İSTANBUL 13. AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI NA (CMK 250. Maddesi Uyarınca Görevli ve Yetkili) 21.04.2009 Esas No : 2009/85 İddianame No : 2009/188 Sanık : Birol BAŞARAN Silivri 4 Nolu L Tipi Cezaevinde Tutuklu, TC Vatandaşı, Sabıkasız. Müdafii : Av. Hüseyin ERSÖZ (Adres Antette) Konu : Tahliye Talebi mizdir. Tutuklama Tarihi : 04.07.2008 DİLEKÇENİN ÖZÜ : 1 Temmuz 2008 de gözaltına alınan, 9 ay süren soruşturmanın sonunda açıklanan ve 25 Mart 2009 da kabul edilen iddianamenin sonucunda, kovuşturma evresi başlayan Ergenekon Davası 2. İddianame tutuklusu Müvekkilim Birol BAŞARAN ın, suç isnadı ile deliller arasındaki orantısızlık nedeniyle tahliye edilmesi istemidir. 1
AÇIKLAMALAR : Müvekkilim Birol BAŞARAN 1 Temmuz 2008 de gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. Şu ana kadar verdiğimiz bütün tahliye dilekçeleri; Soruşturma işlemlerinin devam etmesi, Mevcut delil durumu, Atılı suçun vasıf ve mahiyeti, Kaçma şüphesi bulunması, Delilleri karartma ihtimali bulunması, Kuvvetli şüphe varlığı, Eylemin(!) CMK nın 100/3 maddesinde belirtilen suçlardan olması gibi gerekçeler gösterilerek reddedilmiştir. 9 ayı geçen soruşturma nihayet bitmiş ve iddianame 10 Mart 2009 da heyetinize sunulmuştur. Sayın heyetinize 25 Mart 2009 da bu iddianameyi kabul etmiştir. Şimdi kovuşturma evresi başlamıştır. Biz bu ana kadar, sayın heyetinizin bizim değil, savcılık makamının iddialarını daha inandırıcı buluyor olmasını soruşturma devam ettiği için bir yere kadar anlayabiliyoruz. Ama bu aşama artık bitmiştir. Savcılık makamı her türlü araştırmasını yapmış, kendince bulduğu delilleri koyup iddianameyi size teslim etmiştir. Şu anda istenilen ve isnat edilen suçla, mevcut deliller arasında bir orantı kurma işi tamamen sayın heyetinizin sorumluluğundadır. Şu anda, müvekkilimin tutukluluğuna gerekçe gösterilen hallerden; Soruşturma Evresinin devam etmesi gerekçesi kalmamıştır. Çünkü soruşturma bitmiştir. Bu aynı zamanda delilleri de karartma ihtimali gerekçesini de ortadan kaldırmıştır. Kaçma şüphesinin bulunması zaten başından beri olmayan bir gerekçeydi. 10 aylık bir soruşturma evresinin bitmesiyle fiili olarak ortadan kalkmıştır. Atılı suçun vasıf ve mahiyeti ve eylemin CMK nın 100/3 maddesinde belirtilen suçlardan olması da tek başına yeterli olmayan gerekçelerdir. Çünkü aynı suçlardan yargılanan birçok sanık tutuksuz olarak yargılanmaktadır. Sırf bu nedenle müvekkilimin tutuklu yargılanması düşünülemez. Bu durumda sayın heyetinizin sadece mevcut delil durumu nu değerlendirip kuvvetli şüphe sebebiyle tutukluluğa devam kararı vermesi gerekir. Fakat bu da kanımızca geçerli olmayan bir gerekçedir. Şöyle ki; 2
İddianame de müvekkilim için 16 sayfalık bir bölüm bulunmaktadır. Bu bölümde savcılar temel olarak 3 konuyu delil olarak sunmaktadır. 1. Ele Geçen Doküman ve Dijital Dokümanlar Bunların hiçbiri delil değildir. Savunmamız sırasında bunları çok detaylı olarak huzurunuzda sunacağız. Ama delil diye ortaya sürülen dokümanlar o kadar özensiz alınmış ve tüm açıklamalarımıza rağmen hiç elenmemiştir ki, müvekkilim adeta; Niye çalışıyorsun? Niye sivil toplum içinde faaliyet gösteriyorsun? Niye siyasetle ilgileniyorsun? gibi suçlamalara maruz kalmaktadır. Çünkü delil diye alınan ve iddianamede gösterilen belgelerin hepsi müvekkilimin iş ve sosyal yaşamı ile ilgili dokümanlardır. İsnat edilen suçlarla hiçbir ilgisi yoktur. Eğer bu dokumanlar, terör örgütü davasında yeterli delil olarak kabul ediliyorsa, korkarız sayın heyetinizin Türkiye nin yarısını tutuklaması gerekecektir. Savcılık makamının sadece kalabalık yapsın diye koyduğu bu dokümanların bir terör suçu delili olmadığı açıktır. Müvekkilimin ne ev ne iş yerinden ne de bilgisayarından iddia edilen örgütle ilgili tek bir doküman ve delil çıkmamıştır. 2. Telefon Görüşmeleri Tapeleri Savcılık makamı, sayın heyetinize 6 tane konuşma tapesini delil olarak sunmuştur. Bunlardan 2 tanesi müvekkilimin avukatı ile yaptığı görüşmelerdir ve CMK nun 46. maddesi gereğince iddianamede olmaması gereken tapelerdir. Diğer 2 tape iş ortağı ile yapılan konuşmalardır ve yine dolaylı olarak şirket avukatı ile ilgili konuşmalardır. Bir konuşmasında muhasebeci ile yapılan konuşmadır. Ne bir suçla ilgisi vardır ne de bu dava konusuyla. Sadece 1 konuşma Şener ERUYGUR la 8 Şubat ta yapılan panelin ardından, basında çıkan haberler üzerine yapılmış bir teselli konuşmasıdır. Görüldüğü gibi toplamda, 3
2 avukat, 2 iş ortağı (avukatla ilgili), 1 muhasebeci, 1 panel değerlendirmesi konuşmaları bulunmaktadır. Bu 6 tane telefon görüşmesinin mevcut suçlarla ilgili delil niteliği taşımayacağı açıktır. Eğer bu görüşmeler bir iş adamını, terör örgütü üyesi olmak için yeterli delil sayılacak diye varsayılırsa, ülkedeki tüm iş adamlarının Ergenekon Terör Örgütü zanlısı olması işten bile değildir. 3. 8 Şubat 2008 Panel Konuşması Çözümü Anladığımız kadarıyla aslında savcılık makamının asıl derdi bu panel konuşmasıdır. Tüm suçlamaları bu panel konuşmasına dayandırmaktadırlar. Diğer söyledikleri her şey süs olsun diye söylenmiş, abartılı ve zorlama yorumlardır. Müvekkilim bu paneldeki konuşmaları hiçbir suç teşkil etmemektedir. İfade özgürlüğü kapsamındaki söylenmiş sözlerdir. Ama burada önemli olan, kamuoyuna açık olmayan bu toplantının kimliği belirsiz kişilerce gizlice kayda alması, bunları montajlaması ve savcılığın bu görüntüleri kullanması dır. Anayasamızın 10. maddesi açık olarak kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez demektedir. Aynı şekilde CMK nın 206. maddesinin 2. fıkrasının a bendinde, delil kanuna aykırı elde edilmişse ret olunur diyerek bunu açıkça belirtmiştir. Dolayısı ile bu panel çözümü bir delil niteliği taşımamaktadır. Görüldüğü gibi, sayın heyetinizin; Delil niteliği taşımayan bir panel çözümü, 3 5 tane müvekkilimin işleri ilgili telefon konuşması, Ve delil niteliği taşımayan dokümanları gerekçe göstererek, müvekkilimin tutukluluğuna devam kararı vermesi gerekmektedir ki bu açıkça hukuki ve vicdani değerlendirmeleri zorlayan ve toplumda düzen sağlanmasına yararı olmayan bir karar olacaktır. Bildiğiniz gibi TCK nın 1. maddesi, ceza kanunun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç 4
işlemesini önlemektir diyerek ceza yargılamsının amacını belirtmiştir. Sayın Mahkemenizde bu amaçla vardır. Türk halkı bu nedenle sayın yargıçlara maaş vermektedir. Biz toplumda çok siyasallaşan ve medyatikleşen Ergenekon davasının heyetiniz üzerinde bir baskı yarattığını biliyoruz. Yine sizlerin iddia makamı olan savcılar ile savunma tarafı sanıklar arasında bir denge tutturmanız gereğinin de farkındayız. Ama siz bu kadar delil niteliği bile taşımayan belge ve bulgularla insanları tutuklarsanız, korkarız ki kantarın topunu iddia makamından tarafa fazlaca kaçırmış olursunuz. Bunun neticesi olarak; Polisler bugün delil tutanaklarına Atatürk adlı şahsın yazdığı Nutuk adlı kitap diye yazarak Atamızın Nutuk kitabını delil diye önünüze koyarlar. Varlığı çok tartışmalı, siyasi olma ihtimali yüksek, toplumda kamplaşmaya yol açan böyle bir davada 100 civarında bir tutuklamaya neden olursunuz ki çok muhtemelen bu tutukluların çoğu ileride beraat edeceklerdir. Bu da heyetinizin kararlarını ileride çok tartışmalı bir duruma getirecektir. İddia makamı sizin tutumunuzdan dolayı, cesaretini iyice artıracak ve artık 12. dalgada olduğu gibi burs alan öğrencileri bile terör örgütü zanlısı olarak gözaltına alacaklardır. Tüm bu nedenlerden dolayı, sayın heyetinizin mevcut siyasi iktidarın hedefleri doğrultusunda özellikle seçilmiş ve atanmış bir heyet görüntüsünden çıkıp sadece hukukun gereğini yapan bir görüntü vermesi gerekmektedir. Bunun tek yolu da tutuklanmalarda verilen kararların daha adil olması ve tutukluluğun bir ön cezaya dönüşmemesi ile mümkündür. Müvekkilimin durumuna dönersek, biz aslında savcılığın müvekkilimi sadece Şener ERUYGUR u tanıdığı için tutuklama talebinde bulunduğunu düşünüyoruz. Bu konu yargılama sürecinde zaten enine boyuna tartışılacaktır ama bir insanın bir insanı sırf tanıyor diye terör örgütü elamanı olması çok tartışmalı bir iddiadır. Ergenekon Davasında, adeta ceza yargılamasında yeni bir uygulamaya gidilerek, bir insanın bir insanı tanıması örgüt bağı için yeterli olarak görülmeye başlanmıştır. Garip olan savcıların bu tutumunun yargıçlar tarafından da benimsenmesidir. Bu mantık o kadar sakat ve bizi o kadar yanlış bir tere götürür ki kamu vicdanı çok yara alır. Çünkü müvekkilim eğer sırf Şener ERUYGUR u tanıyor diye terörist ve darbeci oluyorsa, Şener ERUYGUR u tanıyan tahmini 1000 kişinin de şüpheli olması gerekmektedir. Buda sorunu çözmez. Bu durumda müvekkilimi tanıyan 1000 kişi ne olacaktır? Örneğin müvekkilim Şener ERUYGUR u tanımaktadır. Fakat aynı zamanda Turizm ve Kültür Bakanı Ertuğrul GÜNAY da tanımaktadır. Kendisi ile birçok kez bir araya gelmiş, karşılıklı telefon görüşmesi yapmış ve karşılıklı SMS mesajları atılmıştır. İddianamenin ruhuna bakarak bu durumda Ertuğrul GÜNAY da CHP yi ele geçirmeye çalışmıştır. Çünkü 2001 CHP Kurultayında Deniz BAYKAL ın yanı 5
sıra diğer adaydan biri müvekkilim diğeri de Ertuğrul GÜNAY dır. Müvekkilimden yola çıkarsak, sayın savcılarımız biraz gayretle Ertuğrul GÜNAY ın şimdi de AKP yi ele geçirmek istediğini söyleyebilirler. Görüldüğü gibi insanların sırf birbirini tanıyor olması örgüt bağı için yeterli delil kabul edilirse, bu ülkenin yarısını Ergenekon dan içeri almayı gerektirir. Sizde bunun saçma olduğunu takdir edersiniz. Bu durumda heyetinizin bu değerlendirmeyi yok kabul etmesinde yarar vardır. Heyetinizle ilgili yapıcı bir eleştiri yapmamıza da izin verin: Ergenekon Davası, soruşturma evresini de da sayarsak 2 yıla yakın bir süredir devam etmektedir. Tüm bu süreç içinde ne mahkemeniz ne de diğer Ağır Ceza Mahkemeleri hiçbir aylık gözden geçirmede tahliye kararı vermemiştir. Bunun nedeninin, denk gelmemiş olması az bir ihtimal gibi görünüyor. Diğer bir ihtimal, Yasa koyucunun koyduğu bu kural, yargıçlar tarafından bir angarya olarak kabul ediliyor ve aylık gözden geçirmeler, geçen ayın gözden geçirme metni, sadece tarihleri değiştirerek yeniden matbu olarak print ediliyor ve imzalanıyor olmasıdır ki, kişilerin hürriyetlerinin söz konusu olduğu bir durumda biz buna da inanmak istemiyoruz. O zaman biz sayın heyetinizden niye hiçbir tahliye dilekçesi kabul edilmiyor, niye hiç bir aylık gözden geçirme bir tahliye kararı üretmiyor diye merak ediyoruz. Aslında önümüzde bir fırsat var. 9 aylık uzun bir soruşturmadan sonra, mahkemeniz duruşma tarihi olarak 4 ay ileriye zaman verdi. Bu pratikte heyetinizin 13 ay sonra görmek demek olacak ki, bunun AİHM normları açsından çok uzun bir süre olduğunu takdir edersiniz. Bunu basit bir ara kararla telafi edebilirsiniz: Nisan ayı gözden geçirmesini duruşmalı yapabilirsiniz. Bu 1. iddianame de zaten sona gelinmiş tutukluların ifade alınması ile tutuksuzların ifadesine başlanması arasında 2 3 günlük bir duruşma arası verilmesine yol açar ki zamanlama olarak son derece uygun bir zamanlamadır. Diğer taraftan 19 tutuklu, birer saatten sadece tutukluluk durumları duruşmalı olarak gözden geçirilse, bu hem kamu vicdanında çok takdir toplar hem de herhangi bir itiraza sebep olmaz. Böylece tutuklu kişiler ilk hâkimi 14 ay sonra değil 10 ay sonra görmüş olurlar. Bunun çok sağlıklı olacağını ve heyetinizin adil yargılanma için takdir toplayacağını düşünüyoruz. Yine müvekkilim açısından bakarsak, 4 Temmuz 2008 gecesi, gece yarısı saat 01.00 da, yoğun bir tempoda, nöbetçi tek hâkim tarafından tutuklanmış ve üzerinden geçen 10 ay boyunca hâkim 6
görmemiştir. Böyle alınmış bir tutuklanma kararına kutsal bir metin gibi sahip çıkılması, kâğıt üzerinde hiçbir başka mahkemenin tahliye taleplerimizi esastan incelememesi, bizde hâkim yüzü görmeden tutukluluğunun kaldırılması kararının verilmeyeceği kanaati uyandırmıştır. O yüzden Nisan ayı gözden geçirmesini tutuklu başına bir saati geçmeyecek bir şekilde duruşmalı yapılmasını, sayın heyetinize öneriyoruz. Sayın heyetinizle ilgili diğer bir yapıcı eleştirimiz sanıklar arası farklı değerlendirmelerdir: 4 Temmuz 2008 de müvekkilim, Sinan AYGÜN le birlikte tutuklanmıştır. Yapılan itirazlarda Sayın Sinan AYGÜN ün itirazı kabul edilmiş ama müvekkilimin itirazı kabul edilmemişti. Biz soruşturma evresinde bu farklılığın hangi hukuki gerekçelerle yapıldığını dilekçelerimizle defalarca sormamıza karşın bir yanıt alamadık. Soruşturmanın gizliliğini de göz önüne alarak bir süre sonra bu ısrarımıza son verdik. Fakat şimdi kovuşturma başladı. Biz iddianameyi görüyoruz: Sayın Sinan AYGÜN le müvekkilim Birol BAŞARAN ın hukuki tartıya koyunca açıkçası niye müvekkilimin tutuklu sanık olduğunu niye Sinan AYGÜN ün tutuksuz sanık olduğunu anlayamıyoruz. Sinan AYGÜN ün 989. sayfadan başlayan ve 1036. sayfaya kadar süren 47 sayfalık iddianame tutanaklarının hukuki değerlendirmesi tarafımızca oldukça garip bulunmuştur. Müvekkilimin 6 tapesinin hukuki değerlendirme yazacağız diye çırpınan sayın savcılarımız nedense Sinan AYGÜN de hiçbir tape ve belge için hukuki değerlendirme yazmamış sadece evinde bulunan 2.5 milyon Euro dan bahsedilerek adeta pas geçirmiştir. Bu durumun iddianameyi değerlendirip, kabul eden siz sayın heyetinde gözünden kaçmadığına eminiz. Bizim asıl takıldığımız nokta, Sayın Sinan AYGÜN ün TCK 311, 312, 313 ve 314 ile suçlanması buna karşılık sayın heyetinizce tutuksuz sanık olarak yargılanmasına karar verilmesidir. Bu da müvekkilime yazdığınız, Suçun vasıf ve mahiyeti, Atılı suçların CMK nun 100/3. maddesinde belirtilen suçlardan olması ve Mevcut delil durumu gibi gerekçelere baktığımızda bizde Yargılamanın Adil Yapılmadığı duygusu uyandırmaktadır. Şöyle ki; 7
Sinan AYGÜN ün örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişilerle irtibatını gösteren listedeki kişi sayısı 28 dir. Müvekkilimin sadece 4 tür ki 2 si şüphelidir ve itirazımız vardır. Sinan AYGÜN, ATO başkanıdır. Gerek sosyal statüsü, gerekse irtibatta olduğu kişiler ve ekonomik durumu göz önüne alındığına, iddia edilen örgüte mensup olmak ve bir darbe hazırlığında bulunmak açısından müvekkilimden çok daha şüpheli bir konumdadır. Son olarak ta, 2003-2004 te söz konusu devrede birçok kuvvet komutanı ile ilişkide olan Sinan AYGÜN, hayatında hiç görevde bir subay tanımamış, Şener ERUYGUR u emekli olduktan sonra tanımış müvekkilime kıyasla çok daha şüpheli bir konumdadır. Biz ne saygıdeğer komutanlarımızın ne de Sayın Sinan AYGÜN ün böyle bir suç işlediğini düşünüyoruz. Çok büyük ihtimalle, yargılanma süreci sonunda aklanarak bu süreci salimen atlatacaklardır. Bunu diliyoruz. Ama süreç içinde, sadece tutukluluk nedenlerine baktığımızda, niye Birol BAŞARAN daha kuvvetli şüpheli ve tutuklu niye Sinan AYGÜN daha az şüpheli ve tutuksuz anlayamıyoruz. Sayın mahkemenizin bu değerlendirmeyi bir kere daha yapmasını, hukuki ve vicdanı olarak adil olmasını istiyoruz. Eğer böyle yaparsanız hem vicdanı olarak, kamu vicdanını rahatlatmış olacaksınız hem de yasalarımızın size verdiği yetkiyi doğru kullanmış olacaksınız. O zaman Anayasamızın 10. maddesinin yazdığı gibi Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerden ayırım gözetmeksizin KANUN ÖNÜNDE EŞİTTİR sözü daha çok hayata geçmiş olacaktır. O zaman TCK nun 3. maddesinin 2. fıkrası Ceza kanununun uygulanmasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal ve veya diğer fikir yâda düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, EKONOMİK ve diğer TOPLUMSAL KONUMLARI YÖNÜNDEN, ayırım yapılamaz ve hiçbir kimseye AYRICALIK TANINAMAZ daha bir anlam taşıyacaktır. Biz heyetinize ve onun sağduyusuna inanıyor ve güveniyoruz. İSTEM VE SONUÇ : Müvekkilim 10 aydır haksız ve suçsuz yere tutuklu bulunmaktadır. Çevresinde dürüstlüğü, iyiliği ve çalışkanlığı ile tanınan müvekkilim bunu hak etmemektedir. Biz sayın heyetinizin, isnat edilen suçlarla, mevcut delil durumuna bakarak, daha iyi bir orantı kuracağına, sanıklar arasındaki adaletsizlikleri gidereceğine ve müvekkilimin tutuksuz yargılanmasına karar vereceğine inanıyoruz. 8
Kovuşturma evresinin başlamasıyla suçsuzluğu daha net görünen müvekkilimin tahliye edilmesini istiyoruz. Sayın heyetinizin adil bir yargılama süreci götüreceğine, hukuki ve vicdani yanlışlıklar yapmayacağına yürekten inanıyoruz. Saygılarımla... Sanık Birol BAŞARAN Müdafii Av. Hüseyin ERSÖZ 9