AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR Başvuru No. 26065/06 HALİL CEYLAN / TÜRKİYE Başkan, András Sajó, Yargıçlar, Işıl Karakaş, Helen Keller, Paul Lemmens, Egidijus Kūris, Robert Spano, Jon Fridrik Kjølbro ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith in katılımıyla 17 Mart 2015 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 14 Haziran 2006 tarihinde yapılan başvuruyu, davalı Hükümetin sunduğu görüşler ve başvuranın Hükümete cevaben sunduğu T.C. Adalet Bakanlığı, 2015. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
görüşleri dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir: OLAYLAR 1. Başvuran Halil Ceylan, Türk vatandaşı olup, 1947 yılında doğmuştur ve Ankara da ikamet etmektedir. Başvuran, 14 Haziran 2006 tarihinde Mahkeme ye başvurmuştur. Başvuran Ankara Barosu na bağlı Avukat B. Yavuz tarafından temsil edilmiştir. 2. Türk Hükümeti ( Hükümet ) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir. A. Davanın Koşulları 3. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir. 4. Başvuran 21 Aralık 1977 tarihinde, E.G. İsimli üçüncü kişiden Ankara da bulunan müşterek mülkiyete tabi arazinin 1410/41200 lığına tekabül eden hisse satın almıştır. Tapu sicili kayıtlarına göre, 495 no.lu parsel altında kaydedilen taşınmaz toplamda 41200 m 2 yüzölçümündeydi. Başvuranın hisseleri o dönemde 1410 m 2 lik alana tekabül etmekteydi. 5. Kadastro Müdürlüğü, 5 Mayıs 1998 tarihinde, kadastro çalışmaları sırasında, 495 no.lu parselin de içinde yer aldığı birçok taşınmazla ilgili planların tersimatında 1952 yılında meydana gelen hata konusunda başvuranı bilgilendirmiştir. Söz konusu taşınmazın 41200 m 2 değil 4102 m 2 olduğu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla kayıtlar düzeltilmiş ve başvuranın hissesi de böylece 143 m 2' ye tekabül etmiştir. Öte yandan ilgiliye, tapu kaydında yapılan düzeltemeye karşı itiraz etmek isterse, Gölbaşı Sulh Hukuk Mahkemesine başvurması için bir ay süresinin olduğu bildirilmiştir. 6. Başvuran, yapılan düzeltmenin gerçekten de idarenin açıkladığı gibi 1952 yılında meydana gelen ölçü veya tersimat hatasıyla ilgili olduğunu düşünmesi nedeniyle bu düzeltmeye karşı itiraz etmemiştir. 7. Ancak başvuran 3 Mayıs 2000 tarihinde, eski Medeni Kanunun 917. maddesine dayanarak Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tapu
sicilinin tutulmasından doğan zararının tazmini için Devletin sorumluluğuna ilişkin bir talepte bulunmuştur. 8. Bununla birlikte başvuran gayrimenkul satışı konusundaki güvenceleri düzenleyen Borçlar Kanunu nun 215. maddesine dayanarak E.G. isimli satıcıdan da davacı olmuştur. Daha sonra bu davadan vazgeçmiştir. 9. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay (Hukuk Genel Kurulu, 26 Kasım 1980, E. 978/2-624 - K. 1980/2478) içtihadı uyarınca, 22 Eylül 2004 tarihli kararı ile başvuranın davasını reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi yeni Medeni Kanunun 1007. maddesinin (eski MK nin 917. maddesi) sadece tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlara ilişkin olduğunu belirtmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, kadastro çalışmaları kapsamında yapılan ölçümlerin ve kanunda sunulan başvuru yollarının kullanımı ile düzeltilebilecek kadastro çalışmalarının, tapu sicilinin tutulması kavramı kapsamına girmediğinin altını çizmiştir. 10. Bu karar, başvuranın başvurusunu 28 Kasın 2005 tarihinde reddeden Yargıtay tarafından onamıştır. Yüksek Mahkeme nin kararı 23 Aralık 2005 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. 11. Söz konusu davalara paralel olarak, tapu kaydının değiştirilmesinden etkilenen parsellerin sahiplerinden bazıları, başvuranın müşterek mülkiyet paydaşlarından ikisi olan, Z.Ö. ve Z.Y. Gölbaşı Sulh Hukuk Mahkemesi önünde söz konusu değişikliğe itiraz etmişlerdir. 12. Gölbaşı Sulh Hukuk Mahkemesi 3 Haziran 2004 tarihli bir kararla Z.Ö. ve Z.Y. nin başvurularını kabul etmiş ve 495 no.lu parselle ilgili tapu kaydında yapılan değişikliği reddetmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi, söz konusu durumun tapu kaydındaki yüzölçümü miktarının düzeltilmesi gibi basit bir düzeltme olmadığını ancak taşınmazın sınırlarının ve geometrik şeklinin düzeltilmesi sonucu mülkiyet değişikliğine neden olan bir düzeltme olduğunu tespit etmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi kadastro hizmetlerinin yasayı göz ardı ederek böyle bir değişikliğe girişemeyeceğini belirtmiştir. Nitekim Sulh Hukuk Mahkemesi, daha önce 14. Hukuk Dairesinin 14 Kasım 2002 tarihli kararında benzer bir görüşün Yargıtay tarafından benimsendiğinin altını çizmiştir. (E. 2002/8027 K. 2002/7696).
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması 1. Tapu sicilinin Tutulmasında Devletin Sorumluluğu 13. Eski Medeni Kanunun 917. maddesinin yerini alan yeni Medeni Kanunun 1007. maddesine göre tapu sicillerinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğu ilkesi yer almaktadır. 14. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26 Kasım 1980 tarihli kararının ardından düzenlenen anılan içtihada göre, Medeni Kanun da öngörülen sorumluluk, tazmin edilmesi istenen zarar ve tapu sicilinin tutulması arasında bir nedensellik bağının olmasını gerektirir. Kadastro çalışmalarına ilişkin ve özel hukuk yollarının tüketilmesiyle düzeltme veya itiraz konusu olabilecek işlemler, tapu kaydının tutulmasıyla ilgili değildir. 2. Taşınmaz konusunda satıcının güvencesi 15. Olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan Borçlar Kanunu nun 215. maddesine göre; Aksine sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz, satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle yükümlüdür. Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme dayanılarak tapu siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı, özellikle üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü değildir. ŞİKÂYETLER Başvuran öz olarak, mal ve mülke saygı gösterme hakkına müdahale edilmesi nedeniyle mağdur edildiğini iddia etmektedir. Ayrıca adil yargılanma hakkına saygı gösterilmediğini ileri sürmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME 16. Başvuran, Sözleşme nin 6. maddesini ileri sürerek, tapu sicilinde devlet kurumları tarafından yapılan hata nedeniyle, uğradığını düşündüğü zararın tazmin edilmemesinden şikâyet etmektedir. Başvuran söz konusu hatanın, aynı tapu kaydına dayanarak hisseler satın aldığı taşınmazın
yüzölçümüyle ilgili olduğunu açıklamıştır. Başvuran, somut davada karar veren mahkemelerden, kararlarını yeterli biçimde gerekçelendirmedikleri ve mantıksız ve haksız olarak nitelendirdiği bir tutum sergilemeleri nedeniyle şikâyetçi olmaktadır. 17. Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia etmektedir. Hükümet, başvuranın müşterek mülkiyet paydaşları gibi itiraz başvurusu yapması gerektiği kanaatindedir. Öte yandan Hükümet, başvuranın satıcıyı dava etme yetkisinin de olduğunu belirtmiştir. 18. Hükümet ayrıca, Yargıtay ın somut davaya ilişkin açıkladığı karar tarihinden itibaren başlayan altı aylık süre kuralına riayet edilmediği hakkında bir itiraz ileri sürmektedir. 19. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın mal varlığında azalma meydana geldiği iddiasında bulunduğunu kaydetmektedir. Mahkeme ilgilinin, müşterek mülkiyet konusu taşınmazın 1410 m 2 sine (satın alınan taşınmazın satın alındığı sırada tapu sicilinde belirtilen yüzölçümü) tekabül eden hisse satın aldığını ancak artık sadece 143 m 2 sine (tapu sicilinde yapılan düzeltmenin ardından) tekabül eden hissesini elinde bulundurduğunu iddia ettiğini kaydetmektedir. 20. Başvuran Sözleşme ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesini ileri sürmemesine rağmen, şikâyetlerin dile getiriliş şeklini dikkate alan Mahkeme, bu şikâyetlerin sadece söz konusu hüküm kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Nitekim başvuran öz olarak, mülkiyet hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir. 21. Mahkeme, Sözleşme nin 35. maddesinin 1. paragrafının amacının Sözleşmeci Devletlere aleyhlerindeki ihlal iddialarının Sözleşme Organlarına sunulmadan önce düzeltmek ya da önlemek için bir fırsat vermek olduğunu hatırlatmaktadır. Böylece, Mahkeme nin önüne getirilmesi düşünülen şikâyet, önce, en azından esas yönüyle iç hukukta öngörülen şekil ve sürede uygun ulusal mahkemeler önünde dile getirilmelidir. (Paksas/Litvanya [BD], No. 34932/04, 75, AİHM 2011 (Özetler)).
22. Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmesi zorunluluğu kuralının, başvuran kişilere iddia ettikleri ihlallerin düzeltilmesini sağlamaları için mevcut ve yeterli başvuru yollarından olağan şekilde yararlanmasını dayattığını hatırlatmaktadır. Söz konusu hukuk yollarının varlığı teoride olduğu kadar uygulamada da yeterince kesin olmalıdır aksi takdirde, mecburi erişilebilirlik ve etkinlikten yoksun olacaktır. Bir başvuru yolunun etkili olarak kabul edilmesi için şikâyet edilen duruma doğrudan çözüm üretmesi ve makul başarı beklentileri sunabilmesi gerekir. (Mocanu ve diğerleri Romanya [BD], No. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, 222, AİHM 2014 (Özetler)). 23. Başvuranın etkili ve mevcut bir başvuru yolu kullanmadığını kanıtlama görevi, iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunan Hükümete düşmektedir (McFarlane/İrlanda [BD], No. 31333/06, 107, 10 Eylül 2010). Söz konusu nitelikteki bir başvuru yolunun erişilebilirliği hukuken ve uygulamada yeterli ölçüde kesin olmalıdır (bk. Wasserman/Rusya (No. 2), No. 21071/05, 54, 10 Nisan 2008). Dolayısıyla hukuk yolunun iç hukuktaki hukuki temeli açık olmalıdır. (bk. Scavuzzo- Hager ve diğerleri/isviçre (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 41773/98, 30 Kasım 2004). Mevcut olduğu ve kapsamı ve uygulama açısından gelişmekte olduğu söylenen bir hukuk yolu, açıkça düzenlenmiş ve içtihatlarla veya uygulamayla teyit edilmiş ya da tamamlanmış olmalıdır (bk. Mikolajová/Slovakya, No. 4479/03, 34, 18 Ocak 2011). 24. Başvuran, etkili olabilecek birden fazla hukuk yoluna sahipse, bunlardan sadece bir tanesini kullanması gereklidir (Aquilina Malta [BD], No. 25642/94, 39, AİHM 1999-III). Nitekim bir hukuk yolu tüketilmiş ise, aynı amacı taşıyan bir diğer hukuk yolunu tüketmek gerekli değildir. (Kozacıoğlu/Türkiye [BD], No. 2334/03, 40 ve ardından gelen paragraflar, 19 Şubat 2009). 25. Mahkeme, somut davada başvuranın, Devlete tazminat ödettirme amacı taşıyan Medeni Kanun un 977. maddesinin sunduğu hukuk yolunu kullandığını dikkate almıştır.
26. Fakat Yargıtay içtihadı dikkate alındığında, başvuranın durumunda da olduğu gibi, zarar kadastro değişikliğinden kaynaklandığında, söz konusu hukuk yolunun hiçbir faydası olmadığı kabul edilmiştir. Ayrıca söz konusu aynı içtihattaki benzer durumla ilişkilendirilen başvurunun, kadastro tespitine itiraz davası olduğuna karar verilmiştir ( 14. paragraf). 27. Söz konusu davanın uygulamadaki etkinliği konusunda Mahkeme herhangi bir şüphe olmadığı kanaatindedir. Nitekim Hükümet tarafından Yargıtay ın bu konuda izlediği yaklaşıma uygun olarak, söz konusu davaya ilişkin olarak sunulan örneklerde başvuru yapılan mahkeme, başvuranın müşterek mülkiyet paydaşlarının yaptığı başvurulardan farklı olmayan davacıların başvurularını kabul etmiştir (12. paragraf). 28. Diğer bir ifadeyle, başvuran uygun olmayan bir hukuk yolunu tüketmiş ve uygun olanı ise kullanmayı göz ardı etmiştir. 29. Bu koşullarda, başvuranın şikâyetleri iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına riayet edilmesi bakımından örtüşmemektedir. 30. Öte yandan, taraflar bu konuda görüş belirtmemelerine rağmen Mahkeme, 3 Haziran 2004 tarihinde verilen karar ile söz konusu parsel üzerinde hisseleri olan ilgilinin bundan böyle mağdur sıfatından yararlanmasını zorlaştıracak şekilde 495 No.lu parselle ilgili tapu kaydında yapılan düzeltmeyi iptal ettiğini tespit etmiştir. 31. Sonuç olarak Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini Sözleşme nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddetmiştir. Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle, Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; 9 Nisan 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. Stanley Naismith Yazı işleri Müdürü András Sajó Başkan