ÜN TE 5
Önemli ekosistem tipleri ve Biyomlar : 1. Deniz ekosistemleri: BÖLGE DÜZEYİNDE EKOLOJİ a) Açık denizler (Palejik zon) : Deniz yüzeyinden tabanına kadar bir çok canlı türü bulunmaktadır. Bu nedenle denizler en büyük ekosistemler olmaları yanında, biyolojik çeşitlilik bakımından da oldukça zengindirler. b) Kıta Sahanlığı Suları (Kıyıya yakın sular) : Denizlerde, beslenme koşulları kıyıya yakın bölgelerde en uygundur. Bu nedenle denizdeki yaşam, daha çok kıyı bölgelerinin yakınlarında yoğunlaşmıştır. Deniz kıyısına yakın bölgeler tür çeşitliliği en yaygın olan alanlardır. c) Derin - deniz sıcak su bacaları : Okyanus ortasındaki deniz-dibi sıra dağları günümüzde birbirlerinden binlerce mil uzaklıkta olan kıtaların birleşme çizgisi olarak kabul edilmektedir. Ayrılan tektonik plakalar hem bu deniz-dibi yükseltiler boyunca, hem de denizlerin başka yerlerinde hidro-termal bacaların, kükürtlü sıcak su kaynaklarının ve diğer sızıntıların oluşmasını sağlamaktadır. Bu kaynakların oluşturduğu sıcak su bacaları çevresinde, deniz ve okyanuslarda bilinenlerden farklı komüniteler bulunur. d) Balıkçılık üretiminin yüksek olduğu alanlar (Upwelling bölgeleri): Denizin sahilden itibaren dik bir şekilde derinleştiği bazı bölgelerde devamlı olarak kara tarafından esen rüzgar denizin üst tabakalarındaki suyu kara tarafından alıp açık denizlere doğru sürükler. Bu olay sırasında denizin alt tabakasında bulunan soğuk sular deniz yüzeyine çıkar. Bu soğuk su tabakası aşağıdan yukarıya doğru yükselirken, deniz dibinde bol miktarda birikmiş bulunan değişik besin elementlerini de su yüzeyine çıkarır. Bu olaya Upwelling (Akıntının üste çıkması) adı verilir. Bu olay genellikle kıtaların batı bölgelerinde görülür. Upwelling olayı, balıkçılık yönünden en verimli deniz ekosistemlerinin oluşmasını sağlar. Bu bölgelerde; Besin elementleri ve organizmalar yüksek yoğunluktadır. Balık populasyonun oldukça bol bulunmasının nedeni, sadece ekosistemin çok verimli olması değil, bir diğer neden de besin zincirinin kısa olmasıdır. Deniz dibinde biriken çökeltiler organik madde ve fosfat bakımından zengindir. Sahile yakın bölgeler çöl görünümündedir. e) Kıyıya yakın körfezler, boğazlar, nehir ağızları, tuzlu su bataklıkları: Bu bölgeler yarı kapalı su kütleleridir. Bu su kitlesinde tuzluluk derecesi tatlı su ile tuzlu su arasında yer alır. Estuarilerde gel-git hareketleri bir fiziksel etkendir. Ototrof canlıların önemli formları birbirleriyle karışık olarak bulunur ve bunlar ortamdaki ekolojik niflleri doldurur. Böylece birincil üretim hızı en yüksek düzeyde gerçekleşir. 207
2. Tatlı su ekosistemleri: Nehir Çay Göl a) Lentik ekosistemler (Durgun tatlı su ekosistemleri): Göl ve gölcük gibi durgun tatlı su ekosistemleri zamanla süksesyon geçirerek değişir. Bunların değişim hızı büyüklük ve derinlikleri ile ters orantılıdır. Tatlı su ekosistemlerinin coğrafik olarak izolasyona uğramaları türleşmeyi artırır. Göller ve gölcükler gölün yüzey alanına ve derinliğine bağlı belirgin tabakalaşma gösterirler. Littoral Bölge: Kıyı boyunca köklü bitki türlerinin yetiştiği bölgedir. Limnetik bölge: Kıyıdan uzakta ve gölün açıklarına doğru yer alan bölgelerdir. Limnetik bölgede baskın tür plank-tonlardır. Bentik Bölge: Gölün taban kısmıdır. Ilıman bölgelerdeki göllerde yaz ve kış mevsimlerinde sıcaklık artmasına ve azalmasına bağlı olarak termal tabakalaşma ortaya çıkar. Yaz aylarında gölün üst yüzeyine yakın tabakada su daha ılık, gölün derinlerine inildikçe soğuk tabaka ortaya çıkar. Bu iki tabaka arasında termoklin (sıcaklık geçişi) tabaka bulunur. Termoklin tabaka ısı farklılığından dolayı iki tabaka arasındaki madde geçişini engeller. bunun sonucunda üst tabakada mineral, taban kısmında oksijen azalır. İlkbahar ve sonbaharda üst ve alt yüzeydeki tabaka birbirine karışır madde oranları dengelenir. Durgun su ekosistemlerinde birincil üretim miktarı; su akış havzasının kimyasal yapısına çevresindeki karasal alanlardan gelen akarsuların göle taşıdığı madde miktarına ve çeşidine bağlı olarak değişir. Genel olarak gölün verimliliği gölün derinliği ile ters orantılıdır. Yapay göl, gölet ve barajların özellikleri farklıdır. Eğer su barajın taban kısmından bırakılıyorsa (Hidro elektrik üretiminde de bu yönde uygulama yapılır.) bırakılan so uk su, mineral bakımından zengin, oksijen bakımından fakirdir. Lotik Ekosistemler (Akarsu sistemleri) : Akarsu ekosistemleri: Durgun su ekosistemlerinden ayıran üç temel özellik vardır. Akıntı, akarsulardaki kontrol edici ve sınırlayıcı ana etmendir. Karasal ve sucul ortam arasındaki etkileşim, akarsularda daha yoğun ve yaygındır. Akarsularda oksijen basıncı yüksek ve her bölgede aynı değerdedir. Akarsu yatağı boyunca iki bölge görülür. 1. Hızlı akıntılı bölge: Bu bölgede tabandaki tafllara yapışarak yaşayan bazı canlılar ve akıntıya ters yüzen balıklar bulunur. 2. Durgun bölge: Akıntı hızının azaldığı, derinliğin arttığı, kum ve balçık gibi maddelerin birikti i bölgedir. Bu bölgelerde tür çeşidi fazladır. Tatl Su Sulakalanları: Sulakalanlar açık ekosistemlerdir. Daha derinlerde yer alan sularla veya akış havzasının yukarı bölgelerindeki ilişkilerine göre gruplad r l r. 208
Akarsu kökenli sulakalanlar: Bu sulakalanlar akarsudan gelen sularla beslenir. Göl kökenli sulakalanlar: Göl, gölcük ya da barajla bağlantısı bulunan ve su rezervlerindeki suların taşınmasıyla periyodik olarak oluşan sulakalanlardır. Bataklık sulakalanları: Bu sulakalanlar çöküntülü alanlarda görülür. Sazlık bataklık alanları, torbalık bataklıkları ve orman bataklık alanları olarak gruplandırılabilir. Bataklık ormanları genellikle kıyı ovalarından geçen büyük akarsular çevresindeki taşkın alanlarını kaplar. Gel-git alanlarındaki tatlı su bataklıkları alçak bölgelerde yer alan kıyı ovalarında, gel-gitlerin etkisi büyük nehirlerin üzerinden iç bölgelere kadar ulaşır. Türkiye'de Sulak Alan Ekosistemleri : Sulak alanlar; do al veya yapay, tatl veya tuzlu sular, durgun ya da ak nt l farkl derinliklerdeki (6 m'yi geçmeyen) büyük sular, sazl k ve batakl klard r. Sulak alan ekosistemleri tropikal bölglerden sonra biyolojik çeflitlili i en fazla olan ekosistemdir. Baflta su kufllar olmak üzere çok zengin hayvan ve bitki türleri için yaflama alanlar d r. Ülkemizde Van Gölü, Tuz Gölü, K z l rmak, F rat, Seyhan gibi büyük rmaklar, baraj gölleri sulak alanlar d r. Bu alanlar, sadece Türkiye'deki kufllar için de il göçmen kufllar n göç yollar üzerinde olmas nedeniyle de büyük öneme sahiptir. Örne in dünyada nesli tehlike alt nda olan tepeli pelikan Manyas Kufl Gölü ve Çamalt Tuzlas nda, dik kuyruk örde i Burdur Gölü'nde k fllar. Tuz Gölü flamingolar da bu bölgede yumurtalar n b rak r yuva oluflturur. Türkiye'nin sulak alanlar nda saz, kam fl, has r otu, nilüfer vb. bitkilerin yan s ra su mercime i gibi su alt bitkilerine de rastlan r. Türkiye'de Deniz ve K y Ekosistemleri : Ülkemizin Karadeniz, Akdeniz, Ege Denizi ve Marmara Denizi genifl bir ekosisteme sahiptir. Ege Denizi bir çok ada, adac k, deniz ma aralar ve kayal klar yönüyle ekosistem çeflitlili i aç s ndan önemli konumdad r. Örne in Ege Denizi'ndeki ma aralar Akdeniz foku (Monachus monachus) ve birçok bal k türü için bar nak oluflturmaktad r. Bu denizler ve k y ekosistemleri su canl lar n n çeflitlili i aç s ndan önemlidir. Çok çeflitli bal k türleri vad r. Kalkan, uskumru, k l ç bal, ticari önemi ve nesli tehdit alt nda olan bal k türleridir. KARASAL BİYOMLAR Biyom: Belirli bitki ve hayvan türlerini bölgesel düzeyde oluşturdukları ve kendine özgü özellikleri olan büyük ve bölgesel komünitelerdir. 1. Arktik ve Alpin Tundralar: Kuzey Amerika ve avrasyanın kuzeyi ile onun daha kuzeyindeki kutup buzulları arasındaki çıplak ve ağaçsız alanlar arktik tundralardır. Tropik bölgeler dahil bütün kıtalardaki yüksek rakımlı dağlarda da ağaç büyüme sınırının daha yükseklerinde kalan alanlarda alpin tundralar görülür. Tundra tipi biyomda sıcaklık derecesinin çok düşük olması ve büyüme mevsiminin oldukça kısa sürmesi, yaşam için sınırlayıcı faktör olmaktadır. Tundralarda yağış az olmasına rağmen terleme çok düşük olduğu için, yağış sınırlayıcı bir faktör değildir. Arktik tundra kutup bölgesine yakın yörelerde yer alan ıslak çayırlık veya otlak alanlardır. Tundralarda humuslaflma hızı düşüktür. Fakat topraktaki mineralleri kullanacak canlı az olduğu için humus yönünden zengin bölgelerdir. 209
2. Kutup buzulları ve Yüksek dağ buzulları: Örnek : Kutup buzulu Da buzulu Buzullarla kaplı alanlar ekstra çevre koşullarına sahip yerlerdir. Bu bölgelerde yaşayan bazı ototrof ve heterotrof canlılar yaşamaktadır. 3. Kuzey bölge konifer ormanı : Kuzey Amerika ve Avrasyanın kuzeyi boyunca geniş bir orman kuşağı bulunur. Her dem yeşil olan bu orman bölgeleri Kuzey bölge konifer ormanı, Kutup çemberi Boreal ormanı ya da genel olarak TAYGA adını alır. Bu biyomun en belirgin özelliği iğne yapraklı türlerle kaplı olmasıdır. Taygada da mevsimler arasında farklılık ortaya çıkar. Bu farklılıklara bağlı olarak populasyonlarda periyodik iniş-çıkılar görülür. konifer ormanlarda özellikle bir ya da iki türün baskın olduğu yerlerde, mevsimsel farklılıklara bağlı olarak böcek salgınları ortaya çıkar. 4. Ilıman bölge yaprak döken ormanları : Yaprağı döken orman komünitelerinin yayıldığı alanlardır. Başlıca özellikleri: Yağış boldur ve her mevsim hemen hemen eşit yağış alır. İnsan etkisi azdır. Ilıman bölge ormanları birbirinden izole haldedir. Bu durum türleşmeyi artırmıştır. Bu biyomda yaşayan hem toprak canlıları hem de toprak üstünü örten otsu ve çalı formundaki bitki tabakası yaygındır. 5. Ilıman bölge otlakları (Çayırlar): Ilıman bölge otlakları yağış bakımından çöller ve orman alanları arasında yer alırlar. Otlaklarda toprak nemi; özellikle besin elementleri döngüsünü sınırlayıcı bir etkendir. Kuzey Amerikadaki otlak biyomu, doğudan batıya doğru gidildikçe alt kuşaklara ayrılır. Bu kuşakları belirleyen en önemli etken kademeli olarak yağışın azalmasıdır. Çayırların özellikleri ve dağılışı yağış alanlarına göre değişir. Türkiye'de Step Ekosistemleri : Stepler genellikle otsu bitkilerin oluflturdu u do al çay rl k alanlard r. Ülkemizin % 28'ini stepler kaplar. Özellikle ç Anadolu ve Do u Anadolu bölgemizdeki bu alanlar biyolojik çeflitlilik aç s ndan önemlidir. Burada yetiflen türlerin baz lar tar m, endüstre ve sa l k alanlar için için de erlidir. Bu stepler özellikle baz endemik türler bak m ndan gen merkezlidir. Gen merkezi türlerin ortaya ç kt ve ilk yay lmaya bafllad yerdir. Örne in bu day n gen merkezi Anadolu'dur. Ülkemizde farkl yabani ( slah edilmemifl) bu day türleri varl n sürdürmektedir. Türkiye'deki ekosistemler aç s ndan bak ld nda en zengin endemik bitki türlerinin steplerde oldu u görülmüfltür. Endemik Tür: Yeryüzünün s n rl bölgesinde örne in bir ekolojik ortamda ya da bir ülkenin siyasi s n rlar içinde yay l fl gösteren türlüre endemik türler denir. 210
6. Tropikal çayırlık ve savanlar : Yağışlar mevsimlere göre farklılık gösterir. Yılın belirli dönemlerinde kuraklık görülür. Kurak dönemlerde yangın önemli bir çevresel etkendir. Bu tip ormanlarda yetişen ağaçlar ve otsu bitkiler hem kuraklığa hem de yangına dayanıklı özellikler göstermek zorundadırlar. Her iki etkene birden dayanıklı tür sayısı azdır. Bu nedenle bu tür bölgelerde tür sayısı azdır. Bu tür bölgelerde toynaklı memeli tür çeşidi çok fazladır. 7. Makiler ve sert yapraklı ağaçlıklar: Ilıman kuşağın bazı bölgelerinde iklim genelde yumuşaktır ve kışları bol yağışlı, yazlarıda kurak geçer. Bu bölgelerde bitki örtüsü sert ve kalın yapraklı her dem yeşil ağaçlardan ve çalılardan meydana gelir. Türkiye'de Orman Ekosistemleri : Akdeniz, Do u ve Bat Karadeniz orman alanlar nda i ne yaprakl ya da yaprak döken bir çok a aç türü görebiliriz. Örne in çam, göknar, kay n, mefle, diflbudak, aka aç, gürgen gibi. Akdeniz bölgesi Toros da lar ndaki sedir ormanlar dünyadaki en genifl sedir orman d r. Ülkemizdeki endemik bitki türlerinin en önemlilerinden bir kaç Kaz Da 'nda orman meydana getiren Kaz Da göknar, E ridir'in güneyindeki kasnak meflesi, Köyce iz Dalaman aras nda yayg n olan s la a ac veya günlük a ac ormanlar Beflparmak da lar ndaki kral e reltisi, Datça ve Teke yar madalar ndaki Datça hurmas ile Kastamonu, Yozgat ve spir çevresindeki spir meflesidir. 8. Çöller: Çöllerde en önemli sınırlayıcı faktör sudur. Çölün sulanması halinde ise en önemli sınırlayıcı etken toprak özellikleri olmaktadır. Çöllerde bitki ve hayvan çeşitliliği azdır. 9. Yarı her dem yeşil mevsimsel tropikal ormanlar: Uzun bir kurak dönemi içeren tropikal iklimlerin hüküm sürdüğü ormanlarda görülür. Kurak dönemlerde ormandaki ağaç türlerinin bazıları veya hepsi yapraklarını dökebilirler. Tür çeşitliliği bakımından tropikal yağmur ormanlarından sonra gelir. 10. Tropikal yağmur ormanları : Yer kürenin ekvator kuşağı çevresindeki düşük rakımlı bölgelerde yer alır. Genellikle geniş yapraklı ağaçlardan oluşan ve her dem yeşil olan bu ormanlar, tür çeşitliliği bakımından en zengin yapıya sahiptir. 11. Tropikal çalılıklar ve dikenli ağaçlıklar: Belirli bölgelerde yağış, çöl ve savan bölgelerindeki yağıştan daha fazla, mevsimsel tropikal orman bölgelerindeki yağıştan daha az olur. 12. Dağlar: Benzer komüniteler farklı dağlarda yer aldıkları için, birbirinden daha çok ayrılmış ve soyutlanmıştır. Dağlar yüzey suları için önemli alanlardır. Ormanların yayılış şekli büyük ölçüde iklim ve toprak özellikleri tarafından belirlenir. Türkiye'de Da Ekosistemleri : Alp Himalaya da kufla nda yer alan ülkemizin yar s da da ekosistemi görülmektedir. Da lar n uzan fl ve yüksekli i farkl bitki ve orman ekosistemlerinin ortaya ç kmas n etkilemifltir. Örne in, Do u Karadeniz bölümündeki ladin ormanlar n n zenginli i Karadeniz'den gelen nemli havan n da lar boyunca yükselerek su oluflturmas yla ilgilidir. Ülkemizin farkl ekosistemlerinin varl dolay s ya biyolojik çeflitlili in zen inli i dünyadaki do al yaflam n varl ve sürdürülebilirli i aç s ndan önemlidir. Besin maddesi, ilaç ham maddesi, sanayi ham maddelerinin sa lanmas aç s ndan biyoçeflitlilik ekonomik öneme sahiptir. Örne in besin olarak tüketilen bal k, tah l türleri; ilaç ham maddesi olarak kullan lan yabani otlar; sanayi ham maddesi olarak pamuk, keten vb. türlerin kullan ld alanlar dikkate al nd nda biyolojik çeflitlili in önemi ortaya ç kmaktad r. 211
ÇEVRE KİRLİLİĞİ Kirlenmenin en önemli nedenlerinden biri enerji üretimidir. İnsan hayatının hemen hemen her döneminde fosil hidrokarbonların kullanımı, kirlenmenin birinci sırasında yer alır. Nükleer santrallerin kurulması çevre kirliliğini artırmaktad r. Nükleer silahların geliştirilmesi için yapılan deneme atışları kirlenmeye neden olmaktadır. Kimyasal üretimin artması bunlar arasında plastik maddeler, temizlik maddeleri ön sırayı almaktadır. Tarım alanlarında böceklere, mantarlara ve yabani otlara karşı öldürücü etki yapan pestisitlerin kullanılması, ayrıca suni gübrelerin kullanımı kirliliği artırmaktadır. y PCB (Poliklorobifenil) 800 C ' ye kadar dayanıklı hammaddelerdir. Suda hemen hemen hiç çözünmezler. Bir çok plastik yapımında yağlı boyalarda, karbonsuz karbon kağıdı yapımında, yapıştırıcı imalatlarında gibi ve buna benzer kullan lan etkili kirleticilerden biridir. Modern tarımdan dolayı da kirlenmeler artmaktadır. Gübre ve pestisitlerin kullanılması kirliliği artırmaktadır. Atmosfer hareketleri, kirleticilerin dağılışında önemli rol oynar. Yüksek hava akımları ve rüzgarlar kirletici maddeleri atmosferin üst seviyelerine ve düşük enlemlere dağılışını gerçekleştirir. Kirleticilerin atmosfere taşıma mesafeleri çeşitli parametlere, özellikle emisyonun şiddetine, bulunmuş olduğu yüksekliğe, partiküllerin büyüklüğüne ve kirleticilerin kimyasal dayanıklılığına bağlıdır. Kirleticilerin traposfer (atmosferin en alt tabakası) seviyesinde yayılışı hızl gerçekleşiyorsa, yükseklikleri farklı iki hava tabakası arasında değişme hızının az olmasındandır. Strosferde (orta tabaka) yayılım daha yavaş gerçekleşir. Üretilen bir kimyasal madde atmosfere dahil olduğu zaman farklı yollar izler. Kirleticinin kimyasal yapısı ise başka bir şekle dönüşerek atmosferde kalabilir. Bir kirleticinin atmosferde kalma süresi fizikokimyasal mekanizmaların etkinliğinin tersine nedenlerle değişebilir ve atmosferden atılarak değişikliğe uğrar ve yeryüzüne inerek toprak ve suda birikebilir. Çeşitli kirletici maddelerin biyosfere dağılışı sadece abiyotik faktörlerce gerçekleşmez. Doğal çevreye bulaşan maddeler çeşitli metabolik süreçlerle, canlılara geçer. Kirleticiler organizmalara girip buradaki belirli dokularda birikerek zehirleyici etkiyi daha da artırmaktadır. Yeryüzüne dağılmış kirleticiler önce primer üreticiler tarafından emilerek alın r ve ekosistemin beslenme zinciri ile daha fazla bulaşması gerçekleşir. Canlılardaki zehirli maddeler her beslenme seviyesinde artar ve beslenme zincirinin en tepesindeki canlılarda en yüksek doza ulaşır. 212
ATMOSFER KİRLİLİĞİ Atmosfer çok hızlı hareket ederek ve akışkan dinamik bir yapı gösterir. Bu nedenle istenmeyen çok sayıda madde hemen atmosfere karışmaktadır. Kimyasal kirleticiler değişik zamanlarda ve farklı yoğunluklarda atmosfere dahil edilebilir. Atmosferden ayrılan kirleticiler doğal ekosistemde kirlenmeye neden olur. Hava kirliliğini oluşturan maddelerin başında enerji kaynağı olarak kullanılan yanabilir fosil yakıtları gelmektedir. Atmosfer kirliliği özellikle şehirleşmenin yoğun olduğu yerlerde tehlikelidir. Atmosfer kirliliğine doğal kaynaklı kirleticilerde neden olur. Doğal kaynaklı kirleticiler volkanlardan çıkan CO 2 gazı, sıcak su akıntılarından ve biyolojik çürüme ile bataklıklardan yayılan H 2 S gazı, kararsız meteorolojik koşullar nedeniyle alt atmosferde ozon yoğunluğunun artması ve fırtınalarla bir çok partiküllerin atmosfere yayılması örnek verilebilir. Atmosferi kirleten maddeler genel olarak gazlar ve katı partiküllerdir. Atmosfer kirliliği biyokimyasal çevirimlerde de bozulmalara neden olur. OZON İNCELMESİ: Stratosferin belli katmanında bulunan koruyucu ozan tabakası bir takım nedenlerden dolayı yoğunluğu azaldığı için ozon tabakası incelir. Bu olay Ozon Deliği olarak değerlendirilir. Ozon tabakasının incelmesine neden olan maddelerin kökeni kimyasallardır. Ozon tabakasındaki incelmenin meydana getirdiği sorunlar Deri kanseri Göz bozuklukları Bağışıklık sisteminde zayıflama Ekolojik dengenin bozulması gibi başlıca sorunlar ortaya çıkmaktadır. Tozlar (Aerosoller): Tozlar atmosferde asılı halde bulunan sıvı ve katı partiküllerdir. Atmosfere yayılan çeşitli partiküller, büyüklüklerine göre; Çökebilir büyük çaplı tozlar Çökmeyen küçük çaplı tozlar Çökmeyen çok küçük tozlar Kurşun zehirleyici ağır metal iyonlardandır. Atmosfere en fazla kurşun otomobillerden, ikinci olarak da metalürji sanayinden geçmektedir. Kara ve su ekosistemlerinde bulunan kurşun partikülleri atmosferden geçmektedir. Karasal ekosistemlerde kurşun partikülleri toprak yüzeyinde toplanır ve toprakla yüzeysel karışım yapar. Atmosfer kirliliği iklimsel değişmelere neden olur. ¾ Atmosferde CO2 miktarının artması, iklimi bozan bir eleman olarak kabul edilir. Atmosferde CO 2 birikmesi Sera etkisi yapar. ¾ Küresel ısınma atmosferin dünya yüzeyine yakın kısımlarında ortalama dünya sıcaklığının doğal olarak ya da insan etkisiyle artmasıdır. Dünya yüzeyindeki sıcaklık artışında etkili olan faktörler Dünyanın aldığı güneş miktarı Dünyanın yansıttığı güneş miktarı Sıcaklığın atmosfer tarafından tutulması Suyun buharlaşması ve yoğunlaşması ¾ Sera etkisine neden olan gazlar CO2-meta-kloroflorokarbonlar azot oksitlerdir. Sera etkisi iklimsel değişmelere ve deniz seviyesinin yükselmesine neden olur. 213
Ekolojik Ayak İzi : insanların kullandığı yenilenebilir kaynakları sağlayabilmek için gereken, biyolojik olarak verimli ve suyun bulunduğu alanı hesaplar. Buna, altyapı ile CO 2 emilimini sağlayacak bitki örütsü için gereken alan da dahildir. Ekolojik Ayak İzi; biyosfer üzerinde birbiriyle yarışan insan taleplerini, gezegenin kendini yenileme kapasitesiyle karşılaştırarak hesaplanır. Yenilenebilir kaynakları sağlamak, altyapı ve atık bertarafı için gerekli alanlar toplanarak Ekolojik Ayak İzi elde edilir. Mevcut hesaplamaya dahil edilen tek atık CO 2 dir. Ülkelerin Ekolojik Ayak İzi Bileşenleri : Karbon tutma ayak izi: Okyanuslar tarafından tutulan CO 2 emisyonunun yanı sıra, fosil yakıt tüketimi, arazi kullanımı değişiklikleri ve kimyasal süreçlerden kaynaklanan emisyonların tutulması için gereken orman alanı Otlak ayak izi: Et, süt, deri ve yün ürünleri için hayvancılık yapılan alanın yüzölçümü Balıkçılık sahası ayak izi: 1.439 farklı deniz türü ve 268 i aşkın tatlı su türünün avlanma verilerine dayanarak, yakalanan balık ve deniz ürünleriyle ortaya çıkan tahmini birincil üretim Tarım arazisi ayak izi: İnsan tüketimi için gıda ve lif, hayvan yemi, yağ bitkileri ve kauçk üretimi için kullanılan alanın yüzölçümü Yapılaşmış alan ayak izi: Ulaşım, konut, endüstriyel yapılar ve hidro elektrik santralleri de dahil olmak üzere insan altyapısıyla kaplı alanın yüzölçümü Karbon Ayak İzi : Yeryüzünde yaşayan her birey ulaşım, ısınma, elektrik tüketimi ya da satın aldığı ürünlerle atmosfere CO 2 salınımına yol açar. Bu CO 2 salınımı sonucunda atmosfere verilen CO 2 'in tamamı Karbon ayak izi olarak değerlendirilir. Karbon ayak izi bir yıllık zaman dilimi için hesap lanır. Karbon izinin hesaplanmasında diğer sera gazları da dikkate alınır. Sis olayları: Normal koşullarda sıcaklık her 100 metrede 0,5 C azalır. Toprağa yakın tabakalar daha sıcaktır. Fakat bazı durumlarda soğuk hava örtüsü, kara yüzeyi ile sıcak hava tabakası arasına yerleşir. Diğer taraftan toprak seviyesinde atmosferin alt tabakalarının soğuması kış gecelerinde meydana gelir. Bu durum kara yüzeyindeki sıcaklıkların gece kaybedilmesi olayıdır. Bu durumda havanın açık ve rüzgarsız olması gerekir. Bu olay toprak seviyesinden 200-300 metre yükseklikte görülür. Sıcaklık tersleşmesinin görüldüğü tabakada sıcaklık artar. Bu tabakanın üzerinde sıcaklık düşer, bunun sonucunda duman tabakası oluşunca yanan maddelerden ve diğer kaynaklardan oluşan gazlar havada fazla yükselemez ve normal koşullarda yoğunluğu azalır. Sıcak gazların yükselmesi engellenir ve yoğunluğu onlara eşit olur ve toprak seviyesinde hareketsiz kalır. Belirli bölgelerde nem, sis adını verdiğimiz olay bu flekilde ortaya ç kar. Asit Yağmurları : Asit yağmurlarının başlıca nedeni atmosferde kirlenme sonucu yüksek miktarlarda biriken SO 2 gazının biyokimyasal çeviriminin bozulmasıdır. SO 2 nin oksijen ve atmosferdeki su buharı ile reaksiyona girmesi sonucu H 2 SO 4 (Sülfirik asit) oluşur. Asit yağmurlarından korunmanın en kolay ve önemli şekli bu yağışlara neden olan emisyon kaynaklarını kontrol altına almaktır. 214
TOPRAK KİRLİLİĞİ Toprağın kirlenmesi, canlılar açısından son derece önemli problemleri beraberinde getirmektedir. Hava kirliliğinin aksine toprağın kirlenmesi şehirden çok kırsal kesimi ilgilendirir. Endüstri merkezleri durumuna gelen büyük şehirlerde hava kirlenmesi sık görülür. Ancak herşeyden önce bazı modern tarımsal tekniklerin yayılması sonucu toprakta kirlenmektedir. Kimyasal gübreler tarım alanlarında verimi artırmak amacı ile artan dozlarda devamlı kullanılmaktadır, fakat içerdiği kimyasal maddeler toprağı kirletmektedir. Toprak verimliliğini artırıcı maddelerin kullanılması biyokimyasal çevirimlerin bozulmasına neden olur. Modern pestisitlerin (Kimyasal yok ediciler) kullanılması zararlıları yok ederken toprak ve suda birikmesi sonucu tepe noktadaki insan sağlığı tehlikeye girmektedir. Pestisitler; Kanserleşmeyi artırır. Embriyonik gelişim bozukluğuna neden olur. Mutasyona neden olur. Alerjik etkileri vardır. SU KİRLİLİĞİ Su kirliliği, su kalitesinin dolayısıyla su ortamanın doğal dengesinin bozulması demektir. Suyun kalitesi potansiyel kullanımının belirlenmesinde temel kuraldır. Günümüzde suyun başlıca kullanım yerleri tarım ve endüstri alanlarıyla evsel gereksinimlerdir. Evlerde kullanılan su, sağlığa zararlı olan pestisitleri, hastalık yapan ajanları ve ağır metal gibi maddeleri içermemeli, tadı ve kokusu güzel olmalıdır. Su kirliliğini önlemede atık suların iyileştirilmesi için uygun arıtma tesisleri kurulmalıdır. Su kirliliğinin şekilleri; Biyolojik - mikroorganizmaların, bazı bitkilerin anormal artışı, Kimyasal - Sentetik organik kirleticiler, inorganik kirleticiler, Fiziksel - Isınma, radyoaktivite ve sediment kökenli kirleticiler, Ötrofikasyon: Durgun sularda oksijenlendirme yavaştır. Değişik nedenlerle sulara gelen fosfat ve nitrat gibi besleyici maddeler su bitkilerinin ve fitoplanktonların su yüzeyinde anormal artışına neden olur. Su yüzeyini kaplayan fotosentetik canlılar ürettiği oksijenin büyük bir kısmını atmosfere verirken su içine doğru oksijen azalır. Burada yaşayan hayvansal organizmalar hızla azalır. Bu olaylar doğal çevreden geliyorsa tabii ötrofikasyon, tarımsal alanlarda kullanıma bağlı olarak meydana geliyorsa kültürel (suni) ötrofikasyon denir. 215
NÜKLEER KİRLENME Endüstride kullanılan nükleer yakıtlar, madencilikte işlenen uranyum ve radyoaktif atıkların boşaltılmasına kadar bütün nükleer döngü boyunca çeşitli miktarlarda radyasyon çevreye yayılır ve çevreyi kirletir. Radyasyonun kökeni ve fiziksel şekli çok değişiktir. X ve γ ışınları çok yüksek frekansta elektromagnetik dalgalardan oluşur. b ışınlarının hızları ışık hızına yakındır. Radyasyonlar görünmezler, çok hızlı hareket ederler, organizmanın vücut derinliklerine kadar geçebilirler. Hidrojen bombasının patlaması ile oluşan nötronlar başka tip ışın yayarlar. Bunlar öncekilerden daha tehlikeli olup, organizma tarafından absorbe edilen enerjiye eşittirler. Absorbsiyonun fazla olmasının nedeni elektrik yükünün bulunmayışı ve yüksek kinetik enerjiye sahip olmasıdır. Nükleer enerjiyi savunanlar nükleer enerjinin; Küresel ısınmaya neden olan CO 2 oluşturmaz. Hava kirliliğine veya asit yağmurlarına neden olan öncü maddeleri oluşturmaz. Besleyici reaktörler geliştirilirse, ulaşılabilir yakıt miktarını artırır. şeklinde avantajları olduğunu savunmaktadırlar. GÜRÜLTÜ K RL L Gürültü kirliliği, çeşitli kaynaklardan yapılan, hoşa gitmeyen, insanı rahatsız eden ya da insanlar üzerinde olumsuz sayılabilecek fizyolojik, psikolojik etki yaratan ve istenmeyen seslerdir. Ses, dalgalar halinde yayılan bir tür enerjidir. Sesin yayılması havadaki moleküllerin titreşimleriyle olur. Gürültüye bağlı işitme kayıpları; Kalıcı işitme kaybı Geçici işitme kaybı Akustik travma, ani ve yüksek gürültüde ortaya çıkar. 216
IŞIK KİRLİLİĞİ Şehirleşme arttıkça ışık kirliliğide artmaktadır, özellikle neon ışınlarının kullanılması bu kirliliği artırmaktadır. Işık kirliliği bazı görme bozukluklarına, düşük oranda radyasyonun çevreye yayılmasına ve ısı artışına neden olabilmektedir. BES N KİRLİLİĞİ Kullanılmış yağların tekrar tekrar kullanılması. Orantısız yağ, şeker vb. kullanımlar. Kullanım süresi geçmiş besinlerin piyasaya sürülmesi. Genetiği ile oynanmış ürünlerin kullanımı. Kimyasal katkı maddelerinin kullanımı. 217
EROZYON Erozyon (toprak aşınması), koruyucu örtüden yoksun kalan toprağın su ve rüzgarın etkisiyle aşınması ve taşınması olayıdır. Akarsu ve rüzgar erozyonunun birlikte etkili olduğu yerlerin ortak özelliği bitki örtüsü bakımından fakir olmalarıdır. Dünyada olduğu gibi Türkiye de de toprak kaybı sürecinin en önemli etkeni erozyondur. Arazi eğimi, iklim, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin etkileşimi sonucu oluşan doğal erozyonun yanı sıra, insanın doğaya müdahalesi temeline dayanan bir dizi yapay etken, erozyonu bir afet niteliğine dönüştürmektedir. Türkiye kara yüzeyinin %90 ında çeşitli şiddetlerde erozyon devam etmektedir. Türkiye de akarsularla birlikte birim alandan taşınan toprak, ABD nin 7, Avrupa nın 17 ve Afrika nın 22 katı daha fazla düzeydedir. Erozyona neden olan en önemli iki etken, akarsu ve rüzgardır. Bunlar; 1) AKARSU : Bol Yağış Arazinin Eğimi Bitki Örtüsünün Azlığı Toprak Yapısı 2) RÜZGAR : Rüzgarın hızı Toprak yapısı Bitki örtüsünün azlığı Yukarda maddeler haline getirdiğimiz nedenlerden dolayı erozyon oluşur. Buda, arazinin doğal dengesinin bozulmasına ve tarımsal alanlarda verim kaybına neden olmakta ve şehirlere göçü hızlandıran sebeplerin başında gelmektedir. Erozyonu önlemenin ya da en aza indirmenin belli başlı yöntemleri; a) Eğimli alanlardaki tarım alanları,eğim yönünde sürülmeli. b) Arazinin envanteri(ormanlık alan,otlaklık alan,tarım v.b) çıkarılmalı. c) Doğal dengesi bozulmuş alanlar,bilimsel çalışmalar yapılarak ağaçlandırılmalı.bu amaçla okullarımıza uygulamalı ders konmalı. d) Elinde tarım arazisi bulunan halkımız eğitimden geçirilerek,hem kendi hem de ülke çıkarlarına yönelik tarımsal faaliyetler yapması sağlanmalı. e) Bu amaçla kurulmuş (TEMA gibi) vakıf ve dernekler desteklenmeli, yenilerinin kurulması teşvik edilmeli ve milyonlarca öğrencimizin bu gibi kuruluşlarda aktif olarak görev alması sağlanmalıdır. Görüldüğü gibi erozyon felaketi aza indirilebilir bir doğa olayıdır. Ancak ülkemizde TEMA vakfından başka her hangi bir kurum yada kuruluş tarafından ciddi bir çalışma yapılmamaktadır. Bizde erozyon felaketi hakkında tüm halk bilinçlendirilmeli ve eğitilmelidir. Bu olay ancak ele ele verilerek indirgenebilir. Yoksa vakıf çalışmaları veya tek birey çalışmaları erozyonu durdurmaya yetecek güçte değildir. 218