1. 3. URAL- ALTAY DİL AİLESİ TEORİSİ



Benzer belgeler
Hazırlayan Muhammed ARTUNÇ 6.SINIF SOSYAL BİLGİER

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST

Türklerin Anayurdu ve Göçler Video Ders Anlatımı

Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak

Nihat Sami Banar!ı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, s 'ten özetlenmiştir.

Hacı TONAK : Eski Türk Runik Yazısı

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 7.ders. Dr. İsmail BAYTAK. İlk Türk Devletleri II. KÖKTÜRK DEVLETİ

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 6.ders. Dr. İsmail BAYTAK. İlk Türk Devletleri KÖKTÜRK DEVLET

Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Videosu. Tarihteki Türk Devlet Bayrakları Ders Notu

DERS YILI MEV KOLEJİ ÖZEL ANKARA ANADOLU LİSESİ VE FEN LİSESİ 10. SINIFLAR TÜRK EDEBİYATI DERSİ YARIYIL ÖDEVİ

GÖKTÜRK HARFLİ YAZITLARDA gali EKİ ÜZERİNE

ÜNİTE TÜRK DİLİ - I İÇİNDEKİLER HEDEFLER TÜRKÇENİN KİMLİK BİLGİLERİ

ÖABT. TÜRK DİLİ ve. SORU BANKASI Tamamı Çözümlü KPSS Editör: Fatih Mehmet Muş. Eğitimde

ZAMANA HÜKÜMDAR OLMAK

TEG EDATI VE TÜREVLER TEG PARTICLE AND ITS DERIVATIVES

6. İkinci Orhun (Bilge Kağan) KONUYLA İLGİLİ ÇALIŞMALAR

MOĞOLİSTANDA YENİ BULUNAN DONGOİN ŞİREEN ANITLARI ÜZERİNE MÖNHTULGA RİNCHİNHOROL İLE SÖYLEŞİ *

Şimdi noktalama işaretlerinin neler olduğunu ayrıntılarıyla görelim. Anlamca tamamlanmış cümlelerin sonunda kullanılır.

Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Edirne Tarihi - Bizans Döneminde Edirne. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

Moğolistan da XII. Avrasya Androloji Buluşması

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 BÖLÜM 2

Türk Eğitim Tarihi. 2. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri. Dr.

TÜRK DİLİ - I İÇİNDEKİLER HEDEFLER DİL AİLELERİ, DİL GRUPLARI, DİL TÜRLERİ. Dil Aileleri Dil Grupları Dil Türleri

İlk Türk devletlerinde kültür ve medeniyet

SABARLAR Türk Milli Kültürü, Türk Milli Kültürü, Belleten, Belleten,

[KİTAP DEĞERLENDİRME]

Yard. Doç. Dr. Ali AHMETBEYOĞLU

دراسة حىل اجبدية انكىك ترك وااليغىرعربانتاريخ و.نهاد حممد عاشىر جامعة املىصم/كهية األداب

Türk Eğitim Tarihi. 1. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri. Yrd. Doç. Dr.

Feryal KORKMAZ. Feryal KORKMAZ/ Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi Cilt/Sayı: XLVIII

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ PDF

Tokat ın 68 km güneybatısında yer alan Sulusaray, Sabastopolis antik kenti üzerinde kurulmuştur.

tamamı çözümlü tarih serkan aksoy

TARİH KPSS İSLAMİYETTEN ÖNCE TÜRK DEVLETLERİNDE KÜLTÜR VE MEDENİYET ARİF ÖZBEYLİ

TARİH BOYUNCA ANADOLU

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 5.ders. Dr. İsmail BAYTAK. İlk Türk Devletleri TABGAÇLAR

kpss Türkiye'nin en çok satan DERS NOTLARI kim korkar tarih ten

TARİHTEN GELECEGE TÜRK DİLİ.

TÜRKÇE BİÇİM KISA ÖZET.

Aydın, Erhan, Orhon Yazıtları (Köl Tigin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor), Kömen Yay., Konya 2012, 208 s., ISBN:

Asya Hun Devleti (Büyük Hun Devleti) Orta Asya da bilinen ilk teşkilatlı Türk devleti Hunlar tarafından kurulmuştur. Hunların ilk oturdukları yer

ÄEKİM EKLERİ. Kardeşine kitabın yerini sor. (Senin) kardeşin: Tamlama (iyelik) eki. Kardeşin-e: Kime?: YÅnelme durum eki

ORTA ASYA TÜRK TARİHİ-I 1.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. Orta Asya Tarihine Giriş

/uzmankariyer /uzmankariyer /uzmankariyer

kpss Önce biz sorduk 50 Soruda SORU Güncellenmiş Yeni Baskı ÖABT TÜRK DİLİ EDEBİYATI Tamamı Çözümlü ÇIKMIŞ SORULAR

TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ YAYINLARI BENGÜ BELÄK AHMET BİCAN ERCİLASUN ARMAĞANI. Editör. Doç. Dr. Bülent GÜL

TÜRK EDEBİYAT TARİHİ

1. DÜNYADAKİ BAŞLICA DİL AİLELERİ

ORHUN YAZITLARI NDA BOYLARI BİR ARAYA GETİRME ÇABALARI

İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ

UŞAK'DA BIR KÖPRÜ KITABESI ÇANLı KÖPRÜ (H M. 1255)

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ

ORHUN TÜRKÇESİ TDE-201U

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ

Dil Araştırmaları Sayı: 13 Güz 2013, ss.

Eski Türk yazıtlarından ilk söz eden Alaaddin Atamelik Cüveynî dir.

KPSS soruda SORU GENEL YETENEK - GENEL KÜLTÜR TARİH TAMAMI ÇÖZÜMLÜ SORU BANKASI

OĞUZ KAĞAN DESTANI METİN-AKTARMA-NOTLAR-DİZİN-TIPKIBASIM

Türkçe dönemleri ve Türk yazı dilinin tarihi gelişimiyle birlikte Türkçenin değişim çizgisini takip edeceğiz.

KÖKTÜRK YAZISININ OKUNUŞUNUN 125. YILINDA ORHUN DAN ANADOLU YA ULUSLARARASI TÜRKOLOJİ SEMPOZYUMU NUN ARDINDAN

TÜRK DİLİ I DERSİ UZAKTAN EĞİTİM DERS SUNULARI. 11.Hafta

ÖABT SINIF ÖĞRETMENLİĞİ KPSS Eğitimde

KARTEPE-MAŞUKİYE-SAPANCA GEZİMİZ

MehMet Kaan Çalen, tarihinde Edirne nin Keşan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Keşan da tamamladı yılında Trakya

ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık Sınıfı Dersleri. Dersin Türü. Kodu

ORTA ASYADAKİ TÜRK KÜLTÜRLERİ TÜRK TARİHİNİN KARAKTERİ. Türkler, diğer devletlerin aksine dağınık yaşamışlardır. Anav Kültürü (M:Ö )

DURAKLAMA DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi

İLK TÜRK DEVLETLERİNDE HUKUK

Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat Kültür - Sanat

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

SES (HARF) BİLGİSİ. Türkçe alfabemizde (abecemizde) 29 harf vardır. Alfabetik sırası şöyledir.

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ. Hafta 7

ORHON YAZITLARI. (Köl Tegin, Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongi, Küli Çor) Prof. Dr. ERHAN AYDIN

BİR BAYRAK RÜZGÂR BEKLİYOR

III. ÜNİTE: İLK TÜRK DEVLETLERİ 2. KONU: ORTA ASYA DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİ

Fiilden İsim Yapma Ekleri

İLK TÜRK DEVLETLERİ. 3. Ünite. 1. Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı Orta Asya'da Kurulan İlk Türk Devletleri... 54

Fikret Yıldırım, Irk Bitig ve Orhon Yazılı Metinlerin Dili, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2017, 399 s.

BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

TÜRK MİTOLOJİSİ DR.SÜHEYLA SARITAŞ 1

Gizeme Yolculuk Moğolistan

Iğdır Sevdası. yıp olarak acı bir gerçeklik halinde karşımıza dikilmiştir.

2. HAFTA TÜR 101 TÜRK DİLİ-1

Dal - mış - ım. Dal - mış - sın. Dal - mış. Dal - mış - ız. Dal - mış - sınız. Dal - mış - lar. Alış - (ı)yor - um. Alış - (ı)yor - sun.

/uzmankariyer /uzmankariyer /uzmankariyer. Değerli Kamu Personeli Adayları,

"medya benim ayağımın altına muz kabuğunu biraz zor koyar" vari açıklamalarda bulunuyordu ki Olanlar oldu

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

kpss Önce biz sorduk 50 Soruda 30 SORU Güncellenmiş Yeni Baskı ÖABT TÜRK DİLİ EDEBİYATI Tamamı Çözümlü DENEME

SAHİPLERİNİN BOYU BELİRTİLEN KÖKTÜRK HARFLİ YAZITLAR

Central Asian Studies

BEYŞEHİR BELEDİYESİ BEYFOT 4. ULUSAL FOTOĞRAFÇILAR BULUŞMASI FOTOMARATONU

GÜRBELCİN (GURVALJİN UUL) YAZITIYLA İLGİLİ BAZI DÜZELTMELER

TÜRK BÜYÜKLERĐ XII. Prof.Dr. Saadettin GÖMEÇ BAZ KAGAN

ISSN : koksel@gantep.edu.tr Gaziantep-Turkey

Transkript:

1. 3. URAL- ALTAY DİL AİLESİ TEORİSİ Ural-Altay dilleri teorisinin başlangıç noktası olarak XVIII. asrın ortaları kabul edilir. Çünkü bu dönemde Sibirya ya esir düşmüş bir subay olan Strahlenberg, Sibirya bölgesinde yaptığı araştırmalarda birbirine yapı bakımından benzeyen diller-lehçeler olduğunun farkına varmış ve esareti bitip ülkesi İsveç e döndüğünde notlarını 1730 yılında yayımlamıştır. Bu notlarda Tatar adı verilen 32 Türk lehçesinden bahsetmiştir. Böylece bu konudaki ilk amatör çalışma yapılmış olur. Yine 1838 yılından Wiedemann Ural-Altay dilleri üzerine yaptığı çalışmalarda bu diller arasında ses ve şekil özellikleri bakımından benzerlikleri ortaya koymuştur: Ses uyumu vardır, Kelimelerde erillik ve dişilik yoktur (Cinsiyet kategorisi yoktur), Ek sistemleri gelişmiştir, İsim çekimlerinde iyelik eklerinin kullanımı yaygındır, Ekler daha çok sona gelir, Fiiller eklerle işletilir, Sıfatlar, isimden önce gelir, Sayı ifadelerinden sonra çokluk eki kullanılmaz, Olumsuzluk fiile eklenen kimi eklerle sağlanır, Soru eki vardır. Bilindiği üzere Ural-Altay dilleri iki ana gruptan oluşur. İlk grup olan Ural dilleri, Macarca, Fince, Samoyedce ve Estonca dır. Bizi ilgilendiren asıl nokta ise Altay grubudur. Çünkü Türkçe bu grupta yer alır ve Moğolca, Mançu-Tunguzca, Korece ve Japonca ile akrabadır. 1.3.1. ALTAY DİLLERİ TEORİSİ Altay dilleri teorisi, Türk, Moğol, Mançu-Tunguz, Kore ve Japon dillerinin ortak bir kökten çıktığını ve bu dillerin akraba olduğunu öne süren tezin adıdır. Başlangıçta sadece Türkçe, Moğolca ve Mançu-Tunguzca nın yer aldığı bu teoriye 1950 li yıllarda Korece ve Japonca da eklenmiştir. 1

Altay dillerinin konuşur bakımından en büyük üyesi Türkçe, en küçük üyesi ise Mançu-Tunguzcadır. Altay dilleri teorisinin en önemli isimleri Gustaf Ramstedt, Nicholas Poppe ve Pentti Aalto dur. Türkiye de Altay dilleri teorisi üzerine Osman Nedim Tuna, Ahmet Temir ve Talat Tekin in önemli çalışmaları bulunmaktadır. Altay dilleri teorisini destekleyen birçok bilim adamı olmasına rağmen, Sir Gerard Clauson ve Gerhard Doerfer gibi önemli Türkologlar bu teoriye karşı çıkmışlardır. Karşılaştırmalı Altay dilleri bilim alanına Altayistik, bu bilim alanında çalışan insanlara ise Altayist denir. Altay dilleri teorisini destekleyen bilim adamlarının çıkış noktaları bazı ses denklikleridir. Bu ses denkliklerinden en belirginleri şunlardır: Türkçe Çuvaşça Moğolca z r r ş l l Altay dilleri karşılaştırırken yalnızca ses denklikleri göz önünde bulundurulmamıştır. Morfoloji (şekil bilgisi) ile ilgili ortaklıklar da karşılaştırılmıştır. Ayrıca söz dizimi özellikleri bakımından da bazı benzerlikler tespit edilmiştir. TÜRK DİLİNİN TARİHȊ DÖNEMLERİ İLK TÜRKÇE ( Başlangıcı belli değil- Milat) Bu dönemin başlangıcı tam olarak bilinmemesine rağmen, bitişi milat olarak kabul edilir. Türkçenin Ana Altay dil birliğinden ayrıldığı ilk dönemdir. Yazılı metinler olmamasına karşın karşılaştırmalı araştırmalar sonucunda ulaşılan ses özelliklerinden bazıları şunlardır: Diğer Altay dillerinde p-, h-, f- biçimlerinde korunan Ana Altayca kelime başı *p- sesi İlk Türkçede *h- olmuştur. Bu ses özelliği bugünkü Türk lehçelerinden yalnızca Halaççada korunmaktadır. 2

İlk Türkçe kelime başında g- sesi bulunmaz. Ana Altayca r ve l sesleri İlk Türkçe döneminde korunmuştur. Bunu Macarcadaki Eski Türkçe alıntılardan anlıyoruz. ANA TÜRKÇE (MİLAT-VI. YÜZYIL) Bu dönemin Milat sıralarında başlayıp Türk dilinin ilk yazılı ürünlerinin verildiği VI. yüzyıla kadar sürdüğü varsayılır. Bu dönemin tespit edilen ses özellikleri şunlardır: Çuvaşçanın bu dönemde genel Türkçeden ayrıldığı görülür. Çuvaşça r ve l seslerini korurken genel Türkçede bu sesler z ve ş olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ana Türkçenin en önemli ses özelliklerinden biri aslî ünlü uzunluklarının korunmasıdır. Bugün Türk lehçelerinden sadece Yakutça, Türkmence ve Halaççada bu uzunluklar sistemli bir şekilde kullanılmaktadır. ESKİ TÜRKÇE (VI-XI. YÜZYIL) Eski Türkçe olarak adlandırılan dönem genel olarak Köktürkçe ve Eski Uygurcanın kullanıldığı VI-XI. asırlar arasındaki döneme verilen addır. Kimi Türkologlar Karahanlı Türkçesini de Eski Türkçe içinde değerlendirerek bu dönemi XIII. asra kadar uzatır. Ancak Köktürk ve Uygurların kullandıkları dil ile Karahanlılar ın kullandığı Türkçe arasında bazı ses ve şekil farklılıkları olduğundan Eski Türkçe dönemini XI. asırda sınırlandırmak gerekir. Eski Türkçe devri I. Köktürkler zamanı ile başlar: I. Köktürk Devleti (552 630) Tarihi Çin kaynaklarına göre Köktürklerin kökeni Asya Hunlarına dayanmaktadır. Köktürklerin ilk zamanlarıyla ilgili bilgiler azdır. Kuzey Hun Devleti nin yıkılmasından sonra Altayların doğusuna çekilen Türkler, burada demircilikle uğraşıyorlar ve bağlı bulundukları Avarlara (Juan-Juanlar) silah yapıyorlardı. VI. yüzyılın ortalarında Köktürklerin başında Bumin bulunuyordu. Avarları yenerek üstünlüklerine son verdi. Kağan unvanını alarak 552 yılında merkezi Ötüken olan I. Köktürk Devletini kurdu. I. Köktürk Devleti kurulduktan kısa zaman sonra geniş topraklara sahip olsa da, Çin hileleri ile Doğu ve Batı olarak ikiye ayrıldı ve çok sürmeden yıkıldı. Maalesef I.Köktürk Devletinden günümüze kadar Türkçe metinler ulaşmamıştır. Ancak bu dönemden kalma 3

Soğutça ve Sanskritçe yazıtlar bulunmuştur. Bu durum o dönemde Köktürklerin özellikle Soğutlarla yakın ilişkiler içinde olduğunun delilidir. Önemli Not: Moğol arkeologlarından Dorjsuren 1956 yılında Moğolistan ın Bugut şehri yakınlarında VI-VIII asırlardan kalma bir Türk mezarlığı bulmuştur. Bu mezar yakınlarında da çeşitli balballar bulunmuş ve mezarlıktaki balballardan bazılarının yazılı olduğu görülmüştür. Üzerinde çeşitli yazılar olan bu mezar taşları incelediğinde I. Köktürk Devleti zamanında yazıldığı anlaşılmıştır. Yazıtın 3 tarafı Soğutça, 1 tarafı ise Sanskritçedir. Bu yazıt Türkoloji literatüründe Bugut Yazıtı olarak kaydedilmiştir. II. Köktürk Devleti (682-745) Tarihi 630 yılında Doğu ve Batı Köktürklerinin Çin egemenliği altına girmesiyle elli yıl kadar süren bir esaret dönemi yaşanmıştır. Bu süre içinde bağımsızlık için çeşitli isyanlar çıkmışsa da, bu isyanlar Çinliler tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Nihayet Köktürklerin Aşina soyundan gelen Kutluk un 680 yılında başlattığı bağımsızlık mücadelesi 681 de başarıya ulaştı. Türklerin kutsal yurt kabul ettikleri Ötüken i ele geçirerek II. Köktürk Devleti ni kurdu (682). Kendisine Devleti derleyen, toplayan anlamında İlteriş unvanı verildi. Köktürklerin ikinci defa kurdukları bu devlete, kurucusundan dolayı Kutluk Devleti de denir. II. Köktürk Devleti, Bilge Kağan ın tahta geçmesiyle Hazar Denizine kadar uzanan geniş topraklara sahip olmuş ve zamanın en büyük devletlerinden biri halini almıştır. II. Köktürk Devleti nin dönemi Türk tarihi için önemli olduğu kadar, Türk dili tarihi için de son derece mühim bir devirdir. II. Köktürk Devleti nin Türk Dili Tarihi İçin Önemi Nedir? II. Köktürk Devleti nin Türk kültür tarihindeki en önemli yeri, Türkçenin bilinen ilk yazılı metinlerine sahip olmasıdır. 4

Köktürkler bu yazıtları kökeni Türk damgalarına dayanan Köktürk Alfabesiyle yazmışlardır. Bu dönemde yazılmış birçok yazıt bulunmaktadır. Bu yazıtlardan en bilinenleri Tonyukuk, Bilge Kağan ve Köl Tigin Yazıtlarıdır. KÖKTÜRKÇE Köktürklerin Türk kültür tarihindeki en önemli yeri, Türkçenin bilinen en eski yazılı metinlerinin sahibi olmalarıdır. Orhun vadisinde bulunan bengü taşlar üzerindeki esrarlı yazının 25 Kasım 1893 tarihinde, Danimarkalı bilgin V. Thomsen'ce okunması üzerine, Köktürklerin Kürkçeyi yazı dili olarak kullandıkları anlaşıldı. 1825'ten beri Türkçenin en eski yazılı metni olarak bilinen Kutadgu Bilig'in yerini, 25 Kasım 1893'te Köktürk bengü taşları aldı. Köktürklerden kalan Türkçe anıtlar, hanedanın 682'de kurulan ikinci dönemine aittir. Köktürklerin birinci dönemine ait, bugüne ulaşan herhangi bir Türkçe metin yoktur. 580 civarında, Tapar Kağan zamanında dikilmiş olan Bugut anıtı Soğdakçadır. KÖKTÜRK YAZILI METİNLERİ KÖKTÜRK BENGÜ TAŞLARI Köktürklerin ikinci döneminden kalmış olan bengü taş ve yazıtlar şunlardır: 1. Çoyr 2. Hoytu Tamir 3. Ongin (Işbara Tamgan Tarkan) 4. İhe-Huşotu (Köl İç Çor) 5. İhe-Aşete (Altun Tamgan Tarkan) 6. Bayın Çokto (Tonyukuk) 7. Birinci Orhun (Köl Tigin) 8. İkinci Orhun (Bilge Kagan) 9. İhe-Nûr lo.hangiday Tarihi bilinen ve bugüne ulaşan en eski Türk yazıtı Çoyr yazıtıdır. Bir Köktürk erinin İlteriş'e katıldığını anlatan yazıt 687-692 yıllan arasında dikilmiştir; 6 satırdan oluşmaktadır. Hoytu Tamir bölgesinde bulunmuş olan metinler diğerlerinden farklı olarak, taş üzerine kazınarak değil, kayalar üzerine boya ile yazılmıştır. 34 parçadan oluşur; yayımlanmış olan 21 parça yazıtta toplam 42 satır vardır. Metinlerde Tarduşlarm başı Köl İç Çor'un Türgişlerle savaşması ve Beş Balık'a yapılan seferden bahsedilmektedir. 719-720 tarihlerinde dikilmiş olan 19 satırlık Ongin anıtı, Bilge Işbara Tamgan Tarkan adlı bir beyin ve babası İl İtmiş Yabgu'nun, İlteriş ve Bilge Kağan zamanlarında Türk milleti için nasıl çalıştıklarını ve düşmanla savaştıklarını anlatır. Bu anıtta "kağana bağlılık" fikri veciz bir şekilde işlenmiştir. Köl İç Çor anıtı 723-725 yılları arasında dikilmiştir; 29 satırdır. Tarduşların başı olan Işbara Bilge Köl İç Çor'un savaşlardaki yiğitliğini anlatmaktadır. 5

İhe-Aşete yazıtı, Altun Tamgan Tarkan adına, tahminen 724 yılında dikilmiş 10 satırlık küçük bir yazıttır. Tonyukuk bengü taşı 725-726 yılları arasında dikilmiştir. Bengü taşı diktiren ve üzerindeki yazıları yazdıran doğrudan doğruya Bilge Tonyukuktur. Bengü taşta Türk milletinin Çin tutsaklığından kurtuluşu ve İlteriş Kağan zamanı ile Kapgan Kağan'ın ilk yıllarında Köktürklerin Oğuzlarla, Kırgızlarla, Türgişlerle ve Çinlilerle yaptığı savaşlar anlatılmakta; bütün bu olaylarda Tonyukuk'un rolü bilhassa belirtilmektedir. Bilge Tonyukuk, Türk hatıra edebiyatının ilk temsilcisi ve ilk Türk tarihçisidir. İki parça hâlindeki 62 satırlık bengü taşında, içinde bulunduğu olayları sade ve sanatsız bir şekilde, halk diliyle anlatır. Zaman zaman ayrıntılar üzerinde durmakla beraber genellikle vak'aları sözü uzatmadan, ana çizgileriyle verir; yeri geldikçe milletin ders alması için öğütlerde bulunur; bazen de atasözlerine ve deyimlere başvurur. Köl Tigin bengü taşı 21 Ağustos 732 tarihinde Bilge Kağan tarafından diktirilmiştir. Köktürklerin birinci dönemdeki şevket devrini, daha sonra nasıl zayıflayıp Çin'e tutsak olduklarını, Çin esaretinden nasıl kurtulduklarını ve nihayet Köl Tigin'in kahramanlıklarla dolu hayatını anlatır. 71 satırdan oluşan Köl Tigin bengü taşının yazarı Bilge Kağandır. Olaylar Bilge Kağan tarafından anlatılmaktadır. Bengü taş ve barkın duvarları üzerine yazıyı bizzat yazan veya yazılmasına nezaret eden, Köl Tigin'le Bilge'nin yeğeni Yollug Tigindir. Köl Tigin bengü taşı, Türk edebiyatının san'atkârane üslûpla yazılmış ilk eseridir. Bilge Kağan bengü taşı 24 Eylül 735 tarihinde, oğlu Teŋri Kağan tarafından diktirilmiştir. Bilge Kağan anıtının büyük bölümü Köl Tigin anıtındaki metinle aynıdır. Sadece Köl Tigin'in bulunmadığı olaylar Bilge Kağan anıtında farklıdır; bunlar da çok azdır. Talât Tekin'e göre "anıtın güney yüzündeki yazıtın 10.-15. satırları ile batı yüzündeki altı satırı okunabilen küçük yazıt anıtı diktiren Tengri Kağana aittir. Bilge Kağan bengü taşında da Bumın ve İstemi Kağan zamanlarındaki şevket devri, Çin'e nasıl tutsak olunduğu, Çin esaretinden nasıl kurtulunduğu, Bilge Kağan'ın savaşları ve Türk milleti için yaptıkları anlatılır. Îhe-Nûr yazıtı 6 satırlık küçük bir yazıttır. 730 civarında dikildiği tahmin edilmektedir. Hangiday yazıtı, Hangiday dağında kaya üzerine yazılmıştır ve 4 satırdır. KÖKTÜRK YAZITLARININ BULUNUŞU Yazıtlardan bahseden ilk kaynak XIII. asırda İlhanlı Devleti nin tarihçisi Alaeddin Cüveynî olmuştur. Cüveynî, Tarih-i Cihan-guşa adlı eserinde Mavu Balık adlı yerde üzerinde değişik yazılar olan taşlar gördüğünü belirtmiştir. XV. asırda İbn-i Arabşah da Acaibü l-makdur fi Nevaib-i Teymur adlı eserinde 41 harfli Türk yazısından bahsetmektedir. Batıda yazıtların fark edilmesi daha geç olmuştur. Batıda yazıtlardan ilk bahseden Romen seyyah Nicolaie Milescu dur. Milescu 1675 te Yenisey yazıtlardan bahsetmiştir. 6

1692 de Amsterdamlı Nicolaes Witsen de taşlar üzerinde meçhul yazılar bulunduğunu yayımladığı eserlerinde belirtmiştir. 1730 yılı Batıda yazıtların tanınması konusunda bir dönüm noktasıdır. 1710 lu yıllarda Sibirya ya sürülen bir subay olan Philipp Tabbert (Strahlenberg), Yenisey nehri ve Abakan bölgesini adım adım gezmiş ve yazılı birçok taşla karşılaşmıştır. Bu askerin gördüğü yazılı taşlar bugün Türkoloji literatüründe Yenisey Yazıtları olarak kaydedilmiştir. 1730 yılında ülkesi İsveç e dönen Strahlenberg aynı yılda topladığı bütün malzemeleri yayımlar. Böylece ilgi uyandıran bu yazısı meçhul taşlar Avrupa da heyecanla karşılanır ve Avrupalı seyyahlar, maceracılar, ilim adamları bu taşları görmek üzere Çin, Moğolistan, Sibirya ve Abakan bölgelerine akın ederler. Bu ilgi yakın zamanda Köktürk harfleriyle yazılmış birçok metnin ele geçirilmesini sağlamıştır. KÖKTÜRK HARFLERİNİN ÇÖZÜLÜŞÜ Üzerinde bilinmeyen yazılar bulunan taşların keşfi özellikle Avrupa da yoğun ilgi ve merakla karşılanmıştır. Sosyologlar, filologlar, doğubilimciler vs. birçok bilim dalıyla uğraşan insanlar işlerini bir yana bırakarak bu gizemli yazıların sırrını çözmek için çabalamaya başlamışlardır. Özellikle 1889 yılında Yadrintsev in Köl Tigin ve Bilge Kağan Yazıtları gibi hacimli taşları bulması ve bu yazıtların fotoğraflarını paylaşmasıyla dönemin ünlü alimleri bu yazıyı çözmeye uğraşmışlardır. Bu âlimlerin başında ise Türkoloji nin kurucusu sayılan W. Radloff ve birçok dil bilen Vilhelm Thomsen gelmektedir. Radloff ve Thomsen ellerindeki çalışmaları bir yana bırakarak bu gizemli yazıları çözmeye çalışırlar. Köl Tigin ve Bilge Kağan Yazıtlarının bir yüzlerinin Çince yazılması yazısının çözümü noktasında önemlidir. Bu Çince bölüm, gizemli yazıların Türklere ait olduğunu söylemektedir. Böylece bu yazıtların Türklere ait olduğu ortaya konmuş olur. Ancak yine de yazılar sistemli bir şekilde çözülememiştir. Radloff ve Thomsen Çince bölümde yer alan özel isimlerden yola çıkarak harfleri çözmeye çalışırlar. Nihayet Thomsen, Çince bölümdeki unvan adlarından yola çıkarak Tengri, Türk ve Köl Tigin kelimelerini okumayı başarır. Böylece bu yazıların çözümünde Thomsen önemli bir adım atmış olur. Zamanla da bütün kelimeleri doğru şekilde okumayı başarır ve 1893 yılında bir bildiriyle bunu ilan eder. Böylece Danimarkalı Vilhelm Thomsen Türkoloji tarihine adını altın harflerle yazdırmış olur. 7

Türkiye de Köktürk harfli yazıtlar üzerine çalışan ilk bilim adamımız Necip Asım Yazuksuz (Türkçü Necip) dur. Yazıtları Hutut-ı Kadime-i Türkiyye (Eski Türk Yazıları) başlığıyla 1895 te yayımlamıştır. Daha sonra Şemsettin Sami 1903 te yazıtlar üzerine çalışmaya başlamış ancak vefat etmesi sebebiyle çalışmalarını tamamlayamamıştır. Türkiye de Eski Türk Yazıtları üzerine Hüseyin Namık Orkun, Talat Tekin ve Osman Fikri Sertkaya nın önemli çalışmaları bulunmaktadır. Günümüzde ise Eski Türk Yazıtlarıyla ilgili olarak Servet Somuncuoğlu, Mehmet Ölmez, Cengiz Alyılmaz, İsmail Doğan, Sema Barutçu-Özönder, Erhan Aydın, Hatice Şirin User ve Osman Mert gibi bilim insanları çalışmaktadır. KÖKTÜRK ALFABESİNİN KÖKENİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER Köktürk Alfabesinin/Yazısının kökeni üzerine birçok düşünce bulunmaktadır. Bu görüşler şu şekilde sıralanabilir: Karya, Likya ya da Hitit yazısından geldiği, Eski İskandinav runlarına (gizli dil) dayandığı, Aramî kökenden geldiği, Pehlevî ve Soğdak kökenden geldiği, Grek yazısından alındığı, Çeşitli yazı sistemlerinin karışımından oluştuğu, Son olarak da damgalarından geliştiği düşünülmüştür. Yukarıdaki tezlerden ve teorilerden günümüzde en bilimsel ve ikna edici olanı Köktürk Yazısının eski Türk damgalarından geliştiği düşüncesidir. Köktürk alfabesinde bu görüşü destekleyen ve bir bakıma kanıtlayan birçok işaret bulunmaktadır. Bu nedenle Köktürk Yazısı Türklerin ilk milli yazısıdır ve asırlarca geniş bir coğrafyada kullanıldığı ispatlanmıştır. KÖKTÜRK ALFABESİ VE HARFLERİN ÖZELLİKLERİ Köktürk Alfabesi toplam 38 harften oluşur. 38 harfin 4 ü sekiz ünlüyü gösterir. a/e için bir işaret, ı/i için bir işaret, o/u için bir işaret ve ö/ü için bir işaret kullanılmıştır. Bu sekiz ünlü dışında Köktürk yazısında kapalı e 8

sesinin var olduğu da düşünülmektedir. Böylece Köktürk alfabesindeki ünlü sayısı dokuza çıkarılabilir. 34 harfin 10 tanesi kalın ünsüzleri, 10 tanesi ise ince ünsüzleri gösterir. Geriye kalan 14 harfin, 7 tanesi nötürdür. Yani kalınlık-incelik uyumu aranmaksızın kullanılırlar. Hem kalın hem de ince sıradan harflerle kullanılabilirler. Bu ünsüzler ç, m, ng, ny, p, ş ve z sesleridir. 4 harf ünlü-ünsüz sesleri gösterir: ok/ko, ök/kö, ık/kı, ük/kü gibi. 3 harf ise çift ünsüzleri gösterir: lt, nç, nt. KÖKTÜRKÇENİN DİL ÖZELLİKLERİ SES ÖZELLİKLERİ Bugünkü Türkçede bulunan seslerden c, f, ğ, h, j, v sesleri Köktürkçede yoktur. Buna karşılık bugünkü ölçünlü (standart) Türkçede bulunmayan; fakat pek çok ağız ve lehçede mevcut olan ŋ sesi Köktürkçede de vardır. Ayrıca bugün sadece Saha (Yakut) Türkçesinde bulunan n sesi 9

de Köktürkçede bulunur. Buna göre Köktürkçede 8 ünlü (bazı bilginlere göre kapalı e ile birlikte 9 ünlü), 19 ünsüz vardır. * Aslî uzunluklar korunur: âç (aç), ât (ad), bûka (boğa), köök (mavi) yook (yok). Köktürk yazısında aslî uzunlukları gösteren kesin bir imlâ kuralı yoktur. Ancak ünlü-ünsüz değerindeki harflerde genel olarak ünlüler yazılmazken bazı sözlerde ünlülerin yazılması, Köktürk imlâsında uzunluğu gösteren bir özellik olarak yorumlanmıştır. * Kelime başı k-'leri korunur: keç- (geçmek), kel- (gelmek), kir- (girmek), köl (göl), kör- (görmek), köz (göz), küç (güç), kümüş (gümüş), kün (gün). * Kelime başı t-'leri korunur: tag (dağ), taş (dış), tebi (deve), teg-(değmek), temir (demir), ti- (demek), tir- (dermek), tod- (doymak), tokuz (dokuz), tört (dört), tuy- (>duymak), tüz (düz). * Kelime içi ve sonundaki b-ler korunur: eb (ev), ebir- (evirmek), kabış- (kavuşmak), sab (>sav), sebin- (sevinmek), tabışgan (tavşan), tebi (deve), yabız (>yavuz). * ç-'ler korunur: çabış (>çavuş), bunça (bunca), oçuk (ocak), uçuz (ucuz), üçünç (üçüncü). * İlk hece sonardaki g ve g'lar korunur: ag- (ağmak, yükselmek), beg (bey), egri (eğri), oglan (oğlan), ög- (öğmek-övmek), tag (dağ), teg- (değmek), tog- (>doğmak), yıg- (yığmak), yig (yeğ). * İkinci ve daha sonraki hecelerin sonunda bulunan g ve g'lar korunur: adgırıg (aygırı), arıg (an, temiz), atlıg (atlı), başlıg (başlı), bilig (>bilü), bitig (biti), elig (el), elig (elli), kullug (kullu), küçlüg (güçlü), sarig (sarı), tügünlüg (düğümlü), yadag (yay). *. İkinci ve daha sonraki hecelerin başında bulunan g ve g'lar korunur: edgü (iyi), ilgerü (ileri), kazgan- (kazanmak), tabışgan (tavşan), algalı (>alalı), ölgeli (>öleli). *. d'ler korunur: adak (ayak), adgır (aygır), adrıl- (ayrılmak), bod (>boy), edgü (iyi), yadag (yaya). *.İlk hecedeki i'ler korunur: bir- (vermek), biş(beş), il (ülke, devlet), ir- (ermek, ulaşmak), it- (etmek), ti- (demek), tir- (dermek), yi- (yemek), yig (yeğ), yir (yer), yiti (yedi). Bazı araştırıcılar, Türkiye Türkçesindi e olan ilk hece i'erinin Köktürkçede i değil kapalı e olduğu fikrindedirler. *.Türkiye Türkçesinde v ile başlayan üç kelime Köktürkçede b'lidir: bar (var), bar- (varmak), bir- (vermek). *.Bol- (olmak) fıilindeki b sesi korunur: bol-, bolma-. *.Köktürkçede kalınlık-ircelik uyumu (büyük ünlü uyumu) tamdır: aytıgma (denilen), bedizet- (süsletmek), süŋüglüg (mızraklı), başlıgıg (başlıyı), yirgerü (yere doğru), Tabgaçgı (Tabgaç'taki, Çin'deki), balıkdakı (şehirdeki), yorıyur (yürür), kagansıratmış (kağansızlaştırmış), yüküntürtimiz (baş eğdirdik), sabımda (sözümde). 10

*.Köktürkçede düzlük-yuvarlaklık uyumu (küçük ünlü uyumu) tam değildir. Yardımcı ünlülerle bazı ek ünlüleri düzlük-yuvarlaklık uyumuna uyar. * Köktürkçede tonlu-tonsuz uyumu yoktu. c-ç ünsüz çiftinden c sesi Köktürkçede zaten bulunmadığı için eşitlik eki daima ç'lidir: ança (onca), bunça, ot-ça (ateş gibi), bor-ça (bora gibi), tag-ça (dağ gibi), elig-çe (elli kadar). Kökeni Türkçe olan bir kelimenin Köktürkçe'deki söylenişini bulmak için bir Türkiye Türkünün yapacağı işlemler basittir. Bu işlemlerin en gerekli olanlarını şöylece sıralayabiliriz: 1. c'leri ç yapacak: anca ança, bunca bunça, ucuz uçuz, ocak oçuk, töresince törüsinçe. 2. v'leri b yapacak: ev eb, sebin- sevin-, yavuz yabız, var bar, var- bar-, ver- bir-. 3. g-'leri k- yapacak: gel- kel-, gör- kör-, göz köz, gün kün. 4.d-'leri t- yapacak: dil til, diz tiz, dağ tag, dile- tile-, dök- tök-. 5. ğ'leri g yapacak: dağ tag, bey~beğ beg, eğ- eg-, öğ- ög-, ağır agır, ağrı- agrı-. 6. Sonunda ı, i, u, ü bulunan kelimelerde büyük bir ihtimalle g düşmüş olabileceğini düşünerek bu sesi ekleyecek: arı (temiz) arıg, diri tirig, ölü ölüg, sevi sebig, katı katıg. Sahiplik ifade eden +lı ekinin Köktürkçe'de daima g'li olduğunu aklından çıkarmayacak: başlı başlıg, dizli tizlig, güçlü küçlüg. 7. Olmak fiilinin b ile, vurmak fiilinin v'siz söylendiğini unutmayacak: ol- bol-, vur- ur-. 8. Sınırlı sayıdaki kelimede ilk hece e'lerinin Köktürkçede i olduğunu bilecek: beş biş, ver- bir-, ye-yi-, de- ti-, yet-yit- (ulaşmak), yer yir, yedi yiti. 9. Sınırlı sayıdaki kelimede bulunan.y'lerin Köktürkçede d olduğunu bilecek: ayak adak, yadag yaya, giy- ked-, giyim kedim, doy- tod-, iyi edgü, aygır adgır, ayrıl- adrıl-. KÖKTÜRKÇENİN ŞEKİL (MORFOLOJİK) ÖZELLİKLERİ ZAMAN EKLERİ Şimdiki Zaman ve Geniş Zaman Eki: Köktürkçede şimdiki zaman ile geniş zaman için aynı ek kullanılmıştır: -r/-ar/-er/-ır/-ir/-ur/-ür. Örnek: kimke ilig kazganur men tir ermiş Kime ili kazanırım/kazanıyorum der imiş. Görülen (Bilinen) Geçmiş Zaman Eki: Köktürkçe de dâhil olmak üzere tarihi Türk lehçelerinde görülen geçmiş zaman eki asla değişmemiştir: -dı/-di/-tı/-ti/-tu/-tü. Örnek: neng sabım bar erser benggü taşka urtum Ne kadar sözüm var ise bengü taşa vurdum/yazdım. ; Tüpütke kiçig tegmedim Tibet e az ulaşmadım (çok gittim). Öğrenilen (Duyulan) Geçmiş Zaman Eki: Köktürkçe de dâhil olmak üzere tarihi Türk lehçelerinde öğrenilen geçmiş zaman eki asla değişmemiştir: -mış/-miş. Örnek: ança tip 11

Tabgaç kaganka yagı bolmış Öyle deyip Çin hakanına düşman olmuş. ; eçüm apam törüsinçe yaratmış boşgurmış Atalarımın dedelerimin töresine göre yaratmış, eğitmiş. Gelecek Zaman Eki: Köktürkçede kullanılan zaman eklerinden en farklısı gelecek zaman ekleridir. Köktürkçede gelecek zaman anlamı veren iki ek vardır: -daçı/-deçi, -taçı/-teçi ve -sık/-sik. Örnek: Türük bodun ölteçi sen Türk milleri öleceksin ; Türük bodun ölsiking Türk milleti öleceksin ; edgü körteçi sen İyilik göreceksin. ; bungsuz boltaçı sen Sıkıntısız olacaksın. EMİR-İSTEK EKLERİ 1. Teklik şahıs emir eki: -ayın/-eyin: ölüreyin Öldüreyim ; anyıtayın Korkutayım. 2. Teklik şahıs emir eki: -gıl/-gil: eşidgil İşit, duy 3. Teklik şahıs emir eki: -zun; -çun: Türük bodun yok bolmazun tiyin Türk milleti yok olmasın diye ; bodun bolçun tiyin Millet olsun diye. 1. Çokluk şahıs emir eki: -alım/-elim, -alı/-eli 2. Çokluk şahıs emir eki: -ıng/-ıngız: bilingiz Biliniz, kalıng Kalın 3. Çokluk şahıs emir eki: -zun; -çun: bodun bolçun tiyin Millet olsunlar diye. ŞART EKİ Köktürkçede tam anlamıyla bir şart eki olmasa da bu dönemde henüz şart işlevi taşımaya başlayan -sar/-ser ekinin varlığından bahsedilebilir. Bu ek Eski Uygur Türkçesinde ise tam manasıyla şart anlamında kullanılmıştır. Örnek: bunça başlayu kazganmasar Türük bodun ölteçi erti yok boltaçı erti Bu kadar önderlik edip kazanmasaydım Türk halkı ölecek idi, yok olacaktı. SIFAT-FİİL (PARTİSİP) EKLERİ I. -guluk, -gülük: Yuyka kalın bolsar topulguluk alp ermiş, yinçge yogun bolsar üzgülük alp ermiş Yufka kalın olursa delmesi zor imiş, ince yoğun olursa delmesi zor imiş. II. -sık, -sik: Köktürkçede kullanılan gelecek zaman eklerinden biridir. Bazı kelimelerde sıfat-fiil görevinde de kullanılmıştır: Türük bodun tokurkak sen, açsık tosık ömez 12

sen Türk milleti tokgözlüsün; açlığı ya da tokluğu düşünmezsin., ol sabıg eşidip tün udısıkım kelmedi küntüz olursıkım kelmedi O haberi işitince gece uyuyasım gelmesi, gündüz de oturasım (dinlenesim) gelmedi. III. -gma, -gme: Bir işin yapan eden anlamında sıfat-fiil anlamları verir: kangım kaganıg ögüm katunug kötürügme tengri Babam hakanı, annem hatunu yükseltmiş, yüceltmiş olan Tanrı ; ölteçiçe sakınıgma Türük begler bodun Ölecekmiş gibi düşünüp duran Türk halkı ve beyleri. IV. -r/ -ır, -ir, -ur, -ür: Şimdiki zaman ve geniş zaman ekidir. Yapar, eder anlamında sıfat-fiiller oluşturur: körür közüm körmez teg bilir biligim bilmez teg boldı Gören gözlerim görmez gibi, eren aklım da ermez gibi oldu. V. -duk, -dük/ -tuk, -tük: Türkiye Türkçesinde de kullanılan -duk sıfat-fiil ekinin en eski biçimidir: ol bilmedükin üçün O, bilmediği için ; tengri yarlıkadukın üçün Tanrı lutfettiği için, barduk yerde edgüg ol erinç Gittiğin yerlerde kazancın şu oldu. VI. -mış, -miş: Öğrenilen geçmiş zaman ekidir. Türkiye Türkçesindeki kullanımla aynıdır: ıda taşda kalmışı kubranıp yeti yüz boltı Dağda bayırda kalmış olanlar toplanıp yedi yüz kişi oldu. ; yir sayu barmış bodun Her yere gitmiş halk ; eçümüz apamız tutmış yir sub Atalarımızın dedelerimizin elde ettiği topraklar. VII. -daçı, -deçi/ -taçı, -teçi: Gelecek zaman ekidir: ölteçi bodunug tirgürü egittim Ölecek olan halkı bir araya getirip besledim. ; eki üç bing sümüz kelteçimiz bar mu ne? İki üç bin gelecek askerimiz var mı? VIII. -gan, -gen/ -kan, -ken: Türkiye Türkçesinde çok sık kullandığımız -an, -en sıfatfiil ekinin en eski biçimidir. ZARF-FİİL (GERUNDİUM) EKLERİ I. -a/-e: bintür-e bindirerek ; keç-e geçip ; tut-a tutup ; uç-a uçarak gibi. II. -ı, -i, -u, -ü: artat-ı bozularak, ıçgın-u yitirip, yügürt-ü yürütüp gibi. III. -p, -ıp, -ip: Türkiye Türkçesinde de kullanılan aynı zarf-fiil ekidir: Tokuz oguz bodun yerin subın ıdıp tabgaçgaru bardı Dokuz Oğuz halkı yerini yurdunu bırakıp Çin e 13

doğru gitti. ; bilig bilmez kişi ol sabıg alıp yaguru barıp üküş kişi öltüg Cahil kişi bu sözlere kanıp Çin e yakınlaşınca çok kişi öldü. IV. -pan, -pen: bunça bodun kelipen sıgtamış yoglamış Bunca millet gelerek ağlamış, yas tutmuş ; Tabgaçgı begler Tabgaç atın tutupan Tabgaç kaganka körmiş Çinlileri destekleyen Türk beyleri Çin unvanları alarak Çin İmparatoruna tabi olmuşlar. V. -yın, -yin: Çok az görülen bir zarf-fiil ekidir: Türk bodun kanın bulmayın tabgaçda adrıltı kanlantı Türk halkı hanını bulamayarak Çin den ayrıldı, han sahibi oldu. ; Ötüken yerig konmış teyin eşidip Ötüken ülkesine yerleşmiş diye işitip... VI. -matı, -matın: Türkiye Türkçesindeki -madan, -meden zarf-fiil ekinin ilk şeklidir: tün udımatı küntüz olurmatı Gece uyumadan gündüz oturmadan ; igidmiş kaganıngın sabın almatın Seni beslemiş kağanının sözünü tutmadan V. -galı, -geli: Türkiye Türkçesindeki -alı, -eli zarf-fiilinin en eski şeklidir: yadag yabız boltı tip algalı kelti Piyadeleri bozuldu, yok oldu deyip bizi almak için geldiler. ; Türk bodun kılıngalı Türk kagan olurgalı Türk halkı yaratılalı, Türk hakanı tahta oturalı DURUM EKLERİ I. Bulunma Hali Eki (Lokatif): -da, -de, -ta, -te: ebde yurtta, beş balıkta Beş Balık ta. II. Ayrılma Hali Eki (Ablatif): Köktürkçede ayrılma hali eki ile bulunma hali eki aynıdır: -da, -de, -ta, -te: ırakda bilser Uzaktan bilmek istese ; küçlüg alp kaganımda Güçlü alp kağanımdan ; közde yaş kelser Gözlerimden yaş gelse. III. İlgi Hali Eki (Genitif): Köktürkçede ünsüzle biten gövdelere +ıng, ünlü ile biten gövdelere ise +nıng eki getirilir: yigen silig beging kedimlig torug at Yeğen Silig Bey in kuşamlı doru atı ; Bilge kaganıng bodunı Bilge Kağan ın halkı, Bayırkunıng ak adgırıg Bayırku nun ak aygırı. IV. Belirtme Hali Eki (Akkuzatif): Köktürkçede iyelik eksiz gövdelere +ıg, iyelik ekli gövdelere +ın, işaret zamirlerine ise +nı ekleri gelir: kagan atıg bunta biz birtimiz Hakan unvanını burada biz verdik ; bu sabımın edgüti eşidgil Bu sözümü iyice işit, mening sabımın sımadı Benim sözümü kırmadı, anı Onu, bunı Bunu. 14

V. Yönelme/Yükleme Hali Eki (Datif): Köktürkçede yönelme ifade eden -ga, -ge, -ka, -ke ekleri kullanılır. Bazı durumlarda -a eki de kullanılmıştır: bu taşka bu tamka kop yollug tigin bitidim Bu taşlara ve bu duvarlara hep (ben), Yollug Tigin, yazdım., ilgerü Kadırkan yışka tegi Doğuda Kadırkan ormanına kadar VI. Yön Eki (Direktif): -garu, -gerü/-ra, -re ekleri kullanılmıştır: ben ebgerü tüşeyin tedi Ben eve doğru gideyim dedi., Ötüken yışgaru uduztum Ötüken dağlarına doğru gönderdim., ol yergerü barsar Türük bodun ölteçi sen O yerlere doğru gidersen, Türk halkı, öleceksin., taşra yorıyur tiyin kü eşidip İsyan ediyor diye haber alıp VII. Araç Durumu Eki (İnstrumental): Köktürkçede araç durumu +ın eki ile kurulur: bir erig okun urdu Bir askeri ok ile vurdu, az tutukug eligin tutdı Azların askeri valisini eli ile yakaladı., közün körmedük kulkakın eşidmedük bodunumın Göz ile görülmemiş, kulak ile işitilmemiş halkımı KÖKTÜRKÇEDE İSİM CÜMLESİ Köktürkçede isim cümlesi iki türlü kurulur: 1. Cümlenin sonuna doğrudan doğruya isim soylu bir kelime (isim, sıfat, zamir, erinç, bar, yok, mu, gu, ne, kanı) getirilerek: Bilge Tonyukuk ben (-Ben- Bilge onyukuk'um), tokurkak sen (tok gözlüsün), Türk bodunı yeme bulganç ol (Törk milleti de kaos içindedir), Bilge Tonyukuk ańıg ol (Bilge Tonyukuk kötüdür), barduk yirde edgüg ol erinç (gittiğin yerde kazancın sabı bir (sözleri aynı), arıg ubutı yig (temiz -olmanın- utancı yeğ), Türk sir bodun yorıdukı bu (muzaffer türk milletinin yürümesi bu -sebepledir-), ol anttı ańıg yok (artık kötülük yok), ilte buŋ; yok (ülkede sıkıntı yok), neŋ buŋug yok (hiç sıkıntın yok), azu bu sabımda igid bar gu (yoksa bu sözümde yalan var mı), iki üç biŋ sümüz kelteçimiz bar mu ne (iki üç bin üskerimiz, gelecek olanımız var mı acaba), ilim amtı kanı (devletim şimdi nerede). 2. Er- fiili ile. Türkiye Türkçesindeki i- fiili er-'den çıkmıştır. Bugün olduğu gibi Köktürkçede de isimleri yüklem hâline getirmek için aynı fiil kullanılır. Bilinen geçmiş zaman için erti (idi), öğrenilen geçmiş zaman için ermiş (imiş), geniş zaman için erür (-dır) kullanılır: bodun boguzı tok erti (milletin karnı tok idi), Tabgaç kagan yagımız erti (Çin kağanı düşmanımız idi), illig bodun ertim ( devlet sahibi millet idim), biz iki biŋ ertimiz (biz iki bin idik); kaganı alp ermiş (kağanı yiğit imiş), Tabgaç süsi bar ermiş (Çin askeri var imiş), tört buluŋ kop yagı ermiş (dört yan hep düşman imiş), antag külüg kagan ermiş (öyle ünlü kağan imiş), buyrukı yeme bilge ermiş erinç (vezirleri de bilge imiş); beniŋ bodunum anta erür (benim milletim oradadır). Kültigin Yazıtından (Güney yüzü) 1. Tengri teg tengride bolmış Türk Bilge Kaġan, bu ödke olurtum. Sabımın tüketi eşidgil. Ulayu ini igünüm oġlanım biriki oġuşum bodunum, biriye şadpıt begler, yırıya tarķat buyruķ begler Otuz Tokuz Oġuz begleri bodunı bu sabımın edgüti eşid ķatıġdı tıngla: İlgerü kün togsıķ[ķ]a birigerü kün ortusıngaru ķurıġaru kün batsıķınga yırıġaru tün ortusıngaru anda içreki budun [kop] m[ang]a k[örür]. [Bunç]a budun kop itdim. Ol amtı anyıg yok. Türk ķaġan Ötüken yış olursar ilte bung yok. İlgerü Şantung azıķa tegi süledim, taluyka kiçig tegmedim. Birigerü Tokuz Ersinke tegi süledim,tüpütke kiçig [teg]medim. Tüpütke kiçig [teg]medim. Kurıgaru Yinçü ög[üz] keçe Temir ķapıġķa tegi süledim. Yırıġaru Yir Bayırķu yiringe tegi süledim. 15

Bunça yirke tegi yorıtdım. Ötüken yışda yig idi yoķ ermiş. İl tutsıķ yir Ötüken yış ermiş. Bu yerde olurup Tapġaç budun birle Tercüme 1. Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadpıt beyleri, kuzeydeki tarkat, buyruk beyleri, Otuz Tatar Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle: Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında oturursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde dokuz Ersine kadar ordu sevk ettim, Tibete ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yer Bayırkı yerine dek ordu sevk ettim. Bunca yere dek yürüttüm. Ötüken ormanlarından daha iyi yer yokmuş. İl tutacak yer Ötüken Ormanları imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile Kelime tahlilleri: teg gibi manasında bir edattır. < teg < deg Kelime başında t>d değişimine örnektir. Bugün kullandığımız kelime başındaki d Köktürkçede t şeklindedir. tengride tanrıda, gökte -tengri-de (tengri:isim kök, -de: bulunma hali eki.) bolmış bol-> ol- fiili ile aynı anlamdadır < bol mış (bol-: fiil kökü, -mış: öğrenilen geçmiş zaman eki) eşidgil İşit manasındadır. Kelime başında başında e>i değişimine örnektir. eşid gil (eşid-: fiil kök, -gil: emir çekimi bodun bod>boy kelimede d>z>y değişimi görülmektedir. < bod-u-n (bod: isim kök, u: yardımcı ses, -n çokluk eki) biriye güneye biri kelimesi bugün beri şeklindedir. biri-y-e (biri: isim kök, -y: yardımcı ses, -e yönelme hali ) ilgerü ileriye, doğuya il-gerü (gerü: yön eki) manga bana man-ga (men: şahıs zamiri, -ga yön eki) edgüti iyice ed-gü-ti (edgü: iyi, ed: isim kökü, gü: isimden isim yapan ek, kuvvetlendirme edatı) kelime içinde d>z>y değişimine örnektir. -ti: Toharca kökenli amtı şimdi amtı>emti>imdi>şimdi 16

sabımın sözümü sab-ı-m-ı-n (sab: isim kök, -ı: yardımcı ses, -m: 1. Tekil şahıs iyelik eki, -ı: yardımcı ses, -n: akuzatif eki) sab>sav, örneğinde de b>v değişimi görülmektedir, eb>ev örneğinde olduğu gibi. tegmedim ulaşmadım teg-me-di-m (me: olumsuzluk eki, -me: olumsuzluk eki, -di: görülen geçmiş zaman eki, -m: 1. Tekil şahıs eki) yinçü inci yinçü>incü>inci (Kelime başında y düşmesi) yerke yere yer-ke (yer: isim kök, -ke: Yöenelme eki) yok ermiş yok imiş yo-k er-miş (yo: fiil kök, -k: fiilden isim yapan ek, er-: yardımcı fiil kökü, -miş: öğrenilen geçmiş zaman eki) süledim ordu sevk ettim sü-le-di-m (sü: isim kök, -le: isimden fiil yapan ek, -di: görülen geçmiş zaman eki, -m: 1. Tekil şahıs eki) olurup oturup ol-ur-u-p (ol-: fiil kökü, -ur: faktitif eki, -u: yardımcı ses, -p: gerindium eki) Türk dili tarihinin en önemli dönemlerinden biri, hiç şüphesiz, Uygurların siyasi bir güç olarak Köktürkleri mağlup etmeleri ile başlayan ve geniş bir coğrafyada üç asır kullanılan eski Uygur Türkçesi dönemidir. UYGURCA Kısa Uygur Tarihi Uygurlar, Köktürklerin hâkimiyetine son verdikten sonra üç büyük devlet kurmuşlardır: Ötüken Uygur Kağanlığı (745-840): Köktürkleri yıkan Uygurların aynı bölgede Ötüken merkezli kurdukları devletin adıdır. Kansu Uygur Devleti (911-1226): Güneye göçen Uygurlar tarafından kurulan devlettir. Bugün Sarı Uygurlar adıyla Budist Türkler olarak Çin yakınlarında varlıklarını devam ettirmektedirler. Hoço Uygur Devleti (911-1250): Güneybatıya göçen Uygurların kurdukları devlettir. UYGUR BİTİGLERİ 17

Uygurlar çağma ait bitigler şunlardır: 1. Taryat 2. Tes 3. Şine-Usu 4. Somon-Sevrey 5. Suci 6. Karabalgasun bitigleri 7. Ar Hanin 8. Gürbelcin 9. Somon-Tes lo.mutrın Temdeg. Taryat bitigi, 1969-1970 yıllarında, Arhangay aymağı (eyaleti), Taryat bölgesinde, Terh ırmağı civarında bulunmuştur. Hâlen üç parça hâlinde Ulaan Baatar'daki Tarih Müzesindedir. 29+1 satırdan oluşur. İkinci Uygur kağanı Moyun Çor tarafından 753 tarihinde diktirilmiştir. Yazarı Bilge Kutlug Tarkan Seŋün'dür. Bazı satırları Şine-Usu yazıtı ile ayrıdır. Bitigde Moyun Çor ile babası Köl Bilge'nin savaşları anlatılmaktadır. Tes bitigi 1976'da Hövsgöl aymağı (eyaleti), Övörbulag mevkiinde bulunmuştur. Hâlen Ulaan Baatar Tarih Müzesindedir. 22 satırdır. 757 yılı civarında Moyun Çor tarafından diktirildiği tahmin edilen bitigde Uygurların atalarından bahsedildiği sanılmaktadır. Şine-Usu bitigi, 1909 yılında Arhangay ile Bulgan aymagları sınırında, Mogoyn Şine-Usu bölgesinde bulunmuştur. Hâlen iki parça olan bitig, Uygur anıtlarının en büyüğüdür; 51 uzun satırdan oluşur. Bazı yerleri Taryat bitigi ile ayrıdır. Şine-Usu bitigi, 760 yılında Teŋride Bolmış İl İtmiş Bilge Kagan (Moyun Çor) adına dikilmiştir. Şine-Usu bitiginde 740'lardan Moyun Çor'un öldüğü 759 tarihine kadar geçen olaylar anlatılır. Uygurların Köktürklerle nasıl ölüm kalım savaşına giriştiklerini ve Köktürklerin Uygurlar tarafından yok edildiğinden bahsetmektedir. Somon-Sevrey bitigi, Güney Gobi'de, Somon-Sevrey mevkiinde bulunmuştur. 7 satırdan oluşur. Bitigde Bögü Kağan'ın 762'de Çin'e yaptığı seferden bahsedilir. Suci bitigi, Kuzey Moğolistan'da Ar-Aşatu dağı, Dolon-Huduk civarında bulunmuştur. 11 satırlık anıt, Boyla Kutlug Yargan adına dikilmiştir. Karabalgasun bitigleri, Uygurların başkenti Karabalgasun (Bugünkü Moğolcada Harbalgas) civarında bulunmuş üç ayrı anıttır. Ar Hanin bitigi, Bulgan aymağında Hişig Önder sumdadır; 3 satırdır. Gürbelcin bitigi Hugunu-han dağında, Gürbelcin mevkiindedir; 1929'da bulunmuştur. Kaya üzerine yazılmış 3 satırdan oluşur. Somon-Tes bitigi tek satırdır. Mutrın Temdeg yazıtı, üzerinde kutlug yazılı, bakırdan bir mühürdür YENİSEY YAZITLARI Yenisey yazıtları, Güney Sibirya'da bugünkü Hakas ve Tuva Cumhuriyetleri içinde kalan Yukarı Yenisey vadisinde, bu ırmağa veya kollarına dökülen Tes, Tuba, Uybat, Abakan; 18

Kemçik, Çaa Köl, Bayın Köl, Uyuk, Turan Elegest gibi akarsuların yakınlarında bulunan Köktürk harfli yazıtlardır. Üzerlerinde tarih bulunmadığı için ne zaman yazıldıkları tartışmalıdır. Yenisey yazıtları çoğunlukla Kırgızlara ait kabul edilir. Bunun sebebi, eski Kırgızların bu bölgede yaşamış olmasıdır. Ancak bütün Yenisey yazıtlarının Kırgızlara ait olduğu konusunda kesin kayıtlar yoktur. Yukarı Yenisey vadisi, Köktürk harfli metinlerin en bol bulunduğu bölgedir. Köktürk harfli metinler, Köktürk bengü taşlarından çok önce bu bölgede keşfedildiği gibi, keşifler bugün de devam etmekte ve yazıtların sayısı sürekli artmaktadır. Bu sebeple Yenisey yazıtlarına ad yanında numara vermek özellikle son yayınlarda yaygınlaşmıştır. Yazıtları ilk defa okunuşları ve tercümeleriyle yayımlayan (1895) Radloff'ta 40 Yenisey yazıtı vardır. Sayı Hüseyin N. Orkun'da (1940) 47'ye, Sergey Malov'da (1952) 51'e çıkmıştır. D. D. Vasilyev'in Korpus'unda (1983) 145 Yenisey yazıtı tavsif edilmektedir. Özönder 185 Yenisey yazıtının adını vermektedir. 1. OGUR VE BULGAR TÜRKLERİ Ogur sözü, Çin kaynaklarında geçen Wu-kie (Wu-çie) boy adı ile birleştirilmiştir. Wu-kie, Ugır kelimesinden gelmektedir. Buna göre Ugır/Ogur boyları M.Ö. 3. yüzyıl sonlarında Altay dağlarının güneyinde, Tarbagatay ve Kobdo bölgelerinde oturuyorlardı. Güneylerinde Usunlar vardı. M.Ö. 3. yüzyılda Ogur boylarının en önemlilerinden biri Ting-lingler idi. Ting-lingler, milâdın ilk yüzyıllarında Kazakistan bozkırlarıyla Batı Sibirya'da bulunan Onogur, Ogur ve Şaragurların ataları olmalıydılar. Aslında adı geçen bütün bu boylar Sakalardan kalmış olmalıdır. 8. yüzyıl Ermeni tarihçisi Horenli Moisey (Musa), M.S. 3. yüzyılda yaşayan Suriyeli Mar-Abas-Katinu'ya dayanarak M.Ö. 149-127 yıllarında Bulgarların, Kafkasların kuzeyinde bulunduklarını yazar. Hatta bunlardan bir kısmı "Derbend yoluyla Azerbaycan'a geçerek şimdiki Kars ve Pasin ovalarına" gelip yerleşmişlerdir. Grek coğrafyacısı Batlamyus (Ptoleme), M.S. 160-170 yıllarında Yayık nehrinin adını Daix (Dayix) olarak tespit etmiştir. Başta y yerine d bulunması Bulgar Türkçesinin bir özelliğidir. Bu durum, Bulgar Hanları Şeceresi'nde yılan yılının adının dilom şeklinde geçmesinden açıkça anlaşılmaktadır. O hâlde Bulgar Türklerinin ataları M.S. 2. yüzyılda, Yayık (Ural) ırmağının döküldüğü Hazar Denizi'nin kuzeyinde, "İdil'e doğru uzanan bozkırlarda" yaşamakta idiler. Yine Batlamyus'a göre 2. yüzyılda Hunlar da Don ile Dinyeper ırmakları arasında idiler. Aslında Batlamyus'un eserinde, M.S. 160-170 yıllarında Yayık'ın adının Bulgar Türkçesindeki söylenişle Dayix olarak geçmesi, Bulgarların buralarda çok önceden beri mevcut olduklarını gösterir. Buna göre Horenli Musa'nın M.Ö. 149-127 yıllarında, yani Batlamyus'tan aşağı yukarı 300 yıl kadar önce Kuzey Kafkasya'da Bulgarların yaşadığından bahsetmesi çok da şaşırtıcı değildir. Demek ki Türklerin Ogur-Bulgar boylan, milâttan önceki asırlardan beri Altayların güneyinden Karadeniz'e dek uzanan bozkırlara yayılmışlardı. Bu konuda, bölgenin daha önceki sakinleri olan Sakaların rolünü unutmamak gerekir. Kazakistan bozkırlarında milât sıralarına kadar hayatlarını devam ettiren Sakaların bizce Ogur-Bulgar boylarıyla ilgisi vardır. Eski Türkçedeki z'nin Bulgar Türkçesinde r olduğu, Tuna Bulgarcasında da dilom-yılan örneğinde görüldüğü gibi n yerine m kullanılabildiği malûmdur. Bu örnek Sakaların, hiç olmazsa bir bölümünün, Bulgar Türkleri gibi r Türkçesiyle konuştuğunu göstermektedir. Buna dayanarak Ogur- Bulgar boylarının milâttan önceki asırlardan beri anılan bölgelerde Sakaların devamı olarak yaşadıklarını söyleyebiliriz. Motun'un oğlu Kün Han'ın M.Ö. 170'lerde Yüeçileri kuzeybatı Kansu'dan çıkarması, Yüeçilerin de Usunları yenmesi ve ardından meydana gelen göç olayları, Kazakistan bozkırlarında yaşayan Ogur-Bulgar boylarında da bir hareketlenme yaratmış olabilir. Horenli Musa'nın kaydına göre M.Ö. 2. yüzyıldan beri Kafkasların kuzeyinde, Kuban boylarında bulunan Bulgarların doğu kollarının da Güney Kazakistan bozkırlarında 19

olduğu muhakkaktır. Teofılaktos Simokatta'nın 7. Yüzyıl başlarında yazılan eserinde Onogurların Soğdak ülkesinde Bakat adlı bir şehirlerinin olduğu dahi kaydedilmiştir. Bakat şehri, İslâm kaynaklarında geçen "Semerkant'ın kuzeydoğusundaki Fagkat şehri ile aynı"dır. 458-459 tarihlerinde Tabgaçlara yenilerek kuzeybatıya kaçan Juanjuanların Sabirleri, Sabirlerin de Güney Kazakistan'daki Ogur boylarını batıya itmeleri üzerine yeniden büyük bir Ogur kitlesi Kuzey Kafkasya'ya gelir. Bizans tarihçisi Priskos (5. yy) şöyle diyor: "463 dolaylarında Şaragur, Urog (Ogur) ve Onogur halkları, Sabirlerle savaşa tutuştuktan ve kaçmak zorunda kaldıktan sonra Bizans'a elçi gönderdiler. Sabirleri yerlerinden Avarlar kovaladılar; onları göçe zorlayanlar Okyanus kıyısı halklarıydı.". 482 yılında Bizans kaynaklarında ilk defa Bulgar adının geçmesi bu olayların sonucu olmalıdır. Bu tarihte Bizans imparatoru Zenon, Doğu Gotlarına karşı Bulgarlardan yardım ister. Attila'nın oğlu İrnek yönetiminde Karadeniz'in kuzeyine çekilen Hunların, bölgeye yeni gelen Bulgarlara katıldıkları muhakkaktır. 5. yüzyılda Priskos, Sabirlerin önünden kaçıp Bizans'a elçi gönderen kavimler olarak şunları sayıyordu: Şaragur, Urog (Ogur), Onogur. 6. Yüzyılın ortalarında yazılan Zaharyas'ın eserinde ise şu kavimlerin adları geçmektedir: Onogur, Ogur, Burgar, Kutrigur, Sarurugur. Zaharyas'ın eserinde Kafkasların kuzeyinde gösterilen Bulgarlar Jordanes'e göre 6. Yüzyıl ortalarında Karadeniz'in kuzeyinde oturmaktaydı. Bu kayıtlar 6. yüzyıl ortalarında Bulgarların Kafkaslarla Karadeniz'in kuzeyine yayıldıklarını göstermektedir. 7. yüzyılda bir Lâtin kaynağı Azak yakınlarındaki toprakları patria onogoria (Onogur yurdu) olarak belirtir. Ogur, tıpkı Oğuz gibi "oklar" yani "kabileler, boylar" demektir. Bulgar Türkleri, diğer Türklerdeki z yerine r kullandıkları için Oguz yerine Ogur demişlerdir, z Türkçesi kullanan Türklerin bazı boy birlikleri On Ok, Sekiz Oguz, Tokuz Oguz diye anıldığı gibi, r Türkçesi kullanan Türklerin boy birlikleri de sayılarla anılmıştır: On Ogur, Utrigur < Otur Ogur (Otuz Oğuz), Kutrigur < Kotur Ogur < Tokur Ogur (Dokuz Oğuz). Zeki V. Togan'a göre Bulgar kelimesi de Bel Ogur'dan gelir; bel, Bulgar Türkçesinde "beş" demektir (Togan 1981: 155); çünkü ş sesinin karşılığı Bulgar Türkçesinde /'dir. Türkologların çoğu farklı düşüncededir. Onlara göre Bulgar, bulga- fiilinden r ile yapılmış bir sıfat-fıildir; bulgar, "bular", yani "karıştırır, karıştıran" demektir. Şaragur ise Sarı Ogur demektir; Çuvaşçadaki şura'nın "ak" anlamında olmasından dolayı buradaki "sarı"nın "ak" anlamında olduğu ve batı yönünü ifade ettiği kabul edilmektedir. Buna göre Şaragurlar, Ogur boylarının en batıdaki kollarından olmalıydılar. 482'de Bizans kaynaklarında ilk defa zikredilen Bulgar Türkleri bundan sonra Bizans ve Avrupa kaynaklarında sık sık geçecektir. Son Hun başbuğu İrnek'in soyundan gelen bir hükümdar tarafından yönetilen Bulgarlar Karadeniz'in kuzeyinde büyük bir konfederasyon oluşturmuşlardı. Bazı Bizans kaynaklarında Onogur-Bulgar adıyla geçen konfederasyon genel olarak Büyük Bulgarya şeklinde adlandırılıyordu. Kutrigurlar Don ırmağının batısında, Utrigurlar ise doğusunda yerleşmişlerdi. Onogurlar Azak Denizi ile Kuban arasındaydılar. Bulgarlar Bizans ile bazen barış hâlinde olmuşlar; bazen de onlarla çetin savaşlar yapmışlar ve onları vergiye bağlamışlardır. Bizans ordusunda ücretli asker olarak görev alan Bulgarlar da sık sık kaynaklarda zikredilir. 550'lerde Köktürklerden kaçan Avarlar Karadeniz kuzeyine gelirler; 560-562 arasında Onogurlar, Kutrigurlar ve Utrigurları hâkimiyetleri altına alırlar. Don'un doğusunda kalan Bulgarlar 570'lerle 590'lar arasında Köktürk hâkimiyetine girerler. 602'de Avarlar tekrar Bulgarları hâkimiyetleri altına alır. Ancak 626'dan sonra Avarların nüfuzunun azalması ve 630'da Köktürklerin Çin hâkimiyetine girmesi Bulgar Türklerini rahatlatır; 630'da Büyük Bulgar Devleti yeniden büyük bir güç olarak ortaya çıkar; hükümdarları Bulgar Hanları Şeceresi'nde Kurt olarak geçen Kuvrat'tır. istanbul'da eğitim gören Kuvrat 605-665 arasında 20

tam 60 yıl, Kafkaslar ve Karadeniz'in kuzeyinde uzanan Büyük Bulgar Devleti'ni idare etmiştir. Asparuk devletin temellerini atmıştır. Tervel 705'te İstanbul'a girip 2. Justinyanus'u tahta çıkaracak kadar güçlü idi. 717-718'deki Arap kuşatmasına karşı İstanbul'u Bizans ordusuyla birlikte savunmuştu. Kardam çağında Makedonya Slavları devlete bağlandı ve Bizans ordusu yenilgiye uğratıldı. Kardam döneminde başlayan yükseliş, Kurum Han zamanında devam etti. Kurum Han, Güney Macaristan ile Erdel'i (Transilvanya) ülke sınırlarına kattı. Topraklarına saldıran Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı; Bizans imparatoru savaş meydanında can verdi. 809'da Sofya'yı, daha sonra Niş ve Belgrad'ı aldı; 813'de Edirne'ye ulaştı; 814 baharında İstanbul'u kuşattı; kuşatma sırasında birden ağzından burnundan kan boşaldı ve öldü. Omurtag Han Tuna, Sava, Drava havzalarını ve Üsküp'ü aldı; böylece Selânik'i Belgrad'a bağlayan ticaret yollarına sahip oldu. Bizans'la 30 yıllık bir ticaret anlaşması imzaladı. Omurtag Han çağı Tuna Bulgar Devleti'nin altın çağıdır. Birçok şehirler kuruldu, saraylar ve anıtlar yapıldı, su yollarıyla ülke imar edildi. Devlet ekonomik ve kültürel bakımlardan zirveye ulaştı. Persiyan ve Boris zamanında Makedonya ile Trakya'nın fethi tamamlandı. Ülkede Hristiyan nüfus iyice çoğaldı. Güney İslavları içinde zaten azınlıkta olan yönetici ve asker Bulgar Türkleri iyice azınlıkta kaldı. Boris 864'te Hristiyanlığı kabul ederek Mihael adını aldı. Bu hadise Tuna Bulgarlarının tarihinde dönüm noktasıdır. Hristiyan papazlar halkı vaftiz ettiler. Boris, Papa ile de ilişkiler kurarak Bulgar kilisesinin İstanbul'dan bağımsız olmasını sağladı. Din kitaplarını eski Kilise Slavcasına çevirtti. Ünlü Bizanslı papaz kardeşler Kiril ve Metodi, onun zamanında "Bulgar din ve edebiyat okulunu" kurdular. Simeon zamanında Slavlaşma ve Hristiyanlaşma tamamlandı. 10 yüzyıl başlanndan itibaren Tuna Bulgar Devleti artık Slav Bulgarları tarihinin bir konusudur. BULGARLAR VE TÜRK DİLİ Bulgarların Türk dili tarihinde özel bir yeri vardır. Bulgar Türklerinden kalan dil malzemesi çok olmamasına rağmen eldeki malzeme bazı önemli özellikleri belirlemeye ve Bulgar Türkçesinin, bugün yaşamakta olan Çuvaş Türkçesiyle ilişkisini ortaya koymaya yetmektedir. Bulgar Türkçesiyle onun bugünkü temsilcisi sayılan Çuvaş Türkçesi, diğer Türk lehçelerinin hiçbirinde bulunmayan bazı özellikleriyle Türk lehçeleri arasında farklı ve özel bir yer tutar. Bu özelliklerden bir kısmının Moğolca ile de ortak olması, Bulgarca ve Çuvaşçanın Altay dilleri teorisi içinde önemli bir yer tutmasını sağlar. Omeljan Pritsak, "Hun-Bulgar" adını verdiği Türkçe kolunun "Doğu Türkçesi"nden farklılaşan özelliklerini altı madde hâlinde verir (Pritsak 2002: 181-182). 21

Talât Tekin, Tuna Bulgarlarından kalan dil malzemesini şöyle tasnif eder: 1. Bulgar Hanları listesindeki Proto-Bulgarca kelime ve ibareler 2. Tudor Doksov'un haşiyesindeki Proto-Bulgarca ibare 3. Nagy Szent-Miklos hazinesindeki Proto-Bulgar yazıtları 4. Proto-Bulgar kitabelerindeki Türkçe kelime ve ibareler 5. Bizans kaynaklarındaki Bulgar Türkçesi etnik adlar 6. Eski Kilise İslavcasındaki Proto-Bulgarca ödünç kelimeler (Tekin 1987: 12). MANİHEİST UYGURLAR VE TÜRK DİLİ Manizheist Uygurlardan kalan çok fazla mensur ve manzum eser olmamasına karşın bu dönemden günümüze ulaşan çok önemli bilgiler ve eserler bulunmaktadır. Eserlerini Mani alfabesiyle kaleme alan Uygurlar bazı dil yadigârları da bırakmışlardır. MANİ ALFABESİ Mahiheizm in resmi din olarak kabul edilmesi, Mani alfabesinin benimsenmesi ve yaygınlaşmasını da kolaylaştırmıştır. Mani Alfabesinin özellikleri şu şekilde sıralanabilir: Türkler arasında doğrudan bir inanca bağlı kalınarak benimsenen ilk alfabedir. Sağdan sola doğru yazılır. 25 harften oluşur. 25 harfin dördünü ünlü harfler oluşturur. Bu bakımdan Türkçenin ünlü zenginliğini tam olarak gösteremez. 22

Çok fazla yaygınlaşmamış ve kısa zamanda kullanımdan düşmüştür. MANİ ALFABESİYLE KALEME ALINAN TÜRKÇE ESERLER Maniheist Türk edebiyatı daha çok manzum eserlerden oluşmuştur. Bu şiirlerin hepsi bilindiği kadarıyla 10 civarındadır. Maniheist Türk edebiyatında şiir için şlok ve takşut terimleri kullanılmıştır. Şiir içi kullanılan bir başka terim ise küg adını taşır. İlahi anlamına gelen baş ve başik kelimeleri de kullanılmıştır. Maniheist Türk edebiyatında yazılmış en önemli eser ise IRK BİTİG adlı fal kitabıdır. Irk Bitig birçok yönüyle Türk dili ve edebiyatı tarihi için önemli bir yer tutar. IRK BİTİG Türk edebiyatındaki bilinen ilk fal kitabıdır. Köktürk harfleriyle (runik alfabe) kâğıda yazılmış en hacimli ve en güzel eserdir. Maniheist Uygurlar tarafından kaleme alınmıştır. Toplam 65 faldan oluşur. Bu eser, Türkiye de Talat Tekin tarafından yayımlanmıştır. Örnek Fal 1: Talım kara kuş men. Yaşıl kaya yaylagım, kızıl kaya kışlagım ol. Tagda turupan mengileyür men. Ança bilingler: Edgü ol. Ben yırtıcı bir kartalım. Yeşil kayalar yazlığım, kızıl kaylar kışlığım. Dağlarda kaldığım için mutluyum. Öyle bilin: (Bu fal) iyidir. Örnek Fal 2: Turna kuşı tüşnekinge konmış. Tuymatın tuzakka ilinmiş. Uça umatın olurur tir. Ança bilingler: Yablak ol. 23

Turna kuşu tüneğine konmuş. Farkına varmadan tuzağa düşmüş. Uçamadan oturur der. Öyle biliniz: (Bu fal) kötüdür. 3.2.2. BUDİST (BURKAN) UYGURLAR VE TÜRK DİLİ Eski Uygurlardan kalan eserlerden birçoğu Budist Uygurlardan kalan dil yadigârlarıdır. Budist Uygurlar önceleri Soğut Alfabesini kullanmışlar, ancak bu alfabenin Türkçenin ses özelliklerini tam anlamıyla yansıtamaması sebebiyle alfabeye bazı sesler ekleyerek Soğut alfabesini millileştirmişlerdir. Böylece ortaya Uygur alfabesi çıkmıştır. 3.2.2.1. UYGUR ALFABESİ Soğut alfabesi temelinde geliştirilen Uygur alfabesinin temel özellikleri şunlardır: Uygur alfabesi, sağdan sola yazılır. Toplam 18 harften oluşur. Ünlüleri gösteren 3 işaret vardır. b ve p için bir işaret, g ve k için de bir işaret vardır. Türkçenin ünlü ve ünsüz seslerini göstermede yetersiz bir alfabedir. Çok geniş bir coğrafyada yaklaşık yedi asır kullanılmıştır. UYGUR ALFABESİYLE KALEME ALINAN TÜRKÇE ESERLER Budist Uygurlar tarafından günümüze kadar gelen çok sayıda yazma eser bulunmaktadır. Bu eserler esas olarak Budistlerin kutsal kitapları sayılan ve üç sepet adı verilen yadigârlardan oluşmaktadır. Üç sepet Vinayalar, Sutralar (sudurlar) ve Abidarmalar dan oluşur. Budist Uygurlardan kalan bazı eserler ise manzum hikâyeler ve çeşitli şiirlerden oluşur. Bu dönemde şiir terimi için koşug, takşut, şlok ve padak kelimeleri ile birlikte şarkı anlamına gelen ır kelimesi kullanılmıştır. 24

VİNAYALAR Vinayalar, Budist rahiplerin hayatlarını düzenleyen kurallarını anlatan eserlerden oluşur. Uygurlardan günümüze kadar ulaşan çok fazla vinaya bulunmamaktadır. SUTRALAR (SUDURLAR) Sutralar, Budist rahiplerin verdikleri vaazların toplandığı eserlerdir. Uygurcaya Çince, Toharca ve Tibetçeden çevrilmiş çok sayıda sutra bulunmaktadır. Bu sutralardan en önemlileri şunlardır: Altun Yaruk (Sarı Işık): Çinceden Türkçeye çevrilmiş en hacimli sutradır. Şıngko Şeli Tutung tarafından çevrilmiştir. Budist anlayışın felsefesini anlatan bu eserin birçok yazma nüshası bulunmaktadır. Türkiye de bu eser üzerinde Reşit Rahmeti Arat, Ahmet Caferoğlu, Saadet Çağatay, Ceval Kaya, Mehmet Ölmez, Engin Çetin gibi araştırmacılar çalışmışlardır. Sekiz Yükmek (Sekiz Tomar): Budizm ile ilgili dini ahlaki bilgileri içerir. Çinceden Türkçeye çevrilmiştir. Kuanşi İm Pusar (Ses İşiten İlah): Çinceden tercüme edilmiş bir eserdir. Eser üzerinde Şinasi Tekin çalışmıştır. İnsadi Sudur: Rahiplerin birbirlerine günahlarını anlatmalarını işleyen bir eserdir. Semih Tezcan bu eseri yayımlamıştır. Yitiken Sudur: Bir büyü kitabıdır. Yukarıda saydığımız büyük sutralar dışında, bu sutraların içinde ayrı parçalar halinde bulunan çatikler (jataka) de bulunmaktadır. Çatikler, Budaların hayatlarını anlatan bir nevi uzun masallardır. Uygur Türkçesine çevrilmiş en ünlü çatik Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi (İyi Düşünceli Şehzade ile Kötü Düşünceli Şehzade) dir. Altun Yaruk un içerisinde de çok sayıda çatik bulunmakla beraber, bu çatiklerin en bilinen Şehzade ile Aç Pars Hikâyesi dir. Bu çatikler dışında Dantipali Beg ve Çaştani Beg adlı eserler de bulunmaktadır. Yine bilinen en önemli çatiklerden biri de Maytrisimit adlı eserdir. Toharcadan Türkçeye çevrilen bu eser, Şinasi Tekin tarafından yayımlanmıştır. ABİDARMALAR 25

Abidarmalar, Budist felsefenin metafizik yönünü ele alan ve inceleyen eserlerdir. Bu eserlerden Uygurcaya çevrilmiş olan Üç İtigsizler adlı abidarma bulunmaktadır. Bu eser üzerinde Sema Barutçu-Özönder çalışmıştır. BİYOGRAFİ Uygurcaya çevrilmiş bazı seyahatname türünde eserler bulunmaktadır. Bunların en biline Hüen-Tsang Biyografisi dir. Bu eser yine Şıngko Şeli Tutung tarafından Çinceden Türkçeye çevrilmiştir. UYGURCA METİNLERDEN ÖRNEKLER İYİ DÜŞÜNCELİ ŞEHZADE İLE KÖTÜ DÜŞÜNCELİ ŞEHZADE HİKÂYESİ (PRENS PALYANAMKARA VE PAPAMKARA HİKÂYESİ) Taşgaru ilinçüke atlanturdı erti. Balık taştın tarıgçılarıg körür erti. Kurug yirig suvayu, öl yirig tarıyu, kuş kuzgun sukar, yorıyur, sansız tümen özlüg ölürür. Tarıg tarıyu emeri tınlıglarıg kuşçı keyikçi balıkçı avçı torçı tuzakçı bolup ayıg kılınç kılur tınlıglarıg ölürür. Emeri tınlıglar çıgarı engirer, yung engirer, kentir engirer; böz bertetip kars tokıyur. Takı yime adruk uzlar kentü kentü uz işin işleyür, adruk adruk emgek emgenür. Takı yeme kördi. Emeri tınlıglar yunt, ud çokar, koy, lagzın ulatı tınlıglarıg ölürür, terisin soyar, kan ügüz akıtar; etin, kanın satar; anın öz igidür. Yime bodisavat tigin bu ulus bodun ayıg kılınçlar kılmışın körüp ertüngü busuşlug kadgulug bolup ıglayu balıkka kirdi. Dışarıda dolaşmak için ata binmişti. Şehrin dışında da çiftçileri görüyordu. Kuru yeri sular, nemli yeri sürerlerken kuşlar ve kuzgunlar gagalayıp yürüyorlar, sayısız canlıyı öldürüyorlar. Tarla sürülürken kuş avlayanlar, geyikçiler, balıkçılar, avcılar, ağcılar, tuzakçılar kötü işler yapıyorlar, pek çok canlıyı öldürüyorlar. Birçok insanlar ise çıkrık çeviriyor, yün eğiriyor, kendir eğiriyor, bezleri sıkıştırıp yünlü kumaş dokuyorlar. Bunlardan başka birçok zanaatkâr da kendi zanaatıyla ilgili işlerini işliyorlar, türlü türlü zahmetler ve eziyetler 26

çekiyorlar. Ayrıca şunları gördü. Birçok canlılar atları ve öküzleri kesiyor; koyunları, domuzları ve diğer canlıları öldürüyor, derilerini soyuyor; ırmak gibi kan akıtıyor; etlerini, kanlarını satıyor; onlarla kendilerini besliyorlar. Şehzade Bodisavat, ülke halkının böyle kötü işler yaptığını görüp son derece üzüntülü ve kaygılı bir vaziyette ağlayarak şehre girdi. ŞEHZADE İLE AÇ PARS HİKÂYESİ Öngre ertmiş ödte, bu Çambudiwip uluşta Maharadi atlıg ilig han bar erti. Ol yeme Maharadi ilig han ertingü ulug bay barımlıg, tsangları agılıkları ı tarıg ed tawar üze tolu, alp atım sülüg küçinge tükellig törttin sıngar yir orunug iymiş basmış, üküşke ayatmış agırlatmış, ürük uzatı köni nomça törüçe başladaçı, imerigme kamag bodunın karasın aşmış üklitmiş koptın sıngar yagısız yawlaksız erti. Doğuda geçmiş zamanlarda, bu Çambudiwip denen memlekette Maharadi adlı bir hükümdar vardı. O Maharadi han çok fazla zengin, varlıklı, hazineleri darı ve buğdayla, mal mülkle dolu, hazineleri ağzına kadar, olanca şekliyle dolmuş, dört taraftaki yerleri almış, kendisine tabi kılmış, çok fazla saygı göstermiş, doğru ve dürüst töreyi başlatan, bütün milletin derdine derman olmuş, çoğaltmış, her yeri düşmansız ve kötülerden uzak idi. IRK BİTİG (FAL KİTABI) 1. Tensi men. Yarın kiçe altun üze olurupan mengileyür men. Ança bilingler: Edgü ol. Ben Tensi (Göğün oğlu). Sabah akşam altın taht üzerinde oturarak mutlu oluyorum. Öyle bilin: Bu fal iyidir. 2. Ala atlıg yol tengri men. Yarın kiçe eşür men. Utru eki yalıg kişi oglın sokışmış, kişi korkmış, korkma timiş, kut birgey men timiş. Ança biling: Edgü ol. Alaca atlı yol tanrısıyım. Sabah akşam atımla rahvan gidiyorum. (Bu yol tanrısı) güler yüzlü iki insanoğluna rastlamış. İnsanoğulları korkmuş. Korkmayın demiş, size kut (talih) vereceğim. Öylece bilin: Bu fal iyidir. 3. Ürüng esri togan kuş men. Çıntan ıgaç üze olurupan mengileyür men. Ança bilingler: Edgü ol. 27

Ak benekli şahin kuşuyum. Sandal ağacı üzerinde oturarak mutlu oluyorum.öylece bilin: Bu fal iyidir. 4. Togan ügüz kuşı kuşlayu barmış. Utru talım kara kuş kopupan barmış tir. Ança bilingler: Yablak ol. Bir şahin, su kuşu avlamaya gitmiş. Ancak yırtıcı bir kartal yerinden uçup karşısına çıkmış, der. Öylece bilin: Bu fal kötüdür. 5. Semiz at agzı katıg boltı. İdisi umaz tir. Ança bilingler: Yablak ol. Semiz atın ağzı sertleşti. Sahibi onunla ilgilenmiyor. Öyle bilin: Bu fal kötüdür. UYGUR METİNLERİ ÜZERİNE ÇALIŞMALAR Uygur metinleriyle ilgili ilk neşriyat Rusya'da ve Almanya'da başladı. İlk Turfan seferleri sonunda St. Petersburg'a ve Berlin'e getirilen metinler hemen tasnif ediliyor ve neşir işine girişiliyordu. Klementz'in 1898 Turfan seferinden getirdiği metinleri Radloff 1899'da neşretti. Çinceye ve Budizme hâkim olan F.W.K. Müller'in 1908'de başlattığı Uigurica adlı bir seri, dört cilt tuttu ve dördüncü cildi 1931'de Gabain tarafından tamamlandı. Radloff da 1909 yılında St. Petersburg'da bir seri başlattı: Alttürkische Studien (Eski Türkçe Çalışmaları). Irk Bitig Vilhelm Thomsen tarafından 1912'de JRAS'da yayımlanır. Fransız heyetinin başında Tun Huang'a giden ve Bin Buda mağaralarında Prens Kalyanamkara ve Papamkara hikâyesinin Uygurcasını da bulan Paul Pelliot bu eseri 1914't e neşreder. Malov'un Sarı Uygurlar arasında bulduğu Altun Yaruk (Suvarnaprabhâsa) da 1913-1916 yıllarında Radloff ve Malov tarafından neşredilir. 1915'te Tôru Haneda Japonya'da Sekiz Yükmek'i yayımlar. 1908-1938 arasındaki 30 yıl, Uygur metinlerinin neşri bakımından altın yıllardır. Yukarıda zikrettiğimiz diziler ve büyük eser neşirleri yanında Radloff, A. von Le Coq, Bang, Gabain ve Arat daha pek çok Uygurca parçayı küçük kitapçıklar ve ilmî makaleler hâlinde yayımlarlar. Manicilerin tövbe duası olan Huastuanift, 1909'da Radloff, 1911'de A. von Le Coq, 1923'te Bang tarafından yayımlanır. Radloff 1928'de Uygurca hukuk vesikalarını neşreder. Bang ve Reşid Rahmeti Uygur harfli Oğuz Kağan Destanını ilk defa olarak 1932'de yayımlarlar Şinasi Tekin 1960'ta Erzurum'da Kuanşi İm Pusar'ı (Ses İşiten İlâh) neşreder. 1965 yılı, Uygur şiirinin toplu olarak tanınması bakımından en önemli yıldır. Reşid Rahmeti Arat'ın uzun yıllara dayanan titiz çalışmaları Eski Türk Şiiri adı altında bu yıl neşredilir. 1970, "Uygurca yayınların yeniden canlanış" yılıdır. Şinasi Tekin'in New York'ta Abidarim Koşavardi Şastr adlı Uygur metnini tıpkıbasım olarak neşretmesinden sonra Georg Hazai ve Peter Zieme ile Uygur metinleri neşri, Türkische Turfantexte yıllarındaki canlılığa kavuştu. Berliner Turfantexte adlı yeni dizinin birinci cildi Hazai ve Zieme tarafından 1971'de, ikincisi Klaus Röhrborn tarafından yine 1971'de, üçüncüsü Semih Tezcan tarafından 1974'te, beşincisi Peter Zieme tarafından 1975'te, yedinci ve sekizincisi Georg Kara ve Peter Zieme tarafından 1976 ve 1977'de, dokuzuncusu Şinasi Tekin tarafından 1980'de, on üçüncü ve yirmincisi Peter Zieme tarafından 1985 ve 2000 yıllarında, yirmi birincisi ise 2001 yılında yayımlandı. 28

UYGUR TÜRKÇESİNİN DİL ÖZELLİKLERİ Eski Türkçenin gramerini yazmış olan Annemarie von Gabain Uygur metinlerini y ve n ağzı olmak üzere iki ana ağız grubuna ayırır. Köktürkçedeki ń sesini n' ye çeviren metinler n ağzını, y'ye çeviren metinler y ağzını oluştururlar. Mani metinleriyle Köktürk harfli yazmalar çoğunlukla n ağzını, Burkan metinleri ise y ağzını temsil ederler (Gabain 1988: 2-3). Reşid Rahmeti Arat, Köktürkçedeki n (ny) "sesinin hakikî mahiyetinin" iyice bilinmediği görüşündedir. Ona göre bu sesin hakikî mahiyet ve telâffuzu bilinmeden n ve y gelişmesini "eski metinlerde bir 'şive' farkı olarak" ele almak doğru değildir (Arat 1987: 602-603). Louis Bazin ve James R. Hamilton Köktürkçedeki harfin "duruma göre bazen yn, bazen de ny okunması" gerektiği görüşündedirler. Bazı etimolojik gerekçelerden hareket eden Hamilton'a göre koyn (koyun), Kıtayn (Kıtay), aynıg (kötü) kelimelerinde yn; fakat Tonyukuk kelimesinde ny okunmalıdır (Hamilton 1998: 68-69). Yukarıdaki görüşlere rağmen Uygurcanın y ve n olarak iki ağıza ayrılması genellikle kabul edilmiştir. Ancak aynı metinde bazen hem n'li hem y'li örnekler birlikte bulunabilmektedir. Söz gelişi "Edgü Ögli Tigin ile Ayıg Ögli Tigin" hikâyesinin Tun-huang yazmasında küçültme ekinin hem +kıya, hem +kına biçimi vardır (Hamilton 1998:68). Gabain'e göre y ve n ağızlarını birbirinden ayıran başka özellikler de vardır. Her iki ağzın özellikleri maddeler hâlinde aşağıda gösterilmiştir. 1. Köktürkçedeki n, Manici Uygur metinleriyle Köktürk harfli Uygur metinlerinde n, Burkancı Uygur metinlerinde y'dir (Manici-Burkancı ayrımı her zaman geçerli olmayabilir.): K ańıg ~ U anıg/ayıg (kötü) K çıgań ~ U çıgan/çıgay (yoksul) K koń ~ U kon/koy (koyun) 2. Köktürkçe kelime içi ve kelime sonundaki b sesleri Uygur metinlerinde çoğunlukla w olmuştur, b'li metinler azdır ve muhtemelen bu metinler daha eski tarihlidir. K ebir- ~ U ewir- (çevirmek) K sebin- ~ U sewin- K tebi ~ U tewe (deve) K teblig ~ U tewlig (hilekâr) K ubut ~ U uwut (utanma) 3. Yardımcı ses olarak kullanılan veya ekler içinde bulunan ı ünlüsü, Uygurcada bazen genişler: tınlıglarag<tınlıglarıg "canlıları" y Ağzı nda 1. Çıkma hâli için çoğunlukla +Dın kullanılması. 2. İlgi hâli ekinin, ünsüzlerden sonra da +nlŋ olması. 3. Bilinen geçmiş zaman teklik 2. şahıs ekinin her zaman ŋ'li olması. 4. Gereklilik için daha çok -guluk ekinin kullanılması. 5. p zarf-fıil ekinin -pan'dan daha çok kullanılması. 6. erki yerine erinç'in hâkim olması. n Ağzı nda 29

1. Birinci heceden sonraki / ile yardımcı ünlü I'nın bazen genişleyerek A olması: amil/amal (sakin), balık/balak (balık), akıg/akag (akma), kaŋımız/kaŋamaz (babamız), sawıg/sawag (sözü), temirig/temireg (demiri) (Gabain 1988: 3, 64; Gabain 1979: 37). 2.Vasıta hâli ekinin dudak uyumu tesiriyle bazen yuvarlaklaşarak +un olması. 3.Çıkma hâli için yalnız +DA kullanılması. 3. İlgi hâli ekinin ünsüzlerden sonra, bazen +Xŋ olması. 4. Bilinen geçmiş zaman teklik 2. şahıs ekinin bazen +txg olması. 5. Gerekliliğin -guluk eki yerine -slg ile ifade edilmesi. 6. -pan'ın -p'den daha sık kullanılması. 7. -gll sıfat-fiil eki yanında -gma ekinin de yaygın olması. UYGURCANIN ŞEKİL (MORFOLOJİK) ÖZELLİKLERİ ZAMAN EKLERİ Şimdiki Zaman ve Geniş Zaman Eki: Köktürkçede şimdiki zaman ile geniş zaman için aynı ek kullanılmıştır: -r/-ır/-ir/-ur/-ür. Görülen (Bilinen) Geçmiş Zaman Eki: Uygurcada görülen geçmiş zaman eki değişmemiştir: -dı/-di/-tı/-ti dir. Köktürkçede olmayan görülen geçmiş zaman anlamı veren bir diğer ek de -yuk, -yük ekidir: tüşeyük men düş gördüm, bayuk sen bağladın, kelyük ol geldi gibi. Öğrenilen (Duyulan) Geçmiş Zaman Eki: Uygurcada öğrenilen geçmiş zaman eki - mış/-miş dir. Gelecek Zaman Eki: Uygurcada kullanılan zaman eklerinden en farklısı gelecek zaman ekleridir. Uygurcada gelecek zaman anlamı veren ekler şunlardır: -ga, -ge, -gay, -gey ve -sık, - sik ekleri kullanılmıştır: ölgey men öleceğim, barmagay sen gitmeyeceksin, birgey biz vereceğiz gibi. EMİR-İSTEK EKLERİ 1. Teklik şahıs emir eki: -ayın/-eyin: ölüreyin Öldüreyim ; anyıtayın Korkutayım. 30

2. Teklik şahıs emir eki: -gıl/-gil ya da eksiz: eşidgil İşit, duy, eşid işit. 3. Teklik şahıs emir eki: -zun; -çun- -çu: Türük bodun yok bolmazun tiyin Türk milleti yok olmasın diye ; bodun bolçun tiyin Millet olsun diye. 1. Çokluk şahıs emir eki: -alım/-elim, -alı/-eli 2. Çokluk şahıs emir eki: -ıng/-ıngız: bilingiz Biliniz, kalıng Kalın. 3. Çokluk şahıs emir eki: -zun; -çun, -çu: bodun bolçun tiyin Millet olsunlar diye. ŞART EKİ Köktürkçede tam anlamıyla bir şart eki olmasa da bu dönemde yeni yeni şart işlevi taşımaya başlayan sar/-ser ekinin varlığından bahsedilebilir. Bu ek Eski Uygur Türkçesinde ise tam olarak şart anlamında kullanılmıştır. Örnek: barsar men gitsem, sımdasar sen Tembellik edersen gibi. SIFAT-FİİL (PARTİSİP) EKLERİ I. -guluk, -gülük: Köktürkçede az görülen bu sıfat-fiil eki, Uygurcada oldukça yaygın kullanılmıştır: ukgulug törüler Bilinmesi gereken kanunlar, tuyguluk bilgülük yol Duyulacak, bilinecek yol gibi. II. -gli, -gli: Köktürkçede bulunmayan ancak Uygurcada kullanımı yaygın olan sıfat-fiil eklerinden biridir: buluglu bulan, nomlaglı vaaz veren, okuglı okuyan gibi. III. -gma, -gme: Uygurcada çok yaygın olmamakla beraber bir işin yapan eden anlamında sıfat-fiil anlamları verir. IV. -ar, -er, -r/ -ır, -ir, -ur, -ür: Geniş zaman ekidir. Yapar, eder anlamında sıfatfiiller oluşturur. V. -duk, -dük/ -tuk, -tük: Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da bu ek yaygındır. VI. -mış, -miş: Öğrenilen geçmiş zaman ekidir. Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da sıfat-fiil eki olarak kullanılmıştır. 31

VII. -daçı, -deçi/ -taçı, -teçi: Köktürkçede gelecek zaman için kullanılan bu ek Uygurcada yalnızca sıfat-fiil görevinde kullanılmıştır. VIII. -gan, -gen/ -kan, -ken: Türkiye Türkçesinde çok sık kullandığımız -an, -en sıfatfiil ekinin en eski biçimidir. Uygurcada az kullanılmıştır. IX. -gu, -gü, -ku, -kü: Köktürkçede nerdeyse hiç görülmeyen bu ek, Uygurcada çok fonksiyonlu bir şekilde kullanılmıştır. Bu fonksiyonlardan biri de sıfat-fiil ekidir: kılmaku kılınç yapılmayacak iş, korkgu körk korkunç resim gibi. X. -sıg, sig, -sug, -süg: Köktürkçedeki bu gelecek zaman eki Uygurcada çoğu zaman sıfat-fiil görevinde kullanılmıştır: alkansıg törü övülmüş töre, ançulasık kergek övmek gerek, işlemesig iş yapılmayacak iş, kigürsüg törü girilecek töre gibi. ZARF-FİİL (GERUNDİUM) EKLERİ I. -a/-e: bintür-e bindirerek ; keç-e geçip ; tut-a tutup ; uç-a uçarak gibi. II. -ı, -i, -u, -ü: artat-ı bozularak, ıçgın-u yitirip, yügürt-ü yürütüp gibi. III. -p: Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da bu zarf-fiil eki çok yaygın kullanılmıştır: eşitip ukar biz işitip idrak ederiz, ügüzüg akıtıp Irmağı akıtıp gibi. IV. -pan, -pen: Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da bu zarf-fiil eki olarak kullanılmıştır. V. -yın, -yin: Uygurcada az görülen bir zarf-fiil ekidir. VI. -matı, -madı, -matın, -meti, -medin: Az görülen bir ektir: tün sayu öd yazmatın her gece zamanı kaçırmadan gibi. V. -galı, -geli: Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da bu ekin kullanımı yaygındır: yoldın ertürgeli umak yoldan geçirtebilecek güç, körgeli yalınlıg erti görmek için parlaktı, ölgeli turur ölmek üzeredir gibi. VI. -gınça, -ginçe, -kınça, -kinçe: Uygurcada sık kullanılan bir zarf-fiil ekidir: közüg yumup açkınça Gözü yumup açınca, işi ködügi tükeginçe işi tükeninceye kadar gibi. 32

VII. -ken: yalnızca er- olmak yardımcı fiiliyle kalıplaşarak kullanılır: erken iken, olduğu zaman. DURUM EKLERİ I. Bulunma Hali Eki (Lokatif): -da, -de, -ta, -te: ewde yurtta, beş balıkta Beş Balık ta. II. Ayrılma Hali Eki (Ablatif): Köktürkçede ayrılma hali eki ile bulunma hali eki aynıdır. Ancak Uygurcada ayrılma hali eki için -özellikle Budist Uygur metinlerinde- -dın, - din, -tın, -tin eki kullanılmaya başlanmıştır. Maniheist Uygur metinlerinde ise, bulunma hali eki olan -da, -de, -ta, -te ayrılma fonksiyonunda kullanılmaya devam etmiştir. III. İlgi Hali Eki (Genitif): Köktürkçede +ıng eki de sıklıkla kullanılırken, Uygurcada ünlü ve ünsüzle biten kelimelerde çoklukla +nıng, +ning, +nung, +nüng eki kullanılmıştır: monçuk+ung boncuğun, ilig+ning hükümdarın, kişi+ning kişinin gibi. IV. Belirtme Hali Eki (Akkuzatif): Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da +ıg, +ın ve +nı ekleri kullanılmıştır. V. Yönelme/Yükleme Hali Eki (Datif): Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da -ga, - ge, -ka, -ke ekleri kullanılmıştır. VI. Yön Eki (Direktif): Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da -garu, -gerü ve -ra, - re ekleri kullanılmıştır. Çok az da olsa -ru, -rü ekleri de aynı fonksiyonla kullanılmıştır. VII. Araç Durumu Eki (İnstrumental): Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da araç durumu +ın eki ile kurulur: yadagın yaya olarak, otın ateş ile, eligin eliyle gibi. KARAHANLILAR Karahanlı hakanlarının hangi Türk boyundan çıktığı öteden beri tarihçiler arasında tartışılmıştır. En çok tartışılan tezler Karluk ve Yağma tezleridir. İkinci teze göre Karahanlı hakanları Yağmalar üzerinden Dokuz Oğuzlara yani Uygurlara dayanmaktadır. KARAHANLILARDAN KALAN ESERLER Karahanlılardan bugüne ulaşan Türkçe dil ve edebiyat metinleri şunlardır: 1. Kutadgu Bilig (1069-1070), 2. Dîvânü Lügati't-Türk (1074), 3. İlk Kur'an tercümeleri, 4. Atebetü'l-Hakayık, 5. Hukuk belgeleri, 6. Ahmet Yesevî ile izleyicilerinin şiirleri. 33

KUTADGU BİLİG Kutadgu Bilig, İslâmî Türk edebiyatının bilinen ilk büyük eseridir. 6645 beyitten oluşan manzum bir siyasetnamedir. 11. yüzyılda Türkçenin bilim dili olarak kullanıldığını gösteren en büyük tanıktır. Kutadgu Bilig'in kelime anlamı mutlu olma bilgisi, terim anlamı siyaset bilgisidir. "Siyaset bilgisi" anlamı, eserin ön sözünde de vurgulanmıştır: "(Kitaba) Çinliler edebü'1-mülûk adını verdiler. Mâçin hükümdarlarının bilgeleri âyi-nü'1-memleke dediler. Maşrıklılar zînetü'lümera diye ad koydular. İranlılar şahname-i Türkî adını vermişler; bazıları ise pendname-i mülûk demişler. Turanlılar Kutadgu Bilig diye söylemişler". "Hükümdarların terbiyesi", "memleketin aynası", "emirlerin (beylerin) zineti"... anlamlarına gelen bütün bu adlandırmalar bugünkü "siyaset bilimi" kavramını ifade etmektedir. Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf Has Hâcib hakkında, eserin başında yer alan mensur ve manzum önsözlerde kısa bilgiler vardır. Buna göre Yusuf Balasagunludur. Manzum önsözde Kuz Ordu adıyla geçen ve Karahanlıların yazlık merkezi olan Balasagun, bugünkü Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'in 50 km doğusundaki Tokmak şehri civarındadır. Bölgede hâlâ Karahanlılardan kalma bir minare (Burana) ve kümbetler bulunmaktadır. Yusuf eserinin, "Kitâb atı yörügin yime avuçgahkın ayur" (Kitabın adını, anlamını ve yaşlılığını söyler) bölümünde Okır emdi altmış maŋar kel tiyü (çağırır şimdi altmış bana gel diye) dediğine göre kitabı yazdığı sırada 55-59 yaşlarında olmalıdır. Eser 1069/1070'te yazıldığına göre Yusuf'un 1010/1015 yılları arasında doğduğunu tahmin edebiliriz. Yusuf'un kendisini, eserinin ana kahramanlarından Ay Toldı ile özdeşleştirdiğini düşünebiliriz. Eserde Ay Toldı başka bir şehirde kendini yetiştirdikten sonra devletin merkezine gider ve hükümdar Kün Togdı'nın hizmetine girer. Yusuf'un da aynı şekilde Balasagun'da yetiştiği ve Kâşgar'a giderek Tavgaç Uluğ Buğra Han'ın hizmetine girdiği ön sözde belirtilmiştir. Yusuf un nasıl bir aileden geldiğini, nasıl bir eğitim gördüğünü Ay Toldı'ya bakarak tahmin etmek mümkündür. Ay Toldı, yumuşak huylu, akıllı, bilgili, düşünceli bir genç idi. Doğru ve yumuşak sözlüydü. Görenin gözünü kamaştıracak derecede yakışıklıydı. Her türlü erdemi (bilgi ve hüneri) öğrenmişti. Birçok erdemiyle kendisini memleketinin önde gelenlerinden sayıyor; fakat bir işe yaramadığını düşünüyordu. Bundan dolayı hükümdar katına gidip faydalı olmayı ve ondan ihsan almayı istedi. Gurbette sıkıntı çekmemek için yanma altın, gümüş, eşya ve mal aldı. Atını hazırlayıp yola çıktı. Zaman zaman mola vererek hükümdar şehrine ulaştı. Başlangıçta sıkıntı çekti, yüzü sarardı ve bir imarette geceledi. Sonunda çeşitli insanlarla tanışarak kendine bir ev tuttu ve Küsemiş adlı biri aracılığıyla hükümdarla tanıştı. Buna göre Yusuf un seçkin ve hatta zengin bir aileden geldiğini, iyi bir eğitim gördüğünü tahmin edebiliriz. Devrinin "erdemleri" olarak Arapçayı, Farsçayı, edebiyatlarına vâkıf olacak derecede öğrendiğini, dönemin belli başlı bilimlerinden haberdar olduğunu, yine o dönem insanları için aranan hünerlerden olan binicilik, döğüş sanatı, satranç gibi hünerlerde usta olduğunu düşünebiliriz. Hiç şüphesiz Balasagun'da Türkçeyi edebî dil olarak kullanan çevreler de vardı ve Yusuf Türkçede de usta idi. Yakışıklı bilgin ve şairin Kâşgar'da bir süre sıkıntı çektiği ve sonunda eserini, Doğu Karahanlı hükümdarı Tavgaç Uluğ Buğra Han'a sunduğu anlaşılıyor. 50 yaşlarında Kâşgar'a gelip Kutadgu Bilig'i tamamlayan ve hükümdara sunan Yusuf, erdem ve gayretinin neticesini almış; saraya has hâcib (başmâbeyinci) olarak tayin edilmiştir. Yusuf Has Hâcib'in bundan sonraki ömrünü devlet hizmetinde geçirdiği; akıllı, bilgili, erdem ve takva sahibi bir kişi olarak çevresinden saygı ve itibar gördüğü anlaşılmaktadır. Nitekim mensur ön 34

sözde Melik Buğra Han'ın onu ululayıp has hâciblik verdiği; "uluğ has hâcib" olarak Yusuf un adının cihanda yayıldığı belirtilmiştir Kutadgu Bilig'in bugüne ulaşmış bulunan üç nüshası vardır: Herat, Mısır, Fergana nüshaları. Herat nüshası Şahruh Dönemi'nde, 17 Haziran 1439'da Herat'ta istinsah edilmiştir. Temürlülerin siyaset, kültür ve bilim şehirleri olan Herat ile Semerkant, 15. yüzyılın ilk yarısında dünyanın en büyük merkezleri durumundaydı. Türkler üç asırdan beri Arap harflerini kullanıyorlardı; fakat bazı eserleri bir ata yadigârı olan Uygur alfabesiyle istinsah etmek de bir moda hâline gelmişti. 15. yüzyılın ilk yarısında Türkistan'da âdeta bir rönesans yaşanıyordu. Hatta bu moda Osmanlıların Edirne sarayına dek etkisini göstermiş ve 2. Murad'ın oğlu şehzade Mehmed'e (Fatih Sultan Mehmed) Uygur harflerini öğretecek hocalar tutulmuştu. Kutadgu Bilig'in Herat nüshası, işte bu modanın tesiriyle Uygur harfleriyle istinsah edilmiştir. 15. yüzyılın 2, yarısında dünyanın güç, bilim, kültür merkezi Doğu Türklüğünden Batı Türklüğüne geçtikten sonra İstanbul'da da bu moda bir süre devam etmiş, Fatih'in Ve 2. Bayezid'in saraylarında Uygur harfleriyle meşgul olan yazıcılar bulunmuştur. Bunlardan biri olan Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı, Kutadgu Bilig'in Herat nüshasını Tokat üzerinden İstanbul'a getirtmiştir. Muhtemelen 16. yüzyılın ortalarından sonra İstanbul'da Uygur harflerini bilen kimse kalmamış ve bu eser bir tarafta unutulmuştur. Osmanlı tarihçisi Hammer 18. asrın son yıllarında bu eseri bulup Viyana'ya götürmüş ve bazı sayfaların kopyasını Paris'te bulunan Amédée Jaubert'e göndermiştir. Jaubert'in 1825'te Journal Asiatique'te yazdığı bir makale ile Kutadgu Bilig, bilim dünyası tarafından tanınmıştır. Bu nüsha hâlen Viyana'da Avusturya Devlet Kütüphanesi'ndedir. Mısır nüshası, 1374'ten önceki bir tarihte İzzeddin Aydemir adına Arap harfleriyle istinsah edilmiştir. Çengiz'in torunu Batu Han'ın 1236-1241 arasındaki büyük Deşt-i Kıpçak ve Avrupa seferinde Mısır'a kaçan Kıpçak asker ve kumandanları, 1250'de Mısır'da Kıpçak Türk (Memlûk=Kölemen) devletini kurmuşlardı. Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı Osmanlı topraklarına kattığı 1518 yılma dek süren bu Türk devletinde yöneticilerin ve kumandanların çoğu Türk, fakat ahali büyük çoğunlukla Arap olduğundan halka Türkçeyi öğretmek üzere birçok sözlük ve gramer yazılmıştı. Yönetici ve kumandanlara Türkçe eserler desunuluyordu. Kutadgu Bilig'in Mısır nüshası da Kıpçak Türk kumandanlarından Aydemir adına istinsah edilmiş bir kitaptı. Eserin yüzyıllarca Kahire'de kaldığı anlaşılıyor. Hidiv Kütüphanesi müdürü Moritz 1896'da kütüphaneyi düzenlerken bu nüshayı bodrum katında, yaprakları karışmış vaziyette bulmuştur. Nüsha hâlen Kahire'de, Mısır Devlet Kütüphanesindedir. Fergana nüshası 14. yüzyılın ilk yarısında Harezm muhitinde Arap harfleriyle istinsah edilmiş olmalıdır. Bu dönemde Batı Türkistan, Çağatay Hanlığı yönetimindeydi ve Kâşgar Türk kültür merkezi Harezm'e kaymış bulunuyordu. Eser Batı Türkistan'da uzun asırlar boyunca özel kütüphanelerde kaldıktan sonra, Katanov'un asistanı Ahmet Zeki Velidi (Togan) tarafından 1913 yılında Fergana'da bulunmuş ve küçük bir yazıyla tanıtılmıştır. Fakat Birinci Dünya Harbi, Bolşevik ihtilâli ve Türkistan istiklâl mücadeleleri sırasında tekrar kayıplara karışan nüsha 1925 yılında, Özbek bilgini Fıtrat tarafından yeniden bulunmuştur. Nüsha bugün Taşkent'te bulunmaktadır. Görüldüğü üzere en eski nüsha olan Fergana nüshası dahi eserin yazılışından en az 200-250 yıl sonra istinsah edilmiştir. Mısır nüshası aşağı yukarı 300 yıl, Herat nüshası 370 yıl sonradır. Buna rağmen nüshalarda Karahanlı devri dil özellikleri önemli ölçüde korunmuştur. Kutadgu Bilig, beyitler hâlinde yazılmış, mesnevi tarzında (her beyit kendi içinde) kafıyelenmiş çok büyük bir eserdir. Ancak eserin sonundaki üç bölüm gazel tarzında kafiyelenmiştir. Ayrıca 35

eserin içine serpiştirilmiş 173 dörtlük vardır ki bunlar mani tarzında kafıyelenmiştir. Kutadgu Bilig, Şark edebiyatının klâsik nazım birimlerinden mesnevi tarzında ve aruz vezniyle yazıldığı hâlde, beyit sonlarında tam ve zengin kafiyeden çok yarım kafiye kullanılmıştır. Redif ise çok azdır. Buna karşılık Eski Uygur şiirindeki mısra başı kafiyesi yer yer Kutadgu Bilig'de de görülür. Eser, Şehname vezni olan feûlün feûlün feûlün feûl kalıbıyla yazılmıştır. Sadece sondaki eklemelerden ilk ikisinde 4 feûlün kalıbı kullanılmıştır. Kutadgu Bilig'in vezni, uzun süre araştırıcıları uğraştırmıştır. Bunun sebeplerinden biri eserde sık görülen aruz hataları (özellikle imale) ise önemli sebeplerden biri de kulağa devamlı olarak çarpan 6 + 5'lik hece ahengidir. Yarım kafiyeleriyle, hece ritmiyle ve zaman zaman görülen mani tarzındaki kafiye şemasıyla Kutadgu Bilig Türk halk şiiri ahengini de taşımaktadır. Eserdeki aruz hatalarını da abartmamak gerekir. Bir kere Kutadgu Bilig san'at amacıyla değil didaktik amaçla yazılmıştır. İkinci olarak bugün bize imale gibi görünen pek çok uzunluğun, o devirde Kâşgarlı Mahmud'un deyişiyle fasîh söyleyişe uygun olabileceği, yani aslî uzunluk olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Kutadgu Bilig'in temel yapısı manzum hikâye şeklindedir: Dünyaya hükmeden, fakat yalnızlıktan sıkılan ve akıllı, işbilir bir yardımcı arayan bir hükümdar (Kün Togdı); buna karşılık kendisini çok iyi yetiştirmiş, akıllı, erdemli Ay Toldı. Bulunduğu yerde bir işe yaramadığını düşünen Ay Toldı, başkente giderek hükümdarın hizmetine girer; ona kut, adalet, dil hakkında düşüncelerini uzun uzun anlatır. Ölümcül bir hastalığa yakalanınca hükümdara bir mektup yazarak oğlu Ögdülmiş'i ona emanet eder. Ay Toldı'nın ölümünden sonra Kün Togdı, Ögdülmiş'i oğlu yerine koyup yetişmesini sağlar, daha sonra hizmetine alır. Hizmeti sırasında Ögdülmiş Kün Togdı'ya, hükümdarlık, vezirlik, kumandanlık, has hâciblik, elçilik vb. konularda düşüncelerini uzun uzun anlatır. Sonunda hükümdar Ögdülmiş'ten kendisi gibi bir kişi daha bulmasını ister; o da inzivada yaşayan Odgurmış'ı tavsiye eder. Hükümdar mektupla ve Ögdülmiş aracılığıyla birkaç kez Odgurmış'ı çağırmasına rağmen Odgurmış inzivasından ayrılıp dünya işlerine karışmak istemez. Sonunda razı olup gelir ve hükümdarla uzun uzun konuşarak tekrar inzivasına çekilir. Ögdülmiş ile hükümdarın konuşmaları devam eder, bu arada Odgurmış ölür; onun yasını tutarlar. Hikâye, Ögdülmiş'in işini yapmaya devam ettiğini, mutlu bir ömür sürdüğünü, dünyanın düzene girdiğini anlatan beyitlerle sona erer. Hikâyenin asıl sonu böyledir; ancak son beyitte "onlar gitti, geride iyi adları kaldı." denilerek nihayet Ögdülmiş'le Kün Togdı'nın da öldükleri belirtilir. Eserde alt yapıyı teşkil eden bu manzum hikâye, kitabın büyük kısmını içine alan karşılıklı konuşmalar dolayısıyla tiyatro görünümü kazanır. Gerçekten de olaylarla ilgili geçişler birkaç cümleyle seyirciye anlatılırsa eserin geri kalan bölümü bir tiyatro şeklinde sahneye konulabilecek özelliktedir. Bu bakımdan Kutadgu Bilig'e, Türk Edebiyatı'nın ilk tiyatro eseri denilebilir. Kutadgu Bilig'den önce yazıldığı kabul edilen Burkancı (Budist) Uygurlara ait Maytrısimit de tiyatro görünümünde olmakla beraber, Maytrısimit'in Toharcadan tercüme edildiği göz önünde bulundurularak Kutadgu Bilig'in ilk tiyatro eseri sayılması doğru olur. Eserin kahramanları, adalet, kut (baht) gibi kavramları temsil ettiğine göre Kutadgu Bilig'in temsilî (allegorik) bir eser olduğunu da söyleyebiliriz. Bütün yapı özelliklerini dikkate alarak Kutadgu Bilig'i "alt yapısı hikâye, üst yapısı tiyatro tarzında kurulmuş allegorik, manzum bir mesnevi" şeklinde tanımlamak mümkündür. Kutadgu Bilig'in ana temi "ideal insan"dır. Yusuf Has Hâcib'in ideal insanı, "bütün kötü vasıflardan arınmış ve iyi huylarla bezenmiş bir insandır. Allah'a sıkı sıkıya bağlı, takva sahibi bir mü'mindir. Zamanının bütün ilim ve hünerlerini öğrenmiş bir âlim ve hakimdir. Bütün alfabeleri ve dilleri bildiği gibi şiir, belâgat, hesap, hendese, tıp, he'yet vb. ilimlere vâkıf; okçuluk, avcılık, satranç vb. hünerlere sahiptir. Adaletten ve doğruluktan şaşmaz; ağır başlı ve 36

alçak gönüllüdür. Hırsızlık yapmaz, yalan söylemez, içki içmez, dedikodu etmez. Son derece cömert ve iyilikseverdir. Etrafındaki insanlara merhametli ve insaflı davranır. Âdet ve an'anelere, görgü kurallarına uygun hareket eder." "İdeal insan" ana temi eserde monoton bir tasvirle verilmez. Eserin tiyatro yapısına uygun olarak karşılıklı konuşmalar içinde verilir. Kahramanların çeşitli konular hakkındaki karşılıklı soru ve cevapları, sonuç olarak "ideal insan" tipini ortaya koyar. Kün Togdı-Ay Toldı, Kün Togdı-Ögdülmiş, Ögdülmiş-Odgurmış, Kün Togdı-Odgurmış arasındaki soru ve cevaplarla işlenen konular şunlardır: Kün Togdı-Ay Toldı: Kut (baht), adalet, dil. Ögdülmiş-Kün Togdı: Ukuş (akıl, anlayış); hükümdar, vezir, kumandan, has hâcib (başmabeyinci), kapıcılar başı, elçi, devlet sekreteri, hazinedar, saray aşçı başısı, hayvan yetiştiricilerinin hangi niteliklere sahip olması gerektiği; devlet görevinde çalışanların hükümdar üzerindeki hakları, ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiği. Odgurmış-Ögdülmiş: Dünyanın ayıpları; dünyayı ve ahireti kazanmak; beylere hizmet etmenin kuralları; saraydaki görevliler, halk, peygamber soyundan gelenler, bilginler, doktorlar, efsuncular, rüya tabircileri, müneccimler, şairler, çiftçiler, esnaf ve tüccarlar, hayvancılar, zanaatkârlar, yoksullar ile ilişkilerin nasıl olması gerektiği; evlenilecek hanımdaki nitelikler; çocuk eğitimi; evde çalışanlara nasıl davranılması gerektiği; yemek ve yemeğe çağırma adabı; öbür dünyaya hazırlık; iyiliğe iyilikle, insanlığa insanlıkla mukabele etme. Kün Togdı-Odgurmış: Selâmlaşma, beyin sözünde durması, iyilik, dış görünüşe aldanmamak, Odgurmış'ın hükümdara çeşitli öğütleri. Kutadgu Bilig Karahanlı Dönemi'nin ölçünlü (standart) Türkçesi ile yazılmıştır. Eserin mensur ön sözünde dönemin ölçünlü dili için "Buğra Han tili" (manzum ön sözde "han tili") terimi kullanılmıştır. Ön sözün meçhul yazarı şöyle diyor: "Çin ve Mâçin âlim ve bilgelerinin hepsi ittifak ederler ki doğu vilâyetinde, bütün Türkistan ellerinde Buğra Han dilinde, Türk lisanında bu kitaptan daha iyisini asla kimse yazmadı." Görüldüğü üzere devrin ölçünlü dili "Buğra Han dili" terimiyle anlatılmakta, fakat dilin genel adı "Türk lügati (dili)" olarak geçmektedir. Önsöz yazarı manzum ön sözde kendi dilini "Türkçe" olarak adlandırmıştır: Bu Türkçe koşuglar (şiirler) tüzettim sar/a. Yusuf Has Hâcib de kendi dilini "Türkçe" olarak adlandırır: Karahanlılar döneminden çok az eser bugüne ulaşmıştır. Buna karşılık Kutadgu Bilig üç nüsha ile bugüne ulaşmış, hatta Ankara'daki eski bir yazmada ve Saraycık'ta bulunan bir küp üzerinde bazı beyitlerine rastlanmıştır. Bu durum, onun Türk dünyasında yaygın bir eser olarak çok okunmuş olduğunu gösterir. Mensur önsözdeki "Bu kitap hangi padişaha, hangi iklime ulaştı ise o illerin bilgeleri ve âlimleri kabul edip her biri bir türlü ad verdiler." ifadesinden de eserin yaygınlığı, özellikle hükümdarlar katındaki itibarı açıkça anlaşılmaktadır. Kitaba ayrı ayrı ad veren ülkeler, mensur ve manzum ön sözde Çin. Mâçin, Maşrık (Doğu), İran, Turan şeklinde sayılmaktadır. "Çin ve Mâçin" ile o zamanki Türk dünyasının en doğu bölgeleri kastedilmektedir. Elimizdeki nüshalardan birinin Herat'ta yazılıp İstanbul'a getirilmiş olması, birinin Fergana'da, üçüncüsünün ise Kahire'de bulunması da Türkistan'dan Mısır'a ve İstanbul'a ulaşan bir coğrafyayı işaret etmektedir. Eldeki nüshaların 14 ve 15. Yüzyıllara ait olması da esere gösterilen ilginin 15. yüzyıl sonlarına dek sürdüğünü göstermektedir. 11. yüzyılın ikinci yarısında yazılan Kutadgu Bilig, 400 yıl boyunca bütün Türk dünyasında sürekli ilgi görmüştür. 37

Kutadgu Bilig (Kısaca) Balasagunlu Yusuf Has Hacib tarafından 1069 yılında yazılmıştır. Kutadgu Bilig, İslâmî Türk edebiyatının bilinen ilk büyük eseridir. 6645 beyitten oluşan manzum bir siyasetnamedir. Kutadgu Bilig'in kelime anlamı Mutluluk veren bilgi dir. Türk edebiyatındaki ilk siyaset-name dir. Türk edebiyatının ilk mesnevisidir. Kitaba Çinliler Edebü'1-mülûk, Maçinliler Ayinü'1-memleke, Maşrıklılar Zinetü'lümera, İranlılar Şehname-i Türkî adını vermişlerdir. Bu adlandırmalar Kutadgu Bilig in yazıldığı dönemde sadece Türkler arasında değil, tüm dünyada ilgiyle okunduğunu gösterir. Kutadgu Bilig'in bugüne ulaşmış üç nüshası vardır: Herat (Viyana), Mısır (Kahire) ve Fergana nüshaları. Mısır ve Fergana nüshaları Arap harfleriyle yazılırken, Herat (Viyana) nüshası Uygur harfleriyle yazılmıştır. Firdevsî nin eseri Şeh-name ile aynı kalıpta yazılmıştır: feûlün feûlün feûlün feûl. Eser, içerik olarak dört ana karakter etrafında örülmüştür: Kün Togdı: Adalet Ay Toldı: Baht Ögdülmiş: Akıl Odgurmış: Akıbet Kutadgu Bilig, üzerinde en çok çalışılan eserlerden biridir. Özellikle bu konuda Reşit Rahmeti Arat ın üç ciltlik eseri başucu kitabı niteliğindedir. Çağdaş Türk lehçelerinde de eser üzerinde birçok çalışma yapılmıştır. Kutadgu Bilig den örnek beyitler: yine bu kitab kör kamugka yarar meliklerke artuk ilig kend tutar Yine bu kitap herkese yarar, hükümdarların daha fazla memleketi ele geçirmesini sağlar. bu türkçe koşuglar tüzettim sanga 38

okırda unıtma du â kıl manga Bu Türkçe şiirleri sana yazdım, okuduğun zaman unutma ve dua et bana. bayat atı birle sözüg başladım törütgen égidgen keçürgen idim Allahın adıyla söze başladım, yaratan, büyüten ve affeden rabbim. üküş ögdi birle tümen ming senâ ugan bir bayatka angar yok fenâ Çokça övgü ve binlerce sena her şeye muktedir olan Allah adır. Ona fena yoktur. ata pendini sen katıg tut katıg kutadgay kününg berge künde tatıg Babanın nasihatini sen iyi tut, (eğer babanın nasihatini iyi tutarsan) gününün tadına tat katacak ve seni mutlu edecektir. negü ter eşitgil uç ordu begi bilip sözlemiş sözke yetrüp ögi Ne diyor işit ordu ve uç beyleri, bilip söylenmiş söze aklını yetir. manga mundag aydı sınamış kişi sınamış kişiler sözi söz başı Bana böyle söyledi tecrübeli kişi, tecrübeli kişilerin sözü, sözlerin başıdır. kılıç birle alsa bolur terk ilig kalem bolmagınça basumaz ilig Kılıç ile çabuk bir şekilde memleketler alınsa da, kalem olmayınca o alınan memleketteki halkla başa çıkılamaz. 39

uwutlug silig bolsa kılkı tüzün kelir andın edgü kılınçın sözün Edepli, temiz ve dürüst olsa bir kişinin tabiatı, ondan sadece iyi amel ve doğru söz gelir. köngüllüg kişi söz unıtmaz bolur köngülsüz sözüg ked tutumaz bolur İnsanın gönlü istediği zaman sözünü unutmaz, ancak bir işte gönülsüz olursa sözünü çok iyi tutamaz. kapug başlar er ked bagırsak kerek teni cânı birle tapugsak kerek Kapıda nöbet tutan askerin çok yürekli olması gerekir ve hem canı hem de teni ile hizmet etmesi gerekir. DÎVÂNÜ LÜGATİ'T-TÜRK Dîvânü Lügati't-Türk, Türkçenin bilinen ilk sözlüğüdür. Kâşgarlı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed tarafından 1072 Ocağında yazılmaya başlanmış, 1077 Ocağında bitirilmiştir. Mahmud eserini, Abbasî halifesi Muhammedü'l-Muktedî bi-emrillâh'ın oğlu Ebü'l-Kasım Abdullah'a sunmuştur. Eserin malzemesi Türk dünyasından toplanmış, Bağdat'ta kitap hâline getirilmiştir. Eserin tam adı "Kitâbü Dîvânı Lügati't-Türk"tür "Türk dillerini toplayan kitap" demektir. Kâşgarlı Mahmud, döneminin Ölçünlü (standart) dilinin sözlüğünü yazmakla birlikte çeşitli Türk boylarının ağızlarına da yer vermiştir. Bu bakımdan eserine "Türk lügati (Türk dili)" yerine "Türk lügâti (Türk dilleri)" demiştir. Buradaki "diller"den maksat ağızlardır: Oğuzların dili, Kıpçaklann dili, Arguların dili. "Dil" kelimesi bugün de bu anlamda kullanılmaktadır: İstanbul'un dili Muğla'nın dili Erzurum'un dili. Hatta farklı kullanım ve üslûp özelliklerini belirtmek üzere Peyami Safa'nın dili, Tanpınar'n dili gibi anlatımlara da başvurulur İşte Kaşgarlı Mahmud'un "lügât (diller)" terimini tercih etmesinin sebebi budur Nitekim Amerika'daki yayınında da eserin adı "Compendium of Turkic Dialects (Türk Şiveleri Lügati)" olarak verilmiştir. Kâşgarlı Mahmud'un Karahanlı Hanedanı'na mensup bir şehzade olması kuvvetle muhtemeldir. Babas. Hüseyin Çağrı Tigin 1056-1057 yıllarından önce Barsgan emiri idi. Eserinin Barsgan maddesinde Kâşgarlı, "Bu şehir Mahmud'un babasının şehridir." kaydını düşmüştür. Mahmud Türk ellerini bir süre dolaştıktan sonra Bağdat'a gitmiş olmalıdır. Malazgirt Savaşı sırasında onun Bağdat'ta olduğu ve eserinin hazırlıklarıyla meşgul bulunduğu düşünülebilir. 26 40

Ağustos 1071'de Malazgirt'te Bizans'ı bozguna uğratan Selçuklu Türkleri, dünyanın bir numaralı gücü hâline gelmişler; bütün Ön Asya ve Orta Asya'ya hâkim olmuşlardı. Mahmud'un eserini, bu siyasî üstünlüğün şuurunda olarak yazdığı, Araplara önemli mevkilere gelmek için Türkçe öğrenmelerini tasviye etmesinden ve Tanrı'nın, dünyanın idare yularını Türklerin eline verdiğini belirtmesinden açıkça bellidir. Standart dilin dışında en çok Oğuzların ağzına yer vermesi ve diğer Türk kollarının boylarını saymazken Oğuzların 22 (bilâhare 24) boyunu damgalarıyla beraber sayması da bu siyasî üstünlük dolayısı iledir. Kâşgarlı Mahmud sadece bir sözlük yazarı değildir. Sözlüğünde belirttiğine göre o, Cevâhirü'n- Nahv fî-lügati't-türk (Türk dilinin gramer cevherleri) adlı bir de gramer yazmıştı. Ancak bu gramer bugüne dek bulunamamıştır. Sözlükte verilen bilgilere bakınca Kâşgarlı'yı sadece bir sözlükçü ve gramerci olarak nitelemenin de yeterli olmadığı anlaşılır. O aynı zamanda bir diyalektolog (ağız araştırmacısı), etnolog ve halk edebiyatı araştırmacısıdır. 11. yüzyılın bu çok yönlü Türkoloğunu Radloff haklı olarak "Türkolojinin babası" saymıştır. Kâşgarlı Mahmud'un Türkçe ve Arapça yanında Farsçayı da iyi bildiğini; başta coğrafya, tarih ve din bilimleri olmak üzere döneminin başlıca ilimlerinden haberdar olduğunu düşünebiliriz. Kâşgarlı Mahmud, eserinin mukaddimesinde kendisini ve yaptığı işi şöyle anlatıyor: "Ben onların en uz dillisi, en açık anlatanı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğum hâlde onların şarlarım, çöllerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belliyerek fayadalandım; öyle ki, bende onlardan her boyun dili, en iyi yolda yerleşmiştir. Ben onları en iyi surette sıralamış, en iyi bir düzenle düzenlemişimdir" Görüldüğü gibi Kâşgarlı kendi niteliklerinin farkındadır. Kendisini standart dili en iyi bilen birisi olarak nitelemekte ve Türk dünyasını dolaşarak birçok boyun dilini öğrendiğini ifade etmektedir. Kâşgarlı Mahmud aynı zamanda bilinçli bir Türkçüdür. Eserinin Türk maddesinde "Yüce Tanrı 'benim bir ordum vardır, ona Türk adını verdim, onları doğuda yerleştirdim. Bir ulusa kızarsam Türkleri, o ulus üzerine musallat kılarım' diyor" şeklindeki kutsî hadisi aktardıktan sonra Kâşgarlı şöyle devam ediyor: "İşte bu, Türkler için bütün insanlara karşı bir üstünlüktür. Çünkü, Tanrı onlara ad vermeyi kendi üzerine almıştır; onları yeryüzünün en yüksek yerinde, havası en temiz ülkelerinde yerleştirmiş ve onlara 'kendi ordum' demiştir. Bununla beraber Türklerde güzellik, sevimlilik, tatlılık, edep, büyükleri ağırlamak, sözünü yerine getirmek, sadelik, öğünmemek, yiğitlik, mertlik gibi öğülmeye değer, sayısız iyilikler görülmektedir" Eserinin girişinde de, birkaç cümlelik Tanrı'ya övgü ve peygambere dua kısmından hemen sonra Kâşgarlı şöyle diyor: "İmdi, bundan sonra Muhammed oğlu Hüseyn, Hüseyn oğlu Mahmud der ki: Tanrının devlet güneşini Türk burçlarında doğdurmuş olduğunu ve onların milkleri üzerinde göklerin bütün teğrelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne ilbay kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı; dünya milletlerinin idare yularını onların ellerine verdi; onları herkese üstün eyledi; kendilerini hak üzere kuvvetlendirdi, Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanı aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi; bu kimseleri kötülerin ayak takımının- şerrinden korudu. Okları dokunmaktan korunabilmek için, aklı olana düşen şey, bu adamların tuttuğu yolu tutmak oldu. Derdini dinletebilmek ve Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka yol yoktur. Dîvânü Lügati't-Türk'ün tek yazması vardır; Ali Emirî Efendi tarafından İstanbul'da Beyazıt Camii yanındaki bir sahafta, 1917 yılında bulunmuştur. Hâlen, Emirî Efendi'nin bağışladığı kitaplarla kurulmuş bulunan, İstanbul'un Fatih semtindeki Millet Kütüphanesi'ndedir. 41

Dîvânü Lügati't-Türk, Türkçeden Arapçaya bir sözlüktür. Türkçe sözlerin Arapça karşılıkları verildikten sonra mutlaka kelimelerin içinde bulunduğu bir örnek cümle verilir. Örnekler sık sık bir atasözü veya bir dörtlük de olabilmektedir. Daha sonra örneğin Arapça karşılığı yazılır. Eğer madde başı olan kelime Türk kişi veya boy adlarından biri ise ayrıca açıklamalar yapılır. Özel adlar dışındaki önemli kelimeler için de bazen açıklamalar yapılmıştır. Madde başı fiil ise "aldı, yazdı" şeklinde bilinen geçmiş zamanın teklik 3. şahsında verilir. Örnek ve Arapça anlam bittikten sonra fiilin geniş zamanı ile mastarı (alur-almak, yazar-yazmak) mutlaka yazılır. Bunun sebebi, geniş zaman ekinin, bugün olduğu gibi o zaman da kurala bağlanamaması (almak'ta -ur, fakat yazmak'ta -ar eki); mastar ekindeki kaf veya kef harfi vasıtasıyla fiilin kalın veya ince olduğunun belirtilmek istenmesidir. Tabiî ki eserde, bugünkü sözlük düzenlemesinde olduğu gibi madde başları alt alta sıralanmamış; yeni madde başı, önceki maddenin bittiği yere yazılmıştır. Bu durumda okuyucunun maddeyi rahatça görebilmesi için madde başının üstü kırmızı mürekkeple çizilmiştir. Bunlar arasında 14 dörtlükten oluşan uzun savaş ve bahar şiirleri de vardır. Dîvânü Lügati't- Türk'teki şiirlerde en çok işlenen konular sırasıyla savaş ve bahardır. Savaş sahneleri ve bahara ait manzaralar yoğun birkaç dörtlük içinde, çok canlı tasvirler hâlinde yansıtılır. Dîvânü Lügati't-Türk'te beyitler hâlindeki şiirler azdır. Bunlara çoğunluğu hikemî beyitlerdir. Pastoral, lirik ve hamasî beyitler de vardır. Dörtlükler hâlindeki şiirler hece vezniyle yazılmıştır. Çoğunluğu 4+3 duraklı, 7 hecelidir. Bazı dörtlüklerse 4+4 duraklı, 8 hecelidir. 6 ve 5 heceli dörtlükler de vardır, fakat çok azdır. 4. mısralarındaki ortak kafiyelerle birbirlerine bağlanan dörtlükler, koşma tarzının Türk edebiyatındaki ilk örnekleridir. Dörtlüklerin ilk üç mısraı, kendi aralarında kafiyelidir. Duraklar, yarım kafiye ve redif sonraki dönemlerin koşmalarında olduğu gibi bu şiirlerin de başlıca ahenk unsurlarıdır. Dîvânü Lügat't-Türk'teki dörtlüklerin aruzla yazıldığını ileri süren araştırıcılar da vardır (Stebleva 1971, Tekin 1989). Eserdeki beyitlerin çoğu ise aruzla yazılmıştır. En çok kullanılan vezinler "3 müstef'ilün", "mef'ûlü fâilâtün mef'ûlü fâilâtün" ve "tnefûlü fâilâtün mefûlü fâilün"dür. Türk dili için bir hazine değerinde olan Dîvânü Lügati't-Türk; Köktürk, Eski Uygur ve Karahanlı Dönemi metinlerini çözmede kullanılabilecek en önemli sözlüktür. Bu sözlüğün bulunup yayımlanmasıyla Eski Türkçe döneminin pek çok sorunu çözülmüştür. Kâşgarlı Mahmud eserine, pek az istisna ile, sadece Türkçe kökenli kelimeleri almıştır. Arapların Türkçe öğrenmesi için yazılan bir sözlüğe Arapça kelimelerin alınmaması çok normaldir. Aynı yıllarda yazılan Kutadgu Bilig'den anlaşıldığına göre 11. yüzyıl Türkçesinde az sayılamayacak derecede Arapça ve Farsça kelime vardı. Divanü Lugati't-Türk (Kısaca) Divanü Lügati't-Türk, Türkçenin bilinen ilk sözlüğüdür. Arapça-Türkçe bir sözlüktür. Kâşgarlı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed tarafından 1072 yılında yazılmaya başlanmış, 1074 yılında bitirilmiştir. Kâşgarlı Mahmud eserini, Abbasî halifesi Ebu l-kasım a sunmuştur. 42

Eserin malzemesi Türk dünyasından toplanmış, Bağdat'ta kitap hâline getirilmiştir. Eserin tam adı "Kitâbü Dîvânı Lügati't-Türk"tür "Türk Lehçeleri Kitabı" demektir. Kâşgarlı Mahmud, döneminin yazı dilinin sözlüğünü yazmakla birlikte çeşitli Türk boylarının ağızlarına (Oğuz, Kıpçak vs.) da yer vermiştir. Kâşgarlı Mahmud un sözlüğünden öğrendiğimize göre o, Cevâhirü'n-Nahv fî- Lügati't-Türk (Türk dilinin gramer cevherleri) adlı bir de gramer kitabı da yazmıştır. Ancak bu gramer bugüne dek bulunamamıştır. Divanü Lügati't-Türk'ün tek yazma nüshası bulunmaktadır; Ali Emirî Efendi tarafından İstanbul'da bir sahafta, 1917 yılında bulunmuştur. Hâlen, Emirî Efendi'nin bağışladığı kitaplarla kurulmuş bulunan, İstanbul Fatih teki Millet Kütüphanesi'ndedir. Eser Araplara Türkçe öğretmek maksadıyla ve Türkçenin Arapçayla atbaşı gidebileceğini göstermek için yazılmıştır. Bu yüzden eserin giriş ve açıklamaları hep Arapçadır. Yine bunun için madde başları, Arap alfabesine göre sıralanmıştır. Eser üzerinde çok sayıda araştırma yapılmıştır. Eser üzerinde özellikle Besim Atalay ın dört ciltlik çalışması ve Talat Tekin in araştırmaları dikkate değerdir. Bununla birlikte Avrupa da da ilgiyle karşılanan bu eser, Carl Brockelmann ve Robert Dankoff-James Kelly gibi alimlerce neşredilmiştir. Metinden örnekler: karga kazga ötgünse butı sınur Karga kazı taklit etse ve onunla yarışsa ayağı kırılır. yılan kendü egrisin bilmes tewe boynın egri ter Yılan kendi eğrisini bilmez, deveye boynuna eğri der. atası açıg almıla yise oglınıng tışı kamar Babası ekşi elma yese, oğlunun dişi kamaşır. kökke sugursa yüzke tüşür Göğe tükürülürse, yüze düşer. Körklüg tonug özüngke tatlıg aşıg adınka 43

Tutgıl konuk agırlıg yadsun çawıng budunka Güzel giyimi kendine, tatlı aşı başkasına; konuğa itibar et, halk içinde ünün yayılsın. Alp Er Toŋa öldi mü Esiz Ajun kaldı mu Ödlek öçin aldı mu Emdi yürek yırtılur yürek yırtılır. Alp Er Tonga öldü mü, kötü dünya kaldı mı, felek öcünü aldı mı, şimdi ATEBETÜ'L-HAKAYIK Atebetü'l-Hakayık, Yüknekli Edib Ahmed bin Mahmud tarafından tahminen 12. yüzyılda yazılmış manzum bir öğüt ve ahlâk kitabıdır. Ulu emir, Türk ve Acem meliki, milletlerin efendisi Muhammed Dâd İspehsâlâr Bey'e sunulmuştur. Edib Ahmed'in eserini sunduğu ulu emir (emîrü'l-a'zam), Türk ve Acem meliki (meliki't-türk ve'l-acem) Muhammed Dâd İspehsâlâr Bey'in ne zaman ve nerede yaşadığı, kim olduğu tespit edilememiştir. Bu tarihî şahsiyetin kimliğinin tam olarak tespiti, Edib Ahmed'in yaşadığı zamanı tespit bakımından da önemlidir. Dil özellikleri ve muhtevası Atebetü'l-Hakayık'ın, Kutadgu Bilig'den sonra yazıldığını göstermektedir. O hâlde Muhammed İspehsâlâr Bey'i ve Edib Ahmed'i 12. veya 13. yüzyıllarda aramak gerekir. Bu yüzyıllarda Türk ve Acem ülkelerinin hükümdarı (meliki) unvanını hak edebilecek iki Muhammed vardır. Birincisi, Sultan Sançar'ın Batı Karahanlı tahtına oturttuğu yeğeni Arslan Han 2. Muhammed bin Süleyman, ikincisi Harezmşah hükümdarı Sultan Alâeddin Muhammed. Birincisi 1102-1130 arasında Semerkant'ta, ikincisi 1200-1220 arasında Gürgenç'te hüküm sürmüştür Her ikisi de Mâveraünnehir ve Horasan'ı hâkimiyetleri altında bulundurmuşlardır. Gerek Yâkut'un Mu'cemü'l-Büldân'ında, gerek Cüveynî'nin Târih-i Cihângüşâ'sında geçen ve Semerkant civarında olduğu belirtilen Agnak ve Yagnak imlâlı şehir, Edib Ahmed'in babası Mahmud'un mensup olduğu Yüknek (belki de Yügnek) şehri ile aynı ise Edip Ahmed'in Semerkant'ta yahut da oraya yakın bir yerde yaşadığı tahmin edilebilir. Selçuklu hükümdarı Sançar'ın yeğeni olması dolayısıyla melik unvanının, 1102-1130 yılları arasında Semerkant'ta hüküm süren Muhammed bin Süleyman'a daha uygun düşeceği aşikârdır. Bütün bu sebeplerle Edib Ahmed'in eserini sunduğu Türk ve Acem meliki Muhammed Dâd İspehsâlâr Bey'in, Muhammed bin Süleyman olduğunu düşünmekteyiz. Bu durumda Atebetü'l-Hakayık 44

1102-1130 yılları arasında Semerkant'ta Muhammed bin Süleyman'a sunulmuş olmalıdır. Böylece Edib Ahmed'in de 11. yüzyılın ikinci yarısı ile 12. yüzyılın ilk yarısında, Batı Karahanlıların hâkim olduğu Semerkant ve civarında yaşadığını tahmin edebiliriz. Atebetü'l-Hakayık'ın sonunda. Edib Ahmed hakkında üç ek vardır. Bunlardan ikincisinin müellifi Emir Seyfeddin (Barlas) ve üçüncüsünün müellifi Emir Arslan Hoca Tarhan, Temür ve oğlu Şahruh zamanında yaşamış beylerdir. Şairi bilinmeyen birinci ekin de yakın yıllarda yaşadığı tahmin edilebilir. Atebetü'l-Hakayık 40 beyit ve 101 dörtlükten ibaret (484 mısra) bir eserdir; aruzun feûlün feûlün feûlün feûl vezniyle yazılmıştır. Beyitler hâlindeki bölüm eserin giriş bölümüdür ve gazel tarzında kafıyelenmiştir. Dörtlükler hâlinde yazılan bölüm, eserin ana bölümüdür ve mâni tarzında (a a x a) kafıyelenmiştir. Eserde tam kafiyeler yanında yarım kafiyeler de vardır. Mısra başı kafiyelerine de sık rastlanır. Giriş bölümünde Tanrı'ya, peygambere ve dört halifeye övgüden sonra (20 beyit), kitabın sunulduğu Emir Muhammed Dâd İspehsâlâr Bey'e övgü bulunur (14 beyit). Daha sonraki 6 beyit kitabın niçin yazıldığı hakkındadır. Eserin dörtlükler hâlindeki ana bölümünde şu konular işlenmiştir: İlmin faydası ve bilgisizliğin zararı, dilin muhafazası, dünyanın dönekliği, cömertlik ve hasislik, tevazu ve tekebbür, hırs, keremyumuşaklık ve başka iyilikler, zamanenin bozukluğu. Atebetü'l-Hakayık yazılış amacına uygun olarak tamamen öğüt üslûbuyla kaleme alınmıştır. Bu bakımdan Kutadgu Bilig'in öğüt ağırlıklı bölümleri Atebetü'l-Hakayık ile benzer üslûptadır. Ancak Atebetü'l-Hakayık'ta Kutadgu Bilig'deki çeşitlilik ve zenginlik yoktur. Atebetü'l- Hakayık'ın muhtevası ve üslûbu hakkında fikir edinmek için aşağıdaki dörtlüklere bakmak kâfidir. Atebetü'l-Hakayık'ın dört yazması bugüne ulaşmıştır. Semerkant nüshası, Temür'ün oğlu Şahruh döneminde, 1444'te Semerkant'ta, hattat Zeynelâbidin tarafından istinsah edilmiştir. Düzgün bir hatla, Uygur harfleriyle yazılmıştır. Şimdi İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi'nde Ayasofya bölümündedir. Ayasofya nüshası, 1480'de İstanbul'da Şeyhzade Abdürrezzak Bahşı tarafından düzenlenmiştir. Üst satırları Uygur, alt satırları Arap harflidir. Topkapı Müzesi nüshası Fatih veya 2. Beyazıt döneminde, İstanbul'da istinsah edilmiş olmalıdır; Arap harflidir. Ankara Seyid Ali nüshası Arap harflidir; baştan, ortadan, sondan eksiktir. Eserin yazmalarının Semerkant ve İstanbul'da istinsah edilmesi, Herat'ta yaşayan Nevayî'nin eserinde Edib Ahmed'in uzunca yer alması, esere ait bir dörtlüğün, Uygur harfli olarak Turfan yazmaları arasında bulunması, bütün Türk dünyasında 15. yüzyılın sonlarına dek ne kadar yaygın olduğunu gösterir. Atebetü l-hakayık (Kısaca) Atebetü'l-Hakayık, Yüknekli Edib Ahmed bin Mahmud tarafından tahminen XII. yüzyılda yazılmış manzum bir öğüt ve ahlâk kitabıdır. Türk ve Acem meliki, Muhammed Dâd İspehsâlâr Bey'e sunulmuştur. Atebetü'l-Hakayık 40 beyit ve 101 dörtlükten ibaret (484 mısra) bir eserdir. Aruzun feûlün feûlün feûlün feûl vezniyle yazılmıştır. Genel itibariyle bir öğüt kitabı olduğu söylenebilir. Atebetü'l-Hakayık'ın bilinen dört yazması vardır. 45

Semerkant nüshası, 1444'te Semerkant'ta istinsah edilmiştir. Uygur harfleriyle yazılmıştır. Şimdi İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi'nde Ayasofya bölümündedir. Ayasofya nüshası, 1480'de İstanbul'da Abdürrezzak Bahşı tarafından düzenlenmiştir. Üst satırları Uygur, alt satırları Arap harflidir. Topkapı Müzesi nüshası Arap harflidir. Ankara daki Seyid Ali nüshası da Arap harflidir. Eser üzerindeki en önemli çalışma Reşit Rahmeti Arat tarafından yapılmıştır. Metinden örnek şiirler: Aya dost biliglig izin izlegil Kalı sözleseng söz bilip sözlegil Akı erni öggil öger erse sen Bahılka katıg ya okun kezlegil Ey dost bilgilinin izini takip et; eğer söz söylersen, sözü bilerek söyle; översen cömert adamı öv; cimriye kuvvetli yay ve okun ile nişan al. Senamu ayugay seza bu tilim Unarça ayayın yarı bir manga Dilim senayı sana layık bir şekilde söyleyebilir mi, gücüm yettiğince söyleyeyim, yardım et bana. Yok erdim yarattıng yana yok kılıp İkinç bar kılur sen mukir men munga Yok idim yarattın yine yok edip, ikinci kez var edersin beni, ben buna inanıyorum. Bezedim kitabnı nevadir sözün 46

Bakıglı okıglı asıg alsu tip Kitabı güzel sözlerle süsledim, bakan ve okuyan fayda alsın diye. Bilig bildi boldı eren belgülüg Biligsiz tirigle yitük körgülüg Biliglig er öldi atı ölmedi Biligsiz tirig erken atı ölüg İnsan bilgisi ile tanınır, bilgisiz, hayatta iken kaybolmuş sayılır; bilgili adam ölür ama adı kalır; bilgisiz sağ iken adı ölüdür. Ayur sen keḏim ton şerab aş kerek Telim mal üküş kul karabaş kerek Eger yıgdıng erse ömürlük tawar Burun başka börkni keder baş kerek Dersin ki giyecek, yiyecek ve içecek lazımdır; çok mal, çok kul ve cariye lazımdır; eğer ömürlük mal yığdın ise, önce börkü giyecek baş lazımdır. Yılan teg bu ajun yılan oklagu Yokamakka yumşak içi pür agu Yılan yumşak erken yawuz fiil iter Yırak turgu yumşak tip azılmagu Bu dünya yılan gibidir, yılanı okla vurmak gerekir; o, el ile yoklanırsa yumuşaktır, fakat içi zehir doludur; yılan yumuşak olduğu halde kötülük yapar; ondan uzak durmalı ve yumuşak diye yanılmamalıdır. Aya minde kiḏin keligli munı Okısang duada unıtma mini 47

Sanga hediye kıldım bu tangsuk sözüm Manga hediye kılsu dua tip sini Ey benden sonra gelen, bunu okursan beni duada unutma; sen de bana dua hediye edersin diye; bu nadide sözlerimi sana hediye ettim. KUR'AN TERCÜMELERİ Kur'an'ın ilk tercümeleri Karahanlılar döneminde yapılmıştır. Bu eserler "satır-altı" tabir edilen tarzda yapılmış olan tercümelerdir. Arapça asıl metin daha iri harflerle üstte bulunur. Özgün metindeki her kelimenin, bazen de küçük kelime gruplarının altına daha küçük Arap harfleriyle tercümesi yazılır. Satır altı Kur'an tercümelerinden Karahanhîar dönemine ait olduğu tahmin edilen dört nüsha vardır: 1. İstanbul'da Türk İslâm Eserleri Müzesinde bulunan nüsha (TİEM nüshası): Yazmada mütercimin adı ve tercüme tarihi kayıtlı değildir. Muhammed bin el-hâc Devletşah eş-şirâzî tarafndan 1333-1334 yılında istinsah edilmiştir. Bu yazma, Kur'an tercümelerinin en eskisi kabul edilmektedir. Yazmanın ilk yarısı üzerinde Abdullah Kök tarafından doktora tezi yapılmıştır 2. Manchester-John Rylands nüshası: İngiltere'de bulunan, telif ve istinsah tarihi belli olmayan bu nüsha, TİEM nüshasına göre daha muahhar özellikler göstermektedir. Eserin sözlüğü J. Eckmann tarafından yayımlanmıştır: 3. Özbekistan İlimler Akademisi nüshası: Eksik bir nüshadır. Yazma üzerinde A.A. Semenov çalışmıştır: 4. Anonim tefsir: Peterburg'daki Asya Halkları Enstitüsü Kitaplığındadır. 1914 yılında Zeki Velidi Togan tarafından Fergana'da bulunmuştur. Tefsirle tercüme arası bir mahiyet göstermektedir. Yazmanın sözlüğü Borovkov tarafından yayımlanmıştır. Kur an Tercümeleri (Kısaca) Türkçedeki ilk Kur an Tercümeleri Karahanlılar zamanında yapılmıştır. İslamiyet in geniş kitlelerce kabul edilmesi dinin gereği olarak Kur'an-ı Kerim'in daha iyi anlaşılabilmesi için tercüme faaliyetlerinin başlamasını sağlamıştır. Genellikle satır altı tercümelerinden oluşan bu eserler, özellikle dönemin Türkçesinin Arapçayı karşılayabildiğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Şu anki bilgilere göre bu dönemde yazılmış Kur an Tercümeleri nin dört nüshası bilinmektedir: 1. İstanbul'da Türk İslâm Eserleri Müzesinde bulunan nüsha 2. Rylands Nüshası (İngiltere) 3. Özbekistan nüshası 4. Anonim Tefsir (Rusya) DÎVÂN-I HİKMET 48

Hoca Ahmed Yesevî'nin şiirlerinin toplandığı yazmalara "Dîvân-ı Hikmet" denir. Bunun sebebi Ahmed Yesevî'nin şiirlerinin "hikmet" terimiyle anılmasıdır. Ahmed Yesevî, 12. yüzyılda Batı Türkistan'da yaşamış mutasavvıf bir şairdir. Sayram (İsfîcab) şehrinde doğmuş, 7 yaşında Yesi şehrine göçmüştür. "Yesevî" mahlâsı, "Yesi şehrine ait" anlamına gelmektedir. Güneybatı Kazakistan'daki Yesi şehri bugün "Türkistan" olarak adlandırılmaktadır. 11. yüzyılın sonlarında doğduğu tahmin edilen Ahmed Yesevî'nin babasının adı İbrahim, annesinin adı Ayşedir. Annesi bir şeyh kızı olduğu gibi, babası da kerametleriyle tanınmış bir şeyh idi. 7 yaşında yetim kalan Ahmed Yesevî önce Yesi şehrinde Arslan Baba'ya intisap ederek ondan el alır. Fakat Arslan Baha'nın bir yıl içinde ölümü üzerine Buhara'ya gider ve Yûsuf-ı Hemedânî'ye intisap eder. Ahmed Yesevî'nin asıl hocası ve şeyhinin Yûsufı Hemedânî olduğu, ilim ve feyzini büyük ölçüde ondan aldığı tahmin edilebilir. Elbette Buhara'daki çeşitli bilim ve tasavvuf çevrelerinde bulunmuş ve kendisini geliştirmiştir. Ahmed Yesevî, Hemedânî'nin 3. halifesidir. Hemedânî 1140'ta ölmüş, ilk iki halifeden sonra 3. olarak Ahmed Yesevî tarikat şeyhi olmuştur. Ancak 1160'ta Hemedânî'nin postuna oturan Yesevî, kısa bir müddet sonra bundan vazgeçmiş ve Yesi'ye dönmüştür. Peygamberin 63 yaşında ölmüş olması dolayısıyla Yesevî'nin de 63 yaşına gelince Yesi'de bir kuyu yaptınp içine girdiği ve kalan ömrünü orada geçirdiği rivayet edilir. Ahmed Yesevî'nin, dönemin önemli bir bilim ve kültür merkezi olan Buhara'da iyi bir eğitim gördüğü, Arapça ve Farsçayı çok iyi öğrendiği, İslâmî ilimler konusunda da çok iyi yetiştiği tahmin edilebilir. Geçimini tahta kaşık yontup satarak sağladığı rivayet edilmektedir. Ahmed Yesevî'nin en önemli tarafı kurduğu Yesevîlik tarikatı, yaptığı irşatlar ve yazdığı şiirler ypluyla Müslümanlığı sade bir şekilde göçebe Türk halkına anlatmasıydı. Bu konuda o kadar tesirli olmuştu ki kendisinin ve müritlerinin yetiştirdiği yüzlerce şeyh Türkistan ve Anadolu'da aynı yoldan yürüyerek birçok yeni tarikat kurmuşlar ve yüzlerce yıl Türkistan ve Anadolu Türklerinin manevî cephesini beslemişlerdi. Türklerin, Müslümanlığı taassuptan uzak, sade bir şekilde algılamaları ve uygulamalarında Ahmed Yesevî ve takipçilerinin çok önemli rolü olmuştur. Dîvân-ı Hikmet yazmaları çok sonra (16. yüzyıldan sonra) istinsah edildikleri için dil bakımından Karahanlı Türkçesinin değil Çağatay Türkçesinin özelliklerini yansıtırlar. Ancak Yesevî, Karahanlılar döneminde yaşadığı için onun hikmetlerini Karahanlı dönemi edebiyatı içinde değerlendirmek gerekir. Hikmetlerin çoğu koşma tarzında kafiyelenmiş dörtlükler hâlindedir ve hece vezniyle yazılmıştır. Mesnevi tarzındaki münâcat ve nât ile gazelleri aruz vezniyle kaleme alınmıştır. Heceyle yazılmış gazel kafiyeli şiirleri de vardır. Heceyle yazılmış koşma tarzındaki hikmetler 4+4+4=12 heceli; gazel tarzı hece şiirleri ise 7+7=14 veya 8+8=16 hecelidir. Yesevî'nin kullandığı aruz vezinleri ise 2 failâtün 1 fâilün, 2 mefâîlün 1 feûlün, 4 mefaîlün ve mef'ûlü mefâîlü mefâîlü feûlün'dür. Görüldüğü gibi bunlar Türk şiirinde en sık kullanılan basit aruz vezinleridir. Esasen gazellerin bir kısmı, mısra ortalarından da kafiyeli olan musammat gazellerdir ve bu halleriyle 4+3=7'lik koşma tarzıyla aynı biçime sahiptirler. Dörtlükler çoğunlukla 10-12 kıt'a, gazeller ise 7 beyittir. Ancak 5-28 kıt'a arasında değişen dörtlükler ve 5-15 beyit arasında değişen gazeller de vardır. Arapça, Farsça kelimelerde tam kafiyeyi, Türkçe kelimelerde yarım kafiyeyi, hatta bazen sadece redifi tercih eden Yesevî'nin şiirlerinde çok güçlü bir zikir ritmi vardır. Hikmetlerin birçoğunun zikir sırasında okunmak için yazıldığı anlaşılmaktadır. Yesevî'nin hikmetlerinde işlenen konular çok derin değildir. Dinin esasları, tasavvuf adabı, cennet-cehennem, kıyamet ahvali, peygamber sevgisi, dünyadan şikâyet dervişlere ait 49

menkıbeler hikmetlerin başlıca konularıdır. Ahmed Yesevî kendi hayatına ait bazı anları da şiirlerinde anlatır. Ahmed Yesevî, Batı Karahanlıların hüküm sürdüğü Batı Türkistan'da, Karahanlıların son dönemlerinde yaşamış ve eser vermiş mutasavvıf bir şairdir. Ancak onun müritleri de aynı tarzda hikmetler yazmışlardır. Bunlardan bilhassa Hakim Süleyman Ata meşhurdur. Müritlerinin şiirleri de bazen Yesevî'ye mal edilmiştir. Dolayısıyla Dîvân-ı Hikmetlerdeki bütün şiirlerin Yesevî'ye ait olduğunu söylemek zordur. Ancak yine de Türk tasavvuf şiirinin ilk örnekleri olan hikmetleri Karahanlı Dönemi edebiyatı içinde değerlendirmek doğru bir yaklaşım sayılmalıdır. Divan-ı Hikmet (Kısaca) Hoca Ahmed Yesevî nin hikmetli sözlerinin toplandığı kitaptır. Hoca Ahmed Yesevî, adından da anlaşılacağı üzere Türkistan ın Yesi şehrinde doğmuştur. Yesevilik tarikatının kurucusudur. Hikmetlerin çoğu koşma tarzında uyaklanmış dörtlükler hâlindedir ve hece vezniyle yazılmıştır. Divan-ı Hikmet üzerine Türkiye de Kemal Eraslan çalışmıştır. KARAHANLI TÜRKÇESİNİN DİL ÖZELLİKLERİ 2.3.1. SES ÖZELLİKLERİ Karahanh Türkçesinde 8 ünlü, 26 ünsüz bulunur: a, e, ı, i, o, ö, u, ü, b, c,ç, d, diş arası d, f, g, ğ, h, j, k, «, I, m, n, ŋ, p, r, s, ş, t, v, w, y, z. Ünlülerden o,ö sadece birinci hecede, diğerleri her yerde bulunabilir. Bazı Türkologlara göre Karahanlıcada kapalı e de vardır (Mansuroğlu 1979: 145). Ünsüzlerden c,j,f, h,sızıcı h, v alıntı kelimelerde görülür (cefa, havâ, haber, ajun, vezμ r, devlet); Türkçe köklü sözlerde bulunmaz. j, h, ile sızıcı h'ye bazı ünlemlerde ve birkaç Türkçe sözde de rastlanabilir (jagıla-, hay, ohşa, ahtar-). d, diş arası d, g, ġ, I, ŋ, p, r, z ünsüzleri Türkçe kökenli sözlerin başında bulunmaz; sadece söz ortasında ve sonunda bulunabilir. m, n, ş ünsüzleri de söz başında seyrek görülür. m, geniz seslerinin bulunduğu durumlarda (men, min-, miŋ), mundag); n, ne ve türevlerinde (neçe, negü, nelük); ş, birkaç kelimede (şiş, şaşur-) söz başında görülebilir. Köktürk, Eski Uygur ve bugünkü Karluk, Kıpçak, Oğuz lehçeleriyle karşılaştırıldığında Karahanlı Türkçesinin başlıca ses özellikleri şunlardır: 1. Türk lehçelerinin çoğunda y'ye dönen diş arası d sesi Karahanlı Türkçesinde yaygındır: adak, bod, edgü (iyi), öd (zaman). Kâşgarlı'ya göre Çigil Türklerinde bulunan diş arası d daha o dönemde birçok boyda y ve z'ye dönmüştür; ancak Kâşgarlı doğru biçimi d kabul eder. 2. Köktürkçenin söz ortası ve söz sonu b'leri Uygurcada olduğu gibi Karahanlıcada da w'dir: awın-, kawuş-, tavvar, aw, ew, sew-. Uygurca metinlerde w yanında b de görülür. 3. Köktürkçedeki n, Maniheist Uygur metinlerindeki n; Budist Uygurlarda olduğu gibi Karahanlılarda da /dir: koy (koyun), çıgay (yoksul), kayu (nerede). 50

4. Dar ünlüler, dudak ünsüzleri yanında yuvarlaklaşmıştır. Tapug (hizmet), sewüg (sevgili), yawuz (kötü), kamug (bütün). 5. Oğuz lehçelerinde çoğunlukla tonlulaşan (g, ġ, d'ye dönen) söz başı k,t sesleri, Karahanlı Türkçesinde tonsuzdur: kerek, küç, köl, kara, kılıç, kuş,tişi, ton, tün. 6. Türkiye ve Azerbaycan yazı dillerinde var, var-, ver- sözlerinde sızıcılaşmış bulunan ünsüz, Karahanh Türkçesinde süreksiz b'ir: bar, bar-, bir-. 7. Türkiye ve Azerbaycan yazı dillerinde «'ye dönen ŋ, Karahanlı Türkçesinin aslî seslerinden biridir: öŋ, soŋ, teŋiz, aŋla-, köŋül. 8.Kıpçakçada c-, Azerbaycan yazı dilinde bazı durumlarda 0- olan ses, Karahanh Türkçesinde y'dir: yıl, yılan, yol, yüz. 9. Birincil uzunluklar Karahanlı Türkçesinde henüz kısalmamıştır: öt (ateş), ât (isim), süt (uzun ü ile), +sâ-/+se-. Bu dönemde ikincil uzunluklar da bulunmaktadır: alūr, açār, almāk, birmêk. Ancak Kâşgarlı Mahmud'un bazı kayıtlarından anlaşıldığına göre kısalma süreci bu dönemde başlamıştır. KARAHANLICANIN ŞEKİL (MORFOLOJİK) ÖZELLİKLERİ ZAMAN EKLERİ Şimdiki Zaman ve Geniş Zaman Eki: Karahanlıcada şimdiki zaman ile geniş zaman için aynı ek kullanılmıştır: -ar/-er/-r/-ır/-ir/-ur/-ür. Görülen (Bilinen) Geçmiş Zaman Eki: Karahanlıcada görülen geçmiş zaman eki değişmemiştir: -dı/-di/-tı/-ti dir. Öğrenilen (Duyulan) Geçmiş Zaman Eki: Karahanlıcada öğrenilen geçmiş zaman eki -mış/-miş dir. Gelecek Zaman Eki: Karahanlıcada gelecek zaman anlamı veren ekler şunlardır: -ga, -ge, -gay, -gey; -gu, -gü ve -galır, -gelir ekleri ile Eski Türkçede sık kullanılan bir gelecek zaman eki olan -daçı, -deçi eki Karahanlıcada az kullanılmıştır: ölgey men öleceğim, barmagay sen gitmeyeceksin, birgey biz vereceğiz, sançga sen Mızrak saplayacaksın., yakın bolga sen yakın olacaksın, katılgu katılacak, bargalır men yakında geleceğim, kelgelir sen yakında geleceksin gibi. EMİR-İSTEK EKLERİ 51

1. Teklik şahıs emir eki: -ayın/-eyin, -ay, -ey, -ayı, -eyi, -ayım, -eyim: barayın geleyim, keley geleyim, ukayı anlayayım, ötey arz edeyim gibi. 2. Teklik şahıs emir eki: -gıl/-gil, -gın, -gin ya da eksiz: bas bas, birme verme, aygıl söyle, bolgıl ol, ıdgıl gönder, işidgin işit, sözlemegin söyleme gibi. 3. Teklik şahıs emir eki: -su, -sü; -sun,-sün; -sunı, -süni: bayusu Zenginleşsin, birsü versin, körmesü görmesin, alsun alsın, keçürsün affetsin, bolsunı olsun, kolsunı istesin gibi. 1. Çokluk şahıs emir eki: -alıng, -eling/-alım/-elim: awınalım avunalım, köçelim göçelim, baralıng gidelim, kireling girelim gibi. 2. Çokluk şahıs emir eki: -ıng/-ınglar: alıng alın, tutunglar tutunuz gibi. 3. Çokluk şahıs emir eki: -sular, -süler, -sunlar, -sünler: bilmesünler bilmesinler, ögrensüler öğrensinler gibi. ŞART EKİ Köktürkçede ve Uygurcada şart anlamı veren sar/-ser eki, Karahanlıcada -sa, -se ekine dönüşmüştür: barsa men gelsem, körse men görsem gibi. SIFAT-FİİL (PARTİSİP) EKLERİ I. -gli, -gli:: barıglı giden, bıçıglı biçen, körügli gören gibi. II. -ar, -er, -r/ -ır, -ir, -ur, -ür: Geniş zaman ekidir. Yapar, eder anlamında sıfatfiiller oluşturur. III. -mış, -miş: Öğrenilen geçmiş zaman ekidir. Sıfat-fiil eki olarak kullanımı yaygındır: bütmiş başak bitmiş başak, kalmış kün geride kalan gün gibi. IV. -daçı, -deçi/ -taçı, -teçi: Köktürkçede gelecek zaman için kullanılan bu ek Uygurcada yalnızca sıfat-fiil görevinde kullanılırken Karahanlıcada hem zaman hem de sıfatfiil görevlerinde kullanılmıştır: bardaçı kişi varan kişi, keldeçi kün gelecek gün gibi. V. -gan, -gen/ -kan, -ken: Karahanlıcada çok sık kullanılan bir ektir: azıtgan kişi yoldan çıkan kişi, ısırgan it ısıran köpek gibi. 52

VI. -gu, -gü, -ku, -kü: Uygurcada olduğu gibi Karahanlıcada da bu ek sıfat-fiil olarak sıkça kullanılmıştır: kalgu neng kalacak şey, yorımagu söz etkisiz söz, bargu yir gidilecek yer gibi. VII. -ası, -esi: Kaşgarlı nın verdiği bilgilere göre Oğuzların kullandığı bir sıfat-fiil ekidir: barası yer gidilecek yer, turası ogur durulacak yol gibi. ZARF-FİİL (GERUNDİUM) EKLERİ I. -a/-e: aḏıra seçe ayırıp seçerek, koşa koşarak gibi. II. -ı, -i, -u, -ü: akıru yavaşça, arslanlayu arslan gibi, ukturu anlayarak gibi. III. -p: Köktürkçe ve Uygurcada olduğu gibi Karahanlıcada da bu zarf-fiil eki çok yaygın kullanılmıştır: bilip sözlese söz biligke sanur Bilip söylediğin söz bilgiye dayanır., bezenip süslenip gibi. IV. -pan, -pen: koşupan koşarak, ukupan anlayarak gibi. V. -matı, -madı, -matın, -meti, -medin: bilmedi bilmeyince, kesmedin kesmeyince, tınmadı dinelemeden gibi. VI. -galı, -geli: Karahanlıcada az kullanılan bir zarf-fiil ekidir: bargalı gideli, kelgeli geleli gibi. VII. -gınça, -ginçe, -kınça, -kinçe: bolmagınça olmayınca, toḏmagınça doymayınca gibi. VIII. -dukta, -dükte: karıştukta karıştığı zaman gibi. DURUM EKLERİ I. Bulunma Hali Eki (Lokatif): -da, -de, -ta, -te: ewde yurtta, beş balıkta Beş Balık ta. II. Ayrılma Hali Eki (Ablatif): Uygurcada yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan - dın, -din, -tın, -tin eki Karahanlıcada da kullanılmıştır. Bununla beraber bulunma hali eki olan -da, -de, -ta, -te ayrılma fonksiyonunda kullanılmaya devam etmiştir. 53

III. İlgi Hali Eki (Genitif): Karahanlıcada çoklukla +nıng, +ning, +nung, +nüng eki kullanılmıştır: monçuk+nung boncuğun, ilig+ning hükümdarın, kişi+ning kişinin gibi. IV. Belirtme Hali Eki (Akkuzatif): Köktürkçede ve Uygurcada olduğu gibi Karahanlıcada da +ıg, +(ı)n ve +nı ekleri kullanılmıştır. +nı eki Karahanlıcada yalnızca işaret zamirlerinde kullanılmaz, her türlü kelimeyle kullanımı yaygınlaşmıştır: arıglıknı temizliği gibi. V. Yönelme/Yükleme Hali Eki (Datif): Karahanlıcada yönelme anlamı için -ga, -ge, -ka, -ke ve az da olsa -a, -e ekleri kullanılmıştır. VI. Yön Eki (Direktif): Köktürkçe ve Uygurcada olduğu gibi Karahanlıcada da -garu, -gerü ve -ra, -re ekleri kullanılmıştır. Çok az da olsa -ru, -rü ekleri de aynı fonksiyonla kullanılmıştır. VII. Araç Durumu Eki (İnstrumental): Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da araç durumu +ın eki ile kurulur. Bununla birlikte ile, bile ve birle kelimeleri kullanılarak da araç durumu gösterilebilir: yaḏagın yaya olarak, otın ateş ile, eligin eliyle, bayat atı birle Allah ın adı ile gibi. Kutadgu Bilig den Togardın ese keldi öñdin yili Ajun itgüke açtı uşıtmah yolı Bahar yeli doğudan eserek geldi. Dünyayı düzenlemek için cennet yolunu açtı. togardın doğudan <tog - ar dın tog-: Fiil kök -ar-: Sıfat-fiil eki -dın: Çıkma hali eki itgüke <i - t - gü - ke i-: Fiil kökü -t-: Fiilden fiil yapım eki -gü-: Fiilden isim yapım eki -ke: Yönelme hali eki Yağız yir yıpar toldı kafur kitip Bezenmek tiler dünya körkin itip Kafur gitti, kara yer misk doldu. Dünya, görkemini sergileyip bezenmek ister. 54

bezenmek <bez - e - n - mek bez: İsim kökü -e-: İsimden fiil yapım eki -n-: Fiilden fiil yapım eki (F: Dönüşlülük) -mek: Fiilden isim yapım eki tiler <ti - l - e - r ti-: Fiil kökü -l-: Fiilden isim yapım eki -e-: İsimden fiil yapım eki -r: Geniş zaman eki itip <i - t - i -p i-: Fiil kökü -t-: Fiilden fiil yapım eki -i-: Yardımcı ünlü -p: Zarf-fiil eki İrinçik kişik sürdi yazkı esin Yaruk yaz yına kurdı devlet yasın Bahar rüzgarı üşengeç kışı sürdü. O parlak bahar yine saadet yayını kurdu. kışıg <kış - ı - g kış: İsim kökü -ı-: Yardımcı ünlü -g: Belirtme hali eki yazkı <yaz - kı yaz: İsim kökü -kı: Aitlik eki esin <es - i - n es: Fiil kökü -i-: Yardımcı ünlü -n: Fiilden isim yapım eki yaruk <yaru - k yaru-: Fiil kökü -k: Fiilden isim yapım eki yana 55

<yan - a yan-: Fiil kökü -a: Zarf-fiil eki Yaşık yandı bolgay yana ornınga Balık kudrukından kuzı burunınga Güneş yine yerine dönmüş olacak, balık burcundan koç burcuna. yaşık <yaş - ı - k yaş-: Fiil kökü -ı-: Yardımcı ünlü -k: Fiilden isim yapım eki bolgay <bol - gay bol-: Fiil kökü -gay: Gelecek zaman eki orunınga <orun - ı - n - ga orun: İsim kökü -ı-: Teklik üçüncü şahıs iyelik eki -n-: Zamir n si -ga: Yönelme hali eki kudrukından <kudruk - ı - n - dan kudruk: İsim kökü -ı-: Teklik üçüncü şahıs iyelik eki -n-: Zamir n si -dan: Çıkma hali eki burunınga <bur - u - n - ı - n - ga bur-: Fiil kökü -u-: Yardımcı ünlü -n-: Fiilden isim yapım eki -ı-: Teklik üçüncü şahıs iyelik eki -n-: Zamir n si -ga: Yönelme hali eki Okıdı bu oğlın özinge yaúın Tutup kuçtı közde akıttı akın Bu oğlunu yakınına çağırdı. Tutup kucakladı, gözünden yaş akıttı. okıdı 56

<okı - dı okı-: Fiil kökü -dı: Görülen geçmiş zaman eki oglın <og(u)l - ı - n og(u)l: İsim kökü -ı-: Teklik üçüncü şahıs iyelik eki -n: Yükleme hali eki özinge <öz - i - n - ge öz: İsim kökü -i-: Teklik üçüncü şahıs iyelik eki -n-: Zamir n si -ge-: Yönelme hali eki yakın <yak - ı - n yak-: Fiil kökü -ı-: Yardımcı ünlü -n: Fiilden fiil yapım eki tutup <tut - u - p tut-: Fil kökü -u-: Yardımcı ünlü -p: Zarf-fiil eki akıttı <a - k - ı - t - tı a-: Fiil kökü -k-: Fiilden fiil yapım eki -ı-: Yardımcı ünlü -t-: Filden fiil yapım eki (ettirgen) -tı: Görülen geçmiş zaman eki KUZEY-DOĞU TÜRKÇESİ 1. HAREZM-KIPÇAK TÜRKÇESİ HAREZM-KIPÇAK TÜRKÇESİNE AİT ESERLER HAREZM TÜRKÇESİNE AİT ESERLER Ceyhun'un Aral Gölüne döküldüğü bölgede yer alan Harezm, 11. Yüzyıl başlarında Gaznelilere bağlı bir vilâyet idi. Buraya tayin edilen valilere Harezmşah deniliyordu. Gazneli Mahmud zamanında Harezmşah olarak Altuntaş tayin edilmişti. Altıntaş'tan sonra oğlu Harezmşah Harun bölgeyi idare ediyordu. Selçuklular zamanında da Harezm bölgesi valilerce yönetilmekteydi. Selçukluların tayin ettiği Harezm valileri Sultan Sançar'ın 1157'de ölümü üzerine bağımsız olmuşlardı. Harezmşahlar sülâlesi, Oğuzların Beydili boyundan Anuş Tigin ile başlar. Anuş Tigin'in oğlu Kutbüddin Muhammed 1097-1127; onun oğlu Atsız 1127-1156; 57

onun oğlu İl Arslan 1156-1172 yılları arasında Harezm'i idare etti. İl Arslan 1157'den itibaren bağımsız Harezmşah devletinin yöneticisi idi. 1172-1200 arasında İl Arslan'ın oğlu Sultan Tekiş, 1200-1220 arasında da onun oğlu Harezmşah Alaaddin Muhammed ülkeyi yönetti (Taneri 1987: 493-494). Harezmşahlar devletine Çengizliler son verdiler. Harezm Türkçesi eserleri: Mukaddimetü '1-Edeb: Mukaddimetü'1-Edeb aslında Arapçayı öğretmek üzere yazılmış kelime ve kısa cümlelerden ibaret bir eserdir. Arapça kelime ve ibarelerin altına Harezm Türkçesi, Farsça, Moğolca, Çağatayca, Osmanlıca gibi dillerde anlamları yazılmıştır. Eserin yazarı ünlü bilgin Zemahşerî'dir. Mukaddimetü'l-Edeb'i Harezmşah Atsız'a sunmuştur. Eserin yazılış tarihi 1128-1144 yılları arasıdır. Eserde t yanında d ile başlayan kelimelerin de bulunması, birden fazla heceli kelimelerde g korunmakla beraber örnekleri az da olsa bazen g'nin düşmesi, -IsAr Sıfat-fiil ekinin kullanılması gibi bazı özellikler Oğuz özellikleridir. Ancak diş arası d ve w seslerinin hâkimiyeti, -g'lerin genellikle korunması eserin esas itibariyle bir Harezm Türkçesi eseri olduğunu gösterir. Nuri Yüce yayınında 3506 kelime vardır ve bunun 2908'i Türkçe, 450'si Arapça, 133'ü Farsça kökenlidir. 8000 kelime ihtiva eden DLT'ten sonra Mukaddimetü'1-Edeb "Orta Türkçenin...en zengin ve en mühim lugat hazinesine sahip" eseridir Mukaddimetü l-edeb (Kısaca) Harezmli Zemahşeri tarafından kaleme alınmıştır. Mukaddimetü'1-Edeb Arapçayı öğretmek üzere yazılmış bir sözlüktür. Arapça kelime ve ibarelerin altına Harezm Türkçesi, Farsça, Hârezmce (bir İran dili), Moğolca, Çağatayca, Osmanlıca gibi dillerde anlamları yazılmıştır. Tabiî ki her nüshada bütün bu diller yoktur. En eski nüshalar Harezm Türkçesi ve Farsça ile tercümeli olan nüshalardır. Mukaddimetü'l-Edeb'i Harezmşah Atsız'a sunmuştur. Eserin yazılış tarihi 1128-1144 yılları arasıdır. Harezm Türkçesinin en eski eseridir. Eser alfabetik bir sözlük değildir. Dörtte biri isimler, dörtte üçü fiiller bölümünü oluşturur. Fiiller Arapça bablara göre sıralanmıştır. Divanü Lugati t-türk'ten sonra Mukaddimetü'1-Edeb, Orta Türkçenin en zengin söz varlığına sahip olan eseridir. Mukaddimetü'1-Edeb'in birçok nüshası vardır. Bilinen en eski nüshaları Yozgat ve Berlin nüshalarıdır. Ayrıca Şuster nüshası da vardır. Bu nüsha söz varlığı açısından daha zenginidir. Eser üzerinde Nicaholas Poppe ve Nuri Yüce nin önemli çalışmaları bulunmaktadır. 58

Kısasu'l-Enbiya: Kısasu'l-Enbiya, "peygamber kıssaları" demektir; Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında özel bir yere sahiptir. Peygamberlerin hayat hikâyeleri ve mucizelerini, sahabenin ve dört halifenin menkıbelerini anlatır. Yaratılıştan Hz. Hasan ve Hüseyin'e kadar gelir. Eser içinde toplam 484 mısra tutan 43 şiir vardır. Harezm Türkçesiyle yazılmış Kısasu'l-Enbiya'nın yazan Nâsireddin bin Burhaneddin Rabguzî'dir. Kısasu'l-Enbiya, "peygamber kıssaları" demektir. Özellikle Doğu kültürlerinde bir gelenek halinde yazılmış peygamber kıssaları bulunmaktadır. Oğuz Türklerinden Rabguzî tarafından kaleme alınmıştır. Rabguzî'nin Kısasu'l-Enbiya'sı Arapçadan Farsçaya yapılmış bir tercümenin Türkçeye uyarlamasıdır. Moğol şehzadesi Nâsireddin Tok Buga'nın emriyle 1310'da yazılmıştır. Kısasu'l-Enbiya'nın pek çok yazması vardır. Eser üzerinde Jakob Schinkewitsch, Kaare Grönbech ve Aysu Ata nın önemli çalışmaları bulunmaktadır. Hüsrev ü Şirin: Nizamî tarafından 12. yüzyılda yazılan Hüsrev ü Şîrîn, Kutb mahlâslı bir Türk şairi tarafından 1341-1342 yıllarında Harezm Türkçesine çevrilmiştir. Kutb eserini Altın Ordu hanlarından Tını Bek Han ve karısı Hanmelek adına yazmıştır. Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'i 4370 beyitlik büyük bir mesnevîdir. Niza-mî'nin kullandığı vezinde, mefâîlün mefâîlün feûlün vezninde yazılmıştır. Eserin girişinde, doğrudan doğruya Kutb'a ait olan tevhîd, eflâk harekâtı (feleklerin hareketleri), teŋri taâlânın münâcâtı, resûl aleyhisselâm na'tı, resûl aleyhisselâm tört yâri (dostu) ögdüsi, şâhzâde Tını Bek Han medhi, melîke-i merhûme Hanmelek medhi, kitâb nazm kılmakka sebeb başlıklı bölümler 270 beyit tutmaktadır. Resûl aleyhisselâmnıŋ tört yâri ögdüsi başlıklı 17 beyitlik bölüm Kutadgu Bilig vezni olan, feûlün feûlün feûlün feûl vezninde yazılmıştır. Nizamî'nin eserinin 5700 beyit olmasına karşılık Kutb'un mesnevisinin 4370 beyit olması, Necmettin Hacıeminoğlu'na göre ya Nizamî'nin bazı uzun tasvirlerini Kutb'un kısaltmış olmasından, ya da yazmanın müstensihinin ihmalinden kaynaklanmaktadır. Hacıeminoğlu Nizamî'deki bölüm başlıklarının Kutb'da da aynen var olmasından hareketle, "hikâyenin kuruluşu, konusunun seyri ve neticesi bakımından" Kutb'un Nizamî'ye sadık kaldığı görüşündedir. Fuat Köprülü de "hikâyenin cereyanında" Kutb'un "hemen tamamiyle Nizamî'ye ittibâ (uyma) ve bazı yerlerde onu biraz ihtisar (kısaltmış) etmiş, fakat bazı yerlerde de imkân buldukça Nizamî'nin metnini aynen tercümeye çalışmış" olduğunu; "ara sıra tasvirî parçalarda Farisî aslı bırakarak kendi şahsiyetine ittibâ" ettiğini belirtir. Köprülü bu eserin, Harezm-Altın Ordu sahasının münhasıran bediî maksatla yazılan, ilk din dışı eseri olduğuna da dikkat çeker. 59

A.Zajaczkowski'ye göre Kutb'un eseri, "Nizamî'nin manzumesinin edebî bir adaptasyonu"dur. Zajaczkowski, Kutb'un atasözlerini dahi olduğu gibi çevirmeyip Türk atasözleri ile ifade ettiğini örneklerle ortaya koyar. Esasen Azerbaycanlı Nizamî uzmanları, Nizamî'deki pek çok ifade ve deyimin Türkçeden Farsçaya adapte edildiğini örneklerle göstermişlerdir. Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'i, Nizamî'nin eserinin Türkçeye yapılan 20'den fazla çevirisinin ilkidir ve Harezm Türkçesindeki tek çeviridir. Eserin tek nüshası 1383'te İskenderiye'de Berke Fakih tarafından Altın Boğa adına istinsah edilmiştir (Ersoylu 1985: 28). Bu nüshanın sonuna Berke Fakih 24 beyitten oluşan kendine ait bir manzumeyi de eklemiştir (İnan 1953: 64-65). Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'inin bu tek nüshası, Paris'te Bibliotheque Nationale'de bulunmaktadır. Eser üzerinde 1950'lerde Zajaczkovvski, 1960'ların ikinci yarısında Necmettin Hacıeminoğlu çalışmıştır. Hüsrev ü Şirin (Kısaca) Nizamî tarafından 12. yüzyılda yazılan Hüsrev ü Şîrîn, Kutb mahlâslı bir Türk şairi tarafından 1341-1342 yıllarında Harezm Türkçesine çevrilmiştir. Kutb, eserini Altın Ordu hanlarından Tını Bek Han ve karısı Hanmelek adına yazmıştır. Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'i 4370 beyitlik hacimli bir mesnevîdir. Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'inin tek nüshası vardır. Bu nüsha, Paris'te Bibliotheque Nationale'de bulunmaktadır. Eser üzerinde Ananiasz Zajaczkowski ve Necmettin Hacıeminoğlu çalışmıştır. Muhabbetname: Mesnevî tarzında yazılmış uzunca bir manzumedir. "Nâme" adı verilen 11 küçük bölümden oluşur; içinde seyrek olarak "kıt'a" adı verilen gazeller de vardır. Mefâîlün mefâîlün feûlün vezniyle yazılmıştır. Muhabbetname'nin yazarı, Harezmî mahlasını taşımaktadır. Asıl adı bilinmemektedir. Harezmî mahlâsı, kendisinin Harezmli olduğunu kesin olarak göstermektedir. Muhabbetnâme sözin sizge aydım/kamug Sirin yakasında bitidim (Muhabbetname'nin sözünü size söyledim/hepsini Sir nehri kıyısında yazdım) beytinden eserin Seyhun boyunda yazılıp tamamlandığı anlaşılmaktadır. Şair eserini 754'te (1352-1353) bitirdiğini de "Hâtime" bölümünde kaydetmiştir. Harezmî eserini Mahmud Hoca Big'e sunmuştur. Mahmud Hoca Big, Altın Ordu Hanı Canı Bek'in yanındaki önemli mevki sahiplerinden biriydi ve Kongrat boyundandı. Harezmî, Farsça şiirleriyle de tanınmıştı. Mahmud Hoca Big'e üç Farsça şiirini okuyunca Mahmud Hoca'nın "Farisî şiirlerle dünyayı doldurduğundan bahsettiğini, o kışı kendi nezdinde geçirerek o memleket diliyle bir kitap yazmasını temenni eylediğini" Harezmî anlatmaktadır. Fuat Köprülü Harezmî'yi şu şekilde değerlendirmektedir: "Bu sanatkâr Türkçeyi de kemâl-i muvaffakiyetle kullanmakta, Farisî ve Arabî kelimelerle biraz fazla meşbû (dolu) olmasına rağmen, çok selis ve temiz bir lisanla yazmaktadır... Harezmî bu eski klâsik edebiyatın on dördüncü asırdaki en büyük şairidir". 60

Muhabbetname'nin dört nüshası vardır; biri Uygur, üçü de Arap harflidir. British Museum'da bulunan Uygur harfli nüsha 1432'de Yezd şehrinde Emir Celâleddin Fîrûz Şah adına istinsah edilmiştir. Yine British Museum'da bulunan Arap harfli nüsha ise 1509 yılında Herat'ta istinsah edilmiştir. Arap harfli diğer bir nüsha İstanbul Millet kütüphanesinde bulunmaktadır. Ketebe kaydı olmadığından istinsah tarihi ve yeri, müstensihin adı bilinmemektedir. Millet Kütüphanesi Ali Emîrî bölümünde bulunan dördüncü nüsha eksiktir ve büyük ihtimalle üçüncü hüshadan kopya edilmiştir. Muhabbet-name (Kısaca) Harezmî tarafından 1352 yılında kaleme alınmıştır. Mesnevî tarzında yazılmış uzunca bir manzumedir. "Nâme" adı verilen 11 küçük bölümden oluşur. Mefâîlün mefâîlün feûlün vezniyle yazılmıştır. Harezmî eserini Mahmud Hoca Beg'e sunmuştur. Muhabbetname'nin dört nüshası vardır; biri Uygur, üçü de Arap harflidir. British Museum'da bulunan Uygur harfli nüsha 1432'de, yine British Museum'da bulunan Arap harfli nüsha ise 1509 yılında Herat'ta istinsah edilmiştir. Arap harfli diğer bir nüsha İstanbul Millet kütüphanesinde bulunmaktadır. Dördüncü nüsha ise Millet Kütüphanesi Ali Emîrî bölümünde bulunmaktadır. Eser üzerinde Tourkhan Gandjei, A. M. Şerbak, Emir Nadjib ve Osman Fikri Sertkaya nın çalışmaları bulunmaktadır. Nehcü'l-Ferâdîs: Kırk hadis türünde mensur ve hacimli (Yeni Cami nüshası 444 sayfa) bir eserdir. Dört bab ve kırk fasıldan oluşur. Her fasıl bir hadisle başlar. Hadisin Türkçesi verildikten sonra "tanınmış İslâm âlimlerinin eserlerinden o hadisin manasını aydınlatacak mahiyette mütalâalar ve hikâyeler" nakledilir; başka hadis ve âyetlerle de konu açıklanmaya çalışılır (Eckmann 1956: VII). Birinci bab, Hz. Muhammed'in faziletleri ve hayatıyla ilgilidir. Vahiy, Me-dîne'ye göç, mîraç ve peygamberin ölümü bu babda yer alır. İkinci bab; dört halife, ehl-i beyt (Hz.Fâtıma, Hasan, Hüseyin) ve dört mezhep imamı hakkındadır. Üçür, ;ü bab, Allah'a yaklaştıracak ameller hakkındadır. Namaz, zekât, oruç, hac, anne babaya hizmet, helâl yemek, sabır vb. iyi işler bu babda anlatılır. Dördüncü bab, Allah'tan uzaklaştıran kötü ameller hakkındadır. Haksız olarak kan dökmek, zina, içki, tekebbür, yalan, dünyayı sevmek, riyâ, kin ve haset, gurur ve gaflet gibi kötü işler bu bab içinde yer alır. Eserin Türkçe adı Uştmahlarnıŋ Açuk Yolı'dır; "Cennetlerin Açık Yolu" anlamına gelmektedir. Bu isim eserin yazılış amacını da göstermektedir. Nehcü'l-Ferâdîs'in yazarı Mahmud bin Ali'dir; Harezm'in Kerder şehrindendir. 1360'ta ölmüş, eserini 1358'den önce yazmıştır. Elde bulunan en temiz ve işlenmiş nüsha Yeni Cami nüshasıdır. Zeki Velidi Togan'ca keşfedilen ve 1926'da TM II'de "Harezm'de Yazılmış Eski Türkçe Eserler" makalesiyle bilim 61

dünyasına tanıtılan bu nüsha 26 Mart 1360'ta, Muhammed bin Muhammed el-harezmî tarafından istinsah edilmiştir. Müstensih, eserin istinsahını, yazarın ölümünden dört gün sonra bitirdiğini kaydetmiştir ki bu kayıt, istinsah sırasında müellifle müstensihin görüştüğünü ve aynı yerde olduğunu gösterir. Yazma 15. asırda Mısır'da bir Türk bey inin kütüphanesinde kalmış, muhtemelen 16. asırda İstanbul'a intikal etmiştir. 444 sahifelik yazmanın en önemli özelliği harekeli olması ve kapalı e'leri üstün ve y ile göstermesidir. Nehcü'l-Ferâdîs'in bilinen diğer yazması, Kırım nüshasıdır. Nehcü'l-Feradis (Kısaca) Kerderli Mahmud tarafından kaleme alınmıştır. Eserin orijinal adı Uştmahlarnıng Açuk Yolı Cennetlerin Açık Yolu dur. Kırk hadis türünde mensur ve hacimli bir eserdir. Dört bab ve kırk fasıldan oluşur. Her fasıl bir hadisle başlar. Dini-ahlaki bir eserdir. Eserin elde olan iki nüshası bulunmaktadır: Yani Cami nüshası ve Kırım nüshası. Eser üzerinde Janos Eckmann, Osman Nedim Tuna ve Aysu Ata nın önemli çalışmaları bulunmaktadır. Muinü l-mürid İslam tarafından 1313 yılında kaleme alınmıştır. Dini-tasavvufi manzum bir eserdir. Toplam 407 dörtlükten oluşmaktadır. Eserin bilinen tek nüshası Bursa Yazma ve Basma Eserler Kütüphanesi nde bulunmaktadır. Eser üzerinde Mustafa Argunşah ve Recep Toparlı nın önemli çalışmaları bulunmaktadır. Cevâhirü'l-Esdâf: Bursa Orhan Kütüphanesinde, Muînü'l-Mürîd'in bulunduğu mecmuanın sahife kenarlarında yazılmış altı kıtalık bir metindir. Dörtlüklerle yazılmış tasavvufî, didaktik bir parçadır. Köprülü'ye göre dil ve edebiyat özellikleri itibariyle bu eser Muînü'l-Mürîd'in yazıldığı Harezm muhitine ait olmalıdır. Cürncümenâme İlyas peygambere iman etmediği için çok eziyetler çeken; fakat kendi adamlarına iyi davrandığı için İsa peygamber tarafından diriltilen Kesikbaş adlı meşhur dinî menkıbenin Feridüddin Attar'a dayanan manzum bir tercümesidir. Hüsam Kâtib tarafından 770'te yazılmıştır. Eserin birkaç nüshası vardır. Ayrıca 1289'da Kazan Üniversitesi matbaasında Hikâyet-i Cümcüme Sultan fi Nevbet-i İlyas Aleyhisselâm adıyla basılmıştır. 62

Mirâcnâme: Peygamberimizin miracını konu edinen mensur eserdir. Paris'te Bibliotheque Nationale'de bulunan Uygur harfli tek nüshası 1436'da Herat'ta Malik Bahşı tarafından istinsah edilmiştir. Nehcü'l-Ferâdis adlı bir eserden Türkçeye çevrilmiştir. Köprülü, Mahmud bin Ali'nin Nehcü'l-Ferâdîs'inin kaynağı olan eserle bunun aynı eser olup olmadığı konusunda "kat'î bir şey söylenemez" demektedir (Köprülü 1926: 378). Eckmann da Miracname'nin, bir bölümü hariç diğer bölümlerinin, Nehcü'l-Ferâdîs'teki miraç bölümüne uyduğunu ifade etmekle beraber, İki Nehcü'l-Ferâdîs'in ilişkisi hakkında olumlu bir fikir ileri sürmemektedir (Eckmann 1956: XI-XII). 14. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. Eserin dili, belki de müs-tensihten dolayı Çağatay özellikleri göstermektedir. Osman F. Sertkaya eser üzerinde doktora çalışması yapmıştır. Satır-Altı Kur'an Tercümesi: Süleymaniye Kütüphanesi Hekimoğlu Alipaşa Bölümünde bulunan satıraltı Kur'an tercümesi Harezm Türkçesi özellikleri göstermektedir. Yazma, Gülden Sağol tarafından doktora tezi olarak hazırlanmış ve tez Harvard Ünivesitesi tarafından yayımlanmıştır: Altın Ordu Yarlık ve Bitikleri: Yarlık, ferman; bitik, mektup demektir. Altın Ordu hanlarına ait 14. yüzyılın sonu ve 15. yüzyılın başında yazılmış iki yarlık ve bir bitigi Harezm Türkçesinin metinleri kabul edebiliriz. Daha sonraki yarlık ve bitikler Çağatay dönemine ait kabul edilmelidir. Aslında ilk yarlık ve bitiklerde de Çağatay özellikleri görülmekle beraber birden fazla heceli kelimelerde g'nin tonsuzlaşmaması, 3. şahıs iyelikten sonra -nga biçiminde görülen yönelme hâli eki vb. özellikler dolayısıyla bunları Harezm döneminin son metinleri sayabiliriz. Hilyetü'l-Lisân ve Hulbetü'l-Beyân : İbni Muhennâ tarafından tahminen 14. yüzyılda yazılmış Arapça-Türkçe- Moğolca bir sözlüktür. Yazıldığı yer belli değildir. Abdülkadir İ-nan'a göre Azerbaycan veya Irak'ta yazılmış olabilir. Eserde Moğolca bölüm de bulunduğuna göre İlhanlı sahasında yazılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Abdullah Battal tarafından İbnü- Mühennâ Lûgati adıyla 1934'te Türkçe bölümünün alfabetik dizini yayımlanmıştır. HAREZM TÜRKÇESİNİN ŞEKİL ÖZELLİKLERİ ZAMAN EKLERİ Şimdiki Zaman ve Geniş Zaman Eki: Harezm (Altınordu) Türkçesinde şimdiki zaman ile geniş zaman için genellikle aynı ek kullanılmıştır: -ar/-er/-r/-ır/-ir/-ur/-ür. Ancak bu dönemde ortaya çıkan ve şimdiki zaman anlamı bir birleşik yapı da bulunmaktadır: -(y)a turur: bara turur men gidiyorum, bara turur sen gidiyorsun, bara turur gidiyor gibi. Görülen (Bilinen) Geçmiş Zaman Eki: Harezm (Altınordu) Türkçesinde görülen geçmiş zaman eki değişmemiştir: -dı/-di/-tı/-ti dir. Öğrenilen (Duyulan) Geçmiş Zaman Eki: Harezm (Altınordu) Türkçesinde öğrenilen geçmiş zaman eki -mış/-miş dir. 63

Gelecek Zaman Eki: Harezm (Altınordu) Türkçesinde gelecek zaman anlamı veren ekler şunlardır: -ga, -ge, -gay, -gey; -gu, -gü: ölgey men öleceğim, barmagay sen gitmeyeceksin, birgey biz vereceğiz, sançga sen Mızrak saplayacaksın., yakın bolga sen yakın olacaksın, katılgu katılacak gibi. EMİR-İSTEK EKLERİ 1. Teklik şahıs emir eki: -ayın, -eyin, -ayım, -eyim. 2. Teklik şahıs emir eki: -gıl/-gil, -gın, -gin ya da eksiz: bas bas, birme verme, aygıl söyle, bolgıl ol, ıdgıl gönder, işidgin işit, sözlemegin söyleme gibi. 3. Teklik şahıs emir eki: -su, -sü; -sun,-sün: bayusu Zenginleşsin, birsü versin, körmesü görmesin, alsun alsın, keçürsün affetsin gibi. 1. Çokluk şahıs emir eki: -alıng, -eling/-alım/-elim: awınalım avunalım, köçelim göçelim, baralıng gidelim, kireling girelim gibi. 2. Çokluk şahıs emir eki: -ıng/-ınglar, -ıngız: alıng alın, tutunglar tutunuz gibi. 3. Çokluk şahıs emir eki: -sular, -süler, -sunlar, -sünler: bilmesünler bilmesinler, ögrensüler öğrensinler gibi. ŞART EKİ Köktürkçede ve Uygurcada şart anlamı veren -sar/-ser eki, Karahanlıcada -sa, -se ekine dönüşmüştür. Aynı durum Harezm (Altınordu) Türkçesinde de vardır: barsam gelsem, körsem görsem gibi. SIFAT-FİİL (PARTİSİP) EKLERİ I. -gli, -gli:: barıglı giden, bıçıglı biçen, körügli gören gibi. II. -ar, -er, -r/ -ır, -ir, -ur, -ür/ -maz, -mez, -mas, -mes: Geniş zaman ve geniş zamanın olumsuzluk ekidir. Yapar, eder/ yapamaz, edemez anlamında sıfat-fiiller oluşturur: keçer dünya fani dünya, yarar iş yarar iş gibi. III. -mış, -miş: Öğrenilen geçmiş zaman ekidir. Sıfat-fiil eki olarak kullanımı yaygındır: bütmiş başak bitmiş başak, kalmış kün geride kalan gün gibi. 64

IV. -daçı, -deçi/ -taçı, -teçi: Harezm (Altınordu) Türkçesinde az kullanılmış bir sıfatfiil ekidir: bardaçı kişi varan kişi, keldeçi kün gelecek gün gibi. V. -gan, -gen/ -kan, -ken: Harezm (Altınordu) Türkçesinde çok sık kullanılan bir ektir: azıtgan kişi yoldan çıkan kişi, ısırgan it ısıran köpek gibi. VI. -gu, -gü, -ku, -kü: Harezm (Altınordu) Türkçesinde bu ek sıfat-fiil olarak sıkça kullanılmıştır: kalgu neng kalacak şey, yorımagu söz etkisiz söz, bargu yir gidilecek yer gibi. VII. -ası, -esi: Kaşgarlı nın verdiği bilgilere göre Oğuzların kullandığı bir sıfat-fiil ekidir: barası yer gidilecek yer, turası ogur durulacak yol gibi. ZARF-FİİL (GERUNDİUM) EKLERİ I. -a/-e: aḏıra seçe ayırıp seçerek, koşa koşarak gibi. II. -ı, -i, -u, -ü: akıru yavaşça, arslanlayu arslan gibi, ukturu anlayarak gibi. III. -p: Köktürkçe ve Uygurcada olduğu gibi Karahanlıcada da bu zarf-fiil eki çok yaygın kullanılmıştır: bilip sözlese söz biligke sanur Bilip söylediğin söz bilgiye dayanır., bezenip süslenip gibi. IV. -ıban, -iben, -uban, -üben: keliben gelerek, körüben görünce gibi. V. -matı, -madı, -matın, -meti, -medin/-mayın, -meyin: bilmedin bilmeden, kesmedin kesmeden, tınmadın dinlemeden, körmeyin görmeden gibi. VI. -galı, -geli/-alı, -eli: Harezm (Altınordu) Türkçesinde sık kullanılan bir zarf-fiil ekidir: bargalı gideli, kelgeli geleli, yatalı yatalı gibi. VII. -gınça, -ginçe, -kınça, -kinçe: bolmagınça olmayınca, toḏmagınça doymayınca gibi. VIII. -dukta, -dükte: karıştukta karıştığı zaman gibi. IX. -arda, -urda: Geniş zaman sıfat-fiili ve bulunma hali ekinin kalıplaşmasıyla oluşmuş bir zarf-fiil ekidir: alurda alınca, batarda batınca gibi. X. -dukda, -dükde: aldukda alınca, kördükde görünce gibi. 65

XI. -ganda, -gende: sorganda sorunca, körgende gördüğü zaman gibi. XII. -gaç, -geç: körgeç görünce, algaç alınca gibi. XIII. -ıçak, -uçak: baruçak gidince gibi. XIV. -y: okuy okıyup, yöriy yürüyerek, sevinçley sevinerek gibi. DURUM EKLERİ I. Bulunma Hali Eki (Lokatif): -da, -de, -ta, -te: ewde yurtta, taşta dışarıda gibi. II. Ayrılma Hali Eki (Ablatif): Uygurcada yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanan - dın, -din, -tın, -tin eki Harezm (Altınordu) Türkçesinde de kullanılmıştır. Bununla beraber -dan, -den ekinin de kullanılmaya başlandığı görülmektedir. III. İlgi Hali Eki (Genitif): Harezm (Altınordu) Türkçesinde +ıng, +ing, +nıng, +ning, +nung, +nüng eki kullanılmıştır: monçuk+ung boncuğun, ilig+ing hükümdarın, kişi+ning kişinin gibi. IV. Belirtme Hali Eki (Akkuzatif): Köktürkçe, Uygurca ve Karahanlıcada olduğu gibi, Harezm (Altınordu) Türkçesinde de +ıg, +(ı)n ve +nı ekleri kullanılmıştır. +nı eki Harezm (Altınordu) Türkçesinde yalnızca işaret zamirlerinde kullanılmaz, her türlü kelimeyle kullanımı yaygınlaşmıştır: arıglıknı temizliği gibi. V. Yönelme/Yükleme Hali Eki (Datif): Harezm (Altınordu) Türkçesinde yönelme anlamı için -ga, -ge, -ka, -ke ve az da olsa -a, -e ekleri kullanılmıştır. VI. Yön Eki (Direktif): Köktürkçe, Uygurca ve Karahanlıcada olduğu gibi, Harezm (Altınordu) Türkçesinde de -garu, -gerü ve -ra, -re ekleri kullanılmıştır. Çok az da olsa -ru, - rü ekleri de aynı fonksiyonla kullanılmıştır. VII. Araç Durumu Eki (İnstrumental): Köktürkçede olduğu gibi Uygurcada da araç durumu +ın eki ile kurulur. Bununla birlikte ile, bile ve birle kelimeleri kullanılarak da araç durumu gösterilebilir: yaḏagın yaya olarak, otın ateş ile, eligin eliyle, bayat atı birle Allah ın adı ile gibi. KIPÇAK TÜRKÇESİNE AİT ESERLER Kıpçakların Kısa Tarihi 66

Kıpçaklar, Bizans ve Latin kaynaklarında Kuman, tarihî Rus kaynaklarında Polovets, Macarlar tarafından Kun (Hun) olarak adlandırılmışlardır. Kıpçak adına eldeki bilgilere göre ilk olarak 759 yılında dikilmiş olan Moyun Çor Yazıtında kullanılır. XI. yüzyıl başlarında Yayık boylarında yaşayan Kıpçaklar 1030 yılı civarında İdil i geçerek Oğuzları batıya ittiler ve Rus prenslikleri komşu oldular. Bu tarihten itibaren Kıpçaklar, Deşt-i Kıpçak Kıpçak bozkırları denilen Avrasya nın en önemli aktörlerinden biri haline gelirler. 1080 lerde Kıpçak hâkimiyeti geniş bir alana yayılmıştı, genel olarak merkezi ise Don-Dinyester civarlarıydı. Kıpçaklar XII. yüzyıl boyunca Gürcistan da, Güney Rusya da, Romanya da, Bulgaristan da ve Macaristan da önemli roller oynadılar. Ruslarla çatışmaları İgor Destanı'nın konusu oldu. Bir kısmı Macaristan da kalarak Macarlaştı. Bir kısmı Basarabya bölgesinde ilk Roman devletini kurdu. On binlerce Kıpçak askeri, Gürcü ordusunun esas kitlesini oluşturdular ve Selçuklu Oğuzlarına karşı Gürcüleri korudular. 1241 yılında Cengiz Han ın torunu Batu tarafından Altın Ordu devleti kuruluncaya kadar İrtiş nehrinden Macaristan a ulaşan bu geniş coğrafyada Kıpçaklar merkezi bir devlet kuramamışlardır. Kıpçaklar; İdil Bulgarları, Ruslar ve bölgede bulunan diğer halklarla birlikte, Batu Han a karşı mağluplar arasında olmasına rağmen Altın Ordu Hanlığının asıl kitlesini oluşturdu. Altın Ordu Hanlığındaki Türkler, Karahanlı Türkçesinden Harezm Türkçesine geçiş dönemi olan Harezm Türkçesini yazı dili olarak kullanmışlardır. Batu Han ın 1236-1242 yılları arasında yaptığı askeri seferi sırasında Kıpçakların bir kısmı, Karadeniz ve Balkanlar üzerinden Mısır a gitmişlerdir. Orda, önce Eyyûbîlerin paralı askerleri olmuşlar, daha sonra 1250 yılında Mısır da Memluk devletini kurmuşlardır. Memluk devleti, 1518 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır ın alınmasıyla ortadan kalkmıştır. Memluk devletindeki halkın Arap, yöneticilerin Türk olmasından dolayı halkın Türkçe öğrenme ihtiyacı veya halka Türkçe öğretme durumu ortaya çıkmıştır. Bu amaçla Memluk sahasında Türkçeyle ilgili birçok sözlük ve gramer kitabı yazılmıştır. Bunların yanında edebi eserler, atçılık, okçuluk, fıkıh gibi konularda çok sayıda eser günümüze kadar gelmiştir. XIII. ve XIV. yüzyıllarda Mısır da yazılan bu eserlerde kullanılan dil, Kıpçak Türkçesi veya Memluk Kıpçak Türkçesi adıyla terimleşmiştir. KIPÇAK TÜRKÇESİ DÖNEMİNDE YAZILMIŞ ESERLER Kıpçak Türkçesi döneminde yazılmış eserler genel olarak şu başlıklar altında incelenebilir: I. Sözlük ve Gramerler II. Edebî Eserler 67

III. Dinî Eserler IV. Baytarlık ve Askerlik (Atçılık, Okçuluk) Eserleri SÖZLÜK VE GRAMER KİTAPLARI Codex Cumanicus (Kumanların Kitabı) Karadeniz'in kuzeyindeki Kıpçak (Kuman) Türklerinden İtalyanlar ve Almanlar tarafından XIV. yüzyılda derlenmiş iki bölümlük bir eserdir. Codex Cumanicus dönemin yazı dilini değil, o zamanki Kıpçakların konuşma dilini, ağızlarını yansıtır. İtalyan bölümü 55 yapraktan oluşur. Sözlükler, Lâtince-Farsça-Kıpçak Türkçesiyle yazılmıştır. Alman bölümü 27 yapraktan oluşur. İlk bölüm Kıpçakça-Almanca, ikinci bölüm ise Kıpçakça-Lâtince sözlüktür. Metinler İncil'den parçalar, ilâhîler, bilmece ve atasözleri vardır. Codex'in ilk satırları 1303 tarihini taşır. Eserin tek nüshası 1362 yılında Petrarca tarafından Venedik Cumhuriyetine hediye edilmiştir. Codex Cumanicus hâlâ Venedik'te St. Marcus Kütüphanesindedir. Kitabü'l-İdrak li-lisani'l-etrak 1312 de Kahire de tamamlanmış bir sözlüktür. Kitabın yazarı Endülüslü Ebu Hayyan dır. Bu eser, Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmıştır. Eser, sözlük, dil bilgisi ve cümle bilgisi olmak üzere üç bölümde düzenlenmiştir. Sözlük bölümünde isim ve fiiller karışık olarak Arap alfabe sırasına göre düzenlenmiştir. Türkçe sözlere genellikle tek sözden oluşan Arapça anlamlar verilmiştir. Eserin bilinen üç nüshası bulunmaktadır: İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesi Veliyüddin Efendi Bölümünde bulunan nüsha; İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Arapça Yazmalar Bölümünü nüshası ve nüshası Kahire nüshası. Eser üzerinde Ahmet Caferoğlu ve Melek Özyetgin in önemli çalışmaları bulunmaktadır. Kitab-ı Mecmu-ı Tercüman-i Türkî ve Acemî ve Mugalî 1343 yılında Halil bin Muhammed el-konevî tarafından yazılmıştır. 68

1345 yılında kaleme alınmıştır. Eserin 63 yaprağı Arapça-Türkçe sözlük ve gramer, 13 yaprağı ise Moğolca-Farsça sözlüktür. Eserin tek nüshası vardır ve Hollanda'nın Leiden Akademisi Kütüphanesinde saklanmaktadır. Eser üzerinde N. Poppe, Houstma ve Recep Toparlı-Nevzat Yanık-Sadi Çögenli nin çalışmaları bulunmaktadır. Et-Tuhfetü z-zekiyye fi l-lugati t-türkiyye Eserin yazıldığı tarih ve yer bilinmemektedir. Eserin tek nüshası İstanbul'da, Beyazıt Kütüphanesi Veliyüddin Efendi bölümündedir. Eserde 3000 e yakın Türkçe kelime bulunmaktadır. Bu eserin diğer sözlüklerden farkı, yazarın bu sözlüğü Kıpçak Türkçesiyle yazdığını söylemesidir. Eser üzerinde Halasi Kun, İ. Fazılov ve Besim Atalay ın çalışmaları bulunmaktadır. Bülgatü'l-Müştak fi Lugati't-Türk ve'l-kıfçak 14. yüzyılın ikinci yarısında veya 15. yüzyıl başlarında yazılmış Arapça-Türkçe bir sözlüktür. Kitabın yazarı Cemâleddin Ebû Muhammed Abdullah et- Türkî dir. Eserde kelimeler baklava biçiminde dizilmiştir. Her kelime baklava biçiminin bir kenarını oluşturmaktadır. Bir kenar Arapça, bir kenar Türkçe, tekrar bir kenar Arapça, bir kenar Türkçe yazılarak baklavanın dörtkenarı tamamlanmıştır. Eserde isim ve fiil bahisleri ayrılmıştır. İsimler tematik olarak (gök, yer, madenler, hayat, ölüm, din, askerlik, hububat, hayvanlar vb.) sıralanmış; fiil bölümü ise Arapça fiillerin alfabe sırasına göre düzenlenmesinden meydana gelmiştir. Bülgatü'l-Müştâk'ın tek nüshası vardır ve Paris'te, Bibliotheque Nationale'de muhafaza edilmektedir. Eser üzerinde Ananiasz Zajaczkowski nin çok önemli çalışmaları bulunmaktadır. El-Kavaninü'l-Külliyye li-zabti'l-lügati't-türkiyye 15. yüzyıl başlarında, Arapça yazılmış bir Türk grameridir. Eserin adı sade bir şekilde "Türk Dilinin Genel Kuralları" olarak Türkçeye çevrilebilir. Yazarı ve yazılış tarihi belli değildir. 15. yüzyıl başlarında Kahire'de yazıldığı tahmin edilmektedir. 69

El-Kavânîn'in diğer Memlük sahası dilcilik eserlerinden ayrılan en önemli yönü, sözlük bölümünün olmayıp sadece gramerden ibaret bulunmasıdır. Ancak gramer içinde yer yer kelime listeleri verilmiştir. El-Kavânîn'in tek nüshası vardır ve İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Şehit Ali Paşa bölümünde saklanmaktadır. Eser üzerinde Kilisli Rıfat Bilge ve Recep Toparlı-Sadi Çögenli-Nevzat Yanık ın çalışmaları bulunmaktadır. Ed-Dürretü'l-Mudiyye fi'l-lügati't-türkiyye XIV. veya XV. yüzyılda yazılmış Arapça-Türkçe sözlük ve konuşma kılavuzudur. Eserin yazarı, yazıldığı yer ve tarih belli değildir. Kitabın adı "Türk Dilinin Parlayan İncisi" anlamına gelir. Eser, 24 fasıla (bölüme) ayrılmıştır: Allah, gök ve yerdekiler, sular, güzel kokulu bitkiler, meyveler, ağaçlar vb. kavramların her biri bir fasıl oluşturur. Eserin konuşma kılavuzu bölümünde tam 220 kısa cümle bulunur. Eser bu bölümüyle diğer bütün sözlük ve gramerlerden ayrılmaktadır. Dürretü'l-Mudiyye'nin tek nüshası vardır ve Floransa'daki Medicae Bibliotheca Laurenziana'da muhafaza edilmektedir. Arapça kelimeler ve ibareler siyah mürekkeple, Türkçe kelime ve ibareler kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Eser baştan sona harekelidir. Arapçalar üst satıra, Türkçeler alt satıra yazılmıştır. Eseri 1963 yılında Ananiasz Zajaczkowski bulmuş ve eser üzerinde çalışmıştır. EDEBÎ ESERLER Kitab Gülistan bi t-türkî Bu dönemde yazılmış tek edebi metindir. Sadî'nin 1258'de Farsça yazmış olduğu Gülistan adlı eserinin Kıpçak Türkçesine tercümesidir. Asıl adı Kitâb Gülistân bi't-türkî (Türkçe ile Gülistan Kitabı) olan eser Seyf-i Sarâyî tarafından tercüme edilmiştir. Eser tercümeden çok adaptasyon karakterindedir. Seyf-i Sarayî, Altın Ordu'nun başkenti olan Saray şehrindendir. Gülistan tercümesinin sonunda kendi şiir ve nazireleri de vardır. Eser, Mısır'da Emir Bathâs adına tercüme edilmiştir. 70

Eserin tek yazması Leiden (Hollanda) İlimler Akademisi Kütüphanesinde bulunmaktadır. Eser üzerinde Bodrogligeti ve Ali Fehmi Karamanlıoğlu çalışmıştır. DİNÎ ESERLER İrşadü l-müluk ve s-selatin 1387'de İskenderiye'de meydana getirilen satır altı bir fıkıh kitabıdır. Eserin mütercimi veya müstensihi Berke Fakîh'tir. Berke Fakîh, Kutb'un Hüsrev ü Şîrîn'ini 1383'te istinsah eden kişidir. Eserde; kâfir olmayı gerektiren ve gerektirmeyen hâller, temizlik, namaz, zekât, oruç, hac, ant içmek, hırsızlık, gazilik, kurban, cinayet vb. konular yer alır. Sonunda 49 fıkıh meselesi sorulu-cevaplı olarak verilmiştir. İrşâdü'l-Mülûk'un tek nüshası, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesinde, Ayasofya bölümündedir. 498 varak olan eserde üstte bulunan Arapça satır siyah mürekkeple, altta bulunan Türkçe satır kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Türkçe kısımda çok az hareke kullanılmıştır. Eser üzerinde Recep Toparlı çalışmıştır. Kitab fi'l-fıkh Satır altı bir fıkıh tercümesidir. Eserin zamanı, mütercimi ve müstensihi belli değildir. Tek nüshası İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Bölümünde bulunan eser 266 varaktır. Üst satırdaki Arapça metin siyah, alt satırdaki Türkçe metin kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Türkçe kısımlar harekelidir. Kitab fi'l-fıkh bi-lisani't-türkî Müellifi ve telif tarihi bilinmeyen bir fetva kitabıdır. Fetva kitaplarından derlenmiştir. Eserin tek nüshası İstanbul Millet Kütüphanesi Feyzullah Efendi Bölümündedir; 429 varaktır. Eser üzerinde Mehmet Emin Ağar çalışmıştır. Kitab Mukaddime-i Ebu'l-Leysi's-Semerkandî Hanefî mezhebinin, 10. yüzyılda yaşamış ünlü fıkıh bilginlerinden Ebu'1-Leys Semerkandî'nin fıkıhla ilgili eserinin satır altı tercümesidir. Mütercimi ve yazılış tarihi belli değildir. 15. yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. 71

Tek nüshası Kıpçak Türkü Esenbay bin Sudun tarafından, Memlük Sultam Kansu Gavri'nin kütüphanesi için istinsah edilmiştir. Eserin tek nüshası İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya Bölümünde bulunmaktadır. Eser A. Zajaczkowski ve Recep Toparlı tarafından yayımlanmıştır. Mukaddimetü'l-Gaznevî fi'l-ibadat Satır altı bir fıkıh tercümesidir. Tek nüshası İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Reisülküttab Efendi Bölümündedir. BAYTARLIK VE ASKERLİK (BİNİCİLİK, OKÇULUK) ESERLERİ Baytaratü'l-Vazih 14. yüzyılın sonlarında yazıldığı tahmin edilen atlar ve veterinerlikle ilgili bir kitaptır. Arapçadan tercüme edilmiştir. Eserin hangi Arapça kitaptan, kim tarafından ve ne zaman tercüme edildiği belli değildir. Mütercim, eserinin girişinde Tolu Beg'in emriyle tercümeyi yaptığını belirtir. Eserde atların faydalı ve zararlı hâlleri, sıfatları, donları, huylan ve at hastalıklarıyla tedavi yollan anlatılır. Eserin iki nüshası vardır. İstanbul nüshası Topkapı Sarayı Revan Köşkü Kütüphanesindedir. Kıpçak Türkçesiyle yazılmış olan nüsha budur. İkinci nüsha Paris'te Bibliotheque Nationale'de bulunmaktadır. Eser üzerinde David Nissman, Mehmet Emin Ağar, Can Özgür ve Kurtuluş Öztopçu nun çalışmaları bulunmaktadır. Münyetü'l-Guzat XIV. yüzyılın ikinci yarısında veya XV. yüzyılın başlarında Arapçadan Türkçeye çevrilmiş bir binicilik kitabıdır. Tercüme tarihi ve mütercimi bilinmemektedir. Eserin bilinen tek nüshası 1446-1447'de istinsah edildiğine göre bu tarihten önce tercüme edildiği kesindir. Eserin tek yazması İstanbul'da, Topkapı Sarayı, III. Ahmed bölümündedir. Eser üzerinde Mustafa Uğurlu ve Kurtuluş Öztopçu nun çalışmaları bulunmaktadır. Kitabü l-hayl XIV. yüzyılın sonlarında veya XV. yüzyılın başlarında Farsçadan Türkçeye çevrilmiş bir atçılık ve veterinerlik kitabıdır. 72

Bazı çalışmalarda Kitâb fî- Riyâzati'1-Hayl olarak adlandırılmıştır. Ne zaman ve kim tarafından tercüme edildiği belli değildir. Eser; atların özellikleri, at hastalıkları, tedavi usulleri ve at terbiyesi hakkındadır. Eserin iki nüshası vardır. Paris nüshası ise Bibliotheque Nationale'de bulunmaktadır. Eser üzerinde Can Özgür ve Kurtuluş Öztopçu çalışmıştır. Kitab fi-ilmi'n-nüşşab XIV. yüzyıl sonlarında Arapça eserlerden derlenerek Türkçeye çevrilmiş, okçulukla ilgili bir eserdir. Ne zaman ve kim tarafından tertip edildiği belli değildir. İlk okçu, eski okçuluk ustaları, okçuluğun esasları, ayakta ve otururken ok atma, ok atma hataları konularını ele alır. Eserin iki nüshası vardır. Kıpçak unsurların ağır bastığı İstanbul nüshası Beyazıt Devlet Kütüphanesi Veliyüddin Efendi Bölümündedir. Oğuz unsurların ağır bastığı Paris nüshası Bibliotheque Nationale'dedir. Paris nüshası Zajaczkowski tarafından, İstanbul nüshası ise Kurtuluş Öztopçu tarafından yayımlanmıştır. KIPÇAK TÜRKÇESİNİN SES ÖZELLİKLERİ Kıpçak Türkçesinin ses özellikleri birkaç maddede şöyle sıralanabilir: Asli ünlü uzunluklarının korunup krunamadığı bu dönemde takip edilememektedir. Kelime başındaki t- sesi korunmuştur. Ancak Oğuzca etkisiyle t- ile başlayan bazı kelimeler d- sesine dönmüştür: ti- > di- demek gibi. Kelime başındaki k- sesi korunmuştur. Köktürkçe, Uygurca ve Karahanlıcada korunan çok heceli kelimelerdeki -g-/-g sesi Kpçak Türkçesinde düşme eğilimi gösterir: biliglig > biligli, başlıg > başlı, ölgeli >öleli gibi. Kıpçak Türkçesinde -g- sesinin düşmeye başlaması Oğuzcanın etkisini açıkça göstermektedir. Köktürkçe ve Uygurcada korunan kelime içi ve sonu -d-/-d sesi Karahanlıcada sızıcılaşmış ve peltekleşmiştir: -d-/-d >-ḏ-/-ḏ. Aynı durum Harezm Türkçesinde de çoklukla korunmuştur: adak > aḏak, bod > boḏ, yadag > yaḏag, edgü > eḏgü, kadgu > kaḏgu gibi. Kıpçak Türkçesinde ise bu ses genel olarak y-/-y sesine dönmeye başlamıştır: adak > aḏak > ayak, adgır > aḏgır > aygır, adrıl- > aḏrıl- > ayrıl-, kadgu > kaḏgu > kaygu gibi. 73

Köktürkçede korunan Uygurcada ise çoklukla çift dudak ünsüzüne dönen -b-/ -b sesi Karahanlıcada tamamen çift dudak ünsüzüne dönmüştür: eb > ew, sab > saw, sebin- > sewin-, tabar > tawar, kabış- > kawış- gibi. Kıpçak Türkçesinde ise bu ses genellikle korunan -v-/-v sesine geçerek kullanılmıştır: yavlak kötü, çevür- çevirmek, yavuz kötü, yalabaç > yalawaç > yalavaç gibi. Kıpçak Türkçesinde kelime içindeki bazı -g- sesleri bazen -w-/-w- sesine dönüşmüştür: arıg > aruv, bagla- > bavla- gibi. Diş dudak ünsüzlerinin bulunduğu eklerde ünlüler yuvarlaklaşmışlardır: ewüm evim, edebsüz edepsiz, tapup bulup, kitabung kitabın, haramluk haramlık, kimnüng kimin gibi. Bugün Türkiye Türkçesi yazı dilinde kaybolan, ancak ağızlarda yaşayan ng (nazal n) sesi Köktürkçe, Uygurca ve Karahanlıca ve Harezm Türkçesinde olduğu gibi Kıpçak Türkçesinde de korunmuştur: köngül > gönül, songra > sonra, kelding > geldin gibi. Harezm Türkçesinde bar, bar- ve ber- biçimlerinde kullanılan kelimeler Kıpçak Türkçesinde Oğuzcanın etkisiyle var, ver- ve var- şeklinde kullanılmışlardır. KIPÇAK TÜRKÇESİNİN ŞEKİL ÖZELLİKLERİ ZAMAN EKLERİ Şimdiki Zaman ve Geniş Zaman Eki: Kıpçak Türkçesinde şimdiki zaman ile geniş zaman için genellikle aynı ek kullanılmıştır: -ar/-er/-r/-ır/-ir/-ur/-ür. Ancak bu dönemde ortaya çıkan ve şimdiki zaman anlamı veren birleşik yapılar da bulunmaktadır: -(y)a turur; -edir, - adır, -adur, -ydır, -ydur: bara turur men gidiyorum, bara turur sen gidiyorsun, bara turur gidiyor, aladır men alıyorum, soluydır men soluyorum, söyleydir sen söylüyorsun gibi. ÖNEMLİ NOT: Kıpçak Türkçesinde şimdiki zaman ifade eden bir diğer ek de -yor/-yorur ekidir. Bu ek Türkiye Türkçesindeki -yor şimdiki zaman ekinin de kaynağıdır: keleyorur men geliyorum, keleyor geliyor, yatayor yatıyor, kelmeyyorur gelmiyor gibi. Görülen (Bilinen) Geçmiş Zaman Eki: Kıpçak Türkçesinde görülen geçmiş zaman eki değişmemiştir: -dı/-di/-tı/-ti dir. 74

Öğrenilen (Duyulan) Geçmiş Zaman Eki: Kıpçak Türkçesinde öğrenilen geçmiş zaman üç biçimde ifade edilmiştir: -mış/-miş; -gan/-gen ve -ptır/ -ptur/-pturur ekleridir: kelmiş men gelmişim, agırlanıp men güçlenmişim, körüp men görmüşüm, keliptir men gelmişim, kelip turur men gelmişim, tıygandır yasaklanmıştır, yazgandır yazmıştır gibi. Gelecek Zaman Eki: Kıpçak Türkçesinde gelecek zaman anlamı veren ekler şunlardır: -ga, -ge, -gay, -gey; -ası, -esi; -ısar, -iser; -açak, -eçek: ölgey men öleceğim, barmagay sen gitmeyeceksin, birgey biz vereceğiz, sançga sen Mızrak saplayacaksın., yakın bolga sen yakın olacaksın, katılgu katılacak, barası men gideceğim, kelesi sen geleceksin, alusar alacak, bolısar olacak, keleçek men geleceğim gibi. EMİR-İSTEK EKLERİ 1. Teklik şahıs emir eki: -ayın, -eyin, -ayım, -eyim. 2. Teklik şahıs emir eki: -gıl/-gil, -gın, -gin ya da eksiz: bas bas, birme verme, aygıl söyle, bolgıl ol, ıdgıl gönder, işidgin işit, sözlemegin söyleme gibi. 3. Teklik şahıs emir eki: -sun,-sün: alsun alsın, keçürsün affetsin gibi. 1. Çokluk şahıs emir eki: -alıng, -eling /-alım/-elim; -alık, -elik: awınalım avunalım, köçelim göçelim, baralıng gidelim, kireling girelim, alalık alalım, yatalık yatalım gibi. 2. Çokluk şahıs emir eki: -ıng/-ınglar, -ıngız: alıng alın, tutunglar tutunuz gibi. 3. Çokluk şahıs emir eki: -sunlar, -sünler: bilmesünler bilmesinler, ögrensünler öğrensinler gibi. ŞART EKİ Köktürkçede ve Uygurcada şart anlamı veren sar/-ser eki, Karahanlıcada -sa, -se ekine dönüşmüştür. Aynı durum Kıpçak Türkçesinde de görülür: barsam gelsem, körsem görsem, bolsa men olsam, açıhsam acıksam gibi. SIFAT-FİİL (PARTİSİP) EKLERİ I. -gli, -gli:: barıglı giden, bıçıglı biçen, körügli gören gibi. 75

II. -ar, -er, -r/ -ır, -ir, -ur, -ür/ -maz, -mez, -mas, -mes: Geniş zaman ve geniş zamanın olumsuzluk ekidir. Yapar, eder/ yapamaz, edemez anlamında sıfat-fiiller oluşturur: keçer dünya fani dünya, yarar iş yarar iş gibi. III. -mış, -miş: Öğrenilen geçmiş zaman ekidir. Sıfat-fiil eki olarak kullanımı yaygındır: bütmiş başak bitmiş başak, kalmış kün geride kalan gün gibi. IV. -gan, -gen/ -kan, -ken: Kıpçak Türkçesinde çok sık kullanılan bir ektir: azıtgan kişi yoldan çıkan kişi, ısırgan it ısıran köpek gibi. V. -gu, -gü, -ku, -kü: Kıpçak Türkçesinde bu ek sıfat-fiil olarak sıkça kullanılmıştır: kalgu neng kalacak şey, yorımagu söz etkisiz söz, bargu yir gidilecek yer gibi. VI. -ası, -esi: Kıpçakçada az görülen bir ektir. Kaşgarlı nın verdiği bilgilere göre Oğuzların kullandığı bir sıfat-fiil ekidir: barası yer gidilecek yer, turası ogur durulacak yol gibi. VII. -duk, -dük: ayıttukı söylediği, bırakdugı bıraktığı, bildügi bildiği gibi. VIII. -açak, -eçek: tutaçak endam tutulacak nokta, keleçek yer gelecek yer, olturaçak yer oturacak yer gibi. ZARF-FİİL (GERUNDİUM) EKLERİ I. -a/-e: ayıra seçe ayırıp seçerek, tura ayakta durarak, aça bar- açı vermek, aka tur- akadurmak koşa koşarak gibi. II. -ı, -i, -u, -ü: akıru yavaşça, arslanlayu arslan gibi gibi. III. -p, -ıp, -ip: Kıpçak Türkçesinde bu ek çok yaygın kullanılmıştır: bilip sözlese söz biligke sanur Bilip söylediğin söz bilgiye dayanır., bezenip süslenip gibi. IV. -ıban, -iben, -uban, -üben: keliben gelerek, körüben görünce gibi. V. -matı, -madı, -matın, -meti, -medin/-mayın, -meyin: bilmedin bilmeden, kesmedin kesmeden, tınmadın dinlemeden, körmeyin görmeden gibi. VI. -galı, -geli/-alı, -eli: Kıpçak Türkçesinde sık kullanılan bir zarf-fiil ekidir: bargalı gideli, kelgeli geleli, yatalı yatalı gibi. 76

VII. -gınça, -ginçe, -kınça, -kinçe: bolmagınça olmayınca, toḏmagınça doymayınca gibi. VIII. -dukta, -dükte: karıştukta karıştığı zaman gibi. IX. -arda, -urda: Geniş zaman sıfat-fiili ve bulunma hali ekinin kalıplaşmasıyla oluşmuş bir zarf-fiil ekidir: alurda alınca, batarda batınca gibi. X. -dukda, -dükde: aldukda alınca, kördükde görünce gibi. XI. -ganda, -gende: sorganda sorunca, körgende gördüğü zaman gibi. XII. -gaç, -geç: körgeç görünce, algaç alınca gibi. XIII. -ıçak, -uçak: baruçak gidince gibi. XIV. -y: okuy okıyup, yöriy yürüyerek, sevinçley sevinerek gibi. XV. -arak, -erek: Kıpçak Türkçesinde az rastlanan bir zarf-fiil ekidir: kıyışarak meylederek, tartarak çekerek, sançışarak savaşarak gibi. DURUM EKLERİ I. Bulunma Hali Eki (Lokatif): -da, -de, -ta, -te: ewde yurtta, taşta dışarıda gibi. II. Ayrılma Hali Eki (Ablatif): -dan, -den; -dın, -din: açlıktan açlıktan, algıştan duadan, yerden yerden, agaçtın ağaçtan, yazukımdan günahımdan, tagdın dağdan, yoldın yoldan gibi. III. İlgi Hali Eki (Genitif): Kıpçak Türkçesinde +ıng, +ing, +nıng, +ning, +nung, +nüng ekleri kullanılmıştır: adamnıng adamın, Allahung Allahın, atanıng babanın, bitikning kitabın gibi. IV. Belirtme Hali Eki (Akkuzatif): Kıpçak Türkçesinde de +ı, +(ı)n ve +nı ekleri kullanılmıştır. +nı eki Harezm (Altınordu) Türkçesinde yalnızca işaret zamirlerinde kullanılmaz, her türlü kelimeyle kullanımı yaygınlaşmıştır: arıglıknı temizliği, açlarnı açları, açıgın intikamını, sözün sözünü, beni beni, bunları bunları, kitabumı kitabımı, yüzüngüzi yüzünüzü gibi. 77

V. Yönelme/Yükleme Hali Eki (Datif): Kıpçak Türkçesinde yönelme anlamı için -ga, -ge, -ka, -ke ve az da olsa -a, -e ekleri kullanılmıştır. VI. Yön Eki (Direktif): Köktürkçe, Uygurca ve Karahanlıcada olduğu gibi Kıpçak Türkçesinde de -garu, -gerü ve -ra, -re ekleri kullanılmıştır. Çok az da olsa -ru, -rü ekleri de aynı fonksiyonla kullanılmıştır. VII. Araç Durumu Eki (İnstrumental): Kıpçak Türkçesinde araç durumu +ın eki ile kurulur. Bununla birlikte +la ve +layın ekleri ve birle, bile edatları kullanılarak da araç durumu gösterilebilir: yayagın yaya olarak, otın ateş ile, eligin eliyle, yazın yazın, atın bile atınla, taş bile taşla, köngülle gönülle gibi. KIPÇAK İLE HAREZM TÜRKÇESİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Burada Kıpçak Türkçesi terimiyle, Kıpçak konuşma dili değil, Memlük sahasında yazılmış olan eserlerin dili kastedilmektedir. Kıpçak konuşma dili bu eserlere hemen hemen hiç yansımamıştır. Memlük Kıpçak eserleri kendi dönemlerinin ölçünlü diliyle yazılmışlardır. Ancak dönem, Karahanlı'dan Çağatay'a bir geçiş dönemidir. Dolayısıyla dil, Harezm-Kıpçak sahasındaki eserlerde istikrarlı bir bütünlük göstermez. Harezm eserleri arasında farklılıklar olduğu gibi Harezm sahası eserleriyle Memlük sahası eserlerinin dili arasında da bazı farklar vardır. Bunlar: 1. Memlük Kıpçak eserlerinde, birden fazla heceli kelimelerin sonunda bulunan ince ve kalın g'ler çoğunlukla erimiştir: san<sang, tiri<tirig, korku< korkug, körklü<körklüg (güzel). 2. Teklik 3. şahıs iyelik ekinden sonraki yönelme hâli eki, Harezm Türkçesinde -nga, -ŋa iken Kıpçak Türkçesinde çoğunlukla -na'dır: agzına, yüzine. 3. Çıkma hâli eki Harezm Türkçesinde -dın iken Kıpçak Türkçesinde - dan biçimindedir: suwından, ay yüzliden. 4. Birinci şahıs zamirlerinin ilgi hâli Harezm türkçesinde meniŋ/menim, biziŋ/bizim iken Kıpçak Türkçesinde sadece menim, bizim biçimlerindedir. 5. Fiil çekiminde çokluk birinci şahıs eki Harezm Türkçesinde genel likle -mlz iken Kıpçak Türkçesinde biz'dir: alur biz. 78

6. Harezm Türkçesindeki ermez/ermes'e karşılık Kıpçak Türkçesinde çoğunlukla degül (değil) kullanılır. 7. Harezm Türkçesinde nadir kullanılan -duk Sıfat-fiil eki Kıpçak Türkçesinde bolca kullanılır: boldukça, tedükümiz. 8. Soru edatı Harezm Türkçesinde mu iken Kıpçak Türkçesinde -mi'dır Harezm Türkçesi Kelime Tahlilleri kim erse: < kim er - se kim: Soru zamiri er-: Yardımcı fiil kökü -se: Şart kip eki > kim erse > kimisie > kimse ala turur: < al - a tur - ur al-: Fiil kökü -a: Zarf-fiil eki tur-: Yardımcı fiil kökü -ur: Geniş zaman eki barçadın: < bar - ça - dın bar: İsim kökü -ça-: Eşitlik hali eki -dın: Çıkma hali eki üküş: < ük - ü - ş ük-: Fiil kökü -ü-: Yardımcı ünlü -ş: Fiilden isim yapım eki baglang: < ba - g - la - ng ba-: Fiil kökü -g-: Fiilden isim yapım eki -la-: İsimden fiil yapım eki -ng: Çokluk ikinci şahıs emir kip eki örtüglüg: < ör - t - ü - g - lüg 79

ör-: Fiil kökü -t-: Fiilden fiil yapım eki -ü-: Yardımcı ünlü -g-: Fiilden isim yapım eki -lüg: İsimden isim yapım eki (sıfat) yıgladılar: < yıg - la - dı - lar yıg: İsim kökü -la-: İsimden fiil yapım eki -dı-: Görülen geçmiş zaman eki -lar: Çokluk üçüncü şahıs eki temeng: < te - me - ng te-: Fiil kökü -me-: Fiilden fiil yapım eki (olumsuzluk) -ng: Çokluk ikinci şahıs emir kip eki kılgıçılarka < kıl - gıçı - lar - ka kıl-: Fiil gövdesi -gıçı-: Fiilden isim yapım eki -lar-: Çokluk eki -ka: Yönelme hali eki bilürsiz: < bil - ür - siz bil-: Fiil kökü -ür-: Geniş zaman eki -siz: Çokluk ikinci şahıs eki tutar erdi: < tu - t - ar er - di tu-: Fiil kökü -t-: Fiilden fiil yapım eki -ar: Geniş zaman eki er-: Yardımcı fiil -di: Görülen geçmiş zaman eki ıda berdi: < ı - d - a ber - di ı-: Fiil kökü -d-: Fiilden fiil yapım eki (pekiştirme) -a: Zarf-fiil eki ber-: Yardımcı fiil -di: Görülen geçmiş zaman eki kimnüng: 80

< kim - nüng kim: Şahıs zamiri -nüng: İlgi hali eki kodtı: < ko - d - tı ko-: Fiil kökü -d-: Fiilden fiil yapım eki (pekiştirme) -tı: Görülen geçmiş zaman eki hıdmatınga: < hıdmat - ı - n - ga hıdmat: İsim kökü -ı-: Teklik üçüncü şahıs iyelik eki -n-: Zamir n si -ga: Yönelme hali eki keltürgenim: < kel - tür - gen - i - m kel-: Fiil kökü -tür-: Fiilden fiil yapım eki (ettirgen) -gen-: Sıfat-fiil eki -i-: Yardımcı ünlü -m: Teklik birinci şahıs iyelik eki Kelime Tahlilleri kaygung: < kaygu - ng kaygu: İsim kökü -ng: Teklik ikinci şahıs iyelik eki munung: < mu - nung mu: İşaret zamiri -nung: İlgi hali eki haline: < hal - i - ne hal: İsim kökü -i-: Teklik üçüncü şahıs iyelik eki -ne: Yönelme hali eki taşkarı: < taş - karı taş: İsim kökü -karı: Yön gösterme hali eki açkıl: 81

< aç - kıl aç-: Fiil kökü -kıl: Teklik ikinci şahıs emir kip eki artukrak: < artuk - rak artuk: İsim gövdesi -rak: Derecelendirme (pekiştirme) sıfatı kıssasın: < kıssa - sı - n kıssa: İsim kökü -sı-: Teklik üçüncü şahıs iyelik eki -n: Yükleme hali eki sürüng: < sür - ü - ng sür-: Fiil kökü -ü-: Yardımcı ünlü -ng: Çokluk ikinci şahıs emir kip eki ayturlar: < ayt - ur - lar ayt: Fiil gövdesi -ur-: Geniş zaman eki -lar: 3. Çoğul şahıs eki kündüzün: < kündüz - ü - n kündüz: İsim kökü -ü-: Bağlantı ünlüsü -n: Vasıta hali eki közetmes: <* kö - z - e - t - mes kö-: Fiil kökü -z-: Fiilden isim yapım eki -e-: İsimden fiil yapım eki -t-: Fiilden fiil yapım eki -mes: Geniş zaman olumsuzluk çekimi ÇAĞATAY TÜRKÇESİ ÇAĞATAY TÜRKÇESİ (XV-XX) 82

Çağatay Türkçesi, Kuzey-Doğu Türkçesinin ikinci döneminin adıdır. XV. yüzyıl başlarında başlar, XX. yüzyıl başlarına kadar devam eder. Batı Türklüğünün sınırlarını çizen Karadeniz, Kafkas Dağları, Hazar Denizi ve Orta İran'ın kuzey ve doğusunda kalan ve Müslüman olan bütün Kuzey ve Doğu Türklüğü, XV. asır başlarından XX. yüzyıl başlarına dek aynı yazı dilini kullanmıştır; bu yazı dilinin Türkolojideki adı Çağatay Türkçesidir. Bu dönem için Çağatay Türkçesi, Çağatay Dili ve Çağatayca terimleri de kullanılır. Çağatay Türkçesi, çok uzun bir dönemi kapsadığından bu devrin tasnifi konusunda çok sayıda görüş ve tez ileri sürülmüştür. Bu görüşlerden en çok Mehmed Fuad Köprülü ve Janos Eckmann nın düşünceleri dikkat çeker. Mehmed Fuad Köprülü Çağataycayı şu devirlere ayırır: 1. İlk Çağatay devri: XIII. ve XIV. yüzyıllarda, önce Türkistan, Horasan ve İran sahalarında, Harezm'de ve sonra Altın Ordu'da gelişen edebî dil. 2. Klâsik Çağatay devrinin başlangıcı: XIV. yüzyıl sonlarından başlayıp XV. yüzyılın ortalarına kadar "Timurlular devrinde Horasan ve Mâverâünnehr'in Herat ve Semerkand gibi medenî ve siyasî merkezlerinde" gelişen edebî dil. devir. 3. Klâsik Çağatay devri: XV. yüzyılın ikinci yarısını içine alan ve Nevâyî ile başlayan 4. Klâsik devrin devamı: XVI. yüzyılda Babur ve Şeybanîler devri. 5. Gerileme ve çökme devri: XVII-XIX. yüzyıllar. Janos Eckmann ise Çağataycayı üç döneme ayırır: 1. Klasik Öncesi Devir 2. Klasik Devir 3. Klasik Sonrası Devir XV. yüzyıl başından XX. yüzyıl başlarına kadar devam eden bu uzun devirde pek çok şair ve yazar yetişmiş; Çağatay Türkçesiyle yüzlerce edebî, dinî ve tarihî eser meydana getirilmiştir. Biz de çalışmamızda Janos Eckmann ın tasnifini esas alarak Çağatay Türkçesi döneminde yaşamış ve çeşitli konularda eserler vermiş sanatçıları sıralamayı uygun gördük: ÇAĞATAY TÜRKÇESİNİN DÖNEMLERİ, SANATÇILARI VE ESERLERİ 83

KLASİK ÖNCESİ DEVİR Klasik öncesi devrin başlıca yazar, şair ve eserleri şunlardır: Mevlana Sekkakî Kaside ve gazellerden oluşan bir divanı vardır. Çağatay edebî dilinin ilk temsilcisi kabul edilmektedir. Divanı Kemal Eraslan tarafından yayımlanmıştır. Haydar Harezmî Mahzenü'l-Esrâr adlı bir mesnevisi vardır. Lütfî İki eseri vardır: Divan ve Gül ü Nevruz mesnevîsi. Divanının 20'den fazla nüshası vardır. Divanı Günay Karaağaç tarafından yayımlanmıştır. Yusuf Emirî Üç eseri vardır: Divan, Dehnâme (mesnevi) ve Beng ü Çagır. Seyyid Ahmed Mirza 1435'te Şahruh'a sunduğu Taaşşuk-name si vardır. Gedaî 15. yüzyılda yaşamış ve 90 yıldan fazla ömür sürmüştür. Divan ı vardır. Divanı nın tek nüshası Paris'te Bibliotheque Nationale'de bulunmaktadır. Ataî Yesevî dervişi İsmail Ata'nın torunlarından olduğu için Atâî mahlâsını almıştır. Leningrad Asya Müzesinde 260 gazel ihtiva eden bir divanı vardır. Ahmedî 14. yüzyılın ikinci yarısı ile 15. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Telli sazların münazarasıyla ilgili 130 beyitlik bir mesnevîsi vardır. Konusu; tanbur, ud, çeng, kopuz, yatuğan, rebâb, gıçek ve kingirenin meyhânede atışıp birbirlerine üstünlük davası gütmeleri; meyhanecinin ikazı üzerine bu boş tartışmadan vazgeçip hakikati anlamalarıdır. 84

Yakınî: Heratlı Türk emirlerindendir. Tek nüshası British Museum'da bulunan, nazım-nesir karışık olarak yazılmış küçük bir Ok-Yay münazarası vardır: Ok Yaynıng Munazarası. 7.2.2. KLASİK DEVİR Çağatay Edebiyatının Klasik devri, Ali Şir Nevayî ile başlar: ALİ ŞİR NEVAYÎ: Çağatay Türkçesinin en büyük şair ve yazarıdır. Yalnız Çağatay edebiyatının değil bütün Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. 9 Şubat 1441'de Herat'ta doğmuş, 3 Ocak 1501'de yine Herat'ta vefat etmiştir. Temürlü sarayının hizmetinde bulunan bir ailedendir. Babası Gıyaseddin Kiçkine Bahadır, Uygur asıllı idi. Temürlü şehzadesi Hüseyin Baykara ile birlikte tahsil görmüş, Hüseyin Baykara 1469'da Horasan tahtına oturunca onun hizmetine girmiş; Herat'ta Baykara'nın mühürdarı, nedimi, divan beyi olmuştur. Hüseyin Baykara'nın yakın dostu olan, devamlı onunla birlikte bulunan Nevâyî bir ara Baykara'nın naipliğini de yapmıştır. Ancak 1478 yılında Herat'tan uzaklaştırılan Nevayî 1478-1488 arasında Esterâbâd'da valilik görevinde bulunmuştur. 1490'dan itibaren Nevayî sadece hükümdarın nedimi olmuştur. Nevayi, Çağatay edebiyatının her şeyidir. Onun yazdığı eserler başlı başına bir edebi dönem anlamına gelir. Nevayî nin eserleri birkaç başlık altında şu şekilde sıralanabilir: Nevayî, "Klasik nazım ve nesrin her türünde ve her şeklinde" 29 eser yazdı. Fanî mahlâslı Farsça divanı dışında diğer 28 eseri şunlardır: I. Divanlar (Hazâinü'l-Maanî) 1. Garâibü's-Sıgar 2.Nevâdirü'ş-Şebâb 3.Bedâyiü'l-Vasat 4. Fevâidü'l-Kiber II. Hamse = 5 mesnevi 1. Hayretü'l-Ebrâr 2. Ferhad ü Şîrîn 3. Leylî vü Mecnûn 85

4. Seb'a-i Seyyâre 5. Sedd-i İskenderî III. Tezkireler 1. Mecâlisü'n-Nefâis: Türk edebiyatının ilk şuara tezkiresidir. 2. Nesâimü'l-Mahabbe min Şemayimü l-fütüvve IV. Dil ve edebiyat eserleri 1. Risâle-i Muammâ 2. Mîzânü'l-Evzân: Türklerin kullandığı aruz vezinlerini ayrıntısıyla ele alan teorik bir eserdir. 3. Muhâkemetü'l-Lugateyn: Türkçenin Farsçadan daha üstün bir dil olduğunu ortaya koyan önemli bir sözlüktür. V. Dinî-ahlâkî eserler 1. Münâcât 2. Çihil Hadis 3. Nazmu'l-Cevâhir 4. Lisânu't-Tayr 5. Sirâcü'l- Müslimîn 6. Mahbûbü'l-Kulûb VI. Tarihî eserler 1. Târîh-i Enbiyâ vü Hukemâ: Peygamberler tarihini anlatan bir eserdir. 2. Târîh-i Mülûk-i Acem 3. Zübdetü't-Tevârîh VII. Biyografik eserler 1. Hâlât-ı Seyyid Hasan-ı Erdeşîr 2. Hamsetü'l-Mütehayyirîn 86

3. Hâlât-ı Pehlevan Muhammed VIII. Belgeler 1. Vakfıyye 2. Münşeât Hüseyin Baykara: 1469-1506 yıllarında Horasan tahtında (Herat'ta) oturan Temürlü hükümdarıdır. 1438'de doğmuş, 1507 başlarında ölmüştür. Nevayî'ye ve Molla Camî'ye büyük değer veren, sanat ve kültürü teşvik eden Hüseyin Baykara zamanında Herat büyük bir kültür merkezi olarak parlamıştır. Bunu sağlayan hiç şüphesiz iki okul arkadaşı, biri hükümdar, biri nedim olan iki yakın dost, Hüseyin Baykara ile Ali Şir Nevayî olmuştur. Hüseyin Baykara'nın Hüseynî mahlaslı lirik şiirlerinden oluşan bir divanı ve otobiyografi mahiyetinde küçük bir risalesi vardır. Hamidî Hüseyin Baykara devri şairlerindendir. Farsçadan çevirdiği Yusuf ve Züleyha mesnevisini 1469'da yazmış ve Hüseyin Baykara'ya ithaf etmiştir. 2726 beyitten oluşan eserin birçok nüshası vardır. Şahî Şahî mahlâsıdır; adı Sultan Mes'ud Mirza'dır. Şahî'nin Londra'da, India Office Kitaplığında iki nüshası bulunan bir divanı vardır. Şiban Han Çengiz'in oğlu Cuci nin oğlu Şiban Han'ın soyundandır. 1507'de Temürlü hanedanını yıkan ve onun yerine Şibanoğulları sülâlesini kuran hükümdardır. Bu sülâle daha çok Şeybanîler ve Şiban Han da Şeybanî olarak tanınmıştır. Şiban Han 1451'de doğmuş, 1510'da ölmüştür. Hayatı Temürlüler ve Babür Şah ile mücadeleyle geçmiş; 24 Mayıs 1507'de Herat'a girerek Temürlü hanedanına son vermiştir. 1510 yılında Şah İsmail'le yaptığı savaşta ölmüştür. Şiban Han'ın üç eseri vardır. Tek yazması Londra'da British Museum'da bulunan Bahru'1-Hudâ, dinî ahlâkî bir mesnevidir; 1508'de yazılmıştır. Şiban Han'ın en önemli eseri divanıdır. Tek yazma nüshası, İstanbul Topkapı Müzesi, III. Ahmed Kütüphanesindedir. Muhammed Salih 87

Hüseyin Baykara'nın hizmetinde iken sonradan Şiban Han'ın hizmetine giren bilginlerdendir. Şiban Han'ın "emîru'l-ulemâ ve melikü'ş-şuarâ"sı olmuş 1538-1539 yılında Buhara'da ölmüştür. Dönemin önemli tarih kaynaklarından biri olan manzum tarihi Şeybânî-nâme adlı bir eseri bulunmaktadır. Babür Şah Temür sülâlesinden Ömer Şeyh Mirza'nın oğlu olan Gazi Zahîrüddin Muhammed Bâbür; Afganistan, Pakistan ve Hindistan'da 1858'e dek hüküm süren Bâbürlü İmparatorluğunun kurucusudur. Hindistan fatihi Bâbür Şah tarihin en büyük hükümdarlarından biridir. 1483'te Fergana'da doğmuş, babasının 1494'te ölümü üzerine 12 yaşında Fergana tahtına oturmuştur. Çağatay edebiyatının "Nevaî'den sonra en mühim şahsiyeti" kabul edilen Bâbür Şah'ın beş eseri vardır: Vekayi, Divan, Aruz risalesi, Mübeyyen, Risâle-i Vâlidiyye. En önemli eseri Bâbürnâme olarak tanınmış olan Vekayiidir. Sade ve samimî bir dille yazılmış olan bu eser Türk hatıra edebiyatının ve Çağatay nesrinin şaheseridir. Devrinin olayları hakkındaki en önemli tarih kaynaklarından biridir. KLASİK SONRASI DEVİR Çağatay edebî dilinin klasik devri 1600'de sona erer. Son Şibanlı hükümdarları Abdullah Han ile oğlu Abdülmümin'in 1598'de ölümü üzerine Türkistan'daki birlik sona erer; ülke parçalanır. Buhara ve Hive hanlıkları ve XVIII. yüzyılda da Hokand hanlığı kurulur. Klasik sonrası devirde orijinalliğini koruyabilen çok az şair ve yazar bulunmakla beraber, bu dönemdeki şairlerin sayıları yüzleri bulmaktadır. Bu sanatçılardan bazıları şunlardır: Muhammed Sadık, Muhammed Niyaz, Turdî, Baba Rahim Meşreb, Sûfî Allahyar, Kul Şerif, Vefaî, Nevbetî, Abdullah Macid Harabatî, Gazı, Meşreb-i Sanî, Hüveydâ, Şeykalî, Mevlânâ Yahya, Seyyid Muhammed Ahund, Beyzâ, Pehlivan Kulı Revnak, Kadı Muhammed Neşatî vb. Yukarıda saydığımız isimler dışında bu dönemde yetişmiş en önemli sanatşılar şunlardır: 88

Ebülgazi Bahadır Han Klasik sonrası devrin en önemli ismi hiç şüphesiz Ebülgazi Bahadır Handır. Ebülgazi Bahadır, XVII. yüzyılın Hîve hanlarındandır. Çengiz Han soyundandır. 1603-1663 yılları arasında yaşamıştır. Ebülgazi Bahadır Han ın iki eseri vardır: Şecere-i Terâkime, Şecere-i Türk. 1660'ta yazılan Şecere-i Terâkime (Türkmenlerin Soy Kütüğü), Oğuzname'nin Çağatayca varyantıdır. Oğuzname'nin XIV. yüzyıl başlarında Türkmenler arasında yaşayan varyantı ve daha Oğuzname nin Doğu Türkçesiyle yazılmış bir örneğidir. Şecere-i Terâkime, Reşideddin Oğuznamesiyle birlikte Oğuz Kağan Destanı'nın İslâmî rivayetinin en önemli kaynağıdır. Oğuz Kağan'dan sonraki efsanevî Türk-Oğuz tarihi de sadece bu iki eserden öğrenilebilmektedir. Şecere-i Terâkime'nin birçok nüshası vardır: Nuri İşan nüshası, Taşkent nüshası vb. Eser üzerinde Andrey N. Kononov, Muharrem Ergin, Zuhal Kargı Ölmez gibi araştımacıların önemli çalışmalarıbulunmaktadır. Ebülgazi Bahadır Han'ın ikinci eseri Şecere-i Türk'tür. Bahadır Han bu eseri tamamlayamadan ölmüş, son kısımlarını oğlu Ebülmuzaffer ve Anuşa Muhammed Bahadır Han yazmıştır. Eser, esas itibariyle atalarının ve ayrıntılı olarak kendi döneminin yani Çağatay tarihidir; fakat Türklerin efsanevî tarihlerinden de parçalar ihtiva eder. Şecere-i Türk üzerinde Ahmed Vefık Paşa, Rıza Nur, Saadet Çağatay ve Kâzım Karabörk gibi araştırmacılar çalışmıştır. ÇAĞATAYCA SÖZLÜKLER Ali Şir Nevayî ile Çağatay Türkçesinin kazandığı itibar, özellikle onun eserlerini anlamak üzere sözlükler düzenlenmesine de yol açtı. Türkistan, Hindistan, İran, Azerbaycan ve Anadolu'da birçok sözlük yazılmıştır. Başlıca Çağatay sözlükleri şunlardır: Abuşka Lugati 16. yüzyılın başlarında Anadolu'da yazılmıştır. Yazarı belli değildir. İlk maddesi abuşka yaşlı kadın olduğu için bu adla tanınmıştır. "Lugat-ı Nevaî" olarak da bilinir. Pek çok nüshası bulunmaktadır. En eski nüsha 1560 tarihlidir. 89

Üzerinde Vambery Velyaminov-Zernov ve Besim Atalay çaılışmıştır. Bedayiü'l-Luga Hüseyin Baykara zamanında İmanî mahlâslı Tâlî tarafından yazılmıştır. Petersburg Devlet Kitaplığında bulunan tek nüshası vardır. Rus Türkolog Borovkov tarafından yayımlanmıştır. Fazlullah Han Lugati 17. yüzyıl başlarında Hindistan'da yazılmıştır. Yazarı, Babürlü hanedanına mensup Fazlullah Handır. Eserine Lugat-ı Türkî adını vermesine rağmen sözlük, yazarının adıyla tanınmıştır. Kitab-ı Zeban-ı Türkî Çağatayca-Farsça bir sözlük olup 17. yüzyılda Hindistan'da yazılmıştır. Yazarı Muhammed Yakup Çingî adlı bir bilgindir. Eserde gramer bölümü de vardır. Tek nüshası Londra'da British Museum'dadır. Senglâh Lugati Mirza Mehdî Han tarafından yazılmış Çağatayca- Farsça sözlüktür. Eserin dördü Londra'da, biri Paris'te, biri Tahran'da altı nüshası vardır. Sadece gramer kısmının biri Tahran'da, biri Süleymaniye Kütüphanesinde olmak üzere iki nüshası daha vardır. Sözlükteki kelime sayısı 6000 civarındadır. Eser üzerinde Denison Ross, Janos Eckmann, Karl Menges ve Sir Gerard Clauson un önemli çalışmaları bulunmaktadır. Hulasa-i Abbasî Mehmed Hoyî tarafından 19. yüzyılın ilk yarısında yazılmış ve İran şahı Fethali Kaçar'in oğlu Abbas Mirza'ya ithaf edilmiştir. Üç nüshası vardır. El-Tamga-yı Nâsirî 19. yüzyılın ikinci yarısında yazılmış Farsça-Türkçe sözlüktür. 90

Fethali Kaçar Lugati Fethali Kaçar Kazvinî tarafından 1862'de yazılmış Farsça-Türkçe sözlüktür. İran sahasındaki Çağatayca sözlüklerin en büyüğüdür. İki nüshası bilinmektedir. Eser üzerinde Jozsef Thury çalışmıştır. Lugat-i Çağatay ve Türkî-i Osmanî Özbekler tekkesi şeyhi Süleyman Efendi tarafından yazılmıştır. 1882'de İstanbul'da yayımlanmış Çağatayca-Osmanlı Türkçesi sözlüktür. 7000 kadar kelime içerir. Üss-i Lisân-ı Türkî Mehmed Sadık tarafından hazırlanmıştır. 1897-1898'de İstanbul'da yayımlanmıştır. ÇAĞATAY TÜRKÇESİNDEN METİN ÖRNEKLERİ Yana Ali Şir beg Nevayi idi. Bigi imes idi, kiçiklikide hemmekteb ikendürler, hususiyat bisyar ikendür. Bilmen, ni cerime bile sultan Ebu Said Mirza Heridin ihrac kıldı. Semerkandga bardı. Niçe yıl kim Semerkandta idi. Ahmed Hacı Big mürebbi ve mukavvisi idi. Ali Şir Begning mizacı nazüklük bile meşhurdur. İl nezaketini devletning gururıdın tasavvur kılur erdiler. Andak imes ikendür. Bu sıfat anga cibilli ikendür. Sermerkandta ikende hem uş mundak nazük-mizac ikendür (Babür-name den bir parça: Ali Şir Nevayî. Kaynak: Janos Eckmann, Çağatayca El Kitabı, s. 204). Yine Ali Şir Nevayi Bey idi. (Hüssyin Baykara nın) beyi değildi. Küçüklüğünden bu yana (Hüseyin Baykara ile) aynı mektepte okumuşlardır, bu özellikleri çok bilinir. Bilmem, ne suç ile Sultan Ebu Said Mirza (Ali Şir Nevayi yi) Herat tan kovdu. Semerkant a gitti. Uzun yıllar Semerkant ta idi. Ahmed Hacı Bey in koruyucusu ve yardımcısı idi. Ali Şir Bey in mizacı naziklik ile meşhurdur. Başkaları onun nezaketini devletin gururundan tasavvur ederdiler. Ancak öyle değildir. Bu sıfat ona doğuştan gelmiştir. Semerkant ta iken de yine böyle nazik mizaçlıydı. 91

Ankara Savaşı Sahib-Kıran kiçe tang atkunça Hazret-i Hak dergahıda niyaz u tazarru kıldı. Tang atkanda atlanıp çerigini tertib birürge meşgul boldı. Bahadurlar hayl hayl haymeleridin çıkıp meydan sarı müteveccih boldılar ve her kim öz yerige, molcarıga barıp saf tartıp turar irdi. Kırk koşun kişini tug katıda turguzdılar ve niçe pil kim orduda irdi, barıga kiçimler kiydürdiler ve piller üstide yahşı atkuçı yigitlerni olturguzdılar. Ildırım Bayezid takı çerigini tertip birip Rum memalikide bolgan namdarlarını cem kılıp kiltürüp irdi. Ol takı çerigini araste kılıp saflarını yasap irdi. İkki sarıdın çerigler saf tartıp turdılar. Cihanşah Big ve Kara Osman Big takı at salıp düşmannıng sol koldaki turgan çerigini köterip sürdiler. Kayser-i Rumnıng oglanlarıdın biri turguza alay men tidi. Andak turguza almay kaçtı. Ildırım Bayezid yüz mihnet ü meşakkat bile ortadın çıkıp kitti. Kaçkanlar hava ısıgıdın susap köp kişi öldi. (Zafer-name den bir parça: Ankara Savaşı. Kaynak: Janos Eckmann, Çağatayca El Kitabı, s. 205). Sahip-Kıran gece tan atınca Allah ın dergâhında niyaz etti. Tan atınca atlanıp askerini tertip etmekle meşgul oldu. Bahadırlar gurup gurup çadırlarından çıkıp savaş meydanına doğru yöneldiler ve herkes kendi yerinde, meydana gelip saf tutup duruyorlardı. Kırk koşum kişiyi tup tarafında durdurdular ve birçok fil de orduda idi, eldeki fillere zırh giydirdiler ve filler üstünde en iyi atıcı yiğitlerini oturttular. Yıldırım Bayezid da askerini tertip edip Rum memletinde olan meşhur askerlerini toplayıp getirmişti. O da askerini dizip saflarını düzenlemişti. İki taraftan ordular saf tuttular. Cihanşah Bey ve Kara Osman Bey de at sürüp düşmanın sol kolunda duran askerini götürüp sürdüler. Rum hükümdarının oğlanlarından biri kaçan askerleri durdurmaya çalıştı. Ancak durduramadan kaçtı. Yıldırım Bayezid çok meşakkatli bir şekilde ortadan çıkıp gitti. Kaçanlar sıcak havadan susayıp, çok kişi öldü. 92

Nevayi nin Şiirlerinden Örnekler Yardın ayrı köngül mülki durur, sultanı yok Mülk ki, sultanı yok, cismi durur, kim canı yok Cismdin cansız ne hâsıl ey Müslümanlar kim ol Bir kara tofrak kibidür, kim gül ü reyhanı yok Bir kara tofrak, kim yoktur gül ü reyhanı anga Ol karangu kiçe diktür, kim mah-ı tabanı yok Ol karangu kiçe kim yoktur mah-ı taban anga Zulmetidür kim anıng serçeşme-i hayvanı yok Zulmeti kim çeşme-i hayvanı anıng bolmagay Duzahidür kim yanıda ravza-rıdvan ı yok Duzahi kim ravz-ı Rıdvandın olgay naümid Bir humaridür kim anda mestlık imkânı yok Ey Nevayi bar anga mundak ukubetler ki bar Hecrdin derdi velikin vasldın dermanı yok. ÇAĞATAY TÜRKÇESİNİN SES ÖZELLİKLERİ Çağatay Türkçesinin ses özellikleri birkaç maddede şöyle sıralanabilir: ÖNEMLİ NOT!!! Çağatay Türkçesinin en önemli ses özelliği zamir n sini kullanmamasıdır. Bu yönüyle diğer tarihi Türk lehçelerinden kesin çizgilerle ayrılır: kaşında > kaşıda huzurunda, dilinden > tilidin gibi. Asli ünlü uzunluklarının korunup korunamadığı bu dönemde takip edilememektedir. Eski Türkçe kelime başındaki t- sesi korunmuştur. Ancak Oğuzca etkisiyle t- ile başlayan bazı kelimeler d- sesine dönmüştür: ti- > di- demek gibi. Eski Türkçe kelime başındaki k- sesi korunmuştur. 93

Köktürkçe, Uygurca ve Karahanlıcada korunan çok heceli kelimelerdeki -g-/-g sesi Çağatay Türkçesinde g-/-g > -k-/-k değişimiyle kullanılmıştır: biliglig > biliklik, başlık > başlı, kutlug > kutluk, atlıg > atlık gibi. Köktürkçe ve Uygurcada korunan kelime içi ve sonu -d-/-d sesi Karahanlıcada sızıcılaşmış ve peltekleşmiştir: -d-/-d >-ḏ-/-ḏ. Aynı durum Harezm Türkçesinde de çoklukla korunmuştur: adak > aḏak, bod > boḏ, yadag > yaḏag, edgü > eḏgü, kadgu > kaḏgu gibi. Çağatay Türkçesinde ise bu ses çoklukla -y-/-y sesine dönmüştür: adak > aḏak > ayak, adgır > aḏgır > aygır, adrıl- > aḏrıl- > ayrıl-, kadgu > kaḏgu > kaygu gibi. Köktürkçede korunan Uygurcada ise çoklukla çift dudak ünsüzüne dönen -b-/ -b sesi Karahanlıcada tamamen çift dudak ünsüzüne dönmüştür: eb > ew, sab > saw, sebin- > sewin-, tabar > tawar, kabış- > kawış- gibi. Çağatay Türkçesinde ise bu ses büyük çoğunlukla -v-/-v sesine geçerek kullanılmıştır: yablak > yawlak > yavlak kötü, çebir- > çewür- > çevür- çevirmek, yabız > yawız > yavuz kötü, yalabaç > yalawaç > yalavaç gibi. Çağatay Türkçesinde nadir olarak belli kelimelerde -w- sesi de görülür. +agu ses grubu Çağatay Türkçesinde +av halini almıştır. Bugün Türkiye Türkçesi yazı dilinde kaybolan, ancak ağızlarda yaşayan ng (nazal n) sesi Köktürkçe, Uygurca, Karahanlıca, Harezm Türkçesi ve Kıpçak Türkçesinde olduğu gibi Çağatay Türkçesinde de korunmuştur: köngül > gönül, songra > sonra, gibi. Eski Türkçede bar, bar- ve ber- biçimlerinde kullanılan kelimeler Çağatay Türkçesinde de korunmuştur. İlk hecede yaygın bir e>i değişmesi vardır: min<men, sin<sen, ni<ne, kil-<kel-, biyik<bedük, dik<teg, kiç-<keç-, siv~<sew-. Bazı kelimelerde ünlü yuvarlaklaşması görülür: öçkü<eçkü (keçi), öksük<eksük, ösrük<esrük, örük<erük, töşük<teşük. Nevâyî'den itibaren üç kelimede p>f değişmesi vardır: tofrak<toprak, yafrak<yaprak, ofrak<oprak (elbise). Eski Türkçe kelime başında b- sesi çoklukla m- sesine dönmüştür: ben > min, bengiz > mengiz, bing > ming gibi. ÇAĞATAY TÜRKÇESİNİN ŞEKİL ÖZELLİKLERİ 94

ZAMAN EKLERİ Şimdiki Zaman: Çağatay Türkçesinde şimdiki zaman bazı zarf-fiil ekleriyle ve tur-, yoru- gibi yardımcı fiillerle ifade edilmiştir: korka turur men korkuyorum, sayrayu turur men ötüyorum, öltüredürsen öldürüyorsun, keledür biz geliyoruz, kamayorur kamaşıyor, kılu yorur yapıyor gibi. Geniş Zaman Eki: Çağatay Türkçesinde geniş zaman için diğer Türk lehçelerinde de olduğu gibi aynı ek kullanılmıştır: -ar/-er/-r/-ır/-ir/-ur/-ür. Görülen (Bilinen) Geçmiş Zaman Eki: Çağatay Türkçesinde görülen geçmiş zaman eki değişmemiştir: -dı/-di/-tı/-ti/-du/-dü/-tu/-tü dür. Öğrenilen (Duyulan) Geçmiş Zaman Eki: Çağatay Türkçesinde öğrenilen geçmiş zaman üç biçimde ifade edilmiştir: -mış/-miş; -gan/-gen ve -ptır/ -ptur/-pturur ekleridir: kelmiş men gelmişim, agırlanıp men güçlenmişim, körüp men görmüşüm, keliptir men gelmişim, kelip turur men gelmişim, tıygandır yasaklanmıştır, yazgandır yazmıştır gibi. Gelecek Zaman Eki: Çağatay Türkçesinde gelecek zaman anlamı veren ekler şunlardır: -ga, -ge, -gay, -gey; -gu, -gü: barga biz varacağız, algay mu siz alacak mısınız?, arz kılgum arz edeceğim, bolgusıdur olacaktır gibi. EMİR-İSTEK EKLERİ 1. Teklik şahıs emir eki: -ayın, -eyin, -ayım, -eyim. 2. Teklik şahıs emir eki: -gıl/-gil, -gın, -gin ya da eksiz: bas bas, birme verme, aygıl söyle, bolgıl ol, işidgin işit, sözlemegin söyleme gibi. 3. Teklik şahıs emir eki: -sun,-sün: alsun alsın, kiçürsün affetsin, kissün kessin gibi. 1. Çokluk şahıs emir eki: -alıng, -eling /-alım/-elim; -alık, -elik: awınalım avunalım, köçelim göçelim, baralıng gidelim, kireling girelim, alalık alalım, yatalık yatalım gibi. 2. Çokluk şahıs emir eki: -ıng/-ınglar, -ıngız: alıng alın, tutunglar tutunuz gibi. 3. Çokluk şahıs emir eki: -sunlar, -sünler: bilmesünler bilmesinler, ögrensünler öğrensinler gibi. 95

ŞART EKİ Köktürkçede ve Uygurcada şart anlamı veren sar/-ser eki, Karahanlıcada -sa, -se ekine dönüşmüştür. Aynı durum Çağatay Türkçesinde de görülür: barsam gelsem, körsem görsem, bolsa men olsam gibi. SIFAT-FİİL (PARTİSİP) EKLERİ I. -gli, -gli: Çağatay Türkçesinde nadir kullanılır: barıglı giden, bıçıglı biçen, körügli gören gibi. II. -ar, -er, -r/ -ır, -ir, -ur, -ür/ -maz, -mez, -mas, -mes: Geniş zaman ve geniş zamanın olumsuzluk ekidir. Yapar, eder/ yapamaz, edemez anlamında sıfat-fiiller oluşturur: kiçer dünya fani dünya, yarar iş yarar iş gibi. III. -mış, -miş: Öğrenilen geçmiş zaman ekidir. Sıfat-fiil eki olarak kullanımı azdır. IV. -gan, -gen/ -kan, -ken/-an, -en: Çağatay Türkçesinde çok sık kullanılan bir ektir: yörgen yol yürünen yol, aytkan söz söylenen söz, bitilgen kişiler yazılan kişiler, ötken ata geçmiş atalar gibi. V. -gu, -gü, -ku, -kü: Çağatay Türkçesinde bu ek gelecek zaman sıfat-fiili olarak sıkça kullanılmıştır: kalgu neng kalacak şey, yorımagu söz etkisiz söz, bargu yir gidilecek yer gibi. VI. -ası, -esi: Kaşgarlı nın verdiği bilgilere göre Oğuzların kullandığı bir sıfat-fiil ekidir, Çağatay Türkçesinde de az kullanılmıştır: barası yer gidilecek yer, turası ogur durulacak yol gibi. VII. -duk, -dük: ayıttukı söylediği, bırakdugı bıraktığı, bildügi bildiği gibi. ZARF-FİİL (GERUNDİUM) EKLERİ I. -a/-e, -y: ayıra seçe ayırıp seçerek, tura ayakta durarak, aça bar- açı vermek, aka tur- akadurmak, koşa koşarak, tolay tolay döne döne gibi. II. -ı, -i, -u, -ü: akıru yavaşça, ırgayu sallayarak gibi. 96

III. -p: Çağatay Türkçesinde bu ek çok yaygın kullanılmıştır: bilip sözlese söz biligke sanur Bilip söylediğin söz bilgiye dayanır., bezenip süslenip gibi. IV. -ıban, -iben, -uban, -üben: keliben gelerek, körüben görünce gibi. V. -mayın, -meyin: Fiillere -madan/-meden anlamı katan zarf-fiil ekidir: açılmayın açılmadan, ayb etmeyin ayıplamadan, tökmeyin dökmeden gibi. VI. -galı, -geli/-kalı, -keli: Çağatay Türkçesinde sebep ve zaman işleviyle sık kullanılan bir zarf-fiil ekidir: bargalı gideli, kelgeli geleli, yatkalı yatalı gibi. VII. -gınça, -ginçe, -kınça, -kinçe: bolmagınça olmayınca, toḏmagınça doymayınca gibi. VIII. -arda, -urda: Geniş zaman sıfat-fiili ve bulunma hali ekinin kalıplaşmasıyla oluşmuş bir zarf-fiil ekidir: alurda alınca, batarda batınca gibi. IX. -may, -mey: Fiillere -madan anlamı katar: bolmay olmadan, körmey görmeden, uzalturmay uzatmadan gibi. X. -ganda, -gende: sorganda sorunca, körgende gördüğü zaman gibi. XI. -gaç, -geç: körgeç görünce, algaç alınca gibi. XII. -ken: Yalnıza er- / e- yardımcı fiiliyle kullanılmıştır: tenide can bar eken körse hoş edi Teninde can varken görse hoş idi. XIII. -arga, -urga: buzarga bozmak için, yeterge kavuşmak için gibi. XIV. -dı erse: Görülen geçmiş zaman eki ve şart ekinin kalıplaşmasıyla oluşmuştur: kördi erse görünce gibi. DURUM EKLERİ I. Bulunma Hali Eki (Lokatif): -da, -de, -ta, -te: öyde yurtta, taşta dışarıda gibi. II. Ayrılma Hali Eki (Ablatif): -dın, -din: andın ondan, baştın baştan, kuyaştın güneşten, taştın taştan gibi. 97

III. İlgi Hali Eki (Genitif): Çağatay Türkçesinde +ıng, +ing, +nıng, +ning, +nung, +nüng ekleri kullanılmıştır: adamnıng adamın, Allahung Allahın, atanıng babanın, bitikning kitabın gibi. ÖNEMLİ NOT!!! Bu eklerin yanında belirtme hali eki olan +nı da ilgi hali görevinde kullanılmıştır: kuzını etin kuzunun etini, Afrasiyabnı oglı Efrasiyab ın oğlu, tagnı üstige dağın üstüne gibi. IV. Belirtme Hali Eki (Akkuzatif): Çağatay Türkçesinde de +ı, +(ı)n ve +nı ekleri kullanılmıştır. +nı eki Çağatay Türkçesinde yalnızca işaret zamirlerinde kullanılmaz, her türlü kelimeyle kullanımı yaygınlaşmıştır: arıglıknı temizliği, açlarnı açları, açıgın intikamını, sözün sözünü, beni beni, bunları bunları, kitabumı kitabımı, yüzüngüzi yüzünüzü gibi. +ı eki ise Oğuzcanın etkisiyle birkaç örnekte görülür: canımı canımı, otumızı ateşimizi gibi. V. Yönelme/Yükleme Hali Eki (Datif): Çağatay Türkçesinde yönelme anlamı için - ga, -ge, -ka, -ke ve az da olsa -a, -e ekleri kullanılmıştır. VI. Yön Eki (Direktif): Çağatay Türkçesinde yön eki olarak -karu, -kerü ve -ra, -re ekleri kullanılmıştır. Çok az da olsa -ru, -rü ekleri de aynı fonksiyonla kullanılmıştır. VII. Araç Durumu Eki (İnstrumental): Çağatay Türkçesinde araç durumu +ın eki ile kurulur. Bununla birlikte +la eki ve birle, bile edatları kullanılarak da araç durumu gösterilebilir: otın ateş ile, eligin eliyle, yazın yazın, atın bile atınla, taş bile taşla, köngül birle gönülle gibi. BATI TÜRKÇESİ ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ (XIII-XV) BATI TÜRKÇESİ Batı Türkçesi, XIII. yüzyıl ile XX. yüzyıl arasında Kuzey ve Güney Azerbaycan, Kuzey Irak ve Suriye, Anadolu, Kıbrıs, Balkanlar, Kırım Hanlığı ve Kuzey Afrika'da kullanılan yazı dilinin adıdır. Kuzey-Doğu Türkçesini Batı Türkçesinden ayıran sınırlar Karadeniz, Kafkas Dağları ve Hazar Denizi dir. 98

Güney Azerbaycan da, Orta ve Günay İran da Azeri Türkleri; İran'ın kuzeydoğusundaki Horasan ve Türkmen bölgesiyle Türkmenistan Türkmenleri; Moldova'nın Bucak bölgesine göçen Ortodoks Gagavuz Türkleri de Batı Türkçesini konuşma dili olarak, 1950'lerden itibaren aynı zamanda yazı dili olarak kullanırlar. Önceleri konuşma dili olarak kullanılan Oğuz ağzı XIII. yüzyılda Azerbaycan ve Anadolu'da yazı dili hâline gelmiştir. Batı Türkçesi yazı dili, XIII. yüzyıldan XV. yüzyıl sonlarına dek Azerbaycan, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkanlarda tek yazı dili olarak kullanılmıştır. BATI TÜRKÇESİNİN OLUŞUMU XI. yüzyılın başı, Türk tarihinin ve sonuçlan bakımından dünya tarihinin dönüm noktalarından biridir. 999 yılında Karahanlıların, Sâmânoğulları saltanatına son vermesi, İran'da siyasî bir boşluk doğurmuş ve Oğuzların bu bölgelere yerleşmelerini kolaylaştırmıştır. Selçuklu ailesinin önderliğinde kuvvetli bir siyasî teşekkül hâline gelen Oğuzlar; 1064'ten itibaren Kars'a ve Kuzey Azerbaycan'a; 1071'den itibaren de Anadolu'ya girmeye başlamışlardır. Malazgirt zaferinden sonraki İstanbula doğru yayılmaya devam eden Oğuz Türkleri, Haçlı seferlerinin başlamasıyla gerilemişler; ancak Orta ve Doğu Anadolu'ya sahip olabilmişlerdi. 1176'daki Miryakefalon savaşında II. Kılıç Arslan'ın Bizans'ı ağır bir yenilgiye uğratması, Anadolu'daki Türk nüfusun bu bölgelerde tutunmasını sağlamıştır. XIII. yüzyıl başlarında Cengiz Han ın akınları, doğudan batıya doğru, bütün dünyayı sıkıştırırken, Türkistan'da kalmış diğer Oğuzları da Azerbaycan'a ve Anadolu'ya atmış, böylece bu iki ülke, önlenemez şekilde Türk yurdu hâline gelmiştir. Moğolların baskısı, Anadolu Selçuklularını zayıflatmış; fakat Anadolu'daki Türk nüfusunu birden bire hızla çoğaltmıştı. 1243'teki Kösedağ bozgunu ile Anadolu Selçuklularının otoritesi kırılırken ve yeni gelen kalabalık Oğuz nüfusunun da tesiriyle Anadolu'da birçok beylikler ortaya çıkar. 1256-1336 yıllarında Anadolu, İlhanlılara bağlı beyliklerce idare edilir. 1336'da İlhanlıların yıkılışıyla beylikler bağımsızlıklarını kazanırlar. 1243'te Moğollara tâbi olan Anadolu Selçukluları ise gittikçe zayıflayarak 1308'de son bulur. Hiç şüphesiz Oğuzlar, Seyhun boylarında yaşarken kendi sözlü edebiyatlarına sahip bulunuyorlardı. Ancak henüz sağlam bir yazıl dili oluşturmayı başaramamışlardı. Günlük hayatta, sadece sözlü olarak kullandıkları Oğuz konuşma dili, yani Oğuz ağzı idi. Bu dili sadece konuşuyorlar ve destanlarında, halk şiiri türlerinde, atasözlerinde, masallarında sözel bir edebiyat olarak kullanıyorlardı. Oğuzlar yeni geldikleri bu yeni topraklarda iki dili hazır buldular. Bunlardan biri Farsçaydı ve nice zamandan beri edebiyat dili olarak gelişmişti. Üstelik yeni devletin bürokratlarından önemli bir kısmının da ana diliydi. Diğer dil ise daha da 99

şanslıydı. Yeni dinimizin ve onun mukaddes kitabının dili olan Arapça birkaç asırdan beri işlenmiş ve ilmî eserlerin vazgeçilmez dili olmuştu. Kendilerine ait bir kültür ve edebiyat dili olmayan Oğuz Türkleri bu hazır dillere başvurdular, ilim dili olarak Arapçayı, edebiyat ve devlet dili olarak Farsçayı kullandılar. Moğol istilası ile Selçukluların son bulması ve bu bölgede Beylikler döneminin başlaması Türkçe yeniden can vermiştir. Arapça ve Farsça bilmeyen Türk beyleri, Türkçe şiirler ve kitaplar yazan sanatçıları teşvik etmişler ve bu sanatçıları saraylarında korumuşlardır. Bu teşvikler sayesinde yavaş yavaş kendine gelen Türkçe, XIII. yüzyılda tam anlamıyla Anadolu da bir yazı dili haline gelmiştir. Bu döneme araştırıcılar çeşitli adlar vermektedirler. Başlangıçta özellikle bazı Avrupalı bilginler Eski Osmanlıca terimini kullandılar. Ancak bu terim yaygınlaşmadı. En yaygın terim Eski Anadolu Türkçesi terimidir. Faruk Kadri Timurtaş Eski Türkiye Türkçesi terimini kullandı. Ahmet Bican Ercilasun ise Eski Anadolu Türkçesi terimini kullanmıştır. KARIŞIK DİLLİ ESERLER DÖNEMİ (OLGA-BOLGA MESELESİ) Batı Türkçesinin doğuşuyla ilgili olarak bir de karışık dilli eserler meselesi vardır. Bu fikre göre Karahanlı dönemi edebî dili, XII. ve XIII. yüzyıllarda Oğuzlar arasında, Oğuz konuşma dilinin özelliklerini almak suretiyle gelişerek Azerbaycan ve Anadolu'da yeni bir yazı diline, Batı Türkçesinin ilk dönemi olan Eski Anadolu Türkçesine dönüşmüştür. Başka bir ifadeyle Karahanlı edebî diliyle Eski Anadolu Türkçesi arasında yapısal bir bağ vardır. Karışık dilli eserler: Behcetü'l-Hadâik fî Mev'izati'l-Halâik (Bursa nüshası), Kudûrî Tercümesi, Ali'nin Kıssa-i Yûsuf u, Kitâb-ı Güzîde, Kitâb-ı Ferâiz, Kitâb-ı Gunya, Süleymaniye Kütüphanesindeki bir Kur'an tercümesi, Mevlânâ'nın Türkçe şiirleri Şeyyad Hamza'nın bazı manzumeleri 100

Türkoloji literatüründe karışık dilli eserler dönemi aşağıdaki parçada anlatdığı üzere dönemin sanatçıları tarafından olga-bolga meselesi olarak da adlandırılır. Olga-bolga adlandırması aşağıdaki parçayla beraber kullanılmaya başlanmıştır: Bu za if ve günahlu kul kim Muhammed b. Boydur gördüm kim mütekaddimler ulusı imâm-ı zâhid Ebû Nasr b. Zâhir b. Muhammed es-serahsî, rahmetullahi aleyhi, bir kitâb cemeylemiş kim her bir sözi bin can değer; amma gördüm kim terkib muhallel ve muhabbat olga bolga ibâretince yazmışlar. Diledim kim bu lâtif ve şerif nüshanın lütfı ve şerefi dahi artuk ola; ol sakim ibâretten sarih ve fasih ve rûşen Türkçeye döndürdüm. Eski Anadolu Türkçesindeki bu mesele hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Zeynep Korkmaz, karışık dilli eserlerdeki karışıklığın istinsahlardan gelme karışıklıkları aşan ve doğrudan doğruya yazıldıkları devrin genel dil yapısı ile ilgili olan organik birer karışıklık olduğu nu ifade eder. Geçiş devri fikrine karşı en ciddi itiraz Şinasi Tekin'den gelmiştir. Şinasi Tekin'e göre Oğuz yazı dili, Eski Türkçenin etkisi altında doğmuş olsaydı, Yunus Emre, Âşık Paşa, Ahmed Fakîh ve Sultan Veled'in bu cereyanın dışında kalmaması gerekirdi. Şinasi Tekin e göre Oğuz şivesine aykırı özellikler taşıyan Eski Anadolu Türkçesi metinlerinin dili, Eski Türk yazı dilinin etkisi veya kalıntısıyla ilgili değildir. Yani bu özellikler genel değil, özeldir; tek tek kişilerindir. Orta Asya'dan Anadolu'ya, Suriye'ye gelen yazarlar XII-XIII-XIV. yüzyıllarda henüz kuruluş devrini yaşayan Oğuz yazı dilini, eserlerinde kendi şivelerinin de özelliklerini kullanmakla etkileri altına almaya çalışmışlardır. Fakat bu etki uzun ömürlü olmamış XV. yy.dan itibaren bu türden eserler büsbütün ortadan kalktığı gibi, konularının çekiciliği dolayısiyle ilgi görenler de bilerek değiştirilip yeniden katıksız Osmanlıcaya aktarılmışlardır. Ahmet Bican Ercilasun da Eski Anadolu Türkçesinin doğrudan doğruya Oğuz ağzı üzerine kurulduğunu belirtmiştir. ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ Eski Anadolu Türkçesi, Batı Türkçesinin ilk döneminin adıdır. Eski Anadolu Türkçesi XIII. yüzyılda başlar ve XV. yüzyıl sonlarında sürer. XVI. yüzyılda yerini Osmanlı Türkçesine bırakır. Eski Anadolu Türkçesi nin kullanıldığı coğrafi alan sadece Anadolu değildir. Kuzey ve Güney Azerbaycan ile Irak ve Suriye de Eski Anadolu Türkçesi nin kullanıldığı alanlardır. 14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Balkanlarda da kullanılmıştır. Eski Anadolu Türkçesi siyasî 101

olarak Anadolu Selçukluları dönemini, Beylikler dönemini, Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemleriyle, Osmanlı İmparatorluğunun ilk dönemini içine alır. ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİYLE YAZILMIŞ ESERLER VE DÖNEMİN SANATÇILARI Mevlana Celaddin Rumî Tasavvuf edebiyatının üstadlarındandır. Eserlerini çoklukla Farsça yazmıştır. Mecalis-i Seba, Fihi Mafih ve Mesnevi si vardır. Birkaç Türkçe şiiri de bulunmaktadır. Sultan Veled Eski Anadolu Türkçesi nin ilk ismi, Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled'dir. 1235-1312 yılları arasında yaşamış olan Sultan Veled aslında Farsça eserler yazmış; fakat bunların içine Türkçe şiirler de koymuştur. Türkçe şiirleri Divan, İbtidaname ve Rebabname adlı eserlerinde bulunur. Yunus Emre Eski Anadolu Türkçesi nin en büyük ismi 1240-1320 arasında yaşamış olan Yunus Emre'dir. Hacı Bektaş-ı Veli Velâyetnamesinden ancak menkıbevî hayatı takip edilebilmektedir. Gerçek hayatı çok iyi bilinmemektedir. Anadoluda Türk yazı dilini kuran isimlerden biridir. Duru ve sade bir Türkçe ile yazmıştır. Divan ı ve Risaletü n-nushiyye adlı eserleri bulunmaktadır. Şeyyad Hamza Şeyyad Hamza, Eski Anadolu Türkçesinin büyük isimlerinden biridir. En meşhur eseri Yusuf ü Züleyha adlı mesnevisidir. Ayrıca Dâstân-ı Sultan Mahmud adlı küçük bir mesnevisi ve eski şiir mecmualarında bulunan müstakil şiirleri de vardır. Hoca Dehhanî Hoca Dehhani nin herhangi bir eseri günümüze kadar ulaşmamıştır. Ancak kaynaklarda anlatılan göre dönemin önemli simalarındandır. 102

Yalnıza mecmualar içinde şiirleri tespit edilebilmiştir. Ahmed Fakih İki eseri günümüze kadar ulaşmıştır. Eserleri Çarhnâme, Câmiü'n-Nezâir adlı şiir mecmuası içinde bulunan 83 beyitlik bir kasidedir. Ahmed Fakih'in ikinci eseri, Kitabu Evsâf-ı Mesâdici'ş-Şerîfe; Şam, Kudüs, Mekke ve Medine'yi ve buralardaki binaları anlatan mesnevi tarzında yazılmış, küçük bir seyahat kitabıdır. Gülşehrî Gülşehrî, Farsça eserleri de bulunan, Kırşehir de tekke sahibi büyük bir şairdir. 1301'de yazdığı Farsça Feleknâme'sini Gazan Han a sunmuştur. Türkçe eseri Mantıkut-Tayr 4300 civarında beyitten oluşan büyük bir mesnevidir; 1317'de yazılmıştır. Feridüddin Attar'ın Mantıku't-Tayr'ı örnek tutularak yazılmıştır. Tercüme değil, pek çok yeri Gülşehrî'ye ait olan bir adaptasyondur. Temsilî hikâyelerden oluşan tasavvufî bir eserdir. Gülşehrî'nin Kerâmât-ı Ahi Evran adlı küçük bir mesnevisi daha vardır. Çeşitli kitaplarda dağınık olarak bulunan birkaç şiiri de bilinmektedir. Âşık Paşa Garibnâme adlı dev eserin sahibidir. 12 000 civarında beyitten oluşan Garibnâme 1330'da yazılmış dinî-tasavvufî bir mesnevidir. Âşık Paşa bu eseri yazma sebebini açıklarken Türkçenin ihmal edilmiş olmasını da eleştirmektedir: Türk diline kimsene bakmazıdı, Türklere hergiz gönül akmazıdı Türk dahı bilmezidi ol dilleri, İnce yolı, ol ulu menzilleri. Âşık Paşa'nın Garibname'den başka Fakrnâme, Vasf-ı Hâl, Hikâye, Kimya Risalesi adlı dört küçük mesnevisi de vardır. Tursun Fakih 14. yüzyıl başlarındaki şairlerdendir. 103

Gazavatname adlı eseri vardır. Kul Mesud 14. yüzyılın ilk yarısındaki önemli isimlerden biri de Kul Mus'ud'dur. Aydınoğullarından Umur Bey için Kul Mes'ud, Kelile ve Dimne'yi Türkçeye çevirmiştir. Kelile ve Dimne meşhur fabl kitabıdır. Hoca Mesud 14. yüzyılın önemli şairlerinden biri de Hoca Mes'ud bin Ahmed'dir. Eserlerini 14. yüzyılın ortasında yazmıştır. Germiyan sahasında yetiştiği tahmin edilmektedir. Farsçadan çevrilmiş 5568 beyitlik Süheyl ü Nevbahar mesnevisi, romantik bir aşk hikâyesidir. Hoca Mes'ud'un diğer bir eseri Ferhengnâme-i Sa'dî Tercümesidir. Bu küçük mesnevi Sadi'nin Bostan'ının tercümesidir; 1354 yılına aittir. XIV. yüzyılın II. yarısında Eski Anadolu Türkçesiyle yazılan eserler artmıştır. Anadolu'nun bütün beyliklerinde ve Edirne sarayında şairler, bilim adamları, din adamları telif veya tercüme, edebî, ilmî, dinî eserler vermektedir. Ahmedî, Ahmed-i Daî, Şeyhî, Kaygusuz Abdal, Yûsuf-ı Meddah, Mustafa Darir gibi isimler bir değil birçok eser vererek devrin edebî ve ilmî literütürünü zenginleştirirler. Ahmedî XV. yüzyıl başlarında vefat eden Ahmedî'nin İskendername'si, Divanı, Cemşid ü Hurşid mesnevîsi, Tervîhü'l-Ervâh'ı vardır. Bu eserlerin her biri 8-10 000 beyitlik hacimleriyle devasa eserlerdir. Ahmed-i Daî Ahmed-i Daî Germiyan ve Osmanlı saraylarında da tanınan meşhur bir sanatçıdır. Divanı ve Çengname'si en tanınmış edebî eserleridir. Ahmed-i Daî bir yandan âşıkane şiirler yazarken bir yandan da tıp, astronomi, rüya tabiri, tefsir ve inşa (yazışma) ile ilgili mensur eserler de vermiştir. Erzurumlu Kadı Mustafa Darir Genellikle Suriye ve Mısır taraflarında bulunmuştur. 104

Erzurumlu Kadı Mustafa Darir in Yusuf u Züleyha mesnevîsi, Fütuhu'ş-Şam, Siyeri Nebî gibi mensur eserleri daha çok halk için yazılmış dinî mahiyette eserlerdir. Kadı Burhaneddin Sivas hükümdarı, bilim adamı ve şair Kadı Burhaneddin sade ve coşkulu aşk şiirleriyle, Azerbaycan Türkçesine çalan bir dilin temsilcisi olur. Divan ı vardır. Tuyugları meşhurdur. Şeyhî Dönemin meşhur d-sanatçılarındandır. Divan'ı, Hüsrev ü Şîrîn ve Harnâme adlı eserleri bulunmaktadır. Hatiboğlu Ferahname adlı eseri vardır. Ahmed Bîcan Envârü'l-Âşıkîn, Acâyibü'l-Mahlûkat gibi mensur eserleri vardır. 10 000'e yaklaşan beytiyle Muhammediye en yaygın eserlerden biridir. Süleyman Çelebi 1409'da Bursa'da yazılan Mevlid'i (Vesîletü'n-Necat), belki de edebiyatımızın en canlı, en yaygın, en ömürlü eseridir. Kaygusuz Abdal, Divanı, Gevhername, Minbername gibi mesnevileri vardır. Vücudname, Budalaname gibi mensur eserleri de vardır. DEDE KORKUT HİKAYELERİ Yalnız Eski Anadolu Türkçesinin değil bütün Türk dil ve edebiyatının en büyük eserlerinden biridir. Dede Korkut Kitabı bir Oğuzname dir. Yani Oğuzların hayatını ve kültürlerini, savaşlarını ve yaşam tarzlarını anlatır. Dede Korkut Kitabı'nm iki nüshası vardır. Dresden (Almanya) nüshası Kitâb-ı Dedem Korkut alâ-lisân-ı Tâife-i Oğuzân adını taşır. Bu nüshada bir giriş ve 12 hikaye vardır. Bu hikayeler şunlardır: 1. Dirse Han oğlı Buğaç Han 105

2. Salur Kazanun ivi yağmalanduğı 3. Kam Pürenün oğlı Bamsı Beyrek 4. Kazan oğlı Uruz Bigün tutsak olduğı 5. Duha Koca oğlı Delü Dumrul 6.Kanglı Koca oğlı Kan Turalı 7. Kazılık Koca oğlı Yigenek 8. Basat Depegözi öldürdügi 9. Begil oğlı Emren 10.Uşun Koca oğlı Segrek 11.Salur Kazan tutsak olup oğlı Uruz çıkarduğı 12.İç Oğuza Taş Oğuz âsi olup Beyrek öldügi 1950'de Ettore Rossi tarafından bulunan Vatikan nüshası Hikâyet-i Oğuznâme Kazan Beg ve Gayrı adını taşır; bu nüshada girişten başka 6 hikaye vardır: 1. Hikâyet-i Han oğlı Buğaç Han 2. Hikâyet-i Bamsı Beryik Boz atlu 3. Hikâyet Salur Kazanun evi yağmalanduğıdur 4. Hikâyet-i Kazan Begün oğlı Uruz Han dutsak olduğıdur 5. Hikâyet-i Kazılık Koca oğlı Yegenek Beg 6. Hikâyet-i Taş Oğuz İç Oğuza âsi olup Beryek vefatı ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİNİN SES ÖZELLİKLERİ Eski Anadolu Türkçesinin ses özellikleri birkaç maddede şöyle sıralanabilir: Asli ünlü uzunluklarının korunup korunamadığı, bu dönemde, net ve sistemli bir şekilde takip edilememektedir. Eski Türkçe kelime başındaki t- sesi çoklukla tonlulaşarak d- olmuştur: tewe > deve, tik- > dik-, temir > demür gibi. 106

Eski Türkçe kelime başındaki k- sesi özellikle ince ünlülü kelimelerde tonlulaşarak g- olmuştur: keyik > geyik, köngül > göngül, kün > gün, köz > göz gibi. Köktürkçe, Uygurca ve Karahanlıcada korunan çok heceli kelimelerdeki -g-/-g sesi Eski Anadolu Türkçesinde düşmüştür: bilig > bilü, başlıg > başlı, kutlug > kutlu, atlıg > atlı gibi. Köktürkçe ve Uygurcada korunan kelime içi ve sonu -d-/-d sesi Karahanlıcada sızıcılaşmış ve peltekleşmiştir: -d-/-d >-ḏ-/-ḏ. Aynı durum Harezm Türkçesinde de çoklukla korunmuştur: adak > aḏak, bod > boḏ, yadag > yaḏag, edgü > eḏgü, kadgu > kaḏgu gibi. Eski Anadolu Türkçesinde ise bu ses tamamen -y-/-y sesine dönmüştür: adak > aḏak > ayak, adgır > aḏgır > aygır, adrıl- > aḏrıl- > ayrıl-, kadgu > kaḏgu > kaygu gibi. Köktürkçede korunan Uygurcada ise çoklukla çift dudak ünsüzüne dönen -b-/ -b sesi Karahanlıcada tamamen çift dudak ünsüzüne dönmüştür: eb > ew, sab > saw, sebin- > sewin-, tabar > tawar, kabış- > kawış- gibi. Eski Anadolu Türkçesinde ise bu ses tamamen -v-/-v sesine geçerek kullanılmıştır: yablak > yawlak > yavlak kötü, çebir- > çewür- > çevür- çevirmek, yabız > yawız > yavuz kötü, yalabaç > yalawaç > yalavaç gibi. Bugün Türkiye Türkçesi yazı dilinde kaybolan, ancak ağızlarda yaşayan ng (nazal n) sesi Köktürkçe, Uygurca, Karahanlıca, Harezm, Kıpçak ve Çağatay Türkçesinde olduğu gibi Eski Anadolu Türkçesinde de korunmuştur: köngül > gönül, songra > sonra, gibi. Eski Türkçede bar, bar- ve ber- biçimlerinde kullanılan kelimeler Eski Anadolu Türkçesinde v- sesine dönmüştür: var, var-, ver-. Eski Türkçe bol- olmak fiilinde b- sesi korunurken Eski Anadolu Türkçesinde bu ses düşmüş ve bu fiil çoklukla ol- biçiminde kullanılmıştır. -lıg, -lig, -lug, lüg isimden isim yapma eki ve ettirgenlik ekleri, 1.v e 2. şahıs iyelik ekleri, ilgi hâli eki, çokluk 1. şahıs ekleri, bilinen geçmiş zaman teklik 1. ve 2. Şahıs, çokluk 2. şahıs ekleri, emir kipinin teklik ve çokluk üçüncü şahıs ve yine emrin çokluk 2. şahıs ekleri, yardımcı ünlüleriyle bir likte yuvarlaklaşmıştır: başlu<başlıg, evlü<ewlig, içür-<içir-, bildür- <bildir-, başum<başım, başuŋ<başıŋ, başumuz<başımız, başunguz<başıngız, atanung<atanıng, senüng<sening, kişivüz<kişi-biz, alavuz<alga-biz, aldum<aldım, alsun<alsın. 107

-p zarf-fıil ekinden önceki yardımcı ünlü de yuvarlaklaşmıştır: alup < alıp, bilüp < bilip, aluban < alıpan, bilüben < bilipen. -g>-ğ>-w>-0 değişmesinin yol açtığı başka yuvarlaklaşmalar da vardır: bilü < bilig, aru < arıg, ayru < adrıg. ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİNİN ŞEKİL ÖZELLİKLERİ ZAMAN EKLERİ Şimdiki Zaman: Eski Anadolu Türkçesinde şimdiki zaman diğer Türk lehçelerinde olduğu gibi çoklukla geniş zaman ekiyle sağlanmıştır. Çok az örnekte görülmekle beraber, Türkiye Türkçesindeki şimdiki zaman eki olan -yor ( < yorur) un kullanıldığı da olmuştur. Geniş Zaman Eki: Eski Anadolu Türkçesinde geniş zaman için diğer Türk lehçelerinde de olduğu gibi aynı ek kullanılmıştır: -ar/-er/-r/-ır/-ir/-ur/-ür. Görülen (Bilinen) Geçmiş Zaman Eki: Eski Anadolu Türkçesinde görülen geçmiş zaman eki değişmemiştir: -dı/-di/-tı/-ti/-du/-dü/-tu/-tü dür. Öğrenilen (Duyulan) Geçmiş Zaman Eki: Eski Anadolu Türkçesinde öğrenilen geçmiş zaman iki biçimde ifade edilmiştir: -mış/-miş ve -p durur/-dur ekleridir: kılmışam yapmışım düşmişem düşmüşüm, açmış durur açmıştır, görmemişüz görmemişiz, olup durur olmuştur, gelmeyüptür gelmemiştir gibi. Gelecek Zaman Eki: Eski Anadolu Türkçesinde gelecek zaman anlamı çoklukla -ısar/- iser ekleriyle sağlanmıştır. Bu yönüyle Eski Anadolu Türkçesi diğer Türk lehçelerinden farklılık gösterir: diyiserven diyeceğim, bulısar bulacak, alısar alacak, olısardur olacaktır gibi. EMİR-İSTEK EKLERİ 1. Teklik şahıs emir eki: -ayın, -eyin, -ayım, -eyim. 2. Teklik şahıs emir eki: -gıl/-gil, -gın, -gin ya da eksiz: bas bas, birme verme, aygıl söyle, bolgıl ol, işidgin işit, sözlemegin söyleme gibi. 3.Teklik şahıs emir eki: -sun,-sün, alsun alsın, keçürsün affetsin, kessün kessin gibi. 108

1. Çokluk şahıs emir eki: -alum/-elüm: avınalum avunalım, göçelüm göçelim, varalum gidelim, girelüm girelim gibi. 2. Çokluk şahıs emir eki: -ng, -ung, -üng: alung alın, tutung tutunuz gibi. 3. Çokluk şahıs emir eki: -sunlar, -sünler: bilmesünler bilmesinler, ögrensünler öğrensinler gibi. ŞART EKİ Köktürkçede ve Uygurcada şart anlamı veren sar/-ser eki, Karahanlıcada -sa, -se ekine dönüşmüştür. Aynı durum Eski Anadolu Türkçesinde de görülür: varsam gelsem, görsem görsem, olsam olsam, acıhsam acıksam gibi. SIFAT-FİİL (PARTİSİP) EKLERİ I. -an, -en: Eski Türkçede -gan, -gen şeklinde kullanılan bu ek Eski Anadolu Türçesinde -g sesini düşürmüştür: düşen düşen, dutanı tutanı, bulandur bulandır, çekenlerüng çekenlerin gibi. II. -ar, -er, -r/ -ır, -ir, -ur, -ür/ -maz, -mez: Geniş zaman ve geniş zamanın olumsuzluk ekidir. Yapar, eder/ yapamaz, edemez anlamında sıfat-fiiller oluşturur: geçer dünya fani dünya, yarar iş yarar iş, yaramaz bir hava kötü hava gibi. III. -mış, -miş: Öğrenilen geçmiş zaman ekidir. Sıfat-fiil eki olarak kullanımı azdır: çürimüş öli Çürümüş ölü, gögermiş ekin Gövermiş ekin gibi. IV. -ası, -esi: unıtdı gelesin gidesini unuttu geleceğini gideceğini, örtürme kim dahı kapumuz yok sıgınası Sığınacak bir kapımız bile yok gibi. V. -duk, -dük: açdugung açtığın, bindügi at bindiği at, bildügi sır bildiği sır, atıldugı yirde atıldığı yerde gibi. VI. -acak, -ecek: Türkiye Türkçesinde bugün gelecek zaman eki olarak kullanılan bu yapı, Eski Anadolu Türkçesinde yalnızca sıfat-fiil görevinde kullanılmıştır: irecegin bilüp ulaşacağını bilip gibi. ZARF-FİİL (GERUNDİUM) EKLERİ 109

I. -a/-e: ayıra seçe ayırıp seçerek, dura ayakta durarak, açıver- açı vermek, akadur- akadurmak, koşa koşarak, göre göre göre göre gibi. II. -ı, -i, -u, -ü: akıru yavaşça, ırgayu sallayarak, diyü diye gibi. III. -p, -up, -üp: Eski Anadolu Türkçesinde bu ek çok yaygın kullanılmıştır: bilüp bilip, bezenüp süslenip gibi. IV. -uban, -üben: gelüben gelerek, görüben görünce gibi. V. -madın, -medin: Fiillere -madan/-meden anlamı katan zarf-fiil ekidir: açılmadın açılmadan, ayb etmedin ayıplamadan, dökmedin dökmeden gibi. VI. -alı, -eli: Eski Türkçedeki -galı, -geli ekidir. Eski Anadolu Türkçesinde sebep ve zaman işleviyle sık kullanılan bir zarf-fiil ekidir: varalı gideli, geleli geleli, yatalı yatalı gibi. VII. -ınca, -ince: Eski Türkçedeki -gınça, -ginçe ekidir. olmayınca olmayınca, doymayınca doymayınca gibi. VIII. -ken: Yalnıza er- / e- yardımcı fiiliyle kullanılmıştır: dirilürken dirilirken, ider iken ederken, ölmiş iken ölmüşken gibi. IX. -arak, -erek, -urak, -ürek: otlayurak otlayarak, iverek acele ederek, gezerek gezerek, yiyürek yiyerek gibi. X. -ıcak, -icek: Bu ek, eklendiği fiile -ınca, -inca anlamı verir: olmayıcak olmayınca, kısmet idicek kısmet edince gibi. XI. -dukça, -dükçe: vardukça vardıkça, taradukça taradığı kadar, anıldukça anıldığı zaman gibi. XII. -dukda, -dükde: göründükde göründüğü zaman, yil esdükde yel estiğinde, söyledükde söylediği zaman gibi. 8.6.6. HAL EKLERİ I. Bulunma Hali Eki (Lokatif): -da, -de, -ta, -te: evde yurtta, dışta dışarıda, yolda yolda gibi. 110

II. Ayrılma Hali Eki (Ablatif): -dan, -den: andan ondan, baştan baştan, günden güneşten, taştan taştan gibi. III. İlgi Hali Eki (Genitif): Eski Anadolu türkçesinde +ung, +üng, +nung, +nüng, ekleri kullanılmıştır: adamung adamın, Allahung Allahın, dedenüng babanın, yazunung kitabın gibi. IV. Belirtme Hali Eki (Akkuzatif): Eski Anadolu Türkçesinde +ı, +(ı)n ve +nı ekleri kullanılmıştır. +ı eki Eski Türkçedeki +ıg ekinden -g sesinin düşmesiyle ortaya çıkmıştır. V. Yönelme/Yükleme Hali Eki (Datif): Eski Anadolu Türkçesinde yönelme anlamı için -a, -e ekleri kullanılmıştır. Bu ekin kaynağı Eski Türkçedeki -ga, -ge ekleridir: ewge > eve, yabanga > yabana gibi. VI. Yön Eki (Direktif):Eski Anadolu Türkçesinde yön eki olarak -aru, -erü ve -ra, -re ekleri kullanılmıştır. Bu ek, Eski Türkçedeki -garu, -gerü ekinde kaynaklanmaktadır: ilgerü > ilerü, içgerü > içerü, üzre üzerinde, taşra taşra, içre içinde gibi. VII. Araç Durumu Eki (İnstrumental): Eski Anadolu Türkçesinde araç durumu +n eki ile kurulur. Bununla birlikte +la eki ve ile edatları kullanılarak da araç durumu gösterilebilir: otın ateş ile, eliyle eliyle, yazın yazın, atı ile atınla, taş ile taşla, göngülle gönülle gibi. ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİNİN ÖNEMLİ ŞEKİL ÖZELLİKLERİ Eski Oğuz Türkçesinin Eski Türkçeden farklı görünen bazı ekleri, ses değişmelerinin sonucunda meydana gelmiştir. Teklik 1. şahıs eki -van(in), -vam, -Am, -In biçimindedir: kişiyem, evdeyem, alurvan, alurvanın (alırım), bilürvem (bilirim), bilürem, bilürin (bilirim), geliserin (geleceğim). Batı Türkçesi fiil çekimini, Doğu Türkçesi fiil çekiminden ayıran temel sebep, Oğuzların ben ve biz şahıs eklerini -men ve mız, -miz yapmamalarıdır. Eğer Oğuzlar da b'yi m'ye çevirmiş olsalardı; m, v'ye dönemeyeceği için bugünkü 1. şahıs ekleri ortaya çıkmayacak, diğer Türklerde olduğu gibi m'li biçimler devam edecekti. Ana Oğuz Türkçesinde ben ve biz'de b korunduğu içindir ki önce v'ye dönmüş, sonra da erimiş ve -am, -em >-um, -üm > -m; -Uz >-ız, -iz, -uz, -üz biçimleri ortaya çıkmıştır. Çokluk 1. şahıs eki -vuz ve -Uz 'dur: kişiyüz, çobanlaruz, aluruz, gelürüz, bulısaruz bulacağız, alavuz alalım, gelsevüz gelsek. 111

Bilinen geçmiş zamanda -DImIz'ın yerini -duk almıştır: alduk, bildük, durduk, gördük. Şart kipi, çokluk 1. şahıs dışında, iyelik kökenli eklerle çekilir hâle gelmiştir: alsam, alsang, alsa, bilsevüz, bilsengüz, bilseler. Eski Anadolu Türkçesinde durur yanında, +dur bildirme eki yaygınlaşmıştır: Yunus durur Yunustur, Yunusdur, atasıdur, atası durur atasıdır, karındaşıdur, evdedür, evde durur evdedir. er- fiilinin sonunda bulunan r düşmüş; e daralmış ve fiillerin birleşik çekimi ile isim çekimi, bu değişimin sonucu olarak ortaya çıkan i- fiilinin uyuma giren biçimleriyle yapılmıştır: alurıdı alırdı, göriseridüm görecektim, gelmişidük, başlanmış, göriserimişüz görecekmişiz, bilürise, kişiyidi, kanndaşıduk, bellüyimiş, birise, altıyısa. Bazen i- fiili tamamen düşer: almışduk, başlarmış, görmişse. Fiillerin yeterlik biçiminin olumlusu -u bil-, olumsuzu -ıma- ile yapılır: alu bilmek, gizleyü bilmek; gizleyimemek gizleyememek gibi. OSMANLI TÜRKÇESİ (XVI-XX) XIII-XV. yüzyıllarda kullanılan Eski Anadolu Türkçesi, siyasî olarak Anadolu Selçuklularının son dönemini, Beylikler devrini, Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletlerini; Osmanlıların ilk iki asrını içine almaktaydı. XVI. yüzyılda Osmanlı Türkçesi dönemi başlar; Osmanlı'nın hâkim olduğu bütün sahalarda edebî dil olarak kullanılır ve XX. yüzyıl başlarında sona erer. OSMANLI TÜRKÇESİNİN SES VE ŞEKİL ÖZELLİKLERİ Eski Anadolu Türkçesinin dil özelliklerinin hemen hepsi Osmanlı Türkçesinin başlarında da devam eder. Bu özellikler XVI. yüzyıl sonlarında başlayan ve XVIII. yüzyıla kadar devam eden bir süreç içinde bugün kullandığımız Türkiye Türkçesinin özellikleriyle yer değiştirir. Osmanlı Türkçesinin ilk asırları Eski Anadolu Türkçesiyle, son asırları ise bugünkü Türkiye Türkçesiyle neredeyse aynıdır. Ancak yine Eski Anadolu Türkçesi ile Osmanlı Türkçesi arasında bazı farklılaşmalar meydana gelmiştir. Özellikle Osmanlı Türkçesi Arapça ve Farsçanın etkisi altına girmiş ve bazı bilim adamlarının yapay bir dil diyeceği kadar 112

karışmıştır. Muharrem Ergin, yabancı unsurlar bakımından Osmanlı Türkçesini kendi içinde üç devreye ayırır: 1) XV. asrın sonu ile XVI. asrın büyük bir kısmını içine alan ilk devre: Arapça ve Farsça unsurların Türkçeyi istilâsının hızlandığı devre. 2) XVI. asrın sonundan XIX. asrın ortalarına kadar süren devre: Karışık dil koyuluğunun son haddine vardığı devre. 3) XIX. asrın ortalarından XX. asrın başlarına kadar gelen devre: Karışık dilin koyuluğunu yavaş yavaş kaybettiği devre. SES ÖZELLİKLERİ Eski Anadolu Türkçesinin en önemli ses özelliği, küçük ünlü uyumunun mevcut olmayışıdır. Başum, elingüz, başumuz, aldum, aldung, alduk, aldunguz; alur, aldurmak; başlu; gözsiz, gözi, gördi gibi. Bu ses özelliği Osmanlı Türkçesinde XVIII. asra kadar etkisini sürdürür ve yavaş yavaş uyuma girer: başım, elingiz, aldım gibi. Tarihi Türk lehçelerinde kendini korumayı başaran ng/ŋ (nazal n) sesi, XVIII. asra kadar kullanılmış, ancak sonraları kaybolmuştur. ŞEKİL ÖZELLİKLERİ Teklik 1. şahıs ekinin v'li biçimleri ortadan kalkmıştır. Çokluk birinci şahıs eki -vuz XVI. yüzyılda da kullanılır, sonra ise yerini -k'ye bırakır: alsavuz > alsak. Çokluk ikinci şahıs eki -sız, -siz, XVIII. asırda azalır; yerini -sıngız a bırakır: alırsız > alırsıŋız. Gelecek zaman eki -ısar, -iser XVII. asırdan itibaren yerini -acak, -ecek'e bırakır: alısar > alacak. Şimdiki zaman eki -yor Osmanlı Türkçesi içinde ortaya çıkar: alayor, vereyor, gideyor. Sonraları bu ek daralmıştır: alıyor, veriyor, gidiyor gibi. 113