Yeni dönemin parolası: ÇOKLU STRATEJİ Yahya ARIKAN * Yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile meslekte tarihi bir dönüşümün yaşanmakta olduğu fikri bir gerçeklik olarak artık genel kabul gördü. Gerek TÜRMOB, gerekse de İSMMMO olarak yeni sürece ilişkin hazırlıklar yaz ya da tatil demeden bütün hızıyla sürüyor. Meslektaşlarımıza sorunsuz değişim ve dönüşüm için her tür lojistik katkı verilmeye çalışılıyor. Aslında mesleğimizin en önemli resmi kurumunun temsilcileri olarak bu sürece daha önceden, planlı bir şekilde başladığımızı fark edenler görmüşlerdir. İSMMMO Akademi nin sertifika programları bunun somut örneklerinden biridir. İSMMMO Akademi bünyesinde bir çok kritik alanda eğitimlerini tamamlayarak sertifika almaya hak kazanan meslektaşlarımın şimdiden ticari yaşamında yeni gelişmelere imza atacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Birçok meslektaşım; aylarca süren dersler sonucu Bağımsız Adli Muhasebe, İç Denetim, Stratejik Yönetim Muhasebesi, Yabancı Sermayeli Şirketlerde Muhasebe, Şirket ve Marka Değerleme gibi alanlarda eğitimlerini çoktan başarıyla tamamladılar. Yeni süreçte; mesleğimizde denetim ve uzmanlaşmanın ne kadar önemli olduğunu kavrayanlar, TTK dan bağımsız yürütülen bu alanlarda zamanlama açısından şimdiden hedefin 12 den vurulduğunu görüyorlar. Ayrıca şunu hep söylediğimiz de artık çok iyi biliniyor: Vergi için muhasebe döneminden; bilgi, denetim ve uzmanlık için muhasebe döneminin startını çoktan verdik. Şimdi bunun hep beraber meyvelerini toplayacağız. İşte biz bu noktadayken; aslında bir önemli şeyi daha yaptığımızı vurgulamak istiyorum. Tüm bu değişim ve dönüşümü hazırlarken, İSMMMO nun açıkladığı raporlar, ya da köşe yazılarımıza konu yaptığımız gelişmelerle de bambaşka bir pencereyle sürece ivme verme misyonu yürütüyoruz. * İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı 11
Bütün toplumda arka planda görünmeyenleri, sorgulanmayanları dile getirip, aslında gelecekte meslektaşlarımızın tüm bu alanlarda rol alabileceklerini akıllara kazıyoruz. Örneğin bunlardan biri bugünlerde Türkiye nin ana gündem maddelerinden biri olan kıdem tazminatı konusundaki tartışmalardır. Kıdem Tazminatı Fonu Tasarısı ile yeni bir düzenleme yapılarak ödenme şeklinin değiştirilmesi düşünülüyor. Şu an değişiklik ve uygulanma tarihi belli olmayan sistem hayata geçerse, işçinin kıdem tazminatı, artık kurulacak Kıdem Tazminatı Fonu ile ödenecek. Kıdem Tazminatı Fonu kurulması halinde, işverenler tarafından işçiler adına yüzde 3 veya yüzde 6,5 oranında bu fona ödeme yapılacak ve koşullar sağlandığında da Kıdem Tazminatı Fonu ndan işçiye ödeme yapılacak. Fon yürürlüğe girerse, bir işyerinde çalışmakta olan işçilerin yürürlük tarihine kadar olan kıdemlerinden işveren sorumlu tutulacak. İş sözleşmesi kıdem tazminatına hak kazandıracak şekilde sona erdiğinde, işveren kıdem tazminatını, kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan süre için, ancak işçinin işten ayrılırken ki son ücreti üzerinden ödeyecek. Fon yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa veya yeniden işe alınan işçiler ile işyerinde çalışmakta olanların yürürlük tarihinden sonraki hizmet sürelerine ilişkin kıdem tazminatları fondan karşılanacak. Dolayısıyla fonun yürürlük tarihinden önceki sürelere ait kıdem tazminatından işverenler sorumlu olacak. Tasarının daha birçok ayağı var. Ve aslında bu ayrı bir başlık olacak kadar önemli bir konu. Ancak bu noktada şuna vurgu yapmak gerekiyor: Ülkemizde geçmiş fon uygulamalarında yaşanan büyük yanlışları hatırlayalım Konut Edindirme Fonu» ile Tasarrufu Teşvik Fonu nun dramatik sonuçları ortada. İşsizlik Sigortası Fonu nun kullanımındaki amaca aykırı uygulamalar biliniyor. Özetle; eğer kıdem tazminatı konusunda önlenemeyecek bir süreç yaşanırsa; geçmiş yıllardaki fon tecrübelerinden hareketle, fonunun yönetiminin ağırlıklı olarak işçi-işveren örgütlerinde olmasının yanı sıra; denetiminin TÜRMOB a bağlı meslek mensupları tarafından yapılması gerektiğini açık bir dille savunabiliriz. İşçinin mevcut haklarına dokunmayan, geriletmeyen, çalışma koşulları 12
ile özlük haklarında iyileştirme sağlayacak bir yaklaşım herkesin olduğu gibi İSMMMO nun da toplumsal barışa katkı anlamında görevlerinden biridir. İSMMMO nun yakın tarihte açıkladığı ve medyada geniş yer bulan, Suç Ekonomisinin Türkiye Bilançosu adlı raporumuz da bu niyetteki yaklaşımımıza diğer bir örnek olarak gösterilebilir. Araştırmaya göre; 2010 yılında 27 kalemde Türkiye de yasadışı faaliyetlerde oluşan ciro en az 8 milyar TL. Elde edilen net kazanç ise 3 milyar 250 milyon liraya ulaşıyor. Suç ekonomisinin kamu düzeni açısından büyük tehlike oluşturduğu, ekonominin kara deliğine dönüşen, insanlarımızın canına ve malına kasteden suç ekonomisinin önüne geçmek için kolluk kuvvetlerine ve hukuk sistemimize büyük iş düştüğü ortada. Ama İSMMMO gibi kurumlara, işin muhasebe ve vergi boyutu büyük olan bu alanlarda ayrı bir toplumsal sorumluluk, meslektaşlarımıza ise ayrı ve olası bir görev düşmektedir. Bu yaklaşımın arka planındaki yetkinlik unutulmamalıdır. Yıllarca baş edilemeyen ABD li ünlü gangaster Al Capone un tutuklanmasına bir muhasebecinin yaptığı yasal incelemeler zemin hazırlamıştır. Bu ise suç ekonomisin kaybı, devletin kazancıdır. İSMMMO nun raporunda özellikle yazılmayan bir önemli rakamı ileterek, Türkiye de meslektaşlarıma ya da vergi camiasına düşen rolün önemi daha iyi kavranabilir. Ülkemizde kaçak olarak tüketilen ve yakalanamayan içki; akaryakıt, sigara ve çay özelindeki dört alanda Özel Tüketim Vergisi kaybı en iyimser rakamla 500 milyon Türk Lirası dır. Artık biliniyor ki; Yüksek Özel Tüketim Vergisi oranları yüzünden sigara, kaçakçılığın gözde mallarından biri. Türkiye de yılda 5 milyar paket sigara satılıyor. Geçen yıl 43,5 milyon paket kaçak sigara yakalandığı düşünülürse tahmini olarak bu pazardaki kaçakçılığın büyüklüğü 250 ile 500 milyon paket arasında. Pakette 2,65 lira Özel Tüketim Vergisi olan ithal sigaralar ortalama 5-6 liraya satılırken kaçak sigara en az 2-3 liraya alıcı buluyor. Bu miktarda kaçakçılığın sadece ÖTV karşılığı bile yüz milyonlarca lira. 13
Yüksek oranlı ÖTV nin yarattığı bir başka pazar kaçak akaryakıt. Geçen yıl 7.6 milyon litre kaçak akaryakıt yakalandı. Hepsinin motorin olduğu varsayılsa bile 1.3 liralık ÖTV ile 50 milyon liralık bir vergi avantajı ve en az 153 milyon liraya ulaşan bir pazar söz konusu. Çay da gümrük tarifesi yüzünden kaçakçıların ilgisini çeken bir ürün. Kaçak çayın toptan kilo fiyatı 6-8 lira. Perakendede 18 liraya kadar ulaşıyor. Yılda 200 bin ton çay tüketilen Türkiye de piyasaya yılda 25 bin ton çayın kaçak olarak girdiği tahmin ediliyor. Kaçak çay yüzde 45 oranındaki gümrük vergisi kaybına yol açıyor ve yılda 205 milyon liralık ciroya ulaşıyor. 2010 yılında ele geçirilen kaçak çay miktarı ise 2 bin 286 ton. Antalya da yat gezisinde ölen Rus turistlerle gündeme gelen kaçak içki de yüksek ÖTV oranları yüzünden ortaya çıkan bir suç kalemi. Türkiye de 2010 yılında 362 bin şişe kaçak içki yakalandı. Her şişenin yarım litre olduğunu kabul edilirse 181 bin litre kaçak içki demek. Verilere göre bunun en az beş, ortalama on katı yakalanmadan piyasaya sunuluyor. Bu durumda 1 milyon 810 bin ile 3 milyon 620 bin litre kaçak içki söz konusu. Geçen yıl artırılan ÖTV ile viskinin litresindeki vergi 85 lira 60 kuruşa ulaştı. Alkol oranı üzerinden alınan bu vergi, 1 litrelik ve yüzde 45 alkol içeren viski şişesinde 38 liralık vergi anlamına geliyor. 38 liralık Özel Tüketim Vergisi yüzünden yaratılan değer 115 milyon liraya ulaşıyor. İşte İSMMMO nun raporuna konu olan vergi kaçağındaki bütün bu detaylar, devlet için olduğu kadar, meslek camiamız için de önemli bir bilgi ve aynı zamanda bakış açısıdır. Tüm bunlar analiz edildiğinde; Al Capone örneğindeki gibi meslektaşlarımızın sosyo-ekonomik süreçteki rolleri ve kazanımlarının önemi daha iyi anlaşılabilir. Ve bunu sadece bizim bilmemiz bile yeterlidir! Sonuç olarak yansıttığımız bakış açısı ve çalışma stratejimizle mesleki anlamda yeni ye dair çabalarımızı birikimimizle, özverimizle, çoğulculuğumuzla, ses çıkaran pratiklerimizle ve meslekten gelen gücümüzle kabulleneceğiz ve yaşam alanlarımızı kaybolmayan bilgiden yana kazıyacağız. Ve başlıktaki çoklu strateji ruhunu mesleki kurumlarımızın ve meslektaşlarımızın böyle okumaları da sonuçta tüm camiamıza kazandırır. 14
HAKEMLİ YAZILAR REFEREED PAPERS