Sayı: 7 Güz 2010 Ankara

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Sayı: 7 Güz 2010 Ankara"

Transkript

1 ... Sayı: 7 Güz 2010 Ankara 1

2 ... Dil Araştırmaları/Language Studies Uluslararası Hakemli Dergi ISSN: Sayı: 7 Güz 2010 Sahibi/Owner Avrasya Yazarlar Birliği adına Yakup DELİÖMEROĞLU Yayın Yönetmeni/Editor Prof. Dr. Ahmet Bican ERCİLASUN Sorumlu Yazı İşleri Müdürü/Editorial Director Doç. Dr. Ekrem ARIKOĞLU Yayın Danışma Kurulu/Editorial Advisory Board Prof. Dr. Şükrü Halûk AKALIN Prof. Dr. Mustafa ARGUNŞAH Prof. Dr. Sema BARUTÇU ÖZÖNDER Prof. Dr. Ahmet BURAN Prof. Dr. İsmet CEMİLOĞLU Prof. Dr. Hülya KASAPOĞLU ÇENGEL Prof. Dr. Nurettin DEMİR Prof. Dr. Hayati DEVELİ Prof. Dr. Musa DUMAN Prof. Dr. Tuncer GÜLENSOY Prof. Dr. Gürer GÜLSEVİN Prof. Dr. Ayşe İLKER Prof. Dr. Günay KARAAĞAÇ Prof. Dr. Leylâ KARAHAN Prof. Dr. Metin KARAÖRS Prof. Dr. Yakup KARASOY Prof. Dr. Ceval KAYA Prof. Dr. M. Fatih KİRİŞÇİOĞLU Prof. Dr. Zeynep KORKMAZ Prof. Dr. Mehmet ÖLMEZ Prof. Dr. Mustafa ÖNER Prof. Dr. Mustafa ÖZKAN Prof. Dr. Nevzat ÖZKAN Prof. Dr. Çetin PEKACAR Prof. Dr. Osman Fikri SERTKAYA Prof. Dr. Vahit TÜRK Doç. Dr. Cengiz ALYILMAZ Doç. Dr. İsmail DOĞAN Doç. Dr. Bilgehan Atsız GÖKDAĞ Doç. Dr. Zühal YÜKSEL Yrd. Doç. Dr. Ferhat TAMİR Yazı Kurulu/Executive Board Yrd. Doç. Dr. Dilek ERGÖNENÇ AKBABA Yrd. Doç. Dr. Gülcan ÇOLAK BOSTANCI Yrd. Doç. Dr. Figen GÜNER DİLEK Yrd. Doç. Dr. Feyzi ERSOY Yrd. Doç. Dr. Habibe YAZICI ERSOY Yrd. Doç. Dr. Yavuz KARTALLIOĞLU Yrd. Doç. Dr. Veli Savaş YELOK Dr. Hakan AKÇA Dr. Hüseyin YILDIRIM Düzelti/Redaction Ekrem ARIKOĞLU Hüseyin YILDIZ İngilizce Danışmanı/English Language Consultant Yrd. Doç. Dr. Cemal ÇAKIR Web sayfası sorumluları/web page designers Hüseyin YILDIZ B. Yavuz PEKACAR Yönetim Merkezi/Management Center Hacettepe Mahallesi Hamamönü Sk. No: 24 Altındağ/ANKARA İletişim Bilgileri/Correspondence Address Doç. Dr. Ekrem ARIKOĞLU - Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Teknikokullar / ANKARA Tel: e-posta: [email protected] web sayfası: Abonelik/Subscription Fiyatı: 10 TL Yurt içi Yıllık Abone Bedeli: 20 TL T.C. Ziraat Bankası Başkent Şubesi Şube Kodu:1683 Hesap No: Posta Çeki Hesabı: Avrasya Yazarlar Birliği No: e-posta: [email protected] Yayın Türü/Type of publication 6 aylık, yerel süreli Tasarım/Design by İbrahim Sağlam Baskı/Printed by Sage Matbaacılık Tel: Dil Araştımaları, EBSCO Publishing tarafından taranmaktadır. 2

3 ... BU SAYININ HAKEMLERİ Prof. Dr. Efrasiyap Gemalmaz Prof. Dr. Tuncer Gülensoy Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun Prof. Dr. Leylâ Karahan Prof. Dr. Ahmet Buran Prof. Dr. Mustafa Öner Doç. Dr. Ekrem Arıkoğlu Doç. Dr. Zühal Yüksel Doç. Dr. Hatice Şirin User Doç. Dr. Ercan Alkaya Yrd. Doç. Dr. Habibe Yazıcı Ersoy Yrd. Doç. Dr. Yavuz Kartallıoğlu 3

4 ... Dil Araştırmaları ndan, Dil Araştırmaları nın dördüncü sayısına ulaşmış bulunuyoruz. Dergimizin meslektaşlar arasında ilgi görmesi bize şevk veriyor. Bu ilginin devam etmesini diliyoruz. Dergiyi ulaştıramadığımız meslektaşlarımız lütfen bizimle temas kursunlar. Bu sayıda yer alan Kazakçaya Ait İlk Fonetik İzler adlı makale, Dîvânü Lügati t-türk, Codex Cumanicus ve Mısır Memlük sahası sözlük ve gramerlerinde bugünkü Kazakçaya ait fonetik izlerin peşine düşüyor. Genel Kıpçak özellikleri arasında doğrudan Kazakçaya ait fonetik özelliklerin bulunup bulunmadığını araştırıyor. Leylâ Karahan ın incelemesi Türk toponimisine yeni bir katkı olarak değerlendirilebilir. Tülay Çulha nın Karayca Sekirme Yoraları hem seğirname araştırmaları hem de Karayca için önemli veriler barındırıyor. İş yeri adlarıyla ilgili saha araştırmasına dayanan yazı konuya yeni bir yaklaşımdır. Hiç kelimesiyle ilgili ortak çalışma da işlevsel bir yaklaşımı yansıtıyor. Şahru Pilten in Türkmenceyle ilgili incelemesi, Türkmencedeki sıfat-fiilleri zaman çizgisindeki yerine oturtmasıyla önem taşıyor. Nihal Çalışkan ın çalışması ise, dilde metafor yoluyla Cemil Meriç in dünyasına girmeye çalışıyor. Seyfullah Türkmen de atasözü ve deyimlerde bulunan kişi adlarının kullanım sebepleri üzerinde duruyor. Dergide yer alan üç çevirinin de meslektaşlarımızın dikkatini çekeceğini sanıyoruz. Her sayıda olduğu gibi bu sayıda da kitaplarla ilgili değerlendirme, tenkit ve tanıtmalar var. Hem dil çalışanlarının eserlerini değerlendirmek hem de alanımızda bir tenkit ortamı oluşturmak bakımından bu bölümün faydalı olduğuna inanıyoruz. Dördüncü sayımızla sizlere yeniden merhaba diyoruz. Ahmet B. Ercilasun 4

5 ... Makaleler/ Articles 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Cengiz Alyılmaz 9-59 Bömbögör Yazıtı: Bir Türk Kunçuyunun Mezar Taşı Hatice Şirin User İçindekiler Contents Sayı: 7 Güz 2010 Trabzon Ağızlarında Bir Fiil Kullanımı A. Mevhibe Coşar Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Hatice Parlak Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi Semra Alyılmaz Dil Bilgisi Yöntemlerinden Yer Düzeni ve Türkçede Yer Düzeni Yönteminin Kullanımı Murat Ceritoğlu Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi Einar Haugen Çev.: Caner Kerimoğlu

6 ... Değerlendirme ve Tanıtmalar/ Reviews Prof. Dr. Mertol TULUM, Osmanlı Türkçesine Giriş, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2009, xii+626 s., ISBN: Yavuz Kartallıoğlu İçindekiler Contents Muna Yüceol Özözen, de- Fiilinin Grameri, Karahan Kitabevi, Adana 2009, 247 s., ISBN Habibe Yazıcı Ersoy Sayı: 7 Güz 2010 Özlem Deniz YILMAZ, 2009, Türkiye Türkçesinde Eylemsi, TDK Yay., Ankara, 202 s. ISBN İbrahim Atabey Prof. Dr. Osman F. Sertkaya nın Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli Midir? Veya Kâşgarlı Mahmud un Dîvânü Lügati t- Türk ünde Yabancı Dillerden Kelimeler Başlıklı Makalesi Üzerine Ekrem Arıkoğlu 6

7 ... Makaleler Articles 7

8 ... 8

9 Dil Araştırmaları Sayı: 7 Güz 2010, 9-59 ss Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Cengiz Alyılmaz *1 Özet: Moğolistan Cumhuriyeti Arhangaí İli Nalaíh İlçesi sınırları içinde yer alan Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Türk dili, Türk tarihi, Türk kültür ve Uygarlığı açısından büyük önem taşır. Köl Tigin ve Bilge Kağan anıt mezar külliyelerinin ve yazıtlarının da içinde bulunduğu Höşöö Tsaídam Bölgesi, II. (Kök)türk Kağanlığı döneminin pek çok anıt mezar külliyesini de üzerinde barındırmaktadır. Makalede hem Höşöö Tsaídam Bölgesi ndeki ve Orhun Vadisi ndeki eski Türk kültür ve uygarlık eserlerinin 2010 yılındaki durumları ortaya konulmakta; hem de buralarda Türkler, Moğollar ve Almanlar tarafından yapılan çalışmalar dikkatlere sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Höşöö Tsaídam Bölgesi, Orhun Vadisi, müze, anıt mezarlar, yazıtlar, arkeolojik kazılar Khoshoo Tsaídam Area and Orkhon Valley as of 2010 Abstract: Khoshoo Tsaídam Area and the Orkhon Valley, which lie within Nalaíh County, Arhangaí Province of Mongolia, is highly important in terms of Turkish language, Turkish history, Turkish culture and civilization. Khoshoo Tsaídam Area, the home for the Köl Tigin and the Bilge Kagan mausoleum complexes, contains many other mausoleum complexes from the 2 nd (Kök)türk Kaganate era as well. In this paper, present state of the age old works of Turkish culture and civilization in the Khoshoo Tsaídam Area, as of 2010 is revealed; while the works carried out in the vicinity by the Turkish, Mongolian and German teams are offered to the readers notice. Key Words: Khoshoo Tsaídam Area, Orkhon Valley, museum, mausoleums, inscriptions, archeologic diggings * Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü 9

10 Cengiz Alyılmaz 1. Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Önemi: Moğolistan Cumhuriyeti Arhangaí İli Nalaíh İlçesi sınırları içinde kalan Höşöö Tsaídam 1 Bölgesi hem Köl Tigin ve Bilge Kağan anıt mezar külliyelerini ve yazıtlarını hem de II. (Kök)türk Kağanlığı dönemine ait pek çok anonim anıt mezar külliyesini üzerinde barındırmaktadır. Bölgenin doğusunda Höşöö Tsaídam Gölü, batısında tarihî Türk başkenti Karabalgasun, kuzeyinde Hutag Dağları 2 güneyinde ise, tarihî Moğol başkenti Karakurum yer alır. Bölgenin kuzeyindeki dağlarda ve tepelerde bulunan Saka, Hun, Avar, (Kök)türk, Uygur, Kırgız dönemlerine ait kurganlar, mezarlar ve oboolar (Alyılmaz, 2003) bölgenin tarihin her döneminde Türkler tarafından kutsal sayılan mekânlardan biri olduğunu göstermektedir. İpek Yolunun kollarından birinin bu bölgeden geçmesi (Alyılmaz, 2003; Müller, 2006); (Kök)türk Kağanlığı anıt mezar külliyelerinin bilinçli bir şekilde burada inşa edilmeleri; (Kök)türk harfli en büyük ve en kapsamlı yazıtların buraya dikilmiş olmaları Höşöö Tsaídam Bölgesi nin Türk tarihi, dili, kültürü ve uygarlığı açısından önemini açık bir şekilde gözler önüne sermektedir. Höşöö Tsaídam Bölgesi üzerinde barındırdığı eşsiz kültürel varlıklar sebebiyle Moğolistan Cumhuriyeti tarafından SİT alanı olarak ilan edilip koruma altına alınmış; UNESCO tarafından da 2004 yılında Dünya Kültür Mirası listesine kaydedilmiştir. 2. Höşöö Tsaídam Bölgesi ndeki Anıt Mezar Külliyeleri: Höşöö Tsaídam, II. (Kök)türk Kağanlığı döneminin kağanlarına, kumandanlarına, hanedan mensuplarına ait birçok anıt mezarı üzerinde barındırır. Bu anıt mezarlardan erkeklere ait olanlar balballı, kadınlara ait olanlar ise, balbalsız dır. Bölgede Köl Tigin ve Bilge Kağan anıt mezar külliyeleri dışında bugün için (3 ünün yeri bizzat tarafımdan tespit edilen 3 ) 8 anıt mezar külliyesi bulunmaktadır. 1 Höşöö Tsaídam (Koçho Tsaídam / Koçho Tsaydam / Koşo Çaydam / Koşo Saydam) sözcük grubu Moğolca da Anıt Vadisi / Anıtlı Vadi anlamına gelmektedir. Kavram işaretinin bünyesindeki höşöö (anıt) sözcüğü, üzerinde eski Türk anıtlarının / yazıtlarının bulunduğu başka yer adlarında da geçmektedir. Töv Aymag a bağlı Delgerhaan Sum un Höşööntal (Anıt Ovası) Bölgesi nde bulunan (1560 m, E N) ve Köl İç Çor (Külü Çor) yazıtını üzerinde barındıran İh Höşööt de bunlar arasında yer alır. Büyük Anıtlar anlamına gelen sözcük grubu, Köl İç Çor yazıtının İh Höşööt Yazıtı (Büyük Anıtlar [Bölgesi] Yazıtı) şeklinde adlandırılmasına da kaynaklık etmiştir. 2 Kökü Türkçe kut kavram işaretine dayanan hutag (<hut+ag <kut+ag < kut+[l]ag < kut+lug) sözcüğü, Moğolca da kutlu, kutsal anlamlarında kullanılmaktadır. Höşöö Tsaídam Bölgesi nin kuzeyindeki dağlara Hutag Uul (Kutlu Dağ(lar), Kutsal Dağ(lar)) adının verilmesinin temelinde ise Türk yaşayış ve inanış sistemi içinde ayrı bir yere ve öneme sahip olan hem dağ kültü hem de atalar kültü yatmaktadır. Nitekim Hutag Uul daki Saka, Hun, Avar, (Kök)türk, Uygur, Kırgız dönemlerine ait kurganlar, mezarlar ve oboolar da bunun kanıtı gibidir. Hutag Uul (Kutlu Dağ(lar), Kutsal Dağ(lar)) kelime grubunda geçen hutag (kutlu, kutsal) sözcüğü, bıçak anlamına gelen hutga (okunuşu: hutag) sözcüğüyle karıştırılmış; söz konusu dağların adı da yapılan çalışmalarda yanlış olarak Bıçak Dağları şeklinde yer almıştır (Çay, 2005, ). Oysa hutag sözcüğü Moğollar arasında bugün de toplumun ileri gelenleri için (özellikle de Budist din adamları için) de yüce, ulu, büyük, kutsal anlamlarında sıfat olarak kullanılmaktadır (Tsanjid, 2004, 326). 3 Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi Jeodezi ve Fotogrametri Ekibi nin 2001 yılında hazırladığı raporda yeni bulunan anonim mezar külliyeleri ile ilgili şu bilgilere yer verilmektedir: Anonim yılındaki arazi çalışmalarında 10

11 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Orhun Bölgesi Anıt Mezar Alanları Höşöö Tsaídam bölgesinin tamamının jeofizik incelemeleri yapıldığında hem (Kök)türk dönemine ait başka anıt mezar külliyelerinin hem de ahaliye ait mezarların ortaya çıkartılacağı muhakkaktır. Bilge Kağan Yolu nun yapımı sırasında ortaya çıkan mezarlar da bunun açık göstergesidir. 4 Tayfun Çay tarafından; Anonim-4, Anonim- 6 ve Anonim yılındaki çalışmaları sırasında Cengiz Alyılmaz tarafından; Anonim-5 de 2000 yılındaki arazi çalışmalarında İbrahim Yılmaz tarafından tespit edilmiştir (Çay Yakar Yılmaz Karabörk Serevja, 2003). 4 Bu mezarlardan en ilgi çekici olanı hiç kuşkusuz ki içinde birden fazla insan iskeletinin bulunduğu toplu mezar olmuştur. 11

12 Cengiz Alyılmaz Höşöö Tsaídam daki anıt mezar külliyelerinin bulundukları yerlerin koordinatları şöyledir: 1 Köl Tigin anıt mezar külliyesi 2 Bilge Kağan anıt mezar külliyesi 3 Köktürk dönemi anıt mezar külliyesi (Anonim I) 4 Köktürk dönemi anıt mezar külliyesi (Anonim II) 5 Köktürk dönemi anıt mezar külliyesi (Anonim III) 6 Köktürk dönemi anıt mezar külliyesi (Anonim IV) 7 Köktürk dönemi anıt mezar külliyesi (Anonim V) 8 Köktürk dönemi anıt mezar külliyesi (Anonim VI) 9 Köktürk dönemi anıt mezar külliyesi (Anonim VII) 10 Köktürk dönemi anıt mezar külliyesi (Anonim VIII: Bilge Kağan anıt mezar külliyesindeki anonim mezar) 1373 m, 48T , UTM m, 48T , UTM m, 48T , UTM m, 48T , UTM m, 48T , UTM m, 48T , UTM m, 48T , UTM m, 48T , UTM m, 48T , UTM m, 48T , UTM yılında Türkiye Cumhuriyeti ve Moğolistan Cumhuriyeti arasında başlatılan görüşmeler ve imzalanan anlaşmalar sonucunda 1997 yılında Köl Tigin, Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk yazıtlarının korunması, bu yazıtların da 12

13 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi içinde bulundukları anıt mezar külliyelerinin düzenlenip içlerindeki eserlerin restorasyonu ve konservasyanlarının yapılması hedeflenmiştir. Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) kontrolünde 2003 yılına kadar sürdürülen çalışmalar sonucunda Köl Tigin, Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk yazıtlarının epigrafik belgelemeleri gerçekleştirilmiş; Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları Höşöö Tsaídam Bölgesi nde TİKA tarafından yaptırılan müzeye taşınmıştır. Bilge Tonyukuk yazıtları ise dikildikleri günden bu yana açık alanda bütün olumsuz koşullara rağmen var olma mücadelesini sürdürmektedir yılları arasında TİKA koordinatörlüğünde yapılan çalışmalarda hem Höşöö Tsaídam Bölgesi ndeki hem de Baín Tsokto Bölgesi ndeki anıt mezar külliyelerinin jeofizik, jeodezi ve fotogrametrik incelemeleri tamamlanmıştır. Ancak bu bilimsel araştırma, inceleme, tarama ve belgelemeler yalnızca Höşöö Tsaídam ve Baín Tsokto bölgelerinde yerleri önceden bilinen / belirlenen külliyelerde gerçekleştirilmiş; söz konusu bölgelerin tamamında kapsamlı bir jeofizik, jeodezi ve fotogrametrik araştırma ve inceleme yapılamamıştır. Bunda çalışma süresinin azlığının, ekipman ve eleman yetersizliğinin yanında konuyla ilgili kimselerin (özellikle yöneticilerin) bölgenin önemi hakkında yeterince bilgiye sahip olmamalarının da rolü büyüktür. Höşöö Tsaídam Bölgesi nde jeofizik, jeodezi ve fotogrametrik araştırma ve incelemeleri tamamlanan üç anonim anıt mezar külliyesinde kazılar yapılmış; yapılan kazılarda Türk kültür ve uygarlığı, Türk tarihi açısından büyük önem taşıyan son derece kıymetli buluntular (altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış sorguç, ritüel kaplar, heykelcikler, takı, süs ve kullanım eşyaları) ortaya çıkartılmıştır (Sertkaya-Alyılmaz-Battulga, 2001; Alyılmaz, 2005). Yapılan kazılarda tıpkı buluntular gibi gün yüzü gören başka kültür ve uygarlık eserleri de (anıt mezar külliyelerinin sunak masalarına ait işlemeli, süslemeli lahitler) olmuştur. Üzerlerinde Türk yaşayış ve inanışına, Türk mitolojisine ait sembolleri ve tasvirleri barındıran bu eşsiz kültür ve uygarlık eserlerinin kazı sonrasında belgelemeleri yapılmış; acil koruma gerektirenleri için koruma önlemleri alınmış; kapalı mekâna taşınmalarına Türk-Moğol Bilim Heyeti nde görev yapan Moğol bilim adamları izin vermemiş; bu nedenle de üzerleri tekrar kapatılmıştır yılı çalışma döneminin ardından Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi nden ayrıldıktan sonra hem Moğolistan daki hem de Türk dünyasındaki çalışmalarımıza (ekipten ayrılan birkaç arkadaşımla birlikte) kendi imkânlarımızla ve üniversitelerimizin bizlere sağladığı küçük bütçeli 5 Bu eserler 2003 yılı çalışmalarından sonra ( yıllar arasında) TİKA tarafından görevlendirilen kişi / kişiler tarafından Moğol meslektaşlarına bile haber verilmeden orijinal yerlerinden çıkartılıp DMK binasının önündeki açık alana taşınmıştır. 13

14 Cengiz Alyılmaz projelerle sürdürmeye devam ettik. Gürcistan da, Kırgızistan da, Kazakistan da, Azerbaycan da ve Nahçıvan bölgesinde, Çin de ve Avrupa nın birçok ülkesinde projelerimizi sürdürürken Moğolistan dan da uzak durmadık. Her yıl ya ekip hâlinde giderek ya da ekipten bir arkadaşımızı Moğolistan a göndererek bir yandan planladığımız yarım kalan çalışmalarımızı gerçekleştirdik; diğer yandan da bölgede yabancı bilim heyetleri ve TİKA koordinasyonunda yapılan çalışmaları yakından takip etme fırsatı bulduk. Moğolistan da Türk anıt ve yazıtlarıyla ilgili çalışmalarımız sonucunda elde ettiğimiz bilgi, bulgu ve belgeleri raporlar, makaleler, bildiriler ve kitaplar 6 hâlinde yayımlayıp hem bilim çevrelerini hem de ilgili kurum ve kuruluşların yetkililerini yapmaları gerekenler hususunda bilgilendirmeye çalıştık. Bunları Moğolistan daki Ata mirası Türk kültür varlıklarına olan ilgimizin ve sevgimizin yanında mesleğimizin bizlere yüklediği sorumluluğun da gereği olarak yaptık. 3. Höşöö Tsaídam Bölgesi nde Türkiye Cumhuriyeti Tarafından Gerçekleştirilen Çalışmalar 3.1. Bilge Kağan Karayolu 1995 yılında dönemin Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, içinde seçkin bilim adamlarının da bulunduğu bir heyetle 7 Moğolistan daki Türk yazıtlarını ziyaret ettikten sonra yazıtların bulunduğu bölgeyi herhangi bir yerleşim birimine bağlayan karayolunun olmadığını öğrenir. Demirel, bunun üzerine Moğolistan Cumhuriyeti yetkililerine Höşöö Tsaídam - Karakurum arasında Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından yol yapılacağı sözünü verir. Ancak söz konusu karayolunun yapımı uzun yıllar ( ) gerçekleştirilemez; tarihinde yapımına başlanır 8 ve 5 Ekim 2008 tarihinde de 9 iki ülke başbakanlarının katılımıyla hizmete açılır. 6 Osman F. Sertkaya ve Tsendiyn Battulga ile birlikte hazırladığımız Moğolistandaki Türk Anıtları Projesi Albümü (Ankara, 2001, TİKA Yay.) adlı eser dışında bugüne kadar hiçbir kitabımız bir devlet kuruluşu tarafından yayımlanmamış ve yayın için de destek görmemiştir. Bütün olumsuzluklara rağmen ekibimiz tarafından alandaki bilim insanlarının özgün ve alana katkılı diye nitelendirdikleri eserler vücuda getirilmiştir. Bunlardan bir kısmı için bk. Alyılmaz; 2005; Alyılmaz, 2007; Mert, Türkiye Cumhuriyeti nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Eylül 1995 te Tonyukuk, Bilge Kağan ve Köl Tigin anıtlarını ziyaret etti. Bu, Köl Tigin bengü taşının dikilişinden 1263 yıl sonra bir Türk başkanı tarafından gerçekleştirilen ilk ziyaretti ve ziyarette Moğolistan Devlet Başkanı da vardı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel in heyetinde Reşat Genç, Oluş Arık, Ahmet B. Ercilasun, Yusuf Halaçoğlu, Osman F. Sertkaya, [Tuncer Gülensoy] gibi bilim adamları ve gazeteciler de bulunuyordu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel in gezisi tesirini gösterdi ve 1996 Aralığında Türkiye Cumhuriyeti ile Moğolistan Cumhuriyeti arasında Teknik İşbirliği Anlaşması imzalandı. Anlaşma 1997 Nisanında, beş yıllık çalışma programını içine alan bir protokolla somutlaştırıldı. Protokol TİKA ile Moğolistan Aydınlanma Bakanlığı arasında imzalanmıştı yazında çalışmalar başladı. Oluş Arık başkanlığındaki ilk heyet 15 Haziran ile 24 Temmuz arasında bölgeye giderek ön hazırlıkları yaptı (Ercilasun, 2005, ). Türk-Moğol Bilim Heyeti çalışmalara fiili olarak 1997 yılında başlamış olsa da, projeyle ilgili ilk çalışmalara 1993 yılında TİKA bünyesinde Mehmet Saray, Fatma Sema Barutçu-Özönder ve Saadettin Gömeç ten oluşan bilim heyeti tarafından başlanmış ve konuyla ilgili hazırlanan rapor IX. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel e Moğolistan Cumhuriyeti gezisi öncesinde takdim edilmiştir (Sertkaya Alyılmaz Battulga, 2001, XXI). 8 Söz verildiği hâlde bir türlü gerçekleştirilemeyen Höşöö Tsaídam Bölgesi ndeki yolun daha sonra yapılması hususunda dönemin Karayolları Genel Müdürü Hicabi Ece nin de katkıları büyüktür. 9 Merkezi Ankara da bulunan Uluanak İnş.Ltd.Şti nin USD ihale bedeli ile yapımını üstlendiği yolun 14

15 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Adı Türk ve Moğol yetkililer tarafından Bilge Kağan Karayolu konulan 46 km lik yolun yapımında kalitesiz malzemenin kullanıldığı; dar ve standartlara uygun olmadığı; bu sebeple de sık sık kazaların meydana geldiği Moğollar tarafından iddia edilmektedir. Ancak bütün iddialara rağmen Bilge Kağan Karayolu, hem Höşöö Tsaídam daki yazıtlarla Karakurum arasındaki hem de Moğolistan ın turistik mekânlarından Ogiy Gölü ve dinlenme tesisleriyle Karakurum arasındaki tek ulaşım güzergâhıdır ve Türkiye nin de bölgedeki varlığının, gücünün göstergesidir. 10 Bilge Kağan Karayolu ndan Bir Görüntü 3.2. Orhun Müzesi 11 Köl Tigin, Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk yazıtlarını ve yazıtların bulundukları bölgelerde diğer taşınabilir durumdaki eski Türk kültür ve uygarlığına ait eserleri korumak maksadıyla TİKA tarafından 1998 yılında biri Höşöö Tsaídam Bölgesi nde (1378 m, 48T , UTM ) diğeri ise, tarihleri arasında tamamlanması hedeflenmiş; söz konusu firmanın işi vaktinde tamamlayamaması yüzünden açılış ancak 5 Ekim 2008 tarihinde gerçekleştirilebilmiştir. 10 Bilge Kağan Karayolu nun yapımını gerçekleştiren Türkiye Cumhuriyeti ne jest olarak, ekonomisi her geçen gün daha da düzelen ve güçlenen kardeş Moğolistan Cumhuriyeti de 12 kilometrelik Bilge Tonyukuk Karayolu nu yapmalı; Baín Tsokto Bölgesi ni de SİT alanı olarak ilan edip koruma altına almalıdır. 11 Müzenin adının Türk Kültür ve Uygarlığı Müzesi olması gerektiği düşüncesini taşıdığımızdan alelacele verilmiş Orhun Müzesi adını yazımızda tırnak işareti içinde ( Orhun Müzesi ) göstereceğiz. 15

16 Cengiz Alyılmaz Baín Tsokto Bölgesi nde (1528 m, 48T , UTM ) iki DMK (depomüze-kazıevi) binası yaptırılmış; bunlardan Höşöö Tsaídam Bölgesi ndekine 2008 yılında eklemeler yapılarak müzeye dönüştürülmüştür. Açılışı tarihinde çok sayıda bakan, milletvekili ve bürokratın katılımıyla yapılan müzenin adı TİKA yetkilileri tarafından Orhun Müzesi olarak konulmuş ve tabelası Türkiye den getirilip açılışta binanın giriş kapısının sağ tarafına yerleştirilmiştir. Müze, açılışı yapıldıktan bir iki ay sonra da imzalanan bir protokolle Moğolistan Cumhuriyeti ne devredilmiştir. Orhun Müzesi ni hem yapım aşamasında hem de tamamlandıktan sonra görüp inceleme imkânı bulduk. Müze ile ilgili görüşlerimizi maddeler hâlinde sıralamak yapılması gerekenlerin daha iyi anlaşılmasına vesile olacaktır. Höşöö Tsaídam daki DMK Binasının Müzeye Dönüştürülmeden Önceki Görüntüsü (2000 Yılı) Orhun Müzesi nin Doğudan Görüntüsü 16

17 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Müzenin Yapıldığı Yer Moğolistan daki eski Türk kültür ve uygarlık eserlerini korumak ve sergilemek için yapılacak müzenin yeri bugün için her türlü koruma önleminden yoksun durumdaki Höşöö Tsaídam değil; Ulaanbaatar olmalıydı. Külliyelerdeki yazıtlar ve diğer eserler de orijinal yerlerinde en gelişmiş teknolojik materyaller kullanılarak inşa edilmiş akıllı mimari yapılar içinde korunmalıydı. 12 Orhun Müzesi yle ilgili olarak kendileriyle görüştüğümüz Moğol yetkililer yaklaşık bir yıldır ilanla Höşöö Tsaídam daki müzeye müdür aradıklarını; müzenin yerleşim birimlerine uzaklığı sebebiyle de bugüne kadar hiçbir müracaatın yapılmadığını; aynı sorunun teknik personelin temininde de yaşandığını kaydettiler Müzenin Mimarî Yapısı ve Özellikleri Müzeler içlerinde barındırdıkları eserler kadar mimari yapılarıyla da ziyaretçilerine mesaj veren önemli mekânlardır. Bu sebeple de müze binalarının onları vücuda getirenlerin yaşayışlarını, inanışlarını, estetik anlayışlarını da yansıtmalarına azamî ölçüde dikkat edilir. Dünyadaki meşhur müzeler (Anadolu Medeniyetleri Müzesi (Ankara), British Museum (Londra), Ermitaj Müzesi (Leningrad), Gety Müzesi (California), Kraliyet Müzesi (Brüksel), Louvre Müzesi (Paris), Millî Tarih Müzesi (Bakü), Pergamon Müzesi (Hamburg), Topkapı Sarayı Müzesi (İstanbul), Türk ve İslam Eserleri Müzesi (İstanbul), Ulusal Arkeoloji Müzesi (Atina), Ulusal Müze (Tokyo), Vatikan Müzesi (Roma), Yasak Şehir / Saray Müzesi / Gugong (Pekin) ) ait oldukları ülkelerin âdeta vitrini gibidirler. Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin gücünü ve imajını yansıtmaktan uzak durumdaki Orhun Müzesi nin mimari yapısı Türk yaşayış ve inanışından da izler taşımamaktadır. Çünkü müzenin esas itibarıyla Çin mimarisini yansıttığı; mimariye ait her türlü ayrıntıda da ya Çin yaşayış ve inanışına ait figürlerin ya da Moğol damgalarının kullanıldığı görülmektedir. Müzenin Çatı Kısmına Yerleştirilen Çin Ejderi nin Görüntüsü 12 Yerinde korumanın en güzel örneklerinden birini Çin halk Cumhuriyeti Uygur Özerk Bölgesi sınırları içindeki tarihî Uygur başkentlerinden Beş Balık ta bulunan çok katlı Budist Tapınak taki (620 m, E N) uygulama oluşturmaktadır. 17

18 Cengiz Alyılmaz Müzenin Çatı Kısmına Yerleştirilen Çin Ejderi nin Görüntüsü 13 Türkiye Cumhuriyeti tarafından DMK binasını müzeye çevirmek için ( Orhun Müzesi ni vücuda getirmek için) ABD doları 14 ; müzeye dönüştürme işlemi tamamlandıktan sonra da içinin düzenlenmesi için de ABD doları harcanmıştır. Ancak DMK binasının müzeye dönüştürülmesi sırasında kullanılan malzemenin kalitesizliği yüzünden bina duvarlarında çatlaklar; çatıda, kapılarda, aydınlatma için kullanılan lambalarda ve döşemelerde de ciddî anlamda kırılma, dökülme ve bozulmalar meydana gelmiştir. 13 Bu ve benzer görüntüler, müze binasının yapımında kullanılan malzemenin kalitesinin ve işçiliğinin ne kadar kötü olduğunu da ortaya koyar niteliktedir. 14 Konuyla ilgili olarak projeye teknik destek ve danışmanlık hizmeti veren Emay Uluslararası Mühendislik Müşavirlik ve Ticaret Limited Şirketi (International Engineering Consulting and Trade Co. Ltd) nin internet sitesinde şunlar kayıtlıdır: İşin Adı: Orhun Vadisi nde Bulunan Depo Müze - Kazıevinin Müze Hâline Dönüştürülmesi ve Açık Mekânda Yapılacak Yeniden Canlandırma Çalışmaları, Elektrik Hattı Çekilmesi ve Su Kuyusu Açılarak Binaya Gerekli Bağlantıların Yapılması İnşaatı Kontrollük ve Danışmanlık Hizmeti Yeri: Moğolistan İşin Sahibi: TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı) Müteahhit: Orchir-tu Sözleşme Yılı: 2007 Tanımı: Orhun Anıtları için mevcut yapıların Depo Müze - Kazıevinin Müze Hâline Dönüştürülmesi işlerinin yapım işi ,- ABD dolarına mal olmuştur. Bu projede müze çelik-betonarme yapısı iç ve dışı kısmen bu kültüre özgü ince inşaat malzemeleri kullanılarak tamamlanmıştır. Yaklaşık 1080 m 2 kapalı alana oturmakta olan müzenin dışında bu kompleksin ihtiva ettiği çevre düzenlemesi, çevre duvarı, su kuyusu, elektrik hattı, çevre aydınlatması ve otoparkın yanı sıra Bilge Kağan ve Kültigin açık kazı alanları külliyeleri çevrelenmiş olarak mevcuttur. ( asp/referans2_tr.asp) 18

19 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Müze Binasının Dışındaki Aydınlatma Lambalarından Bir Kısmının Bugünkü Durumu Müzenin Çatı Kısmına Yerleştirilen Baş Kısmı Kırılmış Çin Ejderi nin Görüntüsü 19

20 Cengiz Alyılmaz Müze Duvarlarındaki Çatlakları Gösteren Bir Görüntü Yapımının Üzerinden Bir Yıl Geçmeden Bozulup Dökülen Döşemelerin Görüntüsü 20

21 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Müzenin Giriş Kapısının Önündeki Döşemelerin Görüntüsü 28 Temmuz 2010 tarihinde konuyla ilgili olarak kendileriyle görüştüğümüz Türkiye Cumhuriyeti Ulaanbaatar Büyükelçiliği yetkilileri de TİKA Moğolistan Temsilciliği yetkilileri de müzenin Moğolistan Cumhuriyeti yetkili makamlarına devredildiğini, bu aşamadan sonra Türk tarafının bir şey yapmasının doğru olmayacağını ifade etmişlerdir Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi kapsamında 20 Haziran 05 Temmuz 1998 tarihleri arasında Orhun yazıtlarının epigrafik belgelemelerini gerçekleştirirken DMK binalarının yapımına yeni başlanmıştı. Bu binalardan yapımına başlanan ilk binanın (Baín Tsokto Bölgesi ndekinin) temel atma çalışmalarını yerinde takip edip planını incelemiş; konuyla ilgili hazırladığım raporu da TİKA ya, Türkiye Cumhuriyeti Ulaanbaatar Büyükelçiliği ne ve Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi Sekreterliği ne birer nüsha hâlinde sunmuştum. Anılan bu makamların en yetkili kişilerini yapılacak müzelerin nitelikleri hususunda şifahî olarak da bilgilendirmiştim. DMK binalarıyla ilgili görüşlerim (ilgili kurumlar ve birimler tarafından bugüne kadar yayımlanmayan) Orhun Yazıtlarının Yazıt Bilimi Açısından Belgelenmesi-1998 (Rapor II) başlıklı raporumda da şu satırlarla yer almıştı: Yapımı süren inşaatın depo inşaatı mı yoksa müze inşaatı mı olduğu doğrusu henüz kesinlik kazanmış değildir. Yetkililerden edinmiş olduğum bilgiler Moğol tarafının müze yapımına izin vermedikleri, dolayısıyla buranın depo olarak yapıldığı yönündedir. Eğer yapımı devam eden bina depo olarak kullanılacaksa bunun için söylenecek bir şey yoktur. Ancak bu bina müze olarak düşünülüyorsa ileride birçok bakımdan problem doğuracağı muhakkaktır. Zira yapımı süren binanın alanı (12.25 X m) oldukça küçüktür. Çünkü Bilge Tonyukuk anıt mezar külliyesi yalnızca iki yazılı taştan ibaret değildir. Külliyeye ait her biri Türk kültür ve uygarlığı açısından yazıtlar kadar önem taşıyan diğer kültür ve sanat eserleri de (heykeller, balballar, lahitler, kaideler, döşemeler, künkler, tuğlalar vs.) yapılacak olan müzede mutlaka yerlerini almalıdır. Bu sebeple yapılacak müzelerin bütün bu eserler göz önünde bulundurularak inşa edilmesi gerekir. Aksi takdirde yazıtlar dışında kalan kültür ve sanat eserleri, yazıtların da yerlerinden kaldırılmasıyla tamamen yok olup gidecektir. Söz konusu müzelerle ilgili projelerin gözden geçirilip kapasitelerinin artırılması / alanlarının genişletilmesi / ilavelerin yapılması gerekir yılında yazmış olduğum raporlar, vermiş olduğum bilgiler, yapmış olduğum uyarılar dikkate alınmış olsaydı Türkiye Cumhuriyeti yıl sonra yalnızca bir bina için bina bedelinin en az 4-5 katını ödeyerek müzeye çevirmek zorunda kalmayacak; bugün yaşanan problemler de yaşanmayacaktı. Müze ile ilgili bugünlerde yapmış olduğumuz uyarılar dikkate alınmadığı takdirde gelecekte bunun bedelini çok daha büyük ücretlerle ödeyeceğimiz kesindir. 21

22 Cengiz Alyılmaz Müzenin Adı Müzenin adının Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri tarafından Orhun Müzesi olarak konulması Moğolistan Cumhuriyeti nin yetkili makamlarında rahatsızlık yaratmış; bu durumu hem T.C. Ulaanbaatar Büyükelçiliği ne hem de TİKA Moğolistan Temsilciliği ne bildirmişlerdir. Konuyla ilgili olarak kendileriyle bizzat görüştüğüm yetkililer durumu Ankara ile görüştüklerini ve haber beklediklerini, Ankara dan gelecek habere göre hareket edeceklerini belirttiler. Müzenin Adını Gösteren Tabela yılları arasında yapımı sürekli gündemde olan ve adı Türk- Moğol Bilim Heyeti ve iki ülke devlet yetkilileri tarafından Türk Kültür ve Uygarlığı Müzesi olarak kararlaştırılan müzenin adının Türk tarafınca Orhun Müzesi olarak değiştirilmesi; bunun da Moğol tarafınca kabul görülmeyip Höşöö Tsaídam Müzesi olarak değiştirilmek istenmesi ilgi çekicidir. Moğolistan da önemli miktarda para harcanarak yapılan yola, müzeye, parklara, okullara, kamu kurum ve kuruluşlarına yapılan teknik destek ve yardımlara, içme suyu projelerine, açılan su kuyularına, aydınlatılan sokaklara, kurulan kan bankasına, hastanelerde yapılan tamirat ve tadilatlara, verilen hizmet içi eğitimlere dahası kökleri binlerce yıl ötesine dayanan kardeşliğe ve birlikteliğe rağmen Moğollar müzenin adının Türk Kültür ve Uygarlığı Müzesi olmasını akıllarına bile getirmiyorlarsa, Orhun Müzesi ne dahi karşı çıkıyorlarsa, Türkler e ve Türkiye ye eski sevgi ve yakınlığı duymuyorlarsa bir şeylerin ters gittiği veya yanlış yapıldığı muhakkaktır. Moğolistan, dünya tarihinde adı Moğollar kadar Türklerle özdeşleşmiş coğrafyalardan biridir. Türk devlet ve topluluklarının ortaya çıktığına inanılan bu coğrafyada Saka, Hun, Avar, (Kök)türk, Uygur, Kırgız, Karluk vd. dönemlerinin birbirinin devamı niteliğindeki eşsiz kültür ve uygarlık eserleri (mezarlar, kurganlar, 22

23 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi heykeller, balballar, şehir kalıntıları, süs ve kullanım eşyaları, petroglifler, yazıtlar, dikili ve damgalı taşlar ) bulunmaktadır. Türk Kültür ve Uygarlığı Müzesi söz konusu dönemlerin hepsine ait kaybolma ve yok olma riski bulunan taşınabilir durumdaki eserlerin korunup sergilendiği bir müze olmalıdır. Müzenin İç Kısmından Bir Görüntü Moğolistan daki eski Türk dönemi eserlerinin yalnızca (Kök)türk döneminde vücuda getirildiğini; bu yüzden de açılan müzede yalnızca (Kök) türk dönemine ait eserlerin korunması gerektiğini düşünmek, Sakalar ın, Hunlar ın, Avarlar ın, Uygurlar ın, Kırgızlar ın, Karluklar ın Türkler le olan kök, köken, soy birliğini, kültürel bağını hiçe saymak, göz ardı etmek iyi niyetle bağdaşmadığı gibi; hiç bir bilimsel yöntem ve teknikle de izah edilemez Müzedeki Kültür ve Uygarlık Eserleri Bilge Kağan Yazıtı ve Kaplumbağa Şeklindeki Kaidesi Bilge Kağan Yazıtı, Orhun Müzesi yapılmadan önce (henüz DMK binası hâlinde iken) bulunduğu anıt mezar külliyesinde parçalanmış durumda iken 2000 yılının Ağustos ayında Türk-Moğol Bilim Heyeti tarafından koruma önlemleri uygulanarak söz konusu binaya taşınmıştır. Bilge Kağan yazıtının beş büyük parçası 2001 yılının Ağustos ayında da yapıştırılarak bina içinde yapılan yeni kaidesine özenle yerleştirilmiştir (Alyılmaz, 2005, ). Yazıta ait küçük parçaların yazıttaki yerlerine yerleştirilmeleri bir sonraki çalışma 23

24 Cengiz Alyılmaz dönemine bırakılmış, ancak bu işlem bugüne kadar gerçekleşmemiştir. 16 Bilge Kağan yazıtına ait beyaz iri dişli granitten yapılmış kaplumbağa şeklindeki kaide de bulunduğu anıt mezar külliyesinden alınarak 2002 yılında DMK binasına taşınmıştır. Hâlen Orhun Müzesi nde sergilenen kaplumbağa kaideye ziyaretçiler büyük ilgi göstermekte ve üst tarafındaki boşluğa (yazıtın pabuç kısmının geçtiği yere) adak amacıyla para, şeker vb. koymaktadırlar. Bilge Kağan Yazıtına Ait Kaplumbağa Kaidenin Müzedeki Görüntüsü Bilge Kağan Anıt Mezar Külliyesinden Getirilen Diğer Eserler Orhun Müzesi nde Bilge Kağan anıt mezar külliyesinden getirilmiş 2 koç heykeli, 2 insan heykeli ve 1 aslan heykeli bulunmaktadır. Bilge Kağan a ve eşine ait olduğu düşünülen 2 heykel de 2001 yılında DMK binasına taşınmış; ancak bu eserler akıl almaz bir şekilde buradan alınarak Moğolistan Millî Tarih Müzesi ne götürülmüştür. Bilge Kağan anıt mezar külliyesinde Türk-Moğol Bilim Heyeti tarafından tarihlerinde yapılan kazıda ortaya çıkarılan 2500 civarındaki 17 altın, gümüş ve değerli taşlardan oluşan süs ve kullanım eşyaları (ön yüzünde ağzında yakut bir taş tutan umay kuşu tasviri bulunan altın sorguç, altın ve gümüş tören 16 Tarafımızdan tek tek epigrafik belgelemeleri ve görüntülemeleri yapılıp yazıt üzerinde yerleri belirlendiği; TİKA ya raporlar hâlinde sunulduğu; araştırma grubundaki ilgili kişi / kişiler ayrıntılı olarak bilgilendirildiği; yayımlanan bildiri, makale ve kitaplarda (Alyılmaz, 2005, 145) bilgi verildiği hâlde yazıta ait 44 parçanın bugüne kadar yerlerine konulmaması / yapıştırılmaması ve bu işlem gerçekleştirilmeden yazıtın kopyasının çıkartılması son derece düşündürücüdür. Bilge Kağan yazıtının hangi satırının hangi kısmına ait oldukları belirlenip numaralandırılan, bunlarla ilgili bilgi notları hazırlanıp ambalajlanan ve DMK binasındaki bir sandıkta muhafaza edilen yazıta ait parçaların konunun uzmanlarıyla işbirliği yapılarak bir an önce yerlerine yapıştırılmaları gerekir. 17 Buluntular kazı sonrasında Höşöö Tsaídam daki DMK binasında sayımları ve görüntülemeleri tamamlandıktan sonra Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi nde görevli Türk ve Moğol bilim adamları arasından seçilen bir heyet tarafından Moğolistan Millî Tarih Müzesi yetkililerine teslim edilmiştir. Aynı yıl TİKA nın görevlendirdiği bir personel tarafından restorasyon ve konservasyonları da yapılan bu eserlerin çok az bir kısmı (8-10 kadarı) bugün müzede sergilenmektedir. Türk kültür ve uygarlığına ait bu eşsiz eserlerin orijinalleri ilgili bilim dallarındaki bilim insanları tarafından incelenmeli; envantere kaydedilmeli ve bu eserlerin fotogrametrik ölçümleri, çizimleri ve görüntülemeleri yapılıp albümler, kataloglar hâlinde yayımlanmalıdır. 24

25 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi kapları, altın yaldızlı gümüş geyik heykelleri, altından yapılmış minyatür bir kemer ve kemer süslemeleri, altın kemer tokaları, altın küpeler, altın yüzükler, gümüş elbise süslemeleri / plakaları ), tuğlalar, döşemeler, damgalı, tasvirli ve yazılı taşlar Orhun Müzesi nin sergilenen envanteri arasında bulunmamaktadır. Bilge Kağan Anıt Mezar Külliyesinde Yapılan Kazıda Ortaya Çıkarılan Anonim Mezarın ve Sunak Taşının Görüntüsü 18 Millî Tarih Müzesi nde sergilenen Buluntulardan Bir Kısmının Görüntüsü 18 Buluntular anonim anıt mezar ile sunak taşı arasındaki alanda ortaya çıkarılmıştır. 25

26 Cengiz Alyılmaz,, Millî Tarih Müzesi nde sergilenen Buluntulardan Bir Kısmının Görüntüsü Millî Tarih Müzesi nde sergilenen Buluntulardan Bir Kısmının Görüntüsü 26

27 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Bilge Kağan anıt mezar külliyesi içindeki bir anonim mezarda yapılan kazıda ortaya çıkarılan envanterin asıllarının Ulaanbaatar daki Millî Tarih Müzesi nde muhafaza edildiği; orijinal buluntulardan yalnızca bir kısmının TİKA nın görevlendirdiği kişi / kişiler tarafından 19 çıkartılan kopyalarla birlikte anılan müzede sergilendikleri bilinmektedir. Bilge Kağan Anıt Mezar Külliyesi ndeki Anonim Mezarda Yapılan Kazıda Ortaya Çıkarılan Altın Sorguç un Millî Tarih Müzesi nde Sergilenen Kopyasının Görüntüsü 19 Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi kapsamında Tarih, Sanat Tarihi, Arkeoloji, Epigrafi, Jeodezi, Fotogrametri, Jeofizik, Mimarlık, Müzecilik alanlarında yapılan çalışmalar (yazıtların taşınması, yazıtlara ait parçaların yerlerine monte edilmesi, kopyalarının çıkartılması, anıt mezar külliyelerinin yeniden düzenlenmesi, anonim mezar külliyelerinde kazı yapılıp sunak masalarına ait tasvirli taşların / lahitlerin orijinal yerlerinden alınarak müze bahçesine taşınması, müzede sergilenecek eserlerin belirlenmesi, müzedeki salonların düzenlenmesi...) yılları arasında yalnızca 4 kişi (2 TİKA görevlisi, 1 Taş Korumacı ve 1 Moğolistan Cumhuriyeti Proje Sorumlusu) tarafından yönetilmiş ve gerçekleştirilmiştir. Farklı bilim dallarında (Tarih, Sanat Tarihi, Arkeoloji, Epigrafi, Jeodezi, Fotogrametri, Jeofizik, Mimarlık, Müzecilik ) görev yapan ve (yardımcı personelle birlikte) sayıları zaman zaman 100 kişiyi bulan Türk- Moğol Bilim Heyeti nin disiplinler arası ilişkilerle gerçekleştirdiği akademik nitelikli çalışmaların en önemli aşamasının alanın uzmanları olmaksızın sonuçlandırılmaya / tamamlanmaya çalışılması son derece düşündürücüdür. 27

28 Cengiz Alyılmaz Orhun Müzesi nin Boş Duran Vitrinlerinden Birinin Görüntüsü Köl Tigin Yazıtı ve Kaplumbağa Şeklindeki Kaidesi Köl Tigin anıt mezar külliyesinde ve Köl Tigin yazıtı üzerinde yılları arasında Türk Moğol Bilim Heyeti tarafından jeodezi, jeofizik, fotogrametrik, epigrafik ve arkeolojik araştırma ve incelemeler yapılmış; gerçekleştirilen faaliyetler albümler, kitaplar, makaleler ve raporlar hâlinde yayımlanmıştır (Sertkaya Alyılmaz - Battulga, 2001; Alyılmaz, 2005). 20 Bilge Kağan anıt mezar külliyesi içindeki anonim mezarda yapılan kazıda ortaya çıkarılan ve kazı sonrasında önemine ve çokluğuna binaen bazı bilim adamlarının alelacele Bilge Kağan Hazinesi diye nitelendirip kamuoyuna duyurdukları envanterin yıllarında TİKA tarafından bakımı yaptırılıp bir kısmının kopyaları çıkarttırılmıştır. Ne oldukları, niçin yapıldıkları bilim adamları arasında tartışma yaratan, üzerlerinde ciddî akademik nitelikli araştırma ve inceleme yapılmayan, kamuoyu tarafından henüz bilinip tanınmayan tarihî eserlerin, buluntuların kopyalarının çıkartılması kaygı vericidir yılında Türkiye de Sabancı Müzesi nde düzenlenen Cengiz Han Sergisi ni gezerken Bilge Kağan Hazinesi(!)ne ait buluntulardan bir kısmının da sergilendiğini gördüm. Ancak sergilenen objelerin orijinal olmadıklarını fark ettim. Bu düşüncemi sergiyi birlikte gezdiğim Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi Genel Sekreteri ve Üst Kurul Üyesi Sayın Osman Fikri Sertkaya ile de paylaştım. Kendilerine buluntuların kopyalarının yapılıp yapılmadığını sordum. Haberinin olmağını belirtti yılı çalışma döneminin ardından projeden ayrıldığım için buluntuların kopyalarının yapılıp yapılmadığından haberim yoktu. Moğolistan Millî Üniversitesi Türkoloji Bölüm Başkanı Tsendiyn Battulga nın 2007 yılında Türkiye ye gelişi ve Ankara da TİKA yı da ziyaret edişi sırasında kendileriyle birlikte ben de TİKA ya gitmiştim. Ziyaretimiz sırasında TİKA da Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi nden sorumlu memurlardan birine buluntuların kopyalarının çıkartılıp çıkartılmadığını sordum. Buluntulardan önemli bulduklarının 2 nüsha hâlinde kopyalarının çıkartıldığını, eserlerin kopyalarından birinin Türkiye de (TİKA da ve kendilerinde) olduğunu; birinin ise, Moğolistan Millî Tarih Müzesi nde bulunduğunu belirttiler. Bunun üzerine kendilerine bu kopyaları görüp göremeyeceğimi sordum. Odasında muhafaza ettikleri buluntulardan birkaçına ait altın kopyaları ve Köl Tigin Heykel başının kopyasını bana gösterdiler. Sonra da söz konusu eserleri teslim alıp sergilemeleri için Türkiye deki birkaç müze ile görüştüklerini ancak hiçbir sonuç alamadıklarını, bu eserlerin kendilerinde durmasının yarattığı rahatsızlığı da samimî bir şekilde ifade ettiler. Tarihî eserlerin, objelerin kopyalarının çıkartılması bu kültür ve uygarlık eserlerinin tanıtımı açısından büyük önem taşır. Ancak orijinalleri kamuoyu tarafından bilinmeyen, tanınmayan, orijinalleri hakkında hiçbir akademik bilgi bulunmayan tarihî eserlerin, objelerin kopyalarının yapılması bilim insanları ve konunun uzmanları tarafından bilimsel ahlaka ve anlayışa aykırı bulunmaktadır. Dünyanın birçok yerinde son derece ustaca hazırlanmış imitasyonların orijinal eserlerle değiştirilip müze vitrinlerinde sergilendikleri, bu durumun ancak ciddî araştırma ve incelemeler sonucunda anlaşılabildiği gerçeği düşünüldüğünde bilim adamlarının kaygılarına hak vermemek mümkün değildir. Ancak bütün bunlara rağmen TİKA daki kopyaların Orhun Müzesi nin boş duran vitrinlerini süslemesi isabetli olacaktır. 28

29 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Köl Tigin yazıtı konunun uzmanlarının (Sait Başaran ve Yüksel Dede nin) üzerinde derin çatlakların bulunmasını gerekçe göstermeleri yüzünden Türk Moğol Bilim Heyeti nin görev yaptığı yılları arasında DMK binasına taşınamamıştır. Yazıt 2007 yılı Ağustos ayında TİKA nın görevlendirdiği kişi / kişiler tarafından DMK binasının önüne taşınmış; 2008 yılında da müzeye çevrilen bina içerisindeki yeni kaidesine yerleştirilmiştir. Dikildiği Anıt Mezar Külliyesi nden 1275 Yıl Sonra (2007 Yılında) Göçe Zorlanan (Köl)Tigin Yazıtının Gönül Burkan, Göz Yaşartan Hâli 29

30 Cengiz Alyılmaz Köl Tigin Yazıtının Müzedeki Son Hâlinin Görüntüsü 21 Yeni kaidesi üzerine yerleştirilen yazıta doğu ve kuzey yüzlerini birleştiren üst kısmından kopan ve Tarih Enstitüsü depolarında muhafaza edilen iki büyük parçası da eklenmiştir. Bilge Kağan yazıtında olduğu gibi Köl Tigin yazıtında da (yazıttan kopan, bir kısmı yüzey araştırmaları sırasında bulunup tarafımızdan epigrafik belgelemeleri yapılan) küçük parçalar yapıştırılmadan yazıtın kalıbı alınmıştır. TİKA nın görevlendirdiği kişi / kişiler tarafından silikon uygulanarak alınan kalıplar yazıta zarar vermiş; yazıtın orijinal rengini ve harf derinliklerini kaybetmesine neden olmuştur. 21 Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının önüne yazıtları tanıtmak amacıyla birer sayfalık bilgi notu niteliğinde Türkçe metinler çerçevelenip konulmuştur yıl öncesinde Türkçe ve Çince olarak hazırlanıp granit blok üzerine ustaca işlenmiş yazıtları tanıtmak için böylesine sıradan bir bilgi notunun konulması, evrensel bir anlayışın değil; amatör bir tavrın göstergesidir. Yazıtların orijinal yerlerinin / anıt mezar külliyelerinin önlerine konulan tabelalar da yetersiz ve yanlış bilgileri içermektedir. 30

31 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Köl Tigin yazıtının gri granitten yapılmış kaplumbağa şeklindeki kaidesi üç parça hâlinde 2000 yılına kadar anıt mezar külliyesinde kalmış; 2000 yılının Temmuz ayında DMK binasına taşınmıştır. 22 Köl Tigin Yazıtına Ait Kaplumbağa Kaidenin Müzedeki Görüntüsü 2009 yılında mevcut parçaları bir araya getirilerek koruma önlemleri uygulanan kaplumbağa kaide hâlen Orhun Müzesi nde sergilenmekte ve (tıpkı Bilge Kağan yazıtının kaplumbağa kaidesi gibi sunak taşına çevrilip) ziyaretçilerden büyük ilgi görmektedir Köl Tigin Anıt Mezar Külliyesinden Getirilen Diğer Eserler Köl Tigin anıt mezar külliyesi, bünyesinde en fazla eseri barındıran külliyelerden biridir. Külliyede büyük bölümü önemli ölçüde tahrip olmuş ve başları kopartılmış 10 insan heykeli, 1 insan heykeli başı ve başları kopartılmış 2 koç heykeli bulunmaktadır (Alyılmaz, 2005, ). Türk Moğol Bilim Heyeti tarafından 2000 yılının Ağustos ayında DMK binasına taşınan bu eserlerden bugün 4 insan heykeliyle 2 koç heykeli müzede yılında Köl Tigin yazıtı anıt mezar külliyesinden taşınmadan önce ve taşındıktan sonra hem anıt mezar külliyesinde hem de yazıt üzerinde ekip arkadaşlarımla birlikte incelemeler yaptık. Taşıma sonrası anıt mezar külliyesinde yapmış olduğum incelemelerde yazıtın altına kaideyi desteklemek için konulan granit bir parçanın üzerinde yazılar bulunduğunu ve bunun da kaplumbağa kaideye ait olduğunu tespit ettim. Anılan yazılı parçanın belgelemesini yaptıktan sonra durumu TİKA görevlilerine bildirip kaplumbağa kaideye ait olan bu parçanın DMK binasına taşınmasının gerektiğini belirttim yılında Orhun Müzesi nde yapmış olduğum incelemelerde söz konusu parçanın kaplumbağa kaide üzerindeki yerine yerleştirildiğini gördüm. 31

32 Cengiz Alyılmaz sergilenmektedir. Konuyla ilgili yayınlarda Köl Tigin(e Ait) Heykel(in) Başı olarak yer alan heykel başının orijinali Ulaanbaataar da Arkeoloji Enstitüsü ndeki bir odada muhafaza edilirken, kopyası (Köl Tigin(in) Hanımına Ait Heykelin Yüz Kısmı nın bir bölümünü tasvir eden heykel parçası ile birlikte) Millî Tarih Müzesi nde sergilenmektedir Anonim Anıt Mezar Külliyelerinden Getirilen Eserler Orhun Müzesi nde Höşöö Tsaídam Bölgesi ndeki anıt mezar külliyelerinden getirilen 2 insan heykeli sergilenmektedir. 23 Müzenin dışında ise anıt mezarların sunak masalarına ait tasvirli ve işlemeli taşlar / lahitler bulunmaktadır. Anonim Mezar Külliyelerinin Sunak Masalarına Ait Tasvirli ve işlemeli Taşlar Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi Taş Koruma Ekibi nin 2001 yılında hazırladığı raporda Anonim-1 anıt mezar külliyesinden 4; Anonim-2 anıt mezar külliyesinden 1; Anonim-3 anıt mezar külliyesinden 3 adet sandukalı mezarlara ait taş bloku nun depoya taşındığı kaydedilmektedir (Başaran-Dede- Güleç-Samdan, , 284). 23 Anonim mezar külliyelerinde bulunan insan ve koç heykelleri, Türkiye Cumhuriyeti nin bölgede müze yapacağının ve eserlerin bu müzeye taşınacağının öğrenilmesi nin ardından Moğolistan daki bazı müzelere taşınmıştır yılına kadar ait oldukları anonim mezar külliyelerinde bulunan bazı insan ve koç heykelleri de Ulaanbaatar daki Sanat Müzesi ne taşınmıştır. 24 Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2001 yılı çalışmalarını içeren Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2001 Yılı Çalışmaları - Work for The Project Turkish Monuments in Mongolia in Year 2001 (Ankara, 2003) adlı eserin basım tarihi olarak iç kapakta 2003 yazılıdır. Oysa bu eser 2003 yılında değil; 2004 yılında basılmıştır. Çünkü 2003 yılı çalışmaları sırasında anonim mezar külliyelerinin sunak masalarına ait işlemeli taşlar / lahitler orijinal yerlerinde bulunmaktadır. 32

33 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Taş Koruma Ekibi nin raporunda depoya taşındığı nı belirttikleri Anonim-1, Anonim-2 ve Anonim-3 anıt mezar külliyelerine ait üzerleri bitkisel motiflerle ve mitolojik hayvan tasvirleriyle işlemeli eşsiz kültür ve uygarlık eserleri (diğer anıt mezar külliyelerinden bilimsel olmayan yöntemlerle çıkartılan türdeşleriyle birlikte) Orhun Müzesi nin bahçesindeki açık alanda örtüsüz ve korunaksız biçimde durmaktadır. Söz konusu eserlerin üzerlerinde (açık alanda örtüsüz ve korunaksız olarak durmaları yüzünden) bozulma, aşınma ve parçalanmalar meydana gelmiştir. Yok Olma Sürecini Yaşayan Sunak Masalarına Ait Taşlar Üzerlerindeki İşlemeli Kısımları Tabakalaşıp Dökülen Taşların Görüntüsü 25 Anonim-1, Anonim-2 ve Anonim-3 anıt mezar külliyelerine ait üzerleri bitkisel motiflerle ve mitolojik hayvan tasvirleriyle işlemeli taşlar Taş Koruma Ekibi tarafından 2004 yılının Temmuz-Ağustos aylarında orijinal yerlerinden çıkartılarak DMK binasının önüne getirilmiş; 2004 yılında yapılan bu faaliyete 2001 yılına aitmiş gibi 2001 yılı raporunda yer verilmiştir. Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz ekip arkadaşlarımız da anonim mezar külliyelerine ait taşların yılları arasında orijinal yerlerinde oldukları bilgisini doğrulamışlardır. 25 Bin yılı aşkın süredir toprak altında bulunan eserler, acil koruma önlemleri alınmadığı, restorasyon ve konservasyona tabi tutulmadıkları takdirde doğal ortama çıkarıldıklarında (hava, güneş, rüzgâr, yağmur, kar vd. ile etkileşim hâlinde bulunduklarında) çok daha hızlı bir şekilde tahrip olurlar. 33

34 Cengiz Alyılmaz Anonim anıt mezar külliyelerine ait işlemeli mezar taşlarının müze bahçesine ne zaman taşındıkları, neden müze içinde sergilenmedikleri, üzerlerine niçin örtü ve koruma uygulanmadığı hususlarında görüşlerine başvurduğumuz Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi nde de görev yapan Moğolistan Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü bilim adamları (Dovdoi Bayar, Enhtör Altangerel, Rincinhorol Munktulga vd.) TİKA tarafından görevlendirilen kişi / kişilerce anonim mezar külliyelerinde kendilerinden habersiz olarak kazı yapıldığını, kazı sonrasında sunak masalarına ait taşların müze önüne taşındığını, yapılan kazı sırasında başka hangi eserlerin çıktığını, bu eserlerin şu an nerede bulunduğunu bilmediklerini kaydettiler. Yeri 1997 yılında tarafımdan tespit edilen IV. Anonim anıt mezar külliyesinde Temmuz 2000 tarihleri arasında yapılan kazıda ortaya çıkartılan altın tabak ve altın kaşığın da aralarında bulunduğu önemli buluntular, Orhun Müzesi nde muhafaza edilmesine rağmen sergilenmemektedir. Güvenlik endişesiyle sergilenmediği anlaşılan bu eserlerin de yeterli güvenlik önlemleri sağlandıktan sonra müzedeki yerlerini almaları gerekir Anıt Mezar Külliyelerinin Bugünkü Durumları Bilge Kağan Anıt Mezar Külliyesinin Bugünkü Durumu Bilge Kağan yazıtı ve külliyedeki heykellerin taşınmasından sonra Bilge Kağan anıt mezar külliyesinin etrafına TİKA tarafından koruma amacıyla duvar yaptırılmıştır. Bilge Kağan ve Köl Tigin Anıt Mezar Külliyelerinin Bugünkü Durumlarının Genel Görüntüsü Çin mimarîsini yansıtan bir kapıdan girilen duvarlarla çevrili külliye alanı içinde (korunaksız ve örtüsüz hâlde) orijinal sunak taşı ile Bilge Kağan yazıtının beton kopyası bulunmaktadır. 34

35 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Bilge Kağan Yazıtının ve Kaidesinin Kopyalarının Görüntüsü Bilge Kağan yazıtının silikon kullanılarak alınan kalıbından beton blok üzerine yapılan kopyası yazıtın bugüne kadar yapılan en acemice ve en kötü kopyasıdır. Yazıtın kopyasının altına yerleştirilen beton kalıptan yapılmış sıradan / düz kaidesi de Bilge Kağan anıt mezar külliyesine yakışmadığı gibi hem Türkiye Cumhuriyeti nin gücüne ve imajına hem de Türk bilim adamlarının bilimsel ve akademik yeterliliğine gölge düşürecek niteliktedir. Bilge Kağan yazıtının 1300 yıl öncesine ait kaplumbağa şeklindeki kaidesi iri dişli beyaz mermerden yapılmıştır. Onun yerine 1300 yıl sonra, (gelişmiş teknolojiye ve bilgi birikimine rağmen) betondan alelade bir kaidenin yapılması hayli düşündürücüdür. Orijinalleriyle hiçbir ilgisi bulunmayan Bilge Kağan yazıtına ve kaidesine 35

36 Cengiz Alyılmaz ait söz konusu kopyalar, bir zamanlar bilim çevrelerinde ilgiyle takip edilen uluslararası nitelikli bir projenin (Moğolistan daki Türk Anıtları Projesinin) konunun uzmanı olamayan kişi / kişilerin insaf ve inisiyatifine terk edildiğinde ne hâle gelebildiğinin de açık göstergesidir Köl Tigin Anıt Mezar Külliyesinin Bugünkü Durumu Köl Tigin anıt mezar külliyesinin de (tıpkı Bilge Kağan anıt mezar külliyesinde olduğu gibi) etrafına TİKA tarafından koruma amaçlı duvar yaptırılmıştır. İçine Çin mimarîsini yansıtan bir kapıdan girilen duvarlarla çevrili külliye alanında (korunaksız ve örtüsüz hâlde) orijinal sunak taşı, sunak taşına ait parçalar 26, barka ait sütun altlıkları, kutsal ocak a ait (bir kısmı damgalı) taşlar, künk, kiremit ve tuğla parçaları ile Köl Tigin yazıtının ve kaplumbağa şeklindeki kaidesinin kopyaları bulunmaktadır. Bilge Kağan yazıtının kopyasında olduğu gibi silikon kalıp kullanılarak betondan yapılan Köl Tigin yazıtının kopyası da yazıtın en acemice hazırlanmış örnekleri arasında yer alır. Yazıtın kopyasının altına yerleştirilen betondan yapılmış başsız kaplumbağa heykelinin ön kısmı (olması gerekenin aksine) doğuya değil batıya bakmaktadır. Yani kopyayı hazırlayanlar tarafından yazıtın asıl yüzü olarak batı yüz (Çince metin) düşünüldüğünden, kaplumbağanın ön kısmı batıya bakar şekilde yapılmıştır. Köl Tigin Yazıtının ve Kaidesinin Kopyalarının Doğu ve Batı Yüzlerinin Görüntüleri 26 Sunak taşına ait bir granit blok ile sunak taşından kesilerek yazıtın altına kaide olarak yerleştirilen parça 36

37 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz projeden sorumlu kişiler, bu tasarımın bazı Moğol bilim adamlarının kendilerini bilgilendirmeleri ve yönlendirmeleri sonucunda gerçekleştirildiğini kaydettiler. Türk yaşayış ve inanış sistemi, yazıt dikme geleneği dikkate alınmadan, Türk bilim adamlarının görüşlerine başvurulmadan, konunun uzmanı olmayan kişi / kişilerin insaf ve inisiyatifi doğrultusunda yapılan bu uygulama bir ibret vesikası olarak kalacaktır. Kopyanın yapıcısı kaplumbağa kaidenin kopyasının başsız olarak tasarlanmasını da yazıtın kaplumbağa şeklindeki orijinalinin hâlihazırda baş kısmının bulunmayışı na bağlamaktadır. Bu gerekçe, bilimsel olarak elbette kabul edilemez. Çünkü yazıtın kaplumbağa şeklindeki kaidesinin baş kısmı sonradan (geride kalan tarihî süreçte) parçalanmıştır. Büyük bir ihtimalle de külliye içinde, toprağa gömülü durumdadır. Külliyede ciddî ve detaylı bir arkeolojik kazı yapılmadan; yazıta ve kaplumbağa kaideye ait parçalar ortaya çıkarılıp yerlerine yapıştırılmadan söz konusu eserlerin kopyalarının yapılması bilimsel değildir. 4. Höşöö Tsaídam da Bulunan (Kök)türk Harfli Yeni Yazıt Höşöö Tsaídam - Karakurum arasında yapılan 46 kilometrelik Bilge Kağan Karayolu nun yapımı sırasında zarar görmemesi için bazı anıt mezar külliyelerinde Moğol bilim adamları tarafından kazılar yapılmıştır. Bu kazılardan biri de Temmuz 2007 tarihinde Anonim-5 anıt mezar külliyesinde Enhtör Altangerel başkanlığındaki bir ekip tarafından gerçekleştirilmiştir. Yapılan kazıda anonim anıt mezar külliyesinin sunak masasına ait üzeri umay kuşu tasvirli taşlar / lahitler 27, künk, tuğla, kiremit ve seramik parçaları ortaya çıkartılmıştır. Söz konusu malzeme ayıklanıp, temizlenip incelendiğinde baş tarafı kırılmış 20x19 cm boyutundaki bir tuğla parçası üzerinde iki satır hâlinde (Kök)türk harfli yazıtın olduğu tespit edilmiş ve koruma altına alınmıştır. Tuğla Parçası Üzerindeki Yazıtın Görüntüsü 27 Bu eserler de TİKA nın görevlendirdiği kişi / kişiler tarafından Orhun Müzesi nin bahçesindeki açık alana taşınmıştır. 37

38 Cengiz Alyılmaz Kazı sonrasında Höşöö Tsaídam dan Ulaanbaatar a getirilen yazıt, hâlen Enhtör Altangerel in Moğolistan Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü ndeki odasında bulunmaktadır. Tuğla üzerindeki yazıtla ilgili ilk yayın Moğol bilim adamı N. Bayarhuu tarafından yapılmıştır (Bayarhuu, 2007). 29 Temmuz 2010 tarihinde epigrafik belgelemesini gerçekleştirdiğim 28 yazıtın I. satırında: uruk ḳuru II. satırında ise : Burmuk ḳum(a)ru : b[itig (?)] / b[itidim (?)] yazılıdır cm.lik bir alanı kapsayan I. satırdaki harflerin boyu cm arasında; 17.5 cm.lik bir alanı kapsayan II. satırdaki harflerin boyu ise cm arasında değişmektedir. 5. Çuluut 30 Uul daki Şiveet Adlı Kurganda Yapılan Kazı Höşöö Tsaídam Bölgesi nde 1997 yılında yapmış olduğum alan araştırmaları sırasında (bugün hayatta olmayan rehberim Naatsak ın da bilgilendirmesi üzerine) Çuluut Uul da (Çuluut Dağı nda) büyük bir kurganın olduğunu (GPS: 1539 m, E, N) tespit etmiş; fotoğraflarını çekmiştim. Çuluut Uul daki Şiveet in 1997 Yılına Ait Görüntüsü 28 Yazıtın epigrafik belgelemesini yapmam hususunda her türlü kolaylığı sağlayan Enhtör Altangerel e, ekip arkadaşlarım Murat Yakar a ve Rincinhorol Munktulga ya teşekkür ederim. 29 Hem bu yazıt hem de Moğolistan da son dönemlerde bulunan (Kök)türk harfli diğer yeni yazıtlarla ilgili ayrı bir çalışma hazırladığımızdan burada fazla ayrıntıya girmeyi uygun görmedik. 30 Çuluut (< çuluu+t: (çuluu: taş; /+t/ çokluk eki)) sözcüğü Moğolca da taşlar, taşlık, taşlı anlamlarında kullanılmaktadır. 38

39 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Çuluut Uul daki büyük kurgan 1958 yılında Köl Tigin anıt mezar külliyesinde kazı yapan Lumir Jisl in de dikkatini çekmiş; hazırladığı raporda 31 ona Burada bir çalışma yapılsa KülTegin ile Bilge Kağan bulunur cümlesini yazdırmıştır (Jisl, 1963, 401). Bölge halkının Şiveet 32 adını verdiği küçük taşlardan oluşan, yaklaşık 10 metre yüksekliğinde,70-80 metre genişliğindeki bir alanı kaplayan tepe şeklindeki kurganla ilgili düşüncelerimi TİKA ya yıllarında sunmuş olduğum raporlarda da belirtmiştim 33. Söz konusu kurganın önemini ve bununla ilgili görüşlerimi 2000 yılı çalışmalarını değerlendiren Epigrafik Araştırmalar başlıklı raporumda da aşağıdaki cümlelerle ifade etmiştim: Bilge Kağan mezar külliyesinin yaklaşık 4 km güneydoğusunda, Çuluut Dağı nın üzerinde Şiveet adı verilen büyük bir kurgan bulunmaktadır. Bu kurganın (Kök)türk dönemi kağanlarından birine (özellikle de Bilge Kağan a) ait olma ihtimali büyüktür. Burada mutlaka arkeolojik bir kazı yapılmalıdır (Alyılmaz, 2000, ) yılında Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi nde TİKA adına yazıt bilimci olarak görev yapan Erhan Aydın da yazmış olduğu Orhon Bölgesi ndeki Kazı Çalışmaları Hakkında Düşünceler başlıklı makalesinde Çuluut taki kurganla ilgili olarak şunları kaydetmektedir: Bilge Kağan ve Köl Tigin Yazıtlarının birkaç kilometre güney-batısına düşen bir bölgede bulunan devasa bir kurgan vardır. İlk görenlerin kesinlikle şaşkına döndüğü bir yapıya sahip kurgan içerisinde milyonlarca taş vardır. Şiveet kurganı denilen bu kurganın üzerinde de kazı çalışması yapılması gerektiği kanaatini taşımaktayız. Çekoslovak arkeoloji ekibinin başkanı Jisl in işaret ettiği ve bölgeye 31 Jisl hazırladığı raporda burada kazı yapmak istediklerini ancak zamanın yetersizliği yüzünden buna muvaffak olamadıklarını da kaydetmektedir (Jisl, 1963, 401). 32 Şiveet sözcüğü Moğolca da önemli bir mekânın (mezarın, kurganın, anıtın) korunması için taştan yapılmış, yüksek duvarlı, korunaklı yer; hisar, kale anlamlarında kullanılmaktadır (Bazılhan, 1984, 739) yıllarına ait raporlar ile bir kısmı o yıllarda tarafımdan bulunan ve ilk epigrafik belgelemeleri tarafımdan yapılan Moğolistan daki (Kök)türk harfli bazı yeni yazıtlarla ilgili makalelerimi TİKA ya yayımlanması için verdim yılları arasında TİKA ya vermiş olduğum 4 rapor ve 7 makale bugüne kadar yayımlanmadığı için, söz konusu rapor ve makalelerde yer alan orijinal bilgi, bulgu ve belgeler o yıllarda birlikte çalıştığım Moğol meslektaşlarım tarafından kendi adlarıyla yayımlanmış ve bilim dünyası bu eserleri onların adlarıyla tanımıştır. Yine tarafımdan hazırlanan 2001 yılına ait Epigrafik Belgelemeler ve Yüzey Araştırmaları başlıklı yazıtlara ve eski Türk kültür ve uygarlık eserlerine ait orijinal bilgileri ve 27 fotoğrafı içeren Türkçe İngilizce 41 sayfalık makale de TİKA tarafından 2003 yılında yayımlanmış; ancak makaleye adımın yazılması unutulmuştur(!) : bk. [Alyılmaz, Cengiz] (2003), Epigrafik Belgelemeler ve Yüzey Araştırmaları / Epigraphic Documantation and Surface Researches, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2001 Yılı Çalışmaları / Work For The Project Turkish Monuments In Mongolia In Year 2001, Ankara, 2003, s Eski Türk dili alanında çalışan ve bu makaleden istifade eden yerli ve yabancı bilim adamları da (haklı olarak) alıntılamalarında adıma yer vermemektedirler. O yıllarda hazırlamış olduğum rapor ve makaleleri yayımlanmak üzere TİKA ya vermemin, başka bir yerde yayımlamamamın nedeni ise (bu hususta projede bağlayıcı bir hükmün bulunmamasına rağmen) almış olduğum bilimsel ahlaktan kaynaklanmaktaydı. Daha sonra Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi Albümü adlı kitabı hazırlarken özel arşivimde bulunan yüzlerce fotoğrafı ve bu fotoğraflara ait negatifleri de TİKA ya verdim. Ancak söz konusu envanter de dönemin TİKA yetkilileri tarafından Bunlar proje kapsamında çekilen fotoğraf ve elde edilen materyallerdir denilip bugüne kadar bana iade edilmedi. TİKA da konuyla ilgili olarak görüştüğüm projeden sorumlu kişiler söz konusu arşivin (fotoğraf, negatif ve çizimlerin) TİKA da bulunmadığını; TİKA nın yeni binasına taşınması sırasında kaybolduğunu belirttiler. 39

40 Cengiz Alyılmaz 4 km uzaklıkta bir tepede bulunan tümülüs diye nitelendirdiği bu kurganda kazı çalışmasının gerekliliğini vurgulayan Jisl, burada bir çalışma yapılsa Kül-Tegin ile Bilge Kağan bulunur ifadesi ile kurganın önemini açıklamaya çalışmış, ancak bu kurganı açmak için zamanlarının yetmediğinden yakınmıştır (Jisl 1963: 401). Yine bölgede uzun süre epigrafik incelemelerde bulunan Dr. Cengiz Alyılmaz da bu kurganın önemine işaret ederek kurganın Bilge Kağan a ait olabileceği düşüncesini taşımaktadır (Alyılmaz 2002: 182). (Aydın, 2003, ). Şiveet adlı söz konusu kurganda Anod Bank ın Sahibi, Ulaanbaatar daki Köl Tigin Derneği nin Başkanı, iş adamı Nymaa Davaa nın sponsorluğunda, tarih araştırmacısı Prof. Dr. Jugder Bor un rehberliğinde ve Arkeolog Prof. Dr. Zagd Batsayhan ın başkanlığındaki 30 kişilik bir ekip tarafından 2008 yılı Temmuz - Ağustos aylarında kazı yapılmıştır. Kazıyı yapan ekibin başkanı Moğolistan Millî Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zagd Batsayhan, Mongolian Journal of Anthropology, Archaeology and Ethnology dergisinde yayımlanan kazı raporu niteliğindeki Şiveet Uulın Tom Çuluun Bayguulamj başlıklı yazısında; Şiveet teki kazının Moğolistan da bugüne kadar yapılan en büyük ve en zor kazılardan biri olduğunu; kazı alanının 70 m genişliğinde 7-8 m yüksekliğinde irili ufaklı taş yığınıyla kaplı olması yüzünden ağır iş makineleriyle kazı yaptıklarını; kazı alanının iç içe örülmüş iki duvardan (dış duvar 36 m; iç duvar 24 m) oluştuğunu; duvarların yapımında genelde sal / yassı taşların kullanıldığını; duvarların iç kısımlarında zaman zaman ağaç parçalarına rastladıklarını; kazı alanında ortaya çıkarılan en önemli buluntunun ise granitten yapılmış, 160x50 cm ölçülerinde bir heykel olduğunu; bu kurgan dışında bölgede başka mezarların da bulunduğunu, bunlardan ikisini açtıklarını, açtıkları mezarlardan da defnolunmuş insan iskeleti, onlardan birine adanmış bir kurban (at) iskeleti ile süs ve kullanım eşyalarını ortaya çıkardıklarını kaydetmektedir (Batsayhan, 2008, ). Şiveet Kurganı nın İç Mekân Duvarlarının Bugünkü Durumu 40

41 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Şiveet Kurganı nda Yapılan Belgeleme Çalışmalarından Bir Görüntü Şiveet Kurganı nın İç İçe Örülmüş Duvar Yapısını Yansıtan Bir Görüntü Arkeolog Zagd Batsayhan, 17 fotoğrafla desteklediği 11 sayfalık yazısında Şiveet teki kazı sonrasında ortaya çıkartılan duvarların ve heykelin ölçülerini ve yapım özelliklerini, kurgan yakınındaki bölgede açtıkları iki mezardan çıkartılan buluntuları ayrıntılı bir şekilde dikkatlere sunmaktadır. Ancak Batsayhan, Şiveet kurganında ortaya çıkarılan buluntulardan hiçbir şekilde söz etmemektedir. Arkeolog Zagd Batsayhan ın kendisinin de raporunda Köl Tigin veya Bilge Kağan a ait olması kuvvetle muhtemel mezar (Batsayhan, 2008, ) diye nitelendirdiği böylesine büyük bir kurgandan hiçbir buluntunun çıkmaması mümkün müdür? Eğer söz konusu kurganda yapılan kazıda buluntular çıktıysa bunlar nelerdir ve bugün nerede / nerelerde korunmaktadır? Kazının en önemli buluntusu olarak gösterilen, görüntüleri kamuoyuyla 41

42 Cengiz Alyılmaz paylaşılan, dergilere kapak olan, bağdaş kurmuş biçimde oturup elinde bengü su kadehi tutan; ayağında etüğü, başında börkü, üzerinde işlemeli kaftanı ve kemeri bulunan; hafif göbekli, badem gözlü, sakalsız ve bıyıksız, güleç, sevimli, ay yüzlü Türk kağanını tasvir eden heykel şimdi nerededir? Şiveet Kurganı nda Ortaya Çıkartılan vee Bugün Nerede Olduğu Bilenmeyen Heykelin Görüntüleri 34 Kazı yapılırken ortaya çıkan hafriyat epigrafik açıdan bir incelemeye tabi tutulmuş mudur? Mezar külliyesinin üzerini kaplayan, binlerce ton ağırlığındaki, (farklı büyüklüklerdeki) milyonlarca taş nereye dökülmüştür? Yazıt bilimciler bu taşlar üzerinde epigrafik unsurların (petroglif, damga ve yazıların) olup olmadığını tespit edebilmişler midir? Yapılan çalışmaları yerinde görmek ve epigrafik tespitler yapmak amacıyla kazı alanına giden bilim adamları (Takashi OSAWA vd) neden saldırıya uğrayıp kazı bölgesinden uzaklaştırılmıştır? Bir kısmı mezar külliyesinin orijinal yapısına ait olan; bir kısmı ise atalar kültü ve oboo inancı (Alyılmaz, 1999, 25-28) bağlamında ziyaretçiler tarafından sonraki zamanlarda kurganın üzerine konulan / yığılan taşların / kayaların Bilge Kağan Yolu nun yapımı sırasında bölgede kurulan taş kırma ünitesinde kırılıp yüklenici firmaya satıldığı; Bilge Kağan Yolu nun yapımında Bilge Kağan a ait olması kuvvetle muhtemel mezara ait taşlarını kullanıldığı iddiası doğru mudur? 34 Kazı ekibi tarafından Moğolistan Cumhuriyeti basınına dağıtılan görüntülerden alınmıştır. 42

43 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi 2010 yılı Temmuz ayında hem Şiveet kazısının yapıldığı alanda hem de Moğolistan daki müzelerde konuyla ilgili araştırma ve incelemeler gerçekleştirdik. Yaptığımız araştırma ve incelemelerde; a) 2010 yılı itibarıyla Moğolistan da kazı sonucu ortaya çıkartılmış Türk kağan ve kumandanlarına ait en büyük mezar alanı olma özelliğine sahip Şiveet kazısı sonrasında hiçbir koruma önleminin alınmadığını, mezar alanı üzerine örtü uygulanmadığını; bu yüzden de mezar alanını kuşatan ve ait olduğu dönemin mezar geleneğini, yapı ve teknik özelliklerini de yansıtan duvarların bir kısmının yıkılmış olduğunu, bir kısmının da yıkılmaya yüz tuttuğunu; b) Hem Şiveet te hem de yakınındaki mezarlarda kaçak kazıların yapıldığını; c) Şiveet te ve açılan diğer iki mezarda ortaya çıkartılan (başta heykel olmak üzere) hiçbir eserin / buluntunun müzelerde sergilenmediğini ve müzelerin depolarında da bulunmadığını tespit ettik. Tarafımızdan hazırlanan raporlarda, kitaplarda ve makalelerde önemi defalarca belirtilmesine rağmen Şiveet in koruma altına alınmaması, burada Türk-Moğol Bilim Heyeti tarafından arkeolojik kazı yapılmaması, başkaları tarafından yapılan kazıya da engel olunmaması, kazı sonrasında ortaya çıkartılan envanterin takip edilmemesi bölgede Moğolistan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti devletleri adına Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi kapsamında görev yapanların büyük ihmal ve sorumsuzluğu olduğunu göstermektedir. Moğolistan da henüz kazı yapılmamış Çuluut taki Şiveet türünde birçok kurgan bulunmaktadır. Bunlardan en büyüğü 1998 yılı Temmuz ayında yeri ekibimiz tarafından tespit edilen; Karakurum-Haşaat yol ayrımının 500 m güneyinde bulunan (GPS: 1491 m, E, N) kurgandır. Karakurum-Haşaat Yol Ayrımındaki Şiveet in Genel Görüntüsü 43

44 Cengiz Alyılmaz Karakurum-Haşaat Yol Ayrımındaki Şiveet ten Görüntüler Sonraki yıllarda ayrıntılı belgeleme ve görüntülemelerini yaptığım bu kurgan Çuluut taki Şiveet kurganından çok daha büyüktür ve önünde (baş kısmı kopartılmış, bağdaş kurmuş, elinde bengü su kadehi tutan, kaftanı işlemeli 160 cm yüksekliğinde bir kağan heykeli) bulunmaktadır. Bu kurgana da bölge halkı Şiveet adını vermektedir. Kurgana ve önündeki heykele ait ilk bilgilere 1998 yılında TİKA ya sunmuş olduğum raporda; görüntülerine ise (5 fotoğrafa ise), 2001 yılında Osman F. Sertkaya ve Tsendiyn Battulga ile birlikte yayımlamış olduğumuz Moğolistandaki Türk Anıtları Projesi Albümü adlı eserde yer vermiştim (Sertkaya-Alyılmaz-Battulga, 2001, ). Moğolistan da Şiveet adıyla bilinen bir diğer kurgan da Arhangaí Aymag a bağlı Hayrhan Sum un 24 km kuzeydoğusunda, Hanui ve Hünüi ırmaklarının birleştiği yerin 1 km kuzeyindeki hâkim tepe üzerinde bulunan kurgandır (GPS: 1335 m, E, N). Bölge halkının Şiveet Ulaan adını verdiği, Uygur dönemi kağanlarından birine ait olması kuvvetle muhtemel kurganda 1 damgalı taş, bu damgalı taşa ait dikdörtgen şeklinde kaide ile 20 adet insan ve hayvan (koç, koyun, kuzu, tavşan, aslan, kurt ) heykeli bulunmaktadır. Şiveet Ulaan kurganına, damgalı taşına ve önündeki heykellere ait ilk bilgilere ve 2 fotoğrafa 2000 yılında TİKA ya sunmuş olduğum raporda (Alyılmaz 2002, ); ayrıntılı görüntülerine ise (47 fotoğrafa ise), Moğolistandaki Türk Anıtları Projesi Albümü adlı eserde yer vermiştim (Sertkaya-Alyılmaz-Battulga, 2001, ). 44

45 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Şiveet Ulaan daki Kurgan dan Bir Görüntü Şiveet Ulaan daki Heykellerden İkisinin Görüntüsü 45

46 Cengiz Alyılmaz Yukarıda dikkatlere sunulan her iki kurganda da bugüne kadar hiçbir arkeolojik kazı yapılmamıştır. Ancak Şiveet Ulaan daki kurgan ın yakınında bulunan mezarlarda kaçak kazıların yapıldığını; bu kurgana ait damgalı taşın Hayrhan Sum daki Budist Manastır a (GPS: 1355 m, E, N), heykellerin bir kısmının kültür evlerine ve müzelere taşındığını; kurgandaki heykellere ait bazı parçaların ise yurt dışına (Kazakistan ın başkenti Astana ya) götürüldüğünü; bu kurganların da yakın gelecekte tıpkı Çuluut Uul daki Şiveet kurganı gibi açılıp içindeki envanter çıkarıldıktan / yağmalandıktan sonra kaderlerine terk edilebileceğini; konunun ilgililerinin ve yetkililerinin daha fazla geç kalmadan buralara gerekli duyarlılığı gösterip koruma altına almaları ve buralarda arkeolojik kazı yapmaları gerektiğini bir kez daha belirtmek isterim. 6. Orhun Vadisi nde Moğol-Alman Araştırma Heyeti Tarafından Yapılan Kazılar Karakurum da Yapılan Kazılar Moğolistan Cumhuriyeti Arhangaí Aymag ili sınırları içinde kalan (Harbalgas) (Kök)türkler in ve Uygurlar ın; Karakurum (Harhorin) ise, Büyük Moğol devletinin (Cengiz Han ın) başkenti olmaları bakımından büyük önem taşır. Orhun Vadisi nin, Karakurum un ve Karabalgasun un Türkler, Moğollar ve Asyalı diğer milletler açısından tarihî önemini çok iyi bilen Alman bilim adamları buralarda bilimsel araştırma ve incelemeler gerçekleştirmek ve arkeolojik kazılar yapmak amacıyla 1993 yılında Ulaanbaatar a gelip Moğolistan Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü ndeki meslektaşlarını ziyaret ederler (Hüttel, 2006a; Walther, 2006). Alman Arkeoloji Enstitüsü Komisyonu (eski adıyla KAVA: Genel ve Karşılaştırmalı Arkeoloji Komisyonu) ile Moğolistan Bilimler Akademisi arasındaki resmî temaslardan 1998 yılında olumlu netice alınır ve aynı yılın Nisan ayında Moğol-Alman Araştırma Heyeti (MDKE) kurulur. Karakurum da yapılacak çalışmaların imza töreni yine Karakurum da (eski sarayın bulunduğu yerde) (1451 m, E N) dönemin Almanya Cumhurbaşkanı Roman Herzog un huzurunda imzalanır. İmza töreni sırasında yapılan konuşmalarda Almanların araştırmaya katkıda bulunmasına ilişkin kararlı arzularının, hızlı, sansasyon yaratan anlık sonuçlar üzerine kurulmadığı; tersine Karakurum un ve Yüzyıl Moğolistanı nın arkeolojik ve tarihî yönlerden araştırılması bakımından sağlam temeller atacak, güvenilir ve ayrıntılı bir bilimsel araştırmaya bağlı olarak uzun vadeli bir işbirliğine dayandığı vurgulanır (Hüttel, 2006b). 46

47 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Kazıların Gerçekleştirildiği Erdene Zuu Bölgesi nin Genel Görüntüsü Moğol-Alman Araştırma Heyeti nin kurulmasında önemli rol oynayan Hans-Georg Hüttel de Almanlar ın Moğolistan da ve Orta Asya da araştırma ve inceleme yapmak istemelerinin sebeplerini ve hedeflerini şöyle ifade etmektedir: Göçebe yerleşimlerinin araştırılması, Avrasya bozkır arkeolojisinin yaklaşık üç yüz yıllık tarihinde küçük denebilecek bir rol oynamıştır. Arkeologların ilgisizliğinden çok, göçebelere ait kaynakların doğası, nüfus yoğunluğu az olan bozkır alanlarının çok geniş olması, özellikle de bozkırdaki bir yerleşim alanının geniş ölçekli kazılmasının yaratacağı lojistik ve altyapı sorunları, bu yönde yapılacak sistemli araştırmaları sürekli olarak zorlaştırmıştır. Bununla birlikte 17. yüzyıldan bu yana dikkatleri tek taraflı olarak büyük kurganlara çeken ve atlı göçebelerin mezarlarından yağmalanan bozkır altını nın bugüne kadar aralıksız devam eden çekiciliği de yadsınamaz. Kent arkeolojisi, Orta Asya da büyük ölçüde kent vahalarının ve göçebe dünyanın sınırındaki ticaret alanlarının, batıda ise İskitler in kentsel yerleşim alanlarıyla Greko-İskit kıyı kentlerinin ya da Altın Ordu kentlerinin incelenmesiyle sınırlı kalmıştır. Orta Asya nın kuzeydoğusundaki Tuva yla Moğolistan da göçebelere ait kentsel yerleşimlerin arkeolojisi, 1940 lı yıllardaki ümit verici bir başlangıçtan öteye pek geçememiştir. Avrasya atlı göçebelerinin arkeolojisi, bugüne kadar esas olarak sadece bir mezar arkeolojisi olagelmiştir. 47

48 Cengiz Alyılmaz Bozkır halklarının kültür tarihi, bu nedenle büyük ölçüde ölülere ilişkin ritüellerle mezarlarda ölünün yanına konan eşyaların tarihine indirgenmiş olarak kalmıştır ki; bu da tek yönlü bir göçebe imgesi sunduğundan pek de doğru değildir. Mezarlarda bulunması olağan eşyaların bir bölümü maddesel açıdan olduğu kadar kullanım ve anlam bakımından da farklılaşmıştır; bu nedenle göçebe bir imparatorluğun kültürel menzili ve çeşitliliği, ancak kentin maddesel kültürü anlaşıldığında daha gerçekçi olarak görülecektir. Göçebelerin Doğu yla Batı arasında son derece önem taşıyan aracı rolleri de bu noktada daha net olarak ortaya çıkacaktır. Antik dönemden miras kalan göçebe tasvirlerine ilişkin klişeler, Avrasya daki bozkır halklarını dört bir yana at koşturan, at üstünde ok sallayan insanlar olarak tanıtmakta, ölçüsüzce içki içen vahşiler ve hak hukuk bilmeyen barbarlar olarak nitelemekte, onlar hakkında atlı ve savaşçı katillerden oluşan uygarlık düşmanı bir çete imgesi oluşturmaktadır. Hıristiyan Batı içinse göçebeler, mahşerin atlıları, alaca karanlığın halkları, cehennemden gelen ex tartaro hayvansı yaratıklar, yani Tatarlar dı. Göçebeler, bizim imgelememizde kent kurucuları olarak değil; kentleri yakıp yıkanlar olarak yaşamaktadır. Karakurum da yapılan Kazıdan Bir Görüntü Tarihteki halkların bu tek taraflı zalim, yersiz yurtsuz, toprağa ve hiçbir yere bağlılığı olmayan göçebe imgesini düzeltmek istiyorsak, her şeyden önce onların kurduğu yerleşim birimlerini ve kentleri, kent ve vaha ile ilişkilerini incelememiz gerekir. Orta Asya da göçebelerin kurduğu kent ve devletler, Hiongnu döneminden, yani İÖ 4. yüzyıldan başlamak üzere, birbirleriyle yakından ilintilidir. Her şeyden önce Ortaçağ da göçebelerin kurduğu çok kültürlü kent 48

49 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi alanlarındaki arkeolojik buluntuların çeşitliliğinde, bu alanların yapılarında, planlarında mimari ve teknik düzenlemelerinde olağanüstü bir organizasyon gözlemlenmektedir. Tüm bu ögeler aynı zamanda göçebe toplulukların dünyaya açık duruşlarını ve pragmatizmlerini, uyum ve bütünleşme yeteneklerini de açığa vurmaktadır. Bu tek yönlü göçebe imgesini düzeltmek, Karakurum Moğol-Alman Araştırma Heyeti nin de başlıca düşüncelerinden biridir. MDKE nin genel görevi eski Moğol başkenti Karakurum u arkeolojik yönden Moğol dünya imparatorluğunun tarihî ve kültürel kaynağı olmanın yanı sıra Orta Asya nın Ortaçağ daki geç dönem göçebe kent tarihinin kaynağı olarak da araştırmaktır. Eski başkentin kent planlamasıyla gelişiminin anlaşılması ve önceleri İmparatorluğun, sonralarıysa Orta İmparatorluğun egemenlik, yönetim, üretim, uzak mesafeli ticaret ve din merkezi ile kült kenti olan Karakurum un taşıdığı anlamın zaman içindeki değişiminin açığa çıkarılması, MDKE çevresinde yürütülen disiplinlerarası araştırmanın önemli hedefleridir (Hüttel, 2006b). MDKE, yukarıda ayrıntılı olarak dikkatlere sunulan amaçlar doğrultusunda 1999 yılının Temmuz ayında yüzey araştırmalarına, 2000 yılı Haziran ayında da kazılara başlar yılları arasında Moğolistan ve Almanya cumhurbaşkanlarının himayelerinde gerçekleştirilen kazılarda tarihî Moğol başkentinin planları, mimari yapısı ortaya çıkartılarak çok önemli bilgi, bulgu ve belgelere ulaşılır (Erdenebat Pohl, 2006; Franken, 2006; Hüttel, 2006c; Hüttel - Erdenebat, 2009). Karakurum da Yapılan Kazı Sonrası Ortaya Çıkartılan Seramik Fırınlarının Görüntüsü Ayrıntılı bilgi için bk. Franken, 2006,

50 Cengiz Alyılmaz 6.2. Karabalgasun da Yapılan Kazılar 2007 yılı itibarıyla Karakurum ve çevresindeki kazıları büyük ölçüde tamamlayan Alman Araştırma Heyeti, Moğolistan Bilimler Akademisi ile yaptıkları anlaşmayla aynı yıl Orhun Vadisi nde; 2008 yılından itibaren de daha bakir olarak gördükleri (asıl hedefleri) tarihî Türk başkenti Karabalgasun da (Ordu Balık ta) (1393 m, E N) yüzey araştırmaları ve arkeolojik kazılar yapmaya başlar. 36 Moğol-Alman Araştırma Heyeti 37 Karakurum da olduğu gibi Karabalgasun da da kentin jeofizik, jeodezi ve fotogrametrik ölçümlerini yaparak planlarını ortaya çıkarır ve tarihî kent merkezindeki kağanlık sarayının bulunduğu bölgede arkeolojik kazılar gerçekleştirir. Moğol-Alman Araştırma Heyeti Tarafından Yapılan Kazıdan Bir Görüntü 36 Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi (MOTAP) kapsamında Türk-Moğol Bilim Heyeti nin en büyük hedeflerinden biri kuşkusuz ki, tarihî Türk başkenti Karabalgasun da (Ordu Balık ta) arkeolojik kazı yapmaktı. Bununla ilgili olarak da Moğolistan Cumhuriyeti yetkilileriyle anlaşmaya varılmış; 2004 yılı itibarıyla Karabalgasun da çalışmalara başlanması kararlaştırılmıştı. MOTAP ın koordinatörlüğünü üstlenen kurum yetkililerinin Türkiye de siyasal ve politik gelişmelere (iktidarlara) paralel olarak değişmesi, proje hedeflerinin koordinatör kurumun görevlendirdiği memurlar tarafından belirlenir hâle gelmesi, Türk Bilim Heyeti nde görev yapanların (başta Bilim Heyeti Başkanları olmak üzere) liyakatlarına göre değil; mevcut iktidarlara yakınlıklarına göre seçilmeleri, işinin ehli bilim adamlarının projeden uzaklaştırılmaları, proje üst kurulunun pasifize edilmesi, projede görev yapan bilim adamları arasındaki uyumsuzluklar ve huzursuzluklar, 2003 yılından itibaren proje hedefinin yalnızca müze ve yol yapımıyla sınırlandırılmış olması, projeyi atıl hâle getirenlerin âdeta ödüllendirilmeleri yüzünden Türkiye Cumhuriyeti tarihî Türk başkenti Karabalgasun da arkeolojik araştırma, inceleme ve kazılar yapma şansını kaybetmiştir. Durumu yakından takip eden Almanlar da bu fırsatı çok iyi değerlendirip Karabalgasun u çalışmalarının merkezi hâline getirmişlerdir. 37 Araştırma ekibinin adı her ne kadar Moğol-Alman Araştırma Heyeti şeklinde geçse de, gerçekte bütün çalışmalar Alman bilim adamlarının kontrolü altında gerçekleştirilmektedir. Moğol bilim adamları zaman zaman kazılara katılmakta; yardımcı personel olarak da Moğol öğrenci ve işçilerden yararlanılmaktadır. 50

51 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Yürütücülüğü tarafımdan yapılan Turfan ve Komşu Bölgelerdeki (Kök)türk Harfli Yazıtlarla İlgili Epigrafik ve Fotogrametrik Araştırmalar adlı proje kapsamında ekibimizin Jeodezi ve Fotogrametri Grup Başkanı Murat Yakar ile birlikte Alman Arkeoloji Enstitüsü nün kontrolünde yapılan 2010 yılı çalışmalarının bir bölümünü (19-29 Temmuz 2010) takip etme imkânı bulduk. Önemli bir kısmını görüntülediğimiz kazılarda yanmış durumda bina kalıntılarının, bu binalara ait ahşap direklerin, duvarların, döşemelerin, tuğlaların, tuğla ve seramik fırınlarının / ocaklarının, kerpiçlerin, künklerin, seramik kapların, heykellerin, heykel parçacıklarının, mezarların, insan iskeletlerinin vd. ortaya çıkarıldığını tespit ettik. Karabalgasun da Yapılan Kazıdan Bir Görüntü Alyılmaz, Karabalgasun da Yapılan Kazı İli İlgili Belgeleme Yaparken 51

52 Cengiz Alyılmaz Moğol-Alman Araştırma Heyeti Karabalgasun daki kazıların bir bölümünü de Karabalgasun yazıtlarının ve bu yazıtlara ait parçaların bulunduğu (1393 m, E, N) bölgenin 20 metre batısında yapmaktadırlar. Karabalgasun Yazıtlarının Bulunduğu Bölgenin Batı Kısmında Yapılan Kazıdan Bir Görüntü Ancak Moğol-Alman Araştırma Heyeti arkeolojik kazılara ve kazılarda ortaya çıkartılan buluntulara gösterdikleri ilgiyi ne yazık ki yazıtlardan esirgemişlerdir. Nitekim başta ejder tepelikli I. Karabalgasun yazıtı olmak üzere (Kök)türk harfli Türkçe yazıt parçaları ile Soğdça ve Çince yazıt parçaları hâlâ açık alanda örtüsüz ve korunaksız olarak durmaktadır. Yazıtlara gerekli önemin verilmemesi, yapılan kazılarda görevli hiçbir yazıt bilimcinin olmaması, üzerlerinde damgalar bulunan bazı tuğlaların koruma altına alınmayıp kazı hafriyatının içine atılması düşündürücüdür. Karabalgasun da yapılan söz konusu arkeolojik kazılara ait raporlar Alman ve Moğol bilim adamları tarafından Almanca ve Moğolca olarak hazırlanıp kitap hâlinde yayımlanmıştır (Hüttel - Erdenebat, 2009). 7. Sonuç ve Öneriler Orhun Vadisi ve bu vadide bulunan tarihî yerleşim yerleri başta Türkler ve Moğollar olmak üzere Asyalı milletlerin kültür ve uygarlık tarihi açısından büyük önem taşır. Bu öneme binaen Türk, Moğol, Alman, Rus, Macar, Japon, Çinli, Kanadalı, Amerikalı bilim heyetleri geçmişte olduğu gibi bugün de bölgede araştırma, inceleme ve kazılar yapmaktadırlar. Söz konusu bilimsel çalışmaların 52

53 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi arzu edilen seviyede gerçekleşebilmesi, tarihî yerleşim bölgelerinin, anıtların ve yazıtların zarar görmemesi için aşağıdaki hususların dikkate alınması yararlı olacaktır: 1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarıyla kaybolma ve yok olma riski bulunan taşınabilir durumdaki kültür ve uygarlık eserlerini koruma altına almak ve sergilemek amacıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi nde müze yapmış; bu müze Moğolistan kanunları uyarınca Moğolistan Cumhuriyeti yetkili makamlarına devredilmiştir. Her ne kadar Moğolistan Cumhuriyeti yetkili makamlarına devredilmiş olsa da Orhun Müzesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin bölgede var oluşunun ve gücünün en büyük sembollerinden biridir. Bu sebeple de aşağıdaki hususların dikkate alınarak müzede iyileştirmelerin yapılması yerinde olacaktır: 1.1. Türkiye Cumhuriyeti yetkili makamlarınca adı Orhun Müzesi konulup tabelası asılan; ancak Moğolistan yetkili makamları tarafından beğenilmeyip Höşöö Tsaídam Müzesi olarak değiştirilmek istenen müzenin adının yapılış amacına uygun biçimde Türk Kültür ve Uygarlık Müzesi olması hususunda Türk ve Moğol yetkililer arasında anlaşma sağlanmalıdır Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılan müzede, müzenin yapımını gerçekleştiren firmanın kalitesiz ve eksik malzeme kullanımı yüzünden daha şimdiden bozulmalar, dökülmeler, çatlaklar vd. meydana gelmiştir. Tamirata, bakıma ve korunmaya muhtaç durumdaki bir müzede Türk kültür ve uygarlığına ait eşsiz eserlerin (başta yazıt ve buluntular olmak üzere) koruma altına alınmaları ve sergilenmeleri doğru değildir. Müzenin ciddî anlamda bakımı ve onarımı yapıldıktan sonra ziyarete açılması daha uygun olacaktır Genel mimarisinde ve mimariye ait her türlü ayrıntıda Çin yaşayış ve inanışı, Çin mimari yapısı esas alındığı için Orhun Müzesi Türk yaşayış ve inanışını, eski Türk mimarisini değil, Çin mimarisini yansıtmaktadır. Binada yapılacak tamirat ve düzenlemelerde (zaten büyük bölümü tahrip olmuş durumdaki) Çin mimarisine ait figürler, damgalar, tasvirler vs. eski Türk yaşayış ve inanışını yansıtanlarıyla (kurt, dağ keçisi, geyik, koç, at, kartal, umay kuşu ) değiştirilmelidir. Bu işi yapacaklara Türk dünyasındaki ve özellikle de Anadolu daki Selçuklu dönemi mimari eserleri ziyadesiyle ufuk açacak, örnek teşkil edecektir Orhun Müzesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin bölgedeki gücünü ve imajını yansıtacağından evrensel ölçülere ve çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yeniden düzenlenmeli; müzedeki eserlerin sergilenmesi ve sergilenme biçimleri hakkında uzman görüşlerine başvurulmalıdır Müzede kadrolu olarak çalışacak yönetici ve yardımcı personel Türkiye Cumhuriyeti adına bölgede görev yapan resmî kurumlar tarafından 53

54 Cengiz Alyılmaz (Türk Bilim Heyeti nin görüşleri de alınarak) belirlenmeli; görevli personel bilgi düzeylerini geliştirmek için ziyaretin az olduğu kış aylarında dönüşümlü olarak Türkiye deki uzmanlar tarafından eğitilmeli; gerektiğinde Türkiye Cumhuriyeti nden de konunun uzmanları müzede görevlendirilmelidir Müzenin denetimi ve kontrolü Türk ve Moğol yetkililerince yapılabilmelidir Müzenin elektrik, jeneratör, güvenlik ve kamera sistemleri yeniden yapılandırılmalı; müzede çalışacakların çalışmalarını kolaylaştıracak teknolojik materyaller (bilgisayar, fotoğraf makinesi, projeksiyon makinesi, üçayak, aydınlatma cihazları, epigrafi, restorasyon ve konservasyon için gerekli diğer araç ve gereçler vd ) bulundurulmalıdır Müzede koruma altına alınan Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları, Türk dilinin, Türk tarihinin ve Türk kültür ve uygarlığının en kapsamlı ve en derli toplu yazılı belgeleri olma özelliğine sahiptirler. Bu yazıtlardan kopan ve müzenin depolarında muhafaza edilen parçalar bir an önce yerlerine yapıştırılmalıdır. Ancak yazıtlarla ilgili yapılacak her işlemde (restorasyon, konservasyon, imitasyon, epigrafik belgeleme vs.) mutlaka yazıt bilimi uzmanlarının görüşlerine başvurulmalı; onların yazılı görüşleri ve onayları alınmadan işe başlanmamalıdır Müzeye arazide kaybolma ve yok olma riski bulunan taşınabilir durumdaki eski Türk kültür ve uygarlığına ait diğer eserler de konulmalıdır. Aslında tarihî yapılar, anıtlar, yazıtlar bulundukları yerlerin tapu senetleri dir ve ait oldukları yerlerde koruma altına alınmalıdır. Söz konusu eserler, yalnızca kaybolma ve yok olma riski taşıdıklarında müzelere taşınmalıdırlar. (Moğolistan daki Türk kültür ve uygarlığına ait birçok eserin (heykelin, yazıtın, yazıtlara ait parçaların, süs ve kullanım eşyalarının ) son yıllarda kaybolduğu, alınıp satılan objeler hâline geldiği bilinen bir gerçektir) Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi nden çıkartılan arkeolojik buluntuların önemli bir kısmı (başta Bilge Kağan anıt mezar külliyesindeki anonim mezardan çıkartılan buluntuların orijinalleri olmak üzere), buralardan alınıp başka müzelere (Moğolistan Millî Tarih Müzesi, Sanat Müzesi, Cengiz Han Müzesi ), enstitülere (Arkeoloji Enstitüsü, Tarih Enstitüsü ) ve yurt dışına (Rusya, Almanya, Kazakistan, Amerika, Çek Cumhuriyeti, Türkiye ) götürülmüştür. Söz konusu eserlerin yurt içindekileri için gerekli yazışmalar yapılarak yurt dışındakileri içinse hukukî yollara başvurularak geri getirilmeleri sağlanmalı ve Orhun Müzesi nde koruma altına alınıp sergilenmelidir Yerlerinden bilimsel olmayan yöntemlerle çıkartılarak müzeye konulmak üzere getirilen ancak müze bahçesindeki açık alanda örtüsüz ve korunaksız durumda bırakılan anonim anıt mezar külliyelerinin sunak masalarına 54

55 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi ait tasvirli ve işlemeli taşlar / lahitler bir an önce müzeye taşınmalıdır Müze çevresindeki inşaat hafriyatı, Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından birine ait olduğu iddia edilen kopya müsveddesi ile bu ve diğer kopya müsveddeleri nin yapımında kullanılan ve bugün bir kısmı açık alanda bulunan kalıplar da imha edilmelidir Müzedeki Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları konunun uzmanı olmayan kişi / kişiler tarafından kopyaları çıkartılırken silikon kalıp uygulandığından ciddî oranda zarar görmüştür. Yazıtların kopyaları çıkartılırken geleneksel usullerden vazgeçilip fotogrametrik yöntem ve tekniklere başvurulmalı; yazıtların üç boyutlu ölçümleri yapılarak dijital ortamda arşivlenip ilgilileri (bilim adamları vd.) bunlardan yararlandırılmalıdır Müze bünyesinde eski Türk yazıtları, Türk tarihi, Türk kültür ve uygarlığı ile ilgili görsel ve yazılı eserlerin bulunduğu bir kütüphane oluşturulmalı; yazıtlarla ilgili önemli eserler / kitaplar (ilk ve son yayınlar, albümler), tablolar, fotoğraflar müzedeki uygun bölümlerde de sergilenmelidir Müzedeki eserlerin albüm, katalog ve broşürleri çok dilli (Türkçe, Moğolca, İngilizce, Rusça) olarak hazırlanıp müzede satışa sunulmalıdır Orhun Müzesi nin iç mekânında (ana teşhir salonunda) aydınlatma sistemi yeterli olmadığı, uzman görüşü doğrultusunda düzenlenmediği için müzedeki yazıtların profesyonel anlamda epigrafik yöntem ve tekniklerle belgelenmesi mümkün değildir. Müzenin tamamının (özellikle de yazıtların sergilendiği bölümünün) epigrafik belgelemeye ve görüntülemeye imkân verecek şekilde aydınlatılması sağlanmalıdır. 2. Köl Tigin ve Bilge Kağan anıt mezar külliyelerindeki yazıtlar ve heykeller müzeye taşındıktan sonra anıt mezar külliyeleri eski önemini kaybetmiş; buralarda bulunan taşınmaz durumdaki eserler de (başta sunak taşları olmak üzere) kaderlerine terk edilmiştir. Bu külliyelerde bulunan ve yazıtların yerlerine dikilen kopyaların sıradan oluşlarının da bunda rolü çok büyüktür. Söz konusu kopyalar Türkiye nin imajına daha fazla gölge düşürmeden lazer tarama yöntemiyle oluşturulacak yenileriyle değiştirilmeli; anıt mezar külliyelerinde kapsamlı kazılar yapılarak üstlerine bina tipi örtüler uygulanmalarıdır. 3. Arkeolojik kazı disiplinler arası işbirliği ile gerçekleştirilen en profesyonel bilimsel faaliyetlerden biridir. Kazı yapılmasının amacı da geçmişin bilinmezlerini gün ışığına çıkarmaktır. Bu nedenle bir kazıda aceleciliğe gidilmeden son derece hassas yöntemlerle kazılar yapılmalıdır. Günümüzde yanmış yarım buğday tanesini bile, tahrip etmeden çıkarmaya çalışan bir arkeologun, artık 100 yıl öncesindeki yöntemlerle sadece hobilerini gidermek için, yalnızca define için tarihî dokuyu yok etmesi beklenemez. Zaten yöntemleri içinde yapılan kazılarda kıymetli eserler çıkmaktadır ve çıkacaktır. 55

56 Cengiz Alyılmaz Artık, geçmişten bize kalan her şey altın olsun olmasın önemlidir. Dünyada bir dönem arkeologları (!) sadece define aradı, bir dönem ise yazılı tablet aradılar. Oysa şimdi sadece insanların zenginlikleri değil, hayatını ilgilendiren her şey önemlidir. Bu yüzden disiplinler arası işbirliğine gidilmektedir. Özellikle tarih araştırmalarında fen bilimleri, sosyal bilimler ayrımı kalkmıştır. Son çeyrek yüzyılda ortaya çıkan Arkeometri, başlayan yüzyılımızın öne çıkan disiplini olarak bütün bilimleri tarihin aydınlatılmasında birleştirmiştir. Çalışmalarımızda prehistorik (tarihöncesi) dönem arkeologlarının hassasiyetini göstermediğimiz sürece geçmişimizi yok ederiz. Sadece, hobilerimiz için kazılar yaparsak tarihin bizi yargılayacağını unutmamamız gerekir Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi tarihinin, kültür ve uygarlığının birinci dereceden mirasçısı olarak Moğolistan daki eski Türk kültür ve uygarlık alanlarında başka devletler tarafından gerçekleştirilen kazılarda gözlemci bulundurmalı; bunun için de hem Moğolistan Cumhuriyeti ile hem de kazı yapan ülkelerle bir an önce gerekli anlaşmaları sağlamalıdır. 5. Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi nin hedefleri 2003 yılından itibaren yalnızca müze ve yol yapımıyla sınırlandırılmış olduğundan Köl Tigin ve Bilge Kağan yazıtları dışında kalan bütün eski Türk kültür ve uygarlık eserleri (yazıtlar, dikili, damgalı ve tasvirli taşlar, anıtlar, heykeller, kurganlar, anıt mezar külliyeleri, şehir kalıntıları ) Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin ilgi ve bilgi alanı dışında kalmıştır. Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi yeniden hayata geçirilerek söz konusu eserlerle ilgili bilimsel araştırma ve incelemeler yapılmalı; bu eserler de bir an önce koruma altına alınmalıdır. 6. Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi yeniden hayata geçirilirken: 6.1. Proje koordinatörlüğü bir kuruma bırakılmamalı; konuyla ilgili kurum ve kuruluşların (TDK, TTK, TİKA, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Anıtlar ve Müzeler Genel müdürlüğü, YÖK ) koordinasyonuyla gerçekleştirilmelidir Eski Türk dili, Orta Asya Türk tarihi, kültürü, uygarlığı, arkeolojisi, antropolojisi alanlarında temayüz etmiş bilim adamları arasından Proje Üst Kurulu 39 seçilmeli; bu kurul Proje Başkanı nın seçiminde, proje 38 Bilge Kağan Külliyesi Kazılar 2001 başlıklı rapordan alınan ve tarafımızdan italik (yatık) olarak gösterilen bu cümlelerin yazarı / yazarları ne yazık ki kitapta yer almamaktadır. (Saadettin GÖMEÇ, Hasan BAHAR, Salih ÇEÇEN vd. tarafından hazırlanması kuvvetle muhtemel) raporun tamamı için bk. Bilge Kağan Külliyesi Kazılar 2001, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2001 Yılı Çalışmaları / Work For The Project Turkish Monuments In Mongolia In Year 2001, Ankara, 2003, de Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi için TİKA Başkanı Tugay Özçeri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Reşat Genç, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu ve Türk Dil Kurumu Başkanı Ahmet B. Ercilasun dan meydana gelen bir kurul oluşturuldu Mayısında TİKA, Devlet Bakanlığına bağlandı ve tarih profesörü Abdülhalûk Çay, TİKA dan sorumlu Devlet Bakanı oldu Eylülü nde proje üst kurulu üyeliklerine TİKA Başkanı Öner Kabasakal, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Abdulkadir Karaoğlu, Atatürk Yüksek Kurumu Başkanı Reşat Genç, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Türk Dil Kurumu Başkanı Ahmet B. Ercilasun, İstanbul Üniveristesi öğretim üyesi Osman F. Sertkaya ve Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Cengiz Alyılmaz 56

57 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi hedeflerinin belirlenmesinde ve gerçekleştirilmesinde, proje personelinin görevlendirilmesinde ve projenin denetlenmesinde aktif rol oynamalıdır Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi nde görev yapacak bilim adamlarının ve diğer personelin seçiminde ilgili kurum ve kuruluşlar arasında irtibat sağlanıp bilimsel liyakat, uluslararası deneyim ve birikim esas alınmalıdır. 7. Türk Dili Kurultayı, Tarih Kurultayı, Köktürk Kolokyumu, Eski Türkçe Bilgi Şöleni, Türk Dünyası Mimarlık ve Şehircilik Kurultayı gibi uluslararası nitelikli bilimsel faaliyetlerden biri Moğolistan da gerçekleştirilerek, Moğolistan daki Türk anıt ve yazıtlarıyla ilgili sorunlar yerinde görülüp çözüm yolları aranmalıdır. 8. Konunun uzmanlarının / bilim adamlarının Moğolistan daki Türk anıt ve yazıtları ile ilgili yazdıkları ve sundukları raporlardaki, makalelerdeki, kitaplardaki ve bildirilerdeki uyarılar artık ilgili kurum ve kuruluşların yetkilileri tarafından dikkate alınıp gerekenler bir an önce yapılmalıdır. Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin bölgedeki gücü azalmaya, imajı yaralanmaya devam edecek; yakın gelecekte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Moğolistan daki Türk anıtlarının, yazıtlarının ve diğer kültür ve uygarlık eserlerinin de fotoğraflarıyla yetinmek zorunda kalınacaktır. Kaynaklar: ACUN, Hakkı Özkul, Nurşen (2002), Bilge Kağan Anıtı 2000 Yılı Kazısı, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2000 Yılı Çalışmaları, Ankara, ALYILMAZ, Cengiz (1999), Moğolistanda Oboo lar / Ovoo lar, Orkun Dergisi, S. 11, İstanbul, ALYILMAZ, Cengiz (2001), Dünü ve Bugünü İle Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi I, Orkun, S. 40, İstanbul, ALYILMAZ, Cengiz (2001), Dünü ve Bugünü İle Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi II, Orkun, S. 41, İstanbul, ALYILMAZ, Cengiz (2001), Dünü ve Bugünü İle Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi III, Orkun, S. 42, İstanbul, ALYILMAZ, Cengiz (2001), Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2000 Yılı Çalışmaları Işığında Bazı Tespitler, Göktürk Devletinin Kuruluş Yıldönümü Sempozyum Bildirileri, Ankara, 2001, ALYILMAZ, Cengiz (2002), Epigrafik Araştırmalar / Epigraphic Researches, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2000 Yılı Çalışmaları, Ankara, ALYILMAZ, Cengiz (2003), Epigrafik Belgelemeler ve Yüzey Araştırmaları / Epigraphic getirildi (Ercilasun, 2005, 163). Proje Üst Kurulu nun bilgisine başvurulduğu dönemlerde proje kapsamında son derece başarılı çalışmalar gerçekleştirdiğini; Proje Üst Kurulu nun pasifize edildiği dönemlerde ise projenin bitme aşamasına geldiğini kaydetmek yanlış olmaz. 57

58 Cengiz Alyılmaz Documantation and Surface Researches, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2001 Yılı Çalışmaları / Work For The Project Turkish Monuments In Mongolia In Year 2001, Ankara, ALYILMAZ, Cengiz (2003), Moğolistan da Eski Türk Kültür ve Medeniyetine Ait Bazı Eserler ve Bulundukları Yerler, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi S. 21, Erzurum, ALYILMAZ, Cengiz (2004), İpek Yolu ve Orhun Yazıtları, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 24, Erzurum, ALYILMAZ, Cengiz (2005), Orhun Yazıtlarının Bugünkü Durumu, Ankara. ALYILMAZ, Cengiz (2007), (Kök)türk Harfli Yazıtların İzinde, Ankara. ALYILMAZ, Cengiz (2010), Türk Kültürünün Oluşumunda Damgaların Rolü, Türk Dünyası Mimarlık ve Şehircilik Kurultayı Bildirileri, C. III, s., Ankara, AYDIN, Erhan (2003), Orhon Bölgesindeki Kazı Çalışmaları Hakkında Düşünceler, Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 622, Ankara, BAHAR, Hasan ÇEÇEN, Salih DURMUŞ, İlhami KARAOĞUZ, Güngör KUZUOĞLU, Remzi GÖKÇEK, Gürkan (2002), 2001 Bilge Kağan Külliyesi Kazıları, Türkler Ansiklopedisi, C. 2, Ankara, BAŞARAN, Sait DEDE, Yüksel GÜLEÇ, Ahmet - SAMDAN, Javzan (2003) Gök Türk Anıtlarını Koruma ve Onarım Çalışmaları / Conservation and Restoration of Gok Turk Monuments, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2001 Yılı Çalışmaları / Work For The Project Turkish Monuments In Mongolia In Year 2001, Ankara, 2003, BATSAYHAN, Zagd (2008), Şiveet Uulın Tom Çuluun Bayguulamj, Mongolian Journal of Anthropology, Archaeology and Ethnology, Vol. 4, No: 1 (312), Ulaanbaatar, BAYAR, Dovdoi (2006), Eski Türk Anıtları ve Taş Heykelleri, Cengiz Han ve Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu, İstanbul, 2006, BAYARHUU, N. (2007), Şavar Toosgon Deerh Biçeesiyn Tuhay, Mongolian Journal of Anthropology, Archaeology and Ethnology, Vol. 3, No: 1 (287), Ulaanbaatar, BAZILHAN, Bukatulı (1984), Mongol-Kazah Tol, Ulaanbaatar Ölgiy. BİLİCİ, Kenan (2002), An Archaeological Approach on Some Human Statues in the Orkhun Monuments in Mongolia, XIV. Türk Tarih Kongresi nde Sunulan Bildiri (9-13 Eylül), Ankara. CANER-SALTIK, Emine (vd.) (1999), Conservation of Orhun Stone Monuments: Examination of the Deterioration in Orhun Stone Monuments For the Purpose of Conservation (Part I), Ankara. ÇAL, Halit Görür Muhammet (2002), Anonim IV Sembolik Mezar (JL 230 Açması) 2000 Yılı Kazısı: Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2000 Yılı Çalışmaları, Ankara, ÇAY, Tayfun (2005), 2003 Yılı Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Çalışma Raporu / Survey Report for Geodesy and Photogrametry Engineering Studies in 2003, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2003 Yılı Çalışmaları / The Project of The Turkish Monuments In Mongolia 2003 Studies, Ankara, ÇAY, Tayfun CEYLAN, Ayhan YILMAZ, İbrahim ŞANLIOĞLU, İsmail KARABÖRK, Hakan YAKAR, Murat (2001), Göktürk Anıtlarında Jeodezik Çalışmalar, TDAY Belleten 2000, Ankara, ÇAY, Tayfun YAKAR, Murat YILMAZ, İbrahim KARABÖRK, Hakan SEREVJA, Ya. (2005), Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Çalışma Raporu, Moğolistan daki 58

59 2010 Yılı İtibarıyla Höşöö Tsaídam Bölgesi ve Orhun Vadisi Türk Anıtları Projesi 2003 Yılı Çalışmaları / The Project of The Turkish Monuments In Mongolia 2003 Studies, Ankara, ÇEÇEN, Salih - BAHAR, Hasan GÖKÇEK, Gürkan EROĞLU, Haldun, KUZUOĞLU, Remzi DEDE, Yüksel (2005), Bilge Kağan Anıt Mezar ı Kazıları, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2003 Yılı Çalışmaları / The Project of The Turkish Monuments In Mongolia 2003 Studies, Ankara, ERCİLASUN, Ahmet B. (2005), Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Ankara. ERDENEBAT, Ulambayar POHL, Ernst (2006), Başkentin Orta Yerinden: Karakurum un Merkezinde Bon Üniversitesi nin Yürüttüğü Kazılar, Cengiz Han ve Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu, İstanbul, FRANKEN, Cristina (2006), Karakurum Saray Bölgesi Seramik Fırınları, Cengiz Han ve Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu, İstanbul, HÜTTEL, Hans-Georg - ERDENEBAT, Ulambayar (2009), Karabalgasun und Karakorum Zwei Spätnomadische Stadtsiedlungen im Orchon-Tal- -Har Balgas ba Harhorum- Orhonı höndiy deh hojuu nüüdelçdiyn suur şmal hoyer hot, Ulaanbaatar. HÜTTEL, Hans-Georg (2006a), Karakurum: Tarihsel Bir Bakış, Cengiz Han ve Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu, İstanbul, HÜTTEL, Hans-Georg (2006b), Karakurum Moğol-Alman Araştırma Heyeti (MDKE), Cengiz Han ve Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu, İstanbul, HÜTTEL, Hans-Georg (2006c), Ögedey Han ın Sarayı: Alman Arkeoloji Enstitüsü nün Karakurum daki Kazıları, Cengiz Han ve Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu, İstanbul, JISL, Lumir (1963), Kül Tegin Anıtında 1958 de Yapılan Arkeoloji Araştırmalarının Sonuçları, TTK Belleten, C. XXVII, Ankara, MERT, Osman (2009), Ötüken Uygur Dönemi Yazıtlarından Tes Tariat Şine Us, Ankara. MÜLLER, Claudis (2006), İpek Getiren Yoldan Moğol Barışı na, Cengiz Han ve Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu, İstanbul, SERTKAYA, Osman Fikri ALYILMAZ, Cengiz BATTULGA, Tsendiyn (2001), Moğolistandaki Türk Anıtları Projesi Albümü, Ankara. TEMİZSOY, İlhan (2003), Müze Çalışmaları, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2000 Yılı Çalışmaları / Work For The Project Turkish Monuments In Mongolia In Year 2001, Ankara, TSANJİD, A. vd. (2004), Mongolçuudın Tüüh, Soyalın Atlas, Ulaanbaatar, 326. WALTHER, Michael (2006), Yerleşik Bir Karargâh İçin En Uygun Yer: Orhun Vadisi Coğrafyası ve Karakurum (Harhorin) Çevresi Üstüne Giriş ve Hidrolojik Coğrafya, Mirasçıları Büyük Moğol İmparatorluğu, İstanbul, YILDIZ, Ferruh ÇAY, Tayfun - YAKAR, Murat KARABÖRK, Hakan YILMAZ, İbrahim (2001), Fotogrametri ve Topoğrafya Çalışmaları, Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi 2000 Yılı Çalışmaları, Ankara, YILDIZ, Ferruh YAKAR, Murat KARABÖRK, Hakan YILMAZ, H. Murat (2001), Dijital Fotogrametrinin Arkeolojide Kullanılması ve Göktürk Anıtları Örneği, TDAY Belleten 2000, Ankara,

60 60

61 Dil Araştırmaları Sayı: 7 Güz 2010, Dîvânü ss. Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli midir? Bömbögör Yazıtı: Bir Türk Kunçuyunun Mezar Taşı Hatice Şirin USER * 1 Özet: Moğolistan da son yarım yüzyıldır bulunan Türkçe yazıtlar dikkate değer ölçüdedir. Bunlardan biri de beş satırdan müteşekkil Bömbögör Yazıtı dır. Bu makale, daha önce Ts. Battulga nın yayımladığı yazıt metninin yeniden okuma denemesidir. Elde ettiğimiz okuma, yazıtın Karluk boyuna gelin gitmiş bir Türk kağanı kızının anısına dikildiğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: Moğolistan Türk Runik Yazıtları, Bömbögör Yazıtı, bir Türk kağan kızının mezar taşı Inscription of Bombogor, a Tombstone of a Turkish Princess Abstract: Turkic Runic inscriptions, discovered in Mongolia during the second half of the 20th century and especially in the last decade, are remarkable. Bombogor, consisting of fivelines, is one of these inscriptions. This article is an attempt to re-read the mentioned inscription which was first published by Ts. Battulga and re-published by S. Kosetu. According to my proposed reading, Bombogor is a tombstone which was erected in honour of a Turkish princess who might have married into the Karluk tribe. Key Words: Turkic Runic Inscriptions from Mongolia, Inscription of Bombogor, a tombstone of a Turkish princess lı yıllardan günümüze kadar Sovyet, Moğol, Japon ve Alman bilim adamlarının Moğolistan da yürüttükleri alan araştırmaları, bu bölgede birçok Runik Türk anıt yazıtının bulunup literatüre girmesini sağlamıştır. Bu yeni yazıtların bir kısmı Alyılmaz, Kempf ve Sertkaya tarafından listelenmiştir (Alyılmaz 2003; Kempf 2004; Sertkaya 2008). Daha güncel bir liste, yazıtların fotoğraf ve kopyalarıyla birlikte Abay Kazak Ulttık Pedagogikalık Universiteti bünyesinde Napil Bazılhan başkanlığında hazırlanan TÜRİK BİTİG Electronic * Doç. Dr. Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, [email protected] 61

62 Hatice Şirin User Database Ethno-cultural and Archeological Data adlı veri tabanında yayımlanmıştır. Burada yazıtların harfçevrimi, yazıçevrimi, tercümeleri ve literatür bilgileri de bulunur ( Yeni bulunan yazıtların büyük bir kısmı, özellikle Moğol bilim adamları Bazılhan, Bayar, Battulga, Bayarhüü ve bşk. tarafından yayımlanmaktadır. Bunların kimisi tek sözcük, kimisi tek satır veya birkaç satırdan müteşekkil kısa metinler olsalar da, her biri Türk dili, kültürü ve tarihi açısından son derece değerlidir. Örneğin, yılları arasında Dund Gov aymağında 4 parça halinde bulunan Del Uul Yazıtı nda geçen altm(ı)ş kul(a)n [öl(ü)rtüm]/yiti t(ä)bä öl(ü)rt(ü)m/y(e)g(i) rmi bör[i] öl(ü)rt(ü)m altmış yaban eşeği öldürdüm/yedi deve öldürdüm/yirmi kurt öldürdüm cümleleri, hem Moğolistan yazıtlarıyla (ör. Kül İç Çor) hem de Yenisey yazıtlarıyla (ör. Begre, VI. Uybat) üslup açısından örtüşerek, er erdem kazanmak için yapılan eylemlerin, topluma yönelik gösterilerde avlanan yaban hayvanı sayısıyla bağlantısına yeni bir kanıt sunar. Nispeten daha eski bir tarihte, 1949 da, Ser-Odjav ve Okladnikov un bulduğu ve ilk kez 1974 te Nadelyayev in yayımladığı Tevş Yazıtı nda geçen tugçı borg(u)çı y(a)g(ı)z çor tugr(a)gı ibaresi ise, Eski Türk ordusunda tuğculuk ve boruculuğun üst düzeyde görevler olduğuna, bu görevleri (belki başka yüksek unvanlılarla birlikte) çor unvanı taşıyanların (da) icra ettiğine yazılı tanıklık yaptığı gibi; tugrag sözcüğünün DLT deki tanımının ( Hakanın mührü, buyrultusu. Oğuzca. Bunu Türkler bilmez. Ben de aslını bilmiyorum. -DLT I: 462-) eksikliğini, bir başka ifadeyle XI. yüzyılda sözcüğün anlam/kullanım alanının daralmışlığını gösterir. Tevş Yazıtı, DLT den yaklaşık üç yüz yıl önce (VIII. yy.) yazılmıştır te Gov -Altay aymağında bulunup ilk kez Novgorodava-Tenişev in yayımladığı Yamanı Us Yazıtı 2. satırda t(ä)m(i)ç(i)n t(u)gr(a)g urt(u)m (Ben) Temiçin tuğra vurdum cümlesinde de geçen tugrag yüksek olasılıkla, II. Türk Kağanlığı yönetiminin belgüsüne koşut, dönemin diğer Türk boyları (bilhassa Oğuz) liderlerinin erk simgesiydi. Açit ve Yamanı Us Yazıtı nı 2000 de yayımlayan Barutcu Özönder, bu iki yazıtın konu alanının savaş stratejisi olduğunu saptamıştır (2000a: 147). Daha önce yapılmış konusal sınıflandırmalarda yer almayan bu alanın yapılacak yeni sınıflandırmalara mutlaka eklenmesi gerekir. Konusal alanı yine B. Özönder tarafından evlilik kutsaması olarak tespit edilen Arhanan Yazıtı, gerek konusu, gerekse bir kadının kimliğinin belgelendiği az sayıda Türk yazıtı olması bakımından önemlidir (2000b). Moğolistan da üzerinde Eski Türkçe yazıt olan bulgular arasında 25 Mayıs 2008 de Jargalant Hairhan dağ silsilesindeki Ömnöh vadisinde bulunan bir taş mezar özellikle dikkat çekicidir. Burada insan iskeleti kalıntılarının yanında çeşitli objelerle (ahşap semer, demir üzengi ve bşk.) birlikte, üzerine runik harfler kazınmış bir müzik aleti (morin huur) de bulunmuştur (Resim IV). Morin huurun ahşap yüzeyinin boyun kısmına oniki Runik harf kazılmış, daha 62

63 Bömbögör Yazıtı: Bir Türk Kunçuyunun Mezar Taşı sonra da bu harfler koyu kahverengi boyayla kapatılmıştır. Yazıt Peter Zieme tarafından y(ä)p(.)z čör ant (ä)td(i)m(i)z Y(ä)p(.)z and čör we swore an oath olarak okunmuştur (Törbat vd. 2009: 379). Morin huur üstündeki yazıtın Türk kültür tarihindeki değeri, bu müzik aletini Moğollardan önce Türklerin kullanmış olma ihtimalidir. 2. Bömbögör Yazıtı (Moğ. Şiveetin çuluun koşoo), Moğolistan da Bayanhöngör aymağı, Bömbögör somunun kuzeybatısındaki Şivenı Herem mıntıkasında (Kuzey 46º 07 -Doğu 99º31 ) bulunmuştur. Mezar kompleksi bir tümsek, bir dikili taş (stele) ve taş çitlerden oluşur. Çit halkanın uzunluğu metredir (Resim I). Dikili taşın tepesinde 4 kısa yatay satır ve yan tarafında dikey biçimde kazılmış uzun bir satır vardır. Dikili taşın yüksekliği 1.33 m., uzunluğu m., genişliği m. dir. Yazıt, Moğolistan Bilimler Akademisi Arkeoloji Enstitüsü nde görevli bilim adamlarının Govi-Altay ve Bayanhöngör aymağında yaptığı keşif gezileri sonucunda bulunmuştur. Yazıt metninin fotoğrafı ve taslak kopyası, bulunmasının hemen ardından yayımlanmış (Tseveendorj vd. 2004); metni ise ilk kez Moğol bilim adamı Ts. Battulga (2005; 2006), ikinci kez de Japon bilim adamı S. Kosetu tarafından neşredilmiştir (2010). Yazıt üzerinde birçok tamga bulunmaktadır. Eski Türk damgaları üzerinde çalışmalar yürüten meslektaşım Dr. İbrahim Şahin den aldığım sözlü bilgilere ve O. Mert e göre bu damgalar, kağana bağlı alt boyları, aileleri temsil etmektedirler. Mert, ayrıca kağanlık damgası gibi çok özel bir takım damgalar hariç boy ve aile damgalarının zamanla boyları oluşturan ailelerin sayısına paralel olarak (Bömbögör Yazıtı üzerindeki damgalarda da görüldüğü gibi) küçük değişikliklere uğramış olduğunu belirtir (2008: 7, 12). Bömbögör Yazıtı nda Karluk ve Basmıl etnonimlerinin geçmesi, anıt üstündeki tamgaların bu boylara ait olduklarına yüksek olasılık sağlasa da, konu üstünde daha ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç vardır. Aşağıda Bömbögör Yazıtı üzerindeki okuma ve anlamlandırma girişimimiz sunulmuştur: 2.1. Yazıtın harfçevrimi: Ön yüz 1. wt 1 l 1.ŋ 2. Il 2 b 2 Ig 2 kunçy 1 ŋ 3. t 1 wltn 1 I : l 1 w (?) k 1 r 1 l 1w k 4. k w b 1 r 1 p : t 1 wltn 1 l 1 d 1 I 4. kubr(a)p tult(u)nl(a)dı 63

64 Hatice Şirin User Yan yüz 1. ẅza <t 2 ŋr 2 k 2 >A s 1 r 1 A y 2 r 2 k 2 A : y 2 ẅk 2 n 2 <t>k ẅ m b 1 r 1 r 2 t 2 I y 1 ŋlt u km y 1w k : b 1 s 1 ml 2 g 1 : b 1 wd 1 n 1 (g 1?) Yazıtın yazıçevrimi Ön yüz 1. [k]utl(u)[g kunç(u)y(u)]ŋ 2. il bilg[ä] kunç(u)y(u)ŋ 3. tolt(u)nı : l 1 w (?) k(a)rluk 4. kubr(a)p tolt(u)nl(a)dı Yan yüz 1. üzä <t(ä)ŋr(i)k>ä (a)sra y(ä)rkä : yük(ü)n<t>(ü)küm b(a)r (ä)rti y(a)ŋ(ı) ltuk(u)m yok : b(a)sm(ı)l(lı)g : bod(u)n(u)g (?) Yazıtın tercümesi Ön yüz 1. kutlu kunçuyun (majesteleri Prensesin) 2. il bilge kunçuyun 3. kabri! (?) Karluk(lar) 4. toplanıp toprağa verdi. Yan yüz 1. Yukarıda göğe (Gök Tanrı ya), aşağıda toprağa (Yer Tanrısı na) tapınmışlığım var idi; sapmışlığım yok (idi). Basmıllı (tebası içinde Basmıl olan) halk! [k]utl(u)[g kunç(u)y(u)]ŋ: Bu satırda wt 1 l 1 ile ŋ arasındaki yaklaşık 3-4 harf okunamaz durumdadır. Kosetu nun utup artattıŋ onarımı metne uygun değildir. Runik Türk yazıtlarındaki kısa mezar metinlerinin ilk cümleleri, adına yazıt dikilen kişinin kimliğiyle başlamaktadır. Bu metinde de aynı tür bir başlangıç olabileceğini düşünerek varsayımsal kutlug kunçuyuŋ okuyuşunu öneriyoruz. Kutlug, yazıtlar dönemi Türkçesinde Tanrıdan kut bulmuş, kutlu yüce anlamıyla cins ad değil, üst düzey bir san olarak kullanılmıştır. Uygur döneminde, hem niteleyici ad hem de antroponim kullanımının çok sayıda örneğini görebiliriz 1. Çin yıllıkla Ekrem 1 Örnekler için bkz. Rybatzki 2000: ; Rybatzki 2006: ) 64

65 Bömbögör Yazıtı: Bir Türk Kunçuyunun Mezar Taşı 2008: 48) Elteriş Kağan ın adı, Aşina Kutlug olarak açıklandığına göre, en az erken Orta Çağ dan bu yana Türkler Kutlugu, özellikle yönetici sınıftan kişiler için antroponim olarak kullanmaktaydı. II. Türk Kağanlığı yazıtlarında geçen kutum bar üçün kagan olurtum (KT G 9; BK K 7); ögüm katun kutıŋa inim kül tigin är at buldı (KT D 31) cümleleri, teŋri kutunun hem kagana hem de katuna tevcih edilebilirliğinin, kagan ve katunun teŋri katında da denk tutulduklarının yansımasıdır. Kağanların täŋri täg olmasına koşut, katunların umay tägliği, cinsiyet farkına rağmen, çağın inanç ve gelenekleri gereği katunun da kara bodun üstünde yükseltildiğinin, kutsandığının belgelerindendir. Dolayısıyla kutlug ad/ sanını kadınların da taşıyabildiğini görmek şaşırtıcı değildir 2 : yäŋgäm kutlug tegin (Vatactexte: BT13.37) anam tuglug kutlug aga (Vatactexte: BT13.39); ögi kaŋï kutluglar (BT II) (Erdal 2004: 490). Bu satırda da, adına mezar yazıtı dikilmiş kunçuyun adının kutlug olduğu varsaymaktayız. 2 Täŋri katun ve kağanlık yazıtlarında da belgelenen täŋrikän kunçuy san öbeklerindeki täŋri ve täŋrikän, sanları için de aynı ortaklık söz konusudur. 65

66 Hatice Şirin User biri Uygurca Maniheist bir öyküden, diğerleri ise Kutadgu Bilig den alınmıştır. Kutadgu Bilig deki tul ton ibarelerinin hepsi (84, 5029, 5824) dul elbisesi anlamındadır. Oysa Bömbögör Yazıtın daki imlasını, bir mezar taşı metnine daha uygun düşecek bir biçimde okuma olanağı vardır 3. P. Zieme nin 2008 de yayımladığı bir makale, mezarda gömülü bir kadının ölü bedeniyle necrophilist ilişkiye giren sarhoş bir adamın kötü amelinin anlatıldığı Maniheist bir öyküde geçen ve o güne dek tulton okunan bir sözcük hakkındadır. Le Coq tarafından yayımlandığından bu yana büyük ilgi uyandıran bu öyküdeki tulton, van Tongerloo (2008) ve Z. Özertural ın (2008) sözcüğe farklı bir anlam ( kefen ) vermelerine kadar hep dul elbisesi olarak açıklanmıştır (Zieme 2008: 359). Bu dehşet uyandırıcı öyküdeki tartışmalı sözcüğün geçtiği ötrü b(ä)liŋlädi ańıg korktı ulug ünün m(a)ŋradı t(ä)rkin tultunta tasıkıp täzdi (M I, S. 6 7, ZZ. 8 11) cümlesinin bir kısmı, ED nin tul maddesi altında terkin tultunta tasıkıp tezdi He immediately stripped off his mourning garments and ran away=derhal yas elbiselerini çıkardı ve kaçtı. olarak tercüme edilmiş (ED: 490a); Klimkeit da sözcüğe Trauerkleid=yas elbisesi anlamı vermiştir (2000: 370). Zieme, bu öyküde geçen sözcüğün dul elbisesi veya kefen anlamlarıyla metin bağlamına uymamasına ve bir başka Maniheist metinde geçen tultunka inkä 4 koşma sözünde tultun ve in in ya eş ya da yakın anlamlı sözcükler olmasına dayanarak, sözcüğü tultun/toltun Grab=mezar olarak düzeltmiş; ötrü b(ä)liŋlädi anıg korktı ulug ünün m(a)ŋradı t(ä)rkin tultunta tasıkıp täzdi cümlesini de Dann erschrak er und fürchtete sich sehr, mit lauter Stimme schrie er. Sogleich ging er aus dem Grab hinaus und floh.= Sonra ödü patladı ve çok korktu. Yüksek sesle bağırdı. Derhal mezardan çıkıp kaçtı olarak çevirmiştir (2008: 360, 362). Böylece, Eski Uygurca iki öyküde geçen twltwn / twltn yazımlı veriler, Zieme nin tultun/toltun mezar sözcüğünü saptamasıyla anlamlı bir zemine oturmuştur. Zieme nin tespit ettiği bu sözcük, bizce imlasıyla Bömbögör Yazıtı nda da geçmektedir. Sözcük dul elbisesi anlamıyla metin bağlamına uygun değildir. Yazıtın bir mezar taşı olması ve tul ton dul elbisesi nin ölümle ilişkisinin kolayca kurulması nedeniyle, Battulga bu sözcüğü metne 3 Uzunca bir süredir bu yazıttaki yazımı ve anlamı üzerinde düşünürken, Mayıs 2010 da Hacettepe Üniversitesi III. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu nda Semih Tezcan ın Etimoloji Önerileri başlıklı bildirisi aracılığıyla, Peter Zieme nin tultun mezar sözcüğü tespitini öğrenmem, yazıta farklı bir açıdan bakmamı ve yeni bir okuyuş önerme kararı vermemi sağladı öltükintä kišig tašgaru 02 [kı]lmıšt[a] it böri azu ad(ı)n 03 [a]z(ı)gl(ı)g [tı]nl(ı)glar ye(y)ür yok 04 yodun buzar azu tultunka 05 inkä kizläsär k(ä)ntü ät özi 06 -ntä kurt koŋuz üzä 07 [yoka]d/u[r] [alk]ayur yok [buzar] 08 ymä in[čä kalt]ı tugmaduk 09 kılınmadın // : inčip 10 kamagda yeg ol ol kim 11 bo yertinčü ät öz birlä 12 mäŋülüg kazganč üküš 13 yirün kazgansar : ädgü 14 [kılınč kıl]ıp yaruk 15 [ ] Wenn ein Mensch gestorben ist, bringt man ihn nach draußen: Hunde, Wölfe oder andere Hauer habende Tiere fressen (ihn), vernichten (ihn oder) zerreißen (ihn), oder man verbirgt ihn in einer Höhle (tultun, in), wo sein Körper durch Würmer und Getier vernichtet wird. Aber es ist besser als daß man nichtgeboren wird, denn derjenige, der mit diesem weltlichen Körper ewigen Besitz und viel Frucht13 erwirbt, [tut gute] Taten und [sammelt] Licht [an]. (Zieme 2008: 361) 66

67 Bömbögör Yazıtı: Bir Türk Kunçuyunun Mezar Taşı yakıştırmıştır. Oysa, yazıttaki bu satırın il bilg[ä] kunç(u)y(u)ŋ tult(u)nı/tolt(u) nı il bilge kunçuyun mezarı şeklinde mezarda yatanın kim olduğunu belirten bir açıklama cümlesi olması daha makul görünmektedir. Tezcan a göre toltun okunma ihtimali daha yüksek olan bu sözcük, çok fazla yaygınlaşmadan kalan yerel bir türetmedir 5. Biz de Tezcan ın toltun biçimini benimseyerek metni il bilg[ä] kunç(u)y(u)ŋ tolt(u)nı okuduk k(a)rluk kubr(a)p tolt(u)nl(a)dı: Battulga bu cümleyi qarluq kub arïp tulton aldï Karluk toplanıp dul elbisesi giydirdi. (2005: 123), Kosetu kuvrap utu altun aldï Toplanıp (onları) ele geçirip, (Karluklar) altınları elde ettiler. (2010: 7) olarak açıklar. Geçişli bir eylem olan ut-, (savaşta veya kumarda) kazanmak anlamına gelir (ED: 38b-39a). Kosetu ya göre 2. satır utu altunï alu biçimindedir. Bitigcinin böylesi kısa bir yazıtta altun uttı yerine utu altun aldï yazması ve bir önceki cümleyi (utu altunï alu) tekrarlaması zayıf bir olasılıktır. Kosetu okumasının tamamında morfolojik ilişkisizlikler ve sentaktik bozukluklar bulunmaktadır. de başvurulmuştur: [ ]ın : üçün : bunça : bod(u)n : kubr(a)p : yogl(a)dı : (KÇ 27). Hem Bömbögör hem de KÇ mezar taşlarında kubra- (cenaze töreni gibi belli bir görevi yerine getirmek üzere) toplanmak, bir araya gelmek anlamındadır. Eylemin -n- ekli biçimini T 4 te ıda t(a)şda : k(a)lm(ı)şı : kubr(a)n(ı)p : y(e)ti yüz boltı cümlesinde görürüz. T 4 teki örnek de, fiilin düzensiz biçimde yığılmak, birikmek değil, organize/ planlı halde toplanmak, bir araya gelmek karşılığında kullanıldığını gösterir. Bu bağlamda, eylemin Eski Uygurcadaki türevi kuvrag ın a monastic community (ED: 585a) anlamı kazanması şaşırtıcı olmasa gerek. Cümle yüklemini oluşturan eylem, tolt(u)nla- gömmek, toprağa vermek (toltun mezar +la-) olmalıdır. Türk dili alanında toprak ve mezar anlamlı sözcüklerin +la ekini alarak gömmek anlamında kullanılmasının başka örnekleri de vardır: A. yer yer, toprak +la > yerle- Kzk. jerle-, Tat. cirle-, Bşk. yirle-, Tkm. yerle- Uyg. yerli- gömmek, toprağa vermek vd. B. sin mezar (+lag > sinleg) +la > sinlele->sinnele-> Ttü. ağz. sinnile- 5 Tezcan, sözcüğün kökenbilim açıklamasını şöyle yapmıştır: Kelime herhalde *toltur- doldurmak fiilinden tü re medir. Bu fiil üzerine bağlantı ünlüsü dörtlü değişim gösteren ad türetme eki - n gelmiş (toltur- + -Xn >) *toltu run, bu da r-düşmesiyle toltun biçimine girmiştir. Aynı kelime içerisinde l, r ve n ünsüzlerinin bir ara ya gelmiş olması, r-düşmesini ve hece yutumunu kolaylaştırmış olabilir. Bu kabullere göre deyimin tam anlamı doldurulmak üzere açılan çukur demektir ki, mezar da zaten başka bir şey değildir. Özet lersek: tol-tur- doldurmak, *tol-tur-un doldurulacak çukur > tol tun mezar. (2010) 67

68 Hatice Şirin User ölüyü sine gömmek (DS X: 3643); krş. sinnik ölü gömülen yer, kabir (DS X: 3643) 6 KÇ yazıtından yukarıda verdiğimiz örnek cümle, Bömbögör Yazıtı ndaki ilgili cümleyle yalnızca kubrap zarfı açısından ortaklaşmaz. İki cümlenin yapısı ve anlamı da mükemmel koşutluktadır: bunça bod(u)n kubr(a)p yogl(a)dı (KÇ 27) // k(a)rluk kubr(a)p tolt(u)nl(a)dı (B 3-4). KÇ deki bunça bodun un yerini, B de tek bir bodun (Karluk) almıştır. Cümlelerin kuruluşundaki kusursuz koşutluk kadar, yüklem eylemlerindeki anlam nüansları da çarpıcıdır: KÇ de yüklem eyleminin (yogla-) çağrışım alanında görkemli bir ölüm töreni, B deki yüklem eylemininkinde (toltunla-) sade bir merasim vardır 7. Son satırın son ibaresi (basmıllıg bodun), belki de bu yalınlığı/yalnızlığı gidermek amacıyla yazıta sonradan yapılmış bir eklentidir. k(a)rluk kubr(a)p tolt(u)nl(a)dı Karluk(lar) toplanarak mezara gömdü. cümlesi, Bömbögör yazıtını Türk kağanlık ailesine mensup bir prensesin mezar taşı olarak tanımlamamızı bizzat sağlamaktadır. Prensesin unvanı ikinci satırda il bilge kunçuy olarak belirtilmiştir. Yazıtta Karlukların toplanarak il bilge kunçuy u toprağa verdiği bilgisinden hareketle, bu prensesin Türk Kağanlığı na bağlı boylardan biri olan Karlukların yabgu sunun eşi veya kızı olduğuna hükmedilebilir. Prensesin adındaki il bilge unvanına, İlteriş Kağan ın karısı, Kül Tigin ve Bilge Kağan ın annesinin (ilbilgä katun) ve İkinci Uygur kağanı Moyun Çor un karısının (elbilgä katun) adında/unvanında da rastlamamız, adına Bömbögör yazıtı dikilen prensesin, Türk Kağanlık ailesinden Karluklara gelin olarak gitmiş olma ihtimalini güçlü kılar. Eski Türk boyları yöneticilerinin çocuklarının siyasal ve ekonomik dengeleri/güçleri korumak vb. sebeplerle birbirleriyle evlendirildikleri bilinmektedir. Bunun somut kanıtını BK K 9-10 daki cümleler sunar: m(ä)n : [t]ürg(i)ş : k(a)g(a)nka : kız(ı)m [kunç(u) y(u)]g (ä)rt(i)ŋü : ul(u)g : törün : (a)lı birt(i)m (BK K 9); tür[g(i)ş k(a)g(a)n] kızın : (ä)rt(i)ŋü : ul(u)g : törün ogl(u)ma : (a)lı birt(i)m (BK K 9-10) üzä <t(ä)ŋr(i)k>ä (a)sra y(ä)rkä : yük(ü)n<t>(ü)küm b(a)r (ä) rti: Yazıt üstünde görülmeyen 2. sözcük Battulga tarafından doğru saptanmıştır. Battulga ve Kosetu 5. sözcüğü yükünüküm okumuşlardır (2005: 124; 2010: 7). Bu okuma, sözcüğün yükün- eylemine eklenen -(O)k ekiyle ad olduğu anlamına gelir. Oysa cümleyi izleyen y(a)ŋ(ı)ltuk(u)m yok ibaresi, üsluptaki koşutluğu gösterir. 6 Bu eylemi Anadolu ağızlarında sinle- olarak ararken, sinnile- biçiminde aramam gerektiğini bildiren Semih Tezcan a teşekkür ederim. 7 Anısına Bömbögör yazıtı dikilen kunçuyun cenaze törenine yalnızca Karlukların iştirak etmesi anlamlıdır. Oysa Kül İç Çor un, keza Bilge Kağan, Kül Tigin, Tonyukuk ve diğer erk sahiplerinin yog törenlerine bunça bodun katılmış (kubrap yoglamış), hatta kimisinde katılımcılar, ait oldukları etnik kimlikleri ve adlarına kadar detaylandırılmıştır. İl bilge kunçuyun toprağa verilişi sırasındaki bu tenhalık, acaba onun yönetimde etkin rol oynamamasından mı yoksa cinsiyetinden mi kaynaklanmışır? Bu soru, benzer içerikli yazıtların bulunup işlenmesiyle yanıtlanabilir. 68

69 Bömbögör Yazıtı: Bir Türk Kunçuyunun Mezar Taşı Erdal, geçmiş zaman partisipi dik ın Runik yazılı ve Maniheist kaynaklarda kullanılmasına karşın, -yok un anılan kaynak eserlerde hiç görülmediğini belirtmektedir: The perfect participle suffixes are -miš, -dok and -yok; positive dok is used mainly in runiform and Manichaen sources while -yok is never used in those sources. (2004: 294). Bu durumda yükün- eylemiyle ilgili olarak, bitigcinin y değil (yani yükünyüküm değil), (yüküntüküm yazması gerekirken) t işaretini yazmayı unuttuğunu ileri sürebiliriz. Paralel üslup (yüküntüküm bar// yaŋıltukum yok), tezimizi doğrular niteliktedir b(a)sm(ı)l(lı)g : bod(u)n: Battulga basmïlïg bodun Basmıl halkı ; Kosetu basmïlïg bodunug Basmılları, halkı/milleti, (Basmılların ülke halkını) olarak açıklar (Battulga (2005: 124; Kosetu 2010: 7). Yazıt üzerinde Kosetu nun saptadığı son harf (G=g 1 ) tam seçilmiyor. Bu ibare, basmıllıg bodun Basmıllı (tebası içinde Basmıl olan) halk veya basmıllıg bodunug Basmıllı (tebası içinde Basmıl olan) halkın olarak da açıklanabilir. DLT de geçen Çaruk Türklerden Barçuk şehrinde oturan bir adı ; Çaruklug 22 Oğuz bölüğünden biri (İndeks: 836) tatsız türk olmaz/başsız börk olmaz Farssız Türk olmaz/ başsız börk olmaz (II: 281) gibi ifadeler, etnonim + +lxg(//+sxg) yapısının olanaklı olduğunu göstermektedir Karluk ve Basmıl boy adları, yazıtın tarihlendirilmesi açısından önemli olabilir; ancak tarih kaynakları, Moğolistan bölgesi Türk kağanlıkları döneminde bu iki boy -özellikle Basmıllar- hakkında savaşlarla çerçevelenmiş sınırlı bilgiler vermektedir. Kağanlık ailesine mensup kunçuylar ve alt boy liderlerinin evliliklerine dair bilgiler, kaynaklarda yok denecek kadar azdır. Aşağıda önerdiğimiz yazıtın dikiliş tarihine ilişkin olasılıklar, yalnızca yorum niteliği taşımaktadır: A. II. Türk Kağanlığı tarihinde Basmıllar ve Karlukların adı Uygurlarla yan yana kağanlığın yıkılış yıllarında ( ) geçmektedir. Bu üçlü ittifakla kağanlığın yıkımı gerçekleşmiştir (Taşağıl 2004: 54-62). Bömbögör Yazıtı, bu ittifakın kurulmasından daha önceki bir tarihte -Karluklar kağanlığa bağlı bir alt boy olarak varlık sürdürürken- dikilmiş olabilir. Adına yazıt dikilen kunçuy, bir A-shih-na ise, anıt mezarının, Karluk boyunun kağanlığa bağlılığının bir simgesi olarak, II. Türk Devleti nin parlak bir döneminde hazırlandığı düşünülebilir. B. İl bilge unvanı, ikinci Uygur kağanı Moyun Çor un karısının (elbilgä katun) adında da bulunduğu için, anısına Bömbögör Yazıtı dikilen kunçuy un bir Yaglakar olma ihtimali de vardır. Üçlü ittifak sırasında Uygur kağanlık ailesinden bir kunçuy ile Kutlug Bilge Kül zamanında ( ) sol (doğu) yabguluğa atanan (Kafesoğlu 1995: 138) Karluk lideri arasında evlilik gerçekleşmiş olabilir. 69

70 Hatice Şirin User basmıllıg bodun tebası içinde Basmıl olan halk, üçlü ittifakın ilk yıllarındaki ( ), Karluk-Basmıl ortaklığına adeta vurgu yapmaktadır 8. Karluklar İç Asya daki yurtlarından, aynı yıllarda ( ), Uygurlar tarafından Batı bölgelere, On Ok topraklarına sürülmüşler (Golden 2002: 114); Ötüken de kalan Karluklar (Üç Karluk), II. Uygur kağanı Moyun Çor zamanında ( ) Kırgız, Çik, Türgiş ve Basmıl boylarıyla ittifak kurup Moyun Çor a baş kaldırmışlardır (753). Karluklar ve Basmıllar, 754 te Uygur ordusu tarafından kesin yenilgiye uğratılmıştır. Karlukların sağ kalanları da Türgiş topraklarına sığınmıştır (ŞU B1-2). Buna dayanarak, yazıtın tarihlendirilmesi bağlamında 754, terminus post quem 9 olarak belirlenebilir. Zira bu tarihten sonra Ötüken de etkin bir Karluk varlığından söz edilmez. Kısaltmalar B: Bömbögör Yazıtı BK: Bilge Kağan Yazıtı DLT: Divanü Lûgat-it-Türk DTSl: Drevnetyurskiy slovar ED: An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish Clauson KÇ: Kül İç Çor Yazıtı KT: Kül Tigin Yazıtı ŞU: Şine Usu Yazıtı Ta. Taryat Yazıtı Kaynaklar ALYILMAZ, C. (2003), Moğolistan da Eski Türk Kültür ve Medeniyetine Ait Bazı Eserler ve Bulundukları Yerler, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 21, Erzurum, BARUTCU ÖZÖNDER, F. S.(2000a), Eski Türk Çağı Yazıtları: I. Açit Yazıtları I-II, II. Yamanı-Us Yazıtı, KÖK Araştırmalar II/1, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, (Güz 2000), Ankara: KÖKSAV Yayınları, (2000b), Eski Türk Çağı Yazıtları: I. Örük Yazıtı, II. Arhanan Yazıtı, III. Hangiday Yazıtı, KÖK Araştırmalar II/1, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi, (Bahar 2000), Ankara: KÖKSAV Yayınları, BATTULGA, Ts. (2005), Mongolın Runi Biçgiin Dursgaluud. Corpus Scriptorum, Tomus 1-3, Ulaanbaatar de, Karluk-Basmıl-Uygur ortaklığıyla A-shih-na soyundan gelen Basmıl lideri Chie-tie-i-shih kağan ilan edilmiştir Sağ ve sol kanat yabgulukları ise Karluklar ve Uygurlar paylaşmışlardır; ancak Basmıl liderinin kağanlığı uzun sürmemiştir. Müttefiklerin arasının açılmasını müteakip kağan ilan edilen Basmıl lideri öldürülmüş; Uygur elteberi Kutlug Bilge Kül kagan seçilmiştir (745) (Taşağıl 2004: 57, 59). Bu karışıklıklar sırasında Karluk-Basmıl ortaklığının bozulmasına rağmen, bu iki boyun adı yazıtta dostâne biçimde yan yana getirilebilir mi? Zor bir soru gibi görünse de, daha derin araştırmalarla net bir yanıta ulaşılabilir. 9 Lat. terminus ante quem önceki nokta terminus post quem sonraki nokta. Epigrafide, tarihi kesin olarak bilinemeyen ama zaman içinde iki uç noktası saptanabilen yazıtlar için kullanılan terimler (Kaliç 2006: 242). 70

71 Bömbögör Yazıtı: Bir Türk Kunçuyunun Mezar Taşı BATTULGA, Ts. (2006), Bömbögöriyn Biçees, Mongol Sudlal, XXVI, Ulaanbaatar, CLAUSON, Sir G. (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford: Clarendon Press. Divanü Lûgat-it-Türk I-IV ( ), (Çeviren: B. ATALAY), Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları. EKREM, E. (2008), Baz Kağan Meselesi, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt 5, Sayı 1, (Ağ adresi: MTAD_5-1_EEkrem_47-64.pdf) ERDAL, M. (2004), A Grammar Of Old Turkic, Leiden: Brill Academic Publishers. GOLDEN, P. B. (2002), Türk Halkları Tarihine Giriş (Çeviren: O. Karatay), Ankara: Karam Yayınları. KAFESOĞLU, İ. (1995), Türk Milli Kültürü, İstanbul: Boğaziçi Yayınları. KALİÇ, S. (2006), Ortak Kültür Kavramları Sözlüğü, İstanbul: 3F Yayınevi. KEMPF, B. (2004), Old-Turkic Runiform Inscriptions in Mongolia: An Overview, Turkic Languages 8, Wiesbaden, KLIMKEIT, H.-J. (2000), Das Weiterleben manichäischer Erzählstoffe im Islam. Ein Beispiel aus der sog. arabischen Buddhalegende : Emmerick, R. E.-Sundermann, W.- Zieme, P. (Hrsg.): Studia Manichaica. IV. Internationaler Kongreß zum Manichäismus, Berlin, Juli Berlin, KOSETU, S. (2010), Newly Found Turkic Inscription from Bömbögör: On the Conflict for the Hegemony in Mongolia from the Qarluq a Viewpoint, New Trends in Studies on Liao, Jin and Xi-Xia (3), Edited by: S. Arakawa, Y. Takai, K. Watanabe, Tokyo University of Foreign Studies, Research Institute for Language and Culture of Asia and Africa (ILCAA): Tokyo. MERT, O. (2008), Öngöt Mezar Külliyesi ve Külliyede Bulunan Damgalar, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 36, Erzurum, NADELYAYEV, V. M. (1974), Drevnetyurkskaya nadpis Hovd-somona MNR, Bronzovıy i jeleznıy vek Sibirii, Novosibirsk, ÖZERTURAL, Z. (2008), Der uigurische Manichäismus. Neubearbeitung von Texten aus Manichaica I und III von Albert v. Le Coq, Wiesbaden. RYBATZKI, V. (2000), Titles of Türk and Uigur Rulers in the Old Turkic Inscriptions, CAJ, Vol. 44/2, Wiesbaden: Harrasowitz, (2006), Die Personennamen und Titel der mittelmongolischen Dokumente, Eine lexikalische Untersuchung, Helsinki: Yliopistopaino Oy (Erişim Tarihi: ; Genel ağ adresi: SERTKAYA, O.F. (2008), Göktürk (Runik) Harfli Yazıtların Envanter, Alfabe ve Bibliyografya Problemleri Üzerine, Dil Araştırmaları, Sayı 2, Bahar 2008, Ankara, TAŞAĞIL, A.(2004), Göktürkler III, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. TEZCAN, S. (2010), Etimoloji Önerileri, III. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu, Mayıs 2010, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Ankara (yayımlanmamış bildiri). TONGERLOO, A. Van (2009), A Nobleman in Trouble or the Consequences of Drunkenness : Literarische Stoffe in mitteliranischer Zeit, D. DurkIn-MeIsterernst-C. Reck-D. Weber (eds.), Literarische Stoffe und ihre Gestaltung in mitteliranischer Zeit. Kolloquium anlässlich des 70. Geburtstages von Werner Sundermann, Dr. Ludwig 71

72 Hatice Şirin User Reichert Verlag: Wiesbaden, Tafeln XII und XIII. TSEVEENDORJ D.- BATBOLD N.- ENHTÖR, A.- BAZARGÜR, D. (2004), Govi-altay, Bayanhöngör aymgiyn zarim nutagt hiysennarheologiyiyn sudalgaa (ur dçilsan ür düngees), Arheologiyn sudalgaa, Tomus II (XXII), Fasc. 1-23, Ulaanbaatar, TÖRBAT, Ts.-DUNBÜREE, B.-BEMMANN-J.-HÖLLMANN, T.O.-ZİEME, P. (2009), A Rock Tomb of The Ancient Turkic Period in the Hargalant Khairkhan Mountains, Khovd Aimag, with The Oldest Preserved Horse-Head Fiddle in Mongolia A Preliminary Report, in Current Archaeological Research in Mongolia, Papers from the First International Conference on Archaeological Research in Mongolia held in Ulaanbaatar, August 19th 23rd, 2007, Volume 4, Edited by Jan Bemmann, Bonn: Rheinische Friedrich-Wilhelms-Universitat, ZIEME, P. (2008), Abschied vom Alttürkischen Witwenkleid, Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hung. Volume 61 (3), Resim I 72

73 Bömbögör Yazıtı: Bir Türk Kunçuyunun Mezar Taşı Resim II Resim III ( Resim IV (Törbat vd. 2009: 375) 73

74 74

75 Dil Araştırmaları Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli midir? Sayı: 7 Güz 2010, ss. Trabzon Ağızlarında Bir Fiil Kullanımı A. Mevhibe Coşar * 1 Özet: Ağızlar, temel niteliklerini ölçünlü dilden ayrıldıkları oranda belirginleştirirler. İletişim, eğitim ve öğretimin yaygınlaşması, ölçünlü dil ile ağızlar arasındaki etkileşimi de artırmıştır. Bu nedenle dilin nispeten bakir hali sayabileceğimiz ağızlar üzerindeki çalışmaların tespit boyutu önem taşır. Trabzon ağızlarında [isim fiil+fiil] yapısında bir fiil kullanımı ölçünlü dilden ayrılan bir örnek olarak dikkat çekmektedir. Bu çalışmada söz konusu kullanımın örnekleri verilerek bölge ağızlarındaki yeri belirlenmeye çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Trabzon ağızları, ölçünlü dil, fiil Usage of a Verb in Trabzon Dialects Abstract: Dialects are characterized by their own basic qualifications to the extent that they deviate from the standard language. The expansion of the communication and education enhanced the interaction between standard language and dialects. Therefore it is of importance to embark on dialects, which are relatively new and waiting to be fully discovered. In dialects of Trabzon using the verb in the structure of [noun verb+verb] presents a distinctive deviating example in standard language. This study focuses on the usages of this structure in regional dialects. Keywords: Trabzon dialects, standard language, verb Giriş Dilin dinamik haline ait çalışmalara temel teşkil eden ağızlar, özellikleri itibariyle zaman zaman ölçünlü dile aykırı bir görünüm arz ederler. Bu özelliklerin anlamlandırılması ve bir kaynağa bağlanması aşaması ise zorlu ve düşündürücü görünmektedir. Günümüzde iletişimin mesafeleri aşan ve medyanın etkisiyle buyurgan bir karakter de kazanan görünümü, ağızların doğal sürecinde ölçünlü * KTÜ Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, [email protected] 75

76 A. Mevhibe Coşar dili öne çıkarmaktadır. Bu nedenle dilin nispeten bakir hali sayabileceğimiz ağızlar üzerindeki çalışmaların tespit boyutu önemini korumaktadır. Öte yandan gidişat, ağızların dinamik gücünün ölçünlü dil üzerindeki etkilerinin de inkâr edilemeyeceğini göstermektedir. Bu cümleden olmak üzere ağızlar, hem ölçünlü dilden ayrılan özelliklerinin belirlenmesi ve bir kaynağa bağlanmaları, hem ölçünlü dile yaklaşmaları hem de ölçünlü dile katkıları oranında değerlendirilmek durumundadır. Trabzon ağızları, coğrafi bakımdan nispeten kapalı bir alanda bulunmaları; son yıllara kadar bölgenin dışarıdan, özellikle diğer bölgelerden göç almaması 1 gibi sebeplerle değişim ve etkileşimlere kapalı, ancak eğitim imkânları ve merkezlerle yakın ilişkileri sebebiyle de ölçünlü dille sıkı iletişimdedir. Bu ve sair sebeplerle tarihi ve sosyo-kültürel açıdan olduğu kadar ağız araştırmaları açısından da genelde Karadeniz Bölgesi, özelde Trabzon önemli bir merkez durumundadır. Trabzon ağzına ilişkin çalışmaların tarihi Ahmet Caferoğlu (1994: XX) nun verileriyle 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başlarına gider 2. Geçen süreç bireysel bazı çabaların yanı sıra Caferoğlu (1994), Brendemoen (2001), Demir (2006) gibi araştırmacıların kitaba dönüşen çalışmaları ile derleme faaliyetlerini de içermiş; alanla ilgili tezler ve makaleler hazırlanmıştır 3. Doğu Karadeniz Bölgesi, tarihin en eski dönemlerinden bu yana farklı etnik topluluklar tarafından iskân edilmiştir (Tellioğlu: 2003) 4. Bölge tarihsel süreçte çok sayıda farklı Türk boyunun üst üste tabakalaştığı bir etnolinguistik tabana da sahiptir (Bilgin 2000: 13-67) 5. Caferoğlu (1994: XX-XXIV) da Trabzon 1 Son zamanlara kadar mevsimlik işçilerin hareketi bile bölge sınırları içinde kalırken bugün bu daha geniş alanlara yayılmış görünmektedir. Yurt içinden çeşitli bölgelerden iş gücü akışı yanında özellikle Doğu Karadeniz sınır komşusu Gürcistan dan gelenler dikkat çekmektedir. Bu da yeni etkileşimlerin söz konusu olabileceğine bir işaret sayılabilir. 2 Ahmet Caferoğlu, Trabzon ağızları üzerine yapılan ilk çalışmalara değinirken şu isimleri zikretmektedir: V. Pisarev, Trabzon Sivesine Dair Birkaç Söz; Luigi Bonelli, Vocı de Dialetto Turko di Trepozinda, Budapest 1920; M. Räsänenin Eine Sammlung von mani Lieder aus Anatolien; Journal de la Societè Finno-ougrienne (1925, C. 41); Hamamizade, Baba Salim; Bilal Aziz Yanıkoğlu, Trabzon ve Havalisinden Toplanmış Folklor Malzemesi (Caferoğlu 1994:XX). 3 Söz konusu çalışmalar için bk. Tuncer Gülensoy (1981), Anadolu ve Rumeli Ağızları Bibliyografyası, Ankara: Başbakanlık Basımevi (ilgili mezuniyet tezlerini göstermektedir); Bernt Brendemoen (2001), The Turkish Dialects of Trabzon, Volume I-II, Oslo; Necati Demir (2006), Trabzon ve Yöresi Ağızları, C. I-II-III, Ankara: Gazi Kitabevi Yay; öte yandan yüksek lisans tezi olarak Fuat Öründü (2000), Trabzon ve Yöresi Ağızları, Trabzon, 245 s., Metin Karaörs (2000), Kuzeydoğu Anadolu (Trabzon ve Yöresi) ve Batı Rumeli Türk Ağızlarının Ortaklığı ve Akrabalığı, Trabzon Tarihi Sempozyumu Bildirileri, Trabzon; Trabzon ağızları üzerine yapılmış ve yayımlanmış bulunan çalışmalar arasında sayılabilir. Söz konusu çalışmaların tamamına ilişkin genel bir değerlendirme için bk. (Korkmaz 2009: ). 4 Antik kaynaklarda Karadeniz sahillerinde yaşayan 90 kadar etnik gruptan bahsedilir [İskitler, Makronlar, Mssynoikler, Kolkhlar, Driller, Khalybler, Tibarenler, bunlardan en önemlileridir]. Ayrıntılar için bk. (Tellioğlu: 2003). 5 Karadeniz in kuzeyinde yer alan topraklar eski çağlardan bu yana kavimlerin büyük göçlerine sahne olmuştur. Orta Asya çıkışlı İskitlerin Kimmerleri Karadeniz in kuzeyinde sıkıştırması ile tarihin tanık olduğu göçler daha yakın çağlarda da devam etmiştir. Birkaç asra yayılan bir süreç içinde bu sahaya giren Türk kavimleri burada bulunan kavimleri batıya sürmüş ve buraları yurt edinmiştir. Bizans, art arda gelen bu devletlerle ve onların yerinden sürdüğü topluluklarla da ilişkiler kurmuş, onlardan ordusu için asker ya da azalan nüfusu için yeni kaynak olarak yararlanmış, onların akınlarından kendi topraklarını ve devletini koruyabilmek için ustaca bir siyaset izlemiş, Hıristiyanlaşarak Rumlaşmaları için nihayetsiz çaba sarf etmiştir. Doğu Karadeniz sahillerine bu açıdan baktığımızda tarihin her döneminde bölgeye Karadeniz in kuzeyinde var olmuş Türk kavimlerinin gölgesinin düştüğünü söyleyebiliriz. Hunlar, Avarlar, Hazarlar, 76

77 Trabzon Ağızlarında Bir Fiil Kullanımı ağızlarında tamamıyla sabit ve düzenli bir halde görülen ses özelliklerinin bölgeyi Göktürk ve Uygur Türkçesine bağladığını söyler. Tarihi verileri takip ederek bölgede etnik tabakalaşma ile ortaya çıkan dil görüntüsünü belirlemeye çalışan Feridun Tekin (2002: ) de, Trabzon ve yöresinin Türkleşmesi 6 tarihinin 1071 Malazgirt savaşının çok öncesine dayandığına, bölge ağızlarında görülen Kıpçakça unsurların 7 da bu fikri desteklediğine dikkat çeker. Ahmet Caferoğlu (1994: XX), karakteristik bir özellik olarak Trabzon daki köylerin bile kendi ağız özellikleri ile ayrıldığına işaret eder 8. Ağızlar için doğal bir süreç olan bu durum bir tarafa bırakıldığında ses ve yapı itibariyle bölge ağızlarında tespit edilen ve Anadolu nun çeşitli bölgeleri üzerinden bazı Orta Asya ağızlarına bağlanan özellikler, Oğuz boylarının Anadolu yu yurt edinme sürecinin çok öncesinde bölgede dilin izlerinin yerleştiğinin delili olarak gösterilir (Tekin 2002: ) 9. Trabzon Yöresi Ağızlarında Bir Fiil Yapısı Trabzon ağızları ses ve şekil özellikleri ile söz varlığı bakımından bir takım arkaik özellikleri barındırmakta 10, ölçünlü dilden ayrılan dikkat çekici yapılar sergilemektedir. Bu çalışmada Trabzon ağızlarının genelinde görülen, çoğu zaman anlatımı kuvvetlendirmek için de kullanıldığı düşünülen ağlama ağla-, söyleme söyle-, kazma kazma- gibi fiillerin kullanılışı tespit edilerek incelenmeye çalışılmıştır. Bu kullanımın bölgede 11 örneklerini tespit etmek de mümkün olmakla beraber burada Trabzon yöresi ağızları esas alınacak ve dilbilgisi ve dil kullanıcıları bakımından değerlendirilmesi yapılmaya çalışılacaktır. Dil içi bir birey olarak kendi deneyimlerimiz ile Caferoğlu (1994), Brendemoen (2001) ve Demir (2006) metinlerinden tespit edilen örnekler tanıklığında konuya ilişkin bazı soruların tartışılması ve anlamlandırılması amaçlanmaktadır. Konuya şimdilik iki soru ile yaklaşılması uygun görülmektedir: Sabirler, Bulgar Türkleri, Uzlar, Peçenekler, Kıpçaklar, Kumanlar ve diğer Türk boyları Bizans tarafından 5. ve 11. asırlar boyunca bölgeye yerleştirilmiştir. (Bilgin 2000: 13-67). 6 Atilla Jorma bugünkü Karadeniz çevresi Türklüğünün çekirdeğinin Aral gölü kuzeyindeki bozkırlardan, kabaca bugünkü Kazakistan devletinin bulunduğu bölgelerden göçmüş olduğu görüşündedir (Jorma 2008: 54). 7 Trabzon ağzında Kıpçakça etkileri için bk. (Demir 2007; Özgür 2002: ). 8 Kelime başındaki g lerin k, d lerin t olması, göl yerine köl, gibi yerine kibi ; duymak yerine tuymak, diş yerine tiş kullanılması gibi (Caferoğlu 1994: XX ). 9 Talât Tekin dilbilimi çevrelerinde konuşma türlerinin idyolekt (tek bir kişinin konuşma alışkanlıklarının tümü; birey diyalekti), ağız (birbirine benzer idyolektler toplamı), lehçe ya da diyalekt (birbirine benzer ağızlar toplamı) ve dil (birbirine benzer diyalektler toplamı) ayrımından söz eder (Tekin 1997: 240). Bu, bir anlamda ne kadar birey varsa o kadar dil var anlayışını da getirir. Bir yandan da bir ağız yöresindeki söyleyiş farklılıklarını da açıklayan dayanaklardan biri olur. 10 Trabzon ağızları üzerine yapılmış çalışmalarda konunun ele alınışı için bk. (Korkmaz 2009: ). 11 Kullanımın örnekleri Rize ili ağızlarında da mevcuttur: g úç ħal dişariya ĝelduk. Bizi almak da almadile. motorćiyi şik āat ettuk., hiç oynamāyĩsun, hiç bi tarafun oyna māyi. konuşmak da konuşmāyĩsun. (Günay 2003: 202 ve 218). 77

78 A. Mevhibe Coşar Bu yapılar birer ikileme olarak değerlendirilebilir mi? Bu yapılar ikili köklerin birlikte kullanılışından kaynaklanabilir mi? Caferoğlu (1994) ve Brendemoen (2001), eserlerinde örnekleri bulunduğu halde bu fiil kullanımına yönelik herhangi bir değerlendirme yapmamaktadır 12. Demir (2006) ise fiilden isim yapan ekler bahsinde -ma/-me ekini ele alırken konuya değinmektedir. Burada bölgede ekin yazı dilinde olduğu gibi -ma/ -me şeklinin kullanıldığı ve fiil isimleri, bazen de eşya, yemek ve alet isimleri yaptığı dile getirilmektedir (2006: ) ayrıca Trabzon ili ağızlarında özellikle II. Ağız yöresinde bu ekle çok yaygın olarak kullanılan ikileme de kurulmaktadır. diyerek 13 ġatma ġatamıyôm (katma katamıyorum), ġaşma ġaşmadım (kaçma kaçmadım), satma mi satacak (satma mı satacak), körme kördük (görme gördük), yatma yatmâysın (yatma yatmıyorsun) örneklerini vermektedir (Demir 2006: 276). İkilemeler yaygın kullanımı ve zengin anlatım imkânı ile Türkçenin önemli ve ayırıcı bir özelliğini yansıtır 14. Bu sebeple olsa gerek Türkçenin ikilemeleri çok yönlü çalışmalarla ele alınmıştır. Bu çalışmalarda Türkçenin farklı dönem ve eserlerinden kimi lehçelerine kadar hemen her alanda ikilemelerin oluşum ve kullanımı incelenmiş ve karşılaştırmalara yer verilmiştir 15. İkilemeler konusunda belki de dikkat çekilmesi gereken konulardan biri, Muharrem Ergin in verdiği tanımda belirginleşen bir yapı özelliğidir. Ergin (1985: 337), tekrarlar adıyla ele aldığı ikilemeleri, Tekrarlar aynı cinsten iki kelimenin arka arkaya getirilmesi ile meydana gelen kelime gruplarıdır. Tekrarı meydana getiren iki kelimenin tekrara iştiraki tamamıyla birbirine eşittir. şeklinde tanımlamaktadır. Sonuç olarak art arda sıralanan iki birimden oluşan ikilemeler, birer kelime grubudur. Bazen, yinelemelerden (yavaş yavaş), eksiz sözcüklerin bir araya gelmesinden (köşe bucak), çeşitli ekler almış sözcüklerden (eninde sonunda, oflayıp puflamak) ve ad tamlamalarından (suyunun suyu) oluşmaktadırlar (Gökdayı 2008: 95). Dolayısıyla yukarıdaki tanımda yer alan aynı cinsten iki 12 Yalnız Brendemoen, 35 no lu metindeki benum ismum fuskudu[r] ama fadimedúr/ k a:bee gittum vagıt Fadime idúr ismum ifadesinde k a:bee gittum vagıt kısmını bir dipnotla açıklar ve dini bağlamda olmalı (must mean in religious contexts) der. Ardından bir sonraki metinde kaçurma kaçurdi ifadesini de bu dipnota gönderir. Bu, tarafımızca anlamlandırılamayan ve muhtemelen yazılış veya dizgiden kaynaklanan bir hata olarak alınmıştır (Brendemoen 200: 80-82). 13 Trabzon ağızlarını ikiye ayıran Demir (2006: 109 ve 118) e göre I. ağız yöresi Şalpazarı ve Beşikdüzü ilçesinin büyük bir bölümü, Çepni ağızlarının doğu ucu; II. ağız yöresi de Trabzon ilinin merkez ilçe dâhil, Şalpazarı ve Beşikdüzü dışında kalan bütün yöreleridir. 14 İkilemelerin Türkçenin her döneminde belirgin biçimde kullanıldığı bilinmektedir. Yunanca hendiadiyon (iki ile/iki aracıyla bir) terimiyle adlandırılan bu kuruluşlara Latin yazınında birkaç örnek gösterilebilmektedir. Dünyanın pek az dilinde Türkçedekine yakın oranda görülen bu özellik, bugün Korecede ve bir ölçüde Japoncada bulunmaktadır (Aksan 1996:60). Ayrıca Türkçede ikilemelerin yapılışının diğer bazı dillerden ayrılan örnek ve değerlendirmeleri için bk. (Aktaş 1996: ). 15 Başlı başına bir çalışma olarak (Hatipoğlu 1981) yanı sıra (Tuna 1949: ve 1950: 36-82; Sev 2004: ; Aydın 1997: ; Suçin 2006: ; Koca 2007; Ulutaş 2007) sayılabilir. 78

79 Trabzon Ağızlarında Bir Fiil Kullanımı kelime ifadesi 16 dilbilgisi bakımından eş değer olmak demektir. Bu durumda Trabzon yöresi ağızlarında kullanılan bu birimlerin bu manada ikileme sayılması tartışılabilir. Anlam ilişkileri bir tarafa, yazılı ilk eserler üzerine yapılan çalışmalardaki örneklerin de gösterdiği gibi Türkçe ikilemelerde kurucu unsurlarda eş değerlik söz konusudur. İsimlerle isimler, fiil şekilleri ile fiil şekilleri, hatta yansımalarla yansımalar şeklinde bu durumun bir kurucu yapı olarak devam ettiğini gözlemek mümkündür. Nitekim Ercan Alkaya (2008: 37-76) da, alandan yapılan derlemeler ve Derleme Sözlüğü esasında tespit ettiği Trabzon ve yöresi ağızlarındaki ikilemeleri incelemiş ancak sözü edilen yapıları ikileme sınıfından saymamıştır 17. İkilemelerin temel işlevlerinden söz edilirken anlatım gücünü artırmak ve anlamı pekiştirmek ifadeleri kullanılıyor. Bunların kullanım amacının da anlatımı zenginleştirmek, dile ahenk ve zenginlik katmak olduğu belirtiliyor 18. Böylece ikilemeler cümlede ad, sıfat ve zarf görevi yüklenen ve anlamı güçlendiren birimler sayılmaktadır. Trabzon ağzında fiillerin bu ikili kullanımlarında zaman zaman vurgu/pekiştirme amacı sezilse de bunlara anlam ve kullanım yönüyle bakıldığında başka maksatlar da bulunabilmektedir. Metinlerdeki durumlarına bakıldığında bu fiil yapılarının yüklem olarak kullanıldığı görülüyor. Gerek kendi tanıklıklarımız gerekse metinler bunların her zaman anlamı kuvvetlendirmediğini, bazen asıl eylemin oluş biçimini -olumlu veya olumsuz- tarif ettiğini gösteriyor. Trabzon Ağızlarında Fiil Kullanımı Aşağıda türlü kullanılışlarından hareketle Brendemoen ve Demir den alınan örneklerin metinlerdeki görünümleri değerlendirilmeye çalışılmaktadır 19 : 1- İsim Fiilin Çekimli Fiili Tarif Ettiği Kullanılışlar: ġaşma ġaşmadım. Dôruluílan geldim. (Demir 2006: 70) beni babam verme verdi. O ġaşma ġaşdi. (Demir 2006: ) Birinci cümlede anlatıcı, ben kaçarak evlenmedim, usulüne uygun 16 Benzer bir yaklaşımla Leylâ Karahan, tekrar grubu içinde ele aldığı ikilemeleri bir nesneyi, bir niteliği, bir hareketi karşılamak üzere eş görevli iki kelimenin meydana getirdiği kelime grubu olarak tanımlar. Grupta yer alan kelimeler arasında hem şekil, hem de anlam ilişkisi vardır; anlamı kuvvetlendirir; nesne ve harekete çokluk, süreklilik ve beraberlik anlamı kazandırır; bağlama ve çekim edatları dışında bütün kelimelerle tekrar grubu kurulabilir; grubu meydana getiren unsurlar çekim eki taşıyabilir; grup içindeki kelimeler, eş görevlidir gibi çeşitli özelliklerine değinir (Karahan 2004: 60-62) 17 Alkaya (2008: 37-76), çalışmasında ikilemeleri Kökenleri Bakımından İkilemeler, Sözcük Türü ve Yapısı Bakımından İkilemeler, Anlam Bakımından İkilemeler başlıklarında toplamış ve burada da eş değer/aynı cins birimlerin tekrarı ilkesini gözetmiştir. 18 Hatipoğlu (1981: 9), Türk düşüncesindeki anlam bolluğunu, kavram inceliğini karşılamak üzere, sözcük kurar gibi, türlü yönlerden birbiriyle ilgili iki sözcük yan yana getirilir ve yeni bir anlatım yolu yaratılır der. 19 Alıntı yapılırken metinlerde kullanılan işaretlere ve yazıma bağlı kalınmıştır. Transkripsiyon işaretlerindeki farklılıklar bu sebepledir. 79

80 A. Mevhibe Coşar evlendim ; ikinci cümledeki anlatıcı da aynı konuda ben babamın izniyle/ kararıyla/vermesiyle evlendim, o kaçarak evlendi. demektedir. şindi bagma şindi herif baºnger oldu. şindi arabalan gidey/ yörüme de yörümey/siır arabalan gidey. (Brendemeon 2001: 225) çokları ordan kaşŧı argadaşların/çıgu kaçayler ordan/kaçma kaçayle atlayıle wariştän Gaçayle. (Brendemoen 2001: 209) biliyorum ama yarı yarıyä unuttum oları şindi hatırımda kalmayler Gi/ unları ogumaºoguduk biz. (Brendemoen 2001: 150) 20 Burada birinci anlatıcı, yürüyerek gitmek yerine arabayla gitmenin tercih edilir olduğunu, hayvanların da bir yerden bir yere arabalarla taşınacak kadar zenginleşildiğini anlatıyor. Yine ikinci anlatıcı kaçarak uzaklaşmaktan söz ediyor. Üçüncü anlatıcı ise okuyarak öğrendiklerini dile getiriyor. Bu örneklerin gösterdiği gibi burada bir pekiştirme ve bunu ifade etmek üzere bir ikileme kullanılışı söz konusu olmamalıdır. Nitekim sıklıkla görülen aşağıdaki örnekler, pekiştirmenin zaten de ve bile edatları ile yapıldığını, bir pekiştirme olsaydı bunun de ve bile ile katmerlendirilmesine ihtiyaç duyulmayacağını düşündürebilir. Benzer şekilde mi soru ekinin kullanılışı da bu tarif durumunu aydınlatan örnekler verecektir 21 : konuşma da konuşamayu[r]um. (Brendemoen 2001: 29) konuşmak bile konuşamayu[r]um: konuşmaya gücüm yok. Saba:ı saba: ettim, uyuma bile uyumadım. Konuşucu için Uyuma da uyumadım ile Uyuma bile uyumadım aynı şey değildir. Birinde -dığı halde anlamı, sitemi vardır; diğerinde göze alma söz konusudur. Eylemin gerçekleştirilemeyişini güçlüklere bağlamak üzere burada bir kuvvetlendirmeden söz edilebilir, ancak bunu üstlenen kuvvetlendirme bağlaçlarıdır; isim fiil ile fiilin yan yana gelişi değil. icabında kurutmada kuruduruk. (Demir 2006: 171) örneğinde ise Kurumasını sağlarız. anlamı vardır, isim fiilin gösterdiği işin nesneleşmesi söz konusudur. 2- İsim Fiilin Çekimli Fiili Tamamladığı Kullanılışlar: Kimi örneklerde bu yapının ölçünlü dildeki [Fiil+( masina)]+[fiil+ç.e.] yapısını karşılayan veya olumsuz durumlarda bir eylemin gerçekleştirilmesine niyet ifade eden, bugün Türkçede -AcAk ol- ile temsil edilen gerçekleşmemiş 20 Masal hikâye biliyor musunuz? sorusuna karşılık anlatıcı, Biliyorum ama yarı yarıya unuttum onları, aklımda kalmıyor. Biz onları okuma okuduk, yani mektepte okuduk. Biz muhacir geldiğimiz zaman küçüktük, kardeşimle beni mektebe verdiler. Onları okuma okuduk. cevabını veriyor. 21 Bunu sorma mı soruyorsun? derken bir Trabzonlu Soru olarak mı söylüyorsun, yoksa sorar gibi mi yapıyorsun? demek ister; Sular kesme mi kesti derken Suların akmaması kendiliğinden mi (bir arıza mı, haber verilmeden mi) oldu, yoksa (belli bir iş için mi kesildi) bir müdahalemiz mi var? demek istiyordur. 80

81 Trabzon Ağızlarında Bir Fiil Kullanımı niyet fiillerini karşıladığı ve yan yargılar oluşturduğu da söylenebilir O da bu sefer diyi Gi evät/kesme geseceuum etmaúnizi ama / şu anda ben yo: udum. 174) - Denizde BaDma bile Ba:dug Biz//.(Brendemoen 2001: 216) - Biz dâbi yapmaduḳda körme kördük. (Demir 2006:159) -yatma yatamâysın, ḳaḳma ḳaḳamaysın işde yapmaysın. (Demir 2006: Bu kullanılış, -masina/ (-AcAk ol-) yapısından eksiltili bir biçim olarak görülebilir. Mesele ikinci soru bakımından ele alındığında bu kullanımın Türk dili yadigârlarından takip edilebilen bazı yapılarla benzeşen örneklerini değerlendirmek gerekir. Hem fiillerin, hem de isimlerin aynı kelimeyle ifade edilmesi meselesi çeşitli vesilelerle ele alınmıştır 23. Hem isim hem fiil kökü olarak kullanılan sözcüklerin -ikili köklerin 24 - Abidelerde sü süle- (asker sevket-); Uygurcada amgek amge amgen - (sıkıntı çek-), sakınç sakın- (düşünceye dal-) (Hamilton 1998: 27, 54); - Dede Korkut ta soy soyla-, boy boyla- 25 ; kov kovla-, din dinle- (dedikodu yapmak) (Ergin 1989: 76); Divan da bit bitle- (bit ara-), kuş kuşla- (kuş avla-) şeklinde karşımıza çıkan örnekleri vardır 26. Acaba bunlar, bugün ölçünlü dilde çoğu yansımadan ikilemelerle kullanılan fıkır fıkır 22 Hayrullah Kahya, masina için; Amaç belirten Karamanlıca zarf-fiil eklerindendir. Deny nin gramerinde bahsedilmeyen bir şekildir. -ma fiilden isim yapan eki, si 3. teklik şahıs iyelik eki ve datif hal ekinin birleşmesiyle oluşan -masina zarf-fiili, Yüce ve Karahan tarafından da ele alınmamıştır. Bu durum bu zarf-fiil şeklinin oldukça nadir kullanıldığını gösterir. Verilen örneklere göre bu zarf-fiil eki bazı cümlelerde sebep anlamında kullanılmıştır. Ancak yapı olarak dikkati çeken şey, bu zarf-fiillerin her zaman cümlelerin sonlarında yer almalarıdır. demekte ve Acıdım seni katlı etmesine, Aradı bir kişizade, faziletli, padişaha minasip bir gözel kız bulmasına, Döndüler Roma vilayetine dönmesine örneklerini vermektedir. (2008: ) Bunlardan sadece üçüncü örnek, dönmesine döndüler, ölçünlü dilde de örneği görülen Trabzon ağızlarındaki kullanımlara benzemektedir. 23 Nazım Muradoğlu 06 Kasım 2008 tarihinde [email protected] adresine gönderdiği iletisinde konuya değinmiş, Prof. Dr. Ebulfez Recebov un P. M. Melioranski, W. Radloff, K. Grönbech, G. Ramstedt in bu konuda aynı görüşte olduklarını söylediğini ifade etmiştir. Devamla, Ramstedt in, eş sesli gibi görünen kelime köklerinin morfolojik olarak daha küçük birimlere parçalanamamasının, onlardan (yani ad ve fiil olarak) hangisinin daha önce geldiğini belirlemeyi engellediğini söylediğini; Prof. Vakif Aslanova nın ise Fiille muvafık adlar sinkretik şekilde aynı sözle ifade olunur. görüşünü taşıdığını belirtmiştir. Nakledilen bu bilgiye göre Memmedov da Fiil-ad sinkretizmi, bir kelimenin konversiyon sürecinin sonucu olarak ele alınmak zorunda değildir. demektedir. 24 Zeynep Korkmaz, ikili kök veya sesteş/ eş sesli(kelime) denilen bu kelimeler için ; Hem ad hem fiil olarak kullanılan köklerin bir kısmında yalnızca ses bakımından bir birlik vardır. Aralarında hiçbir anlam ilgisi yoktur: ara/ara-, yaz/yaz- gibi kökler bu niteliktedir. İkili köklerin bir kısmında ise tam bir anlam ilişkisi söz konusudur. Bu nitelikteki adların çoğu Türkçedeki fiilden ad türetme eki olan -g ünsüzünün eriyip kaybolmasından oluşmuştur. Dolayısıyla aynı kökten kaynaklanan bu ikilik, bir ses değişmesinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. bilgisini aktarır (2007: 125). Mustafa Öner de barış- fiilini ele aldığı çalışmasında bunun sinkretik (bütünleşmiş/bağdaşmış) şekli olarak barış isminin Eski Türkçede barış bar- fiilinin ismi olarak gidiş, gitme anlamında bulunduğunu söyler, DLT (2006: 370) de barışlıg varılan, gidilen yer, konuk odası ve keliş barış geliş gidiş biçimlerini örnek gösterir (1996: 61). 25 Dede Korkut un boylardaki esas işlevi kopuz çalarak boy boylaması, soy soylamasıdır. Boyların anlatılmasına boy boylamak, boylar içindeki manzum kısımlara soy, soyları kopuz eşliğinde belli bir melodiyle okumaya ise soy soylamak denir (Ercilasun 2000: 111). 26 kuş kuşla- (kuş avla-) : Ol anğar kuş kuşlattı: O, ona kuş avlattı (DLT-II 2006: 348): Er bit bitledi: Adam bit aradı (DLT-III 2006: 291). 81

82 A. Mevhibe Coşar fıkırda-, çın çın çınla-, yükü yükle-, kasım kasım kasıl-, süzüm süzüm süzül-, çakmak çak-, sarma sar- 27 ; kimi ağızlarda da kullanılan ve bir çeşit anlatım bozukluğu olarak gösterilen boya boya-, ölü öl-, yangın yan- gibi örneklerin ilk şekilleri ile alakalı mıdır? 28 Yükü yükle-, çakmak çak-, sarma sar-, örneklerinden sarma sar-, görünüşte tam da Trabzon ağızlarının örneklerini andırmaktadır. Ancak bir yemek adı olarak sarma, söz konusu fiilden yapılmış bir nesne adıdır. Benzer şekilde Divan da geçen bürme bür-, kesme kes-; udhıtma udhıt- örneklerinde de sarma sar-, hatta çakmak çak- örneklerinin temelleri durmaktadır. Zira zaten burada geçen kesme: kâkül, perçem; bürme: ağ, torba; udhıtma: peynir anlamında birer nesne adıdır ve aynı kökten fiille kullanıldıklarında figure-pseudoétymologique (yalancı türek yanacı)dir 29. Ancak Trabzon yöresi ağızlarından belirlenen örnekler (isim fiilin çekimli fiili tarif ettiği ve isim fiilin çekimli fiili tamamladığı örnekler) figure étymologique (türek yanacı) 30 olmalıdır. Öte yandan bu yapılar, Üç İtigsizler (Özönder 1998) de çokça tespit edilen tip ti- yahut tegmek tegmek (değme değmek) örnekleri, Özönder (1998: 62) in çevirisinin de gösterdiği gibi bu yapının çok eski bir şekil olduğunun delili sayılmalıdır 31. Sonuç Caferoğlu, Brendemoen ve Demir in büyük emek vererek derleme ve tespitleri ile ortaya koydukları Trabzon ağızlarına ait malzeme çok değerlidir. 27 bürme bür-: Ol manğa bürme bürüşdi O, bana ağ dikmekte yardım etti., (DLT-II 2006: 94); Kesme kes-: Tünle bile bastımız / Tegme yanğak pustımız / Kesmelerin kestimiz Geceleyin bastık, her yandan pusu kurduk,perçemlerini kestik, Mınglak adamlarını biçtik. (DLT-I 2006: 434); Udhıtma udhıt-: Ol udhıtma udhıttı: O, peynir yaptı (DLT-I 2006: 208). Divan dan gösterilen örnekler, bu araştırmayı hazırlarken daha önce yaptığı çalışma ile ilgili olarak görüşme imkânı bulduğumuz Aslıhan Dinçer den alınmıştır. Dinçer (2008), temelde (isim + fiil) veya (fiil + fiil)lerden meydana getirilen yapılar olan birleşik fiillerden hareket etmekte; Bu tür yapıların, taşıdıkları anlam, yapı veya işlev bakımından değişik şekillerde sınıflandırıldığı görülmektedir. Ancak gramer kitaplarında üzerinde durulmayan bazı özel fiil şekilleri de bulunmaktadır. Tarihî dönemlere ait metinlerde, lehçelerde, ölçünlü dilde ve ağızlarda sözü edilen bu yapıların pek çok örneğine rastlanmaktadır. diyerek söz konusu fiillerin tasnifini yapmaya çalışmaktadır. Ancak yayım aşamasında olduğu söylenilen çalışmanın tamamını görme imkânımız olmamıştır. 28 Osman Nedim Tuna (1950: 70), burada geçen örnekler için özel fiil şekilleri nitelemesini yapmakta; adak ada-, casus casusla-, yağmur yağ- gibi çok sayıda örnek verdikten sonra Fiillerin eski devirlerde hep bu tipte olduğunu gösteren bugün elimizde bulunan metinlerden tespit edebildiğimiz- döküntü halinde yukarıdaki örneklerden başka, bilhassa cenup şivesinde bir vuruş vurdu ki..ve inim inim inliyordu vb. şekilleri de bu eski kullanılışı canlı bir şekilde devam ettirmektedir. demektedir. 29 figure-pseudo-étymologique (yalancı türek yanacı): [Söz sanatı terimi] Aralarında gerçekten türek birliği olmadığı halde var görünen iki kelimeyi bir arada kullanma; taş taşı- gibi. ( ). 30 figure étymologique (türek yanacı): [Söz sanatı terimi] Aralarında türek birliği bulunan iki kelimeyi bir arada kullanma; yazı yazmak, yemek yemek gibi. Türek birliği yerine anlam birliği olursa anlam yanacı denir; icra et-, laf söyle- gibi. ( ) Figure étymologique, aynı etimolojik türetmelerin birleşik (bitişik) olarak kullanıldığı bir retorik biçimidir. Bir ifadenin figure étymologique sayılabilmesi için bu iki kelimenin birbirinden farklı kelimeler olması, aynı kelimenin farklı iki yansıması (şekli) olmaması gereklidir. 31 yana kin uḳıtu sözlelim munda tıdıġ -sız-ı yme negü ol tip tiser. (Yine daha sonra anlatarak söyleyelim. Burada engelsizi de nedir? diye dersen, ) (Özönder 1998: 36 ve 72 vd); munung pirapṭi-sı tegmek tegmekindin bolur.(bunun prăpti si değme değmesinden olur)(özönder1998:91). 82

83 Trabzon Ağızlarında Bir Fiil Kullanımı Bu malzemeden hareketle denebilir ki; Trabzon ağızları, Türkiye Türkçesinin diğer ağızları gibi söz varlığı ve ses özellikleri itibariyle Türkçeye mahsus arkaik hususiyetleri, tarihsel süreçte Türkçenin geçirdiği değişme ve gelişmeleri bir arada barındıran bir laboratuar, bir arkeoloji müzesi durumundadır. Bir isim fiil ile bir çekimli fiilin bir araya geliş ilişkilerinden, ortaya çıkan birimin cümlede ve bağlam içinde kazandığı değere kadar taşıdığı ipuçları bizi çok farklı yaklaşımlara sevk edebilir. Bu bağlamda Trabzon ağızlarının fiil şekilleri ve özellikle zarf fiiller açısından ele alınması önem kazanır. Brendemoen (2008: ), Trabzon ağızlarının zarf fiiller bakımından zengin olduğuna değinerek, bunların cümle bağlayıcısı olarak kullanılışını irdelediği çalışmasında -ArAk ekinin de sık kullanıldığını vurgular 32. Ancak Trabzon da en çok kullanılan zarf fiil eki, çoğu zaman IP yerine de geçen -I eşbiçimliğidir. Leyla Karahan (1994: 208), Anadolu ağızlarında kullanılan ve yazı diline göre yapı ve fonksiyon bakımından değişiklik gösteren bazı zarf-fiil ekleri üzerinde durduğu çalışmasında Eski Türkçede görülmeyen ArAk zarf fiil ekinin Türkçede asıl fiille aynı zamanda veya daha önce ortaya çıkan bir hareketin tarzını anlatan, Oğuz grubu lehçelerinde kullanılan mürekkep bir ek olduğu bilgisini verir 33. Kerime Üstünova (1998: ), Dede Korkut destanlarında iki sözcüklü yüklemlerin yokluğunu destanların geçiş dönemi eseri olmasına bağlar. Şüphesiz burada eserlerin sözlü kültür mahsulü olmaları da etkendir. Bu durum zarf fillerin çeşitlenmesini geciktirmiş, bazı zarf fiillerin işlev alanını genişletmiş olabilir. ArAk zarf fiilinin EAT de ortaya çıkması da bundan kaynaklanabilir. Trabzon ağzında bu ekin az kullanılmasının sebebi de bölge ağzının Eski Türkçe ye yakınlığı ile açıklanabilir. Bu aynı zamanda Trabzon da söz konusu edilen fiillerin bir asıl fiili yine kendisi ile tarif etme çabasını da açıklayabilir. ArAk zarf fiili kullanılmadığı için [Fiil+(-me/-ma)]+ (Fiil+ç.e) yapısı [İsim+Fiil] veya [Zarf-fiil+fiil] yapısına anoloji yoluyla işlev üstlenmiş olabilir 34. Yahut da bu yapılar, kimi zaman [(Fiil+mAsInA/ -AcAk) + (Fiil+ç.e)] yapısının eksiltili biçimleri olabilir. Kaldı ki [İsim+Fiil] örnekleri isim unsurunun nesne olmadığı yerlerde bir vasıta durumu gösterebilmektedir: Oy sanduğum sanduğum / Yeşil boya boyandum 32 Muharrem Ergin (1990: 432), ekin e zarf fiil ekine rek/-rak karşılaştırma ve büyütme ekinin getirilmesi ile oluştuğunu söyler. Aynı bilgi Banguoğlu (1990:236) tarafından ekin dilimizde oldukça yeni olduğu ve e ekinin yerini tuttuğu şeklinde yinelenmektedir. 33 Muharrem Ergin (1985: 322) de ArAk ekinin Eski Anadolu Türkçesinden sonra, Osmanlıcada ortaya çıkmış yeni bir ek olduğunu belirtir. 34 Bu bağlamda O. Nedim Tuna (1948: 71) nın Bazen müteradif, bazen de birinci fiilin zarf olarak kullanılması ile- mürekkep fiil teşkil eden fiiller olarak nitelediği ve yine çok özel bir tekrar örneği olarak gösterdiği bul- buluş-, sür- sürüş-, tak- takış- örnekleri de bir fiilin diğerini tarif özelliğine işaret etmesi bakımından manidardır. 83

84 A. Mevhibe Coşar Demin türkü soylerdum / Şimdi neye dayandum. (Caferoğlu 1994: 185) örneğinde dönüşlülükten yararlanılarak yeşil boya ile boyanılmış olmaktan söz edildiği düşünülebilir. Öte yandan ölçünlü dildeki bir bakış baktı gibi isim fiillerin aynı kökten fiille kullanılışının başka örnekleri vardır ve öyle görünüyor ki bu yapılarla birlikte de yeniden değerlendirilmeleri gerekmektedir 35. Bu anlamda Trabzon ağızları sözlü dilin tanıdığı serbestlikle incelenmeye değer farklı örnekler sergilemektedir: bu sefer elme elmedi/alma alı gidemediler oni (Brendemoen 2001: 166); gelin alma yapdılar, ofa yerleşme yapdilar (Demir 2006: 430); hiç bir siġındi hayat da görmedim. olma hasda oldum (Demir 2006: 398) ise onlarca dikkat çekici, üzerinde durulacak, Türkiye Türkçesi ağızları ve Türk lehçeleri ile mukayeselere imkân veren örnekten bir kaçıdır. Kaynaklar AKSAN, Doğan (1996), Türkçenin Sözvarlığı, Ankara: Engin Yayınları. AKTAŞ, Tahsin (1996), Yapı ve Anlam Bakımından Almanca ve Türkçede İkilemeler, Türk Dili, S. 539, s ALKAYA, Ercan (2008), Orta ve Doğu Karadeniz Ağızlarında Görülen İkilemeler Üzerine Bir Değerlendirme, Turkish Studies, 3(3), s ( ). AYDIN, Erhan (1997), Orhon Yazıtlarında Hendiadyoinler, Türk Dili, S. 544, s BANGUOĞLU, Tahsin (1990), Türkçenin Grameri, Ankara: TDK Yayınları. BİLGİN, Mehmet (2000), Doğu Karadeniz -Tarih, Kültür, İnsan, Trabzon: Serander Yayınları. BRENDEMOEN, Bernt (2001), The Turkish Dialects of Trabzon, Volume I-II, Oslo. BRENDEMOEN, Bernt (2008). Anadolu Ağızlarındaki Sözdizimi Üzerine Bir Not, Turkish Studies, 3(3), s , ( ). BURAN, Ahmet (2008), Makaleler, (Yay. Hzl. E. Alkaya, S. Yalçın, M. Şengül), Ankara: Turkish Studies Yayınları. CAFEROĞLU, Ahmet (1994), Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, Ankara: TDK Yayınları. DEMİR, Necati (2006), Trabzon ve Yöresi Ağızları, I-II-III, Ankara: Gazi Kitabevi Yayınları. DEMİR, Necati (2007), Karadeniz Bölgesi Ağızlarında Kıpçak Türkçesi Özellikleri, IV. Uluslararası Türk Dili Kurultayı Bildirileri I, Ankara: TDK Yayınları, s DİNÇER, Aslıhan (2008), Divânü Lûgati t Türk te Kendi Kendini Açıklayan Birleşik Fiiller (Figura Etymologica) Hakkında, Gençliğin Gözüyle Kâşgarlı Mahmud ve Divanü Lügati t-türk Kurultayı, Adana. ERCİLASUN, A. Bican (2000), Dede Korkut Mirası, Türk Dili, I (578), s O. Nedim Tuna (1950: 51), Türkçede Tekrarlar adlı ayrıntılı ve kapsamlı çalışmasında isim, sıfat ve zarfların ikileme olarak türlü kullanılışları yanında fiilden yapılma tekrar şekillerini de çeşitli kiplerin anlam inceliklerini belirterek ele almıştır. Fiilin bildirdiği işin çok esaslı yapıldığını veya yapılmak istendiğini, beğenmeyi, güveni veya iddiayı ifade etmek üzere fiillerin vuruş vur-, koşuş koş-, çalışış çalış- şeklinde tekrar olarak kullanıldığını belirtmiştir. Ancak bu yapıların dilbilgisi bakımından, cümledeki görevleri itibariyle değerlendirilmesi farklı yorumlara imkân verebilir. 84

85 Trabzon Ağızlarında Bir Fiil Kullanımı ERGİN, Muharrem (1985), Türk Dil Bilgisi, İstanbul: Boğaziçi Yayınları. ERGİN, Muharrem (1989), Dede Korkut Kitabı I, Ankara: TDK Yayınları. GÖKDAYI, Hürriyet (2008), Türkçede Kalıp Sözler, Bilig, S. 44, s GÜNAY, Turgut (2003), Rize İli Ağızları, Ankara: TDK Yayınları. HATİPOĞLU, Vecihe (1981), Türk Dilinde İkileme, Ankara: TDK Yayınları. JORMA, Atilla (2008), Oğuzcanın Karadeniz Serüveni, İstanbul: Doğu Kütüphanesi Yayınları. KAHYA, Hayrullah (2008), Karamanlıca Zarf-Fiil Eklerinden Örnekler, SÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Edebiyat Dergisi, S. 19, s ( ) KARAHAN, Leylâ (1994), Anadolu Ağızlarında Kullanılan Bazı Zarf-Fiil Ekleri, Türk Kültürü Araştırmaları (Prof. Dr. Zeynep Korkmaz Armağanı), C. XXXII (1-2), s KARAHAN, Leylâ (2004), Türkçede Söz Dizimi, Ankara: Akçağ Yayınları. KOCA, Ergün(2007), Kırgız Türk Dillerindeki Yansıma Sözcüklerden Oluşan İkilemeler, Bişkek Sosyal Bilimler Üniversitesi Kırgız Dili ve Edebiyatı Dergisi 12, www. turkoloji.cu.edu.tr ( ). KORKMAZ, Zeynep (2007), Gramer Terimleri Sözlüğü, Ankara: TDK Yayınları. KORKMAZ, Zeynep (2009), Doğu Karadeniz Bölgesi Ağızlarının Türkiye Türkçesi Ağızları Arasındaki Yeri, Türk Dili, S. 696, s HAMILTON, J. Russel (1998), (1998), Budacı iyi ve Kötü Kalpli Prens Masalının Uygurcası, (Çev. Ece Korkut-İsmet Birkan), Ankara: Simurg Yayınları. MURADOĞLU, Nazım, 06 Kasım 2008 tarihindeki ileti, ÖNER, Mustafa (1996), Barış Sözü Hakkında, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, S. 8, s ÖZGÜR, Can (2000), Doğu Karadeniz Ağızlarında Kıpçakça Üzerine Tespitler, Trabzon Tarihi Sempozyumu Bildirileri, Trabzon: Trabzon Belediyesi Yayınları, s SEV, Gülsel (2004), Divanu Lügat it Türk te İkilemeler, Türk Dili, S. 634, s SUÇİN, Mehmet H. (2006), Türkçe ve Arapça İkilemelerde Sözcük Dizilişi ve Ses Benzeşmesi, Ekev Akademi Dergisi, S. 28, s TEKİN, Feridun (2000), Trabzon ve Yöresi Ağızlarının Etnik Yapı İle İlişkisi, Trabzon Tarihi Sempozyumu Bildirileri, Trabzon: Trabzon Belediyesi Yayınları, s TEKİN, Talât (1997), Türk Dilleri Ailesi I, Türkoloji Eleştirileri, Ankara: Simurg Yayınları. TELLİOĞLU, İbrahim (2003), Doğu Karadeniz de Türkler, Trabzon: Serander Yayınları. TUNA, O. Nedim (1949), Türkçede Tekrarlar 1-2, İÜ Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, III (3-4), s TUNA, O. Nedim (1950), Türkçede Tekrarlar 1-2, İÜ Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, IV(1-2), s ULUTAŞ, İsmail (2007), Kırgız Türkçesinde İkilemeler, Akademik Bakış, S. 13, s ÜSTÜNOVA, Kerime (1998), Dede Korkut Destanlarında İki Sözlüklü Yüklemler, Türk Dili, S. 554, s VARDAR, Berke (2002), Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul: Multilingual Yayınları. 85

86 86

87 Dil Araştırmaları Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli midir?... Sayı: 7 Güz 2010, ss. Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Hatice Parlak * 1 Özet: Dile ait görevli ve anlamlı birimlerin bir araya getirilmesi ile oluşturulan metinlerde yinelemeler, içerik bağlantısının kurulmasını sağlayan önemli unsurlardan biridir. Metinlerdeki anlamın oluşmasında, anlatıdaki bazı durumların, nesnelerin ya da kişilerin tekrarı, değişimi, dönüşümü ve noktasal değişkenlikler içeren olayların anlatı boyunca yinelenmesi oldukça önemli görevler üstlenir. Nazım esasına göre kaleme alınan ve geniş hacimli bir eser olan Kutadgu Bilig de bütünlüğün ve istikrarın sağlanmasında metindeki şahıs kadrosunun görevleri dikkat çekmektedir. Bunun için biz bu çalışmamızda bir hikâye çatısı etrafında yazılan Kutadgu Bilig deki özellikle dört sembolik kahramanın; gönderimde bulunulan ikinci derecedeki kahramanların metin boyunca ne şekilde, hangi kelime ya da kelime grupları ile yinelendiğini ortaya koymaya, bu göndergeleri tablolar halinde göstererek ortak ve farklı olan göndergeleri tespit etmeye çalışacağız. Anahtar Kelimeler: Gönderge, yineleme, artgönderim Considerations Reference of Anaphora Repeat Evaluation in Terms Kutadgu Bilig Heroes Abstract: In texts which have been composed by gathering functionary and meaningful units of language together, repetitions are among the most significant elements that enables content relation. The repetition, change and transformation of some situations, objects or characters in the narration and repetition of events including point variation undertake important duties in formation of meaning in texts. In Kutadgu Bilig, which has been written in verses and has a wide volume, the characters in text have very significant roles in providing coherence and stability. Consequently, in this study, we try to put forward how and with which words or phrases especially the four symbolical characters in Kutadgu Bilig and secondary characters which have been referred, has been repeated throughout the text and to detect common and different references through showing this references in tables. Key Words: Reference, repetition, anaphora * Dr. Gazi Üniversitesi Türk Dili Okutmanı [email protected], [email protected] 87

88 Hatice Parlak 1. Göndergenin Yinelenmesi Olarak Artgönderim Metinler, dile ait kuralların düzenlenmesiyle oluşturulan parçaların bir araya getirilmesi sonucu meydana gelen bir yapıdır. Bu yapı içinde hiçbir şey kendi başına ve bağımsız değildir. Metindeki her türlü dilsel yapı bir başkası ile kurduğu ilişkiye göre anlam kazanmaktadır. Metinde birbiriyle anlam yönünden bağlı diziler, bütünün bir parçası olarak diğerleriyle ilişki içindedir. Bir metnin anlamı, anlatıdaki bazı durumların, nesnelerin ya da kişilerin değişimi, dönüşümü ya da noktasal değişkenlikler içeren olayların anlatı boyunca yinelenmesiyle oluşur (Günay 2003: 61). Bu yinelemeler metnin bütünlüğü içinde değişiklik gösterebilir. Metinde, kimi zaman anlatıdaki kişilerin adlarının tekrar edilmesi, kimi zaman değişik olayların benzer biçimde anlatı içinde geçmesi söz konusudur. Eylem içindeki kahraman, bir nesne ya da uzamın metinde tekrarı sayesinde cümleler arasında bağıntı sağlanır. Metinlerdeki yüzey yapının kısa bir dizge içerisinde yer aldığı durumlarda, bağdaşıklığı oluşturun unsurlar birbiriyle çok yakın bağlar kurarken daha geniş bir alana yayılmış metinlerde bağdaşık, önceki bilgilerin ve kalıpların yinelenmesi ile sağlanmaktadır. Yineleme, unsurların tam bir geri dönüşünü gerektirir. Metin yazarı metne yöneltilebilecek itirazları ya da metnindeki belirsizliği ortadan kaldırmak istediğinde, temel dildeki aynı ögelerin farklı kullanımlarını içeren kısmi yinelemeyi, aynı yapının farklı ögelerle kullanılmasını sağlayan paralelizmi, görünürde farklı unsurlar arasında yaklaşık olarak bulunan ve kavramsal eş değerlilik aracılığıyla elde edilen açımlamayı kullanır. Yineleme, aslında metinde verilen bilgilerin bir anlamda azaltılması anlamını da taşımaktadır (Dressler 1981: 56). Yineleme, cümlelerin birbiri üzerine eklenmesi ile oluşturulan metne yeni bilgi eklemekten ziyade eski bilginin tekrar edilmesidir. O yüzden metne yeni bir bilgi eklenecek olsa bile bu oldukça sınırlıdır. Metinler uzun bir dizi içinde yer aldığı için metindeki yapının ve örneklerin nasıl kullanıldığını gösteren yöntemler olması gerekir. Bu yöntemler hem materyaller hem de bu materyallerin işlenmesi ile ilgili tasarrufa ve dengeye katkıda bulunur. Bu yöntemlerden biri olan kısmî yineleme, daha önce kullanılan materyallerin farklı derecelerde değiştirilmesini sağlayarak unsurların ve örneklerin doğru tekrarını ortaya koyar. Aynı yapının ortaya konması olan paralelizm ise aynı yapının yeni unsurlarla doldurulmasını sağlar (Dressler 1981: 48, 49). Doğan Günay iyi düzenlenmiş bir metinde gereksiz yinelemelerin olmadığını, az kullanılan sözcüklerin tercih edildiğini ve soyut kavramları belirten sözcüklerin sıkça kullanıldığını dile getirmiştir (Günay 2003: 56). Yinelemeler bağdaşıklık yapısı oluştururken metnin içerik bütünlüğünü sağlamada da belirgin değerler yüklenmektedir. Bu tür yinelemeler bağdaşıklık 88

89 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi sağlamanın ötesinde açık bir pekiştirme işlevi yerine getirmektedir (Uzun 1995). Kutadgu Bilig (KB) 82 bölüm ve 6645 beyitten oluşan oldukça hacimli bir eserdir. Eserdeki beyit sayısının fazlalığına rağmen eserde yer alan kahramanların sayısı oldukça azdır. Dört karakter üzerine kurulan bu eserde, başlangıçta tek bir karakterden bahsedildiği görülür. Esere Kün Togdı (hükümdar) nın tanıtımıyla başlayan yazar bu bölümde, Kün Togdı nın ağzından: Memleketin her işini kendim yapamam, yanımda bu işleri yapabilecek biri bulunmalıdır. (KB 422); Bana şimdi seçkin, akıllı, bilgili ve maharetli bir adam lazımdır. (KB 423) sözlerini söyleterek Ay Toldı karakterinin kitaba dahil olması için zemin hazırlar. Ay Toldı adında her türlü fazileti öğrenmiş, akıllı, bilgili ve zeki ve iyi gönüllü genç bir delikanlı vardır. Hükümdarın hizmetine girmek üzere yollara koyulan Ay Toldı, Küsemiş ve Has Hacib sayesinde hükümdarın karşısına çıkar ve Kün Togdı nın veziri olur. Sahneye, bir süre hükümdara hizmet ettikten sonra hastalanan ve ölmek üzere olan Ay Toldı nın oğlu Ögdülmiş girer. Babasının ölümünden sonra hükümdara vezirlik eden Ögdülmiş, eserde adı en çok geçen kahramanlardan biridir. Ögdülmiş in hizmetinden memnun olan hükümdar onun kadar iyi ve faziletli birinin daha kendisine yardım etmesini ister. Bunun üzerine Ögdülmiş hükümdardan aldığı mektupla akrabası Odgurmış ın yanına gider. Dünyadan elini eteğini çeken ve bir dağ başında günlerini ibadet etmekle geçiren Odgurmış, padişahın davetini kabul etmez; ancak onu ziyaret ederek hükümdara öğütte bulunur. Odgurmış esere dâhil olduktan sonra sahnede üç kişi vardır. Kün Togdı, Ögdülmiş ve Odgurmış. Eser, Odgurmış ın ölmesi ve dünya devlet işlerinin düzene girmesiyle son bulur. Metne dahil olan karakterlerin ölüm sebebiyle eserden çıktığı görülmektedir. Eserde yer alan karşılıklı konuşmalar şu kahramanlar arasında geçer: 1- Ay Toldı Küsemiş 2- Ay Toldı Has Hacib 3- Kün Togdı Has Hacib 4- Kün Togdı Ay Toldı 5- Ay Toldı Ögdülmiş 6- Kün Togdı Ögdülmiş 7- Ögdülmiş Odgurmış 8- Odgurmış Kün Togdı 9- Ögdülmiş Hizmetçi 10- Hizmetçi Haberci 11- Kumaru Ögdülmiş 89

90 Hatice Parlak Bir nasihatname özelliği taşıyan bu eserde bilgiler ve öğütler yukarıda verilen olayların öncesinde ya da sonrasında kahramanların karşılıklı konuşmalarıyla metin çözücüye iletilmektedir. Tanrıya bağlı bulunma, ölümü ve ahreti unutmama, akıl ve bilgiye değer verme, çocukları okutma, dinlemek ve okumakla bilgi edinme, her işte doğruluk arama, temiz düşünce sahibi olma, dünyaya ve geçici zevklere düşkün olmama, dile boğaza, nefse hâkim olma; zor kullanmaktan, hırsızlıktan, yalandan, içkiden, haksızlıktan, kaba sözden, dedikodudan, gevezelikten, acelecilikten kaçınma; sabırlı, cömert, hayırsever olma; yapılan bir iyiliğe karşılık beklememe; disiplin, doğru yasa, düzen ve adalet sağlama; iffet ve namusa sımsıkı bağlı olma; kötü arkadaş edinmeme ve bozgunculara katılmama; büyüğe saygı, çocuklara şefkat, hizmetçilere de insaf gösterme; gelenek ve göreneklere bağlı bulunma; her işte ılımlı davranma; hesaplı iş görme; daima ağır başlı, tok gözlü, alçak gönüllü olma; iyi ad bırakmaya çalışma (Dilaçar 2003: 157) genel hatlarıyla KB de okuyucuya verilen öğütler arasında yer almaktadır. Metinde; Küsemiş, Has Hacib, hizmetçi, haberci ve Kumaru nun konuşmaları oldukça azdır. Yardımcı karakter olma işlevini yüklenen bu kahramanların temel görevi, ana kahramanlar arasındaki diyaloga ve yeni bir olayın başlamasına aracı olmaktır. Küsemiş ve Has Hacib sayesinde Kün Togdı ve Ay Toldı tanışır. Hizmetçinin getirdiği haber sayesinde Ögdülmiş Odgurmış ı görmeye gider ve Odgurmış ın ölüm haberini yine bu kahramanlardan biri olan Kumaru getirir. Kitabın ana kahramanları Kün Togdı, Ay Toldı, Ögdülmiş ve Odgurmış adı, gerek beyitlerde, gerekse de her bölüm için ayrı ayrı verilen başlıklarda sık sık geçer. Metinde her bölüm için, bölümdeki kahramanlar konuşmaya başlamadan önce İlig Suali Ay Toldıka, Ay Toldı Cevabı İligke, Ay Toldı Suali İligke, İlig Cevabı Ay Toldıka, Ögdülmiş Suali Ay Toldıka, Ay Toldı Cevabı Ögdülmişke vb. gibi başlıklar kullanılmıştır. Bu sayede kahramanların konuşması birbirinden ayrılmıştır. Bu tip başlıklar kahramanların konuşmasını birbirinden ayırırken metindeki bütünlüğün sağlanmasında önemli bir görev üstlenmiştir. Kahramanların düşünce ve tavırlarından yola çıkılarak ideal insan portresinin çizildiği bu eser, bu sembolik şahsiyetlerin metin boyunca tekrar edilmesi sayesinde bir süreklilik arz etmektedir. Metnimizde, kahramanların adının doğrudan geçtiği beyitler, kitaptaki bölüm başlıkları hariç tutularak verilmeye çalışılacaktır beyitle birlikte sahneye Ögdülmiş girmiştir ve ondan sonra Ay Toldı adına sadece bir beyitte rastlanır. Ay Toldı artık kitabın kahramanlarından biri değildir beyitten itibaren esere dâhil olan Ögdülmiş kitabın sonuna kadar yer alan kahramanlardan biridir beyitten itibaren metne dâhil olan Odgurmış da neredeyse kitabın sonuna kadar yer alan kahramanlardandır. 90

91 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Ancak o da Ay Toldı da olduğu gibi ölünce hikâyeden ayrılmıştır. Eserin asli kahramanları Kün Togdı ve Ögdülmiş tir. Kün Togdı Ay Toldı Ögdülmiş Odgurmış Eserin başından sonuna kadar metinde yer alan Kün Togdı adı kitapta 7 defa geçmektedir. Eserin merkez karakteri olmasına rağmen Kün Togdı adının metinde bu kadar az geçmesinin sebebi, Kün Togdı adı ile temsil edilen kişinin adının değil unvanın kullanılmış olmasıdır. O dönemde hükümdar için kullanılan en önemli sözcük ilig ve beydir. İlig ve bey adı metinde sık sık yinelenmektedir. Metinde isimlerin doğrudan yinelenmesinin yanı sıra her kahraman için farklı isimler ve hitaplar kullanılarak aynı kahramana gönderimde bulunulmuştur. İçeriği pekiştirerek metindeki istikrarı sağlayan bu özellik, metindilbiliminde göndergenin yinelenmesi olarak adlandırılmaktadır. Eserde kahramanlara yapılan gönderimler şu şekildedir: Kün Togdı ya Yapılan Gönderimler: Metinde hükümdarı temsil eden Kün Togdı ya onun vasıflarını ortaya çıkaracak şekilde gönderimde bulunulmuştur. Hükümdar, devletin başında bulunan en üstün kişidir. O, hem töre koyucu hem de bu törelerin uygulanmasını sağlayan en yetkili kişidir. Diğer insanlar ona hizmet etmek için vardır. Onun üzerindeki tek güç Tanrı dır Türk devlet töresinde hükümdar Tanrı nın yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden hükümdara yapılan gönderimler incelendiğinde hizmetkâr ve bey arasındaki statü farkı da ortaya çıkmış olur. Metindeki gönderimler: Tablo 1 Kün Togdı ya Yapılan Gönderimler: KARAHANLI TÜRKÇESİ GEÇTİĞİ BEYİT TÜRKİYE TÜRKÇESİ Kutlug kişig 668 Devletli Kişi Atlıg kişig 668 Namlı Kişi Ay kozı 695 Ey Yavrum Ay ilig kutı 720, 907, 1969, 2037, 2983 Ey Devletli Hükümdar Begler begi 893, 958 Beyler Beyi Budun başçısı 894, 3005 Halkın Başında Bulunan Kimse Ay ıduk kut 939 Ey Aziz İkbal 91

92 Hatice Parlak Ay edgü törü 939 Ey İyi Kanun Ay beg 1658, 2145, 2975 Ay bilig ordusı 1658 Ey Bilgi Hazinesi Ay kişilerde yig 1658 Ey İnsanların İyisi Ay kılkı silig 1970, 2466 Ey Yumuşak Huylu Ay bügü 2033 Ey Hakim (2068, 2071, 2509, 2525, Ey Hükümdar Ay ilig 2970, 2994, 3755, 3782, 3786, 3791, 5342) Ay atlıg külüg 2081 Ey Namlı Meşhur Ay biliglig kişi 2090 Ay unur 2143 Ey Kudretli Aya beg boluglı budunka ulug 2967 Ey Halkın Büyüğü ve Bey Olan Kimse Ogul 3010 Ajun başlamış bütrü basmış Dünya Hakimi ve Bütün 3126 Memleketleri İdarsi Altına Almış ili hakan tili Olan Hakan Ne Der Dinle Ay ilde ulug 3515 Ay Memleketin Büyüğü Ay külüg 3517 Ey Şöhretli Ay tetig 3731 Ey Zeki Ay dünya begi 3744 Ay ersig akım 3746 Ey Cömert Yiğidim Ay bilge ukuşlug amul 3752 Alim, Akıllı, Durmuş-Oturmuş ve Temiz Kalpli İnsan Ay ilçi başı 3763, 4078 Ey Büyük Hükümdar Aya aslı beg 3764 Ey Asil Bey Ay körklüg yüzüm 5335 Ey Güzel Yüzlüm Ay botu 5342 Ey Yavrum KB de yazar, Kün Togdı ya gönderim yaparken hükümdarın gücünü, kudretini, cömertliğini yiğitliğini, bilgisini, zekâsını, tabiatını, şöhretinin büyüklüğünü vb. ortaya koyacak kullanımları tercih etmiştir. Ancak Kün Togdı ya yapılmış gönderimlerden üçü dikkat çekici bir özelliğe sahiptir. Yayıg ermez erse bu devlet özi Ne edgü neng erdi bu kut ay kozı (KB 695) 92

93 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Ey kuzum, bu ikbal ne güzel şey olurdu, eğer devlet dönek olmasa idi. Bu beytin yer aldığı bölümde Ay Toldı hükümdara devlet sıfatının neler olduğundan bahseder. Bu yüzden buradaki ay kozı hitabı Kün Togdı ya gönderimde bulunmaktadır. Ancak hükümdarın emri altında olan birinin ona, Ey kuzum diye hitap etmesi şaşırtıcıdır. Yazar, belki de burada Ay Toldı ile hükümdar arasındaki samimiyeti ortaya koyarak arada bir baba oğul ilişkisi olduğunu göstermeye çalışmıştır. Ancak yazar Ay Toldı yı tasvir ederken; Sakin tabiatlı, akıllı, bilgili, zeki ve iyi gönüllü genç bir delikanlı idi. (KB 463) cümlesini kullanır. Ay Toldı yazarın bahsettiği gibi genç biri ise hükümdara ey yavrum şeklinde hitap etmesi düşünülemez. Aynı şekilde: Uçuz tutma erdemni ögren ogul Bu erdem yorıkı örüng kuş teg ol (KB 3010) Ey oğul fazileti kıymetsiz sayma, öğren; bu faziletlerin tabiatı ak kuşa benzer. Ögdülmiş in hükümdara hizmetkârların beyler üzerindeki haklarının neler olması gerektiğini söylediği bölümde yer alan bu beyitte, Ögdülmiş hükümdara hizmetkârları ve onların özelliklerini sayar, dünya hâkimine binlerce fazilet gerektiğini, dünya hâkiminin bu faziletleri ile cihanı elde ettiğini (KB 3009) söyledikten sonra, hükümdara ogul hitabını kullanarak bu beyitle bir önceki beyit arasında bağlantı kurar. Ögdülmiş gibi genç aynı zamanda hükümdara vezirlik yapan bir kahramanın hükümdara ogul şeklinde hitap etmesi oldukça ilginçtir. Bizing kopgumıznı küder bu kutu Küder kelgümizni olar ay botu (KB 5342) Bu nesil bizim kalkmamızı bekliyor; ötekiler ise, bizim gelmemizi bekliyorlar, ey yavrum. Odgurmış ın hükümdara tavsiyede bulunduğu bölümde yer alan bu beyitte Odgurmış, hükümdara hitaben ay botu yani ey yavrum demiştir. Odgurmış ın bu hitabı Ay Toldı ve Ögdülmiş dekine nazaran belki biraz daha kabul edilebilir bir özellik taşımaktadır. Odgurmış hükümdarın hizmetinde değildir ve sufî karakterini temsil etmek üzere esere yerleştirilmiştir. Bir din büyüğü olması sebebiyle böyle bir kullanım Ay Toldı ve Ögdülmiş te olduğu kadarıyla yadırganacak bir mahiyet arz etmemektedir. Kitaptaki üç kahramanın da Kün Togdı ya ogul diye hitap etmesinde, her ne kadar yazar düşüncelerini kahramanlar ağzından verse de, kahramanlarla yazar arasındaki sınırın kalktığını, üç kahramanın özelliklerinin bir noktada birleştiğini söylemek mümkündür. 93

94 Hatice Parlak Ay Toldı ya Yapılan Gönderimler: Yusuf Has Hacib, kitabın adını açıkladığı bölümde, Ay Toldı için mübarek saadet güneşi onunla parlar demektedir. Basa aydım emdi bu ay toldını Anıngdın yaruyur ıduk kut küni (KB 354) Bu kün togdı tigli törü ol köni Bu ay toldı tigli kut ol kör anı (KB 355) Yusuf Has Hacib bu beyitle, Ay Toldı nın kutu temsil etmek üzere metne yerleştirildiğini ifade etmiştir. Kut sözcüğü günümüz Türkçesine talih, baht ve saadet olarak aktarılmaktadır. Ay Toldı esas itibariyle talihin temsilcisidir. Eski Türk geleneklerinde sadece kut sahibi olan kişi tahta çıkabilmekte, bir kişiye kut vermek de Tanrı nın iradesinde bulunmaktaydı. Hükümdarlık ideolojisinde kut önemli bir yere sahiptir; ancak kuttan daha önemli olan şey, talihi olduğu için tahta çıkan hükümdarın kutun kararsızlığından kendini kurtarması ve iktidarını sürdürmesidir. Kutun devam ettirilmesi de ancak akılla mümkündür. Kutun bir kişiye verilmesi değil, akılla devam ettirilmesi uzun bir süreci kapsar. Belki de bu yüzden Ay Toldı eserde en az yer alan kahramanlardan biridir. Tablo 2 Ay Toldı ya Yapılan Gönderimler KARAHANLI TÜRKÇESİ GEÇTİĞİ BEYİT TÜRKİYE TÜRKÇESİ Kul tapugçı 590 Kul, hizmetkar Tapnur er 619 Hizmetkar Erde başı 752 İnsanların ileri geleni Bulmış er 764 Bulduğu er Könglüm tokı 801 Gönlümü doyuran Ay unur 810 Becerikli insan Ay külüg 852 Ey namlı insan Ay tetig 883 Ey zeki insan Ay ulug 931 Ey büyük, ulu insan Ay yigit 932 Ey yiğit Ay bilir 996 Ey bilgili Biliglig ukuşlug bügü 997 Bilgili ve akıllı hakim Ay bilge tetig 1188 Ey zeki alim (Ögdülmiş in babasına hitabı) Ogullug kişi 1222 Çocuk sahibi kişi 94

95 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Ay Toldı ya gönderimde bulunulurken genellikle onun bilgisini, aklını, hünerini, büyüklüğünü vb. vurgulayacak sözcükler tercih edilmiştir. Ay Toldı ya yapılan gönderimler vasıtasıyla onun hükümdar karşısındaki yerini anlamak mümkündür. Ay Toldı hükümdara beg, ilig sözcükleriyle kendisine ise kul, tapugçı (kul, hizmetkâr) sözcükleriyle gönderimde bulunmuştur Ögdülmiş e Yapılan Gönderimler: Yusuf Has Hacib in eserinde de ifade ettiği gibi, Basa aydım emdi kör ögdülmişig / Ukuş atı ol bu bedütür kişig (KB 356), metne aklı temsil etmek üzere yerleştirilen Ögdülmiş, metinde en çok gönderim yapılan kahramanlardan ikincisidir. Ay Toldı nın oğlum, Odgurmış ın kadaş (kardeş), adaş (arkadaş) sözcükleriyle gönderimde bulunduğu Ögdülmiş, devlet yönetimine dahil olan kişilerin sırasıyla bey, vezir, kumandan, hacib, kapıcıbaşı, elçi, kâtip, hazinedar, aşçıbaşı, içkicibaşı ve hizmetkârların nasıl olması gerektiğini Kün Togdı ile yaptığı konuşmalarda ortaya koymuştur. Ögdülmiş de babası gibi devlet yönetiminde görev alan kahramanlardan biridir. Ancak devlet yönetimi ile ilgili bilgiler Ay Toldı ağzından değil Ögdülmiş ağzından verilmektedir. Bu Ögdülmiş in metinde aklı temsil etmek üzere bulunmasından kaynaklanmaktadır. İnsanın iyi bir devlet düzeni ve iyi bir hayat sağlaması aklın önderliğinde yapacağı bir iştir. Ayrıca Ögdülmiş, devlet kademesinde görev alacak kişilerin bilmesi ve uygulaması gereken kuralları Odgurmış ile yaptığı konuşmada ortaya koymuştur. Ögdülmiş, beylere nasıl hizmet edileceği, kapıdaki hizmetkârlarla nasıl geçinileceği; avam, âlim, Ali evladı, tabipler, efsuncular, rüya tabircileri, müneccimler, şairler, çiftçiler, satıcılar, hayvan yetiştirenler, zenaat erbabı ve fakirler ile nasıl münasebet kurulacağı; nasıl eş seçileceği, çocukların nasıl yetiştirileceği, hizmetçilere nasıl muamele edileceği, ziyafete gitme adabının nasıl olacağına dair Odgurmış a bilgi vermiştir. Ögdülmiş in eserde yer aldığı bölümlere dikkat edildiğinde kitabın siyasetnâme olma tarafının ağır bastığı görülmektedir. Ögdülmiş ağzından iyi bir devlet düzeni ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu yüzden Ögdülmiş e ilçi başı, aslı kişi, unur, yalnguk uzı, böke, bilgem gibi gönderimlerde bulunulmuştur. Tablo 3 Ögdülmiş e Yapılan Gönderimler KARAHANLI TÜRKÇESİ GEÇTİĞİ BEYİTLER TÜRKİYE TÜRKÇESİ Ay ogul 1591, 1656 Ey oğul Ay aslı kişi 1596 Ey asil insan Ay ilçi başı 1598 Ey devlet adamı Ay tonga 3125, 5987, 6066 Ey mert yiğit 95

96 Hatice Parlak Ay kılkı köni 3133 Ey dürüst tabiatlı Ay unur 3134, 6069 Ey kudretli Ay kadaş 3349, 3577, 3644, 3151, 3804, 3811, 4973, 5721, Ey kardeş 5976, 6052, 6287 Ay külüg 3355 Ey namlı Ay yalnguk uzı 3361 Ey insanların mahiri Ay körki 3451 Ay gibi güzel yüzlü Ay böke 3545 Ey kudretli insan Ay ilde ulug 3576 Ey memleketin büyüğü Ay adaş 3577 Ey arkadaş Aya er sakı 3580 Ey insanların ihtiyatlısı Ay kılkı tüzün 3588 Ey yumuşak huylu Ay köngli tirig 3642, 5746, 6069 Ey diri gönüllü Ay kılkı silig 4898 Ey temiz tabiatlı Ay kızgu enge 4938 Ey bahtiyar insan Ay körklüg yüzüm 5748, Ey güzel yüzlüm Ay köngli yakın 5963 Ey gönlü yakın Ay bilgem 5965 Ey bilgem Ay kılkı tüze 5966 Ey temiz kalpli Ay işim tuşum 6047 Ey dostum Ay kılkı arıg 6055 Ey temiz kalpli Ay bagırsak kadaş 6180 Ey merhametli kardeşim Aya kögnli tüz 6184 Ey temiz kalpli Ay bilgi tamam 6185 Ey kemal sahibi Odgurmış a Yapılan Gönderimler: Kitabın girişinde yazar, Anıngda basası bu odgurmış ol / Munı akibet tip özüm yörimiş ol (KB 357), sözleriyle Odgurmış ı, metne akıbeti temsil etmek üzere yerleştirdiğini ifade etmiştir. Onun akıbeti temsil etmesiyle metne en son yerleştirilen ana kahraman olması arasında paralellik mevcuttur. KB nin yazılma sebebini Yusuf Has Hacib, her iki dünyada insanı mutlu edecek bilgiler göstermek olarak açıklamıştır. Kün Togdı ve Ögdülmiş arasında geçen konuşmalar, bu dünyada mutlu ve başarılı olma bilgisini ortaya koyarken gerek Kün Togdı nın gerekse de Ögdülmiş in Odgurmış ile yaptığı konuşmalar, insanların diğer dünyada yani ahirette nasıl mutlu olacaklarına dair bilgiler içermektedir. Odgurmış a yapılan gönderimler: 96

97 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Tablo 4 Odgurmış a Yapılan Gönderimler KARAHANLI TÜRKÇESİ GEÇTİĞİ BEYİTLER TÜRKİYE TÜRKÇESİ Ay tetig 3197 Ey zeki insan Ay körklüg yüzüm 3201 Ey güzel yüzlüm Ay kılkı tüzün 3242 Ey asil tabiatlı Ay böke 3264 Ey pehlivan Ay yüzüm 3274 Ay yüzlüm Ay ersig tonga 3470, 4126, 4138, Ey mert yiğit Sevmiş kişi 3516 Sevmiş insan (Ögdülmiş kendisine gönderimde bulunmaktadır) Ay köngli yazı 4047 Ey iyi kalpli Ay adakın yorıglı 4124 Ey gezip dolaşan Ay kılkı tüzün 4124 Halim tabiatlı insan Ay bügü 4129, 4502, 5999, 6010 Ey hakim Ay silig 4130 Ey temiz kalpli Ay külüg 4136 Ey namlı Aya koptaçı 4150 Ey yükselen insan Kadaş 4397, 4980, 4988, 5816, 5959, 5975, 6012, 6030, 6288, 6326, Adaş 4397, 6012, 6030 Aya erde baş 4486 Ey erkeklerin ileri geleni Ay edgü kişi 4498 Ey iyi insan Zahid 4976 Ay tüzüm 4977 Ey iyi kalpli Aya köngli kinge 4987 Ey geniş yürekli Aya bagrı taş 4988 Ey taş yürekli Ay can 5978 Ey canım Aya köngli tüz 5985, 5989 Ey temiz kalpli insan Ay kılkı örüg 5994 Ey sakin tabiatlı Ay kılkı unur 6015 Ey kudretli insan Ay kılkı kür er 6018 Ey cesur insan Ay kılkı örüg 6023 Ey mekin insan Odgurmış a yapılan böke, ersig tonga, kılkı kür er gibi bazı gönderimlerin tam olarak Odgurmış ı yansıttığı söylenemez. Belki Kün Togdı ya da 97

98 Hatice Parlak Ögdülmiş e de pehlivan, cesur insan gibi gönderimlerde bulunabilir, ancak Odgurmış ın bu metinde yer almasının sebebi, diğer dünya ile bağlantı kurulmak istenmesidir. Pehlivanlık ya da cesur insan olma Odgurmış ın taşıması gereken özelliklerden değildir. Bu durum, böke, kılkı kür er gibi gönderimlerin, kahramanların özelliklerine göre değil beyitteki kafiyeye göre yapılmasından kaynaklanmaktadır. Bu metin, nazım olarak kaleme alındığı için vezin ve kafiye yazarı sınırlandırmıştır. Sebeb bolgıl emdi manga edgüke Bayat birge edgü sanga ay böke (3264) Okıtçı mini ıdtı emdi sanga Mini yalnguz ıdma ay ersig tonga (KB 3470) Yana pişesin körse tüşte kör er Angar ma yörüg yok ay kılkı kür er (KB 6018) Büyüklere Yapılan Gönderimler: KB de konular arasındaki devamlılığı ve istikrarı sağlayan en önemli yinelemelerden biri de yazarın, kahramanlar ağzından söylediği sözleri kuvvetlendirmek, bu sözlerin geçerliliği ve inandırıcılığını arttırmak için belki kendisinden daha önce belki de aynı dönemde yaşayan kişilere gönderimde bulunmasıdır. Gönderimde bulunulan kişilerin adı yerine özelliklerinin kullanılması, gönderimde bulunulan kişilerin kimliğini tespit etmeyi oldukça güçleştirmektedir. Yazarın gönderimde bulunduğu kişilerin vasıfları değişmekle birlikte yer aldıkları cümle ya da beyit genellikle aynı kalmaktadır. Metnin başından sonuna kadar yer alan kalıp beyitler şunlardır: Negü tir eşit bu kutun kopmış er (KB 602) Eşit emdi bilge sözi ne tiyür(kb 613) Mungar mengzetü keldi şair sözi (KB 739) Ne edgü söz aymış köni er tili (KB 921) Bu edgü tilegli negü tir eşit (KB 914) Mungar mengzeyür körse öglüg sözi (KB 1246) Takı munda yigrek ayur bu bilig (KB 4075) İdi yakşı aymış bügü bilgi king Ajunug sınaglı akı elgi king (KB 6488) Bunlar arasında en çok kullanılanı negü tir eşit kalıbıdır. Metinde bu beyitlerin önünde ve arkasında yer alan cümlelere dikkat edildiğinde bu beyitlerin kendisinin bir tekrar olmasının yanında öncesinde verilen bilgilerin tekrar edilmesine imkan sağladığı da görülmektedir. 98

99 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Negü tir eşit emdi Türkçe mesel Başında keçürmiş bu kökçin sakal (KB 667) Şimdi dinle, Türkçe bir atasözü, başından çok şeyler geçmiş olan bu ak sakallı ne der. Bu beyit öncesinde Ay Toldı nın ağzından: Dümdüz yerde top nasıl kendi kendisine yuvarlanırsa, saadet de öyledir, ben sıyrılıp giderim. (KB 662); Bugün ben bir devletim, ben bir topa benzerim, kim bana yaklaşırsa, ben onu yakalarım. (KB 664); Sen tekrar konuştun, ben de cevap verdim, sevgi ile bakınca yüzümü sakladım. (KB 665); Bununla sana kendi tabiatımı göstermek ve tabiatım kararsızdır buna inanma demek istedim. (KB 666) şeklinde bilgiler verilir. Ay Toldı söylediklerini kuvvetlendirmek, inandırıcılığını arttırmak ve daha önce verdiği bilgileri bir nevi özetlemek için Türkçe bir atasözünü sözlerine şahit tuttuğunu 667. beyitle ortaya koyduktan sonra; Ey devletli sen bu boş devlete güvenme, ey namlı sen bu devlete inanma. (KB 668); Saadete inanılmaz, o vefazız ve dönektir; yürürken hemen uçar, ayağı kaygandır. ( KB 670) beyitleriye eski bilgileri tekrar etmiştir. Metinde bilgilerin tekrar edilmesini sağlayan bu beyitler her bölümde en az bir defa kullanılmaktadır. Bilgilerin tekrar edilmesini sağlayan bu kalıp beyitlerde, kimi zaman gönderim yapılan kişinin bir büyük mü yoksa kahramanlardan biri mi olduğu hususunda tereddüt yaşamak mümkündür. Yazarın her zaman bilge sözi, şair sözi, sartlar başı, uç ordu hanı gibi kullanımları yoktur; kimi zaman yazar bölümlerde anlatılan konuya uygun olarak gönderimde bulunabilmektedir. Negü tir eşitgil bilig birgüçi Biligsizni bordın söküp tıdguçı (2095) Bilgi veren ve bilgisizi yererek içkiden men eden insan ne der, dinle. Bu beyit Ögdülmiş, Kün Togdı ya beyin nasıl olması gerektiği ile ilgili bilgi verdiği bölümde yer alır. Bu beyitten önce Ögdülmiş, beyin içki içmemesi gerektiği, içki içerse başına neler gelebileceği vb. ile ilgili bilgiler vermiştir. O yüzden burada yapılan gönderimin bir büyükten ziyade Ögdülmiş in kendisiyle ilgili olduğunu düşünmekteyiz. Negü tir eşitgil bagırsak kadaş Yakınlık ulaglı köngüldeş adaş (3299) Akrabasına dostluk ve gönülden yakınlık gösteren şefkatli akraba ne der dinle. Bu beyit, Ögdülmiş ve Odgurmış arasında geçen bir konuşmada kullanılmaktadır. Metnin geneline bakıldığında adaş ve kadaş sözcüklerinin ya Odgurmış a ya da Ögdülmiş e gönderimde bulunmak için kullanıldığı görülür. O yüzden bu beyitte yazar, Ögdülmiş ağzından kahramanın kendisine 99

100 Hatice Parlak gönderimde bulunarak bir anlamda Odgurmuş ve Ögdülmiş arasındaki yakınlığı vurgulamıştır. Negü tir eşitgil sakınuk odug Yırak tur bu dünya tegürgey yodug (3552) Takva sahibi ve uyanmış olan insan ne der, dinle; uzak dur, bu dünya malının sana zararı dokunur. Yazar beyitte kullandığı odug uyanmış, her şeyin farkında olan insan, sözcüğüyle Odgurmış a gönderimde bulunmaktadır. Bu bölümde konuşan kişi Odgurmış tır, yani Odgurmış kendisine gönderimde bulunmuştur. Negü tir eşitgil ölügli kişi Ölürde ulıp yirke çalmış başı (6177) Ölen ve ölürken inleyerek başını yere vuran insan ne der, dinle. Odgurmış kendisine gönderimde bulunarak hem daha önceki beyitlerde söylediklerini özetlemiş hem de sonraki beyitlerde neden bahsedeceğini ortaya koymuştur. Metinde atalara, büyüklere yapılan gönderimler aşağıdaki tabloda verilmiştir. Tablo 5 Büyüklere Yapılan Gönderimler KARAHANLI TÜRKÇESİ GEÇTİĞİ BEYİT TÜRKİYE TÜRKÇESİ Kutun kopmış er 602 İkbal ile yükselmiş kişi Bilge sözi 613, 2491 Alim Kökçin sakal 667 Ak sakallı Alp er 691 Kahraman Şair sözi 711, 2486 Sınamış karı 723 Tecrübeli ihtiyar Köni er 755 Doğru insan Edgü tilegli 914 İyilik dileyen Özin kısgan er 965 Diline hakim olan Özin basgan er 965 Kendisine hakim olan Öglüg sözi 1246 Akıllı insan Sakınuk kişi 1266, 6478 Takva sahibi Öglüg kişi 1270 Akıllı insan Köni kılıklıg er 1290 Hareketi doğru olan insan Seringen kişi 1318 Sabreden insan 100

101 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Sınamış kişi 1336, 2088, 4480 Tecrübeli kimse Bilig bilmiş er 1955 Bilgiyi takdir eden Örüg ked köngüllüg sınamış kişi 1992 Sakin, iyi gönüllü ve tecrübeli insan Yagıçı kür er 2019 Düşmanını yenen cesur er Sakınuk tili 2100 Takva sahibi Akıllı, insanların iyisi, halk Ukuşlug yig er, budunda talusı 2117 arasında seçkin ve bilgili biliglig beg er bey Ajun tutguçı 2141 Dünyayı elinde tutan Ukuşlug sözi 2153 Akıllı sözi Biliglig tetig 2167 Bilgili ve zeki Kişi alçakı 2477 Alçak gönüllü Bügü, bilge beg 2513 Hakim ve alim bey Uç ordu hanı 2966 Avuçga sözi 2984, 4152, İhtiyarlar sözü Sartlar başı 3002, 5754 Tüccar başı Örüng başlıg er 3012 Ak saçlı insan Şiir ayguçı 3211 Şair Bilig birgüçi, bilig birle taat Bilgi veren ve bilgi ile taat 3222 tapug kılguçı ve ibadet eden Kişi ödrümü 3244 İnsanların seçkini Tejik bilgesi 3265 İranlı alim Ukuşlug bügü 4074, 6061 Akıllı ve hakim insan Bilig 4075 Bilgili insan Törü birgüçi 4082 Kanun koyan Aslı bedük 5325 Aslı büyük Ulug kend begi 5354 Uluğ Kent beyi Közi tok kişi 5385 Gözü tok olan insan Tusulur kişi 5729 Faydalı olan kişi Kılkı köngli köni 5742 Tabiatı ve gönlü doğru olan Bilgi tengiz 6002 Denizler kadar geniş bilgili Muabbir hakim 6020 Rüya tabir eden hakim Ukuşlug bügü 6061 Akıllı hakim Bügü bilgi king 6488 Hakim bilgisi geniş Ajunug sınaglı akı elgi king 6488 Dünyayı tecrübe etmiş, cömert ve eli açık olan Metindeki Diğer Gönderimler: Eserimiz ana hikâyeye geçmeden önce birtakım bölümlere ayrılmış olduğu için her bölümde, anlatılan konuya 101

102 Hatice Parlak uygun olarak gönderimde bulunulmuştur. Yazar Tanrı için her zaman bayat, ugan, idi, rab kelimelerini kullanmamıştır. Kimi zaman da Tanrı nın özelliklerinden yola çıkarak ona gönderimde bulunmuştur. Ay sırka yakın ay köngülke ediz (KB 20), mungsuz idi (KB 28), çergüçi (KB 373), küsüş ( KB 396), ilahi (KB 391) gibi sözcük ya da sözcük gruplarıyla Tanrı ya gönderimde bulunmuştur. Tavgaç Buğra Han ın övgüsünün yer aldığı bölümde yazar Tavgaç Buğra Han a gönderim yapmak için genellikle terken kutı (devletli hükümdar KB 109, 115, 121) sözcük grubunu kullanmıştır. Dilin meziyeti, fayda ve zararlarının söylendiği bölümde; kişi (KB 162, 163, 173, 175, 182), er (KB 163, 181), yalnguk (182) sözcükleriyle genel anlamda insanoğluna gönderimde bulunulmuştur. Bu sözcüklerin bölüm içinde sürekli yinelenmesi sayesinde konu bütünlüğü ve metnin sürekliliği sağlanmıştır. Kitab atı urdum kutadgu bilig Kutadsu okıglıka tutsu elig (KB 350) Kitabın adını Kutadgu Bilig koydum, okuyana kutlu olsun ve ona yol göstersin. Sözüm sözledim men bitidim bitig Sunup iki ajunnı tutgu elig (KB 351) Ben sözümü söyledim ve kitabı yazdım; bu kitap uzanıp her iki dünyayı tutan bir eldir. Elig til nişanı munu bu bitig Sanga kodtum emdi bitip ay tetig (KB 6506) Ey zeki insan, dilden ve elden kalan nişane, işte sana yazıp bırakmış olduğum bu kitaptır. Kitab, Kutadgu Bilig ve bitig sözcükleri aynı şeye gönderimde bulunmaktadır. Turup evke kirdi bu iki kadaş Kadaşınga zahid alın tügdi kaş (KB 4976) İki kardeş böylece eve girdiler; zahit kardeşini biraz soğukça karşıladı. İki kadaş Odgurmış ve Ögdülmiş e gönderimde bulunmaktadır. Başınga agıp men ol atçı kelip Manga birdüki suvnı içtim alıp (KB 6054) Merdivenin başına kadar yükseldim ve o atlının gelerek bana verdiği suyu alıp içtim. Atçı kullanımı ile Azrail e gönderimde bulunmaktadır. 102

103 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Kapugda ün itti bedük ündedi Kişi ıdtı tavrak baka kör tidi (KB 5954) Yumuşçı bakıp aydı bir er turur Sözüm bar tuşayın tiyü yol kolur (KB 5955) Hizmetçi baktı: - Bir adam gelmiş, söylenecek sözüm var diye, yanınıza girmek istiyor, dedi. Kişi ve yumuşçı sözcükleri aynı insana gönderimde bulunmaktadır. Kamug teprenigli // bu sansız kalın Tanukluk birür bir bayatıg tilin (1021) Bütün canlılar, bütün bu sayısız mevcudat Tanrı nın birliğine dil ile şehadet eder. Törütti tümen ming halayıklarıg Tili birle tengrig ögerler arıg (KB 1022) Tanrı yüz binlerce mahluku yarattı; onların hepsi Tanrıyı dilleri ile överler. Kamug teprenigli / sansız kalın / tümen ming halayık kullanımlarının gönderimi aynıdır. Yusuf Has Hacib her ne kadar bazı ahlaki davranışları ve siyasete dair bilgileri vermek için bir hikâye kurgulamışsa da metinlerinde doğrudan okuyucuya / metin çözücüye de hitap etmektedir. Şükür kıl ay ni met idisi unur Şükür kılsa ni met bayat arturur (756) Ey nimet sahibi olan muktedir kimse, şükür et; şükür edersen, Tanrı nimetini arttırır. Ogulug kısa tut ata bolguçı Sanga külmesüni kidin kelgüçi (1227) Ey baba olan, çocuğunu sıkı terbiye et; arkadan gelenler sana gülmesinler. Bor içme aya borçı bogzı kulı Bor içse açıldı çıgaylık yolı (KB 2096) Ey içki düşkünü, boğazının esiri, içki içme, içki içersen sana fakirlik yolu açıldı demektir. Ogulsuz ölürde ökündi tilin Aya kin keligli ogul kız kılın (KB 3373) 103

104 Hatice Parlak Evlatsız insan ölürken peşimanlığını ikrar etti ve: - Ey benden sonra gelen sen, çoluk-çocuk sahibi ol- dedi. Nelük arsıkar sen aya öldeçi Özüng iki künlük konuk boldaçı (KB 3529) Ey fani, niçin kendini aldatıyorsun, sen burada iki günlük misafirsin. Ay begler agırlap bedük bolmış er Basınma begingni bedük tut agır ( KB 4085) Ey beylerin değer verip, yükselttikleri kimse, beyine karşı gelme, onu büyük bil ve ona hürmet et. Mungar mengzetü keldi emdi bu söz Munı yakşı tıngla aya köngli tüz (KB 6452) Buna benzer şöyle bir söz vardır, bunu iyice dinle, ey temiz kalpli insan. Tilim sözledi söz bitidi elig Ölür bu elig til ay kılkı silig (KB 6505) Dilim söyledi, elim de bunu yazdı, ey temiz kalpli insan, benim bu dilim ve elim fanidir. Unıtma mini ay okıglı tirig Özüm dünya kodsa töşense yirig (KB 6507) Ey bunu okuyan canlı, ben dünyayı bırakıp toprağa düşünce beni unutma. Bu tipte beyitlere metnin birçok yerinde rastlamak mümkündür. Kahramanların ağzından okuyuculara, doğrudan yapmaları ve yapmamaları gereken davranışlar söylenmiştir. Eserin didaktik olma yönü ağır bastığı için yazar aynı şeyleri farklı kahramanların ağzından tekrar tekrar söyler. Kimi zaman farklı sözcüklerle kimi zamanda hiçbir değişikliğe gitmeden yineleme yapar. Yinelemeler, beyitlerin birbiriyle bağlantısının sağlanmasında oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu yalgan kişiler vefasız bolur Vefasız kişi halka tengsiz kılur (2039) Yalancı insanlar vefasız olur; vefasız kimseler halkın hayrına uygun olmayan işler yaparlar. Tili yalgan erning cefa kılkı ol 104

105 Artgönderim Unsurlarından Gönderge Yinelenmesinin Kutadgu Bilig deki Kahramanlar Açısından Değerlendirilmesi Cefa kimde erse uş ol yılkı ol (2041) Sözü yalan olan kimsenin tavır ve hareketi cefadır, cefa kimde ise, o kimse hayvandır. Kişi yalganında tileme vefa Bu bir söz sınanmış öküş yılkı ol (2041) Yalancı adamdan vefa bekleme, bu uzun yıllardan beri tecrübe edilmiş bir sözdür. Yana ma bu kün burcı sabit turur Bu sabit tidüküm tüpi berk bolur (KB 833) Bir de güneşin burcu sabittir; bu sabit dediğim; temeli sağlam olduğu içindir. Metnimizdeki yinelemeler genellikle, daha önceki beyitlerde ya da mısralarda geçen anahtar sözcüğün sonraki beyitlerde tekrar edilmesi şeklindedir. KB de dikkati çeken noktalardan biri de aynı sözcük ve sözcük gruplarının farklı gönderim değerine sahip olmasıdır. Metnin bir yerinde Kün Togdı ya gönderim yapmak için kullanılan sözcük ilerleyen bölümlerde eserin diğer kahramanlarına gönderimde bulunabilmektedir. Gösterenlerin aynı kaldığı ancak gösterilenlerin değiştiği bu tip kullanımlar, yazarın metnine yerleştirdiği kahramanlar aracılığıyla ideal insan tipini anlatmayı hedeflediği düşünülünce, doğal karşılanabilir. İdeal insan temini konu alan bu eserde, kahramanların benzer sözcüklerle vasıflandırılması yadırganmaz. Aşağıdaki tabloda ortak gösterenler verilmiştir. Tablo 6 Kahramanlara Yapılan Ortak Gönderimler KÜN TOGDI AY TOLDI OGDÜLMİŞ ODGURMIŞ Ogul Ogul Tetig Tetig Tetig Külüg Külüg Külüg Külüg Böke Böke Unur Unur Unur Unur Bügü Bügü Bügü Ulug Ulug Ulug Kadaş Kadaş Adaş Adaş Kılkı arıg Kılkı örüg 105

106 Hatice Parlak Köngli tüz Köngli tüz Körklüg yüzüm Körklüg yüzüm Bilge Bilge Bilge Ersig Ersig Kılkı silig Kılkı silig Kılkı silig Tonga Tonga Erde baş Erde baş Kılkı tüzün Kılkı tüzün Sonuç Cümlelerden oluşan dizilerin bir metin olarak okuyucu karşısına çıkması, metnin yüzeyinde çeşitli dilsel ve anlamsal bağlantıların yer almasını gerektirir. Her dilde metinin yüzeyindeki bağlantıları sağlayan dilbilgisel kurallar ve yinelemeler vardır. Bu dilbilgisel kurallar ve yinelemeler aracılığıyla metinlerde bağdaşıklık sağlanır. Metinlerde dilbilgisel ögelerle sağlanan birlik metin için temel gerekliliktir. Bağdaşıklığın sağlanmasında önemli bir yere sahip olan yineleme, metnimizde sadece dilbilgisel ögeler vasıtasıyla gerçekleştirilmemiştir. Kimi zaman farklı sözlüksel birimler aracılığıyla aynı kahramana gönderimde bulunulmuştur. Bu kişilerin metin boyunca yinelenmesi sayesinde anlatının içeriği pekiştirilmiş ve metindeki istikrar sağlanmıştır. Metindeki gönderimsel ögeler incelendiğinde, bazı gönderimlerin metinde geçen kahramanlar için uygun olmadığı gözlemlenmiştir. Ancak bu durum, metinde uyulması gereken kafiye düzenin yazarı sınırlandırmasından kaynaklanmıştır. Şiirsel metinlerdeki biçimsel özellikler, yazarı kimi zaman uygun olmayan gönderimlerde bulunmak zorunda bırakmıştır. Kaynaklar GÜNAY, Doğan (2001), Metin Bilgisi, Multilingual. DRESSLER, Wolfgangulrich- BEAUGRANDE, Robert Alain (1981); İntroduction to Text Linguistics, Longman. SUBAŞI-Uzun, Leyla (1995), Orhon Yazıtlarının Metindilbilimsel Yapısı, Simurg y. Ankara. DİLAÇAR, A. (2003), 900.Yıldönümü Dolayısıyla Kutadgu Bilig İncelemesi, Ankara : Türk Dil Kurumu, ARAT, Reşid Rahmeti (1999), Kutadgu Bilig I. Metin, Ankara, Türk Dil Kurumu. ARAT, Reşid Rahmeti (KB 1959), Kutadgu Bilig II: Tercüme, Ankara, TTK. ARAT, Reşid Rahmeti (1979), Kutadgu Bilig III: İndeks, (Neşre hazırlayanlar: Kemal Eraslan, Osman F. Sertkaya, Nuri Yüce) İstanbul. 106

107 Dil Araştırmaları Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli midir? Sayı: 7 Güz 2010, ss. Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi Semra Alyılmaz * 1 Özet: Bulunma hâli kategorisi Türkçe dil bilgisi kitaplarında ve dil bilim terimleri sözlüklerinde genelde farklı terimlerle karşılanmış; yüzeysel olarak ele alınıp incelenmiş; bu kategoriden ziyade, kategorinin yapımında kullanılan yalnızca bir morfem (biçimbirim) (/+TA/) dikkatlere sunulmuştur. Oysa diğer hâl kategorilerinde olduğu gibi bulunma hâli kategorisinin yapımında da eklerin yanısıra farklı görev ögelerinden de (Ø, ek+ek, ek+edat, edat) yararlanılmaktadır. Bu makalede ana çizgileriyle Türkçenin hâl kategorisi hakkında bilgi verildikten sonra Türkiye Türkçesinde bulunma hâli kategorisi üzerinde durulmakta ve konunun öğrenimi ve öğretimi açısından bulunma hâli kategorisinin yerde bulunma hâli kategorisi ve zamanda bulunma hâli kategorisi başlıkları altında incelenmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Türkiye Türkçesi, hâl kategorisi, bulunma hâli kategorisi, yerde bulunma hâli kategorisi, zamanda bulunma hâli kategorisi Locative Case Category In Turkey Turkish Abstract: In the Turkish grammatical books, the locative case category is usually met with different terms; superficially examined; rather than this category, only one morpheme used in the formation of the category (/+TA/) is presented. Yet, as in the other case categories, along with suffixes, various agents (Ø, suffix, suffix+suffix, suffix+preposition, preposition) are employed in the formation of the locative case category. The present article, after providing information regarding the case category of Turkish in its basic lines, considers The locative case category in Turkey Turkish and highlights the necessity that the locative case category is to be studied under the topics locative case category in location and locative case category in time, in terms of the learning and teaching of the subject matter. Key words: Turkey Turkish, case category, locative case category, locative case category in location, locative case category in time * Yrd. Doç. Dr., Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi 107

108 Semra Alyılmaz 1. Türkçe de Hâl Kategorisi Üzerine: Hâl kategorisi Türkçe dil bilgisi kitaplarında ve dil bilim terimleri sözlüklerinde Adlarda Çekim / İç Çekim Hâlleri, Dış Çekim Hâlleri, Türkçede İsmin Hâlleri ve Hâl Ekleri, Hâl Ulamı, Türkçede Durum, İsim İşletme Ekleri, Hâl Ekleri ve İsmin Hâlleri, İsim Çekim Ekleri, Ad Durumları, İsmin Hâlleri, Çekim Ekleri, Ad Durumu, Hâl Kategorisi, Kavram İlişkileri / Çekimli Yapılar / İsim Çekimleri / Hâl ve Hâl Çekimi...vb. başlıklar altında ele alınmış; konuyla ilgili tanımlara, izahlara yer verilmiştir (Mert, 2003, 25). Zeynep Korkmaz, Gramer Terimleri Sözlüğü adlı eserinde hâl kategorisi için şunları kaydetmektedir: Hâl (Alm. Kasus, Fr. Cas, İng. Case, Osm. Ahvâl-i isim): İsmin cümle içinde bulunduğu dilbilgisi şekli; yalın ve eklerle genişletilmiş olarak aldığı geçici durum. Türkçe de isimler yalın, yükleme, ilgi, bulunma, yönelme, çıkma hâllerinde bulunurlar: Yalın hâl kapı (kapı kırıldı). Yükleme hâli kapıyı (kapı+y+ı çaldı). İlgi hâli kapının (kapı+nın kolu) Yönelme hâli kapıya (kapı+ya gitti); ev+e doğru, bu+na göre. Bulunma hâli kapıda (kapı+da kaldı). Çıkma hâli kapıdan (kapı+dan çıktı) vb. Türkçe nin tarihî devirlerinde eşitlik (equativus: +ça); yön gösterme (direktivus: +garu) ve vasıta (instrumentalis: + o n) hâlleri de belirtilen özel hâl ekleri ile karşılanırdı. Bugün bu hâller Türkiye Türkçesi nde yerlerini edatlara bırakmıştır (Korkmaz, 1992, 77). Talat Tekin, Orhon Türkçesi Grameri adlı eserinde Ad Durumları başlığı altında adın 9 durumunun olduğunu belirtir: Yalın durum, ilgi durumu, belirli nesne durumu, verme-bulunma durumu, bulunma-çıkma durumu, yönelme durumu, eşitlik durumu, araç durumu, birliktelik durumu (Tekin, 2003, 105). Yazdığı esere Eski Türkiye Türkçesi adını koyan Faruk Kadri Timurtaş da hâl kategorisini İsim Çekimi alt başlığı altında ve 7 grupta inceler: 1. Genitiv eki, 2. Dativ eki 3. Akkuzativ eki 4. Lokativ eki 5. Ablativ eki 6. Ekvativ (eşitlik) eki, 7. Cihet (direktiv eki) (Timurtaş, 1981, 68-75). Timurtaş ın hâl kategorilerini, ilgili hâl kategorilerinin yapımında kullanılan görevli ögelerden (eklerden) hareketle adlandırdığı dikkati çekmektedir. Ahmet Buran, Anadolu Ağızlarında İsim Çekim (Hâl) Ekleri adlı 108

109 Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi kitabının Türkçe de İsmin Hâlleri ve Hâl Ekleri başlıklı bölümünde tarihî ve çağdaş Türk lehçe ve ağızlarında hâl kategorisi, Türkçe hâl kategorisi hakkında söylenenler, kullanılan terimler, yapılan sınıflandırmalar hakkında ayrıntılı olarak bilgi verir. Eserinde A.Von Gabain, M. Rasanen, A. Caferoğlu, F. Kadri Timurtaş, J. Eckmann, Y. Memmedov, N. Memmedov, F. R. Zeynelov, J. Deny, A. N. Kononov, Konstantin Lubimov, Kemal Demiray, Haydar Ediskun, T. N. Gencan, K. Bilgegil, Tahsin Banguoğlu, Muharrem Ergin, Doğan Aksan, Vecihe Hatiboğlu, Zeynep Korkmaz, Turgut Günay, Efrasiyap Gemalmaz, Tuncer Gülensoy gibi değerli araştırmacıların konuyla ilgili görüşlerine ayrıntılı olarak yer veren Buran, Türkçede hâl kategorisini oluşturan kategorileri ve bu kategoriler için kullanılan terimleri şöyle belirtmektedir: 1. Yalın, asıl, belirsiz, adlamlık, salt, adlamalık, doğru, dolaysız, asli, gövde ve kim (hâli / durumu) 2. Tamlama, ilgi, tamlayan, iyelik, bağlamlık, türlük, düşüm, katılma, kimi (hâli / durumu) 3. Belirtme, belirtimlik, yükleme, yapma, etkilenme, geçiş, kimi (hâli / durumu) 4. Yönelme, verme, yaklaşma, verimlik, vermelik, girme, yakınlık, istikamet, kime (hâli / durumu) 5. Bulunma, kalma, orunlamlık, orunlamalık, düşüm, kimde (hâli / durumu) 6. Çıkma, uzaklaşma, ayrılma, kopumluk, kopmalık, düşüm, kimden (hâli / durumu) 7. Vasıta, araç, bağlama, kaygıtlık, araçlı, araçlık, ile âletlik, bilelik, birlikte, kimle (hâli / durumu) 8. Eşitlik, görelik, kimce (hâli / durumu) 9. Yön gösterme, yön, cihet (hâli / durumu) (Buran, 1996, 22-23). Buran, anılan eserde ilk sırada verilen terimleri tercih ederek hâl kategorisinin Anadolu ağızlarındaki durumunu da bu sistem dâhilinde inceler. Gürer Gülsevin Eski Anadolu Türkçesi nde Ekler adlı çalışmasında hâl kategorisini İsim Hâl Ekleri ( Yalın hâl, Tamlama hâli, Belirtme hâli, Yönelme hâli, Bulunma hâli, Ayrılma hâli, Vasıta hâli, Eşitlik hâli ) başlığı altında ayrıntılı olarak ele alıp incelerken (Gülsevin, 1997, 1-78); Gülsel Sev de Tarihî Türk Lehçelerinde Hâl Ekleri adlı çalışmasında tarihî Türk lehçelerindeki hâl kategorisini (Ahmet Buran ın yaptığı tasnifte olduğu gibi) 9 alt başlık altında (Sev, 2007, 40) değerlendirir. Dile modern dil bilimin ilke ve yöntemleriyle yaklaşan Efrasiyap Gemalmaz, hâl kategorisinin ad soylu kavram işaretlerinin görevli dil ögeleri ile 109

110 Semra Alyılmaz kullanılarak, birbirleriyle ve yüklemle kurdukları ilişkiler sonucunda oluştuğunu ve gerçekte tümleç bloklarını oluşturduklarını kaydetmektedir (Gemalmaz, 1992, 111). Gemalmaz tarafından başlatılan ve yüksek lisans / doktora öğrencileri tarafından geliştirilerek devam ettirilen hâl kategorisi ile ilgili anlam esaslı işlevsel bakış açısı ışığında Türkçede hâl kategorisinin esas itibarıyla şu alt gruplardan oluştuğu belirlenmiştir 1 : 1. Yalın Hâl 2. Seslenme Hâli 3. Özne Hâli 4. Nesne Hâli 4.1. Belirtisiz Nesne Hâli 4.2. Belirtili Nesne Hâli 5. Belirten Hâli 6. Belirtilen Hâli 7. Bulunma Hâli 7.1. Zamanda Bulunma Hâli 7.2. Yerde (Mekânda) Bulunma Hâli 8. Ayrılma Hâli 9. Çıkışlık / Kaynak Hâli 10. Yönelme Hâli 11. Yaklaşma Hâli 12. Birliktelik-Beraberlik Hâli 13. Karşıtlık Hâli 14. Hedef Hâli 1 Türkçenin derin yapısı ve diğer dünya dillerindeki hâl kategorilerinin durumu dikkate alınarak oluşturulan bu sınıflandırma yeni bilgiler ışığında geliştirilebilecek bir özellik taşımaktadır. Tasnifte dikkatlere sunulan belirten hâli ile belirtilen hâlinin adlarla yüklem arasında değil; adlarla adlar arasında ilişki sağlaması sebebiyle hâl kategorisi içinde değerlendirilmemesi daha uygun olacaktır. Bazı kategorilerin isim hâl kategorisi içinde yer almaması gerektiği hususunda son derece kıymetli ve ilgi çekici görüşler mevcuttur. Bu görüşlerden biri de Leyla Karahan a aittir. Karahan Yükleme (Accusative) ve İlgi (Genitive) Hâli Ekleri Üzerine Bazı Düşünceler başlıklı makalesinde şunları kaydetmektedir: Yükleme ve ilgi hâli ekleri, diğer hâl ekleri gibi ileriye doğru münasebetler kuran ekler değildir. Fonksiyonları eklendikleri kelimelerle sınırlıdır. Yükleme hâli eki, nesnenin belirticisidir; nesne yapıcı değildir. Var olan nesneye belirlilik kazandırır. İlgi hâli eki de isme belirtme, sahiplik, mensubiyet, ilgi vb. anlam kazandıran bir ektir. Yükleme ve ilgi hâli ekinin bu fonksiyonları, ismin kendi dışındaki kelimelerle münasebetini ifade eden bir gramer kategorisi şeklinde tanımlanan hâl kavramına uygun düşmemektedir. Bu iki ekin hâl eki sayılması doğru değildir. Yükleme hâli vardır; ancak bu hâl eksizdir. Ek yükleme hâlindeki nesnenin belirticisidir. İlgi hâlinin varlığı meselesi tartışmalıdır. Ancak burada da ek belirtme görevi yapmaktadır. İşte bu sebeple hâl ekleri değerlendirilirken, her iki ekin de başka kelimelerle münasebet kuran ekler olmadıkları noktasından hareketle diğer hâl eklerine benzemedikleri hususu göz önünde bulundurulmalı ve bu iki ek hâl kategorisi içinde değil, ayrı bir kategori içinde işlenmelidir (Karahan, 1999, 610). 110

111 Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi 15. Sebep Hâli 16. Vasıta Hâli 17. Görelik Hâli 18. Nasıllık Hâli 19. Nicelik Hâli Kesin Değer Hâli Yaklaşık Değer Hâli 20. Karşılaştırma Hâli 21. Sınırlandırma Hâli Yerde Sınırlandırma Hâli Zamanda Sınırlandırma Hâli 22. Benzetme Hâli (Alyılmaz, 1994; Börekçi, 1995; Alyılmaz, 1998; Daşdemir, 2000; Kara, 2001; Mert, 2002 vd.). Günay Karaağaç, 2009 yılında yayımlanan Türkçenin Söz Dizimi adlı eserinin Ekli ve Edatlı Hâl Çekimi başlıklı bölümünde hâl kategorisiyle ilgili bilgi verdikten sonra Efrasiyap Gemalmaz ve öğrencilerinin yapmış olduğu sınıflandırmanın bir benzerine yer verir ve bu tasnif içinde yer alan her kategoriyi örneklerle ayrıntılı olarak açıklar: İsimler, söz öbekleri ve cümleler içinde, başka söz, niteleyici ve ögelerle değişik ilişkiler içinde bulunurlar. İşte varlık ile varlık ve varlık ile eylem ilişkilerinin adlarına, Türkçede isim hâl ekleri ve çekim edatları diyoruz. Bu çekim ek ve edatları, bütün diller gibi Türkçenin de başlıca söz yapıştırıcılarıdır. Bunlar, isim-isim, isim-fiil ilişkisini sağlamakta, sözleri bir araya getirmekte kullanılan başlıca ögelerdir. Türkçe, eski devirlerden beri isim çekimini eklerle, edatlarla ve bazen de hem ek hem edatlarla yapmaktadır. 1. Yalın hâl (nominative) 2. İlgi hâli (genitive) 3. Yapma hâli (accusative) 4. Yaklaşma hâli (dative) 5. Bulunma hâli (locative) 6. Uzaklaşma hâli (ablative) 7. Vasıta hâli (instrumental) 8. Eşitlik hâli (equative) 9. Yön hâli (directive) 10. Sebep hâli (causative) 111

112 Semra Alyılmaz 11. Karşılaştırma hâli (comparative) 12. Benzerlik hâli (similative) 13. Sınırlama hâli (terminative, limitative) (Karaağaç, 2009, 57-81). Yukarıda farklı bilim insanları tarafından farklı tasnif ve adlarla dikkatlere sunulan her bir kategori Türkçenin tarihî ve çağdaş lehçe ve ağızları da göz önünde bulundurularak ayrı ayrı ele alınıp incelenecek nitelik taşımaktadır. Bu yazıda bulunma hâli kategorisinin daha iyi anlaşılabilmesini sağlamak ve bu kategorinin öğrenimi ve öğretimi sırasında ortaya çıkan sorunların giderilmesine katkı sağlamak amacıyla Türkiye Türkçesindeki kullanımı ve özellikleri üzerinde durulacaktır. 2. Bulunma hâli kategorisi: Türkiye Türkçesi ve ağızları ile ilgili birbirinden değerli çalışmaların sahibi Zeynep Korkmaz, Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi) adlı eserinde Bulunma Durumu başlığı altında şu bilgilere yer vermektedir: Bulunma Durumu (Alm. Locativ; Fr. Locatif; İng. Locative Osm.mef ûlün fih): +DA eki ile karşılanan bulunma durumu, genellikle fiildeki oluş ve kılışın yerini bildiren ad durumudur. Ancak, buradaki yer kavramı, yalnızca somut bir yer kavramı değildir. Fiildeki harekete sahne olan her türlü somut ve soyut kavramları karşılayan adlar bulunma durumuna girebilir. Dolayısıyla bu durum, eklendiği ad ile fiil arasındaki bağlantı özelliği açısından, bulunma ve yer gösterme kavramına koşut olarak zaman, iş, süreklilik, içinde olma, tarz bildirme, karşılaştırma, gösterme, vasıta, amaç, sebep vb. ifadeleri de içine alır (Korkmaz, 2003, 289). Bulunma hâli, ad ve ad soylu sözcüklerin işaretli (/+ /) veya işaretsiz (/+Ø/) görevli dil ögeleri (ekler, edatlar, ek+ekler, ek+edatlar ve (+Ø)) ile birlikte kullanılarak cümlede işin, eylemin yapıldığı zamanı veya gerçekleştiği mekânı (yeri) bildirdikleri kategorinin adıdır. Bulunma hâli kategorisi, konuyla ilgili kaynaklarda genelde, yerde bulunma yönü ön plana çıkarılırak ele alınmış ve adlandırma da buna göre yapılmıştır. Bulunma hâli kategorisinin iki önemli dalından birini oluşturan zamanda bulunma hâli ise bulunma hâlinin yapımında kullanılan biçimbirimlerin (özellikle de /+TA/ biçimbiriminin) fonksiyonları içinde değerlendirildiğinden hep ikincil durumda kalmıştır: İsmin -de durumu (Locatif): İsmin de durumu, ismi fiile bağlayan ve genellikle- fiilin, kendi içinde, üstünde, üzerinde oluştuğunu belirtmek üzere ismin girdiği durumdur (Ediskun, 1988, 112). Doğan Aksan yönetiminde Neşe Atabay, İbrahim Kutluk ve Sevgi Özel tarafından hazırlanan Sözcük Türleri adlı eserde bulunma hâli kategorisi şöyle 112

113 Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi tanımlanmaktadır: Kalma Durumu: Ad ya da ad görevinde kullanılan sözcüklere de durum ekinin getirilmesiyle anlatılır; kalma içinde olma bildirir. Bu ekin ünlü uyumlarına göre değişimleri de, -da; -te, -ta biçimindedir (Atabay vd., 1983, 42). Fuat Bozkurt da Türkiye Türkçesi adlı eserinde bulunma hâli kategorisi için şunları kaydetmektedir: Bulunma durumu bir yerde bulunmayı anlatır. Eklendiği adda kalma, içinde bulunma bildirir. Ünlü ve ünsüz uyumlarına göre çeşitlemeleri vardır. Böylece da/-de, -ta/-te biçimlerinde kullanılır (Bozkurt, 1995, ). Nurettin Demir ve Emine Yılmaz tarafından hazırlanan Türkçe El Kitabı nda da konuyla ilgili olarak şu bilgilere yer verilmektedir: Bulunma Hâli DA: Fiilin gösterdiği oluşun geçtiği yeri bildirir. Burada yerden anlaşılması gereken oluşun geçtiği her türlü soyut ve somut kavramdır: ev-de, yol-da, gece-de. Kaynaklarda lokatif, kimde hali, kalma hali, ismin de hali gibi adlarla da geçer (Demir-Yılmaz, 2003, 185). Bazı araştırmacılar da yaptıkları çalışmalarda bulunma hâli kategorisinin yalnızca yer / mekân bildirme özelliğinden bahsetmiş; bu kategorinin zaman bildirme yönüne hiç değinmemiş ve ilgili örneklere de yer vermemişlerdir: Kalma Durumu (Alm. Locativ; Fr. Locatif; İng. Locative): Adın da (-de) almış durumudur. Kalma durumu birinin ya da bir şeyin bulunduğu yeri belirtir: Gözlüğümü evde unutmuşum. Sizi Topkapı Müzesi nin önünde gördüm. Evin yakınında bir lokanta var. Türkiye de kaç gün kalacaksınız? (Koç, 1990, 113). Birbirinden tamamen farklı iki ayrı tümlecin (yer tümleci / dolaylı tümleç ve zaman tümleci / zaman bildiren zarf tümleci) alt yapısını oluşturan bulunma hâli kategorisinin Yerde Bulunma Hâli ve Zamanda Bulunma Hâli başlıkları altında incelenmesi konunun öğrenimi ve öğretimi bakımından büyük önem taşır. 2 Bu makalede konu, belirtilen iki ana başlık altında incelenmektedir Yerde Bulunma Hâli: Görevli dil ögeleri (Ø (işaretsiz morfemler), ekler, ek+ekler, ek+edatlar, edatlar) üzerlerine getirildikleri ad ve ad soylu sözcüklerle yüklem arasında geçici ve özel bir ilişki kurarak onları tümleçleştirirler. Yani ad ve ad soylu sözcükleri yüklemin özel belirleyicileri, açıklayıcıları, tümleçleri yaparlar. 2 Konu ilk kez bu başlık altında Dr. Cengiz Alyılmaz tarafından Orhun Yazıtlarının Söz Dizimi (Erzurum, 1994) adlı eserde ele alınıp incelenmiştir. 113

114 Semra Alyılmaz Yerde bulunma hâli kategorisi, ad ve ad soylu sözcüklerin üzerlerine /+Ø/ ve /+TA/ biçimbirimini alarak cümlede işin yapıldığı, gerçekleştiği yeri / mekânı bildirdikleri kategorinin adıdır. Yerde bulunma hâli kategorisindeki sözcükler / sözcük öbekleri ait oldukları cümlelerin yer tümleçlerini (alışılagelmiş terimiyle dolaylı tümleçlerini) oluştururlar. Örnekler: Doğu Karadeniz de meydana gelen sel Trabzon+Ø, Rize+Ø ve Artvin de birçok evin yıkılmasına neden oldu. Tarihî şehir Erzurum da yıllarca oturduk. Evlerimizde ağırlardık eskiden konuklarımızı. Uçağımız gökyüzünde bir kuş gibi uçuyordu artık. Karanlık ve soğuk sınıfta saatlerdir elektriklerin gelmesini bekledik. Türkçe söz diziminde vurgulanmak istenen ögelerin ya yüklemleştirildiği veya yükleme yaklaştırıldığı bilinmektedir. Örneğin: Ben onun her şeyi idim. cümlesinin öznesi durumundaki ben sözcüğü vurgulanmak istendiğinde cümle Onun her şeyi ben idim. şeklinde ifade edilebilmektedir. Ben sözcüğü bu durumda cümlenin mantıki olarak öznesini; gramatikal olarak ise yüklemini oluşturur. Yerde bulunma hâli durumundaki bir sözcük veya sözcük öbeğinin de cümlede yer bildirmesi ve yer tümleci (dolaylı tümleç) yapması gerekirken benzer şekilde kullanılarak yüklemleştirildiği görülür. Örneğin: Annem şimdi Ankara da bulunmaktadır. cümlesinde yerde bulunma hâli kategorisindeki cümlenin yer tümlecini oluşturan Ankara da (Ankara+da) sözcüğü vurgulanmak istendiğinde Annem şimdi Ankara dadır. şeklinde ifade edilebilmektedir. Ankara da sözcüğü bu durumda cümlenin mantıki olarak yer tümlecini; gramatikal olarak ise yüklemini oluşturur. Hem yerde bulunma hâli kategorisinin hem de cümle ögelerinin (özellikle yer tümlecinin / dolaylı tümlecin) öğretimi sırasında bu husus üzerinde durmak gerekir. Çünkü Türkçeyi ikinci dil olarak öğrenenler, Türkçe söz diziminin bu inceliğini anlamakta güçlük çekmektedirler. Ana dili Türkçe olanların büyük kısmının da bu ayrıntının çok da farkında oldukları söylenemez. Kendilerine Türkçe söz diziminde işin, eylemin gerçekleştiği yeri bildiren sözcükler cümlenin yer tümlecini / dolaylı tümlecini oluştururlar. Annem şimdi Ankara dadır. cümlesinde (ve benzeri cümlelerde) neden yerde bulunma kategorisindeki sözcük veya sözcük öbeği cümlenin yer tümlecini değil de yüklemini oluşturmaktadır? sorusu sorulduğunda bu ayrıntıyı fark edebilmektedirler. Türkçe söz diziminde görevli dil ögeleri vurguladıkları, belirttikleri 114

115 Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi cümle ögesi cümlenin hangi ögesi ise onlarla birlikte alınır / değerlendirilir ve cümlenin o ögesini oluştururlar. 3 Örnekler: Ali geldi. Ali de geldi Özne özne Öğleyin elma yedim Öğleyin elma da yedim nesne nesne Yerde bulunma hâli kategorisindeki cümlenin yer tümlecini / dolaylı tümlecini oluşturan bir sözcük veya sözcük öbeği de cümle içerisinde vurgulanmak, belirtilmek istendiğinde /mi/, /da/ vb. görevli dil ögeleriyle birlikte kullanılabilmektedir. Vurgu, soru vb. sebeplerle yerde bulunma hâli kategorisi durumundaki sözcük veya sözcük öbekleriyle birlikte kullanılan söz konusu görevli dil ögeleri vurguladıkları, belirttikleri sözcük veya sözcük öbekleriyle birlikte cümlenin yer tümlecini oluştururlar. Örnekler: Erzurum da oturuyoruz. Yer t. Erzurum da mı oturuyoruz? Yer t. O yıllarda Kars ta kaldık bir süre. Yer t. O yıllarda Kars ta da kaldık bir süre. Yer t. Konuyla ilgili kaynaklarda /+TA/ biçimbiriminin öncelikle cümlede işin, eylemin yapıldığı, gerçekleştiği yeri / bulunma yı bildirdiği kaydedilir; sonra da bu biçimbirimin diğer özellikleri (zaman, iş, durum, karşılaştırma, süre, süreklilik, gösterme, vasıta, amaç, sebep, belirtme, kesir, kısım, parça, aitlik vb. ifade ettiği) 4 belirtilir (Ergin, 1983, ; Korkmaz, 2003, 289). Türkçede görevli dil ögeleri (Ø (işaretsiz morfemler) 5, ekler, ek+ekler, ek+edatlar, edatlar) birlikte kullanıldıkları anlamlı dil ögeleri içinde üstlendikleri 3 Görevli dil ögelerinin vurgulama, belirtme işlevleri hakkında farklı görüşler ve ayrıntılı bilgi için bk: KARAHAN, Leyla (2009), Vurgulama İşlevli Dil Birimleri, İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Kongresi UTEK Ağustos 2007 Bildiriler Türkçenin Söz Dizimi ve Türk Edebiyatında Üslûp Arayışları C. I Türkçenin Söz Dizimi, İstanbul, /+TA/ biçimbirimi ve diğer görevli dil ögeleri bunu tek başlarına değil üzerlerine geldikleri anlamlı dil ögeleriyle (ad ve ad soylu sözcüklerle) birlikte ifade ederler. 5 Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bk. GEMALMAZ, Efrasiyap (1996), STT nde İşaretsiz (/.Ø./) Görev Ögeleri Üzerine, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 6, Erzurum,

116 Semra Alyılmaz görevlere / işlevlerine göre ad alırlar. Yani gerçekte görevli dil ögelerinin klişeleşmiş / alışılagelmiş adları değil; işlevleri önemlidir ve bu işlevlerine göre adlandırılmalıdırlar. Bulunma hâli ekinin özelliklerinden bahsedilirken: Bulunma eki almış bir ad başka bir adla yan yana gelerek, tek bir ad veya ad değerinde bir kelime grubu oluşturabilir. Bu grup bulunma grubu diye adlandırılır. (Korkmaz, 2003, 295) denilmektedir. Türkçedeki kavram işaretlerinin bir kısmını sözcük gruplarının oluşturduğu bir gerçektir. Bulunma grubu / bulunma öbeği de ad veya ad soylu sözcük veya sözcük öbeği + /+TA/ biçimbirimi + ad veya ad soylu sözcük veya sözcük öbeği yapısından meydana gelir: elde bir, üçte iki, gözde insan, sözde dürüst, özde sahtekâr, yükte hafif, pahada ağır, yağda yumurta, fırında makarna, kundakta bebek, devede kulak, çantada keklik gibi. Hâl kategorilerinin esas özelliği yüklemin özel belirleyicilerini, açıklayıcılarını, tümleçlerini yapmak olduğundan kavramların işaretlenmesi sırasında ortaya çıkan bu durumla (sözcük yapımıyla) karıştırılmamalıdır. Her iki kategori de her ne kadar bulunma anlamı taşısa da birinde iki ad soylu sözcük arasında kavram ilişkisinin kurulması; diğerinde ise işaretlenmiş bir kavramın (ad soylu sözcük veya sözcük grubunun) yüklemle ilişkisi söz konusudur. Yani bulunma eki almış bir ad başka bir adla yan yana gelerek tek bir ad veya ad değerinde bir kelime grubu oluşturuyorsa artık bu sözcük grubunun alınması / konulması gereken yer / gramer kategorisi hâl kategorisi değil; kavramların işaretlenmesi / sözcük yapım yolları kategorisi olmalıdır. /+TA/ biçimbirimi, sıfat ve ad tamlamalarının tamlayan ve tamlanan ögelerinde yer alarak sıfat görevi üstlendiklerinde ( kül renginde bir öğle sonu, erişilmez güzellikte bir şey, lale renginde ipek elbise ) sıfat tamlamaları bahsinde; bulunma durumunda bir ad, fiille birleşerek anlamca kaynaşmış birleşik fiil oluşturduğunda ( açıkta kal-, evde kal- ) kavramların işaretlenmesi ve sözcük türleri bahsinde; /-mak/ ve /-ma/ lı ad-fiiller (mastarlar) ile birlikte bildirme eki alarak veya almadan şimdiki zamanı karşıladıklarında (gelmekte, kızarmaktadır...) 6 zaman kategorisi içinde (şimdiki zaman ve ekleri bahsinde) ele alınıp incelenmelidir. 7 Türkçenin tarihî seyri içinde, tarihî ve çağdaş lehçe ve ağızlarda bulunma hâli kategorisinin yapımında kullanılan görevli dil ögelerinin, başka 6 Cümlede yatık / italik olarak dikkatlere sunulan tespitler için bk. KORKMAZ, Zeynep (2003), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), Ankara, /+TA/ biçimbiriminin yapımında kullanıldığı (gerçekte artık bulunma hâli kategorisi dışında kalan ve kesir, kısım, parça, aitlik vs. bildiren) diğer kavram işaretleri de aynı bakış açısıyla yeniden değerlendirilip tasnif edilebilirler. Hâl kategorilerinin yapımında kullanılan biçimbirimlerle ilgili son zamanlarda müstakil çalışmaların yapıldığını da kaydetmek gerekir. Erdoğan Boz tarafından hazırlanan /+A/ biçimbirimiyle ilgili kitap da bunlardan biridir: bk. BOZ, Erdoğan (2007), Türkiye Türkçesinde +{A} Durum Biçimbirimi, Ankara. Eser birçok açıdan konuyla ilgili yeni çalışmalara kaynak oluşturacak, yol gösterecek nitelik taşımaktadır. 116

117 Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi hâl kategorilerinin yapımında da kullanıldığı veya başka hâl kategorilerinin yapımında kullanılan görevli dil ögelerinin bulunma hâli kategorisinin yapımında da kullanıldığı bilinmektedir. Bu nedenle /+TA/ biçimbiriminin ad ve ad soylu sözcüklerin veya sözcük gruplarının üzerilerine gelerek onlarla yüklem arasında araç / vasıta ilişkisi kurduğunda vasıta hâli içinde; sebep ilişkisi kurduğunda sebep hâli içinde; durum / nasıllık ilişkisi kurduğunda nasıllık hâli içinde; miktar, nicelik ilişkisi kurduğunda nicelik hâli içinde; amaç ilişkisi kurduğunda da hedef hâli içinde değerlendirilmesi hâl kategorisinin ve cümlenin ögelerinin hem ana dili Türkçe olanlara hem de Türkçeyi sonradan öğrenenlere öğretimi bakımından büyük önem taşır. Çünkü bünyelerinde /+TA/ biçimbirimini barındıran (/+TA/ biçimbiriminin yüklemle irtibatlandırdığı) ad ve ad soylu sözcükler vasıta hâlinde iseler cümlelerin vasıta tümleçlerini; sebep hâlinde iseler cümlelerin sebep tümleçlerini; hedef hâlinde iseler hedef tümleçlerini, nasıllık hâlinde iseler de nasıllık / durum tümleçlerini oluştururlar Zamanda Bulunma Hâli: Zamanda bulunma hâli kategorisi; ad ve ad soylu sözcüklerin üzerlerine /+Ø/, /+TA/, /+A/, /+ o n/, /+layin/, /+A kala/, /+Ø kala/, /+I geçe/, /+Ø geçe/, /+Tan/, /+TAn sonra/, /+TAn önce/, /+la/, /+Ø gibi/, /+Ø suları(nda)/, /+Ø civarı(nda)/, /+Ø üzeri/ görev ögelerini alarak cümlede işin yapıldığı, gerçekleştiği anı / zamanı bildirdikleri; zaman tümleçleri ( alışılagelmiş terimiyle zaman bildiren zarf tümleçleri) yaptıkları kategorinin adıdır. Örnekler: Bu akşam gün batarken gel. Dün gece bizim oralara yağmur çok yağmış. Saat beşte geldim eve. İlk görüşte birbirlerine âşık olmuşlar. Van Bahçesaray ın yolları baharda açılır ancak. Üniversite yıllarında bir başkadır arkadaşlık. Yağmurda yürümeyi çok seviyor. Ayşelerin evleri 17 Ağustos depreminde yıkılmış. Veli bu kış da gelmedi; annesi bahara geleceğini söyledi. Ayşeler yazın düğün yapacaklarmış. Kışın buralara bir kar yağdı bir kar yağdı anlatamam sana. Sabahleyin fark ettim cüzdanımı çaldırdığımı. Asena, saat beşe on kala bana bir uğrayıver. On kala çıktım. 117

118 Semra Alyılmaz Uçağımız üçü beş geçe kalkacak. Erkenden haber göndermiştik. Beşten sonra ayrıldım. Üçten önce görüşelim. Kışla her şey alt üst oluyor; her şey donuyor sanki içimde Üç gibi orada oluruz. Beş sularında kaza meydana gelmiş. Dört civarı geldik. Akşam üzeri beni aradı. Yukarıda örneklendirilen zamanda bulunma hâli ile ilgili olarak ne yazık ki kaynaklarda özel bir bölüm ve detaylı bir bilgi bulunmamaktadır. Konu hakkında ilk dikkate değer bilgiler de yine Gemalmaz ve öğrencilerine aittir. Ancak bu çalışmaların büyük bölümünde de zamanda bulunma hâli kategorisinin yapımında kullanılan görevli dil ögelerinin yalnızca bir kısmına yer verilmiş; konu yüzeysel olarak ele alınıp incelenmiştir. Oysa Türkçede söz diziminin en önemli ögelerinden birini oluşturan ve cümleyi âdeta kumanda eden / şekillendiren zaman tümleçlerinin / zaman bildiren zarf tümleçlerinin yapımında kullanılan zamanda bulunma hâli kategorisi ve bu kategori ile ilgili ayrıntılar göz ardı edilmeyecek kadar önemlidir. Örneğin zamanda bulunma hâli kategorisinin yapımında kullanılan /+ o n/ biçimbirimi, konuyla ilgili kaynakların büyük bölümünde vasıta / araç (instrumental) hâli eki olarak nitelendirilmiş; ekin vasıta, hâl-durum, berkitme işlevlerinin yanında zaman bildirme işlevinin de olduğu kaydedilmiştir. Bu tür değerlendirmelerde (maksat böyle olmasa da) bir kategoriden ziyade bir ek ve onun işlevlerinin ön plana çıktığı / çıkartıldığı görülür. Çok az kaynakta ise eski bir vasıta hâli eki olduğu, zamanda bulunma da bildirdiği belirtilmiştir: Zaman adlarından + o n ekiyle yapılmış bulunan kışın, yazın, güzün, küsün, künün, tünün, dünün, günün vb. kelimelerde, + o n vasıta hâli ekinin isim çekimi görevi bakımından bir kalıplaşmaya uğrayarak bu şekilleri meydana getirdiği bazı dil bilgisi kitaplarında ve araştırmalarda yer almıştır Ancak, Türk dili metinlerinin dikkatle ve kronolojik bir sıra ile incelenmesi gösteriyor ki, Türkçe de zaman zarfı türetmek için özel ekler bulunmadığından + o n eki bu konuda kalıplaşma evresini de aşarak yine çekim eki olarak kullanıldığı devirlerde her zaman kelimesinden bir zaman zarfı yapabilecek özellik kazanmış; dolayısiyle zaman zarfları yapan bir türetme eki durumuna geçmiştir. Fakat ek, artık bugün lehçelerde kullanılış alanından çıktığı için canlı olduğu devirlerde yapmış olduğu zaman zarfı türetmeleri de ancak arkaik şekiller hâlinde devam 118

119 Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi etmektedir (Korkmaz, 1994, 28-29). Zamanda bulunma bildiren isimlerden bir kısmı eski vasıta hâli (instrumental) ekiyle yapılmış şekilleriyle (yaz+ın, sabah+leyin vb.), diğer bir kısmı da işaretsiz olarak (dün +Ø, salı günü vb.) kullanılırlar (Gemalmaz, 1992, 111,142). Türkiye Türkçesi ile ilgili yaptığı çalışmalarla tanınan Kerime Üstünova, Türkiye Türkçesi Ad İşletimi (Biçim Bilgisi) adlı eserinin Zaman Zarf Tümleci Durumu başlığı altında /+ o n/ biçimbiriminin zamanda birliktelik anlamı taşıdığına ve zaman zarf tümleci yaptığına dikkat çekmektedir: Bugün arkaik ek görünümünde olan {-n} eki, kalıplaştığı sözcüklerin eylem / yüklemle zaman ilişkisi içine girerek zaman zarfı / zaman zarf tümleci görevini üstlenmesini sağlar. Böylece geldiği dil birimi ile eylem arasında zaman ilişkisi kurulmuş olur. Yazı-n teyzemler Erzurum a gelecekler. ß Hava soğuk olur diye size kışı-n gelmezler. ß Nedense güzü-n köye gitmek isterim. ß ß Emine teyze gündüzü-n çocuk bakıyordu. ß Yukarıda verilen örneklerde bünyelerinde donuklaşmış {-n} ekini barındıran sözcükler (yazın, kışın, güzün, gündüzün), eylemle zaman ilişkisine girseler de {-n} eki, birliktelik işlevini tamamen unutmuş değildir. Sözcüklerde zamanda birliktelik anlamı vardır (Üstünova, 2008, 229). Yapılan açıklamalar ve verilen örnekler /+ o n/ biçimbiriminin (tıpkı /+TA/ biçimbirimi gibi) zamanda bulunma hâli kategorisinin yapımında kullanıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu sebeple zamanda bulunma hâli kategorisinin yapımında kullanılan biçimbirimler arasında /+ o n/ biçimbiriminin de gösterilmesi gerekir. (Yerde bulunma hâli kategorisinde olduğu gibi) zamanda bulunma hâli kategorisinde de cümlenin zaman tümlecini / zaman bildiren zarf tümlecini oluşturan sözcük veya sözcük öbekleri cümle içerisinde vurgulanmak, belirtilmek istendiğinde /mi/, /da/, /dahi/ vd. görevli dil ögeleriyle birlikte kullanılabilmektedir. 119

120 Semra Alyılmaz Örnekler: Yarın mı gelecek? zaman t. Bu çocuk kışın bile üzerine bir şey giymiyor. zaman t. Saat dokuzda da gittik ama evde kimse yoktu. zaman t. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî zaman t. bedhahların olacaktır. Türkçede zamanda bulunma hâli kategorisindeki bir sözcük veya sözcük öbeği özellikle vurgulanmak istendiğinde yüklemleştirilir. Böyle cümlelerde mantıki olarak cümlenin zaman tümlecini oluşturan zamanda bulunma hâli kategorisindeki sözcük veya sözcük öbekleri gramatikal olarak cümlenin yüklemi görünümündedirler. Örnekler: Sınav saat beşte yapıldı. zaman t. Sınav saat beşteydi. yüklem 4. Sonuç ve Öneriler: 1. Türkçede farklı terimlerle ifade edilen hâl kategorisinin / ad durum kategorisinin asıl işlevi yüklemin özel ve geçici açıklayıcıları, belirleyicileri olan tümleçleri yapmaktır. 2. Bulunma hâli kategorisi de ad kategorilerinden biridir ve yerde bulunma hâli kategorisi ve zamanda bulunma hâli kategorisi olmak üzere iki ayrı kategoriden oluşur. 3. Diğer hâl kategorilerinde olduğu gibi bulunma hâli kategorisinin yapımında da eklerin yanı sıra farklı görev ögelerinden de (Ø, ek+ek, ek+edat, edat) yararlanılmaktadır. 4. Yerde bulunma hâli kategorisi nde ad ve ad soylu sözcükler görevli dil ögeleriyle birlikte kullanılarak eylemin yapıldığı, gerçekleştiği yeri / yer tümlecini (dolaylı tümleci) oluştururlar. 5. Zamanda bulunma hâli kategorisi nde ise ad ve ad soylu sözcükler görevli dil ögeleriyle birlikte kullanılarak eylemin yapıldığı, gerçekleştiği zamanı / zaman tümlecini (alışılagelmiş terimiyle zaman bildiren zarf tümleci) 120

121 Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi oluştururlar. Yukarıda belirtilen hususlar da göz önünde bulundurularak: 1. Türkçe dil bilgisi kitaplarında hâl kategorisi ilgili bölümler yeniden ele alınıp düzenlenmelidir. 2. Bulunma hâli kategorisinin yüklemin özel belirleyicilerini / açıklayıcılarını (tümleçleri) yapan bir kategori olduğu; (tıpkı diğer ad durum kategorilerinde olduğu gibi) bu kategoride de önemli olanın ek hâlindeki görevli elemanlar değil, eklerin ve diğer görevli dil ögelerinin yükleme taşıdıkları ad ve ad soylu sözcüklerle kurdukları ilişki olduğu vurgulanmalıdır. 3. Bulunma hâli kategorisinin yapımında önemli rol oynayan /+TA/ biçimbiriminin, oluşumunda yer aldığı (gerçekte artık bulunma hâli kategorisi dışında kalan ve tamlama, kesir, kısım, parça, aitlik vs. bildiren) diğer kavram işaretleri bulunma hâli kategorisi içinde değil; ait oldukları kategorilerin (kavramların işaretlenmesi / sözcük yapım yolları, sözcük grupları, sözcük türleri ) içinde değerlendirilmelidirler. Kaynaklar ADALI, Oya (1979), Türkiye Türkçesinde Biçimbirimler, Ankara. ALKAYA, Ercan (2007), Kuzey Grubu Türk Lehçelerinde Edatlar, Elazığ. ALYILMAZ, Cengiz (1994), Orhun Yazıtlarının Söz Dizimi, Erzurum. ALYILMAZ, Semra (1998), Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcasının Söz Dizimi, Erzurum, (Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). ARSLAN-EROL, Hülya (2010), Kazak Türkçesinde İsim Çekim ve İşletme Eklerindeki Kalıplaşmalar, Dil Araştırmaları, S. 6, Ankara, ATABAY, Neşe, KUTLUK, İbrahim, ÖZEL, Sevgi (1983), Sözcük Türleri, Ankara, Yöneten ve Yayıma Hazırlayan: Doğan AKSAN. AYDIN, Mehmet (2006), Dilbilim El Kitabı, Bişkek. BİRAY, Himmet (1999), Batı Grubu Türk Yazı Dillerinde İsim, Ankara. BOZ, Erdoğan (2007), Türkiye Türkçesinde +{A} Durum Biçimbirimi, Ankara. BÖREKÇİ, Muhsine (1995), Atatürk ün Nutuk unda Söz Dizimi, Erzurum (Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi). BÖREKÇİ, Muhsine (2007), Türkçede Hâl Eklerinin İşlevsel Olarak Sınıflandırılması Üzerine Bir Deneme, IV. Uluslararası Türk Dili Kurultayı Bildirileri I Eylül 2000, Ankara, BURAN, Ahmet (1995), Türkçede İsim Çekim Ekleri, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 7, S. 1-2, Elazığ, BURAN, Ahmet (1996), Anadolu Ağızlarında İsim Çekim (Hâl) Ekleri, Ankara. CEMİLOĞLU, İsmet (2001), Dede Korkut Hikâyeleri Üzerinde Söz Dizimi Bakımından Bir İnceleme, Ankara. 121

122 Semra Alyılmaz DAŞDEMİR, Muharrem (2000), Dede Korkut Hikâyeleri nin Söz Dizimi, Erzurum, (Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi). DELİCE, H. İbrahim (2007), Türkçe Sözdizimi, İstanbul. DEMİR, Nurettin, YILMAZ, Emine (2003), Türkçe El Kitabı, Ankara. DOĞAN, Talip (2008), Salmas Ağzında Hâl Ekleri, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 3/3 Spring 2008, EDİZKUN, Haydar (1988), Sesbilgisi, Biçimbilgisi, Cümlebilgisi Türk Dilbilgisi, İstanbul. EKER, Süer (2005), Çağdaş Türk Dili, Ankara. ERCİLASUN, Ahmet Bican (2009), Kelime Grubundan Cümleye, İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Kongresi UTEK Ağustos 2007 Bildiriler Türkçenin Söz Dizimi ve Türk Edebiyatında Üslûp Arayışları C. I Türkçenin Söz Dizimi, İstanbul, ERGİN, Muharrem (1983), Türk Dil Bilgisi, İstanbul. GEMALMAZ, Efrasiyap (1992), Standart Türkiye Türkçesi (STT) nin Formanlarının Enformatif Değerleri ve Bu Değerlerin İhtiyaç Hâlinde Bu Dilin Gelişimine Muhtemel Etkileri, Erzurum. GEMALMAZ, Efrasiyap (1995), Türkçenin Morfo-Sentaktik Yapısının Fonolojisine Etkileri, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 3, Erzurum, 1-7. GEMALMAZ, Efarasiyap (1994), Türkçede İsim Tamlamalarının Derin Yapısı, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 4, Erzurum, 1-5. GEMALMAZ, Efrasiyap (1996), STT nde İşaretsiz (/.Ø./) Görev Ögeleri Üzerine, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 6, Erzurum, 1-4. GEMALMAZ, Efrasiyap (2010), Türkçenin Derin Yapısı, Ankara, Yayıma Hazırlayanlar: Cengiz ALYILMAZ - Osman MERT. GRÖNBECH, K. (1995), Türkçenin Yapısı, Ankara, Çeviren: Mehmet AKALIN. GÜLSEVİN, Gürer (1997), Eski Anadolu Türkçesi nde Ekler, Ankara. HACIEMİNOĞLU, Necmettin (1984), Türk Dilinde Edatlar, İstanbul. HATİBOĞLU, Vecihe (1974), Türkçenin Ekleri, Ankara. KARA, Funda (2001), Namık Kemal in Mektupları nda Söz Dizimi, Erzurum, (Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi). KARAAĞAÇ, Günay (2009), Türkçenin Söz Dizimi, İstanbul. KARAHAN, Leyla (1999), Yükleme (Accusative) ve İlgi (Genitive) Hâli Ekleri Üzerine Bazı Düşünceler, 3.Uluslararsı Türk Dili Kurultayı 1996, Ankara KARAHAN, Leyla (2009), Türkçede Söz Dizimi, Ankara. KARAHAN, Leyla (2009), Vurgulama İşlevli Dil Birimleri, İstanbul Kültür Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Kongresi UTEK Ağustos 2007 Bildiriler Türkçenin Söz Dizimi ve Türk Edebiyatında Üslûp Arayışları C. I Türkçenin Söz Dizimi, İstanbul, KARAÖRS, Metin (2005), Türk Lehçelerinde Karşılaştırmalı Şekil ve Cümle Bilgisi (Cümle Tahlilleri), Ankara. KONONOV, A. N (1956), Grammatika sovremennogo turetskogo literaturnogo yazıka, Moskva-Leningrad. KORKMAZ, Zeynep (1992), Gramer Terimleri Sözlüğü, Ankara. 122

123 Türkiye Türkçesinde Bulunma Hâli Kategorisi KORKMAZ, Zeynep (1994), Türkçede Eklerin Kullanılış Şekilleri ve Ek Kalıplaşması Olayları, Ankara. KORKMAZ, Zeynep (2003), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), Ankara. KOÇ, Nurettin (1990), Yeni Dilbilgisi, İstanbul. MERT, Osman (2002), Kutadgu Biligde Hâl Kategorisi, Erzurum, (Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi). MERT, Osman (2003), Türkçe de Hâl Kategorisi ve Öğretimi, Atatürk Üniversitesi Türkiyat. Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S. 21, Erzurum, ÖNER, Mustafa (1999), Türkçede Edatlı (Sentaktik) İsim Çekimi, Türk Dili, S. 565, Ankara, ÖNER, Mustafa (2003), Edatların Karşılaştırma ve Sınırlandırma Bağlantıları, TDAY Belleten 1999 / I-II, Ankara, ÖZKAN, Mustafa, SEVİNÇLİ, Veysi (2008), Türkiye Türkçesi Söz Dizimi, İstanbul. ÖZKAN, Nevzat (2001), Hal Ekleri Kalıplaşmalan ve Sebepleri Üzerinde Bir Değerlendirme, İlmî Araştırmalar, S. 12, İstanbul, SEV, Gülsel (2007), Tarihî Türk Lehçelerinde Hâl Ekleri, Ankara. TEKİN, Talat (2003), Orhon Türkçesi Grameri, İstanbul. TİMURTAŞ, Faruk Kadri (1981), Eski Türkiye Türkçesi XV. Yüzyıl Gramer-Metin-Sözlük, İstanbul. UZUN, Nadir Engin (2000), Ana Çizgileriyle Evrensel Dilbilgisi ve Türkçe, İstanbul. ÜSTÜNER, Ahat (2003), Türkçede Pekiştirme, Elazığ. ÜSTÜNOVA, Kerime (2008), Türkiye Türkçesi Ad İşletimi (Biçim Bilgisi), İstanbul. VARDAR, Berke (vd.) (1988), Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul. 123

124 124

125 Dil Araştırmaları Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli midir? Sayı: 7 Güz 2010, ss. Dil Bilgisi Yöntemlerinden Yer Düzeni ve Türkçede Yer Düzeni Yönteminin Kullanımı Murat Ceritoğlu * 1 Özet: Dillerde söz türetmek veya söz grubu ve cümle kurmak için ekleme, bükün, tekrar, birleştirme, yardımcı söz, vurguezgi ve yer düzeni gibi dil bilgisi yöntemlerinden yararlanılır. Ekleme başta olmak üzere yardımcı sözler, birleştirme, tekrar ve vurgu-ezgi Türkçede belirgin olarak başvurulan yöntemlerdir. Bu çalışmada, daha çok sözü çekimlemek için ekleri olmayan veya oldukça az olan dillerin başvurduğu yer düzeni yönteminin Türkçedeki kullanımları belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözler: Türkçe, Dil bilgisi görevi, Yer düzeni yöntemi, Söz türleri Place Order and Method in Place Order to Use Turkish Abstract: To create a word, word group, and to form a sentence, some lisguistics metheods such as agglutinaton, flection, repetition, compound, auxiliary word, stres, and place-order of words in sentence etc., are employed. Agglutinaton, which is the commonest one, auxiliary words, compound, stres are the most distinct methods in Turkish. In this work, it has been tried to point out the place of the methods of place-order of words in sentence used by those languages that do not have or have just a few suffixes for the inflention of the words, in Turkish. Key words: Turkish, Grammar position, arrangement of position, word types. 0. Bilindiği üzere belli bir dilin ses, biçim, söz varlığı, anlam, cümle vb. cephelerini eş zamanlı veya art zamanlı araştırmak özel dil biliminin çalışma alanı içine girer. Özel dil bilimi çalışmalarında ortaya konan bilgiler değerlendirilerek genel dilin özellikleri ve ortak esasları, dillerdeki benzerlikler ve farklılıklar belirlenir; dil toplulukları, dillerin birbirlerine yakınlığı ve * Yrd. Doç. Dr. Gaziantep Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, [email protected] 125

126 Murat Ceritoğlu uzaklığı, dil gelişmesinin tarihi ve bugünkü durumuyla ilgili bilimsel tezler ve teorik sonuçlar çıkarılır (Kaydar 1998: 137). Bu şekilde ayrı dillerin çeşitli cepheleriyle ilgili bilgilerini değerlendirmek, dil biliminin genel teorilerini ortaya koymak genel dil biliminin işidir. Genel dil bilimi, bir dilin, bir dil ailesi ya da grubunun değil, dil denen kurumun ortak niteliklerine eğilen, bütün belirtileriyle dil adını verdiğimiz kurumu inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanagelmiştir (Aksan 2000: 24) Söz türetme veya söz / söz grubunun kullanış sahasına çıkmasıyla ilgili özel dil bilimi verilerinin genel dil bilimi tarafından değerlendirmesi sonucunda, dillerde dil bilgisi görevlerinin verilebilmesi için ekleme, bükün, tekrar, birleştirme, yardımcı sözler, vurgu-ezgi ve yer düzeni (Ahanov 1993: 304) yöntemlerinden yararlanıldığı belirlenmiştir. Bu yöntemler aracılığıyla dillerde sözler türetilir veya söz / söz grupları arasında bağıntı sağlanır. Bir dilin, bu yöntemlerin birkaçından yararlanması mümkündür. Dillerin tipolojik sınıflandırması yapılırken de bu yöntemlerden hangisinin baskın olduğu öncelikle dikkate alınan özelliklerdendir Bu yöntemlerden yer düzenine, sözü çekimlemek için ekleri olmayan veya oldukça az olan Çince, Vietnamca, Birmanyaca, Tayca, Tibetçe, Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusça (Ahanov 1993: 314; Hasenov 2003: 188) gibi dillerde söz veya söz gruplarına belirli dil bilgisi görevleri yüklemek için daha sık başvurulur. Adı sayılan dillerden anlaşılacağı üzere, tipolojik bakımdan ayrışkan ve bükünlü dillerde bu yöntemden daha fazla yararlanılmaktadır. Özellikle Çince, Vietnamca, Birmanyaca, Tayca, Tibetçe gibi ayrışkan dillerde sözlerin yer düzeni öncelikli olarak başvurulan yöntemlerdendir. (Ahanov 1993: 492). Söz veya söz gruplarının ek almadan, yardımcı sözlerden yararlanmadan kullanışa çıktıklarında, söz grubu veya cümlelerdeki sabit yerlerinden dolayı belirli dil bilgisi görevleri ifade etmesi, yer düzeni yöntemi diye adlandırılır. İngilizce You are a student. (Sen öğrencisin.) haber cümlesi, yapısındaki you şahıs zamiri ile are yardımcı fiilinin yerleri değiştirilerek Are you a student? (Sen bir öğrenci misin?) soru cümlesi elde edilir. Aynı sözlerle kurulmalarına rağmen böyle bir farklılığın ortaya çıkmasının sebebi sözlerin yer düzenindeki değişikliktir. Rusça Mать любит дочь. 1 (Anne kızını sever.) ve Дочь любит мать (Kız annesini sever.) cümleleri aynı sözlerin aynı şekilleriyle kurulmuştur. Birincisinde cümle ögesi olarak мать özne, дочь nesne; ikincisinde дочь özne мать nesnedir. Her iki cümlenin yüklemi любит tir. Aynı sözlerin Rusça iki cümlede farklı öge olarak görev yapması, yine yer düzeni yöntemiyle sağlanmıştır. 1. Türkçe, söz türetmek ve söze veya söz grubuna dil bilgisi görevi 1 Örnek cümle Kaken Ahanov un Tili Biliminiñ Negizderi adlı eserinin 314. sayfasından alınmıştır. 126

127 Dil Bilgisi Yöntemlerinden Yer Düzeni ve Türkçede Yer Düzeni Yönteminin Kullanımı yüklemek için öncelikli olarak ekleme yöntemine başvurduğu için, tipolojik sınıflandırmada Moğolca, Mançuca, Tunguzca, ufak ayrımlarla Japonca, Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyedce gibi), kimi Afrika ve Asya dilleriyle (Aksan 2005: 106) birlikte eklemeli diller grubunda yer alır. Ancak Türkçede, tipolojik bakımdan ayrışkan ve bükünlü olan dillerin daha sık başvurduğu yer düzeni yönteminin de dil bilgisi görevi belirtmek için kullanıldığı görülmektedir. Türkçede yer düzeni yönteminin kullanılmasıyla ifade edilen dil bilgisi görevleri şunlardır: 1.1. Türkçe cümlelerde özneyi ifade etmek için herhangi bir ek kullanılmaz. Özne yalın halde bulunur. Öznenin üçüncü şahıs olduğu isim cümlelerinde yüklem de herhangi bir ek almayabilir. Bu özellikleri taşıyan cümlelerde, özne ve yüklemin hangi söz veya söz grubu olduğu, ögelerin cümledeki yerine göre belirlenir. Örnek: Göreviniz, çalışmak. ve Çalışmak, göreviniz.. Birinci cümlenin öznesi olan göreviniz, ikinci cümlede yüklem; birinci cümlenin yüklemi olan çalışmak, ikinci cümlenin öznesi olmuştur. Aynı sözlerin cümlelik farklı dil bilgisi görevleri üstlenmesi sözlerin cümledeki yerlerinden kaynaklanıyor. Çünkü Türkçe kurallı cümlede özne önce, yüklem sonra gelmektedir. Benzer durumu bahçeli olan, bizim ev. / bizim ev, bahçeli olan. ve bu çocuk, bizim öğrencimiz. / bizim öğrencimiz, bu çocuk. cümlelerinde de görmek mümkündür Yüklemle bağıntısı ek aracılığıyla kurulduğu için, belirtili nesnenin yeri cümlede sabit değildir. Buna karşılık yüklemle eksiz bağıntı kuran belirtisiz nesnenin yeri sabittir. Yeri, geçişli fiil olan yüklemin hemen önüdür. Özne olan söz veya söz grubu da yüklemle eksiz bağıntı kurar. Yapısında özne, belirtisiz nesne ve yüklem ögeleri bulunan bir cümlede hangi unsurun özne, hangi unsurun belirtisiz nesne olduğu, söz veya söz gruplarının cümledeki yerlerine bağlı olarak belirlenir. Kuş, yılan yedi. örnek cümlesinde yüklemin önündeki yılan sözü belirtisiz nesne, kuş sözü öznedir. Aynı sözlerle fakat yerleri değiştirilerek kurulan Yılan, kuş yedi. cümlesinde ise kuş sözü belirtisiz nesne, yılan sözü öznedir. Çekimlenme bakımından birbirinden farklı olmayan kuş ve yılan sözleri yer düzenleri sebebiyle özne ve nesne görevlerini üstlenmişlerdir. Batur, İdil dedi. / İdil, Batur dedi. ve Köpek, kurt yakaladı / Kurt, köpek yakaladı cümlelerinde öge bakımından benzer durum vardır Bir ismin anlamının iyelik sistemi içinde başka bir isimle tamamlanması esasına (Ergin 2005: 381) dayanan isim tamlamasında tamlayan ilgi hâlinde bulunur, tamlanan ilgili iyelik ekini taşır. İsim tamlamasının, tamlayan unsurun ekli veya eksiz ilgi hâlinde bulunmasına göre belirtili ve belirtisiz olmak üzere iki türü vardır. Belirtili isim tamlamasında tamlayan ile tamlanan arasındaki bağıntı ekli olduğu için tamlayanın yeri sabit değildir. Belirtisiz isim tamlamasında ise tamlayan ile tamlanan arasında kısmen eksiz bağıntı söz 127

128 Murat Ceritoğlu konusudur. Gül kokusu gibi edat grubunun isim unsuru olan gül kokusu bir belirtisiz isim tamlamasıdır. Gül sözü eksiz ilgi hâlinde bulunmakla tamlayan, koku sözü ise iyelik üçüncü teklik şahıs ekini taşımakla tamlanan görevini yerine getirmektedir. Aynı sözlerin aynı şekilleriyle fakat yerleri değiştirilerek kurulan Kokusu gül gibi. bir isim cümlesidir. Kokusu cümlenin öznesi, gül gibi yüklemidir. Gül sözünün gül kokusu gibi örneğinde belirtisiz isim tamlamasının tamlayanı olması söz grubundaki yeriyle ilgilidir. Çünkü belirtisiz isim tamlamasında tamlayan ile tamlanan arasındaki bağıntı kısmen eksiz olduğu için tamlayan her zaman tamlananın önünde yer alır. Belirtisiz isim tamlamasında söze tamlayanlık görevi sabit yeri gereği yüklenir. Oğlu, insan gördü. / İnsanoğlu gördü. cümlelerindeki insan ve oğlu sözlerinde benzer durum söz konusudur Bir sözün sıfat tamlamasında sıfat veya cümlede zarf tümleci olması da yer düzeni yöntemiyle ilgilidir. Örnek, Gökçen, güzel yerde yürüdü. cümlesinin yer tamlayıcısı güzel yer bir sıfat tamlamasıdır. Güzel sözü yer sözünü niteleyen sıfat durumundadır. Aynı sözlerle fakat yerleri değiştirilerek kurulan Gökçen, yerde güzel yürüdü. cümlesinde ise yüklemi durum bakımından tamamladığı için zarf tamlayıcısı görevini üstlenmiştir. Güzel sözünün birinci cümlede sıfat tamlamasının sıfatı, ikinci cümlede zarf tamlayıcısı olması cümledeki yeriyle bağlantılıdır. Çünkü durum veya belirtme anlamı taşıyan bir söz, bir adın önünde bulunursa sıfat olur. Aynı söz yüklemin önünde bulunduğunda ise zarf tümleci olur. Kitabımızı çok okudu. / Çok kitabımızı okudu. cümlelerindeki çok sözünde de benzer özellik vardır Yer düzeni yönteminde esas olan sözlerin ek almadan, yerleri sebebiyle belirli dil bilgisi görevleri ifade etmesidir. Sen bugün kitap oku. cümlesinde sen sözü özne, oku sözü yüklem, kitap sözü belirtisiz nesne ve bugün sözü zarf tümleci olmak için herhangi bir ekle çekimlenmemiştir. Kitap oku sen bugün. ve Bugün kitap oku sen. cümlelerinde sözlerin yerleri değiştiği halde -belirtisiz nesne yüklemle birlikte yer değiştirmekte- üstlendikleri cümle bilgisi görevleri hep aynı kalmıştır. Bu durumda, ek almadan kullanış sahasına çıkıp bir dil bilgisi görevi taşıyan her söz veya söz grubunun ifade ettiği dil bilgisi görevinin söz grubu veya cümledeki yeriyle ilgili olmadığı da anlaşılmaktadır. 2. Sözler arası bağıntıyı sağlamak için zengin ekler sistemine sahip olan Türkçede 1) öznenin üçüncü şahıs olduğu isim cümlelerinde özne ve yüklemin; 2) yüklemi geçişli fiil olan cümlelerde belirtisiz nesnenin; 3) belirtisiz isim tamlamasında tamlayan unsurun; 4) durum ve miktar bakımından yüklemi tamamlayan isim soylu zarf tümlecinin; 5) sıfat tamlamasında sıfatın belirlenmesinde yer düzeni yönteminden yararlanıldığı tespit edilmiştir. Dillerde söz grubu oluşturmak ve cümle kurmak için ekleme 128

129 Dil Bilgisi Yöntemlerinden Yer Düzeni ve Türkçede Yer Düzeni Yönteminin Kullanımı (agglutinaton), bükün (flection), tekrar (repetition), birleştirme (compound), yardımcı söz (auxiliary word), vurgu-ezgi (stress) ve yer düzeni (arrangement of position?) gibi dil bilgisi yöntemlerinden yararlanılır. Türkçede, bu yöntemlerden ekleme başta olmak üzere yardımcı sözler, birleştirme, tekrar ve vurgu-ezgi yöntemlerinden yararlanılır. Bu çalışmada, daha çok sözü çekimlemek için ekleri olmayan veya oldukça az olan dillerin başvurduğu yer düzeni yönteminin Türkçedeki kullanımları belirlenmeye çalışılmıştır. Kaynaklar AHANOV, Kaken (1993) Til Biliminiñ Negizderi, Almatı, Sanat. AKSAN, Doğan (2000) Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim, Ankara, TDK. BANGUOĞLU, Tahsin (1986) Türkçenin Grameri, Ankara, TDK. ERGİN, Muharrem (2005) Türk Dil Bilgisi, İstanbul, Bayrak. HASENOV, Èmediy (2003) Til Bilimi, Almatı, Sanat. HATİBOĞLU, Vecihe (1978) Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü, Ankara, TDK. KARAHAN, Leyla (2004) Türkçede Söz Dizimi - Cümle Tahlilleri, Ankara, Akçağ. KAYDAR È.T. red. (1998) Kazak Tili Entsiklopediya, Almatı, IDK-TIPO. KORKMAZ, Zeynep (1992) Gramer Terimleri Sözlüğü, Ankara, TDK. SÜLEYMENOVA E.D. (1998) Slovar po yazıkoznaniyu Til Bilimi Sözdigi, Almatı, Gılım. VARDAR, Berke red. (1998) Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İstanbul, ABC Kitabevi. 129

130 130

131 Dil Araştırmaları Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli midir? Sayı: 7 Güz 2010, ss. Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi * 1 Einar Haugen Çeviren: Caner Kerimoğlu * 2 Özet: Dillerde söz türetmek veya söz grubu ve cümle kurmak için ekleme, bükün, tekrar, birleştirme, yardımcı söz, vurguezgi ve yer düzeni gibi dil bilgisi yöntemlerinden yararlanılır. Ekleme başta olmak üzere yardımcı sözler, birleştirme, tekrar ve vurgu-ezgi Türkçede belirgin olarak başvurulan yöntemlerdir. Bu çalışmada, daha çok sözü çekimlemek için ekleri olmayan veya oldukça az olan dillerin başvurduğu yer düzeni yönteminin Türkçedeki kullanımları belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözler: Türkçe, Dil bilgisi görevi, Yer düzeni yöntemi, Söz türleri The Analysis of Linguistic Borrowing Abstract: To create a word, word group, and to form a sentence, some lisguistics metheods such as agglutinaton, flection, repetition, compound, auxiliary word, stres, and place-order of words in sentence etc., are employed. Agglutinaton, which is the commonest one, auxiliary words, compound, stres are the most distinct methods in Turkish. In this work, it has been tried to point out the place of the methods of place-order of words in sentence used by those languages that do not have or have just a few suffixes for the inflention of the words, in Turkish. Key words: Turkish, Grammar position, arrangement of position, word types. 1. İki Dillilik ve Ödünçleme gibi erken bir tarihte, Hermann Paul bir dil tarafından başka bir dilden yapılan tüm ödünçlemelerin bu iki dilin iki dillilik üstünlüğünün azlığına dayandığını göstermişti (Paul 1886: 22). Herhangi geniş kapsamlı bir ödünçleme için, oldukça büyük bir iki dilli grup varsayılma- * The Analysis of Linguistic Borrowing, Language, C. 26, S. 2 (Nisan Haziran 1950), s ** Yrd. Doç. Dr., Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi, Türkçe Öğretmenliği, [email protected] Metinde geçen Almanca bölümlerin çevirisi için hocam Prof. Dr. Zeki Kaymaz a; Fransızca bölümlerin çevirisi için Doç. Dr. Talat Akaslan a teşekkür ederim. 131

132 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) lıdır. Bu nedenle ödünçlemenin analizine iki dilli konuşurların davranışlarının analizi ile başlanmalıdır. Ödünçleme konusu, özellikle, bir dilin tarihi incelemeleri için geniş bir literatür hâline gelmiştir. Fakat dil bilimcilerin tespitleri olarak ödünçlemenin sonuçları ve iki dilli konuşurların gözlenen davranışları arasındaki ilişkinin tartışılması için hâlâ bir fırsat var. İki dilli konuşurlarla ilgili bir çalışma tarafından soruna tutulabilecek herhangi bir ışık, bu süreçle ilgili genel dil bilimsel problemlerle ve ödünçlemeyle ilgilenen tüm öğrenciler tarafından memnuniyetle karşılanmalıdır. 1 Bu makalede, dil bilimsel ödünçlemenin analizinde kullanılan terminolojinin daha kesin bir biçimde açıklanmasına ve ödünçleme süreci ile ilgili net bir hipotezin kurulmasına çalışılacaktır. Bunların test edilmesi, ancak bunların iki dillilik ve ödünçleme ile ilgili belirli çalışmalara uygulanmasının işe yararlığıyla mümkün olabilir Dilleri Karıştırma. Burada değindiğimiz konu için belki de en çok bilinen terim karışım (mixture) metaforuna dayanmaktadır. Bu terim, Amerika daki göçmen dillerin konuşurları arasında gerçekten popüler bir terimdir: bkz han mikser (O, karıştırıyor) dediklerinde AmN konuşurlarının söylemlerine ya da mix ödünçlemesinin çabuk bir açıklaması ve sürecin bir örneği olarak AmA kitap adı Gemixte Pickles. Bu terim popüler konuşmalardan dil bilimcilerin, özellikle önceki jenerasyondan olanların, kullanımlarına geçmiştir. Herman Paul Prinzipien de kendi bölümünü Sprachmischung dil karışımı olarak adlandırmıştır ve terim Whitney ve Schuchdardt gibi kişiler tarafından düzenli olarak kullanılmıştır. Sürecin bir tanımı olarak terim, kullanımını doğrulayan belirli bir canlılığa sahip gibi görünüyor olabilir; fakat bu terim daha dikkatli bir incelemede, Sapir ve Bloomfield gibi daha sonraki dil bilimcileri açıkça kendisini kullanmayı bırakmaya yönelten dezavantajlar sergiler. Paul bile, dilleri karıştırma konusunda sanki diller bir içki karıştırıcısına ungefähr in gleicher menge 3 boşaltılabilir ve sonunda tamamen yeni bir karışım ortaya çıkarılabilirmiş gibi bir yanlış anlamaya karşı, okuyucuları uyarmak zorunda kalmıştır. Anormal durumlar dışında, konuşurların bir kerede iki dilden de bağımsızca uzaklaştıkları gözlenmemiştir. Konuşurlar bir dilden diğerine hızlı bir biçimde geçebilirler ama yardım için diğerine başvurduklarında bile, aynı anda sadece birini konu- 1 İki dilliliğe yol açan sosyal baskı tartışması ve problemin son incelemeleri için yazarın makalesine bkz : (Haugen 1949). 2 Sıklıkla başvurulan diller şu şekilde kısaltılmıştır: Amİng Amerika İngilizcesi; PeA Pensilvanya Almancası; AmA Amerika Almancası; AmN Amerika Norveççesi; AmPort Amerika Portekizcesi, Amİta Amerikan İtalyancası; Amİsvç Amerikan İsveççesi; AmFin Amerikan Fincesi. Diğer kısaltmalar standart ve açıktır. AmN den örnekler, Wisconsin Üniversitesinin Araştırma Komitesi (1936,1937), Guggenheim Kuruluşu (1942) ve Rockefeller Kuruluşu (1949) nun araştırma destekleri altında yapılan ve çoklukla Wisconsin den derlenmiş yazarın kendi malzemelerinden alınmıştır. Makalenin içeriği yazarın Dilbilim Enstitüsü ndeki İki Dillilikte Araştırma Metotları ve Problemleri (Michigan Üniversitesi, 1949) kursuna katılanlara ve Wisconsin Üniversitesinin Dilbilim Kürsüsü ndeki öğrencilere sunulmuştur; çalışma her iki grup tarafından yapılan değerli önerilerden yararlanmıştır. AmPort dan örnekler Leo Pap ın Amerikan-Portekizcesi konuşmalarından alınmıştır (Pap 1949). 3 Almanca : yaklaşık aynı miktarda 132

133 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi şurlar (Paul 1886: 338; Meillet 1925: 82; Meillet 1921: 76). Öğelerin bir dilden diğerine girişi, iki dilin karışımı (mixture) değil, sadece ikinci dilin değişimi demektir. Karışım tamamen yeni bir birimin ortaya çıkarılmasını ve her iki bileşenin kaybolmasını ima etmektedir; ayrıca hemen hemen tesadüfî yapısının karışıklığını ileri sürmektedir. Fakat mesela AmN konuşurları İngilizceye tamamen geçinceye kadar, kendi İngilizcelerinden farklı, ayırt edilebilir bir Norveççe konuşmaya devam etmektedirler. Sürecin kendisi için bu kadar. Ortaya çıkan dil karıştırılmış veya melez olarak adlandırılıyorsa bu daha da sorunlu bir açıklamadır. Bu, saf olan başka dillerin varlığını ima etmektedir. Fakat bunlar, etnolojideki saf ırk tan artık neredeyse nadiren daha da fazla gözlenebilirdirler. Terim belirsizdir çünkü dil, geçmişte herhangi bir dönemde yabancı kökenli öğeleri olduğu gibi kabul etmiştir ya da böyle bir kabulün sonucu olarak bugünkü yapısı içindeki bütün çelişkili öğeleri gösterir gibi bir anlama gelebilir. Fakat biliyoruz ki İngilizcede olduğu gibi alınan kelimelerin büyük bölümü bugün, eş zamanlı bir testle, yerli kelimelerden neredeyse ayırt edilemezdirler. Schuchardt tüm dillerin karışık (mixed) olduğunu iddia etti fakat bunu ileri sürerek kelimeye çok büyük bir önem vermiş oldu, ki bireysel dilleri biçimlendirmesi bakımından, onun değeri büyük ölçüde azaltılabilir gibi görünüyordu. Bazı çevrelerde karışık (mixed) ya da melez (hybrid) terimi gerçekten olumsuz anlamda algılanmıştır, öyle ki reformistler, ne yapmakta olduklarının tam olarak farkına varamadan, dili arındırma işine girişmişlerdir. Burada anılan nedenlerle, karışım (mixture) terimi bu tartışmada kullanılmamaktadır. Bu terim, sorunun popüler açıklamalarında yer alabilir fakat teknik tartışmalarda, onu şimdi açıklamaya girişeceğimiz ödünçleme (borrowing) terimiyle değiştirmek daha yararlıdır. 3. Bir Ödünçleme Tanımı. İlk bakışta, ödünçleme terimi karışım olarak analiz etmek istediğimiz süreç için yetersiz gibi görünebilir. İşaret edilen metafor kesinlikle saçmadır, çünkü ödünçleme vericinin onayı hatta farkındalığı olmadan gerçekleşir ve alıcı geri ödeme konusunda herhangi bir zorunluluk altında değildir. Eğer mal sahibi bir şeyden mahrum edilse ve mallarını kurtarmak için zorunluluk hissetseydi, biri bunu pekâlâ çalmak olarak da adlandırabilirdi. Konuşucu, öğeleri başka bir dilden kendi diline aynen olduğu gibi aldığı için süreç aynen kabul etme (adoption) olarak tanımlanabilir. Fakat kabul edilmiş bir kelime - bir evlatlık - nasıl adlandırılır? Antropologlar dil bilimsel olmayan kültür öğelerinin yayılmasındaki benzer bir süreç ile bağlantılı olarak yayılımdan (diffusion) söz etmektedirler. Bu, dilin öğelerinden çok kendisinin yayılmasını akla getirse de dil bilimsel bir yayılımdan söz edebiliriz. Ödünçleme teriminin gerçek avantajı bu terimin uzman olmayan kişiler tarafından kullanılmamasıdır. Bu nedenle dil bilimsel tartışmada nispeten anlamı açık kalmış ve daha uygun bir terim bugüne kadar bulunmamıştır. Bu iyi oluşturulmuş dil bilimsel terimi 133

134 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) korumak için karar aldığımızdan onun popüler çağrışımlarını göz ardı etmeliyiz ve ona elimizden geldiği kadar büyük bir önem vermeliyiz. (1) Biz her konuşurun yeni dil bilimsel durumları kopyalamaya çalışırken, daha önceki öğrenilmiş dil bilimsel öğeleri yeniden üretmeye giriştiğinin doğruluğunu kabul etmeliyiz. (2) öğrenebileceği yeni öğeler arasında kendi dilinden farklı bir dilin öğeleri vardır ve bunları da yeniden üretmeye çalışabilir. (3) Eğer konuşur, daha önce onları öğrendiği dil bağlamında değil de diğer dil bağlamında, yeni dil bilimsel öğeler üretiyorsa, bir dilden diğerine ödünçleme yaptığı söylenebilir. O zaman bizim ödünçleme açıklamamızın kalbi, bir dilde daha önceden bulunan öğelerin başka bir dilde yeniden üretilmesi girişimidir. Şimdi burada diğer dil in ne anlama geldiği sorusuyla meşgul olmayacağız. Bloomfield söz konusu zorluklara yeterince işaret etmişti (Bloomfield 1933: 445). Yeniden üretim (reproduction) terimi, ortaya çıkarılan mekanik bir taklidi ima etmez; tam tersine yeniden üretimin doğası, göreceğimiz üzere, orijinal olandan büyük ölçüde farklılaşabilmektedir. Bizim açıklamamız için konuşurun neden öyle yaptığı ya da yaptığının farkında olup olmadığı önemli değildir. Biz konuşurun çevirirken başarılı olduğu sonuçlarla yeniden ürettiği veriyi karşılaştırarak ne yaptığını analiz etmeye çalışacağız. Bir konuşuru orijinal bir ödünçleme yapma sürecinde, eğer yapabilirsek, çok nadiren yakalayabileceğimiz doğru olsa da, şu açıktır ki şimdi güncel olan her alıntı bir zamanlar bir yenilik olarak ortaya çıkmış olmalıdır. Biz, yalnızca bir dilden diğerine olan bu ilk adımı tek başına ele alarak ödünçleme sürecini netleştirebiliriz. 4. Ödünçleme Tipleri. Ödünçleme kopyalayarak yeniden üretmeyle (reproduction) ilgili bir süreç olarak tanımlandığı için onun yapısını analiz etmeye yönelik bir girişim, orijinal olanın taklidiyle karşılaştırılmasıyla ilgilenmelidir. Biz orijinal örneğe model diyeceğiz ve alıntının az ya da çok ona benzediğini kabul edeceğiz. Bu bir yerli konuşur için yeterli olan bir taklitten yine yerli konuşurun farkına bile varmayacağı bir taklide kadar tamamen değişiklik gösterebilir. Alıntının yerli konuşur için belirgin bir biçimde modelden farklı olduğu bir yerde, biz, henüz adlandırılmayan diğer faktörlerin müdahalesine bağlı olarak kısmi bir öğrenme durumuyla karşı karşıyayız demektir. Yaygın görüşe dayanarak bu faktörlerin konuşurun dilinin daha önceden kurulu kalıpları olduğunu kabul edersek, kopyalayarak yeniden üretimin iki farklı tipini ortaya çıkarabiliriz. Eğer alıntı, yerli konuşurun benimseyeceği kadar modele benziyorsa, o dil için bir yenilik ise ödünçleyen konuşurun, modeli kendi diline ithal ettiği söylenebilir. Fakat konuşur, modeli yeterli bir biçimde yeniden üretemediği taktirde, normal olarak kendi dilinden benzer bir kalıpla değiştirmiştir. ithal etme (imporation) ve değiştirme (substitution) arasındaki bu ayrım yalnızca bir bütün olarak verili bir alıntı için değil, aynı zamanda onun kurucu kalıpları için de geçerlidir, 134

135 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi çünkü kalıbın farklı parçaları farklı biçimlerde ele alınabilir. Amİng. ndeki whip [hwıp] kırbaç kelimesini yeniden üretmeye çalışan bir AmN konuşuru sıklıkla [hypp-] ile karşılaşacaktır; anlamıyla birlikte onun bütün formunu ithal etmiştir fakat kendi yuvarlak-üst-ön damak ünlüsünü, yuvarlaklaştırılmış alt-ön damak ünlüsü E ile değiştirmiştir. Eğer alıntı, alıcı dilde yeni olan kalıpları içermiyorsa, bu iki tip yeniden üretimi birbirinden ayırmak imkânsız olur. Bu nedenle Norveççe ve İngilizcede ayırt edilemez olan ithal etme ve değiştirme, ön ünsüz [h] de yan yana gelmiştir. Bu iki yeniden üretim türünün konuşmada görev alma şekli üzerine yapılan bir çalışma, modelin kalıpları (patterns) alıcı dil için yeni ise, kalıbın bu iki biçimi arasında muhtemelen bir uyuşma olacağını ileri sürer. Bir çeşit yapı uyarlaması gerçekleşir, bu şekilde konuşur modeldekinin benzerini karşılamak için kendi kalıplarından birini seçer. Normal olarak bilinçsizce gerçekleşen bu prosedürün sonuçları üzerine bir çalışma, görünürde pek çok değişken seçeneğin varlığına rağmen, genel kalıbın nedensiz olmadığını gösterir. İlk değiştirimleri yapan iki dilli konuşurlar, bir karşılaştırmalı dil bilim çalışmasını devam ettiren zorlu bir yoldadırlar. Bu değiştirim, fonetik için -ki terim bu alanda çok doğru türetilmiştir- kabul edilmiş olan buna benzer durumlardaki yaygın bir olgudur. Bu aynı zamanda çekim, kelime yapımı ve tam olarak fark edilmemiş olan sentaks öğeleri için de geçerlidir. Fakat bir AmPort. konuşuru, bordo yu türetirken, İngilizce boarder deki -er ile eyleyenlik eki (agent suffix) -o yu değiştirerek, bu iki ek arasında bir denklik kabul ettiği verisini sunmaktadır. O bunu formüle edemeyecektir fakat bu davranış, hemen hemen bilinçsizce yapılmış olsa bile, özlü ifade etmek için pekala zihinsel olarak adlandırabileceğimiz karmaşık reaksiyonun bir tür kanıtıdır. Konuşurun süreçlerini açık bir hâle getirmek dil bilimcinin görevidir; bu, dil bilimsel davranış hakkında konuşmak için bir sözlüğe sahip olmasından kaynaklanan kapsamlılık avantajı nedeniyle onun bir görevidir. İthal etme ve değiştirme arasındaki farkın zihinsel süreçlere tekabül ettiğinin gösterilip gösterilemeyeceği kesin değildir. Fakat dillerin iki dilli egemenliği gittikçe büyürken, değiştirmeden çok giderek artan bir ithal etme eğilimi varken, ödünçlemenin seyrini belirli bir dönem üzerinden açıklamakta fayda olduğu açıktır. 5. Ödünçleme Terminolojisi. Burada tarif edilen ödünçleme bir durum değil, tam anlamıyla bir süreçtir fakat onu tartışırken kullanılan terimlerin çoğu genellikle sürecin kendisinden çok onun sonuçlarının tasviridir. Biz, bir dil yapısı içinde ödünçlemelerin aldığı rol sorununu ve karşılaştırmalı çalışmalara başvurmadan onların tanımlanabilme oranını daha sonra tartışacağız. Şimdi anlamsal alıntı (semantic loan), çeviri alıntısı (loan translation), melez (hybrid), alıntı kelime (loanword) vb. terimlerle karşılanan ödünçleme biçimi tasniflerinin ödünçleme sürecinin kendisiyle organik olarak ilgili olmadığı gerçeğiyle ilgilen- 135

136 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) mekteyiz. Bunlar yalnızca çeşitli yazarların ödünçlemenin gözlenen sonuçlarına yapıştırdığı etiketlerdir. Biz örneklerle onların olağan anlamlarını göstereceğiz ve daha sonra onları bugüne kadar önerilen ve tanımlanan terminolojiyle ilişkilendirmeye çalışacağız. alıntı kelime (loanword) grubun en belirsizidir, çünkü pratik olarak diğerlerinden herhangi birini kapsayabilir. Fakat o genellikle, yerli ses birimlerin az ya da çok ikame edilmesine rağmen, konuşurların yalnızca biçimin anlamını değil, aynı zamanda ses birimsel yapısını da ithal etmiş olduğu Fr. charivari den gelen Amİng. shivaree yeni evlilerin serenadı kelimesindeki gibi durumlarla sınırlıdır. 4 Melez bazen, ithal edilen kelimenin ses birimsel yapısının yalnızca bir bölümü bulunan, diğer yandan kelimenin geri kalan kısmının yerli bir parça ile karşılandığı alıntı kelimeleri belirtmek için kullanılır. Bu şekilde PeA., Amİng. plum pie yi, [blaumǝpaı] olarak kabul etmiştir ki burada [paı] biçim birimi (morphem) ithal edilmiş; fakat yerli [blaumǝ],,, plum ile değiştirilmiştir (Schach 1948: ). Bu durumda ödünçleyen konuşurlar, onu alırken birleşikte yer alan biçim birimleri analiz etmiş olmalıdırlar, aksi taktirde bu kısmi değiştirimi yapamazlardı. Bu ayrım, süreci önceki biçimin yalnızca ses birimsel değiştiriminden farklı bir aşamaya getirmektedir. Öyle ki bu durum ses birimsel değiştirimden bağımsız hareket eden bir biçim birimsel değiştirimin (morphemic substitution) varlığını kabul etmemizi gerektiriyor. Şimdi çeviri alıntısına (loan translation) (Fransızcada calque olarak bilinir.) dönersek, Latince paenīnsula ya dayanan Fransızca persqu īle, Almanca Halbinsel ya da İngilizce skyscraper e dayanan Almanca Wolkenkratzer, Fransızca gratte-ciel, İspanyolca rascacielos gibi örneklere rastlarız (Sandfeld- Jensen 1915: 69). Fakat bunlar önceki melez örneklerde gözlenen sürecin genişlemesinden daha fazla bir şey midir? Ödünçleyenler burada, kelimenin yalnızca bir parçasını değiştirmek yerine, her iki parçayı da inceleyip değiştirmişlerdir. Özel yapısal bir model ithal etmişlerdir; şöyle ki bu, iki parçanın basitçe eklenmesiyle elde edilemeyen ve yeni bir anlama sahip birleşik bir ifadedeki iki bileşenin kombinasyonudur. 5 Portekizcede yalnızca kaprisli anlamına gelmesine rağmen, humoroso nun Amİng. deki humorous gülünç, esprili, nükteli anlamlı AmPort.daki kullanımıyla örneklendirilen anlamsal alıntı (semantic loan) buna çok yakındır (Pap 1949: 87-88). Burada hiçbir biçimsel öğe ithal edilmemiş, yalnızca anlam ve ses birimsel biçimin değiştirimi tamamlanmıştır. Buna anlamsal alıntı adını vermek, yukarıda açıklanan tüm alıntıların anlamsal olduğu gerçeğini göz ardı eder; yeni anlamın ödünçlemenin tek gözlenebilir kanıtı olması yalnızca bu duruma özgüdür. Biçim birimsel değiştirim tamamlan- 4 Shivaree için bkz: (Davis-McDavid 1949: ) 5 Krş. (Pap 1949)daki terimin mantıklı bir eleştirisi. 136

137 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi mıştır. Bu, Amİng. lay off kesmek, bırakmak, işten çıkarmak dan örnek alınan AmN leggja aw akıtmak, boşaltmak, işten çıkarmak gibi içinde söz dizimsel kalıpların da yer aldığı dizisel alıntılar için de doğrudur. Eğer şimdi bu tartışmayı özetlemeye çalışırsak; alıntıların, biçim birimsel değiştirimlerinin oranlarına göre tasnifini yapmada başarılı olduğumuzu görürüz: hiç, kısmen veya tamamen. Tamamen biçim birimsel değiştirim ses birimsel değiştirimi engeller fakat biçim birimsel değiştirim içerisinde az ya da çok ses birimsel değiştirim bölümü olabilir. Biz bu şekilde esas olarak biçim birimsel ve ses birimsel değiştirimler arasındaki ilişkiye dayanan şu gruplara ulaşırız; bunları tanımlamak için kullanılan terimler, oturmuş bir terminoloji ya da daha iyi buluşlar yerine kullanılan geçici ifadelerdir: (1) Alıntı kelimeler (loanwords) değiştirim olmaksızın biçim birimsel ithal sergiler. Herhangi bir biçim birimsel ithal, ses birimsel değiştirimlerinin derecesine göre yeniden sınıflandırılabilir: hiç, kısmen veya tamamen. (2) Bölünmüş alıntılar (loanblends) ithal etmenin yanı sıra, biçim birimsel değiştirim sergiler. Değiştirim, taklit edilen modelin konuşuru tarafından yapılan belirli ölçüde bir çözümlemeyi kapsar; sadece fark edilebilir yabancı bir modelin işin içine girdiği bu tür melezler buraya dâhildir. (3) Alıntı aktarımlar (loanshifts) ithal olmaksızın biçim birimsel değiştirim sergiler. Bunlar genellikle çeviri alıntıları ve anlam alıntıları olarak adlandırılanları da içerir; aktarım terimi önerildi, çünkü ödünçleyen dilde yalnızca yerli biçim birimlerin görevsel aktarımları olarak ortaya çıkarlar. Bu tiplerin her birinin incelenmesi için farklı bölümler ayrılacaktır. Hepsi için, anlamsal alıntılamanın (semantic importation) gerçekleşmiş olduğu kabul edilmiştir. Biçim birim (morpheme) teriminin burada çekimsel özellikleri içermediği kaydedilmelidir. Onlara başvurulduğunda, kelimenin dilbilgisel görevini etkilemezler fakat gereklidirler ve bu nedenle cümlede kendi kullanımının ayırıcı olmayan görevdeşleridir. 6. Alıntı Kelimelerin Fonolojisi. En basit ve yaygın değiştirim, yerli bir ses dizisi yabancı bir diziyi karşılamak için kullanıldığında ortaya çıkan değiştirimdir. Tam değiştirim tecrübesiz dil öğrencilerinin özelliğidir ve yerli konuşurlar tarafından yabancı bir aksan olarak değerlendirilir. Bu durum, biri yabancı bir dil konuşurken hoş karşılanmıyor olabilir fakat yabancı malzemeleri kendisinde yeniden üretirken normaldir. Sonuçlar, model dilin konuşurları tarafından neredeyse tamamen tanınmaz olabilir, İspanyolca virgen kelimesinin Taos Yerlilerinin dilinde [m ilxina] olarak yeniden üretilmesi ya da İngilizce spade kelimesinin AmPort. a [ʃi peiro] olarak geçmesi gibi (Trager 1944: 146; Pap 1949: 94). Çoğu durumda konuşurlar, yabancı kelimeyi değiştirmiş olduklarından tamamen habersizdirler; öğretmenine Avrupa kökenli drama kelimesinin 137

138 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) doğru telaffuzunun dzurama ya da dorama mı olduğunu soran Japon öğrencinin Polivanov tarafından anlatılan hikayesindeki gibi. Öğretmen her ikisinin de olmadığını, drama nın doğrusu olduğunu söylediğinde, öğrenci onaylamış ve Aaa evet, o zaman dorama. demiştir (TCLP 1931: 79-96). Hermann Paul ve ondan sonraki pek çok yazar, bunu konuşurun diğer dilin seslerini kendi ana dilinde o seslere en yakın olan seslerle karşıladığı bir süreç olarak açıklamışlardır (Paul 1886: 1; Hempl 1898: 37; Bloomfield 1933: 446). Fakat, konuşurun ana dilinde hangi sesin tam olarak model dile en yakın ses olduğundan ne konuşurun kendisi ne de konuşurun davranışını inceleyen dil bilimci her zaman emindir. Konuşurun herhangi bir durumda hangi sesleri değiştirmeye yakın olabildiğini tahmin etmek için yalnızca ses sisteminin ve sesin geçtiği dizinin tam bir analizi bize dayanak sağlayabilirdi. Yaqui Yerlileri İsp. Estufa yı [ehtúpa] olarak yeniden ürettiklerinde, [s] için [h] değişimi, yalnızca [t] ve [k] den önce -ki burada kendi yerel dillerinde [s] bulunmaz- gerçekleşen bir değişimdir; başka bir yerde [s] ile bir sorunları yoktur. Polivanov bunu şu şekilde vurgulamıştır (TCLP 1931: 80): En entendant un mot inconnu étranger... nous tachons d y retrouver un complexe de nos representations phonologiques, de les decomposer en des phonemes propres a notre langue maternelle, et meme en conformite i nos lois de groupement des phonemes. 6 Konuşurlar konuşma akışı içerisindeki belirli özelliklere tepki vermek ve bunları kendilerinde yeniden oluşturmak üzere eğitim almışlardır; ne var ki onları yalnızca sınırlı sayıdaki kombinasyon ve dizide yeniden üretmek üzere eğitilmişlerdir. Alıntı kelime fonolojisi, ses birimsel değiştirimle sonuçlanan analiz sürecini yeniden ele alma girişimidir. 7. Fonolojik İthal. Tanımlama problemi, çoğunlukla öğrenme sürecinin öğrenicinin dile bakışını değiştirmesi faktörü tarafından karmaşık bir hâle getirilir. Yeni dili ne kadar çok öğrenirse, yeni dilin yapılarını eski dil aracılığıyla yorumlamak, onun için o kadar az gereklidir. Böylece o, hâkim olduğu yeni dilin -daha önceki yerleşik alışkanlıklarıyla çok da uyumsuz olmayan- alışkanlıklarını yavaş yavaş kendi diline dâhil etmeye başlar. Dil bilimciler genellikle fonolojik biçim temel alınarak ödünçleme zamanı için bir ölçü oluşturulabileceğini kabul ederler. Geç alıntılar modellerine daha fazla benzerlerken, önceki alıntılar daha çok bozulmuş kelimeler olarak kabul edilirler. Bu nedenle, Trager Taos daki İspanyolca alıntılar listesinde, alıntı fonolojisi bakımından farklılıkları temel alarak en eski, daha yeni ve en yeni ayrımı yapar (IJAL 1944: 145). Genellikle prensip, sestir fakat bazı ön koşulları koymalıyız. İlk olarak, kritik sesleri kapsamadıkları için bize herhangi bir ölçü sunmayan bazı kelimeler vardır. İkinci olarak, en çok ve en az bozulanlar arasındaki fark, iki dilliliğin 6 Fransızca: Yabancı bilinmeyen bir kelime duyduğumuzda karmaşık fonolojik yapısını bulmaya çalışırız, sesbirimleri ana dilimize göre sesbirimlere böleriz ve daha sonra bu sesbirimleri kendi yasalarımıza göre tekrar birleştirmeye çalışırız. 138

139 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi derecesine dayandığı kadar zamana dayanmaz. İki dillilik aniden ya da yavaş yavaş olabilir; pek çok kuşak üzerinde, tıpkı PeA konuşurları arasındaki gibi, etkisini sürdürebilir ve kelimeler, toplumun çeşitli bireyleri aracılığıyla farklı formlar biçiminde yaygınlaşabilir. AmN topluluklarında çoğu alıntı kelime, az ya da çok ses birimsel değiştirimlerle çeşitli formlarda ortaya çıkabilmektedir. Fakat bazı değiştirimler öyle yaygındır ki çok yakın zamanlarda ödünçlenmiş olamazlar. Eğer biliyorlarsa, iki dillilerin daha eski bir kelimenin formunu düzenleyerek daha doğru bir formu dile sokmuş olmaları da mümkündür. Tek tek kelime ve ifadelerin akıbetlerini en eski girişlerinden itibaren takip edemeyeceğimizden, biz yalnızca verili herhangi bir kelimenin formunu etkilemiş olan faktörleri tahmin edebiliriz. Fakat yine de bazı çıkarımlarda bulunma hakkımız var. İlki şu ki iki dilli bir konuşur yeni bir alıntı kelimeyi dile olabildiğince model dildeki fonetik forma yakın bir formda dâhil eder. İkinci olarak, eğer onu tekrar etme durumu varsa ya da diğer konuşurlar da onu kullanıma alırlarsa, yerli öğelerin daha fazla değişimi gerçekleşecektir. Üçüncü olarak, eğer tek dilliler onu öğrenirlerse, tamamen ya da tamama yakın bir değiştirim yapılacaktır. AmN örneğinde biz büyük ölçüde çoğunun İngilizceyi çocukluğunda öğrenmiş olduğu iki dillilerle ilgileniyoruz, bu yüzden pek çok kelime tamamen olduğu gibi kabul edilmiş formlardan neredeyse tamamen kabul edilmemiş formlara kadar çeşitlilik gösterebilir. Biz burada, her zaman kronolojik olmadıklarının da farkında olarak, bazı karakteristik aşamaları göz önünde tutacağız. (1) İki dillilik öncesi dönemde (pre-bilingual period) alıntılar nispeten küçük bir iki dilli grup tarafından yapılır ve tek dilli çoğunluk arasında büyük oranda yayılır; kelimeler fonetik sonuçlarda büyük düzensizliklerle birlikte neredeyse bütünüyle yerli değiştirimler sergiler. Bazı ses birimler ve ses birim dizileri konuşurlarda tereddüde neden olur, bu nedenledir ki yedek olarak kendilerininkinden bir birini bir ötekini seçerler. AmN de uyaklı kelimeler road ve load, /råd/ ve /lod/ olarak farklı N ses birimleriyle yeniden üretilirler. Bu davranış düzensiz değiştirim (erratic substitution) olarak adlandırılabilir ve acemi bir nişancının hedefindeki atışların dağılımı ile karşılaştırılabilir. (2) Yetişkin iki dillilik (a period of adult bilingualism) dönemi. Gelişen İngilizce bilgisi, aynı Norveççe ses biriminin istikrarlı bir biçimde yeni İngilizce alıntılar için kullanıldığı daha sistematik bir değiştirime neden olur. Buna, ana dilde bulunmayan yeni pozisyonlardaki benzer seslerin kullanımı da eşlik edebilir. Bu nedenle İngilizce very, vicious ve Fransızca kökenli diğer kelimelerdeki ilk ses v, onu yalnızca ünlüler arasında söylemeye alışmış İngilizlere bir zamanlar yabancı gelmiş olmalıdır. Modern Çekçede g ilk ses olarak yalnızca alıntı kelimelerde bulunur; diğer yerlerde yalnızca k nın altses birimidir (allophone) (Mathesius : 23). Bu süreç ses birimlerin dağılımını etkilediği için biz 139

140 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) bu süreci ses birimsel yeniden dağılım (phonemic redistribution) olarak adlandıracağız. (3) Çocukluk iki dilliliği (childhood bilingualism) dönemi. Karakteristik süreci, ses birimsel ithal (phonemic importation)in bir dönemidir, mesela tamamen yeni ses tipleri dâhil edilir. İlk kuşak konuşurlarının, [ehtúpa] diyerek İspanyolca estufa soba kelimesindeki f yi p ile değiştirmek zorunda kaldığı Yaquiler, bugün [fonografo] fonografi kelimesini zorlanmadan türetecek kadar iki dillidir. AmN konuşurlarının ilk kuşağı İngilizce whip kelimesini /hyppa/ olarak almışken ikinci kuşak /wippa/ olarak almıştır. 8. Alıntı Kelimelerin Grameri. Alıntı kelimeler yeni dilin sözleri arasına dâhil edilmek durumundaysa, o dilin gramatik yapısına uyarlanmalıdır. Bu, alıntıların ödünçleyen tarafından, kendi dilinin belirlemiş olduğu çeşitli gramatik sınıflara dâhil edilmesi gerektiği anlamına gelir. Alıntılar model dildekilerden farklılaştıkça bir analiz ve uyarlama, fonoloji konusunda olduğu gibi, burada da gerekli olacaktır. Böylece ileriki aşamalarında belirli derecede ithal etme sonucunu doğuran değiştirimin aynı üstünlüğünü erken dönemlerde de gözlemleriz. Biçim sınıflarının (form classes) en yaygın türü, geleneksel olarak sözcük türleri (parts of speech) adıyla bilinenlerdir. İngilizce ve Norveççe konusunda bu aşamada hiçbir sorun yoktur çünkü yapıları yakın bir biçimde paraleldir: İngilizce isimler AmN isimleri olarak alınır, ve benzeri Bir Athabaskan dili olan Chiricahua da İspanyolca sıfatlar loco çılgın ve rico zengin in fiil olarak ödünçlendiği belirlenmiştir (Hoijer 1939: ). Fakat biçim sınıfları içerisinde (en azından çekimli olanlarında) AmN için de sorunlar vardır. Norveççe isimler, çekim ve sentaktik şartlarda birbirinden ayrılan ve geleneksel olarak eril (masculine), dişil (feminine) ve yansız (neuter) şeklinde bilinen üç sınıftan birine aittir. İngilizce buna denk bir kategoriye sahip olmadığı için, İngilizce bir isim, hem konuşurlar hem de analistler için keşfedilmesi çoğunlukla zor olan analojiler temelinde bu sınıflardan birine dâhil edilmelidir. Bu durumun incelendiği pek çok dilde, özel analojiler onları başka bir sınıfa dâhil etmek için araya girmediği sürece alıntıları belirli bir cins kategorisine (gender) sokma eğilimi gözlenmektedir. Bu, neredeyse her alıntı kelimenin zayıf fiiller (weak verbs) sınıfına girdiği AmN fiillerinde daha da belirgindir. Belirlilik (definiteness), iyelik (possesion) ve çokluk (plurality) gibi dilbilgisel kategoriler yeterli yakınlıkla karşılanır; öyle ki İngilizce biçimlerle Norveççe biçimlerin değiştiriminin çok azı işe koşulur. Yine, bu daha az alakalı olan diller için geçerli olmayacaktır; Yaqui dilinde çokluk ifade etse de, bu dil pek çok alıntı kelimeye teklik anlamlı bir -um eki vermiştir (Spicer 1943: ). Fakat İngilizce ve Norveççe ilişkisinde bile özel durumlara dayalı birçok hatalı analiz olayı vardır; bu nedenle örneğin İngilizce -s (çokluk), gövdesiyle birlikte ödünçlenmiş ve teklik bir ismin parçasıymış gibi görülmüş olabilir. Kars 140

141 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi araba buna bir örnektir, çoğulu karser; benzer biçimde Amİta. da pinozzi fıstıklar. Fakat iki dilli bir öğrenme aşamasıyla uyumlu olan bir sonraki aşama, İngilizce alıntılar için çokluk eki ithal etmektir. Bu şöyle yaygın bir duruma neden olur: Norveççenin ek biçimindeki tanımlığı (suffixed article), örneğin kisa anahtarlar daki gibi -s- + -a the, belirlilik tanımlığı şeklinde melez bir çekim yaratarak, kelimeye eklenebilir. Sıfatlar ve zarflar da, Norveççe ekleri alabilirler; fakat daha az bir oranda. Burada İngilizce etkisi sıklıkla sıfır eklerin (zero suffixes) ithali, yani çekimin terk edilmesi sonucunu doğurmaktadır. Aasta Stene Norveççenin bazı pozisyonlarda sıfır eklere sahip olmasının bunu teşvik ettiğini vurgular (Stene 1945: 164). Öte yandan fiiller, İngilizcede neredeyse hiç karşılanamayacak, değişmez bütün bir Norveççe çekime sahiptir. Bu olgu pek çok dil için ifade edilmiştir ve dikkat çekme konusunda yeterince çarpıcıdır (Stene 1945: 163; Pap 1949: 106). 7 Bayan Stene sıfat ve isimler için geçerli olan, çekimin önlenebileceği durumlarda yer alma fırsatını vurgular ki bu, fiiller için mümkün değildir. Bu doğruyken, fiil çekimlerinin işlevinin bir şekilde diğerlerinden farklı olduğu göz ardı edilmemelidir. Zaman (time/tense) bir biçimde her Norveççe ve İngilizce cümle için gerekliyken çokluk (plurality) gerekli değildir; fiiller, tekil ismin sahip olduğu türden genel işlevli çekimsel bir biçime sahip değildir. Tekil isim yalnızca türlerin bireylerine gönderme yapmaz, aynı zamanda türün kendisine de yapar ve pek çok durumda bu, oldukça yeterlidir (örn. Rabbit tavşan bir alıntı kelime olarak hem tek bir tavşanı hem de genel olarak tavşanları ifade eder.). Sıfat çekimleri bile bağımsız bir anlama sahip olmadıkları fakat betimledikleri isimlere bağlı oldukları için daha ikincildir. Bu nedenle İngilizcedeki çekim yokluğunun ithali, karşılığındaki Norveççe çekimlerin nispeten önemsizliği sayesinde kolaylaştırılmıştır. En azından bu çalışmada ele alınan karmaşık olmayan konuşurlar için herhangi planlı bir çekimden kaçınma durumunu kabul etme durumunda değiliz. 9. Bölünmüş Alıntılar (loanblends). Konuşurlar diğer dillerin biçimlerini yeniden üretmede, yalnızca yabancı öğeler ile kendi ses ve çekimlerini değiştirmeye göre değil, daha çok onların adaptasyonlarına göre ilerleyeceklerdir. Aslında yabancı öğenin bir bölümü için yerli bir biçim birimin bir kısmında ya da tümünde kayma olabilir, yerli önek al- ekinin İngilizce o- ile değiştirildiği AmPort. alvachus overshoes (lastik, galoş), alvarozes overalls (tulum, iş tulumu) örneğindeki gibi (Pap 1949: 96). Bu değiştirimler yalnızca fonetik sonuçlar, fonolojik değiştirimden kaynaklanan sonuçlardan ayrıldığında fark edilebilirdir. Bu nedenle İngilizce -er AmN de /-ǝr/ olarak yeniden üretilir; yalnızca bu olmadığında, /kårrna/ corner (köşe) daki gibi (Norveççedeki hyrrna köşe nın bölünmesiyle), bir ek değiştiriminden emin olunabilir. Aynısı AmPort. da ger- 7 Stene, ödünçlenen fiiller, yeterli ölçüde oluşmamış gibi görünen isimlerden bu nedenle daha azdır görüşündedir. 141

142 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) çekleşmeyecekti, orada Doğu Amİng. -er [-ǝ] normal olarak /-a/ olarak yeniden üretilir. Ek değiştirimi /bordo/ yatılı, pansiyoner gibi bir kelimede açıktır, çünkü /-o/ düzenli eyleyen sonekidir (agent suffix)(pap 1949: 97). /-a/ gerçekten muğlaktır; çünkü yalnızca İngilizce -er i yeniden üretmez, aynı zamanda İngilizcede ünsüzlerle biten pek çok kelimeye düzenli bir sonek olarak eklenir (Pap 1949: 101). Ekin kendisinin, bir cinsiyet işaretçisinden nadiren daha fazla, anlamsız olduğu AmN /kårrna/ gibi durumlarda bir bölünmüş köke (blended stem) temas etmiş oluruz. Buna en yakın olan durum, yerli soneklerin yabancılar ile değiştirildiği bölünmüş türetim (blended derivative)dir. Bu nedenle PeA. -ig sıklıkla İngilizce -y ile değiştirilir, örn. bassig bossy (otoriter), fonnig funny (eğlenceli), tricksig tricky (aldatıcı) (Schach 1949: 120). AmN. de İngilizce sonekleri Norveççelerden ayırmak genellikle zordur, çünkü çoğu fonolojik olarak eşittir; örn. İngilizce -y [-i] Norveççe /-i/ ile eş seslidir (homophonous). bölünmüş bileşenler (blended compounds) Amİng. de en geniş bölünmüş sınıfı oluşturur. Bileşenler neredeyse basit kökler kadar özgürce ödünçlenir, çünkü iki dil birleştirmede paralel yapılara sahiptir. Fakat birleşiklerin yaklaşık yarısı bir parçanın ya da her iki parçanın değiştirimini gösterirler. Şu dikkat çekicidir ki hemen her durumda değiştirim ses bakımından yabancı terime oldukça benzer ve ondan çok uzak bir anlamı yoktur. PeA dan bir örnek bockabuch pocketbook (cüzdan) tur ki onda buch İngilizce book ile değiştirilmiştir. Birleşik kalıbın gücü öyledir ki İngilizcede birleşik olmayan bazı ifadeler bile AmN. de birleşiğe dönüşmüştür, örn. black walnut siyah ceviz > / blakkvalnot/. Yalnızca doğrudan İngilizce modellere sahip bu tür ifadeler burada bölünmüş alıntılar olarak incelenmiştir. İngilizce biçim birimleri içeren bağımsız AmN oluşumları, burada ödünçleme sürecinin dışında kalan yapılar olarak değerlendirilmiştir. 10. Alıntı Aktarımlar (loanshifts). Bazı yabancı alıntılar dilde yalnızca yerli kelimelerin kullanımındaki değişiklikler olarak ortaya çıkarlar. Bu tür değişiklikler burada, tam olarak fonolojik ve gramatik olmayan tüm değişiklikleri içerecek olan aktarımlar (shifts) olarak sınıflandırılacaktır. Yerli biçim birimlerin tamamen değiştirimi gerçekleşmektedir. Bu basit köklerde meydana geldiğinde, kelimenin yeni ve eski anlamları arasındaki benzerliğin derecesine göre iki ihtimal ortaya çıkar. Eğer yeni anlam eskisiyle genel olarak hiçbir ortaklığa sahip değilse; bu, alıntı eş seslilik (loan homonym) olarak açıklanabilir. Bu, AmPort. nun İngilizce grocery bakkal, market kelimesi ile kendi kelimesi grosseriayı kaba bir ifade değiştirdiğindeki durumdur; sonuç olarak grosseria nın eş sesli iki anlamı vardır. Bunlar bir sözlükte muhtemelen iki ayrı kelime olarak dizileceklerdir. Eski ve yeni anlamlar arasında belirli bir semantik örtüşme oranı yüksek olduğunda, yerli biçim birime yalnızca yeni bir anlam yönü ekleyen alıntı eş anlamlılıktan (loan synonym) söz edilebilir. Bunlar, sırasıyla, yerli ifadelerin eski kültürdeki bazı özelliklerle aşağı yukarı benzerlik gös- 142

143 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi teren yeni kültürel olgulara uygulandığı anlamsal yer değiştirmelere (semantic displacements) ve yerli ayrımların diller arası kısmi eş anlamlılığın etkisiyle yok edildiği anlamsal düzensizliklere (semantic confusions) ayrılabilir. AmPort., dolar anlamında (İspanyolca peso dan) p êso yu ağırlık kullandığında; bu, anlamsal yer değiştirmedir. Fakat İngilizce library kütüphane için, Portekizce biblioteca yı kullanmak yerine yerli livraria yı kitabevi, ev kütüphanesi kullandıklarında bu, bir anlamsal düzensizliktir (Pap 1949: 79, 88). Bu süreç, şu şekilde sembolize edilebilir: Eğer A dili B dilindeki b kelimesinin bazı anlamlarını kapsayan a1 ve a2 kelimelerine sahipse, A üzerindeki B etkisi genellikle a1 ve a2 nin düzensizliğine yol açar; eğer a1 fonetik olarak b ye benzerse, a2 yi bütünüyle yerinden edebilir. Anlamsal benzerliğin derecelerini sınıflandıran tatmin edici herhangi bir metodun eksikliği, burada ileri sürülen ayrımları yapma olanağının her zaman mümkün olmadığı anlamına gelir. Bu nedenle AmPort. crismas Christmas (Noel) sınıflandırmasına katılmamak mümkün olacaktır. Amİng. deki modele yeterince benzerdir; öyle ki biri, ilk bakışta onun ses birimsel değiştirim ile alınmış bir alıntı kelime olduğunu düşünebilir. Yalnızca Portekizcede tam da bu ses birimsel formla zaten var olan bir kelime, bizi bu kelimeyi bir alıntı aktarım (loanshift) olarak sınıflandırmak zorunda bırakır. Fakat bu, bir alıntı eş sesli mi; yoksa alıntı eş anlamlı mıdır? Pap onu alıntı eş anlamlı olarak adlandırmak için (kendi terminolojisinde anlam alıntısı (semantic loan)) yeni anlamına yeterince benzediğinden kendi yerli anlamını ayin yağı önemser; fakat biri onlar arasında yaygın bir eş anlamlılık alanının olmadığını açıkça hissedebilir, bu nedenle daha çok bir alıntı eş sesli olarak adlandırılmalıdır (Pap 1949: 87). Kabuklu mısır depolamak için yapılmış bir bina anlamındaki corncrib kelimesi ile Norveççe korn tahıl + krubba nın yem rafı değiştirildiğindeki gibi, birleşikler aynı zamanda yerli değiştirimler sergileyebilir. Bunlar pek çok dilin gelişiminde büyük rol oynamış olan çeviri alıntılarıdır (loan translation). Bu nedenle, İngilizcede ithal edilerek yeniden üretilen Yunanca sympátheia, Latincede compassiō, Almancada Mitleid, Dancada Medlidenhed ve Rusçada sobol ěžnovanie olarak biçim birim değiştirimi ile yeniden üretildi (Sandfeld-Jensen 1915: 69). Değiştirim, parçaları yerli kelimeler gibi yeniden üretilen ifadeleri tamamlamak için eşit derecede genişletilebilir. Bunlara sözdizimsel değiştirimler (syntactic substitutions) diyebiliriz, AmPort. responder para tras karşılık vermek gibi ifadeleri içerir (Pap 1949: 89). Alıntı aktarımlar genellikle yabancı ve yerli öğeler arasında hem fonetik hem de semantik benzerlik olduğunda çok çabuk meydana gelir. Diller arası benzerlik gösteren ifadeler benzerler (analogues) olarak adlandırılacaktır; eğer benzerlik sadece fonetik ise, sesteşler (homophones) olarak adlandırılacak ve eğer sadece semantik ise anlamdaşlar (homologues) olarak adlandırılacaktır. 143

144 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) Her üç tip biçim birimsel değiştirim için başlangıç noktası olabilir; AmN. örneğinde sadece sesteşliğin etkisinin ne kadar güçlü olduğu önemlidir. İngilizce ve Norveççe benzerliği eski şişelere yeni şarap doldurmayı kolaylaştırmaktadır. Çünkü eski şişeler yenilerinden çok zor ayırt edilirler. 11. Türetim (creation). Alıntı kelime listeleri çoğu zaman ortaya çıkışı büyük oranda ikinci bir kültür ve onun diliyle olan ilişki sonucunda gerçekleşebilen fakat bütünüyle alıntı olmayan pek çok ifadeyi içerir. Bunlar yabancı bir modelin doğrudan taklidi olarak ortaya çıkmamışlardır fakat ödünçleyen dil içerisinde ikincil bir biçimde türetilmişlerdir. Alıntı kelime liós Tanrı (İspanyolca dios dan) ve yerli nóoka konuşmak dan oluşturulan Yaqui sözü liósnóoka dua buna bir örnektir (Spicer 1943: ). Bu yapılar bazen alıntı aktarımlarla karıştırılır çünkü melez olmalarıyla onlara benzerler. Fakat burada açıklanan ödünçleme süreci ışığında bakıldığında, dua anlamında godspeak tanrı-konuşmak biçiminde İspanyolca bir kelime olmadığı için, bunlar yabancı bir modelin taklidi olarak ortaya çıkmış olamazlar. AmN. den paralel bir kelime, daha çok Wisconsin in tütün üretilen bölgelerinde kullanılan ve ürünün ortaklığı nedeniyle bir tarlayı işleyen kişi anlamındaki sjærbrukar dır. İlk parça (Amİng. den share ortak ) sjær dir, ikincisi Norveççe brukar çiftçi dır. Amİng. sharecropper ortakçı bu bölgelerde kullanılmaz; shareman ortak bazen İngilizcede duyulur. Fakat bunların hiçbiri AmN kelimesi için ileri sürülememiştir; onun kökeni sjær alıntısının yerli gard ile değiştirildiği Norveççe gardbrukar çiftçi kelimesinde aranmalıdır. Alıntı biçim birimlerin yerli modellere doldurulduğu bu tip geri değiştirimler (reverse substitution) daha önce açıklanan ödünçlemelerden açık bir biçimde farklıdır ve onlardan ayrılmalıdır. PeA, Gekick sürekli, adet olarak geri tepme veya itiraz etme in ilginç ifade biçimlerine sahiptir (örn. Gekooks ikna etmek, Gepedel dolanarak satmak, ifade etmek, Getschäbber hızlı anlaşılmaz konuşmak ) (Schach 1949: 115). Ödünçleme sürecine dikkat etmeden sınıflama yapıldığında, bunlar melez gibi görünürler; fakat başlama noktaları daha önce ifade edilen blaumpai plum pie (erikli kek) gibi bölünmüş alıntılardan (loanblend) farklıdır. Bunlar belirli bir İngilizce modele sahip değildir, çünkü İngilizcede sürekli ve hatta sinir bozucu bir etkinliği işaret eden bu tip bir kelime yoktur. Bu kelimeler ödünçlenen fiillerden (örn. kicken) üretilen ikincil türetimler olarak ortaya çıkarlar ve Gejämmer sürekli inlemek veya ağlamak türü yerli kelime kalıplarına dökülürler. İfadenin yerli türetim sınıfına ait olup olmadığını belirlemek için ulaşılabilir tek kriter diğer dilde modelin bulunmamasıdır. Sorgulanan dilin kapsamlı bilgisi olmaksızın bundan emin olmak zor olabilir. Şüpheli bir durum Amİta. sciainatore ayakkabı boyacısı kelimesinde ileri sürülür, açık bir şekilde alıntı kelime sciainare parlaklık (ayakkabılarda)(shine) nin, travatore troubadour (halk şairi) un örneklediği türde bir yerli kalıp biçiminde değiştirimiyle oluşturulmuştur. Fakat 144

145 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi eğer İtalyan araştırmacı A. Menarini nin kabul ettiği gibi, Amİng. de ayakkabı boyacısı anlamında shiner kelimesi varsa, bu, yerli -tore nin Amİng. -er ile kolayca değiştirildiği bir bölünmüş alıntı (loanblend) olabilir (Menarini 1947: ; Hall 1948: ). Bu yazar alışılmış kullanımı boot-black ayakkabı boyacısı olan böyle bir kelimeyi hiç duymamış ve görmemiştir (kara leke anlamı dışında), fakat bunun (daha yaygın olarak shoe-shine olan) birleşik shoeshiner da yer aldığını fark eder. Burada tartışılan türetim tipini, tamamen yerli materyalden oluşan türetim tipinden ayırmak için bir isme ihtiyaç olduğundan, biz onu melez türetim (hybrid creation) olarak isimlendiriyoruz, bu şekilde iki dilli tabiatını vurguluyoruz. Fakat bunun ödünçleme sürecinin bir parçası olmadığı bilinmelidir; yeni dilde üretici olduğundan, daha çok, ödünçlenen öğenin diliyle olan açık bir birleşimin kanıtını sunar. Melez türetimlerin sayısı belirgin şekilde duruma göre farklılaşmaktadır. PeA, -erei, -es, -sel, -keet, -meesig, -voll, -weis gibi işlek türetme eklerini ve var- fiil ön ekini içeren çok sayıda melez türetime sahiptir (Schach 1949: 115). Diğer yandan, AmN görece daha azına sahiptir, ki bu, Norveççede türetme eklerinin nispeten eksikliği fakat aynı zamanda (Norveçlilerin) Amerika daki varlıklarının daha kısa bir süreyi kapsaması nedeniyle olabilir. Pek çok melez türetim, alıntı biçim birimlerin çekirdekte değiştirildiği öte yandan küçük parçaların (eklerin) yerli olduğu türetim tipindendir. Küçük değiştirim sergileyen (İngilizce talkative ile örneklenen) diğer zıt tipi, AmN malzemesi içerisinde hiç bulunmaz. Bu, öteki kültürün teşvikine karşılık olarak gerçekleştiğinde, alıntı kelime incelemelerinde bazen tamamen yerli türetim tipi için referans olur. Aşağıda püskülü olanlar (yulaflar), pörsük kıçlar (filler), kuru üzümler (kuru üzümler), ışık kutuları (piller) vb. yeni üretilmiş betimleyici ifadeler, George Herzog tarafından Pima Yerlilerinden sunulmuş örneklerdir (Herzog 1941: 66-74). AmN. den tek örnek, Norveççe kubbe odun parçası ve rulla yük arabası kelimelerinden gelen kubberulla kağnı, öküz arabası kelimesidir. 12.Ödünçlemenin Ters Akımı (cross-currents of borrowing). Bir kelimeyi belli sayıda birey ödünçlemedikçe o kelimenin geniş bir alana yayılması olası değildir diyebiliriz. Eğer onlar kelimeyi aynı kaynaktan öğrenirler, aynı ağzı (dialect) konuşurlarsa ve aynı iki dillilik derecesine sahiplerse; etki, yalnızca özgün formun pekiştirilmesi olacaktır. Fakat durum eğer gerçekleşirse nadiren bu kadar basit olur. New Bedford (Mass.) daki AmPort. konuşuru, aynı dilin Kaliforniya daki konuşuruyla aynı İngilizceye maruz kalmaz. Herhangi bir toplulukta daha önemli olan şudur ki iki dilli bir grup içerisinde aynı kelime yeniden üretmede iki dilliliğin derecesindeki farklılıklar nedeniyle farklılaşmalara eğilimlidir. Alıntı öteki dildeki modelin devamlı etkisinin sonucudur ve burada yeniden ödünçleme (reborrowing) olarak adlandırılacak bir süreçtir. Amerika daki 145

146 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) göçmen topluluklarında, daha genç ve daha yaşlı konuşurların aynı alıntı kelimelerin farklı formlarını kullanmaları olağandır. Farklılık genellikle fonolojik ve morfolojik ithalin boyutuna göre oluşur. AmN. dan bazı örnekler şunlardır: Model: whip tavern surveyor Trempealeau crackers mocassin lake Daha eski: hyppa tavan saver tromplo krækkis maggis lek Daha yeni: wippa tævǝrn sørveiǝr trempǝle krækǝrs magǝsin leik Farklı ağızların konuşurları bunlarla ilgili girişimde bulunduklarında, formların ayrıca farklı bir biçimde yeniden üretilmesi gerekecektir. Bu bizim önceki ödünçleme açıklamamızdan doğar; fakat göçmenler arasındaki durumda olduğu gibi farklı ağızların konuşurları aynı toplumda birlikte yaşadıklarında durum neredeyse umutsuz bir biçimde karışır ve form konuşurdan konuşura ki çoğu başlangıçta tek dilli olabilir- geçer. Ağızlardaki alıntı kelimelerin geçişi için mantıklı kanıt gibi görünen birkaç örneği izole etmek AmN ağızlarının durumunda mümkün olmaktadır. En azından onları, doğrudan İngilizce modellerden türemiş alıntılar saymaktansa, ağızlar arası (interdialectal) alıntılar saymak daha kolaydır. Şu tabloda listelenmişlerdir: İNGİLİZCE MODEL ÖZGÜN MODEL AĞIZLAR ARASI GEÇMİŞ FORM (1) İng. [dl] > WN [dl] > EN [ll] cradle (tahıl hasatçısı)..krıdl krill middling (kaba un)..mıddlıng..milling peddler (dedikoducu)...peddlar pellar (2) İng. [eı] > EN [ei] > WN [ai] lake (göl).....leik laik pail (kap).. peil...pail jail (hapishane) jeil jail frame (çerçeve) freim fraim (3) İng [ɔu] > EN [å] > WN [ao] Hoe (çapa)....hå..hao (4) İng [au] > EN [æu] > Solør [ǝy] > Rorøs [ö] 146

147 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi Flour (un).flæur..fǝyr, flör (5) İng [ɔ] > EN [å] > Gbr. [öu] Log (kütük).lågg.löugg Bu durumların her birinde alıntı kelime formları içindeki varyasyonlar, aynı zamanda yerli kelimelerin önemli bir bölümünde bulunan aynı eski Norveççe orijinallerin farklı yansımalarınadır. Fakat aynı İng ses birimlerine sahip diğer alıntı kelimeler, farklı formlara sahiptir; örn. mail yukarıda verilen ağızlarda [mail] olmamış, [meil] olmuştur. Ödünçleme süreciyle etkileşimin daha ileri bir kaynağı yazı sesletiminin (spelling) etkisidir. Yeniden üretimin ödünçleyen dildeki bir harfe geleneksel olarak verilen bir sesletimden ayrıldığı yerlerde yazı sesletimlerinden süphelenilebilir. Herhangi yazılı kültürü olan bir toplulukta böyle bir etkinin topluluğa yazılı olarak getirilen belli sayıda kelimede olması muhtemeldir. Göçmenler arasında bu, herhangi dikkate değer bir oranda, geçerli değildir fakat en azından AmN de, Amİng de sırasıyla a ve o olarak sesletilen [æ] yi /a/ ve [a] yı /å/ olarak telaffuz etme eğilimi vardır. bran alfalfa saloon tavern lot gallon battery İng. model [bræn] [æl fælfǝ] [sǝ lun] [ tævǝrn] [lat] [ gælǝn] [ bæt(ǝ)ri] Sözlü yeniden üretim *bræn *æl fælfa *sa lun tævǝrn latt *gælǝn bætri Sesletim brann alfalfa salon tavan lått gallan battǝri gallon Lot gibi kelimeler muhtemelen resmi belgelerden, bran ve alfalfa poşetlerden, saloon ve tavern tabelalardan, gallon ve battery reklamlardan gelmektedir. Bunun ilgi çekici yanı, yazı sesletiminin genellikle bütün kelimeyi etkilememesidir ki orada bir seçenek mümkündür, örneğin gallon, orijinalindeki [ǝ] ye karşılık, ikinci hecede /a/ ya sahip olabilir. Aasta Stene tarafından ifade edildiği üzere, Norveççede aynen kabul edilen İngilizce alıntı kelimeler ile yapılacak bir karşılaştırma, Norveççedeki yazı sesletimlerinin daha yüksek oranda olduğunu gösterir, örn. AmN båss a karşılık buss otobüs, AmN katta ya karşılık kutte kesmek, AmN hekkri (hatta hikkrill) e karşılık hikkori ceviz. Battery kelimesi sorulduğunda bir AmN deneğinin yorumladığı gibi : Onlar sadece Norveççe seslere İngilizce harfler verirler. 13. Ödünçlemeye Yapısal Direnç. Bazı dil bilimsel kalıpların ödünçlenmeye diğer kalıplardan daha uygun olduğu uzun zamandır bilinmektedir gibi erken bir zamanda, William Dwight Whitney çeşitli kalıpları ödünç- 147

148 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) lenme özgürlüğüne göre sınıflandırdığı bir ölçü belirledi (Whitney 1881: 5-26). Buna göre isimler en kolay ödünçlenenlerdir, daha sonra diğer kelime türleri, daha sonra sonekler, daha sonra çekimler ve sonra sesler. Son iki sınıfın bile ödünçlenme ihtimalini inkar etmedi fakat onların olağan dışı ve genellikle sözlük öğelerinin ödünçlenmesine göre ikincil olduğunu ileri sürdü. Karışımdan gramerin muaf olması, ayrı tutulmuş bir olgu değildir; dilin en formel ve en az gerekli parçaları olmaları nedeniyle, yalnızca gramer öğeleri dış etkilere daha başarılı bir biçimde direnir. Gittikçe yükselen zorluğu gösteren bir ölçekte en uç yeri kaplar. 8 Vurgu Whitney in açıklaması üzerinde olmalıdır, şöyle ki ne oranda daha formel veya daha yapısal ise o, yabancı malzemenin nüfuzundan da o ölçüde bağımsız kalır. Aynı görüş, açık bir biçimde Whitney in daha önceki formülasyonundan haberdar olmadan, 1939 da Lucien Tesniere tarafından ifade edilir: La miscibilité d une langue est fonction inverse de sa systematisation. 9 (TCLP 1939: 85). Açıklama nasıl olursa olsun, olgu ulaşılan ödünç kelime listeleri tarafından büyük ölçüde desteklenmektedir, örn. AmN ve Amİsvç. Şu tablo, listelenmiş alıntı kelimelerin toplam sayısı içerisinde geleneksel kelime türlerinin her birindeki oranı göstermektedir: İsimler Fiiller Sıfatlar Zarflar-Öntakılar Bağlar AmN (yazarın kelime listesi) AmN (Flom, Koshkonong Sogning) AmSw. (Johnson, Chisago Lake Småland) Ödünçlenebilir olduklarını (örn. İskandinav dilinden İngilizce they) reddetmek yine aptalca olsa da, tanımlıkların ve zamirlerin listede olmaması dikkat çekicidir. Tüm dil bilimsel özellikler ödünçlenebilir fakat bunlar yapısal organizasyonlarla bir şekilde ilişkili olan bir kabul edilebilme ölçüsüne göre dağılırlar. Bu, daha önce ithal ve değiştirim arasında yapılan ayrım ışığında daha kolay anlaşılır. İthal etme, belirli bir zaman diliminde ihtiyaç duyulan tek bir öğeyi etkileyen bir süreçtir; ithal etmenin etkileri yerleşik alışkanlıkların karşıt gücü tarafından -ki bu alışkanlıklar ithal edilen öğede yer değiştirilebilecek olan herhangi bir öğe ile kendilerini değiştirirler- kısmen yok edilir. Yapısal özellikler sıklıkla tekrar edilen paralelliklerdir. Dahası, sözlük öğeleri daha sonraki yıllarda yavaş yavaş eklenirken yapısal özellikler erken çocukluk döneminde yerleşir- 8 Whitney in (1867: 199) daki karışık gramatik öğenin bir tuhaflık ve bir imkansızlık olduğu açıklaması sıklıkla alıntılanmıştır, ancak sonrasındaki daha ayrıntılı açıklaması göz ardı edilmiştir, örn Jespersen (1922) ve Sommerfelt (1926). 9 Fransızca: Bir dilin karışabilme özelliği onun sistematiğiyle ters orantılıdır. 148

149 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi ler. Bu, dilin temel kalıp oluşturma meselesidir: Dilin bir özelliği ne kadar bilinç dışı ve alışılmış ise o kadar zor değişecektir. Bu tartışma, diller arasında ödünçleme açısından paralel bir fark olup olmadığı şeklinde daha sonraki bir soruyu ortaya koyar. Bir dilde içsel farklılıklar varsa, yapısal olarak farklı olduğu ölçüde, benzer farklılıklar diller arasında da olabilir gibi görünmektedir. Bu, bazı dillerde diğer dillerden daha geniş bir sözlüksel homojenlik bulunması esas alınarak sıklıkla ileri sürülmektedir. Dilleri homojen, karmaşık ve heterojen şeklinde büyük gruplara ayırarak diller arasında alıcılık ölçüsü olarak adlandırılabilecek bir ölçü kuran Otakar Vočadlo nunki tipik bir yaklaşımdır (Vočadlo 1938: ). Maalesef Vočadlo alma (receptivity) tanımında aynı bölgenin diğer dillerinden ödünçlenmiş kelimeleri kapsam dışı bırakmıştır, öyle ki mesela Danca yı homojen olarak kabul eder. Ayrıca dil bilimsel arındırmanın pratik sorunlarıyla daha çok ilgilenir; bu yüzden yapısal veya sosyal güçlerin daha önemli olup olmadığı şeklindeki temel soru, çok açık bir biçimde ortaya çıkmaz. Kiparsky, Vočadlo nun makalesini yorumlarken, kesinlikle belirtmiştir : die Fahigkeit der sog. homogenen Sprachen, Entlehnungen aufzunehmen, haingt nicht von der linguistischen Struktur der Sprache, sondern von der politisch-sozialen Einstellung der Sprecher ab. 10 (Vočadlo 1938: 176). Bu soruya cevap bulmada en ümit veren alanlardan biri belki Amerika Birleşik Devletleri ndeki durumdur. Burada oldukça birörnek bir dil çok sayıda farklı dil üzerinde benzer bir baskı uygulamaktadır; daha fazlası, farklı yapılardaki göçmen dillerinin ödünçlemelerini karşılaştırarak ve daha sonra bunları içlerinde yapısı göçmen dillerinden de daha farklı olan Yerli dillerinin ödünçlemeleriyle karşılaştırarak öğrenilebilir. Vočadlo tarafından ortaya konan farklılıkların çoğu güncel ödünçlemedeki farklılıklar değil, burada açıklandığı üzere, ithal etme ve değiştirim arasındaki ilişkideki farklılıklardır. Bazı diller tüm biçim birimi ithal eder, diğerleri kendi biçim birimlerini değiştirir; fakat bunu yapmak için, dil bilimsel prestije sahip bir iki dilli grubun varlığı gibi herhangi sosyal bir neden varsa, hepsi ödünçler. 14. Ödünçlemenin Yapısal Etkileri. Bir önceki konuyla yakından ilgili olan, ödünçlemenin bir dile ne yaptığı problemidir. Klasik İngilizce örneği (Aynı zamanda Danca ile karşılaştırılabilir) ödünçlemenin en azından yapısal yeniden yönlendirmenin (structural reorientation) nedeni olduğunu düşündürtür (Biz bilimsel olarak tartışmalı basitleştirme (simplification) teriminden kaçınıyoruz). Fakat daha önce işaret ettiğimiz gibi, bir öğenin ne kadar yapısal ise o kadar az ödünçlenebilir olduğu eğer doğruysa; bu, ödünçlemenin yapı üzerindeki etkisinin 10 Almanca: Homojen denilen dillerin bu özelliği, dilin yapısıyla ilgili değil, konuşurun politik, sosyal tutumuyla ilgilidir. 149

150 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) çok az olduğu sonucu için bir kanıt olacaktır. Dilde gerçekten geniş bir yaygınlığa kavuşan yeni çekim örnekleri azdır, bkz. phenomena olaylar, fenomenler, indices indeksler gibi İngilizce kelimelerdeki klasik çokluğun belirsiz akıbeti. Sözlükte yabancı ifadeler gerçekten yerli öğeler üzerinde baskın olabilir fakat yapısal öğeler direnç gösterme eğilimindedir. Alıntı kelimelerin neden olduğu asıl tehlike, getirmiş oldukları sınıflandırma istikrarsızlığıdır. Cinsiyet, sayı gibi bir veya daha fazla kategori içinde hemen sınıflandırılmalarını mümkün kılacak ölçü göstermekte genelde yetersiz olduklarından, istatistik olarak yerli kelimelere göre daha büyük oranda kararsızlık sergilemektedirler. 11 Yalnızca bir sınıfa girme eğiliminde olmaları, ki orada çeşitlilik seçimi vardır, diğerlerinin pahasına bu sınıfı genişletecektir. Bunlar sıklıkla dile kendi kökleriyle yerli kelimelerin öntakılarından farklı ilişkide olan öntakılar ve diğer bağlı biçim birimler getirecektir. Bunların bazısı ödünçleyen konuşurlar tarafından fark edilmeyecekken, hatta diğerleri, gördüğümüz kadarıyla, türetici olacaklardır. Fonolojide etkileri, büyük ölçüde sadece olası ses birim dizilerinin yerli kullanımındaki boşlukların doldurulmasından oluşabilir. Bu nedenle AmN /strit/ formunda İngilizce street i sokak aldığında, yeni ses birim dizisi eklenmez: stri inatçı ve krit tebeşir gibi kelimeler aynı tipleri sunar. Fakat tıpkı AmFin. nin skeptikko şüpheci kelimesini aldığındaki gibi -ki bu şekilde bir duraktan önce s ye sahip tek kelime olmuştur- er ya da geç alıntı kelimeler daha önce kullanılmayan dizilere girerler. Stove soba gibi kelimeler towi olarak yeniden üretilmişlerdir (Kolehmainen 1907: 62-66). Bu değişim tipi burada SESBİRİMSEL yeniden dağıtım (phonemic redistribution) olarak adlandırılmıştır, çünkü ses birimlerin ve onların altses birimlerinin dağılımıyla ilgili farklı bir durum gerektirecektir. Genel kural bunun iki dilli konuşurlar ötesinde genişlemeyeceği olsa da, ses birimsel ithal olasılığı da bulunmaktadır. İngilizcede rouge ruj kelimesinin son sesi Fransızca kökenli kelimelerle sınırlıdır, fakat İngilizce edge tepe gibi kelimelerde d den sonra ortaya çıkan bir bağlı (bound) ses birim olarak bu sese sahip olmamış olsaydı, sesin ithali düşünülemezdi. Bugüne kadar çok az ayrıntılı çalışma ödünçlemenin ses birimsel sistemler üzerindeki yapısal etkisine yer vermiştir, öyle ki bir arada var olan çelişkili sistemler in varlığı ile ilgili olan Pike ve Fries in çalışmaları gibi bakış açılarını nasıl değerlendireceğimiz hâlâ belirsizdir (Fries-Pike 1949: 29-50). Pike nin Mazateco çalışmaları göstermiştir ki bu dilde [d], yalnızca nazal seslerden sonra bulunur ve orada t nin altses birimi gibi görülebilir. Fakat İspanyolca siento yüz sayısı kelimesi [t] nin nazallardan sonra bulunduğu alıntıların çok nadir örneklerinden biridir, bu nedenle t ve d nin karşıtlığını kurmak dilin herhangi bir yerinde bulunmaz. Ancak, Pike nin gösterdiği gibi, bu nedenle ayrı bir ses birim 11 Krş. (Stene 1945: 5) 150

151 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi olarak nazallardan sonra [d] nin tespiti, yerlilerin sprachgefühl dil duygusu ile çelişir. Bununla birlikte muhtemelen bu, dilde geçici ve marjinal bir durum gibi gözükmektedir; kendi kanıtına göre, tek dilli konuşurlar, bu nedenle daha yaygın yerli durumu yeniden düzenleyerek, ilk ünlüyü nazal yapmak ve n yi düşürmek, eğilimindedirler. Bu arada, bu durum, Fransızca alıntı kelimelerin dile girmesiyle birlikte, kelime içi v nin kelime başı pozisyonda kullanılması sonucu İngilizcede ortaya çıkan etkiyle paralel olarak, ünsüz t sesinin dilde başka biçimde bilinmeyen bir pozisyonda bulunmasına izin veren ses birimsel bir yeniden dağıtımdan fazlası değildir. Zoque deki benzer bir durum için yorumda bulunurken Paul Garvin in işaret ettiği gibi, telaffuzun yeni özellikleri girmez; fakat yeni bir biçimde birleşmeleri gerçekleşebilir (Garvin 1947: 13-20) Alıntı Kelimelerin Saptanması. Bugüne kadar alıntı kelimelerin saptanmasının tamamlandığı varsayılmıştır, fakat her verili durumda alıntı öğelerin izole edilmesinin daima mümkün olduğunu ortaya koyan listelerin verdiği güvenle sonuç çıkarılmamalıdır. Diğer yerlerde olduğu gibi zorluk şudur ki art zamanlı ve eş zamanlı problem, konu hakkında yazanlar tarafından açık bir biçimde ayrılmamıştır. Bilimsel olmayan yazarlar ve konuşurlar ilginç bir eğilim gösterirler: Eğer tek dillilerse, alıntı kelimelerin farkında değildirler; eğer çok dillilerse, onlardan her yerde şüphelenirler. (1) Tarihî problem. Burada açıklandığı üzere, ödünçleme tarihsel bir süreçtir ve bu nedenle yalnızca tarihsel metotlarla saptanabilir. Bu, olası değişikliklerin denetlenmesi için, verili bir dilin daha önceki ve daha sonraki aşamalarının karşılaştırılması ile bunun sonucu olarak diğer dillerdeki olası modellerle keşfedilen yeniliklerin karşılaştırılması anlamına gelir. Bu çift karşılaştırma bizim ödünçleme açıklamamızın doğal bir sonucudur; uygulaması hangi dillerin söz konusu etkilerini makul bir biçimde ortaya koymuş olduğu bilgisi kadar dilin daha önceki aşamalarının bilgisini de gerektirir. Amerika daki göçmen konuşmalarına özel olarak uygulandığı gibi, bu, bugünün konuşması ile bu kıyılara getirilen konuşmanın karşılaştırılması ve sonra yeniliklerin göçmenlerin kaldığı bölgelerde konuşulan Amİng ile karşılaştırılması anlamına gelir. Bu girişimin başarısı okuyucu için, göç zamanındaki dili ele alan anayurttaki dil incelemelerinin varlığı gibi, açık olacak belli sayıda faktöre bağlıdır, Yazarın AmN ile uğraşırken karşılaştığı bazı daha özel problemler daha az açık olabilir. (a) Göç öncesi alıntıları (pre-immigration loans). Bazı İngilizce alıntı kelimeler Norveççe konuşma diline, uzak kırsal lehçelere bile, göçten önce girmiştir. Ticaret, deniz nakliyesi ve turist trafiği, İngilizce dil öğretimi sağlayan eğitim olanaklarına sahip olmayan sınıfları bile İngilizce konuşan dünyayla iliş- 12 Krş. (Wonderly 1947: 92-95) 151

152 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) ki kurmaya yöneltti. Bazı göçmenler, ilk İngilizce alıntı kelimelerini göçmen gemilerindeki Norveçli denizcilerden gemideyken bile almış olabilirler, göçmenlerin kendi aralarında pek çok denizci olduğunu söylemeye gerek bile yok. 13 İlk göç alıntısı örneği, açık bir biçimde 1855 te Norveç in ilk tren yolunun inşaatını yapan İngilizler tarafından verilen træn tren kelimesidir. Gelişmiş Norveççe kullanımında daha sonra tog (Almanca Zug u model alan bir alıntı aktarım) ile yer değiştirmiştir, fakat hâlâ ağız konuşurları arasında yaygın bir biçimde bilinmektedir. 14 Daha karmaşığı, geri dönen göçmenlerin İngilizce kelimeleri anayurda geri getirmeleri ile ortaya çıkar. 15 (b) Uluslar arası kelimeler (international words). Telaffuzların farklılaşmasına rağmen, özel bir kelime kategorisi, benzer söyleyiş ve anlama sahip Batı Avrupa dillerinde yeterince yaygın olan kelimelerden oluşur. Norveç deki eğitimli halk cigar, district, section gibi kelimeleri göç zamanında kesinlikle biliyordu, öyle ki, söyleyiş (spelling) bakımından belirgin biçimde farklı formlarda ortaya çıkmadıklarında köy ağızlarında bile alıntı olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği belirsiz bir duruma dönüşür. Verili kelimelerin ağızlarda hâlâ bulunup bulunmadığını söylemek her zaman için mümkün değildir; ve AmN. de bulunan söyleyiş biçimleri Norveç teki gibi Amerika da da artmış olabilir. Bu, Amerika da öğrenilen alfalfa baklagillerden bir bitki ve timothy çayır otu kelimelerinde kesinlikle doğrudur, çünkü bunlar Amerika da tanıştıkları ilk Amerikan ürünlerinin isimleriydi. Öte yandan music, museum ve university gibi kelimeler ve büyük oranda Amerikanlaştırılmış telaffuzları bu kelimelerin göç zamanında göçmenler arasında kendi Norveççe biçimleriyle yaygın olarak kullanımda olmadığını ortaya koyar; yine de Norveç te onları işitme konusunda kısmen başarılı olmuş olabilirler. (c) Diller arası uyum (interlingual coincidence). Farklı dillerden iki kelime arasında semantik-fonetik benzerliklerin olduğu bir yerde ödünçlemenin olup olmadığı konusunda kesinlik imkansız olabilir. Bu benzerlikler, iki dilliler tarafından konuşulan iki dil arasındaki karışıklığa neden olmada tartışılmaz önemdedir. AmN nin tipik değiştirilmiş kelimeleri, İngilizce corn mısır için Norveççe korn tahıl, İngilizce grain mısır dışındaki tahıllar için grøn tahıldan yapılmış yiyecek, İngilizce brush ağaçlık, çalılık için brusk saman öbeği değiştirimleridir. Bu durumların her birinde, sorunlu Norveççe kelimeler 13 Maalesef Aasta Stene nin ölçünlü dile yaptığına paralel olarak, Norveççenin ağızlarındaki İngilizce kelimeler üzerine hiçbir çalışma yapılmamıştır; Norveçli denizcilerin konuşmalarını duyan herhangi biri bu kelimelerin büyük oranda İngilizceden ödünçlendiğini anlar. Krş. (Alnæs 1902; Larsen-Stoltz: 1912) 14 Bu konudaki kanıtlar yazar için Oslo da Magne Oftedal ve Bergen de Olai Skulerud tarafından Norveç ağızları arşivinden derlenmiştir. Öte yandan, İsveç te yaygınlaşmış olsa da, ilgili rells raylar (rails) terimi Norveçde biliniyor gibi gözükmemektedir; krş. (Langenfeldt 1915: ) 15 River ırmak, ticket bilet, coat ceket, surveyor incelemeci-müfettiş, courthouse adliye, ve table knife servis bıçağı kelimeleri Skulerud (Skulerud 1918: 73; Skulerud 1922) tarafından Tinn (Norveç) den kaydedilir; İsveç ve İsveç Finlandiya sından benzer kayıtlar ile krş (Folkmålsstudier 1934: ; Svenskbygden 1932: 5) 152

153 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi ile ilgilenmekte olduğumuz olgusu, ağızdan ağza değişen fonetik form çeşitliliği tarafından -buna karşılık olarak bazı durumlarda sınırlı dağıtımdan (limited distribution) söz edilebilirse de- doğrulanmaktadır. Fakat İngilizce crew Norveççe kru olarak yeniden üretildiğinde, bunun bir alıntı kelime mi yoksa alıntı aktarım mı olduğu konusunda karar vermek için bize yardım edecek çok az şeye sahibiz. Norveççe form, ağız kelimesi kru kalabalık, ev halkı, çokluk ile özdeştir. Bu AmN kelimesinin bununla özdeşleştirilmesi, AmN yazar Jon Norstog tarafından gerçekleştirilmiştir. Yazar kru nun kesinlikle İngilizce olmadığını, çocukluğundan beri bildiği bir Telemark 16 kelimesi olduğunu ileri sürmüştür. Ancak bu açıklama önemsenmemelidir; çünkü Norveççe kelime yaygınlığı çok sınırlı ve cinsiyet olarak daima nötr, diğer yandan AmN kelime tüm ağızlarda çok yaygın, çoklukla dişil ve hiçbir yerde Norveççe deki anlamıyla kaydedilmemiştir. Benzer şekilde, AmN travla yürüyüş çok yaygın bir kelimedir. Ülkenin yalnızca uzak bölgelerinde tespit edilen Norveççe bir ağız kelimesi travla kavga, işçi, köle vardır; hiçbir yerde AmN kelimenin anlamına sahip değildir. Fakat anlamı Amİng travel seyahat ile özdeş olmadığından, eğer travel yürümek anlamında bir İngilizce ağızda var olmasaydı (Wright ın EDD sine göre çok yaygındır.), onun bir alıntı olup olmadığından şüphelenilebilirdi. Kelime bugün Wisconsin de kaydedilmemiş olsa da, orada kullanıldığı ve bu eyaletteki Norveçli yerleşimciler tarafından edinildiği muhtemel görünmektedir. Soğuk hava ve enfeksiyon gibi iki anlamlı İngilizce cold kelimesi, genellikle yalnızca soğuk hava anlamına gelen Norveççe kelimelerin anlamını etkilemiştir; fakat Norveççenin bazı ağızlarında Norveççe kelimenin zaten iki anlama sahip olduğunu görüyoruz. 17 Böyle durumlarda ihtimalleri, göç dönemindeki ağızların durumları hakkındaki bilgimiz ışığında değerlendirme gerekliliği ortaya çıkmaktadır. (2) Eş zamanlı problem (synchronic problem). Ödünçlenmiş bir kelimenin bir şekilde dil içerisinde özel bir alanı işgal ettiği, bazı dil bilimciler tarafından da doğru kabul edilmiş gibi görünüyor. Bazı modern kültürlerde alıntı kelimenin bir problem olarak fark edilmesi, belirli bir dönemde bir dilin betimlenmesinde alıntı kelimenin ne olduğu ve nasıl değerlendirileceği konusunda bazı karışıklıklara neden olmuştur. Eş zamanlı dil bilimsel çalışmaların ( Betimlemeli olarak da adlandırılır.) artması, alıntı kelimelerin daha önceki bölümde açıklanan çift karşılaştırmalı tip olmaksızın belirlenip belirlenemeyeceği sorununun yeniden değerlendirilmesine yol açmıştır. Ödünç kelimeler bir dilin daha önceki aşamaları hakkında hiçbir şey bilmeyen bir öğrenci tarafından tespit edilebilir mi? 18 Böyle bir teknik, eğer varsa, yazılı olmayan ilk dillerin 16 Norveç te bir bölge (ç.n.). 17 Krş. Aasen NO. kjøld fakat kulde ve diğer kelimelerde değil. 18 Krş. (Mathesius : 21-35; Trnka 1935: 49-53; Stene 1945) 153

154 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) incelenmesinde en yararlı teknik gibi görünmektedir; gerçekten tek ulaşılabilir teknik bu olacaktır. Ayrıca bugüne kadar yapılmış analizler, en azından tarihi olguların kısmen bilindiği yerlerdeki dillere uygulanmıştır ve analiz edilen alıntı kelimelerin listesi ilk olarak tarihsel araçlarla saptanmıştır. Bu, Stene kendi son listesinde yalnızca Norveççenin dil bilimsel sistemine tam uygun olmayan bazı eş zamanlı kriterlere göre belirlenebilen kelimelere yer vermiş olmasına rağmen, modern Norveççedeki İngilizce alıntı kelimelerin Stene tarafından yapılan listesi için de doğrudur. Stene bunların dil-bilinçli (language-conscious) konuşur tarafından yabancı olarak hissedilen (Stene 1945: 5) kelimeleri sunacağına inanır. Sistem içerisinde yabancı olduklarını ortaya koymaları vasıtasıyla bir dizi formel karakteristik oluşturur. Bunlar, Norveççe olmayan yazım, sesletim, okunuş ve sesletim arasındaki uygunluk, müziksel aksan, dinamik aksan, morfoloji, kelime yapımı ve anlamdır. Maalesef bunların hiçbiri kesinlikle belirleyici değildir ( Belki tamamen dil bilimsel bir durum olmayan yabancı okuyuş dışında), çünkü bunların çoğu aynı zamanda yerli kelimelerde de bulunur; ve bazıları öyle yaygındır ki profesyonel bir dil bilimci dışında herhangi biri tarafından yabancı olarak görülüp görülemeyeceği çok şüphelidir. 19 Ayrıca, kriter drible damla (dribble), start başlama (start), streik grev (strike) gibi bazı açık ödünçlemeleri kapsamakta başarısız olmaktadır: Bunlar her bakımdan yaygın kalıplara sokulup asimile edilmişlerdir. Önceki bölümde göstermiş olduğumuz gibi, şimdi pek çok alıntı kelimenin sayısal bakımdan diğer bazı özelliklerden daha az yaygın olan ve bazen dilin geri kalanıyla daha önce var olan kalıplardan farklı bir ilişki içinde bulunan düzenleme özelliklerini dile soktuğunu inkar etmek imkansız olurdu. Fakat ödünçleme gibi tarihi bir sürecin sonuçlarını tamamen eş zamanlı bir çalışmayla saptamak, açıkça mümkün değildir. Tarihine bakmadan bir yapı incelemesi yaparken bulduklarımız, ödünçleme ya da alıntılar değil, belki daha çok yapısal düzensizlik olarak açıklanabilecek öğelerdir. Bu kesin bir şey değildir: Kelime sayıları, arasında kesin bir sınır olmaksızın, çok yaygından çok nadire kadar sıklık bakımından farklılaşan kalıpları göstermektedir. Yüksek sıklığa sahip kalıplar yerli konuşurlar için kesin olarak tuhaf değildir; yabancı hissedilmeye başlanmadan önce, bir kalıp tam olarak ne oranda seyrek olmalı? Bugüne kadar çok az çalışma sıklık açıklamalarıyla oluşturulan yapısal analizler yapmıştır. 20 Eş zamanlı hiçbir analizin İngilizcedeki priest, due, law veya skirt gibi alıntı kelimeleri keşfedememesi önemli bir kanıt olsa da, bir dil böyle analiz edilene kadar, alıntı kelimelerin sapmaları hakkındaki her açıklama sorgulamaya açık 19 Krş yazarın görüşü (1949: 63-68). 20 Krş. (Twaddell 1938: ; Vogt 1940: 5-29) 154

155 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi bırakılmalıdır. Eğer diğer kelimeler daha az yaygın olan dizileri içeriyorsa ve eş zamanlı analizle farklı bir statüye sahip bulunurlarsa, dolayısıyla alıntı kelimeler olarak değil, farklı bir isim verilmesi gereken başka bir şey olarak ortaya çıkacaklardır. Eğer düzensizlik daha da karmaşıklaşmayacaksa, ödünçleme terimi ve ona yakın terimler, tarihi dil bilimdeki kullanımlarıyla sınırlandırılmalıdır. Bu açık bir biçimde, Tek dilli bir konuşurun diyalektinin tamamen betimlemeli bir analizinde tanımlanabilir veya keşfedilebilir alıntılar yoktur. (Language 1949: 31) açıklamasını yaparken Pike ve Fries in vardığı sonuçtur. Almanlar burada, 21 tarihi bir olgu olan Lehnwort alıntı kelime ve yeni bir olgu olan Fremdwort yabancı kelime arasında bir ayrım yaparlar. Fakat çizginin nasıl çizilmesi gerektiği açık değildir. Modern uygarlık dillerinin hiçbiri tek bir kategorinin ayrıntılı biçimde açıklayacağı şekilde çok basit yapılara sahip değildir. Yüksek sıklıklı alışkanlıkların yanında, verili durumlarda belki yalnızca verili kelimelerde rol oynayan önemli sayıda marjinal alışkanlıklar sunmaktadırlar. Bugünün ses birimsel teorisi, fonolojiyle ilgili tek dağılım açıklamasının fonetik gelişme olduğunu kabul etmiş görünüyor. Fakat yalnızca leksikal dağılım yoluyla açıklanabilen tek kelimeler veya kelime grupları, kendi alışkanlıklarına sahip olabilirler olgusundan uzaklaşmak imkansız görünmektedir. Bu morfolojik karakteristiklerden söz ederken kimseye sürpriz olmayacaktır: Fiilin birinci tekil kişisi, İngilizcede yalnızca tek bir kelimede bulunur, örn. am. Fonolojideki problem tür bakımından farklı değildir, yalnızca oranda farklıdır. Bu tür yapıları bir arada bulunan sistemler olarak görmekten çok, verili durumlar altında oluşan sistemli parçalar; sınırlı leksikal dağılımın öğeleri (limited lexical distribution) olarak değerlendirmek muhtemelen en iyisi olacaktır. Özet. Bu makalede ödünçleme terimi, iki dillilerin bir dildeki kalıbı başka bir dilde yeniden ürettiğinde ortaya çıkan bir süreç olarak açıklanarak açık bir tanımlama girişiminde bulunulmuştur. Ödünçlemeye dahil olan iki yaklaşım, değiştirim ve ithal etme, model ve yeniden üretim arasında yapılan karşılaştırma ile açıklanarak birbirinden ayrılmıştır. Biçim birimsel ve ses birimsel değiştirim birbirinden ayrılarak alıntıların sınıflandırılması mümkün hâle getirilmiştir: (1) alıntı kelimeler, biçim birimsel değiştirim olmaksızın; (2) bölünmüş alıntılar, kısmi biçim birimsel değiştirim ile; (3) alıntı aktarımlar, tam biçim birimsel değiştirim ile. Bunların ikincisi daha çok melezler olarak bilinenleri, üçüncüsü çeviri alıntıları ve anlam alıntıları olarak bilinenleri kapsar. İki dilliliğin değişken ve sistemli değiştirim veya ses birimlerin ithali ile ilgili olarak çeşitli dönemleri tasvir edilmektedir. Alıntı aktarımlar alıntı eş sesliler ve alıntı eş anlamlılar olarak ikiye ayrılırken bölünmüş alıntılar bölünmüş gövdeler, türetmeler ve 21 Krş. (Kaufman 1939: 42-63). Kaufman Almancadan alıntı kelimeyi (lehnwörter) değil fakat yabancı kelimeyi (fremdwörter) atmayı ister. 155

156 Einar Haugen (Çev. Caner Kerimoğlu) birleşikler olarak sınıflandırılmaktadır. Melez türetme süreci, model ödünçleyen dilde bulunduğu için ters yönlü bir değiştirim olduğundan, ödünçlemeden ayrı bir biçimde açıklanmıştır. Resmi zaman zaman bulanıklaştıran ödünçlemenin ters akış örnekleri arasında yeniden ödünçleme (reborrowings), ağızlar arası alıntılar (interdialectal loans) ve yazı sesletiminin etkisi (the influence of spelling) olarak adlandırılan prosedürler vardır. Ödünçlemeye yapısal direnç sorunu tartışılmakta ve ödünçleyen dilin yapısal organizasyonuyla bir paralelliğe sahip olduğunu gösteren bir kabul edebilme ölçeği kurulmaktadır. Bazı yazarlar tarafından varsayılan alma eğilimi ölçeğinin, ithal ve değiştirim arasındaki ilişkide gerçekten bir farklılık olduğu gösterilmektedir. Ödünçlemenin yapısal etkisi kategorilerdeki bazı düzensizliklerin artması olarak meydana çıkmaktadır; bu durum fonolojide büyük oranda ses birimsel yeniden dağıtım diğer yandan da daha az ses birimsel ithal sonucunu doğurabilir. Alıntıların saptanması sorununun ilk aşamada tarihi bir sorun olduğu, eş zamanlı analizin metotlarına uygun olmadığı görülmektedir. Bugüne kadar bu metotla saptanan alıntılar alıntı değil, birlikte bulunan sistemler (coexistent systems) den çok sistemli parçalar (systemic fragments) olarak adlandırabilecek yapısal düzensizliklerin kalıntısıdırlar. Tarihsel problem, göçten önce yapılan alıntılar, uluslar arası kelimeler ve diller arası çakışmaların diller arası ilişki döneminde yapılan gerçek alıntılardan ayrılması problemi ile birlikte yeterince güç ve rahatsız edicidir. Fakat eş zamanlı problem, analiz edilen öğelerin ilgili sıklıklarını da dikkate alan bütünsel yapı analizleri olmadan çözümsüzdür. Kaynaklar ALNES Ivar (1902). Bidrag til en ordsamling over sjomandssproget. Christiania. BLOOMFIELD, L. (1933). Language. New York. DAVIDS, Alva L. R. I. McDavid Jr.(1949). Shivaree: An Example of Cultural Diffusion American Speech 24, s FRIES, C K. Pike (1949). Coexistent phonemic systems Language 25. s GARVİN, Paul (1947). Distinctive Features in Zoque Phonemic Acculturation, SIL HALL, Robert A (1948). Review (Ai Magrini della Lingua) Language 24. s HAUGEN, Einar (1949). Problems of Bilingualism, Lingua C. 2, s HEMPL, George (1898). Language Rivalry and Speech Differentiation in the Case of Race Mixture, TAPA 39, s HERZOG, George (1941). Language, Culture and Personality, Essays in Memory of Edward Sapir, s , Menasha-Wisconsin. HOIJER Harry (1939). Chiricahua Loan-Words from Spanish, Language 15, s IVERSEN, R (1939). Lanord og lonnord hos folk og fant. Trondheim. JESPERSEN Otto (1922). Language. New York. KAUFMAN, Eugen (1939). Der Fragenkreisum s Fremdwort, JEGP 38. s KOLEHMAINEN, J.L. (1907). Am. Soc. Rev

157 Dil Bilimsel Ödünçlemenin Analizi LARSEN, A. - G. Stoltz (1912). Bergens bymal. Christiania. LANGENFELDT, G. (1915). Sprak och Stil 15. s MATHESİUS, V. (1935). On the Phonological System of Modern English, Englische Studien 70, s MATHESİUS V. ( ). Zur synchronischen analyse fremden sprachguts. Englische Studien 70. s MEILLET, A (1925). La Methode Comparative, Oslo. MEILLET, A. (1921). Linguistique Historique et Linguistique Genérale, Paris. MENARİNİ A. (1947). Ai Margini della Lingua, Firenze. PAP, Leo (1949). Portuguese- American Speech. New York PAUL, Hermann (1886). Principien der Sprachgeschichte 2, Halle. POLİVANOV,E. (1931). La Perception des sons d une langue étrangre, TCLP 4., s SCHACH, Paul (1948). Hybrid Compounds in Pennsylvania German, American Speech 23, s SANDFELD-JENSEN, Kristian (1915). Die Sprachwissenschaft. Leipzig - Berlin. SPICER, E. (1943). Linguistic Aspects of Yaqui Acculturation, Am. Anthr. 45. s SCHACH Paul (1949). Symposium 3. SKULERUD, O. (1918). Telemaalet. Christiania. SKULERUD, O. (1922). Tinnsmaalet. Halle. SOMMERFELT, Alf (1926). Un cas de mélange de grammaires. Oslo. STENE, A. (1945). English Loan-words in Modern Norwegian. London - Oslo. STENE, A (1949). Englısh Loan-Words in Modern Norwegıan, Language 25. s TESNIERE, L. (1939). Phonologie et mélange de, TCLP 8. s TRNKA B. (1935), Phonological Analysis of Present-day Standard English. Prague. TRAGER, George L. (1944). Spanish and English Loanwords in Taos. International Journal of American Linguistics, 10 (4), s TWADDELL W. F. (1938). A Phonological Analysis of Intervocalic Consonant Clusters in German, Actes du IV e congres internationale de linguistes, s , Kopenhag. VOCADLO, Otakar (1938). Some Observations on Mixed Manguages, Actes du IVe congres inter-nationale de linguistes, Kopenhag, s VOGT, Hans (1940). Structure of Norwegian Monosyllables, NTS 12. s WHITNEY, W.D (1881). On Mixture in Language, TAPA 12, s WHITNEY, W.D. (1867). Language and the Study of Language. New York. WONDERLY William (1947). Phonemic Acculturation in Zoque, IJAL 12, s

158 158

159 ... Değerlendirme ve Tanıtmalar Reviews 159

160

161 Dil Araştırmaları Sayı: 7 Güz 2010, ss.... Prof. Dr. Mertol TULUM, Osmanlı Türkçesine Giriş, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2009, xii+626 s., ISBN: Yavuz Kartallıoğlu * 1 Osmanlı Türkçesi, Batı Türkçesinin Eski Türkiye Türkçesi döneminden sonra gelen ve günümüz Türkiye Türkçesi dönemine kadar yaklaşık beş yüzyıl süren dönemin adıdır. Osmanlı Türkçesi dönemi, dil özellikleri bakımından sadece Batı Türkçesinin değil, Türk dili tarihinin de en az incelenen dönemidir. Üniversitelerde Osmanlı Türkçesi dersleri adı altında önce o dönemde kullanılan Arap kökenli Türk alfabesi öğretilir, sonra bu alfabe ile yazılmış bazı metinler okutulur. Dönemin dil özellikleri üzerinde neredeyse durulmaz. Bunun belki de en önemli sebebi Osmanlı Türkçesi ile ilgili bir gramer kitabının yazılmamış olmasıdır. Bu dönemle ilgili son altmış yıldır yazılan kitaplar, denilebilir ki, sadece Arap kökenli alfabeyi öğretmeye yönelik kitaplardır. Bu kitaplardaki gramer kuralları dönem Türkçesine özgü dil özelliklerini ortaya koymaktan çok, Arapça ve Farsçadan alınma kelimelerle kimi alıntı söz birliklerinin yapılarını tanıtıcı mahiyettedir. Mertol Tulum tarafından yazılan Osmanlı Türkçesine Giriş adlı kitap, bir ders kitabı olarak hazırlanmış olsa da, aslında Türk dili üzerindeki çalışmalarda büyük bir eksiklik olan Osmanlı Türkçesi Grameri nin yerini doldurabilecek bir nitelik taşımaktadır. Bu eserde Osmanlı Türkçesi, geleneksel yöntemle ele alınan diğer kitaplarda olduğu gibi -Hayati Develi nin eserini ayrı tutmak lazım- sadece alfabe, Arapça ve Farsçadan alınmış kelime ve gramer kurallarından ibaret olarak görülmemiş, dönem tarihî bir dil dönemi olarak ele alınmış ve -yazarın ifadesi ile- dönemin ayrıksı yönlerini gösterir bir tarzda yazılmıştır. Bu dönemin ana çizgilerini de konuşma dili ile kitap dili (okuma dili) arasındaki ayrılıklar oluşturmaktadır. Tulum un eseri Osmanlı Türkçesi Alfabesi, Alfabe İşaretlerinin Ses Değerleri, Yazım, Çeviriyazı, Kelime, Adlar, Sıfatlar, Zamirler ve Zarflar, Fiiller, Takılar, Bağlamlar ve Ünlemler, Adtakımları ve Sıfattakımları olmak üzere on bir üniteden oluşmaktadır. Birinci ünite Osmanlı Türkçesi Alfabesi başlığını taşımaktadır. Burada * Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü. 161

162 Yavuz Kartallıoğlu Osmanlı Türkçesi dönemi hakkında kısa bilgi verildikten sonra çok önemli bir konuya değinilmekte, bu dönemde dilin iki ayrı seviyede kullanıldığı belirtilmektedir. Burada verilen bilgilere göre, ilk seviye, konuşma dilinden biraz farklı olan; ancak geniş bir okur-yazar kitlesi tarafından kolayca okunup anlaşılan bir nitelik taşır. İkinci seviye ise sanat amaçlıdır, daha zengin kelime kadrosu ve yabancı söz kalıplarını barındırır. Bu seviyede dil, araç olmaktan uzaklaşıp amaç hâline gelmiştir. Konuşma dilinden tamamen uzaklaşıp kopan, Arapça ve Farsçadan çok sayıda kelime, dil kalıbı ve kural alan bu ikinci seviye, bir özel dil manzarası gösterir. Tulum, bu noktada dilin cümle yapısının büyük oranda korunduğunu ifade eder ki yazarın bu tespitinin doğruluğunu bu dönem metinleri ile çok fazla Arapça ve Farsça kelime ve söz dizimi ögelerinin yer aldığı Osmanlı resmî belgelerinde görmek mümkündür. Bu ünitede Halk Dili ve Edebiyat Dili başlıklı konular da önemli konulardandır. Yazar, Halk dili terimi ile konuşma dilini kastetmektedir. Onun değerlendirmesine göre, Halk dili sultandan, hiç okumamış köylüye kadar belli seviye farklarını korumuş olarak toplumun her kesiminde kullanılmış, bu dönemde halk dili ile de pek çok eser verilmiştir. XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul, Bursa ve Edirne gibi şehirlerde ortak konuşma dili farklılaşarak bir şehirli dili hâline gelmiştir. Şehirli dilinin en önemli özelliği yabancı dil kalıplarına daha az yer verilmesidir. Edebiyat dili ise yazı dili anlamına gelmektedir. Bu dilin şehirli dili ile pek yakınlığı yoktur. Halk dilinde alınma kelimeler halklılaştırılırken edebiyat dilinde bu kelimelerin ses ve yapı özelliklerinin korunması için çaba gösterilmiştir. Bu durum fesahat anlayışı ile zamanla okumuşların diline, bir ölçüde de şehirli diline yansımıştır. Yazara göre edebiyat dili olanca güzellik malzemesi ile süslenerek daha güzel bir görünüme kavuşturulmaya çalışılmıştır. Yazar, birinci ünitenin başlarında bu bilgileri verdikten sonra Osmanlı Türkçesi alfabesini anlatmaya başlar. Burada, ünlülerin yazımını hecelere göre göstermesi, Arap harfli metinler üzerinde çalışanlar için de yol gösterici bir metot olmuştur. Genel olarak Osmanlı Türkçesinin dil tarihi içindeki yeri, yazı ve yazım arasındaki ilişki ve farklar, konuşma dili, edebiyat dili ve Osmanlı Türkçesi alfabesinin anlatıldığı birinci ünite yazı türleri ile sona erer. İkinci ünitede Alfabe İşaretlerinin Ses Değerleri konusu anlatılmıştır. Burada genel olarak pek çok kelimenin alındığı Arapça ve Farsçanın sesleri, bu sesleri karşılayan harfler ve bunların Türkçedeki söylenişleri üzerinde durulmuştur. Yazar, Türkçenin ünlülerini tanıttıktan sonra Arapçada yalnızca a, i, u ünlülerinin bulunduğunu belirterek, bunlardan a ünlüsünün Osmanlı Türkçesinde a, á ve e ünlü değerleri, i ünlüsünün i ve ı, u ünlüsünün ise Türkçenin dört yuvarlak ünlüsü olan u, ü, o ve ö ile karşılandığını belirtir. Daha sonra Farsçanın ünlülerinin de a, i, u olduğunu belirten yazar, bu ünlülerin de Osmanlı Türkçesinde nitelikçe faklılaştığını; a ünlüsünün á ve e; u ünlüsünün o, u, ü sesleri ile karşı- 162

163 Prof. Dr. Mertol Tulum, Osmanlı Türkçesine Giriş lanmış olduğunu kaydeder. Daha sonra Arapça ve Farsçadaki uzun ünlüler üzerinde durulmuştur. Ona göre uzun ünlüler özellikle kapalı hecede bulunduklarında konuşma dilinde kısalmış olmalıdır. Bu arada hárem, áhbâb, sáhâbe, áshâb gibi kelimelerde yer alan daralmış ve incelmiş á ünlüsünün Türkiye Türkçesinde de saáti, hakikáten, sıhhátimiz gibi kelimelerde bulunduğunu kaydeder. Sonraki sayfalarda, alınma kelimelerdeki yabansı ünlü seslerin Osmanlı Türkçesi döneminde ortak konuşma diline büyük ölçüde inmediği, şehirli diline bulaştığı ve okur-yazar kesim tarafından benimsenip yaşatıldığını belirtir. Bu ünitenin son konusu, Türkçenin ünsüzleri ile Arapça ve Farsça kelimelerdeki ünsüzlerdir. Yazarın değerlendirmesine göre, alınma kelimelerin asli yazılışları korunduğu için bu kelimeler Osmanlı Türkçesine orijinal imlâları ile girmişlerdir. Özellikle Kuran ı doğru seslendirme eğitimi ile açılan yoldan Arapçanın özel sesleri pek çok kimsenin diline girmiş; fakat konuşmada Türkçede bulunmayan yabancı ünsüzlere yer verilmemiştir. Bu durumu Avrupalı gramerciler açıkça ortaya koymaktadırlar. Bu ünitenin sonunda ünlü ve ünsüzlerin telaffuzlarıyla ilgili -Avrupalı gramercilerin eserlerine dayanılarak- üç farklı durumdan söz edilir: konuşma dili, şehirli dili, okuma dili. Konuşma dili, günlük hayatta kullanılan dil; şehirli dili, okur-yazarlar tarafından şekillendirilen dil; okuma dili ise bir metni yüzünden ve ezbere okurken sesleri yabansı özellikleri ile okumaktan ibaret olan dildir. Yazar, ikinci ünitede genel olarak Osmanlı Türkçesi alfabesindeki ünlü ve ünsüz harflerin ses değerleri, Arapça ve Farsçaya özgü sesleri gösteren harflerle ortak sesleri karşılayan harfler, ünlü ve ünsüz sesler için kullanılmış olan birden çok işaretin ses nitelikleri üzerinde durmuştur. Üçüncü ünite Yazım başlığını taşır. Yazar, Osmanlı Türkçesi yazımını üç esasa dayandırmıştır: 1. Arapça ve Farsçadan alınan kelimelerin yazılışlarının korunması, 2. Türkçe kelimelerin yazımında bu iki Doğu diline özgü ünsüz harflere yer verilmemesi, 3. Üç dilin ünlülerinin gösterilmesinde belli sayıda harf ve işaretin ortaklaşa kullanılması. Bu arada Arapça ve Farsça kelimelerin yazılışının genel olarak korunduğunu; fakat konuşma diline inen birçok kelimenin söylenişindeki farklılıkların yer yer yazıya yansıdığını belirtir. Osmanlı Türkçesinde sofra صفره سفره) هرفس),(صفهر k rm z ىزمريق قيرمزى ىزمرق) قرمزى) kırmızı ), sokak,(قاقوس قاقز) زقاق),(سوقاق astar,(چادير,(ريداچ رداچ) چادر) çadır çad r,(پوت,(توپ بت) تب) put gibi Arapça ve (رطصا (اصطر استار) راتسا) çardak söy- gibi Farsça kelimelerin yazımı (بيكير (ريكيب باركير) ريكراب) beygir beygir,(چارداق,(قادراچ چارطاق) قاطراچ) leyişe bağlı olarak değişmiştir. Bu ünitede yer alan Türkçe eklerin yazımı konusunda yazar, diğer alfabe kitaplarından farklı, ilk başta karmaşık gibi görünen, ama hiçbir eki açıkta bırakmayan bir sınıflandırmaya gitmiştir: 1. Tek ünsüz sesten ibaret ekler, 2. Tek ünlü sesten ibaret ekler, 3. Başı ünsüz, açık tek hece yapısındaki ekler, 163

164 Yavuz Kartallıoğlu 4. Başı ve sonu ünlü, iki ve üç heceli ekler, 5. Başı ünsüz, sonu ünlü iki heceli ekler, 6. Başı ünlü, sonu ünsüz tek heceli ekler, 7. Başı ünlü, sonu ünsüz iki heceli ekler, 8. Başı ve sonu ünsüz tek heceli ekler, 9. Başı ünsüz, sonu ünsüz iki ve üç heceli ekler. Bu dokuz maddenin sonunda yer alan değerlendirmelerde eklerle ilgili şu tespitler yapılmıştır: 1. İki ünsüz arasında kalan ünlünün gösterilmemesi kurallı bir uygulama sayılabilir. 2. Geniş ünlülü eklerin he ve elif, dar ünlülü eklerin ye ve vav ile yazılması kural hâline gelmiş, bu durum alfabenin bırakıldığı tarihe kadar devam etmiştir. Değişen telaffuzlara rağmen çoğu ekin yazımı değiştirilmemiştir. 3. Dal ile yazılan ekler ünsüz benzeşmesine göre okunur. 4. Yardımcı ünlülerin yazımı keyfîdir. Mesela, atınız kelimesinde ı ünlüsü ye ile yazılırken otunuz kelimesinde ünlü belirtilmemiştir. 5. Tek şekilli yazma eğilimi birçok ekte kurallı bir uygulamaya dönüşmüştür. Yazar bu ünitede esas olarak Osmanlı Türkçesi yazımının başlıca özellikleri, Arapça ve Farsça kelimelerin yazımında yapılan değişiklikler, Türkçe kelime kökleri ve eklerinde ünlüler ve ünsüzlerin yazılışları ile ilgili durumları ve kurallaşan yazım şekillerini ele almıştır. Dördüncü ünite Çeviriyazı başlığını taşır. Burada öncelikle çeviri yazının tanımı yapıldıktan sonra dil, ses ve yazı ilişkisi üzerinde durulmuş, daha sonra çeviri yazı alfabesi anlatılmıştır. Yazara göre çeviri yazı alfabesi, kaynaklardan elde edilmiş bilgilerle bir dönemin konuşma dilinin ses değerlerini aktarma amacıyla düzenlenmeli ve kullanılmalıdır. Osmanlı Türkçesi döneminde kullanılmış olan alfabe ses değerlerini tam olarak yansıtmaz. Bu sebeple kullanılan alfabeye çeşitli işaretler eklenerek çeviri yazı alfabesi oluşturulur. Yazarın çeviri yazı alfabesi alışılagelmiş çeviri yazı alfabesinden daha farklıdır ve fazla sayıda harfe sahiptir; onun çeviri yazı (transkripsiyon) alfabesinde ünlülerde á; ünsüzlerde ise altı noktalı g ve ğ ile çizgili l (ł) işaretleri de yer alır. á harfi, Arapça kelimelerde bulunan bir ünlüdür ve a ile e arasında bir değere sahiptir. Altı noktalı g, gayın harfinin süreksiz söylendiğindeki niteliğini; altı noktalı ğ ise sesin sürekli söylendiğindeki niteliğini gösterir. ł harfi ise Türkçenin kalın l ünsüzü için kullanılır. Yazar bu ünitede ayrıca Meninski ve Viguier in eserlerini tanıtmış, onları özellikle konuşma ve okuma dili bakımından değerlendirmiştir. Okuyucular, çeviri yazılı metinlerin Arap harfli metinleri yorumlamada ne kadar önemli kaynaklar olduğunu burada verilen bilgilere dayanarak görebilirler. Bu ünitede, özet olarak çeviri yazı ve çeviri yazı alfabesinin amacı üzerinde durulmuştur. Beşinci ünitede Kelime konusu anlatılmıştır. Burada önce kelimenin tanımı yapılmış, sonra Türkçe ve alınma kelimelerdeki heceler değerlendiril- 164

165 Prof. Dr. Mertol Tulum, Osmanlı Türkçesine Giriş miştir. Bu ünitenin asıl konusunu Türkçe kelimelerle yabancı dillerden alınma kelimeler oluşturur. Yazar, Türkçe kelimelerin özelliklerini ünlüler ve ünsüzler bakımından maddeler hâlinde anlatmıştır. Burada, düzlük yuvarlaklık uyumundan bahsedilirken 16. yüzyıl metinlerine de dudak uyumunun uygulanması gerektiği görüşüne yer verilmiştir. Daha sonra, yabancı dillerden alınma kelimeler hakkında bilgi veren yazar, önce Osmanlı Türkçesindeki Arapçadan alınma kelimeleri ünlüler ve ünsüzler bakımından değerlendirir. Burada Arapça kelimelerin ünlüler ve ünsüzler bakımından nasıl seslendirilmesi gerektiği örneklerle etraflıca anlatılmıştır. Bu değerlendirmeler, Meninski ve Viguier in eserlerine dayanılarak yapılmıştır, çünkü kısa ünlüleri göstermeyen bir imla tarzından çoğu değişikliğin izlenmesi mümkün değildir. İlerleyen sayfalarda Arapça kelimelerin kalıplarından kısaca bahsedilmiştir. Arapça kelimelerden sonra Farsça kelimeler ele alınır ve kısaca tanıtılır. Bu ünitede genel olarak Türkçe ve alınma kelimelerin heceleri, Türkçe kelimelerin ses düzenleri ve yapılarının ayırt edilmesi gibi konular üzerinde durmuştur. Altıncı ünite Kelime Sınıfları I: Adlar başlığını taşır. Burada adlar, ad çeşitleri ve adlarda cinsiyet başlıkları ile konuya giriş yapılmış, sonra Arapça kelimelerdeki erillik ve dişillikten bahsedilmiştir. Adlarda teklik-çokluk ve iyelik konuları anlatıldıktan sonra Türkçede isimlerden ve fiillerden türemiş adlar yer adları, alet ve kap adları, küçültme adları, kılıcı adları, gibi başlıklar altında ele alınmıştır. Yazarın fiil adları içinde tarihî {-meklik} ekine de yer vermiş olması önemlidir. Türkçe adlardan sonra Arapça ve Farsça adlar da yer adları, zaman adları, alet ve kap adları, küçültme adları, kılıcı (fail) adları, meslek adları, yalın adlar, mastarlar gibi Türkçe başlıklarla anlatılmıştır. Bu ünitede esas olarak kelime sınıfları içinde adlar ve çeşitleri, adların çekim özellikleri, Türkçede türemiş adların yapılışları ve anlatım incelikleri, Arapça ve Farsça adlar ele alınıp işlenmiştir. Yedinci ünite Sıfatlar konusuna ayrılmıştır. Burada sıfatlar niteleme ve belirtme olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Niteleme sıfatları da karşılaştırma, berkitme ve küçültme sıfatları olmak üzere üç başlıkta incelenmiştir. Yazar karşılaştırma sıfatlarını anlatırken önce Türkçedekileri, sonra Arapça ve Farsçadaki sıfatları ele alır. Mesela, akrak, bolrak, eskirek sıfatları Türkçe, ahkar, efzal, akreb sıfatları Arapça ve kemter, kemterin, bihter sıfatları ise Farsça karşılaştırma sıfatlarına örnek olarak verilmiştir. Tulum un eserinin öne çıkan yönü, daha önceki alfabe öğretim kitaplarında Türkçe, Arapça ve Farsça unsurlar içinde ayrı ayrı ele alınan konuların aynı başlıkta bir araya getirilmesidir. Yazar geleneksel olarak ism-i tafdil olarak anlatılan konuyu Arapça karşılaştırma sıfatları arasında göstererek sınıflandırmada yeni bir değerlendirmeye gitmiştir. Bu metot berkitme ve küçültme sıfatlarında da devam eder. Geleneksel olarak mübalağa-i fail olarak anlatılan konu berkitme sıfatları, ism-i tasgir adı ile 165

166 Yavuz Kartallıoğlu anlatılan konu küçültme sıfatları bahsinde işlenmiştir. Ünitenin sonunda yapılarına göre sıfatlar yine bir başlık altında üç dildeki sıfatların karşılaştırılması yoluyla anlatılmıştır. Mesela, Türkçedeki +sız ekine karşılık Arapçada lâ-, bilâ; Farsçada ise bî- ve nâ- eklerinin karşılık geldiği belirtilmiştir. Yazar, bu ünitede genel olarak kelime sınıfları içinde sıfatlar, sıfatların çeşitleri ve Osmanlı Türkçesinde kullanılmış olan türemiş sıfatlar üzerinde durmuştur. Sekizinci ünite Zamirler ve Zarflar başlığını taşır. Burada öncelikle Türkçedeki zamirler ve özellikleri incelenmiştir. Zamirler konusunda ilinti zamirleri başlığı dikkat çekicidir. Yazar, burada Türkçe soru zamiri olan kim in Farsça ki zamirinin işleyişini oldukça eski bir dönemde yüklendiğini, bunun uzunca bir süre kullanıldığını, fakat sonra kim zamirinin yerini ki zamirine bıraktığını belirtir. Bu ünitede zamirlerden sonra zarflar nitelik, nicelik, yer-yön, zaman, soru, olumlu karşılık, olumsuz karşılık, gösterme, sıra, yoğunluk derecesi bildiren zarflar gibi çeşitli başlıklar altında sınıflandırılmıştır. Başlıklar içinde sakındırma, uyarma, korkutma, alkışlama, selamlama, lânetleme, and verme gibi başlıklar dikkat çekicidir. And verme zarfları içinde şu örnekler bulunur: avretim boş olsun, başım için, sakalım tıraş olsun, Tanrı hakkı için. Dokuzuncu ünitede Fiiller konusu işlenmiştir. Ünitenin girişinde fiilin tanımı yapıldıktan sonra fiillerde anlam ve fiillerde çatı konularına değinilmiştir. Daha sonra bu ünitenin asıl konuları olan çekimsiz fiiller ve çekimli fiiller başlıkları gelir. Çekimsiz fiiller başlığı altında adfiiller, sıfatfiiller ve zarffiiller konuları ele alınır. Yazar bunların Türkçe kökenli olanlarına değil, Arapça ve Farsça kökenli olanlarına da yer verir. Mesela, Aza kanaat çoğa eriştirir. cümlesinde kanaat kelimesi Arapça adfiile; dûhte-i sûzen-i dikkat grubu Farsça sıfatfiil grubuna örnek olarak verilmiştir. Bu konunun sonrasında çekimli fiiller konusuna geçilir. Burada önce fiillerde zaman ve kişi, sonra isim fiili ve çekimi örneklerle ele alınmıştır. Ünitenin büyük bir kısmı kip eklerine ayrılmıştır. Yazar, kip eklerini bir veya birkaç esere dayanılarak değil, pek çok eserin incelenmesi ile oluşturulduğu anlaşılan iki sütunluk tablolarla gösterir. Tablolardaki sütunların birisinde eklerin XVI-XVII. yüzyıllardaki, diğerinde ise XVIII-XX. yüzyıllardaki şekilleri yer alır. Burada geniş zaman, sürekli şimdiki zaman, geçmiş zaman, dolaylı geçmiş zaman, gelecek zaman, gereklilik, istek ve dilek-şart ile emir kipleri işlenmiştir. Bu tablolarda iki kip ekli çekimlere de yer verilmiştir; ancak bunlar yıllardır ezber hâline gelmiş olan isimlendirmelerle değil de fonksiyonların ön plana çıkarıldığı bir isimlendirme ile anlatılır. Meselâ, atardım kelimesi geniş zamanın hikâyesi değil, anlatma ; atarmışım kelimesi geniş zamanın rivayeti değil, söylenti ; atarsam kelimesi geniş zaman şartı değil de şart başlığı ile gösterilmiştir. Ünitede genel olarak fiillerin dildeki ve kelime sınıfları içindeki yeri, Osmanlı Türkçesindeki çekimsiz ve çekimli fiil şekilleri, zaman ve kişi ekleri ele alınmıştır. 166

167 Prof. Dr. Mertol Tulum, Osmanlı Türkçesine Giriş Onuncu ünite Takılar, Bağlamlar ve Ünlemler e ayrılmıştır. Burada öncelikle genel olarak edat diye adlandırılan takı konusu ele alınmış, Türkçe takılar kullanıldıkları hâl eklerine göre sınıflandırılmış, ayrıca Arapça ve Farsça ön takılara da yer verilmiştir. Yazar, kal a altında, yalı boyundan, şeher dışına gibi cümlede zarf görevinde kullanılan belirsiz isim tamlamalarında altında, boyundan, dışına kelimelerinin takı işlevinde kullanıldığını ve bunların takı öbekleri olduğunu belirtir. Daha sonra, genel olarak bağlaç diye adlandırılan kelimeler bağlam adı ile ele alınır. Burada bağlaçlar Türkçe ve yabancı asıllı olup olmamalarına göre sınıflandırılmıştır. Bağlaçlarla ilgili notlar kısmında u, ve, vü bağlaçlarının kullanım özelliklerinden söz edilmiştir. Ünlemler, önce tanımlanmış sonra Türkçe ve yabancı kökenli olanlar bir araya getirilmiş ve alfabe sırasına konmuştur. On birinci ünite Adtakımları ve Sıfattakımları başlığını taşımaktadır. Yazar, bu ünitenin girişinde Osmanlı Türkçesi metinlerini okuma ve anlamlandırmada Arapça ve özellikle Farsçadan alınan adtakımlarının öneminden söz etmektedir. Konuya önce Türkçe adtakımları anlatılarak başlanmış, peşinden yazılış kurallarıyla birlikte Arapça ve Farsça adtakımları anlatılmıştır. Farsça adtakımlarının yazılışı ve okunuşu Meninski, Viguier ve Deny deki örneklerle desteklenmiştir. Farsça adtakımlarına, daha önceki Osmanlı Türkçesi ile ilgili kitaplarda bir iki sayfa yer verilmişti. Hayati Develi, kitabında bunu daha da genişletti, çok unsurlu tamlamalara yer verdi. Tulum un kitabında bu konu Farsça Adtakımlarında Sıra Değişikliği, Üyelerin Uzak Düşmesi, Farsça Adtakımlarının Çekimi, Adtakımının Zincirlenmesi gibi başlıklarla daha da genişletilmiştir. Ünitede son olarak üç dildeki sıfattakımlarına yer verilmiştir. Kitapta 11 üniteden sonra kolaydan zora doğru sıralanmış olan Arap harfli metin örnekleri vardır. Her ünitenin sonunda özetinin bulunması kitabın faydalı yönlerindedir. Kitap, bir ders kitabı olarak hazırlandığı için her ünitenin başında amaçlar, anahtar kavramlar ve içerik haritası; her ünitenin sonunda ise okuma parçası ve testler yer alır. Ayrıca ünite başlarına öğrencinin ön bilgilerini canlandırma amacıyla kısa açıklamalar konmuş, sonlarına konan özetle ise konunun öne çıkan özellikleri belirginleştirilmiştir. Kitapta, dikkat çeken en önemli noktalardan birisi de yazarı tarafından Osmanlı Türkçesindeki gramer terimlerinin Türkçelerinin kullanılmış olmasıdır. Kitapta kullanılan terimlerden bazıları şunlardır: eril (müzekker), dişil (müennes), teklik (müfred), çokluk (cem), kurallı çoğullar (cem-i salim), kuralsız (kırık) çoğullar (cem-i mükesser), ikili (tesniye), kılıcı (fail), yalın (mücerred), artırılmış (mezîd), donuk (câmid), türemiş (müştak), karşılaştırma sıfatı (ism-i tafdil), berkitme sıfatı (mübalağa-i fail), küçültme sıfatı (ism-i tasgir), nispet adları (ism-i mensub), takı (edat). Osmanlı Türkçesi derslerinde eski kitapların kullandıkları terimler de öğrencilere ek bilgi olarak verilebilir; ama doğru olan, 167

168 Yavuz Kartallıoğlu bu kitapta yapıldığı gibi, Türkçe terimlerin tercih edilmesidir. Osmanlı Türkçesine Giriş adlı bu kitap Prof. Dr. Mertol Tulum un uzun yıllara dayanan meslek hayatının kazandırmış olduğu bilgi ve birikimle yazılmış, yıllardır beklenen ve Osmanlı Türkçesi grameri boşluğunu dolduran bir eserdir. Kitapta, Osmanlı Türkçesi, tarihî bir dil dönemi olarak ele alınmıştır; bu yüzden hocanın eseri, daha çok alfabe ve yabancı unsurların yer aldığı diğer Osmanlı Türkçesi öğretimi için hazırlanmış çok sayıdaki kitaptan her şeyden önce yaklaşım ve bakış açısı olarak farklıdır. Yazar çeviri yazılı metinlerin verilerinin kullanılmadan Osmanlı Türkçesi ile ilgili doğru ve yeterli sonuçlara ulaşılamayacağını da kitabında açık seçik göstermiştir. Bu eserin, özellikle Osmanlı Türkçesi üzerinde çalışanlarla Osmanlı Türkçesi öğretenler için bundan böyle güvenilir bir kılavuz olarak kullanılacağı ve daha iyilerinin yazılmasında yol gösterici olacağı şüphesizdir. Sayın Prof. Dr. Mertol Tulum u böyle bir kitabı yazmakla büyük bir boşluğu doldurmasından dolayı kutluyor, cümle bilgisi konusunun da içinde yer aldığı daha geniş, daha ayrıntılı bir Osmanlı Türkçesi gramerini yazmasını beklediğimizi belirtiyoruz. 168

169 Dil Araştırmaları Sayı: 7 Güz 2010, ss. Muna Yüceol Özözen, de- Fiilinin Grameri, Karahan Kitabevi, Adana 2009, 247 s., ISBN Habibe Yazıcı Ersoy * 1 Sözcük dilbilgisi üzerine çalışmalar 1980 lerden bu yana özellikle Richard Hudson tarafından hazırlanan Word Grammar (Blackwell, 1984) adlı eserden beri hız kazanmıştır. Bağımlılık dilbilgisi içerisinde kullanılan bu yaklaşım, cümle yapısı neredeyse tamamen bireysel kelimeler hakkında bilgi içeren bir söz dizimi yaklaşımıdır. İngilizce gibi dil öğretiminde daha ileri düzeydeki dillerde bu türden sözcük grameri çalışmaları oldukça gelişmiştir. Elimizdeki eser Türkiye de sözcükler üzerindeki belirli sayıdaki makalenin (Z.Turan, ol- Fiili 1999; S. Demirbilek, L. Doğan, şey Sözcüğü, 1999; M. Özmen, değil ve taraf, 1997) dışında, sözcük grameri alanında belli başlı yazılmış olan ilk gramerdir. Bu ilk, Türkçenin en çok kullanım alanına sahip kelimelerinden birine, de- fiiline ait. Klasik anlayıştan biraz daha farklı, belli bir alan ya da konu üzerine yoğunlaşan bu türden çalışmalar son yıllarda artmaktadır ve artmalıdır. de- fiilinin grameri de bildiğimiz genel dil bilgisi çalışmalarından farklı, sadece bir fiilin dönemler boyunca kullanımının takip edilmesi suretiyle oluşturulmuş bir gramer. Bir kelimenin veya fiilin gramerini yazmak bir dilin gramerini yazmaktan daha zor olsa gerek. Nihayetinde elinizde bir dil bilgisel birim var ve bu birim üzerinde derinleşmek gerekir. Muna Yüceol Özözen de böyle yapmış kitabında. Kendi ifadesiyle dedim-dedi li türkülerle başlayan ilgisi bu mesleğe girişi ile birlikte Acaba de- fiili Türkçede mi bu denli önemli? Acaba de- fiilinin kullanım sıklığı, Türklerin göçer kültürden gelen, geleneksel bir toplum olmalarıyla mı ilişkilendirilmeli yoksa rastlantısal mı? defiili diğer bütün fiiller gibi miydi, yoksa onlardan bağımsız hareket edebilme özelliği var mıydı? de- fiili diğerlerinden daha ayrıcalıklı mıydı yoksa sıklık basit bir yanıltıcı mıydı? gibi birçok soru ile pekişerek araştırmacıyı bu fiile ve bu fiilinin gramerini yazma denemesine yönlendirmiştir. Hareket noktasını sözcük gramerinden alan bu çalışma de- fiilinin genel dilbilgisel özelliklerini belirlemeyi amaç edinmiş ve Yapılaşma Dil Bilgisi (Construction Grammar) kuramı çerçevesinde hazırlanmıştır. Yapılaşma Dil Bilgisi, N. Chomsky nin Evrensel Dil Bilgisi kuramına karşı, dilde evrenselliklerin çok az olduğunu hatta dilde genel denilebilecek bir dil * Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. 169

170 Habibe Yazıcı Ersoy bilgisel yapının bile olmadığını ve dilin daima bir yapılaşma (consruction) süreci içerisinde bulunduğunu savunur. W. Croft bu kuramın bütün söz dizimi kuramlarını bitirmek için ortaya çıktığını söyler (s.7) Özözen de Yapısal Dil Bilgisinin söz dizimini dışta bırakan yönünü dahil etmeden, kuramın dildeki bütün yapılar incelenmelidir ve gerçekte dil bilgisi olarak değerlendirilen olgu bu özel yapıların toplamından oluşur görüşünü benimseyerek, Türkçede de- fiilini daha çok Türkiye Türkçesi olmakla birlikte, Orhun Türkçesi, Uygur Türkçesi, Karahanlı Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesi (EAT) ve Osmanlı Türkçesi dönemlerinden seçilmiş yazılı kaynaklardan taramak suretiyle incelemiştir. Dokuz bölümden oluşan eserin Giriş bölümünde yazar öncelikle çalışmanın amacı ve kapsamından bahsettikten sonra esas aldığı malzeme ve izlediği yöntem hakkında bilgiler vermiş, Yapılaşma Dil Bilgisi (Construction Grammar) ve sözcük grameri hakkında da değerlendirmeler yapmıştır. Yazım Özellikleri Bakımından de-fiili başlığını taşıyan ilk bölümde de- fiilinin altı farklı alfabede, Runik, Uygur, Arap, Yunan, Kril, Latin, nasıl yazıldığına değinilmiştir (s. 8). Ses Bilgisel Özellikleri Bakımından de- Fiili çalışmanın ikinci bölümünü oluşturur. Özözen, bu bölümde fiilin ünsüzünün Eski Türkçeden bugüne Türkçenin tarihî dönemlerindeki /t-/ den /d-/ ye yolculuğunu ve bugün Çağdaş Türk lehçelerindeki durumunu değerlendirmiş, bu değişim sürecinin yaşanmasındaki veya kimi lehçelerde değişmeden korunmasındaki etkiyi irdelemiştir. Buradan hareketle, Oğuzlar ın de- fiilini eskiden beri /d-/ şekliyle kullanmış olmalarının gerekliliğini, bu telaffuzun EAT döneminde yazıyı da bağlayacak derecede bir tutarlılık ve düzenlilik sergilediğini, bunun da fiilin kullanım sıklığı ve kalıplaşma eğilimine bağlanabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte yazar bu değişimin analojik veya rastlantıya bağlı olup olmadığını da sorgulamıştır (s. 14). Bu bölümün bir diğer alt başlığında fiilin ünlüsünün geniş, dar veya geniş-dar şekilleri üzerinde tartışılmış, sonraki başlıkta ise de- fiili birincil uzun ünlülük bakımından değerlendirmeye alınmıştır. Eserin en kapsamlı bölümü olan üçüncü bölüm, de- fiilinin biçim bilgisel özelliklerine ayrılmıştır. Bu bölüm içerisinde ilk olarak fiilin çekim özelliklerine yer verilmiş ve dönemlerden taranan metinlerden elde edilen sonuçlar her çekim için bir tablo ile yazarın belirlediği bir metot çerçevesinde gösterilmiştir. Burada Özözen, tarihsel sırayla verdiği biçim birimleri gösterirken tespit edilen çekim özelliklerini + ; tespit edilemeyenleri - ; varlığı bilinip de örneklerde tespit edilemeyenleri +/- işaretleri ile göstermiştir. Herhangi bir dil bilgisel çekim özelliği olup da bunun başlı başına gösterilmediği durumlarda ise bu işaretlerin başına bir * eklenmiştir. Bu sistem dahilinde de- fiilinin zaman, tasarlama, birleşik çekimler, yeterlilik, süreklilik ve tezlik çekimleri açısından taranan eserlerden çıkan sonuç tabloları ve örnekleri verilmiştir. Bir diğer alt başlıkta 170

171 Muna Yüceol Özözen, de- Fiilinin Grameri ise fiil, yapım özellikleri bakımından değerlendirilmiş; aldığı yapım ve fiilimsi ekleri açısından incelendikten sonra sözcük sınıfları ve çatısı bakımından da örneklerle kullanımlarına yer verilmiştir. Dördüncü bölümde fiilin biçimsel ve yapısal açıdan incelenmesinden sonra söz dizimi açısından değerlendirilmesi yer alır. İlk olarak de- fiilinin aldığı tamlayıcıların her biri alt başlıkta dönemlerden tespit edilen örneklerle verilmiştir. Sonraki alt başlıklarda ise de- fiili cümle ögelerinde değerlendirilmiştir. Özözen de- fiilini yüklem olarak değerlendirirken, bu fiili taşıyan yüklemlerin diğer fiillerle tam bir koşutluk içerisinde olumsuzlanabildiğini ve deme- biçimine dönüştüğünü, diğer yandan de- fiilli bir yüklemin her bağlamda ve her dizimde deme- fiiline dönüştürülemediğini belirtir. Yazara göre kimi cümleler yalnız defiiline imkân verirken kimi cümlelerde amaçlanan anlamın yalnızca deme- ile verilebildiğini ifade eder (s.153). de- fiilinin anlam bilimsel özellikleri beşinci bölümde ele alınmıştır. Fiilin adlandır-, ad vermek; anlat-; düşün-, bir yargıya var-; herhangi bir ses çıkar-; iste-; kabul et-; ol-; sor-; söyle-; yanıt/karşılık ver- şeklinde on ayrı anlamının olduğunu belirten Özözen, bunların hepsinin de- metaforundan kaynaklandığını ve de- fiili ile çizilen zihinsel resmin bir sonucu olarak ortaya çıktığını belirtmiştir (s. 165). Bu bölüm içerisinde ayrıca de- fiilinin kavram ailesi üzerine de notlar yer almış fiilin kavram ailesindeki olası hiyerarşik düzeni de bir şema ile gösterilmiştir (s.183). Eserin altıncı bölümünde de- fiili bilişsel dil bilimi açısından değerlendirilmiştir lilerden itibaren kullanılmaya başlanan ve 1970 lerde kuramlaşan bu görüşe göre düşünce dilden daha önce gelmektedir. Özözen de incelediği fiilin düşün-, herhangi bir ses çıkar-, ol-, kabul et- gibi metafor yoluyla kazandığı bilişsel anlamlar üzerinde durmuştur. de- fiilinin bu türden bilişsel özeliklerinin canlı ve cansız varlıklarla kurduğumuz ilişkide, bu varlıkların bize her şeyi dedikleri gibi algılanması yönündeki bu formülleşmenin en büyük kanıtı olduğunu belirtmiştir (s ). Sekizinci bölümde ise de- fiilli söz kalıpları yer alır. Yazar burada de- fiilli söz kalıplarını Türkiye Türkçesi için sıralar ve ardından kalıplardaki ortak yönün gerçek bir de- (veya deme-) eyleminin bulunmayışı olduğu yargısına varır (s. 221). Bu bölümde 103 söz kalıbına yer verilir. Son bölümde Özözen de- fiilinin sıklığına da değinmiş, çeşitli nedenlerle konunun ses bilgisel, anlam bilgisel, söz dizimsel, bilişsel dil bilimin inceleme alanına girebileceğini vurgulayarak sıklık açısından de- fiilinin dikkat çekici bir fiil olduğunu ifade etmiş, Türkçede sıklıkla ilgili çalışmaların azlığını, daha fazla çalışmanın gerekliliğini belirtmiştir (s. 235). Bu dokuz bölümün ardından Son Söz de çalışmanın sonucunda elde edilen verilerle ilgili değerlendirmeler 171

172 Habibe Yazıcı Ersoy bulunmaktadır. Özözen, de- fiilini diğer birçok fiil gibi gördüğünü ancak aynı zamanda bu fiili diğer fiillerden bağımsız birçok yönü olan özel bir fiil olarak düşündüğünü ve bu durumun Türkçedeki diğer fiillerin incelenmesiyle ortaya konulabileceğini ifade eder. Şüphesiz ki bir fiilin gramerini yazmak ya da yazmaya çalışmak, özellikle de Türkçede sıklığı en fazla olan fiillerden birini, de- fiilini, tarihî dönemler boyunca örneklerle birlikte dilbilgisi, bilişsel dilbilimi, kavram çalışmaları, anlam bilim, söz edimleri vb. birçok alan içerisinde değerlendirmek kolay bir iş değildir. Yazar yaptığı çalışmada sona yaklaşmanın daha uzun zaman alacağını söylerken haklıdır. Bu türden çalışmalar hem bu fiil için hem de başka fiiller için gerçekleştirildikçe Türk dilinin sınırlarını görmek, o sınırlar içerisinde Türk dilinin imkanlarına şahit olmak mümkündür. Böyle farklı bir gramer çalışmasını Türk dil bilimine sunduğu ve bu yolda bir ufuk açtığı için yazara teşekkür ederiz. 172

173 Dil Araştırmaları Sayı: 7 Güz 2010, ss. Özlem Deniz YILMAZ, 2009, Türkiye Türkçesinde Eylemsi, TDK Yay., Ankara, 202 s. ISBN İbrahim Atabey * 1 Türkçede, fiilden geçici olarak isim, sıfat ve zarf oluşturma imkânı sağlayan eklerin yapı, anlam ve işlev özellikleri ile bunların adlandırılması, dil araştırma ve incelemelerinde önemini hep korumuştur. Elimizdeki eser, birçok yönden tartışmalı olan bu konunun farklı açılardan ortaya konulmuş olması bakımından önemlidir. Bu eser, yazarın ifadesiyle yılları arasında St. Petersburg da yürütülen yedi yıllık doktora çalışmasının ürünlerinden biridir. 12 (s.15). Eser, ayrıca 2006 da Rusça olarak da basılmıştır. 23 Ancak elimizdeki esere, Türkiye Türkçesinin ihtiyaç ve özellikleri göz önünde bulundurularak eklemeler yapıldığı belirtilmiştir (s.16). Eserde, Türkiye Türkçesindeki eylemi adlaştırma (eylemi adlıklaştırma, eylemsi, fiilimsi, fiil ad) şekillerinin, Viktor G. Guzev in Eski Anadolu Türkçesi malzemesi üzerinde geliştirdiği ikincil temsil etme kavrayışı (ikincil hipostaz etme konsepsiyonu) 34 esasında incelendiği belirtilmiştir 45 (s.16). İncelemenin amacı şunlardır: 1. Genel ve özel ulamlar oluşturan fiil ad şekillerinin karmaşık gramer anlamları ve görevleri ortaya konulup dil sistemindeki yeri saptanarak onların öz nitelikleri açıklığa kavuşturmak. 2. İkincil temsil etme kavrayışını Türkiye Türkçesi malzemesine uygulamak suretiyle mükemmelleştirmek. 3. Türkiye Türkçesindeki fiil ad şekillerinin uzman ve öğrenciler tarafından kolay anlaşılmasını, yabancılar tarafından da kolay öğrenilmesini sağlamak (s.16). Eser; İçindekiler (s.7 9), İşaret ve Kısaltmalar (s.11), Taranan Eser Adları Kısaltmaları (s.13 14), Ön Söz (s.15 17) bölümleriyle başlamıştır ve Giriş: Fiil Ad Şekillerini Yorumlama İlkeleri Üzerine (s.19 52) başlığıyla konuya girmiştir. * Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fak., ÇTLE Böl. Öğretim Üyesi. Elmek: [email protected] 1 Doktora tezi: Kategoriya nominalizatsii deystviya v sovremennom turetskom yazıke (Çağdaş Türkiye Türkçesinde Eylemi Adlaştırma Ulamı), Sankt-Peterburg, 2004, 134 s., Sankt-Peterburgskiy gosudarstvennıy universitet. 2 Kategoriya nominalizatsii deystviya v turetskom yazıke (Türkiye Türkçesinde Eylemi Adlaştırma Ulamı), Sankt- Peterburg, İzdatel stvo Sankt-Peterburgskogo universiteta, 2006, 219 s. 3 ikincil temsil etme kavrayışı: Gösterge nin asıl işlevi, bir bildiri yi, bir düşünme içeriğini temsil etmektir. Dil göstergesi de aynı niteliğe sahiptir. Dilin asıl işlevi, bir bildiriyi iletmektir (Ayrıntılı bilgi için s arasına bk.). 4 İkincil temsil etme kavrayışı; Eski Anadolu Türkçesi (V. G. Guzev), Eski Türkçe ve Eski Uygurca (N. N. Telitsin), Çağdaş Özbekçe (M. Ş. Mamatov) ve Kumukça (N. E. Gadjiahmedov) malzemesine uygulanmıştır (s.16). 173

174 İbrahim Atabey Bu bölümdeki Dile İşlevsel Yaklaşım (s.19 24) bölümünde dil inceleme yöntemleri hakkında bilgi verilmiş ve işlevsel yaklaşım açıklanmıştır. İlgili Kavram ve Terimler (s.24 39) başlığı altında dil ve dil incelemeleriyle ilgili birçok terimin açıklaması yapılmıştır. İkincil Temsil Etme Kavrayışı (s.39 49) başlığında, eserin konuyu inceleme yönteminin açıklandığı görülmektedir. Eylemi Adlaştırma Ulamının Fiil Çekimleme Düzeneğindeki Yeri (s.49 52) bölümünde de Türkçede fiilin çatı, statü, görünüşlük (aspektüel), yüklemlik ve eylemi adlaştırma olarak beş ulam (sınıf, kategori) içinde çekimlendiği belirtilmiş ve özellikle eylemi adlaştırma üzerinde durulmuştur. Fiilden ad türetme, sıfat fiil, zarf fiil ve isim fiil oluşturma arasındaki tanım, değerlendirme, farklılık ve karışıklığına getirilen çözüme dikkat edilmelidir (s.50). Burada da belirtildiği gibi, fiilin adlaştırılması, kelime türetmeye değil, fiil çekimine girer. Dolayısıyla fiilden türemiş adlar, fiile bağlı hâl ekini istemezken sıfat fiil, zarf fiil ve isim fiiller herhangi bir fiilden farkı olmaksızın hâl eki alabilmektedir. Ayrıca adlaştırılmış fiiller çatı ekleriyle de kullanılabilmekte, fiilden türetilmiş adlar için bu mümkün olmamaktadır. Bu bölümde ele alınarak kesin hüküm verilen, Türk dil bilgisinin kangren hâlini almış önemli konularından biri de adlaştırılmış fiillerin bulunduğu yapıların yan cümle olup olmadığı sorunudur. Yazar, birçok araştırmacıyı ve kendi araştırmasını tanık göstererek bu yapıların yan cümle olmadığını, cümle içinde herhangi bir ögeden farkının bulunmadığını örneklerle ortaya koymuştur (s.36 38). Bizce de doğrusu budur. Eser, yukarıda bahsedilen Giriş bölümünden sonra dört bölüme ayrılmıştır: I. Bölüm: Eylemlik (Fiilin İsimsi Şekli) (s.53 65): Bu bölümde -me, -mek, -İş ekleriyle yapılan fiil isimlerinin (isim fiillerin) anlam, işlev, görev ve kullanım özellikleri üzerinde durulmuş ve bu eklere meklik de dâhil edilmiştir (s.53). Ancak meklik ekinin seyrek, verimsiz kullanımı olduğu (s.53) belirtilmekle birlikte işlek olduğu da söylenmiştir (s.63,175). Türkiye Türkçesinde meklik ekinin kullanımı işlek değildir, günümüzde hemen hemen görülmez. Nitekim örnek cümleler de sınırlı sayıda eserden alınmıştır (s.63 64) ve yazarların üsluplarıyla ilgili olduğunu düşündürmektedir. Bölümün sonunda ele alınan ve eylemliksi oluşumlar olarak adlandırılan mişlik, -rlik, -mezlik eklerinin kullanıldığı yapılar yazarın da belirttiği gibi eylemlik özelliği taşımaz (s.64 65); ancak rlik ekinin kullanıldığı örnek gösterilmese de olumsuzu için örnek verilmiştir: barışmazlık. II. Bölüm: İsimsi-Sıfatsı Şekil (s.66 81): Bu bölümde sıfat fiil ekleri ile oluşturulan geçici sıfatların kullanım özellikleri üzerinde durulmuş ve yedi farklı anlam, işlev ve görevde kullanıldıkları 174

175 Özlem Deniz YILMAZ, 2009, Türkiye Türkçesinde Eylemsi belirlenmiştir. Özellikleri incelenen ekler şunlardır: -Dİk, -EcEk, -Esİ, III. Bölüm: Ortaç (Fiilin Sıfatsı Şekli) (s.82 87): Bu bölümde -miş, -r/-er, -mez, -En eklerinin kullanım özellikleri üzerinde durulmuştur. Burada dikkati çeken konu, II. ve III. bölümlerde isimsisıfatsı şekil ile ortaç ın birbirinden ayrılmış olmasıdır. Yazar özellikle bu ayrıma dikkat çekmiş olmakla birlikte, genel olarak Türkçenin dil bilgisi araştırmalarında iki gruptaki ekin kullanıldığı yapılar sıfat fiil/ortaç içinde gösterildiğinden konunun daha fazla inceleme, araştırma, değerlendirme ve örneklemeye ihtiyacının olduğu görülmektedir. IV. Bölüm: Ulaç (Fiilin Zarfsı Şekli) (s ): Yazar bu bölümde, ulaçların Türkçede bitimsiz, kişi anlam birimciğine sahip olmayan yapılar olarak değerlendirildiğini, ama bitimli ve kişilerin gösterildiği cümlelerin de bulunduğunu belirtmiştir. 56 Fiilin zarfsı şekli bu bölümde ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Bilinen ulaç eklerinin dışında; Türkçede sonradan ortaya çıktığını, kalıplaştığını gördüğümüz ulaç işlevindeki yapıların da anlam, işlev ve yapı bakımından değerlendirilmiş olması önemlidir. Bunlara -Ecek biçimde, -mesi kadar, -mekte iken vb. yapılar örnek olarak verilebilir. Eserde ayrıca Son söz (s ), Sonuç (s ), Notlar (s ), Kaynakça (s ), Dil bilimi ve dil bilgisi terimleri karşılıkları (s ), Dizin (s ) bölümleri yer almaktadır. Yazar; bu çalışmayla Türk dillerindeki fiil ad şekillerinin kelime çekimi sahasına ait olduğunu, Türkiye Türkçesinin fiili adlaştırmada eylemlik, isimsisıfatsı şekil, ortaç, ulaç ve çeşitli çekimlenen, çekimlenmeyen, bitimsiz (infinit) ve bitimli (finit) belirteç şekillerinin kullanıldığını ortaya koymuştur. 5 Şu cümleler örnek olarak verilmiştir: İki adım gittim gitmedim, baktım sokağın ucunda Kara. ; Hızlı gitsek yetişiriz. ; Gelirsen görürsün. (s.89 90). Konuyla ilgili olarak bk. Karahan, Leyla, 1994, -sa/-se Eki Hakkında, Türk Dili, 516, Aralık:

176 Dil Araştırmaları Sayı: 7 Güz 2010, ss. Prof. Dr. Osman F. Sertkaya nın Dîvânü Lügati t- Türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli Midir? Veya Kâşgarlı Mahmud un Dîvânü Lügati t-türk ündeyabancı Dillerden Kelimeler Başlıklı Makalesi Üzerine Ekrem Arıkoğlu * 1 Prof. Dr. Osman F. Sertkaya ülkemizin, özellikle Eski Türkçe konusunda, önde gelen birkaç bilim adamından biridir ve yazdıkları Türkologlarca dikkatle takip edilir. Ben de hocanın yazdıklarını takip etmeye çalışanlardan biriyim. Dil Araştırmaları dergisinin 5. sayısında hocanın yukarıda başlığını verdiğim yazısı yayımlandı. Yazıyı birkaç kez okudum. Makalede özellikle tutarsızlık olarak düşündüğüm ve katılmadığım noktalar vardı. Hocaya katılmadığım görüşlerimden bazılarını bu yazıda kaleme alacağım. Yazının ilk bölümünde DLT de Eğer bir kelime DLT de geçiyorsa o kelime Türkçedir şeklindeki yanlış kanaat tenkit edilir. Konu açıklanırken de şahr ve bülbül kelimelerinin Türkçe kökenli olmadığı bu kelimelerin diller arasındaki seyri ve şekilleri anlatılır. Sertkaya, makalenin giriş bölümünde DLT deki kelimeler okunurken karşılaşılan güçlükler üzerinde durur. Ona göre Kelimenin kalın veya ince sıradan okunması, kelimenin ünlüsünün okunması ve kelimenin hem ünsüzünün ve hem de ünlüsünün okunması olmak üzere üç temel problem vardır (s. 14). Makalede esas itibarıyla DLT de yabancı kökenli olduğu varsayılan kelimeler verilmiştir. Sertkaya ya göre DLT de Çince kökenli 71, Moğolca kökenli 57, Hintçe kökenli 9, Hotence ve Hoten Sakacası kökenli 26, Kençekçe ve Kâşgarca kökenli 22+6, Toharca kökenli 6, Sogdca kökenli 21, Grekçe kökenli 5, Farsça kökenli kelime ve cümleler 27+3, Tibetçe kökenli 3 ve Arapça kökenli 2 olmak üzere toplam 258 kelime Türkçe kökenli değildir. Bu sayı 6730 madde başının % 3.83 üne tekabül eder. Hoca bu sayıları verdikten sonra Çok daha titiz bir araştırma ile % 4 e yaklaşan bu sayının artacağı şüphesizdir. Ancak şu an için tespit edilen bu 258 örnekten sonra, bir kelimenin DLT de geçmesinin o kelimenin Türkçe kökenli olmasına esas teşkil etmeyeceği hususu gözden uzak tutulmamalı, özellikle etimolojik kelime açıklamalarında bu konuda daha * Doç. Dr., Gazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü. arikoglu@gazi. edu.tr 176

177 Prof. Dr. Osman F. Sertkaya nın Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli Midir? Başlıklı Makalesi Üzerine titiz davranılmalıdır. (s. 16) der. Biz de titiz davranmak için bu yazıyı kaleme alıyoruz. Sertkaya, DLT de Türkçe olmadığını düşündüğü kelimeleri sıralarken o konuda yapılmış daha önceki çalışmaları da verir. Bahsi geçen kelime Clauson da geçiyorsa sözlükteki sayfa numaraları gösterilir. Şimdi, öncelikle, makalede mükerrer alınan kelimeleri sıralamak istiyoruz: Çek Kumaş biçiminde bir pamuk dokuma açıklamasıyla Çince olarak alınır (s. 29). Aynı kelime çeg~çek madde başlığıyla Hoten ve Hoten Sakacası kelimeleri listesine de alınmıştır. Çer Vakit, zaman (Oğuzca) açıklamasıyla Çince listesindedir (s. 18). Aynı kelime aynı anlamıyla Hotence ve Hoten Sakacası kelimeleri listesine alınmıştır (s. 29) Çür Menfaat açıklamasıyla Çince sayılır (s. 19). Aynı kelime Menfaat, kazanç anlamlarıyla Hotence ve Hoten Sakacası listesine alınmıştır (s. 30). Kanpa~Kenpe Bir ot adı açıklamasıyla Kençekçe kelimeler listesindedir (s. 32). Aynı kelime Sogdça kelimeler listesinde de yer alır (s. 35) Ķırǵuy~Ķırķuy atmaca anlamıyla Çince kelimeler listesindedir (s. 20). Ķırǵuy atmaca, doğan anlamıyla Moğolca kelimeler listesinde de yer alıyor (s. 25). Ķorday kelimesi Kuğu kuşu, Pelikan açıklamasıyla Çince kelimeler listesindedir (s. 20). Aynı kelime Pelikan, Kuğu cinsinden bir kuş açıklamasıyla Moğolca kelimeler listesinde bulunur (s. 25). Laçın Şahin; yiğit adam açıklamasıyla Moğolca kelimeler listesindedir (s. 26). Aynı kelime Şahin anlamıyla Toharca kökenli kelimeler listesindedir (s. 33). laçın Clauson kelimenin Toharca olabileceğini söylüyor. Volker Rybatzki ise Moğolca olabileceğini vurguluyor (s. 26). Sertkaya ise her iki dilden olduğunu söylüyor! Hana kelimesi anne anlamıyla Hotence ve Hoten Sakacası listesine alınmış (s. 29). Aynı kelime h-ana yazılışıyla ve aynı anlamda Kençekçe sayılmış (s. 31). Hata kelimesi baba anlamıyla Hotence ve Hoten Sakacası listesine alınmış (s. 29). Aynı kelime h-ata yazılışı ve aynı anlamda Kençekçe listesine alınmıştır (s. 31). Yukarıda sıraladığımız 9 kelime mükerrer verildiklerinden, etimolojile- 177

178 Ekrem Arıkoğlu rine bakılmaksızın, 258 sayısından düşülmelidir. Bu kelimelerin kökenlerinin niçin iki farklı dilde gösterildiği meselesi izaha muhtaçtır. Laçın örneğinde olduğu gibi, farklı bilim adamlarının görüşleri alınırken tekrara düşülmüş olunabilir. Sertkaya, Moğolca kökenli saydığı kelimeleri vermeden önce Bazı kelimelerin kökeni konusunda araştırıcılar değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Mesela açı, ingen, sakak, sakal vs gibi kelimeler Gülensoy a göre Moğolca, Clauson a göre ise Türkçe kökenlidir. Çeşitli araştırıcıların Moğolca saydıkları esen, karaŋgu(y), karanku(y) kelimeleri de Doerfer e göre Türkçe kökenlidir. Türkçe ile Moğolcada aynen geçen aşağıdaki ve benzeri kelimelerin kökeninin ise hangi dil olduğu münakaşalıdır. (s. 23) dedikten sonra aglak, berke, kula, kür, sakak, sakal, sirke, sonkur kelimelerini sıralar. Fakat aynı kelimeler 57 kelimelik Moğolca listesine alınmıştır. Yani Sertkaya, kendi deyişiyle kökeni münakaşalı kelimeleri Moğolca saymaktadır. Hotence kelimeler Türkçe kökenli olup Hotenlilerin h- protezi ile ana yerine hana, ata yerine hata şeklinde söylediği kelimelerdir. (s. 28) diyen Sertkaya hana ve hata kelimelerini Hotence ve Hoten Sakacası kökenli kelimeler listesine almaktadır. Hotenliler ana kelimesinin başına h- getirdiklerinde hana Hotence mi olmaktadır? Eğer öyleyse etimoloji kelimesinin anlamını bütünüyle sorgulamak gerekmeyecek midir? Kençekçe ve Kâşgarca kökenli kelimeler (22+6) başlığıyla verilen bölümde çeşitli araştırıcıların DLT de Kençekçe kelimelerin sayısını farklı verdiği belirtilir. Bu bölümde Bilgehan Atsız Gökdağ (2007) 25 bilgisi verilir. B. A. Gökdağ Dil Araştırmaları dergisinin 1. sayısındaki makalesinde Kaşgarlı Mahmud un Kençekçe diye verdiği 23 kelime isim cinsindendir söz konusu kelimelerin yarıdan fazlasının Kençekçeye yabancı dillerden geçmiş olduğunu düşünüyoruz Ancak kelimelerin yarıya yakını Türkçe ile açıklanabilir durumdadır (Gökdağ 2007 : 105) demektedir. Kâşgarlı Mahmud un kençekçedir açıklaması ile verdiği Kâşgarda oturan Türk ahalinin dilindeki çaha, eveh, h-ana, h-ata, sin, ühi vs. gibi Türkçe kökenli altı kelimenin dışında kalan Hint-Avrupa kökenli olduğu tahmin edilen 22 Kençekçe kelime şunlardır (s. 31) bilgisinden sonra çaha, eveh, h-ana, h-ata, sin, ühi kelimelerinin aşağıdaki listede bulunmaması gerekir. Anumi, Didim, kirit, nom, satir gibi Grekçe kelimeler Türkçeye Sogdça (veya Skr.) üzerinden geçtikleri için bu gibi kelimeler Sogdça kelimeler içerisinde gösterilmişlerdir (s. 34). Konumuz köken bilgisi (etimoloji) ise, bir Arapça kelime Farsça üzerinden Türkçeye geçse Farsça kökenliler içerisinde mi göstermek gerekir? Sertkaya nın ifadesine rağmen, doğru olarak, Grekçe sayılan kelimeler g. Grekçe kökenli kelimeler (5) başlığı açılarak orada verilmiş. 178

179 Prof. Dr. Osman F. Sertkaya nın Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli Midir? Başlıklı Makalesi Üzerine Sertkaya, yazının giriş bölümünde Kutadgu Bilig İndeksini çalışırken bir elinin altında Clauson un etimolojik sözlüğünün diğer elinin altında ise Drevnetyurskiy Slovar ın bulunduğunu söyler. Gerçekten de Eski Türkçe konusunda en önemli iki sözlük yukarıda adı geçenlerdir. Clauson un eseri doğrudan Eski Türkçenin etimolojik sözlüğü olduğundan daha önemlidir. Drevnetyurskiy Slovar da da kelime yabancı kökenliyse belirtilmektedir. Clauson sözlüğünde bir kelimenin kesin olarak yabancı kökenli olduğu düşünülüyorsa, başına F (foreign loan-word) harfi konur. Eğer kelimenin Türkçenin dışında bir dilden olduğu düşünülüyorsa ve bu bilgi kesin değilse?f şeklinde işaretlenir. Bazen de metin içerisinde prob. l.-w. (probably loanword) kısaltmasıyla (belki/muhtemelen alıntı) görüşü belirtilir. DLT de yabancı kökenli sayılan kelime Clauson sözlüğünde geçiyorsa, geçtiği sayfa numarası -bazen açıklamalarıyla birlikte- Sertkaya tarafından verilir. Biz de bahsedilen kelimelere tek tek baktık. Sertkaya nın yabancı kökenli olarak verdiği 258 kelimeden, Clauson da bulunanlar içerisinde tam 108 kelimeyi Colusan yabancı kökenli saymamaktadır. Ayrıca 24 kelime belki/muhtemelen kaydıyla yabancı sayılmaktadır. Elbette Clauson un Türkçe saydığı her kelime Türkçe kökenli olmayabilir veya Sertkaya Clauson un görüşlerine katılmayabilir. Fakat 258 kelimenin neredeyse yarısına Clauson un Türkçe deyip Sertkaya nın yabancı kelime demesi ortaya ciddi bir problem çıkarmaktadır. Sertkaya be (koyun melemesi bildirir) kelimesini Çince saymaktadır. Meğer bizim koyunlar Çince beliyormuş. Bu tabii ki bir taklidî kelime ve bu tür kelimeler çeşitli dünya dillerinde birbirlerine benzeyebilirler. *** Bohsuk (Kölelerin boynuna geçirilen bukağı), bohtay (Elbise bohçası, heybesi) kelimeleri açıkça boğ- fiiliyle bağlantılı değil mi? Sertkaya iki kelimeyi de Çince sayıyor. Yıllardır öğrencilerime koyn kelimesinin koy ve kon şeklinde iki varyantının ortaya çıktığını ve kelimenin Türkçe olduğunu söylüyorum. Sertkaya hocamız doğruysa bundan sonra kelimenin Moğolca olduğunu söylemem gerekecek. Sındu kelimesinin Türkçe sı-: kır- fiilinden geldiğini biliyordum. Buradan sınıkçı kelimesi türemiştir diye öğrencilerime anlatıyordum. Sertkaya hocamıza göre sındu Çince imiş. berge~berke Kamçı veya değnek. EDPT 362b berge < Lat. virga. Clauson bu Latince kelimenin Türkçeye Farsça üzerinden geçtiğini söylüyor (s. 24). 179

180 Ekrem Arıkoğlu Clauson sahiden böyle mi söylüyor bakalım: berge: a whip ; an old word ending in ge:. It is suggested in TT IV, p. 18. note B 47 that it is a l.-w. fr. Latin virga a rod, stick obtained through Middle Pe. But there does not seem to be any trace of the word in Pe., and the theory is improbable (Clauson 1972: 362). Türkçesi; berge: kamçı ; ge ile biten eski bir kelime. TT (Turkische Turfantexte) IV, sayfa 18, Not B 47 de Orta Farsça aracılığıyla Latince virga çubuk, sopa kelimesinden alındığı öne sürülür(teklif edilir). Fakat Farsçada kelime için herhangi bir tanık görülmüyor ve teori imkânsızdır. Daha fazla kelime üzerinde tek tek durmak istemiyorum. Ülkemizde son zamanlarda yayımlanan en önemli etimoloji sözlüğü Prof. Dr. Tuncer Gülensoy un Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözlüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü dür. Gülensoy ayrıca Moğolca uzmanı olduğundan, O. F. Sertkaya nın DLT de Moğolca kabul ettiği kelimeleri toplam 57 kelime- Gülensoy sözlüğünde araştırdım. Sertkaya nın Moğolca saydığı 32 kelime Gülensoy sözlüğünde bulunuyor. Gülensoy, sadece Türkçe kabul ettiği kelimeleri eserine aldığına göre aşağıda sıraladığımız bu kelimelerin yabancı kökenli olduğu görüşü tartışma konusu olmaktadır. Kelimeleri ve parantez içerisinde Gülensoy sözlüğündeki sayfa numaralarını veriyorum: ağıl (53), ala (61), and (69), arpa (79), ayran (95), baldu ( ), berke (133), bugday (177), eke ( ), esen (341), karangu (465), karanku (465), konur (539), kon (549), koy (549), kök (375), kuba (562), kula (565), kür (397), meŋ (131), öğür (654), örgü~ürkü (669), sakak ( ), sakal (717), saman ( ), sarmusak ( ), seŋek (752), sirke (786), suŋkur ( ), talgag (854), torum (919), torumtay (919). Ayrıca Sertkaya nın Çince saydığı bük (192), büke (ejderha-172), büke (pehlivan-172), çal (213), en-e (333), sındu (768), tüge (310), ug (413), yeng (1119) kelimeleri de Gülensoy tarafından Türkçe kabul edilmektedir. Hocamız bu makalesiyle bize yeni imkânlar açtı. Eski Türkçe kelimelerin etimolojisi konusunda ne kadar çok problemin olduğu ortaya çıkmış oldu. Sertkaya hocamız bu makalesinde DLT deki her kelime Türkçe kökenli 180

181 Prof. Dr. Osman F. Sertkaya nın Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli Midir? Başlıklı Makalesi Üzerine değildir tezinde haklıdır, fakat yazıda yabancı kökenli gösterdiği pek çok kelimenin Türkçe olduğu açıktır. Makalede en azından DLT de yabancı kelimelerin sayısını çoğaltma çabası görülmektedir. Hocanın Çok daha titiz bir araştırma ile % 4 e yaklaşan bu sayının artacağı şüphesizdir hükmüne katılamıyorum. Daha titiz bir araştırma ile DLT deki yabancı kökenli kelime sayısı % 2 nin altına inecektir diye düşünüyorum. Kaynaklar Clauson, Sir Gerard (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth-Century Turkish, Oxford, At The Clarendon Pres, London. Gökdağ, Bilgehan A. (2007), Kençekler ve Kençekçe, Dil Araştırmaları, AYB, C. 1, S. 1, Ankara, s Gülensoy, Tuncer (2007), Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü I (A-N), II (O-Z), TDK, Ankara. Sertkaya, Osman F. (2009) Dîvânü Lügati t-türk te Geçen Her Kelime Türkçe Kökenli Midir? Veya Kâşgarlı Mahmud un Dîvânü Lügati t-türk ünde Yabancı Dillerden Kelimeler, Dil Araştırmaları, AYB, S. 5, Ankara, s

182 Yayın İlkeleri Dil Araştırmaları Uluslararası Hakemli Dergi Yayın İlkeleri Dil Araştırmaları dergisi, uluslararası hakemli bir dergidir. Bahar ve Güz olmak üzere yılda iki kez yayımlanır. Dört sayıda bir dizin oluşturulur. Dergi, Yayın Kurulu tarafından belirlenen yurt içi ve yurt dışındaki kütüphanelere, uluslararası indeks kurumlarına, abonelere ve ilgililere gönderilir. Amaç: Dil Araştırmaları dergisinin amacı, genel Türk dili, genel dil bilimi, tarihî ve çağdaş Türk lehçeleri alanlarındaki özgün çalışmalara bir ortam hazırlamak ve bu yolla söz konusu alanlardaki araştırmaları ilgili kamu oyuna duyurmaktır. Konu: Dil Araştırmaları dergisi, tarihî ve çağdaş Türk lehçeleriyle genel dil bilimi konularını ele alan özgün araştırmalara yer verir. İçerik: Araştırmaya dayalı, alanında bir boşluğu dolduracak ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış özgün yazılar ile bilimsel toplantılarda sunulmuş bildiriler (bu durum açık bir şekilde belirtilmek şartıyla), alanın gelişimine katkı sağlayacak tanıtım ve eleştiri yazıları Dil Araştırmaları dergisinde yayımlanır. Yazıların Değerlendirilmesi: Dil Araştırmaları dergisine gönderilen yazılar, Yayın Kurulu tarafından derginin yayın ilkelerine uygunluk bakımından değerlendirilir. Yayın Kurulunun uygun bulduğu yazılar, alanında çalışmalarıyla kabul görmüş iki hakeme gönderilir. İki hakemden olumlu rapor alan yazılar yayımlanır. Hakem raporlarından biri olumlu diğeri olumsuz ise, yazı üçüncü bir hakeme gönderilir. Hakemlere yazar adı gönderilmez ve hakemlerin isimleri gizli tutulur. Gelen raporlar beş yıl süreyle saklanır. Yazarlar hakemlerin eleştiri, öneri ve düzeltme taleplerini dikkate alırlar; katılmadıkları hususlar varsa, gerekçeleriyle birlikte itiraz etme hakkına sahiptirler. Dil Araştırmaları dergisine kabul edilmeyen yazılar istek hâlinde yazarlarına iade edilir. Yayın Dili: Dil Araştırmaları dergisinin yayın dili Türkiye Türkçesidir. Ancak her sayıda Yayın Kurulunun kararıyla diğer Türk lehçelerinde de yazı yayımlanabilir. Yazım Kuralları 1. Başlık: 14 punto, koyu, küçük harflerle yazılmalıdır. 2. Yazar Adı: Başlığın altında sağ tarafta, soyadı küçük harflerle, koyu yazılmalı; unvan, görev yapılan kurum ve e-posta adresi italik olarak bir yıldız 182

183 Yayın İlkeleri işareti ile soyadına dipnot düşülerek ilk sayfanın altında verilmelidir. 3. Özet: Yazının başında, Türkçe ve İngilizce özet (en fazla yüz kelime) mutlaka bulunmalıdır. Özet içinde kaynak, şekil, çizelge vb. bulunmamalıdır. Özetin hemen altında en fazla on kelimelik anahtar kelimeler yer almalıdır. Özet ve anahtar kelimeler Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanmalıdır. 4. Makale Metni: Yazılar, A4 boyutundaki kâğıtlara, MS Word programında Times New Roman yazı karakteriyle, 11 punto, tek satır aralığıyla, sayfa kenarlarında 3 er cm. boşluk bırakılarak ve sayfalar numaralandırılarak yazılmalıdır. Gönderilen yazılar, kelimeyi geçmemelidir. Metinde geçen örnekler eğik harflerle, anlamlar tırnak içinde ve düz olmalıdır. Yazılarda Türk Dil Kurumunun yazım kuralları geçerlidir. Yazar özel bir font kullandıysa, yazıyla ile birlikte bu fontları da göndermelidir. Ayrıca yazıda kullanılan resim, şekil vb. için numaralar verilmelidir. 5. Kaynak gösterme ve alıntılar: Metin içinde atıflar ad ve tarih ve/veya sayfa olarak parantez içinde (Hacıeminoğlu 1991), (Hacıeminoğlu 1991: 30) şeklinde gösterilmelidir. Üç satırdan az alıntılar satır arasında ve tırnak içinde; üç satırdan uzun alıntılar ise satırın sağından ve solundan birer santimetre içeride, blok hâlinde, 9 puntoyla, tek satır aralığıyla verilmelidir. Atıfta bulunulan tezlerin hangi üniversitede, hangi akademik derece için ve hangi tarihte yapıldığı belirtilmelidir. Dipnotlar sayfa altında numaralandırılarak verilmeli ve sadece açıklamalar için kullanılmalıdır. 6. Kaynaklar: Kaynaklar, metnin sonunda, yazarların soyadına göre alfabetik olarak, 9 punto, tek satır aralığıyla ve aşağıdaki biçimde yazılmalıdır. Eser adları yatık, makale adları tırnak içinde ve diğer bilgiler örneklerdeki gibi verilmelidir. Bir yazarın birden fazla yayını olması durumunda, kaynaklar yayımlanış tarihine göre sıralanmalı; bir yazara ait aynı yılda basılmış yayınlar ise 2008a, 2008b şeklinde olmalıdır. CLAUSON, Sir Gerard (2005), Altayca Teorisinin Leksikoistatistiksel Bir Değerlendirmesi (Çev. İsmail ULUTAŞ) Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi V/2, Kış, Bornova, İzmir, s ECKMANN, Janos (1988), Çağatayca El Kitabı (çev. Günay KARAAĞAÇ), İÜEF Yayınları, İstanbul. ERCİLASUN, Ahmet B. (2007), Türkçenin En Eski Komşuları Makaleler (Haz. Ekrem ARIKOĞLU), Akçağ Yayınları, Ankara, s KARAHAN, Leyla (1997), Fiil-Tamlayıcı İlişkisi Üzerine, Türk Dili, S. 549 (Eylül), Ankara, s KORKMAZ, Zeynep (2003), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), Ankara, TDK Yayınları. Yazıların Gönderilmesi Belirtilen ilkelere uygun olarak hazırlanmış yazılar, internet veya yazışma adresimize gönderilmelidir. Yazarlara raporlar doğrultusunda geliştirilmek veya 183

184 Yayın İlkeleri düzeltilmek üzere gönderilen yazılar, gerekli düzenlemeler yapılarak en geç bir ay içinde tekrar dergiye ulaştırılmalıdır. Yazı işleri, esasa yönelik olmayan küçük düzeltmeler yapabilir. Yukarıdaki kurallara uymayan makaleler yayımlanmaz. Yayımlanan makalelerin fikrî ve ilmî, çevirilerin ise hukukî sorumluluğu yazarlarına / çevirmenlerine aittir. Yazışma adresi Doç. Dr. Ekrem Arıkoğlu Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Teknikokullar/ Ankara/ TÜRKİYE Tel: [email protected] 184

185 Editorial Principles Dil Araştırmaları International Refereed Journal Editorial Principles Dil Araştırmaları is an international refereed journal and it is published twice a year as spring and fall seasons. An index is prepared and published at the end of each fourth issue. Each issue is forwarded to national/ international libraries and international indexing institutions determined by editorial board and to subscribers. Aim: Dil Araştırmaları is published to bring forth original studies in the fields of Turkish Language, linguistics, historical and modern Turkish Dialects and to inform the public opinion about these studies. Topic: Articles related to historical and modern Turkish Dialects and linguistics are published in Dil Araştırmaları Content: Articles forwarded for publication must be original, contributing to knowledge and scientific information in related fields or bringing forth new views and perspectives. Articles shouldn t have been previously published or accepted to be published elsewhere. Papers presented at conferences may be accepted (provided that it is clearly stated). Articles introducing works and critiques can also be published in Dil Araştırmaları. Evaluation of Articles: Articles forwarded to Dil Araştırmaları are first reviewed by the editorial board in terms of journal s publishing principles. Those regarded as acceptable are initially sent to two referees who are well-known for their studies in the fields. Articles are published if the referees sent affirmative reports. If one of the reports is affirmative and the other is negative, it is forwarded to a third referee. Names of the authors are not sent to the referees. Names of the referees are also kept secret. The reports are kept for five years. The authors are expected to consider the criticism, suggestions and corrections proposed by the referees. If the authors disagree, they are entitled to express their views with justifications. Articles which are not accepted for publication can be returned to their authors if requested. The Language of Publication: The publication language of Dil Araştımaları is Turkish. Articles in other Turkish dialects may be published upon the decision of the Editorial Board in each issue. Writing Rules 1. Title: The title should be written in bold, with 14 type size. 185

186 Editorial Principles 2. Name of the Author: It should be written with the surname in small letters and bold, under the title and on the right side. Academic position, institution and address should be written in italics with an asterisk as a footnote to the surname at the bottom of the first page. 3. Abstract: The article should include an abstract in Turkish and English (in maximum 100 words) at the beginning of the text. There should be no reference to sources used, figures and charts etc. There should be key words, maximum ten words, under the abstract. Abstracts and key words should be written in Turkish and English. 4. Main Text: The article should be written in MS word program in Times New Roman, 11 type size and 1 line on A4 format papers. There should be 3 cm space on the margins and pages should be numbered. Articles should not exceed words. The examples should be in italic, their equivalents in Turkish should be in quotation marks and not in italic. The articles must confirm to the writing rules of The Turkish Language Association. If the author had used a special font type, he should forward it with the article. Besides, the pictures and figures etc. in the article should be numbered. 5. Indicating Sources and Citations: References within the text should be given with name and date and/or page in parentheses as follows: (Hacıeminoğlu 1991), (Hacıeminoğlu 1991: 30). Citations less than 3 lines should be typed between lines and in quotation marks; citations more than 3 lines should be typed with indent of 1 cm in block, 9 type size and with 1 line space. At which university, for which academic position and when the cited dissertations are prepared should be stated. Footnotes should be numbered at the bottom of the page, and be used only for explanations. 6. References: References should be typed at the end of the text in alphabetical order of the authors surnames, with 9 type size and 1 line space as follows. The names of the works should be in italic, the names of the articles should be in quotation marks and other information should be as in the examples. If there are more than one source by the same author, then they will be listed according to their publication date; sources of the same author published in the same year will be shown as 2008a, 2008b. CLAUSON, Sir Gerard (2005), Altayca Teorisinin Leksikoistatistiksel Bir Değerlendirmesi (Çev. İsmail ULUTAŞ) Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi V/2, Kış, Bornova, İzmir, s ECKMANN, Janos (1988), Çağatayca El Kitabı (çev. Günay KARAAĞAÇ), İÜEF Yayınları, İstanbul. ERCİLASUN, Ahmet B. (2007), Türkçenin En Eski Komşuları Makaleler (Haz. Ekrem ARIKOĞLU), Akçağ Yayınları, Ankara, s KARAHAN, Leyla (1997), Fiil-Tamlayıcı İlişkisi Üzerine, Türk Dili, S. 549 (Eylül), Ankara, s

187 Editorial Principles KORKMAZ, Zeynep (2003), Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi), Ankara, TDK Yayınları How to Forward Articles The articles prepared in accordance with the principles should be sent to the address given below. The articles returned to the authors for correction and improvement should be sent back to the Journal not later than one month. Minor editing may be done by Editorial Board. Articles not prepared in accordance with the principles above will not be published. The scientific responsibility of the published articles and legal responsibility of the translations belong to the authors/translators. Correspondence Address Doç. Dr. Ekrem Arıkoğlu Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Teknikokullar/ Ankara/ TÜRKİYE Tel: [email protected] 187

188

Sayı: 13 Güz 2013 Ankara

Sayı: 13 Güz 2013 Ankara Sayı: 13 Güz 2013 Ankara 1 Dil Araştırmaları/Language Studies Uluslararası Hakemli Dergi ISSN: 1307-7821 Sayı: 13 Güz 2013 Sahibi/Owner Avrasya Yazarlar Birliği adına Yakup DELİÖMEROĞLU Yayın Yönetmeni/Editor

Detaylı

Sayı: 15 Güz 2014 Ankara

Sayı: 15 Güz 2014 Ankara Sayı: 15 Güz 2014 Ankara 1 Dil Araştırmaları/Language Studies Uluslararası Hakemli Dergi ISSN: 1307-7821 Sayı: 15 Güz 2014 Sahibi/Owner Avrasya Yazarlar Birliği adına Yakup ÖMEROĞLU Yayın Yönetmeni/Editor

Detaylı

Sayı: 12 Bahar 2013 Ankara

Sayı: 12 Bahar 2013 Ankara Sayı: 12 Bahar 2013 Ankara 1 Dil Araştırmaları/Language Studies Uluslararası Hakemli Dergi ISSN: 1307-7821 Sayı: 12 Bahar 2013 Sahibi/Owner Avrasya Yazarlar Birliği adına Yakup DELİÖMEROĞLU Yayın Yönetmeni/Editor

Detaylı

TÜRKLÜK ARAŞTIRMALARININ BUGÜNKÜ DURUMU VE SORUNLARI 16-17 KASIM 2009 GAZİ ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ, ANKARA

TÜRKLÜK ARAŞTIRMALARININ BUGÜNKÜ DURUMU VE SORUNLARI 16-17 KASIM 2009 GAZİ ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ, ANKARA TÜRKLÜK ARAŞTIRMALARININ BUGÜNKÜ DURUMU VE SORUNLARI 16-17 KASIM 2009 GAZİ ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ, ANKARA 16-17 Kasım 2009 tarihinde Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi'nde Türklük Araştırmalarının

Detaylı

YAZIT BİLİMİ TOPLANTISI ULAANBAATAR DA YAPILDI

YAZIT BİLİMİ TOPLANTISI ULAANBAATAR DA YAPILDI HABERLER YAZIT BİLİMİ TOPLANTISI ULAANBAATAR DA YAPILDI Cengiz ALYILMAZ * Avrasya İpek Yolu Üniversiteler Birliği 5. Olağan Toplantısı (5th Annual Convention of Eurasian Silk Road Universities Consortium

Detaylı

AHLAT ARKEOLOJİK KAZISI ÇİNİ ÖRNEKLERİ VE EL SANATLARI SERGİSİ ÜZERİNE

AHLAT ARKEOLOJİK KAZISI ÇİNİ ÖRNEKLERİ VE EL SANATLARI SERGİSİ ÜZERİNE AHLAT ARKEOLOJİK KAZISI ÇİNİ ÖRNEKLERİ VE EL SANATLARI SERGİSİ ÜZERİNE Özet Selçukluların kültür ve sanat merkezlerinden Ahlat ta 50 yılı aşkın bir süredir arkeolojik kazılar yapılmaktadır. Bu kazılarda

Detaylı

KÖKTÜRK YAZISININ OKUNUŞUNUN 125. YILINDA ORHUN DAN ANADOLU YA ULUSLARARASI TÜRKOLOJİ SEMPOZYUMU NUN ARDINDAN

KÖKTÜRK YAZISININ OKUNUŞUNUN 125. YILINDA ORHUN DAN ANADOLU YA ULUSLARARASI TÜRKOLOJİ SEMPOZYUMU NUN ARDINDAN Türkbilig, 2018/35: 267-272. KÖKTÜRK YAZISININ OKUNUŞUNUN 125. YILINDA ORHUN DAN ANADOLU YA ULUSLARARASI TÜRKOLOJİ SEMPOZYUMU NUN ARDINDAN Kenan AZILI * Moğolistan Millî Üniversitesi Asya Araştırmaları

Detaylı

09 Temmuz 2018, Pazartesi. 10. Temmuz 2018, Salı. 11. Temmuz 2018, Çarşamba. 12. Temmuz 2018, Perşembe

09 Temmuz 2018, Pazartesi. 10. Temmuz 2018, Salı. 11. Temmuz 2018, Çarşamba. 12. Temmuz 2018, Perşembe 15:00 : İstanbul Atatürk Havalimanında Toplanma 19:10 : Kalkış 09 Temmuz 2018, Pazartesi 10. Temmuz 2018, Salı 10:05: Ulaanbaatar Cengiz Han Havalimanına Varış 12:00 Otele Yerleşme 13:00 Öğle Yemeği 15:00

Detaylı

MOĞOLİSTANDA YENİ BULUNAN DONGOİN ŞİREEN ANITLARI ÜZERİNE MÖNHTULGA RİNCHİNHOROL İLE SÖYLEŞİ *

MOĞOLİSTANDA YENİ BULUNAN DONGOİN ŞİREEN ANITLARI ÜZERİNE MÖNHTULGA RİNCHİNHOROL İLE SÖYLEŞİ * Türkbilig, 2013/26: 165-171. MOĞOLİSTANDA YENİ BULUNAN DONGOİN ŞİREEN ANITLARI ÜZERİNE MÖNHTULGA RİNCHİNHOROL İLE SÖYLEŞİ * Ekrem KALAN ** Ekrem KALAN: Mönhtulga Bey, öncelikle Dongoin Şireen anıtlarının

Detaylı

İPEK YOLU KAVŞAĞININ ÖLÜMSÜZLÜK ESERLERİ ÜZERİNE

İPEK YOLU KAVŞAĞININ ÖLÜMSÜZLÜK ESERLERİ ÜZERİNE A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 56, ERZURUM 2016, 1459-1465 İPEK YOLU KAVŞAĞININ ÖLÜMSÜZLÜK ESERLERİ ÜZERİNE Ahmet DEMİRTAŞ 2009 yılında Çin Halk Cumhuriyeti nden Pekin Üniversitesi

Detaylı

11 Temmuz 2018, Çarşamba. 12 Temmuz 2018, Perşembe. 13 Temmuz 2018, Cuma

11 Temmuz 2018, Çarşamba. 12 Temmuz 2018, Perşembe. 13 Temmuz 2018, Cuma 15:00 İstanbul Atatürk Havalimanında Toplanma 19:10 Kalkış 11 Temmuz 2018, Çarşamba 12 Temmuz 2018, Perşembe 10:05 Ulaanbaatar Cengiz Han Havalimanına Varış 12:00 Otele Yerleşme 13:00 Öğle Yemeği 14:00

Detaylı

ULUSLARARASI TEKE DERGİSİ. 1. Uluslararası TEKE (Türkçe, Edebiyat, Kültür, Eğitim) Dergisi nin Yayımlanma Sebebi ve Hedefi:

ULUSLARARASI TEKE DERGİSİ. 1. Uluslararası TEKE (Türkçe, Edebiyat, Kültür, Eğitim) Dergisi nin Yayımlanma Sebebi ve Hedefi: ULUSLARARASI TEKE DERGİSİ 1. Uluslararası TEKE (Türkçe, Edebiyat, Kültür, Eğitim) Dergisi nin Yayımlanma Sebebi ve Hedefi: Yaklaşık yirmi yılı aşkın bir süredir dünyada sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik

Detaylı

PROF. DR. HÜLYA SAVRAN. [email protected]. 4. ÖĞRENİM DURUMU Derece Alan Üniversite Yıl Lisans

PROF. DR. HÜLYA SAVRAN. hsavran@balikesir.edu.tr. 4. ÖĞRENİM DURUMU Derece Alan Üniversite Yıl Lisans PROF. DR. HÜLYA SAVRAN ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı Hülya SAVRAN İletişim Bilgileri Adres Telefon Mail Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Bölümü 10145 Çağış Yerleşkesi / BALIKESİR 0 266 612 10 00

Detaylı

Haberler. T.C. İstanbul Aydın Üniversitesi Adına Sahibi Dr. Mustafa AYDIN (Mütevelli Heyet Başkanı) YAYIN KURULU Prof. Dr. Yadigâr İZMİRLİ (Rektör)

Haberler. T.C. İstanbul Aydın Üniversitesi Adına Sahibi Dr. Mustafa AYDIN (Mütevelli Heyet Başkanı) YAYIN KURULU Prof. Dr. Yadigâr İZMİRLİ (Rektör) Fen Edebiyat Fakültesi nde Dekan Değişikliği Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığa atanan İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Türkay Bulut, 2018 2019 Eğitim Öğretim yılında görevi Prof.

Detaylı

(KÖK)TÜRK HARFLĐ YAZITLARIMIZ VE EPĐGRAFĐK BELGELEME

(KÖK)TÜRK HARFLĐ YAZITLARIMIZ VE EPĐGRAFĐK BELGELEME (KÖK)TÜRK HARFLĐ YAZITLARIMIZ VE EPĐGRAFĐK BELGELEME Dr. Cengiz Alyılmaz, (Kök)türk Harfli Yazıtların Đzinde, KaraM Yayıncılık, Ankara 2007, XVI+192 s. Murat ŞENGÜL Đnsanlar bir milyon yıldan beri doğup

Detaylı

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir.

Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Makedonya Cumhuriyeti ; 1991 yılında Yugoslavya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti nin iç savaşlara girdiği dönemde bağımsızlığını ilan etmiştir. Kuzeyde Sırbistan ve Kosova batıda Arnavutluk, güneyde Yunanistan,

Detaylı

MEVLANA DEĞİŞİM PROGRAMI KOORDİNATÖRLÜĞÜ 2014 YILI BİRİM FAALİYET RAPORU

MEVLANA DEĞİŞİM PROGRAMI KOORDİNATÖRLÜĞÜ 2014 YILI BİRİM FAALİYET RAPORU MEVLANA DEĞİŞİM PROGRAMI KOORDİNATÖRLÜĞÜ 2014 YILI BİRİM FAALİYET RAPORU 2 Mevlana Programı Mevlana Programı, yurtdışında eğitim veren yükseköğretim kurumları arasında öğrenci ve öğretim elemanı değişimini

Detaylı

ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU KAZI DESTEĞİ: POLEMAİOS ONUR ANITININ KAZI, RESTİTÜSYON VE RESTORASYON RAPORU

ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU KAZI DESTEĞİ: POLEMAİOS ONUR ANITININ KAZI, RESTİTÜSYON VE RESTORASYON RAPORU ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU KAZI DESTEĞİ: POLEMAİOS ONUR ANITININ KAZI, RESTİTÜSYON VE RESTORASYON RAPORU Kutsal alanlardaki Onur Anıtları, kente ya da kentin kutsal alanlarına maddi ve

Detaylı

Türk Eğitim Tarihi. 1. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri. Yrd. Doç. Dr.

Türk Eğitim Tarihi. 1. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri.  Yrd. Doç. Dr. Türk Eğitim Tarihi 1. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU www.agurbetoglu.com [email protected] 1. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri

Detaylı

Doç.Dr. ENGİN ÇETİN ÖZGEÇMİŞ DOSYASI

Doç.Dr. ENGİN ÇETİN ÖZGEÇMİŞ DOSYASI Doç.Dr. ENGİN ÇETİN ÖZGEÇMİŞ DOSYASI KİŞİSEL BİLGİLER Doğum Yılı : Doğum Yeri : Sabit Telefon : Faks : E-Posta Adresi : Web Adresi : Posta Adresi : 1977 DÖRTYOL T: 32233860842443 3223387528 F: [email protected]

Detaylı

Türk Eğitim Tarihi. 2. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri. Dr.

Türk Eğitim Tarihi. 2. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri.   Dr. Türk Eğitim Tarihi 2. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri Dr. Ali GURBETOĞLU www.agurbetoglu.com [email protected] 1. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri İslam

Detaylı

PROF. DR. OSMAN MERT VE KÖLİ ÇOR YAZITI VE ANIT MEZAR KOMPLEKSİ ADLI ESERİ ÜZERİNE

PROF. DR. OSMAN MERT VE KÖLİ ÇOR YAZITI VE ANIT MEZAR KOMPLEKSİ ADLI ESERİ ÜZERİNE A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 56, ERZURUM 2016, 1467-1475 PROF. DR. OSMAN MERT VE KÖLİ ÇOR YAZITI VE ANIT MEZAR KOMPLEKSİ ADLI ESERİ ÜZERİNE 1. Prof. Dr. Osman MERT in Öz Geçmişi

Detaylı

14.00-14.15 Türkiye Türkçesi Ağızlarının Araştırılması Tarihi ve Ağız Atlasları (Görsel Sunum)

14.00-14.15 Türkiye Türkçesi Ağızlarının Araştırılması Tarihi ve Ağız Atlasları (Görsel Sunum) 30 Eylül 2010 Perşembe Açılış Programı Sakarya Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi -Salon 1 10.00 - Saygı Duruşu ve İstiklâl Marşı - Açış Konuşmaları Ağız Atlası Araştırmaları Oturumu-1 Sakarya Üniversitesi

Detaylı

Prof. Dr. Okan YEŞİLOT Müdür, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türkiye

Prof. Dr. Okan YEŞİLOT Müdür, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, Türkiye İMÇTAS 2018 - Program Yer: Sultanbeyli Belediyesi Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kültür Merkezi 10:00-11:00 Açılış Konuşmaları Prof. Dr. Okan YEŞİLOT Müdür, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü,

Detaylı

MESLEK UYGULAMA ALANLARINI GELİŞTİRME VE TOPLUM YARARI DOĞRULTUSUNDA KURUM VE KURULUŞLAR İLE YÜRÜTÜLEN İLİŞKİLER

MESLEK UYGULAMA ALANLARINI GELİŞTİRME VE TOPLUM YARARI DOĞRULTUSUNDA KURUM VE KURULUŞLAR İLE YÜRÜTÜLEN İLİŞKİLER 30 MESLEK UYGULAMA ALANLARINI GELİŞTİRME VE TOPLUM YARARI DOĞRULTUSUNDA KURUM VE KURULUŞLAR İLE YÜRÜTÜLEN İLİŞKİLER 31 Kurum ve kuruluşlarla ilişkiler, Şube çalışmalarımızda önemli bir yer tutmaktadır.

Detaylı

İkinci Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu (20-21 Kasım 2018) Düzenlendi.

İkinci Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu (20-21 Kasım 2018) Düzenlendi. İkinci Milletlerarası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu (20-21 Kasım 2018) Düzenlendi. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından ilki 18-20 Kasım 1991 tarihlerinde yapılan toplantının

Detaylı

PROF. DR. AHMET BURAN IN TÜRKLÜK BİLİMİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ ADLI ESERİ ÜZERİNE

PROF. DR. AHMET BURAN IN TÜRKLÜK BİLİMİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ ADLI ESERİ ÜZERİNE A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 55, ERZURUM 2016, 629-635 PROF. DR. AHMET BURAN IN TÜRKLÜK BİLİMİ TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ ADLI ESERİ ÜZERİNE Semra ALYILMAZ 1. Prof. Dr. Ahmet BURAN ın Öz

Detaylı

6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT

6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT 6. ÜNİTE: Türklerde Sanat A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANAT Bozkırlının nazarında sabit olan şeyin faydası yoktur. O, her an harekete hazır olmalı, kolayca yer değiş-tirebilmelidir. Bu yüzden eski Türkler

Detaylı

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr

Aile Bülteni. ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı. aile.gov.tr Aylık Süreli Elektronik Yayın ANKA Çocuk Destek Programı nın Tanıtımı Yapıldı Bakan İslam, 2015 yılı sonuna kadar, yurt ve yuvalarda şu anda kalmakta olan bin civarında çocuğumuzun da çocuk evlerine geçişini

Detaylı

(Dış Kapak Örneği) T.C. ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ ve EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ TEZ ADI BİTİRME TEZİ

(Dış Kapak Örneği) T.C. ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ ve EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ TEZ ADI BİTİRME TEZİ (Dış Kapak Örneği) T.C. ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ ve EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ TEZ ADI BİTİRME TEZİ Hazırlayan Adı Soyadı Danışman Unvan Adı Soyadı Niğde Ay, Yıl

Detaylı

Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER

Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER SOSYAL BİLGİLER KONU:ORTA ASYA TÜRK DEVLETLERİ (Büyük)Asya Hun Devleti (Köktürk) Göktürk Devleti 2.Göktürk (Kutluk) Devleti Uygur Devleti Hunlar önceleri

Detaylı

Dr. Mikail CENGİZ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Ahmet Yesevi Üniversitesi Türkoloji Fakültesi

Dr. Mikail CENGİZ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Ahmet Yesevi Üniversitesi Türkoloji Fakültesi Ö Z G E Ç M İ Ş Dr. Mikail CENGİZ Adı Soyadı: Mikail CENGİZ Unvanı: Araştırma Görevlisi Dr. Yabancı Diller: İngilizce, Rusça E-posta: [email protected] Telefon: +90 312 780 71 49 ÖĞRENİM DURUMU:

Detaylı

A Y I NUMBER Y I L 10

A Y I NUMBER Y I L 10 S 18 A Y I NUMBER Y I L 10 Y E A R Divan Edebiyatı Vakfı (DEV) yayınıdır. Yayın Türü Dizgi-Mizanpaj Baskı-Cilt Kapak Tasarım İlmî ve Edebî Divan Edebiyatı Vakfı Dizgi Servisi Bayrak Yayımcılık Matbaa San.

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ PEYZAJ MİMARLIĞI TARİHİ BAHÇELERDE RÖLÖVE VE RESTORASYON

ANKARA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ PEYZAJ MİMARLIĞI TARİHİ BAHÇELERDE RÖLÖVE VE RESTORASYON ANKARA ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ PEYZAJ MİMARLIĞI TARİHİ BAHÇELERDE RÖLÖVE VE RESTORASYON Rölöve, bir yapının, kent dokusunun veya arkeolojik kalıntının yakından incelenmesi, belgelenmesi, mimarlık

Detaylı

Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı ve Çevresi Yüzey Araştırması 2013 Yılı Çalışmaları

Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı ve Çevresi Yüzey Araştırması 2013 Yılı Çalışmaları Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı ve Çevresi Yüzey Araştırması 2013 Yılı Çalışmaları Yrd. Doç. Dr. Yiğit H. Erbil, Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Konya İli Beyşehir İlçesi Fasıllar Anıtı

Detaylı

YERLERİNDEN EDİLMİŞ KÜLTÜR VARLIKLARI İHTİSAS KOMİTESİ

YERLERİNDEN EDİLMİŞ KÜLTÜR VARLIKLARI İHTİSAS KOMİTESİ YERLERİNDEN EDİLMİŞ KÜLTÜR VARLIKLARI İHTİSAS KOMİTESİ Özgür ÖZASLAN UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Yönetim Kurulu Üyesi ve Yerlerinden Edilmiş Kültür Varlıkları İhtisas Komitesi Komite Başkanı: Özgür

Detaylı

KÜLTÜR VARLIKLARI, ANITSAL YAPILAR, SİTLER vb. ÇEVRE VE PEYZAJ TASARIMI

KÜLTÜR VARLIKLARI, ANITSAL YAPILAR, SİTLER vb. ÇEVRE VE PEYZAJ TASARIMI KÜLTÜR VARLIKLARI, ANITSAL YAPILAR, SİTLER vb. ÇEVRE VE PEYZAJ TASARIMI Kültür varlıkları ; tarih öncesi ve tarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi

Detaylı

Dr. Mikail CENGİZ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Ahmet Yesevi Üniversitesi Türkoloji Fakültesi

Dr. Mikail CENGİZ. Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Ahmet Yesevi Üniversitesi Türkoloji Fakültesi Ö Z G E Ç M İ Ş Dr. Mikail CENGİZ Adı Soyadı: Mikail CENGİZ Unvanı: Dr. Öğr. Üyesi Yabancı Diller: İngilizce, Rusça E-posta: [email protected] Telefon: +90 312 780 71 49 ÖĞRENİM DURUMU: Derece Alan

Detaylı

TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA MERKEZİNİN 2003 YILI FAALİYETLERİ

TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA MERKEZİNİN 2003 YILI FAALİYETLERİ TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA MERKEZİNİN 2003 YILI FAALİYETLERİ ÖZET Bu bölümde, Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezinin 2003 yılında yaptığı bazı önemli faaliyetlerin

Detaylı

COĞRAFYA BÖLÜMÜ NDEN EDREMİT KÖRFEZİ KUZEY KIYILARINA ARAZİ ÇALIŞMASI

COĞRAFYA BÖLÜMÜ NDEN EDREMİT KÖRFEZİ KUZEY KIYILARINA ARAZİ ÇALIŞMASI COĞRAFYA BÖLÜMÜ NDEN EDREMİT KÖRFEZİ KUZEY KIYILARINA ARAZİ ÇALIŞMASI Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü 4. Sınıf öğrencilerine yönelik olarak Arazi Uygulamaları VII dersi kapsamında Yrd. Doç. Dr.

Detaylı

Etkinlikler T.C. İstanbul Aydın Üniversitesi. Adına Sahibi Dr. Mustafa AYDIN. (Mütevelli Heyet Başkanı) YAYIN KURULU YAYINA HAZIRLAYANALAR

Etkinlikler T.C. İstanbul Aydın Üniversitesi. Adına Sahibi Dr. Mustafa AYDIN. (Mütevelli Heyet Başkanı) YAYIN KURULU YAYINA HAZIRLAYANALAR PANEL Etkinlikler TARİH BÖLÜMÜ/ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ UYG. AR. MERKEZİ Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ve Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından, 3

Detaylı

PETROGLİFLER (KAYA ÜSTÜ TASVİRLER)

PETROGLİFLER (KAYA ÜSTÜ TASVİRLER) PETROGLİFLER (KAYA ÜSTÜ TASVİRLER) Cengiz ALYILMAZ * Petroglif, esas itibarıyla taş üzerine yapılan oyma anlamına gelmektedir. Bu kelimeyi karşılamak için Türkiye Türkçesi nde kaya üstü tasvirler, kaya

Detaylı

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Hanlığı ve Kazakistan konulu bu toplantıda Kısaca Kazak

Detaylı

PROGRAM 3 MAYIS 2018 PERŞEMBE. SEMPOZYUM AÇILIŞI ( ) (Güzel Sanatlar Binası Konferans Salonu)

PROGRAM 3 MAYIS 2018 PERŞEMBE. SEMPOZYUM AÇILIŞI ( ) (Güzel Sanatlar Binası Konferans Salonu) PROGRAM 3 MAYIS 2018 PERŞEMBE SEMPOZYUM AÇILIŞI (13.00-14.00) (Güzel Sanatlar Binası Konferans Salonu) Saygı Duruşu ve İstiklâl Marşı Sempozyum Açılış Konuşmaları Prof. Dr. Ayşe Semra AKYEL (Eğitim Fakültesi

Detaylı

BAGA KHAIRKHAN DAKİ ESKİ TÜRK YAZITLARI

BAGA KHAIRKHAN DAKİ ESKİ TÜRK YAZITLARI Giriş BAGA KHAIRKHAN DAKİ ESKİ TÜRK YAZITLARI Özet Rinçinkhorol MUNKHTULGA Moğolistan Cumhuriyetinde pek çok Köktürk harfli yazıt bulunmakta ve bu yazıtların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu yazıtlardan

Detaylı

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ. Yıl: 5 Sayı: 9 Haziran 2015

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ. Yıl: 5 Sayı: 9 Haziran 2015 KTÜ SBE Sos. Bil. Derg. 2015, (9): 9-23 1 KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl: 5 Sayı: 9 Haziran 2015 KARADENIZ TECHNICAL UNIVERSITY INSTITUTE of SOCIAL

Detaylı

DR. NURŞAT BİÇER İN TÜRKÇE ÖĞRETĠMĠ TARĠHĠ ADLI ESERĠ ÜZERİNE

DR. NURŞAT BİÇER İN TÜRKÇE ÖĞRETĠMĠ TARĠHĠ ADLI ESERĠ ÜZERİNE POLATCAN, F. (2017). Dr. Nurşat Biçer in Türkçe Öğretimi Tarihi Adlı Eseri Üzerine. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 6(4), 2890-2894. DR. NURŞAT BİÇER İN TÜRKÇE ÖĞRETĠMĠ TARĠHĠ ADLI

Detaylı

Türk dünyası, bilişim alanında ortak terimler kullanmalı

Türk dünyası, bilişim alanında ortak terimler kullanmalı TBD Türk Dünyası Ortak Bilişim Terimleri Çalışma Grubu Başkan Yardımcısı Belgin Tezcan Aksu: Türk dünyası, bilişim alanında ortak terimler kullanmalı TBD Türk Dünyası Ortak Bilişim Terimleri Çalışma Grubu,

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Eğitim Tarihi Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İslam Öncesi Türklerde Eğitimin Temel Özellikleri 2 Yaşam biçimi eğitimi etkiler mi? Çocuklar ve gençlerin

Detaylı

KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU

KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU KONURALP TEKNİK GEZİ RAPORU Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü lisans programında yer alan Arch 471 - Analysis of Historic Buildings dersi kapsamında Düzce nin Konuralp Belediyesi ne 8-14 Ekim 2012 tarihleri

Detaylı

YAZ 2015 SAYI: 305. şehir tanıtımı

YAZ 2015 SAYI: 305. şehir tanıtımı YAZ 2015 SAYI: 305 58 59 şehir tanıtımı Çin in fuar şehri: Guangzhou GUANGZHOU, ZİYARETÇİLERİNE HEM TİCARET HEM ZİYARET İMKANLARINI BİR ARADA SUNUYOR. BAŞAR KURTBAYRAM TUR REHBERİ şehir tanıtımı 60 61

Detaylı

ORTA DOĞU VE KAFKASYA UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ

ORTA DOĞU VE KAFKASYA UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ Merkez Müdürünün Mesajı Orta Doğu ve Kafkasya Uygulama ve Araştırma Merkezi bağlı bulunduğu İstanbul Aydın Üniversitesi ve içinde bulunduğu ülke olan Türkiye Cumhuriyeti ile Orta Doğu ve Kafkasya ülkeleri

Detaylı

Aliağa Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü

Aliağa Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü Aliağa Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü Aliağa Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü Aliağa Rehberlik ve Araştırma Merkezi 2004 yılında Hükümet konağının 5. katında 4 oda tahsis edilerek kurulmuştur.

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. : Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. : :

ÖZGEÇMİŞ. : Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. : : ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Feridun TEKİN Adres Telefon E-posta : Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü : 310 54 84 : [email protected] 2. Doğum Tarihi : 30.05. 1964 3. Unvanı :

Detaylı

Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Ofisi. e-bülten. uio.akdeniz.edu.tr/tr. Akdeniz University International Relations Office

Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Ofisi. e-bülten. uio.akdeniz.edu.tr/tr. Akdeniz University International Relations Office Akdeniz Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Ofisi e-bülten Akdeniz University International Relations Office @AkdenizUni_IRO YENİ ULUSLARARASI ÖĞRENCİLERİMİZ ÜNİVERSİTEMİZDE Bu yıl 12 Mayıs 2018 tarihinde

Detaylı

Danışman: Prof. Dr. H.Ömer KARPUZ

Danışman: Prof. Dr. H.Ömer KARPUZ ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: Ahmet AKÇATAŞ Doğum Tarihi: 22 Şubat 1970 Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edeb. Öğr. Selçuk Üniversitesi 1992 Y.

Detaylı

HİERAPOLİS, 06/08/14-21/08/14 ÇALIŞMALARI MERMER RESTORASYONU ÇALIŞMALARI

HİERAPOLİS, 06/08/14-21/08/14 ÇALIŞMALARI MERMER RESTORASYONU ÇALIŞMALARI HİERAPOLİS, 06/08/14-21/08/14 ÇALIŞMALARI MERMER RESTORASYONU ÇALIŞMALARI 1- Aziz Philippus Kilisesi ait mermerlerin üzerindeki restorasyon uygulamaları. Aziz Philippus Kilisesi nin mermer levhalarının

Detaylı

Sonuç Bildirgesi.

Sonuç Bildirgesi. Sonuç Bildirgesi www.unidokap.org DOKAP Bölgesi Üniversiteler Birliği Üst Kurul Prof. Dr. Süleyman BAYKAL (Dönem Başkanı) Prof. Dr. Sait BİLGİÇ Prof. Dr. Mustafa ŞAHİN Prof. Dr. Hüseyin KARAMAN Prof. Dr.

Detaylı

Turkish Studies Türkoloji Dergisi

Turkish Studies Türkoloji Dergisi Turkish Studies Türkoloji Dergisi Eski Anadolu Türkçesinin Kuruluşunda Yazi Dili - Ağız İlişkisi Prof. Dr. Leylâ Karahan Manzum Sözlüklerimizden Sübha-i Şibyán Şerhi Hediyyetü l-ihván Doç. Dr. Atabey Kılıç

Detaylı

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ. Doç.Dr. Yunus KOÇ

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ. Doç.Dr. Yunus KOÇ HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ENSTİTÜSÜ Doç.Dr. Yunus KOÇ TÜRKİYAT ARAŞTIRMALARI ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI ÖĞRETİM ÜYESİ SAYILARI/İSTATİSTİKLER Görevlendirme: 1 profesör (yabancı

Detaylı

SAĞLIK TARİHİ ve MÜZECİLİĞİ SEMPOZYUMU 1

SAĞLIK TARİHİ ve MÜZECİLİĞİ SEMPOZYUMU 1 SAĞLIK TARİHİ ve MÜZECİLİĞİ SEMPOZYUMU 1 24 Mayıs 2015 Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları Kitap No: 39 Yayın Danışmanı Ömer Arısoy Koordinasyon Erdem Z. İskenderoğlu Veli Koç SAĞLIK TARİHİ ve MÜZECİLİĞİ

Detaylı

ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? IS IT PARENT LANGUAGE OR OR MOTHER TONGUE?

ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? IS IT PARENT LANGUAGE OR OR MOTHER TONGUE? ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? Prof. Dr. Mukim SAĞIR ÖZET Bu makalede ana dil ve ana dili terimlerinin kullanımları üzerinde durulacaktır. Aralarında nüans olan bu iki terimin Türkçe ve Türk Dili öğretiminde

Detaylı

İPEK YOLU KAVŞAĞININ ÖLÜMSÜZLÜK ESERLERİ NDEN SÜMERLERE

İPEK YOLU KAVŞAĞININ ÖLÜMSÜZLÜK ESERLERİ NDEN SÜMERLERE İPEK YOLU KAVŞAĞININ ÖLÜMSÜZLÜK ESERLERİ NDEN SÜMERLERE Muazzez İlmiye ÇIĞ Bu yaz bana gönderilen kitapların hepsi değerli ama bunların içinde en önemlisi ve değerlisi Prof. Dr. Cengiz ALYILMAZ tarafından

Detaylı

Kurucular / Owners Yasin Şerifoğlu - Serdar Uğurlu - Kaan Yılmaz - Selçuk Kürşad Koca

Kurucular / Owners Yasin Şerifoğlu - Serdar Uğurlu - Kaan Yılmaz - Selçuk Kürşad Koca GÖRÜNTÜ VE SES KAYIT DESTEKLİ AKADEMİK E-DERGİ Kurucular / Owners Yasin Şerifoğlu - Serdar Uğurlu - Kaan Yılmaz - Selçuk Kürşad Koca Genel Yayın Yönetmeni / Manager of Editorial Board Prof. Dr. Vahit Türk

Detaylı

YÜKSELİŞ İNŞAAT SAN. TİC. LTD.ŞTİ.

YÜKSELİŞ İNŞAAT SAN. TİC. LTD.ŞTİ. YÜKSELİŞ İNŞAAT SAN. TİC. LTD.ŞTİ. TANITIM KATALOĞU - 2015 - TAAHHÜT İŞLERİ MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİ MÜHENDİSLİK HİZMETLERİ facebook/yükseliş İnşaat San. Tic. Ltd. Şti. Tel : 0216-553 - 11-61 twitter.com/yukselisinsaat

Detaylı

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu XXVI. Dönem Genel Kurulu

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu XXVI. Dönem Genel Kurulu UNESCO Türkiye Millî Komisyonu XXVI. Dönem Genel Kurulu 17 Mayıs 2014 Tarihinde Ankara da Gerçekleştirildi UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Yönetmeliğinin 14. Maddesine göre toplanan XXVI. Genel Kurul, 2014-2018

Detaylı

2.1. Uluslararası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities)

2.1. Uluslararası hakemli dergilerde yayınlanan makaleler (SCI & SSCI & Arts and Humanities) Doç. Dr. Eyüp NEFES 1969 yılında Giresun'da doğdu. İlköğrenimini 1980, ortaöğrenimini 1987 yılında tamamladı. 1988 yılında O.M.Ü. İlahiyat Fakültesine kaydoldu. 1993 yılında bu fakülteden mezun oldu. 1994

Detaylı

14 Kasım 2014 Cuma. 2. OTURUM Oturum Başkanı: Prof. Dr. İlyas DOĞAN. 3. OTURUM Oturum Başkanı: Prof. Dr. İlhan YILDIZ

14 Kasım 2014 Cuma. 2. OTURUM Oturum Başkanı: Prof. Dr. İlyas DOĞAN. 3. OTURUM Oturum Başkanı: Prof. Dr. İlhan YILDIZ 14 Kasım 2014 Cuma 2. OTURUM Oturum Başkanı: Prof. Dr. İlyas DOĞAN 9:00-10:00 Kayıt 10:00-11:00 Açılış ve Protokol Konuşmaları 14:00 14:20 Osmanlı Dönemi Ahıska Tarihi Yrd. Doç. Dr. Ayna ASKEROĞLU ARSLAN,

Detaylı

II. ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR KONGRESİ ÖZEL BÖLÜMÜ

II. ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR KONGRESİ ÖZEL BÖLÜMÜ II. ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR KONGRESİ ÖZEL BÖLÜMÜ II. ULUSLARARASI TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR KONGRESİ NİN ARDINDAN Pınar FEDAKÂR* Dünyadaki siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelerin çok hızla

Detaylı

Doç.Dr. Abbas KETİZMEN Kazakistan milli televizyonunda

Doç.Dr. Abbas KETİZMEN Kazakistan milli televizyonunda Fakültemiz Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Eğitimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç.Dr. Abbas Ketizmen "Cengiz Aytmatov'u Okumak" sanat albümünde 39 sanatçı arasında 3 adet resmiyle Türkiye den yer

Detaylı

Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi: 2001-2003 Çalışmaları

Moğolistan daki Türk Anıtları Projesi: 2001-2003 Çalışmaları Modern Türklük Araştırmaları Dergisi Cilt 2, Sayı 1 (Mart 2005) Mak. #3, ss. 7-16 Telif Hakkı Ankara Üniversitesi Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları

Detaylı

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER MESLEK YÜKSEKOKULU

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER MESLEK YÜKSEKOKULU HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER MESLEK YÜKSEKOKULU Yrd. Doç. Dr. Mehmet ALTINÖZ Müdür Vekili Ankara, 18 Eylül 2012 1976 dan günümüze Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu; Büro Yönetimi ve Yönetici

Detaylı

Bugünkü Teknolojiyle Bile İnşa Edilmesi Mümkün Olmayan 19 Akıl A lmaz Antik Yapı

Bugünkü Teknolojiyle Bile İnşa Edilmesi Mümkün Olmayan 19 Akıl A lmaz Antik Yapı Bugünkü Teknolojiyle Bile İnşa Edilmesi Mümkün Olmayan 19 Akıl A lmaz Antik Yapı Bugünkü Teknolojiyle Bile İnşa Edilmesi Mümkün Olmayan 19 Akıl Almaz Antik Yapı 19. Büyük Hipostil Salonu Mısır Karnak Tapınağı

Detaylı

(TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.)

(TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.) (TÜRKÇE) I. (Ana sayfada görünecektir.) Adı Soyadı (Unvanı) Akartürk Karahan (Yrd.Doç.Dr.) Doktora: Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2009 E-posta: (kurum/özel) [email protected] Web sayfası

Detaylı

2011 YILI ULUSLARARASI EĞİTİM

2011 YILI ULUSLARARASI EĞİTİM 2011 YILI ULUSLARARASI EĞİTİM Konu: Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü (ÇEM) ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TIKA) ile işbirliği içerisinde

Detaylı

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ. Yıl: 5 Sayı: 10 Aralık 2015

KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ. Yıl: 5 Sayı: 10 Aralık 2015 155 KARADENİZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ Yıl: 5 Sayı: 10 Aralık 2015 KARADENIZ TECHNICAL UNIVERSITY INSTITUTE of SOCIAL SCIENCES JOURNAL of SOCIAL SCIENCES Year:

Detaylı

DERS TANIMLAMA FORMU / Hakas Türkçesi. ARIKOĞLU E. (2007) Hakas Türkçesi, Türk Lehçeleri Temel Ders Kitabı

DERS TANIMLAMA FORMU / Hakas Türkçesi. ARIKOĞLU E. (2007) Hakas Türkçesi, Türk Lehçeleri Temel Ders Kitabı Dersin Kodu ve Adı DERS TANIMLAMA FORMU 1060041 / Hakas Türkçesi Dersin Yarıyılı 1 Dersin Katalog Tanımı (İçeriği) Hakas Türkçesin ses ve şekil özelliklerini öğrenme ARIKOĞLU E. (2007) Hakas Türkçesi,

Detaylı

FATİH SULTAN MEHMET İN Sarayları

FATİH SULTAN MEHMET İN Sarayları 54 MİMARİ I FATİH SULTAN MEHMET İN SARAYLARI FATİH SULTAN MEHMET İN Sarayları Yazı ve Fotoğraf: İsmail Büyükseçgin / [email protected] Eski Saray (Beyazıt Sarayı) MİMARİ I FATİH SULTAN MEHMET İN

Detaylı

TÜRKİYAT UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ TARAFINDAN TÜRK DÜNYASINDA AYDINLANMA HAREKETLERİ: 100. YILINDA ALAŞ ADLI ULUSLARARASI KONFERANS DÜZENLENDİ

TÜRKİYAT UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ TARAFINDAN TÜRK DÜNYASINDA AYDINLANMA HAREKETLERİ: 100. YILINDA ALAŞ ADLI ULUSLARARASI KONFERANS DÜZENLENDİ TÜRKİYAT UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ TARAFINDAN TÜRK DÜNYASINDA AYDINLANMA HAREKETLERİ: 100. YILINDA ALAŞ ADLI ULUSLARARASI KONFERANS DÜZENLENDİ Fulya AKMAN ACUNGİL * Gazi Türkiyat, Güz 2017/21: 247-251

Detaylı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı III. ÜNİTE TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI VE İLK TÜRK DEVLETLERİ ( BAŞLANGIÇTAN X. YÜZYILA KADAR ) A- TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI I-Türk Adının Anlamı

Detaylı

RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK ÜZERİNE

RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK ÜZERİNE A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 51, ERZURUM 2014, 471-475 RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK ÜZERİNE ABOUT RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK Ahmet DEMİRTAŞ * Resim 1: Kitaba ait kapak görüntüsü Çizmecilik /

Detaylı

BURSA GÖÇMEN AĞIZLARI FİİL İŞLETİMİNDE ŞİMDİKİ ZAMAN Şükrü BAŞTÜRK * Mustafa ULUOCAK ** Erol OGUR *** Süleyman EROĞLU **** Hatice ŞAHİN ***** ÖZET

BURSA GÖÇMEN AĞIZLARI FİİL İŞLETİMİNDE ŞİMDİKİ ZAMAN Şükrü BAŞTÜRK * Mustafa ULUOCAK ** Erol OGUR *** Süleyman EROĞLU **** Hatice ŞAHİN ***** ÖZET YAZ SUMMER 2013 SAYI NUMBER 6 SAYFA PAGE 7-13 BURSA GÖÇMEN AĞIZLARI FİİL İŞLETİMİNDE ŞİMDİKİ ZAMAN Şükrü BAŞTÜRK * Mustafa ULUOCAK ** Erol OGUR *** Süleyman EROĞLU **** Hatice ŞAHİN ***** ÖZET Anadolu'da

Detaylı

Dergi Tasarım Mert Ekşi (İstanbul Ü.-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Peyzaj Teknikleri Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye)

Dergi Tasarım Mert Ekşi (İstanbul Ü.-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Peyzaj Teknikleri Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye) Avrasya Terim Dergisi ISSN: 2147-7507 İmtiyaz Sahibi Eurasscience Journals Dergi Grubu Yayın Kurulu Başkanı Orhan Sevgi (İstanbul Ü.-Cerrahpaşa, Orman Fakültesi, Orman Mühendisliği Bölümü, Toprak İlmi

Detaylı

14 Kasım 2014 Cuma. 1. OTURUM Oturum Başkanı: Doç. Dr. Seyhan AKISKA. YÖK Denetleme Kurulu Başkanı

14 Kasım 2014 Cuma. 1. OTURUM Oturum Başkanı: Doç. Dr. Seyhan AKISKA. YÖK Denetleme Kurulu Başkanı Onur Kurulu Prof. Dr. Reha Metin ALKAN Ziyatdin İsmihanoğlu KASSANOV Prof. Dr. İlyas DOĞAN Salim USLU Rektörü Dünya Ahıska Türkleri Birliği Başkanı YÖK Denetleme Kurulu Başkanı Dünya Ahıska Türkleri Birliği

Detaylı

B.Ü. TUYGAR Merkezi ve Turizm İşletmeciliği Bölümü

B.Ü. TUYGAR Merkezi ve Turizm İşletmeciliği Bölümü B.Ü. TUYGAR Merkezi ve Turizm İşletmeciliği Bölümü Türkiye de Toplum için Arkeoloji ve Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Merkezi Seminer Salonu-1 2 Nisan 2015 Perşembe Saat 13.30-17.30 Bursa Aktopraklık

Detaylı

Dergi Tasarım Mert Ekşi (İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Peyzaj Teknikleri Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye)

Dergi Tasarım Mert Ekşi (İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Peyzaj Teknikleri Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye) Avrasya Terim Dergisi ISSN: 2147-7507 İmtiyaz Sahibi Eurasscience Journals Dergi Grubu Yayın Kurulu Başkanı (İstanbul Üniversitesi, Orman Fakültesi, Orman Mühendisliği Bölümü, Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim

Detaylı

[TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA MERKEZİ] [GAZİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜK KAMPÜSÜ ESKİ MİSAFİRHANE TEKNİKOKULLAR-ANKARA]

[TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA MERKEZİ] [GAZİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜK KAMPÜSÜ ESKİ MİSAFİRHANE TEKNİKOKULLAR-ANKARA] BİRİM ARAŞTIRMA FAALİYETLERİNİ DEĞERLENDİRME RAPORU [TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA MERKEZİ] [GAZİ ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜK KAMPÜSÜ ESKİ MİSAFİRHANE TEKNİKOKULLAR-ANKARA] [26.01.2017] Gazi Üniversitesi

Detaylı

Derece Alan Üniversite Mezuniyet Yılı RESİM / SANAT Anadolu Üniversitesi Lisans. GÜZEL Anadolu Üniversitesi Doktora (Bütünleşik 2014 Program) EĞİTİMİ

Derece Alan Üniversite Mezuniyet Yılı RESİM / SANAT Anadolu Üniversitesi Lisans. GÜZEL Anadolu Üniversitesi Doktora (Bütünleşik 2014 Program) EĞİTİMİ 1. Adı Soyadı : Evrim ÇAĞLAYAN 2. Doğum Tarihi : 04.02.1984 3. Unvanı : Yardımcı Doçent Doktor 4. Öğrenim Durumu : Derece Alan Üniversite Mezuniyet Yılı RESİM / SANAT Anadolu Üniversitesi Lisans 2006 EĞİTİMİ

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. Doğum Tarihi : 29.09.1977 : YARDIMCI DOÇENT DOKTOR Y. MİMAR. Derece Üniversite/Okul Birim-Bölüm Tarih. Görev Üniversite / Birim-Bölüm Tarih

ÖZGEÇMİŞ. Doğum Tarihi : 29.09.1977 : YARDIMCI DOÇENT DOKTOR Y. MİMAR. Derece Üniversite/Okul Birim-Bölüm Tarih. Görev Üniversite / Birim-Bölüm Tarih ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı : ÖZGÜR ÖZKAN Doğum Tarihi : 29.09.1977 Unvanı : YARDIMCI DOÇENT DOKTOR Y. MİMAR Öğretim Durumu : Derece Üniversite/Okul Birim-Bölüm Tarih Doktora Yüksek Lisans Lisans İSTANBUL TEKNİK

Detaylı

PARK-BAHÇE VE PEYZAJ MİMARİSİ

PARK-BAHÇE VE PEYZAJ MİMARİSİ PARK-BAHÇE VE PEYZAJ MİMARİSİ Yrd.Doç.Dr. Simay KIRCA 2017-2018 Güz Yarıyılı DERS 5 KÜLTÜREL PEYZAJLAR Kültür; toplumların yaşam biçimleri, gelenek ve göreneklerinin, üretim olanaklarının bileşkesi olarak

Detaylı

JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER

JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER JOURNAL OF ATATÜRK RESEARCH CENTER VOLUME: XXVII JULY 2011 NUMBER: 80 Mart, Temmuz ve Kasım Aylarında Yayımlanan Hakemli Dergi Peer Reviewed Journal Published in March, July and November ATATÜRK KÜLTÜR,

Detaylı

ULUSAL SEMPOZYUM TARİHİ SÜREÇTE MEVLÂNA VE ESERLERİ

ULUSAL SEMPOZYUM TARİHİ SÜREÇTE MEVLÂNA VE ESERLERİ ULUSAL SEMPOZYUM TARİHİ SÜREÇTE MEVLÂNA VE ESERLERİ 08-10 ARALIK 2011 SELÇUK ÜNİVERSİTESİ ALAEDDİN KEYKUBAT YERLEŞKESİ S. DEMİREL KÜLTÜR MERKEZİ KONYA Sempozyum Onursal Başkanı Prof. Dr. Süleyman OKUDAN

Detaylı

1. Kanalizasyon Altyapı Çalışmalarından Bozulan yolların Onarım ve yenileme çalışmalarının ikmali ( Yaklaşık 20.000 m2 Kilit Parke çalışması )

1. Kanalizasyon Altyapı Çalışmalarından Bozulan yolların Onarım ve yenileme çalışmalarının ikmali ( Yaklaşık 20.000 m2 Kilit Parke çalışması ) Yeni Projelerimiz 1. Kanalizasyon Altyapı Çalışmalarından Bozulan yolların Onarım ve yenileme çalışmalarının ikmali ( Yaklaşık 20.000 m2 Kilit Parke çalışması ) 2. Taş duvar ve yol genişleme işlerinin

Detaylı

Hacettepe Üniversitesi Sözlük Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen Türk

Hacettepe Üniversitesi Sözlük Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen Türk Hacettepe Üniversitesi Sözlük Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen Türk Sözlükçülüğü Araştırmaları konulu İç Anadolu Bölgesi Dilcileri

Detaylı

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ

PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ PROF. DR. CENGİZ ALYILMAZ Adı ve Soyadı : Cengiz ALYILMAZ : Prof. Dr. Bölüm/ Anabilim Dalı : Türkçe Eğitimi Bölümü Doğum Tarihi : 11.4.1966 Doğum Yeri : Kars Çalışma Konusu : Eski Türk Dili, Türkçe Eğitimi,

Detaylı

ORHUN YAZITLARINA DOKUNMAK

ORHUN YAZITLARINA DOKUNMAK ORHUN YAZITLARINA DOKUNMAK Metin ORBAY ** Eğer Türkler olmasaydı, tarih öksüz kalırdı sözü pek çok yabancı araştırmacı tarafından farklı biçimde söylenen ve tarihte Türkler hakkında üzerinde mutabık kalınan

Detaylı

KONU BAŞLIKLARI AKILLI BİNALAR YEŞİL BİNALAR

KONU BAŞLIKLARI AKILLI BİNALAR YEŞİL BİNALAR SUNUŞ Günümüz yaşam ve çalışma koşullarını etkileyen teknolojik gelişimler sonucu ihtiyaç duyduğumuz her türlü gereksinimi sağlayan yapılar Akıllı binalar olarak adlandırılmaktadırlar. Akıllı binalar için

Detaylı

Dergi Tasarım Mert Ekşi (İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Peyzaj Teknikleri Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye)

Dergi Tasarım Mert Ekşi (İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Peyzaj Teknikleri Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye) Avrasya Terim Dergisi ISSN: 2147-7507 İmtiyaz Sahibi Eurasscience Journals Dergi Grubu Yayın Kurulu Başkanı Orhan Sevgi (İstanbul Üniversitesi, Orman Fakültesi, Orman Mühendisliği Bölümü, Toprak İlmi ve

Detaylı

AVRUPA MİRAS GÜNLERİ. Umut Özdemir. Kültür ve Turizm Uzmanı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı

AVRUPA MİRAS GÜNLERİ. Umut Özdemir. Kültür ve Turizm Uzmanı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı AVRUPA MİRAS GÜNLERİ Umut Özdemir Kültür ve Turizm Uzmanı T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Avrupa Miras Günleri fikri Fransa da 1984 yılında başlatılan Kapıları Açık Anıtlar tasarısının tüm Avrupa ya yayılmasının

Detaylı