Diyanet in Hadis Külliyatı ve Perde Arkası Bundan bir kaç ay önce ; Ali Eren Hoca Arifan dergisinde bir makalesinde ; 1994 senesinde yapılan skandal bir toplantıyı kaleme almıştı. Toplantıya katılanlar arasında bugünkü diyanet işleri başkanı Mehmet Görmez den tutunda ; Hayrettin Karaman ve Süleyman Ateş gibi reformist şahsiyetlerde yer almaktaydı. Toplantının konusu ise ; Dinde Islahat (yenileme,düzenleme) Yapılması idi. Toplantı aşağıdaki resimde göreceğiniz üzere 3 kısma ayrıldı ; Kur an,hadis ve Fıkıh.Yenilikler ve düzenlemeler bu üç kategoride yapılacaktı. Toplantıda bulunup ; şuan da Diyanet İşleri Başkanlığı yapan ve öğrenimini Hadis dalında yapan Prof.Dr Mehmet Görmez göreve geldiği günden beri dilinden düşürmediği Hadis projesini bizzat kendisi yönetmiş ve 400.000 hadis-i şerif ayıklanarak 20.000 hadis seçilmiştir. 1994 yılında yapılan bu toplantıya katılanların fikir yapıları ve toplantının konusu göz önüne alındığında,bu hadis ayıklama projesi nin başta Dinler Arası Diyalog olmak üzere Feminizm e de hizmet edeceği açık ve net.toplantıya katılan Ankara İlahiyat ın Profesörlerinden Salih Akdemir,söz konusu toplantıda söylediği şok sözler ile adeta toplantının tam bir skandal olduğunu açığa vurdu : Kur an da da hatalar ve imla bozukluğu var. Hatta ben kısmen tashihe/düzeltmeye başladım. Çok anlam düzelmeleri oluyor. Kur an da hata olduğunu söyleyecek kadar ileri giden bir zihniyete o toplantıda bulunan Ali Bulaç dışında hiç kimse karşı çıkmamıştır.hatta bugün diyanet işleri başkanı olan Mehmet Görmez bile. Tüm bu durumlar göz önüne alındığında bir çok şey aslında çözülmüş olacaktır. Mehmet Görmez in Durumu Prof.Dr.Mehmet Görmez in bugünkü durumunu anlamak için,yüksek lisansını tamamlamak için hazırladığı Musa Carullah Bigiyef, Hayatı, Fikirleri ve eserleri adlı tezini bilmek yeterli olacaktır.musa Carullah bigiyef ; reformist ve islamda yenilikçi bir niteliğe sahip,döneminin (osmanlı) devlet yetkililerince bir sapık olarak nitelendirilen ve kadın-erkek eşitliği ile kadının sosyal hayatta ön plana çıkması konularında ki islam a zıt fikirleri ile ün salmış biri.zaten Prof.Dr.Mehmet Görmez, göreve geldiği günden beri,gerek basına yaptığı açıklamalar,gerek verdiği ropörtajlar ve gerekse
sosyal paylaşım ağı twitter dan paylaştığı hadisler ile ; kadın-erkek konusunda Musa Carullah ile aynı fikirde olduğunu belli etmiştir.prof.dr Mehmet Görmez olaylara tek bir pencereden bakarak ; düşüncesine uygun hadisleri paylaşıp başka hadisleri gizleyerek maksadını belli etmiştir. Hiç kuşku yok ki ; yakında piyasaya çıkacak olan ve ayıklama hadislerden oluşacak olan bu külliyat ; Dinler Arası Diyalog ve Kafirleri Hoşgörme projesine uyan hadis-i şerifleri barındırdığı gibi,feminizm e de hizmet edecek. Ne Bedir Var Ne de Uhud! Diyanet in 400.000 hadis içerisinden ayıklayarak seçtiği 20.000 hadis-i şerif ; Dinler Arası Diyalog projesine hizmet edecek. Namaz kılan,oruç tutan,umre ye ve hacca giden fakat dost/düşman bilmeyip kafir ile müslüman kardeşini bir tutan bir İslam dünyası oluşturmanın adı olan Dinler Arası Diyalog a göre Rasulüllah ; Kimseyi hiç incitmeyen,kafirlere kafir demeyen,allah yolunda savaş yapmayan ve Allah için savaşmaya teşvik etmeyen,aksine ; hanımları ile gününü geçiren ve onlara ev işlerinde yardım eden,ömrünün tümünü evinin önüne pisleyen Yahudi nin pisliklerini hiç ses çıkarmadan temizleyen bir peygamberdir.evet ; Diyalog zihniyeti böyle bir peygambere inanıyor. Bedir i Kim yaptı? Uhud da kim savaştı? Hendek leri kim kazdı? Yahudileri kalelerinde sıkıştırıp hayvanlar diye kim hitap etti? Rasulüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) tabi ki de kalp incitmezdi.o bir peygamberdi.sabrı geniş,merhameti çok idi.hanımlarını sever ve onlara iyi davranırdı.fakat Allah Rasulü yeri geldiğinde hanımlarına da kızmış,yeri geldiğinde -çok sefer- Allah yolunda savaşmıştır.rasulüllah kafire kafir demesini bilmiştir.kafir devletlerin yöneticilerine İMAN EDİN fermanlarını göndererek Bu hal üzere ölür iseniz,allah ın nimetlerinden ebediyyen mahrum olacaksınız,derhal iman edin! mesajını vermiştir. Bugün var olan ve yakında piyasaya sürülecek olan ayıklanan hadisler de ne bedir i,ne uhud u ne de hendek i bulursunuz. Cihad Diye Bir Şey YOK! Türkiye de Son on yıl içinde o kadar çok şeyler yasaklandı ki bunları anlatmak bile güç.bunların arasında en enterasanı ise : CİHAD kelimesi.artık bir kimse oğlu na Cihat ismini koyamaz.çünkü bu kelime,ab normlarına ve Dinler Arası Diyalog projesine zıt olduğundan yasaklanmıştır. Nüfus müdürlüğüne giden ve oğluna cihat ismini vermek isteyen bir kişinin bu isteği reddedilmiş ve bu durum islamikoru.com yöneticilerine bildirilmiştir. Hal böyleyken ; bu hadis külliyatında Allah yolunda savaşıp,şehit olmak ve Allah a karşı gelip,onun ayetlerinive peygamberini kabul etmemiş kafirlere karşı düşmanlık beslemek ile alakalı hadisleri de bulamazsınız. Biz ; sizleri külliyat çıkmadan evvel uyarıyor,islam ı doğru kaynaklardan öğrenmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz.
www.islamikoru.com ÜSTÜN ZEKALILARIMIZIN İMSAKİYE TELAŞI! ÜSTÜN ZEKALILARIMIZIN İMSAKİYE TELAŞI! (FACEBOOK SAYFAMIZ) 25 Temmuz 2013, 18:16 Mevsimsel olarak, özellikle yaz aylarına denk gelen Ramazan ayında Dinde Reformcu güruhlar ve onların avaneleri tarafından piyasaya ısrarla sürülen İmsak vakitleri erken saatlere alındı,insanlar bıkkın ve bitkin hale geliyorlar,bizler Bakara suresindeki ayetten başka bir kaynağı esas almayız,imsakta beyaz iplikle siyah ipliği ayırt edemiyoruz,alime içtihada gerek yoktur gibi değişik varyasyonlarla naralar atanların ne demek istediklerini ne yapmaya çalıştıklarından kısaca bahsedeceğim! Bakara 187.ayeti ashabın okuduğu gibi okuyun diyenlere cevap vermeden önce bu senaryonun tarihi geçmişini ve kişilerini kısaca inceleyelim.mesela Tayyar Altıkulaç Birçok dönemde ismi bulunan Eski Diyanet Başkanı Dini diyaneti bozma çabaları 30 yıl önceden başlamış bile.muhtelif takvimlerde ve imsakiyelerde namaz vakitlerinde herhangi bir değişiklik olmazken, imsak vakitlerindeki farklılık, Diyanet in 30 yıl önce aldığı karardan kaynaklanıyor. 1983 yılına kadar imsak vaktini, sabah ezanından 15 dakika önce olarak kabul eden Diyanet İşleri Başkanlığı, o yıl kurumun başındaki Tayyar Altıkulaç zamanında sebebi anlaşılamayan bir uygulama ile imsak vaktini 15 dakika daha uzatarak sabah ezanına kadar çekti. Yüzlerce yıldır hiç değişmeden uygulanan imsak vakti bir anda 15 dakika uzayınca tartışmalar da beraberinde geldi. İslam dinine göre, gecenin bitimi ve yiyip içmenin yasak olduğu vaktin başlaması anlamına gelen imsak vaktinde, sadece yeme içme değil, orucu bozan diğer fiillerin de sonlandırılması gerekiyor. 1983 yılına kadar ülkemizdeki bütün takvimlerdeki imsak vakti aynı iken bu tarihten sonraki Diyanet İşleri Başkanlığı takvimlerinde ibadet vaktinin emniyetini sağlamak için konulan temkin sonlandırıldı. Diyanetin bu uygulaması Türkiye Takvimi ve diğer bazı takvimler tarafından benimsenmedi.diyanet İşleri Başkanlığı bir taraftan imsak vaktini 15 dakika uzatırken, bir taraftan da müftülüklere gönderdiği 30 Mart 1988 tarihli ve 234-497 sayılı genelgede, 1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunduğunu ve 1983 öncesindeki uygulamanın yanlış olmadığını ifade ediyor. Yani Türkiye
Takvimi nin doğru olduğunu aslında Diyanet de onaylıyor.bu aklı anlayabilmek güçtür.1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan Türkiye Takvimi ve bu takvime dayanılarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri temkinli yani güvenilir zaman dilimlerini içeriyor. Bu konuda uzmanlaşmış kişiler tarafından çok hassas bir şekilde hazırlanan Türkiye Takvimi, ibadet saatlerinde kabul olmama riskini de ortadan kaldırıyor. İslam alimlerinin büyük çoğunluğuna göre bir ibadetin vaktinden önce yapılması ile sonra yapılması birbirinden çok farklıdır. Vaktinden önce kılınan bir namazın sahih olmadığı veya akşam ezanından bir dakika önce açılan orucun bozulduğu bilinmektedir. Oysa ki bu ibadetleri ezan saatlerinden birkaç dakika sonra yapmakta ise bir sakınca yoktur. İmsak vakitleri yaklaşık olarak 10 ile 15 dakika arasında geciktirilen yeni takvimlere ise göre oruç tehlikeye sokuluyor.(iha) Buradan yola çıkarak şunu anlıyorum ki;zamanımızda olduğu gibi yıllar öncesinde de Diyanet in içinde bir takım olaylar oluyor,diyanet şu anda olduğu gibi o zamanda da kendi yetiştirdiği hocalardan(!) ihanete uğratılıyor.tam anlamıyla zaafları piyasaya sürülerek,kullandırılıyor. Peki kim bu Altıkulaç? Zamanımızın modası olan Dinde Reform Yeteneğine(!) sahip olan aynı zamanda Darbeci zihniyetle-kenan Evren ve avanesiyle iyi geçinebilen ama Erbakan Hoca ile bir türlü uyum sağlayamayan biridir.tayyar Altıkulaç Diyanet teki yerini alınca İslâm-Hıristiyan Diyaloğu nu telaffuz etti. Yetmişli yıllarda, Vatikan a temsilci bile gönderdiler!süleyman Ateş oraya oturunca Yahudi yi de bu diyaloğa sokmak istedi. İlk itiraz ise Roger Garudy den geldi!..(allah Ondan razı olsun).bu da az gelmişti ki Fetullah Gülen Hoca bütün dinleri teklif ve bunda ısrar etti Ne acayip bir silsile değil mi?!diyalog meselesine geçmeden devam edelim.msp nin yayın organı durumunda olan Millî Gazete de, 10.9.1977 tarihli nüshasında «Yüksek İslâm Enstitülerinde Mezhepsizlik cereyanı infiale yol açtı.» başlığı altında mezhepsizlik anlatılmaktadır. Mezhepsizlik cereyanının Tayyar Altıkulaç tarafından destek gördüğü de yazıda belirtilmektedir. Hayreddin Karaman ın hatıratı, 1971 de asistan olarak beş yıl kalacağı İzmir Yüksek İslam Enstitüsü ne atanma serüveni ile devam eder. İstanbul a gelmek istese de mevzuatta boşluk bulanamaz. Bu konuda kendilerine yardımcı olan Din Eğitimi Genel Müdürü, Karaman a yazdığı mektupta Bekir Topaloğlu ve Tayyar Altıkulaç ı İstanbul a tayin ettiğini belirtir. Yine bu yıllarda Ankara İlahiyat Fakültesi nden mezun olan ve Diyanet in önemli mevkilerinde görev alan bazı kişilerle temaslar sürer ve Hizmet Nesli ve Hareketi ne katılmaları hususunda mutabakata varırlar. Böylece İmam Hatip Okulları ve Din Eğitimi konularında ortak çalışmalar yapma kararı alırlar. (II/92 94) Daha sonra da Tayyar Altıkulaç 1971 76 yıllarında Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı na, Saim Yeprem de Neşriyat Müdürlüğü ne tayin edilirler. (II/147) Karaman, İslam enstitülerini, kaliteyi artırmak için akademiye veya ilahiyata dönüştürme konusundaki niyetlerinin veya aralarındaki dayanışmanın yeminli bir grup -veya Yeminliler - olarak değerlendirildiğini belirtir. (H.KARAMANIN HATIRALARINDAN.III/9) Ahmed Davutoğlu, Hüseyin Hilmi Işık, Sadreddin Yüksel, Necip Fazıl Kısakürek, Enver Baytan gibi kendilerini Ehl-i Sünnet müdafii kabul eden isimler mezhepsiz, naylon müçtehit, din tahripçisi klişeleriyle ithamlarını yoğunlaştırmışlardır. Dönemin Ufuk, Sebil, Büyük Gazete, Sabah, Yeni Devir, Rapor, Fikir gibi dergi ve
gazetelerinde de bu ithamlar tekrarlanmıştır.tayyar Altıkulaç böyle şaibeli biriyse varın gerisini siz düşünün! Bunların o dönemden bu döneme kadar sadece daha kapsamlı inkarlar yapılmasından başka bir şey değişmemiştir!peki bu orucun uzun tutulduğu iddiaları kime ait?bu iddiaların asıl kaynağında ise gazeteci Can Dündar ile Yaşar Nuri nin hocası Hüseyin Atay çıktı.milliyet, Hürriyet, Vatan, Yurt, Sözcü gibi gazetelerde İhsan Eliaçık, Prof. Abdülaziz Bayındır, Prof. Dr. Beyza Bilgin gibi ilahiyatçılar tarafından hazırlanan sözde Ramazan Sayfaları nda geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da orucun uzun tutulduğu, ezanın erken veya geç okunduğu gibi iddialar ön plana çıkarıldı.prof. Bayındır geçtiğimiz Ramazan ayında da aynı iddiayı gündeme getirerek, insanların ilk günden kafasını karıştırmıştı. Peki bu iddianın kaynağı neydi, nereden çıkarıyorlardı bunu? Diyanet İşleri Başkanlığı nın fazla oruç tutturduğu ve sabah namazlarının tehlikeye girdiği şeklindeki tartışmaların, 30 yıl önceki Temmuz ayına rastgelen Ramazan ayında da yapıldığı ortaya çıktı. Araştırmacı Yazar Mustafa Yakutcan, benzer tartışmanın 30 yıl önce de yapıldığını gazete kupürleriyle ortaya koydu.hürriyet gazetesinde 9 ve 22 Temmuz 1983 tarihli sayılarında yayınlanan haberlerde, İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Hüseyin Atay ın Diyanet in fazla oruç tutturduğu iddiaları gündeme getiriliyor.haberin altında Can Dündar ın imzasının olması dikkat çekerken, Atay da, Yaşar Nuri Öztürk ün sol yayın organı Yurt taki köşesinde İslam dünyasının dahi ilahiyatçısı diye bahsettiği bir isim. Aykırı görüşleri ile bilinen Atay, kadınların başları açık namaz kılabileceklerini savunuyor.ne kadar da ilginç bilgiler değil mi?!bu tarihi gazete kupürlerini bizlerle paylaşan Araştırmacı Yazar Mustafa Yakutcan, bu tür haber ve tartışmaların özellikle uzun ve sıcak yaz günlerdeki Ramazan oruçlarında yapıldığını, kısa ve serin kış aylarına rastgelen Ramazan aylarında böyle bir tartışmanın yaşanmadığını söylüyor. Yakutcan oruç ve namaz vakitleri ile ilgili inananların akıllarına şüphe doğurmanın doğru olmadığını vurgulayarak, sabah namazının fıkıhen biraz tehirle geç kılınmasının uygun olduğu ve Finlandiya daki müslümanların iftar ve sahur saatlerini en yakın müslüman ülke olan Türkiye ye göre yaptıklarını hatırlattı.bana en yakın teori olarak bu geliyor.çünkü 30 yıl içerisinde hiç dile getirme ama 30 yıl sonra Ramazan yaz ayına denk gelsin,aa bir bakıyorsun bu iddialar ortaya atılıyor?!yakutcan ayrıca Orucun uzun tutulduğu ezanın erken veya geç okunduğu iddialarının belli kimseler tarafından hep aynı mevsimde gündeme getirilmesi, aklıma, eski kavimlerin sıcak yaz günlerine rast gelen orucu kısa ve serin günlere erteleyerek, Allah ın emirlerini keyiflerine göre değiştirmeleri hususunu getirdi dedi.bu prof.lardaki akılcılık değil çakallıktır! Ayrıca PROF. ATAY IN diğer konulara AYKIRI YORUMLARI: Orucun fazla tutulduğu iddiasını ilk ortaya atan isim olan Prof. Dr. Hüseyin Atay, Dinde Reform kitabında aykırı görüşler ileri sürüyor: Kadının da boşanma hakkı vardır, mahkeme iledir. Kuranda kadını dövme yoktur. Kuranda miraç olayı yoktur. Kuranda kadere iman yoktur. Kuranda erkek kadından daha
erdemli değildir. Kuranda şefaat yoktur. Kuranda kadınların çalıştıkları kendilerinindir. Kuranda boşanmanın tek nedeni geçimsizliktir. Kuranda idare sistemi şûradır. Farz namazların kazası yok, tövbesi vardır. Kadınların başı açık, Kuran okumaları, namaz kılmaları caizdir. Başı örtmek, namazla ilgili değildir Kadınlar eğe kemiğinden yaratılmamışlardır. Kuranda eşcinselliğin hükmü bulunmamaktadır. Gusülde ağza, burna su vermek gerekmez. Oruçta kefaret yoktur. Kuranda İslam ve iman ayrıdır. Tövbe kefaretten daha büyük cezadır. İslamın din bilgisi kaynağı akıl ve Kurandır. (Bilginiz olsun diye ) Şimdi sizlere bir de Diyaneti in bu konudaki yazısını okutayım.açıklamada şöyle denildi: İmsak vaktinin hesapla belirlenmesi yeni bir hadise değildir. Namaz vakitlerinin hesaplarla belirlenmeye başladığı hicri üçüncü asırdan itibaren imsak vakitleri de hesapla belirlenmektedir. Müslüman astronomi alimleri geçmişten günümüze imsak vakitlerinin hesaplanmasında genellikle bugün Diyanet İşleri Başkanlığının imsakin hesaplanmasında esas aldığı kriterleri benimseyerek Fecri sadık ı tespit edegelmişlerdir. Geçmiş İslam alimlerinin büyük çoğunluğu, imsakin hesaplanmasında Diyanet İşleri Başkanlığının esas aldığı 18º yi benimseyerek fecri sadık ı hesaplamışlardır. Bazıları ise daha ihtiyatlı davranmak üzere 19º yi esas almışlardır. 1949 yılında Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki nin talimatıyla Kandilli Rasathanesinin kurucusu Prof. Fatin Gökmen başkanlığında Kamil Miras, İstanbul Müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen, Eyyüp Müftüsü İsmail Habib Erzen ve Muvaakıt Yusuf Ziya Gökçe den oluşan komisyon da imsakin belirlenmesi için 19º yi esas almıştır. Ancak Başkanlığımız, 1982 yılında imsak vaktinden temkini kaldırdığı sırada İslamın kolaylaştırma ilkesi doğrultusunda 19º yerine bilimsel bir kriter olan 18º yi benimsemiştir. - En ihtiyatlı görüş tercih edildi İslam dünyasının neredeyse tamamına yakınının imsak vaktinin hesaplanmasında Diyanet işleri Başkanlığının imsakin belirlenmesinde esas aldığı ölçüyü benimsediği vurgulanan açaklamada, bu itibarla geçmişteki İslam astronomlarının bu meseleyi anlamadığı, İslam dünyasındaki onlarca İslami Astronomi cemiyetinin bu işi bilmediği, şimdilerde birilerinin bu işi doğru anlamaya başladığı gibi bir sonuca götürecek yaklaşımlarla milletimizin zihninde tereddütler uyandırmaya çalışılmasının isabetli olmadığı belirtildi. Diyanet İşleri Başkanlığı nın, orucun başlangıç vakti konusunda fıkıh kitaplarında yer alan farklı görüşleri bildiği dile getirilen açıklamada şu görüşlere yer verildi:
Ancak Başkanlık, sorumluluk sahibi bir kurum olarak fetvaya esas olan en ihtiyatlı görüşü tercih ederek imsak vakitlerini hesaplamaktadır. Başkanlığın bu tercihi, vaktin ilk sınırını tespit esasına dayanmaktadır. Bunu da bilimsel bir kriteri esas alarak gerçekleştirmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı, imsakin belirlenmesinde bilimsel bir kriter olarak astronomik tanın başlangıcı olan 18º yi esas almaktadır. Böyle bilimsel bir kriter ölçü alınmadığı takdirde toplum içinde birliğin sağlanması asla mümkün değildir. Bu hususta bugün şikâyet edilen tablo gibi manzaralar ortaya çıkar. Nitekim günümüzdeki uygulamalarda kimi takvimler imsak vaktini Diyanet takviminden yaklaşık 20 dakika önce başlatırken kimileri Diyanet takviminden bir saatten daha fazla bir süre sonra başlatmaktadır. Başkanlığımız ibadet vakitlerine ilişkin olarak dile getirilen her türlü görüş ve düşünceyi ciddiyetle takip etmenin bir gereği olarak imsak ve yatsı vakitlerinin bilimsel gözlem yöntemleriyle belirlenmesi için Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü ile ortak bir gözlem projesi yürütmektedir. Şu ana kadarki gözlemler Ankara Bâlâ ilçesindeki bin 500 rakımlı Beynam ormanları, Bolu nun Gerede İlçesindeki bin 900 rakımlı Arkut Dağı ile Türkiye nin güneyinde ve deniz seviyesindeki Mersin in Anamur ilçesinde yürütülmüştür. Gözlem çalışmalarının insan gözüne endeksli aletlerle yapılan kısmında sonuca ulaşılmıştır. Buna göre; Başkanlık takvimlerinde hesaplanan imsak vakitleri ile fecirde ortalama tan beyazlığının başlama vakti arasında ise -0.8 +- 3.5 dakika fark görülmüştür. Bu sonuç, güneşin 17.8 derece ufka yaklaştığı zamana denk gelmektedir. Başkanlık takvimlerinde yatsı vakti için güneşin 17º ufkun altına inişinin, imsak vakti için ise güneşin ufka 18º yaklaşması ölçüsünün esas kabul edildiği dikkate alındığında insan gözüne endeksli aletsel
rasatlarla yapılan gözlem sonuçlarının Başkanlık takviminde verilen imsak vakti ile örtüştüğü görülmüş ve bu sonuçlar Ramazandan önce Diyanet işleri Başkanımız tarafından halkımızla ve basınımızla paylaşılmıştır. Gerek aletsel gözlemlerle ve gerek çıplak gözle yapılan rasatlarla ulaşılan sonuçlarda şu ana kadar, günümüzde seslendirilmeye başlayan ve imsakin güneşin 10º ufka yaklaşmasından daha az bir zamana tekabül eden bir vakitte başlatılması yolundaki görüşü destekleyen en ufak bir bulguya rastlanmamıştır. Zaten söz konusu iddia sahiplerinin dile getirdiği görüşleri İslam tarihi boyunca kabul eden hiçbir ciddi ilim insanı olmadığı gibi günümüz İslam dünyasında bu alanda söz sahibi olan hiçbir ilim insanı ve astronom da benimsememektedir. Bu da Türkiye Takvimi nden açıklama:bugün ülkemizde, iki çeşit takvim ve imsakiye yayınlanmaktadır. Bir kısmı, yüz elli senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hâsıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983 ten sonra, imsak vaktini uzatan takvimlerdir. 1983 yılından önce bütün takvimler aynıydı; fakat 1983 ten itibaren, Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı nın 30 Mart 1988 tarih ve 234 497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir: (1983 öncesi takvimle yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.) Türkiye Takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanet in tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimlerle bu takvimlere dayanılarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri yanlış değil, sadece temkinlidir. Yani Türkiye Takvimi nin yanlış olmadığını Diyanet de bildirmiştir; çünkü ecdadımız takvimin başlangıcından beri, bu vakitleri esas almış, Diyanet de daha önce uzun yıllar, Türkiye Takvimi ndeki vakitleri uygulamıştır. Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah edelim: Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir. Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hali düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Türkiye Gazetesi Takvimi, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmıştır. Bu hususta takvimimizde her ay, (Mühim Tenbih) başlığı
altında ikaz yapılmaktadır. Mevcut takvimler içinde, Türkiye Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan Ramazan imsakiyeleri temkinli olup, en uygun olanıdır. Benim tam olarak demek istediğim;diyanetin açıklaması imsakın çok erken saatlere alındığı iddiasına cevaptır. Türkiye Takvimi nin açıklaması da Diyanet in kaldırmış olduğu temkin vakitlerinin doğruluğudur.keza bunu Diyanet bile kabul etmektedir!ben imsak vakitlerinin erkene alınması tartışmaların da Diyanete hak vermekteyim ama temkin vakitlerinin kaldırılması noktasında da Türkiye Takvimi ne güvenmekteyim.ibadetlerimi sağlama almak amacıyla Evet, dönelim Bakara 187.ayeti ashabın okuduğu gibi okuyun diyenlere cevap vermeye Her ne kadar buraya kadar olan yazımızda cevap az çok verilmişse de şunları da eklemekte fayda vardır:acaba Sahabe efendilerimiz böyle şağşağlı şehirlerde yaldızlı yaldızlı göğe kadar ulaşabilen ışıkların olduğu bir yerde gerçekten de havaya bakıpta güneşin parıltılarını mı arardı yoksa gelişmiş teknolojileri mi esas alırlardı? Akıl akıl diye kafayı yiyenler bu noktada akılları mı duruyor da bunu hesap edemiyorlar?! Bir de ayeti esas almaya çalışan bazı mealci beyinlerini kiraya verenler var.onlara şu hadisi aktarıyorum: Adiy b. Hâtim (ö. 60/680 den sonra) (r.a.) dan şöyle dediği nakledilmiştir: Yukarıdaki ayet inince, bir siyah, diğeri beyaz iki tane ip alıp, bunları yastığımın altına koydum. Sahurda bunlara bakıyor, birbirinden ayırdedilecek kadar tan yeri ağarınca yemeği içmeyi bırakıyordum. Sabah olunca, Resulullah (s.a.s) a gidip yaptığım şeyi ona haber verdim. O, şöyle buyurdu: Senin yastığın ne kadar da büyükmüş! Ayette kastedilen, gündüzün beyazlığı ve gecenin siyahlığıdır. Bunları bir yastığın altına nasıl sığdırırsın! (Buhârî, Savm, 16). Şimdi bu rivayete rağmen hemde bu metropol-cafcaflı şehirde siyah-beyaz iplik ayrıştırması yapan-yapmaya çalışanlara ne denir siz söyleyin!koca koca binaların arkasında ufku görmeye çalışanlarda cabası Düz arazide güneş arıyorlar sanki!bu ihtarlara rağmen hala cahilliklerinde inat edenleri sadece Allah a havale ediyorum! Kısaca diyeceklerim bunlardı elbette, beğenenler paylaşabilirsiniz Allah hepinizden razı olsun. SELAM VE DUA İLE. Editörün Yazısı: AHMET ŞİT
(SÖZÜN EDİTÖRÜ: BU DÜNYAYA BİR KEZ GELİYORSUNUZ,İNANÇLIYSANIZ EĞER DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRT EDEBİLİYORSUNUZ DEMEKTİR)