Alışma ve Duyarlılaşma B U N L A R I B İ L İ Y O R M U Y D U N U Z? Refleksif davranış otomatik ve değişmez değildir; fakat, yaşantıların bir sonucu olarak artabilir veya azalabilir. Ortaya çıkarılan davranışın şiddeti, birbirine karşıt olarak çalışan alışma ve duyarlılaşma süreçleri tarafından düzenlenir. Ortaya çıkarılan davranış, sadece ortaya çıkarıcı uyarıcı tarafından değil; yakın zamanda karşılaşılan diğer olaylar tarafında da belirlenir. Alışma etkileri tepkide bir azalma ile, duyarlılaşma etkileri de tepkide bir artma ile kendisini gösterir. Alışma ve duyarlılaşma etkilerinin her ikisi de ortaya çıkarıcı uyarıcının şiddeti ve frekansı tarafından belirlenir. Alışma, duyarlılaşmaya kıyasla ortaya çıkarıcı uyarıcıya daha fazla özgüdür. Alışma, tüm ortaya çıkarılan davranışların doğal bir özelliğidir. Duyarlılaşma, ortaya çıkarılan davranış mekanizmaları üzerinde yer alan ayarlayıcı bir etkiyi yansıtır.
İkinci Bölümde koşulsuz davranışın yapısını ele aldıktan sonra, şimdi davranışın yaşantı yoluyla nasıl değiştirilebileceğini ve ayarlanabileceğini incelemeye başlıyoruz. Önce, alışma ve duyarlılaşma görüngülerini inceleyeceğiz; çünkü, alışma ve duyarlılaşma davranış değişikliğinin en basit olan ve en sık rastlanan iki şeklidir. Buna ek olarak, alışma ve duyarlılaşma, daha sonraki bölümlerde tartışma konusu olacak olan, karmaşık öğrenme fenomenlerinin tümünde ortaya çıkmaktadır. Alışma ve duyarlılaşma, refleks sistemleri çerçevesinde geniş biçimde çalışılmıştır. Refleks, özgün bir ortaya çıkarıcı uyarıcıya oldukça basit bir tepki olarak ortaya çıkar. Örneğin emme, bebeğin ağzına yumuşak bir nesne yerleştirilerek ortaya çıkarılabilir. İkinci Bölümde de belirttiğim gibi, refleks kavramı, orijinal olarak reflekslerin iki temel özelliği olduğunu varsayan Descartes tarafından formüle edilmiştir. Descartes a göre ortaya çıkarılan tepkinin şiddeti, doğrudan uyarıcının şiddeti ile ilgilidir. Aslında Descartes, refleks tepkisi için gerekli olan enerjinin ortaya çıkarıcı uyarıcı tarafından sağlandığını öne sürmekteydi. İkinci olarak, Descartes, ortaya çıkarıcı uyarıcı sunulduğunda her zaman refleks tepkisinin ortaya çıkacağını öngörmekteydi. Reflekslerin, ortaya çıkarıcı uyarıcıya verilen otomatik ve kaçınılmaz tepkiler olduğunu düşünüyordu. Descartes, belirli hareketlerin ortaya çıkarıcı uyarıcılar tarafından tetiklendiğine işaret etmekte haklıydı. Fakat, reflekslerin değişmez olduğunu ve reflekslerin enerjilerini ortaya çıkarıcı uyarıcıdan aldıklarını ileri sürmekte hatalıydı. Bununla birlikte, Descartes ın görüşleri, alan dışındaki insanların refleksler hakkındaki düşünce tarzında daha etkili oldu. İnsanlar, refleksleri genellikle otomatik ve sabit olarak ele alırlar. Hatta, refleks terimi çoğunlukla otomatik kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılır. Buna karşın, biliminsanları, reflekslerin her ortaya çıkarıcı uyarıcı sunulduğunda aynı şekilde meydana gelmediğini göstermişlerdir. Gerçekten de, bu bölümde göreceğimiz gibi, ortaya çıkarılan davranış oldukça esnek olabilir. Bir ortaya çıkarıcı uyarıcıya verilen tepkiler, koşullara bağlı olarak (duyarlılaşma göstererek) artabilir veya (alışma göstererek) azalabilir. Ayrıca, refleks hareketi için enerji, ortaya çıkarıcı uyarıcı tarafından sağlanmaz. Refleksif davranış neden değiştirilebilir olmalıdır? Neden duyarlılaşmaya ve alışmaya ihtiyaç duyarız? Temel olarak, alışma ve duyarlılaşma, bizi ilgisiz şeyler üzerinde enerji harcamaktan korur ve hareketlerimizi önemli şeyler üzerine odaklamamıza izin verir. Alışma ve duyarlılaşma refleks tepkilerimizi düzenler ve çevre ile etkileşimimizin verimini arttırır. İnsanlar ve insan olmayan hayvanlar, her an, çok sayıda ve çeşitli uyarıcılarla dolu, karmaşık bir çevrede yaşarlar. Bir kişi sandalyede oturmak gibi sıradan görünen bir aktivite durumunda bile görsel, işitsel, kokusal, dokunsal ve içsel fizyolojik uyarıcıların her türünün bombardımanı altındadır. Bu uyarıcıların tümü tepkiler ortaya çıkarabilirler; ancak, tüm uyarıcılara tepkide bulunursak, önemli ya da önemsiz, her türlü şeye tepkide bulunmak durumunda kalırız. Alışma ve duyarlılaşma olmasaydı, davranış, tamamen çevredeki iniş çıkışların esiri olurdu. Örnek olarak, yönelme tepkisini (orienting response) ele alalım. Yeni görsel ve işitsel uyarıcılara (örneğin odaya giren bir kişiye) doğru yöneliriz ve döneriz. Buna karşın, çevremizdeki tüm uyarıcılar bir yönelme tepkisi ortaya çıkarsaydı, enerjimizi boşa harcıyor olurduk. Pek çok uyarıcı, dikkat etmemize değecek kadar önemli değildir. Oturma odasında birisiyle konuşurken, arkada vızıldayan buzdolabının sesine veya sokaktan geçen bir arabaya yönelmemize gerek yoktur. Alışma ve duyarlılaşma, çevresel olaylara karşı tepkiselliğimizi düzenlememize ve organize etmemize yarar. Bizim bazı uyarıcılara karşı güçlü bir şekilde tepki verirken; bazılarına önem vermememizi sağlar. İkinci Bölümde tanıttığımız ortaya çıkarıcı davranışa ilişkin organize edici kavramlar gösterdi ki, ortaya çıkarılan davranışın şiddeti, motivasyonel faktörler tarafından; ortaya çıkarılan davranış dizgesi de, harekete geçirilen davranış sistemine bağlı bir yapısal set tarafından belirlenmektedir. Daha önce de, tepki sistemlerinin bazen öğrenme ve yaşantı tarafından organize edildiğini belirtmiştim. Alışma ve duyarlılaşma, yaşantı temelinde ele alacağımız davranışsal organizasyonun ilk ilkeleridir. Düzenlemede Genel İlkeler
Alışma ve duyarlılaşmanın özgül mekanizmalarına dönmeden önce, genel anlamda, ayarlama ya da düzenleme nin (regulation) ne anlama geldiği üzerinde duralım. Eğer bir şeyin, işlevleri kabul edilebilir sınırlarda veya tanımlanan hedef ranjında sürdürülüyorsa, o şey ayarlı demektir. Örneğin, bir evin sıcaklığı, bir termostat tarafından ayarlanır; böylece ev sabit ısıda kalır. Termostat, kışın, sıcaklık 20 ºC nin altına düştüğünde ısıtıcıyı açmak; sıcaklık 23 ºC nin üzerine çıktığında da ısıtıcıyı kapatmak üzere ayarlanabilir. Bu durumda hedef ranjı 20-23ºC dir. Bir sürücü, arabasının hızını belirlenen hız limitinin altına inmemek veya çok üzerine çıkmamak üzere ayarlar. Bir aşçı, makarnanın tadını çok tuzlu olmayacak; fakat yeterince tuzlu olacak şekilde ayarlar. Tüm bu durumlarda, ayarlama, bir şeyin kabul edilebilir limitler içerisinde, diğer bir deyişle, hedef ranjında tutulmasını sağlar. Fizyoloji, düzenlemenin örnekleri ile doludur ve fizyolojik sistemlerde hedef ranj, tipik olarak homeostatik düzey (homeostatic level) olarak adlandırılır. Belki de, homeostatik düzenlemeye en iyi örnek, sıcak-kanlı hayvanlarda vücut ısısının ayarlanmasıdır. Sıcak-kanlı hayvanların vücut ısıları, fizyolojik ve davranışsal sistemler tarafından öyle incelikli düzenlenir ki, homeostatik düzeydeki sadece bir veya iki derecelik değişme dahi bir hastalık işareti olarak yorumlanır. Diğer bilindik homeostatik sistemler, solunum ve kan-şeker düzeyleridir. Solunum sistemimiz, kanda karbondioksitin birikmesini sınırlayacak şekilde tasarlanmıştır. Serum karbondioksitteki kabul edilebilir sınırların üzerindeki bir artış, bayılmaya, komaya ve ani ölümlere yol açar. Kan şekeri düzeyleri de hedef ranjında sürdürülür. Bu anlamda, serum glukoz düzeyindeki şiddetli bir düşüş de komayla sonlanabilir. Bunun tersine, çok yüksek serum glukoz düzeyleri konvülsiyonlara neden olur. Bu ayarlama nasıl gerçekleşmektedir? Bir sistemi istenilen bir aralıkta sürdürmek için, sistemi bir yönde iten güçlere, sistemi istenilen veya homeostatik düzeye döndürmeye yarayan mekanizmalarla karşı konulmalıdır. Soğuğa maruz kalmak ve vücut ısısındaki ani bir düşüş, vücudun ısınmasını sağlayan ve vücut ısısında düşmeyi gideren titremeyi ortaya çıkarır. Kanda karbondioksitin artması, oksijen alımını arttıran ve karbondioksitin düşmesini sağlayan nefes alımını uyarır. Kan şekeri değerindeki bir düşme, karaciğerde depolanmış glukozun salınmasını tetikler ve aynı zamanda kan-şeker düzeyini arttıran açlığa ve yemeye neden olur. Genellikle, düzenleme ya da ayarlama, birbirine zıt çalışan veya birbirine karşı koyan karşıt süreçlerin (opponent processes) aktivasyonu ile gerçekleşir. Karşıt süreçler kavramı, koşullama ve öğrenmenin çeşitli alanlarında kullanılmıştır. Bu süreçlerle ilk karşılaşmamız bu bölümde olacaktır. Alışma ve duyarlılaşma ortaya çıkarılan davranışın gücünü düzenleyen karşıt etkilerdir. Alışma tekrarlayan aktivitede düşmeye neden olur; duyarlılaşma ise, tepkide artmaya neden olur. Bir Ortaya Çıkarıcı Uyarıcının Tekrarlayan Biçimde Sunulmasının Etkileri Alışma ve duyarlılaşmaya ilişkin olarak, burada tanımlanan genel özellikler, ortaya çıkarılan davranışın hemen hemen her türünde gözlenebilir. Şekil 3.1 de bebeklerde alışma ve duyarlılaşmanın çalışılmasında kullanılan, tipik bir deneysel düzenek gösterilmektedir. Bebek, görsel uyarıcıların sunulduğu bir ekranın karşısına rahat bir şekilde oturtulur. Bir uyarıcı ekranda göründüğünde, bebek ekrana bakar. Bebeğin görsel dikkati, gözlerini uyarıcı üzerinde ne kadar bir süre için sabit olarak tuttuğuna bakılarak ölçülür. Bebeğin uyarıcıya ne kadar süre baktığı, uyarıcının niteliğine ve ne kadar sıklıkla sunulduğuna bağlıdır. Şekil 3.2, iki yaşlarındaki iki grup bebekle yapılan bir deneyin sonuçlarını göstermektedir (Bashinski, Werner, & Rudy, 1985). Her gruba 10 saniyelik bir görsel uyarıcı, 10 saniyelik aralıklarla, sekiz defa sunulmuştur. Görsel uyarıcının karmaşıklık düzeyi, iki grupta birbirinden farklı olacak biçimde ayarlanmıştır. Bir gruba 4x4 lük bir dama tahtası deseni sunulurken, diğer gruba daha karmaşık olan 12x12 lik bir dama tahtası deseni gösterilmiştir. İlginç olarak, bulgular, her bir uyarıcı tarafından ortaya çıkarılan görsel odaklanma süresinin, değişmez veya otomatik olmadığını; odaklanma süresinin, uyarıcıya bağlı olarak, farklı biçimlerde değiştiğini göstermiştir. 12x12 lik karmaşık desende odaklanma süresi, 1. Denemeden. 2. Denemeye artmıştır ve sonra azalmıştır. Daha basit olan 4x4 lük desende ise, görsel odaklanma denemeler ilerledikçe azalmıştır.
ŞEKİL 3.1 Bebeklerde görsel dikkat çalışması için hazırlanan deneysel düzenek. Bebek, görsel uyarıcıların sunulduğu bir ekranın karşısına rahat bir şekilde oturtulur. Her denemede, bebeğin bakışını başka bir yere çevirmeden ne kadar süre ekrana baktığı ölçülür. Ortaya çıkarılan davranışın şiddetindeki bir azalma, alışma etkisi (habituation effect) olarak adlandırılır. Bunun tersine, tepkisellikteki bir artma ise, duyarlılaşma etkisi (sensitization effect) olarak adlandırılır. 4x4 lük dama deseni ile yapılan deney boyunca alışma açık bir şekilde gözlenmiştir. Aynı zamanda alışma, 12x12 lik desenle yapılan deneyde de 2. denemeden, 8. denemeye kadar gözlenmiştir; ancak, 1. denemeden 2. denemeye bir duyarlılaşma durumu söz konusudur. Alışma ve duyarlılaşma çalışmalarında yaygın olarak kullanılan bir başka deneysel kurulumda da irkilme tepkisine (startle response) ilişkindir. İrkilme tepkisi, ani bir hareket veya yabancı bir uyarıcı nedeniyle gerçekleşen bir sıçrama biçiminde gözlenir. Birisi arkanızda (büyük bir gürültüyle) bir balonu patlattığında, aniden omuzlarınızı kamburlaştırır ve boynunuzu içeri doğru çekersiniz. İrkilme, büyük ölçüde kültürden bağımsız olarak gözlenen, insana özgü bir tepkidir (Simons, 1996). İrkilme refleksi kolayca ölçülebildiği için, laboratuvar sıçanları üzerinde yapılan çok sayıdaki alışma ve duyarlılaşma çalışmalarına ön ayak olmuştur. (örneğin, Davis, 1974; Davis, Hitchcock, & Rosen, 1987). Ani, fakat hafif bir ses, ilk anda irkilmenize neden olabilir; fakat hemen sonra sese tepkide bulunmamaya başlarsınız. Benzer sonuçlar hafif dokunsal uyarıcılarla da elde edilmiştir. Bir çift rahat ayakkabıyı ilk giydiğinizde ayakkabıların ayağınıza yaptığı hafif baskıyı hissedersiniz. Buna karşın, bu duruma kısa sürede alışılır. Kısa bir süre sonra, ayakkabı giydiğinizin farkında bile olmazsınız. Dokunsal uyarıcı daha şiddetli olduğunda, ona alışmak daha zor olur. Bu durumda, tepki örüntüsü, Şekil 3.2 deki bebeklerin 12x12 lik dama desenine gösterdikleri görsel dikkate benzer olacaktır. Dokunsal uyarıcının şiddetli olduğu böylesi bir durumda, tepkide bulunma ilk başta artacak; fakat sonra azalacaktır. Benzer sonuçlar, ortaya çıkarıcı uyarıcının şiddetli bir ses olduğu durumlarda, irkilme refleksinde de elde edilir. Eğer ortaya çıkarıcı uyarıcı çok şiddetli ise, tekrarlanması, tepkide uzun süreli bir artma ile sonuçlanabilir. Eğer ayakkabılarınız şiddetli bir baskı yaratıyorsa, baskıya maruz kalmanın devam etmesi durumunda rahatsızlığınız artar ve ayakkabılarınızın ayağınızı sıkmasını gözardı edemez hale gelirsiniz. Benzer bir şekilde, ortaya çıkarıcı uyarıcı şiddetli bir gürültü ise, irkilme refleksinde uzun süreli bir artma meydana gelecektir. Savaş bölgesindeki askerler ve siviller silah atış seslerine hiç bir zaman alışamayabilirler. Stres ve savaş yaşantısının uyarılması, silah atış seslerine uzun süreli duyarlılaşma ile sonuçlanabilir. Bu örneklerde gösterildiği gibi, bazı koşullar altında, ortaya çıkarılan davranış, monoton bir alışma deseni gösterir. Diğer durumlarda ise, önce bir duyarlılaşma etkisi ortaya çıkar; sonra bunu tepkide
bulunmada bir azalma takip eder. Bu anlamda, ortaya çıkarılan davranış, uzun süreli duyarlılaşmanın bir kanıtı olarak gösterilebilir. ALIŞMA ETKİLERİNİN ÖZELLİKLERİ Alışma ve duyarlılaşma etkilerinin gidişini belirleyen çok sayıda faktör belirlenmiştir. Burada bazı temel değişkenler ele alınmaktadır. 8 7 4x4 12x12 Odaklanma süresi (saniye) 6 5 4 3 2 4x4 lük uyarıcı 1 1 2 3 4 5 6 7 8 Denemeler 12x12 lik uyarıcı ŞEKİL 3.2 İki grup bebeğin birbirini izleyen sekiz denemede, sunulan bir görsel uyarıcıya görsel odaklanma süreleri. Bir grup için görsel uyarıcı, 12x12 lik bir dama desenidir; diğer grup için görsel uyarıcı 4x4 lük bir dama desenidir. Bashinski (1985) den uyarlanmıştır. Uyarıcı değişikliği etkisi. Belki de alışmanın en önemli özelliği, tekrarlarla sunulan, belirli bir uyarıcıya özgü olmasıdır. Eğer uyarıcı farklı bir uyarıcı ile değiştirilirse, tepkide bulunmada iyileşme gerçekleşir, diğer bir deyişle, alışma etkisi zayıflar. Bu iyileşmenin ne kadar olacağı, yeni uyarıcının önceden sunulmuş olan uyarıcıya ne kadar benzer olduğuna bağlıdır. Uyarıcı özgünlüğü, alışmanın belirleyici bir özelliğidir (Thompson & Spencer, 1966) ve bebeklerde bilgi işlemeye ilişkin olarak yapılan çalışmalarda etkili bir biçimde kullanılır (örn. Cohen, 1988; Kaplan, Werner, & Rudy, 1990). Bebekler konuşmaya başlamadan, hangi uyarıcıların benzer ve hangi uyarıcıların farklı olduğunu kelimelerle ifade edemezler. Buna karşın, alışmayı takip eden test uyarıcılarına çeşitli tepkiler vermek suretiyle, böylesi sorulara yanıt sağlayabilirler. Bebeklerde görsel dikkat veya odaklanma tepkisini içeren aşağıdaki hipotetik deneyi ele alalım: Uyarıcı ekranında küçük yeşil bir nokta, bebek ışığa sabit olarak baktığı sürece, tekrarlanarak sunulur; sonra ışık, ekranın farklı yerlerinde bir daha sunulur. Orijinal alışılmış uyarıcı ortada olmak üzere, tüm test uyarıcılarının imgesel bir çizgi üzerine düştüğünü varsayalım. Bebek çeşitli test uyarıcılarına nasıl tepkide bulunacaktır? Hangi test uyarıcısını, alışılmış eğitici uyarıcıdan farklı olarak ele alacaktır ve hangisini benzer olarak ele alacaktır?
Görsel dikkat x Orjinal Yerleşim (X) e Olan Uzaklık ŞEKİL 3.3 Alışmada uyarıcı özgünlüğü. İlk önce bebeğin görsel odaklanma tepkisi, belirli bir konumda sunulan yeşil ışık noktasına alıştırılır. Sonra ışığın yeri bir dizi test denemeleri boyunca değiştirilir. Yeşil ışık orijinal yerinden uzağa hareket ettikçe tepkide bulunmanın arttığına dikkat ediniz (Not: Veriler hipotetiktir). Olası sonuçlar Şekil 3.3 de gösterilmektedir. Bu şekilde, her bir test uyarıcısına verilen tepki, test uyarıcısının ışığın alışma denemeleri boyunca sunulduğu yere olan yakınlığının bir fonksiyonu olarak işaretlenmiştir. Tepkide bulunmanın en düşük düzeyinin (alışmaya ilişkin en büyük kanıt), alışma denemeleri boyunca uyarıcının tam olarak sunulduğu yerde alındığına dikkat edin. Bebek, orijinal uyarıcıya yakın yerlerde sunulan uyarıcılara da pek tepkide bulunmamıştır. Yani, alışmanın etkileri diğer yakın yerlere de taşınmıştır. Bu, alışmada uyarıcı genellemesi (stimulus generalization of habituation) olarak adlandırılır. Sunum konumları, orijinal sunum konumundan uzaklaştıkça, uyarıcılar, daha fazla tepki ortaya çıkarmaktadırlar. Bu da, alışmada uyarıcı özgünlüğünü göstermektedir. Dolayısıyla, ortaya çıkarıcı uyarıcı, eğitici uyarıcıdan yeterince farklı hale getirildiğinde, tepkide bulunmada iyileşme elde edilir. Alışmada uyarıcı özgünlüğü, alışma etkilerine ilişkin önemli bir alternatif açıklamayı devre dışı bırakmaktadır. Bir alışma yordamında, tekrarlayan uyarımlara tepkide bulunmanın salt yorgunluk nedeniyle azalmış olabileceği eleştirisi öne sürülebilir. Katılımcı, belki de, ortaya çıkarılan tepkiyi vermekten yorulmuş olduğu için gittikçe daha az tepkide bulunmaktadır. Oysa, ortaya çıkarıcı uyarıcının değiştirilmesi ile tepkide bulunmada gözlenen iyileşme durumu, yorgunluğa dayalı bu açıklamayı devre dışı bırakmaktadır. Buna göre, eğer
B Tepki büyüklüğü A Uyarıcı sunumları ŞEKİL 3.4 Alışılmış bir tepkinin kendiliğinden geri gelmesi. A ve B arasında alışılmış tepkinin yenilenmesini sağlayan, uyarıcı sunumunun olmadığı bir dinlenme periyodu ortaya çıkar. (Not: Veriler hipotetiktir) alışmanın nedeni yorgunluk olsaydı, katılımcının değiştirilmiş uyarıcıya da tepkide bulunmaması gerekirdi. Bebeklerle yapılan alışma çalışmalarında, bebeklerin aşina olmadıkları yeni uyarıcılarla test edildiği yordamlar, sıklıkla kullanılmaktadır. Bebekler, bir görsel uyarıcıya bakmaktan çeşitli nedenlerle vazgeçebilirler. Yorulmuş olabilirler, huysuzlanabilirler ya da uyuyakalabilirler. Deneye aktif olarak katıldıklarından ve hala dikkat ediyor olduklarından emin olabilmek için yeni uyarıcılar alışmadan sonra sunulur. Deneyin sonuçları sadece yeni uyarıcıya tepki vermede bir iyileşme gözlenirse, geçerli sayılır. Uyarıma ara vermenin etkileri. Alışma etkileri genellikle geçicidir. Alışma etkileri, bir süre ortaya çıkarıcı uyarıcı sunulmadığı takdirde, geçen zaman boyunca zayıflar ve yok olurlar. Alışma etkilerinin kaybı, tepkinin geri gelmesi bakımından önemlidir. Böylesi bir durum, Şekil 3.4 de gösterilmiştir. Tepkide bulunmada iyileşme, uyarımsız geçen bir süreye (bir dinlenme aralığı) bağlı olarak ortaya çıktığı için, bu görüngü kendiliğinden geri gelme (spontaneous recovery) olarak adlandırılır. Kendiliğinden geri gelme, alışmanın yaygın bir özelliğidir (Thompson & Spencer, 1966). Siz ders çalışırken oda arkadaşınız radyoyu açarsa, bunu ilk başta farkedebilirsiniz; fakat ses çok yüksek değilse, bir süre sonra radyonun sesine alışır, radyodan gelen sese tepki vermemeye başlarsınız. Ancak, bir süreliğine radyo kapanırsa ve sonra tekrar açılırsa radyonun çaldığını yeniden farkedesiniz. Aslında, oda arkadaşınız radyoyu tekrar tekrar açıp, kapatırsa, bundan rahatsız olabilirsiniz.. Kendiliğinden geri gelmenin derecesi, dinlenme aralığının süresi ile ilişkilidir. Ortaya çıkarıcı uyarıcının sunulmadığı daha uzun aralıklar, tepkide daha büyük bir iyileşme ile sonuçlanır. Ancak, bazı durumlarda, haftalarca süren bir dinlenme aralığından sonra bile, tepkide bulunmada bir iyileşme gözlenmez. Örneğin, tada karşı yabancılama tepkisine alışmada kendiliğinden geri gelme ortaya çıkmaz. İnsanlar da dahil olmak üzere, hayvanlar, tanıdık olmadıkları yiyecek ve içecekleri almada dikkatli davranırlar. Bu görüngü tat neofobisi (flavor neophobia) olarak bilinir. Muhtemelen tat neofobisi evrim sürecinde kazanılmış bir özelliktir; çünkü, yeni veya yabancı gelen tatlar aynı zamanda tehlikeli olabilir. Yeni tatlara tekrarlayan biçimde maruz kalmanın bir sonucu olarak, neofobik tepkilerde bir azalma gözlenir. Örneğin, kahve, ilk defa tadan bir çocukta, genellikle, bir kaçınma tepkisi ortaya çıkarır. Ancak, çocukta kahveyi içtikten sonra herhangi bir hastalık etkisi ortaya çıkmadığı takdirde, neofobik tepki azalır veya bu
tada alışılır. Ayrıca, alışma uzun-sürelidir. Kahvenin tadına alışmış olan bir kişi, hiç kahve içmeden geçen iki hafta sonunda da muhtemelen neofobik bir tepki göstermeyecektir. Laboratuvar sıçanları üzerinde yapılan çalışmalar, 17 ve 24 gün kadar uzun aralıklarda bile, tat neofobisinde herhangi bir kendiliğinden geri gelmenin olmadığını göstermiştir (Domjan, 1976; Siegel, 1974). Alışma etkileri, kendiliğinden geri gelme göstermesine veya göstermemesine göre sınıflandırılır. Güçlü kendiliğinden geri gelmenin olduğu durumlar kısa-süreli alışma (short-term habituation) olarak adlandırılırken; önemli bir kendiliğinden geri gelmenin olmadığı durumlar ise, uzun-süreli alışma (longterm habituation) olarak adlandırılır. Kısa-süreli ve uzun süreli alışma, birinin varlığının diğerini dışta tuttuğu görüngüler değillerdir. Bazen her iki etki birlikte gözlenir. Bu, bir dinlenme aralığının alışılmış tepkide bazı iyileşmeler yarattığı; fakat iyileşmenin tam olmadığı durumlar için geçerlidir (örneğin, Leaton, 1976). Kısa-süreli alışmadan ziyade, uzun-süreli alışmayı destekleyen faktörler tam olarak anlaşılamamıştır (Whitlow & Wagner, 1984; fakat bkz. Marlin & Miller, 1981). Uyarıcı frekansının etkileri. Bir uyarıcının frekansı, uyarıcının birim zamanda ne kadar sıklıkla tekrar edildiğinin ölçüsüdür uyarıcının bir dakikada ne kadar sıklıkla sunulduğu gibi-. Uyarıcının frekansı arttıkça, uyarıcının tekrarları arasındaki dinlenme süresi kısalır. Kendiliğinden geri gelme fenomeninde gördüğümüz gibi, uyarımlar arasındaki dinlenme süresi, tepkide bulunmayı anlamlı bir şekilde etkiler. Yüksek uyarıcı frekansları, denemeler arasında daha az kendiliğinden geri gelmeye neden olduğu için, genel olarak daha sık olan uyarımlarda tepkide bulunma daha hızlı azalır (Davis,1970). Bunun tersine, eğer uyarımın frekansı düşükse, tepkide bulunma o kadar hızlı azalmaz. Uyarıcı şiddetinin etkileri. Alışma, uyarıcının şiddeti tarafından da belirlenir. Genel olarak, ortaya çıkarıcı uyarıcının daha şiddetli olduğu durumlarda tepkide bulunmada azalma daha yavaştır (Groves, Lee, & Thompson, 1969). Örneğin, laboratuvar sıçanları güçlü tadlara olan neofobik tepkilerini, zayıf tatlara olan tepkilerinden daha yavaş kaybetmişlerdir (Domjan & Gillan, 1976). İkinci bir uyarıcıya maruz kalma etkisi. Alışmanın önemli özelliklerinden bir tanesi, tek başına ortaya çıkarıcı uyarıcı tarafından belirlenmiyor olmasıdır. Alışmanın düzeyi, aynı zamanda, organizmanın yaşantıda bulunduğu diğer uyarıcılardan da etkilenir. Özellikle, ikinci bir uyarıcıya maruz kalmak, daha önceden alışılmış tepkinin iyileşmesi ile sonuçlanabilir. Bu görüngü, alışmanın ortadan kalkması (dishabituation) olarak adlandırılır (Thompson & Spencer, 1966). Şekil 3.5 de alışma üzerine yapılan bir deney özetlenmektedir. 4x4 lük dama deseninde bebeklerin görsel odaklanma süreleri ölçülmüştür (Kaplan ve diğ., 1990). Beklendiği gibi, görsel uyarıcının sekiz defa tekrarlanması, bebeklerin bakma davranışında bir azalma ile sonuçlanmıştır. Sekizinci denemeden sonra, dama desenine alışmayı ortadan kaldıran bir uyarıcı olarak, bir ses uyarıcısı (1000 Hz, 75 db) sunulmuştur. Şekil 3.5 de görüleceği gibi, sesin sunumu, 4x4 lük desene yapılan görsel odaklanmada anlamlı bir iyileşme sağlamıştır. Orijinal alışılmış uyarıcıya (dama deseni) olan tepki, alışılmamış uyarıcı (ses) tarafından arttırılmıştır. Ne yazık ki, alışmanın ortadan kalkması terimi, araştırma literatüründe birbiriyle çelişen biçimlerde kullanılmaktadır. Bebeklerle yapılan çalışmalarda, alışmanın ortadan kalkması bazen, yabancı bir uyarıcı, orijinal alışılmış uyarıcının yerini aldığı zaman tepkide bulunmanın iyileşmesi anlamında kullanılmaktadır. Bunun tersine, diğer türlerle ve tepkilerle yapılan araştırmalarda ise, alışmanın ortadan kalkması, orijinal alışılmış uyarıcıya gösterilen tepkide geri gelme yaratan, yeni bir uyarıcının sunumunu ifade etmek için kullanılmıştır. Burada, tarihsel anlamda daha geçerli olması bakımından, ikinci yaklaşım izlenecektir (Thompson & Spencer, 1966). Alışmayı ortadan kaldıran uyarıcıdan sonra geçen zamanın etkileri. Alışmayı ortadan kaldıran bir uyarıcının etkisi kısa sürelidir. Eğer, alışmayı ortadan kaldıran uyarıcıdan sonra bir dinlenme aralığı gelirse,
alışmadan kurtulma etkisi kalkar ve alışılmış tepkinin geri gelme şansı yitirilir (Thompson & Spencer, 1966). Daha önce betimlediğim örnekte ve Şekil 3.5 de özetlenen alışmayı ortadan kaldırıcı 9 8 7 6 5 4 Tepki büyüklüğü 3 2 1 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Denemeler ŞEKİL 3.5 Alışılmış tepkinin ortadan kalkması. Bebeklerin görsel sabitlenme tepkileri, 1 den, 8 e kadar olan denemeler boyunca sunulan dama desenli uyarıcıya alışmıştır. Deneme 9 da görsel uyarıcıyla birlikte bir sesin sunulması, söz konusu alışmanın ortadan kalkmasına neden olmuştur. uyarıcı, ses idi. Eğer sesin ardından bir dinlenme aralığı verilirse, alışılmış görsel uyarıcıya yönelmede daha az bir iyileşme ortaya çıkacaktır. DUYARLILAŞMA ETKİLERİNİN ÖZELLİKLERİ Duyarlılaşma etkileri, alışma görüngüsü üzerinde etkili olan aynı uyarıcı şiddeti ve zaman faktörlerinden etkilenir. Genel olarak, daha şiddetli ortaya çıkarıcı uyarıcılarla daha fazla duyarlılaşma etkisi (tepkide bulunmada daha büyük artışlar) elde edilir (Groves ve diğ., 1969). Alışmada olduğu gibi, duyarlılaşma etkileri de, kısa-süreli veya uzun-süreli olabilir (örneğin, Davis, 1974; Heiligenberg, 1974). Kısa-süreli duyarlılaşma (short-term sensitization), uyarımsız geçen sürenin bir sonucu olarak kaybolur. "Kendiliğinden geri gelme" olarak adlandırılan kısa-süreli alışmadaki bozulmadan farklı olarak, kısa süreli duyarlılaşmanın özel bir adı yoktur. "Kendiliğinden geri gelme" olarak adlandırılmaz; çünkü duyarlılaşma ortadan kalktığında tepkide bulunma (geri gelmekten ziyade) azalır. Kısa-süreli duyarlılaşmanın aksine, uzun-süreli duyarlılaşma (long-term sensitization) uyarımın olmadığı yeterli uzunluktaki aralıklardan sonra bile gözlenir. Duyarlılaşmanın alışmadan farklı olduğu önemli bir nokta, duyarlılaşma etkilerinin belirli bir uyarıcıya özgü olmamasıdır. Daha önce de belirttiğim gibi, eğer uyarıcı çok fazla farklılaştırılırsa, bir uyarıcıya tekrarlanan biçimde maruz kalma sonucunda ortaya çıkan alışma gözlenemeyecektir (bkz. Şekil 3.3). Bunun tersine, duyarlılaşma uyarıcıya özgü değildir. Örneğin, laboratuvar sıçanlarının işitsel ipuçlarına reaktivitesi, hayvanları, deriye iğne batırmak ya da çimdiklemek gibi, bir acıya maruz bırakarak arttırılabilir veya duyarlılaştırılabilir (Davis ve diğ., 1987). Sıçanlar acıya bir kez duyarlılaştığında, geniş bir ranjdaki işitsel ipuçlarına artmış bir tepkisellik gösterirler. Aynı şekilde, hastalık yaşantısı, laboratuvar sıçanlarının tat uyarıcılarına tepkiselliğini arttırır veya duyarlılaştırır ve bir kez tat tepkiselliği duyarlılaştığında hayvanlar, çok çeşitli tat uyarıcılarına karşı yükselmiş bir isteksizlik gösterirler (Domjan, 1977).
Alışma ve Duyarlılaşmada İkili-Süreç Kuramı Şu ana kadar alışma ve duyarlılaşmanın davranışsal görüngülerini betimledim. Bu davranışsal etkilerin altında yatan süreçleri veya mekanizmaları tartışmadım. Burada, alışma ve duyarlılaşmaya önemli bir kuramsal yaklaşım olan Groves ve Thompson (1970) tarafından ortaya atılan ikili-süreç kuramını (dual-process theory) ele alacağım. Kuram, alışma ve duyarlılaşmaya ilişkin olarak yapılan nöropsikolojik çalışmalar üzerine temellenmiştir; fakat yine de davranışsal bir kuram olarak görülebilir. İkili-süreç kuramı, daha önce görüngü olarak aynı terimlerle ifade ettiğim iki ana süreç (alışma ve duyarlılaşma süreci) üzerine temellenmiştir. Buna karşın, alışma ve duyarlılaşma süreçleri, alışma ve duyarlılaşma görüngülerinden farklıdır. Farklı terimleri karıştırmaktan kaçınmak için, alışma ve duyarlılaşma görüngülerinin, performans etkileri olduğunu akılda tutmak önemlidir; bunlar, davranışdaki gözlenebilir değişikliklerdir. Bunun tersine, alışma ve duyarlılaşma süreçleri davranışsal alışma ve duyarlılaşma etkilerinden sorumlu olduğu düşünülen kuramsal durumları ifade etmektedir. S-R SİSTEMİ VE DURUM SİSTEMİ İkili-süreç kuramına göre, alışma ve duyarlılaşma süreçlerinin, sinir sisteminin farklı bölümlerinde çalıştığı kabul edilir. İkili-süreç kuramının amaçları bakımından, sinir sistemi, S-R (uyarıcı-tepki) sistemi ve durum sistemi biçiminde iki işlevsel bileşenden oluşan bir sistem olarak kavramsallaşmıştır. S-R sistemi, (S-R system) sinir sistemi ile bir ortaya çıkarıcı uyarıcı arasındaki en kısa yoldur. S-R sistemi, Descartes ın refleks yayına karşılık gelir. Bir reflekste yer alan en küçük fizyolojik mekanizmadır. Tipik olarak, S-R sistemi üç nörondan oluşur: Bir duyusal nöron (afferent ya da sensory neuron), bir ara nöron (interneuron) ve bir motor nöron (efferent ya da motor neuron). Ortaya çıkarıcı veya girdi uyarıcısı, duyusal nöronu harekete geçirir. Sonra duyusal nöron, motor nöronu ateşleyecek olan ara nöronu harekete geçirir. Duyusal nöron, ortaya çıkarılan tepkiyle ilgili bir kas ile sinaps oluşturur ve davranışsal tepkiyi tetikler. Durum sistemi (state system), S-R sisteminin integral bir parçası olmayan; fakat S-R sisteminin tepkiselliğini etkileyen sinirsel süreçlerden oluşur. Örneğin, spinal refleksler, omurilikte son bulan bir duyusal nörondan ve omurilikten ilgili kasa uzanan bir motor nörondan oluşur. Bu, bir spinal refleksin S-R sistemidir. Buna karşın, omurilik beyine çıkan ve beyinden inen sinirsel yolları da içerir. Söz konusu çıkan ve inen yollar, spinal refleksleri düzenlemeye ve spinal refleksler için durum sistemini kurmaya yararlar. Sinir sisteminin S-R ve durum bileşenleri içerisindeki sınıflandırılması anlaşıldıktan sonra ikilisürecin anlaşılması oldukça kolaydır. Daha önce de belirttiğim gibi, ikili-süreç kuramı, alışma ve duyarlılaşma gibi iki ayrı sürecin olduğunu öngörmektedir. Kuramın kritik bir yanı, bu süreçlerin nerelerde çalıştığına ilişkin olmasıdır. Alışma sürecinin, S-R sisteminde yer aldığı; duyarlılaşma sürecinin ise, durum sisteminde yer aldığı düşünülmektedir. Alışma ve duyarlılaşma süreçleri, organizmanın davranışında doğrudan gözlenmez. Ancak gözlenen davranış, bu süreçlerin net etkisini yansıtır. Alışma ve duyarlılaşma süreçleri, refleks tepkiselliğini düzenleyen karşıt mekanizmalar olarak iş görürler. Alışma süreci, duyarlılaşma sürecinden güçlü olduğunda, net etki, davranışsal çıktıdaki azalmadır. Bu, Şekil 3.6 nın sol panelinde gösterilmektedir. Duyarlılaşma süreci alışma sürecinden daha güçlü olduğunda ise, karşıt bir çıktı meydana gelir. Bu durumda, iki sürecin net etkisi, davranışsal çıktıdaki bir artıştır. Bu da Şekil 3.6 nın sağ panelinde gösterilmiştir. Harekete geçirildikten sonra, hem alışma sürecinin ve hem de duyarlılaşma sürecinin geçen zamana bağlı olarak yok olacağı varsayılır. Söz konusu zamansal bozulma sayıltısı, bazı alışma ve duyarlılaşma etkilerinin kısa-süreli doğasını açıklayabilmek için gereklidir.
İKİLİ-SÜREÇ KURAMININ DOĞURGULARI Descartes ın refleks yayı gibi, S-R sistemi de ortaya çıkarılan davranışın en küçük veya en ilkel mekanizmasıdır. Yani, S-R sistemi, bir ortaya çıkarıcı uyarıcının sunulduğu her an harekete geçirilir. Alışma süreci, S-R sistemini çalıştırdığı için, S-R sisteminin her aktivasyonu, alışma sürecinde bir birikme ile sonuçlanır. Bu, alışmayı, ortaya çıkarılan davranışın evrensel bir özelliği yapar. İkili-süreç kuramına göre, ne zaman bir ortaya çıkarıcı uyarıcı sunulsa, alışma süreci harekete geçirilir. Alışma sürecinin evrenselliği, bir alışma etkisinin veya tepki vermede azalmanın her zaman gözleneceği anlamına gelmez. Daha doğrusu, bir alışma etkisinin var olup olmayacağı, alışma sürecine, bir duyarlılaşma sürecinin aktivasyonu ile karşı konulup konulmadığına bağlıdır. Bir alışma etkisinin gözlenip gözlenmeyeceği, ortaya çıkarıcı uyarıcının daha önceki ortaya çıkışlarına göre, ne zaman sunulduğuna da bağlıdır. Eğer bir uyarıcının iki sunumu, uzun bir dinlenme aralığı ile birbirinden ayrılırsa, birinci uyarıcı A Tepki Büyüklğü D Net A Tepki Büyüklğü Net D Denemeler Denemeler tarafından oluşturulan alışma, uyarıcı ŞEKİL 3.6 Duyarlılaşma ve alışmada ikili-süreç teorisinin mekanizması. Kesikli çizgiler, denemeler boyunca alışma (A) ve duyarlılaşma (D) süreçlerinin şiddetini göstermektedir. Düz çizgiler, bu iki sürecin net (veya birleştirilmiş) etkisini göstermektedir. Sol panelde, alışma süreci duyarlılaşma sürecinden daha güçlü hale gelir ve bu, tepki vermede bir azalmaya neden olur. Sağ panelde, duyarlılaşma süreci, alışma sürecinden daha güçlü bir hale gelir ve bu, tepki vermede bir artışa neden olur. tekrarlanmadan önce tamamen bozulma olasılığına sahip olacaktır ve tepkide azalma gözlenmeyecektir. Öte yandan, eğer uyarıcı sunumları arasındaki aralık, alışma sürecinin bozulmasına izin vermeyecek kadar kısa ise, tepkide bir azalma gözlenecektir. Alışma sürecinin aksine, duyarlılaşma sürecinin evrensel olmadığı kabul edilir. Duyarlılaşma, durum sisteminde ortaya çıkar. Durum sistemi, S-R sisteminin tepkiselliğini ayarlar; fakat ortaya çıkarılan davranışın oluşması için gerekli değildir. Ortaya çıkarılan davranış, S-R sisteminde tek başına ortaya çıkabilir. Yani, duyarlılaşma ortaya çıkarılan davranışın evrensel bir özelliği değildir. Duyarlılaşma süreci ne zaman harekete geçirilir? Bu konuda günlük dille bir görüş ileri sürülecek olursa, duyarlılaşma uyarılmışlığı temsil etmektedir diyebiliriz. Duyarlılaşma ve uyarılmışlık, organizma, özellikle şiddetli veya önemli bir uyarıcı ile karşılaşırsa ortaya çıkar. Beklenmeyen yüksek bir ses ile uyarılabileceğiniz gibi, birisininhafif bir sesle kazada yakın bir arkadaşınızın ciddi bir şekilde yaralandığını söylemesi de sizi uyarabilir. Dolayısıyla, durum sistemi ve duyarlılaşma süreçleri, şiddetli ve önemli uyarıcılar tarafından harekete geçirilir. Duyarlılaşma süreci, ilgilenilen refleks tepkisini ortaya çıkarmak üzere kullanılan aynı uyarıcı tarafından harekete geçirilebilir. Şekil 3.6 nın sağ paneli böyle bir durumu göstermektedir. Bu örnekte, ortaya çıkarıcı uyarıcı -net etkinin tepkide bulunmada bir artış olması sonucuyla- büyük ölçüde bir duyarlılaşma meydana getirir.
Duyarlılaşma süreci, ortaya çıkarıcı uyarıcı dışındaki başka olaylar tarafından da harekete geçirilebilir. Durum sistemi, S-R sisteminden ayrı olduğu için, durum sistemi, ölçülmekte olan tepkiye ilişkin S-R sistemine kaydedilmeyen uyarıcılar tarafından harekete geçirilebilir. Bu ikili-süreç kuramının kritik bir özelliğidir ve duyarlılaşmayı alışmadan farklı kılan diğer bir noktadır. Alışmanın tersine, duyarlılaşma, ilgilenilen ortaya çıkarıcı uyarıcı tarafından yaratılmak zorunda değildir. Duyarlılaşma ve alışma süreçlerinin farklı uyarıcılar tarafından da harekete geçirilebildiği gerçeği, alışmanın ortadan kaldırılması gibi pek çok fenomeni ikili-süreç kuramı ile açıklamaya izin vermektedir. Şekil 3.5 de de gösterildiği gibi, alışmayı ortadan kaldıran bir uyarıcının sunumu, alışılmış tepkinin geri gelmesi ile sonuçlanabilir. Şekil 3.5 da özetlenen örnekte, bir ses sunumu alışılmış görsel odaklanma tepkisinin geri gelmesine neden olmuştur. İkili-süreç kuramına göre, geri gelme ortaya çıkar; çünkü ses, durum sistemini herekete geçirir ve görsel uyarıcıya daha önceden oluşmuş alışmanın üstesinden gelebilmek için yeterli duyarlılaşmayı yaratır. Bu yoruma göre, alışmanın ortadan kalkması, alışma sürecini zayıflatmak veya tersine döndürmekten çok, davranışsal duruma duyarlılaşma sürecinin eklenmesi ile yaratılır. Diğer kanıtlar da bu yorumu destekler yöndedir (bkz. Groves & Thompson, 1970). İkili-süreç kuramı, kısa-süreli alışma ve duyarlılaşma etkilerini tanımlamakta oldukça başarılıdır. Buna karşın, kuram, uzun-süreli alışma ve duyarlılaşma etkilerine ilişkin örneklerde tutarsızdır. Uzun-süreli alışma ve duyarlılaşmaya ilişkin açıklamaları, -bundan sonraki bölümde ele alacağım- çağrışımsal öğrenme mekanizmaları çerçevesinde tartışılacaktır. Özet Refleksif veya ortaya çıkarıcı davranış genellikle, ortaya çıkarıcı uyarıcının otomatik veya değişmez bir sonucuymuş gibi ele alınır. Oysa, bu görüşün tersine, ortaya çıkarıcı uyarıcının tekrarlı sunumları, tepki vermede monoton bir azalma (alışma etkisi) ya da tepki vermede bir artma (duyarlılaşma etkisi) ile sonuçlanabilmektedir. Bu bakımdan, -değişmez olmaktan ziyade- ortaya çıkarılan davranış, farklı şekillerdeki önceki yaşantılara oldukça duyarlıdır. Duyarlılaşma ve alışma etkilerinin şiddeti, ortaya çıkarıcı uyarıcının şiddetine ve frekansına bağlıdır. Bir uyarıcı tarafından ortaya çıkarılan bir tepkide bulunma, farklı bir olayın daha önceki sunumları tarafından da değiştirilebilir (alışmanın ortadan kalkmasında olduğu gibi). Alışma ve duyarlılaşma ile ilgili pek çok bulgu, ikili-süreç kuramıyla karakterize edilmektedir. İkilisüreçte, S-R sistemindeki tepkide azalmayı yaratan süreçler ile durum sistemindeki duyarlılaştırmayı yaratan süreçler yer alır. S-R sistemi, ortaya çıkarıcı uyarıcının sunulduğu her an harekete geçer; bu da alışmayı, ortaya çıkarıcı uyarıcının evrensel bir özelliği yapar. Bunun tersine, duyarlılaşma, sadece, organizma, durum sistemini herekete geçirmek için yeterince şiddetli veya anlamlı olan bir uyarıcı ile karşılaştığında ortaya çıkar. Birikimli etkileri aracılığıyla alışma ve duyarlılaşma süreçleri, ortaya çıkan davranışın gücünü düzenlemeye hizmet eder. Önerilen Okumalar GROVES, P. M., & THOMPSON, R. F. (1970). Habituation: A dual-process theory. Psychological Review, 77, 419-450. KAPLAN, P. S., WERNER, J. S., & RUDY, J. W. (1990). Habituation, sensitization, and infant visual attention. In C. Rovee-Collier and L. P. Lipsitt (Eds.), Advances in infancy research (Vol. 6, pp. 61-109). Norwood, NJ: Ablex. PEEKE, H. V. S., & PETRINOVICH, L. (Eds.) (1984). Habituation, sensitization, and behavior. Orlando, FL: Academic Press. Teknik Terimler Alışma etkisi Alışmanın ortadan kalkması Alışmada uyarıcı genellemesi Karşıt süreçler Kendiliğinden geri gelme Kısa-süreli alışma
Ara nöron Durum sistemi Duyarlılaşma etkisi Duyusal nöron Homeostatik düzey İkili-süreç kuramı Kısa-süreli duyarlılaşma Motor nöron S-R sistemi Tat neofobisi Uzun-süreli alışma Uzun-süreli duyarlılaşma Yönelme tepkisi