ÇAYLAK Çevresinde güzel bahçeleri olan bir villaydı. Alt katta genel tıbbi muayene ve müdahaleleri yapılıyordu. Bekleme salonu ve küçük bir de laboratuar vardı. Orta katta diş kliniği ve ikinci bir muayene odası, en üst katta ise dinlenmek ve yemeklerin yendiği kafeterya vardı. Sıcak bir ekip, iyi niyetli işverenlerle çalışmak, büyük şanstı, yeni diş doktoru için. Görece olarak elit bir semtte üç katlı, özel bir poliklinikte göreve başlamıştı. Gencecikti. Birkaç ay önce mezun olmuştu ve dünyayı pırıl pırıl zannettiği zamanlardı. Diş tedavilerini uygulamaya bayılıyordu. Hevesli, mutluydu. Geçen yıllarda öğrendiklerini hastalara şifa olarak uygulamak eşsiz bir deneyim oluyordu, Doktor Sinan için. Düşünsenize birisinin dişi ağrıyor, onu ızdırabından kurtarıyorsunuz. Dişi eksik, düzgün çiğnemesini sağlıyorsunuz. Muayene etmek, yapılacakları belirleyip açıklamak üstüne de tedavileri yapmak, müthişti. O kadar keyifliydi ki genç doktor, üste para aldığında, bir an şaşırıyordu. * Diş kliniğinde küçük bir masa, onun ardında duvar boyunca uzanan, eşya dolabı vardı. Masanın karşısında tek bir koltuk, onun arkasında ise hastalara tedavi uygulanan klinik koltuğu ve dolaplar vardı.
Tedavi gören hasta, özenle bakılmış ön bahçeyi ve küçük sokağı seyredebiliyordu. Güneşli ve iyi hissettiren bir Pazar günü, Doktor Sinan, küçük masasında oturmuş kitap okuyordu. Hasta yokken beklemek bile keyifliydi, onun için. Dönerek tırmanan merdivenin basamaklarında ayak sesleri duydu. Hemşire gelip hasta ve kocası ile doktoru tanıştırıp ağır adımlarla gitti. Göz kontağı kurmayan, sakin kadın doktoru sessizce selamlayıp klinik koltuğuna yöneldi. Eşi, polikliniğin sahibi edalarında kadına oturacağı yeri gösterip yönlendirdi. Sonra Doktor Sinan a dönüp konuştu: Hanımın dişine geçenlerde bir yerde dolgu yaptırdık, hemen düştü. Bir de SEN yap bakalım. Orta boylu, hafif eğri duruşlu, saçlarının bir kısmı eksilmiş, sinsi bakışlı bir adamdı, bu. Parasını vererek tedavi yaptıracağı için tüm kliniği satın almış gibi hissediyordu. Karşısına çıkmış bu kadar genç bir doktora, ÇAYLAK muamelesi yapıyordu. Yap bakalım! derken de dolgu düşecek mi acaba? Diye düşündüğünü hissettiriyordu, inceden bir tehdit ile. Sinan, sakince gülümsedi. Gençliğe özel o ilginç sabra sahipti. Ve ben dolgu yaparsam düşmez, ukalalığı takınıvermişti. Doktor, koltukta oturan hastanın yanına geçti. Maskesini takıp, eldivenlerini giydi. Ağzın içini muayene ederken, bir anda Doktorla hastanın kocasının kafaları çarpıştı. O da ilgiyle bakıyordu, eşinin ağzına. Yine de hayat arkadaşının ağzındaki durumları görmeye dayanamamış olsa gerek ki yüzünü buruşturdu.
Doktor Sinan, göreceğini görmüştü. Muayene takımlarını tablaya bırakıp geri çekildi. Kocası da aynı şeyi yaptı. Gerçekten dolgunun düştüğünü, dişin kısa bir temizliğe ihtiyacı olduğunu, akabinde dolgu yapabileceğini söyleyip, dolgu fiyatını belirtti. Dolgunun bir kez daha düşüp düşmeyeceğini sordu. Bunun düşük bir olasılık olduğunu, düşerse yeniden yapacağını anlattı, Sinan. Tamam. Yap bakalım! Ama nasılsa çürüğü diğer doktor temizlemişti. Sen sadece dolgu koyacaksın. Yarı fiyat öderim, ha! derken el hareketleri bile Doktor Sinan ın öfke hormonlarını tetiklemeye yetmişti. Hoş bir Pazar günüydü. Sinan, gerginlik istemiyordu. Hiçbir şey söylemedi. Bayanın tek kullanımlık bardağını koydu. Tükürük emiciyi hazırlayıp, önlüğünü bağladı. Klinik dolaplarını açıp dolgu yapması için gereken el aletlerini tablaya sıralamaya başladı. Sonra çekmecelerden kat kat koyacağı dolgu malzemelerini çıkarttı. Bu esnada kadın, doktoru seyrediyorken; kocası, keyifle gülümseyip küçük masanın karşısındaki tek koltuğa oturdu. Onun için de keyifli bir pazardı. Tüm hazırlıkları tamamlayan Doktor Sinan, sakince gidip masaya oturdu ve kitabını açtı. Kaldığı yerdeki satırlardan heyecanla okumaya başlamıştı ki hastanın kocası, çirkin sesiyle böldü: Doktor bey? Acemi ve genç ÇAYLAK, Doktor BEY oluvermişti. Bakışlarını kitaptan adama çevirdi, Sinan: Efendim? dedi.
Dolguyu yapmayacak mısınız? diye sordu. Sinan derin bir nefes verdi. Elindeki kitabı indirdi ve: Benim teklifim şöyle. Bugün ben biraz yoruldum. Daha fazla para kazanmaya ihtiyacım yok! Hem siz de uygun fiyatlı bir tedavi istiyorsunuz. Ben sizin için tüm malzemeleri hazırladım. Eşinizin dolgusunu SİZ koyun. Aşağıya da ÜCRET ÖDEMEYECEKMİŞİZ deyip çıkabilirsiniz! dedi. Hastanın kocasının durumu kavrayış hızı ve özür dileme kapasitesi, tüm beklentilerin üstündeydi. Bilmem kaç yıllık hayat arkadaşının ağzının içerisine bakarken dahi katlanamayıp yüzünü buruşturan adam, Doktorun orada yarım saat çalışmasını istiyordu. Saçılan salgılar ve yakın mesafeye odaklanmış gözlerle otuz dakika. Dolgu yapılmasını istiyordu. Asla da düşmeyecek bir dolgu olmalıydı. Hem de en itici şekilde pazarlık yaparak; Mesleğinin gerektirdiği kabiliyeti, yıllar süren eğitimini, titizlikle sunulmasını istediği yeteneklerini, kısacası emeğini hiçe sayarak. * Hastaların hekim seçme özgürlüğü olduğu gibi hekimlerin de hasta seçme özgürlüğü bulunmaktadır. (1) Elbette herkesin ekonomik durumu, kendine göredir. Tedavinin bütçesi, ödeme koşulları konuşulabilir. Usulüyle ve doğru kişiyle Konu; sağlık ve beklentimiz tedavi ise biraz daha ölçülü olmak gerekir.
Doktorun herhangi bir hastaya tedavi yapma isteği ve hatta gerekliliği ile onun hastanın tedaviye ihtiyacı arasında her zaman denge olmayabilir. 1: http://www.istabip.org.tr/dosyalar/hukuk/hastayiredetmekarari.pdf