Sonsuza Kadar Beraber Sonsuza Kadar Ayrı Bazı insanlar vardır hayatınızda, onlar ile birlikteyken öyle bir hisse kapılırsınız ki... Bazen bir bütün gibi hissedersiniz, bazen ağaçtaki kuş, denizdeki balık kadar uzak. Balık olduğunuzu düşünün, tek yapmak istediğiniz ağaçtaki o kuşa ulaşmak. Karaya atarsınız kendinizi, nefessiz kalır, dalgalar sizi sürüklemeden dönemezsiniz geri evinize. Bağırırsınız ağaçtaki o kuşa, duyulmaz sesiniz. Suyun altında, uzaktan, kuşun o muhteşem kanat çırpışını seyredersiniz. Kuş farkında bile değildir balığın varlığından. Fark etse bile ne değişebilirdi ki? Aynı havayı bile solumayan bu iki canlı, dünyalar çakışsa bile bir araya gelemez ki. Elbet biri zarar görecek. Sonra düşünürsünüz, balık neden yıpratır kendini kuşa ulaşabilmek için? Bir duyguyu hatırlarsınız, hareketlenir içinizde. Anlarsınız
ki balık aşık olmuştur gökteki kuşa. Farkında bile değildi kuş balığın pullarından. Olur da bir gün, kuş susuzluğunu gidermek için inerse ağacından, gelirse suyun kenarına, o zaman görebilir mi denizin içindeki o güzel balığı? Pullarının parlaklığı kamaştırır mı gözlerini? Bilebilir mi ki; balık her şeye rağmen, nefessiz kalacağını bile bile kendini kuşa fark ettirmek için vuracak karaya. Kuş susuzluğunu giderirken, balık ciğerlerinin yanma pahasına gider kuşun yanına. Sırf o gizemli ötüşünü duyabilmek, o büyülü tüylerini daha yakından görebilmek için. Vuracaktır balık kendini karaya, ama kuş, bütün bunlardan habersiz devam edecektir yaşantısına. Olur da balığın çektiği acıyı fark ederse, usulca iter kanatlarıyla suyun içine, ait olduğunu düşündüğü yere. Yönelir ağacın en tepesine, usulca bırakır gölgesini suyun yüzeyinde. Gölgesi bile yeterlidir balık için. Yeterliden çok daha fazlasıdır hatta, bir hediyedir bu gölge. Her gün bıkmadan izleyebileceği bir hediye. Ama öyle değerli
bir hediyedir ki; etrafındaki her bir balığı kovar, bir tek kendisi kalır kuşun gölgesini görebilen. Dokunmaya kıyamaz. Yüzgeçlerini bile oynatmaz gölgenin bozulma korkusundan. Bir gün gelir, kuşun gözüne bir ışık süzmesi vurur. Kaynağını ararken görür denizin dibindeki küçük bir balığı. Dünyası tepetaklak olur, dengesi bozulur, kendisine gelemez bu kuş. Hayatı boyunca görmüş olduğu en güzel varlıktır bu. Bakmaya doyamaz, yerinden kıpırdayamaz balığı izlemek için. Su içmeye bile gidemez; giderse görüşünü kaybedecek, su içtiği süre boyunca balığı göremeyecek. Şarkılar söyler kuş, kanatlarını çırpar; olur da balık onu fark eder ve kuş su içmeye indiğinde o da kıyıya gelir diye. Fakat hareket bile etmemektedir balık. Yüzgecini bile oynatmamaktadır. Bir gün gelir, kuş dayanamaz susuzluğuna. İki seçeneği vardır. Ya susuzluğuna yenilip bir süreliğine balığı görmekten fedakarlık edecek, ya da susuzluktan
ölecekti, bir daha göremeyecekti balığı. Bir daha hayatı boyunca balığı görememe duygusundan korkarak sahile indiğinde, balığı karaya vurmuş, çırpınırken görür. Kıyamaz balığa, açar kanadını, usuca geri yollar onu sahip olduğu denize. O zaman anlar bu iki kişinin bambaşka dünyaların varlıkları olduklarına. Susuzluğunu giderir, usulca açar kanatlarını, düşünceli kanat çırpışlarıyla buluverir kendini ağacın en tepesinde. Güneş vururken tüylerine, balığa ulaşabilme çareleri arar aklının her bir köşesinde. Bir kuş bir balığa aşık olabilir elbette, Fakat yuvalarını nereye kuracaklar?(*)
İroniktir ki aşkın tanımında vardır imkansızlıklar. Fedakarlık beklemez mi aşk? Ya kuş o muhteşem kanatlarından vazgeçecek; ya da balık o büyülü pullarının kuruyup solmasına göz yumacak. Tek istedikleri beraber olmaksa eğer, göze almak zorundalar fedakarlığı. Fakat öyle kolay değildir sonsuza dek mutlu yaşamak. İkisinden biri gözünü yumup fedakarlığı gerçekleştirdiği anda veda edeceklerdir birbirlerine. İmkansızdır bedenen birlikte olmaları. Ne olursa olsun; kuş denizin altında, balık da suyun üzerinde devam edemez hayatına. Bunun üzerine verilebilecek en zor kararı verir kuş ve balık. Her gece, deniz durulduğunda, ay yükseldiğinde, güneş balığın pullarına yansıyıp kuşun gözlerini kamaştırmayı kestiğinde, dünya sessizliğe bürünüp kuşun şarkıları suyun altından duyulur hale geldiğinde, deniz ve mehtabın buluştuğu vakit, yıldızların şahitliği eşliğinde, balık ve kuş kavuşur birbirine.
Bazen kuş usulca sokar kafasını suyun altına, bazen balık dayanabildiği kadar çıkıverir suyun yüzeyine. Mutluluğun kaynağını bulmuşlardır böylece. Kuş balığa şarkılarını söyler her gece, balık da dans eder yüzgeçleriyle. İkisi de birbirine sahiptir artık, tek ve en değerli. Sonsuza kadar beraberdir kuş ile balık, Sonsuza kadar da ayrı kalacaktır balık ile kuş. Bengisu Çağıltay
Nereden oldu da karşıma çıktığını bilmediğim, fakat her baktığımda beni ayrı dünyalara götüren bir resim bu. Gecenin karanlığında, denizin aydınlığında, balığa ulaşmaya çalışan bir kuş, kuşa ulaşmaya çalışan bir balık. Düşünmeden edemiyorum, nedir bu talihsiz iki canlının hikayesi? Her incelediğimde ayrı bir hikaye, ayrı bir kurgu beliriyor zihnimde, bu anlattığım da onlardan sadece bir tanesi. Fotoğrafı en sona koyuyorum çünkü bu büyülü hikayeyi öncelikle zihninizde canlandırmanızı istedim, sonrasında parçaları bir yap-boz gibi birleştirmek daha keyifli olur. (*) Ever After(1998) filminden bir alıntıdır.