ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI

Save this PDF as:
 WORD  PNG  TXT  JPG

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI"

Transkript

1 ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI TÜRKİYE'DE BÖLGESEL GELİR DAĞILIMI YAKINSAMA VE IRAKSAMA DİNAMİKLERİ Doktora Tezi Sinan BORLUK Ankara-2014

2 ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ÇALIŞMA EKONOMİSİ VE ENDÜSTRİ İLİŞKİLERİ ANABİLİM DALI TÜRKİYE'DE BÖLGESEL GELİR DAĞILIMI YAKINSAMA VE IRAKSAMA DİNAMİKLERİ Doktora Tezi Sinan BORLUK Tez Danışmanı Prof. Dr. Berrin Ceylan ATAMAN Ankara

3 a

4 b

5 TEŞEKKÜR Bu çalışmanın ortaya çıkmasına büyük emekleri olan ve tüm doktora sürecim boyunca, engin bilgisi, disiplini ve bilimsel duruşuyla benim için her zaman örnek olmuş olan değerli danışmanım Prof. Dr. Berrin Ceylan ATAMAN a, bu çalışmaya yaptıkları büyük katkılardan dolayı, Prof. Dr. Şerife Türcan ÖZŞUCA ya ve Prof. Dr. Cem KILIÇ a, model çalışmalarında yaptığı çok önemli katkılardan dolayı Prof. Dr. Hasan ŞAHİN e, değerli hocam Doç. Dr. Şenay GÖKBAYRAK a, başta Prof. Dr. İlkay SAVCI, Prof. Dr. Seyhan ERDOĞDU, Prof. Dr. Recep VARÇIN, Doç. Dr. Müge Ersoy KART, Doç. Dr. Fatma YILDIRIM olmak üzere tüm AÜSBF ÇEEİ bölümü üyelerine, bu dönemde gösterdikleri büyük fedakarlıklardan dolayı sevgili eşim Nehir BORLUK ve oğlum Kuzey BORLUK a teşekkür ederim. aileme b

6 ÖZET Bölgelerarası gelir dağılımı analizleri, bir ülkede bir dönem boyunca oluşan gelirin ülkenin bölgeleri arasında ne şekilde dağıldığı sorusuna cevap aramaktadır. Gelirin dağılımı, bir süreç olduğundan, bu sürecin hangi faktörler tarafından etkilendiğinin belirlenmesi ve sürecin sonucunun nasıl gerçekleştiğinin tespiti önemlidir. Gelir dağılımı analizlerinde ele alınan parametre kişi başına gelirdir. Kişi başı gelirin, incelenen dönem sonunda, incelenen birimler bazında yakınlaşması yakınsama, uzaklaşması ise ıraksama olarak tanımlanmaktadır. Görece zengin bölgelerin, yoksul bölgelerden ıraksaması gelir dağılımında adaletsizliği artırmaktadır. Bu kapsamda sürece etki eden faktörler ve sürecin sonuçları önemli politika girdileridir. Bu alanda dünya çapında çok zengin bir literatür söz konusudur. Bu literatür kapsamında yakınsama/ıraksama analizlerinde ortak teknikler gelişmiştir. Bu tekniklerin en önemlileri beta ve sigma analizleridir. Bu çalışma kapsamında Türkiye için literatürle tutarlı gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizleri gerçekleştirilmiş olup, 2004 sonrası dönem için ortaya çıkan gelir dağılımında bozulmanın ya da ıraksamanın dinamikleri tespit edilmiştir. Çalışma iki kısımdan oluşmaktadır. İlk üç bölümde literatürde öne çıkan yakınsama/ıraksama dinamiklerinin neler oldukları ve etkileri incelenmiştir. Sonraki üç bölümde ise teknik analizler gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak Türkiye için verisi mevcut yıllarda ortaya bölgelerarası gelir dağılımı ıraksama sonucu çıkmış olup, gerçekleştirilen analizlerde, ıraksama dinamiklerinin literatürle tutarlı sonuçlara yol açtıkları tespit edilmiştir. c

7 ABSTRACT Inter regional income distribution alaysis seeks an answer to the question how income is distributed among regions in a given period. Since distribution of income is a process, it s important to determine, how and by which factors, this process is affected. The parameter which is taken into account is income per capita. The case in which difference between income per capitas is decreasing is called convergence vice versa is called divergence. The injustice in income distribution increases as relatively rich regions diverges from relatively poor regions. From this perspective, determining the factors affecting the process and interpretation of results of the process are important policy inputs. There is a rich literature on this area worldwide. This literature has developed the main techniques used in convergence/divergence analysis. Most important of these techniques are beta and sigma convergence analysis. In this Phd thesis, convergence/divergence analysis for Turkey has been conducted, which are consistent with the worldwide literature, and for period after 2004, the factors of divergence has been determined. This thesis is consisted of two main parts. In the first three chapter monographic work on the factors of convergence has put through, the following three chapters focus on technical analysis. As a result, for the years whose data are available, the divergence of income between regions has been determined and the factors which are proved to be the dynamics of convergence are consistent with the relevant literature. d

8 İçindekiler: İçindekiler:... i GİRİŞ... 1 I KISIM: LİTERATÜR BULGULARI 1. GELİRİN ELDE EDİLMESİ Gelirin Oluşma Süreci Gelirin Elde Edilme Sürecinde Yapısal Özelliklerin Önemi Gelirin Elde Edilmesinde Sermaye Birikiminin Etkisi Nüfusun Gelir Üzerindeki Etkileri Nüfusun Büyüklüğünün Önemi Göçün Çok Yönlü Etkileri Demografik Yapının Önemi Kamu Politikaları GELİRİN DAĞILIMI Gelir Dağılımında Yapısal Özelliklerin Belirleyiciliği Gelir Dağılımında Sermaye Stoğu ve Niteliğinin Önemi Gelir Dağılımında İşgücünün Önemi ve Beşeri Sermayeyi Etkileyen Faktörler Göçün Etkileri İnsan Sermayesinin Geliştirilmesi ve Eğitim Demografik Yapı, Yoksulluk Sorunu ve Gelir Dağılımı Kentleşme (Kentlerde Nüfus ve Ekonominin Yoğunlaşması) Olgusu Vergi ve Transfer Harcamalarının Gelir Dağılımı Üzerindeki Etkileri GELİR DAĞILIMI YAKINSAMA ve IRAKSAMA DİNAMİKLERİ Ekonomik Yapıya İlişkin Etkenler Büyüme Hızı Nüfusun Yapısı ve Etkileri Nüfusun Büyüklüğü ve Göç Beşeri Sermaye ve Emek Verimliliği Yatırımlar, Sermaye Birikimi ve TFV Bölgesel Ekonomik Yoğunlaşmanın Etkileri Gelir Dağılımı Dinamiği Olarak Kamusal Müdahaleler i

9 II. KISIM NİCEL ANALİZLER 4. TÜRKİYE DE GELİR DAĞILIMI Bölgelerarası Gelir Dağılımı Analiz Teknikleri Veri Seti TÜRKİYE DE BÖLGELERARASI YAKINSAMA ANALİZLERİ Türkiye İçin β-yakınsaması Analizi Türkiye İçin σ-yakınsaması Analizi Türkiye İçin Kulüp Yakınsaması/ Polarizasyon İkili Analizler Bölgelerarası Gelir Dağılımı Analizlerinde GİNİ Katsayısı Analizlerinin Yanıltıcı Etkileri BÖLGELERARASI GELİR DAĞILIMI YAKINSAMA ve IRAKSAMA DİNAMİKLERİ Türkiye İçin Iraksama Dinamikleri Bölgesel Sektör Yoğunlaşmalarının Gelir Dağılımı Üzerindeki Etkileri Makro Ekonomik Büyümenin Bölgelerarası Gelir Dağılımı Üzerine Etkileri SONUÇ Kaynakça: ii

10 Tablo Dizini: Tablo 1. İBBS Sınıflandırma Tablosu Tablo 2. Yıllar İtibariyle Deflatörler Tablo 3. Türkiye için Arası Dönemler Bazında β-yakınsaması Analizi Tablo Dönemi β-yakınsaması Analizi Tablo 5. Türkiye için Arası Yıl Bazında β-yakınsaması Analizi Tablo Yılları Arası Bölge Kişi Başı Gelir Düzeyleri Varyansı Tablo Yılları Arası Bölge Kişi Başı Gelir Düzeyleri Varyansı Tablo 8 İkili Karşılaştırma Matrisi (Adım 1.) Tablo 9. İkili Karşılaştırma Matrisi (Adım 2.) Tablo 10. Türkiye İçin Bölgelerarası GİNİ Katsayıları Tablo Örnek Yılı için GİNİ Hesaplama Tablosu Tablo 12. Bölgelerarası Kişi Başı Katma Değer Varyansı ile Diğer Faktörlerin Varyanslarının Korelasyonu ( ) Tablo 13. Bölgesel Düzeyde Sektör Payları Tablo 14. Bölgesel Düzeyde Yüksek ve Düşük Katma Değerli Sektör Paylarının Kişi Başı Katma Değer Payı ile İlişki Düzeyi Tablo 15. Bölgesel Düzeyde Yüksek ve Düşük Katma Değerli Sektör Paylarının Kişi Başı Katma Değer Farklılaşması ile İlişki Düzeyi Tablo 16. Büyüme Oranı ile Bölgesel Düzeyde Kişi Başı Gelir Varyans İlişkisi iii

11 GİRİŞ Küresel ekonomik yapı içinde bazı ülkeler daha zengin ve bazı ülkeler daha yoksuldur. Bu durum temel iki soruyu öne çıkarmaktadır. Bu sorulardan ilki neden zengin ülkeler daha zengin ve yoksul ülkeler daha yoksuldur?. Bu sorunun ardından cevap bulması gereken diğer bir soru, yoksul ülkeler ile zengin ülkeler arasındaki fark azalmakta mıdır, artmakta mıdır?. Zengin ülkeler ile yoksul ülkeler arasındaki farkın varlığı ve zaman içindeki değişimi, uzun süredir devam eden teorik bir tartışmanın temelini oluşturmaktadır. Bu sorunsalın üzerinde yapılan tartışmalarda çeşitli görüşler ortaya çıkmakla birlikte, tüm görüşlerin ortak paydası ekonomik büyüme ve ekonomik büyümenin dinamikleridir. Ekonomik büyüme modern ekonominin en fazla üzerinde durduğu kavramlardan biridir. Ekonomik büyümenin dinamikleri diğer pek çok ekonomik parametre üzerinde etkilidir. Büyümeyi etkileyen dinamikler sonuç olarak gelir seviyesindeki farklılıkları da etkilemektedir. Bir ekonomi diğer ekonomilere kıyasla neden daha hızlı büyür, ya da bir ekonomi neden eş değer kaynaklarla daha yavaş büyür sorularının cevabı temel bir bilinmeyendir. Büyüme oranları arasındaki farkların kaynakları, bu farkları ortaya çıkaran dinamikler ekonomik anlamda benzer pek çok sorunun da cevabını oluşturmaktadır. Ekonomik büyüme, ekonominin tüm değişkenleri ile karşılıklı etkileşim içindedir. Büyüme oranları, ekonomideki başarım değerleri olduğu kadar dinamizm göstergesi olma niteliğini de taşımaktadır. Örneğin ekonomide büyüme sonucu, kullanılabilir kaynaklar arttığından, toplam yatırım ve istihdamın artması beklenir. 1

12 Diğer yanda da, yatırımlar ve istihdamın arttığı durumlarda ekonominin büyümesi beklenmektedir. Ekonomik büyüme diğer ekonomik parametrelerle iki yönlü ilişki içinde bulunduğundan, hedef değişken niteliği taşımaktadır. Hemen tüm ekonomi politikaları için başarı göstergesi ya da performans göstergesi olarak ekonomik büyüme oranları kullanılmaktadır. Büyüme alanında en önemli bilinmeyenlerden biri, ülkeler/bölgeler arası büyüme oranları arasında oluşan farklılıklardır. Büyüme oranları arasında bir fark oluştuğunda, bir bölge diğer bir bölgeden hızlı büyüdüğünde, bahsi geçen iki bölge arasındaki gelir düzeyleri arasındaki fark da değişmektedir. Eğer hızlı büyüyen bölgenin başlangıç gelir düzeyi daha düşük ise, bir yakınsama olgusundan bahsedilmektedir. Yakınsama kavramı genel olarak, bölgelerarasında ya da ülkeler arasında gelir düzeyleri arasındaki farkın azalması olarak tanımlanmaktadır. İki bölge arasında, gelir düzeyleri arasındaki farkın azalmasının tek yolu, daha düşük gelir düzeyine sahip bölgenin daha hızlı büyümesidir. Daha hızlı büyüyen bölge başlangıçta daha yüksek gelir seviyesine sahip bölge ise, o durumda yakınsama olgusundan değil ıraksama olgusundan söz edilmesi gerekmektedir. Yakınsama konusunda oluşan geniş literatürde, altı yakınsama çeşidi tanımlanmaktadır. En yaygın kullanılan iki tanım σ-yakınsaması ve β-yakınsamasıdır. Bu tanımlardan σ-yakınsaması, zaman içinde, gelir düzeyleri arasındaki dağınıklığın, standart sapmanın, azalmasını ifade eder. Başka bir anlatımla yoksul ülkelerin, zengin ülkelere kıyasla daha hızlı büyüdükleri durumu ifade etmektedir (Williamson,1996). Diğer tarafta β-yakınsaması ise başlangıç gelir düzeyleri ile büyüme oranları arasında ters yönlü bir ilişkinin varlığını ifade eder (Sala-i Martin,1996). Literatürde geçen 2

13 diğer yakınsama türlerinden olan mutlak yakınsama koşulsuz bir şekilde bölgelerarası gelir düzeyleri arasındaki farkın azalmasıdır. Koşullu yakınsama, bölgelerarası gelir düzeyleri arasındaki farkın azalmasında/azalması için, bölgelerarasında, yatırım düzeyleri, nüfus artış oranları vb. parametrelerin benzerliği durumunda/şartıyla ortaya çıkan yakınsama durumudur. Kulüp yakınsaması, koşullu yakınsamanın toplu olarak, bir bölge (ya da ülke) grubu tarafından gerçekleştirilmesi durumudur. Benzer ya da yakın kararlı durum düzeyine sahip olan bölgelerin, kendi aralarında kulüp yapıları oluşturması ve aynı kararlı durum düzeyine hareketle birbirlerinin gelir düzeylerine yakınsaması durumudur. Polarizasyon, zengin bölgelerin kendi aralarında, yoksul bölgelerin kendi aralarında, kulüp yakınsaması gerçekleşmesi durumunda, gelir skalasının iki ucunda toplulaşma, gelir düzeylerinde kutuplaşma yaşanması durumudur (Galor,1996). Yakınsama süreci, düşük gelir düzeyine sahip bölge ile yüksek gelir düzeyine sahip bölgenin gelir düzeyleri arasındaki farkın azalması olduğundan, yakınsama doğrudan büyüme ile ilgili bir süreçtir. Yakınsama dinamikleri bu açıdan ekonomik büyüme dinamikleri ile ya aynı olmalı ya da çok yakın ilişki içinde olmalıdır. Yakınsama olgusunun ekonomik büyüme sürecinin sonuçlarından biri olması, yakınsama dinamiklerini daha önemli hale getirmektedir. Yakınsama dinamikleri üzerine teorik tartışmalar bu açıdan, ciddi bir temel üzerinde yürümektedir. Yakınsama olgusu üzerine yürütülen tartışmalarda, büyüme temelli çeşitli teorik yaklaşımlar biraz daha ön plana çıkmaktadır. Solow un içsel büyüme teorisi başta olmak üzere Neo-Klasik büyüme teorileri, büyüme oranları arasındaki farkları açıklama konusunda yapılan teorik tartışmaların çoğunun temelini 3

14 oluşturmaktadır. Keynesyen, Post-Marksist, Kaleckien vb pek çok başka yaklaşım da bu tartışmalara çeşitli alanlarda katkıda bulunmaktadır. Ülkeler arasında kişi başına gelir düzeyleri arasındaki açığın daralması ya da açılmasının pek çok farklı etkenin sonucu olduğunun altı çizilmelidir. Ele alınan parametre kişi başına gelir parametresi olduğundan, bir diğer anlatımla toplam gelirin toplam nüfusa oranı olduğundan sadece ekonomik büyüme bu parametreyi etkilemediği görülmektedir. En temel değişim oranı oluşturan pay ve paydadaki değişimden kaynaklanabilecektir. Örneğin payı oluşturan gelir, arttığında ekonomik büyüme durumunda - kişi başına gelir artacaktır. Gelir artışından daha hızlı artan oranda nüfus artışı gerçekleşir ise, kişi başına gelir oranı azalacaktır. Kişi başına gelir temelli alınan ekonomik büyüme üzerinde, ekonomide üretilen toplam gelirin etkisi pozitif, nüfusun etkisi negatif olacaktır. Ekonomiler dinamik yapılar olduğundan, nüfus artışının yalın etkisi negatif olmakla birlikte ekonomilerdeki etkisi çok yönlü olabilecektir. Artan nüfus farkını oluşturan topluluğun üretim gücü belli bir seviyenin üzerinde olursa, nüfusun artışının kişi başına gelir üzerindeki negatif etkisi azalabilecek hatta pozitif bir etki söz konusu olabilecektir. Bu durumda nüfusun artan kısmının ekonomik üretkenliği önem kazanmaktadır. Bir başka anlatımla nüfustaki artış tek başına bir belirleyici değildir. Nüfusun toplam üretim gücündeki artış önemlidir. Toplam üretim açısından bir diğer önemli parametre, ekonomideki sermaye stoğunun büyüklüğü ve üretkenliğidir. Nüfusa benzer bir şekilde, sermaye stoğu arttıkça toplam üretimin de artması beklenir. Solow un içsel büyüme teorisi de sermaye birikimini büyümenin temeli kabul etmektedir. Başka bir bakış açısından da, 4

15 sermaye birikimi, yeni yatırımlar yoluyla gerçekleştiğinden, daha yüksek bir teknoloji seviyesi ve dolayısıyla da daha üretken bir sermaye stoğu söz konusudur. Üretimin temel iki bileşeni olan sermaye ve işgücü, üretim üzerindeki yegâne belirleyiciler değildir. Ekonomilerin yapısal özellikleri, uygulanan ekonomi politikaları gibi değişik etkenler de büyüme üzerinde belirleyici etkilere sahiptirler. Ülkeler/bölgeler arasında büyüme performanslarının farklılığının temelinde yatan etkenler, büyüme üzerinde etkili olan faktörlerin etki farklarından kaynaklanmaktadır. Bu faktörlerin tekil ele alınarak analiz yapılması yanlış sonuçlara ulaşılmasına neden olabilecektir. Örneğin göç alan iki bölge arasında büyük büyüme farklılıkları oluşabilir. Bu farkın altında, kolektif bir şekilde, sermaye stoğunun büyüklüğü ve üretkenliği, göçle nüfusa katılan emeğin üretkenliği, uygulanan ekonomi politikası ve kurumsal yapıların büyümeye etkilerinin farklılıkları olabilir. Ekonominin temel ilişkilerinden olan tasarruflar ve yatırımlar arasındaki pozitif ilişki, büyümenin temel tetikleyicilerinden bir diğerinin de tasarruf olduğunu göstermektedir. Tasarruf gelirin bir bölümü olduğundan, tasarrufların artması için gelirin artması gerekmektedir. Tasarruflar arttıkça, yatırıma dönüşebilecek kaynak artmaktadır. Bu kaynakların yatırıma dönüşmesi halinde büyüme gerçekleşmektedir. Yatırıma dönüşen kaynaklar daha önce de bahsi geçtiği üzere, sermaye stoğunu artıracaktır. Yakınsama alanında ilk çalışmalar, yakalama fenomeni üzerine geliştirilmiştir. Aleksander Gerschenkron (1952) gibi iktisat tarihçileri, gerideki ülkelerin, zengin ülkelerden daha hızlı büyümeye eğilimli olduğunu, bu durumda gelir düzeylerinde bir yakınlaşma olduğunu test eden hipotezler kurmuşlar. Bu yakınlaşma 5

16 yakınsama olarak adlandırılmıştır. Doğal olarak büyüme hızı ile ilgili olan yakınsama olgusu, büyüme olgusu ile yakından ilişkilendirilmiştir. Daha sonra yapılan ampirik çalışmalarda, örneğin William Baumol (1986) çeşitli ülkeler arasında yakınsamayı ispat ederken, çeşitli ülkeler arasında da böyle bir durumun olmadığını ortaya koymuştur. (Gerschenkron ve Baumol den aktaran Jones, 1998) Yakınsama üzerine yapılan tartışmalar ve oluşan literatür çok çeşitli sonuçlar ortaya koymaktadır. Ancak temelde bulguların iki ana başlık altında toplanabileceği görülmektedir. Birinci grupta, Ravallion (2003) deki gibi, bulgular, ülkeler ve bölgelerarasında mutlak yakınsama olduğunu göstermektedir. Bu bulgularla ilgili temel sorun dar ülke örneklemleri üzerine yapılmış analizler olmasıdır. Neoklasik büyüme teorisi de benzer bir sonucu desteklemektedir. Neoklasik büyüme teorisine göre, benzer nüfus artış oranına, teknoloji düzeyine ve yatırım oranına sahip ülkelerin yakın kararlı durum düzeyleri olduğundan, belli bir zaman içinde benzer gelir seviyelerinde birbirlerine yaklaşmaları beklenir (Jones,1998). İkinci grupta ise farklı sonuçlar gözlemlenmektedir. Geniş ülke örneklemleri analiz edildiğinde, neoklasik büyüme teorisinin önerdiği birbirine yakın kararlı durum seviyelerinin belli ülke grupları için geçerli olduğu, bu ülke gruplarının birbirlerine yakınsadığı gözlemlenmiştir. Ben David (1997) çalışmasında, benzer kararlı durum seviyelerine sahip ve birbirlerine yakınsayan bu ülke gruplarının yakınsama olgusunu kulüp yakınsaması olarak tanımlamıştır. Gruplar arasında, nüfus artış oranı, teknoloji düzeyi ve yatırım oranları arasında var olan fark, grupların yakınsamamasına, aksine ıraksamasına neden olmaktadır. Bu durumda, kişi başına gelir skalasında, üstte birbirlerine yakınsayan bir grup, ortada ve altta birbirlerine yakınsayan diğer grupların varlığı söz konusu olmuştur. Bianchi (1997) çalışmasında, gelir skalasında oluşan bu 6

17 kutuplaşmayı polarizasyon olarak tanımlamıştır. Ortaya çıkan durum ise ikili bir yapıyı/ bimodalite yi göstermektedir. Tespit edilen durum ister mutlak yakınsama, ister grup/kulüp yakınsaması olsun, ortaya çıkan durumun gerekçeleri temelde aynıdır. Yakınsama olgusu, bir büyüme farklılığı sonucu olduğundan, yakınsama/ıraksama dinamikleri, büyüme dinamikleri ile ya aynıdır ya da doğrudan ilişkilidir. Yakınsama için gerekli olan şartlardan ilki, öndeki ülkeyi yakalayacak olan arkadaki ülke ile öndeki ülkenin benzer, yakın bir kararlı durum seviyesine sahip olma gerekliliğidir (Jones,1998). Bunun için daha önce de belirtildiği üzere, benzer nüfus artış oranlarına, benzer teknoloji düzeylerine ve benzer yatırım oranlarına sahip olunması gerekir. Ayrıca Solow un temel denklemlerinden 1 de çıkarılabileceği gibi, benzer tasarruf oranları ve benzer sermaye amortisman oranlarının da mevcudiyeti gereklidir. Solow un önerdiği üzere, teknoloji seviyelerinin yakın olması, özellikle üretkenlik açısından önemlidir. Solow un modeline üretimin diğer faktörü olan işgücü ile ilgili katkı Romer den (1986) gelmiştir. Romer, büyüme için anahtar rol oynayan teknoloji kadar, beşeri sermaye birikiminin de önemini ortaya koymuştur. İçsel büyüme modeli bu katkıdan sonra daha zengin ülkelerin bu durumlarına açıklama olarak, daha yüksek fiziksel sermaye yatırım oranları ve daha büyük oranda zamanın eğitim ve beşeri sermaye birikimine ayrılmasını ortaya koymuştur. Yeni fiziksel sermaye yatırımlarının daha üst düzey bir teknolojiyi, daha eğitimli işgücünün daha 1 K = sy (n + d)k (Sermaye stoğundaki değişim, tasarruf oranından (s) olumlu, nüfus artış hızı (n) ve amortisman (d) oranından olumsuz etkilenmektedir. Sermaye stoğundaki pozitif değişim büyüme sonucunu doğurmaktadır. 7

18 üst düzey bir üretim becerisini ifade etmesinden dolayı, model büyümenin temel anahtarı olarak verimliliği belirlemiştir. Toplam faktör verimliliğin (TFV) artışının büyümenin anahtarı olduğu ortaya koyulmuştur. Büyüme için, yalnız fiziksel ve beşeri sermaye birikimin artırılması ve bu yolla TFV nin artırılmasının yeterli olmadığı, ekonomilerde alt yapıların, kurum-kural ve regülasyonların da belirleyici olduğu kabul gören bir yaklaşımdır (Acemoğlu vd,2001 ve Jones, 1998). Yapısal farklılıklar, diğer tüm parametreler eşit olduğunda ortaya çıkan büyüme farklılıklarının temelini oluşturmaktadır. Yapısal farklılıklar, başlangıç gelir düzeyleri arasındaki farklılıkların da gerekçesidir. Yakınsama analizlerinde ölçek ülkeden bölge düzeyine indirildiğinde analizlerin perspektifini etkileyen temel bazı değişkenler söz konusudur. Bu değişkenlerin başında, ülkenin büyüme performansı gelmektedir. Bir ülkedeki büyüme performansı arttıkça, ülke içinde gelir dağılımının bozulduğuna ilişkin temel teori, Arthur OKUN (1952) tarafından ortaya koyulan etkinlik/adalet ödünleşimidir (değiş tokuşu/trade off). Bu yaklaşım temel ekonomi denklemlerinden türetilmiştir. Bir ülkenin/bölgenin büyümesi yatırımlarla doğrudan ilişki içindedir. Ekonomideki yatırım miktarı, tasarruflar arttıkça artmaktadır. Bir ekonomide tasarrufların artırılması için, harcama eğilimi daha düşük olan görece zengin kesim lehine, bölüşümde adaletin bozulması gerekmektedir. Böylelikle ekonomi daha fazla yatırım yapabilecek ve daha yüksek oranda büyüyebilecektir. Eşit oranlar söz konusu olmasa dahi, belli bir miktar büyüme performansı fazlası için, belli oranda gelir dağılımı adaletinden vaz geçilmesi gerekmektedir. Bu değiş tokuşun/ödünleşim etkinlik/adalet ödünleşimi olarak bilinmektedir. 8

19 Ekonomilerin daha yüksek büyüme için uyguladığı politikalar, etkinlik/adalet ödünleşiminden dolayı ülke içi gelir dağılımını bozma eğiliminde olduğu kadar, bölgelerarası gelir dağılımını belirleyen parametreleri de etkilemektedir. Şöyle ki, ekonomi politikaları daha üretken sektörleri destekler nitelikte olduğunda, o sektörlerin yoğun olduğu bölgelere göç ve yatırım yoğunluğu yaşanabilecektir. Bu durum söz konusu avantajlı bölgelerin diğer bölgelerden daha hızlı büyümesine neden olacak ve bölgelerarası ıraksama olgusu ortaya çıkacaktır. Bu çalışma, Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama ve ıraksama dinamiklerini belirleme amacını taşımaktadır. Çalışmanın test ettiği temel hipotez; Türkiye de bölgeler düzeyinde, ekonomik yapılar, büyümenin temel dinamikleri, nüfus ve demografik yapılardaki değişimler vb etkenler farklı olduğundan bölgelerarası yakınsama yoktur dur. Bu kapsamda yapılacak parametrik analizlerde kullanılacak değişkenlerin kapsamı, literatürün öne çıkardığı değişkenlerle kısıtlanmıştır. Bu değişkenler bölgelerarası ekonomik büyüme farklılıkları üzerinde en çok etkili olan şu değişkenlerdir: 1. Sermaye Birikimi, Yatırımlar ve TFV 2. Nüfus, Göç ve Beşeri Sermaye 3. Kamusal Politika Etkileri 4. Ekonomik Yapılar (kırsal yapı/modern üretim yapısı) Bu kapsamda yapılacak parametrik analizler marifetiyle, Türkiye de bölgelerarası yakınsama/ıraksama dinamiklerinin belirlenmesi ve etki güçlerinin saptanması amaçlanmaktadır. Yalnız nicel analizlerin değil yoruma dayalı nitel analizlerin de, yakınsama/ıraksama dinamiklerinin belirlenmesinde önemli rolü olacaktır. 9

20 Çalışmada öncelikle gelir elde edilmesinde, bahsi geçen değişkenlerin etkileri incelenmektedir. Sonraki aşamalarda, gelirin dağılımında bu değişkenlerin etkileri incelenmektedir. Amaç, gelirin elde edilmesinde ve dağılımında benzer değişkenlerin benzer etkilere sahip olduğunun ortaya koyulması ve bu yolla bir sonraki bölümde yakınsama/ıraksama dinamikleri olarak bu değişkenlerin etkilerinin analizleridir. Çalışmanın ikinci kısmı Türkiye üzerine nicel analizler ve bunların yorumlanması üzerine kurulmuştur. Çalışmanın birinci kısmında ele alınan faktörlerin, Türkiye için yapılan nicel analizler bölümünden elde edilecek sonuçlarla yakınsama/ıraksama dinamiklerinin tespiti sağlanmıştır. 10

21 I. KISIM: LİTERATÜR BULGULARI 1. GELİRİN ELDE EDİLMESİ Gelirin elde edilmesi, gelirin dağılması için ön koşuldur. Gelirin gruplar arasında dağılması için önce grupların ya hepsi ya da bir bölümü tarafından elde edilmesi gerekmektedir. Gelir ancak, ekonomik faaliyetler sonucu elde edilebilir. Üretim yapılması gelir elde edilmesi açısından tek başına yeterli değildir. Üretimin piyasada değerini bulması durumunda ortaya bir gelir çıkmaktadır. Bölgelerarası gelir elde edilmesinde etkili olan faktörler, bölgelerarası gelir dağılımı farklılaşmasının temel nedenlerini de oluşturmaktadır. Hiçbir kamusal müdahalenin olmadığı durumda, daha çok gelir elde eden bölge başlangıç konumuna göre daha az gelir elde eden bölge/bölgelerden, gelir bazında uzaklaşacaktır. Aradaki gelir farkı artacaktır (başlangıç durumuna göre tersi durum da geçerlidir). Dolayısıyla gelir elde etme düzeylerindeki farklılıkların nedenleri, bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamiklerini de oluşturmaktadır. 1.1 Gelirin Oluşma Süreci Gelir dağılımının nasıl ve ne şekilde gerçekleştiği gelirin oluşma süreci ile doğrudan ilişkilidir. Gelir bir ekonomik değer olarak ele alınırsa, bir değerin dağıtılması için önce yaratılması gereklidir. Gelirin elde edilme süreci, gelir yaratıcı ekonomik aktivitenin gerçekleşmesi ile başlar. Tarihsel olarak, pazarda, değer bulması beklenen mal ve hizmetler kâr güdüsüyle üretilmektedir. Oluşan bu kâr, üretim sonucunda kazanç elde etme arzusunda olan ve üretim sürecini gerçekleştirmek için, emeği, üretim araçlarını, 11

22 girdiyi oluşturan mal ve hizmetleri vd bir araya getiren sermaye sahibinin, üretim süreci sonucunda elde ettiği değerdir. Emek de bu süreç içinde, ücret olarak bir gelir elde eder. Üretim sürecine dâhil olan diğer faktörler de gelirden pay alırlar. Yine de üretim sürecinde oluşan ağırlıklı iki gelir kaleminin kâr ve ücret olduğunun kabulü yanlış olmayacaktır. Üretim tek başına gelir elde edilmesi için yeterli değildir. Üretilen mal ve hizmetin, pazarda değerini bulması gereklidir. Bu durum da ekonomide taleplerin toplamı ile ilişkilidir. Ekonomide taleplerin toplamı, üretim süreçleri sonucunda üretilen mal ve hizmetlere olan taleplerin toplamı olduğundan, bu değişken arttıkça, üretim süreçleri sonucunda ortaya çıkan mal ve hizmetlerin gelire dönüşme oranı artar. Elde edilen gelirin, taleplerin toplamına bağlı olması kadar, talep de gelire bağlıdır. Bireylerin harcanabilir gelirleri arttıkça, toplam talep artacaktır. Dolayısıyla, talep, üretim ve gelir neden/sonuç ilişkisinde bir döngü oluşturmaktadır. Talep-üretim-pazarda değer bulma (satış) sonucunda elde edilen gelir diğer tüm maliyetleri aştığında üretim döngüsü devam eder. Üretim döngüsü devam ettiği sürece de gelir oluşmaya devam eder. Maliyetleri aşamayan üretim süreçleri sonlanmak durumundadırlar. Ekonomik rasyonalite, kâr güdüsü, üretimin temelinde yatan etkendir. Üretim rasyonaliteye uyduğu sürece devam edecek, gelir oluşma süreci de kendini tekrarlayacaktır Gelirin Elde Edilme Sürecinde Yapısal Özelliklerin Önemi Bölgelerarası ekonomik gelişmişlik farklılıkları gelirin elde edilme sürecinde oluşan farklılıkların başlıca nedenleri arasında bulunmaktadır. Bunun nedeni, ekonomik gelişmişlik farklılıklarının toplamının bölgelerarası kaynak tahsisi 12

23 etkinsizliğinin ölçütü olmasıdır. Bölgelerarası ekonomik gelişmişlik farklılıklarının pek çok doğal, politik ya da sosyo-ekonomik nedeni olabilir. Ancak sonuç olarak ekonomik gelişmişlik farklılıkları, diğer ekonomiyle ilgili faktörlerle beraber değerlendirildiğinde, kapalı döngülerin merkezi oldukları görülmektedir. Ekonomik yapılar arasındaki farklılıklar gelir elde etme kapasiteleri arasındaki farklılıkların başlıca açıklayıcısıdır. Bir bölgenin daha gelişmiş bir ekonomik yapıya sahip olması, daha fazla gelir elde etme kapasitesinin göstergesi olacaktır. Bunun nedenleri gelişmiş ekonomik yapılarda, modern üretim teknikleri sayesinde, üretimde etkinliğin yüksek olması, birim maliyetlerin düşük olması ve pazarın geniş olmasıdır. Daha az gelişmiş ekonomik yapılarda, özellikle daha geleneksel üretim yapan yapılarda, üretimde etkinlik düşük olacak, maliyetler daha yüksek olacak, üretimin devamı ve etkinliğin artırılması için temel değişken olan katma değer düşük olacaktır. Bu yüzden, ekonomik açıdan gelişmiş bölgeler, daha da gelişme eğiliminde iken, az gelişmiş bölgeler daha da gerileme eğilimindedirler. Bir diğer anlatımla, bölgelerarası gelişmişlik farklılıkları, ekonomik yapıların farklılaşmasına neden olacaktır. Ekonomik yapıda farklılıklar arttıkça, daha etkin üretim yapmakta olan gelişmiş bölgeler daha hızlı büyüyecekler, dolayısıyla daha yüksek gelir elde edeceklerdir. Bu açıdan bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinin başlangıç noktasında, ekonomik yapıların farklılığının önemi büyüktür. Bölgelerarasında oluşan gelir üretme farklılıkları, başka yollarla (kamusal müdahaleler gibi) giderilemediği durumlarda gelir üretme potansiyeli/gücü farkı da bölgelerarasında artarak devam edecektir. 13

24 1.3. Gelirin Elde Edilmesinde Sermaye Birikiminin Etkisi Üretim temel fonksiyonunda işgücü ile birlikte temel bileşen sermaye, elde edilen gelir düzeyi için de belirleyicidir. Genel varsayım sermayenin işgücüne oranla daha üretken olduğudur. Bu açıdan sermaye yoğun üretimlerin daha verimli olduğu, emek yoğun üretimlerin ise daha az verimli oldukları kabul edilmektedir. Sermaye stoğu artışları, üretime daha verimli üretim süreci dönüşümü olarak etki etmektedir. Sık kullanılan örneklerden olan, tarımda insan gücünün makinelerle ikame edilmesi sonucu ortaya çıkan verimlilik artışları bu durum için temel örnek olarak gösterilebilir. Sermaye birikiminin üretime ve gelir oluşmasına etkisi sınırsız değildir. Sermaye birikiminin de, işgücü hacminin de üretim süreçlerinde optimum bir düzeyi söz konusudur. Bu düzey aşıldığında, azalan verimler yasası işleyecek ve hem sermayenin hem de işgücünün verimi düşecektir. Sermaye birikimi açısından optimum düzeyin altında kalan tüm sermaye stoku düzeyleri, üretim gücü kaybı söz konusu olduğundan, etkinlik kaybı olarak nitelendirilecektir. Oluşan etkinlik kaybı, gelir açısından ele alındığında, elde edilebilecek gelirin kaybı anlamına gelmektedir. Bir firmanın, bir bölgenin ya da bir ülkenin ulaşabileceği en üst üretim sınırında olmaması durumu etkinsizlik durumudur. Etkinsizlik durumunda, firma, bölge ya da ülke üretim fonksiyonu tarafından tanımlanan en üst düzey üretim seviyesine ulaşamama durumu söz konusudur. Bu düzeye ulaşabilmek için sermaye birikimi önemlidir. 14

25 Sermaye birikiminin bir diğer önemli etkisi, işgücü verimliliğini de arttırmasıdır. Belli bir işi düşük teknolojili düzeyde yapan işgücü yerine, aynı işi ileri teknoloji ile gerçekleştiren işgücü, üretim sürecinde yer almaktadır. Bu durumda, daha verimli üretim gerçekleşmekte, işgücünün verimliliği arttığından, işgücü açısından da elde edilen gelir artmaktadır. Sermaye birikiminin belki de en önemli etkisi teknoloji düzeyleri üzerindeki etkisidir. Sermaye birikim süreci, sürece son katkıda bulunan yatırımların, yeni teknolojiyi sürece dahil etmesine neden olmaktadır. Artan teknoloji seviyesinin etkileri çok yönlüdür. Öncelikle teknoloji seviyesinin artması ile hem sermaye hem emek verimliliğinin artması beklenir. Ancak daha önemli bir etki, üretim fonksiyonun dışa doğru kaymasıdır. Bir diğer anlatımla, ceteris paribus, aynı süreçlerin daha yüksek düzeyde üretim sonucu doğurmasıdır. Bu durum elde edilebilecek gelir düzeyinin de artması anlamına gelmektedir. Sermaye birikim sürecinin, sermaye genişlemesi ile birlikte sermaye derinleşmesi durumunu da ortaya çıkarması, elde edilebilecek geliri artırma sonucunu doğuracaktır. Emek başına düşen sermaye stoğu arttıkça, Solow un temel büyüme denklemine göre, üretim artacak ve yeni bir düzeyde gerçekleşecektir. Sermaye birikiminin tek belirleyicisi yatırımlardır. Yatırım düzeyleri arttıkça sermaye birikimi sağlanacaktır. Yatırım düzeylerinin sermaye birikimine katkıda bulunması için, tekrarla, yatırım miktarının, sermaye amortisman oranı ve nüfus artış oranını aşması gereklidir. Daha farklı bir açıdan anlatılırsa, bir bölge için gelir oluşturma kapasitesi, zaman içinde artan nüfus ve biriken amortisman ile azalmaktadır. Bu azalışın 15

26 engellenmesi ya da gelirde artış için, en az, elde edilebilecek gelirde oluşan gerileme oranında sermaye birikiminin sağlanması gereklidir. Bu oranda yatırıma ihtiyaç duyulmaktadır Nüfusun Gelir Üzerindeki Etkileri Gelirin üretilme ve dağılma süreçlerinde önemli faktörlerden arasında nüfus ve nüfusu doğrudan etkileyen göç olgusu bulunmaktadır Nüfusun Büyüklüğünün Önemi Bir ekonomideki toplam gelir düzeyi, sermaye, işgücü ve teknoloji tarafından belirlenen üretim fonksiyonu sonucu belirlenmektedir. Bu bileşenler arasında bulunan işgücü doğrudan nüfusa bağımlı bir değişkendir. Nüfus arttıkça, nüfusun çalışmaya elverişli kesimi olan aktif nüfus da artmaktadır. Daha fazla işgücü, eğer istihdam imkanı sağlanırsa, daha fazla toplam üretim anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, nüfus artışı istihdam ile desteklenir ise üretim seviyesi ve toplam gelir artacaktır Göçün Çok Yönlü Etkileri Göç olgusu ise, nüfusa etkileriyle benzer ancak göçe zorlayan nedenlerle farklı etkilere sahiptir. Göç, göç veren ekonomilerde nüfusun azalmasına bunun sonucu olarak da üretimin düşmesine neden olabilmektedir. Göç alan ekonomilerde ise durum tümüyle farklıdır. Yoksulluk ve yoksunluk nedeniyle göçe kalkan gruptan göç alan ekonomilerde, bu grubun ekonomiye katkısı şartlara bağlı olmakla birlikte, çok büyük ihtimalle düşük olacaktır. Statüleri gereği sosyal ve ekonomik dışlanma tehdidi altında yaşayan göçmen grupları, göç alan ülkelerdeki gelir dağılımını da bozacak etkiye sahip olacaklardır. 16

27 Daha yüksek gelir arayışındaki yüksek nitelikli işgücü göçü alan, beyin göçü olarak nitelendirilmektedir, ekonomilerde, üretim olumlu etkilenecek ve toplam gelir artacaktır. Verimlilik artışları ve üretim tekniklerindeki yayılma tüm ekonomide yukarıya doğru bir kayma meydana getirecektir. Beyin göçüyle gelen gruba uygulanacak ücret politikaları ve genel maliye politikaları ise göç sonucu ortaya çıkacak gelir dağılımı tablosunu şekillendirecektir. Hecksher-Ohlin ticarette karşılaştırmalı üstünlükler modeline göre, yüksek teknolojiye sahip ülkeler, daha fazla ücret sunmak suretiyle diğer ülkelerdeki yüksek verimliliğe sahip işgücüne çekmektedirler. Bu durum, daha ileride olan ülke ile göç veren ülke arasındaki üretim farkını artırmaktadır. (Eicher, 1999) Özetle, beşeri sermaye birikimi ile büyüme arasında doğrudan güçlü bir ilişki olduğundan, teorik olarak beyin göçü olgusu göç veren ülkede, ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyecektir. Diğer yanda, göç veren ülkelerde, gelir elde etme kapasitesindeki dağınıklık azaldığından, gelir dağılımında bir iyileşme beklenmekteyken, yapılan modelleme çalışmaları, tam tersi bir durumu ortaya koymaktadır. Beyin göçü veren görece yoksul ülkelerde, ücret farklılaşması artmaktadır (Beine vd, 2001). Bu durumun gerekçeleri daha ileri analizleri gerekli kılmaktadır. Göç olgusunun bir diğer etkisi ise, göç eden nüfusun ana ülkeyle olan ekonomik bağlarıdır. Çok genel bir değerlendirme yapılır ise, göç eden bireyler, misafir eden ülkede elde ettikleri ekonomik kazançlarının bir kısmını ana ülkeye transfer etmektedirler. Bu ekonomik kaynak göç veren ülkenin göç sonrasında elde ettiği kazanımlardan biridir. 17

28 Göç veren ülkelerin elde ettiği bir diğer kazanım ise, tersine göçlerde yaşanmaktadır. Tersine göçlerde, ana ülkeye dönen göçmenler, beraberlerinde hem ekonomik varlıklar hem de birikmiş beşeri sermaye getirmektedirler. Bu durum hem yatırım hacminin ve istihdam fırsatlarının artmasına hem de üretimde verimlilik artışlarına neden olabilecektir. Bir diğer anlatımla, göç sonrası yaşanan tersine göç genellikle üretim hacminin artmasına neden olmaktadır. Göçün ekonomik büyüme üzerine etkileri ya da göç ekonomik büyüme ilişkisi irdelendiğinde ilişkinin iki yönlü olacağı beklentisi teorik olarak söz konusudur. Göç, ekonomik büyüme üzerinde etkili olurken, ekonomik büyümenin de göç üzerinde etkisi söz konusu olacaktır. Bunun nedeni, üretimin ana faktörlerinden birinin işgücü olmasıdır. Teorideki bu beklenti yapılan çeşitli ampirik çalışmalarda kısmen yanlışlanmıştır. Yapılan bazı ampirik çalışmalar göre, göçün ekonomik büyüme üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi tespit edilemezken, ekonomik büyümenin göçü tetiklediği sonucuna ulaşılmıştır (Morley, 2006). Bir diğer anlatımla, göç sonucu, göçü alan veya veren ülkede - ya da bölgede - ekonomik büyümenin, nedensellik analizine göre, etkilenmediği tespit edilmiştir. Diğer tarafta, göçün nedenleri arasında, ekonomik büyümenin olduğu da doğrulanmıştır. Göç ile ekonomik büyüme arasında tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Bu analizin gelir üretim süreci için ex-ante bir analiz olduğunun altı çizilmelidir. Süreç içinde, göçün işgücüne katkısı ile üretimi olumlu yönde etkilemesi beklenmelidir. Üretim faktörleri arasında en önemli rollerden birine sahip olan işgücünün göç yoluyla artması, üretim hacmini artıracaktır. Göç ile işgücüne katılan nüfusun, yerel işgücüne göre çok daha düşük seviyelerde verimliliğe sahip olması durumunda bile bu durum geçerli olacaktır. Zamanla, göç ile yeni gelen nüfus yerel işgücü verimlilik seviyelerine ulaştığında, 18

29 üretime katkısı çok daha yüksek olacaktır. Ex-post analizde, göç ve üretim ve ekonomik büyüme arasında karşılıklı ilişki olduğu sonucuna ulaşılacaktır. Göçün çok yönlü etkileri ele alındığında da, bazı ampirik çalışmalar göstermektedir ki, göç olgusu işsizlik oranını anlamlı düzeylerde etkilemezken büyüme üzerinde olumlu etkiler göstermektedir. (Huber, Tondl, 2012) Göçün bir diğer etkisi de, göç alan bölgede genişleyen işgücü havuzu ve artan verimlilik oranlarıdır. Bu açıdan yakınsama/ıraksama ancak göç alan bölgenin durumuna bağlıdır. Göç alan bölge, üzerindeki bölgelere yakınsar iken aşağısındaki bölgelerden ıraksar. Bir diğer anlatımla koşullu yakınsama söz konusudur. (Huber, Tondl, 2012) Demografik Yapının Önemi Demografik yapının değişmesi ve nüfusa yönelik bazı parametrelerdeki değişiklikler de ekonomik büyüme üzerinde etkili olmaktadır. Bu duruma örnek doğurganlık oranındaki değişimlerin etkileridir. Ancak doğurganlığın artmasının etkileri sadece olumlu olmamaktadır. Beşeri sermaye birikimi açısından en önemli yere sahip olan eğitim malı doğurganlık artışlarından etkilenmektedir. Doğurganlığın artmasıyla, eğitim malının dağılımı bozulmakta. Bu durum beşeri sermayeyi olumsuz etkilemektedir. (Dahan, Tsiddon, 1998) Benzer biçimde yaşam beklentisinin artması da ekonomik büyümeyi etkiler gözükmektedir sonrası verilere dayanılarak yapılan bir ampirik çalışmaya göre yaşam beklentisindeki 13 yıllık artış, yıllık büyüme oranını 1,4 puan artırmaktadır. (Boucekkine vd, 2001) 19

30 Nüfusun niteliği ve nüfusun yaşam koşulları ekonomik büyüme üzerinde doğrudan etkiye sahiptir. Sağlıklı bir fizyolojik yapı ve toplumsal olarak bu durumun yaygınlığı, işgücü verimliliğini etkilemektedir (Fogel, 1994). İş gücü verimliliği sonuç olarak ekonomik büyümeyi etkilemektedir Kamu Politikaları Gelirin oluşma sürecinde kamu harcama ve vergi politikaları tüm piyasaları şekillendirerek sürece yön vermektedir. Kamunun teşvik sistemi ile yatırımları özendirmesi yatırım hacmini artırarak gelir üretimini olumlu etkileyecektir. Yine istihdama yönelik sübvansyonlar, istihdam ve üretim düzeylerini artırıcı etkiye neden olacaklardır. Vergi sisteminin regresif yapıda olması (bozucu nitelikte), gelir düzeyi yüksek kesimlerin daha fazla harcanabilir gelire sahip olması sonucunu doğuracaktır. Gelir düzeyi yüksek kesimlerin harcama eğilimleri düşük, tasarruf eğilimleri yüksek olduğundan, ekonomideki toplam tasarruf hacmi artacaktır. Yatırıma dönen tasarruflar da üretim düzeyini artıracaktır. Kamu harcama politikaları ve kamu gelir politikaları gelirin elde edilme sürecinde etkin ve önemlidir. Kamu, özellikle yatırımlar ve transferler yoluyla, ekonomideki toplam talep, istihdam, yaratılan toplam gelir gibi değişkenleri doğrudan ya da kuvvetli bir şekilde dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Toplam talebin bir diğer bileşeni olarak kamu harcamaları gelir ile karşılıklı bir ilişki içindedir. Bu alanda, etki yönü ve kuvveti daha karmaşık süreçlerle belirlenmektedir. Kamu harcamaları, öncelikle kamu gelirlerine bağlıdır. Kamu gelirleri de toplam gelir ve vergileme yapısına bağlıdır. Vergi yapısı, tüketimi 20

31 vergilemeye yönelik, dolaylı vergiler ağırlıklı olur ise, vergi yükü, yukarıda belirtilen nedenlerden ötürü, tüketim eğilimi fazla olan görece yoksul kesimin üzerinde olur. Bu durum için bozucu (regresive) vergi yapısı tanımı kullanılmaktadır. Tanımından da anlaşılacağı üzere, gelir dağılımını bozucu bir etkiye sahiptir. Vergi yapısı, gelir düzeyine duyarlı bir yapıda olur ise, çok gelir sahibinden daha fazla vergi, az gelir sahibinden daha az vergi alınacaktır. Bu durum, vergi yükünü görece zengin kesimler üzerine yükleyecektir. Bu çeşit vergilemeye, düzeltici (progresive) vergileme denilmektedir. Gelir dağılımını düzeltici etkiye sahip dolaysız vergilerin ağırlıklı olduğu bir sistemdir. Kamu gelirlerinin hangi normatif yaklaşımla elde edileceğinin kararı, doğrudan gelir dağılımını etkilemektedir. Dolaysız vergilerin ağırlıklı olduğu sistem, gelir dağılımında adaleti sağlamanın yanı sıra toplam talep bileşenlerinden, tüketim harcamalarını artırma sonucunu doğuracaktır. Diğer yanda, dolaylı vergilerin ağırlıkta olması, gelir dağılımı bozduğu kadar, tüketim harcamalarını da kısacaktır. Görece zengin kesimin üzerindeki vergi yükü azalacağından, toplam tasarruf artacak, bu tasarruflar yatırıma dönüşecektir. Yerel tüketim harcamalarındaki kısılma bir realite olarak dururken, yatırıma dönüşen tasarrufların, üretim süreçleri sonucunda değer üretebilmesi için bazı şartların gerçekleşmesi gereklidir. Bunlar: 1. Yatırımlar sonucunda, verimlilik artışlarının sağlanması ve fiyat seviyesinin düşmesi. 2. Yatırımlar sonucunda, istihdamın artması ve tüketim harcamalarının artması. 3. Verimlilik artışlarını izleyen ücret artışları yoluyla tüketim harcamalarının artması. 4. Dış talebin atması. 21

32 2. GELİRİN DAĞILIMI Gelir dağılımı, ülke içinde üretilen ekonomik değerin alt grup olarak kişiler, bölgeler, üretim faktörleri veya sektörler arasındaki dağılımıdır. Gelir dağılımı ölçütleri adalet temelli yapılmaktadır. Her bir alt grup arasında gelirin adil dağılımdan ne kadar uzak olduğunun belirlenmesi gelir dağılımı ölçüm tekniklerinin temelini oluşturmaktadır. En yaygın yöntemler, tam adil gelir dağılımı doğrusu ile nüfusun kümülatif oranının elde ettiği kümülatif gelir oranını gösteren Lorenz Eğrisi arasında kalan alanın büyüklüğünün belirlediği GİNİ katsayısı ile Kuznetz sabitidir. Ayrıca yüzdelik gelir dilimlerinde en yüksek dilim ile en düşük dilim arasındaki oran da önemli bir gelir dağılımı adalet ölçütüdür. Gelirin bölgelerarası dağılımı, bölgelerin yeniden gelir elde etme potansiyellerinin de belirleyicisidir. Gelirin gelir grupları arasındaki dağılımına benzer şekilde, gelirin bölgelerarası dağılımı bir sonraki dönem üretim farklılıklarının temel belirleyicisidir. Daha fazla gelir elde eden bölgeler daha fazla yatırım hacmine ulaşma şansına sahip olacaklardır. Daha fazla yatırım, daha etkin üretim, daha verimli işgücü ve sermaye ile daha üst düzeyde bir istihdam anlamına gelmektedir. Belli bir dönemde daha fazla gelir elde eden bölgelerin sonraki dönemde daha fazla gelir elde etme konusunda avantajlı olacağı tespit edilmelidir. Bölgelerarası gelir dağılımı dinamiklerini etkileyen faktörlerin başında, bölgelerin ekonomik yapısı gelmektedir. Az gelişmiş bölgelerin gelir elde etme kapasitelerinin daha düşük olması beklenmelidir. Bir bölgenin az gelişmişliğinin belirgin özellikleri bulunmaktadır. Bu özelliklerin bazıları şunlardır (Durmuş, 2003): 22

33 1. Tarım Sektörünün Ekonomide ve İstihdamdaki Ağırlığı ile Önemsiz İşlerin Yaygınlığı 2. Sermaye Birikimi Düzeyinin Düşüklüğü 3. Hızlı Nüfus Artışı 4. Aleyhte Seyreden Dış Ticaret Hadleri 5. Yüksek İşsizlik Oranı 6. Bozuk Gelir Dağılımı 7. Yetersiz Beslenme ve Kötü Sağlık Koşulları (Das Gupta, 1993 den aktaran Durmuş, 2003) Gelir dağılımı tartışmalarında pareto denge genelde göz ardı edilen bir alandır. Pareto denge durumu basitçe bir bireyin (ya da grubun/bölgenin vb) durumunun daha kötü hale getirilmeden bir diğer bireyin durumunun daha iyi hale getirilememesi durumudur. Bir denge halidir. Bu tanımda geçen durum, pek çok farklı kavramı içerebilir. Yalnızca gelir ve servet gibi maddi unsurlar bu kavram altında içerilebileceği gibi, ölçülemeyen sosyal refah bu durumun içeriğinde yer alabilir. Gelir dağılımının bölgelerarası farklılıklar göstermesinin önemli bir nedeni de bölge nüfuslarının farklı sosyal refah fonksiyonlarına sahip olmalarıdır. Bir bölge nüfusu için çok önemli olabilen bir gelir unsuru başka bir bölge nüfusu açısından eşit öneme haiz değilse, bu unsurun karşılaştırılmasının tek başına yeterli olmayacağı açıktır. Bölgelerarası gelir dağılımı karşılaştırmalarında, pareto ilkesi gereği değişimde etkinlik şartının sağlanması gerekmektedir. Bir diğer anlatımla, elde edilen gelir ile satın alınan tüm malların tüm bölgelerde eşit marjinal ikame oranlarına (MRS) sahip olmaları gerekir. Aksi durumda, pareto dengesinden söz edilemez ve 23

34 sosyal refahın artması veya azalması durumu ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda da gelir dağılımının da etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır 2. Pareto denge için ikinci koşul, bölgelerarasında malların üretiminde marjinal teknik ikame oranının (MRTS) eşit olmasıdır. Üretimde bölgelerarası MRTS farkı olduğunda, bir çeşit rekabetçi üstünlük ortaya çıkmaktadır. Bu durumda da yine, bir bölgenin refahı değişmeden diğer bölgelerin refahının değişmesi söz konusu olabilecektir. Pareto dengenin son koşulu ise MRS=MRTS eşitliğinin sağlanmasıdır. Bu koşul sağlandıktan sonra üretimde etkinliğin sağlandığı varsayılmaktadır. Tüketimde etkinliğin sağlanabilmesi için de göreli fiyat oranının MRS=MRTS ye eşit olması gerekir. Başka bir anlatımla PX,Y=MRSX,Y=MRTSX,Y olmalıdır. Ancak üretim ve tüketimde ortaya çıkabilecek dışsallıklar (çevre kirliliği, yaşam kalitesi vs gibi) bu denge durumunda bozucu etkiye sahip olacaklardır. Pareto dengesinin bölgelerarası gelir dağılımı açısından önemli rolü söz konusudur. Bir ülkede eğer toplam gelir veri ise, gelir dağılımındaki tüm durumlar pareto denge durumunu ifade eder ve bu tüm durumlar ihtimal olarak sınırsızdır. Gelir dağılımının, veri toplam gelir içinde, değiştiği her durum pareto dengenin bozulması durumudur. Bir grubun durumu diğer bir grubunun durumunun bozulmasıyla 2 Örneğin, tarım yoğun bir bölgede traktör ile otomobil arasındaki MRS 1 olduğu varsayılsın. Tarımın az yoğum olduğu bir bölgede ise bu oranın 3 olduğu yani 3 traktörün 1 otomobile eşit olduğu varsayılsın. Birinci bölge 1 otomobil ve 1 traktöre sahip (MRS 1 olduğundan 2 traktöre), ikinci bölge 1 otomobil ve 3 traktöre (MRS 3 olduğundan 2 otomobile) sahip olsun. Birinci bölge MRS oranı ve traktör sayısı bazında gelir dağılımı ikinci bölgenin (6 traktör) birinci bölgeden (2traktör) 3 kat fazladır. Eğer birinci bölge ikinci bölgeye sahip olduğu otomobili vererek karşılığında 3 traktör alırsa, ikinci bölgenin sosyal refahı otomobil bazında aynı kalırken (2Otomobil) birinci bölge traktör bazında 2 kat zenginleşecektir (2 traktörden 4 traktöre). Sosyal refah bütün olarak artacak, gelir dağılımı aynı kriterlere göre % 50 oranında düzelecektir. Bu açıdan MRS gelir dağılımı açısından önemli bir belirleyicidir. 24

35 iyileşebilmektedir. Ancak oluşan her yeni durum da pareto denge durumu olacaktır. Gelir dağılımı düzenlemelerinde amaç, sınırsız pareto denge noktaları arasında, sosyal refahın en yüksek olduğu noktanın bulunmasıdır. 2.1.Gelir Dağılımında Yapısal Özelliklerin Belirleyiciliği Ülkeler arası gelir dağılımı analizlerinde ortaya çıkan gelir dağılımının belirleyicilerinden olan ekonominin yapısal özellikleri, bir diğer anlatımla üretim gücünü belirleyen, kurum, kültür, regülasyonlar vb, (Acemoğlu,2001 ve Jones, 1998), bölgelerarası gelir dağılımı dinamikleri arasında da en etkili faktörler arasındadır. Bir bölgenin ekonomik yapısı, karakteristik yapısal özellikleri ve bazen Acemoğlu vd (2001) ortaya koyduğu üzere, coğrafi konumu gibi etkenler bölgelerin üretim güçleri arasındaki farkın açıklayıcıları olabilmektedir. Sınır ticaretine yakın bölgelerin, Meksika nın ABD sınırındaki bölgeleri gibi, sadece daha gelişmiş bir komşu bölgeye sahip olmak, diğer bölgelerden daha fazla gelir elde edilmesi için yeterli olabilmektedir. Yine benzer şekilde, Türkiye için özellikle uluslararası liman bölgeleri gibi, dış ticaret avantajına sahip bölgelerin daha fazla gelir elde etme fırsatları ve bu durumun şekillendirdiği yapısal özellikler, bölgelerarası yakınsama/ıraksama dinamikleri arasında önemli bir yere sahiptir. Bir bölgenin, örneğin dış ticarete yönelik üretim yapması ve ekonomik yapısının bu yönde evrilmesi, sadece iç pazara üretim yapan bölgelerden daha farklı olarak daha rekabetçi daha verimli ve daha kaliteli üretim yapar duruma gelmesine neden olabilmektedir. Böylelikle daha geniş bir pazar imkanına sahip olan bölgenin, bu imkanlara ve yapıya sahip olmayan bölgelere göre daha fazla gelir elde etmesi sonucunu doğurur. 25

36 Ülkeler arası analizlerde, Kuzey Güney arasındaki gelir farklarının incelenmesinde kullanılan tarihsel yaklaşım, emperyalizm ve ticari üstünlükler üzerine kurulmuştur. Baldwin vd (1998), çalışmasına göre, daha fazla ticari serbestliğin yakınsama olgusuna neden olduğu savunulmaktadır. Bunun nedeni olarak, faktör ve ürün fiyatlarında birbirine yakınlaşma olması gösterilmektedir. Yine aynı çalışmada, gözlemlenen sömürülen ülke/sömüren ülke arasındaki gelir farklılığının artma nedeninin emperyalizm olgusundan çok, sömüren gelişmiş ülkenin düşük ticaret maliyetlerinden kaynaklandığı savunulmaktadır. (Baldwin, Martin, Ottaviano, 1998) Bölgelerarası analiz için Baldwin vd önerdiği yakınsama ancak ticaret yapan bölgenin, dış ticaretin diğer tarafı olan yabancı ülke bölgeleriyle yakınsaması sonucunu doğurabilir. Ülke içinde ise, dış ticarete açıklık dereceleri arasındaki farklar, faktör ve ürün fiyatlarında oluşacak farklar nedeniyle ıraksama etkisine sahip olacaktır. Aynı çalışmada ıraksamanın entegrasyonun yoğunlaşması ve ticaret maliyetlerinin buna bağlı düşmesiyle azaldığı savunulmaktadır. Bu sonuç söz konusu karşılaştırılan ekonomilerin, ekonomik entegrasyon içinde bulunmaları durumunda yakınsama olgusunun ortaya çıkacağını da göstermektedir (Baldwin, Martin, Ottaviano, 1998). Bölgesel ya da küresel entegrasyon içinde bulunan ülkelerde, bölgelerarası gelir farklılıklarının, dış ticaretin gereklilikleri nedeniyle (verimlilik, rekabet vb), azaldığı sonucu da bu ve benzer çalışmaların önermeleri arasındadır. Yakınsama olgusunun ortaya çıkabilmesi için, yakınsayan ekonomik yapıların birbirlerine benzer olması gerekmektedir. Aksi takdirde serbest ticaretin yakınsamadan daha çok ıraksama sonucu doğurması söz konusu olacaktır. Çeşitli bulgulara gore yapısal olarak birbirine benzemeyen ülkeler arasındaki ticari 26

37 serbestleşme ıraksamaya neden olmaktadır. Ticari serbestleşme teorik olarak yakınsamayı da ıraksamayı da tetikleyebilir. Hangisinin tetikleneceği, ticaretin yoğun yapıldığı ülkenin ekonomik yapısına ve faktör fiyatları arasındaki farka bağlıdır (Slaughter, 1998). Benzer yapılara sahip ülkeler arası ticaret, faktör fiyatlarını eşitlemek yoluyla yakınsama olgusuna katkıda bulunmaktadır (Slaughter, 1997). Bir ülke içinde, dış ticaret serbestleşmesi sonrasında, bölgelerarası gelir dağılımı farklılaşmasının temel nedeni, Slaughter in çalışmasında (1997) ortaya koyduğu gibi, dış ticareti yoğun olan bölgenin yapısal dönüşümü ve faktör fiyatlarında ortaya çıkan farklılaşma olacaktır. Ülkenin ekonomik yapısındaki, tüm bölgeler için geçerli olan, kimi özellikler bölgelerarası gelir dağılımını doğrudan etkilemektedir. Geniş kapsamlı ampirik çalışmalarda, örneğin Barro nun 1996 tarihli çalışmasındaki gibi, yakınsama olgusunun ekonomik yapıdan etkilendiğini başka parametreler üzerinden ispat etmektedirler. Örnek olarak kamunun ekonomi içindeki büyüklüğü bu parametrelerden biridir. Kamu tüketim harcaması arttıkça yakınsama azalmaktadır. Bunun sebebi, kamu harcamalarının verimsiz olması ve bu harcamaların, vergi yoluyla, verimli yatırımlara gidebilecek kaynakları da etkisiz hale getirmekte olmasıdır. (Barro, 1996) Ekonomik yapı/bölgelerarası gelir dağılımı ilişkisinde, ekonominin dışa açıklığı, belli bölgeler üzerinde ticaretin yoğunlaşmasına neden olmakta ise, o bölgeler açısından avantaj oluşturmakta ve ıraksama olgusunu tetiklemekte; ekonomik entegrasyon sonucu toplu bir rekabet gücü ve faktör fiyatlarında yakınlaşmaya neden olmaktaysa, bölgelerarası yakınsama olgusunu tetiklemektedir. Yine ekonomide, 27

38 kamunun ağırlığı, beklenildiğinin aksine yakınsamaya değil ıraksamaya neden olmakla birlikte, ekonomik etkinlik kaybına da sebep olmaktadır. 2.2.Gelir Dağılımında Sermaye Stoğu ve Niteliğinin Önemi Bölgelerarası gelir farklılaşmasının önemli bir diğer nedeni, bölgelerarası sermaye stoğu ve sermayenin teknoloji düzeyleri arasındaki farklardır. Sermaye, işgücü ile birlikte, üretimin ana faktörlerinden olduğundan, sermaye stokları arasındaki farklar, bölgelerarası üretim farkının nedenini oluşturmaktadır. Ayrıca üretimin sermaye yoğun ya da emek yoğun olması da, sermaye yoğun üretimin daha yüksek verimlilik düzeyine sahip olması nedeniyle, bölgelerin üretim gücünü ve büyüme kapasitesini belirlemektedir. Sermaye yoğun üretim yapan, daha yüksek sermaye stoğuna sahip bölgelerin daha hızlı büyümesi beklenir. Bölgelerin başlangıç gelir düzeyleri arasındaki farkın da nedenleri arasında gösterilebilecek sermaye stoğu, bu bağlamda, gelir dağılımındaki farklılaşmanın temel nedenlerindendir. Ayrıca sermaye stoğundaki artışların, teorik olarak daha yüksek bir teknoloji seviyesi ve daha verimli bir üretim yapısı anlamına geldiğinin altı çizilmelidir. Dolayısıyla, başlangıç gelir seviyeleri aynı olduğu varsayılan iki bölge arasında, sermaye stoğundaki artış farklılıkları ıraksama dinamiğidir (sermayenin azalan verimler yasasının artan teknoloji düzeyi ile telafi edildiği varsayımıyla). Sermayenin üretim üzerinde etkisi iki yolla gerçekleşmektedir. Birincisi, hacim olarak büyümesi, üretimi doğrudan artırmaktadır. Diğer bir yol da teknolojik olarak daha ileri düzeyde olması, verimlilik artışları yoluyla üretimi artırmaktadır. Sermayenin oluşma süreci, üretim ihtiyaçlarına bağlıdır. Sermaye pazardaki talebe cevap verme ihtiyacı sonucu birikme eğilimi göstermektedir. Daha fazla talep, 28

39 daha fazla üretim, daha fazla üretim ise daha fazla oranda kullanılan üretim faktörü anlamına gelmektedir. Sermaye birikiminin sağlanabilmesi için, üretim maliyetlerinin üzerinde bir gelir elde edilmesi gerekmektedir. Bu gelirin artık kısmının yatırıma dönüşmesi sermaye stokunu artıracaktır. Bir diğer anlatımla, sermaye stoğundaki artış ile gelir karşılıklı ilişki içindedirler. Yatırım sermaye stokunun birikmesinin en önemli yoludur. Yatırımı etkileyen tüm faktörler, sermaye stokunun hacmini de doğrudan etkilemektedirler. Yatırımların etkinliği, oluşan fazla mali varlığın, ne ölçüde yatırıma dönüştüğü ile ilgilidir. Mali sermaye ne oranda fiziki sermayeye dönüşebildiyse o oranda etkin bir yatırım olduğu sonucuna ulaşılabilir. Diğer yanda ekonomik etkinliğin en önemli bileşenlerinden olan tahsis etkinliği tümüyle başka bir durumu ifade etmektedir. tahsis etkinliği, yatırımların en üretken alanlara en optimal şekilde dağılmasının oranıdır. Kaynakların etkin tahsisinde fiyat mekanizması belirleyicidir ancak genel kabulün aksine, bir ekonomide, teknoloji veri iken, kaynak tahsisinde etkinlik için faiz oranının, sermayenin marjinal verimliliğine eşit olma zorunluluğu bulunmamaktadır. (Malinvaud, 1953) Gelirin yatırıma dönüşme sürecinde gelir dağılımı ve tasarruf oranları en önemli rolü oynamaktadır. Yatırım hacminin muhafaza edilebilmesi için ekonomideki tasarruf oranlarının korunması gereklidir (Mason, 1988). Gelirin kimin tarafından elde edildiği, gelirin süreç sonunda neye dönüşeceğinin belirleyicisi olacaktır. Gelir tasarruf eğilimi yüksek görece zengin kesimler tarafından elde edildiğinde, daha büyük hacimde bir kaynak tasarruflara ayrılacaktır. Toplam tasarruflar, mali sektör aracılığıyla, üretim sürecine etki eden yatırımlara dönüşecektir. Tasarruf oranının ekonomik faaliyetlerden elde edilen kâra da bağlı olması, özellikle bölge düzeyinde 29

40 kâr oranları, gelir dağılımı ve büyümenin karşılıklı etkileşim halinde olması sonucunu doğurmaktadır. (Pasinetti, 1962) Diğer yanda, gelir tasarruf eğilimi düşük, harcama eğilimi yüksek görece yoksul kesimler tarafından daha fazla elde edildiğinde, daha düşük gelir seviyesine sahip bölgeler tarafından elde edildiğinde, tüketim malı vb alanlarda harcanacaktır. Temel iktisat denkleminde yatırım miktarı ekonomideki tasarruf miktarına bağlıdır. Bu sonuç, yatırımların artması için geliri görece zengin kesimlere daha fazla aktarmanın gereğini savunmaktadır. Ancak diğer bir yaklaşıma göre de, harcama eğilimi yüksek tasarruf eğilimi düşük görece yoksul kesimlerin, pazarda tüketim harcaması yapmaları toplam talebi artıracağından, yatırımlar da taleple paralel artacağından, gelirin yoksul kesimlere daha fazla akması yatırımlar üzerinde olumlu etkiye sahip olacaktır. Her iki yaklaşım için de doğru ve sorunlu tarafların varlığının kabulü gerekmektedir. Ancak kesin olan bir ekonomik gerçeklik, sermayeye dönüşen mali kaynağın tasarruflardan aktarılmakta olduğudur. Ekonomideki toplam tasarruf oranı, basitçe, gelir gruplarının tasarruf oranlarının ağırlıklı ortalaması oluğundan gelir dağılımı ile doğrudan ilgilidir (Pasinetti, 1962). Bölgelerarası gelir elde etme farklılıklarının altında da bölgelerarası tasarruf hacmi farklılıklarının yattığı tespiti yanlış olmayacaktır. Mali sermayenin fiziksel sermayeye dönüşmesinde çeşitli piyasa dışı güçler etkin olmaktadır. Mali sermayenin fiziksel sermayeye dönüşme sürecinde, kaynak tahsisi sadece piyasa güçlerine terk edildiğinde, kaynaklar etkin dağılamamaktadır. Bunun gerekçesi en genel olarak, üretilen ürünlerdeki farklılıklardır (Arrow, 1962). Günümüz iktisat koşullarında, genellikle kaynak tahsisi piyasa güçlerine terk 30

41 edilmektedir. Kamunun teşvik politikalarının etkinsizliği sonucu, kaynak tahsis etkinsizliği de ortaya çıkmaktadır. Piyasa güçleri bölgelerarası kaynak tahsisi süreçlerinde, başlangıç gelir seviyesi yüksek bölgelere kaynak tahsisini yönlendirmektedir. Bu durum, bölgelerarası gelir farklılaşmasının derinleşmesine neden olmaktadır. Kaynak tahsisinde oluşacak etkinsizlikler, ekonomide tekelleşmeden, ürün çeşitliliğinde azalmaya kadar pek çok etkiye sahiptir. Ekonomik tekelleşme ya da benzeri ekonomik yapılar, başta fiyatlar olmak üzere pek çok alanda olumsuz etkiye sahip olacaktır. Ayrıca üretimde kullanılan faktör fiyatları da bu etkinsizlikten olumsuz etkilenecektir. Diğer yanda fiyat ve faktör fiyatlarında tam denge düzeylerine ulaşılması için de süreçlerin piyasa güçleri tarafından belirlenmesi gerekmektedir. Ancak piyasa her zaman mükemmel işlemediğinden ve ortaya piyasa aksaklıkları çıkabildiğinden sürecin yalnız piyasa güçlerine bırakılması arzu edilmeyen sonuçlar doğurabilecektir. Teoride, tam işlevsel piyasalarda, fiyatlar ve faktör fiyatları dengeye ulaştığında kaynak tahsisinde de tam etkinliğe ulaşıldığı kabul edilmektedir. Piyasa aksaklıklarının varlığı durumunda, fiyatlar, faktör fiyatlarında denge ile kaynak tahsisinde etkinlik için kamusal müdahale gereklidir. Sermaye stokunun birikimi, yatırım oranları, gelir elde etme üzerinde tek başına yeterli olmamaktadır. Kaldor a göre (1961), sermaye stoku büyüme hızının, bölge düzeyinde dahi olsa ekonomik büyümeyi şekillendirebilmesi için şu altı varsayımın gerçekleşmesi gerekmektedir: 31

42 1. Üretimin herhangi bir aşamasında ölçeğe göre sabit getiri. 2. Teknik ilerlemenin olmaması ve girdi katsayılarının her faktör için sabit kalması. 3. Tam rekabet koşulları. 4. Tüm kârın tasarruf edildiği ve tüm ücretlerin tüketim harcamasına dönüştüğü. 5. Sermaye ve emeğin üretim sürecinde rekabet eden faktörler değil, tamamlayan faktörler olması. 6. Sabit ücrette, sınırsız işgücü varlığı. (Kaldor, 1961) Kaldor un ortaya koyduğu varsayımlar, gerçek ekonomiler açısından zayıf varsayımlardır. Gerçek ekonomilerde, üretim aşamalarının başlangıcında ölçeğe göre artan, daha sonraki aşamada ölçeğe göre sabit ve bir noktadan sonra ölçeğe göre azalan getiriler söz konusudur. Ayrıca sürekli bir teknik ilerleme ve dolayısıyla da girdi katsayılarının her faktör için sürekli değişkenliği söz konusudur. Gerçek ekonomilerde tam rekabet koşullar sağlanamamaktadır. Yine gerçek hayatta, tüm kâr tasarruf edilmezken, tüm ücretler de harcanmamaktadır. Kârın harcanan kısmı ile ücretlerin tasarruf edilen kısmı arasında da birebir bir ilişki bulunmamaktadır. Gerçek üretim süreçlerinde, sermaye ve emek her zaman tamamlayıcı faktörler olmadıkları gibi, genellikle sermaye emeği ikame edici bir role sahiptir. Son olarak da işgücü arzı, ücret değişimlerine bağlıdır. Sabit ücrette sınırsız işgücü varlığı gerçek ekonomilerde söz konusu olmamaktadır. Ancak Kaldor tarafından ortaya koyulan varsayımların ekonomik gerçeklikte söz konusu olan karşılıkları bölgelerarası gelir dağılımı farklılaşmalarının da temellerini oluşturmaktadır. Örneğin, sabit ücrette, daha fazla işgücüne sahip olan bölge daha hızlı büyüyecektir. Yine daha fazla kârdan tasarruf edip, ücretin daha 32

43 büyük oranını harcayan bölge daha hızlı büyüyecektir. Söz konusu varsayımlar üzerine benzer örnekler çoğaltılabilir. Yatırım oranları arasındaki farklılıklar, sermaye stoğu büyüme hızı ve sermayenin niteliğinin başlıca etkisi, teknoloji düzeyi değişimi varsayımıyla, verimlilik üzerindedir. Gelir dağılımının yakınsama/ıraksama dinamikleri arasında en etkili olan faktörlerden biri de, bu nedenle, verimliliktir. Verimlilik, emeğin verimliliği ve sermayenin verimliliği ile toplam faktör verimliliği (TFV) yoluyla büyüme üzerinde belirleyici olduğundan, yakınsama/ıraksama dinamikleri arasında yer almaktadır. OECD ye üye ülkelere yönelik kimi analizlerde, gelir farklılığının nedeninin verimlilik olduğu tespit edilmiştir. (Durlauf, 1996) arası verilere göre yapılan bir incelemede, AB içinde en az üç yakınsama klübü olduğu, bu grupların, başta verimlilik ve işsizlik olmak üzere çeşitli etkenlerle birbirlerinden ayrıldıkları ortaya çıkmıştır. Bir diğer anlatımla, yakınsama kulüplerini oluşturan başlıca faktörler, verimlilik ve işsizliktir. (Fagerberg, Verspagen, 1996) Verimlilik açısından önemli bir olgu işgücü devridir. Bu devir, faktör fiyatlarından kaynaklanabildiği gibi, faktör hareketliliğinden de kaynaklanabilir. İşgücü devir hızı arttıkça, düzeltme maliyeti olarak adlandırılabilecek, verimli işçinin kaybı ile verimsiz işçinin eski işgücünün verimlilik seviyesine ulaşıncaya kadar neden olduğu üretim kaybı ortaya çıkan en önemli maliyetlerdendir (Basu, 2001). Faktör hareketliliği, yakınsama olgusuna olumlu katkıda bulunmaktayken, bu ve benzeri maliyetler nedeniyle de büyüme üzerinde olumsuz etkilere neden olmaktadır. 33

44 2.3.Gelir Dağılımında İşgücünün Önemi ve Beşeri Sermayeyi Etkileyen Faktörler Üretim fonksiyonun temel bileşenlerinden bir diğeri emek, yani insan faktörüdür. İnsan faktörü üzerinde etkili tüm etkenler, üretimi dolayısıyla gelirin oluşmasını etkilemektedir. Tıpkı fiziksel sermayede olduğu gibi, emeğin de hacmi ve niteliği/üretkenliği değişkenlik göstermektedir. Diğer tüm parametreler sabitken, bölgelerarası gelirin büyümesindeki farklılığın temel sebebi, işgücü hacmi ve işgücü niteliği arasındaki farktır. Romer (1986), çalışmasında, Solow un içsel büyüme teorisine katkı olarak beşeri sermayenin önemini öne sürmüştür. İnsan sermayesinin niteliğindeki artışın, tıpkı teknoloji düzeyi gibi gelirin büyüme farklılığının sebebi olacağını ispatlamıştır. İnsan sermaye üzerine yapılan yatırım, eğitim yoluyla bilgi ve beceri kazanması ve istihdam sürekliliği ile işgücünün veriminin artacağı kabul edilmektedir. İşgücü hacmi ve niteliği, başlangıç gelir seviyelerinin de belirleyicisi olduğundan, bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamikleri arasında önemli bir yere sahiptir. İşgücü hacmini belirleyen temel parametre nüfustur. Nüfus artışı, üç yönlü etkiye sahiptir. Artışa neden olan nüfus bölümü, ya nüfusun diğer bölümü seviyesinde gelir üretme kapasitesinde olacaktır, ki bu durumda kişi başına gelir değişmeyecektir, ya daha yüksek ya da daha düşük gelir üretme kapasitesine sahip olacaktır, her iki durumda da sırasıyla kişi başına geliri artıracak ya da azaltacaktır. Nüfus artışı, bu etkiler göz önüne alındığında, bölgelerarası gelir dağılımı farklılıklarını doğrudan etkilemektedir. 34

45 Göçün Etkileri Ülke içi göç genellikle kırsal kesimden kente göç şeklinde gerçekleşmektedir. Bunun nedeni, kırsal kesimde yaygın olan geleneksel sektör ün, genellikle tarımdır, kentsel kesimde yaygın olan modern sektör e göre daha az katma değer yaratmasıdır. Bu durum bireylerin gelirlerini düşük tutmaktadır. Daha fazla gelir arayan bireyler kırsal kesimden kente göç etme tercihi yapmaktadırlar. Kırdan kente göç, genellikle modern sektör ün ihtiyaç duyduğu işgücünü daha ucuz maliyetle sağlamasına neden olmaktadır. Kırsal kesimden gelen ucuz işgücü kentlerde mevcut olan işgücü ücret seviyelerini aşağı çeken bir etkiye sahip olmaktadır. Bu durum kentte mevcut bulunan işgücünün gelir seviyesini düşürmektedir. Diğer yanda göçün nedeni eğer işsizlik, yoksulluk ve yoksunluk ise, en alt gelir gruplarından bireyler göç etmektedir. Genellikle bu bireyler işsiz ve üretim gücü dışında ya da düşük gelirle çalışan bireylerdir. Böyle bir durumda, göç veren ekonomi içinde, gelir dağılımının düzelmesinin beklenmesi yanlış olmayacaktır. Eğer göç eden bireyler, üretim süreçleri dışında iseler, üretim seviyesi de bu göç verme sürecinden olumsuz etkilenmeyecektir. Göç eden bireyler göç alan ekonomide de düşük gelir düzeylerine sahip oldukları durumlarda, göç alan ve göç veren ekonomilerin birbirlerine yaklaşması beklenir. Bu durum bölgelerarası göç için de geçerlidir. Bölgelerarası göç genellikle daha düşük gelir seviyesine sahip bölgeden daha yüksek gelir seviyesine sahip bölgeye doğru olduğundan, Atkinson (2001) çalışmasında da önerdiği üzere, bölgelerarasında gelir farklılıklarının azalmasına neden olacaktır. 35

46 Göçün bir başka formu olan, nitelikli iş gücünün göç etmesi durumu vardır. Bu durum beyin göçü olarak tanımlanır. Bu çeşit bir göç, göç veren ekonomide yüksek gelir düzeyine sahip bir nüfusun, daha yüksek gelir elde etmek üzere gelir düzeyi daha yüksek ekonomiye göçüdür. Nitelikli işgücü göçü sonrası, göç veren ekonomide kişi başına gelirin düşmesi beklenirken, göç alan ekonomide kişi başına gelirin sabit kalması ya da artması beklenir. Bu durumda da, göç alan ekonomi göç veren ekonomiden ıraksayacaktır. Göç alan ekonomi ile göç veren ekonomi arasındaki, gelir farklılıkları artacaktır. Bu durum bölgelerarası yakınsama/ıraksama dinamikleri analizleri için de geçerli bir olgudur. Ampirik bulgularda, örneğin Todaro nun çalışmasından (1969) elde edilen sonuçlar az gelişmiş ekonomilerde kırdan kente göçün, endüstriyel gelişme, verimlilik artışları ve gelirin farklılaşması konularında olumsuz etkiye sahip olduğudur. Ancak bu alanın yoğun bir tartışma alanı olduğunun altı çizilmelidir. Göçün, özellikle kentlerde, gelir dağılımı üzerindeki bozucu etkileri ve diğer olumsuz etkilerinin doğrudan süreçle ilgili olduğu tespiti tartışmalıdır. Todaro nun bulgularının, az üretken kesimin göç etmesinden sonra göç alan ekonomi için olduğunun tespiti önemlidir. Özellikle gelirin farklılaşması olgusu, göç alan ve göç veren ülke için değil, sadece göç alan ülke içinde söz konusudur. Bölgelerarası analizlerde, kırdan kente göçün, kentsel kişi başına geliri düşüreceğinden hareketle yakınsamayı tetikleyeceği teorik olarak öncelikli beklentidir. Göçün bir diğer sonucu olan şehirleşme konusu gelir dağılımı altında başka tartışmaların odak noktasını oluşturmaktadır. Bazı çalışmalara göre, şehirleşme, şehirlerin büyümesi, daha fazla işgücünün bir araya gelmesi, ölçek etkinliği ile fiziksel ve beşeri sermayeye yatırımların artmasına neden olmaktadır (Quigley, 1998). Bu 36

47 durum ekonomik yoğunlaşma olarak da adlandırılmaktadır. Ekonomik yoğunlaşma sonucu; fiziksel ve beşeri sermaye yatırımları arttığı gibi, bir araya gelmiş bulunan işgücü ve diğer üretim güçlerinin ortaya çıkardığı yayılma etkisi de etkili olmaktadır. Ayrıca, beşeri sermaye yatırımları ve yayılma etkisinin işgücü verimliliğini artırdığı teorik olarak kabul edilmektedir. İsveç için Aronson vd (2010) tarafından yapılan çalışmada, arasında bölgelerarası yakınsama/ıraksama analizi göstermiştir ki, ortalama gelir bölgelerarası düzeyde değişmiş ve en yüksek düzeyler büyük şehirler çevresindeki alanlarda gözlemlenmiştir. Ancak özellikle kuzey bölgelerde daha düşük gelir seviyeleri gözlemlenmiştir. Nüfus için de benzer durum söz konusudur. Büyük şehirler çevresinde nüfus yoğunlaşması söz konusu iken yine kuzey kesimlerde nüfus yoğunluğu daha düşüktür sonrası büyüme trendlerine bakıldığında, göreli daha yoksul bölgeler daha hızlı gelir artışı yaşarken, büyük şehirler çevresindeki nüfus yoğunluğu artmaya devam etmiştir. Merkezi hükümet, çocuk bakımı, sağlık hizmeti, vergi tabanı gibi alanlara müdahale ederek, bölgelerarası eşitsizlikleri gidermeye çalışmıştır. Kişi başına kamu harcaması, geliri düşük bölgelerde artmıştır. Göç ve nüfus yoğunlaşmasıyla ortaya çıkan yakınsama olgusunun temelinde yatan etkenin kamu harcamalarındaki bu artış olduğunun tespiti yanlış olmayacaktır. (Aronson vd, 2010) Yine aynı çalışma kapsamında kurulan modeller sonucunda ortaya çıkan bulgular şu şekildedir (Aronson vd, 2010): Bölgelerarası yakınsamaya dair kuvvetli kanıtlar mevcuttur. Başlangıçta daha yüksek ortalama gelire sahip bölgelerdeki büyüme oranı daha düşük ortalama gelire sahip bölgelerdeki büyüme oranından düşüktür. 37

48 Net göç ile ortalama gelirin büyüme hızı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Beşeri sermaye düzeyinin yüksek olması net göçü olumlu etkilemektedir. Ancak her iki değişkenin de bölgenin ortalama gelirini ne şekilde etkilediğine dair anlamlı bulgular söz konusu değildir. Yine doğal kaynak zenginliği, bölgeye net göçü artırmakta ama iki değişkenin de ortalama gelirin büyümesiyle ilgili anlamlı bir ilişki söz konusu değildir. Zaman içinde değişmeyen bölgesel özellikler büyüme eğilimini etkileyebilmektedir. İşgücü piyasasının yapısı ve istihdam şekilleri büyüme ve göç hareketleri açısından önemli belirleyicilerdir. Maliye politikaları uygulamaları sonrası, büyüme ve göç hareketleri etkilenmektedir. İsveç özelinde ortaya çıkan bu bulgular arasında öne çıkan en önemli sonuç, göçü etkileyen faktörlerin ekonomik büyümeyi de etkilediğine dair bulguların mevcut olmamasıdır. Ancak bu iki ekonomik olgu arasında, tek yönlü bir ilişkinin de varlığı söz konusudur. Bir bölgede gerçekleşen ekonomik büyüme, o bölgeye göçü artırma eğilimindedir. Tersi için yeterli bulgu bulunmamaktadır. Ancak tersi için yeterli bulgunun olmama sebepleri arasında, yetersiz yatırımlar sonucu ortaya çıkan işsizlik olgusu gelmektedir. Kırsal kesimden kentsel bölgelere göç ilk erimde, kentsel kişi başına geliri düşürerek, yakınsama olgusuna neden olsa da, Deller vd nin (2001) ortaya koyduğu görüşe göre, göçün bir sonucu olarak kentsel kesimle kırsal kesim arasında gelir 38

49 farklılaşması olması kaçınılmazdır. Kentsel kesimde, sürekli gelişim, rekabet ve verimlilik artışları yaşanırken kırsal kesimde, bu gelişmeleri zorlayan faktörler aynı oranda etkili olmamaktadır. Ayrıca, Kırsal kesimde yaşayan insanların iyi olma durumu üzerine yapılan bir araştırmaya göre, kırsalda yaşayan insanlar, piyasa dışı edinimleri ve faydaları ile daha mutlu olduklarından, daha az çalışma eğilimi göstermektedirler. Dolayısıyla orta ve uzun vadede gelir farklılaşması söz konusu olacaktır İnsan Sermayesinin Geliştirilmesi ve Eğitim Eğitim alanındaki politikalar gelir dağılımını etkileyen faktörler arasındadır. Eğitim beşeri sermayeye katkıda bulunduğundan, işgücü verimliliğini etkilemektedir. Liberal piyasa koşullarında, yüksek beşeri sermayeye, eğitime sahip bireyler daha fazla gelir elde etme şansına sahiptirler. Ben Habip ve Spiegel in çalışmasına göre beşeri sermaye büyümeyi doğrudan etkilememekte ancak TFV ni artırmak suretiyle dolaylı bir etki oluşturmaktadır. (Miller, Upadhyay, 2002) Bölgelerarası gelir farklılaşmasının bir sonucu olarak, yüksek gelire sahip bölgelerde, gelecekte daha yüksek gelir getirmesi beklenen, eğitime daha fazla kaynak ayrılırken, vergi tabanı da düşük kalmaktadır. Bu durumun nedeni, genellikle vergi politikalarında eğitim harcamalarının istisnalar arasında bulunmasıdır. Belli bir gelir düzeyinin üzerindeki aileler, eğitime daha fazla pay ayırırlarken, daha düşük gelire sahip aileler daha az pay ayırabilmektedirler. Vergi yapısı ne olursa olsun, toplumda oluşan böylesi bir farklılık, zengin kesimlerden elde edilen verginin tabanını daraltmaktadır. (Fernandez, Rogerson, 1998) 39

50 Gelir dağılımının kentsel/kırsal farklılaşmasını şekillendiren bir diğer konu da zamanlar arası bireysel beşeri sermaye yatırımları ve gelirin dağılımıdır. Diğer bir anlatımla, bireylerin çocukluk ile erginlik dönemlerinde kendilerine ailelerince yapılan yatırımlar ve bu dönemlerde ürettikleri gelirlerdir. Çocukların ne şekilde işlendirildiği gelir dağılımı açısından önemlidir. Çocuklar, ya basit ve az beceri isteyen işlere yönlendirilmekte, ya da ailenin gelir durumu iyi ise, geleceğe yatırım yapılmakta ve eğitime yönlendirilmektedir. Birinci gruptaki çocuklar, ki bu çocuklar genellikle kırsal kesimde ve tarımla uğraşan ailelere mensupturlar, ergin dönemlerinde de düşük gelirli işlerde çalışmaya devam ederlerken; ikinci gruptaki çocukların gelirleri daha yüksek olmaktadır. (Dahan, Tsiddon, 1998) Eğitim harcamaları arasında oluşan fark nesiller arası gelirin ıraksama eğilimi göstermesine neden olmaktadır. Eğitim harcamaları, yerel finansman yöntemleri yerine kamu finansmanı ile karşılandığı durumda, nesiller arası gelir dağılımı yakınsama eğilimi göstermektedir. (Fernandez, Rogerson, 1998) Eğitimin etkileri üzerine yapılan teorik bir çalışmaya göre, göreli yoksul ailelerin gelir düzeyleri belli bir sınırın üzerindeyse, kamu tarafından finanse edilen eğitimin, yakınsama etkisi uzun dönemde çok yüksektir. (Glomm, Ravikumar, 2003) Bu açıdan bakıldığında yoksullukla mücadele önem arz etmektedir ler ve 1990 lar boyumca yakınsama olduğu ve yoksulluğun azaldığına dair veriler söz konusudur. Bu durumun en önemli nedeni, ulusal düzeyde ve başta Dünya Bankası olmak üzere uluslar üstü düzeyde yoksullukla mücadele politikalarıdır. (Jenkins, Micklewright, 2007) 40

51 Kuşaklar arası gelir dağılımı, güncel gelir dağılımından, daha az gelişmiş ülkelerde daha fazla etkilenmekte görünmektedir. Daha az gelişmiş ülkelerde, güncel gelir dağılımı aynı zamanda fırsat dağılımını da belirlediğinden, gelecek kuşakların gelir dağılımını da daha fazla etkilemektedir. (Solon, 2002) Kuşaklar arası gelir farkının nedenlerinden olan eğitim aynı zamanda cinsiyet eşitsizliklerini gidermede de etkilidir. Kadınların eğitim düzeyleri arttıkça, kadın/erkek gelir farklılıkları azalmaktadır. Aynı zamanda, yapılan kimi çalışmalar göstermiştir ki, kadınların eğitimi ile büyüme arasında güçlü olmasa dahi, bir ilişki de mevcuttur. (Barro, 1996) Dolayısıyla, eğitim özellikle gelişmekte olan ekonomiler için büyük önem arz etmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde kazanç farklılıklarının açıklanmasında eğitimin payı, gelişmiş ülkelerdekinden fazladır. Eğitim kadar ebeveynlerin sosyal statüsü de kazanç farklılıklarını açıklamaktadır. (Yumuşak, Bilen, 2000) Bölgelerarası gelir dağılımı dinamikleri arasında bulunan eğitim, finansman yönüyle, başlangıç gelir seviyesine bağlı olduğundan ıraksama etkisine sahiptir. Daha zengin bölgeler daha fazla eğitim bütçesine sahip olduğundan, daha fazla gelir elde etme eğiliminde olacaklardır. Finansmanın kamu tarafından karşılanan oranının artması ise bölgelerarası gelir dağılımının yakınsamasına neden olacaktır Demografik Yapı, Yoksulluk Sorunu ve Gelir Dağılımı Demografik yapının öncelikli belirleyicisi nüfusun hacmi olduğundan, doğurganlık demografik yapı üzerinde büyük etkiye sahiptir. Doğurganlık ile gelir dağılımı arasında ilişki U-şekilli bir dinamiği yansıtmaktadır. Doğurganlık arttıkça, 41

52 gelir dağılımı bozulmakta, azaldıkça hem gelir dağılımı düzelmekte hem de ekonomik büyüme artmaktadır. (Dahan, Tsiddon, 1998) Gelir dağılımı açısından önemli bir alan olan yoksulluk pek çok faktörden etkilenmektedir. Yoksulluğu etkileyen başlıca faktör demografik yapıdır. Ayrıca bireylerin sosyo ekonomik geçmişleri ve eğitimleri de etkilidir. Ancak yine de en önemli faktör demografik yapı, özellikle aile yapısıdır. Yalnız ebeveynler, özellikle bekâr anneler, düşük gelir tehdidi yaşamaktadırlar. (Jenkins, 1999) Gelir dağılımı, demografik, ekonomik vb gerekçelerden ötürü, toplumsal refahın maksimizasyonunda en önemli araçtır. (Lambert, Ramos ) Gelir eşitsizliği ve yoksulluğun incelenmesinde yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Örneğin, dünya nüfusunun 1$ altında yaşayan bölümü azalırken GINI katsayısı yüksek seyretmeye devam etmektedir. Bazı yaklaşımlara göre, yoksulluk ve gelir dağılımında adalet arasında bir ödünleşim mevcuttur. (Atkinson, Brandolini, 2010) Yoksulluğu azaltma politikaları daha geniş perspektiften ele alınmalıdır. Sadece yoksulluk oranlarının düşmesi yeterli değildir. Ayrıca sosyal refah fonksiyonu da maksimize edilmelidir. Yine gelir dağılımı analizlerinde sosyal refah fonksiyonu da analizlere dahil edilmelidir. Atkinson vd. nin (2010) çalışmasında yapılan analizlerde, bir K indeksi tanımlanmıştır. Bu indekse göre, gelir gruplarına yapılacak eşit katkı, gelir dağılımını etkilemezken, sabit göreli büyüme oranlarında eşitsizlik artmaktadır. Gelir dağılımı ile sosyal refah fonksiyonun beraber ele alındığı bir diğer çalışmada, Kolm (1976), da 42

53 bir endeks oluşturmuş ve bu endeksi GİNİ katsayısıyla paralel hale getirmiştir. (Kolm 1976 dan aktaran, Atkinson vd, 2010) Gelir dağılımında adalet alanında, üç çeşit eşitlik söz konusudur. Utilitaryen, Toplam Faydacı ve Rawlsyen faydada eşitlik olarak sıralanabilir. Refahçı yaklaşım, mal ve hizmetlerin insanların ihtiyaçlarına ne kadar hizmet ettiğinden ziyade, insanların bu mal ve hizmetlere verdiği mental tepkileri hesaba katar. Oysa, temel mal ve hizmetlerde eşitlik ve öz saygı için sosyal temel oluşturma, dağılımda eşitlik açısından önemlidir. (Sen, 1979) Gelir dağılımının genelde arka planda bırakılan kısmı olan toplumsal fayda, yoksulluk oranları ile değişken bir ilişki içindedir. Gelir dağılımının tam adaletli olduğu ama tüm toplumun mutlak yoksulluk sınırı altında olduğu bir toplumun toplam fayda fonksiyonu ile, gelir dağılımının aşırı bozuk olduğu ancak tüm bireylerin belli bir zenginlik seviyesinde bulunduğu durumdaki toplam fayda fonksiyonlarının karşılaştırılmasında ortaya çıkacak sonuç öngörülememektedir. Bu alanda öngörülebilecek birincil sonuç, bu iki farklı durumlardaki toplam refah fonksiyonları arasındaki farkın, toplum algısı ve kültürü ile şekilleneceğidir. Dünya bankasının tanımladığı günlük 1$ sınırı ve benzeri sınırlar altında yaşayan nüfusun mutlak hacmi arasında azalmıştır. Bu hacmin dünya nüfusuna oranı da benzer şekilde azalmış görülmektedir (Sala-i Martin, 2006). Yoksulluk ile gelir dağılımında adalet arasında var olan ödünleşimden dolayı, bu dönemde gelir dağılımının bozulduğu tespiti de yanlış olmayacaktır. Yalnız istatistiki olarak değil, diğer açılardan da yakınsama ve ıraksama dinamikleri ele alınmalıdır. Nicel bir yakınsama tespit edilse dahi, diğer etkilerin de 43

54 analizlere dahil edilmesi gereklidir. Örneğin yaşam standartları, literatürde de geçtiği gibi (Neumayer, 2002), yakınsama analizlerinde dikkate alınması gereken bir öğedir. Yoksullukla mücadele politikaları, neo-liberal politikalar içinde kamunun işlevsiz hale getirilmesiyle etkisiz kalmaktadır. Ayrıca, gelir dağılımı düzeliyor görünürken, yoksulluğun artması söz konusu olabilmektedir. Bu açıdan gelir dağılımı olgusunun dikkatle ele alınması gereklidir. (Boratav, 2004) Yoksullukla mücadele politikaları sonucunda, gelir dağılımında adalet sağlanması, harcama eğilimi yüksek görece yoksul kesimlerin daha fazla kaynağa sahip olarak toplam talebi artırmasını sağlar. Bu durum üretim açısından hayati öneme sahiptir. Pazarda değer bulan üretim, yeni üretim için kaynak anlamına gelmektedir. (Murphy, Shleifer, Vishny, 1989) Kentleşme (Kentlerde Nüfus ve Ekonominin Yoğunlaşması) Olgusu Başta Acemoğlu nun kurumlar hipotezi olmak üzere gelir dağılımı literatüründe genel kabul, kentleşme olgusunun bölgelerarası gelir dağılımı üzerinde belirgin bir etkisi olduğudur. Üretim faktörlerinin daha yüksek gelir seviyeleri söz konusu olan kentlerde yoğunlaşması, şehirleşen bölgelerin diğer bölgelere kıyasla daha fazla gelir elde etme kapasitesine yol açmaktadır. Kuznets e (1968) göre kentleşme ve gelir arasında pozitif bir ilişki söz konusudur. Nüfus artışı da bu duruma eşlik eder. Ancak sadece göreli zengin bölgelerin daha fazla nüfusu kaldırabileceği gerçeği tespit edilmelidir. Görece yoksul bölgelerde doyum oranından fazla nüfus oluşabilmekte, bu durum da kişi başı geliri olumsuz etkilemektedir 44

55 Acemoğlu vd nin (2001) yaptığı çalışmada da kentleşme ve kişi başına gelir arasında kuvvetli bir ilişki bulunmuştur. Bu paralelliğin nedenleri, daha fazla istihdam oranı, daha yüksek verimlilik ve daha geniş pazarlara erişim olarak kabul edilebilir. Görece zengin bölgelerde toplulaşma gerçekleştiğinden, toplulaşma sonucunda AR- GE faaliyetlerinin çıktılarının yaygınlaşmasından ve TFV artmasından dolayı, bölgelerarasında gelir eşitsizliklerinin artarak devam etmesi beklenir. (Fujita, Thisse, 2003). Kentleşmenin bir sonucu olan ekonomik toplulaşma, hem tedarikçileri hem pazarı hem üreticileri bir araya getirdiği kadar, üretim bilgisinin hızlı ve etkin yayılmasını sağlayarak verimlilik artışı sağlamaktadır. Şehirleşme ve ekonomik toplanma beraber yürüyen süreçlerdir. Bu süreçlerin sonunda, gelir ve refah artışları gözlemlenmektedir. Bu durum, ekonominin yoğunlaştığı bölgelerin, diğer bölgelerden ıraksamasına neden olmaktadır. (Glaeser, Gottlieb, 2009) Kentsel bölgelerde genellikle ekonomik yoğunlaşmalar gözlemlenmektedir. Yoğunlaşma genellikle sektörel olmaktadır. Her bölgede başka bir sektör yoğunlaşabilmektedir. Sektörel yoğunlaşmanın gelir dağılımını etkileyen sonuçlarının etkisini, yoğunlaşmaya zorlayan nedenler belirlemektedir. Genellikle bölgesel sektör yoğunlaşmaları talep tarafından yönlendirildiğinden, sonuç olarak gelir artışları yaşanmaktadır. (Krugman, Venables, 1996) Büyük kentlerde oluşan kümelenme, fiyatlar kadar, ücretler, gelir ve verimlilik artışlarına da yol açmaktadır (Puga, 2010). Kentlerde oluşan bu yoğunlaşma parasal tüm parametrelerin hızının kırsal kesimdekilerden fazla olmasına neden olmaktadır. Ekonomilerdeki toplulaşma, firmaların uzman mal ve hizmet sağlayıcılarından ara mal edinmek suretiyle üretim yapmalarına olanak tanır. Ayrıca 45

56 toplulaşma, firmalara, uzmanlaşmış bir emek havuzu imkanı sunmakta ve bu durum yüksek verimlilik sonucuna yol açmaktadır. (Puga, 2010) Kuznets e göre (1955) gelir dağılımının önemli belirleyicilerinden biri, gelirin sektörler arası dağılımıdır. Bu, kırsal/kentsel farklılaşmasının da temelini oluşturmaktadır. Sektör farklılaşması kırsal kesimle kentler arasında yüksek düzeydedir. Japonya için yapılan bir çalışmada, Japonya da gelir dağılımını bozan etkenler olarak; kırsal kesimde yaşlanma, aynı yaş gruplarında özellikle ücret kaynaklı gelir farklılıkları oluşması ve artan arazi fiyatları nedeniyle varlık değerleri arasında oluşan fark gösterilmiştir (Kakamu, Fukushige, 2005). Japonya örneğinden hareketle, ülke içi kırsal/kentsel farklılaşmanın, kırsal kesimle kentlerin ekonomik yapılarındaki değişimlerden kaynaklandığı tespit edilebilir. Aynı çalışma ve benzer farklı çalışmalara atıfla, kırsal kesimden kentlere akan genç üretken işgücünün kent ekonomisinde yarattığı katma değer ile kırsal kesimde kalan nüfusun katma değer yaratma gücü arasındaki farkın kır/kent farklılaşmasının temel nedenlerinden olduğu kabul edilmektedir. Yine benzer bir yaklaşımla, aynı faktörlere sahip bireylerin, örneğin arazi gibi, kentsel kesimlerde oluşan talep fazlası nedeniyle daha yüksek gelir elde etmeleri farklılaşmanın/ıraksamanın nedenleri arasında gösterilmelidir. Demografik yapılardaki farklılaşma, genç nüfusun kente akması ve yaşlı nüfusun kırsal kesimde kalması da ıraksama nedenleri arasındadır. Bir başka görüşe göre de yakınsama/ıraksama analizlerinde bölgelerarası karşılaştırmalarda, sadece gelir ve ücretler değil, yaşam maliyetleri de analize dahil edilmelidir. Örneğin kırsal bir bölgede ücretler çok düşük olabilir ancak yaşam 46

57 maliyetleri analize dahil edildiğinde görece zengin bölgelerle arasındaki fark varsayılandan düşük olabilecektir. (Sahling, Smith, 1983) Kentleşmenin bölgelerarası gelir dağılımı üzerine bir diğer etkisi beşeri sermayenin bölgelerarası heterojenleşmesidir. Genel kabule göre, yakınsama olgusu beşeri sermaye açısından homojen toplumlarda söz konusudur. Heterojen toplumlarda yakınsama olgusundan bahsedilemeyeceği gibi, ıraksama olgusu için de öngörülebilir bir sonuç söz konusu olabilir (Tamura, 1991). Sonuç olarak, yakınsama/ıraksama analizleri bireylerin gelirleri üzerinden yapıldığından, beşeri sermayenin homojenliği yakınsama olgusuna katkıda bulunan bir etkendir. Beşeri sermayenin heterojenleşmesi sonucu, kırsal kesimde düşük kişi başına gelir düzeyleri ve bölge içi bozulan gelir dağılımı sonuçları söz konusu olabilecektir. Ampirik bir çalışmanın gösterdiğine göre de, düşük kişi başı gelir düzeyine sahip ve gelir dağılımı bozuk bölgeler, yüksek kişi başı gelire sahip ve gelir dağılımı görece daha adil olan bölgelere oranla daha hızlı büyüme eğilimindedirler (Tselios, 2009). Bu önerme genel kabulün dışına çıkmakla birlikte, kentleşme olgusunun, kırsal kesim için kentsel kesime yakınsamasının nedeni olduğunu savunmaktadır. 2.4.Vergi ve Transfer Harcamalarının Gelir Dağılımı Üzerindeki Etkileri Bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamikleri arasında kamunun vergi ve harcama politikalarının bir etkisi olmadığı, ilk bakışta, öngörülebilir. Bunun nedeni, vergi politikalarının tüm bölgeler için aynı olması gösterilebilir. Vergi politikaları, vergi indirimleri, geri ödemeleri (iadeleri) vb araçlarla bölgelerarasında farklılık göstermektedir. Vergi politikası bölgelerarasında benzeri araçlarla farklılık göstermese dahi, başlangıç gelir düzeyi farkından dolayı, eşit 47

58 oranlarda uygulanan vergilerin, gelişmiş bölgeler lehine gelir farklılaşması yaratacağı ortadadır. Bunun sebebi, harcanabilir gelirin azalmasının, yüksek gelire sahip bölgelerde yaratacağı etkinin daha az olması gösterilebilir. Bu nedenle, bölgelerarası gelir dağılımını etkileyen en önemli dinamikler arasında kamusal gelir ve harcama politikası araçları ve özellikle de vergiler bulunmaktadır. Vergiler, gelir üzerinden alınan dolaysız vergiler ve harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergiler olarak ayrılırlar. Dolaysız vergilerin vergi kompozisyonu içinde ağırlığının daha fazla olması, bireysel gelir dağılımını düzeltici bir etkiye sahip olmaktadır. Dolaylı vergilerin ağırlığı arttığında ise, gelir dağılımının bozulması beklenir. Bunun nedeni, dolaysız vergilerin her bireyin geliri oranında alınırken, dolaylı vergilerin gelir durumuna bakılmaksızın bireylerden eşit oranda alınmasıdır. Bir ülkede gelir dağılımındaki düzelme ya da bozulmanın vergi yapısındaki dolaylı/dolaysız vergi ağırlıklarıyla kuvvetli bir ilişkisi bulunmaktadır. Endüstrileşmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerde uygulanan vergi politikaları genellikle vergi öncesi gelir dağılımını düzeltici niteliktedir. (Kuznets, 1955) Keynesyen ve post Keynesyen yaklaşıma göre, zaman içinde gelir grupları arasındaki harcama eğilimleri arasındaki fark sabit kalmaktadır. Bu nedenle de görece zengin kesimlerden yoksul kesimlere doğru gelir dağılımının sağlanması toplam tüketim harcamalarını artıracaktır. Gelir grupları arasında harcama eğilimleri arasındaki farkın zaman içinde sabit kalmadığı ve dinamik ve hassas bir dengenin varlığından söz etmek yanlış olmayacaktır. Gelir dağılımının yukarıdan aşağıya doğru yoğunlaşmasının tüketim harcamalarında sürekli ve aynı oranda etki göstermeyeceği gibi, aşağıdan yukarıya doğru yoğunlaşmanın da tasarruf ve yatırımlarda sürekli ve 48

59 aynı oranda etki göstermeyeceğinin altı çizilmelidir. (Garcia-Lizana, Perez-Moreno, 2012) Gelir oluşum sürecinin piyasalara bırakıldığı genel küresel ekonomik yapıda, oluşan gelirin dağılımı vergileme marifetiyle gerçekleştirilmektedir. Vergileme, konusu ve oranları ile vergi sonrası geliri doğrudan etkilemektedir. Bu açıdan vergileme gelir dağılımında en önemli kamusal araçlardandır. (Galper, Toder, 1984) Vergi tabanları ve vergi sisteminin yapısı, gelir dağılımında düzeltme hedeflenmekteyse, gelir eşitsizliklerinin nedenlerine göre şekillendirilmelidir. Bir ülkedeki gelir dağılımındaki eşitsizliğin nedenleri arasında, hane halkı yapısı, sermaye geliri yoğunluğu ve farkı, vergi sisteminin yapıcılığı ve transfer sisteminin etkinliği başta gelmektedir. (Bonesmo, Fredriksen, 2012) Hanehalkı gelir karşılaştırılmasında, üç çeşit gelir, aile faktör gelirleri, toplam aile gelirleri (faktör gelirleri + transferler) ve harcanabilir aile geliri (toplam gelirvergiler) tanımlandığında, harcanabilir gelir üzerinden geçekleşen gelir dağılımı en adil, sadece faktör gelirleri üzerinden gerçekleşen gelir dağılımı en adaletsiz dağılım olarak gerçekleşmiştir (Cowell, Tarihsiz). Avustralya merkezli bir simülasyon çalışmasında, vergi teşvik sistemi dahilinde, gelir dağılımının çalışılan saat miktarından anlamlı bir şekilde etkilenmez iken, bireylerin medeni durumlarının (gelire hassasiyetten dolayı) çalışma isteğini dolayısıyla gelirin dağılımını etkilediği ortaya koyulmuştur (Creedy vd, 2008). Bir diğer anlatımla, vergi uygulamalarının etkileri aile yapısına doğrudan bağlıdır. Vergi uygulamaları nesiller arası gelir yakınsama/ıraksama dinamikleri açısından da önemlidir. Özellikle ABD gibi ekonomilerde, tasarrufların dağılımı, 49

60 gelirin dağılımından çok daha bozuk olduğundan, gelecek kuşak açısından gelir dağılımını bozucu niteliktedir (Kuznets, 1955). Oluşan dengesizliğin kısmen de olsa giderilmesinin en etkin yolu vergileme yapısında yapılacak değişiklikler olacaktır. Gelir dağılımını etkileyen bir diğer önemli faktör de kamu maliye politikası araçlarından olan transfer ödemeleridir. Gelirler, Ücret Kendi hesabına çalışma geliri Tarımda kendi hesabına çalışma Kira rantiye İzafi kira ve rant İzafi ücret ve maaş İzafi besin ve yakıt tüketimi (tarım) Üretimle İlgili Gelir Temettüler Faiz geliri İzafi faiz (ödenen tüketici faizi) (-) Mülk ve diğer gelir Hane halkı geliri Kamu yardımı İşsizlik yardımı Çalışanlara destek Gazilere yapılan yardım Demiryolu emeklilik yardımları Kamu emeklilik aylıkları Yemek karnesi getirileri Sağlık yardımları Şeklinde belirlenebilir. Transfer politikasına yönelik yapılan bir çalışmaya göre, transferler sonrası artan harcanabilir gelir, son üç %10 luk dilimin gelirini 50

61 yükseltmekte ve GİNİ katsayısını düşürmektedir. Dolayısıyla transferlerin gelir dağılımını düzeltici bir etkisinden bahsedilebilir. (Budd, Radner, Whiteman, 1984) Transferlerin bir diğer etkisi, ülkeler arası etkileridir. Ülkeler zenginleştikçe, yaşlı kesimler için pek çok gelir ve transfer (kamusal ya da özel) söz konusu olduğundan, gelir dağılımı düzelmektedir. Ancak, yine zenginleşen ülkelerde görülen transfer ve gelir desteklerinin fazlalığı, çalışma isteğini azalttığından, ülkelerarası gelir dağılımı yakınsamaktadır. (Eisner, 1984) Bu iki çalışma ve benzeri çalışmalar, transfer ödemelerinin hem ülke içi hem de ülkelerarası gelir dağılımında düzelme etkileri olduğunu göstermektedir. Bu etkinin vergi ve transferler sonrası gelirlerin yakınsaması şeklinde gerçekleştiği görülmektedir. Transfer ödemelerine ek olarak gelir dağılımını etkileyen faktörler arasında hanehalkı harcanabilir gelirini artıran kamusal müdahaleler de bulunmaktadır. Bu duruma önemli örneklerden biri, barınma ihtiyacı alanındaki kamusal müdahalelerdir. Yapılan bir çalışmaya göre, kira kontrolü kamusal barınma sağlayan politikalardan daha etkili bir şekilde gelir dağılımını düzeltmektedir. (Olsen, York, 1984) Vergi ve transfer harcamaları sonucunda, bölge düzeyinde harcanabilir geliri yüksek olan bölgenin daha hızlı büyümesi beklenir. Vergi ve transfer politikaları tüm bölgeler için aynı uygulanmaktaysa da, başlangıç gelir seviyesi yüksek bölgelerin lehine gelir farklılaşması beklenmelidir. 51

62 3. GELİR DAĞILIMI YAKINSAMA ve IRAKSAMA DİNAMİKLERİ Bölgelerarası gelir dağılımında yakınsama/ıraksama olgusunun varlığı, bölgelerdeki kişi başına gelir düzeyleri arasındaki farkın değişmesi durumunun ifade etmektedir. İki bölge arasında kişi başına gelir farkı azalmaktaysa yakınsamadan, artmaktaysa ıraksamadan bahsedilmektedir. Bölgelerdeki kişi başına gelir düzeyleri arasındaki farkın değişmesinin öncelikli nedeni, bölgelerin farklı büyüme oranlarına sahip olmasıdır. Dolayısıyla, bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamikleri öncelikle, farklılığın nedeni olan büyüme dinamikleridir. Daha sonra varsa kamusal politikaların etkisi ile ortaya çıkan değişimler, yakınsama/ıraksama dinamikleri arasında yer alır. Yakınsama/Iraksama analizleri literatürü çok farklı sonuçlar ortaya koymaktadır. Bazı çalışmalar kesin yakınsama olduğuna dair ispatlar içermekteyken, kimi çalışmalar da tam tersi sonuçlara dair ispatlar içermektedir. Literatürde düşük yoğunluğa sahip olsa da, bir grup çalışmada da yakınsama ve ıraksama olgularının çeşitli koşullara bağlı olduğu savunulmaktadır. Aynı veriler üzerinde yapılan analizlerin bu kadar farklı ve çeşitli sonuçlar üretmesinin altında yatan temel neden, eşitsizlikleri ölçen yaklaşım ve teknik farklılıklardır. Kimi yaklaşımlar yalnız GİNİ katsayısı üzerinden analiz yapmaktayken, kimi yaklaşımlar daha derinlemesine analizler ortaya koymaktadır. Konu üzerine yapılan çalışmalarda ileri sürülen tezler arasında en öne çıkanlardan biri, zaman içinde başlangıç anında göreli düşük gelire sahip ülkelerin/bölgelerin, göreli zengin ülkelere/bölgelere oranla daha hızlı büyüdüğüdür. 52

63 Bu tezin ağırlıklı olarak savunulması sonucunda alanda genel bir yakınsama kabulünden bahsedilebilir. Bu yakınsamanın oranı kesin olmamakla birlikte yine genel bulgulara göre %2 civarında görülmektedir. Genel kabul gören %2lik ortalama yakınsama oranı yakınsamanın demir kanunu olarak adlandırılır ve başlangıç gelir seviyesi düşük ülke/bölgelerin, belli bir denge düzeyine, başlangıç gelir seviyesi yüksek bölgelerden daha hızlı ulaştığını ifade eder. Bu karşılıklı hareket sonucu, gelir seviyesi yüksek ülke/bölgedeki kişi başına gelir seviyesi ile gelir seviyesi düşük ülke/bölgedeki kişi başına gelir seviyesi arasındaki farkın yılda ortalama %2 oranında azaldığını ifade etmektedir. (Sala-i Martin, 1996) Bu kapsamda, yakınsama alanında yapılan çalışmaların bazılarında, yakınsama olgusu belirgin bir şekilde ispatlanmaktadır. 66 ülkede 155 gözlem üzerine ve sadece GINI katsayıları üzerine yapılan bir çalışmada, ülkelerarası kesin yakınsama belirlenmiştir (Ravallion, 2003). Tekrarla belirtilmelidir ki bu çeşit çalışmalardaki temel sorun yalnızca GINI katsayısının analizde hedef parametre olarak kullanılması ya da ülkelerin benzer kararlı durum seviyesine sahip oldukları ön kabulüdür. Alan çalışmaları çok çeşitli bulgular ortaya koymakla birlikte basit fiili durumlar dahi yakınsama/ıraksama olgusuna yönelik bazı ipuçları taşımaktadır. Örneğin dünya nın 1960 yılındaki en zengin ülkesi olan ABD ile en yoksul ülkesi olan Myanmar arasında kişi başına gelir düzeylerinde görülen 35 kat fark, 1988 yılında daha da büyümüş görünmektedir (Jones, 1997). Bu durum alanda ısrarla savunulan yakınsama olgusundan çok bazı ülkeler arasında, özellikle en zengin ve en yoksul olanlar arasında, ıraksama olgusunun varlığını ispat eder niteliktedir. Dünya ekonomisi incelendiğinde yakınsama dair bulguların bulunduğu gerçektir. Ancak bu bulgularda yakınsama olgusunun daha derinlemesine 53

64 incelenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkeler arası yakınsama olgusunun temelinde yatan, zengin kesimlerin gelirlerinin ülkelerarasında yakınlaşmasıdır. Ancak, ülke içi verilere bakıldığında dönemi 138 ülkede, ülkelerarası yakınsama söz konusuyken, ülke içi gelir dağılımında, özellikle bölgelerarası gelir dağılımında, bozulma söz konusudur (Sala-i Martin, 2006). Özellikle görece daha az gelişmiş ülkelerde bölgelerarası ıraksama söz konusuyken, gelişmiş ekonomilerde bu durum daha farklı bir gelişim içindedir. Ampirik çalışmalar gelişmiş ekonomilerde bölgelerarası yakınsama olgusunu ortaya koymakla birlikte, daha derin bir inceleme gerekmektedir. Bunun başlıca nedeni yakınsama yolunun ve nedenlerinin her ülke için farklı olmasındandır. (Rey, Janikas, 2005) Yakınsama yolunun her ülke için farklı olması konuya ilişkin çalışmalarda da farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Yukarıda bahsi geçen bulguların aksine sonuçlar ortaya koyan çalışmalar da mevcuttur. Örneğin Ravallion (2003) çalışmasında, ülke içinde gelir dağılımı bozuk olan ülkelerde gelir dağılımında düzelme, göreli dengeli gelir dağılımına sahip ülkelerde gelir dağılımında bozulma gözlemlenmiştir. Alana ilişkin daha derinlemesine yapılan ekonometrik analizlerde daha farklı sonuçlar da ortaya çıkmaktadır. Ampirik çalışmalarda ortaya koyulan, iki uçlu yakınsama/ıraksama sonuçları, yani kutuplaşma ve benzer ekonomilerin yakınsaması olgusu tek uçlu yakınsama yaklaşımından, yani tüm ülkelerin ortak bir kararlı durum düzeyine yakınsaması olgusundan daha kuvvetli bir olgu olarak görülmektedir. (Quah, 2001) 54

65 Benzer ekonomilerin birbirlerine yakınsama olgusu, kulüp yakınsaması olarak adlandırılmaktadır. Kulüp yakınsaması ampirik çalışmalarda gözlemlenen bir olgudur. Genel olarak, zengin ülkelerin diğer zengin ülkelerle, yoksul ülkelerin de diğer yoksul ülkelerle yakınsadığına dair bulgular mevcuttur. Kulüp yakınsaması en fazla en üst ve en alt gelir grubundaki ülkeler arasında gözlemlenmektedir. (Ben David, 1997) Kulüp yakınsaması olgusunun bir sonucu olarak gelir dağılımında üst tabakadaki ülkelerde ve alt tabakadaki ülkeler kendileri için ayrı ayrı ortak bir kararlı durum gelir seviyesine doğru hareket ettiklerinden yakınsamaktadırlar, diğer yanda, zengin ülkeler ve yoksul ülkeler için geçerli olan ortak kararlı durum gelir seviyeleri birbirlerinden uzaklaşmaktadır. (Jones, 1997) Johnson (1999) alana ilişkin bir çalışmasında, göreli olarak düşük gelire sahip ülkelerin, gelir dağılımında düşük dilimlerde kalmaya daha eğilimli olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum, kulüp yakınsaması olgusuyla birlikte değerlendirildiğinde, yakınsama olgusunu benzer yapılar içinde kuvvetlendirirken, ekonomik gelişmişlik farklılıklarının dolayısıyla da gelir düzeylerinin ülkeler/bölgelerarasındaki farkının katılaşmasına neden olmaktadır. Zaman içinde bu farkın açılması ülke grupları arasında ıraksama olgusunu doğuracaktır. Kulüp yakınsaması dışında kalan, birbirlerine benzemeyen ekonomik yapıların da yakınsaması durumu gözlemlenmektedir. Ancak bu durumun çok sınırlı olduğu belirlenmiştir. Dünya ekonomilerine ait veriler incelendiğinde, sadece küçük bir grup ülkenin üst gelir grubu ülkelere yakınsadığı görülmektedir. Bu haliyle bile, yakınsamanın yakalama ya da kişi başına gelir düzeylerinin eşitlenmesi durumuna 55

66 dönüşmesi yüzlerce yıl alacaktır. En etkili yakınsama örnekleri yalnızca ekonomik entegrasyonlarda görülmektedir. (Pritchett, 1996) 1960 sonrasında ülkeler arası yakınsama analizlerinde, Çin gibi bazı ülkelerin yanıltıcı etkileri bulunmaktadır. Veri setlerinden bu ülkelerin çıkarılması durumunda dünyada 1960 sonrasında ülkeler arasında ıraksama olduğu görülmüştür. (Firebaugh, 2000) Yine, yakınsama analizlerinde, kur temelli analizlerin satın alma gücü paritesi temelli analizler yerine kullanılması yanıltıcı sonuçlar doğurmaktadır. (Firebaugh, 2000) 3.1.Ekonomik Yapıya İlişkin Etkenler Bölgelerarası yakınsama/ıraksama analizlerinde, bölgelerin gelir düzeyleri arasındaki farkın değişip değişmediği, değiştiyse ne yönde ve ne şiddette değiştiği analizin çekirdeğini oluşturmaktadır. Bölge düzeyinde kişi başı gelirler arasında var olan farkın değiştiği durumlarda, bu değişikliğe neden olan dinamiklerin belirlenmesi gereklidir. Yakınsama/ıraksama dinamiklerinin belirlenmesine yönelik analizler, bu açıdan, büyüme farklılıklarının nedenlerinin tespiti temelli olmak durumundadır. Kişi başına gelirdeki büyümenin farklı olması, gelir düzeyleri arasındaki farkın değişmesine yol açmaktadır. Bölge düzeyinde kişi başına gelir düzeylerinin farklı büyümesinin süreç öncesi ve süreç boyunca nedenleri temelde bölgelerin yapısal özellikleriyle ilgilidir. Süreç öncesindeki yapısal farklılıklar, süreç boyunca, gelirin büyüme hızını etkilemektedir. Yakınsama/ıraksama analizlerinin temel sorunu olan neden bazı bölgeler daha hızlı büyür? sorusuna ek olarak, başlangıçta neden bazı bölgeler daha 56

67 zengindir? sorusunun da sorulması gereklidir. Bu sorunun en net yanıtı, bölgelerarasındaki yapısal farklılıklar ve bu yapısal farklılıkları oluşturan tarihsel süreçlerdir. Bölgelerarası gelir farklılaşmasının en temel nedenlerinden biri, ülkenin coğrafi konumudur. Gelir dağılımı farklılıklarının bir nedeni olarak coğrafi konum farklılıkları olabileceği, coğrafya hipotezi ile savunulmaktadır. (Acemoğlu, Johnson, Robinson, 2001) Bu hipotezin temelinde yatan mantık Myrdal (1968) de savunulan, iklim-tarımsal verimlilik ilişkisinin kuvvetidir. (Myrdal 1968 den aktaran Acemoğlu vd., 2001) Ülkelerin coğrafi konumları, tarımsal üretim güçlerini ve göç alma eğilimlerini belirlemektedir. Daha ılıman iklimlere sahip bölgelerde tarımsal verimlilik yüksek olurken, yine daha sıcak bölgeler daha fazla göç çekme eğilimindedirler. Coğrafya hipotezi iklimin çalışma isteğini dolayısıyla verimliliği artırdığını savunmaktadır. Machiavelli, Montesquieu ve Huntington önemli düşünürler de bu hipotezin temelindeki fikri savunanlar arasındaki isimlerdendir. İklim şartları göçü, dolayısıyla da ortalama geliri etkilemektedir. İsveç için yapılan bir araştırmaya göre, ülke içi göçü etkileyen en önemli etkenlerden biri de iklimdir. İsveç için bulunan sonuçlara göre bölgelerin ortalama gelirleri ve net göç oranları şu etkenlere bağlıdır: Bölgedeki başlangıç ortalama gelirine. İnsan sermayesi ve doğal kaynak Bölgenin iklimi Gelir vergisi ve kişi başına kamu harcamalarının büyüklüğü (maliye politikaları) Bölgenin işsizlik oranı (Aronson vd, 2010) 57

68 Bölgelerarası gelir farklılaşması nedenlerini açıklayan coğrafi farklılıklar tezine benzer bir tez ise, toplumsal yapılardaki farklılıkların, ülkelerarası ya da bölgelerarası gelir dağılımını etkilediğini savunan kurumlar hipotezi dir (Acemoğlu vd., 2001). Bu teze göre, yatırımları özendirecek toplumsal yapı ve kurumlara sahip ülkeler olmayan ya da daha az olan ülkelere kıyasla daha fazla zenginleşme eğilimindedirler. kurumlar hipotezi ekonomik performansın, toplumun organizasyonu ile bağlantılı olduğunu savunmaktadır. Örneğin yatırımlar için fırsatlar ve teşvikler yaratan toplumlar, yaratmayanlara göre daha zengindirler (Acemoğlu vd., 2001). Tıpkı coğrafya hipotezi nde olduğu gibi, ülkelere özgü kurumsal yapılar da temel olarak iki değişkeni doğrudan etkilemektedir. Birincisi üretim verimliliği, ikincisi ise girişimcilik odaklı ekonomik performanstır. Bu iki değişken sonuç olarak gelir düzeyini ve sonrasında net göçü etkilemektedir. Acemoğlu tarafından ileri sürülen ve genel kabul gören coğrafya hipotezi doğru kabul edilir ise, uzun bir dönem boyunca coğrafi değişiklikler olmadığından, avantajlı coğrafyada olanlar ile olmayanlar arasında bir yakınsama olmayacağı sonucuna varılmalıdır yıl önce daha zengin olan ülkelerin bugün de daha zengin olacağı beklenmelidir. Toplumların yapılanması da coğrafi özellikleri gibi kalıcı olduğundan, yine ülkeler arasında gelir dağılımında farklılık olmaması beklenir. Ancak toplum yapısında meydana gelen değişiklikler, eğer kurumlar hipotezi doğru ise, ülkelerarası gelir dağılımında belirgin değişimlere neden olacaktır. 58

69 Coğrafya ve kurumlar hipotezleri tarihsel olarak Kuzey/Güney farklılaşmasının nedeni olarak ortaya koyulan hipotezler arasındadır. Tarihsel olarak kuzeyde, sanayinin toplulaşması, güneyde durgunluğa neden olmuştur. Bu durum gelir dağılımında farklılaşmaya neden olmuştur. Son adımda, Kuzeydeki yüksek büyüme istikrarlı ve kendini besler bir durumdadır. Güneyde ise yatırımların ve yapısal değişimler birlikte yaşandığında ancak yakınsama sonucunu doğurmaktadır. (Baldwin, Martin, Ottaviano, 1998) Barro nun, 80 ülkelik bir panel veriye göreyaptığı bir çalışmada (1996); 1960 sonrası yakınsama katsayısı, kişi başı Milli Gelir bazında, 1,7 puan civarındadır. Yakınsama demir kanununa göre kişi başına gelir bazında yakınsama yılda 2 puan civarında olmaktadır. Oysa çalışmada, ülke sabit etkileri modele eklendiğinde, koşullu yakınsama yılda %3,3 olarak gözlemlenmektedir. Kurumlar Hipotezine atıfla, başka parametreler, örneğin uzun dönem yasal düzenlemeler gibi kurumsal özellikler eklendiğinde, yakınsamanın demir kuralı oranı olan %2 ye yakın bir yakınsama gözlemlenmiştir. (Barro, 1996) Ekonomik yapılardaki farklılıklar başlangıç gelir düzeylerini belirlediğinden ve zengin ülkeleri zengin kılan politikalar, ülkelerin sosyal, kültürel ve coğrafi özelliklerinden doğrudan etkilendiğinden, aynı politikaların farklı ülkelerde farklı sonuçlar doğuracağı ön görülmektedir. (Kremer, Onatski, Stock, 2001) Kurumlar ve Coğrafya hipotezleri, ortaya koydukları yaklaşımlarda, çeşitli ülkeye özgü etkenlerin, zaman faktörünün de göz önüne alınmasıyla, ülkeler arası yapısal farklılıkları belirginleştireceğini savunmaktadır. Ülkeler arası yapısal farklılıklar belirginleştikçe, örneğin altyapı gibi kimi alanlar da bu etkisini gösterecektir. Yapılan çalışmalara göre, altyapılar arasındaki farklılıklar, özellikle 59

70 ulaşım altyapıları arasındaki farklar, taşıma maliyetlerinde oluşan ölçek etkinliği nedeniyle gelir farklılaşmalarının temelinde yatmaktadır. (Adamopoulos, 2011) Yüksek oranda büyüme yalnız ekonominin içten gelen yapısal özellikleri tarafından belirlenmemektedir. Ekonomi karşılıklı etkileşim içinde olduğu diğer yapılardan da etkilenmektedir. Ekonomik yapıyı değişime zorlayan karşılıklı etkileşime iki örnek verilebilir. Bunlardan ilki, gelişmiş bir yapıya sahip bir ekonomiyle ticaret, diğeri gelişmiş bir ekonomik bölgeye komşuluktur. Her iki durumda da geri kalmış bölge yapısal değişime zorlanır ve sonuç olarak daha yüksek bir büyüme performansı yakalar. Bu açıdan yakınsama için bir önemli parametre de yüksek performansa sahip bölgelere uzaklıktır. Yüksek ekonomik performans gösteren bölgelere yakın bölgeler bu durumdan olumlu etkilenmekteler. (Bosker, 2007) Lokasyon komşuların performansının etkileri açısından önemlidir (Paas vd, 2007). Örneğin, ABD eyaletleri üzerine yapılan bir çalışmaya göre, yakınsama olgusu komşu olan ve yapısal benzerlik gösteren eyalet grupları arasında ve içinde görülmektedir (Rey, Brett, 1999). Bu durum da mutlak yakınsamadan çok, kulüp yakınsaması olgusunu doğrular niteliktedir. Meksika gibi çevre ülkelerde yakınsama/ıraksama dinamikleri daha çok ticaretle ilişkilidir. Meksika da ticari dışa açılma dönüm noktası olan 1994 NAFTA üyeliği öncesi ve sonrasında yakınsama/ıraksama belirgin bir şekilde ortaya çıkmamıştır. Ancak, ticari dönüşüm öncesi, ABD sınırına daha yakın olan bölgeler, daha fazla beşeri sermaye ve fiziki sermaye stoku olan, daha az tarımsal aktivite yoğunluğu olan ve daha fazla altyapıya sahip bölgeler daha yüksek bir büyüme performansı göstermişlerdir. (Chiquiar, 2005) 60

71 Meksika örneğinde olduğu gibi yakınsamanın ticaret çekişli olması çok rastlanan bir durumdur. Bu noktada ülkelerde uygulanan dış ticaret politikaları, bölgesel entegrasyonlar vb. önem arz etmektedir. Temel olarak 21. yy için en önemli olgular arasında bulunan küreselleşme olgusu, ekonomik yapıları benzeştirdiğinden dolayı, ülkeler arası yakınsama olgusuna katkıda bulunmaktadır. Ancak ülke içinde küreselleşmenin ve serbest ticaretin nimetleri eşit paylaşılamadığından, ülke içi özellikle bölgelerarası gelir dağılımı üzerinde bozucu etkiye sahip olabilmektedir. Dış ticaretin temel motoru olan küreselleşme bölgelerarası gelir dağılımı konusunda dolaylı bir etkiye sahiptir. Küreselleşme genelde ekonomik kalkınmaya neden olmaktadır. Ekonomik kalkınma ise, ana akım bilim adamlarının genel kabulüne göre, şehirleşmeye neden olmaktadır. Küreselleşme ve artan dış ticaret hacmi sonucu ortaya kentsel gelir artışı çıkmakta, kırsal kesim ile kentsel gelir düzeyleri arasındaki fark artmaktadır (Scott, Storper, 2003). Küreselleşme ve ticari dışa açılma sürecinde gelir dağılımında oluşan bozulmaların öncelikli nedeni, kısa dönemde değişimden belli sektör ve grupların hızlı bir şekilde faydalanmasıdır. Fayda zaman içinde dağılsa dahi ilk an bozulması kalıcı olmaktadır. (Chotikapanich vd, 2009) Küreselleşme sonucu ortaya çıkan teknolojinin yayılma etkisi ile artan teknoloji düzeyi büyümenin nedeni olarak ortaya çıkarken, yayılma etkisinin sağlanamadığı dar kapsamlı ticaret, gelir eşitsizliğinin nedeni olarak ortaya çıkmaktadır. Gelir dağılımında eşitliğin sağlanabilmesi için büyümede anahtar rol oynayan teknolojinin yayılma etkisi gösterebileceği nitelikte ve genişlikte ticarete ihtiyaç duyulmaktadır. (Jaumotte vd, 2013) 61

72 Bishop vd nin (1994) ABD üzerine yaptıkları bir çalışmaya göre de, bölgelerarası yakınsama için etkili olan etkenlerden ilki, faktör fiyatlarındaki farkın, faktör mobilitesi ile azalmasıdır. Küreselleşme, gerek birincil etkileri olan ticaret yoluyla gerek ikincil etkileri olan yapısal değişiklikler yoluyla faktör fiyatlarını yakınlaştırma etkisine sahiptir. Bu etkiye öncelikle göç neden olmaktadır. Küreselleşme, göçün faktör fiyatlarını eşitleme etkisi denklemden çıkarıldığında ise, genel olarak gelir dağılımını bozucu bir etkiye sahiptir (Georgantopoulos, Tsamis, 2011). Bu tespitten, ticaretin faktör fiyatlarını eşitleme, teknolojiyi yayma gibi etkileri olmadığında gelir dağılımı farklılaşmasına neden olduğu sonucu çıkarılmaktadır. Ticaretin faktör fiyatlarını eşitlemek ve teknolojinin yaygınlaşmasını en üst düzeyde sağladığı durum ekonomik entegrasyon durumudur. Dolayısıyla entegrasyon önemli bir etkendir. Entegrasyon sonucu ortaya çıkan rekabetin ise ne yönde etkili olduğu kestirilememektedir. Rekabet olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Ancak kesin bir olgu şudur ki, entegrasyon sonrasında enerji fiyatları yükseldikçe, zengin ortaklarla yoksul ortaklar arasında ıraksama gerçekleşmektedir (Bishop, Formby, Thistle, 1994). Ekonomik entegrasyonlarla ilgili bir başka yaklaşıma göre de ekonomik birlikler içinde, AB gibi, yakınsama olgusu makro ekonomik parametrelerdeki yakınsamadan kaynaklanmaktadır. Bir ekonomik birlik içinde, faiz oranları eşitleneceğinden ve işgücü rahatlıkla göç edebileceğinden, faktör fiyatları eşitlenecektir. Bu durum yakınsama gerçekleşmesine neden olacaktır. (Razzin, Yuen, 1997) Küreselleşmenin bir diğer etkisi de çok uluslu şirketlerin üretim ve pazarlama faaliyetlerinin yaygınlaşmasıdır. Bu durum ekonomik yapılarda önemli etkilere sahip olabilmektedir. Çok uluslu şirketlerin, üretim yöntemleri, ürün kalite farklılıkları ve 62

73 ana ülke-faaliyet gösterilen ülke arasındaki fiyat politikası farklılıkları da ana ülke lehine gelir dağılımını bozucu niteliktedir. (Roy, 2011) Ekonomik yapı konusunda belirleyici etkenlerden biri diğeri de büyüme için seçilen yoldur. Bir ülkenin büyüme için borçlanma yolunu seçmesi ekonomik yapısını ve gelir dağılımına ilişkin parametreleri etkileyecektir. Kurumsalcı ve post-keynesci modeller ekonomik çevrimlerin borç balonu ile şiştiği ve patladığını savunmaktadırlar. Son dönem küresel ekonomide, borç balonu özellikle orta ve orta düşük gelire sahip nüfusun üzerinde görülmektedir. Balonun şiştiği dönemlerde gelir dağılımında düzelme, patladığı dönemlerde önemli bozulmalar görülmektedir (Wunder, 2012). Özellikle orta sınıf hane halkının borçluluk seviyesi ve ödemekte oldukları borç faizleri gelir dağılımını bozucu bir etki göstermektedir (Scott, Pressman, 2013) mali krizinde AB ülkelerinde gözlendiği üzere, kriz gelir dağılımı eşitsizliklerini giderici tüm maliye ve para politikaları üzerinde etkili olduğundan gelir dağılımını bozucu etkiye sahiptir (Cingolani, 2012). Yine İngiltere için 2008 krizi etkileri üzerine yapılmış bir çalışmada, gelir dağılımındaki krize bağlı bozulmanın en önemli nedeni olarak reel ücretlerdeki azalma olduğu saptanmıştır. (Brewer vd, 2013) Bölgelerarası ekonomik yapıların benzeşmesi, faktör fiyatlarını eşitlediğinden dolayı, özellikle yaşam maliyetlerini yakınlaştıracaktır. Yaşam maliyetlerinin bölgelerarası farklılıklarının giderilmesi ekonomik yapıda bir dönüşüm ve homojenleşme anlamına gelmektedir İsveç bölgeleri üzerine yapılan bir incelemede, yaşam maliyetlerinin yakınlaşmasından dolayı, σ-yakınsaması gözlemlenmiştir. (Persson, 1996) 63

74 3.2. Büyüme Hızı Bölgelerarası gelirin farklılaşmasında, bölgelerin büyüme hızlarının farklılıklarının temel etkendir. Bölgeler gelir elde eden gruplar, ülke ekonomisi de üst grup kabul edildiğinde, gelirin alt gruplar arası dağılımında, üst grup kabul edilen ekonominin genel durumuna ilişkin değişimlerin, alt gruplara gelirin dağılımında etkili olacağı tespit edilmelidir. Örneğin Okun (1952) tarafından ortaya koyulan gelir dağılımında adalet ile ekonomik büyüme arasında ters yönlü ilişki gelirin bölgelerarası dağılımı için de geçerli olacaktır. Yüksek büyüme performansları için adaletten bir ölçüde ödün verilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu yolla zengin bölgelere daha fazla kaynak aktarılması daha yüksek düzeyde toplam üretime neden olurken, zengin bölge/yoksul bölge arasındaki gelir farkını açacaktır. Ancak, bozulan gelir dağılımı sonucunda yaygınlaşan yoksulluk olgusunun büyüme üzerinde orta ve uzun erimde olumsuz etkileri olacağı bilinmektedir. Bu açıdan büyüme politikalarının gelirin yeniden dağılım politikalarıyla birlikte yürütülmesi durumunda ancak, kalıcı büyüme performansları söz konusu olabilecektir. (Razmi, Ashrafzadeh, 2012) Kuznets eğrisi, büyüme sonucunda önce gelir dağılımının bozulduğunu sonra da düzeldiğini gösterir. Bu nedenle -U- eğrisi olarak da adlandırılır (Yumuşak, Bilen, 2000). Ampirik çalışmalarda ortaya çıkan sonuçlar, bu açıdan teoriyle tutarlıdır. Eşitsizlik arttıkça önce sermaye birikimi yoluyla büyüme artmaktadır. Ancak eşitsizlik daha fazla arttıkça büyüme de bundan etkilenerek yavaşlamaktadır. (Yamamura, Shin, 2009) Ekonomi teorisiyle tutarlı olan, bazı çalışmaların da gösterdiği üzere, gelir dağılımında oluşan eşitsizlik, tasarruf ve yatırımlardaki artışlardan dolayı yüksek büyümeyi tetikler (Coelen, 1978). Bu durum bölgelerarası eşitsizlik için de geçerlidir. 64

75 Yakınsama ve iktisadi büyüme arasında ilişkinin niteliğini araştıran çalışmalarda büyümeyle ilgili iki önemli durum tespit edilmektedir. Birincisi 19. yy dan beri her daim uzun dönem büyüme gözlemlenmiştir. İkincisi, teknoloji dışsal ve maliyetsiz ise, ıraksama söz konusu olmamaktadır. Bu dönemde yakınsama ile büyüme arasında ilişki kurulduğunda sermaye ve faktör mobilitesinin yakınsama hızını artırdığı da gözlemlenmektedir. Yakınsama ile ilgili genel ampirik bulgular şu şekildedir: Geniş ülke örneklemlerinde, kesin yakınsamaya dair delil bulunmamaktadır. Homojen ülke alt gruplarında kesin yakınsama durumu gözlemlenmektedir. Dolayısıyla ekonomideki performans benzerliğinin ve faktör mobilitesinin, yakınsama için önemli bir etken olduğu görülmektedir. Benzer bir bulgular pek çok çalışmada ortaya çıkmıştır. Dağılım dinamikleri ve mobilite üzerine yapılmış bir çalışmaya göre, mobilite arttıkça yakınsama gerçekleşmektedir. (Maasoumi, Racine, Stengos, 2007) Bölgelerarası gelir dağılımında ya da kişisel gelir dağılımında düzelme olabilmesi için, yakınsanacak ortak bir kararlı durum seviyesi gerekmektedir. Gelirinin üst sınırı olmayan bir gruba, gelirinde tavan bulunan bir grubun yakınsaması ancak toplam gelirin azalmasıyla mümkün olacaktır. Aksi her durumda, gelir üst sınırı olmayan grup, diğer gelir gruplarından ıraksayacaktır (Champernowne, 1953). Bölgelerarası gelir dağılımı perspektifinden anlatımla, bir bölge yüksek bir teknoloji düzeyine sahipse ve teknolojik ilerlemesi süreklilik arz ediyorsa, gelirinde bir üst sınır bulunmamaktadır. Dolayısıyla gelirinde belli bir tavan bulunan yoksul bölgelerin bu bölgeye yakınsaması söz konusu olmayacaktır. Bir bölge bir diğer bölgeye göre üstün 65

76 olan teknoloji düzeyini sürdürme eğilimindeyse, ekonomi toplam olarak daralmadığı sürece bölgelerarası ıraksama söz konusu olacaktır. Ekonomik büyüme ve gelir dağılımı eşitsizlikleri üzerine yapılan ampirik bir çalışmada, ekonomik büyümenin bölgelerarası gelir eşitsizliğini artırıcı bir etkisi olduğu tespit edilmekle birlikte, bunun nedeninin büyüme öncesindeki yapısal farklılıklardan kaynaklanmış olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. (Binatlı, 2012) Elde edilen gelirin bölge düzeyinde ne şekilde harcandığı da önemlidir. Varsayımsal olarak elde edilen gelirin daha fazla yatırıma dönüştüğü önermesi kabul edilmekle birlikte, durum her zaman bu şekilde olmamaktadır. Daha zengin bölgelerde elde edilen gelirin bir kısmı yatırımlar yerine yaşam kalitesine harcandığından, üretim bu harcama tercihinden olumsuz etkilenmektedir. Gelir dağılımı değiştikçe tüketim dağılımı ve eğilimleri de değişmektedir. ABD de 80 ler ile ilgili bir araştırmada, gelir dağılımındaki değişime paralel tüketim değişimleri yaşanmakla birlikte, tüketimdeki değişimler, ailelerin ihtiyaçlarını tam karşılayacak yönde olmamaktadır (Cutler, Katz, 1992). Bu durum yakınsama dinamiklerini harekete geçirmektedir. Yakınsamanın önemli bir nedeni olarak, üretilen değerin, zengin ülkelerde, yaşam ve çalışma hayatı kalitesine ayrılırken, görece yoksul ülkelerde daha fazla üretime için yatırımlara ayrılmasıdır (Dowrick, Nguyen, 1989). Tüketim tercihlerindeki bu değişim sonuç olarak daha yoksul bölgelerin daha fazla yatırım yaparak daha hızlı büyümesi sonucunu doğurmaktadır. Dolaylı bir şekilde, yüksek büyüme performansı ülke içi gelir dağılımını bozarken, bozulan gelir dağılımı ile ödünleşim içinde olan etkinlik artmakta, yatırımlar ve büyümeye kaynak oluşmaktadır. Örneğin, ABD de arası yaşanan ekonomik gelişme sürecinde, gelir dağılımı bozulmuştur (Cutler, Katz, 1992). Bu 66

77 bulgulardan farklı bulgulara sahip olan İsveç için yapılan bir çalışmaya göre de, bölgelerarası gelişmişlik farklılıkları bölge içi dinamiklerden de etkilenmektedir. İsveç gibi görece fırsat eşitliği sağlanan ekonomilerde, gelir dağılımı eşitsizliği ve büyüme arasındaki ilişkinin de zayıf olduğu tespit edilmiştir (Rooth, Stenberg, 2012). Gelir dağılımında adalet/etkinlik ödünleşimi, fırsat eşitliği sağlayan kamusal politikalar yoluyla alt düzeylere çekilmekte, adalet etkinlik ilişkisi kamusal politikalarla zayıflatılabilmektedir. Ancak özellikle ekonomik entegrasyonlar sonrasında, etkinlik adalet ödünleşimi kuvvetli bir şekilde ortaya çıkabilmektedir. (Clarke, 1995) Ekonomideki büyümenin Euro Bölgesindeki gibi kâr çekişli (profit-led) ya da ABD deki gibi ücret çekişli (wage-led) olması, mali krizlerde, fonksiyonel gelir dağılımını farklı etkilemektedir. Her mali krizde reel ücret düşmekte ve fonksiyonel gelir dağılımı bozulmaktadır. ABD ve Euro bölgesi arasındaki fark, kâr çekişli ekonomik yapılarda, fonksiyonel gelir dağılımının ücret aleyhine bozulması, bu durumun uzun sürmesine neden olmaktadır. ABD de ise, sermaye lehine bozulan gelir dağılımı yeni yatırımlara ve dolayısıyla gelir dağılımında düzelmeye neden olmaktadır. (Spithoven, 2013) Gelir dağılımı eşitsizliği ve büyüme arasındaki ilişki konusunda ABD üzerine yapılan ampirik bir başka çalışmada da, eşitsizliğin azaltılması kadar artırılmasının da büyümeyi olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Büyüme için en uygun durum, eşitsizliğin görece sabit kaldığı durumdur (Hasanov, Izraeli, 2011). Bu konu üzerine Chambers ve Krause un çalışmasındaki (2009) bulgulara göre de, gelir dağılımındaki bozulmanın bir noktadan sonra büyümeyi yavaşlatması durumunun en yoğun yaşandığı dönem olarak sürecin başından sonraki ilk 5 yıldır. 67

78 Bu farklı yaklaşımlar da ortaya koymaktadır ki; gelir dağılımı ile büyüme arasındaki ilişkide çok yönlü süreçler etkilidir. Şöyle ki, gelir dağılımı düzeldikçe toplam talep artacaktır. Toplam talepteki artış toplam arzı da artırma eğilimindedir. Evrimsel teoriye göre, bir ekonomide denge sağlandığında, ortalama fiyatlar artacaktır. Ortalama fiyatların artması gelir dağılımı üzerinde yeniden bozucu bir etkiye sahip olacaktır. (Kaldasch, Tarihsiz) Büyüme ve gelir dağılımı arasında ters yönlü ilişkiye dahil çeşitli ampirik bulgular olmakla birlikte, Türkiye için ve arası panel veriye dayalı bir çalışmada GİNİ katsayısı ile ekonomik büyüme arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. (Oğuş, Tarihsiz) 3.3.Nüfusun Yapısı ve Etkileri Nüfusun hacmi tek başına gelir dağılımı analizlerinde temel parametrelerden biridir. Karşılaştırılan iki bölge arasında, zengin olan bölgenin nüfus artış hızının yoksul olan bölgenin nüfus artış hızından fazla olması durumunda ceteris paribus yakınsama olgusu gözlemlenir. Gelir dağılımı analizlerinde, kişi başına gelir üzerinden kıyaslama yapıldığından ve bu parametrenin paydasını nüfus oluşturduğundan, nüfus artış hızı kişi başına geliri doğrudan etkilemektedir. Nüfusun hacmi kadar niteliği de gelir dağılımı açısından önemlidir. Yine iki bölge arası kıyaslamada, aynı nüfusa sahip iki bölgeden beceri ve üretkenliği fazla olan nüfusa sahip bölge ceteris paribus, diğer bölgeden ıraksayacaktır. Bölgelerarası yakınsama/ıraksama dinamikleri açısından, nüfus, nüfusun yapısı ve niteliği ile nüfusa etki eden başta göç olmak üzere tüm dış etkenler önem taşımaktadır. 68

79 Nüfusun Büyüklüğü ve Göç Diğer tüm parametreler sabit tutulduğunda, gelir dağılımı eşitsizliklerinin altında yatan en önemli etkenlerden biri hane halkı nüfusunun artmasıdır. (Peichl, Pestel, Schneider, 2012) Ancak bu bulguyla çelişen bazı diğer çalışmalara göre de yüksek nüfuslu görece yoksul ülkelerin, Çin ve Hindistan gibi, görece zengin ülkelere yakınsama eğilimleridir. Bu süreçte, Hindistan da belirgin olmamakla birlikte, özellikle Çin de ülke içi gelir dağılımının belirgin bir şekilde bozulduğu görülmektedir. (Sala-i Martin, Mohapatra, 2002) Yüksek nüfuslu ülkelerin kendinden zengin ülkelere yakınsama sebebi, işgücü artışıyla ortaya çıkan üretim hacmindeki artışlardır. Nüfustaki artış yeni istihdam yaratmaya yönelik yeşil saha yatırımlarıyla desteklendiğinde, yeni istihdam alanları eskisine oranla daha verimli ve daha fazla üretim yapabileceklerdir. Küresel ekonomide, yüksek nüfuslu ülkelerin tecrübe ettiği yakınsamanın temel nedeni bu olarak görülmektedir. Yüksek nüfuslu ülkelerde eğer oluşur ise, gözlemlenen bölgelerarası yakınsama genelde koşullu yakınsama niteliğindedir arası panel veriye dayalı bir analizde, Çin de koşullu yakınsama görülmüştür. Yakınsama koşulları arasında, fiziksel sermaye yatırım payı, istihdamdaki büyüme, beşeri sermaye yatırımları, doğrudan yabancı yatırımlar ve coğrafi konum bulunmaktadır. (Chen, 1996) Nüfusun artması ile birlikte işsizlik oranları ile ilgili bir tespitte bulunulamasa dahi, üretim süreci dışında kalan nüfusun artacağı ön görülebilir. Örneğin bir ülkede 69

80 nüfus iki katına çıktığında işsizlik oranı sabit kalsa dahi işsiz sayısı da iki katına çıkacaktır. Artan bu sayı gelir dağılımı üzerinde bozucu bir etkiye sahip olacaktır. Bu kesim, hayatlarını idame ettirebilmek için piyasa dışında gelir elde etmek durumundadır. Genellikle de seçilen yol ev üretimi olmaktadır. Gelir dağılımı eşitsizlikleri analizlerine özellikle düşük gelirli hane halkının piyasa dışı üretimden, ev üretiminden, elde ettikleri parasal olmayan gelirler dahil edildiğinde, eşitsizliğin boyutunun daha az olduğu görülmektedir. (Frazis, Stewart, 2011) Nüfusla artan emeğin miktarı kadar, emeğin fiyatı da önemlidir. Temel iktisat yaklaşımına göre arzı artan bir metanın fiyatı düşmektedir. Emek için de bu durum geçerlidir. Nüfus arttıkça, emeğin fiyatı olan ücret de azalacaktır. Emeğin değeri olan ücretin, üretimde kullanılan diğer faktörlerin fiyatlarından farklılaşması gelir dağılımı üzerinde bozucu bir etkiye sahiptir (Tsoulfidis, Mariolis, 2007). Göçün gelir dağılımı dinamiği olarak ele alınma sebebi, nüfusun hacmi ve niteliği üzerindeki etkisi çerçevesindedir. Yakınsama/ıraksama dinamiği olarak göç, göç alan bölgeyi, göç veren bölgeden ıraksatan bir dinamik olarak kabul edilmelidir Beşeri Sermaye ve Emek Verimliliği Nüfusun hacmi kadar önemli bir diğer konu da, çalışan nüfusun niteliği ve üretme kapasitesidir. Çalışan bireyin, üretimde kullandığı bilgi ve beceriler toplamı beşeri sermayesidir. Beşeri sermaye genellikle zaman içinde değişkenlik 70

81 göstermektedir. Çalışan bireyler için artmakta, çalışmayan bireyler için azalmakta olduğu kabul edilmektedir. Bölgelerarası gelir dağılımı farklılaşmaları beşeri sermaye birikimi farklılıklarının doğrudan sonucudur. Bölgelerde nüfus hacmi ile birlikte, nüfusun yüksek eğitim ve beceriye sahip iş gücü oranı ne kadar yüksek olursa bölgenin gelir üretme kapasitesi de o kadar yüksek olmaktadır. Gelir üretme kapasiteleri arasındaki farklar da bölgelerarası gelir dağılımını belirlemektedir. (Itoh, 2013) Bölgelerarası gelir dağılımı bozulmalarında da, bölge nüfuslarının arasında ortaya çıkan verimlilik farklılıkları belirleyici rol oynamaktadır. Çin için yapılan bir araştırmaya göre, Çin in mucize büyüme performansının maliyetleri söz konusudur. Bu maliyetler arasında en fazla öne çıkan bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarıdır. Bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının temel nedeni olarak da eğitim bazlı beşeri sermaye farklılıkları, dolayısıyla verimlilik farklılıkları görülmektedir. (Yang, 2013) Emek verimliliği doğrudan beşeri sermaye artışı ile gerçekleşmektedir. Beşeri sermaye birikimin en önemli ekonomik katkısı, emeğin üretme gücünün artırılmasıdır. Beşeri sermaye artışları nüfus artışlarından daha kuvvetli bir biçimde büyümeyi tetiklemektedir. Beşeri sermaye artışı ile fiziksel sermaye stoğu arasında da güçlü bir ilişki mevcuttur. (Bucci, 2009) Beşeri sermaye ekonomik etkinliği arttırmaktadır. Oysa yatırımlar ve kamu harcamaları sadece sermaye birikimini sağlamaktadır. (Yamamura, Shin, 2009) Kore için yapılan ampirik bir çalışmada, ülke genelinde gelir eşitsizliği konusunda, kamunun yatırım dışı harcama payının gelir dağılımı eşitsizliği ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamsız çıkmıştır. Bunun yanı sıra, yatırımlardaki artış, işgücünün 71

82 içindeki görece yaşlı kesimin payının düşük olması, eğitime katılım oranı ile gelir dağılımı adaleti arasında aynı yönlü kuvvetli ilişki bulunmuştur. Ekonomik açıklığın ise gelir dağılımı eşitsizliğini arttırdığı saptanmıştır. (Lee, Kim, Cin, 2013) Turnonsky nin alana yönelik bir başka çalışmasına (2011) göre, iki sektörlü model bir ekonomide, emeğin verimlilik artışı üretimi doğrudan etkilerken gelir dağılımı üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmamaktadır. Gelir dağılımını etkileyen değişken, üretim faktörlerinin sektörler arası yoğunlaşma farklılıklarıdır. Emek yoğun sektördeki verimlilik artışları gelir dağılımını o sektör lehine bozmaktadır. Teknolojide ise, yoğunlaşma ilgisiz kalmaktadır. Hangi sektörde teknoloji temelli verimlilik artışı yaşanmakta ise gelir dağılımı o sektör lehine bozulmaktadır. Bölgelerarası emek verimliliği ve beşeri sermaye kaynaklı gelir farklılaşması, komşu bölgelerarasında daha az, uzak bölgelerarasında daha fazladır. (Ezcurra, Rapun, 2007) Gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamiği olarak beşeri sermaye önemli bir parametre oluşturmaktadır. Beşeri sermaye birikimleri ve dolayısıyla da verimlilik düzeyleri benzer bölgelerin koşullu yakınsadıkları sonucu ortaya çıkmaktadır. Tek bir bölge ya da bölgeler grubunda beşeri sermaye birikiminin daha fazla olması ıraksama sonucunu doğuracakken, görece az gelişmiş bölgelerde beşeri sermaye artışları yakınsama sonucunu doğuracaktır. 3.4.Yatırımlar, Sermaye Birikimi ve TFV Yatırımlar, bir ülkenin sermaye piyasasına aktarılan nakit de olsalar, yeşil saha yatırımı da olsalar gelir artırıcı niteliktedirler. Bölgelerarası gelir dağılımı 72

83 açısından, yatırımların etkisi, yeşil saha yatırımları yoluyla olmaktadır. Bir ülkede yapılan toplam yeşil saha yatırımlarından en fazla pay alan bölge, oluşan istihdam, daha ileri teknoloji seviyesi ve daha yüksek verimlilik düzeyi sayesinde daha yüksek bir düzeyde gelir elde edebilme şansına sahip olacaktır. Doğrudan yabancı yatırımlar, gelir dağılımı konusunda belirleyici faktörlerden biridir. Bölgelerarası doğrudan yabancı yatırım farklılaşmasının sebepleri arasında piyasa büyüklüğü, insan kaynağı, ekonomik yoğunlaşma ve altyapı ön plana çıkmaktadır. Doğrudan yabancı yatırım arasındaki farklar, gelir dağılımını açıklayıcı niteliktedir. Gelir dağılımı farkının azaltılması için kamusal müdahaleler şarttır. Kamusal müdahale alanları teşvik politikaları, enerji politikaları, alt yapı ve ulaşım politikaları, yüksek ve yeni teknolojili endüstrilerin gelişmesine yönelik politikalar ve eğitim politikaları olarak sıralanabilir. (Zheng, 2011) Bölgelerarası gelir farklılaşmasını açıklayan en önemli teorik yaklaşımlardan biri, sermayenin azalan verimler yasasıdır. Sermayenin azalan verimler yasasının etkisi ile yoksul bölgelerin düşük tasarruf eğiliminin ortaya çıkardığı etkiler karşılaştırıldığında, düşük tasarruf eğiliminin etkisinin ağır bastığı görülmektedir. Sermayenin azalan verimler yasası gereği yakınsama olgusunun ortaya çıkabilmesi için, görece yoksul kesimlerde sermaye oluşumu gereklidir. Sermaye oluşumu için yatırım, yatırım için ise tasarruf hacmi belirleyicidir. Görece yoksul bölgelerde de tasarruf hacmi düşük olduğundan, yatırımlar kısıtlı kalmaktadır. Toplulaşmanın yaşandığı bölgeler ile diğer bölgelerarasında bir ıraksama olgusundan bahsedilmesi bu nedenle yanlış olmayacaktır. Büyüyen, kentleşen, göç alan ve sermaye biriktiren bölgeler bu nedenle, göç veren ve görece yoksul kalan bölgelerden ıraksamaktadırlar. Bu durum kulüp yakınsamasını söz konusu kılmaktadır. Bu tespite karşı görüşler de 73

84 söz konusudur. AB üyelerini kapsayan bir çalışmaya göre, Toplulaşma, yakınsama açısından olumsuz etkiye sahiptir. Avrupa nın 208 bölgesini kapsayan analizde, yüksek yoğunluğa sahip bölgelerde, daha düşük hızla büyüme eğilimi görülmüştür (Bosker, 2007). Aynı kapsamda yapılan başka bir çalışma bu yakınsama olgusunun kaynaklarının kamu politikaları olduğu görüşünü savunmaktadır. AB içinde önemli bir yere sahip olan yapısal fonlar genellikle ulaşım altyapısını finanse ettiğinden ve diğer yayılma etkilerinden dolayı bölgelerarası gelir dağılımını düzeltici etkiye sahiptir. (Dall'erba,, Le Gallo, 2008). Yine aynı çalışmaya göre, yayılma etkilerinin, merkez bölgelerden, çevre bölgelere gelir yakınlaşması sağladığını göstermektedir. Avrupa bölgelerarası yakınsama/ıraksama analizlerinde özel bir durum teşkil etmektedir. örneğin yukarda süre giden tartışma kapsamında bir başka görüş de Avrupa da bölgelerarası kıyaslamada, emek verimliliğinin daha düşük olduğu bölgelerin, kıyasla daha yüksek bölgelere göre daha hızlı büyüdüğü görülmüştür. Teknik değişim Avrupa da gözlemlenen yakınsama olgusunun temel nedeni olarak ortaya çıkmıştır. (Delgado-Rodriguez, Alvarez-Ayusa, 2008) Yapılan yatırımlar yalnız yatırım yapılan bölgeleri değil, çevre bölgeleri de olumlu etkilemektedir. Merkez ve çevre bölgeler teknik değişimden kaynaklanan gelir artışlarından yararlanmaktadırlar. Teknik değişim, bölgelerarasında da yatırım miktarına bağlı olarak farklılık göstermektedir. Teknik değişimdeki fark da ıraksama olgusunu ortaya çıkarmaktadır. Çin üzerine yapılan bir araştırmaya göre, Çin deki yüksek büyümeye rağmen, bölgelerarası gelir dağılımında eşitsizlikler artmıştır. Bu durumun en önemli nedeni, büyümenin ana kaynağı olan AR-GE faaliyetlerinin belli bölgelerde yoğunlaşmasıdır. Bölgelerarası gelir dağılımı da AR-GE faaliyetleri ve bu faaliyetlerin yapıldığı bölgelere uzaklıklardan etkilenmektedir. (Funke, Yu, 2009) 74

85 Bir bölgeye yatırımların yoğunlaşması, kamusal yatırımların da o bölgeye yoğunlaşması sonucunu doğurmakta, altyapı vb alanlarda kamusal yatırımlar yoğunlaşmaktadır. Benzer şekilde, bölgelerarası gelir düzeyleri arasındaki farkın azalması için de benzer yatırımlar yoluyla bölgelerarası farkların azaltılması gerekmektedir arası verilere dayanılarak yapılan ampirik bir çalışmada, Hindistan da eyaletler arasında ß-yakınsaması gözlemlenmiştir. Bu yakınsama altında yatan en önemli faktörler, ulaşım altyapısındaki iyileşmeler ve finansal altyapı yatırımlarının artmasıdır. (Nagaraj, Varoudakis, Veganzones, 2000) Teknik değişimdeki fark verimlilik farkı olarak da gözlemlenmektedir. Dolayısıyla verimlilik yakınsama/ıraksama dinamikleri arasında önemli bir yere sahiptir. Düşük verimlilik düzeyine sahip ülkelerde bölgeler birbirlerine benzeme eğilimindedirler, dolayısıyla yakınsama söz konusudur. Yüksek verimliliğe sahip bölgelerarasında da yakınsama olgusu görülmektedir. (Gianetti, 2002) arası verilere dayanarak yapılan ampirik bir çalışmada, OECD ülkelerinde yakınsama ile TFV yakınsamasının beraber gerçekleştiği görülmüştür (Dowrick, Nguyen, 1989). TFV yakınsaması ancak beşeri sermaye ya da fiziki sermaye yakınlaşmasıyla söz konusu olmaktadır. Yatırımlar ve teknik değişim bölgelerarası homojenleşmeyi belirler. Yakınsama tartışmalarının odağında, bölge ekonomileri arasında homojenleşme mevcut mu sorusu da bulunmaktadır. Yapılan ampirik çalışmalarda, homojenleşmenin olmadığı durumlarda kutuplaşma (polarizasyon) ve ikili yapı (bimodalite) durumlarının ortaya çıktığı ispat edilmiştir. Bunun anlamı, birbirine benzeyen yapıların birbirlerine yakınsamaları ancak diğer yapılardan ıraksamaları durumunun ortaya çıkmasıdır. (Bianchi, 1997) 75

86 Ekonomilerde oluşan dual yapılar, örneğin Çin üzerine yapılan bir çalışmada tespit edildiği gibi (Bishop ve Chiou, 2004), şehirlerde sermaye yoğun yüksek teknolojili sektörlerin yoğunluğu ile kırsal bölgelerde işgücü yoğun düşük teknolojili tarım ve sanayi gibi bir yoğunlaşma, kentsel/kırsal gelir farkının açılmasına neden olmaktadır. Bölgelerarası yakınsama dinamiklerinde önemli bir diğer konu da, ekonomideki dual sektörel yapıdır. Sanayileşme süreci boyunca, gelir dağılımının bozulması beklenir. Sanayileşme için iki model yol etkili görülmektedir. Birincisi, öncü bir sektörün gelişmesi ve o sektörün kaynak yaratarak diğer sektörleri geliştirmesidir. Benzer şekilde ikinci yol ise, öncü sektörün talep yoluyla diğer sektörleri geliştirmesidir. (Murphy, Shleifer, Vishny, 1989) Öncü sektörün gelişmesi sürecinde, gelir dağılımı bozulurken, yarattığı talep ile diğer sektörlerin gelişmesi sürecinde gelir dağılımının düzelmesi beklenir. Gelir dağılımı ile sanayileşme arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Özellikle nüfusun belli bir bölümünün yine belli bir gelir seviyesi üzerinde olması durumunda tüm sektörler beraber gelişebilirler. (Murphy, Shleifer, Vishny, 1989) Sermaye birikimi ekonomideki tasarruf hacmine bağlıdır. Bir ekonomide tasarrufların yatırımları aşması halinde (savings gap) gelir dağılımı eşitsizliği artma eğilimine girer (Oskooee vd, 2012). Dolayısıyla tasarrufların yatırıma dönüşme oranı artıkça gelir dağılımı eşitsizliğinin azaldığı kabul edilebilir. Sermaye birikimi çeşitli yollardan sağlanabilir. Sermaye birikiminin borçlanarak sağlanması, sürdürülebilir sermaye birikimi söz konusuysa, gelir dağılımı üzerinde olumlu bir etkiye sahip olacaktır. Olumlu etkinin temel nedeni sermaye 76

87 birikim sürecidir. Ancak borç temelli sermaye birikim süreci içinde dış şoklar sermaye birikimini durduracak hatta geriletecektir. Bu durum eş zamanlı olarak gelir dağılımını bozucu bir etkiye sebep olacaktır. (Nishi, 2012) Sermaye birikiminin temel belirleyicisi olan tasarruflar da gelir dağılımı ile doğrudan ilişkilidir. Gelir dağılımı bozuldukça ve görece zengin kesimler daha fazla gelir elde ettikçe tasarruf hacmi artacaktır. Kalecki ve Keynesci yaklaşımlara göre, ülke gelirinin büyük bir bölümünün zengin bir azınlıkta toplanması, ancak bu azınlığın sermaye birikimine katkıda bulunan tasarruf eğilimleri ile kabul edilebilir bir durumdur. Eğer sermaye birikimi sağlanmakta ise; büyüme ye eşlik eden gelir dağılımı eşitsizliği artışı ekonomiler için katlanabilir bir sonuç olacaktır. (BM UNCTAD, 1997) Neo-Kaleckien yaklaşıma göre, fonksiyonel gelir dağılımındaki bozulma kadar, bozulmanın hacmi ve bozulmanın kâr yönlü olup olmaması da gelir dağılımı ekonomik büyüme arasındaki ilişki açısından belirleyicidir. (Palley, 2012) Sermaye birikimi ve gelir dağılımı üzerine yapılan çalışmalarda, sermayenin azalan verimler kanunu üzerine kurulmuş olan yakalama hipotezi ağırlıklı yer almaktadır. Ancak yakalama hipotezi ampirik çalışmalarla ispat edilememiş ve teorik olarak da çok tartışmalı bir hipotez niteliğindedir. Yakalama hipotezinin aksini gösteren teorik yaklaşamlar mevcuttur. Yakalama hipotezinin önerdiği gibi yoksul ülkelerin zengin ülkelerden hızlı büyümeye eğilimli olmaları bazı durumlarda geçersiz kalmaktadır. Bunun nedeni, zengin ülkelerde teknik değişim yoluyla TFV artmasıdır. Teknik değişim için gerekli kaynaklar zengin ülkelerde daha fazla mevcuttur. (Taşkın, Zaim, 1997) 77

88 Teknoloji maliyetsiz olmadığından ve ölçek etkinliği her zaman zengin kaynaklara sahip olanlardan yana olduğundan yakalama tezini kabul etmemektedir. Quah da çalışmasında (1996), ülkelerin değil, gelir dağılımının davranışının önemli olduğunu dolayısıyla da göreli olarak düşük gelire sahip olan ülkelerin, gelir dağılımında düşük dilimlerde kalmaya eğilimli olduklarını ortaya koymuştur. Bu durumun nedeni, TFV nde görece yoksul ekonomiler, görece zengin ekonomilere karşı her daim dezavantajlı olmalarıdır. İçsel büyüme modeli de, ölçeğe göre artan getiriler yasasına dayanarak, yakınsama söz konusu olmadığını hatta eşitsizliklerin kalıcı olduğu ve artma eğiliminde olduğunu ortaya koymaktadır. (Paas, Kuusk vd, 2007) AB ye yeni üye olmuş doğu bloğu ülkeleri üzerine yapılan bir çalışmaya göre; Neo Klasik büyüme modelinde yerini bulan, yeniden üretilebilir sermayenin düşen verimleri yasasından, gelir düzeyleri yakınsama gösterir. (Paas, Kuusk vd, 2007) Yukarıdaki bulguya ters bulgulara sahip çalışmalar da mevcuttur. Bonesmo ve Fredriksen 2012 yılında yaptıkları çalışmada, AB deki genişleme süreci sonunda gelir eşitsizliğinin arttığını ortaya koymuşlardır. Ayrıca, Avusturya için yapılmış olan ampirik bir çalışmada, ß-yakınsaması tespit edilmiştir. Yakınsama hızı çok düşüktür. Yakınsamanın nedeni olarak, yakalama hipotezinin önerdiği gibi yoksul olmak değil, sektörel yapılarda bölgelerarası benzeşme olduğu tespit edilmiştir. (Hofer, Wörgötter, 1997) Gelir dağılımı piyasa güçlerini de şekillendirmektedir. Örneğin, görece yoksul kesimler piyasada daha ucuz ürün aradıklarından, gelir dağılımı eşitsizliği 78

89 arttıkça, üretimde ve piyasada etkinliğin artması yönünde üreticiler üzerinde baskı oluşmaktadır. Üreticiler, daha etkin üretim ve fiyat farklılaşması yollarını seçmektedirler. (Simhon, Fishman, 2011) 3.5.Bölgesel Ekonomik Yoğunlaşmanın Etkileri Nüfusun göç etmesine benzer bir şekilde, tüm ekonomik faktörlerin, bir bölgede toplulaşması, bölgelerarası gelir düzeyleri arasında farklılaşmaya neden olmaktadır. Bu açıdan, ekonomik toplulaşma (agglomeration) yakınsama/ıraksama dinamiklerinden bir diğeri olarak ortaya çıkmaktadır. Toplulaşma, ekonomik yapıların bir araya gelmesi, kentleşme ve göç olgularının tümünü barındırmaktadır. Ayrıca yatay ve dikey kümelenmeler yoluyla verimlilik artışları, maliyetlerdeki azalmalar vb etkiler de söz konusu olmaktadır. Toplulaşma durumunun nedenleri çeşitlidir. Ancak en öne çıkan neden ekonomik zenginliktir. Bir bölgenin diğerlerinden ekonomik olarak gelişmiş ve daha fazla refah üretir durumda olması, o bölgeye işgücü ve sermaye akımını da beraberinde getirmektedir. Göçle birlikte artan ve yoğunlaşan nüfus, geniş pazar imkanları sağlamaktadır. Ayrıca, işgücü piyasalarında genişleme söz konusu olmakta, üretime katılan işgücünün niteliği artmaktadır. Yayılma etkisiyle, işgücü verimlilik seviyeleri de artmaktadır. Gelir dağılımında işgücünün niteliği oldukça belirleyicidir, ayrıca, işgücüne mirasla ya da ivasız aktarılan refah da önemlidir (Atkinson, 1997). Birkaç nesil boyunca, toplulaşmanın ve gelirin yüksek olduğu bölgede yaşayan bireylerin, diğer bölgelerde yaşayan bireylere göre gelir bazında önemli avantajları söz konusu olmaktadır. 79

90 Ekonomik toplulaşma ve göç benzer hareket eğilimlerine sahiptir. Bu yüzden göçe neden olan faktörler, ekonomik toplulaşma için de bir neden olarak kabul edilebilir. Bir bölgede gelir arttıkça o bölge daha fazla göç çekmektedir. Ampirik kimi çalışmalara göre bir bölgedeki, gelirin artış oranının % 2si kadar göç alma durumu tespit edilmiştir. (Barro, Sala-i Martin, Tarihsiz). Net göç alımı kişi başına gelirle doğrudan aynı yönlü ilişkilidir. (Barro, Sala-i Martin, 1990) Toplulaşmanın doğrudan sonucu olmasa dahi, büyük oranda genel bir sonucu da kentleşmedir. Ancak toplulaşma sonucu bazı bölgelerde sermaye yoğunluğu yaşanmakla birlikte, sermayenin azalan verimler yasası gereği düşük sermaye stoğuna sahip yoksul bölgeler daha hızlı büyümektedirler. ( Barro, Sala-i Martin, 1990). Barro ve Sala-i Martin in bu bulguları teknoloji seviyesinin sabit kaldığı varsayımında doğrudur. Önceki bölümde tartışıldığı üzere, sermayenin azalan verimler yasasından çok daha etkili olan TFV artışları ve yayılma etkileri ıraksama ihtimalini daha fazla ortaya çıkarmaktadır. Toplulaşmanın yaşandığı bölgeler görece daha zengin bölgelerdir. Bir bölge ne kadar yoksul olursa tasarruf eğilimi o kadar düşük olur. Dolayısıyla, yatırım düzeyleri düşük kaldığından yakınsama olgusu zora girer (Ben David, 1998). Yatırım düzeylerinin ve gelir seviyesinin düşük kalması, toplulaşma olgusunda, yoksul bölgelerin terk edilen bölgeler olmasına neden olmaktadır. Bu durumda, yoksul bölgeler, diğer tüm dezavantajlarının yanında, toplulaşma kaynaklı da gelir düzeyi farklılaşmasında, zengin bölgelerden ıraksamaktadırlar. Sanayinin belli bölgelerde yoğunlaşması diğer bölgeleri olumsuz etkilemekte ve yakınsamayı yavaşlatmakta ya da ıraksamaya neden olmaktadır. (Karaalp, Erdal, 2012) 80

91 Bölgesel ekonomik yoğunlaşmalar genellikle kırsal ve kentsel bölge ayrımını netleştirmektedir. ABD üzerine yapılan bir araştırmaya göre, metropolitan bölgeler ile metropolitan olmayan bölgeler, kentsel ve kırsal bölgeler, birbirlerinden ıraksamaktadır. Birbirlerine benzeyen bölgeler birbirlerine yakınsamaktadır ve bu yakınsamanın temelinde beşeri ve fiziksel sermaye birikimi gelmektedir. Göç ve sermayenin azalan getirileri beklentisinin yakınsama/ıraksama dinamiklerini çok fazla etkilemediği gözlemlenmiştir. Metropolitan bölgelerdeki ekonomik yoğunlaşmanın kırsal bölgelerden ıraksamanın nedenleri arasında kuvvetli bir yeri olduğu saptanmıştır. (Hammond, 2006) Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde ortaya çıkan en önemli sorunlardan bir diğeri, sınırları aşan gelir akımlarıdır. Bu gelir akımları, kimi zaman analizleri yanlış yöne çekebilmektedir (Pyatt, 2001). Her ne kadar bölgesel yoğunlaşma bir bölgedeki üretimi artırsa da, üretimden elde edilen gelirin diğer bölgelere akımı, özellikle aile içi akımlar, ıraksamanın boyutlarını olduğundan düşük çıkması sonucunu doğuracaktır. 3.6.Gelir Dağılımı Dinamiği Olarak Kamusal Müdahaleler Kamusal tüm ekonomik hareketler/eylemler gelir dağılımını doğrudan ya da dolaylı etkileme potansiyeline sahiptir. Kamunun, ekonomide oluşan geliri, ekonomi politikaları gereğince yeniden dağıtması beklenir. Etkinlik/adalet ödünleşiminde ekonomi politikaları belirleyici, kamu müdahaleleri sonuçlandırıcı niteliktedir. Daha önce bahsi geçtiği üzere kamunun elinde önemli müdahale araçları bulunmaktadır. Para ve maliye politikaları bunların başında gelmektedir. Maliye 81

92 politikaları içinde de gelir ve harcama politikaları ekonomi ve gelir dağılımı açısından önemli etkiye sahiptir. Kamunun gelirler politika araçları vergilerdir. Gelir dağılımı açısından, vergi sisteminin ağırlıklı yapıcı (progressive) vergilerden oluşması kişisel gelir dağılımı eşitsizliklerini azaltıcı etkiye sahiptir. Bu durumun bölgelerarası gelir dağılımı içinde geçerli olacağı ortadadır. Vergi oranlarının değiştirilmesi de vergi yapısının değiştirilmesi kadar önemlidir. Vergi oranlarındaki değişimlerin en öne çıkan etkisi vergi öncesi gelir dağılımı eşitsizliğine doğrudan etki etmesidir (Penalosa, Turnovsky, 2011). Vergi sisteminde, dolaylı/dolaysız vergilerin ağırlıkları gelir dağılımı üzerinde bozucu/düzeltici etkiye sahip olabilecektir. Bir başka anlatımla vergi sisteminde dolaysız vergilere ağırlık verilmesi ve bu vergilerin de gelire göre tahakkuk ettirilmesi, gelir dağılımı açısından olumlu etkiye sahip olacaktır. Gelir dağılımı vergi sistemi eliyle geliri zenginden yoksula akıttığı süreç içerisinde ekonomide tasarruf oranları düşme eğilimi gösterecektir. Bu durumun sonuçları önceki bölümlerde kapsamlı olarak açıklanmıştır. Bir gelir dağılımı dinamiği olarak kamusal müdahaleler sadece vergilerden ibaret değildir. Harcamalar ve yatırımlar da sektörel ve bölgesel gelir dağılımı başta olmak üzere ekonomideki tüm gelir dağılımı yapısını değiştirebilecektir. Bölgelerarası gelir dağılımı bozulma eğilimine girdiğinde, maliye politikaları değiştirilmeden, geri kalmakta olan bölgeye yapılacak kamusal yatırımlar, liberal ekonominin temel ilkelerine ters olmakla birlikte, bölgelerarası gelir dağılımını düzeltici nitelikte olacaktır. 82

93 Arbitraj yaratmayacak bir sistemle, maliye politikaları, vergi ve teşvik sistemleri de yatırımlarla benzer etkiye sahip olacaktır. Üretime yönelik mali müdahalelerin dışında, kamu başta göç olmak üzere pek çok alanda nüfusa yönelik müdahale gücüne de sahiptir. Göç ve tersine göçü özendirme ya da engellemeye yönelik tüm araçlar kamunun elinde bulunmaktadır. Nüfus artışını teşvik edecek mevzuatların hazırlanması ve uygulanmasını da ancak kamu gerçekleştirebilir. Bir diğer önemli kamusal müdahale alanı istihdam politikaları alanıdır. Kamu uyguladığı pasif ve aktif istihdam politikaları yoluyla özellikle bölgelerarası gelir dağılımını doğrudan etkileyebilmektedir. Çalışma yaşamına yönelik düzenlemelerle, emek verimliliğinden istihdam güvencesine kadar pek çok alanda etkide bulunabilme kapasitesine sahip olan kamu, gelir dağılımı açısından başrollerden birine sahiptir. Kamunun doğrudan politikaları kadar, dışsallıklar yoluyla etkili olduğu kimi politikalar gelir dağılımı eşitsizliklerini azaltma etkisine sahiptir. Örneğin ulusal eğitim politikası, eğitimde fırsat eşitliği niteliğini de taşımakta ise, eğitim imkânları temelli oluşan gelir dağılımı eşitsizliklerini dolaylı olarak giderebilecektir. Yine çalışma hayatına yönelik kimi düzenlemelerin doğrudan olmasa bile dolaylı etkileri gelir dağılımı eşitsizliklerini azaltıcı niteliktedir. Ancak kamunun bir diğer görevi de ekonomide sağlıklı büyümenin sağlanmasıdır. Büyüme politikaları etkinlik tercihli politikalar olduğundan adaletten ödün verilmesi gerekmektedir. Kamunun bu noktada normatif tercihleri, çok yönlü politikalar ya da hedefe yönelik etkin politikalar olabilmektedir. Sadece büyümeyi 83

94 hedef edinen politikalar tercih edildiğinde, kamu bu kez de gelir dağılımını bozarak gelir dağılımına dolaylı olarak etki etmiş olacaktır. Özetle, gelir dağılımı alanında kamu, kullansın ya da kullanmasın en etkin araçlara sahiptir. Gelir dağılımı dinamikleri arasında bulunduğu kadar, diğer dinamikleri etkileme gücüne de sahiptir. Kamusal politikaları bölgelerarası farklılıkları, bölgelerarası gelir dağılımı farklılıklarının da en kuvvetli açıklayıcısı olacaktır. 84

95 II. KISIM: NİCEL ANALİZLER 4. TÜRKİYE DE GELİR DAĞILIMI Gelir dağılımına ilişkin literatür, genel olarak gelir grupları arasındaki gelir dağılımını, iş/meslek ekonomik işlev (fonksiyonel gelir dağılımı) temelli gelir dağılımını ya da ülkeler arası gelir dağılımını odak noktası kabul etmektedir.. Bölgelerarası gelir dağılımı kalkınmışlık farklılıkları temelinde değerlendirilmekte olan bir alandır. Kalkınmışlık farklılıklarına neden olan çeşitli faktörler, gelir dağılımı yakınsama/ıraksama olgusunun da temeli olarak değerlendirilmiştir. Literatürde, Garofalo ve Yamarik (2002) ve Erdoğan ve Ataklı (2012), sermaye yoğunlaşmasının ve yatırımlarla artan etkinliğin farklılaşmanın nedeni olduğunu savunmuşlardır. Benzer bir şekilde, Tamura (1991) beşeri sermaye farklılaşması kaynaklı bir yakınsama/ıraksama olgusu üzerinde dururken, Shioji (2004) ve Clark (2011) gelir dağılımının doğal süreçlerle belirlendiğini savunmaktadırlar. Türkiye için, bölgelerarası gelir dağılımı analizlerine ilişkin yapılan çalışmalarda, bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamikleri açısından sınırlı bir çerçevede sonuçlara ulaşılmıştır. Kamu maliyesi uygulama farklılıkları (Voyvoda,2012), bölge düzeyinde sektörel farklılaşmalar (Özsabuncuoğlu, Direkçi, 2012), iç göç (Kırdar, Saraçoğlu, 2012), bölgesel yapısal farklılıklar (Mutlu, 2012), genel ve bölgesel büyüme politikalarının etkileri (Yiğidim, 2012), verimlilik farklılıkları (Tuncer, Özuğurlu, 2004) ve kamu müdahaleleri/kamu bankalarının etkinliği (Önder ve Özyıldırım, 2012) gibi faktörler çalışmalarda ön plana çıkmaktadır. 85

96 Yapılan çeşitli ampirik çalışmalarda da (Tuncer, Özuğurlu, 2004 ve Elvan, Tarihsiz gibi) bölge yapıları çok genel olarak ele alınmış olup en fazla İBBS I yani 12 bölge ele alınmıştır. İBBS II yani 26 bölgenin ele alındığı gelir dağılımı analizlerine rastlanamamıştır Bölgelerarası Gelir Dağılımı Analiz Teknikleri Bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizleri literatürünü dünya geneli için yapılmış teknik çalışmalar şekillendirmiştir. Genellikle ülkeler arası gelir dağılımı analizleri yapılan bu çalışmalarda kullanılan ekonometrik yöntemler açısından öne çıkanlar, Quah (1996), Durlauf ve Quah (1999), Durlauf, Johnson ve Temple (2005), Ermisch (2004), Hsaio (2003) ile Phillips ve Sul (2007) un çalışmalarıdır. Bu çalışmaların ortak noktası panel data üzerinden, zaman serileri ve OLS (Ordinary Least Squares) yöntemleriyle gerçekleştirilmeleridir. Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde kullanılan bu teknikler, çeşitli karar birimlerinden oluşan bir grubun gelir düzeylerinin (kişi başı) birbirlerine yakınsayıp yakınsamadıklarının analizi için olduğu kadar varsa ortak kararlı denge seviyesinin tespiti için de kullanılmıştır. Bu yaklaşımın içinde barındırdığı en büyük sıkıntı bir ortak kararlı denge düzeyinin varlığı varsayımıdır. Bu varsayım kuvvetsiz olduğu kadar, ekonometrik yöntemlerin güvenilirlik düzeyini de düşürmektedir. Ekonometrik analizlere karar birimleri olan ülkelerin/bölgelerin toplu sokulması alan açısından sakıncalı bir durumu daha içermektedir. Gelir dağılımı alanında yalnızca toplu bir yakınsamanın varlığı değil varsa kulüp yakınsaması ve kutuplaşma olgularının varlığı da önem taşımaktadır. Bu bakış açısıyla, toplu değerlendirmelerden çok, detaylı değerlendirmeler önem taşımaktadır. 86

97 Analizde kullanılacak olan karar birimleri olan bölgelerarasında, kişi başına gelir düzeylerinin topluca birbirlerine yakınsaması ya da ıraksaması basitçe, karar birimlerinin tümünü içine alan varyans katsayısı analizi ile tespit edilebilir. Şöyle ki: VAR (B1,t; B2,t; B3,t; ; Bn,t) : t zamanında bölgeler B1, B2,., Bn nin kişi başına gelirlerinin varyans katsayısı olursa ve örneğin bir Kt değerine sahipse; VAR (B1,t+1; B2,t+1; B3,t+1; ; Bn,t+1) : t+1 zamanında (bir sonraki ölçüm zamanında) bölgeler B1, B2,., Bn nin kişi başına gelirlerinin varyans katsayısı olacaktır ve örneğin Kt+1 değerine sahip olacaktır. Bu durumda, Kt+1 < Kt durumu söz konusu olduğunda bölgelerarası toplu bir yakınsamadan Kt+1 > Kt durumu söz konusu olduğunda da toplu bir ıraksamadan bahsedilmesi gerekecektir. Ayrıca her yıl için kişi başına gelirin farklılaşması ile diğer faktörlerin farklılaşması arasında kurulacak korelasyon ilişkisi, analiz kapsamında yakınsama/ıraksama dinamiklerinin belirlenmesini sağlayacaktır. Bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizlerinde göz ardı edilmemesi gereken bir diğer durum ikili karşılaştırmalardır. Bu karşılaştırmalar, iki bölgenin dönem başı kişi başı gelirlerinin oranlarının dönem sonundaki kişi başı gelirlerinin oranlarıyla karşılaştırılmasıdır. Bu analiz sonucunda, küçük grup yakınsamaları tespit edilebilir. Bu tespitler kulüp yakınsaması durumlarının ortaya koyulmasına yardımcı olacaktır. Yine bu analizler sonrasında varsa literatürde sıkça vurgu yapılan bölgelerarası gelir dağılımında, polarizasyon (kutuplaşma) olgusunun söz konusu olup olmadığı tespit edilecektir. Böyle bir durumun varlığının ispatı birden fazla kararlı denge durumunun bölgelerarasında varlığını ortaya koyacaktır. Bu 87

98 durumda oluşan kutuplar/gruplar arasında yeniden varyans katsayısı analizi yapılarak bu durumun kesinleştirilmesi gerekmektedir. Alt grup varyans analizlerinde, bütün grup varyans katsayısından yüksek varyans çıktığı takdirde grup yakınsaması ispat edilmiş olacaktır. Ülke içi ve bölgelerarası gelir eşitsizlikleri konusunda yapılan çalışmalarda, özellikle öne çıkan Azzoni (2001) Brezilya bölgeleri için, Barro ve Sala-i Martin (1992) ABD metropolitan şehirleri ve eyaletler için, Neven (1995) AB bölgeleri için ve Jian vd (1996) Çin bölgelerarası gelir eşitsizlikleri üzerine yaptıkları çalışmalarda içsel büyüme kuramı temelli analizler gerçekleştirmişlerdir. Bu analizlerde öne çıkan yaklaşım, öncelikle β yakınsamasının test edilmesidir. Bir başka anlatımla, öncelikle test edilen, alanda genel kabul gören baz etkisi nin saptanmasıdır. Bu yaklaşıma göre, başlangıç gelir seviyesi daha düşük olan bölgelerin, daha yüksek olan bölgelere kıyasla daha yüksek oranda büyüyecekleri tezinin sınanmasıdır. Öne çıkan tüm çalışmalarda, bu tez sınanmış ve kabul edilmiştir. Ancak ilişkinin kuvveti değişkenlik göstermektedir. Bu değişkenliğin nedeni olarak da test edilen bölgelerin içinde bulundukları ekonomilerin yapısal farklılıkları gösterilebilir. Barro (1996) çoklu regresyon analizi ile etki eden faktörleri belirlemeye çalışmış, teoriyle tutarlı sonuçlara ulaşmıştır. Etki eden faktörler arasında en yüksek etkiye sahip olan faktörlerin, beşeri sermaye ile işgücü ve sermayenin mobilitesi olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmanın ardılları olan hemen tüm çalışmalar benzer bir yaklaşımla, önce β yakınsaması sonrasında eklenen kukla değişkenlerle, regresyon analizi ile yakınsama/ıraksama olgusunun temel dinamiklerini çözümleme yolunu tercih etmişlerdir. 88

99 Türkiye için yapılan çalışmalar için de benzer bir durum söz konusu olmakla birlikte, ana akım alan çalışmalarının Barro ve Sala-i Martin (1992), Sachs vd (2002), Sala-i Martin (1996) vb çalışmalarda kullanılan yöntemlerden farklı bir yaklaşım ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Özellikle β yakınsamasının görece karmaşık yapısına dayalı sonuçlarından uzaklaşılmış ve σ yakınsaması, analizlerin temelini oluşturmuştur. σ yakınsaması β yakınsamasından farklı olarak, basitçe bölgelerarası gelir dağılımının standart sapması ya da varyans katsayısına dayanılarak analiz edilmesini öngören bir yaklaşımdır. Varsayımlardan arınmış olması ve temel bir yöntemi benimsemesi nedeniyle σ yakınsama analizinin β yakınsama analizinden daha güçlü sonuçlar verdiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda Türkiye için yapılan bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde öne çıkan çalışmalar arasında, Karaca (2004), Altınbaş vd (2002) ve Berber vd (2000) gibi çalışmalarda σ yakınsama analizlerinin daha fazla kullanıldığı görülmektedir. Özellikle Karaca (2004) çalışmasında yıllarını kapsayan 25 yıllık dönem için yaptığı analizde σ yakınsama analizi gerçekleştirmiş ve 25 yıllık süreç içine toplam % 33 düzeyine yaklaşan iller arası ıraksama durumunu ortaya koymuştur. Ekonomi içi, bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizlerinde σ-yakınsama analizlerinin ağırlıklı kullanılmasının ve regresyon analizlerinden daha sağlıklı sonuç vermesinin nedeni, bölgelerarası heterojenleşme olgusudur. Birbirlerine benzemeyen bölgesel ekonomik yapıların homojen yapılar oldukları varsayımıyla yapılan analizlerin, etki eden faktörlerin (bağımsız değişkenlerin) etki güçlerini istatistiki olarak anlamsız çıkarması doğaldır. Ekonometrik analizlerde bağımlı değişkeni tanımlayan bağımsız değişkenler arasında güçlü ilişki bulunması multicollinearity (çoklu bağıntı) sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bölgelerarası gelir 89

100 dağılımı için ele alınan bölgelerin her biri için multicollinearity sorunu farklı faktörler arasında söz konusudur. Bu durum örneğin göç/gelir ilişkisi gibi her bölge için aynı olan faktörler söz konusu olduğunda aşılabilir bir sorun olmakla birlikte, eğitim/göç/tfv gibi her bölge için farklılaşan faktör grupları söz konusu olduğunda daha derin bir sorun haline gelmektedir. Regresyon analizinin sonuçlarını zayıflatan bu durumun temel nedeni bölgelerarası sektör yoğunluk farklılıklarının çok yüksek olmasıdır Veri Seti Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımı analizi çerçevesinde yapılacak analizin, kıyaslamaya konu olan birimleri istatistiki bölgelerdir. Türkiye nin Avrupa Birliğine uyum sürecinde Devlet İstatistik Enstitüsü (şimdiki adı Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK)) ve Devlet Planlama Teşkilatı (şimdiki adı Kalkınma Bakanlığı) 2004 yılında Türkiye yi 3 ayrı sınıflandırma ile istatistiki bölgelere ayırmışlardır. Bu bölgeler İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) ya da AB deki orijinal adıyla NUTS olarak bilinmektedir. Bu sınıflandırma şu şekildedir: 90

101 Tablo 1. İBBS Sınıflandırma Tablosu İl Trafik Kodu Kod Tanım Kod Tanım Kod Tanım Kod Tanım Kod Tanım Kod Tanım TR TRB TRC TR TRA11 ERZURUM 25 TR411 BURSA 16 İl Trafik Kodu TRA12 ERZİNCAN 24 TR41 BURSA TR412 ESKİŞEHİR 26 TRA13 BAYBURT 69 TR413 BİLECİK 11 TRA21 AĞRI 4 DOĞU TR421 KOCAELİ 41 TR4 TRA22 KARS 36 MARMARA TR422 SAKARYA 54 TRA23 IĞDIR 76 TR42 KOCAELİ TR423 DÜZCE 81 TRA24 ARDAHAN 75 TR424 BOLU 14 TRB11 MALATYA 44 TR425 YALOVA 77 TRB12 ELAZIĞ 23 TR51 ANKARA TR510 ANKARA 6 TRB13 BİNGÖL 12 TR5 BATI ANADOLU TR52 KONYA TR521 KONYA 42 TRB14 TUNCELİ 62 TR522 KARAMAN 70 TRB21 VAN 65 TR611 ANTALYA 7 TRB22 MUŞ 49 TR61 ANTALYA TR612 ISPARTA 32 TRB23 BİTLİS 13 TR613 BURDUR 15 TRB24 HAKKARİ 30 TR621 ADANA 1 TR6 AKDENİZ TR62 ADANA TRC11 GAZİANTEP 27 TR622 MERSİN 33 TRC12 ADIYAMAN 2 TR631 HATAY 31 TRC13 KİLİS 79 TR63 HATAY TR632 KAHRAMAN 46 TRC21 ŞANLIURFA 63 TR633 OSMANİYE 80 TRC22 DİYARBAKIR 21 TR711 KIRIKKALE 71 TRC31 MARDİN 47 TR712 AKSARAY 68 TRC32 BATMAN 72 TR71 KIRIKKALE TR713 NİĞDE 51 TRC33 ŞIRNAK 73 ORTA TR714 NEVŞEHİR 50 TR7 TRC34 SİİRT 56 ANADOLU TR715 KIRŞEHİR 40 TR1 İSTANBUL TR10 İSTANBUL TR100 İSTANBUL 34 TR721 KAYSERİ 38 TR2 TR3 İSTATİSTİKİ BÖLGE BİRİMLERİ SINIFLANDIRMASI (İBBS) DÜZEY 1 (12 Bölge Birimi) TRA KUZEYDOĞU ANADOLU ORTADOĞU ANADOLU GÜNEYDOĞU ANADOLU BATI MARMARA EGE DÜZEY 2 (26 Bölge Birimi) TRA1 TRA2 TRB1 TRB2 TRC1 TRC2 TRC3 TR21 TR22 TR211 TEKİRDAĞ 59 TR72 KAYSERİ TR722 SİVAS 58 TR212 EDİRNE 22 TR723 YOZGAT 66 TR213 KIRKLARELİ 39 TR811 ZONGULDAK 67 TR221 BALIKESİR 10 TR81 ZONGULDAK TR812 KARABÜK 78 TR222 ÇANAKKALE 17 TR813 BARTIN 74 TR31 İZMİR TR310 İZMİR 35 TR821 KASTAMON 37 TR32 TR33 TÜRKİYE ERZURUM AĞRI MALATYA VAN GAZİANTEP ŞANLIURFA MARDIN TEKİRDAĞ BALIKESİR AYDIN MANİSA DÜZEY 3 (81 İl Düzeyinde) TR321 AYDIN 9 BATI TR82 KASTAMONU TR822 ÇANKIRI 18 TR8 TR322 DENİZLİ 20 KARADENİZ TR823 SİNOP 57 TR323 MUĞLA 48 TR831 SAMSUN 55 TR331 MANİSA 45 TR832 TOKAT 60 TR83 SAMSUN TR332 AFYONKARA 3 TR833 ÇORUM 19 TR333 KÜTAHYA 43 TR834 AMASYA 5 TR334 UŞAK 64 TR901 TRABZON 61 TR9 İSTATİSTİKİ BÖLGE BİRİMLERİ SINIFLANDIRMASI (İBBS) DÜZEY 1 (12 Bölge Birimi) DOĞU KARADENİZ DÜZEY 2 (26 Bölge Birimi) TR90 TÜRKİYE TRABZON DÜZEY 3 (81 İl Düzeyinde) TR902 ORDU 52 TR903 GİRESUN 28 TR904 RİZE 53 TR905 ARTVİN 8 TR906 GÜMÜŞHAN 29 Kaynak: TUİK 91

102 Bu çalışmada bölgelerarası gelir dağılımı analizi, İBBS Düzey 2 (26 Alt Bölge) sınıflandırmasıyla yapılmıştır. Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde kullanılacak veri öncelikle yukarıda tanımlanan bölgeler düzeyinde kişi başına GSYİH (baz yıla indirgenmiş) değerleridir. Resmi olarak İBBS2 düzeyinde veriler 2004 yılından başlamaktadır. İller düzeyindeki ham veriler ise 1975 (DİE ve DPT verileri) yılından itibaren mevcuttur. Bu veriler il bazında cari kişi başı GSYİH değerleridir. İl bazında mevcut olan bu veriler yılları arasındaki tüm yılları kapsamakta ancak 2001 yılında sona ermektedir. Daha sonraki yıllara ait veriler en düşük seviyesi İBBS2 düzeyi olan bölge bazlı, kişi başı katma değer verileridir. TUİK katma değer verileri için yayınladığı tanımlamada, çıktılar ile bu çıktıların üretilmesi sürecinde kullanılan girdiler arasındaki fark 3 çerçevesini çizmektedir. Bölge düzeyinde gelir verisi olmadığı için 2004 sonrası dönem için (gelire en yakın tanıma sahip olduğu için) bu veri 3 Erişim: Aralık

103 kullanılmıştır arası veri bulunmayan zaman diliminde bölgelerarası gelir dağılımının değişmediği varsayılmış, 2001 den 2004 verilerine geçiş yapılmıştır arasında mevcut bulunan il bazında cari fiyatlarla kişi başı GSYİH 1987 fiyatlarına deflate edilmiştir döneminde bölgesel düzeyde cari fiyatlarla kişi başı GSYİH (KBGSYİH) verileri ise, GSYİH hesaplama yönteminde yapılan değişiklikten dolayı, 1998 fiyatlarına deflate edilmiştir. Araştırma kapsamında analize dahil edilecek temel veriler bu sebeple iki ayrı zaman dilimine bölünmüştür. Bu durum analizin de iki ayrı zaman dilimi için ayrı ayrı yapılmasını zorunlu kılmıştır. Baz yıla indirgeme için kullanılan indirgeme katsayıları yıllar itibariyle Tablo 2 de gösterilmiştir. Tablo 2. Yıllar İtibariyle Deflatörler Yıllar Cari Fiyatlarla 1987 Fiyatlarıyla Deflatör Yıllar Cari Fiyatlarla 1998 Fiyatlarıyla GSYİH GSYİH GSYİH GSYİH Deflatör , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,640 Kaynak: TUİK 93

104 döneminde iller bazında mevcut bulunan ve 1987 baz yılına indirgenmiş KBGSYİH, İBBS2 sınıflandırmasına göre düzenlenirken ağırlıklı ortalama yöntemi kullanılmıştır. Bölge (İBBS2)KBGSYİH (yıl) = n (İl KBGSYİH(i)x İl Nüfus (i)) 1 n 1 İl Nüfus (i) Bu hesaplamalar sürecinde başka bir veri kısıtı daha ortaya çıkmıştır. Bu kısıt, iller düzeyindeki nüfus verileriyle ilgilidir. Bilindiği üzere Türkiye de resmi nüfus sayımları 2007 yılına kadar her 5 yılda bir yapılmıştır yılları arasında 1995 yılında ve 2000 yılından sonra nüfus sayımı yapılmamıştır. İller düzeyinde nüfus bilinmediğinden bu kısıtın aşılması için, 2 resmi sayım arasında nüfusun sabit oranda arttığı/azaldığı varsayılmıştır. Bu hesaplamalar için ise bileşik faiz hesabı formülü den faydalanılmıştır. Bu hesaplamayla, bir ilin iki nüfus sayımı arasında her yıl sabit bir oranda nüfus artışı/azalışı yaşadığı varsayılmıştır. Nüfus (t) = dönem başı nüfus, Nüfus (n) = dönem sonu nüfus, olmak kaydıyla formül şu şekildedir: Nüfus (n) Nüfus Sabit Büyüme Hızı = ( Nüfus (t) )( 1 Yıl Sayısı ) 1 94

105 Benzer bir hesaplama verisi mevcut bulunmayan göç parametreleri için de kullanılmıştır yılı sonrası 2007 yılına kadar verisi bulunmayan net göç hesaplanması için, illerin aldığı ve verdiği göçlerin bu yıllar arasında sabit oranda değiştiği varsayılarak hesaplanmıştır. Tüm bu hesaplamalar sonucunda Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama analizi için temel oluşturacak İBBS2 düzeyi KBGSYİH veri seti oluşturulmuştur. 95

106 5. TÜRKİYE DE BÖLGELERARASI YAKINSAMA ANALİZLERİ Ülke içi yakınsama analizlerinde kullanılan teknikler, ülkeler arası yakınsama analizlerinde kullanılan tekniklerle büyük ölçüde örtüşmektedir. Literatürde Barro ve Sala-i Martin (1992), Quah (1996) ve Barro (1996) çalışmaları sonrasında genel olarak literatürdeki çalışmaların tamamı aynı yöntemleri kullanmıştır. Bu yöntemler β-yakınsaması ve σ-yakınsaması analizleridir. Bu yöntemler yüksek yeterliliğe sahip yöntemler olmakla birlikte, araştırma sorularına bağlı olarak zaman zaman eksik kalabilmektedirler. Örneğin ülke içi bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde yakınsayan kulüpler ve polarizasyon tespiti konularında bu yöntemlerin yetersiz kaldığı görülmektedir. Literatür, yetersiz kalan alanlarda yeni yöntemler ortaya koymamıştır. Bunun nedeni, veri hacminin arttığı durumlarda, parametrik testlerin karmaşıklığı, parametrik olmayan testlerin ise zahmetli oluşudur. Örneğin Türkiye için yapılacak kulüp yakınsaması ve varsa polarizasyon testleri için uygulanacak yöntemin ikili karşılaştırmalar gerektirdiği düşünülürse, görece düşük sayıda olan Türkiye İBBS2 bölgeleri (26 adet) için dahi toplamda 325 ayrı testin yapılması gereklidir. Karar birimlerinin sayısı arttığında bu testlerin sayıları da artacaktır. Bu çalışma kapsamında yakınsama analizlerinde izlenecek yol, öncelikle literatürü takiple β-yakınsaması ve σ-yakınsaması analizleri olacaktır. Sonraki adımda, kulüp yakınsaması ve polarizasyon durumlarının tespiti için ikili analizler yapılacaktır. Daha sonra entropi ölçütlerinden GİNİ katsayısı hesaplanacaktır. Yakınsama/Iraksama dinamiklerinin belirlenmesi için ilgili faktörlerin varyanslarının, bölgelerarası kişi başı 96

107 gelirin varyansı ile korelasyonu hesaplanarak bir ilişkinin varlığı, varsa gücü ve yönü konusunda bulgulara ulaşılacaktır Türkiye İçin β-yakınsaması Analizi Literatürde geçtiği şekliyle β-yakınsaması temel baz etkisi odaklı yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre bölgelerarası büyüme oranı farklılıklarının, bölgelerin başlangıç gelir düzeyine bağlı olduğu önermesi sınanır. Literatürdeki genel kabul, böyle bir ilişkinin güçlü bir şekilde var olduğu ve görece düşük başlangıç kişi başı gelir seviyesine sahip bölgelerin görece yüksek başlangıç kişi başı gelir seviyesine sahip bölgelere kıyasla daha hızlı büyüdüğüdür. Bir diğer anlatımla yoksul bölgeler görece zengin bölgelere kıyasla daha hızlı büyümektedirler. Bu önerme regresyon analizi ile sınanmaktadır. Kurulan model Barro (1996) ve Barro ve Sala-i Martin (1992) yi takiple şu şekildedir: Bölge Dönem İçi Büyüme Oranı = Sabit + (katsayı) x ln(dönem Başı Gelir) Ya da; 1 log ( y i,t ) = a [ 1 e βt ]. log (y T y i,t T T i,t T ) + ui,t Regresyon analizi sonrasında β-yakınsamasının olduğunun tespiti için dönem başı gelir değişkeninin katsayısı olan β1 in sıfırdan büyük olması, veri güven aralığında (%95) istatistiksel olarak anlamlı olması gerekmektedir. Ayrıca modelin bağımlı değişkeni açıklama kuvveti olan R 2 değerinin yüksek (%80 in üstü tercih edilir) olması istenir. Bunların yanında modelde çözülen β değişkeni için, modelin hata teriminin varyansı değişken olmamalıdır (heteroskedasticity olmamalıdır). 97

108 Yakınsama analizleri kapsamında gerçekleştirilen β-yakınsaması analizlerinde, kurulan modelde β1 katsayısı için hesaplanan p-değeri belirleyici değişkendir. Bunun nedeni sınanan yokluk hipotezi olan: H0 : β1 = 0 ; büyüme oranının başlangıç gelir düzeyiyle ilişkisi bulunmamaktadır. Test sonucu hesaplanan p-değeri %95 güvenilirlik düzeyi için 0.05 değerinden büyük olduğunda bu hipotez kabul edilmektedir. p-değeri sıfıra yaklaştıkça bu iki değişken arasındaki ilişkinin güçlendiği kabul edilmektedir. Yakınsamanın, β- yakınsamasının olduğunun gözlemi için şu şekilde bir grafiğin ortaya çıkması gereklidir: Grafik 1. β-yakınsaması Gözlem Grafiği (Belirli Dönem İçinde) Büyüme Oranı Düşük Başlangıç Gelir- Yüksek Büyüme Hızı Yüksek Başlangıç Gelir- Düşük Büyüme Hızı Başlangıç Gelir 98

109 Literatürde β-yakınsaması analizleri genelde 5 yıllık ya da 10 yıllık dönemlere sair gerçekleştirilmiştir. Literatürle uyumlu olması açısından dönemi üç alt döneme ayrılmıştır , ve dönemleri analize dahil edilmiştir. İlgili β-yakınsaması analizi sonuçları, tespit edilen ve çözümlenen heteroskedasticity probleminin çözümü ardından kurulan model değerleriyle Tablo 3 te gösterilmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye için yapılan çalışmalarda Kırdar ve Saraçoğlu (2012), Tuncer ve Özuğurlu (2004), Erlat (2012) ve Karaca nın (2004) çalışmalarıyla uyumlu bir yaklaşım niteliğindedir. Dönem: Tablo 3. Türkiye için Arası Dönemler Bazında β-yakınsaması Analizi İlk Kurulan Modelde Heteroskedasticity Problemi Tespit Edilip Çözüldü Geçerli Model β (Başlangıç Gelir Katsayısı) Geçerli β t-istatistiği p-değeri Geçerli Model R2 % 95 Güven Düzeyinde Dönem Başı Gelir Dönem Boyu Ortalama Büyüme İlişkisi Modelin Bağımlı Değişkeni Açıklama Gücü Evet 0, , ,01061 YOK Çok Zayıf Hayır 0, , ,04178 YOK Çok Zayıf Evet -0, , ,46252 VAR Zayıf yılları arasında Türkiye için yapılan β-yakınsaması analizinde bir dönem dışında ( ), %95 güvenilirlik düzeyinde, başlangıç kişi başı gelir düzeyleri ile gelirin büyüme hızı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. İstisnasız her alt dönem için β-yakınsaması çerçevesinde kurulan modelin bağımlı değişkeni açıklama gücü çok zayıf ya da zayıf çıkmıştır. Sonuç olarak bu dönem ( ) için Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamikleri arasında, baz etkisinin olmadığı, başlangıç gelir düzeyinin büyüme hızını etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak döneminde modelin bağımlı değişkeni açıklama gücü zayıf olmakla birlikte, % 2.1 lik bölgelerarası bir ıraksamnın varlığı tespit edilmiştir 99

110 Literatür ile uyumlu olması açısından yılları tek bir dönem olarak alınarak, 26 bölgenin bu dönem içinde gelirinin büyüme hızının başlangıç gelir düzeyi ile istatistiki olarak anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığına dair yapılan analizin sonucu Tablo 4 te gösterilmektedir. Dönem: Tablo Dönemi β-yakınsaması Analizi İlk Kurulan Modelde Heteroskedasticity Problemi Tespit Edilip Çözüldü Geçerli Model β (Başlangıç Gelir Katsayısı) Geçerli β t-istatistiği p-değeri Geçerli Model R2 % 95 Güven Düzeyinde Dönem Başı Gelir Dönem Boyu Ortalama Büyüme İlişkisi Modelin Bağımlı Değişkeni Açıklama Gücü Evet -0, , ,02861 YOK Çok Zayıf Yıl bazında yapılan analizlerle tutarlı bir biçimde dönemin bütün olarak analize dahil edildiği durumda sonuç değişmemiş, bölgelerin başlangıç gelir düzeyleri ile büyüme hızları arasında anlamlı bir ilişki ispatlanamamıştır. Benzer bir analiz veri kısıtı nedeniyle yılları arasında, bölge düzeyinde kişi başı katma değer parametresinin gelir yerine kullanılmasıyla yapıldığında çıkan sonuç tablo 5 te gösterilmektedir. Dönem: Tablo 5. Türkiye için Arası Yıl Bazında β-yakınsaması Analizi İlk Kurulan Modelde Heteroskedasticity Problemi Tespit Edilip Çözüldü Geçerli Model β (Başlangıç Gelir Katsayısı) Geçerli β t-istatistiği p-değeri Geçerli Model R2 % 95 Güven Düzeyinde Dönem Başı Gelir Dönem Boyu Ortalama Büyüme İlişkisi Modelin Bağımlı Değişkeni Açıklama Gücü Hayır -0, , ,31553 VAR Çok Zayıf 100

111 yılları arasında tüm dönemi kapsayan β-yakınsaması analizinde, başlangıç gelirinin dönem içindeki ortalama yıllık büyümeyi açıklama gücü çok düşük çıkmıştır. Modelin bağımlı değişkeni açıklama gücü düşük olmakla birlikte, % 95 güven düzeyinde anlamlı bir ilişki söz konusu olup, başlangıç gelir düzeyi ile yıllık ortalama büyüme arasındaki ilişkinin katsayısının negatif olmasından dolayı β- ıraksaması sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda da yılları arasında Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımı için β-yakınsaması olgusunun var olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak β-yakınsaması analizine dahil edilen 5 dönemin sadece 2 sinde görece çok düşük R 2 değeri ile birlikte, istatistiki olarak anlamlı bir ıraksama ilişkisi tespit edilebilmiştir. Türkiye için bölgelerarasında β-yakınsaması yoktur sonucuna ulaşılmıştır. Bir diğer anlatımla Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımı yakınsama/ıraksama dinamiklerinden biri bölgelerin başlangıç gelir düzeylerinin farklılığı değildir. Literatürün genel önermesinin aksine 33 yıllık dönem itibariyle, Türkiye için daha düşük gelire sahip bölgelerin daha hızlı büyüdükleri istatistiki olarak reddedilmiştir Türkiye İçin σ-yakınsaması Analizi Gelir dağılımı analizlerinde kullanılan bir diğer yöntem σ-yakınsaması analizidir. Gelir dağılımı β-yakınsaması analizinden farklı olarak σ-yakınsaması herhangi bir parametre ile yakınsama olgusunu açıklamaya çalışmamaktadır. Daha temel bir soru olarak gelir dağılımında yakınsama var mıdır? sorusuna cevap aranmaktadır. Kullanılan yöntem, temel yöntemlerden olan varyans ölçüm ve 101

112 kıyaslanmasıdır. Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde bir dönemin başında bölge gelirlerinin varyansı dönem sonunda bölge gelirlerinin varyansından büyük olduğunda, bir diğer anlatımla dönem boyunca gelir düzeyleri arasındaki varyans azaldığında, bölgelerarası gelir dağılımının düzeldiği sonucuna ulaşılmaktadır. Literatürde bu yöntem β-yakınsaması analizleri ile birlikte kullanılmaktadır. Bölgelerarası gelir dağılımında yakınsamanın söz konusu olduğu durumlarda zamana göre negatif eğimli varyans katsayısı grafiği gözlemlenmelidir. Grafik 2. σ-yakınsaması Gözlem Grafiği Varyans Başlangıç Zaman 102

113 Türkiye için yıllarını kapsayan bölgelerarası gelir dağılımı σ- yakınsaması analiz sonuçları Tablo 6 da sunulmaktadır. Tablo Yılları Arası Bölge Kişi Başı Gelir Düzeyleri Varyansı σ-yakınsaması analizi Yıllar İBBS2-26 Bölge Kişi Başı Gelir Varyans Katsayısı Yıllar İBBS2-26 Bölge Kişi Başı Gelir Varyans Katsayısı yılları arasında σ-yakınsaması analizi, Türkiye de bu dönemde bölgelerarası gelir dağılımının % oranında bozulduğunu göstermektedir yılına ait bölge kişi başı gelir varyansının, 2001 yılına gelindiğinde % oranında 103

114 arttığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla bu dönemde bölgelerarası kuvvetli bir ıraksama söz konusudur. Yıllık ıraksama hızı ortalama 1.68 yüzde puan olarak hesaplanmıştır. Bu oranın, literatürde sıkça atıfta bulunulan 2 puanlık yakınsamanın altın oranının ters etkili ancak yaklaşık büyüklükte olması dikkat çekicidir. Grafik Bölge Gelir Düzeyleri Varyansı Seri Grafik 3 te gösterilen bölge gelir düzeyleri varyans grafiği kılavuz çizgisi eğimi pozitif olacaktır. σ-yakınsaması olması durumunda gözlemlenmesi muhtemel 104

115 grafikteki kılavuz çizgisi eğimi ise negatif olmalıdır. Grafik 3 te bölgelerarası gelir dağılımı ıraksamasından dolayı pozitif eğim söz konusudur. Türkiye de gelir dağılımı analizi çerçevesinde, gelir dağılımının en yüksek oranda bozulduğu yıllar σ-yakınsaması ile tespit edilebilir. Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımının en bozuk olduğu yıllar ( dönemi içinde), yılları olmuştur sonrası için yapılan ve gelir yerine bölge düzeyinde kişi başı katma değer verilerinin kullanıldığı σ-yakınsaması analizi sonuçları Tablo 7 de gösterilmektedir. Tablo Yılları Arası Bölge Kişi Başı Gelir Düzeyleri Varyansı σ-yakınsaması Yıllar İBBS sonrası bölgelerarası gelir dağılımı bozulması çok daha hızlanmış görülmektedir. 8 yıllık dönem boyunca bölgelerarası gelir varyansı yılda ortalama %21 toplamda ise % 382 artmıştır. Bu veri, Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımının yılları arasında yaklaşık 3.8 kat bozulduğu anlamına gelmektedir. Bölgelerarası gelir dağılımında meydana gelen yıllık ortalama bozulma yüzde puandır. Bu bozulma hızı, döneminde gözlemlenen yıllık ortalama 105

116 bozulma hızının 10 katından fazladır. Bir başka anlatımla 2004 sonrası Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımındaki bozulma aşırı hızlanmıştır arası bir düzelme gözlemlenirken, bozulmanın en hızlı yaşandığı yıl olarak 2011 yılı (%42) belirlenmiştir sonrası bölge düzeyi kişi başı gelir varyans grafiği yine pozitif eğimli ancak daha dik eğime sahip bir şekilde oluşmuştur. Grafik Arası Bölge Gelir Düzeyleri Varyansı Seri Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımına yönelik yapılan σ-yakınsaması analizi sonucunda da β-yakınsaması analizi sonucuyla tutarlı bir biçimde kuvvetli ıraksama durumu ispatlanmıştır Türkiye İçin Kulüp Yakınsaması/ Polarizasyon İkili Analizler Bölgelerarası gelir dağılımı analizlerinde uygulanan yöntemler genellikle σ- yakınsaması ve β-yakınsaması analizleriyle sınırlı kalmaktadır. Bianchi (1997), Barro (1996), Fischer ve Serra (1996) ile Slaughter (1997) çalışmalarında teknik olarak β- 106

117 yakınsaması ve σ-yakınsaması çerçevesinde analizlerini gerçekleştirmişlerdir. Sadece Esteban ve Ray (1994) ve benzer birkaç çalışmada polarizasyon olgusuna yönelik analizler yapılmış, parametrik testlerden çıkan çeşitli sonuçlar üzerinden analizler sonuçlandırılmıştır. Polarizasyon ve kulüp yakınsaması analizleri en sağlıklı bir şekilde ancak ikili karşılaştırmalar ile söz konusu olabilecektir. Parametrik testler, tüm grubun yanıltıcı etkisini barındıracağından, zayıf sonuçlar çıkması söz konusudur. Pratik olmaktan uzak olmakla birlikte, ikili karşılaştırmalar temelli analizler en doğru sonuçları içermektedir. Ancak bu analiz yaklaşımına sahip bir literatür örneğine rastlanmamıştır. Bu durum özgün bir yöntemin türetilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu kapsamda oluşturulan analiz tekniği, bölgelerarası gelir dağılımında tek bir kararlı denge düzeyi olmadığı ve birden çok kararlı denge düzeyi olduğu ve bu denge düzeylerine yakınsayan birimlerin yakın homojen yapılar oluşturacağı ve diğer birimlerin oluşturduğu yapılardan en az birinden ıraksaması gerekeceği mantıksal gerçeğini temel almıştır. Çeşitli ortak kararlı denge düzeylerine yakınsama olacağından β- yakınsamasından farklı olarak ikili karşılaştırmalarda son gelir düzeyi önem kazanmaktadır. Yine yıllık ortalama büyüme hızları analizlerin belirleyicisidir. Analiz temelde küme içindeki (bu analizde İBBS2 26 Bölge) elemanları ikili kombinasyonlar halinde (zenginden yoksula sıralamasıyla) karşılaştırmakta, başlangıç gelir düzeyi yüksek olan elemanın, büyüme hızı karşılaştırıldığı diğer elemanın büyüme hızından düşükse yakınsama, yüksekse ıraksama olduğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda yakınsama için +1 ıraksama için -1 değeri verilerek bir matris oluşturulmuştur. 107

118 Matrisin içinde +1 ve -1 değerleri farklı renklendirilmiştir. Tablo 8 İkili Karşılaştırma Matrisi (Adım 1.) TR42 TR10 TR31 TR51 TR21 TR41 TR62 TR32 TR22 TR81 TR61 TR71 TR52 TR33 TR83 TR63 TR82 TRB1 TRC1 TR72 TR90 TRC2 TRA1 TRC3 TRA2 TRB2 1 TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TRB TRC TR TR TRC TRA TRC TRA TRB Tablodan polarizasyon olgusunun gözlemlenebilmesi için, tablonun sol üst ve sağ alt köşelerinde homojen birbirine yakınsama (aynı renk-yeşil) ile tablonun sağ üst köşesi ile sol alt köşesinde homojen ıraksama (aynı renk- kırmızı) gözlemlenmesi gerekmektedir. Böyle bir gözlemin anlamı, üst gelir grubunda ve alt gelir grubunda iki ayrı birbirine yakınsayan grup oluşmuş olup bu gruplar birbirlerinden 108

119 ıraksamaktadırlar. Tablodan TR10 (İstanbul) yanıltıcı etkisi (dönem başı en yüksek kişi başı gelire ve dönem içi en düşük yıllık ortalama büyümeye sahiptir) çıkarıldığında bu durum tespit edilmektedir. Üst gelir grubunda TR10 dahil 5 bölgeyi (TR42, TR10, TR31, TR51 ve TR21) içeren bir grup ile, düşük gelir düzeyinde 3 bölgeyi (TRC3, TRA2 ve TRB2) içeren bir diğer grup, grup içinde birbirlerine yakınsamakta ancak iki grup en alt ve en üst gelir düzeyinde olmalarına rağmen birbirlerinden ıraksamaktadırlar. Dolayısıyla Türkiye de bölgelerarası gelir dağılımı verileriyle yapılan analizde polarizasyon olgusu tespit edilmiştir. Kutuplaşmanın yüksek gelir ucunda 5, düşük gelir ucunda ise 3 üyeli gruplar söz konusudur. Bu 8 bölge analizden çıkarılıp ortanca kitle analiz edildiğinde: Tablo 9. İkili Karşılaştırma Matrisi (Adım 2.) TR41 TR62 TR32 TR22 TR81 TR61 TR71 TR52 TR33 TR83 TR63 TR82 TRB1 TRC1 TR72 TR90 TRC2 TRA1 1 TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TR TRB TRC TR TR TRC TRA

120 Tekrar ortanca gelir grubunda grup içi polarizasyon olgusu görülmektedir. Ortanca grubun ilk 5 bölgesi (TR41, TR62, TR32, TR22, TR81) ile son 2 bölgesinin (TRC2 ve TRA1) ayrı ayrı oluşturdukları 2 grup, kendi içlerinde birbirlerine yakınsamakta ve/ancak birbirlerinden ıraksamaktadırlar. Ortanca gelir grubu içinde kutuplaşmaya sebep olan iki yakınsama kulübü ile birlikte 4 başka yakınsama kulübü daha ortanca gelir grubu içinde tespit edilebilmektedir. Bu kulüpler şu şekildedir: Ortanca Gelir Grubu Yakınsama Kulüpleri: I. TR41, TR62, TR32, TR22, TR81 II. III. IV. TRC2 ve TRA1 TRB1, TRC1, TR72, TR90 TR71, TR81, TR61 V. TR52, TR33, TR83 VI. TR63,TR82 Türkiye için yapılan 26 bölge temelli analizde toplam 8 yakınsama kulübü tespit edilmiştir. Bu kulüplerden 2 si en üst ve en alt gelir gruplarında yer almakta ve bu iki grup birbirlerinden ıraksamakta olduklarından kutuplaşma/polarizasyon durumu tespit edilmiştir. Bir gruba üye olmayan değişkenlik ve yakınsama alanında heterojenlik yaratan bölgelerin varlığının da altı çizilmelidir. Tespit edilen yakınsama kulüplerinin coğrafi dağılımı kuzeybatı-güneydoğu yönlü bir kutuplaşma göstermektedir. 110

121 Haritada en zengin gelir kulüpleri koyu, en yoksul gelir kulüpleri açık renklendirilmiştir. Görüldüğü üzere, coğrafi olarak kuzeybatı-güneydoğu eksenli kutuplaşma söz konusudur Bölgelerarası Gelir Dağılımı Analizlerinde GİNİ Katsayısı Analizlerinin Yanıltıcı Etkileri Gelir dağılımı analizlerinde sıkça kullanılan bir diğer analiz yöntemi de entropi ölçütlerinden olan GİNİ katsayısı analizleridir. Bu yöntem temel olarak, düşük gelirden yüksek gelire sıralanmış nüfusun, yığılımlı (kümülatif) toplamı içinde gelir farklılıklarının analizini yapmaktadır. Bölgelerarası gelir dağılımı literatüründe, Beach ve Davidson (1983), Schutz (1951) ve Atkinson ve Brandolini (2010), çalışmaları GİNİ katsayısı analizlerine dayandırılmış olup, ortak sonuç mutlak yakınsama olmuştur. 111

Makro İktisat II Örnek Sorular. 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120

Makro İktisat II Örnek Sorular. 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120 Makro İktisat II Örnek Sorular 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120 Tüketim harcamaları = 85 İhracat = 6 İthalat = 4 Hükümet harcamaları = 14 Dolaylı vergiler = 12

Detaylı

Ekonomide Uzun Dönem. Bilgin Bari İktisat Politikası 1

Ekonomide Uzun Dönem. Bilgin Bari İktisat Politikası 1 Ekonomide Uzun Dönem Bilgin Bari İktisat Politikası 1 Neden bazı ülkeler zengin bazı ülkeler fakir? Bilgin Bari İktisat Politikası 2 Bilgin Bari İktisat Politikası 3 Bilgin Bari İktisat Politikası 4 Bilgin

Detaylı

FİYATLAR GENEL DÜZEYİ VE MİLLİ GELİR DENGESİ

FİYATLAR GENEL DÜZEYİ VE MİLLİ GELİR DENGESİ FİYATLAR GENEL DÜZEYİ VE MİLLİ GELİR DENGESİ Bu bölümde Fiyatlar genel düzeyi (Fgd) ile MG dengesi arasındaki ilişkiler incelenecek. Mg dengesi; Toplam talep ile toplam arzın kesiştiği noktada bulunacaktır.

Detaylı

1 TEMEL İKTİSADİ KAVRAMLAR

1 TEMEL İKTİSADİ KAVRAMLAR ÖNSÖZ İÇİNDEKİLER III Bölüm 1 TEMEL İKTİSADİ KAVRAMLAR 11 1.1. İktisat Biliminin Temel Kavramları 12 1.1.1.İhtiyaç, Mal ve Fayda 12 1.1.2.İktisadi Faaliyetler 14 1.1.3.Üretim Faktörleri 18 1.1.4.Bölüşüm

Detaylı

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1: EKONOMİ İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER VE TEMEL KAVRAMLAR...

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1: EKONOMİ İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER VE TEMEL KAVRAMLAR... İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1: EKONOMİ İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER VE TEMEL KAVRAMLAR... 1 1.1. EKONOMİ İLE İLGİLİ DÜŞÜNCELER... 3 1.1.1. Romalıların Ekonomik Düşünceleri... 3 1.1.2. Orta Çağ da Ekonomik Düşünceler...

Detaylı

2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi

2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi 2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve Mali Analiz Yüksek Lisansı Bütçe Uygulamaları ve Mali Mevzuat Dersi Kıvanç

Detaylı

KONU 1: TÜRKİYE EKONOMİSİNDE ( ) İŞGÜCÜ VERİMLİLİĞİ ve YATIRIMLAR İLİŞKİSİ (DOĞRUSAL BAĞINTI ÇÖZÜMLEMESİ) Dr. Halit Suiçmez(iktisatçı-uzman)

KONU 1: TÜRKİYE EKONOMİSİNDE ( ) İŞGÜCÜ VERİMLİLİĞİ ve YATIRIMLAR İLİŞKİSİ (DOĞRUSAL BAĞINTI ÇÖZÜMLEMESİ) Dr. Halit Suiçmez(iktisatçı-uzman) KONU 1: TÜRKİYE EKONOMİSİNDE (1987-2007) İŞGÜCÜ VERİMLİLİĞİ ve YATIRIMLAR İLİŞKİSİ (DOĞRUSAL BAĞINTI ÇÖZÜMLEMESİ) Dr. Halit Suiçmez(iktisatçı-uzman) NE YAPILDI? ÖZET - Bu çalışmada, işgücü verimliliği

Detaylı

1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU

1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU ve TEMEL KAVRAMLAR 11 1.1.Makro Ekonominin Doğuşu 12 1.1.1.Makro Ekonominin Doğuş Süreci 12 1.1.2.Mikro ve Makro Ekonomi Ayrımı 15 1.1.3.Makro Analiz

Detaylı

Talep ve arz kavramları ve bu kavramları etkileyen öğeler spor endüstrisine konu olan bir mal ya da hizmetin üretilmesi ve tüketilmesi açısından

Talep ve arz kavramları ve bu kavramları etkileyen öğeler spor endüstrisine konu olan bir mal ya da hizmetin üretilmesi ve tüketilmesi açısından 3.Ders Talep ve arz kavramları ve bu kavramları etkileyen öğeler spor endüstrisine konu olan bir mal ya da hizmetin üretilmesi ve tüketilmesi açısından önemli unsurlardır. Spor endüstrisi içerisinde yer

Detaylı

EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI KAMU HİZMETLERİ DIŞSALLIKLAR KAMU HARCAMALARININ ARTIŞINA YÖNELİK GÖRÜŞLER

EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI KAMU HİZMETLERİ DIŞSALLIKLAR KAMU HARCAMALARININ ARTIŞINA YÖNELİK GÖRÜŞLER 4.bölüm EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI KAMU HİZMETLERİ DIŞSALLIKLAR KAMU HARCAMALARININ ARTIŞINA YÖNELİK GÖRÜŞLER EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI 1.Kaynak Dağılımında Etkinlik:

Detaylı

İçindekiler kısa tablosu

İçindekiler kısa tablosu İçindekiler kısa tablosu Önsöz x Rehberli Tur xii Kutulanmış Malzeme xiv Yazarlar Hakkında xx BİRİNCİ KISIM Giriş 1 İktisat ve ekonomi 2 2 Ekonomik analiz araçları 22 3 Arz, talep ve piyasa 42 İKİNCİ KISIM

Detaylı

ÇALIŞMA EKONOMİSİ II

ÇALIŞMA EKONOMİSİ II ÇALIŞMA EKONOMİSİ II KISA ÖZET KOLAYAOF DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ.

Detaylı

BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ

BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ İÇİNDEKİLER BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ Giriş... 1 1. Makroekonomi Kuramı... 1 2. Makroekonomi Politikası... 2 2.1. Makroekonomi Politikasının Amaçları... 2 2.1.1. Yüksek Üretim ve Çalışma Düzeyi...

Detaylı

iktisaoa GiRiş 7. Ürettiği mala ilişkin talebin fiyat esnekliği değeri bire eşit olan bir firma, söz konusu

iktisaoa GiRiş 7. Ürettiği mala ilişkin talebin fiyat esnekliği değeri bire eşit olan bir firma, söz konusu 2009 BS 3204-1. şağıdakilerden hangisi dayanıksız mal veya hizmet grubu içerisinde ~ almaz? iktiso GiRiş 5. Gelirdeki bir artış karşısında talebi azalan mallara ne ad verili r? ) Benzin B) Mum C) Ekmek

Detaylı

Dr. Yücel ÖZKARA, BSTB Verimlilik Genel Müdürlüğü Doç. Dr. Mehmet ATAK, Gazi Ün. Endüstri Müh. Bölümü

Dr. Yücel ÖZKARA, BSTB Verimlilik Genel Müdürlüğü Doç. Dr. Mehmet ATAK, Gazi Ün. Endüstri Müh. Bölümü Dr. Yücel ÖZKARA, BSTB Verimlilik Genel Müdürlüğü Doç. Dr. Mehmet ATAK, Gazi Ün. Endüstri Müh. Bölümü 6 Ekim 2015 İmalat Sanayinin Önemi Literatür Çalışmanın Amacı ve Kapsamı Metodoloji Temel Bulgular

Detaylı

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı Mikroekonomik Analiz I IKT751 1 3 + 0 8 Piyasa, Bütçe, Tercihler, Fayda, Tercih,

Detaylı

Uzun Dönem Ekonomik Büyüme. Bilgin Bari İktisat Politikası 1

Uzun Dönem Ekonomik Büyüme. Bilgin Bari İktisat Politikası 1 Uzun Dönem Ekonomik Büyüme Bilgin Bari İktisat Politikası 1 Neden bazı ülkeler düşük büyüme oranlarına sahip ve fakir kalırken, bazıları yüksek büyüme oranlarına ve yüksek refah düzeyine sahip? Bilgin

Detaylı

Ekonomi. Doç.Dr.Tufan BAL. 3.Bölüm: Fiyat Mekanizması: Talep, Arz ve Fiyat

Ekonomi. Doç.Dr.Tufan BAL. 3.Bölüm: Fiyat Mekanizması: Talep, Arz ve Fiyat Ekonomi 3.Bölüm: Fiyat Mekanizması: Talep, Arz ve Fiyat Doç.Dr.Tufan BAL Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından faydalanılmıştır. 2 Fiyat Mekanizması:Talep,

Detaylı

N VE PARA ARZININ ÖZELL

N VE PARA ARZININ ÖZELL PARANIN MAKRO EKONOMİDEKİ ROLÜ 1-PARA TALEBİ, PARA ARZI VE FAİZ HADDİ (KEYNESYEN FAİZ TEORİSİ) Klasik ve neoklasik ekonomistlerce öne sürülen faiz teorisinde, faiz haddi, tasarruf arzı ve yatırım talebinin

Detaylı

SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA

SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA Problem 1 (KMS-2001) Kısa dönem toplam arz eğrisinin pozitif eğimli olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Detaylı

DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT

DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT 2 1. A malının fiyatındaki bir artış karşısında B malına olan talep azalıyorsa A ve B mallarının özellikleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur? A) A ve B

Detaylı

A İKTİSAT KPSS-AB-PS / 2008 5. Mikroiktisadi analizde, esas olarak reel ücretlerin dikkate alınmasının en önemli nedeni aşağıdakilerden

A İKTİSAT KPSS-AB-PS / 2008 5. Mikroiktisadi analizde, esas olarak reel ücretlerin dikkate alınmasının en önemli nedeni aşağıdakilerden 1. Her arz kendi talebini yaratır. şeklindeki Say Yasasını aşağıdaki iktisatçılardan hangisi kabul etmiştir? A İKTİSAT 5. Mikroiktisadi analizde, esas olarak reel ücretlerin dikkate alınmasının en önemli

Detaylı

3. Keynesyen Makro İktisat Teorisi nin Bazı Özellikleri ve Klasik Makro İktisat Teorisi İle Karşılaştırılması

3. Keynesyen Makro İktisat Teorisi nin Bazı Özellikleri ve Klasik Makro İktisat Teorisi İle Karşılaştırılması BOCUTOĞLU 109 yemek pişirirken yağı, salçayı, soğanı, eti, sebzeyi, suyu aynı anda tencereye doldurmaz; birinci adımda yağı ve salçayı hafifçe kızartır, ikinci adımda soğanı ve eti ilave ederek pişirmeye

Detaylı

Teknolojik Gelişme ve Ekonomik Büyüme:

Teknolojik Gelişme ve Ekonomik Büyüme: B.E.A. Teknolojik Gelişme ve Ekonomik Büyüme: Daha önce üretim fonksiyonunda yalnızca fiziksel sermaye (K) ve insan (N) girdisi bulunmakta idi. Şimdi üretim fonksiyonuna teknolojiyi eklemekteyiz: Y=F(K,N,A)

Detaylı

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002.

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI NIN GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK VE YOKSULLUK SORUNUNA YAKLAŞIMI (SEKİZİNCİ

Detaylı

SORU SETİ 7 IS-LM MODELİ

SORU SETİ 7 IS-LM MODELİ SORU SETİ 7 IS-LM MODELİ Problem 1 (KMS-2001) Marjinal tüketim eğiliminin düşük olması aşağıdakilerden hangisini gösterir? A) LM eğrisinin göreli olarak yatık olduğunu B) LM eğrisinin göreli olarak dik

Detaylı

GENEL SOSYOEKONOMİK GÖRÜNÜM

GENEL SOSYOEKONOMİK GÖRÜNÜM GENEL SOSYOEKONOMİK GÖRÜNÜM 2014 yılı Adrese Dayalı Nüfus Sayımı na göre Afyonkarahisar ın nüfusu 706.371 dir ve ülke genelinde 31. sıradadır. Bu nüfusun 402.241 i il ve ilçe merkezlerinde, 304.130 u ise

Detaylı

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ 1. YIL GÜZ DÖNEMİ İleri Makroiktisat I IKT801 1 3 + 0 6 Makro iktisadın mikro temelleri, emek, mal ve sermaye piyasaları, modern AS-AD eğrileri. İleri

Detaylı

İKTİSAT BİLİMİ VE İKTİSATTAKİ TEMEL KAVRAMLAR

İKTİSAT BİLİMİ VE İKTİSATTAKİ TEMEL KAVRAMLAR İÇİNDEKİLER Önsöz BİRİNCİ BÖLÜM İKTİSAT BİLİMİ VE İKTİSATTAKİ TEMEL KAVRAMLAR 1.1.İktisat Bilimi 1.2.İktisadi Kavramlar 1.2.1.İhtiyaçlar 1.2.2.Mal ve Hizmetler 1.2.3.Üretim 1.2.4.Fayda, Değer ve Fiyat

Detaylı

İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2

İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2 İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2 PLANLAMAYI GEREKTİREN UNSURLAR Sosyalist model-kurumsal tercihler Piyasa başarısızlığı Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunları 2

Detaylı

KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜK TEORİSİ

KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜK TEORİSİ KARŞILAŞTIRMALI ÜSTÜNLÜK TEORİSİ Ricardo, bir ülkenin hiçbir malda mutlak üstünlüğe sahip olmadığı durumlarda da dış ticaret yapmasının, fayda sağlayabileceğini açıklamıştır. Eğer bir ülke her malda mutlak

Detaylı

FİYAT MEKANİZMASI: TALEP, ARZ VE FİYAT

FİYAT MEKANİZMASI: TALEP, ARZ VE FİYAT FİYAT MEKANİZMASI: TALEP, ARZ VE FİYAT TALEP Bir ekonomide bütün tüketicilerin belli bir zaman içinde satın almayı planladıkları mal veya hizmet miktarına talep edilen miktar denir. Bu tanımda, belirli

Detaylı

BİRİNCİ BÖLÜM: KALKINMA VE AZGELİŞMİŞLİK...

BİRİNCİ BÖLÜM: KALKINMA VE AZGELİŞMİŞLİK... İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM: KALKINMA VE AZGELİŞMİŞLİK... 1 Kalkınma Ekonomisine Olan Güncel İlgi... 1 Kalkınma Kavramı ve Terminolojisi... 1 Büyüme ve Kalkınma... 1 Kalkınma Terminolojisi... 2 Dünyada Gelir

Detaylı

EĞİTİMİN EKONOMİKTEMELLERİ. 6. Bölüm Eğitim Bilimine Giriş GÜLENAZ SELÇUK- CİHAN ÇAKMAK-GÜRSEL AKYEL

EĞİTİMİN EKONOMİKTEMELLERİ. 6. Bölüm Eğitim Bilimine Giriş GÜLENAZ SELÇUK- CİHAN ÇAKMAK-GÜRSEL AKYEL EĞİTİMİN EKONOMİKTEMELLERİ 6. Bölüm Eğitim Bilimine Giriş GÜLENAZ SELÇUK- CİHAN ÇAKMAK-GÜRSEL AKYEL EĞİTİMİN EKONOMİK TEMELLERİ EĞİTİM VE EKONOMİ İNSAN SERMAYESİ KURAMI EĞİTİM VE EKONOMİK BÜYÜME EĞİTİM

Detaylı

İKTİSADİ BÜYÜME KISA ÖZET KOLAYAÖF

İKTİSADİ BÜYÜME KISA ÖZET KOLAYAÖF DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. İKTİSADİ BÜYÜME KISA ÖZET KOLAYAÖF Kolayaöf.com

Detaylı

İÇİNDEKİLER. 1. Bölüm Kamu Ekonomisi Disiplinine Tarihsel ve Analitik bir Perspektiften Bakış,

İÇİNDEKİLER. 1. Bölüm Kamu Ekonomisi Disiplinine Tarihsel ve Analitik bir Perspektiften Bakış, İÇİNDEKİLER Önsöz v Giriş 1 1. Bölüm Kamu Ekonomisi Disiplinine Tarihsel ve Analitik bir Perspektiften Bakış, 1.1. Kamu Ekonomisi Analizinin Ardında Yatan Doktriner Görüşler: 5 1.1.1. Sosyal Sözleşmeci

Detaylı

Türkiye Ekonomisi 2014 Bütçe Büyüklükleri ve Bütçe Performansı Raporu

Türkiye Ekonomisi 2014 Bütçe Büyüklükleri ve Bütçe Performansı Raporu Türkiye Ekonomisi 2014 Bütçe Büyüklükleri ve Bütçe Performansı Raporu HAZIRLAYAN 18.11.2013 RAPOR Doç. Dr. Nazan Susam Doç. Dr. Murat Şeker Araş. Gör. Erkan Kılıçer Türkiye Ekonomisi Bütçe Büyüklükleri

Detaylı

ORTA VADELİ PROGRAM ( ) 8 Ekim 2014

ORTA VADELİ PROGRAM ( ) 8 Ekim 2014 ORTA VADELİ PROGRAM (2015-201) 8 Ekim 2014 DÜNYA EKONOMİSİ 2 2005 2006 200 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014 T 2015 T Küresel Büyüme (%) Küresel büyüme oranı kriz öncesi seviyelerin altında seyretmektedir.

Detaylı

ÜLKELERİN 2015 YILI BÜYÜME ORANLARI (%)

ÜLKELERİN 2015 YILI BÜYÜME ORANLARI (%) 2016/17 Global İhracat-Büyüme Tahminleri Kaynak : EDC Export Credit Agency - ÜLKE ANALİZLERİ BÜYÜME ORANLARI ÜLKELERİN YILI BÜYÜME ORANLARI (%) Avrupa Bölgesi; 1,5 % Japonya; 0,50 % Kanada ; 1,30 % Amerika;

Detaylı

Ayrım I. Genel Çerçeve 1

Ayrım I. Genel Çerçeve 1 İçindekiler Önsöz İçindekiler Ayrım I. Genel Çerçeve 1 Bölüm 1. Makro Ekonomiye Giriş 3 1.1. Ekonominin Tanımlanması ve Bir Bilim Olarak Ekonomi 4 1.2. Ekonomi Teorisi ve Politikası 5 1.3. Makro Ekonomi

Detaylı

gerçekleşen harcamanın mal ve hizmet çıktısına eşit olmasının gerekmemesidir

gerçekleşen harcamanın mal ve hizmet çıktısına eşit olmasının gerekmemesidir BÖLÜM 5 Açık Ekonomi Açık Ekonomi Önceki bölümlerde kapalı ekonomi varsayımı yaptık Bu varsayımı terk ediyoruz çünkü ekonomilerin çoğu dışa açıktır. Kapalı ve açık ekonomiler arasındaki fark açık ekonomide

Detaylı

2009 VS 4200-1. Gayri Safi Yurt içi Hasıla hangi nitelikte bir değişkendir? ) Dışsal değişken B) Stok değişken C) Model değişken D) kım değişken E) içsel değişken iktist TEORisi 5. Kısa dönemde tam rekabet

Detaylı

İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ... v İÇİNDEKİLER... vi GENEL EKONOMİ 1. Ekonominin Tanımı ve Kapsamı... 1 1.1. Ekonomide Kıtlık ve Tercih... 1 1.2.

İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ... v İÇİNDEKİLER... vi GENEL EKONOMİ 1. Ekonominin Tanımı ve Kapsamı... 1 1.1. Ekonomide Kıtlık ve Tercih... 1 1.2. İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ... v İÇİNDEKİLER... vi GENEL EKONOMİ 1. Ekonominin Tanımı ve Kapsamı... 1 1.1. Ekonomide Kıtlık ve Tercih... 1 1.2. Ekonominin Tanımı... 3 1.3. Ekonomi Biliminde Yöntem... 4 1.4.

Detaylı

16.Bölüm:Gelir ve Fiyat Düzeyinin Belirlenmesi: Toplam Talep-Toplam Arz Modeli. Doç.Dr.Tufan BAL

16.Bölüm:Gelir ve Fiyat Düzeyinin Belirlenmesi: Toplam Talep-Toplam Arz Modeli. Doç.Dr.Tufan BAL Ekonomi II 16.Bölüm:Gelir ve Fiyat Düzeyinin Belirlenmesi: Toplam Talep-Toplam Arz Modeli Doç.Dr.Tufan BAL Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından faydalanılmıştır.

Detaylı

MALİYE ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS

MALİYE ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS MALİYE ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ 1. Yıl - GÜZ DÖNEMİ Doktora Uzmanlık Alanı MLY898 3 3 + 0 6 Bilimsel araştırmarda ve yayınlama süreçlerinde etik ilkeler. Tez yazım kuralları,

Detaylı

BAHAR DÖNEMİ MAKRO İKTİSAT 2 DERSİ KISA SINAV SORU VE CEVAPLARI

BAHAR DÖNEMİ MAKRO İKTİSAT 2 DERSİ KISA SINAV SORU VE CEVAPLARI 2015-2016 BAHAR DÖNEMİ MAKRO İKTİSAT 2 DERSİ KISA SINAV SORU VE CEVAPLARI 1. Toplam Talep (AD) doğrusunun eğimi hangi faktörler tarafından ve nasıl belirlenmektedir? Açıklayınız. (07.03.2016; 09.00) 2.

Detaylı

Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi

Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi Kıvanç Duru 2015 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Programı Değerlendirmesi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve Mali Analiz Yüksek Lisansı Bütçe Uygulamaları ve Mali Mevzuat Dersi 2015 YILI

Detaylı

Araştırma Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ

Araştırma Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ Araştırma Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ No:12 2002 YILININ İLK YARISINDA STOK BİRİKİMİNİN GSYİH BÜYÜMESİNE KATKISI Kasım 2002 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 2002 YILININ İLK YARISINDA STOK BİRİKİMİNİN

Detaylı

I. Piyasa ve Piyasa Çeşitleri

I. Piyasa ve Piyasa Çeşitleri DERS NOTU 02 PİYASA TALEP VE ARZ KAVRAMLARI PİYASA DENGESİ Bugünki dersin işleniş planı: I. Piyasa ve Piyasa Çeşitleri... 1 1. Mal ve hizmet piyasaları... 1 2. Faktör Piyasaları... 2 II. Talep Kavramı...

Detaylı

Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Çalışma Ekonomisi Dersi Çalışma Soruları - 1

Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Çalışma Ekonomisi Dersi Çalışma Soruları - 1 Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü Çalışma Ekonomisi Dersi Çalışma Soruları - 1 1. Ünite 1. Basit ekonomik akım tablosunu çiziniz ve kısaca anlatınız. 2. Emek piyasalarının özelliklerini maddeler

Detaylı

Lojistik. Lojistik Sektörü

Lojistik. Lojistik Sektörü Lojistik Sektörü Gülay Dincel TSKB Ekonomik Araştırmalar dincelg@tskb.com.tr Kasım 014 1 Ulaştırma ve depolama faaliyetlerinin entegre lojistik hizmeti olarak organize edilmesi ihtiyacı, imalat sanayi

Detaylı

Türkiye de işsizler artık daha yaşlı

Türkiye de işsizler artık daha yaşlı Türkiye de işsizler artık daha yaşlı Esen Çağlar, Ozan Acar, Haki Pamuk Mart 2007 2001 krizinden günümüze Türkiye ekonomisinde iki önemli yapı değişikliği birlikte yaşanmıştır. Bir yandan makroekonomik

Detaylı

PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ

PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ Bu bölümde faiz oranlarının belirlenmesi ile faizin denge milli gelir düzeyinin belirlenmesi üzerindeki rolü incelenecektir. IS LM modeli, İngiliz iktisatçılar John

Detaylı

DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ (Taslak Rapor Özeti) Faruk Aydın Hülya Saygılı Mesut Saygılı Gökhan Yılmaz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü

Detaylı

2017 YILI İLK ÇEYREK GSYH BÜYÜMESİNİN ANALİZİ. Zafer YÜKSELER. (19 Haziran 2017)

2017 YILI İLK ÇEYREK GSYH BÜYÜMESİNİN ANALİZİ. Zafer YÜKSELER. (19 Haziran 2017) 2017 YILI İLK ÇEYREK GSYH BÜYÜMESİNİN ANALİZİ Zafer YÜKSELER (19 Haziran 2017) TÜİK, 2017 yılı ilk çeyreğine ilişkin GSYH büyüme hızını yüzde 5 olarak açıklamıştır. Büyüme hızı, piyasa beklentileri olan

Detaylı

İstihdam Faiz ve Paranın Genel Teorisi, makro iktisadın kökenini oluşturur.

İstihdam Faiz ve Paranın Genel Teorisi, makro iktisadın kökenini oluşturur. 1-John Maynard Keynes in en önemli eseri ve bu eserin içeriği nedir? İstihdam Faiz ve Paranın Genel Teorisi, makro iktisadın kökenini oluşturur. 2-Keynes in geliştirdiği görüş nedir? Toplam talebin istihdamı

Detaylı

1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ

1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ 13 1.1.Türkiye Ekonomisine Tarihsel Bakış Açısı ve Nedenleri 14 1.2.Tarım Devriminden Sanayi Devrimine

Detaylı

6. HAFTA DERS NOTLARI İKTİSADİ MATEMATİK MİKRO EKONOMİK YAKLAŞIM. Yazan SAYIN SAN

6. HAFTA DERS NOTLARI İKTİSADİ MATEMATİK MİKRO EKONOMİK YAKLAŞIM. Yazan SAYIN SAN 6. HAFTA DERS NOTLARI İKTİSADİ MATEMATİK MİKRO EKONOMİK YAKLAŞIM Yazan SAYIN SAN SAN / İKTİSADİ MATEMATİK / 2 A.5. Doğrusal olmayan fonksiyonların eğimi Doğrusal fonksiyonlarda eğim her noktada sabittir

Detaylı

1. Yatırımın Faiz Esnekliği

1. Yatırımın Faiz Esnekliği DERS NOTU 08 YATIRIMIN FAİZ ESNEKLİĞİ, PARA VE MALİYE POLİTİKALARININ ETKİNLİKLERİ, TOPLAM TALEP (AD) EĞRİSİNİN ELDE EDİLİŞİ Bugünki dersin içeriği: 1. YATIRIMIN FAİZ ESNEKLİĞİ... 1 2. PARA VE MALİYE POLİTİKALARININ

Detaylı

BASIN DUYURUSU 30 Nisan 2015

BASIN DUYURUSU 30 Nisan 2015 Sayı: 2015-34 BASIN DUYURUSU 30 Nisan 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 22 Nisan 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Mart ayında tüketici fiyatları yüzde 1,19 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

Büyümeyi Sürdürmek: Yurtiçi Tasarrufların Önemi

Büyümeyi Sürdürmek: Yurtiçi Tasarrufların Önemi Büyümeyi Sürdürmek: Yurtiçi Tasarrufların Önemi Eser Pirgan Matur Ekonomik Modeller ve Stratejik Araştırmalar Dairesi Kalkınma Bakanlığı 24 Ekim 2014 03.11.2014 1 Sunum Planı Yurtiçi Tasarrufların Kalkınma

Detaylı

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ DEVLET PLANLAMA ÖRGÜTÜ

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ DEVLET PLANLAMA ÖRGÜTÜ KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ DEVLET PLANLAMA ÖRGÜTÜ Sayı : DPÖ 0.00.28-07/ Konu: 2006-2007 Yıllarında KKTC nde Ekonomik Gelişmeler Lefkoşa, 6 Aralık 2007 BASIN BİLDİRİSİ 2006-2007 YILLARINDAKİ EKONOMİK

Detaylı

2009 S 4200-1. Değeri zamanın belirli bir anında ölçülen değişkene ne ad verilir? ) Stok değişken B) içsel değişken C) kım değişken D) Dışsal değişken E) Fonksiyonel değişken iktist TEORisi 5. Yatay eksende

Detaylı

Modern Konjonktür Teorileri ve İktisat Politikası

Modern Konjonktür Teorileri ve İktisat Politikası Modern Konjonktür Teorileri ve İktisat Politikası Giriş Modern konjonktür teorileri : - Reel iş ÇevrimleriTeorisi - Yeni Keynesyen Model Modern konjonktür teorileri iktisat politikası analizlerine neler

Detaylı

Finansal Yatırım ve Portföy Yönetimi. Ders 5

Finansal Yatırım ve Portföy Yönetimi. Ders 5 Finansal Yatırım ve Portföy Yönetimi Ders 5 FİNANSIN TEMEL SORULARI: Riski nasıl tanımlarız ve ölçeriz? Farklı finansal ürünlerin riskleri birbirleri ile nasıl alakalıdır? Riski nasıl fiyatlarız? RİSK

Detaylı

ÜRETİM ve MALİYETLER. Üretim Fonksiyonu 14.12.2011. Kısa Dönemde Üretim Fonksiyonu. Doç.Dr. Erdal Gümüş

ÜRETİM ve MALİYETLER. Üretim Fonksiyonu 14.12.2011. Kısa Dönemde Üretim Fonksiyonu. Doç.Dr. Erdal Gümüş .. Üretim Fonksiyonu ÜRETİM ve MALİYETLER Doç.Dr. Erdal Gümüş Üretim fonksiyonu: Üretim girdileri ile çıktı ilişkisini ifade eden bir fonksiyondur. Başka bir tanım: teknoloji veri iken belirli miktarlardaki

Detaylı

2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU TARTIŞMA METNİ 2003/6 http://www.tek.org.tr 2002 HANEHALKI BÜTÇE ANKETİ: GELİR DAĞILIMI VE TÜKETİM HARCAMALARINA İLİŞKİN SONUÇLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Zafer Yükseler Aralık, 2003

Detaylı

Maliye Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri

Maliye Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri Maliye Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri Sosyal Bilimlerde Araştırma Yöntemleri MLY733 1 3 + 0 6 Araştırma yöntemlerindeki farklı anlayışları, yaygın olarak kullanılan

Detaylı

İŞGÜCÜ PİYASALARINDA MEVSİMLİK ETKİLER AZALIYOR

İŞGÜCÜ PİYASALARINDA MEVSİMLİK ETKİLER AZALIYOR ÖZET İŞGÜCÜ PİYASALARINDA MEVSİMLİK ETKİLER AZALIYOR 17.04.014 Ekim Kasım Aralık Ayları. HAZIRLAYAN Prof. Dr. Halis Yunus ERSÖZ İktisat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa DELİCAN İnsan Kaynakları Araştırma

Detaylı

TARIM VE KALKINMA. Doç.Dr.Tufan BAL. Not: Bu sununun hazırlanmasında, Prof.Dr. Murat Ali DULUPÇU nun ders notlarından faydalanılmıştır.

TARIM VE KALKINMA. Doç.Dr.Tufan BAL. Not: Bu sununun hazırlanmasında, Prof.Dr. Murat Ali DULUPÇU nun ders notlarından faydalanılmıştır. TARIM VE KALKINMA Doç.Dr.Tufan BAL Not: Bu sununun hazırlanmasında, Prof.Dr. Murat Ali DULUPÇU nun ders notlarından faydalanılmıştır. Tarım neden kritik bir sektördür? Nüfusu beslemesi (beşeri sermaye

Detaylı

ÇALIŞMA SORULARI TOPLAM TALEP I: MAL-HİZMET (IS) VE PARA (LM) PİYASALARI

ÇALIŞMA SORULARI TOPLAM TALEP I: MAL-HİZMET (IS) VE PARA (LM) PİYASALARI ÇALIŞMA SORULARI TOPLAM TALEP I: MAL-HİZMET (IS) VE PARA (LM) PİYASALARI 1. John Maynard Keynes e göre, konjonktürün daralma dönemlerinde görülen düşük gelir ve yüksek işsizliğin nedeni aşağıdakilerden

Detaylı

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 73

EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 73 EKONOMİ POLİTİKALARI GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI Eylül 2013, No: 73 i Bu sayıda; 2012 Gelir Dağılımı ve Yaşam Koşulları Anket sonuçları değerlendirilmiştir. i 1 Gelir düşerken, gelirin dağılımı düzelir mi?

Detaylı

DURGUNLUK VE MALİYE POLİTİKASI

DURGUNLUK VE MALİYE POLİTİKASI 1 DURGUNLUK VE MALİYE POLİTİKASI Durgunluk Tanımı Toplam arz ile toplam talep arasındaki dengesizlik talep eksikliği şeklinde ortaya çıkmakta, toplam talebin uyardığı üretim düzeyinin o ekonominin üretim

Detaylı

Bu Bölümde Neler Öğreneceğiz?

Bu Bölümde Neler Öğreneceğiz? 7. MALİYETLER 193 Bu Bölümde Neler Öğreneceğiz? 7.1. Kısa Dönem Firma Maliyetleri 7.1.1. Toplam Sabit Maliyetler 7.1.2. Değişken Maliyetler 7.1.3. Toplam Maliyetler (TC) 7.1.4. Marjinal Maliyet (MC) 7.1.5.

Detaylı

IS-MP-PC: Kısa Dönem Makroekonomik Model

IS-MP-PC: Kısa Dönem Makroekonomik Model 1 Toplam Talep Toplam Talebin Elde Edilmesi 2 Para Politikası AD Eğrisi 3 4 Eğrisi Toplam Talep Toplam Talebin Elde Edilmesi Keynes (1936), The General Theory of Employment, Interest, and Money Toplam

Detaylı

Ekonomi II. 21.Enflasyon. Doç.Dr.Tufan BAL. Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından

Ekonomi II. 21.Enflasyon. Doç.Dr.Tufan BAL. Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından Ekonomi II 21.Enflasyon Doç.Dr.Tufan BAL Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından faydalanılmıştır. 2 21.1.Nedenlerine Göre Enflasyon 1.Talep Enflasyonu:

Detaylı

ONBĠRĠNCĠ BÖLÜM BÜYÜME, KALKINMA VE YOKSULLUKLA MÜCADELE

ONBĠRĠNCĠ BÖLÜM BÜYÜME, KALKINMA VE YOKSULLUKLA MÜCADELE ONBĠRĠNCĠ BÖLÜM BÜYÜME, KALKINMA VE YOKSULLUKLA MÜCADELE Bu ünite tamamlandığında; Büyümenin kaynaklarının neler olduğunu belirtebileceğiz Büyüme teorilerini açıklayabileceğiz Hızlı büyüme için nelerin

Detaylı

A. IS LM ANALİZİ A.1. IS

A. IS LM ANALİZİ A.1. IS A. ANALZ A.. Analizi (Mal Piyasası) (Investment aving) (atırım Tasarruf) Eğrisi, faiz oranları ile gelir düzeyi arasındaki ilişkiyi gösterir. Analizin bu kısmında yatırımları I = I bi olarak ifade edeceğiz.

Detaylı

1. KEYNESÇİ PARA TALEBİ TEORİSİ

1. KEYNESÇİ PARA TALEBİ TEORİSİ DERS NOTU 06 IS/LM EĞRİLERİ VE BAZI ESNEKLİKLER PARA VE MALİYE POLİTİKALARININ ETKİNLİKLERİ TOPLAM TALEP (AD) Bugünki dersin içeriği: 1. KEYNESÇİ PARA TALEBİ TEORİSİ... 1 2. LM EĞRİSİ VE PARA TALEBİNİN

Detaylı

Artan Sağlık Harcamaları Temel Sağlık Göstergelerini Nasıl Etkiliyor? Selin Arslanhan Araştırmacı

Artan Sağlık Harcamaları Temel Sağlık Göstergelerini Nasıl Etkiliyor? Selin Arslanhan Araştırmacı Artan Sağlık Harcamaları Temel Sağlık Göstergelerini Nasıl Etkiliyor? Selin Arslanhan Araştırmacı TEPAV Değerlendirme Notu Temmuz 1 19 191 19 193 19 195 19 197 19 199 199 1991 199 1993 199 1995 199 1997

Detaylı

Kalkınmış ülkelerin davranışları

Kalkınmış ülkelerin davranışları EKONOMİK KALKINMA Kalkınmış ülkelerin davranışları Seçim ve düğün zamanlarında korna sesleri, Kavga etmemek Kırmızı ışıkta durmak Kırmızı ışıkta korna çalmamak Yerlere tükürmemek Kurallar koyup uymak selamlaşmak

Detaylı

Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı

Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı Polonya da 400-450 un değirmeni olduğu biliniyor. Bu değirmenlerin yıllık toplam kapasiteleri 6 milyon tonun üzerine. Günde 100 tonun üzerinde üretim gerçekleştirebilen

Detaylı

2.BÖLÜM ÇOKTAN SEÇMELİ

2.BÖLÜM ÇOKTAN SEÇMELİ CEVAP ANAHTARI 1.BÖLÜM ÇOKTAN SEÇMELİ 1.(e) 2.(d) 3.(a) 4.(c) 5.(e) 6.(d) 7.(e) 8.(d) 9.(b) 10.(e) 11.(a) 12.(b) 13.(a) 14.(c) 15.(c) 16.(e) 17.(e) 18.(b) 19.(d) 20.(a) 1.BÖLÜM BOŞLUK DOLDURMA 1. gereksinme

Detaylı

HAZİRAN 2016 Gebze Ticaret Odası Ticaret Bölümü

HAZİRAN 2016 Gebze Ticaret Odası Ticaret Bölümü HAZİRAN 2016 Gebze Ticaret Odası Ticaret Bölümü Sayı: 2016/1 TÜRKİYE DE VE DÜNYA DA BOYA SEKTÖRÜ Son dönemde dünya boya sanayisi önemli değişikliklere sahne olmaktadır. Sektörde konsantrasyon, uzmanlaşma,

Detaylı

YÖNT 101 İŞLETMEYE GİRİŞ I

YÖNT 101 İŞLETMEYE GİRİŞ I YÖNT 101 İŞLETMEYE GİRİŞ I İŞLETME BİRİMİ VE İŞLETMEYİ TANIYALIM YONT 101- İŞLETMEYE GİRİŞ I 1 İŞLETME VE İLİŞKİLİ KAVRAMLAR ÖRGÜT KAVRAMI: Örgüt bir grup insanın faaliyetlerini bilinçli bir şekilde, ortak

Detaylı

MİLLİ GELİRİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER: TÜKETİM, TASARRUF VE YATIRIM FONKSİYONLARI

MİLLİ GELİRİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER: TÜKETİM, TASARRUF VE YATIRIM FONKSİYONLARI MİLLİ GELİRİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER: TÜKETİM, TASARRUF VE YATIRIM FONKSİYONLARI Harcama yöntemine göre yapılan GSYİH hesaplaması GSYİH = C + I + G şeklinde idi. Biz burada GSYİH ile MG arasındaki farkı bir

Detaylı

Ekonomi Bülteni. 5 Aralık 2016, Sayı: 47. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı

Ekonomi Bülteni. 5 Aralık 2016, Sayı: 47. Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomi Bülteni, Sayı: 47 Yurt Dışı Gelişmeler Yurt İçi Gelişmeler Finansal Göstergeler Haftalık Veri Akışı Ekonomik Araştırma ve Strateji Dr. Saruhan Özel Ezgi Gülbaş Orhan Kaya Deniz Bayram 1 DenizBank

Detaylı

2009 VS 2100-1. şağıdakilerden hangisi ihtiyaçların özelliklerinden biri değildir? ) Giderildikçe şiddetlerinin azalması B) Şiddet bakımından farklılık göstermesi C) ikame edilebilmesi D) Sonsuz olması

Detaylı

ARZ ve TALEP 2. 1. Talep 2 1.2. Talep Eğrisi 3 1.3.Talepte Değişme 3 1.4.Talep Eğrisinin Kayması ve Talep Eğrisi Üzerinde Hareket 4

ARZ ve TALEP 2. 1. Talep 2 1.2. Talep Eğrisi 3 1.3.Talepte Değişme 3 1.4.Talep Eğrisinin Kayması ve Talep Eğrisi Üzerinde Hareket 4 ARZ ve TALEP 2 1. Talep 2 1.2. Talep Eğrisi 3 1.3.Talepte Değişme 3 1.4.Talep Eğrisinin Kayması ve Talep Eğrisi Üzerinde Hareket 4 2. Arz 6 2.l. Satış Planı Belirleyicileri 6 2.2. Arz Eğrisi 6 2.3. Arz

Detaylı

SORU SETİ 2 TOPLAM HARCAMALAR VE DENGE ÇIKTI

SORU SETİ 2 TOPLAM HARCAMALAR VE DENGE ÇIKTI SORU SETİ 2 TOPLAM HARCAMALAR VE DENGE ÇIKTI Problem 1 (KMS-2001) Bir ekonomiyle ilgili olarak aşağıdaki bilgiler verilmiştir: Y net milli geliri, Ca tüketimi, In net yatırımı, Xn net ihracatı, G hükümet

Detaylı

1960 ile 2012 arasında ortalama yıllık büyüme oranı yüzde 4,5 olarak gerçekleşmiştir.

1960 ile 2012 arasında ortalama yıllık büyüme oranı yüzde 4,5 olarak gerçekleşmiştir. MESAJ 1 GEÇTIĞIMIZ ONYILLARDA KAYDEDILEN ISTIKRARLI BÜYÜME TÜRKIYE YI YÜKSEK GELIR EŞIĞINE GETIRIRKEN, REFAH PAYLAŞILMIŞ VE ORTA SINIFIN BÜYÜKLÜĞÜ IKI KATINA ÇIKMIŞTIR. 1960 ile 2012 arasında ortalama

Detaylı

MATEMATiKSEL iktisat

MATEMATiKSEL iktisat DİKKAT!... BU ÖZET 8 ÜNİTEDİR BU- RADA İLK ÜNİTE GÖSTERİLMEKTEDİR. MATEMATiKSEL iktisat KISA ÖZET KOLAY AOF Kolayaöf.com 0362 233 8723 Sayfa 2 içindekiler 1.ünite-Türev ve Kuralları..3 2.üniteTek Değişkenli

Detaylı

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-16. 3 Mart 2015. Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015

BASIN DUYURUSU PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ. Sayı: 2015-16. 3 Mart 2015. Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015 Sayı: 2015-16 BASIN DUYURUSU 3 Mart 2015 PARA POLİTİKASI KURULU TOPLANTI ÖZETİ Toplantı Tarihi: 24 Şubat 2015 Enflasyon Gelişmeleri 1. Ocak ayında tüketici fiyatları yüzde 1,10 oranında artmış ve yıllık

Detaylı

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com Finansal Piyasa Dinamikleri Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com Neleri İşleyeceğiz? Finansal Sistemin Resmi Makro Göstergeler ve Yorumlanması Para ve Maliye Politikaları Merkez Bankası ve Piyasalar Finansal Piyasalardaki

Detaylı

İKTİSADA GİRİŞ - 1. Ünite 4: Tüketici ve Üretici Tercihlerinin Temelleri.

İKTİSADA GİRİŞ - 1. Ünite 4: Tüketici ve Üretici Tercihlerinin Temelleri. Giriş Temel ekonomik birimler olan tüketici ve üretici için benzer kavram ve kurallar kullanılır. Tüketici için fayda ve fiyat kavramları önemli iken üretici için hasıla kâr ve maliyet kavramları önemlidir.

Detaylı

IS-LM MODELİNİN UYGULANMASI

IS-LM MODELİNİN UYGULANMASI IS-LM MODELİNİN UYGULANMASI IS ve LM eğrilerinin kesiştiği nokta milli geliri belirliyor. Birinin kayması kısa dönem dengeyi değiştiriyordu. Maliye politikası Hükümet harcamaları artışı IS eğrisi sağa

Detaylı

Enerji ve İklim Haritası

Enerji ve İklim Haritası 2013/2 ENERJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Enerji ve Çevre Yönetimi Dairesi Başkanlığı Enerji ve İklim Haritası Uzm. Yrd. Çağrı SAĞLAM 22.07.2013 Redrawing The Energy Climate Map isimli kitabın çeviri özetidir.

Detaylı

SORU SETİ 7 IS-LM MODELİ

SORU SETİ 7 IS-LM MODELİ SORU SETİ 7 IS-LM MODELİ Problem 1 (KMS-2001) Marjinal tüketim eğiliminin düşük olması aşağıdakilerden hangisini gösterir? A) LM eğrisinin göreli olarak yatık olduğunu B) LM eğrisinin göreli olarak dik

Detaylı

1: YÖNETİM-YERİNDEN YÖNETİME İLİŞKİN KAVRAMSAL ÇERÇEVE...1

1: YÖNETİM-YERİNDEN YÖNETİME İLİŞKİN KAVRAMSAL ÇERÇEVE...1 bölüm 1: YÖNETİM-YERİNDEN YÖNETİME İLİŞKİN KAVRAMSAL ÇERÇEVE...1 1. Kavramsal Çerçeve: Yönetim-Yerinden Yönetim...2 1.1. Yönetim Kavramı...2 1.2. Yerinden Yönetim...4 2. Yerel Yönetimlerin Önemi ve Varlık

Detaylı

Tarımsal Gelir Politikası/Amaç

Tarımsal Gelir Politikası/Amaç Tarımsal Gelir Politikası/Amaç Belli bir yaşam standardı sağlayacak düzeye eriştirmek, Sektörler arasında kişi başına gelir farklılığı azaltmak Sektörde gelir dağılımını bireyler ve bölgeler arasında denge

Detaylı