Kontrast. Fotograf Dergisi. Mayıs - Haziran 2012. ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.

Benzer belgeler
Fotoğraf Sevdalısı Bir Doktor:

İBRAHİM DEMİREL FOTOĞRAF DİLİNDE BİR SÖYLEŞİ. asosöyleşi

66 Fotoğrafçı Etkinlik Listesi. 52 Haftalık Fotoğrafçılık Yetenek Sergisi

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

1824 yılında Paris Salonu'nda John Constable'ın eserleri sergilendi. Ressamın, kırsal manzaraları bazı genç meslektaşlarını etkiledi.

Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti Hatıraların Masumiyeti

Festivalin Tarihçesi

Dijital pazarlama bir satış yöntemi değil; ulaşılan sonuçları sayesinde satış artışı sağlayan, bir ilişkilendirme ve iletişim sürecidir.

DEVİNİMİN GÖRSEL DİLİ SERGİSİ VE KİTABI (VISUAL LANGUAGE EXHIBITION OF MOTION AND ITS BOOK)

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SORGULAMA PROGRAMI

Benim en büyük şansım Adnan Turani gibi hem iyi bir sanatçı hem de iyi bir eğitimci atölye hocamın olmasıydı.

Müze eğitiminin amaçları nelerdir?

Beşiktaş Gazetesi. Günlük web Gazetesi Salkım Söğüt Saç

Buruşuk Ömer Destanı

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim Aralık 2014 )

HAZIRLAYANLAR 4D SINIFINDAN DENİZ ARIKAN SELİN YAĞMUR ÇAKMAK DOĞA SU TOPRAK ASU LAL ÖCALAN ŞİMAL ÖZER. Danışman Öğretmen Aslı Çakır

Sıraselviler Caddesi No: 78/2 Cihangir, Beyoğlu İstanbul T F imre@m3film.com.tr okan@m3film.com.

KIRILL ISTOMIN in. renkli dünyası ve DEKO TASARIM

Yaşam alanları ihtiyaca ve koşullara göre değişiklik

Uluslararası İzmir Film Festivali ilk kez 1990 yılında düzenlenmeye başladı. 11 kez düzenlenen Festivale 2000 yılında ara verildi.

Anneye En Güzel Hediye Olarak Ne Alınması Gerekir?

2KiloMavi de. Misafir Yazarlık. Eylül kilomavi.wordpress.com

Mehmet Ömür le Paris iphone Fotoğraf Gezisi

BAKIŞ PORTRE FOTOĞRAFININ DEĞİŞEN YÜZÜ BANK OF AMERICA KOLEKSİYONUNDAN 3 EKİM OCAK 2013 SORULAR:

Öğretmen: Başak Berna CORDAN. Duvarlar Konuşuyor, Pera nın Ziyaretçileri Dinliyor

TEMEL SANAT EĞİTİMİ NEDİR?

"Gerçek tasarımcı elinde firca ile doğar" iç mimar Anna Malyakina'yı tam anlamıyla tanımlayan bir ifade. Anna çizim yapmaya konuşmayı öğrenmeden

SANAT EĞİTİMİ ÜZERİNE. Doç. Dr. Mutlu ERBAY

ANA SINIFI PYP VELİ BÜLTENİ. (19 Aralık Şubat 2017)

EDEBİYATIN İZİ 86. İZMİR ENTERNESYONAL FUARI NA DÜŞTÜ

TURK101 ÇALIŞMA 6 ZEYNEP OLGUN MAKİNENİN ARKASI

E-kitap: Yerel ve Küresel Boyutlar. Serdar Katipoğlu

İnsanlar yazdıkları eserler, besteledikleri müzikler, yaptıkları buluşlar ve yarattıkları sanat eserleri ile tarihe mal olur, takdirle anılırlar.

8. İSTANBUL İDF DERİ FUARI ŞEMSİYE STAND VE ZİYARET ORGANİZASYONU SONUÇLARI

BU FUAR 5174 SAYILI KANUN GEREĞİNCE TÜRKİYE ODALAR VE BORSALAR BİRLİĞİ (TOBB) İZNİ İLE DÜZENLENMEKTEDİR.

S. 115 ARTI YÖN. Kemal Koçak: Üniversite yaşamı beklediğimden daha güzel. Sıdıka Pınar Temiz: Burada kendimi güvende hissediyorum

XVII. ERMCO KONGRESİ

BİR ACAYİP SOYGUN ADANA İŞİ. - Basın Toplantısı Haber Küpürleri Ocak 2015 Adana Hilton Otel


/elaresort /elaresort

Yaşam alanları ihtiyaca ve koşullara göre değişiklik. gösterir. BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

CUMHURİYET ORTAOKULU 8. SINIF GÖRSEL SANATLAR GÜNLÜK DERS PLANI

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

Orhan benim için şarkı yazardı

E-KİTAP SATIŞLARINIZLA, SÜREKLİ BİR GELİRE NE DERSİNİZ? By Alia RİOR. Alia RİOR

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ. (18 Aralık Şubat 2018)

Fotoğrafçılıkta mimari fotoğraf çekim teknikleri 1. Mimari fotoğrafçılık

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;

ALİ ARTUN Sanatın İktidarı

Günlük Kent Gazetesi üzere ayrılan Bilim iddiaya göre, aniden dengesini kaybederek üzeri eksik ve telle kapatılan mazgaldan

ÖZEL OKAN İLKOKULU EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

Haritalama Atölyesi: Tepkiler ve Bakış Açıları Bettina, Laura ve Lara'nın katılımıyla

''Hepimiz Atatürk'üz''

ÇEKİM & STYLING ÜRÜN, MENÜ, KONSEPT VE İÇ MEKAN ÇEKİMLERİ İLE STYLING HİZMETLERİ

EĞLENCEM MEDYA. Prof. Dr. E. Nezih ORHON. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi

Yapımcı Enver Arçak Ankaralı Yahudilerin belgeselini çekti ve paylaştı. Arçak, "Hermana" isimli belgeselinin hikayesini de Odatv'ye anlattı...

Erasmus programı ile gidilebilecek en iyi 10 şehir

Not: Öğretmenimizin elinden taşlar üzerinde sanat!

KAYNAK: Birol, K. Bülent "Eğitimde Sanatın Önceliği." Eğitişim Dergisi. Sayı: 13 (Ekim 2006). 1. GİRİŞ

ISSN Yayın Türü: Yerel ve Süreli. Yayın Danışmanları Oya İşeri - Hüseyin Emiroğlu. Görsel Yönetmen Sedat Gever. Grafik Arz Tanıtım

Staj Yeri Poyraz Reklam Ajansı

Vizyon Tarihi: 12 Temmuz 2013 Yönetmen: Shawn Levy Oyuncular: Vince Vaughn, Owen Wilson, Rose Byrne, Max Minghella, Will Ferrel Yapımcı: Shawn Levy,

Her güzelin bir kusuru var

BABA NERDESİN KAYBOLDUM

TUVAL GARDEN, bir TPD GRUP Projesidir.

Page 1 of 6. Öncelikle, Edirne de yaşanan sel felaketi için çok üzgünüz. Tüm Edirne halkına, şahsım ve üniversitem adına geçmiş olsun demek istiyorum.

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI YÖNETMELİĞİ

TÜRK FİLİMLERİ HAFTASI EMEK ÖDÜLLERİ İLE SONA ERDİ

11 Eylül de Sinemalarda

TEKNOLOJİ ve TASARIM DERSİ 7. SINIF I. DÖNEM YAZILI-TEST SINAV ÇALIŞMA SORULARI

İDİL DİZDAR, HEM OYUNCU HEM YÖNETMEN

34. GENÇ GÜNLER -ATÖLYELER-

Conceptos aprendidos a través de experimentos con la creación de contenido de realidad virtual

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

GalataMOON Neler Yapar?

Duygusal ve sosyal becerilere sahip Genç profesyoneller

ÖĞRENME FAALİYETİ 16

Sorgulama Hatları: Değerli Velilerimiz,

KAYSERİ ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ

Yay n No : 2404 flletme-ekonomi Dizisi : Bask Mart 2011 STANBUL ISBN

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

MEKANIN SOSYOLOJİSİ. Derse kabul koşulları. (Ön Koşul, Bağlantı Koşul)

HALE OZANSOY RESİM SERGİSİ DEFNE SANAT GALERİSİNDE AÇILDI

Başlangıç Meridyeni ve Greenwıch - İstanbul

Yaratıcılığın; uçsuz bucaksız, sınır tanımayan, sıra dışı fakat gerçekliği taçlandıran gücüne inanıyoruz

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN ve ZAMAN

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

RESİM İŞ EĞİTİMİ haftalık ders sayısı 1, yıllık toplam 37 ders saati

herkesin bir reklamı olmalı

TURİZM SOSYOLOJİSİ SOS1019U KISA ÖZET

Kreatif yaklașımımız, profesyonel bakıș açımız, dinamik fikirlerimiz ile emek ve zamanımızı da harmanlayarak sizlere hizmet vermeyi hedefliyoruz.

çocukların çok ilgisini çekti. Turdan sonra çocuklar müzedeki atölyede

Prof. Şazi SİREL / 6

İLHAM VEREN KONUŞMACILAR ALEM-İ İŞ İLE HERKES BİRBİRİNİ DAHA İYİ ANLAYACAK!

Şef Makbul Ev Yemekleri'nin sahibi Pelin Tüzün Quality of magazine'e konuk oldu

Mixerarts.com Sanat Platformu başarı hikayemizde Mixer Direktörü Bengü Gün konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

1. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (08 Aralık Ocak 2015 )

TED KDZ. EREĞLİ KOLEJİ VAKFI ÖZEL ORTAOKULU EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI SOSYAL BİLGİLER DERSİ 5. SINIF YILLIK PLANI

Transkript:

Kontrast Mayıs - Haziran 2012 29, Fotograf Dergisi ana sponsorluğunda yayımlanmaktadır.

1Bizden Biri Atakan Baykoçak İnce Elek Fotoğraf Eleştirisi Hakkında (2) Altan Bal 2 İçindekiler 3 6 12 Usta İşi Yıldız Moran Arun Aysel Altun Konuk Yazar Tarlabaşı nda Son Gece Hakan Bıçakçı Dosya Konusu Fotoğraf ve Mimari 35 İMece Gerçekçi Fotograf Günümüzde Neden Aranmaz Üzerine Kısa Bir Deneme... İlker Maga Söyleşi Arjen Zwart Kontrast Fotoğraf Üzerine Deniz Tokay 4 Kısa Metraj EMEK siz Festivalden Notlar ve Öneriler Bora Çekiç Çetin Ergand, Sibel Acar, Cemal Emden 8 14 Kapak Fotoğrafı: Meltem ÇOLAK AFSAD Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği Adına Sahibi Mustafa ERTEKİN Yayın Yönetmeni (Sorumlu Müdür) Koray OLŞEN Yayın Ekibi Aysel Altun Dora GÜNEL Nejla Can Güler Ayşe Saray Redaksiyon Ayşe Saray Grafik Düzenleme KONTRAST Yönetim Yeri (Dergi İletişim) AFSAD Bestekar Sok. No: 28/21 Kavaklıdere Ankara Tel: 0312 4172115 Faks: 0312 4172116 GSM: 0533 7388208 www.kontrastdergi.com www.afsad.org.tr kontrast@afsad.org.tr İki ayda bir yayımlanır. AFSAD ın ücretsiz yayınıdır. Baskı Mattek Matbaacılık Basım Yayın Tanıtım San. Tic. Ltd. Şti. Adres: Adakale Sok. 32/37 Kızılay - Ankara Tel: 0312 433 2310 Basım Tarihi: Mayıs 2012 Yayın Türü: Bölgesel Süreli ISSN: 1304-1134 f/64 Gezmek ve Fotoğraf Çekmek... Özcan Yurdalan 40Kitaplık Mimari Fotoğraf Özer Kamburoğlu 38 Her hakkı saklıdır. Bu dergide yer alan; yazı, makale, fotoğraf, karikatür, illüstrasyon, vb. nin, elektronik ortamlar da dahil olmak üzere, kullanım hakları AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) a ve/veya eser sahiplerine aittir. İzin almaksızın, hangi dilde ve hangi ortamda olursa olsun, materyalin tamamının ya da bir bölümünün kullanılması yasaktır. Dergide yer alan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.

Bizden Biri Atakan Baykoçak İnsanlar, istedikleri şeye yönelirler, uzanırlar, inanırlar... Bunun için, ya önceden başkalarınca belirlenmiş / işaretlenmiş yollarda yürürler ya da kendi yollarını işaretler, ona doğru hamlelerde bulunurlar. Eşyalar, semboller bilinçli ya da bilinçsiz seçimlerimiz vardır; ruhumuzu ve / veya midemizi doyuran her ne ise o yola yöneliriz. Ulaştığımız şey, elde ettiğimiz sonuçlar elbette kişiseldir, öyle kalmalıdır; ama insan hiçbir koşulda yolsuz ve yönsüz kalmamalıdır ATAKAN BAYKOÇAK 1971 de doğdu...harita Mühendisi... AFSAD üyesi... Hayata karşı cümleler kuruyor; kurduğu cümlelere görüntü arıyor... İnsanın beklentilerini yükselten hayat kırıntılarından taşıyan; istemeyi bildiğinden ve söylemeye cesareti olduğundan yalnız kalan bir ruh neye bakıyor görün diye sessiz kalabilen fotoğraflar kovalıyor... www.atakanbaykocak.com adresinde kendini biriktiriyor

Fotoğraf Eleştirisi Hakkında (2) İnce Elek ltan Bal A 2 Fotoğraf eleştirisi hakkında iki sayı önce beyin fırtınası yapmaya başlamıştık. Araya giren uzun boşluk için affınıza sığınıyorum. Bir önceki yazıda fotoğraf eleştirisi hakkında nelerden bahsettiğimizi özetleyerek hatırlayalım: Eleştiri, ortaya çıkan eser üzerinden, yine sanatçının daha önce ürettiği ürünler referans alınarak eseri anlama, anlatma gayretidir. Eleştirmenin yazdıklarının asıl muhatabı sanatçıdır ve eserin daha iyi anlaşılması için eleştirileri değerlendirip cevap vermelidir. Bu cevap yeni eserler şeklinde de olabilir, metin halinde de yapılabilir. Ancak, bu şekilde ilerleyen bir süreç, eserlerin daha iyi anlaşılması ve daha etkili yeni eserlerin ortaya çıkmasına sebep olur... demiş, yazının devamında; Türkiye de neden bir fotoğraf eleştirisi kültürü gelişmediği hakkındaki savlarımdan bahsetmiştim. Fotoğraf Eleştirisi Nasıl Olmalıdır? sorusuna da bu sayıda cevap bulmaya çalışacağımızı yazmıştım. Sanatla ilgili tüm üretim alanlarında olduğu gibi, eleştiri de kişiseldir. Ve aslında her eleştirmen bir dir. Çünkü eleştiri; genel bilgiyle, gündelik üretilenin karşılaşarak, eleştirmenin öznelliğinden geçmesidir. Etkili eleştirmen ise; kişiselliğini, eseri doğru analiz ederek, neden ve sonuçlarla eser hakkındaki fikrini kanıtlayan, okuyucunun kafasında bir kanı yaratabilendir. Tanıtım yazılarıyla -basın bültenlerinden araklanmış- eleştirinin ayrıldığı sınır burada başlar. Eleştirmenin öznelliğini oluşturan ve üzerine yazdığı eseri hangi süzgeçlerden geçireceğini belirleyen eleştirmenin yöntem idir. Eleştirmenin bir nevi yol haritası olan yöntemi, kendinden önceki tüm üretilenlerden beslenerek, yeni eserleri yorumlayabilmesini sağlar. Edebiyat tarihi boyunca da birçok eleştiri yöntemi kullanılmıştır. Eserleri, üretildiği toplumun bir yansıması olarak değerlendiren sanat kuramcılarının kullandığı sosyolojik eleştiri, tarihsel eleştiri, Marksist eleştiri, sanat eserinin merkezinin sanatçı ve onun kişisel deneyimleri olduğunu kabul eden eleştirmenlerin tercih ettiği sanatçıya dönük eleştiri, biçimci olarak adlandırılan yeni eleştiri ve yapısalcılık.(1) Eleştirinin, nihayetinde, kişisel bir deneme olduğunu hatırlatarak kendi eleştiri yöntemimi, Nazif Topçuoğlu nun İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor (2) adlı makalesinden yararlanarak kelimelere dökmeye çalışacağım. Bir fotoğraf çalışması hakkında fikir yürütebilmek için ilk cevap bulmamız gereken soru; fotoğrafçının ne yapmaya çalıştığıdır Bunu anlamamızı yalnızca fotoğraf sağlamaz. Daha çok fotoğrafçının o fotoğraf serisinin, sergisinin başında sonunda niyetini belirleyen yazılardan, verdiği röportajlardan ve daha önceki çalışmalarından ipuçlarıyla sezinleyebiliriz. Tabii ki en doğrusu fotoğrafçıya sormaktır: Bu çalışmayla amacın nedir? Kulakları çınlasın, Gültekin Çizgen in kendisine fotoğraf gösterenlere Muradın nedir sorusu geldi aklıma. Ancak bundan sonra sanatçının bu niyetinin gerçekleştirmesinde ne denli başarılı olduğu ve yapılan bu işin samimiyeti sorgulanabilir. Yalnızca fotoğraf değil, sanat üretiminin en önemli değerlendirme noktası; sanatçıya özgü, kişiye özel olmasıdır. Etkileşimi bol, kolay ve çabuk görüntü üretim yöntemi olan fotoğrafçılıkta özellikle, el yazısı gibi fotoğrafçıya has olma özelliğinin ne düzeyde olduğunun araştırması, fotoğraf eleştirisinde dikkat ettiğim ikinci husustur. Bu noktada ısrarla tekrarlamakta fayda var: Tek tek fotoğrafların herhangi bir önemi yoktur. Eleştiri, fotoğrafçıların yayınladığı dosyalar, albümler üzerinden yapılmalıdır. Ve yüzlerce fotoğraf arasından fotoğrafçının seçtiklerini gördüğümüz için eleştiri; çekim anına değil, daha çok, fotoğrafçının çekilenlerden yaptığı seçimlere yapılır. Bu nedenle, çekim anının, o an efsanesinin çok da bir önemi yoktur. Eleştirilen eseri yaratan (albüm, sergi vb.) süreçlerde fotoğrafçının tavrıdır. Fotoğrafta bize gösterilen her şeyin orada olmasının bir sebebi vardır veya olmalıdır. Konu seçimi, özellikle, belgesel fotoğrafın önemli bir aşaması olduğu için, eleştiri konularından biridir. Ama unutulmaması gerekir ki, bir fotoğrafın neyin fotoğrafı olduğu kendi başına bir şey ifade etmez. Önemli olan fotoğrafçının tavrıdır, hem o konu karşısında, hem de genel olarak fotoğrafçılıkla ilgili olan tavrı. Her ne kadar günümüz fotoğraf üretiminde, fotoğrafçının zanaatı geri plana atılmış olsa da, fotoğrafçı, yapmak istediğini yaparken nasıl bir teknik kullanmış, bu tekniği yaratıcılığıyla geliştirebilmiş mi? Ve sonucunda, bu kadar basamaktan geçerek ortaya çıkan eser ne kadar yaratıcı veya ne kadar sıradan? Fotoğraf eleştirisinin en önemli sorularından birisi de budur. Tabii ki fotoğraf eleştirisi, eser üretmenin önemini anlamış, samimiyetle yola çıkmış, yalnızca güzel in peşinde değil, etkili olanın peşinde eserler ortaya çıkarmayı amaçlamış, derdi olan ve dert edindirmeye çalışan fotoğrafçıların çalışmalarına yöneliktir. Elinde fotoğraf makinesi olan sosyal röntgenciler bu yazının sınırları dışındadır. Onların ışıkları bol olsun! Kaynakça: 1. Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Berna Moran, Cem Yayınevi. 2. İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor Yani, s.93, Nazif Topçuoğlu, Yapı Kredi Yayınları. (2) den sonra italik olan cümleler Nazif Topçuoğlu na aittir.

Gerçekçi Fotograf Günümüzde Neden Aranmaz Üzerine... Tarih boyunca farklı yaklaşımlarla değerlendirilmiş de olsa, insanlığın pozitif gelişimiyle onun gerçek arayışı hep paralellik içinde olmuştur. Pek çok dünya dilinin birbirlerinden bağımsız ve belki de habersiz olarak gerçeğe ulaşmak ile aydınlatma/aydınlanma yı benzer anlamlarda kullanmalarını aklın yolu birdir e çarpıcı bir örnek saymak gerekir. Bilindik de olsa tekrarlamakta sakınca yok; gerçek, aydınlık, yalan ise karanlıktır. İçeriği ne olursa olsun aydınlığa ancak gerçekle ulaşılabilir. Gerçekten kaçarak doğru bir sonuca ulaşılamayacağı geçmişi hiç de az olmayan toplumsal mücadele tarihinde saklı. Günümüzde ise gerçeğin anlamı ve değeri çok değişti. Günümüz insanının tipik özelliklerinden biri, gerçek karşısındaki tutumu. Gerçeğe ulaşmak, gerçekle baş başa kalmak istemiyor günümüz insanı. Çünkü, gerçeğin ancak mutsuz edebileceğine inandırılmıştır. Ruanda İç Savaşı nda kaç milyon insanın katledildiğini; Irak ta hava bombardımanında kaç yüz bin insanın öldürüldüğünü; ülkemizde adı konmamış iç savaşın kaç bin insanımızı kaybetmeye yol açtığını ve benzer gerçekler i öğrenmek istemiyor insanlar. Bu bilgiler, yani var olanın kendisi, gerçek, insanları mutlu etmiyor; tersine bu türden ulaştığı her büyük gerçek karşısında kendisini daha zayıf ve daha mutsuz hissediyor. Gerçek, mutsuz ediyor. Eğer insan önce gerçeğe ulaşma, sonra değiştirme gücünden alıkonmuş ve yalan içine çekilerek teslim alınmış, yani hiçbir şekilde toplumsal tesiri kalmamışsa, bu durumda gerçeğin insanı mutsuz etmesi anlaşılabilir. Kısa Bir Deneme İnsan için gerçek, ancak onu kullanma ve hayatı değiştirme gücüne sahipse değerlidir; aksi durumda ruh sağlığı için yükten başka anlam taşımaz. Ancak bu tür durumlarda insanın yalan içine çekilmesi ve yalanla mutlu edilmesi mümkün olabilir. Benzer zamanlarda insanın keyif verici maddelere ve kültür endüstrisinin yalan mutluluk satan ürünlerine yönelmesi anlaşılırdır. Yine, eşdönemlerde, insanın bir eğilim olarak çok daha az okuması; bilgiden, öğrenmeden kaçması, okusa da can sıkıcı ağır kitaplar yerine günlük hayatı unutturucu hafif edebiyat ürünlerini tercih etmesi de anlaşılırdır. Anlaşılırdır, çünkü gerçek bilgi asıl değerine ancak kullanıldığında ulaşabilir. Kullanmak için toplumsal alanı yoksa, okul ve kamusal hayat aydınlanma arayışını terk etmişse, insan neden bilgi ve gerçeğin peşinde koşsun, neden çok okusun? İnsanların örgütlü bir şekilde ortak tepki verip hayata yön verme gücüne sahip oldukları dönemlerde ki bunun yüzlerce örneği vardır, gerçek bir başka şekilde algılanır ve günümüzün tersi bir değere sahiptir. Yine aynı dönemlerde gerçekçi fotograf başlığı altında sıralanabilecek çalışmaların da daha başka değeri, açığı, daha çok saygınlığı vardır. Gerçeğin arandığı, gerçeği dönüştürme gücüne sahip insanların toplumsal hayatın her alanında varlık gösterdikleri zamanlarda gerçekçi fotograf türü verimli bir dönem yaşar. Siyasetin ve bilimin, insanın iç mesleğine dönüştüğü, yani günlük hayatın sıradan parçacıkları hâline geldiği dönemlerle gerçekçi fotograf arasında paralellik vardır, tıpkı gerçekle aydınlatma arayışı arasındaki paralellik gibi. İnsanların kendi gerçekliklerinden uzaklaştırılıp kendilerine yabancılaştırıldığı ve yalanla mutlu olmaya ikna edildiği günümüz koşullarında gerçekçi fotograf dahil, insana kendisini güçsüz ve zayıf hissettirecek gerçek le ilgili her şeye uzak durması, bence anlaşılır bir sosyolojik durumdur ve dönemin bir gerçeğidir. Fotograf, asıl gücünü gerçekten alır ve hiçbir şey gerçeğin gücüne ulaşamaz. Şu dönem, gerçek insanlara acı veriyor ve mutsuz kılıyorsa da bu durum değişmeyecektir. Bu bir ara dönem dir. Ya da vakitsiz bir Batı Ortaçağı. Batı Ortaçağı uzun sürmüştü. Bu ara dönem in ya da vakitsiz ortaçağ ın süresini gerçeği arayan insanlardan başkası belirlemeyecektir. İMece İlker Maga 3 AFSAD Mayıs - Haziran 2012

Yıldız Moran Arun (1932-1995) Usta İşi Aysel Altun 4 İkilem Sevgi ise, sevişeceğiz seninle. Kavga ise, dövüşeceğiz seninle. Ölümü de paylaştığımız yaşamda Ortaklaşa bölüşeceğiz seninle. Özdemir Asaf 1932 yılında İstanbul da doğan Yıldız Moran, Türkiye nin bu konuda eğitim almış ilk kadın fotoğrafçısıdır. Resim yapmak isterken dayısı, sanat tarihçisi Mazhar Şevket İpşiroğlu nun yüreklendirmesi ile fotoğrafa yönelir ve fotoğraf eğitimi almak üzere İngiltere ye gider. Öğrenimini 1950-1954 yılları arasında İngiltere de Blomsbury Technical College ve Ealing Broadway Technical College de alır. İlk kişisel sergisini 21 yaşında İngiltere de açar. Londra nın ünlü portre fotoğrafçısı olan John Vickers in Artık senin işin kalmadı burada, öğreneceğini öğrendin. Git kendi başına çalış. diye verdiği öğüt üzerine 1954 yılında İngiltere den ayrılıp, ülkesine dönüş yolunda fotoğraf çekmek için İspanya, Portekiz, İtalya ve Kuzey Afrika ya gider.1955 yılında Türkiye ye dönen Yıldız Moran İstanbul da, Maya Galerisinin üstünde açtığı stüdyoda hem çekim hem de fotoğraflarının sergilemesini yapar. Bu nedenle sergileri basında Kapanmayacak Sergi olarak nitelendirilir. Şairane olan her şey fotoğraf konusudur diyen Moran, portre fotoğrafçılığının yanısıra, Anadolu nun o zamanki koşullarda ulaşılması zor, ücra köşelerine giderek Anadolu yu ve insanlarını fotoğraflar. 1955 yılında, Yüksel Söylemez ile yaptığı söyleşiden birkaç soru ile yanıtları şöyledir: Kullandığınız makine nedir? Gülersiniz belki ama ROLLEIFLEX. Bu makine yüzünden John Vickers ile bir tartışmamız vardır. Kesin olarak, bununla profesyonel olunamaz diyordu. Öğünmek için söylemiyorum. Ona birkaç çalışma gösterdim. Yenilmeyi kabul etti. Nasıl çalışırsınız? Konu olarak aldığım eğer bir portre ise 20 dakikada 36 poz çekiyor sonra aralarında seçme yapıyorum. Müşteri, bir fotoğraf stüdyosunda büyük makineler, lambalar görmek istiyor. Ben ise dediğim gibi, o minnacık makine ile çalışıyorum. Sizce dünyadaki usta portre fotoğrafçısı kimdir? Kanadalı Karsh. Nurullah Berk ise Arun sergisi sonrası anıtsal fotoğraflar olarak nitelediği fotoğraflar konusunda şunları yazmıştır: Yıldız Moran ın fotoğraflarını tanımlayacak bir terim belirlemek gerekirse onların öncelikle tavizsiz, yapmacıksız

Geliş ve Kalış olduklarını söyleyebiliriz Portrelerinde yüzlerdeki hataları kabul ediyor ve modelinin ruhuna ulaşmak dileği ile soyut, düşünsel olanı arıyor. Böylelikle sanatçıların, entelektüellerin, çiftçilerin, çocukların çehreleri kendilerini, üzerlerinde oynanma olmaksızın ve içerdikleri tüm doğrular ile ortaya koyuyorlar. Bir yüze objektifi doğrultmak, herhangi bir ışık ya da gölge oyunu, bir dekor yardımı olmaksızın maksimum ifadeyi elde etmek, bir iddia gibi düşünülebilir, ben böylesine bir mucizeyi Bayan Simone Hermant portremi çektiğinde yaşamış idim (Chronique De L Art Turc. Les photographies de Yıldız Moran Orada Une Exposition 9 Février 1960 par Nurullah Berk) 1962 yılında Özdemir Asaf la evlenerek fotoğrafı bıraktı. 12 yıllık fotoğraf yaşamına çok sayıda yurtdışı ve yurtiçi sergi sığdırdı. 1982 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Fotoğraf Enstitüsü Onur Üyesi oldu. Flamenko Usta İşi Aysel Altun 5 Kumarbaz AFSAD Mayıs - Haziran 2012

Konuk Yazar Hakan Bıçakçı 6 Tarlabaşı nda Son Gece Her şey bir fotoğrafta son bulmak için var olur. Susan Sontag En basit cep telefonlarının bile fotoğraf çektiği bir zamanda yaşıyoruz. Günümüzde anlamlı anlamsız her şey, hemen her ayrıntı, yaşanan her an, fotoğraf karesine dönüşmekte özgür. Fotoğraflar, sosyal paylaşım sitelerini boydan boya süslüyor. Paylaşılıyor, yorumlanıyor, beğen iliyor. Böyle bir ortamda, yaşam, olduğu gibi fotoğraflarla belgeleniyor, hiçbir ayrıntı karanlıkta kalmıyor yanılgısına kapılabiliriz. Hâlbuki insanlar önlerine gelen tabakları, mezeleri, doğum günü pastalarını, kuma bastıkları ayaklarını, kedilerini, köpeklerini ölümsüzleştirirken, dışarıda bir yerlerde, fotoğrafın yeni-şirin-filtreli dünyasına giremeyen kara delikler büyüyor. Gerçeklikle ilişkisi bulunmayan masif bir tiyatro dekoruyla yer değiştirerek yanı başımızda yok olan Tarlabaşı gibi. Ciddi fotoğraf sanatçıları tarafından eleştirilebilecek bir tutum olabilir, usta bir fotoğrafçının eserlerini Facebook gibi lakayt bir ortamda sergilemesi. Oysa işin tam da mecrası burası Zevzek fotoğrafların arasına gizlenip, bakanın boğazına düğüm üstüne düğüm atan bu acayip fotoğraflar, paylaşılamayacak kadar tekinsiz, yorum yapılamayacak kadar keskin, beğen ilemeyecek kadar iyi... HEM BELGESEL HEM SANATSAL Ali Öz ün Tarlabaşı, Tarlabaşı, Son Barlar, Gece Hayatı, Yıkımlar serisi, kapanmakta olan bu dönemi tüm ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. Belge ile sanat arasında tuhaf bir tonu var bu fotoğrafların. Bir yanıyla çağdaş sanat müzesinde sergilenecek kadar çarpıcı, bir yanıyla da kelimelere sığmayacak bir dönemi belgeler nitelikte. Büyük boyutlarda basılıp fotoğraf sergisine konsa, sanatsal içeriği ön plana çıkacak, gazeteye basılsa belge yönü ağır basacak kareler. Fotoğrafın sanat aracı olmasının yanında, belgeleyici niteliğine Serkan Dora Büyüyen Fotoğraf Küçülen Sosyoloji kitabında (Babil Yayınları) değinir. 1871 yılında Paris ayaklanmasındaki eylemciler fotoğraflarının çekilmesine izin vermemeyi akıllarından bile geçirmemişlerdir. Çünkü çektirdikleri fotoğrafların onların tutuklanmasına, hatta ölümlerine sebep olacağını tahmin edememişlerdir. Tarihte bir ilk yaşanmış ve fotoğraf onları suçlu durumuna düşürmüştür. Tarlabaşı fotoğraflarındaki belge niteliğiyse, kimseyi suçlu durumuna düşürmeyen ama bakanın içine bir suçluluk duygusu yerleştiren türden. Yıllardır önünden geçip gittiğim, ender de olsa sokaklarına girip çıktığım kaybetmek üzere olduğum bir sokağın belgeleri önümde. Kırık dökük, paramparça... Mış gibici modernizmden nasibini alarak, gerçek bağlamından bütünüyle koparılarak, sürprizsiz bir yere dönüşmenin arifesinde olan Tarlabaşı nı böyle hatırlamak da üzücü. Kırık camların arkasından bakan semtin yorgun sakinleri Sanki binalarla birlikte yıkılıp gidecekler. Burada yeni bir sayfa açılacak; onlar geride kalacaklar. Kirli sakallı transseksüeller, eşofman altlı hayat kadınları, dikkat köpek var yazılarına karışmış bira fiyatları... Terk edilmiş, kel kalmış perukçular... Ali Öz ün kalıntılar arasından topladıkları Bataklık dibinden taş toplar gibi. MARJİNAL DÜNYA PAKETLERİ Bu fotoğraflara bakarken lüks semtlerdeki Drug Queen canlandırmalı malum eğlence mekânları geliyor aklıma. Şirket toplantılarının düzenlendiği, kına gecelerine ev sahipliği yapan yerler. Güleryüzlü transseksüellerin, hesaplı bir çılgınlıkla, öngörülebilir bir tekinsizlikle, sınırları belirlenmiş bir marjinallikle etrafta dolaştığı bu ortamlar; hemen yanı başındaki semt gerçeğini stilize ederek yeniden kurguluyor, postmodern zamanların sinsiliğine yakışır bir biçimde. Ziyaretçileri de hem marjinal olana ne kadar açık olduğunu gösterme fırsatını buluyor, hem de konforlu bir mekânda çatlak halleriyle gurur duyarak bu uçarılıklarının, çılgınlıklarının tadını çıkarıyor. Ziyaretçilerine uzaylı gözüyle bakıldığı gerçeğine tahammül edemeyenlerin simülasyonunu yaşamak için gittikleri yerler buralar. Kapısında güvenlik görevlileri olan, marjinal dünya paketleri. Vahşi hayatın hayvanat bahçelerinde olduğu gibi sunulması. Marjinal hayatlar, salaş mekânlar, sosyetenin ağzından düşmeyen kavramlar. Ama işte Ali Öz ün fotoğraflarında bu tanımların estetize edil-

memiş, kahredici bir gerçeklikle haşır neşir olmuş halleri var. Moda olan versiyonlarının, bilinçaltı gibi, buradaki salaşlık ve marjinallikleri. Her iki dünya da internette buluşmuş durumda. Yıkılan Tarlabaşı fazla uzakta değil, İstiklal Caddesi nin hemen yanında. Yıkılan Tarlabaşı nın fotoğrafları fazla uzakta değil, Facebook ta parti fotoğraflarının hemen yanında. SOYUT DÜNYADA SOMUT YIKIM Orhan Kemal yazmış olmasaydı, bir dönemin kahvehanelerindeki, kenar mahallelerindeki, fabrikalarındaki konuşmaları bilemeyecektik. Tarihin yazmadığı bu diyalogları Orhan Kemal gibi romancılar kayda geçirdi. Bu somutluk duygusu Ali Öz ün fotoğraflarında da var. Gisele Freund, Fotoğraf ve Toplum kitabının (Sel Yayıncılık) Dönemin sanatçılarının fotoğrafa karşı tavırları ve akımlar bölümünde bu nostaljik tartışmalara değindikten sonra Basın fotoğrafçılığı bölümünde, fotoğrafın basın alanına girmesiyle kitlelerin dünya görüşünün nasıl değiştiğini ayrıntılı biçimde anlatıyor. Bu gerçekten de önemli bir gelişme. O güne kadar kendi sokağında, mahallesinde gerçekleşen olayları gözünde canlandırabiliyordu herkes. Fotoğrafla birlikte dünyayı görmeye başladık. Sınır dışında gerçekleşen olaylar yakınımıza taşındı. Ve bakışın genişlemesiyle birlikte dünya küçüldü. Gisele Freund a göre yazılı sözcükler soyuttur ama fotoğraf içinde yaşadığımız anın somut yansımasıdır. Uçak düştü cümlesi soyuttur. Düşen uçağın fotoğrafı somut... Tarlabaşı yıkılıyor lafı soyuttur. Ali Öz ün fotoğrafları somut İMAJ I BURUŞTURUP ATAN GERÇEK Kevin Robins, İmaj isimli kült kitabında (Ayrıntı Yayınları), imajların gerçek dünyadaki anlamlarından bağımsız olarak üretildiği bir dünyada yaşadığımızı iddia eder. Robins e göre modern yaşamda, artık, imajlar gerçekliğin aracısı olmaktan çıkmıştır. Gerçeğin sorunsallaştırılması üzerine kurulu postmodern dönemde, her görsel malzeme potansiyel bir tuzaktır. Bu noktada, fotoğrafın belgeleme özelliğinde ciddi bir sapma gözlenir. Gazeteciler nasıl demeçleri saptırabiliyorsa, görsel alanda da gerçeği benzer bir refleksle saptırabilmektedir. Körfez Savaşı nı petrolde yüzen bir karabatak kuşuyla kartpostallaştırmıştı ABD medyası. Sonradan ortaya çıkan iddialara göre, bu fotoğraf ABD de bir stüdyoda çekilmişti. Savaşın böyle algılanması isteniyordu çünkü. Bir tür, dramı melodrama çevirme hevesi... Politik soru işaretlerini bastırma çabası... Stüdyo ortamında hazırlanan kurmaca fotoğrafların gerçeği temsil etmesine Irak savaşında da tanık olduk. ABD li bir yetkili, Irak askerlerinin teslim olduğu bir sahneyi stüdyoda fotoğrafladığını itiraf etti. Böylece, basında kullanılan fotoğraf ilk başlarda saf ve objektif bir belgeleme aracıyken, günümüzde şeytani ve subjektif bir yönlendirme aracına dönüştü. Ali Öz ün fotoğraflarıysa, gerçekliğin aracısı olan imajlardır. Genel eğilimin aksine. Konuk Yazar Ahmet Gökhan Demirer Konuk Yazar Hakan Bıçakçı 7 AFSAD Mayıs - Haziran 2012

Söyleşi Kontrast Arjen Zwart 8 Arjen Zwart, İstanbul da yaşayan ve çalışan, Hollandalı bir fotoğraf sanatçısıdır. Arjen, tam bir sokak fotoğrafçısı, belgeselci, siyah beyazcı, ayrıca hâlâ ve inatla pelikül fotoğrafla ilgileniyor ve sayısal fotoğraftan uzak duruyor. Tek ışıklı makineleri deniyor (eski bir Holga sı var), uzun süre pozluyor. Bir zamanlar Romanlar ı çalıştı... Galata Fotoğrafhanesi nde sokak fotoğrafçılığı üzerine atölye yapıyor. Ayrıca fotoğraf turları düzenliyor. Kavramsal, gezi ve belgesel fotoğrafçılık alanlarında uzman olup, serbest fotoğrafçılıkla uğraşmakta. Fotoğraf albümleri var. Kişisel projelerinin yanısıra, gazete, dergi ve çeşitli sivil toplum kuruluşları için de çalışıyor. Fotoğraf çalışmaları, Türkiye de ve Avrupa da sergileniyor ve yayınlanıyor. Kendinizi tanıtır mısınız? Teşekkürler, siz tanıttınız bile. Fotoğrafa, 1986 yılında, Hindistan a yaptığınız bir gezi sırasında ilgi duyarak başladığınızı söylüyorsunuz. Nasıl bir gezi ve serüvendir bu? Zaten bir makinem vardı. Ancak, onunla neler yapabileceğimi araştırmak hiç aklıma gelmemişti. Köyde yaşarken, açıkçası, hiçbir sanatsal dayanağım yoktu. 80 lerin ortalarında, Hollandalı bir sokak fotoğrafçısı olan Ed van der Elsken in kitabını görünce gözlerim açıldı. Bu adam gündelik yaşamdaki sıradışılıkları yakalayarak dünyayı dolaştı. Benim istediğim de buydu! Karayoluyla Hindistan yolculuğu, bana bunun benzerini yapma fırsatı verdi: Gündelik yaşamda olağan dışını fotoğraflamak. Yabancı bir ülkede, sanat alanında var olmaya çalışmak nasıl bir durum? İstanbul da yaşamak ilham veriyorsa da kolay değil. Kendimi tanıtmak için baştan başlamam gerekti. Burada sergilerim oluyor. Dahası, diğer Türk ve yabancı fotoğrafçılarla tanışıyorum. Fikir alışverişinde bulunuyoruz. Fotoğraf sohbetleri, atölye çalışmaları ve fotoğrafla ilgili başka etkinlikler düzenliyoruz.

Neden Türkiye ve neden İstanbul? 1986 da Hindistan a karayoluyla büyük bir yolculuk yaptım. Yolda,İstanbul u ve insanlarını fotoğraflayarak harika bir hafta geçirdim. O zamandan beri İstanbul a karşı bir zaafım var. Sonra, 2001 de, siyah beyaz filmlerle donanmış olarak İstanbul a geldim. İstanbul siyah beyaz bir şehir. Roman bir aileyle ilgili uzun dönem, hâlâ devam eden bir projeye başladım. Bu arada karımla tanıştım ve 2008 de, onunla birlikte İstanbul da yaşamaya karar verdim. İyi bir fotoğrafta olmazsa olmazlarınız nelerdir? Bir fotoğraf ne zaman iyidir? Cevaplaması zor bir soru. Dogmaları sevmem. Bir fotoğraf teknik olarak kötü olabilir ama ifadesi güçlü ve şaşırtıcıysa iyi bir fotoğraf olabilir. Türkiye deki fotoğraf ve fotoğrafçı olmak hakkında bir değerlendirme yapabilir misiniz? Burada pek fazla bireysellik olmadığını düşünüyorum. Söyleşi Kontrast 9 Sokak fotoğrafçısı ve belgeselci olarak tanımlanıyorsunuz. Siyah beyaz çalışıyor, pelikül fotoğrafla ilgileniyor ve sayısal fotoğraftan uzak duruyorsunuz. Tek ışıklı makineleri deniyor ve uzun süre pozluyorsunuz. Neden? Sayısal teknolojiyi kullanıyorum ama sadece iş çekimlerinde. Kişisel çalışmalarımda analog makine ve konusuna göre renkli film kullanıyorum. Zift serim renkli negatifle çekildi. Değişik makinelerle oynamayı ve ne yapabileceğimi görmeyi seviyorum. Sayısal teknoloji hakkında ne düşünüyorsunuz? Fotoğraf üzerindeki etkilerini nasıl yorumluyorsunuz? Sayısal fotoğrafa karşı değilim ama bence, bana istediğim niteliği sağlamıyor. Teknolojik anlamda değil, yaklaşım olarak. Sayısal fotoğraf nörotik ve sert. Makineli tüfek gibi. Diğer uçta ise, analog fotoğraf var, o ise düşünmeye itiyor. Analog fotoğraf Zen in ta kendisidir. AFSAD Mayıs - Haziran 2012

Söyleşi Kontrast 10 Bu kültürel bir olgu. Türkler sosyal ve şekilci. Birkaç işi bir arada yapmayı seviyorlar. Bu bakış açısı ifadelerine de yansıyor. Son yıllarda, uzaklarda daha başarılı olan; ancak kendi ülkelerinde fazla tanınmayan (genç ve yetenekli) Türk fotoğrafçılarda artış var. Asıl bağrımıza basmamız gerekenler onlar. Türkiye de profesyonel bir fotoğrafçı olmak ise, dünyanın her tarafında olduğu gibi zor. Genellikle Hollandalı müşterilerle çalışıyorum. Dergi ve gazeteler için fotoğrafçılık yapmanın yanısıra, Galata Fotoğrafhanesi nde sokak fotoğrafçılığı üzerine atölye çalışması yapmakta ve fotoğrafçılık eğitimi vermektesiniz. Nasıl bir yol izliyorsunuz? Sokak fotoğrafçılığı ile ilgili atölye çalışmaları yapıyorum. Öğrencilerin açıldığını ve muhteşem fotoğraflar la döndüğünü görmek harika. Onlara kendi fikirlerimi fazla işlemek istemiyorum. Kendi kendilerini anlamaları daha önemli. İyi bir fotoğrafçı, kendi yolunda ilerlemelidir.

İstanbul da yaşam konulu fotoğraf sergi ve albümünüz var. Zift adlı serginizde; şehre, siyah duvarlar üzerinden yeni bir bakış sunuyorsunuz. Bu seriniz İstanbul la ilgili triptik (üçleme) serinin ikincisi. Diğer sergilerinizden bahseder misiniz? Size sadece Genius Loci denilen ilk serimi anlatabilirim. Genius Loci mekân hissi demek. İstanbul un uzun ve zengin bir tarihi var. O mekânların tarihiyle ilintili, görünmeyen bağları ortaya çıkartmak. Bu kavramla oynamayı seviyorum. Üçüncü proje gelişme aşamasında. Henüz ondan bahsedemem. Önce beni tatmin etmeli ve onu başarıyla sonuçlandıracağıma da emin olmalıyım. Hobiniz mesleğiniz oldu. Hobi veya profesyonel diye düşünmüyorum. Bir fotoğrafçıyı o yapan, meramıdır ve gerçek bir fotoğrafçı olmak bir yaşam şeklidir. Neden fotoğrafçılığı bir meslek olarak düşündünüz? Bunun sizce iyi ve varsa olumsuz yanı nedir? Bu konuda fazla düşünmedim. Hepimiz gibi, fotoğrafçı da faturalarını ödemek zorunda. Dolayısıyla, birşeylerden fedakârlık etmek veya ek bir iş gerekiyor. Eklemek istediğiniz bir şey var mı? İyi bir literatür takibini, müze gezmeyi (sadece fotoğrafla sınırlı değil) ve iyi filmleri izlemeyi öneririm. http://arjenzwart.com/ http://www.arjenzwart.nl/ arjenzwart@hotmail.com Söyleşi Kontrast 11 AFSAD Mayıs - Haziran 2012

EMEK siz Festivalden Notlar ve Öneriler Kısa Metraj Bora Çekiç 12 Bu yıl İstanbul Film Festivali 31.yaşını kutluyor. 31 Mart ta başlayan festival 15 Nisan a kadar sürecek. Festivali elimden geldiğince yakından takip etmeye çalışarak sinema salonları arasında koşturmaktayım. Yazımda festival hakkında genel izlenimlerimden bahsedip, birkaç film önerisinde bulunacağım. Festival kapsamında görüp izleyemeseniz bile eminim bu filmler bir gün karşınıza çıkacaktır. İstanbul Film Festivali ülkemiz sinemasının önemli mihenk taşlarından birisi olarak kabul edilebilir. Her yıl yüzlerce sinema sevdalısı o salon senin, bu salon benim, ellerinde kahveleri ve atıştırmalık yiyecekleriyle dolaşırlar. Artık bir gelenek haline gelen, bir film izleyenin, dayanamayıp bir tane daha ve bir tane daha izlediği festivali büyük bir beceri ile her geçen yıl biraz daha sönükleştiriyoruz. Her şeyden önce festival halen Emek siz! Emek Sineması nın tekrar hayata döndürülmesi için bugüne değin yapılan onca gösteri ve yayınlanan bildiriye kulakları tıkanmış ve gözleri ısrarla görmek istemeyen yetkililer, ne yazık ki festivale ciddi darbe vurduklarının farkında bile değiller. Emek Sineması sanırım bundan böyle sinemaseverlerin kalplerinde kanayan bir yara olarak kalacaktır. Bunun yanısıra, festival takipçilerinde görülen değişim dikkate değer. Geçmiş yıllarda festivale rağbet edenlerin büyük bir bölümü öğrenci olmakla birlikte, belirli düzeyde bir sinema kültürü ve altyapısına sahipti. İzleyici de böyle olunca, sanki pek daha keyifli ve takip edilesi bir etkinlikler silsilesi içinde buluyordunuz kendinizi. Bu durum yıldan yıla değişmekte, hatta yozlaşmakta olan toplumun bir göstergesi olarak başkalaştı. İyi mi kötü mü olduğu tartışmaya açık bir konu; ancak şu söylenebilir, artık alışılmış festival izleyicisi yok. Durum böyle olunca kimi zaman bir gösterim sırasında etrafınızda oturan birilerinin bir sahne ya da filmin geneli hakkında yaptıkları anlam verilemez yorumlar, cayır cayır çalan cep telefonları ve film bittiği an yerinden ok gibi fırlayan ve adeta kaçarcasına salonu terk etmeye çalışan izleyiciler keyif kaçırmıyor değil. Ufak bir eleştiri de festival programına geliyor. Öyle bir program yapılmış ki, artık her kim yaptıysa, örneğin bir filmin gösterimi hemen festivalin ilk üç gününde yapılıyor ve bitiyor, kaçırdın mı bir daha görebilmenin imkânı yok. Benim bildiğim ve takip ettiğim kadarıyla yurt dışında gerçekleştirilen sinema festivallerinin programları düzenlenirken filmlerin mümkün mertebe herkes tarafından izlenebilmesi için zamana yayılarak gösterimlerinin yapılmasına özen gösterilir. Geçen yıllarda festival programları sanki daha bir düzenliydi, ancak, bu sene öyle olduğu söylenemez. Gelelim festival filmlerinden ufak notlara ve önerilere. Hakkında bir şeyler yazmak istediğim ilk film Ormandaki Kulübe, orijinal adıyla Hutte Im Wald. Alman yapımı film, The Edukator (Eğitmenler) adlı filmiyle tanınan yönetmen Hans Weingartner imzası taşıyor. Film Dünya Festivalleri başlığı altında gösterilmekte olup özellikle başrol oyuncusu Peter Schneider in başarılı performansı ile göz dolduruyor. Film; arkadaşlık, saygı, yalnızlık ve önemseme gibi konular üzerine kurulu bir hikâyeye sahip. Akıl hastası matematikçi Martin, küçük öksüz göçmen Victor ile tanışır ve birlikte şehirden kaçıp ormanda bir kulübe kurarlar. Toplumdan, şehirden, gürültüden ve hatta mantığımızdan uzakta bir yaşam sürmek bizleri iyileştirir ve daha iyi insanlar yapar mı sorusu üzerine düşündüren ve kimi zaman bazı klişelere kaçsa da orijinalliğinden, temposundan ve sadeliğinden pek bir şey kaybetmeyen film, kanımca festivalin görülmesi gerekenleri arasında yer alıyor. Özellikle sona doğru Martin ve Victor arasındaki arkadaşlık, ormandaki kulübelerinin yıkılıp Martin in hapse düşmesi ve filmin sürpriz kahramanı Petra nın olaylara dâhil olması ile birlikte çok daha farklı bir anlam kazanıyor. Bir diğer film ise; Arjantin den ve çok sevdiğim yönetmen Carlos Sorin den. Orijinal adı El Gato Desaparace olan Kaybolan Kedi, Sorin in Bombon, Köpek ve Arjantin Hikâyeleri adlı filmlerinin ardından güvensizlik, şüphe ve korkunun pusuda beklediği, insan zihnine dair adeta Hitchcockvari bir filmi. 89 dakika süren ve bir çırpıda biterek tadı damağınızda kalan tipik bir Sorin filmi, Kaybolan Kedi. Paranoya teşhisi ile bir süre psikiyatri kliniğinde kalan akademisyen Luis evine döner. İyileşmiş gibi görünmektedir. Karısı Beatriz in bu durum karşısında duyduğu mutluluk, eşinin evine döndüğü gün çok sevdiği kedileri Donatello nun ortadan kaybolması ile oldukça kısa sürer. Artık herkesten şüphe duyma sırası Beatriz e geçmiştir. Günler birbirini kovalar, ke-