İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN
1. SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİNİN KONUSU VE KAPSAMI 1. SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİNİN KONUSU VE KAPSAMI 1.1 Siyaset Felsefesinin Kapsamı 1.2 Siyasal Örgütlenmenin Ortaya Çıkışı 1.3 Siyaset Bilimi 1.4 Bilim Adamının Konumu ve Davranışı 1.5 Siyaset Felsefesinin Ortaya Çıkışı 1
1.1 Siyaset Felsefesinin Kapsamı Siyasal düşünce tarihi disiplininin ilgili olduğu pek çok farklı sosyal bilim alanı vardır. Bunlar: Felsefe Siyaset Bilimi Kamu Hukuku Siyaset Sosyolojisidir. Bütün bu disiplinleri tarihsel araştırma metodunun süzgecinden geçirerek ele almak gerekir. 2
1.1 Siyaset Felsefesinin Kapsamı Siyaset nedir? Siyaset, kamusal işlerin yerine getirilebilmesi için kaynakların, hak, sorumluluk ve özgürlüklerin, maddi ve manevi değerlerin otoriter dağıtımıdır. Bu tanım şu anlama gelir, bir insan topluluğu, topluluğun bütününe ait işleri yerine getirmek için o topluluğu oluşturan kişiler arasında bir işbölümü gerçekleştirecektir. Bu iş bölümünün ne şekilde gerçekleşeceğinin belirlenmesi ve ilgili görevlerin dağıtımının yapılması ve karar verilen düzenin işletilmesi siyaset sürecidir. Bu sürecin otoriter olmasının anlamı ise topluluğu oluşturan her birey için verilen kararların bağlayıcı olması anlamına gelir. 3
1.2 Siyasal Örgütlenmenin Ortaya Çıkışı Fırat ve Dicle Nehri boyunca kurulan kentler Siyasal iş bölümüne dayalı ilk toplulukların Fırat ve Dicle nehrinin Basra körfezine döküldüğü bölgede oluştuğunu görüyoruz. Bu sulamaya elverişli araziye yerleşen topluluklar sosyal işbölümü yoluyla burada çok verimli tarım yerleşimleri oluşturmuş daha sonra da bu yerleşimleri korumak üzere etraflarını çevirmişlerdir. Dolayısıyla, Mezopotamya diye anılan bu bölgede ilk şehir devletlerinin kurulması ve yazının kullanılmaya başlanmasıyla günümüzden altı bin yıl kadar önce siyasal ilişkilerin açık bir biçimde yaşanmaya başladığını görebiliriz. 4
1.3. Siyaset Bilimi Siyaset bilimi on dokuzuncu yüzyılın sonundan itibaren ortaya çıkmış bir beşeri bilimdir. Bunun öncesinde de siyasete dair tam da bu dersin konusu olan çalışmalar ortaya konmuştur. Filvaki bu çalışmalar siyaset biliminden ziyade siyaset felsefesi başlığı altında incelenir. Çünkü bu eserler daha ziyade normatif çalışmalardır ve var olan siyasal kurumların muayyen bilimsel yöntemlerle incelenmesinden ziyade olması gerektiği düşünülen siyasal kurumlara dair fikri egzersizlerdir. Toplumsal bilimlerin bir parçası olan siyaset biliminde doğa bilimlerinden farklı olarak deney yapmak pek mümkün değildir, dolayısıyla sosyal bilimlerde doğa bilimlerindekine benzer kesin bilimsel yasalardan bahsedemeyiz. Açıkçası çok değişkenli ve durağan olmayan bir sosyal yapı olan insan topluluklarının bütün hallerini kapsayacak kesinlikte önermeler de bulunmak sosyal bilimlerde genelde mümkün olmaz. Bununla beraber sosyal bilimlerde de kesin olmamakla beraber bazı genel yasaların olduğu söylenebilir. Bu yasalara tekrar eden benzeri olayların incelenmesi sonucunda ulaşılmıştır. 5
1.4 Bilim Adamının Konumu ve Davranışı Bilim araştırmacının kişiliğinin dışında bir alandır. Doğa bilimlerinde bu ayrım çok nettir. Sosyal bilimlerde ise kişi yaşadığı toplumun bir parçasıdır ve o toplumun içinde toplumsallaşma sürecine maruz kalmıştır. Dolayısıyla araştırmacı içinde toplumsallaştığı grubun bir takım değer yargılarını da kişiliğinde taşır. Her ne kadar niyeti bu olmasa da araştırma ve analizlerini gerçekleştirirken bu değer yargılarını da kullanır. Bu durum sosyal bilimlerdeki olgu ve tespitlerin araştırmacının değer yargılarına göre eğilip bükülebileceği anlamına gelmez. Bu noktada devreye objektiflik kavramı girer. Bilim insanının objektif olması beklenir. Dolayısıyla esas yanıtlanması gereken soru sosyal bilimlerde objektifliğin ölçütünün ne olduğudur. 6
1.5 Siyaset Felsefesinin Ortaya Çıkışı İnsanların hayatlarına yön veren yukarıda tarif ettiğimiz toplumsal iş bölümü üzerine düşünmeye başlaması ve bu düzenlemelerin nasıl yapılmasının daha iyi sonuçlara yol açacağı üzerine kafa yorması bilebildiğimiz kadarıyla günümüzden iki bin beş yüz yıl kadar önce antik dönemin Elen kent devletlerinde ortaya çıkıyor. Bu kent devletleri insan medeniyetinin çok büyük aşamalar geçirdiği geç tunç (bronz) çağının çöküşünün ardından gelen karanlık çağın sonrasında oluşmaya başlamıştır. Bu da aşağı yukarı Milattan Önce yediyüz yılından itibaren bir döneme işaret eder. Fakat bu kent devletlerinin altın çağı M.Ö. Beşinci asırdır. 7
1.5 Siyaset Felsefesinin Ortaya Çıkışı Eski Yunan Medeniyeti Coğrafyası Milattan beş asır öncesinin Peloponez Yarımadası ise (Bugünkü Mora Yarımadası) siyasal çekişmelerin yaşandığı bir yerdi. Tam da bu yüzden orada üretilen metinler bir noktadan sonra daha dünyevi, eleştirel ve tartışma içeren eserler haline geldi. Bu eserler günümüze kesintisiz gelen bir geleneğin siyaset felsefesi geleneğinin başlangıcını oluştururlar. 8
auzef.istanbul.edu.tr 9
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN
2. ESKİ YUNAN SİYASAL DÜŞÜNCESİ 2 ESKİ YUNAN SİYASAL DÜŞÜNCESİ 2.1 Elen Medeniyetinde Siyasal Kurumlar 2.2 Eski Elen Medeniyetinde Felsefenin Gelişimi 2.3 Siyasetin Temeli Olarak Çıkar ya da Bilgi 1
Elen Medeniyetinde Siyasal Kurumlar 2.1.1 Kent Devleti (Polis) Polis kavramı belli bir toprak parçası üzerinde siyasi askeri toplumsal ve ekonomik bütünlüğü ifade eder. Siyasi etki alanı dahilinde birkaç küçük yerleşim birimi daha bulunabilir. Bu örgütlenme biçimi kadim Mezopotamya daki Sümer kent devletlerinden beri yaygın bir siyasal örgütlenme biçimidir. Kent devleti modeli yunan siyasal düşencisinin ortaya çıkışında temel bir rol oynamıştır. Bu medeniyet çerçevesinde tarımın, ticaretin ve denizciliğin gelişiminde de payı vardır. Elen kent devletleri farklı siyasal dönemlerden geçerek klasik döneme ulaşmıştır. Bu dönemler kabaca sınıflandırırsak sırasıyla krallık, aristokratik ve demokratik yönetimlerdir. Bunların öncesinde ise aşağı yukarı M.Ö. 8. yüzyılın sonuna denk gelen temel toplumsal örgütlenme biriminin kabileler olduğu, hakkında pek bir şey bilmediğimiz bir karanlık dönem vardır. 2
Elen Medeniyetinde Siyasal Kurumlar 2.1.2 Klasik Bir Polis Örneği Olarak Atina Atina nın en parlak döneminde nüfusunun üç yüz bin civarı olduğu tahmin edilmektedir. Bu nüfusun yüz bine yakını kölelerden, yüz binden biraz fazlası ise meticlerden oluşurdu. Meticler Elen medeniyetine mensup başka yerlerden Atina ya gelip yerleşmiş çalışan kimselerdi. Meticler tüm medeni haklara sahiptiler ama hiçbir siyasi hakları yoktur. Geriye kalan nüfus yani yaklaşık yüz bin kişiyse Atinalılardı. Bu yüz bin kişinin yarısının kadın olduğu rahatlıkla varsayılabilir, kalan elli binin de, Atina da sadece yirmi yaş üstü erkeklerin siyasi haklarının var olduğu düşünülünce, sadece yarısı Atina demokrasisinin özneleridir. 3
Elen Medeniyetinde Siyasal Kurumlar 2.1.3 Atina nın Siyasal Kurumları Atina demokrasisini simgeleyen siyasal kurum Ecclesiadır. Bu aşağı yukarı her ay toplanan tüm Atinalı yurttaşların katılımına açık bir halk meclisiydi. Yirmi beş bin Atinalının tümünden oluşan bir siyasal mekanizmanın etkin bir siyasal müzakere organı olması beklenemezdi. Dolayısıyla siyasal yönetim Beş Yüzler Meclisi (Boule) diye bilinen ve üyeleri kurayla belirlenen bu meclisin göreviydi. Boule hem bir tür yürütme organı hem de yasama organı diyebileceğimiz Ecclesianın sekreteryası işlevini yerine getirmekteydi. Atina siyasal sisteminde önemli bir başka organda mahkemelerdi. Boulenin aldığı her karar bu mahkemelere taşınabilirdi. Ayrıca herhangi bir göreve getirilen kişi görevine başlamadan önce gene bu mahkemelere denetim için çıkarılabilirdi. Kamusal görevlerinin süresi bitenler gene ibra edilmek için mahkemelerin onayına ihtiyaç duyardı. 4
Elen Medeniyetinde Siyasal Kurumlar 2.1.4 Sparta nın Siyasal Kurumları Sparta da yurttaş sayılanlar soyu bu polise dayananların yüzde onundan fazla değildi. Bu yüzde onluk kesim de anlamlı bir siyasal katılma hakkından mahrumdu. Atina daki Ecclesia ya karşılık gelen Apella Sparta da polisi ilgilendiren meselelerin yurttaşların önünde tartışıldığı bir kamusal müzakere organı değildi. Tek yetkisi önüne bir yaşlılar senatosu olan Gerousia tarafından getirilen yasa ve kararları onaylamak ya da reddetmekti. Bunları değiştiremez ya da kendisi yasa ya da karar tasarıları hazırlayamazdı. Gerousia atmış yaşını geçmiş yirmi sekiz Spartalı yurttaşın ömür boyu görev yaptığı bir senatoydu. Bu yirmi sekiz ihtiyara Sparta nın yetkileri eşit iki kalıtsal kralı da eklenince otuz kişilik bir yapı ortaya çıkıyordu. Sparta da ayrıca yürütme görevini yerine getirmek için eşit yetkili iki kralın yanı sıra beş tane de Efor her yıl için seçilmekteydi. 5
Eski Elen Medeniyetinde Felsefenin Gelişimi İlk Dönem ve Doğa Filozofları Antik Yunan medeniyet merkezlerinde tarımın ve şehirleşmenin gelişmesi ile felsefe alanında da ilerlemeler yaşandığını görüyoruz. Bu Elen düşünürleri Sicilya dan Batı Anadolu ya uzanan coğrafyada ortaya çıkmışlardır. Bu düşünürlerin ilk kuşağına biz doğa filozofları diyoruz. Bu kimseler etraflarını sarmalayan evreni inceleyerek bunun yapıtaşlarının ne olduğu üzerine tefekkür etmişlerdir. Bu soruya verdikleri yanıtlardan yola çıkarak insan topluluklarının işleyişini de bu yanıtlara dayanarak açıklama çabasında olmuşlardır. Thales, Anaksimandros, Heraklitos, Pisagor ve Demokritos bu düşünürlerin başlıcalarıdır. 6
Eski Elen Medeniyetinde Felsefenin Gelişimi Sofistler Özellikle şehirleşmenin gelişmesiyle evreni açıklamada değişmez ilkelere, doğal elementlere dayanan doğa filozoflarını eleştiren bir akım ortaya çıkmıştır. Beşeri olan gerçeklikleri doğadaki işleyiş ilkelerine benzeterek açıklama çabasına itiraz eden bu filozoflar düşünsel çabaların odağında doğanın değil insanın olması gerektiği kanısındaydılar. Onlara göre bilgi teorik bir merak değil insana fayda sağlayan pratik bir gerekliliktir. Bu düşünce akımına sofizm diyoruz, mensupları genellikle gezici öğretmenlerdi. Sofistler her şeyin ölçütünü insan olarak gören bir felsefi yaklaşımda uzlaşırlar. Bu yaklaşım kimi önemli sofist filozofları her şeyi sonsuz bir göreliliğe indirgeyen kişilerin egoizmini olumlayan bir eğilime götürse de, diğerlerinin siyasal düşüncesinin gelişiminde önemli katkıları vardır. 7
Eski Elen Medeniyetinde Felsefenin Gelişimi Protagoras Atinalı büyük devlet adamı Perikles in arkadaşı Protagoras sofizmin kurucularından sayılır. İnsan her şeyin, varolan şeylerin varolduklarının ve varolmayan şeylerin varolmadıklarının, ölçüsüdür anlayışı ona aittir. Burada kastedilenin fiziki değil beşeri olgular olduğunu varsaymak gerekir. Heraklitos un evren sürekli hareket halindedir evrende her şey değişir, önermesinden hareketle Protagoras hiçbir şey kesin anlamda belirli bir şey olamaz sonucunu çıkarır. Dolayısıyla ona göre belirli bir bilginin herkes için aynı anlamda bir kesinlik taşıması ve doğru olması söz konusu olamaz. Bu felsefi yaklaşım siyasete tercüme edildiğinde siyasal doğruların da, yani herhangi bir politik meseleye verilmesi gereken politik yanıtın da kişilere göre değişmesi gerektiği anlamına gelir. 8
Eski Elen Medeniyetinde Felsefenin Gelişimi Sokrates Sokrates in sofistlerin rölativist argümanlarını, yani gerçeğin ölçütünün insana göre değişeceği fikrini, çok yanlış bulduğunu anlıyoruz. Sokrates i çağdaşı sofistlerle karşı karşıya getiren, onun bilginin ve erdemin kişiye göre değişmeyeceği, insandan bağımsız objektif bir gerçeklik olduğu düşüncesidir. Üstelik Sokrates e göre bu objektif bilgi insana öğretilebilir. Bu görüşü siyasete tercüme edersek sonuç şu olur: polisin yönetiminin ne şekilde olması gerektiği her kişinin kanaatine göre değişen bir mahiyette olamaz her politik sorun karşısında onun çözümüne yönelik bir doğru siyaset yolu vardır ve bu yol insanların bu konuda ne düşündüğünden ve kanaatlerinden tamamen bağımsızdır. 9
Siyasetin Temeli Olarak Çıkar ya da Bilgi Bir yanda her insanın kendi spesifik çıkarları olmasını doğal kabul eden ve bilginin bu dolayımda ortaya çıktığını söyleyen bir Protagoras, öte yanda herhangi bir siyasal problemin o problemin tarafı olan insanlardan ve o insanların tercihlerinden bağımsız bir doğru ve erdemli çözümü olduğuna iddia eden Sokrates. Protagoras a göre poliste karşılaşılan her sorunun çözümlerine dair yurttaşları farklı çıkarları ve buna dayalı oluşan kanaatleri olacaktır. O zaman bu faklı kanaatlerin müzakeresinin sağlanması ve uzlaşma siyasal karar alma sürecinin gerçekleşmesi için en doğru yoldur. Sokrates e göre ise insan toplulukların karşılaştıkları sorunların çözümü çıkar ve buna dayalı oluşan kanaatler gibi bugünden yarına değişebilecek zayıf bir temelde çözülemez. Bu sorunların gerçek çözümü kesin ve değişmez bir bilgiye dayalı olmalıdır. 10
auzef.istanbul.edu.tr 11
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN
3. PLATON VE ARİSTO 3 PLATON VE ARİSTO 3.1 Platon 3.2 Aristoteles 1
Platon Milattan önce beşinci asırın son çeyreğinde Atinalı soylu bir aileye mensup olarak dünyaya gelen filozof yunanca geniş anlamına gelen Platon lakabını iri yapısından dolayı almıştır ve esas olarak bu isimle tanınır. Rafael in Atina Okulu tablosundaki Platon figürü 2
Platon 3.1.1 Gençlik Dönemi ve Devlet Platon yirmili yaşlarının başında Devlet i kaleme alır. Diyaloglar biçiminde yazılmış bu eserin baş kahramanı Sokrates dir. Platon insan algısına dayalı kanaatlerden oluşan bilgiyle (doxa) gerçek bilgi yani idealar arasında kesin bir ayrım yapar. Her türlü kamusal düzen bu ikinciye dayalı olarak oluşturulmalıdır. Fakat insan kanaatlerinden vazgeçip idealar dünyasının gerçek bilgisini kucaklayabilir mi? Devlet düzeni bu noktada devreye girer, doğru oluşturulmuş bir siyasal düzen yurttaşlarının da erdemli davranmasını sağlar. Devlet in siyasetle alakalım kısımları da böyle bir düzenin temellerini tarif etmek üzere kaleme alınmıştır. Bu devlet organik bir toplumsal düzen üzerinde yükselir ve yöneticileri kendi aralarında komünal bir biçimde yaşayacaktır. 3
Platon 3.1.2 Platon un Olgunluk Dönemi Eserleri Platon un pratik siyasetle daha yoğun karşı karşıya kaldığı dönemde yazdığı iki önemli eser, Devlet Adamı ve Yasalar, gençlik çağındakinden farklı bir yaklaşımla kaleme alınmıştır. Her şeyden önce ideal devlet ve onun siyasal kurumları bu eserlerin odak noktası değildir. İdeal devlet ülküsünden vazgeçmese de Platon insanların böyle siyasi kurumları işletmesi için gereken siyasi erdemlere erişebilmesinin olasılığına dair şüpheye düşmüştür. Bu durumda bu eserlerin odağı ideal devlet yerine ehveni şer bir siyasal seçeneğe kayar. Bu siyasal seçenek karma anayasalı devlettir, yani oligarşi ve demokrasinin kimi kurumsal yapılarının birleştirilerek siyasal mekanizmasının işleyişi filozof kralların erdem ve bilgisine değil yasa güvencesine dayanan bir devlet rejimi. 4
Aristoteles Milattan Önce Dördüncü asırın ilk çeyreğinde bugünkü Yunanistan Makedonyasında doğan filozof Makedonya Kralı 2. Filip in saray doktorunun oğludur. Kendisi de 2. Filip in oğlu Büyük İskender e ve saraydaki diğer soyluların oğullarına hocalık Rafael in Atina Okulu tablosunda Aristo figürü yapacaktır. 5
Aristoteles 3.2.1 Aristo nun Bilime ve Felsefeye Genel Katkısı Aristoteles ya da kısaca Aristo, Sokrates ten başlayan Platon ile devam eden akılcı felsefe okulunun son ve en metotlu filozofudur. Aristo bir filozof olmanın yanı sıra komple bir bilim insanıdır da, pek çok bilimsel disiplinin ama özellikle biyoloji, siyaset bilimi ve mantığın kurucusu kabul edilir. Onu Atina okulunun diğer filozoflarından ayıran bilimsel metotla çalışmanın öncüsü olmasıdır. Bilimsel metot konusunda ortaya koyduğu ilkeler, bunları bir araya getirdiği Organon, yani araçlar adlı eseri, orta çağın sonuna kadar bilimsel çalışmanın temellerini oluşturacaktı. Zaten tam da bu yüzden mantık disiplininin kurucusu sayılır. Aristo nun yönteminin temelinde evrendeki her şeyin basitten karmaşığa bir hiyerarşi içerisinde yer aldığı anlayışı yatar. Tüm varlıklar basitten karmaşığa doğru tekamül eder ve daha karmaşık olan basit olanın üstündedir onu yönetir. 6
Aristoteles 3.2.2 Aristo nun Siyaset Felsefesi Aristo siyaset felsefesini mükemmel devletin siyasal kurumlarının nasıl olması gerektiği üzerine tefekkür etmekten azat edip, kamu idaresinin siyasi mekanizmalarının incelenmesini de içerecek biçimde genişletmiştir. Onun yöntemi ideal olanın ne olduğuna odaklanıp var olanı bu muhayyel ideal ölçütün parametresinde değerlendirmek gibi bir yola girmeyip, bunun yerine var olan polislerin rejimlerini inceleyip bunların benzer siyasi kurumlarından soyutlama yoluyla genel kurallar çıkarmaya dayanır. Üstelik elindeki toplanan veriyi buna göre sınıflandırmıştır. Aristo devlet yönetiminde tutkulardan arınmış aklı temsil eden yasalara güvenir, böylece siyasal otoritenin ancak yasalara dayanırsa halk tarafından kabul edileceği anlayışı ortaya çıkar. 7
Aristo nun Siyasal Rejim Sınıflandırması YASAL İDARE VAR YASAL İDARE YOK TEK KİŞİNİN YÖNETİMİ MONARŞİ TİRANLIK ZÜMRE YÖNETİMİ ARİSTOKRASİ OLİGARŞİ HERKESİN YÖNETİMİ POLİTEİA DEMOKRASİ Aristo ya göre var olan bütün siyasal rejimler bu altı seçenekten birinin altında sınıflandırılabilir. Monarşi ve aristokrasiyi gerçekte rastlanmayan modeller olarak gördüğü ve tek kişinin keyfi idaresi anlamına gelen tiranlık en erdemsiz rejim olduğundan esas araştırma nesnesi geri kalan üç ideal tip rejim modelidir. 8
auzef.istanbul.edu.tr 9
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN
4. HELENİSTİK DÖNEM VE İMPARATORLUK ÇAĞI 4 HELENİSTİK DÖNEM VE İMPARATORLUK ÇAĞI 4.1 Helenistik Dönemin Genel Özellikleri 4.2 Stoacılık 4.3 Roma İmparatorluğu 4.4 Polybius ve Karma Anayasalı Bir Devlet Olarak Roma Cumhuriyeti 4.5 Cicero ve Cumhuriyet 4.6 Hıristiyan Bir Devlet Olarak Roma İmparatorluğu 1
HELENİSTİK DÖNEM VE İMPARATORLUK ÇAĞI 4.1 Helenistik Dönemin Genel Özellikleri Helensitik dönemin temel özelliği birbirinden haberdar olmakla birlikte tam olarak bütünleşmemiş Doğu Akdeniz, Mezopotamya ve Pers medeniyet dairelerini birbiriyle tam anlamıyla karıştırmış olmasıdır. İlk defa Büyük İskender in askeri başarıları sonucu politik bir vaka haline gelen bu karışma hali Atina nın son büyük felsefe anlayışı olan Stoa okulunun ortaya çıkmasına ortam sağlayacak, stoacılığın çok etkilediği Roma İmparatorluğu ise, Pers coğrafyası hariç, İskender in kısa süreli girişimini asırlar süren bir politik olgu halinde gerçekleştirerek, bilinen dünyayı tek bir siyasal hegemonya altında bir araya getirecekti. O zaman Bu dönemin iki özelliği siyasal birliğe yönelik askeri girişimler ve Stoacı felsefenin evrensel etkisidir. 2
4.1 Helenistik Dönemin Genel Özellikleri M.Ö. 356 yılında Yunan Makedonya sında doğdu, babası bütün Yunanistan da Makedonya krallığının hakimiyetini kurmuştur. O Pers İmparatorluğunun İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan, İskender Lahiti denen ve Helenistik döneme tarihlenen bir lahitte bulunan Büyük İskender i temsil eden bir kabartma. üzerine sefere çıktı. Anadolu, Mısır Mezopotamya ve Pers İmparatorluğunu Afganistana kadar fethetti. 3
HELENİSTİK DÖNEM VE İMPARATORLUK ÇAĞI 4.2 Stoacılık Stoacılık Atina kaynaklı son felsefe okuludur ve Helenistik dönemin bu anlamda tartışmasız en önemli düşünsel merkezidir. Öyle ki hem pagan Roma yı, hem de Hıristiyanlığı etkilemiş bir akımdır. Atina da kendi okulunu kuran Kıbrıslı Zenon Doğu Akdeniz medeniyet havzasının hem doğu hem batı tarafıyla ilintili bir isimdir, böylece bu bölgenin her yerinin geleneğinden etkilenen bir felsefe okulu ortaya çıkmıştır. Stoacılar kendi yaklaşımlarını basitçe bir felsefe olarak değil bir yaşam biçimi olarak ele alırlardı. Buna göre kişinin irade ve sebatının duygularını yenebilecek ölçüde gelişmesi esastır. Çünkü erdemli olmak doğanın düzeniyle uyum içinde bir iradeye sahip olmayı gerektirir. Bunun tersi durum ise duyguları tarafından güdülen biri olmaktır bu da erdemsizliktir. 4
Stoacılığa göre Logos Stoaclıar evrendeki tüm varlıların maddi bir bütünün parçaları olarak görür. Bu bütünün bir kısmı pasiftir onu harekete geçiren aktif olan kısım ise logostur. Logos kavramı stoacılar için evrensel bir akıl, evrensel bir yaratıcıdır. Evrendeki diğer pasif maddelerden ayrı değildir, onunla bütünlük içindedir, dolayısıyla iradesi olan her canlıda bu logosun bir parçası da vardır. Kişinin iradesi ve aklı da bu evrensel iradenin, logosun, bir parçası, bir yansımasıdır. Bu yüzden doğaya uyum içinde yaşamak mutlu ve erdemli olmanın tek olası yoludur. Tek tanrılı semavi dinler döneminde bu türden görüşler panteizm ya da Doğatanrıcılık diye adlandırılacaktır. 5
Roma İmparatorluğu Roma İmparatorluğunu en geniş sınırlarında gösteren bir harita 6
HELENİSTİK DÖNEM VE İMPARATORLUK ÇAĞI Roma İmparatorluğu Aristokratik bir yönetim biçimine sahip olan Roma Cumhuriyetinin siyasi sistemi takip eden çağlarda siyaset felsefesinin hep ilgi alanında olmuştur. Bu cumhuriyeti ise imparatorluk dönemi takip etmiştir. Roma İmparatorluğunun ilk iki yüzyılı Pax Romana yani Roma barışı diye bilinir. Roma tüm düşmanlarını yenmiş, siyasal sistemini yeni çağın ve bu kadar geniş bir coğrafyayı yönetmenin gereklerine uydurarak iç karışıklıklarını çözmüştür. Bu dönemin sonunda oluşan kriz ise nihayetinde Hıristiyanlığın devleti dini olarak kabul edilmesi ve imparatorluğun doğu ile batı arasında bölünmesiyle aşılmaya çalışılmıştır. Tuna nehrinin kuzeyi ile günümüz Sırbistan ının batısında kalan toprakların kaderi Batı Roma nın 476 yılında gerçekleşen yıkılışını takiben geri kalan imparatorluktan ayrılmıştır. 7
4.4. Polybius ve Karma Anayasalı Bir Devlet Olarak Roma Cumhuriyeti Polybius a göre Roma Cumhuriyetinin üç temel siyasal kurumu vardır ve bunlar Aristo nun altılı sınıflandırmasının üç satırındaki üç ilkeyi karşılar. Konsül, monarşilere karşılık gelen tek elden yönetim ilkesini karşılar. Senato klasik dönemde sadece patricilerin temsiline dayandığından aristokratik ilkeye karşılık gelir. Pleblerin siyasal taleplerini karşılamak için oluşturulan tribunler de, ki bunlar pleblerin çıkarlarını temsil için onların arasından seçilirdi ve senatonun kararlarını bu kararların uygulanmasına karşı fiziki engelleme yaparak veto edebilirlerdi ve kimse onlara dokunamazdı, Roma esas teşkilatında demokratik ilkeyi temsil eder. Böylece Roma tek bir rejimde olabilecek üç yasal idareye dayanan siyasal sistemi de birleştirmiş olur. Polybius karma anayasalı devletlerin olabilecek en iyi siyasal yönetim biçimi olduğunu düşünür, bu görüş asırlarca boyunca siyaset kuramcıları arasında popüler kalacaktır. 8
Polybius ve Siyasal Rejimler Döngüsü Monarşi Tiranlık Ohlokrasi Demokrasi Oligarşi Polybius un Anacyclosis şeması Aristokrasi Polybius un Aristo dan hareketle ortaya attığı bir kavram da (anacyclosis) döngüdür. Polybius a göre altılı sınıflandırmadaki hükümet biçimleri hızla birbirine dönüşmeye eğilimlidir. Filozof tarihsel örneklere baktığında bu şemayı görmektedir. 9
4.5 Cicero ve Cumhuriyet Marcus Tullius Cicero Roma Cumhuriyetinin son döneminde yaşamış ve gözlerinin önünde yıkılan aristokratik cumhuriyeti fikren ve fiilen savunmaya çalışmış stoacı bir düşünür ve devlet adamıdır. Roma nın bir imparatorluk olmasını önlemese de yapıtları siyasal kurama Roma da Bulunan bir Cicero büstü büyük katkı yapmıştır. 10
4.5 Cicero ve Cumhuriyet Bir stoacı olduğu için Cicero da insanların evrensel aklın yansıması olan bir akıla sahip olma noktasında eşit olduklarını varsayar. Onların arasındaki derin ayrımların nedeni insanların edindiği kötü alışkanlıklar ve yanlış kanaatlerdir. Onun katkısı cumhuriyet kavramından ve evrensel akıl fikrinden hareketle tüm insanların topluluk halinde yaşayışlarını düzenleyen ortak kurallar bütünü fikrini geliştirmesinde yatar. Bu sonuncusu doğal hukuk anlayışı diye bilinir ve takip eden çağlar boyunca siyasal kuramın temel dayanaklarından birini oluşturacaktır. Doğal hukuktan ilk bahseden Cicero olmasa da onun bu konudaki katkısı konunun ele alınışının standardını belirleyecektir. Doğal hukuk anlayışının temelinde Stoacı bir kavramın yani tüm evrene sinmiş olan ortak akılın (logos) insanlarda da yansımış olduğu fikri vardır. Böylece insanlar ortak yaşamlarını düzenlemek için farklı kültür ve coğrafyalarda hep benzer kurallar koyarlar. 11
4.5 Cicero ve Cumhuriyet Devlet ve hukuku yurttaşların ortak mülkiyetidir, bu yüzden devletin siyasal otoritesi yurttaşların kolektif iradesinden kaynaklanır. Bu ilke asırlar sonra Fransız Devrimi esnasında dahi yankılanacak cumhuriyetçi bir ilkedir, zira devletin bir hanedanın malı olarak görülemeyeceğini açıkça vurgular. Siyasi güç yurttaşların ortak iktidarının yansımasıdır. Dolayısıyla tüm kamu görevlileri bulundukları makamın yetkisini kullanabilirler kendilerine ait kişisel bir yetkileri yoktur. bu anlamda yasa tarafından yaratılıp, yasanın vekili olarak karar alıp uygulayabilirler. İnsan tercih ve kurumlarından daha üstün olan doğal hukuk olduğundan, esas uyulması gereken kurallar evrensel doğal hukukun kurallarıdır ve yasalar ancak doğal hukukun ölçüt ve ilkelerine uygun olarak doğru ve yanlışı ayırt ediyorlarsa meşru sayılırlar. Yani insanların hukuku doğal hukuka ne kadar yaklaşırsa o kadar meşru olur. 12
4.6 Hıristiyan Bir Devlet Olarak Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı, özellikle Aziz Pavlus un çabalarıyla, sadece İsrail oğullarına değil tüm Romalılara dönük tebliğe başlayan Hıristiyan din adamları bazı dönemlerde Roma otoritelerinden büyük baskılar görmüştür. Buna rağmen imparatorluğun doğusunda güçlenen bu yeni din imparator Konstantin zamanında önce serbestliğe kavuşmuş, daha sonra bizzat devletin yardımıyla 325 yılında İznik Konsilini toplayarak hem kendi içindeki ilahiyat doktrinine dair tartışmaları çözmüş hem de kilisenin iç birliğini sağlamıştır. Çok kısa süre içinde Roma İmparatorluğu İznik Konsilinin kararlarını Hıristiyanlar arasında uygulanması için de aktif olarak çalışacaktır. En sonunda imparator Jovian ın kısa süreli hükümdarlığı esnasında 363 yılında Hıristiyanlık imparatorluğun kesin olarak resmi dini haline gelecektir. 13
auzef.istanbul.edu.tr 14
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN
5. ORTA ÇAĞDA SİYASET FELSEFESİ 5 ORTA ÇAĞDA SİYASET FELSEFESİ 5.1 Orta Çağda Politik Ve Toplumsal Durum 5.2 Kilise Babaları ve Siyasal Teori 5.3 Piskoposların Atanması Sorunu 1
5.1Orta Çağda Politik Ve Toplumsal Durum Avrupa feodalizmi ortaya çıkışına olanak veren genel ekonomik ve politik krizin yanı sıra tarımsal ve askeri teknolojik değişikliklerdir. Teori açısından ise Avrupa feodalizmi Roma hukukundan gelen sözleşme anlayışı, Cermen kabilelerine içkin sadakat ilkesi ve Hıristiyanlığın kültürel bağları belirleyicidir. Feodal ilişki hiyerarşik ve doğrudan bir ilişkidir. Toprağa bağlı köylüler yani serfler hizmet ettikleri derebeyine karşı kimi angaryalar gerçekleştirmek ve ayni vergi ödemekle yükümlüdür. Derebeyi ise serflerin güvenliği ve adaletten sorumludur. Bu derebeyinin bağlı olduğu daha büyük soylu yani onun suzeraini kendi serfleri olan başka bir derebeyidir ve ona bir yeminle (yani sadakat ilkesiyle) ve sembolik bir sözleşmeyle bağlı olan küçük derebeyinin (yani vassalinin) serfleri üzerinde hiçbir hakka sahip değildir. Suzerain vassale belli bir toprağı kendi namına koruması için bırakmış o da bu kendisine bırakılan toprağın gelirlerine karşılık orayı korumaya ve gerektiğinde suzeraine askeri destek sağlamak için ant içmiştir. Eğer dinin kültürel bağlayıcılığı olmasa bütün sistemin işleyeceği şüphelidir. 2
5.1Orta Çağda Politik Ve Toplumsal Durum Feodal dönemde toplumsal konumları gösteren piramit 3
5.1Orta Çağda Politik Ve Toplumsal Durum Feodal dönem siyasal iktidarın bölünmesiyle de anılır. Antik çağın birbiriyle bütünleşmiş medeniyetinin yerine uluslararası ticaretin çöktüğü, insan yerleşimlerinin güvenliğinin temel bir meseleye dönüştüğü ve imparatorlukların Zayıfladığı bir düzen almıştır. Siyasal iktidarın esas merkezi bölgesel olarak oluşmaya başlar. Orta çağda iktidarın kaynağı dünyevi olarak düşünülmekten ilahi olarak kurgulanmaya başlar. Tevrat ta aktarılan bir kıssa, Tanrı nın din adamı olmayan Saul u İsrail oğullarının başına kral olarak geçirilmesini peygamber Samuel e vahiy etmesi, ki aynı kıssa peygamberin adı verilmeden Bakara suresinin 246 ila 248. ayetleri arasında da aktarılır, dünyevi iktidarın hükümdarlara tanrısal olarak bahşedildiği anlayışını ifade etmektedir. Bununla birlikte siyasal iktidarın kaynağının uhrevileşmesi pratikte çok az farklılık yaratmıştır. Sonuçta, Cicero nun iktidarın kaynağında kamuyu gören anlayışı da ahalinin siyasete fiili bir müdahalesini öngörmemekteydi. 4
5.2 Kilise Babaları ve Siyasal Teori 354 yılında Cezayir de Romalı Berberi bir aileye mensup olarak doğan Aziz Augustine otuzlu yaşlarında Hıristiyanlığı benimsemesine rağmen kısa sürede önemli bir ilahiyatçı olmuştur. Yazdığı Tanrı nın Şehri kitabı Hıristiyanlık açısından din ve devlet arasındaki ilişkinin temel parametrelerini ortaya Aziz Augustine i temsil eden bir kilise vitrayı koymuştur. 5
5.2 Kilise Babaları ve Siyasal Teori 5.2.1 Aziz Augustine Vizigotlar ın Roma yı yağmalanmasından hemen sonra yazdığı Tanrının Şehri nde Augustine, dünyevi iktidarın çaresizliği ve insan acılarına engel olamayışını işler. İnsanlık tarihini ona göre insanların şehri ve Tanrının şehri diye adlandırdığı iki farklı biçim arasında bir mücadelenin sahnesidir. İnsanların şehrinde bulunanlar bu dünyanın geçici nimetlerinin peşinde koşmaktadır, Tanrının şehri ise ilahi ebedi gerçeklerin peşinde olanların yurdudur, tabi ki nihai zafer de onların olacaktır. Bu iki şehir bir tür birlik içinde var olur ancak dünyevi kurumlar, Roma nın yağmalanmasının gösterdiği gibi, zayıftır. Dolayısıyla esas olan Tanrının şehridir. Gerçek kurtuluş, gerçek mutluluk ancak orada mümkün olacaktır. Bu ayrım şu bakımdan önemlidir, Roma nın Hıristiyanlaşmasıyla kimi din adamları imparatorluğun siyasal otoritesiyle dinsel otoriteyi birbirine benzetmeye başlamıştır, dolayısıyla siyasal otoritenin her başarısızlığı kiliseye de olumsuz etki etmektedir. Augustine bu bağı koparmaktadır. Eserine etki eden ana tema dünyevi olanın ikincilliğidir, dolayısıyla insanların şehrinde egemen olan siyasal otorite de dinsel otorite karşısında talileşmektedir. 6
5.2.2 Papa Gelasius ve İki Kılıç Teorisi 492 yılında Papa seçilen son Kuzey Afrika kökenli kişi olan Gelasius kilise ve devlet ilişkileri konusunda Hıristiyanlığın resmi yaklaşımı olan iki kılıç teorisini formüle etmesiyle bilinir. Getirdiği yaklaşımda Aziz Augustine in etkisi Papa Gelasius u temsil eden bir gravür açıktır. 7
ORTA ÇAĞDA SİYASET FELSEFESİ 5.2.2 Papa Gelasius ve İki Kılıç Teorisi Gelasius a göre insan ikili bir yapıdadır. Bir tarafta dünyevi varlığı olan bedeni ve onun ihtiyaçları vardır, öte yanda ebedi varlığı olan ruhu ve onun ahiret gününde kurtuluşu sorunu vardır. Tüm insanlar böyle bir ikili varlığa sahiptir. Onların dünyevi varlık ve mallarının korunması ve savunulması siyasi otoriteyi elinde bulundurulan hükümdarların sorumluluğudur. Bu savunmanın yerine getirilmesi için insanlar siyasi otoriteye dünyevi varlıklarıyla itaatle sorumludur. Kilise adamları da aynı sorumlulukla yükümlüdür. İnsanların ruhlarının kurtuluşu ise bütünüyle kilisenin sorumluluğundadır. Dolayısıyla ahiretteki halasları için inananlar kiliseye, başındaki papaya ve onun emirlerine uymakla yükümlüdür ve bu imparatorlar içinde geçerlidir. Bu iki farklı otorite kılıç benzetmesiyle anlatılır. İnsanların bedenlerini yöneten otoriteyi temsilen bir kılıç ve ruhlarını yöneten otoriteyi temsilen diğer bir kılıç. Bunlardan biri imparatora aittir diğeri kiliseye ve aynı el her iki kılıcı birden asla tutmamalıdır. Kuşkusuz insanların ebedi hayattaki kurtuluşu dünyevi varlıklarının refahından çok daha önemli olduğu için esas olan otorite kiliseninkidir, açıkça söylenmese de ima edilen budur ve bu çıkarım Aziz Augustine in yaklaşımıyla da uyumludur 8
5.3 Piskoposların Atanması Sorunu Siyasal otorite ile papalık arasında ilk büyük politik sorun 1075 yılında ortaya çıkan ve batı dillerinde piskoposların atanması tartışması diye bilinen meseledir. Her iki taraf da kendi kurumsal yapılarını reforme ederek merkezileştirmeye uğraşan önderlerdir. İhtiyar papa Gregory hem papalık seçimleri üzerindeki siyasi otoriteyi tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen, hem de Katolik din adamlarının tek biçim kilise kurallarına göre yaşamasını sağlamayı amaçlamış önemli bir reformcuydu. Genç imparator Heinrich ise dedesi ve babasının yolunda yürüyerek Frankonya dükalığını bugünkü Almanya coğrafyasının merkezi siyasi gücü yapmaya uğraşmaktaydı. Bu konjonktürde Gregoryen reformcular piskopos atamalarının bütünüyle kilisenin tekelinde olması için bastırmaktaydı. Feodal Avrupa kilise önemli bir toprak sahibiydi, pek çok soylunun küçük oğulları toplumda saygın bir konum elde etmek amacıyla din adamı oluyordu. Bu kimselerin köylerde papazlık yapmayıp hızla yükselmesi de bir vakıaydı. Dolayısıyla soylular kendileri açısından stratejik olan kilise toprakları yakınları tarafından kontrol edilsin diye bunları kendi bölgelerine piskopos olarak atamaktaydı. 9
5.3 Piskoposların Atanması Sorunu İmparator 4. Henry i Canossa da Papa Gregory den af dilerken tasvir eden bir rölyef 10
Papacıların İki Argümanı Papacılar feodal toplumun üç zümresinden ikisinin, yani savaşanlar ve çalışanların, bedenlerinin refahını siyasal otoritenin sorumluluğunda olduğunu kabul etmekle birlikte, dua edenler için bu durumun geçerli olmadığını iddia ediyorlardı. Onlara göre hayatlarını kiliseye adayan, evlenemeyen, çocukları olmayan, aile bağlarını geride bırakan bu adamların hem ruhları, hem bedenleri kilisenin sorumluluğundaydı, dolayısıyla hayatlarının her veçhesi papanın emirlerine göre şekillenmeliydi. Esas olan ruhların ebedi kurtuluşu olduğuna göre kilisenin ruhlar üzerindeki sorumluluğu bu dünyada bedenler üzerinde maddi sonuç doğurabilir hatta doğurmalıdır. Argümanın pratik anlamı şudur, ruhların kurtulması için kilisenin siyasi otoritenin alanına bırakılan bedenler üzerinde de söz sahibi olmasını gerektirir. Bir günahkarın ruhunun kurtuluşu için ona bu dünyada ceza verilmesi demek, onun bedeni üzerinde kilisenin tasarrufta bulunması demektir. 11
auzef.istanbul.edu.tr 12
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN
6. ARİSTO VE ORTA ÇAĞ SİYASET FELSEFESİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 6 ARİSTO VE ORTA ÇAĞ SİYASET FELSEFESİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 6.1 Kadim Filozoflar Orta Çağ Dünyasında 6.2 Thomas Aquinas 6.3 İbn-i Haldun 6.4 Aristoculuğun Siyasal İle Dinsel Otorite Çekişmesine Etkisi 1
6.1Kadim Filozoflar Orta Çağ Dünyasında Platonculuk belli oranda kilise babaları tarafından benimsenmiş ve Hıristiyan ilahiyatından türeyen siyaset felsefesi kavramlarına Platoncu kategoriler sızmıştır. İskenderiyeli Klement gibi ilk kilise babalarının bazılarının Platon u neredeyse Hıristiyan diye adlandırmasının onun düşüncesinin ruhani olanı bedensel olana önceliyor olarak görünmesiyle yakından ilintilidir. İskenderiye ye hakim olan Müslümanlar da Neoplatoncu felsefe okuluyla tanışmıştır. İslam alimleri arasında da Platoncu felsefenin kategorileri özellikle sufi düşüncesini derinden etkilemiştir. İslam medeniyetinin en parlak döneminin çok bilinen El Razi, İbn-i Sina, Şihabeddin Sühreverdi gibi bilim adamları ve filozofları İslam Neoplatonculuğunun önde gelen isimleridir. Vahdet-i vücut anlayışının belki de en önde gelen mutasavvıflarından biri olan Endülüs doğumlu Muhyiddin ibn-arabi nin lakaplarından birinin ibn- Eflatun olduğu unutulmamalıdır. Platon dan farklı olarak Aristo nun bu çağa uyum sağlaması çok daha zor olmuştur. Aristo İslam alimlerinin eski Yunancadan eserlerini çevirmesiyle gündeme gelir. Bununla birlikte İslam medeniyetinde Aristoculuğun çok benimsendiği düşünülmemelidir. Platon un gerçeğe ulaşmak için sezgilere güvenen anlayışı, Aristo nun saf akılcılığıyla karşılaştırıldığında vahiy temelli bir ilmi yaklaşıma daha uygundur. 2
6.1Kadim Filozoflar Orta Çağ Dünyasında Aristoculuk dinle nasıl bağdaşır? Hem Hıristiyan dünyasında hem de İslam alimleri arasında Aristoculuğu kendi din temelli yaklaşımlarıyla uzlaştırmak isteyenler temel bir soruya cevap vermelidir. Vahiy temelli bilgi ile, yani kutsal kitapların doğruları ile, akıl temelli bilgi arasındaki ilişki hiyerarşisi nasıl şekillenmelidir. Bir yanda İmam Gazalinin deyimiyle aklın gaybi kavrayamayacağı için bilgiye ulaşmada zayıf bir araç olduğu anlayışı vardır. Bu görüşte olanlar listesine Gazali nin yanında, Duns Scotus gibi Hıristiyan ilahiyatçıları da ekleyebiliriz. Diğer yanda ise aklın önceliğini savunanlar vardır. Bu isimler arasında kuşkusuz en önde gelen filozof Endülüslü İslam alimi ibn Rüşd dür. İbn Rüşd Aristo yu Orta Çağ medeniyetine yeniden tanıtan kişidir. İsmi Latinceye Averroes diye çevrilen bu büyük düşünürden hemen önce Endülüs te ibn Bacce (Avempace) gibi Müslüman ya da Musa ibn Meymun (Maimonides) gibi Yahudi bilginler Aristoculuğu yeniden gündeme getirmişti. 3
6.2 Thomas Aquinas 1225 yılında doğan Hırsitiyan din adamı Thomas Aquinas Aristoculuğu resmi kilise görüşüyle birleştiren en önemli ilahiyatçı düşünürdür. Eserleri o kadar etkili olmuştur ki ölümünden sonra aziz ilan edilmiştir. Hıristiyanlarca bilim insanlarının koruyucu azizi St. Thomas ı temsil eden modern bir gravür kabul edilir. 4
ARİSTO VE ORTA ÇAĞ SİYASET FELSEFESİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 6.2 Thomas Aquinas Akıl ve vahiy arasında Thomas Aquinas bir çelişki görmez. Aklın sustuğu yerde vahiy onu tamamlar, böylece birlikte bilgiyi oluştururlar. Bilgi ve hikmeti birlikte düşünür tanrısal hikmet aklın kavrayamayacağı bilgilere de haizdir, dolayısıyla bunların arasında da bir hiyerarşi vardır. Vahyin dayandığı hikmet akıl ile çelişmez onu tamamlar. Bu yaklaşım kilisenin bu konudaki resmi görüşü olmuştur. Aristo düşüncesi ile Hıristiyanlık düşüncesinin arasında Thomas Aquinas ın oluşturmaya çalıştığı sentezin temelinde bu yaklaşım yatar. Tıpkı Aristo gibi Aziz Thomas da evrendeki şeylerin bir hiyerarşi içinde bulunduğunu ifade eder, ama onun için bu hiyerarşinin en tepesinde bu hiyerarşinin de yaratıcısı olan Tanrı vardır. Böylelikle varlılar en üstte Tanrının yer aldığı bir silsilenin parçası olarak görülürler ve bu silsilede bir üstte bulunan alttakini yönetir. 5
6.3 İbn-i Haldun İbn-i Haldun figürünün yer aldığı bir posta pulu 1332 yılında Tunus ta doğan Endülüs kökenli bir aileye mensup bir alim ve devlet adamıdır. Yazdığı dünya tarihi eserinin ilk cildi Mukaddime çağlara damga vurmuş bir tarih felsefesi baş yapıtıdır. Moğol istilası ile zayıflayan İslam dünyasının o dönemdeki son büyük düşünürüdür. 6
ARİSTO VE ORTA ÇAĞ SİYASET FELSEFESİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 6.3 İbn-i Haldun İbn-i Haldun, klasiklerden etkilendiyse de bunların fikirlerinin kendi geliştirdiği eleştirisi de eserlerinin orijinalliği açısından belirleyicidir. Platon ve Aristo nun kurduğu temeli Farabi ve İbn-i Sina gibi kendinden önceki büyük İslam alimleri yoluyla edinmiştir. İbn-i Haldun tarih yazarken insan toplumlarına hükmeden yasaları bilmek gerekir der. Onun tarih felsefesinin temeli Asabiyye kavramıdır. Asabiyye bir insan topluluğu içindeki yardımlaşma ve şeref duygusundan gelişen ve bu insanlara topluluğun dışındakilere karşı mücadele gücü ve kendi aralarında sosyal dayanışma refleksi sağlayan toplumsal bir bağdır. Asabiyye tanımlaması zor, gayrı maddi bir kavramdır ve İbn-i Haldun a göre her sosyal grupta değişen oranda bulunur. 7
Aristoculuğun Siyasal İle Dinsel Otorite Çekişmesine Etkisi 6.4.1 Fransa Krallığı nda Kilise Topraklarının Vergilendirilmesi Sorunu 1285 yılında on yedi yaşında tahta çıkan Fransa kralı Güzel Philippe, Fransa ya feodal bir krallıktan erken modern bir mutlakıyetçi idareye doğru ilk adımlarını attırmıştı. Fransa kralının bu merkezileşme hamlesi Fransa da çok büyük bir yekun tutan kilise topraklarının da vergilendirilmesini de içeriyordu. Fransa daki dini otoriteler buna karşı çıkmadı. Papa 8. Boniface a göre siyasi otoritenin kendi iradesi uyarınca kilisenin işleyişine ilişkin kurallar koyması Worms Antlaşması uyarınca ortaya çıkan kilisenin manevi egemenliği altındaki Avrupa fikrine uymuyordu. Fransa kralının destekçileri Thomas Aquinas ın resmileştirdiği Aristocu argümanlara dayanarak kilisenin üstünlük iddiasına karşı çıktılar. 8
6.4 Aristoculuğun Siyasal İle Dinsel Otorite Çekişmesine Etkisi Lyon da papalık tacını giyen ve Avignon da papalık yapan 5. Clement ın Lyon daki seçim törenini tasvir eden bir fresk 9
6.4.2 Occam lı William ve Sınırlandırılmış İktidar 1287 yılında doğan William kilise tarafından Aforoz edildikten sonra Papalığın mutlak otoritesine karşı temsili organlar eliyle idareyi savunan bir kuram geliştirecektir. Her ne kadar kuramı kiliseyle alakalı da olsa siyasi idarenin de temsili organlar eliyle sınırlandırılması Fransisken rahibi Occam lı William ı tasvir eden bir kilise vitrayı fikri onun kuramından kolayca geliştirilebilir. 10
ARİSTO VE ORTA ÇAĞ SİYASET FELSEFESİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ 6.4.3 Padovalı Marsilio Padovalı Marsilio Kutsal Roma Germen imparatoru Bavyeralı Ludwig i destekleyen bir filozof ve bilim adamıydı. Papa imparatoru aforoz ettiğinde siyasal otoriteyi desteklemek üzere kilisenin sapkın bir eser sayacağı Defensor Pacis i yayınladı. Padovalı Marsilio bu eserine Aristo nun siyasete dair söylenebilecek her şeyi yazdığını dolayısıyla aslında artık bu konuda daha fazla bir şey yazmanın gereksizliğini vurgulayarak başlar. Fakat kilisenin siyasi otoriteye karışması yeni bir mesele ortaya koymuştur. Padovalı Marsilio ya göre din adamlarının görevi vahiyde belirtildiği şekliyle ahretteki gerçek kurtuluşa ulaşmak için bu dünyada yapmak, kaçınmak ve inanmak gerekenleri ahaliye tebliğ etmektir. Bunun dışında herhangi bir görevleri yoktur dolayısıyla tebliğ ettiklerine uyup uymamak yurttaşın bireysel sorumluluğundadır. 11
auzef.istanbul.edu.tr 12
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN
7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7.1 Orta Çağın Sonunda Toplumsal Durum 7.2 Machiavelli 7.3 Jean Bodin ve Egemenlik Kuramı 1
Orta Çağın Sonunda Toplumsal Durum Yüzyıl Savaşları esnasında gerçekleşen Najera Muharebesini tasvir eden bir tablo 2
7.1 Orta Çağın Sonunda Toplumsal Durum Feodalizmin Sonu ve Merkezi Devletlerin Ortaya Çıkışı Derebeylik otoritesi siyasal gelişmeler ve teknolojik ilerlemeler sebebiyle anlamsızlaşırken bunun yerine derebeyliklerin bağlı olduğu merkezi otorite yani krallıklar köylülerin ve serbest şehirlerin üzerindeki yetki ve otoritelerini arttıracaktır. Özellikle savaş yapmanın yarattığı gerekliliklerin merkezileşme itkisini ortaya çıkardığı söylenebilir. Hakikaten de ilk merkezileşen krallıklar birbiriyle savaşan İngiltere ve Fransa ile Endülüs Müslümanları ile savaşan birleşik Kastilya ve Aragon krallıkları yani İspanya dır. Bu dönemde teritoryal siyasi otoriteler şehir devletlerinin ve imparatorlukların yerini alacaktır. Savaşan devletler kendi etraflarında bürokratik bir mekanizmanın nüvelerini oluşturabildiklerinde başarılı oldular. Fransa, İngiltere ve İspanya bunu becerebilmiştir ve feodal ayrıcalıklar bu ülkelerin merkezlerine doğru emilmiştir. 3
7.1 Orta Çağın Sonunda Toplumsal Durum Efendisiz Adamlar Feodalizmin ortadan kalkması Avrupa ın kimi yerlerinde yukarıda belirtildiği gibi merkezileşen devletlerin oluşmasını tetiklediğini yukarıda belirttik. Bu süreç aynı zamanda insanla üzerindeki kontrolün de zayıflamasına yol açmıştır. Bu özellikle Avrupa nın merkezi krallıkların oluşmadığı ve küçük askeri çatışmaların siyasal kargaşayı sürekli kıldığı İtalya ve Almanya gibi coğrafyalarında iyice görünür olan bir durumdur. Feodal dönemde kırsal alanda yaşayan bir kimsenin hangi derebeyinin serfi olduğu, kentsel alanda yaşayan bir kimsenin ise hangi loncanın kalfası ya da çırağı olduğu önemlidir. Bu bağlılıklar yasalarla güvence altına alınmıştır, fakat erken modern dönemde feodal ilişkilerin ortadan kalkmaya yüz tutmasıyla bu bağların etkinliği de zayıflamış ve kişiler kısmen serbestleşmiştir. 4
7.2 Machiavelli 1469 yılında Floransa Cumhuriyetinde doğan Niccolo Machiavelli 1498 ile 1512 yılları arasında ikinci müsteşar olarak bu devletin yönetiminde görev almıştır. Mediciler iktidara dönünce kamu görevinden ayrılan düşünür bu esnada en önemli yapıtlarını kaleme almıştır. Modern siyaset Machiavelli nin Floransa daki büstü biliminin kurucusu sayılır. 5
Machiavelli 7.2.1 Machiavelli Dönemi İtalya sı İtalyan yarımadası on beşinci yüzyılın başında şehir devletleri ve küçük krallıklar arasında bölünmüş bir görünüm arzediyordu. Bunların başlıcaları Venedik Cumhuriyeti, Milano Dükalığı, Floransa Cumhuriyeti, Papalık Devleti ve Napoli Krallığıdır. Bunlardan başka Papalığın burada bulunmasından ötürü Kutsal Roma Germen İmparatorluğu ve Fransa Krallığının da bu bölgeye ilgisinin olduğunu ve yarımadaya sık sık askeri müdahalelerde bulunduğunu biliyoruz. Bu şehir devleti loncalar ve soylu aileler tarafından kontrol edilen aristokratik cumhuriyetlerdir ve bu aileler arasında şehrin yönetimi için yabancı güçlerin de karıştığı kanlı mücadeleler yaşanır. Avrupa da feodalizmin gerilemesiyle yeniden gelişen Akdeniz ticareti bölgedeki ekonomik canlılığı geliştirir ama bu durumda sosyal ayrımları derinleştirecektir. 6
Machiavelli 7.2.2 Machiavelli nin Siyasal Kuramı Machiavelli nin siyasal kuramı şu temel sorular etrafında döner: İktidar nedir? İktidarın türleri nelerdir? İktidar nasıl elde edilir? Nasıl muhafaza edilir ve neden kaybedilir? Eski siyaset felsefesi ise erdemli devletin siyasal kurumları ne şekilde oluşmalı ve nasıl çalışmalı soruları etrafında döner. Machiavelli buna tüm zamanlar ve tüm coğrafyalar için tek bir yanıt verilebileceği fikrinde değildir. Fakat bu onun bir görecelilik taraftarı olduğu anlamına gelmez zira siyasal koşullar ve bağlam değişir evet, ama insanın temel dürtüleri değişmez.. O İtalyanca acquistare fiiliyle anlatılan biriktirme, elde etme dürtüsünün insan davranışına yön verdiği görüşündedir. Bir hükümdar bunun farkında olarak tebaasını yönetmelidir. 7
7.3 Jean Bodin ve Egemenlik Kuramı François Dubois nın 1584 yılında tamamladığı Saint Barthelemy katliamı tablosu 8
7.3 Jean Bodin ve Egemenlik Kuramı Jean Bodin Cumhuriyet (devlet) Üzerine Altı Kitap adlı eserinde halkı devletin sahibi sayan anlayış karşısında monarşiyi savunur. Aslında burada bir bakıma orta yolcu bir tutum benimser. Bir yandan kuşkusuz Fransız Kalvinistlerinin halk temsiliyetini siyasal kurumlara sokma anlayışına karşıdır ama bir yandan da Machiavelli nin savunacağı türden istenilen siyasi sonuca ulaşmak için hükümdar her yolu kullanabilir gibi sınırsız bir otoriteyi de monarşiye tanımaz. Kral sadece Tanrı ya hesap verir formülüyle hep şu ya da bu mezhebin dini kural ve kurumlarını kralın iradesinin üstüne çıkarılmasına izin vermez zira bu formül kral herhangi bir dinsel kurumun aracılığı olmadan doğrudan Tanrı ya hesap verir anlamına gelir. Üstelik kralın doğal hukuk kurallarına da riayet etmesi gerektiğini öne sürer. Kral egemendir. Egemenlik ise mutlak ve sürekli iktidarı ifade eder. 9
Jean Bodin e göre egemenlik kavramının unsurları Egemenlik Mutlak Sürekli Bölünemez Sınırlandırılamaz Kesintisiz Gayrı Şahsi 10
auzef.istanbul.edu.tr 11