B. Ali EŞİYOK GA
|
|
|
- Tunç Bakkal
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 TÜRKİYE KALKINMA BANKASI A.Ş. GENEL ARAŞTIRMALAR KALKINMA SÜRECİNDE TARIM SEKTÖRÜ: GELİŞMELER, SORUNLAR, TESPİTLER VE TARIMSAL POLİTİKA ÖNERİLERİ Cilt II B. Ali EŞİYOK Kd. Uzman GA Araştırma Müdürlüğü Aralık 2004 Ankara 1
2 ISBN X (Takım Nosu) X (2.Cilt) Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. B. Ali EŞİYOK Kd. Uzman Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. Araştırma Müdürlüğü İzmir Cad. no:35, Kızılay/Ankara Tel: (0312) Fax: (0312)
3 ÖNSÖZ Bu çalışma, birinci ciltte ele alınan Kalkınma Sürecinde Tarım Sektörünün Ekonomideki Yeri, Yapısı ve Gelişme Dinamikleri adlı çalışmanın bulgularını da göz önüne alarak, tarım sektörünün 1923 lerden günümüze kaydettiği gelişmenin ana uğrak noktalarını, sektörün yaşadığı sorunları tespit etmeyi ve politika önerileri geliştirmeyi hedeflemektedir. *** Ülkemizde tarım sektörü büyük potansiyele sahip olup, kalkınma sürecine bir çok parametre yoluyla katkıda bulunmaktadır. Tarım sektörünün hâlâ çalışan nüfusun önemli bir bölümüne istihdam sağlaması, ülke nüfusunun zorunlu gıda maddeleri ihtiyacını karşılaması, sanayi sektörüne girdi sağlaması, sanayi ürünleri için talep yaratması, ticarete konu olan ürünler yoluyla ihracata katkıda bulunarak ödemeler dengesi üzerinde etkide bulunması, ulusal gelirin önemli bir bileşeni olması, göreli fiyatlar yoluyla sanayi birikimini desteklemesi gibi bir çok işlevi yerine getirerek, ülke kalkınmasına katkıda bulunmaktadır. *** Tarım politikasının referansları olarak başlıca şu gerekçeler ileri sürülebilir: Birinci neden, tarım ve sanayi sektörlerine ilişkin farklı fiyatlama davranışından kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere, aksak rekabet piyasalarında çalışan sanayi sektöründe, fiyatlama davranışı değişken maliyetler üzerine konan bir mark-up (kâr oranı) ile belirlenirken, tarım sektöründe esnek fiyatlama geçerlidir. Başka bir deyişle, tarım sektöründe çok sayıda üretici söz konusudur ve bu üreticiler tekel oluşturma gücünden yoksun olup, piyasadaki fiyatı veri almaktadırlar. Tarım sektöründe konjonktürel dalgalanmalar sonucunda oluşacak fiyat şokunu önlemenin bir yolu bu fiyatlara müdahale ederek, çiftçinin eline geçen fiyatların şiddetli bir biçimde düşüşünü engelleyerek, çiftçilerin üretimden uzaklaşmasını önlemek, tarımsal üretim koşullarının sürdürülebilir olmasını sağlamaktır. *** 3
4 İkinci neden olarak da, tarımsal ürün piyasalarında gözlenen aksak rekabet şartlarının yarattığı olumsuz koşullardır. Dünya piyasaları için üretim yapan milyonlarca satıcı(çiftçi) olmasına karşın, az sayıda alıcıyı (ağırlıklı olarak da Uluslar Ötesi Şirketler) bir araya getiren tarımsal piyasalar, kendi hallerine bırakılmaları durumunda rekabetçi piyasa koşulları söz konusu olmamakta, çiftçiler zararlı çıkmaktadır. Bunun en temel kanıtlarından biri, uzun dönemli eğilimler açısından değerlendirildiğinde, gelişmekte olan ülkelerin tarımsal ürün ihraç fiyatları diğer fiyatlara göre düşmekte, gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere kaynak transferi yapılmış olmaktadır. Alıcılar ile satıcılar arasında güç dengesinin bu kadar eşitsiz olduğu piyasalarda zayıf olan tarafın korunması ancak tarıma yönelik destekleme politikaları ile mümkün olmaktadır. Başka bir deyişle, dünya fiyatlarında tarım aleyhine uzun dönemde meydana gelen bozulmalar(dış ticaret hadlerinin bozulması) ve dalgalanmaların çiftçinin eline geçen fiyatlara olduğu gibi yansımasının yarattığı olumsuzluklar, tarıma yönelik destekleme politikaları ile kısmen de olsa önlenebilmektedir. *** Üçüncü neden olarak da, gıdada kendi kendine yeterlilik politikasıdır. Temel gıda maddelerinin (buğday, pirinç, mısır vs) ithalat fiyatı ulusal üretim maliyetlerinin altında olsa bile, toplam talebin büyük bölümünün ülke içinden karşılanması ulusal gıda güvenliği açısından gereklidir. *** Dördüncü neden olarak da, kalkınma olgusudur. Kalkınma sürecinde tarımı destekleme politikası, kalkınma sürecinin erken aşamalarında, tarımsal kaynaklar kalkınma için bir birikim kaynağı işlevi görür. Özellikle dış piyasalara yönelik tarımsal ürünlerin pazarlanması, devletçe veya kamuya ait kuruluşlar ( Marketing Boards ) tarafından yapılması durumunda, çiftçinin eline geçen fiyatla birim ihraç arasındaki makas politika önceliklerine göre bir birikim fonu oluşturabilir ve bu durum kalkınma öncelikleri için kullanılabilir. Diğer taraftan, kalkınmanın, aynı anlama gelmek üzere reel birikimin sorunsuz sürmesi açısından, tarımsal birikimin de sürdürülebilir olması gerekir. Böylelikle kalkınma 4
5 sürecinde sanayi sektörü ile tarım sektörü arasındaki tamamlayıcılık ilişkisi sağlanmış olacaktır. *** Tarım politikaları genel olarak iki grup altında incelenebilir: Bunlardan birincisi, üretim ve tüketimde kaynak kullanımını daha etkin hâle getirmeye çalıştığı için üretken politikalar olarak tanımlanmaktadır. Ar-Ge harcamaları, alt yapı hizmetleri, kamu malları tedariki, bilgi ve pazarlama hizmetleri, kalite ve standart kontrolü, ürün sigortası gibi iktisadi büyümeyi artırmaya yönelik tüm kamu harcamaları bu grup altında ele alınmaktadır. Dağıtım politikaları olarak adlandırılabilecek ikinci grup politikalar ise fiyat destekleri, fark ödemeleri, girdi sübvansiyonları ve sübvansiyonlu kredi gibi ekonominin diğer kesimlerinden tarımsal üreticilere varlık ve gelir transfer eden politikalar kapsamı altında toplanmaktadır. 5
6 TARIM SEKTÖRÜ:GELİŞMELER, SORUNLAR, TESPİTLER VE TARIMSAL POLİTİKA ÖNERİLERİ (Cilt II) 1. Tarımsal Gelişme: Ana Çizgiler ( ) Dönemi Cumhuriyet yönetimine, Osmanlı İmparatorluğu ndan pek çok sorunla yüklü bir tarım bakiye kalmıştır. Uzun savaş yıllarında tarım üretimi yarı yarıya azalmış, nüfusun demografik yapısı büyük ölçüde değişmiş, başta iş hayvanları olmak üzere üretim araçlarının büyük bir bölümü yok olmuştur. Başka bir deyişle, Türkiye 1920'lerin başında buğday, un, şeker gibi temel tüketim mallarının büyük bir kısmını ithal etmek sorunuyla karşı karşıya bulunmakta idi. Bu da toplam ithalatın 1/4'nü oluşturuyordu. Oysa ihracatın %80'i 4-5 kalem tarımsal üründen ibaret bulunmaktaydı li yılların başında gözlenen bu tablo, döneminde sağlanan gelişmeler sayesinde tersine dönecektir. Uzun süren savaş yıllarında 2 %50 ler düzeyine ulaşan üretim düşüşlerine rağmen 1923 ü izleyen birkaç yıl içerisinde savaş öncesi üretim miktarlarına ulaşılmıştır. Bu düzelmede dünya piyasalarında gözlenen olumlu fiyat ve talep ile birlikte Anadolu nun erkek nüfusunun yeniden toprağa dönmesine imkan veren barış koşulları da önemli rol oynamıştır. Buğday üretimi dönemin ilk yıllarında 1 milyon tonun altında iken, ortalaması 2 milyon ton civarına ulaşmıştır. Bu dönemde tarım sektörünün yıllık ortalama büyüme hızı diğer sektörlerden anlamlı bir şekilde yüksek gerçekleşmiştir döneminde tarım sektöründe yıllık ortalama büyüme hızı % 16,2 iken, sanayi sektöründe yılık ortalama büyüme hızı %8,5 düzeyinde gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle döneminde tarım sektörü ekonominin temel sürükleyici aktörü konumundadır. 6
7 Dönemi Cumhuriyetin ilk dönemlerine ilişkin tarım sektörü ile ilgili olarak yukarıdaki satırlarda gayet özet olarak ifade ettiğimiz gelişmelerden sonra bu alt bölümde devletçi dönemde uygulanan tarımsal politikalara kısaca değinmek istiyoruz /30 büyük ekonomik bunalımının en fazla etkilediği sektörlerin başında ekonomide temel sektör konumunda bulunan tarım sektörü gelmiştir. Dünyada tarımsal hammadde fiyatlarında meydana gelen dramatik düşüş, tarımsal hasılanın da bunalım öncesi döneme göre %40 düzeyinde düşmesine neden olmuştur büyük dünya bunalımı genel ekonomik politikaların şekillenmesinden olduğu gibi tarımsal politikaların oluşumunda da etkili olmuştur dan sonra ticaret mallarının fiyatlarında meydana gelen büyük çöküntü ve ticaret hadlerinin bozulması tarım sektörü açısından önemli sorunlar doğurmuştur. Hükümetin çiftçilerin yaşamında gözlenen bu kötü gidişe yanıtı 1932 yılından itibaren buğday ve tütün alımlarında doğrudan ve dolaylı fiyat desteklemelerini devreye koyması olmuştur. Hükümet önce Ziraat Bankası ve sonrasında Toprak Mahsulleri Ofisi yoluyla çiftçiden buğday satın almaya başlayarak çiftçiyi yaşanmakta olan kriz karşısında destekleme/koruma yoluna gitmiştir Tarım sektörü devletçi dönemde olumsuz dış konjonktüre rağmen pozitif bir büyümeye ulaşmıştır. Bu dönemde tarım sektöründeki yıllık ortalama büyüme hızı %5,8 düzeyinde gerçekleşmiştir. Bu dönemde bir çok tarımsal üründeki üretim artışının %50 lerin üzerine çıktığı görülmektedir. Örneğin, üretim ortalaması 100 kabul edildiğinde, dönem ortalaması olarak buğdayda üretim artışı %94, tütünde % 56 ve şeker pancarında %754 düzeyinde gerçekleşmiştir. 7
8 Dönemi Hükümet savaştan sonra tarım sektörünü kalkındırmak ve tarımı ekonominin dinamik sektörü durumuna getirmek için bazı girişimlerde bulunmuştur. Bunun en önemli nedeni döneminde milli gelirde, sanayi ve tarımsal üretimde gözlenen düşüştür. Sanayi üretimi döneminde yıllık ortalama %5,5, tarımsal hasıla %7,1 ve milli hasıla ise %6 gerilemiştir. Tarım sektörünün temel ürünlerinden olan buğday üretimi dönem boyunca yıllık ortalama olarak %9 oranında düşmüştür yılında topraksız ve az topraklı çiftçileri topraklandırmak, iyi işlemeyen büyük arazileri parçalayarak daha etkin işlemesini sağlamak amacıyla Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu çıkarılmıştır. Fakat bu kanun kısa sürede geçirdiği değişiklerle bir toprak reformu kanunu olmaktan çıkmıştır. Bu kanuna dayanarak kamu toprakları topraksız ve az topraklı köylülere dağıtılmıştır. Bu kanun toprak mülkiyetinin dağılımında yapısal bir değişiklik, bir iyileştirme getirmemiştir; fakat ekime açılan alanların meralar aleyhine genişlemesinde çok etkili olmuştur Bu dönemde 1948 yılında Marshall Yardım Planının uygulanmaya başlaması ile birlikte tarım sektöründe hızlı bir makineleşeme sürecine girilmiş, traktör sayısı 1948 yılında 1800 ün altında iken, bu sayı 1950 yılına gelindiğinde 16 bine ve 1955 yılında ise 40 bine ulaşmıştır II. Dünya Savaşı yıllarında ( ) tarım sektöründe kurumsallaşma süreci devam etmiş, Zirai Kombinalar olarak tasarlanan devlet üretme çiftliklerinin kurulması, tarım teknolojilerini geliştirerek köylülerle buluşturacak olan Zirai Donanım Kurumu nun örgütlenmesi, insan yetiştirmeye yönelik olarak yatılı köy okulları ve Köy Enstitülerinin kurulması hep bu dönemin ürünü olmuştur. 8
9 II. Dünya Savaşı yıllarında, savaş koşuları nedeniyle tarım ürünleri fiyatları dünya pazarlarında oldukça yüksek seyretmiştir. Bu konjonktür üretimi teşvik eden bir sonuç doğurmuş, ancak uzun süren savaş yılları/seferberlik sonucunda önemli düzeylere varan işgücü ve hayvan kaybına neden olmuştu. Diğer yandan, ithalatın sınırlaması da, bütünüyle dışa bağımlı ekonomide(tarımda) üretimi sınırlayan diğer bir faktör olarak belirmişti. İç ve özellikle dış ticaret hadleri hızla artarken, arasında iş hayvanları sayısı ve ekilen toprak yüzölçümü ve ithalat gerilemeye başlamıştı II. Dünya Savaşı yıllarında hızla iyileşen iç ve dış ticaret hadlerine, kurumsal ve eğitimde sağlanan gelişmelere karşın toprak ve işgücünden yoksun kalan ve konan yeni verginin de etkisiyle tarım sektöründe önemli üretim düşüşleri yaşanmıştı yılına gelindiğinde tarımsal üretim düzeyi 1935 yılının altında bulunuyordu. Tarımın tekrar üretime geçebilmesi için 1945 sonrası konjonktürün etkisini beklemek gerekecekti. I Dönemi Savaş sonrası büyüme konjonktürünü kapsayan dönemi, 1930 lı yıllarda uygulanan politikalardan bir kopuşu ifade etmektedir. Dışa açık, liberal politikaların uygulandığı bu dönemde, Savaş koşullarının ortadan kalkması ile birlikte hızlı bir ekonomik büyüme yaşanmış, tarım sektörü döneminde yıllık ortalama %14,2 büyürken, sanayi sektörü %9,8 ve hizmetler sektörü % 10,7 oranında büyümüştür. Başka bir deyişle, bu dönem esas olarak tarımsal gelişmenin altın yılları olmuştur Bu dönemde ekime açılan toprakların genişlemesinde Çiftçiyi Topraklandırma Kanununun etkisi olsa da, 1948 yılında Marshall Yardım Planının uygulanmaya başlanması ile birlikte tarım sektöründe hızlı bir makineleşme sürecinin tarım sektörü üzerinde yarattığı olumlu etkiyi belirtmek gerekir. Tarımda makineleşmenin ilk etkisi, ekime açılan arazinin genişlemesi ve tarımsal üretimde meydana gelen artış olmuştur. Özellikle bitkisel üretim, 9
10 1953 yılına kadar elverişli iklim koşullarının da etkisiyle yüksek oranlarda artış göstermiştir. I Dönemi döneminde uygulanan iktisat politikası önceki dönemlerde uygulanan devletçi, müdahaleci iktisat politikasından bir dizi farklılıklar göstermiştir. Bu farklılıkların en temeli Hükümetin, iktisat politikalarına liberal anlayışın hakim olması sonucunda devletin ekonomideki yerinin daraltılmasının hedeflenmesi ve iktisadi kalkınmayı özel kesimi geliştirerek sağlayacağını ilan etmesidir. Bu çerçevede iktidarın ilk yıllarında ekonomide liberasyonu artıracak yönde bazı adımlar atmıştır. İthalat daha 1950 de %60-65 oranında liberalize edilmiş, fiyat kontrolleri kaldırılmıştır. Bank kredi faizleri düşürülerek özel kesimin daha fazla kredi kullanması istenmiştir Türkiye tarımında 1950 ler öncesi yıllarda tarımsal mekanizasyon son derece yavaş gerçekleşmiştir li yıllarda iç ve dış gelişmelerin etkisiyleuzun süren savaşlar sonucunda işgücü kaybı, hayvan sayısında azalma vbmekanizasyon yönünde güçlü eğilimler yaratmış idi krizi ile birlikte bu eğilim sona ermiş, 1930 da ulaşılan 1844 adetlik traktör parkına ancak 1940 ların sonunda ulaşılmıştır. Traktörün simgelediği mekanizasyon bu dönemde işgücünü kısmen ikame ederek kırsal göçün hızlanmasına neden olmuş, traktör sayısındaki artış tarıma yeni toprak alanlarının katılmasını sağlamıştır. Başka bir deyişle, bu dönemde tarımdaki gelişmenin esas kaynağını tarımsal toprakların genişlemesi oluşturmuş, dönem içerisinde önemli verimlilik artışları sağlanamamıştır. Buna göre 1948 yılında 1756 olan traktör sayısı 1953 yılında e çıkarken, 1959 yılında e yükselmiştir. Tarla kültürüne ayrılan alanların nadas dahil genişliği ise 1950 de 14,6 milyon hektardan, 1960 yılında 23,3 milyon hektara ulaşmıştır. 10
11 den sonra uygulamaya konan yeni tarım politikası ile birlikte Türkiye tarımının giderek daha fazla pazarla bütünleştiği görülmektedir. Çiftçiyi piyasaya dönük üretime yönlendiren gelişmelerin başında, tarım sektöründe devlet politikalarının yön verdiği üretim teknolojisindeki değişmeler ve alt yapı yatırımları ile ilgili gelişmeler etkili olmuştur. Tarımda gittikçe artan traktör kullanımı, çayır ve mera arazilerinin üretime açılması ile desteklenince bir çok temel tarımsal üründe çarpıcı üretim artışları gerçekleşmiştir. Buna göre arasında temel geçimlik ürün grubunu oluşturan tahılda üretim miktarı 10,5 milyon tondan 15,2 milyon tona, (%50 düzeyinde bir artışla) yükselmiştir li yıllarda tarım açısından en çarpıcı gelişme ekilebilir alanlarda gözlenen hızlı gelişmedir. 10 yıllık zaman içerisinde özellikle Hazine arazisi niteliğindeki doğal meraların gerilemesi pahasına gerçekleştirilen denetimsiz toprak açmaları, sürülebilir alanların %50 civarında artışına yol açmıştır. Aynı süreçte, Marshall yardımlarının da etkisiyle karayolu ve kara ulaştırma ve tarımda mekanizasyona öncelik veren politikalar bu genişlemeyi desteklemiş ve gerek kırsal alanın pazara açılmasında, gerekse de tarımdan kopan milyonlarca nüfusun kentlere göçmesinde önemli bir rol oynamıştır Özet olarak, bu dönemde ( ), tarımda belirli ölçülerde nitel ve nicel gelişmeler elde edilmiştir. Başta makineleşme olmak üzere, çağdaş girdi kullanımının artması, işlenen alanların genişlemesi, verim artışı tarımsal üretimin artmasına olanak vermiştir. Bu dönemde tarım daha fazla pazara açılmıştır. Bu dönemde tarımda üretim organizasyonunda hissedilir bir değişme olmamıştır. Buna karşılık, tarımın pazara açılması ve tarımsal hammadde işleyen sanayilerin gelişmesi ile tarımsal ürün bileşiminde bir takım değişiklikler meydana gelmiştir. Bitkisel üretimin tarımsal hasıladaki payı hayvancılık üretiminin aleyhine bir miktar genişleyerek %60 a kadar çıkmıştır. Bitkisel üretim içinden de sanayi bitkilerin ve ihraç ürünlerinin payı yükselmiştir. 11
12 I Dönemi lı ve 1970 li yıllar esas olarak, Türkiye tarımının yaygın tarım koşullarından yoğun tarım koşullarına geçtiği yıllar olarak tanımlanabilir. Türkiye ekonomisi 1963 den itibaren yeniden planlı kalkınma dönemine girerken, 1960 lı yılların ortalarından itibaren tarımda da modern girdi kullanımına bağlı olarak verimlilik artışları gündeme gelmiştir. Bu dönemde ithal ikameci birikim modeli çerçevesinde sanayi ve tarıma yönelik popülist politikalar uygulanırken, bu politikaların bir sonucu olarak oldukça sistemli bir destekleme politikası gündeme gelmiştir yılında buğdayla başlayan destekleme uygulaması, 1950 li yıllarda tahıllar, tütün, şeker pancarı ve haşhaşla sınırlı olarak sürdürülmüş, 1960 larda Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri (TSKB) nin alım satım ve dönüştürmesini yaptığı ürünlerin önemli bir bölümü de kapsama alınınca, 1969 yılında desteklenen ürün sayısı 17 yi bulmuş, 1970 lerde ise 22 ye kadar çıkmıştır Savaş sonrası dönemde uygulamaya konan köylerin fiziksel/beşeri altyapısının geliştirilmesi yönündeki projeler ithal ikameci birikim döneminde giderek yoğunlaşmış, anayolların yanında köy yollarının yapımı, köylerin elektriklendirilmesi, içme ve sulama amaçlı yatırımların (barajlar, göletler, sulama kanalları) planlı olarak sürdürülmesi sağlanırken, köylere okul yapılması, üreticilerin eğitilmesi, tarımsal kooperatiflerin desteklenmesi, ziraat mühendis ve teknisyenlerinin yetiştirilmesi gibi beşeri yatırımlar da desteklenmiştir. Bu gelişmeler sonucunda tarımda ticarileşme oranı giderek artarken, yarı-feodal ilişkiler bu dönemde önemli ölçüde tasfiye olmaya başlamıştır yılından itibaren planlı ekonomik kalkınma modeline geçişle birlikte, tarımda devletin yön verdiği yoğun üretim süreci başlamış, köylülük popülist politikalarla desteklenmiştir. Devletin uyguladığı fiyat sübvansiyonuna dayalı uygulamalar sonucunda kimyasal gübre, tarımsal ilaç, tohumluk gibi verimlilik üzerinde doğrudan etkide bulunan araçların kullanımında önemli artışlar 12
13 gerçekleşmiştir. Bu dönemde tarımdaki küçük ölçekli işletmelerin varlığını sürdürmesini sağlayan, diğer bir uygulama da devletin tarım sektörüne verdiği desteğin bir boyutu da tarımsal destekleme kapsamına alınan ürünler ve tarımsal birlikler başta olmak üzere alıcı kuruluşların ürün alımlarındaki fiyat ayarlamaları ile ilgili olmuştur. Buna göre devlet taban fiyat uygulamasını ucuz kredi mekanizmasının işletilmesiyle desteklemiş ve üreticinin elindeki ürün fazlasını satın almayı garanti ettiği gibi fiyat ayarlamalarıyla küçük ve orta ölçekteki tarımsal işletmelerce gerçekleştirilen üretim düzeylerini artırma çabası içerisinde olmuştur Dışa Açık Ekonomi (Küreselleşme Sürecinde) ve Tarım Sektörü:1980 Sonrası Dönem li yılların sonunda ithal ikameci politikaların krize girmesiyle birlikte, 1980 lerin başında dışa açık politikalar gündeme gelmiş, bunun sonucunda tarım ve gıda sektörüne ilişkin yeniden yapılanma politikaları uygulanmaya konmuştur. Bu yeni dönemin temel özelliği deregülasyon (deregulation) politikalarına dayanmasıdır. Deregülasyon politikalarının uygulanması ile birlikte sübvansiyon miktarları düşürülürken, tarım kredisi faizleri yükseltilmiş, desteklemeye konu olan ürün sayısı azaltılmıştır yılında üretimi desteklenen tarım ürünlerinin sayısı 22 iken, bu sayı 1990 yılında 10 a düşmüştür. Diğer yandan, Dünya Bankası ve IMF nin taleplerine uygun olarak kamu sektörünün küçültülmesi amacıyla tarım sektöründe faaliyet gösteren KİT lerden bazılarının özelleştirilmesi gündeme gelmiştir li yıllarda dış ticaret rejiminin liberalizasyonu ile birlikte tarımsal ürün ithalatında önemli artışlar yaşanmıştır yılında gıda ürünlerinin ithalatına uygulanan vergi ve harçlar önemli ölçüde aşağı çekilmiştir. Bunun sonucunda bazı tarımsal ürünler ithalatı önemli miktarlara ulaşmış, ithalattaki artış sonucunda kimi sektörler olumsuz etkilenmeye başlanmıştır. Bu politikaların uygulanması ile birlikte en çok olumsuz etkilenen sektörlerin başında hayvancılık ve et üretimi gelmektedir. Gıda ve tarımsal ürünler ticaretinin 13
14 serbestleşmesini takiben canlı hayvan ve et ithalatındaki sıçrama, yerel üretimin ve hayvancılığın gerilemesine yol açmıştır. 15 sene içerisinde Türkiye nin süt, peynir, yağ ve dondurma gibi sütlü ürünler ithalatı da yükselmiştir. Diğer yandan, sebze ve meyve ithalat ve ihracatında da benzer gelişmeler izlenmektedir. Bu dönemde ithal avakado, ananas, Hindistan cevizi ve kivi gibi tropik meyveler üst ve orta sınıf haneler tarafından tüketilir duruma gelmiştir Türkiye ekonomisi 1980 sonrasında ve özellikle de 1997 yılından itibaren tarım sektöründe önemli boyutlara varan bir kriz süreci ile karşı karşıya bulunmaktadır döneminde devletçe korunan ve desteklenen tarım sektörü, 1980 li yıllarda gündeme gelen yeniden yapılanma politikaları ile birlikte devlet desteği giderek çekilmiş bu süreç 1997 yılından itibaren giderek hızlandırılmıştır. Bu politikaların uygulanması ile birlikte (tarımda sübvansiyonların kaldırılması, çiftçiye direkt veya dolaylı olarak yapılan desteklemelerin ya tamamen ya da tedricen giderek artan bir hızla kaldırılması) Türkiye tarımındaki üreticiler ve özellikle de aile emeğine dayalı küçük işletmeleri ekonomik zorluklarla karşı karşıya getirmiştir. Bir yandan tarım ürünlerine verilen ve çoğu kez maliyetlerin altında olan taban fiyatları, diğer yandan serbest bırakılan ve astronomik düzeylerde artışlar gösteren tarımsal girdi fiyatları, milyonlarca üreticiyi büyük açmazlarla karşı karşıya getirmiştir. Uygulanan politikalar sonucunda çiftçilerin bir kısmı yavaş yavaş ya tarımsal üretimden vazgeçmekte ya aile emeğini daha fazla kullanarak karşılaştıkları sorunları bu yolla aşamaya çalışmakta ya da verim artırıcı etkisi olan kimyasal girdilerin kullanımını azaltarak savunma araçlarına yönelmektedir Türkiye de 24 Ocak 1980 istikrar programının yürürlüğe girmesi ile tarım sektörüne yönelik politikalar da değişmiş, bu tablo 1984 yılından itibaren iyice belirginleşmiştir. Bunun sonucunda tarıma yönelik devletin düzenleyici ve koruyucu tavrı değişirken, tarım üretimi giderek piyasa koşullarına ve liberalizasyona gidilmiştir. Bunun sonucunda kimyevi gübreye verilen düşük bir sübvansiyon dışında, kaldırılmış, ürün fiyat desteği neredeyse son bulmuş, ve 14
15 kapsamı daraltılmıştır. Diğer yandan tarım piyasalarını düzenleyici kamu kuruluşları daha önce sahip oldukları başta kredi avantajları olmak üzereavantajlarını yitirmiştir; diğer kamu kurumları gibi bunların da özelleştirilmesi gündeme gelmiş, bazılarının sahip oldukları tekel gücüne son verilmiştir Tarım sektörünü yakından ilgilendiren dönüşümlerden biri de, imalat sanayiinin rekabet gücünü artırmak için tarım sektörü bir araç olarak kullanılmıştır. Gıda maddelerinin fiyatları düşük tutularak ücret artışları sınırlandırılırken, sanayiinin girdi olarak kullandığı tarımsal girdilerin fiyatları da düşük tutularak imalat sanayiinde maliyetlerin düşük tutulması dolaysıyla rekabet gücünün artırılması hedeflenmiştir Türkiye de tarım sektörü 1980 öncesinde uygulanan müdahaleci politikalar sayesinde tarım sektörü önemli gelişmeler kaydetmiştir. Kuşkusuz bunların başında negatif reel faiz hadleri uygulaması vardır. Türkiye 1980 yılından itibaren ekonomide reel faizlerin serbest piyasa koşullarında pozitif düzeylere çekilmesini dayatan programlar yürürlüğe konmuştur. Ancak tarım sektörü azalan oranda da olsa reel negatif faizlerden 1997 yılına kadar yararlanmayı sürdürmüş, 2002 yılından itibaren ise tarım yüksek düzeydeki reel faiz haddinden kredi alma süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Bu durum tarımsal yatırımları olumsuz etkileyerek üretimi ve verimliliği olumsuz etkilemiştir Türkiye de uygulanan yapısal uyum politikalarının tarıma ilişkin önerileri tarımda nasıl verimlilik artışı sağlayabiliriz sorunsalı üzerinde yoğunlaşmamış, devleti tarım sektöründen nasıl uzaklaştırabiliriz yaklaşımı üzerine oturtulmuştur. Bu yaklaşımın temelinde tarım devletin sırtında bir yüktür yaklaşımı yatmaktadır. IMF ve Dünya Bankası kaynakların optimal kullanımında devlet ve Pazar ı birbirlerine taban tabana zıt iki kutup olarak görmektedir. Devlet israflara yol açarken, Pazar mekanizması en etkin kaynak kullanıcı olarak algılanmaktadır. Oysa, reel gelişmeler incelendiğinde Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde devlet müdahalesinin kalkması durumunda tarım sektörü en fazla etkilenen sektörlerin başında gelmektedir. Başka bir deyişle, 15
16 sektörel gelişme dinamikleri açısından devlet-piyasa karşıtlığından söz edilemeyeceği gibi, devletin etkin araçlarla sektörü yönlendirdiği yıllarda tarım sektörünün daha parlak bir gelişme kaydettiği izlenmektedir sonrasında uygulamaya konan istikrar ve yapısal uyum programları sonucunda tarım sektörü ithal ikameci dönemde olduğu gibi iç pazarın sürükleyici aktörlerinden biri olmaktan çıkmış, ihracat içerisinde önemli bir ağırlığa sahip tarımsal girdilere dayalı sektörlerin rekabet gücünü artırmak için tarımsal desteklerin azaltılması gündeme gelmiş, bunun sonucunda iç ticaret hadleri 1980 li yılların ilk yarısında önemli ölçüde tarımın aleyhine gelişmiştir. Bölüşüm ilişkisinden olumsuz etkilenen çiftçilerin bir bölümü, üretimden vazgeçip kentlere göç etmek zorunda kalırken, bir kısmı da, aile içi emeğini daha fazla kullanarak, ekonomik olumsuzluklara rağmen üretime devam etmişlerdir Türkiye de geçmiş yıllarda sık sık ifade edilen dünyada kendi kendine yeterli az sayıda ülke söylemi günümüzde giderek değişmeye başlamış, tarımsal ürünlerde önemli düzeylere varan ithalat yoluna gidilmiştir: 1980 li yıllarda tarım sektöründe genel olarak gözlenen durağanlık ve bazı alt kesimlerde üretimde meydana gelen düşüş sonucunda tarımsal ihracata konu olacak fazlanın azalmasına neden olmuş, ithalat gereksinimi giderek artmaya başlamış, 1980 öncesinde Türk tarımında gözlenmeyen bu gelişme 1990 lı yıllarda ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle, tarım ürünleri ve tarıma dayalı mamullerin toplam ithalatı, bu kalemlerin ihracatını aşmaya başlamıştır Türkiye nin gıdada kendi kendini besleyebilen az sayıda ülke konumuna gelmesinde dönemi arasında (ağırlığı farklı olmakla birlikte) hükümetlerin tarıma yönelik destek politikaları temel bir işlev görmüştür li yıllarla birlikte bir yandan tarıma yönelik destekler azalırken, diğer taraftan tarım sektörü dünyadaki olumsuz fiyat hareketlerinin etkisi altına girmiş, bunun sonucunda kendi kendine yeterlilik hedefi değişmeye başlamıştır. 16
17 Tarımda dönemler arası teknolojik gelişme değerlendirildiğinde genel olarak şu tespitlerin yapılabileceğini düşünüyoruz: Türkiye tarımında arası dönemde tarımsal gelişme daha çok yeni toprakların tarıma açılmasıyla sağlanmış, tarımsal araştırma enstitüleri kurulmuş, başta buğday olmak üzere, çeşit geliştirme çabalarına girişilmiştir dönemi tarımsal yapıda hızlı bir kopuş dönemi olarak görülebilir yılından itibaren traktör ve gübre ithalatı yoluyla başlayan gelişme, sonraki aşamada montaj sanayi ile sürmüş, 1960 ların sonlarında ise Yeşil Devrim tohumlarının ithalatıyla büyük bir hız kazanmıştır sonrası dönemde ise Türkiye tarımı adeta bir yol ayrımı noktasına gelmiştir li yıllarda iç ticaret ve dış ticaret hadleri bir eğilim olarak tarım sektörünün aleyhine gelişmiş, son yıllarda ise tarımsal destek DGD ile sınırlandırma noktasına ulaşmıştır. Ekonomide gerçekleştirilen liberalizasyon sonucunda 1985 sonrası yıllarda tahıl ve meyve ithalatı büyük ölçüde artarken, tarımda kendi kendine yeterli 7 ülkeden biri hedefi/gerçeği tarih olmuştur. 2. Tarımda Küçük Üreticilik ve Nedenleri 2.1. Tarımda temel üretim biçimi küçük üreticilik temelinde gelişmiş, Batıda olduğu gibi toprak yoğunlaşması yaşanmamış, bunun sonucunda tarımsal birikim cılız kalırken, büyük çiftlikler ortaya çıkmamıştır. Başka bir deyişle, Türkiye ölçek ekonomilerinden yararlanamayan, düşük verime dayalı, küçük adacıklar şeklinde bir tarım işletmeciliği ortaya çıkmıştır Tarihsel olarak Anadolu da, Batıda feodal toprak sisteminde olduğu gibi bir toprak yoğunlaşması gerçekleşmemiştir. Gerek maddi koşulların etkisiyle ve gerekse de Osmanlı toplumsal, hukuki ve idari düzeninin bir sonucu olarak bu olgu gerçekleşmiştir. Merkezi devletin güçlü olduğu dönemlerde ise toprağın üreticiler arasında yeniden dağıtılması sonucunda toprak üzerinde özel mülkiyet gelişmemiştir. Toprakta özel mülkiyete izin veren 1858 kanununa rağmen toprakta yoğunlaşma yaşanmamış, büyük toprak sahipliği ortaya çıkmamıştır. 17
18 2.3. Birinci Dünya Savaşı na kadar süren göçler ve bu göçmenlerin yerleştirilmesi küçük üreticiliği besleyen bir başka faktör olarak değerlendirilmelidir Büyük bunalımı ve İkinci Dünya Savaşı nın yarattığı zor koşullar her ne kadar köylüleri borca sokup ortakçı statüsüne getirdiyse de, 1945 sonrası gelişmeler küçük mülkiyete dayalı tarım işletmeciliğini güçlendirirken, pazarın genişlemesi sonucunda köylülüğü pazar için üretime kanalize ederek küçük işletmeciliğin tasfiyesini önlemiştir İkinci Dünya Savaşı nın ertesinde tarımda hızlanan mekanizasyona (traktör kullanımında gözlenen hızlı artış), rağmen toprakta önemli bir yoğunlaşma gerçekleşmemiş, 1950 li yıllarda köylülüğün bir oy deposu olarak görülmesi sonucunda (tarıma yönelik popülist politikalar), küçük üreticilik âdete teşvik edilmiştir Önce ekim alanlarının genişlemesi, sonra da su, gübre, ilaç gibi girdilerin artışı dönemindeki değişmenin temel faktörleri olmuştur. Ürün bileşiminde tahılların oransal önemi azalmış, yağlı tohumların, sanayi hammaddelerin sebze ve meyvaların üretim artışı aynı dönemin diğer bir özelliği olarak ortaya çıkmıştır döneminde hayvancılık sektöründe gelişmeler yaşanmış olsa da, hayvancılık sektörünün ayrı bir uzmanlaşma sektörü olarak önemli bir büyüme göstermemiş, hayvansal üretim, bitkisel üretimle birlikte yapılan bir yan uğraş özelliği taşımıştır. Ancak 1980 li yıllarla birlikte hayvancılık sektörünün döneminde kaydettiği gelişmeye karşın, bu yapı, 1980 li yıllarda tümüyle tersine dönmüş, hayvancılık sektörü sadece göreli olarak değil, mutlak olarak da küçülmüştür. Hayvancılık sektörü bir kriz süreci ile karşı karşıya kalmıştır yılında planlı ekonomik kalkınma dönemine geçişle birlikte, tarım sektöründe devlet desteğinde entansif üretim yöntemine geçilmiş, ithal ikameci birikim modeline dayalı popülist politikalar uygulanmıştır. Bu durum tarımdaki küçük üreticiliği besleyen sonuçlar yaratmıştır. Bu dönemde devletin uyguladığı 18
19 fiyat sübvansiyonuna dayalı politikalar neticesinde kimyevi gübre, tarımsal ilaç, tohumluk gibi girdilerin kullanımında önemli artışlar sağlanmıştır. 3. Tarım Sektörünün Yapısal Özellikleri ve Sorunlar 3.1. Tarım sektörüne ilişkin sorunların başında erozyon gelmektedir. Erozyon sonucunda toprağın verimi düşerken, barajların hizmet süresi de giderek kısalmaktadır. Türkiye nin 78 milyon hektarlık yüzölçümünün 62 milyon hektarı (%79 u) erozyona tabi bulunmaktadır Türkiye de tarımın GSMH İçerisindeki payı giderek azalırken, tarım nüfusunun daha yavaş düşmesi nedeniyle göreli geliri azalmaktadır. Bu durum tarımda kişi başına gelirin tarım dışı sektörlere göre oldukça düşük kalmasına neden olmaktadır Türkiye tarımının yapısal olarak en temel sorunlarından biri de düşük verimlilik düzeyidir. Tarımda hem toprak hem de işgücü verimliliği düşük kalmıştır. Faal nüfusun %35 i, GSMH nın sadece %15 ni üretmekte, kişi başına verimlilik tarım sektöründe düşük kalmaktadır Türkiye tarımında işgücü verimliliğinin düşük kalmasının bir nedeni istihdamdaki şişkinlik ise (kişi başına katma değer olarak ölçülen verimliliğin düşmesi ile sonuçlanmaktadır). Diğer nedenleri olarak, işgücünün eğitim düzeyinin düşük olması ve tarıma yönelik yatırımların aşınmasıdır. Çiftçilerin yatırımlardan uzaklaşmasının nedeni, tarımın ticaret hadlerindeki bozulma, destekleme politikalarının azalması gibi çiftçilerin satın alma gücünü yakından ilgilendiren bozulmalardır Tarımda üretici birlikleri, kooperatifler, şirketler gibi örgütlenmeler son derece sınırlı bulunmaktadır. 19
20 3.6. Türkiye, ABD ve AB tarımının yapısal özellikleri karşılaştırmalı olarak kıyaslandığında Türkiye ile AB ve ABD arasında önemli farklılıkların bulunduğu görülmektedir: Türkiye de tarımın GSMH içerisindeki payı %14 iken, bu oran ABD de %1,7 ve AB ortalamasında %1,9 düzeyinde bulunmaktadır. Türkiye de ortalama tarımsal işletme büyüklüğü 5,9 hektar iken, AB de 17,4 hektar ve ABD de ise 180 hektar düzeyinde bulunmaktadır Türkiye tarımında, tarım arazilerinin ancak %15 i sulanabilmekte, arazinin %85 inde ise kuru tarım yapılmaktadır yılı itibariyle tarım arazilerinin %19 u ise üretime sokulmayarak nadasa bırakılmaktadır Türkiye de tarım alanlarının kullanımına göre dağılımı incelendiğinde, ekilen alan düzeyinin döneminde önemli ölçüde arttığı bu yıldan itibaren ekilen alan ın sınırlarına ulaştığı ve 18 milyon hektar düzeyinde istikrar kazandığı görülmektedir. Toplamda ise 1970 yılında 27,3 milyon hektar olan tarım alanının 2002 yılında 26,5 milyon hektara düştüğü görülmektedir Tarım arazilerinin %70 e yakını tarla olarak kullanılmakta, bahçe arazisi oranı %10 ların altında kalmaktadır. Tarla olarak kullanılan arazinin % 75 ni tahıl tarımına ayrılırken, %8 i ancak sanayide hammadde olarak kullanılan bitkilere ve %4 ü yağlı tohum bitkilerine ve %3 ü ise yem bitkilerine ayrılmaktadır Türkiye tarımında tarımsal Ar-Ge ye ayrılan kaynaklar son derece yetersiz bulunmaktadır. Ar-Ge çalışmalarına toplam tarımsal gelirin %0,5 i civarında kaynak ayrılırken, tarımsal aktif nüfus başına ise de ancak 19,8 dolar civarında Ar-Ge harcaması yapılabilmektedir Son 20 yıllık dönemde tarımsal ürünler dış ticareti sektör aleyhine önemli ölçüde bozulmuştur yılında toplam ihracat içerisinde %57,4 oranında paya sahip tarım sektörünün payı 2003 yılında % 11,1 e düşmüştür. 20
21 4. Tarımsal İşletme Sayısı ve Toprak Dağılımı 4.1. Tarımsal işletme büyüklüğüne göre işletme sayısı ve toprakların dağılımı incelendiğinde, 1980 yılı itibariyle en fazla gözlenen işletme biçiminin %32,6 ile dekar büyüklüğüne sahip işletmelerin olduğu görülmektedir. Bu tablo 1991 ve 2001 tarım sayımlarında da önemli bir değişikliğe uğramamış, 2001 verilerine göre % 31,5 olarak gerçekleşmiştir. İkinci sırada ise dekar büyüklüğüne sahip işletmeler gelmektedir. Bu grubun 1980 yılında %21,1 olan payı 2001 yılında %18,5 e gerilemiştir Diğer yandan toprak payının en yüksek olduğu grup 20-49; 50-99; ve dekar toprağa sahip gruplardır. Bu dört grubun 1980 yılında toplam toprak içerisindeki payı % 83,8 iken, 1991 de %77,2 e gerilemiş, ancak 2001 yılında tekrar yükselerek %83,3 olarak gerçekleşmiştir Toprak yoğunlaşmasının en hızlı gerçekleştiği kategori dekar büyüklüğüne sahip kategoride gözlenmektedir. Buna göre 1980 yılında toplam içerisinde %1,6 olan bu kategorinin payı, 1991 yılında %5,9 a çıktıktan sonra, 2001 yılında %3 e gerilemiştir. Başka bir deyişle, arasında dekar arazi grubunda önemli bir yoğunlaşma yaşanırken, döneminde yoğunlaşmanın düştüğü izlenmektedir DİE nin tanımına göre 200 dekara kadar toprak işleyen işletmeler küçük işletme olarak tanımlamakta, 200 dekardan fazla işleyen işletmeler büyük işletme olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu tanım kanımızca Türkiye deki küçük üreticiliğin kendi içerisinde önemli ölçüde farklılaştığı Anadolu daki işletme yapısını tam olarak kavramaktan uzaktır. Bu nedenle, 0-49 dekar kullanan işletmeleri küçük işletme, dekar toprak kullananları orta-işletme ve 200 ve 200 dekardan fazla toprak kullanan işletmeleri de büyük işletme olarak tanımlarsak, Türkiye tarımının toprak dağılım profili net olarak ortaya çıkmaktadır. Küçük işletmelerin toplam içerisindeki payı döneminde 21
22 toplamda 1,8 puan artarak % 19,5 den %21,3 e yükselirken, işletme yüzdesi ise %60,6 dan, %64,8 e yükselmiştir. Ancak, eğer karşılaştırma sayımlarına göre değil de, genel tarım sayım sonuçlarına göre yapılacak olursa, gerek işletme sayısında ve gerekse de toprak dağılımında küçük ölçekli işletmelerin payının azaldığı görülmektedir. Başka bir deyişle, 1990 lı yıllarla birlikte tarım sektöründe kısmi bir toprak yoğunlaşması ve işletme sayısında bir azalış gözlenmektedir Orta ölçekli tarımsal işletmelerin toplam tarımsal işletmeler içerisindeki payı arasında %33,1 den %27,6 a gerilerken, toprak dağılımındaki payı ise % 45,4 den %40,9 a gerilemiştir. Başka bir deyişle, arasında orta ölçekli işletmelerin gerek işletme sayısı içerisinde ve gerek toprak dağılımı içerisindeki payı önemli ölçüde gerilerken, genel sayım sonuçlarına göre gerek işletme sayısı ve gerekse de toprak dağılımı içerisindeki paylarının arttığı izlenmektedir döneminde büyük ölçekli işletmelerin gerek işletme sayısı ve gerek toprak dağılımı içerisindeki payının azaldığı görülmektedir. Buna göre 1980 yılında toplam tarımsal işletme sayısı içerisindeki payı %6,2 olan büyük ölçekli tarımsal işletmelerin, 2001 sayım sonuçlarına göre payının %5,8 e, toprak içerisindeki payı ise %35,1 den %34,2 e gerilediği anlaşılmaktadır. Ancak karşılaştırma ve genel tarım sayım sonuçlarına göre yapılması durumunda farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz: arasında büyük ölçekli tarımsal işletmelerin payı %6,2 den %5,1 e gerilerken, toprak içerisindeki payı %35,1 den %37 e çıktığı görülmektedir. Başka bir deyişle, arasında toprakta yoğunlaşmanın yaşandığı görülmektedir. Ancak karşılaştırma 1991 ve 2001 genel tarım sayım sonuçlarına göre yapılacak olursa, işletme sayısının % 5,3 den %5,8 e çıktığı, buna karşın toprak içerisindeki payının ise % 37 den %34,2 e düştüğü anlaşılmaktadır Sonuç olarak, döneminde en hızlı geçişkenlik arasında orta ölçekli tarımsal işletmeler arasındaki değişimde gözlenmektedir. 22
23 Oysa genel tarım sayım sonuçlarına göre gerek işletme sayısı ve gerekse de toprak dağılımı içerisindeki payının önemli ölçüde gerilediği anlaşılmaktadır. 5. Sektörel Büyüme Hızları: Cumhuriyetin kuruluş yılları ( ve dönemleri) tarım ve sanayi sektörlerinde hızlı büyüme dönemini temsil etmektedir döneminde tarım sektörü yıllık ortalama % 15,9 oranında büyürken, hiçbir dönemde bu ortalama büyüme hızına ulaşamamıştır. Sanayi sektöründeki ortalama büyüme hızı ise %8 gibi oldukça yüksek bir orana ulaşmıştır döneminde sektörler arasında en parlak ortalama büyüme hızına % 11,7 ile sanayi sektörü ulaşmıştır. Diğer hiçbir dönemde sanayi sektörü bu ortalama büyüme hızını yakalayamayacaktır. Bu dönemde tarım sektöründeki yıllık ortalama büyüme hızı ise % 6 dır Tarım sektörünün en parlak performans gösterdiği ikinci dönem yıllık ortalama %14,2 ile dönemidir. Savaş sonrası dünya ekonomisindeki gelişmenin de etkisiyle bu dönemde sanayi ve hizmetler sektörlerinin ortalama büyüme hızları da oldukça yüksek bir performans sergilemiştir. Buna göre bu dönemde sanayi sektörü yıllık ortalama %9,8 büyürken, hizmetler sektörü yıllık ortalama %10,7 büyümüştür İthal ikameci dönemde en hızlı gelişen sektörün yıllı ortalama %8 büyüme hızı ile sanayi sektörü olduğu anlaşılmaktadır. Bu sektörü yıllık ortalama %6,5 ile hizmetler sektörü izlemiştir. Tarım sektörünün yıllık ortalama büyüme hızı ithal ikameci dönemde %2,1 ile 79 yıllık Cumhuriyet ortalaması olan %3,9 un altında kalmıştır İhracata dayalı büyüme modeli altında hizmetler sektörü dışında tarım ve sanayi sektörlerindeki ortalama büyüme hızlarının düştüğü görülmektedir
24 1988 ve dönemlerinde sektörel ortalama büyüme hızları döneminin (Cumhuriyetin 79 yılı ortalamasının) oldukça altında kalmıştır. Buna göre döneminde tarım sektöründe yıllık ortalama büyüme hızı % 1,6 iken, 79 yıllık Cumhuriyet ortalaması %3,9 dur. Benzer bir durum dönemi için de geçerlidir. Buna göre, döneminde tarım sektörü yıllık ortalama %1 büyürken, bu değer cumhuriyet ortalamasının oldukça altında bir performansı göstermektedir. 6.Türkiye Ekonomisinde ve Tarım Sektöründe Konjonktürel Dalgalanmalar 6.1. Türkiye ekonomisinde 1971 yılında başlayan ekonomik büyüme konjonktürü 1976 yılında tepe noktasına ulaştıktan sonra, krizi ile sona ermiştir. İkinci devresel dalgalanma ise 1983 yılında başlamış, 1985 yılında sona ermiştir. Bu dalga boyu görece küçük çevrimi ve çevrimleri izlemiştir. Bu çevrimleri ise; ; ve çevrimleri izlemiştir lı yıllarda gittikçe kısalan ve sıklıkla yaşanmaya başlanan çevrimler meydana gelmiştir. Bunlar, ; ve çevrimleridir Türkiye ekonomisinde özellikle 1990 lı yıllardan itibaren süreleri kısalan ve sıklıkla gözlenmeye başlanan çevrimlerin nedeni olarak 1989 yılından itibaren gündeme gelen 32 sayılı kararın etkili olduğunu belirtmek gerekir. Sermaye hareketleri üzerindeki denetimlerin kaldırılması ve finansal serbestleşme, banka ve döviz krizlerinin bütünleşmesinin ve genel finansal krizlerin oluşmasını sağlayan temel unsur olmaya başlamıştır. Sermaye hareketlerinin liberalizasyon süreci öncesi yıllarda bankalar veya döviz piyasalarında meydana gelen dalgalanmaların etkileri daha minimal düzeyde sektörle sınırlı etkilerle sonuçlanırken, iç ve dış finansal piyasaların gittikçe entegre olduğu günümüz piyasalarında sıklıkla tekrarlanan finansal krizler gündeme gelmeye başlamıştır. Finansal krizler genel olarak; canlanma/patlama/çöküntü aşamalarından oluşan bir döngüyü kapsamaktadır. Sermaye girişleri ile eşanlı 24
25 bir kredi genişlemesi, sürdürülemezlik algısı ile sona ermekte, sermaye kaçışları ve finansal daralma ile en düşük noktaya inmektedir. Hem çıkış hem çöküş aşamaları ekonominin tüm reel değişkenlerini etkileyerek yatırım, üretim, istihdam ve milli gelir düzeylerinde dalgalanmalara neden olmaktadır Tarım sektöründe üretimde meydana gelen bir istikrarsızlığın ekonominin bütününde istikrarsızlık yaratması ancak, tarımın ekonomi içerisindeki yerinin temel olduğu azgelişmiş ekonomilerde geçerli bir durumdur. Türkiye gibi yarısanayileşmiş bir ekonomide ise tarımın ekonomi içerisindeki göreli önemi yıllar itibariyle gittikçe küçülmüştür. Örneğin 1968 yılında tarımın milli gelir içerisindeki payı %33 iken, 2002 yılında %14 e gerilemiştir. Başka bir deyişle, tarım sektöründe meydana gelen bir krizin ekonomiyi etkileyerek kriz sürecine sokma gücü günümüz Türkiye sinde artık mümkün gözükmemektedir. Ancak tarım sektörünün içsel gelişme dinamiklerini anlamak ve tarım sektöründeki büyümeistikrar-kriz çevrimlerinin (cycles) yapısını tespit etmek amacıyla tarımsal çevrim analizinin yapılması gerekir Üretim yapısı sanayiye dayanmayan, ağırlıklı olarak tarımsal ekonomilere dayalı bir ekonomide ürünlerin yıllık verim değişmeleri yalnız tarımsal gelir değil, bütün ekonomiyi etkileyen sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle kurak bölgelerde ürünlerin yetişme dönemindeki yağış miktarının devresel değişmesi, konjonktür dalgalarına benzeyen milli gelir değişmelerine yol açabilmektedir. Diğer yandan hava şartlarının etkisiyle tarımda verim ve ürün artışının milli gelir ve istihdam seviyesine büyüyerek yansıyan bir çarpan etkisi vardır. Ekonomi üzerine etkide bulunan asıl etki çarpan etkisidir. Türkiye gibi sanayi üretiminde ve ihracatında temel sektörler konumunda bulunan (toplam ihracatın %50 lerini kapsayan ) tarımsal girdilere dayalı sanayinin tarım sektöründe yaşanan bir krizden etkilenmesi kaçınılmazdır ve bu durum çarpan etkisinin önemini ortaya koymaktadır Ekonominin bütününü temsil eden GSMH ya ilişkin konjonktürel dalgalanmalar ile tarımı temsil eden tarımsal katma değere ilişkin dalgalar 25
26 birlikte değerlendirildiğinde, tarım sektöründeki çevrimlerin sayısının, ekonominin bütünündeki çevrimlerden daha fazla olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre ekonominin bütününde 3 erli hareketli ortalamaya göre 11, 5 erli hareketli ortalamaya göre 8, 7 şerli hareketli ortalamaya göre 6 ve 9 şarlı hareketli ortalamaya göre ise 4 çevrim ile henüz tamamlanmamış çevrimlerin uçları bulunmaktadır Tarım sektöründe ise 3 erli hareketli ortalamaya göre 14, beşerli hareketli ortalamaya göre 8, 7 şerli hareketli ortalamaya göre 9 ve 9 arlı hareketli ortalamaya göre ise 7 çevrim saptanmıştır. Başka bir deyişle, tarım sektöründe gerçekleşen çevrimlerin 3 erli, 7 şerli ve 9 şarlı hareketli ortalamalara göre ekonominin bütününe göre 3 er çevrim daha fazla gerçekleşirken, 5 erli hareketli ortalamaya göre tarım sektöründeki çevrim sayısı ekonominin genel çevrim sayısına eşit (8 er adet) bulunmuştur Tarımsal çevrimlerin ekonominin bütününde 3 er fazla olması, esas olarak tarım sektörünün doğa koşullarına bağlı olması ile yakından ilgilidir. Tarımsal katma değer doğa koşullarının etkisiyle doruğa ulaşmakta, ancak sürecin tersine dönmesi ile birlikte tarımsal katma değer inişe geçmektedir Tarım sektöründe 1969 yılında başlayan genişleme evresinin (canlanma), 1974 yılında sona erdiği, görece dalga boyu uzun çevrimini dalga boyu daha kısa çevrimlerin izlediği görülmektedir: Bu çevrimler; , ; ; ; ; ; ; ; ; ; ; ve çevrimleri olarak sıralanmıştır ve döneminde meydana gelen çevrimlerin dalga boylarının görece daha yüksek olduğu, buna karşın arasındaki çevrimlerin dalga boylarının görece düşük kaldığı izlenmektedir. 26
27 7. İstihdam 7.1. Sektörel düzeyde istihdam serileri incelendiğinde, tarım sektöründe istihdamın döneminde sırasıyla 4, 5, 6 ve 7 milyon kişi platolarına yerleştiği, döneminde ise (44 yıl boyunca, 1993 yılı istisna olmak üzere) 8 milyon kişi etrafında salındığı anlaşılmaktadır. Ekonomide üst üste yaşanan krizlerin de etkisiyle döneminde ise ilk kez tarımsal istihdamın sayısında önemli düşüşlerin gerçekleştiği görülmektedir: Tarım sektöründe dönemindeki istihdam seviyesinin 1940 lı, 1950 li yılların istihdam seviyesine denk geldiği anlaşılmaktadır ile 1940 lı yılların sonlarına kadar olan dönemde tarım sektöründeki üretimin esas kaynağı işgücünün kullanımına ve yeni arazilerin ekime açılmasına dayanırken, 1950 li yıllarla birlikte ise tarımsal mekanizasyon süreci temel faktör olmaya başlamıştır. Başka bir deyişle bu dönemde tarımsal mekanizasyonda sağlanan gelişme sayesinde tarımsal istihdamı sabit tutabilmiştir Tarım sektöründe döneminde 1930 büyük buhranın etkisiyle tarımsal istihdam artışı %4,2 gibi büyük oranda gerilemiş, diğer hiçbir yılda istihdam artış hızı negatif olmamış, sadece arasında istihdam artış hızı sabit kalmıştır döneminde ise ; 1977, ; ; ve 2001 dönemlerinde ve yıllarında tarımsal istihdam artış hızı pozitif olmuş, diğer tüm yıllarda negatif olmuştur. Başka bir deyişle, 1960 lı yılların sonunda gittikçe artan tarımsal mekanizasyon süreci tarımsal istihdam artış hızını düşürmeye başlamış, 2000 ve 2002 yıllarında ise ekonomide yaşanan krizlerin etkisiyle ve tarıma yönelik politikalar sonucunda, keskin iki düşüş (sırasıyla %19,9 ve %6,5 lik) gerçekleşmiştir. 27
28 7.4. Dönemler itibariyle sektörel düzeyde istihdam artış hızları incelendiğinde, tarım sektöründe istihdam artış hızının temel olarak iki dönemde en yüksek seviyesine ulaştığı, bunların yıllık ortalama %2,7 ile ve %2,2 ile dönemleri oldukları görülmektedir döneminde tarımsal istihdamın yıllık ortalama artış hızı %0,8 e gerilerken, döneminde yılık ortalama artış hızının yüzde sıfıra yaklaştığı, ve dönemlerinde ise sırasıyla yıllık ortalama düzeyinde %0,2 ve %1,1 oranında düştüğü görülmektedir döneminde ise tarım sektörü istihdamı yıllık ortalama % 0,6 düzeyinde artmıştır Dönemler itibariyle sanayi sektöründeki yıllık ortalama artış hızları incelendiğinde; döneminin sanayi sektörü istihdamı açısından en parlak dönem olduğunu saptıyoruz. Bu dönemde sanayi sektörünün ortalama yıllık istihdam artış hızı %6,2 gibi oldukça yüksek bir orana ulaşmıştır. Bu düzey, yıllık ortalaması olan %4,2 lik yıllık ortalama artış hızının oldukça üzerinde bir performansı göstermektedir. Sanayi sektöründe istihdamın 1980 li yıllarda önemli ölçüde gerilediği anlaşılmaktadır. Buna göre döneminde yıllık ortalama düzeyinde %2,4 artan sanayi istihdamı, döneminde ise yıllık ortalama düzeyinde %2,3 artmıştır. Her iki oranda 79 yıllık Cumhuriyet ortalamasının oldukça altında kalmıştır İhracata dayalı büyüme modeli altında, sanayi sektöründe istihdam artış hızının düşük kalmasının temel nedeni olarak, daha yüksek teknolojilerin (sermaye yoğun) üretime sokulması/adaptasyonu görülebilir mi? Kanımızca bu soruya olumlu yanıt vermek güç gözükmektedir. Gerek yatırımların marjinal sermaye/hasıla katsayısında gözlenen yükselme(yatırımların verimliliğinin düşmesi) ve gerekse de özellikle üretken sektörlerde (ticarete konu olan sektörlerden, başta imalat sanayi yatırımları olmak üzere) gözlenen aşınma, Türkiye ekonomisinde 1980 li yıllarda teknolojik gelişmenin sınırlı kaldığını 28
29 göstermektedir. Bu dönemde istihdam artış hızının sınırlı kalmasının nedeni spekülatif birikime dayalı mali gelişme evresidir Türkiye ekonomisinde hizmetler sektöründe yıllık ortalama istihdam artış hızının en yüksek gerçekleştiği dönemler; ve dönemleri olmuştur. Buna göre, döneminde hizmetler sektöründe yıllık ortalama istihdam artış hızı % 12,3 olarak gerçekleşirken, döneminde %11,2 olarak gerçekleşmiştir Sektörel istihdam paylarının gelişimi incelendiğinde, döneminde tarım sektörünün gittikçe artan negatif bir eğilime sahip olduğu, buna karşın sanayi sektörünün pozitif eğilim yönünde durağan bir yapı sergilediği görülmektedir. Eğimi pozitif yönde artarak gelişen sektörün hizmetler sektörü olduğu anlaşılmaktadır. Tarım sektörünün toplam istihdam içerisindeki payının radikal bir kopuş sergilediği dönem esas olarak dönemidir. Bir önceki dönemde ( ) tarımın toplam istihdam içerisindeki payı %73,8 iken, döneminde %56,6 a gerilemiştir. Bu dönemde sanayi sektörünün payı ise %8,1 den %10,8 e yükselirken, tarım sektöründe gerçekleşen istihdam daralmasının esas olarak hizmet sektörüne kaydığı, hizmet sektörünün istihdam payındaki %11,1 lik artıştan anlaşılmaktadır li yıllar tarım sektörünün toplam istihdam içerisindeki payının daha da düştüğü, sanayi sektörünün payında ise önemsiz bir artışın yaşandığı, buna karşın hizmet sektörünün payında önemli artışların gerçekleştiği görülmektedir. 8. Nüfus yılında 13,6 milyon olan Türkiye nüfusu, 2000 yılında 67,8 milyona yükselmiştir. Başka bir deyişle, 70 yıllık zaman periyodu içerisinde nüfus yaklaşık 5 kat artış göstermiştir. Bu 70 yıllık süre içerisinde nüfusun kırsal ve kentsel gelişimi de önemli değişikliklere uğramıştır. Türkiye de 1950 li yıllarda özel birikime dayalı sanayileşme süreci ile birlikte tarımda başlayan teknolojik 29
30 gelişmeler ve hızlı nüfus artışı gibi faktörler nedeniyle, tarımdan kentlere nüfus akışı hızlanmıştır. Buna göre 1927 yılında toplam nüfusun %75,8 ni oluşturan kırsal nüfusun payı, 2000 yılında %35,1 e kadar gerilemiştir. Kent nüfusu olarak tanımlanan il ve ilçe merkezleri nüfusu ise aynı dönemde %24,2 den %59 a yükselmiştir döneminde tarım nüfusu toplam nüfus içerisinde göreli olarak daha fazla bir ağırlığa sahip iken, bu tablo döneminde önemli ölçüde değişmiş 1990 lı ve 2000 li yıllarda ise mutlak olarak kentlerin lehine dönmeye başlamıştır Tarım sektöründe çalışan iktisaden faal nüfusun gelişimi incelendiğinde, döneminde, iktisaden faal nüfus payının %77,4 den %47,8 e kadar gerilediği anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle, 1955=100 alındığında toplam iktisaden faal nüfus endeksi 100 den %209,2 e yükselirken (%109,2 artarken), tarım sektöründe iktisaden faal nüfus endeksi aynı dönemde 100 den 129,2 e yükselmiştir (%29,2 artmıştır). İktisaden faal nüfus kişi olarak ifade edilmek istenirse, döneminde tarım sektöründe çalışan iktisaden faal nüfus 9,4 milyondan 12,2 milyon kişiye çıkarken, toplam iktisaden faal nüfus aynı dönemde 12,2 milyon kişiden 25,5 milyon kişiye çıkmıştır. Başka bir ifadeyle, tarım sektörünün toplam iktisaden nüfus içerisindeki payı göreli olarak önemli ölçüde azalmıştır Tarım sektöründeki düşük verimlilik düzeyi, tarımdaki faal nüfusun çalışma statüsü verilerinden de anlaşılmaktadır. Tarımda faal nüfusun 1970 yılında ücretsiz aile işçi oranı %65,2 gibi yüksek bir değere ulaşmış, bu oran 2000 de %52,3 e gerilemiştir. Bu oranının yüksekliği tarım sektöründeki gizli işsizlik sürecinin hâlâ egemen çalışma biçimi olduğunu göstermektedir. Türkiye tarımına küçük üreticiliğin egemen olması, aile işgücüne dayalı bir istihdam biçimini öne çıkarırken, ücretli çalışanların %5 ler düzeyinde bulunması ve işveren kategorisinin henüz %1 e dahi ulaşamaması, tarım sektöründeki endüstriyel birikimin sınırlı kaldığını göstermektedir. 30
31 8.4. Türkiye de 1980 li yıllarda uygulamaya konan politikalarla birlikte kalkınmacı paradigma sona ermiş, popülizme ve istihdama dayalı politikalar giderek önemsizleşmesi ile birlikte, kentlerin artık eskisi gibi çekici mekanlar olmadığı belirtilmelidir. Batı Anadolu ve Güney bölgelerinde köylerdeki göç olgusunu azaldığını, ve giderek kentlerin çekiciliğini yitirmesi sonucunda ters göçün yaşandığı bile söylenebilir. 9. Mekanizasyon 9.1. Türkiye tarımında traktörün yaygın olarak kullanımı (mekanizasyon) ve giderek teknolojinin organik enerjiden (hayvan sayısı ve kol gücünden) mekanik enerjiye geçmesi, büyük ölçüde II. Dünya Savaşı sonrası Marshall Yardım Programı ile başladığını söylenebiliriz. Tarım sektöründe traktör kullanımının gelişimi dönemler itibariyle kıyaslanması genel olarak tarım sektöründe mekanizasyon süreci ile ilgili genel bir bilgi verecektir. Buna göre döneminde traktör sayısının ortalama artış hızı yıllık %10,2 düzeyinde gerçekleşirken, döneminde gerileyerek %7,2 e düşmüştür. Başka bir ifadeyle, 1980 sonrasında gündeme gelen istikrar ve yapısal uyum programları sonucunda başta traktör olmak üzere tarım sektöründe mekanizasyon süreci olumsuz etkilenmiştir li yıllarda tarım sektöründe mekanizasyon artış hızının gerilemesinde yükselen reel faizler, akaryakıt üzerindeki sübvansiyonların kaldırılması, İç Ticaret Hadlerinin tarım sektörünün aleyhine dönmesi gibi bir dizi gelişme etkili olmuştur Tarımda kimyevi gübre tüketiminin gelişimi dönemler arası bir perspektifte incelendiğinde, istikrar ve yapısal uyum koşulları altında kimyevi gübre tüketiminin önemli ölçüde azaldığı görülmektedir: Buna göre; döneminde ortalama yıllık kimyevi gübre tüketimi artış hızı %24,5 düzeyinde gerçekleşirken, döneminde önemli ölçüde gerileyerek %3 oranına gerilemiştir. 31
32 10. Tarımsal Destekler li yıllardan bu yana önce IMF/DB programlarında, sonra da DTÖ kural ve normları aracılığıyla azgelişmiş ülkelere kabul ettirilmeye çalışılan politikalar, tarımsal ürün ve girdi piyasalarındaki müdahalelerin tasfiyesini hedeflemiştir. DTÖ nün tarım anlaşmasına bu ayrım, dış ticareti saptırıcı desteklemeler kavramıyla girmiş; belirli ürünlere ve girdilere dönük tüm müdahale ve kontroller, kavuniçi kutu (amber)-kehribar kutu, diye tanımlanan bir kategoriye alınmış ve bunların zaman içerisinde tümüyle tasfiyesi öngörülmüştür. Doha bildirisinde dahi, ticareti saptırıcı ülke-içi desteklemelerde büyük boyutlu indirimler müzakere gündemine alınmıştır. Buna karşın, ABD Modeli (çiftçilere cari üretimle ve fiyatlarla bağlantılı olmayan ve devlet bütçesinde yapılan doğrudan ödemeler) yeşil kutu olarak adlandırılan bir kategoriye alınmış, bu tür desteklemeler üzerinde herhangi bir sınırlama, kısıtlama öngörülmemiştir. Böylece, pamuk çiftçisi başına yılda ortalama doları aşan doğrudan ödeme, herhangi bir destekleme alımı, taban fiyat, girdi sübvansiyonu içermediği için ticareti saptırıcı etki içermeyen türden bir transfer olarak kabul edilmiş, serbest bırakılmıştır. Bu uygulama göz önüne alındığında, ABD li çiftçiye verilen gelir transferinin pamuk üretimini desteklemediğini, göreli üstünlük açısından pamukta ABD nin önünde gelen Afrikalı üreticiyi zora sokmadığını, dünya pamuk fiyatlarını aşağı çekerek Afrika pamuğunu piyasa dışına itmediğini, kısaca ticareti saptırmadığını ileri sürebilmek gerçeklerle bağdaşmamaktadır Tarım sektörüne ilişkin olarak son yıllarda yoğunluğu giderek artan tartışmalardan biri tarım sektörüne yönelik olarak destekleme politikalarının diğer sektörler aleyhine sonuçlar doğurduğu ve kaynak etkinliğini olumsuz etkilediği şeklinde yapılan tartışmalardır. IMF/Dünya bankası yaklaşımı piyasalara yapılan devlet müdahalelerini ve ekonominin dış dünyaya karşı korunmasının zamanla azaltılmasını ve giderek ortadan kaldırmasını savunmaktadır. Böylelikle ortaya çıkacak rekabetçi piyasa ekonomisinin hem 32
33 kaynak tahsisinde, hem de bölüşüm sürecinde olumlu sonuçlar vereceği ileri sürülmektedir. Bu yaklaşımın tarıma yönelik boyutları ise tarıma dönük fiyat destekleme politikalarının ve tarımsal girdilere verilen sübvansiyonların azaltılması ve zamanla kaldırılması temeline dayanmaktadır. Bu yaklaşıma göre Türkiye yapısındaki bir ekonomide bu tür politikalar, ekonominin dünya ekonomisi ile serbest rekabetçi ve ihracata dönük esaslar üzerinden bütünleşmesi ile birlikte uygulanırsa piyasa güçleri tarım lehine sonuçlar vermekte gecikmeyecektir. Dünya fiyatlarına göre düşük olan tarımsal fiyatlar, zamanla ve göreli olarak sınai fiyatlara göre yükselecek; böylece piyasa için üretim yapan küçük üretici ve köylü kitlesinin göreli ekonomik durumu diğer sektörlere göre düzelecektir Türkiye gibi henüz yarı-sanayileşmiş bir ekonomide ve tarım sektörünün ekonomi içerisinde ağırlığı göz önüne alındığında, tarım sektörünün neden desteklenmesi gerektiğine ilişkin olarak bir çok neden sıralanabilir. Ancak biz burada tarımsal desteklemenin neden yapılması gerektiğine ilişkin olarak dört temel noktaya işaret etmek istiyoruz Birinci neden, tarım ve sanayi sektörlerine ilişkin farklı fiyatlama davranışından kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere, aksak rekabet piyasalarında çalışan sanayi sektöründe, fiyatlama davranışı değişken maliyetler üzerine konan bir mark-up (kâr oranı) ile belirlenirken, tarım sektöründe esnek fiyatlama geçerlidir. Başka bir deyişle, tarım sektöründe çok sayıda üretici söz konusudur ve tekel oluşturma gücünden yoksun olup, piyasadaki fiyatı etkileme gücünden yoksundurlar. Tarım sektörünün konjonktürel dalgalanmalar sonucunda oluşacak fiyat şokunu önlemenin bir yolu bu fiyatlara müdahale ederek, çiftçilerin üretimden uzaklaşmasını engelleyerek, tarımsal üretim koşullarının sürdürülmesini sağlamaktır İkinci neden olarak da, dünya piyasaları için üretim yapan milyonlarca satıcı(çiftçi) olmasına karşın, az sayıda alıcıyı (ağırlıklı olarak da Uluslar Ötesi Şirketler) bir araya getiren tarımsal piyasalar kendi hallerine bırakılmaları 33
34 durumunda rekabetçi piyasa koşulları söz konusu olmamakta çiftçiler zararlı çıkmaktadır. Bunun en temel kanıtlarından biri, uzun dönemli eğilimler açısından değerlendirildiğinde, gelişmekte olan ülkelerin tarımsal ürün ihraç fiyatları diğer fiyatlara göre düşmekte, gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere kaynak transferi yapılmış olmaktadır. Alıcılar ile satıcılar arasında güç dengesinin bu kadar eşitsiz olduğu piyasalarda zayıf olan tarafın korunması ancak tarıma yönelik destekleme politikaları ile mümkün olmaktadır. Başka bir deyişle, dünya fiyatlarında tarım aleyhine uzun dönemde meydana gelen bozulmalar(dış ticaret hadlerinin bozulması) ve dalgalanmaların çiftçinin eline geçen fiyatlara olduğu gibi yansımasının yarattığı olumsuzluklar, tarıma yönelik destekleme politikaları ile kısmen de olsa önlenebilmektedir Üçüncü neden olarak da, gıdada kendine yeterlilik politikasıdır. Temel gıda maddelerinin (buğday, pirinç, mısır vs) ithalat fiyatı ulusal üretim maliyetlerinin altında olsa bile, toplam talebin büyük bölümünün ülke içinde karşılanması hedeflenir Dördüncü neden olarak da, kalkınma olgusudur. Kalkınma sürecinde tarımı destekleme politikası, kalkınma sürecinin erken aşamalarında, tarımsal kaynaklar kalkınma için bir birikim kaynağı işlevi görür. Özellikle dış piyasalara yönelik tarımsal ürünlerin pazarlanması, devletçe veya kamuya ait kuruluşlar ( Marketing Boards ) tarafından yapılması durumunda, çiftçinin eline geçen fiyatla birim ihraç arasındaki makas politika önceliklerine göre bir birikim fonu oluşturabilir ve bu durum kalkınma öncelikleri için kullanılabilir Türkiye de tarıma yönelik kişi başına toplam destek miktarı 94 dolar iken, ABD de 346 dolar, AB ortalaması ise 281 dolar düzeyinde bulunmaktadır. Başka bir deyişle, Türkiye de tarıma yönelik kişi başına toplam destek miktarı 2001 yılı itibariyle, AB nin %33,5 i, ABD nin %27,2 si ve OECD ortalamasının ise % 33,8 i düzeyinde bulunmaktadır. 34
35 10.9. Türkiye nin tarıma yönelik kişi başına destek miktarı tekil ülkelerle kıyaslandığında da yetersiz kaldığı görülmektedir. Buna göre, İsviçre de kişi başına destek miktarı 650 dolar, Japonya da 467 dolar ve Norveç te 531 dolar düzeyinde bulunmaktadır Tarıma yönelik destekleme, hektar başına üretici destek miktarı baz alınarak yapıldığında da Türkiye nin tarıma yönelik destek miktarının yetersiz kaldığı görülmektedir. Örneğin, Türkiye de hektar başına üretici destek miktarı 99 dolar iken, OECD ortalaması 179 dolar, AB ortalaması 676 dolar düzeyinde bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, Türkiye nin tarıma yönelik olarak hektar başına verdiği üretici destek miktarı AB nin %14,6 sı kadar iken, OECD nin %55,3 ü kadar bulunmaktadır Türkiye nin tarım sektörüne verdiği destek düzeyi, hektar başına üretici destek miktarı tekil ülke örnekleri ile kıyaslandığında da bir çok ülkeye göre yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır: Türkiye de 99 dolar olan hektar başına üretici destek miktarı Kore de 8626 dolar, İsviçre de 2667 dolar, Norveç te 2086 dolar, Macaristan da 99 dolar düzeyinde bulunmaktadır Göreli destekleme fiyatlarının gelişimi incelendiğinde, Buğday destekleme fiyatlarının dönemi dışında tarımsal TEFE nin altında seyrettiği, 1996 ve 1997 yıllarındaki göreli düzelme dışında dönemi ortalaması olarak buğday destekleme fiyatının tarımsal TEFE den daha düşük kaldığı görülmektedir. Bir başka ifadeyle bu dönemde Türkiye tarımında önemli bir ağırlığa sahip olan buğdaya yönelik destekleme fiyatları tarımsal enflasyonun altında kalmıştır dönemi ortalaması olarak destekleme fiyatının tarımsal TEFE nin gerisinde kaldığı bir başka ürün ise ayçiçeğidir. Bu ürüne yönelik destekleme fiyatı ortalaması tarımsal TEFE ortalamasının %6,5 daha altında kalmıştır Göreli destekleme fiyat ortalamasının tarımsal TEFE nin üzerinde gerçekleştiği ürünler ise fındık başta olmak üzere, tütün, pamuk ve şeker 35
36 pancarı olduğu anlaşılmaktadır. Bu ürünler arasında fındık ve pamukda tarımsal destekleme fiyatlarının tarımsal TEFE nin önemli ölçüde üzerinde gerçekleştiği görülmektedir dönemine ilişkin destekleme fiyat artış hızlarının standart sapmaları incelendiğinde, destekleme fiyat artış hızlarının fındık ve pamukta istikrarsız geliştiği buna karşın şeker pancarı ve buğdayda göreli olarak daha istikrarlı bir yapı gösterdiği anlaşılmaktadır Tarıma yönelik toplam desteklerin milli gelir içerisindeki payı incelendiğinde, tarımsal desteklerin son yıllarda nasıl dramatik düzeyde gerilediği açıklıkla izlenmektedir. Buna göre 1995 yılında toplam tarımsal desteklerin milli gelir içerisindeki payı %3 iken, 2001 yılında %1,2 e gerilediği anlaşılmaktadır Türkiye de tarıma yönelik kredi politikasının esas gelişme gösterdiği dönem 1950 ve sonrası yıllar olmuştur. Bu dönemle birlikte faiz oranları diğer kedilere oranla yapay olarak düşük tutulmuş, böylelikle tarım sektöründe yaşanacak risklere karşı tarım sektörü koruma altına alınmıştır sonrası gündeme gelen yeniden yapılanma politikaları sonucunda, tarıma yönelik uygun koşullarla sağlanan finansman imkanı büyük ölçüde daralmaya başlamış, 1990 sonrasında Merkez Bankası, tarıma yönelik finansman sürecinde temel aktör olan kamusal kuruluşlara kredi akışını keserek, bu kuruluşlar özel finansman kuruluşlarında yüksek faiz hadleri ile veya dış kredilere yönelmek zorunda kalmıştır yılından sonra gerek bitkisel kredi faiz oranları ve gerekse de hayvansal kredi faiz oranları (2000 yılı istisna olmak üzere) enflasyon oranının üzerinde seyretmeye başlamıştır Dünya Ticaret Örgütünün Cenevre Çerçeve Anlaşması nda gündeme gelen sübvansiyonların kaldırılması ile ilgili önlemler ülkemiz açısından mevcut sübvansiyon düzeyinin sınırlı olması nedeniyle fazla sorun yaratmayacaktır. Ancak gelişmiş ülkelerin yüksek verimlilik nedeniyle elde ettikleri avantajlar 36
37 sayesinde gelişmiş ülke piyasalarına girmeleri mümkün olduğundan bu ülkelerdeki sübvansiyonların kaldırılması ihracat düzeylerini olumsuz etkilemeyecek bu uygulamadan en fazla Türkiye gibi gelişmekte olan etkiler etkilenecektir Gelişmiş ülkelerde sübvansiyonların kaldırılması ithal ettiğimiz ürünlerin sınır fiyatlarını artıracağından miktar açısından ithalat artmasa bile ithalatın ödeme faturası artacaktır Cenevre Çerçeve Antlaşmasının uygulanması ile birlikte gümrük vergilerinin azaltılması gündeme geleceğinden ithal edilecek ürünlerin fiyatlarının düşmesi ile birlikte iç pazar giderek yabancı malların denetimi altına girecektir. Ancak daha önemli bir gelişme Çerçeve Anlaşmanın uygulanması ile birlikte iç üretimin korunması artık olanaklı olmayacak, Türkiye tarımı yüksek verimlilik/düşük maliyete dayalı merkez ülkelerin tarımı karşısında ayakta kalmakta giderek zorlanacaktır Türkiye tarımı gelinen bu noktada bir yol ayrımı ile karşı karşıya bulunmaktadır: Küreselleşen dünya ve DTÖ nün gündeme getirdiği yeni koşullar karşısında tarımı geliştirmenin, gelişmiş ülkelerin rekabetçi tarımı karşısında tasfiye olmamanın en temel yolu; yüksek verimlilik ve düşük maliyetlere dayalı üretim olduğu bu hedefin de günü birlik, amaçsız, şekilsiz politikalarla değil, tarıma ilişkin bir gelişme stratejisi ekseninde mümkün olacağı unutulmamalıdır. 37
38 11. Tarımsal Birikim Tarım sektöründe birikim oranları son yıllarda önemli ölçüde gerilemiş gözükmektedir. Buna göre döneminde ortalama %9,6 lık paya sahip özel birikim oranı, kriz döneminde dahi ( dönemi) %7,2 lik paya sahip olmuştur. Ancak tarımsal birikim düzeyinin ihracata dayalı büyüme modeli altındaki dönemin ikinci yarısında, döneminde, önemli ölçüde gerilediği anlaşılmaktadır. Kamu tarımsal birikim oranı özel birikim oranında olduğu gibi en yüksek seviyesine ithal ikameci dönemde %14,2 lik payla ulaşırken, kamu birikim oranında son yıllarda gözlenen göreli düşüşe rağmen, özel birikim oranı ile kıyaslandığında, birikim düzeyindeki düşüş göreli olarak sınırlı kalmıştır Türkiye tarımı son yıllarda aşınan fiyatlar karşısında tarımsal sabit sermaye yatırımlarının düzeyini koruyamamış, ancak cari girdi akımını sürdürebilmeyi başarabilmiştir. Fiyat makasını oluşturan eğilimler düzelmediği takdirde bu çabayı nereye kadar sürdürebileceği ise belli değildir. Ve geçmişte bu fiyat makasının öğelerini, tamamen değilse bile kısmen, destekleme fiyatları ve girdi sübvansiyonları ile devlet politikaları belirlerken, bugün bu olanaktan yoksun bulunmaktadır Dönemler itibariyle tarımsal özel ve kamu birikim oranları incelendiğinde; Tarımsal özel birikim düzeyinin ihracata dayalı büyüme modeli altındaki dönemin ikinci yarısında döneminde önemli ölçüde gerilediği ve yıllık ortalama %3,3 ile en alt seviyeye gerilediği izlenmektedir. Kamu tarımsal birikim oranı özel birikim oranında olduğu gibi en yüksek seviyesine ithal ikameci dönemde %14,2 lik payla ulaşırken, kamu birikim oranında son yıllarda gözlenen göreli düşüşe rağmen, özel birikim oranı ile kıyaslandığında, birikim düzeyindeki düşüş sınırlı kalmıştır Tarımsal birikimde gözlenen aşınmada uygulanan istikrar ve yapısal uyum programlarının önemli etkisi olmuştur. Türkiye 1978 Nisan ile 2002 (Şubat) 38
39 arasında İMF ile sekiz istikrar programı (stand-by antlaşması) ve Dünya bankası ile de buna yakın sayıda yapısal uyum anlaşması imzalamıştır. Türkiye tarımı 1980 öncesinde uyguladığı müdahaleci politikalar sayesinde tarım sektörü önemli düzeyde gelişme kaydetmiştir. Kuşkusuz bunların başında negatif reel faiz hadleri uygulaması vardı. Türkiye 1980 yılından itibaren ekonomide reel faizlerin serbest piyasa koşullarında pozitif düzeylere çekilmesini dayatan programlar yürürlüğe konmuştur. Ancak tarım sektörü azalan oranda da olsa reel negatif faizlerden 1997 yılına kadar yararlanmayı sürdürmüş, 2002 yılından itibaren ise tarım yüksek düzeydeki reel faiz haddinden kredi alma süreci ile karşı karşıya kalmıştır. Bu durum tarımsal yatırımları olumsuz etkileyerek üretimi ve verimliliği olumsuz etkilemiştir. 12. Tarım Sektöründe Bir Kişi İstihdam Edebilmek İçin Gerekli Sabit Sermaye Yatırım Tutarı yılı Ocak-Ağustos döneminde bir kişi istihdam etmek için gerekli en düşük sabit sermaye tutarı 56 milyar TL ile tarım sektöründe gerçekleşmiştir. Bu sektörü 85,3 milyar TL ile madencilik ve 117,3 milyar TL ile hizmetler sektörü izlemiştir. İmalat sektöründe bir kişi istihdam edebilmek için Ocak-Ağustos döneminde 133,5 milyar TL ye ihtiyaç duyulurken, Hizmetler sektöründe 117,3 milyar TL ye ihtiyaç duyulmuştur. Toplamda ise 2004 yılı Ocak-Ağustos döneminde bir kişi istihdam etmenin bedeli 127,8 milyar TL olarak tespit edilmiştir döneminin yıllık ortalaması olarak, bir kişi istihdam edebilmek için gerekli olan sabit sermaye yatırım tutarı tarım sektöründe yıllık 46,1 milyar TL iken, bu sektörü 50,2 milyar TL ile madencilik sektörü izlemiştir. İmalat sanayiinde bir kişi istihdam etmenin yıllık ortalama maliyeti 87,1 milyar TL olarak tespit edilmiştir. Tüm sektörler arasında en fazla sabit sermaye yatırım ihtiyacı bulunan sektör enerji sektörü olmuştur. 39
40 12.3. Bir kişi istihdam edebilmek için gerekli sabit sermaye yatırım tutarındaki yıllık ve ortalama artışları incelendiğinde, döneminde yıllık ortalama artış hızı en fazla artan sektörler sırasıyla; %82,2 ile madencilik, %45,5 ile imalat, %42,7 ile hizmetler ve %21,7 ile tarım sektörü olmuştur. Bir başka deyişle, tüm sektörler arasında bir kişi istihdam edebilmek için gerekli sabit sermaye yatırım tutarı yıllık ortalama % 21,7 lik artışla tarım sektöründe gerçekleşmiştir. Toplamda ise bir kişi istihdam edebilmek için gerekli sabit sermaye yatırım tutarı yıllık ortalama olarak %35,6 düzeyinde artmıştır. 13. İmalat Sanayiinde Birikim Oranları Gerek özel ve gerekse de kamu imalat sanayi birikim oranlarında 1980 li yıllarda önemli aşınmalar gözlenmektedir. Buna göre döneminde özel birikim oranı yıllık ortalama düzeyinde % 27 olarak gerçekleşirken, aynı oran kamuda % 8,1 olarak gerçekleşmiştir. Bu birikim oranları kriz dönemi olan döneminin dahi altında bir performansı göstermektedir. Oysa döneminde gerek özel ve herekse de kamu imalat sanayi birikim oranları sırasıyla %40,1 ve %18,7 gibi oldukça yüksek bir düzeye ulaşmıştır Sanayi birikiminin sorunsuz sürdürülmesi için sanayi ve tarımsal birikimler arasında bir tamamlayıcılık ilişkisinin olduğu ve bu nedenle yatırımların bu iki ana üretken sektör arasındaki dağılımındaki gelişmeler göz önüne alınması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, iç ticaret hadleri ve ticari marjlarda tarım lehine gerçekleşen düzelmeler, tarım-içi birikimi belirledikleri ölçüde sanayi birikimin de tamamlayıcısı bir rol oynayabilirler. Tarımsal birikim oranları ve imalat sanayi birikim oranları birlikte değerlendirildiğinde, bu iki ana sektör arasındaki tamamlayıcılık ilişkisi açıklıkla görülebilmektedir. Başka bir ifadeyle, bölüşüm ilişkilerinin tarım aleyhine önemli ölçüde bozulduğu koşullarda sanayi birikimi de giderek olumsuz etkilenmektedir. 40
41 14. Tarım Sektöründe Verimlilik Tarımda üretimi artırmanın başlıca iki yönteminden söz edilebilir: Bunlardan birincisi, ekilebilir arazi miktarını genişletmek iken, ikincisi tarımsal verimliliği artırmaktır. Cumhuriyetin başlangıç yıllarından 1950 li yıllara kadar olan dönemde genel olarak yeni toprakların tarıma açılması yoluyla üretim artışı sağlanmıştır. Ancak yeni toprakların tarıma açılması yoluyla üretimin artırılması önünde önemli sınırlar vardır. Bu bağlamda, teknolojik gelişme verimlilik artışlarının arkasındaki temel güç olarak ortaya çıkmaktadır. Tarımsal üretimde teknik gelişmenin ise iki temel kaynağı vardır. Bunlar; tarımda mekanizasyon ve biyolojik gelişmelerden, yeniliklerden yararlanmak olarak sıralanabilir Türkiye tarımında döneminde tarım sektöründe meydana gelen verimlilik artışları ile ilgili şu noktalar öne çıkmaktadır: Dönemler itibariyle tarım sektöründeki verimlilik artış hızları göz önüne alındığında, sektörde ortalama verimlilik düzeyinin en düşük gerçekleştiği dönemin 1980 li yıllar ( ) dönemi olduğu anlaşılmaktadır. Bu dönemde istihdam düzeyi yıllık ortalama %0,33 düzeyinde artarken, tarımsal katma değer yıllık ortalama %0,64 gibi oldukça sınırlı bir artış göstermiş, bunun sonucunda yıllık ortalama verimlilik artış hızı %0,33 ile tüm dönemler arasında en düşük artış hızına ulaşmıştır döneminde sabit fiyatlarla tarımsal katma değerin neredeyse sabit kaldığı izlenmektedir lı yıllarda da verimlilik artış hızının sınırlı kaldığı görülmektedir. Bu dönemde tarımsal istihdam düzeyi yıllık ortalama %0,45 artarken, tarımsal katma değerin yıllık ortalama olarak % 1,67 ile sınırlı kalması sonucunda yıllık ortalama verimlilik düzeyi de %1,59 ile sınırlı kalmıştır dönemi taşıdığı özellikler nedeniyle ayrı bir dönem altında ele alınmıştır. Bu dönemde istihdam düzeyi 2000 yılından bir önceki yıla göre %19,9; 2002 yılında ise %6,5 gibi iki büyük düşüşün yaşandığını 41
42 göstermektedir. Başka bir deyişle, Türkiye ekonomisinde yaşanan krizlerin tarımsal istihdamda önemli bir çözülmeye neden olduğu anlaşılmaktadır. Tarımsal istihdamda döneminde yaşanan yıllık ortalama %8,2 lik daralma sonucunda, katma değerde gerçekleşen %1,85 lik sınırlı artışa rağmen, verimlilik düzeyinin yıllık ortalama %12,49 gibi yüksek bir düzeye ulaşmasına neden olmuştur. Bu sonuç sağlıklı bir gelişme olarak görülebilir mi? Tarım sektöründe son yıllarda mekanizasyon sürecinde gözlenen olumsuzluklar göz önüne alındığında ve katma değerdeki artışın son derece sınırlı kalması gibi nedenlerle verimlilikte meydana gelen bu artış sağlıklı/kalıcı bir gelişme olarak görülmekten uzaktır Tarım sektöründe istihdam, katma değer ve verimlilik artış hızlarına ilişkin parametrelerin istikrarlı gelişip gelişmediğini tespit etmek maksadıyla hesapladığımız standart sapma değerleri göz önüne alındığında, istihdamda en istikralı iki dönem olarak; ve dönemleri dikkat çekmektedir. İstihdam göstergesine göre en istikrarsız iki dönem ise, kriz yılları olan ve dönemleri olduğu anlaşılmaktadır Tarımsal üretimin istikrarlı gelişip gelişmediği incelendiğinde döneminin göreli olarak daha istikrarlı geliştiği izlenmektedir. Konumuzun öznesini oluşturan verimlilik parametresindeki gelişmeler göz önüne alındığında, tarımsal verimlilik düzeyinin en istikrarsız geliştiği iki dönem olarak ; ve dönemlerinin öne çıktığı görülmektedir li yıllar ile döneminde verimlilik düzeyinin göreli olarak daha istikrarlı geliştiği söylenebilir döneminde gerçekleşen düşük verimlilik düzeyi göz önüne alındığında dönemi tarımsal verimliliğin en istikrarlı geliştiği dönem olarak dikkat çekmektedir. 42
43 15. Tarımsal Üretim (Katma Değer) ve Büyüme Hızları Tarımsal katma değerin büyüme yapısı incelendiğinde, büyümenin belirli aralıklarla sıçramalar şeklinde gerçekleştiği görülmektedir. Sıçramanın olduğu yıllar arasında, büyümenin durgunluk gösterdiği periyotlarda, ortalama büyüme oranları hesaplandığında tarımsal katma değer büyüme oranlarının son derece yavaş kaldığı görülmektedir. Örneğin, 1976 ile 1988 yıllarında tarımsal katma değer 1976 yılında %6,9, 1988 yılında ise % 8 büyürken, aralığında ortalama katma değer büyüme oranı %0,6 ile sınırlı kalmıştır ve 1998 aralığında da benzer bir yapı söz konusudur yılında tarımsal katma değer % 7 büyürken, 1998 yılında %7,2 oranında büyümüştür. Bu iki sıçramanın olduğu yılların arasında ise ( ) tarımsal katma değerin yıllık ortalama büyüme hızı % 0,9 gibi oldukça düşük bir seviyede kalmıştır. Başka bir deyişle, sıçramadan sonra büyüme 7-11 yıl boyunca hemen hemen aynı kalmaktadır döneminde de benzer bir eğilim söz konusudur yılında % 7,7 büyüyen tarımsal katma değer, aralığında % -1,9 küçülmüştür Tarımsal katma değerin büyüme karakteristiği göz önüne alındığında, tarımsal katma değer yıllık istikrarlı bir artışla değil, dönemsel bir durgunluktan sonra sıçramalar şeklinde bir büyümeden söz edilebilir. Katma değer 7-11 yıl kadar yeni erişilen düzeyin etrafında hava koşullarına bağlı olarak dalgalanmaktadır Tarımsal katma değerdeki sıçramaların temel nedeni olarak uygulanan tarım politikalarının ve kısmen doğa koşullarının etkili olduğu söylenebilir yılına kadar olan dönemde ekili dikili alandaki hızlı genişleme tarımsal büyümenin en önemli kaynağı iken, 1965 ten sonraki sıçramada ilk Beş yıllık Kalkınma Planı tarafından getirilen teşviklerin etkisi olmuştur. Bunlar arasında en önemlisi ticari gübrelere verilen desteklerdir lerdeki hızlı büyümenin kaynağında ise hızlı mekanizasyon, ve 1980 lerde kaliteli tohum kullanımını belirtmek gerekir. 43
44 15.4. Tarımsal katma değer döneminde yıllık ortalama %1,3 büyürken, büyümenin standart sapması 4,2 olarak gerçekleşmiştir. Ancak sıçramaların gerçekleştiği yıllar arasında tarımsal katma değerin standart sapması son derece düşük olmaktadır. Örneğin, aralığının standart sapması 1,9 gibi küçük bir dalgalanma gösterirken, aralığında kalan dönem için standart sapma değeri 2,7 olarak gerçekleşmiştir. Başka bir deyişle, sıçramaların gerçekleştiği dönemlerin arasında tarımsal katma değerin önemli bir durgunluk yaşadığı izlenmektedir. 16. Hayvancılık Türkiye tarımında 1980 yılında ton olan et üretimi 1985 yılında tona ve 1990 yılında da tona çıktıktan sonra dönemi arasında azalmaya başlamış (1997 yılı istisna olmak üzere) Türkiye et üretimi 2001 yılında tona düşerken, 2002 yılında 259 bin tona düşmüştür. Süt üretiminde de son yıllarda meydana gelen düşüş dikkat çekmektedir. Benzer eğilimler bal ve tavuk yumurtası üretiminde de gözlenmektedir Hayvan sayısında dönemi arasında dramatik düzeyde düşüşler gerçekleşmiştir yılında 48,6 milyon civarında olan koyun sayısı, 2002 yılında 25,1 milyona düşerken, 15,8 milyon civarında olan sığır sayısı ise 2002 yılında 9,8 milyona düşmüştür. Hayvancılık sektöründe yaşanan piyasa için üretimde kaçış eğilimi, ekonomik ve ekonomi dışı etkenler olmak üzere iki başlık altında değerlendirilebilir: Ekonomik açıdan hayvancılıkta 1980 den itibaren uygulanmaya konulan yanlış devlet politikaları, üretilen hayvan sayısının azalmasında etkili olmuştur. Buna göre hayvancılıkta liberal politikaları aktif duruma getirme ve ülke içi et fiyatlarını piyasa koşullarında belirleyebilme adına canlı hayvan ve hayvansal ürün ithalatının serbestleştirilmesi, yerli üreticiyi olumsuz fiyat ve gelir koşullarıyla karşı karşıya bırakmış ve üretici özellikle 1990 lı yıllardan itibaren hayvancılığı geri plana atmıştır. Benzer bir gelişme hayvansal ürünlerde yaşanmış ve son yıllardaki ithalat artışıyla 44
45 hayvansal ürünlerde ihracatın ithalatı karşılama oranı %500 lerden %17 lere gerilemiş ve hayvansal ürünler bakımından dışa bağımlı duruma gelmiştir. Ancak hayvancılıkta yaşanan üretimden kaçış olgusu tek başına ekonomik değişkenlerle açıklanamayacağını da burada belirtmek gerekir. Yetiştirilen hayvan sayılarının gerilemesinde etkili olan terör ve ıslah çalışmalarının etkisini de belirtmek gerekir. Özellikle küçük baş hayvancılığın yaygın olarak yapıldığı G. Doğu Anadolu Bölgesine bağlı illerde giderek artan terör olayları sonucu can ve mal güvenliği tehlikeye düştüğünden, üretici temel üretim faaliyeti olan hayvancılıktan vazgeçmek zorunda kalmıştır. Buna ek olarak, sığır ağırlıklı olmak üzere büyük baş hayvancılıkta girişilen hayvan türlerini ıslah etme çalışmaları sonucu daha az sayıda hayvandan daha fazla verim alınabildiğinden, toplam hayvan sayısındaki azalmaların en azından belirli bir kısmını bu faktör yardımıyla açıklamak olanaklıdır Türkiye de 1980 sonrası hayvan sayısı endeks değerleri incelendiğinde Türkiye hayvancılığının 1980 li yıllarda nasıl dramatik bir tablo ile karşı karşıya kaldığı açıkça izlenmektedir: Buna göre 1980 yılı 100 alındığında koyun sayısını gösteren endeks değeri 1985 yılında %87,4 e, 1990 yılında %83,3 e, 1995 yılında %69,5 e ve 2002 yılında %51,8 e gerilediği izlenmektedir. Sığır sayısını gösteren endeks değeri ise döneminde 100 den 61,7 e gerilediği görülmektedir. Kış keçisinde aynı dönemde endeks değeri 100 den 42,4 e gerilerken, manda sayısı endeks değeri 100 den 11,7 gibi son derece düşündürücü bir tabloyla karşı karşıya kalmıştır Türkiye tarımında döneminde toplamda ve cinslerine göre hayvan sayısının gelişimi incelendiğinde, dönem arasında dramatik düzeyde düşüşlerin yaşandığı anlaşılmaktadır: 1980 yılında 48,6 milyon olan civarında bulunan koyun sayısı %48 azalarak 2002 yılında 25 milyona, 15,9 milyon civarında bulunan sığır sayısı ise %32 azalarak 9,8 milyona düşmüştür. Hayvan cinsleri arasında en dramatik düşüş manda ve T.Keçisi sayısında görülmektedir yılında 1 milyon civarında olan manda sayısı 2002 yılına gelindiğinde %88 oranında düşerek 121 adete gerilemiştir. T. Keçisi sayısı ise
46 döneminde bin adetten 261 bin adete gerilemiştir. Başka bir deyişle T.keçisi sayısı ele alınan dönem içerisinde %93 oranında düşmüştür. K.Keçisi sayısı da ele alınan dönem içerisinde bin adetten bin adete gerileyerek % 58 oranında düşmüştür. Özellikle T. Keçisi ve Manda yetiştiriciliği ile ilgili kısa zamanda radikal önlemlerin alınmaması durumunda bu türlerin tümüyle Türkiye tarımında yok olma tehlikesi bulunmaktadır Ekonomik açıdan hayvancılığı olumsuz etkileyen politikaların başında 1980 yılından itibaren uygulamaya konan yanlış devlet politikaları etkili olmuştur. Buna göre, 1980 li ve izleyen yıllarda hayvancılık sektörü piyasa koşullarına terk edilmiş, bunun sonucunda canlı hayvan ve hayvansal ürün ithalatı serbestleştirilerek yerel üreticiler olumsuz fiyat ve gelir şartlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Türkiye son yıllarda önemli düzeylere varan hayvansal ürünler ithal eder duruma gelmiştir Hayvancılıkta yaşanan genel sorunlara bir göz atacak olursak; kaliteli kaba yem açığı sorunu hâlâ gündemdedir. Islahtan da beklenen hedeflere bir türlü ulaşılamamıştır. İşletme sayısı çok fazla, işletme başına düşen hayvan sayısı gelişmiş ülkelere göre çok düşüktür. Hayvan başına verimler hala gelişmiş ülkelerinin gerisindedir. Hem hayvan sayısı, hem de hayvansal üretim miktarı gün geçtikçe azalmaktadır. En hızlı kayıp manda ve manda ürünlerinde olmaktadır. Hayvan hastalıkları ile etkin bir mücadele programı oluşturulamamış, sınırlardan kaçak hayvan girişlerinin önlenmesinde etkinlik sağlanamamıştır. Mevcut pazarlama yapısı üreticinin ürününü değer fiyatına satmasına katkı sağlamaktan uzaktır. Bunun sonucu olarak tüketici de ucuza gıda tüketememekte, aracı kesimin bozuk ve düzensiz pazarlama yapısından haksız kazanç sağlaması engellenememektedir. Üretici etkin ve güçlü bir örgütlenme çatısı altında toplanamadığı için üretimden pazarlamaya kadar ki aşamalarda yaşadığı sorunlara çözüm bulmakta yetersiz kalmaktadır. Bu durum üreticinin güçlü sanayiciler karşısında pazarlık gücünü düşürmektedir. Üreticilere gerçek anlamda bir destekleme sağlanamadığı için ülke içi üretim artırılamamaktadır. Hayvansal ürünlerden ciddi bir ihracat potansiyeli de 46
47 oluşturulamamıştır. İşletmelerin kredi talepleri ise çeşitli nedenlerle karşılanamamaktadır Yukarıda sıralanan hususlar dikkate alındığında ülkemiz hayvancılığının yapısal, ekonomik ve teknik sorunlarının devam ettiği görülmektedir. Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılabilmesi için ülke gerçeklerine uygun, iç dinamiklerden azami ölçüde yararlanmayı öngören, kısa vadeli, siyasi tercihlere göre değiştirilmeyen, mümkün olduğu kadar fazla kesimin mutabakatını sağlamış hayvancılık politikasına ihtiyaç bulunmaktadır Ülkemizde tarımsal işletme büyüklüğü genel olarak AB ortalamasının altında iken, aynı tablo hayvancılık sektörü için de geçerlidir. Ülkemizdeki hayvancılık işletmelerinin %80 ni 1-4 arasında hayvana sahip iken, AB ortalaması 44 adettir. Kaldı ki, AB deki tesisler ileri teknolojiye dayalı üretim yaparken Türkiye deki işletmelerin %90 ı geleneksel teknolojiler ile çalışmaktadır Türkiye de hayvancılık sektörünü olumsuz etkileyen faktörlerden biri de, Doğu ve G. Doğu Anadolu sınırlarında yılda 1 milyon olarak tahmin edilen kaçak hayvan girişidir. Canlı hayvan kaçakçılığının ekonomiye getirdiği maliyet milyar dolarlarla ifade edilmektedir. Bu bağlamda sınır ticareti ile ilgili daha etkin tedbirlerin alınması ulusal ekonomi ve hayvancılık sektörü açısından elzem gözükmektedir Türkiye hayvancılık sektöründe her zaman önemli bir tutmuş olan Et- Balık Kurumu yılında çıkarılan 27 sayılı yasa ile kurulmuştur yılında ilk kombinalar faaliyete geçmiştir. Hayvancılık sektörünün gelişmesine önemli katkılarda bulunan Yem Sanayii de 1956 yılında kurulmuş 1958 yılında ilk tesisler üretime başlamıştır. Bu iki kurum, hayvancılık sektörünün altın çağı olarak nitelendirilebilecek 1950 ile 1960 arasında en temel işlevi görmüştür. Sonraki yıllarda kurulan SEK ise 1970 ile 1980 yılları arasındaki gelişmelerde önemli işlev yüklenmiştir. 47
48 Hayvancılık sektöründe geçmiş yıllarda önemli işlevler yüklenmiş olan SEK, EBK ve Yem Sanayi A.Ş ın özelleştirilmesine ilişkin Kararname 27 Mayıs 1992 de Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. EBK ve SEK in piyasada fiyat düzenleme işlevlerinin sona ermesi, tüketici ve üreticiyi olumsuz etkilemiş, yem fiyatları aşırı düzeyde yükselirken, SEK in özelleştirilmesi sonucunda süt üreticileri, ürünlerini yerli-yabancı sermaye işbirliği ile kurulan, ancak son yıllarda Uluslar ötesi şirketlerin eline geçen süt işletme şirketlerine ucuz fiyattan satmak zorunda kalmıştır. 17. Tarımsal Dış Ticaret Dışa açık ekonomi altında, bir eğilim olarak, Türkiye nin toplam ithalatı toplam ihracatına göre daha hızlı artıp ödemeler dengesi açıklarını büyütürken, diğer taraftan tarıma yönelik uygulanan politikalar sonucunda tarımsal üretim artış hızı düşmüş, bunun sonucunda tarımsal ürünlerin ihracat içerisindeki payı düşmüştür Türkiye ekonomisinde ithalatın liberalizasyonu, 1980 den itibaren adım adım devreye konmuştur yılında gıda ürünlerinin ithalatına uygulan vergi ve harçlar önemli ölçüde düşürülürken, 1989 Ağustos ayında TL nin konvertibilitesi, GATT-Uruguay Anlaşması (1995) ve Gümrük Birliği Anlaşması Küreselleşeme/liberalizasyon sürecinin ana uğrak noktalarıdır den önceki yıllarda tarım ürünleri ithalatı sadece üretimin tüketimi karşılamadığı temel ürünlerde (kendi kendine yeterlilik ilkesi gereği) yapılırken, sonraki yıllarda kapsamı ve miktarı giderek artmış, tüketim toplumunun ihtiyaçları doğrultusunda temel tüketim malları dışında da önemli miktarlarda ithalat yoluna gidilmiştir li yıllar sonrasında yüksek sübvansiyonlarla üretilip satılan AB ve ABD kaynaklı tarım ürünleri, iç piyasada yerli üreticilerin aleyhine, giderek daha fazla yer almaya başlamıştır. Diğer yandan GATT-Uruguay anlaşmasının aşamalı ithalat serbestleşmesi ve Gümrük Birliği anlaşması ile birlikte 1999 IMF/DB 48
49 anlaşması, temel ürün fiyatlarında dünya borsa fiyatlarının esas alınmasını getirmiştir. Tahıllar üzerindeki gümrük vergisi %45 ten 2002 ve sonrasında %5 e indirilmiş, Türkiye önemli miktarlarda tahıl ithalatçısı konumuna gelmiştir yılında gıda ürünlerinin ithalatında uygulanan vergi ve harçlar önemli ölçüde düşürülmüş, bunun sonucunda gıda ve tarım ürünleri ithalatı hacmi 1984 yılından 1990 lı yılların ortalarına kadar olan süreçte iki kattan daha fazla artmıştır. İthalattaki bu patlama pirinç, süt, peynir, yağ ve dondurma gibi sütlü ürünler, canlı hayvan ve et gibi ürünlerin yurt içi üretimini olumsuz etkilemiştir. Kuşkusuz gıda ve tarımsal ürünler ticaretinin serbestleştirilmesi sonucunda canlı hayvan ve et ithalatında patlama yaşanmış bunun sonucunda yerel üretimin ve hayvancılığın gerilemesine neden olmuştur Ülkemiz tarımında yaşanan sorunlar neticesinde tarımsal ihracat düzeyi göreli olarak (toplam ihracat içerisindeki payı) %21,3 den %11,1 e gerilemiş, mutlak düzeyde ise, döneminde 4,9 milyar dolardan 5,2 milyar dolara çıkarak önemli bir artış sağlanamamıştır döneminde tarımsal ihracat artış hızı yıllık ortalama %1,9 ile sınırlı kalırken, toplam ihracat aynı dönemde yıllık ortalama düzeyinde % 11,1 artmıştır. Başka bir deyişle tarımsal ürün ihracat artış hızı toplam ihracat artış hızının oldukça altında kalmıştır Tarımsal ürün ihracatı içerisinde ortalama %48 oranında bir paya sahip olan meyve, sebze ve mamulleri sektöründe dönemi yıllık ortalama ihracat artış hızı %3 ile sınırlı kalırken, hububat ve mamulleri ihracatı yıllık ortalama olarak %0,3 düşmüş, gıda maddeleri içerisinde en hızlı düşüş yıllık ortalama cinsinden %5,4 ile içkiler, tütün ve mamulleri sektöründe yaşanmıştır Türkiye nin tarımsal ürün ithalatı 1996 yılında 4,8 milyar dolara yükselirken, 2003 yılında 5,2 milyar dolara çıkmıştır. Türkiye nin tarımsal ithalatı 49
50 içerisinde ağırlıklı sektörler şunlardır: Hububat ve mamulleri (2003 yılı itibariyle 722 milyon dolar), hayvansal ve bitkisel yağlar (512 milyon dolar), deri, kösele ve ham postlar (441 milyon dolar), dokumaya elverişli lifler ve döküntüleri (1,3 milyar dolar) döneminde yıllık ortalama ihracat artış hızı en yüksek gerçekleşen sektörler şunlardır: %16,3 ile yağlı tohumlar ve meyveler, %13,1 ile dokumaya elverişli lifler ve döküntüleri, %11,1 ile hububat ve mamulleri, %11,8 ile bitkisel ve hayvansal diğer ham maddeler, %8,7 ile meyve, sebze ve mamulleri ve %6,9 ile hayvan yemleri gelmektedir döneminde tarımsal ürünlerde ihracatın ithalatı karşılama oranı yıllık ortalama olarak %112 düzeyinde gerçekleşirken, 2000 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı %93 e kadar gerilemiştir. Başka bir deyişle, bu yılda net tarımsal ihracat(tarım ürünleri artı tarıma dayalı ürünler ihracatı, eksi bunların ithalatı) azalmıştır Tarım sektöründe ihracatın ithalatı karşılama oranı sektörel düzeyde daha ayrıntılı olarak incelendiğinde, bir çok sektörde ihracatın ithalatı karşılama oranının son derece yetersiz kaldığı görülmektedir. Buna göre döneminde yılık ortalama olarak hayvan yemlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranı %8; hayvansal ve bitkisel yağlar ve meyvelerde %13 ve tarımsal hammaddelerde ise %19 düzeyinde kalmıştır. Başka bir deyişle, Türkiye tarımı tarımsal hammaddeler sektöründe büyük ölçüde dışa bağımlı bir yapı göstermektedir Tarımsal ürünlere ilişkin dış ticaret dengesi incelendiğinde, bu parametrenin önemli ölçüde istikrasız geliştiği izlenmektedir. Örneğin 1999 yılında 1 milyar dolar civarında fazla veren tarımsal ürünler dış ticareti, izleyen yılda 301 milyon açık vermiş, 2001 yılında tekrar 1,3 milyar dolar düzeyinde artıya geçmiş, 2002 yılında dış ticaret dengesindeki fazla önemli ölçüde 50
51 gerileyerek 57 milyon dolara gerilemiş, ancak 2003 yılında dış ticaret dengesi tekrar bozularak 8 milyon açık vermiştir döneminde gıda maddeleri kalemi sürekli fazla verirken, tarımsal hammaddeler kategorisi sürekli açık vermiştir. Gıda maddeleri kategorisinin fazla vermesinde en büyük katkıyı meyve ve sebze mamulleri sektöründe gerçekleşen fazla etkili olurken, tarımsal hammaddeler sektörünün açık vermesine bu kategoride tüm alt sektörler katkı yaparken en fazla katkıyı dokumaya elverişli lifler ve döküntüleri, deri, kösele ve ham postların yaptığı görülmektedir Türkiye tarımı geleneksel olarak önemli avantajlara sahip olduğu ürünlerin dış ticaretinde dahi giderek açık vermeye başlamıştır. Örneğin, 2003 yılı itibariyle hububat ve mamullerinde 313 milyon dolar, canlı hayvanlarda 4 milyon açık verirken, hayvansal ve bitkisel yağlar ve mumlarda 257 milyon dolar, yağlı tohum ve meyvelerde 377 milyon dolar, tarımsal ham maddeler sektöründe 1,9 milyar dolar açık vermiştir. 18. Tarım Sektöründe Bölüşüm İlişkileri Tarımda bölüşüm ilişkilerinin gelişimi dönemler itibariyle değerlendirildiğinde; döneminde gerek TEFE ye göre hesaplanan iç ticaret hadleri ve gerekse de milli gelir serilerinin tarım ve sanayi sektörlerine ait zimni fiyat deflatörlerince hesaplanan iç ticaret hadler tarımın lehine geliştiği görülmektedir. Başka bir ifadeyle, bu dönemde bölüşüm tarım sektörünün lehine gelişmiştir ithal ikameci dönemde sanayi sektörünün yıllık ortalama büyüme hızı tarım sektörüne göre daha yüksek gerçekleşmiştir. Korumacılığın sağladığı avantajlardan dolayı, göreli fiyatların sanayi lehine dönmesi gerekirken, neo-klasik beklentilerin aksine tarım sektörünün lehine gelişmiştir. 51
52 Bunun nedeni ithal ikameci dönemde tarıma yönelik popülist politika uygulamaları ile yakından ilgilidir döneminde seçilmiş ürünlerde ticari marjların gelişimi incelendiğinde, buğdayda ticari marjların önemli ölçüde açıldığı (ticaret sermayesi ve Hazinenin kârlı çıktığı), buna karşın çiftçilerin ve ilgili ürünü tüketen tüketicilerin bölüşüm ilişkisinden olumsuz etkilendiği görülmektedir. Ayçiçeği ve şeker pancarında ise ticari marjlar daralmış(tüketim fiyatı-çiftçi fiyatı,) çiftçiler ve tüketiciler bölüşüm ilişkisinden olumlu etkilenmiştir döneminde iç ticaret hadlerinin önemli ölçüde tarımın aleyhine geliştiği anlaşılmaktadır: =100 bazlı Milli gelir zimni fiyat deflatörüne göre hesaplanan iç ticaret hadleri, 1980 yılında %83,2 e gerilerken, 1988 yılında %61,5 e düşmüştür. Başka bir ifadeyle, tarımın ticaret hadleri milli gelir serilerinde hesaplandığında, ve 1988 arasında %38,5 oranında gerilemiştir İç. Ticaret hadlerinde döneminde meydana gelen bozulmanın ve 1934 arasında milli gelir serilerine göre hesaplanan %24,4 lük bozulmadan daha ağır bir fiyat şoku oluşturduğu görülmektedir İç ticaret hadlerinde meydana gelen bozulmaya karşın ve 1988 arasında ticari marjların önemli ölçüde buğday, ayçiçeği ve şeker pancarı üreticisinin aleyhine geliştiği, buna karşılık ticaret sermayesinin ve desteklemenin azalması ile birlikte hazinenin karlı çıktığı görülmektedir döneminde gerek Milli gelir zimni deflatörüne göre ve gerekse de TEFE e göre hesaplanan tarımın göreli fiyatları önemli ölçüde çiftçilerin lehine gelişmiştir. Buna göre döneminde milli gelir deflatörüne göre hesaplanan iç ticaret hadleri %14,9 tarımın lehine geliştiği görülmektedir. Ancak karşılaştırmayı ve 2002 dönemine uzatırsak milli gelir zimni fiyat deflatörüne göre hesaplanan iç ticaret hadlerinin %27,7 oranında tarımın 52
53 aleyhine geliştiği görülmektedir. Ticari marjlar ise dönemimde ayçiçeği üreticileri dışında, buğday ve şeker pancarında çiftçilerin aleyhine geliştiği görülmektedir Dönemler itibariyle iç ticaret hadlerinin yıllık ortalama artış hızları incelendiğinde en hızlı artışın yıllık ortalama % 3,28 ile döneminde gerçekleştiği, en düşük artışın ise eksi %3,22 ile döneminde meydana geldiği anlaşılmaktadır döneminde ise tarımın göreli fiyatları ancak %0,14 oranında artmıştır kriz yıllarındaki yıllık ortalama %11,49 luk iç ticaret hadlerindeki düşüş istisna kabul edilirse, normal dönemlerde tarım sektörünün yaşadığı ikinci en büyük fiyat şoku dönemi olmuştur İç ticaret hadlerinde döneminde meydana gelen bozulmanın tarım sektöründe yıllık ortalama %0,67 gelir kaybına neden olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, döneminde tarım sektörü GSMH nın yüzdesi olarak toplamda sabit fiyatlarla %5,99 oranında gelir kaybına uğramıştır döneminde ise iç ticaret hadlerindeki düzelmenin milli gelir üzerinde yarattığı gelir kazancı toplamda % 6,98 gibi yüksek bir orana ulaşmıştır. 19. Sektörel Ticaret Hadleri döneminde sektörel ticaret hadlerinin büyük ölçüde finans sektörünün lehine geliştiği, bölüşüm ilişkisinden bu sektörün kârlı çıktığı görülmektedir. Bu dönemde sektörel göreli fiyatların tarım yanında önemli ölçüde devlet, yani memurların aleyhine geliştiği izlenmektedir. Başka bir deyişle, 1980 ile gündeme gelen dışa açılmanın maliyetini tarım sektörü yanında çalışanların çektiği anlaşılmaktadır. 53
54 dönemine ilişkin sektörel ticaret hadleri incelendiğinde, 1990 lı yıllardan itibaren giderek artan bir hızla finans sektörünün nasıl öne çıktığı görülmektedir kabul edildiğinde, döneminde finans sektörünün göreli fiyatının %210,6 a çıktığı (sabit fiyatlarla%110,6 arttığı) görülmektedir Dönemler itibariyle sektörel ticaret hadleri incelendiğinde, döneminde sektörel ticaret hadlerinin lehte geliştiği sektörlerin başında tarım, serbest meslek ve devletin geldiği görülmektedir. 1963=100 kabul edildiğinde, tarımın ticaret hadleri 1968 yılından itibaren yükselmeye başlamış 1974, 1976 yıllarında zirveye ulaştıktan sonra (%122,6 ve %125,5) 1976 yılında %119,7 olarak gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle, bu dönemde tarımın sektörel fiyat artış hızı GSYİH zimni fiyat deflatöründen daha hızlı artmış, göreli fiyatlar tarımın lehine gelişmiştir döneminde sektörel ticaret hadlerinin aleyhte geliştiği sektörlerin başında finans, sanayi ve haberleşme sektörleri gelmektedir döneminde sanayi sektöründe göreli fiyatlar aleyhine geliştiği görülmektedir Kriz döneminde ( ) ilişkin sektörel ticaret hadleri incelendiğinde, tarım sektöründe ticaret haddinin tarım lehine olan gelişimin devam ettiği izlenmektedir. 20. Tarım Sektörünün Rekabet Gücü Türkiye tarımında dönemi itibariyle tüm yıllarda rekabet gücü yüksek sektörler şunlardan oluşmaktadır:diğer gıda maddeleri, tütün ve mamulleri, alkollü ve alkolsüz içecekler, meyva, sebze ve mamulleri, tabii bal, şeker ve mamulleri. Rekabet gücü düşük sektörler ise şunlardır: Yağlı tohumlar ve meyvalar; tarımsal hammaddeler; deri, kösele ve ham postlar; tabii, sentetik ve rejenere kauçuk; tabiî mantar ve yuvarlak ağaçlar; hayvan yemleri. Rekabet gücü marjinal sınırda olan sektörler olarak da, hububat ve mamulleri ile birlikte hayvansal-bitkisel yağlar ve mumlar olarak belirlenmiştir. 54
55 20.2. Tarım sektörünün rekabet gücündeki gelişmeler genel olarak değerlendirildiğinde; gıda maddelerinde rekabet gücünün genel olarak yüksek olduğu, tarımsal hammaddeler de ise düşük kaldığı görülmektedir. Daha uzun erimli bir analiz açısından Türkiye tarımının rekabet gücüne ilişkin şunlar söylenebilir:türkiye nin bir çok tarımsal üründe rekabet gücünü yitirdiği, giderek az sayıdaki üründe rekabet gücünü koruduğu görülmektedir. Kuşkusuz bunun en temel nedenlerinden biri Türkiye tarımının özellikle 1980 li yıllarla birlikte içine girdiği açmazlardan kaynaklanmaktadır Rekabet gücünün en temel bileşeninin verimlilik faktörü olduğu göz önüne alınırsa, tarımda son yıllarda destekleme alımlarının düşürülmesi ve ulusal pazarın giderek ulus-ötesi şirketlerin rekabetine açılması gibi bir dizi gelişme tarımdaki üretimi ve verimliliği olumsuz etkileyerek rekabet gücünün düşmesine neden olmuştur 21. Tarım Sektöründe Endüstri-İçi Ticaret Dış ticaretin liberalizasyon kararlarından sonra, Türkiye aynı sektörde/üründe ihracat yanında önemli miktarlarda ithalat yapmaya da başlamıştır. Kısaca endüstri-içi ticaret olarak tanımlanan bu olgu tarım sektöründe yaygın olarak gözlenmeye başlanmıştır. Türkiye nin tarımsal ürünleri dış ticaretinde endüstri-içi ticareti yüksek olan sektörlerin başlıcaları şunlardır: Hububat ve mamulleri, canlı hayvanlar, içkiler, tütün ve tütün mamulleri olarak tespit edilmiştir. 22. Tarımsal Sanayi Türkiye imalat sanayiinin yapısı genel olarak incelendiğinde ağırlıklı olarak tarımsal girdilere dayalı bir yapı sergilediği görülmektedir. Bu olgu sayılarla ifade edilirse; 2000 yılı itibariyle, tarımsal girdilere dayalı sanayilerin toplam imalat 55
56 sanayi istihdamı içerisindeki payı %52; işyerleri içerisindeki payı %49,8; katma değer içerisindeki payı %33,8 olarak belirlenmiştir Tarıma dayalı sektörlerden gıda, içki ve tütün sektörünün 1970 yılında toplam imalat sanayi istihdamı içerisindeki payı %24,3 iken, 2000 yılında %15,4 e kadar gerilemiştir. Gıda sektörünün aksine, dokuma, giyim ve deri sektörünün toplam imalat sanayi istihdamı içerisindeki payında döneminde artış gerçekleşmiştir. Buna göre 1970 yılında bu sektörün toplam istihdam içerisindeki payı %27,5 iken, 2000 yılındaki payı %34,2 e yükselmiştir. Başka bir deyişle sadece bu sektör Türkiye imalat sanayi istihdamının 1/3 ünden fazlasını tek başına sağlamaktadır. Orman ürünleri ve mobilya sektörünün dönemi arasında toplam imalat sanayi istihdamı içerisindeki payı %1,9-%2,4 arasında sabit kalmıştır Tarımsal girdilere dayalı sektörlerde işyeri sayısı incelendiğinde gıda sektörünün toplam imalat sanayi işyerleri içerisindeki payı %26,2 iken, zamanla azalarak 2000 yılında %15,4 e kadar gerilemiştir. Gıda sektörünün aksine dokuma, giyim, deri sektörünün toplam imalat sanayi işyerleri sayısı içerisindeki payında ise döneminde artış gerçekleşmiştir: 1970 yılında bu sektörün toplam imalat sanayi işyerleri içerisindeki payı % 23,4 iken, 2000 yılında %30,5 e çıktığı görülmektedir. Orman ürünleri ve mobilya sektörünün toplam işyerleri içerisindeki payında ise zaman içerisinde bir azalma görülmekte, 1970 yılında %5,4 olan payının 2000 yılında %3,9 a düştüğü anlaşılmaktadır Tarıma dayalı sektörlerin toplam imalat sanayi katma değeri içerisindeki payları incelendiğinde döneminde gıda, içki ve tütün sektörünün payının %26,2 den %15,7 e gerilediği, buna karşın dokuma, giyim ve deri sektörünün payının ise aynı dönemde %14,5 den %16,6 a yükseldiği anlaşılmaktadır. Orman ürünleri ve mobilya sektörünün payı önemsiz kalmış ve zaman içerisinde önemli bir değişiklik gerçekleşmemiştir. 56
57 22.5. Tarımsal girdilere dayalı sektörler içerisinde dokuma, giyim ve deri sektörünün gerek işyeri, gerek istihdam ve gerekse de katma değer açısından hem imalat sanayiinin bütünü içerisinde ve hem de tarımsal girdilere dayalı sektörler içerisinde en temel sektör olduğu anlaşılmaktadır Türkiye imalat sanayiinin temel olarak tarımsal girdilere dayalı bir yapı göstermesi ihracat kompozisyonunda da bu sektörlerin öne çıkmasına neden olmuştur yılı itibariyle Türkiye 9,1 milyar dolarlık bir ihracat yapmış, bunun 2 milyar doları giyim eşyasından (%21,9), 1,9 milyar doları tekstil ürünlerinden (%21,5), 847 milyon doları ise gıda ürünleri ve içecek (%9,2) sektörlerinden sağlanmıştır. Başka bir deyişle, bu sektörün toplam imalat sanayi içerisindeki payı 1989 yılı itibariyle %53 ler düzeyinde bulunmaktadır döneminde tarımsal girdilere dayalı sektörlerin toplam imalat sanayi içerisindeki payında zamanla bir düşüş görülmekle birlikte 2003 yılı itibariyle %40 lar gibi yüksek bir ağırlığa sahip bulunmaktadır döneminde gıda ürünleri ve içecek sektörünün toplam imalat sanayi ihracatı içerisindeki payı %9,2 den, %5,3 e gerilerken, giyim eşyası sektörünün payı %21,9 dan %13,9 a düşmüştür. Tekstil ürünlerinin payı ise döneminde %21,5 den %20,3 e gerilediği görülmektedir Tarımsal girdilere dayalı ürünlerin üretim düzeylerindeki gelişme incelendiğinde et üretiminin döneminde yıllık ortalama düzeyinde %2,2 düştüğü görülmektedir. Bu sonuç hayvancılık sektörünün içine girdiği krizle yakından ilgilidir. Deri giyim eşyası sektörü yıllık ortalama olarak aynı dönemde %5,9; yem %5,9; büyük baş mamul deri %5,6; küçük baş mamul deri %5,5, ayakkabı %5,3 ve filtreli sigara %5,2 ile en hızlı büyüyen sektörler olmuştur Tarımsal girdilere dayalı sektörler içerisinde en istikrarsız üretim yapan sektörlerin başında; yünlü dokuma ve şekerin geldiği anlaşılmaktadır. Bu iki ürüne ilişkin değişim katsayıları göreli olarak daha yüksek tespit edilmiştir. 57
58 Tarımsal girdilere dayalı sektörlerin gelişimi ölçek büyüklüklerine göre analiz edildiğinde tütün ürünleri imalatı dışındaki sektörlerin küçük ve orta ölçekli bir yapı sergiledikleri anlaşılmaktadır. Küçük ölçekli işyerlerinin (10-24 arası işçi çalıştıranlar) ağırlıklı olarak gıda (%40), deri (%39) ve ağaç ve mantar ürünlerinde (%41) yoğunlaştıkları anlaşılmaktadır Ölçek büyüklüklerine göre tarımsal girdilere dayalı sektörlerde istihdamın gelişimi incelendiğinde, işyeri sayısının aksine, istihdamın sektörel düzeyde farklılaştığı izlenmektedir: Gıda sektöründe istihdamın ağırlıklı olarak ; ; ve 1000 den fazla işçi çalıştıran ölçekte, tütün ürünleri imalatında , ve 1000 den fazla işçi çalıştıran ölçekli tesislerde, giyim eşyası ve kağıt ve kağıt ürünleri sektörlerinde istihdamın küçük, orta ve büyük ölçekli işletmeler arasında göreli olarak daha dengeli dağıldığı, deri ve ağaç ürünleri ve mobilya sektörlerinde küçük ve orta ölçekli işletmelerde yapıldığı anlaşılmaktadır Ölçek büyüklüklerine göre tarımsal girdilere dayalı sektörlerde üretimin gelişimi incelendiğinde; gıda ve tütün ürünlerinde büyük ölçekli tesislerde, diğer sektörlerde ise göreli olarak dengeli dağıldığı görülmektedir Ölçek büyüklüklerine göre tarımsal girdilere dayalı sektörlerde verimlilik düzeyleri incelendiğinde büyük ölçekli tesislere dayalı üretim yapan tütün mamulleri imalat sanayiinde verimlilik düzeyinin yüksek ve diğer sektörlere göre önemli ölçüde farklılaştığı görülmektedir. Gıda sektöründe de verimlilik düzeyinin göreli olarak yüksek olduğu saptanmıştır. Verimlilik düzeyinin düşük olduğu sektörler ise giyim eşyası imalatı, derinin tabaklanması, işlenmesi; bavul, el çantası, saraçlık, koşum takımı ve ayakkabı imalatı sektörlerinin öne çıktığı görülmektedir. 58
59 23. Tarım Sektöründe Bitkisel Üretim, Verimlilik ve Ekiliş Alanları Türkiye tarımında hububat ve baklagillerde ekiliş alanı açısından en hızlı artan ürün nohut ve mercimek olarak gözükmektedir. Ancak bu iki ürünün toplam hububat ve baklagil ekiliş alanları içerisindeki payları göz önüne alındığında oldukça sınırlı kaldığı izlenmektedir. Burada dikkat çeken hususlardan biri Türkiye tarımsal ürün deseninde en temel iki ürünü oluşturan buğday ve arpanın ekiliş alanlarının döneminde sırasıyla 100 den 119,9 a ve 130 a çıktığı, buna karşın mısırda 100 den 82,5 e düştüğü görülmektedir Hububat ve baklagillerde toplam üretim miktarı ve üretim endeks değerleri incelendiğinde üretimi en hızlı artan ürünlerin nohut, mısır, buğday ve arpa olduğu görülmektedir. Ürün bazında üretimin istikrarlı gelişip gelişmediği incelendiğinde; mısır, buğday ve arpada önemli üretim dalgalanmalarının yaşanmadığı buna karşılık nohut ve mercimekte zamanla önemli düzeylere varan üretim artış ve azalışlarının yaşandığı görülmektedir Hububat ve baklagil bitkilerinde verimlilik düzeyi ve endeks değerleri incelendiğinde, mısır, arpa ve buğdayda verimlilik düzeyinin göreli olarak daha yüksek gerçekleştiği, mercimek ve nohutta hektar başına elde edilen kg düzeyinin yetersiz kaldığı izlenmektedir Ürün bazında verimlilik endeks değerlerinin gelişimi incelendiğinde, 1962=100 endeksine göre verimlilik düzeyi en hızlı artan ürünün mısır olduğu, bu ürünü buğdayın ve arpanın izlediği görülmektedir. Mercimek ve nohut da verimlilik endeksinin düştüğü görülmektedir. Başka bir ifadeyle, mercimek ve nohut da geçen zaman diliminde hektar başına elde edilen kg nohut ve mercimek düzeyi artacağına düşmüştür Endüstri bitkilerinin ekiliş alanlarının gelişimi incelendiğinde ilk sırada pamuğun yer aldığı bu ürünü sırasıyla ayçiçeği, şekerpancarı ve tütünün izlediği 59
60 görülmektedir. Endüstriyel ürünlerde ekiliş alanları endeks değerleri incelendiğinde ise ayçiçeğinde ekilen alanın döneminde önemli düzeyde arttığı bu yıldan itibaren önemli bir artış kaydedilmediği izlenmektedir. Zaman içerisinde ekiliş alanı artan diğer bir ürünün ise şeker pancarı olduğu görülmektedir. Bu üründe 1962 yılında 100 olan endeks değeri 2001 yılında 284,9 a çıkmıştır. Pamuk ve tütünde ekiliş alanları endeks değerlerinin önemli bir gelişme göstermediği anlaşılmaktadır Endüstriyel bitkiler arasında en hızlı üretim artışı gösteren bitkilerin başında ayçiçeği ve Ş. pancarının geldiği görülmektedir. Bu iki ürünü sırasıyla pamuk ve tütün izlemiştir. Endüstriyel bitkiler arasında Ş. pancarı tüm endüstriyel ürünler arasında oldukça önemli bir ağırlığa sahip bulunmaktadır. Buna göre 1962 yılında 2,7 milyon ton olan şeker pancarı üretimi, 2001 yılında 12,6 milyon tona çıkarken aynı dönem içerisinde pamuk üretimi 245 bin tondan 914 bin tona, tütün üretimi 90 bin tondan 145 bin tona, ayçiçeği üretimi ise 60 bin tondan 650 bin tona çıkmıştır. Özellikle pamuk, şeker pancarı ve ayçiçeği üretiminde 1970 sonrası dönemde artışlar yıllar itibariyle dalgalanma görülse de çeşitlerin üretime alınması ve tarım teknolojisindeki gelişmeler sayesinde verimlilikte ve üretimde önemli gelişmeler sağlanmıştır Endüstriyel bitkilerde verim düzey değerleri ve endekslerini gösteren değerler incelendiğinde, verimlilik endeksinin en hızlı arttığı endüstri bitkisinin pamuk olduğu bu ürünü ayçiçeği, Ş. pancarı ve tütünün izlediği görülmektedir Buğdayda olağan ithalat yanında Dahilde İşleme Rejimi çerçevesinde 2000 yılında 1,2 milyon ton ithalat yapılır iken, 2001 yılında 700 bin ton, 2002 yılında 900 bin ton ve 2003 yılında 1,7 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. Başka bir deyişle, Türk tarımının bu en büyük ürününde artan ithalat, azalan ihracat ve nüfus artış hızının gerisinde kalan bir üretim tablosu Türkiye tarımının bu en temel üründe, gerekli önlemlerin alınmaması halinde, önümüzdeki yıllarda önemli açmazlarla karşılaşacağını göstermektedir. 60
61 23.9. Mısır üretimi son yıllarda önemli düzeyde değişmezken, bu ürünün ithalatında önemli artışlar gerçekleşmiştir. Örneğin 2003 yılı itibariyle 1,8 milyon ton mısır ithalatı için 273 milyon dolar ödenmiştir. 24. Tarım Sektörü ile Sanayi Sektörü Arasındaki İlişkinin Niteliği Türkiye tarımının en temel sorunlarından biri de kırsal kalkınma olgusunun neredeyse son yıllarda tümüyle ihmal edilmesinde yaşanmaktadır. Bu durum örtük olarak, tarımsal yapının giderek tasfiye edilmesini öngören kalkınma kuramlarının bir uzantısıdır. Bu yaklaşımlara göre iktisadi gelişme, üretim faktörlerinin geleneksel tarım alanından, sanayi sektörüne kaydırılması olarak gerçekleşmektedir. Çünkü tarımda düşük verimlilik ve azalan getiri geçerlidir. Bu yaklaşım(lar), tarım ile modern sektör (sanayi) arasındaki tamamlayıcılık ilişkisini ihmal ettiği için reel hayatı açıklamaktan uzak gözükmektedir. Başka bir ifadeyle, tarımdaki birikim sürecinin makro ekonomik anlamda büyümeye ve gelişmeye katkısını yadsımaktadır. Her şeyden önce tarım sektörü tarım dışı sektörlere işgücü, gıda ve ara malı sunmaktadır. Ekonominin ithalat ve ihracat kapasitesine katkı yapmaktadır. Tarımsal fazlayı sanayi sektörüne aktararak sanayi birikimi desteklemektedir. Özellikle iç piyasaya yönelik üretim yapan sektörlere Pazar/talep oluşturmaktadır Uzun dönemde Türkiye tarımı örneğinde de izleneceği gibi, tarım sektörü ile sanayi sektörü arasında yukarıda gayet özet olarak ifade ettiğimiz görüşün aksine karşıtlık değil, tamamlayıcılık ilişkisi vardır. Başka bir ifadeyle, sanayi sektöründeki birikimin sorunsuz sürmesi açısından tarımsal yatırımlarla sanayi yatırımları arasında belli bir uyumun gözetilmesi gerekir. Bu ise ancak, iç ticaret hadlerinin ve ticari marjların tarım sektörünün lehine gelişmesi ile mümkündür. Tarımsal yatırımların önemli ölçüde zayıfladığı 1980 li yıllarda (birikimin, göreli fiyatların aleyhte geliştiği yıllarda) sanayi birikimin de azalması bir raslantı olmasa gerekir. 61
62 25. Tarımsal Politika Önerileri Kuramsal olarak tarımın ekonomik gelişmeye katkısı iki farklı biçimde gerçekleşebileceği söylenebilir: Birincisi, tarım sektöründen ekonomiye gelir transferi gerçekleştirmek; ikincisi ise tarım sektöründen tarım dışı sektörlere emek arzını artırmaktır. Gelir transferinin araçları, vergileme, iç ticaret hadlerini etkileyen fiyat politikaları ile gerçekleştirilirken, eğer bu yöntem tercih edilmiyorsa ikinci yöntem; tarım sektöründe toprak ve işgücü verimliliğini artırarak toplam hasılayı artıracak yatırım ve teşvikle mümkün olacaktır. İkinci yöntem hem sanayi birikiminin sürdürülmesi açısından hem de tarımsal birikim açısından daha anlamlı bir yol olarak gözükmektedir Genel olarak tarım politikaları iki gruba ayrılarak incelenebilir: Bunlardan birincisi, üretim ve tüketimde kaynak kullanımının etkinliği ile ilgili olup, verimliliği artırıcı politikalardan oluşmaktadır. İkincisi ise dağıtım politikalarından oluşmaktadır. Dağıtım politikaları genel olarak fiyat destekleri, fark ödemeleri, girdi sübvansiyonları ve kredi politikalarından oluşmaktadır Tarım sektöründe uluslar arası gelişmeler ve Türkiye-AB sürecinin yeni bir aşamaya ulaşması nedeniyle Türkiye tarımı ile ilgili olarak yapılması gereken en temel önlemlerden biri tarımsal rekabet gücünü artıracak verimlilik artışı sağlamaktır. Başka bir ifadeyle, belli kalitede birim üretim miktarını mümkün kılan en düşük maliyetle üretimi gerçekleştirmektir. Bilindiği üzere birim alandan elde edilen gelir, üretim miktarının fiyat ile çarpılması ile elde edilmektedir. Üretim sürecinde kullanılan girdi miktarı fiyatla çarpılıp gelirden çıkarıldığı zaman ise birim alandan elde edilen net gelire ulaşılmaktadır. Türkiye tarımında özellikle son yıllarda uygulanan politikalar nedeniyle temel değişken fiyatlar olmuş, üretim miktarını etkileyen araçlar devre dışı kalmıştır. Birim alandan üretimi (verimliliği) artırmanın ise iki temel yöntemi bulunmaktadır. Bunlar; Ya birim alandan elde edilen üretim miktarı artırılacak ya da kullanılan girdi miktarı azaltılacaktır. En iyi çözüm ise her iki durumun birden sağlanmasıdır. Bu iki 62
63 yöntemin gerçekleşmesi ise başta tarıma yönelik Ar-Ge faaliyetleri olmak üzere, toprak ve emeğin verimliliğini artıracak önlemler uygulamaya konmalıdır Tarıma yönelik bir gelişme stratejisinin bugüne kadar uygulanmaması ve giderek bir politika haline gelen politikasızlık ve gelecek vizyonu olmayan destekleme uygulamaları sonucunda tarımsal ürünlerin ekim alanı ve üretim miktarı açısından bir çok üründe arz fazlası/açığı ortaya çıkmıştır. Örneğin fındık, tütün, çay, şekerpancarı gibi tarımsal ürünlerde arz fazlası söz konusu iken, yağlı tohumlar ve hayvansal ürünlerin üretiminde arz açığı ortaya çıkmıştır Kısa dönemde üretim fazlası olan ürünler için Ar-Ge yatırımları, ürün geliştirme gibi yollarla ürünün kullanımı yaygınlaştırılabilir. Daha somut olarak ifade etmek istersek fındık işlenerek ihracata yönlendirilebilir, şeker pancarının kullanılmasını azaltan, ithal mısıra dayalı tatlandırıcı yatırımlar teşvik edilmeyebilir. Ancak, eğer kısa dönemde bu tür önlemler arz fazlasını eritecek önlemler içermez ise, AB, ABD ve İsrail de olduğu gibi ürün kota politikası uygulanabilir. Kota sonucunda gelir kaybına uğrayacak çiftçilere DGD türü araçlarla destekleme yoluna gidilebilir Türkiye tarımının en temel sorunlarından biri de kırsal kalkınma olgusunun neredeyse son yıllarda tümüyle ihmal edilmesinde yaşanmaktadır. Bu durum örtük olarak, tarımsal yapının giderek tasfiye edilmesini öngören kalkınma kuramlarının bir uzantısıdır. Bu yaklaşımlara göre iktisadi gelişme, üretim faktörlerinin geleneksel tarım alanından, sanayi sektörüne kaydırılması olarak gerçekleşmektedir. Çünkü tarımda düşük verimlilik ve azalan getiri geçerlidir. Bu yaklaşım(lar), tarım ile modern sektör (sanayi) arasındaki tamamlayıcılık ilişkisini ihmal ettiği için reel hayatı açıklamaktan uzak gözükmektedir. Başka bir ifadeyle, tarımdaki birikim sürecinin makro ekonomik anlamda büyümeye ve gelişmeye katkısını yadsımaktadır. Her şeyden önce tarım sektörü tarım dışı sektörlere işgücü, gıda ve ara malı sunmaktadır. Ekonominin ithalat ve ihracat kapasitesine katkı yapmaktadır. Tarımsal fazlayı 63
64 sanayi sektörüne aktararak sanayi birikimi desteklemektedir. Özellikle iç piyasaya yönelik üretim yapan sektörlere pazar/talep oluşturmaktadır Uzun dönemde Türkiye tarımı örneğinde de izleneceği gibi, tarım sektörü ile sanayi sektörü arasında karşıtlık değil, tamamlayıcılık ilişkisi vardır. Başka bir ifadeyle, sanayi sektöründeki birikimin sorunsuz sürmesi açısından tarımsal yatırımlarla sanayi yatırımları arasında belli bir uyumun gözetilmesi gerekir. Bu ise ancak, iç ticaret hadlerinin ve ticari marjların tarım sektörünün lehine gelişmesi ile mümkündür. Tarımsal yatırımların önemli ölçüde zayıfladığı 1980 li yıllarda (birikimin, göreli fiyatların aleyhte geliştiği yıllarda) sanayi birikimin de azalması bir raslantı olmasa gerekir AB Ortak Tarım Politikasının temel ilkelerinden birisi ortakların üçüncü ülkelere karşı tercih edilmesi ve eşit koşullarda rekabettir. Ancak temel bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir. Bilindiği üzere AB Ülkeleri geçmiş yıllarda tarıma yönelik önemli destekler vermişlerdir. Bunun sonucunda tarımsal mekanizasyon üst seviyelere (makine parkındaki olağanüstü artış ile birlikte) ulaşmış, hızlı verimlilik artışları sağlanmıştır. Başka bir deyişle, AB ülkelerindeki çiftçilerin elde etmiş oldukları tarımsal gelişme düzeyi ile Türkiye çiftçilerinin sahip olduğu imkanlar göz önüne alındığında eşit koşullarda rekabet şansı günümüzde mümkün gözükmemektedir. Türkiye nin AB İle olası tarım müzakerelerinde bu durum göz önüne alınarak, bu olgu üzerinde özellikle durulmalıdır Ülkemizde aktif nüfusun payı gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında gelişmişlik açısından bir handikap teşkil etse de, işsizliğin ve yetersiz istihdamın önemli bir sorun olarak varlığını sürdürdüğü ülkemiz ekonomik koşullarında kırsal nüfusun istihdam sağlamadaki imkanları nedeniyle olumlu bir gelişme olarak görülebilir. Kuşkusuz burada daha önemli olan unsur kırsal nüfusu istihdam edecek kentsel projelerin tarımda uygulamaya konarak realize edilmesidir. Türkiye gibi henüz tarımsal nüfusu istihdam edecek bir sanayileşme hızına ulaşamamış bir ekonomide bu tür projelerin geliştirilmesi hem kentsel gelişme dinamikleri 64
65 açısından ve hem de tarımsal gelişme dinamikleri açısından elzem gözükmektedir Türkiye tarımının sürdürülebilir bir ekonomik kalkınmanın temel bileşeni olabilmesi için yatırım planlaması ile sulanabilir alanların artırılması, arazi kullanım planlamasından üretim deseni seçimine kadar rasyonel tercihlerin ortaya konması, üretici örgütlenmesinden girdi temini ve ürün pazarlamasına kadar sürecin tüm aşamalarında üretim ekseni olan, bilgi ve teknolojik gelişmeleri tarımsal yapılara uygulayan, üretim maliyetlerini düşürerek verim değerlerini yükselten, bunun sonucunda rekabet gücüne ulaşmış bir tarım sektörü hedefi en temel, en kalıcı çözüm olacaktır Tarımsal ürünler ekim sahası ve üretim miktarları açısından değerlendirildiğinde, tütün, çay, şekerpancarı gibi ürünlerde fazlalık olduğu, buna karşın yağlı tohumlar ve hayvansal ürünler üretiminin yetersiz kaldığı görülmektedir. Bu tablonun yaşanmasında tarım sektörüne yönelik politikasızlık yanında, destekleme politikalarının plansız, programsız gerçekleşmesinin de etkisi olmuştur Tarım sektöründe mevcut destekler arasında bulunan fark ödeme uygulaması arz açığı bulunan ürünlerin (özellikle mısır) üretimini teşvik için kullandırılmalıdır Mevcut olarak fındık, çay ve tütün üretiminden vazgeçip alternatif ürün yetiştiren üreticilere yapılmakta olan telafi edici önlemler uygulaması, arz fazlası olan ürünlerde, üretim fazlasını önlemek için uygun bir araç olarak uygulanabilir Türkiye tarım sektöründe son yıllarda yaşanan en dramatik gelişmelerden biri, hayvancılık sektöründe gözlenen olumsuz gelişmelerdir. Hali hazırda bu sektöre yönelik olarak uygulanmakta olan ırk ıslahı, hijyen şartlarının sağlanması, verimliliğin artırılması, kaba yem üretiminin artırılması, hayvansal 65
66 ürünlerin işlenmesi ve pazarlanması amacıyla yapılan destekler Türkiye de hayvancılık sektöründeki kanamayı durduramamaktadır. Hayvancılık sektöründe yaşanan gelişmeler ile ilgili olarak, tarımsal strateji ile senkronize içinde ayrı bir hayvancılık stratejisi hazırlanarak başta hayvan varlığının artırılması olmak üzere, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerin dış ticareti ile ilgili gerekli önlemler zaman geçirilmeden alınmalıdır Uluslararası gelişmeler ve Türkiye nin AB ile ilişkileri nedeniyle tarımsal rekabet gücünü yükseltmek amacıyla öncelikle verimliliği artırması gerekmektedir. Tarımda verimliliğin artırılması, belli kalitede birim üretim miktarını, mümkün olan en düşük maliyetle elde etmek olarak tanımlanabilir Türkiye tarımında toprak ve işgücü verimliliğinin AB ne göre oldukça düşük kaldığı görülmektedir. Türkiye de verimliliğin düşük kalmasının nedenlerinden biri emeğin bol olması ile yakından ilgilidir. Başka bir deyişle, ucuz olan girdi (emek) daha fazla kullanılarak (emek yoğun üretim) üretim daha kârlı olmaktadır. Bu nedenle, Türkiye de tarımsal verimlilik düzeyinin gelişmiş ülkeler ile kıyaslanması, üretimde kullanılan kaynakların hem miktarlarının hem de niteliklerinin bir birlerinden farklı olması nedeniyle, fazla anlamlı olmamaktadır Tarımdan sanayiye gelir (kaynak) transferi yaratan politikalar, kırdan kente göçü teşvik ettikçe tarım gelirlerine dönük politikaları artık sadece belirli bir sektörün kapsamı içinde düşünmek yanlış olabilir. Başka ülke ve Türkiye deneyimi şunu göstermektedir: Gıda maddelerinin ucuz kalmasına yönelik tarım politikaları ile ücretleri düşük düzeyde tutan politikalar arasında zaman içerisinde bir bağlantı oluşmaktadır. Eğer tarım sektörü, kent nüfusunun önemli bir bölümünün asgari geçim düzeyinde kalmasını sağlayan fiyatlarla üretim yapmaya ayarlanmışsa, modernleşme ve hızlı gelişme şansını yitirmektedir Tarım sektöründe emek fazlasını eritmeyi hedefleyen bir politika, tarım sektöründe daha az tarımsal faal nüfusla, değişmeyen bir tarımsal hasıla 66
67 düzeyini elde etmek isteyecektir. Bu dönüşümün gerçekleşmesi için tarım kesiminde emek verimliliğini, dolaysıyla per capita (kişi başına) tarımsal hasılayı artıracak yatırımlara, teşviklere ve ürün türlerine öncelik veren bir tarımsal politikaya ihtiyaç olacaktır. Bu yolun başarı şartı per capita hasılada meydana gelen artışın tarım sektöründe kalmasına imkan vermemek olacaktır. Ancak tarım sektöründe birikimin giderek azalması tarımsal verimliliği ve hasılayı düşüreceğinden, tarım sektöründen yapılacak gelir transferinin sınırlarını belirleyecektir. Bu nedenle, tarım sektörü ile sanayi sektörü arasındaki bir karşıtlık temelinde değil, tersine, tarım sektöründe birikim koşullarını olumlu etkileyecek tarımsal politikalar uygulanmalıdır. Bölüşüm ilişkilerinin tarım lehine gelişmesi bir yandan tarım sektöründe birikimi dolaysıyla verimliliği artırırken diğer yandan tarımsal toplam hasıla(hızla artan tarımsal büyüme hızlarından dolayı) artacak böylelikle tarımdan sanayiye gelir transferi yanında, tarımsal istihdam ve tarımsal gelir artarak tarım sektöründe istihdam ve gelir koşulları iyileştirilebilecektir Ülkemiz tarım sektöründe geçmiş yıllardan bugüne kadar uygulana gelen politikalarla AB ne uyum sağlaması gerçekçi gözükmemektedir. Bunun için öncelikle bir tarım stratejisinin zaman geçirilmeden uygulanması gerekmektedir. Tarım stratejisinin temel bileşenleri; Tarım sektöründe işgücü ve toprak verimliliğini artırarak rekabet gücünü artırmak, tarımsal işletmelerin teknolojilerini modernleştirecek, toprakta parçalanmayı önleyecek, tarımsal üretim kollarının özelliklerini dikkate alarak optimum ölçekleri teşvik etmek, tarımdaki teknolojik /verimlilik artışlarının doğuracağı atıl işgücünü, tedricen eritecek bir sanayileşme stratejisi ile uyum içerisinde yürütmek, tarımsal destekleri daha etkin duruma getirerek, ürün planlamasını gerçekleştirmek olarak tanımlanabilir Kısa dönemde verimliliği artırmak mümkün olmayacağına göre, destekleme politikası etkinleştirilerek tarım sektörünün desteklenmesine devam edilmelidir. Bunun yapılmaması durumunda ortaya çıkacak üretim kaybı ve telafisi mümkün olamayan tarımsal üretim süreci daha da olumsuz etkilenecek 67
68 ve ekonominin katlanacağı maliyet artacaktır. Parlamenter rejimle yönetilen bir ülkede siyasi partilerin tarıma yönelik olarak, köylülüğü gelir politikaları ile desteklenmesinde yadsınacak bir yön olamaz. Hatta bir boyutuyla sağlıklı işleyen bir demokrasi açısından, köylülüğü parlâmenter sistemi etkileyen bir aktör olarak sisteme katmanın daha gelişmiş bir demokrasi hedefine ulaşmak açısından olumlu bir yönü olduğu da vurgulanmalıdır. Ancak, geçmiş yıllarda olduğu gibi destekleme politikalarında tam anlamıyla etkinliğin sağlandığını söylemek de güç gözükmektedir. Bu bağlamda tarımı destekleyici kurumlar özerkleştirilmeli ve hükümetlerin etki alanında göreli bir özerklik sağlanmalıdır. Ancak, tümüyle teknokrat bir yaklaşımı da önermediğimizi burada tekrarlayalım Tarım sektörüne ayrılan kaynakların milli gelir içerisindeki payının önemli ölçüde düşmesi ve önümüzdeki 5 yıl için ( ) milli gelirin %1 i düzeyinde kaynak ayıracağı göz önüne alınırsa ve 2013 yılına kadar AB fonlarından herhangi bir kaynak temininin mümkün olmayacağı göz önüne alınırsa, tarım stratejisinin bir bileşeni olarak tarım sektöründe gerekli dönüşümleri gerçekleştirmek neredeyse imkansız gözükmektedir. Bu bağlamda, milli gelir içerisinde tarıma yönelik ayrılan kaynakların artırılması gerekecektir AB, tarım politikalarını finanse etmek ve yönlendirmek için kullandığı ana araç Tarımsal Garanti ve Yönlendirme Fonu dur (FEOGA). 4 Nisan 1967 tarihinde oluşturulan ve Birlik bütçesinin yaklaşık %50 sine karşılık gelen FEOGA, farklı amaçlarla kullanılan Garanti ve Yönlendirme olarak iki bölümden meydana gelmektedir. FEOGA bütçesinin yaklaşık %90 nını oluşturan Garanti bölümü, ortak piyasa düzenlemeleri çerçevesindeki fiyat ve Pazar mekanizmaları ile ilgili tüm zorunlu harcamaların karşılanmasında kullanılırken, kalan %10 u (yönlendirme bölümü) ise tarım sektöründe yapısal politikalara ilişkin önlemlerin tümü ve kırsal kalkınma tedbirlerinin bir kısmının finansmanında kullanılmaktadır. Yönlendirme bölümünü Garanti bölümünden ayıran temel fark, Yönlendirme bölümünde üye ülkeler ile AB nin ortak finansman sağlamasıdır. 68
69 FEOGA ilk oluşturulduğu zaman topluluk bütçesinin %90 nına sahip iken bugün % 49 lar düzeyinde bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda AB nin genişleme sürecinde, yeni katılan üyelerin tarımsal yapılarıyla eski ülkeler arasındaki tarımsal yapı farklılıklarını gidermek açısından önemli bir rol üstlenmiş, Örnek olsun, Yunanistan FEOGA kapsamındaki Yapısal Uyum Fonları ndan 50 milyar dolar civarında yardım almıştır AB a üye ülkelerinin Ortak Tarım Politikası çerçevesinde FEOGA ya katkı payları önemli ölçüde farklılaşmaktadır. FEOGA ya üye ülkeler arasında en büyük katkıyı Almanya yaparken, yaptığı katkının %47 sini ancak alabilmektedir. Buna karşın Almanya dan sonra ikinci en büyük katkıyı yapan Fransa %84 nü alabilmektedir. Ürün bazında yapılan yardımlar da göz önüne alınırsa Fransa nın tek başına FEOGA nın %30 na yakın bir bölümünü kullandığı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, Türkiye nin AB a üye olması durumunda Almanya ve Fransa fona daha fazla katkı yapacaklar ancak daha az fondan yararlanacaklardır. Fransa nın Türkiye nin AB üyeliği ile ilgili kaygılarının temelinde bu olguyu göz önünde tutmak gerekir Tarımsal üretimin gelişmiş ülkelerin yüksek verimlilik farklarının yarattığı rekabet gücünden korumak için pamuk, zeytinyağı, ayçiçeği, soya fasulyesinde uygulanan prim benzeri uygulamalarla da gerçekleştirilebilir. Ancak prim sistemini destekleme politikalarını ikame etmek özellikle iki açıdan sakıncalar taşıyabilir. İlk olarak prim sisteminin maliyeti destekleme alımlarından daha yüksektir. İkincisi, yolsuzluğa, suiistimale daha elverişli bir yapı göstermektedir. Buna rağmen, gelişmiş ülkelerin bir çok ürünü yüksek primlerle desteklediği, yüksek sübvansiyonlu bu ürünlerin gelişmekte olan ülkelerin iç pazarını büyük ölçüde ele geçirdiği unutulmamalıdır Türkiye tarımına yönelik oluşturulacak tarım politikalarından öncelikle ele alınması gereken olgulardan biri de, tarımsal işletme sayısının fazla ve küçük ölçekli olmalarıdır. Bu tablo devletin üreticilere tek tek ulaşmasını olanaksızlaştırmakta, üreticilerin bir birinden habersiz, örgütsüz üretime devam 69
70 etmelerine neden olmaktadır. Bunun için üreticilerin örgütlenmesi (birlik ya da kooperatif) oldukça önemli bir durum olarak karşımızda durmaktadır. Örgütlenmiş bir tarımsal yapı, maliyetlerin düşmesi anlamına gelecek bu da tarım sektöründe kârlılığı ve rekabet gücünün artması ile sonuçlanacaktır Kısa vadede siyasi etkilerden görece uzaklaşmış bir destekleme alım politikası, alt yapı yatırımlarına hız veren bir tarımsal birikimi artırıcı yatırım politikası, Ar-Ge ve yayın politikası ile desteklenen bir tarımsal dönüşüm projesi ne kadar etkin olursa olsun, bu araçlar üreticilerin kooperatiflerde örgütlenmeleri ile sonuçlanmazsa, sürdürülebilir bir tarım politikası olmaktan hızla uzaklaşacaktır: Tarımsal ürün fiyatları artan verimlilik sonucunda, esnek fiyatlama çerçevesinde düşerken, girdi fiyatları aksak piyasa koşullarında (oligopol, monopollü rekabet, tekel) mark-up fiyatlama ile tarımsal ürün fiyatlarından daha hızlı artmakta, tarımda meydana gelen katma değer artışı göreli fiyatlar yoluyla tarım dışı sektörlere aktarılmaktadır. Ancak kooperatifleşme yoluyla tarımda sağlanan katma değer artışı çiftçilerin gelirlerini artırabilecektir Kooperatifler yönetim ve finansman açısından daha bağımsız bir yapıya kavuşturulmalı, devletin bu alandaki müdahaleci rolü azaltılmalıdır. Bununla birlikte, kooperatiflerin başta sermaye sorunları olmak üzere, yönetim ve denetimini daha etkin duruma getirecek politikalar uygulanmalıdır Tarım arazilerinin (I, II ve III sınıf tarım arazilerinin) tarımsal amaçlar dışında kullanımı, tarım yapılamayacak şekilde kullanımı engellenmelidir Ülkemiz ekilebilir arazilerin sınırlarına gelmiş olmasına karşın, tarım arazilerinin amaç dışı, rant amaçlı kullanımı giderek yaygınlaşmış, erozyon topraklarımızın sürekli azalmasına neden olmuştur. Diğer yandan hızla artışını sürdüren ve kentleşen ancak yetersiz beslenen bir nüfus için gıda güvenliğini sağlamak açısından, tarım arazilerinin kullanımı ile ilgili gerekli yasal önlemler etkin şekilde uygulanmalıdır. 70
71 Tarım sektöründe Ar-Ge ve eğitim-yayım çalışmalarını üreticilerin günlük hayatlarına sokmadan, tarım sektöründe yapısal dönüşümü sağlamak neredeyse imkansızdır. Ar-Ge çalışmaları sadece üretim aşamasında değil, üretimle birlikte, malın tüketiciye ulaştığı tüm zinciri kapsayacak şekilde düzenlenmelidir. Başka bir deyişle, sadece üretime ağırlık veren bir politika, ulusal ve uluslar arası piyasalarda meydana gelen değişmeleri göz önüne almadığı için geçerli bir yol olmaktan çıkmıştır Tarımsal üretimin doğası sanayi ve hizmetler sektöründen farklı olduğundan, üretimi artırmaya yönelik yatırımlar tekil işletme düzeyinde değil, ancak kolektif düzeyde ve kamuca yapılması halinde anlamlı olmaktadır. Sulama, elektrifikasyon yatırımları, toprak ıslahı, mera ıslahı, erozyonla mücadele gibi bir çok alt yapı yatırımı ancak kamu tarafından yapılabilir nitelikteki yatırımlardır. Bu bağlamda kamunun son yıllarda tarım sektörüne yönelik yatırımlarda gözlenen aşınma tarımsal birikimi ve verimliliği olumsuz etkilemektedir Organik tarım, özellikle ihracat imkanları göz önüne alınarak teşvik edilmelidir Entegre kırsal kalkınma projeleri öncelikle görece geri bölgelerde başlamak üzere, ülke çapında önemli bir araç olarak hızla yaygınlaştırılmalıdır Mera ve otlakların bitkisel üretime kaydırılması sonucunda bu alanların da amaç dışı kullanımı hayvancılık sektörünü olumsuz etkilemektedir. Mera ve otlakların kullanımı ile ilgili etkin yasal düzenlemeler zaman geçirilmeden hayata geçirilmelidir Ülkemizde çayır ve mera olarak kullanılan arazilerin büyük bir bölümü ortak varlıklar olarak değerlendirilmiş, özel mülkiyete geçirilmesi önlenmiştir yılında çıkarılan toprakta özel mülkiyete izin veren Arazi Kanunnamesi yle 71
72 bu arazilerin alınıp satılması, bitkisel üretim alanı olarak kullanımı yasaklanmıştır. Bu tablo 1926 yılında çıkarılan Medeni Kanun olmak üzere yapılan çeşitli düzenlemelerle sürdürülmüştür. Diğer yandan 1998 yılında 4342 sayılı Mera Kanunu nun çıkarılmasıyla birlikte, meraların sınırlarının belirlenmesi, köy ve belediye tüzel kişiliklerine tahsis edilmesi ve tapuya tescil edilmesi işlemlerinin 5 yıl içerisinde bitirilmesi; mera olarak kullanılabilecek arazilerin 200 milyon dönüme çıkarılması öngörülmüştür. Ancak, bugüne kadar sadece önceden kadastrosu yapılabilmiş 10 milyon dönüm altında çalışma yapılabilmiştir. Başka bir deyişle, ülkemizde nerelerin mera olarak kullanılması gerektiği, bu yerlerden yararlanabilecek köy ve belediyelerin sınırları hukuksal olarak kesinlik kazanmamıştır Türkiye tarımında ortalama işletme büyüklüğünün küçük olduğu arazi parçalanmasının yaşandığı bilinmektedir. Ancak, Türkiye de tarımsal işletmelerin küçük olduğu gerçeğinden hareketle gündeme getirilen optimal işletme büyüklüğü kavramının da muğlak bir kavram olmadığını belirtmek gerekir. Optimal işletme büyüklüğü bölgelere, ürünlere, üretim teknolojilerine göre farklılık göstereceğine göre tek bir optimumdan söz edilemez. Başka bir deyişle, zamana ve mekana göre değişebilen esnek bir işletme büyüklüğü olgusu daha açıklayıcı bir yaklaşımdır Ülkemizde sulanabilir arazinin ancak %7-8 i oranındaki kısmı sulanabilmektedir. Bu bağlamda tarımda alt yapı yatırımlarına hız verilerek sulanabilir arazi oranı artırılarak toprağın verimliliği yükseltilmelidir Sulamaya açılan alanlarda arazi kullanım planları hazırlanmalıdır. Arazi sahiplerinin gönüllü katılımı da sağlanarak, bir toprak toplulaştırması politikası izlenmelidir. Bu alanlarda işletmelerin tekrar bölünmesini engelleyici hukuki, idari ve teknik önlemler alınmalıdır Kaçak et ithalatı ile ilgili etkin önleyici tedbirler alınmalıdır. 72
73 Hayvancılığı bitkisel üretim yanında tali uğraş alanı olmaktan çıkarılmalı, temel uğraş alanı olması için etkin politikalar uygulanmalıdır Stratejik öneme sahip tohum teknolojisinde yerli üretimi teşvik eden araçlar uygulanmaya konmalıdır Bir çok hayvansal ve bitkisel ürüne gen kaynağı olan ülkemiz, bu gen kaynaklarının geliştirilmesi, araştırılması ve geliştirilmesi ve etkin biçimde kullanılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Kuşkusuz bu önlemlerin başında, hayvan ve bitki gen kaynaklarına ait envanterin çıkarılması gelmektedir Hızla gelişen transgenik bitkilerin denetim ve kontrolü için etkin tedbirler alınmalıdır Erozyonu önlemek için zaman geçirilmeden bir seferberlik ruhu içerisinde ağaçlandırma ve teraslamanın yapılması bir zorunluluk olarak ortada durmaktadır Geçmiş yıllarda ürün fiyat destekleri geleneksel anlayışla sürdürülmüş, hayvancılık, yem ve yağ bitkileri desteklenmemiştir. Özellikle hayvancılık sektörünün içinde bulunduğu kriz de göz önüne alınarak bu sektör için ayrı bir destekleme politikası zaman geçirilmeden uygulamaya konmalıdır Tarım sektörü kayıt altına alınarak kaynak kayıpları önlenmelidir. Bu bağlamda Tarımsal faaliyetlerde bulunanların sosyal güvenlik kurumlarına ve ilgili mesleki kuruluşlara kayıt olmasını ve belirli büyüklükteki tarım işletmelerinin kayıt sistemine geçmesini özendirici araçlar geliştirilmelidir Tarımda ürün deseni envanteri çıkarılarak, iç tüketim ve uluslararası rekabet gücü yüksek ürünler özel olarak desteklenmelidir. 73
74 Tarım sektörü son yıllarda giderek belirginleşen ekonominin üzerinde yüktür anlayışı yerine, tarım kalkınmanın en temel aktörlerinden biridir anlayışına geçilmelidir. Başka bir deyişle, tarımsal birikim ile sanayi birikimi arasında karşıtlığın değil, tamamlayıcılık ilişkisinin daha geçerli bir olgu olduğu unutulmadan, tarımsal kalkınma son yıllarda gözlendiği üzere ihmal edilmemelidir Tarım politikalarının uzun dönemde temel amacı, sektörde verimliliği artırmak olarak belirlenmelidir. Aksi hâlde, iç ve dış gelişmeler göz önüne alındığında, sektör gelecekte daha geniş uluslararası rekabete açılmak zorunda bırakılacak ve bu duruma hazırlıksız yakalanacaktır. Politika dengelerindeki değişiklik bu aşamada doğmaktadır. Girdi ve çıktı piyasalarında fiyat müdahalelerine dayanan dağıtım politikaları ile birlikte, üretimin potansiyel seviyesine ulaşmasına yardımcı olacak, etkinliği ve dolaysıyla toplumsal refahı artırıcı üretken politikaların ağırlık kazanması gerekmektedir Türkiye nin net ithalatçı olduğu buğday, pamuk gibi ürünlerde gümrük vergileri bu ürünlerde ithal ikamesi sağlayacak şekilde düzenlenmeli, böylelikle hem tarımsal üreticiliğin yaşaması sağlanmalı, hem de ülkenin gıda güvenliği desteklenmelidir Türkiye de hayvancılık sektöründe birim hayvan başına düşen verimlilik düzeyi oldukça düşük bulunmaktadır. Bu nedenle, hayvancılık sektöründe önemli oranda damızlık sorunu bulunmaktadır. Damızlık sorunu ile ilgili alınacak önlemler hayvancılık sektörünün geleceği açısından elzem gözükmektedir Teknolojinin sanayi veya tarım sektöründe kullanımının temel amacı verimliliği artırmaktır. Hayvancılıkta bu olgu üzerinde gerektiği kadar durulmamış, hayvancılık için önemli bir kaba yem kaynağı olan çayır ve meralar yok edilerek amaç dışı kullanılmıştır. 74
75 Tarım sektöründe gerek hayvansal üretimde ve gerekse bitkisel üretimde istenen verimlilik düzeyine ulaşılamamıştır. Hayvansal ve bitkisel üretimde verimliliği artırmanın en temel yolu teknolojik gelişmeden yatmaktadır. Teknoloji ile birlikte, tarımsal nüfusun eğitimi verimliliği artıracak diğer ikinci temel yoldur. Bu bağlamda toprak ve işgücü verimliliğini artıracak araçlar hızla devreye konmalıdır Hayvansal üretimde verimlilik düzeyi AB ile kıyaslandığında oldukça düşük kaldığı görülmektedir. Türkiye de ortalama süt verimi ineklerde 1609 litre, karkas ağırlığı ise 163 kg düzeyindedir. AB de ise süt verimi 5396 litre, karkas ağırlığı ise 310 kilo düzeyinde bulunmaktadır. Hayvancılık sektörü ile ilgili politikaların temel ayaklarından biri aradaki bu verimlilik farkını ortadan kaldıracak araçlara işlerlik kazandırmaktır. Bu araçlar kısaca şöyle sıralanabilir: Damızlık üretimi, besi ve süt sığırcılığı yem bitkileri üretimi sorununu aşmak için, suni tohumlama uygulamalarını destekleyici politikalara geçilmelidir. Dışarıdan süt ineği yerine damızlık buzağı veya düve ithalatı yapılmalıdır. Yerli sığır ve düşük verimli kültür ırkı sığırlarda kullanma melezlemesi yoluna gidilmelidir. Tarımsal kredilerin faiz oranı düşürülmeli vadesi uzatılmalıdır. Yerli üretimi teşvik amacıyla hayvansal ürünler ve canlı hayvanlarda uluslararası anlaşmaların sınırları çerçevesinde üretimi koruyan önlemler alınmalıdır Tarıma dayalı sanayi işletmelerinde büyük bir potansiyel olmakla beraber, kapasite kullanım oranında, finansman konusunda ve sanayiinin bölgesel dağılımında önemli sorunlar yaşanmaktadır. Uzun dönemde, sadece tarıma dayalı bir sanayileşme stratejisi ile sürdürülebilir bir kalkınma sürecini yakalamak neredeyse imkansız gözükmektedir. Bu bağlamda tarımsal sektörler yoluyla elde edilecek birikim, katma değeri yüksek sektörlere kanalize edilerek sürdürülebilir bir kalkınmanın koşulları sağlanmalıdır Türkiye de özellikle sanayi kuruluş yerlerinin yanlış seçimi başta olmak üzere, yüksek rantlar nedeniyle en verimli tarım torakları hızla tarım dışı kullanıma açılmaktadır. Bu durum kişi başına tarım toraklarının azalması ile 75
76 sonuçlanmaktadır. Bunun için başta sanayi, turizm, iskan alanları yapımı başta olmak üzere her türlü yapılaşma ile ilgili sıkı önlemler ve yaptırımlar zaman geçirilmeden uygulamaya aktarılmalıdır Türkiye de tarım hâlâ büyük ölçüde doğa şartlarına bağlı bulunmaktadır. Sulanabilir 8,5 milyon hektar toprağın 4,6 milyon hektarı (%54 ü) ancak sulanabilmektedir. Başka bir ifadeyle, tarımın potansiyel verim düzeyi cari durumdan 5 kat daha fazla artırılabilecek imkanlar sunmaktadır Türkiye tarımın en temel yapısal sorunlarından biri de verimi düşük, küçük ve parçalanmış işletmelerin varlığıdır. Türkiye de tarım topraklarının %20 den fazlasının hâlâ 20 dekardan küçük olması çağdaş teknolojilerin kullanımını engelliyerek verimliliğin düşük kalmasına neden olmaktadır. Bugün bir çok Avrupa ülkesinde tarım topraklarının parçalanarak küçülmesini engellemek için miras hukuku düzenlemeleri yapılmıştır. Tarımsal işletmelerin ölçek ekonomilerinden yararlanabilmesi için toprak birleşmelerini özendirecek ve parçalanmaları önleyecek miras hukukuna ilişkin düzenlemeler zaman geçirilmeden hayata geçirilmelidir Ülkemizde aktif nüfusun payı gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında gelişmişlik açısından bir handikap teşkil etse de, işsizliğin ve yetersiz istihdamın önemli bir sorun olarak varlığını sürdürdüğü ülkemiz ekonomik koşullarında kırsal nüfusun istihdam sağlamadaki imkanları nedeniyle olumlu bir gelişme olarak görülebilir. Kuşkusuz burada daha önemli olan unsur kırsal nüfusu istihdam edecek kentsel projelerin tarımda uygulamaya konarak realize edilmesidir. Türkiye gibi henüz tarımsal nüfusu istihdam edecek bir sanayileşme hızına ulaşamamış bir ekonomide, bu tür projelerin geliştirilmesi hem kentsel gelişme dinamikleri açısından ve hem de tarımsal gelişme dinamikleri açısından elzem gözükmektedir Ülkemizde tarımsal istihdamın payı nasıl ölçülürse ölçülsün AB ortalaması ile kıyaslandığında yüksek olduğu gerçeği tüm kesimlerce kabul 76
77 edilen bir olgudur. O halde tarımdaki bu aşırı istihdam sorunu nasıl çözülecektir?bu konuda tarıma yönelik dönüşüm politikalarının yol açacağı sosyo-ekonomik sorunlar üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir olgudur. Türkiye ekonomisinde üretken sektörlerin istihdam kapasitesinde gözlenen düşüş ve finansal birikime dayalı ekonomik yapı, kırlarda çözülecek işgücünü istihdam edebilme kapasitesi sanayileşme stratejisinin giderek önemsizleştiği günümüz Türkiye sinde daha zor bir hedef olarak ortada durmaktadır. Kentlerde üniversite mezunları, kalifiye işgücünün %30 lara varan işsizlik oranı göz önüne alındığında oldukça zor bir hedef olarak ortada durmaktadır. Bu bağlamda tarımdaki nüfusu yaşam koşullarını düzeltici, politikalar benimsenmeli, uzun dönemde ise tedricen bu emek rezervlerini, sanayileşme stratejisi çerçevesinde sektörel işgücü talepleri doğrultusunda eritilmesi hedeflenmelidir. Aksi durumda, hızlı kentleşmenin ve işsizliğin yaratacağı toplumsal ve siyasal maliyeti çok yüksek olabilecektir. Kaldı ki, kentte artık geleneksel ilişkilerin çözülmesi sonucunda sosyal yardımlaşma ve dayanışma ilişkiler de giderek çözülmeye yüz tutmuş, işsizlik ve yoksulluk daha yakıcı bir soruna dönüşmüştür II.Dünya Savaşının ertesinde uygulanan uluslararası Keynescilik çerçevesinde bir çok gelişmekte olan ülkede ithal ikameci politikalar uygulanmış, bunun sonucunda tarım sektörü ihracata dayalı büyüme modelinde olduğu gibi, ucuz girdi sağlayan bir sektör olarak düşünülmemiş, iç pazarın sürükleyici aktörlerinden biri olarak görülmüş, bölüşüm ilişkilerinin tarım sektörünün lehine gelişimi sağlanmıştır li yılların başında uygulamaya başlanan dışa açık ekonomi koşullarında, özellikle 1980 lerin ilk yarısında, bölüşüm ilişkisi önemli ölçüde tarım sektörünün aleyhine dönmüş, bunun sonucunda tarım sektöründe üretimden kaçma ve/veya kendi emeğini daha fazla kullanarak ekonomik zorlukların yarattığı sorunlar giderilmeye çalışılmıştır. Bu sonuç, hem tarımsal birikimi hem de sanayi birikimini olumsuz etkilemektedir Türkiye tarımına yönelik bir tarımsal politikanın temel önceliği tarımsal nüfusu radikal bir şekilde azaltarak, yeni sosyo-ekonomik sorunlar yaratmak 77
78 olmamalıdır. Öncelikle yapılması gereken, tarımsal geliri artıracak politikalar yanında, bununla senkronize biçimde, tarım sektöründe artan verimlilik sonucu, atıl kalan işgücünü tarım dışı sektörlerde istihdamını sağlayan sektörel politikaların uygulanmasından geçmektedir. Bu ise ancak tarım ve tarım dışı sektörler arasındaki bütünlüğü gözeten bir kalkınma stratejisi ile ancak gerçekleştirilebilir gözükmektedir Ekonomik geliştikçe bitkisel üretim ile hayvancılık sektörleri bir birini tamamlamakta daha çok rekabet etmektedirler. Hayvancılıkta beklenecek olan, bitkisel ürünleri daha nitelikli besin maddelerine dönüştürmektir. Ancak, bitkisel ve hayvansal ürünler, besin maddesi olarak, piyasada rekabet halindedirler. Böylelikle bu ürünlerin göreli fiyatları, ekim alanlarının ne ölçüde yem bitkilerine ayrılacağını ve bitkisel ürünlerin ne ölçüde hayvanlara yem olarak verileceğini belirleyecektir. Tarım sektöründe geçmiş uygulamaların gösterdiği olgu, devletçe bitkisel ürünlere verilen fiyat desteği, hayvancılık sektörünün yem sorununu çözmemekte, zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda, tarımsal ürünlere yönelik destekleme politikasının artarak devam etmesini sağlamakla birlikte bu olgunun da desteklemede göz önüne alınması gerekir Ekonomide tarım ürünlerinin ne ölçüde işleneceğini tarım politikası tarafından belirlenmektedir. Tarım üretimine sağlanan destekler önemli ölçüde ürünün arzını etkilerken, gıda sanayiine yöneltilen destekler/teşvikler ise daha çok tarım ürünlerine olan talebi etkileyecek özelliklere sahiptir. Türkiye de önümüzdeki yıllarda önemi daha da artacak olan bu olgu üzerinde henüz tarımsal politikalar çerçevesinde durulmamıştır. Başka bir deyişle, gıda sanayiine sağlanan destekler, tarım politikası dışında düzenlenmiştir. Gıda sanayii özellikle dış ticaret teşviklerinden veya yabancı sermaye ile bağlantılı ise, yabancı sermaye teşviklerinden yararlanacak biçimde ele alınmıştır. İşlenmiş tarım ürünlerinin çoğu kez sanayi ürünü olarak nitelenmesi, Türkiye de bu tür bir politika bozukluğunun da yansımasıdır. 78
79 Tarıma yönelik destekleme politikasının büyük ölçüde yerini almış gözüken Doğrudan Gelir Desteği (DGD) hiçbir ülkede tek başına uygulanmamaktadır. Türkiye gibi istihdamın %40 nın hâlâ tarım sektöründe yapıldığı, kadastro çalışmalarının henüz tamamlanmadığı, ürün, girdi ve işgücü piyasasının büyük ölçüde kayıt dışı çalıştığı bir sektörde DGD sisteminin başarıyla uygulanmasının nesnel zemini bulunmamaktadır DGD Sisteminin Türkiye koşullarında başarı ile uygulanması önündeki sorunlardan biri de işletme sayısının sayıca fazla oluşu, küçük olması gibi unsurlar da sistemin başarı ile uygulanması önünde bir engel oluşturmaktadır. Bu bağlamda DGD sistemi geçmişte uygulanan sistemin tümüyle bir alternatifi olarak değil, ancak bir uzantısı olarak düşünülebilir. Türkiye tarımında tarımsal işletmelerin %68 i 50 dönümün altında bir büyüklüğe sahip bulunmaktadır. Bu durumda, örneğin, 30 dönümlük bir işletmenin iki taksitle ödenecek olan 150 dolarlık bir hibe desteği ile yaşaması neredeyse imkansızdır DGD sisteminin uygulanması önündeki temel sorunlardan biri de sistemin önemli bir bürokrasi ve kırtasiyeye ihtiyaç duymasıdır. Türkiye tarımında mülkiyet yapısının özgüllüğünden kaynaklanan yapıdan dolayı, bazı çiftçilerin sahip olduğu parseller çok fazla sayıdadır. Aynı parsele ortak çok sayıda kişi de bulunmaktadır. Kimin toprağı işlediğine bakılmaksızın yapılan ödemeler DGD Sisteminin tarımsal üretimle ilgili hiçbir hedefinin olmadığını da ortaya koymaktadır Yukarıda genel hatları ile ifade edilen DGD sisteminin sakıncaları göz önüne alındığında DGD Sistemi temel destek aracı olmaktan çıkarılmalı, hazırlanacak bir tarım stratejisi ekseninde yeni bir ürün deseni oluşturmak amacıyla, tamamlayıcı bir araca dönüştürülmelidir DGD uygulaması aynı zamanda Türkiye tarımının en kronik sorunlarından biri olan arz fazlası/arz açığı bulunan ürünlerdeki dengesizliği ortadan kaldırmak için ürün plânlamasının bir tamamlayıcı unsuru olarak ele 79
80 alınmalıdır. Örneğin, arz açığı bulunan herhangi bir üründe (Mısır da), arz fazlası bulunan bir üründe (tütünde), mevcut destekleme sistemi içerisinde bir fark gözetilmemektedir. Oysa arz fazlası olan üründe destekleme tutarı düşük, arz açığı bulunan üründe destekleme oranının yüksek tutulması durumunda ürün planlamasının etkin bir aracı devreye sokulmuş olacaktır DGD sistemi mevcut haliyle üretimden çok üretimsizliği teşvik etmektedir. Sistemin işleyişi açısından üretim koşulu aranmamakta bu ise üretim süreci ile ilgili son yıllarda Türkiye tarımında meydana gelen olumsuzluklarla birleşince önemli üretim kaybına neden olacaktır DGD Sisteminin toplam destekleme içerisindeki payı düşürülürken, desteklemenin özellikle Türkiye nin ithal ettiği ürünlere yönelik olarak kullanılması, bir çok üründe Türkiye tarımının dışa bağımlılığını azaltıcı bir işlev görebilir. Bu bağlamda Türkiye nin ithal ettiği bir çok üründe destekleme oranları yüksek tutularak yerli üretim teşvik edilmelidir AB ülkelerinde DGD sistemi uygulaması kısmen uygulanırken, bu ödemeler fiyat politikası, garanti eşikleri, üretim planlaması ve diğer politika araçları ile birlikte uygulanmaktadır. AB ortalaması olarak, tarıma yönelik toplam destek içerisinde DGD nin payı %30 lar civarında bulunurken, pazar fiyat desteği %55 lik bir paya sahip bulunmaktadır. Girdi desteği ise %8 ile son sırada yer almaktadır. AB ortak bütçesinin geçmiş yıllarda %75 ni, bugünlerde ise %46 sını tarımsal desteklere ayırmakta, ayrıca ortak bütçenin %25 ni temsil eden bölgesel kalkınma fonu nun geri bölgelerin yeni sektörlere kaydırılması amacıyla, gene kısmen, tarımsal nüfus lehine kullandığı bilinmektedir. 80
Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı
Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı Polonya da 400-450 un değirmeni olduğu biliniyor. Bu değirmenlerin yıllık toplam kapasiteleri 6 milyon tonun üzerine. Günde 100 tonun üzerinde üretim gerçekleştirebilen
1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ 13 1.1.Türkiye Ekonomisine Tarihsel Bakış Açısı ve Nedenleri 14 1.2.Tarım Devriminden Sanayi Devrimine
AVUSTURYA VE MACARİSTAN DA TAHIL VE UN PAZARI
AVUSTURYA VE MACARİSTAN DA TAHIL VE UN PAZARI Avusturya da un üretimi sağlayan 180 civarında değirmen olduğu tahmin edilmektedir. Yüzde 80 kapasiteyle çalışan bu değirmenlerin ürettiği un miktarı 500 bin
TÜRKİYE DE TARIMIN GELECEĞİ ve AVANTAJLAR
TÜRKİYE DE TARIMIN GELECEĞİ ve AVANTAJLAR Halil AGAH Kıdemli Kırsal Kalkınma Uzmanı 22 Kasım 2016, İSTANBUL 1 2 SUNUM PLANI TARIMDA KÜRESELLEŞME TÜRK TARIM SEKTÖRÜ VE SON YILLARDAKİ GELİŞMELER TARIMDA
JAPON EKONOMİSİNİN ANA BAŞLIKLAR İTİBARİYLE ANALİZİ
JAPON EKONOMİSİNİN ANA BAŞLIKLAR İTİBARİYLE ANALİZİ Bu çalışmada, Japon ekonomisini temel bazı kalemler bazında iredelemek ve Japon ekonomisin gelişim sürecini mümkün olduğunca tarihi ve güncel perspektiften
Bölüm 2. Tarımın Türkiye Ekonomisine Katkısı
Bölüm 2. Tarımın Türkiye Ekonomisine Katkısı Nüfus ve İşgücü Katkısı Üretim ve Verim Katkısı Toplum Beslenmesine Katkı Sanayi Sektörüne Katkı Milli Gelire Katkı Dış Ticaret Katkısı Nüfus ve İşgücü Katkısı
BİRİNCİ BÖLÜM TÜRKİYE EKONOMİSİNE PANORAMİK BAKIŞ...
İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM TÜRKİYE EKONOMİSİNE PANORAMİK BAKIŞ... 1-20 1.1. Temel Makro Ekonomik Göstergelere Göre Türkiye nin Mevcut Durumu ve Dünyadaki Yeri... 1 1.2. Ekonominin Artıları Eksileri; Temel
2023 VİZYONU ÇERÇEVESİNDE TARIM POLİTİKALARININ GELECEĞİ
2023 VİZYONU ÇERÇEVESİNDE TARIM POLİTİKALARININ GELECEĞİ SUNUM İÇERİĞİ Türkiye de Tarım Tarımsal girdi politikaları Tarımsal kredi politikaları Tarımsal sulama politikaları Tarımda 2023 Vizyonu 2 TÜRKİYE
İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2
İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2 PLANLAMAYI GEREKTİREN UNSURLAR Sosyalist model-kurumsal tercihler Piyasa başarısızlığı Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunları 2
2012 Nisan ayında işsizlik oranı kuvvetli bir düşüş ile 2012 Mart ayına göre 0,9 puan azalarak % 9 seviyesinde
1 16-31 Temmuz 2012 SAYI: 41 MÜSİAD Araştırmalar ve Yayın Komisyonu İşsizlikte Belirgin Düşüş 2012 Nisan ayında işsizlik oranı kuvvetli bir düşüş ile 2012 Mart ayına göre 0,9 puan azalarak % 9 seviyesinde
BÖLGE VE NÜFUSUN GENEL DURUMU. Doç.Dr.Tufan BAL
BÖLGE VE NÜFUSUN GENEL DURUMU Doç.Dr.Tufan BAL GİRİŞ Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulan, o tarihten bu güne kadar ekonomik ve sosyal yapısını değiştirme anlayışı içinde gelişmesini sürdüren ve gelişmekte
Makro İktisat II Örnek Sorular. 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120
Makro İktisat II Örnek Sorular 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120 Tüketim harcamaları = 85 İhracat = 6 İthalat = 4 Hükümet harcamaları = 14 Dolaylı vergiler = 12
KIRSAL YAPIDA TOPLUMSAL DEĞİŞİM
KIRSAL YAPIDA TOPLUMSAL DEĞİŞİM LÜTFİ SUNAR Yararlanılan Kaynak: Ertan Özensel, Köylerden Kırlara: Türkiye de Kırın Dönüşümü, Türkiye de Toplumsal Değişim, Ed. Lütfi Sunar, Ankara: Nobel Yayınları, 2014,
Biyosistem Mühendisliğine Giriş
Biyosistem Mühendisliğine Giriş TARIM Nedir? Yeryüzünde insan yaşamının sürdürülmesi ve iyileştirilmesi için gerekli olan gıda, lif, biyoyakıt, ilaç vb. diğer ürünlerin sağlanması için hayvanlar, bitkiler,
Artış. Ocak-Haziran Oranı (Yüzde) Ocak-Haziran 2014
6. Kamu Maliyesi 214 yılının ilk yarısı itibarıyla bütçe performansı, özellikle faiz dışı harcamalarda gözlenen yüksek artışın ve yılın ikinci çeyreğinde belirginleşen iç talebe dayalı vergilerdeki yavaşlamanın
DOĞU AKDENİZ, DOĞU ANADOLU, GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ TOHUMCULUK İHTİYAÇ ANALİZİ
DOĞU AKDENİZ, DOĞU ANADOLU, GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ TOHUMCULUK İHTİYAÇ ANALİZİ KISALTMALAR KISALTMALAR AB ADNKS AR-GE BÜGEM EB FAO GSMH GSKD ISTA ISF İLO İŞKUR KB KOBİ KOSGEB GKGM TB TÜBİTAK TÜİK TTSM
2010 OCAK NİSAN DÖNEMİ HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ
2010 OCAK NİSAN DÖNEMİ HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ 2010 yılına iyi başlayan ülkemiz halı ihracatı, yılın ilk dört ayının sonunda bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla % 23,1 oranında artarak
TRC2 BÖLGESİ NDE İŞSİZLİK ORANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
TRC2 BÖLGESİ NDE İŞSİZLİK ORANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Hamit BİRTANE Uzman Mart 2012 TRC2 BÖLGESİ NDE İŞSİZLİK ORANI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME Günümüz ekonomilerinin en büyük sorunlarından biri olan
inşaat SEKTÖRÜ 2015 YILI ÖNGÖRÜLERİ
2014 EKİM SEKTÖREL inşaat SEKTÖRÜ 2015 YILI ÖNGÖRÜLERİ Nurel KILIÇ OECD verilerine göre, 2017 yılında Türkiye, Çin ve Hindistan dan sonra en yüksek büyüme oranına sahip üçüncü ülke olacaktır. Sabit fiyatlarla
Tarımsal Gelir Politikası/Amaç
Tarımsal Gelir Politikası/Amaç Belli bir yaşam standardı sağlayacak düzeye eriştirmek, Sektörler arasında kişi başına gelir farklılığı azaltmak Sektörde gelir dağılımını bireyler ve bölgeler arasında denge
ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR
ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş GRUPLARA YÖNELİK GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU YILLIK RAPOR Bu rapor ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş Gruplara Yönelik Gelir Amaçlı Kamu Borçlanma Araçları
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 NİSAN AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU. İTKİB Genel Sekreterliği Hazırgiyim ve Konfeksiyon Şubesi
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 NİSAN AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Hazırgiyim ve Konfeksiyon Şubesi Mayıs 2017 2 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2017 NİSAN İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi
2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve Mali Analiz Yüksek Lisansı Bütçe Uygulamaları ve Mali Mevzuat Dersi Kıvanç
ADANA İHRACAT İSTATİSTİKLERİ. ARALIK AYI ve 2015 YILI SEKTÖREL İHRACAT DEĞERLENDİRME
ADANA İHRACAT İSTATİSTİKLERİ ARALIK AYI ve 2015 YILI SEKTÖREL İHRACAT DEĞERLENDİRME Gülhan Özdemir Araştırma ve Ekonomik İlişkiler Sorumlusu ADANA ARALIK AYI İHRACAT RAKAMLARI Adana nın Aralık ayı ihracatı
Bölüm 7. Tarımsal Üretim Faktörleri. Üretim Faktörleri Toprak Sermaye Emek (iş) Girişimcilik (yönetim yeteneği)
Bölüm 7. Tarımsal Üretim Faktörleri Üretim Faktörleri Toprak Sermaye Emek (iş) Girişimcilik (yönetim yeteneği) Tarımsal yapı, toprak (doğa), sermaye, emek ve girişimcilik gibi temel üretim araçlarının
Tablo 7.1: Merkezi Yönetim Bütçe Büyüklükleri
7. Kamu Maliyesi 2016 yılında, maliye politikaları özellikle kamu harcamaları yoluyla büyümeye katkı sağlamıştır. Buna ek olarak, özel tüketimi desteklemek, reel sektöre finansal destek sağlamak ve yatırımı
BAKLİYAT DOSYASI. 4 TÜRKİYE ABD 240 Kaynak: FAO
BAKLİYAT DOSYASI Dünya üzerinde tarımı çok eski yıllardan beri yapılmakta olan yemeklik dane baklagillerin diğer bir deyişle bakliyat ürünlerinin insan beslenmesinde bitkisel kaynaklı protein gereksiniminin
T.C. KALKINMA BAKANLIĞI İŞGÜCÜ PİYASASINDAKİ GELİŞMELERİN MAKRO ANALİZİ
T.C. KALKINMA BAKANLIĞI İŞGÜCÜ PİYASASINDAKİ GELİŞMELERİN MAKRO ANALİZİ EKONOMİK MODELLER VE STRATEJİK ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Dairesi Mayıs 2014 Tem.05 Oca.06 Tem.06
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 EKİM AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU. İTKİB Genel Sekreterliği. Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi.
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 EKİM AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi Kasım 2017 Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi 1 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2017
EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Aralık 2011, No:16
EKONOMİK VE MALİ POLİTİKA GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Aralık 2011, No:16 Bu sayıda; 2011 yılı III. Çeyrek Büyüme Verileri Değerlendirilmiştir. i Hükümetin yılsonu büyüme tahmini şimdiden rafa kalktı 2011
TARIMA MÜDAHALE ŞEKİLLERİ
TARIMA MÜDAHALE ŞEKİLLERİ 1.Doğrudan Gelire Yönelik Müdahaleler a. Fark ödeme sistemi (FÖS) b. Doğrudan gelir ödemesi (DGÖ) 2. Fiyata Müdahale a. Destekleme alımı b. Müdahale alımı 3. Girdi Destekleri
Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği
Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği Doç.Dr.Tufan BAL I.Bölüm Tarım Ekonomisi ve Politikası Not: Bu sunuların hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.İ.Hakkı İnan ın Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği Kitabından
RUS TÜRK İŞADAMLARI BİRLİĞİ (RTİB) AYLIK EKONOMİ RAPORU. Rusya ekonomisindeki gelişmeler: Aralık Rusya Ekonomisi Temel Göstergeler Tablosu
RUS TÜRK İŞADAMLARI BİRLİĞİ (RTİB) AYLIK EKONOMİ RAPORU Rusya ekonomisindeki gelişmeler: Aralık Rusya Ekonomisi Temel Göstergeler Tablosu 11 1 13 1 * GSMH (milyar dolar) 1.9..79 1.86 1.3 1.83 1.578 1.61
iktisaoa GiRiş 7. Ürettiği mala ilişkin talebin fiyat esnekliği değeri bire eşit olan bir firma, söz konusu
2009 BS 3204-1. şağıdakilerden hangisi dayanıksız mal veya hizmet grubu içerisinde ~ almaz? iktiso GiRiş 5. Gelirdeki bir artış karşısında talebi azalan mallara ne ad verili r? ) Benzin B) Mum C) Ekmek
2017 YILI İLK ÇEYREK GSYH BÜYÜMESİNİN ANALİZİ. Zafer YÜKSELER. (19 Haziran 2017)
2017 YILI İLK ÇEYREK GSYH BÜYÜMESİNİN ANALİZİ Zafer YÜKSELER (19 Haziran 2017) TÜİK, 2017 yılı ilk çeyreğine ilişkin GSYH büyüme hızını yüzde 5 olarak açıklamıştır. Büyüme hızı, piyasa beklentileri olan
2010 YILI OCAK-MART DÖNEMİ TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ
2010 YILI DÖNEMİ TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ 2010 yılı Ocak-Mart döneminde, Türkiye deri ve deri ürünleri ihracatı % 13,7 artışla 247,8 milyon dolara yükselmiştir. Aynı dönemde
TARIMSAL İSTİHDAMA DAİR TEMEL VERİLER VE GÜNCEL EĞİLİMLER
TARIMSAL İSTİHDAMA DAİR TEMEL VERİLER VE GÜNCEL EĞİLİMLER Onur BAKIR MSG Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Giriş Bu çalışmanın amacı, Türkiye de tarımsal istihdam alanında 1980 den bugüne yaşanan dönüşümü temel
Çaldıran daha önceleri Muradiye İlçesinin bir kazası konumundayken 1987 yılında çıkarılan kanunla ilçe statüsüne yükselmiştir.
Çaldıran Tarihçesi: İlçe birçok tarihi medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Medler, Bizanslılar, Urartular, İranlılar ve son olarak Osmanlı devleti bu ilçede hâkimiyet sürmüşlerdir. İlçenin tarih içerisindeki
İspanya ve Portekiz de Tahıl ve Un Pazarı
İspanya ve Portekiz de Tahıl ve Un Pazarı İspanya da 120 un değirmeni olduğu bilinmektedir. Bu değirmenlerin çok büyük bir çoğunluğu yılda 2000 tonun üzerinde kapasiteyle çalışmaktadır. Pazarın yüzde 75
EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Nisan 2013, No: 56
EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Nisan 2013, No: 56 i Bu sayıda; 2012 yılı Büyüme rakamları değerlendirilmiştir. i 1 Ekonomide sert fren Türkiye 2012 de % 2,2 büyüdü. % 4 büyüme hedefi ile
2005 YILI İLERLEME RAPORU VE KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİNİN KOPENHAG EKONOMİK KRİTERLERİ ÇERÇEVESİNDE ÖN DEĞERLENDİRMESİ
2005 YILI İLERLEME RAPORU VE KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİNİN KOPENHAG EKONOMİK KRİTERLERİ ÇERÇEVESİNDE ÖN DEĞERLENDİRMESİ TEPAV EPRI Dış Politika Etütleri AB Çalışma Grubu 9 Kasım 2005 Ankara Zeynep Songülen
Sürdürülebilir Tarım Yöntemleri Prof.Dr.Emine Olhan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Sürdürülebilir Tarım Yöntemleri Prof.Dr.Emine Olhan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi TARIMSAL FAALİYETİN ÇEVRE ÜZERİNE ETKİSİ Toprak işleme (Organik madde miktarında azalma) Sulama (Taban suyu yükselmesi
İl başkanlarına hükümetin tarım politikalarını anlattı
İl başkanlarına hükümetin tarım politikalarını anlattı Mart 08, 2012-7:46:36 Bakan Eker, tarımın zannedildiği gibi sadece üreticilerle değil, gıdadan dolayı toplumun tamamını ilgilendiren bir konu olduğunu,
572
RADYO, TELEVİZYON, HABERLEŞME TEÇHİZATI VE CİHAZLARI İMALATI Hazırlayan M. Ali KAFALI Kıdemli Uzman 572 1. SEKTÖRÜN TANIMI Radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları imalatı ISIC Revize 3 sınıflandırmasına
TÜRKİYE ET ÜRETİMİNDE BÖLGELER ARASI YAPISAL DEĞİŞİM ÜZERİNE BİR ANALİZ
TÜRKİYE ET ÜRETİMİNDE BÖLGELER ARASI YAPISAL DEĞİŞİM ÜZERİNE BİR ANALİZ Arş. Gör. Atilla KESKİN 1 Arş.Gör. Adem AKSOY 1 Doç.Dr. Fahri YAVUZ 1 1. GİRİŞ Türkiye ekonomisini oluşturan sektörlerin geliştirilmesi
KARS ŞEKER FABRİKASI RAPORU
Şu an 240 çalışana sahip şeker fabrikası da, üretimin artması durumunda daha önce olduğu gibi istihdamını 400 lere çıkarabilecek ve il ekonomisine giren sıcak para miktarı da artacaktır. KARS ŞEKER FABRİKASI
MAKROEKONOMİ BÜLTENİ OCAK 2018
Busiad Hazırlayan:Doç.Dr.Metin 05.02.2018 1 ENFLASYON Aralık 2017 itibariyle tüketici fiyatlarının, %0,69 olarak gerçekleştiği ve %12,98 olan yıllık enflasyonun %11,92 düzeyine düştüğü görülmüş-tü. Ocak
Türkiye Ekonomisi 2014 Bütçe Büyüklükleri ve Bütçe Performansı Raporu
Türkiye Ekonomisi 2014 Bütçe Büyüklükleri ve Bütçe Performansı Raporu HAZIRLAYAN 18.11.2013 RAPOR Doç. Dr. Nazan Susam Doç. Dr. Murat Şeker Araş. Gör. Erkan Kılıçer Türkiye Ekonomisi Bütçe Büyüklükleri
2. TÜKETİCİ FİYAT ENDEKSİ
1. ENFLASYON Eskişehir, Bursa, Bilecik bölgesi için aylık tüketici fiyatlarına göre hesaplanmış enflasyon oranlarının 2017 Temmuz ayından 2018 Temmuz ayına kadar açık bir artış trendine sahip olduğu (2017
2010 OCAK MART DÖNEMİ HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ
2010 OCAK MART DÖNEMİ HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ 2009 yılında ülkemiz halı ihracatı % 7,2 oranında düşüşle 1 milyar 86 milyon dolar olarak kaydedilmiştir. 2010 yılının ilk çeyreğinin sonunda
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 TEMMUZ AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU. İTKİB Genel Sekreterliği Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi.
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 TEMMUZ AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Ağustos 2017 1 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2017 TEMMUZ İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME Yılın İlk 7 Ayında
Türkiye`de Hububat Alanları
BUĞDAY DOSYASI Türkiye, birçok ürünün yetiştirilmesine imkan veren iklim ve ekolojik özellikleri nedeniyle tarımsal üretim açısından avantajlı bir ülke olup, toplam istihdamın %24,6`sı tarım sektöründe
Araştırma Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ
Araştırma Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ No:12 2002 YILININ İLK YARISINDA STOK BİRİKİMİNİN GSYİH BÜYÜMESİNE KATKISI Kasım 2002 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2002 YILININ İLK YARISINDA STOK BİRİKİMİNİN
İZMİR TİCARET ODASI AZERBAYCAN ÜLKE RAPORU
İZMİR TİCARET ODASI AZERBAYCAN ÜLKE RAPORU TEMMUZ 2016 ULUSLARARASI İLİŞKİLER MÜDÜRLÜĞÜ 1. ÖZET BİLGİLER Resmi Adı : Azerbaycan Cumhuriyeti Nüfus : 9,780,780 Dil :Resmi dil Azerice dir. Rusca ve Ermenice
Lojistik. Lojistik Sektörü
Lojistik Sektörü Gülay Dincel TSKB Ekonomik Araştırmalar [email protected] Kasım 014 1 Ulaştırma ve depolama faaliyetlerinin entegre lojistik hizmeti olarak organize edilmesi ihtiyacı, imalat sanayi
DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ARAS Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Ziraat Yüksek Mühendisi
DEĞERLENDİRME NOTU: İsmail ARAS Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Ziraat Yüksek Mühendisi BÖLGEMİZDE TARIM ALANLARI AZALIYOR MU? 28.07.2014 1 TR52 TR72 TRC2 TR71 TR33 TR83
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 MAYIS AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU. İTKİB Genel Sekreterliği Hazırgiyim ve Konfeksiyon Şubesi
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 MAYIS AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Hazırgiyim ve Konfeksiyon Şubesi Haziran 2017 2 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2017 MAYIS İHRACAT PERFORMANSI ÜZERİNE KISA DEĞERLENDİRME
Doç. Dr. Birgül GÜLER 1. DÜNYA BANKASI ve TARIM SEKTÖRÜ KREDİLERİ
Doç. Dr. Birgül GÜLER 1 DÜNYA BANKASI ve TARIM SEKTÖRÜ KREDİLERİ Dünya Bankası, kurulduğu tarihten bu yana çeşitli ülkelerle 9.822 kredi anlaşması imzalamış, Türkiye toplam kredi anlaşmalarının 163'üne
1844 te kimlik belgesi vermek amacıyla sayım yapılmıştır. Bu dönemde Anadolu da nüfus yaklaşık 10 milyondur.
Türkiye de Nüfusun Tarihsel Gelişimi Türkiye de Nüfus Sayımları Dünya nüfusu gibi Türkiye nüfusu da sürekli bir değişim içindedir. Nüfustaki değişim belirli aralıklarla yapılan genel nüfus sayımlarıyla
C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002.
C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI NIN GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK VE YOKSULLUK SORUNUNA YAKLAŞIMI (SEKİZİNCİ
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ DEVLET PLANLAMA ÖRGÜTÜ
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ DEVLET PLANLAMA ÖRGÜTÜ Sayı : DPÖ 0.00.28-07/ Konu: 2006-2007 Yıllarında KKTC nde Ekonomik Gelişmeler Lefkoşa, 6 Aralık 2007 BASIN BİLDİRİSİ 2006-2007 YILLARINDAKİ EKONOMİK
2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU TARTIŞMA METNİ 2003/6 http://www.tek.org.tr 2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Zafer Yükseler Aralık, 2003
AÇIKLANAN SON EKONOMİK GÖSTERGELERDE AYLIK DEĞERLENDİRME RAPORU
AÇIKLANAN SON EKONOMİK GÖSTERGELERDE AYLIK DEĞERLENDİRME RAPORU BÜYÜME 2011 yılı dördüncü döneme ilişkin hesaplanan gayri safi yurtiçi hasıla değeri bir önceki yılın aynı dönemine göre sabit fiyatlarla
13.02.2014 CARİ İŞLEMLER DENGESİ
13.02.2014 CARİ İŞLEMLER DENGESİ Aralık ayı cari işlemler açığı piyasa beklentisi olan -7,5 Milyar doların üzerinde -8,322 milyar dolar olarak geldi. 2013 yılı cari işlemler açığı bir önceki yıla göre
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 KASIM AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU. İTKİB Genel Sekreterliği. Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi.
HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜ 2017 KASIM AYLIK İHRACAT BİLGİ NOTU Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi Aralık 2017 Hazırgiyim ve Konfeksiyon Ar-Ge Şubesi 1 HAZIRGİYİM VE KONFEKSİYON SEKTÖRÜNÜN 2017
BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNELERİ İMALATI Hazırlayan M. Emin KARACA Kıdemli Uzman
BÜRO, MUHASEBE VE BİLGİ İŞLEM MAKİNELERİ İMALATI Hazırlayan M. Emin KARACA Kıdemli Uzman 516 1. SEKTÖRÜN TANIMI Büro, muhasebe ve bilgi işlem makineleri imalatı ISIC Revize 3 ve NACE Revize 1 sınıflandırmasına
Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği
Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği Doç.Dr.Tufan BAL 4.Bölüm Tarım Politikası Not: Bu sunuların hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.İ.Hakkı İnan ın Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği Kitabından faydalanılmıştır.
GRAFİK 1 : ÜRETİM ENDEKSİNDEKİ GELİŞMELER (Yıllık Ortalama) (1997=100) Endeks 160,0 140,0 120,0 100,0 80,0 60,0 40,0 20,0. İmalat Sanayii
TÜTÜN ÜRÜNLERİ İMALAT SANAYİİ Hazırlayan Ömür GENÇ ESAM Müdür Yardımcısı 78 1. SEKTÖRÜN TANIMI Tütün ürünleri imalatı ISIC Revize 3 sınıflandırmasına göre, imalat sanayii alt ayrımında 16 no lu gruplandırma
SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA
SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA Problem 1 (KMS-2001) Kısa dönem toplam arz eğrisinin pozitif eğimli olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
ADANA İLİ TARIMSAL ÜRETİM DURUMU RAPORU
ADANA İLİ TARIMSAL ÜRETİM DURUMU RAPORU Ağustos 2013, Adana Hazırlayanlar Sabahattin Yumuşak; Adana Güçbirliği Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Sinem Özkan Başlamışlı; Çiftçiler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi
ĠKLĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠ ve TARIM VE GIDA GÜVENCESĠ
TÜRKĠYE NĠN BĠRLEġMĠġ MĠLLETLER ĠKLĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠ ÇERÇEVE SÖZLEġMESĠ NE ĠLĠġKĠN ĠKĠNCĠ ULUSAL BĠLDĠRĠMĠNĠN HAZIRLANMASI FAALĠYETLERĠNĠN DESTEKLENMESĠ PROJESĠ ĠKLĠM DEĞĠġĠKLĠĞĠ ve TARIM VE GIDA GÜVENCESĠ
TÜRKİYE DE EKONOMİK KRİZLER VE TARIMA YANSIMALARI
TÜRKİYE DE EKONOMİK KRİZLER VE TARIMA YANSIMALARI Prof. Dr. Canan ABAY Dr. Berna Türkekul E.Ü. Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Şubat 2009 KRİZ NEDİR? Kriz, çeşitli bilim dallarında ve aynı zamanda
FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4
FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 Prof. Dr. Yıldırım Beyazıt ÖNAL 6. HAFTA 4. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE ULUSLAR ARASI FON HAREKETLERİ Gelişmekte olan ülkeler, son 25 yılda ekonomik olarak oldukça
HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015
HOLLANDA ÜLKE RAPORU 12.10.2015 YÖNETİCİ ÖZETİ Uludağ İhracatçı Birlikleri nin kayıtlarına göre, Bursa dan Hollanda ya ihracat yapan 361 firma bulunmaktadır. 30.06.2015 tarihi itibariyle Ekonomi Bakanlığı
TEKSTİL VE HAZIR GİYİM ÜRÜNLERİ İTHALATINA UYGULANAN KORUNMA ÖNLEMLERİ 2 YILLIK DEĞERLENDİRME
TEKSTİL VE HAZIR GİYİM ÜRÜNLERİ İTHALATINA UYGULANAN KORUNMA ÖNLEMLERİ 2 YILLIK DEĞERLENDİRME TÜRKİYE GİYİM SANAYİCİLERİ DERNEĞİ 211 yılı Temmuz ayında yürürlüğe konulan kumaş ve hazır giyim ürünlerine
ULUSLAR ARASI TARIMSAL İLİŞKİLER. Prof.Dr.Emine Olhan
ULUSLAR ARASI TARIMSAL İLİŞKİLER Prof.Dr.Emine Olhan [email protected] Ulusal Tarım Politikasını Etkileyen Nedenler İçsel Faktörler: doğal koşullar, tarımsal yapı ve uygulanan tarım sistemleri Dışsal
TÜRKİYE DE TARIMIN YAPISI DEĞİŞİYOR. Prof.Dr. Seyfettin Gürsel 1 ve Ulaş Karakoç 2. Yönetici Özeti
Araştırma Notu 09/24 06.02.2009 TÜRKİYE DE TARIMIN YAPISI DEĞİŞİYOR Prof.Dr. Seyfettin Gürsel 1 ve Ulaş Karakoç 2 Yönetici Özeti Türkiye de tarımsal yapı 1991 ile 2001 arasında fazla değişiklik göstermemesine
BAŞKA YERDE SINIFLANDIRILMAMIŞ ELEKTRİKLİ MAKİNE VE CİHAZLARIN İMALATI Hazırlayan Birgül OĞUZOĞLU Kıdemli Uzman 540 1. SEKTÖRÜN TANIMI Başka yerde sınıflandırılmamış elektrikli makine ve cihazların imalatı
KONUYA GİRİŞ İnsanların toprağı işleyerek ekme ve dikme yoluyla ondan ürün elde etmesi faaliyetine tarım denir. BÖLGELERE GÖRE TOPRAKLARDAN YARARLANMA
GÜNÜMÜZDE ve GAP KONUYA GİRİŞ İnsanların toprağı işleyerek ekme ve dikme yoluyla ondan ürün elde etmesi faaliyetine tarım denir. BÖLGELERE GÖRE TOPRAKLARDAN YARARLANMA Türkiye nüfusunun yaklaşık %48.4
TÜRKĠYE DÜNYANIN BOYA ÜRETĠM ÜSSÜ OLMA YOLUNDA
TÜRKĠYE DÜNYANIN BOYA ÜRETĠM ÜSSÜ OLMA YOLUNDA Nurel KILIÇ Türk boya sektörü; Avrupa nın altıncı büyük boya üreticisi konumundadır. Türkiye de 50 yılı aşkın bir geçmişi olan boya sektörümüz, AB entegrasyon
ÜLKELERİN 2015 YILI BÜYÜME ORANLARI (%)
2016/17 Global İhracat-Büyüme Tahminleri Kaynak : EDC Export Credit Agency - ÜLKE ANALİZLERİ BÜYÜME ORANLARI ÜLKELERİN YILI BÜYÜME ORANLARI (%) Avrupa Bölgesi; 1,5 % Japonya; 0,50 % Kanada ; 1,30 % Amerika;
2003 yılında tarımın milli gelirlerimizdeki payı yüzde 12,6 iken, 2006 yılında yüzde 11,2 ye indi.
Tarım Sektörünün İhracattaki Yeri ve Önemi Şebnem BORAN Ülkemizde son yıllarda önceliğin sanayi sektörüne kayması sonucu ekonomimizde göreceli olarak tarım ürünlerinin ihracatımızdaki ağırlığı giderek
TÜRKİYE DE TARIM ve HAYVANCILIK: SORUNLAR VE ÖNERİLER DOÇ.DR.BERRİN FİLİZÖZ
TÜRKİYE DE TARIM ve HAYVANCILIK: SORUNLAR VE ÖNERİLER DOÇ.DR.BERRİN FİLİZÖZ Tarım İnsanların toprağı işleyerek ekme ve dikme yoluyla ondan ürün elde etmesi faaliyetidir. Türkiye nüfusunun yaklaşık %48.4
T.C. Kalkınma Bakanlığı
T.C. Kalkınma Bakanlığı 2023 Vizyonu Çerçevesinde Türkiye Tarım Politikalarının Geleceği- Turkey s Agricultural Policies at a Crossroads with respect to 2023 Vision 2023 Vision, Economic Growth and Agricultural
Makro Veri. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre -5,6 puan olan dış ticaretin büyümeye katkısını daha yüksek olarak hesaplamamızdan kaynaklandı.
Makro Veri Büyüme ve Dış Ticaret: Türkiye ekonomisi için yüksek büyüme=yüksek dış ticaret açığı İbrahim Aksoy Ekonomist Tel: +90 212 334 91 04 E-mail: [email protected] TÜİK tarafından bugün açıklanan
ORTA VADELİ PROGRAMA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME ( )
ORTA VADELİ PROGRAMA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME (2014-2016) I- Dünya Ekonomisine İlişkin Öngörüler Orta Vadeli Program ın (OVP) global makroekonomik çerçevesi oluşturulurken, 2014-2016 döneminde; küresel büyümenin
İçindekiler kısa tablosu
İçindekiler kısa tablosu Önsöz x Rehberli Tur xii Kutulanmış Malzeme xiv Yazarlar Hakkında xx BİRİNCİ KISIM Giriş 1 İktisat ve ekonomi 2 2 Ekonomik analiz araçları 22 3 Arz, talep ve piyasa 42 İKİNCİ KISIM
TÜRKİYE EKONOMİSİ MAKRO EKONOMİK GÖSTERGELER (NİSAN 2015)
TÜRKİYE EKONOMİSİ MAKRO EKONOMİK GÖSTERGELER (NİSAN 2015) Hane Halkı İşgücü İstatistikleri 2014 te Türkiye de toplam işsizlik %10,1, tarım dışı işsizlik ise %12 olarak gerçekleşti. Genç nüfusta ise işsizlik
Dersin Amacı: Bilimsel araştırmanın öneminin ifade edilmesi, hipotez yazımı ve kaynak tarama gibi uygulamaların öğretilmesi amaçlanmaktadır.
Dersin Adı: Araştırma Teknikleri Dersin Kodu: MLY210 Kredi/AKTS: 2 Kredi/4AKTS Dersin Amacı: Bilimsel araştırmanın öneminin ifade edilmesi, hipotez yazımı ve kaynak tarama gibi uygulamaların öğretilmesi
MOTORLU KARA TAŞITI, RÖMORK VE YARI-RÖMORK İMALATI Hazırlayan Orkun Levent BOYA Kıdemli Uzman
MOTORLU KARA TAŞITI, RÖMORK VE YARI-RÖMORK İMALATI Hazırlayan Orkun Levent BOYA Kıdemli Uzman 638 1. SEKTÖRÜN TANIMI Motorlu kara taşıtı, römork ve yarı-römork sektör ürünleri imalatı ISIC Revize 3 sınıflandırmasına
ORTA VADELİ PROGRAM ( ) 8 Ekim 2014
ORTA VADELİ PROGRAM (2015-201) 8 Ekim 2014 DÜNYA EKONOMİSİ 2 2005 2006 200 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 T 2015 T Küresel Büyüme (%) Küresel büyüme oranı kriz öncesi seviyelerin altında seyretmektedir.
AR&GE BÜLTEN. İl nüfusunun % 17 si aile olarak ifade edildiğinde ise 151 bin aile geçimini tarım sektöründen sağlamaktadır.
İzmir İlinin Son 5 Yıllık Dönemde Tarımsal Yapısı Günnur BİNİCİ ALTINTAŞ İzmir, sahip olduğu tarım potansiyeli ve üretimi ile ülkemiz tarımında önemli bir yere sahiptir. Halen Türkiye de üretilen; enginarın
Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği
Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği Doç.Dr.Tufan BAL 7.Bölüm Tarımsal Finansman ve Kredi Not: Bu sunuların hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.İ.Hakkı İnan ın Tarım Ekonomisi ve İşletmeciliği Kitabından
Dış Ticaret Politikasının Amaçları
Dış Ticaret Politikasının Amaçları Dış Ödeme Dengesizliklerinin Giderilmesi Bir ülkede fazla olan döviz talebinin azaltılması için kullanılabilir. Dış rekabetten korunma Uluslararası rekabete dayanacak
DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ
DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ (Taslak Rapor Özeti) Faruk Aydın Hülya Saygılı Mesut Saygılı Gökhan Yılmaz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü
2014 OCAK AYI İŞSİZLİK RAPORU
2014 OCAK AYI İŞSİZLİK RAPORU HAZIRLAYAN 27.04.2014 RAPOR Prof. Dr. Halis Yunus ERSÖZ Prof. Dr. Mustafa DELİCAN Doç. Dr. Levent ŞAHİN 1. İşgücü Türkiye İşgücü Piyasasının Genel Görünümü Toplam nüfusun
Aralık Ayı Fiyat Gelişmeleri 4 Ocak 2018
Aralık Ayı Fiyat Gelişmeleri Ocak 21 Aralık Ayı Fiyat Gelişmeleri Ocak 21 Özet Aralık ayında tüketici fiyatları yüzde,9 oranında artmış ve yıllık enflasyon 1, puan gerileyerek yüzde 11,92 olmuştur. Bu
