İTÜ GELİŞTİRME VAKFI OKULLARI ÖZEL BEYLERBEYİ ANAOKULU, İLKOKULU VE ORTAOKULU Nisan 2015 KAYGIMI VE KORKUMU TANIYORUM Günümüzde, çocuklar ve yetişkinler birtakım duyguları, çevresel bazı uyaranlar sebebiyle daha sık hissetmekte ve bu duygularla baş etmek için çeşitli yöntemler geliştirmektedir. Bu bültenimizde, korku ve kaygıların çocuklarınızın ve sizlerin yaşantıları içindeki rolüne ve bu duygular ile baş etmeyi kolaylaştıracağını düşündüğümüz yöntemlere yer verdik. Çocukluk yılları; fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimin temellerinin atıldığı yıllardır. Çocuk bu dönemde; çevresini tanımaya, çevresindeki ilişkileri kendince anlamaya, olaylara karşı bakış açısı kazanmaya ve olayları yorumlamaya çalışır. Bu gelişim süreci içinde, çocuğun içinde bulunduğu çevresel koşullara göre korku ve endişe duyguları da şekillenmeye başlar. Korku ve endişe, hayatımızın belirli dönemlerinde hepimizin yaşadığı duygulardır. Çocuklar da tıpkı biz yetişkinler gibi zaman zaman bu duyguları yaşayabilir. Korku, bir korunma mekanizması ve gelişimin normal bir parçasıdır. Çocuklar bu duygu sayesinde çevrelerine uyum sağlamayı, kendilerini tehlikeli durumlardan uzak tutmayı öğrenirler. Korku, kimi zaman hayatımızın akışını olumlu yönde etkilese de bu duygunun çok yoğun ve sık yaşanması kişi için zorlayıcı ve sıkıntılı da olabilir. Bu durumun ne zaman kabul edilebilir sınırlar içinde değerlendirilebileceğini, ne zaman üzerinde durulması gereken bir durum olarak değerlendirilebileceğini ayırt edebilmek aileler için önemli bir konudur. Kaygıyı etkileyen etmenler: Yaş: Çocuğun gelişiminde, her yaşın kendine has gelişimsel özellikleri vardır. Çocukların korku ve kaygıları, içinde bulundukları yaşın özelliklerine göre farklılık göstermektedir. Çocukların gelişim dönemlerine göre doğal kabul edilen kaygılar şunlardır: - 0 5 ay: Yeni ve beklenmedik olan her şey (Ani gürültü, parlak ışık vb.) - 5-10 ay: Yabancı kaygısı - 12-18 ay: Anneden ayrılma kaygısı 1
- 2-3 yaş: Yüksek sesle ilgili korkular, karanlık korkuları, uyku esnasından annenin gitmesine dair endişeler - 3-5 yaş: Karanlık, hayalet, gök gürültüsü, terk edilme ya da ailenin tutumuna göre dilenci, öcü, hırsız, anne-babanın gece sokağa çıkması, annenin evden ayrılmasına yönelik korkular vb. - 5-7 yaş: Okul, karanlık, kaybolma, yalnız kalma, zarar görme, yaralanma, hayvanlardan korkma - 7-12 yaş: Hayvanlar, kendisine zarar verebilecek insanlar, hırsızlar, hayaletler, sınavlarda başarısız olma, sınıfta kalma vb. - 13-18 yaş: Beğenilme, onaylanma, bir gruba ait olma ya da grup tarafından dışlanma, topluluk önünde küçük düşme vb. Anne ve baba tutumları: Anne ve babalar, bilerek ya da bilmeyerek çocukların bazı korkular edinmesine sebep olabilir. Çocukluk döneminde maruz kalınan reddedici, küçük düşürücü, eleştirel tutumlar, ergenlik döneminde diğer yetişkinlerin alaycı tutumları, ceza verirken anne ve babaların cezaya eşlik eden itici davranışları, çocuğun fiziksel veya psikolojik baskı altında tutulmasının yarattığı aşırı koruyucu tutumlar, anne ve babaların tutarsız davranışları, boşanmış ailelerde anne ve baba arasında devam eden çekişmeler çocukta kaygının oluşmasına ve artmasına neden olabilmektedir. Fakat destekleyici bir tutuma sahip olan ve duyguları anlamaya çalışan anne ve babalar, çocukların kaygıları ile baş edebilme becerisi kazanmalarında büyük rol oynar. Kaygı, bulaşıcı bir duygu olduğundan çocuğun çevresindeki kaygılı insanların (anne-baba figürlerinin) varlığı onun endişe düzeyini artırabilmektedir. Çocuklar; ebeveynlerinin kaygı, kızgınlık ve düşmanlık gibi hallerini kolayca algılayabilir. Mesela kaygılı bir annenin ses tonu, çocuğu etkisi altına alabilir. Böylece kaygı ve korkular, öğrenmelerin sonucu olarak bir kaçınma ya da şartlanma tepkileri olarak kendini gösterebilir. Anne ve babalar, çocuklarını olası tehlikelerden korumaya çalışırlarken çocuğun dikkatini istemeyerek de olsa o tehlikelerin üzerine çekebilir. Bir süre sonra bu bakış açısını içselleştiren çocuk da genellikle güvenliğini tehdit edecek olayları algılamaya başlar. Kardeş: Çocuğun tek çocuk olması veya kardeşinin olması, onun kaygı düzeyini etkileyebilmektedir. Kardeşler arası kıskançlıklar, anne ve babanın ilgisini diğer kardeşe daha çok yönelttiğini düşünmek kaygı düzeyini artırabilir. Okul başarısı: Ailenin doğrudan veya dolaylı olarak çocuğunu okul derslerinde başarılı olmaya zorlaması çocuklardaki kaygı düzeyini artırır. Sınıfını geçersen sana bisiklet alırım., 2
Zayıf getirirsen küserim ve çok üzülürüm. Diğer arkadaşların kaç aldı? gibi dolaylı veya doğrudan söylenen ifadeler, çocuğun başarı konusunda aşırı hassasiyet kazanmasına neden olabilmektedir. Bugüne kadar yapılmış olan çocukların akademik başarılarıyla kaygıları arasındaki ilişki düzeyi ni ölçmeye yönelik araştırmalarda, çocukların akademik başarılarıyla kaygıları arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu ortaya çıkmıştır. Uygulanan sınavlar da kimi çocukların kaygı düzeylerinin yükselmesine neden olmaktadır. Bu süreçte, oluşabilecek endişe verici durumlara odaklanmak yerine veli olarak birtakım rahatlama tekniklerini çocuklarla paylaşmak süreci olumlu yönde etkileyecektir. Çocuğunuzun kaygı düzeyinin yükseldiğini gözlemlediğinizde aşağıda belirtilen yöntemleri birlikte uygulayabilir ya da onu uygulaması için yönlendirebilirsiniz. Bu tekniklerden biri, gevşeme egzersizidir. Kaygı durumunda ortaya çıkan bedensel belirtileri azaltmada gevşeme yönteminin etkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Gevşeme yöntemi, en kolay yoldan sağlıklı bir nefes alma şekli olan diyafram nefesi alınarak uygulanabilir. Nefesi daha iyi hissedebilmek için gözler kapatılır; sağ el karnın üzerine, sol el de göğsün üzerine konur; burundan nefes alınır. Eğer diyaframı harekete geçirecek şekilde nefes alınıyorsa sağ elin hareket etmesi gerekir. Diyaframdan nefes alma bir alışkanlık haline geldiğinde gözlerin kapatılması, el, karın ve göğüs üzerine konması gerekmez. Bu egzersiz her yerde uygulanabilir. (Sınav öncesinde ya da sınav esnasında beklerken vb.) Solunum düzenlendiğinde ve gevşeme sağlandığında, bedendeki fizyolojik tepkiler olumlu yönde değişir, dikkati etkileyen etkenlerin algılanması yavaşlar ve sınav gibi kaygı yaratabilecek durumlarda birey performansını olumlu yönde sergileyebilir. Çocuğunuz, yaşı ilerledikçe birçok değerlendirme ve sınav ile karşılaşacaktır. Bu noktada önceden bir sınav stratejisi belirlemek, sürecin daha verimli kullanılmasına katkı sağlayacaktır. Verimli bir sınav için belirlenecek stratejiler, her öğrenci için farklıdır. Çünkü kişilerin bilgi birikimleri, bilgiyi hatırlama, okuma ve yazma hızları kişiden kişiye değişir. Bu sebeple çocuğunuz okuldaki deneme sınavları sırasında, sınav esnasındaki davranışlarını değerlendirerek başarısını yükseltecek en iyi stratejiyi kendisi bulabilir. Hangi alanlarda eksikleri var?, Ona verilen sınav süresini ne kadar verimli kullanabiliyor?, Hangi dersteki soruları daha kolay ve kısa sürede yapıyor?, Herhangi bir alandaki soruları nasıl bir sıralamayla yaparsa verimi artar? Bulunduğu ortamdaki dikkat dağıtıcı faktörleri nasıl görmezden gelerek kendi sorularına odaklanabilir? gibi soruların çocuğunuz ile konuşulması ve tartışılması sizlere ve çocuğunuza ışık tutacaktır. Bütün bu soruların yanıtlarını ararken çocuğunuzla sohbet etmek, ders öğretmenleri ve psikolojik danışmanlık 3
birimi ile iletişime geçmek gerçekçi bir sınav stratejisinin oluşması için sizlere destek olacaktır. Anne ve babalara öneriler: Çocuğunuzu korku ve kaygı duygularını yaşamaya itecek aşırı korumacı davranışlardan kaçınmalısınız. Çocuklara duygularını özgürce yaşama fırsatı vermek, çocukların korku ve kaygılarıyla baş etme becerilerini geliştirir ve yeterlilik duygusunu hissederek özgüvenlerinin gelişmesine olanak sağlar. Aşırı korumacı tutumlar gibi serbest tutumların da çocuklarda umursanmama, terk edilme ve yalnızlık duygularını çağrıştırdığı unutulmamalıdır. Bu nedenle çocuğunuza yaşına uygun, tutarlı ve net sınırlar koymaya çalışın. Bunun için iyi sözler söylemek ve açıklamalar yapmak tek başına yeterli değildir. Çocukların kabul edebilecekleri doğal sonuçlara ve somut yaşantılara ihtiyacı vardır. Sınırlar, çocuklarda ilk başta öfke ve çatışma isteği uyandırsa da daha sonra onlara güvende ve önemli oldukları duygusunu yaşatır. Korku ve kaygı gibi çeşitli duygular karşısında çocuğunuz ile empati kurabilirsiniz. Yaşadığı duyguyu kabul edin ve ciddiye alın. Bunda korkacak bir şey yok, artık büyüdün, böyle korkmak yakışıyor mu, bebek gibi davranıyorsun! gibi söylemlerden kaçının. Bunlar çocuğunuzda çevresi tarafından anlaşılmadığı hissi yaratacağı gibi size olan güvenini de sarsarak aranızdaki iletişimi olumsuz yönde etkileyecektir. Aynı zamanda, korku ve kaygı sürecini yönetirken olayları aşırı dramatize etmemeye ve sorunları kartopu gibi büyütmemeye özen göstermek gerekir. Çocuğunuz konuşmaya hazır olduğunda duygularını tasvir etmesini, isimlendirmesini ve onlar hakkında konuşabilmesini sağlamak için sorular sorabilirsiniz. Böylece yaşadığı duyguyu tanıyıp diğerlerinden ayırt etmeyi öğrenecektir. Ama hepsinden önce siz de duygularınızı çocuğunuzla paylaşarak bu konuda ona kendisini nasıl ifade edebileceği konusunda örnek olabilirsiniz. Korkunun ya da kaygının nedenlerini birlikte düşünüp araştırabilirsiniz. Yaşanan korku ya da endişe gelişimsel bir süreçten mi kaynaklanıyor?, Aile ile ilgili tedirgin edici bir durumla bağlantısı var mı yoksa çocuğunuzun ev dışı durumuyla bir ilgisi olabilir mi? gibi soruların yanıtlarını arıyor olmak çocuğunuz ile ilişkinizi kuvvetlendirir. Çocuğunuzun kendisini yalnızca başarıları üzerinden tanımlamasına sebep olmaktan, yaşına ve yapısına uygun olmayan yüksek beklentiler içinde olmaktan ve hatayı tolere edemeyen, mükemmeliyetçi yaklaşımlardan kaçınmaya çalışın. Okul başarısı konusunda, öğretmenleri ile iletişime geçerek çocuğunuz ile ilgili gerçekçi beklentiler oluşturabilirsiniz. Özellikle okul öncesi dönemlerde uykuya geçiş sürecinde, yatağının kenarında oturarak ya da odanın içinde bulunarak çocuğunuzun sakinleşmesine ve uyumasına yardımcı olabilirsiniz. Çocuğunuzu korktuğu eylemle aniden yüzleştirmek yerine onu yavaş yavaş küçük adımlarla duruma alıştırmaya çalışabilirsiniz. (Örneğin, denize girmek, hayvanlarla karşılaştırma vb.) 4
Hiçbir zaman ve hiçbir koşulda korkuyu bir disiplin aracı olarak kullanmamaya özen göstermelisiniz. Korku ve kaygının; koruyucu, hazırlayıcı, tehlikelere karşı uyarıcı ve önleyici işlevi vardır. Ancak korku ve kaygılar, çocuğun normal şekilde yaşamasına izin vermeyecek kadar arttığında önleyici işlevini kaybeder. Bir fobi ve panik durumuna dönüşüp çocuğunuzun günlük hayatını etkilediğini gözlemlediğinizde bir uzmandan görüş ve destek almanız en doğru yaklaşım olacaktır. Kaygısız bir hayat, işlevselliğini yitirmişken aşırı kaygılı bir yaşam da sağlıklı değildir. Bu süreçte, doğru yönlendirmeler yaparak dengeli bir hayat için önemli adımlar atabilirsiniz. TEOGS a girecek olan tüm ortaokul 4. sınıf öğrencilerimize başarılar diliyor, kaygılarını doğru yönlendirebilecekleri bir süreç temenni ediyoruz. Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Kaynakça: Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Çocuk Eğitimi El Kitabı, Remzi Kitabevi, İst. Olcay Güner, Kork Benden Kaygı, Elif Yayınevi, İst. Dr. Tamar E. Chansky, Çocuklarda Endişe. Kuraldışı Yayıncılık, 2009. Jan-Uwe Rogge, Çocukların Korkuları Vardır, Rota Yayınları, 2001 5