On5yirmi5.com Akıllı güç tanımı Türkiye için çok erken Uluslararası ilişkiler uzmanı Doç. Mehmet Akif Okur, Suriye tarafından düşürülen uçağımızın planlı ve kasıtlı vurulduğunu söyledi. Yayın Tarihi : 2 Temmuz 2012 Pazartesi (oluşturma : 2/10/2016) Seda Şimşek'in röportajı Türkiye'nin uluslararası ilişkilerde 'yumuşak güç'ten 'akıllı güç' politikasına geçtiği yorumlarına karşı çıkan Okur, "Bu ABD için geçerli olabilir" dedi. KİMYASAL SİLAHLARIN DENETİMİ İÇİN 75 BİN ASKER: Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Strateji Enstitüsü Danışmanı Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, Batı'nın Mısır'da Mursi'nin cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Suriye'de de Müslüman Kardeşler'in iktidara gelmesinin, Hamas ile birlikte yeni ve güçlü bir eksen oluşturmasından kaygı duyduğuna dikkat çekiyor. Baas Rejimi'nin askeri çatışmalarla düşmesi halinde askeri uzmanların sadece kimyasal silah fabrikalarını, depoları, füze tesislerini denetim altına alabilmek için 75 bin askere ihtiyaç bulunduğu değerlendirmesini yaptıklarını hatırlatıyor. Okur, "İsrail bütün bunlardan rahatsız oluyor. İsrail üzerinden ABD'deki etkin çevreler rahatsız oluyor. Avrupalılar da kaygılı olduklarını söylüyor. Bu denklemi gören Esed rejimi, ayakta kalabilmek için Batı'nın korkularına oynuyor" görüşünü dile getiriyor. Dünya masada satranç oynarken binlerce insan ölüyor. Türkiye'nin uçağının düşürülmesinin ardından dış politikada "soft power (yumuşak güç)" aşamasından "smart power (akıllı güç)" aşamasına geçtiği söyleniyor. İki kavramı da tasarlayan Joseph S. Nye. "Akıllı güç" 2008'deki ABD seçimleri öncesinde ortaya atıldı. George Bush yönetimleri döneminde sert güç (hard power) çok fazla kullanılmıştı, ABD kuvvetliydi ancak sevilmiyordu. Akıllı güç, Demokratlar'ın elini güçlendirecek bir formül olarak ortaya çıktı. Yumuşak güç önemseniyor ancak askeri güce de yer açılıyor. Askeri gücün yaygın bir şekilde değil, akıllı bir stratejinin parçası olarak kullanılması öngörülüyor. Yaygın askeri gücü bir balyoz sembolize ediyorsa, akıllı gücün sembolü neşterdir. Özel kuvvetlerin yaygın kullanımı, noktasal hava harekâtları... Askeri güç, çok iyi planlanmış bir siyasi stratejinin düğüm çözen unsuru gibi kullanılır. Irak'taki gibi ülke işgalleri istenmez. Akıllı güç ile kastedilen, noktasal hava harekâtları, özel kuvvetlerin kullanılması ise Türkiye bunları mı yapacak? Bunlar ABD örneğinde ortaya çıkan pratiklerdi. Türkiye bakımından ise temel askeri kapasite açıkları var. Sorun burada. Örneğin hava savunma sistemimizde ciddi boşluklar var. Savunma için yapmamız gereken kapasite yatırımları söz konusu. Suriye'den atılacak kimyasal başlık taşıyan bir füzenin
Antep'e düşmesini engelleyecek bize ait bir hava savunma sistemimiz var mı? GÜVENLİ BÖLGE ORTAYA ÇIKTI Türkiye "akıllı güç olamaz" mı? Bölgesel liderlik için küresel oyunculardan özerk bir güç yapılanması inşa etmek gerekir. Bu özerklik başta teknolojik kapasite olmak üzere çok sayıda bileşenin desteği ile kurulabilir. Türkiye, kendi imkânları ile akıllı bir strateji geliştirebilir. Bunun iki unsurunu şu anda sahada görüyoruz. Sınıra asker kaydırılması ve Türkiye'nin güvenliğinin sınır çizgisinin ötesinde başlatılması bunlardan ilki. Yani, fiili olarak güvenli bir bölge ortaya çıkıyor. Türkiye göz yumarsa bu bölgeden Esed'e karşı çarpışan güçler yararlanabilirler. İkincisi sınırda asker tutmak, Esed'in çok ihtiyaç duyduğu askeri birliklerin bir kısmını Türkiye'ye angaje etmesine yol açacak. Şu anda direniş hareketi geniş bir kırsal bölgeye yayılmış durumda. Esed, bunlarla mücadele etmek için birliklerini bölerek yaymak durumunda. Dolayısıyla çok sayıda askere ihtiyacı var. Askeri birliklerinin bir kısmını Türkiye sınırında tutmak zorunda kalırsa bu direnişçilerin üzerindeki yükü hafifletecek. Türkiye, bu senaryoya göre doğrudan çatışmaya girmeden 2 stratejik sonucu almış oluyor. Dış politikada artık "Smart power" stratejisi mi sınanacak? Türkiye'nin yeni stratejisi için bu kavramın açıklayıcı olmadığını düşünüyorum. Öncelikle, ABD sert gücünü ispat etmiş bir ülke olarak sert güç kapasitesini yitirmeden, bunun kullanım biçimini değiştirdi. Türkiye ise sert güç açığı olan bir ülke. Biz, yumuşak güce aşırı güvenden, sert güç ihtiyacı duyan bir atmosfere geçiyoruz. Akıllı güç formülü, sert güç bakımından kapasite sorunumuzu çözmez. Türkiye ancak yüksek bir sert güç kapasitesine sahip olup, bu kapasitenin caydırıcılığını arkasına alarak gücünü akıllı biçimde kullanacağını ilan etseydi o zaman akıllı güçten söz edebilirdik. Burada kastedilen, Türkiye uçağının düşürülmesi karşısında tepkisel cevaplar vermeyecek, cevabını akıllı bir strateji ile ortaya koyacak. RUSYA'NIN POLİTİKASI BİZANSÇILIK Batı, Suriye'deki Nusyariler ve Hristiyanlar'ın ne olacağı ile Suriye'nin ne olacağından daha mı ilgili? Irak'ta ABD varlığına rağmen ülkedeki Hristiyanlar'a yönelik saldırılar yüzünden ciddi bir Hristiyan göçü yaşanmıştı. Suriye'de tekrarlanmasından endişe ediliyor. Esed rejimi de bu korkuyu kendi iktidarını korumak için tedavüle sokuyor. Rusya, bölgedeki Hristiyanlar'ın hamisi rolünü üstleniyor. Rus Ortadoks Patriği ile Putin çok yakın ilişkilere sahip. Basına açık bir biçimde Rus Dışişleri Bakanlığı'nı ziyaret ederek bölgedeki Hristiyanlar'ın korunmasını istedi. Son bir yıldır Rus Ortadoks Patrikliği İslamofobi'ye karşı Hristiyanofobi kavramı üzerinde duruyor. Patrik, Moskova'dan da dış politikasında Hristiyanofobi ile mücadeleyi bir ilke olarak benimsemesini istiyor. Rusya'nın Orta Doğu'ya artan ilgisini bununla birleştiren bazı uzmanlar Rus dış politikasında yeni Bizansçılık'tan bahsediyor.rusya'nın Balkanlar ile ilişkisi eskiden Slav ortak kimliği üzerinden anlaşılmaya çalışılırdı, Panislavizm. Etki alanı Orta Doğu'ya kaydığında Sovyet döneminin komünizmi gibi bir ortak ideoloji
elde bulunmadığı için Hristiyanlık, özellikle de Ortadoks Hristiyanlık bölge ile Rusya arasındaki köprülerden biri olarak kullanılmak isteniyor. Bu eğilim güçlenirse Türkiye'deki patrikhane meselesi de yeni tartışmaların merkezine yerleşir. Rusya ile ABD arasında Suriye konusunda bir uzlaşma sağlanabilir mi? Ben bir uzlaşmaya yaklaştıklarını düşünüyorum. Rusya, bir taraftan bölgedeki müttefiklerini yabancılaştırmamaya diğer yandan da Batılılar nezdinde pazarlık edilebilir güç pozisyonunu açık tutmaya çalışıyor. Suriye'yi, İran'ı destekliyor, İsrail ile de görüşüyor. ABD, Orta Doğu ile ilgili stratejik çıkarlarını minimize etme yolunda, 2020'ye kadar Orta Doğu'dan ithal ettiği petrolü yarı yarıya indirecek, 2035'de ise sıfırlayacak. İsrail meselesini de Orta Doğu barışı ile çözüp Orta Doğu'ya olan angajmanını minimize etmek istiyor. Rusya'nın belli bir düzeyde profil yükseltmesini ciddi bir sorun olarak görmüyor. Suriye'de rejim değişirse ABD bundan mutlu olur ancak değişmeyen bir Baas rejimi ile de ABD yaşayabilir. Rusya da bu noktada bir ara çözüm sunuyor. "Esed ülke dışına gönderilsin, Baas'la Suriye muhalefetinin silahsız unsurları bir koalisyon kursun, yeni Suriye de bu koalisyon üzerinden şekillensin" diyor. SALDIRININ HEDEFİ TÜRKİYE'Yİ MASADAN ATMAK Türk uçağına yapılan saldırının stratejik hedefi neydi? Türkiye'yi masadan atmak. Esed'in aklı ve onun aklını kuşatan Rus aklı. Türkiye misilleme ile karşılık verseydi Suriye ile savaşan taraf haline dönüşecekti. Cenevre dahil, hiçbir süreçte tıpkı İran ve Suudi Arabistan gibi masaya davet edilmeyecekti. Bu uçak kazayla vurulmadı. Planlı ve kasıtlı bir şekilde vuruldu. O zaman uçağı vuranın kafasında bir plan var. Uçağı vuranlar Türkiye'nin Suriye'deki düzen kurucu aktör olma iddiasını hedeflediler. Uçağın vurulmasına cevap verseydi Türkiye bu hedefe hizmet edecekti. Esed, aynı zamanda içerideki muhalefeti bir yabancı ülkenin uzantısı gibi gösterecekti. Türk uçağını düşürerek Esed bir de savaşı yayma ihtimalini Batı'ya gösterdi. CENEVRE'DE BAAS'IN GÜÇ VE MEŞRUİYET TEKELİ KIRILDI Cenevre toplantısının sonuç bildirisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Muhalefet cephesi de Esed cephesi de kendi tezlerini destekleyen unsurları bildiride bulabiliyor. Fakat, Esed cephesinin kaybı daha büyük. Ne kaybetti? Esed cephesi Suriye'nin tek meşru hakimi olduğu iddiasını kaybetti. İktidarı muhalefetle paylaşması gerektiği uluslararası toplum tarafından tescil edildi. Bir geçiş hükümeti kurulması isteniyor ve bu geçiş hükümetine muhalif isimlerin de alınması isteniyor. Ama Esed'in geleceği belirsizliğini koruyor.
Batı bloğu ve muhalifler Esed'in gitmesini istediler. Rusya bu konu üzerinde Batı ile pazarlık yaptı. Ancak İran ve Suriye'den itiraz geldi ve Rusya da bunun için Esed'i zorlamadı. Burada yeni bir gelecek kurulacak. Güç ve meşruiyet dengesi var. Hem ülkenin içinde askeri gücünüzle, örgütlülüğünüzle diğer güç unsurlarına kendinizi ispat etmelisiniz hem de bu gücünüzün meşru olduğunu dünyaya kabul ettirmelisiniz. Esed rejiminin bir geçiş hükümetini kabul etmesi Baas Rejimi'nin Suriye'deki hem güç hem meşruiyet tekelinin kırıldığını gösteriyor. Direniş cephesi, askeri gücüyle Suriye içinde bir zemin kazandı. Bunu uluslararası alanda meşrulaştırmayı da başardı. Rejim, düne kadar muhalefetin varlığını yok sayıyordu, bugün ortak bir hükümet kurmayı kağıt üzerine de olsa kabul etmek zorunda kaldı. Rejim, Esed'i şu an için kurtarmış olmakla kendisini başarılı sayıyor. Taraflar uluslararası meşruiyetlerini kaybetmeden Suriye içinde güçlenmeye çalışacaklar, güç oyununu daha kıyasıya oynayacaklar. Bu yüzden maalesef daha fazla çatışma görebiliriz ancak çatışmalar sürerken diplomatik süreç de hız kesmeyecek. YAPTIRIMSIZ YOL HARİTASI KRİZİ ÇÖZMEZ Clinton askeri yaptırımların önününün açılması çağrısında bulundu. İlk Annan Planı'nın başarısızlığının temel sebebi bir yaptırıma bağlanmamasıydı. Yaptırımsız bir yol haritası Suriye'deki krizi çözemez. Herkesin bir geçiş hükümeti iradesine saygı duymasını sağlamak için Cenevre Planı'nın yaptırımlarla desteklenmesi lazım. Aksi takdirde ilk planının başına gelen gelecektir. Taraflar kazanmak için silaha sarılacaktır. Suriye muhalefetinden Heytam Melih Esed ile masaya oturmayacaklarını, Ulusal Konsey'in Sözcüsü Bessam Kodmani de Cenevre bildirisinin belirsiz, mekanizması ve uygulama takviminin eksik olduğunu açıklamış. Esed'in gitmediği bir plana razı olmaması direnişin kendisini güçlü hissettiğinin bir göstergesi. Bir ara çözümü kabul etmiyorlar, çatışarak da olsa Esed'i göndereceklerini, rejimi düşüreceklerine inanıyorlar. İşlemeyecek bir BM Planı'nın dışarıdan gelecek yardımların önünü keseceğini, bir müdahale ihtimalini de erteleyeceğini, böylece Esed'e zaman kazandırıcağını düşünüyorlar. Anlaşmayı kabul etmeyerek uluslararası toplumun dikkatini Esed'in gitmesi noktasına doğru toplamak istiyorlar. Esed'in 2014'e kadar kalacağı yönünde makalaler yayımlanıyor Kalabilmesi için içeride gücünü koruyabilmesi lazım. Bu da muhtemel gözükmüyor. Rusya için dahi Esed çok önemli bir figür değil, hatta Esed, Baas için de bir ateş topuna dönüşebilir ve Baas Esed'i feda edebilir. Suriye muhalefetine birleşmesi için baskılar ve askeri, ekonomik, lojistik anlamda yardımlar artacak. Batı'da yeni Suriye'nin Hristiyanlar ve Nusayriler üzerinde baskı yapacak bir iktidarla yönetilmesi kaygısı hakim. Önümüzdeki dönemde muhalefet Batı'nın birtakım kaygılarını da gidermeye çalışacak. Bugün
Bu dökümanı orjinal adreste göster Akıllı güç tanımı Türkiye için çok erken