KORUNAN ALANLAR Korunan alanlar incelenip, değerlendirilirken ve ilan edilirken yalnız alanın yeri ile ilgili ve ekolojik kriterler değil, onların yanında tarih, kültürel ya da bilimsel değerleri de dikkate almak gerekmektedir. Özellikle dünya ya da ülke tarihinde önemli olayların geçtiği alanlar veya tarihi değerlerin bulunduğu alanlar koruma altına alınmaktadır.
Örneğin, Gelibolu Yarımadası Milli Parkı I. Dünya Savaşında batı cephesinin kaderini değiştiren savaşın olduğu ve böyle dar bir alanda 500 000 askerin hayatını kaybettiği bir yer olması nedeniyle tarihi anlamından dolayı 22.11.1973 tarihinde Milli Park olarak ilan edilmiştir. Afyon Başkomutan Tarihi Milli Parkı ise Cumhuriyetin kurulma aşamasında Anadolu'nun işgal kuvvetlerinden kurtarılmasının başlangıcı olmasından kaynaklanan tarihi ve kültürel değerleri nedeniyle 8.11.1981 tarihinde milli park olarak ilan edilmiştir. Karatepe-Aslantaş Milli Parkı da daha çok arkeolojik değen nedeniyle 29.5.1958 tarihinde milli park olarak ilan edilen korunan alanlarımızdan biridir.
Alanın Gelişimi ile İlgili Kriterler Daha çok ülkemizdeki milli parklarda olduğu gibi, bir alanın korunan alan olarak ilan edilmesinden sonra, bölgede bir kısım faaliyetler durdurulmaktadır. Bunun yanında başta günübirlik ziyaretçiler olmak üzere turizm faaliyetleri ise artmaktadır. Böylesi değişiklikleri kontrol altına alabilmek için bu alanlarda yeni bazı önlemlerin alınması gerekmektedir.
Bu önlemlerin başında, korunan alanlara gelen ziyaretçileri alanın özellik ve karakteristiğini bozmadan barındıracak tesislerin yapılması, gerekli yerlerde yeni peyzaj planlama çalışmalarının yapılması ile alanın bakımı ve temizliği gelmektedir. Korunan alanın ilanından önce, koruma amacına uygun olarak alanın gelişimi ile ilgili gelişme ve bakım kriterleri saptanarak koruma ilanı ile birlikte yürürlüğe konmalıdır. Ayrıca korunan alanda görev yapacak personel için idari tesisler, yardımcı tesisler, memur evleri, bakım tesisleri, yol, su, elektrik, telefon, kanalizasyon, danışma ve tanıtım hizmetleri için yapılacak çalışmalar da önceden belirlenmelidir.
Organizasyon ve Yasalarla İlgili Kriterler Yasal Durum Korunan alanın ilanından önce araştırma safhasında yasal durum araştırılarak, alanın korunmasının yasalara uygunluğu, uygunsa hangi yasal düzenlemeler çerçevesinde korunacağı, eğer başka engeller varsa, bunların yasal çerçeveler içerisinde nasıl ortadan kaldırılacağı gibi hukuki sorunlar önceden saptanarak gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Organizasyon Yapısı Korunan alanın organizasyonu ile ilgili sorunlar iki yönde ele alınıp incelenmelidir. Birincisi, korunan alanın hangi kuruluşa bağlı olacağı, ikincisi de, korunan alan içerisinde organizasyon yapısı ve bunu oluşturacak idari ve teknik personel ile ilgilidir.
Maddi Durum Bir korunan alanın hem bütün kriterlere uygun olarak planlanabilmesinin gerçekleşmesi, hem de planlanıp ilan edilen alanın etkin bir şekilde korunabilmesi, ilgili birim ve alanın ekonomik gücü ve yapısı ile yakından ilgilidir. Bu nedenle genel bütçelerde ve korunan alanın ilanından sonra ilgili bütçelerde hem personel ve yatırımlar için, hem de araştırmalar için yeterli kaynak ayrılmalıdır.
Türkiye'de Korunan Alanların ilanı ile ilgili Yasal Kriterler Ülkemizdeki korunan alanlardan "Ulusal Parklar", "Doğa Koruma Alanları "Doğa Parkları" ve "Doğa Anıtı" olarak korunan alanlar 9.8.1983 tarih ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve ona bağlı olarak çıkarılan 12.12.1986 tarihli Milli Parklar Yönetmeliği'ne göre korunmaktadır. Daha sonraki yıllarda güncel olarak ortaya çıkarılan ve korunan "Özel Çevre Koruma Bölgeleri" ise 13.11.1989 tarih ve 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve daha sonraki yıllarda değişik tarihlerde çıkarılan Bakanlar Kurulu Kararları ile korunmaktadırlar. "Yaban Hayatı Koruma Sahası" ile "Yaban Hayatı Geliştirme Sahası" 01.07.2003 tarih ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanununa ve bu kanuna göre 08.11.2004 tarihinde çıkarılan "Yaban Hayatı Koruma ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları ile ilgili Yönetmeliklere göre belirlenmektedir. "Doğal Sitler" ise, 21.07.1983 tarih ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ve bu kanuna göre çıkarılan 10.12.1987 tarihli Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkların Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik gereğince korunmaktadır.
TÜRKİYE'DEKİ KORUNAN ALANLARIN SORUNLARI ve ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Ülkemizde ekolojik faktörlerin çeşitliliğine paralel olarak zengin bitki ve hayvan varlığı her geçen gün artan antropojen etkiler nedeniyle büyük tehlike altına girmektedir. Bu etkenlerin başında da yasal sorunlar ile çevre kirliliğinin neden olduğu sorunlar gelmektedir. Hayvan varlığının korunmasında bazı düzenlemeler olmasına karşın, bitki varlığının korunması ile ilgili yasal düzenlemeler ya çok yenidir, veya çok genel anlamdadır. Hangi türlerin korunacağını ayrıntılı bir şekilde saptamak mümkün değildir. Bitki ve hayvan varlığının korunmasında karşılaşılan en büyük sorun da zaten ülke düzeyinde hangi türlerin tehlike altında olduğunun ve nerelerde ve nasıl korunacağının tam olarak saptanamamasında yatmaktadır.
Ancak bir kısmı çok önceden yürürlüğe girmekle birlikte son yıllarda uygulanan ve bir kısmı da son zamanda yürürlüğe giren Kuşların Himayesine Dair Uluslararası Sözleşme, Dünya Doğal ve Kültürel Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme, Avrupa'nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (Bern Sözleşmesi), Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (Ramsar Sözleşmesi), Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (Rio Sözleşmesi), Nesli Tehlikede Olan Yabanı Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme (CITES) gibi uluslararası sözleşmeler ve bunların getirdikleri yükümlülükler türlerin korunmasına yardımcı olmaktadırlar. Ayrıca her yıl yayınlanan "Merkez Av Komisyonu Kararları nda da bu sözleşmelere atıf yapılması ile türlerin daha etkin bir şekilde korunmasına çaba gösterilmektedir.
Diğer taraftan dünyada da bitki ve hayvan türlerinin korunması ile ilgili yapılan çalışmalar 21. yüzyıla iyimser girmediğimizi göstermektedir. Örneğin, IUCN tarafından 1997 yılında 240 000 bitki örneği üzerinde yapılan küresel analiz çalışmasına göre, incelenen her 8 bitkiden biri neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır ve bu türlerin de % 90'ından çoğu endemik türlerdir. Almanya'da 1997 de yapılan bir çalışmada biyotopların tehlike altında olma nedenleri" ile ''tehlikeye girmesine neden olan kullanımlar" araştırılmıştır. Buna göre, deniz ve kıyı biyotopları yaklaşık % 80 dolaylarında en çok toprak, hava ve su kirliliği" ile "toprak ve suların besin maddelerince zenginleşmesinden tehlike altına girmektedirler. Buna karşın kara biyotopları % 25-60 gibi değişen oranlarda "genel alan kullanımlarından zarar görürken, ikinci sırada %35 oranında "yoğun kullanımlardan etkilenmektedir. Deniz ve kıyı biyotoplarının tehlikeye girmesine yaklaşık % 80 dolaylarında en çok "endüstri", "katı atıkların bertarafı" ile "tarım" neden olmaktadır. Buna karşın kara biyotopları % 35 oranında ilk sırada "tarım"dan, ikinci sırada da % 25 oranında "ormancılık"dan etkilenmektedir.
Deniz ekosistemleri daha çok deniz kazaları, özellikle petrol ve petrol ürünlerinin suya karışmasıyla olumsuz etki altındadır. Kaza sonucu kirlenen bir kıyının 8 yıl deniz canlılarına zarar verdiği saptanmıştır. Yapılan bir araştırmada Kuzey Denizi kıyılarında 1983-1985 yılları arasında ölen su kuşlarının % 35 i suya petrol ürününün karışması sonucu olduğu ortaya çıkmıştır. Adalar ve yüksek dağ ekosistemlerinin en önemli sorunları ise son yıllarda güncel olan yoğun turizm hareketleridir. Özellikle yüksek dağlar kış sporları için birer çekim merkezleridirler. Örneğin, 1983 yılında Alp Dağlarında 12 000 teleferik ve 40 000 kayak pisti olduğu saptanmıştır. Gerek korunan alanların gerekse "bitki ve hayvan türlerinin daha etkin korunabilmesi için karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri ; "Eğitim, Kurumsal, Denetim, ''Yasal, "Veri Toplama, "Alan Kullanımı" ve "Diğerleri" başlıkları altında özetlenmiştir.