve aynı zamanda insanın bir parçasıdır. nsan bedeninin bir meronimidir. nsan veya ki i sözünün metonimi olan bu kavram di er yandan asi olma soyut kavramının somut bir sembolü veya göstergesi olmaktadır. Bu durumda da metafor ortaya çıkmı tır. Bu deyim kibr ü nahvet, nihâdında ba kaldırdı eyitti: bencileyin cihanda kim var (TTS I 443) örne inde de benzer bir metaforik e ilimle kullanılmı tır. Onlar da, gözleri fırıl fırıl etrafı gözetlerken arada bir ba larını çevirip, suyun öbür tarafında gözleri kapalı yatan kıza bakıyorlardı (HEA-4); O benim için her zaman ba ımı sokabilece im bir sı ınak idi (HEA-1); Bu ak am gözleri âdeta görmeden Rabia ya bakarken birdenbire, dört sene evvel piyanoya ancak yeti en ba ın, imdi piyanonun üstünden odayı seyretti inin farkına vardı, ve beklemedi i bir hakikat ke fetmi gibi heyecanlandı, parmakları kaldı (HEA-9), Güzide ba ını kapıdan içeriye sokarak sözlerimizi kesiverdi (HEA-1), Yalnız arkasını görebildi im sarı uzun saçlı bir ba üphesiz benim sabahleyin seyretti im gümü î dumanlara dalmı tı (HEA-5), Ba ba a önemli bir müzakerede idiler (HEA-8), Çok a ır ba esridi (TTS I 37) 32
65 cümlelerinde ba sözü, do rudan do ruya insan kavramının yerine kullanıldı ından, metonimdir. Ba ına gel- (HEA-2, TNAS 69) deyiminde de insanın kar ıla tı ı olay ve durumlar kastedildi inden ba sözü do rudan insan yerine kullanılmı olmakta ve metonimi ortaya çıkmaktadır. Temelinde zihni bir benzetme oldu u anla ılan ba dan ba a (EM 112), ba ından aya ına kadar (HEA-2), her eyin ba ı (TS 228) deyimlerinde bir eyin ba langıcı ve sonu kast edildi inden metafor yapılmı tır. Ba lı ba ır (TTS I 369) ifadesinde ba yara anlamında kullanıldı ından bir benzetme görüldü ünden metafordur. Fitillerin ba ı (TS 228), yirmi ba koyun, on ba sı ır, üç ba so an (TS 228), ba ları gö e de en da lar (HEA-4), ordu ba ı (UK 25), agaç ba ı (TNAS 17), çöp ba ı (TNAS 31), havuz ba ı (TS 228) örneklerinde de temel anlamı itibarıyla canlıya veya insana mahsus olan bir özellik cansız nesneler veya bitkiler için kullanıldı ında metafor ortaya çıkar. Ba vur- (PSE 177) deyiminde insanın somut ya da soyut olarak bir eye veya bir yere yönelmesi veya gitmesi bunun neticesinde müracaat etmesi anlatılmaktadır. Bu durumda da bir insanın bir parçasının insan kavramının bütününün yerine kullanılmı oldu u görülür. Bu durumda da ba sözü metonimdir. Bu deyimde metafor olan aslında vurmak fiilidir. Aynı durum ba dan et- deyimi için de geçerlidir. Bu deyimler metaforların olu umunda metonimlerin nasıl kullanıldı ına birer örnek te kil etmektedir. 5. Meronim Olarak *balç Clauson, bazı metinlerde ba ve ba: yazılı larının ba anlamında kullanılması durumunun bir yazım hatası oldu unu dü ünmekte ve ba: eklini yara, ba eklini ise organ olan ba ın kar ılı ı olarak görmektedir (EDT 375a). *balç sözü, kısa 33
66 ünlülü ekliyle, *bo beden, teriminin nesne-parça ilgisi sergileyen meronimidir. *sıyn, *sıynak, *gebde terimlerinin meronimi de ildir. Di er yandan, taranan metinlerde görülen *bey, *kılk, *saç, *tü:k, *a:lın,*ka:mpak, *kul ak, *yü:z,*bät, *bäñiz, *görs>göz, *ka:, *kirpik, burun, *eiñ ~ *eñek, *yayñak, *çäñä, *a ız, *aburt, *du:dak, *erin terimleri *balç sözünün meronimleridir. Bunların arasında *kılk, *saç, *tü:k, *kul ak, *görs>göz, *ka:, *kirpik, burun, *çäñä, *du:dak, *erin terimleri *balç sözünün nesne-parça ili kisi sergileyen meronimlerdir. *a:lın,*ka:mpak, *yü:z,*bät, *bäñiz, *eiñ ~ *eñek, *yayñak, *a ız, *aburt terimleri ise *balç sözünün alan-mekân ilgisi içerisinde olan meronimleridir. *teri ve *si ök terimleri, *balç sözünün nesne : madde ilgisi içindeki meronimleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *bo : *balç *balç: *kılk, *saç, *tü:k, *kul ak, *görs>göz, *ka:, *kirpik, burun, *çäñä, *du:dak, *erin *balç: *teri, *si ök *balç : *a:lın, *ka:mpak, *yü:z, *bät, *bäñiz, *eiñ ~ *eñek, *yayñak, *a ız, *aburt *balç : *bey Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEY N beyin Lat. cerebrum, ng. brain *bey Proto-Tü. *bey (Teni ev 1997: 195); Proto-Ogur *bey, Proto-Oguz *bey ; KökTü. viii. yy.; Bud.Tü.ç. miyi, meyi-si (3. ki i iyelik), me i-si (TT II 8, TT III 50, U II 10-29, 28-2, III 43-13, TT IV 12-60, TT I 21-2); Man.Tü.ç.:... ; slami ç.: xi. yy. Krh. 34
67 me i Krh. min i beyin (DLT IV: 413), me esi tolu beyni dolu, zeki (KB 57) uku ornı üstün me ede turur akılı yeri üstte, beyindedir (KB I836); Harezm ç. xii. yy. miyi (ME 236), xiv. yy. dim <Ar. (NF III: 109), mey(i)n (KE II: 439), mini (KE II: 441); EKıp. xiii-xiv. yy. me (CC I), bayni (KTS: 29), dima (KTS: 62), me beyin, dima (KTS: 180), mey, meyin, meyni beyin (KTS: 183), töbe beyin (KTS: 281); Do u Tü.: xv. yy. meyin/meyn beyin (Sngl 319r29); Batı Tü. xıv. yy. beyni (EM: 115), xv. yy. dim (M : 21), dim (CH I: 153); beyni, beynisi beyin, beyni (TTS I 528), Modern Tü.: Güney-batı (O uz): TTü. (st.) beyin 1. Kafatasının üst bölümünde beyin zarı ile örtülü, iki yarım yuvar biçiminde sinir kütlesinden olu an, duyum ve bilinç merkezlerinin bulundu u organ, dima (TS: 281). Mecazi anlamlar da beyin fonksiyonu ile ilgili: 2. Muhakeme, usa vurma. 3. Bir eyi yönetmede önemli görevi olan kimse. 4. Akıl, anlayı. 5. Bilgisi, e itimi, dü üncesi yüksek düzeyde olan kimse (TS 281); çimidi beyin Senin çimidini delerim (-Rz.) (DS III: 1223), emik insan beyni; yeni do an çocukların ba ındaki bıngıldak; bo az, hançere; alın (-Brd.; -Dz.; - z.; -Mn.; -M.) (DS V: 1735), imik, imirtlek, imük, inük beyin (-U.; -Isp.; -Ay.; - z.) (DS VII: 2536), mıyı beyin (Çilehane *Re adiye -To.; Karaçay, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS IX: 3194), pinç beyin Tepesi üstü dü ünce pençi çıktı (Varyanlı -Mr.) (DS IX: 3455); Gag. imik beyin, beyin ile ilgili (GS 202); Azb. beyin 1. Merkezi sinir sisteminin en mühim uzvu 2. Akıl, uur, zeka, ba (AD L I: 226), dima beyin (ATS: 286); Trkm. beyni 1. Beyin 2. Dü ünce, akıl (TDS: 85); Güney-Do u: YUyg. mi ä, Özb. miya; Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg me: ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay me:, Tuva me:, Hakas mi:, Yakut meyii; Çuva : mime, vime, nime, mine (Teni ev 1997: 195) 35
68 1. *bey Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, bu sözün, Eski Uygur Türkçesinden günümüze kadar beyin anlamının yanı sıra akıl, aklın bulundu u yer (KB me isi tolu akıllı, uku orni üstün me ädä turur - DTS 341 aklın mekânı yukarda, beyinde, TTü., Azb., Trkm., Karaim, Malkar, Kumuk, Tat., Ba kurt, Nogay, Karakalpak, Kaz., Kır., Özb., Harezm, Uyg., Tuv., Yak., Çuv.), zevk, haz, keyif, sevinç (ETü, EUyg. TT II 8: etöz me isi bedensel zevk, TT III: me ike ili mi ke geçen hazlara, U II: me i teginmek emgek teginmek sevinç ve üzüntü ya amak ; vi aylı me iler duygusal hazlar U III, TT IV, TT I; Krh-Uyg. KB: me ilik turur kör me i yok çı ay ve sevinci olmayan fakir sevinecek ), tepe, ba ın tepesi Kumuk. Ba - Yak. anlamlarına geldi ini belirtmi tir (Teni ev 1997: 195). Altay dil grubunda *bey kavramına paralel olarak u ekillere rastlanmaktadır: *ma -lai alın, ok ucu, Buryat magnai, manlai alın, yüz; öncü, lider, Kalmık ma nä alın; öndeki. Teni ev, aynı zamanda *beyn eklinin Mo ol, Türk ve di er Altay dillerindeki gönül ve gö üs kavramlarını kar ılayan terimler ile de ba lantısının kurulabilece ini belirtmi tir: Kore maım ruh, his, istek, Orta-Kore manam; Japon mune gö üs, gönül; his, duygu. Teni ev, bu tespitlere dayanarak, Proto-Altay dilinde bu terimin birincil anlamının duygu ve akıl barındıran organ oldu unun görüldü ünü ve buna ba lı olarak ayrı ayrı dillerde, bu soyut organın somutla tırmasının o dili konu an toplumun dünya bakı ına göre gerçekle tirildi ini belirtmi tir (1997: ). Bu durumda Avrupa da Rönesans ça ına kadar aklın, kalpte oldu u inanı ı hakimken Türk-Mo ol dünyasında erken ça larda duygunun beyinde yer aldı ına inanıldı ını tahmin etmek mümkündür. Clauson, bu sözcü ün orijinal eklinin be i oldu unu dü ünmektedir (EDT 348). 36
69 2. *bey Kullanım Alanı KB I 836 me esi tolu beyni dolu, zeki KB 57 uku ornı üstün me ede turur akıl yeri üstte, beyindedir. M 21 gögüsi aracu ve boynı uzun ve boynı ince ve bo azında i ve ma desi a f ya gözi ya dim ı a f DTS 341 uqu orni üstün me ädä turur TT III me ike ili mi ke U II me i teginmek emgek teginmek TTS I 528 Yarın kıyamet güne i ıssısında ba larda beyni çokradu u vaktın seni Ar gölgesinde gölgelendürem TTS I 528 Sünükleri kaç pâre ise beynisin resmince ol ba sünü ü deliklerini TTS I 529 Dostlar muradınca beynisin çıkar TTS I 529 Vezire ah eydür ki ey beynisüz Ne düzen ola ki deyem anı düz. TS 255 Türkiye nin yeti tirdi i en de erli beyinlerden biridir (H. Taner) AD L I: 226 onun beyni yo dur, danı ı ını bilmir TDS 85 özi ya, beynisi bo TDS 85 Kelle beynisi akıl organıdır, diyip, beyik Rus alımı. P. Pavlov subut etdi. TDS 85 Ol gızgalañ arasında beynisine giren dürli oyları durlap geçirip bilmedi. TNAS 12 Aç garın, bo beyni. HEA-2 ki doktor çok uzun ve fennî bir münaka adan sonra beyninden kur un çıkarılırken ölen Peyami nin Ate ten Gömle ine çetin ve lâtince bir isim koydular. HEA-3 Bende beynim ve varlı ımla ilgili olmayan yeni bir duygu türemi, beni çürümü bir organ gibi bütün geçmi imle fırlatmı. HEA-5 te onun için yolları üstünde beynimin parçalanaca ını bilsem gözlerimde bir korku gölgesi göstermezdim. HEA-7 Kendimi insanların tahlil edilecek gizli bir acısı kar ısında bulursam daima böyle, kanımda, beynimde hareketli, sa lam bir dola ma duyardım. HEA-7 Rauf'la ikimiz de bu sesi i itir i itmez kan beynimize toplanmı tı. HEA-7 Bütün bu büyüklerin patırtılı kavgaları o küçük duygulu beyninde, kim bilir, nasıl bir biçim almı tı acaba? HEA-9 Bekledi i ve asıl korktu u darbe nihayet beynine inmi ti. HEA-9 ncir çekirde i kadar dar beyninde karmakarı ık duran peygamber, meleklerden sonra imdiye kadar âdeta tapınırcasına hürmet etti i, süto lunun dostu bir Vehbi Dede vardı. 3. Anlam Olayları Bakımından *bey Sözün temel anlamı organ adı olarak beyin dir. Ancak fonksiyonlarına i aret eden göndermeler yan anlam olmaktadır. Dolayısıyla fonksiyonlarına ili kin yapılan göndermeler yerine göre metaforik veya metonimik olarak de erlendirilir. *bey, akıl kavramı ile de ili kili olmaktadır (Teni ev 1997: 195). Bu durumda sözün bir 37
70 çok anlamlılık kazanırken tarihsel açıdan bir anlam geni lemesine de u radı ını söylemek mümkündür. BEY N kavramı, Eski Uygur döneminden beri tarihsel metinlerde kar ımıza çıkmaktadır (Teni ev 1997: 195): akıl, aklın bulundu u yer KB me isi dolu akıllı DTS 341 uqu orni üstün me ädä turur zevk, haz, duygu TT III me ike ili mi ke geçen zevklerden U II me i teginmek emgek teginmek mutluluk ve üzüntüyü ya amak Bu anlamlar arasında akıl, aklın bulundu u yer anlamı göz önüne alındı ında, ba ve ba ın üst kısmı anlamında alan : mekân ilgisinin görüldü ü bir metonim ortaya çıkmı tır. Zevk, haz, duygu anlamında ise bir iç organın adı soyut bir algı kar ılı ında, do rudan onun yerine kullanıldı ı için metafor meydana gelmektedir. Beyin kavramı, metafor yoluyla akıl anlamında da kullanılmaktadır. Eski Türk ve Mo ol dünya görü ü için, eski dönemlerde aklın yanı sıra duyguların de beyinde meydana geldiklerini var sayabiliriz. Daha sonra Mo ollar ve Türkler bölgede daha yaygın olan bakı ı kabul etmi tir: duygular kalpte, akıl ise beyinde yer almaktadır (Teni ev 1997: 196). Sema Barutçu Özönder, Clauson un etimolojik sözlü ünde *b ñi beyin ve be i: sevinç (EDT 348b) olmak üzere iki ba ımsız söz ve kavram oldu una i aret etmektedir. Mo olcada *ma -lai sözü alın, ok ucu, ba kan, ön, ba anlamlarında kullanılmaktadır. Mañlay sözü, Türkmen Türkçesinde de alın (TDS 428) anlamında kullanılmaktadır. 38
71 4. Meronim Olarak *bey Anatomik olarak beyin, ba ın ve kafatasının (Trkm.T. kelleçanak) meronimidir. Metinlerimizdeki anlamları ile *bey sözü, nesne parça ilgisi kapsamında *bo ve *balç sözlerinin meronimidir. *balç sözünün alan : mekân ilgisi içerisinde meronimidir: NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo : *balç : *bey *balç: *bey *bey sözü, metinlerimizde BEDEN kavramı için kullanılan *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde terimleri içerisinde ancak *bo sözü ile ili kilidir. *bo : *balç : *bey eklinde bir nesne : parça ilgisi aynı zamanda geçi lili i de göstermektedir. Beyin kavramının Türkiye Türkçesinde modern ça da tıp alanında kullanılan ancak korpus kapsamındaki metinlerimizde rastlanmayan u meronimileri vardır: beyin karıncıkları çinde beyin-omurilik sıvısı bulunan, kafa içinin dört bo lu undan her biri (TS: 281); beyin omurilik sıvısı Örümceksi zarla ince zar arasındaki bo lukta bulunan beyinle omurili i çepeçevre saran sıvı (TS: 281); beyin ora ı Beynin iki lobu arasındaki zar (TS: 282); beyin üçgeni Beynin alt tarafındaki üç kıvrımlı yuvarlak çıkıntı (TS: 282); beyin zarı Beyni üst üste saran zar, korteks (TS: 282); beyin zarları Beyni üst üste saran üç zar (TS: 282); beyincik Lat. cerebellum, ng. cerebellum. Kafatasının art bölümünde ve beynin altında, hareket dengesi merkezi olan organ, dima çe (TS: 281). 39
72 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SAÇ saç Lat. capillus, ng. hair. kıl Lat. pilus, ng. hair *kılk Proto-Tü. *kılk (Teni ev 1997: 196); Proto-Ogur *kılk; Proto-Oguz *kıl; KökTü. viii. yy. -; ix. yy. -; Bud.Tü.ç. kılça egsümez teg ilmez kıl [kalınlı ı] kadar bile de i mez (TT VI 205-6), ıl (EUTS: 174), tü, tük saç, kıl (EUTS: 256); slami ç.: xi. yy. Krh. kıl kudru kuyru u kıl olan (DLT I 337); EKıp. deri (KTS: 59); MKıp. xiv. yy. kıl kuyruk kuyru u kıl olan (K 74); Do u Tü.: xv. yy. kıl (Sngl. 198v. 11); Batı Tü. xv. yy. kıl (CH I: 159), ıl (DK II: 179); xiii. xix. yy. kıl saz teli (TTS IV: 2478); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kıl 1. Bazı hayvanların derisinde, insan vücudunun belli yerlerinde çıkan, üst deri ürünü olan ipliksi uzantı. Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır: 2. Keçi tüyü. 5. Bitkilerde görülen, genellikle silindirimsi, içi bo, çok ince uzantı (TS: 1288); Gag. kıl kıl, saç (GS 307); Azb. ıl tüy (ATS: 510), gıl bazı hayvanların ve insanların bedeninde çıkan sert, kalın tüy (AD L I: 511); Trkm. saç, tüy, gıl (RLT: 66), gıl adamı ve memeli hayvanların bedenlerinden olan incecik tüy (TDS 224); Güney-Do u: *kil; Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg kıl; Kuzeydo u (Sibirya): Altay kıl, Tuva kıl, Hakas hıl, Yakut kıl; Çuva : heleh (Teni ev 1997: 196) 40
73 1. *kılk Etimolojik De erlendirmesi Mo. *kil-ga-sun, Orta-Mo. kilhasun, Buryat hilgaahan, Kalmık gil asn, Proto- Altay öncesi *k il- kıl. Tarihî Türk lehçelerinde u anlamlar kar ımıza çıkmaktadır (Teni ev 1997: 197): 1) Kuyruktaki kıllar. Orta-Uyg. at kuyru u ; Kıp. at kılı; çalgı teli ; TTü. Azb. Trkm. Tat. kıl, sakaldaki kıl, sert kıllar ; Gag. hayvan kılları 2) Herhangi bir çe it kıl (insan dâhil olmak üzere): Krh-Uyg. Ça. Harezm, Orta-Kıp.; TTü. Trkm. - en, geni lik ölçüsü olarak kıl ; Krh-Uyg. (KB yok, kıldan ince ), Azb. (gıl gädär çok az ). 3) Vücuttaki kıllar: TTü. Gag. Trkm. Yukarıda verilen anlamlara göre, *kılk için asıl olan anlam tek bir kıl dır ve benzetme yoluyla incelik sıfatı içeren sözler için bir metonim olur. At kılı anlamı öncellikle orta ça Mo ol kültür etkisi altında bulunan bölgelerde rastlanmaktadır (Teni ev 1997: 197). 2. *kılk Kullanım Alanı Tarihî Türk lehçelerinde de *kılk insanlardan daha çok hayvan, bitki ve nesneler için kullanılmı tır. TTS IV 2479 Çok ki i üzdü kupuzunun kılın Söylemedi kimse Gül ehri dilin TS 1288 Sana kız mı verirler / Kıl alvar giymeyincek TS 1288 Hikmet Bey yaman adam, dikkat ettim, hiç istifini bozmadı, kılı kıpırdamadı TS 1288 Senin gibi kılı kırk yaran bir kıza name be endirme ba arısından dolayı sevgiliniz beyefendiyi kutlarım SFA-2 Kalın adaleli, kılları birbirine karı mı, bir karaltının arasından donuk beyaz derisi bakan, karınca ü ü mü mermer gibi baca ını, pantolonunu sıyırıp gösterecekti. 41
74 SFA-2 Bir göl kenarı görüyor rüyasında; bazı evler, sessiz ak amlar, kıllı adamlar, sıcak gözler, ü ütücü, kavurucu bir mavilik.. SFA-2 öyle kıl kırpıncaya bir beyazlık, bir morluk görür gibi oldum. HEA-2 Açık, kıllı esmer gö sü kan içinde bir hamal onun yanına dü mü tü. HEA-3 Kıllı, kalın siyah ka ları altında içinden a layan ye il gözleri vardı. Nasırlı i çi elleri titreyerek omzundaki gö sündeki yaralarını gösterdi. Sonra içli içli yüzümüze baktı. HEA-4 Kaleye sı ınmak suretiyle alan insanlar dara acına bile kılları kıpırdamadan çıkarlar, onları öldürürsünüz, fakat korkutamazsınız... Onların maddî vasıtalarla fethedilmez bir müdafaa sistemleri vardır. HEA-9 akaktan aka a giden çatık siyah bir kıl yolu. HEA-9 Kirpi kılları gibi ayakta duran iki kalın ka, içeriye çökmü, kömür gibi siyah, kor gibi yakıcı, burgu gibi keskin iki ufak göz. Burun uzun ve tilki vari. Kara sakal hayli kırla mı. Boyu kısa, vücudu cılızdır. Fakat beyaz sarı ın kallâvili i, geni yenli lâtanın içinde a ır a ır, sallana sallana yürüyü ü ona hususî bir heybet verir. HEA-9 Kısa parmaklı, geni, kıllı ve korkunç iki el. AD L 511 Geçi gılı. At gılı. Garatoyug tutmag üçün at gılından cälä hörüp ba da, a aclar altında çoh häzäl olan yerdä gururdug. TDS 224 Artı ıñ murtı tovlama gelipdir, yalañaç eñe ine bolsa iyme ik gara gıllar örüpdir. Onuñ kakasınıñ çi en, ıslanan gövresi, pakgaran yüzünde dürteri ip galan gılları mäzle ik gözleriñ öñünde oynadı. TNAS 69 Ba ı bir gıllı yüz. 3. Anlam Olayları Bakımından *kılk *kılk sözünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldı ını anlıyoruz. Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır (TS: 1288). Tarama Sözlü ünde kıl sözünün saz teli (TTS IV: 2478) anlamı da vardır. Burada saz telinin yapıldı ı madde ilgisi içinde metonimi ortaya çıkmaktadır. Bu söz saç anlamında kullanıldı ında ise bütün yerine parça kullanımı gerçekle ti inden ayrıca snekdoka ortaya çıkmaktadır. DLT te sırt sözünün de kıl, kalın kıl (DLT I: 342) anlamında kullanılması, iki sözün anlam çerçevelerindeki kesi meler, bu iki sözün yer yer yakın anlamlı olarak kullanıldı ını göstermektedir. 4. Meronim Olarak *kılk Anatomik açıdan *kılk, derinin üzerinde birçok yerde rastlanmaktadır. *kılk ve *tü:k sözleri *saç ve *ka: sözlerinin meronimleridir. Duruma göre birkaç açıdan 42
75 meronimik ili ki görülür. Öncelikle *kılk ve *tü:k sözleri *saç ve *ka: sözlerinin nesne : parça ili kisi içerisinde meronimi olabilirler. Ama aynı zamanda *kılk ve *tü:k bütünden ayrılabilmektedir de. Bu açıdan da bütün : kesit ili kisi görülür. Di er yandan *kılk, *saç ve *ka: sözleri ile bir grup ö e ili kisi sergiler. *kılk ve *tü:k sözleri *ka: sözü ile bir grup : ö e ili kisi sergilemektedir. NESNE :PARÇA BÜTÜN :KES T GRUP :Ö E *saç : *kılk, *tü:k *ka: : *kılk, *tü:k *saç : *kılk, *tü:k *ka: : *kılk, *tü:k *saç : *kılk *ka: : *kılk, *tü:k EKpç. kıl kuyruk kuyru u kıl olan (K 74), kıl kudru kuyru u kıl olan (DLT I 337) gibi kullanımlarda da nesne : madde ili kisi içinde bir meronim ortaya çıkar *saç Proto-Tü. *saç (Teni ev 1997: 196); Proto-Ogur *saç; Proto-Oguz *saç; KökTü. viii. yy. saç (BK 12), bunça budun saçın kulkakın [.b]ıcdı bunca halk saçlarını, kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı (THO 194); Bud.Tü.ç. saç (U II 25,15) ; slami ç.: xi. yy. Krh. saç saç (DLT I: 321), ürü boldı erse kara saç sakal kara saç sakal beyaz oldu unda (KB. 1103:XIII); Harezm ç. xiv. yy. saç (KE II: 529), saç (NF III: 355); EKıp. aç (KTS: 221); MKıp. xiv. yy. sa:ç (K 56); Do u Tü.: xv. yy. sac (Sngl. 229v. 18); Batı Tü. xiv. yy. sac, saç (EM: 173), xv. yy. saç (M : 30), aç (saç) (DK II: 254), xiii. xix. yy. saç (TTS V ); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. saç ba derisini kaplayan kıllar (TS 1878), çaç saç 43
76 (Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS III: 1031); Gag. saç saç, hayvanın postu (GS: 404); Azb. saç saç (ATS: 1004), saç insanın ba ında biten tüyler (AD L IV: 37); Trkm. saç (RLT: 66), saç insanın kafasında biten tüy (TDS: 587); Güney-Do u: YUyg. çaç, Özb. soç; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. saç, çaç, kak, Kumuk çaç, Karaçay-Malkar çaç, Tat. çaç, Ba k. säs, Kaz. a, Kırg çaç; Kuzey-do u (Sibirya): Altay çaç, Tuva ça:, Hakas sas, Yakut as; Çuva : süs (Teni ev 1997: 197) 1. *saç Etimolojik De erlendirmesi Asıl anlam ba taki saç, saç ekli, *kılk terimine kar ın *saç, tek bir kıl de il, tüm saçlar anlamına gelmektedir. Altay dillerinde tespit edilen paralel sözcükler: Mo. sançig akaklardaki saçlar, Orta-Mo. sanjig kıvırcık saçlar ; Kalmık sanjig alnın üzerindeki kısa saçlar. Tarihsel Türk lehçelerinde u anlamlar kar ımıza çıkmaktadır (Teni ev 1997: 197): 1) nsan ba ındaki saç, saç ekli. Eski Türkçeden ba layarak tüm Türk lehçelerinde rastlanmaktadır. 2) Kürk ( a ıy) kürkü tüylü olan (tilki) Karaim. 3) Saç örgüsü Azb. Hal. Trkm. Tuv. 2. *saç Kullanım Alanı THO 194 bunça budun saçın kulkakın [.b]ıcdı bunca halk saçlarını, kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı. EM 173 y sem n ya ına atalar da ı aça sa ala dürteler dökülmekden sa laya M 30 saça ve sa ala dürtseler uzadur ay ı sürer TTS V 3215 Ey dili bülbül yüzü gül hulkı ho TTS V 3215 Saçlu yıldız do sa hükmün dinle u Görüp eyleme saçlı yıldız hayâl Eder Zühre raks elde bir destimâl TS 1878 Muntazam taranmı, noksansız, sarı, genç saçlar... TS 1878 E er bu patırtıdan, ikindi uykusu ba ına sıçrayan imam a a ı ko masa, iki kadın, avluda saç saça ba ba a dövü eceklerdi 44
77 SFA-1 Saçı dökülmü kafasından, alelâde boyu posundan umulmayan bir ustalıkla çalı ıyordu. SFA-2 Saçları arkadan sımsıkı ba lanmı imdi alnı da gözükmiyen bir genç kadın yemek bittikten sonra sessizce bir kaç defa girip çıkarak her eyi topladı. SFA-2 Siyah, simsiyah saçları ne keskin hatlarla o alnı keser, biçer, oraya bir güzellik, bir insanlık mimarisi kurardı. SFA-2 Ya lı saçları, çok beyaz, geni alnının üstüne ha arı bir çocu unki gibi dökülmü tü. SFA-2 Birinin kırçıl saçları gözüküyor, ötekinin çıplak, esmer, narin tüysüz baldırlarından tahmin etti i kapkara, uzun saçlar gözükmüyordu. HEA-1 Saçlı sakallı, kelli felli efendiler arasından geçen kadınlar da hiç birbirine benzemez. HEA-1 Sarı saçları kısa kesilmi, dümdüz arkaya taranmı, alnı geni, gözleri sarı elâ, teni bembeyaz fakat sıhhatli, a ız, burun muntazam... HEA-3 Yoksa gerçekte saçları sonbahar güne inde pırıldayan altın ekinler gibidir. HEA-3 Alnına dü en kar gibi beyaz saçların altında ince ka ları, ya ayan gözleri, azıcık alaycı ve çok ince, çok fedakâr dudaklarıyle onu ünlü resimlerde, klasik kitaplarda tanımı tım. HEA-4 Tarık hemen bu saçları çekmek istedi, fakat herifin gözleri onu durdurdu. HEA-5 Bak ellerim, ne kadar zayıf, bak saçlarım nasıl sarı. HEA-5 Saçının her telinin teması ile kendimden geçti im bu güzel ba a bir ey vurarak onu ebedî bir budala halinde bırakmak arzusu ile kuduruyorum. HEA-6 Yanaklarımı saçlarımı oranın tatlı havası ok uyor, eria'nın ye il sularını içerken mele en koyunların çıngırakları beni ça ırıyor. HEA-6 Beyaz saçları uzun, tepesi sivri siyah kalpa ının yanlarından boynuna dü üyor. Kulaklarında tek siyah inciden küpeler var. Teni, ya ına göre, bir çocuk gibi pembe ve tazedir, yanak kemikleri çıkıktır. HEA-6 Pembe yüzlü, beyaz saçlı, gövdesi heybetli denilecek kadar iri bir ihtiyar. HEA-6 Kır saçları darmada ın, gözlerinde kendi kendini yiyen, hep içi rahatsız insanların tuhaf ate i var.. HEA-7 Saçları, mutlak gözleri dinlendirecek biçimde koyuca bir küme te kil etsin, bütün davranı ı, duru u sade olsun, gözleri güleç, a zı efkatli, elleri yumu ak olsun. HEA-8 Siyah, gür saçları kalın bir örgü ile ensesinde toplanmı. HEA-8 Senin de benim gibi bu kabarık saçları sevmedi ine sevîndim. HEA-8 akaklarını gererek örülen sıkı, uzun saçlarını, bir gün, özel bir iltifat olarak, çekmi tim. HEA-8 Orta yerden ayrılan siyah saçlar bu uzun, ince vücudun üstündeki ufak, esmer ba ı, uzun yüzündeki düzgün hatları koyu gölgelerle canlandırıyor, saçlarının iki yanında iki altın renkli gül, bu göz aldatan tabloyu tamamlıyordu. HEA-8 Belki zaman, beki beyaz saçlar, bir gün bana bu delili i unutturacak. HEA-9 Kiminin saçı uzun, kimi hep frenkçe konu ur... HEA-9 E er, bu patırtıdan, ikindi uykusu ba ına sıçrayan imam a a ı ko masa, iki kadın, avluda saç saça, ba ba a dövü eceklerdi. HEA-9 Kır saçlı, genç yüzlü bir kadın teklifsizce kapıyı itti, içeri girdi. PSE 160 Amma sizin ba ınızdan hiçbir saç kaybolmaycak. PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözya larınlan isladı hem ba ının saçlarınlan sildi. UK 30 artık saçlar da varıncak alaycılarda taranma-düzünmä her sensele adeetiycä UK 39 ba ı ba kabak, uzun saçları, biräz bozlu, ye il bir ba kabı 45
78 UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän, yakardı kara saçlarınnan UK 144 kula saçlı, beyaz tenni, gözleri mavi UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan, gözlerni-ka larnı güzerlär, saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna, parmaklarnı donaderlar, yüzük, küpe, blezik UK 149 o öper onu saçları, ili er dudaklarınnan yanaana UK 154 Aynä da ba ladı yerle tirmää saçlarını, düzünmää UK 169 uzun saçları omuzlarında, kıvırcık kalpaklar ba larında, bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Ka lar, saçlar - bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 200 saçları taranmı arkalarna UK 205 uzun saçlı oolunnan UK 233 ba ında saçlar kısa, bıyıklar uzun, yanak omuzları kızıl, gözleri gülümsek AD L II: 127 gara saçları, e gl dolu uzun kirpikli gözl ri, r bi burnu, hamısından artıg göz l balca a zı, gırmızı dodagları m nim ho uma geldi TDS 587 Ayal doganı duyphalını üstünd oturıp, saçını darayar TDS 587 Gızı örme gara saçları Begenci gozgala a saldı TNAS 25 Ak saç adamı garrıtmaz. TNAS 68 Ba görki saç, agız görki di. TNAS 113 Dili hapa bolsa, depe saçın dim-dik. TNAS 120 Dost öyünde dırnak alma, du man öyünde - saç. TNAS 295 Saç agarmak ata mirası, sakgal agarmak ayal belası. TNAS 295 Saçı uzını aklı gısga. TNAS 295 Saçı uzını yüregi yuka. 3. Anlam Olayları Bakımından *saç Eski Türkçeden günümüze bütün O uz grubu Türk lehçelerinde saç sözü ba derisini kaplayan kıllar anlamında kullanılmı tır. Tüm ça da Türk lehçelerinde mevcuttur, genel olarak insanın ba ındaki saç için kullanılmakla beraber (Caluson: 794), Karaim Türkçesinde tilki kürkü için de kullanıldı ı görülür. Ancak Eski Türkçeden günümüze taranan metinlerden de anla ıldı ı üzere insan için kullanımı temel anlam hükmündedir. Bu sözün hayvan için kullanımı metaforik olmaktadır. 5. Meronim Olarak *saç Anatomik açısından *saç, *balç sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. *kılk, *tü:k kavramları, *saç kavramının olu turucu parçalarıdır. Bu sebeple nesne : parça ili kisi içinde meronimleridir. Fakat aynı zamanda ayrılabilen unsurlarıdır da. Bu sebeple, bu iki kavramın saç kavramının bütün : kesit ili kisindeki meronimleri 46
79 oldu unu da söylemek mümkündür. Di er yandan *kılk ve *tü:k sözleri, *saç kavramı ile bir grup : ö e ili kisi de sergiler. Saçın ana maddesinin kıl oldu u dü ünüldü ünde bir nesne : madde ili kisinden de söz etmek mümkündür. Ba kavramının bir sathını olu turması sebebiyle de ba kavramı ile alan : mekân ili kisi açısından da *balç sözünün meronimi oldu u görülür: NESNE :PARÇA BÜTÜN :KES T GRUP :Ö E NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *balç : *saç : *kılk, *tü:k *saç : *kılk, *tü:k *saç : *kılk, *tü:k *saç : *kılk *balç : *saç *tü:k Proto-Tü. *tü:k (Teni ev 1997: 197); Proto-Ogur *tü:k; Proto-Oguz *tü:k; KökTü. ix. yy. tü tüy (IB 3); Bud.Tü.ç. tü: bedendeki tüyler (U II 17-18, TT X 436-7, Suv 348,2, TT V 12, 117, TT VII 23, 3-4), tük vücuttaki tüyler (U III 38, 33-4); slami ç.: xi. yy. Krh. tü vücuttaki saç, tüy, tüy rengi (DLT I , DLT III 207-1, 207-3, 207-5, KB); Harezm ç. xiv. yy. tüy, tü, tüg, tüs (KE II: 662), tüg (NF III: 440); Do u Tü.: xv. yy. tük vücuttaki saçlar (Sngl 183 r4), tüy, tüg vücuttaki tüyler (Sngl 188 r15); Batı Tü. xiii. xix. yy. tü tüy, kıl, yün (TTS V: 3865); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. tüy 1. nsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince, kısa, yumu ak ve sık uzantılar 2. Ku ların gövdesini örten ince ve tel gibi uzantıların her biri veya tamamı 3. Bazı bitki ve meyvelerle bazı dokumalar üzerinde görülen ince, kısa, yumu ak ve sık uzantılar (TS 2269); Gag. tüü ku tüyü, yün, tüy, taç tanesi, hayvanın postu (GS: 481); Azb. tük 1. nsan ve hayvan 47
80 derisinin üstünde çıkan kıllar 2. Hayvan yünü, kılı 3. Ku ların tüyleri 4. Bazı meyvelerin veya yaprakların üzerinde veya altında olan kıllar 5. Herhangi bir mekânizmada veya cihazda ince sap, yay (AD L IV: 216); Trkm. tüy 1. Adamların ve kebir havanın bedeninde çıkan kıl 2. Saç (TDS: 663); Güney-Do u: YUyg. tük saçtaki kıllar, tüy, Özb. tuk vücuttaki saçlar, tüy ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. tik ku tüyü, Kumuk tük hayvandaki yün, kürk, tük vücuttaki tüy, Karaçay- Malkar tük saç, yün, ku tüyü, Tat. t uk yün, tüy, tök yün, saçtaki tüy, ku ların küçük tüyleri, Ba k. tök vücuttaki tüy, yün, Kaz. tük vücuttaki saç, hayvan tüyü, Kırg tük insan vücudundaki saç; hayvan vücudundaki kısa tüy, Nogay tük vücuttaki tüy, yün, ku tüyü, Karakalpak tük saç, tüy, ku tüyü ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay tük vücuttaki saç, yün, ku ların küçük tüyleri, Tuva dük ba taki, yüzdeki, vücuttaki saç, bu day kepe i, Hakas tük saç, yün, ku tüyü, Yakut tü: ku tüyü, hayvan yünü, insandaki saç ve tüy, bitki tüyü, Tofa dük; Çuva : tek ku tüyü, insan vücudundaki saç (Teni ev 1997: ) 1. *tü:k Etimolojik De erlendirmesi Räsänen ve Clauson, son hecedeki -y ve -k seslerin ek oldu una inanmaktadırlar. Teni ev, buna kar ın -y ve -k son seslerinin modern Türk lehçelerinde var oldu unu göstermektedir (1997: 198). Mo o olcada *tuykikta deri, kürk anlamında kullanılmaktadır (Teni ev 1997: 198). Eski Uygur Türkçesinde tüy, bedendeki, vücuttaki tüyler, Karahanlı, Ça atay ve Harezm Türkçelerinde de vücuttaki saç, tüy, tüy rengi anlamlarında kullanıldı ını görüyoruz. Harezm Türkçesinde tüy sözünün kürk anlamında kullanımına da rastlanmaktadır. Buna yakın olan bir ba ka terim *yün ise sadece hayvan için geçerlidir. 48
81 Doerfer, *tü:k sözünün Halaç Türkçesinde tük eklinde tespit etmi tir. Doerfer e göre tük sözü, tü: nün küçültmesidir ve yalnızca vücuttaki tüyler için kullanılır (Doerfer 1970: 25). 2. *tü:k Kullanım Alanı TTS V 3866 Pes eyerin ve örtüsün aldılar de me tüsünden ter damar idi TTS V 3866 Dua eyle bizim Tanrı na nedür rengi, tüsü TTS V 3867 Derisi, tü lü hınzir tü ü gibi TS 2269 nce güzel ka larının ortasında iki tüyü her zamanki gibi tersine dönmü. SFA-1 Daha dün dudaklarını, tüylü kollarını; a zının, kirli dirse ini; eftali, ka ar peyniri, ekmek, kavun kokan avucunu, memeni, gözünü öpmü tüm. SFA-1 Fukara görmez mi tüyleri diken diken olurdu. HEA-3 Omzundan boz tüyleri üzerine akan kanlar, garip, soluk lekelerle sarı ayın sarı ı ı ında dalgalanıyordu. HEA-4 Tüy gibi hafif, diyerek, birdenbire Hanife'yi kayı ın içine atıverdi. HEA-4 Mürsel'in yüzünde tüyleri ürpertecek sırtlanvari bir sırıtma, kısılan di leri arasından en galiz küfürler bo anıyor... HEA-4 Bazen yine vâdilere iniyor, ba larının üstünde altın ve siyah renkli tüyleri, uzun bacakları ve kırmızı gagalariyle göllerin üstünde uçu an ku sürüleri görüyorlardı. HEA-9 Tezgâhın üstündeki teneke kutuyu ayna gibi karsısına almı, dilile üst duda ını i irmi, üst duda ının tüylerini muhayyel bir cımbızla yoluyordu. HEA-9 Kalın tüylü ka larının arasındaki derin çizgi ya tan ziyade sahibinin iddetini ifade ediyordu. Gözler gök elâ, uzun burunun yukarısı muntazam, fakat a a ı do ru ' çarpılarak yüzüne bir kartal. heybeti veriyordu. Bu yüz bazen çok ha in, ve dürüst, bazen de mülâyim, dost hattâ rakik bile görünürdü. HEA-9 Karsısındaki sedirlerde ni anları ve elmaslar ile, ellerinde kocaman tüy yelpazeler ile vükelâ karıları, biraz resmi, biraz sinirli dizilmi lerdi. GTA 236 [bı ı t. ılε ï enε dα. ït sïn sılc sın t p α sïn] AD L IV 216 Gurt tükünü däyi är, hasiyyätini däyi mäz. AD L IV 216 Üzündäki seyräk tüklär biz biz durmu du. AD L IV 216 Gulunun ba ının tükläri, ga ları vä kirpikläri hına rängindä idi. AD L IV 216 Keçi tükündän tohunmu örkän AD L IV 216 [Martı gu ları] öz tüklärini tumarlayırdılar. AD L IV 217 Tük gädär gorhmamak. AD L IV 217 ndi dä bu hadisä yadıma dü ändä tüklärim biz-biz durur. TDS 663 Onuñ tüyi ösgün gara telpe i elmıdama ba ındadı. TDS 663 Kel a a, ba ıña tüy çıkarmıka?! TDS 663 Soñkı yılıñ içinde onuñ kellesinde gara tüy azaldı. TDS 663 Onuñ tüyi eymenmän, mertlik bilen beren co abına geñ galıp tisgindi. 49
82 3. Anlam Olayları Bakımından *tü:k *tü:k sözünün temel anlamı vücuttaki kıl, tüyler ve hayvan derisindeki kıllar olmalıdır. *kılk ve *tü:k sözlerinin anlamları arasında benzerlik ve örtü meler görülür. Bu iki sözün yakın anlamlı duruma gelmi olmasına ra men *kılk sözünün insandan çok hayvan ve bitki için kullanıldı ını söylemek mümkündür. 4. Meronim Olarak *tü:k Anatomik açısından *tü:k sözü, *teri, *balç, *saç, *yü:z ve *ka: sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren bir meronimidir. Ama aynı zamanda *tü:k bütünden ayrılabilmektedir de. Bu açıdan da *saç ve *ka: sözleri ile bütün : kesit ili kisi görülür. Di er yandan *tü:k sözü *saç ve *ka: sözleri ile bir grup ö e ili kisi de sergiler. NESNE :PARÇA BÜTÜN :KES T GRUP :Ö E *teri : *tü:k *balç : *saç : *tü:k *yü:z : *tü:k *ka: : *tü:k *saç : *tü:k *ka: : *tü:k *saç : *tü:k *ka: : *tü:k 50
83 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ALIN alın Lat. frons, ng. forehead *a:lın Proto-Tü. *a:lın (Teni ev 1997: 198); Proto-Ogur *a:lın; Proto-Oguz *a:lın; Bud.Tü.ç. alın alın (TT I , V 6, VII 19), alın alın, ön taraf (EUTS: 11); slami ç.: xi. yy. Krh. alın alın (DLT I: 78); Harezm ç. xiv. yy. al(ı)n (KE II: 21), al(ı)n (NF III: 14); Batı Tü. alın (DK II: 12); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. alın 1. Yüzün, ka larla saçlar arasındaki bölümü 2. Bazı eylerin önü, ön yüzü 3. Kar ı 4. (madencilik) Bir ocakta her türlü ayak, galeri, baca, kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi (TS 82), arın, arı alın (Burhaniye *Dinar -Af.) (DS I:320), mangalay, mangılay, ma lay, mannay alın (Karaçayır -To.) (DS IX: 3121), afak alın (-Çr.; -Yz.) (DS X: 3733); Gag. annı alın (GS: 50); Azb. alın 1. Ka ların yukarısındaki ba ın üst ön tarafı 2. Bir eyin ön tarafı (AD L I: 91); Trkm. ma lay (RLT: 102), ma lay 1. Kelle kemi in yüz tarafındaki gözden yukarı bölgesi, alın 1. Bir ki inin ön tarafı, bir ki inin kar ısı, yüz tarafı 3. Baht, ikbal (TDS: 428), a:lın 1. nsanın ve hayvanın ba kemi inin yüz tarafı, ön tarafı, 2. Bir eyin kar ısı, ön tarafı (TDS: 41); Güney-Do u: YUyg. alın ön ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. alın ön, Tat. alın, alnı ön ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay alın ön, Tuva alın yüz, Hakas alnı ön, Tofa alın yüz ; Çuva : um ön (Teni ev 1997: ) 51
84 1. *a:lın Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, etimolojisinin yanlı lıkla *al- a a ı (EDT 147) ile karı tırılabildi ini belirterek, sözün *a:l ön sözcü ünden, Kıpçak ve Karluk grubunda kullanılan -t eki ile türetilmi olabilece ini öne sürmü ve *a:lın sözünün temel anlamı alın olmakla beraber yüz, ön, da yamacı gibi anlamlarda da kullanıldı ını ifade etmi tir (Teni ev 1997: 199). 2. *a:lın Kullanım Alanı M 23 eger burunı ço anasa yüzin ve elin aya ın atı ovu uyıla yuyalar ve k f rıla gül uyın yıyladalar ve alnına t ze ıy r abın ve n l fer yapra ın ve arpuz uralar TT I 103 Dört küpe, alın ba ı, saç ba ı, altunlu kadife kaftan... TT I bu al, alnı çakal iki kıç ayakları sekili at benim idi TT I 110 Alnı depeli iki kıçları sekili, enenmi, sarı ile doru mâbeyninde renkli atı TS 82 Bütün sava lardan alnının akıyla çıkmı bir denizci. Hiç yenik dü memi TS 82 Alnımın ne kara yazısı varmı SFA-1 Saçı dökülmü elli ya ındaki insan kafası bu adalenin kudreti, çalı ma denilen eyin sevgisi ile ya denilen insan uydurması bir anlayı ı bir hamlede silivermi ti. Sanki imdi o hattâ saçı dökülmü kafası, geni, çizgili alnı, tıra ı uzamı, rengi az buçuk atmı yüzüyle bile ya mefhumunu insanlı ından ceketini, gömle ini sıyırdı ı gibi sıyırmı tı. SFA-2 Ba örtüsü a zına ba lı bembeyaz alınlı, siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle kar ımızda, idi. Evvelâ öyle, uzun uzun bakakaldı. Sonra ba örtüsünü a zından çekti. Geri geri çekildi. SFA-2 O zamanlar ben pek gençtim, biraz a ırı gittim. Fakat alnım pâktır. Yedimse kendi paramı yedim. SFA-2 Saçları arkadan sımsıkı ba lanmı imdi alnı da gözükmiyen bir genç kadın yemek bittikten sonra sessizce bir kaç defa girip çıkarak her eyi topladı. Bir yükün kapa ını açtı. HEA-2 Terli bir alın siler gibi itina ile kuru alnını sildi. HEA-2 Aç kollarını Ay e, alnındaki kırınızı yarayı kaldır. HEA-2 Alnını sildi, gözlerinde nâmütenahî bir yorgunluk ve ıstırap vardı. HEA-3 Nihayet sırmalı çevresiyle, alnında dizilen terleri sildi. Gözleri eski kuru parlaklı ı aldı. Eski ılımlı sesiyle hikâyesini bitiverdi. HEA-3 Hikâyesini anlatmaya ba ladı ı zaman gözünde, alnında insanı a ırtacak bir ey söyleyeceklerin açık memnunlu u vardı. HEA-3 Hiç a a ı bakmamayı daha uygun buldum; ama alnımda, ellerimde so uk terler akmaya elveri li bir serinlik belirdi. HEA-4 Kızın kalbi gümbür gümbür atıyor, perdenin üstünden dönen hâyat girdabının tam ortasında Hanife bütün varlı ı ile dönüyor, perdenin altındaki tercüme yazılar insanın alın yazısı! 52
85 HEA-4 Evet, bu alın yazısı, insan eli bozamaz... salardı. HEA-5 Çehresi, kulaklarından inen, alnından ayrılmı saç dalgaları ile çerçevelenmi, büyük gözlü bir kadındı. HEA-5 Onları peri an saçlarımla, toplayıp alnımla secde ediyorum. HEA-6 Size bugün ne oldu? Hepinizin ka ları çatık alnınız bulutlu, gözlerinizden kızgınlık, öfke akıyor? HEA-6 Efendimin alnındaki karanlı ı, gözlerindeki gölgeyi, içindeki gamı imdi anladım. HEA-8 Alın yazısı bana neler, ne istekler, ne gençlikler feda ettirmi ti. HEA-8 -E er seni bir karde gibi sevmesem alnına bir tabanca sıkardım. HEA-9 Gitmeden Hilmiyi alnından öpmek, nasihat vermek, helâlla mak istiyordu. HEA-9 Zayıf parmakları tekrar genç alnının görünmez yazıları üstünde dola tı. HEA-9 Biraz evvel uyuyan sular gibi dümdüz olan alnında dü ünce çizgileri vardı. UK 148 keaykaus suvazleer onu ba ını, öper annısını, aler ellerini da oturder onu AD L I 91 Geni alın. Dar alın. AD L II 28 alnın damarları görünür TDS 41 Azadı yanına ça ırdı, ba ını sıpaladı, guca ına aldı da, alından öpdi. TDS 41 Gözläp yören zadıñ alınıñda yatır. 3. Anlam Olayları Bakımından *a:lın Eski Uygur Türkçesinde *a:lın hem alın hem de ön taraf anlamına gelmektedir (EUTS: 11). Tarihsel ve modern Türk dilinde alın, yüz ve ba ın bir parçasını anlatmak üzere anatomik anlamda kullanılmaktadır. *a:lın sözünün temel anlamı insanla ilgili olarak yüzün ka ların üzerindeki kısmı dır. *a:lın sözünün cansız nesnelerde satıh göstermek üzere ön taraf anlamında kullanılması bir metafor ortaya çıkarmaktadır. Türkiye Türkçesinde kullanılan alın yazısı kader ifadesinde alın sözü, Tanrı nın insan kaderini açıklamak için kullandı ı saya olarak dü ünülmektedir. *a:lın, insan vücudunun ön ve daima açık ve düz oldu u için bu ifade kullanılıyor olabilir. Türkmen Türkçesinde mañlay sözü a:lın sözünden daha yüksek bir kullanım sıklı ına sahiptir. 53
86 4. Meronim Olarak *a:lın Anatomik olarak baktı ımızda *a:lın sözü, *yü:z ve *balç kavramlarının meronimidir. *a:lın kavramının temel maddesi deridir. Dolayısıyla, *teri ve *si ök sözleri, nesne : madde ili kisi açısından *a:lın sözünün meronimidir. *a:lın sözü di er yandan *balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ili kisi açısından meronimidir. NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *a:lın: *si ök, *teri *balç: *a:lın *yü:z: *a:lın *ka:m/pak Proto-Tü. *ka:m/pak (Teni ev 1997: 194); Proto-Ogur *ka:m/pak; Proto-Oguz *ka:m/pak; Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. gabak (DS VI 1882), gaba (DS VI 1882, DSf.); gavah (DS VI 1937) ön ; aba alın, kafata, yüz; ön (DD 2, 804, DS VIII 2578, DSf.), kavah ön (DS VIII 2686); Gag. kabak 1. Kabak 2. (mec.) Bo kafa 3. (mec.) Çıplak (GS: 224); Azb. gabag ön; iirsel: yüz, gavah alın, yüz (ATS: 104), gabag 1. Evvel, ileri 2. Evvelki, geçmi 3. Bir eyin ileri tarafı, ön tarafı 4. Kar ısında, önünde 5. leri 6. Ön taraf, ileri taraf, kar ı taraf 7. Yüz, sıfat, beniz (AD L I: 381); Trkm. ga:bak göz kapa ı (TDS 127); Güney- Do u: Özb. ava göz kapa ı ; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk göz qbq ı göz kapa ı, Tat. aba göz kapa ı, Ba k. aba göz kapa ı; uçurum, Kaz. aba alnın altı; göz kapa ı, kıyı, Kırg aba göz kapa ı, uçurum, Nogay aba göz kapa ı, Karakalpak aba göz kapa ı; açıklık ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay aba, ama ka, Tuva havah alın, Hakas hamah alın, Yakut haba -al sobanın ön üst tarafı, Tofa aba ka (Teni ev 1997: 199) 54
87 1. *ka:m/pak Etimolojik De erlendirmesi Doerfer e göre kapak göz kapa ı ve kapak kapak e ittir ve ALIN olan kapak ile aynı sıradadır. Ancak Doerfer, Azerbaycan Türkçesinde gabag ön, alın ve gapag göz kapa ı eklindeki fonetik farka yorum getirmemektedir (Teni ev 1997: 200). Fonetik rekonstrüksiyon bize kelimenin *ka:pak ve *ka(a:)mak eklinde iki yapısını sunmaktadır (Teni ev 1997: 200). Söz ortasındaki -p- sesi ile ilgili olarak, O uz Türkçesinden Azerbaycan, Türkmen ve Türkiye Türkçelerinde p > v dönü ümü açısından uzun ünlüden sonra ünsüzün tonlula madı ı görülür. Yakut Türkçesinde, çok heceli kelimelerde kısalma görülmektedir. Söz ortasındaki -bsesine veya uzunlu a ise Özbek Türkçesinde rastlanmaktadır. Aynı zamanda bu sözcü ü, *kap- kapamak fiilinin kısa ünlüler ile yapılan, göz kapa ı anlamına gelen türevlerinden ayırt etmek gerekir: Azb. gapag, Uyg. gabak, Çuv. honah. Altay dil grubunda *ka:m/pak kavramına paralel olarak u ekillere rastlanmaktadır: Mo. *kabar/kamar, habar, kabar burun, Buryat hamar; Kalmık hamr, Evenk keva yüz ; Udmurt keaemıkta akak ; Japon *kam-/kab-, Eski-Japon kabu ba. Teni ev, Altay dillerinde bu terimin birincil / temel anlamının alın oldu unu dü ünmektedir. Bu anlamdan ikincil olarak u anlamların çıkması do aldır: ba, akak, ba tepesi, burun (alın > yüz > hayvan yüzü > burun) (1997: 200). Tarihi ve modern Türk lehçelerinde sözün u anlamları kar ımıza çıkmaktadır: Alın Anad. Azb. Hakas. Tuv.; Kafatası - Anad.; Alın altı - Kaz.; Yüz. Anad. Azb. Trkm. Kumuk Tat. Ba kurt Nogay Karakalpak Kaz. Kır. Özb. Uyg.; Ön taraf. Anad. Azb.; Ön. Anad.; Yüz yüze. Azb.; Kar ı kar ıya. Anad.; Kenar. Kaz. nehir veya deniz kıyısı ; Uçurum. Ba kurt; Korni. Kaz. Tuv.; 55
88 Da yamacı Tat.; Tepe. Tuv.; Uçurum. Karakalpak Kır ; al ön; alın ; TTü. yüz > Yak. sü:s alın. Aynı ekilde alın > ka geçi i de do aldır. 2. *ka:m/pak Kullanım Alanı AD L I 381 Üç gün bundan gabag gälmi äm. AD L I 381 Gabag zaman. AD L I 381 Gabaglar bura a aclıg idi. AD L I 381 Binanın gaba ı ba a çıhır. AD L I 381 Paltarımın gaba ı batmı dır. AD L I 381 Arabanın gabag çarhı. AD L I 381 Kitabın gabag sähifäläri dü mü dür. AD L I 381 agird müällimin gaba ında durub suallara cavab verirdi AD L I 381 Büllur buhag, lalä yanag, ay gabag ahmar zülfü päri anlar dolanır. AD L I 421 Sandıg gapa ı. Gutu gapa ı. Çaynikin gapa ı. AD L I 421 Göz gapa ı. Diz gapa ı. Goca göz gapaglarını a ır a ır galdırdı. TDS 127 Trahoma keseli ilkibada peyda bolanda, gaba ıñ iç gatı bolan nemli perdede üytge iklikler yüze çıkyar. TDS 127 Ol gabaklarını galdırman, kirpiklerini gırpman, uzak bir yere garayardı. TDS 142 Garrınıñ gatañsı barmakları gaynap duran gazanıñ gapa ını galdıranda, çekdirmäniñ ısı tamıñ içini tutdı. 3. Anlam Olayları Bakımından *ka:m/pak Azerbaycan Türkçesinde gabag ön, alın, yüz (AD L I 381) ve gapag göz kapa ı (AD L I 421) sözlerindeki fonetik farklılık dikkat çekicidir. Büllur buhag, lalä yanag, ay gabag (AD L I 381) örne inde ay gabag ay yüzlü ifadesinde de gabag yüz anlamındadır. Bu durumda gabag sözünün alın anlamından yüz anlamına do ru bir anlam geni lemesine u radı ını söylemek mümkündür. Gabag sözünün cansız nesnelerin ön taraflarını ifade etmek üzere kullanımı da benzetme temelli bir anlam olayı gerçekle ti inden, metafor ortaya çıkarmaktadır. Gabak göz kapa ı (TDS 127) ve gapak kapak (TDS 142) ayırımı Türkmen Türkçesinde de görülür. Ancak burada /b/ li kullanım göz kapa ını anlatmaktadır. Bu durumda sözün 56
89 Türkmen Türkçesinde bir anlam de i mesine veya yerine göre anlam daralmasına u radı ını söylemek mümkündür. 4. Meronim Olarak *ka:m/pak Anatomik olarak baktı ımızda *ka:m/pak, sözü alın anlamı itibarıyla, *balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ili kisi sergileyen bir meronimi olmaktadır. Bu anlamda *ka:m/pak sözünün temel maddesi deri ve kemik oldu undan nesne : madde ili kisi içerisinde *si ök ve *teri sözlerinin holonimi olmaktadır. *ka:m/pak, sözü göz kapa ı anlamı itibarıyla, *göz sözünün nesne : parça ili kisi sergileyen bir meronimidir. NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN NESNE :PARÇA *ka:m/pak alın : *si ök, *teri *balç : *ka:m/pak alın *yü:z : *ka:m/pak alın *göz : *ka:m/pak göz kapa ı 57
90 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KULAK kulak Lat. auris, ng. ear *kul ak Proto-Tü. *kul ak (Teni ev 1997: 204); Proto-Ogur *kul ak; Proto-Oguz *kul ak; KökTü. viii. yy. közin körmädük kulkakın äsidmädük gözüyle görmedi i, kula ıyla i itmedi i (THO 198); Bud.Tü.ç. kulkak (TT II, III, VI, VIII, IX vd.), ul a (EUTS: 83), ula, ul a (EUTS: 185, 186); slami ç.: xi. yy. Krh. kulak kulak (DLT I: 383); Harezm ç. xiv. yy. ula (KE II: 398), ula (NF III: 267); EKıp. ula, ula kulak (KTS: 45); Batı Tü. xiv. yy. ula (EM: 156);, xv. yy. kulak (M : 34), kulak bilgil iy lib her kaçan kim kulaka sovukdan bir mara di olsa (CH I: 148), ula (DK II: 193), xiii. xix. yy. kula kulak (TTS IV: 2715), ula kulak (YTS: 147); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kulak 1. Ba ın her iki yanında bulunan i itme organı 2. (anat.) Bu organın, sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dı bölümü 3. Balıklarda ba ın iki yanında bulunan ve a ızdan alıp solungaçlardan geçirdi i suyu dı arıya vermeye yarayan yarıklardan her biri 4. (müz.) Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu 5. Sabanın topra a giren kısmının iki yanında bulunan ve topra ı yollara dökmeye yarayan parça 6. (co.) Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunla an yerleri 7. (mec.) Seslerin uygunlu unu seçebilme ve de erlendirebilme yetene i (TS 1399), bork kulak (- Ky.) (DS II: 740), mengil, mengili, mengilli kula ın küpe takılan yumu ak yeri (- Brd.; Lohan, *Nizip -Gaz.; *Göksun -Mr.) (DS IX: 3163), yapracık kulak (Mahmutbey *Bakırköy - st.) (DS XI: 4179); Gag. kulak 1. Kulak organı 2. nenin 58
91 kula ı 3. Balı ın solungaçları (GS: 293); Azb. ula kulak (ATS: 569), adil 1. nsanın ve hayvanların i itme organı 2. Kulakları örtmek için apkanın yanlarından sallanan kısımları 3. Bir eyin yanı, kenarı, ucu 4. Arabada okların tekerden kenara çıkmı ucu (AD L I: 567); Trkm. gulak (RLT: 203), gulak 1. Ses i itme organı 2. Saz tellerin sapının ucundaki takıldı ı yer 3. Ayak basmak için pilin gadalına berkdiliyen demir 4. Kazanın dı yüzeyindeki el tutaca ı 5. Yayda okun yerle tirme yeri 6. Su yakan yabın gapdala sobulan erinin sakası (TDS: 203); Güney-Do u: YUyg. kulak, Özb. kulok, SUyg. kulak; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk kulak, Karaçay-Malkar kulak, Tat. kulak, Ba k. kulak, Kaz. kulak, Kırg kulak, Karakalpak kulak, Nogay kulak; Kuzey-do u (Sibirya): Altay kulak, Tuva kulak, Hakas hulah, Yakut kulga:h; Çuva : halha (Teni ev 1997: ) 1. *kul ak Etimolojik De erlendirmesi Nemete göre, *kulgak organ adı fiilden türemi tir. Altay dillerinde: *k uyl- a kulak, duymak ; Mançu ulhi- < *(h)ul-ki- anlamak *holi-pun > *hoypun kulak küpesi ; Mo. *kuli-gu iç kulak ; Kalmık hulha, hulhi; Buryat holhi, hulhi; Proto-Türkçe *kul-ga-k; Japon *ki-k- duymak (Teni ev 1997: 205). Doerfer, *kul ak sözünün Halaç Türkçesinde kulak eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 24). 2. *kul ak Kullanım Alanı THO 194 bunça budun saçın kulkakın [.b] ıcdı bunca halk saçlarını, kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı. THO 198 közin körmädük kulkakın ä idmädük gözüyle görmedi i, kula ıyla i itmedi i EM 156 ve eger uyından ula a amzursalar y li varısa sürer EM 156..yumurda M 27 ba a rısına ve ula ve bögrek a rısına [ ] müf ddür 59
92 TTS IV 2715 Dedi tutun yâ müsülmanlar sözüne siz kula Kim ne buyurdu Resûlûllah tutunuz siz kula TTS IV 2715 Gelin dinleyin yarenler Kulak asın bu destana TTS IV 2720 Kulak urdum dinledim TS 1399 Kulaklarımın u ultusu içinde, söyledi i lakırtıların hiçbirini duymuyordum. TS 1399 Elleriyle kulaklarını tıkayıp yata ının yanında tortop oldu. SFA-1 Sen denizdeki ipe gözkulak ol, sa a sola oynamasın. On dakika, kalmaz kar ı adadayız. SFA-2 Kocaman hayvan otomobilin bu ufacık kuyru unu; onun isterik, tehditkâr sallanı ını pek severim. ' kembecinin kar ısında ya murun altında durur, apkamı kulaklarıma geçirir, sanki uzak bir kadınsız memleketten buralara dü mü üm de beraber geceyi geçirecek, derdimi payla acak bir kadın arıyormu um gibi kocamanla tı ını tahmin etti im fena gözlerimle gelen geçene bakar dururum... SFA-2 Küçük bir iradım var, eski zamanda ana o ul bize yetiyordu, imdi devede kulak oldu. HEA-1 Kadının hassas kulakları bunu i itmi, birden ba ını çevirerek ona bakmı tı. HEA-1 Münir'in kulakları onda, fakat gözleri, saçları altın gibi parıldayan güzel ehnaz'ın gözlerinde. HEA-2 A zı kulaklarına kadar açık, öyle muzaffer sırıtıyor ki, zavallı u ak Ermeniyi hattâ bize isyan ederken severdim fakat ngilize u aklık ederken küçük bir ey! HEA-2 Mehmet çavu un kulakları kabardı; bütün küçük halk birbirlerine bakıyor ve kapıya geliyorlar. HEA-3 Zeynep elleriyle kulaklarını tıkayıp yata ının dibinde tortop oldu. HEA-3 Çekik kara gözlü, yumu ak kulaklı ba ını ellerimin içine aldım. HEA-4 Hanife kendisi hakkında verilen hükümleri, söylenen sözleri ezber den bildi i için, pek kulak vermedi. HEA-4 Bugünlerde Satı Nine'nin di siz, çukur a zının hırıltılarına hiç kulak asmıyordu. HEA-6 Kulakları olan beni dinlesin Maskeler acı çekmez, gözya ı dökmez, sevmez, nefret etmez! PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip, parmaklarını onun kulaklarına koydu, hem tükürüp onun dilinä deydi.... Hem o saat onun kulakları açıldı, hem dilinin ba ı çözüldü, hem doru lafetti. PSE 81 Kimin kulakları varsa i itmeya, i itsinlär. PSE 92 Hem tä suslan barabar bulunanlardan biri elini uzadıp, kalıçını hem urup arhiyerin izmekärına, onun kulaanı kesti. PSE 146 Zerä tä açan Senin selämının sesi benim kulaklarıma geldi, karnımda olan çocuk sevinmekläan sıçıradı. PSE 150 Ozaman doorular yalabıyeceklar, güne gibi onların Bubaların Padi ahlıında, kimin kulakları var i itmeye, i itsi. UK 149 kız ürküp - çekiler, ama donakları hep baker, deneer kulaana, parmaklarına, bornusuna UK 168 kesmi ler bir kulaanı GTA 188 [ kαk nα sα nα ble zıc z c c pε: t l b l ı lε ko. ı k la: nα] 60
93 AD L I 567 Näväsi onun burnundan, gula ından yapı ır, bo azının altını gıdıglayır. AD L I 567 Mämmäd bäy dinmirdi, dü üncä içindä gälib köprünün gula ında oturdu. AD L I 567 Ki i çöräkdän bir gulag goparıb e tinasız vä hätta acıglı bir häräkätlä yerä atdı. AD L I 567 Här nä varsa, bir gulag getir, i tahadan yaman käsilmi äm. AD L I 567 Arvadlar gäzeti o gädär dartı dırdılar ki, bir gula ı gırıldı. AD L I 567 Papa ın gulaglarını salmag. AD L I 567 Günä in gula ı batdımı, kimsä bu mä dänin yanından keçäbilmäzdi. AD L I 567 Arabanın gula ı sındı. TDS 203 Gula ıñ garnı bolmaz, siñe iñ erni. TDS 203 Gulak e idenini göz görmesin. TDS 203 Tamdıranıñ gula ı. TDS 203 Gıca ıñ üç gula ı bar. TDS 203 Piliñ gula ını gaydıp gov amaz yalı etdim. TDS 203 Gara gazanıñ dört gula ı boylar. TDS 203 Annagulı tüpeñiñ gula ına barma ını yetirip baryardı. TDS 203 Yabıñ gula ına bövet basmak. TNAS 12 Aç garnum, dınç bulagum (Aç ba um, dınç gulagum. Aç ba ım, dınç ba ım). TNAS 20 Agız agızdan yelli, gulag-gulagtan e itgir. TNAS 20 Agız bir, gulag iki, bir geple, iki dingle. TNAS 25 Akmam gulaga guysang, akıp gider (akmak gulaga aydan sözüng akıp gider). TNAS 45 At arrıgı siyek (süyek, sü ) bolar, yar arrıgı-gulag. TNAS 53 Ayal gözü bilin e ider, gulagı bilin görer. TNAS 69 Badga gaçan e egi tutulgası - gulak, guyruk. TNAS 96 Çaman ata müneni ayagı dınmaz, yaman ayal alanı gulagı dınmaz. TNAS 103 Damak diyse, hopur hopur, i diyse gulak yapır. TNAS 105 Da dan ayal alanı ulagı dınmaz, Yakından ayal alanı gulagı dınmaz. TNAS 113 Dil gıybatda, gulak tamda. TNAS 133 Ekine öwerenen e ek gulak-burnundan daynar. TNAS 165 Gazançını hakı bar, kandan gulak çıkarsa. TNAS 183 Göz özü ki, gulak özgäni ki. TNAS 184 Gulakdan giren yaman söz, yürege yetip buz bolar. TNAS 184 Gulak e idenin göz görmesin, göz gören - ba a gelmesin. TNAS 203 Haywan agzından semrär, adam - gulagından. 3. Anlam Olayları Bakımından *kul ak Tarihsel ve modern Türk dilinde *kul ak sözünün anlamının de i meden günümüze kadar geldi ini görüyoruz. itme duyu organını ifade etmek için tüm Türk lehçelerinde *kul ak > kulak sözünün kullanıldı ı görülmektedir (Teni ev 1997: 61
94 205). Bu sözün i itme organını ifade etmek üzere kullanımı onun temel anlamıdır. Bunun dı ındaki bütün anlamlar mecazi olmaktadır. Özellikle nesneler için yan taraf anlamında kullanılması, bir nesnenin yan tarafını anlatması, benzetme temelli bir anlam olayı oldu undan metafor ortaya çıkarmaktadır. Ancak bazı metaforik deyimler metonimler vasıtasıyla da kurulabilmektedir. Kulak / gulag as- deyiminde kulak / gulag sözü i itme ile ilgili bir kavram olması sebebiyle metonimdir. Ancak as- fiili metaforiktir. Dolayısıyla bütün bir deyim de metaforik olmaktadır. Benzer bir ekilde, kulak organının i itme fonksiyonu ta ıması ile ilgili birçok metaforik kullanım da vardır: kulak vermek, kulaktan kula a, göz kulak olmak, devenin kula ı. 4. Meronim Olarak *kul ak Anatomik açıdan baktı ımızda *kul ak, *balç sözünün nesne : parça ili kisi açısından meronimidir. Konu külliyatı kapsamındaki metinlerimizde *kul ak sözü *teri sözünün nesne : madde ili kisi açısından holonimi de olmaktadır. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE *balç : *kul ak *kul ak : *teri Türkiye Türkçesinde kulak sözünün meronimleri arasında unları sıralayabiliriz: iç kulak Kula ın i itme sinirlerinin bulundu u bölümü, dolambaç (TS: 1042), kesecik Kula ın dolambacında bulunan ve lenf ile dolu olan küçük zarsı organ (TS: 1278), kulak altı bezi Kula ın yakınında bulunan tükürük bezlerinin en büyü ü (TS: 1400), kulak zarı, kulak davulu Dı kulakla orta kula ı birbirine ba layan zar, kulak davulu (TS: ), kulak kepçesi Kula ın sesi toplayarak orta kula a göndermeye yarayan, yarım daire biçimindeki bölümü, sayvan (TS: 62
95 1400), kulak memesi Kula ın yumu ak ve kıkırdaksız olan alt ucu (TS: 1401), mercimek kemi i Orta kulakta örs ve üzengi kemi i arasında bulunan küçük kemik (TS: 1537), orta kulak Kulak zarı, çekiç, örs, üzengi kemiklerinin bulundu u, dı kulakla iç kulak arasındaki bölüm (TS: 1699), orta kulak bo lu u Dı kulakla iç kulak arasındaki bo luk (TS: 1699), örs kemi i Orta kulakta çekiç kemi iyle üzengi kemi i arasında, örse benzeyen kemik (TS: 1738). Bunların içerisinde iç kulak, orta kulak ifadeleri kulak holoniminin alan : mekân ili kisi sergileyen meronimleridir. Kesecik sözü, ba ka bir kavram alanından bir sözün meronimi olmasına ra men bir organın bir parçasının meronimi olarak kullanılması benzetmeye dayalı bir anlam olayı olan metaforu ortaya çıkarmı tır. Kulak kepçesi ifadesinde kulak sözünün alan : mekân ili kisi sergileyen bir meronimi görülür. Ancak kepçe sözü yine farklı bir kavram alanının bir meronimi oldu undan burada da bir metafor ortaya çıkmaktadır. Çünkü benzetmeye dayalı bir adlandırma yapılmı tır Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YÜZ yüz Lat. facies, ng. face. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan YÜZ kavramını ifade etmek üzere Proto-Türkçe *yü:z, *bät ve *bä iz sözcüklerinin kullanıldı ı görülür *yü:z Proto-Tü. *yü:z (Teni ev 1997: 206); Proto-Ogur *yü:z; Proto-Oguz *yü:z; KökTü. viii. yy. yüzi e: ba ı a bir tegmedi: yüzüne ba ına bir tane [ok] bile de medi (KT 63
96 E 33);Bud.Tü.ç. bet yüz (TT VII 41,2-5), önglük (EUTS: 151), yüz (EUTS: 307); Man.Tü.ç. yüzü üzen yüz (M I 10,9); slami ç.: xi. yy. Krh. yüz yüz (DLT III: 143), ; Harezm ç. xiv. yy. me (i)z (KE II: 434), yüz (KE II: 751), yüz (NF III: 492); MKıp. xiv. yy. yüz yüz (K 93); Do u Tü.: xv. yy. bet yüz (Sngl. 119v. 19), yüz yüz (Sngl. 343r. 5); Batı Tü. xiv. yy. yüz (EM: 199), xv. yy. yüz (M : 18), yüz (DK II: 343); xiii. xix. yy. yüz 1. Kar ı, nezd, yan 2. Cihet, yön, taraf (TTS VI 4778), be iz yüz; renk (YTS: 30); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. yüz 1. Ba ta, alın, göz, burun, a ız, yanak ve çenenin bulundu u ön bölüm, sima, çehre, surat 2. Yüzey 3. Kesici araçlarda a ız 4. Bir kuma ın diki sırasında dı a getirilen gösteri li bölümü 5. Yorgana ve yastı a geçirilen kılıf 6. Bir eyin görünen bölümünde kullanılan kuma 7. Birinin görülegelen veya umulan ho görürlü üne güvenilerek gösterilen cüret 8. Nedeniyle, sebebiyle 9. Yan, taraf 10. Bir yapının dı a bakan dü ey yüzeylerinin her biri 11. (mec.) Utanma (TS 2486), avırt, avud, avuk, avut avurt, yüz ( sabey *Çal -Dz.) (DS I:383), be ne beniz, yüz (Kuvvetli, Yenice *Ödemi - z.) (DS II: 629), betin beniz (Sücüllü *Yalvaç -Isp.) (DS II: 646), beyiz beniz (*Bartın -Zn.) (DS II: 648), çıray beniz (Kırım Türkleri -Ist.) (DS III: 1186), dıdık, dıdı yüz, çehre Bugün bizim gelinin dıdı ı e ilmi (Hamurcu * ncesu -Ky.) (DS IV: 1450), du ka yüz, çehre, yüzün çene kısmı, avurt (-Çr.; -Yz.; -Ank.; Kr.; -Ky.) (DS IV: 1610), havırt a zın yan tarafları, avurt Yeme i havırtlarını i irerek yeme (Uluübey *Senirkent -Isp.) (DS VII: 2310), kıbal, kılavat yüz (Delikta *Kangal -Sv.; *Keskin -Ank.) (DS VIII: 2780), lecce yüz, çehre Leccesi limon gibi olmu (Ziyere -Ama.; *Zile -To.) (DS IX: 3069), malak yüz (- Isp.; - ç.; -Ant.) çene (-Ky.; Yenisu *Silifke - ç.) alt dudak (*Bozdo an -Ay.; 64
97 *Mut köyleri - ç.; *Akseki ve çevresi -Ant.) (DS IX: 3108), muruz surat, yüz (* av at köyleri, Erkinis -Yusufeli, Ba lıca *Ardanuç -Ar.; *Erci -Vn.) (DS IX: 3222), üz yüz (Koyundere *Ahıska -Kr.; *Erci -Vn.) (DS XI: 4084), zarat yüz (Bozhane *Beykoz - st.) (DS XI: 4348), zımır surat, yüz (Ildızım -Çkr.) (DS XI: 4370), mu yüz (-Kn.) çene (-Kn.) (DS IX: 3223), na at yüz, çehre (Kadı ehri *Çekerek -Yz.) (DS IX: 3241), si lim yüz, surat, bakı ; ne esiz Darıldı da si limini e di gitti (Arslanköy *Mersin - ç.; *Mut - ç.) (DS X: 3632), sinçe, sinç yüz, surat, çehre (-Ky.; -Kr.) (DS X: 3638), sukum yüz, çehre (*Erci -Vn.; -Bt.) (DS X: 3690), suma, sumdu yüz, surat Hasan'ın suması aynı bizim arkada a benziyor (-Çr.; -Kr.; -Ank.) (DS X: ), suma, sumdu yüz, surat Hasan'ın suması aynı bizim arkada a benziyor (-Çr.; -Kr.; -Ank.) (DS X: ), suntur yüz, surat Ahmey'in sunturu (Ferenge *Erbaa -To.; *Bor -N.) (DS X: 3697), terime yüz, surat (Vakıf *Tavas -Dz.) (DS X: 3891); Gag. üz 1. Yüz 2. Yüzey 3. Surat, edep, eref (GS: ); Azb. (AD L I: 249), üz yüz (ATS: 1185), üz 1. nsan ba ının ön kısmı, 2. Dokuma eylerin üst tarafı (astar kar ılı ı), 3. Bir eyin ön tarafı, ileri tarafı, önü, 4. Geometrik eklin ba ka bir yüzeyle kö e te kil eden düz yüzü, 5. Bir eyin geçirilmi, aktarılmı, yazılmı nüshası, 6. Su vb. sıvıların yüzeyi, üst tarafı, üstü 7. Gö ün bizim gördü ümüz tarafı, 8. Taraf, semt, yan anlamında (o, bu, beri, o biri v sözlerden sonra kullanılır) 9. mec. Haya, utanma (AD L IV: ); Trkm. yüz (RLT: 102), yüz 1. nsan ba ının ön tarafı 2. Bir eyin üst tarafı, üstü, yukarısı 3. Dı arıya görülen taraf 4. Üst taraf (TDS: 352); Güney-Do u: YUyg. yüz, Özb. yüz, SUyg. yüz; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. yüz, Kumuk yüz, Tat. yöz, Kaz. jüz, Kırg jüz, Nogay yüz, Karakalpak jüz; Kuzey-do u 65
98 (Sibirya): Altay d üz, Tuva çüz, Hakas çüs, Yakut sü:s alın ; Çuva : savar a ız (Teni ev 1997: 206) 1. *yü:z Etimolojik De erlendirmesi Yakut Türkçesindeki ekli ünü uzunlu una i aret etmektedir. Türkmen Türkçesinde ba taki y- ve sondaki üy çatı ması nedeniyle uzunluk kısalmı tır. Teni ev, Çuva Türkçesinde yakın ekil olarak ner dı görünü, güzellik sözüne i aret etmi ve Altay dillerinde Mo. ni ur yüz, yüzey, Kore niri benzer, Japon niru benzemek ; ayrıca: Mo. düri görünü, ekil, forma, Japon *tura yüz ekillerinin paralel olabilece ini belirtmi tir (1997: ). Eski ça da nadiren rastlanan ancak orta ça larda sık görülen bet sözü de dikkate de erdir. Bet, anatomik olarak yüz ve metaforik olarak yanak, su yüzü, kuzey, güney, bazı kuzeybatı ve güneybatı anlamlarına da gelerek, Osmanlıcada varlı ını sürdürmü tür (EDT 296). 2. *yü:z Kullanım Alanı DLT III 143 yüzge körme erdem tile yüze bakma, erdem ara EM 199 ve artu y seler yüzü rengini ar b der M 18 yüzin ve elin ve aya ın ovuk uyıla yuyalar M 23 eger burunı ço anasa yüzin ve elin aya ın atı ovu uyıla yuyalar ve k f rıla gül uyın yıyladalar ve alnına t ze ıy r abın ve n l fer yapra ın ve arpuz uralar M 42 ve yüzi gözi ızıl olma ve amarlar olu olma dur il cı ba amarından an alma ve baldırlarından ac mat tmek ve ab atı tely n eylemek ve cev v içmek ve ol an lib olana d dügümüz ıd ları ve erbetleri ten vül tmek TTS VI 4778 Pes kaçan brahim i âdemîler yüzüne getirdiler eyittiler TTS VI 4779 Hacı Ahmet bin Ahmet yüzüne ahadet idüp eyttiler ki... TTS VI 4779 Kamus hususunda olan Ahmet Begin hücceti benim yüzüme oldu TTS VI 4779 Ey can bilir misin ki söz ne yüze varur TTS VI 4779 stedin ki biz yüzden dahi fikir ve re y uram TTS VI 4779 Özünü kondu un yüzden tiz a ur Oturma yol yeri yolda yara ur TS 2486 Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor TS 2486 Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatı maya ba lamı lardı gazetelerde SFA-1 Adam hesabına fazla eyler yüklemeden elbisesine bakıp temiz bir adam oldu unu, güler yüzüne bakıp iyi adam oldu unu tahmin etmek güç de ildir. 66
99 SFA-1 Belli belirsiz bir gülü ün anadan do ma yüzüne serpildi i bu adamın bütün dü üncelerinin dönüp dola ıp yanındaki paket üzerine kondu unu görüyoruz. SFA-1 Ba ıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden do u tan gülü de yerine, göz kırpıncaya dek yerle ti. SFA-1 Çalı tıkça yüzü de i ti, pazuları i ti, buz gibi kı gününde terliyordu. SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli, beyaz, açık mavi süt rengi idi. Burun kanatları birbirine yapı mı tı. Karanlık di leri vardı. Zayıf, ince boynu, yırtık kasketi, uzun, kirli, güzel parmakları. SFA-2 Gözüme iki kara göz, kapkara parlayan bir yüz delicesine bakıyordu. SFA-2 Zaten yüzünde, her zaman hafif bir gülümseme hiç eksik olmaz. HEA-1 Ayakları çıplak, pantolon ve gömlekleri parça parça, yüz göz toz içinde, sümüklü çocuklar, gömlekleri ütülü, pabuçları pırıl pırıl, saçları dikkatle fırçalanmı, hatta briyantinle biçimlendirilmi çocuklar mutlak bir e itlik içinde orada oynar, dola ırlar. HEA-1 Yüzünü görmüyorlar, e er gözleri kafasının içini görebilse, orada bir sis yı ınını fark edecekler. HEA-2 Uzun, kavi, iyi giyinmi, canlı bir hanımdır. Siyah gözlüdür. Pembe, keskin hatlı bir yüzü vardır; muntazam açık kanatlı burnu daima etrafında üstüne atılacak hafif kalpli ittihâtçı kadın avı koklar. HEA-2 Yüzünün nasıl sarardı ını, gözlerinin nasıl içinden yandı ını, bu sert ve sakin asker vücudünün içinde nasıl bir volkan kaynadı ını dü ünüyorum. HEA-3 Gece, yata ımın üstünde, iki sarı ate ten göz yüzümü yaktı; uyandım. HEA-3 Zeynep'in beyaz yüzünde tıpkı ay ı ı ındaki büyülü effaflık ve nur vardı. HEA-3 Soka ın iki tarafından i man ve zengin yüzlü dükkân sahipleri sakin sakin birbirleriyle konu uyorlardı. HEA-4 Yüzü gözü tanınmayacak halde idi, fakat bir ey olmamı gibi hareket ediyordu. Köylüler yüzüne ne oldu unu, niçin topalladı ını sordukları zaman hiç cevap vermiyordu. HEA-5 Küçük eliniz elimde, yüz yüze gelmekten korkmayaca ım, ne korkunç manialara muhayyilem güldü durdu. HEA-5 Yüzünden tülünü kaldırarak banyonun yanına çöktü, çehresi mütebessim ve pembe, gözleri Nâzımla me gul, sanki aramızda bir ey geçmemi. HEA-6 Bütün yüz, deli bir sanatçının elinden çıkan bir maskeye benziyor. HEA-6 Yüzler birer et maskesi, vücut yürek saat makinesi gibi olacak. nsan ölünce çürüyecek ve hayatı dünyada bitecek. Bana öyle geliyor ki, insanı kendi kendisinin yarattı ı azapta kurtarmak için bundan ba ka çare yoktur. HEA-7 Sonra yüzümdeki a kınlı ı, kendisince bir zafer belirtisi saymı gibi olmalı ki, açıklamaya giri ti: Necibe'nin annesi bir haber göndermi, kızlarını bana vermek iste inde olduklarını çıtlatmı. HEA-7 Bu güzel yüzlü ihtiyarda o kadar ruhuma tanıdık gelen, hissimi ok ayan bir benzerlik gördüm ki, yıllarca tanıyormu um gibi selâm verdim. Raik yava yava ba- ını kaldırıyordu. HEA-8 Orta boylu, güçlü yapılı; ı ıkta büyük yüzü de, ba örtüsü kadar yüz etlerim uzak, beyaz bir düzlük gibi görünüyordu. HEA-8 Sonra, yuvarlak yüzünde daha kırmızı ve çizgileri kusursuz yüz uzuvlarından vazgeçtik, biraz alçak alnının, kumral ka larının altında birer zambak yapra ı gibi kapanan göz kapaklarında aynı belli belirsiz anlam vardı. 67
100 HEA-9 O beyaz yüzde kalbe çarpıntı veren ince, pembe dudaklar, imdi vırıltıyı, dırıltıyı yüksek sanatlar derecesine çıkaran eski bir a ız... HEA-9 Tevfi in geni yüzü daralmı, iri tatlı gözleri büzüle büzüle i ne gibi keskin, burgu gibi delici iki küçük göz oluvermi ti. PSE 2 Ondansora (bitkidä) göründü öbürlerin onikisinä sofrada oturaklara hem onların yüzlerinä urdu onların inamasızlıı için hem yürek çetinnii için. PSE 3 Korktular hem yüzlerini yerä yattılar. PSE 49 Vu oolu ona dedi: ey buba! genä hem senin yüzünde günahi ledim. PSE Amma sän oruç tutarkan ba ını yala hem yüzünü ika. PSE 66 Ve çıktı ölü ayakları hem elleri sargılarlan balı olarak, hem yüzü basmaylan (makramaylan) sarılmı dı. PSE 142 Ve uçenikleri i idincä yüzüstünä dü tülär hem pek korktular. UK 258 bakmadılar üzüne GTA 181 [se nın j z n dεn αtmα be nı] AD L IV 242 gızın yumru, gözel yüzü v yanagları açıg s rin havada gızarmı dı AD L IV 242 Üzünün ifadesi. AD L IV 430 Bir äli ilä anasının dö ündän möhkäm yapı mı körpä o biri äli ilä anasının üzünü, çenesini älläyirdi. TDS 352 Begenci güne yanan yüzi gızgılt go ras bolup görünyer TDS 352 Gögüñ yüzi çuy e yalı dırlandı TDS 352 Halının yüzi çañcarıptır. TNAS 13 Açık yüz - a ıngda datlı. TNAS 21 Agzı gızanda gepläning sowanda yüzi gızarar. TNAS 30 Aldap alım gızını, babalı görsün yüzüni. TNAS 38 Ar yüzden, gazar gözden görüner. TNAS 38 Asmana tüy kür se, yüzü e dü er. TNAS 39 Asıl töre sözü e gözler, alagan töre yüzü e gözler. TNAS 63 Bahılı yüzüni görme. TNAS 75 Beg berse, betine (yüzüne) bakma (Beryän adamı betine garamazlar. Beg berse, di ine bakma). TNAS 99 Çorbanı yüzi yag ı, palawın - düybi. TNAS 103 Dag görki da, yüz görki ga / (... yüz görki ga, agız görki di ). TNAS 120 Dostu aybını yüzüne ayt. TNAS 121 Dost yüzünden binler, du man - ızından. TNAS 124 Dul yüzün eytan yalar. TNAS 147 Är gezse gözi açılar, ayal gezse-yüzi. TNAS 178 Göge tükürsen, yüzüne dü er. TNAS 179 Görk yüzden, mähir gözden. TNAS 181 Göz bolmasa, yüz döner. TNAS 329 Tüykürse - yüzüm, çıkarsa - gözüm. TNAS 381 Yüz bolmasa - göz döner. TNAS 382 Yüz güblük tetärik - ba günlük ömre. TNAS 382 Yüzü e yaldır-yuldır, sırtı a barmak ildir. TNAS 382 Yüz yüzden utanır. TNAS 383 Yüz-yüze dü er, mähir - göze. 68
101 3. Anlam Olayları Bakımından *yü:z Tarihi ve modern Türk lehçelerinde bu sözün u anlamları kar ımıza çıkmaktadır (Teni ev 1997: 206): 1) Dı görünü. Kuzey-do u grubu ve Çuva dı ında tüm Türk Dil gruplarında rastlanmaktadır; 2) Yüzey. Orta Uygur Türkçesinden ba layarak Kuzey-do u grubu ve Çuva Türkçesi dı ında her dilde vardır. 3) Yön gösterme anlamları, 2. anlama ba lı olanlar. Orta Uygur Türkçesinden ba layarak Kuzey-do u grubu ve Çuva Türkçesi dı ında her dilde vardır. Yakut ve Çuva Türkçelerindeki anlamlar, vücut organı olarak yüz anlamından türemekte ve bu anlamın, di er anlamlarından daha arkaik oldu unu göstermektedir (Teni ev 1997: 206). *Yü:z ekli, tüm tarihî ve modern Türk lehçelerinde ola an ses de i iklikleri ile kar ımıza çıkmaktadır. Bazı modern lehçelerde yüz, daha geni anlam yelpazesine sahiptir. Örne in, Osmanlıcada yüzsüzlük, sebep, yüzey gibi anlamlar bulunmaktadır (EDT 983). Yüz, insanın kimli i niteli inde olan ve bir insanı ba ka insandan en belirgin niteli inde ayıran organ oldu u için metaforik kullanımı çok yaygındır: iki yüzlü, suratsız, yüz de eri, yüz akı, yüz akı ile çıkmak bir i i kendi saygınlı ını yitirmeden, eksiksiz ve ba arılı olarak yapıp bitirmek, yüz çevirmek gösterdi i ilgiyi kesmek, yüz göstermek ortaya çıkmak, yüz vermemek ilgi, yakınlık göstermemek; önemsememek, yüz yüze otur- (Gag.) kar ı kar ıya oturmak 69
102 *Yü:z kelimesinin temel anlamının ba ta, alın, göz, burun, a ız, yanak ve çenenin bulundu u ön bölüm, sima, çehre, surat oldu u anla ılmaktadır. Yüzün anatomik anlamı dı ında çok sayıda anlamı bulunmaktadır: yüzey, kesici araçlarda a ız, bir kuma ın diki sırasında dı a getirilen gösteri li bölümü, yorgana ve yastı a geçirilen kılıf, bir eyin görünen bölümünde kullanılan kuma, birinin görülegelen veya umulan ho görürlü üne güvenilerek gösterilen cüret, nedeniyle, yan, taraf, bir yapının dı a bakan dü ey yüzeylerinin her biri, utanma anlamları metaforik anlamlardır. 4. Meronim Olarak *yü:z Anatomik açıdan baktı ımızda *yü:z, *balç sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. *yü:z sözünün meronimileri arasında u organları sayabiliriz: *a:lın, *ka:m/pak, *bät, *bä iz, *göz, *ka:, *kirpik, burun, *ei, *e ek, *yay ak, a ız,*aburt, *çä ä, *du:dak, *erin. Bu terimler içerisinde *a:lın, *ka:m/pak, *yay ak, *ei, *e ek,*çä ä,*aburt sözleri *yü:z sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimleridir. *bät, *bä iz, *teri sözleri, *yü:z sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. göz, *ka:, *kirpik, burun, a ız, *çä ä, *du:dak, *erin sözleri *yü:z sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimleridir. Di er yandan meronimlerin geçi lili i de göz önüne alındı ında nesne : parça il kisi açısından *yü:z : göz : kirpik gibi bir holonim meronim hiyerar isi görülür. Benzer ekilde *yü:z : a ız : *du:dak, *erin eklinde bir sıralama da mümkündür. NESNE :PARÇA *yü:z : göz, *ka:, *kirpik, burun, a ız, *çä ä, *du:dak, *erin 70
103 NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *yü:z : *bät, *bä iz, *teri *balç : *yü:z *yü:z : *a:lın, *ka:m/pak, *yay ak, *ei, *e ek, *çä ä, *aburt *bät Proto-Tü. *bät (Teni ev 1997: 207); Proto-Ogur *bät; Proto-Oguz *bät; KökTü. viii. yy. ; Bud.Tü.ç. bet yüz (TT VII 41); Do u Tü.: xv. yy. bet yüz ve yanak (Sngl. 119 v 19); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. bet beniz yüz rengi (TS 2009: 252); Azb. bät-bäniz yüz rengi (AD L I 258); Güney-Do u: Özb. bet yüz, yanak; taraf, sayfa, bet yüz (EDT 296b), SUyg. bät yüz, sayfa ; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk bet yüz; gurur; taraf, sayfa; yoku, Karaçay-Malkar bet yüz; gurur; taraf, sayfa; yoku, Tat. bit yüz, yanak; gurur; sayfa, Ba k. bit yüz, yanak; gurur; sayfa, Kaz. bet yüz, yanak; gurur; taraf, yüzey, sayfa; yön, bet yüz (EDT 296b), Kırg bet yanak; yüz; gurur; hayvan yüzü; yüzey; sayfa; taraf, bet yüz (EDT 296b), Nogay bet yüz, yanak; gurur; taraf, sayfa, Karakalpak bet yüz, hayvan yüzü, bet yüz, yanak; gurur; taraf, sayfa ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay bet yüz, Tuva beti bu taraf (hitap), Yakut beteh buraya, yakın, bu tarafta ; Çuva : pit yüz, ön taraf (Teni ev 1997: 207); 1. *bät Etimolojik De erlendirmesi Ramstedt, Türkçedeki ekli Kalmık met, möt sanki kelimeleri ile kar ıla tırmaktadır (KWb 262). Altay dilleri sözlü ünde bu kar ıla tırma korunmu ve geni letilmi tir: Proto-Türkçe *bät, Mo ol *metü sanki, gibi ; Orta-Mo. metü sanki, benzeyen, 71
104 Kalmık met, möt sanki (KWb 262); Buryat b t, m t sanki, gibi, b t r benzeyen, sanki (Teni ev 1997: ). 2. *bät Kullanım Alanı TS 252 Ucuzluklarına hayret etii imiz her çe it staıcılar, o bet bereket nereye kaybolmu? TS haykırıyordu. Mü terim bu sesi duyunca arabayı durdurdu. Beti benzi kalmadı. Eli aya ı titrmeeye ba ladı. TS 252 Baksana, beti benzi kül kesildi. HEA-6 Ya bu sefer gerçekten ölüyorsa... Beti benzi uçmu, balmumu sarısı gibi... gözler yine cin gibi... HEA-9 ki beyaz mum alevi arasında; beyaz örtüsünün çerçevesinde uzun, ince bir kız çocu u yüzü. Bal rengi gözlerinin içinde ye il ı ıltılar. Büyücek pembe dudaklardan gizli bir sıtma beti gibi atan bir ses... AD L I 258 iddätli ildırımdan Günä ba ırdı. O birilärindä dä bät-bäniz galmadı. AD L I 258 Üçgünlük däniz säfäri çohu gämiyä minmämi äsgärdä bät-bäniz goymamı dı. AD L I 258 Yolda ım bunların säsini e itcäk, bät-bänizdän olub özünü itirdi. TNAS 75 Beg berse, betine (yüzüne) bakma (Beryän adamı betine garamazlar. Beg berse, di ine bakma). 3. Anlam Olayları Bakımından *bät *bät sözü temelde insan için kullanılan bir sözdür. Bu sözün Türkiye Türkçesindeki temel anlamı yüz rengi dir. Bu sözün Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde beniz sözü ile ikileme eklinde kullanımı yaygındır. Bu durumda yüz sözü için kullanıldı ı taktirde bütünü ifade etmek için parça kullanılmı olaca ından bir metonim türü olan sinekdoka ortaya çıkmı olur. Ancak bu sözün Türkiye Türkçesi dı ındaki di er Türk lehçelerinde insan yüzü, yanak anlamının yanı sıra, hayvan yüzü ve ayrıca gurur ve sayfa, taraf, yön anlamında da kullanıldı ı anla ılmaktadır. Bu durumda sözün metaforik yan anlamlar kazanarak çok anlamlı duruma geldi i söylenebilir. Bu sözün gurur, sayfa, taraf, yön anlamındaki kullanımları modern O uz lehçelerinde yoktur. Bu anlamlar benzetme temeline dayalı metaforik anlamlardır. Ancak Kuzeybatı Türk Lehçelerinde kısmen *bät sözünün hayvan 72
105 yüzü, *yü:z teriminin ise insan yüzü anlamında kullanıldı ını söylemek mümkündür. 4. Meronim Olarak *bät Anatomik açıdan baktı ımızda *bät sözü yüz anlamıyla, *balç sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. *bät yüz rengi anlamında *yü:z sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimidir. yüz anlamındaki *bät sözünün *a:lın, *ka:m/pak, *ei, *e ek, *yay ak meronimleri alan : mekân ili kisini göstermektedir. NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *yü:z : *bät yüz rengi, *bä iz, *teri *balç : *bät yüz *bät yüz : *a:lın, *ka:m/pak, *ei, *e ek, *yay ak, *bä iz Proto-Tü. *bä iz (Teni ev 1997: 208); Proto-Ogur *bä iz; Proto-Oguz *bä iz; slami ç.: xi. yy. Krh. me iz yüz rengi (DLT, KB); EKıp. xiii-xiv. yy. mejiz yüz (CCum); Do u Tü.: xv. yy. be iz renk, ten, me iz ten, dı görünü ü (Sngl 150 r25, 321 v8); Batı Tü. xiv. yy. be (i)z (EM: 114), xv. yy. be iz (M : 10), beñiz (DK II: 43); xiii. xix. yy. be iz dı görünü ü (TTS II 128, III 83, IV 94), beñiz 1. Renk 2. Çehre, yüz (TTS I: 508); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. beniz 1. Yüz 2. Yüz rengi (TS 267), benze- benzemek ; Gag. beniz 1. Yüz 2. Yüz rengi (GS: 80), benze- benzemek ; Azb. bäniz yüz rengi, bänzä- benzemek, bäniz yüz, çehre, sıfat (AD L I 248); Trkm. me iz adamın yüzü, yüz görünü ü, ke bi (TDS 438), me ze- benzemek ; Güney-Do u: YUyg. mä iz yanak, yüz ; Kuzeybatı (Kıpçak): Karay. be z yüz, dı görünü ü, benza-, be ze- benzemek, Kaz. 73
106 me zew uygun görmek, Karakalpak megze- benzemek ; Kuzey-do u (Sibirya): Hakas mi:s yüz ; Çuva : *pan>*ba yüz, yanak, yüzey tarafı, min yanak kırmızılı ı (Teni ev 1997: 208) 1. *bä iz Etimolojik De erlendirmesi Radloff, bu sözün *be kelimesinden türedi ini iddia etmektedir. Teni ev, bu görü e katılmayarak *bä iz teriminin Altay dillerinden tespit etti i u paralel kullanımlara i aret etmi tir: Proto-Türkçe be i-z; Mo. *men-dü güçlü, kuvvetli, sa lam, Kore möm kendi, vücut ; Japon *mu-i vücut, öz (1997: ). 2. *bä iz Kullanım Alanı M 30 idr r-ı bevl der göksi ve cigeri ve tala ı ve bögregi arıdur be zi o eyler M 10 ovu hav bedeni di redür ve hazmı eyü be be zi ızıl eyler M 10 an alebesi al meti uy u ço gelmek ve çok snemek ve ço gerinmek ve an alaca y rler gicimek ve gevde a ır olma ve burun becid anama ve a ız y rı atlu olma ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çı ma ve deri çekili çekili gelmek ve be iz ve dil ızıl olma ve dü de ızıl nesneler görmek M 13 uy usu yavuzdur be zi arardur ala ı büyidür M 142 a ve kirpük dökülmek ve burun egri olma ve gözleri ızarma ve be iz ve gevde alaca olma TTS I: 508 Yüzüñ beñzi kalmadı her-demleyin TTS I: 508 Gülef big idi oldu çi demleyin Senin a kın ile oynar denizler Senin havfinde zer olur beñizler TTS I: 508 Gökte güne in beñzi soldu TTS I: 508 El-imtika : Levn mütegayyir olmak mânasınadır ki beñiz geçmek tâbir olunur TS 267 Benzi limon gibi sararmaya, gözleri ate gibi parlamaya ba ladı TS 267 Necdet'in benzi atıyor, kesik kesik soluyordu TS 267 Yirmi dört saat evvel Allah'tan ziyade Abdülhamit'ten korkan kâtiplerin henüz benizlerine kan gelmemi ti TS 267 O böyle söylerken yanında bulunanların benzi sararırdı TS haykırıyordu. Mü terim bu sesi duyunca arabayı durdurdu. Beti benzi kalmadı. Eli aya ı titrmeeye ba ladı. TS 267 Baksana, beti benzi kül kesildi. SFA-1 Yüzü de i ti. Uçuk sarı benzi hafifçe kızardı. HEA-5 Neriman bile bu benzi tamamen ihata eden eyi sezdi. 74
107 HEA-6 Ya bu sefer gerçekten ölüyorsa... Beti benzi uçmu, balmumu sarısı gibi... gözler yine cin gibi... AD L I 249 u a ın azarlı ve benizi solgun idi. AD L I 249 zä färan täk bänzimi döndärdi ol birähm yar ADIL I 249 To rulunun gara vä böyükçä közläri yıldırımlar çahır, geni vä gırmızı bänizindän gäzäb alovları garsırdı TDS 438 Munuñ bo lundan bir zat añlan Baharıñ meñzi gızardı TDS 438 Gızga hata göz gezdirip ba landan, Orayanı meñzi soldı desense TDS 438 Galkın, gözün görkez, hindi zenanı, Gül meñzi saralan arap cenanı 3. *bä iz Sözünün Türevleri 3.1 *bä iz den Fiiller benze- / menze- / meñze- 4. Anlam Olayları Bakımından *bä iz Teni ev e göre, Türk lehçelerinde görülen dı görünü > yüz rengi eklindeki e ilim bir anlam kaymasına i aret etmektedir (1997: 208). Azerbaycan ve Türkiye Türkçelerinde *bät ve *bä iz sözleri ikileme eklinde kullanılmaktadır. Bu durumda bu iki sözün bu lehçelerde e anlamlı hale gelmi oldu unu söylemek mümkündür. 5. Meronim Olarak *bä iz *Bä iz sözü yüz rengi anlamında, *yü:z sözünün nesne : madde ili kisi gösteren bir meronimidir. Ancak do rudan yüz anlamında kullanıldı ında alan : mekân ili kisi sergiler. NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *yü:z : *bä iz yüz rengi, *bät, yüz rengi, *teri *balç : *bä iz *bä iz yüz : *a:lın, *ka:m/pak, *ei, *e ek, *yay ak, 75
108 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖZ göz Lat. oculus ng. eye. Tarihsel ve modern Türk dilinde GÖZ kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto- Türkçe *görs > göz sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adının kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *görs > *göz Proto-Tü. *görs (Teni ev 1997: 209); Proto-Ogur *gör; Proto-Oguz *göz; KökTü. viii. yy. körür közim körmäztäg gözüm görmez gibi (THO 158); Bud.Tü.ç. köz (TT III vd.), köz (EUTS: 119); Man.Tü.ç. közi karam kara gözlüm (M II 9,19); slami ç.: xi. yy. Krh. enüç göze inen perde (DLT I: 52), kapak göz kapa ı (DLT I: 382), karak göz bebe i (DLT I: 382), köz göz (DLT IV: 369), körürmen közin (KB 926); Harezm ç. xiv. yy. köz göz; nazar (KE II: 394), köz (NF III: 264); MKıp. xiv. yy. köz (K 81); Do u Tü.: xv. yy. göz (Sngl. 306r. 29); Batı Tü. xiv. yy. göz (EM: 135), xv. yy. göz (M : 10), göz (CH I: 155), göz (DK II: 127); xiii. xix. yy. göz 1. Uç, taraf 2. Göz (TTS III 1807), göz (YTS: 99); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. göz 1. Görme organı 2. Bazı deyimlerde, görme ve bakma 3. Oda 4. Bakı, görü 5. Suyun topraktan kaynadı ı yer, kaynak 6. Delik, bo luk 7. Çekmece 8. Terazi kefesi 9. Nazar 10. Sevgi, ilgi, gönül ba lantısı 11. A acın tomurcuk veren yerlerinden her biri 12. Bölüm, hane 13. Bazı yaraların uç bölümü (TS 890), bakanak göz, göz bebe i Bakana ın çıksın! (-Isp.; -To.; Hisarcık *Yaylada ı, *Antakya -Hat.; -N.; -Ant.) (DS II: 491), gagal göz bebe i Gözümün gagalısın (* av at -Ar.) (DS VI: 1892), gile göz bebe i (*Erci -Vn.) (DS VI: 2076), ginci gözbebe i (Kadıçiftli i -Ist.) (DS VI: 2079), gozböbe i 76
109 gözbebe i (Tekeler *Silifke - ç.) (DS VI: 2113), kalmuk göz kapa ı Gözlerimin kalmu u i ti (Kayadibi -Gr.) (DS VIII: 2608), kapçık göz kapa ı (*Pınarba ı -Ky.) (DS VIII: 2632), kumbak göz çukuru (*Biga -Çkl.) (DS VIII: 2999), nazlıkara gözbebe i (Karahıdır -Krk.) (DS IX: 3242), nini, ninni gözbebe i (-Kn.; - ç.; - Ant.) (DS IX: 3252), vide göz (*Saftanbolu -Zn.) (DS XI: 4104), oynuk göz çukuru (Aslıhantepeci i -Ba.) (DS IX: 3303), ah gözbebe i (-Sv.; - ç.) (DS X: 3733); Gag. göz 1. Göz 2. Pencerenin gözü 3. Kapı gözü 4. Ambardaki bölüm, göz (GS: 116); Azb. göz göz (ATS: 554), göz 1. nsan ve heyvanda görme organı 2. Görme gabiliyyäti, görme 3. Gözümde (gözünde) eklinde - nazarımda (nazarında), bana göre (ona göre), benim fikrimce (onun fikrince) 4. N, bakım 5. H bir eyde hurda delik de ik, 6. Suyun çıktı ı yer, kaynak, menba, 7. Küçük pencere, ayrılmı bir eyin ayrı-ayrı bölmeleri, 10. Tüfekte lülenin her biri, 11. Terazi, kefelerinin her biri, 12. Sıra sayıları ile birlikte evde, menzilde kaç oda ya da pencere oldu unu gösterir, 13. Alev anlamında, 14. Köprünün bir parçası (AD L III: 174); Trkm. göz (RLT: 70), bebenek gözbebe i (RLT: 217), göz 1. Görme organı 2. A acın dalının çıktı ı yer 3. ne gözü 4. Tüpenin ok salınan eri bilen birlikde nili 5. Soyun çıkan yeri, çe menin gözü 6. pencerenin gözü 7. Ambarın gözü (TDS: 188), garak göz (TDS 146); Güney- Do u: YUyg. köz, Özb. kuz, SUyg. köz, küz; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. koz, kez, Kumuk göz, Ba k. kü, Kaz. köz, Kırg köz, Nogayköz, Karakalpak köz; Kuzey-do u (Sibirya): Altay köz, Tuva kös; Çuva : kus (Teni ev 1997: 209) 1. *göz Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, son sesin de i mesi durumunun genel Çuva ve di er Türk lehçelerinde ses yapısına uygun oldu u ve sözün, Eski Türkçede kör- fillinden -s isim yapım eki ile 77
110 olu turuldu unun dü ünülebilece ini belirtmi tir (1997: 210). Bu terim, Türk lehçelerinde GÖZ için birincil bir terim olarak kar ımıza çıkmaktadır, fakat Sibirya Türk lehçelerinde *göz yerine yer yer gözbebe i anlamında olan *karak terimi kullanıldı ını görüyoruz. Doerfer, *göz sözünün Halaç Türkçesinde köz eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 24). 2. *göz Kullanım Alanı THO 158 körür közim körmäztäg gözüm görmez gibi THO 158 közdä ya kälsär, ätida(?) kö ültä sı ıt kälsär gözlerimde ya akarken, yüre imden pek çok feryat gelirken(?) THO 158 bäglärım budunım közi qa ı yablak boldaçy tip sakındım beylerimin ve halkımın gözleri ka ları bozulacak deyip üzüldüm. THO 198 közin körmädük kulkakın äsidmädük gözüyle görmedi i, kula ıyla i itmedi i DLT I 55 agız yese köz uyadhur a ız yese göz utanır EM 135 ve gözler ve ya a lar ızıl olma M 21 gögüsi aracu ve boynı uzun ve boynı ince ve bo azında i ve ma desi a f ya gözi ya dim ı a f M 37 turpu uyı göze cil v rür ve reb o dı ına müf ddür ve eydürler ki anu uyı a rebi öldürür M 42 ve yüzi gözi ızıl olma ve amarlar olu olma dur il cı ba amarından an alma ve baldırlarından ac mat tmek ve ab atı tely n eylemek ve cev v içmek ve ol an lib olana d dügümüz ıd ları ve erbetleri ten vül tmek M 142 a ve kirpük dökülmek ve burun egri olma ve gözleri ızarma ve be iz ve gevde alaca olma TTS III 1807 brenin ucu mıknatısın imâl gözü ile suvarılmı tır TTS III 1809 Lehhaz: Göz buca ı ve göz ucuyle bakan TTS III 1811 On ün ki i göz deli ine irdi, sı dı. TTS III 1811 Karında lık efkati depre ti eyitti: Karında ım benim için gözden çıktı bâri sevâhile ileteyim, bâ ed ki melike duasıyla gözleri rû ence ola deyip... TS 890 u fakir mahallede bir göz evim olsaydı / Nasıl sevinç içinde çıkardım u yoku u TS 890 Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine ta tıkamak de il de ne olurdu? TS 890 Köprünün gözleri karı karı kazılmı tır TS 890 nsanı gözle yiyip bitirirler SFA-1 Ba ıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden do u tan gülü de yerine, göz kırpıncaya dek yerle ti. SFA-2 Gözüm kimseyi görmüyor, kimsenin kapımı çalınmasını istemiyorum. 78
111 SFA-2 Osman a anın mavi gözlerine güne ı ı ı gibi bir ı ık gönderiyordu. Penbe yüzündeki buru ukları sayayım derken kahveci çayları getirdi. SFA-2 Ba örtüsü a zına ba lı bembeyaz alınlı, siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle kar ımızda, idi. HEA-1 Orta boylu, esmer ve elma yanaklı, kara gözleri pırıl pırıl, elleri - hep i görmekten olacak - sert ve pürtük pürtük. HEA-2 Fakat o katı elleri ile benim pomat kokan yüzüklü elimi öyle bir sıktı ki, ister istemez bu vilâyetli ye enin yüzüne gözlerimi açarak bakma a mecbur oldum. HEA-3 kisi iki er, üçer ya ında, tıpkı birer maymun yavrusu halini almı ; çapaklı, hasta gözlerle annelerinin ayakları üzerinde bakınıyorlardı. HEA-3 Yüzü buru madan, gerilmeden mil yonlarca ya a girmi ti. Siyah gözleri, siyah birer kaynar su membaı gibiydi. Yanakları kuruydu, fakat gözleri tamamıyle siyah ya tı. Nereye bakıyordu, bilmiyorlardı. Fakat bu siyah ya lar ortasında Aydın vardı. HEA-4 Yüzü gözü tanınmayacak halde idi, fakat bir ey olmamı gibi hareket ediyordu. HEA-5 Saffet. i man, güzel vücuduyla, solgun mavi gözleri; renksiz dudakları ile katiyyen senin sevebilece in bir kız de il. HEA-5 En evvel kalbimdeki so uk, korkak ihtirazı izale eden ey amcamın bütün gözlerini aydınlatan tebessümü oldu ve hemen onun mü fik kalbinde kendime bir yer yaptı ımı duydum. HEA-6 Efendimize diyarımızın balından arma an getirdik. Lütfen efendimin gözünde ra bet bulsun. HEA-7 Gözlerim sandala hafif hafif vurup oyna an su dalgalarına, daldı. HEA-7 Gözleri ya la dolu oldu u halde boynuma atılarak alnımdan öptü. HEA-8 Ben Macide'nin arkasında, ayakta durdu um için, hiç bir duru unu gözden kaçırmıyordum. HEA-8 Onun, sesinin son perdesiyle renkli, göz kama tırıcı ı ıklarla yıkadı ı sersemlemi ruhlarımız, birdenbire bo ve karanlık bir eye çarparken gözlerimi kaldırdım; onun ses ilâhını saklamı kamelya yüzüne ruhumdan, çılgın ibadet öpücü ü gönderdim. HEA-9 ri kestane renginde gözlerine bir çocuk bakı ı vermek için bir düziye göz kapaklarını yukarı kaldırıyor. tina ile yolunan siyah ka lar iki ince hilâl gibi.. HEA-9 Piyanist ellerini sallayarak konu uyor, sesini yükseltiyor, gözleri arayıcı birer ı ık gibi Dedenin yüzünde dola ıyordu. PSE 4 Ama onların gözler tutulmu tular, ki onu tanımadılar. PSE 5 Ozaman onların gözleri açıldılar hem onlar onu tandılar. PSE 18 tä sizä derim ki: gözlerinizi kaldırınız hem tarlalara bakınız. PSE 20 Ozaman sorarlardı onu: nicä gözlerin açıldılar. O, cevap verip dedi ki, bir adam denilen isus çamur yaptı, gözlerimi yaladı. PSE 25 Eer senin gözün fenaysa, senin bütün güüdän karanlık olur. PSE 84 Onların gözlerini körledi hem onların yüreklerini katılattı, ki gözlerinlän görmesinler hem yüreklerinlän anlamasınlar. PSE 66 isus sa gözlerini yukarı kaldırıp dedi: Ey Buba! ükür sana ederim, zerä i ittin Beni. PSE 91 Hem gelin genä onları uykuda boldu, zerä gözleri aırla mı tı. PSE 138 Zerä benim gözlerim gördülär Senin kurtulu lunu. PSE 142 Onlar da gözlerini kaldrdıklarında, kimseyi görmediler isusdan ba ka. 79
112 PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözya larınlan isladı hem ba ının saçlarınlan sildi. UK 25 düzülü gözlärlän, aazlan hem boynuzculan, nice kuzu kafası UK 25 o göz kayarsa UK 37 türlü afklar ıladılar göz ardlarında, kafası uuldadı bir çirkin boran gibi UK 40 çemrek hem açık göz UK 41 ba ka kerä dä täze mayızlan yapı tırdım gözlerni UK 50 han - salt göz hem ürek UK 52 bu gözler ama bana uymaz UK 53 büüldüp kıyna ça gözlerini UK 54 salt ellär sansın oyneerlar, ba lar, gözler, gülümseyräk UK 76 ama gözleri ya yerdä UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän, yakardı kara saçlarınnan UK 108 gözel gözlerni UK 108 gözlerini tırmalasın UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän, yakardı kara saçlarınnan UK 125 ya lar dolu gözlerindä UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne, gözlerne, ya larna, dudaklarna, yanaklarna UK 144 kula saçlı, beyaz tenni, gözleri mavi UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan, gözlerni-ka larnı güzerlär, saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna, parmaklarnı donaderlar, yüzük, küpe, blezik UK 169 uzun saçları omuzlarında, kıvırcık kalpaklar ba larında, bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 169 güzel tenni, mavi gözlü ataman Gandi UK 177 Lanka da sevdalı baktı oglanın dooru gözlerne UK 179 çökerek dizce ikonanın önünde çeketti Länka duvasını ya ları gözlerinde UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Ka lar, saçlar - bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 184 baker Hoborun gözüne UK 187 te burada duracan da göz ayırtmaycan hanumdan UK 199 Lanka açıldı gözleri birden UK 202 ya lan doldu gözleri UK 205 keskinnetmi mavi gözlerni, sıkmı al dudaklarnı UK 215 yumardı gözlerni UK 233 ba ında saçlar kısa, bıyıklar uzun, yanak omuzları kızıl, gözleri gülümsek UK 240 gözleri yanarak UK 247 Tatar büyük gözlerlen bakarak aaç-aaç yedi UK 258 Zananın sa ardına hep gözledärdı UK 262 afk ürer Todurun gözlerne UK 268 çocuk baker kızın gözlerne, dudaklarna GTA 130 bεn d : dum bε z dε GTA 136 [kα α z kα α z kα αjα. ïz ınsεn nε:] GTA 148 [dα bı z j ] [bı z αkt :] GTA 149 [ de: ım jε b d lε: t α h m zlε:m dε dε d łα: e ï] GTA 176 [ nα:nï z m y:sε.. ıdı] [dε: ] GTA 188 [t. ı lε bı c t c bı z d a:z] GTA 236 [αmε be nım vα bı z m tepεm dε] 80
113 GTA 236 [ elın nε. ı lε k cε: α: αnı hıt sα ba:dαnα zlε: nï kïpmε: lε: hεp ı jα pε: α ] GTA 236 [ n n vα z tepεsın dε dε ε: hepsïnï] GTA 249 [jα sï jα sï la: je dε: dılε ][kα α bı αz] AD L I: 212 ba b d nin tacıdır, gözler onun da -ga ı AD L I: 212 ba ımdan a rı gopur, gözl rim garanlıg çökür AD L I: 539 [Telli] sol bileyini gözl rinin üstün goymu, bütün golu açıgda galmı dı AD L II: 127 gara saçları, gl dolu uzun kirpikli gözl ri, r bi burnu, hamısından artıg göz l balca a zı, gırmızı dodagları m nim ho uma geldi AD L III: 72 gızarmı yanagları, uzun kirpikleri, iri gözl rinin süzgün ba ı ı ona m lah t verirdi AD L III 174 Göz var görmek üçün. Humar-humar bahmag göz gaydasıdır. TDS 188 Gözü agırsa, eli i çek, içi agırsa damagı ı TDS 188 Gözü ar ekilli alma me ze forması bar. TDS 188 Ol ıssı günden, a ır zähmetden so, gözüni mavı asmanda dikip pikir edyärdi. TDS 188 äni gözi dövlüpdir. TDS 146 Bermeseñ-de çıkararıs garag ı. TDS 146 Kör ol! Garagı çıksın! TNAS 12 Aç göz ayt (gurbanlık) bayramında öler. TNAS 12 Aç göze ukı gelmez. TNAS 12 Aç göz iyemez, özgä-de bermez, comart iyer, özgä-de berer. TNAS 12 Aç gözü garnı doysa-da, gözi doymaz. TNAS 14 Açılan ten (etek) yapılar, göreni gözünden gitmez. TNAS 16 Adamını aslı birdir, bir-birinden parhıya, Birin ba ıng agırıdır, biri gözde totıya. Suw içinde gammı köpdür, barı ınıng adı bir, Birisinden gant alarlar, birisinden borıya. TNAS 18 Agamı ala gözi, ye emi sowuk sözi. TNAS 20 Agız iyer - göz utanar. TNAS 20 Agız - gözi yumsa bolar, durmaz burnı nätse bolar. TNAS 21 Agzımda - a ım gözümde - ya ım. TNAS 25 Akmak pälinden mırat gözler, segparaz - it yalagından. TNAS 28 Akıl - sizde, mähir - gözde. TNAS 31 Alnındakını altı äy gözler. TNAS 35 Arafat dagına çıkanda her kim öz köwmunı gözler. TNAS 37 Arslan güy jünden dü se (gaçsa), garınja gözün oyar. TNAS 38 Ar yüzden, gazar gözden görüner. TNAS 39 Asıl töre sözü e gözler, alagan töre yüzü e gözler. TNAS 42 At ahsar ayagını gözler, düye bozlar kö egini gözler. TNAS 42 Atalar sözi - akılı gözi. TNAS 43 Ata malına göz diken nowasız galar. TNAS 44 Ata yüki azıg bolsa-da, aç göze az görner. TNAS 46 At aylıgını gorar, düye-yıllıgını (at basjak yerini gözler, düye menzilini). TNAS 47 At münen alısı gözler. TNAS 53 Ayal gözü bilin e ider, gulagı bilin görer. 81
114 TNAS 62 Bagt gözlesi, bazara bar. TNAS 64 Balıgı özi suwda bolsa-da, gözi gırda. TNAS 67 Ba a gelen mala gelsin, göz gören ba a gelmesin. TNAS 67 Ba a gelenini göz görer. TNAS 73 Baytal ölse, gulan ya, gulan ölse, gözü ya. TNAS 75 Bela basan yteri de, göz bilen ga ı arasında. TNAS 78 Bialaç ölüm yok, megerem göz bolmasa. TNAS 81 Bir ba a bir göz besdir. TNAS 84 Bir göz aglasa, beyleki göz gülmez. TNAS 84 Bir göz beyleki gözi görmez. TNAS 84 Bir gözi aya bakar, bir gözi etdalı kakar. TNAS 84 Bir gözümde yuwaz aylansın, Bir gözüm dünyäni görsün. TNAS 98 Çemçe bilen a berip, sapı bilen göz çıkarma. TNAS 103 Dalnan (göwni yyetmeyän) dal uçrar, iki gözi kör uçrar. TNAS 108 De etmän, dü etmez, göz etmän, ga etmez. TNAS 113 Dile di gala, göze - ga / (Dil goragı di, göz goragı ga ). TNAS 115 Di i agırsa dili i çek, gözü agırsa eli i çek. TNAS 117 Dogrı gelen keyigi iki gözünden ba ga aybı yok. TNAS 119 Do uz gözi yıldız görmez. TNAS 121 Dostu gözünde bolandan, kö lüne bol. TNAS 121 Doyan mıhmanı gözi yolda. TNAS 124 Dul gözi bilen heley (ayal) alma, pıyada gözi bilen - at. TNAS 124 Durna gırda-da bolsa, gözi yerde. TNAS 128 Düye gırda bolsa-da, gözi orda bolarmı. TNAS 135 Elimin eti - gözümi köki. TNAS 136 El mizan, göz terezi. TNAS 139 Erke in gözi hatında bolar, hatını gözi - altında. TNAS 147 Är gezse gözi açılar, ayal gezse-yüzi. TNAS 179 Görki göz biler, aklı kö ül. TNAS 179 Görk yüzden, mähir gözden. TNAS 181 Göz agırısı - et agırısı, Di a ırısı - sü k agırısı. TNAS 181 Göz bolmasa, yüz döner. TNAS 181 Göze bela gülden geler, ba a bela - dilden. TNAS 183 Göz özü ki, gulak özgäni ki. TNAS 183 Gözü agırsa - eli i çek, i i agırsa - damagı ı. TNAS 183 Göz yara ıgı ga, Agız yara ıgı di. TNAS 183 Gözya - gama yolda. TNAS 183 Göz yetmeze - söz yeter. TNAS 184 Gulak e idenin göz görmesin, göz gören - ba a gelmesin. TNAS 243 Körün gözi - iki eli. TNAS 334 Utanç gözde, görk agızda. TNAS 381 Yüz bolmasa - göz döner. TNAS 383 Yüz-yüze dü er, mähir - göze. 82
115 3. *göz Sözünün Türevleri 3.1 *göz den simler göz ya ı PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözya larınlan isladı hem ba ının saçlarınlan sildi. TNAS 183 Gözya - gama yolda. 4. Anlam Olayları Bakımından *göz Tarihi ve modern Türk lehçelerinde u anlamlar kar ımıza çıkmaktadır (Teni ev 1997: ): 1) Görme, bakı. Tüm Türk lehçelerinde *göz sözü görme ve bakı soyut anlamlarında kullanılmaktadır. 2) Delik, bo luk. Metafor yoluyla *göz, büyük bir nesne üzerinde küçük bir detay, özellikle delik veya açık anlamında da kullanılmaktadır: i nenin gözü, bölüm, a acın tomurcuk veren yerleri. 3) Kaynak. Özel bir metafor olarak incelenebilir. Bu anlam, ran kültür bölgelerinde rastlanmaktadır: Tajik ça ma, Far. ça m. Teni ev, Farsça metaforik kullanımın da aynı zamanda Arapçanın etkisiyle meydana gelmi ihtimali oldu undan söz etmektedir (1997: 210). Birçok Türk lehçesinde göz kelimesi, kaynak, çe me anlamında kullanılmaktadır. Clauson a göre bu olgu, Arapçanın al-'ayn kelimesinin bire bir tercümesinden kaynaklanmaktadır. Arapça al-'ayn, hem göz, hem de kaynak anlamına gelmektedir. Suyun topraktan kaynadı ı yer, kaynak, delik, bo luk, çekmece, bölüm, hane anlamları da temel anlam ile ba lantılı metaforik anlamlardır. 83
116 Türkiye Türkçesinde görme ve bakma ile ilgili bir çok metaforik deyime rastlanır (TS: ): göz kulak olmak dikkat etmek, göz açamamak yo un i ler yüzünden bir eyle ilgilenme imkanı bulamamak, göz açıp kapayıncaya kadar çok kısa bir zamanda, göz kulak olmak gözetmek, korumak, bakmak; görme, i itme yoluyla bilgi edinmeye çalı mak, göz kuyru uyla bakmak göz ucuyla bakmak, göz sürmek iyice tanımak, bilmek veya dikkat çekmek amacıyla hafif kısık gözle incelemek, bakmak, göz yummak kusurları görmemezlikten gelmek, ho görmek, ba ı lamak; umudunu kesmek, umutsuzlu a dü mek, göze girmek davranı ve yetenekleriyle ilgi ve önem kazanmak, Benzer deyimler Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde de vardır. Gagauz Türkçesinde de göz ile ilgili metaforik deyimler oldukça fazladır: gözleri yaneer canlı, enerji dolu, pencerenin gözü pencerenin bölümlerinden biri, çekmecenin gözü, açıkgözlü, pınarın gözü. 5. Meronim Olarak *göz *Göz sözü, *balç ve *yü:z sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. Göz sözünün meronimileri arasında inceledi imiz organlardan *ka:m/pak, *kirpik sözleri de yine nesne : parça ili kisini gösterirler. Taradı ımız metinlerde rastladı ımız karak / garak sözü göz bebe i ni ifade eden bir sözdür. Bu nedenle *karak sözünün de göz sözünün nesne : parça ili kisi gösteren bir meronimi oldu unu söylemek mümkündür. NESNE :PARÇA *balç : göz *yü:z : göz göz : *ka:m/pak göz kapa ı, kirpik, *karak göz bebe i 84
117 Göz karartısı (Gag.) gözbebe i, göz akı göz yuvarının dı ını saran, katılgan dokudan olu mu, dayanıklı beyaz çeper, sert tabaka (TS: 890), göz etçi i, göz memesi gözün iç açısındaki kırmızı çıkıntı (TS: 891, 893), göz merce i gözün ön tarafında bulunan ve dı arıdaki cisimlerin görüntüsünün a tabaka üzerine dü mesini sa layan mercek biçiminde saydam organ (TS: 893), gözya ı bezleri, gözya ı bezeleri gözya ı ve göz kapa ında bulunan bezler (TS: 894), göz yuvarı kafatasında bir çukur içine yerle mi bulunan gözün yuvarlak bölümü (TS: 894), göz yuvası göz yuvarlarının içinde bulundukları kemik oyuklardan her biri, gözevi (TS: 894), ön oda gözde saydam tabaka ile iris arasında kalan bo luk (TS: 1733), saydam tabaka gözün ön bölümünde bulunan, ı ı ı geçiren küresel zar, kornea (TS: 1921) ifadeleri de göz sözünün meronimleridir. 85
118 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KA ka Lat. supercilium, ng. brow. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KA kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *ka: sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adının kar ılı ı genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *ka: Proto-Tü. *ka: (Teni ev 1997: 211); Proto-Ogur *ka: ; Proto-Oguz *ka: ; KökTü. viii. yy. bäglärım budunım közi qa ı yablak boldaçy tip sakındım beylerimin ve halkımın gözleri ka ları bozulacak deyip üzüldüm (THO 158); Bud.Tü.ç. a ka (TT X 48); slami ç.: xi. yy. Krh. ka gözün üstündeki ka (DLT III: 152); Harezm ç. xiv. yy. a (KE II: 302); EKıp. a ka (KTS: 130), me ka (KTS: 180); Batı Tü. xv. yy. ka (CH I: 158); xiii. xix. yy. ka 1. Eyerin ve semerin önünde ve ardında olan yüksekliktir 2. Kavun ve karpuz dilimi 3. Damın saça ı 4. Ufuk 5. Yüzündeki ka (TTS IV: 2327); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. ka 1. Gözlerin üzerinde kemerli birer çizgi olu turan kısa kıllar 2. Kemerli ve çıkıntılı ey veya yer 3. Sarp kayalık, uçurum 4. Eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm 5. (halk) Duvar, ba ve bahçelerde toprak yı arak yapılan sınır, set (TS 1228), dımız ka ın üst kö esi (Gözlü, Saiteli -Kn.) (DS IV: 1461), çatmık ka (- Ist.) (DS III: 1092); Gag. ka ka (GS: 259); Azb. a ka, bir eyi ön çıkıntısı, eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm, da zinciri (ATS: 468), ga 1. nsanın gözleri üstünde uzanan tüylerden ibar t h t 2. Yüzü e takılan kıymetli ta, 3. Mücevherde, yan tarafta ve ön taraftaki çıkık dik, 4. Da ın, derenin, tepenin ön 86
119 tarafı, tepeden a a ı yeri (AD L I: 456); Trkm. ga (RLT: 28), ga 1. Gözün üstündeki kara tüy 2. Eyerin ön tarafında duran yüksek yeri (TDS: 158); Güney- Do u: Özb. ko ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar ka, Tat. ka, Ba k. ka, Kaz. kas, Kırg ka, Nogayka, Karakalpak ka ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay ka, or ka:, Hakas has, Yakut ha:s, Tofa ha ; Çuva : hu (Teni ev 1997: 212) 1. *ka: Etimolojik De erlendirmesi Bu söz Eski Türkçe döneminden beri aynı ekliyle kullanılmaktadır. Türkmen Türkçesinde ünlünün uzun olması dikkat çekicidir. Teni ev, bu sözün Altay dillerindeki paralellerini u ekilde vermi tir: Evenk gula yökü, Udmurt gula kaya, guluge bıyık, sakal, Mançu gulaku uçurum (1997: 212). Doerfer, *ka: sözünün Halaç Türkçesinde ka eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 24). 2. *ka: Kullanım Alanı THO 158 bäglärım budunım közi qa ı yablak boldaçy tip sakındım beylerimin ve halkımın gözleri ka ları bozulacak deyip üzüldüm. M 142 a ve kirpük dökülmek ve burun egri olma ve gözleri ızarma ve be iz ve gevde alaca olma TTS IV 2328 Çü da lar ka larında göz belürdü Sanasın yer yüzünde güz belürdü TTS IV 2328 Bu özrü i idice iz ah-ı Çin Kabul etmedi ka a bıraktı çin TTS IV 2328 Er gördün ku an, ev gördün ka an TTS IV 2329 Haramdır yemek ol ki inin a ın Ki sofra bigi kar ı büze ka ın TTS IV 2329 Gece saçın çözüp burtardı ka ın Gözün gün yumdu vü dün açtı ba ın TS 1228 Alnında boncuk boncuk terler birikmi ti, ka larının üstüne do ru sızıyordu TS 1228 Altın yüzük yaptırdım / Ka ı sensin sevdi im TS 1228 Babam ka ları çatılmı, ba ını sallayarak izliyor bizi SFA-1 Yüzü birdenbire de i iverdi. Zeki, yalancı, çapkın bir ı ık dolduruyordu ka ını gözünü. 87
120 SFA-2 Ak am olunca kalın sesli bir kadının gramofonda söyledi i Bir ihtimal daha var arkısını, Alageyik soka ının ba ındaki kahveci ile beraber mırıldanan 6 numaranın Aysel'in korkunç ka ları, yanan gözleri bir dakika insan o lunun kitaplara, konferanslara, mekteplere, gazetelere, siyasî müzakerelere, her eye girmi halini dü ündürür, yine unuttururlar. HEA-1 Bıyıklar tıra lı, dudaklar yalnız uykuya dalarken gev eyen iki ince ve kısık renksiz hat, burun koskoca ve uzun, ka lar ipince, kafa kocaman, alın geni... nsanda saygı ve biraz çekinmek duygusu yaratan bir ba! HEA-1 Gözlerine baktım. O siyah, parlak ı ıklar, fırça gibi sık ka larının altında birer siyah alev gibi parlıyordu. a ırdım. HEA-2 Yanından ince ka ları altında o siyah kirpik çerçevesine ve biraz uzunca boynuna bakıyordum. HEA-2 Beyaz hem ire gömle i kan içinde, sa a dönmü yatıyor, sol ka ının üstünde çirkin kocaman bir yara var, saçlarının dibinden ba lıyor, ka ını ikiye bölüyor. HEA-3 O keskin ı ık içinde, siyah, kalın ka ları, mert Anadolulu yüzünü ilk defa görür gibi baktım. HEA-4 lkönce fırıl fırıl dönen tek gözü, çalı gibi korkunç ka ları, galiz küfürleriyle Hanife yi ne kadar ürkütmü tü. HEA-4 Dudaklârın kenarındaki tebessüm kıvrıntıları, o tuhaf ka lar, o küçük burun, o nadide bir çiçek rengini andıran ten... HEA-5 Bir ey hatırlamak istedi i zamanlardaki gibi ka lar çatıldı, bütün çehresi takallüs etti, elleri ile akaklarını tuttu, odada dola ma a ba ladı. HEA-5 Sister Canet kalın, kıllı ka ları altında küçük gözleri kapalı; dalgın, i man çenesi nefes almak için açılıp kapanan dudakları ile oynuyor. HEA-6 Size bugün ne oldu? Hepinizin ka ları çatık alnınız bulutlu, gözlerinizden kızgınlık, öfke akıyor? HEA-6 Alnı yüksek ve beyaz, birbirine paralel iki kalkık ince ka ı, kirpikler ve. i kapakları altında ı ıldayan korkunç gözleri var. HEA-7 Ka larının ortasında, dudaklarının yanlarında büyük çizgiler vardı. Gözleri, dudakları, bütün yüzü ile oldu undan fazla solmu tu. HEA-7 Dudakları kısılmı, ka larını çatmı, bütün güzel yüzü, hayatınca kim bilir ne kadar önemli olan bu meselenin çözümü ile adeta gerilmi, belki esas ruhunda çizilen derin çizgileriyle dolmu tu. Gözleri koyu, ate li, fakat hareketsizdi. HEA-8 Yalnız Karlman'da kabarık saçlarıyla, korselerinden fırlayan iri gö üsleriyle, parlak kırmızı yanaklarıyla dola an satıcı kızlar, ka larının arasındaki, artık ö renmeye ba ladı ım, o soru turan ve duraksamalı çizgiyi meydana çıkardı. HEA-9 Erkekler kendisine pek yüz vermi lerdi. Ne de olsa semtlerinde yeti mi bir gencin, yüzüne lâdenden ben koyup ka ına rastık, gözüne sürme çekip kırıtması cinsi haysiyetlerine dokunuyordu. HEA-9 Fakat onun en çok gözünü alan ey; biri ötekinden daha yüksek duran kalkık, çekik, kumral ka larıydı. HEA-9 Selim pa a, omuzları biraz dü ük, ka ları çatık içeri girdi. Koltuktaki adama so uk bir selâm verdi. UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan, gözlerni-ka larnı güzerlär, saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna, parmaklarnı donaderlar, yüzük, küpe, blezik UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Ka lar, saçlar - bende olsalar! Sendeki yanaklar! 88
121 AD L I 456 Ey könül, gedrini bil ohlarının sinemde; Edib ol ga ı keman bunları en am sene. AD L I 456 Kiçikbäyimi tay-tu u ilä bärabär gälin hamamına apardılar, sonra ga alma vähına goyma oldu. AD L I Täpänin lätif otlarla dö änmi seyräk a açlı ga ı ilä yeriyir(dim). TDS 158 Aysoltanı gıyma gara ga ları biraz yazılıpdır TDS 158 Ayna eceligini yüzüne çi erilende, onu yazılıp yatan gara ga ları biraz yazılıpdır TDS 158 Ayna eceligini yüzüne çi erlende, onu yazılıp yatan gara ga ları hırsızandı TDS 158 Aysoltanı gıyma gara ga ları biraz yazılıpdır TNAS 20 Agız yara ıgı di, Göz yara ıgı ga. TNAS 30 Alçak a iyer, bodul - ka (Töwekgel tagam iyer, bodul - poh). TNAS 46 At çapanı dan geçdik, eyeri ga ına bak yapı. TNAS 75 Bela basan yteri de, göz bilen ga ı arasında. TNAS 106 Dayhan bolsa ba ında bol, çarwa bolsa - ga ında. TNAS 103 Dag görki da, yüz görki ga / (... yüz görki ga, agız görki di ). TNAS 108 De etmän, dü etmez, göz etmän, ga etmez. TNAS 113 Dile di gala, göze - ga / (Dil goragı di, göz goragı ga ). TNAS 183 Göz yara ıgı ga, Agız yara ıgı di. TNAS 307 Suw akar da galar, sürme gider ga galar. 3. Anlam Olayları Bakımından *ka: Türk lehçelerin arasında anlamı KA tır. Ka ın ekline ba lı olarak birkaç metaforik anlamı görüyoruz: 1. ka > yay eklinde nesne, özellikle eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm, 2. ka > bir eyin çıkıntılı kenarı (Teni ev 1997: 212). Tarihsel ve modern Türk dilinde ka günümüze dek varlı ını sürdürmü tür. Türkiye Türkçesinde ka göz etmek ka, göz i aretleriyle bir ey anlatmaya çalı mak, ka la göz arası kimsenin sezmesini imkân vermeyecek kadar kısa bir zaman içinde, çok çabuk gibi bir çok metaforik deyim kullanılmaktadır. Gagauz Türkçesinde de dürük ka lı Gag. ka ları çatık olan anlamında metonimik bir deyimdir. 4. Meronim Olarak *ka: Anatomik açısından *ka:, *yü:z ve *balç sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. *ka: sözünün meronimleri de *kılk ve *tü:k sözleridir. *kılk ve *tü:k 89
122 sözleri *ka: sözünün nesne : madde ve ayrıca grup : ö e ili kilerini gösteren meronimleridir. Di er yandan *kılk ve *tü:k sözleri ayrıldıklarında da özelliklerini yitirmemeleri göz önüne alındı ında *ka: sözünün bütün : kesit ili kisi gösteren meronimidir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE GRUP :ÖGE BÜTÜN :KES T *yü:z : *ka: *balç : *ka: *ka: : *kılk, *tü:k *ka: : *kılk, *tü:k *ka: : *kılk, *tü:k 90
123 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KiRPiK kirpik Lat. palpebra, ng. eyelash. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan K RP K kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *kirpik sözcü üne dayandı ı kanaatindeyiz *kirpik Proto-Tü. *kirpik (Teni ev 1997: 213); Proto-Ogur *kirpik; Proto-Oguz *kirpik; KökTü. viii. yy.; Bud.Tü.ç. ka ı kirpiki kök arjawrt ö lüg ka ı kirpi i turkuaz renginde (U IV 30,49); slami ç.: xi. yy. Krh. kirpik kirpik (DLT I 468); Harezm ç. xiv. yy. kirpük (KE II: 363), kirpük (NF III: 251); EKıp. kerpik (KTS: 140), kirfik göz kapa ı, kirpik (KTS: 149); MKıp. xiv. yy. kirpik (K 80: xv); Do u Tü.: xv. yy. kirpik (Sngl. 313v. 5); Batı Tü. xiii. xix. yy. kirpik kirpik (TTS IV: 2577); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kirpik 1. Göz kapa ının kenarındaki kıllar veya bu kıllardan her biri 2. (bitki ve hayvan biliminde) Tüy gibi, küçük ve ince uzantı veya uzantılar (TS 1330), çi ik kirpik (Almus -To.) (DS III: 1207), giprük kirpik (Hacıahmet *Düzce -Bo.) (DS VI: 2079), kayha kirpik (*Pınarba ı -Ky.) (DS VIII: 2699); Gag. kirpik (KGRL: 37), kirpik kirpik (GS: 271); Azb. kirpik Göz gapa ının kenarlarındakı tüycükler (AD L III: 72); Trkm. kirpik (RLT: 164), kirpik gözün kabaklarının gırasında çıkan kıl (TDS: 384); Güney-Do u: YUyg. kirmik, kırmık, Özb. kiprik (EDT 737b), kirpik; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kirpik, Kumuk kirpik, Tat. kirfik, Ba k. kirpik, Kaz. kirpik, Kırg kirpik, Nogay kirpik, 91
124 Karakalpak kirpik; Kuzey-do u (Sibirya): Altay kirbik, Tuva kirbik, Hakas kırbık; Çuva : harpah (Teni ev 1997: 213) 1. *kirpik Etimolojik De erlendirmesi Clauson, *kirpik sözünün, kirpi sözünden küçültme eki ile türetilmi oldu unu ileri sürerek (EDT 737). kirpi - *kirpik ba lantısına i aret etmektedir. Teni ev ise bunu üpheyle kar ılayarak *kirpik teki *kirp- fiil kökünün, kırp- gözü kırpmak fiili ile ili kili oldu unu öne sürmü tür. Bu ili ki ile de Çuva ve Sarı Uygur Türkçelerinde kalın ünlülü ekillerin açıklanabildi ini belirtmektedir. Teni ev, Altay dillerindeki paralelleri de u ekilde göstermi tir: Mo. *kömü-ske ka, Kalmık kömsk, Buryat hüm dh *kirpik sözü, bazı fonetik de i meleriyle tüm modern Türk lehçelerinde mevcuttur. Doerfer, *kirpik sözünün Halaç Türkçesinde kiprik eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 24). 2. *kirpik Kullanım Alanı M 142 a ve kirpük dökülmek ve burun egri olma ve gözleri ızarma ve be iz ve gevde alaca olma TTS IV: 2577 O gece subh olunca yatmadılar Seher olunca kirpik çatmadılar TTS IV: 2577 Kirpi ñle süpürme gel arman TTS IV: 2577 Miskin karıcuk, ölünce kirpü üñ kurumaz TS 1330 Demirin tozu ve pası dev i çilerin kirpiklerine ya ar, gözlerine dolardı TS 1330 Onun, ya larla dolu uzun kirpiklerinin arasından... HEA-2 Cemalin gözleri ile yeni hayatımı ba lâdım. Siyah kirpikli, mavi, açık, emniyet ve nikbinlikle dolu gözleri vardı. Güne le tunçla mı yüzünde ikinci nazarı dikkati celbeden ey yuvarlak, çocuk tebessümü ta ıyan a zıydı. HEA-2 Koyula mı ye il gözleri etrafındaki siyah kirpikleri yaslı zmirin zeytinliklerini örten yas örtüsü gibiydi. Muzdarip derin yüzünde ne ya, ne de telâ vardı. HEA-2 Yüzü bir azap maskesine benziyor, koyu ye il gözlerinden ya lar damla. damla ba layarak ince billûr bir göz ya ı sicimi uzun siyah kirpiklerinin uçlarından yanaklarına akıyordu. 92
125 HEA-3 Sonsuz alevler beyaz vücudunu, altın saçlarını, siyah gözlerini sarar ve yakarken siyah kirpiklerinden taze yanaklarına -kalbini parçalayan günahlarından ziyade- beyaz hasretinin hatırasıyle göz ya ları akar. HEA-3 Dar alnının altında ince siyah iki ka hatta ve altında iki uzun siyah ipek kirpik örtüsü vardı. Yanakları turunç gibi altın sarılı ıyle yanmı, burnu küçük ve tuhaf, altında insana acıma hissi veren pembe etli bir çocuk a zı vardı. HEA-3 Fakat o, gözleri siyah kirpik perdesiyle kapanmı, hıçkıra hıçkıra a lıyordu. Çekine çekine ellerimi yava ça omzuna koydum ve gözlerine baktım. HEA-4 Kirpikleri yukarı do ru kıvrılır, fakat daima önüne baktı ı için koyu-fındıkî rengindeki parlak gözlerini örter ve kaymak gibi beyaz yanaklarına gölge salardı. HEA-4 Hacı Murad, son derece tatlı, fakat inatla kısılmı bir küçük a ız, kirpiklerinin altına saklanan iki ürkek göz, omuzlarının arasına sıkı an küçük bir ba gördü. HEA-4 çleri koyu hâreli, yer yer sarı benekli mavi gözleri, uzun sarı, kirpikleri, güne te pırıl pırıl yanan âltın gibi sarı ka ları vardı. Çilli, fakat âzaları muntazam yüzünden sıhhat ve kan fı kırıyor, gülerken, di leri iki sıra inci gibi açılıyordu. HEA-5 Sarı ve gergin çehresi imdi kırmızı dalgalarla yanıyor ve bu küçülmü, gerilmi, zavallı simanın üzerinde siyah kirpikleri uzun, pek uzun esrarlı bir perde gibi onun ruhunun menfezlerini örtüyordu. HEA-6 Maskelerinin arkasındaki gözler, uzun, sun'î ipek kirpikler arasında gayri tabiî bir 'humma ile yanıyor. A ızları küçük, âdeta dudaksız, birer kızıl nokta. Burunları dar alınları altında eski Yunan heykelleri gibi düzgün. Ka lar birer silik ince çizgi. Erkekler gibi onların da maskeleri bir örnek. HEA-6 Alnı yüksek ve beyaz, birbirine paralel iki kalkık ince ka ı, kirpikler ve i kapakları altında ı ıldayan korkunç gözleri var. HEA-6 Yirmi be ya ında, esmer, uzun ve boyasız. Ka ları kalın, gözleri ye il, kirpikleri uzun ve kıvırcıktır. Boyasız dudakları kalın, di leri sedef gibi beyaz. Anası ne kadar hırçın, sinirli görünüyorsa, kızı o kadar sakin, sessiz ve ne eli görünüyor. HEA-8 Fakat hep önüne bakar gibi gözlerini örten, kumral kirpikli göz kapakları açılınca, koyu kestane renginde, de i en, sıcak ve samimî, büyük gözleri insana gülerdi.. HEA-8 Sonra kumral kirpikleri altında saf birer genç zambak yapra ı gibi örtülen göz kapaklarını çevik bir hareketle kaldırdı. HEA-8 Bu, yüz, kısa alnının üstünde uzanan kumral ka larıyla, yanaklarına dü en kumral kirpiklerinin durgunlu u altında uyuyordu. HEA-9 Üzerinden geçen uzun ve acı seneler onu kurutmu, sarartmı, mütemadiyen kırptı ı kirpikleri kısa, küçük gözlerinde fer kalmamı tı. HEA-9 Amcanın ayni açık mavi gözleri ve beyaz kirpikleri, yalnız burun bamba ka. Ucu uzun, delikleri açık ve kıvrık, a ız daha sıkı ve daha anut... AD L II 127 gara saçları, gl dolu uzun kirpikli gözl ri, r bi burnu, hamısından artıg göz l balca a zı, gırmızı dodagları m nim ho uma g ldi AD L III 72 Uzun kirpikl r. O, kirpiklerini galdırıb yarıaçılmı gapıya ba AD L III 72 M sum ki i.. kirpiklärini galdıranda havanın tamam garanlıgla tı ını görüp yata ını açdı.. AD L III: 72 gızarmı yanagları, uzun kirpikleri, iri gözl rinin süzgün ba ı ı ona m lah t verirdi. TDS 384 Ay yalı gara ga, ok dey kirpikler Avlacaga me ziyer geltay etini 93
126 TDS 384 Dinçileriñ hemmesi kirpiklerini butnatman seretdiler TDS 384 Kirpikleri caytarıp, inçeçik i e yalı yalpıldadı TDS 384 Di çileri hemmesi kirpiklerini butnatman seretdiler 3. Anlam Olayları Bakımından *kirpik *kirpik sözünün temel anlamı üphesiz aynıdır. Teni ev, Sarı Uygur Türkçesinde bu sözün ka ve gözkapa ı anlamlarını da tespit etmi tir (1997: 213). Fakat bu durum, anlam kayması olmaktadır. Tarihsel ve modern Türk dilinde *kirpik de i meden günümüze kadar gelebilmi tir. Türkiye Türkçesinde kirpi i kirpi ine de memek hiç uyumamak anlamında metonimik deyimler de görülür. 4. Meronim Olarak *kirpik Anatomik açıdan baktı ımızda *kirpik, *göz sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. *kılk ve *tü:k sözleri de *kirpik sözünün nesne : madde ili kisi ve aynı zamanda grup : ö e ve bütün : kesit ili kileri gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE GRUP :ÖGE BÜTÜN :KES T *göz: *kirpik *kirpik : *kılk, *tü:k *kirpik: *kılk, *tü:k *kirpik: *kılk, *tü:k 94
127 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BURUN burun Lat. nasus ng. nose. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BURUN kavramını kar ılayan sözcüklerin tek bir Eski Türkçe burun sözcü üne dayandı ını kanaatindeyiz burun Proto-Tü. burun (Teni ev 1997: 214); Proto-Ogur burun; Proto-Oguz burun; Bud.Tü.ç. burununda ba ında, ba langıçta (TT VII 28,46), burun (EUTS: 54); Man.Tü.ç. burnında boz bulıt ünür burnundan gri bulut yükseliyor (M II 11, 19), ol mendin burun bardı o benden önce vardı (M II 11, 19); slami ç.: xi. yy. Krh. burun burun; da tepesi; önce, evvel (DLT I 398), burun burun (DLT I: 398), teve burnı teg devenin burnu gibi (DLT I 206); Harezm ç. xiv. yy. bur(u)n (KE II: 144), bur(u)n (NF III: 89); EKıp. tenü burun deli i (KTS: 270), burun (KTS: 38); MKıp. xiv. yy. burun (K. 30); Do u Tü.: xv. yy. burun önce, önceden; burun (Sngl. 133r. 2); Batı Tü. xv. yy. burun (M : 10), burun (CH I: 157), burun (DK II: 62); xiii. xix. yy. burun burun (TTS I: 716), burun burun (YTS: 41); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. burun 1. Alınla üst dudak arasında bulunan, çıkıntılı, iki delikli koklama ve solunum organı 2. Bazı eylerin ön ve sivri bölümü 3. (mec.) Kibir, büyüklenme 4. (co.) Karanın, özellikle yüksek ve da lık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmı bölümü (TS 158), fırtılık burun (Zaimköyü *Sarıkamı -Kr.) (DS V: 1857), galak burun kemi i (*Uluborlu -Isp.; Pe man *Daday -Ks.) (DS VI: 1898), kalak burun, burun ucu (-Brd.; -Kc.; -Ist.; -Gr.; -Ezc.; 95
128 -Mr.) (DS VIII: 2608), miti burun A zı, mitisi ufacıktır ( im irli, Güneyce * kizdere -Rz.) (DS IX: 3204), munzur, muncur burun (-Sm.; -Tr.; *Kelkit -Gm.; *Güneyce -Rz.) çene (*Güneyce -Rz.) (DS IX: 3220), sonak burun kemi i (A cakı la * arkı la, *Gemerek -Sv.) (DS X: 3663), a ak burun deli i ( alcı * av at -Ar.) (DS X: 3751), zamzak burun kemi i (Bardakçı *Seyitgazi -Es.) (DS XI: 4346); Gag. burnu 1. Burun 2. Gaga 3. (co.) Burun (GS: 98); Azb. burun burun (ATS: 158), burun 1. nsan v hayvanın üzünd koklama ve teneffüs, 2. Muhtelif eylerin, aletlerin vb.nin uç tarafı, ileri çıkan kısmı, 3. Gurubun, denizin içine giren da lık, kayalık kısmı (AD L I 330); Trkm. burun 1. Adamın ve hayvanın yüzünde yer alan nefes ve koku alma organı 2. Ayakkabının ön tarafı 3. (co.) Burun (TDS: 115); Güney-Do u: YUyg. burun, Özb. burun, SUyg. burun önce, evvel, pının; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. burun, Kumuk burun, Karaçay- Malkar burun, Tat. borın, Ba k. moron, boron, Kaz. murın, Kırg murun, Nogay burın, Karakalpak murın; Kuzey-do u (Sibirya): Altay burun, Tuva murnu, or purnu, Hakas purun, Yakut murun, Tofa burun (Teni ev 1997: ) 1. burun Etimolojik De erlendirmesi Uygur Türkçesinde burun hem vücut organı burun anlamına hem de önce, önceler, evvel anlamına gelmektedir (EUTS: 54). Clauson, tarihî Türk lehçelerinde ayrıca ku gagası, bir da veya kayanın çıkık tarafı, hatta metaforik olarak zaman açısından daha önce meydana gelmi olgu anlamına gelebildi ini belirtir (366b). Teni ev, burun anlamına gelen burun ve önce anlamına gelen burun kavramlarının arasında ba lantı kurulmasının yanlı oldu unu ileri sürmü tür. Ona göre, sadece Türk lehçeleri incelendi inde burun anlamına gelen burun sözünün *bur- kokmak fiilinden türedi i varsayımında do ruluk payı olabilece ini belirterek, Altay 96
129 dillerinden de örnekler getirmi tir: Japon *pana burun, Proto-Altay kökü: *pun- koku, kokmak. Ayrıca Ramstedt in ortaya koydu u Kore ve Türk ekilleri arasında paralellikler dikkat çekicidir. Kore puri gaga, hayvan a zı, sivri uç. Teni ev, Türk lehçelerinde var olan *bur- kokmak fiilinin Altay dillerinde paralelinin henüz tespit edilmemi oldu unu belirtmektedir (1997: 215). Doerfer, burun sözünün Halaç Türkçesinde burun, burnak ekillerinde tespit etmi tir. (Doerfer 1970: 24) 2. burun Kullanım Alanı EM 124 ve burun ve dil uru olmak M 10 an alebesi al meti uy u ço gelmek ve çok snemek ve ço gerinmek ve an alaca y rler gicimek ve gevde a ır olma ve burun becid anama ve a ız y rı atlu olma ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çı ma ve deri çekili çekili gelmek ve be iz ve dil ızıl olma ve dü de ızıl nesneler görmek M 20 burnı delüklerine panbu dı a M 23 eger burunı ço anasa yüzin ve elin aya ın atı ovu uyıla yuyalar ve k f rıla gül uyın yıyladalar ve alnına t ze ıy r abın ve n l fer yapra ın ve arpuz uralar. M 142 a ve kirpük dökülmek ve burun egri olma ve gözleri ızarma ve be iz ve gevde alaca olma TTS I 714 Dü menin helvası da burnunda koktu galiba Zannın oldur kim zaman-ı sayfedek etmez karar TTS I 716 Ki i kim burunlu vü hodbin ola Fil ve murdar ü bed-âyın ola TTS I 716 Nâzile ve zükâm ve burun tomurmasında ve Kanda ve sebebinde ve alâmetinde ve ilâcındadur TS 158 Kadıköy vapurunun güvertesinde, paltoma bürünmü, gidip ta burna oturmu tum. TS 158 Bundan sonra müteahhit eline çay verenin burnuna karıncalar dolsun! TS 158 Hele onu bir elime geçireyim, görürsün, burnundan getirece im TS 158 O lan mahalle arkada larıyla samimi idi. Kızsa ne anasını ne babasını ne de karde lerini burnuna kor, bu mahalle ve bu mahalleliden nefret ederdi. TS 158 Madam, küçük bir çocuk gibi burnunu çekerek eliyle içerideki odayı gösteriyor SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli, beyaz, açık mavi süt rengi idi. Burun kanatları birbirine yapı mı tı. Karanlık di leri vardı. Zayıf, ince boynu, yırtık kasketi, uzun, kirli, güzel parmakları. SFA-2 A ziyle nefes alamıyor, burun kanatları oynuyor, yana ının bir tarafında gözünün altı durmadan seyiriyordu. 97
130 HEA-1 Bıyıklar tıra lı, dudaklar yalnız uykuya dalarken gev eyen iki ince ve kısık renksiz hat, burun koskoca ve uzun, ka lar ipince, kafa kocaman, alın geni... nsanda saygı ve biraz çekinmek duygusu yaratan bir ba! HEA-1 O uzun, hükmeden burun aynı, büyük gözlerinin kenarlarındaki buru ukluklar artık örümcek a ı akaklarına do ru uzanıyor, iki düz kır ka larının ortasında çok derin tek bir çizgi. HEA-1 Bahçedekiler, pencerelerin dı ından burunlarını cama yapı tırmı, gözleri fırlamı, ya da kapıya yı ılmı, seyrediyorlar. HEA-3 Her yıl, hangi koyun hangi siyah benli, beyaz burunlu, yahut beyaz ba lı, siyah ayaklı ipek kuzular do urmu, hepsini biliyorum. HEA-4 Bu koku, bütün kırılan kafaların, kanayan burunların, bıçak ve tabanca ile i lenen cinayetlerin, en çirkin dil-dala larının âmili olarak hâfızasında yerle mi ti. HEA-4 Son zamanlarda kadınların her eye burunlarını sokmalarına kar ı içinde hudutsuz bir isyan vardı. HEA-6 Alınlar arkaya kaçık, gözler içeriye çökük, sımsıkı kısık, ince renksiz dudaklar, burunla a ız arasındaki tıra lı mesafe bir gorilinki kadar geni. Maskeler arkasında gözler, atılmaya hazırlanan, bekleyen yırtıcı yaratıkların ı ıltılı gözleri gibi parlıyor. HEA-6 Kerevetin üstünde, Timurlenk'in sa ında Arap tarihçisi bn-i Haldun oturuyor. nce yüzlü, ayırık badem gözlü, burun delikleri hareketli, duygulu bakı lı ve zarif. Bütün yüzü, iyilik, akıl fakat aynı zamanda gizli bir alay ifade ediyor. HEA-9 Arkasında ayak sesi duyunca birdenbire döndü ve Rabia orta ya lı bir cüce ile burun buruna geldi. UK 149 kız ürküp - çekiler, ama donakları hep baker, deneer kulaana, parmaklarına, bornusuna UK 172 i idiler sal beygirlerin ayakları hem burnuları UK 219 burnusu biräz kamburdu, sivriydi, çeneleri kemikliydi, güüdesi bataldı AD L I 330 Bir buzovun da burnu ganamadı. AD L I 330 Müv ff g oldug, bir n f rin d burnu ganamadı, yen d dilahları v patronları aparıb.. t hvil verdik. AD L II 127 gara saçları, ä gl dolu uzun kirpikli gözl ri, r bi burnu, hamısından artıg göz l balca a zı, gırmızı dodagları m nim ho uma geldi TDS 115 aysoltan yapragı burnuna tutdı TNAS 20 Agız - gözi yumsa bolar, durmaz burnı nätse bolar. TNAS 46 Atda garın yigitde burun. TNAS 51 Aw alan tazı burnundan belli bolar. TNAS 129 Düz yeri gadırını bil, derya girmezden burun. TNAS 133 Ekine öwerenen e ek gulak-burnundan daynar. TNAS 152 Gaharı gelse, burnu ı di le. TNAS 278 Ö süreni burnı ganar. TNAS 371 Yetimi agzı a a yetende, burnı ganar. 3. Anlam Olayları Bakımından burun Burnun insan yüzündeki çıkıntılı ekline benzetilerek bazı eylerin ön ve sivri bölümlerine de burun denilmektedir. Bu ekilde kazanılan yan anlamlar benzetme 98
131 temeline dayandı ından metaforik olmaktadır. O uz grubu Türk lehçelerinde burun bükmek, burun kıvırmak be enmemek, önem vermemek, burun i irmek kibirlenmek, burnu havada çok kibirli olmak, burun delikleri i eer (Gag.) sinirlendi i zaman burun deliklerinin büyümesi gibi pek çok deyimde metaforik anlamlarda kullanılmaktadır. 4. Meronim Olarak burun Anatomik açıdan burun, *yü:z ve *balç sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. burun sözü nesne : madde ili kisi gösteren meronimi *teri ve *si ök ve *kemük sözleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE *balç : *yü:z : burun *burun : *teri, *si ök, *kemük Türkiye Türkçesinde saban kemi i burun bo luklarını birbirinden ayıran çeperi arkasında bulunan ince uzun kemik (TS: 1875), burun kanadı burun deli inin yan tarafındaki kabarık bölüm (TS: 362), burun perdesi burun bo lu unu ikiye ayıran bölme (TS: 362), burun dire i burnun kemi i (TS: 362) sözleri burun sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimleridir. Burun bo lukları burun deliklerinden yukarı do ru açılan, mukozayla kaplı bo luklar (TS: 362), burun deli i burnun iki bo lu undan her biri (TS: 362) ifadeleri ise burun sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimleri olmaktadır. 99
132 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YANAK yanak Lat. gena, bucca, ng. cheek. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan YANAK kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *ei,*e ek, ve *yay ak sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz *ei, *e ek Proto-Tü. *ei, *e ek (Teni ev 1997: 218); Proto-Ogur *ei, *e ek; Proto-Oguz *ei, *e ek; KökTü. viii. yy.; Bud.Tü.ç. e ek yanak (TT II B 15); slami ç.: xi. yy. Krh. e yanaklar, yüz rengi, en-lik allık (DLT I 140, KB 477), e ek çene, çene eklemleri (DLT I 135); Do u Tü.: xv. yy. e dı görünü ü; yanaklar (Sngl 117 v28), e ek alt çene (Sngl 118r2); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. en beniz, yüz rengi, ene, enek çene, alt çene ; Azb. äng alt çene (AD L II 280); Trkm. ä: alt çene (TDS 813), e ek alt çene (TDS 825); Güney-Do u: YUyg. ä lik allık, i äk çene, alt çene, Özb. iyak çene ; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk e yanak, yüz rengi, i i-lik allık, Tat. iyäk çene, Ba k. iyäk çene, Kaz. iyek çene, Kırg en çocuk alerjisi, e:k çene, alt çene, alt duda ı, Nogay iyek çene, Karakalpak iyek çene ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay e:k çene, alt çene, alt duda ı, Tuva e -gis-ke yanak, allık, Hakas ek çene ; Çuva : ana çene (Teni ev 1997: ) 100
133 1. *ei, *e ek Etimolojik De erlendirmesi *e ek sözünün tüm Türk lehçelerinde ortak oldu u dü ünülmektedir. Teni ev, *ei yanak, yüz rengi, beniz ve *e ek çene, çene kemi i ekillerinin semantik farklılıklarından dolayı, aynı etimoloji altında birle tirilmesinin zor oldu unu belirterek O uz grubunda iki ayrı eklin birbirine karı mı olabilece ini ifade etmi tir. Sözün Altay dillerindeki paralellerini verirken bu sözcü ün iki ayrı kökün birle iminden meydana geldi ini de belirtmektedir: 1. *ein yanak, yanak rengi - Kore *s-piam yanak ; 2. *e ek çene, çene kemi i - Mo. *enike (1997: 219). 2. *ei, *e ek Kullanım Alanı DLT I 40 kızıl an kırmızı yanak AD L II 280 N goyarsin ngin AD L II 280 Kazım is goz l p sini o ngind n o bir nginä aparıb, onu zm yä çalı ırdı 3. Anlam Olayları Bakımından *ei, *e ek Uygur Türkçesi döneminde e ek sözünün yanak, en yanak, beniz anlamında kullanıldı ını görüyoruz. Karahanlı ve Harezm dönemlerinde de e yanaklar, yüz rengi, beniz, anlamına gelirken e ek / eyek sözünün çene, çene eklemleri, alt çene, Eski Anadolu Türkçesinde de e ek çene anlamına geldi i dikkat çekicidir. Bu durumda *ei yanak, yüz rengi, beniz ve *e ek çene, çene kemi i sözleri arasındaki anlam farkı açıktır. Ancak bu iki sözün O uz grubu Türk lehçelerinde zaman zaman bir birlerinin anlamını kar ılayacak ekilde kullanıldıkları görülür. 4. Meronim Olarak *ei, *e ek Anatomik açıdan *e ek, alt çene, yanak anlamlarında *yü:z sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. Bu söz aynı zamanda alt çene anlamında *balç 101
134 sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olur. *e ek sözü, yüz rengi, beniz anlamında *ei sözü ile birlikte *yü:z sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimidir. Bu iki söz di er yandan *teri sözünün de nesne : madde ili kisi gösteren meronimi olur. Yanakta bazen ben ve gamze olabilir, bunlar da *e ek meronimileri arasında sayılabilir. ALAN :MEKÂN NESNE :PARÇA NESNE :MADDE *yü:z : *ei, *e ek ( yanak ) *balç : *ei, *e ek ( çene, alt çene ) *yü:z : *teri : *e ek, *ei ( yüz rengi, beniz ) *ei, *e ek ( alt çene ) : *si ök, *teri *yay ak Proto-Tü. *yay ak (Teni ev 1997: 219); Proto-Ogur *yay ak; Proto-Oguz *yay ak; KökTü. viii. yy.; Bud.Tü.ç. e ek yanak (TT II B 15); slami ç.: xi. yy. Krh. an yanak (DLT I: 40), ya a:k a zın iki tarafında bulunan kemik, di lerin tutuldu u kemik, çene kapu ya a:kı: kapı sövesi (DLT III 376); Harezm ç. xiv. yy. e (KE II: 190), ya a (KE II: 704), e ek (NF III: 123); EKıp. yaa, yaa yanak, çene kemi i (KTS: 305), yana, ya a, yan (KTS: 310); MKıp. xiv. yy. ya a:k alt çene (K 98); Do u Tü.: xv. yy. ya a, ya ak yüz, yanak (Sngl. 339r. 14); Batı Tü. xiv. yy. ya a (EM: 194), xv. yy. ya ak (DK II: 319); Modern Tü.: Güney- Batı (O uz): TTü. yanak 1. Yüzün göz, kulak ve burun arasındaki bölümü 2. Lastik tekerlekli ta ıtlarda lasti in jant ile yere temas eden bölümü arasında kalan yan yüzeyi (TS 2380), cayak yanak Cayak cayakga dansettiler (Karaçay A ireti, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS III: 868), yamuz yanak, yüz (Üçkuyu *Çal -Dz.) (DS XI: 4159), öbbe yanak; öpücük ( decik *Keçiborlu -Isp.; -Brd.) (DS IX: 3307), öppe yanak (-Isp.) (DS IX: 3343), tufa yanak çukuru (Kargı *Tosya -Ks.) 102
135 (DS X: 3986); Gag. yanak yanak (GS: 213); Azb. yana (EDT 948b), yanag Yüzün elmacık keme inden çeneye kadar olan kısmı (AD L II 486); Trkm. ya ak (EDT 948b), ya ak (RLT: 214), ya ak elmacık kemi inin a a ısı tarafı, yanak (TDS: 849); Güney-Do u: YUyg. ya ak, Özb. yonok, ja, SUyg. ya ak, yı ak, yinak, ci ak; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk yayak, Karaçay-Malkar cıyak, Tat. ya ak, Ba k. ya ak, Kaz. ya ak (EDT 948b), jak, Kırg ja:k (EDT 948b), ja:k, Karakalpak jak; Kuzey-do u (Sibirya): Altay d a:k, Tuva ca:k, or na:k, Hakas na:h, Yakut sı ah (Teni ev 1997: ) 1. *yay ak Etimolojik De erlendirmesi Clauson'a göre, Tarihî Türk dilinde *ya:n a:k elmacık kemi i anlamına gelmekte, ancak daha genel anlamda da kullanılmakatdır (EDT 948). Bang ın etimolojik ara tırmasına göre, *yay ak terimi, *yan yan, taraf sözü ile -gak küçültme ekinin birle mesinden meydana gelmektedir, ancak Teni ev bu varsayımın, fonetik nedenlerden dolayı do ru olamayaca ı görü ündedir. Orta hecede -ng- sesi de il, -yses olayları görülmektedir. Teni ev e göre *yay ak ismi, fiilden türetilmi tir: Proto- Türkçe *yay-n-gak > *yay ak çene, Mo. *dzadzi-l- çi nemek, Kalmık dzädzur (1997: 220). 2. *yay ak Kullanım Alanı EM 135 ve gözler ve ya a lar ızıl olma TS 2380 Dedim dilber yanakların kızarmı / Dedi çiçek taktım gül yarasıdır SFA-1 Kırmızı yanaklarında bir gülümseme, bir a ırma, bir alay elma sı parladı. SFA-2 Hâttâ bazı geceler, içeriye ya murla, karla birlikte giren genç îrisi, pek i man, yanakları, boynu, saçı, bıyıkları, paltosunun yakası ya içinde zurnacının pantolonunun dü melerini ilikleyerek ihtiyar, bitkin hanendelerden birinin bo bıraktı ı, yahut onu görünce nezaketen, belki de meslekta lık gayretile kalktı ı iskemleye kuruldu u, kurulup da zurnasını korkunç bir sesle üfledi i zamanlarda bile uyanmaz. 103
136 HEA-1 Washington' daki bu on gün içinde, iki ni anlı olarak yalnız dola tı ımız zaman, bütün sevda gösterisi, sinemada elimi tutmak - o da karanlık oldu u için - arada bir de veda ederken yanaklarımdan öpmek oldu. HEA-1 Orta boylu, esmer ve elma yanaklı, kara gözleri pırıl pırıl, elleri - hep i görmekten olacak - sert ve pürtük pürtük. HEA-2 Annem, Ay e nin boynuna sarıldı. Yanaklarından öptü; sonra onu odasına çıkardık ve Cemal ile yalnız bıraktık. HEA-2 pekli bol çar afları içinde buru yanaklarına ya lar akarak nineler geliyor. HEA-2 Çenesini, yanaklarının çukurlarıyla hâlâ genç yüzü mütebessim, kalbini delen bir kur unla yatıyor. HEA-3 Bana sokulmu, sokulmu ; gözleri, yanakları, bütün damarlarındaki sıcak kanın atı larını gösteriyor. HEA-4 Hacı Murad'in karısı Elif, Hanife'nin elini sımsıkı yakalamı, solgun yanaklarınâ kan gelmi, sönük gözleri ferlenmi ve son derece memnun görünüyordu. HEA-4 imdi sakalı yanaklarına sürünüyor, gülya ı kokusu burnunu îstilâ ediyor, sıcak dudakları Huriye'nin kula ına dokunuyordu. HEA-5 Gözlerinden pek kolaylıkla akan ya lar yanaklarından yuvarlanıyordu. HEA-6 Teni, ya ına göre, bir çocuk gibi pembe ve tazedir, yanak kemikleri çıkıktır. HEA-6 Yanakları çökük ve akakları dar, elâ gözlerinde yarı alaycı, yarı ince bir gülümseme dola ıyor. HEA-8 Buna kar ılık, yanakları kızararak büzüldü ünü his eder etmez, onu oyun arkada ı olmaya yeterli görmemi, artık hiç yanına u ramamı tım. HEA-9 Bu, beyaz gergin tenli, pembe yanaklı, fare kapanı gibi sımsıkı kapanan ince dudaklı, küçük kara gözlü bir kızca ızdı. HEA-9 i man adam ba ını ka ıdı, file benzeyen küçük gözleri yanaklarının et katlarına bütün bütün gömüldü. PSE 93 Ozaman onun üzüne tükürüp, Ona yumruk urdular; ba kaları da yanaklarına urdular. UK 53 doluca yanaklı hem ıralı dudaklı bir kız UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne, gözlerne, ya larna, dudaklarna, yanaklarna UK 149 o öper onu saçları, ili er dudaklarınnan yanaana UK 171 onun yanaklarına gelip yattı UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Ka lar, saçlar - bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 206 dolu yanakları UK 233 ba ında saçlar kısa, bıyıklar uzun, yanak omuzları kızıl, gözleri gülümsek AD L II 486 Narınc bütün b d nind ki ganın yana ına hücüm etdiyini hiss el di AD L III: 72 gızarmı yanagları, uzun kirpikläri, iri gözlärinin süzgün ba ı ı ona m lah t verirdi AD L IV: 242 gızın yumru, gözäl yüzü v yanagları açıg s rin havada gızarmı dı TDS 849 Aysoltanı güne yanan go ur ya agını yalap geçyän emalda salkınlık duyulardı. TNAS 88 Bogazdan giren iki ya akdan görner. 104
137 3. Anlam Olayları Bakımından *yay ak Clauson'a göre, Tarihî Türk lehçelerinde *ya:n a:k elmacık kemi i olarak geçiyor. Daha genel anlamda yanak olarak kullanılıyor hatta metaforik olarak herhangi bir eyin yan tarafı anlamında da kullanılabilir (EDT 948). Nesnelerin yan yüzeylerini anlatmak üzere kullanıldı ında ise metaforik olarak kullanılmı olmaktadır: kapu ya a:kı: kapı sövesi (DLT III 376). Türkiye Türkçesindeki lasti in jant ile yere temas eden bölümü arasında kalan yan yüzeyi anlatmak için yanak sözünün kullanılması metafor meydana getirmektedir. O uz grubu Türk lehçelerinde de yanak sözünün kullanıldı ı yana ına kan gelmek (TTü) yüzü daha canlı ve renkli olmak, iyi beslenmekten dolayı gürbüz görünmek, yanakları alma gibi (Gag.) kırmızı yanaklı gibi metonim ve benzetmelerden kurulu pek çok deyim de bulunmaktadır. 4. Meronim Olarak *yay ak Eski Kıpçak metinlerinde yanak, çene kemi i, alt çene, Karahanlı döneminde ve daha sonra Ça atay Türkçesinde yüz, yanak, a zın iki tarafında bulunan kemik, di lerin tutuldu u kemik, çene anlamları dikkati çekmektedir. Günümüz Türkiye Türkçesinde yanak yüzün göz, kulak ve burun arasındaki bölümü olurken Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde de benzer ekilde yüzün elmacık kemi inden çeneye kadar olan kısmı anlamına gelmektedir. Uygur ve Karahanlı dönemlerinde e / an sözlerinin de yanak, yanaklar, yüz rengi anlamlarında kullanıldı ını ve ayrıca e ek sözünün çene, çene eklemleri, yanak, beniz anlamlarında, Harezm Türkçesinde e sözünün yanaklar anlamında kullanılırken eyek, e ek sözünün çene, alt çene anlamlarında, Ça atay Türkçesinde e dı görünü, yanaklar, e ek alt çene ; XIV. yy. Osmanlı Türkçesinde e ek çene anlamında kullanıldı ını görüyoruz. en beniz, yüz rengi, ene/ enek çene, alt çene, 105
138 Azerbaycan Türkçesinde ng alt çene anlamında, Türkmen Türkçesinde ä: ve e ek sözlerinin alt çene anlamlarında kullanıldı ı görülmektedir. Bu anlamlar göz önüne alındı ında *ei / *e ek ve *yay ak sözleri arasında zaman zaman anlam geçi meleri olmakla birlikte *ei / *e ek sözlerinin tarihsel ve modern Türk dili alanında daha çok çene, alt çene, anlamında kullanıldı ını söylemek mümkündür. Ancak *ei sözünün yüz rengi anlamını da göz önüne almak gerekir. Bu durumda anatomik açıdan *yay ak sözü de *ei ve *e ek sözleri gibi yanak anlamında *yü:z sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. *yay ak sözü çene, alt çene anlamlarında *ei ve *e ek sözleri ile birlikte *balç sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. *si ök ve *teri sözleri, alt çene anlamında kullanılan *ei, *e ek ve *yay ak sözlerinin nesne : madde ili kisindeki meronimleridir. ALAN :MEKÂN NESNE :PARÇA NESNE :MADDE *yü:z : *yay ak, *ei, *e ek ( yanak ) *balç : *yay ak, *ei, *e ek ( çene, alt çene ) *ei, *e ek, *yay ak ( alt çene ) : *si ök, *teri 106
139 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ÇENE çene Lat. mentum ng. chin. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan ÇENE kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *çä ä sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *çä ä Proto-Tü. *çä ä (Teni ev 1997: 220); Proto-Ogur *çä ä; Proto-Oguz *çä ä; KökTü. viii. yy.; Bud.Tü.ç. e ek yanak (TT II B 15), ängäk çene kemi i, çene (EUTS: 72); slami ç.: xi. yy. Krh. sakak çene (DLT II: 286); EKıp. sa a çene altı (KTS: 223), i ek avurt, çene (KTS: 112); Batı Tü. xiv. yy. xv. yy. çeyne (M : 23), çe e (CH I: 247), çe e (DK II: 72); xiii. xix. yy. çeñe uç, taraf (TTS II: 855), çeñi çene (TTS II: 856), e ek çene, çene kemi i (YTS: 83); Modern Tü.: Güney- Batı (O uz): TTü. çene Far. 1. Canlılarda ba bölümünde yer alan, kemik veya kıkırdak ile desteklenen, altlı üstlü di leri ta ıyan ve a zın kapanıp açılmasını sa layan kasları üzerinde barındıran iki parçaya verilen ad 2. Mengene, kerpeten vb. araçların e yayı sıkı tıran kar ılıklı iki parçasından her biri 3. (denizcilik) Ba bodoslamasının omurga ile birle ti i yer, çarık 4. (mec.) Çok konu ma huyu, gevezelik 5. Kö e (TS 459), bükeç çene (Bozan -Es.; -To.) (DS II: 816), çeve çene (-Kü.; Salman *Akku -Or.) (DS III: 1152), çine küçük parmak (Manastır, Yugoslavya) (DS III: 1227), dıdık çene (-Af.) (DS IV: 1458), egek çene (*Kızılcahamam -Ank.) (DS V: 1672), e ek alt çene kemi i (Yukarısölöz *Orhangazi -Brs.) (DS V: 1676), engi çene (*I dır -Kr.) (DS V: 1754), enk çene kemiklerinin birle ti i yer (-Vn.; *Ahlat -Bt.) (DS V: 1758), eyek alt çene 107
140 (Kerkük) (DS V: 1820), gogo çene kemikleri (*Posof -Kr.) (DS VI: 2094), hırtik çene altı, gıdık (*A ın -El.) (DS VII: 2374), kança çene (Uru *Beypazarı -Ank.) (DS VIII: 2619), ka altak çene kemikleri ( abanözü *Polatlı -Ank.) (DS VIII: 2678), kıdıh, kıdık, kıtdik gerdan, çene altı; çene (-Çkl.; -Kc.; -Çkr.; -Çr.; -Ama.; - Sv.) (DS VIII: 2786), meke, meki alt çene, çene kemi i (Meydan *Mut - ç.; -Ant.; Tekeler *Silifke - ç.; *Gazipa a -Ant.) (DS IX: 3152), yumuk çene (-Isp.) (DS XI: 4317), pu çene altı ( ri li, Bayburt *Sarıkamı -Kr.) (DS IX: 3483), sö e alt çene Sö e kemi i (-Sm.) (DS X: 3673), tufa, tufat çene ya da çene kemi i (-Ks.; - Sn.; -Sm.) (DS X: 3985); Gag. çenä 1. Çene 2. Çene kemi i 3. Kanca 4. Demir kancası (GS: 538); Azb. çene yanak (ATS: 198), çene <Far. çene, alt çene (ATS: 1278), çene çene (ATS: 198), çene 1. yüzün yarım daire eklinde olan a a ı kısmı, 2. mengene vb. sıkıcı aletlerin bir eyi sıkan taraflarından her biri (AD L IV: 430); Trkm. e (RLT: 211) ä: alt çene (TDS 825), e ek alt çene (TDS 813); Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk çene; Kuzey-do u (Sibirya): Yakut sä i-yä (Teni ev 1997: 220); 1. *çä ä Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, sözün Farsçadan alıntı oldu u varsayımına katılmamaktadır. Teni ev e göre yeni Farsçadaki çänä sözü, Türkçeden alıntıdır, ancak, Halaç Türkçesindeki çana ekli, Türkçeden Farsçaya ve sonra yine Farsçadan Türkçeye geçmi tir. Orta- O uzcada çayna-/çeyne- çi nemek fiilinden türemesine bakarak Proto-Türkçe ekil hakkında fikir yürütülebilece ini belirtmi tir (1997: 220). Doerfer, *çänä sözünün Halaç Türkçesinde çänä eklinde tespit edip bunun Farçadan alıntı olu u fikrini belirtmi tir (Doerfer 1970: 24). 108
141 2. *çä ä Kullanım Alanı DLT II 286 sakak ox ar, sakal bıçar çeneyi ok ayarak sakalı keser (ok ayarak ve hile yaparak sakalla oynar ve çeneyi keser) TTS II 855 Cisrin bir çeñesinden öbür çeñesine varınca kâmil yüz yetmi üç adımdır TTS II 856 Günce: He be ve çeñisinüñ altı i e ek TS 459 Çenesinin, ba ının bütün iskeleti peksimeti çi nedikçe daha açık olarak meydana çıkıyordu. TS 459 Kom u kadınlar ak am yeme inden sonra onun etrafında toplanırlar, geç vakitlere kadar çene çalarlardı TS 459 Sabahtan ak ama kadar uyukluyorsun, gece olunca çenen açılıyor SFA-1 Üst çene kemi imde kalmı tek di imle ka ar peynirini koparma a çalı ıyorum. SFA-1 Birden hatırladım ki daha eveli gün üst çeneden dört di çektirmi tim. SFA-2 Bazen kapının önüne çıkar, saatlerce sa a sola bakar, adam bulursa çene çalardı. SFA-2 Kafası yassıca, büyük. Dik, çukursuz bir çenesi var; insana sa a sola dönmeyecekmi hissini veriyor. HEA-1 Saçları her zamanki gibi sımsıkı tepesinde bir topuz halinde, çenesinin altında dü ümlenmi bir yemeni ile hep o eski Güzide. HEA-1 Boynu çenenin altına kadar kapalı, kolları omuzlara kadar açık, yukarısı bele kadar vücudu sıkıyor, üstüne kırmızı bir kuma yapı tırılmı büst gibi gösteriyor. HEA-2 Herhâlde onun enli omuzlu uzun boyunda; biçimli ellerinde, akakları a armı siyah saçlı, çıkık çeneli, iradeli ba ında Osmanlı imparatorlu unun en kudretli asker örne i teressüm ediyordu. HEA-2 imdi onun ba ına attı ı siyah astar köylü yeldirmesinin altında, yine yemeni ile çenesi altından ba lanmı küçük ba ını dü ünüyorum. HEA-2 Yanaklarında, çenesinde birer çukur, di leri bembeyaz, en bariz Trabzon ivesi ile konu uyordu. HEA-3 kimizin de uzun çenelerimizden derin bir açı çı lık uzanıp aya gitti ve biz kurt soyunun giydi i haince hüküm kalkıncaya kadar da da kalmaya ant ettik. HEA-3 Çenesine do ru sivrilen armudî bir yüzü, ince bir burnu, hâlâ beyaz ve düzgün di leri vardı. HEA-4 Çenesi sivri, burnu çengel gibi a zının üze rine uzanmı, di siz a zı, buru an bir çukurdan, ibaret... HEA-4 Kudretli bir çeneyi çevreleyen yarım ay eklinde abanoz gibi siyah bir sakal! HEA-5 Fakat gözünün a a ı kısmı kuvvetli çeneleriyle kocaman kırmızı dudaklarını, muntazam fakat büyük burnunu hiç sevmedim. HEA-5 Beni beyaz yeldirmeme, çenemin altından ba ladı ım ba örtümle kocaman bir siyah ata tırmandırdılar, erkek gibi oturttular. HEA-6 Ba ında beyaz bir takke, çenesine kadar örtülü beyaz çar afın üstüne yuvarlak ve düzgün kesilmi kır sakalı yayılmı. HEA-6 Elâ gözlü, ince dudaklı, çenesi uzun, alnı geni, yanakları çökük, otuz ya larında tür adamdır. HEA-8 Yumu ak, beyaz tül bulutları içinde onu, pek parlak vücuduyla çenesinin altında billur gibi hareketlerle dalgalanan yuvarlak boynu ile, gözlerimi açınca onu gördüm!.. 109
142 HEA-9 Böyle giderse dileneceklerini kocasına söylerse, o, derhal "geçmi lere rahmet" diye cuma ak amı geçen kör dilenci oluveriyor, ayet kadın babasını ona misal diye gösterirse, o, derhal çenesini içeriye çekiyor, sesini aksile tiriyor, imamın en talâkatli üslûbuyla, muhayyel bir kadınla defin ilmühaberi pazarlı ına giri iyordu. HEA-9 Çene çene üstünde, deriler sarkık, yüz buru uk, buru ukların arasına allık, düzgün yer yer toplanmı. UK 219 burnusu biräz kamburdu, sivriydi, çeneleri kemikliydi, güüdesi bataldı AD L IV 430 Hanım masanın üstündän kitabı götürdü, dirseyine daya veräräk älini ç n sin söykedi. AD L IV 430 Bir li il anasının dö ünd n möhk m yapı mı körp o biri li il anasının üzünü, çenesini ll yirdi. AD L IV 430 anım masanın üstünd n kitabı götürdü, dirseyinä dayag ver r k lini ç n sin söyk di. 3. Anlam Olayları Bakımından *çä ä Tüm kaynaklarda *ça a, alt çene, çene anlamında kullanılmı tır (Teni ev 1997: 220). Divan da sakak çene anlamında kullanılması da (DLT II 286 sakak ox ar, sakal bıçar çeneyi ok ayarak sakalı keser ) dikkat çekicidir. Konu ma sırasında çenenin hareket etmesi dolayısıyla, modern O uz grubu Türk lehçelerinde konu ma ile ilgili birçok metaforik kullanımı vardır: çenesi dü ük çok konu an, geveze (TTü), çene çalmak gevezelik etmek (TTü), çenesi dü ük geveze, çenesi kanameer (Gag.) çok geveze. 4. Meronim Olarak *çä ä Anatomik olarak *çä ä, *yü:z sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. Di er yandan *balç sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. *si ök, *teri sözleri, *çä ä sözünün nesne madde ili kisi gösteren meronimleri olmaktadır. Türkiye Türkçesinde alt çenenin ucundaki çukur anlamında kullanılan çene çukuru ifadesi de *çä ä sözünün meronimidir. Günümüz Türkiye Türkçesinde kullanılan alt çene ve üst çene ifadeleri de *çä ä sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimleridir. Ayrıca Divan da kar ımıza çene anlamında çıkan sakak sözü de günümüz Türkiye Türkçesinde alın ve yanaklarla saçlar ve kulak arasındaki kısım ı 110
143 gösterdi inden sözün anlam daralmasına u ramı oldu u dü ünülebilir. Ancak bu sözün çene anlamında daha çok üst çeneyi i aret etmi oldu u dü ünülürse sakak sözünün de *çä ä sözünün alan : mekân ili kisi gösteren bir meronimi oldu unu söylemek mümkündür. ALAN :MEKÂN NESNE :PARÇA NESNE :MADDE *yü:z : *çä ä *balç : *çä ä *çä ä : *si ök, *teri 111
144 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde A IZ a ız Lat. os, stoma, ng. mouth. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan A IZ kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *a ız ve *aburt sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *a ız Proto-Tü. *a ız (Teni ev 1997: 224); Proto-Ogur *a ız; Proto-Oguz *a ız; KökTü. ix. yy. a z:ı a zı (IB 65); Bud.Tü.ç. a ız (TT III 97), a ız arı ın ermek a zı temiz tutmak (TT III 140), a ız (EUTS: 7); Man.Tü.ç. a az a ız (M I 23, 6); slami ç.: xi. yy. Krh. agız insanın ve hayvanın a zı (DLT I: 55); Harezm ç. xiv. yy. ag(ı)z (KE II: 10), a (ı)z (NF III: 8); EKıp. aız (KTS: 5), avuz (KTS: 17), ügin (KTS: 297); Do u Tü.: xv. yy. a z (Sngl. 44r.2); Batı Tü. xiv. yy. a (ı)z (EM: 105), xv. yy. a ız (DK II: 5); xiii. xix. yy. a ız 1. nsan ve hayvan a zı 2. Sınır, uç, hudut 3. Defa (TTS I 43-44); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. a ız 1. Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye ba landı ı organ 2. Bu bo lu un dudakları çevreleyen bölümü 3. Kapların veya içi bo eylerin açık tarafı 4. Bir akarsuyun denize veya göle döküldü ü yer, munsap 5. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı 6. Çıkı yeri 7. Birkaç yolun birbirine kavu tu u yer, kav ak 8. Kesici aletlerin keskin tarafı 9. Üslup, ifade biçimi 10. Uç, kenar 11. (dil bilimi) Aynı dil içinde ses, ekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerle im bölgelerine veya sınıflara özgü olan konu ma dili 12. (müzik) Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü (TS 37); Gag. aaz 1. nsan ve hayvan a zı 2. Açıklık, ara
145 Namlu 4. Yemek yiyen, bo bo az, ev halkı hesaplamasında kullanılan birim (GS: 19); Azb. a ız 1. nsan v alt tarafında, alt ve üst çeneleri arasında yerle en yiyip içmeye ve ses çıkartmaya mahsus uzv 2. kapların vb. eylerin açık tarafı, 3. Ate li silahların lülesinin ön t delik mermi çıkan tarafı, 4. Kesici aletlerin keskin tarafı, bazı alet ve levazımatın (AD L I: 40-41); Trkm. agız 1. nsan ve hayvan a zı 2. ki duda ın aralı ı ve görünü ü 3. Kapı çengeli 4. bo az, bokurdak (TDS: 20); Güney-Do u: YUyg. e iz, Özb. o iz, Salar a ız, SUyg. a ıs; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. avuz, a ız, Kumuk avuz, Karaçay- Malkar avuz, Tat. avız, Ba k. avı, Kaz. avız, Kırg o:z, Nogay avız, Karakalpak avız, Tofa a:s; Kuzey-do u (Sibirya): Altay o:s, Tuva a:s, or aksı, Hakas a:s, Yakut uos; Çuva : vara (Teni ev 1997: 225) 1. *a ız Etimolojik De erlendirmesi Türk dilinin en erken dönemlerden beri a ız sözcü ünün kullanıldı ını görüyoruz. Daha çok anatomik anlamında kullanılmakla beraber derenin a zı örne inde oldu u gibi metaforik kullanım da yaygındır (EDT 98). Teni ev bu sözün Altay dillerindeki paralellerini u ekilde vermi tir: Mo. *agui ma ara ; Orta-Kore akoi, Kore aguri a ız, Japon ago çene, çene kemi i ; Eski-Japon aki balık kulakları. Kore kar ılı ı Ramstedt tarafından teklif edilmi tir. Ancak Mo. a ur kin, buhar sözü ile kar ıla tırılması ise semantik açıdan mümkün görülmemektedir (Teni ev 1997: 225). 113
146 2. *a ız Kullanım Alanı IB 65 semi:z at a zı katı boltı: i man atın a zı katı oldu M I 123,6 neteg yeme elig a azka sevük erür el a za iyi oldu u gibi TT III 97 a ızınta sizni öge alkayu a ızlarıyla sizi överek TT III 140 a ız arı ın ermek a zı temiz tutmak DLT I 55 agız yese köz uyadhur a ız yese göz utanır EM 105 ve eger biregünü di leri eti y nse va a zı EM 125 a ız le etin giderür, dili, dima ı, ge izi urudur M 10 an alebesi al meti uy u ço gelmek ve çok snemek ve ço gerinmek ve an alaca y rler gicimek ve gevde a ır olma ve burun becid anama ve a ız y rı atlu olma ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çı ma ve deri çekili çekili gelmek ve be iz ve dil ızıl olma ve dü de ızıl nesneler görmek TTS I 44 Meclis-i meyde a ız çaktı yarandırdı beni TTS I 45 Fülk-i sahbâ ile yâr a za yamandırdı beni Kimi der ki dün a zını kokladım Bakayım ne dermi deyü yokladım TTS I 45 Çün bu söz a ızlara dü tü ve kamu canavarlar i itti TS 37 A ızları kopmu bir çay takımının arasına gizlenmi, koyu renkli bir cildi oradan alarak bana uzattı. TS 37 Çelik a ızlı, küçük gül makasını kâ ıdından çıkardı TS 37 Ertesi günü bazı gazeteler bu haberin bir noktasını yarı resmî bir a ızla tekzip ettiler TS 37 Anla ılmaz, garip köylü a ızlarıyla konu uluyordu. TS 37 Yusuf Efendi biçareye a ız açtırmıyordu TS 37 Âdeta saldırdı üstüme a zı köpürmü, çirkin bayan TS 37 Gelgelelim Akif, Berlin'e gidip de oradaki kahveleri gördü ü vakit a ız de i tirmek zorunda kalır SFA-1 Bunun için de uzun uzun dü ünme e, bir plân kurma a hacet kalmadan tam kavgaya kadar gitmeyen büyükçe bir a ız dala ı ile meseleyi çözüveriyor: selâmı sabahı kesiyoruz. SFA-1 Sabahleyin i ine kısa kısa adımlarla, ko arken ak am filesini doldurmu vapurdan çıkarken görseniz irili ine, sallapatili ine, Karamanlı a zı konu u una, basit ama, hesaplı fikirlerine, iki kadeh atmı sa yine basit, sevimli akalarına kar ı hakkında kötü bir hüküm de veremezdiniz. SFA-2 Bir lâmbanın ı ı ından eski fanilâlar giymi kasketli insanlar, bazılarının aya ında çizme, a ızlarında rumca bir lâkırdı. SFA-2 Onların a ızlarına bakar, söylediklerini anlar. SFA-2 Ba örtüsü a zına ba lı bembeyaz alınlı, siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle kar ımızda, idi. HEA-1 Hatta kimi kez acı da olsa, kıskançlık duygusunu denemek istedi imi söyledi im zaman ahbaplarım hep bir a ızdan beni ha lar ya da yapmacık yaptı ımı öne sürerlerdi. HEA-1 te, eski stanbul kalıntısı yeldirmeli ya da Anadolu'dan gelmi çar aflı, a zını, burnunu örten bir hatunca ız daha! HEA-1 Tatlı bir ey çi niyormu gibi a zını apırdatıyor, di lerini gıcırdatıyordu. 114
147 HEA-2 Sizin pa anızın sakalından tutup, dire e ba layıp diri diri yakaca ız, sizin beylerin âzalarını birer birer koparaca ız, hele sizin pa a. yok mu, a zına kur un akıtaca ız. HEA-3 Tepesinde bir volkanın sönmü, kararmı, üzeri külle örtülmü siyah a zı vardır. HEA-4 Hacı Murad, son derece tatlı, fakat inatla kısılmı bir küçük a ız, kirpiklerinin altına saklanan iki ürkek göz, omuzlarının arasına sıkı an küçük bir ba gördü. HEA-4 O lanı bıraktıkları zaman, yüzü çürük içinde, tanınmayacak kadar i mi, a zından, burnundan kan bo anma a ba lamı tı. HEA-5 Sâbire Hanım da müthi bir Türk hanımı, çocuklarını; kocasını, evini amansız a ız kalabalı ı ile kullanan bir Türk hanımı! HEA-5 Fakat a zım, bo azım, bu alevlerini akaklarımda, avuçlarımda hissetti im cehennemle kurumu, bitmi ti. HEA-6 Ben bu a ızlara vaktiyle inanmı tım. Fakat gördüm ki, hükümdar sözüne kapılan bilgin sonu zindan veya terk-i nâm ü andır. HEA-6 Akıl ve hikmetin e eklerin a zına kalaca ını kim umardı... HEA-6 Arada a zından marpuçu çıkarıyor, yanında, yaprak üstünde yı ılı duran kavak incirinden birini a zına atıyor. HEA-7 Mavili in çerçeveledi i melek yüzlü, iri gözlü, mânalı a ızlı bir çocuk ko arak geliyor. HEA-7 A zını açmı bir mezarın karanlı ı ile aramdaki biricik ı ı ım, sizin gözlerinizdir. HEA-7 Kadınlı ının verdi i temizlik, a zından çıkan o yarım cümle için onu utandırmı tı. HEA-8 Ben gelir gelmez, ikisinin de a zını kilitleyen bir konu ma yakaladım. HEA-8 Elleri midesinin üstünde, ikiye ayırmaya çalı tı ı küçük vücudunu ileriye do ru uzatarak, a zı yuvarlak açık, gözleri hayat ve ne e saçarak, Kavalerya Rustikana'dan diye ba ladı. HEA-9 Ucu uzun, delikleri açık ve kıvrık, a ız daha sıkı ve daha anut... HEA-9 Rabianın âdeta a zı hayretten açık, bu lâtif mahlûku seyrediyordu. UK 25 düzülü gözlärlän, aazlan hem boynuzculan, nice kuzu kafası UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumu ak belini kavi erkek kollarınna da, sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyi li sansı pek çoktan UK 226 kız tuttu elcezinnen onun aazını UK 211 o yakla tı gelinin güüdesine da onnarın aızları bir yere geldiler GTA 150 [ α tïn n b c m n n nıd ε dε: kαvεsï n α:zï nï] GTA 177 [ el sεnε pαk α jαsïn bε. ım c ld ε.. ızı mı εm d za:sı be nım α.. ïzt α:zï mï] GTA 182 [ε. ı sa: bı be nım d dαk α mï α ta:sïn] [hεm be nım α: zïm se nın metınni: nε hα bε ve ε d εctı ] GTA 193 [s vα sαnα ï ïn a:zt a:zï nï] AD L I: 40 topların a zı dü man istehkamına çevrildi AD L II: 127 gara saçları, e gl dolu uzun kirpikli gözl ri, r bi burnu, hamısından artıg göz l balca a zı, gırmızı dodagları m nim ho uma geldi AD L I 40 A zını yahalamag. A zı ile nefes almag. 115
148 AD L I 40 Piri ki i: Gızım, çıh a aca v bu sallanan arıları torbanın için salıb a zını büz. AD L I 40 tl r hür -hür ma aranın a zını aldılar, ancag cür t edib iç ri gir bilm dil r TDS 20 Agzımda ekece di kalmadı TNAS 14 Adam çi irilen yaylık (gap), agzı açılsa, mıssarar. TNAS 20 Agız agızdan yelli, gulag-gulagtan e itgir. TNAS 20 Agız aygak, söz taygak. TNAS 20 Agız bir, gulag iki, bir geple, iki dingle. TNAS 20 Agızdan çıkan sözi dolanıp (ızına) alıp bolmaz. TNAS 20 Agız iyer - göz utanar. TNAS 20 Agız - gözi yumsa bolar, durmaz burnı nätse bolar. TNAS 20 Agız öz rızkını iyer. TNAS 20 Agza garan aç galar. TNAS 21 Agza geldi diyip diye berme, önge geldi diyip iyi berme. TNAS 21 Agzı açık aç ölmez (açık agız aç bolmaz). TNAS 21 Agzı bilen ak gu alar. TNAS 21 Agzıbire Tangrı biyr, agzalanı gan rıbiyr. TNAS 21 Agzıbirler a getirer, agzalalar ka getirer. TNAS 21 Agzıbirlik hemme zatdan güıçlüdir. TNAS 21 Agzı gana degen gurt ol oba yola çıkar. TNAS 21 Agzı gow ak yum ak arar. TNAS 21 Agzı gı ık-da bolsa, bay gızı yar dannar. TNAS 21 Agzı gı ık-da bolsa, bay oglı geplesin. TNAS 21 Agzı gızanda gepläning sowanda yüzi gızarar. TNAS 21 Agzı köp a a yak ı (yakın), eli köp i e. TNAS 21 Agzımda - a ım gözümde - ya ım. TNAS 21 Agzı me li a a yakın, eli me li i e. TNAS 21 Agzımı bulamak yandırdı, kä ge bir a bolsadı: ba ımı kesek yardı, kä ge bir da bolsadı. TNAS 21 Agzına güyji yetmedigi dili öz ba ını iyer. TNAS 21 Agzında Alla, gö lünde eytan. TNAS 21 Agzında di yok, ba ında hu. TNAS 21 Agzını aç dili bolsa gaç. TNAS 21 Agzını alart-da (alart) höküm (döwrü i) sür. TNAS 22 Agzı a geleni deymek nadanlıkdan, hödürsiz iymek haywanlıkdan. TNAS 22 Agzı da a gatıklama. TNAS 22 Agzı dan al alsın, sırtı dan yel çalsın. TNAS 22 Agzı dolı gan bolsa da, ya ını yanında tüykürme. TNAS 52 Ayakda bolandan agızda bol. TNAS 52 Ayagda turan ça a ıza yeter. TNAS 68 Ba görki saç, agız görki di. TNAS 73 Bayı agzı gı ık bolsa-da, sözi dogrı. TNAS 134 El agza yakın. TNAS 135 El hasası kümü den, agzı dolı yumu dan. TNAS 371 Yetimi agzı a a yetende, burnı ganar. TNAS 103 Dag görki da, yüz görki ga / (... yüz görki ga, agız görki di ). TNAS 115 Di siz agız - da sız degirmen (... di siz haraz). 116
149 TNAS 203 Haywan agzından semrär, adam - gulagından. TNAS 203 Haywan ö üne geleni iyer, akmak agzına geleni diyer. TNAS 334 Utanç gözde, görk agızda. 3. Anlam Olayları Bakımından *a ız Eski metinlerde u anlamlara rastlıyoruz (Teni ev 1997: 225): 1) A ız. Yakut ve Çuva kaynakları dı ında tüm kaynaklarda vardır. Bu terim, vücut organı olarak A IZ için temel terimdir. Buna ba lı olarak bir takım metaforik anlamlar ortaya çıkmaktadır: 1) ekil açıdan: kapalı bir odaya veya bir hacme giri deli i; en yaygın anlamlar - maddi kültür nesnelerinin parçaları (kap ve çanak a ızları, i e a ızları) ve do al çevre detayları (vadi a zı (giri i) ve ondan geçebilen nehir a zı); 2) Bir taraftan konu ma, sözler, öbür taraftan yemek yeme, yemek yiyen. Bu iki anlam grubu *a ız teriminin A IZ kar ılı ı olan Türk lehçelerinde ola andır ve Proto-Türkçeye a ız organının asıl adı olarak yansıtılabilir. 2) Dudaklar. Yakut Türkçesinde. Yine buradan, bazı maddi kültür nesnelerinde yarı yuvarlak girinti: ok, eyer üzerinde. Bu anlam büyük ihtimalle asıl a ız kavramından metonimi yoluyla olu mu tur. Asıl anlamının a ız oldu una ba ka bir anlam da göstermektedir: tüfek namlusu. 3) Akarsu kav a ı. Çuva Türkçesinde. Bu anlam da a ız anlamının standart metaforlarından biridir. A ız sözcü ünün tarihsel metinlerinde temel anlamının insan veya hayvan organı olarak a ız oldu u, daha sonra metaforik yollarla herhangi bir açıklık, bo az, aralık, bo luk anlamlarını kazandı ı anla ılmaktadır. Modern Türkiye Türkçesinde a ız sözünün birinci anlamı yüzde, avurtlarla iki çene arasında, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye ve besinleri içine almaya yarayan bo luk tur (TS: 37). Türk dilinin en eski dönemlerinden itibaren günümüze 117
150 do ru *a ız sözcü ü, anatomik i levine benzetilerek birçok cansız nesne ve olgularla ili kilendirilmi tir. Bu ekildeki metaforik kullanımları modern O uz sahasında da oldukça yaygındır. Türkiye Türkçesinde a ız sözünün a zından bal ak- güzel konu mak, a zını yay- çok konu mak gibi konu ma kabiliyeti ile ilgili, birçok metaforik kullanımına rastlamaktayız. A ız sözünün pis a ızlı çok yiyen, ne oldu una bakmadan yiyen, a zı kapanma- çok yemek, a ız açmak söz söylemek, konu mak, a ız açtırma- çok konu arak ba kalarının söz söylemesine fırsat vermemek, a ız yokla- ö renmek, istenilen eyi söyletmek, a ız alı kanlı ı çok söylendi i için bir sözü sık sık kullanma durumu gibi birçok metonimik kullanımını da görmekteyiz. Gagauz Türkçesinde de a ız sözünün kullanıldı ı pek çok metaforik deyim görülür: a zı açık aptal, çok meraklı, pis a ızlı küfürbaz, kötü konu an, a zı kapanmeer geveze, a zından laf çıkmaz gereksiz konu mayan, a zın ucunnan lafetmee sert ekilde konu mak, a zına su almak konu mamak, susmak. 4. Meronim Olarak *a ız Tarihsel ve modern Türk dilinde *a ız sözü, de i meden günümüze dek varlı ını sürdürmektedir. Anatomik anlamda yüz kavramına ba lıdır. Hem insan hem de hayvan anatomisinde rastlanmaktadır. Dolayısıyla anatomik yapı olarak baktı ımızda *a ız, *balç ve *yü:z sözünün hem alan : mekân hem de nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. *çä ä sözü de *a ız sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olmaktadır. Di er yandan *du:dak / *erin, *dilk, *di:, *azı, *dam ak sözleri *a ız sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimleridir. Yana ın iç tarafı, a ız bo lu u anlamı açısından *aburt sözü de *a ız sözünün alan : mekân 118
151 ili kisi sergileyen bir meronimi olarak dü ünülebilir. Bu ekilde *a ız sözü aynı zamanda bir holonim de olabilmektedir. ALAN :MEKÂN NESNE :PARÇA NESNE :PARÇA *balç : *yü:z : *a ız : *aburt *balç : *yü:z : *a ız : *çä ä *a ız : *du:dak / *erin, *dilk, *di:, *azı, *dam ak *aburt Proto-Tü. *a urt (Teni ev 1997: 225); Proto-Ogur *a urt; Proto-Oguz *a urt; Bud.Tü.ç. a urt (TT II 16), adurt avurt, yanak (EUTS: 6); Do u Tü.: xv. yy. avurt (Sngl 53v5); Batı Tü. xiii. xix. yy. avurt söz, laf, sohbet (TTS I 287); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. avurt Yana ın a ız bo lu u hizasına gelen bölümü (TS 166); Gag. avurt/aurt 1. Çene 2. Di etleri (GS: 60); Trkm. owurt 1. ki yana ın iç yüzü, iç bo lu u 2. A ız bo lu u, a ız (TDS 479); Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk uvurt, Tat. urt, Ba k. urt, Kaz. urt, Kırg u:rt, Nogayuvırt, Karakalpak urt; Kuzey-do u (Sibirya): Altay u:rt gırtlak (u:rta- a za su almak, u:rtam yudum ), Tuva a:rta- yudumlamak (örne in: sıcak çay), or o:rta- yutmak, o:rtam yudum, Hakas o:rta- a za su almak, Yakut omurt (Teni ev 1997: 225) 1. *aburt Etimolojik De erlendirmesi Ramstedt, *aburt sözünün Altay dillerindeki kar ılıklarını u ekilde vermi tir: Mo. *o uçin, *o uçin, ouçi yudum, yana ın iç tarafı ; Kalmık öt i. Proto-Altay ekli *aburti olarak tespit edilebilir (Teni ev 1997: 226). 119
152 2. *aburt Kullanım Alanı TTS I 287 Bunlar bu avurda me gul iken... TTS I 287 Bâd-für: Ve avurdu yelli ki i ki kimesine elinden i gelmez itmedi i nesneyi söyler, ser savurur, lâf ü güzaf urur TTS I 288 Â ık onlar, sen avurduñ öttürürsün bülbülâ TTS I 288 Kül olur eczası, feryad eylemez pervaneler Sen avurduñ öttürürsün â ık, hey bülbül oldur Yanar od içre girer pervane feryad eylemez TTS I 288 Yanınca olup avurd ura ura giderdi TTS I 288 Yolda ı kızlar ile avurd urup tebessüm etme e ba ladı TS 166 Hüdai, Bayram'ın avurtları çökmü solgun yüzüne bakarak bir varsayım yapmı tı TS 166 Biri avurtlarını i irip dümbelek çalmaya, di eri zurna üflemeye ba lar SFA-2 Karavokiri, ellerini havaya kaldırarak, dirseklerini' yana açıp sıkarak, bazan avurtlarını i irerek yakamozdan balı ı nasıl tanıdı ını anlatıyor. HEA-9 Yüz soluk, avurtlar çökük. Fakat gene o azim ve irade var. Rakım biraz teselli buldu. Ölecek insanın yüzünde böyle -canlı bir ifade olmaz. Osman mübalâ a ediyor. TDS 479 Ol a akı dodagını di ledi, ovurtları yumralan yalı göründi TDS 479 A, men bolsam ovurdımda suv bar yalı dımärın 3. Anlam Olayları Bakımından *aburt Eski Türk metinlerinde *aburt teriminin u anlamlarda kullanıldı ını görüyoruz: 1) Yana ın iç tarafı, a ız bo lu u - Eski-Uyg, Orta-Kıp.; Güney-batı: Kumuk, Ba kurt, Nogay, Karakalpak, Kaz., Kır, Özb, Yak.; Tat. di eti. 2) Yudum, a za sı an su miktarı - Orta-Kıp., Ça., Trkm., Yak, ve kısmen Kuzey-do u Türk lehçeleri. 3) Yanaktaki gamze - Kumuk, elmacık kemi i - Gag. Bu anlamlardan (1) ve (2), ola an çok anlamlılı a uygun anlamlardır (hacim, içeri almak). Teni ev, bu anlamların da Proto-Türkçeye kadar uzanabildi i görü ündedir (1997: 226). 120
153 4. Meronim Olarak *aburt Anatomik yapı açısından *aburt, *balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ili kisini gösteren meronimidir. Di er yandan *si ök ve *teri sözleri *aburt sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleri olur. ALAN :MEKÂN NESNE :MADDE *balç : *yü:z : *a ız : *aburt *çä ä : *si ök, *teri 121
154 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DUDAK dudak Lat. labium ng. lip. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DUDAK kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *du:dak ve *erin sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *du:dak Proto-Tü. *du:dak (Teni ev 1997: 226); Proto-Ogur *du:dak; Proto-Oguz *du:dak; Harezm ç. xiv. yy. duda (KE II: 173), toda (NF III: 429); EKıp. duda (KTS: 65), erin burun deli i, dudak, di eti (KTS: 74), irin dudak (KTS: 113), toda dudak (KTS: 278), tota dudak (KTS: 281), tuda dudak (KTS: 283), tuta, tuta dudak (KTS: 285); Batı Tü. xv. yy. u ak (CH I: 163), uda (DK II: 294); xiii. xix. yy. tudak dudak (TTS V 3847), uda, dudak (YTS: 212, 214); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. dudak 1. A zın, di leri örten ve dı arıya do ru az veya çok kıvrılan üst ve alt kenarlarından her biri 2. (mec.) A ız (TS 640), doda, dodak dudak (Zar at, *I dır -Kr.; Küçükhohne, Dedik, *Sorgun -Yz.) (DS IV: 1534), erin dudak (Kadıçifti i *Yalova -Ist.) (DS V: 1770), muncur, muncuri, muncuru dudak (Kaptanpa a köyleri *Çayeli, -Rz.) (DS IX: 3219), ıpıldak dudak (*Bafra -Sm.) (DS X: 3770); Gag. dudak dudak (GS: 162); Azb. doda dudak (ATS: 297), leb <Far. (ATS: 814), dodak dudak (Cla 232b), dodag 1. A ız k narlarını t kil ed n iki müt h rrik d ri-damar bükükl rind n h r biri 2. Bir eyin (kabın vb.nin) k narı, 3. Muht lif al tl rin tutucu, sıkıcı kısmı (bu anlamda ancak 122
155 ço ul kullanılır) (AD L II: 127); Trkm. dodak, aylag (RLT: 73), dodak dudak (TDS: 262); Güney-Do u: YUyg. to:tak, Özb. dudok; Çuva : tuda (Teni ev 1997: 226) 1. *du:dak Etimolojik De erlendirmesi Türkmen Türkçesinde bu söz do:dak eklinde kar ımıza çıkmaktadır. Ancak telâffuzda ikinci hecedeki /a/ sesi /o/ olarak telâffuz edilir. Bir ek aldı ında /o/ya dönen bu /a/ sesi uzar. Bu uzunluk ikincildir. Ancak sözün ilk hecesindeki uzunluk birincil olmalıdır. Eski Türkçede dudak kavramı için erin sözü kullanılıyordu. Ça da Türk lehçelerinde, güneydo u Türk lehçeleri dı ında her lehçede varlı ını sürdürmektedir. Güneydo u grubunda ise genellikle dodak/dudak sözü kullanılmaktadır. 2. *du:dak Kullanım Alanı M 104 duda lar g ce ya olup gündüz uru olma ve gö ül arlı anma ve g ce g ce di ırcıldama M 136 dil evvel ararur o ra ızarur za met ve ar ret u uzlu ve arlı anma artu olur ve uda yarılur ve dil urur TTS V 3847 Vey yana ın sel se bil-i an de lib-i akl u dil Vey tuda ın selse bil-i ravza-i ba -i cinan TS 640 Birdenbire kavalı dudaklarına götürdü ve üfürmeye ba ladı TS 640 Eve duda ınızda bir arkı ile dönüyorsunuz TS 640 Bayram, duda ının ucuna gelen soruyu soramadı SFA-1 Ku lar pek yakınından geçmi se, seslerini taklit ederek kalın dudaklarıyla di lerinin arasından onlara seslenirdi. SFA-1 Daha dün dudaklarını, tüylü kollarını; a zının, kirli dirse ini; eftali, ka ar peyniri, ekmek, kavun kokan avucunu, memeni, gözünü öpmü tüm. imdi kaçıyorsun benden, so uyayım istiyorsun; so uyup da gebereyim. SFA-2 Kalın dudakları bir taze incir rengi ile siyah, ballı... SFA-2 O sutiyensiz dü ük gö sü, pek fena boyalı dudakları, hiç gülmeyen ince yüzü; dokunaklı, mahzun, azıcık ehlâ gözleri1e kimseyi pek fazla sarmıyordu. HEA-1 Samîm Bey, arada bir dudaklarında beliren o alaycı gülümsemesi ile dinliyordu. HEA-2 Ne genç, ne pembe dudaklı, ate în gözlü talebeler, ne uzun ökçeli zarif muallimler vardır. 123
156 HEA-2 Dudakları sarkmı, gözleri sönmü, burnunun etrafında ihtiyar çizgiler, uzun kolları dizlerinin yanına dü ük, ölü sükûneti ile oturuyordu. HEA-2 Ayasofya tarafından giren herkes uçan Türk bayraklarını siyah görünce dudaklarından bir feryat; kısılmı bir hıçkırık fırlıyordu. HEA-3 On sekiz ya ında körpe bir servi gibi uzun boyu, duru teni üstünde siyah ipek dalgalı saçları, ezici kara gözleri, çapkın kara ka ları, nar çiçe i gibi yumu ak ate li dudaklarıyle Zeynep'in ünü zmir'i yakmı, stanbul'a kadar yayılmı tı. HEA-4 Acaba bu dudaklardaki tatlılık irsî bir marka mı, yoksa kızın ruhunun ifadesi miydi? HEA-4 pince burnunun altındaki renksiz ve kısık dudakları, anormal denilecek derecede, yamalı bir iradeye sahip oldu unu sezdiriyordu. HEA-5 Saffet. i man, güzel vücuduyla, solgun mavi gözleri; renksiz dudakları ile katiyyen senin sevebilece in bir kız de il. HEA-5 Fakat gözünün a a ı kısmı kuvvetli çeneleriyle kocaman kırmızı dudaklarını, muntazam fakat büyük burnunu hiç sevmedim. HEA-6 Alınlar arkaya kaçık, gözler içeriye çökük, sımsıkı kısık, ince renksiz dudaklar, burunla a ız arasındaki tıra lı mesafe bir gorilinki kadar geni. HEA-6 A ızları küçük, âdeta dudaksız, birer kızıl nokta. HEA-7 Fakat dudaklarının yanındaki belirsiz, ince çizgi ve yüzünün a a ı kısmı bu gülü e katılmadı. HEA-8 Kırmızı dudaklar biraz açık. bir eli yanına dü mü, öbürü de Hikmet'in karyolasına yakalamı tı. HEA-9 te bunu için yolunun üstünde tebessümler dudaklarda donar, kahkahalar kısılır, çocuklar çil yavrusu gibi da ılır. HEA-9 Çatkın yüzü derhal gülüyor, kısık dudakları açılıyor, Tevfi e mütemadiyen emirler veriyor. UK 77 sütlär kurumu dudaklarından UK 102 kalınca dudaklı olan UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne, gözlerne, ya larna, dudaklarna, yanaklarna UK 149 o öper onu saçları, ili er dudaklarınnan yanaana UK 205 keskinnetmi mavi gözlerni, sıkmı al dudaklarnı UK 268 çocuk baker kızın gözlerne, dudaklarna GTA 182 [ε. ı sa: bı be nım d dαk α mï α ta:sïn] [hεm be nım α: zïm se nın metınni: nε hα bε ve ε d εctı ] AD L II: 98 [Mahir ] gurumu dodaglarını dili ile islatdı. H. Mehdi AD L II 127 Gara saçları, e gle dolu uzun kirpikli közleri, erebi burnu, TDS 262 Onu yarılan dodaklarından gan akardı TDS 262 Begenci Aysoltana göni seredip bilmeyän görecinde, birmala yılgıryän dodaklarında utanç yalı bir yagday sızılär. 3. Anlam Olayları Bakımından *du:dak Tarihsel ve modern Türk dilinde *du:dak sözünün anatomik anlamda kullanıldı ını görüyoruz. Türkiye Türkçesinde dudak temel anlamının yanı sıra do rudan a ız 124
157 anlamında da kullanılmaktadır. Dudak sözü a ız sözünün bir parçasıdır. Bu durumda bütün yerine parça kullanılmı olur. Bu da bir metonim içinde sinekdoka olayının ortaya çıkmasıdır. Di er yandan bir eyin (kabın vb.nin) k narı veya al tl rin tutucu, sıkıcı kısmı anlamlarında ise metaforik bir kullanım ortaya çıkar. Türkiye Türkçesinde dudak sözünün kullanıldı ı pek çok metaforik deyim vardır: dudak bük- bir eyi be endi ini, küçümsedi ini belli etmek, umursamamak, küçümsemek, pek aldırı etmemek, dudak payı bırak- bardak veya fincan gibi kapları, a zına kadar doldurmayıp duda ın yana abilece i kadar bo bir yer bırakmak. Gagauz Türkçesinde de kullanılan baldudaklı, aldudaklı, ince dudaklı, duda ı sarkık ol- küs olmak deyimleri de dudak sözünün metonim olarak kullanılması neticesinde olu turulmu metaforik deyimlerdir. 4. Meronim Olarak *du:dak Anatomik olarak *du:dak, *yü:z ve *a ız sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. Türkiye Türkçesinde kullanılan üst duda ın ortasındaki oluk anlamındaki dudak çukuru (TS: 640) *du:dak sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimi olur. NESNE :PARÇA *a ız : *du:dak *yü:z : *du:dak *erin Proto-Tü. *erin (Teni ev 1997: 226); Proto-Ogur *erin; Proto-Oguz *erin; Bud.Tü.ç. ol külü erni o gülen dudak (TT II 16,15) üstün altın erinleri üst ve alt dudakları (I IV 30, 52-3), ärin (EUTS: 74), irin (EUTS: 96); slami ç.: xi. yy. Krh. 125
158 erin, irin dudak (DLT I: 77), erin (DLT I 70, 77); Harezm ç. xiv. yy. ir(i)n (KE II: 271); MKıp. xiv. yy. eren dudak (K 12:XV); Do u Tü.: xv. yy. ern dudak (Sngl. 100r); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. erin dudak (Kadıçifti i *Yalova - Ist.) (DS V: 1770); Güney-Do u: Özb. irin dudaklar (eski) ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. erin dudak, a ız; tabak kenarı, Kumuk erin, Karaçay-Malkar erin, Tat. irin dudak, dudaklar, Ba k. irin dudak, Kaz. erin, Kırg erin, Nogayerin, Karakalpak erin; Kuzey-do u (Sibirya): Altay erin, Tuva erin dudak, çanak kenarı, erin-ti a ız, or erni, Hakas irin (Teni ev 1997: ) 1. *erin Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, *erin sözünün Altay dillerindeki paralellerini u ekilde göstermi tir (1997: 227): Proto-Türkçe *erin dudak ; Mo. *eri- ün alt çene, erü:n çene ; Kalmık örgn çene kemi i, çene, Buryat ürgü(n) çene, çene kemi i. Doerfer, *erin sözünün Halaç Türkçesinde änne eklinde tespit etmi ve genellikle Türk dilleri bölgesinin do usunda ärin, batısında ise dodak (fakat Türkmen Türkçesinde batı olmasına ra men yine ärin) kullanıldı ına dikkat etmi tir. (Doerfer 1970: 24) 2. Anlam Olayları Bakımından *erin Türk dili kaynaklarında u anlamlara rastlanmaktadır (Teni ev 1997: 227): (1) Dudak. Tüm Türk lehçelerinde vardır. (2) Tabak kenarı. Metaforik anlam. Karaim, Tuv. Bu metafor, alt duda ı olan anlamını birincil peki tirmektedir. Bütün Lehçelerde kenar anlamındaki kullanımları benzetme temeline dayandı ından metafor neticesinde ortaya çıkmı olmaktadır. 126
159 3. Meronim Olarak *erin Anatomik olarak *erin, *a ız ve *yü:z sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. Eski Türkçe döneminde *erin sözünün meronimleri olarak üstün altın erinleri ifadesinde anlatılan üst dudak, alt dudak kavramları nesne : parça ili kisi göstermektedir. NESNE :PARÇA *a ız : *erin *yü:z : *erin *erin : üstün altın erinleri 127
160 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiL dil Lat. lingua ng. tongue. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan D L kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *dilk sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *dilk Proto-Tü. *dilk (Teni ev 1997: 227); Proto-Ogur *dilk; Proto-Oguz *dilk; KökTü. viii. yy. tıl bilgi almak için yakalanan tutsak, tıl sab konu ma (Ton 32, 36); slami ç.: xi. yy. Krh. tıl tuttım sorguya çekilecek tutsa ı tuttum (DLT I 336); Harezm ç. xiv. yy. til (KE II: 632), til (NF III: 425); EKıp. dil (KTS: 61); Do u Tü.: xv. yy. sizi tilçe sizin dilinde (Sngl. 200r. 22); Batı Tü. xiv. yy. dil (EM: 124), xv. yy. dil (M : 18), dil (CH I: 250), dil (DK II: 90); xiii. xix. yy. dil 1. Anahtar 2. Sözle me 3. Körfez, koy 4. Dü man ahvalini söyletmek için alınan esir (TTS II: 1145), dil dil (YTS: 67); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. dil 1. A ız bo lu unda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri bo umlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ, tat alma organı 2. Birçok aletin uzun, yassı ve ço u hareketli bölümleri 3. Büyükba hayvanların ha lanıp pi irildikten sonra yenebilen dili 4. Ayakkabı ba larının aya ı rahatsız etmemesini sa layan ve ba altına rastlayan saya parçası 5. Co rafik anlamda burun 6. (denizcilik) Makaraların ve bastikaların içine yerle tirilmi olan, üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek 7. (müzik) Bazı üflemeli çalgılarda titre erek ses çıkaran ince metal yaprak 8. (halk) Anahtar (TS 586); Gag. dil dil (GS: 145); Azb. dil dil (ATS: 279), dil (EDT 489b), dil 1. nsan v omurgalı hayvanların a ız 128
161 bo lu unda olup, gıdanın çi nenip yutulmasına yardım eden ve onun tadını bildiren, insanda is, ek olarak, konu ma seslerinin meydana gelmesinde i tirak eden organ 2. nsanlar arasında ünsiyy t vasıtası olup onların bir birl rini anlamalarına ve bir birleri ile fikir mübadelesi etm imkan ver n ses, söz ve grammatik vasıtalar sistemi 3. Bu veya di r seciyy vi hususiyete malik olan konu ma veya ifad tarzı; üslup 4. Konu ma kabiliyeti, konu ma, 5. Konu ma, konu ma tarzı, 6. (mec.) Bir eyi ifad izah eden, ünsiyyet vasıtası olabilen ey, 7. Muhtelif aletlerin, cihazların vb.nin uzanan ve ço unlukla hareket edebilen hareketli kısmı, 8. (co.) Denizin, iç riye do ru uzanmı uzun, üstü düz, alçak kumlu kuru kısmı, 9. (mec.) Muharebede dü m lınabilecek esir (AD L II 98); Trkm. dil (RLT: 223), dil 1. (anat.) Dil 2. Cihazlarda ölçüyü gösteren kısım 3. Lisan (TDS: 255); Güney-Do u: YUyg. til, Özb. til; Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg til, Tofa dıl; Kuzey-do u (Sibirya): Altay til, Tuva dıl (EDT 489b), or til, Hakas til, Yakut tıl; Çuva : çelhe (Teni ev 1997: 227) 1. *dilk Etimolojik De erlendirmesi G.. Ramstedt, Ana Türkçedeki / / sesinin Altaycadaki /d/ sesinden geli ti ini Ana Türkçedeki bu sesin eski Uygur Türkçesine v bazıdurumlarda da Ça atay Türkçesinde /z/ ye geli ti ini, Batı ve Güney Türkçelerinde /y/ ye, Kuzey Türkçelerinde /d/ ve /z/ ye, Yakut Türkçesinde /t/ ye daha önce de Çuva Türkçesinde /r/ ye geli ti ini belirtmi tir. Räsänen Ural Altay ortak dilinde / / ve / / seslerinin bulundu unu, bu seslere Altaycada /l/ (r) veya /d/ (t) seslerine geli ti ini, Altaycadaki /d/ nin Türkçede / / ye yönelik bir ses oldu unu söylemi tir. Daha sonra N. Poppe da Altaycada /d/ sesini kabul etmi, bu sesin Türk lehelerinde /d/, /t/, /z/, 129
162 /y/ seslerine geli ti ini belirtmi tir. Bu görü lere daha sonra Clauson, Dimitriyev, Serebrenikov, ve Bogoroditskiy de katılmı tır (Teni ev 1984: 280). Ara tırmacılarca Ana Türkçede kelime ba ı /t/ sesi kurularak O uz grubu Türk Lehçelerinde /t/ > /d/ geli iminin görüldü ü vurgulanmı tır. lliç-svitiç, O uz Grubu Türk Lehçeleri ile Tuva ve Karagas Türkçelerini kar ıla tırarak /t/ > /d/ geli iminin görüldü ünü ancak Ana Türkçede /t/ ve /d/ olmak üzere iki farklı fonem bulundu unu söylemi tir (1963/6: 37-38). N.K. Dimitriev de Türkmen A ızlarındaki /d/ li ve /t/ li kullanımlara de inerek /d/ ve /t/ seslerinin yo unlukta olmasının yanı sıra daha sızıcı /d/ ve /t/ seslerin de kullanıldı ını ifade etmi tir (Teni ev 1984: 209). Ka garlı da O uz Türkçesinin en belirgin özelliklerinden birinin söz ba ı /t/ > /d/ de i imi oldu u söylerken di er yandan kelime ba ı /t/ li birçok örne e yer vermi tir. N. Poppe ve Gombocz a göre O uz Türkçesindeki /d/ di er Altay Dillerindeki /t/ ile ili kilidir ( lliç-svitiç 1963/6: 45). Altay dillerinde tespit etti imiz paraleller: Proto-Mançu-Tunguz *dilgan ses (Teni ev 1997: 228). Menges, Kıpçak sahasında ve Rus ve di er Slav dillerinde kar ımıza çıkan tolmaç/talmaç çevirmen; casus sözünün etimolojisini incelemi ve *tıl kökünden türemi olmakla birlikte bu sözün etimolojisinin kesinlik kazanmadı ını ve Slav dillerinden alıntı olabilece ini belirtmi tir (1944: ). Doerfer, *dilk sözünün Halaç Türkçesinde til, Türkmen Türkçesinde dil, Yakut Türkçesinde tıl, Kazak Türkçesinde ise tıl eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 24). 2. *dilk Kullanım Alanı EM 124 ve burun ve dil uru olmak 130
163 EM 125 a ız le etin giderür, dili, dima ı, ge izi urudur M 10 an alebesi al meti uy u ço gelmek ve çok snemek ve ço gerinmek ve an alaca y rler gicimek ve gevde a ır olma ve burun becid anama ve a ız y rı atlu olma ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çı ma ve deri çekili çekili gelmek ve be iz ve dil ızıl olma ve dü de ızıl nesneler görmek M 136 dil evvel ararur o ra ızarur za met ve ar ret u uzlu ve arlı anma artu olur ve uda yarılur ve dil urur TTS II 1145 Urludur zindanda bir mühkem kilit Bu bu külünk anın dilidir gey i it TTS II 1145 Ah kim gam kilidinin dili yok  ıkın bundna özge mü külü yok TTS II 1145 Höcreler var gelberi göstereyin Kilidin dilin eline vereyin TTS II 1145 Mümkün olmadı kim bu kaleden bir dil alak TS 586 A zımı dolduran kocaman dil, kelimelere yer bırakmıyor ki... TS 586 Birkaç dilim ekmek, ince bir iki dilim peynir veya dil, bazen de ha lanmı bir sebze yeme i. TS 586 Çocuk, hâlâ dil a ız vermeden yatıyordu. TS 586 Vehbi dedenin kendini dinledi inin farkına varır varmaz dili dola tı TS 586 Bunda yenilmi, içilmi bir ey yok ya! Sen onun dilini de anlarsın TS 586 Günlerdir doktorun dilinin altında bir eyler oldu unun farkındaydı. SFA-1 Köprü merdivenlerinin bir tanesinin altında bir dilsiz boyacı vardır. SFA-1 Öteki Todori mrozlu idi. Rumcasına Rumlar gülerlerdi. Türkçesine ben bayılırdım. Sanki iki bin sene evvel Atina'da bir garip dil ö renmi küçük bir çocuk. SFA-2 Filozofça söylenen adam, imdi a zı var, dili yok; gözü var, ka ı yok, velinimetine basıyor küfrü! SFA-2 Dudaklarının kenarından hayal gibi beyaz bir dil geçti. HEA-1 Kavga, gürültü, sövme, sayma, el ya da dil dala ı.. yok gibidir. HEA-1 Kıpkırmızı ve sipsivri bir dil küçük a zından çıkabildi i kadar çıktı. HEA-1 Dili, artık; bir taraftan ölçüsünü kaçırmı oldu u alkolün, bir taraftan da geçirmi oldu u heyecanın etkisiyle kelimeleri hep birbirine karı tırıyor. HEA-2 Anasının ya ları soluk yüzüne akarken o yeni dilini bulmu gibi konu maya ba ladı. HEA-4 Mamafih hiç bir sır saklamamak için yemin etti i halde, bunu Hasana sorma a dili varmadı. HEA-4 Huriye'ye: Sana dilini tut, demedim mi? Hadi git semaveri yak. Seninkiler sıçan kuyru u gibi diye bu yavrunun saçlarını kıskanmak, ayıp de il mi? diyordu. HEA-4 Hanife'nin a zından: Ama, ben, evli de ilim diye kaçan söz kendi kendisini öyle korkutmu tu ki, elinden gelse dilini kendi eliyle koparıp atacaktı. HEA-6 arkının dili cennette konu ulan bir tek dildir. HEA-6 Korkarım dilini tutamazsın, Ba bakanın yanında pot kırarsın. HEA-9 Ne yapsın, titiz, ters amma gene Tevfi e hâkim; kalbi kuru, kafası dar, dili zehir, fakat Tevfik henüz ona doymamı. HEA-9 Dil, din, millet bunlar insanların ruh ikliminden ba ka bir ey de ildi. HEA-9 Fakat Peregrini nin arkasında, Vehbi Dedenin kendini dinledi inin farkına varır varmaz dili dola tı, dudakları titredi. HEA-9 -Galip bey, padi aha dil uzatma, yoksa hepimizin derisini diri diri yüzerler, içine saman doldurur kuruturlar. 131
164 PSE 28 Ve o körlär çıkarkan, tä bir dilsiz hem eytanlı adam Ona getirdiler. Bu eytanı kuuduktansonra dilsiz lafetti. PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip, parmaklarını onun kulaklarına koydu, hem tükürüp onun dilinä deydi.... Hem o saat onun kulakları açıldı, hem dilinin ba ı çözüldü, hem doru lafetti. PSE 62 Ey dilsiz hem saar ruh, Bän sana sımarlaerım: ondan çık. UK 98 O uz dilinde UK 177 dilim dönmeer UK 196 Dilin kesilsin senin, oglan! UK 199 ama Rusçukta çözülecek senin dilin UK 219 Darayço da annadırdı kendi dilinin yardımınnan UK 221 buçaklar oynadı ellerinde, nicä ate dilleri UK 225 ne dilde laf ederler GTA 156 [pεc be nε: ım cen dı α nα dılımı] GTA 184 [ε. ı sa: bı α α hïm be nım] [bı lε: ïm αnı hıt dı lım ı ın nε dα jαkï ïk ïk cı] [sεn ı sεn be nım y: εd i: mε y:dεd i: mın ıt ı nε ne dε be nım d α nïm ku. ıt α nε: ] [α mın] GTA 250 [bα kα dıllε ın][ j k n bılmε: ïm ne αsï sα] AD L II: 98 [Mahir ] gurumu dodaglarını dili ile islatdı. H. Mehdi AD L II 98 Dilini çı AD L II 98 Dil var bal getir r, dil var b la AD L II 98 D nizd be kilometr uzunlu unda sün i dil yaradılmı, kül kd n yah ı gorunan buhta m l gelmi dir AD L II 98 Ho dil ilanı yuvasından çıharar AD L II 98 M h mm dh s n mi irin dill n g d r o luna t skinlik verdis, o lu bir tik ovunmag bilm di TDS 255 Ene sesini çıkarman, kepän dili bilen dodaklarını yala dırärdı TDS 255 ki kilogram dil alıp govurdım TDS 255 Sagadı dili günortan nahar vagtını yakınla ändıgını görkezyärdi TNAS 15 Adam dilinden tapar, haywan pälinden (Adam dilinden tutular). TNAS 19 Agıran yere el yeter, agırdan söze - dil. TNAS 21 Agzına güyji yetmedigi dili öz ba ını iyer. TNAS 21 Agzını aç dili bolsa gaç. TNAS 24 Aklı kel tä - dili uzın. TNAS 24 Akma ın dilinde, akıllını elinde. TNAS 27 Akıllı i i bilen, akmak dili bilen. TNAS 30 Algılını dili uzın. TNAS 52 Ayak yüwrügi a a yeter, dil yüwrügi ba a. TNAS 67 Ba a bela näden geler, iki barmak dilden geler (Ba a bela geler bolsa, iki barmak dilden geler). TNAS 68 Ba kesmeklik - kaza, dil kesmeklik - jeza. TNAS 72 Bayları sahılıgı elinde, mollanı sahılıgı dilinde. TNAS 79 Bilbili dili öz ba ına bela getirer. TNAS 89 Boldusız yari dili bir gulaç, yeli bir sanaç. TNAS 98 Çeperi eli halkı, ahırı - dili. TNAS 112 Dil açar, göwher saçar. 132
165 TNAS 112 Dil - bela, di - gala. TNAS 112 Dil bessesi, i hassası. TNAS 112 Dil bilenler yandır, dil bilmedikler beladır. TNAS 112 Dil bilen böker - bal bilen eker, Dil bilmez nöker abrayı ı (di ini) döker. TNAS 112 Dil bilen orak orsa, bal agırmaz. TNAS 112 Dil bilyän adam - dana, dil bilmeyän - diwana. TNAS 112 Dil bir hazına, bireni bilen gutarmaz. TNAS 112 Dil bir öl yere biten zat / (Dil bir öl yere biten, nämäni diymez). TNAS 112 Dil bir sözlär, pul mü sözlär. TNAS 112 Dilden gelen elden gelse, bar gelday soltan yok. TNAS 112 Dil düwügin di çözmez (Dil düwenin di açmaz). TNAS 113 Dile di gala, göze - ga / (Dil goragı di, göz goragı ga ). TNAS 113 Dile geldi, bile geldi. TNAS 113 Dil gıybatda, gulak tamda. TNAS 113 Dil gılıçdan yiti. TNAS 113 Dil hem gala, hem bela. TNAS 113 Dilim - pulum. TNAS 113 Dilini gısga tutanı ba ı aman. TNAS 113 Dili de bolsa balı, güler durar ıkbalı. TNAS 113 Dili düwenini di açmaz. TNAS 113 Dili hapa bolsa, depe saçın dim-dik. TNAS 113 Dili sakası yürekde bolar. TNAS 113 Dili süyjülik döwletden köp dost gazandırar. TNAS 113 Dili süyjüni dostı köp. TNAS 113 Dili ıltık ( ıltak) il bular, ayagı ıplık - suw. TNAS 114 Dili uzını ömri gısga. TNAS 114 Dili yamanı güni-de yaman. TNAS 114 Dil kesik - ba salamat. TNAS 114 Dil sü ksüz, nämäni diymez? TNAS 114 Dil ten goragı, akıl - jan. TNAS 114 Dil ussası, i hassası. TNAS 115 Di im, senden razıdırın - dilime gala boldu, dilim, senden närazıdırın - ba ıma bela boldu. TNAS 115 Di i agırsa dili i çek, gözü agırsa eli i çek. TNAS 126 Dünyäde i s yji zat hem dil, i ajı zat hem dil. TNAS 132 Ejemde bolsa dilärin, ayamda bolsa yaların. TNAS 135 Eli uzını dil uzın. TNAS 145 Är ba ına bela gelse, iki barmak dilden geler. TNAS 176 Gotur elden yokar, bela - dilden. TNAS 181 Göze bela gülden geler, ba a bela - dilden. TNAS 183 Göz ujundan gözleme, gözü e zeper yeter, dil ujundan sözleme, özü e zeper yeter. TNAS 203 Haywan ayagından asılar, insan - dilinden. TNAS 215 le bela elden geler, ba a bela - dilden. TNAS 254 Molla berse, dili i çek, ussa berse - eli i. TNAS 309 Sü ksüz dil - sü k döwer. TNAS 329 Tıg yarası biter, dil yarası bitmez. 133
166 TNAS 358 Yaman dil il bozar / Yaman ayak yol bozar. TNAS 363 Ya lıkda eli i lär, garramı da - dili. 3. Anlam Olayları Bakımından *dilk Türk Dilinin eski dönemlerinden günümüze *dilk sözünün anlamlarını Teni ev u ekilde vermi tir (1997: 228): 1) Vücut organı olarak dil. Bu anlam tüm kaynaklarda vardır. Bu anlamla ilgili birkaç metaforik anlam olayı vardır: a) Müzik aletinin dilci i - Azb. Trkm. Ba kurt Nogay, Karakalpak, Kır.; saat rakkası - Trkm., Tat., Ba kurt; b) Co rafî anlamda burun - TTü; Körfez - Karaim. 2) Dil, konu ma. Tüm kaynaklarda vardır. Ses Tat., Haber Kır., Yak.; Sihir, büyü - Çuv. Küfür, sövme - Karakalpak, Kır. Bilgi için alınan tutsak - Orh. EUyg. Run. Krh-Uyg. TTü. Trkm. Karakalpak Kır. Özb. Çuv. Metaforik anlamlar en erken kaynaklardan beri vardır. Buna dayanarak, birincil anlamının Proto-Türkçeden beri organ olarak dil oldu u söylenebilir. Bu kullanımlar arasında ses, haber, metonimik anlamlardır. Bunun gibi *dilk sözcü ünün temel anlamı organ adı olarak dil dir. Bunun dı ındaki bütün anlamlar ya metaforik ya da metonimik olur. O uz grubu Türk lehçelerinde de duyulanı bildirmek için kelimelerle veya i aretlerle yapılan anla ma lisan (TS: 586, AD L II: 98) anlamı metonimiktir. Çünkü konu ma ile ilgili bir organ adından faydalanılarak gerçekle tirilen bir kullanımdır. Ayrıca eski Türk lehçelerinde ve günümüzde de rastlanan çok önemli üçüncü anlamı olan sorguya çekilmek için yakalanan tutsak (EDT 489b) anlamı da metonimik bir unsurun metaforik kullanımı ile ortaya çıkmı tır. Türkiye Türkçesinde kullanılan küçük dil ifadesi, de benzetme neticesinde ortaya çıkan bir metafordur. O uz grubunda, dil uzat- bir kimseye bir ey için kötü söz söylemek, dile dü - hakkında dedikodu yapılmak, dillere destan çok 134
167 tanınmı, ünlü, dile getir- konu turmak; belirtmek, anlatmak, açıklamak, ifade etmek, dili dama ına yapı - susuzluktan a zı kurumak, çok susamak, dili kılıçtan keskin kırıcı ve a ır konu malar yapan ; yılan dilli, tatlı dilli, sivri dilli (Gag.) deyimler; dilin di leri arasında dola ması (Gag.) bir sebepten dolayı net konu maması, dili uzamı olan (Gag.) dedikoducu gibi dil ile ilgili pek çok deyim vardır. 4. Meronim Olarak *dilk Anatomik olarak *dilk, *a ız sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. Meronimik ili kilerdeki geçi lilik dü ünüldü ünde *dilk sözü, *balç : *yü:z : *a ız eklinde alan : mekân ili kisi sergileyen bir hiyerar i içinde *a ız sözünün meronimi olmaktadır. Di er yandan Türkiye Türkçesinde kullanılan dama ın arkasında bulunan dile benzer küçük uzantı anlamına gelen küçük dil ifadesi (TS: 1431) de *bo az, *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ ö üç sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olmaktadır. *dilk, sözünün meronimi içerisinde bulunması gereken bir söz de nesne : madde ili kisi gösteren *teri ve kas sözleridir. Ancak kas sözü, taranan metinlerde genellikle et terimiyle kar ılanmakla beraber, Divan da kas sözü için kabuk, her a acın kabu u, sertlik, katılık (Dankoff, Kelly 1982: 261) anlamları verilmi tir. Bu anlamı itibarıyla kas sözü bitki veya cansız nesneler için meronim olabilmektedir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE a ız : *dilk a ız : *teri 135
168 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde Di di Lat. dens ng. tooth. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan D kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *di: ve *azı sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adının kar ılıklarının genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *di: Proto-Tü. *di: (Teni ev 1997: 228); Proto-Ogur *di: ; Proto-Oguz *di: ; Bud.Tü.ç. alku tı larını si irleri di lerin tüm sinirleriyle (U III 60, 4), ti (EUTS: 241); slami ç.: xi. yy. Krh. tı (DLT II 311, 20 ve di erleri), tı di. nsan ve insandan ba kasının di leri (DLT III: 125), tılı nı ködezgil tı ı sınmasun dilini gözle ki di lerin kırılmasın (KB 167); Harezm ç. xiv. yy. ti (KE II: 638); EKıp. di (KTS: 62); MKıp. xiv. yy. ti (K 39); Do u Tü.: xv. yy. ti (Sngl 195r13); Batı Tü. xiv. yy. di (EM: 125), xv. yy. di (M : 24), di (CH I: 163), di (DK II: 93); xiii. xix. yy. di di (TTS II: 1182); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. di 1. Çene kemiklerinin üstüne dizili, ısırıp koparmaya ve çi nemeye yarayan sert, beyaz organlardan her biri 2. Çark, testere, tarak vb. çentikli eylerdeki çıkıntıların her biri 3. Sarımsak dilimi, karanfil vb.nde di e benzetilen tane 4. Bazı dantel ve i lemelerin kenarlarındaki yuvarlak sivri bölüm 5. (hayvan bilimi) Omurgalı hayvanların çenelerinde veya ilkel yapılı omurgalıların gırtlak ve a ızlarında bulunan kemiksi sert parçalar (TS 601, 602); Gag. di 1. Di 2. Mekanik aletlerin di leri 3. Sarımsak di i (GS: 149); Azb. di di (ATS: 292), di 1. Yenilen eyi tutmak, di lemek, parçalamak ve çi nemek için a ızda olan kemik türü 2. Muhtelif aletlerin, cihazların parçaların, çarkların kenarlarında, üstünde yahut uç tarafında olan ucu sivri çıkıntı 136
169 veya delik-delik parçalarından her hangi biri 3. Bazı meyvelerin dilim eklinde olan parçalarının her biri 4. Meyvenin bir ısırı ta di lerle ısırılan parçası (AD L II: 117); Trkm. di (RLT: 83), di 1. Di 2. Cihaz ve aletlerin di leri (TDS 259), gıncık di eti (Gündo du -Rz.) (DS VI: 2047); Güney-Do u: YUyg. ti, çi, Özb. ti ; Kuzeybatı (Kıpçak): Karay. di, Kumuk ti, Karaçay-Malkar ti, Tat. ti, Ba k. ti, Kırg ti, Nogay tis, Karakalpak tis, Tofa di ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay ti, Tuva di, or ti, Hakas tis, Yakut ti:s (EDT 557b) (Teni ev 1997: 228) 1. *di: Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, Altay dillerindeki paralelleri u ekilde vermi tir: Mo *sidün < *sil-dun di ; Mançu-Tunguz *sila-fun; Kore *sal ok, arı i nesi ; Japon *sasi sivri çöp (1997: 228). Doerfer, *di: sözünün Halaç Türkçesinde ti eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 24). 2. *di: Kullanım Alanı Bu söz, tüm tarihî dönemlerde ve lehçelerde kar ımıza çıkmaktadır (EDT 557). EM 105 ve eger biregünü di leri eti y nse va a zı M 28 ve ya ı az olur ve ıvu olur di leri ve di ler etini berkidür M 104 duda lar g ce ya olup gündüz uru olma ve gö ül arlı anma ve g ce g ce di ırcıldama TTS II 1182 Di im biledim san sözü kogıl Nice bekleyübile aç kurt a ıl TTS II 1182 Buldu fırsat geldi bir dem yanına Her cihetten di bilerdi canına TTS II 1182 Visali helvasına di bileyüp TTS II 1182 u tırnaklı hayvan ki di in düze ol: kahir TTS II 1182 Yüzemez iken suyu diler idi Yâri a zına di in biler idi TS 601 Çarkın di leri tebessüm eder gibi tatlı bir ses çıkardı TS 601 Bir di sarımsak, iki di karanfil. TS 601 Türk milleti stiklal Sava ı'nda varlı ını di ini tırna ına takarak göstermi ti 137
170 TS 601 öyle iki di e dokunan, ci ere i leyen söz i itsem, öyle tatlı, basit bir na me duysam yok mu... TS 601 Ama daha üstününe, daha ba arılıya ula abilmek için di iyle tırna ıyla son enerji damlası bitene kadar bo u acak. TS 601 Hele biraz di ini sık, hepsi yoluna girer. SFA-1 Ku lar pek yakınından geçmi se, seslerini taklit ederek kalın dudaklarıyla di lerinin arasından onlara seslenirdi. SFA-1 çlerindeki iki sıska Kürt çocu u gülen di leriyle hiç olmazsa sa lamdılar. SFA-1 öyle iki di e dokunan, ci ere i leyen söz i itsem, öyle tatlı, basit, mütevazi sözleri yine öyle tatlı, basitçe ifade eden bir musiki, bir na me duysam yok mu... SFA-2 Sonra do ruldu. Cebinden nüfus kâ ıdını çıkardı. Di çi di söker gibi ba tarafındaki resmi söküp aldı. HEA-1 Di lerini gıcırdatıyor, di lerinin arasındaki bir dü manı çi ner gibi çenesi çıkıp iniyor. HEA-1 Fehmi, bu kadın gözlerinin im e i, di gıcırtısı, saya yumruk atması yanında bir de soyunma a kalkı sa bilir daha ne kadar korkunç olur. HEA-1 Münir'in i tahlı ve ihtiraslı anlarındaki yüzü, di leri meydanda, kadına yiyecek gibi bakıyor. HEA-2 Müziç in bir di a rısından birdenbire kurtulmu bir adam sevinci duydum ve o zaman Katina, kahve ile beraber Cemal in geldi ini haber verdi. HEA-2 Dedim. Beyaz di lerini ba tan ba a açarak sırıttı. Kemal i itina ile bir koltu a oturdu, sigarasını yaktı; sonra cevap verdi. HEA-3 Di lerimin altında ta, ba ımın üstünde duman ve ate var, bo ellerimi kaldırıyor, haykırıyorum HEA-3 Çenesine do ru sivrilen armudî bir yüzü, ince bir burnu, hâlâ beyaz ve düzgün di leri vardı. HEA-4 Bu defa Hacı Murad'ın tebessümü, beyaz di lerini gösterecek kadar açık. HEA-4 Dinmeyen bir cehennem azabı gibi geceleri gözünü yumdurmayan kıskançlıkla, Huriye'ye di lerini gıcırdatan, yumruklarım sıktıran hep o gülya ı sakallı zebani! HEA-5 Nihayet Pendi e yakla tı ımız zaman o kadar iddetle ko turduk ki haykırmamak için di lerimi olanca kuvvetimle sıktım. HEA-5 Fena bir feryatla e ildim, bu sihirli, bu tılsımlı saçları di lerimle tuttum, bütün kuvvetimle çektim. HEA-6 Amatörlerden yirmi be (belgede 27) ki ilik bir orkestranın piyanisti, Beethoven'e benzemek için ön di lerini çıkartmı, Doumet adlı ate li bir genç müzisyendi. HEA-6 Yüzleri Yemen kahvesi renginde, di leri sedef gibi, ince omuzlarında birinin firuze renginde, ötekinin lâl renginde effaf kanatları vardır. HEA-9 Büyük babası söylerken di leri kilitlenir, arkası ürperirdi. Fakat gözlerini açar dinlerdi. HEA-9 Yüzünün derileri yanık ve buru uk, Fakat beyaz kirpiklerinin arkasındaki mavi gözlerin ate i hâlâ sönmemi, hattâ di leri bile bembeyaz ve keskin. HEA-9 Di leri kilitleniyor, gözleri dönüyor, fakat itiraf edecek yerde beni tahkir ediyor. UK 182 eski di siz dermen AD L II 117 llisind lif g ddin ç kil r; altmı ında ön di lerin tökül r AD L II 117 Di i ile tutmag. U a ın di i çı 138
171 TDS 259 Atlar di leri bilen ö lerine germelen agaçları gemirdiler TDS 259 Baharı hünci dek düzülen di leri ak sadap yalı yıldıradı TDS 259 Dil bela, di gala TNAS 20 Agırılı di ing emmi atagzı (çatlawuk). TNAS 20 Agız yara ıgı di, Göz yara ıgı ga. TNAS 21 Agzında di yok, ba ında hu. TNAS 40 A dileme, di dile. TNAS 45 Atası tur ı alma iyse, o lunung di i gama ar. TNAS 68 Ba görki saç, agız görki di. TNAS 75 Beg berse, betine (yüzüne) bakma (Beryän adamı betine garamazlar. Beg berse, di ine bakma). TNAS 85 Biri i lär, dokuzı di lär. TNAS 88 Bok di le, bek di le. TNAS 103 Dag görki da, yüz görki ga (... yüz görki ga, agız görki di ). TNAS 105 Da ı çeyne di bilen. TNAS 107 Degirmeni di i yok, ölmi-gurı i i yok. TNAS 112 Dil - bela, di - gala. TNAS 112 Dil düwügin di çözmez (Dil düwenin di açmaz). TNAS 113 Dile di gala, göze - ga (Dil goragı di, göz goragı ga ). TNAS 113 Dili düwenini di açmaz. TNAS 115 Di agrırdan adam ölmez, sormaga hiç kim gelmez. TNAS 115 Di çıkana çeynäp berme, çeynäp bereni a bolmaz. TNAS 115 Di di e degenden da (di ) da a degsin. TNAS 115 Di im, senden razıdırın - dilime gala boldu, dilim, senden närazıdırın - ba ıma bela boldu. TNAS 115 Di i agırsa, çek (sogur), gutul, go ı yaman bolsa, göç, gutul. TNAS 115 Di i agırsa dili i çek, gözü agırsa eli i çek. TNAS 115 Di i barka di läp gel. TNAS 115 Di i barka malı ı iy. TNAS 115 Di lek at di in görkezmez. TNAS 135 Eli i lese, ahzı (di i ) di lär. TNAS 152 Gaharı gelse, burnu ı di le. TNAS 221 le deri damınçe, di le garnı doyunça. 3. Anlam Olayları Bakımından *di: Teni ev, tarihsel kaynaklarda bu sözün u anlamlarını tespit etmi tir (Teni ev 1997: 228): 1) Vücut organı olarak di. 139
172 2) Bir alet veya nesnenin çıkıntılı parçası, nesnesi : Krh-Uyg. pulluk demiri, oraktaki di ler ; Ça. pulluk demiri ; O z., Kumuk, Ba kurt, Nogay, Özb., Uyg., Yak. tırmıktaki di ; TTü, Trkm. sıra da lardaki tepeler. Buna göre, *di: kelimesinin temel anlamı organ adı olarak di tir. Buna ba lı olarak tarihsel ve modern lehçelerde görülen bir alet veya nesnenin çıkıntılı parçası, nesnesi, sırada tepeleri veya sarımsak dilimi gibi di e benzetilen tane anlamları benzetme temeline dayanan metaforik anlamlardır. O uz grubu lehçelerinde di bile- kötülük yapmak için fırsat beklemek, hıncını gösterir durum almak, di ini sık- darlı a, sıkıntıya dayanmak, katlanmak, di ini sök- kötülük edemeyecek duruma getirmek, incidi li (Gag.) di leri çok beyaz olan gibi pek çok deyimde kullanılmaktadır. 4. Meronim Olarak *di: Anatomik olarak *di:, *a ız sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. O uz grubu Türk lehçelerinde rastlanan bir meronim a zın her iki tarafında altlı üstlü olarak bulunan ve a ıza alınan yiyece i çi nemeye yarayan düz ve yassı di olan *azı, *di: sözünün grup : öge ili kisi gösteren meronimidir. Türkiye Türkçesinde azı di leri ile kesici di ler arasında, iki yanda ve altlı üstlü birer tane bulunan sivri di anlamına gelen köpek di i ifadesi de *di: sözünün grup : öge ili kisi gösteren meronimidir. Ancak Türkiye Türkçesinde kullanılan di eti sözü, di köklerini kaplayan kalın kırmızımtırak et (TS: 602) sözü, *çä ä sözü ve alt çene anlamında da kullanılabilen *ei, *e ek ve *yay ak sözlerinin ve *dam ak sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimi olur. Di er yandan *di: sözü, *çä ä ve alt çene anlamında kullanılmaları durumunda, *ei, *e ek ve *yay ak sözlerinin ve *dam ak sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olmaktadır. 140
173 Türkiye Türkçesinde di lerin di etlerinin dı ında kalan bölümü demek olan di tacı (TS: 604) ifadesi, *di: sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. NESNE :PARÇA GRUP :Ö E *a ız : *di: *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak : *di: *dam ak : *di: *di: : *azı *azı Proto-Tü. *azı (Teni ev 1997: 229); Proto-Ogur *azı ; Proto-Oguz *azı ; KökTü. ix. yy. azıg (IB 39); Bud.Tü.ç. azıg (TT V 24, 48), azıg (U I 45, 17, IV 10, 71); slami ç.: xi. yy. Krh. azıg (DLT I 64); Do u Tü.: xv. yy. azu (Sngl 39r13); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. azı 1. Köpek di lerinden sonra içeriye do ru, alt ve üst çenenin iki yanında be er tane bulunan ve yiyecekleri ö ütmeye yarayan di lerin ortak adı, azı di i, ö ütücü di 2. (halk.) Öküz arabalarında ön ve arka yastıkları dingile ba layan a aç çivi (TS 184); Azb. azı a zın her iki tarafında altında ve üstünde olup, yiyelen eyi çi nemeye mahsus di ler (AD L I 64); Trkm. azı; Güney-Do u: Özb. ozik, SUyg. azı ; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk azuv, Karaçay-Malkar azav, Tat. azuv, azav, Ba k. adav, Kaz. azuv, Kırg azu:, Karakalpak azuv, Tofa azı ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay azu, Tuva azı, or azıy, Hakas azı, Yakut ahı:; Çuva : *ora (Teni ev 1997: 229) 141
174 1. *azı Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, Altay dillerindeki paralelleri u ekilde vermi tir (1997: 229): Mo. *ara an köpek di i, Japon *ira diken. Bu sözün tarihsel Türk lehçelerinde son seste /g/ ünsüzü ile kullanılmı oldu u görülür. 2. *azı Kullanım Alanı HEA-1 Hiçbir zaman olmadı ı kadar gemi azıya almı, heyecanlı ve canlı bir kadın! HEA-1 Fakat Sadi, bu, kocasının üzerinde nasıl bir hareketin etkili olaca ını bilen azılı aslana, bir hayvan mürebisinin kaldırdı ı acayip. ekilde bir kamçı gibi idi. HEA-4 Bir defa elden kaçırırsa; bir daha ele geçiremez, onda er geç tahakkümden kurtulan, gemi azıya alan mahlûkların damgası var... HEA-4 -Senin baban da son günlerde gemi azıya almı... Böyle giderse, ba ına bir belâ gelmesi muhakkak... HEA-9 Abdülhamid in mürte î, azılı büyük memurlarından pek farklı de ildi, hattâ vaktiyle Gelibolu mutasarrıfı olan zamanın Dahiliye Nazırı Zâti beye benzemiyor de ildi. AD L I 64 Serjant sevindi v azı di leri görün n d k a zını ayırdı 3. *azıg Sözünün Türevleri 3.1 *azıg dan Fiiller azıgla- azı di iyle ısırmak, azı di ine vurmak 4. Anlam Olayları Bakımından *azı Türk Dili kaynaklarında u anlamlara rastlıyoruz (Teni ev 1997: 229): 1) Köpek di i. EUyg. yabani domuz, cin köpek di i, Krh-Uyg., Harezm kurt köpek di i ; Ça. Karaçay-Malkar, Karakalpak hayvandaki köpek di i ; Kaz. Kır. (azu:lu: yırtıcı hayvan ); Altay, Özb., SUyg., Hakas., Tuv., Tofa, Yak. köpek di i. 2) Azı di i. Orta-Kıp., TTü, Azb., Trkm., Kırım Tat., Karaçay-Malkar, Kumuk, Ba kurt, Karakalpak, Kaz., Kır., Özb., SUyg., Hakas., or. azı di i. 3) Kenar. Tuv. kenar ; Yak. ustura, i ne ; Kumuk i ne 142
175 Bu anlamlar arasında kenar ve i ne anlamları benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. 5. Meronim Olarak *azı Anatomik olarak *azı, *di: sözünün grup : öge ili kisi gösteren meronimidir. Di er yandan *azı sözü, *a ız sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olur. Aynı zamanda *azı sözü, *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak ve *dam ak sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. NESNE :PARÇA GRUP :Ö E *a ız : *azı *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak : *azı *dam ak : *azı *di: : *azı 143
176 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAK damak Lat. palatum, pharynx ng. palate. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DAMAK kavramını kar ılayan sözcüklerin Proto-Türkçe *dam ak sözcü üne dayandı ı kanaatindeyiz *dam ak Proto-Tü. *dam ak (Teni ev 1997: 229); Proto-Ogur *dam ak; Proto-Oguz *dam ak; Bud.Tü.ç. tam ak (TT II 16, U. III 37b 29-30, TT VIII I 1); slami ç.: xi. yy. Krh. tam ak (DLT I 467, 469), tamgak damak, bo az (DLT I: 469), kan rak damak (DLT III: 383); EKıp. dama (KTS: 55), tama, tama, tamav damak (KTS: 260); Batı Tü. xiv. yy. dima (EM: 125), ama (EM: 185), xv. yy. dama (DK II: 79); xiii. xix. yy. tamak damak (TTS V: 3709), ama damak (YTS: 201); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. damak A ız bo lu unun tavanı (TS 522), dalah, dala dalak (Kızılçakçak *Arpaçay -Kr.; Palha *Divri i -Sv.) (DS IV: 1332), dama damak (*Kangal ve köyleri -Sv.) (DS IV: 1348), gincil damak ( im irli * kizdere -Rz.) (DS VI: 2030); Gag. damak damak (GS: 131); Azb. damag 1. A ız bo lu unun üst t r fı 2. A ız manasında 3. At v e eklerde damak i m h st lı ı (AD L II 27), damag damak (ATS: 226); Trkm. damak (RLT: 70), damak 1. Bo az 2. Damak (TDS: 237); Güney-Do u: YUyg. tamak, Özb. tomak; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. tamak, Kumuk tamak, Karaçay-Malkar tamak, Tat. tamak, Ba k. tamak, Kaz. tamak, Kırg tamak, Nogaytamak, Karakalpak tamak; Kuzey-do u (Sibirya): Altay tamak, Tuva ta mak, or tabak, Hakas tamah, Yakut tamah (Teni ev 1997: 229) 144
177 1. *dam ak Etimolojik De erlendirmesi Clauson, *dam ak sözünün yumu ak damak anlamında da kullanıldı ına dikkat çekmi tir. Bu sözü *bo uz ile aynı anlamda kullanıldı ını da tespit etmi tir (EDT 505). Altay dillerindeki örnekler öyledir: Mo. *ta g-lai damak, Kalmık ta na, Mongor ta li, Dunsean tanlei. Damak anlamında bu terim, Türk diline dahil etmi ve eskiden var olan terimleri ortadan kaldırtmı tır. Kıp. ta law, ta lai, Ça. ta glai damak, Karaim tanlay damak, Malkar tı ılawuk damak, Kumuk ta glaw damak, Tat. ta ay sert damak, Ba kurt ta lay yumu ak damak, Nogay ta lay damak, Karakalpak ta lay damak, Kaz. ta day damak ; Kır. ta day; Altay ta day damak ; Özb. ta läy damak ; SUyg. ta ne damak ; Tuv. ta:lay damak ; Yak. ta lay, ta alay damak (Teni ev 1997: 230). 2. *dam ak Kullanım Alanı EM 125 a ız le etin giderür, dili, dima ı, ge izi urudur EM 185 ve ama i in nu durıla aldursalar yavla müf ddür TTS V 3709 Ve balla duzu tamak a rısına dürteler, kim i er i ini giderir TTS V 3709 Dilek: kâm ü hâhi, tamak kâm, kâr: i TTS V 3709 Tamak uyan: damaklı gem. TTS V 3709 Tire-li âm: uyan tama ı ve tamak uyan TTS V 3710 Ve bir müzehhep bir eyer ve bir kara sı ırı tamak uyan ve iki kıt a dendan-ı mâhi ve bir... TS 522 erbetin tadı damaklarına, serinli i midelerine yayılınca... AD L II 27 Usta papirosu dama ına salıb ba ladı i ini AD L II 27 Gürdet iri barmagları arasındakı papirosu sakit-sakit övkeleyip dama ına goydu. TDS 237 Yaglı damak düye çalını gözler TNAS 103 Damak diyse, hopur hopur, i diyse gulak yapır. TNAS 103 Damaksöw damakdan tapar, ogrı - tayakdan. TNAS 106 Datlı damak Tamuga elter. TNAS 183 Gözü agırsa - eli i çek, i i agırsa - damagı ı. TNAS 385 Zagara görek, yarma damak. 145
178 3. Anlam Olayları Bakımından *dam ak Tarihsel Türkl lehçelerinden günümüze *dam ak sözünün u anlamları görülmektedir (Teni ev 1997: 230): 1) Dama ın arka tarafı ve gırtlak. EUyg. Krh-Uyg. Orta-Uyg. Orta-Kıp. Orta-O z. Harezm. Ça. dama ın arka tarafı ve gırtlak ; Ça. Osm. TTü. Gag. Azb. Karaim damak ; Tuv. solungaçlar ; TTü. Karaim Karaçay-Malkar Kumuk Tat. Ba kurt Nogay Karakalpak Kaz. Kır. Altay Özb. Uyg. Hakas. or. Yak. bo az, gırtlak. 2) Yemek. Tat. Ba kurt Nogay Karakalpak Kır. Özb. Uyg. Hakas. or. yemek ; Kumuk obur. 3) Co rafî anlamda bo az. Karaim bo az ; Kumuk Tat. Ba kurt Nogay tama akarsu kav a ı. Bu anlamlar içerisinde Eski Türkçe ve Orta Türkçe dönemlerinde ve günümüz Türk lehçelerinin önemli bir kısmında görülen dama ın arka tarafı ve gırtlak anlamının sözün temel anlamı oldu unu söylemek mümkündür. Ancak O uz grubu Türk lehçelerinde sözün anlam daralmasına u rayarak a ız bo lu undaki kısımların kastedildi i damak anlamına geldi i görülmektedir. Azerbaycan Türkçesinde damag sözünün hem damak hem de a ız anlamında kullanıldı ı görülür (AD L II: 27). Bu ekilde *dam ak sözünün a ız anlamında kullanılması, metonimi ortaya çıkarır. Di er yandan *dam ak sözünün yemek anlamı da metonimik bir anlamdır. Bu sözün obur anlamı ise metonimi yoluyla olu turulmu metaforik bir anlam olur. Sözün co rafî olarak bo az ve akarsu kav a ı anlamları ise bütünüyle metaforik anlamdır. O uz grubu Türk lehçelerinde bu ekilde metaforik ve metonimik yolla olu turulmu pek çok deyim görülür. tadı dama ında 146
179 kal- (Gag.) yeme i çok be enmek deyimi de metonimik yolla olu turulmu bir deyimdir. 4. Meronim Olarak *dam ak Anatomik olarak *dam ak sözü *a ız sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. Di er yandan *dam ak sözü *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak sözlerinin alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi olur. Türkiye Türkçesinde kullanılan ön damak dama ın ön bölümü (TS: 1731), yumu ak damak dama ın bo aza yakın bölümü (TS: 2472), damak ete i dama ın kemiksiz ve yumu ak olan arka bölümü sözleri *dam ak sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *a ız : *dam ak *a ız : *dam ak *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak : *dam ak 147
180 2.2 Beden Kısmındaki Organlar Bu bölümde biz, insanın vücudunun beden kısmındaki organlarının etimolojik, leksikal, semantik ve mereolojik incelemesine yer verece iz. ncelememiz, u kavramları içine alacak: BO AZ, BOYUN, ENSE, OMUZ, KÜREK, KOL, D RSEK, B LEK, EL, AYA, PARMAK, TIRNAK, EKLEM, BEDEN, SIRT, BEL, OMURGA, GÖ ÜS, E E, KALÇA, BACAK, BUT, D Z, BALDIR, AYAK, TABAN, TOPUK Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BO AZ bo az Lat. guttur, larynx, fauces, ng. throat. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BO AZ kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *bo az, *bokurdak, *kekirtek ve *ö eç/ö üç sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bo az Proto-Tü. *bo az (Teni ev 1997: 230); Proto-Ogur *bo az; Proto-Oguz *bo az; KökTü. viii. bo zı (Ton 8); Bud.Tü.ç. yalın bo azı todmaz onun yalnız bo azı doymaz (TT VI 14); slami ç.: xi. yy. Krh. bo uz (DLT I 364, KB 993), bogaz, boguz bo az (DLT IV: 99), bo uz (DLT I 364); Harezm ç. xiv. yy. bo (u)z bo az, yiyecek (KE II: 121), bo az (NF III: 73), bo (u)z (NF III: 74); EKıp. xiii-xiv. yy. bo az (CCum), bo a bo ar bo az, bovaz (KTS: 33-35), büker (KTS: 39), al bo az, hançere (KTS: 90), ketelük bo az (KTS: 141), a lava bo azın tavanı (KTS: 258), tama, tama bo az, damak (KTS: 260), u aç, una bo az (KTS: 293); MKıp. xiv. yy. bo a:z (K 33); Do u Tü.: xv. yy. bo uz, bo z (Sngl 136v 4); Batı Tü. xiv. yy. bo az (EM: 116), xv. yy. bo az (M : 9), bo uz (CH I: 168), bo az 148
181 (DK II: 55); xiii. xix. yy. bo az bo az (TTS I: 628), bo uz bo az (YTS: 36), öyken düdü ü nefes borusu (YTS: 170), kirtlik gırtlak ba ı, hançere (YTS: 141); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. bo az 1. Boynun ön bölümü ve bu bölümü olu turan organlar, imik, kursak 2. i e, gü üm vb. kaplarda a za yakın dar bölüm 3. ki da arasında dar geçit 4. Yedirip içirme yükümü, ia e 5. (mec.) Yiyece i içece i sa lanan kimse 6. (mec.) Yeme içme 7. (co.) ki kara arasındaki dar deniz (TS 321), ümük bo az, gırtlak (TS: 2309), bo urdak, bo urtlak, bovartlak gırtlak (Ilıcaköy, Çifteler -Af.; -To.; Argıthan *Ilgın -Kn.) (DS II: 731), gagan, gogan gırtlak (Çamlıca *Karacabey -Brs.) (DS VI: 1892), gurgura gurtlak (Limasol - Kıbrıs.) (DS VI: 2198), hırtık bo az (*Kemaliye -Ezc.) (DS VII: 2373), hırtlak gırtlak (-Isp.; -Ba.; -Bo.; -Çr.) (DS VII: 2374), holkum gırtlak (-Ba.) (DS VII: 2397), hombur, hombuk bo az Ne homburu büyük çocuk hiç doymak bilmiyor (Hamurcu * ncesu -Ky.) (DS VII: 2400), hordela gırtlak (Be ikdüzü *Vakfıkebir - Tr.) (DS VII: 2410), hömürtlek, hö ürtlek, hümürtlek gırtlak (-Dz.; -Kü.) (DS VII: 2432), hörülük gırtlak (*Silifke - ç.) (DS VII: 2436), höttük gırtlak (*Beypazarı - Ank.) (DS VII: 2439), keniz gırtlak (-Mr.) (DS VIII: 2743), kertlek gırtlak, hançere (-Ml.; -N.) (DS VIII: 2758), ke gırtlak (*Ulubey -Or.) (DS VIII: 2770), ketlek gırtlak (-N.) (DS VIII: 2774), kıkırdak gırtlak (Pe man *Daday -Ks.) (DS VIII: 2791), kimirtlek, kömürtlek gırtlak (-Çr.; *Merzifon -Ama.; *Artova -To.; - Ky.) (DS VIII: 2774), lı lı a bo az (*Erci -Vn.) (DS IX: 3076), münük bo az, gırtlak ( decik ve Sancaklıboz köyleri -Mn.) (DS IX: 3229), nünük gırtlak, gırtlak çıkıntısı (-Ay.; -Mn.; - z.; -Ada.; - ç.) yemek borusu (Görece - z.) (DS IX: 3258), ömük, öm rdek gırtlak; bo az (-Dz.; -Ank.; - ç.; -Ant.; -M.; -Dz.; - ç.; -M.) (DS IX: 3334), özek gırtlak; yemek borusu (-Af.; -Ba.; -Çkl.; -Kn.) (DS IX: 3369), 149
182 somak, somat bo az, boyun (-Dz.; -Ay.; - z.; -Ant.; -M.) (DS X: 3662); Gag. buaz 1. Bo az, gırtlak 2. (co.) Bo az 3. Nehrin bo azı 4. i e bo azı 5. Teknin anlamlarda, cihazlarda bo az (GS: 93), gırtlak, gırtlan gırtlak (GS: 126); Azb. bo az bo az (ATS: 141), bo az (EDT 172b), bo az 1. (anat.) Boynun, gıda borusunun v n f s yollarının yer aldı ı tarafı 2. Muht lif kapların ( i elerin) a ızları il gövd l ri arasındaki dar kısım 3. De irmenin üst ta ındaki delik 4. Ayakkabı ve çorabının aya ından yukarı kısmı 5. Derelerin, nehirlerin ba tarafı, çay a zı 6. ki da arasındaki dar geçit 7. (co.) D nizin iki kara arasındaki dar kısmı 8. (müz.) Muayyen saz ustalarının icra sanatında kullandı ı ve yalnız ona has olan perde ve müzikle ilgili ibareler (AD L I 295); Trkm. bogaz 1. Damak 2. Boynun ön tarafı 3. Yüksek bo azlı kapların boynu (TDS: 101), bokurdak (RLT: 71), damak (RLT: 71); Güney-Do u: YUyg. bo uz, Özb. bu iz; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk bo az, Tat. bu az, Ba k. bo az, Kaz. buaz (EDT 322a), Kırg bo os, Nogaybo az, Karakalpak buvaz-ak; Kuzey-do u (Sibirya): Tuva bo:s (EDT 322a), bo:sta:, Tofa bo:s/boksu; Çuva : pır (Teni ev 1997: 231) 1. *bo az Etimolojik De erlendirmesi Eski Türkçede bo uz kelimesi günümüzde birçok lehçede varlı ını sürdürmektedir. Daha çok gırtlak, soluk borusu anlamına gelen Eski Türkçe *ö eç/ö üç kelimesi de daha geni anlamda bo az yerine geçmekte ve günümüzde birçok kuzeydo u Türk lehçesinde varlı ını sürdürmektedir (EDS 172). Clauson, sözün orijinal eklinin bo uz (bo oz) oldu u ve sözdeki ikinci ünlünün çok kısa ve ünlü ile ba layan ek aldı ında dü tü ü ve Ça da Türk lehçelerinde ikinci ünsüzün /u/ veya /a/ dönü tü ü görü ündedir (EDS 322a). Teni ev, Batı Kıpçak ekillerinde ünlü ortasında -g- sesinin olmadı ını ve bu tür 150
183 örneklerin büyük ihtimalle O uz Türkçesinden alınmı olmasından kaynaklandı ını belirterek, Altay dillerindeki paraleller olarak genelde Mo. bo or-la- bo azlamak örne ini göstermekle birlikte bu kelimenin Türkçeden Mo olcaya geçme ihtimalinin oldu unu da ifade etmi tir (1997: 231). Doerfer, *bo az sözünün Halaç Türkçesinde bokuz eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 25). 2. *bo az Kullanım Alanı EM ve ı ır uyın atup y rlerise bo azdan an gelmesin keser M 9 anda an ço alur a l arekete gelür çıbanlar ve i ler ve bo az a rısı ço olur M 21 gögüsi aracu ve boynı uzun ve boynı ince ve bo azında i ve ma desi a f ya gözi ya dim ı a f M 32 bo az a rısına uyıyla ar ara v rseler f yide der afr yı keser a m i tah sın getürür TTS I 628 Tilki ne kadar çevik ise bir gün bo azı ele verür TTS I 628 Az kaldı ki bo azı da ele vireyazdım TTS I 628 Bozup kapuyı girdi cümle gazi Tekür gaafil ele verdi bogazı TTS I 628 Bo az deli i: hulkum, inek çukuru: nûnan TS 321 Ses, ci erlerde biriken havanın bo aza çarpması demektir TS 321 Yol üzerindeki derbentleri ve bo azları i gal ederek ordunun ba ında bunları takip ediyordu TS 321 Hayat zor anne, kaç bo azız evde, a abeyim hangi birimize yeti sin TS 321 Her gün evde pi en türlü yemeklerin hiçbiri sensiz bo azımdan geçmiyor TS 321 Müfit, bo azını sıkan büyük öfke ile titreyerek ba ını çevirdi SFA-1 Millet bo az derdinde sabah sabah HEA-1 Ba ından böyle bir olay geçmi gibi, birden bo azına bir ey tıkandı ve sustu. HEA-1 Bo azı kısıldı, a layarak mutfa a gitti. HEA-2 Hepsinin bo azından beline kadar fi ekleri var; ku aklarında tabanca ve bıçak asılı. HEA-3 Ben, bo azımdaki yumrunun ekmek mi, annemin sesi mi oldu unu bilmiyorum. HEA-3 Kalbim bo azımda atarak gözlerimi açtım. HEA-3 çimde yenemedi im bir hüzün, bo azımda bir yumru vardı. HEA-3 Sanki a lasam, bo azımdaki katılı ı eritsem ne olacaktı? HEA-5 Terler içinde azaplar ve ate ler içinde âdeta cinnetle pençe pençeye, bo az bo aza idim. HEA-5 Fakat a zım, bo azım, bu alevlerini akaklarımda, avuçlarımda hissetti im cehennemle kurumu, bitmi ti. 151
184 HEA-7 Küçük Raik'ın hıçkırı ına bo azıma tıkanan ve kar ı koyarak için bütün gücümü toplamaya mecbur oldu um bir hıçkırık kar ılık verdi. HEA-9 Rabianın bo azına zeytin dö düm, ısıttım, koydum. Yatarken ıhlamur içirece im, bir de terletece im, diyordu. UK 54 buvazdan ses AD L I 295 Gülnaz dartınıb onun lind n çıhdı, G m rbanunun bo azından yapı ıb divara çırpdı AD L I 295 Durna bula ının dar ırranına söyk nmi balaca gırmızı s n yin bo azından çıhan a appag su pıggıldayır AD L I 295 Deyirmanın bo azına ölü salsan, diri çıhar (çok diriba, zir k adam haggında) AD L I 295 S ni o gara köp k il bo az-bo aza ba ladaca am, h l bir gözl. HDD TDS 102 Nursoltanın bogazı doldı, sözüni dovam edipbilmedi TNAS 88 Bogazdan giren iki ya akdan görner. TNAS 88 Bogazı bogmasa, bogaz düyäni yuwdar. TNAS 229 Jan bogazdan geler. 3. Anlam Olayları Bakımından *bo az Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak bo az, bo uz, bu az, bu uz, bo a:z, bo a bo ar bo az, bovaz, büker, bo:s, buaz eklinde kullanımlarına rastlanan sözün Kıpçak kaynaklarında da halk anlamında ketelük bo az, a lava bo azın tavanı, tama, tama bo az, damak, u aç, una bo az, ö eç, ö üç, öyken düdü ü nefes borusu, kirtlik gırtlak ba ı, hançere sözleriyle yakın anlamlı olarak kullanıldı ı görülür. Kısasü l Enbiya da bu sözün yiyecek anlamında metonimik olarak kullanıldı ı dikkati çekmektedir. Türkmen Türkçesinde bokurdak (RLT: 71), ekli yaygın olarak kullanılırken damak (RLT: 71), sözü de yer yer aynı anlamda kullanılmaktadır. Gagauz Türkçesinde buaz eklinde kullanılan söz bo az anlamına gelirken gırtlak, gırtlan sözü de yer yer bo az (GS: 126) anlamında da kullanılabilmektedir. Di er yandan genel olarak modern Türk lehçelerinde u anlamlar kar ımıza çıkmaktadır (Teni ev 1997: 231): 152
185 1) Bo az, gırtlak. O uz, Karluk, Kuzey-do u ve Çuva lehçelerinde ses de i imleri ile kar ımıza çıkmaktadır. Karaim, Tatar, Ba kurt ve Nogay lehçelerinde bu kelimenin türevleri vardır ancak Teni ev, bunların Kuzey-do u lehçelerinden alıntı oldu unu belirtmektedir. Kıpçak Türkçesinde gırtlak için tamak da kullanılmaktadır. 2) Bir nesnenin bo azı. Harezm. telli ça lının sapı ; TTü. Gag. Azb. Özb. (bü iz) i e bo azı ; Karakalpak lamba camı. Bu anlam benzetmeye dayalı oldu undan metaforiktir. 3) Co rafya terimi olarak bo az. Çuva Türkçesi ve tüm O uz lehçelerinde bo az, akarsu kav a ı ; Karluk bo az ; Teni ev, Kıp. ve Güney-Kırgız a ızlarında bu terimin foneti inin, O uz Türkçesinden alıntı oldu unu gösterdi i görü ündedir. Bu anlam da benzetme temeline dayandı ı için metaforiktir. 4) Evcil hayvanın yemi. Ça atay, Uygur ve Türkiye Türkçelerinde bu anlamda ve Çuva Türkçesinde de yiyici anlamında kullanılması metonimi meydana getirmektedir. 4. Meronim Olarak *bo az Anatomik olarak baktı ımızda *bo az sözü, *bo:yn sözünün alan : mekân ili kisi sergileyen bir meronimidir. Di er yandan *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç sözleri *bo az sözünün yine alan : mekân ili kisi sergileyen meronimleri olur. Yerine göre *dam ak sözü *bo az sözünün hem alan : mekân hem de nesne : parça ili kisi sergileyen bir meronimidir. NESNE :PARÇA *bo az : *dam ak 153
186 ALAN :MEKÂN *bo:yn : *bo az *bo az : *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç *bo az : *dam ak *bokurdak Proto-Tü. *bokurdak (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *bokurdak; Proto-Oguz *bokurdak; Bud.Tü.ç. bu gırtlak, bo az (EUTS: 51); Do u Tü.: xv. yy. bokurdak, bo ardak (Sngl 136v11, 137r6); Batı Tü. xiv. yy. xiii. xix. yy. bo urtlak gırtlak, bo az (TTS I 634); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. bo urdak, bo urtlak (DS II 731); Trkm. bokurdak bo az, i e bo azı (TDS 104); Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar bokkur, bokurdak bo az kıkırda ı; gırtlak, Tat. pu ırtak gırtlak, Ba k. bu ardak bo az, nefes borusu, Nogay bogırdak bo az (Teni ev 1997: 232) 1. *bokurdak Etimolojik De erlendirmesi Bu söze O uz grubu Türk lehçeleri içerisinde Türkmen Türkçesinde rastlanmaktadır. Teni ev, *bokurdak sözcü ünün, yerel Kıpçak-O uz sözcü ü oldu unu belirterek en belirgin Altay paralellerine dikkat çekmi tir (1997: 232): Proto-Altay *baku- bo az, bo az üstündeki kıkırdak ; Proto-Mançu-Tunguz *bukse kıkırdak ; Mo. *bagzalgz ur bo az, Kalmık bahalzur, bagalzur; Proto-Türkçe *bokur-dak Âdem elması. 2. *bokurdak Kullanım Alanı TTS I 634 Galsame bo azda bo urtlak ba ındaki yumruya denir. TTS I 634 Türkide bo urtlak ve Fariside nây-i gelû denir. TDS 104 Dem alnanda, tozan burna ve ve bokurdaga giryer TDS 104 lli gızıñı eliñe alsana, onuñ bokurdagı guradı 154
187 3. Anlam Olayları Bakımından *bokurdak Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak bu, bokurdak, bo ardak, bo urtlak, bokurdak ve bokurdak eklinde kullanımlarına rastlanmaktadır. Eski Uygur, Kıpçak, Ça atay, O uz sahalarında gırtlak, bo az gibi anlamlarının kar ımıza çıkmakla birlikte günümüz Ba kurt Türkçesinde nefes borusu gibi bir anlam da dikkatimizi çekmektedir. Teni ev, *bokurdak sözünü Türk lehçelerinin ço unlu unda âdem elması, bo az, bo azdaki kıkırdak anlamı ile tespit etmi tir (1997: 232). Ancak bazı lehçelerde bu sözün bo az sözüyerine kullanımı metonimik olmaktadır. Türkmen Türkçesinde bokurdak sözünün i e bo azı (TDS 104) anlamı metaforik kullanıma i aret etmektedir. 4. Meronim Olarak *bokurdak Elimizdeki örneklerden *bokurdak sözcü ünün daha çok gırtlak, bo az anlamında kullanıldı ını görüyoruz. Eski Anadolu Türkçesinden aldı ımız Galsame bo azda bo urtlak ba ındaki yumruya denir (TTS I 634) örne inde, *bokurdak sözcü ünün *bo az sözcü ü ile hem nesne : parça hem de alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi görevinde kullanıldı ını görüyoruz. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo az : *bokurdak *bo az : *bokurdak 155
188 *kekirtek Proto-Tü. *kekirtek (Teni ev 1997: 232); Proto-Ogur *kekirtek; Proto-Oguz *kekirtek; EKıp. o urdan gırtlak (KTS 152), urdan hançere, bo az (KTS 163); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kıkırdak gırtlak, soluk borusu (DD 2, 603, DS VI 1971); Trkm. kekirdek, kekirde k gırtlak, nefes borusu (TDS 374); Güney-Do u: YUyg. keki(r)däk nefes borusu, gırtlak, Özb. kekirdäk nefes borusu, gırtak ; Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. kikrtäk, kigirtäk nefes borusu, Ba k. kigirläk soluk borusu, Kaz. ke irdek nefes borusu, Kırg kekirtek nefes borusu, Nogay ke irdevik kıkırdak, nefes borusu, kekirdevik kıkırdak, Karakalpak kegirdek nefes borusu ; Çuva : kakar borazan, nefes borusu (Teni ev 1997: 232) 1. *kekirtek Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, *kekirtek sözcü ünün u Altay ekillere benzetmektedir (1997: 232): Proto- Altay *kenk-(rek/tirek): Proto-Türkçe (O uz) *kegrek yumu ak e eler, kaburgalar, gö üs kafesi ; Mo. *kenk- hayvan vücudunun ön tarafı ; Proto-Mançu-Tunguz *kenk-t- hayvan vücudunun ön tarafı. Teni ev, ayrıca güneybatı Türk lehçelerinde gırtlak gırtlak ve kıkırdak kıkırdak sözlerinin *kekirtek sözünden geldi ini belirterek, Anadolu a ızlarında gırtlak, nefes borusu gibi anlamlara geldi ine i aret etmektedir (1997: 232). Bu konuda, Nogay Türkçesindeki ke irdevik kıkırdak, nefes borusu, kekirdevik kıkırdak sözleri ve anlamları dikkat çekicidir. 2. Anlam Olayları Bakımından *kekirtek Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde bu sözün genel olarak kekirtek, kikirdek, kikrük, o urdan, urdan, kirdelik, ke irdek ve kakar eklinde kullanımlarına rastlanmaktadır. Ça atay sahasında yemek borusu, nefes borusu, bo az, gırtlak anlamları dikkat çekmektedir. Kıpçak ve O uz sahalarında bu sözcü ün bo azın 156
189 yemek ve sindirim sistemi anlamından daha çok nefes ve solunum sistemleriyle ilgili anlamlarına rastlamaktayız. Bunların yanı sıra Çuva Türkçesinde görülen kakar sözcü ünün borazan anlamı metaforiktir. 3. Meronim Olarak *kekirtek Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *bokurdak sözcü ünün daha çok nefes borusu, bo az, gırtlak anlamında kullanıldı ını görüyoruz. Bu açıdan, *kekirtek sözcü ü, *bo az sözcü ünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi görevindedir. Di er yandan meronimideki geçi lilik açısından *bo:yn : *bo az : *kekirtek sözleri, alan : mekân ili kisi göstererek bir hiyerar i olu turur. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo az : *kekirtek *bo az : *kekirtek *ö eç/ö üç Proto-Tü. *ö eç/ö üç (Teni ev 1997: 233); Proto-Ogur *ö eç/ö üç; Proto-Oguz *ö eç/ö üç; Bud.Tü.ç. ö üç a rı igig gırtlak hastalı ı (U II 69,4), öngüç bo az, gırtlak (EUTS: 151); Do u Tü.: xv. yy. ö ülük kadınların bo aza taktıkları süs (R I 1206); Modern Tü: Güney-Do u: YUyg. ö gäç, ö näç nefes bo azı (R I 1206), Özb. kizil o aç yemek borusu ; Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. ü aç yemek borusu, ö öç nefes borusu (R I 1204), Ba k. ü as boynunun ön tarafı, kızıl ü äs yemek borusu, ü äs tamırı boynundaki damar, lehçe ü äs, ümäs boynunun ön tarafı, Kaz. öne (EDT 172b), ö e yemek borusu, Kırg ö göç (EDT 172b), ö öç yemek 157
190 borusu, Karakalpak öne yemek borusu ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay öç nefes bo azı, Hakas ögös nefes bo azı, Yakut ö üs ense kasları, bas boynunun iki tarafındaki kan damarları (Teni ev 1997: 233) 1. *ö eç/ö üç Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, *ö eç/ö üç sözcü ünün büyük ihtimalle *ö ön taraf kelimesinden /-aç/ küçültme ekinin birle mesi ile meydana geldi ini dü ünmektedir. Aynı zamanda Teni ev, *ö eç/ö üç sözcü ünün Altay dillerinden Proto-Mançu-Tunguz *u -gun: Evenk un u gökyüzü, *u -ren geyikte bo azın yan tarafında bir kas, u ne gö üs kemi in üst tarafı, balı ın ön yüzgeci ekilleri ile paralellik tespit etmektedir (1997: 233). 2. *ö eç/ö üç Kullanım Alanı U II 69,4 ö üç a rı igig gırtlak hastalı ı 3. Anlam Olayları Bakımından *ö eç/ö üç Tarihsel Türk lehçelerinde gırtlak, nefes borusu anlamlarında kullanılan *ö eç/ö üç sözcü ü günümüzde birkaç Kuzey-Do u Türk Lehçesinde varlı ını ö:ç, ö:, ös olarak sürdürmektedir (EDT 172b). Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak ö üç, öngüç, ö geç, ü aç, ö öç, ö üs eklinde kullanımlarına rastlanan sözün Tatar Türkçesinde hem ü aç yemek borusu hem ö öç nefes borusu gibi farklı anlamlarda kullanımına aynı metinde rastlamak mümkündür. Genel olarak sözcük, bo az, gırtlak, nefes borusu, yemek borusu gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Tarihsel ve Modern Türk lehçelerinde *ö eç/ö üç sözcü ü ile kurulmu Eski Uygur sahasında gırtlak hastalı ı anlamına gelen ö üç a rı igig ifadesinde 158
191 metonimik kullanım görülür. Ça atay sahasında ö ülük kadınların bo aza taktıkları süs anlamı da metonimiktir. Günümüz Yakut Türkçesinde ö üs ense kasları, ö üs bas boynunun iki tarafındaki kan damarları gibi kullanımlar dikkat çekicidir. Teni ev, *ö eç/ö üç sözcü ünün günümüz Türk lehçelerinde gırtlak, yemek borusu, nefes borusu ve bo azı anlamlarda kullanıldı ını ve somut organ adları anlamları olu undan dolayı fazla metaforik anlama rastlamadı ını belirtmektedir (1997: 233). 4. Meronim Olarak *ö eç/ö üç Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *ö eç/ö üç sözcü ünün bo az, gırtlak anlamlarında kullanıldı ını görüyoruz. Bu açıdan, *ö eç/ö üç sözcü ü, *bo az sözcü ünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi olmaktadır. Teni ev, *ö eç/ö üç sözcü ünün *ö ön taraf sözünden [-aç] küçültme ekinin birle mesi ile meydana geldi i eklindeki görü ü göz önüne alındı ında Tarihsel olarak bu sözün *bo:yn sözünün de alan : mekân ili kisi sergileyen bir meronimi oldu unu söylemek mümkündür. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo az : *ö eç/ö üç *bo az : *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç *bo:yn : * ö eç/ö üç 159
192 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOYUN boyun Lat. cervix ng. neck. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BOYUN kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bo:yn sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adının kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bo:yn Proto-Tü. *bo:yn (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *bo:yn; Proto-Oguz *bo:yn; Bud.Tü.ç. boyın (TT VIII G 66, U IV 38, 133), boyun boyun, ense, vücut (EUTS: 49); slami ç.: xi. yy. Krh. boyın, boyun boyun, insan boynu. Kılıcın tatma ına de kılıç boynı denir. Bıça ınkine biçek boynı derler (DLT III: 169), boyun (KB 101, 286); Harezm ç. xiv. yy. boy(u)n (KE II: 134); EKıp. çege boyunun iki yanında bulunan damarlar (KTS: 47), boyun (CCum 63); MKıp. xiv. yy. boyun (K 37); Do u Tü.: xv. yy. boyn, boyun (Sngl 142v. 27); Batı Tü. xiv. yy. boyın (EM: 116), xv. yy. boyun (M : 21), boyun (CH I: 168), boyun (DK II: 56); xiii. xix. yy. boyun 1. Kefil 2. Deve boynu denilen gerdanlık (TTS I 652); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. boyun 1. Gövdenin ba la omuz arasında kalan bölgesi 2. Testi, i e, gü üm gibi kaplarda dar olan üst kısım 3. (co.) Da sırtlarında geçmeye elveri li alçak yer 4. Üzeri (TS ), culuz boyun (-Yz.) (DS III: 1014), çıbık kemi i boyun kemi i (Rumeli göçmenleri, Bahçecik -Kc.) (DS III: 1157), nergi boyun (*Cide -Ks.) (DS IX: 3247), omuz boyun (Kumdanlı *Ya vaç -Isp.) (DS IX: 3280), sü sük boyun, bo az (-N.; -Kn.) (DS X: 3706); Gag. boynu 1. Boyun 2. i e boynu (GS 89); Azb. boyun boyun (ATS: 148), boyun 1. Bedenin ba ı bedenle 160
193 birle tiren kısmı, 2. Elbisesin bo azı saran kısmı, 3. Arabaya v kotana ko ulan iki hayvan, 4. Bir eyin boyuna sarılan kısmı, 5. Da ın, kayanın ve benzerinin tepesi ile ete i arasındaki kısım, 6. Bulunma durum ekiyle: boynunda, boynumda, boynumuzda v benzeri: üzerinde üzerimde, üzerimizde; yapabilecek gücünde, yapabilecek gücümde, yapabilecek gücümüzde v benzerleri (AD L I: ); Trkm. boyun (RLT: 212), boyun 1. Bedenin kafa ile gödenin birle ti i bölgesi 2. Küyze, çüy e yalı gap-gaçların azgının inçelyen yeri 3. Geyim-gecimin kelle giydirilen yeri, yakası 4. Cogapker (TDS ); Güney-Do u: YUyg. boyun, Özb. buyin, SUyg. moin; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. boyun, Kumuk boyun, Tat. muyın, Ba k. myjın, Kaz. moyın, Kırg moyun, Nogay moyın, Karakalpak moyın; Kuzey-do u (Sibirya): Altay moyun, Tuva moyun, or moyun, boyın, moyın, Hakas moyın, Yakut mo:y, Tofa moen; Çuva : may (Teni ev 1997: 234) 1. *bo:yn Etimolojik De erlendirmesi Clauson, *bo:yn sözünün tüm modern Türk lehçelerinde, Kuzey ve Kuzey-Do u Türk Lehçeleri de dahil olmak üzere, moyın eklini de tespit etmektedir (EDT 386b). Teni ev, *bo:yn sözcü ünün yanı sıra tüm modern Türk lehçelerinde *boyunduruk gibi belirgin bir türevini de tespit etmekte; Altay dillerindeki paraleller olarak Proto-Altay *moyn- boyun : Proto-Tü. *boyn; Proto-Mançu-Tunguz mo o < *mon- on; Mo. *mun-da a at ensesi gibi sözcükleri de vermektedir (1997: 234). Doerfer, *bo:yn sözünün Halaç Türkçesinde boyun eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 25). 2. *bo:yn Kullanım Alanı EM 116 ger anı dögüp bala atup y seler boyında olan an z r ba ını giderür TTS I 652 Bu yerde kurt ile yürü koyun, e er habbeniz giderse ben boyun TTS I 650 Birbirinin boynuna kol bıraktı bûse-kenar ittiler 161
194 TTS I 650 Ol mah-peyker urdu ahzadenin boynuna kol bıraktı, birkaç bûse duda ında ve yüzünde kodu TTS I 650 Anın içün gelmi em i bu kızı ben Ele getürem i it bu dem sözü sen Velid dedi sen anı benim boynuma sal Saraya geldiler ikisi rehal TTS I 651 Bir i i güç ile ki inin boyunan saralar ol i i düzmek ve zabteylemek ana müy esser olmaz TTS I 651 Avrat eydür att a ayruk girmegil Geçmege vü ömr boynun urmagıl TS 338 Ellerini bu defa, boynuna sıkı tırdı ı beyaz peçeteye sildi TS 338 Günahı söyleyenlerin boynuna, derler ki bu iki genç birbirlerini küçükten beri sevmi ler de öyle ni anlanmı lar TS 338 Hay, dedi, o arabacı amcanın boynu altında kalsın TS 338 Daha bir ay tutunamazlar, boyunlarını kırarlar deniliyordu TS 338 Çobanın hekim parasını, ilaç parasını boyunlarına aldılar TS 338 Hürrem Hakkı, Ferhunde'nin önünde boyun kırdı SFA-1 Üstünde tertemiz açık lacivert bir kostüm, sarı kırmızı çizgili bir kıravat boynunda. SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli, beyaz, açık mavi süt rengi idi. Burun kanatları birbirine yapı mı tı. Karanlık di leri vardı. Zayıf, ince boynu, yırtık kasketi, uzun, kirli, güzel parmakları. SFA-2 Kafası mı büyüktü, boynu mu uzundu, yoksa omuzları mı pek dü üktü? Galiba hepsi biraz böyleydi. HEA-1 Buraya göbek atma, boyun kırma, omuz titretme yara maz. HEA-2 Sol kolu henüz beyaz bir sargı içinde, biraz açık yakasının üstünde boynu ve siyah kesik saçları ile solgun ba ı iki fil di i bir statü gibi görünüyordu. HEA-2 Bütün köy kadınları Ay e nin etrafını aldıkları, onun boynuna sarıldıkları zaman o hsan ın atını tutan çocu un yanında dalgın dalgın duruyor. HEA-4 Bu bir kaza, kaza ama, bunu kimseye söylersen, sade benim de il, senin de boynuna ip geçirirler. HEA-4 Hanife yüzünü Mürsel'in arkasına sakladı, kolları herifin boynuna sımsıkı sarıldı. HEA-5 Boynunda halatla ölen Nâzımın intikamını alabilecek olan bu Hüsnü Pa aya ilk defa olarak kalbimde minnettarlık hissettim. HEA-5 O kadar çözülmez ki onları toprak örtse onlar yine boynumda, kolumda kalacaklar. HEA-6 Beyaz saçları uzun, tepesi sivri siyah kalpa ının yanlarından boynuna dü üyor. HEA-6 Sarıklı, sakallı bir hoca, cübbesini sırtına toplamı, kollarını sıvamı, bir kolunu uyuz bir e e in boynuna atmı kula ına bir eyler söylüyor gibi. HEA-7 Rauf babasının boynuna atıldıklarını, sonra, imdi artık Rauf babasının hiç gelmedi ini, Rauf babasından söz ederse nenesinin kendisine darıldı ını anlattı. HEA-8 Gözlerini birdenbire açtı; derinliklerinde hatırlamak istedi i bir kızgınlıkla boynuma atılmak için çabalayan bir incelik vardı. HEA-8 Bu artistlerde ne var ki, Tanrım, en büyük kadınları, en ha in güzelleri büyülenmi ve boyun e mi olarak, saçlarından sürüklüyorlar? 162
195 HEA-9 Kadın, ba ında bir taç, boynunda tek ta lı pırlanta bir gerdanlık, yapyalnız sandalyede oturuyordu. UK 23 hepsi boynularında muska ta ıyardılar UK 50 bugacılar da - geni arkalı, kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar, belädän çıplak, boynularında asılı kemik - di muskalar UK 159 atmayeydı Tanas uygun gementi onun boynusuna GTA 144 [s lınα bı mes tεt k kα α denı zın b j n dα] AD L I 303 Bynundan yapı mag. AD L I 304 onu dä i razı edin, boynuna goyun AD L I 303 Elektrik çarhının boynuna dola an gayı ın gäzäblä häräkäti, mä dän garovullarının fit säsäri.. AD L I Ortadakı täpänin boynunda çoban dayanmı dı TDS 106 Boyunlarda yaglıcak, bir eycecik bir geñsi TDS 107 Boynı uzın çüy e TNAS 52 Ayal-boyın, yär-ba. TNAS 88 Boka batsan boyu bilen. TNAS 95 Çagalık - alık, hemmäni boyun eder. TNAS 128 Düyä boynı egri diyseler, dogrı yeri nire diyen. TNAS 129 Düyä ot (yandak) gerek bolsa, boynunı uzadar. TNAS 313 embe jöhit boynuna. 3. Anlam Olayları Bakımından *bo:yn Eski Uygur Türkçesi döneminde *bo:yn sözcü ünün hem boyun anlamında hem de ense gibi metaforik hem de vücut gibi metonimik kullanımı dikkat çekicidir. Karahanlı Türkçesindeki kılıç boynu anlamındaki kullanım da yaygın bir metafordur. Teni ev, inceledi i kaynaklarda *bo:yn sözcü ünün asıl anlamın dı ında birçok metaforik kullanımını da tespit etmi tir (1997: 234): 1) i e veya kap boyunu, bo azı TTü. Gag. Trkm. Kır. Özb. Yak. Çuv; 2) Palanın koluna takıldı ı kısım; telli çalgının sapı Özb. Çuv.; 3) Co rafî metaforlar: Kumuk vadi ; Ba kurt Özb. Tuv. Çuv. Co rafî anlamda burun ; 4) Ruhsal metaforlar: TTü. Gag. Azb. Trkm. Kumuk Tat. Karakalpak Kaz. Kır. Altay Özb. Uyg. SUyg. Yak. görev, ba e me ; Krh. Kır. SUyg. Tuv. kibirlilik, gurur ; 163
196 5) Metonimi: Azb. Trkm. elbise yakası. Modern Türkiye Türkçesinde *bo:yn sözcü ünün boyun bük- isteyerek veya istemeyerek uymak, katlanmak, boyun borcu yapılması gereken ödev, vecibe, boyunduruk altına gir- ba kasının baskısı altında kalmak gibi deyimlerin arasında Gagavuz Türkçesinden boyun e - a a ılanmak, boynun bükük olması üzgün olmak, daralmak gibi örnekler de metaforik ve metonimik deyimlerdir. 4. Meronim Olarak *bo:yn Anatomik anlamında *bo:yn sözü, *bo beden teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. *sıyn, *sıynak, *gebde terimlerinin meronimi de ildir. Di er yandan *sügsün, *yelkä ve *äi sä sözleri ense anlamında kullanıldı ında *bo:yn sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimleridir. Azerbaycan Türkçesinde atlarda ve di er ko u hayvanlarında boynun bel sütunu il birl n kısmı (AD L IV 116) anlamında kullanılan süysün sözü hayvan organ adları içerisinde bir meronim olmaktadır. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo : *bo:yn *bo : *bo:yn *bo:yn : *sügsün ense, *yelkä ense, *äi sä ense 164
197 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ENSE ense Lat. occiput, nucha ng. nape. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan ENSE kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *sügsün, *yelkä ve *äi sä sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *sügsün Proto-Tü. *sügsün (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *sügsün; Proto-Oguz *sügsün; Bud.Tü.ç. süskün (TT VII); MKıp. xiv. yy. süksün (K 44); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. sügsün, süysün, süksün, süsgün, sûsün, susun, sünsü ü, sünsün, sünsür (DD 3,1257, 1259, 1264, 1267, 1269); Azb. süysün Atlarda ve di er ko u hayvanlarında boynun bel sütünü il birl n kısmı (AD L IV 116); Kuzeydo u (Sibirya): Altay süksenek (Teni ev 1997: 234) 1. *sügsün Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, tüm ekillerin fonetik açıdan *süksün ekline dayanması gerekti i dü üncesindedir. Teni ev, Altay dillerinden u örnekleri vermi tir: Evenk sulin sırt, kambur, Oroç suli ense, Ulç suni yabani domuz ensesi, Orok suli at, geyik, ayı ensesi. Teni ev e göre bu sözün Proto-Altay kökü *süg- olabilir (1997: 235). Clauson, bu sözü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde süsgün eklinde tespit ederek anlamını arka, kıç, omurganın ba langıç yeri olarak vermektedir (EDT 856a). Teni ev, Eski Uygur süskün; Orta Kıpçak süksün, Osmanlı sügsün ekillerini vererek Güneybatı Anadolu a ızlarındaki sügsün, süysün, süksün, süsgün, sûsün, susun, sünsü ü, sünsün, sünsür ekillerinde de dikkat çekmi tir. 165
198 2. *sügsün Kullanım Alanı AD L IV 116 [Köro lu] lini atın süysününd n goyub sa rısına g d r ç kdi. 3. Anlam Olayları Bakımından *sügsün Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak süskün / süsgün, süksün, sügsün, süysün, sünsü ü, sünsün, sünsür, süksenek eklinde kullanımlarına rastlanan sözün Azerbaycan Türkçesin kaynaklarında atlarda ve di er ko u hayvanlarında boynun bel sütünü il birl n kısmı gibi hayvan anatomisi ile ilgili kullanımlara rastlanmaktadır Teni ev, *sügsün sözcü ünün günümüzdeki Türk lehçelerindeki ekillerinin boynun arka tarafı, ense anlamına dayalı oldu unu ileri sürerek, Proto-Türkçede asıl eklin *ei se oldu unu kabul edip, *sügsün sözcü ünün asıl anlamının ise boynun arka kısmı, boyun omurları (Anad. Azb. Altay a ızları) oldu unu söylemekte ve Eski Uygur Türkçesinde omuz, sırtın üst kısmı, omurga anlamlarını da ortaya çıkarmaktadır. (1997: 235): 4. Meronim Olarak *sügsün Anatomik anlamda *sügsün sözü, * bo:yn boyun teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo:yn : *sügsün boyun omurları, omurga *bo:yn : *sügsün ense *yelkä Proto-Tü. *yelkä (Teni ev 1997: 236); Proto-Ogur *yelkä; Proto-Oguz *yelkä; Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. yelke hayvan yelesi, insan ensesindeki 166
199 tüyler; da ın tepesi (DD 3: 1509); Azb. yelkä 1. Kadın saçı 2. At yelesi (AD L II 529); Güney-Do u: YUyg. y lk ense, yele, Özb. yelka omuz ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. yelka ense, Kumuk yekle ense, Karaçay-Malkar jelke, celke ense, Tat. jilke ense ve omuzun bir kısmı, Ba k. yılke ense ve omuzun bir kısmı, Kaz. jelke ense, Kırg jelke ense, ense derisi, arka, Nogay yelkä ense, Karakalpak jelke ense ; Çuva : çilki yele (Teni ev 1997: 236) 1. *yelkä Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, Räsänen in fikrine dayanarak *yelkä sözcü ünün *yayl at ensesi sözcü ünden /-kä/ küçültme eki ile olu turuldu unu dü ünmektedir (1997: 236). 2. *yelkä Kullanım Alanı HEA-9 Yalının önünde durdu. ki doru at yelelerini. kavruklarını sallıyor sabırsızlıkla kaldırımları de iyorlar. HEA-9 Kadının dı ında arabanın atları yerleri de iyor, yelelerini sallıyorlardı. 3. Anlam Olayları Bakımından *yelkä *yelkä sözcü ünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldı ını anlıyoruz. Bu sözün boyundaki kiri ler anlamında Orta Kıpçak sahasında yelge ve Türkiye Türkçesindeki yelke kullanımı dikkat çekicidir. Bunların dı ında *yelkä, birçok tarihsel ve modern Türk Lehçesinde ense, arka, omuzun üst kısmı, da ın tepesi, insan ensesindeki tüyler, hayvan yelesi gibi anlamları ile görülmektedir. Teni ev *yelkä sözcü ünün omuz anlamının ortaya çıkmasını, ense > omuzlar arasındaki kısım > omuzlar > omuz eklindeki bir anlam kaymasına ba lamaktadır (1997: 236). 167
200 4. Meronim Olarak *yelkä Anatomik anlamda *yelkä sözü, * bo:yn boyun teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo:yn : *yelkä boyundaki kiri ler *bo:yn : *yelkä ense, omuzlar arasındaki kısım, omuz *äi sä Proto-Tü. *äi sä (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *äi sä; Proto-Oguz *äi sä; slami ç.: xi. yy. Krh. art saç ensedeki saç (DLT I 42; I 247, 18); Harezm ç. xiv. yy. e se (KE II: 191), e se (NF III: 124); EKıp. e se (CCum 89); Do u Tü.: xv. yy. art (Sngl 36v. 26), ardınca onun arkasında (Sngl 37r. 3); Batı Tü. xv. yy. e se (CH I: 150), e se (DK II: 105); xiii. xix. yy. ard (TTS I 33; II 47, e se arka (TTS III 1475); III 32-3; IV 34-5), e se arka (YTS: 83); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. ense 1. Boynun arkası 2. Art, arka (TS 714), boyun kökü, boyun kütü ü ense (Kızılköy -To.; -Ant.) (DS II: 748), o ur ense, ba, alında olan etbeni, ur (-Kıbrıs) (DS IX: 3271), otura insan ensesi (Bahçeli *Bor -N.) (DS IX: 3295), süksün, sü sün ense (-Ba.; -Bil.; - st.) (DS X: 3707), süsgün ense, boyun (A a ı Kayı *Tosya -Ks.; ncirlik *Havze -Sm.; Aziziye *Ere li -Kn.) (DS X: 3725), süsün, süysün ense; omuzun arkası (-Çkl.; -Gr.; -Ezm.; -Ank.; -Kr.; -Ada.) (DS X: 3726), ele ense (-Ant.) (DS X: 3757); Gag. ensä 1. Ense 2. At ensesi 3. Boyun 4. De irmenin dire i dayandı ı odun parçası (GS: 177); Trkm. e se (RLT: 69), e se 1. Kellenin, kelle kemi in arka tarafı 2. Bir ki inin arka tarafı (TDS: 292); Güney- Do u: Özb. nsa ense ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. ns, nsa, nse boynun arka tarafı, ense, Kumuk ye se ense, Tat. i sä ense, i se omuz, Kaz. e se güç, 168
201 e seli güçlü, Kırg se güç, Nogay nse kürek kemikleri arası, Karakalpak e se kürek kemikleri arası; güç, kuvvet ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay ze kambur ; Çuva : e se ense, boyun (Teni ev 1997: 237) 1. *äi sä Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, Räsänen in *äi sä sözünün Fin. niska boyun ile ili kili oldu u fikrini aktarmakta ve bunun yanı sıra Altay dillerinden *p ai sa: Proto-Türkçe *ei se ense ; Proto-Mançu-Tunguz *faisa > fisa hayvan sırtının kürek kısmı gibi paralellerine dikkati çekmektedir (1997: ). 2. *äi sä Kullanım Alanı TTS III 1475 Ardınca birkimse kodu ki kayı ile ardından e sere urudu giderken TTS III 1475 Ok meydanı e sesinde Levent Çiftli i nâm mahalde TTS III 1475 Dokuz mânası var... râbi akar ve ba d mânasınadır ki art ve e se ve sonrarak ile tâbir olunur TS 714 Kendine geldi inde, ensesinde müthi bir a rı vardı TS 714 Saydı ın üç iskelenin ensesindeki smail A a'nın dükkânı, en emin emanetçi idi TS 714 Ellerini, kumral saçlarının döküldü ü ense çukuruna kenetlerdi SFA-1 ri tayfa ensesini tokatlayarak: -Bu enseyi o paralarla yaptık Ali Çavu. HEA-1 Arkasında tir e bir sabahlık, saçları sımsıkı ensesinde bir topuz. HEA-1 Tepesinin saçları dökülmü, akak ve ensesindeki saçlar beyazlanma a ba lamı tı. HEA-3 Ensesinin kat kat olmu etleri üstünde kısık bir boynun ta ıdı ı dört kö e bir kafa vardı. HEA-3 Yâlnız özel bir talyan odasında kır saçlı, i man, orta ya lı bir kadın bir ey örüyor; beyazlı, ince enseli, siyah saçlı zarif bir genç kız bir piyanoya e ilmi, büyük bir gürültü ve birçok yanlı fakat, anlamlı ve ate li bir anlayı la Rigoletto yu çalıyordu. HEA-4 Bir kız ba örtüsünü çekmi, saçlarını yakalamı, ensesine topuz yapma a çalı ıyor... HEA-8 Onun a a ı dü en, göz kama tırıcı hatlı omuzlarında, lekesiz mermer teninde, solgun bir ba ak demeti gibi, beyaz ensesinde toplanan, bol saçlarında o kadar uzak, acımaz bir güç var ki! HEA-9 E er kapitülâsyonlar olmasa, mızıkacıları da, seyircileri de enselerinden yakalayıp Beyo lu kaldırımlarına fırlatırım. UK 50 da ansora diri mek enselerde ay: hem geriki ayaklarda UK 239 tutardı enselerinden TDS 292 Utulan e sesini ga ar 169
202 TDS 292 Aylarıñ atlıgna bilbil heñ etdi, ol vagt eñseden bir gövre etdi 3. Anlam Olayları Bakımından *äi sä Tarihsel ve Modern Türk lehçelerinde *äi sä sözünün Osmanlı sahasında e se arka anlamında, Nogay Türkçesinde nse kürek kemikleri arası, Karakalpak Türkçesinde e se kürek kemikleri arası; güç, kuvvet, Kazak Türkçesinde e seli güçlü, Kırgız Türkçesinde se güç, Altay Türkçesinde ze kambur kullanımına rastlanmaktadır. Teni ev, *äi sä sözcü ünün ense, sırtın üst kısmı, boynun arka kısmı anlamlarının hangilerinin birincil hangilerinin ise ikincil anlam olduklarının tespitinin zor oldu unu belirtmi tir. Ona göre sırt anlamı, Eski Türkçedeki sırtın üst kısmı, ense anlamından gelmekte, omuz anlamı ise sırtın üst kısmı anlamından gelmektedir. Ça da Türk Lehçelerinde sık sık rastlanan sırt, arka; vücut, görünü, güç anlamları ise Trkm. Kır. Karakalpak Kaz. lehçelerinin yeni dönemine aittir (1997: 237). Di er yandan sırt, vücut, görünü, güç anlamlarının metonimik oldu unu ve arka anlamının ise yön gösterme kavramı açısından metafor oldu unu söylemek mümkündür. Modern Türkiye Türkçesinde ensesinde boza pi ir- ısıtmak, kızgın duruma getirmek; birini çok yüzmek, tedirgin etmek, sürekli çalı tırmak, ensesine bin- birine bir i i yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak, ensesine yapı mak yakalayıp sıkı tırmak gibi ilgi çekici kullanımları görmekteyiz. 4. Meronim Olarak *äi sä Anatomik anlamında *äi sä sözü, * bo:yn boyun teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Türkiye Türkçesinde kullanılan ense çukuru ensede boyun hizasında bulunan çukurluk (TS: 715), ense kökü ensenin gövde ile birle ti i yer 170
203 (TS: 715) sözleri *äi sä sözcü ünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimleri olmaktadır. ALAN :MEKÂN *bo:yn : *äi sä Di er yandan *yelkä sözcü ünün Orta Kıpçakçada yelge ekliyle boyundaki kiri ler anlamı Anadolu a ızlarında yelke hayvan yelesi, insan ensesindeki tüyler anlamı itibarıyla *äi sä sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olur. 171
204 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMUZ omuz Lat. umerus, ng. shoulder. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan OMUZ kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *ç kn, *ägn, ve *omuz sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *ç kn Proto-Tü. *ç kn (Teni ev 1997: 238); Proto-Ogur *ç kn; Proto-Oguz *ç kn; Do u Tü.: xv. yy. çikin boyun ile a ık kemi i arasındaki omuzun üst kısmı (Sngl 220r22); Batı Tü. xiii. xix. yy. çi in omuz, omuz ba ı (TTS II ); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. çi n (Aks. Gaz. 163), çen (DS III 1133), çin (DD 1, 353, Ed. Urfa 102); Azb. çiyin Bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı (AD L IV 434), çiyin hem anatomik hem de elbisenin omuzu anlamında rastlanmaktadır (ATS: 209); Trkm. çigin dirsek ile boyundan kolun ba ladı ı yere kadar olan kısım arasındaki yer, e in (TDS 747), çigin, egin (RLT: 157); Güney-Do u: SUyg. cigin omuz ; Çuva : çan beden, çan-çuram beden (çuram sırt ), kaçan sırt (Teni ev 1997: 238) 1. *ç kn Etimolojik De erlendirmesi Teni ev e göre, O uz lehçelerinde tonlu ünsüzler ve Ça atay lehçelerinde tonsuz ünsüzler, eski Türkçede kelimede asli ünsüz oldu una i aret etmektedir. Muhtemel Altay paraleller: Mo. *çege-rei, Evenk çeken, çekekte gırtlak, damak ; Proto-Altay *çeke- boynuna yakın gö üs kısmı (1997: ). 172
205 2. *ç kn Kullanım Alanı TTS II 911 Yüzünü kıbleye döndü, çi ininden ridasını aldı, yukarı ucun a a a, a a a ucun yukarı kıldı TTS II 911 Çi ini ile kuvvet idüp gey katı Attı kal adan a a a bir atı TTS II 911 Sanasın her biri bir ejdehadır Çi ininde otura on bahadır TTS II 912 Andan ol çekice el urdu, revan yerinden çekici götürdü, çi inine aldı TTS II 912 Kasap Hasan nam emret o lanı, ki kasap Haci Veli nin âkirdidir, oflak bıça ıyle sa elinde ve çi ininde udru TTS II 912 ki çi ininde bires kıl var idi çi ta ı toptolu envâr idi AD L IV 434 A ır bir sükutun gäsäbädä hökm sürdüyünü görän Lejläk çiynindäki be açılan tüfängini härläyib älinä aldı. AD L IV 434 Bir daha harabalı ı közdän keçirdikdän sonra gocaya täräf dönüb, älini onun çiyninä goydu. AD L IV 434 Tapdıg hurcunu götürüb çiyninä a ırdı TDS 747 Annagulı ecesiniñ çigninden tutdı 3. Anlam Olayları Bakımından *ç kn Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *ç kn sözcü ünün omuz, boyun ile omuz arasındaki kısım, boyun ile a ık kemi i arasındaki omuzun üst kısmı, omuz, omuz ba ı, bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı, dirsek ile gerdanın aralı ı, e in gibi anatomik anlamları görülür. Bunun yanında Azerbaycan Türkçesinde çiyin sözünün elbise omuzu anlamı metaforiktir. Teni ev, *ç kn sözcü ünün Türkmen Türkçesine el, elin omuzdan dirse e kadar kısmı temel anlamına dikkatimizi çekmi tir (1997: 238). Ancak Türkmen Diliniñ Sözlü i nde çigin sözü dirsek ile gerden aralı ı, e in olarak (TDS 747) açıklanmı tır. Bunun yanı sıra yanı sıra gerden sözü boyundan kolun ba ladı ı yere kadar olan aralık, iki omuz arası (TDS 166) anlamına gelmektedir. Bu durumda aslında anlam farkı olan ve bir alt anlamlılık hiyerar isi içinde yer alan bu kavramların yer yer bir birinin yerine de kullanıldı ı görülür. 173
206 4. Meronim Olarak *ç kn Anatomik anlamda *ç kn sözü, *bo vücut teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Di er yandan bu söz, *sıyn, *sıynak, *gebde sözlerinin de alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. Ayrıca *ç kn sözü, *arka, *sırt sözlerinin de alan : mekân ili kisi gösteren meronimi olur. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo : *ç kn *bo : *ç kn *sıyn, *sıynak, *gebde : *ç kn *arka, *sırt : *ç kn *ägn Proto-Tü. *ägn (Teni ev 1997: 239); Proto-Ogur *ägn; Proto-Oguz *ägn; Bud.Tü.ç. angın (EUTS: 16), ängın (EUTS: 72), yara (EUTS: 285 egin (TT VII), e in (U II, IV); slami ç.: xi. yy. Krh. egin, ekin (DLT); Harezm ç. xiv. yy. eg(i)n (KE II: 179); EKıp. çigin (KTS: 51), ıyı (KTS: 103), omuz (KTS: 205), igin (KTS: 253), ketif omuz (KTS: 141), yigin (KTS: 322); Batı Tü. xiii. xix. yy. egin (TTS: XIV yy dan ba layarak), e in/eyin sırt, arka (TTS III 1390); Modern Tü.: Güney- Batı (O uz): TTü. e in 1. Arka, sırt 2. Beden, vücut 3. Boy bos, endam. (TS 676), eyin (DS V 1821, 1822, VII 2510); Azb. äyin 1. B d nin ba dı ında tüm kısmı 2. Elbise, üst ba (AD L II 243), äyin-ba Elbise, üst ba (AD L II 243); Trkm. gin Kolun omuza ba landı ı yer, gerden 2. Bütin gövre üsti, üst, üst-ba 3. Onçaklı ulı bolmadık beyiklik, depe (TDS 790), ginba, egin (Sarıyev 2007: 9); Güney-Do u: YUyg. ä i, i iva, Özb. gin, nvo, e:nvo, SUyg. igen; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. iin, in, Kumuk inba, Karaçay-Malkar imba, inba, Tat. i ba, i, igin, Ba k. 174
207 i ba omuz, i, Kaz. iin, Kırg iyin, Nogayiyin, Karakalpak iyin; Kuzey-do u (Sibirya): Altay iyin, n t, Tuva gin, or egini, e in, i men, i nen, egne, e nen- omuzda ta ımak, Hakas inni, e ni, igni, iin, i men, Yakut i n; Çuva : anpussi, ampussi (Teni ev 1997: 239) 1. *ägn Etimolojik De erlendirmesi Teni ev e göre, *ägn sözcü ünde Eski Türkçedeki /-gn-/ sesi, Kuzey-do u Türk lehçelerinde /- -/, Kıpçak Türk lehçelerinde /- -/ ve Çuva lehçesinde /-n/ olarak kar ımıza çıkmaktadır. Teni ev, eski metinlerde bu terimin sıfat yapma eki [-il] ile kullanıldı ı belirtmektedir: EUyg. e il omuz ; Yak. ä il omuz, Özb. ngil omuz, elbise, Anad. e il, egil sırt; elbise, kadın elbisesi, Harezm il omuz. Yine Teni ev, Çuva Türkçesinde ve Kıpçak lehçelerinde *ägn-ba omuz eklinin de yaygın oldu unu, buradan *kol-ba terimin asıl anlamının omuz eklemi olup daha sonra *ägn terimine dönü erek omuz anlamına geldi ini varsaymaktadır ve u Proto-Altay ekilleri vermektedir: *e m Proto-Türkçe *ägn omuz ; Mo. *e em köprücük kemi i, insan omzunun ön tarafı ; Proto-Mançu-Tunguz *emu-ge köprücük kemi i (1997: 240). 2. *ägn Kullanım Alanı TTS III 1390 Cebrail indi yere tuttu anı E nine giyürdü ol hülle donu TTS III 1390 Yine gökyüzü oldu anber-fe an Kara tonun e nine aldı zaman TTS III 1390 E nimdeki demir tonu çi inim kasar TTS III 1390 Ol vakıt ki Musa Tûr da ında ba ında keçe takya ve e ninde kilim giyerdi TTS III 1391 Mâlik e nine bir a ır cebe giydi ba ına bir müzehhep ı ık urundu TS 676 Büyüdüm çabuk / Entarim e nime dar AD L II 243 äjninä yeni kostyum geymi dir AD L II 243 ä ä donu yoh, ba ına papag ahtarır AD L II 243 äjnindäki hämi älik i patlarından ba ga bircä däst bayır-bacag patları var idi. 175
208 AD L II 243 Bir iyirmi manat da u agların vä Mehribanın äyin-ba ı götürär. TDS 790 Onuñ eginlerinde de pogonlar hem bardı TDS 790 Egniñe, esbabıña bir seret TDS 790 Onuñ enginde gızıl donı, bilinde nagı lı gara yün gu agı 3. Anlam Olayları Bakımından *ägn Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *ägn sözcü ünün omuz, sırt, arka, beden, vücut, boy, endam, bedenin ba dı ında tüm kısmı temel anatomik anlamları kar ımıza çıkmaktadır. *ägin sözünün äyin-ba (AD L II 243) eklinde Azerbaycan ve e inba (TDS 790) eklinde de Türkmen Türkçesindeki elbise, üst ba anlamlarındaki kullanımları benzetmeye dayalı oldu undan metaforiktir. Teni ev, Eski ve Modern Türk kaynaklarındaki u anlamlara dikkati çekmektedir (1997: 239): omuz. Eski-Türkçe EUyg. Krh.-Uyg. Orta-Uyg. EKıp. Eski-Osm. Trkm. Kıp. O z. Kuzey-do u (Yak. dı ında); sırtın üst tarafı, ense. Ça. Osm. O z. Yak.; insan vücudu. TTü. Azb.; elbise. Harezm, Karluk, Anad. Azb. Trkm. Özb. *ägn sözü, vücut, boy, endam, beden, bedenin ba dı ında tüm kısmı anlamları ile *sıyn, *sıynak, *gebde sözleri ile yer yer e anlamlı olarak da kullanılabilmektedir. *ägn sözü, omuz, sırt, arka anlamları ile yer yer *ç kn, *arka, *sırt sözleri ile de e anlamlı olabilmektedir. 4. Meronim Olarak *ägn Anatomik anlamında *ägn sözü, omuz, sırt, arka anlamları ile *bo vücut teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimi olmasının yanı sıra vücut, boy, endam, beden, bedenin ba dı ında tüm kısmı anlamları ile *sıyn, *sıynak, *gebde sözlerinin de alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. *ägn sözü, omuz anlamı ile *sıyn, *sıynak, *gebde sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. 176
209 NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *sıyn, *sıynak, *gebde : *ägn *bo : *ägn *sıyn, *sıynak, *gebde : *ägn *omuz Proto-Tü. *omuz (Teni ev 1997: 240); Proto-Ogur *omuz; Proto-Oguz *omuz; slami ç.: xi. yy. Krh. u un omuz ba ı, çi in ba ı (DLT I 77); Harezm ç. xiv. yy. eg(i)n (KE II: 179), eg(i)n (NF III: 115); Batı Tü. xv. yy. omuz (CH I: 170), çigin (DK II: 73), omuz (DK II: 236); xiii. xix. yy. omuz omuz (TTS VI 2983), çigin omuz, omuz ba ı (YTS: 56); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. omuz Boynun iki yanında, kolların gövdeye ba landı ı bölüm (TS 1684), cindal omuz ba ı (-Ant.) (DS III: 977), çen omuz arası (Kadıköy -Ada.) (DS III: 1133), çı ın, çı ır omuz ba ı (-Af.; -Çkl.; -Es.; -Ezm.; -Bt.; -Ky.) (DS III: 1160), çın, çı omuz (Harput -El.; -Ur.; *Nizip -Gaz.; Bise -Kn.) (DS III: 1178), çi inba, çi iz omuz ba ı (Günlükba ı *Fethiye -M.) (DS III: 1208), çingil omuz (Çardak *Göksun, ekeroba -Mr.) (DS III: 1228), çoba omuz (Erzin *Dörtyol -Hat.) (DS III: 1253), dal, dalh omuz, omuzba ı; kol (-Af.; -Es.; -Çr.; -Ama.) (DS IV: 1332), dingil omuz (-Mr.) bacak Dingillerini uzatmı (-Brs.) (DS IV: 1504), gem in omuz kemi i Ahmet'in gem ini kırılmı (U urlu *Ermenek -Kn.) (DS VI: 1988), hıncık omuzba ı (*Sivrihisar -Es.) (DS VII: 2363), hüppülüç omuz (Af ar a ireti, Pazarören *Pınarba ı -Ky.) (DS VII: 2451), imba omuz (Ba höyük *Kadınhanı - Kn.) (DS VII: 2534), kıltı ense ile ba arasındaki yer, omuz (-Ur.) (DS VIII: 2801); Gag. omuz omuz (GS 351); Trkm. omuz 1. (anat.) Bedenin boyun ile kol arasındaki bölgesi, egin, gerden, 2. Egin-e igin yakası ile e inin aralı ındaki bölgesi (TDS 487); Güney-Do u: Özb. ümiz; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. omuz, omız, 177
210 Kumuk omuz, Karaçay-Malkar omuz, Tat. omuz; Kuzey-do u (Sibirya): Altay öjün (EDT 263b), Tuva öjün (EDT 263b); Çuva : ämär (Teni ev 1997: 240) 1. *omuz Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, *omuz sözcü ünün O uz-çuva bir arkaizm oldu unu dü ünmekte ve Talât Tekinin aksine, *omuz teriminin Yunancadan alıntı oldu una inanmamaktadır. Aynı zamanda bu sözcü ün Türkmen Türkçesindeki omura, omurı sözcü ünün do rudan akraba olmadı ını, sözcü ün aslının günümüz Türkçesinde, Mo olca *muri sözcü ünden alıntı oldu unu iddia etmi tir. Teni ev e göre, *kö ül-dürük teriminde görüldü ü gibi, bu terimin türetim yoluna paralel olarak, daha eski zamanlarda *omuz teriminin u türevleri daha yaygın bir kullanımı oldu unu göstermektedir: Uyg. ömüldürük, Özb. omildirik, Tat. umıldırık, Ba kurt ümildirik, Kaz. omildirik, Kır. ömüldürük at omuzlu u. Proto-Altay *omur-: Proto-Türkçe *omuz köprücük kemi i ; Mo. *omuri - gö sün üst tarafı, hayvan köprücük kemi i (1997: ). 2. *omuz Kullanım Alanı TTS VI 2983 Herkes bilmeyoruz deyip omuz sıktılar TTS VI 2983 Herkes omuz sıkup bilmeyoruz, dediler TTS VI 2983 Kütaf: Kimse ile ya rınla mak ve omuz uru mak TS 1684 Ba ı omuzları içine çökmü gibi idi TS 1684 Seni hizmetime alaca ım, dedim. Âdeta omuz silkerek: -Pekâlâ, dedi. TS 1684 Kadifeye benzer dokumalı pahalı kuma tan paltolarını omuzlarına atmı lar SFA-2 Bu saat, hovardaların kadın omuzlarına dü tü ü, zavallı kadınların bile erkek dizlerine arap gibi döküldü ü saattir. SFA-2 Bir tek omuz, biçimli, biçimsiz sarı yorganı kaldırmı omuz. HEA-1 Her kö ede, yuva yapma a hazırlanan çift ku lar gibi, yan yana; omuz omuza oturan gençler. HEA-2 Karagümrüklü i çi stanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının omuz omuza, yüz yüze geldi i bir gündü. HEA-2 Eti kanlı; vakayii en tabiî bir eymi gibi anlatıyor, en tahammülsüz felâketleri sabır ve metîn genç omuzlarında ta ıyorlardı. HEA-3 Bakıyorum, Fevzi Pa anın omuzları dua eder gibi bütün bütün e ilmi. 178
211 HEA-3 Adaleli omuzları üstünde kocaman â ık ba ının ate li ve rüyalı siyah gözleri varmı. HEA-4 Hasan, Huriye'nin ellerini itti, Hanife'nin omuzuna kolunu attı, merdivenden a a ı götürdü. HEA-5 Zaten bugünlerde stanbul un bütün havasında artan tazyik ve tecessüsü âdeta omuzlarımda hissedecek bir hâl buluyordum. HEA-5 Enli omuzları üzerinde koyu, büyük, mavi gözleri, uzun sarı ın siması, hassas ve biraz müstehzi ve mütebessim gözüyle Nâzım meydana çıktı. HEA-6 A açların üstünde yahut dibinde elleri sazlı, omuzları renk renk kanatlı, yüzleri en açık esmerden en u çikolata renkli melekler arkı söylerler. HEA-7 kide birde ba ı ve omuzları o kadar hareketsiz, sessiz görünen beyazlı kadına uzun uzun bakıyordu. HEA-8 Talip Bey'in enli omuzlu, iri vücutlu, parlak yüzü i1e bu küçük adam arasında ne kadar çok ayrılık vardı! HEA-9 Boy uzun, omuzlar geni, kalçalar bir erkek çocuk gibi dar, ten ipek gibi yumu ak ve beyaz, gözler iki büyük mavi mine çiçe i gibi... HEA-9 O, kovulmu bir köpek gibi omuzları dü ük, ba ı önde, gözü hüzün içinde yavas yava hasırdakilere iltihak etti. PSE 187 Hem onu bulduktansora sevineräk omuzları üstünä kor, Hem evä gelin, dostlarını hem kom ularını yanına çaarın. UK 96 Araslanın omuzlarına, ama halis insanın sırtına UK 146 koyun yaanılarını, kemikleri omuz a ırı köpeklere aterlar UK 149 da sultan aleer onu omuzlarınnan, getirer o perdeciin ardına UK 169 uzun saçları omuzlarında, kıvırcık kalpaklar ba larında, bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 233 ba ında saçlar kısa, bıyıklar uzun, yanak omuzları kızıl, gözleri gülümsek TDS 487 Ho geldi gayı ancıgını omzundan asıp caya girdi TDS 487 Dayav yigindiñ ineliniñ omzunda ofitser pogonı bardı 3. Anlam Olayları Bakımından *omuz Eski Türkçeden günümüze bütün O uz grubu Türk lehçelerinde *omuz sözü omuz, boynun iki yanında, kolların gövdeye ba landı ı bölüm anlamında kullanılmı tır. Teni ev, tarihsel Türk lehçelerinde u anlamları tespit etmi tir (1997: 240): omuz. Ça. Orta-Kıp. O z. Karaim Karaçay-Malkar Özb.; sırtın üst kısmı. TTü. Gag.; hayvan gö sünün altı. Çuv.; elbise kolları. Özb. Kumuk. Bu anlamlar arasında elbise kolları anlamı metonimik yolla kazanılmı metaforik bir anlamdır. Günümüz Türkiye Türkçesinde omuz öpü - e it derecede olmak, omuz ver- omuzu ile dayanmak; destek olmak, omuz omuza birlikte olma gibi metaforik deyimler de kullanılmaktadır. 179
212 4. Meronim Olarak *omuz Anatomik anlamında *omuz sözü, *bo vücut teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Ayrıca *omuz sözcü ü *kol sözcü ü ile alan : mekân meronimik ili kisini göstermektedir. Günümüz Türkiye Türkçesi omuz ba ı kol ile omzun birle ti i yer (TS: 1684), omuz eklemi kol kemi inin ba ını kürek kemi inin yuva çukuruyla birle tiren eklem (TS: 1685) ifadeleri de *omuz sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo : *omuz *bo : *omuz *omuz : *kol 180
213 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KÜREK kürek kemi i Lat. scapula, ng. shoulder-blade. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KÜREK kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *yagrın sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *yagrın Proto-Tü. *yagrın (Teni ev 1997: 242); Proto-Ogur *yagrın; Proto-Oguz *yagrın; Man.Tü.ç. yaranın ba ının onun kürekleri ve ba (M III 8, 3-10); slami ç.: xi. yy. Krh. yarın kürek kemi i, çi in kemi i (DLT III: 21), yarın bul ansa: e:l bul anu:r kürek kemi ini düzensiz ise ülke de düzensizdir (DLT III 21); Harezm ç. xiv. yy. kürgek (KE II: 412), ya rın (NF III: 465); MKıp. xiv. yy. ya ra:n (K 95); Do u Tü.: xv. yy. ya rın (Sngl 333r. 27); Batı Tü. xv. yy. ya rın sırt, arka, iki kürek kemi i arası, kürek kemi i, omuz (DK II 316); xiii. xix. yy. ya rın/ya ırnı sırt, sırtın yukarı kürek kısmı (TTS VI 4204), alu, alı kürek kemi i (YTS: 201); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. begi kürek (*Hekimhan -Ml.) (DS II: 597), belçe kürek (Kerkük Türkleri -Ant.) (DS II: 607), fileke kürek kemi i (Yendi in *Ilgın -Kn.) (DS V: 1864), gulunç kürek kemiklerinin arası (-Gaz.) (DS VI: 2193), katır kemi i kürek kemi i (-Bt.) (DS VIII: 2683), kolun küre i kürek kemi i ( ıhlar *Kızılcahamam -Ank.) (DS VIII: 2912); Gag. kürek 1. Kazma aleti olan kürek 2. Kayık küre i 3. (anat.) Kürek (GS 302); Trkm. ya: ırnı 1. Enseden omurganın yan tarafı ile birle en yerine kadar olan aralık, 2. Bir eyin arka tarafı (TDS 835), pilçe, kebze (RLT: 102), kürek 1. Bu day toplamakta kullanılan kürek 2. Bir çe it kepçe 3. Kürek kemi i (TDS 404); Güney-Do u: Özb. ya rin (EDT 970a), 181
214 ya rin, SUyg. yarın; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. yavrun, yuvrun, yawrın, Ba k. yaurın, Kaz. jawrın (EDT 970a), jaurın, jauırın, Kırg jorun, Nogay yavrın, Karakalpak jaurın; Kuzey-do u (Sibirya): Altay darın, Tuva çarın (EDT 970a), çarın, or çarın, Hakas çarın, Yakut sarın; Çuva : çuram, çoram (Teni ev 1997: 242) 1. *yagrın Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre, *yagrın sözcü ünün temel anlamı e er, e er çantası olup daha sonra Orta Türkçe döneminde omuz anlamına gelmeye ba lamı tır. Bu dönü üm ilk bakı tan sıra dı ı gelmektedir ancak Clauson, e erin veya semerin, hayvanın kürek kemi ine yakın durması sebebiyle *yagrın sözcü ünün kürek anlamı kazandı ını öne sürmektedir (EDT 905a). Teni ev, *yagrın sözcü üne, Proto-Altay *da rem: Proto-Türkçe *yagrın sırtın kürek kısmı ve Proto-Mançu-Tunguz *darma hayvanın sırtı, bel sözcüklerini yakın bulmaktadır (1997: 242). 2. *yagrın Kullanım Alanı DLT III 21 yarın bulgansa el bulganur kürek kemi i karı ırsa vilayet karı ır TTS VI 4204 E er bu fazla ziyadece olsa ya rını sovuk ola ve ü üye TTS VI 4204 Geh yüre in a rıtır, geh ba rını Geh beli, geh gö sü vü geh ya rını TTS VI 4204 Geçti belden çıktı bu gez ya rına Omza ur her ne gelürse u runa TTS VI 4204 E er ya ile iki ya rın arasına dürtüp ovsalar korkuyu gidere TTS VI 4204 Ya ırnında kalkan elinde sünü Ata bindi hiç çalmadı üzenü TTS VI 4204 unun gibi uludur kim bir kula ından iki ya rını ortasındakin... AD L III 129 Gülle ar AD L III: 129 güllä ar asından, küräkläri arasından däyib keçmi di TDS 835 Onu baldırları ovlak me i i yalı, ya ırnısı yapı yalı, her edninde bir adam oturan yalı, ye sesi bolsa gurt sokusı yalıdı. 182
215 3. Anlam Olayları Bakımından *yagrın Tarihsel Türk Lehçelerinde *yagrın kelimesinin kürek kemi i, e er, semer anlamlarında kullanıldı ını görüyoruz. Clauson, *yagrın sözcü ünün temel anlamının e er, e er çantası oldu u daha sonra Orta Türkçe döneminde omuz anlamına gelmeye ba ladı ı görü ündedir. Ancak Teni ev, *yagrın sözünün temel anlamının sırtın kürek kısmı (1997: 242) oldu u görü ündedir. Bu durumda e er, e er çantası anlamı metaforik olmaktadır. Tarihsel ve modern Türk dili alanında jawrın, çarın, ya rin, ya: ırnı, yavrun, yuvrun, yawrın, yaurın, yavrın, jaurın, jaurın, jauırın; jorun, darın, ya rin; yarın, çarın, çarın, çarın, sarın, çuram, çoram ekillerinde görülen bu sözün kürek kemi i kısmı, sırt, sırtın yukarı kürek kısmı, arka, iki kürek kemi i arası, omuz anlamları temel anlamı olmalıdır. Bu sözün bir eyin arka tarafı anlamı ise metaforik anlamdır. Bu söz hayvan için kullanıldı ında ise anlam metonimik olur. 4. Meronim Olarak *yagrın Anatomik anlamında *yagrın sözü, *arka ve *sırt sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. *yagrın sözcü ü *bo sözcü ünün alan : mekân ilgisi gösteren meronimidir. Aynı zamanda *yagrın sözcü ü *sıyn, *sıynak, *gebde sözlerinin de alan : mekân ilgisi gösteren meronimi olur. ALAN :MEKÂN *bo : *yagrın *sıyn, *sıynak, *gebde : *yagrın *arka, *sırt : *yagrın 183
216 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KOL kol Lat. brachium, ng. upper arm. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KOL kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *kol ve *kar sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *kol Proto-Tü. *kol (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *kol; Proto-Oguz *kol; Bud.Tü.ç. kolın sala kollarını sallayarak (U II 24), ol (EUTS: 83), ol (EUTS: 180); slami ç.: xi. yy. Krh. kol kol (DLT III: 134), ko:l (DLT III 134); Harezm ç. xiv. yy. ol (KE II: 367), ol (NF III: 253); EKıp. ar (KTS: 11), ol kol (KTS: 152); MKıp. xiv. yy. kol (K 73); Do u Tü.: xv. yy. kol (Sngl 289v. 10); Batı Tü. xv. yy. kol (CH I: 170), ol (DK II: 188); xiii. xix. yy. kol 1. Taraf, yan, cihet 2. El (TTS IV 2609); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kol 1. nsan vücudunda omuz ba ından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm 2. Giyside vücudun bu bölümünü saran parça 3. Makinelerde tutup çevirmeye, çekmeye yarayan a aç veya metal parça 4. (anat.) Koyun, dana, kuzu vb.de ön aya ın üst bölümü 5. A açlarda gövdeden ayrılan kalın dal 6. Bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü 7. Koltuk, divan vb.nin yan tarafında bulunan dayanmaya yarayan parça 8. Bir eyin ayrıldı ı bölümlerden her biri, dal (I), kısım, ube, bran 9. (tarih) Karakol 10. takımı, ekip, grup 11. (askerlik) Kanat 12. Dizi, düzen 13. (denizcilik) Bir halat olu turan bükülmü lif demetlerinden her biri (TS 1341), kamat kol Kamadından tutup vurdu yere (Aliköy *Çaycuma -Zn.) (DS VIII: 2613); Gag. kol 1. Kol 2. Nehrin kolu 3. tfaiye aracının hortumu 4. A acın dalı (GS 275); Azb. ol (ATS: 184
217 534), gol 1. nsan bedeninin, omuz ba ından parmakların ıcına kadar olan uzuvlardan her biri 2. Atın ön ayaklarından h r biri 3. Elbisesin kola dü en ve kolu örten kısmı 4. A aç buda ı 5. Esas bir eyd n, ana h ttan ayrılan kısım, bölüm, hat 6. Taraf, semt, cadde 7. mza 8. B zı al tl rd v cihazlarda h r k ti nizama salan v ba ka görevleri gör n kola benzeyen kısım (AD L I 539); Trkm. gol 1. Bedenin e inden (omuzdan) elin parmaklarına kadar olan kısım, 2. mza, 3. Dal (TDS 177), go:l çölde geni çukur yer, düzlük (TDS 177), çigin, egin (RLT: 157); Güney- Do u: YUyg. kol, Özb. kul, SUyg. kul, kol; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kol, Kumuk kol, Karaçay-Malkar kol, Tat. kol, kul, kol, Ba k. kul, Kaz. kol, Kırg kol, Nogay kol, Karakalpak kol; Kuzey-do u (Sibirya): Altay kol, Tuva hol, kol, or kol, Hakas hol, Yakut hol, Tofa kol; Çuva : hul (Teni ev 1997: 244) 1. *kol Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre *kol sözcü ü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde kol anlamında kar ımıza çıkmaktadır (EDT 614b, 615a). Teni ev, Türk lehçelerinde sıkça rastlanan *kol-ba omuz tamlamasına dikkati çekmi tir: Çuv. hulpuççu, Tat. kulba, Ba kurt kulba omuz. Ayrıca *kol sözcü ü Proto-Mançu-Tunguz *hul-kse elbise kolu : Evenk üks, Mançu ulhi gibi Altay dillerinden örnekleri ile yakınlık göstermektedir (1997: 245). Menges, çalı masında kılavuz sözünün etimolojisine yer vermektedir. Ona göre Bizans kaynaklarında geçen batı Kıpçak sahasından / (kolovros/kuluvros) olarak geçene Türkçe kılavuz, önder anlamında gelen söz, *kol kökünden kol > kol-a- >kola-vuz ekiyle meydana getirilmektedir. (Menges 1951: 90, 96). 185
218 Doerfer, *kol sözünün Halaç Türkçesinde kul eklinde tespit etmi tir ve gerçek eklin ko:l da olabilece ini belirtmi tir (Doerfer 1970: 26). 2. *kol Kullanım Alanı KB 69 yazı ta KB 764 o ıdı kör ay toldı KB 4896 e itti ilig a gar TTS IV 2609 Andan kol kaldırıp iki cânipten çalınan çeng-i harbîleri dindirip... TTS IV 2609 Bir kimseye sordum: Bu kimdir dedim. Yahya-yeyi Bermeki budur dedi. Gerü dua ettim kolun örtüm, döndü gitti TTS IV 2610 Gulâm beni bir a aca berkitti, kolu kurusun kolundan birkaç zahim yidim, öldü deyü beni bırakmı, kanım çok akmı, dü mü üm TS 1341 Kara ya ız o lan yalandan gözlerinin ya ını pembe mintanının kollarına siliyordu TS 1341 Lakin böyle kardan yolların örtüldü ü bu gecede, koldan korku yoktu. Rahatça e lenebilirlerdi. TS 1341 Öteki koldaki iki hamlacıdan birisi acınacak bir zayıflıktaydı TS 1341 Beni kollarının arasına alıyor, saçlarımı ok uyor TS 1341 Hem de kolu kanadı tamamıyla kırılmı, bir daha hemcinslerimize dil uzatamayacak bir hâlde... TS 1341 Sade çocu una de il, e ine de kol kanat gerer, ona da analık eder SFA-1 Hususî otomobilin sahibinin koluna girerek önü glayyöllü, ortancalı yerden yapma irin bir binaya do ru yürüdü. SFA-1 Kolunda kuvvet kaldıkça elini neye sürse güzel eyledi durdu. SFA-2 Bembeyaz kolları adeleli idi. Uzun, ince parmaklı ellerini kazmanın sapına dayayıp durdu. HEA-1 Kol kola, kalça kalçaya bir Rüfâî ayini içindeymi gibi, sa a sola, öne arka ya bir sallantı ba ladı. HEA-1 Boynu çenenin altına kadar kapalı, kolları omuzlara kadar açık, yukarısı bele kadar vücudu sıkıyor, üstüne kırmızı bir kuma yapı tırılmı büst gibi gösteriyor. HEA-2 -Bir ey yok hem erim. Uzaktan atılan bir kur un kaza ile koluma dokundu. Ben çadırıma gidiyorum. Bana sargılarla doktoru gönderin. HEA-3 Her ikiz kuzuyu sıcak kolları arasında kendi yavrusu gibi nasıl sevmi, hepsini biliyorum. HEA-4 Mürsel, kollarında odun parçaları ve dallarla girip çıkıyor, ate i canlandırıyor ve kara duman durmadan soluk beyazlı a akıyordu. HEA-4 Macit kollarını Hanife'ye sardı, karde inin ba ını kale kadar kuvvetli omuzuna dayadı. HEA-6 Sarıklı, sakallı bir hoca, cübbesini sırtına toplamı, kollarını sıvamı, bir kolunu uyuz bir e e in boynuna atmı kula ına bir eyler söylüyor gibi. 186
219 HEA-6 Sarı ın bir sporcu. Kafa küçük, alın geriye kaçık, adaleleri mübalâ alı bir ekilde ceketinin kolları ardında oynuyor, omuzun bir hafif kalkık. Futbol ampiyonu tipi. HEA-7 Kollarının altından yakalayarak fundalara do ru kaldırdım. HEA-7 Benim elimde olmadan kolum, bu küçük, duygulu vücuda sarılarak yatı tırmak için saçlarını ok amaya ba ladı. HEA-8 Yemekten sonra, birdenbire çar aflı olarak, yanıma geldi, gülerek kolumdan çekti. Hisar'a gidiyor ve beni de hazırlanmaya itiyordu. Kalktım, hazırlandım. HEA-9 Bo azını yırtan hıçkırıklarla pa anın ayaklarına yı ıldı, zayıf kolları, bo ulan bir adamın can kurtaran simidine sarılı ı gibi pa anın dizlerine sarıldı UK 50 kollarnı, ayaklarnı saurtmaa UK 132 lazım orayı çetin bir kol UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumu ak belini kavi erkek kollarınna da, sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyi li sansı pek çoktan UK 156 Keykaus kolverdi biräz onun güüdeeciini UK 201 kolları kaviydi UK 213 dilber çeker onu aardına kolundan UK 220 kollarından da sürüdülär ba ka içerä AD L I 539 Telli sol bileyini közlerinin üstüne goymu, bütün golu açıgda galmı dı. AD L I 539 zzät Ähmädin golundan yapı ıb gätirib oturdu palaz üstä ki, o lan rahatlansın. AD L I 539 Demiryol stansiyasından mä dänä bir gol ayrılır. AD L I 539 Sa goldan isä öz vurulmu tanklarının ardınca galhan bu piyada Muhtarov Dada ın gäfil vä särrast atä i altına dü tü 3. Anlam Olayları Bakımından *kol Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *kol sözcü ü genel olarak insan vücudunda omuz ba ından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm veya üst kol anlamlarında kar ımıza çıkmaktadır. Türkiye Türkçesinde giyside vücudun bu bölümünü saran parça anlamı bir metafordur. Benzer ekilde bir cihazın kolu, koltu un kolu, a acın dalı gibi anlamlar benzetme yoluyla metafor örnekleridir. Birçok tarihsel ve modern Türk lehçelerinde var olan ordu birli i anlamı ise dikkat çekicidir. Temel anlamın organ adı oldu u dü ünüldü ünde bu da benzetmeye dayalı bir metafor olarak dikkati çeker. 245): Teni ev, *kol sözcü ünün anlam olayların u ekilde tasnif etmektedir (1997: 187
220 1) Kol, omuzdan dirse e olan kısım. EUyg. Krh-Uyg. Orta-Uyg. Güneybatı SUyg. Yak. Çuv. 2) Kol. Krh-Uyg. Orta-Uyg. Ça. Harezm Orta-Kıp.; Kuzey-batı (Malkar hariç); Kır. Altay; Güney-do u: Uyg.; Kuzey-do u: Tuv. Tofa Hakas. or. 3) El, aya. Kaz. Karakalpak Kır. Güney-Do u: Özb. Kıp. Uyg. 4) El. Karaçay-Malkar. 5) Omuz. Çuv. 6) Koltuk altı. Güney-do u. 7) Hayvanın ön baca ı. Orta-Uyg. Ça. TTü. Azb. Trkm. Karaim. Tat. Ba kurt Nogay Kaz. Kır. Altay; Uyg. Özb. Hakas. Tuv. Yak. 8) Elbise kolu. Krh-Uyg. TTü. Azb. Hal. Modern Türkiye Türkçesinde rastlanan kol gezmek güvenlik amacıyla dola mak; (kötü durum veya davranı lar için) çokça olmak, (birine) kol kanat olmak yardım etmek, korumak, himaye etmek, kol uzatmak yayılmak, ula mak, kol vermek destek olmak, kol ve paçaları sıvamak bir i yapmayı güçlü bir biçimde, isteki hazırlamak, kolları açmak içtenlikle kar ılamak veya kucaklamaya hazırlanmak, sevgisini ve dostlu unu göstermek; korumak, yardım etmek, kolları arasına almak kucaklamak koluna girmek kolunu birinin koltu u altından geçirmek, koluna kuvvet i yapan bir kimseye, isteklendirmek, co turmak için söylenir ve Gagauz Türkçesinden kolvermek salıvermek kullanımları dikkat çeken metaforik deyimlerdir. 4. Meronim Olarak *kol Anatomik anlamında *kol sözü, *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olur. Di er yandan insan vücudunda omuz ba ından 188
221 parmak uçlarına kadar uzanan bölüm anlamı dü ünüldü ünde *omuz, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak sözleri, *kol sözcünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimleri olur. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde : *kol *kol : *omuz, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak *kol : *omuz, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak *kar Proto-Tü. *kar (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *kar; Proto-Oguz *kar; Bud.Tü.ç. kar (TT I, VIII: hkar); slami ç.: xi. yy. Krh. karı (DLT, KB); EKıp. karı (CCum); Do u Tü.: xv. yy. karı, karu (Sngl); Batı Tü. xiii. xix. yy. karu bazu, kol (TTS IV 2323: XIV yy.); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. karuca; Azb. gari, garsı, garı (AD L); Trkm. garı 1. Koyun, keçi ve benzeri hayvanların dizi ile toyna ının arasındaki kısım, incik, 2. Yarım kulaca denk gelen ölçü birimi (TDS 152); Güney-Do u: YUyg. jaya elik, Özb. kari, karı, kara san, SUyg. kar; Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar karı, Tat. kare, kara, Ba k. kar, Kaz. kar, karı, Kırg karjilik, karı, Nogay karı, Karakalpak kar, karı; Kuzey-do u (Sibirya): Altay karı, Tuva kırı, or karı, Yakut harı, harı, harın, hara, Tofa kırı; Çuva : hur, hura (Teni ev 1997: 246) 1. *kar Etimolojik De erlendirmesi Clauson, karı sözünün *kar- fiilinden geldi ini dü ünmektedir (EDT 644b-645a). Dolayısıyla bu fiilin de bir tür ölçü ifade edebilmesi fikri akla gelebilir. Clauson *kar 189
222 sözü ile *kar- fiilini ili kilendirmektedir. Türkmen Türkçesinin standart türündeki garı sözü, Türkmen a ızlarında karı eklinde de geçmektedir. Teni ev e göre, Türkmen Türkçesindeki *karı sözü, Mo olcadan alıntıdır. Yak. harı sözü, Evenk kari, kare, kar dirsek kemi i sözünde alıntıdır. Bu sözün Altay dillerindeki kar ılıklarını Teni ev u ekilde vermi tir: Proto-Altay *gar: Proto-Türk *Kar kol, dirsek ile omuz arasında olan kısım ; Mo. *gar kol, el ; Mançu gala < * ala el (1997: ). 2. *kar Kullanım Alanı TTS IV 2323 Zülfeyni ile karularım ba lamı am ben Ben ana feda bu ola karum niderem bene TTS IV 2323 Karusundan a ellerin ba ladılar TTS IV 2324 E ellerim karısından ba lattın mı? TTS IV 2324 Çoma ı omuzuna bıraktı, yayı karusuna geçirdi 3. Anlam Olayları Bakımından *kar Teni ev e göre *kar sözcü ü kolun üst kısmı, omuz ile dirsek arasında olan kısım, önkol, dirsek ile el arasında olan kısım, el, karı, uzunluk ölçü birimi gibi anlamlarda kullanılmaktadır; kolun omuz kısmı, omuz ile dirsek arasnda olan kısım, önkol anlamlar asıl sayılmakta; ölçü birimi olan *kar- köklü terimler ise önkol anlamından meydana gelmekte ve Orta Asya kültür varlı ı içinde geli mektedir. Teni ev, Çuva Türkçesindeki hura 2 metre uzunlukta bir uzunluk ölçüsü anlamı çok erken alıntı olarak görmektedir (1997: 246). Bu sözün ölçü birimi anlamı metonimik olur. Türkmen Türkçesinde bu sözün özellikle hayvanlar için kullanılmasına ra men Teni ev, tarihsel dönemlerdeki anlamları arasında bunu belirtmemi tir. Yine Teni ev e göre kol ve kolun üst kısmı gibi anlamlar Ça atay ve Eski Anadolu Türkçesi kaynaklarında belirgin bir ekilde geçmektedir. Ayrıca 190
223 *karı sözünün güç, kuvvet anlamında metaforik kullanımına da rastlanmaktadır: Ça. karı güç, kuvvet, Trkm. garı a dayanmak kendi gücüne dayanmak. 4. Meronim Olarak *kar Anatomik anlamında *kar sözü, *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde sözlerinin nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olur. Di er yandan kolun üst kısmı, omuz ile dirsek arasında olan kısım, önkol, dirsek ile el arasında olan kısım veya üst kol (EUyg. Yak. Altay Özb. Osm. TTü. Azb. Tat. Kır.) ve alt kol (Yak.) anlamları dü ünüldü ünde *kar sözü *kol sözünün alan : mekân ili kisi gösteren bir meronimi olur. Ancak tarihsel kaynaklarda yer yer el anlamı da görülmektedir. Bu anlamda ise *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak sözleri de *kar sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimleri olur. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde : *kar *kar : *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak *kol : *kar *kar : *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak 191
224 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde D RSEK dirsek Lat. articulatio cubitus ng. elbow. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan D RSEK kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *tirs( )ek ve *çaykan sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *tirs( )ek Proto-Tü. *tirs( )ek (Teni ev 1997: 247); Proto-Ogur *tirs( )ek; Proto-Oguz *tirs( )ek; Bud.Tü.ç. tirsäk (U III); slami ç.: xi. yy. Krh. tirsgek dirsek (DLT III: 424); Harezm ç. xiv. yy. tirsek (KE II: 637), tirsek (NF III: 428); EKıp. ida dirsek kemi i (KTS: 337), ça ana (KTS: 45), çı ana (KTS: 49), çı ana (KTS: 50), dirsek (KTS: 62), arı dirsek kemi i; kol (KTS: 128); Batı Tü. xv. yy. dirsek (CH I: 176); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. dirsek 1. Kol ile ön kol arasındaki eklemin arka yanı 2. Giysi kolunda bu organa denk gelen bölüm 3. Boruların do rultusunu de i tirmekte kullanılan ba lantı parçası 4. (mimarlık) Bir dire i veya ba ka bir eyi sa lamla tırmak için yanına e ik olarak yerle tirilen a aç, makas (TS 599), ca, ca kemi i dirsek kemi i (Çepni *Gemerek -Sv.) (DS III: 845), çına, çınaçık dirsek (Karaöay a ireti, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS III: 1179), incik kemi i dirsek kemi i ( ıhlar *Kızılcahamam -Ank.) (DS VII: 2539), titak dirsek Titakımı kötü çarptım (* av at ve köyleri -Ar.) (DS X: 3941); Gag. dirsek 1. Dirsek 2. Nehrin dirse i, nehrin dönü ü 3. Uzunluk ölçüm birimi (GS 148); Azb. dirsek (ATS: 291), dirsäk 1. Kol il bil k arasında olan bükümün çıkık kısmı 2. ki v daha çok hiss d n ibar t olan bir eyin kö e eklinde birl n 192
225 çıkıntısı, uzun bir eyin il r k t kil etti i kö e eklinde bükük, bucak kö e 3. A a ı il n, yıkılan bir eyin altına vurulan paya, d st k, a aç v benzeri; dayanak (AD L II: 115); Trkm. tirsek (RLT: 102), bogun (RLT: 194), garı önkol (Sarıyev 2007: 9), tirsek 1. (anat.) Kolun omuz kemi i ile bilek kemi i ba layan yer 2. Boruları birbirine ba lamak için e ri boru parçası (TDS 650); Güney-Do u: Özb. tirsak, trsek, trsag, trsey, trsay; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk tırsek, Tat. tersek, tirsäk, Ba k. terhek, Kaz. tirsek, Kırg tirsek, Nogaytirsek, Karakalpak tirsek; Kuzeydo u (Sibirya): Hakas tirsek; Çuva : çavsa, çavsavay, çasa (Teni ev 1997: 247); 1. *tirs( )ek Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre, *tirs( )ek sözcü ünün açık bir etimolojisi yoktur, Türk lehçelerinde dirsek anlamında kullanılmakta. ancak bazı kuzeydo u ve kuzey lehçelerinde diz anlamına, bazılarında da arpacık, göz kapa ında çıkan sivilce anlamına da gelmektedir. (EDT 553b). Teni ev, *tirs( )ek sözcü ünün Proto-Türkçe *tirs( )äk hayvan dirse i ; Proto-Mançu-Tunguz *tigza-ki kol kasları, baldır kasları gibi Altay dillerinden kar ılıklarını tespit etmi tir (1997: ). Doerfer, *tirs( )ek sözünün Halaç Türkçesinde tirsäk eklinde tespit etmi fakat do ru eklin ti:rsäk da olabilece ini belirtmi tir (Doerfer 1970: 26). 2. *tirs( )ek Kullanım Alanı TS 599 Dirse i yırtık neftî bir örme ceket giymi. TS 599 Bu iki boruyu bir dirsekle birbirine ba lamalı TS 599 Elini oturdu u koltu un dirsek yerine vurunca ben kalktım TS 599 Bugünlerde size dirsek çevirmi ler, sebebini biliyor musunuz? TS 599 Dirsek çürütüp emek verdi i kitapları, can vermeden can bulunamayaca ını ona hiç söylememi ti TS 599 Bu meslekte senelerce dirsek çürüttü üne göre kendisini gayet iyi anlayabilirdi 193
226 SFA-1 Daha dün dudaklarını, tüylü kollarını; a zının, kirli dirse ini; eftali, ka ar peyniri, ekmek, kavun kokan avucunu, memeni, gözünü öpmü tüm. imdi kaçıyorsun benden, so uyayım istiyorsun; so uyup da gebereyim. SFA-2 Hayretle ona bakıyordum. Dirseklerini bacaklarına dayamı, elleri ille yüzünü kapamı tı. HEA-1 Omuzları havada, dirsekleri kabarmı, gözleri dalgın; zili çalınan kapıyı açma a gitti. HEA-1 Her defasında dirsekleri havada, arkasında kadından bir sürü uydu, a a ı, yukarı gezindi ini gördü üm vakit bir milyoner hacıa a karısı oldu unu sezmi tim. HEA-4 Huriye'nin dirse i ikinci defa bö rüne batınca dalgınlı ı ve sersemli i geçer gibi oldu. HEA-4 Oturdu, fakat di lerini kıstı, dirse ini a zına dayadı. AD L II 115 Diyar ki i dirseyi ile avradına to AD L II 115 Bä zän Dil ad hanım üzügoylu uzanıb, dirseklerini yerä goyarag çayı nälbäki ile içer vä ayaglarını pat-pat yerä döyerdi AD L IV: 430 anım masanın üstündän kitabı götürdü, dirseyine dayag veräräk älini çänäsinä söjkädi TDS 650 ki eñi tirsegine çenli çermelen Hazik tiz-tizden edim urup, kıssanmaç gelyerdi TDS 650 Yanıca tirsegini yassıksız ere goyup gı aran. TNAS 97 Çaya tirsek, helaya - hürsek. 3. Anlam Olayları Bakımından *tirs( )ek Tarihsel ve modern Türk dili alanında tirsäk, tirsgek, dirsek, tirsek, dirsäk ekillerinde görülen bu sözün dirsek, dirsek kemi i anlamları temel anlamı olmalıdır. Bu sözün giysi kolunda dirse e denk gelen bölüm, boruların do rultusunu de i tirmekte kullanılan ba lantı parçası, bir dire i veya ba ka bir eyi sa lamla tırmak için yanına e ik olarak yerle tirilen a aç, nehrin dirse i gibi anlamlar ise benzetme yoluyla metafor olu turmaktadır. Teni ev, *tirs( )ek sözcü ünün Türk lehçelerinde u anlamlarını tespit etmi tir (1997: 248): 1) Dirsek. EUyg. Ça. Özb. TTü. Gag. Azb. Trkm. Salar Tat. Ba kurt Nogay Kumuk Karakalpak Halaç. 2) dirsek, borunun dirse i. Özb. TTü. Gag. Azb. Trkm. Tat. 3) elbise kolu dirse i. Çuv. 194
227 4) kol kemi i (DLT). 5) ölçü birimi olarak dirsek. Gag. Trkm. Çuv. 6) hayvanın arka baca ın dizisi. Hakas.; Tat. hayvanın arka baca ı dizi ; Salar diz. 7) topuk kiri i. Kır. 8) i aret parma ın birinci ve ikinci eklemi arasındaki uzunluk Hakas. Bunlardan Teni ev e göre, ölçü birimi olarak dirsek anlamı bazı Türk lehçelerinde dirsek anlamdan türemi tir. Genel olarak dirsek > dirsek ölçü birimi gibi geli meler Türk lehçelerinde yaygın de ildir. Teni ev, TTü. Gag. Tat. ve Çuv. Türkçelerine bu kullanımın Hint-Avrupa dillerinin etkisiyle girmi olabilece ini de belirtmektedir. Kırgız Türkçesindeki topuk kiri i anlamı büyük ihtimalle hayvanın arka baca ın dizisi anlamından türemi tir. Bu ekilde anlam aktarımının sebebi hareket etme görevini ta ıyan topuk ve diz kiri lerinin benzerli i de olabilir. Teni ev, Türk lehçelerinde bu sözün anlamlarının güney ve batı lehçelerine göre iki gruba ayrıldı ını belirtir: *çaykanak dirsek terimi olmayan Türk lehçelerinde *tir( )ek terimi dirsek anlamında kullanılmaktadır. Ancak Nogay ve Karakalpak Türk lehçelerinde terimlerinin ikisi de aynı derecede kullanılmaktadır (1997: 248). Bu sözün tarihsel ve modern lehçelerdeki anlamları içerisinde boru vb. nesnelerin dirse i, dayanak, nehrin dönü yeri anlamları metaforiktir. Elbise kolu dirse i, ölçü birimi (Çuv.) anlamları ise metonimiktir. 195
228 4. Meronim Olarak *tirs( )ek Anatomik anlamında *tirs( )ek sözü, *kol ve *kar sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. levinde de önemli rol oynamasından dolayı *tirs( )ek sözü, *kol ve *kar sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Aynı zamanda *tirs( )ek sözü, *bogum, *si ök, *kemük sözlerinin nesne : madde ili kisi içerisindeki holonimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN NESNE :MADDE *kol, *kar: *tirs( )ek *kol, *kar: *tirs( )ek *tirs( )ek : *bogum, *si ök, *kemük *çaykan Proto-Tü. *çaykan (Teni ev 1997: 249); Proto-Ogur *çaykan; Proto-Oguz *çaykan; EKıp. çı anak dirsek, dirsek eklemi (CCum); Do u Tü.: xv. yy. çaganak dirsek, önkol (Sngl); Güney-Do u: YUyg. jeynek dirsek, jeynekmek küçük zayıf (insan), çikenek dirsek, Özb. çekenek; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. tsıganak, çıganak, Kaz. ıganak körfez, Kırg çıkanak dirsek, ölçü birimi olarak dirsek, Nogay ıganak dirsek, nehir dönü yeri, Karakalpak ıganak dirsek ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay ça anak dirsek, Tuva dirsek, burun (co.), da çıkıntısı, or aganak, Hakas çıganah dirsek, Tofa hsehenek dirsek (Teni ev 1997: 249); 1. *çaykan Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, *çaykan sözcü ünü Proto-Altay *ça(y)k-a-: Proto-Türkçe *çaykan- diz ; Proto-Mançu-Tunguz *çaha- kol gibi ekillere dayandırmaktadır (1997: ). 196
229 2. Anlam Olayları Bakımından *çaykan Tarihsel ve modern Türk dili alanında çı anak, çaganak, ıganak, çıkanak, çekenek, jeynek, çikenek, çıganah, aganak, enek, hsehenek ekillerinde görülen bu sözün dirsek, dirsek eklemi, önkol anlamları temel anlamı olmalıdır. Bu sözün körfez, da çıkıntısı, co rafî anlamda burun gibi anlamları ise benzetme yoluyla metafor olu turmaktadır. Teni ev, *çaykan sözcü ünün co rafî da ılımından *çaykan teriminin önkol anlamını sadece Ça atay Türkçesinde tespit etmi tir. Buna ba lı olan ölçü birimi olarak önkol Çuva ve Orta Asya (Ça. Uyg. Kaz. Kır.) anlamının Türk lehçelerinde var oldu unu belirtmektedir (1997: 249). Bu sözün önkol anlamı itibarıyla *kar sözü ile dirsek anlamı itibarıyla *tirs( )ek sözü ile yer yer e anlamlı kullanımı oldu u görülmektedir. *çaykan sözünün ölçü birimi anlamında kullanımı metonimik bir kullanımdır. 3. Meronim Olarak *çaykan Anatomik anlamında *çaykan sözü, *kol ve *kar sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. levinde de önemli rol oynamasından dolayı *çaykan sözü, *kol ve *kar sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Aynı zamanda *çaykan sözü, *bogum, *si ök, *kemük sözlerinin nesne : madde ili kisi içerisindeki holonimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN NESNE :MADDE *kol, *kar: *çaykan *kol, *kar: *çaykan *çaykan : *bogum, *si ök, *kemük 197
230 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BiLEK bilek Lat. carpus, ng. wrist. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan B LEK kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bilek sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bilek Proto-Tü. *bilek (Teni ev 1997: 250); Proto-Ogur *bilek; Proto-Oguz *bilek; Bud.Tü.ç. bilekindin kesilip bile inden kesilip (U IV 38, 135), bil gü (EUTS: 42); slami ç.: xi. yy. Krh. bilek bilek (DLT I 385); EKıp. bilek (KTS: 31), bölek (KTS: 36); MKıp. xiv. yy. bile:k (K 35); Do u Tü.: xv. yy. bilek (Sngl. 149v. 3); Batı Tü. xv. yy. bilek (CH I: 188), bilek (DK II: 49); xiii. xix. yy. bilekçe bilek, hayvanın topu u ile tırna ı arasındaki yer (TTS I 553); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. bilek 1. Elle kolun, ayakla baca ın birle ti i bölüm 2. (mec.) Güç, kuvvet (TS 292), bıkanak, bıkınak, bukanak ayak, bilek, diz eklemei (*E me köyleri -U.) (DS II: 663), bu un bilek (Karaçay-Malkar -To.) (DS II: 781), sıkmık bilek (-Isp.) (DS X: 3607), sincik ayak bile i (Bostanlar *Bahçe -Ada.) (DS X: 3638), sinir diz kapakla ayak bile i arası (Arslanköy *Mersin - ç.) (DS X: 3641); Gag. bilek bilek (GS 83); Azb. bilek (ATS: 130), bilek Kolun dirs kten l kadar olan kısmı (AD L I: 269); Trkm. go ar (RLT: 82), bilek elin dirsek ile ba landı ı yer (TDS: 95); Güney-Do u: YUyg. bil k, Özb. bil k; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. bilek, bil k, Kumuk bilek, Karaçay-Malkar bilek, Tat. bel k, Ba k. bel k, Kaz. bilek, Kırg bilek, Nogay bilek, Karakalpak bilek; Kuzey-do u (Sibirya): Altay belek, pelek, pilek, 198
231 Tuva bilek, or piläk, Hakas pilek, piläk, Yakut b l nçik, Tofa bilek (Teni ev 1997: 250); 1. *bilek Etimolojik De erlendirmesi Clasuon a göre, *bilek sözü küçük fonetik de i ikliklerle günümüzde ça da Türk lehçelerinde varlı ını sürdürmektedir (EDT 338b-339a). Teni ev, *bilek sözünü Proto-Altay *bile- sözünden getirerek Proto-Türkçe *bilek bilek, önkol ; Proto-Mançu-Tunguz *bilen bilek, Mo. *bülike kiri, Halha bulh kiri gibi ekillerle kar ıla tırmaktadır (1997: 250). Doerfer, *bilek sözünün Halaç Türkçesinde Farsçadan alıntı olan moç eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 26). 2. *bilek Kullanım Alanı TTS I 553 F TS 292 Kadın, a ır takılarla yüklü sol bile ini ye il abajurun altına do ru uzatmı TS 292 Onları merakla seyreden bir kalabalık önünde bilek güre i yapıyorlardı Kalın, tüylü bilekleri, geni gö sü, delikleri kapanıp açılan üstü kara, kara benekli bir burnu, deriyi yırtmı da fırlamı gibi saçları, kısa kısa bir yürümesi, kalın kalın bir gülmesi... Ben anlamıyordum. Fakat o hem kadının akaklarını, bileklerini, anlayan ve ciddî bir tavırla o uyor; hem ba ını sallayarak arkı söyler gibi ince sesiyle mırıldanıyordu. Dayanıklılı ım bitmi ti, birkaç ay içinde, yüzyılların delilik üzüntülerini bana ya atan bu kadının bileklerini iddetle yakaladım. Evde imdi ba tanba a lâmbalar yanıyor, sa a sola se irte n ayak sesleri var. Rabia nın bileklerini kolonya ile ovan Osman ın kulakları dı arısını dinliyor. Araba sesi bekliyor. Fakat zaman artık durmu, fırtına azıyor... AD L I 269 Bunu deyerek, mayor Ulduzun nazik u ag bileklerine ba AD L I: 269 [Garaca gız] häyätä çatdıgda gördü ki, A ca hanımın biläyinden gan a ır AD L I: 539 [Telli] sol bileyini gözlerinin üstünä goymu, bütün golu açıgda galmı dı TDS 95 onu bileginden çermelgi gucurlı golları ma ını ören çalt i ledyerdi TDS 95 Bilegimde yalpıldayan bilezik. TDS 95 Patı a deryanıñ gırsaına bir gazık kakıp, oña bir uzın yüp dakıp, bir ujunı bilegine ba lap, dere suva dü üpdir. TDS 95 Bilegi yogın birini yıkar, bilimi bolan-moñoni 199
232 TNAS 80 Bilegi güyçli birin(i) yıkar, bilimi güyçli mü ün(i) yıkar. TNAS 379 Yurdı bölek diyme, dilegi birdir, Barmagı bölek diyme, bilegi birdir. 3. Anlam Olayları Bakımından *bilek Tarihsel ve modern Türk dili alanında bilek, bil gü, bile:k, bölek, bilekçe, pelek, pilek, piläk ekillerinde görülen bu sözün bilek, ayak bile i, hayvanın topu u ile tırna ı arasındaki yer, anlamları temel anlamı olmalıdır. (1997: 250): Teni ev, Türk lehçelerinde *bilek sözünün u anlamlarını tespit etmi tir 1) Bilek. EUyg. Krh-Uyg. Hrzm. Orta-Kıp. Osm. TTü. Gag. Azb. Trkm. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Özb. Uyg. Yak. Tuv. or Altay 2) Önkol. Krh-Uyg. Ça. Harezm Orta-Kıp. Trkm. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Ba kurt Nogay Kaz. Karakalpak Kır. Özb. Uyg. Tofa Hakas. or. Altay. 3) Güç. Ça. Harezm Tat. Ba kurt 4) Hayvan baca ın alt kısmı. Ça. Kır. 5) El. Orta-Kıp. Uyg. Bu sözün güç anlamında kullanılması metaforik bir kullanımdır. Sözün hayvan bile i anlamı metonimiktir. Tarihsel lehçelerde bu sözün daha çok *kol sözü ile ili kilendirildi i görülür. Ancak sözün ayak kavramı ile ili kilendirilmesi durumu da vardır. 4. Meronim Olarak *bilek Anatomik anlamında *bilek sözü, *kol ve *kar sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Ayrıca *bilek sözcü ü ayak bile i anlamı itibarıyla *baltır sözcü ü ile hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi 200
233 sergileyen meronimidir. Ayrıca yapısal açıdan baktı ımızda *bilek sözünün nesne : madde ili kisini kuran meronimlerinden *bo um, *si ök, *kemük, *si ir gibi terimleri alabiliriz. Di er yandan Türkiye Türkçesinde ayak bile i ve el bile i kavramları *bilek sözünün hiponimleri olur. Bu durumda ayrıca alt anlamlılık (hiponimi) açısından *bilek sözü üst terim (hiperonim veya superordinate) olur. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN NESNE :MADDE *kol, *kar : *bilek *bilek : *baltır *kol, *kar : *bilek *bilek : *baltır *bilek : *bo um, *si ök, *kemük, *si ir 201
234 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EL el Lat. manus ng. hand. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan EL kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *älg sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *älg Proto-Tü. *älg (Teni ev 1997: 251); Proto-Ogur *älg; Proto-Oguz *älg; KökTü. viii. yy. älig (KT, Ton); slami ç.: xi. yy. Krh. älig (DLT), eli el (DLT I: 72), el, älig (KB); Harezm ç. xiv. yy. el, el(i)g (KE II: ), el(i)g (NF III: 119); EKıp. il (KTS: 109), el (CCum); Batı Tü. xiv. yy. el (EM: 128), xv. yy. el (M : 12), el (CH I: 170), xiii. xix. yy. el el (TTS III 1418); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. el 1. Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan, tutmaya ve i yapmaya yarayan bölümü 2. Sahiplik, mülkiyet Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım. 3. Kez, defa 4. skambil oyunlarında oynama sırası 5. skambil oyunlarında her bir tur 6. Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü (TS ), yuvacak el (-Ba.) (DS XI: 4322), paylık el (-Ba.) (DS IX: 3415); Gag. el el (GS 175); Azb. äl 1. Kolun bil kten tırnaklara kad r olan hiss si 2. B zı hayvanların ön ayaklarının h r biri 3. D f, k r 4. tirak, lave 5. Elindä, älimdä ve s. - mülkiyet, ihtiyar, iktidar, idar, asılılık m nasında 6. Elle görülen i te marifet, beceri m nasında 7. Nöb t, sıra 8. T r f, yan linden eklinde i l n rek s b bildirir 10. Çıkma durum ekiyle: ld n (zarf) -1) tez, hızlı, gözl m d n, kaçarak 2) ma azadan de il, ld satandan 11. Bulunda nurum eki ile: ld - 1) Mevcut, gerçek olan 2) (mec.) fikirde, n z rd, hatırd 12. Alet adlarında, bu aletin küçük, elle ya da ilde i lendi ini gösterir; 202
235 örne in: el arabası, el feneri, el tabancası 13. Eld büyütülmü, l ö r tilmi, m nasında hayvan, ku adlarının g tirilir; örne in.: l kuzusu, el köpe i, el güvercini (AD L II ); Trkm. pence (RLT: 90), el Adamın iki bile inden a a ı sallanıp duran organı, kol (TDS: 802); Güney-Do u: YUyg. *ilik, Özb. ilik; Kuzey-do u (Sibirya): Yakut lii, ilii; Çuva : al, ala (Teni ev 1997: 251); 1. *älg Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, *älg sözcü ünün Ortak Türk Dilinin erken dönemlerinde iki kola ayrıldıktan sonra, bir kolda sondaki iki ünsüz arasına ünlü eklenmi (*älg > älig > Çuv. alä sondaki -g dü mektedir) oldu unu dü ünmekte, di er kolda ise iki harf arasına ünlünün girdi ini fakat sondaki -g sesinin dü tü ünü dü ünmektedir. Yine ona göre, bazı Kuzey-do u lehçelerinde *älg terimi var olmamasına ra men bu terimden türemi sözcükler vardır: Tofa eldik eldiven, or ilgilik eldiven. Ayrıca Teni ev Altay dillerinden u paralelleri tespit etmi tir: Proto-Altay * algä: Proto- Türkçe *älg el, ng. hand ; Proto-Mançu-Tunguz * l(g)a el (1997: ). O uz grubu Türk lehçelerinde bu söz Türkiye Türkçesinde el, Azerbaycan Türkçesinde äl, Türkmen Türkçesinde el/gol, Gagauz Türkçesinde yel eklinde bir /y/ türemesiyle kar ımıza çıkmaktadır. Gagauz Türkçesi sözlü ünde (GS) sözün ikinci anlamı olarak belirtilen yabancı anlamı aslında halk anlamındaki il sözüyle ilgili olmalıdır. Doerfer, *älg sözünün Halaç Türkçesinde äl eklinde tespit etmi tir. Doerfer göre, bu eklin kurallara göre O uz Türkçesinde äli, sonra i iyelik eki sanılarak yanlı ayırmayla äl olmu tur. Do u (Ça atay) Türkçesinde gerçek ekil älik tir, bunun yanında äl herhalde O uz Türkçesinden ödünçlemedir (Doerfer 1970: 25). 203
236 2. *älg Kullanım Alanı DLT I 72 on elig sa el EM 128 ve eli üstine oyıca azacu issi olur M 18 yüzin ve elin ve aya ın ovuk uyıla yuyalar M 23 eger burunı ço anasa yüzin ve elin aya ın atı ovu uyıla yuyalar ve k f rıla gül uyın yıyladalar ve alnına t ze ıy r abın ve n l fer yapra ın ve arpuz uralar TTS III 1418 El alup her biri bir mür id-i feyya-âverden mescide do ru ayaklandı güruh-ı sersam. TTS III 1418 Mür idin elini tutup ona teslim olmak. TTS III 1420 E er sen beni kaldırırsan el arkası yerde sana ölünce kul olurum. TTS III 1420 Olar kim benlik adını okurlar El arkasın önünde yere korlar TTS II 1420 Dâman-ı lütfuna elim irmek gerek senin Geldim kapuna el benim ey ah etek seni TS 687 El var, titrer durur, el var yumuk yumuk / El var pençe olmu, el var yumruk TS 687 Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi? TS 687 Nereye el atsak, altından kirli i ler çıkıyor. TS 687 Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor TS 687 Üvey babasının teklifleri, tenhalarda urasına burasına el atması TS 687 Sorumluları tespit edildi, i ten el çektirildi. TS 687 Yollar ıssızdı, el ayak çekilmi ti, sokaklarda yolu a ırdım SFA-1 Saçlarının alnındaki bitim yerlerine insan elini sürse, her zaman, so ukça bir ter bulaca ını sanırdı. SFA-2 Ellerimi nereye sürsem elimde deri parçası mı, ya parçası mı, kir parçası, mı, ne bileyim bir eyler kaldı. SFA-2 Elimin tersiyle yüzümü gözümü,sildim. O elini apı arasına sokmu. kıvrım kıvrım kıvranırdı. Bir garip dille de haykırırdı. HEA-1 Kavga, gürültü, sövme, sayma, el ya da dil dala ı.. yok gibidir. HEA-1 Kadınları, yüksek terziler elinden çıkmı ık elbiseli, azametli, soka a yukardan bakan bayanlardır. HEA-2 nsan romanına koydu u insan timsallerinin elinde esir oldu unu benim kadar siz de bilisiniz. HEA-2 Biz onların yüzünü, ruhunu, hayatını biraz seçilir çizgilerle hazırlar hazırlamaz insanın elinden çıkıyorlar, istediklerini söylüyorlar ve yapıyorlar. HEA-3 Anladım ki air, benim gibi, anlattı ı konuları elinden, kalbinden çıkarıyor. HEA-3 Karnım aç; elim aya ım donmu gibi! HEA-5 Cemal Bey genç kızın biraz büyücek, kalınca parmaklı, beyaz ellerini elime verirken ruhumda bir yemin o genç kızın, yalnız o genç kızın olaca ımı tekrar etti. HEA-5 Yalnız, evlendi imiz ak am ben Neriman ın bütün sanat ve iirle yapılan esvabının onu ne kadar cazip yaptı ını söylerken o beni elimden tuttu. HEA-6 De irmen ta ının üstünde el ele tutunmu çepçevre erkekler, ayakta duruyorlar. HEA-7 Fransız kadınlarını taklit edece im, diye sahte gülü ler, garip el o u turmalar, ba sallamalar, sıçrayarak, hoplayarak yürümeler yapmasın. 204
237 HEA-7 Dünkü mavi yeldirmeli, elinde ufak bir sepet, sepetin üstüne Raik iki kolu ile asılmı, yüzü güleç, fakat çekici bir yalvarı la mavi yeldirmeliye yürüyor. HEA-8 Me rutiyet ilân edilince ana topra ımdan gizli bir el geldi, kalbimi kavradı. HEA-8 Hikmet, çıplak, pembe ayaklarını ellerinin içine almı, ciddî ciddî ve birer birer parmaklarını çekiyor. HEA-9 Sokakta, aya ı takunyalı, ba ı yazma örtülü, eli bakraçlı kadınlar çe meye gider gelirler. HEA-9 Terliklerini eline aldı, yava yava merdivenleri indi. GS 175 Tez yelden i tez ol r GS 175 Yel yeli yıkar PSE 3 Hastalara ellerini koycaklar. PSE 5 Bakınız ellerimä hem ayaklarıma, ki Bän kendimim, Beni yoklayınız, hem görünüz zerä duhun eti hem kemikleri yoktur. Ve bunları söleyip, ellerini hem ayaklarını gösterdi. PSE 8 Ama O onlara dedi ki: her Onun ellerndä enser yaralarını görmezsem hem parmaamı enserlerin yaralarına koymasam, hem elimida onun ytinä sokmazsam aslı inanmayacam. PSE 8 Sora Fomaya dedi: parmaanı burayı getir hem ellerimi kak, hem elini getir da koy benim ellerimä. PSE 23 Onlardan kimisi Onu tutma isterlärdi, amma Ona hiç kimisi el koymadı. PSE 34 Ozaman padi ah izmetkarlarına dedi: bunun ellerini hem ayaklarını baalayıp di arakı karanla atınız. PSE 56 O adama dedi: elini uzat. PSE 58 Ona gelip, yalvavarark, hem dizçökerek ona dedi ki her istärsen beni paklamaa, kadir-san. isus da aciyip elini uzattı, ona dokundu. PSE 62 isus ta elinden tutup, onu kaldırdı; hem o kalktı. PSE 62 nsan Oolu adamların eline verelecek hem Onu öldüreceklär, hem öldürdütänsora, üçüncü günde dirilecek. PSE 66 Ve çıktı ölü ayakları hem elleri sargılarlan balı olarak, hem yüzü basmaylan (makramaylan) sarılmı dı. PSE 89 Simon Petri Ona dedi: ey Saabi, deil sade ayaklarımı, amma ellerimi hem ba ımı da (yıka). PSE 90 O da, cevap verip, dedi: elini sahana Benimlen barabar kaldıran o Beni eläverecek. PSE 92 Hem tä suslan barabar bulunanlardan biri elini uzadıp, kalıçını hem urup arhiyerin izmekärına, onun kulaanı kesti. PSE Hem isus yüsek seslän baarıp dedi: Ey Buba, canımı Senin ellerinä verierum, hem bunu söyleyip, canverdi. PSE 173 Bir adam erusalimden erihona inärdi hem hırsızların elinä dü tü. UK 32 pek Yolu da buluner Karaganlıın yelindä UK 42 ani onun Küleni bekim dü tüydü o maskaranın yelinä UK 54 salt yellär sansın oyneerlar, ba lar, gözler, gülümseyräk UK 62 onun yelindä hepsi UK 67 O uz devletindä kendi yelinä UK 95 al yelini, kirli hayvan! UK 101 yellerinde tutu turerlar UK 105 dü mü ler Oguzların yelinä UK 108 sen kaldırdın yelini kendi senselenä 205
238 UK 121 aler yelindän o altın kruçeyi UK 123 yelinä alıp kuvedi UK 124 suratı, yelleri yanık UK 125 ama insanı girgin, yelleri dä zengin UK 138 Vasil aldı onun yelinä UK 140 yakla ıp çözdü onun ayaklarnı, yellerni UK 142 bir hamut buçaa yelindä UK 148 keaykaus suvazleer onu ba ını, öper annısını, aler yellerini da oturder onu UK 167 da ozaman tutup kestiler sol yelimden parmaklarmı UK 168 be para vermi yeline UK 173 dü er pa anın yeline UK 176 Fedi çıker ev arından kürek yelinde UK 177 giyimni Gagouzça eskiycesine, sopa yelinde UK 186 i lär bizim yelimizdä olacek UK 198 Todicik, yelleri ba lı ardında, a zı da tıkalı bir almaylan. UK 211 sıcak yelceezi sıkı tuttu onun yelini UK 212 o eti tirecek alsın yelindne pi tofu UK 216 onun ayaklarna, yellerne UK 219 da uzattı yeline Dilberä UK 221 buçaklar oynadı yellerinde, nicä ate dilleri UK 226 kız tuttu yelcezinnen onun aazını UK 238 yapıp yelinnän yardımcılarna UK 250 o dü mesin çetecilerin yelinä UK 253 bir kamçıylan yelindä ayrdı onu bir tarafa UK 267 lafı onnarın kırık-buruktu, yellirinnän parmaklarınnan, ba ınnan - anna ardılar. UK 268 tuter onun yelini GTA 185 [αjαk α ï nα jellε ı nε en sε kαktï α ] GTA 187 [so: ε i: dε jεl p mεc p t εnıjε jetı ε lım pαs cεllεjε dα enε b α ïm] GTA 192 [b α tï mαmï tïm jellε mı jε] GTA 233 [ ε bε. ïm mαm m α nï nes tε kï t a: zïn jelın dε b m b nılε:] GTA 243 [i: dε jellε: jellε:] GTA 250 [ stε ï: vα:dï jelın dε] AD L II 251 nsan i lerinin çohunu elleri ile görür. Tek elden ses çıhmaz. AD L II 251 Bu äsnada yahında dörd-be äl iddätli tapança atılır AD L II 251 Bilirsänmi, yolda Tärlan, burada sinfi dü mänlärin äli var AD L II 251 Nä män, nä ä ä ä ä ä ä ä ä AD L II 252 Kömek etmäk imkanı äldä ikän bu väzifädän boyun gaçırmag.. insanlıg sifätini itirmäk demäkdir AD L I: 189 zabit adam ivini älinä alıb, gızın cılpag baldırına döyür AD L IV: 430 anım masanın üstündän kitabı götürdü, dirseyine dayag veräräk älini çänäsinä söjkädi AD L IV 430 Bir äli ilä anasının dö ündän möhkäm yapı mı körpä o biri äli ilä anasının üzünü, çenesini älläyirdi. 206
239 TDS 802 Her kim eli gaplı go haltasını yanında durdı TDS 802 Eñe soydun del-de, el suydun verip, Biz onı ezdurdik kökenek gerip TDS 802 u günden eylek iliñ gızıl-tıllası meydanda ça ıp yatsa hem, oña jen elimi uzatman TNAS 19 Agıran yere el yeter, agırdan söze - dil. TNAS 21 Agzı köp a a yak ı (yakın), eli köp i e. TNAS 21 Agzı me li a a yakın, eli me li i e. TNAS 24 Akma ın dilinde, akıllını elinde. TNAS 29 Alagan elim - beregen. TNAS 72 Bayları sahılıgı elinde, mollanı sahılıgı dilinde. TNAS 72 Baylık el kiridir, yuwulsa gider. TNAS 82 Bir eli balda, bir eli yagda. TNAS 85 Birini gapısını el açar, birin k n - yel. TNAS 88 Bizi elimiz mäl, Babadayhanı eli. TNAS 96 Çapak iki elden çıkar. TNAS 98 Çeperi eli halkı, ahırı - dili. TNAS 111 Dälä yel ber, iki eline pil ber. TNAS 112 Dilden gelen elden gelse, bar gelday soltan yok. TNAS 115 Di i agırsa dili i çek, gözü agırsa eli i çek. TNAS 121 Döwlen el, dogrı bitmez. TNAS 132 Egri keser el kesmez. TNAS 132 Egri kesewi el yakar. TNAS 134 El agza yakın. TNAS 134 El bilen eden i i aybı yok. TNAS 134 El elden üstündür. TNAS 135 El hasası kümü den, agzı dolı yumu dan. TNAS 135 Eli bilen beren, ayagı bilen yortar. TNAS 135 Eli i de, kö li oyna da. TNAS 135 Elimin eti - gözümi köki. TNAS 135 Eli i lese, ahzı (di i ) di lär. TNAS 135 Eli yag bolsa, ba ına çal. TNAS 135 Eli uzını dil uzın. TNAS 136 El mizan, göz terezi. TNAS 176 Gotur elden yokar, bela - dilden. TNAS 183 Gözü agırsa - eli i çek, i i agırsa - damagı ı. TNAS 215 le bela elden geler, ba a bela - dilden. TNAS 243 Körün gözi - iki eli. TNAS 254 Molla berse, dili i çek, ussa berse - eli i. TNAS 363 Ya lıkda eli i lär, garramı da - dili. 3. *älg ve Türevleri 3.1 *älg den Fiiller ällä- 207
240 AD L IV 430 Bir äli ilä anasının dö ündän möhkäm yapı mı körpä o biri äli ilä anasının üzünü, çenesini älläyirdi. 4. Anlam Olayları Bakımından *älg Tarihsel ve modern Türk dili alanında älig, elig, el, eli, ilik, lii, ilii, al, ala ekillerinde görülen bu sözün organ adı olarak el temel anlamı olmalıdır. Bu sözün bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü, kez, defa, iskambil oyunlarında her bir tur anlamları ise metaforik anlamlardır. Bu söz hayvanların ön ayakları gibi bir anlamda hayvan için kullanıldı ında ise anlam metonimik olur. Teni ev, Türk Dili kaynaklarında *älg sözcü ünün u kullanımlarını tespit etmi tir (1997: 251): 1) El, aya, ng. hand. ETü. Orh. EUyg. Orta-Uyg. O z. SUyg. kol. 2) Aya. Orta-Uyg. Ça. Harezm Orta-Kıp. Osm. Trkm. Uyg. aya. 3) Kol. Yak. Çuv. 4) Hayvan pençesi. Azb. maymun eli, Çuv. hayvanın ön baca ı Türkiye Türkçesine *älg sözcü ü ile ilgili çok sayıda türevin kullanıldı ını görüyoruz: el açmak dilenmek, el altında kolayca alınabilecek yerde, el altından gizlice, el atmak birisinin içine karı mak, müdahale etmek; bir i e giri mek, te ebbüs etmek, el ba lamak saygı için ellerini göbe inin üstünde kavu turup durmak; namaza durmak, elveri li uygun, kullanı lı, el koymak almak, sahiplenmek. Gagauz Türkçesinde de yel yele beraber i yapmak, yel uzatmak yardımda bulunmak, yeldiven eldiven, yele tir- ölüyü anmak için verilen yemek dikkat çekici mataforik deyimlerdir. 208
241 5. Meronim Olarak *älg Anatomik anlamında *älg sözü, *kol ve *kar sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Ayrıca *a u-t/ç ve *a:ya sözleri *älg sözünün özellikle alan : mekân ili kisi gösteren meronimleridir. Di er yandan *är ek, *par ak sözleri *älg sözcü ünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *kol, *kar : *älg *älg : *är ek, *par ak *kol, *kar : *älg *älg : *a:ya, *a u-t/ç 209
242 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYA aya Lat. palma, ng. palm. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan AYA kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *a:ya ve *a u-t/ç sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *a:ya Proto-Tü. *a:ya (Teni ev 1997: 252); Proto-Ogur *a:ya; Proto-Oguz *a:ya; Bud.Tü.ç. iki ayalarını kav urup iki ayayı birle ip (U II 46, 70), adut avuç, avuç dolusu (EUTS: 6), aya (EUTS: 26); slami ç.: xi. yy. Krh. aya (DLT, KB), adut, avut, aya avuç, avuç içi, aya (DLT I:50, I:83, IV:53), ayada tutarsen ayada tutarsın (DLT I 85); Harezm ç. xiv. yy. awuç (NF III: 28), aya (KE II: 60); MKıp. xiv. yy. aya aya (K 27); Do u Tü.: xv. yy. aya aya (Sngl. 56r.26); Batı Tü. xiii. xix. yy. aya 1. Avuç 2. Terazi kefesi (TTS I 289), aya (YTS: 17); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. aya 1. Elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü, avuç içi 2. Ayak tabanı 3. (bitki bilimi) Yaprakların düz ve parlak bölümü (TS 167), aye aya, el ayası, avuç içi (-Mn.; -Hat.; Talas, Erikilet -Ky.) (DS I:413), çenge avuç, el (*I dır -Kr.; *Ahlat -Bt.; Kerkük) (DS III: 1137), daraklık elin ve aya ın ayası (-Gaz.) (DS IV: 1366), elmayası elin iç kısmının parmaklara yakın yeri (Görece - z.) (DS V: 1725), kol ayaz el ayası, avuç içi (Karaçay-Malkar, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS VIII: 2908), oyuç avuç (Koyundere *Ahıska -Kr.) (DS IX: 3303), pataz, panaz, patas avuç (*Ermenek -Kn.; *Alanya -Ant.; Ferizler *Anamur - ç.) (DS IX: 3409); Azb. aya 1. Parmaklar dahil olmadan elin içi, açık yeri 2. Yapra ın yüzü. (AD L I 67); Trkm. aya (RLT: 100), aya elin iç yüzü, 210
243 yumruk açıldı ında elin iç yüzündeki düz yer (TDS 61); Güney-Do u: SUyg. haya(n); Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk aya, Karaçay-Malkar ayaz, Ba k. aya, Kaz. aya, Nogay aya; Kuzey-do u (Sibirya): Hakas aya (Teni ev 1997: 252); 1. *a:ya Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre ça da Türk lehçelerinin ço unda *aya kelimesi kullanılmaktadır. Clauson bazı lehçelerde Mo olcadan alıntı alakan, bazı lehçelerde ise Arapçadan alıntı kaff kullanımının görüldü ünü belirtmektedir (EDT 267). Teni ev, bu sözün Proto-Altay *p ali a: Proto-Türkçe *aya (< *ali a) aya ; Mo. *falika aya ; Proto-Mançu-Tunguz *fali a aya sözcükleri *a:ya sözcü ü ile yakınlık sergiledi ini belirtmektedir (1997: 252). 2. *a:ya Kullanım Alanı U II 46, 70 iki ayalarını kav urup iki ayayı birle ip TTS I 289 E er lâ-ilâhe ill Allah demek terazunun bir ayasına urulsa ve yedi gök ve yedi yer içindeki ile bir ayasına konsa lâ-ilâhe ill Allah a ır gele TTS I 289 Olmadı anların namazları Kâ be yöresinde, illâ sıklık ve aya avazı AD L I 67 yarpagları dar haçvarıdır, aya vä gın hissäsindä tüklärlä örtülüdür TDS 61 Eñe i igde saklandı da, eliniñ ayasını gözüne penalap, içerik garadı TDS 61 unuñ yalı grim bolsa, men elimiñ, ayasında saklardım TDS 61 Eliñ ayası yalı meydan 3. Anlam Olayları Bakımından *a:ya Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *a:ya sözcü ünün aya, ayak tabanı, avuç içi, avuç temel anatomik anlamları kar ımıza çıkmaktadır. Türkmen ve Azerbaycan Türkçelerinde görülen yaprakların düz ve parlak bölümü anlamı benzetme temeline dayanan bir metaforik anlamdır. *a:ya sözünün daha sonra terazi kefesi anlamında kullanımı da benzetmeye dayalı oldu undan metaforiktir. (1997: 252): Teni ev, Türk lehçelerinde *a:ya sözcü ünün u anlamları tespit etmi tir 211
244 1) Aya. Ba kurt dı ında tüm kaynaklarda görüyoruz. Kaz. ayanın çukuru. alakanın ayasıy çok küçük yer ; alakanın ayasında sanki ayada. 2) Uzunluk ölçüsü; dört parmak kadar geni lik ölçüsü. Ba kurt keçi tüyü için tarak. Bu sözün Türk dili alanında yer yer *älg ve *a u-t/ç sözleri ile e anlamlı kullanıldı ı da görülmektedir. 4. Meronim Olarak *a:ya Anatomik anlamında *a:ya sözü, *älg sözünün özellikle alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. *teri sözü de *a:ya sözünün nesne : madde ili kisi sergileyen meronimidir. ALAN :MEKÂN NESNE :MADDE *älg : *a:ya *a:ya : *teri *a u-t/ç Proto-Tü. *a u-t/ç (Teni ev 1997: 252); Proto-Ogur *a u-t/ç; Proto-Oguz *a ut/ç; slami ç.: xi. yy. Krh. adut, avut (DLT), avut-ça, avuç-ça (KB); EKıp. ouç (CCum); Do u Tü.: xv. yy. avuç (Sngl); Batı Tü. xiii. xix. yy. avuç avuç (TTS I 286); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. avuç 1. Elin iç tarafı, apaz, hapaz 2. Elin yarı yumulmu durumu (TS 165); Gag. auç 1. Avuç 2. Hacim ölçüsü olarak avuç (GS 60); Azb. ovuç 1. lin parmaklar v ayadan ibar t kısmı, lin içi 2. Avucun tutaca ı kadar, avuca yerl n miktar (AD L III 434); Trkm. ovuç (TDS 479); Güney-Do u: YUyg. oç, Özb. hovuç; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. avuç, uvuç, uvuç, Kumuk uvuç, Karaçay-Malkar uuç, Tat. uç, Ba k. us, Kaz. uvıs, Kırg u:ç, 212
245 Nogay uvıs, Karakalpak uvıs; Kuzey-do u (Sibirya): Altay uu, Tuva adı, or o, Hakas o:s, Yakut ıtıs, Tofa adı ; Çuva : ıvas (Teni ev 1997: 252); 1. *a u-t/ç Etimolojik De erlendirmesi Clauson, /-u-/ sesinin etkisiyle /-d-/ sesinin /-y-/ yerine /-v-, -w-/ sesine dönü tü üne dikkat etmi tir (EDT 44b). Teni ev, *a u-t/ç sözünü u Altay dillerindeki paralellerle kar ıla tırmaktadır: Proto-Altay *p at z: Proto-Türkçe *ad u-ç (> *ay uç > *avuç y-dillerine, *aduç d-dillerinde) avuç ; Mo. *fadku avuç ; Proto- Mançu-Tunguz *fat a hayvan pençesinin ayası (1997: ). Bu sözün yer yer *aya, *ä:lg sözlerinin anlamında da kullanıldı ı görülür. Bu söz O uz Grubu Türk Lehçeleri içerisinde Türkiye Türkçesinde avuç, Azerbaycan Türkçesinde ovuç, Türkmen Turçesinde ovuç, Gagauz Türkçesinde ise auç ekillerinde kar ımıza çıkmaktadır. 2. *a u-t/ç Kullanım Alanı DLT I 50 bir ahut nen bir avuç nesne TTS I 286 Emeklerin diriga gitti yeli Yürü sen yel avuçla yele yele TTS I 286 El-bürke: de ermencinin aldı ı de irmen hakkına denir, avuç unu tâbir olunur. TS 165 Behire, avucuna topladı ı zeytin çekirdeklerini yukarı, havaya fırlatıyor. TS 165 Sen avucunu yalarsın! Beni daha fazla rahatsız etme, tamam mı? TS 165 Sizin analarınızın, babalarınızın hayat idealini avucumun içi gibi bilirim TS 165 ki gündür yemek yemedim ama daha avuç açmadım TS 165 Elinde böyle bir sanat varken herkes sana avuç açmaktan ba ka ne yapabilir? TS 165 Cebimdeki paranın yarısını ayırıp avuç avuç ceviz alıyorum, sevinçle dolduruyorum ceplerimi TS 165 Küvetteki suyu avuç avuç yüzüne çarptıktan sonra havluya el attı TS 165 Aynı yerde avuç dolusu para harcamı, kızları ampanyaya bo mu tum TS 165 Bu bir avuç insandan hemen hiçbiri, bugün tanıtma alanında çalı mamaktadır SFA-1 Bir avuç deniz suyu getirip a zına damlattım. SFA-2 Avuçlarını buz gibi su ile doldur! Çarp Bir daha! Bir daha! Tamam!.. HEA-1 çerdeki mü terilerden bir bölü ü pencerelerin önündeki küçük masalarda, bir bölü ü arkada ba tan ba a uzanan uzun. sedirde, fakat hepsinin ba ları avuçlarının içine dayanmı, dirsekleri önlerindeki küçük masalarda, gözleri denizde. 213
246 HEA-2 Ne zaman bu kadar mebzul akan genç kanı ve göz ya ına mukabil bir avuç topra ımız bize kalacak? HEA-2 Yerler buz, da lar renksiz, umumî bir sarı renk âhengi ötede berîde bir avuç su birikintisi etrâfındaki a açlıklar kırçıl, cılız! HEA-3 Saçı bitmedik yetimler, kimsesiz kadınlar, beli bükük ihtiyarlarıyle altımızda bir avuç toprak, ba ımızda bir dam bırakmak istemeyen herifler ve haydutlara kar ı bu temiz ve ehit milletten ne zaman rahmetini esirgemeyeceksin? HEA-3 Birdenbire buru uk yüzü üzerinde bir göz ya ı seli aktı, kurumu ellerini kaldırdı, içinde sevgili bir ey varmı gibi avuçlarını öptü HEA-3 Ben de yine halkla beraber avuçlarım acıyıncaya kadar iki eyi alkı ladım. HEA-4 Birdenbire Hasan'ın elini küçük avuçlarının içine aldı, sıkı tırdı HEA-4 Avuç kadar piçken, Kâmil ile sana attı ı köte i unuttun mu? HEA-5 Fakat ben hasta idim; bir paçavra gibi, bir avuç toprak gibi idim. HEA-5 Arada, mabedlerimin en sevgili kö elerinden kalan bir avuç kül önünde diz çöküp inliyorum. HEA-9 Sabit bey a abey, avuçlarına tükürdü, ellerini ovdu. HEA-9 Avuçları hep açık, gökten inecek inayeti kapmak için... HEA-9 Çar ıda, stanbul yârânı hiç yakamı bırakmaz. Bazıları çok sefil. Bir lokma ekme e el avuç açıyorlar. Hep cami avlularında. kahve peykelerinde pinekler, bitlenir, dururlar. GS 60 Açan aucumda tüü bitecek AD L III Män ihtiyarsız ovcumu açdım vä gu cu az da ad bir säslä uçub getdi. AD L III 434 Ovcumu soyug su ilä doldurub sinäsini vä dö lärini islatdım. AD L III 434 Gäräk här ämrimä ba äjsin cahan; Ovcumda top kimi oynasın dövran 3. Anlam Olayları Bakımından *a u-t/ç Clauson, *a u-t/ç sözcü ünün asıl anlamının miktar olarak avuç dolusu oldu u, ancak birçok lehçede avuç anlamının da bulundu u dü üncesindedir (EDT 44b). Teni ev, Türk Dili kaynaklarında *a u-t/ç teriminin avuç dolusu (tüm kaynaklarda vardır), aya (Ça. Gag. Azb. Salar Karaim Tat. Ba kurt Tuv. Tofa Yak. TTü.) anlamlarında kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: 252): Tarihsel ve modern Türk dili alanında adut, avut, avut-ça, avuç-ça, avuç, ouç, auç, uvuç, uuç, uvıs, u:ç, uu, hovuç, o:s, o, adı, adı, ıtıs, ıvas ekillerinde görülen bu sözün elin iç kısmı anlamı temel anlamı olmalıdır. Bu sözün avuç miktarı anlamı ise metaforik anlamdır. 214
247 4. Meronim Olarak *a u-t/ç Anatomik anlamında *a u-t/ç sözü, *älg sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Bunun yanında *a:ya avuç içi sözü, *a u-t/ç sözünün alan : mekân ili kisi gösteren meronimidir. Ayrıca *är ek ve *par ak sözleri *a u-t/ç sözcü ünün nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *älg : *a u-t/ç *a u-t/ç : *är ek, *par ak *älg : *a u-t/ç *a u-t/ç : *a:ya *a u-t/ç : *är ek, *par ak 215
248 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde PARMAK parmak Lat. digitus, ng. finger. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan PARMAK kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *är ek, ve *par ak sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *är ek Proto-Tü. *är ek (Teni ev 1997: 253); Proto-Ogur *är ek; Proto-Oguz *är ek; Bud.Tü.ç. atsız er ek yüzük parma ı yanar er ek orta parmak ulu er ek ba parmak (TT 37,12), ärngäk (EUTS: 75); slami ç.: xi. yy. Krh. ernek (DLT), ernek, ern ek parmak (DLT I: 104), çıçalak serçe parmak, sırça parmak (DLT I: 487), er äk (KB); Harezm ç. xiv. yy. ernek (KE II: 209); Do u Tü.: xv. yy. ernek (Sngl 37v. 5); Kuzey-do u (Sibirya): Altay rgek, rkek, Tuva rgek, or rgek, Hakas irgek, Yakut ıtıs, Tofa ergek; Çuva : ıvas (Teni ev 1997: ); 1. *är ek Etimolojik De erlendirmesi *är ek sözcü ü Clauson a göre, Eski Türk lehçelerinde er e:k olarak geçmektedir. Orta ça dan ba layarak (Ça atay, Osmanlı ve Kıpçak Türkçelerinde) parmak/barmak ekli kar ımıza çıkmakta ve günümüze kadar böyle devam etmektedir. Kuzeydo u Türk lehçelerinde (Hakas ve Tuva Türkçesi dahil olmak üzere) ergek ekli günümüze kadar gelmi tir (EDT 234). Teni ev, *är ek sözcü üne Altay dillerinden u paralelleri tespit etmi tir: Proto-Altay *p ärä a ~ *para a; Proto-Türkçe *är ek ba parmak ; Mo. *ferekei ba parmak ; Proto-Mançu-Tunguz *fere n ba parmak (1997: 254). 216
249 2. *är ek Kullanım Alanı DLT I 121 be ern ek tüz ermes be parmak düz olmaz DLT I 121 be ern ek tüz ermes be parmak düz olmaz 3. Anlam Olayları Bakımından *är ek Tarihsel ve modern Türk dili alanında er ek, ärngäk, ernek, er äk, ern ek, rgek, rkek, irgek ekillerinde görülen bu sözün parmak anlamında *par ak sözü ile e anlamlı denilebilecek bir durumda kullanıldı ını görüyoruz. Teni ev, Türk Dili kaynaklarında *är ek teriminin kar ıladı ı anlamları u ekilde sıralamı tır (1997: 254): 1) Ba parmak. Orta-Uyg. ba parmak ; Kuzey-do u ba parmak. 2) Küçük parmak. Tuv. 3) Parmak. EUyg. Krh-Uyg. Ça. Orta-Uyg. parmak. 4. Meronim Olarak *är ek Anatomik anlamında *är ek sözü, *älg ve *a u-t/ç sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Ayrıca *dırnak ve *bogum sözleri, *är ek sözcü ünün alan : mekân ve nesne : parça ili kilerini sergileyen meronimleridir. *är ek sözü, *älg ve *a u-t/ç sözlerinin grup : öge ilgisi sergileyen meronimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN GRUP :Ö E *älg, *a u-t/ç : *är ek *är ek : *dırnak, *bogum *är ek : *dırnak, *bogum *älg, *a u-t/ç : *är ek 217
250 *par ak Proto-Tü. *par ak (Teni ev 1997: 254); Proto-Ogur *par ak; Proto-Oguz *par ak; EKıp. barmak (CCum); Do u Tü.: xv. yy. barmak (Sngl); Batı Tü. xv. yy. barmak (M : 10), ba barmak ba parmak (M : 22), serçe barmak serçe parmak (M : 22), barmak (CH I: 151), ba barma ı (CH I: 226), ırça barma ı (CH I: 390), parma (DK II 248); xiii. xix. yy. barmak/barma parmak (TTS I 402), barma, barma parmak (YTS: 24), öksüz barma serçe parmakla orta parmak arasındaki parmak [yüzük parma ı] (YTS: 167); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. parmak 1. nsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü olu turan, bo umlu, oynak, uzunca organların her biri 2. Eni bu organ kadar olan 3. Koyu sıvılara daldırıp çıkarıldı ında bu organa bula an miktar kadar olan 4. Bir tekerle in merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri 5. (matematik) nç 6. (mec.) Bir i e karı mı olma ilgisi 7. Ar ının yirmi dörtte biri (TS 1769), bamak, b mrak, bannak, barba parmak (Hisarardı *Yalvaç -Isp.) (DS II: 512), gülmena i küçük parmak (-Ist.) (DS VI: 2220), gösterme parma ı i aret parma ı (-Ed.) (DS VI: 2164), ba ala parmak, ba ara parma, ba la parmak i aret parma ı (-To.; Humhal *Yusufeli -Ar.) (DS II: 552), ba arat parma ı ba parmak (* iran -Gm.) (DS II: 553), cıdıl, cıddik parmak elin en küçük parma ı (*Pasinler -Ezm.; -Ezc.) (DS III: 897), cırtlık parmak, cırt barma küçük parmak (*Ünye -Or.) (DS III: 940), çıta parmak küçük parmak (-El.) (DS III: 1192), çıtı parmak küçük, serçe parmak (Evre e *Gelibolu -Çkl.) (DS III: 1193), çıt parmak küçük parmak (-To.) (DS III: 1198), çiçe küçük parmak (*Bayramiç -Çkl.) (DS III: 1203), çite parmak küçük parmak (Harput -El.) (DS III: 1242), çit parmak küçük parmak (*Bünyan -Ky.) (DS III: 1247), gıcıl parmak serçe parmak (Cimin -Ezc.) (DS VI: 2027), gılıncık, 218
251 gılcık, gıli parmak, gılle parmak küçük parmak Gılıncık parma ım açıldı (*Ahlat - Bt.) (DS VI: 2042), gitçe küçük parmak (Rumeli göçmenleri, Kadıçiftli i -Ist.) (DS VI: 2085), ortadirek ortaparmak (Saimbey -Çr.) (DS IX: 3288); Gag. parmak 1. Parmak 2. Tekerlek parma ı 3. Teknik anlamlarda parmak (GS 362); Azb. barma (ATS: 93), barmag 1. nsanın v b zı hayvanların l v ayaklarının ucundaki ölçü 8. (konu ma dilinde) Sanatçının sas müzi i melodisine uygun olarak lav etti i ah nk // Telli müzik al tlerind (tar, kemençe, saz, v benzeri) icra edenin i l i i v yalnız ona has olan müzik ibar l ri 9. Yüzüm, nar, v benzeri a aç ve çalılıkların yahut çiç kl rin ba ka yere ekilmek üzere kesilen küçük dal parçaları (AD L I 198); Trkm. barmak (RLT: 149), barmak (anat.) Pençenin ya da daraklı ın ayrı ayrı bo umlı belekleri, el-ayak gutaryan ujı (TDS 73); Güney-Do u: YUyg. barmak, Özb. barmok, barmak, barmo ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. barmah, barmak, Kumuk barmak, Karaçay- Malkar barmak, Tat. barmak, barnak, marmak, barmak, Ba k. barmak, Kaz. barmak, Kırg barmak, Nogaybarmak, Karakalpak barmak; Çuva : pürne (Teni ev 1997: 254); 1. *par ak Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, bu terimin da ılım alanının Tatar, Salar ve Uygur Türkçeleri ile sınırlandı ını, daha do uda bu eklin Sarı Uygur dı ında hiçbir lehçede rastlanmadı ını belirterek, Proto- eklin *par/ ak olarak geçmesi gerekti ini, bunun sebebinin de Çuv. pürne, Tat. barnak, Anad. par ak gibi ekillerin asıl terimde *-rn- 219
252 veya *-r - seslerine i aret etti ini, bu ekillerin temel alındı ında, *par ak teriminin, Altay dillerindeki *bari- almak, tutmak fiilinden türetilmi olma ihtimalinin olmadı ını belirtmi tir (1997: 255). Bunun yanı sıra tarihsel Türk lehçelerinde er e:k terimi geçmektedir. Ancak Ça atay, Osmanlı ve Kıpçak Türkçelerinde ve günümüze do ru parmak/barmak ekli de görülür. Hakas ve Tuva Türkçesi dahil olmak üzere kuzeydo u Türk lehçelerinde ergek ekli günümüze kadar gelmi tir (EDT 234). Teni ev, *par ak sözcü ünün Altay dillerindeki paralellerini u ekilde tespit etmi tir: Proto-Altay *p ärä ä ~ *para a: Proto-Türkçe *är ek ba parmak ~ *par ak parmak ; Mo. *ferekei ba parmak ; Proto-Mançu-Tunguz *fere n ba parmak (1997: 255). Doerfer, *par ak sözünün Halaç Türkçesinde barmak eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 26). 2. *par ak Kullanım Alanı TTS I 402 Canı yok ki inin uykusu kanmaz Ki canlı barma ın uykuya banmaz TTS I 402 Bak ol barma ına ki bo un bo un Düzüptir kim ince kimi yo un TTS I 402 Dedi ey barma ı ûm sözleri ûm i vü fikri vü kendisi me um TTS I 402 Elüne ayine al yüzüne ba Geçi barma nice kalmı ayı TS 1769 Parmaklarımızla masanın tahtasında tempo tutuyoruz TS 1769 De ne i iki parmak kısaltmalı TS 1769 Haftasına kalmadı, o sert i kayboldu, semirmeye ba ladım. Doktorların parma ı a zında kaldı TS 1769 Sen eker ol ben kaymak / haydi yiyelim parmak parmak TS 1769 Ne istersin çocuk, çocuktan? dedi. Daha parmak kadar, kemikleri kırılacak, öyle ince. TS 1769 Liderin dehasına gerçekten inanmı olanlar parmakla sayılacak kadar azdı TS 1769 Bu polemik kampanyasında bazı gizli te ekküllerin parma ını aramak gerekti i fikrinde idi. SFA-1 nce, bo um bo um parmaklarındaki mahareti bile görece im geldi. 220
253 SFA-1 Sırtını elektrik dire ine, bir aya ını rıhtımın parmaklıklarının betonuna dayamı sigara içiyordu. SFA-1 Belki de bir parmak kadar çaça, yunus balı ını, belki de bir istavrit bir kaç balı ım yutuyordur. SFA-2 Ceketinin cebine, kalın, sarı, büyük, etlerine do ru kıvrılmı tırnaklı; küt parmaklı bir el vurdu. HEA-2 Ö leye kadar onun parmaklarının yüzümde ve ba ımda, dola tı ını tahayyül. ederek dalıyordum. HEA-3 Misafirlerin yüzünden kazandıkları paraları parmaklarıyle sayarak bana hesabını veriyor. HEA-3 Biz demir parmaklı ın öbür tarafından son defa trene bakarken kısa lâcivertli bir adamla gümü îli kadın lüks lambasının altından geçiyor, arabaya do ru geliyorlardı. HEA-4 Tahta parmaklı a dayanmı ; avluyu seyrediyor, fakat: ikide birde ses gelen kapıya dönüp bakıyordu. HEA-4 Demir parmaklar, Hanife'nin çenesinin altına dayanmı, kızın yüzünü kendine çevirmi ti. HEA-9 Cüceyi derhal dizinin üstüne çıkardı, yeni ba tan Rabia ya: " te senin altı 'parmak amcan." diye takdim etti. HEA-9 Arkasında parmak diki li uzun bir hırka, çenesini beyaz bir tülbentle ba lamı. PSE 8 Ama O onlara dedi ki: her Onun ellerndä enser yaralarını görmezsem hem parmaamı enserlerin yaralarına koymasam, hem elimida onun ytinä sokmazsam aslı inanmayacam. PSE 8 Sora Fomaya dedi: parmaanı burayı getir hem ellerimi kak, hem elini getir da koy benim ellerimä. PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip, parmaklarını onun kulaklarına koydu, hem tükürüp onun dilinä deydi.... Hem o saat onun kulakları açıldı, hem dilinin ba ı çözüldü, hem doru lafetti. UK 95 tarayarak seyrek sakalını kuru parmaklarınnan UK 143 kıstırdı Keykauzun parmaklarnı UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan, gözlerni-ka larnı güzerlär, saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna, parmaklarnı donaderlar, yüzük, küpe, blezik UK 145 sapleer parmaklarnı-tırnaklarnı UK 149 kız ürküp - çekiler, ama donakları hep baker, deneer kulaana, parmaklarına, bornusuna UK 167 da ozaman tutup kestiler sol elimden parmaklarmı UK 267 lafı onnarın kırık-buruktu, ellirinnän parmaklarınnan, ba ınnan - anna ardılar. GTA 238 [i: zmαn nes tε t d k α αn nε: α nα: ε nnα ïn αnα α ï st :m pα mαk αn nn ε] AD L I 198 ehadet barma ı. Barmaglarının ucunda. AD L I 198 barmaglarının ucunda AD L I 198 getdim girdim tar därnäyinä, tar çalma a da barmagım yatmadı AD L I 198 Mühtälif növlu çalgı alätlärindä birgä çalma a ba ladıgda, här çalgıçı öz musigi alätinin hüsusiyyätlärindän asılı olarag häm dä öz bacarıgını daha gabarıg 221
254 surätdä nümayi etdirmäk üçün çalınan musiginin äsas melodiyası ilä hämahäng olan yeni gu älär, halar barmaglar älavä ätmäyä çalı mı dır. AD L I 198 Beläçä Mahmud birçä barmag ka ız tapmag fikri ilä yan-yöräsinä bahabaha su ba ına çatdı AD L I 198 ähadät barma ı. Barmaglarının ucunda. AD L I: 198 barmaglarının ucunda AD L I: 198 getdim girdim tar därnäyinä, tar çalma a da barmagım yatmadı TDS 73 Eliniñ ba am barmagı bilän knopkanı bazdı TDS 73 On barmagı hun rli, köp zatları döredyer TDS 73 Ba am barmak ba getir TDS 73 Bilen bilenin i l r, bilmedik barmagın di ler TDS 73 Bal tutan barma ını ya lar TDS 73 Ol ma ınıñ ehli böleklerini b barma ı yalı bilyär TNAS 67 Ba a bela näden geler, iki barmak dilden geler (Ba a bela geler bolsa, iki barmak dilden geler). TNAS 78 Bä barmagı de mi? (Bä barmak de bolmaz). TNAS 80 Bilen bilenin i lär, bilmedik barmagın di lär. TNAS 145 Är ba ına bela gelse, iki barmak dilden geler. TNAS 233 Kanun kesen barmakdan gan çıkmaz. TNAS 379 Yurdı bölek diyme, dilegi birdir, Barmagı bölek diyme, bilegi birdir. TNAS 382 Yüzü e yaldır-yuldır, sırtı a barmak ildir. 3. Anlam Olayları Bakımından *par ak Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak barmak, barma, parma, barnak, marmak, barmak, barmok, barmak, barmo, pürne eklinde kullanımlarına rastlanan sözün parmak anlamı hâkimdir. Bunun yanında eni bu organ kadar olan, koyu sıvılara daldırıp çıkarıldı ında bu organa bula an miktar kadar olan, bir i e karı mı olma ilgisi Teni ev, Türk Dili kaynaklarda *par ak sözcü ünün için u anlamları tespit etmi tir (1997: ): 1) Ba parmak. Kaz. Kır. Uyg. 2) Parmak. Tüm tarihsel kaynaklar: O z. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Ba kurt Nogay Karakalpak Özb. Çuv. 222
255 Teni ev, *är ek teriminin anlamları için ba parmak (Orta-Uyg., Kuzeydo u Türk lehçeleri), küçük parmak (Tuv.), parmak (EUyg. Krh-Uyg. Ça. Orta-Uyg.) (1997: 254) anlamlarını vermi tir. Bu durumda *är ek ve*par ak terimleri e anlamlı gibi görünmekle birlikte aralarında bir anlam farkının oldu u da görülür. Bu iki sözün ba langıçta bir hiponim ili kisi sergilerken zamanla yakın anlamlı hale gelmi olması kuvvetle muhtemeldir. 4. Meronim Olarak *par ak Anatomik anlamında *par ak sözü, *älg ve *a u-t/ç sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Ayrıca *dırnak ve *bogum sözleri, *par ak sözcü ünün alan : mekân ve nesne : parça ili kilerini sergileyen meronimidir. *par ak sözü, *älg ve *a u-t/ç sözlerinin grup : öge ilgisi sergileyen meronimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN GRUP :Ö E *älg, *a u-t/ç : *par ak *par ak : *dırnak, *bogum *par ak : *dırnak, *bogum *älg, *a u-t/ç : *par ak 223
256 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TIRNAK tırnak Lat. unguis, ng. nail. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TIRNAK kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *dır ak ve *dırma-k sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *dır ak Proto-Tü. *dır ak (Teni ev 1997: 258); Proto-Ogur *dır ak; Proto-Oguz *dır ak; Bud.Tü.ç. kaltı tır ak üzeki toprak teg tırnak altındaki toprak gibi (TT VI 336-9), angrak (EUTS: 16), tırna, tıran a (EUTS: 237); slami ç.: xi. yy. Krh. tır ak (DLT, KB), tırn ak tırnak (DLT IV: 618), tır ak (DLT III 382); Harezm ç. xiv. yy. tırna (KE II: 631), tırna (NF III: 425); EKıp. dır a, dırna (KTS: 61), tırna (KTS: 274); MKıp. xiv. yy. dır a:k, tırnak (K 62); Do u Tü.: xv. yy. tırna, tırnak (Sngl. 193r. 25); Batı Tü. xiv. yy. dırna (EM: 124), ırna (EM: 188), xv. yy. dırnak (CH I: 283), ırna (DK II: 289); xiii. xix. yy. dırnak, tırnak (TTS I 202; II 894; III 191; IV 218), tırnak tırnak (TTS V 3802), dırna, dıyna, duyna, ıyna, uyna tırnak (YTS: 66); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. tırnak 1. nsanda ve birçok omurgalı hayvanda parmak uçlarının dı bölümünü örten boynuzsu tabaka 2. Kanca gibi araçların kıvrık yeri 3. (denizcilik) Gemi demirinin ucundaki yassı parça 4. Ciltçilikte tek yaprakları büküp cildi birle tirebilmek için bir yanında bırakılan erit durumundaki kenar 5. Heykel dökümünde, kalıp parçalarının birle tirilmesinde kolaylık sa lamak amacı ile yapılan di lerin her biri 6. (müzik) 224
257 Kanun çalmakta kullanılan mızrap 7. Tenekecilerin delik açmak için kullandı ı alet, keski 8. Tırnak i areti (TS 2220), dıkam tırnak (Karakoyun *Serik -Ant.) (DS IV: 1454), dırna, dırnak tırnak (Güney *Ye ilova -Brd.; -Sm.; -Gaz.; *Antakya -Hat.; -N.; *Ermenek -Kn.) (DS IV: ), ninik tırnak (Babik *Pötürge -Ml.) (DS IX: 3252); Gag. tırnak 1. nsan tırna ı 2. At gibi hayvanların tırna ı (GS 483); Azb. dırna (ATS: 273), dırnag 1. Parmakların ucunun üst t r fınd kemik gibi madd d n ibar t örtü // At, in k gibi hayvanların ayaklarının alt kısmında olan boynuz madd 1. Tırmık (ku larda) 3. (dilcilik) i ar ti olup, metin içerisinde alıntı, s r adını, ba lıkları, ayrı-ayrı sözleri, gibi m nada i lenen sözl ri bildirmek için i l nir (AD L II 121); Trkm. dırnak (RLT: 135), dırnak 1. El-aya ın parmaklarının ucundaki buynuz ertük 2. Gu un, pi egin ve saire pençesi, ayakların ucundaki yiti boynuz örtük 3. Ocı togalacık ve gı agı yazına egrelip duran nagı 4. Temelin üstünde santimetre yüksekli inde örülen duvar, duvarın esası (TDS 285); Güney-Do u: YUyg. tırnak, timak, tirmak, Özb. tirnok (EDT 551b), tırnok, tirmok; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. tırnak, tırnah, Kumuk tırnak, Karaçay-Malkar tırnak, Tat. tırnak, tırmak, Ba k. tırnak, Kaz. tırnak, Kırg tırnak, tırmak, Nogay tırnak, Karakalpak tırnak; Kuzey-do u (Sibirya): Altay tırgak, tırmak, Tuva dır ak (EDT 551b), dır ak, dırbak, or tır ak, tırbak, Hakas tır ah, tırbak, Yakut tı ırah, Tofa dırgak, dırbak; Çuva : çerne (Teni ev 1997: 258); 1. *dır ak Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, *dır ak ismin *tır-ma-, *dırma- fiil ekillerinden *tırna- fiilin türedi ini belirtmektedir ve Altay dillerinden u paralelleri göstermektedir: Proto-Altay *tır u-; Proto-Türkçe *dır -ak tırnak ; Mo. *tu( u)ra un toynak. Proto-Altay *tirma-: Proto-Türkçe *dırma- kazımak (1997: ). 225
258 Doerfer, *dır ak sözünün Halaç Türkçesinde tirnak eklinde tespit etmi ve ayrıca /i/ ünlüsünün uzun veya kalın olmayı ı garip bulmakta ve gerçek eklinin ti:rnak veya tırnak olması gerekti ini belirtmektedir (Doerfer 1970: 26). 2. *dır ak Kullanım Alanı EM 124 ve dırna ları ızma ve aru olma ve incelmek EM 188 ve ırna yaramaz olıca ya salar ı l a getürür M 133 ya bulunursa dırnakların ter deler TTS V 3803 Tırnagın oldu kör yumadan bula ıkları TTS V 3803 Babam ba ına çalsın o im ir ka ıklar Komadım zerrece ha v-i zait Bunda tırnak yeri bulmaz hâsit TS 2220 karı tırmak için de ilkin belediyeye tırnak takarlar TS 2220 Her gün tepeden tırna a kasabada kim varsa çeki tiriliyordu TS 2220 Kadın tepeden tırna a kin kesildi, hınç kesildi TS 2220 Ama daha üstününe, daha ba arılıya ula abilmek için di iyle tırna ıyla son enerji damlası bitene kadar bo u acak SFA-1 Dostluk, kibarlık, samimiyet, iyilik maskelerinin sakladı ı zehirli tırnakların ne onarılmaz yaralar açtı ı sanki tüylerim, sanki derim, sanki vücudumda tayin edemedi im bir yer duruyor; ben istemeden vardı ım bir müdafaa sistemini -aklıma sürünürcesine- kendili inden alıveriyor. SFA-2 Ne tırnak kenarlarında bir yenme ve siyahlık, ne de parmaklarında her hangi bir el i i gördü ünü bana bildirecek bir boya, bir kesik, bir nasır... SFA-2 Ceketinin cebine, kalın, sarı, büyük, etlerine do ru kıvrılmı tırnaklı; küt parmaklı bir el vurdu. HEA-1 Sadece uzun beyaz kolların hareketini, manikürlü tırnaklı güzel elini kalabalı ın arasında seçebiliyordu. HEA-2 Tabakasını uzattı ı zaman tırnaklarının itina ile parlatılmı oldu una dikkat ettim. HEA-3 Bu so uk korku ve sıkıntı içinde tırnaklarım pençele iyor, gözlerim ate leniyor, çenem uzanıyor, uzanıyor, vücudum sıcak ve yumu ak bir kürkle örtülüyor, kalbim tuhaf tuhaf yanıyordu. HEA-3 Tırnakları ve gagalarıyle yüz yıllık kartallar, kara ormanın parçaladıkları ku larından kan ve kanat parçaları ya dırdılar. HEA-3 Herkes, tuzak, tırnak, pençe ve her eyle kurt soyuna saldırdı. HEA-8 Bunlardan ba ka da bir kadın eli kadar kuvvetli, büyücek, parmaklarının uçları ince pembe tırnaklarla son bulan dolgun avuçlu elleri vardı. UK 145 sapleer parmaklarnı-tırnaklarnı UK 166 odun enser kakerlar tırnak altına AD L II 121 Dırna ile bezek vurup nemli topra a; Goyun-guzu mele erek galhır yayla a. AD L II 121 Siz bu hadislärä bir dırnag gädär dä fikir vermeyin ä ä ä 226
259 AD L II 121 Hele män säni öz atımın dırnagları altında tapdadanda tama a elä, Dada Lälä ov! AD L II 121 Dırnagilä bäzäk vurub nämli topra a; Goyun-guzu mälä äräk galhır yayla a. TDS 285 Men seniñ arkañı ga a ardım velin, sen çıdap bilmersiñ. Meniñ dırnaklarım ösüpdir TDS 285 lde o lun dırnagına zar bolup yörenler hem bar TNAS 120 Dost öyünde dırnak alma, du man öyünde - saç. TNAS 142 Et dırnakdan ayrılmaz. TNAS 162 Garıp oglan demir dyrnak bolar. 3. Anlam Olayları Bakımından *dır ak Tarihsel Türk lehçelerinden günümüze *dır ak sözünün u anlamları görülmektedir (Teni ev 1997: 258): 1) Tırnak, insan tırna ı. Tüm kaynaklarda bu anlam vardır. 2) Hayvan tırna ı. Krh.-Uyg. Ça. Orta-Kıp. Orta-O z. Osm. Trkm. Gag. Salar Karaim Tat. Ba kurt Kumuk Karaçay-Malkar Nogay Karakalpak, Kaz. Kır.; Kızey-do u: Çuv. 3) Toynak. Özb.; Güney-batı Türk lehçelerinde, Karaim, Çuv. 4) Nasır. Karaim. Bu anlamlar içerisinde insan tırna ı gibi anatomik anlamın yanında hayvan için kullanılan at gibi hayvanların ayaklarının alt kısmında olan boynuz madd gibi anlamlar mevcuttur. Bunlar metaforik anlamlardır. Teknik alanda kullanılan gemi demirinin ucundaki yassı parça, kanca gibi araçların kıvrık yeri, kanun çalmakta kullanılan mızrap, tenekecilerin delik açmak için kullandı ı alet, keski, tırnak i areti gibi anlamlar da benzetme yoluyla yapılan metaforlardır. 4. Meronim Olarak *dır ak Anatomik anlamında *dır ak sözü, *är ek ve *par ak sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. 227
260 Türkiye Türkçesinde kullanılan tırnakların etrafında bulunan ince deri (TS 2220) anlamında tırnak derisi ve tırna ı ta ıyan parmak ucundaki kemik (TS: 2220) anlamında tırnak kemi i sözleri *dırnak sözün nesne : parça ili kisini gösteren meronimlerdir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *är ek, *par ak : *dırnak *är ek, *par ak : *dırnak 228
261 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EKLEM eklem Lat. articulatio ng. joint. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan EKLEM kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bogum sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bogum Proto-Tü. *bogum (Teni ev 1997: 260); Proto-Ogur *bogum; Proto-Oguz *bogum; slami ç.: xi. yy. Krh. ogru kemi in ek yerleri (DLT IV: 425), owru kemi in ek yerleri (DLT IV: 446), bo un parmak eklemi (DLT I 399); Harezm ç. xiv. yy. ba ı (KE II: 68); EKıp. bovum, bovun (KTS: 35), bo: un parmak eklemi (EDT 316a); Do u Tü.: xv. yy. bo un eklem (Sngl 136v. 13); Batı Tü. xiii. xix. yy. bo un bo um, mafsal (TTS I 632); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. eklem Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birle ti i yer, mafsal (TS ), bıkınak eklem, bilek (Alanlı *Bozdo an -Ay.) (DS II: 664), e vücuttaki eklem yerleri; parmak bo umu (-Kr.; -Ama.; -Sv.; -Dz.; -Ky.; -Gaz.) (DS V: 1674), en parma ın ek yeri, eklem (Tokat -Es.; Kemalli *Sungurlu -Çr.; *Kiflis, Tıflar - Gaz.; Köy - ç.) (DS V: 1743), ha parmak bo umu (*Hozat -Tn.) (DS VII: 2251), bogmak, bogum parmak eklemi (-Ama.) (DS II: 722), ilikmek parmak eklemleri (- N.) (DS VII: 2524), setik vücudun eklem yerleri; parmakların eklem yerleri (-Zn.; -Çr.; -Mn.; -Çkl.; -Kü.) (DS X: 3519); Azb. bend (ATS: 116), bu um (ATS: 154), bu um 1. (anat.) Kemik uçlarının birbirine birle ti i yer, oynak yeri; bent, kısım // Bazı hayvanların (yılanların, kertenkele v benzerlerin) bedenlerinin bölündü ü kısımlardan (bentlerin) her biri 2. Bir eyin bo ulmu, sıkılmı yeri, bendi 3. Kamı 229
262 gibi bitkilerin dü ümü (AD L I 319); Trkm. bogun (RLT: 194), bogun 1. Kemiklerinin birle me yeri 2. Kamı, gargı ve benzeri bitkilerin bölümleri. 3. Sözlerin çekimli sesleri boyunca bulunan böle i (TDS 102); Güney-Do u: YUyg. bo am, Özb. bü in; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. buvun eklem, dü üm, Kumuk bıyım, Tat. buın eklem, ö e, Ba k. bıuın, Kaz. buın, Kırg muun, Nogaybuuın, Karakalpak buuın; Kuzey-do u (Sibirya): Altay mun, poon, puun, Hakas pun (Teni ev 1997: 260); 1. *bogum Etimolojik De erlendirmesi Teni ev e göre *bogum sözcü ü, *bog- ba lamak, bo mak fiilinden türemi tir ve onun türevinde ba lama > eklem semantik dönü ümü vardır. Bu fiilin Altay dillerinden paralellerini u ekilde göstermi tir: Mo. *bo o- ba lamak, Proto- Mançu-Tunguz *foga- bo mak, nefessiz kalmak (Teni ev 1997: 260). 2. *bogum Kullanım Alanı TTS I 632 Bak ol barma ına ki bo un bo un Düzüptür kimi ince kimi yo un TTS I 632 Sügüyle göksünde söyle dürttü ki yedi bo un ile geçti TTS I 632 Be ince yer içinde akrepler var durur katırlar gibi ve kuyrukları sügü gibi, de mesinin kuyru unda üçyüz altmı bo un var TTS I 632 Bo unluca otu derler, bo unu çok olur, kökü ak olur, bo un bo un olur. TTS I 632 Söz dokuz bo undur, bo a bo a söyle. SFA-1 nce, bo um bo um parmaklarındaki mahareti bile görece im geldi. AD L I 319 Gälbim särin, ruhum sevinçlä dolgun; Bälkä dä uf demäzdim, do ransam bu um-bu um TDS 102 Onuñ gara, duzlı palçıgı, p- sli ululıkda bolan köli meli getiryen duzlı suvı guragırı, bilagırı, bogun hem-de damar kesellerini becermekde yaramlı seri dedir. TDS 102 Ku tleriniñ perzisi, atı, ruhı, pili ve ba gaları agaçdan, göynuñ bogun süñklerindendir. TDS 102 Seydiniñ hemme dörlemeleriniñ bogun sanları deñ d ldir TDS 102 Bu sözleri ol bogunlara bölüp, yañsı bilin aytdı. 230
263 3. Anlam Olayları Bakımından *bogum Türk Dili kaynaklarında vücut eklemi veya bitki eklemi olarak kullanılmaktadır (Teni ev 1997: 260). Eklem veya daha dar anlamda parmak eklemi olarak bo um, bo ım veya bo ın eklinde tüm ça da Türk lehçelerinde rastlandı ını Clauson da belirtmi tir (EDT 316). Tarihsel ve modern Türk dili alanında bovum, bovun, bo: un, bo un, bu um, bıyım, buın, bıuın, buuın, buın, buuın; muun, mun, poon, puun, bo am, bü in, pun, ekillerinde görülen bu sözün bo um, eklem anlamları temel anlamı olmalıdır. Bu sözün kamı gibi bitkilerin dü ümü ve bir eyin bo ulmu, sıkılmı yeri, bendi anlamları ise metaforik anlamlarıdır. 4. Meronim Olarak *bogum Anatomik açıdan baktı ımızda *bo um, vücudun birçok yerinde mevcuttur. El, kol, bacak, ayak ve parmakların içinde bulunmaktadır. Eklem, anlatımda daha çok i levsel görevi ta ırken bo um daha çok ekli bir yönü dile getirir. Eldeki metinler itibariyle *bogum sözü *par ak ve *är ek sözlerinin hem nesne : parça hem de grup : ö e bildiren meronimidir. NESNE :PARÇA GRUP :Ö E *par ak, *är ek : *bogum *par ak, *är ek : *bogum 231
264 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEDEN beden Lat. corpus, ng. body. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BEDEN kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *bo, *sıyn, *sıynak ve *gebde sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bo Proto-Tü. *bo (Teni ev 1997: 265); Proto-Ogur *bo ; Proto-Oguz *bo ; KökTü. viii. yy. bod (Ton 4, 60); slami ç.: xi. yy. Krh. bod (DLT III 121, KB 371), boy (DLT III 141), bo:dlu sı:nlı ki i yüksek boylu ki i (DLT III 138); Harezm ç. xii. yy. boy (ME 6), xiv. yy. beden (KE II: 85), boy boy, beden, vücut (KE II: 133), xiv. yy. boy (NF 111); EKıp. boy (CCum 63); Do u Tü.: xv. yy. boy (Sngl 141v12); Batı Tü. xiv. yy. beden xv. yy. beden (M : 10), beden (CH I: 150), beden (DK II: 42), gevde (DK II: 117); xiii. xix. yy. boy beden, vücut (TTS I 645); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. beden 1. Canlı varlıkların maddi bölümü, vücut 2. Vücudun, ba, kol ve bacak dı ında kalan bölümü, gövde 3. Giysilerde ölçü 4. Kale duvarı (TS 254), cüdde vücud, gövde (- Brd.; -Mn.; -Es.; -Mr.) (DS III: 1025), eyin, egni, e il, e en, e in vücut, beden; sırt, arka; gö üs kemi i (-Dz.; Ks.; -Sn.; -To.) (DS V: 1821), horak vücut (-N.) (DS VII: 2408), hücüt vücut (Koyundere *Ahıska -Kr.) (DS VII: 2448), oyru, oyur gövde (Kazmasökü -Sn.) (DS IX: 3303); Gag. boy; Azb. beden (ATS: 109), çelim (ATS: 197), gövde (ATS: 552), endam <Far. (ATS: 377), vücud (ATS: 1207), bädän nsan v ya hayvanın vücudu; gövd (AD L I 235); Trkm. beden adam ya da 232
265 hayvanın dı görünü ün forması, endam, (TDS 83); Güney-Do u: YUyg. boy, Özb. buy, Salar boyi; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. boy, Kumuk boy, Karaçay-Malkar boy, Tat. buy, boy; Kuzey-do u (Sibirya): Altay bo buy, Tuva bot, or pozu, Hakas pos, Tofa bot; Çuva : pev (Teni ev 1997: 265) 1. *bo Etimolojik De erlendirmesi Kök Türk ve Uygur dönemlerinde bu sözün vücut anlamında kullanıldı ı bilinmektedir. Teni ev in Altay dillerinden u paralelleri tespit etmi tir: Mo. *boda varlık, öz; hayvan sayımında kullanılan isim. Teni ev, bu eklin Eski Uygur alıntısı olma ihtimalinden de söz eder: Orta-Mo. büdün kendi, öz, belki Japon *bata iç organlar, karın terimi de bu alıntının bir eseri olmalıdır. Fakat di er yandan Çuva eklini ortak Türk eklinden ayırıp, Mo ol ekliile kar ıla tırmak: Mo. *beye vücut, öz. Proto-Mançu-Tunguz *beye vücut, öz, insan, erkek, Japon *be erkek (Teni ev 1997: 266). Bod ve bodun sözleri, O uz grubu Türk lehçeleri içinde Türkiye Türkçesinde boy, beden, Azerbaycan Türkçesinde boy, bädän, Türkmen Türkçesinde boy, beden, Gagauz Türkçesinde boy eklinde geçmektedir. Menges, Eski Türkçedeki kelime ba ında ve ortasında /d/ sesin modern güneybatı Türk lehçelerinde /y/ sesine (*bo > boy), kuzeydo u Türk lehçelerinde /t/ sesine (*bo > Tuv. bot) dönü tü ünü belirtmektedir (Menges 1995: 89). 2. *bo Kullanım Alanı EM istis rencine f yide der ve bedene uvvet v rür M 10 ovu hav bedeni di redür ve hazmı eyü be be zi ızıl eyler TTS I 645 Gönül ana verdidi gönülsüzün Gerü vardı Kaytas a verdi sözü Ne söz, hiyle boyuna ton biçtidi Katı katı Tevrit e and içtidi TTS I 645 Ne oyun kamuyu verir oyuna Çeviklik ton imi anın boyuna TTS I 649 Burulmu boynu san armut sapıdır 233
266 Salınmı yüre i na na çöpüdür TTS I 649 Boynu burulu, aya ı ba lu ehlâ gözü nemlü, canı da lu TS 254 Yemen halkı yaz günlerinde bedenlerini serinletmek için kabu u kaynatıp içerler TS 254 Basit beden terbiyesi hareketleri dahi muayyen kaidelere uymayı, çalı mayı, terlemeyi icap ettirir HEA-4 Herhangi beden görünü ünde Mürsel'e daima faik olan aban, bu tepelerde, bu geçitlerde onun yanında bir kemik ve et yı ınından ibaret... HEA-4 Bunlar, beden terbiyesini bir zaman Garp âleminde bir mani hâline sokmu tu. HEA-9 -Kendine iyi bak, Rabia. Yalnız bedenine de il, dima ına da sıhhat lâzım, evlât. AD L I 235 Yazı ı o gädär döyübdür ki, bädänindä sa yer galmayıb. AD L I 235 ndi ananın yarı-çıplag bädäni ahta gar ısında müdafiäsiz galmı dır. AD L I 235 Lazımdır mikrobları millätin bädänindän känar elämäk! Yohsa nä göz ya ı tökmek ilä azarlı äfa tapar, nä dua yazmag ilä AD L IV 117 mangulunun bädäni elä tärpänirdi ki, elä bil heç sümüyü yo idi TDS 83 Onu berda lı bedeninde, yanıp duran gara gözlerinde gucurlılık duyulardı TDS 83 Ceññel tarapdan dovam den gara ılmadık geñ galdırıcı ses onuñ depe saçlarını uy urdi, diñe onuñ düvlen yumrugı d l, belki onun demir yalı berk bedenini hem pagı -para gov atdı TNAS 74 Beden agırsa, jan sızar. TNAS 74 Beden azabından wızdan azabı agır. TNAS 74 Bedenäni öyi yok, nirä barsa Bıt-bıl-dık. 3. Anlam Olayları Bakımından *bo Clauson, *bo sözcü ün asıl anlamını boy, insanın boyu olarak tespit edip, sözcü ün daha sonra a iret, soy anlamına gelmesiyle ço ul ekliyle bodun olarak kar ımıza çıktı ını belirtmektedir (EDT 296). Teni ev, *bo sözcü ünün asıl anlamının beden oldu unu söyleyerek Türk Dili kaynaklarında geçen anlamları u ekilde sıralamaktadır (1997: ): 1) Vücut, boy, insan boyu. EUyg. Krh-Uyg. Orta-Uyg. Orta-Kıp Harezm Ça. Osm.; Trkm. Gag. Azb. Halaç TTü. Salar; Kuzey-batı Türk lehçelerinde, Kır., Güney-Do u Türk lehçelerinde, SUyg. Çuv. 2) Güç. Karaçay-Malkar 234
267 3) Uzunluk, ebat. Güney-batı ve Kuzey-batı Türk lehçelerinde, Kır. Alt., Güney-do u, Çuv. Bu anlamdan: a) co rafik anlam olarak nehir boyundaki yer (kıyı, yayla) - Trkm. Karaçay-Malkar Karakalpak Kır. Özb. Uyg. b) sözcü ün girmi halinin zaman ve mekân anlamında olan ek olarak kullanımı - TTü. Azb. Trkm. Ba kurt Karakalpak Özb. Uyg.; bunların dı ında Alt. Çuv ya. 4) Kendi. ETü. Alt. Kuzey-do u Türk lehçelerinde; Krh.-Uyg. SUyg. hayvan sayımı için sözcük ; Trkm. Karaim Kır. Özb. Uyg. Tuv. yalnız, bekar. Bod sözünün uzunluk ve güç anlamları sonradan kazanılmı metonimik anlamlardır. yalnız, bekar, nehir boyundaki yer anlamları ise benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. 4. Meronim Olarak *bo Anatomik anlamında *bo, eldeki çalı mada ele alınan konun en üst holonimi olarak kabul edilmektedir. Bundan dolayı incelenen tüm organlar, *bo sözcü ünün meronimileri olarak kabul edilebilir. NESNE :PARÇA *bo : /ba / *balç, *bey, *saç, *kul ak, *yü:z, *bät, *bä iz, *göz, *ka:, *kirpik, burun, *çä ä, *a ız, *aburt, *du:dak, *erin, *dilk, *di:, *azı, *dam ak *bo : /beden/ *bo az, *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç, *bo:yn, *ç kn, *ägn, *omuz, *yagrın, *kol, *kar, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *a u-t/ç, *är ek, *par ak, *dır ak, *be:lk, *o urtka, *ömgen, *tö:, *gö:küz, *kökrek, *kö ül, *eyegü, *bıkın, bacak, *bu:t, *u luk, *tuyzke, *baltır, *a ak, *ta:pan, *topuk, *ögçe *bo : /iç/ *yürek, *öbke, *kurug-sak, *bögrek, *bagır, bagırsak, *d(i)a:l-ak 235
268 NESNE :MADDE *bo : *kılk, *tü:k, *bogum, *si ök, *kemük, *si ir, *damor, *teri ALAN :MEKÂN *bo : *a:lın, *ka:m/pak, *ei, *yay ak, *sügsün, *yelkä, *äi sä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek *sıyn, *sıynak Proto-Tü. *sıyn (Teni ev 1997: 266); Proto-Ogur *sıyn; Proto-Oguz *sıyn; Bud.Tü.ç. budin (EUTS: 51), isig-öz (EUTS: 98), kövtüng vücut, beden, gövde (EUTS: 118), sın vücut, uzuv (EUTS: 203); Man.Tü.ç. bu be yar[uk te ri] sınları bu be ı ık tanrının vücutları (M I 21, 5-6); slami ç.: xi. yy. Krh. yin beden, vücut, insan bedeni (DLT IV: 791), bo:dlu sı:nlı ki i yüksek boylu ki i (DLT III 138); Harezm ç. xiv. yy. yin vücut (KE II: 739); EKıp. beden (KTS: 26), sünig (KTS: 245), kevde gövde (KTS: 142); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. sin Ölü gömülen yer, gömüt, mezar, kabir, metfen, makber (TS 1986); Trkm. sına beden (TDS 622); Güney-Do u: YUyg. sin, siyak, Özb. sin, siyak; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk sın, Karaçay-Malkar sın, Tat. sın, Ba k. hın, Kaz. sı:n (EDT 832a), sın, sıynak, Kırg sı:n (EDT 832a), sın, sınak, Nogaysı:n (EDT 832a), sın, sınak, Karakalpak sın, sınak; Kuzey-do u (Sibirya): Altay sın, Tuva sın, or sın, Hakas sın, Tofa sın; Çuva : san (Teni ev 1997: 266) 1. *sıyn Etimolojik De erlendirmesi Clauson, *sıyn sözcü ünün asıl anlamının insan vücudu oldu unu, daha sonra boy, boy uzunlu u dı görünü gibi anlamları kazandı ını ileri sürmektedir (EDT 832). Eski Uygur Türkçesinde sın sözünün Tanrının tecelli etti i ı ık, görünü anlamında 236
269 görüldü ü gibi vücudun dı görünü ü anlamı da görülür. Bu durumda bu sözün daha somut bir anlamda kullanılması, anlam açısından bod sözünden farkını ortaya koymaktadır. *sıyn sözü, O uz lehçelerinde kelime ortasında /i/, ile di erlerinde ise /ı/ ile kullanılmaktadır. Teni ev, bu sözün *sin mezar kelimesi ile ili kisinin anla ılmadı ını belirtmektedir: EUyg Orta-Uyg. Ça. Osm. TTü. mezar ; Orta-Kıp. Modern-Kıp. mezar anıtı (1997: 266). 2. *sıyn Kullanım Alanı M I 21, 5-6 bu be yar[uk te ri] sınları bu be ı ık tanrının vücutları DLT III 138 bo:dlu sı:nlı ki i yüksek boylu ki i TS 1986 Sana ibret gerek ise / Gel göresin bu sinleri TDS 622 Sınamda sag yerim yok TNAS 46 Atda ayak bolsa, özge sın bolmaz, ärde gayrat bolsa, i i kın bolmaz. 3. Anlam Olayları Bakımından *sıyn Teni ev, *sıyn sözünün Türk Dili metinlerinde u iki ana anlamda kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: 266): 1) Vücut, boy, dı insanın görünü ü. Kumuk Tat. Ba kurt Nogay Karakalpak Kaz. Kır. Özb. Uyg. Hakas. Tuv. Çuv. vücut, boy, dı insanın görünü ü ; Nogay dı görünü ü ; Karakalpak Kaz. Kır. benzer, benzeyen ; Çuv. renk, Alt. Hakas. or. Tuv. uzunluk ; Alt. a aç kütü ü ; Altay Hakas. or. Tuv. Tofa sırada. 2) Resim. Tat. Çuv.; Orta-Kıp. Karaçay-Malkar Kumuk Tat. Ba kurt Kır. mezar ta ı, mezar heykeli. Resim, mezar ta ı, mezar heykeli anlamlarında kullanım alanına göre metaforik veya metonimik anlamlar ortaya çıkabilmektedir. 237
270 Bu anlamlar arasında Çuva Türkçesindeki renk, Altay, Hakas, or ve Tuva Türkçelerindeki uzunluk, Altay Türkçesindeki a aç kütü ü ve Altay, Hakas, or, Tuva, Tofa Türkçelerindeki sırada anlamları benzetme temeline dayandı ından metaforiktir. 4. Meronim Olarak *sıyn Anatomik anlamda *sıyn vücut anlamında *bo sözü ile yakın anlamlı durumda kullanılmaktadır *gebde Proto-Tü. *gebde (Teni ev 1997: 267); Proto-Ogur *gebde; Proto-Oguz *gebde; Batı Tü. xiv. yy., gevde gövde, vücut (YTS: 93); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. gövde 1. Bir eyin asıl bölümü 2. Kesilmi hayvanın, sakatatı alındıktan sonraki durumu 3. (bitki bilimi) A aç ve bitkilerin dallarının dı ında kalan ana bölümü 4. nsan bedeninde ba, kol ve bacaklar dı ında kalan bölüm 5. Hayvanlarda ba, ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm 6. (dil bilgisi) Ad ve fiil köklerinden yapım ekleriyle türetilmi kelime (TS 881); Gag. güüdä 1. Gövde, vücut, ölü vücudu 2. Etin gö üs kısmı (GS 125); Azb. gövdä; Trkm. gövde ölen adamın gövdesi, ceset (TDS 185), gövre 1. Bedenin belden boyuna kadar olan aralı ı 2. Ba sız tüm beden (TDS 186); Güney-Do u: Özb. gavda; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. gövde, Tat. gävdä, Kaz. kevde, Kırg kö:dö, kö:dön, Nogaykevde, Karakalpak devde; Çuva : hevetü (Teni ev 1997: 267) 1. *gebde Etimolojik De erlendirmesi Clauson, sözü *gebde eklinde almı ve anlamını el, kol, ayak, ba dı ında insan gövdesi eklinde vermi tir. Erken dönemde anlamın ölü beden olabildi ine de 238
271 dikkat çekmi tir (EDT 688a). Teni ev, *gebde sözünün Altay Dillerinde u paralellerini tespit etmi tir: Proto-Altay *keb-(/*kew-) gövde, karın : Proto-Mançu- Tunguz *keb-de: Evenk k bd -r- karnı i irmek ; Proto-Mo ol *kebe-l-(/*ke e-l-): Orta-Mo. ke li karın (Teni ev 1997: 267). 2. *gebde Kullanım Alanı M 10 an alebesi al meti uy u ço gelmek ve çok snemek ve ço gerinmek ve an alaca y rler gicimek ve gevde a ır olma ve burun becid anama ve a ız y rı atlu olma ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çı ma ve deri çekili çekili gelmek ve be iz ve dil ızıl olma ve dü de ızıl nesneler görmek M 12 ek i nesneyi çok y mek gevdeyi urıdur ve t z ocaldur ve si irlere ziy n der M 142 a ve kirpük dökülmek ve burun egri olma ve gözleri ızarma ve be iz ve gevde alaca olma TS 881 Bir tepsi baklavayı gövdeye indirdikten sonra... Ayın altında güzel ve korkunç yüzünü seyrediyordum. Anadolu da ender görünen çelik bir vücudu var; fakat gövde yine me e a açları gibi sa lam ve kalın. Hacı Murad'ın yava yava dizlerinin üstünde yükselen gövdesi çok mehabetli bir hal aldı Gövdesi insan, kafası e ektir. HEA-6 Pembe yüzlü, beyaz saçlı, gövdesi heybetli denilecek kadar iri bir ihtiyar. PSE 25 Eer senin gözün fenaysa, senin bütün güüdän karanlık olur. UK 156 Keykaus kolverdi biräz onun güüdeeciini UK 211 o yakla tı gelinin güüdesine da onnarın aızları bir yere geldiler UK 219 burnusu biräz kamburdu, sivriydi, çeneleri kemikliydi, güüdesi bataldı TNAS 113 Diline dıngı bermezi ba ı gowgadan dınmaz. 3. Anlam Olayları Bakımından *gebde Clauson, *gebde sözcü ünün anlamı el, kol, ayak, ba dı ında insan gövdesi oldu unu söylemektedir. Erken dönemde anlamın ölü beden olabildi ine de dikkat çekmi tir (EDT 688a). Teni ev e göre Türk dili metinlerinde *gebde terimi genel olarak insan gövdesi olarak geçmektedir. Buna ba lı ba ka kullanımlar ise öyledir: Karaim Karakalpak Kaz. Kır. gövdenin üst tarafı ; Nogay Karakalpak Kaz. Kır. duru, poz ; Çuv güç, güzellik (Teni ev 1997: 267). 239
272 4. Meronim Olarak *gebde Anatomik anlamında *gebde sözünün ba ın dahil edilmedi i vücut kısmı anlamında kullanımı yaygındır. *gebde sözcü ünün meronimileri olarak kabul edilebilir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE *gebde : *bo az, *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç, *bo:yn, *ç kn, *ägn, *omuz, *yagrın, *kol, *kar, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *a u-t/ç, *är ek, *par ak, *dır ak, *be:lk, *o urtka, *ömgen, *tö:, *gö:küz, *kökrek, *kö ül, *eyegü, *bıkın, bacak, *bu:t, *u luk, *tuyzke, *baltır, *a ak, *ta:pan, *topuk, *ögçe *gebde : *yürek, *öbke, *kurug-sak, *bögrek, *bagır, bagırsak, *d(i)a:l-ak *gebde : *kılk, *tü:k, *bogum, *si ök, *kemük, *si ir, *damor, *teri ALAN :MEKÂN *gebde : *sügsün, *yelkä, *äi sä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek 240
273 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SIRT sırt Lat. dorsum, ng. back. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan SIRT kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *arka ve *sırt sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *arka Proto-Tü. *arka (Teni ev 1997: 267); Proto-Ogur *arka; Proto-Oguz *arka; KökTü. viii. yy. arka (Ton 5); Bud.Tü.ç. arka berip sırtını dönüp (TT. VI 273); slami ç.: xi. yy. Krh. egin sırt, e in (DLT I: 77), uça sırt, arka (DLT I: 87), arka arka, sırt (DLT I: 128); Harezm ç. xiv. yy. ar a (KE II: 32), art (KE II: 33), uça (KE II: 664), ar a, art (NF III: 21); EKıp. egin, eyin kürek kemi inin bulundu u yer, insanın arka tarafı, sırt (KTS: 70, 78), igin kürek kemi inin bulundu u yer, insanın arka tarafı, sırt (KTS: 107), iyin arka, sırt (KTS: 117), uça arka, sırt (KTS: 291), ya rın sırt, sırtın yukarı kısmı (KTS: 306); Do u Tü.: xv. yy. sırt sırt (Sngl 251v. 4), arka sırt (Sngl 37r. 22); Batı Tü. xiv. yy. ar a (EM: 108), xv. yy. arka (CH I: 170), ard, art, ar a, ar a (DK II: 18-19), egin vücut, sırt, arka, üst (üst ba ) (DK II: 102); xiii. xix. yy. arka sırt (TTS I 217), arha arka, sırt (YTS: 11), egin sırt, arka (YTS: 78), ya rın sırt, sırtın yukarı kürek kısmı (YTS: 230); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. arka 1. Bir eyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı, ön kar ıtı 2. Bir eyin sırt durumunda olan yüzeyi 3. Geri kalan bölüm 4. Art, pe 5. Otururken sırtın dayandı ı yer 6. nsanın vücudu, bedeni 7. Arkada olan, arkada bulunan 8. (mec.) Kayıran, destekleyen 9. (mec.) Geçmi, geride kalmı zaman (TS ), cavurun, cavürün iki omuz arası, arka (Kırım Türkleri) (DS III: 867), 241
274 a arnı sırt, arka (Karaözü *Gemerek -Sv.) (DS I:82), alay arka (Karata *Sarayköy -Dz.; -Ba.) (DS I:203), çindik akra, sırt (insan hk.) (-El.) (DS III: 1227), hampa sırt, omuz Ne hampama binip duruyorsun? (*Af in -Mr.; Büyükçaylı *Dörtyol -Hat.; *Bor -N.; Gerdan -Ada.) (DS VII: 2268), hop sırt, arka, omuz Gel kızım hopuma bin de gidelim (-Mn.; -Dy.; -Mr.; -N.; -Ada.) (DS VII: 2404), okra insan sırtı (*Bor -N.) (DS IX: 3275), ya arnı, yaan, yaarnı, ya annı, ya arın, ya ın, ya ınnı, ya ır, ya ırnı, ya nı, ya rı, ya rıdal, ya rın, ya rındalı, ya rını, yangırı, yanır, ya ır, yanırlı, yanrı, yargın, yargındalı, yarın, y rnı sırt (-Çr.; -Sm.; -Ama.; -To.; -Gr.) (DS XI: 4117), ya ıllı, yanıllı sırt ( neciler *Mudurnu -Bo.; - Çkr.; Bu aba ı -Çr.) (DS XI: 4168), oturamak sırt (*Acıpayam -Dz.) (DS IX: 3297), sırd sırt (Hasano lan -Ank.) (DS X: 3615); Gag. arka 1. Sırt 2. Bir eyin arka tarafı 3. Destek, dayanak (GS 53); Azb. ATS: 50), 1. nsanın, hayvanın arkası, küresi, beli 2. Bir eyin arka t r fı, geri t r fı 3. Sava cephesinin arka tarafında, gerisind olan yer 4. Yardımcı, havadar, dayak, bakıcı, destekleyici 5. Adet sıfatı yeddi sözü ile b raber (mec.) - nesil, ecdat (AD L I 128); Trkm. arka 1. Gövdenin eginden ince olan bölgesi. 2. Bir zadın sırt yüzü, ters yüzü, ensesi 3. Dayanç, hemayat (TDS: 50); Güney-Do u: *arka; Kuzey-batı (Kıpçak): *arka, Kırg arka; Kuzey-do u (Sibirya): Altay arka, Tuva harka, Yakut ar a, ar as; Çuva : urha (Teni ev 1997: 267) 1. *arka Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre *arka sözün temel anlamı bir insan, hayvan veya bir eyin arkası dır. Söz daha sonra yan anlamlar kazanmı tır (EDT 215b). Teni ev e göre *arka sırt teriminin *a:rt arka kısmı terimi ile ilgisi yoktur. Proto-Altay 242
275 dillerinden u paralel vardır: Proto-Mançu-Tunguz *arka-n insanın sırtı (1997: 268). 2. *arka Kullanım Alanı olan v cibdür ki ve ar ası üzerine tarma dan sa ına TTS I 217 Senin ile arkala uben ikinç Elim ah-ı Çin den nite kala dinç TTS I 217 Müslim ah, hay nâbekârlar köy köpe i gibi arkala dı ız deyüp... TTS I 217 Yolda yolda a arka olur biri dü erse biri kaldırır. Davet etsen dinine girse heman Hem sana arka ola ol pehlivan. TTS I 217 Arkasına götüre bunlar günahın yüklenip Sanki kantarlar ile ku un götürdü nâtüvan TTS I 217 Görelim yüzünü gözün öpelim Soralım göndün arkasın yepelim TS 132 Otomobile bindi imiz zaman ba ını arkaya yaslamı, gözlerini yummu tu. TS 132 Arkasında beli kemerli, dar, ık bir pardösü vardı TS 132 O kadar korktular, o kadar pıstılar ki arkalarına bile bakmadan kaçmaya ba ladılar TS 132 stanbul'da ne kadar air, hikâyeci varsa hepsinin arkasına dü üyor, hepsiyle tanı ıyordu SFA-1 Hür ku lar, kafesteki çı ırtkan ku un feryadına, dostluk, arkada lık, yalnızlık sesine do ru bir küme gelirler. SFA-1 Cevap vermeden üç be kürek daha çekip arkasına dönüp baktı. SFA-1 Mart arka üstü yatmı tı. Kırmızı ördek ayakları ara sıra havayı dövüyordu. Ne oluyor; diye martıya do ru gittim, Hayvanın gözleri açıktı. Güzel kafası ara sıra sallanıyordu. SFA-2 Dakikalarca arkası mü terilere dönük pantolonunu toplar, gene oturur bir zaman etrafına bakar. SFA-2 O, dı arıda, hiç ardı arkası kesilmeyen, ço u sefil, yahudi kıyafetli adamlarla pazarlıkta idi. HEA-1 Arkası kapıya dönük oldu u halde kimin geldi ini hemen anlamı tı HEA-2 Arkamı bir dükkâna dayadı ımı, dizlerimin, bel kemi imin pi mi paça gibi yılı tı ını; döküldü ünü duydum. HEA-3 Böylece, Süleyman'ın çiftli e geli i, arkada bıraktı ı yeni ve mesut hayata eksiksiz ve güçlü bir hava getirmi ti. HEA-3 Bu dakikalar odamda, arkam pencereye dönük, eski koltu a gömülür otururdum. UK 46 hızlı hem ansızdan peyda olan dü manın arkasında UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan, gözlerni-ka larnı güzerlär, saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna, parmaklarnı donaderlar, yüzük, küpe, blezik UK 170 arka arkaya olerlar da düü erlär UK 178 gücüle uyuttum onu, uudum arkalarını UK 219 yattıydı arkası üstünä UK 256 aldı Raduyu arkasından 243
276 AD L I 128 Ar asına yüklemek. Ar AD L I 128 gız ar ası üstä uzanyb kitab o uyurdu AD L I 128 Tutulanların ikisinin arhasında iri älä TDS 50 Arkası mehnet torbalı, gara dere batıp, bir ayal gaptamızdan geçip gitti TDS 50 Öyün arka yüzi TDS 50 Baylarıñ hileli düvnüni çö üp, Garıbın arkasıñ çalanndna seçiñ TNAS 34 Annada arka gitme. TNAS 36 Arka agrı ata miras, ata yagrı - ogla. 3. Anlam Olayları Bakımından *arka Clauson a göre bir insan, hayvan veya bir eyin arkası anlamı *arka sözün temel anlamıdır. Daha sonra destek veren, birini destekleyen eklinde metaforik yan anlam kazanmı tır (EDT 215b). Teni ev, Türk Dili alanında *arka sözünün u anlamlarda kullanımlarını tespit etmi tir (1997: ): 1) nsanın sırtı, sırtın üst kısmı : ETü. Orhon Krh-Uyg. Orta-Uyg. Orta-Kıp. Harezm Ça. Osm. sırt, sırtın üst kısmı; arka tarafı; destek, yardımcı ; TTü. Gag. Salar Karaim Tat. Karaçay-Malkar Kaz. Karakalpak Kır. Uyg. Özb sırt, omuzlar; arka taraf; yardım, destek ; Yak. sırt, omuzlar, insan ve hayvan ensesi, arka taraf. 2) nsan sırtı, sırtın üst tarafı > hayvan sırtı, omurga : Azb. Trkm. insan ve hayvan sırtı; arka taraf; destek ; Kumuk Ba kurt Nogay Altay sırt, omuzlar; arka tarafı; üst; sırada ; Çuv. hayvan sırtı. Ancak hayvan sırtı, omurga anlamı metonimik bir anlamdır. 4. Meronim Olarak *arka Anatomik anlamında *arka sözü, *gebde sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Vücut anlamına gelen *bo ve *sıyn, *sıynak sözcükleri, *gebde sözünün holonimi olur. Meronimlerdeki geçi lilik göz önüne alındı ında *bo, *sıyn, *sıynak : *gebde : *arka eklinde bir hiyerar i görülür. Di er yandan *yagrın sırtın kürek kısmı sözü, *arka sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. 244
277 ALAN :MEKÂN *bo, *sıyn, *sıynak : *gebde : *arka *arka : *yagrin *sırt Proto-Tü. *sırt (Teni ev 1997: 268); Proto-Ogur *sırt; Proto-Oguz *sırt; slami ç.: xi. yy. Krh. sırt kıl, kalın kıl. O uzlar bayır ve yoku gibi yerlere ve küçük derelere dahi sırt derler (DLT I: 342); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. sırt 1. Omurgalı veya omurgasız hayvanlarda boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan üst bölüm 2. nsanlarda boyundan bele kadar uzanan üst bölüm, gö üs kar ıtı 3. Kesici araçların kesmeyen kenarı 4. Da ların veya tepelerin üst bölümü 5. nsanın üstü 6. Bir eyin üstü, üst bölümü 7. Dikilmi veya ciltlenmi kitaplarda diki in bulundu u bölüm (TS 1973); Gag. sırt 1. Sırt, omuz arkası 2. Da ın sırtı (GS 453); Azb. sırt ATS: 1042), sırt 1. Bel, kürek 2. Yamaç üstü, da tepesinin üstü (AD L IV 89); Trkm. sırt 1. Birinin ya da bir zatın arka tarafı 2. Büyük yer (TDS: 625); Güney- Do u: Özb. sirt; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk sırt, Tat. sırt, Kaz. sırt, Kırg sırt; Kuzey-do u (Sibirya): Altay sırt, Tuva sirt, Hakas sırt; Çuva : art (Teni ev 1997: 268) 1. *sırt Etimolojik De erlendirmesi Teni ev e göre *sırt sözcü ünün kayna ı Proto-Altay *sirte-: Proto-Türkçe *sırt hayvan sırtı, Proto-Mo ol *serteng omurga uzantısı, Proto-Mançu-Tunguz *sigde < *sir-de hayvanın gö üs omurgaları, Kore sido- sırtında ta ımak gibi paralellerdir (1997: 268). 245
278 2. *sırt Kullanım Alanı TS 1973 Be ikta sırtları pırıl pırıl, aradaki bo az parçası masmaviydi TS 1973 Sırtında hep aynı kahverengi elbise bulundu una göre fazla bir kazanç da sa lamıyordu TS 1973 Öteki karınca türlerinin yuvalarını ya ma edip kendi boyunduruklarına alıyor, onların sırtından geçiniyorlarmı TS 1973 Benim bu marifetimi bilmeyenlerle bahse girip sırtımdan para kazanan açıkgözler bile oldu TS 1973 Çeli ki içinde konu ur ve sırtında yumurta küfesi olmadı ından dün ak dedi ine bugün rahatlıkla kara diyebilir TS 1973 Kocaman duvara sırtını vererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmi salep içerlerdi TS 1973 Anladım ki hayat sava ının birinci büyük dönümünde Ay e'nin sırtı yere gelmi ti TS 1973 Batı âlemi Türkiye'den vazgeçemez, bizi yalnız bırakamaz, askerî ihtiyaçlarımıza sırt çeviremez TS 1973 kide bir kendini sırtüstü saman dalgalarının içine atarak yüzme taklidi yapıyordu, SFA-1 Sırtını elektrik dire ine, bir aya ını rıhtımın parmaklıklarının betonuna dayamı sigara içiyordu. SFA-2 Beygirlerin sırtına bir kamçı vururdu. HEA-1 Adamın kafasına, sırtına, beklemedi i yerine bir darbe vuruyor, bütün varlı ını gıdıklıyor gibi... HEA-2 ki tarafı meyilli sırtlarla yükselen bir nevi dere içinden geçiyorduk. HEA-2 çimde öyle bir sızı, sırtımda öyle bir ate var ki! HEA-2 Nihayet birkaç sırt ve vâdi dola tıktan sonra yumu ak inhinalarla yükselen yamaçlar ortasında bir köycü e geldik. HEA-3 Sonunda onun korkunç ekline, tutkulu hücumlarına ra men sırtı yere geldi. UK 96 Araslanın omuzlarına, ama halis insanın sırtına UK 211 yastık gibi sırtları AD L IV 89 Suyu tamam çekilmämi halçanın saçaglarından süzülän iri damlalar onun enli sırtını, bu umlu topuglarını isladırdı. TDS 625 Ter gavunları kebiri dilim alnan yalı yarılıp, kebirini sırtı cayrılıp görünyer TNAS 22 Agzı dan al alsın, sırtı dan yel çalsın. TNAS 382 Yüzü e yaldır-yuldır, sırtı a barmak ildir. 3. Anlam Olayları Bakımından *sırt Teni ev, Türk Dili alanında *sırt sözcü ünün u anlamlarda kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: 268): 1) Hayvanın sırtı, üst kenarı : TTü. Gag. Azb. Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Kaz. Karakalpak Kır. Altay Özb. Hakas. Tuv. sırt, omurga; sırada ; dı tarafı, dü 246
279 görünü ü, üst, üzey ; O uz yayla ; Orta-Kıp. tepe ; Ça sırt, hayvan sırtı; tepe ; Çuv. sırada. 2) Kürek : Ça. kürek ; O uz Çuv. pulluk demiri 3) Hayvan sırtı > insan sırtı : Trkm. Karaim Nogay sırt, omuz; arka tarafı, arkasında; dı tarafı, tepe, sırada. Bu sözün insanla ilgili anlamının temel anlam olması gerekir. Hayvanla ilgili olan anlamı metonimiktir. Cansız nesnelerle ilgili anlamı ise benzetmeye dayalı oldu u için metaforiktir. Modern Türkiye Türkçesinde sırt çevir- birine önem vermemek, iyi davranmamak; bir eye önem vermemek, onu kabul etmemek, yapmamak, sürdürmemek, sırt sırta ver- i birli i yapmak, sırtı yere gel- yenilmek, alt olmak, birinin sırtından para kazan- bir kimseden yararlanarak para sa lamak gibi örnekler de metaforik ve metonimik deyimlerdir. 4. Meronim Olarak *sırt Anatomik anlamında *sırt sözü, *gebde sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Vücut anlamına gelen *bo ve *sıyn, *sıynak sözcükleri, *gebde sözünün holonimi olur. Meronimlerdeki geçi lilik göz önüne alındı ında *bo, *sıyn, *sıynak : *gebde : *sırt eklinde bir hiyerar i görülür. Di er yandan *yagrın sırtın kürek kısmı sözü, *sırt sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. ALAN :MEKÂN *bo, *sıyn, *sıynak : *gebde : *sırt *sırt : *yagrin 247
280 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEL bel Lat. regio lumbalis, ng. waist. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BEL kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *belk sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *be:lk Proto-Tü. *be:lk (Teni ev 1997: 268); Proto-Ogur *be:lk; Proto-Oguz *be:lk; Bud.Tü.ç. belçe bo uzça suvda bel, bo azlara kadar su içinde (U II 24,1), bil (EUTS: 42); slami ç.: xi. yy. Krh. bel bel (DLT III: 133), anı: be:linde: tut onu belinden tut (DLT III 133); Harezm ç. xiv. yy. bel (KE II: 85); EKıp. orut a, orut a bel kemi i (KTS: 206); Do u Tü.: xv. yy. bel (Sngl 149r); Batı Tü. xiv. yy. bel (EM: 113), xv. yy. bel (M : 10), bil bel, sırt (DK II: 47); xiii. xix. yy. bel bel (TTS I 486); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. bel 1. nsan bedeninde gö üsle karın, sırtla kalçalar arasında daralmı bölüm 2. Bu bölümün, sırtın altına rastlayan bölgesi 3. Hayvanlarda omuz ba ı ile sa rı arası 4. Da sırtlarında geçit veren çukur yer 5. Geminin orta bölümü 6. Bardak, i e, vazo vb.nin ortasındaki dar bölüm (TS 258), bıkın omurga, bel (-Brs.; *Merzifon -Ama.) (DS II: 663), katı kürek bel (Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS VIII: 2683); Gag. bel 1. Bel 2. Bahçıvan beli (GS 79); Azb. bel 1. Bedenin ortası, ku ak ba lanan yeri 2. nsanın ve bazı hayvanların karnının arka tarafı, sa rı ile omuzların arasındaki hisse; dal 3. (mec.) Da ın iki tepesi arasında rilmi yer ve alçak geçit 4. (mec.) Devre, etraf 5. Sa ve ya sol yanında ayakla basmak için çıkıntısı olan uzun saplı kazma aleti (AD L I ); Güney-Do u: YUyg. b l, Özb. bel; Kuzey-batı (Kıpçak): 248
281 Kumuk bel, Tat. bil, Kaz. bel, Kırg bel; Kuzey-do u (Sibirya): Altay bel, Tuva bel, Yakut bi:l; Çuva : pilek (Teni ev 1997: 268) 1. *be:lk Etimolojik De erlendirmesi Clauson bu sözü b :l eklinde almı tır (EDT 330a). Teni ev e göre *be:lk sözcü ü Türkçeden Mo olcaya alıntı olarak geçmi tir: Orta-Mo. bäl bel, de yoku u. Proto-Altay *beilke: Proto-Türkçe *beilk >*b l bel ; Proto-Mo. *bekle- u-sun bel ; Proto-Mançu-Tunguz *belge karın, dizler (çocukları oturulan dizler) (1997: 269). Doerfer, *be:lk sözünün Halaç Türkçesinde bil eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 25). 2. *be:lk Kullanım Alanı U II 24,1 belçe bo uzça suvda bel, bo azlara kadar su içinde DLT III 133 anı belinde tut onu belinden tut EM 113 se ovu dan olan b l a rısın giderür M 10 öksürük ve b l a rısı ço v ki olur M 129 o ur a a rısınu ve b l ve diz a rısınu da ı sebebi bunlardur TTS I 486 Sen i bu i e ba la bu gece bel Getir balta vü hacet olmaya bel TTS I 486 Sebzezâr-ı maânisin sirap kılma a hâme-vâr bel ba ladım TTS I 486 Bel ba lamazsa hizmetine yâr gibi hasm Lâzım de il kisen çekesin ins ü cana tı TTS I 486 Ba layam bil idem buna çare Tâ geçem bir lû b o bed-kâre TTS I 486 Hazreti resulün katline bel ba ladılar TTS I 486 Yine bel ba lamı öldürmeye üftadeleri Varayın yalvarayın ol eh-i hûbana biraz TTS I 486 ki birader gazâye bel ba ladılar TS 258 Çıksam yüksek bellere gün eylesem / Acep nazlı yâr duyar mı ola? TS 258 Ne var ki böyle araçlara biz pek bel ba layamayız TS 258 u kör olası i sizlik belimi fena hâlde büküyordu TS 258 Belini biraz do rultmu, borçlarını ödemi, daha rahat bir ya am düzeyine eri mi ti. TS 258 Avlunun en uzak kö esine, duvara belini verir otururdu TS 258 sli tavan bel vermi, duvarları içeri kamburla mı tı SFA-1 Stromboli önünde ak am olurken nasıl da beline kolunu sarmı tın. 249
282 SFA-1 Sen de il miydin geçen sene ta kayıktan çıkarken bizim reis belindeki ku a ı çözüvermi de hani bir teneke kolyoz çıkıvermi ti koynundan. HEA-1 Tarık kolunu belime dolamı, ba ı ba ıma dayalı duruyordu. HEA-2 Hepsinin bo azından beline kadar fi ekleri var; ku aklarında tabanca ve bıçak asılı. HEA-3 Fransızca roman dizinde, Avrupa'ya ö renimini bitirmeye gidece ini hayal etti im ki i, Aksaraylı Emin, yani ben, imdi aya ında getrler, ba ında kalpak, belinde kılıç sava a gidiyordum HEA-5 O tabuta bakınız, o beli bükülmü beyaz saçlı ihtiyarın ya larınâ bakınız, anlayacaksınız; ne dediniz, söylediklerinizi anlamıyorum. HEA-9 Dima ı aydınlı a do ru gitmek isterken karnını ve belini koparan bu acı onu gene kirpi gibi büzdü. UK 21 hepsi adamlar indän alvar ta ısınnar, deri ku aklan baalı belindän, kara yüsek kalpak ba larına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 50 bugacılar da - geni arkalı, kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar, belädän çıplak, boynularında asılı kemik - di muskalar UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumu ak belini kavi erkek kollarınna da, sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyi li sansı pek çoktan UK 169 bellerinde pi toflar hem kılıçlar UK 190 da tuter Katiyi belinden UK 212 yımı ak bükülän beli UK 225 kız sıkıp Mehmedin belini AD L I 227 Beline gayı ba lamag. Bele gadar suya girmek. AD L I 227 bu süngünü onlar sa täräfdän bel gayı larından asmı lardır AD L I 227 Kürän at belindä a ırlıg hiss etmäyib yolun çohusunu oynaglayır AD L I 227 ehli kändinin sa täräfindä yalın beli ilä hırmanlar, salınmı dı AD L I 227 Bahsanıza, beli çökmü yamaça; Sinäsindä än guzular bäslänir. 3. Anlam Olayları Bakımından *be:lk Clauson a göre, ço u modern ve tarihî Türk lehçelerinde *be:lk sözcü ü hem anatomik hem de da geçidi gibi metaforik anlamlarda görülmektedir (EDT 330). Teni ev, *bel:k sözcü ün Türk Dili kaynaklarında u anlamlarda kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: ): 1) Bel; orta; da yoku u; eyerin oturma yeri : Enisey EUyg. Orta-Uyg. Harezm Orta-Kıp. Ça. TTü. Gag. Azb. Salar Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Ba kurt Nogay Özb. Uyg. Tuv. Tak. 250
283 2) Bel, sırt : Orta-Kıp. sırt ; Osm. bel, orta, yoku, sırada ; Hakas. SUyg. Alt. sırt, sırada ; Trkm. bel, a aç gövdesi, orta ; Kaz. Karakalpak Kır. sırada ; destek, güç, kuvvet ; Çuv. bel, hayvan sırtı, geçit. Bu sözün insan vücudu ile ilgili anlamı temel anlam olmalıdır. Hayvanla ilgili olan anlamı metonimiktir. Cansız nesnelerle ve co rafî alanlarla veya devre, etraf, alet ilgili anlamı ise benzetmeye dayalı oldu u için metaforiktir. 4. Meronim Olarak *be:lk Anatomik anlamda *be:lk sözü, *arka ve *sırt sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. ALAN :MEKÂN *arka, *sırt : *be:lk 251
284 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMURGA omurga Lat. vertebra, ng. backbone. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan OMURGA kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *o urtka sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *o urtka Proto-Tü. *o urtka (Teni ev 1997: 270); Proto-Ogur *o urtka; Proto-Oguz *o urtka; Harezm ç. xiv. yy. o ur a, o urt a (KE II: 496); EKıp. o unta a omurga (KTS: 203); Batı Tü. xv. yy. o ur a (CH I: 153); xiii. xix. yy. omur a, o ur a, o ur a bel kemi i, amudu fıkari, omurga (TTS V 3001), o ur a, o ur a, o urha kemigi, o urha kemügi, o urha sü ügi, o ur a belkemi i omurga (YTS: 163); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. omurga 1. Sırt boyunca uzanarak vücuda destek sa layan, kemikten, kıkırdaktan veya her ikisinden olu an, içinde omurili i barındıran kemik yapı 2. (denizcilik) Gemi kaburgasının a a ı taraftan ba lı bulundu u boy ekseni do rultusunda boydan boya geçen ana yapı ögesi 3. (mec.) Bir eyin varlı ı ile ilgili en önemli bölümü, temel, belkemi i, esas (TS 1684), uzunilik omurilik (*Lâpseki -Çkl.) (DS XI: 4053), oma, omaca belkemi i (-Af.; Darıveren *Acıpayam -Dz.) (DS IX: 3279), omray, omurov omurga (Rumeli göçmenleri, Kadıçifli i - st.; Çilehane *Re adiye -To.) (DS IX: 3280), si er kemi i omurga (-Çr.) (DS X: 3630); Azb. onur a (ATS: 932), onur a Bel kemi i (AD L III 446); Trkm. o urga sütüni (RLT: 158), onurga Adamlarda, kebir hayvanlarda: 252
285 gövreni kelle bilen birikdiriy n yilikli süñk (TDS 488); Kuzey-batı (Kıpçak): Kaz. omırtka, Kırg omurtka (EDT 93a) 1. *o urtka Etimolojik De erlendirmesi Clauson, Eski Türkçe *o urtka sözcü ünün ça da lehçelerde sabit kalan seslerinin, ba taki /o-/ ve ortadaki /-r-/ sesi oldu unu sözün son hecesinin de /- a/ veya /-ka/ sesleri oldu unu belirtmi tir. Bazı lehçelerde öndeki /- -/ sesi /-m-/, /-n-/, veya /- -/ sesine dönü mekte ve /-r-/ sesinden sonra /-t-/ sesi eklenmektedir (EDT 92-93). Teni ev e göre Türk lehçelerinde omurga organını kar ılayan ortak isim, *o urtka terimidir. *o ur- bo umlardan parçalara ayırmak fiilinden türemi tir (1997: 270). 2. *o urtka Kullanım Alanı M 129 o ur a a rısınu ve b l ve diz a rısınu da ı sebebi bunlardur TTS V 3001 Bir külhancı külhan içine bir deve o urgasın bıraktı ol o urga sıçradı gerü da ra dü tü TTS V 3001 Ve arka ve o urgalarına daim dürtseler. TTS V 3001 Pes avrat gitti ve öküzü öldü ü yere vardı ve ol öküzün bir o urkasın ve biraz tüsün buldu TTS V 3002 E er o urga sü ügünde olursa bel a rısı derler TS 1684 Omurgası çürümü, sintinesi su eden eski bir gemide gibi sulan durgun bir limanın rıhtımına ba lanmı tır TDS 488 Onuñ boyun oñurgası, dö süñkleri glip küykeripdi 3. Anlam Olayları Bakımından *o urtka Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak o unta a, o untaka, o ur a, o ur a, o ur a, o ur a, o urt a, omurga eklinde kullanımlarına rastlanan sözün omurga, omurga kemi i gibi anatomik anlamların yanında gemi kaburgasının a a ı taraftan ba lı bulundu u boy ekseni do rultusunda boydan boya geçen ana yapı ögesi, bir eyin varlı ı ile ilgili en önemli bölümü, temel, belkemi i, esas gibi benzetme yoluyla yapılmı metaforik kullanımlara da rastlanmaktadır. 253
286 4. Meronim Olarak *o urtka Anatomik açıdan baktı ımızda *o urtka sözü *gebde sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. Vücut yapısı açısından *o urtka, bütün iskeleti birle tirmekte ve kemiklerden olu maktadır. Dolayısıyla *si ök, *kemük terimleri *o urtka sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE *gebde : *o urtka *o urtka : *si ök, *kemük 254
287 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖ ÜS gö üs Lat. pectus ng. breast, chest. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan GÖ ÜS kavramını kar ılayan sözcüklerin Proto-Türkçe *ömgen, *tö:, *gö:küz, *kökrek ve *kö ül sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *ömgen Proto-Tü. *ömgen (Teni ev 1997: 271); Proto-Ogur *ömgen; Proto-Oguz *ömgen; slami ç.: xi. yy. Krh. ömgen boyun damarı (DLT); Do u Tü.: xv. yy. ömgen, ömgün bo azın alt kısmı ve boyun ile gö üs arasındaki kemik (Sngl 86v24); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. önge öfke, inat ; Güney-Do u: Özb. ümgan gö üs, ömg n gö üs ; Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. ümg n hayvan gö üsü, Kaz. ö men gö üs; yemek borusu; gövde, Kırg ömgök at gö sü, Karakalpak ö men yan, ö mrninrn jat- yan yatmak ; Kuzey-do u (Sibirya): Hakas önmen köprücük kemi i (Teni ev 1997: 271) 1. *ömgen Etimolojik De erlendirmesi Clauson sözü ömge:n eklinde /e/ ünlüsünü uzun olarak almı ve temel anlamının anatomik oldu una i aret etmi tir (EDT 159b). Teni ev, *ömgen sözünün Altay dillerinden u paralellerini tespit etmi tir: Proto-Mançu-Tunguz *umhe(n): Evenk um n Âdem elması; gırtlak ; Proto-Altay *ömhen gırtla ın ön tarafı (1997: 271). 255
288 2. Anlam Olayları Bakımından *ömgen Clauson a göre *ömgen sözü anatomik anlamında kullanılmı tır. Ça atay Türkçesi sahasında ömgön sözünün at gö sü (EDT 159b) anlamında hayvan anatomisi için kullanımı metonimiktir. Teni ev in, *ömgen sözcü ünün Türk lehçelerinde tespit etti i ortak anlam: gö sün üst tarafı, hayvan gö sü dür (1997: 271). 3. Meronim Olarak *ömgen Anatomik açıdan baktı ımızda *ömgen sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *gebde : *ömgen *gebde : *ömgen *tö: Proto-Tü. *tö: (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *tö: ; Proto-Oguz *tö: ; Man.Tü.ç. tö gö üs (M II); slami ç.: xi. yy. Krh. tö gö sün üst kısmı (DLT); EKıp. dös gö üs, tö gö üs (CCum); Do u Tü.: xv. yy. tö gö üs (Sngl 178r13); Batı Tü. xv. yy. dö (DK II: 97), xiii. xix. yy. dö 1. Gö üs, sine 2. Kar ı, mukabil (TTS II 1241, XIV yy.), dö gö üs, sine (YTS: 72), dö kemigi gö sün ortasında birbiriyle biti en yumu ak kemikler (YTS: 72); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. dö 1. Gö üs, ba ır 2. Kaburga altı (TS 636); Azb. dö gö üs, dö 1. B d nin, boyundan karnına kadar olan ön kısmı; gö üs, sine 2. Meme, emcek 3. Elbisesin, koynunu, gö sü örten kısmı 4. Da ın, tepenin yamacı 5. Genel olarak bir eyin önü, kar ısı 6. Hafıza, hafız m nasında (AD L II 152); Trkm. dö: 1. (anat.) Bedenin kaburgaları birle tiren kıkırdaklı ön taraf bölgesi
289 Gövrelerin boyundan garna çenli bolan aralıgı, ön tarafı 3. Giyilen giyimin gö sün üstündeki ön yakası (TDS 270); Güney-Do u: YUyg. tö gö üs, Özb. tü gö üs ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. tö gö üs, meme, t s hayvan memesi, Kumuk tö gö üs, Karaçay-Malkar tö gö üs, Tat. tü gö üs, Ba k. tü gö üs, Kaz. mös gö üs, Kırg tö gö üs, gö sün üst tarafı, Nogay mös gö üs, Karakalpak mös gö üs ; Kuzey-do u (Sibirya): Altay tö gö üs, Tuva dö, Hakas tös gö üs, Yakut tüös gö üs, Tofa dö gö üs (Teni ev 1997: ) 1. *tö: Etimolojik De erlendirmesi Clauson bu sözü tö: eklinde alarak anlamını gö üs, özellikle gö sün üst kısmı olarak belirtmi tir (EDT 558b). Teni ev, Proto-Türkçede sözün ba ında /t-/ veya /d- / sesinin bulundu u tespitinin zor oldu unu belirterek ve sondaki /- / sesinin etkisiyle kelime ba ında /t/ olmasının güçlü bir ihtimal oldu unu ifade ederek, Altay dillerinden paralelleri u ekilde vermi tir: Proto-Altay *t öil-: Proto-Türkçe tö: gö üs ; Proto-Mançu-Tunguz *tui en < *tuilgen gö üs ; Mançu tulu at gö sü (1997: 272). Doerfer, *tö: sözünün Halaç Türkçesinde tö eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 25). 2. *tö: Kullanım Alanı TTS II 1241 Dö etlerin kebap etti müza fer Sö ülme arası içer tolular TTS II 1241 Anı kim edemez hâsıl dü ünde Uyanıkla diler göre dö ünde TTS II 1241 Yaylanın karından ak beyaz dö ü Yıkılıp üstüne ölesim geldi TTS II 1241 Pes Tanrı Taâlâ iki bulut veribidi, kaçan birisi bu day harmanı yeri dö üne geldi, altun ya dı TS 636 Bana yastık olsun dö lerin güzel. AD L IV 430 Bir äli ilä anasının dö ündän möhkäm yapı mı körpä o biri äli ilä anasının üzünü, çenesini älläyirdi. 257
290 AD L II 152 Ciyär sinänin içindä olur ki, gutu kimi eydir. Onun gabag täräfi dö sümüyü vä gabırgalardır AD L II 152..Bah, härdänbir dö ümün burasından ki bir a rı tutur, dähi goymur näfäsimi alım AD L II 152 Sa ımdan ävväl inäyin dö ünü ya däsmalla silmäk lazımdır AD L II 152 Bir da ın dö ündä, yolun gıra ında bir bölük köç gördüm. AD L II 152 Dö lerärdä däniz kimi dal alanan ya ıl ortlar, haradan ba lanıb harada bitdiyi mä lum olmayan ya ıl me älär Sinamizdenin gözläri önündän keçir, onun könlünä därin bir sevinç verirdi TDS 270 Düny ni sil alsa, guba gazıñ dö ünden TDS 270 Güllerden tirip dö e takcak men TDS 270 Mergen gazıñ dil dö ünden urdı 3. Anlam Olayları Bakımından *tö: Clauson un aksine Teni ev, *tö: gö sün üst tarafı sözünün *tö tepe, yoku ile ba lantılı oldu unu dü ünmemekte, asıl anlamın gö üs, vücudun ön tarafının üst kısmı oldu unu iddia etmektedir (Teni ev 1997: 272). Ancak sözün temel anlamının insan vücudunun bir kısmı olmasının yanı sıra co rafî adlarla ilgili anlamı metaforiktir. 4. Meronim Olarak *tö: Anatomik açıdan baktı ımızda *tö: sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *gebde : *tö: *gebde : *tö: *gö:küz Proto-Tü. *gö:küz (Teni ev 1997: 272); Proto-Ogur *gö:küz; Proto-Oguz *gö:küz; Bud.Tü.ç. kögüs gö üs, kalp (EUTS: 114); Man.Tü.ç. kögüzi kara gö üsü kara olan (M I 18, 5); slami ç.: xi. yy. Krh. köküz, kögüz gö üs (DLT I: 366), büksek 258
291 gö sün yukarı tarafı, gö üsten yukarı olan kısım (DLT I: 476), kögüz (DLT I 366); Harezm ç. xiv. yy. ba (ı)r (KE II: 68), kög(ü)s/z (KE II: 377), kökrek (KE II: 379), ba (ı)r ba ır, gö üs, ci er (NF III: 41), kök(ü)s (NF III: 258); EKıp. bö ür (KTS: 36), kö üs (KTS: 156), köks, köküs (KTS: 157), kövüs (KTS: 160), dös, dö gö üs, dö, kaburga altı (KTS: 65), gökrek gö üs kemi i (KTS: 87); Do u Tü.: xv. yy. kögsük (Sngl 308r. 2); Batı Tü. xiv. yy. gögüs (EM: 134), xv. yy. gögüs (M : 18), gögüz (CH I: 171), gögs (CH I: 178), gögüs (DK II: 122); xiii. xix. yy. gögüs, gögüz (TTS I 316; II 444; III 304; IV 348), gö üs gö üs, dine (TTS III 1730), gögüz gö üs (YTS: 96); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. gö üs 1. Vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akci er vb. organları içine alan bölümü, sine 2. Bu vücut bölümünün ön tarafı, sırt kar ıtı 3. Bu bölümün içindeki organlar 4. (mec.) Meme (TS 864), severe gö üs kafesi (Mengeser *Do ubayazıt - A.) (DS X: 3593), bö ür gö üs (-Or.) (DS II: 766), can dili gö üs (*Daday -Ks.) (DS III: 855), can tahtası gö üs kemi i (Di li *Bolvadin -Af.) (DS III: 858), cenev gö üs, ba ır; mide (-Isp.; Ortabereket -Ks.; -Kü.) (DS III: 881), çitlevü gö üs kemi i (-To.; -Gr.) (DS III: 1246), dalak gö üs (*Bergama - z.; -Mr.) göbek (- Ed.) (DS IV: 1336), dö gö üs, ba ır (-U.; -Isp.; -Brd.) (DS IV: 1589), go os gö üs, meme (*Sorgun -Yz.) (DS VI: 2095), gümbek gö üs çukuru (*Bor -N.) (DS VI: 2205), kökrek, kökürek gö üs, ba ır (-Ist.; -To.; -Kn.) (DS VIII: 2953), kükrek gö üs (Ilıca *Çifteler -Es.) (DS VIII: 3026), ö ür gö üs (*Boyabat -Sn.) (DS IX: 3321), ök gö üs (Rumeli göçmenleri *Eyüp - st.) (DS IX: 3324), sina gö üs (*Bor -N.) (DS X: 3637), sö ük gö üs kemi i (*Kızılcahamam -Ank.) (DS X: 3675); Gag. güüs gö üs, gö üs kafesi (GS 125); Azb. köks (ATS: 790), köks 1. bk. dö 2. (mec.) Yürek m nasında (AD L III 105); Trkm. gursak (RLT: 259
292 73), gövüs 1. Kökrek, dö, kursak 2. Meme (TDS 187); Güney-Do u: YUyg. köküs, kökis, Özb. küks; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kökis, köhis; Kuzey-do u (Sibirya): köküs, gös, Altay kögüs, köküs, kükse, or kögüs, Hakas kögis, Yakut kögüs; Çuva : kakar (EDT 714a), kagr (Teni ev 1997: 272) 1. *gö:küz Etimolojik De erlendirmesi Clauson da sözü *gö:küz eklinde kullanmı tır (EDT 714a-b). Teni ev e göre son ünsüzün ötümsüz olması, /-k-/ ünsüzün ötümsüz olmasından kaynaklanmaktadır: Proto-Türkçe *kökz > *köks > köküs. Altay dillerinden paraleller: Proto-Mo. *kökün kadın gö sü, Proto-Mançu-Tunguz *kuhun kadın gö sü, meme, Kore *kokai çekirdek, öz, Japon *k k r kalp : Proto-Mançu-Tunguz *kohe-, Proto- Mo. *köke-, ve böylece, asıl anlam: kadın gö sü (1997: 273). 2. *gö:küz Kullanım Alanı EM 134 bögrülce ovu dur urudur... gögüse ve öykene müf ddür M 18 n lüfer uyıyla içürler açan ki ba ursa lar ya si irler ya gögüs za f olsa M 21 gögüsi aracu ve boynı uzun ve boynı ince ve bo azında i ve ma desi a f ya gözi ya dim ı a f M 32 uru üzüm ıssıdur ru ubeti azdur ma deye cigere uvvet v rür gögüse ve öykene eyüdür amm miz cı ıssı ki ilerü anın göyündürür ve fehmi arturur TTS III 1730 Gö üs yarardı vü ba ır diderdi Bu ebiyatı yazıp in ad ederdi TTS III 1730 Pes gö üzlerine de in duttu kaçan ba ırsuklar ya sinirler ya gö üs zayıf olsa, ya öksürük olsa, ek ilerden sakınmak gerek TTS III 1730 Çekürge aslan gö üzlü olur. TTS III 1730 Ve gö üzden gelen irini arıtır ve cerahatlarını onultur TTS III 1730 Yüre in yeri gö üzü ortasıdır TS 864 Genç ve meçhul kadın çocu unu gö süne basarak girdi TS 864 Vücudumun etlili inden, gö sümün dolgunlu undan, elbiselerim dar gelirdi TS 864 Öteden beri yola yüzü yoktu. Hele yoku ları kar ıdan gördü ü vakit gö sü tıkanırdı TS 864 Onu sapasa lam görünce gö süm kabardı o ul TS 864 Ne yazık ki geçti imiz yılda, gö sümüzü gere gere, i te zafer diyebilece imiz pek az ba arımız olmu tur TS 864 Kim bilir, bu erkek, kadınların zaafı ile gö sünü gere gere kaç kere istihza etmi tir 260
293 TS 864 Duvarda, güne e kar ı / Gö sünü kabartan bir güvercin / çimde öksüzün gözya ı / Yıkılan yıllar için TS 864 Sevda mevsimi gelince ku lar bin türlü teranelerle minimini gö üslerini yırtarlar TS 864 Gö üs ba ır açık, ellerinde pankartlarla yürütüyorlar bu sava ı TS 864 Birdenbire sustu ve gö üs geçirdi, hüzün, dertlenme derecesini bulmu tu TS 864 Ben onun hatırı ve hatırası için daha a ırlarına da gö üs verirdim TS 864 Ben dervi im diye gö sün gerersin / Hakkı zikretmeye dilin var mıdır? SFA-2 Bir ara gö sümüze yedi imiz rüzgârı arkamıza aldık. HEA-1 Gö sümde on be yıldır duymadı ım bir sızı belirdi. HEA-2 Ameliyathanede kol bacak kesiyorlar, kafatası açıyorlar, gö üsten, karından kur un çıkarıyorlardı. HEA-3 Birçok yasla, acıyla dolu gö üsler, kapalı, derin mahzenlerde inilder ve Çubuk çayı sessizlik içinde her an ça lar. HEA-3 Yan gözle baktım, bunu söyleyen genç son derece cılız, ngiliz fanilasından kapalı gö üslü yele i, baldır çoraplarıyle çok garip görünüyordu. HEA-9 Bu kadar genç bir gö üste ne sönmez, ne derin bir kin. HEA-9 O cüce gö üsteki yüre e bir pehlivan yüre inden ziyade güvenilir... PSE 123 Ve bunu syretmää deyi dopanan cümle halk, olan eyleri gördüktensora, güüslerini düyeräk, döndülär. UK 37 sansın kılıç güüsünä dayalı UK 136 güüslerni da i irärdi o çok duygular UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumu ak belini kavi erkek kollarınna da, sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyi li sansı pek çoktan UK 155 ama sıkıp kendini hem çekip kızı güüsüne yalpak dedi UK 178 sıker güüsüne - Lanka pek sevdalı UK 202 acıdan i tiydi güüsleri UK 211 güüsü doler iyi gelen sıcaklan UK 212 onun güüsündä AD L III 105 Zahirän heyrätamiz däräcädäsadä vä sakit olan bu balacaboylu insanın köksündä bu gädär zänkin vä gülcü bir üräk yaratmı täbiätin e cazına heyran galmag olmazdı AD L III 105 Anahanım.. köksünü sıhmagda olan kädärlärini bölü mäk üçün Atabalanın yolunu gözlämäyä ba ladı. AD L III 105 Män bir dövürdäyäm ki, tunc ganadlanır; Gara da ın, märmärin köksü atlanır TDS 187 Ma layı sakar ol atı gövsi ilerik omzamak bilen, iki ö ayagını arasından possunlı sümeymelidi TDS 187 Öz gövsüniñ ak süysüni mdiren seniñ ya ay ıña gar ıdır öydy rmiñ TNAS 16 Admı göwsünde arslanı yatagı bar. 3. Anlam Olayları Bakımından *gö:küz Clauson a göre *gö:küz sözü Türk Dilinin erken dönemlerinden beri metonimi oluyla dü ünce, fikir anlamına da gelmektedir (EDT 714a-b). 261
294 Teni ev in ara tırması sonucunda tarihsel kaynaklarından çıkardı ı sonuç, *gö:küz sözünün asıl anlamının bedenin üst tarafı olarak gö üs veya sırt oldu udur. Bundan hareketle sözün gö üs kafesi, gö üs bo lu u anlamı da çıkmaktadır. Gö sün bir takım ruh özellikleri içerdi i inanı ından kaynaklanan u metonimik anlam olayları da vardır: Eski-Uyg. akıl, dü ünce ; Krh-Uyg. Altay cesur ; Özb. Altay Kır. ruh, can duygular (1997: ). 4. Meronim Olarak *gö:küz Anatomik açıdan baktı ımızda, *gö:küz sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ili kilerini gösteren meronimidir. Di er yandan, *eyegü sözü, *gö:küz sözünün nesne : parça meronimik ili kisi gösteren meronimidir. Gö üs kafesinde bulunan *yürek ve *öbke iç organ adları ise *gö:küz ile alan : mekân ilgisi içindeki meronimlerdir. Aynı zamanda *eyegü sözü, *gö:küz sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimidir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN NESNE :MADDE *gebde : *gö:küz *gö:küz : *eyegü *gebde : *gö:küz *gö:küz : *yürek, *öbke *gö:küz : *eyegü Modern Türkiye Türkçesinde kullanılan gö üs bo lu u akci erlerle kalbi içine alan akci er zarının çevreledi i bo luk, gö üs kovu u, gö üs çukuru (TS: 865), gö üs kafesi vücutta omurganın, kaburgaların ve gö üs kemi iyle bunları saran kasların olu turdu u yürek ve akci erleri koruyan bo luk (TS: 865), gö üs kemi i gö sün ön tarafında, üzerine kaburga kıkırdakları ile köprücük kemiklerinin eklendi i yassı 262
295 kemik, iman tahtası (TS: 865), gö üs tahtası gö sün ön tarafında, üzerine kaburga kıkırdakları ile köprücük kemiklerinin eklendi i yassı kemik, iman tahtası (TS: 865) gibi kullanımları da *gö:küz sözünün meronimleri olması açısından dikkat çekicidir *kökrek Proto-Tü. *kökrek (Teni ev 1997: 273); Proto-Ogur *kökrek; Proto-Oguz *kökrek; Do u Tü.: xv. yy. kökrek (Sngl 370v. 28); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kükrek (DS VIII 3026), kökrek (DS VIII 2953); Trkm. kükrek, kükrök, kökrek; kükrek insanın ya da hayvanın bo azının bulundu u yerden gö sün biten kısmına kadar uzanan ön taraf (TDS 402); Güney-Do u: YUyg. kökr k, Özb. kokr k, kökr k, hohräy, kohray; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kökrek, kekrek, Kumuk kökürek, Karaçay-Malkar kökürek, Tat. kür k, Ba k. kür k, Kaz. kökirek, Kırg kökürök, Nogaykökirek, Karakalpak kökirek (Teni ev 1997: 273) 1. *kökrek Etimolojik De erlendirmesi Clauson, sözün kayna ının Mo olca ve Farsça olamayaca ını söyleyerek *kökrek sözünün etimolojisinin belirsiz oldu unu ifade etmi tir (EDT 712b). Teni ev e göre, bu terim *kö:küz sözünden ortaya çıkmı tır. Kıpçak /z/ > /r/ ses de i imine u rayarak *kö:küz > *kö:kür ve küçültme eki alarak: *kö:kür > *kökrek eklinde bir geli me göstermi tir (1997: 273). 2. *kökrek Kullanım Alanı TDS 402 Ganlı söve lerde kükregi gerip arslan yürek gahrımanı aslı sen 3. Anlam Olayları Bakımından *kökrek Teni ev, *kökrek sözünün Türk Dili kaynaklarında u anlamlarda kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: 273): 263
296 1) Vücudun üst kısmı : Kumuk Tat. Özb.; Kıp. karaci er, akci er. 2) Araba gövdesi. Anad. araba gövdesi ; Özb. arabanın önü. 3) Cesaret, ehvet, hiddet, hırs, tutku. Karakalpak gurur ; Ba kurt burnu havada ; Kaz. Nogay kendine güvenen, gururlu. 4) Kadıların gö süne giydi i elbise. Tat. kadıların gö süne giydi i elbise. Anad. gö se giyilen bir çe it zırh. 5) Baygınlık. Anad. baygınlık ; Kumuk verem ; Tat. astım, nefes darlı ı. Bu anlamlar içerisinde vücudun üst kısmı anlamı temel anlam olmalıdır. Ancak bazı Kıpçak lehçelerinde karaci er veya akci er anlamları parça yerine bütün kullanımına i aret eder. Bu da bir metonimik anlam olayıdır. Ancak Özbek ve Türkiye Türkçelerinde görülen at arabası gövdesi veya önü anlamları benzetmeye dayalı oldu undan metaforiktir. Bu sözün Karakalpak, Ba kurt, Kazak ve Nogay gibi Kıpçak lehçelerindeki cesaret, ehvet, hiddet, hırs, tutku, gurur, kendine güven anlamları ise sonradan kazanılmı metaforik soyut anlamlardır. Tatar ve Türkiye Türkçesinde görülen kadınların gö süne giydi i elbise, iç giyim ve ayrıca zırh anlamları metaforiktir. Ancak baygınlık, verem, astım, nefes darlı ı gibi anlamlar *kökrek kavramı ile ilgili olması sebebiyle metonimiktir. 4. Meronim Olarak *kökrek Anatomik açıdan baktı ımızda *kökrek sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. Di er yandan, *eyegü e e kavramı, *kökrek gö üs kavramını olu turan önemli bir unsur oldu undan *eyegü sözü, *kökrek sözünün nesne : parça meronimik ili kisi gösteren meronimidir. Gö üs kafesinde 264
297 bulunan *yürek ve *öbke iç organları ise *eyegü sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *gebde : *kökrek *kökrek :*eyegü *gebde : *kökrek *kökrek : *yürek, *öbke *kö ül Proto-Tü. *kö ül (Teni ev 1997: 274); Proto-Ogur *kö ül; Proto-Oguz *kö ül; KökTü. viii. yy. kö ülteki: savımın aklımdaki sözler (KT. Gün. 12), kö ül (Ton 15); Bud.Tü.ç. kö ülimin yürekimin erti ü tepretdi titretdi aklımı ürpertti kalbimi titretti (TT X 451), kö ül (TT II, III), yavlak sakınç kö ülinde ya uru aklında kötü dü ünceleri saklarken (U II 23, 12-13); slami ç.: xi. yy. Krh. kö ül (DLT III 353, KB 211); EKıp. kö ül (CCum 152), kö ül kalp; akıl, bilinç, ruh (KTS: 158); MKıp. xiv. yy. kö ül (K 85); Do u Tü.: xv. yy. kö ül (Sngl 24r13); Batı Tü. xiii. xix. yy. gö ül yürek (TTS III 1763, XIV yy.); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. gönül 1. Sevgi, istek, dü ünü, anma, hatır vb. kalpte olu an duyguların kayna ı 2. (mec.) stek, arzu (TS ), gevil (DS VI 2011); Gag. gönül; Azb. könül ( airsel) 1. Kalp, yürek manevi manada 2. stek, arzu, heves, meyil (AD L III 109); Trkm. kö ül, gövün iç dünya, yürek, iç (TDS 186); Güney-Do u: YUyg. kö ül, Özb. kü il, Salar kö ni; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. könül, Kumuk gö ül, Tat. kü il, ki il, Ba k. kü il, Kaz. kö il, kevil, Kırg kö ül, Nogaykö il, Karakalpak kö il, kevil; Kuzey-do u (Sibirya): kö ül, Altay kü:n, or kö nü, Hakas kö:l, Yakut kö ül, Tofa hö:l; Çuva : kamal (Teni ev 1997: 274) 265
298 1. *kö ül Etimolojik De erlendirmesi Clauson sözü kö ül eklinde almı ve bu sözün orijinalde dü ünce ve dü ünce ile ilgili akıl, dü ünce gibi yan anlamlara sahip soyut bir kavram oldu unu ifade etmi tir. Ona göre daha sonra, dü ünce organı olarak dü ünüldü ünde yürek ile birlikte veya yürek yerine kullanılan somut bir anlam kazanmı tır (EDT 731b). Teni ev bu fikre katılmamaktadır. Ona göre, bu terimin ba langıçtan itibaren akıl, dü ünce, duygular anlamına gelip daha sonraki dönemlerde vücut organını kar ılamaya ba ladı ı fikri do ru de ildir, çünkü genelde dillerde tam tersi görülür, yani ba langıçta somut bir organın kar ılı ı olan bir terim daha sonra soyut bir kavramı da kar ılar hale gelir (1997: 274). Di er yandan, Teni ev, kalp, can anlamında olan *kö ül sözünün Eski Türkçe *koyn koyun (kucak) teriminden türedi ini ifade etmi tir: koynunda olan > gö sünde olan. Ayrıca benzer bir durumun, *kö ül > *kö l-ek gömlek dönü ümünde de izlenebildi ini- ki burada vücut kısmı ön plana çıkmaktadır- belirtmi tir (1997: ). 2. *kö ül Kullanım Alanı THO 158 közdä ya kälsär, ätida(?) kö ültä sı ıt kälsär gözlerimde ya akarken, yüre imden pek çok feryat gelirken(?) EM ve müferr, gö ül açar, yürek M 104 duda lar g ce ya olup gündüz uru olma ve gö ül arlı anma ve g ce g ce di ırcıldama TTS III Bur renç ki rahimde olur, anı otalamak avratlar i dir ve anın maymunlar yüre inden artık derman olmaz. Ba a eyitti: Maymun gö lü kanda buluna? TTS III 1763 Hatırın gözler rakibin ol melek Hiç eytan gö lünü a rıtmadı TTS III 1763 Gö ül bir pâk me reptir akar her servi reftare Veli seyl-i fena imdi anı varmı bulandırmı TTS III 1763 Ol attarı katıma getir bazar edelim dedim. Attar katıma girdi; sureti vvelki suret de il, bir hûp yi it, gö lüm aktı TS 871 Gönüllerin birbirine kayna tı ı o günler millî bayramlarımızdan biriydi TS 871 Bu delikanlının kıza, bu kızın delikanlıya gönlü akınca insanın yüre i kabarıyor 266
299 TS 871 Onun kenar mahallelerde sürüklenen çıplak ayakları benim gönlüme dokunuyor TS 871 Ne güzel yayla da u bizim yayla / Çık so uk su ba ına da gönlünü e le TS 871 Tabiatın bu e siz güzellikleri kar ısında o birtakım gevezeliklerle benim kafamı a rıtacak, gönlümü karartacak de il TS 871 Birkaç gece evvel gelip de bir ey soracaktım, rahatsız etmeye gönlüm varmadı TS 'te yepyeni bir Türkçeye gönül vermi olan Atatürk, sonraki üç dört yıl içinde, daha ılımlı bir dil devrimine yönelmi olabilir mi? TS 871 Atölyelerde bu i e gönül veren idealist ö retmenler ders vermekteydi TS 871 Cevizli tel kadayıfına gönül verene de rastlanıyor HEA-1 Döner, dola ır, sonra gelir, bizim o lanın gönlünü alır. HEA-1 E er Âkıle Hanım'ın gönlünde belli belirsiz bir istek halinde meydana çıkıp da el uzatıp eri emedi i bir tek ey varsa o da romancı olmaktı. HEA-1 Sadi'nin babası kadının gönlünü ho etmek için arada bir Ferhunde ile konu- urdu. HEA-3 Gönlümün özlemiyle yapayalnız olmaktan vah î bir tat alarak sokaktan soka a dola ıyordum. HEA-4 Gönlü isterse tarlalarda da çalı ır, cüssesinin küçüklü üne ra men iyi bir i çi olaca ı kanaatini verirdi. HEA-4 Acaba bu, kırılan bir gönlü almak mı, yoksa tıpkı ilk günlerdeki akacı oyunbaz arkada lı ının ihyası mı? HEA-6 Hastalıklı babamız o kadar kederli ki bir yüzünü, gönlünü ho etmiyor. HEA-8 Ruhumda bütün dünyaya kar ı yalvaran bir alçakgönüllülükle döndüm HEA-8 Onun artist ruhu da, bu sonsuz çölün, yaratılı ın ilk zamanlarını hatırlatan ıssız ululu u ile, kendisine çekilmi ve alçakgönüllü idi. HEA-9 Gözünü, gönlünü ısıtan biricik Rabianın, onun harap evini bırakıp gitmesi... HEA-9 Kızın gönlü olursa o lana ne mutlu! AD L I 456 Ey könül, gädrini bil ohlarının sinämdä; Edib ol ga ı käman bunların än am sänä. S. Ezim AD L I 456 Ey könül, gädrini bil ohlarının sinämdä; Edib ol ga ı käman bunların än am sänä. S. Ezim AD L III 109 A aräsul i i yubatmayıb hämin saat könlündäki mähäbbäti gıza söylädi AD L III 109 Aralıgdan könül gu un ürktdük; Bir-birilä gonu madıg, ayrıldır AD L III 109 Gon u arvadların sözünä görä gızın könlü Yusifdädir TNAS 21 Agzında Alla, gö lünde eytan. TNAS 52 Ayaklar nämüçin (neçün) barsın, kö ül barmayan yere. TNAS 115 Di i agırsa, çek (sogur), gutul, go ı yaman bolsa, göç, gutul. TNAS 121 Dostu gözünde bolandan, kö lüne bol. TNAS 135 Eli i de, kö li oyna da. TNAS 179 Görki göz biler, aklı kö ül. 267
300 3. Anlam Olayları Bakımından *kö ül Clauson *kö ül sözünün orijinalde dü ünce ve dü ünce ile ilgili akıl, dü ünce gibi yan anlamlara sahip soyut bir kavram oldu unu ifade etmi tir. Daha sonra, yürek kavramı ile ili kilendirerek kalp organı somut anlamını kazandı ını belirtmi tir (EDT 731b). Ancak, Teni ev aksine bir terimin ba langıçta somut anlama sahip olması ve daha sonra soyut yan anlamlar kazanması gerekti i dü üncesini dile getirmi tir. Ancak Türk Dilinin en eski kaynaklarında bile bu sözün soyut anlamda kullanıldı ını görüyoruz. O uz grubu Türk lehçelerinde bu sözün sevgi, anma, hatır gibi kalpte olu an duyguların kayna ı, istek, arzu kavramlarının yanı sıra kalp, yürek organ adları ile de ili kilendirildi i görülür. 4. Meronim Olarak *kö ül *kö ül sözünün *gö:küz, *yürek ve *gebde sözleri ile ili kilendirildi i taktirde bu sözün bu kavramlarla alan : mekân ve nesne : parça ili kisi gösteren bir meronim ve holonim oldu u dü ünülebilir. Di er yandan, *eyegü e e, *kö ül gö üs olu turan önemli bir unsur olup nesne : parça meronimik ili kisinin örne idir. Gö üs kafesinde bulunan *yürek ve *öbke iç organları ise *eyegü ile alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *gebde : *kö ül *kö ül : eyegü *gebde : *kö ül *kö ül : *yürek, *öbke 268
301 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde E E e e Lat. costa ng. rib. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan E E kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *eyegü sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *eyegü Proto-Tü. *eyegü (Teni ev 1997: 275); Proto-Ogur *eyegü; Proto-Oguz *eyegü; Bud.Tü.ç. eyegü (H. II 22, 29); slami ç.: xi. yy. Krh. erin, irin dudak (DLT I: 77), küsri kaburga kemikleri (DLT I: 422), eye:gü: (DLT I 137); Harezm ç. xiv. yy. eyegü (KE II: 218), eye, eyegü (NF III: 143); EKıp. eyeg, eyegü (KTS: 78), iyegü omurga, eye kemi i (KTS: 117), abar kaburga, eye kemi i (KTS: 121), abır a, abur a kaburga (KTS: 121, 122); MKıp. xiv. yy. eyegü: (K 27); Do u Tü.: xv. yy. eyegü (San 57r. 6); Batı Tü. xiv. yy. eyegü (EM: 130), xv. yy. eyegü (DK II: 108); xiii. xix. yy. ege kazanda pi irilmi kaburga yeme i (TTS III 1388), egri sü ük e e kemi i, kaburga kemi i (YTS: 79), eyegü, iyegü kaburga kemi i (YTS: 87); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. e e Gö üs kafesini olu turan, arkadan omurgaya, önden de gö üs kemi ine eklenen uzun, yassı ve e ri kemiklerden her biri, kaburga (TS 675), cerek kaburga kemi i Damda geçi yayılır cerekleri sayılır Dama çıkma Fadimem Seni gören bayılır (Fındıklı -Ist.; -Ezc.) (DS III: 885), çıtlo kaburga kemi i (-Or.) (DS III: 1197), çit kaburga kemi i (Piraziz -Gr.) (DS III: 1241), çiti kemi i kaburga kemi i (-Sm. *Ünye -Or.) (DS III: 1243), çötürge kaburga kemi i (-Gr.) (DS III: 1297), e ey bir ucu bo ta bulunan kaburga kemikleri (-Isp.; -Brd.; -Dz.; -N.; -Kn.) (DS V: 1677), ge rek, gekrek 269
302 yumu ak e e kemikleri (-Çkl.; -Kü.; -Es.; -Kc.; -Ks.) (DS VI: 1970), iya, iya ı, iyegi, iye i kaburga kemi i (-Çr.; *Merzifon ve köyleri -Ama.) (DS VII: 2573), kaptırka kaburga, iskelet (Varyanlı -Mr.) (DS VIII: 2636), ka ıklık gemi kaburga kemi i (-Mr.) (DS VIII: 2680), keyrek kaburga kemiklerinin alttan birinci, ikinci çifti (-Ml.) (DS VIII: 2779), o ür a kaburga kemi i (-Ama.) (DS IX: 3272), ö e kemi i e e kemi i (-Sm.) (DS IX: 3315), ö rek, ö ür e kaburga kemikleri (-Çkr.; -Kn.) (DS IX: 3317), pardıkemi i e e kemi i (Rumeli göçmenleri, Aslıhan *Uzunköprü -Ed.) (DS IX: 3396), sepetkemi i, sepetlek, sepetlig, sepetlik kaburga kemi i, gö üs kafesi (-Çkl.; *Bor -N.) (DS X: 3584), temeçi kaburga kemi i (- Rz.) (DS X: 3874); Azb. abır a e e (ATS: 438), gabır a e e (AD L I: 387); Trkm. gapırga (RLT: 164); Kuzey-do u (Sibirya): Tuva egi (EDT 272a), e:gi, Yakut oyo os, Tofa e:gi; Çuva : ayak (Teni ev 1997: 275) 1. *eyegü Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, *eyegü sözünün etimolojisi konusunda Clauson ile hemfikirdir: *eyegü, Türk lehçelerinde e e organının eski adıdır, ancak modern Türk lehçelerinin ço unda bu terim yerine Mo. *kapırga terimi daha yaygın kullanılmaktadır. Teni ev, bu sözün muhtemelen Altay paralellerini u ekilde vermi tir: Proto-Mançu-Tunguz *fiken gö üs kemi i (1997: 275). 2. *eyegü Kullanım Alanı EM 130 atü l-cenb rencine ki eyegü arasıda a rı olur TTS III 1388 Ö lene e e de ak ama kuzu Sabaha kaymaklaı bal ister gönül 3. Anlam Olayları Bakımından *eyegü Clauson, tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *eyegü sözünün anatomik anlamla e e anlamında kullanıldı ını tespit etmi ve yurt iskeletini olu turan e eler gibi 270
303 ota ların kulu undaki yapı unsurlarına benzetme yoluyla olu turan metaforik kullanımlara da dikkati çekmi tir (EDT 272a). Teni ev, *eyegü sözünün Çuv. dı ında tüm Türk lehçelerinde e e anlamında kullanılmakta oldu unu belirtmi tir: Yak. yan, e e ; Çuv. yan, taraf ; hatta yurt iskeletini olu turan parça (1997: 275). Bu sözün yeme i anlamı ise hayvanla ilgili olabilece inden metonimiktir. 4. Meronim Olarak *eyegü Anatomik açıdan baktı ımızda *eyegü sözü *gö:küz gö üs, gö üs kafes sözünün nesne : parça, grup : ö e, nesne : madde ve alan : mekân ili kileri gösteren meronimidir. NESNE :PARÇA GRUP :Ö E NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü 271
304 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALÇA kalça Lat. coxa ng. hip. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KALÇA kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *eyegü sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bıkın Proto-Tü. *bıkın (Teni ev 1997: 280); Proto-Ogur *bıkın; Proto-Oguz *bıkın; Bud.Tü.ç. bıkın üze ısırsar kalçayı ısırırsa (TT VII 36,16), bı ın (EUTS: 40), bügür (EUTS: 56); EKıp. bı ın (KTS: 30); MKıp. xiv. yy. bıkın (K 34); Do u Tü.: xv. yy. bıkın (Sngl 147v. 6); Batı Tü. xv. yy. uylu oyluk kemi i (DK II: 305); xiii. xix. yy. bıkın bö ür (TTS I 537); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kalça Gövdenin arka bölümünde, bacakların birle ti i yerle bel arasındaki i kin bölge (TS 1164), almacık kalça kemi i, uyluk ba ı (Yassıviran *Senirkent -Isp.) (DS I:226), cavur kalça (Karaçay A ireti, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS III: 867), cızdik kalça (* iran -Gm.) (DS III: 947), çantı le en kemi i (-Ba.; -Ist.; -N.; Bulgarisan) (DS III: 1071), çenet kalça (-Af.; -U.; -Brd.; -Dz.) (DS III: ), çotum kalça (*Alanya -Ant.) (DS III: 1275), çörtme, çötme kalça (Türkmenler, sahacılı -Ada.) (DS III: 1295), fı la kalça kemi i (Dere *Seydi ehir - Kn.; Eldirek *Fethiye -M.) (DS V: 1850), halça kalça (-Çr.) (DS VII: 2259), homa, hama kalça kemi i, uylyk kemi i (*Emirda -Af.; *Bor -N.; Aslanköy *Mersin - ç.) (DS VII: 2399), homça, humaca kalça (Fakıekincili i *Pınarba ı - Ky.) (DS VII: 2400), hot kalça kemi i (*Emirda -Af.) (DS VII: 2418), kıcır kemi i kalça kemi i (*Niksar -To.) (DS VIII: 2784), kukuk kalça Yorgunluktan 272
305 kukularım a rıyor (Rumeli göçmenleri *Mudanya -Brs.) (DS VIII: 2992), kut kemi i kalça (-Ky.) (DS VIII: 3017), menç kalça (Yavuz * av at, Ba lıca *Ardanuç, Erkinis *Yusufeli -Ar.) (DS IX: 3160), satan kalça; bacak (*Arapkir -Ml.; *Do ubayazaıt -A.) (DS X: 3550), dekirdan kabaet, kalça (-Ay.; -Kn.; *Mut - ç.; - M.) (DS X: 3570), tantak, tanta kalça, kaba et (-Dz.; -Dy.) (DS X: 3821), uma kalça (Üçkuyu *Bolvadin -Af.; -Ama.; Höketçe *Saimbeyli, -Ada.) (DS XI: 4035); Trkm. bıkın gapırgaların a a ı yüzü, a a ı ete i (TDS 118); Güney-Do u: YUyg. bikin, bekin, Özb. bikin; Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar bı ın, Tat. bı ın, Ba k. bı ım, Kaz. mıkın, Kırg mıkın; Kuzey-do u (Sibirya): Altay bıkın, mıkın, beken, Tuva bı ın, Hakas pıhtı (Teni ev 1997: 280) 1. *bıkın Etimolojik De erlendirmesi Clauson, sözü bıkın eklinde vererek, günümüzde kuzeydo u Türk lehçelerinde varlı ını sürdürdü ünü belirtmektedir (EDT 316a). Ancak bu sözün Türkiye Türkçesi a ızlarında da kullanımı yaygındır. Teni ev *bıkın sözünün inceledi i tüm tarihsel ve modern kaynaklarında kalça ve yan anlamında geldi ini belirterek Altay dillerinden u paralelleri vermektedir: Proto-Altay *bıka- yan, kalça : Proto-Mançu- Tunguz *böka kalça, but ; Proto-Mo. *boka- ur arka, arka tarafı ; Orta-Mo. baka uur, Kalmık bok r, buk r, Mo. bu r (1997: ). 2. *bıkın Kullanım Alanı TTS I 537 Denedin mi hiç ol belin bıkının Ne yara tırmı ol tonlar biçinin TTS I 537 Yarma belenli ucası bir yı ın Sımsıkı et hep yakı ık bel bıkın TDS 118 Bu gız iki lini bıkınına urup dur TDS 118 Garınları bıkınlarına elme en atlar ümzüklerini ileri atyardılar. 273
306 3. Anlam Olayları Bakımından *bıkın Teni ev, *bıkın sözcü ünün modern kaynaklarda genellikle yan, kalça anlamında, kullanıldı ını belirtmi tir: Tat. Kır. Altay Uyg. kalça, but ; Uyg. Altay Hakas. Tuv. kasık anlamında kullanıldı ını belirtmi tir (1997: 280). Clauson, Eski Türkçede hem kalça hem de bö ür için günümüzde birçok kuzey ve kuzeydo u Türk lehçelerinde hâlâ *bıkın kelimesinin kullanıldı ını belirtmi tir (EDT 316). Bu sözün Tarihsel ve modern O uz alanında da uyluk kemi i, bö ür, kalça, kalça kemi i, kaburgaların a a ı kısmı, le en kemi i anlamlarında kullanıldı ı görülmektedir. Bu sözün hayvan için kullanımı metonimik bir kullanımdır. 4. Meronim Olarak *bıkın Anatomik anlamda *bıkın,*bu:t, *u luk ve *baltır sözleri bacak sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Aynı zamanda *bıkın sözü bacak sözü ile nesne : parça ili kisini gösteren bir meronimidir. *si ök, *kemük, *damor, *teri terimleri *bıkın sözünün nesne : madde ili kisini gösteren meronimleridir. NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *bıkın: *si ök, *kemük, *damor, *teri bacak: *bu:t, *u luk,*baltır, *bıkın 274
307 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BACAK bacak Lat. crus, ng. leg. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BACAK kavramını kar ılayan sözcükler Eski Türkçe *bacak ve Proto-Türkçe *a ak sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir bacak Batı Tü. xiii. xix. yy. oma bacak (TTS V 2979); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. bacak 1. Vücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü 2. Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ 3. Bazı eylerin yerden yüksekçe durmasını sa layan dayak, destek veya bunlardan her biri, ayak 4. Oyun kâ ıtlarında o lan, vale (TS 189); Gag. bacak 1. Bacak 2. Mobilya aya ı (GS 68); Azb. ılça bacak (ATS: 510), bacag, gıç insan bedeninin ombadan ba layan ve aya a kadar olan ve insanın yürümesine yarayan organ (AD L I 210); Trkm. i:ncik bacak (Sarıyev 2007: 9), i:ncik 1. Aya ın topuk ile baldır arası 2. Aya ın topuk ile diz arasındaki büyük kemik (TDS 339), ompa otur- 1. Ba a a ı aya ı yukarı olmak 2. Takatten dü mek, halsiz, güçsüz olmak 3. Birine sözde, konu mada yenilmek (TDS 487), çimke bacak kemi i (Bereketli -Dz.; neciler *Mudurnu - Bo.) (DS III: 1224); dikme bacak (*Göksun -Mr.) (DS IV: 1489); dingil omuz (- Mr.) bacak Dingillerini uzatmı (-Brs.) (DS IV: 1504); gıç, gık, gı bacak, ayak (- Af.; -U.; -Isp.; -Brd.; -Dz.) (DS VI: 2030); hiç bacak kemi i (E ke *Divri i -Sv.) (DS VII: 2384); patan ayak, bacak (-Ada.; -Ant.) (DS IX: 3407) 275
308 1. bacak Etimolojik De erlendirmesi O uz grubu Türk lehçeleri içerisinde Modern Türkiye Türkçesinde bacak sözü vücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü (TS 189) anlamına gelmektedir. Türkmen Türkçesinde bacak kavramı ile ilgili olarak ayak canlılarda yürümek için hizmet gören organ anlamı temel anlamdır. Azerbaycan Türkçesinde bacag ve gıç sözleri e anlamlı olarak kullanılmakta gıç sözünün kullanım sıklı ı daha fazla olmaktadır. 2. bacak Kullanım Alanı TTS V 2979 Nice yerde omalar ve ba lar ve ecsat yı ıldı TTS V 2979 El-azele: Tavarın elmacı ı üzere olan omaca kemi ine denir TTS V 2979 Hav: Sekiz mânası ver. 7, atın sa rı ta bir olunan uzuvdur ki insanda uca ve omaca denir. TS 189 Yorgun vücudunu zahmetle ta ıyan ince bacakları üstünde do ruldu TS 189 pleri sedirlerin bacaklarına doladılar. TS 189 Ece sinirli sinirli gerinerek bacak bacak üstüne attı. SFA-2 Bir de kalın kalın, yere sa lam sa lam basan bacakları vardı. SFA-2 Birden takma bacaklı adamın gözlerinin bir kadın baca ına takıldı ını gördüm. HEA-3 Bacaklarımızdaki kuvvet sonsuz, gö sümüzdeki cesaret tükenmez sanıyorduk. PSE 130 Pilata yalvardılar, ki onların bacakları kırsınlar hem alınsınlar. PSE 130 Amma susa geldiklerindä, açan Onu artık ölmü gördülär, Onun bacaklarını kırmadılar. AD L I 211 sa baca ını bükerek, dizini sandakyanın üstünä goydu AD L I 210 Hayvancıklar.. bacaglarını bükäräk, guyruglarını oynada-oynada analarının mämälärini ämirdiler TDS 339 Çorlan inciklerini, çöñürtge sıpcıran barmaklarını gızgın ç ge gatadıpdı. TDS 339 Onun çañ siñen inciklerini çöp-çalmazlar çızıpdır TDS 487 ol yigit gatı ılımlı bolara çemeli, asıl men hem ompa oturdım. 3. Anlam Olayları Bakımından bacak Ayak kavramından ayrı olarak bacak kavramı daha çok modern O uz Türk lehçelerinde kullanımakla birlikte e veya yakın anlamlı kullanıldı ı oma, incik, ılça,ayak / ayag, gıç, sözleri de vardır. Bacak sözünün masa, sandalye vb.nin aya ı, 276
309 nehir veya akar suyunun aktı ı yer, son, biti anlamları benzetme temelli metaforik anlamlardır. 4. Meronim Olarak bacak Anatomik anlamda bacak sözü, *bo sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Aynı zamanda *bıkın, *bu:t, *u luk, *baltır sözleri bacak sözünün alan : mekân ili kisini gösteren bir meronimleridir. *si ök, *kemük, *damor, *teri terimleri bacak sözünün nesne : madde ili kisini gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *bo : bacak bacak: *si ök, *kemük, *damor, *teri bacak : *bıkın, *bu:t, *u luk, *baltır 277
310 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BUT but Lat. femur ng. thigh. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BUT kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *bu:t ve *u luk sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bu:t Proto-Tü. *bu:t (Teni ev 1997: 282); Proto-Ogur *bu:t; Proto-Oguz *bu:t; Bud.Tü.ç. kolın butın sızlatur elini baca ını sızlatır (TT VII 40, 141-2), but but, ayak, bacak (EUTS: 55); slami ç.: xi. yy. Krh. yan uca kemi inin ba ı. Uca kemi ine de yan denir (DLT III: 160), Krh. but but (DLT III: 120), bu:tı sınu:r baca ı kırılır (DLT I 254, 24); Harezm ç. xiv. yy. but but, bacak (KE II: 146); EKıp. but, bu (KTS: 39); MKıp. xiv. yy. but (K 29); Do u Tü.: xv. yy. but (Sngl 130r. 23); Batı Tü. xv. yy. bu (CH I: 301), but, bu (DK II: 62); xiii. xix. yy. but (TTS I 721); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. but 1. nsan vücudunun kalça ile diz arasındaki bölümü 2. Hayvanların, arka bacaklarının gövdeye biti ik olan dolgun, etli bölümü (TS 363), buca kalça, but (*Kavak -Sm.) (DS II: 775), capgak but (Karaçay A ireti, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS III: 858), ça kemi i kalça ile diz arasındaki kemik (Ta oluk *Göksun -Mr.) (DS III: 1037), çöl but, sa rı (-Ist.) (DS III: 1282), uca but (Ömerli -Sm.) (DS XI: 4019); Gag. but but (GS 99), çantı kalça (GS 529), çantı kemi i but kemi i (GS: 529); Azb. bud (EDT 297b), bud (ATS: 153), bud baca ın çanak kemi i ile dize kadar olan kalın hissesi (AD L I 319); Trkm. bu:t (EDT 297b), but (RLT: 22), but aya ın dizden yukarısındaki kısmı (TDS 116); Güney-Do u: YUyg. put, Özb. but, SUyg. put, 278
311 Halaç but; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. but, Kumuk but, Karaçay-Malkar but, Tat. but, Ba k. but, Kaz. but, Kırg but, Nogay but, Karakalpak put; Kuzey-do u (Sibirya): Altay but, Tuva but, Hakas put, Yakut bu:t, Tofa but (Teni ev 1997: 282) 1. *bu:t Etimolojik De erlendirmesi Clasuon a göre *bu:t sözü günümüz Türk lehçelerinde hem insan anatomisinden but hem de arka bacak gibi hayvan anatomisinden anlamını almaktadır. Anatomik anlam dı ında kullanımına pek rastlanmamaktadır. Sondaki /-d/ sesi günümüzde Azerbaycan Türkçesinde korunmaktadır: bud. Ortadaki uzun /u:/ ünlüsü ise günümüzde Türkmencede görülmektedir. (EDT 297b). Teni ev, *bu:t sözünü Proto-Mançu-Tunguz *bugdi bacak sözü ile kar ıla tırmaktadır (1997: 282). Doerfer, *bu:t sözünün Halaç Türkçesinde but eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 26). 2. *bu:t Kullanım Alanı TTS I 721 Kollu un ve butlu un cümle cebesin giyip TTS I 721 Bunlar zırh, külâh, kolça, butlu giyinmi olup TS 363 Kimi azık torbasını, kimi yanındakinin kaba budunu yastık yapmı tı kafasına TDS 116 Vu i keliñ iki butları saññılda ıp titrej rdi TDS 116 Mañlayı sakar al atıñ art butları çıkın-çıkın bolup durdı AD L I 319 Bir budu i ä çäkib iki çöräk ilä täk yemi äm 3. Anlam Olayları Bakımından *bu:t Hakani ve Uygur Türkçesinde *bu:t sözünün, tüm bacak anlamına da geldi ini görüyoruz (EDT 297). Teni ev, *bu:t sözünün tarihsel ve modern Türk Dili kaynaklarında u anlamlarını tespit etmi tir (1997: 282): 1) Bacak. EUyg. Kumuk Karaçay-Malkar, Kır. Uyg. SUyg. 279
312 2) Tüm bacak. Alt. Tuv. Tofa. 3) But. Orta-Kıp. Ça.; Güney-Batı Türk lehçelerinde, Karaim, Tat. Ba kurt Nogay Karakalpak Kaz. Hakas. Yak. but ; Özb. kasık. 4) Bir nesnenin aya ı. Kaz. Kır. Alt. Tuv. Yak. Bu kullanım metaforiktir. Modern O uz Türkçesi içinde Türkiye, Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde baca ın le en kemi ine kadar olan üst kısmı anlamlarında kullanılmaktadır. Aynı zamanda,*bu:t sözü modern Türk lehçelerinin bir kısmında bacak sözü ile yakın anlamlı kullanılmaktadır. Bu durumda bir bütün yerine parça kullanımından dolayısıyla bir metonimiden söz etmek mümkündür. *bu:t sözü baca ın dizden yukarı kısmı anlamında *u luk sözü ile e anlamlı olmaktadır. 4. Meronim Olarak *bu:t Anatomik anlamda *bu:t sözü bacak anlamında kullanıldı ında, *bo sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. *bu:t sözü baca ın dizden yukarı kısmı anlamında ise bacak sözünün alan mekan ili kisi gösteren meronimi olur. *si ök, *kemük, *damor, *teri sözleri *bu:t sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *bo : *bu:t bacak *bu:t: *si ök, *kemük, *damor, *teri bacak : *bu:t baca ın dizden yukarı kısmı 280
313 *u luk Proto-Tü. *u luk (Teni ev 1997: 282); Proto-Ogur *u luk; Proto-Oguz *u luk; KökTü. viii. yy. udluk (KT); Bud.Tü.ç. udluk (TT VII); slami ç.: xi. yy. Krh. udluk (DLT); Do u Tü.: xv. yy. uyluk (Sngl); Batı Tü. xiii. xix. yy. uyluk/oyluk kalçadan dize kadar olan bacak kısmı (TTS V 3035); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. uyluk Kalçadan dize kadar olan bacak bölümü (TS 2294); Trkm. uvluk, uyluk aya ın çatalba ile diz aralı ı (TDS 672); Güney-Do u: YUyg. utuk; Kuzey-do u (Sibirya): Hakas ustuh, Yakut ulluk (Teni ev 1997: 282) 1. *u luk Etimolojik De erlendirmesi Clauson, *u luk sözünün u:d dananın eklemi kelimesinden türedi ini ve günümüz Türk lehçelerinden sadece güneybatı sahasında varlı ını sürdürdü ünü iddia etmektedir (EDT 55a). Teni ev, *u luk sözünün inceledi i tüm tarihsel kaynaklarda but anlamına geldi ini ancak Altay dillerinde paralellerini bulamadı ını belirtmi tir (1997: 282). 2. *u luk Kullanım Alanı TTS V Koltu un, kula ın, oylu u arasın ol tuzla tuzlayalar, kalan bedenin tuzlu su ile yuyalar. TTS V 3036 Bu hareketi itme e dahi bedeni ö retmek için anul anul ba layıp ovmak gerek, hususâ aya ı, baldırı, dizi, oylu u vardıkça katırak... TTS V 3036 Sol uylu umda beni bıça la urdu, hasmım mezkûr Arslan dır. TS 2294 Kalçalarının ve uyluklarının her basamakta aldı ı ekil, kalbinde dayanılmaz heyecanlar alevlendiriyordu TDS 672 ki lini uylugına urdı-da: -Hay, yangın dünya, ot aldı! diyip gıgırdı TDS 672 Ecem ellerini uylugına urup, aglamaga ba ladı 3. Anlam Olayları Bakımından *u luk Teni ev in taradı ı tüm tarihsel kaynaklarda ve modern lehçelerden TTü. Trkm. Hakas. Yak. but ; SUyg. baldır kemi i olarak geçmektedir (1997: 282). Sözün hayvanlarla ilgili anlamı yan anlam olmalıdır. 281
314 4. Meronim Olarak *u luk Anatomik anlamda *u luk sözü bacak anlamında kullanıldı ında, *bo sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. *u luk sözü baca ın dizden yukarı kısmı anlamında ise bacak sözünün alan mekan ili kisi gösteren meronimi olur. *si ök, *kemük, *damor, *teri sözleri *u luk sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *bo : *u luk bacak *u luk: *si ök, *kemük, *damor, *teri bacak : udluk baca ın dizden yukarı kısmı *sa:n Proto-Tü. *sa:n (Teni ev 1997: 282); Proto-Ogur *sa:n; Proto-Oguz *sa:n; Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): Trkm. sa:n; Güney-Do u: YUyg. san, Özb. san; Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk san, Karaçay-Malkar san, Tat. san, Ba k. han, Kaz. san, Kırg san, Nogaysan, Karakalpak san; Kuzey-do u (Sibirya): Altay san (Teni ev 1997: 282) 1. *sa:n Etimolojik De erlendirmesi Clauson da rastlanmayan bu sözün, Teni ev, birçok Türk lehçesinde sa:n, Ba kurt Türkçesinde han eklinde geçti ini belirtmi ve Çuva Türkçesindeki vücut anlamına gelen bu sözün bu gruba ait olmadı ını ifade etmi tir. *sa:n teriminin aslen BUT anlamına geldi inin san-aç deri çantası (bu çanta, hayvanın but kısmındaki derisinden imal edilmektedir) sözünden anla ıldı ını belirtmektedir (Teni ev 1997: 282). 282
315 2. Anlam Olayları Bakımından *sa:n Türk Dili kaynaklarında u anlamlarda kullanılmaktadır: 1) but. Kumuk ve Karaçay-Malkar dı ında tüm kaynaklarında geçmektedir. Kumuk, Karaçay-Malkar, Tat., Ba kurt, Kır uzuv, vücut parçası, vücut organı ; 2) beden Kumuk, Karaçay-Malkar (Teni ev 1997: 282). 3. Meronim Olarak *sa:n *sa:n, sözünün but, baca ın dizden yukarı kısmı anlamı dü ünüldü ünde bacak sözünün alan mekan ili kisi gösteren meronimi olur. *si ök, *kemük, *damor, *teri sözleri de *sa:n sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *sa:n baca ın dizden yukarı kısmı : *si ök, *kemük, *damor, *teri bacak : *sa:n baca ın dizden yukarı kısmı 283
316 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiZ diz Lat. genu ng. knee. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan D Z kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *tuyzke sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *tuyzke Proto-Tü. *tuyzke (Teni ev 1997: 284); Proto-Ogur *tuyzke; Proto-Oguz *tuyzke; KökTü. viii. yy. ba lıgı yükündürmis, tizligig söktürmis ba e dirmi, diz çöktürmü ler (THO 126); Bud.Tü.ç. dı:z (U II 47, 78); slami ç.: xi. yy. Krh. tiz diz (DLT III: 123), ti:z (DLT III 123); Harezm ç. xiv. yy. a u (KE II: 40), tiz (KE II: 638), yinçük diz, incik kemi i (KE II: 740); EKıp. diz (KTS: 63), tiz, tizgi (KTS: 278); MKıp. xiv. yy. tiz (K 38); Do u Tü.: xv. yy. tiz (Sngl 194r. 19); Batı Tü. xiv. yy. diz (EM: 125), xv. yy diz (CH I: 197), t z (CH I: 217), diz (DK II: 94); xiii. xix. yy. diz diz (TTS II 1191), agır ak, diz a ır a ı dizkapa ı, a ık kemi i (YTS: 3), diz gözi diz kapa ının iki yanındaki çukurlardan her biri (YTS: 70); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. diz 1. Kaval, baldır ve uyluk kemi inin birle ti i yer 2. Oturuldu unda uylu un üst yanı (TS 606), cöge a ık kemi i (* nebolu -Ks.) (DS III: 1006), dımık, dımak a ık kemi i (-Ba.; -Kr.; -Ky.; -N.) (DS IV: 1460), gecik dizkapa ı (-Ezm.) (DS VI: 1959), hıcıp a ık kemi i (Osmanlı -Bil.) (DS VII: 2357), hot kemi i a ık kemi i (-Ank.) (DS VII: 2419), höleke a ık kemi i (Akçalar *Seydi ehir -Kn.) (DS VII: 2430), humma a ık kemi i (-Ama.) (DS VII: 2443), kap a ık kemi i (-Tr.) (DS VIII: 2629), kıbat diz Kıbatın kırılsın (-Ks.) (DS VIII: 2781), kokal dizkapa ı (Konurlar * negöl -Brs.; *Gölcük -Kc.; *Kadirli - 284
317 Ada.) (DS VIII: 2904), ma ık dizkapa ı kemi i (*Bor -N.) (DS IX: 3135), makak, makalak insanın dizkapa ı (Ta karacakalr -Çkr.; Dastarlı *Aya -Ank.) (DS IX: 3106), ıdık diz kapa ı (*Kur unlu -Çkr.) (DS X: 3765), yüksükcük a ık kemi i (*Nizip -Gaz.) (DS XI: 4328), pete a ık kemi i Ahmet'le Hasan pete oynuyorlar (*Vezirküprü -Sm.) (DS IX: 3436); Gag. diz diz (GS 141); Azb. diz (ATS 296), diz 1. Baca ın diz oyna ı olan kısmı, bükülen yeri 2. Baca ın diz oyna ından boda kadar olan kısmı (AD L II 95); Trkm. dız, tirsek, egrem (RLT: 92), dız but kemi i ve incik kemi inin birle ti i bo um, yer (TDS 282); Güney- Do u: YUyg. tizz, Özb. tize, tiz, SUyg. dız; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. tiz, tüz, Tat. tiz, Kaz. tize, Kırg tize, Karakalpak dize; Kuzey-do u (Sibirya): Altay tize, Tuva diskek, Hakas tıs, tizek, Yakut tüsäh; Çuva : çer-pussi, çerke (Teni ev 1997: 284) 1. *tuyzke Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre *tuyzke sözü tüm ça da Türk lehçelerinde ti:z veya tis ekillerinde diz anlamında kullanılmaktadır (EDT 570). Teni ev, *tuyzke sözünün Türk Dili sahalarında diz anlamında kulllanıldı ını belirterek Altay dillerinden paralelleri vermektedir: Proto-Altay *tuyre diz : Proto-Mançu-Tunguz *tuyre-kse baldır ; Proto-Mo. *türei: Mo. türei, Kalmık türe; Kore *tari ayak (1997: 286). Doerfer, *tuyzke sözünün Halaç Türkçesinde tiz ve bazen ti:z eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 26). 2. *tuyzke Kullanım Alanı THO 126 ba lıgı yükündürmis, tizligig söktürmis ba ını e dirmi, dizini çöktürmü. EM 125 ovu dan olmı dizler a rısın giderür 285
318 M 129 o ur a a rısınu ve b l ve diz a rısınu da ı sebebi bunlardur M 134 bu illet ı güninde olsa iki aya ın dizine degin ıssı u içine oya TTS II 1193 Gerek ise Fa fur ahın kızın Dileyem seninçün ü çökem dizin TTS II 1193 Kaçan kıyamet günü olsa kamu halâyık bir depe üzerine geleler saf saf durup dizlerin çökeler TTS II 1194 Lü lü esir olup gelir âhir dizin dizin Dü man hisarı gibi olur tarümar la l TTS II 1194 lâhî örü turdum hazretinde, ki dizin oturdum yüzüm topra a kodum TS 606 Bir iskemlede ellerini dizlerine sermi, sessizce oturuyordu TS 606 Be yüz sene evvel bahadır babalarımızın sizi dize getirerek zapt etti i yerleri alamayacaksınız TS 606 Ne ettik de kaderimizi ngilizlerle Fransızların kaderine ba ladık diye dizlerini döven amatör diplomatlar TS 606 Bir ni anlısı var ki hiçbir i görmez, evden dı arı çıkmaz, kızın dizi dibinden ayrılmaz TS 606 Mengene gibi bir el, cerrahın yakasına yapı ınca zavallının dizlerinin ba ı çözülecek gibi oldu TS 606 Zaten ufacık mahalle, dedikodu desen diz boyu TS 606 Kendi de diz dize gelecek kadar kar ıma geldi oturdu SFA-1 Ya ız adam eller ellerini dizlerine bastırarak aya a kalktı. SFA-1 Sonra yine birdenbire bir manastırın kapıları avluya açılan dizi dizi odalarının önündeki kaldırımında siyahlar giymi, tadı hâlâ konu u unda fıkırdayan bir yetmi lik Rum, kadınına rastlıyorduk. SFA-2 Sonra elinin üstünü dizkapa ına vurma a ba ladı. HEA-1 Teyzem sedire oturma a ba ladıktan sonra bir gün onu, dizlerinin üstünde, kolları teyzemin belinde, gözleri onun gözlerinde, çocukluk hayatını anlatırken buldum. HEA-1 Münir odaya girmi, yanında diz çökmü tü. HEA-2 Oda da yalnız o varmı gibi oturuyor; iskelet gibi uzun bacakları diz kemikleri ile pantolonunun altından teressüm ediyor, kocaman, ince ayaklarını mütemadiyen sallıyordu. HEA-5 Elleri dizlerinde, ba ı, ezlonga dayalı, sevimli gözleri duvarlardaki kâ ıdı seyrederken ben kapıdan girer girmez nazarlarında itimatla iddiasız bir sevinçle dolu bir tebessüm uyanıyor. HEA-7 Çevresinde beyaz, yumu ak bir küme te kil eden tuvaletiyle, Japon kadınlarının resimlerinde gördü ümüz gibi, diz üstü oturmu, ellerini dizlerinin üzerine koymu tu. HEA-9 Uzun, siyah gölge i iliyor, diz çöküyor, ba ını yere koyuyor. HEA-9 Dizleri titriyor, içi bombo, kafasına tokmakla vuruluyor gibi a rıyordu. PSE 37 Simon Petri da, bunu gördüktensora, isusun dizlernä dü üp, dedi. PSE 58 Ona gelip, yalvavarark, hem dizçökerek ona dedi ki her istärsen beni paklamaa, kadir-san. isus da aciyip elini uzattı, ona dokundu. PSE 112 Onun önünä diz çöküp, Onu gülmeyä kaldırırlardı. UK 122 da bir nı anda onun beygiri diz çöker UK 179 çökerek dizce ikonanın önünde çeketti Länka duvasını ya ları gözlerinde UK 231 Popaz çıktı önä ba aldı dua etmää, diz çöktü AD L I 211 sa baca ını bükerek, dizini sandakyanın üstünä goydu 286
319 AD L II 95 Gädir.. ovucları ilä diz gapaglarını ovdu, ayaglarını oynatdı. AD L II Kärbälayı Cäfär dizi üstä oturub üzü-goylu dü mü dü çöräyin üstä. TDS 282 Begenç meletmil calbalarını çızgap, dızından yökarı geçiripdir TDS 282 Ol gapdalındakı oturanıñ dızına kakdı TDS 282 Hiç haçan dü man öñünde pmez olar dızlarını. 3. Anlam Olayları Bakımından *tuyzke Clauson *tuyzke sözü tüm ça da Türk lehçelerinde diz anlamında kullanılmakta oldu u tespit etmektedir (EDT 570) Teni ev, *tuyzke sözün tüm Türk Dili kaynaklarda diz anlamında kullanılmakta oldu u belirtmektedir (1997: 284). Modern Türkiye Türkçesi alanında *tuyzke sözünün diz çökmek dizlerini yere koyarak oturmak; dize gelmek, dizini dövmek çok pi man olmak, dizleri tutmamak dizlerinde derman, güç kalmamak, dizlerine kara su inmek beklemekten veya yorgunluktan güçsüz kalmak, diz kapa ı dizin diz kapa ı kemi i ile kaplı bölümü gibi kullanımlar dikkat çekicidir. 4. Meronim Olarak *tuyzke Anatomik anlamda *tuyzke sözü, bacak ve bir çok lehçede bacak anlamında kullanılan *a ak sözlerinin nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. Ancak adak sözünün bacak anlamında kullanımı bir hiponim hiyerar isi içinde bir metonim olarak dü ünülmelidir. Di er yandan *si ök, *kemük, *teri sözleri *tuyzke sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN bacak, (*a ak) : *tuyzke *tuyzke : *si ök, *kemük, *teri bacak, (*a ak) : *tuyzke 287
320 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BALDIR baldır Lat. sura, ng. calf. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BALDIR kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *baltır sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *baltır Proto-Tü. *baltır (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *baltır; Proto-Oguz *baltır; KökTü. viii. yy. baltır (T VII 20, 5-6); slami ç.: xi. yy. Krh. baltır (DLT); EKıp. bal ır (KTS: 23); inçük diz kapa ı ile topuk arası, bunun topu a yakın olan kısmı, incik kemi i (KTS: 111); MKıp. xiv. yy. baltır (K 36: xv); Do u Tü.: xv. yy. baltır (Sngl 127r); Batı Tü. xiv. yy. baldır (EM: 111), incik (EM: 145), xv. yy. baldır (M : 21), baldır (CH I: 179), baldır gemügi (CH I: 395), baldır (DK II: 37); çimke incik kemi i (YTS: 56); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. baldır 1. Baca ın dizden ayak bile ine kadar olan bölümü, incik 2. Bu bölümün yumu ak ve i kin olan arka tarafı (TS 208), ca baldır kemi i (*Ke ap -Gr.) (DS III: 843); borbay baldır (Çifteler, Ilıca, *Emirda, Kırım Türkleri -Af.) (DS II: 739); düdük, düdük kemi i, düdüklük incik kemi i (*Lapseki -Çkl.; Süle -Gm.; -N.) (DS IV: 1617); yamız baldır; omuz; gövdenin yanı (-Af.; -Mn.; -Ank.;) (DS XI: 4156); pert baldır (-Sm.; -Ezm.) (DS IX: 3432); abı baca ın diz kapa ından yukarısı (Ürkütlü *Busak -Brd.) (DS I:22); topu topuk me ü ü ayak bile i Topu ları ipince (Bahçeli *Bor -N.) (DS X: 3965); Azb. paça (ATS 952), baldır Kalçanın arka tarafında diz ile topuk arasındaki etli kısım (AD L I 189); Trkm. incik baldır 288
321 (RLT: 70), baldır aya ın incik ile dizin arasındaki etli yer (TDS 70), incik 1. Aya ın topuk ile baldır arası 2. Aya ın topuk ile diz arası egin kemi i (TDS 339); Güney-Do u: Özb. baldır; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. baldır, Kumuk baldır, Karaçay-Malkar baldır, Tat. baltır, Ba k. baltır, Kaz. baltır, Kırg baltır, Nogay baltır, Karakalpak baltır; Kuzey-do u (Sibirya): Altay baltır, Tuva baldır, Hakas palır, Yakut ballır, Tofa baldır (Teni ev 1997: ) 1. *baltır Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre *baltır sözü baldır anlamında güneydo u Türk lehçeleri dı ında ço u modern Türk lehçelerinde vardır (EDT 334). Teni ev, *baltır sözünün Mo. bulçi kol ve bacak kasları ; Proto-Mançu-Tunguz *bolcan kolluk ; Kore *parh kol gibi Altay dillerinden örnekleri ile paralellik kurmaktadır (1997: 284). 2. *baltır Kullanım Alanı EM 111 ba amarından an aldurma ve baldırdan ac mat tdürmekdür M 42 ve yüzi gözi ızıl olma ve amarlar olu olma dur il cı ba amarından an alma ve baldırlarından ac mat tmek ve ab atı tely n eylemek ve cev v içmek ve ol an lib olana d dügümüz ıd ları ve erbetleri ten vül tmek TS 208 Tanıdıkları hep sefiller, ümmiler, ipten kazıktan kurtulmu baldırı çıplaklardı. SFA-2 Birinin kırçıl saçları gözüküyor, ötekinin çıplak, esmer, narin tüysüz baldırlarından tahmin etti i kapkara, uzun saçlar gözükmüyordu. HEA-3 Uzun kollarından, uzun baldırlarına kadar yarı larca birinci gelen, asil ve güzel bir atı hatırlatıyordu. HEA-3 Yan gözle baktım, bunu söyleyen genç son derece cılız, ngiliz fanilasından kapalı gö üslü yele i, baldır çoraplarıyle çok garip görünüyordu. TDS 70 Edigini goncı baldırını yumrı etinden geçmen, yıgırt-yıgırt bolup dur (N. Pomma, Gaylak hızzın) TDS 70 Çagalarıñ baldırları, butları, ikiyan gapdalları, golları-da açıktı TDS 339 Onu ça si en inciklerini çöpçalamlar çızıpdır TDS 339 Çorlan inciklerini, çöñürtge sıpcıran barmaklarını gızgın ç ge gatadıptı AD L I 189 zabit adam ivini älinä alıb, gızın cılpag baldırına döyür, gı gırırdı TNAS 68 Ba agırman, baldır sızlaman bolmaz. 289
322 3. Anlam Olayları Bakımından *baltır Teni ev, Türk Dili kaynaklarında Karaim, Tat. Tofa, Yak. dı ında, baldır. Azb. Trkm. Karaim, Kumuk, Tat. Özb. Tofa incik gibi ekilleri tespit edip birincil anlamın baldır oldu u kararına varmaktadır (1997: 284). *baltır sözünün do rudan bacak için kullanılması durumunda bütün yerine parça kullanımı gerçekle mi olmaktadır. 4. Meronim Olarak *baltır Anatomik anlamda *baltır sözü, bacak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. *si ök, *kemük, *damor, *teri sözleri de *baltır sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN bacak : *baltır *baltır : *si ök, *kemük, *teri bacak : *baltır 290
323 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYAK *a ak Proto-Tü. *a ak (Teni ev 1997: 288); Proto-Ogur *a ak; Proto-Oguz *a ak; KökTü. viii. yy. adak (KT); Bud.Tü.ç. ada (EUTS: 3); Man.Tü.ç. ba tın berü adakka tegi ba tan aya a kadar (M I 30, 24-5); slami ç.: xi. yy. Krh. azak (DLT I 32), ayak ayak (DLT I: 84, DLT I 32), adak ayak (DLT IV: 5), adak (DLT I 65); Harezm ç. xiv. yy. aya (KE II: 60), a a (NF III: 5), aya (NF III: 35); EKıp. aya, aya (KTS: 17); Batı Tü. xv. yy. ayak (M : 18), ayak (CH I: 173), aya, aya (DK II: 26); xiii. xix. yy. aya 1. Kadeh 2. Ayak 3. Basamak (TTS I ), aya, aya, aya ayak (YTS: 18, 119); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. ayak 1. Bacakların bilekten a a ıda bulunan ve yere basan bölümü 2. Bacak 3. Birtakım eylerin yerden yüksekçe durmasını sa layan dayak, destek veya bunlardan her biri 4. Vücudun belden a a ı bölümü 5. Yürüyü ün a ırlık veya çabukluk derecesi 6. Basamak 7. Futun küpü alınarak hesaplanan de er 8. (halk.) Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste 9. Yarım ar ın veya 30,5 santimetre uzunlu undaki ölçü birimi, kadem, fit, fut 10. (co.) Göl aya ı 11. (edebiyat) Halk edebiyatında ko uklarda kısa yedekli dizeler 12. (edebiyat) Halk edebiyatında uyak 13. (matematik) Bir do runun ba ka bir do ruyu veya bir düzlemi kesti i nokta 14. (spor) Karakucak ve ya lı güre te pehlivanların ayrıldıkları be dereceden biri 15. (spor) Altılı ganyanda yer alan her bir ko u 16. (madencilik) Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldı ı galeri (TS ), doduk insan ve hayvan aya ı (*Bayburt -Gm.) (DS IV: 1535); Gag. ayak 1. Ayak 2. Mobilya aya ı 3. Desek aya ı 4. Hayvan ve ku aya ı (GS 31); Azb. aya (ATS 68), ayag 1. nsan 291
324 ve hayvanın yürümesine hizmet uzvu 2. (halk.) Yarım ar ına yakın mesafe ölçüsü 3. Sürat, adım m nasında 4. Bir sıra eyl rin aya a benzeyen, yere dayanan kısmı, daya ı, baca ı, dire i 5. Çay, bulak v benzeri akar suların a a ı kısmı 6. Son, ahır 7. (halk.) Defa, kere 8. (mec. halk.) De ersiz, alçak, kıym tsiz, yaramaz 9.Tüfek, tabanca gibi silahların çakma ı, teti i 10. Çıkma dırım ekiyle: ayagdan, ayagından - hesaptan,... hesabından 11. Bulunma durum ekiyle: aya ında (halk.) - vaktinde, gerekli anda, ça ında, zamanı oldu u halde (AD L I 67-70); Trkm. ayak 1. Canlılarda yürümek için hizmet gören organ 2. Masa, sandalye ve benzerinin aya ı 3. Nehir veya akar suyunun aktı ı yer 4. Son (TDS 61); Güney-Do u: YUyg. ayak, Özb. ayak, SUyg. azak; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. ayak, Kumuk ayak, Karaçay- Malkar ayak, Tat. ayak, Ba k. ayak, Kaz. ayak, Kırg ayak, Nogayayak, Karakalpak ayak; Kuzey-do u (Sibirya): Altay ayak, Tuva adak, Hakas azak, Yakut atah; Çuva : ura (Teni ev 1997: 288) 1. *a ak Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre *a ak sözünün tarih içerisinde ilk anlamı bacak, ayak olarak geçmektedir. Tarihsel ve modern Türk lehçelerin bazılarında bacak bazılarında ise ayak olarak kar ımıza çıkmaktadır (EDT 45a). Teni ev, Clauson ile aynı dü üncede olup Altay dillerinden örnek olarak Mo. *hadak son, akarsu kav a ı sözünü vermektedir (1997: 288). Menges, Eski Türkçedeki kelime ba ında ve ortasında /d/ sesin modern güneybatı Türk lehçelerinde /y/ sesine (*a ak > ayak), kuzeydo u Türk lehçelerinde /t/ sesine (*a ak > Tuv. atah) dönü tü ünü belirtmektedir. Ayrıca Hakas Türkçesinde *a ak > azak dönü ümün var olması *d > z dönü ümüne i aret etmektedir. Hakas. azak > Çuva ura dönü ümü ise kuzeydo u Türk lehçelerindeki 292
325 sıkça rastladı ımız z> r ses dönü ümüne i aret etmektedir (Menges 1944: 279) (Menges 1951: 90) (Menges 1995: 89). Doerfer, *a ak sözünün Halaç Türkçesinde hadak eklinde tespit etmi fakat daha do ru eklin äyak < Tü. adak oldu unu ve ana Türkçeden gelen /-d-/ sesinin korundu u belirtmi tir. (Doerfer 1970: 26). 2. *a ak Kullanım Alanı M 18 yüzin ve elin ve aya ın ovuk uyıla yuyalar M 23 eger burunı ço anasa yüzin ve elin aya ın atı ovu uyıla yuyalar ve k f rıla gül uyın yıyladalar ve alnına t ze ıy r abın ve n l fer yapra ın ve arpuz uralar M 134 bu illet ı güninde olsa iki aya ın dizine degin ıssı u içine oya TTS I 291 Bir aya üzre durur ha hu deyü Yana yana derd ile yahu deyü TTS I 291 Ol dem eri ti ki meyhane gibi zeynola ba Bir aya evde olup ba da ola bir aya TTS I 291 Girüp meydan-ı a k içre ba ı top eyleyen gelsün Aya yerine ba ını o meydana koyan gelsün TTS I 291 Ol zaifi yanımdan eyleme dûr TTS I 291 Aya altında koma nite ki mûr Dahi kırk aya olsun nerdübanı Delim tertip ile düzsünler anı TS 167 skemlenin bir aya ı kırık. Bu köprünün dört aya ı var TS 167 Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenap'ı a kınlıktan a kınlı a sürükler TS 167 Derken balıkçı öfkeyle aya a fırladı, kafese kapatılmı bir kaplan gibi dolandı güvertede. TS 167 O gün yer yerinden oynadı, bütün stanbul'a aya a kalkmı tı TS 167 Aya ı buraya alı masın, sonra yabancı misafirler varken de gelir, beni rezil eder TS 167 Ara sıra ötekinin berikinin aya ına ip takmaktan ba ka konu acak lakırtıları olmazdı TS 167 Sandılar ki ihtiyar bahçıvan, paçaları sıvayacak, ye enine Rabia'yı almak için pa anın ayaklarına kapanacak. TS 167 Aya ınızı denk alıp, bu sorunu bir an evvel çözümlemenizi istiyorum TS 167 Hatta vekilin bile aya ını kendisinin kaydırdı ını iddia ediyor TS 167 Halep'ten stanbul'a döndü ü gün aya ının tozu ile devrin padi ahını görmeye gitmi ti TS 167 Aya ınızın türabıyım, çakeriniz efendimizi dünyada bırakmam TS 167 Arkasını dönerek sandalyesini muavinin tarafına çevirdi ve ayak ayak üstüne attı 293
326 TS 167 Köy evinin içine ayak basar basmaz, elbette bir saman ve hafif tezek kokusu duyulur TS 167 Bu ehirde ak ama do ru / çime korku / Ayaklarıma kara su iner TS 167 Onları uyandırmaktan korkar gibi ayaklarının ucuna basarak odadan çıktı TS 167 Mânicilerden biri 'gülerler' diye bir ayak tutar, ona biri kar ılık verir. SFA-1 Voli yerinin çakılında önce ayak sesleri, sonra denizde ve karada insan sesleri. SFA-1 Denize çok yakınım; biraz uzatsam ayaklarım de ecek. SFA-2 Etrafına yalınayak çocuklar toplanmı tı. SFA-2 Soka a çıktı ımız zaman benim de ayakta duracak halim yoktu, onun da. SFA-2 Onların ayak seslerini hâlâ duyuyoruz. HEA-1 Kimileri i man, karnı dı arıya fırlamı, enseleri okkalı, gözler fırlak, yeni zamana ayak uydurma a çalı an ya ları ilerlemi adamlar. HEA-1 Babam Do u'daki sonsuz ayaklanmalardan birinde ehit olmu tu. HEA-1 Kapıdan içeriye ayak atar atmaz gözlerin di i yaratıklar, özellikle daktilolar arıyordu. HEA-2 Sonra beni takdim etti ve ayakta biraz konu tuk. HEA-2 Ayaklarını sallayarak hayvanın üstünde sessizce gidiyor, sabahı seyrediyordu. HEA-2 Yalınayak genç kızlar atının dizginini yakalamı, kimi mahmuzuna dayanmı, yüzlerini ona emniyetle, muhabbetle çevirmi ler, tehlikesiz ve dost, hepsi bir a ızdan konu uyor. HEA-3 O, ayakta dikilmi titrerken hiç bakmıyordum. HEA-3 Ayakta durabilecek bir memleket, bir vatan, önce ana topraklarında âsıl memleketin sahiplerinin servet ve saadetini, bayındır evlerini kurmak zorundaydı. HEA-4 Seninle gelen yolcular sa lam ayakkabı de ilmi, babam onları tanıdı. HEA-4 Hem herifin aya ında, renkleri kalmamı olmasına ra men vaktiyle epeyce pahalı ayakkabıları varken, neden karısını yalınayak yürütmü? HEA-6 Çünkü yeni dünya sıkı bir ayakkabı gibi ruhumuzu sıkıyor, ruhumuza uymuyor. HEA-9 Uzun günün çalı masından bitap, ihtiyar kadının odasına gelir, arkasını sedire dayar, ayaklarını uzatır, elinde tefi, tatlı sesi, arkıdan arkıya atlardı. HEA-9 Rabia yukarıya çıkarken ayakları geri geri gidiyordu. HEA-9 Arkasında ayak sesi duyunca birdenbire döndü ve Rabia orta ya lı bir cüce ile burun buruna geldi. UK 21 ayak geçrimää deyni demir özengeylän UK 21 hepsi adamlar indän alvar ta ısınnar, deri ku aklan baalı belindän, kara yüsek kalpak ba larına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 37 çek benim ayak kaplarımı UK 49 kalanı durärlar ayakça hanın iki tarafında hem ardında UK 50 kollarnı, ayaklarnı saurtmaa UK 50 bugacılar da - geni arkalı, kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar, belädän çıplak, boynularında asılı kemik - di muskalar UK 50 da ansora diri mek enselerde ay: hem geriki ayaklarda UK 61 ayakça durabilsin UK 122 kalkıp ayakça derin ürek acısınnan deer yava : UK 140 yakla ıp çözdü onun ayaklarnı, ellerni UK 172 i idiler sal beygirlerin ayakları hem burnuları 294
327 UK 216 onun ayaklarna, ellerne GTA 232 [dα bı ta: α ja: kα dï bï α t ïk kï sα] GTA 185 [αjαk α ï nα jellε ı nε en sε kαktï α ] AD L I 67 Täkärlärin säsi, atların ayaglarının tappıltısı me älärä säs salırdı AD L I 67 älindä tilov, ba ında säbät lyapa, aya ında brezent alvar vä köynäk Ehmädibigäm gälir AD L I 67 Üç ayag aralı ı var. Stolların arası be ayagdır. AD L I 67 Säfär, go un aya ı ilä getcäk, geç olacag, Mustafa han kändläri çalıbçapıb gaçacag, gäl çaparag gädäk AD L I 68 Çitin ar ınını bir ahıdan,.. ay - ulduzu iki abbasıdan, mähmäri on ahıdan vä galan malı da bu ayagdan giymät edirler AD L II 115 bä zän Dil ad hanım üzügoylu uzanıb, dirseklerini yerä goyarag çayı nälbäki ile içer vä ayaglarını pat-pat yerä döyerdi TDS 61 Ayagı ulı sıganın geer, ayagı kiçi söenin TDS 61 Ba ulusı dövlet, ayak ulusı m hnet TDS 61 Gı paslınıñ ayagı ayaklanı ı, u gün hem soñkı günlerden biridi 3. Anlam Olayları Bakımından *a ak Teni ev, Türk Dili kaynaklarında *a ak teriminin u anlamlarda kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: 288): 1) Ayak. Tüm tarihsel kaynaklarda görülür. 2) Bütün bacak. Güney-batı: Tat. Ba kurt Karaim Nogay Karakalpak Kaz. Özb. Hakas. Yak. Çuv. bacak. 3) Son, a a ı, alt kısım ( > nehrin alt kısmı). TTü. Azb. Trkm nehrin aya ı, nehrin alt kısmı ; Karaçay-Malkar Nogay Karakalpak Kaz. Kır. Altay nehrin alt kısmı ; Özb. Uyg. Hakas. Tuv. nehrin alt kısmı. 4) Bir nesnenin aya ı Güney-batı: Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Nogay Özb. Uyg. Hakas. Yak bir nesnenin aya ı. Bu anlamlar içerisinde *a ak sözünün bütün bacak için kullanımı bütün yerine parça kullanımı gösterdi inden metonimi ortaya çıkarır. Bu sözü son, a a ı, bir nesnenin aya ı gibi anlamlar ise benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. Teni ev, Eski Türk Dilinden günümüze *bu:t bacak sözü ile *a ak ayak sözünün kullanımları ile ilgili olarak Altay Tuv. Tofa, *a ak teriminin organ adı 295
328 olarak görevini yitirdi ini ve sadece metaforik anlamda bir eyin sonu, alt kısmı olarak varlı ını sürdürdü ünü, *bu:t bacak anlamında kullanılmaya devam etti ini, Tat. Ba kurt, Karaim, Nogay, Karakalpak, Kaz. Hakas. Yak. lehçelerinde *bu:t sözünün baca ın üst kısmı anlamında, *a ak sözünün ise baca ın tümü anlamında kullanıldı ını, Çuva Türkçeisnde *bu:t teriminin kayboldu u, *a ak sözünün ise aya ın tümü anlamında kullanıldı ını belirtmi tir (1997: 288). Burada aslında Teni ev birçok lehçedeki bütün yerine parça kullanımına dikkati çekmi olmaktadır. Fonksiyonel olarak baktı ımızda, *a ak insanın dik durmasını sa layan organdır. Metaforik kullanımlarına baktı ımızda, cansız nesnelerin dik durmasını sa layan veya temeli olan birçok eye de ayak denir: masa aya ı, sandalye aya ı, kadeh aya ı. Burada da bir metafor vardır. Modern Türkiye Türkçesinde ayak bas- bir yere varmak, ula mak, ayak sür- verilen bir i i a ırdan almak, ayak uydur- yürüyü te adım atı ını ba kalarınınkine uydurmak, aya ını denk al- ba kalarının kendisine yapması ihtimali bulunan kötülüklere kar ı uyanık davranmak, aya ını kaydır- bir yolunu bulup birini i inden veya görevinden uzakla tırmak, aya ını yorganına göre uzat- giderini gelirine uydurmak ayakta kal- oturacak yer bulamamak; yıkılmamak, çökmemek, ayakta tut- bir eyin süreklili ini sa lamak ve Gagauz Türkçesinde ayak ucunda gez- sessiz yürümek, ayaklar altında dola - engel olmak, ayakta dur- güçlü olmak, ayak izinden git- takip etmek gibi kullanımlar dikkat çekicidir. 4. Meronim Olarak *a ak Anatomik anlamında *a ak sözü, bacak sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Ayrıca *ta:pan ve *topuk sözleri *a ak 296
329 sözünün özellikle alan : mekân ili kisi gösteren meronimleridir. Di er yandan *är ek, *par ak sözleri *a ak sözcü ünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir. *si ök, *kemük, *damor, *teri sözleri de *a ak sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN NESNE :MADDE bacak : *a ak *a ak : *är ek, *par ak bacak : *a ak *a ak : *ta:pan, *topuk *a ak : *si ök, *kemük, *damor, *teri 297
330 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TABAN taban Lat. solea, ng. sole. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TABAN kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *ta:pan sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *ta:pan Proto-Tü. *ta:pan (Teni ev 1997: 289); Proto-Ogur *ta:pan; Proto-Oguz *ta:pan; slami ç.: xi. yy. Krh. taban (DLT I 400; 405, 3); Harezm ç. xiv. yy. taban (KE II: 586); EKıp. ök e, ök em ökçe, taban (KTS: 210), aban taban, ayak tabanı (KTS: 257); Do u Tü.: xv. yy. taban (Sngl 151r. 128); Batı Tü. xiii. xix. yy. aluça taban (YTS: 123); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. taban 1. Aya ın alt yüzü, aya 2. Üstü kapalı bir yerin gezinilen, ayakla basılan yüzü, tavan kar ıtı 3. Ayakkabının alt bölümü 4. Kaide 5. Bir eyin en alt bölümü 6. De erlendirmede en alt derece 7. Bir toplumu, bir kurulu u olu turan, yönetime katılmadan etkili olan kitle 8. Temel 9. (co.) Bir ırma ın en derin olan orta yeri 10. (denizcilik) Dikey duran direk, çubuk, seren vb.nin alt bölümü 11. (matematik) Bir cismin veya bir biçimin yüksekli ini ölçmek için a a ıdan yukarıya do ru ba lama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi, kaide 12. (matematik) Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır 13. (halk.) Tarlanın düz ve verimli kesimi 14. (eski) Kılıç vb. yapımında kullanılan iyi cins demir (TS 2106), çı nak, çı na, çı nek ayak altı, çok çi nenen yer (-Es.; -Çr.; -Sm.; -Or.; -Tr.; -Gm.; -Ar.; -Eze.; - Kn.; -Ada.) (DS III: 1163), daban aya ın altı, taban (-U.; -Isp.; -Brd.) (DS IV: 1313); Gag. taban 1. Ayak tabanı, ayakkabı tabanı 2. Da ete i 3. Kıza ın kayı ı 298
331 (GS 455); Azb. daban (ATS: 217), daban 1. nsan ve hayvan aya ının dal kısmı 2. Aya a giyilen eylerin arka kısmı 3. (halk.) Bir taban kadar olan uzunluk 4. (halk.) Defa, kere 5. Bak. ayag 9. anlamda 6. (mahallî) De irmenin üst ta ını yukarı kaldırmak için direklerden yapılan kurgu (AD L II 8); Trkm. daban 1. Aya ın bütün olarak a a ı kısmı 2. Ökçe ve ökçenin a a ı 3. Aya ın geni li i ve uzunlu u ile ilgili bir ölçek (TDS 233); Güney-Do u: YUyg. tapan, Özb. taban, SUyg. tavan; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. taban, Kumuk taban, Karaçay-Malkar taban, Tat. taban, Ba k. taban, Kaz. taban, Kırg taman, Nogaytaban, Karakalpak taban; Kuzey-do u (Sibirya): Altay taman, Tuva davan, Hakas taban, Tofa daman; Çuva : tuban (Teni ev 1997: 289) 1. *ta:pan Etimolojik De erlendirmesi Clauson, *ta:pan sözünün temel anlamını aya ın tabanı olarak vermi ve tüm modern Türk lehçelerinde aynı anlamda ve bazı metaforik varyantlarla mevcut oldu unu belirtmi tir (EDT 441b). Teni ev, Altay tava, Hakas tamas hayvan pençesi, Çulım tavaç, or tama el ayası gibi etimolojik açıdan benzer sözcükleri örnek vermi tir. Altay dillerinden paraleller olarak Mo. *tabag taban sözlerini örnek göstererek, Saha Türkçesindeki tabagay ve Tuva Türkçesindeki tava gay ekillerinin büyük ihtimalle Mo olcadan alıntı oldu unu belirtmi tir (1997: 289). 2. *ta:pan Kullanım Alanı M 98 bu r-ı Meryem ki Türkce deve abanı d rler anı ala üzerine ya u eyleseler f yide ıla HEA-1 Artık bir gece önceki kalabık, tabansız, hatta hasta görünen adama hiç benzemiyordu. HEA-2 Beni Ankara ya iletin, tabanını öpem, tohtora di, beri Ankaraya iletin? HEA-3 Tabanları parça parça olmu, bu zavallı ayaklara kendimden geçerek saygıyla bakıyorum. 299
332 HEA-3 Çıplak aya ını ikide birde dizinin üstüne koyuyor, tabanında biriken topraklar parmaklarının arasında katıla an çamurları ellerinin tırnaklarıyle ayıklıyor ve benimle konu uyor. HEA-3 Nasırlı ellerinle, patlak tabanlarınla, hasretten lime lime olmu zavallı kalbinle oynayanlar cezalarını buldular. HEA-4 Tabanları dar, yukarıya do ru geri ayakların kınalı parmakları garip renkli iki yaprak gibi açılıyor. HEA-4 aban'ın nasırlı tabanları çam i nelerini çatırdatarak uzakla ırken Mürsel Hanife'ye seslendi. HEA-9 Kaç defa: Hilmi nin Genç Türk oldu unu görsem, tabanlarını didik didik edecek bir falakaya çeker, sonra Fizana sürerim demi ti. AD L II 8 Çoh gäzmäkdän dabanlarım sızıldayır AD L II 8 Gäränfil hala corabların ikisinin dä dabanını tohuyub käsdi AD L II 8 Dilänçi aya ına dabanları yatırılıb äyilmi bir ki i ba ma ı geymi di TDS 233 Daga çıksa hem, dabanı ı gözlep gez TDS 233 Ayaklarınıñ bolsa dabanları kirden cayrık-cayrık, her cayrıgında gu guzlamaylıdı TDS 233 Bibinin adı tutuldı velin, dil dabanına köz basılan yalı boldı 3. Anlam Olayları Bakımından *ta:pan Teni ev, Türk Dili kaynaklarında *ta:pan sözünün u anlamlarda kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: 289): 1) Ayak tabanı (insan ve hayvan). Tuv. dı ında tüm dillerde vardır. Ça. Azb. Kumuk. Karaçay-Malkar, Özb. Uyg. SUyg. topuk. Çuv - aya. Tuv. insan aya ı, uzuv. 2) Ayak tabanına yakın olan nesnelere metaforik anlama ta ıması: ayakkabı tabanı, üzengi tabanı ve benzeri - Tuv. dı ında tüm kaynaklarda vardır. 3) Kıza ın kayı ları, tabanı Gag. Ba kurt, Alt. Hakas. Çuv.; Azb. Uyg. tekerlek tabanı. Teni ev, sadece ikinci anlamı metaforik olarak belirtmekle birlikte aslında üçüncü anlam da metaforik olmaktadır. *ta:pan sözünün insan ayak tabanı anlamı dı ında hayvan ile ilgili olan anlamlar metonimiktir, bunun dı ındaki bütün di er anlamlar benzetmeye dayalı oldu undan metaforiktir. 300
333 4. Meronim Olarak *ta:pan Anatomik anlamında *ta:pan sözü, *a ak sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. ALAN :MEKÂN *a ak : *ta:pan 301
334 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TOPUK topuk Lat. os calx, ng. heel, calcaneus. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TOPUK kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *topuk, ve *ögçe sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *topuk Proto-Tü. *topuk (Teni ev 1997: 286); Proto-Ogur *topuk; Proto-Oguz *topuk; Bud.Tü.ç. topık (TT VII); slami ç.: xi. yy. Krh. a uk insanın topuk kemi i (DLT I: 66), topık topuk (DLT IV: 640); Harezm ç. xiv. yy. topu (KE II: 643); EKıp. a ı topuk kemi i, a ık (KTS: 14), dopu (KTS: 64); Batı Tü. xv. yy. opuk (CH I: 361), opu (DK II: 292); xiii. xix. yy. topuk topuk (TTS V 3827); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. topuk 1. Aya ın yuvarlakça olan alt bölümü 2. Ökçe 3. (madencilik) Belli bir amaçla kazılmaksızın asıl yerinde bırakılan kömür bloku veya cevher kütlesi (TS 2239), gırcik, gırcık incik kemi i, topuk (-Ezm.) (DS VI: 2054), goççik, gocik topuk (*Arapkir -Ml.) (DS VI: 2091), ineçik topuk (Karaçay-Malkar -To.) (DS VII: 2540), komuk topuk kemi i (-Ist.) (DS VIII: 2914), kuru emik topuk kemi i (-Brd.) (DS VIII: 3012), mine inck kemi i (Kalkan -Kü.) (DS IX: 3200), ırnak topuk (*Dörtyol -Hat.) (DS X: 3773), toppuh topuk (Çarıkçı *I dır -Kr.) (DS X: 3964), topur topuk (*Mersin, *Tarsus - ç.) (DS X: 3965); Gag. topuk (KGRL 58), topuk topuk (GS 474); Azb. topu (ATS 1145), topug Ayakta: baldır kemikleri il ayak kemikl rinin birl ti i yerde yanlara çıkan oynak (AD L IV 198); Trkm. ökce (RLT: 163), topuk ökçe ile incik kemi inin birle ti i yerinde iki tarafta duran kemik (TDS 655); Güney-Do u: YUyg. topuk, tobuk, Özb. tupik, SUyg. to:k; 302
335 Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. tobuk, Kumuk tobuk, Karaçay-Malkar tobuk, Tat. tubuk, Ba k. tubuk, Kaz. tobık, Kırg topuk, tomuk, Nogay tobık, Karakalpak tobık; Kuzey-do u (Sibirya): Altay topuk, tomuk, Tuva dovuk, Hakas tomıh, tomıh, Yakut tobuk (Teni ev 1997: 286) 1. *topuk Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, Clauson un iddia etti i gibi bu sözün, *top terimi ile bir ili kisinin tespit edilemedi ini belirterek Altay dillerinden u paralelleri vermi tir: Proto-Altay *t op i- dizkapa ı : Proto-Mançu-Tunguz *tof-gi-: Evenk tuv-nu-ken baldır, incik, Udmurt tokpugu el ve kol kemiklerinde çıkıntılar, Mançu tobgia dizkapa ı ; Mo. *toyi-g < *tobig dizkapa ı, Kalımk tög, tö, Buryat toyn (1997: 286). Doerfer, *topuk sözünün Halaç Türkçesinde topok veya toppok eklinde ayak bile i kemi i anlamıyla tespit etmi tir (Doerfer 1970: 27). 2. *topuk Kullanım Alanı M 128 yan ba ında sızlaya t topu a degin il cı budur TTS V 3827 Biz topuk çalmada siz zevk u safada her ep Kaldırıp kâ b-ı muhanna gini cam-ı bade TTS V 3827 El-mede : Devenin bilekçelerinin iç yüzleri yürürken biri birine carpmak cihetiyle topuk çalma a denir. TS 2239 Topuklarına kadar uzun saçları vardı TS 2239 Sıska kız, alı ık olmadı ı yüksek topuklarla yürümeye çalı ıyordu SFA-2 stanbul a geldi i zaman sırtında Anadolu nun donuk sarısı, donuk kırmızısı, donuk turuncusu, can alıcı ye ili birbirine fazla gösteri etmeden göz almadan vücuda sarılıveren bir gömle i, ba ında canlı kırmızı, ye il oyalı siyah bir krep, belinde etekleri topuklarını döven pamuklu pazenden bir fistanı vardı. HEA-3 Ayaklarına topukları yaldızlı, sırma i lemeli terlikler, sırma saçlarını örsünler diye teller gönderdim. HEA-3 Bütün pehlivanlardan o, bir ba uzundu, ince, kuvvetli boynundan topuklarına kadar bir tutam fazla et görülmüyor, düzgün ve ahenkli bir adale silsilesi birbirine giriyordu. HEA-4 Saçları topuklarında, kadınla beraber, evin üstündeki balkona bir ba ka asma merdivenden çıktılar. AD L IV 198 Avtor äsärinin ba langıcında yazır ki, gızın uzun saçları topuguna deyirdi TDS 655 Toyda topuk etmez, sadakada san 303
336 TDS 655 Kenarınıñ bir n çe erleri topugından TNAS 12 Aç deyip a ık etini iyime, dok deyip topuk etini goyma (A uklu unu etini ajam bolsa iyme, topuk etini dokam bolsa goyma). TNAS 103 Daldan zı ılan da topuga deger. 3. Anlam Olayları Bakımından *topuk Teni ev Türk Dili kaynaklarında *topuk sözün u anlamlarını tespit etmi tir (1997: 286): 1) Ayak bile i, baldır. EUyg. Krh-Uyg. Orta-Kıp. Ça., Güney-Batı Türk lehçeleri, Karaim, Tat. Nogay, Karakalpak, Kır. Alt. Özb. Uyg. Hakas. 2) Dizkapa ı. Nogay, Kaz. Kır. Alt. Uyg. SUyg. Hakas. Tuv. 3) Diz. Kumuk, Karaçay-Maklar, Tat. Ba kurt, Yak. Bu anlamlar içerisinde ayak bile i ve baldır anlamları bütün yerine kullanımını gösterdi inden metonimik anlamlardır. Diz kapa ı ve diz anlamlarının ise benzetmeye dayalı olma ihtimali oldukça güçlüdür. 4. Meronim Olarak *topuk Anatomik anlamında *topuk sözü, *a ak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. *kemük, *teri sözleri de *topuk sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimleridir. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN NESNE :MADDE *a ak : *topuk *a ak : *topuk *topuk : *kemük, *teri 304
337 *ögçe Proto-Tü. *ögçe (Teni ev 1997: 289); Proto-Ogur *ögçe; Proto-Oguz *ögçe; Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. ökçe 1. Ayakkabı altının topu a rastlayan yüksek bölümü, topuk 2. Topu un arka bölümü 3. (halk.) Saban demirinin geçti i a aç parçası (TS 1721); Gag. yökçe; Azb. ökçe (ATS 943), ökcä Ayakkabı altının topuk altına dü en a a ı kısmı; taban (AD L III 463); Trkm. ökce; Güney-Do u: YUyg. ökçe, Özb. okçä; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. ökçe, Tat. ükçä, Ba k. üksä, Kaz. ök e, Kırg ökçö, Nogayök e, Karakalpak ök e; Kuzey-do u (Sibirya): Tuva e:dzek, Hakas edzek (Teni ev 1997: 289) 1. *ögçe Etimolojik De erlendirmesi Teni ev, bu sözün Ça. ök destek, dayanak sözü ile ilgili olmadı ını öne sürerek Altay dillerinden u paraleli örnek vermektedir: Proto-Mançu-Tunguz *feki- ayakla vurmak, basmak (1997: 289). 2. *ögçe Kullanım Alanı TS 1721 Ökçesi yenmi ayakkabıların üstünde çamurlu paçaları lime lime sarkıyordu HEA-2 Ne genç, ne pembe dudaklı, ate în gözlü talebeler, ne uzun ökçeli zarif muallimler vardır. HEA-2 Hamal ile genç Münevverin, Karagümrüklü i çi stanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının omuz omuza, yüz yüze geldi i bir gündü. HEA-3 Aya ında ökçesiz uzun potinler, arkasında bol kısa bir yeldirme, ba ında beyaz bir örtü, Süleyman'la beraber çiftli in her tarafında görünüyordu. HEA-4 Nazire hepsine karı ıyor, bilmece gibi lâflar ediyor, parmakları mıütemadiyen saçlarını düzeltiyor, yüksek ökçelerini yere vurarak, hep kendi dediklerini dinletmek istiyordu. HEA-6 Arkasında uzun siyah bir esvap aykklarında ökçesiz erkek iskarpinleri. HEA-9 Kar ılarında, uzun ökçelerinin üstünde yalpa vurur gibi yürüyen, iki genç kadın onlara yakla tı. 305
338 3. Anlam Olayları Bakımından *ögçe Teni ev, *ögçe sözünün Türk Dili metinlerinde genel olarak topuk anlamında kullanıldı ını belirtmekle birlikte, ayakkabı topu u, ayakkabının arka kısmı anlamına da oldukça sık rastlandı ını ifade etmi tir. *ögçe sözünün temel anlamının organ adı olması durumunda ayakkabı ile ilgili kullanım ise metonimik bir unsurun metaforik olarak kullanımıdır. 4. Meronim Olarak *ögçe *ögçe sözü insan topu u anlamında kullanıldı ı taktirde *a ak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimi olur. NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *a ak : *ögçe *a ak : *ögçe 306
339 2.3 ç Organlar Bu bölümde biz, insanın vücudunun iç organlarının etimolojik, leksikal, semantik ve mereolojik incelemesine yer verece iz. ncelememiz, u kavramları içine alacak: KALP, AKC ER, KARIN, M DE, BÖBREK, KARAC ER, BA IRSAK, DALAK, GÖBEK Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALP kalp Lat. cor ng. heart. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KALP kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *yürek sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *yürek Proto-Tü. *yürek (Teni ev 1997: 276); Proto-Ogur *yürek; Proto-Oguz *yürek; KökTü. viii. yy. kö ülteki: savımın aklımdaki sözler (KT. Gün. 12); Bud.Tü.ç. kö ülimin yürekimin erti ü tepretdi titretdi aklımı ürpertti kalbimi titretti (TT X 451), yavlak sakınç kö ülinde ya uru aklında kötü dü ünceleri saklarken (U II 23, 12-13), yüräk (EUTS 307); slami ç.: xi. yy. Krh. yürek yürek, kalp (DLT III: 18), yardı: meni yürek kalbimi yardı (DLT III 18); Harezm ç. xiv. yy. iç iç, içeri; kalp, gönül (KE II: 259), yürek (KE II: 751), yürek (NF III: 492); EKıp. yürek yürek, kalp (KTS: 333); MKıp. xiv. yy. yü:rek kalp (K 93); Do u Tü.: xv. yy. kö ül kalı gönül yorgunlu u, endi e (Sngl. 310r. 22), yürek kalp (Sngl. 342v. 5); Batı Tü. xiv. yy. yürek (EM: 199), xv. yy. yürek (M : 19), yürek (CH I: 438), yürek (DK II: 343); xiii. xix. yy. yürek 1. Mide 2. Cesaret (TTS VI 4768); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. yürek 1. Kalp 2. Bir kimsenin ruhsal yönü, gönül
340 Kupa 4. (mec.) Herhangi bir eyden çekinmeme, korkmama, yüreklilik, korkusuzluk, cesaret 5. (mec.) Acıma duygusu 6. (halk.) Mide, karın, iç (TS 2481), bödek, bö rek yürek, iç organlar (-Çkr.; Kızılelma *Bartın -Zn.) (DS II: 757), ci erevi kalp (- Isp.; -Ist.; -Ant.) (DS III: 962), dalaz kalp (-Af. ve çevresi) sıkıntı Bu çocuklar ruhuma dalaz veriyor (Beyda -N.) (DS IV: 1339), dede, dide kalp, yürek Keçinin dedesini bize yollayın (-Af.; -Isp.; -Brd.) (DS IV: 1396), fehr kalp, yürek Fehrim kırıldı (-Kü.) (DS V: 1840), hiçin yürek (Kadıçiftli i *Yalova -Ist.) (DS VII: 2383), kazav ci er, yürek Kazav yok ki herifte (Babık *Pütürge -Ml.) (DS VIII: 2711), kursak yürek, kalp (-Mn.; -Ama; -Gaz.; -Kn.; - ç.; -Ant.) (DS VIII: 3009), üre, ürek yürek (Karakoyunlu *I dır, Koyundere *Ahıska -Kr.) (DS XI: 4068), ö süsçe yürek, kalp (Kavaklıdere -M.) (DS IX: 3319), örek yürek (-Bt.) (DS IX: 3344), öt yürek, kalp (*Sungurlu -Çr.) (DS IX: 3356), sa ır kalp, battal (*Mudanya - Brs.) (DS X: 3513), süldürmen kalp (Elmacık -Brd.) (DS X: 3707), süleymen yürek (*Aya köyleri -Ank.) (DS X: 3708); Gag. yürek 1. Kalp, insan ruhu 2. Mide (GS 489); Azb. ürek (ATS: 1177), üräk 1. nsanda kan dola ımının gö üs bo lu unun sol tarafında yerle en merkezi organ: kalp 2. (mec.) Bu organ insanın his, heyecan,, duygu sembolü gibi 3. (mec.) Bak. gälb 2. anlamında, fitne 4. (mec.) Cesaret, hüner 5. üräyindän eklinde zarf - ist di i gibi 6. üräklä klinde z rf - 1) korkmadan, ç kinmeden, ihtiyat etmeden, hünerle, cesaretle 2) Hevesle, yürekten can ve gönülden (AD L IV ); Trkm. yürek (RLT: 178), yürek 1. Kalp 2. Bir yerin veya bir zatın esası, merkezi 3. Güç, kuvvet, gayret 4. Adamın duygu, tesiri, keyfini ta ıyan organın sembolü (TDS 357); Güney-Do u: YUyg. yür k, Özb. yür k, SUyg. yörek; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk yürek, Tat. yüräk, Ba k. 308
341 yüräk, Kaz. jürek, Kırg jürök, Karakalpak jürek; Kuzey-do u (Sibirya): Tuva çürek, Yakut sürah; Çuva : çere (Teni ev 1997: 276) 1. *yürek Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre *yürek sözü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde organ adı kalp anlamında kullanılmakla birlikte az sayıda metaforik soyut kullanımlara da rastlanmaktadır (EDT 965a). Teni ev, bu görü e katılarak Altay dillerinden u paralelleri vermektedir: Proto-Altay *cürke yürek : Proto-Mançu-Tunguz *curga- namuslu, cesur : Evenk curri; Mo. *cürüken yürek (1997: 276). 2. *yürek Kullanım Alanı DLT I 46 özüm a rıdı karnım a rıdı (öz; yürek ve karnın içindeki nesne) DLT III 18 yardı: meni yürek EM ve müferr, gö ül açar, yürek M 84 b sel amarından an alalar ve yürek ar retin tesk n deler M 104 duda lar g ce ya olup gündüz uru olma ve gö ül arlı anma ve g ce g ce di ırcıldama TTS VI 4768 Bulara bir sayruluk veribidi kim karınları ıtlak oldu, öyle kim her birisi yüre ün ovar idi ta kim ol renclerden Tevrat ı unuttular. TTS VI 4768 Ki ide kim erlik ola vü yürek Ana gün ölümdür ne kaçmak gerek TTS VI 4768 Ne zehre ile güzer edersin ve ne yürekle gezersin? TTS VI 4768 Ol arada kimse ile da va idesi yüre im yoktur TS 2481 Fazıla Hanım'ın elleri terliyor, yüre i sarsılıyordu TS 2481 Ona merhume demek bile yürek parçalayıcı bir eydir TS 2481 Ay e Hanım, kahveciden limon ekeri almı, yürek ferahlatır diye uzatıyor TS 2481 Fakat sesi kulaklara de il, do ru yüre e çarpar, yüre e i lerdi TS 2481 Çıngıra ın her çekili inde ikisinin de heyecandan yürekleri a ızlarına geliyor. TS 2481 Yüre im bo azıma tıkanmı bir hâlde, bu basit, bu a a ılık konu maları dinliyorum TS 2481 Yüre i bozulanların gözleri karanlık koridorlara, kapılara, pencerelere kaydı TS 2481 Aklımıza eski günler gelince / Yüre imiz cız eder TS 2481 Bunu dü ündükçe gülümser, tatlı tatlı yüre i çarpar, ruhunda kopan bir hamleyle örsünün üzerinde milyarlarca kıvılcım tutu tururdu TS 2481 Yusuf bütün olayları korkuyla, yüre i daralarak izliyordu 309
342 TS 2481 Yüre im merhametten eziliyor, dizlerim vücudumun yükü altında çökecek gibi oluyordu TS 2481 Ne dersiniz kız baya ı hasta oldu, deniz tutmu gibi yüre i kabarmaya ba ladı TS 2481 Kapıda her araba durdukça yüre im kalkıyordu TS 2481 Yüre i kan a lıyordu, onların u peri an, sürüm sürüm hâllerini gördükçe... TS 2481 Zaten kostüm meselesinden dolayı üzülen ve hırçınla an yüre i sanki bir diken yı ınına sürtünür gibi kanıyordu. TS 2481 Namazı nasıl kıldı ını bilmedi, yüre inde bir eyler kaynıyordu TS 2481 Ankara ufuklarına bakarken eskisi gibi insanın yüre ine gariplik çökmüyordu. TS 2481 Zavallı adam, son nefesinde bir ekmek kadayıfı istediydi; alıp yediremedim. O, yüre ime dert oluyor TS 2481 E er bizden gizli Paris'e kaçsaydın babamın yüre ine inerdi TS 2481 Adam odur ki kom usunun ine i di i do urdu der, yüre ine od dü er TS 2481 Sanki bana herkese yaptı ından fazla yüre ini açardı TS 2481 Onu tanıyamamak sinsi bir korku gibi yüre ini kapladı SFA-2 Kibar, iyi yürekli, mütevazı Muhlis bey zaten istemezdi mezar ta ı. HEA-1 Zayıf yürekli olan kocası bu davranı a kar ı üzüldü ünü belli ederse Elin piçine dadılık edemem! diye adamı ha lardı. HEA-3 O kadar gökte yerde, bu dı taki hareketsizli e kar ılık, yüreklerde derin ve ilâhî bir duygu ve ruh hareketi vardı. HEA-4 Anası köyde güzelli i ile me hur, fakat katı yürekli bir kadındı. HEA-4 Bu tantanalı sözlerin yürekten tek hayranı Nazire idi. HEA-6 Demek beni de kendin gibi yarım yürekli sanıyorsun? HEA-6 Fakat Rauf bundan nasıl ezilir, saatlerce zamanını, yürek çarpıntısı içinde geçirirdi. HEA-8 Derin de il, fakat zarif, iyi yürekli, biraz da ımarık olan bu kadının Numan'la ili kisini inceliyordum. PSE 2 Ondansora (bitkidä) göründü öbürlerin onikisinä sofrada oturaklara hem onların yüzlerinä urdu onların inamasızlıı için hem yürek çetinnii için. PSE 4 Oda onlara dedi: ey akılsızlar hem aır-yürekliler inanmak için prorokların cumle söylediklerinä. PSE 31 Benim Gökteki Bubam da sizi bölä yapacek, her herkez kendi karda larınıza yüreklerinizdän ba lamazsanız onların yanı lıklarını. PSE 43 Seväsin Saabi Allahını bütün yürekdän. PSE 59 Ve hihatçılar orada olup oturlardı hem yüreklerindä dü ünürlärdi ki, Neçin Bu böllä küfr söyler. PSE 59 Neçin yüreklerinizdä bunları dü ünersiniz? PSE 84 Onların gözlerini körledi hem onların yüreklerini katılattı, ki gözlerinlän görmesinler hem yüreklerinlän anlamasınlar. PSE 99 Amma bunları sizä söyledim için kahırlan doldu sizin yüreklerniz. PSE 94 Ko sizin üreeniz a ırmasın; Alaha inanın, hem Bana inanın. UK 50 han - salt göz hem ürek UK 77 çok yakındı üreklän karda ına UK 84 hep tä üreenä damnamı tı UK 85 nända senin ürek güllerin? UK 95 ba aarısı, osa ürek mi tuttu bunu? 310
343 UK 111 çetin ürekli adamdı UK 122 kalkıp ayakça derin ürek acısınnan deer yava : UK 142 Alinin ürää titredi korkudan UK 143 y ürekli çocuksun UK 153 Aynä hep kitli üreklen ya eer UK 159 Nikolçu so uk üreklen itirdi kılıcını UK 169 kur un üreine batık UK 172 dayanır mı ürek UK 177 nezamandan ürääm yaner UK 210 üreenä bir sevinmelik damnadı UK 233 ate li üreklerlän UK 244 belliydi, ani ürekli kız UK 256 Zana oturardı kitle üreklän GTA 184 [ε. ı sa: bı α α hïm be nım] [bı lε: ïm αnı hıt dı lım ı ın nε dα jαkï ïk ïk cı] [sεn ı sεn be nım y: εd i: mε y:dεd i: mın ıt ı nε ne dε be nım d α nïm ku. ıt α nε: ] [α mın] AD L IV 252 Üräyi olmayan adamlar onu ba a dü ä bilmäzlär AD L IV 252 Ürek hesteliyi. Bibihanım elini üreyinin üstüne gojdu. AD L IV 252 Ailädä ünsiyyät artıran, üräkdä munis duygular oyadan belä ah amlardan sonra yuhu nä gädär irin olardı AD L IV 252 Üräyi olmayan adamlar onun ba a dü ä bilmäzlär AD L IV 252 Gecä ikän bir gadının täkba ına ormana getmäsi böyük bir yüräk vä cäsarät istär AD L IV 253 Komsomolçular ictimai väzifäyä üräklä yapmı dırlar TDS 357 Gördi ol, otlukda iki adamı, Yüregi gursuldep etmen çıdamı TNAS 26 Akıl güyç berer, güyç - yürek. TNAS 70 Batırlık bilekde däl, yürekde. TNAS 89 Bolya-da, bolyadadan, yürekde dert galya-da. TNAS 96 Çanak döwügi seolener, yürek döwügi eplener. TNAS 107 Degimsize degim degse, bir sapar, yüregi jay tapmaz, gözga tapar. TNAS 113 Dili sakası yürekde bolar. TNAS 116 Dogan - donumı ba ı, ogul (perzent) yüregimi ba ı. TNAS 155 Gara si ek haram däl, a a dü er, yürek bular. TNAS 155 Gara yürek ak bolmaz. TNAS 184 Gulakdan giren yaman söz, yürege yetip buz bolar. TNAS 295 Saçı uzını yüregi yuka. TNAS 358 Yaman dil il bozar Yaman ayak yol bozar. TNAS 372 Yetim oglan yüreksiz, yetim guzı guyrusız. 3. Anlam Olayları Bakımından *yürek Teni ev, tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *yürek sözünün u anlamlarda kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: 276): 311
344 1) Kalp organı tüm kaynaklarda bu anlamda kullanılmaktadır. Gag. karın ; TTü. mide. 2) (metonimi) Can, cesaret, yi itlik yüm tarihsel kaynaklarda vardır. 3) (metonimi) Öfke Karaim. 4) (metonimi) Gayret Tuv. Yak. 5) (metonimi) Hikmet Tuv. 6) (metonimi) evkat Çuv. Metonimik anlamlar genellikle türevlerde ortaya çıkmaktadır: *yürek-lik yüreklilik (Yak. sürehte:h azimli, Çuv. çerelle cana yakın, duyarlı ), *yürek-le-. Teni ev e göre cesaret ile ilgili metaforlar insanlı ın çok eski dönemlerine kadar uzanmakta ve di er yandan Çuva Türkçesindeki anlamlar, Türk olmayan kom u dillerden alıntı olarak yorumlanabilmektedir (1997: 276). Teni ev, bu sözün organ adı anlamı dı ındaki bütün anlamlarını metonimi olarak nitelemi tir ancak bunlar benzetme temeline de dayalı olabilen ve metonimik unsurların kullanılması ile olu turulan metaforik anlamlardır. Türkmen Türkçesinde kalp organının kar ılı ı olan yürek sözünün organ olarak kalp eklindeki birinci anlamı anatomiktir. Bunun dı ında bir eyin en esas yeri, merkezi; güç, gayret; insana duyguyu bildiren organın sembolü (TDS: 357). Azerbaycan Türkçesinde ürek, hem organ adı hem de insanın his, heyecan, ruh durumu sembolü anlamına gelmektedir. Ayrıca metaforik olarak cesaret, hüner anlamına da gelmektedir (AD L IV: 252). 4. Meronim Olarak *yürek Anatomik açıdan baktı ımızda *yürek sözü *gö:küz sözün alan : mekân ili kiyi gösteren meronimidir. nsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *yürek 312
345 sözü, dola ım sisteminin grup : ö e ili kisi gösteren bir meronimi olarak kar ımıza çıkmaktadır. ALAN :MEKÂN *gö:küz : *yürek 313
346 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AKC ER akci er Lat. pulmo, ng. lung. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan AKC ER kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *öbke sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *öbke Proto-Tü. *öbke (Teni ev 1997: 277); Proto-Ogur *öbke; Proto-Oguz *öbke; Bud.Tü.ç. öpkesin onun akci eri (U III 79,4), öpke öfke (U II 25,1); slami ç.: xi. yy. Krh. öpke: akci er (DLT I 128), öpke öfke (DLT I 158); EKıp. öpke,öpkü akci er (KTS: 211), öyke akci er (KTS: 213); Do u Tü.: xv. yy. öpke akci er (Sngl. 58r.27), öfke, öyke öfke, hiddet (Sngl. 77r.11); Batı Tü. xiv. yy. öyken (EM: 171), xv. yy. öpke (CH I: 168); xiii. xix. yy. öyke öfke, öyken akci er (TTS V 3141), öyken, öygen akci er (YTS: 170); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. öfke Engelleme, incinme veya gözda ı kar ısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hı ım, hiddet, gazap (TS ), hosci er akci er (-Sn.) (DS VII: 2415), kızıl akci er (*Bor -N.) (DS VIII: 2863), öyken, ö en, oyfe, öygen, öykün akci er (*Bolvadin -Af.; -Ba.; - st.; -Ky.) (DS IX: 3365), paf, pafci er akci er (- Sk.; -Mr.; -Hat.; -Gaz.) (DS IX: 3377); Gag. üfke; Azb. öfke (ATS: 942), öfkä 1. Akci er 2. (halk.) Hırs, gazap, hiddet, öfke (AD L III 472); Trkm. öyken (RLT: 100), öyken insanların ve omurgalı hayvanların nefes alma organı (TDS 501); Güney-Do u: Özb. öpk, SUyg. ökpe; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk öpke, Ba k. 314
347 üpkä, Kaz. ökpä, Kırg öpkö, Nogay öpke, Karakalpak ökpä; Kuzey-do u (Sibirya): Altay ökpö, Tuva ökpe, Hakas ökpe; Çuva : üpke (Teni ev 1997: 277) 1. *öbke Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre, Türk Dilinin en erken dönemlerden beri akci er organın kar ılı ı olarak *öbke sözcü ünün kullanıldı ı görülmektedir. En eski anlam anatomiktir, daha sonra öfke, hiddet anlamını kazanmı tır (EDT 9a). Teni ev, Altay dillerinden u paralelleri tespit etmi tir: Proto-Altay *öp-k- akci er : Proto-Mançu-Tunguz *up/fu-ke: Evenk öbd dalak, Nanay upke dalak ; Mo. *ö e-n öfke ; Kore *puhoa akci er, Japon pukupukusi akci er (1997: 277). 2. *öbke Kullanım Alanı EM 134 bögrülce ovu dur urudur... gögüse ve öykene müf ddür EM 171 ve öykende olan arhaya n fi dür M 32 uru üzüm ıssıdur ru ubeti azdur ma deye cigere uvvet v rür gögüse ve öykene eyüdür amm miz cı ıssı ki ilerü anın göyündürür ve fehmi arturur TTS V 3141 Afyon kim dükeli dilde ma ruftur... Ve e er artuk yirse öykene ziyan eyler. TTS V 3142 Ve sâfi kan tevellüt kılar ve öykene ve gö üze TTS V 3142 Ve sovuk i leri açar ve öykeni balgamdan arıtır TTS V 3142 Ol sudan dah içeri yoldur yine TTS V 3142 Üç nefes kim varur iner öykene Çok olur bu fasl içinde ittifak Az olur öyken büyük olur dalak TS 1717 Fahri'nin gözlerinde karanlık bir ifade var, umutsuzluk, öfke karı ımı bir ey TS 1717 Siz gelin de böyle bir adamın herhangi bir öfkeye kapılaca ını tahmin edin TS 1717 Hayatında kimseye sert muamele etmedi ve öfke yüzü göstermedi TS ha bire yenilmekte oldu u için zaten öfkesi burnunda bir altmı altı tiryakisi kahveyi zamanında getirmedi diye kızıp... HEA-3 Öfkeden, baruttan, heyecandan kararmı yüzleriyle ate e ve ölüme atılan subay, er, komutan, bunlar kendileri de anlayamayacakları kadar büyüktürler. HEA-3 Sesi görünü te sakin, fakat genç gözleri ve genç dudaklarında, gözlerimi delen, beni altüst eden bir öfke alevi dola ıyor. AD L III 472 Katibin ganı gaçmı, öfkäyä dönmü dodagları gülümsünmäk üçün aralandı TDS 501 Öykenini sovuk alanı üçin ölenligi barada gürrüñ berdi TDS 501 Çekimli sesleri aydanımızda, öykenden gely n hova ovaz perdelerini titredy r. 315
348 3. Anlam Olayları Bakımından *öbke Teni ev e göre Türk Dili kaynaklarında *öbke u iki ana anlamda kullanılmaktadır (1997: 277): 1) Akci er. Tüm kaynaklarda rastlanmaktadır. 2) Öfke, incinme. Eski Uygur ile ba layarak tüm kaynaklarda vardır. Genellikle *öbke-lig öfkeli, hırçın, alıngan olarak geçmektedir. Teni ev öfke, incinme anlamını metonimik anlam olarak dü ünmü tür. Tarihsel ve modern Türk dilinde akci er farklı ekillerde kar ımıza çıkmaktadır. Birçok Türk lehçelerinde öfke olarak geçmektedir. Bu, insan duygusu olan öfke nin de akci erden geldi inin sanılmasından kaynaklanmaktadır. Modern Türk lehçelerinden aldı ımız örneklerinde akci erin iç organlarına ba lı oldu unu görmekteyiz. Eski Türk lehçelerinde ise akci er, ruh dünyasının önemli bir unsuru sayılmaktadır. 4. Meronim Olarak *öbke Anatomik açıdan bakıldı ında *öbke sözü *gö:küz sözünün alan : mekân ili kisini gösteren meronimidir. nsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *öbke sözü, dola ım ve solunum sistemlerinin grup : ö e ili kisi gösteren bir meronimi olarak kar ımıza çıkmaktadır. ALAN :MEKÂN *gö:küz : *öbke 316
349 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARIN karın Lat. abdomen, ng. belly, abdomen. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KARIN kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *karım sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *karım Proto-Tü. *karım (Teni ev 1997: 277); Proto-Ogur *karım; Proto-Oguz *karım; KökTü. ix. yy. adı ı karnı: yarılmı ayının karnı yarılmı (IB 6); Bud.Tü.ç. aç karınka aç karnına (H. I 19, 64, 170), arın (EUTS: 168); slami ç.: xi. yy. Krh. karın karın (DLT I: 403), karın (DLT I 403); Harezm ç. xiv. yy. ar(ı)n (KE II: 299), ar(ı)n (NF III: 202); EKıp. karın (K 70: xv), arın karın (KTS: 128); Do u Tü.: xv. yy. karın (Sngl. 272r. 23); Batı Tü. xiv. yy. arın (EM: 149), xv. yy. karın (M : 17), karın (CH I: 173), arın (DK II: 172); xiii. xix. yy. karın mide (TTS IV 2304); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. karın 1. nsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi 2. Döl yata ı 3. Bazı eylerde i ve içi bo bölüm 4. Mide 5. (mec.) ç, gönül, akıl, kafa 6. (mec.) Ahlaki açıdan kabul edilemeyen eyleri kabullenme 7. (fizik) Gelen ve yansımı dalgaların giri imiyle olu an duraklı dalgalarda en büyük genlikte titre en noktalar (TS ), cömbek karın, mide ( neciler *Mudurnu -Bo.) (DS III: 1006), kıbıt karın (Karaçay-Malkar, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS VIII: 2781), koyun karın Fatmanın bir u ak be ikte biride koynunda (Aliköy *Çaycuma -Zn.) (DS VIII: 2943), yürek, yurek karın, mide (-Ay.; - z.; -Es.) (DS XI: 4332), öden mide, karın (Lohan -Gaz.) (DS IX: 3310), part, partı, partın karın (-Kc.; - st; -Ezc.; -El.; -Gaz.; 317
350 -Sv.; -Ada.; - ç.) (DS IX: 3401), tumbak karın (-Ba.; -Çkl.; -Sk.; - st.) (DS X: 3991); Gag. karnı 1. Karın 2. Mide (GS 250); Azb. arın (ATS 463), garın 1. nsan ve hayvan bedeninin karaci er, m de, ba ırsaklar, dalak v di er organların yer aldı ı kısmı 2. Ana r hmi, u aklık 3. (mec.) ç 4. (mec.) Bir eyin karın gibi öne çıkmı kısmı (AD L I 438); Trkm. garın, iç (RLT: 81), garın 1. Sindirim borusunun en geni kısmı 2. Göbe in civarı (TDS 152); Güney-Do u: Özb. karin, SUyg. karın; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk karın, Karaçay-Malkar karın, Tat. karın, Ba k. karın, Kaz. karın, Kırg karın, Nogaykarın, Karakalpak karın; Kuzey-do u (Sibirya): Altay karın, Tuva hırın, Hakas harın, Yakut harın, Tofa hırın; Çuva : hıram (Teni ev 1997: 277) 1. *karım Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre, tarihsel Türk lehçelerinde *karım sözcü ü, vücut gövdesinin alt kısmı ve bu kısımda olan organlar için genel bir terim olarak kullanılmı tır. *karım içinde bulunan iç organlar için *kurugsak mide ve *bagırsuk ba ırsak, sakatat gibi daha spesifik terimler de kullanılmı tır (EDT 661). Teni ev, *karım sözünün Türk lehçeleri dı ında u ekilleri vermi tir: Proto- Altay *karmu-: Proto-Mançu-Tunguz *kerimuk mide, ince ba ırsak : Evenk kerimuk; Proto-Mo. *kormai etek : Mo. kormai, Kalmık hormä (1997: 277). Doerfer, *karım sözünün Halaç Türkçesinde karon, karn, karın ekillerinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 25). 2. *karım Kullanım Alanı DLT I 46 özüm a rıdı karnım a rıdı (öz, yürek ve karnın içindeki nesne) EM 149 af dan arın geçmesini ba lar M 103 ovu dur ya dur arın g çürür susalı ı giderür TTS IV 2304 Karnu a haram nesne koymagıl. Her kim karnına bir lokma haram koysa kırk gün duası kabul olmaz. 318
351 TTS IV 2307 Otlu sulu yerde büyüyüp yiyip içip enine uzununa istedi i gibi boy çekip bit haylı karın kasık salmı TTS IV Kilar-ı Âmire m mühimmatı içün sade karın ya ı lazım oldu un bildirip... TS 1217 uursuz bir acele ile mahmuzlarını atının karnına vurdu TS 1217 Karnım aç, elim aya ım donmu gibi TS 1217 Yo urtçuda çalı anlar bu türlü karın doyuranları çok görmü lerdi TS 1217 Fakat öpü mek, sevi mek karın doyurmuyor TS 1217 Felaket bununla bitmemi, üç ay sonra karnı büyümeye ba lamı TS 1217 Sen patrona karın toklu una kayıkta miçoluk etmek üzere gelip uyuyakaldı ını söyle TS 1217 Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun, dedi. SFA-2 Papaz efendi geçen yaz öldü, hem de kara ci er hastalı ından. Karnı Hüt da ı gibi i mi ti. HEA-1 Âkıle Hanım, Doktorun yeme ini verdikten ve o lu ile ö le vakti dönen torunlarının da karınlarını doyurup, ortalı ı topladıktan sonra, her gün oldu u gibi o gün de bahçe i ine ba lamı tı. HEA-1 Doktor Sadri çok bamba ka. bir insandır. Haftada bir gün hastalarından para almaz. Sonra nereye ça ırılsa gider, ne verilse onu alır. Her hâlde mesle i onun ancak karnını doyuruyor galiba. HEA-2 Ameliyathanede kol bacak kesiyorlar, kafatası açıyorlar, gö üsten, karından kur un çıkarıyorlardı. HEA-3 Gözleri kanlı, basık burnu altında kocaman dudakları hayvanî; fıraç gibi keskin saçları altında alnı dar, kolları, karnı ve bütün vücudu sadece i renç bir et ve adale yı ınından ibaretti. HEA-4 Karnının sızısından gözü dünyayı görmüyor, çıplak ayakları ta ların üstünde sendeledikçe kanıyordu. HEA-4 Yolda hep bu karın a rısını çekti, karde im, inanmazsın, bazan sırtımda ta ımayı bile dü ündü üm zamanlar oldu. HEA-4 Biraz da ekmek, zeytin, so an tedarik ettiler, Salim'in hediyesi bir sepet yemi le beraber odanın önündeki çarda ın altında karınlarını doyurdular. HEA-6 Karnım acıkırsa yerim, ruhum sıkılırsa dua ederim... HEA-9 Karından tâ koltuk altlarına kadar sarılan kırmızı ku a ın altındaki gövde hâlâ sırım gibi... PSE 22 Bana kim inanedärsa, kitabın yazılmı ın dedisini, onun karnından diri su dereleri akacaklar. PSE 27 isus da, onların fikirlerini görüp (anayıp), dedi: neçin üreklerinizdä fäna eyler dü ünäersäniz? PSE 53 Ey osif, Davidin oolu, kabuletmeä Mariei senin karını korkma: zerä onun karnında doumu olan Aios Duhtandır. PSE 146 Zerä tä açan Senin selämının sesi benim kulaklarıma geldi, karnımda olan çocuk sevinmekläan sıçıradı. AD L I 438 E ika ası ällärini yerä dästäk verib galhdı, arhalı ını, çuhasını düzältdi, yana sürü mü häncärinin i man garnının üstünä çäkib çıhdı AD L I 438 Här käsin garnındakını kim bilir? AD L I 439 Demiräm çıhın yoldan, doldurummu garnını tüstü ilä? TDS 152 Egnimiz yırtık d l, garnımız aç d l Garaz netcek, hiç bir zada m t ç d l 319
352 TDS 152 Gel, men hem uña kov ayın, bir t r bilen men hem etdigim aların ve garnımı doyrarın diyip pikirlenyer-de, tov anıñ ızından kovalap gidiberipdir TDS 152 Atlarıñ garınları-da tazınıñkı yalı çekilipdi TDS 152 Sen nanı iyip, garnıñ üstünde nik dövler yalı edersin TNAS 12 Aç garnum, dunç bulagum (Aç ba um, dunç gulagum. Aç ba ım, dınç ba ım). TNAS 12 Aç garın, bo beyni. TNAS 12 Aç gözü garnı doysa-da, gözi doymaz. TNAS 46 Atda garın yigitde burun. TNAS 157 Garnı ajy watanı yok. TNAS 157 Garın doysa-da, gozi doymaz. TNAS 364 Yarar garna yarpırak. 3. Anlam Olayları Bakımından *karım Teni ev, Türk Dili kaynaklarında *karım sözünün u anlamlarda kullanıldı ını tespit etmei tir (1997: 277): 1) Karın, mide. Tüm kaynaklarda bu anlamlara rastlanmaktadır. Yak. ba ırsak, i kembe. 2) (metonimi) Yemek, gıda Tuv. 3) Tulum Karakalpak, Altay, Hakas. 4) Vücut, manevi nesnelerin kar ıtı olarak maddi nesneler EUyg. Krh-Uyg. Ayrıca, Teni ev e göre Çuv. dı ında tüm Türk lehçe gruplarında *karım sözünün metonimi olarak rahim, çocuk ta ıma organı olarak karın anlamı vardır: *karım-da öz kız veya erkek karde (1997: 277). 4. Meronim Olarak *karım Anatomik açıdan baktı ımızda *karım sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ili kisini gösteren meronimidir. Karın bo lu unda bulunan *kurugsak, *bögrek, *bagır, bagır-suk, ve *d(i)a:l-ak organları ise *karım sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir. 320
353 NESNE :PARÇA ALAN :MEKÂN *gebde : *karım *gebde : *karım *karım : *kurugsak, *bögrek, *bagır, bagır-suk, *d(i)a:l-ak 321
354 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde MiDE mide Lat. gaster, ng. stomach. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan M DE kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *kurugsak sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *kurugsak Proto-Tü. *kurugsak (Teni ev 1997: 277); Proto-Ogur *kurugsak; Proto-Oguz *kurugsak; KökTü. ix. yy. kuru sak (IB); Bud.Tü.ç. uru sa (EUTS: 188); slami ç.: xi. yy. Krh. kuru sak kursak, mide (DLT IV: 385), kuru sak (DLT I 502); EKıp. sarov (KTS: 227); MKıp. xiv. yy. kursak (K 70); Do u Tü.: xv. yy. kursak (Sngl. 286r. 9); Batı Tü. xiii. xix. yy. yürek mide; cesaret (YTS: 254), kursak 1. Mide 2. drak, zekâ (TTS IV 2740); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kursak 1. Ku ların yemek borusu üzerinde bulunan, yiyeceklerin toplandı ı torba biçiminde i kin organ 2. (hayvan bilimi) Böceklerin ve solucanların sindirim kanallarında bulunan, ku ların kursa ına benzeyen yapı 3. Ku kursa ı i irilip kurutularak yapılan veya ona benzetilen i kin ey 4. (halk.) Bo az (TS 1412), bıngıldak mide (-Ada.) (DS II: 668), düden mide (*Bor -N.) (DS IV: 1617), giliz mide, i kembe (*Maçka -Tr.; -Gm.) (DS VI: 2078), göden karın, i kembe; mide; gö üs (-Isp.; -Dz.; -Brd.) (DS VI: 2125), habe mide (*Mudanya -Brs.) (DS VII: 2246), hotuk mide (*Ahlat -Bt.) (DS VII: 2420), kandız mide ve karın bölgesi (*Uluborlu -Isp.) (DS VIII: 2621), ıcak mide (-Brs.; -Zn.; -Gr.; -Ant.) (DS VIII: 2679), mada, m de, mede mide (Kö ker -Kr.; Bahçeli *Bor, -N.) (DS IX: 3100), mikgin mide (*Saftanbolu -Zn.) (DS IX: 3198), tombak mide 322
355 (*Mustafakemalpa a, Nilüfer -Brs.) (DS X: 3955), tumbu mide Tumbu unu iyi doyurdun mu? (*Ödemi - z) (DS X: 3991), zig mide (Babik *Pütürge -Ml.) (DS XI: 4386), zivir iç, mide Ahmed'i gördükçe zivirim bulanıyor (Gedea ız *Artova - To.) (DS XI: 4390); Gag. gursak 1. Ku ların kursa ı 2. nsanda olan guatr (GS 121); Azb. gursag 1. Gevi getiren hayvanların ve ku ların birinci m d si // Genel olarak mide 2. çin sucuk v benzeri doldurmak üçün ince kuru ba ırsak (AD L I 581); Trkm. mede, a gazan, garın (RLT 80); Güney-Do u: YUyg. kosak, Özb. kursak, SUyg. kurskak; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk kursak, Tat. korsak, Ba k. korhak, Kaz. kursak, Kırg kursak, Nogaykursak, Karakalpak kursak; Kuzey-do u (Sibirya): Altay kursak, Hakas hursah, Yakut kurtah (Teni ev 1997: 277) 1. *kurugsak Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre, *kurugsak sözü Türk dilinin modern lehçelerinde kurugsak ve benzeri ekillerde mide, karın anlamıyla kar ımıza çıkmaktadır (EDT 657). Bunlara ek olarak Altay dillerinden paraleller de verilebilmektedir: Mo. kurkag envil hayvan midesi, Proto-Mançu-Tunguz *hurke-(nse) balık göbe i ; Kore *kur i mide (Teni ev 1997: ). 2. *kurugsak Kullanım Alanı M 9 andan o ra ma deden cigere varur anda hazm olur M 21 gögüsi aracu ve boynı uzun ve boynı ince ve bo azında i ve ma desi a f ya gözi ya dim ı a f M 32 uru üzüm ıssıdur ru ubeti azdur ma deye cigere uvvet v rür gögüse ve öykene eyüdür amm miz cı ıssı ki ilerü anın göyündürür ve fehmi arturur TTS IV 2740 lle göyner kursa ında yo olur Anın içün gelmez elinden kalur TTS IV 2740 E er hatun ki i kursa ına yaku ede hayzını yürüde. TTS IV 2740 Mü riklerin dahi necatından helâki yakınrektir cehennemin ka rına dü mek ile yahut tamu yılanlarının kursa ına dü mek ile. TTS IV 2740 Er etme i er kursa ında kalmaz. TTS IV 2740 Hak Taâlâ ni metini birkaç ki inin kursa ına lâtık gördü. TTS IV 2740 Mü minlere nasip olacak daneleri vardı kâfirlerin kursa ına dü ürdü. 323
356 TTS IV 2740 Ol lokmayı, kim fil içün düzdünüz, karınca kursa ıa nice sı a? TS 1412 Düdü ün kursa ı patlamı SFA-1 Sudan sıçramı kocarnan bir kolyozu bir martı denize hiç konmadan havada yakalıyor, gagasında iki defa salladıktan sonra üç kere yutkunarak yarı canlı kursa ına atıyordu. HEA-4 O menhus geçidin ba larında yedikleri ekmekten sonra kursa ına bir lokma girmemi ti. HEA-9 Dört kızı var, karısı var. Hepsi bir buçuk odada yatar, kalkarlar. Bununla beraber her gün kursaklarına sıcak yemek girmez. Ekmeklerine katık bile bulamadıkları günler vardır. HEA-9 Fakat o, kursa ına giden yeme i, sırtını örten esvabı hak edebilmek için etrafını güldürme e, e lendirme e mecbur. AD L I 581 Aclıgdan u a ın gursa ı dolar - fikri ilä anası ona yana arag: - O lum,.. galh, galh, yemäyini ye, - deyärdi 3. Anlam Olayları Bakımından *kurugsak Teni ev, Türk dili kaynaklarında *kurugsak sözünün u anlamlarda kullanıldı ını tespit etmi tir (1997: ): EUyg. Krh-Uyg. Orta-Uyg. Orta-Kıp. Harezm, Ça. Osm. Azb. Salar, Nogay, Karakalpak, Kaz. Kır. Hakas. Yak. mide ; Karaim, Kumuk, Tat. Ba kurt, Nogay, Karakalpak, Kaz. Kır. Altay Özb. Uyg. SUyg. göbek, karın ; Krh-Uyg. TTü. kursak ; Gag. âdem elması ; Trkm. gö üs ; Osm. TTü. (metaforik) zeka ; Altay (metonimi) besin, yemek. 4. Meronim Olarak *kurugsak Karın bo lu unda bulunan *kurugsak mide *karım ile alan : mekân ilgisi içinde meronimdir. nsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *kurugsak sözü, sindirim sisteminin önemli bir ö esi olarak kar ımıza çıkmaktadır. ALAN :MEKÂN *karım : *kurugsak 324
357 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BÖBREK böbrek Lat. ren ng. kidney. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BÖBREK kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bögrek sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bögüz-ek > *bögsek, *bögür, *bögrek Proto-Tü. *bögüz-ek (Teni ev 1997: 278); Proto-Ogur *bögür-ek; Proto-Oguz *bögüz-ek; Bud.Tü.ç. bögr (EUTS: 49); slami ç.: xi. yy. Krh. bö ür bö rek, böbrek (DLT IV: 107); EKıp. bügrük (KTS: 39); Batı Tü. xiv. yy. bö rek (EM: 117), xv. yy. bögrek (M : 30), bögrek (CH I: 287); xiii. xix. yy. bö rek/bö rik böbrek (TTS I 663); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. böbrek Kandaki zararlı maddeleri süzüp idrar olarak salan, omurganın sa ve sol yanında bulunan çift organdan her biri (TS 342), bebrek böbrek (*Düzce -Bo.) (DS II: 591), cıngıl böbrek (-N.) (DS III: 922), dıngıl böbrek (*Kemah -Ezc.) (DS IV: 1463), gogelek, geyrek böbrek (Çeperi *Gemerek -Sv.) (DS VI: 2094), gucik, guçcik böbrek (-Ed.; -Ezc.) (DS VI: 2187), höndelek böbrek (Olus -Ama.) (DS VII: 2433), kangal böbrek (Torul -Gm.) (DS VIII: 2622), kurçik böbrek (Kemaliye - Ezc.) (DS VIII: 3006), pörtelek, pötelek böbrek (Çıkrık *Mecitözü -Çr.; -Yz.) (DS IX: 3497), tıngırdek böbrek (-Ama.) (DS X: 3915), tömbek böbrek (*Göksun - Mr.) (DS X: 3980); Gag. böbrek böbrek (GS 92); Azb. böyräk (anat.) nsan ve hayvanlarda: sidik ifraz ed n b d n organı (AD L I 312); Trkm. bövrek (RLT 160), bövrek omurgalılarda sidik ifraz ed n b d n organı (TDS 108); Güney-Do u: 325
358 YUyg. böräk; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. bögrek, Kumuk büyrek, Tat. büyiräk; Kuzey-do u (Sibirya): Altay börök, Tuva bürek, Tofa bo:rek; Çuva : püre (Teni ev 1997: 278) 1. *bögrek Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre, *bögrek sözü Türk Dilinin modern lehçelerinde bögrek, pügrek/pürek, bü:rek, böbrek ekillerinde böbrek anlamıyla kar ımıza çıkmaktadır (EDT 328b). Teni ev, *bögrek sözünün *bözür-ek > *bögsek ve daha sonra *bögür eklinde ses de i imine u radı ını göstermekle beraber Altay dillerinden u paralelleri vermektedir: Proto-Altay *poher- böbrek : Proto-Mançu-Tunguz *fuhin ba ırsaklar, iç organlar ; Proto-Mo. *bö ere böbrekler, Kalmık börö (1997: 278). 2. *bögrek Kullanım Alanı EM 117 bögrek a rısı, eger sil a M 27 ba a rısına ve ula ve bögrek a rısına [ ] müf ddür M 30 idr r-ı bevl der göksi ve cigeri ve tala ı ve bögregi arıdur be zi o eyler TTS I 663 Ve e er biregünün bö ri inde da ola anı çok kaynadalar TTS I 663 Bö rek a rısı içün su ile ve kereya ı ile kaynadalar vereler TTS I 663 Bö rekte ve kavukta olan ta içün demür suyiyle veya turup yapra ı suyiyle.. TTS I 663 Kaynamı arap bö rekte ve kavukta kum ve ta bitüre TTS I 663 Ve ıssıdan hasıl olan ba a rısına ve kulak ve bö rek a rısına TTS I 663 Se irtti im görüp illerde ya ı Sızardı korkudan bö rekte ya ı AD L I 312 böyräk hästäliyi TDS 108 Kömürtur ı gazından ba ga bölüp çıkarı organları bövrekler arkalı bedeninden çıkan ba ka maddalar hem gana giryer TDS 108 Sen yalı bilimlem görlüpdir-le, ne beyle bövregiñ yarılıberdi 3. Anlam Olayları Bakımından *bögrek Teni ev, Türk Dili metinlerinde *bögrek sözünün u anlamları tespit etmektedir (1997: 278): 326
359 1) Karın 2) Tüm kaynaklarda yan ; Krh-Uyg. Tat. Ba kurt, Yakut böbrek ; TTü. gö üs. 3) Tüm kaynaklarda böbrek. Teni ev, birinci anlamı karın olarak göstermekle birlikte günümüz lehçeleri itibariyle bu durumda bütün yerine parça kullanımı söz konusudur. 4. Meronim Olarak *bögrek Karın bo lu unda bulunan *bögrek sözü *karım ile alan : mekân ilgisi içinde meronimdir. Günümüz Türkiye Türkçesi böbrek ta ı böbreklerde olu an ta (TS 342), böbrek üstü böbreklerin üstünde bulunan, hormon niteli inde salgısı olan bez (TS 342), böbrek üstü bezi böbreklerin üstünde bulunan, hormon niteli inde salgısı olan bez (TS 342), böbrek ya ı kasaplık hayvanların böbreklerinin çevresinde olu an ya ı (TS 342), ifadeleri de *bögrek sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimleridir. ALAN :MEKÂN *karım : *bögrek 327
360 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARAC ER karaci er Lat. hepar, ng. liver. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KARAC ER kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bagır sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bagır Proto-Tü. *bagır (Teni ev 1997: 278); Proto-Ogur *bagır; Proto-Oguz *bagır; Bud.Tü.ç. ba ırdın tepremi ig ol o, karace erden çıkmı bir hastalıktır (TT VI 221); slami ç.: xi. yy. Krh. bagır karaci er Kimseye boyun e miyen adam için bedük ba ırlı denir ki ci eri büyük demektir. (DLT I: 360), ba ır (DLT I 360); EKıp. ba ırsa (KTS: 21), bavur (KTS: 25), cig r, ci er <Far. (KTS: 43), ba ır (KTS: 21); MKıp. xiv. yy. ba: ır (K 33); Do u Tü.: xv. yy. ba ır (Sngl. 125r. 23); Batı Tü. xiv. yy. ba ır karaci er (EM: 111); xiii. xix. yy. ba ır 1. Gö üs, sine, ci er 2. Akci er 3. Karaci er 4. Yürek (TTS I ); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. ba ır 1. Gö üs 2. Ok yayı ve da da orta bölüm 3. Ci er, ba ırsak vb. vücut bo luklarında bulunan organların ortak adı, ah a (TS 194), ce er ci er (Hasano lu -Ank.) (DS III: 875), pençevi, pençevü karaci er (*Kula -Mn.) (DS IX: 3425); Azb. ba ır 1. Karaci er 2. Yürek, kalp anlamında (AD L I 174); Trkm. bagır (RLT: 154), ba ır (EDT 317b), bagır 1. nsanda, hayvanlarda sa kaburganın a a ısında, karın ile gö üs arasında olan, öd çıkaran organ, ci er 2. Kucak, gö üs, dö 3. (TDS 65); Güney-Do u: YUyg. be ir, SUyg. ba ır; Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar baur, Tat. bavur, Ba k. bavır, Kaz. bavır, Kırg bo:r, Nogaybavır, 328
361 Karakalpak bavır; Kuzey-do u (Sibirya): Altay pu:r (EDT 317a), bu:r, Tuva ba:r, Hakas pa:r, Yakut bıar, Tofa ba:r; Çuva : pöver (Teni ev 1997: 278) 1. *bagır Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre Eski Türkçede *bagır olarak kar ımıza çıkmaktadır. Clauson, Ça da Türk lehçelerinde bu sözcü ün, bazı fonetik de i ikliklerle günümüze kadar varlı ını sürdürdü ünü, ayrıca tarihsel dönemlerde karaci erin, insanın duygularının olu tu u yer oldu una inanıldı ını belirtmektedir (EDT 317). Kıpçak Türkçesinde *bagır kavramı genel olarak, her eyin içi veya önü anlamına kullanılmakta oldu undan dolayı *bagır sözü iç organlar, ci er, karaci er, gö üs anlamına gelmektedir (KTS 21). Teni ev e göre *bagır sözü u Altay paralellerine sahiptir: Proto-Mançu- Tunguz *fekin karaci er (1997: 278). 2. *bagır Kullanım Alanı DLT I 360 bedük bagırlı ci eri büyük (kimseye boyun e meyen adama denir) EM 117 bögrek a rısı, eger sil a M 9 andan o ra ma deden cigere varur anda hazm olur M 30 idr r-ı bevl der göksi ve cigeri ve tala ı ve bögregi arıdur be zi o eyler M 32 uru üzüm ıssıdur ru ubeti azdur ma deye cigere uvvet v rür gögüse ve öykene eyüdür amm miz cı ıssı ki ilerü anın göyündürür ve fehmi arturur TTS I 366 Yerin yardı karnın at ü er gücü Ta ın ba rını deldi demren ucu TTS I 366 Geh yüre in a rıtır geh ba rı ı Geh beli, geh gö sü vü geh ya rı ı TTS I 367 ehidleri cem idüp yerin kara ba rın yarup defneylediler TTS I 367 Saâdet ol ki inin kim ramazan ayında ba rı susaya, karnı aca oruç dutmaktan. TTS I 367 Akıttı kanı gözüm ya lı kaldı Yüre im deldi, ba rım ba lı kaldı TTS I 367 Ba ırdan kan gelmekli e assısı var; süci ile kaynatıp mazmaza edice di a rısın giderür TTS I 368 Seni kâfire sataram, i letmekten ba rı ı TTS I 368 Ermi canı ba rı suya dönmü Belâ nârında sızmı kalbi ya ı 329
362 TTS I 369 Derd ile ba rımı ci er-kö em Eyledi pâre pâre e lendi TS 194 Bak çorak tarlasında sabanına dayanmı / Geni alnı güne le, ba rı ate le yanmı TS 194 zmir'den kalkıp Mısır'a kadar beni görmeye, beni ok amaya, beni ba rına basıp sevmeye gelirdi TS 194 Sen onu bamba ka duygularla, heyecanlarla ba rına basmak isteyeceksin TS 194 Acı çekerdim ama makul bir çocuktum. Ba rıma ta bastım TS 194 Kı lanın u runda bir ufak mezar / Anama söylemen ba rını ezer TS 194 En büyü ünü kaybeden halk sanatkârının birkaç mısrası ile türkü bize ba rı yanan Anadolu'nun feryadını getirecek TS 194 Nice kahramanlar nice sultanlar / Gelmi gitmi ba rı yanık ozanlar HEA-1 Gülbeyaz, yere çarpan kafasının acısıyla bir çı lık atınca, Güzide teyze sofaya fırlamı, Gülbeyaz'ı yerden kaldırmı, ba rına basmı, Gülbeyaz da sı ınak arayan bir yaralı ku gibi Güzide'nin boynuna sarılmı tı. HEA-3 -O ul! Bebe! Bebe! Bebemi alacaklar! Askere götürecekler, ben nidece im? O ul ba rıma od dü tü, o ul ci erime bit dü tü! HEA-4 O lan ormanda, bayırda ba rını dövüp Hanife, Hanife diye feryat ediyormu. AD L I 174 Ey Fuzuli, ol sänäm äfganıma rehm eylämäz; Da ä bänzär ba rı, tä sir eylämäz äfgan ona AD L I 174 Edän gan gönçä täk ba rım o lä li-abidar olmu AD L I 174 Ohudugca irin- irin diliniz; Ba rım olur ana- ana, durnalar TDS 65 Garnıñ yanında, bagır erle iyler TDS 65 Du man özüniñ ganlı hancarını Vatanıñ bagrına dir n vagtı, gorkunç hovpuñ Vatanıñ üstüne abanan vagtı, Vepa yalı gucurlı yigitler hey durup bilermi! TDS 65 Knyaz zıba gızı bagrına basdı TDS 65 Vay, bu meni n tdi? Edil bagrımı yakdı-da goyadı TDS 508 Bagrı çıkaran ödi öt haltasında yıgnayar 3. Anlam Olayları Bakımından *bagır Clauson, *bagır sözünün temel anlamının karaci er oldu unu, di er yandan *bagır organının duygu kayna ı ve hazinesi oldu u inanı ından dolayı bir takım metaforik anlamlar da kazandı ını belirtmi tir (EDT 317a). (1997: 278): Teni ev, *bagır sözünün Türk Dili metinlerinde u anlamlarını tespit etmi tir 1) Karaci er. Tüm kaynaklarda rastlanmaktadır. 2) A k, merhamet, efkat gibi duyguların hazinesi olarak karaci er. Yak. ve Çuv. dı ında tüm kaynaklarda vardır. 330
363 3) Kızgınlık duygusunun hazinesi olarak karaci er Çuv. dı ında tüm kaynaklarda vardır. 4) Da yamacı. Nog. Kaz. Kır. Özb.; Yak. tepecik. Bu kullanım, benzetme yoluyla olu turulan bir metafordur. *bagır sözünün a k, merhamet, efkat gibi duyguların hazinesi olarak karaci er anlamı için metonimi oldu u dü ünebilir, ancak da yamacı anlamı Teni ev in belirtti i gibi metafordur. 4. Meronim Olarak *bagır *bagır sözü, karın bo lu unda bulunan bir organ ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir. ALAN :MEKÂN *karım : *bagır 331
364 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BA IRSAK ba ırsak Lat. intestinum, ng. intestine. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BA IRSAK kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bagırsuk sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *bagırsak, *bagırsuk Proto-Tü. *bagırsuk (Teni ev 1997: 279); Proto-Ogur *bagırsuk; Proto-Oguz *bagırsuk; Bud.Tü.ç. ba ırsuk (U, TT); slami ç.: xi. yy. Krh. bagırsuk ba ırsak (DLT I: 502); Harezm ç. xiv. yy. içegü (KE II: 261), ba arsu (NF III: 41), büken (NF III: 91); EKıp. suçu ba ırsak (KTS: 242), i ek ba ırsak, iç organlar (KTS: 116); içeh ba ırsak, iç organlar (KTS: 105); Batı Tü. xiv. yy. ba ar u, ba ır u (EM: 111), xv. yy. ba ursak (M : 18), ba arsuk (CH I: 173); xiii. xix. yy. ba arsık ba ırsak (TTS I 363), ba ır gö üs, ci er, sine; akci er; karaci er; yürek (YTS: 22); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. ba ırsak Sindirim organının mideden anüse kadar olan, ince ba ırsak ve kalın ba ırsaktan olu an bölümü (TS 195), çevlik kalın ba ırsak (-Brd.) (DS III: 1154); döndürme kalın ba ırsak (Çiftepınar *Mersin - ç.) (DS IV: 1582); pumbar ba ırsak (-Rz.) (DS IX: 3485); sokuriçe i körba ırsak (Karaçay-Malkar, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS X: 3660); sokurtüyün apandisit (Karaçay a ireti, Ba höyük *Kadınhanı -Kn.) (DS X: 3660); ek ince ba ırsak (Ilıca *Çifteler -Es.) (DS X: 3757); baarsak, baarsık, ba arsa ba ırsak (So ukpınar *Kangal -Sv.) (DS II: 446); kiri lik ince ba ırsak (Çiftepınar -Çr.) (DS VIII: 2878); dö gö üs, ba ır (-U.; -Isp.; -Brd.) (DS IV: 332
365 1589); Gag. barsak 1. Ba ırsak 2. tfaiye aracının hortumu 3. Dar ve uzun çuval (GS 72); Azb. ba ırsag 1. (anat.) nsan v ya hayvanın sindirim sisteminin bir kısmını t kil ed n elastik boru 2. ç risind n su akıtmak için lastik v ya kuma boru (AD L I 175); Trkm. içege ba ırsak (RLT: 90), içege insanın ve hayvanın yemek sindirim sistemindeki yumu ak borular (TDS 346); Güney-Do u: YUyg. bo ursak; Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk bavursak, Karaçay-Malkar bavursak, Tat. bavursak, bavurhak, Ba k. bavursak, bavurhak, Kaz. bavursak, Kırg bo:rsok, Nogay bavursak, Karakalpak bavursak; Kuzey-do u (Sibirya): Altay borsok, bu:rzak, Tofa ba:rsık (Teni ev 1997: 279) 1. *bagırsuk Etimolojik De erlendirmesi Clauson, tarihsel Türk dili kaynaklarında benzer ekilde yazılan ancak farklı anlamda olan ba ırsak ve ba ırsuk eklinde iki söz tespit etmi ve merhametli, affedici anlamında olan ba ırsak sözünün sadece 14. yüzyıla kadar varlı ını sürdürmü, iç organlar, ba ırsaklar anlamında olan ba ırsuk sözünün ise günümüze kadar Türk lehçelerinde aynı anlamda ya adı ını söylemi tir (EDT 319b-320a). Teni ev, *bagırsuk sözünün etimolojisinin *bagır karaci er sözüne dayanmakta oldu unu ileri sürmektedir (1997: 279). Doerfer, *bagırsuk sözünün Halaç Türkçesinde bokarsak eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 25). 2. *bagırsuk Kullanım Alanı EM 111 ve ba ır u ları arıdır M 18 n lüfer uyıyla içürler açan ki ba ursa lar ya si irler ya gögüs za f olsa M 106 göbek dü mek mu lecesi da ı budur ya ba arsu lara afr dökülmekdür TTS I 363 Ba arsukda eyler ise lokma piç Temamet olur cahilin ömrü hiç TTS I 363 Hançer er karnında dürttü, karnı ba ırsukı aya ına döküldü. 333
366 TTS I 364 Miyde kuvvet bulucak müshil sebebiyle ahlâtı a a a ba ursuk yoliyle def eder. TTS I 364 Kaçan ba arsuklar ya sinirler ya gö üs zaif olsa ya öksürük olsa ek ilerden sakınmak gerek. TTS I 364 Ba arsu undan çıkan tersleri dahi gevdesindeki kılları ve aya ındaki tuynakları... TTS I 371 Sâde üden-i rûde: Bir rencdir ki ba ırsak sıyırması derler. HEA-6 Evet, ruh denilen ey körba ırsak gibi hayatta görevi kalmayan bir organ! AD L I 175 gülmäkdän ba ırsaglarınız gırılardı TDS 346 Yartıgulak bolsa ol bölecik içegede eken TDS 346 Emma içegimiz cugurda ıp durandan soñ, añrımıza dü en zat bolmadı 3. Anlam Olayları Bakımından *bagırsuk Teni ev, *bagırsuk sözün Türk Dili kaynaklarında u anlamları tespit etmi tir (1997: 279): 1) Ba ırsak, iç organlar. Tüm kaynaklarda. 2) Körba ırsak. Hakas. 3) Onikiparmak ba ırsa ı. Ba kurt, Kır. Alt. Tuv. 4) Kalın ba ırsa ı. Trkm. Karakalpak. Bu sözün organ adları ile ilgili anlamı temel anlam olmakta, sözün cansız nesneleri anlatması durumunda benzetme temeli bir metafor ortaya çıkmaktadır. 4. Meronim Olarak *bagırsuk *bagırsuk sözü, karın bo lu unda bulunan bir organ ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir. ALAN :MEKÂN *karım : *bagırsuk 334
367 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DALAK dalak Lat. splen ng. spleen. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DALAK kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *d(i)a:l-ak sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *d(i)a:l-ak Proto-Tü. *d(i)a:l-ak (Teni ev 1997: 279); Proto-Ogur *d(i)a:l-ak; Proto-Oguz *d(i)a:l-ak; Bud.Tü.ç. tal dalak (EUTS: 221); slami ç.: xi. yy. Krh. sulak dalak (DLT I: 411); Do u Tü.: xv. yy. talak (Sngl); Batı Tü. xiv. yy. ala (EM: 185), xv. yy. alak (M : 10); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. dalak 1. Midenin arkasında, diyaframın altında, sol böbre in üstünde, yassı, uzunca, akyuvar üreten ve yıpranmı alyuvarları toplayan, damarlı, gev ek bir dokudan olu mu organ 2. (hayvan bilimi) Omurgalı hayvanlarda lenf bezine benzeyen ve kan damarları çok olan bir organ 3. Tekerlek biçimindeki ka ar peyniri 4. (halk.) Bal pete i (TS 516), karatavuk dalak (Sındı -M.) (DS VIII: 2608), lapara dalak ( im irli, Güneyce * kizdere -Rz.) (DS IX: 3065); Gag. dalak 1. Dalak 2. Balıkların i ire i (GS 130) ; Azb. dalag (anat.) Karın bo lu unun sol tarafında olup kan kürecikleri hazırlayan ve bu i levine ba lı ba ka de i ik vazifeleri gören beden organı (AD L II 23); Trkm. dalak (RLT: 178), dalak 1. Dalak 2. Dala a zarar veren bir çe it hastalık (TDS 236); Güney-Do u: Özb. talak; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. talak, Kumuk talak, Karaçay-Malkar talak, Tat. talak, Ba k. talak, Kaz. talak, Nogay talak, 335
368 Karakalpak talak; Kuzey-do u (Sibirya): Yakut ta:l; Çuva : talak (<Tat.) (Teni ev 1997: 279) 1. *d(i)a:l-ak Etimolojik De erlendirmesi Clauson, bu sözü tala:k eklinde alarak sözün tüm modern Türk lehçelerinde talak, tala:k, tala, dalak ekillerinde geçti ini belirtmektedir (EDT 495b). Teni ev, bu sözü *d(i)a:l-ak eklinde alarak Altay dillerinden u paralelleri vermi tir: Mo. *deli ün dalak, Kore *tira dalak (1997: 279). Doerfer, *d(i)a:l-ak sözünün Halaç Türkçesinde talak eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 25). 2. *d(i)a:l-ak Kullanım Alanı EM 185 ve eger sirkeyile ala i ine ya salar giderür M 10 anda sevd ço alur ve ala büyür ve sevd v marazlar ço olur M 13 uy usu yavuzdur be zi arardur ala ı büyidür M 30 idr r-ı bevl der göksi ve cigeri ve tala ı ve bögregi arıdur be zi o eyler M 98 bu r-ı Meryem ki Türkce deve abanı d rler anı ala üzerine ya u eyleseler f yide ıla AD L II 23 ndi belä, Esgär Saçlıya bärk bänd oldu u vaht yenä dä dala ı ancag Sübhanverdizadä täräfindän sancırdı. TDS 236 Gamçınıñ degen eri dalak yalı gızardı TDS 236 Hamala mende dalak keseli barmı ında, meniñ gurulmagım-da mümkin ölmegim-de TDS 236 Soltan ece, ogluñ dalak bolupdır, munıñ garnını iññelemeli 3. Anlam Olayları Bakımından *d(i)a:l-ak Tarihsel ve modern Türk dilinde *d(i)a:l-ak teriminin anatomik anlamda kullanıldı ını görüyoruz (Teni ev 1997: 279). Bu sözün dalak ekliyle Türkiye Türkçesindeki tekerlek biçimindeki ka ar peyniri, bal pete i anlamlarına gelen kullanımı benzetmeye dayalı bir metafor olu turmaktadır. 336
369 4. Meronim Olarak *d(i)a:l-ak *d(i)a:l-ak sözü, karın bo lu unda bulunan bir organ ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir. ALAN :MEKÂN *karım : *d(i)a:l-ak 337
370 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖBEK göbek Lat. umbilicus ng. navel. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan GÖBEK kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *ki:n ve *gö:pek sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *ki:n Proto-Tü. *ki:n (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *ki:n; Proto-Oguz *ki:n; Bud.Tü.ç. kindik göbek çukuru (TT VIII), kindik üstün me bolsar göbek üstünde ben olursa (TT 37,6), kin misk kokusu, iyi bir koku (EUTS: 110); slami ç.: xi. yy. Krh. kün misk (DLT), kin (KB); Harezm ç. xiv. yy. kindik (KE II: 359), kindik (NF III: 249); EKıp. kündi, kündük göbek (KTS: 168); MKıp. xiv. yy. kindik (K 85); Do u Tü.: xv. yy. kindik (Sngl. 316v. 18); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kindik göbek çukuru, kindik insan göbe i Bugün do an çocu un kindi ini anam kesdi. (Çilehane *Re adiye -To.) (DS VIII: 2873); Güney-Do u: YUyg. kindik göbek çukuru, Özb. kindik, SUyg. kendek, kındık göbek çukuru ; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kindik göbek, göbek çukuru, göbek ba ı, Karaçay- Malkar kindik göbek çukuru, Tat. kendek, kändik göbek çukuru, Ba k. kendek, Kaz. kindij, Kırg kindik göbek çukuru, Nogay kindik, Karakalpak kindik; Kuzeydo u (Sibirya): Altay kindik göbek çukuru, göbek ba ı, Tuva hindik = hin göbek çukuru, Hakas kindik = kin göbek çukuru, göbek ba ı (Teni ev 1997: ) 338
371 1. *ki:n Etimolojik De erlendirmesi Teni ev e göre *ki:n sözünün Türk lehçeleri arasında genel anlamı göbek tir. Teni ev, *ki:n sözünün Altay dillerinden u paralellerini tespit etmi tir: Proto-Altay *hul e > *hun e: Evenk u u-re, Nanay huymu; Mo. küyi (Teni ev 1997: 280). Doerfer, *ki:n sözünün Halaç Türkçesinde köndük eklinde tespit etmi, birçok lehçelerde ve Ça atay Türkçesinde kindik eklinde geçti ini belirtmi ve köndük eklindeki ünülerin durumu garip oldu u, belki i itme hatasından meydana geldi ini söylemi tir (Doerfer 1970: 25). 2. *ki:n Kullanım Alanı TT 37,6 kindik üstün me bolsar 3. Anlam Olayları Bakımından *ki:n Teni ev e göre, *ki:n sözünün Türk lehçeleri arasında genel anlamı göbek tir. Yak. Tat. Ba kurt Türkçelerinde co rafik bir terim olarak merkez anlamı ka ımıza çıkmaktadır. Buna ba lı olarak da Yak. Tat. Ba kurt direk, dingil, sap ; Özb. Çuv. Türkçelerinde araba temelindeki kiri gibi anmalara da rastlanmaktadır (1997: 280). Ancak bu sözün göbek anlamı dı ındaki bütün anlamları metafor olmaktadır. 4. Meronim Olarak *ki:n *ki:n sözü *gebde sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimidir. ALAN :MEKÂN *gebde : *ki:n 339
372 *gö:pek Proto-Tü. *gö:pek (Teni ev 1997: 280); Proto-Ogur *gö:pek; Proto-Oguz *gö:pek; EKıp. avsuk göbek (KTS: 132), kindek, kindik, kindük göbek (KTS: 149), köbek göbek (KTS: 156); Do u Tü.: xv. yy. göbek (Sngl); Batı Tü. xv. yy. göbek (CH I: 181); xiii. xix. yy. göbek göbek (TTS III 1713), göbek (YTS: 95); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. göbek 1. nsan ve memeli hayvanlarda göbek ba ının dü mesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk 2. Ya ba lamı i man karın 3. ehir, ülke vb.nin orta kısmı 4. Bazı sebze ve meyvelerin orta kısmı 5. Bahçe, halı, tavan, tepsi vb. süslü eylerin ortalarındaki biçim 6. Hızı azaltarak trafi i yönetmek amacıyla bir kav a ın giri ine yerle tirilen çember veya üçgen biçimindeki ada 7. Ka nı tekerle inin ortası, araba tekerle inin dingil geçen yeri 8. De irmen ta ının ortası 9. Kilitleme sistemlerinde, anahtar di lerinin tam olarak birbirine oturdu u pirinç yuva 10. Dölütte, yumurtanın dölüt dı ında kalan bölümlerle ili kisini sa layan organların çıktı ı yer 11. Ku ak, nesil, batın 12. Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmu mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça (TS 862), cıcık iç organlar; göbek (*Çal -Dz.; *Bor -N.) (DS III: 895), gübek göbek (*Maçka -Tr.) (DS VI: 2205), löbüt göbek, büyük göbek (- ç. ilçe ve köyleri) (DS IX: 3089); Gag. göbek 1. Göbek 2. Bitki veya meyvenin özü, merkezi 3. Nehirde küçük bir ada 4. Meki in sapı 5. Direk (GS 116); Azb. göbek (ATS 546), göbäk 1. Göbek ba ı dü tükt n sonra karnın ortasında galan küçük çukur, batık 2. Bak göbekba ı 3. (mec.) Bir eyin merk zi, tam ortası, sası anlamında 4. (mec.) Sebep olan, beis m nasında 5. Bak göbekduası (AD L III 172); Trkm. göbek (RLT 163), göbek 1. Çocuk anne karnındayken onu annesi ile birle tiren, besleyen ba ırsak 2. Karnın ortasındaki kesilip ba lanan dü üm, ba ırsak dü ümü 3. Lastik 340
373 topun delindi inde iç yüzeyine yerle tirilen yuvarlak lastik yama. (TDS 185); Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. köbek, Tat. kübek; Çuva : kavaba (Teni ev 1997: 280) 1. *gö:pek Etimolojik De erlendirmesi Clauson a göre günümüzdeki Türk Dilinin batı lehçelerinde köbek, di erlerinde ise kindik olarak geçmektedir (EDT 729). Teni ev e göre bu terim ço unlukta O uz lehçelerinde kar ımıza çıkmaktadır. Ancak Çuva Türkçesinde de var oldu undan Proto-Türkçede de bu terimin var oldu u dü ünülmektedir. Altay dillerinden muhtemel paraleller: Proto-Mançu- Tunguz *hubgu göbek ba ı, damar ; Orta-Kore pais-kop göbek deli i (1997: 280). 2. *gö:pek Kullanım Alanı M 20 ot içdüginden o ra göbe i bursa M 86 eger göbek burarsa a m yi aynadup ovıdup eçeler u y rine M 106 göbek dü mek mu lecesi da ı budur ya ba arsu lara afr dökülmekdür TTS III 1713 Ve her ki ot içtükten sonra göbe i bursa ıssı su içe TTS III 1713 Bir ki inin göbe i burar ba ırsaklarında yel var, hılt var kusamaz. TTS III Göbe i burmak alâmeti oldur kim e ilir bükülür a lar. TTS III 1714 Ma cun kim göbek burusunu ve kuluncu ve eskimi istitlakı giderir. TTS III 1714 Tutar göbek burusu goncayı açıldıkça ikâf-ı pireheninden o gül gibi nâfın TS 862 Dü meleri birer birer açtı göbe ine dek TS 862 Göbe ini eritmek için her sabah bir saat yol yürür TS 862 sviçre'nin göbe inde, nerede ise bilmem kaçıncı Türk Moskof muharebesi patlamak üzere idi TS 862 Bu halının göbe i pek zarif TS 862 Temiz bir isim, zü ürt evlatlarda ancak bir, nihayet iki göbek dayanabilir. TS 862 Meclisten geçirinceye kadar göbe im çatlamı tı TS 862 Benim o lanın göbe i çıkıyormu da biraz, her sabah ko u yapıyor, dedi TS 862 Göbe ini eritmek için her sabah sıcakta, tozda ko u yapan delikanlıyı dü ünüyorum TS 862 Dolmu tan inince bir yandan saatine bakar, bir yandan da göbek atarmı, daha bir saat var, diye TS 862 imdi gördü ü ki i, ellisinin üstünde, göbek ba lamı, metal gözlük çerçeveli biriydi TS 862 Paris'te uzun yıllar ya amalarına kar ın ülkeleriyle olan göbek ba ını hiç mi hiç gev etmemi gençler var 341
374 SFA-1 Yanımıza elleri saygı ile göbe inin altına ba lı hırpanî bir delikanlı yana tı. HEA-1 Buraya göbek atma, boyun kırma, omuz titretme yara maz. HEA-4 Kâmil'in, Mürsel'in yedi göbek ecdadına savurdu u küfürler o lana pek tesir etmemekle beraber yiyece i daya ın korkunç olaca ı muhakkaktı. HEA-4 stanbul'un göbe inde bile yalnızlık, korku... Daima duman içinde bir istikbal... HEA-6 u köhne türbeyi çocuklara oyun meydana yaptırıncaya kadar göbe im çatladı. AD L III 172 Biçinçilär sıra ilä durmu, göbeye gädär galhmı ya otu biçir.. vä gurumu otlardan gotman vururdular AD L III 172 Bu zalım o lu zalım ahırda i i o yerä gätirib çatdırdı ki, stanbulun göbeyinden hotkarın öz gısını da götürüb apardı. AD L III 172 Män sänä ümidäm, sän de göbeyini piyländirmekdän ba ga heç näyä fikir vermirsän TDS 185 Etim oglan öz göbegini özi keser TDS 185 Goñ udan gelen gartañ ayal çaganıñ göbegini kesdi TDS 185 Mama ece meniñ göbek nemdi TDS 185 Seniñ göbegiñ gömlen yalı, ömür içerde otırsıñ-la! - diydi TNAS 95 Çaga ak süyt emen yeri, Göbek ganını daman yeri. 3. Anlam Olayları Bakımından *gö:pek Teni ev e göre *gö:pek sözü Türk Dili kaynaklarında göbek anlamı ile kar ımıza çıkmaktadır. *ki:n sözünde de oldu u gibi co rafik anlamlar da yaygındır: Gag. nehir içine küçük bir ada ; TTü. Gag. direk, dingil, sap ; Tat. tüfek namlusu (1997: 280). Bu co rafî anlamlar ve cansız nesneler ile ilgili anlamlar metaforik olmaktadır. 4. Meronim Olarak *gö:pek *gö:pek sözü *gebde sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimidir. ALAN :MEKÂN *gebde : *gö:pek 342
375 2.4 Genel Organlar Bu bölümde biz, insanın vücudunun genel organlarının etimolojik, leksikal, semantik ve mereolojik incelemesine yer verece iz. ncelememiz, u kavramları içine alacak: KEM K, S N R, DAMAR, DER Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KEMiK kemik Lat. os, ng. bone. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KEM K kavramını kar ılayan sözcükler Proto-Türkçe *si ök ve *kemük sözcüklerine dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *simgök > *si ök Proto-Tü. *simgök (Teni ev 1997: 260); Proto-Ogur *simgök; Proto-Oguz *simgök; KökTü. viii. yy. sö ükü tagça yatdı kemiklerin da gibi yı ıldı, sü ük (THO 144); Bud.Tü.ç. söngük, süngük (EUTS: 210, 214); slami ç.: xi. yy. Krh. sün ük kemik (DLT III: 367), sü ekke yilik teg kemi e ilik gibi (KB 89-90); Harezm ç. xiv. yy. sü ek, sü ük (KE II: 577), sü ük (NF III: 384); EKıp. sö ük, sövek (KTS: 241), sümük, sü ek, sü ük, süveg, süvek, süvük (KTS: 245, 246); MKıp. xiv. yy. sü: ü:k (K 54); Do u Tü.: xv. yy. sü ek (Sngl. 247r. 20); Batı Tü. xiv. yy. sü ük(g) (EM: 181), xv. yy. sü ük (DK II: 275); xiii. xix. yy. sü ük kemik (YTS: 196), sü ük kemik (TTS V 3622); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. sumuk kemik (-Çr.) (DS X: 3695), sümüh, sümük, sü ük, sümüyh kemik (-A.; -Kr.; - Ezc.) (DS X: 3713), süyek kemik (- st.; -To.; -Kn.; -Ada.) (DS X: 3728); Azb. sümük (EDT 838b), sümük 1. nsan ve omurgalı hayvan iskeletini olu turan parçalar 2. Çe itli eyleri kaplamak üçün istifad edil n b zı hayvanların (fil gibi) di i yahut buna benzeyen ba ka sert cisim 3. Z r (tavla v benzeri oyunlarında) sümük atmag - 343
376 zar oynamak (AD L IV 117); Trkm. sü ük, süyek (EDT 838b), sü k (RLT: 96), süñk 1. nsan ve hayvan bedeninin ayrı ayrı iskelet bölümleri 2. Beden, gövde 3. Zayıf, güçsüz (TDS 618); Güney-Do u: YUyg. sü k, sö k, sö ök, Özb. so k, süy k, sunek, suk k, süyek, SUyg. sümük, so uk, sunuk, sımık; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. sümük, süyek, suyak, süvak, sivek, Kumuk süyek, Karaçay-Malkar süyek, Tat. söy k, siv k, Ba k. höy k, Kaz. süyek (EDT 838a), Kırg sö:k (EDT 838a), süyök, söök, Nogaysüyek, Karakalpak süyek; Kuzey-do u (Sibirya): Altay söök, sög, Tuva söök, Hakas söök, Yakut u uoh, Tofa söök; Çuva : ama, am (Teni ev 1997: 261) 1. *si ök Etimolojik De erlendirmesi Clauson, *si ök sözünün modern kuzeydo u Türk lehçelerinde çok çe itli ekillerde kar ımıza çıktı ını belirterek orijinal eklinin tespit edilmesinin zor oldu unu ve sözün büyük ihtimalle sü ök oldu u söylemektedir (EDT 838b). Teni ev, Çuva Türkçesinde ilk sesin /s-/ > / -/ dönü ümünü göstererek ilk hecedeki ünlünün /*i/ oldu unu savunmaktadır. Ayrıca Teni ev, *si ök sözünün Altay dillerinden u paralellerini göstermektedir: Proto-Altay * imö-: Proto-Mo. *çimü-gen ilik; kalça kemi i ; Kuzey-Mo. çömög ilik, Kalmık t imgn ilik ; Proto-Mançu-Tunguz *ç/ ime- diz kapa ın içindeki sıvı ; Proto-Türkçe simgök kalça kemi i (1997: 261). 2. *si ök Kullanım Alanı THO 144 sö ükü tagça yatdı kemiklerin da gibi yı ıldı DLT III 367 edhgü er sün üki erir atı kalır iyi adamın kemi i çürür, adı kalır EM 181 etlerü eyüsi oldur ki sü üge ıla u ola TTS V 3622 Ol nazeni gözleri görmez anın Gitti hali sü ü ü dirmez anın TTS V 3622 Ete deri sü ük çatan, ten perdelerini tutan Kudret i im çoktur benim zâhir ü iyan benim TTS V 3622 Zebaniler çeke tuta ilede tamuya ata Deri yana, sü ük tüte, oluk dem bir figan ola 344
377 TTS V 3622 Bakıcak endamına kim soralar Sü ük içinde ili in göreler TTS V 3624 Ve tendeki damarler ırmaklar misalinde iidi ve sü ükler da lar misalinde idi. AD L IV 117 Gol sümüyü. Baldır sümüyü. mangulunun bedeni ele terpenirdi ki, ele bil eç sümüyü yoh idi AD L IV 117 mangulunun bädäni elä tärpänirdi ki, elä bil heç sümüyü yo idi AD L IV 117 Mäsmä özünü bärkä verän kimi küräklärindän a rı gopur, damarları gizildäyir, sümükläri sancırdı TDS 618 Adam görünü li maymınlarda yüzüñ süñkleri adamıñka garanda güyçlürek ösendir TDS 618 de berk n süñküñ, tecribede bi en eliñ hüneri bap-ba gadır TDS 618 Ol eli berda lı, süñk ba ı iri, dayav adamdı TNAS 68 Ba kı -maza, sö kın-aza (Birinci ayal - maza, ikinci ayal - yza. lkimbagtım, so kım-görgim). TNAS 114 Dil sü ksüz, nämäni diymez? TNAS 181 Göz agırısı - et agırısı, Di a ırısı - sü k agırısı. TNAS 309 Sü ksüz dil - sü k döwer. 3. Anlam Olayları Bakımından *si ök Teni ev, tarihsel Türk lehçelerinde tahminen *si ök sözünün kol, bacak ve baldırdaki gibi içinde ilik bulunan boru eklinde olan kemikler için kullanıldı ını; *kemük sözünün ise omurgadaki gibi yumu ak kemikler için kullanıldı ını belirtmektedir (1997: 262). (1997: 261): Teni ev, Türk lehçelerinde *si ök sözünün u kullanımlarını tespit etmi tir 1) Kemik, iskelet. Tüm kaynaklarda vardır. 2) Meyve çekirde i. Ba kurt. 3) Kül. Kumuk, Nogay, Karakalpak, Kır. Yak. Tuv. Hakas. Alt. SUyg. 4) Soy. Kır. Tuv. Hakas. Alt. SUyg. Teni ev ayrıca *si ök sözünün asıl anlamının, büyük ihtimalle, ilikli kemik oldu unu belirtmi tir (1997: 261). Ancak di er yandan *si ök sözünün *kemük sözüne göre daha genel bir kullanımı oldu unu söylemek mümkündür. 345
378 Bu sözün kemik veya iskelet anlamı dı ındaki bütün anlamları metaforiktir. *si ök sözünün iskelet anlamında kullanılması bütün yerine parça kullanımını gösterdi inden metonimik olur. 4. Meronim Olarak *si ök Birçok organ içinde bulunan *si ök, bulundu u organlar ile nesne : madde ili kisini gösteren meronimi olu turmaktadır. NESNE :MADDE *kol, *kar, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *bıkın, bacak, *baltır, *a ak : *si ök *kemük Proto-Tü. *kemük (Teni ev 1997: ); Proto-Ogur *kemük; Proto-Oguz *kemük; Batı Tü. xiii. xix. yy. kemük (YTS: 133), kemük kemik (TTS IV 2411); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. kemik 1. nsanın ve omurgalı hayvanların çatısını olu turan türlü biçimdeki sert organların genel adı 2. Bu sert organdan yapılmı (TS 1267), gemük, hemih kemik (*Daday -Ks.; -Sm.; Kesirik -El ve ilçeleri) (DS VI: 1988), imik kemik (Üstükran *Varto -M.) (DS X: 3779); Gag. kemik kemik (GS 263); Azb. gemik bak. sümük (AD L III 154); Güney-Do u: Özb. komik, k mik, g mik; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kemik, Kumuk gemik, Tat. kimek, Ba k. kimek, Kaz. kemik, Kırg kemik, Nogay kemik, Karakalpak kemik; Kuzey-do u (Sibirya): Altay ke:mik (Teni ev 1997: ) 346
379 1. *kemük Etimolojik De erlendirmesi Teni ev e göre, *kemük sözünün kökeni büyük ihtimalle Orta-Uyg. kemdi- kemi i kemirmek fillinden gelmektedir: Tuv. hemdi- kemi i kemirmek ve bundan türeme ba lı *kemdük kemirilmi ; Yak. kömüll :- kemi i kemirmek (1997: 262). Altay dillerinden paraleller: Proto-Altay *kamü-: Proto-Türkçe *kamü-k ili i olan kemik ; Proto-Mo. *kemi- ili i olan kemik ; Orta-Mo. kemi kıkırdak, kemil- kemi i kemirmek ; Mo. kemi ilik ; Proto-Mançu-Tunguz *humhan < *hamu-han baldır kemi in ili i (Teni ev 1997: ). 2. *kemük Kullanım Alanı M 160 ol ınmı kemigü üzerine vuralar ve eyle ki detdür aralar üç güne degin e meyeler TTS IV 2411 Avrat katında tavusun kemü ün yaksalar tizek do ura TTS IV 2411 Cümcüme, kâse-i ser: Ba ın kâsesi ya ni ol kâse gibi kemük ki dima ı mü temil ola TTS IV 2411 Mu : Kemük içinde olan ilik ve beyniye muhu-t-dima derler. TTS IV 2411 Er-re re : Yumu ak kemük ki ekli mümkün ola, kemirdek dahi denür. TS 1267 Kemikten bir tahta gibi gıcırdayarak Nihat yerinden kalktı TS 1267 So uk kemiklerimize kadar i lemi ti TS 1267 Belkemi i Anadolu Türklü ü olan bir millî devlet kurmalıyız TS 1267 Suriye'de bel kemi ine bir kur un dokunmu tu TS 1267 Badik Ahmet'in elmacık kemikleri, fırlak, tombul yanakları kıpkırmızı oldu TS 1267 Kırılan kaval kemi i yeni yeni kaynamaya ba ladı ında arkada ları ona içkiye devam ederse sakat kalaca ını söylediler TS 1267 Dün de muhallebicide tavuk yedik, lades kemi i çıktı SFA-2 Arkada ımın, ismi Bayramdı. ri kemikli bir adamdı. Arnavut ivesile konu uyordu. SFA-2 Sırtının kemikleri hamudundan kurtulmu araba okları gibi dı arıya fırladı. SFA-2 O sinirli, kemikli, duru beyaz yüzündeki ate li gözlerinin feri kaçmı tı. HEA-1 Yüzü de uzun, ipince, akakları basık, fakat sadece kemik ve deriden olan bu ba size zayıf etkisi yapmıyordu. HEA-3 Ba ının iki tarafında garip bir surette yaprak gibi açılan büyük kulakları, irin gibi sarı yüzü, çıkık kemikli suratının üstündeki soluk mavi gözleri, sıska omuzları üstünde gömülen hastalıklı ba ı cılız, çarpık bacaklarıyle Mehmet köyde ne kimsenin dikkatini, ne de ba ka babasız çocuklar gibi köy kadınlarının merhametini çekmi ti. HEA-4 Nine'nin köhne kemikleri o kadar a rımı ki, yemekten sonra iki büklüm odasına çekilmi. HEA-7 Havada kokulu, tâ kemiklere i leyen bir sıcaklık, bir gev eklik vardı. 347
380 HEA-9 Bir daha imamın kapısında görür, kadınlara dert yandı ını i itirse, vücudunda kırmadık kemik bırakmayacaktı. HEA-9 Onun konu u unda, bakı ındaki ba kalı ın, asırların yarattı ı yüksek bir medeniyetin eseri oldu unu, kemiklerinde hissediyordu. PSE 5 Bakınız ellerimä hem ayaklarıma, ki Bän kendimim, Beni yoklayınız, hem görünüz zerä duhun eti hem kemikleri yoktur. Ve bunları söleyip, ellerini hem ayaklarını gösterdi. PSE 115 Zerä eyler oldular, ki yazı tamam olsun: hani Ondan bir kemik kırılmayacak. PSE 130 Zerä bu eylär oldular, ki yazı tamamolsun: hani Ondan bir kemik kırılmayacak. UK 41 kemikleri biyazıdı olmalı ansora pelinnik içindä UK 42 ani kemikleri çürüyer pelinnik içinde UK 49 üstlerindä asılı türlü kemiklär UK 52 kemiktä, ta ta gercikli oymak UK 146 koyun yaanılarını, kemikleri omuz a ırı köpeklere aterlar UK 219 burnusu biräz kamburdu, sivriydi, çeneleri kemikliydi, güüdesi bataldı GTA 194 [bız ε: t p la:dïk ce mıc t k dαn] AD L III 154 amil Aslan beyi diggetle müayine etdi,.. onda eskimi gemiklerine geder i lemi be -altı hastelik tapdı. AD L III 154 Bah ı da orada idi. O, Sonanın ba gämiyinä bahır vä dü ünürdü AD L IV 155 ehid sıyrılarag gämikdän, ätdän; Alacag payını äbädiyyätdän. 3. Anlam Olayları Bakımından *kemük Teni ev e göre, *kemük sözünün temel anlamı muhtemelen yumu ak kemik olmalıdır. Eski Türkçede *si ök ilikli kemik, *kemük yumu ak kemikleri eklinde bir ayrım görülür, ancak *si ök eklini koruyamamı lehçelerde kemiklerin hepsi için *kemük kullanılmaktadır (1997: 262). Yine Teni ev e göre, modern Türk Dili sahası metinlerinde *kemük sözü u anlamlarda kullanılmaktadır (1997: 262): 1) Kemik. Ça. Güney-Do u Türk lehçelerinde, Karaim. 2) Yumu ak kemik. Tat. Ba kurt, Nogay, Kaz. Karakalpak, Kır. Özb. 3) Kıkırdak. Kumuk, Tat. Alt. Bu durumda *si ök ve *kemük sözleri arasında bir anlam kar ıla tırması yapmak gerekti inde *si ök sözünün ba langıçta ilikli kemikleri anlatmasına ra men zamanla daha genel bir kullanıma sahip oldu u, di er yandan *kemük 348
381 sözünün de ba langıçta yumu ak kemikleri anlatmasına ra men zamanla daha genel bir anlam kazandı ını söylemek mümkündür. Ancak bir çok lehçede *si ök ve *kemük sözlerinin anlamlarının genelle mesi açısından bütün yerine parça kullanımının görüldü ü söylenebilir. 4. Meronim Olarak *kemük Birçok organ içinde bulunan *kemük, bulundu u organlar ile nesne : madde ili kisini gösteren meronimi olu turmaktadır. NESNE :MADDE *balç, burun, *çä ä, *yagrın, *o urtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk : *kemük 349
382 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SiNiR sinir Lat. nervus, ng. sinew. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan S N R kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *si ir sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *si ir Proto-Tü. *si ir (Teni ev 1997: 264); Proto-Ogur *si ir; Proto-Oguz *si ir; Bud.Tü.ç. si iri tamırı sü üki e tegi közünüp kiri ve damarlarını kemi e kadar görünüyordu (U III 35, 20-1), singir (EUTS: 206); slami ç.: xi. yy. Krh. si ir sinir (DLT III: 362); Harezm ç. xiv. yy. si ir (KE II: 559); MKıp. xiv. yy. si ir (KTS: 237), si ir (K 54); Do u Tü.: xv. yy. si ir (Sngl. 258r. 14); Batı Tü. xiv. yy. si ir (EM: 178), xv. yy. si ir (M : 12), si ir (CH I: 189), si ir (DK II: 268); xiii. xix. yy. si ir sinir, kiri (TTS V 3478); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. sinir 1. Duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara, organlardan beyne ileten beyazımsı teller ve bu tellerin olu turdu u demet 2. Rahatsız edici, hastalık derecesine varan özellik 3. Herhangi bir ey, bir olay kar ısında tepki gösterme duyarlı ı ve ki inin ruhsal niteli i 4. Ho a gitmeyen, can sıkan 5. (halk.) Kas kiri i ve zarı (TS 1988), varaza sinir; gövde organları (*Ünye -Or.; *Kavak -Sm.) (DS XI: 4091); Gag. sinir kiri (GS 418); Azb. sinir Bak äsäb (AD L IV 78); Trkm. si ir birle tirici sarı doku, sinir, kiri (TDS 598); Güney-Do u: YUyg. sı ır, Özb. si ir; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. sinir, Kumuk si ir, Karaçay-Malkar si ir, Tat. si ir, Ba k. hi ir, Kaz. sı ır, Nogay si ir, Karakalpak si ir; Kuzey-do u (Sibirya): Tuva si:r, Hakas si:r, Yakut i i:r, Tofa si:r; Çuva : sanar (Teni ev 1997: 264) 350
383 1. *si ir Etimolojik De erlendirmesi Tarihî ve günümüzdeki Türk lehçelerinde *si ir sözünün kas, kiri anlamında kullanıldı ını görüyoruz. Eski Türk anatomi anlayı ına göre, insan vücudu kemik, sinir, damar, et ve deri olmak üzere be unsurdan olu maktadır (EDT 841). Altay dillerinden paralelleri Teni ev u ekilde vermi tir: Proto-Mançu- Tunguz *sire-kte kiri, iplik, Kore *si ur damar, yay kiri i (1997: 264). 2. *si ir Kullanım Alanı EM 178 ve ço y yicek si irlere ziy n der EM 185..cem end mlara degürür ve amarlara ve si irlere ledür, ola durur M 12 ek i nesneyi çok y mek gevdeyi urıdur ve t z ocaldur ve si irlere ziy n der M 18 n lüfer uyıyla içürler açan ki ba ursa lar ya si irler ya gögüs za f olsa TTS V 3478 Ota ın önüne eri i geldi, geyi i si irledi TTS V 3478 Geri kalan kâfir olup ol deveyi si irlediler TTS V 3478 Hakir bir atın önün alıp da gözüne bir hadenk-i Rumî urunca at depesin yere dikip oku kırıp kalkarken kılıçla atı kıç ayaklarından si irleyüp artık davranmadan kaldı. TTS V 3478 Ardından eri ip kılıç ü ürdüler, iki kat zırh gimi, tesir etmedi. Bilâhare si irleyüp sakalar kârhanesi önünde öldürdüler. TS 1988 Etin sinirlerini ayırmak SFA-2 O sinirli, kemikli, duru beyaz yüzündeki ate li gözlerinin feri kaçmı tı. AD L IV 78 Bütün sinirlärim kaman teli kimi inläyir AD L IV 78 Hälil hırda ota ında bir-iki däfä ötäyä-bäriyä gedib, sinirlärini yatırmag üçün yazı masasına oturdu 3. Anlam Olayları Bakımından *si ir *si ir sözcü ünün temel anlamının Türk dilinin tarihsel sürecinde genel olarak kas siniri oldu u görülmektedir. Teni ev in, *si ir sözünün Türk lehçelerinde tespit etti i anlamlar unlardır (1997: 264): 1) Kas, kiri Kıp. dı ında tüm lehçelerinde vardır. 2) Sinir Kıp. (CCum), TTü. Karaim. 3) Yay teli. (XIII yy.) 4) plik. Yak. 351
384 Modern O uz grubu Türk lehçeleri içerisinde Türkiye Türkçesinde bu sözün duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara, organlardan beyne ileten beyazımsı teller ve bu tellerin olu turdu u demet anlamı temel anlamıdır. Ancak Türkmen ve Gagauz Türkçelerindeki temel anlamın kas dokusu ile ilgili oldu u anla ılmaktadır. Azärbaycan Dilinin zahlı Lügätinde sinir sözü için äsäb sözüne gönderme yapılmı (AD L IV 78) ve äsäb sözü için de insan veya hayvanin sinir sistemi ile ilgili oldu u anla ılmaktadır. Ruhsal nitelik anlamı ise metonimi olmaktadır. Di er yandan yay teli ve iplik anlamları gerçek dünya artlarına uygunluk gösterdi i oranda metonimi ya da metafor oldu u kabul edilir. 4. Meronim Olarak *si ir Türk dilinin tarihsel sürecinde *si ir sözünün kas, kiri anlamında kullanıldı ı dü ünüldü ünde kas kavramının nesne : madde ili kisini gösteren meronimi oldu u anla ılmaktadır. 352
385 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAR damar Lat. arteria,vena ng. vein. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DAMAR kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *damor sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *damor Proto-Tü. *damor (Teni ev 1997: 264); Proto-Ogur *damor; Proto-Oguz *damor; Bud.Tü.ç. si iri tamırı kas ve damarı (U III 35, 20); slami ç.: xi. yy. Krh. özek belin iç yanında bulunan damar (DLT I: 71), tamur damar (DLT I: 362), tamar damar (DLT IV: 567), otaçı terildi tamur kördiler hekimler toplandı ve damar yokladılar (nabız aldılar) (DLT I 362), tamur ( KB ); Harezm ç. xiv. yy. tamar, tamur (KE II: ), tamar (NF III: 401); EKıp. damar (KTS: 55), ır (KTS: 102), tamar, amar, tamır, tamur (KTS: 260, 261), yelge boynun iki yanında bulunan damarlar (KTS: 318), tamar (CCum 233); MKıp. xiv. yy. tama:r (K 66); Do u Tü.: xv. yy. tamur (Sngl. 161v. 17); Batı Tü. xiv. yy. b sel ahdamar, ba damarı (EM: 112), amar (EM: 185), xv. yy. amar (M : 9), amar (CH I: 183), amar (DK II: 284); xiii. xix. yy. tamar damar (TTS V 3710), a a a amar dirse in iç yanında hacemat yapılan üç damardan en a a ıda olan ki akci er damarı, ba damarı ve ba lık da denir (YTS: 15), ba lı, ba lu dirse in iç yanında hacamat yapılan üç damardan en a a ıda olan ki akci er damarı, ba damarı ve a a ı damar da denir (YTS: 25), ba amar dirse in iç yanında hacemat yapılan üç damardan en a a ıda olan ki akci er damarı, ba damarı ve ba lık da denir (YTS: 353
386 15), amar damar (YTS: 201); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. damar 1. Canlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dola tı ı kanal 2. Mermerde, bazı ta larda ve tahta kesitlerinde renk ayrılı ı gösteren dalgalı çizgi 3. Ba ka türden katmanların arasında bulunan sıvı, maden veya mineral katmanı 4. (mec.) Soy, yaradılı 5. (mec.) Huy 6. çinde ongun besi suyunun dola tı ı odunsu dokudan boru 7. Böceklerde kanat zarını dik tutmaya yarayan organ (TS 523), hıkı damar, sinir Hıkı larım gev edi (Bozüyük *Göksun -Mr.) (DS VII: 2358); Gag. damar 1. Damar 2. Kas (GS 131); Azb. damar (ATS: 227), damar 1. Canlıların bedeninde: içerisinde kan veya lenfin dola tı ı boru ekilli organ 2. Çe menin me eyi, ba langıcı 3. Bitkilerde damarlara benzeye su ve mineralleri ta ıyan yollar (AD L II 28); Trkm. damar 1. Damar 2. Ösümüklikleriñ sapak görnü li ovnucak çılgımları (TDS 237); Güney-Do u: YUyg. tamir, tomur, Özb. tamir, SUyg. tamır; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. tamar, tamur, Kumuk tamır, tamur, Karaçay-Malkar tamır, tamur, Tat. tamır, Ba k. tamır, Kaz. tamır, Kırg tamır, Nogaytamır, Karakalpak tamır; Kuzey-do u (Sibirya): Altay tamır, Tuva damır, Hakas tamır, Yakut tımıt, Tofa damır; Çuva : tımar (Teni ev 1997: 264) 1. *damor Etimolojik De erlendirmesi Clauson, bu sözün damar ve kök anlamlarıyla tamır ve O uz lehçelerinde tamar ekliyle geçti ini belirtmektedir. (EDT 508a). Altay dillerinden paralelleri Teni ev u ekilde vermi tir: Mo. *tamir güç, kuvvet, Japon *tama ruh, can. Tahminen Proto-Altay dilindeki anlam, hayat güçünü içeren aort, damar (1997: ). 354
387 2. *damor Kullanım Alanı EM 111 ba amarından an aldurma ve baldırdan ac mat tdürmekdür EM 117 bögrek a rısı, eger sil a EM 185..cem end mlara degürür ve amarlara ve si irlere ledür, ola durur M 9 an ve afr ve bal am ve sevd andan o ra amarlara varur anda hazm olur M 42 ve yüzi gözi ızıl olma ve amarlar olu olma dur il cı ba amarından an alma ve baldırlarından ac mat tmek ve ab atı tely n eylemek ve cev v içmek ve ol an lib olana d dügümüz ıd ları ve erbetleri ten vül tmek M 84 b sel amarından an alalar ve yürek ar retin tesk n deler TTS V 3710 Karıcıktan sordu kim: Bu ahın ver mürüvveti nicedir, hizmet etme e yarar mı? Karıcık eyitti: Melikimiz eyü ki idir... bir kızı vardır... yirmi ya ında yoktur amma bu kadar ya içinde be yüz ahzadenin ba ın kesip burca stı... Cemaât eyitti: Ey hudavend, birnice yıldır kim hatakârlık ile ahzadelerden tamar götürürsü i ledi ini hüccet, burhan ile i lerem dersin, ol dahi bir hatadır. TTS V 3710 Kılıcından iki kan tamardı anın Tamarın kesmi idi a dânın TS 523 Alnında ve akaklarında i en damarlar a rıyordu TS 523 Ne olur biraz uslu otursanız, u adamların da damarına basmasanız, olmaz mı? TS 523 Tutarsa onun bir damarı, yıkar adamın ba ına çadırı. TS 523 Birden nasihat damarlarının kabardı ını duydu. TS 523 Üstüne üstlük damar sertli i de yapı mamı mı zavallının yakasına? inçecik nerv damarlarına baydır SFA-2. Bu sesleri uyku tutmadı ı geceler açık bir pencerenin önünde dinlerken o kadar kendime e ilmi imdir ki, kanımın damarlarımın içinden akı ının sesini duyar gibi olurdum. HEA-2 Da ının, çölünün, ovasının, muzdarip insanlarının; hepsinin içindeki Anadolu damarlarımda daraban ediyordu. HEA-2 Tâ ilk günlerde rıhtımda onun ye il gözlerini, kırmızı dudaklarını gördü üm an bir cihanın zehirleri kanıma, damarlarıma geçti. HEA-2 Gö sümdeki yara, içinden bir demir geçer gibi, acıyor, akaklarım ve bütün damarlarım içinden kaynıyor, yanıyor, dı arıya fırlamak için iddetle atıyordu. HEA-8 akaklarımdaki tuhaf atı iddetlenmi ve bütün hayatım, sanki damarlarımdan fırlayacak gibi çırpınıyordu. HEA-9 Rakım kendi kendisine: "Osman ın damarına basmı olacak" diyordu. AD L II 28 Gan damarları. Damarları i mek. AD L II 28 alnın damarları görünür AD L II 28 Da ätäyindä bir çe mä vardır, özü aranda da olsa, damarı da dan gelir. AD L II 28 Faydalı gazıntıların bä ziläri böyük kütlälär äklindä, bä ziläri ayrı-ayrı damarlar, säpälänti vä sairä äklindä tapılır AD L II 28 Onların da milliyyät hissi vä geyrät damarı ayılıbdırmı? TDS 237 Halnazarıñ gazabı içine sıgmadı, gızardı, damarları tarsıldap urdı TDS 237 Göre de, yarı da, söve de, i de. Senden kuvvat alyar damarda ganım TDS 237 Ol tuññi görnü li bolup, onda gan damarları yokdur, emma ol duyucı ör n TNAS 16 Adamı yetmi iki damarı bolarmı, onu biri saz bilen suwlanarmı. TNAS 66 Barlıdan balto- ap damar. 355
388 TNAS 71 Baydan akmasa-da, damar. TNAS 103 Damarına göre gan al. TNAS 110 Dert damarı iyer, hasrat - ömri. 3. Anlam Olayları Bakımından *damor Teni ev e göre, modern Türk Dili sahası metinlerinde *damor sözü u anlamlarda kullanılmaktadır (1997: 264): 1) Kan damarı. EUyg. Krh-Uyg. Orta-Uyg. Ça. Harezm, Orta-Kıp.; ayrıca modern Türk lehçelerinde tüm kaynaklarında kar ımıza bu anlam çıkmaktadır. 2) Kiri. Gag. Trkm. Çuv. 3) Kas. Gag. 4) Sinir Tofa, Yak. 5) (metaforik) Kanal (suv tamırı) EUyg.; TTü. ba ka türden katmanların arasında bulunan sıvı, maden veya mineral katmanı ; TTü. huy. 6) A acın kökü Ça. Orta-Kıp. Kuzey-batı, Merkez-do u, Güney-do u lehçeleri, Hakas. Çuv. 7) (metaforik) Soy, nesil, köken Orta-Kıp.; Nogay, Kaz. Kır. Özb. Uyg. akraba, karde. Teni ev, belirtmemekle birlikte, verdi i a acın kökü (Ça. Orta-Kıp. Kuzey-batı, Merkez-do u, Güney-do u lehçeleri, Hakas. Çuv.) anlamı da metaforik olmaktadır. Yine Teni ev e göre, Proto-Türkçede damar ve kök olmak üzere iki ana anlam ortaya çıkmaktadır. Böyle bir anlam da ılımı, Altay lehçeleri için ortaktır: Proto-Altay *zültü: Proto-Türkçe *yıltız kök, Proto-Mo. *sudal kan damarı, Japon *sunti ve di erleri (Teni ev 1997: 264). 356
389 Bu sözün hayvanlarla ilgili anlamı metonimik olmakla birlikte bitkiler ve cansız nesnelerle ilgili olan anlamları benzetmeye dayalı oldu undan metaforiktir. 4. Meronim Olarak *damor Türk dilinin tarihsel sürecinde *damor sözünün damar anlamında kullanıldı ı dü ünüldü ünde dola ım sistemi kavramının grup : ö e ili kisi gösteren bir meronimi olarak kar ımıza çıkmaktadır. 357
390 Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DERi deri Lat. derma ng. skin. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DER kavramını kar ılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *teri sözcü üne dayanıldı ını kanaatindeyiz. Bu organ adını kar ılı ı olan genel Türk dilindeki durumu a a ıdaki gibidir *teri Proto-Tü. *teri (Teni ev 1997: 383); Proto-Ogur *teri; Proto-Oguz *teri; slami ç.: xi. yy. Krh. sagrı deri (DLT I: 421), koyka deri. Aslında deri için kullanılan bu kelime kürk için dahi kullanılır (DLT III: 173), teri deri (DLT III: 221); Harezm ç. xiv. yy. teri (KE II: 627), teri (NF III: 422); EKıp. deri (KTS: 59), sa ri (KTS: 223), teyin (KTS: 273); Batı Tü. xiv. yy. deri (EM: 123), xv. yy. deri (M : 13), deri (CH I: 168), deri (DK II: 83), ten (DK II: 288); xiii. xix. yy. deri deri (YTS: 65); Modern Tü.: Güney-Batı (O uz): TTü. deri 1. nsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy, kıl veya pulla kaplı tabaka, cilt, ten 2. Bu tabakadan yapılmı 3. lenerek kullanılır duruma getirilmi hayvan postu (TS 562); Gag. deri insan ve hayvan derisi (GS 139); Azb. däri, deri (ATS: 260), deri 1. nsan ve hayvanın bedeninin üstünü örten mikroskobik kalınlıkta t örtüsü 2. Hayvanın tüyle örtülü derisi 3. Gön 4. Peynir, ya v benzerleri saklamak için koyun ve keçi derisinden hususi usulle hazırlanan matar 5. Deriden biçilmi, d riden düzenlenmi, deriden dikilmi 6. Meyvenin kabu u (AD L II 76); Trkm. deri (RLT: 74, 92), deri 1. Adamın ve hayvanının bedeninin dı örtüsü 2. Ovnuk hayvanlarıñ soylup alnan hamı (TDS 250), ten adam vücudunun dı görünü ü, beden (TDS 644); Güney- Do u: YUyg. teri, Özb. teri, SUyg. tere, ter; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. teri, Kumuk teri, Karaçay-Malkar teri, Tat. tir, täri, Ba k. tir, Kaz. teri, Kırg teri, 358
391 Nogay teri, Karakalpak teri; Kuzey-do u (Sibirya): Altay tere, Hakas te:r, Yakut tiri:, tirie:, Tofa tere; Çuva : tir (Teni ev 1997: 383) 1. *teri Etimolojik De erlendirmesi Clauson, bu sözü teri: eklinde alarak son seste bir ünlü uzunlu una i aret etmi ve sözün tüm modern Türk lehçelerinde teri:, deri, teri ekillerinde geçti ini belirtmi tir (EDT 531a). Di er Altay dillerinde u paraleller vardır: Evenk dere yüz; geyik ba ındaki deri, Solon meta yüz (Teni ev 1997: 383). Doerfer, *teri sözünün Halaç Türkçesinde täre eklinde tespit etmi tir (Doerfer 1970: 27). 2. *teri Kullanım Alanı M 10 an alebesi al meti uy u ço gelmek ve çok snemek ve ço gerinmek ve an alaca y rler gicimek ve gevde a ır olma ve burun becid anama ve a ız y rı atlu olma ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çı ma ve deri çekili çekili gelmek ve be iz ve dil ızıl olma ve dü de ızıl nesneler görmek TS 562 Bütün kemikleri, ince bir deri altında birer birer sayılıyordu TS 562 Üstünde yine o siyah deri pardösüsü, kolunda siyah deri çantası TS 562 Bu efendi, derisi kemiklerine yapı mı, gözleri çukura kaçmı, hastaneye yatırılacak kılı a girmi ti TS 562 Tefecilerin eline dü erse derisini yüzerler. SFA-1 Kalın, tüylü bilekleri, geni gö sü, delikleri kapanıp açılan üstü kara, kara benekli bir burnu, deriyi yırtmı da fırlamı gibi saçları, kısa kısa bir yürümesi, kalın kalın bir gülmesi... HEA-1 Yüzü de uzun, ipince, akakları basık, fakat sadece kemik ve deriden olan bu ba size zayıf etkisi yapmıyordu. HEA-2 A am, birçok çile çektik amma, bu i biterse bizlere tilki gibi, tuzak kurar, derimizi yüzersiniz, de il mi? HEA-2 Mangalın kar ısında el kadar yüzünün ince derisi gözlerine do ru derinle en nâmütenahi çizgiler içinde, gözleri sayısız senelerden beri ya ayân muazzep bir ruhun ya ı olmayan; mazisi, âtisi ölçülemeyen ezeliyeti ile bakıyor. HEA-9 -Galip bey, padi aha dil uzatma, yoksa hepimizin derisini diri diri yüzerler, içine saman doldurur kuruturlar. HEA-9 Yüzünün derileri yanık ve buru uk, Fakat beyaz kirpiklerinin arkasındaki mavi gözlerin ate i hâlâ sönmemi, hattâ di leri bile bembeyaz ve keskin. HEA-9 Yanakları solmu, derileri akaklarına do ru çekilmi, dudakları kurumu, bütün ate i gözlerindeki ye il ulelerde. 359
392 GS 139 Yedi deri soymaa bir kimseden GS 139 Sokulmaa bir kimsenin derisi altına GS 139 Derisini kurtarmaa UK 21 hepsi adamlar indän alvar ta ısınnar, deri ku aklan baalı belindän, kara yüsek kalpak ba larına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 26 çetin deri dö eklerde yurtanın bir duvarı boyunda UK 52 koyun derileri üztündä oturarak UK 131 bir bars derisinnän UK 170 da soysun derisini diriden AD L II 76 Gulunun ba ının tükläri, ga ları vä kirpikläri hına rängindä idi. Hätta därisi belä küränä çalırdı. AD L II 76 Pälängin därisini soyub evä dönärkän gonu ular ba ıma toplandı AD L II 76 Özümüz üçün lazım olan patlar vä ayaggabı hazırlamagdan ötrü heyvanlardan yün, häz, däri (gön) äldä edirik AD L II 76 Golumun derisi soyulub. TDS 251 Govı baksan, deri bolmaz, erbet baksa diri. TDS 644 Hey, adam hem öz teninine bilge leyin yara salarmı? TNAS 23 Ak deri - ayak astında, gara deri - batırı ba ında. TNAS 83 Bir goyundan iki deri alınmaz. TNAS 124 Du man derisinden dostu a possun biç. 3. Anlam Olayları Bakımından *teri Türk Dili kaynaklarında *teri sözünün tüm metinlerde deri anlamında kullanıldı ını görüyoruz. Bu deri, insan vücudundaki deri veya hayvan ba ındaki deri anlamına gelebilmektedir (Teni ev 1997: 383). Bu sözün insan ile ilgili olan anlamı temel anlamdır. Hayvan ile ilgili olan anlamı metonimik olur. Cansız nesnelerle ilgili olan anlamları ise metaforiktir. 4. Meronim Olarak *teri Anatomik açısından *teri sözü, *bo sözünün nesne : madde ili kisi gösteren meronimidir. Ba kavramının bir sathını olu turması sebebiyle de ba kavramı ile alan : mekân ili kisi açısından da *bo sözünün meronimi oldu u görülür. NESNE :MADDE ALAN :MEKÂN *bo : *teri *bo : *teri 360
393 3. Bölüm: Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik li kileri Türk dilinde organ adlarına tarihsel kar ıla tırmalı açıdan bakıldı ında günümüze kadar ço unlukla günlük hayatta EL, KOL, BACAK, PARMAK, BA gibi organ adlarının, özellikle de yüzdeki organ adlarının kullanım sıklı ının fazla oldu unu söylemek mümkündür. ç organlar, büyük oranda tıp metinlerde kar ımıza çıkmakla birlikte, tarihsel dönemlerde hâkim olan dünya görü üne göre iç organlara farklı anlam ve görevlerin yüklendi ini görmek mümkündür. Dolayısıyla organ odlarının meronimik ili kileri hem kendi içinde bulundukları kavram alanı ile ilgili olmanın dı ında di er kavram alanlarıyla da ilgili olabilmektedir. 3.1 Meronimi Türlerine Göre Tasnif Türk dilinde organ adlarına yönelik öyle bir meronimi tasnifi belirlenmi tir (bk ). Meronimik li kisi NESNE :PARÇA BÜTÜN :KES T GRUP :Ö E NESNE :MADDE Örnekler *bo : *balç *balç : *kılk, *saç, *tü:k, *kul ak, *görs>göz, *ka:, *kirpik, burun, *çäñä, *du:dak, *erin *balç : *bey *balç : *kul ak; *a ız : *erin *saç : *kılk, *tü:k *di: : *azı *älg, *a u-t/ç : *är ek *par ak, *är ek : *bogum *gö:küz : *eyegü *saç : *kılk *burun : *teri, *si ök, *kemük *tirs( )ek : *bogum, *si ök, *kemük 361
394 *a:ya : *teri; *gö:küz : *eyegü ALAN :MEKÂN *balç : *a:lın, *ka:mpak, *yü:z, *bät, *bäñiz, *eiñ ~ *eñek, *yayñak, *a ız, *aburt *balç : *saç *yü:z : *a:lın, *ka:m/pak, *yay ak, *ei, *e ek, *çä ä, *aburt *kol : *omuz, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak; *arka, *sırt : *yagrın Bu tasnife göre *bo sözünün insan vücudu ile ilgili en genel kavram olarak bir holonim oldu u görülür. Buna göre nesne : parça, bütün : kesit, grup : ö e, nesne : madde, alan : mekân ili kileri içerisinde corpus kapsamındaki bütün organ adlarının ilgili geçi lilikler de göz önünde alınarak *bo holonimine ba lanabilmektedir. 362
395 Nesne : Parça Corpus kapsamındaki organ adlarının i levsel açıdan *bo holonimine ba lanırken di er organ adlarının da kendi içlerinde birbirine ba lı olarak yine i levsel açıdan gösterdi i bir holonim : meronim ili kisidir. Burada *bo holoniminin i levini yerine getirmesi için ihtiyaç duydu u parçaların görev yapma fonksiyonu ta ıması gerekir. Bu açıdan *älg,*är ek,*a ız,*a ak, *a uç,*balç, *bıkın, *bilek, *bo:yn, *bo az,*bo, *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak, *dam ak, *gebde, *gö:küz, *göz, *ka:, *kar, *kol, *kökrek, *kö ül, *par ak, *saç, *ka:, *sıyn, *sıynak, *gebde, *teri, *yü:z, bacak terimleri de kendi meronimleri açısından nesne : parça ili kisi içerisinde birer holonim olabilmektedir. NESNE :PARÇA *bo : *balç : *bey *balç: *kılk, *saç, *tü:k, *kul ak, *görs>göz, *ka:, *kirpik, burun, *çäñä, *du:dak, *erin *saç, *ka: : *kılk, *tü:k *balç : *saç : *kılk, *tü:k *teri : *tü:k *balç : *saç : *tü:k *yü:z : *tü:k *ka: : *tü:k *balç : *kul ak *yü:z : göz, *ka:, *kirpik, burun, *a ız, *çä ä, *du:dak, *erin *yü:z : *bät yüz rengi, *bä iz, *teri *yü:z : *bä iz yüz rengi, *bät, yüz rengi, *teri *balç : *göz *yü:z : *göz *göz : *ka:m/pak göz kapa ı, *kirpik, *karak göz bebe i *yü:z : *ka: *balç : *ka: *göz: *kirpik *balç : *yü:z : burun 363
396 NESNE :PARÇA *yü:z : *ei, *e ek ( yanak ) *balç : *yay ak, *ei, *e ek ( çene, alt çene ) *balç : *çä ä *balç : *yü:z : *a ız : *çä ä *a ız : *du:dak *yü:z : *du:dak *a ız : *erin *yü:z : *erin *a ız : *dilk *a ız : *di: *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak : *di: *dam ak : *di: *a ız : *azı *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak : *azı *dam ak : *azı *a ız : *dam ak *bo az : *dam ak *bo az : *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç *bo : *bo:yn *bo:yn : *sügsün boyun omurları, omurga *bo:yn : *yelkä boyundaki kiri ler *bo : *ç kn *sıyn, *sıynak, *gebde : *ägn *bo : *omuz *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde : *kol *kol : *omuz, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde : *kar *kar : *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak *kol, *kar: *tirs( )ek, *çaykan, *bilek *bilek : *baltır *kol, *kar : *älg *älg : *a u-t/ç 364
397 NESNE :PARÇA *älg : *är ek, *par ak *a u-t/ç : *är ek, *par ak *älg, *a u-t/ç : *är ek *är ek : *dırnak, *bogum *älg, *a u-t/ç : *par ak *par ak : *dırnak, *bogum *är ek, *par ak : *dırnak *par ak, *är ek : *bogum *bo : /ba / *balç, *bey, *saç, *kul ak, *yü:z, *bät, *bä iz, *göz, *ka:, *kirpik, burun, *çä ä, *a ız, *aburt, *du:dak, *erin, *dilk, *di:, *azı, *dam ak *bo : /beden/ *bo az, *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç, *bo:yn, *ç kn, *ägn, *omuz, *yagrın, *kol, *kar, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *a u-t/ç, *är ek, *par ak, *dır ak, *be:lk, *o urtka, *ömgen, *tö:, *gö:küz, *kökrek, *kö ül, *eyegü, *bıkın, bacak, *bu:t, *u luk, *tuyzke, *baltır, *a ak, *ta:pan, *topuk, *ögçe *bo : /iç/ *yürek, *öbke, *kurug-sak, *bögrek, *bagır, bagır-sak, *d(i)a:l-ak *gebde : *bo az, *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç, *bo:yn, *ç kn, *ägn, *omuz, *yagrın, *kol, *kar, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *a u-t/ç, *är ek, *par ak, *dır ak, *be:lk, *o urtka, *ömgen, *tö:, *gö:küz, *kökrek, *kö ül, *eyegü, *bıkın, bacak, *bu:t, *u luk, *tuyzke, *baltır, *a ak, *ta:pan, *topuk, *ögçe *gebde : *yürek, *öbke, *kurug-sak, *bögrek, *bagır, bagır-sak, *d(i)a:l-ak *gebde : *o urtka *gebde : *ömgen, *tö:, *gö:küz, *kökrek *gö:küz, *kökrek : *eyegü *gebde : *kö ül *kö ül : eyegü *bıkın: *si ök, *kemük, *damor, *teri *bo : bacak, *bu:t bacak, *u luk bacak bacak, (*a ak) : *tuyzke bacak : *baltır, *a ak *a ak : *är ek, *par ak *a ak : *topuk *a ak : *ögçe *gebde : *karım : *kurug-sak 365
398 *bod *bey *balç *yü:z *kılk *saç *tü:k *ka: *göz burun *du:dak *erin *ei *yay ak *çä ä *kirpik *a:lın *ka:mpak *a ız *aburt *dam ak *bo:yn *sügsün *yelkä *ai sä *dam ak *bokurdak *kekirtek *ö üç *bo az *gebde *arka *sırt ema 1: Nesne : Parça 366
399 *bod *arka *sırt *be:lk *gebde *ömgen *tö: *gö:küz *kökrek *kö ül *yürek *öbke *kol *kar *ç kn *ägn *omuz bacak *tirs ek *çaykan *bilek *älg *bıkın *a uç *a:ya *är ek *par ak *ç kn *ägn *omuz *a ak *baltır *ta:pan *topuk *ögçe ema 2: Nesne : Parça (devam) 367
400 *bod *gebde *karım *kurugsak *bögrek *bagır *bagırsuk *da:lak ema 3: Nesne : Parça (devam) Bu meronimler arasında geçi lilik ile *bo terimine ba lanabilen *dam ak sözü, xi. yy. Karahanlı döneminde tam ak (DLT I 467, 469) eklinde bo az anlamına gelirken damak anlamına gelen kan rak (DLT III: 383) sözünün de kullanılması dikkat çekicidir. Bu durumda tam ak sözü bo az anlamında xi. yy.da do rudan *bo sözünün nesne : parça ili kisi içindeki meronimi olurken günümüz Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde önce *a ız sözünün nesne : parça ve alan : mekan ili kisi gösteren meronimi olmaktadır. Ancak di er yandan Türkmen Türkçesinde bo az anlamını koruyarak nesne : parça ili kisi içinde do rudan *bo sözüne ba lanabilmekte ve onun meronimi olabilmektedir. *bagır kavramı, xi. yy.da Karahanlı Türkçesi metinlerinde karaci er (DLT I: 360) anlamında kullanıldı ında *bo : *gebde : *karım geçi lili i ile nesne : parça ili kisi 368
401 ile *bo sözünün meronimi olurken bu durum xiv. yy. Batı Türkçesinde (EAT. ba ır karaci er EM: 111) de devam etmi, ancak Eski Kıpçak Türkçesi metinlerinde ci er, karaci er ve her eyin içi veya önü anlamlarının yanı sıra iç organlar, gö üs (KTS 21) anlamları açısından nesne : parça ili kisi içinde do rudan *bo sözüne ba lanabildi i de görülmü tür. Türkiye Türkçesinde ba ır gö üs; ci er, ba ırsak vb. vücut bo luklarında bulunan organların ortak adı (TS 194) anlamı ile do rudan *bo sözüne nesne : parça ve alan : mekan ili kisi açısından ba lanabilmekte; Azerbaycan Türkçesinde karaci er (AD L I 174) anlamı ve Türkmen Türkçesinde ci er, gö üs (TDS 65) anlamı ile *bo sözüne geçi lilik ili kisi ile ba landı ı görülmektedir. Di er yandan Eski Türkçe dönemi metinlerinde öpkesin onun akci eri (U III 79,4), öpke öfke (U II 25,1); Karahanlı öpke akci er (DLT I: 128); öpke öfke (DLT I 158); xiv. yy. Batı Türk çevresi metinlerinde öyken (EM: 171) sözü genel olarak akci er anlamına geldi i görülür. Bu durumda Modern O uz sahasında Türkmen Türkçesinde öyken akci er (TDS 501) sözü önce *gö:küz sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimi olmaktadır. *bagır sözü ise *karım sözünün nesne : parça ili kisi gösteren meronimidir Bütün : Kesit Corpus kapsamındaki organ adları içerisinde *saç ve *ka: terimlerinin holonim : meronim ili kisi içerisinde *kılk ve *tü:k ile aynı maddeden olmaları açısından gösterdikleri holonim : meronim ili kisidir. Bu açıdan *kılk ve *tü:k meronimleri *saç ve *ka: holonimleri ile aynı maddeden olup, *kılk ve *tü:k meronimleri *saç ve *ka: holonimlerinin bir kesitidir. Bu ili kinin bir bölümleme fonksiyonu ta ıdı ı görülür. 369
402 BÜTÜN :KES T *saç : *kılk, *tü:k *ka: : *kılk, *tü:k *saç *ka: *kılk, *tük ema 4: Bütün : Kesit 370
403 Grup : Ö e Bu ili kide *saç, *ka:, *di:, älg, *a u-t/ç, *gö:küz, *är ek, *par ak sözleri birer holonim olarak kendi meronimleri ile bir grup : ö e ili kisi sergilerler. *kılk ve *tü:k sözleri, *saç ve *ka: sözlerinin, *azı sözü *di: sözünün, *är ek, *par ak sözleri *älg, *a u-t/ç sözlerinin, *bogum sözü *är ek, *par ak sözlerinin ve *eyegü sözü de *gö:küz sözünün meronimi olarak ilgili gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. Bu ili kilerde bir toplanma fonksiyonu görülür. GRUP :Ö E *saç : *kılk, *tü:k *ka: : *kılk, *tü:k *di: : *azı *älg, *a u-t/ç : *är ek, *par ak *är ek, *par ak : *bogum *gö:küz : *eyegü *saç, *ka: *di: *älg, *a u-t/ç *gö:küz *kılk, *tük *azı *är ek, *par ak *eyegü *bogum ema 5: Grup : Ö e 371
404 Nesne : Madde Bu ili kide *bo, *kol, *kar, *tirs ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *bıkın, bacak, *baltır, *a ak, *balç, burun, *çä ä, *yagrın, *o urtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk holonimleri bir nesne ise bu nesnelerin meronimleri olarak genellikle *si ök, *kemük, *damor, *teri sözleri bu nesnelerin yapılmı oldu u maddeleri temsil etmektedir. Bu ili kinin bir tür yapılma fonksiyonu ta ıdı ı görülür. NESNE :MADDE *balç : *teri, *si ök *saç : *kılk *a:lın: *si ök, *teri *yü:z : *bät, *bä iz, *teri *ka: : *kılk, *tü:k *kirpik : *kılk, *tü:k *burun : *teri, *si ök, *kemük *yü:z : *teri : *e ek, *ei ( yüz rengi, beniz ) *ei, *e ek ( alt çene ) : *si ök, *teri *ei, *e ek, *yay ak ( alt çene ) : *si ök, *teri *çä ä : *si ök, *teri *tirs( )ek : *bogum, *si ök, *kemük *çaykan : *bogum, *si ök, *kemük *bilek : *bo um, *si ök, *kemük, *si ir *a:ya : *teri *bo : *kılk, *tü:k, *bogum, *si ök, *kemük, *si ir, *damor, *teri *gebde : *kılk, *tü:k, *bogum, *si ök, *kemük, *si ir, *damor, *teri *o urtka : *kemük *gö:küz : *eyegü *bıkın: *si ök, *kemük, *damor, *teri bacak: *si ök, *kemük, *damor, *teri *bu:t: *si ök, *kemük, *damor, *teri *u luk: *si ök, *kemük, *damor, *teri 372
405 NESNE :MADDE *sa:n baca ın dizden yukarı kısmı : *si ök, *kemük, *damor, *teri *tuyzke : *si ök, *kemük, *teri *baltır : *si ök, *kemük, *teri *a ak : *si ök, *kemük, *damor, *teri *topuk : *kemük, *teri *kol, *kar, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *bıkın, bacak, *baltır, *a ak : *si ök *balç, burun, *çä ä, *yagrın, *o urtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk : *kemük *bo : *teri *saç *ka: *kirpik *gö:küz *kılk, *tük *eyegü *bo, *kol, *kar, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *bıkın, bacak, *baltır, *a ak, ba, burun, *çä ä, *yagrın, *o urtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk *si ök *teri *si ir *kemük *tamar *bogum ema 6: Nesne : Madde 373
406 Alan : Mekân Bu ili kide *bo holonimi bir mekân kabul edildi inde, onun meronimleri, bu mekânın içinde bulunan nesneler olur. Bu nesneler özellikle yerle me fonksiyonu ile bu mekânda yer alırlar. Di er yandan *balç, *yü:z, *bo:yn, *gebde, *kol, bacak terimleri de kendi içlerindeki yerle me fonksiyonu ta ıyan meronimleri açısından birer holonim olmaktadırlar. Bu açıdan öyle bir tablo çizmek mümkündür. ALAN :MEKÂN *balç : *a:lın, *ka:mpak, *yü:z, *bät, *bäñiz, *eiñ, *eñek, *yayñak, *a ız, *aburt *balç : *bey *balç : *saç *balç : *yü:z : *a:lın, *ka:m/pak alın, *yay ak, *ei, *e ek, *yay ak, *çä ä, *a ız, *aburt *a ız : *dam ak *çä ä, *ei, *e ek, *yay ak : *dam ak *balç : *bä iz *bä iz yüz : *a:lın, *ka:m/pak, *ei, *e ek, *yay ak *bo : *a:lın, *ka:m/pak, *ei, *yay ak, *sügsün, *yelkä, *äi sä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek *bo : *bo:yn *bo, *sıyn, *sıynak : *gebde : *arka, *sırt *arka, *sırt : *ç kn, *ägn, *omuz *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde : *ç kn, *ägn, *omuz *gebde : *sügsün, *yelkä, *äi sä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek *bo : *arka, *sırt : *yagrın *bo : *arka, *sırt : *be:lk *gebde : *ömgen, *tö:, *gö:küz *bo:yn : *bo az, *sügsün ense, *yelkä ense, omuzlar arasındaki kısım, omuz, *äi sä, *ö eç/ö üç *bo az : *dam ak, *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç *kol : *omuz, *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak 374
407 ALAN :MEKÂN *kol : *kar *kar : *bilek, *älg, *är ek, *par ak, *dır ak *kol, *kar: *tirs( )ek, *çaykan, *bilek, *älg *bilek : *baltır *älg : *a:ya, *a u-t/ç *a u-t/ç : *a:ya *a u-t/ç : *är ek, *par ak *är ek, *par ak : *dırnak, *bogum *gö:küz : *yürek, *öbke *gebde : *kökrek *kökrek : *yürek, *öbke *gebde : *kö ül gö üs *kö ül gö üs : *yürek, *öbke *gö:küz : *eyegü bacak: *bıkın, *bu:t, *u luk, *sa:n, *baltır, *bıkın bacak : *a ak bacak, (*a ak) : *tuyzke *a ak : *ta:pan, *topuk, *ögçe *gö:küz : *yürek, *öbke *gebde : *karım : *kurug-sak, *bögrek, *bagır, bagır-suk, *d(i)a:l-ak *gebde : *ki:n, *gö:pek *bo : *teri 375
408 *bod *bey *balç *yü:z *kılk *saç *tü:k *ka: *göz burun *du:dak *erin *ei *yay ak *çä ä *kirpik *dam ak *a:lın *ka:mpak *a ız *aburt *dam ak *bo:yn *bo az *sügsün *yelkä *ai sä *ö üç *dam ak *bokurdak *kekirtek *ö üç *gebde *arka *sırt *ç kn *ägn *omuz ema 7: Alan : Mekân 376
409 *bod *arka *sırt *yagrın *be:lk *gebde *ömgen *tö: *gö:küz *kökrek *kö ül *yürek *öbke *kol *kar *ç kn *ägn *omuz bacak *tirs ek *çaykan *bilek *älg *bıkın *a uç *a:ya *är ek *par ak *ç kn *ägn *omuz *a ak *baltır *ta:pan *topuk *ögçe ema 8: Alan : Mekân (devam) 377
410 *bod *gebde *kurugsak *karım *ki:n *gö:pek *bögrek *bagır *bagırsuk *da:lak ema 9: Alan : Mekân (devam) 378
411 3.2. Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Geçi lili i Bölüm 1.4 te belirtti imiz gibi meronimilerin geçi li i konusunda görü farklılı ı vardır. Chaffin e göre aynı türden olan meronimiler geçi lidir, farklı türden olan meronimiler genellikle geçi sizdir. Eldeki çalı mada vücut organları ile ilgili meronimiler be türe ayrılmaktadır: nesne : parça, bütün : kesit, grup : ö e, nesne : madde ve alan : mekân. Aynı türden olan meronimiler kendi içerisinde geçi li olup olmadıklarına örneklerle incelenmi tir Nesne : Parça levsel açıdan birbirine ba lı olan holonimi ve meronimiyi gösteren bir ili kidir. Holoniminin i levini yerine getirmesi için meronimiye ihtiyacı vardır. Bu ili kinin görev yapma fonksiyonu ta ıdı ı görülür. Bu ili kiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *bod : *balç : *bey *bod : *balç : *kılk, *saç, *tü:k *bod : *balç : *a:lın, *ka:mpak Burada, *bod sözünün meronimi olan *balç aynı zamanda *a:lın sözünün holonimidir. Meronimik ili kilerin tümü nesne : parça olmasından dolayı *a:lın sözü aynı zamanda *bod sözünün da meronimidir. Fakat, *balç sözünün meronimileri olan *beyn, *kılk ve *a:lın sözleri kendi içerisinde herhangi bir meronimik ili kiyi sergilememektedir. *kol : *älg : *a uç : *a:ya *kol : *älg : *a uç : *är ek, *par ak : *dır ak Burada, *kol sözünün meronimi olan *älg aynı zamanda *a:ya sözünün holonimidir. Meronimik ili kilerin tümü nesne : parça olmasından dolayı *a:ya sözü aynı zamanda *kol sözünün da meronimidir. Fakat *älg sözünün geçi li meronimileri 379
412 olan *a:ya, *är ek ve *par ak sözleri kendi içerisinde herhangi bir meronimik ili kiyi sergilememektedir Bütün : Kesit Bu ili kide meronimi, holonimi ile aynı maddeden olup, holonimin bir kesitidir. Bu ili kinin bölümleme fonksiyonu ta ıdı ı görülür. Bu ili kiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *saç : *kılk, *tü:k *ka: : *kılk, *tü:k Burada, *kılk ve *tü:k sözleri birer meronimi olmalarına ra men holonimi farklı oldu undan dolayı herhangi bir meronimik ili kiyi sergilememektedir Grup : Ö e Bu ili kide holonimiyi bir grup olarak alındı ında, meronimi bu gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. Bu ili kinin toplanma fonksiyonu ta ıdı ı görülür. Bu ili kiyi sergileyen meronimileri bir örnekle ele alalım: *älg, *a uç : *är ek, *par ak : *bogum Burada, *bogum sözü, *är ek ve *par ak ile grup : ö e meronimik ili kisini sergilemektedir. Aynı zamanda *är ek ve *par ak sözleri, *a uç ile grup : ö e meronimik ili kisini sergilemektedir. *älg sözü ise bütün bu meronimlerin ba holonimi görevini üstlenmektedir. Dolayısıyla, *älg, *a uç : *är ek, *par ak : *bogum zincirinde yer alan herhangi bir söz, *älg sözünün meronimi olur Nesne : Madde Bu ili kide holonimi bir nesne ise meronimi bu nesnenin yapılmı oldu u maddedir. Bu ili kinin yapılma fonksiyonu ta ıdı ı görülür. Çalı madan alınan malzeme itibariyle vücut organlarının ço u *si ök, *kemük, *teri, *tamar, *si ir ve 380
413 *bo um dan yapılmaktadır. Bu sözler, ço u organın meronimi olmakla birlikte kendi içerisinde herhangi bir meronimik ili kiyi sergilememektedir Alan : Mekân Bu ili kide holonimi bir mekân kabul edilirse, meronimi, bu mekânın içinde bulundu u bir nesne olur. Bu ili kisinin yerle me fonksiyonu ta ıdı ı görülür. Bu ili kiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *bod : *gebde : *karım : *kurugsak, *bögrek, *bagır, *bagırsuk *bod : *gebde : *ki:n, *gö:pek Burada, *bod sözünün meronimi olan *gebde aynı zamanda *karım sözünün holonimidir. Meronimik ili kilerin tümü alan : makân olmasından dolayı *kurugsak, *bögrek, *bagır, *bagırsuk sözleri aynı zamanda *bod sözünün da meronimileridir. Fakat, *ki:n ve *gö:pek sözlerin *karım sözüne yakınlık göstermekle birlikte, *karım ile alan : makân meronimik ili kisini göstermemektedir Türk Dilinde Organ Adlarının Farklı Kavram Alanları ile Meronimik li kileri Korpus kapsamında taranan metinlerde yer alan insan vücudu ile ilgili organ adlarının anlam çerçevesi ile ilgili olarak yer yer farklı kullanımlar dikkati çekmi tir. Bunlar, tarihsel döneme ve sahaya göre de i ebilirken, toplumun dünyaya bakı ı, insan vücudunda, fonksiyonunun açıkça belli olmadı ı organların tahminî görevi, kom u toplulukların görü lerinden etkile imler gibi iç ve dı etkenler sayesinde olu maktadır. *balç *balç sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ancak sözün VIII. yy.da ordunun ba ı, bir eyin ba langıcı, 381
414 co rafik özellikler (EDT ) eklindeki anlamları metaforik kullanımlardır. Bu sözün lider anlamında kullanımı toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : ö e ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. Hayvan sayımında birim anlamında miktar holoniminin grup : ö e ili kisini sergileyen bir meronimi olur. Bir eyin tepesi anlamında co rafiya kavram alanı içerisinde da holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini gösteren bir meronimi olur. Ba langıç anlamında zaman ve mekân holonimlerinin alan : mekân ili kisini sergileyen bir meronimi olur. Yukarı, a a ı, ileri gibi yön gösterme anlamları ise yine mekân kavram alanı içerisinde yer holoniminin alan : mekân ili kisi gösteren meronimi olur. Tepe sözü, Tarama Sözlü ünde ba ın üst, kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü (TS: 2191) olarak açıklanmı tır. Dolayısıyla töpü / tepe sözü de alanmekân ili kisi içerisinde *balç sözünün bir meronimi olarak ortaya çıkarken Modern Türk lehçelerinde tepe sözü temel anlamı itibariyle bir co rafi terim durumunda oldu undan bu sözün bir co rafya kavram alanı içinde alan : mekân meronimik ilgisinin oldu u da dikkati çeker. *bey *bey sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ancak sözün bir eyi yönetmede önemli görevi olan kimse anlamında kullanımı toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : ö e ve di er yandan olay : kahraman ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. zevk, haz, duygu anlamı ise his kavramının olay : kahraman ili kisi içerisinde meronimi olur. 382
415 *kılk, *saç, *tü:k *kılk sözünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldı ını anlıyoruz. Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır. Tarama Sözlü ünde de yer alan kıl sözünün saz teli (TTS IV: 2478) anlamı saz aletleri kavram alanı içerisinde saz kavramının nesne : parça ili kisini gösteren bir meronimi olmasının yanı sıra saz telinin yapıldı ı madde ilgisi içinde nesne : madde ili kisi gösteren bir meronimi durumundadır. *kılk sözü di er yandan sakal kavramının da grup : ö e ili kisi sergileyen bir meronimi durumundadır. Ancak Türk lehçelerinde ço unda kullanılan aksakal sözü bilir ki i olma kavram alanı içerisinde bilgi ve tecrübe sahibi olan bir ki i göstermesi sebebiyle toplum holoniminin grup : ö e ili kisini sergileyen bir meronimi durumundadır. Di er yandan bilgelik soyut kavramının da insan hayatı içersisinde süreç : adım ili kisi sergileyen bir meronimi durumundadır. *saç sözünün temel anlamı insanla ilgilidir, ancak bu söz Gagauz Türkçesinde hayvan postu anlamında da kullanılmakta ve bu anlamıyla hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, nesne : madde ve alan : mekân ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. *tü:k kavramı yerine göre, hayvan anatomisi kavram alanının oldu u kadar bitki kavram alanı içerisinde de nesne : parça ili kisini sergileyen bir meronimdir. *a:lın, *ka:m/pak *a:lın ve ma lay kavramları, temel anlamları itibariyle *bo : *balç meronimik geçi lili i içerisinde bu sözlerin alan : mekân ili kisi sergileyen meronimleridir. Ancak *a:lın ve ma lay sözleri, kader soyut kavramının nesne : parça ilgisi sergileyen bir meronimi de olur. Di er yandan bir eyin kar ısı, ön tarafı anlamı ile 383
416 cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. *ka:m/pak sözü Azerbaycan Türkçesindeki gabag ekliyle evvel, ileri, geçmi anlamları ile zaman kavram alanı içerisinde bütün : kesit ili kisi sergileyen bir meronim olur. *kul ak Modern O uz alanında *kul ak sözü temel anlamının dı ında telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu anlamı açısından saz aletleri kavram alanı içerisinde saz sözünün nesne : parça ili kisini gösteren bir meronimi olur. *kul ak sözü, sabanın topra a giren kısmının iki yanında bulunan ve topra ı yollara dökmeye yarayan parça anlamı açısından tarım aletleri kavram alanı içerisinde saban holoniminin nesne : parça ili kisini gösteren bir meronimi olur. *kul ak sözü akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunla an yerleri anlamı açısından co rafi kavram alanı içerisinde akarsu kavramının alan : mekân ili kisini gösteren bir meronimi olur. *kul ak sözü yan taraf anlamı açısından nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren bir meronim olur. *yü:z, *bät, *bä iz *yü:z sözü Batı Türkçesinde xiii. yy.dan. günümüze (xiv. yy. -EM: 199; xv. yy. - M : 18; DK II: 343); yüz ekliyle temel anlamının yanı sıra kar ı, nezd, yan, yön, taraf (TTS VI 4778) anlamlarıyla da kar ımıza yaygın olarak çıkmakta ve bu açıdan nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren bir meronim olur. 384
417 *bät sözünün birçok Türk lehçesinde gurur anlamı da görülür. Bu, metonimik bir ilgi ile ortaya çıkan bir anlamdır. Dolayısıyla bu anlamıyla bu söz hislerle ilgili bir soyut kavram alanının nesne : parça ili kisi içerisinde bir meronimi olur. *bät sözü yan taraf anlamı açısından nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren bir meronim olur. Bu sözün gurur, sayfa, taraf, yön anlamındaki kullanımları modern O uz lehçelerinde yoktur. Bu anlamlar benzetme temeline dayalı metaforik anlamlardır. Ancak Kuzeybatı Türk Lehçelerinde kısmen *bät sözünün hayvan yüzü, *yü:z teriminin ise insan yüzü anlamında kullanıldı ını söylemek mümkündür. Bu durumda özellikle *bät sözünün hayvanlarla ilgili kavram alanına ait bir meronim oldu u da söylenebilir. *bä iz sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda yüz rengi, dı görünü olarak kullanılmaktadır. Bunun dı ında gurur anlamı da görülmektedir. Bu anlamdan dolayı *bä iz sözünün his ve duygu kavram alanına ait bir meronim oldu u da söylenebilir. *görs > *göz *göz sözü, xiii. yy.dan günümüze do ru Batı Türkçesinde (xiv. yy. -EM: 135; xv. yy. -M : 10, -CH I: 155, -DK II: 127) temel anlamının yanı sıra uç, taraf (TTS III 1807), anlamlarında nesnelerle ilgili kavram alanının alan : mekan ili kisi gösteren bir meronimi olurken Modern O uz alanındaki tüm Türk lehçelerinde kar ımıza çıkan görme, bakı soyut anlamı ile algı ve duyum kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisini gösteren bir meronim olmaktadır. Ayrıca *göz sözünün metafor yoluyla büyük bir nesne üzerinde küçük bir detay, özellikle delik veya açık, i nenin gözü, bölüm, çekmece, terazi kefesi, suyun topraktan kaynadı ı yer, 385
418 küçük pencere gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren bir meronim olur. *ka: *ka: sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun dı ında ka ın yay eklinde olması dolayısıyla birçok kavram alanında benzetme yoluyla kazanılmı yeni kullanımları da görülür: eyerin ve semerin önünde ve ardında olan yükseklik anlamıyla atçılık kavram alanının nesne : parça ili kisi sergileyen meronimidir; kavun ve karpuz dilimi, damın saça ı, ufuk, kemerli ve çıkıntılı ey veya yer, yüzü e takılan kıymetli ta gibi anlamlarından dolayı nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren bir meronim olur. *burun Burun sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Burnun çıkıntılı özelli i birçok benzetmeye yol açmı tır ve bu benzetmeler birçok kavram alanına yeni anlamlar kazandırmı tır: da tepesi, karanın, özellikle yüksek ve da lık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmı bölümü, karanın, özellikle yüksek ve da lık kıyılarda, türlü biçimlerde denize uzanmı bölümü gibi anlamlar co rafi kavram alanında alan : mekan ili kisini gösteren bir meronim olur; bir eyin ön tarafı, ayakkabının ön tarafı gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini 386
419 gösteren bir meronim olur; önce, evvel anlamı ise zaman kavram alanı içerisinde süreç : adım ili kisi sergileyen bir meronim olur. *ei, *e ek, *yay ak, *çä ä *ei, *e ek, *yay ak sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda yanak, beniz, yüz rengi, alt çene, çene kemi i, elmacık kemi i anlamlarında organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu durumda bu sözler, insan organları kavram sahasına ait olmaktadır. Ancak *yay ak sözünün yer yer herhangi bir eyin yan tarafı (EDT 948) anlamında da kullanıldı ı görülür. Bu tür kullanımlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren bir meronim olur. Tarihsel Türk lehçelerinde bu kavramların yer yer birbirlerinin yerine kullanıldı ı da görülmektedir: *çä ä sözü Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi sahalarında kullanılan mengene, kerpeten vb. araçların e yayı sıkı tıran kar ılıklı iki parçasından her biri anlamı denizcilik kavram alanı içerisinde mengene kavramının nesne : parça ili kisini gösteren bir meronimi durumundadır. *çä ä sözün çenesi dü ük çok konu an, geveze (TTü), çene çalmak gevezelik etmek (TTü), çenesi dü ük geveze, çenesi kanameer (Gag.) çok geveze gibi kullanımlarında konu ma kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisini gösteren bir meronimi durumundadır. *a ız, *aburt *a ız ve *aburt sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra bu sözlerin tarihsel ve modern Türk dili alanında benzetme yoluyla kurulan metaforlar ile çok geni bir kavram alanına sahip oldu unu görmekteyiz. Co rafi kavram alanında nehir a zı, sınır, uç, hudut, bir akarsuyun denize veya göle döküldü ü yer, koy, körfez, liman vb. yerlerin açık 387
420 tarafı, birkaç yolun birbirine kavu tu u yer, kav ak gibi kullanımlar alan : mekân ili kisini gösteren birer meronimik kullanımdır. Nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde kapların veya içi bo eylerin açık tarafı, uç, kenar, kesici aletlerin keskin tarafı, kapı çengeli, ate li silahların lülesinin ön t delik mermi çıkan tarafı gibi kullanımlar hem alan : mekân hem de nesne : parça ili kisini gösteren meronimik kullanımlardır. *du:dak, *erin *du:dak ve *erin sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Yer yer görülen bir eyin (kabın vb.nin) k narı, muht lif al tl rin tutucu, sıkıcı kısmı, tabak kenarı gibi anlamlarındaki kullanımlar nesnelerle ilgili kavram alanı içerisinde alan : mekân ili kisini gösteren birer meronimi olur. *dilk *dilk sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu söz Kök Türk dönemi metinlerinde tıl bilgi almak için yakalanan tutsak, (Ton 32, 36) ve daha sonra slami çevrede xi. yy. Karahanlı döneminde tıl tuttım sorguya çekilecek tutsa ı tuttum (DLT I 336) eklinde esir anlamında da kullanıldı ını görüyoruz. Bu anlamda bu sözün toplum kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisi sergileyen bir meronim olmaktadır. Bunun yanı sıra tarihsel ve modern Türk dili alanında benzetme yoluyla kurulan metaforlar ile çok geni kavram alanlarında kullanıldı ını görmekteyiz. Co rafi kavram alanında körfez, koy, co rafik anlamda burun, denizin, iç riye do ru uzanmı uzun, üstü düz, alçak kumlu kuru kısmı gibi kullanımlar alan : 388
421 mekân ili kisini gösteren birer meronimik kullanımdır. Nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde birçok aletin uzun, yassı ve ço u hareketli bölümleri, ayakkabı ba larının aya ı rahatsız etmemesini sa layan ve ba altına rastlayan saya parçası, makaraların ve bastikaların içine yerle tirilmi olan, üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek, anahtar, bazı üflemeli çalgılarda titre erek ses çıkaran ince metal yaprak gibi kullanımlar nesne : parça ili kisini gösteren birer meronimik kullanımdır. Ayrıca *dilk sözünün muharebede dü m lınabilecek esir anlamında kullanımı istihbarat kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. *dilk sözünün lisan anlamında kullanımı konu ma kavram alanı içerisinde grup : ö e ve bütün : kesit ili kileri gösteren bir meronim olur. *di:, *azı *di: ve *azı sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. *di: sözünün benzetme yoluyla ortaya çıkan mekanik aletlerin di leri, mark, testere, tarak vb. çentikli eylerdeki çıkıntıların her biri gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren birer meronim olur. Ayrıca *di: sözün sarımsak dilimi, karanfil vb.nde di e benzetilen tane, bazı meyvelerin dilim eklinde olan parçalarının her biri gibi anlamlarında kullanımı bitki kavram alanı içerisinde bütün : kesit ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. Ve yer yer öküz arabalarında ön ve arka yastıkları dingile ba layan a aç çivi anlamında kullanılan *azı sözü tarım aletleri kavram alanı içerisinde araba holoniminin nesne : parça ili kisini gösteren bir meronimi olur. 389
422 *dam ak, *bo az, *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç *dam ak sözü temel anlamının dı ında Azerbaycan Türkçesinde at v e eklerde damak i m h st lı ı anlamı açısından tıp kavram alanı içerisinde hastalık sözünün grup : ö e ili kisini gösteren bir meronimi olur. Karaim, Kumuk, Tatar, Ba kurt ve Nogay sahalarında co rafi anlamda bo az, akarsu kav a ı gibi co rafi kavram alanından alan : mekân ili kileri gösteren meronimi örnekleri kar ımıza çıkmaktadır. xi. yy. Karahanlı metinlerinde tam ak (DLT I 467, 469), tamgak damak, bo az (DLT I: 469) ve kan rak damak (DLT III: 383) sözlerindeki ekil ve anlam farkına ra men *dam ak, *bo az, *bokurdak, *kekirtek, *ö eç/ö üç sözlerinin tarihsel ve modern sahada yer yer birbirlerinin yerine kullanıldı ı görülür. Modern O uz alanında Türkiye Türkçesinde bo az bo az, kursak (TS 321) anlamında kullanılırken a ızlarda bo urdak, bo urtlak, bovartlak gırtlak (DS II: 731) sözlerine de rastlanmaktadır. Bunun yanı sıra bo az ve damak a ız bo lu unun tavanı (TS 522) farklı anlamlara gelmektedir. Dolayısıyla damak sözü a ız sözünün nesne : parça ve alan : mekan ili kisi göteren meronimi olmaktadır. kıkırdak sözü ise a ızlarda gırtlak, soluk borusu (DD 2, 603, DS VI 1971) anlamında kullanılmakta ve bo az sözünün meronimi olmaktadır. Gagauz Türkçesinde de Türkiye Türkçesindeki gibi buaz bo az, gırtlak (GS: 93), gırtlak, gırtlan gırtlak (GS: 126) ve damak damak (GS: 131) sözleri farklı kullanım alanlarına sahiptir. Azerbaycan Türkçesinde de bo az bo az (ATS: 141), bo az (EDT 172b), bo az bo az (AD L I 295) ve damag a ız bo lu unun üst t r fı (AD L II 27, ATS: 226) sözleri farklı kullanım alanına sahipken Türkmen Türkçesinde bogaz bo az (TDS: 101), damak bo az, damak (TDS: 237) ve bokurdak bo az, i e bo azı (TDS 104) sözlerinin 390
423 benzer aynı kullanım alanına sahip oldu u görülür. Di er yandan kekirdek, kekirde k gırtlak, nefes borusu (TDS 374) sözünün kullanım alanı farklı olmaktadır. *bo az, *bokurdak, *kekirtek ve *ö eç/ö üç sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. *bo az sözü iki da arasında dar geçit, iki kara arasındaki dar deniz, derelerin, nehirlerin ba tarafı, çay a zı, akarsu kav a ı gibi anlamları açısından co rafi kavram alanı içerisinde da, deniz, nehir gibi holonimilerin alan : mekân ili kisini gösteren bir meronimi olur. Ayrıca *bo az sözü i e, gü üm vb. kaplarda a za yakın dar bölüm, de irmenin üst ta ındaki delik, ayakkabı ve çorabının aya ından yukarı kısmı, yüksek bo azlı kapların boynu, teknik anlamlarda, cihazlarda bo az gibi anlamları ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. Yine *bo az sözünün yeme içme, yedirip içirme yükümü, ia e, yiyece i içece i sa lanan kimse, evcil hayvanın yemi gibi anlamları açısından beslenme kavram alanı içerisinde bütün : kesit, nesne : parça, ve grup : ö e ili kilerini gösteren bir meronimi olur. *bo:yn *bo:yn sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun dı ında *bo:yn sözü bütün Modern O uz alanında testi, i e, gü üm gibi kaplarda dar olan üst kısım gibi anlamları ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi olur. Bunun yanı sıra *bo:yn sözü elbisenin bo azı saran kısmı, bir eyin boyuna sarılan kısmı gibi anlamları ile giyim ku am kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. Ayrıca *bo:yn sözü da sırtlarında geçmeye 391
424 elveri li alçak yer, da ın, kayanın ve benzerinin tepesi ile ete i arasındaki kısım, vadi gibi anlamları ile co rafi kavram alanı içerisinde alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi olur. Bunun yanında tarihsel ve modern Türk dili alanın boyun, ba e me ifadelerinde kullanılan kibirlilik, gurur simgesi olarak kullanılan *bo:yn sözü burada duygu kavram alanında olay : kahraman ili kisi sergileyen meronim olmaktadır. *sügsün, *yelkä, *äi sä Buddhist Türk çevresi metinlerinde süskün (TT VII) ve Memluk Kıpçak çevresi metinlerinde süksün (xiv. yy. -K 44) eklinde rastlanan *sügsün sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda boynun arka tarafı, ense temel anlamında kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanı sıra Modern O uz alanında yine organ adı olarak Azerbaycan Türkçesinde süysün eklinde atlarda ve di er ko u hayvanlarında boynun bel sütunu il birl n kısmı (AD L IV 116) anlamında hayvan organları kavram sahasına ait bir kullanım olarak kar ımıza çıkmaktadır. *yelkä sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ense, boyundaki kiri ler, bazen de ense > omuzlar arasındaki kısım > omuzlar > omuz eklindeki bir anlam kaymasıyla organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamın dı ında hayvan yelesi anlamıyla *yelkä sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *yelkä sözünün da tepesi anlamı co rafiya kavram alanı içerisinde da holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini gösteren bir meronimi olur. 392
425 *äi sä sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda sırtın üst kısmı, ense, bir ki inin arka tarafı organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında *äi sä sözünün insan özellikleri ile ilgili güçlü, kambur gibi anlamlarda do rudan insanın dı görünü ünü niteleyen bir kavram alanı içerisinde kullanılması bu sözün nesne : parça meronimik ili kisini de göstermektedir. *ç kn, *ägn, *omuz Bu sözlerin tarihsel ve modern sahada yer yer yakın anlamlı olarak kullanıldı ı görülür: *ç kn sözü xiii. yy. ve sonrasında Batı Türkçesi metinlerinde çi in omuz, omuz ba ı (TTS II ), xv. yy. Do u Türkçesi metinlerinde çikin eklinde boyun ile a ık kemi i arasındaki omuzun üst kısmı (Sngl 220r22) anlamında görülmektedir. *ägn sözü ise Buddhist Türk çevresi metinlerinde angın (EUTS: 16), ängın (EUTS: 72), egin (TT VII), e in (U II, IV) ekillerinde, xi. yy. Karahanlı çevresi metinlerde egin, ekin (DLT) eklinde görülmektedir. Karahanlı döneminde ayrıca u un omuzba ı, çi inba ı (DLT I: 77) sözü de omuz kavramı için kullanılan bir ba ka sözdür. Batı Türkçesinde xiii. yy. ve sonrasında e in/eyin sırt, arka (TTS III 1390), xv. yy. omuz (CH I: 170), çigin (DK II: 73), omuz (DK II: 236); omuz omuz (TTS VI 2983), çigin omuz, omuz ba ı (YTS: 56) sözlerine sık olarak rastlanmaktadır. xiv. yy. Harezm çevresi metinlerinde daha çok eg(i)n (KE II: 179), eg(i)n (NF III: 115) sözünün kullanıldı ı görülür. Ancak *ägn sözünün kavram alanı içerisinde sırt, arka anlamlarının da oldu u anla ılmaktadır. Bu durumda *ägn sözünün tarihsel ve modern tüm kaynaklarda omuz, sırt, arka, beden, vücut, boy, 393
426 endam, bedenin ba dı ında tüm kısmı temel anlamında kullanıldı ını söylemek mümkündür. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun dı ında *ägn sözü elbise, üst ba anlamı ile giyim ku am kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. *ç kn sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda omuz, boyun ile omuz arasındaki kısım, boyun ile a ık kemi i arasındaki omuzun üst kısmı, omuz, omuz ba ı, bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı, dirsek ile gerdanın aralı ı, e in temel anlamında kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanı sıra *ç kn sözü elbisenin omuzu anlamı ile giyim ku am kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. *omuz sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda omuz, boynun iki yanında, kolların gövdeye ba landı ı bölüm temel anlamında kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında *omuz sözü elbise kolları anlamı ile giyim ku am kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. *yagrın *yagrın sözü ile ilgili olarak xi. yy. da yarın kürek kemi i, çi in kemi i (DLT III: 21), xiv. yy. kürgek (KE II: 412), ya rın (NF III: 465) sözleri kürek kemi i ve enseden omurganın yan tarafı ile birle en yerine kadar olan aralık temel anlamlarında kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Tarihsel Türk dili döneminde *yagrın sözün e er, semer, e er çantası anlamında kullanımı at binicili i kavram alanının nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. kürek sözünün günümüz O uz sahasında rastlanan 394
427 bu day toplamakta kullanılan kürek, bir çe it kepçe, kazma aleti olan kürek, kayık küre i gibi anlamlar tarım aletleri kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisini gösteren bir meronimi olur. *kol, *kar *kol sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Batı Türkçesinin xiii. yy. ve sonrasındaki metinlerinde (CH I: 170, DK II: 188) el, kol anlamlarında geçmesinin yanı sıra taraf, yan, cihet (TTS IV 2609) anlamlarında da geçmektedir. *kol sözü temel anlamı açısından insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun dı ında *kol sözünün Batı Türkçesinin xiii. yy. ve sonrasındaki metinlerinde taraf, yan, cihet (TTS IV 2609) anlamlarında da kullanılması o dönemlerde de *kol sözünün mekan kavram alanı içinde alan : mekan ili kisi gösteren bir meronimi oldu unu da ortaya koymaktadır. Askerlik kavram alanında *kol sözü Türk dilinin en eski dönemlerinden bu güne kadar gelen ordu birli i anlamı ordu holonimi ile grup : ö e ve bütün : kesit ili kisini gösteren bir meronimi olur. Ayrıca *kol sözü elbise kolları anlamı ile giyim ku am kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. Ayrıca *kol sözü hayvanın ön baca ı anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Benzer ekilde *kol sözü a aç dalı, buda ı anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. Bunun yanı sıra *kol sözü makinelerde tutup çevirmeye, çekmeye yarayan a aç veya metal parça anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. 395
428 *kol organına benzetme yoluyla olu turulan metafor olarak kullanılan bir eyin ayrıldı ı bölümlerden her biri, dal, kısım, ube, bran anlamı da birçok kavram alanında görmek mümkündür. Bunlardan koltuk, divan vb.nin yan tarafında bulunan dayanmaya yarayan parça anlamı mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisini; bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü anlamı müzik aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisini; bir halat olu turan bükülmü lif demetlerinden her biri anlamı ise denizcilik kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisini sergileyen bir meronimi olur. *kar sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda kolun üst kısmı, omuz ile dirsek arasında olan kısım, önkol, dirsek ile el arasında olan kısım, el anlamlarında organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamın dı ında koyun, keçi ve benzeri hayvanların dizi ile toyna ının arasındaki kısım, incik anlamıyla *kar sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *kar sözünün yarım kulaca denk gelen ölçü birimi, karı, iki metre uzunlukta bir uzunluk ölçüsü anlamı ölçü kavram alanı içerisinde yaygın kullanım görmektedir. Bunun yanı sıra kolun gücü ile ilgili güç, kuvvet anlamı insanın özellikleri ile ilgili kavram alanında da yer almaktadır. *tirs( )ek, *çaykan *tirs( )ek sözü Buddhist Türk çevresi metinlerinde (U III), xi. yy. Karahanlı Türkçesinde tirsgek dirsek (DLT III: 424), xiv. yy. Harezm çevresi metinlerinde tirsek (KE II: 637, NF III: 428) ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında yine vücuttaki fonksiyonuna 396
429 benzetme yoluyla metafor ile ortaya çıkan boruların do rultusunu de i tirmekte kullanılan ba lantı parçası ve iki v daha çok hiss d n ibar t olan bir eyin kö e eklinde birl n çıkıntısı, uzun bir eyin il r k t kil etti i kö e eklinde bükük, bucak kö e anlamları nesne kavram alanında alan : mekân veya nesne : parça ili kisini sergileyen bir meronimi olur. Aynı ekilde de bir dire i veya ba ka bir eyi sa lamla tırmak için yanına e ik olarak yerle tirilen a aç, makas ve a a ı il n, yıkılan bir eyin altına vurulan paya, d st k, a aç v benzeri; dayanak gibi anlamları da nesne kavram alanına aittir. *tirs( )ek sözü giysi kolunda dirse e denk gelen bölüm anlamı ile giyim ku am kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. Uzunluk birimi anlamında kullanılan *tirs( )ek sözü ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi olur. *çaykan sözü temel anlamının körfez, da çıkıntısı, co rafi anlamda burun anlamı açısından co rafiya kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini gösteren bir meronim olabilmektedir. *bilek *bilek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dı ında hayvanın topu u ile tırna ı arasındaki yer anlamıyla *bilek sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca güç, kuvvet anlamı insanın özellikleri ile ilgili kavram alanında da yer almaktadır. 397
430 *älg *älg viii. yy. Kök Türk metinlerinden bu yana (älig -KT, Ton); xi. yy. Karahanlı Türkçesinde (älig el DLT I: 72, KB); Harezm çevresi metinlerinde (xiv. yy. el, el(i)g -KE II: , NF III: 119); Batı Türkçesi metinlerinde (xiv. yy. el EM: 128, xv. yy. el M : 12, el -CH I: 170, TTS III 1418) do rudan el anlamında kullanılmı tır. Bu durumda *kol, *kar sözlerinin birer meronimi olurken *kol sözünün tarihsel ve modern alanda yer yer el anlamını da kar ıladı ı görülmektedir. Genel olarak *älg sözünün tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanıldı ı görülmektedir. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun dı ında *älg sözünün çok sayıda kavram alanlarında kullanıldı ı ve meronim temsil etti ini görüyoruz. *älg sözü bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Di er yandan *älg sözü kez, defa, iskambil oyunlarında oynama sırası, iskambil oyunlarında her bir tur anlamları ile zaman ve sıralama kavram alanları içerisinde bütün : kesit, süreç : adım, grup : ö e ili kilerini sergileyen bir meronim olarak da ortaya çıkmaktadır. *a:ya, *a u-t/ç *a:ya sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü, avuç içi temel anlamında kullanılmakla birlikte yer yer ayak tabanı anlamında da kullanılmaktadır. Aynı zamanda *a:ya sözü yaprakların düz ve parlak bölümü, yapra ın yüzü anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde alan : makân ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. Ba kurt Türkçesi sahasında *a:ya sözü 398
431 uzunluk ölçüsü; dört parmak kadar geni lik ölçüsü anlamı ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi olur. *a u-t/ç sözü de tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. *a:ya ve *a u-t/ç sözlerinin arasındaki anlam farkı meronimlerinden kaynaklanmaktadır. *är ek ve *par ak sözleri *a:ya sözünün de il, *a u-t/ç sözünün meronimleri olmaktadır. Ancak bu fark, Karahanlı ve Harezm Türkçesi dönemi eserlerinde (adut, avut, aya avuç, avuç içi, aya -DLT I:50, I:83, IV:53, ayada tutarsen ayada tutarsın -DLT I 85; xiv. yy. awuç -NF III: 28, aya -KE II: 60) çok belirgin olmamakla birlikte her iki söz de insan organları kavram sahasına ait olmaktadır. Aynı zamanda hem tarihsel hem de modern Türk dili sahaların ço unda avucun tutaca ı kadar, avuca yerl n miktar, miktar olarak avuç dolusu anlamı ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit ili kisi sergileyen bir meronim olur. *är ek, *par ak *är ek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda parmak temel anlamında kullanılmakla birlikte yer yer ba parmak ve küçük parmak anlamlarında da kullanılmaktadır. Bu durumda *är ek sözünün *par ak sözünün nesne : parça ili kisi sergileyen bir meronimi oldu unu söylemek mümkündür. *par ak sözünün hem tarihsel hem de modern Türk dili alanının büyük bir bölümünde uzunluk ölçüsü, inç, ar ının yirmi dörtte biri, anlamları ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi oldu u da görülür. Bunun yanı sıra *par ak sözü Modern O uz alanında bir tekerle in merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri, anlamı ile araba kavram alanı içerisinde 399
432 tekerlek holoniminin hem nesne : parça hem de bütün : kesit ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Aynı ekilde *par ak sözü teknik anlamlarda parmak anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *par ak sözü anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde tırmık holoniminin grup : ö e ili kisini gösteren bir meronimi olabilmektedir. *dır ak *dır ak sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dı ında toynak, hayvan tırna ı, ku tırmı ı anlamıyla *dır ak sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça ili kisini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *dır ak sözü kanca gibi araçların kıvrık yeri, tenekecilerin delik açmak için kullandı ı alet, keski gibi anlamları ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Aynı zamanda *dır ak sözü gemi demirinin ucundaki yassı parça anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi demiri holoniminin nesne : parça ili kilerini sergileyen bir meronimidir. Bunun yanı sıra *dır ak sözü mızrap anlamı ile müzik kavram alanı içerisinde saz aleti holoniminin olay : kahraman ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. *bogum *bogum sözü xi. yy. Karahanlı Türkçesinde ogru /owru kemi in ek yerleri (DLT IV: 425, 446) sözü ile birlikte bo un eklinde parmak eklemi (DLT I 399) 400
433 anlamında ; Harezm çevresi. xiv. yy. ba ı (KE II: 68); tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak geçmektedir. Bu temel anlamıyla bu söz, aslında insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dı ında kamı gibi bitkilerin dü ümü anlamıyla *bogum sözü bitki kavram alanının nesne : parça veya alan : mekân ili kisini sergileyen bir meronimi olur. Benzer bir ekilde *bogum sözü bir eyin bo ulmu, sıkılmı yeri, bendi anlamı ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi olur. *bo, *sıyn, *sıynak, *gebde *bo sözü viii yy. KökTü. metinlerinden itibaren (Ton 4, 60), xi. yy. Karahanlı Türkçesinde bod (DLT III 121, KB 371) ve boy (DLT III 141) eklinde ve aynı zamanda yüksek boylu ki i (DLT III 138) anlamında günümüze do ru anlamları koruyarak yer yer beden (M : 10, CH I: 150, DK II: 42) ve gevde (DK II: 117) sözleriyle birlikte tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda insan organları kavram sahasına ait bir söz olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda *bo sözü ölçü, uzunluk, ebat anlamları ile ölçü kavram alanı içerisinde bütün : kesit ili kisi sergileyen bir meronim olur. Bunun yanı sıra *bo sözünün Karaçay-Malkar sahasında güç, kuvvet anlamı, insan ile ilgili bir kavram alanına ait olmaktadır. Ayrıca *bo sözü a iret, soy anlamı ile toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : ö e ili kisi sergileyen meronimi olur. *sıyn, *sıynak sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamına ba lı olarak resim, mezar 401
434 ta ı, mezar heykeli anlamı ile âdet kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisi sergileyen meronimi olur. *gebde sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *gebde sözü kesilmi hayvanın, sakatatı alındıktan sonraki durumu, etin gö üs kısmı, hayvanlarda ba, ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini sergileyen meronimi olur. Aynı zamanda *gebde sözü a aç ve bitkilerin dallarının dı ında kalan ana bölümü anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde alan : mekân ili kisi içerisindeki bir meronim olur. *arka, *sırt, *be:lk *arka sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dı ında *arka sözü hayvan sırtı, omurga anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *arka sözü geçmi, geride kalmı zaman anlamı ile zaman kavram alanları içerisinde bütün : kesit, süreç : adım, grup : ö e ili kilerini sergileyen meronimi olur. *sırt sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan ve hayvan anatomisi kavram alanına ait bir söz olmaktadır. Ayrıca *sırt sözü da ların veya tepelerin üst bölümü, büyük yer, yamaç üstü anlamı co rafî kavram alanı içerisinde da holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini gösteren meronim olur. Ayrıca 402
435 *sırt sözü kürek, pulluk demiri anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren bir meronimi olur. *be:lk sözü, temel anlamı açısında insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dı ında *be:lk sözü hayvan sırtı, eyerin oturma yeri anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ili kilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *be:lk sözü da sırtlarında geçit veren çukur yer, da ın iki tepesi arasında rilmi yer ve alçak geçit, sırada anlamı co rafî kavram alanı içerisinde da holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini gösteren meronim olur. Ayrıca *be:lk sözü sa ve ya sol yanında ayakla basmak için çıkıntısı olan uzun saplı kazma aleti, bel anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ili kisini gösteren bir meronimi olur. Bunun yanında *be:lk sözü geminin orta bölümü anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi holoniminin alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi olur. Ayrıca *be:lk sözü bardak, i e, vazo ve benzerinin ortasındaki dar bölüm anlamı ile nesne kavram alanı içerisinde alan : mekân ili kisi sergileyen bir meronimdir. *o urtka *o urtka sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında *o urtka sözü gemi kaburgasının a a ı taraftan ba lı bulundu u boy ekseni do rultusunda boydan boya geçen ana yapı ö esi anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi holonimi ile alan : mekân ve nesne : madde ili kileri sergileyen bir meronim olur. 403
436 *ömgen, *tö:, *gö:küz, *kökrek, *kö ül *ömgen sözü slami çevrede xi. yy. Karahanlı Türkçesinde ömgen ekliyle boyun damarı (DLT) anlamında, xv. yy. metinlerinde ömgen, ömgün eklinde bo azın alt kısmı ve boyun ile gö üs arasındaki kemik (Sngl 86v24) anlamında geçmektedir. Bu anlamlarıyla bu söz *bo:yn sözünün nesne : parça ili kisini sergileyen bir meronimi durumundadır. Ancak modern Kıpçak sahasında bu sözün büyük ölçüde (Tat. ümg n hayvan gö üsü, Kırg ömgök at gö sü ) hayvan organları kavram sahasına ait bir söz oldu u görülür. Di er yandan (Kaz.) ö men gö üs, yemek borusu; gövde, (Karakalpak) ö men yan, (Hakas) önmen köprücük kemi i anlamları ile yine insan organları kavram sahasına ait oldu u anla ılmaktadır. *tö: sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda bedenin kaburgaları birle tiren kıkırdaklı ön taraf bölgesi anlamında kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ayrıca *tö: sözünün da ın, tepenin yamacı anlamı co rafî kavram alanı içerisinde da holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ili kilerini gösteren bir meronimi olur. Bunun yanında *tö: sözü giyilen giyimin gö sün üstündeki ön yakası anlamı ile giyim ku am kavram alanının nesne : parça ili kisi sergileyen bir meronimi olur. *gö:küz ve *kökrek sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda insan organları kavram sahasına ait oldu u anla ılmaktadır. Ayrıca Clauson ve Teni ev, Türk dilinin eski dönemlerinde insan duygularının gö sün içinde bulundu unun sanıldı ını belirtmi lerdir (EDT 714a-b, 712b; Teni ev 1997: 273). Bu durumda *gö:küz ve *kökrek sözlerinin hislerle ilgili bir soyut kavram alanının olay : kahraman ili kisi içerisindeki meronimleri görevinde kullanıldı ı görülür. Buna ba lı olarak *kökrek sözü yine cesaret, ehvet, hiddet, hırs, tutku, gurur, kendine güven 404
437 anlamı ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisi sergileyen meronim olur. Bunun yanında *kökrek sözü di er yandan kadıların gö süne giydi i elbise, gö se giyilen bir çe it zırh anlamı ile giyim ku am kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ili kisi sergileyen meronimidir. Ayrıca yer yer araba gövdesi, arabanın önü anlamında kullanılan *kökrek sözü araba kavram alanı içerisinde araba holoniminin nesne : parça ili kisini gösteren bir meronimi olmaktadır. *kö ül sözü viii. yy. Kök Türk metinlerinde kö ülteki: savımın (KT. Gün. 12), kö ül (Ton 15) eklinde Buddhist Türk çevresinde kö ülimin yürekimin erti ü tepretdi titretdi aklımı ürpertti kalbimi titretti (TT X 451), kö ül (TT II, III), yavlak sakınç kö ülinde ya uru aklında kötü dü ünceleri saklarken (U II 23, 12-13) anlamları ile xi. yy. Karahanlı Türkçesinde kö ül gönül (DLT III 353, KB 211) anlamında ve Kıpçak metinlerinde kö ül (CCum 152), kö ül kalp; akıl, bilinç, ruh (KTS: 158) anlamlarında xiii. yy. dan günümüze Batı Türkçesinde gö ül yürek (TTS III 1763, XIV yy.) anlamlarında kullanılmı oldu u görülür. Bu durumda bu sözün, insan organları kavram sahasına ait bir söz oldu u anla ılmaktadır. Aynı zamanda *kö ül sözü sevgi, istek, dü ünü, anma, hatır vb. kalpte olu an duyguların kayna ı anlamı ile duygu kavram alanı içerisinde grup : ö e ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. *eyegü *eyegü sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanı sıra *eyegü sözü yurt iskeletini olu turan parça anlamı 405
438 ile maddî kültür kavram alanı içerisinde yurt holoniminin nesne : parça ili kisi sergileyen meronimi olur. bacak xiii. yy. ve sonrasında Batı Türkçesi metinlerinde oma bacak (TTS V 2979) sözüne rastlanmaktadır. Modern O uz sahasında bacak bacak (TS 189, GS 68) sözünün yanı sıra Azerbaycan Türkçseinde ılça bacak (ATS: 510), bacag, gıç, omba (AD L I 210) sözleri, ve Türkmen Türkçesinde i:ncik bacak (TDS 339) ve yer yer bazı deyimlerde kalıpla mı olarak görülen ompa (ompa otur- TDS 487) sözleri hem insan organları hem de hayvan organları kavram sahalarına ait birer meronim olmaktadır. Bunun yanında bacak sözü bazı eylerin yerden yüksekçe durmasını sa layan dayak, destek veya bunlardan her biri, ayak anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisi sergileyen meronim olur. *a ak *a ak sözü, viii. yy. Kök Türk metinlerinden (KT, EUTS: 3, M I 30, 24-5) itibaren kullanılmı tır. xi. yy. Karahanlı Türkçesi döneminde azak (DLT I 32), ayak (DLT I: 32, 84), adak (DLT IV: 5, I 65) ekilleriyle görülürken xiv. yy. Harezm metinlerinde de her üç ekline de (aya -KE II: 60, a a -NF III: 5, aya -NF III: 35) rastlandı ı görülür. xv. yy. Batı Türkçesi metinlerinde sadece /y/ li ekiller yer almı tır. Bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *a ak sözü birtakım eylerin yerden yüksekçe durmasını sa layan dayak, destek veya bunlardan her biri, masa, sandalye ve benzerinin aya ı anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisi sergileyen bir meronim olur. Bunun yanı sıra *a ak sözü son, a a ı, alt kısım anlamı ve buna ba lı olan nehrin alt kısmı, göl aya ı, nehir veya akar suyunun aktı ı yer anlamı ile co rafî kavram alanı içerisinde nehir veya göl 406
439 (hidronim) holoniminin alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi olur. Aynı zamanda *a ak sözü yarım ar ın veya 30,5 santimetre uzunlu undaki ölçü birimi, adım, mesafe ölçüsü anlamları ile ölçü kavram alanı içerisinde bütün : kesit ili kisi sergileyen bir meronimdir. *ta:pan, *topuk, *ögçe *ta:pan sözü temel, bir eyin en alt bölümü yan anlamına ba lı olarak *ta:pan sözünün bir çok kavram alanı içersinde nesne : parça ve alan : mekan ili kisi sergileyen bir meronim olarak kullanıldı ı görülür *topuk sözü temel anlamı açısından insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ancak tapan sözü gibi nesnelerle ilgili kullanıldı ında ilgili nesnenin nesne : parça ve alan mekan ili kisi sergileyen meronimi olur. *ögçe sözü de aynı durumu göstermektedir. *yürek, *öbke *yürek sözü temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında tarihsel ve modern Türk dilinde his ve duygu kavram alanında da kullanımlara sahiptir. cesaret, hüner, gönül, acıma duygusu, güç, kuvvet, gayret, öfke gibi anlamlar açısından olay : kahraman ili kisi sergileyen meronimi olur. *öbke sözü de temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ancak di er yandan engelleme, saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hı ım, hiddet, gazap anlamları ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisi içerisindeki bir meronimdir. 407
440 *kurugsak, *karım Kök Türk ve Karahanlı Türkçesi dönemlerinde kuru sak (IB), kursak (K 70), kursak mide, idrak, zekâ (TTS IV 2740), kuru sak kursak, mide (DLT IV: 385) ekillerinde kullanılan sözün Modern O uz alanında Türkiye, Gagauz ve Azerbaycan Türkçelerinde kursak eklinde farklı bir kavram alanının nesne : parça ili kisi gösteren bir meronimi oldu unu söylemek mümkündür. Türkmen Türkçesinde ise mide için a gazan sözünün kullanım sıklı ı yüksek olmakla birlikte garın (RLT 80) sözü de kullanılmaktadır. *bögsek, *bögür, *bögrek, *bagır, *bagırsak, *bagırsuk, *d(i)a:l-ak *bögrek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda böbrek anlamında bazen de karın, yan anlamıyla insan organları kavram alanının bir meronimidir. *bagır sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda karaci er, akci er, yürek, kucak, gö üs, dö, sine, ci er, ba ırsak vb. vücut bo luklarında bulunan organların ortak adı, ah a anlamlarıyla insan organları kavram sahasına ait olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda *bagır sözü a k, merhamet, efkat gibi duyguların hazinesi olarak karaci er ve kızgınlık duygusunun hazinesi olarak karaci er anlamları ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ili kisi içerisindeki bir meronim olur. Bunun yanı sıra *bagır sözü da yamacı, tepecik anlamı ile co rafî kavram alanı içerisinde da holonimin alan : mekân ili kisi sergileyen meronimi olur. *bagırsak, *bagırsuk sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ba ırsak, iç organlar, körba ırsak, snikiparmak ba ırsa ı, kalın ba ırsa ı anlamlarıyla insan organları kavram sahasına organ adı olarak kullanılmaktadır. *d(i)a:l-ak sözü 408
441 de tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *ki:n, *gö:pek *ki:n sözü Yak. Tat. Ba kurt Türkçelerinde merkez anlamında da kullanılmakta ve bu anlamı ile co rafî kavram alanı içerisinde alan : mekân ili kisi sergileyen meronim olmaktadır. *gö:pek sözünün Modern O uz sahasında bir eyin merk zi, tam ortası, sası anlamına ba lı olarak kullanımı yaygındır. Buna ba lı olarak bir çok kavram alanı içersinde merkez anlamına gelen bir meronim olarak kullanılmaktadır. Bu durumda alan : mekân ili kisi sergileyen bir meronim olur. *si ök, *kemük, *si ir, *damor, *teri *si ök sözü Ba kurt Türkçesinde meyve çekirde i anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. Ayrıca *si ök Modern O uz alanında çe itli eyleri kaplamak üçün istifad edil n b zı hayvanların di i yahut buna benzeyen ba ka sert cisim anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisi sergileyen meronim olur. *kemük sözü tarihsel ve modern kaynaklarda organ adı temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *si ir sözü tarihsel kaynaklarda temel anlamda kas siniri olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmakta ancak modern O uz alanında *si ir sözü temel anlamından çok duyuları beyinden organlara, organlardan beyne ileten unsurlar anlamı ile insan organları kavram sahasına ait kullanımı ve buna ba lı olarak rahatsız edici, hastalık derecesine varan özellik anlamı ile duygular kavram alanına ait kullanımı açısından olay : kahraman ili kisi gösteren meronim olmaktadır. 409
442 *damor sözü tarihsel ve modern kaynaklarda damar temel anlamında ve zaman zaman da kas, kas siniri, sinir anlamlarında kullanılmaktadır. Buna ba lı olarak *damor sözü a acın kökü, bitkilerde damarlara benzeye su ve mineralleri ta ıyan yollar anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisi içerisindeki bir meronim de olabilmektedir. Ayrıca *damor sözü çe menin me eyi, ba langıcı anlamı ile co rafi kavram alanı içerisinde alan : mekân ili kisi içerisindeki bir meronimi olur. Benzer bir ekilde *damor sözü soy, yaradılı, nesil, köken anlamı ile toplum kavram alanı içerisinde süreç : adım ili kisi içerisindeki bir meronim de olur. Bunun yanı sıra *damor sözü mermerde, bazı ta larda ve tahta kesitlerinde renk ayrılı ı gösteren dalgalı çizgi, ba ka türden katmanların arasında bulunan sıvı, maden veya mineral katmanı anlamı ile madencilik kavram alanı içerisinde ilgili nesnenin bütün : kesit ili kisi sergileyen meronimi olur. *teri sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda organ adı olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında *teri sözü d riden düzenlenmi veya yapılmı nesne anlamı ile giyim ku am kavram alanı içerisinde ilgili holonimin nesne : madde ili kisi sergileyen meronimi olur. Aynı zamanda *teri sözü meyvenin kabu u anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ili kisi içerisindeki bir meronimi de olabilmektedir. 410
443 Sonuç Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ili kilerinden biri olarak ele alınan meronimi konusu da alt anlamlık (hiponym), parça-bütün ili kisi, alt kavram, üst kavram gibi anlam ili kileri gibi en az üzerinde durulan, bir konudur. Eldeki çalı mada organ adları, büyük ölçüde, eski tıp metinlerinden ve tarihsel ve modern lehçelerin izahlı sözlüklerinden taranarak tespit edilmi tir. Tarihsel ve modern Türk dili alanında insan organ adlarının nasıl algılandı ı ve toplumsal alanda nasıl kullanıldı ı ve buna ba lı olarak nasıl bir dil davranı ı sergilendi i de ortaya çıkmaktadır. Türk dilinde insan organ adları ile ilgili meronimi biçimsel ve sözlüksel anlam biliminde kullanılan bir sınıflandırma sistemi olarak kar ımıza çıkar. Ancak bu meronimi geni Türk dili alanı içerisinde bazı lehçelerde metonimi ve metaforlar neticesinde ortaya çıkan aktarmalarla da kullanılabilmektedir. Türk dilinde meronimi, hiponimi ile de karı tırılmamalıdır. Meronimi, parçabütün kavramını belirtirken, hiponimi, bir nesnenin bir üst sınıfa dahil oldu unu göstermektedir. Mesela; burun üst terim bunun hiponimleri ancak kemerli burun, ince uzun burun, büyük burun, küçük burun olabilir. Meronimleri ise burun kemi i, burun delikleri, burun derisi, kıkırdak olabilir. Bunun ba ka bir kavram alanı ile ilgili olarak dü ünürsek a aç sözünün bir üst terim yani hiperonim olarak dü ünürsek bu sözün hiponimleri kavak, me e, meyve a açları ve benzerleri olur. Ancak bu a aç kavramının meronimleri a acın dalları, yaprakları, kökü, gövdesi olabilir. Ba ka bir deyi le, hiponimi, *par ak, *älg in parçasıdır (el sözünün meronimidir); köpek bir hayvan türüdür (hayvan sözünün hiponimidir). Meronimi, holoniminin kar ıtıdır. *par ak, *älg in meronimi ise, *älg, *par ak ın holonimidir. Meronim holonim ili kileri hiyerar iktir ve bir tür anlam 411
444 zinciri olu turmaktadır. Her zincirin ba ında global holonimi vardır. Örne in: *dır ak, *älg in meronimdir *älg, *dır ak ın holonimidir; *älg, *kol un meronimidir *kol, *älg in holonimidir; *kol, *bo un meronimidir *bo, *kol holonimidir: *bo, bir global holonimidir Holonim (üst terim) ise içermesi gereken meronimleri yitirdi inde i levini ya tamamen ya da kısmen yitirebilir: tekerle i olmayan araba i levini yerine getiremez, ancak bir *par ak eksik *älg i levini kısmen yerine getirir. Böylece meronimik parça-bütün ili kisinde parça zorunlu olabilir veya olmayabilir. Ayrıca meronimlerin ayrılabilir ve ayrılamaz olma özelli i ve buna ba lı olarak holonimi ile ba lılık derecesi de u ekilde örneklendirilebilir: *saç, sakal, *yü:z ün ayrılmaz parçası de ildir, kolu olmayan kapılar da vardır ancak sapı olmayan ka ık yoktur. Aynı zamanda, örne in, insan hayatı kavram alanına bakıldı ında, *saç, sakal, bıyık gibi kavramlar insanın ya ı, sosyal durumu ve bilgeli i ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Tarihsel ve modern Türk dili kaynakları üzerinde yapılan çalı mada, insan vücudu organları etimolojisi açısından *bey sözünün *b ñi beyin hem de be i: sevinç (EDT 348b) anlamlarını ifade etmesi dikkat çekicidir. Bazı bilim adamlarına göre bu iki sözcük semantik açıdan birbirine ba lıdır, bazılarına göre ise de ildir. Eski Türkçe *göz sözü, *kör- görmek fiilinden /-s/ isim yapım eki ile olu turuldu u görü ü dikkat çekicidir (bk ). Aynı ekilde *kirpik sözünün *kirp- gözü kırpmak kökünden, burun sözünün *bur- kokmak kökünden, *çä ä sözünün çayna-/çeyne- çi nemek kökünden, *ö eç sözünün *ö ön taraf kelimesinden /-aç/ küçültme ekinin birle mesinden geldi i fikirleri görülmü tür (bk ). *kö ül sözünün Türk dilinin eski dönemlerinden itibaren hem gö üs hem 412
445 kalp hem de çe itli soyut anlamlarda kullanılması hâlâ bir tartı ma konusudur. Benzer bir ekilde *yürek, *öbke, *bagır gibi iç organ adlarında somut ve soyut anlam zenginlikleri Türk dilinin tarihsel geli imini göz önüne sermektedir. Bunlar ve daha pek çok önemli etimolojik tespitler ikinci bölümde verilmi tir. Organ adlarına ili kin anlam olayları Türk dilinin tarihsel geli im sürecini belirgin bir ekilde göz önüne sermektedir. Örne in, *ka:m/pak sözü tarih sürecinde hem alın, hem gözkapa ı hem de herhangi bir kapak gibi de i ik anlamları göstermi tir. *ka: organının yay eklinde olması nedeniyle çok sayıda metaforik kullanımları görülür. Benzer bir ekilde *göz, *a ız, *di:, *bo az, *kol, *bo, *kö ül, *a ak, *yürek, *öbke, *bögrek, *bagır, *si ök, *kemük, *si ir gibi organ adlarının hem tarihsel hem de modern Türk dili sahasında çok geni bir anlam yelpazesi olu turdu una tanık olunur. Meronimik de erlendirmeler açısından insan organ adları insan anatomisi kavram alanında NESNE :PARÇA, GRUP :Ö E, BÜTÜN :KES T, ALAN :MEKAN ve NESNE : MADDE ili kileri çerçevesinde sınıflandırılabilmektedir. Böylece insan vücuduna NESNE : PARÇA meronimik ili kisi açıdan baktı ımız zaman *bo beden sözü tüm organ adlarının holonimi olmakta, bir ba ka deyi le tüm organ adları *bo un meronimleri olmaktadır. BÜTÜN : KES T ve GRUP : Ö E meronimik ili kisi açısından baktı ımız zaman ise *bo sözü di er organlarla herhangi bir meronimik ili kiye girmemektedir. NESNE :MADDE meronimik ili kisi açısından baktı ımız zaman *bo sözünün meronimleri, vücudun temel yapı ta ı olan *kılk, *tü:k, *bogum, *si ök, *kemük, *si ir, *damor, *teri gibi organlar kar ımıza çıkmakta ve en son ALAN : MEKÂN meronimik ili kisi açısından baktı ımız zaman *bo sözünün 413
446 meronimleri, *a:lın, *ka:m/pak, *ei, *yay ak, *sügsün, *yelkä, *äi sä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek gibi vücudun dı yüzeyinde olan organlar olmaktadır. Ço u kez meronimik ili kide bulunan asıl ve yan kavramlar metonimik olarak da bütünün yerine parça, parçanın yerine bütün kullanımı eklinde bir çe it anlam kaymasına u ramı ekliyle de ancak temel anlamda kullanılıyormu gibi de görülebilmektedir. Türkmen Türkçesinde gol sözünün günümüzde do rudan do ruya el kavramını kar ılayacak ekilde kullanımı yaygındır. el kavramının yerine gol sözü kullanıldı ında parça yerine bütün kullanımı gerçekle mi tir. Dolayısıyla bu metonimik kullanım Türkmen Türkçesinde yaygındır. *balç sözü, *bo vücut, teriminin nesne-parça ilgisi sergileyen meronimidir. *sıyn, *sıynak, *gebde terimlerinin ise meronimi de ildir. *bey sözü, nesne parça ilgisi kapsamında *bo ve *ba sözlerinin meronimidir. *ba sözünün alan : mekân ilgisi içerisinde meronimidir. Türk dilinde organ adları bir hiyerar i içerisinde meronimik açıdan bir geçi lilik gösterebilmektedirler. NESNE :PARÇA,GRUP :Ö E,BÜTÜN :KES T,ALAN : MEKAN ve NESNE :MADDE olarak tespit edilen meronimik ili ki türleri içerisinde meronimler kendi içerilerinde geçi lilik gösterir. Türlerinin veya temel anlamlarının dı ına çıktıkları an meronimler, geçi liliklerini kaybetmektedirler. NESNE :PARÇA meronimik ili kisini örnek olarak aldı ımız zaman *kol : *älg : *a uç : *är ek, *par ak : *dır ak meronimi zincirinde sözler, *kol dan *dır ak a kadar meronimik ili kiyi korumaktadır. Arasına ba ka türden, örne in ALAN :MEKAN meronimik ili kisi yerle tirildi inde *kol : *älg : *a uç : *a:ya : (?) *är ek, *par ak : *dır ak, eklinde geçi lilik bozulmaktadır. *a:ya sözü, *a uç sözünün ALAN : MEKAN türünden bir meronimik ili kiyi sergilemektedir. Fakat *är ek ve *par ak sözleri 414
447 *a:ya sözünün artık ne NESNE : PARÇA ne de ALAN : MEKAN meronimik ili kisinde bulunabilir. Bunun yanı sıra Türk dil ve kültürünün tarihsel geli imine ili kin olarak, *si ir sözü, tarihsel dönemde kastaki sinir, kiri anlamında kullanılmaktır. Ayrıca yayın teli hayvanın sinirinden yapıldı ı için *si ir sözü yay teli eklinde avcılık kavram alanına ait bir anlam da kazanmı tır. Yay telinin gergin olmasından dolayı günümüzde Türk dili alanının bazı yerlerinde *si ir sözünün duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara, organlardan beyne ileten teller ve bu tellerin olu turdu u demet anlamına da gelmeye ba ladı ı dü ünülebilir. Benzer bir ekilde *kol, *bo, *kö ül, *a ak, *yürek gibi sözlerin de çok farklı kavram alanlarında yer alması ve tarihsel süreç boyunca farklı anlam ve kullanımları kazanması söz konusudur. Türk dilinde organ adlarının meronimik incelemeleri di er yandan insanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olarak tanımlanabilen WordNet için de önemlidir. Meronimi kavramı bu tip sözlüksel hafıza modellerinde de önemli bir yere sahiptir. Meronimler de hiponimler gibi bir dilin söz varlı ını hiyerar ik bir yapı içine yerle tirir ve düzen verir. Meronimler de bu hiyerar ik / hiponimik düzen içinde tür ili kisinden ziyade parça ili kisi ile ilgili olarak söz varlı ında yer alır. Türk dili için de WordNet modeli çalı malar yapılmaya ba lanmı tır. Bu açıdan eldeki çalı ma Türk dilinin SözA ı (WordNet) modeline sa layaca ı tarihsel ve modern Türk diline ait sözlüksel veri tabanı (database) ile de ayrı bir önem arz etmektedir. 415
448 Kaynaklar AKALIN, M. (1988), Tarihî Türk iveleri, Ankara. AKSAN, Do an, (1978), Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, Ankara. AKSAN, Do an, (1982), Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilimi) III. c., Ankara. AKSAN, Do an, (1987), Türkçenin Gücü, Ankara. AKSAN, Do an, (1999), Anlam bilim, Anlam bilim Konuları ve Türkçenin Anlam bilimi, Engin Yayınevi, Ankara. AKSAN, Do an, (2000), Türkçenin Söz Varlı ı, Ankara. ALLAN, Keith, (1986), Linguistic Meaning, Vol. I, Routledge&Kegan Publishers, New York. ALLAN, Keith, (2001), Natural Language Semantics, Blackwell Publishing ALLWOOD, J., ANDERSSON, L., DAHL, Ö., (1977), Logic in Linguistics, Cambridge. ALTAYLI, Seyfettin, (1994), Azerbaycan Türkçesi Sözlü ü, II Cilt, MEB Yayınları, stanbul. ARNOFF, Mark, REES-MILLER, Janiw, (2003), The Handbook of Linguistics, Blackwell Publishing ARSLAN EROL, Hülya, (2008), Eski Türkçeden Eski Anadolu Türkçesine Anlam De i meleri, TDK, Ankara. ATA, Aysu, (1997): Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi, Kısasü'l-Enbiya, Giri -Metin, Tıpkıbasım, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları BARUTÇU, F. Sema, (1989) Altayca kelime ba ı /p/, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler) 1989 III.2, s.2 BARUTÇU, F. Sema, (1992) Türk dilinin bugünkü durumu, (Orta Asya da Türkçe Sempozyumu nda sunulan tebli ), A.Ü. TÖMER, Ankara, Dil Dergisi, sayı 5, s BARUTÇU, F. Sema, (1994) Maniheist ve Buddhist çevrelerde Türk iiri, TDAY-Belleten 1991, Ankara, s BARUTÇU ÖZÖNDER, F. Sema, (1996), Ali ir Nevayi Muhakemetü l-lugateyn ki Dilin Muhakemesi, Ankara. B LGEG L, Kaya, (1980), Edebiyat Bilgi ve Teorileri, I Belagat, Ankara. CAFERO LU, A. (1968) Eski Uygur Türkçesi Sözlü ü, TDK Yayınları, stanbul. CAFERO LU, A. (1984) Türk Dili Tarihi I-II, 3.b, stanbul. CANN, Ronnie, (1993), Formal Semantics, An Introduction, Cambridge University Press. CANPOLAT M., ÖNLER Z., (2007), shâk bin Murâd, Edviye-i Müfrede, TDK Yayınları, Ankara. 416
449 CHAFFIN, Roger, (1992), The Concept of a Semantic Realation. Frames, Fields, and Contrasts, New Essays in Semantic and Lexical Organisation, Edited by Adriene Lehrer, Eva Feder Kittay, Published by Lawrence Erlbaum Associates, London. C ACH R, Mihail, (1910), Pazarların Sabah Evangeliyası, Chi inau. CLAUSON, G. (1972) An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish, Oxford. CORBETT, Saadet, (1954), Türkçe ñ/g sesine dair, TDAY-Belleten 1954, s CROFT, William, CRUSE, D. Alan, (2004), Cognitive Linguistics, Cambridge University Press CRUSE, D.A., (1986), Lexical Semantics, Cambridge University Press. CRUSE, D.A., (2000), Meaning in Language, Oxford Press. CRUSE, D.A., (2003), The Lexicon, The Handbook of Linguistics, Ed. Mark Aronoff, Janie Rees-Miller, Blackwell Publishing CRYSTAL, David, (2003), Dictionary of Linguistics and Phonetics, Blackwell Publishing DANKOFF, R.,KELLY, J. (1982) Mahmud el-ka garî, Türk iveleri Lügatı (Divânü Lugât-it- Türk), 3 cilt, Harvard Üniversitesi Basımevi. DOERFER, G. (1970): Halaçça Orta ran da Arkaik Bir Türk Dili, Belleten, Cilt: XXXIV (1970), Sayı: 133, ss , Ankara, Çeviren: Semih Tezcan. DOERFER, G. (1976): Das Vorosmanische (Die Entwicklung Der Oghusischen Sprachen Von Den Orchoninschriften Bis Zu Sultan Veled), Türk Dili Ara tırmaları Yıllı ı Belleten ( ), DOERFER,G.,TEZCAN, S. (1980): Wörterbuch Der Chaladsch, Budapest, Akadémia Kiado. DOERFER, G. (1987): Lexik und Sprachgeographie des Chaladsch, Cilt 1: Textband; Cilt 2: Kartenband, Wiesbaden. DOERFER, G. (1988): Grammatik des Chaladsch, Wiesbaden. DOERFER,G.,HESCHE, W. (1993): Chorasanturkısch, Wiesbaden, Harrassowitz Verlag. DOERFER, G., (1993-2): Halaçça h- nin Di er Türk Dillerindeki Kar ılı ı Üzerine, Türk Dilleri Ara tırmaları 3, Sayfa: DOERFER, G. (1993): Versuch einer linguistischen Datierung älterer osttürkischer Texte, Wiesbaden, Harrassowitz Verlag. DOERFER, G. (1996): Primary *h- in Mongol?, Central Asiatic Journal, Cilt: 40 (1996), Sayı: 2, ss , Wiesbaden, Harrassowitz Verlag. DUBO S, J., EDEL NE, F., KL NKENBERG, J.-M., M NGUET, P., P RE, F., TR NON, H., (1981), A General Rhetoric, Baltimore and London. ERDAL, Marcel, (1991), Old Turkic Word Formation, Vol.I-II, Otto Harrassowitz, Wiesbaden. 417
450 ERDEM, Melek, (2003), Türkmen Türkçesinde Metafor. Ankara: KÖKSAV Tengrim Türklük Bilgisi Ara tırmaları Dizisi: 6. ERDEM, Melek, (2004-1), Türkmen Türkçesinde Alt Anlamlılık (Hyponymy), Ça da Türklük Ara tırmaları Sempozyumu 2002, Bildiriler, Dil ve Tarih Co rafya Fakültesi, Ça da Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, Ankara 8-10 Mayıs ERDEM, Melek, (2004-2), Ma rupi nin iirlerinde Metonimi, MTAD, Cilt 1, Sayı 1. FRAWLEY, William, (1991), Linguistic Semantics, University of Delaware, Lawrence Erlbaum Associates Publishers, New Jersey. GAN YEV, F., AHMETYANOV, R., AÇIKGÖZ, H. (1997), Tatarca-Türkçe Sözlük, nsan Yay., Kazan. GANTER Bernhard, (2005), Formal Concept Analysis, Springer GAYDARC, G. A., KOLTSA, E. K., POKROVSKAYA, L. A., TUKAN, B. P., (1973), Gagausko- Russko-Moldavskiy Slovar, Moskova. GELD YEW G., ALTYYEW A. (2002), Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi, Atatürk Kültür Merkezi Ba kanlı ı Yayınları, Ankara GUIRAUND, Pierre, (1999), Anlam bilim, Çev.:Berke Vardar, Multilingual Yay., stanbul. HAMZAYEV, M., Y., (1962): Türkmen Diliniñ Sözlügi, A gabat, zdatelctvo Akademi Nauk Turkmenskoy SSR. HERAUSGEGEBEN Von D., Alan Cruse, Franz Hundsnurscher, Michael Job, Peter Rolf Lutzeier, (2002), Lexicology/lexikologie, Walter de Gruyter Publishing HEK MOV M.. (1986), Halgımızın Deyimleri ve Duyumları, Maarif, Bakı, 392 s. LL Ç-SV T Ç, V. M. (1963), Altayskie Dentalnıye: t,d, Voprosı Yazıkoznaniya, 6, Moskova: IRIS, M., A., et al., (1988), Problems of the Part Whole Relation, Studies in Natural Language Processing, Relational Models of the Lexicon: Representing Knowledge in Semantic Networks, Ed: Martha Walton Evens, Cambridge University Pres. JACKENDOFF, Ray, (1983), Semantics and Cognition, MIT Press, Cambridge. ECKMAN, Janos, (1988), Bolmasa kelimesine dair, TDAY-Belleren 1954, Ankara, s KÂHYA, Esin, (1978) ki Osmanlıca Metinden Derlenmi Anatomi ve Fizyoloji Terimleri Bilim ve Kültür Dili Olarak Türkçe, Ankara, s KEMPSON, Ruth M., (1977), Semantic Theory, Cambridge University Press. KIRAN, Zeynel, (2001), Dilbilime Giri, Seçkin Yay., Ankara. KORKMAZ, Z., (1974), Eski Türkçedeki O uzca Belirtiler, Türkoloji Dergisi, s KORTMANN Bernd, (2002), Understanding Semantics, Oxford University Press 418
451 LAMBRIX, Patrick, (2000), Part-Whole Reasoning in an Object-Centered Framework, Springer LEECH, Geoffrey, (1981), Semantics:The Study of Meaning, 2 nd Edition, Penguin Books. L N, Lian yün, (1985), Sala yü jizan zhi, Beijing (Pekin) Min-zu çu ban shi.. L GET, L., (1941), Türkçede uzun vokaller, çev.: Tayip Gökbilgin, Türkiyet Mecmuası, VII-VIII, s LYONS, John, (1968), Introduction To Theoretical Linguistics, Cambridge University Pres. LYONS, John, (1977), Semantics, Volume I-II, Cambridge University Press. LYONS, John, (1983), Kuramsal Dilbilime Giri, Çev.:Ahmet Kocaman, TDK Yay., Ankara. LYONS, John, (1985), Language and Linguistics, Cambridge University Pres. MURPHY, M. Lynne, (2003), Semantic Relations and the Lexicon, Cambridge University Press MENGES, Karl Heinrich (1944), Etymological Notes on Some Päçänäg Names, Reprinted from Byzantion Volume XVII, MENGES, Karl Heinrich (1947), Qaraqalpaq grammar, King's Crown Press MENGES, Karl Heinrich (1951), Altaic Elements in the Proto-Bulgarian Inscriptions, Bruxelles MENGES, Karl Heinrich (1960), Morphologische Probleme, Wiesbaden MENGES, Karl Heinrich (1986), (review of Peter B. Golden's "Khazar Studies: An Historico- Philological Inquiry into the Origin of the Khazars.") Central Asiatic Journal 30:1-2 (1986): MENGES, Karl Heinrich (1995), The Turkic languages and peoples: An introduction to Turkic studies (Veroffentlichungen der Societas Uralo-Altaica), Harrassowitz Publishing MENGES, Karl Heinrich (2002), Türk Dillerinde Fiil Terkibi, Türk Kültürü Dergisi, Sayı: 474, Yıl: XL, Ekim 2002, Türk Kültürünü Ara tırma Enstitüsü, Ankara, Çeviren: Eyüp Bacanlı. ORUÇOV, Ä. Ä., ( ): Azärbaycan Dilinin zahlı Lügäti, Bakı, Azerbaycan SSR Elmler Akademiyası Ne riyatı. O GRADY, William, DOBROVOLSKY, Michael, (1992), Contemporary Lingustic Analysis An Introduction, Second edition, Toronto, Canada. ORKUN, H. Namık, (1987), Eski Türk Yazıtları, Ankara ÖLMEZ, Mehmet, (1991), Ana Altayca Sözba ı *d- Türk Dilleri Ara tırmaları, 1991: ÖNLER, Zafer, (1990), Celâlüddin Hızır (Hacı Pa a), Müntahab-ı ifâ, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 419
452 PALMER, F., R., (1981), Semantics, Second edition, Cambridge University Press. PALMER, F., R., (2001), Semantik:Yeni Bir Anlam bilim Projesi, Çev.: Ramazan Ertürk, Kitâbiyat Yay., Ankara. PRISS, Uta E., (1996), Classification of Meronymy by Methods of Relational Concept Analysis, RADLOFF, W ( ), Opyt Slovarya Türkskih Nareçiy, 4 cilt, St. Petersborough. RÄSÄNEN, H., (1950), Çuva Sözlü ü, TDK Yay., stanbul. RÄSÄNEN, H., (1955), Materiali po storiçeskoy Fonetike Tyurkskih Yazikov, Moskova Almanca baskıdan Rusçaya çeviri. R FAT, Mehmet, (2000), XX. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları (2-Temel Metinler), 2. baskı, Om Yay., stanbul. SAEED, John I., (2003), Semantics, Blackwell Publishing SA L K, G. Selcan (2007): Türk Dilinde Yon Gösteren Kar ıtlıklar: ASAGI:YUKARI Sözcükleri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ça da Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı, Yayımlanmamı Doktora Tezi. SARIYEV, Berdi, SARIYEVA, Begül (2007), Adamın Anatomik Leksikolijisi, Yayınlanmamı Makale, A kabat - Ankara STAMOVA, M. (2001), Gagauz Türkçesi ve A ızlarının Kar ıla tırmalı Ses Bilgisi, Yayınlanmamı doktora tezi, Ankara, 550s. STILLAR, Glenn F, (1998), Analyzing Everyday Texts, Sage Publications Inc TAYLOR, John, R., (1991), Linguistic categorization : prototypes in linguistic theory, Oxford University Pres. TAHS N, B. (1960), O uz lehçeleri üzerine, TDAY-Belleten, s TAHS N, B. (1959), O uzlar ve O uz ili üzerine, TDAY-Belleten, s TANASOGLU, D. (1985), Uzun Kervan, Roman, Chisinau. TEN EV, E., R. (1984), Sravnitelno- storiçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov Fonetika, Moskova. TEN EV, E., R. (1997), Sravnitelno- storiçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov Leksika, Nauka, Moskova. TEK N, Talat (1975), Ana Türkçede Asli Uzun Ünlüler, VII+278 S., 55 TL, Hacettepe Üniversitesi Yayınları, B Serisi: 15. THOMSEN, V. (2002), Orhon Yazıtları Ara tırmaları, Çeviren ve Yayına Hazırlayan Vedat Köken, TDK Yay., Ankara 420
453 TUFAR, N. (2007), Türk Dilinde Meronimi, Modern Türklük Ara tırmaları Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 3, Eylül 2007, ss UZEL, lter, (1992), erefeddin Sabuncuo lu, Cerahiyyetü'l-Haniyye, Türk Tarih Kurumu, Ankara VARDAR, Berke, (1998), Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlü ü, 2. baskı, ABC Kitabevi, stanbul. VAS L EV, Yuriy, (1995), Türkçe-Sahaca Sözlük, TDK Yay., Ankara. VOSSEN P. (1998) Eurowordnet: A multilingual database with lexical semantic Networks, Springer. WIERZBICKA, Anna, (1996), Semantics:Primes and Universals, Oxford University Press. YUDAH N, K. K., (1998), Kırgız Sözlü ü, Çev.: Abdullah Taymas, II Cilt, TDK Yay., 4.Baskı, Ankara. YÜCE, Nuri, (1993): Mukaddimetü l-edeb, Giri -Dil Özellikleri-Metin- ndeks, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları:535. Sözlükler ALTAYLI, Seyfettin, Azerbaycan Türkçesi Sözlü ü, (1994), 2 cilt, MEB Yayınları, stanbul. ATALAY, Besim (1992), Divanü Lûgat-it-Türk Tercemesi, 4 cilt, TDK Yayınları, Ankara ÇEBOTAR, Petr A., Kısa Gagauzca-Rusça Laflık, (1992), Komrat. Derleme Sözlü ü ( ), 11 cilt, TDK Yay. Ankara. Gagauzsko-Russko-Moldavskiy Slovar, (1973), Sovetskaya Entsiklopedia, Moskova. MAMMEDOV, H, Rusça-Latınca-Türkmence Anatomiya Sözlügi, (1998), Türkmenistan Sa lık Bakanlı ı. A gabat. Özbek Tilining zahlı Lûgatı, (1981), II Cilt, Moskova. TAVKUL, Ufuk (2000), Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlü ü, Türk Dil Kurumu TOPARLI, Recep, VURAL, Hanifi, KARAATLI, Recep, Kıpçak Türkçesi Sözlü ü, (2003), TDK Yay. Ankara. Türkçe Sözlük, (1998), TDK Yay., Ankara. XIII.Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmı Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlü ü ( ): VIII Cilt, 2. baskı, Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları. Romanlar ADIVAR, Halide Edib (2001), Akile Hanım Soka ı, Özgür Yayınları 421
454 ADIVAR, Halide Edib (1997), Ate ten Gömlek, Özgür Yayınları ADIVAR, Halide Edib (2001), Da a Çıkan Kurt, Özgür Yayınları ADIVAR, Halide Edib (1954), Döner Ayna, Ahmet Halit Ya aro lu Kitapçilik ve Kâ itçilik, stanbul ADIVAR, Halide Edib (1995), Handan, Atlas Kitabevi ADIVAR, Halide Edib (1991), Kenan Çobanları, Atlas Kitabevi ADIVAR, Halide Edib (1991), Raik'in Annesi, Atlas Kitabevi ADIVAR, Halide Edib (1926 / 1342), Seviye Talip, Orhaniye Matbaası ADIVAR, Halide Edib (1936), Sinekli Bakkal, Can Yayınları ABASIYANIK, Asit Faik (1952), Son Ku lar, Varlık Yayınları ABASIYANIK, Asit Faik (1987), Lüzumsuz Adam, Bilgi Yayınevi 422
455 Türkçe Özet Bu çalı mada, semantik ve sözlükbilimi teorisinin önemli bir unsuru olan meronim incelenmi tir. Yabancı ve Türk kaynaklarından yararlanarak Türk diline uygun bir meronimi teorisi ve tasnifi geli tirilmi tir. Teoriyi prati e dökmek için vücut organ adlarını örnek alarak Türk dilinin modern ve eski lehçelerine ait kaynaklarından yararlanarak bir corpus olu turulmu tur. Bu corpustaki kavram ve terimlerinin e zamanlı ve art zamanlı meronimik ili kileri hem organ adları kavram alanında hem de di er kavram alanlarında incelenmi ve ara tırılmı tır. ngilizce Özet This work examines meronimy as a semantic and lexicological concept and theory. A meronymic classification for Turkish language was developed based on foreign and Turkish sources. For practical application of developed classification a corpus was created based on body organ names in modern and ancient Turkish dialects. A practical application of our meronimic classification was made based on the terms and concepts in our corpus. 423
Türk Dilinde Meronimi: Organ Adları
T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERĐ VE EDEBĐYATLARI ANABĐLĐM DALI Türk Dilinde Meronimi: Organ Adları Doktora Tezi Nicolai TUFAR Ankara - 2010 T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ
TÜRK DĐLĐNDE MERONĐMĐ: Organ Adları
T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERĐ VE EDEBĐYATLARI ANABĐLĐM DALI TÜRK DĐLĐNDE MERONĐMĐ: Organ Adları Doktora Tezi Nicolai TUFAR Ankara - 2010 T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ
Türk Dilinde Meronimi
Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 4, Sayı 3 (Eylül 2007) Mak. #40, ss. 74-79 Telif Hakkı Ankara Üniversitesi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebîyatları
Bu doküman Kâtip Çelebi tarafından 1632 de yazılan ve İbrahim Müteferrika nın eklemeleri ile Matbaa-ı Amire de basılan Kitabı-ı Cihannüma nın
T.C. NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ. Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı İLGİLİ MAKAMA
Sayı : 10476336-100-E.531 29/01/2019 Konu : Ders İçerikleri-Çağdaş Türk Lehçerleri ve Edebiyatları Bölümü İLGİLİ MAKAMA Bu belge 5070 Elektronik İmza Kanununa uygun olarak imzalanmış olup, Fakültemiz Çağdaş
Doç.Dr. ENGİN ÇETİN ÖZGEÇMİŞ DOSYASI
Doç.Dr. ENGİN ÇETİN ÖZGEÇMİŞ DOSYASI KİŞİSEL BİLGİLER Doğum Yılı : Doğum Yeri : Sabit Telefon : Faks : E-Posta Adresi : Web Adresi : Posta Adresi : 1977 DÖRTYOL T: 32233860842443 3223387528 F: [email protected]
A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 49, ERZURUM 2013, 67-72
A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 49, ERZURUM 2013, 67-72 ŞEYYÂD HAMZA NIN YÛSUF U ZELİHÂ SINDA YANLIŞ ALGILANAN BİR KELİME ÜZERİNE In The Şeyyâd Hamza s Yûsuf u Zelihâ Incorrectly
ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ DÖRT YILLIK-SEKİZ YARIYILLIK DERS PROGRAMI
ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ DÖRT YILLIK-SEKİZ YARIYILLIK DERS PROGRAMI ZORUNLU DERSLER BİRİNCİ YIL BİRİNCİ YARIYIL 1 YDİ 101
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TDE 515 CUMHURİYET DÖNEMİ HİKAYE VE ROMANI Yarıyıl Kodu Adı T+U 1 TDE 515 Öğrenim Türü Örgün Öğretim Dersin Dili Türkçe Dersin Düzeyi Yüksek Lisans
DOÇ. DR. SERKAN ŞEN İN ESKİ UYGUR TÜRKÇESİ DERSLERİ ADLI ESERİ ÜZERİNE
DOÇ. DR. SERKAN ŞEN İN ESKİ UYGUR TÜRKÇESİ DERSLERİ ADLI ESERİ ÜZERİNE Kuban SEÇKİN 1. Doç. Dr. Serkan Şen in Öz Geçmişi 09.04.1976 Samsun doğumlu olan Şen, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili
Tablo 2: Doktora Programı Ortak Zorunlu-Seçmeli Dersler TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI DOKTORA PROGRAMI GÜZ YARIYILI
Tablo 2: Doktora Programı Ortak Zorunlu-Seçmeli Dersler TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI DOKTORA PROGRAMI GÜZ YARIYILI Ortak Zorunlu-Seçmeli Dersler Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı TDE 601 Divan Şiiri
Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri
Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ TDE729 1 3 + 0 6 Sosyal bilimlerle ilişkili
Eski Türkçe kı Ünlemi ve Bunun Anadolu Ağızlarındaki kı/gı Ünlemiyle Karşılaştırılması 1
Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 4, Sayı 2 (Haziran 2007) Mak. #25, ss. 146-151 Telif Hakkı Ankara Üniversitesi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları
Dieter MAUE (Bearb.) Alttürkische Handschriften. Teil 19: Dokumente in Brāhmī und
UÇAR, E. (2016). Dieter MAUE (Bearb.) Alttürkische Handschriften. Teil 19: Dokumente in Brahmi und tibetischer Schrift. Teil 2. Verzeichnis der Orientalischen Handschriften in Deutschland (VOHD). Uluslararası
ESKİ TÜRKÇE EŞ/HANIM KELİMESİ ÜZERİNE BAZI AÇIKLAMALAR *
Türkbilig, 2013/25: 129-133. ESKİ TÜRKÇE EŞ/HANIM KELİMESİ ÜZERİNE BAZI AÇIKLAMALAR * Peter ZIEME Çev.: Aybüke Betül KIYMAZ * Eski Türkçe kişi adlarının açıklanması ve toplanması, Turfandaki hukukî ve
HAKKIMIZDA. *TÜBİTAK/ULAKBİM-Sosyal Bilimler Veri Tabanı (2003 ten itibaren) *Modern Language Association of America (MLA) (2010 dan itibaren)
HAKKIMIZDA Tarih İncelemeleri si (TİD), Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü tarafından yayımlanan, 2009 yılı Temmuz ayından itibaren, uluslararası hakemli bir dergidir. İlk sayısı 1983 yılında
ESKİ TÜRKÇEDE KUŞ İSİMLERİ * ÖZET
- International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, p. 1237-1246, ANKARA-TURKEY ESKİ TÜRKÇEDE KUŞ İSİMLERİ * Serhat KÜÇÜK ** ÖZET Bu çalışmada, Eski Türkçedeki kuş
3. Emine Yılmaz Ceylan, Çuvaşça Çok Zamanlı Ses Bilgisi, TDK yay., 675, Ankara 1997.
Prof. Dr. Emine Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Eski Türk Dili KİTAPLAR 1. Türkmence Türkçe Sözlük, Haz. Talat Tekin, M. Ölmez, E. Ceylan (o, ö, p, r, s,
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü +90(312) ( )
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü +90(312) 310 32 80 (1295-1039) [email protected] İlgi Alanları Eski Türk Dili Eğitim Doktora Ankara Üniversitesi, Sosyal
İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 BÖLÜM 2
İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 ÖNSÖZ DİL NEDİR? / İsmet EMRE 1.Dil Nedir?... 1 2.Dilin Özellikleri.... 4 3.Günlük Dil ile Edebî Dil Arasındaki Benzerlik ve Farklılıklar... 5 3.1. Benzerlikler... 5 3.2. Farklılıklar...
KÖKTÜRK TÜRKÇESİNDEKİ BİR ÇİFT ÜNSÜZ İŞARETİ ÜZERİNE
KÖKTÜRK TÜRKÇESİNDEKİ BİR ÇİFT ÜNSÜZ İŞARETİ ÜZERİNE Özet Köktürk Türkçesinde bulunan ve çift ünsüz okutan bir işaret ( ) incelenmiş ve bu işaret için başka bir okuma teklifi getirilmiştir. Anahtar sözcükler:
PROF. DR. HÜLYA SAVRAN. [email protected]. 4. ÖĞRENİM DURUMU Derece Alan Üniversite Yıl Lisans
PROF. DR. HÜLYA SAVRAN ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı Hülya SAVRAN İletişim Bilgileri Adres Telefon Mail Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Bölümü 10145 Çağış Yerleşkesi / BALIKESİR 0 266 612 10 00
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÜZ DÖNEMİ PROGRAMI
I. SINIF / I. YARIYIL YDİ101 YDF101 Temel Yabancı Dil (İngilizce) Temel Yabancı Dil (Fransızca YDA101 Temel Yabancı Dil (Almanca) 4 0 4 4 1 ATA101 Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 2 0 2 2 1 TDİ101 Türk
Yüksek Lisans Öğretim Programı Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı
Yüksek Lisans Öğretim Programı Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Genel Bilgiler H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı; a. Türk Dili, b. Eski Türk Edebiyatı, c. Yeni Türk
Fırat Üniversitesi İNSANİ VE SOSYAL BİLİMLER FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI
Fırat Üniversitesi İNSANİ VE SOSYAL BİLİMLER FAKÜLTESİ ÇTL411 Karakalpak ve Nogay Türkçesi Yarıyıl Kodu Adı T+U 7 ÇTL411 Kredi AKTS 2 2 5 Dersin Dili Türkçe Dersin Düzeyi Fakülte Dersin Staj Durumu Yok
Güner, Galip, Kıpçak Türkçesi Grameri, Kesit Yayınları, İstanbul, 2013, 371 S.
Dil Araştırmaları Sayı: 12 Bahar 2013, 297-301 ss. Güner, Galip, Kıpçak Türkçesi Grameri, Kesit Yayınları, İstanbul, 2013, 371 S. Melike Uçar * 1 Kıpçak Türkçesi, XIX. yüzyıldan bu yana bilim adamları
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Lisans Ders İçerikleri 1.Yarıyıl
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Lisans Ders İçerikleri 1.Yarıyıl TDE 101 Retorik Bilgisi AKTS 5, KREDİ (3+0) 3 Söz sanatları, tür, şekil bilgilerini kavramak ve bu alanla ilgili terimler bilgisine sahip
KÖL TĐGĐN VE BĐLGE KAĞAN YAZITLARINDAKĐ AMGA (AMGI) KORGAN ÜZERĐNE
KÖL TĐGĐN VE BĐLGE KAĞAN YAZITLARINDAKĐ AMGA (AMGI) KORGAN ÜZERĐNE Erhan AYDIN ÖZET Bu yazıda Köl Tigin yazıtının kuzey yüzünün 8. satırı ile Bilge Kağan yazıtının doğu yüzünün 31. satırında geçen ve iki
DERSLER VE AKTS KREDİLERİ
DERSLER VE AKTS KREDİLERİ 1. Yarıyıl Ders Listesi TDP-101 TOPLUMSAL DUYARLILIK PROJESİ I Zorunlu 1+0 1 1 YDBI-101 İNGİLİZCE Zorunlu 2+0 2 2 TDE-155 KLASİK TÜRK EDEBİYATI TEMEL BİLGİLER-I Zorunlu 2+0 2
Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Cilt: 5 Sayı: 22 Volume: 5 Issue: 22 Yaz 2012 Summer 2012 www.sosyalarastirmalar.com Issn: 1307-9581 DĪVĀNÜ LUĠĀTİ
DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1
TÜRK MİTOLOJİSİNDE ÖNEMLİ RENKLER DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 RENKLER Türk mitolojisinde renklerin sembolik anlamları ilk olarak batılı Türkologların dikkatini çekmiş ve çalışmalarında bu hususa işaret etmişlerdir.
KURLUGAN KELİMESİNİN KÖKENİ ÜZERİNE
KURLUGAN KELİMESİNİN KÖKENİ ÜZERİNE Seyfullah TÜRKMEN ÖZ: Türkçenin söz varlığı tam olarak ele alınıp değerlendirilmiş değildir. Bu yazıda bir tıp terimi olan kurlugan kelimesi üzerinde durulmaktadır.
YAYIN DÜNYASINDAN. on yirmi yılda özelde Eski
West Old Turkic. Turkic Loanwords in Hungarian. Part 1: Introduction, A-K (618 s.), Part 2: L-Z, Conclusions, Apparatus. Turcologica 84, Harrassowitz Verlag 2011 Árpád Berta ve András Róna-Tas. PROF. DR.
ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık Sınıfı Dersleri. Dersin Türü. Kodu
ABANT İET BAYAL ÜNİVERİTEİ OYAL BİLİMLER ENTİTÜÜ Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık ınıfı Dersleri ANABİLİM DALI :Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı : Türk Dili Birinci Yarıyıl/First emester Dersi Adı T U
keçi Kelimesi DEMİRCİ, Ümit Özgür, Geyik Kitabı, Kitabevi Yayınları, s , İstanbul, *Ümit Özgür DEMİRCİ 1
DEMİRCİ, Ümit Özgür, Geyik Kitabı, Kitabevi Yayınları, s. 273-280, İstanbul, 2013. keçi Kelimesi *Ümit Özgür DEMİRCİ 1 Eski Türkçede ėçkü şeklindeki kelime, ilk defa Harezm Türkçesinde keçi şeklinde karşımıza
-59- AMRA - VE TÜREVLERİ ÜZERİNE
-59- AMRA - VE TÜREVLERİ ÜZERİNE Ümit Özgür DEMİRCİ, Düzce Üniversitesi, [email protected] Aysun SOYER, Düzce Üniversitesi, [email protected] Özet Eski Uygur lehçesinde sevmek; sevdalanmak
DĠL ve KONUġMA GELĠġĠMĠ DESTEK EĞĠTĠM SETĠ KULLANMA KILAVUZU (15 ünite ve 30 kategori)
DĠL ve KONUġMA GELĠġĠMĠ DESTEK EĞĠTĠM SETĠ KULLANMA KILAVUZU (15 ünite ve 30 kategori) Set, toplam 15 alt ünite ve 30 kategoriden oluşmaktadır. Her sette ortalama 90 ile 120 arasında kart bulunmaktadır.
Murat Elmalı. Daśakarmapathāvadānamālā, Giriş-Metin- Çeviri-Notlar-Dizin, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2016, ss. 612, ISBN:
JOTS, 1/1, 2017: 219-223 Murat Elmalı. Daśakarmapathāvadānamālā, Giriş-Metin- Çeviri-Notlar-Dizin, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara 2016, ss. 612, ISBN: 978-975-16-3217-3 Z e y n e p B A Y A R Ege University
EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 10. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ
AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR 1. Edebiyat tarihinin incelediği konuları açıklar. 2. Edebî eserlerin yazıldığı dönemi temsil eden belge olma niteliğini sorgular 3. Uygarlık tarihiyle edebiyat
Kasai,Yukiyo (2008), Die uigurischen buddhistischen Kolophone, Berliner Turfantexte XXVI, Brepols, Turnhout-Belgium, 387, ISBN 978-2-503-52802-1.
Dil Araştırmaları Sayı: 11 Güz 2012, 212-217 ss. Kasai,Yukiyo (2008), Die uigurischen buddhistischen Kolophone, Berliner Turfantexte XXVI, Brepols, Turnhout-Belgium, 387, ISBN 978-2-503-52802-1. Hayriye
OSMANİYE AĞZINDA KULLANILAN FİİLDEN AD TÜRETEN gel EKİ ÜZERİNE Yrd. Doç. Dr. Mustafa TANÇ
OSMANİYE AĞZINDA KULLANILAN FİİLDEN AD TÜRETEN gel EKİ ÜZERİNE Yrd. Doç. Dr. Mustafa TANÇ Özet Ağızlar bir dilin ölçünlü dilden ayrılan konuşma biçimleridir. Ölçünlü dilden farklı olarak ses bilgisi, şekil
DEDE KORKUT KİTABI NDA tur- FİİLİ
DEDE KORKUT KİTABI NDA tur- FİİLİ Ali AKAR * ÖZET Batı Oğuzcasının en önemli ortak metinlerinden sayılan Dede Korkut Kitabı, pek çok yönüyle Türk dili, edebiyatı ve kültürünün kaynak kitabı olma özelliğine
KİTÂBİYAT KARAHAN, AKARTÜRK (2013), DÎVÂNU LUGATİ T-TÜRK E GÖRE XI. YÜZYIL TÜRK LEHÇE BİLGİSİ, TDK YAY., ANKARA.
KİTÂBİYAT KARAHAN, AKARTÜRK (2013), DÎVÂNU LUGATİ T-TÜRK E GÖRE XI. YÜZYIL TÜRK LEHÇE BİLGİSİ, TDK YAY., ANKARA. 11. yüzyılda yaşamış olan büyük dil bilgini Kâşgarlı Mahmut Dîvânu Lugati t-türk adlı eserini
DİL VE EDEBİYAT TÜRKLER VE TÜRKÇE DÜNYADA TÜRKÇE ÖĞRETİMİ
T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI TÜRKİYE KÜLTÜR PORTALI PROJESİ DİL VE EDEBİYAT TÜRKLER VE TÜRKÇE DÜNYADA TÜRKÇE ÖĞRETİMİ Prof. Dr. Ahmet MERMER EKİM - 2009 ANKARA 1. 4. Dünyada Türkçe Öğretimi Anahtar
Eski Uygurcada Yeterlik Kipi -gali bol- mu yoksa -gali bul- mu?
2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Dil Araştırmaları Sayı: 14 Bahar 2014, 55-61 Dîvânü ss. Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli midir? Eski Uygurcada Yeterlik Kipi -gali
ESKİ UYGURCA SÖZLÜKLERİN HAZIRLANMASINDA DİZİNLİ ÇALIŞMALARIN ROLÜ
ESKİ UYGURCA SÖZLÜKLERİN HAZIRLANMASINDA DİZİNLİ ÇALIŞMALARIN ROLÜ Hüseyin YILDIZ 1 Özet Mevcut Eski Uygurca sözlükler arasında ilk olarak Manichaica ve Uigurica serilerinin sözlük kısımları gösterilse
İçindekiler Şekiller Listesi
1 İçindekiler 1.GĠRĠġ 3 2. Mekânsal Sentez ve Analiz ÇalıĢmaları... 4 3. Konsept....5 4. Stratejiler.....6 5.1/1000 Koruma Amaçlı Ġmar Planı.....7 6.1/500 Vaziyet Planı Sokak Tasarımı....7 7.1/200 Özel
YAPI ve DEPREM MÜHENDİSLİĞİNDE MATRİS YÖNTEMLER. Prof. Dr. Hikmet Hüseyin ÇATAL. Prof. Dr. Hikmet Hüseyin ÇATAL. (III. Baskı)
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ YAYINLARI NO:294 YAPI ve DEPREM MÜHENDİSLİĞİNDE MATRİS YÖNTEMLER YAPI ve DEPREM MÜHENDİSLİĞİNDE MATRİS YÖNTEMLER (III. Baskı) Prof. Dr. Hikmet Hüseyin ÇATAL
Tasarım Psikolojisi (SEÇ356) Ders Detayları
Tasarım Psikolojisi (SEÇ356) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Uygulama Laboratuar Kredi AKTS Saati Saati Saati Tasarım Psikolojisi SEÇ356 Seçmeli 2 0 0 2 5 Ön Koşul Ders(ler)i Dersin Dili
ÜNİTE TÜRK DİLİ - I İÇİNDEKİLER HEDEFLER TÜRKÇENİN KİMLİK BİLGİLERİ
HEDEFLER İÇİNDEKİLER TÜRKÇENİN KİMLİK BİLGİLERİ Türk Dilinin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri Türk Dilinin Gelişmesi ve Tarihî Devreleri TÜRK DİLİ - I Bu üniteyi çalıştıktan sonra; Türk dilinin dünya dilleri
Türk Dili I El Kitabı
Türk Dili I El Kitabı Editörler Osman Gündüz Osman Mert Yazarlar Sıddık Bakır Yasin Mahmut Yakar Osman Mert Kürşad Çağrı Bozkırlı Erhan Durukan Nurşat Biçer Oğuzhan Yılmaz M. Abdullah Arslan Osman Gündüz
Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım
Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR 1. İletişim 2. İnsan, İletişim ve Dil 3. Dil Kültür İlişkisi DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 1. Dillerin Sınıflandırılması
I. BÖLÜM I. DİL. xiii
I. BÖLÜM I. DİL DİL NEDİR?... 1 İNSAN HAYATINDA DİLİN ÖNEMİ... 3 ÇOCUĞUN İNSAN OLMA SÜRECİNDE DİLİN ÖNEMİ... 5 ANA DİLİNİN ÖNEMİ... 6 DİL VE DÜŞÜNCE... 7 DİL, SEMBOL VE İŞARET İLİŞKİSİ... 12 DİL, KÜLTÜREL
SȖDȂN SEYAHȂTNȂMESİ: METİN VE İNCELEME
T.C. FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI SȖDȂN SEYAHȂTNȂMESİ: METİN VE İNCELEME Khalid Khater Mohemed Ali 130101036 TEZ DANIŞMANI Prof.
BU KALEM UN(UFAK)* SEL YAYINCILIK. Enis Batur un yayınevimizdeki kitapları:
BU KALEM UN(UFAK)* Enis Batur un yayınevimizdeki kitapları: 60 mm Dizüstü Meşkler ve İçcep Meşkleri Elma / Örgü Teknikleri Üzerine Bir Roman Denemesi Bu Kalem - Bukalemun Bu Kalem - Melûn Bu Kalem - Un(Ufak)
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : TÜRK DİLİ TARİHİ II Ders No : 0020110014 Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 3 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili Öğretim
KLASİK MANTIK (ARİSTO MANTIĞI)
KLASİK MANTIK (ARİSTO MANTIĞI) A. KAVRAM Varlıkların zihindeki tasarımı kavram olarak ifade edilir. Ağaç, kuş, çiçek, insan tek tek varlıkların tasarımıyla ortaya çıkmış kavramlardır. Kavramlar genel olduklarından
BİLİNÇLİ ELEKTRİK TÜKETİMİ KONULU WEB SAYFASI
BİLİNÇLİ ELEKTRİK TÜKETİMİ KONULU WEB SAYFASI HAZIRLAYANLAR 4C SINIFINDAN YAĞMUR ÇEVİK KAAN FANUSÇU ÖZGÜR ARDA ÖNDER BEGÜM ÖNSAL EREN ERTAŞ AYŞENAZ İPEK PROJE DANIŞMANI ASLI ÇAKIR 2009 Ç NDEK LER 1. Giri...
YENGEÇ SÖZCÜĞÜNÜN ETİMOLOJİSİ ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Süleyman Kaan YALÇIN *
Tarih Okulu Dergisi (TOD) Journal of History School (JOHS) Ağustos 2018 Agust 2018 Yıl 11, Sayı XXXV, ss. 396-405. Year 11, Issue XXXV, pp. 396-405. DOI No: http://dx.doi.org/10.14225/joh1384 Geliş Tarihi:
A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 53, ERZURUM 2015, 149-153. TÜRK DİLİNDE BİR GEÇMİŞ ZAMAN EKİ -çi
A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 53, ERZURUM 2015, 149-153 TÜRK DİLİNDE BİR GEÇMİŞ ZAMAN EKİ -çi Özet Türk Dilinde birbirinden farklı kaynaklara dayanan ve farklı işlevleri taşıyan
1.Temel Kavramlar 2. ÆÍlemler
1.Temel Kavramlar Abaküs Nedir... 7 Abaküsün Tarihçesi... 9 Abaküsün Faydaları... 12 Abaküsü Tanıyalım... 13 Abaküste Rakamların Gösterili i... 18 Abaküste Parmak Hareketlerinin Gösterili i... 19 2. lemler
ken Türkçe de ulaç kuran bir ektir. Bu çal ma konumuzu seçerken iki amac m z vard. Bunlardan birincisi bu konuyu seçmemize sebep olan yabanc ö
G R ken Türkçe de ulaç kuran bir ektir. Bu çal ma konumuzu seçerken iki amac m z vard. Bunlardan birincisi bu konuyu seçmemize sebep olan yabanc ö rencilerin Türkçe ö renirken yapt anla malardan dolay,
Irk Bitig de falcılık
1 Kültür tarihimizde gizli diller ve şifreler. Ed. Emine Gürsoy Naskali-Erdal Şahin. Đstanbul, 2008. 359-368. Irk Bitig de falcılık Ceval Kaya Giriş Tanıtım Eserin kaynağı Eserin dili Eserdeki fal sistemi
OĞUZ KAĞAN DESTANI METİN-AKTARMA-NOTLAR-DİZİN-TIPKIBASIM
Uygur Harfli OĞUZ KAĞAN DESTANI METİN-AKTARMA-NOTLAR-DİZİN-TIPKIBASIM FERRUH AĞCA Ankara / 2016 TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ YAYINLARI Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 2016. Türk Kültürünü Araştırma
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ DERS PLANI
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ DERS PLANI 1. SINIF - I. YARIYIL TDE 101 OSMANLI TÜRKÇESİ I 4 0 4 TDE 103 TÜRKİYE TÜRKÇESİ GRAMERİ I 2 0 2 TDE 109 ESKİ TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞ I 2 0 2 TDE 111 YENİ TÜRK EDEBİYATINA
ET-TUHFETÜ Z-ZEKİYYE Fİ L-LUGATİ T TÜRKİYYE ÜZERİNE BİR TÜRKMEN YAYINI
... ET-TUHFETÜ Z-ZEKİYYE Fİ L-LUGATİ T TÜRKİYYE ÜZERİNE BİR TÜRKMEN YAYINI,ةفحتلا,الزكية فياللغة ةيكرتلا التركية ةغللايف ةيكزلا التحفة Çarıýew, Guwanç (2005), Türkmen Diline Nepis Sowgat Aşgabad: Miras,
RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK ÜZERİNE
A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 51, ERZURUM 2014, 471-475 RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK ÜZERİNE ABOUT RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK Ahmet DEMİRTAŞ * Resim 1: Kitaba ait kapak görüntüsü Çizmecilik /
ORTA ASYA (ANONİM) KURAN TERCÜMESİ ÜZERİNDE ÖZBEKİSTAN DA YAPILMIŞ BİR İNCELEME. ТУРКИЙ ТAФСИР (XII-XII acp) *
- International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, p.981-986, TURKEY ORTA ASYA (ANONİM) KURAN TERCÜMESİ ÜZERİNDE ÖZBEKİSTAN DA YAPILMIŞ BİR İNCELEME ТУРКИЙ ТAФСИР
DERS PLANI DEĞİŞİKLİK SEBEBİNİ İLGİLİ SÜTUNDA İŞARETLEYİNİZ "X" 1.YARIYIL 1.YARIYIL 2.YARIYIL 2.YARIYIL. Kodu Adı Z/S T+U AKTS Birleşti
2011-2012 DERS PLANI DEĞİŞİKLİK SEBEBİNİ İLGİLİ SÜTUNDA İŞARETLEYİNİZ "X" YENİ DERS PLANI** 1.YARIYIL 1.YARIYIL Birleşti ATA 101 ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ I Z 2+0 2 X X X X ATA 101 ile ATA 102
Ara tırma Yöntem ve Teknikleri. Ay e Cabi
Ara tırma Yöntem ve Teknikleri Ay e Cabi Bilim Nedir? Evreni anlama ve açıklama gayretlerinin tümüdür Soru sormakla ba lar Gerçe i anlama etkinlikleridir Organize edilmi bilgiler toplulu udur Metodik ve
ORTA TÜRKÇEDE ZIRH, KALKAN ANLAMI TAŞIYAN BAZI SÖZCÜKLER
ORTA TÜRKÇEDE ZIRH, KALKAN ANLAMI TAŞIYAN BAZI SÖZCÜKLER ÖZET Ersin TERES Bu makalede Orta Türkçe döneminde zırh ve kalkan anlamı taşıyan bazı sözcükler üzerinde durulacaktır. Savaşta bedeni korumaya yarayan
ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ
ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ a. 14.Yüzyıl Orta Asya Sahası Türk Edebiyatı ( Harezm Sahası ve Kıpçak Sahası ) b. 14.Yüzyılda Doğu Türkçesi ile Yazılmış Yazarı Bilinmeyen Eserler c.
BÖLÜM 1 Nitel Araştırmayı Anlamak Nitel Bir Araştırmacı Gibi Düşünmek Nicel Araştırmaya Dayalı Nitel Bir Araştırma Yürütme...
İÇİNDEKİLER Ön söz... xiii Amaç... xiii Okuyucu Kitle... xiv Kitabı Tanıyalım... xiv Yazım Özellikleri... xv Teşekkür... xvi İnternet Kaynakları... xvi Çevirenin Sunuşu... xvii Yazar Hakkında... xix Çeviren
KİTAP İNCELEMESİ. Matematiksel Kavram Yanılgıları ve Çözüm Önerileri. Tamer KUTLUCA 1. Editörler. Mehmet Fatih ÖZMANTAR Erhan BİNGÖLBALİ Hatice AKKOÇ
Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 18 (2012) 287-291 287 KİTAP İNCELEMESİ Matematiksel Kavram Yanılgıları ve Çözüm Önerileri Editörler Mehmet Fatih ÖZMANTAR Erhan BİNGÖLBALİ Hatice
İÇİNDEKİLER SUNUŞ 9 ÖNSÖZ 11 GİRİŞ 13
İÇİNDEKİLER SUNUŞ 9 ÖNSÖZ 11 GİRİŞ 13 I. KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE TARİHSEL SÜREÇ 15 1. Toplam Kalite Yönetimi'nin Tarihçesi 15 2. TKY Nedir? 17 3. Toplam Kalite Yönetimi ile İlgili Yanlış Düşünceler 19 4.
Yrd. Doç. Dr. Gülşah VARDAR HAMAMCIOĞLU Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Hukuk Anabilim Dalı
Yrd. Doç. Dr. Gülşah VARDAR HAMAMCIOĞLU Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Hukuk Anabilim Dalı Ar. Gör. Gülşah Sinem AYDIN Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medenî Hukuk Anabilim Dalı EŞYA
Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Ortak Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri
Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Ortak Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri 1. Yıl Ders Planı Türkiye Türkçesi ETO703 1 2 + 1 8 Türk dilinin kaynağı, gelişimi; Türkiye Türkçesinin diğer dil ve lehçelerle
Danışman: Prof. Dr. H.Ömer KARPUZ
ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: Ahmet AKÇATAŞ Doğum Tarihi: 22 Şubat 1970 Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edeb. Öğr. Selçuk Üniversitesi 1992 Y.
Dünyadaki milletlerin temel yapısını aile kurumu teşkil eder. Her aile üyesi için de farklı
TÜRKİYE NİN KOCAELİ BÖLGESİ ve KIRGIZİSTAN IN BÖLGELERİ ÖRNEĞİNDE AKRABALIK TERİMLERİNE MUKAYESELİ BİR BAKIŞ Negizbek ŞABDANALİYEV* Giriş Dünyadaki milletlerin temel yapısını aile kurumu teşkil eder. Her
KUTADGU BİLİG DE GEÇEN SİMİŞ KELİMESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER NOTES ON SİMİŞ AT KUTADGU BİLİG
- International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, p. 467-472, TURKEY KUTADGU BİLİG DE GEÇEN SİMİŞ KELİMESİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER ÖZET Galip GÜNER * 1069/1070 yıllarında
ÖZEL EGE LKÖ RET M OKULU DO RULARIN DANSI HAZIRLAYAN: YANKI TURGUT DANI MAN Ö RETMEN: AY EGÜL GÜRKAN
ÖZEL EGE LKÖ RET M OKULU DO RULARIN DANSI HAZIRLAYAN: YANKI TURGUT DANI MAN Ö RETMEN: AY EGÜL GÜRKAN zmir,2009 1 TE EKKÜR Bu projede eme i geçen danı man ö retmenim Ay egül Gürkan a, sunum hazırlamamda
İslam da İhya ve Reform, çev: Fehrullah Terkan, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2006.
Faz lur Rah man: 21 Ey lül 1919 da Pa kis tan n Ha za ra şeh rin de doğ du. İlk öğ re ni mi ni Pa kis tan da Ders-i Niza mî ola rak bi li nen ge le nek sel med re se eği ti mi şek lin de biz zat ken di
Anahtar kelimeler: küskü, köskü, küsgi, Ardahan ağzı, Eski Türkçe, on iki hayvanlı takvim.
-60- ARDAHAN AĞZINDAKİ ARKAİK BİR KELİME ÜZERİNE Ümit Özgür DEMİRCİ, Düzce Üniversitesi, [email protected] Özet Bir dilin daha önceki dönemlerinde yazıya geçirilmiş; fakat daha sonra kullanımdan
İngilizce Öğretmenlerinin Bilgisayar Beceri, Kullanım ve Pedagojik İçerik Bilgi Özdeğerlendirmeleri: e-inset NET. Betül Arap 1 Fidel Çakmak 2
İngilizce Öğretmenlerinin Bilgisayar Beceri, Kullanım ve Pedagojik İçerik Bilgi Özdeğerlendirmeleri: e-inset NET DOI= 10.17556/jef.54455 Betül Arap 1 Fidel Çakmak 2 Genişletilmiş Özet Giriş Son yıllarda
DR. MUSTAFA SARI, TÜRKÇEDE ART ZAMANLI DEĞİŞMELER (YÜZ HADİS YÜZ HİKÂYE ÖRNEĞİ), PEGEMA YAYINCILIK, ANKARA 2007, 358 S.
- International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/1 Winter 2013, p.2951-2955, ANKARA-TURKEY DR. MUSTAFA SARI, TÜRKÇEDE ART ZAMANLI DEĞİŞMELER (YÜZ HADİS
Ç.Ü. GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ İÇ MİMARLIK BÖLÜMÜ 2015-2016 GÜZ YARIYILI İÇM 401-402 PROJE 5 & DİPLOMA PROJESİ
Ç.Ü. GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ İÇ MİMARLIK BÖLÜMÜ 2015-2016 GÜZ YARIYILI İÇM 401-402 PROJE 5 & DİPLOMA PROJESİ KONU: GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ TASARIM STÜDYOSU YER: ESKİ BAHÇE KAFE YERLEŞKESİ /KAMPÜS 1.
ÖĞRENME FAALĠYETĠ 7. 7. GELĠġMĠġ ÖZELLĠKLER
ÖĞRENME FAALĠYETĠ 7 AMAÇ ÖĞRENME FAALĠYETĠ 7 Bu faaliyette verilen bilgiler ile hazırlamıģ olduğunuz belgeye uygun baģvuruları (Ġçindekiler Tablosu, Dipnot/sonnot, Ģekil tablosu, resim yazısı vb.) hatasız
Karahanlı Eserlerindeki Söz Varlığı Hakkında
Akademik İncelemeler Cilt:3 Sayı:1 Yıl:2008 Karahanlı Eserlerindeki Söz Varlığı Hakkında Emek Üşenmez 1 [email protected] ÖZET Karahanlı Türkçesi Türk dilinin önemli devrelerinden birisini oluşturmaktadır.
Türkçe dönemleri ve Türk yazı dilinin tarihi gelişimiyle birlikte Türkçenin değişim çizgisini takip edeceğiz.
ÖZET : Bu bölümde, Türk dilinin tarihi dönemlerinden Orta Türkçe, Yeni Türkçe ve Modern Türkçe dönemleri ve Türk yazı dilinin tarihi gelişimiyle birlikte Türkçenin değişim çizgisini takip edeceğiz. TÜRK
İngilizce İletişim Becerileri II (ENG 102) Ders Detayları
İngilizce İletişim Becerileri II (ENG 102) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS İngilizce İletişim Becerileri II ENG 102 Bahar 2 2 0 3 4 Ön Koşul
T.C. KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ TEZ YAZIM KURALLARI
T.C. KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ TEZ YAZIM KURALLARI Yazı Karakteri Tezde 12 punto Times New Roman yazı biçimi kullanılır. Tezde kullanılan yazı karakteri
(TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.)
(TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.) Adı Soyadı (Unvanı) Akartürk Karahan (Yrd.Doç.Dr.) Doktora: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009 E-posta: (kurum/özel) [email protected] Web sayfası
Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi Online Thematic Journal of Turkic Studies
ACTA TURCICA Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi Online Thematic Journal of Turkic Studies www.actaturcica.com Yıl V, Sayı 2, Temmuz 2013 Kültürümüzde Yemin, Editörler: Emine Gürsoy Naskali, Hilal Oytun
Sayın Bakanım, Sayın Rektörlerimiz ve Değerli Katılımcılar,
Sayın Bakanım, Sayın Rektörlerimiz ve Değerli Katılımcılar, Orman ve Su İşleri Bakanımız Sn. Veysel Eroğlu nun katılımları ile gerçekleştiriyor olacağımız toplantımıza katılımlarınız için teşekkür ediyor,
ÖZEL EGE L SES. HAZIRLAYAN Ö RENC LER: Tayanç HASANZADE Ahmet Rasim KARSLIO LU. DANI MAN Ö RETMEN: Mesut ESEN Dr. ule GÜRKAN
ÖZEL EGE L SES BAZI ISKARTA BALIKLARIN (Isparoz, Hani) ETLER NDEN ALTERNAT F GÜBRE YAPIMI VE UYGULANAB L RL HAZIRLAYAN Ö RENC LER: Tayanç HASANZADE Ahmet Rasim KARSLIO LU DANI MAN Ö RETMEN: Mesut ESEN
İLK YARDIMIN TEMEL UYGULAMALARI...1
İÇİNDEKİLER Bölüm I: İLK YARDIMIN TEMEL UYGULAMALARI...1 A. İLK YARDIM İLE İLGİLİ KAVRAMLAR...1 1. İlk Yardım ve Acil Bakımın Özellikleri...2 B. KORUMA...12 1. Olay Yerinin Değerlendirilmesi...12 2. Olay
KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ BATI DİLLLERİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ
KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ BATI DİLLLERİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ Ders Planı - AKTS Kredileri T: Teorik (saat/hafta) U: Uygulama (saat/hafta) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemi 1. Yarıyıl
TORK VE DENGE BÖLÜM 8 MODEL SORU - 1 DEKİ SORULARIN ÇÖZÜMLERİ. 4. Kuvvetlerin O noktasına
BÖÜM 8 R VE DEE MDE SRU - 1 DEİ SRUARI ÇÖZÜMERİ 1 1 yönü (+), yönü ( ) alınırsa kuvvetlerin noktasına torkları, x = d d = d olur evha 1 yönünde, d lik torkla döner d d 1 d 4 uvvetlerin noktasına göre torkların
Öğretim Üyesinin Adı: Yrd. Doç. Dr. Milena Yordanova
Öğretim Üyesinin Adı: Yrd. Doç. Dr. Milena Yordanova AKTS: 13+8* Dersin Adı: Uygulamalı Türk Dili 1 [email protected] Dersin Yılı: 1 Dersin Yarıyılı: 1 (kış dönemi) En az Orta seviyede (Avrupa
DERS TANIMLAMA FORMU / Hakas Türkçesi. ARIKOĞLU E. (2007) Hakas Türkçesi, Türk Lehçeleri Temel Ders Kitabı
Dersin Kodu ve Adı DERS TANIMLAMA FORMU 1060041 / Hakas Türkçesi Dersin Yarıyılı 1 Dersin Katalog Tanımı (İçeriği) Hakas Türkçesin ses ve şekil özelliklerini öğrenme ARIKOĞLU E. (2007) Hakas Türkçesi,
