ÜNİTE 16 Biyoelementler I (Makromineraller) Amaçlar Bu üniteyi çalıştıktan sonra, Biyoelement kavramını tanımlayabilecek, Biyoelementlerin cinslerini ve göreceli miktarlarını öğrenecek, Makromineralleri, vücuttaki işlevlerini ve hangi kaynaklardan sağlanabileceklerini öğreneceksiniz. İçindekiler Giriş Yaşam İçin Gerekli Elementler Makromineraller Özet Değerlendirme Soruları Öneriler Bu üniteyi çalışmadan önce Ünite 2'deki Periyodik Cetvel bölümünü gözden geçiriniz ve önünüze bir periyodik cetvel alınız. Üniteyi dikkatle okuduktan sonra, ünite sonundaki değerlendirme sorularını mutlaka çözünüz.
1. GİRİŞ Önceki iki ünitede organik kimyanın temel elementi olan karbon ile bunun hidrojen, oksijen ve azotla oluşturduğu organik bileşikler incelenmişti. Canlı organizmalarda bu dört elementin dışında, eksiklik veya fazlalığı sorunlara yol açan bir dizi element daha vardır ki, tüm bu elementler "biyoelementler" adı altında özgün bir küme oluştururlar. İyot elementiyle doğrudan ilişkili guatr hastalığı ve flor elementinin eksikliğinin yol açtığı diş çürümeleri bu konuda hemen akla gelebilecek iki örneği oluştururlar. Bu ve bir sonraki ünitenin konusunu karbon, hidrojen, oksijen ve azot dışındaki biyoelementler oluşturacaktır. 2. YAŞAM İÇİN GEREKLİ ELEMENTLER? İnsan vücudunda hangi elementler, hangi oranlarda bulunabilir? Önceki iki ünitede ele aldığımız dört temel element karbon, hidrojen, oksijen ve azot, çok fazla sayıda bileşik oluşturmakta ve insan vücudunda yer alan atomların yaklaşık %99,5 luk en önemli kısmını bu elementler oluşturmaktadır. Bunun dışında yirmi biyoelement daha vardır ve bunlar epeyce düşük bir oran oluşturmalarına karşın, yaşam için kritik önemde çok sayıda işleve sahiptirler. Bu kritik önem, sözkonusu elementlerden herhangi birinden yoksun olan bir kişinin bazı durumlarda sağlığını ölümcül düzeyde yitirebilmesi nedeniyledir. Çizelge 16.1 de yaşamsal önemi olan tüm biyoelementler sıralanmış ve vücut ağırlığına katkıları belirtilmiştir. - 315 -
Çizelge 16.1 Biyoelementler Çizelgeden izlenebileceği gibi, sözkonusu bu 20 element kalsiyumdan magnezyuma bir grup, demirden iyoda da bir başka grup oluşturmak üzere sınıflandırılmıştır. Kalsiyum ile başlayan ilk yedi elementin oluşturduğu grup "makromineraller" adını alır ve bu elementler verilen değerlerden de anlaşılabileceği gibi, diğer gruptakilere göre vücutta daha büyük miktarlarda bulunurlar. Vücutta çok düşük miktarlarda bulunan diğer elementlerin oluşturduğu grup ise "eser elementler" adı ile bilinir. Bu ünitede yalnızca makroelementler ele alınacak, eser elementler ise bir sonraki ünitenin konusunu oluşturacaktır.? Biyoelementler vücutta hangi şekillerde bulunurlar? Verilen 20 biyoelement, canlı organizmalarda ya iyonlar ya da organik moleküllerde kovalent bağlı olarak bulunurlar.? Biyoelementlerin vücuttaki işlevleri neler olabilir? - 316 -
Bu elementlerin kimyasal özelliklerine ve vücuttaki doku veya sıvılarda yerleşme biçimlerine göre oldukça fazla çeşitte görevleri vardır. Örneğin hücrelerde ve vücut sıvılarında katyon-anyon dengesini kurarlar. Sinir impulslarının iletiminde ve kasların çalışmasında bunların üstlendikleri önemli görevler vardır. Vücut sıvılarının dokulara ve hücrelere hareketini biyoelementlerin derişimi denetler. Sindirim sistemi salgılarında yer aldıkları gibi, enzimleri aktive ederler. Vitaminlerin, hormonların ve proteinlerin yapılarına girerler. 3. MAKROMİNERALLER Yedi biyoelementten oluşan bu grup, vücutta miktarları ile orantılı işlevsel öneme sahip mineralleri ile oldukça önemli bir yer tutar. Bu bölümde, elinizdeki kitabını hacminin elverdiği ölçüde, makrominerallere vücudumuzdaki bolluk sıralamasına göre göz atılacaktır. 3.1. Kalsiyum Çizelge 16.1 de görüldüğü gibi vücuttaki atomların %0,31'ini ve yetişkin bir insanın ağırlığının yaklaşık kırkta birini oluşturacak miktardadır. Günümüzde, kalsiyumun kemik ve dişlerimiz için önemini duymayan kalmamış gibidir. Vücudumuzdaki kalsiyumun neredeyse %99'ı kemik ve dişlerde çeşitli anorganik kalsiyum tuzu halinde bulunur. Dişlerimizdeki kalsiyum değişik tabakalarında fosfat, hidroksit, klorür, florür ve karbonat bileşikleri şeklinde yeralmaktadır. Ünite 2'de belirtildiği gibi bir 2A grubu toprak alkali metali olan kalsiyum, grubundaki diğer elementler gibi iki adet değerlik elektronuna sahip olup, vücudumuzda kararlı Ca 2+ iyonları halinde bulunur. Kandaki kalsiyum iyon düzeyi ile D vitamini ve bazı hormonlar arasındaki,epeyce karmaşık bağlantı sayesinde bağırsaklarda emilime uğrayan kalsiyum miktarı kontrol edilebildiği gibi, kandaki kalsiyum iyon derişimi ile kemik ve dişlerde depolanan kalsiyum miktarı da böylece ayarlanabilmektedir. Örneğin paratiroid bezlerinin salgıladığı parathormon adlı hormon vücuttaki kalsiyum (ve fosfor) metabolizmasını ayarlar. (Metabolizma vücutta ortaya konan işlevlerin yürütülebilmesi için gerçekleşmesi geren kimyasal olayların tümüdür.) Bu hormonun ge- - 317 -
reğinden az salgılanması halinde tetani hastalığı ortaya çıkar. Bu hastalık el ve ayak parmaklarında kıvrılmaya neden olduğu gibi, gelişme çağındaki çocuklarda diş ve kemikler yeterince gelişemez, deri kurur ve kan basıncı düşer. Bu çocuklarda zeka geriliğine de çokça rastlanır. Aksine parathormonun gereğinden fazla salgılanması halinde kandaki kalsiyum miktarı artar ve bunun sonucunda kaslarda gevşeme görülür.? Vücuttaki kalsiyumun kemiklerde ve dişlerde yer almayan %1 lik diğer kısmı ne işe yarar? Vücuttaki kalsiyumun kemik ve dişlerde yer almayan kısmı diğer bazı süreçlerde oldukça önemli işlevler üstlenir. Kasların çalışmasında, sinir sisteminin uyarıcılara karşılık vermesinde, kanın pıhtılaşmasında ve nihayet diğer mineral iyonlarının koordinasyonunda kalsiyum iyonları yaşamsal önem taşır. Şimdi bu işlevlere kısaca bir göz atalım. Kalp kaslarının ritmik kasılmasının sağlanması başta olmak üzere, kalsiyum iyonlarının kasların çalışması için en uygun derişimlerde bulunması gerektiği bilinmektedir. Fazlasıyla düşük derişimler kasların kasılmasını tümüyle durdurabilmektedir. Kalsiyum iyonları sinir hücresi zarı üzerindeki kararlılaştırıcı etkisi ile, sinir sistemindeki iletim olayında aktif rol oynamaktadır. Kanda gereğinden fazla veya düşük kalsiyum varlığı, ya sinir impulslarında ve kasların bu impulslara karşılık vermesinde zayıflamaya, bu yüzden de insanın dış uyarıcılara karşı duyarsızlamasına yol açar; ya da sinirlerin ve kasların aşırı duyarlı olmasına neden olur. Bu aşırı duyarlılık kimi durumlarda yüksekçe bir ses, öksürme veya dokunma halinde kişide çok şiddetli ihtilaçlara yol açar. Böylesi bir durum kişiyi son derece bitkin düşürmekten başka, ölümüne bile yol açabilir. Kalsiyum iyonlarının beyin sıvısındaki düzeyinin vücut sıcaklığının denetlenmesinde kritik önem taşıdığı bilinmektedir. Kalsiyum derişiminin çok fazla yüksek olması vücut sıcaklığını düşürmektedir. Kalsiyum iyonları aynı zamanda kanın pıhtılaşması için de gereklidir. Bu nedenle kanda kalsiyum iyonlarını azaltan etkenler pıhtılaşmayı da engeller. (Kan emerek beslenen canlılarda beslenirken ve sindirirken pıhtılaşmayı engellemek için, kandaki kalsiyum iyonlarıyla reaksiyona giren bir madde salgılayabilme özelliği vardır). Taze kanda pıhtılaştırıcı reaksiyonları önlemek için, sitrat veya okzalat iyonlarının kandaki kalsiyum iyonları ile bileşmesi sağlanır. Transfüzyonlarda pıhtılaşma engelleyici olarak sodyum sitrat yaygın şekilde kullanılmaktadır. - 318 -
2C 6 H 5 O 7 3- + 3Ca 2+ Ca 3 C 6 H 5 O 7 2 Sitrat iyonu Kalsiyum sitrat Kalsiyum iyonlarının aynı zamanda birçok enzimi aktive ettiği de bilinmektedir. Kalsiyum iyonları hücre içine ve dışına akışlarını düzenleyerek K +, Na + gibi diğer mineral iyonları arasında bir cins koordinatör görevi yapar.? Vücudumuz için gereken kalsiyumu hangi yolla sağlayabiliriz? Süt ve çeşitli süt ürünleri temel kalsiyum kaynağı olan besinlerimizdendir. Günde yarım litre süt içen yetişkin bir insan, günlük kalsiyum gereksinimini (1 gram) karşılamış demektir. Kandaki kalsiyum düzeyini denetleyen karmaşık düzen, düşük kalsiyumlu beslenme, kanda D vitamini ile gerekli hormonların miktarının normal ölçülerde olmaması gibi çeşitli nedenlerle altüst olabilmektedir. Vücutta D vitaminin çok düşük düzeyde olması raşitizm hastalığına yol açar. Bilindiği gibi bu hastalık kemiklerde yumuşama ve şekil bozukluklarına neden olur. (D vitamini güneş ışığına maruz kalan bünyede kendiliğinden oluşmakta, kimi durumlarda da fazladan D vitaminin dışarıdan sağlanması gerekmektedir. Ancak bu maddenin gereğinden fazla olması da kemiklerde sertleşme ve yumuşak dokularda kireçlenmelere yol açabilir). 3.2. Fosfor Bir önceki bölümde kalsiyumun kemik ve dişler için önemi ortaya konulmuştu. Fosfor da kemik ve dişlerdeki kalsiyum tuzlarında yer alan önemli bir elementtir. Vücuttaki fosforun %90'ı kemik ve dişlerde fosfat iyonu, bulunur. PO 4 3- şeklinde Fosfat iyonu fosforik asidin üç hidrojen iyonu, H +, vermesi ile oluşur. - 319 -
H 3 PO 4 - H + - H 2 PO 4 - H 2- HPO 4 - H + 3- PO 4 Fosforik Dihidrojen Monohidrojen Fosfat asit fosfat iyonu fosfat iyonu iyonu Bu olay esnasında oluşan dihidrojen ve monohidrojen fosfat iyonları vücut sıvılarının uygun ph değerlerinde kalmasını sağlamakta tampon görevi yaparlar. Fosforik asit aynı zamanda bir fosfat esteri oluşturmak üzere vücutta alkol gruplarıyla reaksiyona girer. Bu organik fosfat esterleri,hücre zarlarını ve sinir dokularını oluşturan fosfolipidlerde, protein sentezini ve kalıtımı denetleyen DNA ve RNA ile koenzimlerde bulunur. Kemik ve dişlerin yapılarında yeralma ve vücut sıvılarının nötralliğinin sağlanmasından başka, fosfat iyonları hücrelerimizin anlık enerji gereksinimi de karşılar. Belirli organik fosfat esterlerinin hidrolize uğraması önemli ölçüde enerjinin açığa çıkmasına yol açar. Böylesi fosfatlar "yüksek enerji fosfatları" adıyla bilinir ve hücrelerin anlık enerji gereksinimini bu bileşikler sağlar. Fosfor elementi günlük gıdalarımızda öylesine yaygın bulunur ki, hemen hemen herkes yetişkin bir insana gereken günlük 1 gramlık fosfor desteğini alabilmektedir. 3.3. Potasyum, Sodyum ve Klor Bu elementlerin vücudumuzdaki işlevleri epeyce karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Potasyum ve sodyum iyonları vücutta genellikle klorür tuzları şeklinde bulunur. Bu üç iyonun organizmadaki ana görevi hücrelerdeki, doku sıvılarında ve kanda katyon-anyon dengesini korumaktır. Böylesine bir denge ile vücuttaki sıvıları normal şekilde akışı sağlanırken, asitlerle bazlar arasındaki denge de denetlenmiş olur. Potasyum iyonu genellikle hücre içi sıvısında yer alırken, sodyum iyonu hücreleri çevreleyen hücrelerarası sıvılarda bulunur. - 320 -
Potasyum, sodyum ve klor iyonlarının bir başka önemli işlevi de, kandaki oksijen ve karbondioksidin taşınmasında kendini gösterir. Potasyum ve sodyum iyonlarının hücre zarlarından şekerlerin iletiminde ve bunların hücre içinde yıkımında da rolleri bulunur. Kalsiyum ve bir sonraki kesimde değinilecek magnezyum iyonlarından başka, potasyum ve sodyum iyonlarının da sinir ve kasların çalışmasında etkin olduğu bilinmektedir. Ne var ki potasyum ve sodyumun etkisi, kalsiyum ve magnezyumunkinin aksi yönde kendini gösterir ve bu yüzden bu dört iyonun derişimlerinin dengeli olması sinir ve kas sistemi için son derece önem taşır. Öte yandan sodyum klorür ve potasyum klorür büyük protein molekillerini çözeltide tutarak kanın viskozluğunu (kalınlığını) düzenlerler. Belirli yiyeceklerin midedeki sindirimini başlatan mide asidi hidroklorik asit, HCl, kandaki sodyum klorürden üretilir. Ayrıca mide özsuyu, pankreas sıvısı ve safra da kandaki sodyum ve potasyum tuzlarından elde edilir. Gözdeki retina tabakasının ışık impulslarına karşılık vermesi de, vücuttaki sodyum, potasyum ve klorür iyonlarının uygun derişimde olmasıyla ilişkilidir. Görüldüğü gibi vücutta gerçekleşen birçok önemli olay bu üç iyona bağlı olup, bunlardan herhangi birinin düzeyindeki dengesizlik vücutta ciddi etkilere yol açar. Bu nedenle sıcak havalarda fazlasıyla efor sarfederek aşırı terleyen bir insanda, örneğin bir koşucuda, vücutta bu iyonların derişimi önemli ölçüde düşer. (Terin tuzluluğu bundan kaynaklanır). Bu dengesizlik vücutta mide bulantısına, kusmalara, bitkin düşmeye ve kas kramplarına neden olabilmektedir. Bu yüzden koşucular genellikle önceden tuz tabletleri veya özel meşrubatlarla bu iyon kayıplarını telafi ederler. Normal beslenme koşullarındaki bir insanda, bu iyonların eksikliği sorunu gözlenmez. Bununla birlikte, uzun süreli ishallerde veya idrar söktürücü ilaç kullanımında, potasyum eksikliği kendini gösterir. Beslenme alışkanlığı aşırı tuz tüketimine yol açan bir kişide ise, fazlaca yükselen sodyum ödemlere,yağ metabolizmasında bozulmalara, mide salgılarında değişikliklere ve yüksek tansiyona neden olmaktadır. - 321 -
3.4. Magnezyum Vücudumuzdaki atomların %0,01'lik bir kısmını oluşturan magnezyum iyonları, Mg 2+, hücredeki bileşiklere fosfat gruplarının eklenmesi ve uzaklaştırılmasını denetleyen enzimleri aktive eder. Klorofil molekülünde yer alarak fotosentez olayına katkıda bulunur. Magnezyum yeşil sebzeler, fındık, ceviz, tahıllar ve deniz ürünleri gibi epeyce geniş bir besin grubunda bulunduğu için normal beslenme ile, vücuda gerekli günlük 400 mg civarındaki magnezyum dozunu almış oluruz. Bununla birlikte vücuttaki magnezyum düzeyi düşme gösterirse, kalsiyum eksikliğinde olduğu gibi kişide aşırı duyarlılık ve sinirlilik, saldırganlık, kas spazmları ve şiddetli kasılmalar gözlenebilmektedir. Kronik alkoliklerde, protein eksikliği olan çocuklarda ve diet uygulanan ameliyat olmuş hastalarda magnezyum eksikliği ortaya çıkabilmektedir. Öte yandan gereğinden fazla magnezyum alımı, kas ve sinir sisteminde duyarlılık azalmasına yol açabilmekte ve çok yüksek düzeyler lokal ya da genel anesteziye ve felçlere neden olabilmektedir. 3.5. Kükürt Ele alacağımız son makromineral olan kükürt, oksijen gibi bir 6A grubu elementi olup, oksijenin hidroksil grubuna, (-0-H) benzer sülfhidril grubu (-S-H) içeren bileşiklerinin yaygın birkullanım alanı vardır. Örneğin kötü kokularından dolayı gaz kaçaklarının saptanmasında merkaptan adı verilen bu tür bileşikler kullanılır. Sülfhidril grupları içeren diğer bazı bileşikler ise kokusuz olup, örneğin proteinleri oluşturan aminoasitlerden sistein sülfhidril grubu içeren önemli bir bileşiktir. NH 2 H - S - CH 2 - CH - COOH Sistein Organik bileşiklerden eterlerin - C - O - C - yapısında moleküllerden oluştuğunu öğrenmiştiniz. Tiyoeter veya organik sülfürler de, - C - S - C - yapısı içerirler. Soğana ve sarmısağa kendilerine özgü kokuları böylesi gruplar içeren bileşikler verir. H 2 C = CH - S - CH = CH 2 H 2 C = CH - CH 2 - S - CH 2 - CH = CH 2 Divinil sülfür (soğanda) Diallil sülfür (sarmısakta) - 322 -
Metiyonin tiyoeter grubu içeren bir aminoasit olup, tüm vücut proteinleri bu amino asidi içerirler. Vücudumuz sisteini metiyoninden üretebilmektedir. NH 2 H 3 C - S - CH 2 - CH 2 - CH - COOH Metiyonin Özet Canlı organizmanın yapısında yer alan elementler olan biyoelementlerin, hidrojen, oksijen,karbon ve azot dışında kalan yirmi adedinden yedisini oluşturan kalsiyum, fosfor, potasyum, kükürt, klor, sodyum ve magnezyum, "makromineraller" adını alır. Günlük alım gereği yarım gramdan birkaç grama değişen makrominerallerden başka, organizmada çok düşük miktarlarda yer alan ve günlük gereksinimin birkaç miligram düzeyinde olduğu onüç element de eser element adını alır. Biyoelementlerin tümünün de vücuttaki pek çok süreçte önemli görevleri vardır. Hücrelerde ve vücut sıvılarında katyon-anyon dengesinin sağlanması, kasların kasılması ve sinir impulslarının iletimi, vücut sıvılarının hareketinin düzenlenmesi bunlar arasındadır. Biyoelementlerin vücuttaki derişimleri birbirleriyle yakından ilişkilidir. Miktarlarının gereğinden az veya fazla olmaları halinde çeşitli hastalıklar ortaya çıkar. Değerlendirme Soruları 1. Aşağıdakilerden hangisi bir biyoelement olamaz? A) Karbon B) Klor C) Sodyum D) Kadmiyum E) Selenyum - 323 -
2. Biyoelementlere ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? A) Biyoelementler hücrelerde ve vücut sıvılarında katyon-anyon dengesini kurarlar. B) Vücut sıvılarının akıcılık derecesini bir kısım biyoelementin oranı belirler. C) Organizmada çok miktarda ve serbest halde bulunan elementler makromineral adını alır. D) Sodyum, potasyum, kalsiyum ve magnezyum vücuttaki makromineralleri oluşturan metallerdir. E) Vücuttaki hormonların, vitaminlerin ve proteinlerin yapısında biyoelementlerin belirli bir yeri vardır. 3. Raşitizm, tetani gibi hastalıkların ve kanda pıhtılaşma gecikmesinin aşağıdaki biyoelentlerden hangisinin vücuttaki düzeyi ile yakın ilişkisi vardır? A) Fosfor B) Sodyum C) Kükürt D) Oksijen E) Kalsiyum 4. "Protein sentezini ve kalıtımı denetleyen DNA ve RNA ile koenzimlerde bulunurlar. Hidrolize uğradıklarında önemli miktarda enerji açığa çıkar ve hücrelerin anlık enerji gereksinimi karşılanır." Yukarıdaki ifade aşağıdakilerden hangisini tanımlar? A) Kalsiyumun florür ve klorür tuzlarını B) Organik fosfat esterlerini C) Sülfhidril gruplarını D) Potasyum ve sodyumun klorür tuzlarını E) Kükürt içeren aminoasitleri 5. Ayağıda verilen biyoelement gruplarından hangisi büyük protein moleküllerini çözeltide tutarak kanın viskozite derecesini düzenler? A) Sodyum, potasyum, klor B) Kalsiyum, sodyum, potasyum C) Potasyum, magnezyum, hidrojen D) Sodyum, magnezyum, kükürt E) Kalsiyum, magnezyum, fosfor - 324 -
6. Kükürt elementi sülfhidril, disülfür ve tiyoeter grupları ile vücutaki çeşitli önemli bileşiklerde yer alır. Aşağıdaki aminoasitlerden hangisinde veya hangilerinde sülfhidril grubu bulunmaktadır? I. CH 3 - S - CH 2 - CH 2 - CH - COOH NH 2 NH 2 II. HOOC - CH - CH 2 - S - H III. HOOC - CH - CH 2 - S - S - CH 2 - CH - COOH NH 2 NH 2 A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve II D) II ve III E) I, II ve III 7. Aşağıdaki makrominerallerden hangisi, özellikle kemik ve dişdokusunda yeralırken diğerlerine göre vücutta en yüksek miktarda bulunur? A) Mg B) S C) Na D) Ca E) K 8. "Vücut sıvılarının uygun ph değerlerinde bulunmasını sağlayarak tampon görevi yaparlar". Yukarıdaki ifade verilen iyon çiftlerinden hangisi için uygundur? - 2- A) HPO 4, H 2 PO 4 B) Ca 2+ 3-, C 6 H 5 O 7 C) K + 3-, C 6 H 5 O 7 D) Mg 2+, S 2- E) Na +, Cl - 9. Aşağıdaki tuzlardan hangisi mide asidinin üretiminde kullanılır? A) CaH 2 PO 4 B) K 2 SO 4 C) NaCl D) Mg 3 (C 6 H 5 O 7 ) 2 E) Na 2 C 2 O 4 10. "Yeşil sebzelerde, fındık ve ceviz gibi kabuklu meyvelerde, tahıllar ve deniz ürünlerinde bulunan bu eser elementin düzeyi, kronik alkoliklerde, protein eksikliği olan çocuklarda ve ameliyat sonrası diyeti uygulanan hastalarda epeyce düşmektedir." Verilen ifade hangi makrominerali tanımlamaktadır? A) Ca B) P C) Na D) Cl E) Mg - 325 -