ULUSAL. Bildiriler Kitabı Haziran Editör Doç. Dr. Cengiz ATAŞOĞLU
|
|
|
- Aysel Haşim
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 ULUSAL KEÇİCİLİK KONGRESİ 2010 Bildiriler Kitabı Haziran 2010 Editör Doç. Dr. Cengiz ATAŞOĞLU Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü ÇANAKKALE TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir
2 Editör: Doç. Dr. Cengiz ATAŞOĞLU Bu kitap Ulusal Keçicilik Kongresinde sunulan bildirileri içermekte olup, kitapta yer alan bildiriler Kongre Bilim Kurulu tarafından kabul edilmiş ve şekilsel açıdan düzenlemeye tabi tutulmuştur. Bu kitabın yayın hakkı editöre aittir ve tüm yayın hakları saklıdır. Kitabın herhangi bir bölümünün kopya edilmesi, başka dillere tercüme edilmesi, basılması ve çoğaltılması editör iznine bağlıdır. Kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir. Kapak tasarımı: Cengiz ATAŞOĞLU Birinci baskı: Haziran 2010 ISBN /100 İlet işim adresi: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Terzioğlu Kampusu Çanakkale Tel: Fax: E-posta: [email protected] B askı: Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Matbaası Terzioğlu Kampusu Çanakkale
3 DÜZENLEYEN KURULUŞLAR Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Çanakkale İli Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği DESTEKLEYİCİ KURUL UŞLAR TÜBİTAK (Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu) Çanakkale Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Kepez Belediyesi Çanakkale Ticaret Borsası Keşan Ticaret Borsası Abalıoğlu Yem-Soya Tekstil Sanayi A.Ş. Bolu Kalite Yem Sanayi A.Ş. Küpsan Hayvancılık Tıbbi Malzemeler Orman Ürünleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Alta Plastik Mühendislik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti Köşebucak Tarım Bayır Dondurma Çetinkaya Peynircilik Anıt Yağ
4 Kongre Onursal Başkanları Prof. Dr. Ali AKDEMİR (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü) Dr. Ferhan SAVRAN (Çanakkale İli Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı) Kongre Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Türker SAVAŞ Kongre Düzenleme Kurulu Prof. Dr. Türker SAVAŞ Doç. Dr. Cengiz ATAŞOĞLU Doç. Dr. Aynur KONYALI Doç. Dr. Akın PALA Arş. Gör. Dr. Cemil TÖLÜ Arş. Gör. Hande Işıl AKBAĞ Arş. Gör. Baver COŞKUN Bekir Sıtkı AYAĞ Sefer ŞAHİN Kongre Bilim Kurulu Prof. Dr. Erdoğan TUNCEL (Uludağ Üniversitesi) Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI (Ege Üniversitesi) Prof. Dr. Ali Okan GÜNEY (Çukurova Üniversitesi) Prof. Dr. Numan AKMAN (Ankara Üniversitesi) Prof. Dr. M. Mustafa OĞAN (Uludağ Üniversitesi) Prof. Dr. Orhan KARACA (Adnan Menderes Üniversitesi) Prof. Dr. İ. Zafer ARIK (Akdeniz Üniversitesi) Prof. Dr. Murat GÖRGÜLÜ (Çukurova Üniversitesi) Prof. Dr. Mustafa ÖZCAN (İstanbul Üniversitesi) Prof. Dr. Hayri COŞKUN (Abant İzzet Baysal Üniversitesi) Prof. Dr. Mahmut KESKİN (Mustafa Kemal Üniversitesi) Doç. Dr. Şafak PULATSÜ (Ankara Üniversitesi) Doç. Dr. Aşkın KOR (Yüzüncü Yıl Üniversitesi) Doç. Dr. İlkay DELLAL (Ankara Üniversitesi) Kongre Sekreteri Doç. Dr. Cengiz ATAŞOĞLU
5 İÇİNDEKİLER ÇAĞRILI BİLDİRİLER Türkiye de Keçi Yetiştiriciliği: Sorunlar ve Çözümler Mustafa KAYMAKÇI, Sait ENGİNDENİZ Üniversitelerde Keçi Konulu Araştırmalar ve Bunların Sahaya Yansımaları Turgay TAŞKIN, Mustafa KAYMAKÇI, Nedim KOŞUM, Gürsel DELLAL, Türker SAVAŞ, Aynur KONYALI, Ferhan SAVRAN, Cemil TÖLÜ, Erdoğan TUNCEL, Mehmet KOYUNCU, Okan GÜNEY, Sezen OCAK, Nazan DARCAN, Osman BİÇER, Mahmut KESKİN, İ. Zafer ARIK, Veysel AYHAN, İrfan DAŞKIRAN Preventive Health Management in Goat Production Matthias GAULY, E. MOOR Türkiye de Dağlık-Ormanlık Alanlarda Keçi Yetiştiriciliği: Mevcut Durum ve Gelecek Gürsel DELLAL, Mehmet ERTUĞRUL, Nihat TEKEL, Erkan PEHLİVAN Keçi Yetiştiriciliğinin Küresel İklim Değişimine Adaptasyonu ve Etkileri Azaltmaya Yönelik Stratejiler Nazan KOLUMAN DARCAN Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliklerinin Edinimleri Veysel AYHAN, Turgay TAŞKIN, Duygu İNCE, Murat YILMAZ, Serkan BOYAR, Erbay BARDAKÇIOĞLU YETİŞTİRİCİLİK ve EKOLOJİ Türkiye de Keçi Yetiştiriciliğinin Coğrafi Dağılımı Nuran TAŞLIGİL, Güven ŞAHİN Silvo-Pastoralizm: Hayvan Yetiştirme ve Orman Alanlarının Birlikte Yürütülmesi, Kuzeybatı Akdeniz Örneği Fatin CEDDEN Türkiye'de Kıl Keçisi Yetiştiriciliğinde Orman Kaynaklarından Yararlanmada Mevcut Durum, Darboğazlar ve Çözüm Önerileri Ahmet TOLUNAY, Veysel AYHAN Keçilerde Refah Mehmet KOYUNCU, Şeniz ÖZİŞ ALTINÇEKİÇ Kıl Keçi ve Saanen x Kıl Keçi (F 1 ) Melezlerinde Renk Varyasyonunun Oğlak Gelişimi Üzerine Etkisi Mustafa OLFAZ, Hasan ÖNDER, Hilal TOZLU
6 Tırmanma Oğlaklar için Davranışsal bir Gereksinim mi? Türker SAVAŞ, Cemil TÖLÜ, Hande Işıl AKBAĞ, Baver COŞKUN, İ. Yaman YURTMAN Keçilerde Vücut Sıcaklığının Hava Sıcaklığı ve Hava Nemi ile Etkileşimi Cemil TÖLÜ, Halil TUNCA, Tamer GARAGON, Türker SAVAŞ Türk Saanen Oğlaklarında Bazı Hematolojik Özelliklerin Yaş ve Cinsiyete Göre Değişimi Baver COŞKUN, Murat TOSUNOĞLU, Türker SAVAŞ Gökçeada daki Sığır, Koyun ve Keçilerde Bazı Seroprevalansı Kadir YEŞİLBAĞ, Gizem ALPAY, Pelin TUNCER Viral Enfeksiyonların 118 Doğum Öncesi ve Sonrası Dönemde Oğlak Ölümleri Funda E. ATAÇ, Turgay TAŞKIN, Mustafa KAYMAKÇI 123 ÜRETİM SİSTEMLERİ Güneydoğu Anadolu Bölgesi Keçi Yetiştiriciliğinin Genel Özellikleri ve Geliştirme Olanakları H. Deniz ŞİRELİ Türkiye de Göçer Keçi Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu ve Geleceği Muğla-Yatağan Örneği Murat YILMAZ, H. Erbay BARDAKÇIOĞLU, Turgay TAŞKIN, Orhan KARACA Ankara İlindeki Ankara Keçisi İşletmelerinin Yapısal Durumu ve Geliştirilme Perspektifleri İrfan DAŞKIRAN, Nazan KOLUMAN DARCAN, Soner ÇANKAYA Sözleşmeli Süt Keçisi Yetiştiriciliği: Bolana Modeli Orhan BULUT Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi: Gelişmeler Özdal GÖKDAL, Okan ATAY Organik Hayvancılıkta Keçi Yetiştiriciliğinin Yeri ve Önemi A.Özge DEMİR, İrfan DAŞKIRAN Entansif Keçi Eti Endüstrisindeki Gelişmeler, Bu Bağlamda Boer Irkının Önemi Okan GÜNEY, Sezen OCAK Keçi Üretim Sistemlerinin ve Keçi Ürünlerinin Kimi Dünya Ülkeleri ve Türkiye Açısından Değerlendirilmesi Mahmut KALİBER, Nazan KOLUMAN DARCAN
7 Organik Keçi Yetiştiriciliği Mahmut KALİBER, Nazan KOLUMAN DARCAN, Murat GÖRGÜLÜ Saanen, Maltız ve Kıl Keçileri ile Melezlerinde Fırsatçı Çiftleştirme ile Yıl Boyu Oğlak Elde Edilmesi Akın PALA, Sefer ŞAHİN Biga (Çanakkale) İlçesinde Keçi Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Genel Durumlarının Anket Yoluyla Belirlenmesi Feyzi UĞUR, Cemil TÖLÜ, Gürbüz DAŞ, Aynur KONYALI, Türker SAVAŞ Entansif Keçi Yetiştiriciliği Songül ŞENTÜRKLÜ, Emre ARSLANBAŞ Teke Yöresinde Kıl Keçisi Yetiştiriciliğine Genel Bakış Özgecan KORKMAZ AĞAOĞLU, Özkan ELMAZ, Mahiye ÖZÇELİK METİN, Aykut Asım AKBAŞ, Mustafa SAATCI Konya İli Kıl Keçi Yetiştiriciliği ve Islah Çalışmaları Hakan ERDURAN, Mesut KIRBAŞ Türkiye'de GAP Bölgesinde Keçi Yetiştiriciliğine İlişkin Bazı Yapısal ve Teknik Özellikler Nihat TEKEL, Gürsel DELLAL GENOTİP Antalya ve Burdur Yöresinde Yetiştirilen Honamlı Keçisinin Tanıtılması Özkan ELMAZ, Özgecan KORKMAZ AĞAOĞLU, Mahiye ÖZÇELİK METİN, Aykut Asım AKBAŞ, Mustafa SAATCI Yetiştirici Koşullarında Kıl Keçilerin Kimi Verim Özellikleri Okan ATAY, Özdal GÖKDAL, Vadullah EREN Farklı Keçi Genotiplerinin Doğu Akdeniz Bölgesi Koşullarındaki Performanslarının Karşılaştırılması: 2. Verim Özellikleri Sabri GÜL, Mahmut KESKİN, Osman BİÇER Tokat Şartlarında Yetiştirilen Saanen Irkı Keçilerin Döl, Süt Verimi ve Oğlakların Gelişme Özelliklerinin Belirlenmesi Zafer ULUTAŞ, Mehmet KURAN, Emre ŞİRİN, Yüksel AKSOY Norduz ve Kıl Keçilerinde Kıl Verimi ve Kalitesinin Belirlenmesi Ferda KARAKUŞ, Aşkın KOR, Mehmet BİNGÖL, S. Seçkin TUNCER, Ayhan YILMAZ, Fırat CENGİZ Türkiye Yerli Keçi Genetik Kaynakları ve Mevcut Durum Ayşe Özge DEMİR, Nihat MERT
8 Yerli ve Yabancı Keçi Irklarında Genetik İlerlemeye Biyokimyasal Polimorfik Sistemlerle Yaklaşım Ayşe Özge DEMİR, Nihat MERT Norduz Oğlaklarının Büyüme-Gelişme Özellikleri ve En Uygun Büyüme Modelinin Belirlenmesi Davut ÖZEL, Turgut AYGÜN Gürcü Keçisi Erdoğan SEZGİN, Sinan KOPUZLU, Sadrettin YÜKSEL Abaza Keçisi Erdoğan SEZGİN, Sinan KOPUZLU, Sadrettin YÜKSEL Ne Kadar Saanen? Kemal ÇELİK ÜREME ve BESLEME Akkeçilerde Vitamin E Destekli Kesif Yemle Flushing Uygulamasının Performansa Olan Etkileri B. Zehra SARIÇİÇEK, Mehmet DUYMAZ Saanen Keçilerinde Beden Kondisyon Skorunun Östrus Senkronizasyonu ve Gonadorelin Enjeksiyonu Sonrası Gebelik Oranlarına Etkisi İlker SERİN, Murat YILMAZ, Güneş SERİN, Ahmet CEYLAN Saanen ve Saanen X Kıl Keçi Melezi (G1-G2) Oğlaklarda Sütten Kesim Öncesi Farklı Besleme Uygulamalarının Canlı Ağırlık Artışı Üzerine Etkileri Mesut YILDIRIR, M. Akif YÜKSEL, Orhan KARADAĞ, Tamer SEZENLER, Mustafa YILMAZ Alman Alaca Kıl Melezi Keçilerin Besin Madde Tüketimleri ile Süt Verim ve İçeriği Arasındaki İlişkilerin Fenotipik ve Kanonik Korelâsyon ile Tahmini Sabri YURTSEVEN, Zeki DOĞAN, Uğur SERBESTER, Murat GÖRGÜLÜ Keçi Rasyonlarında Antioksidan Kullanımı Aydın ALTOP, Güray ERENER, Hüseyin ÇAYAN Melatonin Hormonunun Biyosentezi ve Süt Keçisi Yetiştiriciliğinde Eksojen Kullanımının Üreme Performansı ile Süt Kalitesi Üzerine Etkisi Mahmut ÇINAR, Uğur SERBESTER, Ayhan CEYHAN Beslemenin Keçi Sütü Yağ İçeriği ve Kompozisyonu Üzerindeki Etkisi Elif GÖK, Ali Vaiz GARİPOĞLU
9 Farklı Yemleme Tekniği Kullanılan Genç Keçilerde Vücut Sıcaklığı ve Solunum Sayısı Cemil TÖLÜ, Cem GÖNCÜ, Türker SAVAŞ, İsmail Yaman YURTMAN Sütten Kesim Öncesi Dönemde Probiyotik Tüketen Oğlaklarda Rumenin Morfometrik Yapısı Cengiz ATAŞOĞLU, Hande Işıl AKBAĞ, Mert GÜRKAN, Sibel HAYRETDAĞ, Ahmet UZATICI, Cemil TÖLÜ, Gürbüz DAŞ, Türker SAVAŞ, İsmail Yaman YURTMAN Süt Emen Oğlaklarda Probiyotik Tüketiminin İnce Barsağın Morfometrik Yapısı Üzerine Etkileri Cengiz ATAŞOĞLU, Hande Işıl AKBAĞ, Mert GÜRKAN, Sibel HAYRETDAĞ, Ahmet UZATICI, Cemil TÖLÜ, Gürbüz DAŞ, Türker SAVAŞ, İsmail Yaman YURTMAN Kolesterol İle Doyurulmuş Siklodekstrinin Teke Spermasına En Uygun Muamele Zamanının Tespiti Coşkun KONYALI, Cristina TOMÁS, Eva BLANCH, Ernesto GÓMEZ, Eva MOCÉ Kolesterol ile Doyurulmuş Siklodekstrin (CLC) ve Yumurta Sarısının Dondurulmuş Teke Sperması Kalitesi Üzerine Etkisi Coşkun KONYALI, Eva BLANCH, Cristina TOMÁS, Ernesto GÓMEZ, Eva MOCÉ Ülkemizde Keçilerde Üreme Konulu Çalışmalar Pelin EVEGÜ, Aynur KONYALI Keçilerin Beslenmesinde Tanenler Sibel SOYCAN ÖNENÇ, Mürsel ÖZDOĞAN YEM KAYNAKLARI Keçi Beslemede Silo Yemi Kullanımı Ahmet ALÇİÇEK Pazar Atığı Sebze ve Meyveler Alternatif Siloluk Materyal Olabilir mi! Asım KILIÇ Keçi Meralarında Bulunan Bazı Maki Türlerinin Otlatma Mevsimi Boyunca Yem Değerlerinin Saptanması Mustafa ÇÜREK, Nihat ÖZEN Süt Keçilerinin Beslenmesinde Pratik Rasyon Örnekleri Şerafettin KAYA
10 SÜT ve ÜRÜNLERİ Keçi Sütünün Fonksiyonel Bileşenleri Gülçin ŞATIR, Zeynep GÜZEL-SEYDİM Keçi Sütünün Kefir Üretiminde Kullanılması: Fiziksel, Kimyasal ve Duyusal Özellikler Onur GÜNEŞER, Yonca KARAGÜL-YÜCEER Keçinin En Tatlı Ürünü: Kahramanmaraş Dondurması Kurban YAŞAR Çine Yöresinde Yetiştirilen Kıl Keçi Sütlerinde Streptococcus agalactiae Saptanması Dilek KESKİN, Okan ATAY, Şükrü KIRKAN, Özdal GÖKDAL, Serten TEKBIYIK, Osman KAYA Keçi-İnek-Koyun Sütü Karışımı Kullanılarak Yapılan Mihaliç Peynirlerinin Özellikleri Serpil ADAY, Yonca KARAGÜL YÜCEER Keçi Sütünün İnsan Sağlığı Açısından Önemi Mehmet KOYUNCU, Turgay TAŞKIN, Mustafa KAYMAKÇI Çanakkale de Yetiştiriciliği Yapılan Bazı Keçi Irklarına ait Sütlerin Yağ Asidi Profili Onur GÜNEŞER, Yonca YÜCEER, Aynur KONYALI Türkiye de Süt Keçisi Yetiştiriciliği ve Modern Süt Bilimi Bakış Açısıyla Keçi Sütünün Değerlendirilmesi Emre ARSLANBAŞ, Ali Erbili BODUR Keçi Sütü ve İnek Sütü Özelliklerinin Karşılaştırılması Hülya YAMAN, Hayri COŞKUN Keçi Sütünden Bebek Maması Olarak Yararlanma Olanakları Kevser AYIŞIĞI VAROL, Nedim KOŞUM Keçi Sütünün Bileşimi ve Özellikleri Birsen TOPAÇ, Yonca KARAGÜL YÜCEER ET ve KALİTESİ Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi Oğlaklarının Besi, Karkas ve Et Kalitesi Özelliklerinin Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi Hülya YALÇINTAN, Bülent EKİZ, Mustafa ÖZCAN 382
11 Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) ve Kıl Keçisi Oğlaklarının Besi, Karkas ve Et kalite Özellikleri Okan ATAY, Özdal GÖKDAL, Semra KAYAARDI, Ali Kemali ÖZUĞUR, Vadullah EREN Entansif Besi Koşullarında Boer x Balcalı Melezi (BBLC) ve Balcalı (BLC) Erkek Oğlakların Besi Performansı ve Karkas Özellikleri Üzerinde Bir Araştırma Okan GÜNEY, Sezen OCAK Keçi Karkas ve Et Kalitesi Engin YARALI, Okan ATAY, Özdal GÖKDAL, Semra KAYAARDI Keçilerde Et Kalitesini ve Besin Madde Kompozisyonunu Etkileyen Faktörler Alev TURAN, Emine SAÇILDI SOSYO-EKONOMİ Keçinin Önemi ve Yörük Kültüründeki Yeri Mehmet KOYUNCU, Erdoğan TUNCEL Tüketicilerin Alternatif Hayvansal Ürünlere Ödeme Gönüllüğü: Keçi Sütü ve Peyniri Örneği Oğuz PARLAKAY, Dilek BOSTAN BUDAK, Hilal YILMAZ, Erdal DAĞISTAN Küreselleşme Sürecinde Keçiden Elde Edilen Ürünlerin Coğrafi İşaretli Ürün Olarak Değerlendirilme Olanakları İrfan DAŞKIRAN, Nazan KOLUMAN DARCAN Türkiye ve Dünya da Keçilerden Elde Edilen Ürünlerin Durumu Şebnem KARA UZUN, Şeniz ÖZIŞ ALTINÇEKIÇ Günahları Keçiye Yükledik! Hande Işıl AKBAĞ, Harun BAYTEKİN KIL ve KALİTESİ Türkiye de Keçi Lifleri Üretim Potansiyeli ve Bundan Yararlanma Olanakları Gürsel DELLAL, Zeynep ERDOĞAN, Mehmet KOYUNCU, Feryal SÖYLEMEZOĞLU, Erkan PEHLİVAN, Seçkin TUNCER Norduz ve Kıl Keçilerinden Elde Edilen Üst ve Alt Kıllarda Bazı Fiziksel Özellikler Arasındaki Fenotipik Korelasyonlar Ferda KARAKUŞ, Mehmet BİNGÖL, Aşkın KOR, S. Seçkin TUNCER, Ayhan YILMAZ, Fırat CENGİZ
12 ÇAĞRILI BİLDİRİLER
13 Türkiye de Keçi Yetiştiriciliği: Sorunlar ve Çözümler Mustafa KAYMAKÇI 1, Sait ENGİNDENİZ 2 1 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bornova, İzmir 2 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Bornova, İzmir Giriş Keçi yetiştiriciliği, genelde az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan geleneksel bir hayvansal üretim dalıdır. Anılan üretim dalı kırsal ve ormanlık bölgelerdeki dar gelirli ailelerin önemli bir geçim ve besin kaynağını oluşturmaktadır. Keçi yetiştiriciliğinin öne çıkan özelliği de,başka bir şekilde değerlendirilemeyen marjinal alanların (dağlık, fundalık ve taşlık arazilerin) hayvansal ürünlerin elde edilmesine olanak sağlamasıdır (Sönmez,1974;Şengonca ve Kaymakçı,1982; Kaymakçı ve ark., 2005a,b). FAO nun 2008 yılı verilerine göre dünyada yaklaşık 862 milyon baş keçi bulunmaktadır. Keçi sayısının en fazla olduğu ülkeler sırasıyla; Çin (% 17.33), Hindistan (% 14.59), Pakistan (% 6.58), Bangladeş (% 6.54) ve Nijerya dır (% 6.24). Türkiye yaklaşık 5.6 milyon baş keçi varlığı ile dünyada % 0.65 oranında bir pay almaktadır ( Keçi sayısının fazla olduğu ve gelişmekte olan ülkelerde bugüne kadar yapılan araştırmalarda keçiciliğin ekonomik yönünün yanı sıra sosyal yönünün de olduğu ortaya konulmuştur (Deoghare and Bhattacharyya, 1993; Panin and Mahabile, 1997; Teufel et al., 1998; Alam, 2000; Kumar and Deoghare, 2000). Keçi yetiştiriciliği, Anadolu kültüründe maddi ve manevi bir öneme sahiptir. Keçi, Türk insanının beslenmesi, giyinip barınması ve benzeri konularda ekonomik bir öğe olduğu kadar, manevi alanda da tarihi süreç içerisinde önemli bir rol üstlenmiştir. Türkiye de keçi yetiştiriciliği; ya tarım işletmesi içinde, ya da köy sürüleri, yayla ya da göçer sürüler şeklinde sürdürülmektedir. Ancak son yıllarda Batı Anadolu da, peynir üretimi yapan ya da peynir üreten mandıralara süt sağlayan entansif işletmeler de faaliyet göstermektedir. Bu işletmelerde ise genellikle Saanen melezi yetiştirilmektedir (Kaymakçı ve Dellal, 2006a; Kaymakçı ve Taşkın, 2006b). Türkiye de keçi yetiştiriciliği, genellikle orman içi-kenarı bölgeler, bitkisel üretime ve diğer hayvan türlerinin yetiştirilmesine uygun olmayan araziler ile sarp alanlarda yapılmaktadır. Yaklaşık işletmede yapılan keçi yetiştiriciliği, üç milyon civarındaki insanın geçimine katkıda bulunmaktadır (Dellal ve Dellal, 2005). Özellikle dağlık alanlardaki işletmelerde üretim deseninin geniş olmaması nedeniyle keçi yetiştiriciliği bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu alanlarda keçi sayısının azaltılması ya da keçi yetiştiriciliğinden vazgeçilmesi yaşayan halkın geçimini olumsuz etkileyebilecektir. Keçi yetiştiriciliğinin bu açıdan taşıdığı sosyo-ekonomik önem bugüne kadar yapılan birçok araştırmada da ortaya konulmuştur (Özcan, 1984; Gönültaş, 1996; Gökçe ve Engindeniz, 1997; Dellal ve Erkuş, 2000; Koyuncu, 2005). Diğer taraftan Türkiye keçi varlığı, var olan üretim sistemleri ve farklı iklim koşullarında iyi uyum gösteren ırklardan oluşur. Bununla birlikte genetiksel yetersizliğin, çağdaş üretim tekniklerinin uygulanması durumunda bile kârlı bir yetiştiriciliğin yapılmasını engellediği konusunda yaklaşımlar da vardır (Kaymakçı ve Güney, 2006c). Ayrıca keçi yetiştiriciliğinde verimlik, doğal kaynaklarla uyumluluk, insan sağlığı için 1
14 gerekli hijyen ve sanitasyonu sağlamak, hayvan haklarına saygı gibi ölçütlerin yerine getirilmediği ileri sürülmektedir (Gürsoy, 2009). Bu çalışmada, Türkiye de keçi yetiştiriciliğinde karşılaşılan temel sorunların çözümlenmesine ve sürdürülebilir keçi yetiştiriciliğinin geliştirilmesine yönelik öneriler getirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle Türkiye de keçi sayısı ile süt, et deri, kıl ve tiftik gibi ürünlerinin üretimi üzerinde durulmuş, daha sonra teknik ve ekonomik durum ile sorunlar irdelenmiştir. Son olarak da bu sorunların çözümlenmesine yönelik uygulanabilecek teknik ve ekonomi-politikalar tartışılmıştır. Türkiye Keçi Varlığı Değişimleri İşletme Sayısı ve Sürü Büyüklüğü 2001 Genel Tarım Sayımına göre Türkiye de toplam tarım işletmesi bulunmakta olup, bu işletmelerin % ünde bitkisel ve hayvansal üretim birlikte gerçekleştirilmekte, % 2.36 sında ise sadece hayvancılık yapılmaktadır ( Diğer taraftan, aynı yıl yapılan sayımda işletmede (% 17.23) küçükbaş (koyun ve keçi) bulunduğu saptanmıştır. Türkiye de civarındaki işletmede keçiciliğin sürdürüldüğü belirtilmekle birlikte (Dellal ve Dellal, 2005), bazı çalışmalarda keçicilik işletmesi sayısının olduğu ifade edilmektedir (Vural ve Fidan, 2007) Tarımsal İşletme Hayvansal Üretim Araştırması Sonuçlarına göre; Türkiye de küçükbaş hayvan yetiştiren işletmelerin %18.6 sı sadece 1-4 baş, yaklaşık %72 si ise 1-49 baş hayvana sahiptir. Toplam hayvan sayısının yaklaşık % 53 ü baş hayvana sahip işletmelerin elinde bulunmaktadır (Çizelge 1). Çizelge 1. Türkiye de küçükbaş hayvanı olan işletmelerin büyüklük ve hayvan sayısı itibariyle dağılımı Küçükbaş Hayvan Sayısına Göre İşletme Büyüklüğü (Baş) Küçükbaş Hayvanı Olan İşletme Sayısı (%) Küçükbaş Hayvan Sayısı (%) Toplam Kaynak: TÜİK, 2006 Tarımsal İşletme Hayvansal Üretim Araştırması Sonuçları ( Türkiye keçi yetiştiriciliğinde ortalama sürü büyüklüğü farklı bölgelerde yapılan araştırmalarla da ortaya konulmuştur. Örneğin ortalama sürü büyüklüğü; Çanakkale de (Aktürk ve ark., 2005) ve 55.7 baş (Koyuncu ve ark., 2006), Burdur da baş (Bilginturan, 2008), Kahramanmaraş da ise baş olarak saptanmıştır (Paksoy, 2007). Bununla birlikte, yapılan bir araştırmada ihtisaslaşmış işletmelerde yeter geliri verebilecek işletme büyüklüğü; kıl keçisi yetiştiriciliğinde 51 baş, tiftik keçisi yetiştiriciliğinde ise 94 baş olarak saptanmıştır (Erkuş ve ark., 2001). 2
15 Keçi Sayısı ve Bölgelere Göre Dağılımı TÜİK in 2008 yılı verilerine göre Türkiye de halen 5.59 milyon baş keçi bulunmaktadır. Keçi varlığının ise yaklaşık % 97 sini Anadolu nun tüm bölgelerine yayılmış olan kıl keçileri oluşturmaktadır. Kıl keçiler yaygın olarak orman içi ve kenarında yetiştirilmektedir. Tiftik keçileri ise keçi varlığı içerisinde yaklaşık % 3 oranında bir pay almaktadır. Türkiye de kıl ve tiftik keçisi dışında, sayıları az olmakla birlikte, daha çok Batı Anadolu kıyı şeridinde Malta ve melezlerinin, Kilis ve çevresinde ise Kilis melezlerinin yetiştiriciliği yapılmaktadır. Son yıllarda Ege ve Marmara Bölgeleri nde Saanen melezi keçi yetiştiriciliğinin de gelişme gösterdiği saptanmıştır (Kaymakçı ve Dellal, 2006a) döneminde Türkiye de keçi varlığındaki gelişmeler Çizelge 2 de verilmiştir. Çizelgeden görüldüğü gibi, ilgili dönemde kıl keçisi varlığı % 25.38, tiftik keçisi varlığı ise % oranında azalış göstermiştir. Keçi varlığının küçükbaş hayvan varlığı içindeki payı 1999 yılında % iken, bu pay 2008 yılında %18.92 ye gerilemiştir yılındaki toplam kıl keçisi varlığının % sini ergin keçi, % ini genç-yavru keçi oluştururken, tiftik keçisi varlığının % ini ergin keçi, % unu genç-yavru keçi oluşturmuştur. Çizelge 2. Türkiye de kıl ve tiftik keçi varlığındaki değişimler Yıllar Kıl Keçi Varlığı (Baş) (1) İndeks (1999=100) İndeks (1999=100) Tiftik Keçisi Varlığı (Baş) (2) Toplam Keçi Varlığı (Baş) (1+2) İndeks (1999=100) Küçükbaş Hayvan Varlığı İçindeki Payı (%) Kaynak: TÜK ( Keçi varlığındaki azalmanın şüphesiz farklı nedenleri vardır. Ancak en önemli nedenlerin; kamu uygulamalarında küçükbaş hayvancılık sektörünün göz ardı edilmesi, kentlere göçüş nedeniyle işletme sayısında ve genç nüfustaki azalmalar, pazar koşullarının yetiştirici aleyhinde olması, keçicilik ürünlerine olan talebin yetersizliği, mera alanlarının daralması, çoban masraflarının yüksekliği ve çoban bulmadaki güçlükler ile girdi maliyetlerindeki artışlar olduğu ileri sürülmektedir (Ertuğrul ve ark., 2010). Türkiye de 2008 yılı keçi varlığının bölgelere göre dağılımı incelendiğinde; kıl keçilerinin en fazla Akdeniz Bölgesi nde (% 22.78) bulunduğu, bunu sırasıyla Güneydoğu Anadolu (% 19.67) ve Ege Bölgesi nin (% 14.20) izlediği görülmektedir. Tiftik keçilerinin ise en fazla Batı Anadolu Bölgesi nde (% 46.08) olduğu, bunu sırasıyla Ege (% 14.17), Batı 3
16 Karadeniz (% 13.21) ve Doğu Marmara Bölgesi nin (% 13.00) izlediği belirlenmiştir ( Kıl keçisinin illere göre dağılımına bakıldığında en fazla kıl keçisi yetiştiriciliği yapılan ilin Antalya olduğu görülmektedir (% 6.34). Bunu sırasıyla; İçel, Diyarbakır, Adana, Muş, Van, Manisa, İzmir, Bingöl, Gaziantep, Kahramanmaraş ve Çanakkale izlemektedir. Tiftik keçisinin illere göre dağılımı incelendiğinde ise ilk sırayı Ankara almakta (% 42.02), bunu sırasıyla; Kütahya, Eskişehir, Konya, Çankırı, Kastamonu, Karaman, Siirt, Mardin, Bolu, Çorum ve Kırıkkale izlemektedir ( Türkiye de Keçi Ürünleri Üretimi Türkiye de nüfusun beslenme ihtiyacının karşılanması açısından hayvansal ürünler önemlidir. Bu nedenle yıldan yıla artan nüfusa karşın hayvansal üretim miktarının da arttırılması gerekmektedir. Türkiye de nüfus artış hızı yavaşlamasına karşın devam etmektedir. Ancak özellikle kırmızı et üretiminde nüfus artışına paralel olarak üretimin artırılamadığı görülmektedir. Süt üretiminde son yıllarda artışlar kaydedilmekle birlikte, yeterli olduğu söylenememektedir (Çizelge 3). Çizelge 3. Türkiye de yıllık nüfus artış hızı ve kimi hayvansal ürünlerin üretimindeki değişimler Yıllar Yıllık nüfus artış hızı ( ) Toplam süt Üretimi (ton) Yıllık Değişim (%) Toplam Kırmızı Et Üretimi (ton) Yıllık Değişim (%) Kaynak: TÜİK ( Bu açıdan bakıldığında, tüm hayvancılık dallarında olduğu gibi, et ve süt üretimi açısından önemli olan keçi yetiştiriciliğinde de üretim artışı sağlanması zorunludur. Bunun için de keçi yetiştiriciliğinin desteklenmesi ve teşvik edilmesi gerekmektedir. Keçi Sütü Üretimi FAO nun 2008 yılı verilerine göre dünyada sağılan baş keçiden ton süt elde edilmiştir. Dolayısıyla hayvan başına süt verimi kg dır. Dünyada döneminde keçi sütü üretimi % oranında artmıştır. Keçi sütü üretimi açısından en önemli ülkeler sırasıyla; Hindistan (% 25.57), Bangladeş (% 13.25), Sudan (% 9.57), Pakistan (% 4.48) ve İspanya dır (% 3.88). Türkiye 2008 yılı dünya keçi sütü üretimi içinde % 1.38 oranında bir pay almıştır ( 4
17 TÜİK verilerine göre Türkiye de sağılan keçi sayısı ve süt üretimindeki gelişmeler Çizelge 4 de verilmiştir. Çizelgeden görüldüğü gibi keçi sayısındaki azalışa paralel olarak sağılan hayvan sayısı da azalmıştır yılında sağılan baş keçinin % ini kıl keçileri, % 3.02 sini ise tiftik keçileri oluşturmuştur döneminde keçilerden elde edilen süt üretimi % oranında azalmıştır yılında üretilen ton sütün % sı kıl keçilerinden,% 1.04 ü ise tiftik keçilerinden sağlanmıştır yılında sağılan hayvan başına ortalama süt verimi; kıl keçilerde kg, tiftik keçilerde ise kg olarak gerçekleşmiştir yılında üretilen keçi sütü, Türkiye toplam süt üretiminin % 1.71 ini oluşturmuştur. Çizelge 4. Türkiye de keçi sütü üretimindeki değişimler Yıllar Sağılan Hayvan Sayısı (Baş) Süt Üretimi (Ton) Toplam Süt Üretimi İçindeki Payı (%) Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Toplam Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Toplam İndeks (1999=100) Kaynak: TÜİK ( Keçilerden elde edilen süt verimi farklı bölgelerde yapılan araştırmalarla da ortaya konulmuştur. Örneğin Burdur da yapılan bir araştırmada hayvan başına günlük süt verimi ortalama 0.33 kg (Bilginturan, 2008), Doğu Anadolu Bölgesi nde yapılan bir araştırmada, keçilerde günlük süt verimi; Erzurum da 0.34 kg, Ağrı da 0.28 kg, Van da 0.23 kg, Elazığ da ise 0.33 kg olarak saptanmıştır (Aksoy ve Yavuz, 2008). Çanakkale de yapılan bir araştırmada ise günlük süt verimi 2.2 kg/baş dolayında bulunmuştur (Aktürk ve ark., 2005). Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporuna göre; döneminde Türkiye de keçilerde süt veriminin 89 kg dan 100 kg a çıkarılması hedeflenmiştir. Aynı dönemde yıllık keçi sütü üretiminin tona çıkarılması planlanmıştır (DPT, 2007). Keçi Eti ve Deri Üretimi FAO nun 2008 yılı verilerine göre dünyada kesilen baş keçiden ton et elde edilmiştir. Dolayısıyla hayvan başına et verimi kg dır. Dünyada döneminde keçi eti üretimi % oranında artmıştır. Keçi eti üretimi açısından en önemli ülkeler sırasıyla; Çin (% 37.17), Hindistan (% 11.06), Nijerya (% 5.50), Pakistan (% 5.31) ve Bangladeş tir (% 4.7). Türkiye 2008 yılı dünya keçi eti üretimi içinde % 0.91 oranında bir pay almıştır ( 5
18 TÜİK verilerine göre Türkiye de kesilen keçi sayısı ve et üretimindeki gelişmeler Çizelge 5 de verilmiştir. Çizelgeden görüldüğü gibi yine keçi sayısındaki azalışa paralel olarak kesilen hayvan sayısı da azalmıştır yılında baş keçi kesilmiş ve ton et üretimi sağlanmıştır döneminde keçilerden elde edilen et üretimi % oranında azalmıştır yılında kesilen hayvan başına ortalama et verimi kg dır. Kıl ve Tiftik keçisi ayrımı yapılan son yıl olan 2006 yılında hayvan başına et verimi kıl keçilerde kg, tiftik keçilerde ise kg olarak gerçekleşmiştir yılında üretilen keçi eti, Türkiye toplam kırmızı et üretiminin % 2.85 ini oluşturmuştur. Çizelge 5. Türkiye de keçi eti üretimindeki değişimler Kesilen Hayvan Sayısı (Baş) Yıllar Keçi Eti Üretimi (Ton) Toplam Kırmızı Et Üretimi İçindeki Payı (%) Deri Üretimi (Adet) İndeks (1999= 100) Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Toplam İndeks (1999=100) Kaynak: TÜİK ( Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporuna göre; döneminde Türkiye de keçilerde karkas ağırlığının 19 kg da tutulması hedeflenmiştir. Aynı dönemde yıllık keçi eti üretiminin tona çıkarılması planlanmıştır (DPT, 2007). Diğer taraftan, FAO nun 2008 yılı verilerine göre dünyada ton keçi derisi üretilmiştir. Dünyada döneminde keçi derisi üretimi % oranında artmıştır. Keçi derisi üretimi açısından en önemli ülkeler sırasıyla; Çin (% 33.38), Hindistan (% 12.35), Pakistan (% 8.92), Bangladeş (% 6.04) ve Ürdün dür (% 4.36). Türkiye 2008 yılı dünya keçi derisi üretimi içinde % 0.55 oranında bir pay almıştır ( TÜİK verilerine göre ise Türkiye de 2008 yılında keçilerden adet deri elde edilmiştir. Keçilerden elde edilen deri miktarı döneminde % oranında azalmıştır (Çizelge 5). Keçi Kılı ve Tiftik Üretimi TÜİK verilerine göre Türkiye de kırkılan keçi sayısı ile kıl ve tiftik üretimindeki gelişmeler Çizelge 6 da verilmiştir. Çizelgeden görüldüğü gibi yıllar itibariyle kırkılan kıl keçi sayısı azalmıştır yılında kırkılan baş kıl keçiden ton kıl elde edilmiştir döneminde kıl keçilerden elde edilen kıl üretimi % oranında 6
19 azalmıştır yılında kırkılan hayvan başına ortalama kıl verimi g dır. Diğer taraftan, çizelgeden görüldüğü gibi yıllar itibariyle kırkılan tiftik keçi sayısı da azalmıştır yılında kırkılan baş tiftik keçiden 194 ton tiftik elde edilmiştir döneminde tiftik keçilerinden elde edilen tiftik üretimi % oranında azalmıştır yılında kırkılan hayvan başına ortalama tiftik verimi 1.76 kg dır. Çizelge 6. Türkiye de keçi kılı ve tiftik üretimindeki değişimler Yıllar Kırkılan Hayvan Sayısı (Baş) Kıl Üretimi İndeks Tiftik İndeks Kıl Tiftik Toplam (Ton) (1999=100) Üretimi (1999=100) Keçisi Keçisi (Ton) Kaynak: TÜİK ( Hatay da yapılan bir araştırmada, kıl keçilerinin Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında bir defa kırkıldığını, dişilerden g, erkeklerden ise g kıl elde edildiği saptanmıştır (Keskin, 1996). Bugün dünyanın birçok ülkesinde tiftik keçisi yetiştirilmekte ve yüksek verimler elde edilmektedir. Ancak elde edilen tiftik, incelik ve yumuşaklık gibi önemli özellikleri bakımından Türkiye de üretilen tiftikler seviyesine ulaştırılamamıştır. Türkiye de tiftik verimi kg arasında değişmektedir, ortalama 2.75 kg civarındadır ( Keçi Yetiştiriciliğinden Elde Edilen Üretim Değeri Keçi yetiştiriciliğinden elde edilen üretim değeri,2007 yılında milyon TL dir..bu değer, Türkiye tarım ve hayvansal üretim değerinin sırasıyla %0.58 i ve %2.02 ini oluşturmuştur (Çizelge 7) yılında elde edilen üretim değeri ise sırasıyla; hayvansal üretim değerinin %1.58 ini, tarımsal üretim değerinin ise % 0.42 sidir yılında hayvancılıktan ve keçi yetiştiriciliğinden elde edilen mutlak değerler de sırasıyla 24 milyarlık TL. ve milyon TL dir.. Diğer taraftan, keçilerden elde edilen üretim değeri içerisinde süt üretim değeri en fazla paya sahiptir. Süt üretim değeri; 2007 yılında % 49.22, 2008 yılında ise % oranında bir pay almıştır. Kahramanmaraş ta yapılan bir araştırmada keçi yetiştiriciliğinden elde edilen üretim değerinin % sının süt üretim değerinden elde edildiği ortaya konulmuştur (Paksoy, 2007). Antalya da yapılan bir araştırmada ise kıl keçisinden elde edilen üretim değerinin, % ının süt, % 0.14 ünün kıl, % 0.29 unun deri, % 0.44 ünün gübre, % ünün ise envanter kıymet artışı olduğu saptanmıştır (Dellal ve Erkuş, 2000). 7
20 Diğer taraftan, yapılan bir araştırmada 2005 verileri üzerinden yapılan hesaplamalarda hayvan başına elde edilebilecek brüt kar; süt keçilerinde TL, tiftik keçilerinde ise TL olarak saptanmıştır (Vural ve Fidan, 2007). Aynı yıl verileri üzerinden yapılan bir başka araştırmada keçilerden hayvan başına elde edilebilecek yıllık brüt kar; tiftik keçilerinde TL, kıl keçilerinde TL, Kilis keçilerinde ise TL olarak saptanmıştır (Gürsoy, 2006). Çizelge 7. Türkiye de keçi yetiştiriciliğinden sağlanan üretim değeri (1000 tl) Üretim Değeri Unsurları 2007 % 2008 % Keçi Sütü Üretim Değeri Keçi Eti Üretim Değeri Keçi Derisi Üretim Değeri Keçi Kılı Üretim Değeri Tiftik Üretim Değeri Toplam Keçi Yetiştiriciliği Üretim Değeri (1) Toplam Hayvansal Üretim Değeri (2) % (1/2) Toplam Tarımsal Üretim Değeri (3) % (1/3) Kaynak: TÜİK ( Türkiye Keçi Yetiştiriciliğinin Teknik Ekonomik Durum Ve Sorunları Teknik Sorunlar Damızlık Türkiye de damızlık sorununun çözümüne ilişkin genetik ıslah çalışmalarını iki grupta toplamak olasıdır. Bunlardan birincisi; süt keçisi yetiştirme etkinlikleridir. Süt keçisi yetiştirme çalışmalarının bir alt grubu ise yerli sütçü ırklarla yapılan araştırmaları kapsamaktadır. Bu bağlamda, Malta ve Kilis gibi sınırlı sayıda var olan yerli sütçülerle gerçekleştirilen saf yetiştirme araştırmaları ile kültür ırklarının uyumlama denemeleri sayılabilir. Uyumlama denemeleri için 1959 yılında dışalımı yapılan Saanen ve daha sonraları getirilen Beyaz Alman, Alpin gibi ilk akla gelen genotiplerdir. Süt keçisi yetiştirme çalışmalarının ikinci alt grubu da, kıl keçileri ve süt ırklarla yapılan melezleme çalışmaları olmuştur. Melezleme çalışmaları ile Türk Saaneni, Ak Keçi ve Çukurova gibi tiplerin elde edildiği bilinmektedir (Kaymakçı ve ark, 2005a,b). Keçi ırklarımızda genetik ıslaha yönelik etkinliklerin ikincisi ise Tiftik keçileri üzerine olmuştur. Ancak, tiftik ıslahına ilişkin araştırmaların sınırlı düzeyde olduğu söylenebilir. Diğer yandan keçi ıslahına yönelik etkinliklerin Türkiye de büyük ölçüde üniversiteler kapsamında gerçekleştirildiği gözlemlenmektedir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nın bu doğrultudaki çalışmaları dikkate değer düzeyde değildir. Anılan nedenden dolayı kaliteli damızlık keçi ve teke Türkiye koşullarında yeterli düzeyde üretilememektedir. Bu amaca yönelik üretim yapan işletme sayısı da çok azdır. Damızlık üretimi örgütlü şekilde yapılamamaktadır. Damızlık hayvanların fiyatları zaman zaman kasaplık değerlerine yakın olmakta, damızlık ihalelerinde fiyatlar çok düşük tutulmakta, fiyat düşüklüğü nedeniyle damızlık hayvanların et amaçlı kesilmeleri önlenememekte, yüksek damızlık değere sahip hayvanlar zorunlu sigorta kapsamı dışında tutulmaktadır. 8
21 Damızlık hayvan borsası kurulamamış, damızlık hayvan için taban fiyat yoktur. Bakanlık tarafından damızlık satın alınmasında kullanılan günümüz ihale yöntemi (en düşük fiyat teklifi), kaliteli damızlık materyalin aleyhine çalışır hale gelmiştir. Anılan damızlık üretme çalışmalarında ortaya çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir; Birincisi kıl keçilerinde saf yetiştirmeye yönelik bir çalışma yoktur. Aslında böyle bir çalışmaya gereksinme bile duyulmamıştır. Kıl keçi kaderine terk edilmiştir. Ancak Saanen lerle melezlenerek melez süt keçisi üretiminde anaç materyal olarak kullanılmışlardır. Bugün özellikle Çanakkale den Antalya ya kadar olan kıyı şeridinde var olan beyaz renkli melezler çoğunlukla bunlardır. İkincisi ise dışarıdan getirilen sütçü genotiplerin saf olarak üretilmesi de gerçekleştirilememiştir. Tiftik keçisi yetiştiriciliği ise neredeyse bitme aşamasındadır. Bununla birlikte son yıllarda keçi sütüne olan talep nedeniyle süt keçiciliği çok hızlı bir gelişme seyrine girmiştir. Ancak organizasyonların yetersiz olması nedeniyle damızlık taleplerinin karşılanması şimdilik olası gözükmemektedir. Son dönemlerde kimi girişimciler özellikle Saanen yatırımına yöneldiği gözlemlenmektedir. Girişimcileri bu alana çeken konulardan biri de kârlılık düzeyidir. Örneğin; 2 inek için ayrılacak sermaye ile 15 keçi alınırsa ve 6 yıl içinde sorunsuz bir üreme programı uygulanırsa keçi sayısı 564 e ulaşmaktadır. Aynı dönemde inek sayısı ise 15 e ulaşmaktadır. Dolayısıyla dönem sonunda hayvanların değeri keçi de inekten fazla olmaktadır. Ayrıca aynı dönemde keçilerden elde edilen süt 400 tona ulaşırken, ineklerden alınan süt 90 tonda kalmaktadır. Keçi sütü fiyatının inek sütü fiyatının yaklaşık iki katı olduğu da düşünülürse, bu alana yatırım yapmak cazip görülebilmektedir. Bugün hayvancılıkla ilgili birçok firma keçi yatırımına yönelmektedir. Bu örnek girişimlerden biri de bir deri pazarlama firması tarafından Seferihisar da 3.5 milyon $ lık bir yatırımla 40 dekarlık alanda kurulan Saanen keçi yetiştiriciliği işletmesidir Besleme Keçi yetiştiriciliğinde de beslemenin ana kaynağı olan yem, kaba ve yoğun (karma) yem olarak iki gruptur. Yemin hayvan beslenmesi yanında işletme ekonomisi bakımından da önemi büyüktür. Yem giderlerinin üretim maliyetleri içerisindeki payı yaklaşık %60-70 lere ulaşabilmektedir (Sayın,1998). Keçi türünde diğer geviş getirenlerde olduğu üzere kaba yeme dayalı beslenme daha ekonomiktir. Ancak yeterli üretim miktarı ve kalite sorunu vardır. Kaliteli kaba yem kaynakları; çayır ve meralar ile yem bitkileridir. Çayır ve meralar ile hayvan varlığı konusundaki bilgiler yetersiz olduğundan toplam kaba yem talebi ve üretim verileri sağlıksızdır. Bilgilere göre de, toplam kaba yem talebinin en fazla %50 si karşılanmaktadır (Tufan,1998). Bunun da en fazla %15 i kalitelidir (Baysal ve ark, 1995). Meraların kalitelerinin iyileştirilmeleri gereği ortadadır. Türkiye de yılda tüketilen yemin yaklaşık %70 i çayır-mera, yaylak ve kışlaklardan sağlanmaktayken (Gençkan,1985), uzun süren terörle mücadele faaliyeti meraya dayalı üretimi ve yetiştiriciliği olumsuz etkilemiş, çoğunlukla aile işletmeleri şeklinde olan ve ekstansif yapılan hayvancılığı zora sokmuştur. Bir diğer kaliteli kaba yem kaynağı yem bitkileridir, ancak bunlar Türkiye de toplam tarım alanının ancak %3.5 ini oluşturmaktadır. Bu oran gelişmiş ülkelerde %25-30.dur (Eker, 2007). Hayvancılığın geliştirilmesi için bu oranın yükseltilmesinin gereği kaçınılmazdır. Diğer yandan, keçilerimizin büyük bir çoğunluğunu oluşturan kıl keçilerinin beslenmesinde makilik, orman içi ve kenarı meralar giderek sınırlanmıştır. Bu durum, kıl keçi varlığını 9
22 hızla düşmesine neden olmuştur. Günümüzde izlenen; Mera Kanunu çıkarılarak meraların ıslah edilmesi ve yem bitkileri tohumluğunun desteklenmesi politikalarının temelinde, besleme sorununa çözüm arayışları yatmaktadır. Sağlık-Koruma Sağlıklı ürünler, diğer hayvan türlerinde olduğu gibi keçilerde de sağlıklı sürülerden elde edilir. Ancak Türkiye hayvancılığının yıllardır sağlık koruma ve hastalıklarla mücadele açısından yeterli olmadığı da görülmektedir (Türkyılmaz ve Nazlıgül, 2002). Bu bağlamda, yıllardır keçi yetiştiriciliğimizde de olumsuz yönde etkileyen brusella, tüberkuloz, şap, keçi ciğer ağrısı, koyun-keçi vebası gibi hastalıklar, başta hayvan ölümleri olmak üzere insan sağlığını da tehdit eder hale gelmiştir. Özellikle güney-doğu ve doğu sınırlarımızdan kaçak hayvan girişi istenilen düzeyde engellenememiştir. Belirli bir program dahilinde sağlık taraması ve aşı yapılamamaktadır. Sağlık koruma konusunda yetiştiricilerimiz, bilinçlendirilememiştir. Hayvan hareketleri Türkiye içinde etkin bir şekilde denetlememektedir. Hastalık sağıtımı amacıyla bilinçsizce ilaç kullanımı, keçi yetiştiriciliğinde yüksek düzeyde olmasa bile önemli kaynak israfına yol açmaktadır. Zorunlu hayvan sağlık sigorta sistemi istenilen düzeyde hayata geçirilememiştir (Günaydın, 2007). Ekonomik Durum ve Sorunları Kredi ve Desteklemeler Türkiye de tarıma sağlanan kredi ve desteklemelerin AB ile karşılaştırılmayacak kadar düşük olduğu gözlemlenmektedir (*). Bu bağlamda, desteklemelerde hayvancılığın payı ise bitkisel üretime göre daha azdır (**). Keçi yetiştiriciliğinde ise, desteklemelerin tarihi de oldukça yenidir. Anılan alana verilen destekler, bütün olarak 2000 yılından itibaren 2000/467 sayılı Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı çerçevesinde yürütülmüştür. Daha sonra, 2005/8503, 2008/13489, 2008/13695 ve 2009/14850 sayılı Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında Bakanlar Kurulu Karar ları ile keçi yetiştiriciliği korunmaya ve teşvik edilmeye çalışılmıştır. En son çıkarılan 2010/158 sayılı Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı ise 2 Mart 2010 tarih ve sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kararname kapsamında; - Damızlık koyun-keçi yetiştiriciliği yapan, Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliklerine üye ve hayvanları kayıt altına alınmış yetiştiricilere damızlık anaç hayvan başına 10 TL/baş ödeme yapılması, - Tiftik keçisi yetiştiriciliğinin teşvik edilmesi ve tiftik üretiminin artırılması için üretmiş oldukları tiftiği, Tiftik ve Yapağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Tiftikbirlik)'ne ve/veya (*) döneminde fiyat desteklemelerinin dışında, ton başına; sığır sütüne AB de dolar, Türkiye de 4.75 dolar, sığır etine AB de dolar, Türkiye de dolar doğrudan ödeme yapılmaktaydı (Kaymakçı ve ark., 2006d; Saçlı, 2007; Cogeca, 2007). AB ile Türkiye arasındaki farklılık, 2005 den sonra çıkarılan kararnamelerle giderilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte, bu desteklemelerin küçük ve orta ölçekli işletmelerin ne ölçüde işine yaradığı tartışılmalıdır. (**) Türkiye de hayvancılığa verilen destekler, 2000 li yıllara değin neredeyse yok gibidir yılından sonra destekler artmakla birlikte, toplam tarımsal destekler içinde hayvancılığın payı henüz yüzde 12 dolayındadır (TKB; 2007). Hayvansal ürün destekleri içinde, gıda güvenliği, kalite ve hijyen, hayvan hastalıklarıyla savaşım gibi dış ticareti ve yurtiçi sağlıklı süt üretimini destekleyici kalemler ise oldukça önemsizdir 10
23 kooperatiflerine satan yetiştiricilere tiftiğin kalitesine göre kilogram başına oğlak tiftiği için 15 TL, Ana mal için 14 TL ve tali mal için 10 TL ödeme yapılması, - Üretmiş olduğu çiğ sütü, Tarım ve Köyişleri Bakanlığından süt teşvik kod numarası almış, gıda sicili ve çalışma izni olan süt işleme tesislerine satan yetiştiricilere koyun ve keçi sütü için 0.10 TL/lt ödeme yapılması, - Hayvan hastalıkları ile mücadele kapsamında, Brucellosis Rev-1 Genç aşısı yapılmış dişi kuzu ve oğlaklar için yetiştiricilere hayvan başına 4 TL ödeme yapılması, - Hayvan hastalıkları ile mücadele çerçevesinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca belirlenen programlı aşılamalar için uygulayıcılara Brucellosis Rev 1 Genç (Küçükbaş) için 0.50 TL/baş ödeme yapılması, - Hayvansal orijinli gıda kontrolünde etkinliğin sağlanması, hayvan hastalıklarıyla mücadele, mezbaha ve denetim hizmetlerinin iyileştirilmesi amacı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığının belirlediği işletmelerde veteriner hekim çalıştırılması için, kesilen hayvan başına küçükbaş hayvanlarda 0.32 TL/baş ödeme yapılması, - Hayvan genetik kaynaklarının yerinde korunması ve geliştirilmesi amacıyla Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nca uygulanan proje kapsamına alınan yetiştiricilere koruma ve geliştirme sürüleri için küçükbaş hayvanlarda hayvan başına 70 TL ödeme yapılması karar altına alınmıştır. Diğer taraftan, T.C. Ziraat Bankası tarafından küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine % 6.5 faiz oranlı kredi üst limiti TL olmak üzere, küçükbaş hayvan besiciliğine ise % 6.5 faiz oranlı üst limiti TL olmak üzere işletme-yatırım kredisi vermektedir. Ayrıca Saanen, Kilis ve Ankara Keçisi yetiştiriciliğinde en az 25 baş kapasite ile üretim yapan, en az bu kapasiteler ile yeni tarımsal işletme kurmak ya da mevcut hayvan sayılarını bu kapasitelere yükseltmek isteyen üreticilere; hayvan alımı, süt sağım ünitesi, süt soğutma tankı ve yem hazırlama ünitesi giderlerinin finansmanı amacıyla azami 5 yıl vadeli yatırım kredisi, işletme giderlerinin finansmanı amacıyla ise en çok 18 ay vadeli işletme kredisi verilmektedir hayvancılık desteklerine göre faiz indirimli kredi uygulamalarında küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde ve besiciliğinde %50 indirim uygulanmaktadır ( Pazarlama ve Fiyat Keçi yetiştiriciliğinde ürünlerin pazarlanmasında üreticiler, tek yanlı olarak alıcılara tam bağımlıdır. Bunun en önemli nedeni örgütlenme bölümünde belirtileceği üzere üreticilerin örgütsüzlüğü yanında, devletin bu kesime yönelik herhangi bir desteğinin genellikle olmamasıdır. Türkiye de halen keçilerden elde edilen sütün büyük bölümü işletme içinde tüketilmektedir. Geri kalanı ise mandıralara çiğ olarak pazarlanmakta, ya da peynire işlenerek yerel pazarlarda ve tüccarlara satılarak değerlendirilmektedir. Keçi sütü, ayrıca beyaz peynir üretiminde inek ya da inek ve koyun sütü ile birlikte işlenmektedir Tarımsal İşletme Hayvansal Üretim Araştırması Sonuçlarına göre; araştırma döneminde tarımsal işletmelerde üretilen toplam süt miktarının %3.3 ü keçi sütüdür ve üretilen keçi sütünün % 42.4 ü mandıralara satılmaktadır ( GAP Bölgesi nde koyun ve keçicilik işletmeleri üzerine yapılan bir araştırmada, işletmelerin %7.6 sında üretilen sütün sadece aile içinde tüketildiği, %92.4 ünün de üretilen sütün ise aile içinde tüketimi dışında pazarlandığı saptanmıştır. İşletmelerin %29.3 ü sütü kendi pazarlamakta, %66.4 ü aracıya satmakta, %4.3 ü de kooperatif kanalıyla 11
24 pazarlamaktadır. Ayrıca işletmelerin %82.9 u sütü peynir olarak pazarlarken, %50.6 sı yoğurt, %20.9 u tereyağı, %28.7 si de çiğ süt olarak pazara arz etmektedir (Dellal ve ark., 2002). Kahramanmaraş ta yapılan bir araştırmaya göre; keçi yetiştiriciliği yapan işletmelerde elde edilen sütün pazarlanma oranı %65.28 dir. Keçilerden elde edilen sütün % ü peynir, %16.07 si içme sütü %12.97 si yoğurt, %3.81 i tereyağı olarak pazara arz edilmektedir. Keçi sütünü çiğ olarak pazarlayan işletmelerin %66.67 si keçi sütünü köyde, % ü ilçe veya il merkezinde pazarlarda satmaktadır. Köy dışında pazarlayan işletmelerin % si keçi sütünü toplayıcı tüccara, % si fabrikaya (dondurma fabrikası), % si mandıraya, % 5.56 sı da toplayıcıya vermektedir (Paksoy, 2007). Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporuna göre; döneminde Türkiye de kişi başına keçi sütü talebi 3.91 kg dan 4.50 kg a çıkabilecektir (DPT, 2007). Türkiye de döneminde üretici eline geçen keçi sütü fiyatları Çizelge 8 de verilmiştir. Yıldan yıla fiyatlarda artışlar görülmekle birlikte artış hızı oldukça düşüktür. Diğer taraftan, tiftik keçilerinden elde edilen sütün daha yüksek fiyattan satıldığı dikkati çekmektedir. Çizelge 8. Türkiye keçi yetiştiriciliğinde üretici eline geçen ortalama fiyatlar Yıllar Canlı Hayvan Kıl-Tiftik Fiyatı (TL/Baş) Süt Fiyatı (TL/kg) Et Fiyatı (TL/kg) Deri Fiyatı (TL/Adet) Fiyatı (TL/kg) Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Kıl Tiftik Kaynak: TÜİK ( Keçi sütü ve ürünlerinin lezzeti, aroma ve kalitesiyle ekonomik açıdan giderek önem kazandığını, kırsal kesimde geleneksel olarak birçok ailenin tükettiği keçi peynirinin günümüzde kentsel yoğunlaşma ve turizmin gelişmesiyle giderek aranır olduğunu söylemek mümkündür (Kaymakçı ve ark., 2000). Son yıllarda kimi firmalar (Bolona-Bolu, Kay-Balıkesir) tarafından keçi sütü marketlerde satışa sunulmaktadır. Pastörize ve karton kutularda tüketicilere sunulan 1 kg lık sütün fiyatı TL arasında değişmektedir. Bolona firması aynı zamanda sözleşmeli süt keçisi çalışmaları yapmaktadır. Bununla birlikte, son dönemde bazı firmaların (Çanakkale Şengören, Tahsildaroğlu, Longos Saanen Keçi Çiftliği, Altınkılıç, Trakya Çiftliği, Golden Goat, Bonus Gürme Gıda) keçi peyniri üreterek pazarladıkları da görülmektedir. Keçi peyniri 150, 220, 250, 500 ve 1000 gramlık vakumlu 12
25 plastik ambalajlar içerisinde marketlerde satışa sunulmaktadır. Peynir kalitesi ve ambalaj tipine göre keçi peynirinin kg perakende fiyatı TL arasında değişmektedir. Son dönemde keçi sütü dondurma yapımında da kullanılmaya başlamıştır. Bir kg dondurma üretimi için kullanılan süt miktarı kg arasında değişmekte olup, ortalama 0.87 kg dır (Paksoy, 2007). Dondurma üreticisi firmalardan biri (Mado), Kahramanmaraş ın Türkoğlu ilçesine bağlı Kılılı beldesinde 12 milyon $ lık yatırımla 600 dekarlık alan üzerinde keçi işletmesi kurmuş ve keçiye ulaşmayı hedeflemiştir. Firma ilk olarak Saanen keçisi ile Halep keçisini melezleştirerek Madobeyazı üretimini gerçekleştirmiştir. Melezleştirme çalışmalarını başarı ile uygulayan bu firma, bölgede yaşayan dar gelirli aileler için sözleşmeli üreticilik projesini hayata geçirmiştir. Firma işletmede ürettiği keçileri uygulama kapsamında 4 aileye 25`şer keçi olarak dağıtmış ve keçi ailelerine 5 yıl süt alım garantisi vermiştir. Keçi eti ise çoğunlukla orman içi ve çevresi köylerde tüketilmektedir. İç pazara sunulan keçi eti oldukça düşük düzeydedir. Üreticiler süt, erkeç ve oğlakları değerinin altında pazarlamak zorunda kalmaktadır. Türkiye de kırmızı et tüketimi kişi başına yaklaşık kg'dır. Bunun kg' ı sığır, kg'ı koyun, keçi ve manda etidir (Vural ve Fidan, 2007). Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı ÖİK Raporuna göre; döneminde Türkiye de kişi başına keçi eti talebi 0.59 kg dan 0.64 kg a çıkabilecektir. Keçi eti talebinin gelir esnekliğinin ise 0.4 olacağı tahmin edilmektedir (DPT, 2007). Kahramanmaraş ta yapılan bir araştırmaya göre; keçi yetiştiriciliği yapan işletmelerin %6.3 ü besiye aldıkları hayvanları keserek pazarlarken, %91.1 i canlı olarak pazarlamakta, %1.6 sı da Et ve Balık Kurumu Kombinasına satmaktadır (Paksoy, 2007). Türkiye de döneminde üretici eline geçen canlı hayvan ve keçi eti fiyatları Çizelge 8 de verilmiştir. Yıldan yıla fiyatlarda artışlar görülmekle birlikte artış hızı oldukça düşüktür. Diğer taraftan, bazı yıllar dışında canlı hayvan ve et fiyatlarının kıl keçi lehine geliştiği dikkati çekmektedir. Son dönemlerde özellikle oğlak eti büyük şehirlerdeki tüketiciler için aranır hale gelmiştir. Tüketiciler kasaplardan oğlak etini perakende fiyattan satın alabilmektedir. Oğlak etinin satış fiyatı, TL/kg arasında değişmektedir. Keçi derisi ise iç ve dış piyasalarda farklı amaçlarla değerlendirilebilmektedir. Türkiye de döneminde üretici eline geçen keçi derisi fiyatları Çizelge 8 de verilmiştir. Fiyatlar incelendiğinde oldukça düşük düzeyde kaldığı görülmektedir. Keçi lifleri de iç ve dış pazarda değerlendirilmektedir. Ancak tiftik ve kıl, çağdaş teknolojilere göre işlenememektedir. Kahramanmaraş ta yapılan bir araştırmaya göre, işletmelerin % 92.1 i keçi kılını ekonomik olarak değerlendirememekte, % 7.9 u da aile içinde kullanmaktadır (Paksoy, 2007). Türkiye de döneminde üretici eline geçen keçi kılı ve tiftik fiyatları Çizelge 8 de verilmiştir. Yıldan yıla fiyatlarda artışlar görülmekle birlikte hızı oldukça düşüktür. Ancak yakın dönemde tiftik fiyatındaki sıçrama dikkati çekmektedir. Keçi yetiştiriciliğinin ürünlerinden biri de gübredir. Keçi gübresi bitkisel üretimde destekleyici olarak kullanılmaktadır ve bazen talep edenlere pazarlanabilmektedir. Kahramanmaraş ta yapılan bir araştırmaya göre, işletmelerin %93.2 si keçi gübresini bitkisel üretim amacıyla değerlendirmekte, %0.8 i aracılar vasıtasıyla pazarlamakta, % 6 sı da ekonomik olarak değerlendirememektedir (Paksoy, 2007). 13
26 Türkiye kimi dönemlerde canlı hayvan ve keçi ürünleri dışsatım ve dışalımını da gerçekleştirmektedir. Bu yöndeki veriler Çizelge 9 ve 10 da verilmiştir. Çizelge 9 incelendiğinde Türkiye nin kimi yıllarda canlı hayvan dışında, keçi eti, kılı ve deri dışsatımını gerçekleştirdiği görülmektedir. Çizelge 9. Türkiye nin keçi ürünleri dışsatımındaki değişimler Dışsatım Yıllar Keçi Eti (ton) Tuzlu Yaş Keçi Derisi (ton) Tuzlu Kuru Keçi Derisi (ton) Miktar Değer (1000$) Tuzlu Tuzlu Yaş Kuru Kalın Keçi Keçi Keçi Keçi Eti Derisi Derisi Kılı Kalın Keçi Kılı (ton) İnce Keçi Kılı (ton) Canlı Hayvan (baş) İnce Keçi Kılı Canlı Hayvan Kaynak: FAO, Agricultural Trade Statistics ( Türkiye daha çok Orta Doğu ülkelerine canlı koyun ve keçi ile koyun ve keçi eti pazarlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında en önemli ülkelerin; Lübnan, Suudi Arabistan ve Suriye ye olduğu görülmektedir (Demirbaş ve ark., 2009). Esasen Türkiye AB ülkelerine de canlı hayvan ve keçi eti pazarlayabilecektir. AB ülkelerinde, kişi başına düşen et tüketimi sadece sığır eti olarak kg'dır. Koyun, keçi ve domuz eti ile birlikte bu rakam 76 kg'a kadar ulaşmaktadır. İrlanda ve İzlanda dışında tüm ülkeler az da olsa toplam yıllık küçükbaş et tüketimlerinin bir kısmını ithalatla karşılamaktadırlar. Birliğe sonradan katılan Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Polonya bu alanda dışsatım için avantajlı ülkeler konumundadırlar (Gürsoy, 2009). Türkiye için 200 tonluk (karkas eşdeğeri) koyun-keçi eti kotası sağlanmıştır. Ancak, Türkiye hayvan sağlığı ile ilgili koşulları sağlayamadığı ve gerekli standartlara uyamadığı için AB ye dışsatım yapamamaktadır (Kaymakçı ve ark., 2005b). AB Gıda ve Veteriner Ofisi (FVO) tarafından üçüncü ülkelere yönelik o ülkelerin çiftlik ve tesis şartları, resmi denetim ve denetim prosedürleri, kalıntı izleme çalışmaları yönünden denetimleri yapılmakta, ülkenin geneli hakkında raporlar hazırlanmaktadır. Koyun ve keçi etlerinde onaylanmış üçüncü ülkeler ile bu ülkelerin tesislerinin listeleri 97/232/EC sayılı Komisyon Tüzüğü ile belirlenmiştir.. Türkiye nin bazı yıllarda keçi kılı ve deri dışalımı da gerçekleştirdiği görülmektedir (Çizelge 10). Türkiye nin koyun ve keçi derisi aldığı ülkelerin başında İngiltere ve Fransa gelmektedir (Demirbaş ve ark., 2009). Canlı hayvan dışalımı ise bu dönemde sadece 2000 yılında gerçekleştirilmiştir. Türkiye, canlı koyun ve keçi dışalımında % 135 oranında gümrük vergisi uygulamaktadır (DPT, 2007). 14
27 Çizelge 10. Türkiye nin keçi ürünleri dışalımında değişimler Dışalım Yıllar Tuzlu Yaş Keçi Derisi (ton) Tuzlu Kuru Keçi Derisi (ton) Miktar Değer (1000$) Tuzlu Tuzlu Yaş Kuru Kalın Keçi Keçi Keçi Derisi Derisi Kılı Kalın Keçi Kılı (ton) İnce Keçi Kılı (ton) Canlı Hayvan (baş) İnce Keçi Kılı Canlı Hayvan Kaynak: FAO, Agricultural Trade Statistics ( Örgütlenme Keçi yetiştiriciliğinde örgütlenmenin tarihi oldukça yenidir. Son on yıl içinde örgütlenmenin varlığı gözlemlenmektedir. Bunların en önde geleni, 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu na göre kurulmuş Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği dir yılında yürürlüğe giren sözleşme ile ilk kez İzmir de kurulmaya başlayan birlikler bugün 70 i geçmiştir Birlik sözleşmesinde temel amacın, birlik üyeleri arasında eşgüdümü sağlayarak yüksek verimli hayvanların yetiştirilmesi için her türlü ıslah programı olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda çalışmalarına başlayan birlikler, günümüzde kulak numaralama etkinliklerini sürdürmektedirler. Henüz ön soy kütüğü ve soy kütüğü işlemleri başlamamıştır. Kimi birlikler kulak numaralama etkinliği dışında, eğitim ve sağlık-koruma hizmet çalışmaları da yapmaktadır. Birlik sözleşmesinde birliklere pazarlama ve üretim konularında da görevler verilmiş bulunmaktadır. Bir başka deyişle, ıslah konularıyla ekonomik konular bir arada ele alınmıştır. Anılan doğrultuda, kimi birlikler iyi niyetli pazarlama çalışmaları da yapmaktadır. Kanımızca birliklerin ıslah örgütlenmesini başarıyla yerine getirebilmesi için ekonomik konuların dışında tutulmaları gerekmektedir. Her iki alanın birlikte yürütülmesi, ıslah çalışmalarını zaafa uğratabilir. Bu bağlamda, birlik sözleşmelerinin yeniden düzenlenmesine de gereksinme vardır. Bunlarla ilgili önermeler bildirinin son bölümünde verilecektir. Keçi yetiştiricilerinin ıslahın örgütlenmesinin yanında, belki de şimdilik daha önemlisi, ürünlerini pazarlama aşamasında ortaya çıkan ekonomik örgütsüzlüğüdür. Hayvansal üretim alanında en örgütsüz kesim koyunla birlikte keçi yetiştiricileridir. Kasaplık erkeç, oğlak ve keçi pazarlamasında üretici ile tüketici arasında tüccar, celep, besici ve kasap gibi aracılar vardır. Sütün pazarlamasında durum daha can yakıcıdır. Koyun ve keçi sütü pazarlamasında yetiştiriciler doğrudan mandıracılara bağlıdırlar. Üreticiler, bir yıl önceden avans almak zorunda kaldıkları için sütün fiyatını belirleyemezler. Genel olarak 15
28 kırsal kesimde kısmen var olan tarımsal amaçlı kooperatifler de inek sütü toplama ve işlemeye yönelmiştir. Koyun ve keçi sütü genellikle işlemezler. Kılın ve tiftiğin pazarlanmasında da benzer durum söz konusudur. Yapağı ve Tiftik AŞ nin kapatılması tiftik keçisi yetiştiricilerini olumsuz olarak etkilemiş ve bu yetiştiricilik alanı neredeyse ortadan kalkma aşamasına getirilmiştir. Özetle, koyun ve keçi yetiştiriciliğinde herhangi bir ekonomik örgütlenme yoktur ve fiyatlar alıcılar tarafından üreticiler aleyhine belirlenmektedir (Kaymakçı ve ark, 2005a,b). Çok gecikerek de olsa koyun ve keçi yetiştiricilerine 2010 yılında verilmesi taahhüt edilen primler geleceğe ait bir umut penceresi açmıştır. Türkiye Keçi Yetiştiriciliği nin Geliştirilmesine Yönelik Teknik- Ekonomik-Politika Önerileri Teknik Öneriler Genetik Islah Önerileri Yüksek Verimli Kültür Irkların Dışalımı ve Saf Yetiştirilmesi Yüksek genetik yapılı ırkların dışalımı, canlı hayvan şeklinde olabildiği gibi, embriyo ve dondurulmuş sperma şeklinde de olabilir (Kaymakçı ve Taşkın, 2006b;Kaymakçı ve Güney, 2006c). Türkiye nin uzun süredir canlı hayvan dışalımına koyduğu sınırlamalar nedeni ile çekirdek damızlıkçı işletmelerin oluşturulması, kısa dönemde embriyo ve dondurulmuş sperma şeklinde gerçekleşebilecektir. Canlı hayvan dışalımına getirilen sınırlamalar kalktığında, kültür ırkları farklı ülkelerden temin edilmelidir. Fransa gibi ülkelerden dışalım söz konusu olduğunda test edilmiş tekeler üzerinde durulmalıdır. Ayrıca Türkiye de sıcak ve nemli iklim bölgelerinde de keçi yetiştiriciliğinin yapıldığı dikkate alınarak gerek populasyon bazında gerekse bireysel bazda söz konusu koşullara uygun genotipler seçilmelidir. Dış alımı yapılan kültür ırkı keçilerden oluşan çekirdek damızlıkçı işletmeler, çok iyi koşullara sahip çiftliklerden seçilmelidir. Bu işletmeler, özel ya da kamu olabilir. Melez Süt Keçisi Yetiştiriciliği Türkiye nin farklı ekolojik koşullarına uyum göstermiş egemen ırkı, kıl keçileridir. Bu ırk üzerinde yapılan çok sınırlı sayıdaki çalışmalardan seleksiyonla, genetiksel yönden iyileştirilme için yeterli bir potansiyelin olmadığı söylenebilir. Bu durumda kıl keçilerinin genetiksel iyileştirilmeleri konusunda en önemli seçenek melezleme yapmak ve onları melez süt keçilerine dönüştürmekten geçmektedir. Bu amaçla aşağıda özetlenen uygulamalar yapılabilir; 1. Damızlıkçı işletmelerde süt verimini arttırmak amacıyla kıl keçiler ile kültür ırkları arasında yapılacak uygun melezleme programları hazırlanmalıdır. Bu programlar, çevre koşullarına bağlı olarak yeni bir ırkın oluşumunu amaçlayan çevirme melezlemesi ya da birleştirme (kombinasyon) melezlemesi şeklinde gerçekleşebilir. 2. Damızlıkçı işletmelerde elde edilen melez tekeler ile var olan çevre koşullarında kıl keçi varlığının genetiksel ıslahı olasıdır ve bu uygulama ekstansif üretimden yarı entansif sisteme geçiş için bir köprü olabilir. Ancak çağdaş süt keçiciliği olarak adlandırılan sistemin böyle bir uygulama ile gerçekleşmesi kolay olmayacaktır. Damızlıkçı 16
29 işletmelerden elde edilecek melez keçi ve tekelerle, uygun seleksiyon programları planlanacaktır 3. Damızlıkçı işletmelerden üretim işletmelerine (hedef yetiştiriciler) damızlık akımı, ağırlıklı olarak erkek damızlık bazında olmalıdır. Erkek materyal, koşullara bağlı olarak test edilmiş teke ya da dondurulmuş sperma şeklinde aktarılmalıdır Türkiye de Saanen ve diğer kültür ırklarında yararlanarak elde edilen melez keçiler, bilgili bir seleksiyon ve çiftleştirme ile zaman süreci içerisinde sütçü tiplere ve ırklara dönüştürülmelidir. Bu doğrultuda Türkiye de kimi çalışmalar da yapılmıştır. Akkeçi, Toros, Çukurova ve Bornova keçi tipleri, bunlara örnek olarak verilebilir (Eker ve ark., 1976; Güney ve ark.,1990; Şengonca ve ark., 2000; Kaymakçı ve ark., 2005a). Diğer yandan, Batı Anadolu da son otuz yıldır yapılan Saanen x Kıl melezleme çalışmaları ile elde edilen melez keçilerin başarıyla yetiştirildiği ve sayılarının giderek arttığı gözlemlenmektedir. Renkleri süt beyazından krem rengine kadar değişen, değişik kan dereceli Saanen x Kıl melezi keçilerin Türk Saanen i olarak adlandırılması da söz konusudur (Kaymakçı, 2000). Diğer taraftan Çukurova bölgesinde yapılan Alman Alaca (German Fawn) ırkından yararlanarak kıl keçilerini ıslah çalışmalarından olumlu sonuçlar alınmıştır (Darcan ve Güney, 2002). Kimi Yerli Sütçü Irkların Seleksiyonla Islahı Türkiye de seleksiyon yolu ile süt veriminin ıslahında başlıca iki ırk vardır. Bunlar, Kilis keçisi ile kaybolmak üzere olduğu belirtilen Malta keçileridir (Kaymakçı ve ark., 2005a). Geçmiş yıllarda bu ırklar üzerinde de yapılan çalışmalar, üniversiteler dışına taşamamıştır. Yapılması gereken ıslah organizasyonları, rasyonel ve kapsamlı örgütlenmeler yerine, bölgesel girişimlerden öteye gidememiştir. Merkezi Kilis ve Gaziantep olmak üzere Türkiye nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde yetiştirilen Kilis keçileri üzerinde herhangi bir seleksiyon çalışması yapılmamıştır. Kilisler üzerinde uygulanacak yavru testleri ile ırkın süt ve döl veriminin yüksek düzeylere eriştirilmesi mümkün olacaktır. Diğer yandan, Batı Anadolu kıyı bölgelerinde bağ bahçe tarımı yapılan yerlerde ve büyük kent yerleşim merkezleri civarında az da olsa Malta ve melezleri yetiştirilmektedir. Bunlar, oğlak verimi ve süt verimi yüksek genotiplerdir. Ancak, belirtildiği üzere kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu genotipin, gen kaynağı olarak kullanılmasının dışında, dış yapı ve kimi fizyolojik özelliklerinin iyileştirilmesine gereksinme vardır (Sönmez ve ark.,1971). Et Keçiciliğinde Islah Stratejisi Türkiye de bölgesel düzeyde kıl keçilerinin melezleme yolu ile et verimi yönünden iyileştirilmesi için Boer keçilerinden yararlanılması söz konusu olabilir. Anılan çalışmalar, kullanma (ticari) melezleme şeklinde olduğu kadar çevirme melezlemesi ve tip geliştirmesi şeklinde de yürütülebilir. Et verim yönlü yabancı kültür ırkı ya da ırklarının dışalımı, canlı hayvan dışında embriyo aktarımı ya da dondurulmuş sperma dışalımı şeklinde gündeme gelebilir (Kaymakçı ve Güney, 2006c) Ankara Keçilerinde Genetik Islah Stratejisi Türkiye de Ankara keçisi yetiştiriciliğinde hedef, tiftik verimi ve kalitesi yanında gelişme hızı ve cüsseyi artırmak olmalıdır. Bu sağlandığı taktirde dış-satım yapılabilecek nitelikte damızlık üretimi gerçekleştirilebilecektir. Şimdiki durumda ıslah etkinliklerinde, 17
30 Türkiye de biri araştırma enstitüsü olmak üzere iki devlet işletmesinde bulunan Ankara keçisi sürülerinden yararlanılabilir. Bunlarla bağlantılı olarak Ankara keçisi yetiştiriciliği sürdüren kimi büyük işletmeler de devreye sokulabilir. Bu bağlamda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tiftikbirlik ve üreticilerinin arasında kurulacak eşgüdüm ile bireysel test ve yavru denetimine dayalı bir ıslah programı gerçekleştirilebilir (Akman ve ark., 2005; Kaymakçı ve ark.,2005a,b; Kaymakçı ve Güney, 2006c). Çizelge 11. Türkiye de süt ve et verim yönünde keçi ıslahı için öngörülen program taslağı (Güney ve ark.,2005; Kaymakçı ve Güney, 2006c) Genetiksel Islahı/ İstenen Yerli Irk Genetiksel İyileştirme Yöntemi Islah Edici Kültür Irkı Saanen Geliştirilmesi İstenen Ekonomik Karakterler Süt ve Döl Çalışılacak Bölge Ege, İç Anadolu, Akdeniz Alpin Dışalım (Güneydoğu Fransa) Süt ve Döl Ege, Akdeniz Alaca Alman (German Fawn) Süt, Döl, Et Tüm Bölgeler Boer Et Kıl Keçi Bölgeleri Alman Alaca Kıl Melezleme Saanen Süt, Döl Akdeniz, Ege Melez Sütçü Keçi Kıl Melezleme Boer Et Kıl Keçi Bölgeleri Seleksiyon Süt, Döl Güneydoğu Anadolu Doğu Akdeniz ve Melezleme Melez Sütçü Keçi Süt ve Döl Kilis Dağlık kesimleri Kan Güneydoğu Anadolu, Şam (Damaskus) Süt ve Döl Tazeleme Doğu Akdeniz Seleksiyon Dış yapı Ege, Güney Marmara Özellikleri ve Akdeniz Malta Melezleme Saanen Süt ve Döl Ege, Güney Marmara ve Akdeniz Beyaz Alman Süt ve Döl Ege, Güney Marmara ve Akdeniz Ankara keçilerinin ıslah stratejisi saf yetiştirme ve seleksiyona dayandırılmak zorundadır. Besleme Türkiye de var olan keçi varlığının beslenmesinde üç farklı genotip göz önüne alınarak bir planlama yapılmalıdır. Bunlardan birincisi; kıl keçilerin beslenmesine yönelik olmalıdır. Kıl keçilerinin beslenmesinde, makilik alanlar ile kimi orman içi ve kenarı meralar denetimli olarak otlatmak koşuluyla uygun alanlardır. Bu bağlamda, orman kanununda değişiklik yapılmalıdır. Anılan yaklaşım, orman düşmanlığı ya da en azından ormanı önemsememek şeklinde algılanmamalıdır. Kıl keçilerinin beslenmesinde az miktarda da elden yemleme yapılabilir. 18
31 İkinci grup melez süt keçilerinin beslenmesine yönelik planlamadır. Bunların beslenmesinde ana kaynak makilik alanlar olmalıdır. Ancak teke katımı, gebeliğin son 1.5 ayı ve laktasyonun ilk aylarında elden yemleme gerçekleştirilmelidir. Üçüncü ise, kapalı alanlarda entansif yada yarı entansif süt keçiciliği işletmelerine ilişkindir. Bu işletmelerde farklı fizyolojik dönemler dikkate alınarak hayvanların gereksinmelerine uygun bir besleme düzeni gerçekleştirilmelidir. Sağlık-Koruma Keçi yetiştiriciliğinde yapılması gereken sağlık-koruma önlemleri arasında şunlar sayılabilir; Hastalıkların eradike edilmesi için çok acil seferberlik ilan edilerek bölgesel programlarla Türkiye nin tamamı taranmalıdır. Hastalıklı hayvanlar belirlenmeli, gereken eylem ve önlemler alınmalı, aşılama yapılmalıdır. Çiftçilere yönelik eğitim faaliyetleriyle sağlık koruma bilinci yaygınlaştırılmalıdır.bu amaca yönelik olarak sağlık koruma bilgilerini de kapsayan kurslar düzenlenmelidir. Reçetesiz ilaç kullanımı önlenmelidir. Sınır boylarında ve ülke içinde hayvan hareketleri yetkili kişilerce sürekli, ancak gerçek manada ciddi denetlenmelidir. Sağlık sertifikası olmayan keçilerin nakliyesi ve ticareti önlenmelidir. Anayollar üzerinde denetleme istasyonları açılmalı ve bu denetimlerde eğitimli ve konusunda uzman elemanlara görev verilmelidir. Sağlık sigortasının keçicilik alanında da yaygınlaştırılması için gerekli teşvikler sağlanmalıdır. Bütün bu konuların yapılabilmesi için yasal zemin oluşturulmalıdır. Son desteklemelerde birlikler aracılığıyla gerçekleştirilmeye çalışılan sağlık-koruma hizmetleri yerinde uygulamalar olarak gözükmektedir. Keçi Yetiştiriciliğinde Ekonomi-Politika Önerileri Keçi ıslahı çalışmalarında, elde edilen sonuçların saha düzeyinde yaygınlaştırılması için, diğer hayvansal üretim dallarında olduğu üzere, birbiriyle uyumlu ekonomi politikalarıyla desteklenmeleri zorunludur (Kaymakçı ve ark., 2005a,b; Kaymakçı ve ark., 2010). Bunların başlıcaları şunlardır; Üretim Politikaları Türkiye de keçi yetiştiriciliğinin geliştirilmesinde, teknik önlemlerle birlikte üretim politikalarına devletin doğrudan ve dolaylı yapacağı müdahaleleri önemli rol oynayacaktır. Üretim politikaları içinde, kısa dönemde, et, süt ve tiftik gibi ürünlerin fiyat oluşumunda desteklemelerin ve düzenlemelerin yapılması zorunludur. Kısa dönemde söz konusu olacak destekleme ve düzenlemeler, AB ülkelerinde olduğu üzere Ortak Piyasa Düzenleri (OPD) ne benzer bir şekilde gerçekleştirilebilir. AB ülkelerinde keçi eti fiyat oluşumunda; temel fiyat, haftalık ortalama ağırlık fiyat, müdahale fiyatı, özel depolama yardımları, çeşitli prim uygulamaları, üçüncü ülkelerle ticarette gümrük vergileri ile dış satım iadesi uygulamaların olduğu, son dönemde ise ağırlıklı olarak prim uygulamasına geçildiği biliniyor. 19
32 Türkiye de son bir-iki yılda koyun-keçi yetiştiriciliğinde başlatılan prim sistemi hızla yaygınlaştırılmalıdır.. AB de şimdiki durumda, süt tipi oğlak için 16.8, kasaplık oğlak için 21 ve anaç keçi başına da 16.8 pirim uygulaması yapılmaktadır. Ayrıca, keçi yetiştiriciliğinin geleneksel olarak yapıldığı bölgeleri korumak amacıyla da hayvan başına yıllık 7 (tamamlayıcı) pirim uygulaması söz konusudur. Ayrıca iç piyasada, özel stoklama yardımı uygulamasına da gerektiğinde başvurulmaktadır. Diğer yandan, AB nin sığır ve koyun-keçi eti Ortak Piyasa Düzenleri (OPD) kapsamındaki ürünlerin Birliğe ithalatı Ortak Gümrük Tarifesi nde belirtilen oranlarda gümrük vergisine tabidir. AB nin damızlık hayvanlardaki gümrük vergi koruması koyun ve keçiler için % 3.2 dir. Damızlık olmayan koyun ve keçilerde ise yalnızca % 80.5 oranında spesifik vergi uygulanmaktadır. Sığır, koyun ve keçi etine uygulanan ortalama koruma oranları % 12.8 ad valorem vergi oranı ve ton başına 1768 dur. İşlenmiş sığır, koyun ve keçi etinde, bazı istisnalar dışında % 16.6 oranında ad valorem vergi söz konusudur. Türkiye ile AB arasında et ve et ürünlerinin serbest dolaşımının sağlanması için, AB nin bu ürünlerdeki OPD nin Türkiye de tesisine ilave olarak, her iki tarafın da birbirlerine uygulamakta oldukları gümrük vergileri, eş etkili vergiler ve miktar kısıtlamalarını kaldırmalarının yanı sıra, AB nin Ortak Gümrük Tarifesinin de Türkiye tarafından üstlenilmesi gerekecektir (TKB, 2005a). Keçi yetiştiriciliğinde üretimi artırmak için, fiyat yolu ile desteklemelerin sürdürülmesiyle birlikte, orta ve uzun dönemde yapısal değişimlere gerek vardır. Bu amaca yönelik olarak; küçük ve dağınık işletmelerin büyümesi ve birleştirilmesi ile bu işletmelerin süt ve et tipi işletmeler durumuna dönüştürülmesi sağlanmalıdır. Pazarlama Politikaları Keçi ve koyun sütlerinden yapılan peynirlerin giderek artan düzeylerde müşteri bulduğu Batı Anadolu Bölgesi nde ise sütlerin mandıracılar tarafından işlenmesi yerine, kooperatifler tarafından işlenmesi ve pazarlanması da özendirilmelidir. Yurtdışı pazarlama da kooperatifler rol oynamalıdır. Bununla birlikte kooperatifler piyasaya egemen oluncaya kadar, özellikle keçi sütünde adı konulmamış bir sözleşmeli üretim modeli olan mandıraların süt toplama düzeni ıslah edilmelidir. Daha önce de belirtildiği gibi mandıracılar, keçi ve koyun sütü fiyatlarını bir yıl önceden istedikleri gibi belirlemektedirler. Diğer taraftan, AB de özellikle koyun-keçi sütü üretim miktarları dikkate alındığında, bu sütlerden elde edilen ürünlerin önemli bir pazar fırsatı yarattığı, Yunanistan ve Bulgaristan gibi, Türkiye nin de bu pazardan pay alabileceği belirtilmektedir (Peynirci, 2007). AB koyun-keçi ürünlerinde kendine yeterliliğe henüz ulaşamadığı gibi, özellikle koyun-keçi sütünden yapılan peynirlerin pazarı giderek büyümektedir. Yunanistan, Fransa ve İspanya koyun-keçi sütünden yapılan yöresel peynirler üretiminde iddialarını sürdürmektedir. Yeni üye ülkelerle birlikte, bu ürünlerde Türkiye önemli pazar fırsatlarına sahip olabilecek potansiyele sahiptir (Demirbaş ve ark., 2009). AB nde temel tarım ürünü niteliğindeki süt ve süt ürünleri için gümrük vergileri ad valorem ve spesifik olarak uygulanmaktadır. Diğer taraftan, AB tanımlamasına göre İşlenmiş Tarım Ürünü (İTÜ) olarak kabul edilen ürünler, Sanayi ve Tarım Payı olarak hesaplanan vergilerle korunmaktadır. AB nin temel tarım ürünü niteliğindeki süt ve süt ürünlerindeki nominal koruma oranı değer üzerinden % 60 civarında, İTÜ lerde ise % 40 civarında olarak 20
33 hesaplanmaktadır. Türkiye ile AB arasında süt ve süt ürünlerinin serbest dolaşımının sağlanması için, AB nin bu ürünlerdeki OPD nin Türkiye de tesisine ilave olarak, her iki tarafın da birbirlerine uygulamakta oldukları gümrük vergileri, eş etkili vergiler ve miktar kısıtlamalarını kaldırmalarının yanı sıra, AB nin Ortak Gümrük Tarifesinin de Türkiye tarafından üstlenilmesi gerekecektir (TKB, 2005b). Yurt içi pazarlama politikaları kapsamında bir önemli olgu, ticaret borsaları bünyesinde canlı hayvan borsalarıdır. Canlı hayvan borsaları geliştirilmeli ve bu borsalara hayvan arzında, kooperatifleşmeyi özendirecek yasal düzenlemeler üzerinde durulmalıdır. Dış ticaretle ilgili pazarlama politikalarında ise iç üretimi olumsuz olarak yönlendirilecek uygulamalardan kaçınılmalıdır. Geçmişte yapılan canlı hayvan ve hayvan ürünleri dışalımlarının, yurt içi üretimi ve sonuçta tüketimi olumsuz olarak etkilediği gibi önemli sağlık sorunları tartışmalarını ortaya çıkarmıştır. Dışalım gibi, plansız dışsatım da üretimi olumsuz olarak etkileyebilir. Örneğin Türkiye de koyun ve özellikle keçi dışsatımı, yurtiçindeki anaç varlığını aşırı sömürülmesine yol açmıştır. Keçi ve koyun sağlığını korumadaki yetersizlikler de dış ticareti olumsuz olarak etkilemektedir. Bu nedenle, keçi ve koyun da sağlık koruma önlemlerinin hızla iyileştirilmesi, toplum sağlığı kadar dışsatım bakımından da önemlidir. Yurt içi ve dışı pazarlamada önemli bir konu da, kaçak hayvan kesimi ve kaçak ettir. Kaçak et, salt hayvan girişinden de kaynaklanmamaktadır. Türkiye ye önemli miktarlarda kaçak etin girdiği de bilinmektedir. Bu nedenle kaçak girişlerin mutlaka denetim altına alınması, üreticilerin olduğu kadar tüketicilerin de çıkarınadır. Ekonomik Örgütlenme Politikaları Türkiye de, keçi ürünlerinin üretiminden tüketiciye ulaşımına kadar geçen süreç içinde, yatay ve özellikle dikey bütünleşmeye dayalı bir örgütlenme modeli gerçekleşmelidir. Böyle bir örgütlenme modeli, üretimi artıracağı gibi pazarlamada da üreticiyi ve tüketiciyi koruyacaktır. Anılan modelin adı, AB ve diğer ülkelerde olduğu üzere Tarımsal Amaçlı Kooperatiflerdir. Bu kooperatifler, salt üretim aşamasında değil, ürünlerin işlenmesi ve pazarlamasında da belirleyici etken olacaklardır. Böylelikle keçi yetiştiriciliğinden sağlanan katma değer büyük ölçüde üreticiye dönecektir. Bir başka deyişle üreticiler aynı zamanda sanayici olmalıdır. Bunların yanında önemli bir konu da; bitkisel üretimde olduğu gibi hayvansal üretimin yönlendirilmesindeki yetki ve sorumluluk karmaşasını sona erdirecek bir yasal düzenlemeye gereksinme duyulduğudur. Bu yasal düzenlemeyle tarıma yönelik bütün yetki ve sorumluluk, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yapısında toplanmalıdır Yasa-Yönetmelik Düzenleme Önerileri Yetiştirici Birlikleri Sözleşmesi nin Yeniden Düzenlenmesi Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birlikleri sözleşmesinde, ıslah konularıyla ekonomik konular bir arada ele alınmıştır. Bu bağlamda, pazarlama ve üretim konularında da işlevler yüklenmiştir. Birliklerin ıslah örgütlenmesini başarıyla yerine getirmeleri için, ekonomik konuların dışında tutulmaları gerekmektedir. Bu nedenle, birlik sözleşmesinin yeniden düzenlenmesine gereksinme vardır. Bunlar şunlar özetlenebilir (Kaymakçı ve ark., 2004); 21
34 1. Birlikler, salt örgütlenmesinden sorumlu tutulmalıdır. Bilindiği üzere, Avrupa Birliği (AB) nde yetiştiricilerin ekonomik örgütlenmeleri, tarımsal amaçlı kooperatifler şeklindedir ve birlikler, kooperatiflere bağlı birimler olarak görev yaparlar. 2. Sözleşmede, üyelerle, üye olmayan yetiştiriciler arasında kamunun desteği bakımından bir ayrımın olmayışı, örgütlenmeyi özendirmek açısından bir eksikliktir. 3. Kamu meraları, yaylak ve kışlaklar yasası bağlamında oluşturulan birimlerde Birliklere görev verilmemiştir. 4. Sözleşmede, koyun ve keçi birlikte ele alınmıştır. Oysa bu iki tür, sorunları bakımından kimi ayrımlara sahiptir. 5. Birliklerin, üniversiteler ve kamu kurumları ile birlikte çalışması konusunda yaptırımcı düzenlemeler sözleşmeye konulmamıştır. Islahın Yasal Örgütlenmesi Önerisi Türkiye de kamu ıslah kurumları ile birlikler ve üniversiteler arasında yeterli bir eşgüdüm yoktur. Bu amaçla öncelikle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde Hayvan Islahı Genel Müdürlüğü kurulmalı ve bu müdürlüğe bağlı Keçicilik Araştırma Birimi oluşturulmalıdır. Başta Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birlikleri olmak üzere ilgili sivil toplum örgütlerinin de katılımı ile oluşturulacak Keçicilik Konseyi nin de yasal alt yapısı gerçekleştirilmelidir. Burada keçi yetiştiricilerinin katkısı katılımcı kırsal değerlendirme bağlamında değerlendirmelidir (Özkaya ve ark., 2003) Kamu Meraları, Yaylak ve Kışlaklar Yasası nın Yeniden Düzenlenmesi Önerisi Kamu Meraları, Yaylak ve Kışlaklar Yasası bağlamında oluşturulan mera komisyonu birimlerinde, yetiştirici birlikleri temsil edilmelidir. Diğer yandan özellikle orman içi ve kenarı meraların denetimli olmak koşuluyla, kıl keçi ve melez sütçü keçilerin yararlandırılmasına açık olması sağlanmalıdır. İlgili yasada, bu iki doğrultuda düzenleme yapılmalıdır. Bu bağlamda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Orman Bakanlığı arasında keçiciliğine bakış açısından, eşgüdüm mutlaka gerçekleştirilmelidir. Daha önce de belirtildiği üzere, son yıllarda ormancı akademisyenlerce de orman meralarının otlatılmasının bir sistem içinde ele alınması doğrultusunda yaklaşımların ileri sürülmesi, sevindirici bir gelişme olarak ele alınmalıdır (Tolunay ve ark., 2005). Sonuç Türkiye de küçükbaş hayvan yetiştiriciliği ve bu bağlamda keçinin insanların beslenmesi, dokuma endüstrisi ve istihdamda olduğu kadar, iç ve dış ticarette de önemli bir payı vardır. Bu nedenle, keçi yetiştiriciliğinin AB, Ortadoğu ve diğer ülkeler ile ilişkiler açısından özel bir yeri olacaktır. Koyunda olduğu üzere, keçi ürünlerinde de özellikle AB nin önemli açıkları vardır ve bu açığı en rasyonel bir şekilde Türkiye den karşılayabilirler. Bununla birlikte, teknik sorunlar yanında uygulanan ekonomik politikalar, koyun sayısında olduğu gibi keçi sayısında da önemli azalmalara neden olmuştur. Ankara keçisi nerdeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu durum, nüfus artışına karşılık, süt ve et gibi besin üretiminde gerilemeleri ortaya çıkarmış ve istihdamda olumsuzluklar yaratmıştır. Keçi yetiştiriciliğinde geliri artırma ve buna bağlı olarak özellikle kıl keçisinin ormana yaptığı ileri sürülen zararları azaltmak için teknik açıdan yapılması gereken ilk iş, 22
35 ıslahın örgütlenmesidir. Ancak, ıslahın örgütlenmesi çalışmalarından olumlu sonuçların alınması, kısa, orta ve uzun dönemde uygulanması gerekli üretim ve pazarlama politikalarına bağlıdır. Daha önce de belirtildiği gibi kısa dönemde yapılacak ilk iş, AB standartlarına uygun olarak bu üretim kolunun doğrudan ve dolaylı desteklenmesi olmalıdır.diğer yandan keçi yetiştiriciliğinde üretimden tüketiciye kadar geçen süreç içinde kooperatifleşme, temel örgütlenme olmalıdır. Kaynaklar Akman, N., S. Kumlu, M. Ertuğrul, K. Özkütük, O. Elibol, F. Aksoy, İ. Durmuş, G. Erdoğan, Türkiye de Damızlık Üretimi ve Kullanımı. Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi Bildirisi, Ankara. Aksoy, A., Yavuz, F., Hayvancılık İşletmelerinin Avrupa Birliğine Uyumu ve Rekabet Edebilirliği; Doğu Anadolu Örneği, Tarım Ekonomisi Dergisi, 14(1): Aktürk, D., Tatlıdil, F., Savran, F., Çanakkale Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliğine Üye Olan İşletmelerde Süt Maliyetinin Belirlenmesi, Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi Mayıs, İzmir, s Alam, M.R., Goat Raising in Small-Holder Farming Systems in Bangladesh, Proceedings of 7 th International Conference on Goats, May 2000, France, p Anon Anonim, Anonim, Anonim, Baysal, İ., Manga,İ., Andiç,C., Şılbır,Y., Acar,Z., Terzioğlu,Ö., Polat,T., Erden,İ., Keskin, B Yem Bitkileri Tüketim Projeksiyonları, TZM IV. Teknik Kongresi, 9-13 Ocak, Ankara. Bilginturan, S., Burdur İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiriciler Birliği Üyesi İşletmelerin Yapısal Özellikleri ve Sorunları Üzerine Bir Araştırma, Yüksek Lisans Tezi, Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Isparta. Cogeca, General Committee of Agricultural Cooperation in the European Communities Web Page ( Darcan, N., O.Güney, Comperative Study on the Performance of Crossbred Goats Under Subtropical Climate Conditions. J. Applied Animal Sci., 22(2): Dellal, İ., Dellal, G., Türkiye Keçi Yetiştiriciliğinin Ekonomisi, Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Mayıs, İzmir, s Dellal, İ., Erkuş, A., Antalya İlinde Kıl Keçisi Yetiştiriciliğine Yer Veren Tarım İşletmelerinin Ekonomik Analizi ve Planlanması, Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü Yayınları No:43, Ankara. Dellal, İ., Keskin, G., Dellal, G., GAP Bölgesinde Küçükbaş Hayvan Yetiştiren İşletmelerin Ekonomik Analizi ve Hayvansal Ürünlerin Pazara Arzı, Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü Yayınları No:83, Ankara. Demirbaş, N., Tosun, D., Taşkın, T., AB Üyesi Kimi Akdeniz Ülkeleri ve Türkiye'de Koyun-Keçi Üretim ve Dış Ticareti, Hayvansal Üretim, 50(1): Deoghare, P.R., Bhattacharyya, N.K., Economic Analysis of Goat Rearing in the Mathura District of Utar Predesh, Indian Journal of Animal Sciences, 63(4): DPT, Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı ( ), Hayvancılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara. Eker, M., E. Tuncel, Y. Aşkın; S.M. Yener, A.Ü. Ziraat Fakültesi nde Yetiştirilen Saanen X Kilis Melezi Sütçü Keçilerde Süt Verimi İle İlgili Özellikler. A.Ü.Z.F. Yıllığı Ankara. Eker, M.,2007. Et ve Süt Sektöründe Küresel Vizyon Toplantısı Açılış Konuşması, İstanbul. Erkuş A., Özçelik, A., Fidan, H., Tarım ve Köyişleri Bakanlığı APK Kurulu Başkanlığı nca Yürütülmekte Olan İl ve Bölgelere Göre Optimum İşletme Büyüklüklerinin Tespiti Konulu Proje Kapsamında Hazırlanan Bölgelere Göre Yeter Gelirli İsletme Büyüklüklerinin Tespiti ne İlişkin Rapor, Ankara. 23
36 Ertuğrul, M., Savaş, T., Dellal, G., Taşkın, T., Koyuncu, M., Cengiz, F., Dağ, B., Koncagül, S., Pehlivan, E., Türkiye Küçükbaş Hayvancılığının İyileştirilmesi, Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi, Ocak 2010, Ankara., s Gençkan, M.S Çayır-Mera Kültürü Amenajmanı Islahı. E.Ü.Ziraat Fakültesi yayını No:483, İzmir. Gökçe, O., Engindeniz, S., Keçi Yetiştiriciliğinin Ekonomisi, Keçi Yetiştiriciliği (Ed.: Kaymakçı, M., Aşkın, Y.), Ankara, s Gönültaş, Z., Kahramanmaraş Yöresi Keçiciliğinin Yapısal Durumu ve Yetiştiricilik Özellikleri, Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Kahramanmaraş. Günaydın, G., Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye Hayvancılığının Durumu. 5. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi, 5-8 Eylül, Van. Güney, O., Kaymakçı, M., Keçilerde Süt Üretimi, Keçi Yetiştiriciliği (Ed: Kaymakçı, M.), Meta Basım Matbaacılık Hizmetleri, İzmir İli Damızlık Koyun-Keçi Birliği Yayınları No:2, İzmir, s Güney, O., O.Biçer, O. Torun, A Comperative Study of the Production Performance of Two New Synthetic Dairy Goat Types Under Subtropical Çukurova Condtions. Small Ruminant Research, 7, Güney,O., Kaymakçı, M., Karaca, O., Savaş,T., 2005.Türkiye de Süt Keçisi Islahının Geleceği Üzerine Kimi Öneriler(İç) Süt Keçiçiliği Ulusal Kongresi Gürsoy, O., Economics and Profitability of Sheep and Goat Production in Turkey under New Support Regimes and Market Conditions, Small Ruminant Research, 62: Gürsoy, O., Türkiye ve Avrupa Birliğinde Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinde Örgütlenme, Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 23(2): Kaymakçı,M., Süt Keçisi Yetiştiriciliği El Kitabı.İzmir Kaymakçı, M., Eliçin, A., Tuncel, E., Pekel, E., Karaca, O., Işın, F., Taşkın, T., Aşkın, Y., Emsen, H., Özder, M., Selçuk, E., Sönmez, R., Türkiye'de Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği, Türkiye Ziraat Mühendisliği V.Teknik Kongresi, Ocak 2000, Ankara., s Kaymakçı, M.; S. Seymen; T. Taşkın Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliklerinin İşlevleri. IV. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi Bildirisi, 1-3 Eylül 2004 Isparta. Kaymakçı, M., Tuncel, E., Güney, O. 2005a. Türkiye de Süt Keçisi Islahı Çalışmaları. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, 2005, Mayıs Bornova-İzmir. Kaymakçı, M, Eliçin, A., Işın, F., Taşkın, T., Karaca, O., Tuncel, E., Ertuğrul, M., Özder, M., Güney, O., Gürsoy, O., Torun, O., Altın, T., Emsen, H., Seymen, S., Geren, H., Odabaşı, A., Sönmez, R. 2005b. Türkiye Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği Üzerine Teknik ve Ekonomik Yaklaşımlar. Türkiye Ziraat Mühendisliği 6. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak, , Ankara. Kaymakçı, M., 2006b. Küreselleş(tir)me Sürecinde Türkiye de Bilim Ve Teknoloji, Ulusal Bağımsızlık İçin Türkiye de İktisadi Politikalar Kurultayı Bildirileri Kitabı, Haziran, Malatya. Kaymakçı, M., Dellal, G., 2006a. Türkiye ve Dünya Keçi Yetiştiriciliği, Keçi Yetiştiriciliği (Ed: Kaymakçı, M.), Meta Basım Matbaacılık Hizmetleri, İzmir İli Damızlık Koyun-Keçi Birliği Yayınları No:2, İzmir, s.3-15 Kaymakçı, M., Taşkın, T., 2006b. Türkiye Süt Keçisi Geliştirme Yolları. Tayek/Tuyap Toplantısı Nisan, 2006 Yılı Hayvancılık Grubu Bilgi Alışveriş Toplantısı Bildirileri, Yayın No 122, Menemen, İzmir. Kaymakçı, M., Güney, O., 2006c. Türkiye Keçi Islahı Stratejisi, Keçi Yetiştiriciliği (Ed: Kaymakçı, M.), Meta Basım Matbaacılık Hizmetleri, İzmir İli Damızlık Koyun-Keçi Birliği Yayınları No:2, s Kaymakçı, M., Ö.Torun, Ö. Camcı, 2006d. Hayvansal Üretimde Sorunlar Çalıştayı Sonuç Raporu, Ulusal Tarım Kurultayı, Kasım, Adana. Kaymakçı, M., Taşkın,T., Mutaf, S., Kumlu, S., Yalçın, S., Koşum, N Türkiye Damızlık Üretim Stratejisi Ocak TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongre Bildirisi. Ankara. Keskin, M., Hatay Bölgesinde Süt Keçisi Yetiştiriciliği ve Sorunları, I. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi, 5-7 Şubat 1996, Antalya, s Koyuncu, E., Pala, A., Savaş,T., Konyalı,A., Ataşoğlu, C., Daş, G., Ersoy, İ.E., Uğur, F., Yurtman, İ.Y., Yurt, H.H., Çanakkale Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Üyesi Keçicilik İşletmelerinde Teknik Sorunların Belirlenmesi Üzerine bir Araştırma, Hayvansal Üretim, 47(1):
37 Koyuncu, M., Keçi Yetiştiriciliğinin Dünya ve Türkiye Stratejileri, Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Mayıs 2005, İzmir, s Kumar, S., Deoghare, P.R., Goat Rearing and Rural Poor: A Case Study from India, Proceedings of 7th International Conference on Goats, May 2000, France, p Özcan, L., Türkiye de Keçi, Orman ve İnsan İlişkileri, Türkiye de Süt Keçiciliğinin Geliştirilmesi Semineri, Nisan 1984, Adana. T.O.K. Bakanlığı Yayınları No:145, TEDGEM:13, Ankara. Özkaya, T, B. Karaturhan, M. Boyacı, Katılımcı Kırsal Değerlendirme Yaklaşımı. Menemen Projesi Uygulaması, TZOB Yayını, Ankara. Paksoy, M., Kahramanmaraş İlinde Süt Üretimine Yönelik Keçi Yetiştiriciliğine Yer Veren Tarım İşletmelerinin Ekonomik Analizi, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Fen bilimleri Enstitüsü, Ankara. Panin, A., Mahabile, M., Profitability and Household Income Contribution of Small Ruminants to Small-scale Farmers in Botswana, Small Ruminant Research, 25(1997):9-15. Peynirci, A., Türkiye de Süt Sanayinin Mevcut Durumu ve AB ye Uyum Açısından Değerlendirilmesi, AB ye Üyelik Sürecinde Türkiye de Süt Sektörünün Mevcut Durumu, Rekabet Olanakları Sempozyumu, 15 Mart 2007, İzmir, s Saçlı, Y., AB ye Uyum Sürecinde Hayvancılık Sektörünün Dönüşüm İhtiyacı. DPT Yayın No: 2707, Ankara. Sayın, C Türkiye.de Hayvancılığa Yönelik Destekleme. Doktora Tezi, AÜZF, Tarım Ekonomisi Bölümü, Ankara. Sönmez, R., M. Şengonca, A.G. Albaz, Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi nde Yetiştirilen Malta Keçilerinin Çeşitli Özellikleri Ve Verimleri Üzerinde Bir Araştırma. E.Ü.Z.F. Dergisi, Cilt 8, Sayı 1. Sönmez, R Melezleme Yolu İle Yerli Kıl Keçilerin Süt Keçisine Çevrilme Olanakları. E.Ü.Ziraat Fakültesi No:226, İzmir. Şengonca, M., Kaymakçı, M Orman Bölgeleri Açısından Kıl Keçi varlığının Islahı. E.Ü. Ziraat Fakülteleri Derg. 19/1, Şengonca, M., M. Kaymakçı, N. Koşum, T. Taşkın, J. Steinback, Die Bornova Ziege. Eir Neur Milchziegen Typ. Für Die Turkay, Deutch-Türkisch, Akrarfarschung. 6.Symposium Vom. 27. September 2 Oktober.1999.Justus-Liebig-Universität Gißsen. Teufel, N., Küttner, K., Gall, C., Contribution of Goat Husbandry to Household Income in the Punjab (Pakistan):A Review, Small Ruminant Research, 28(1998): TKB, 2005a. Sığır, Dana, Koyun, Keçi Eti Ortak Piyasa Düzeni Alt Çalışma Grubu Raporu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı, Eylül, Ankara. TKB, 2005b. Süt ve Süt Ürünleri Ortak Piyasa Düzeni Alt Çalışma Grubu Raporu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı, Eylül, Ankara. TKB, Tarım Stratejisi. http// Tolunay, A., M. Korkmaz, H. Alkan, Batı Anadolu Bölgesi nin Silvopostaral Sistemleri ve Kıl Keçi Yetiştiriciliğinin Yeri ve Önemi (Ed.,)Kaymakçı, M., 2005, İzmir Tufan, A Türkiye Ekonomisi., AÜZF Yayını,Ankara. Türkyılmaz, M.K., Nazlıgül, A Türkiye Ekonomisinde Hayvancılığın Rolü ve Sorunları. Kafkas Üniv. Vet. Fak. Derg. 8(2): Vural, H., Fidan, H., Türkiye'de Hayvansal Üretim ve Hayvancılık İşletmelerinin Özellikleri, Tarım Ekonomisi Dergisi, 13(2):
38 Üniversitelerde Keçi Konulu Araştırmalar ve Bunların Sahaya Yansımaları Turgay TAŞKIN 1, Mustafa KAYMAKÇI 1, Nedim KOŞUM 1, Gürsel DELLAL 2, Türker SAVAŞ 3, Aynur KONYALI 3, Ferhan SAVRAN 3, Cemil TÖLÜ 3, Erdoğan TUNCEL 4, Mehmet KOYUNCU 4, Okan GÜNEY 5, Sezen OCAK 5, Nazan DARCAN 5, Osman BİÇER 6, Mahmut KESKİN 6, İ. Zafer ARIK 7, Veysel AYHAN 8, İrfan DAŞKIRAN 9 1 Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Bornova, İzmir 2 Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Ankara 3 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Çanakkale 4 Uludağ Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Bursa 5 Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Adana 6 Mustafa Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Antakya-Hatay 7 Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Antalya 8 Süleyman Demirel Üniversitesi, Ziraat fakültesi, Zootekni Bölümü, Isparta 9 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Ankara Türkiye de başta Ege, Akdeniz ve Marmara Bölgelerindeki bazı Ziraat ve Veteriner Fakültelerinde keçi yetiştiriciliği çalışmaları, uzun yıllardan beri devam etmektedir. Bu çalışmalarda, öncelikle kıl keçilerinin sayılarını azaltarak verimlerinin yükseltilmesinin gerekli olduğu ve kıl keçisinin yetiştirildiği yörelerin doğa ve çevre koşullarına yine sütçü keçilerin diğer çiftlik hayvanlarından daha kolay uyabildikleri görüşü ağırlık kazanmıştır. Bu bağlamda ağırlıklı olarak kıl keçileri, yerli ve yabancı gen kaynaklarıyla melezlenerek, melez süt keçisi yetiştiriciliği yaygınlaştırılmıştır. Bölgesel düzeyde keçiler ıslahı amacıyla melezleme çalışmaları yoğunluk kazanmıştır. Ancak, çalışma sonuçlarının saha koşullarına aktarılmasının sınırlı olduğu söylenebilir. Bunun nedenleri arasında; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nın keçi ve özellikle süt keçiciliğinin gelişmesi doğrultusunda tanımlanmış bir stratejisinin olmadığı, kamu kurumları ve orman örgütü ile eşgüdümün yokluğu, keçi yetiştiricilerinin ekonomik ve teknik açıdan örgütsüzlüğü gibi konular sayılabilir. Keçi ıslah çalışmalarının saha koşullarında yaygınlaştırılmasında izlenecek konular; genetik ıslah stratejileri, yasal düzenlemeler, kamu yetiştirici etkileşimi ve organizasyonu ile ekonomi politika önerileri olarak sınıflandırılabilir. Çalışmada, Ziraat Fakülte lerinde yapılan süt keçisi ıslah çalışmaları kısaca özetlenecek ve bu çalışmaların sahadaki yansımaları sırasında karşılaşılan sorunlar teknik ve ekonomik boyutlarıyla irdelenecektir. Giriş Türkiye de keçilerden sağlanan süt üretimi, ağırlıklı olarak yurdumuzun her yanına yayılmış kıl keçilerinden sağlanır. Bunları, Ege, Marmara kıyı bölgeleri ve Güneydoğu Bölgesi nde yayılmış süt tipi keçiler izler. Kıl keçileri, orman içi ve kenarı köylerde yaşayan insanların en önemli geçim kaynağını oluşturur(kaymakçı ve ark., 2005a, 2005b; Güney ve ark, 2005; Dellal ve ark, 2002). Bununla birlikte, yurdumuzda keçilerin orman için zararlı bir hayvan türü olduğu belirtilerek ortadan kaldırılması gerektiği söylemi geçerli olmuştur. Bu görüş ışığında uygulanan kamu etkinliklerinde keçi yerine süt ineği ve besi danası gibi hayvanların ikame edilmesi konusunda projeler devreye sokulmuştur. Ancak bu projelerin istenilen ölçüde başarıyla sonuçlanmadığı da gerçektir (Kaymakçı ve ark, 2010a, 2010b). Tüm bu olumsuzluklara rağmen Türkiye de keçi yetiştiriciliğinin payı, yıllara göre düşüş göstermekle birlikte, süt, et ve deri gibi hayvansal ürün üretimi içinde önemini korumaktadır. Süt, et ve deri üretim değeri içindeki keçinin payı sırasıyla %2.80, %3.50 ve %3.91 düzeyindedir (DİE, 2003). Keçi varlığımızın büyük bir çoğunluğunu kıl keçileri oluşturmaktadır. Bu bağlamda orman içi ve kenarı dağ köylerinde yaşayan insanlarının geçim kaynağını, özellikle besin gereksinmelerini büyük ölçüde kıl keçiden sağlandığı bilinmektedir (Kaymakçı ve Taşkın, 2006; Dellal ve ark, 2010; Ertuğrul ve ark, 2010). Saha düzeyinde süt keçisi yaygınlaştırma etkinlikleri, ilk aşamada Ege, Ankara ve Çukurova Üniversiteleri nin, Tarım Bakanlığı ile birlikte yaptıkları yayım 26
39 çalışmalarıyla başlamıştır yılından sonra duraksama geçiren bu çalışmalar, son yıllarda Onsekiz Mart, Uludağ, Mustafa Kemal Üniversiteleri nin de devreye girmesi ile yeniden hızlanmış gözükmektedir. Bugün İzmir, Manisa, Balıkesir, Bolu, Bursa ve Çanakkale gibi illerde damızlıkçı süt keçisi işletmeleri ortaya çıkmıştır. Bu konuda önemli bir gelişme de başta İzmir olmak üzere kimi illerde Damızlık Koyun-Keçi Yetiştirici Birlikleri nin kurulmaya başlaması olmuştur (Kaymakçı ve ark, 2004). Batı Anadolu ve Güneydoğu Anadolu da genellikle büyük kentlerin çevresinde yayılmış olan Malta ve melezleri ile Kilis keçisi gibi yerel sütçü ırklar da vardır. Türkiye Ziraat Fakülteleri nde keçi yetiştiriciliğinin üretimdeki payı kadar sosyoekonomik açıdan önemleri de dikkate alınarak yaklaşık 40 yıldan beri ıslah çalışmaları sürdürülmektedir. Çalışmalarda, öncelikle kıl keçilerinin sayılarını azaltarak verimlerinin yükseltilmesinin gerekli olduğu ve kıl keçisinin yetiştirildiği yörelerin doğa ve çevre koşullarına yine sütçü keçilerin diğer çiftlik hayvanlarından daha kolay uyabildikleri görüşü egemen olmuştur (Eker ve Tuncel, 1973). Bu amaçla kıl keçileri, yerli ve yabancı gen kaynaklarıyla melezlenerek, melez süt keçisi yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması istenmiştir. Yerel süt keçilerinin ıslahı amacıyla da yine ağırlıklı olarak melezleme çalışmaları yoğunluk kazanmıştır. Bununla birlikte, Ziraat Fakülteleri nin özverili çabalarına karşın, çalışmalardan elde edilen olumlu sonuçların saha koşullarına aktarılmasının sınırlı olduğu söylenebilir. Bu durumun ortaya çıkmasında birçok neden rol oynamıştır. Bunlar arasında; Tarım Bakanlığı nın süt keçiciliğinin gelişmesi doğrultusunda tanımlanmış bir stratejisinin olmadığı, kamu kurumları ve orman örgütü ile eşgüdümün yokluğu, keçi yetiştiricilerinin ekonomik ve teknik açıdan örgütsüzlüğü gibi konular sayılabilir. Bildiride, Türkiye de ağırlıklı olarak Ziraat Fakültelerinde yapılan süt keçiciliği çalışmaları kısaca özetlenecek ve çalışmaların sahada yaygınlaştırılmasına yönelik olarak genetik ıslah stratejileri, yasal düzenlemeler, kamu-yetiştirici etkileşimi ve organizasyonu ile ekonomi politika konularında kimi öneriler de bulunulacaktır. Yerli Sütçü ırklarda Yapılan Çalışmalar Türkiye keçi varlığı içinde, sayıca en küçük grubu yerli sütçü ırklar oluşturmaktadır. Bunlardan Malta ve melezleri Ege kıyı şeridi ve Marmara Bölgesi nde, Kilis keçisi ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde yayılma göstermişlerdir. Malta keçilerinin morfolojik ve fizyolojik özelliklerinin saptanmasına ilişkin olarak E.Ü. Ziraat Fakültesi nde yapılan bu araştırmanın bulguları şöyle özetlenebilir (Sönmez ve ark., 1971); Malta keçileri, orta büyüklükte, ev keçisi niteliğinde bir ırktır. İyi gelişmiş ancak sarkık bir meme yapısına sahiptir. Malta oğlaklarının doğum ağırlığı kg arasındadır ve oğlaklarının yaşama gücü yüksektir. İkizlik yaygındır, bir anaya düşen oğlak sayısı bulunmuştur. Malta keçilerinde laktasyon süt verimi ve laktasyon süresi sırasıyla; kg; gün olarak belirlenmiştir. Malta keçilerinde oğlak verimi ve süt verim özellikleri bakımından önemli bir varyasyonun varlığı da söz konusudur. Kilis keçisi üzerinde, A.Ü. Ziraat Fakültesi, E.Ü. Ziraat Fakültesi ve Ç.Ü. Ziraat Fakültesi nde farklı yıllarda çalışmalar gerçekleştirilmiştir (Sönmez ve ark., 1971; Eker ve ark., 1975; Özcan ve ark., 1976) Eker ve ark. (1975, 1977), tarafından yapılan araştırma sonuçlarına göre; Kilis keçilerinde ergin keçilerin 40 kg ortalama canlı ağırlığa sahip olduğu, yedi laktasyon ortalaması olarak süt verimi ve laktasyon süresinin sırasıyla kg ve 260 gün olduğu..saptanmıştır. Kilis keçilerinin Ege bölgesi koşulları altında yetiştirilme ve uyum durumlarını incelemek üzere yapılan bir araştırma sonuçlarına göre ise; bir anaya düşen oğlak sayısının 1.23, laktasyon süt 27
40 veriminin kg ve laktasyon süresinin gün olduğu görülmektedir (Sönmez ve ark., 1971). Çukurova yöresinde yetiştirilmesi istenen yeni sütçü tiplerin, ana ve baba soylarının belirlenmesi amacıyla da Kilis keçilerinin verim düzeyleri araştırılmıştır. Anılan çalışmada, Kilis keçilerinde bir anaya düşen oğlak sayısı 1.05 ve süt verimi kg bulunmuştur (Özcan ve ark., 1976). Malta ve Kilis gibi yerel sütçü ırkları ile yapılan araştırmalarla elde edilen sonuçlara göre şunları önermek olasıdır; Malta ve Kilis keçilerinin Türkiye süt keçiciliğinde önemli konumları vardır ve korunmalıdır. Saha düzeyinde basit verim denetimlerine dayalı olarak damızlık seçimi söz konusu olduğu taktirde, Malta ve Kilis keçilerinin verim düzeylerinde önemli artışlar sağlanabilecektir. Bu bağlamda, bakım ve besleme koşullarının da iyileştirilmesine gereksinme vardır. Kıl keçilerinin ıslahında Malta ve Kilis keçilerinden sınırlı bir düzeyde yararlanılabilir. Kilis keçilerinin verimleri bakımından bölgeler arasında gözlemlenen ayrımların uyum yeteneğinden daha ziyade, bakım ve besleme ayrımına dayandırılması gerekir. Malta ve Kilis keçilerinin verimlerinin daha ileriye götürülmesinde, kültür ırkları, özellikle Saanen ve benzerleri ile melezlenmeleri sağlanmalıdır. Kültür Irklarıyla Uyum Denemeleri Türkiye de süt keçiciliğinin geliştirilmesi ve bu bağlamda kültür ırklarından yararlanılarak özellikle sütçü tiplerin oluşturulması amacıyla, kültür ırkları dışalımları yapılmıştır. Bu amaçla 1959 yılında Saanen ırkının, 1971 yılında ise Islah edilmiş Beyaz Alman keçilerinin E.Ü. Ziraat Fakültesi ne getirildiği bilinmektedir. Dışalımı yapılan ırkların ilk aşamada bölgeye uyumları araştırılmış, daha sonra melezleme çalışmalarında kullanılmışlardır. Saanen ırkının Ege Bölgesi koşullarında elde edilen verim düzeyleri şöyle özetlenebilir (Sönmez ve Şengonca, 1964, Sönmez ve ark., 1970a); (1).Saanen ırkının dış yapı özelliklerinde önemli bir değişim olmamıştır. (2).Oğlaklarının doğum ağırlıkları, kg arasında değişmiştir. Yaşama güçleri ise yıllara göre önemli ayrımlar göstermiştir. (3). Bir anaya düşen oğlak sayısı yıllara göre önemli ayrımlar göstermiş, ortalaması arasında değişim göstermiştir. (4). Laktasyon süt verimleri kg arasında, laktasyon süresi de gün arasında değişmiştir. On yılın laktasyon süt verimi ortalaması ise kg dır. Saanen ırkının uyumu üzerine kısaca şunları söylemek olasıdır; Bu ırk, bölgede yalnızca yaz mevsiminde gözlemlenen aşım sıcaklardan olumsuz olarak etkilenmektedir. Diğer yandan olumsuz besleme koşulları da genotipde var olan özelliklerinin ortaya çıkmasına engel olmaktadır. Örneğin ilk yıllarda saptanan 862 kg lık rekor süt verimi, E.Ü. Ziraat Fakültesi ndeki besleme olanakları giderek olumsuzlaştığı için sonraki yıllarda gözlemlenememiştir. Ege Bölgesi nde yetiştirilen ikinci yabancı süt keçisi olan ıslah edilmiş Beyaz Alman Keçisi nde ise elde edilen sonuçlar şunlardır (Şengonca ve ark., 1974; Şengonca ve ark., 1980). (1). Beyaz Alman keçilerinin dış yapı özelliklerinde hiçbir gerileme ve değişme olmamıştır. (2) Oğlakların doğum ağırlığı arasında değişmektedir. Yaşama güçleri de yüksektir. (3) Bir anaya düşen oğlak sayısı yıllara göre değişmiştir. On yılın ortalaması, 1.41 dir. (4) Laktasyon süt verimleri kg arasında değişmiştir. On yılın ortalaması kg dır. Laktasyon süresi ise gün arasındadır. On yılın ortalama laktasyon süresi gündür. Araştırma sonuçlarına göre Islah Edilmiş Beyaz Alman keçilerinin, Ege Bölgesi koşullarına oldukça uyumlu ve verim yeteneklerinin Saanen ler dışındaki diğer saf ırklardan daha iyi olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, gerek Saanen, gerekse Islah Edilmiş Beyaz Alman 28
41 keçilerinin Ege Bölgesi koşullarına oldukça iyi uyum gösterdikleri ve uygun besleme koşullarında saf olarak yetiştirilebilecekleri gibi yerli ırkların süt ve oğlak verimlerinin ıslahında başarıyla kullanılabilecekleri belirlenmiştir. Çizelge 1. Türkiye deki yerli keçi ırkları ile yapılan çalışmalar Irklar Laktasyon Laktasyon Oğlak Süt Verimi Süresi Verimi (kg) (gün) Araştırıcı Malta Sönmez, Şengonca, Alpbaz, 1971 Malta Şengonca, Kaymakçı, Sönmez, 1982, 1983 Kilis Sönmez, Şengonca, Alpbaz, 1970b Kilis Eker, Tuncel, Aşkın, Yener, 1975, 1977 Kilis Özcan, Pekel, Güney, 1976 Kıl Güney, Özcan, Pekel, Biçer, Torun, Gall, Nitter, 1990 Elmacı ve ark, 2001; Koyuncu ve ark 2008 Şam Keskin, 2000; Keskin 2002 Keskin ve Biçer, 2003 Kaya, 1999, Keskin, 1995; Biçer ve ark, 2003 Hatay, Toros x Hatay Kıl Atay ve ark, 2007, 2009 Kıl Dellal, 2000, Toplu ve Altınel, 2008 Norduz Daşkıran ve ark, 2008 Çizelge 2. Türkiye de süt tipi kültür ırklarıyla yapılan uyum çalışmaları Irklar Laktasyon Bir Anaya Laktasyon Süt Verimi Düşen Oğlak Süresi (gün) (kg) Araştırıcı Saanen Sönmez ve Şengonca, 1964 Saanen Sönmez, Şengonca, Alpbaz, 1970b Beyaz Alman Şengonca, Sönmez, Kaymakçı, 1974 Beyaz Alman Şengonca, Sönmez, Kaymakçı, 1980 Beyaz Alman Şengonca, Kaymakçı, Sönmez, 1983 Şam Özcan ve Güney, 1983; Keskin, 2000; 2002; Keskin ve Biçer, 2003 BAlman x Kıl x Şam Keskin ve ark, 2006; 2007 Melezleme Çalışmaları Kıl Keçileriyle Yapılan Melezleme Çalışmaları Kıl keçilerinin verimlerini artırma ve sayısını giderek azaltma amacıyla Türkiye de kimi melezleme çalışmaları yapılmıştır. Bu bağlamda ilk çalışma,uyum dönemlerinde olumlu sonuç veren Saanen ırkı ile Malta ırkının tekeleriyle Kıl keçilerinin melezlenmesi şeklinde olmuştur (Şengonca ve ark., 1970; Sönmez, 1974). Çalışma, önce E.Ü. Ziraat Fakültesi koşullarında başlamış, daha sonra Kıl keçilerinin 29
42 yetiştirildiği ortama sahip Yakaköyü ne sürdürülüp sonuçlandırılmıştır. Araştırma sonuçları, verimler açısından yeterli düzeyde olumlu olmamıştır. Özellikle saf tekelerin Kıl keçilerinin yaşadığı ortamda sağlıklı aşım yapması güç olmuş ve buna bağlı olarak yüksek düzeyde bir kısırlık ortaya çıkmıştır. Melez oğlaklarda da yaşama gücü istenilen düzeyde gerçekleşememiştir. Saf teke kullanmanın sakıncaları bir başka çalışmada da gözlemlenmiştir. Bu deneylerin ışığı altında, İzmir-Selçuk ilçesinde uygulanan bir çalışmada ise, ilk iki yıl sınıf yöntemiyle Kıl keçileri Saanen tekelerine aştırılmış, aşım bitince tekeler geri alınmıştır (Sönmez ve ark., 1976). Melezleme F 1 aşamasında bırakılmış, daha sonra sürü kapatılarak F hattı yetiştiriciliği sürdürülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, melez keçilerin dış görünüş bakımından Saanen keçilerine benzediği, meme yapılarının yüksek yapılı ve koltuk meme tipinde olduğu, melez oğlakların yaşama güçlerinin Kıl oğlaklarına yakın ve sütten kesim ağırlıklarının, en az 2-3 kg daha ağır çektiği ve günlük süt verimlerinin de kıl keçilerine oranla 2-3 kat fazla olduğu gözlemlenmiştir. Yetiştirici koşullarında yapılan bir diğer çalışma ise, otuz yıl boyunca sürdürülen Saanen x Kıl melezleme Projesi nin sonuçlarına ilişkindir (Şengonca ve ark., 2000, 2003). Bulgulara göre, Saanen x Kıl Melezi ve Saf Kıl keçilerinde doğumda oğlak sayısı sırasıyla 1.30 ve 0.79, laktasyon süt verimi ve kg, laktasyon süresi ise ve gün olarak saptanmıştır. E.Ü. Ziraat Fakültesi nce Batı Anadolu da yürütülen Saanen x Kıl melezleme çalışmaları ve dağıtılan damızlıklar ile melez süt keçi yetiştiriciliğinin saha düzeyinde yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Bölgede, renkleri süt beyazından krem rengine kadar değişen ve koltuk meme yapısına sahip Saanen x Kıl melezi keçileri başarıyla yetiştiren üretim işletmeleri olduğu gibi, profesyonel anlamda damızlıkçılığa yönelen işletmeler de oluşmuştur. Kanımızca, anılan melez keçilerin Türk Saanen i olarak adlandırılması olasıdır (Kaymakçı, 2003; Pala ve Savaş, 2004). Kıl keçilerinin süt verimi yönünden ıslahı konusunda Ankara ve Ç.Ü. Ziraat Fakülteleri nde de çalışmalar yapılmıştır. Ankara Ziraat Fakültesi nde Kıl keçilerinin ıslahında Saanen x Kilis melezlemesinden yararlanılması düşünülmüştür (Eker ve ark., 1977). Ç.Ü. Ziraat Fakültesi nde yürütülen çalışmalarda Kıl ve Kilis keçilerinin ıslahında Saanen ve Akkeçi baba genotiplerinden de yararlanma olanakları araştırılmıştır (Özcan ve ark., 1976; Özcan, 1977; Özcan ve Güney, 1983). Elde edilen bulgulardan Çukurova Bölgesi için sütçü keçi tiplerinin oluşturulmasında, özellikle G 1 x Kilis ve hatta G 1 x Kıl melezi F 1 lerden anaç materyal olarak yararlanabileceklerini bildirmektedir. Anılan yörenin ormanlık ve dağlık bölgeleri için ise Kıl keçilerinin Alman Alaca Asil keçilerine melezlenmesiyle Toros Alaca keçileri elde edilmekte olduğu bildirilmektedir (Özcan ve ark., 1986). Yerli Sütçü Irklarla Yapılan Melezleme Çalışmaları Yerli sütçü ırkların verim düzeylerinin iyileştirilmesi konusunda ilk planlı ve bilinçli melezleme çalışması, A.Ü. Ziraat Fakültesi nce Saanen tekelerinin Kilis keçilerini melezlemesiyle gerçekleştirilmiştir (Eker ve ark., 1976). G 1 düzeyine değin süren melezleme çalışmasında, ortalama 295 güne varan laktasyon süresinde F 1 lerde 710 kg ve G 1 lerde 717 kg lık süt verimine erişilmiştir. Daha sonra G 1 lerin kendi aralarında çiftleştirilmesi ve sürünün kapatılmasıyla Ak-Keçi denilen bir süt keçisi elde edilmiştir. Ak-Keçi nin farklı çevre koşullarında denenmesi amacıyla düzenlenen çalışmalarda da melez tipler, Dalaman Devlet İşletme Çiftliği ve Antalya Zirai Araştırma Enstitüsü ne götürülmüşlerdir. Elde edilen sonuçlara göre, Ak-Keçi lerin bu bölgelere yüksek düzeyde uyum gösterdikleri belirlenmiştir. Örneğin Antalya Zirai 30
43 Araştırma Enstitüsü nde 222 günlük ortalama laktasyon süresinde 565 kg lık süt verimi, Dalaman Devlet Üretme Çiftliği nde ise 294 günlük ortalama laktasyon süresinde 460 kg lık süt verimine ulaşılabilmiştir (Tuncel ve ark., 1976). Bununla birlikte daha sonra bu sürünün önce Acıpayam Devlet Üretme Çiftliği nde götürüldüğü, sonra da dağıtıldığı bilinmektedir. Çukurova Bölgesi nde bağ bahçe tarımı yapan tarım işletmelerinin damızlık gereksinmelerini karşılamak amacıyla da, Saanen x Kıl melezlemesi dışında, Ak-Keçi x Kilis ve Saanen x Kilis melezlemesi çalışmaları sürdürülmüştür. Bu melez gruplarda sırasıyla kg ve kg lık süt verimleri elde edilmiştir (Güney, 1984). Daha sonraları bu melez gruplar karşılıklı olarak melezlenerek Çukurova Keçisi denilen sütçü tip elde edilmiştir (Özcan ve ark., 1986; Güney ve ark., 1990, 1992). Ç.Ü. Ziraat Fakültesi nde sütçü ırklarla yapılan diğer melezleme çalışmaları arasında, Damaskus x (Saanen x Kilis) ve Damaskus x (Saanen x Kıl) şeklinde gerçekleştirilen melezlemeler sayılabilir (Özcan ve ark., 1986). Ancak bu çalışmada bilinçli bir planlamanın yapıldığı söylenemez. E.Ü. Ziraat Fakültesi nde yerli sütçü ırklarla yapılan melezleme denemeleri, 1959 yılında Saanen ve Malta ırkları arasında oluşmuştur. Bilinçli bir planlama olmamakla birlikte elde edilen F 1 melez keçileri İzmir çevresine dağıtılarak, bölgede süt keçisi yetiştiriciliğinin ilk temelleri atılmıştır (Sönmez ve Kaymakçı, 1973). Daha sonraları yılları arasında, daha sonra oluşturulması planlanan bu tipe (Bornova Tipi) taban oluşturmak üzere Beyaz Alman tekeleriyle Malta keçileri arasında bir melezleme çalışması yürütülmüştür (Şengonca ve ark., 1983). Beyaz Alman x Malta (F 1 ) ve B G 1 lerde saptanan laktasyon süresi sırasıyla gün ve gün, laktasyon süt verimi ise sırasıyla kg ve kg dır. Bornova tipi ise, Beyaz Alman x Malta (G 1 ) melezlerinin Anglo-Nubia ırkına ait dondurulmuş spermalarıyla çiftleştirilmesiyle elde edilmiştir. Bornova keçilerinde, bir doğumdaki oğlak sayısı 1.6, keçilerinin ortalama süt verimi, ilk laktasyonda 300 kg, 3. ve daha sonraki laktasyonlarda 400 kg ve laktasyon süresi 6 ay dolayındadır (Demirören ve Taşkın, 1994a, 1994b; Şengonca ve ark., 2000). Çizelge 3. Türkiye de kıl keçileriyle yapılan başlıca melezleme çalışmaları Doğumda Laktasyon Süt Laktasyon Araştırıcı Oğlak Sayısı Verimi (kg) Süresi (gün) Saanen x Kıl (F 1 ) Şengonca ve ark 1970 Malta x Kıl(F 1 ) Şengonca ve ark 1970 Saanen x Kıl(F 1 ) Sönmez, 1974 Malta x Kıl (F 1 ) Sönmez, 1974 Saanen x Kıl(F 1 ) kg/gün - Sönmez, Kaymakçı, Bayanoğlu, 1976 Alman Alaca x Kıl (F 1 ) Güney ve ark, 1990; 2005 Alman Alaca x Kıl (G 1 ) Güney ve ark, 1990 Hatay ve Hatay x Toros Güney ve ark, 1992, Biçer ve ark, 2003, Keskin, 1995, 2000,
44 Çizelge 4. Türkiye de sütçü keçilerle yapılan melezleme çalışmaları Melezleme Genotip Doğumda Oğlak Sayısı Laktasyon Süt Verimi (kg) Laktasyon Süresi (gün) Saanen x Kilis (F 1 ) Saanen x Kilis (G 1 ) Ak-Keçi x Kilis (G 1 ) Saanen x Kilis (G 1 ) Beyaz Alman x Malta (F 1 ) Beyaz Alman x Malta (G 1 ) %58.3 (ikizlik) %45.8 (ikizlik) Araştırıcı Eker ve ark, 1977 Güney, 1984 Alçiçek ve ark, 1996 Şengonca ve ark, 1998, 2000 Koşum ve ark, 2004 Akbaş ve ark, 2006 Melezleme çalışmalarında ortaya çıkan bulgular ışığında, saha düzeyinde aşağıdaki önermeleri yapmak olasıdır; Anılan çalışmaları, orman içi ve kenarı köyler ile, ova ve yamaç köylerdeki işletmelerin koşulları dikkate alınarak iki boyutta planlanmalı, bu bağlamda melezleme etkinliklerinde bakım-besleme, sağlık koruma ve diğer ekonomik önlemler birlikte ele alınmalıdır. İşletmeler belirlenirken, yeniliklere açık ve işbirliğine uygunluk gibi konular göz önüne alınmalıdır. Islah edici ırk olarak, şimdiye dek kullanılan genotipler dışında yeni seçenekler aranmalıdır. Melezleme çalışmalarında yapay tohumlamanın hızlı bir şekilde devreye sokulması zorunludur. Bu amaçla ilk aşamada, dışalımı yapılacak dondurulmuş spermadan yararlanılabilir. Ancak kalıcı olması ve dışa bağımlılıktan kurtulmak için yerli üretime geçilmelidir. Bu temel koşullara bağlı olarak, Kıl keçilerin melezleme ile ıslahı çalışmalarında ise, şunlar dikkate alınmalıdır (Şengonca ve Kaymakçı, 1982; Kaymakçı, 2004). Kıl keçilerin ıslahında, daha önce de belirtildiği gibi, Malta ve Kilis keçilerinden oldukça sınırlı bir düzeyde yararlanılmalıdır. Meme yapısının özelliklerinden dolayı, makilik arazide üreticiler, Malta ve melezlerini yetiştirmek istememektedirler. Islah edici genotip olarak kullanılan Saanen x Kilis G 1 melezi tekelerinin ise özellikle Batı Anadolu koşullarına iyi uyum göstermediği gözlemlenmiştir. Kıl keçilerinin melezlenmesinde, melez teke kullanılması yeğlenmelidir. Saf kültür ırkı teke kullanılacak ise, salt aşım mevsiminde tahsis edilmeli, meraya salınmamalı ve sınırlı sayıda keçi ile çiftleştirilmelidir. Saanen x Kıl melezlerinin, Kıl keçilerinin yetiştirildiği koşullara başarıyla uyum gösterdiği görülmektedir. Bununla birlikte, orman içi ve kenarı köyler için, Saanen genotip düzeyinin en fazla %50 oranında olması gerektiği, ova köylerinde ise Saanen genotipi düzeylerinin artırılabileceği belirtilebilir. TAGEM e Bağlı Araştırma Enstitülerinde Yürütülen Keçicilik Çalışmaları Tarım ve Köyişleri Bakanlığı na bağlı Tarımsal Araştırma Enstitüleri bünyesinde 1990 yıllarda başlatılan ve günümüze kadar devam eden ya da bitmiş olan bazı keçicilik çalışmaları Çizelge 6 da özetlenmiştir. Çizelgede de görüldüğü gibi çalışmalar ağırlıklı olarak Lalahan ve Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü2nde yoğunlaşmıştır. Bu çalışmalarda temel üreme, gelişme ve süt verim özelliklerinin yanı sıra adaptasyon ve fizyoloji çalışmaları da yapılmıştır. Araştırmalarda Ankara keçisi başta olmak üzere kıl ve Sanan ve Kıl melezleri hayvan materyali olarak kullanılmıştır. 32
45 Çizelge 5. Türkiye de geliştirilen başlıca sütçü tipler Tip Genotip Laktasyon Süt Verimi (kg) Laktasyon Süresi (gün) Araştırıcı Ak-keçi %75 Saanen Eker ve ark, 1975; %25 Kilis Tuncel ve ark, Toros Alacası Alman Alaca x Kıl (G 1 ) (3.laktasyon) Darcan, Güney, Çukurova %65 Saanen Güney ve ark. 1992; 2005; %35 Kiİis Darcan ve Güney, Toros Saanen+Kilis+Kıl Güney ve ark 1992; %75 Anglo Demirören ve Taşkın, Bornova Nubian + %18, a, 1994b; Şengonca ve Beyaz Alman + ark, 2000; %6,25 Malta Türk Saaneni Saanen x Kıl melezleri Kaymakçı, 2003; Pala ve Savaş, 2004 Takma ve ark, 2009 Tölü ve ark, 2009 Çizelge 6. TAGEM e bağlı bazı araştırma enstitülerinde yürütülen keçicilik çalışmaları Çalışmanın Yapıldığı Yer Genotip Araştırma konusu Çalışmanın Başlama ve Bitiş tarihi Lalahan Hayvancılık Ankara Keçi Üreme Özelliklerinin Belirlenmesi 1996 Araştırma Enst Lalahan Hayvancılık Ankara Uzun süreli GnRH uygulamasının Araştırma Enst Lalahan Hayvancılık Araştırma Enst. Lalahan Hayvancılık Araştırma Enst Marmara Hayvancılık Enst Marmara Hayvancılık Enst Bahri Dağdaş Uluslararası Tar. Araş Enst Akdeniz Zirai Araş Enst. Tekesi Ankara Keçisi Ankara Keçisi Saanen G1 ve G2 Saanen, Saanen x Kıl eşeysel etkinlik üzerine etkisi Strese maruz bırakılan Ankara keçisi oğlaklarında E ve C vitaminlerinin büyüme ve imminute üzerine etkileri Ankara Keçilerinin halk elinde yetiştirilmesi Üreme, süt ve besi özelliklerinin karşılaştırılması Saanen ve Saanen x Kıl melezi oğlakların büyüme hızı ve besi performanslarının karşılaştırılması Kıl keçi Farklı şartlarda yarı-entansif koşullarda yetiştirilen kıl keçi melezlerinin verim performanslarının karşılaştırılması Saanen x Kilis (G1) Rasyonel şartlarda yetiştirilen Saanen x Kilis (G1) süt keçilerinin Antalya sahil bölgesine adaptasyonu üzerine çalışmalar Bitiş:1997 Baş:2005 Bit: Bit:2006 Baş:2010 Bit:2015 Bit:1972 Öneriler Keçi yetiştiriciliğinin geliştirilmesi için, ıslahın teknik örgütlenmesi yanında, üreticilerin birbiriyle uyumlu ekonomi politikalarıyla desteklenmesi de zorunludur. Bu amaçla, süt ve et gibi ürünlerin fiyat oluşumunda, üretici lehine uygun desteklemelerin kısa ve orta dönemde AB standartlarına göre yapılması koşuldur. Bu desteklemeler, Türkiye nin dışsatımı açısından da gereklidir. Uzun dönemde ise, işletmelerin, uzmanlaşmış süt keçiciliği durumuna dönüştürülmesi özendirilmelidir. Gerek üretim ve 33
46 gerekse pazarlamada da tarımsal amaçlı kooperatiflerin egemenliği de sağlanmalıdır. Yukarıda belirtilen konu ve yaklaşımlar, Türkiye Tarımsal Araştırma Alanı ile Türkiye de bir bilim ve teknoloji politikası üretmek kapsamında ele alınmalıdır. Bu anlamda, kuramsal ve uygulama düzeyinde Türkiye ne yapabilir, nasıl yapabilir sorusuna yanıt aranmalıdır. Türkiye de, ulusal programları hazırlayacak ve uygulayacak kadrolar vardır. Ancak kadroların moral değerleri yanında, siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin konunun önemini kavramaları, özellikle siyasi partilerin programlarında bilim ve teknoloji politikalarına ağırlıklı olarak yer verilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte yapılması gereken önemli işlerden birisi de, bilim ve teknoloji politikalarının kamuoyunda içselleştirilmesidir. Kamunun, üniversitelerin sadece meslek adamı üretmekle görevli oldukları algılaması değiştirilmelidir. Kaynaklar Akbaş, Y.; Takma, Ç.; Taşkın, T Variation in Lactation Curves of Saanen and Bornova Goats. 30th Conference on Research and Development in Agricultural Engineering January 2006 Szent Istvan University, Gödöllö, Macaristan Alçiçek, A., Akkan, S., Taşkın, T., Özkan, K Karma Yemdeki Protein Düzeyinin Oğlakların Gelişme Performansına Etkisi. E.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, 33(1): , Bornova-İzmir. Atay, O., Gökdal, Ö., Eren,V Kıl keçisi oğlaklarında besi gücü ve karkas özellikleri. V. Zootekni Ulusal Bilim Kongresi, k33, , Van. Atay, O., Gökdal, Ö., Eren,V., Çetiner, Ş., Yetiştirici Koşullarında Kıl Keçisi Sürülerinde Oğlaklama ve Büyütme Sonuçlarına Göre Kimi Döl verimi Ölçütlerinin Belirlenmesi. 6. Zootekni Kongresi24-26 Haziran, Poster Bildiri, Erzurum. Biçer, O., Keskin, M., Kaya, Ş., Gül, S., Comparison of Some Lactation Characteristics of Hatay Goat with Taurus Dairy Goat x Hatay Goat Crossbreds. International Symposium on Animal Production and Natural Resourches Utilisation in the Mediterranean Mountain Areas. EAAP Publication No: 115; , 5-7 June 2003, Epirus, Greece. Darcan, N., O.,Güney, Comparative Study on the Performance of Crossbred Goats Under Çukurova Subtropical Climate Conditions. J. Appl. Anim. Res. 22: Daşkıran, İ., Cedden, F., Bingöl, M., Aşkın, Y Some Physicial Characteristics of Coarse Fibre Obtaiend from Norduz Goats. Journal of Animal and Veterinary Advances. 7(5): Dellal, İ Antalya İlinde Kıl Keçisi Yetiştiriciliğine Yer Veren Tarım İşletmelerinin Ekonomik Analizi Ve Planlaması. Doktora Tezi (basılmamış), Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tarım Ekonomisi Anabilim Dalı, 130 s., Ankara. Dellal, G., Eliçin, A., Tekel, N., Dellal, İ GAP Bölgesinde Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinin Yapısal Özellikleri. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü, Yayın No:82. Ankara. Dellal, G., Eliçin, A., Tuncel, E., Erdoğan, Z., Taşkın, T., Cengiz, F., Ertuğrul, M., Söylemezoğlu, F., Dağ, B., Özder, M., Pehlivan, E., Tuncer, S.S., Kor, A., Aytaç, M., Koyuncu, M Türkiye de Hayvansal Lif Üretiminin Durumu Ve Geleceği. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildirileri, Ocak S: , Ankara. Demirören, E., Taşkın, T. 1994a. Bornova, Saanen Ve Saanen X Kilis Genotipine Ait Keçilerde Süt Verim Özellikleri Üzerine Bir Araştırma. Hayvansal Üretim Dergisi, 35:55-62, Bornova-İzmir. Demirören, E., Taşkın, T. 1994b. Bornova, Saanen Ve Saanen X Kilis Genotipine Ait Oğlaklarda Kimi Gelişme Özellikleri Üzerine Bir Araştırma. Hayvansal Üretim Dergisi, 35:63-69, Bornova-İzmir Die (Tarımsal Yapı, Üretim, Fiyat, Değer); Ankara. Eker, M., E. Tuncel, Y. Aşkın, S. M. Yener, A.Ü. Ziraat Fakültesi Kilis Keçilerinde Süt Verimi İle İlgili Özellikler AÜZF 1975 Yıllığı, Cilt 25, Fas 1, Ankara. Eker, M., E. Tuncel, Y. Aşkın, S.M. Yener, A.Ü. Ziraat Fakültesinde Yetiştirilen Saanen x Kilis Melezi Süt Keçilerinde Süt Verimi İle İlgili Özellikler, AÜZF Yıllığı, Cilt 26, Fas 5, Ankara. Eker, M.; E. Tuncel, A.Ü. Ziraat Fakültesi nce Yetiştirilen Kilis ve Saanen x Kilis Melezi Sütçü Keçilerinde Döl Verimi ve Yaşam Gücü Üzerinde Araştırmalar, AÜZF Yıllığı 72, Fas 1-2 Ankara. Elmacı, C., Koyuncu, M., Tuncel, E Bursa yöresi kıl keçilerinde transferin polimorfizmi. Turk. J. Vet. Anim. Sci. 25: Ertuğrul, M., Savaş, T., Dellal, G., Taşkın, T., Koyuncu, M., Cengiz, F., Dağ, B., Koncagül, S., Pehlivan, E Türkiye Küçükbaş Hayvancılığının İyileştirilmesi. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildiriler, Ocak S: , Ankara. 34
47 Güney, O., Doğu Akdeniz Bölgesinde Keçiciliği Geliştirme Çalışmaları. Tarım ve Mühendislik, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Sayı 17, Ankara. Güney, O., M. Kaymakçı, O. Karaca, T. Savaş, Türkiye Süt Keçisi Islahının Geleceği Üzerine Kimi Öneriler, Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Mayıs, İzmir. Güney, O.; O. Biçer; O. Torun, Fertilty, Prolificacy And Milk Production İn Çukurova And Tarsus Dairy Goats Under Subtropikal Conditions İn Turkey, Small Ruminant Research, 7: 3, Güney,O., L., Özcan, E.Pekel, O.,Biçer, O.Torun, C. Gall, G. Nitter, Çukurova-Hohenheim Üniversiteleri Bilimsel İşbirliği III. Kollokyumu, Kasım 1990, Adana Kaya, Ş., Meraya ek olarak verilen kesif yemin Hatay keçilerinde ananın performansına, döl ve süt verimine etkileri. Doktora tezi. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana. Kaymakçı, M, Süt Keçisi Yetiştiriciliği El Kitabı, Tüm Ziraatçılar Deneği, Yayın No 4, İzmir. Kaymakçı, M Melez Süt Keçisi Yetiştiriciliği, E.Ü. Tuam Çiftçi Broşürü, 53, Bornova. Kaymakçı, M.; S. Seymen; T. Taşkın; Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliklerinin İşlevleri, IV. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi Bildirisi, 1-3 Eylül Isparta. Kaymakçı, M.; A. Eliçin, F. Işın, T. Taşkın, O. Karaca, E. Tuncel, M. Ertuğrul, M. Özder, O. Güney, O. Gürsoy, O. Torun, H. Emsen, S. Seymen, H. Geren, A. Odabaşı, R. Sönmez, Türkiye Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği Üzerine Teknik Ve Ekonomik Yaklaşımlar, Türkiye Ziraat Mühendisliği Altıncı Teknik Kongresi Bildirisi, 3-7 Ocak, Ankara. Kaymakçı, M., Tuncel, E., Güney, O Türkiye de Süt Keçisi Islahı Çalışmaları. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, 2005, Mayıs Bornova-İzmir. Kaymakçı, M., Taşkın, T., Türkiye Süt Keçisi Geliştirme Yolları. Tayek/Tuyap Toplantısı Nisan, 2006 Yılı Hayvancılık Grubu Bilgi Alışveriş Toplantısı Bildirileri, Yayın No 122, Menemen, İzmir. Kaymakçı, M., Taşkın, T., Mutaf, S., Kumlu, S., Yalçın, S., Koşum, N., Koyuncu, M., Ün, C., Önenç, A., Karaca, O Türkiye Damızlık Üretim Stratejisi. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildirileri, Ocak S: , Ankara. Kaymakçı, M., Özkaya, T., Ortaş, İ., Taşkın,T., Önenç, A., Atalık, A Türkiye Tarımsal Araştırma Alanı İçin Stratejik Yaklaşımlar. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildirileri, Ocak s: , Ankara. Keskin. M., Hatay bölgesinde yetiştirilen keçilerin bazı morfolojik ve fizyolojik özellikleri. Yüksek Lisans Tezi. Mustafa Kemal Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Antakya. Keskin, Hatay bölgesinde yoğun yetiştirme koşullarında Şam (Damascus) keçilerinin morfolojik özellikleri ve performanslarının saptanması. Mustafa Kemal üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü (Doktora Tezi) Keskin, M., Effect of rearing systems on kid performance, lactation traits and profitability of Shami (Damascus) goats. Journal of Applied Animal Research, 22 (2): Keskin, M., Biçer, O., Relationship between eye colour and milk yield in Shami goats. Journal of Animal and Veterinary Advances 2 (1): 1-4. Keskin, M., Biçer, O., Gül, S Some Cashmere Characteristics of German Fawn x hair Goat (B1) Crossbreds and Shami (Damascus ) Goats of teh Eastern Mediterranean Region. Turk J. Vet. Anim. Sci. 31(3): Keskin, M., Biçer, O., Gül, S., Sarı, A A Study on Comparison of Some Physiological Adaptation Parameters of Different Goat Genotypes Under the Eastern Mediterranean Climatical Conditions. 47(1): Koşum, N.,Taşkın, T., Akbaş, Y., Kaymakçı, M Heritability Estimates of Birth And Weaning Weights in Saanen, Bornova and Saanen x Kilis Goats. Pakistan Journal Of Biological Sciences 7(11): Koyuncu, M., Uzun, Ş.K., Tuncel, E Characterization of Semi-Extensive Goat Production Systems in South Marmara Region of Turkey. J. Biol. Environ. Sci. 2(5): Özcan, L, O. Güney, E. Pekel, O. Torun, Akdeniz Bölgesinde Kıl Keçisi Yetiştiriciliği Ve Islahı Olanakları, Batı Akdeniz Bölgesi I. Hayvancılık Semineri Bildirisi, Kasım Antalya. Özcan, L., Ç. Ü. Ziraat Fakültesi nde Yetiştirilen Kilis ve Kıl Keçilerinin Islahında Saanen ve G 1 Genotiplerinden Yararlanma Olanakları, Batı Akdeniz Bölgesi 1. Hayvancılık Semineri Bildirisi, Kasım, Ankara. Özcan, L., O.Güney, Damaskus Keçilerinin Çukurova Bölgesi Koşullarında Verimleri Üzerinde Bir Araştırma, ÇÜZF Yıllığı, Sayı : 3-4. Özcan, L.., E. Pekel, O. Güney Ç.Ü. Ziraat Fakültesi nde Yetiştirilen Kilis, Kıl ve S G 1 Keçilerinde Döl ve Süt Verimi Özellikleri Üzerine Karşılıklı Araştırmalar ÇÜZF Yıllığı 1974, Cilt 5, Adana. 35
48 Pala, A.; T. Savaş; Persistency within And Betwen Lactation in Morning, Evening and Dairly Testday Milk in Dairy Goats, Arch. Therz. (Accepted). Sönmez, R. M. Şengonca, Saanen Süt Keçilerinin Ege Bölgesi Şartlarına Adaptasyonu ve Verimleri Üzerine Bir Araştırma, EÜZF. Derg., Cilt 1, Sayı 2, İzmir. Sönmez, R., Melezleme Yolu İle Yerli Kıl Keçilerinin Süt Keçisine Çevrilme Olanakları, EÜZF. Yayını, No:226, İzmir. Sönmez, R., M. Kaymakçı, Ege Bölgesinde Süt Tipi Keçi Yetiştirme Çalışmaları, Ege Bölgesi I. Hayvancılık Semineri Bildirisi, İzmir. Sönmez, R., M. Kaymakçı, O. Bayanoğlu, Köy Koşullarında Melezleme Yolu İle Kıl Keçilerinin Süt Verimi Yönünde Islah Olanakları, Hayvansal Üretim Derg. 6, İzmir. Sönmez, R., M. Şengonca, A. G. Alpbaz, 1970a. E.Ü. Ziraat Fakültesi nde Yetiştirilen Saanen Süt Keçilerinin Çeşitli Verim Özellikleri ve Verimleri Üzerine Bir Araştırma. EÜZF. Derg., Cilt 7, Sayı 1, İzmir. Sönmez, R., M. Şengonca, A. G. Alpbaz, 1970b. E.Ü. Ziraat Fakültesi nde Yetiştirilen Kilis Keçilerinin Verimleri Üzerine Bir Araştırma, EÜZF. Yayını, No: 239, İzmir. Sönmez, R., M. Şengonca, A. G. Alpbaz, EÜ.Ziraat Fakültesi nde Yetiştirilen Malta Keçilerinin Çeşitli Özellikleri ve Verimleri Üzerine Bir Araştırma, EÜZF. Cilt 8, Sayı 1, Ayrı Baskı. Şengonca, M. Taşkın, T., Koşum, N Saanen x Kıl Keçi Melezlerinin ve Saf Kıl Keçilerinin Kimi Verim Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Eş Zamanlı Bir Araştırma. Tr. J. Vet. Anim. Sci. 27: Şengonca, M., H. Uysalk, Ö. Kınık, N. Koşum, T. Taşkın, Yetiştirici Koşullarında Saanen x Kıl Melezi ve Saf Kıl Keçilerinin Çeşitli Verim Özellikleri Üzerinde Eş Zamanlı Karşılaştırmalı Araştırmalar, E.Ü. Araştırma Fonu Raporu, Bornova. Şengonca, M., M. Kaymakçı, N. Koşum, T. Taşkın, J. Steinback, Die Bornova-Ziege: Eir Neur Milchziegentyp Für Die Turkei, Deutsch-Türkische Agrarfarschung 6. Symposium, Vom 27 September-2 Oktober.. Şengonca, M., M. Kaymakçı, R. Sönmez, Ege Bölgesi nde Yetiştirilen Süt Keçilerinin Melezleme Yoluyla Islah Olanakları (1. Kademe Projesi), Doğa Bilim Derg.: Veterinerlik ve Hayvancılık Cilt 7, Şengonca, M., R. Sönmez, A. G. Alpbaz, E.Ü. Ziraat Fakültesi nde Yetiştirilen Saanen x Kıl ve Malta x Kıl Birinci Generasyon Melezlerinin Çeşitli Özellikleri ve Verimleri Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma, EÜZF. Derg., Cilt 7, Sayı 1, İzmir. Şengonca, M., R. Sönmez, M. Kaymakçı, Islah Edilmiş Beyaz Alman Keçilerinin Ege Bölgesi Koşullarına Adaptasyonu ve Verimleri Üzerine Bir Araştırma, EÜZF. Derg., Cilt 11, Sayı 3, İzmir. Şengonca, M., R. Sönmez, M. Kaymakçı, Islah Edilmiş Beyaz Alman Keçilerinin Ege Bölgesi Koşullarına Uyarlanması ve Verimleri Üzerine Bir Araştırma, EÜZF. Derg., Cilt 17, Sayı 3, İzmir. Takma, C., Akbas, Y., Taskın, T Modeling Lactation Curves Turkish Saanen and Bornova Goats. Asian Journal Of Animal And Veterinary Advances. 4(3): Toplu, H.D.O., Altınel, A Some production traits of indigenous hair goats bred under extensive conditions in Turkey. 2 nd communication: viability and growth performances of kids. Arch. Tierz, Dummerstorf 51(5): Tölü, C., Savaş, T., Yurtman, İ.Y Türk Saanen Keçilerinde Canlı Ağırlık ve Değişimi Üzerinde Değerlendirmeler. Hayvansal Üretim 50(1): Tuncel, E., A. Eliçin, A. R. Koca, Sanen x Kilis Melezi Sütçü Keçilerin Antalya Zirai Araştırma Koşullarına Adaptasyonu Üzerine Araştırmalar, AÜZF. Yıllığı 26, Ankara. Ünalan, A., Cebeci, Z Alman Alaca x Kıl Melezi Keçilerde Genetik Parametre Tahminleri Üzerine Bir Çalışma. Turk. Vet. Anim. Sci. 25:
49 Preventive Health Management in Goat Production Matthias GAULY, E. MOORS Department für Nutztierwissenschaften, Livestock Production Systems, Georg-August University Göttingen, Albrecht Thaer Weg 3, Goettingen, Introduction A preventive health management in livestock production systems is designed to minimize potential adverse effects on diseases and any other unexpected constraints of animal health. The aim of a preventive health management system in livestock herds is to improve the general husbandry, the nutrition, management, and environmental conditions, resulting in an improved health status and a higher productivity of animals. In dependence of the production system (dairy or meat production, ecological or conventional production, regional differences) there are different requirements, and health management programs must be adapted to each single herd. In general, a favourable cost-benefit ratio must justify all preventive treatments or labour input to achieve an improved health status and an increased productivity. To specify the requirements for a preventive health management in goat herds, it is essential to specify in the different production stages, including lambing and care of the neonates, rearing of lambs until weaning, breeding and management of bucks, as well as milking does. Lambing and Neonate Care Lambing or lambing season should be well organized and prepared. A clean, warm, and well-bedded kidding area should be maintained, as well as tinctures of iodine for navel disinfection and feeding tubes for kids that do not suckle. The main preventive procedure during kidding is to keep a high standard of hygiene (e.g. bedding material) and to provide colostrum in sufficient quantities to the kid(s). The colostrum contains antibodies (passive immunology) that will be absorbed in the immediate postnatal period. Kids will be protected from serious infectious diseases until they can actively produce protective antibodies. A failure of passive transfer of maternal immunity may lead to severe disease problems and high mortality rates. Therefore, a careful observation of goats and kids at kidding time may be necessary to identify kids that do not successfully suckle until six hours after birth. Castro et al. (2009) investigated a suckling time for newborn kids for at least 24 h, which seems to be sufficient to avoid failure of passive immune transfer. Kids like that should be bottle fed or tubed with colostrum to provide antibodies within the adequate time and in sufficient quantity. Storing frozen colostrum considers applicable in order that colostrum is available for all kids. Maternal care also includes licking of kids after parturition to avoid hypothermia. Depending on region and climate conditions, this factor may influence kid survival significantly and goats should be preventively selected in regard to their mothering ability. Kids should be inspected intensively for congenital defects (e.g. cleft palate, rectovaginal fistula, hydrocephalus or atresia ani) and accordant dams should be excluded from breeding. Rearing Lambs until Weaning Management procedures that have do be done necessarily within the kidding or lamb rearing period should be conducted having regard on the hygiene. Accomplishing 37
50 in an unhygienic way, tattooing or ear tagging, dehorning of kids or castration of males may lead to inflammations and infections. Vaccinations of kids depend on the overall herd vaccination program and vary with management and region. If does were vaccinated and kids received enough colostrum from their mothers, kids are protected by maternal immunity for those specific diseases for the first six weeks of life. If kids are not protected by maternal immunity, vaccination may be recommended within in the first week of life. In general, vaccinations for enterotoxaemia due to Clostridium perfringens type C and type D, as well as for tetanus are recommended (Songer, 1996). Regardless from the production systems (milk, meat or mohair), the feeding management of the young goats in a herd is essential for the economic outcome. Kids are raised either as replacement stock or for slaughtering. In both cases, malnutrition may lead to a delayed growth performance and a low immune sufficiency, resulting in a higher susceptibility for infectious diseases and a lower productivity. Differences in the feeding program, in breed and in the initial birth weight significantly influence growth rates in kids, and consequently age of weaning or first breeding. Regardless of the milk feeding program, it is important to feed hay early in life to promote the rumen development. For all kids water should be offered ad libitum to optimize consumption and digestion of hay, silage, and concentrate. Especially in young bucks a dietary oversupply may lead to health problems. Urolithiasis implies a relative phosphorus excess predisposing the precipitation of struvite (calcium, magnesium, and ammonium phosphates) crystals in the bladder (Sun et al., 2009). If excessive dietary protein is given to the bucks, the amount of urea in the urine is increased. Breeding, Pregnancy, and Buck Management A successful breeding period requires adequate prearrangements and preparations for both, bucks and goats. Goats should be well conditioned, which can be controlled by the body condition score (BCS). The Body condition scoring is a simple and fast method of assessing the overall condition, the thinness or fatness by palpating the lumbar region and the area containing the loin muscle. This helps the farmers to monitor the feeding and herd health program effectively (McGregor and Butler, 2008). By increasing the energy intake of goats (20-30 % higher than normal) prior to the breeding period a higher fertility will be obtained. This can be done by a higher supply of concentrate or by a controlled grazing management. In all stages of pregnancy stress and agitation for the goats should be avoided. Therefore all additional handling procedures must be done carefully and reduced to the minimum. To prevent pregnancy toxaemia grain should be curtailed in early gestation (late lactation) when milk production no longer justify it. Checking urine samples for ketones with commercial dipsticks in regular intervals helps to detect incipient cases. Abortions in late pregnancy may be induced by various infectious and non-infectious causes. Worldwide, chlamydiosis, Q fever, and toxoplasmosis are the most frequently identified infectious causes for abortion in goats (Chanton-Greutmann, 2002). If abortions in one or more goats appear, a detailed examination of goats is required to make a definitive diagnosis. A very important preventive procedure for herd health is to put all new animals under quarantine. This procedure includes also breeding bucks when introducing into the herd. Bucks should be well conditioned and healthy regarding the musculoskeletal system when breeding season starts. For prevention, hoofs should be controlled and trimmed 38
51 regularly. Apart from that herd s health management includes treatments and vaccinations for bucks, too. To ensure the function of a breeding buck, it should be examined before breeding season starts, which includes a general examination, as well as genital examinations and semen evaluations. Milking Does A preventive health management in milking goats focus on both, general health and udder health to maximize the milk production. The important preventive factors for an optimised udder health include the selection for a good udder conformation, as well as clean bedding material for the goats in the barn, and a functional and hygienic milking equipment. In herds with mastitis problems, farmers should focus on an early detection of clinical signs or any changes in the physiological milk appearance. Also breeding for mastitis resistance in goats seems to be useful (Bergonier et al., 2003). The general health of milking goats includes a feeding program, which should be optimized and adapted for each production stage and level. As useful preventive medicine procedures, vaccinations, foot care, as well as treatments against gastrointestinal nematodes may be necessary. Hoof trimming accomplished at regular intervals my prevent foot rot, teat injuries, abnormal gait, and other foot-related diseases, which decrease well-being and feed intake of goats. Treatments with anthelmintics against gastrointestinal nematodes may be necessary in some regions and seasons. Infections can be seen in varying degrees, such as clinical infections with diarrhoea, cachexia or even death, but also subclinical infections appear becoming obvious by a decreased milk yield. When treating milking goats with anthelmintics, two important aspects must be considered. Some of the anthelmintics have antifungal and antibacterial characteristics that can damage cheese cultures, so that production of cheese making and maturation is interrupted. A second problem can be the withdrawal period, because wasting milk is associated with a high economic loss for the milk producer. As an alternative strategy to prevent and control infections with gastrointestinal nematodes breeding for parasite resistance will be discussed. Breeding for Disease Resistance as a Way of Prevention A potential way to assist in the control of some diseases is the breeding goats for resistance. This has been proven for example for parasitic diseases. They include gastrointestinal (GI) nematodes as an important cause of reduced production of meat, milk and wool in goat in all parts of the world. GI nematodes are among the most important infections faced by livestock (Perry and Randolph, 1999). The prevalence in grazing lambs is 100 % (Stear et al., 1998). Parasitic diseases like others are generally treated and controlled with chemicals. However, these methods are not sustainable as the parasites are becoming increasingly resistant to the available chemicals. A potential alternative to alleviate the problems associated with chemotherapeutics is the breeding goats for resistance to parasites. It has been well established that the ability of these animals to acquire immunity and express resistance, varies substantially among and within breeds and is at least partly under genetic control (Bisset et al., 1996; Miller et al., 1998; Amarante et al., 1999; Baker et al., 2001; Sayers and Sweeney, 2005; Mandonnett et al., 2006). For some breeds scientific evidence has already been found for genetic variation in the extent to which the animals are tolerant or resistant to certain parasites, even if the physiological and underlying genetic mechanisms conferring resistance to gastrointestinal nematodes are complex and not fully understood. The term 39
52 resistance refers to the ability of the host to control the parasite lifecycle. Tolerance refers to a situation where the host is infected by the pathogen, but suffers little adverse effects. The phenotypic characterization of breeds and, ideally, their comparison with other susceptible breeds present in the same region, will allow the identification of tolerant or resistant ones. Recording of phenotypes will include not only qualitative and quantitative descriptive measures but also production and reproduction traits, as well as disease incidence or prevalence and other related traits. Basic measurements such as growth rate, body condition, faecal worm egg counts at critical times and scoring sheep for signs of anaemia by using the FAMACHA scoring system (Van Wyk and Bath, 2002) can be used effectively to determine animals susceptibility or resistance to parasitic diseases. With this information plus information on the feeding conditions and the controlled use of anthelmintics in flocks, a preliminary assessment can be made as to whether a breed may be tolerant or resistant to a parasite species. By also recording pedigree in each population, it would be possible to initiate a selection programme for disease resistance and improved performance using classical quantitative genetics. References Amarante, A.F.T., Craig, T.M., Ramsey, W.S., El-Sayed, N.M., Desouki, A.Y. & Bazer, F.W. 1999a. Comparison of naturally acquired parasite burdens among Florida Native, Rambouillet and crossbreed ewes. Veterinary Parasitology 85: Baker, R. L., Audho, J. O., Aduda, E. O. & Thorpe, W Genetic resistance to gastro-intestinal nematode parasites in Galla and Small East African goats in the sub-humid tropics. Animal Science 73: Bergonier, D., de Crémoux, R., Rupp, R., Lagriffoul, G. & Berthelot, X Mastitis of dairy small ruminants. Veterinary Research 34: Bisset, S.A., Vlassoff, A., Douch, P.G.C., Jonas, W.E., West, C.J. & Green, R.S Nematode burdens and immunological responses following natural challenge in Romney lambs selectively bred for low or high faecal worm egg count. Veterinary Parasitology 61: Bisset, S.A., Vlassoff, A., West, C.J. & Morrison, L Epidemiology of nematodosis in Romney lambs selectively bred for resistance or susceptibility to nematode infection. Veterinary Parasitology 70: Bouix, J., Krupinski, J., Rzepecki, R., Nowosad, B., Skrzyzala, I., Roborzynski, M., Fudalewicz- Niemczyk, W., Skalska, M., Malczewski, A. & Gruner, L Genetic resistance to gastrointestinal nematode parasites in Polish long-wool sheep. International Journal for Parasitology 17: Castro, N., Capote, J., Morales-Delanuez, A., Rodríguez, C. & Argüello, A Effects of newborn characteristics and length of colostrum feeding period on immune transfer in goat kids. Journal of Dairy Science 92: Chanton-Greutmann, H., Thoma, R., Corboz, L., Borel, N. & Pospischil, A Abortion in small ruminants in Switzerland: investigations during two lambing seasons ( ) with special regard to chlamydial abortions. Schweizer Archiv fuer Tierheilkunde 144: Mandonnet, N., Menendez-Buxadera, A., Arquet, R., Mahieu, M., Bachand, M. & Aumont, G Genetic variability in resistance to gastrointestinal strongyles during early lactation in Creole goats. Animal Science 82: McGregor, B.A. & Butler, K.L Relationship of body condition score, live weight, stocking rate and grazing system to the mortality of Angora goats from hypothermia and their use in the assessment of welfare risks. Australian Veterinary Journal 86: Miller, J.E., Bahirathan, M., Lemarie, S.L., Hembry, F.G., Kearney, M.T. & Barras, S.R Epidemiology of gastrointestinal nematode parasitsm in Suffolk and Gulf Coast Native sheep with special emphasis on relative susceptibility to Haemonchus contortus infection. Veterinary Parasitology 74: 55-7 Perry, B.D. & Randolph, T.F Improving the assessment of the economic impact of parasitic diseases and of their control in production animals. Veterinary Parasitology 84:
53 Sayers, G. & Sweeney, T Gastrointestinal nematode infection in sheep a review of the alternatives to anthelmintics in parasite control. Animal Health Research Review 6: Songer, J.G Clostridial enteric diseases of domestic animals. Clinical Microbiology Reviews 9: Stear, M.J., Bairden, K., Bishop, S.C., Gettinby, G., McKellar, Q.A. & Park, M The processes influencing the distribution of parasitic nematodes among naturally infected lambs. Parasitology 117: Sun, W.D., Zhang, K.C., Wang, J.Y. & Wang, X.L The chemical composition and ultrastructure of uroliths in Boer goats. The Veterinary Journal, doi: /j.tvjl Van Wyk, J.A. & Bath, G.F The FAMACHA system for managing the haemonchosis in sheep by clinically identifying individual animals for treatment. Veterinary Research 33:
54 Türkiye de Dağlık-Ormanlık Alanlarda Keçi Yetiştiriciliği: Mevcut Durum ve Gelecek Gürsel DELLAL 1, Mehmet ERTUĞRUL 1, Nihat TEKEL 2, Erkan PEHLİVAN 1 1 Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Ankara 2 Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Diyarbakır Bu bildiride Türkiye de dağlık-ormanlık alanlarda gerçekleştirilen keçi üretiminin mevcut durumu ve geleceği üzerinde durulmuştur. Bu amaçla; bu alanlarda yapılan keçi yetiştiriciliğinin önemli sosyolojik, yapısal ve ekonomik özelliklerinde meydana gelen değişimler ve bu değişimleri etkileyen faktörler incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Türkiye, dağlık-ormanlık alanlar, keçi üretimi Goat Breeding in the Mountainous-Forestry Areas in Turkey: Current Situation and Future In this paper current situation and future of goat production in the mountainous and forestry areas in Turkey were studied. For this aim the changes on important sociological, structural and economic characteristics of goats which are breed in those areas and factors effecting those changes were analyzed. Keywords: Turkey, mountainous and foresty areas, goat production Giriş Türkiye de keçi yetiştiriciliği yüzyıllardır geleneksel olarak yapılan bir üretim dalı olup yetiştirildikleri bölgenin ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına önemli düzeyde katkıda bulunmaktadır yılı verilerine göre Türkiye keçi varlığı 5.6 milyon baştır ve bunun yaklaşık % 97 sini Kıl, % 3 ünü ise Ankara keçileri oluşturmaktadır. Keçi üretiminin Türkiye toplam kırmızı et, süt ve deri üretimi içindeki payı ise sırasıyla % 3, % 2 ve % 9 dur (Tüik, 2008). Kıl keçisi ırkının tüm bölgelerde yetiştirilmesine karşın, Ankara keçisi ırkı yalnızca Batı Marmara, Kuzeydoğu ve Ortadoğu Anadolu Bölgesi nin dışındaki bölgelerde yetiştirilmektedir. Kıl keçisi üretiminin en yoğun olarak yapıldığı bölgeler ise sırasıyla Akdeniz, Güneydoğu ve Ortadoğu Anadolu, Ege ve Marmara iken, Ankara keçisinin esas olarak Batı Anadolu Bölgesi dir. Kesin verilerin olmamasına karşın, tüm bölgelerde bu iki keçi ırkına dayalı üretimin ağırlıklı olarak dağlık-ormanlık alanlarda yapıldığı ve dolayısıyla keçi üretiminin Türkiye tarımsal üretimine olan katkısının daha çok bu alanlardan kaynaklandığı söylenebilir. Buna karşın, son yıllarda bu alanlarda başta Çevre ve Orman Bakanlığı nın orman içi ve civarında keçi üretimine yer veren tarım işletmelerinin keçi üretim faaliyetlerini durdurmaya yönelik uygulamaları ile birlikte işletmelerin ekonomik, yapısal ve sosyokültürel özellikleri bakımından da olumsuz yönde birçok değişim yaşanmaktadır. Bu değişimler ise, bu işletmeleri, esas olarak keçi üretim faliyetlerini tamamen durdurmaları veya kapasitlerini azaltmaları şeklinde olmak üzere olumsuz olarak etkilemektedir. Bu nedenle; dağılık-ormanlık alanlarda gerçekleştirilen keçi üretimi üzerinde olumsuz etkiye sahip faktörlerin etkilerinin azaltılamaması ve/veya bu üretim kolunun etkileri azaltılamayan faktörler karşısında güçlendirilmemesi durumunda; yakın gelecekte bu alanlarda yüzyıllardır yapılagelen keçi üretiminin, Türkiye ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına olan katkısının çok ciddi düzeyde azalacağı beklenmelidir. Bu noktadan hareketle bu bildiride Türkiye de dağlık-ormanlık alanlarda gerçekleştirilen keçi üretiminin mevcut durumu incelenerek, bu alanlardaki keçi üretiminin iyileştirilmesi yönünde yapılacak olan uygulamalara ışık tutulması amaçlanmıştır. 42
55 Bildirinin Hazırlanmasında Kullanılan Yöntemler Bu çalışmanın hazırlanmasında kullanılan verilerin çok önemli bir kısmı Antalya, Artvin ve Bolu ili ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinin bazı sosyolojik, yapısal ve ekonomik özelliklerini belirlemeye yönelik olarak gerçekleştirilen araştırmalardan elde edilmiş (Çizelge 1) ve aynı zamanda Türkiye İstatistik Kurumu (Tüik) veritabanlarından da yararlanılmıştır. Araştırmalarda; Antalya ilindeki işletmeler Kıl keçisi, Bolu ilindeki işletmeler Ankara keçisi ve Artvin ili ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ndeki işletmeler ise küçükbaş hayvan varlıkları esas alınarak tesadüfi örnekleme yöntemi ile belirlenmişlerdir. Çizelge 1. Verilerin toplandığı işletmelerin ilçe, il ve bölgelere göre dağılımı ve örnek genişlikleri Bölgeler İller İlçeler N Kaynak Akdeniz Antalya Merkez Korkuteli Elmalı Kaş Manavgat Gündoğmuş Gazipaşa Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Ergani Silvan Adıyaman Besni Gerger Gaziantep Nizip Araban Şanlıurfa Viranşehir Siverek Doğu Karadeniz Artvin Merkez Şavşat Yusufeli Ardanuç Dellal, 2000a,b. Dellal ve Erkuş, Dellal ve ark., 2002a,b. Aydın ve Dellal, Doğu Marmara Bolu - 20 Özdemir, Toplam Antalya, Artvin, Bolu İli ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Dağlık - Ormanlık Alanlarda Keçi Yetiştiriciliğine Yer Veren Tarım İşletmelerinin Bazı Sosyolojik, Yapısal ve Ekonomik Özellikleri İşletmelerin Bazı Sosyolojik Özellikleri İşletmelerin Nüfus Yapısı ve Yaş Durumu Çizelge 2 den görülebileceği gibi Antalya ve Bolu ili ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde toplam nüfus sayıları yüksek düzeydedirler. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Bolu ilindeki işletmelerde kadın ve erkek nüfus yaş ortalamaları ise oldukça düşük seviyededirler. İşletmelerde nüfus oranının fazla, erkek ve kadın yaşlarının düşük olmasının işletme iş gücünün aileden temini açısından bir avantaj olduğu söylenebilir. 43
56 Çizelge 2. İşletmelerin nüfus yapısı ve yaş durumu Bölgeler İşletme nüfusu Yaş (yıl) Erkek Kadın Toplam Erkek Kadın Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Marmara Bolu Genel İşletmelerin Eğitim Durumu Araştırmaların yürütüldüğü üç merkezde de işletmelerin eğitim düzeyini esas olarak ilköğretim mezunu bireyler oluşturmaktadır. Bununla birlikte okuryazar olmayan bireylerin oranı Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Lise ve Üniversite mezunu bireylerin oranı ise Bolu ilinde yüksektir (Çizelge 3). Çizelge 3. İşletmelerin eğitim durumu Bölgeler Eğitim durumu (%) Okuryazar olmayan Okuryazar İlköğretim Lise Üniversite Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Marmara Bolu Genel Keçi Üretimi İle Uğraşma Süresi ve İşletmeci Yaşı Türkiye de dağlık-ormanlık alanlarda gerçekleştirilen keçi yetiştiriciliği, yüzyıllardır bu alanlara olan sürdürülebilir ekonomik ve kültürel katkısı nedeniyle yapılmaktadır. Nitekim Çizelge 4 den de görülebileceği gibi, Artvin ili dışındaki diğer merkezlerde keçi yetiştiriciliği ile uğraşma sürelerinin yüksek olması bu durumu desteklemektedir. Bu sürenin, Artvin ilinde oldukça düşük olmasının ise incelenen işletmelerin esas olarak ormanlık alanlarda uzun yıllardır keçi yetiştiriciliği yapmalarına izin verilmemesinden kaynaklandığı söylenebilir. Antalya ili ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde incelenen işletmelerde işletmeci yaşı sırasıyla ve yıl olarak saptanmıştır. Orta düzeylerde sayılabilecek olan bu yaş seviyeleri işletme yönetimi bakımından bir avantaj olarak kabul edilebilir. 44
57 Çizelge 4. İşletmeci yaşı ve keçi üretimi ile uğraşma süresi Bölgeler İşletmeci yaşı (yıl) Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Karadeniz Artvin Genel Doğu Marmara Bolu Genel Keçi yetiştiriciliği ile uğraşma süresi (yıl) İşletmelerin Bazı Yapısal Özellikleri İşletmelerde Yetiştirilen Keçi Irkları ve Üretim Sistemleri Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Antalya, Artvin ve Bolu illerinde dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinin tamamında, sayılarının değişmesine karşın, Kıl keçisi ırkının yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bolu ilinin dışındaki bölgelerde incelenen işletmelerde Ankara keçisi ırkı bulunmazken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi dışındaki bölgelerdeki işletmelerde çok düşük düzeylerde de olsa sütçü genotipler ile bunların Kıl keçileri ile melezlerinden oluşan diğer genotipler de bulunmaktadır. Yine Antalya ilindeki işletmelerde belirli sayılarda Honamlı keçisinin de yetiştirildiği belirlenmiştir. Bu araştırmalarda saptanamamasına karşın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde yer alan işletmelerde Ankara ve Kilis keçisi ve esas olarak ta Ege, Orta Anadolu ve Batı Karadeniz Bölgesinde yine Ankara keçisi yetiştirilmektedir. Ayrıca Van ili Gürpınar ilçesi Norduz bölgesinde Norduz keçisi ve esas olarak Antalya ili ile Burdur, Isparta ve Konya ili arasındaki dağlık-ormanlık bölgelerde belirli sayılarda Honamlı keçisi de yetiştirilmektedir (Anonim, 2009; Tüik, 2008). Araştırmaların yürütüldüğü bölgelerde keçi yetiştiriciliğinin esas olarak yalnızca yerleşik ve yerleşik/yaylacılık olmak üzere iki sistem şeklinde yürütüldüğü ortaya konmuştur. Antalya, Artvin ve Bolu illerinde ağırlıklı olarak yerleşik/yaylacılık üretim sisteminin uygulanmasına karşın, Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde esas olarak yalnızca yerleşik üretim sistemi uygulanmaktadır. Bu bölgede özellikle Suriye sınırına yakın kesimlerin dışındaki kesimlerde önemli düzeyde yayla kaynaklarının bulunmasına karşın, incelenen işletmelerin büyük çoğunluğunun (% 90) yalnızca yerleşik sistemde keçi yetiştiriciliği yapmalarına neden olan faktörlerin başında yaklaşık 30 yıldır yaşanan olağanüstü koşullar gelmektedir. Bu faktör, bu bölgede göçer sistemde yapılan keçi yetiştiriciliğinin durmasının da esas nedenidir. 45
58 Çizelge 5. İşletmelerde yetiştirilen keçi ırkları ve üretim sistemleri Keçi ırkları Üretim sistemileri (%) Bölgeler Yalnızca Kıl Kilis Ankara Diğerleri Yerleşik/Yayla Yerleşik Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Karadeniz Artvin Genel Doğu Marmara Bolu Genel x x x x x x x x x x x x x x x x x x x Göçer Keçi ve Diğer Hayvan Türlerinin Sayıları Dağlık - ormanlık alanlarda bulunan tarım işletmelerinde yetiştirilen keçi ve diğer hayvan türlerinin sayıları bölgelerin iklim şartları, işletmelerin bulundukları alanların yüksekliği ve arazi koşulları, yetiştirilen keçi ırkı, bitkisel üretim deseni, sosyo-kültürel yapı ve yem ve su kaynakları gibi etmenlere bağlı olarak farklılık göstermektedir. Nitekim Çizelge 6 dan da görülebileceği gibi Antalya ilindeki işletmelerde toplam hayvan varlığı içinde en yüksek payı (% 95) Kıl keçisi oluşturuken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde Kıl keçisi (% 47.25) ve koyun (% 59) ve Bolu ilinde de Ankara keçisi (% 69) oluşturmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ndeki sığır oranı (% 4) ise, Antalya (% 1) ve Bolu (% 1) illerine göre daha yüksektir. Antalya iline ait bulgular; Akdeniz Bölgesi nin iklim koşulları, yüksek ve dağlık alanların fazlalığı ve ormanlık ve fundalık-makilik alanların da içinde bulunduğu bitki örtüsü bakımından Kıl keçisi yetiştiriciliğine uygun olduğu görüşünü desteklemektedir. Bununla birlikte Antalya iline göre, Bolu ilinde ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde incelenen işletmelerde koyun sayılarının çok daha yüksek olmasında; Bolu ilinde esas olarak işletmelerin bulundukları dağlık-ormanlık alanların yükseklik ve diğer arazi koşulları bakımından keçi ile birlikte koyun üretimine de uygun olmasının, Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde ise bu faktörler ile birlikte yaşanan olağan üstü koşullar nedeniyle kaba yem kaynaklarından yararlanmak için daha yüksek ve uzak alanlara gidilememesinin etkili olduğu söylenebilir. Bolu ilinde incelenen işletmelerde toplam hayvan varlığını esas olarak Ankara keçilerinin oluşturmasına karşın, Kıl keçisi sayılarının da yüksek düzeyde oldukları görülmektedir. 46
59 Çizelge 6. Keçi ve diğer hayvan türlerinin sayıları Yetiştirilen hayvan türleri Bölgeler Kıl keçisi Ankara keçisi Koyun Sığır Toplam Adet % Adet % Adet % Adet % Adet % Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Marmara Bolu Genel İşletmelerin Tarım Arazisi Varlıkları Türkiye de tüm bölgelerde dağlık-ormanlık alanlarda yer alan tarım işletmelerinin tarım arazisi varlıklarının, ormanlık alanların bulunmadığı ovalık ve dağlık-ovalık geçiş alanlarda bulunan tarım işletmelerine göre, genel olarak daha düşük olduğu ileri sürülebilir. Çizelge 7 den görülebileceği gibi bu araştırmaların yürütüldüğü merkezlerde dağlık-ormanlık alanlarda yer alan işletmelerin tarım arazisi varlıkları da oldukça düşük düzeydedir. En düşük tarım arazisi varlığına sahip işletmeler sırasıyla Antalya ve Bolu ili ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ndedirler ve toplam tarım arazisi varlıklarının çok önemli bir kısmını kuru mülk tarım arazileri oluşturmaktadır Çizelge 7. İşletmelerin tarım arazisi varlıkları Tarım Arazisi Genişliği (da) Bölgeler Mülk Arazi Kiralanan Arazi Ortağa Tutulan Arazi Kiraya Verilen Arazi Kuru Sulu Toplam Kuru Sulu Toplam Toplam Toplam Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Marmara Bolu Genel Genel Toplam
60 İşletmelerin Çoban Kaynakları Yetiştiriciler ve ilgili çevrelerce yapılan görüşmelerde Türkiye de son yıllarda diğer hayvansal üretim kollarında olduğu gibi, dağlık-ormanlık alanlarda keçi üretimi yapan tarım işletmelerinde de aile içinden veya ücretli çoban temininde önemli azalışlar gerçekleşmektedir. Buna karşın azalış düzeyleri, esas olarak işletmelerin ekonomik ve sosyo-kültürel yapılarına ve ulusal ve bölgesel düzeydeki ekonomik ve sosyolojik değişimlerin işletme içinde özellikle erkek genç nüfusun ve işletme dışında da çoban ve çoban olmak isteyen bireylerin üzerindeki etkilerine göre bölgeler arasında farklılık göstermektedir. Bu durumu, Antalya, Artvin ve Bolu ili ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde gerçekleştirilen araştırmalardan elde edilen bulgular desteklemektedir. Nitekim Artvin ve Bolu illerinde incelenen işletmelerde aileden çoban temin oranının yüksek fakat ücretli çoban temin oranının çok düşük düzeyde olduğu belirlenirken, Antalya ili ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde her iki çoban kaynağından yararlanma oranın da düşük düzeyde olduğu saptanmıştır (Çizelge 8). Aileden çoban kulanma oranındaki azalışın, ücretli çoban kullanma oranında artışa neden olarak işletme maliyetini artırıcı etki yapması ile birlikte, ücretli çoban bulmanın da zorlaşması başta toplam gelirlerinin önemli bir kısmını keçi yetiştiriciliğinden sağlayan işletmeler olmak üzere bu alanlarda bulunan tarım işletmelerinin bu üretim kolunu bırakmaları ve/veya keçi sayılarını azaltmaları yönünde uyarıcı etki yaptığı söylenebilir. Çizelge 8. İşletmelerin çoban kaynakları Bölgeler Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Karadeniz Artvin Genel Doğu Marmara Bolu Genel Çoban kaynağı (%) Aileden Ücretli Her ikisi İşletmelerin Yem ve Su Kaynakları Dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinin işletme merkezlerinin ve hayvan barınaklarnın bulundukları yerler bakımından farklılıklar bulunmakta ve bu durum bu işletmelerin yem kaynakları çeşitlerini ve bunlardan yararlanma düzeylerini etkileyen faktörlerin başında gelmektedir. Bu işletmelerin yem kaynaklarını, çeşit ve miktarları işletmelerin bulundukları yükseklik ve arazi koşullarına göre değişmekle birlikte orman içi ve civarı meralar, fundalık-makilik alanlar ve ormanlık alanların bulunmadığı mera ve yaylalar gibi kaba yem kaynakları oluşturmaktadır. Bununla birlikte dağlık-ormanlık alanlarda yer alan işletmelerin merkezleri ve/veya keçi ağıllarının kaba yem kaynaklarına olan mesafeleri bakımından 48
61 önemli düzeyde farklılıklar bulunmakta ve bu durum işletmelerin bu kaynaklardan yararlanma düzeyleri üzerinde önemli seviyede etki göstermektedir. Yine bazı işletmelerin merkezleri veya keçi ağılları ovalık veya dağ-ova geçiş bölgelerinde bulunurken, bazılarının yalnızca keçi ağılları dağlık-ormanlık alanlarda bulunmaktadırlar. Bu işletmelerin yem kaynaklarının göreceli olarak daha geniş olmasına karşın, bunlar için de kaba yem kaynakları hayati bir önem taşımakta ve bu işletmeler de kaba yem temini amacıyla daha yüksek alanlardaki ormanlık, makilikfundalık alanlarla birlikte bu alanların olmadığı normal mera ve yaylalardan yararlanmaktadırlar. Tüm durumlarda işletmeler ve keçi ağıllarının bireysel, ufak guruplar halinde veya köyler içinde bulundukları gözlenmektedir. Aşağıda dağlıkormanlık alanlarda keçi üretimine yer veren tarım işletmelerinin esas olarak mera ve yayladan yararlanma durumlarını incelemeye yönelik yapılan araştırmaların sonuçları verilmiştir. Meradan Yararlanma Durumu ve Mera Özellikleri Antalya, Artvin ve Bolu ilinde dağlık-ormanlık alanlarda keçi üretimine yer veren tarım işletmelerinin tamamında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi nin ise büyük çoğunluğunda kaba yem kaynağı olarak meradan yararlanıldığı saptanmıştır (Çizelge 9). Antalya ilindeki meraların çok önemli bir kısmı (% 61) işletme merkezine uzak durumda iken Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde (% 63.18) yakın durumdadırlar. Artvin ve Bolu ili ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde meradan yararlanan işletmelerin tamamının işletme merkezine uzak meralara yürüyerek çıktıkları belirlenmiştir. Antalya ilinde bu durumu gösteren verilerin olmamasına karşın, bu ildeki işletmelerin çok önemli bir bölümünün de uzak meralara yürüyerek çıktıkları tahmin edilmektedir. Yukarıda da bildirildiği gibi, birçok faktöre bağlı olarak, işletmelerin yararlandıkları mera kaynakları bakımından bölgeler arasında ve içinde farklılıklar bulunmaktadır. Nitekim Çizelge 10 dan da görülebileceği gibi Artvin ve Bolu ilinde meradan yararlanan işletmelerin tamamı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ndeki işletmelerin ise çok önemli bir bölümü (% 69.08) köy orta malı meralardan yararlanırlarken, Antalya ilindeki işletmelerin % 47 si orman içi-civarı meralardan, % 49 u fundalık ve makilik alanlardan ve % 4 ü de fundalık ve makilik alanlar ile birlikte orman içi-civarı meralardan yararlanmaktadırlar. Çizelge 9. Meradan yararlanma durumu, mera yeri ve meraya çıkış şekli Meradan yararlanma Köye uzak Köy civarı Bölgeler durumu (%) mera (%) mera (%) Evet Hayır Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Karadeniz Meraya çıkış (%) Yürüme Taşıt
62 Artvin Genel Doğu Marmara Bolu Genel Çizelge 10. Mera kaynakları Bölgeler Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Karadeniz Artvin Genel Doğu Marmara Bolu Genel Köy orta malı mera (%) Kiralık mera (%) Mülk mera (%) Orman içicivarı mera (%) Fundalıkmakilik alanlar (%) Fundalık makilik alanlar ve orman içicivarı mera (%) Yayladan Yararlanma Durumu ve Yayla Özellikleri Bölgeler arasında ve içinde dağlık-ormanlık alanlarda keçi üretimine yer veren tarım işletmelerinin yayladan yararlanma durumları bakımından da farklılık görülmektedir. Çizelge 11 den görülebileceği gibi Antalya, Artvin ve Bolu ilinde incelenen işletmelerin yayladan yararlanma oranları yüksek (sırasıyla %61, % ve % 85), Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde ise çok düşük (% 10.00) düzeydedir. Antalya, Artvin ve Bolu illerinde yayladan yararlanma oranlarının yüksek olmasına karşın, yetiştiriciler ve ilgili çevrelerce yapılan görüşmelerde son yıllarda bu illerde ve bulundukları bölgelerde yayladan yararlanan işletme sayılarında, birçok faktöre bağlı olarak, önemli düzeyde azalışların olduğu bildirilmiştir. Bununla birlikte, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde yayladan yararlanma oranının çok düşük düzeyde olmasında diğer faktörler ile birlikte esas olarak bu bölgede uzun yıllardır süregelen olağan üstü koşulların etkili olduğu söylenebilir. 50
63 Çizelge 11. Yayladan yararlanma durumu ve yayla özellikleri Yayladan Yayla tipleri yararlanma Köy Bölgeler durumu (%) orta Mülk Kiralık Evet Hayır malı Akdeniz Antalya Genel Güneydoğu Anadolu Diyarbakır Adıyaman Gaziantep Şanlıurfa Genel Doğu Karadeniz Artvin Genel Doğu Marmara Bolu Genel Yaylaya çıkış şekli (%) Yürüme Taşıt İşletmeye olan uzaklık (km) Dane Yem Kullanım Durumu Araştırmaların yürütüldüğü tüm bölgelerde besi (oğlak besisi veya kurbana yönelik besi) yapan işletmelerin dışındaki işletmelerde dane yem kullanma sıklığı ve miktarı genel olarak çok düşük düzeydedir. Dane yem genellikle gebeliğin sonu ve laktasyonun başında dişi hayvanlara ve aşım döneminde de damızlık erkeklere verilmektedir. İşletmelerin Bazı Ekonomik Özellikleri Türkiye de dağlık-ormanlık alanlarda keçi üretimine yer veren tarım işletmelerin ekonomik özelliklerine ilişkin veriler çok yetersiz düzeydedir. Bu durum esas olarak bu alandaki araştırma sayısının azlığından kaynaklanmaktadır. İşletmelerde Üretim Deseni, Gelir Durumu ve Risk Antalya ilinde dağlık-ormanlık alanlarda Kıl keçisi üretimine yer veren tarım işletmelerinin ekonomik özelliklerini analiz etmeye yönelik olarak geliştirilen araştırmada (Dellal ve Erkuş, 2000) şu bulgular ortaya konmuştur: a)dağlık-ormanlık alanlarda keçi üretimine yer veren tarım işletmelerinin üretim desenleri, ovalık ve ovalık-dağlık geçiş bölgelerindeki işletmelere göre daha dardır ve işletmelerin bulundukları alanların yüseklikleri arttıkça üretim desenleri daha da darlaşmaktadır. b) Gayri safi üretim değerinin işletmeler ortalamasında % unu bitkisel üretim, % ini ise hayvansal üretim değeri oluşturmaktadır. c) Bitkisel üretim değeri içinde en büyük payı tahıllar alırken (% 47.24), hayvansal üretim değeri içinde Kıl keçisi yetiştiriciliği (% 81.17) almaktadır. 51
64 d) Gayri safi üretim değeri içinde ise en büyük payı Kıl keçisi üretimi oluşturmaktadır (% 65.20). e) Bu işletmelerin doğrusal planlanmaları sonucunda: Kıl keçisi üretim faaliyetinin üretimden tamamen kaldırılması durumunda elde edilen brüt karın en küçük işletmelerde % 32.66, orta büyüklükteki işletmelerde % % 58.40, en büyük işletmeler grubunda % ve işletmeler ortalamasında ise % oranında azalacağı saptanmıştır. Bu bulgulara göre; Antalya ilindeki dağlık-ormanlık alanlarda bulunan işletmelerin (ailelerin) yaşamlarını sürdürebilmeleri için Kıl keçisi yetiştiriciliğine çok önemli düzeyde bağımlılık gösterdikleri ve bu bağımlılığın işletmelerin bulundukları yükseklik arttıkça arttığı söylenebilir. Elde Edilen Ürünlerin Değerlendirilmesi Dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde keçi ürünlerinin değerlendirilmesi örgütlenme durumu, ürünün tipi, ürünün üretildiği, işlendiği ve deponlandığı merkezlerin yüksekliği, pazarlara uzaklığı ve ulaşım imkânları gibi birçok faktöre bağlı olarak değişim göstermektedir. İşletme merkezlerinin ve yararlandıkları mera ve yaylaların bulundukları yerlerin yüksekliği ve köy, kasaba ve şehir merkezlerine olan uzaklıkları arttıkça özellikle keçi sütü ve süt ürünlerinin işlenmesi ve pazarlanması zorlaşmaktadır. Keçi sütü esas olarak tek başına veya koyun ve inek sütü ile karışık olarak genellikle yaş ve tulum peynirine işlenmekte ve burada olumsuz hijyen koşullarında uzun bir süre bekletildikten sonra aile içi tüketim ile birlikte esas olarak lokal pazarlarda pazarlanmaktadır. Keçi etinin değerlendirilmesi ise süte göre çok farklılık göstermektedir. Bu alanlarda keçi etinin üretilmesi ve değerlendirilmesinde esas olarak; a) Aile ihtiyacı için yapılan kesimler, b) Lokal kasaplar ve marketler için yapılan oğlak ve çepiç besisi ve c) Kurban besisi olmak üzere üç farklı sistem ve bunların kombinasyonları görülmektedir. Dağlık-ormanlık alanların alçak kesimlerinden daha yüksek kesimlerine çıkıldıkça kurban besisine yönelmiş işletmelerin sayısında artış görülmektedir. Çok uzun yıllardır, farklı faktörler nedeniyle, dağlık-ormanlık alanlarda üretilen keçi lifleri etkin bir şekilde değerlendirilememektedir (Dellal, 2000a,b; Dellal ve ark., 2002a,b). Örgütlenme Durumu Türkiye de hayvansal üretim içerisinde en örgütsüz kesimin küçükbaş hayvan üreticilerinin ve bunların içinde de esas olarak dağlık-ormanlık alanlarda yer alan keçi yetiştiricilerinin oldukları söylenebilir. Bununla birlikte 2006 yılında Türkiye Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği kurulmuş olup merkez birliğe bağlı üye birlik sayısı 72, üye yetiştirici sayısı ise yaklaşık 200 bindir. Halihazırda üye işletmelerin bulundukları bölgelerdeki yerleşim yerleri ve yetiştirdikleri keçi ırkları ve sayıları gibi yapısal özelliklerine ait temel veriler merkez birliğinde bulunmamaktadır. Dağlık- ormanlık alanlarda yer alan işletmelerin, esas olarak örgütsüz olmaları nedeniyle, tarımsal desteklerden hemen hiç yararlanamadıkları kabul edilebilir. Buna karşın, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından Türkiye evcil hayvan genetik kaynaklarının korunmasına yönelik olarak geliştirilen ve Ankara, Kilis ve Honamlı keçilerini de içine alan halk elinde koruma ve geliştirme projelerine bağlı olarak verilen desteklerden yararlanan işletmeler de olduğu söylenebilir. 52
65 Türkiye de Ormanlık-Dağlık Alanlarda Keçi Yetiştiriciliğine Yer Veren Tarım İşletmelerinde Gerçekleşen Değişimler ve Gelecekteki Durum Yeterli düzeyde veri ve araştırma sonuçlarının bulunmamasına karşın, ilgili çevrelerce Türkiye de dağlık-ormanlık alanlarda, keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinin üretim desenleri ve diğer sosyo-kültürel özellikleri bakımından uzun yıllardır birçok faktöre bağlı olarak, olumsuz yönde önemli düzeyde değişimlerin gerçekleştiği bildirilmektedir. Bu değişimler sonucunda işletmeler keçi üretim faaliyetlerini tamamen durdurmaktalar ve/veya kapasitelerini azaltmaktadırlar. Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda, bu değişimlerin ve etkilerinin ileride de devam edeceği beklenmelidir. Keçi Üretim Sistemlerindeki Değişimler Türkiye de tüm bölgelerde yaklaşık olarak 1980 li yılların başlarına kadar keçi yetiştiriciliğinde yerleşik, yerleşik-yayla ve göçer olmak üzere üç esas sisteminin görülmesine karşın, geçen son 30 yılda birçok faktöre bağlı olarak bu üretim sistemleri bakımından önemli değişimler ortaya çıkmış ve halen devam etmektedir. Keçi üretim sistemleri ile ilgili değişimlerin düzeylerinin bölgelere göre farklılık göstermesine karşın, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde gerçekleşen değişimlerin çok etkili olduğu söylenebilir. Bu bölgede esas olarak uzun yıllardır yaşanan olağanüstü koşulların etkisi nedeniyle göçer sistemde yapılan keçi üretimi tamamen ortadan kalkmış, yerleşik ve yerleşik-yaylacılık üretim sistemlerinde ise çok önemli düzeyde azalmalar gerçekleşmiştir. Türkiye de diğer bölgelerde de son yıllarda başta göçer sistem olmak üzere keçi üretim sistemlerinde çok önemli düzeyde azalmalar yaşanmaktadır. Nitekim Akdeniz Bölgesi nde Mersin-Silifke-Taşucu ve Karaman ili arasında Sarı Keçililer isimli Türkmenler tarafından gerçekleştirilen göçer keçi yetiştiriciliği çok yakın bir tarihte durdurulmuştur. İşletmelerin Üretim Desenleri ve Ekonomik Faaliyetlerine Ait Değişimler Türkiye de tüm bölgelerde dağlık-ormanlık alanlarda keçi üretimine yer veren tarım işletmelerinin ekonomik faaliyetlerinde son yıllarda önemli düzeyde değişimler görülmektedir. Bu yöndeki değişimler esas olarak keçi üretiminin tamamen bırakılması veya payının azaltılması şeklinde gerçekleşmekte bu durum ise bu alanların daha yüksek kesimlerine doğru çıkıldıkça işletmenin tarımsal faaliyetini tamamen durdurmasına veya alternatif tarımsal veya tarımsal olmayan alanlara yönelmesine neden olmaktadır. Keçi Sayısına Ait Değişimler Türkiye de tüm bölgelerde keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinin ve işletmelerdeki keçi sayılarının topoğrafik olarak dağılımlarını gösteren yeterli düzeyde veri bulunmamaktadır. Türkiye de son yıllarda keçi sayısında çok hızlı bir azalış yaşanmakta olup son 8 yıldaki toplam azalış oranı Ankara ve Kıl keçisi ırkında sırasıyla % 57.5 ve % 20.3, genelde ise % 22.3 düzeyinde gerçeklemiştir. Bölgeler düzeyinde ise Kıl keçisi sayısındaki azalış son 8 yılda en yüksek oranda sırasıyla Batı Anadolu (% 54.3), Batı Karadeniz (% 37.4), Akdeniz (% 36.8), Ege (% 24.6) ve Doğu Karadeniz (% 22.1) de gerçekleşirken, Ankara keçisi sayındaki azalış hemen tüm bölgelerde çok yüksek oranlarda gerçekleşmiştir. Türkiye de keçi varlığının çok önemli bir bölümünü (% 97) Kıl keçileri oluşturmakta ve bu popülasyonun da çok önemli bir bölümü yoğunluk sırasına göre Akdeniz (% 23), Güneydoğu Anadolu (% 19), Ortadoğu 53
66 Anadolu (% 18) ve Ege (% 14) bölgesinde bulunmaktadır (Tüik, 2008). Yeterli verilerin olmamasına karşın, bu bölgeler ile birlikte diğer bölgelerde de Kıl keçilerinin ağırlıklı olarak dağlık-ormanlık alanlarda bulundukları ve yüksekliğin artmasına bağlı olarak da işletmelerdeki keçi sayılarının arttığı söylenebilir. Bu nedenle Türkiye de son yıllarda keçi, özellikle de Kıl keçisi sayısındaki azalmaların esas olarak dağlık-ormanlık alanlarda bulunan tarım işletmelerinde meydana geldiği kabul edilebilir. Keçi Genotipleri ve Diğer Hayvan Türlerine Ait Değişimler İlgili çevrelerce yapılan görüşmelerde; Türkiye de son yıllarda hemen tüm bölgelerde dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde, düzeyinin henüz tam olarak belirlenememesine karşın, yetiştirilen keçi genotipleri ve diğer hayvan türlerinin çeşitleri ve sayıları bakımından da hızlı bir değişimin yaşandığı bildirilmiş olup bu durumun ileride de devam edeceği ileri sürülebilir. Dağlık-ormanlık alanların çok yüksek olmayan ve arazi koşullarının uygun olduğu kesimlerinde yer alan tarım işletmelerinde düşük düzeylerde de olsa sütçü keçi genotipleri ile birlikte sığır, koyun ve arı kovanı sayılarında artışlar olduğu söylenebilir. Çok önemli gen kaynaklarımız olan Ankara ve Kilis keçilerinin bu alanlardaki sayılarında da önemli azalışlar yaşanmaktadır. Yine Honamlı keçisinin bulunduğu alanlarda Kıl keçileri üzerindeki baskıların bu genotipi de olumsuz olarak etkileyeceği bir gerçektir. Bitkisel Üretim Desenine Ait Değişimler Dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde bitkisel üretim deseni bakımından da önemli değişimler gerçekleşmektedir. Fakat bu işletmelerdeki bitkisel üretim deseninin hayvansal üretim desenine göre daha dar olması ve işletmelerin bulundukları yüksekliklerin artmasına bağlı olarak desenin daha da darlaşması nedeniyle bu üretim sistemindeki değişim hızının, hayvansal üretimdeki değişim hızına göre daha düşük olduğu söylenebilir. Nüfus Sayısındaki Değişimler ve Göçler Yetiştirici aileler ve ilgili çevreler ile yapılan görüşmelerde dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde işletmede bulunan toplam aile nüfusu sayısında son yıllarda hızlı bir azalışın yaşandığı ve gerekli önlemlerin alınmaması durumunda bu azalışın yakın gelecekte de devam edeceği bildirilmektedir. Azalış özellikle genç erkek ve kadın nüfusunda gerçekleşmekte ve bu durum başta çoban temini olmak üzere aileden temin edilen iş gücünü çok olumsuz olarak etkilemektedir. Bu duruma neden olan faktörlerin başında esas olarak işletmelerin içinde bulundukları olumsuz ekonomik koşulların ve küresel ve ulusal düzeydeki sosyokültürel değişimlerin aile nüfusunun bu kesimi üzerinde oluşturduğu baskılar gelmekte ve sonuçta bu kesim hayvan yetiştiriciliğinden uzaklaşarak şehir merkezlerinde farklı iş kollarına yönelmektedirler. Küresel ve ulusal sosyo-kültürel değişimlerin genç nüfus üzerindeki etkisi ekonomik sorun yaşamayan ve daha az yaşayan işletmelerde de son derece önemlidir. Türkiye de son yıllarda tüm bölgelerde dağlık-ormanlık kesimlerde keçi üretimine yer veren işletmelerin, ekonomik ve sosyal kaynaklı birçok faktöre bağlı olarak, bu üretim kolunu bırakarak ilçe ve illere olan göçlerinde de artışlar olduğu bildirilmektedir. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde bu alanlardan olan göçler, burada yaşanan olağanüstü koşullara bağlı olarak çok yoğun olarak gerçekleşmiştir. 54
67 Çoban Kaynaklarındaki Değişimler Dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde çoban esas olarak aile içi ve dışından (ücretli) olmak üzere iki kaynaktan sağlanmaktadır. Son yıllarda Türkiye genelinde de görüldüğü gibi, bu alanlarda bulunan işletmelerde de çoban kaynakları bakımından önemli değişimler yaşanmakta ve değişim her iki kaynağın da azalması şeklinde gerçekleşmektedir. Bölgelere göre değişmekle birlikte, aileden çoban kaynağının azalmasına etkili olan faktörler arasında esas olarak, işletmede bulunan genç nüfus sayısındaki azalmayı uyaran işletmeye bağlı ekonomik sorunlar ve daha çok bu nüfus kesimi üzerinde etkili olan küresel ve ulusal düzeydeki sosyo-kültürel değişimler gösterilebilir. Ücretli çoban kaynağındaki azalmanın ise çoban ve çoban olmak isteyen bireylerin yaşadıkları ekonomik sorunlar ile birlikte esas olarak sosyo-kültürel değişimlerin bu kesim üzerindeki olumsuz etkilerden kaynaklandığı ileri sürülebilir. Bununla birlikte özellikle Güneydoğu ve kısmen de Doğu Anadolu Bölgesi nde ortaya çıkan çoban kaynaklarındaki azalmalarda esas olarak bu bölgelerde uzun yıllardır var olan olağanüstü koşulların etkili olduğu açıktır. Keçi Yetiştiriciliğinin Ulusal Folklorik Kültüre Katkısı Bakımından Değişimler Türkiye de dağlık-ormanlık alanlarda geleneksel olarak yapılan yerleşik, yerleşikyayla ve göçer keçi üretim sistemlerinde bölgelere göre tamamen durma ve/veya azalma şeklinde yaşanan değişimlere bağlı olarak bu üretim kolunun folklorik kültür içindeki mevcut birikimi ve devam eden katkısı bakımından da yok olma veya azalma şeklinde değişimler yaşanmaktadır. Dağlık-Ormanlık Alanlarda Keçi Yetiştiriciliğine Yer Veren Tarım İşletmelerinde Gerçekleşen Değişimler Üzerinde Etkili Olan Faktörler Türkiye de dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerin ekonomik, yapısal ve sosyo-kültürel özellikleri bakımından gerçekleşen değişimler üzerinde birçok faktör etkili olup değişimin hızı ve büyüklüğü işletmelerin bulundukları bölgeye, yerleşim yerinin yüksekliğine, arazi varlıklarına, hayvansal ve bitkisel üretim desenlerine, bölgedeki yem ve su kaynaklarına ve işletmelerin sosyokültürel yapıları gibi özelliklere bağlı olarak farklılık göstermektedir. Değişim üzerinde etkili olan faktörlerden önemli olanlar aşağıda verilmiştir. İşletmelerin Yaşadıkları Ekonomik Sorunlar Dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde ürün deseninin dar olması, esas olarak kaba ve kesif yemin büyük ölçüde işletme dışından temin edilmesine bağlı olarak girdi maliyetlerinin yüksekliği ve ürün değerlendirmedeki sorunlar nedeniyle işletmelerin ekonomik olarak sürdürülebilir bir üretim yapamamaları sonucunda, bu üretim dalı tamamen bırakılmakta veya yetiştirilen keçi sayısı azaltılmaktadır. Dağlık-Ormanlık Alanlar İle Birlikte Ormanlık Kesimlerin Bulunduğu Ovalık ve Dağlık-Ovalık Geçiş Alanlarında Yer Alan İşletmelerin Keçi Üretimini Durdurmalarına Yönelik Uygulamalar Türkiye de çok uzun yıllardır Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ormanlık alanların içinde ve civarında gerçekleştirilen keçi yetiştiriciliği, ormana zarar veren en önemli faktörlerden birisi olarak görülmekte ve bu nedenle bu alanlardaki keçi üretiminin durdurulması ve/veya azaltılması için farklı uygulamalar geliştirilmektedir. 55
68 Bu amaçla; uzun yıllardır keçi yetiştiricilerinin bu alanlardaki kaba yem kaynaklarından yararlanmalarının engellenmesinin devam etmesi ile birlikte tarım işletmelerinde bulunan keçilerin tasfiyelerine yönelik olarak son 12 yılda iki uygulama projesi geliştirilmiştir. Bu projelerden ilki (Kıl Keçilerinin Tasfiyesine Yönelik Entegre Ormancılık Projesi) 1998 yılında Orman Köy İlişkileri Müdürlüğü (ORKÖY) tarafından diğeri ise (Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı) 2008 yılında Orman Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilmiş olup son proje halen uygulanma aşamasındadır. İşletmelerin Yem Ve Su Kaynaklarının Azalması Veya Tamamen Ortadan Kalkması Dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde keçi üretimi için, özellikle kaba yem olmak üzere, yem çok önemli bir girdi olup, bu alanlarda kaba yemler esas olarak normal mera ve yaylalardan, orman içi-civarı meralardan ve fundalık-makilik alanlardan karşılanmaktadır. Su ise genel olarak yer altı ve üstü kaynaklardan temin edilmektedir. Bu alanlarda son yıllarda bu üretim faktörlerinde önemli düzeyde azalışlar yaşanmaktadır. Bu durum ise dağlık-ormanlık bölgelerde başta orman içi ve civarında bulunan ve gelirlerinin çok önemli bir kısmını keçi üretiminden sağlayan işletmeler olmak üzere diğer kesimlerde bulunan işletmelerin de girdilerini ve dolaysıyla da toplam gelirlerini çok olumsuz olarak etkilemektedir. Yukarıda da bildirildiği gibi dağlık-ormanlık alanlarda orman içi ve civarındaki kaba yem kaynaklarının azalmasına neden olan etkenlerin başında Çevre ve Orman Bakanlığı nın bu alanlardan keçilerin yararlanmalarını engellenmeye yönelik uygulamaları gelmektedir. Bununla birlikte, dağlık-ormanlık alanların tüm kesimlerinde, yoğunluklu olarak kaba yem kaynaklarında olmak üzere, toplam yem kaynaklarının azalmasında, etki derecelerinin ölçülmemesine karşın, diğer faktörler de çok önemli düzeyde etki göstermektedirler. Bu faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz: a) Orman yangınları: Bu alanlarda meydana gelen orman yangınları, ormanlık ve fundalık-makilik alanlar ile birlikte yine bu alanların içinde ve civarında bulunan meralar ve tarla ve bağ-bahçe alanları başta olmak üzere diğer bitkisel üretim kaynaklarının da ortadan kalkmasına veya tahrip olmasına neden olmaktadır. Orman yangınları ayrıca bu alanlarda bulunan tarım işletmelerinin sahip oldukları binalar ve hayvanlar üzerinde de önemli tehdit oluşturmaktadırlar. b) Dağlık-ormanlık alanlarda gereğinden fazlan köy ve orman içi yollar ve maden ve taş ocaklarının açılması. c) Bu alanlarda keçi üretimine yer veren ve vermeyen tarım işletmelerinin kendilerinin, bitkisel ve hayvansal üretiminde içinde bulunduğu farklı üretim kollarına yönelmeleri sonucunda orman içi ve civarında, fundalık-makilik kesimlerde ve bunların dışındaki mera alanları üzerinde yeni tarım ve diğer alanların açılması, yem kaynakları üzerinde olumsuz etki göstermektedir. Orman Genel Müdürlüğü tarafından uygulamaya konulan Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı gereğince orman içi ve civarındaki alanlarda keçi üretimi yerine sağlanacak olan alternatif hayvansal ve bitkisel üretim modellerinin de belirli bir süre sonunda bu alanlardaki ormanlık ve fundalık-makilik kesimler ile birlikte başta mera alanları olmak üzere kaba yem kaynakları üzerinde olumsuz etki oluşturacağı söylenebilir. d) Sahil bölgelerindeki turizmin uzun yıllardır bu alanlar üzerindeki her türden baskısı (bina yapımı, çevre kirliliği, sosyo-kültürel) ile birlikte özellikle son yıllarda doğa turizminin bireyler ve özel ve tüzel kurumlar tarafından yanlış uygulanması sonucunda; başta Akdeniz, Ege ve Doğu Karadeniz Bölgesi nde olmak üzere dağlık- 56
69 ormanlık alanlarda orman içi ve civarı, fundalık-makilik kesimler ve diğer mera alanlarının da içinde bulunduğu tüm yem kaynakları üzerinde hızlı bir yapılaşma (ev, site, otel, yol ve bunlara bağlı diğer unsurlar) söz konusudur. Son yıllarda bölgelere göre değişmekle birlikte dağlık-ormanlık alanlardaki yer altı ve üstü su kaynaklarında azalma ve kirlenme yaşanmaktadır. Bu durumuna neden olan faktörler ise genel olarak şunlardır: a) Son yıllarda yaşanan kuraklık ve yer altı su hareketleri ile birlikte gölet ve baraj yapımına bağlı olarak dere, ırmak ve nehir sularının debilerindeki azalmalar veya tamamen kurumalar, b) Doğal göller başta olmak üzere yer üstü sulak alanlarının tarımsal amaçlı olan veya olmayan diğer alanlara yönlendirilerek kurutulmaları, c) Su kaynakları üzerinde gerçekleşen tarımsal amaçlı olan ve olmayan yapılaşmalar, d) Bu alanlar üzerinde gerçekleşen kontrolsüz doğa turizmi faaliyetleridir. İşletmelerde Bulunan Genç Nüfusun Keçi Yetiştiriciliğinden Uzaklaşması ve Çoban Sorunu Diğer hayvansal üretim kollarında olduğu gibi keçi yetiştiriciliğinde iş gücü, önemli bir üretim faktörü olup bu faktörün etkisi dağlık-ormanlık bölgelerde bulunan tarım işletmelerinde daha da önemli hale gelmektedir. Bu işletmelerde işletme içi ve dışındaki iş gücünün karşılanmasında esas olarak aile bireylerinden ve çobanlardan yararlanılmaktadır. Son yıllarda dağlık-ormanlık bölgelerde keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde ekonomik ve sosyo-kültürel nedenlere bağlı olarak özellikle genç nüfusun ailelerinden ayrılmaları ve aile dışından kiralık çoban bulmanın güçleşmesi işletmedeki iş gücünü zorlaştırırken, kiralık çobandan yararlanma da işletme maliyetinin artırmasına neden olmaktadır. Sonuçlar 1) Araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular, Türkiye de dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde nüfus sayısının genel olarak yüksek, yaş ortalamasının düşük, okuryazar ve bunun üstünde eğitim almış birey oranın da yüksek olduğunu göstermektedir. Bu durum; işletme iş gücünün aile içinden karşılanması ve iyi bir yönetim açısından avantaj olarak kabul edilebilir. Fakat ekonomik sorun yaşayan işletmelerde yüksek nüfus oranın çok önemli sorunlar yaratacağı da bir gerçektir. 2) Türkiye de bu alanlarda keçi yetiştiriciliği geleneksel olarak yapılmaktadır. Bunda bu üretim kolunun sürdürülebilir ekonomik katkıları ile birlikte sosyo-kültürel etkileri de çok önemli düzeyde rol oynamaktadır. 3) Bu alanlarda keçi yetiştiriciliği esas olarak yerleşik, yerleşik-yayla ve göçer olmak üzere üç sistemde gerçekleştirilmektedir. Fakat bölgelere göre değişmekle birlikte, bu sistemlerin faaliyetleri bakımından durma ve/veya hızlı bir azalma söz konusudur. 4) Bu alanlarda bulunan keçi yetiştiricileri hayvansal üretim içindeki en örgütsüz kesim olup buna bağlı olarak tarımsal desteklerden hemen hiç yararlanamamaktadır. 5) Kesin verilerin olmamasına karşın, dağlık-ormanlık alanlarda keçi üretimine yer veren tarım işletmelerinin üretim desenlerinin, ormanlık alanların da yer aldığı ovalık ve dağlık-ovalık geçiş kesimlerde bulunan işletmelere göre, genel olarak daha dar olduğu ve işletmelerin bulundukları yüksekliğin artmasına bağlı olarak, özellikle bitkisel üretimde olmak üzere, desenin daha da darlaştığı görülmektedir. Bununla birlikte, bu alanlardaki işletmelerde toplam hayvan varlığı içinde en büyük payı genel 57
70 olarak keçiler oluşturmakta ve yine işletmenin bulunduğu yükseklik arttıkça keçi sayısında da artma eğilimi ortaya çıkmaktadır. Nitekim Akdeniz Bölgesi nin Antalya ilinde, bu alanlardaki tarım işletmelerinde toplam hayvan varlığı içinde Kıl keçilerinin payı % 95, Doğu Marmara Bölgesi nde Bolu ilindeki işletmelerde keçilerin % 87 (% 69 Ankara keçisi ve % 18 Kıl keçisi) ve Güney Anadolu Bölgesi nde ise yine Kıl keçilerinin payı % olarak belirlenmiştir. Güney Anadolu Bölgesi nde keçi oranının düşük olmasının araştırmanın yürütüldüğü kesimlerde ormanlık kesimlerin bulunduğu dağlık alanların yüksekliğinin daha az olması ile birlikte işletmelerin esas olarak bu bölgede yaşanan olağanüstü koşullar nedeniyle daha yüksek alanlardan daha aşağı alanlara inmeleri ve daha yüksek kesimlerde bulunan mera ve yaylalara çıkamamalarından kaynaklandığı söylenebilir. 6) Türkiye de, bölgelere göre, dağlık-ormanlık alanlarda keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde keçi üretiminin, işletmenin toplam üretim değeri içindeki payını gösteren veriler yetersiz düzeydedir. Bununla birlikte, Antalya ilinde bu alanlardaki işletmelerde gayri safi üretim değeri içinde en büyük payı Kıl keçisi üretiminin oluşturduğu (% 65.20) ve keçi üretiminin durdurulması sonucunda elde edilen brüt karın en küçük işletmelerde % 32.66, orta büyüklükteki işletmelerde % % 58.40, en büyük işletmeler grubunda % ve işletmeler ortalamasında ise % oranında azalacağı belirlenmiştir (Dellal ve Erkuş, 2000). Bu bulgulara göre; Antalya ilinde dağlık-ormanlık alanlarda bulunan işletmelerin (ailelerin) yaşamlarını sürdürebilmeleri için Kıl keçisi yetiştiriciliğine çok önemli düzeyde bağımlılık gösterdikleri ve bu bağımlılığın işletmelerin bulundukları yükseklik arttıkça arttığı söylenebilir. 7) Dağlık-ormanlık alanlardaki işletmelerde sürdürülebilir bir keçi üretiminde yem ve iş gücü faktörleri de çok önemli bir fonksiyona sahiptirler. İş gücünün en önemli kısmını çobanlığın oluşturduğu bunun da esas olarak aile içinden ve/veya dışarıdan karşılandığı söylenebilir. Son yıllarda ekonomik ve sosyal nedenlere bağlı olarak her iki kaynak bakımından da ciddi düzeyde azalmaların meydana gelmesine ve bu durumun işletmeleri olumsuz olarak etkilemesine karşın, işletmelerdeki nüfus sayısının genel olarak fazla ve genç olduğu dikkate alındığında, bu alanlardaki işletmelerin sürdürülebilir bir keçi üretimi yapabilmeleri için yem temini, iş gücüne göre, çok daha önemli bir girdi olarak görülmektedir. 8) Dağlık-ormanlık alanlarda yer alan tarım işletmelerinde esas olarak tarım arazisi ve bitkisel üretim desenlerinin dar olması nedeniyle keçi üretiminde kullanılan yemlerin çok önemli kısmını kaba yemler oluşturmakta ve işletmelerin bulunduğu kesimlerin yüksekliği ve ormanlık alanların genişliği arttıkça kaba yem kaynaklarının (çeşitlerinin) azalmasına karşın, kaba yeme olan bağımlılık artmaktadır. 9) Bu alanlardaki kaba yem kaynaklarını, esas olarak, normal mera ve yaylalar, orman içi ve civarındaki meralar, fundalık-makilik alanlar ile birlikte bunların içindeki ve civarındaki otlatma sahaları oluşturmaktadır. 10) Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından ormanlık, özellikle de iğne yapraklı ormanlık alanlar içinde ve civarında keçi üretimine yer veren işletmelerinin bu alanlardan kaba yem kaynakları olarak yararlanmalarına bağlı olarak bu alanlara çok önemli düzeyde zarar verdikleri görüşü ileri sürülmekte ve bu durumun engellenmesi için keçilerin ormanlık alanlardan yararlanmalarının engellenmeleri ile birlikte işletmelerin bu üretim kolunu bırakmaları için farklı uygulama projeleri geliştirilmektedir. Buna karşın, bölgeler düzeyinde, ormanlık alanların içi ve civarında keçi üreten işletmelerin gerçek sayılarına, işletmelerdeki keçi varlığına, diğer hayvansal 58
71 ve bitkisel üretim desenlerine, ormanlık ve fundalık-makilik alanların da içinde bulunduğu kaba yem kaynaklarının çeşitlerine, bu kaynakların işletme merkezlerine olan uzaklıklarına ve bunlara ulaşım şekillerine, işletmelerin hangi kaynaklardan ne oranda yararlandıklarına, özellikle ormanın kendisinden hangi sıklıkta ve nasıl yararlanıldığına, işletmelerin ve bulundukları alanların alternatif hayvansal ve bitkisel üretim kollarına uygunluğuna ve işletmelerin diğer ekonomik, yapısal ve teknik özellilerine ilişkin veriler yetersiz düzeydedir. Bu nedenle; ormanlık alanların ve buralarda bulunan işletmelerin bu özellikler bakımından analizleri yapılmadan, alternatif üretim kolları sağlansa dahi, keçi üretimini bırakmalarının gerçekleştirilmesi toplam üretim değerlerinin çok önemli bölümünü keçi yetiştiriciliğinden sağlayan fakat ekonomik olarak çok zayıf ve örgütsüz olan bu kesimin çok daha büyük ekonomik ve sosyal sorunlar içine girerek yüzyıllardır asıl yerleşim yerleri olan bu alanları ve kültürlerini terk etmelerine neden olacaktır. Kaynaklar Anonim, Türkiye evcil hayvan genetik kaynakları. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. TAGEM, Ankara. Aydın, S. ve Dellal, G Artvin ilinin koyun yetiştiriciliğinin yapısal özellikleri. Türkiye Ziraat Odaları Birliği. Yayın No: 222. Ankara. Dellal, G. 2000a. Antalya ilinde kıl keçisi yetiştiriciliğinin bazı yapısal özellikleri. I. İş gücü durumu, üretim sistemleri, kaba yem kaynağı ve barınak özellikleri. Tarım Bilimleri Dergisi. 6 (3): Dellal, G. 2000b. Antalya ilinde kıl keçisi yetiştiriciliğinin bazı yapısal özellikleri. II. Bazı üreme özellikleri, sağım ve kırkım dönemi uygulamaları. Tarım Bilimleri Dergisi. 6 (4): Dellal, İ. ve Erkuş, A Antalya ilinde kıl keçisi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinin ekonomik analizi ve planlanması. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. TEAE. Yayınları. Yayın No:43. Ankara. Dellal, G., Eliçin, A., Tekel, N., Dellal, İ. 2002a. GAP bölgesinde küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin yapısal özellikleri. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. TEAE. Yayın No:82. Ankara. Dellal, İ., Keskin, G., Dellal, G. 2002b. GAP bölgesinde küçükbaş hayvan yetiştiren işletmelerin ekonomik analizi ve ürünlerin pazara arzı. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. TEAE. Yayın No:83. Ankara. Özdemir, H Türkiye de Ankara keçisi yetiştiriciliğinin yapısal ve teknik özellikleri. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. Doktora Tezi (Basılmamış). Tüik, Türkiye İstatistik Kurumu web sitesi. (15 Ocak 2010). 59
72 Keçi Yetiştiriciliğinin Küresel İklim Değişimine Adaptasyonu ve Etkileri Azaltmaya Yönelik Stratejiler Nazan KOLUMAN DARCAN 1, İrfan DAŞKIRAN 2 1 Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Adana 2 Food and Agricultural Organisation of United Nations, SEC Office, Ankara Ekstrem atmosferik olaylar ve iklim değişiklikleri dünya gündeminde yoğun olarak yer almış ve Türkiye nin de Kyoto protokolüne taraf olması ve bu yönde alınması gerekli olan önlemler ile gelecekte olası projeksiyonlar üzerinde geniş kapsamlı çalışmaları içeren uluslararası işbirlikleri ön plana çıkmıştır. Hayvansal üretim bir taraftan insan kaynaklı CO 2 emisyonunun %9 unu, CH 4 emisyonunun %35-40 ını, N 2 O emisyonunun %65 ini ve NH 3 emisyonunun %64 ünü sağlayarak küresel ısınmaya katkı sağlarken, diğer taraftan küresel ısınma ile ortaya çıkan yüksek sıcaklık ve kuraklık hayvansal üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Buna ilişkin olarak yürütülen çalışmalarda hayvansal üretimde geleceğe yönelik olarak öngörülen varsayım ve iklim modellemelerine göre ortaya konulacak hayvancılık bazlı senaryolarda hangi yemin ve hayvan türünün hangi bölgeye uyumlu olacağının projeksiyonu artık oldukça önem taşıyan bir konu olmuştur. Keçilerin son yıllarda ekonomik önemi artış göstermiştir. Ayrıca keçiler sahip oldukları bazı avantajlı yönleri ile ekstrem iklim koşullarında da verimliliklerini devam ettirebilmektedirler. Özellikle diğer çiftlik hayvanları tarafından değerlendirilemeyen bazı yem kaynaklarını efektif bir şekilde değerlendirmekte ve diğer türlerden daha az metan emisyonuna neden oldukları dikkati çekmektedir. Bu anlamda bu bildiri ile metan emisyonu ile yem kaynaklarına dayalı bazı öneriler geliştirilerek keçiciliğin küresel iklim değişimine adaptasyonu üzerinde durulacaktır. Anahtar kelimeler: Küresel ısınma, keçicilik, geleceğe yönelik projeksiyonlar. Extreme atmospheric events and climate change have been become a current global issue and parallel to signing Kyoto Protocol by Turkish government, comprehensive studies and international cooperation has been started on the necessary strategies which must be urgently taken and possible projections for the future. Animal production is contribute to global warming with causing to %9 of human welded CO 2 emission, %35-40 of CH 4 emission, %65 of N 2 O emission and %64 of NH 3 emission. On the other hand, the effects of global warming (high temperature and drought) have adversely affects on animal production. In the corresponding studies which are trying to bring up livestock-based scenarios according to assumptions for the future and climate modeling, it is very important that the projection of which feed and which animal are more appropriate for different regions. Economic importance of goat production rises up during last decades in Turkey. Goats have numerous advantages for maintain its production in extreme climate conditions. Especially, goats are effectively convert some feed sources when they compare to other farm animals. Also methane emission is less than the others. Therefore, some recommendations developed which are based on methane emissions and feed stocks and the adaptation of goat breeding against to climate change discussed in this article. Keywords: Global warming, goat production, future strategy Giriş İklimde oluşan gözlemlenebilir değişiklikler -özellikle bazı bölgelerdeki atmosfer sıcaklığındaki artışlar- dünyanın birçok bölgesindeki biyolojik yaşam üzerinde etkili olmaktadır. Hayvansal üretim artan nüfusun hayvansal protein açığının kapatılmasına yönelik olarak ciddi boyutta entansifleşmiştir. Hayvansal üretimde verimliliği artırmaya yönelik konvansiyonel uygulamaların çevre üzerinde etkileri olumsuz yönde gerçekleşmiş, küresel ısınma konsepti ve Kyoto protokolü ile birlikte gözler hayvansal üretime çevrilmiştir. Hayvansal üretim, hava ve su kirliliği, toprak kalitesinin düşmesi, biyo-çeşitliliğin azalması ve iklim değişikliği gibi çevrenin birçok özelliği üzerine olumsuz etki oluşturabilmektedir. FAO nun konu üzerinde hazırladığı raporunda, hayvansal üretimin küresel ısınma ve iklim değişikliklerinde ana faktör olduğunu bildirilmektedir (Steinfeld ve ark., 2006). Hayvansal üretim sistemleri üzerindeki diğer bir baskı unsuru, sera gazı emisyonun azaltılmasına yönelik olarak politik ve sosyo-ekonomik yaptırımlar 60
73 olacaktır. Toplam sera gazı emisyonu hayvan sayısı ile yakından ilişkilidir. Bu kapsamda az sayıda ancak daha yüksek verimli hayvanların üretimde kullanılması gelecekte hayvansal üretim açısından önemli bir strateji olabilecektir. Bu amaçla özellikle çevre ve genotipin iyileştirilmesine yönelik bazı uygulamalar ön plana çıkacaktır. Çevre koşullarının iyileştirilmesi hayvanın biyolojik tavanı ve ekonomik düzey ile yakından ilişkilidir. Dolayısı ile bu iki faktör hayvan başı sağlanacak verim düzeyi üzerinde etkili olmaktadır. Bu nedenle çevre faktörlerinin iyileştirilmesine yönelik olarak alınacak önlemlerin mevcut şartlar dikkate alınarak uygulamaya konulması rantabilite açısından önem taşımaktadır. Bu kapsamda genetik yapıyı iyileştirme çalışmaları, üzerinde çalışılacak hayvan türü ve hayvan başı verim düzeyini artırma açısından daha olanaklı görünmektedir. Keçiler gerek yemden yararlanma randımanı, gerekse de her türlü zor koşulda verimliliklerini devam ettirmeleri, diğer hayvanlar tarafından değerlendirilemeyen yem kaynaklarından yararlanımlarının yüksek olması ve buna karşılık metan emisyonun az olması nedeni ile gelecekte hayvansal üretimde yararlanılacak önemli türlerden birisi olarak dikkati çekmektedir. Biyolojik çevre koşulları, üretimin birim alanda artırılması amacı ile doğal kaynakların kullanımı sırasında konvansiyonel yöntemlerin tercih edilmesi sonucunda oluşacak kirlenme açısından dikkate alınması gereken bir konudur. Bu bağlamda doğal yaşamı koruma ve organik üretim konuları ön plana çıkmaktadır. Aynı zamanda kontrolsüz kullanılan maddelerin biyoloji üzerinde yarattığı olumsuz etkiler de bazı yeni hastalıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Kirlenmiş çevre koşulları ise özellikle hayvansal üretimde ortaya çıkan sera gazları ve atık yönetiminin efektif bir şekilde yapılamamasından kaynaklanmaktadır. Buna bağlı olarak üretimde ve insan sağlığında bazı olumsuz koşullar ortaya çıkabilmektedir (Çoban ve ark., 2008). IPCC (1997) verilerinde farklı çağlarda ve fizyolojik koşullardaki sığır, koyun keçinin yıllık hayvan başına enterik ve gübre yolu ile yaydığı metan emisyon verileri ve 2001 yılı tarım sayım sonuçlarında yer alan hayvan mevcutları dikkate alınarak Türkiye deki hayvansal kökenli metan emisyonuna ilişkin hesaplama yapılmıştır (Çizelge 1) (Görgülü ve ark., 2009). Çizelge 1. Türkiye de sığır, koyun ve keçilerin enterik ve gübre kaynaklı yıllık metan emisyonları (Görgülü ve ark., 2009) Türler Enterik, ton Gübre, ton Toplam, ton Enterik,% Tür, % Sığır 675, , , Koyun 203,800 6, , Keçi 29, , Toplam 908, ,459 1,024,252 Ülkemizde ruminantlardan kaynaklanan metan emisyonunun yaklaşık 1 milyon ton olduğu, bunun %85 inden fazlasının enterik kökenli olduğu tahmin edilmektedir. Toplam emisyonun da %76 sının sığır populasyonu kaynaklı olduğu değerlendirilmektedir. DIE Çevre İstatistikleri Şube Müdürlüğünün istatistiklerinde 2000 yılı için enterik fermantasyon kaynaklı metan salınımının 692 bin ton ve gübre kaynaklı emisyonun ise 37.6 bin ton olduğu bildirilmiştir (TUIK, 2009). Buna bağlı olarak türler bazında metan emisyonun dikkate alınarak ürün/maliyet hesapları içinde iklim değişikliğine yönelik bu hesaplamalarında dikkate alınmasının önemi bir kez daha burada vurgulanması gerekli olan bir konudur. Bu konu ele alındığı zaman keçi türünün avantajları sayısal anlamda bir kez daha somut olarak gözler önüne serilmektedir. 61
74 İklim değişikliklerinin hayvanlar üzerindeki direkt etkileri atmosfer sıcaklılığı, nisbi nem, rüzgar hızı gibi fizyoloji üzerine direk etkisi olan iklim faktörlerden kaynaklanmaktadır. Hayvanların değişen iklim koşullarına karşı reaksiyonları onların tek mideli yada çok mideli (ruminant) olmalarına ve iklimsel rahatlık sınırlarına (comfort zone) göre değişiklik göstermektedir. Optimum üretim için türlere göre sıcaklık sınırlarına ilişkin değerler Şekil 1 de verilmiştir (Koluman Darcan ve ark., 2009). Keçi Sağ mal inek Buzağ ı Domuz Yumurtacı tavuk Civciv Koyun Etçi sı ğ ı r Şekil 1. Optimum üretim için türlere göre sıcaklık sınırları (Johnson, 1987) Şekil 1 de görüldüğü gibi iklimin etkileri hayvanların yaşı, cinsiyeti, verim düzeyi ve verim yönü gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bir bölgede mevcut olan iklim koşullarına adapte olarak yaşayan, üreyen ve verim veren hayvanlar, bu koşullarda değişimlerin oluşması durumunda adaptasyona yönelik bazı sorunlar yaşayabilmekte hatta genç hayvanlarda telefatlar meydana gelebilmektedir. Örneğin, genç hayvanlar için bol yağışlı ve ılıman iklimler ölüm oranını azalttığı için avantaj haline gelmekte; çok yüksek sıcaklıklar özellikle sağmal ineklerde yem tüketimi ile verim üzerinde negatif etkiler yarattığı için istenmemektedir. Domuz ve kanatlı hayvanların sıcaklık sınırları çok dar olduğu için kontrolü kolay olan kapalı alanlarda yetiştirilmekte ve yazın soğutulmaya kışın ise ısıtılmaya gerek duyulmaktadır. Bundan dolayı barındırma koşulları hayvansal üretimde önem kazanmaktadır (Koluman Darcan ve ark., 2009). Keçi türünün iklimsel biyolojik kapasiteleri diğer türlere göre daha esnektir. Keçiler rumenlerinin bir bölümünü su deposu gibi kullanabildikleri için kurak ve uygun kısıtlı olduğu ortamlara kolaylıkla uyum sağlayabilmektedir. Küresel iklim değişikliği söz konusu olduğunda ortaya çıkabilecek ekstrem iklim koşullarında keçi türünün avantajlı olabileceği de yine bu verilere dayalı olarak söylenebilmektedir. Keçilere verilen yemin kalite ve miktarı, besleme stratejileri, meraların mevsimsel olarak kullanılabilirliliği, genetik çalışmalar (melezleme vb.), hayvan sayısı, hayvan sağlığı gibi konularda iklim değişikliği endirekt olarak etkili olmaktadır. Keçilere verilen yemin kalite ve kantitesi, hazırlanan rasyonlarda önem taşımaktadır. Hayvan yemi olarak kullanılan dane (arpa, buğday vb.) yemler, yağlı tohum artıkları (pamuk tohumu küspesi, ayçiçeği tohumu küspesi vb.), rasyonların besleme değerini kaybetmeden en düşük maliyetle hazırlanmasını olanaklı kılmaktadır. Ülkemizde özellikle ruminantların beslenmesi hasat artığı sindirimi düşük kaba yemlere veya kötü kaliteli ve yetersiz meralara dayalı yapılmaktadır. Bu bakımdan değerlendirme yapıldığında metan emisyonunun daha yüksek olması gerektiği değerlendirilebilir. 62
75 Ancak metan emisyonunun hayvanların kuru madde tüketimi ile ilişkili olduğu da bilinmektedir. Yetersiz yem alımının metan üretimini sınırlayabileceği ve ülkemizde rasyon dengelerinin yetersizliğinden kaynaklanan yüksek metan üretiminin nispeten istenmese de düşük yem alımı ile biraz daha telafi edilmiş olabileceği söylenebilir (Görgülü ve ark., 2009). Keçilerin beslenmelerinde genellikle bu koşullar söz konusudur. Buna rağmen metan emisyonu bakımından diğer türlere göre daha avantajlı olduğu daha önce ele alınarak vurgulanmıştır (bkz. Çizelge 1). Su kaynaklarının ve bitkisel üretim yapılabilecek alanların azalması nedeni ile mera ya da yem bitkisi üretimi sekteye uğrayacaktır. Bitkisel üretim yapılabilecek alanlar deniz suyu seviyesinin yükselmesi, kuraklık ya da tuzluluk gibi nedenlerle daralacağı için, var olan alanlarda öncelikle insanların beslenmesine yönelik gıdalar üretilmesi yönünde eğilimler olacaktır. Hayvan yemi üretiminin rekabet gücü, ekonomik nedenlerden ve önceliklerden dolayı azalacaktır. Buna bağlı olarak hayvanlarda besleme sorunlarının ortaya çıkmasında beklenen birinci durum rekabet gücünün azalması olarak kendini gösterecektir. Yağış rejimi değiştiği için tarım arazilerinin bir bölümünde kuraklık, bir bölümünde ise tuzluluk sorunu yaşanacaktır. Dolayısı ile bitkisel üretim yapılan alanlarda yem bitkisi ile alternatif bitki yetiştiriciliği konusunda rekabet yaşanacak ve burada maliyet ön plana çıkacaktır. Ayrıca vejetasyonda kısıtlı su kaynaklarına daha dayanıklı olan, tuzluluğa dayanıklı, bodur, odunsu, uzun köklü ve yaprak şekli su depolamaya müsait bitki çeşitleri ön plana çıkacaktır (Şekil 2). Bu tür bitkileri özellikle keçiler çok efektif bir şekilde değerlendirebilen özel türlerden birisidir. Şekil 2. Küresel iklim değişikliğinin mera yem bitkileri üzerine etkileri Verim özellikleri ve verimlilik bakımından yetiştirilen hayvanların genetik olarak iyileştirilmesi çalışmaları sürekli olarak gündemde yer almaktadır. Ancak yerli hayvanların her türlü koşulda verimliliğini devam ettirebilmesi ve çevrenin olumsuz etkilerine karşı avantajlı olması dikkate alınması gerekli olan bir konudur. Bu nedenle tür ve genotip üzerinde yürütülen çalışmaların seleksiyona dayalı olması gerekmektedir. Keçilerde, yaşam süresi, hayvan sağlığı, üretkenlik gibi özellikleri sera gazı emisyonu 63
76 üzerinde etkili olduğu için, bu yönden de diğer türlere göre avantajlarını iklim değişiklikleri söz konusu olduğunda da devam ettirebileceklerdir Aynı zamanda anatomik ve fizyolojik yapıları nedeni ile kısa sıcak dalgalarından daha az etkilenmekte ve sahip oldukları mekanizmalar yardımı ile yüklenen ekstra ısıyı vücutlarından kolaylıkla atarak vücut sıcaklıklarını devam ettirebilmektedirler. Özellikle Kilis ve Halep keçilerinin sıcağa ve soğuk koşullara dayanma güçlerinin oldukça iyi olduğu yürütülen bazı çalışmalarla ortaya konulmuştur (Darcan, 2000; Darcan, 2005; Darcan ve Güney, 2008; Darcan ve Çankaya, 2008). Verim düzeyine ek olarak yaşam süresi de iklim değişikliklerinden etkilenebilecek özelliklerdendir. İklim değişikliğine bağlı kuraklık, sel ve epidemik hastalık gibi olaylarda artış beklenmektedir. Bu nedenle özellikle kurağa ve hastalıklara dayanıklı hayvanların üretimde kullanılmaya başlanması önem taşımaktadır. Deri, kıl tipi, ter bezi kapasitesi, zor koşullarda üreme ve verimi devam ettirme yeteneği, hastalıklara ve parazitler karşı dayanıklılık, metabolik ısı üretimi, susuzluğa tolerans, anatomik ve morfolojik yapı gibi adaptasyona yönelik bazı özelliklerde iklim değişikliklerinde ortaya çıkabilecek önemli etkilerdir (Koluman Darcan ve ark., 2009). Hayvan sağlığı bakımından bazı hastalıklar gelecekte tedavi masrafları, verim kayıpları ve bağışıklık açısından hayvancılıkta önemli bir tehdit oluşturacaktır (mavi dil ve gastroenterit vb). Bu hastalıkların ortaya çıkarak sorun oluşturmasına kısalan ve 15 C üzerinde seyreden soğuk mevsimlerin azalması sonucu hastalık vektörlerinin daha kolay çoğalması ve atmosfer sıcaklığının yükselmesi gibi birçok etkiler rol oynayacaktır. Küresel ısınmanın sosyo-ekonomik yönden etkileri ise özellikle doğal kaynakların sınırlı olduğu koşullarda gıda yetersizliği şeklinde yüksek düzeyde etkili olabilecektir. Buna bağlı olarak üretimde doğal olmayan kaynaklar yaygın hale gelecek ve birim alandan daha yüksek verim elde etmek için konvansiyonel yöntemler geliştirilip kullanılacaktır. Dolayısı ile dengesiz ve sağlıksız beslenme ortaya çıkabilecektir. Hayvansal proteinin özellikle büyümekte olan bebeklerin vücut ve mental sağlığı bakımından çok önemli olduğu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle hayvansal üretimde sürekliliğin sağlanması sağlıklı toplum perspektifi içinde değerlendirilmelidir. Keçiler hastalık ve dış parazitlere karşı mukavemeti yüksek olan hayvanlardır. Gelecekte kuraklık ve ekstrem iklim koşullarında değişecek olan hastalık vektörlerine de diğer türlerden daha dayanıklı olması beklenen bir durumdur. Gıda: hayvan yemi: yakıt çelişkisi, yakın bir gelecekte hayvan yemi sektörünü olumsuz yönde etkileyecek diğer bir faktördür ve yem hazırlama maliyeti arttığı için hayvancılık karlı bir üretim dalı olmaktan çıkacaktır. Enerji ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak bitki artıklarının biyodizel üretiminde kullanılma olanağının olması gelecekte bu yan ürünlerin hayvancılıkta düşük düzeyde kullanılmasına neden olabilecektir. Düşük atmosfer sıcaklığı özellikle bahar aylarında mera yem bitkilerinin kuru madde içeriğini olumsuz yönde etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Yağışların azalması ile birlikte toprağın su tutma kapasitesi düşecek ve buda bitkilerde kuru madde oranının azalmasına neden olacaktır. Hayvancılıkta kullanılan yan ürünlerin biyo-kütlesi iklim değişikliğinden yüksek düzeyde etkilenecek ve hazırlanacak rasyonların besleyici değerleri düşecektir. Bu nedenle silaj ve saman üretiminde gerilemeler meydana gelebilecektir. Yerli gen kaynakları özellikle hastalıklara mukavemetleri, kötü vejetasyonu değerlendirebilme yetenekleri, kuraklığa dayanıklılıkları konusunda egzotik ırklara göre avantajlara sahiptirler. Yerli ırklar, daha az yem ve su ile lignin içeriği yüksek olan bitkileri daha efektif olarak kullanabilmektedirler. Aynı zamanda anatomik ve fizyolojik 64
77 yapıları nedeni ile kısa sıcak dalgalarından daha az etkilenmekte ve sahip oldukları mekanizmalar yardımı ile yüklenen ekstra ısıyı vücutlarından kolaylıkla atarak vücut sıcaklıklarını devam ettirebilmektedirler. Özellikle yerli keçilerin sıcağa ve soğuk koşullara dayanma güçlerinin oldukça iyi olduğu yürütülen bazı çalışmalarla ortaya konulmuştur (Darcan, 2000; Darcan ve Güney, 2002a, b; Darcan ve Güney, 2008; Darcan ve Çankaya, 2008; Darcan ve ark., 2008). Verim düzeyine ek olarak yaşam süresi de dikkate alınmalıdır. Örneğin bir süt keçisinin yaşam süresinin ortalama olarak 3.02 den 3.5 laktasyona çıktığı zaman metan emisyonunun %3 düzeyinde azalmakta olduğu bildirilmiştir (Koluman Darcan ve ark., 2009). Hayvanlarda genetik çeşitlilik, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma açısından önem taşımaktadır. Bu yönde yapılan uygulamalar yetiştiricilerin, iklim değişimi, farklılaşan pazar olanakları, insanların gereksinim duyduğu yeni alanlara yönelme bakımından hayvanların seleksiyonu ve yeni genotip geliştirme avantajı sağlayacaktır. FAO (2007), dünya üzerinde yaşayan birçok hayvan ırkının yok olma tehdidi altında olduğunu bildirmiştir. Bu hayvanların birçoğu çok düşük girdi ile yürütülen, meraya dayalı, bitkisel ve hayvansal üretimin birlikte yürütüldüğü küçük işletmelerde yetiştirilmektedirler. Küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda büyük bir tehdit altında olan ülkemizde bilim adamları tarafından ortaya konulan senaryo ve öngörüler dikkate alınarak geleceğe yönelik stratejik planlamalar yapılması özellikle Kyoto Protokolüne taraf olduğumuz süreç içinde daha da büyük önem taşımaktadır. Buna bağlı olarak sera gazı emisyonunda etkin olan hayvancılık sektöründe bazı uygulamalar, bölgesel stratejik planlamalar ve bunlara yönelik politik ve sosyo-ekonomik yapılanmalar, oluşacak negatif etkilerin en aza indirgenmesi açısından önem taşımaktadır. Yukarıda sözü edilen uygulamalara yönelik olarak, multi-disipliner bilimsel araştırma ve işbirliği programlarının öncelikli olarak gündeme alınması gelecekte Türkiye de hayvansal üretim, gıda güvenliği ve beslenme konularının sorunsuz olarak yürütülmesi açısından avantaj sağlayacaktır. Bu anlamda yukarıda sayılan bilimsel tabanlı veriler değerlendirilerek geleceğe yönelik stratejik planlamalarda keçi yetiştiriciliğinin yeri ve önemi çok belirgin bir şekilde ön plana çıkmaktadır. İklim değişikliğinin ciddi zararları (aşırı sıcaklıklar, yağış dalgalanmaları, sel ve kuraklık vb) ve olası etkileri (azalan orman alanı, azalan ve verimsizleşen meralar, hayvan verimin düşmesi, su stresi, yeni hastalıkların ortaya çıkması, sürü yönetiminde değişikliklerin olması vb.) ile başa çıkmak için sürdürülebilir hayvancılık sistemlerinin uygulamaya geçmesi gerekmektedir. Ekstrem soğuk ve sıcak koşullarda yürütülecek bitkisel ve hayvansal üretim için uygun çeşit, tür, ırk ve üretim sistemlerine ilişkin eylem planları şimdiden oluşturulmalıdır. Yerli gen kaynakları ve özellikle keçi türü gelecekte gerek iklimin direk etkileri, gerek kısıtlı su kaynakları ve gerekse de beslenmelerine yönelik özellikleri nedeni ile zor koşullara dayanıklı oldukları ve bu koşullarda verimliliklerini devam ettirebildikleri için önem kazanacaktır. Buna ilişkin olarak adaptasyon mekanizmaları, biyoteknolojik çalışmalar ve bölgesel projeksiyonlarla birim alan ve hayvan başına verimi artıran organik ve ekolojik çözümler ortaya konulmalıdır. Hayvansal ve bitkisel üretimde atık yönetimi ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının artırılması, kaliteli ve güvenilir gıda üretimi ve izlenebilirliğin sağlanması, barındırma sistemlerinin geliştirilmesi ile özellikle sıcak ve nemli koşullara yönelik bazı önlemlerin alınması, hayvanlarda besin madde ihtiyacını karşılamaya yönelik olarak bitkisel üretimde yine ekstrem iklim koşullarına uygun bitkilerin geliştirilmesi ve 65
78 güvenilir yöntemlerin uygulanması, daha hızlı büyüyen ve CO 2 i daha fazla tüketen bitkilerin yaygınlaştırılması zorunludur. Ayrıca, besleme üzerine çalışmalar yoğunlaştırılmalı ve hayvanlardan daha az metan atılımını sağlayacak besleme teknikleri geliştirilmeli, kurağa dayanıklı ırkların belirlenmesi gerekmektedir. Buna bağlı olarak; - Doğal alanların ve ekosistemlerin korunmasına yönelik yasal yaptırımların uygulamaya geçmesi ve mera yönetim sistemlerinin entegrasyonunun sağlanması (aşırı otlatmanın önlenmesi) ve bu kapsamda ekolojik keçi yetiştiriciliğine yönelik olarak yasal yaptırımlarda acil olarak düzenlemelere gidilmesi önemlidir, - Hayvancılıkta erken uyarı sisteminin ve gelecekte olası etkilerin öngörülmesi (iklim değişikliğine yönelik bilgilendirmenin yapılması) gerekmektedir, - İklim değişikliğine karşı sağmal keçi kapasitesini artırmak için sıcağa ve soğuğa dayanıklı ve her türlü yem kaynağını değerlendirebilecek yerli gen kaynaklarının belirlenmesi ve geliştirilmesi (biyo-çeşitliliğin ve hayvan genetik kaynaklarının korunması) zorunludur, - İklime yönelik simulasyonların öngördüğü, gelecekteki iklim değişikliklerine göre bölgesel olarak pazar olanaklarının, hayvansal üretimde hangi tür, hangi ırk, hangi verim yönü, hangi bakım ve besleme koşullarında yetiştiricilik yapılması gerektiğinin projeksiyonu yapılmalıdır, - Sürü kompozisyonu pratiklerinin düzenlenmesi (üretimin artırılması ve gelirin sabitlenmesi), olası hastalık etkenleri ve bunlara mukavim hayvanlara öncelik verilmesi, hayvan başı salınan sera gazları da dikkate alınarak keçi yetiştiriciliği yeniden planlanmalıdır, - Doğal kaynakların korunması ve iklim değişikliklerinin olası etkileri konusunda keçi yetiştiricilerinin bilinçlendirilmesi ve sürdürülebilir hayvancılık uygulamalarına kredi ve desteklerin sağlanması, yetiştirici örgütlenmesinin teşvik edilmesi gerekmektedir, - Keçi yetiştiriciliğinin iklim değişikliklerine adaptasyonunu sağlayacak bilimsel ve teknolojik çalışmaların özendirilmesi ve desteklenmesi öncelik olarak ele alınmalıdır, - Meralarda metan, nitritoksit emisyonunu en aza indirgeyecek ve daha çok CO 2 tutacak yem bitkilerinin tercih edilmesi, gelecekteki mera yem bitkilerinin yapıları dikkate alınarak bunları değerlendirebilecek hayvan türü ya da ırkının ön plana çıkarılması, mera kapasitesinin dikkate alınarak kontrollü otlatmanın yapılması sağlanmalıdır, - Gelecekte özellikle kırsal alanda ortaya çıkabilecek sosyo-ekonomik sorunlar öngörülerek bu alanlarda keçi yetiştiriciliğine uygun yerlerin tespit edilmesi ve söz konusu alanlarda organik yada ekolojik yetiştiriciliğin bitkisel üretimle birlikte desteklenmesi gerekmektedir. Kaynaklar Çoban, Y., Darcan, N., Aslan, N., Karakök, S.G Türkiye Hayvancılığında Küresel Isınma Ve Olası İklim Değişikliği Etkilerinin Ortaya Konulması. 4. Ulusal Zootekni Öğrenci Kongresi, Mayıs , Samsun, Bildiriler Kitabı. Darcan (Koluman), N Çukurova Bölgesi Subtropik İklim Koşullarında Geliştirilen Bazı Keçi Genotiplerinin Bu Koşullardaki Adaptasyon Mekanizmaları Üzerinde Karşılaştırmalı Araştırmalar, Doktora Tezi, Ç.Ü. Fen Bilimleri Enst. 97 s., Adana. Darcan, N., Güney, O. 2002a. Effect of spraying on growth and feed efficiency of kids under subtropical climate. Small Ruminant Res. (43) Darcan, N., Güney, O. 2002b. Comparative study on the performance of crossbred goats under Cukurova subtropical climate. J. Appl. Anim. Res. (22)
79 Darcan,N Hayvansal Üretim Üzerine Küresel Isınmanın Olası Etkileri ve Termal Stresi Önleme Yöntemleri. Hasad Hayvancılık Dergisi, Yıl : 21, Sayı : 243, Darcan, N., Güney, O Alleviation of climatic stress in crossbred dairy goats in Çukurova subtropical climatic conditions. Small Ruminant Res. (74) Darcan, N., Cankaya, S The effects of ventilation and showering on fattening performances and carcass traits of crossbred kids. Small Ruminant Res. (75) Darcan, N., Cedden, F., Cankaya, S Spraying effects on goat welfare in hot and humid climate. Ital. J. Anim. Sci. (7) FAO, Global Plan of Action for Animal Genetic Resources and the Interlaken Declaration.Rome.( GPA_en.pdf). Görgülü, M., Koluman Darcan, N., Göncü Karakök,S Hayvancılık ve Küresel Isınma. 5. Ulusal Hayvan Besleme Kongresi, 30 Eylül- 3 Ekim 2009, Çorlu (Çağrılı bildiri). IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change), Climate Change 2007: Impacts, Adaptation and Vulnerability. Summary for policy makers. Online at Jhonson, H.D.1987, Bioclimates and Livestock, World Animal Sci., Elsevier, Publ No: B5. Koluman Darcan, N., Karakök, S.G., Daşkıran, İ Türkiye Hayvancılığının Küresel Isınmaya Adaptasyonuna Yönelik Stratejik Planlamalar, 1. Ulusal Kuraklık ve Çölleşme Sempozyumu Mayıs 2009, Konya. Steinfeld, H., Gerber P, Wassenaar T, Castel V, Rosales M, de Haan C Livestock s long shadow: environmental issues and options. Food and Agriculture Organization of the United Nations, p TUIK, Erişim Tarihi :
80 Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliklerinin Edinimleri Veysel AYHAN 1, Turgay TAŞKIN 2, Duygu İNCE 1, Murat YILMAZ 3, Serkan BOYAR 4, Erbay BARDAKÇIOĞLU 5 1 Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Isparta 2 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, İzmir 3 Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Aydın 4 Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makinaları Bölümü, Isparta 5 Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Zootekni Anabilim Dalı, Aydın Bu çalışmada, ülkemizdeki damızlık koyun-keçi yetiştiricileri il birliklerinin tarihsel gelişimi yanı sıra, birlik yapısı, personel durumu ve nitelikli eleman istihdamı, üye kayıt sistemleri, birliklerin gelişimine yönelik yürütülen çalışmalar, sağlık koruma, destekleme ve hizmet öncelikleri incelenmiştir. Araştırmanın materyalini Türkiye de Kurulu bulunan bazı Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birlikleri oluşturmaktadır. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin %84,2 sinin il merkezinde ve %15,8 inin ise ilçede kurulduğu görülmektedir. İl birliklerde ortalama üye sayısı 2.051, kayıt altına alınan ortalama koyun ve keçi sayısı sırasıyla ve olarak gerçekleşmiştir. İl birlik yönetimlerinde yer alan üyelerin sahip oldukları küçükbaş türü bakımından ağırlıklı olarak koyun yetiştiricisi olduğu, Birlik yönetim kurullarının %73,9 u koyun yetiştiricisi %26,1 i ise keçi yetiştiricisinden oluşmaktadır. İl birliklerinin %42,1 inde Veteriner Hekim, %26,3 ünde Zooteknist Ziraat Mühendisi, %28,9 unda Ziraat Mühendisliğinin diğer bölümlerinden mezun bir Ziraat Mühendisi, %42,1 inde ise teknisyen-tekniker istihdamı sağlanmıştır. Birlikler bağlı işletmelerde en yaygın görülen hastalıklar olarak il birliklerinin %31,6 sı Brucellosis i 1. önceliğe sahip hastalık, ardından şap ve Enterotoxemi izlemektedir. Birliklerin en önemli çalışma konusu olarak hayvanların kayıt altına alınmasında büyük önemi bulunan numaralama işleminde yoğunlaştıkları görülmektedir. Numaralama işlemi sonrasında ön soykütüğü çalışmalarına hız verildiği görülürken, verim denetimleri konusunda henüz yeterli düzeye ulaşılamamıştır. İl birliklerinin hizmet önceliği olarak nitelikli damızlık temini ve ürün pazarlama konularının öne çıktığı görülmektedir. Anahtar kelimeler: Örgütlenme, yetiştirici, koyun, keçi, soy kütüğü, destekleme, sağlık hizmetleri Gains of Breeding Sheep-Goat Breeders Associations In this study, as well as historical development of sheep-goat breeders provincial association in Turkey, organization structure, personnel status and employment of qualified staff, member registration system, health care, support and service priorities, the studies conducted for the development of the breeder s organizations were investigated. The materials of the research consist of some sheep and goat breeders organizations in Turkey, which are established in the center of province (84.2%) and in the county (15.8%). The average number of members of provincial associations was realized as 2051 members, while the average number of recorded sheep and goats were head and head respectively. Contained the members of provincial organization administration board, most of the board members were sheep breeders with the ratio of 73.9% while the goat breeder board members ratio was found 26.1%. The employment structure of the provincial organizations has been consist of veterinary medicine (42.1%), agricultural engineer graduated from the department of animal science (26.3%), agricultural engineer graduated from other parts of agricultural engineering (28.9%), and technician (42.1%). Brucellosis was found the priority disease among the provincial organization related farms with a portion of 31.6% with followed diseases as foot and mouth disease and then enterotoxaemia. The organizations were given great importance to the recording the animals as the most important subject. Recording of the animals was followed by the pre-herd book studies, while there is not yet sufficient production controls could not be reached. Qualified as a breeding service priorities of provincial organizations and supplies of product marketing stand out is observed. Keywords: Organization, breeder, sheep, goat, herd book, supporting, health services Giriş Türkiye de koyun ve keçi yetiştiriciliği ülke ekonomisi açısından önemli bir yere sahiptir. Ancak, uzun yıllardır koyun-keçi yetiştiricileri oldukça dağınık bir yapıda olup, geleneksel üretim tekniklerinin getirmiş olduğu problemleri kendi öz kaynaklarını 68
81 kullanarak çözüm üretmek durumunda kalmıştır. Hayvancılığın üretim dallarında olduğu gibi yeterli bir örgütlenmenin sağlanamaması nedeniyle gerek hayvan sayısı, gerekse üretim miktarı olarak sürekli gerileyen bir sektör haline gelmiştir. Nitekim, 1991 yılında baş koyun, baş keçi bulunurken, 2008 yılında bu sayı baş koyuna ve baş keçiye düşmüştür (TUİK, 2009). Hayvan sayısındaki azalma beraberinde ürünlerin de azalmasını getirmiştir yılında süt üretiminde küçükbaş hayvancılığın payı %14,28 iken 2008 yılında %7,81 düzeyine, et üretiminde %32,37 den, %22,96 ya gerilemiştir (TUİK, 2009; Ertuğrul ve ark, 2010). Küçükbaş hayvancılık sektöründeki belirgin gerilemenin etkenleri arasında; bu sektörün yeri ve öneminin kamu kuruluşları tarafından anlaşılamaması ve gerekli politikaların geliştirilememesi, mera alanlarının azalması, süt sığırcılığına yüksek teşvikler, özellikle keçi yetiştiriciliğinde Çevre ve Orman Bakanlığı nın yanlış politikaları, nitelikli çoban temininin gerçekleştirilememesidir. Ayrıca, küçükbaş hayvan yetiştiriciliği diğer hayvancılık kollarına göre yapısal, ekonomik ve teknoloji kullanımı yönleriyle farklılıklar göstermektedir. Nitekim, kanatlı hayvan sektörü, süt sığırcılığı ve su ürünleri sektörlerinde olduğu gibi karma yem sanayi, süt sanayi, et sanayi, aşı ve ilaç sanayi ile doğrudan ilişkisi yanı sıra, veterinerlik ve sağlık hizmetleri, teknoloji ve mekanizasyon kullanımı (süt sağım, sürü yönetimi, kaba-karma yem hazırlama ve dağıtma sistemleri ile sperma ve suni tohumlama vb.) nedeniyle çok farklı sektörler ile ekonomik ilişkileri bulunmaktadır. Örgütlenme çalışmalarına uzun yıllar öncesinden başlamış ve önemli gelişmeler kaydetmiş olan bu sektörlerin; çok daha kolaylıkla kamuoyu oluşturmasına, ürünlerinin tanıtım ve bilinirliğini artırabilmesine, devlet desteklerinin ve hayvancılık politikalarının yönlendirebilmesi ve oluşturulmasına doğrudan katılabilme olanağı sağlamaktadır. Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde ise üretimin kalitesiz, bakımsız ve yetersiz çayır mera alanları, makilik alanlar, anızlar ve tarım dışı alanlar kullanılarak tamamen ekstansif koşullarda yapılması ve çoğunlukla aile işletmesi şeklinde faaliyet göstermesi nedeniyle tarımsal sanayi veya hizmet sektörü ile ilişkisi nispeten düşük düzeyde olmaktadır. Türkiye nin Avrupa Birliği (AB) ile müzakere konuları içerisinde tarım sektörü ayrıcalıklı ve önemli bir yere sahiptir. AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında tarım sektörünün yapısal farklılıklar ve çözüm bekleyen sorunlara sahip olduğu görülmektedir. Bunlar arasında tarımsal örgütlenme, üzerinde durulması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim, tarım sektöründe uzun yıllardır sürdürülen örgütlenme ve organizasyon çalışmalarının istenilen başarıya ulaşamadığı bilinen bir gerçektir (Kumlu, 2000; Boyar ve ark., 2007). Küçükbaş hayvancılık sektörünün gerilemesinde yukarıda belirtilen olumsuzluk faktörlerinin yanı sıra, Küçükbaş Hayvan Yetiştiricilerinin Örgütlenmesi nin diğer hayvancılık kollarına göre gecikmesinin de etkili olduğu görülmektedir (Çıkın ve ark, 1997; Kaymakçı ve ark, 2001; Taşkın ve Kaymakçı, 2004; Gürsoy, 2008, İnce ve ark., 2009). Birçok araştırmacı farklı üretici ve yetiştirici grupları üzerinde yaptıkları çalışmalarda, mevcut örgütlenme modellerinin yeterli ölçüde etkin olamadıkları ve organizasyonlar açısından hukuki, finansal ve yönetsel birçok sorunların bulunduğu (Boyar ve ark., 2007), mevcut örgütlerin birbirinden çok farklı konularda hizmet vermeye çalıştığı, bunun yeterli düzeyde olmadığı, özellikle teknik konularda henüz gerekli hizmetlerin tümünün verilemediği (Akdeniz ve ark., 2004), hayvansal üretim faaliyetindeki en önemli sorunlardan birinin örgütlenmedeki yetersizlik olduğu, 69
82 kooperatiflerin verdiği hizmetlerdeki yetersizliklerin üyeleri etkilediği bildirilmektedir (Sönmez ve Kaymakçı, 1997; Olgun ve Artukoğlu, 1998; Koyubende, 2005). Nitekim, günümüze kadar koyun ve keçi yetiştiriciliği alanında gerek kamu, gerekse sahada pek çok çalışma yapılmış olmakla beraber teknik ve ekonomik örgütlerinin olmayışı, pazarlama kanallarında aracıların egemen olması, devlet desteklemelerinin neredeyse sıfır düzeyine oluşu, tanımlanmış ve sürekli bir ulusal ıslah politikası ile kamu ıslah kurumları arasında eşgüdümün yokluğu ve diğer hayvansal üretim dallarına daha fazla ağırlık verilmesi gibi nedenlerle yapısal sorunlar giderilememiştir (Kaymakçı ve ark., 2005). Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin Örgütlenme Süreci Türkiye de Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği il örgütlerinin kurulması; tarih ve Sayılı Resmi Gazete de yayınlanan 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu'na istinaden tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan "Islah Amaçlı Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelik"e dayanılarak gerçekleştirilmektedir (Resmi Gazete, 2001a, Resmi Gazete, 2001b). Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birlikleri 2003 yılında sadece 4 ilde örgütlenmeyi sağlarken, 2006 ve 2007 yıllarında sırasıyla 23 ve 31 ilde örgütlenmesini tamamlayarak toplam 60 ile ulaşmıştır yılına gelindiğinde ise örgütlenen il sayısı 72 ye ulaşırken, 9 ilde ise çalışmaların devam etmekte olduğu bildirilmiştir (TEDGEM, 2010). İl birliklerinin %75 inin 2006 ve 2007 yıllarında kurulduğu görülmektedir (Şekil 1, Çizelge 1). Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birlikleri (DKKYİB) ilk olarak 2003 yılında kuruluş tarih sırasıyla Kırklareli, Balıkesir, İzmir ve Çanakkale illerinde kurulduğu belirlenmiştir. Ayrıca, 2006 yılında bazı il birliklerinin katılımıyla Türkiye Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) üst kuruluş olarak kurulmuştur (Çizelge 1). Adana, Bartın, Düzce, Karabük, Kocaeli, Sakarya, Rize, Trabzon, Zonguldak illerinde henüz DKKYİB örgütlenmesi tamamlanmamış olmakla birlikte kuruluş çalışmaları sürdürülmektedir. Şekil 1. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin kuruluş yıllarına göre dağılımı 70
83 Çizelge 1. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin tarihçesi Gelişmeler Yıl Kaynaklar 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu (Sayı 24338) Res. Gazete, 2001a Islah Amaçlı Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelik (Sayı 24615) Res. Gazete, 2001b İlk olarak Kırklareli Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliği (DKKYİB) nin kurulması Balıkesir, İzmir ve Çanakkale DKKYİB kurulması 2003* Bursa, Aydın DKKYİB kurulması 2005* Anket çalışması Sivas, Eskişehir, Uşak, Batman, Aksaray, Konya, Denizli, 2006* sırasında il Şanlıurfa, Burdur, Tokat, Artvin, Erzurum, Van, Kayseri, birliklerinden elde Edirne, İstanbul, Hakkari, Afyon, Ankara, Kırıkkale, edilmiştir. Diyarbakır, Kars ve Çorum DKKYİB kurulması Türkiye Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Merkez 2006 Birliği nin kurulması Damızlık nitelikteki koyun ve keçilerin tanımlaması ve kayıt 2006 altına alınması ve desteklemelerin başlatılması Muş, Ağrı, Kahramanmaraş, Mersin, Erzincan, Gaziantep, 2007* Ordu, Iğdır, Antalya, Yozgat, Karaman, Şırnak, Elazığ, Manisa, Siirt, Samsun, Bingöl, Gümüşhane, Tunceli, Kilis, Anket çalışması Isparta, Niğde, Nevşehir, Ardahan, Mardin, Bitlis, Kırşehir, sırasında il Çankırı, Adıyaman, Malatya ve Hatay DKKYİB kurulması birliklerinden elde Tekirdağ, Osmaniye, Muğla, Giresun, Amasya, Kütahya 2008* edilmiştir. ve Bolu DKKYİB kurulması Kastamonu, Bayburt, Sinop, Yalova ve Bilecik DKKYİB 2009* kurulması Damızlık Koyun-Keçi Kayıt Sistemi (DKKS) 2009 TKB, 2009 * İllerin sıralamasında ay, gün, yıl olarak kuruluş tarihleri dikkate alınmıştır. Gelişmiş ülkelerde hayvancılık sektörü ürün veya hayvan yetiştiricilik tipleri bazında uzun yıllar öncesinde ihtisaslaşmaya gitmiş ve örgütlenmesini tamamlamış olmasına rağmen, ülkemizde özellikle küçükbaş hayvan yetiştiricilerinin örgütlenme sürecinin geciktiği ve oldukça yeni olduğu görülmektedir. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birlikleri genel olarak (Kaymakçı ve ark, 2004; Gürsoy, 2009,Ayhan ve ark., 2009); Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiriciler Birliği, birlik üyeleri arasında eşgüdümü sağlayarak yüksek verimli hayvanların yetiştirilmesi için, gerek yurt içinde yetiştirilen gerekse dışalımı yapılan ve gerekse yerli ırkların verim özelliklerinin artırılması, Soykütüğü ve ön soykütüğü kayıtlarının tutulması, Hayvanlarla ilgili sağlık koruma uygulamalarının yürütülmesi ve sigorta işlemlerinin yapılması, Üyeler arasında yarışmalar düzenlenmesi, Üretimde kullanılan girdilerin yurt içi yada yurt dışından sağlanması, Ürünlerin değerlendirilmesi amacıyla gerekli tesislerin kurulması ve bunların işletilmesi Merkez Birliğin planlayacağı her türlü hayvan ıslahı çalışmalarının yapılması gibi konuları amaç olarak belirlemişlerdir. 71
84 Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birlikleri çalışma konuları teknik ve ekonomik olmak üzere 2 bölümden oluşmaktadır; 1. Teknik Çalışma Konuları Ön soykütüğü ve soykütüğü kayıt işlemlerini yürütmek Yurt içinden ve gerekli durumlarda yurt dışından sağlanan erkek ve dişi damızlık materyal, sperma, embriyo yada diğer biyolojik yöntemleri kullanarak ıslah programlarını uygulamak, Üyelerinin hayvanlarına yapay tohumlama hizmeti vermek 2. Ekonomik çalışma Konuları Üyelerinin yetiştirdiği ürünleri değer fiyatına satışını sağlayacak her türlü pazarlama organizasyonları ve ürün işleme tesislerini kurmak, kiralamak ve işletmek Üyelerine kredi sağlama konusunda yardımcı olmak Hayvanların bakım ve beslenmesi ile ilgili her türlü teknik ve idari önlemleri almak yada aldırmak Hayvan ve hayvancılık işlemleri ile ilgili her türlü sigorta hizmetlerini yapmak yada yaptırmak Üyelerin ihtiyaç duyduğu araştırmaları yaptırmak Üyelerce yetiştirilen hayvanların satışını organize etmek Çeşitli sergi, fuar ve panayır kurmak ve bunlara katılmak, yarışma düzenlemek Üyelerin mesleki eğitimlerini sağlamak, bilgi, ve becerilerini artırmak Materyal ve Yöntem Araştırmanın materyalini Türkiye de kurulu bulunan bazı Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birlikleri oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanması için anket yapılmıştır. Bu amaçla, birliklerin kuruluş sözleşmesinde yer alan amaçlar ve çalışma konularının yanı sıra yapısal durumunu da ortaya koyacak soruları içerecek şekilde hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Çalışma, 2009 yılı Kasım-Aralık döneminde TÜDKİYEB kayıtları esas alınarak yürütülmüş olup, kurulu bulunan 58 il birliğine anket formları posta yoluyla ulaştırılmış ve çalışmada yer almak ve katkı sunmak isteyen 38 ilden formlar doldurularak geri gönderilmiştir. İl birliklerine ilişkin verilerin toplanmasında araştırmacıların inceleme ve gözlemlerinden de yararlanılmıştır. Anket çalışması sonucunda, ülkemizdeki Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin tarihsel gelişimi yanı sıra, birlik yapısı, personel durumu ve nitelikli eleman istihdamı, üye kayıt sistemleri, birliklerin gelişimine yönelik yürütülen çalışmalar, sağlık koruma, destekleme ve hizmet öncelikleri incelenmiştir. Anket sonuçlarına ait tanımlayıcı istatistikler SPSS (11.5) istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular ve Tartışma İl Birliklerine Ait Genel Bilgiler Çalışmanın yürütüldüğü 2009 yılı içerisinde kurulu bulunan il birliklerinin %65,5 ini oluşturan 38 il birliği ile anket yapılmıştır. Araştırmaya dahil olan il birliklerinin kuruluş tarihlerinin ağırlıklı olarak yıllarında olduğu görülmektedir. Anket çalışması yürütülen il birliklerinin %36,84 ü 2006 yılında %42,11 i ise 2007 yılında kurulmuştur (Şekil 2). 72
85 Şekil 2. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin kuruluş yıllarına göre dağılımı Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin %84,2 sinin il merkezinde ve %15,8 inin ise ilçede kurulduğu görülmektedir. İncelenen il birliklerde ortalama üye sayısı olarak gerçekleşirken, il birliklerine kayıtlı ortalama koyun sayısı ve keçi sayısı olarak gerçekleşmiştir (Çizelge 2). Ayrıca, birliklere kayıtlı bayan yetiştirici sayısı yönüyle değerlendirildiğinde toplam üye sayısının sadece %6,62 sini oluşturduğu belirlenmiştir. Çizelge 2. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerine ait genel bilgiler Ortalama Maksimum Minimum Toplam Birlik Üye Sayısı Birlik Üyelerinin Kayıtlı Koyun Sayısı Birlik Üyelerinin Kayıtlı Keçi Sayısı Birliğe Kayıtlı Bayan Yetiştirici Sayısı* * İncelenen il birliklerinin 8 inde birliğe kayıtlı bayan yetiştirici bulunmamaktadır. Araştırma çerçevesinde incelenen il birliklerinin üye gruplarına göre dağılımı incelendiğinde; %36,8 inin 1000 den az üyesi olduğu, bu grubun toplam üye içerisinde %8,6 ile en küçük grubu oluşturduğu belirlenmiştir. Aynı şekilde, üye aralığında kalan il birliği oranı %36,8 olurken, toplam üyelerin %42,1 ile en yüksek grup olarak öne çıkan arası üyeye sahip il birliği oranının %23,7 olduğu görülmektedir (Şekil 3). İl birliği yönetim kurulu başkanlarının eğitim durumu incelendiğinde; birlik başkanlarının %18,4 ünün üniversite lisans, %18,4 ünün meslek yüksekokulu, %21 inin ise lise mezunu olduğu belirlenirken, %42,1 i gibi önemli bir bölümünün ise ilkokul ve ortaokul derecesine sahip olduğu anlaşılmıştır. Birlik yönetim kurulları 7 şer kişiden oluşmaktadır. İncelenen il birlik yönetimlerinde yer alan üyelerin sahip oldukları küçükbaş türü bakımından ağırlıklı olarak koyun yetiştiricisi olduğu görülmektedir. İl birliklerinin 19 unda keçi yetiştiren bir yönetim kurulu üyesi bulunmamaktadır. Tüm il birliklerinin yönetim kurullarının %73,9 u koyun yetiştiricisi %26,1 i ise keçi yetiştiricisinden oluşmaktadır. 73
86 Şekil 3. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin üye gruplarına göre dağılımı Birlik merkezlerinin halihazırda kullandığı büro ve ofislerin %73,7 sinin kira olduğu belirlenirken, sadece %18,5 inin kendine ait bir mekanı kullandığı anlaşılmıştır. Bunun yanı sıra, %7,9 unun ise henüz büro kurma aşamasında oldukları belirlenmiştir. İncelenen il birliklerinin %81,6 sı birliklere ilişkin mevzuatların yetersiz olduğunu vurgularken, aynı şekilde il birliklerinin %81,6 sı merkez birliğine bağlı olmanın gerekli olduğunu düşünmektedir. İl birliklerinin %76,3 ü üst birliğin il birliklerinin değişik konulardaki taleplerine yeterince cevap veremediğini belirtmektedir. Birliklere ait muhasebe kayıtları il birliklerinin %89,5 i birlik dışında özel bir muhasebe bürosu tarafından tutulduğunu bildirmiştir. İl Birliklerinin Teknik Personel Durumu Araştırmada incelenen il birliklerinin %26,3 üne karşılık gelen 10 il birliğinde henüz bir teknik personel istihdamına gidilmemiştir. Diğer yandan, il birliklerinin %42,1 inde veteriner hekim, %26,3 ünde Zooteknist Ziraat Mühendisi, %28,9 unda Ziraat Mühendisliğinin diğer bölümlerinden mezun bir Ziraat Mühendisi, %42,1 inde ise Teknisyen-Tekniker istihdamı sağlanmıştır. İl birliği başına düşen ortalama teknik eleman sayısı ise 1,79 olarak gerçekleşirken, en yüksek istihdam edilen teknik eleman ortalaması ise 0,76 ile ziraat mühendislerine ait olduğu ortaya çıkarken, bunu 0,58 ile teknisyen-teknikerler izlemektedir (Çizelge 3). Ayrıca, il birliklerinin %52,6 sı teknik personel istihdamında zorluklar yaşadıklarını belirtmişlerdir. Çizelge 3. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin teknik personel durumu Teknik Elemanlar Ortalama Maksimum Toplam Veteriner Hekim 0, Zooteknist 0, Ziraat Mühendisliğinin Diğer Bölümleri 0, Teknisyen-Tekniker 0, Toplam 1, İncelenen il birliklerinin teknik elemanlarını dağılımına bakıldığında, toplam 28 personelin üyeye sahip il birliklerinde yer alırken, bu grupta 15 ziraat 74
87 mühendisinin istihdam edildiği görülmektedir. İl birliklerinde Veteriner Hekim istihdamında en yüksek sayının yine üyeye sahip il birliklerinde olduğu, tekniker sayısında ise 1000 den az üyeye sahip il birliklerinin öne çıktığı görülmektedir (Şekil 4). Şekil 4. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin üye gruplarına göre teknik eleman dağılımı İl birliklerinde toplam personelin %41,2 si veteriner hekimlerin %47,1 i ve Ziraat Mühendislerinin %51,7 si üyeye sahip grupta yer aldığı görülürken, Teknikerlerin %45,5 inin 1000 den az üyeye sahip il birliklerinde olduğu anlaşılmaktadır (Şekil 5). Şekil 5. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin üye gruplarına göre teknik elemanların oransal dağılımı 75
88 İl Birliklerinin Hizmet ve Çalışma Konuları İl birlikleri, üyelerine hayvan kayıt sistemi için numaralama, ön soykütüğü ve verim denetimi çalışmalarını yürütürken, çeşitli kuruluşlardan kredi temin edilmesi, aşılama ve süt toplama konularında da destek vermektedir. Birliklerin en önemli çalışma konusu olarak hayvanların kayıt altına alınmasında büyük önemi bulunan numaralama işleminde yoğunlaştıkları görülmektedir. Numaralama işlemi sonrasında ön soykütüğü çalışmalarına hız verildiği görülürken, verim denetimleri konusunda henüz yeterli düzeye ulaşılamamıştır (Şekil 6). Şekil 6. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin hizmet ve çalışma konuları Hayvan kayıt sistemi için numaralama işleminde 3 ayrı teknik eleman kaynağından faydalanıldığı görülmektedir. Yetiştiricilerin yoğun olarak kırsal kesimde bulunduğu göz önüne alındığında çoğunlukla Serbest Veteriner Hekimlerin aktif olarak numaralama hizmetini verdikleri anlaşılmaktadır. Bazı il birlikleri ise her üç gruptan da faydalanmıştır (Çizelge 4). Çizelge 4. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin hayvan kayıt sisteminde numaralama işlemini gerçekleştiren kurum ve/veya kişiler Numaralama Hizmeti İl Birliği Sayısı İl Birliği Yüzdesi Tarım İl Müdürlüğü Teknik Elemanları 4 10,5% Serbest Veteriner Hekimleri 16 42,1% İl Birliği Teknik Elemanları 5 13,2% Her Üçü de 13 34,2% Toplam ,0% Numaralama işlemi sonrasında kayıtların muhafazası yönüyle değerlendirme yapıldığında, karşılaşılan en önemli problemin numara yazılı küpelerin düşmesi olduğu görülmektedir (Çizelge 5). 76
89 Çizelge 5. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin kayıt sisteminde karşılaşılan temel sorunlar Kayıt tutmada karşılaşılan sorunlar İl Birliği Sayısı İl Birliği Yüzdesi Numaranın Düşmesi 27 71,1% Düşen Küpe Numarasının Tekrar Takılma Zorunluluğu 6 15,8% Ölen Yada Telef Olan Hayvanı Bildirmeme 3 7,9% Hayvan Hareketlerinin Bildirilmemesi 2 5,3% Toplam ,0% İl Birliklerinde Sağlık Hizmetleri Birliklere bağlı işletmelerde en yaygın görülen hastalıklar olarak il birliklerinin %31,6 sı Brucellosis i 1. önceliğe sahip hastalık olarak belirtmişlerdir. Bu hastalığı şap ve Enterotoxemi izlemektedir. Ayrıca, Çiçek hastalığı 2. önceliğe sahip hastalıklar sıralamasında %18,4 ile ilk sırayı almaktadır. İl birliklerinin %13,2 si ise henüz hastalık kaydı tutmamaktadır (Çizelge 6). Çizelge 6. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin öncelikli olarak belirttikleri hastalıklar 1. Öncelik 2. Öncelik 3. Öncelik Sayı Yüzde (%) Sayı Yüzde (%) Sayı Yüzde (%) Brucellosis 12 31,6 6 15,8 7 18,4 Şap 9 23,7 5 13,2 6 15,8 Enterotoxemi 5 13,2 5 13,2 5 13,2 Çatal çürüğü 3 7, Agalaxie 1 2,6 2 5,3 4 10,5 Beyaz kas hastalığı 1 2, Çiçek 1 2,6 7 18,4 2 5,3 Piyeten 1 2, ,6 Veba ,6 1 2,6 Paratuberculosis ,5 2 5,3 Ectima ,3 1 2,6 Mantar ,6 0 0 Neonatal ishal ,6 Parazit invazyonu ,9 Toplam 33 86, , ,8 Hastalık kaydı henüz yok 5 13,2 5 13,2 5 13, İl birliklerinin % 34,2 si işletmelere sürekli, %13,2 si bazen aşılama hizmeti vermektedir. İç ve dış parazit mücadelesini il birliklerinin %50 si sürekli, %28,9 u ise bazen yaptığını belirtmiştir. Üye işletmelerin düzenli olarak ölen hayvan sayısını ve nedenini bildirmeleri il birliklerinin sadece % 15,8 inde sağlanabilirken, %34,2 sinde bildirim alınamadığı belirtilmiştir. İl birliklerinin %50 sinde ise üyelerin bazen bildirimde bulunduğu belirtilmiştir (Şekil 7). 77
90 Şekil 7. Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri İl Birliklerinin üyelerine sundukları sağlık hizmetleri ve hayvan ölüm nedeninin bildirilme durumu Desteklemeler Şekli ve Karşılaşılan Sorunlar İl birliklerinin tamamı yetiştiricilere yönelik desteklerin ve destekleme miktarlarının yetersiz olduğunu belirtmektedirler. Çalışmanın yürütüldüğü il birliklerinin desteklemelerin %84,2 si hayvan başına, %10,5 i ürün esas alınarak yapılmasının yetiştiriciler için önemli bir teşvik unsuru oluşturacağını belirtmektedir (Çizelge 7). Çizelge 7. İl Birliklerinin Yetiştiricilerin gelişimi için destekleme önerileri Destekleme şekli İl Birliği Sayısı İl Birliği Yüzdesi (%) Hayvan 34 89,5 Ürün 4 10,5 Toplam Koyun keçi yetiştiriciliğine yapılan mevcut desteklemelerde yaşanan aksaklıklar açısından ilk öncelik olarak % 47,4 oranında destek miktarının belirlenme sürecinin belirsizliği görülürken, küpe takma işlemi sonrasında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı İl- İlçe Müdürlükleri tarafından yürütülen denetlemelerin gecikmesi görülmektedir (Çizelge 8). Çizelge 8. Mevcut desteklemelerde görülen aksaklıklar Destekleme Aksamaları İl Birliği Sayısı Yüzdesi (%) Destek Miktarının Belirlenme Süreci 18 47,4 Denetlemenin Gecikmesi 10 26,3 Yönetmelik Karmaşıklığı 4 10,5 Cevap Yok 6 15,8 Toplam İl Birliklerinin Hizmet Öncelikleri İl birliklerinin hizmet önceliği olarak nitelikli damızlık temini ve ürün pazarlama konularının öne çıktığı görülmektedir. Ayrıca, yetiştiricilere teknik bilgi desteği ve 78
91 sağlık hizmetlerinin sunulması da öncelikler arasına alındığı anlaşılmaktadır (Çizelge 9). Çizelge 9. İl birliklerinin hizmet öncelik konuları Hizmet Öncelikleri İl Birliği Sayısı İl Birliği Yüzdesi (%) Nitelikli Damızlık Temini 11 28,9 Ürün Pazarlama 9 23,7 Teknik Bilgi Desteği 7 18,4 Sağlık Hizmetleri 7 18,4 Ağıl Modernizasyonu 3 7,9 Cevap Yok 1 2,6 Toplam Sonuç ve Öneriler Bu çalışmada, Türkiye Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliklerinin örgütlenme süreci, birlik yapısı, personel durumu ve nitelikli eleman istihdamı, üye kayıt sistemleri, birliklerin gelişimine yönelik yürütülen çalışmalar, sağlık koruma, destekleme ve hizmet öncelikleri incelenmiştir. İl bazında hızla kurumsallaşmaya giderek örgütlenmelerini önemli ölçüde tamamladıkları, altyapı olanaklarını güçlendirme çalışmalarını sürdürdükleri ortaya koyulmuştur. Birlik üyesi işletmelerin koyun ağırlıklı işletmeler olduğu, bunun birlik yönetim kurullarına da yansıdığı görülmektedir. Birliklerin Veteriner Hekim, Ziraat Mühendisi ve çeşitli branşlarda Tekniker ve Teknisyen istihdamına yol açtığı belirlenmiştir. Ayrıca, Ziraat Mühendislerinin çoğunluğunun beklendiği gibi Zootekni Bölümü mezunu olduğu görülmüştür. Birlikler yeni kurulmuş ve kurumsallaşma sürecinde olmalarından dolayı ana sözleşmelerinde belirtildiği gibi hayvanların kayıt altına alınması ve desteklemelerden üyelerinin yararlandırılması yönündeki öncelikli çalışmaları yürütmektedir. İşletmelerin ve hayvanların kayıt altına alınmasında kulak küpelerinin düşmesi önemli bir teknik problem olarak görülmektedir. Bu durum, desteklemelerden faydalanma konusunda da denetlemeler sonrasında ekonomik kayba neden olmaktadır. Ayrıca, hayvan hareketlerinin ve ölümlerin takibinin yanı sıra, sağlıklı veri toplamayı ve değerlendirmeyi (soykütüğü, ön soykütüğü ve verim kayıt çalışmaları) olumsuz yönde etkilemektedir. Birliklere bağlı işletmelerde en yaygın görülen hastalıklar olarak il birliklerinin %31,6 sı Brucellosis i 1. önceliğe sahip hastalık olarak belirtmişlerdir. İl birliklerinin tamamı yetiştiricilere yönelik desteklerin ve destekleme miktarlarının yetersiz olduğunu belirtilirken, birliklerin %89,5 i desteklemelerin şu anda uygulamada olduğu gibi doğrudan hayvan başına verilmesi yönünde görüş belirtmektedirler. Birlikler, kayıt altına alma ile denetleme arasında geçen sürede sürüdeki sayısal değişikliklerden dolayı üreticilerin desteklemelerden kayıp yaşamasına neden olduğunu belirtmektedir. Ayrıca, bölge koşullarına göre değişen doğum, sütten kesim, pazarlama dönemleri vb. faktörlerden dolayı sürülerin kayıt altına alınması ve kayıtların yenilenmesi bakımından da sıkıntılar yaşanmaktadır. Birliklerin üye profilleri düşünüldüğünde hizmet önceliği konusu olarak nitelikli damızlık temininin öne çıktığı görülmektedir. Diğer yandan, ürün pazarlama konusunda da üyelerin desteklenmesi gerektiği ağırlıklı bir görüştür. 79
92 Bu çalışma ile küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde örgütlenme sürecinin izlenmesi ile örgütlenme öncesi ve sonrası açık şekilde olumlu yönde gelişmeler yaşandığı görülmektedir. Nitekim, Damızlık Koyun-Keçi Yetiştirici Birliklerinin ülkemizde küçükbaş hayvan yetiştiricilerine aşağıda belirtilen konularda da kazanımlar sağladığı gözlemlenmektedir; Küçükbaş hayvan yetiştiricileri örgütlenmeye oldukça önemli düzeyde katkı sağlamışlardır. Uzun yıllardır aile işletmesi şeklinde bireysel üretim yapan küçükbaş hayvan yetiştiricileri örgütlenmenin getirmiş olduğu birçok kazanımdan faydalanamamıştır. Bu durum, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin hızla gerilemesine ve üretimin düşmesi neden olmuştur. Örgütlenmenin gerçekleşmesiyle yetiştiricilerin moral değerlerinin yükseldiği, varlıklarının kabul edildiği, istek ve taleplerini ilgili mercilere iletebilecek birinci derecede bir muhatap kurumlara kavuştuğu görülmektedir. Örgütlenme ile yetiştiricilerin birçok farklı platformda yer bulmalarına, teşvik ve desteklemelerden yararlanabilir hale gelmeleri sonucunu doğurmuştur. Nitekim, küçükbaş hayvancılık üzerine geliştirilecek politikaların yönlendirilmesinde damızlık koyun keçi yetiştiricileri birlikleri aktif rol almaya başlamıştır. Küçükbaş hayvancılıkta örgütlenmenin gelişmesinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından sağlanan destekleme politikası teşvik edici olmuştur. Bu yolla aşılama ve süt desteklerinden üyelerin yararlanması imkanı ortaya çıkmıştır. Nitekim, 2009 yılında yaklaşık olarak 13,5 milyon damızlık nitelikteki anaç koyun ve keçinin desteklemelerden yararlandığı bildirilmektedir. Örgütlenme sonucunda koyun ve keçilerdeki kayıt altına alınma süreci hız kazanmıştır. Bu da küçükbaş hayvanların verim denetimlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine ve sağlık koruma tedbirlerinin daha ciddi ele alınmasına olanak tanımaktadır. Ayrıca, aşılama, kredi temini, süt toplama, ürünün pazarlanmasında birliklerin öncü rol üstlenmeye başladığı görülmektedir. Birliklerin kurulması ile küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde en önemli sorun olarak görülen nitelikli damızlık üretilmesinde proje çalışmaları ve uygulamaları başlatılmıştır. Birliklerin kurulması ile küçükbaş hayvan yetiştiricileri ile üniversiteler ve araştırma kurumları arasındaki işbirliği olanakları önemli ölçüde ivme kazanmıştır. Nitekim, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine özel, farklı illerde ve platformlarda birçok kongre, seminer, sempozyum, teknik bilgilendirme ve eğitim toplantıları vb. etkinlikler düzenlenmiştir. Birçok birlik internet sayfasını aktif hale getirmiştir. Cep telefonu ile kısa mesaj ve e- posta hizmeti sunarak birlik ile üyeler arasındaki iletişimi sağlamaktadır. Ayrıca, küçükbaş hayvan yetiştiricilerine yönelik olarak birliklerin düzenli olarak dergi, broşür, bilgi notu vb. yayım faaliyetleri yürütmektedirler. Birçok birlik, kırkım şenlikleri, sağım ve doğum, damızlık seçimi gibi çeşitli sosyal ve kültürel etkinliklere öncülük ederken, sektör ile ilgili bazı faaliyetlere sponsorluk, reklam desteği vermektedir. Bu durum, kurumsallaşmanın bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Koyun-keçi yetiştiriciliğinde Tarımsal Danışmanlık kavramı gelişme göstermiş ve hizmet alımı birlikler aracılığıyla hayata geçirilmeye başlamıştır. Küçükbaş yetiştiriciliğinde birliklerin kurulması sonrasında sürü kayıt ve izleme konularında teknik bilgi gerektiren faaliyetlerde Veteriner Hekim ve Ziraat 80
93 Mühendislerine özellikle de Zootekni bölümü mezunlarına istihdam olanakları ortaya çıkmıştır. Süt verimi yüksek sürülerin kurulması, sürü büyüklüğünde artış sağlanması, ıslah çalışmalarının yürütülmesi vb. konularda ilerleme gösteren işletmelerde mekanizasyon uygulamaları yer bulmaya başlamıştır. Sürü takibini kolaylaştırmak ve işgücü ihtiyacını azaltmak amacıyla makinalaşma, özellikle süt sağımında yoğunlaşırken, ilerleyen dönemde yemleme ve gübre dağıtma konusunda da makina kullanımının gereksinim haline gelmesi ve yaygınlaşması beklenmektedir. Birliklerin bu konularda işletmelere öncü rol üstlendiği görülmektedir. Teşekkür Bu çalışmanın gerçekleştirilmesinde anket formunu eksiksiz olarak dolduran ve gerekli hassasiyeti gösteren Aksaray, Amasya, Ankara, Antalya, Artvin, Aydın, Bingöl, Bitlis, Bolu, Burdur, Bursa, Çankırı, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Giresun, Isparta, İzmir, Karaman, Kayseri, Kırklareli, Kilis, Kütahya, Manisa, Mardin, Mersin, Nevşehir, Niğde, Ordu, Siirt, Sivas, Şırnak, Tunceli, Van illeri Damızlık Koyun-Keçi Yetiştirici İl Birlikleri yetkili ve teknik personeline ayrı ayrı teşekkür ederiz. Ayrıca, çalışmanın yürütülmesinde doğrudan katkılarından dolayı Isparta İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği ne teşekkür ederiz. Kaynaklar Akdeniz, R.C., László, T., Bilgen, H., Lajos, F., Boyar, S., Gábor, H., János, B., Investigations on milking, feed preparing and feeding in small scale dairy farms (with 5 to 100 cows) according to the points of views of technique, technology and hygiene (in Turkish and Hungarian model farms). Proje no: TOGTAG-MACAR-2001/1, EÜ Zir. Fak. Tarım Makinaları Blm., İzmir (yayınlanmamış). Ayhan, V., Bilginturan, S., Boyar, S., Koknaroglu, H., Adıyaman, E., Association Process Of Sheep and Goat Breeders In Turkey: Burdur and Isparta Case, Synergy and Technical Development in The Agricultural Engineering; 31st International Conference of CIGR Section IV. & 33rd R&D Conference Of The Agricultural Engineering Board Of The Hungarian Academy Of Sciences, Szent Istvan University, Faculty of Mechanical Engineering, E:\SynergyCD\PDF_full_docs\p6-259.pdf. ISBN: , 30 Agust-02 September Gödöllö-HUNGARY. Boyar, S., Akdeniz, R.C., Yercan, M., AB Yolunda Türkiye Süt Sığırcılığında Örgütlenme: Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Örneği, Türkiye Süt Sığırcılığı Kurultayı Bildiriler Kitabı, Ekim S: İzmir. Çıkın, A., Mercan, M., Kızıldağ, N Hayvancılık Sektöründe Kooperatiflerin İşlevleri ve Sorunları. Hayvancılıkta Örgütlenme Sorunları Sempozyumu Kasım, İzmir Ertuğrul, M., Savaş, T., Dellal, G., Taşkın, T., Koyuncu, M., Cengiz, F., Dağ, B., Koncagül, S., Pehlivan, E Türkiye Küçükbaş Hayvancılığının İyileştirilmesi. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildiriler, Ocak S: , Ankara. Gürsoy, O Türkiye ve Avrupa Birliğinde Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliğinde Örgütlenme. U. Ü. ZİRAAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, 2009, Cilt 23, Sayı 2, Gökçe, O Örgüt sosyolojisi ve hayvancılıkta örgütlenme. Hayvancılıkta Örgütlenme Sorunları Sempozyumu Kasım, 1997, İzmir, s:1-7. İnan, İ.H., Direk, M., Başaran, B., Birinci, S., Erkmen, E., Tarımda Örgütlenme. Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi. 3-7 Ocak, 2005, Ankara. s: İnce, D., M.T. Toker, H. Koknaroglu, T. Akunal Sustainability suggestions for goat husbandry in Isparta, Turkey. IV International Symposium of Livestock Production September, Struga, Macedonia. page: 62 Karaca, O., Aşkın, Y., Çivi, A Türkiye Göreneksel Hayvan Yetiştirme Sistemleri ve Çağdaşlaştırabilme Olanakları. Hayvancılıkta Örgütlenme Sorunları Sempozyumu, s , Kasım, İzmir. Kaymakçı, M., Taşkın, T., Seymen, S., Süt Keçisi Islahında Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliğinin İşlevleri. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi Ege Üniv. Zir. Fak. Zootekni Bölümü, Mayıs 2005, Bornova-İZMİR. 81
94 Kaymakçı, M., Taşkın, T., Süt Tipi Keçi Yetiştiriciliği Ve Verimliliği Artırmanın Başlıca Yolları Eylül, Çivril Tarım Paneli Bildirisi, , Çivril-Denizli. Koyubende, N., İzmir ili ödemiş ilçesinde süt sığırcılığının geliştirilmesi olanakları üzerine bir araştırma. Hayvansal Üretim 46(1): 8-13, Kumlu, S Hayvancılık Örgütleri. Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Yayınları Yayın No:2, Ankara. Olgun, A. ve Artukoğlu, M., Süt üreticilerinin örgütlenme ve pazarlama durumları ile sorunları üzerine bir araştırma. E.Ü.Araştırma Fonu Proje Raporu, Proje No:1996-ZRF-16,İzmir 63s [Koyubende, 2005 den alınmıştır]. Resmi Gazete, 2001a, 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu Tarih: Sayı: Ankara. Resmi Gazete, 2001b, Islah Amaçlı Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelik, Tarih: Sayı: 24615, Ankara. Sönmez, R., M. Kaymakçı Türkiye Hayvancılığına Verilmesi Gereken Yön. Trakya Bölgesi 2. Hayvancılık Sempozyumu, 9-10 Ocak Tekirdağ. Taşkın, T. Kaymakçı, M Süt Keçisi Yetiştiriciliğinde Örgütlenme. İspanya Örneği Dikili Süt Keçiciliği Semineri, 11 Mayıs, Dikili-İzmir. TEDGEM, 2010, Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü Üretici Örgütleri, Yetiştirici Birliklerinin Listesi (Erişim Tarihi: ) TKB, 2009, Damızlık Koyun-Keçi Kayıt Sistemi (DKKKS), Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Ankara. 82
95 YETİŞTİRİCİLİK ve EKOLOJİ
96 Türkiye de Keçi Yetiştiriciliğinin Coğrafi Dağılımı Nuran TAŞLIGİL, Güven ŞAHİN Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Göztepe/İstanbul Türkiye de Keçi Yetiştiriciliğinin Coğrafi Dağılımı adlı bu çalışmada Türkiye hayvancılık sektöründe uzun bir süredir ihmal edilen ve bilinçsiz bir şekilde bertaraf edilmeye çalışılan keçi yetiştiriciliğinin yurdumuzdaki mevcut durumunu ortaya koymak adına mekansal bir analizi yapılmıştır. Ülkemiz coğrafi özellikleri itibariyle gerek yer şekilleri gerekse bitki örtüsü açısından keçi yetiştiriciliği adına optimum şartlar ihtiva etmektedir. Bununla birlikte pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, asırlardan beri iskan edilen Anadolu da köklü bir keçicilik kültürü mevcuttur. Keçi yetiştiriciliği için oldukça elverişli olan Türkiye bir dönem önemli bir keçi popülasyonuna sahip iken günümüzde yanlış politikalardan ötürü keçi varlığını önemli ölçüde yitirmiştir. Ziraat coğrafyası kapsamında ele alınan bu çalışmada 2008 yılı itibariyle keçi yetiştiriciliğinin bölgelerimize göre dağılışı, bu dağılışa etki eden fiziki ve beşeri unsurlar irdelenmiştir. Özellikle idari yaptırımlarla gerilemiş bu hayvancılık faaliyetinin tekrardan Türkiye ziraat hayatına kazandırılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Keçi yetiştiriciliği, tiftik keçisi, kıl keçisi, Türkiye. Geographical Distribution of Goat Breeding in Turkey This study aims to present the current situation of goat breeding in Turkey which is almost forgotten in Turkish animal industry. In order to achieve this aim an analysis of the geographical distribution of goat breeding in Turkey was carried out. The geography of Turkey provides optimum conditions for goat breeding. Also Anatolia, the home of many civilizations throughout history, has a strong goat breeding tradition. The high goat population in Turkey has declined dramatically in the last decade as a result of erroneous policies. The geographical distribution of goat breeding in Turkey and the factors that affect this distribution were examined in this study. Goat breeding has lost its importance in Turkey due to administrative sanctions. It is important to raise the awareness of goat breeding again in Turkey for the future of agriculture industry. Keywords: Goat breeding, Angora goat, hairy goat, Turkey. Giriş Küçükbaş hayvanlar grubunda yer alan keçi eti, sütü, kılı, tiftiği ve derisinden istifade edilen, Fakirin ineği olarak da nitelendirilen bir canlıdır. Ülkemizde beslenen keçi türleri içerisinde tiftik, kıl, maltız ve diğer yerli ırkların yayılım alanı yer yer kesişmekle birlikte çeşitli coğrafi unsurların tesiri ile farklılık göstermektedir. Türkiye gerek topografik gerekse klimatik vejetatif unsurlar itibariyle büyük çeşitlilik arz etmektedir. Bu özelliklerinden dolayı yurdumuzda keçi popülasyonunun dağılımında yer yer yoğunlaşma yer yerde seyrekleşme görülmektedir. Fiziki coğrafya şartları ile birlikte beşeri ve iktisadi faaliyetlerde keçi yetiştiriciliğini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu çalışmada coğrafi faktörlerin keçi besiciliğine etkileri, bölgelerimize göre dağılımı ile birlikte kanuni ve ekonomik faktörler irdelenmiş ve besiciliğin bugünkü durumu ele alınmıştır. Fiziki Faktörler: Anatomik özellikleri sayesinde çok iyi bir tırmanıcı olan keçi, diğer hayvancılık faaliyetlerinin ve tarımsal üretimin yapılamadığı yerlerde yetiştirilebilecek en ideal hayvandır. Beslenme açısından da seçici olmayan keçi, diğer hayvanların yemediği bitkileri tüketmesiyle de tercih sebebi olabilecek bir besi hayvanıdır. Türkiye jeomorfolojik açıdan yüksek ve de arızalı bir ülkedir. Genel olarak yükselti batıdan doğuya doğru kademeli bir artış göstermektedir. Ortalama yükseltinin m. olduğu ülkemizde 1000 m. den yüksek kesimler toplam sahanın %55.9 unu oluşturmaktadır. Ülkemizde km² lik alan ise 2000 m. den daha yüksek kesimi 83
97 kapsamaktadır ki bu da toplam alanın %10 una tekabül etmektedir (TANOĞLU, 1947). Eğim derecelerine baktığımızda %15 ten daha fazla dik eğimli yerler km² lik bir alanı kaplamaktadır, %10 15 arasındaki çok eğimli yerler ise km² lik bir alanı işgal etmektedir. Görüldüğü gibi ülkemizde toplam alanın önemli bir kesimi yüksek ve de eğimli arazilerden oluşmaktadır. Bu durum hem tarımı hem de bazı hayvancılık sektörlerini olumsuz etkilemektedir. Bu şekilde ülkemizin morfolojik özellikleri de göz önünde bulundurulduğunda keçi için gayet uygun bir yaşam sahası arz ettiği gözlenmektedir. Zira ileri derecede arızalı sahalarda yapılabilecek ekonomik faaliyetler de sınırlı olduğundan keçi yetiştiriciliği bu gibi yerlerde ayrıca önem kazanmaktadır. Klimatik şartlar bakımından İç Anadolu Bölgesi nin karasal iklimine çok iyi uyum gösteren tiftik keçisi genel itibariyle nemli bölgelerden hoşlanmadığından kıyı bölgelerimizde rastlanmaz. Merkezi kesimlerden uzaklaştıkça tiftik keçisinin tiftiği yumuşaklığını, ipeksi özelliğini ve kıvrımlılığını yitirir. Bunun sonucunda iç bölgelerden kıyı kesimlere geçildikçe tiftik yerini kıl keçisine bırakmaktadır. Kıl keçisi ise genel olarak iklim şartları açısından tiftik keçisi kadar seçici değildir. Bu nedenle kıl keçisi yetiştiriciliği ülke geneline yayılmış durumdadır. Bitki örtüsü açısından Avrupa Sibirya, Akdeniz ile İran Turan flora bölgelerinin kesişme sahasında kalan Türkiye, çok eski zamanlardan beri iskan edilmesinden ötürü doğal ormanlarını önemli ölçüde yitirmiştir. Beslenme açısından seçici olmayan keçi, otsu formasyonlardan ağaç sürgün ve gövde kabuklarına kadar her türlü bitkisel ürünle beslenebilen bir canlıdır. Özellikle maki elemanları ve meşenin yaygın olduğu yerlerde kıl keçisi yaygın olarak beslenir. Bu açıdan Akdeniz Bölgesi ülkemizde en fazla keçi beslenen yerdir. Orman içi otlatmaların ormana verdiği zararın haricinde hayvana da pek bir yararı yoktur. Zira ormanlık sahalarda besleyici değeri düşük formasyonlar keçinin et süt verimi, kıl ve tiftik yapısı üzerinde olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Besleyici değeri yüksek ağaç ve ağaççıklardan özellikle akasya (Acacia sp.), iğde (Eleanus angustifola), dut (Morus alba), keçiboynuzu (Ceratonia siliqua), patlangaç (Colutea cilicica), alıç (Crataegus oxyacantha), geyik dikeni (Crataegus monogyna) ve meşe türleri (Quercus sp.) keçi beslenmesinde önemli kaynaklardır. Genellikle ülkemizde bozuk orman alanlarıyla keçi yetiştiriciliği paralellik göstermektedir. Öyle ki kızılçam ormanlarının tahribi sonucu hasıl olan maki sahaları özellikle kıl keçisi yetiştiriciliği için son derece elverişlidir. Bu sahalarda mazı meşesi (Quercus infectoria), kermes meşesi (Quercus coccifera), tüylü meşe (Quercus pubescens), sandal (Arbutus andrachne) ve özelliklede akçakesme (Philyrea latifolia) gibi türler keçilerin özellikle tercih ettiği bitkilerdir. Bununla birlikte arızalı sahalarda, koyun ve diğer büyükbaş hayvanların yetiştirilemeyeceği yerlerde, onların erişemeyeceği veya tüketmeyeceği formasyonlar keçi yetiştiriciliğine terk edilebilir. Beşeri ve İktisadi Faktörler Ormanlara verdiği zararlardan ötürü orman düşmanı olarak anılan keçi, özelliklede kıl keçisi alınan yasal birtakım kararlarla önemli ölçüde azalmıştır yılına kadar sadece İç Anadolu Bölgesi nde yetiştirilen tiftik keçisi bu tarihten sonra A.B.D., Fransa, Güney Afrika Cum. ve Avustralya ya götürülerek buralarda da yetiştirilmeye başlanmış ve günümüz tiftik üretiminde Türkiye yi geçmişlerdir. Bununla birlikte özellikle tiftik keçisi için yapılan devlet desteği ve uluslararası alanda yapılmış çalışmalar bu gen kaynağımızı korumak adına oldukça önemlidir. Zira 18 Eylül 2009 tarihli resmi gazete yayınıyla Ankara (Tiftik) Keçisi tescillenmiş olup gerek keçi ve elit 84
98 keçi sürüleri için gerekse tiftik için prim ödemesi yapılmaktadır. Bu da tiftik keçisi besleyiciliğini teşvik etmektedir. Türk çiftçisinin de bu alanda bilinçlenmesi ve bu gen kaynağımızdan beklenen gelirin elde edilmesi konusunda birtakım girişimlerde bulunması umut vericidir yılında kurulan ve bugün 12 kooperatiften oluşan, bu kooperatiflere kayıtlı civarındaki tiftik üreticisinin oluşturduğu TİFTİKBİRLİK (Tiftik ve Yapağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği) bu alanda bir araya gelen en önemli kurumdur. Türkiye nin fiziki coğrafya özellikleri önemli ölçüde iktisadi faaliyetlere de etki etmektedir. Bununla birlikte kanuni birtakım uygulamalarda iktisadi faaliyetlere yön vermektedir. Keçi yetiştiriciliğinin ülkemizdeki mevcut durumu 6831 sayılı Orman Kanunu nun Orman Alanlarında Hayvan Otlatmacılığını Düzenleyen 19. maddesi (2896 sayılı kanun, madde 12) gereğince; Ormanlara her türlü hayvan sokulması yasaktır. Ancak, kuraklık gibi fevkalade haller nedeniyle hayvanlarının beslenmesinde güçlük çekildiği tespit edilen bölgeler halkına ait hayvanlar ile orman sınırları içerisinde bulunan köyler ve mülki hudutlarında Devlet ormanı bulunan köyler halkına ait hayvanların orman idaresince belirlenecek türlerine, tayin edilecek saha ve süreler dahilinde, ormanlara zarar vermeyecek şekilde otlatılmasına izin verilir. denilmektedir. Yasa ile birlikte özellikle keçi yetiştiriciliği büyük bir darbe almış olup özelliklede tiftik keçisinin Orman düşmanı olarak görülmesiyle bu gen kaynağımız yitirilme eşiğine gelmiştir yılına gelindiğinde toplam baş keçinin sadece i tiftik keçisidir. Eskiden beri Ankara ve civarında çok beslendiği için Ankara Keçisi (Angora Goat) de denilen tiftik keçisinin anavatanı Anadolu dur yılında olan sayısı o yıllardaki toplam hayvan sayısının %9 unu küçükbaş hayvanların da %13 ünü oluşturmaktaydı te sayısı e yükselse de toplam hayvan sayısı içinde %8, küçükbaş hayvanlar içinde ise payı %10 a düşmüştür. Asıl önemli kayıplar 1990 dan sonra gerçekleşmiş ve toplamda %0.6 ya kadar inmiş ve dünya tiftik piyasasından kademeli bir şekilde çekilmiştir. 14% 12% 7% 2% 15% 26% 24% Doğu Anadolu Bölgesi Akdeniz Bölgesi Güneydoğu Anadolu Bölgesi Ege Bölgesi Marmara Bölgesi İç Anadolu Bölgesi Karaden iz Bölgesi Şekil 1: 2008 Yılı İtibariyle Kıl Keçisinin Bölgelere Göre Dağılımı. Kıl keçisinin 2008 yılı itibariyle bölgelerimize göre dağılışına baktığımızda Doğu Anadolu Bölgesi ilk sırada yer almakta olup onu sırasıyla Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi takip etmektedir (Şekil 1). Ege Bölgesi nde yüksek süt veriminden ötürü yetiştirilen maltız keçisi sayı olarak diğerlerinin çok gerisindedir. 85
99 1965 yılı itibariyle e kadar yükselen kıl keçisi sayısı, orman içi ve civarındaki köylerde kıl keçisi beslenmesinin yasaklanmasından ötürü 1990 yılında e, 1999 da e ve 2008 de e kadar düşmüştür. Kıl keçisi başta Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere ülkemizin hemen her yerinde yetiştirilmektedir. En fazla keçi beslenen il baş ile Antalya dır. Bu ilimizin bütün ilçelerinde keçi yetiştirilmekle birlikte Manavgat (64.500), Korkuteli (61.000) ve Elmalı (38.000) ilçeleri başta gelmektedir. Kıl keçisi varlığı bakımından Antalya yı sırasıyla Mersin ( ), Çanakkale ( ), Muş ( ), Van ( ), Şırnak ( ) ve Hakkari ( ) takip etmektedir. Tiftik keçisi yetiştiriciliğinin illere göre dağılımına gelince özellikle Ankara uzun, beyaz, parlak ve ipeksi kıllarıyla ekonomik değeri en yüksek olan keçilerimizden tiftik keçisi için optimum şartlar ihtiva etmektedir. Ankara da özellikle Beypazarı (15.969), Nallıhan (14.377), Ayaş (11.670) ve Güdül (7.040) en fazla beslendiği ilçelerdir. Konya nın dağlık kesimlerinde bir cins sarı tiftik, Siirt civarında ise siyah tiftik bulunmaktadır (SELEN, 1940) baş tiftik keçisiyle ilk sırada yer alan Ankara yı baş keçiyle Kütahya takip etmekte, sırasıyla Eskişehir (12.188), Çankırı (10.578) ve Bolu (7.398) gelmektedir yılı itibariyle toplam keçi varlığının %71.4 ü bu illerimizde, %63 ü İç Anadolu Bölgesi nde bulunmaktadır. Sonuç Fiziki coğrafya açısından Türkiye keçi besiciliği açısından oldukça elverişlidir. Özellikle arazi yapısı gereği tarla tarımının yapılamadığı veya yeterli olmadığı, büyükbaş hayvanların yetiştirilemediği yerlerde keçi, hem yöre halkının protein ihtiyacını karşılaması hem de alternatif bir geçim kaynağı olması açısından büyük öneme sahiptir. Buna karşılık kanuni yaptırımlar, keçinin doğa düşmanı olarak lanse ettirilmesi, bu hayvancılık faaliyetini geriletmiştir. Özellikle uluslararası piyasalarda Türkiye ile özdeşleşmiş olarak bilinen tiftik keçisinin ülkemizde büyük oranda gerilemesi, tiftik ticaretini tek başına elinde tutan Türkiye nin bu sektörde alt sıralara düşmesi büyük bir ekonomik kayıp olarak görülmektedir. Dileğimiz başta tiftik keçisi olmak üzere keçiciliğin belli yerlerde teşvik edilmesi ve bu gen kaynağımızın korunması adına tiftik keçisinin Coğrafi İşaret kapsamına alınmasıdır. Kaynaklar Doğanay, H., Ekonomik Coğrafya 3 Ziraat Coğrafyası, Aktif Yayınevi, Erzurum, Günal, N., Türkiye de Başlıca Ağaç Türlerinin Coğrafi Yayılışları, Ekolojik ve Floristik Özellikleri, Çantay Kitabevi, 1997, İstanbul. Güngördü, E., Türkiye nin Beşeri (Nüfus Yerleşme) ve Ekonomik Coğrafyası (Eğitim Fakülteleri İçin), Baran Ofset, Ankara, Koday, S., Doğu Anadolu Bölgesi nde Hayvancılık, Atatürk Üniversitesi Yayınları No: 949, Fen Edebiyat Fak. Yay. No: 104, Erzurum, Selen, H. S., , İktisadi Türkiye, Tan Mat., İstanbul. Tanoğlu, A., Türkiye nin İrtifa Kuşakları, Türk Coğrafya Dergisi, Sayı: 9 10, s Taşlıgil, N., Türkiye Ziraatinde Nadas, M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Öneri Dergisi, Cilt: 2, Sayı: 12, İstanbul. Taşlıgil, N., Türkiye nin Ekonomik Coğrafyası, Çantay Kitapevi, İstanbul. TÜİK, İstatistik Göstergeler , Yayın No: 3361, Ankara. 86
100 Silvo-Pastoralizm: Hayvan Yetiştirme ve Orman Alanlarının Birlikte Yürütülmesi, Kuzeybatı Akdeniz Örneği Fatin CEDDEN Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 06110, Dışkapı, Ankara Silvo-pastoral sistemler hayvan yetiştirme sistemleri ile orman alanlarının geliştirilmesinin birlikte yürütüldüğü uygulamaları kapsarlar. Batı Akdeniz in kuzey kıyılarında doğal alanların günümüzdeki kullanımında, mevcut yapı tarafından belirlenen tarımsal üretim sistemlerinin yakın geçmişini derin bir şekilde incelemek gerekmektedir. Çoğu aile yetiştirdiği az miktarda keçiyle kendi gereksinimini karşılamaktaydı. Bu çalışmada hayvan yetiştirme sistemleri ve orman alanlarının birlikte geliştirilebileceği sistemler, geçmişten günümüze Kuzeybatı Akdeniz havzasında kırsal toplulukların üretim tarzı, çevrelerindeki değişim ve günümüzdeki uygulamalardan kimi örnekler tartışılacaktır. Anahtar kelimeler: Silvo-pastoral sistemler, Kuzeybatı Akdeniz havzası Silvopastoralism: Combination of Livestock Farming and Forestry, Northwestern Mediterranean Model Sylvopastoral systems concern the combination of forestry and livestock farming in the same space. Understanding the present use of natural space on the northern shores of the western Mediterranean requires deeply examination of the recent history of agricultural production systems which were formed by the landscape. The most of families provided their subsistence with few goats. In this article, the systems consisting of the livestock farming and the development of forestry area, the production type of rural communities in Northwestern Mediterranean from past to present, transformation of environment and some actual models will be discussed. Keywords: Silvopastoral systems, Northwestern Mediterranean basin Giriş Silvo-pastoral sistemler olarak tanımlanan kavram hayvan yetiştirme sistemleri ile orman alanlarının geliştirilmesinin birlikte yürütüldüğü uygulamaları kapsamaktadır. Bu sistemlerin iyi bir şekilde anlaşılması için, kırsal alanda yaşayan nüfusun geçmişteki yaşam tarzının bilinmesi ve bu yaşam tarzının bir sonucu olarak günümüzdeki mevcut durumun ortaya çıktığı dikkate alınmalıdır. Özellikle endüstrileşmiş olan Akdeniz e komşu ülkelerde 19. yüzyılda hızlanan bir süreç gerçekleşmiştir. Batı Akdeniz in kuzey kıyılarında doğal alanların günümüzdeki kullanımında, mevcut yapı tarafından belirlenen tarımsal üretim sistemlerinin yakın geçmişini derin bir şekilde incelemek gerekmektedir. Kırsal nüfusun içinde bulunduğu çevreyle olan ilişkileri ve bu çevredeki faaliyetleri, onların yaşamlarını sürdürebilme ve üretimi gerçekleştirmedeki amaçlarını meydana getiren unsurlardır. Akdeniz havzasının doğal alanlarında güçlü ve belirgin bir şekilde insanın izi vardır. Bu olgunun köklerinin günümüzden 100 bin yıl geriye yani, avlanma ve topluluk oluşturma amaçlı ateşin kullanılması kadar uzanabildiği, en azından MÖ yıl öncesindeki ilk neolitik (cilalı taş devri) çiftçi ve hayvan yetiştiricilerinin ortaya çıktığı döneme uzandığı söylenmektedir (Di Castri,1981; Le Houerou, 1981; Naveh, 1982; Braudel, 1986). Günümüzde Avrupa daki Akdeniz havzasının doğal yapısı iki farklı ve birbirine zıt alanlar ortaya çıkartmıştır: Bunlardan biri tarıma elverişli olan düzlükler ve vadiler; diğeri ise çalı veya kesilmiş ormanla örtülü ancak, nadiren rasyonel ormancılık faaliyetleri için değerlendirilebilen kıyıya yakın düzlükler. Bu yapı 19 yüzyıl sonu ile 20 yüzyıl başındaki eski tarımsal üretim sistemlerinin çöküşü ile ortaya çıkmıştır. Eski tarımsal üretim sistemleri modernleşme ve nüfus artışı ile değişime uğramıştır. Bu yöndeki temel değişimlerden biri 19 yüzyıl sonunda, diğeri ise 1960 larda gerçekleşmiştir (Hubert, 1991). 87
101 Yüksek İş Gücü ve Büyük Miktarda Madde Transferi Bu değişim öncesindeki topluluklar az miktarda sermaye kullanarak, büyük ölçüde iş gücüne dayalı, engebeli arazilerde tarımsal faaliyetlerini sürdürürken, en kaliteli arazilerini tahıl üretimine ayırmaktaydılar. Yakacak amaçlı odun temininin yanı sıra diğer araziler biyolojik ürünlerin ortaya çıkarılması için değerlendirilmekteydi. Bu önemli ölçüde insan emeği gerektirmekteydi: Örneğin, odunsu bitkilerin yetiştirilmesi, yem materyali olabilecek otsu bitkilerin toplanması, hayvanlara yedirilmesi ve çıkan gübrenin ekilen arazide kullanılması gibi. Bu topluluklar ürettikleri az miktardaki artı ürünü kendi gereksinimlerini karşıladıktan sonra giysi ve vergi gibi ihtiyaçlarını karşılamada kullanırken, kimileri de önemli bir sermaye birikimi sağlamıştır. Bitkisel Üretimin Organizasyonu Bu işleyişte ekilebilir alanların %80-90 ını kapsayacak noktaya gelen buğdayın başarısı önemli rol oynar. Genellikle kişi başına yıllık buğday gereksinimi 250 kg olarak hesap edilirken, nadaslı sistemde hektar başına kg buğday verimi alınmaktaydı. Bu durumun bir yansıması olarak, ekilebilir arazi miktarının yetersiz kalmaya başlaması söz konusu olmuştur. Kişi başına yılda 1 hektar arazi yüzeyi kimi aileler için ihtiyaca yetemez hale gelmiştir. Bu nedenle ormanlık alanların 25 senede bir kesilerek ve yakılarak kıyımı ile tarım arazilerine dönüşümü söz konusu olmuştur. Toprağın verimliliğinin korunması hayvan yetiştiriciliğinin, özellikle de koyunun yaygınlaştırılmasıyla sağlanmıştır. Bu özelliği yapağı üretiminden önce gelmektedir. Kuzeybatı Akdeniz havzasında bir özdeyiş tahılın yetişmesinde koyun vazgeçilmez yoldaştır demektedir. Toprağın verimliliğinin korunmasında küçük odunsu bitkilerin yapraklarından kompost üretme yaygın olarak kullanılan bir diğer yöntemdi. On dokuzuncu yüzyılın başında Kuzeybatı Akdeniz havzasında yem bitkisi üretimi toplam ekilebilir arazinin %10 unu geçmemekteydi. Gübresiz yetiştirilen yonca ve korunga ön plandaydı de fosfatlı gübrenin ortaya çıkmasıyla bu bitkiler münavebeli ekimde kullanılmaya başladı. Bu da tahıl üretimini bir miktar artırdı yılları ve ardından 20. yüzyıl ortalarına doğru ise yapay gübrenin devreye girmesi verimi önemli ölçüde artırdı (De Bonneval ve Lachaux 1987). Hayvansal Üretim Ondokuzuncu yüzyıla kadar öküz ve at az miktarda yem tüketen ve iş amaçlı olarak kullanılan hayvanlardı. Çoğu aile yetiştirdiği az miktarda keçiyle kendi gereksinimini karşilamaktaydı. Keçiler orman içinde otlatılırken genellikle orman idaresinin katı kuralları nedeniyle orman kıyılarında bağlı olarak tutulurlardı. Piacere (1987). 19. Yy Akdeniz bölgesi kırsal alanında keçinin yerini şu şekilde özetlemektedir: Keçi, 19. yy başında Alplerin alçak bölgelerinde poli kültür hayvancılık sistemi çerçevesinde aile gereksinimi içindir. Başka hayvanı olmayan yoksul aileler için süt ürünleri ve ekilebilir alanlarda gübre sağlayan son derece değerli bir hayvandır. Keçiler genellikle ortak mülk olan alanlarda otlatılırlardı. Ağaç yapraklarını tercih etmesi nedeniyle ormanda otlatma istenirdi. Bu yönde orman üzerinde olan otlatma baskısı bölgesel ve merkezi otoritenin önlemler ve kısıtlamalar getirmesine neden oldu yılında her ailenin sahip olabileceği keçi sayısının 1 baş ile sınırlandıran bir emrin bölgesel otorite tarafından verildiğine dair kayıtlar vardır. Bunun üzerine bölge halkı bu emri protesto etmiş, bölge halkının çoğunun arazilerini gübreleyecek ve yaşamlarını idame ettirebilecek başka varlıkları olmadığı; insanları bölgeden göç ettirme veya ölüme terk etmeden keçiyi yasaklamanın imkansız olduğu haykırılmıştır. Bu durumda bölgesel 88
102 otorite bu emri iptal etmek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine komisyonlar köylere giderek, her ailenin otlak ve orman kaynakları ile ne kadar keçiyi barındırabileceğini araştırılmıştır. Bu girişim 1818 de valilik tarafından ildeki her köy için belirli bir keçi sayısının belirlenmesi ile sonuçlanmıştır. Yirminci yy da keçi yetiştiriciliği azalmış, bir özel keçi peyniri olan Banon üretimi düşmüş, ticari dolaşımın gelişimi ile ailenin ihtiyacı için süt üretimi önemini kaybetmiştir. Keçi yok olurken işletmeler bitkisel üretime yoğunlaşmıştır. Alpes de Haute Provence da 150 yılda keçi mevcudunun 2/3 ü kaybolurken çok az miktardaki ormanlık alanlarda otlatma devam etmiştir. Bu havzada koyun yetiştiriciliği temel üretim tarzıydı. Koyunlar başlık küçük sürülerde yetiştirilip, kg ağırlığa ulaştığı 3-4 yaşlarında, ömür boyu önemli miktarda yapağı ve gübre ürettikten sonra kesilirlerdi. On baş koyunun 7 ton gübre üretebildiği öngörülürken, kanaatkarlığı yanında düşük gelişme hızı iyi değerlendirilirdi. Meşe palamudu damızlık koyunlar ve domuzların besilerini tamamlamaları içindi de Rougiers olarak bilinen köyde 430 baş koyunun 488 ha araziye yetecek 300 ton gübreyi (1 ha nadas alanı için 1,2 ton gübre hesap edilir) yani 400 kg buğday için gerekli 12 Azot ünitesi üretebildiği kayıtlara geçmiştir (Sigaut 1987). Güney Alplerde bazı bölgelerde yemden tasarruf sağlamak için kışın hayvanlar kıyıya yakın düzlüklere getirilirdi. Bu önemli miktarda gübre kaybı demekti. Ama yapağı üreten hayvan için yem sorununun ortadan kalkması bir avantaj olurken, otlaklarda yeterli yem kaynağı da yoktu. Bu nedenle meşe ağacı filizleri ve yaprakları toplanır, hayvanlara verilir, gübre olarak geri alınırdı. Yaprak silajı da bir yöntem olarak kullanılırdı (Salvi 1982). Bir diğer pratik uygulama ise Masif Central de uygulanan gecelik barındırma yöntemidir: Her yaz 1000 başlık koyun sürüsü 180 ha arazi için toplam 150 gece geçirir ve her birinde toplam 4 da alanda barındırma sonunda 41 kg azot, 6 kg fosfat, 31 kg potasyum /ha gübre elde edilirdi. (Bazin 1986) I. Dünya savaşına kadar olan dönem Akdeniz bölgesinin dağlık alanları için kritik bir periyottur. Piyasa ekonomisi, iç ve dış krizler, orman alanlarının çoğaltılması ile ilgili kararlarla beraber kente göçü artırmıştır. İskandinavya dan ve tropikal ülkelerden gelen kereste ise bu yöndeki işleme endüstrisini geliştirmiştir. Meraların ve ekilebilir alanların terk edilmesiyle ağaçla örtülü alanların (özellikle sarı çamla) öncü gelişimi, ormanın insanlar tarafından kullanılan alanları işgal ettiği izlenimini bırakmaktadır. Nitekim, yılları arası ağaçlı alan yüzeyi Var ilinde % 20 artmıştır(hubert, 1991). Değişimin Sonuçları Kırsal alandaki nüfusun azalışı kimi bölgelerde topraksız ve küçük işletmelerin meydanı terk etmesine yol açmıştır. II. Dünya savaşından sonra ise boş kalan alanlar İskoç çamı ile doldurulmuştur. Son yüzyılda arazi ve tarımsal üretim sisteminde belirgin bir özelleşme ortaya çıkmıştır. Özellikle de arazi kullanımı bakımından bir uca kayma göze çarpar. Uzun bir dönem boyunca arazilerin devamlı ve potansiyel sınırlarına kadar kullanımından sonra bazı alanlar az sayıda sürü için otlak olarak kullanılmakta, küçük çapta ağaçlandırılmakta ya da av, mantar toplama sahası gibi amaçlar için ayrılmaktadır (jean 1986). Ancak, bu tür alanlar yüksek yangın riski taşırlar arası 10 yıllık bir süreçte, Akdeniz e komşu 15 ilde toplam ağaçla kaplı alanın % 4 ü kadar ağaçlık arazi kül olmuştur. Bu illerde yılda yanan ağaçla kaplı saha ortalama 35 bin hektardır. Yine, 1860 lardan itibaren bağcılığın gelişimi ile yüksek yerlerdeki alanlar terk edildiği Var ilinde yılda yanan ormanlık alan yüzeyinin 8bin-10bin hektara kadar ulaştığı saptanmıştır (Faure, 1987). Eski arazi kompartımanlarının kalkması, çiftlik arazilerinin terk edilmesiyle arazilerde kısmi bir iyileşme görülse de yangınlar bu alanları tehdit 89
103 eder. Güney Fransa da 1989 yılında 4500 yangın vakası görülmüş, 50bin hektar kül olmuştur. Her yıl yanan alan yüzeyi dikkate alındığında Fransa nın Akdeniz bölgesindeki ormanlarının 25 yılda bir yanarak yok olduğu hesaplanabilir. Yangınla mücadelede yılda 150 milyon Euro dan fazla yapılan harcama ise olayın bir diğer boyutudur (Faure 1987). Dehesa Kelime olarak deffesa veya defensa dan türemiştir. Geçmişte tarla sürmede kullanılan öküzlerin otlatıldığı sisteme verilen genel bir addır. Günümüzde ise doğal alanların öncelikli olarak ormancılık ve tarımsal üretim amaçlı birlikte kullanıldığı, düşük verimli tarım dışı alanların ekstansif hayvancılık amaçlı kullanımı ile ilgili bir terimdir. Bu tür arazilerde ormancılık faaliyetleri kereste üretimini hedeflemez. Meşe palamudu, taze sürgün ve yakacak odun üretimi sağlanır. Bu arazilerde tarım, çalı istilasının önlenmesi, çiftlik hayvanları için yemlik ot ve dane yem sağlamak gibi temel amaçlar taşırken ürün hasadı tali bir beklentidir. (San Miguel 1994). Dehesa bölgeleri bugünkü İspanya ve Portekiz in yer aldığı İber yarımadasının Güneybatı kısmında 3,5-4 milyon ha bir yer kaplar. Dehesa alanlarında en önemli kullanım amacı ekstansif hayvan yetiştiriciliğidir. Dehesalarda meralar çiftlik hayvanları için yem kaynağı oluşturur. Mevcut Durumun Saptanması ve Olabilecek Çözümler Geçtiğimiz yüzyıl Güney Fransa da çiftçilik sistemleri ile arazilerin belirgin bir şekilde özel üretimlerde yoğunlaştığı dönemdir. Ancak, arası yaşanan krizler, faiz oranları ve girdi fiyatlarının yükselmesi, yetiştiricileri üretim girdilerinin bir kısmını kendilerinin üretmesine yönelmesini sağladı. Özellikle yem temini söz konusu olduğunda kültüre alınmış yem bitkisi üretmek yerine otlatma tekrar gündeme geldi. Bu durumda uzun süredir yatırım yapılmayan bu alanların tekrar değerlendirilmesi gündeme gelmiştir. Bugün için, bu alanların transformasyonunun sağlanması, ağaçlandırma veya ot üretilen arazilere dönüşümü önerilmektedir (Hubert ve Guerin 1987). Yeni arazi kullanım pratiği yem bitkileri veya odunsu kaynaklardan yararlanma, yer ve zaman gibi çeşitli yönden üretim veya farklı amaçlı, bazen kesişen bir organizasyondur. Bir yıllık planda elverişli alanların, farklı kaynakların ve otlatma metotlarının bir araya getirilmesini sağlayan otlatma zinciri tatbik edilmelidir. Düşük verimli alanlar tamamlayıcı unsur olarak, koşullar ve hayvan ihtiyacının elverdiği ölçüde kullanılmalıdır. Kritik dönemler, uygun yönetim ile klasik otlaklardan daha iyi yararlanmayı sağlamalıdır (gübrelenmiş ağaçlık alanlar, ağaç ve çalı tipi yem kaynakları, yem bitkisi kültürü).uzun bir periyot için ( yıllık) ormanların geliştirilmesi ve çevrenin değiştirilmesi (dikme, zenginleştirme, seyreltme, budama, kesme, yenileme, ağaçlık alanların ormana dönüştürülmesi hedeflenmelidir. Yem bitkileri yetiştirme; farklı büyüme geçmişleri olan bitkilerle kaplı alanların ağaçların yanında otlatılabilir bitkilerle kaplı alanlara dönüştürülmesi; farklı odunsu bitkilerle kaplı alanlarda ise seyreltme yapılmalıdır (Hubert vd 1989). Kaynaklar Bazin, G, Quelles perspectives pour les agriculteurs montagnards? Exemples du Massif Central Nord et des Alpes du sud, INRA-ESR, Etudes et Rech., 3 Grignon, 121. Braudel, F, L identité de la France, Espace et Histoire. Arthaud et Flammarion. Paris,
104 DeBonneval, L et Lachaux, M, Evolution de la place et du rôle des espaces Sylvopastoraux dans une vallée des Préalpes de Digne du XIXeme siecle a In: La fôret et l elevage en région méditerranéenne française, fourrages, no spécial. DiCastri, F, Mediterranean-type shrublands of the world In: Ecosystems of the world, 11 (DiCastri, F, Goodall, DW, Specht, RC) Faure, M, Les incendies de fôret dans l histoire: quelques leçons du passé. Fôret Méditerranéenne IX, 2: Gomez-Gutierrez, JM, El libro de las dehesas salmantinas, Junta de Castilla y Leon, Slamanca, 947 Hubert, B, Changing land uses in Provence (France) Multiple use as a managment tool. Options méditerranéennes, serie séminaire, 15, Hubert, B, and Guerin, Problemes et perspectives pour une approche multiusages des espaces forestiers In: La fôret et l élevage en région méditerranéenne française, fourrages, no special. Joffre, R, Rambal, S, Rate, JP, The dehesa system of southern Spain and Portugal as a natural ecosystem mimic. Agroforestry systems, 45, Le Houerou, HN,1981. Impact of man and his animals on the mediterranean vegetation, In: Mediterranean-Type Shrublands; Ecosystems of the world 11: (DiCastri, F, Goodall, DW, Specht, RC) Elsevier, Amsterdam. Naveh, Z, Mediterranean landscape evolution and degradation as multivariate bio-functionstheoretical and practical implications. Landscape planning 9; Piacere, A, Evolution de l elevage caprin en Provence de XIXeme siecle a nos jours in: La fôret et l élevage en rég. Méd. française, fourrages, no special. Salvi, G, La scalvatura dele uneta nell alta vale des Trebbia. Note dalle fonti ordi. Quaderni starici, 49, 1, San Miguel, A, La dehesa espanola. Origen, tipologia, caracteristicas y gestion, Fundacion Conde del Vale de Salazar, Madrid, 96. Siguat, F, L arbre fourrager en Europe: rôle et évolution des techniques in: La fôret et l élevage en région méditerranéenne française, fourrages, no special. 91
105 Türkiye 'de Kıl Keçisi Yetiştiriciliğinde Orman Kaynaklarından Yararlanmada Mevcut Durum, Darboğazlar ve Çözüm Önerileri 1 2 Ahmet TOLUNAY, Veysel AYHAN 1 Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü, Isparta 2 Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Isparta Bu çalışmada, Türkiye deki, kıl keçisi (Capra hircus L.) yetiştiriciliği üretim sistemi incelenmiştir. Kıl keçisi üretiminin en yaygın olarak yapıldığı alanlar; Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleridir. Kıl keçisi yetiştiriciliği, bu yörede yaşamlarını sürdüren insanların gelir ve gıda güvenliğini sağlayan önemli bir geçim kaynağı olup, kıl keçilerinin beslenmesinde orman kaynaklarında yetişen ağaç/ağaççık türleri kullanılmaktadır. Orman idaresi, 6831 Sayılı Orman Kanunu hükümleri gereğince, devlet ormanlarında kıl keçisi otlatılmasını yasaklamıştır. Bu yasa hükümleri gerekçe gösterilerek, orman alanlarında kıl keçisi otlatan kişiler hakkında dava açılmakta, suçlu bulunan kişilere para ve hapis cezaları verilmektedir. Ayrıca, orman idaresi kıl keçisi yetiştiriciliğinin terk edilmesini istemektedir. Günümüzde ekolojik hayvancılık açısından dikkate alınabilecek üretim modellerinden birisi kıl keçisi yetiştiriciliğidir. Fakat, üretim sisteminin önemli sorunları bulunmaktadır. Bu nedenle, kıl keçisi yetiştiriciliği üretim sisteminin verimli, sürdürülebilir ve dengeli olarak işlemesine yönelik şu müdahalelerde bulunulmalıdır: (1) Orman idaresi orman kaynaklarının köylüler tarafından kullanımına izin vermeli ve orman amenajman planlarında kıl keçisi otlatma sınıfı adı altında ayrı bir işletme sınıfı belirlenmelidir, (2) Yetiştiriciler tarafından yapılan aşırı ve düzensiz otlatma durdurulmalıdır, (3) Kıl keçisi otlatılacak alanlar için otlatma planları hazırlanmalıdır, (4) Kıl keçisi yetiştiricileri örgütlü hale gelmeli ve otlatma yönetimi bu kişilerin üye olduğu örgüt tarafından yapılmalıdır, (5) Otlatmanın sürdürülebilir şekilde yapılıp yapılmadığı orman idaresi tarafından denetlenmelidir. Anahtar kelimler: Orman kaynakları, Kıl keçisi, Silvopastoral sistemler, Türkiye Pure Hair Goat Breeding in Forest Resources in Turkey: Constraints, Problems and Possibilities In this study, the pure hair goat (Capra hircus L.) in Turkey has been analyzed. Pure hair goat raising is an important means of subsistence for the villagers living in this district, providing them with income and food security. In accordance with the provisions of Forest Law No. 6831, the forest administration has prohibited the grazing of pure hair goats in these areas which are part of a public forest. Upon presenting the provisions of the said law as justification, lawsuits are being filed against villagers who graze pure hair goats, and those who are found guilty are fined and imprisoned. Furthermore, the forest administration is putting pressure on villagers to quit pure hair goat breeding. Today, pure hair goat raising is one of the breeding models to be taken into account in terms of ecological animal farming. There are major problems in this breeding system. Therefore, the following interventions are proposed to ensure that the pure hair goat breeding system is productive, sustainable and stable: (1) The forest administration should allow villagers to use the forest resource and the forest areas should be classified as a separate business class entitled pure hair goat grazing class in the forest management plans, (2) Excessive and irregular grazing conducted by villagers should be stopped, (3) Grazing plans should be prepared according to the results of this research, (4) Pure hair goat breeders should be organized and the grazing program should be regulated by the organization of which these persons are members, (5) The forest administration should inspect whether grazing is performed in a sustainable manner. Keywords: Forest resources, Hair goat, Silvopastoral systems, Turkey Giriş Türkiye de keçi yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılan ırklar kıl keçisi ve tiftik keçisidir. Bunlardan kıl keçisi (Capra hircus L.) % 96 oran ile en çok yetiştirilen ırktır (Özder, 1997). Kıl keçisi üretiminin en yaygın olarak yapıldığı alanlar; Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleridir. Bu yörelerde yaşayan Yörükler, yüz yıllardır bu bölgelerin yukarı havzalarında kıl keçisi yetiştirmektedir (Ocak ve ark., 2007). Kıl keçisi yetiştiriciliği Yörükler için bir üretim sisteminin yanında, kültürel bir değer simgesidir (Güney ve Darcan, 2005). 92
106 Kıl keçisi yetiştirilen bölgelerin bir sınırları ile Akdeniz maki vejetasyonu içinde yer alan bazı ağaç ve ağaççık türlerinin doğal yayılış sınırları arasında benzerlikler vardır. Bu benzerliği kermes meşesi (Qercus coccifera L.), boz pırnal meşe (Qercus aucheri Jaub.&Spach.) ve pırnal meşesi (Qercus ilex L.) türleri açık bir şekilde göstermektedir (Tolunay ve ark., 2009a). Bu ağaç türleri kıl keçisinin yaprak ve sürgünlerini severek yediği odunsu türlerdir (Tolunay ve ark., 2009b; 2009c). Kıl keçisi bu üç ağaç/ağaççık türünün doğal yayılış alanını yaşam ortamı olarak seçmiştir. Bugün orman alanlarında kıl keçisi otlatmasına izin verilmemektedir. Otlatma yasaklandığı gibi kıl keçisi sahibi olan köylülerin keçilerini elden çıkarmaları ve üretim sistemini terk etmeleri istenmektedir. Böylece, doğada bir üretim sistemi içinde yıllardır birbirlerine eş olmuş bitki ve hayvan türleri yok edilmek istenmektedir. Bu durum yıllardır kıl keçisi yetiştiriciliği ile bir yaşam deneyimi oluşturmuş olan kırsal yöre insanlarının kültürlerinin de yok alması anlamına gelmektedir. Keçinin ormanda otlatılmasına karşı alınacak tedbirler teknik olduğu kadar; sosyal, ekonomik ve idari niteliklidir. Ormancılıkla keçi yetiştirme arasındaki birbirine zıt ilişkilerin çözülmesi zorunludur. Bu bildiride, Türkiye de kıl keçisi yetiştiriciliği mevcut üretim sistemi incelenmiş, dar boğazlar belirlenerek çözüm önerileri geliştirilmiştir. Materyal ve Yöntem Bu bildiri, Türkiye nin değişik bölgelerinde kıl keçiciliği üzerine yapılan arazi gözlem ve deneyimlerine dayanmaktadır. Ayrıca, çeşitli zaman dilimleri içinde yürütülmüş olan araştırma projelerinden elde edilen bilimsel veriler ve sonuçlar, bu bildirinin hazırlanmasında kullanılmıştır. Bu projelerden bazıları: Batı Akdeniz Bölgesinin Agroforestry-Tarımsal Ormancılık Üretim Potansiyelinin Belirlenmesi, SDÜ Araştırma Projesi No: 275; Batı Akdeniz Bölgesinde Agroforestry-Tarımsal Ormancılık Uygulamalarında Kullanılabilecek Uygun Türler, SDÜ Araştırma Projesi No: 460; Kırsal Bölgelerdeki Geleneksel Ev Bahçelerinin Hane Halkı ve Yöresel Ekonomiye Sağladığı Katkılar Üzerine Ekonomik Analizler-Isparta Yöresi Örneği, SDÜ Araştırma Projesi 08-YL-1767; Kermes Meşesinde (Quercus coccifera L.) Vejetasyon Dönemine Bağlı Olarak Yemlik Yaprak ve Sürgün Verimi ile Besin Madde İçeriğinin Değişimi, TÜBİTAK Projesi 108O593, olmaktadır. Bulgular Türkiye de, kıl keçisi yetiştiriciliğine ilişkin arazi kullanım deneyimleri kırsal yöre insanlarının geliştirmiş olduğu yaşamsal deneyimleridir. Fakat, bu yaşam deneyimi orman idaresi tarafından yok edilmek istenmektedir. Kıl keçisi yetiştiriciliği yapılan alanlar yasalara göre orman alanıdır Sayılı Orman Kanunu nun 19. Maddesinde: Devlet ormanlarına her türlü hayvan sokulması yasaktır hükmü bulunmaktadır. Kanunun 21. Maddesinde ise; Devlet ormanlarındaki otlaklara dışarıdan toplu olarak veya sürü halinde hayvan sokulup otlatılması, tanzim olunacak planlara göre orman idaresinin iznine bağlıdır denmektedir. Bu maddelerin uygulanması için hazırlanan Otlatma Yönetmeliği ise devlet ormanları içerisinde kıl keçisi otlatılmasını yasaklamıştır. Aynı kanunun 95. maddesinde yer alan: Bu kanun hükümlerine aykırı olarak ormanlara izinsiz hayvan sokanlar 1 aydan aşağı olmamak üzere hapis ve ayrıca para cezası verilir hükmü yer almaktadır. Orman idaresi bu yasa hükümlerine dayanarak, devlet ormanlarında kıl keçisi otlatan kişiler hakkında dava açmaktadır. Adli makamlar tarafından suçlu bulunan bu kişilere para ve hapis cezaları verilmektedir. 93
107 Çizelge 1 de kıl keçisi yetiştiriciliği üretim sitemi tanımlanmış, sorunları belirlenerek sisteme müdahale şekli ortaya konmuştur. Kıl keçisi yetiştiriciliği üretim sistemi, agroforestry üretim sistemleri içinde yer alan silvopastoral üretim sitemidir. Silvopastoral üretim sitemi; çayır, mera ve yem bitkileri ile ağaç, ağaççık ve çeşitli odunsu bitkilerin bir arada yetiştirildikleri üretim sistemidir. Köylülerin bu araziyi kullanma amaçları, ağaç/ağaççık türlerini yemlik yaprak olarak kullanarak kıl keçisi yetiştirmektir. Kıl keçi yetiştiren köylülerle orman idaresi arasında arazi kullanım sorunları bulunmaktadır. Orman idaresi orman alanlarında kıl keçisinin otlatılmasını yasaklamıştır. Üretim sisteminde kullanılan teknoloji ilkel ve yetersizdir. Üretim sistemi içinde keçi sahibi çobanlar dengesiz ve düzensiz bir şekilde otlatma yaptığından yem verimi çok düşüktür. Yetiştiriciler bireysel hareket etmektedirler. Kıl keçisi otlatmacılığında, orman kaynaklarından sürdürülebilir bir yararlanma yapılamaktadır. Düzensiz otlatma nedeniyle et ve süt verim miktarları düşük düzeylerdedir. Üretim sisteminin verimli, dengeli ve sürdürülebilir olarak işlemesine yönelik müdahale yapılmalıdır. Öncelikle, orman idaresi, orman kaynaklarının kıl keçisi yetiştiren köylüler tarafından kullanılmasına izin vermelidir. Bu alanlar orman amanejman planlarında kıl keçisi otlatma alanı adı altında ayrı bir işletme sınıfına ayrılmalıdır. Köylüler tarafından halen yapılmakta olan düzensiz otlatma durdurulmalı ve bu alanların otlatma kapasiteleri belirlenmelidir. Otlatma yapılan alanlarda yemlik yaprak verimi ve besin değerlerinin değişimi ve birim alanda ne kadar kıl keçisinin, hangi süre ve dönemler içinde otlatılabileceği araştırılmalıdır. Alanın otlatma yönetimi köylülerin kurmuş olduğu birlik tarafından üstlenilmeli ve orman idaresi otlatmanın sürdürülebilir şekilde yapılıp yapılmadığını denetlemelidir. Ayrıca, bu birliğe üye olmayan kişilerin kıl keçisi yetiştirmelerine izin verilmemeli, kıl keçisi yetiştirmek amacıyla üretim sistemine girmek isteyen kişiler bu birlikten izin almalıdır. Sonuç ve Öneriler Çevre ve Orman Bakanlığı 2008 yılında Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı nı hazırlamıştır (ÇOB, 2008). Bu eylem planı Akdeniz Bölgesi öncelikli olmak üzere, Türkiye genelinde kıl keçisi sayısının % 50 oranında azaltılmasını hedeflenmektedir. Eylem planının uygulama alanı olarak, Ege ve Akdeniz Bölgelerinde kıl keçisi yetiştiriciliğinin yaygın olduğu 25 il seçilmiştir. Bu illerin toplam kıl keçisi sayısı adettir yılları arasında yapılacak uygulamalarla kıl keçisi sayısının adete indirilmesi planlanmıştır. Bu plan kıl keçisi yetiştiren kişilerin görüşleri alınmadan hazırlanmıştır. Orman kaynakları ile kıl keçi yetiştiriciliği arasındaki ilişkilerin çözülmesinde insan unsuru dışlanmıştır. Eylem planının içeriğinde kıl keçisi yerine alternatif gelir kaynaklarının tespit edilerek, köylülerin geçimlerini bu alanlardan sağlanmasına yönelik çalışmalara da yer verilmiştir. Ayrıca, erozyon riskinin bulunmadığı, ağaçlandırma ve verimli orman yetiştirilmesine uygun olmayan, sel ve taşkın riski bulunmayan, bitki örtüsü itibariyle keçi yetiştirilmesine uygun alanların belirlenmesi ve bu alanların otlatma kapasiteleri tespit edilecektir. Böylece bir kısım köylünün, kıl keçisi yetiştirmesine izin verilecektir. Fakat eylem planının, kıl keçisinin doğal olarak yetiştirildiği alanları dikkate almaması önemli bir eksikliktir. 94
108 Çizelge 1. Türkiye de kıl keçiciliği üretim sisteminin tanımı, sorunları ve sisteme müdahale şekli * Kıl keçisi yetiştiriciliği üretim sistemi, agroforestry üretim sistemleri içinde yer alan silvopastoral üretim sitemidir. * Kıl keçisi yetiştiren köylüler hayvanlarını sürüler halinde, orman alanlarda otlatmaktadır. * Kıl keçisi yetiştiriciliği önemli bir ekonomik faaliyettir. * Üretim sistemi içinde ağaç/ağaççık türleri ile kıl keçisi bulunmaktadır. * Yetiştiricilerin üretim amacı, orman alanlarında kıl keçisi yetiştirerek et ve süt üretimi yapmaktır. ÜRETİM SİSTEMİN TANIMI SİSTEMİN DEĞERLENDİRİLMESİ SİSTEMİN GELİŞTİRİLMESİ SİSTEMİN PLANLANMASI * Orman idaresi bu alanlarda kıl keçisinin otlatılmasını yasaklamıştır. * Köylüler düzensiz ve bilinçsiz otlatma yapmaktadır. * Kıl keçi yetiştiren köylülerle orman idaresi arasında arazi kullanım sorunları bulunmaktadır. Bu sorunların çözümlenmesi gerekmektedir. * Orman alanlarındaki ağaç/ağaççıklar düzensiz ve yoğun otlatıldığından yemlik verimi düşüktür. * Kullanılan teknoloji ilkel ve yetersizdir. * Orman kaynaklarından sürdürülebilir bir yararlanma yapılamaktadır. * Kıl keçileri yeterli beslenemediğinden et ve süt üretim miktarı çok düşük düzeylerdedir. * Yetiştiriciler yetirince örgütlü değildir. Bireysel hareket etmektedirler * Orman idaresi orman kaynaklarını kıl keçisi yetiştiricilerin kullanımına izin vermelidir. * Yetiştiricilerin üye olduğu Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği daha etkin çalışmalıdır. * Üretim sisteminin verimli, sürdürülebilir ve dengeli olarak işlemesi sağlanmalıdır. * Alandaki otlatma yönetimini yetiştiricilerin kurmuş olduğu mesleki birlik yapmalıdır. * Aşırı ve düzensiz otlatma durdurulmalıdır. * Yetiştiriciler aşırı ve düzensiz otlatma yapmayacaklarını taahhüt etmelidir. * Otlatma belli sure ve dönemler halinde yapılmalıdır. * Orman kaynaklarında kıl keçiciliği üretimini bulunduğu alanlar, orman amenajman planlarında Otlatma Sınıfı olarak ayrılmalıdır. * Otlatmayı belli süre ve dönemlere bölen otlatma planları hazırlanmalıdır. * Kıl keçisi otlatmacılığı yapılacak alanların otlatma kapasitesi belirlenmelidir. * Birim alanda ne kadar, hangi süre ve dönemler içinde otlatma yapılacağı araştırılmalıdır. * Yetiştiriciler düzenli otlatma konusunda bilgilendirilmelidir. YÜRÜTME VE UYGULAMA İZLEME VE DEĞERLENDİRME * Üretim sisteminin geliştirilmesi için hazırlanan plan ve projeler uygulamaya konulmalıdır. * Otlatma planlarını Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Birliği uygulamalıdır. * Orman idaresi otlatma planlarının uygulamasını denetlemelidir. * Uygulamalarda koordinasyon ve işbirliğine özel önem verilmelidir * Üretim sistemi arazi kullanım planına göre yönetilip yönetilmediği belirlenmelidir. * Yetiştiricilerin otlatma planlarına uygun hareket edip etmedikleri izlenmelidir. * Elde edilen sonuçlar değerlendirilerek, sitem yeniden gözden geçirilmelidir. * İstenilen sonuçlara ulaşılmış mıdır? * Düzenli otlatma yapılmakta mıdır? * Et ve süt veriminde artışlar olmuş mudur? * Alan sürdürülebilir şekilde kullanılmakta mıdır? * Yetiştiricilerin gelirlerinde artışlar olmuş mudur? Türkiye de kermes meşesi, boz pırnal meşe ve pırnal meşesi verimli orman kuramadığı için ormancılar tarafından benimsenen ağaç türleri değildir. Bu ağaççık türünün bulunduğu alanlar orman amenajman planlarında bozuk orman olarak tanımlanmakta ve ağaçlandırılması gereken sahalar olarak ayrılmaktadır. Geçmişten günümüze Türkiye de, bu ağaççık türlerinin yayılış gösterdiği alanlarda, arazi eğiminin makineli çalışmaya elverişli olduğu yerlerde, endüstriyel üretime yönelik orman plantasyonları kurulmuştur. Kermes meşesi, boz pırnal meşe ve pırnal meşeleri yetişme 95
109 ortamlarından kökleriyle birlikte sökülmesine rağmen yok edilememiştir. Makineli arazi çalışmasının yapılamadığı yerlerde ise işçi gücü ile ağaçlandırma çalışmaları yapılmış ve ekolojik şartların olumsuzluğu ve bu ağaççık türünün dirençli yapısı nedeniyle başarılı olunamamıştır. Bu gün, Ege ve Akdeniz Bölgelerinin yukarı havzalarında bu türün yayılış gösterdiği binlerce hektar alan ağaçlandırmak istenmektedir. Oysa bu alanlar endüstriyel orman plantasyonu kurmaya uygun alanlar değildir. Bu alanlar kıl keçisi otlatmacılığına ayrılmalıdır. Öte yandan, Keçi Zararlarının Önlenmesi Eylem Planı, keçi yetiştirilmesine izin verilecek alanlarda kıl keçisi yerine Saanen keçisi yetiştiriciliğini tavsiye etmektedir. Bir kıl keçisi yetiştiricisinin; Biz ailecek saanen keçi yetiştiriciliği de yaptık. Fakat Türkiye nin coğrafi ve iklim yapısı Saanen cinsi keçi yetiştiriciliğine fizyolojik yapıları gereği uygun değil. Zarar ettiğimiz için bıraktık. Şimdi ne yapacağımızı bilmiyoruz şeklindeki sözleri düşündürücü olduğu kadar, yaşanılan çaresizliği de gözler önüne sermektedir. Türkiye de günümüzün ormancılık anlayışı kıl keçisi üretim siteminin sürdürülmesi daha önemlisi yöresel bir kültürün gelecek kuşaklara aktarılması mümkün değildir. Bu üretim sisteminin ortadan kaldırılması yerine, geliştirilmesi için çaba harcanmalıdır. Üretim sisteminin sorunlarının çözümüne ilişkin genel harekât tarzı ve sisteme müdahale şekli bu çalışma ile ortaya konmuştur. Orman idaresi, kıl keçisi ve yetiştiricilerine yönelik bakış açılarını değiştirmelidir. Çünkü keçi eylem planında önerilen hiçbir hayvan türü, kıl keçisinin alternatifi değildir ve kıl keçisinin yaşadığı ekosisteme uyum sağlayamaz. Kaynaklar ÇOB, Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı, Ankara, 40 s. Güney, O., Darcan, N., Akdeniz Kuşağında Keçi Yetiştiriciliğinin Yapısal Durumu ve Gelişme Perspektifleri, Uluslararası Orman, Keçi, Erozyon ve Turizm Sempozyumu, Adana. Ocak, S., Bahadır, B., Güney, O., Geleneksel Keçi Yetiştiriciliği ve Kırsal Kalkınma, 5. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Van. Özder, M., Keçi Yetiştiriciliği, Editörler: M. Kaymakçı ve Y. Aşkın, Keçi Besleme, Baran Yayınları, 1. Baskı., İzmir, s: Tolunay, A., Ayhan, V., İnce, D., Akyol, A., 2009a. Traditional Usage of Kermes Oak (Quercus coccifera L.) and Pure Hair Goat (Capra hircus L.) in a Silvopastoral System on Davras Mountain in Anatolia: Constraints, problems and possibilities, Journal Animal and Veterinary Advances, 8-8: Tolunay, A., Ayhan, V., Adıyaman, E., Akyol, A., İnce, D., 2009b. Herbage growth and fodder yield characteristics of kermes oak (Quecus coccifera L.) in a vegetation period, Journal of Animal and Veterinary Advances, 8-2: Tolunay, A., Ayhan, V., Adıyaman, E., Akyol, A., İnce, 2009c. Dry matter yield and grazing capacity of kermes oak (Quercus coccifera L.) scrublands for pure hair goat (Capra hircus L.) breeding in Turkey's Western Mediterranean Region, Journal of Animal and Veterinary Advances, 8-2:
110 Keçilerde Refah Mehmet KOYUNCU, Şeniz ÖZİŞ ALTINÇEKİÇ Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Bursa Hayvan refahı şu anda birçok ülkede ilgi uyandırmış ve birçok ülkede konuya karşı ilgi duymaya başlamıştır. Refah bir hayvanın davranış ve fizyolojisi kadar, onun duygularını ve sağlığını da kapsamakta olup, iyiden kötüye doğru değişim gösterir. Keçiler sürü hayvanıdırlar, sosyal grup içinde yaşamayı tercih ederler ve insan ile ilişki kurmaktan hoşlanır bir görüntü verirler. Üreticiler keçi ürünlerine artan talep ile birlikte keçilerin refahı ile ilgili daha fazla soru ve bu sorulara cevap verme durumu ile karşı karşıya kaldılar. Burada önemli olan keçilerin temel ihtiyaçlarını anlamak ve onlara yetiştirildikleri çevrede daha iyi koşulları yaratabilmektir. Anahtar kelimeler: Keçi, refah, davranış Goat Welfare Animal welfare is of major concern now in many countries and concern is growing in most countries. Hence welfare varies from good to poor and includes the health and feelings of an animals as well as aspect of its behavior and physiology. Goats, being gregarious animals, prefer to live in social groups and appear to enjoy human contact. The increasing demand for goat products producers may have to answer more and more questions regarding the welfare of their goats. It is important to understand the basic needs of goats so they can thrive well in their own environment. Key words: Goat, welfare, behavior Giriş Hayvanlarda refah, hayvanın yaşamsal fonksiyonlarını oluşturan sağlık, hastalık, davranış, yetiştirme ve sürü yönetimi gibi objektif ve subjektif ölçütlerin bir bileşkesidir. Keçilerde refah denilince, hayvanın davranış ve fizyolojisi kadar, onun duygularının ve sağlığının da dikkate alındığı, hayvanın ihtiyacına cevap verecek, zihinsel ve bedensel olarak sağlıklı kalmasını sağlayacak çözümler akla gelmektedir. Yetiştirme esnasında hayvanlara sağlanan çevre ve barınak koşulları (barınak içi mikroklima, hayvan başına ayrılan alan, barınak içi düzenlemeler, zeminin yapısı, altlık), bakıcıların hayvanlara karşı tutumu, bazı uygulamalar (kastrasyon, kuyruk kesme, boynuzların kesilmesi veya köreltilmesi, tırnak kesimi), nakil ve kesim koşulları refah üzerine etkili olmaktadır. Keçilerde refah çalışmaları onların bazı fizyolojik özellikleri ve geniş bir üretim alanına sahip olmalarından dolayı çok yavaş ilerlemiştir. Gerçekte koyun ve keçi çok basit istekleri olan, üreme yetenekleri ve refahları zarar görmeksizin olumsuz çevre koşulları ve yetersiz yönetim uygulamaları ile başa çıkma yeteneği yüksek olan hayvanlardır. Bu da koyun ve keçilerin herhangi bir şekilde refahlarının değerlendirilmesi noktasında bir arayışa girilmemesine neden olmuştur. Bugün koyun ve keçi yetiştiricileri hala geleneksel üretim yöntemlerine sıkı sıkıya bağlı, ekonomik ya da gözle görülür bir sıkıntıya düşmedikleri sürece yeniliklere genelde kapalıdırlar (Sevi ve ark. 2009). Son yıllarda hayvan refahı ve sağlığına verilen önem, özellikle yüksek verimli ırklarda yarı entansif yetiştirme sistemlerinin yaygınlaşması, tüketicilerin daha kaliteli ve süreklilik arz eden ürünlere ilgisinin artması, hayvansal üretim aşamalarında etik kurallara uyulması gerektiği bilincinin oluşması, ulusal ve uluslararası kalite standartlarına uyarak sürüden elde edilen kazancı artırma isteği gibi nedenlerle hızlı bir değişikliğe uğramıştır. Hayvan refahı bugün birçok ülkede ilgi duyulan başlıca konular arasında bulunurken, birçok ülkede bu konuya ilgi yeni yeni gelişmeye başlamıştır. 97
111 Sürü İdaresi Sürülerin refahını artırıcı en önemli unsur bakım işlerinde izlenen yoldur. Bakıcılar, bir taraftan keçide sağlıklı olmanın (gözlerin açık, kulakların dik, göz kenarlarının pembe renkte, tüylerin parlak ve temiz olması, serbest hareket etme, aktif beslenme ve geviş getirme, topallığın ve görünür yaraların olmaması) ne anlama geldiğini iyi bilmeli, diğer taraftan keçilerde hastalık göstergesi olan belirtileri de (çevreye karşı ilgisizlik, bitkinlik, anormal duruş ve davranış, topallama, geviş getirmeme, kaşınma ve sürtünme, vücut kondisyon kaybı, süt veriminde ani düşüş ve sürüden ayrı durma) iyi tanımalıdırlar (Anonim 2009a). Keçiler yaklaşık 13 aylık yaştan önce doğum yapmamalıdır. Doğumların hava koşullarının uygun olduğu dönemde merada olması önerilir. Hava koşullarının uygun olmadığı durumlarda temiz yeterli alan ve altlık malzemenin olduğu kapalı alanlarda yaptırılmalıdır. Oğlaklar 3 aylık yaşa ulaştıklarında cinsiyetine göre ayrılmalı ve doğum ağırlıklarının 2.5 katına ulaştıklarında sütten kesilmelidirler. Daha küçük olan oğlaklar ise günde en az iki kez sütle beslenmelidir. Kaba yemle besleme, oğlakların normal gelişimleri ve rumen gelişimi için gereklidir. Keçilerde meme yaralanmalarına ve hastalıklara karşı için gerekli önlemler alınmalıdır. Bunun yanı sıra keçilerin laktasyon boyunca ihtiyaç duydukları besin maddesi ihtiyaçlarına da dikkat edilmelidir. Sürü içinde yaralanmaları önlemek için bazı keçi ırklarında boynuz gelişimi engellenmelidir. Bu amaçla oğlaklarda boynuz köreltme işlemini en az stres oluşturabilecek doğumdan sonraki 3-10 gün içerisinde yapılması gerekir. Erkek keçilerde gerektiği durumlarda mümkün olduğu kadar erken kastrasyon işlemi uygulanmalıdır. Lastik halkalar veya burdizzo pensi kullanılarak yapılacak kastrasyonun yalnız bir haftalık yaştaki hayvanlara yapılması uygundur. Hayvanların geçici işaretlenmesinde, zararlı etkisi olmayan boyalar kullanılabilir. Daha sonrası için tanımlamada dövme ya da kulak numarası takma önerilebilir. Bıçakla kulak kesmek ya da işaretleme yapmak yasaktır (Anonim 2009b). Bakım, Besleme ve Denetleme Keçileri kontrol edebilmenin en iyi yolu yeterli büyüklükte bir alanda rahatça otlamalarına izin vermektir (Anonim 2009c). Geviş getiren hayvanlar oldukları için kaliteli kuru ot, kışın ise vitamin ve mineral bakımından zengin pelet yem ve kaba yem bir arada verilmelidir. Oğlaklar doğumdan sonraki ilk 6 saat içinde mutlaka kolostrum almalıdır. Kolostrum yerine antibiyotikler, büyümeyi sağlayıcı ilaçlar veya süt proteinlerinden yapılmış ürünlerin verilmesi yasaktır (Anonim 2009b). Oğlakların en az 3 ay sütle beslenmeleri gerekir. Bunun yanında doğumdan sonraki 2. haftadan itibaren oğlakların mutlaka kaliteli kaba yeme ulaşabilecekleri koşullar sağlanmalı ve önünde her zaman temiz su olmalıdır. Oğlakların yağmurdan ve rüzgârdan korunabilecekleri bir barınak ya da sundurma mutlaka bulunmalıdır. Oğlaklar sürü hayvanı olduklarından asla tek başlarına tutulmamalı, ya çift olarak ya da benzer yaştaki oğlaklar bir arada tutulmalıdırlar. Anne ve yavrular ayrıldıktan sonra yaşadıkları stresi azaltmak için seslerini duymalarına ve birbirlerini görmelerine olanak sağlayacak koşullar yaratılmalıdır. Yem ve su hayvanlar arasında rekabete neden olmayacak şekilde dağıtılmalıdır. Hayvanlara hayatının her aşamasında rumen gelişiminin sağlanması için verilen yemin %70 inin kaba yem olması gerekmektedir. Laktasyondaki keçilerin beslenmesinde meranın durumu, yönetim ve besleme planı dikkate alınmalıdır (Anonim 2009b). 98
112 Keçiler zorunlu olmadıkça sürüden ayrı tutulmamalı, yaralanma, hastalık gibi durumlarda ise gerekli tedaviyi görebilmeleri için ayrılmalıdırlar. Geçici olarak da olsa sürüden ayrılan keçilere diğer keçilerle görsel ve işitsel olarak iletişim kurabilecek koşullar sağlanmalıdır. Barındırma Keçiler ihtiyaç duydukları zaman sığınabilecekleri bir barınağa sahip olmalıdırlar. Yemlikler keçilerin kolayca ulaşabileceği, ancak yemin keçiler tarafından kirletilmemesi için en az 90 cm yükseklikte olmalıdır. Boynuzlu ve boynuzsuz hayvanlar asla bir arada barındırılmamalıdır. Keçiler çok aktif hayvanlar oldukları için barınak içinde kesinlikle bağlı olarak tutulamazlar (Anonim 2009c). Keçiler keşif yapmak için buldukları her şeyi çiğneme eğilimindedirler. Bu nedenle barınaklarda bağlantı parçaları, elektrik kabloları gibi elemanların açıkta tutulmamasına özen gösterilmelidir. Ayrıca bunlar barınak içine yerleştirilirken keçilerin arka ayakları üzerinde 2 metre yüksekliğe ulaşabildikleri de unutulmamalıdır. Keçiler kapıları da ağızları ile açmak konusunda oldukça yeteneklidirler. Keçiler doğal olarak tırmanma ve keşfetme yeteneğine sahip hayvanlar olduklarından bulundukları ortamda farklı yükseklikteki alanların (ahşap banklar ve büyük araba lastikleri) bulunması onların yaşam alanını zenginleştirmektedir (Anonim 2009a). Her hayvana barınak içinde ayakta durabileceği, yatabileceği, yem ve suya ulaşmak için rahatça hareket edebileceği, gezinebileceği kadar alan ayrılmalıdır. Barınak tasarımında keçilerin davranışlarının ve rahatlıklarının göz önünde bulundurularak keçilerin yaralanma riskini en aza indirecek şekilde planlanması önkoşuldur. Ayrıca barınaklar keçilerin kaçmasını önlemeye yetecek yükseklikte olmalıdır (Anonim 2009d). Barınağın çatısı ve kenarları yırtıcılar için bir bariyer görevi görmelidir. Barınaklar çok iyi havalandırılmalı ve doğal ışık girebilecek koşullar yaratılmalıdır. Keçi barınaklarındaki önemli sorun yüksek hayvan yoğunluğu ve barınak içinde gübre birikmesidir. Keçilere ayrılan alanın 2m 2 den 1m 2 ye indirilmesi beslenme davranışlarının büyük ölçüde değiştiği belirlenmiştir. Bu durum boynuzlu keçilerde beslenme etkinliğini %5, dinlenme süresini %13 azalttığı, boynuzsuz keçilerde ise aynı parametrelerin sırasıyla %8 ve %6 oranında azaldığı saptanmıştır (Loretz ve ark. 2004). Keçiler ve oğlaklar istedikleri zaman meraya ulaşabilmelidirler. Keçilerin otlatıldığı meradaki otlar taze ve temiz olmalı, gübre ile kirlenmemiş olmalıdır. Sağlık Sağlık yönetiminin iyi planlamasının hem refahı hem de verimliliği artırdığı kabul edilmektedir. Tüm hayvanlar 24 saat içinde en az bir kez kontrol edilmelidirler. Bu denetim sırasında her hayvanın refahının iyi olup olmadığı kontrol edilmeli, refahının iyi olmadığı belirlenen keçilerde bu durumu düzeltici önlemler alınmalıdır. Yaralı hayvanların, hem bireysel refahı hem de sürünün refahını olumsuz olarak etkilememesi için iyileşinceye kadar sürüden ayrı tutulmalıdırlar. Hastalığı önlemek, kontrol altına almak ya da büyümeyi teşvik etmek için tedavi edici olmayan antibiyotik veya başka ilaçlar kullanılmamalıdır. Aşılar ve parazit kontrolü düzenli olarak yapılmalıdır. Nakil Keçinin nakil için yakalanması ve nakil esnasında yaşayacağı stresi minimuma indirmek büyük önem taşımaktadır. Nakil aracını kullanan sürücülerin de keçilerin refahından sorumlu olduklarını unutmamalıdır. Nakil konusunda yapılan birçok 99
113 çalışmada, hayvanların araca yüklenmelerinin ve boşaltılmalarının naklin en stresli aşamaları olduğu belirtilmiştir (Hall ve Bradshaw 1998). Hayvanların tutulması, yüklenmesi ve boşaltılması esnasında kullanılan yöntemler hayvan refahını büyük ölçüde etkilemektedir. Hayvanların araca yüklenmeleri sırasında sopa ya da elektrikli alet kullanmamak, hem hayvanın refahının kötüleşmesini hem de karkas kalitesinin bozulmasını önler (Broom 2005). Keçiler araç içine yüklenmeleri esnasında; yaş ve vücut büyüklüğü, eşeysel olgunluk çağı ve boynuzluluk durumuna göre gruplandırılırlar. Keçiler yükleme sırasında baş, boynuz, bacak veya kıl örtüsünden tutularak değil tüm vücutları desteklenerek kaldırılmalıdır. Keçilerin yüklenmesi için kullanılacak yükleme rampasının eğimi ideal olarak 20, portatif rampaların eğimi 45 ve sabit olan rampaların eğimi ise 30 dereceden fazla olmamalıdır. Yükleme rampaları kaymaz malzeme ile kaplanmış, hayvanların ilerleyeceği koridorlarda hiçbir keskin kenar ve çıkıntılar bulunmamalı ve hareketlerini kolaylaştıracak yapıda olmalıdır. Keçiler, nakil esnasındaki strese karşı oldukça hassastırlar. Bu hassasiyet, eğer bakıcılar hayvanlara karşı doğru davranışlar sergilemez ve nakli iyi planlamazsa hayvanlarda zatürre, vücutta su kaybı, açlıktan ölme, düşük ve ölümle sonuçlanabilir. Nakil aracı dikkatli bir şekilde kullanıldığında keçilerin araç içinde düşme olasılıkları azalır. Düşmelerin %75 i ani fren ve virajlardan, %25 i ise tümseklerden ve hızı artırmaktan kaynaklanmaktadır. Egzos dumanları araç içine girmemelidir. Araçta, hayvanların gözlenebileceği bir gözetleme deliği ve aynalar bulunmalıdır. Uzun süreli nakiller hayvanların yeteri kadar yem ve su tüketmesine olanak sağlayacak şekilde planlanmalıdır. Hayvanlar araca yüklendikten sonra, yem, su tüketimi ve dinlenme için mola verilmeyecekse 24 saatten daha uzun bir süre taşınmamalıdırlar. Böyle bir durum söz konusu olduğunda, hayvanlara en az 2 saat dinlenmeleri sağlanmalıdır. Kaynaklar Anonim 2009a. An introduction to goat keeping. (16 Ekim 2009). Anonim 2009b. Animal Welfare Approved Standards for Goats. (16 Ekim 2009). Anonim 2009c. (16 Ekim 2009). Anonim 2009d. A.C.T. Code of Practıce for The Welfare of The Goat. data/assets/pdf_file/0003/48819/goatwelfare-codeofpractice.pdf. (16 Ekim 2009). Broom, D.M The effects of land transport on animal welfare. Rev. sci. tech. Off. int. Epiz., 2005, 24 (2): Hall, S.J.G. and Bradshaw, R.H Welfare aspects of transport by road of sheep and pigs. Journal Applied Animal Welfare Science., 1, Loretz, C., Wechsler, B., Hauser, R., Rusch, P A comparison of space requirements of horned and hornless goats at the feed barrier and in the lying area. Appl. Anim. Behav. Sci., 87: Sevi, A., Donato, C., Pulina, G., Pazzona, A Factors of welfare reduction in dairy sheep and goats. Ital. J. Anim. Sci. Vol. 8 (Suppl, 1):
114 Kıl Keçi ve Saanen x Kıl Keçi (F 1 ) Melezlerinde Renk Varyasyonunun Oğlak Gelişimi Üzerine Etkisi Mustafa OLFAZ, Hasan ÖNDER, Hilal TOZLU Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, 55139, Samsun Bu çalışma Kıl keçi ve Saanen x Kıl keçi (F1) melezi oğlaklarda oluşan renk varyasyonunun canlı ağırlık ve canlı ağırlık artışlarına (CAA) bir etkisinin olup olmadığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla 2007 yılı doğum sezonunda doğan 35 kıl keçi ve 88 melez oğlak beyaz, alaca ve boz olmak üzere üç renk sınıfına ayrılmıştır. Doğan oğlakların doğum, 30. gün ve 75. gün canlı ağırlıkları değerlendirmeye alınmıştır. Elde edilen veriler tesadüf bloklarında faktöriyel deneme tertibine göre değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre melez oğlaklarda doğum tipi, cinsiyet ve renk faktörlerinin 30. gün ve 75. gün CAA na etkisi incelendiğinde sadece doğum tipinin her iki yaş grubu için önemli (p<0.01) olduğu saptanmıştır. Cinsiyet ise sadece 75. gün CAA na etki etmiştir (p<0.01). Bu sonuçlara göre renk varyasyonları arasında doğum, 30. gün ve 75. gün canlı ağırlıkları bakımından bir farklılığın olmaması renk faktörünün bir seleksiyon kriteri olarak kullanılamayacağını göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kıl keçi, melezleme, seleksiyon kriteri, renk Effect of Color Variation on Kid Growing in Hair Goat X Saanen X Hair Goat (F1) Crossbreeds This study was conducted to execute the effect of color variation on live weight and live weight gain in Hair Goat and Saanen X Hair Goat (F1) crossbreed kids. 35 Hair goats and 88 crossbreed kids, which were birth in 2007 birth season, were classified as white, parti-colored and grey. Live weights at the age of 30 days and 75 days were evaluated. The data were analyzed according to factorial experiments on randomized block design. Birth type had effect on live weight gain at the ages of 30 and 75 days (P<0.01), but it is found that sex had effect on the live weight gain at 75 days (p<0.01). These results showed that, color variation had no effect on the weight at birth, 30 days and 75 days, and color factor can not be used as selection criteria. Keywords: Hair goat, crossbreeding, selection criteria, color Giriş Keçilerde et üretimi keçi başına pazarlanan oğlak sayısı ile oğlakların büyüme ve karkas kalitesiyle bağlantılıdır. Bu açıdan oğlaklarda çeşitli yaş dönemlerinde canlı ağırlıklar ve karkas özellikleri, et veriminin birer ölçütleridir (Kaymakçı ve Aşkın 1997). Bugüne kadar yapılan çalışmalarda gerek doğum ağırlığı, gerek sütten kesim ağırlığı ile oğlakların daha ileriki yaşlardaki canlı ağırlıkları arasında doğrusal bir ilişki bulunduğu bildirilmektedir (Taşkın ve ark., 2000). Keçi yetiştiriciliğinde esas amaç elde edilecek verimin arttırılması olduğu için son yıllarda melezleme çalışmalarının önemi gittikçe artmıştır. Genetik iyileştirmeler söz konusu olduğunda kısa zamanda sonuç alınması bakımından tercih edilmesi gereken en uygun seçenek melezleme olmaktadır (Güney ve ark., 1997). Kıl keçi ıslah çalışmalarında elde edilen melez keçiler ıslah edici ırk olarak kullanılan Saanen keçilerine dış görünüş bakımından yakın olduğu ve vücut renginin, F1 lerde beyaz, F2 lerde kül rengi ve bazı oğlaklarda ise alaca olarak tezahür ettiği bildirilmiştir (Şengonca ve Kaymakçı, 1982; Tuncel ve Bayındır, 1983). Malta x Kıl melezlerinde değişik renklerde hayvanlar elde edilmiş olmasına rağmen Saanen x Kıl melezlerinde sadece beyaz renkli melezler meydana gelmiş ve buradan Saanenlerden beyaz rengi determine eden genlerin siyah rengi determine eden genlere dominant olduğu sonucu çıkartılmıştır (Tuncel ve Bayındır, 1983). Elde edilen bu bulgular renk varyasyonunun oğlakların çeşitli yaş dönemlerinde canlı ağırlık artışlarına etkili olup olmadığı hakkında merak uyandırmıştır. 101
115 Hayvan ıslahı uygulamalarında esas konu fenotiptir. Islahın neticesi fenotipte meydana getirilen değişme ile ölçüldüğü gibi, bunu yaparken kullanılan kriter de fenotiptir. Meydana getirilen fenotipik seviyenin ileriki generasyonlarda da korunabilmesi, aynı zamanda da kriter olarak kullanılan fenotipin genotipe tekabül etme derecesinin yüksek olması istenir. Keçilerde renk kalitatif bir fenotiptir ve kalitatif fenotipler bir veya birkaç gen tarafından etkilenir. Bunun yanı sıra çevre faktörlerinden etkilenmemektedirler (Düzgüneş ve ark., 2003a; Soysal, 1996). Canlı ağırlık artışları kantitatif fenotiptir. Kantitatif fenotipler ekonomik öneme sahip özellikler olan verim değerlerini tanımlar. Genetik olarak böyle özellikler çok sayıda gen tarafından belirlenir. Aynı zamanda bu özellikler çevre faktörlerinden de etkilenirler (Soysal, 1996). Çiftlik hayvanlarının hemen hepsinde birbirleriyle ilişkili ya da ilişkisiz birden fazla özellik bakımından ıslah yapmak zorunluluğu vardır (Düzgüneş ve ark., 2003b). Farklı özellikler arasındaki genetik ilişki (korelasyonların) düzeylerinin bilinmesi, özellikle aralarında yüksek genetik korelasyon bulunan bu özelliklerden daha kolay ve daha erken tespit edilebilen özellikler üzerinde durularak, ıslahı amaçlanan özellik için seleksiyonun daha erken yaşlarda (dönemlerde) yapılmasının sağlanması, böylece yıl başına düşen genetik ilerlemenin de daha hızlı olmasına neden olacaktır (Ünalan ve Cebeci, 2001). Bu nedenle bu çalışma melez oğlaklarda oluşan renk varyasyonunun oğlakların canlı ağırlık ortalamalarına ve canlı ağırlık artışlarına bir etkisinin olup olmadığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Yöntem Hayvan Materyali Araştırmanın hayvan materyalini, Amasya nın Sarılar köyünde (40 39' 35.01" N 35 52' 37.22" E (Google Earth, 2010) özel bir işletmede yetiştirilen Kıl keçi ve Saanen x Kıl keçi (F1) melezi oğlaklar oluşturur. Oğlaklarda oluşan renk varyasyonunun canlı ağırlık ve canlı ağırlık artışlarına (CAA) bir etkisinin olup olmadığını ortaya koymak amacıyla 2007 yılı doğum sezonunda doğan 35 kıl keçi ve 88 melez oğlak beyaz, alaca ve boz olmak üzere üç renk sınıfına ayrılmıştır. Doğan oğlakların doğum, 30. gün ve 75. gün canlı ağırlıkları değerlendirmeye alınmıştır. Doğan oğlaklar, ilk 24 saat içinde tartılarak doğum ağırlıkları alınmış, kulak numaraları takılmış, doğum tarihi, doğum şekli ve cinsiyetleri kaydedilmiş ve canlı ağırlıkları tartılarak kartlara işlenmiştir. Oğlaklar doğumun 30. ve 75. gününde tartılarak tespit edilen canlı ağırlıklar kartlara işlenmiştir. Yöntem Elde edilen veriler tesadüf bloklarında faktöriyel deneme tertibine göre değerlendirilmiştir. Bulgular ve Tartışma Genotip, doğum tipi, cinsiyet ve renk faktörlerinin 30. gün ve 75. gün CAA na etkisi incelendiğinde sadece doğum tipi faktörünün istatistiksel olarak önemli olduğu (p<0.01) görülmüştür. İnteraksiyon terimlerinden ise hiç birisi önemli değildir (p>0.05) (Çizelge 1). Çizelge 1 incelendiğinde tüm dönmelerde genotip, cinsiyet, renk faktörlerinin elde edilen değerler açısından birbirine yakın olduğu, ancak tek izlerin ikiz doğanlardan daha pozitif bir gelişme sergilediği tespit edilmiştir. Duman ve Demirören (2002) doğum tipi, 102
116 doğum ağırlığı, yavrunun cinsiyeti, sütten kesimde anaç başına üretilen yavru ağırlığını topluca etkilediğini bildirmişler ve yaptıkları çalışma araştırmamızda bulunan değerleri desteklemektedir. Taşkın ve ark. (2000) ve Uğur ve ark. (2004) nın bildirdiklerine göre cinsiyetin 30. ve 75. gün canlı ağırlık artışı üzerine etkisini önemsiz bulmuşlardır ve elde ettiğimiz bulgulardan farklı olduğu ortaya çıkmıştır. Yapılan bir araştırmada onikinci haftaya kadar olan canlı ağırlık artışı yönünden Malta ve Saanen melezleri arasında önemli bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (Tuncel ve Bayındır, 1983). Araştırmada genotipler arasında yapılan karşılaştırma sonucu Tuncel ve Bayındır (1983) ile benzerlik göstermektedir. Çizelge 1. Araştırma sürüsünde tespit edilen çeşitli dönemlerdeki canlı ağırlık artışları 30. gün CAA 75. gün CAA Genotip Kıl ± ± 6.30 Melez ± ± 3.67 Doğum tipi Cinsiyet Renk Tekiz ± 4.89 a ± 3.71a İkiz ± 9.68 b ± 5.03b Erkek ± ± 4.58 Dişi ± ± 4.25 Alaca ± ± 7.96 Siyah ± ± 5.88 Beyaz ± ± 4.83 Boz ± ± 8.71 Analiz sonuçlarına göre Kıl keçilerinde doğum tipi, cinsiyet ve renk faktörlerinin 30. gün ve 75. gün CAA na etkisi incelendiğinde herhangi bir önemli faktöre rastlanmamıştır (Çizelge 2). Kıl keçilerinde siyah renkli olanların 30. ve 75. gün canlı ağırlık artışları boz renkli Kıl keçilerine göre daha düşük değerde olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra dişiler erkeklerden ve ikizler tekiz olan yavrulardan 30. ve 75. gün canlı ağırlıkları bakımından daha iyi geliştikleri tespit edilmiştir. Çizelge 2. Kıl keçilerinde tespit edilen çeşitli dönemlerdeki canlı ağırlık artışları 30. gün CAA 75. gün CAA Tekiz ± ± 7.59 Doğum tipi İkiz ± ± 9.32 Cinsiyet Renk Erkek ± ± 9.11 Dişi ± ± 8.14 Siyah ± ± 5.88 Boz ± ± Analiz sonuçlarına göre melez keçilerde doğum tipi, cinsiyet ve renk faktörlerinin 30. gün ve 75. gün CAA na etkisi incelendiğinde sadece doğum tipinin her iki yaş grubu için de istatiksel olarak önemli (p<0.01) olduğu saptanmıştır. Cinsiyet ise sadece 75. gün CAA na etki etmiştir (p<0.01). Melez keçilerde beyaz ve boz renkli olan 103
117 yavruların 30. ve 75. gün canlı ağırlık artışlarının olumlu yönde bir artış gösterdiği tespit edilmiştir. Doğum-30. gün günlük canlı ağırlık artışı üzerine genotip ve doğum tipinin etkisinin önemli (p<0.05), gün dönemde ise canlı ağırlık artışı üzerine genotip, cinsiyet ve doğum tipinin etkisinin önemli (p<0.05) olduğu bildirilmektedir (Mourad ve Anous, 1998). Araştırmamızda elde ettiğimiz bulgular Mourad ve Anaus (1998) un bildirdikleriyle benzerlik göstermektedir. Çizelge 3. Saanen x Kıl keçi (F1) Melezlerinde Tespit Edilen Çeşitli Dönemlerdeki Canlı Ağırlık Artışları 30. gün CAA 75. gün CAA Doğum tipi Tekiz ± 5.61 a ± 4.23 a İkiz ± b ± 6.08 b Cinsiyet Renk Erkek ± ± 5.22 a Dişi ± ± 4.68 b Alaca ± ± 7.96 Beyaz ± ± 4.83 Boz ± ± ve 75. günlerdeki canlı ağırlık farkı üzerine genotipin, cinsiyetin ve rengin etkisi yoktur (p>0.05), ancak doğum tipinin etkisi önemli (p<0.05) olarak bulunmuştur (Çizelge 4). Çizelge 4. Araştırma Sürüsünde Tespit Edilen Çeşitli Dönemlerdeki Canlı Ağırlık Artışları Farkının Analizi 30. gün 75. gün CAA farkı Genotip Kıl ± 7.09 Melez ± 4.20 Doğum tipi Tekiz İkiz ± 4.05 b ± 7.41 a Cinsiyet Renk Erkek ± 4.53 Dişi ± 5.39 Alaca ± Beyaz ± 5.79 Boz ± 4.53 Siyah ± 7.67 Sonuç ve Öneriler Analiz sonuçlarına göre melez oğlaklarda doğum tipi, cinsiyet ve renk faktörlerinin 30. gün ve 75. gün CAA na etkisi incelendiğinde sadece doğum tipinin her iki yaş grubu için önemli (p<0.01) olduğu saptanmıştır. Cinsiyet ise sadece 75. gün CAA na etki etmiştir (p<0.01). Bu sonuçlara göre renk varyasyonları arasında doğum, 30. gün ve 75. gün canlı ağırlıkları bakımından bir farklılığın olmaması renk faktörünün bir seleksiyon kriteri olarak kullanılamayacağını göstermiştir. 104
118 Ünalan ve Cebeci (2001) yaptıkları bir çalışmada keçilerde canlı ağırlıklara (doğum, sütten kesim) ait kalıtım derecesinin yüksek olduğunu ve bu tür özelliklerde, çevre faktörlerinden kaynaklanan farklılıkların az olduğunu, hayvanlar arasında gözlenen fenotipik farklılıkların daha çok genetik etkilerle ortaya çıktığını belirtmişlerdir. Bu sonuçlar aynı zamanda, bu özellikler yönünde yapılacak ıslah çalışmalarındaki başarı ve isabetin daha yüksek olacağı anlamına gelmektedir. Kaynaklar Duman, A., Demirören, E., Süt Tipi Oğlakların Doğum, 30. Gün ve 60. Gün Canlı Ağırlıklar Üzerine Sistematik Çevre Etmenlerinin Etkileri. Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg., 39 (2); Düzgüneş, O., Eliçin, A., Akman, N., 2003a. Fenotipik Varyasyon. Hayvan Islahı (4. Baskı). Ankara Üniv. Ziraat Fak. Yay., yayın No: 1535, Ders Kitabı: 488. Düzgüneş, O., Eliçin, A., Akman, N., 2003b. Birden Fazla Verim İçin Seleksiyon. Hayvan Islahı (4. Baskı). Ankara Üniv. Ziraat Fak. Yay., yayın No: 1535, Ders Kitabı: 488. Güney, O., Torun, O., Darcan, N., Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliğinde Et Üretimini Arttırmak Amacı ile Küçük Ruminantlar Üzerinde Yapılan Araştırma ve Geliştirme Çalışmaları. Trakya Bölgesi ІІ. Hayvancılık Sempozyumu Ocak, Tekirdağ. Kaymakçı ve Aşkın, Keçi Yetiştiriciliği, Bornova-İzmir. Mourad, M., M. R. Anous, Estimates of Genetic and Phenotypic Parameters of Some Growth Traits in Common African and Alpine Crossbred Goats. Small Ruminant Research Vol: 27, Soysal, İ., Poligenik Kalıtım. Genetik (Soya Çekim Bilgisi Ders Notları). Yayın No: 74. Ders Notu No: 135. Tekirdağ. Şengonca, M., Kaymakçı, M., Orman Bölgeleri Açısından Kıl Keçi Varlığının Islahı. Ege Üniv. Derg. 19/1, Taşkın, T., Koşum, N., Akbaş, Y., Kaymakçı, M., Damascus Oğlaklarında Bazı Büyüme Özellikleri ve Bunların Kalıtım Derecesi Tahminleri Üzerine Bir Araştırma. Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg. Cilt: 37 Sayı:1, Tuncel, E., Bayındır, Ş., Türkiye de Keçilerin Genetik Islahı. Uluslar arası Akdeniz Bölgesi Koyun ve Keçi Üretimi Sempozyumu Ekim Ankara. Uğur, F., T. Savaş, M. Dosay, A. Karabayır, C. Atasoğlu, Growth and Behavioral Traits of Turkish Saanen Kids. Small Ruminant Research 52 (2004) Ünalan, A., Cebeci, Z., Alman Alaca x Kıl Melezi Keçilerde Genetik Parametre Tahminleri Üzerine Bir Çalışma. Turk j. Vet. Anim. Sci. 25,
119 Tırmanma Oğlaklar için Davranışsal bir Gereksinim mi? Türker SAVAŞ, Cemil TÖLÜ, Hande Işıl AKBAĞ, Baver COŞKUN, İ. Yaman YURTMAN Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Çanakkale Hayvanın refah içersinde olduğunun önemli göstergelerinden birisi envanterinde bulunan tüm davranışları gösterebilmesidir. Bu çalışmada mekansal çevre farklılığının oğlakların, başta tırmanma davranışları olmak üzere bazı davranış özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Oğlaklar her bir grupta 6 dişi, 7 erkek olacak şekilde, canlı ağırlıkları ve doğum tipleri dikkate alınarak üç gruba ayrılmışlardır. Fakir çevre grubunda (kontrol) yalnızca suluk ve parmaklılarla asılan yemlik, zengin çevre grubunda ise suluk, kombine yemlik, yarı otomatik yemlik, çift katlı ranza, köprü ve bir kütük ile donatılmıştır. Değişken çevre grubu ise zengin grupla aynı düzenlemede başlamış, 15 gün sonra fakir grup düzenine geçirilmiş ve bu durum deneme sonuna değin 15 günde bir değişmiştir. Ön ayaklarını bir yere dayayarak arka ayakları üzerine tırmanma davranışı zengin çevre grubunda daha düşük bir sıklıkta gerçekleşmiştir (P 0,05). Buna karşın zengin çevre grubu nesneleri (%10,22), değişen çevre grubuna (%6,56) göre daha sık kullanmıştır (P=0,0006). Dikkat çekici diğer bir bulgu ise, her biri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli olmak üzere sterotipik ağız aktivite sıklığının büyükten küçüğe fakir, değişen ve zengin çevre grubu olarak sıralanmasıdır (P 0,05).Çalışma sonucunda tırmanmanın oğlaklar için esansiyel bir davranış olabileceği ve mekansal zenginleştirmenin sterotip sıklığının azalması anlamında olumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Hayvan refahı, süt keçisi, çevresel zenginleştirme, sterotipik davranış Is Bipedal Stance an Essential Behaviour for Goat Kids? The pointing of all behaviors is one of the most important indicators for animal well-being. In this study, the effect of spatial enrichment on the bipedal stance behavior and some behavioral characteristics was investigated. Three groups of 6 female and 7 male kids were created. In control, which were cited as a poor environment, the feeder hung on the paddock bars. The rich environment group was fitted with a rack, a semi-automatic concentrate feeder, a "bunk bed", a "bridge" and a block. The variable environmental group has been every two weeks rich and poor decorate. The kids of poor environmental group led the behavior "bipedal stance" significant frequently, in which they support with the front legs on the feeder, as the rich environmental group (P 0.05). However, the kids in the rich environment group climbed onto the objects (10.22%) more often than the lambs of the variable environmental group (6.56%) (P = ). Another noteworthy finding is the frequency of the oral stereotypic activities, where decreased from poor environmental group to rich environment group significantly (P 0.05). As a conclusion we can say that the enrichment of the environment, the sense of the stereotype, has a positive effect on the kids. In addition, seems "climbing behavior" a essential behavior for the kids. Keywords: Animal welfare, dairy goat, environmental enrichment, stereotype Giriş Çevresel zenginleştirme, özellikle hayvanat bahçelerindeki yabani hayvanlar ve laboratuar hayvan yetiştiriciliğinde uzunca bir süredir gündemde olan bir konudur (Schmidt, 2003). Çiftlik hayvanları içerisinde, entansifleşmenin en üst düzeyde olduğu domuz yetiştiriciliğinde bu konuda çalışma sayısı yüksektir (de Azevedo ve ark., 2007). Hayvanların repertuarındaki tüm davranışları gösterebilmeleri ilkesine dayanan çevresel zenginleştirme ile aynı zamanda anormal davranış sıklığının azaltılması amaçlanmaktadır (Mason ve ark., 2007). Farklı türlerde yapılan çalışmalar çevresel zenginleştirmenin genellikle hayvan refahı açısından olumlu katkısını bildirmektedir (Wells, 2004: Van Loo ve ark., 2002; Puppe ve ark., 2007; Vinke ve ark., 2004). Keçilerin, sıklıkla ön ayaklarını bir yere dayayarak, hatta dayamadan arka ayakları üzerine kalkabildikleri bilinmektedir. Ayrıca oğlakların oyun davranışları yada yatmak için yüksek yerleri tercih ettikleri gözlemler araındadır. Bu çalışmada oğlaklarda çevresel zenginleştirme bağlamında, gerek arka ayakları üzerine kalkma (ön ayaklarını 106
120 dayayarak veya dayamadan) gerekse yüksek nesnelerin üzerine çıkma şeklindeki tırmanma davranışın sayısallaştırılarak ölçülmesi hedeflenmiştir. Özdek ve Yöntem Çalışmada kullanılan dişi oğlaklarda 3 günlük yaşta boynuzlar, lokal anestezi altında yakmak (havya) suretiyle köreltilmiştir. Oğlaklar doğumdan sonra 1 hafta sürekli analarının yanında kalmakta, daha sonra analar sabahları meraya çıkartılmakta (09:00), akşamları (18:00) sağıldıktan sonra oğlaklarla anaları tekrar buluşturulmakta ve sabaha kadar birlikte kalmaktadırlar. Grup halinde ve bir tarafı tamamen açılabilen, padoklara (5 m x 5 m) bölünmüş yarı kapalı barınakta barındırılan oğlaklara büyütme yemi ve yonca kuru otu ile su ad libitum sunulmuştur. Ortalama 60 günlük yaşta sütten kesilen oğlaklar, canlı ağırlıkları ve doğum tiplerine göre, her bir grupta 6 dişi, 7 erkek olacak şekilde üç gruba ayrılmışlardır. Fakir çevre grubunda (FÇ) kombine yemlikler padok parmaklıklarına, oğlakların cidago yüksekliklerine uygun bir şekilde asılmıştır. Zengin çevre grubu (ZÇ) Şekil 1 de verilen nesneler ile donatılmıştır. Değişken çevre grubu (DÇ) ise zengin çevre grubuyla aynı düzenlemede başlamış, 15 gün sonra fakir çevre grubu düzenine geçirilmiş, bu durum 16 hafta boyunca 15 günde bir değişerek sürdürülmüştür. Şekil 1. Zenginleştirilmiş ve değişen çevre grupları padoklarında yer alan nesneler (a: Fakir çevre grubunda parmaklıklara asılan yemlik, 13 adet) Davranış gözlemleri sütten kesim öncesinde haftada bir, sütten kesim sonrasında ise iki haftada bir, doğrudan 9:30 ile 11:30 saatleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada tırmanma (arka ayaklar yerde kalmak suretiyle ön ayakların padok donanımı veya parmaklıklara dayanması), nesneye çıkma (dört ayağın da padok donanımının üzerinde olması), etkileşim (oğlakların birbirleriyle oyun maksatlı veya ciddi olarak etkileşime girmesi), cinsel davranışlar (erkek oğlakların aşıma benzer şekilde diğer grupdaşlarının üzerine atlaması), hoplama-koşuşturma (korku vb. başka bir nedene bağlı olmaksızın oğlağın olduğu yerde yada koşturarak hoplaması, zıplaması), anormal ağız aktivitesi (beslenme amacı dışında padok donanımını ve/veya diğer oğlakların tüylerinin yalaması, kemirmesi) davranışları gözlenmiştir. SAS (1999) paket programında gerçekleşen istatistiksel analizler için davranış özelliklerinin dağılımı logaritmik transformasyon (log 10 (y+1)) ile normal dağılıma yaklaştırılmış, sonrasında gözlem günü cinsiyet ve uygulamalar ile tüm etkileşimlerin yer aldığı tekrarlı ölçümler varyans analizine tabi tutulmuştur. Ortalamalar arası farklar Tukey-testi ile analiz edilmiştir. Bulgular ve Tartışma Çizelge 1 de oğlakların gruplara göre deneme başı, sütten kesim ve deneme sonu canlı ağırlıklarına ait en küçük kareler ortalamaları ve standart hataları verilmiştir. Tüm dönemlerde gruplar arasındaki farkın önemsiz olduğu görülmüştür (P>0,05). Deneme 107
121 boyunca grup düzeyinde hayvan başına günlük kesif yem tüketimleri ZÇ için 270 g, DÇ için 290 g ve FÇ için 310 g olarak gerçekleşmiştir. Çizelge 1. Gruplardaki oğlakların canlı ağırlıklarına ait en küçük kareler ortalamaları ( ), standart hataları (SH) ve P değerleri Zengin Değişen Fakir SH SH SH P Deneme Başı 5,29 0,316 5,25 0,305 5,71 0,267 0,4558 Sütten Kesim 16,11 0,729 15,80 0,729 16,57 0,615 0,7162 Deneme Sonu 23,16 1,274 24,20 1,250 26,05 1,060 0,2160 Şekil 2. Davranış özellikleri ortalama ham sıklıkların gruplara göre değişimi (T: Tırmanma; NT: Nesneye tırmanma; E: Bireyler arası etkileşim; CD: Cinsel davranış; HZK: Hoplama ve koşuşturma; AAA: Anormal ağız aktivitesi) Şekil 2 de davranış özelliklerine ait gruplara göre ham ortalamalar, Çizelge 2 ise istatistiksel analiz sonuçları verilmiştir. ZÇ grubundan önemli derecede farklılaşan FÇ grubundaki oğlakların tırmanma (T) sıklıklarının yüksekliği dikkati çekmektedir. FÇ grubundaki oğlaklar parmaklıklara asılan bireysel yemliklere ön ayaklarını dayayarak tırmanma davranışını gerçekleştirmişlerdir. Buna karşılık nesneye tırmanma (NT) ile T toplamı tüm gruplarda benzer gerçekleşmektedir. Tırmanma davranışının tüm gruplarda görülmesi ve toplam tırmanma sıklığının benzer olarak gerçekleşmesi söz konusu davranışın esansiyel olduğu konusunda kuşku uyandırmaktadır. Çizelge 2. Davranış özelliklerinin gruplara göre en küçük kareler ortalamaları, Standart hataları ve P değeri (tüm deneme boyunca) Özellikler Zengin Değişen Fakir SEM P Tırmanma 0,60 a 0,73 b 0,82 b 0,037 0,0006 Nesneye Çıkma 0,45 a 0,20 b - 0,044 0,0006 Etkileşim 0,39 0,34 0,34 0,025 0,2321 Cinsel Davranış 0,07 a 0,14 b 0,13 b 0,021 0,0401 Hoplama-Koşuşturma 0,25 0,21 0,21 0,020 0,2671 Anormal Ağız Aktivitesi 0,17 a 0,24 b 0,30 c 0,019 0,0001 Toplam 0,97 0,99 1,02 0,032 0,
122 Anormal ağız aktivitesi bakımından ise FÇ grubunun değerinin istatistiksel olarak önemli derecede her iki gruptan daha yüksek, ZÇ grubunun değeri ise istatistiksel olarak önemli derecede her iki gruptan daha düşük olarak gerçekleşmiştir. Bu bulgu, Mason ve ark., (2007) nın bildirişleri doğrultusunda çevresel zenginleştirmenin oğlaklarda sterotipleri azatlığını ortaya koymaktadır. Çizelge 3. Gözlem saatlerinde donanımları kullanım oranları, % Structure Zengin Değişen* Kaba Yemlik 1,63 2,19 Yarı Otomatik Kesif Yemlik 0,97 0,64 Ranza 6,38 2,31 Köprü 0,65 0,39 Kütük 0,59 1,03 Toplam 10,22 6,56 *Yalnızca donanım bulunduğu haftalar ZÇ grubunda zamanın %7,62 sinde ve DÇ grubunda ise %3,73 ünde yemlik dışındaki donanımların kullanıldıkları gözlenmiştir. Söz konusu 9 saatlik zaman diliminin çoğunluğunu yem tüketmek ve dinlenmek suretiyle geçiren oğlakların artan zamanları içerisinde bu değerler oldukça dikkat çekici bir orana ulaşmaktadır. Sonuç ve Öneriler Çalışmada tanımlanan şekliyle oğlakların çevresinin geliştirilmesi için kullanılan nesnelerin oğlaklar tarafından kullanıldığı ortaya konmuştur. Ayrıca mekansal çevre zenginliği sterotipleri azaltmıştır. Bulgulardan tırmanma davranışının esansiyel olabileceği konusunda ipucu elde edilmiştir. Tırmanmanın esansiyel olduğu konusundaki hipotez ile çevresel mekansal zenginleştirmenin etkisi konusunda daha güçlü sonuçlara varabilmek için konunun daha ayrıntılı olarak araştırılmasına gereksinim bulunmaktadır. Kaynaklar de Azevedo, C.S., Cipreste, C.F., Young, R.J., Environmental enrichment: A GAP analysis. Appl. Anim. Behav. Sci. 102: Mason, G., Clubb, R., Latham, N., Vickery, S., Why and how should we use environmental enrichment to tackle stereotypic behaviour. Appl. Anim. Behav. Sci. 102: Puppe, B., Ernst, K., Schön, P.C., Manteuffel, G., Cognitive enrichment affects behavioural reactivity in domestic pigs. Appl. Anim. Behav. Sci. 105: SAS, Institute Inc., SAS OnlineDoc, Version 8, Cary, NC. Schmidt, C., Environmental Enrichment Für Laborratten und Labormäuse - Eine Literaturstudie. Dissertation, Freie Universität Berlin. Van Loo, P.L.P., Kruitwagen, C.L.J.J., Koolhaas, J.M., Van de Weerd, H.A., Van Zutphen, L.F.M., Baumans, V., Influence of cage enrichment on aggressive behaviour and physiological parameters in male mice. Appl. Anim. Behav. Sci. 76: Vinke, C.M., Van Den, R.B., Spruiljt, B.M., Anticipatory activity and stereotypical behaviour in American Mink (Mustela vison) in three housing systems differing in the amount of enrichments. Appl. Anim. Behav. Sci. 89: Wells, D.L., A review of environmental enrichment for kennelled dogs, Canis familiaris. Appl. Anim. Behav. Sci. 85:
123 Keçilerde Vücut Sıcaklığının Hava Sıcaklığı ve Hava Nemi ile Etkileşimi Cemil TÖLÜ, Halil TUNCA, Tamer GARAGON, Türker SAVAŞ Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 17020, Çanakkale Son yıllarda iklimsel değerlerde yaşanan ani değişimler, hayvan yetiştiriciliğinde adaptasyon yeteneği yüksek hayvanları gündeme getirmektedir. Bu anlamda pratik adaptasyon parametreleri ve etkili faktörlerin önemi artmıştır. Bu çalışmada, yarı entansif sistemde yetiştirilen Gökçeada, Malta ve Türk Saanen genotiplerinde 0-6 aylık yaştaki oğlaklar ile 2-6 yaşlı ergin keçilerde belirlenen vücut sıcaklığının hava sıcaklığı ve nemi ile etkileşimi irdelenmiştir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Teknolojik ve Tarımsal Araştırma Merkezi (TETAM) Keçicilik biriminde yürütülen çalışmada, her genotipten 30 baş oğlak ve 35 baş ergin keçiden yararlanılmıştır. Rektumdan dijital termometre yardımıyla alınan vücut sıcaklığı sırasında canlı ağırlık ve vücut kondisyonu ile hava sıcaklığı ve nemi bireysel olarak ölçülmüştür. Keçilerde on beş günlük aralıklarla alınan ölçümler oğlaklarda haftalık periyotlarda yapılmıştır. Yapılan değerlendirmede, keçi ve oğlaklarda belirlenen vücut sıcaklıkları genotiplere göre istatistiksel olarak önemli düzeyde farklılaşmıştır (P<0,0001). Oğlaklarda vücut sıcaklıkları Gökçeada, Malta ve Türk Saanen genotipinde sırasıyla 39,6, 39,3 ve 39,5 ºC, keçilerde 39,5, 39,0 ve 38,7 ºC olarak tespit edilmiştir (P 0,05). Vücut sıcaklığı farklılıkları, genotipler arasında küçük sınırlarda ve canlı ağırlıkla ters yönde değişmiştir. Ölçüm zamanına göre farklılaşan vücut sıcaklıkları tüm genotiplerde, hava sıcaklığı arttıkça artarken, hava neminde Gökçeada genotipi dışında vücut sıcaklığıyla negatif bir etkileşim görülmüştür. Anahtar kelimeler: Genotip, Oğlak, Canlı ağırlık, Termonötral sınır, Adaptasyon Interaction of Body Temperature with Air Temperature and Humidity in Goats Changes in climatic conditions in recent years have increased the popularity of animals with high adaptation capability in animal breeding. In this regard, the importance of practical adaptation parameters and related factors has increased. In this study, the interaction of body temperature with air temperature and humidity in kids with an age of 0-6 months and in goats with an age of 2-6 years of Gökçeada, Maltese and Turkish Saanen genotypes was investigated. This study was carried out at the Goat Unit of the Technological and Agricultural Research Center of Çanakkale Onsekiz Mart University and involved the use of 30 kids and 35 goats from each genotype. Body weight, body condition, air temperature and humidity were recorded during body temperature measurement from the rectum with a digital thermometer. The measurements took place every fortnight in goats and on weekly periods in kids. The findings of the study indicated that the body temperature of goats and kids differed according to genotypes (P<0.0001). The body temperature of Gökçeada, Maltese and Turkish Saanen genotypes was determined as 39.6, 39.3 and 39.5 ºC in kids and 39.5, 39.0 and 38.7 ºC in goats, respectively (P 0.05). Body temperature differences between the genotypes changed within small ranges and in an opposite direction with body weight. Body temperature, which varied according to measurement period, increased in all genotypes as the air temperature increased; while there was a negative interaction between body temperature and humidity except in Gökçeada genotype. Keywords: Genotype, kids, body weight, thermoneutral boundary, adaptation Giriş Son yıllarda iklimde yaşanan değişimler, hayvancılıkta adaptasyon yeteneği yüksek hayvanların daha da önem kazanmasına neden olmaktadır. Bu anlamda evcil türlerde pratik adaptasyon parametrelerinin ve bunlar üzerinde etkili faktörlerin bilinmesi önem kazanmıştır. Hayvanda toplam vücut yüzeyi normal seviyedeki vücut sıcaklığının oluşması ve regüle edilmesinde en önemli etmenlerdendir (Helal ve ark., 2010). Bunun yanında kıl uzunluğu, kıl rengi, deri kalınlığı ve pigmentasyonu önemli varyasyon kaynaklarıdır (Acharya ve ark., 1995; Darcan, 2000). Özellikle kıl rengi, uzunluğu ve parlaklığının yaz aylarında hayvanların termoregülasyonlarında önemli bir rol oynadıkları belirlenmiştir (Acharya ve ark., 1995). Ayrıca canlı ağırlıkla vücut sıcaklığı arasında 110
124 ters bir ilişkinin varlığından söz edilmektedir (Aarnink ve ark., 2006; Piccione ve ark., 2009). Farklı keçi ırklarının vücut sıcaklıkları arasından önemli farklılıklar olduğu belirlenmiştir (Darcan, 2000; Helal ve ark., 2010). Bu çalışmada yarı entansif sistemde yetiştirilen Gökçeada, Malta ve Türk Saanen genotiplerinde 0-6 aylık yaştaki oğlaklar ile 2-6 yaşlı ergin keçilerde vücut sıcaklığı takibi ve vücut sıcaklığının hava sıcaklığı ve nemi ile etkileşimi irdelenmiştir. Materyal ve Yöntem Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Teknolojik ve Tarımsal Araştırma Merkezi (TETAM) keçicilik biriminde yürütülen çalışmada, 3 farklı keçi genotipinden (Gökçeada, Malta, Türk Saanen) 30 baş dişi oğlak ve 2-6 yaşlı 35 baş keçi kullanılmıştır. Keçiler bir tarafı tamamen açık, oğlaklar ise benzer şekilde bir tarafı tamamen açılabilen yarı-açık tipteki barınaklarda barındırılmışlardır. Çalışma sırasında oğlaklar barınak koşullarında, keçiler hemen her gün en az 5 saat/gün meraya çıkmışlardır. Keçi ve oğlaklara ait besleme, büyütme, sürü yönetimi ve hayvanlarla ilgili ayrıntılı bilgiye Tölü (2009) dan ulaşılabilir. Oğlaklarda 6 ay süre ile haftalık, keçilerde 1 yıl süreyle 15 günlük aralıklarla rektal vücut sıcaklığı (dijital termometre) takibi yapılmıştır. Ölçümlerde hava sıcaklığı, hava nemi (termohigrometre) ve canlı ağırlık ölçümleri bireysel alınmıştır. Veri takibi keçilerde Kasım 2006-Ekim 2007, oğlaklarda Ocak-Haziran 2007 tarihlerinde yapılmıştır. Gökçeada ve Malta genotipi işletmeye Ekim 2006 da getirilmiştir. Analizlerde hava sıcaklığı ile hava nemini birlikte dikkate alan sıcaklık-nem indeksi değeri kullanılmıştır. Thermal Humidity index (THI)= 0.8 x hava sıcaklığı + ((hava nemi / 100) x (hava sıcaklığı-14.3)) (Mader ve ark., 2004). Oğlaklara ait doğum ağırlığı ve sütten kesim ağırlığı üzerine ırk etkisini ortaya koyabilmek için varyans analizinden (ANOVA) yararlanılmıştır. Vücut sıcaklığına etkili faktörler, tekrarlı ölçümler varyans analizinde genotip, yaş, THI yer alan bir modelde değerlendirilmiştir. Çoklu karşılaştırmalarda TUKEY testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizler SAS (1999) paket programında yapılmıştır. Bulgular ve Tartışma Oğlaklara ait doğum ağırlığı, sütten kesim ağırlığı ve vücut sıcaklığı ortalamalarının ırklara göre değişimi çizelge 1 de verilmiştir. Oğlaklarda ortalama doğum ağırlığı ve sütten kesim ağırlığı Malta ve Türk Saanen ırklarında birbirine yakınken, Gökçeada ırkında diğer iki ırka göre biraz daha düşüktür (P 0,05). Vücut sıcaklığında ise Malta diğer ırklardan önemli ölçüde farklılaşmıştır (P 0,05). Elde edilen bulgulara göre 3 genotip arasındaki oğlaklarda vücut sıcaklıkları değerlerinde ölçülen en düşük sıcaklık 38,2 ºC derece en yüksek sıcaklık ise 41,8 ºC dir. Elde edilen değerler arasındaki değişim aralığının dar olduğu gözlenmektedir. Yüksek canlı ağırlığa sahip keçilerin vücut sıcaklıklarının daha düşük olduğu görülmektedir (Çizelge 1). Benzer durum domuzlarda (Aarnink ve ark., 2006) ve köpeklerde de tespit edilmiştir (Piccione ve ark., 2009). Ancak Çizelge 2 den de görüleceği üzere oğlaklarda canlı ağırlık ile vücut sıcaklığı arasındaki ilişki genotiplere göre farklılık göstermektedir. Oğlaklarda hava sıcaklığı ile vücut sıcaklığı arasındaki ilişki pozitif ve istatistiksel olarak önemlidir (Çizelge 2; P 0,05). Beklendiği gibi tüm genotiplerde hava sıcaklığı arttıkça vücut sıcaklığı önemli ölçüde artmıştır (P 0,0046). Hava nemi ile vücut sıcaklığı arasındaki ilişki ise ters yöndedir. Hava nemi ile vücut sıcaklığı arasındaki korelasyon katsayısı Gökçeada ırkı hariç diğer ırklarda istatistiksel olarak önemlidir. 111
125 Hava nemi Gökçeada ırkını etkilemezken Malta ve Türk Saanen ırkında nem arttıkça vücut sıcaklığı azalmaktadır (P 0,0003). Bu durum ırklar arasında termoregülasyon bakımından farklı mekanizmaların rol oynadığını göstermektedir (Srikandakumar ve ark, 2003). Gökçeada genotipi uzun yıllardır yetiştirildiği ada koşularında hava sıcaklığı ve özellikle hava nemine daha iyi bir adaptasyon mekanizması geliştirmiş olabilir. Çizelge 1. Irklara göre doğum ağırlığı (DA), sütten kesim ağırlığı (SKA) ve vücut sıcaklığı özelliklerine ait ortalamalar ( x ), standart hataları (SH) ve önem seviyeleri * Özellik x Gökçeada Malta Türk Saanen SH x SH x SH DA 2,5 a 0,15 2,9 b 0,12 3,0 b 0,06 SKA 7,6 a 0,54 10,7 a 0,42 10,1 a 0,22 VS 39,6 a 0,07 39,3 b 0,08 39,5 a 0,10 * Aynı satırda farklı harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki fark önemlidir, P 0,05. Çizelge 2. Irklara göre hava sıcaklığı, hava nemi ve canlı ağırlığının vücut sıcaklığı (ºC) üzerindeki etkisine ilişkin korelasyon katsayıları (r) ve önemlilik değerleri (P) Özellik Gökçeada Malta Türk Saanen r P r P r P Hava sıcaklığı, ºC 0,20 0,0046 0,23 0,0008 0,26 0,0001 Hava nemi, % -0,12 0,0926-0,25 0,0003-0,27 0,0001 Canlı ağırlık, kg 0,09 0,1744-0,33 0,0001 0,12 0,0487 Yıl boyunca değişimin incelendiği keçilerde, genotiplere göre vücut sıcaklığı ortalamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir (Çizelge 3; P<0,0001). Vücut sıcaklığına yaş ve THI de önemli düzeyde etki ettiği görülmüştür (P<0,0001). Vücut sıcaklıkları değerlerinde ölçülen en düşük sıcaklık 36,3 ºC, en yüksek sıcaklık ise 41,2 ºC dir. Ortalamadaki farklıklar küçük olsa da önemlilik arz ederken, vücut sıcaklığının oğlaklara benzer şekilde en küçük cüsseli hayvanlar olan Gökçeada ırkında en yüksek, en iri cüsseli Türk Saanen ırkında en düşük olduğu görülmüştür. Ayrıca en yüksek ve en düşük vücut sıcaklığı değerleri Gökçeada genotipinde gerçekleşmiştir. Çizelge 3. Keçilerde vücut sıcaklığı ortalamaları ( x Genotip x a Gökçeada 39,39 0,05 Malta 38,99 b 0,04 Türk Saanen 38,66 c 0,04 ), standart hata (SH) ve önem seviyesi (P) SH P Aynı sütunda farklı harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki fark istatistiksel olarak önemlidir (P<0,05). 0,0001 Çalışma süresince hava sıcaklığı 2-39 C, hava nemi ise %40-92 arasında değişmiştir. Sıcalık-nem indeksi (THI) ile vücut sıcaklığı arasında doğrusal bir ilişki olduğu görülmektedir (Şekil 1). Vücut sıcaklığına önemli düzeyde etki eden hava sıcaklığı ve hava nemi, THI da 1 birimlik artışta vücut sıcaklığında 0,0068 birimlik artışa neden olmaktadır (P<0,0001). Ortalama vücut sıcaklıkları arasındaki farkın 1,8 C olduğu düşünüldüğünde (Şekil 1) dikkate değer bir artışa neden olduğu görülmektedir. Keçilerde ölçülen bu değerler Toussaint (1997) tarafından bildirilen bu değerlerle örtüşmektedir. Yazar keçilerde rahat aralık olarak tanımlanan ºC çevre 112
126 sıcaklığında vücut sıcaklığının 38,8 ºC olduğunu, 40 ºC çevre sıcaklığında ise vücut sıcaklığının 40,0 ºC ye çıktığını belirtmektedir. Görüleceği üzere keçilerdeki vücut sıcaklıklarının 78 THI değerinden sonra birbirlerine daha yakın sınırlarda olduğu ve bu noktadan sonra çevre koşullarının etkisinin daha fazla hissedildiği görülmektedir. 39,8 39,6 39,4 Vücut sıcaklığı, ºC 39,2 39,0 38,8 38,6 38,4 38,2 38, Sıcaklık-nem indeksi (THI) Şekil 1. Vücut sıcaklığının sıcaklık-nem indeksine (THI) göre dağılımı ve ilişkisi Sonuç ve Öneriler Keçilerde farklı ırk ve yaşta yapılan bu çalışmada yetiştirilen sistem ve çevre koşullarında organizmayı olumsuz etkileyebilecek önemli bir durumun yaşanmadığı ve hayvanların çevreye uyumlarının iyi durumda olduğu söylenebilir. Irk içi varyasyonun daha yüksek olduğu Gökçeada genotipinin, diğer genotiplere göre çevreye uyumunun daha iyi olduğu görülmüştür. Bu durum genotipin uzun yıllar boyunca ada koşullarında tamamen serbest koşullarda yetiştirilmesinden kaynaklanabilir. Ancak çalışmaya konu olan keçi genotiplerinde termonötral sınırların belirlenmesi için ekstrem çevre koşullarında daha kapsamlı araştırmaların yapılması gerekmektedir. Kaynaklar Aarnink, A.J.A., Schrama, J.W., Heetkamp, M.J.W., Stefanowska, J., Huynh, T.T.T Temperature and body weight affect fouling of pig pens. J. Anim. Sci. 84: Acharya, R.M., Gupta, U.D., Sehgal, J.P., Singh, M Coat characteristics of goats in relation to heat tolerance in the hot tropics. Small Rumin. Res. 18: Al-Tamimi, H.J Thermoregulatory response of goat kids subjected to heat stres. Small Rumin. Res. 71: Darcan, N Çukurova bölgesi subtropik iklim koşullarında geliştirilen bazı keçi genotiplerinin bu koşullardaki adaptasyon mekanizmaları üzerine karşılaştırmalı araştırmalar (Doktora tezi). Çukurova Üniversitesi. Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana. Helal, A., Youssef K.M., El-Shaer H.M., Gipson, T.A., Goetsch A.L., Aksar, A.R Effects of acclimatization on energy expenditure by different goat genotypes. Livest. Sci. 127: Mader, T., Davis, S., Gaughan, J., Brown-Brandl, T., Wind speed and solar radiation adjustments for the temperature-humidity index. 16th Biometeorology and Aerobiology, August, Vancouver, BC. Piccione, G., Fazio, F., Giudice, E., Refinetti, R Body size and the daily rhythm of body temperature in dogs. J. Therm. Biol. 34: SAS Institute Inc., SAS Onlinedoc, Version 8, Cary, NC, USA. Srikandakumar, A., Johnson, E.H., Mahgoub, O Effect of heat stress on respiratory rate, rectal temperature and blood chemistry in Omani and Australian Merino sheep. Small Rumin., Res. 49: Toussaint, G The housing of milk goats. Livest. Prod. Sci. 49: Tölü, C Farlı keçi genotiplerinde davranış, sağlık ve performans özellikleri üzerine araştırmalar (Doktora tezi). Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Çanakkale. 113
127 Türk Saanen Oğlaklarında Bazı Hematolojik Özelliklerin Yaş ve Cinsiyete Göre Değişimi Baver COŞKUN 1, Murat TOSUNOĞLU 2, Türker SAVAŞ 1 1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Çanakkale 2 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, Çanakkale Hayvan ırklarında hematolojik ve serum biyokimyasallarının referans aralıklarının belirlenmesi hayvan sağlığı ve refahında doğru yorumlamaların yapılabilmesi açısından gereklidir. Bu çalışmada, Türk Saaneni oğlaklarından sütten kesim öncesi ve sonrası iki döneme ait alınan kan örneklerinde bazı hematolojik özelliklerin yaş ve cinsiyete bağlı değişimi incelenmiş olup diğer keçi ırklarına ve keçilerde kabul edilmiş referans sınırlarına göre ırka özel bir farklılığın olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) TETAM keçicilik işletmesindeki 19 Türk Saaneni oğlağından süt kesim öncesi ve sonrası iki dönemde v. jugularisten alınan kan örnekleri analiz edilmiştir. Erken dönemde cinsiyetler bazında dişi oğlaklarda Hgb ve PCV yüksek bulunmuştur (P<0,05). Geç dönemde cinsiyetler bazında dişi oğlaklarda RBC ve total protein değerleri yüksek, MCV ve MCH değerlerinin düşük olduğu belirlenmiştir (P<0,05). Yaşa bağlı değişimler yönünden sadece erken dönemde RBC, WBC ve PCV değerlerinin yaşla birlikte anlamlı bir yükseliş gösterdiği saptanmıştır (P<0,05). Anahtar kelimeler: Eritrosit, lökosit, hemoglobin, hematokrit, keçi Change of Some Hematological Features on Basis of Gender and Sex in Turkish Saanen Kids Identification of hematological and biochemical reference ranges in animal races is necessary for the correct interpretations in animal health and welfare could be made. In this study, investigated change of some hematological features with age and sex and difference from other goat races and reference ranges of goats on collected blood samples that belong pre- and post-weaning period from Turkish Saanen kids. Blood samples were taken from v. jugularis of 19 Turkish Saanen goat kids, born in the Technology and Agricultural Research Centre of Çanakkale Onsekiz Mart University. In the pre-weaning period, on the basis of gender, Hgb and PCV were higher in female kids (P<0,05). In the post-weaning period, on the basis of gender, RBC and total protein were higher however MCV and MCH were lower in female kids (P<0,05). In the post-weaning period, on basis of age, the increasing of RBC, WBC and PCV were determined as only (P<0,05). Keywords: Erythrocyte, leukocyte, hemoglobin, hematocrit, goats Giriş Gelişmiş bir dolaşım sistemine sahip tüm canlıların hematolojik değerlerinde gözlenen değişimler cinsiyet, yaş, fizyolojik dönem ve çevre gibi birçok faktörle ilişkilendirilebilir. Söz konusu bu değişimlerin bireyin yaşam süreci içerisinde genotipe özgü fizyolojik sınırlarının bilinmesi, yetiştirme uygulamalarının doğru ve etkin yapılabilmesi bağlamında önemlidir. Aynı tür içerisindeki ırkların hematolojik değerlerinde de yaş, cinsiyet ve çevresel faktörler etkili olabilmekte bu nedenle sadece türe ve ırka özgü bir standart oluşturmanın artık yeterli olamayacağı kabul edilmektedir. Hemoglobin düzeyleri yönünden Dünya Sağlık Örgütü kadınlarda 12 g/dl noktasını alt sınır kabul ederken, erkekler için bu değeri 13 g/dl olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla kadınlar için fizyolojik olan değer erkek bireyler için patolojik olmaktadır (WHO, 2001). Örneğin Kilis keçilerinde eritrosit sayısı diğer ırklara göre yüksek bulunmuş ancak yetiştiriciliğin yapıldığı bölgenin rakımının yüksekliği ile ilişkilendirilmiştir (İriadam, 2004). Öte yandan bir çalışmada Hindistan Kaşmir oğlaklarında yeni doğanların PCV ve Hgb değerlerinin diğer fertlere göre yüksek olduğu bildirilmiştir. (Somvanshi,1987). Bu çalışma ile Türk Saanen oğlaklarında iki farklı yaş döneminde önemli hematolojik özelliklerin, söz konusu dönemlerde yaşa ve cinsiyete göre değişimleri belirlenmeye çalışılmıştır. 114
128 Materyal ve Yöntem Araştırmada ÇOMÜ TETAM keçicilik biriminde yetiştirilmekte olan, genel muayenelerinde sağlıklı görünümlü 9 dişi 10 erkek olmak üzere 19 Türk Saanen oğlağı kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan oğlaklarda sütten kesim 45 günlük yaş ve 10 kg canlı ağırlık kriterine göre gerçekleştirilmiştir. Oğlaklardan sütten kesim öncesi ve sonrasında v. jugularisten 2 cc siyah uçlu (22G) enjektörle kan örnekleri alınmıştır. Eritrosit (RBC) ve toplam lökosit (WBC) sayısı ışık mikroskobu altında Neubauer hemasitometresinde belirlenmiştir. Hemoglobin değerinin bulunmasında Sahli yöntemi kullanılmıştır. Hematokrit (PCV) değeri heparinli kapiller tüplerin 12,000 rpm de 5 dk santrifüj edilerek milimetrik kağıt üzerinde ölçümlendirilmesi ile hesaplanmıştır. MCV, MCH, MCHC değerleri ise ilgili formüller kullanılarak hesaplanmıştır. Çalışmadaki verilerin istatistiki analizi SAS paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir (SAS, 1999). İstatistiksel modelde cinsiyet sabit faktör olarak, yaş ise kovaryant olarak yer almıştır. Bulgular ve Tartışma Çalışmada kullanılan Türk Saanen oğlaklarında, sütten kesim öncesi döneme ait dişi ve erkek oğlakların Hgb ve PCV değerleri arasında önemli derecede fark saptanmıştır (Çizelge 1; P 0,05). RBC, WBC ve PCV nin erken dönemde yaşa bağlı artış eğiliminin önemli olduğu bulunmuştur (Çizelge 2; P 0,05). Sütten kesim sonrası dönemde cinsiyete bağlı olarak RBC, MCV, MCH ve total protein değerlerinde anlamlı düzeyde fark gözlenmiştir (Çizelge 1: P 0,05). Cinsiyetler bazında önemli bulunan bu parametrelerin yaş bağlamında anlamlı bir değişim göstermediği Çizelge 2 de görülmektedir. Geç dönemde hiçbir parametrede yaşla ilişkili önemli düzeyde bir değişim gözlenmemiştir. Cinsiyete ve yaşa bağlı elde edilen bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde Türk Saanen oğlaklarında cinsiyet bağlamında erken dönemde görülen farkların yaşın artışıyla önemsizleştiği, geç dönemdeki hiçbir parametrede yaşa bağlı anlamlı bir farkın bulunmamasıyla açıklanabilir. (Çizelge 2). Aynı şekilde erken dönemdeki oğlakların yaşa göre RBC değerindeki artış eğilimli değişimin cinsiyetler arasında önemli bulunmamış olması bununla birlikte geç dönemde cinsiyetler bazında fark oluşması bu parametrenin yetişkin bireylerin fizyolojik sınırlarına hızlı bir şekilde yaklaştığını göstermektedir. Benzer şekilde Batı Afrika Cüce (BAC) keçilerinde (Daramola,2005) ve Kilis keçilerinde (İriadam, 2004) yapılan çalışmalarda oğlakların eritrosit sayılarındaki yaşa bağlı değişimin önemli olduğu bildirilmiştir. Red Sokoto keçilerinde ise hem yaşa hem de cinsiyete bağlı olarak iki dönemde de anlamlı düzeyde fark gözlendiği ifade edilmiştir (Egbe-Nwiyi, 2000). Türk Saanen oğlaklarında belirlenen Hgb düzeyleri diğer keçi ırklarına ve referans kabul edilen sınırlara (Çizelge 3) göre düşük bulunmuştur. Çalışmadaki 19 oğlakta da klinik olarak anemi bulgusuna rastlanmamış olması bu değerlerin Türk Saanen ırkına bağlı genetik bir özellik olabileceğini düşündürmektedir. Erken dönemde dişilerin hemoglobin düzeylerinin erkeklere göre yüksek olması dişilerin aynı dönemdeki PCV değerlerinin yüksekliği ile doğal bir paralellik göstermektedir. BAC keçilerinde yaş faktörünün Hgb değeri üzerine etkili olduğu saptanmışken (Daramola, 2005) benzer bir çalışmada anlamlı ölçüde fark oluşmadığı bildirilmiştir (Egbe-Nwiyi, 2000). Türk Saanen oğlaklarında hematokrit düzeyleri türün referans aralıklarında olmasına karşın yabancı keçi ırklarına göre yüksek bulunmuş olup hem yaş hem de cinsiyet bazında erken dönemdeki değişimi önemli bulunmuştur. 115
129 Çizelge 1. Bazı kan parametrelerinin cinsiyetlere göre en küçük kareler ortalamaları (x ), standart hata (SH) ve P değerleri. Erken dönem dişi Erken dönem erkek x SH x SH P FS * RBC (x10 6 mm -3) 11,4 0,66 10,35 0,68 0, WBC (x10 3 mm -3 ) 9,4 0,67 7,42 0,63 0, Hgb (g/dl) 8,1 0,42 6,66 0,40 0, PCV (%) 30,6 1,18 24,96 1,12 0, MCV 28,0 1,92 24,55 1,82 0, MCH 7,4 0,48 6,48 0,45 0,182 5,2-8 MCHC 26,8 1,91 27,03 1,80 0, Total Protein 9,1 0,45 8,34 0, ,75 Geç dönem dişi Geç dönem erkek x SH x SH P FS * RBC (x10 6 mm -3) 13,1 0,41 8,98 0,38 0, WBC (x10 3 mm -3 ) 14,7 1,13 14,94 1,07 0, Hgb (g/dl) 6,8 0,31 7,62 0,29 0, PCV (%) 24,5 1,75 29,20 1,65 0, MCV 18,6 1,50 32,40 1,41 0, MCH 5,2 0,44 8,14 0,42 0,001 5,2-8 MCHC 29,6 1,87 24,69 1,77 0, Total Protein 11,6 0,44 9,83 0,42 0, ,75 FS: Fizyolojik Sınırlar (The Merck Veterinary Manuel, 2008) Diğer keçi ırklarında yapılmış çalışmalarda bulgumuzu destekler nitelikte bildirişe rastlanmamış olup bulgularımız PCV değerinin Türk Saanen ırkının genetik bir farklılık gösterdiğini destekler niteliktedir. Geç dönemde erkek oğlaklarda MCV ve MCH değerinin dişilere oranla önemli düzeyde yüksek olması RBC değerinin düşük olması yanı sıra erken dönemdeki düşük Hgb seviyesinin kompanze edilmesine ilişkin yanıt olarak temellendirilebilir. Çizelge 2. Bazı kan parametrelerinin yaşa göre regresyon katsayıları (b), standart hata (SH) ve P değerleri Erken Dönem Geç Dönem b SH P b SH P RBC (x10 6 mm -3) 0,136 0,049 0,013 0,056 0,030 0,087 WBC (x10 3 mm -3 ) 0,233 0,049 0,001-0,013 0,084 0,879 Hgb (g/dl) 0,063 0,031 0,060 0,016 0,023 0,497 PCV (%) 0,257 0,087 0,010-0,030 0,129 0,822 MCV -0,100 0,142 0,490-0,169 0,111 0,147 MCH -0,027 0,035 0,453-0,028 0,033 0,412 MCHC -0,021 0,141 0,881 0,151 0,138 0,291 Total Protein -0,038 0,034 0,276-0,007 0,033 0,826 WBC değerinde yaşa bağlı geç dönemde anlamlı fark gözlenmesi ve artış eğiliminde olması ise bağışıklık sisteminin bir yanıtı sonucu meydana gelmiş olabileceğini akla getirmektedir. Kilis keçilerinde total protein düzeyinin yaşa bağlı olarak anlamlı bir artış gösterdiği ifade edilmiştir (İriadam, 2004). Türk Saaneni oğlaklarında ise sütten kesim sonrası dönemde cinsiyetler arasındaki fark önemli bulunmuştur. Bununla birlikte dişi ve erkek oğlaklarda iki dönemde de total protein değerleri referans sınırların üzerinde saptanmıştır. 116
130 Sonuç Sağlıklı olma, genel bir iyi olma halini ya da iyi hissediyor olmayı ifade etmektedir. Dolayısıyla fizyolojik olarak mutlak tanımlaması yapılamaz. Bu nedenle türle içerisindeki farklı ırkların, bir ırkın içerisindeki farklı cinsiyet ve yaşlardaki bireylerin hatta farklı fizyolojik dönem ve çevrelerdeki fertlerin genel geçerli kabul edilebilecek fizyolojik parametrelerin normal sınırlarını tanımlamak yetiştiricilik, hayvan sağlığı ve refahı yönünden hayvancılığa günümüz yaklaşımı ile zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle çalışmanın Türk Sannen keçi ırkının oğlaklarında farklı iki döneme ilişkin temel hematolojik parametrelerin genotipe özgü farklılıkların tanımlanmasında ve referans değerlerin oluşturulması aşamasında daha kapsamlı çalışmalara kaynak teşkil edebileceği düşünülmektedir. Kaynaklar World Health Organization Iron deficiency anemia assessment, prevention and control, a guide for programme managers. WHO/UNICEF/UNU Consultation. Geneva, Switzerland The Merck Veterinary Manual (2008). Daramola, J.O., Adeloye, A.A., Fatoba, T.A., Soladoye, A.O Haematological and biochemical parameters of West African Dwarf goats. Livestock Research for Rural Development 17 (8). İriadam, M Kilis keçilerine ait bazı hematolojik ve biyokimyasal parametreler. Ankara Üniv. Vet. Fak. Derg. 51: SAS Statistical Analysis Systems. In: SAS for Windows, Release 8.01, SAS Institute Inc., Cary, NC. Egbe-Nwıyı T.N., Nwaosu, S.C., Salamı, H.A Haematological values of appararently healthy sheep and goats as influenced by age and sex in arid zone of Nigeria. Afr. J. Biomed: Somvanshi R., Biswas J.C., Sharma B., Koul G.L Haematological studies on Indian pashmina goats. Res. VeT. Sci. 42(1):
131 Gökçeada daki Sığır, Koyun ve Keçilerde Bazı Viral Enfeksiyonların Seroprevalansı Kadir YEŞİLBAĞ, Gizem ALPAY *, Pelin TUNCER Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Viroloji Anabilim Dalı, Bursa Bu araştırmada konumu nedeniyle izole bir bölge olan Gökçeada da bulunan sığır, koyun ve keçi populasyonlarında hayvan sağlığı ve sürü yönetimi açısından önemli problemler oluşturan ve hayvan türleri arasında nakledilebilen virus enfeksiyonları serolojik olarak araştırılmıştır. Bu kapsamda 75 sığır, 161 koyun ve 30 keçiden alınan serum örnekleri Bovine Viral Diarrhoea Virus (BVDV), Bovine Herpesvirus 1 (BHV-1), Bovine Respiratory Syncytial Virus (BRSV), Parainfluenza Virus tip 3 (PI-3), Bovine Adenovirus 1 (BAV-1), Bovine Adenovirus 3 (BAV-3) ve Bovine Leukemia Virus una (BLV) karşı oluşan antikorlar yönünden virus nötralizasyon ve ELISA teknikleri kullanılarak araştırıldı. Elde edilen sonuçlara göre söz konusu enfeksiyonların hayvan türleri arasında yaygınlıkları sırasıyla sığırlarda %14,6; %58,6; %26,6; %29,3; %72,0; %68,0; %0,0; koyunlarda %1,8; %0,0; %50,9; %11,8; %91,3; %75,2, %0,0 ve keçilerde %0,0; %26,6; %70,0; %3,33; %83,3; %66,6, %0,0 olarak belirlendi. Test edilen toplam 266 hayvanda araştırılan enfeksiyonlara karşı antikor taşıyıcılığı ise sırasıyla %5,2; %24,3; %46,2; %15,7; %84,9; %72,1; %0.0 olarak saptandı. Diğer etkenler ile karşılaştırıldığında BAV-1 ve BAV-3 enfeksiyonlarının tüm hayvan türlerinde en yüksek seroprevalansa sahip oldukları görülürken hiçbir hayvan türünde BLV antikorları tespit edilememesi Gökçeada nın muhtemelen BLV yönünden ari olduğuna işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Viral enfeksiyonlar, seroprevalans, Gökçeada Seroprevalance of Some Viral Infections in Cattle, Sheep and Goats in Gökçeada In this study cattle, sheep and goat populations in the island Gökçeada were serologicaly investigated against viruses which are important for animal heath, herd management and also transmitted among these animal species. The location (Gökçeada) has a property as being an isolated area. In this content 75 cattle, 161 sheep and 30 goat serum samples are screened for antibodies against Bovine Viral Diarrohea Virus (BVDV), Bovine Herpesvirus 1 (BHV-1), Bovine Respiratory Syncytial Virus (BRSV), Parainfluenza Virus type 3 (PI-3), Bovine Adenovirus 1 (BAV-1), Bovine Adenovirus 3 (BAV-3) and Bovine Leukemia Virus (BLV) by using either virus neutralisation or ELISA techniques. According to the test results, seroprevalance of mentioned infections among the animal species were 14.6%; 58.6%; 26.6%; 29.3%; 72.0%; 68.0%, 0.0% in cattle, 1.8%; 0.0%; 50.9%; 11.8%; 91.3%; 75.2%, 0.0% in sheep and 0.0%; 26.6%; 70.0%; 3.3%; 83.3%; 66.6%, 0.0% in goats, respectively. Antibody distributions in 266 tested animals were determined as 5.2%; 24.3%; 46.2%; 15.7%; 84.9%; 72.1% and 0.0% respectively. Compaired to the other viruses BAV-1 and BAV-3 represented the highest seroprevalances in all species. Detecting no animal that is positive for BLV antibodies may indicate the status of Gökçeada to be free from this infection. Keywords: Viral infections, seroprevalance, Gökçeada Giriş Viral enfeksiyonlar hayvanlarda genel sağlık şartlarının olumsuz etkilenmesi, tedavi giderleri veya verim kayıplarıyla sonuçlanmaktadır. Bu araştırmada ele alınan virusların önemli bir bölümü [Bovine Viral Diarrhoea Virus (BVDV), Bovine Herpes Virus -1 (BHV-1), Bovine Respiratory Syncytial Virus (BRSV), Parainfluenza-3 (PI-3), Bovine Adenovirus Virus-1 ve 3 (BAV-1 ve -3)] ruminantlarda başta solunum sistemi olmak üzere sindirim sistemi ve genital sistem hastalıklarında primer veya sekonder etken olarak rol oynayan etkenlerdir. BVDV, BRSV, BHV-1 ve PI-3 direkt olarak oluşturdukları bulgularla birlikte bakterilerin yerleşmesine de olanak sağlayarak hastalık tablosunun şiddetlenmesine yol açabilmektedirler (Srikumaran ve ark., 2008). Adı geçen viruslar öncelikle sığırların enfeksiyonu olmakla birlikte koyun, keçi ve diğer ruminantlarda da hastalık oluşturabilirler (Lamontagne ve ark., 1985; Pommer ve Schamber, 1991; Six ve ark., 2001; Trueblood ve ark., 1978). Bu araştırmada ele alınan 118
132 hastalıkların tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de varlığı ve yaygınlığı değişik çalışmalarla gösterilmiştir (Alkan ve ark., 1997; Kuckleburg ve ark., 2003; Okur ve Akça, 2002; Srikumaran ve ark., 2008; Van der Fels ve ark., 2002; Yeşilbağ ve Güngör, 2009). Koyun ve keçilerde bu etkenlerin saptanması türler arası yayılım yönünden önem taşımaktadır. Bu araştırmanın gerçekleştirildiği Gökçeada da hayvan hareketleri bakımından izole bir bölge olmakla birlikte sığır, koyun ve keçi yetiştiriciliği bir arada yapılmaktadır. Dolayısıyla türler arası enfeksiyon nakli olasılığının yüksek olabileceği değerlendirilmektedir. Bu çalışmada ekonomik öneme sahip bazı viral hastalıkların Gökçeada daki seroprevalans değerlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem Serum örnekleri Araştırma kapsamında değerlendirilmek üzere Çanakkale iline bağlı bir ilçe konumunda olan Gökçeada da halk elinde yetiştirilen hayvanlardan örneklemeler yapıldı. Bu kapsamda 75 sığır, 161 koyun ve 30 keçi olmak üzere toplam 266 hayvandan kan örnekleri toplanmış ve serumları ayrılarak inaktive edildikten sonra testlere alınmıştır. Viruslar ve Hücre Kültürü Antikor tespiti amacıyla yapılan virus nötralizasyon testlerinde BVDV NADL, BHV-1 Cooper, BRSV Atue, PI-3 SF-4 referens suşları ve BAV-1 ve -3 serotipleri kullanıldı. Tüm virusların üretilmesi ve serolojik test aşamalarında MDBK hücre hattı kullanıldı. Hücre kültürlerinin hazırlanmasında %10 oranında fötal dana serumu içeren DMEM (Dulbecco's modified Eagle's medium) kullanıldı. Fötal serum ve hücre hattı kullanım öncesinde BVDV kontaminasyonu yönünden test edildi. Serolojik Testler Serum örneklerinde BVDV, BHV-1, BRSV, PI-3, BAV-1, BAV-3 a spesifik antikorlar virus nötralizasyon testi (VNT) ile araştırılırken, BLV ye spesifik antikorlar ticari bir ELISA kiti (Institute Parquier, Fransa) ile saptandı. Virus nötralizasyon testi daha önce açıklandığı şekilde (Yeşilbağ ve Güngör, 2008) uygulanırken ELISA için üretici firmanın önerdiği protokol takip edildi. Verilerin istatistik analizi Chi kare testiyle yapıldı. Bulgular Araştırmada elde edilen seroprevalans değerleri Çizelge-1 de, çoklu enfeksiyon değerleri ise Şekil 1 de gösterilmiştir. Tüm türler arasında BAV-1 ve BAV-3 yönünden belirgin olarak yüksek bir seroprevalans saptanırken BLV enfeksiyonuna karşı pozitiflik bulunamadı. BVDV ve PI-3 enfeksiyonlarının ılımlı düzeylerde olduğu ancak BHV-1 ve BRSV nin yüksek düzeylerde olduğu belirlendi. Çizelge 1. Araştırılan enfeksiyonlarının hayvan türlerine göre dağılımı Hayvan türü Seropozitif hayvan sayısı (%) (sayısı) BVDV BHV 1 BRSV PI-3 BAV-1 BAV-3 BLV Koyun (161) 3(1,8) 0(0) 82(50,9) 19(11,8) 147(91,30) 121(75,1) 0(0) Keçi (30) 0(0) 8(26,6) 21(70,0) 1(3,3) 25(83,3) 20(66,6) 0(0) Sığır (75) 11(14,6) 44(58,6) 20(26,6) 22(29,3) 54(72,0) 51(68,0) 0(0) Toplam (266) 14(5,26) 52(24,3) 123(46,2) 42(15,7) 226(84,9) 192(72,1) 0(0) 119
133 , 25 4 Seronegatif Tekli enfeksiyon İkili enfeksiyon Üçlü enfeksiyon Dörtlü enfeksiyon Beşli enfeksiyon 0 Şekil 1. Test edilen hayvanlarda çoklu enfeksiyonların sayısal dağılımı Tartışma Solunum sistemi hastalıklarında BHV-1, BVDV, PI-3, BRSV, BAV-1 ve BAV-3 etkenlerinin birlikte saptandığı birçok çalışma bulunmaktadır (Stott ve ark., 1980; Yeşilbağ ve Güngör, 2009). Ortak enfeksiyonlarla tek bir patojen ile oluşan enfeksiyonlar karşılaştırıldığında daha şiddetli hastalık bulguları, gecikmiş veya azalmış antikor yanıtı ve daha fazla virus saçılımı olduğu gösterilmiştir (Bolin, 2002). BHV-1 ile primer enfeksiyon sonrasında rhinotracheitis, abort, genital sistem lezyonları ve yavruda sistemik enfeksiyonlara varan değişik klinik bulgular görülmektedir. BHV-1 ganglion hücrelerinde latent enfeksiyon oluşturabilmesi ve strese maruz kalındığında reaktive olabilmesi nedeniyle hayvan hareketleri ve ticaretinde önemlidir. Bu çalışmada sığır ve keçilerde BHV-1 antikorları tespit edilirken koyunlarda saptanamamıştır. BVDV lenf dokuda replikasyonu sonucunda lokal ya da sistemik bağışıklığı baskılayarak diğer patojenleri etkileyebilir, respiratorik, enterik ya da reprodüktif hastalıkların şiddetini artırabilir (Bolin, 2002). Pestivirusların konakçı spektrumu göz önüne alındığında sığırlar kadar koyun ve keçilerinde BVDV yayılımında potansiyel risk faktörü oluşturduğu ve korunma-kontrol çalışmalarındaki önemi yapılan çalışmalarda bildirilmiştir (Mishra ve ark., 2009). Göçeada daki keçilerde BVDV antikorları saptanamazken Türkiye de daha önce gerçekleştirilen çalışmalarla karşılaştırıldığında koyunlardaki seroprevalans değerleri oldukça düşük bulunmuştur (Ataseven ve ark., 2006; Yeşilbağ ve Güngör, 2009). BRSV enfeksiyonları kısa süreli seyrine nazaran büyük ölçüde akciğer hasarına yol açabilmekte, geri dönüşü olmayan hasarlarla hayvan ölümlerine neden olabilmektedir (Lekeux, 2006). Bu çalışmada özellikle keçilerde BRSV yönünden yüksek bir seroprevalans değeri saptanmıştır. PI-3 virusu ise strese sebep olan durumlarda sağlıklı hayvanlarda shipping fever kompleksine neden olması ve bakteriyel pnömoni olgularında başlatıcı rol üstlenmesi nedeniyle sütçü sürülerde önemli bir patojen olarak kabul edilmektedir. Bu araştırmada incelenen hayvanlarda PI-3 seroprevalansı %15,79 olarak saptanmıştır. Yeşilbağ ve ark. nın (2009) Marmara bölgesinde saptadığı değerlerle bu araştırmada elde edilen değerler benzerlik göstermektedir. Diğer taraftan test edilen hayvanların hiçbirinde BLV antikorları saptanamamıştır. Ülkemizde sığırlardaki BLV prevalansı %0 ile %49.1 (Akça ve ark., 1996; Tan ve ark., 2006; Yıldırım ve ark., 2009) arasında değişmesine karşın, koyunlar ve keçilerde BLV enfeksiyonuna ilişkin veriye rastlanamamıştır. Adenoviruslar sığırlarla birlikte küçük ruminantlarda da ishal ve solunum sistemi semptomları oluşturmaktadır. Gökçeada da BAV-1 ve -3 enfeksiyonlarının sığır koyun 120
134 ve keçiler arasında oldukça yaygın olduğu ortaya konulmuştur. Bu bulgular daha önce bildirilen değerlere (Okur ve Akça, 2002) göre yüksek olsa da, son yıllardaki çalışmalara (Yeşilbağ ve Güngör, 2009) uyumlu görünmektedir. Sonuç olarak Gökçeada daki geviş getiren hayvanlarda BLV enfeksiyonu saptanamazken BVD, PI-3, IBR enfeksiyonlarının sınırlı düzeylerde olduğu gösterilmiş, sığır adenovirus ve BRSV enfeksiyonlarının ise ülkemizin diğer bölgelerinde olduğu gibi oldukça yüksek seroprevalans değerlerine sahip olduğu belirlenmiştir. Teşekkür Örnekleme çalışmalarındaki katkılarından dolayı Veteriner Hekim Hüseyin Pişirici ye teşekkür ederiz. Kaynaklar Akça, Y., Alkan, F., Bilge, S., Karaoğlu, T., Özkul, A., Burgu, İ., Kaaden, OR Süt sığırlarının süt ve kan serumlarında enzootik sığır löykozuna (EBL) karşı antikor varlığının enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) ve agar jel immunodiffuzyon testi ile araştırılması. Ankara Üniv. Vet Fak Derg. 43: Alkan F., Özkul A., Karaoğlu M.T., Bilge S., Akça Y., Burgu İ., Yeşilbağ K., Oğuzoğlu T. Ç Sığırlarda viral nedenli solunum sistemi enfeksiyonlarının seroepidemiyolojisi, Ankara Üniv. Vet. Fak. Derg., 44:1-8. Ataseven, S. V., Ataseven, L., Tan, T., Babür, C., Oğuzoğlu, T. Ç Seropozitivity of agents causing abortion in local goat breeds in Eastern and South-Eastern Anatolia, Turkey. Revue. Med., Vet. 157: Bolin, S. R Bovine Viral Diarrhea Virus in Mixed İnfections. Ed. Brogden, K. A., Guthmiller, J. M. Polymicrobial Diseases. ASM Press, s Kuckleburg, C. J., Chase, C. C., Nelson, E. A., Marras, S. A. E., Dammen, M. A., Christopher-Hennings, J Detection of bovine leukemia virus in blood and milk by nested and real-time polymerase chain reactions. J. Vet. Diagn. Invest. 15: Lamontagne, L., Descoteaux, J. P., Roy, R Epizootiological Survey of Parainfluenza-3, Reovirus- 3, Respiratory Syncytial and Infectious Bovine Rhinotracheitis Viral Antibodies in Sheep and Goat Flocks in Quebec. Can J Comp Med. 49: Lekeux. P BRDC and the modulation of lung inflamation, Vet. J. 171: Mishra, N., Rajukumar, K., Tiwari, A., Nema, R. K., Behera, S. P., Satav, J. S., Dubey, S.C Prevalence of bovine viral diarrhoea virus (BVDV) antibodies among sheep and goats in İndia. Trop. Anim. Health Prod. 41: Okur, Gümüşova, S., Akça, Y Marmara bölgesindeki keçilerde koyun adenovirusları ve sığır adenovirusları na karşı antikor dağılımını araştırılması. Ankara Üniv. Vet. Fak. Derg. 49: Pommer, J., Schamber, G Isolation of adenovirus from lambs with upper respiratory syndrome. Vet. Diagn. Invest. 3: Six, A., Banks, M., Engels, M., Bascunana, Ros, C., Ackermann, M Latency and reactivation of bovine herpesvirus 1 (BHV-1) in goats and caprine herpesvirus 1 (CapHV-1) in calves. Arch Virol. 146: Srikumaran, S., Kelling, C. L., Ambagala, A Immune evasion by pathogens of bovine respiratory disease complex. Anim Health Res Rev. 8; Stott, E.J., Thomas, L. H., Collins, A.P, Crouch, S., Jebbett, J., Smith, G.G., Luther, P.D., Caswell, R A survey of virus infections of respiratory tract of cattle and their association with disease. J. Hyg. 85: Tan, T. M., Yıldırım, Y., Erol, N., Güngör, A. B. 2006, The seroprevalence of bovine herpesvirus type 1 (BHV-1) and bovine leukemia virus (BLV) in selected dairy cattle herds in Aydın province, Turkey. Turk. J. Vet. Anim. Sci. 30: Trueblood, M.S., Swift, B.L., McHolland, Raymond, L A Bovine Herpesvirus Isolated from Sheep. Can. J. Comp. Med. 42: Van der Fels-Klerx, H. J., Martin, S. W., Nıelen, M., Huirne, R. B. M Effects on productivity and risk factors of bovine respiratory disease in dairy heiders; a reviev for the Nehterlands. Neth. J. Agr. Sci. 50: Yeşilbağ, K., Güngör, B Seroprevalance of bovine respiratory viruses in north-western Turkey. Trop. Anim. Health Prod. 40:
135 Yeşilbağ, K., Güngör, B Antibody prevalence against respiratory viruses in sheep and goats in North-Western Turkey. Trop. Anim. Health Prod. 41: Yıldırım, Y., Yılmaz, V., Majarashin, A. R. F Kuzey Anadolu Bölgesi sınır illerinde bulunan sığırlarda viral solunum sistemi enfeksiyonlarının seroprevalansı. Kafkas Univ. Vet. Fak. Derg. 15:
136 Doğum Öncesi ve Sonrası Dönemde Oğlak Ölümleri Funda E. ATAÇ, Turgay TAŞKIN, Mustafa KAYMAKÇI Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bornova, İzmir Hayvansal üretimde başarının anahtarı, üreme ve sağlıklı yavru gelişiminden geçer. Üremenin doğru planlanmasıyla hayvandan etkin yararlanılmış ve sürünün verim düzeyi artırılmış olur. Bilindiği gibi keçi yetiştiriciliğinde en fazla ölümler, oğlaklarda gerçekleşmektedir. Bununla birlikte oğlak kayıpları aslında embriyo dönemindeyken başlamaktadır. Bu bildiride, ana karnında ve doğduktan sonra meydana gelebilecek oğlak ölümlerinin nedenleri ve bu kayıpları azalmak için uygulamaya aktarılabilecek kimi öneriler üzerinde durulacaktır. Anahtar kelimeler: Oğlak ölümleri, doğum öncesi dönem, doğum sonrası ilk günler, doğum sonrası dönem, Kid Mortalities in Pre- and Post-Natal Periods The key of successful of the animal production is reproduction and healthy growing kid. Animals are used efficiently and herd s productivity level is increase by correct planning of productivity. Everybody knows that there is the highest death kid term. However, kid mortalities were began in embryonic term. This article is including reasons of the kid mortalities in both pre-natal and post-natal term and some practice suggestions. Keywords: Kid mortality, post-natal term, neo-natal term, pre-natal term, Giriş Hayvansal üretim denildiğinde, ekonomik olarak kendilerinden yararlandığız hayvanlar, özellikle de çiftlik hayvanları akla gelir. Yetiştirilen hayvan türüne bakmaksızın, elde edilecek başarı, yılda üretilen sağlıklı yavru ve bunların gelişimi ile özdeşleştirilir. Keçi türünde de birim yılda elde edilecek sağlıklı yavru sayısını artırmak için üremenin ve yetiştiricilik işlerinin doğru planlanması ve yapılması gerekir. Böylece, keçi yetiştiriciliğinde en fazla kayıpların olduğu oğlak dönemi en az kayıpla atlatılabilir. Döllenme sonucunda keçi, oğlağını taşımaya başlar, gebelik süresinin sonunda doğurur ve analık davranışları devreye girer. Dolayısıyla oğlak kayıplarına etki edebilecek farklı dönemler söz konusudur. Bu bildiride, meydana gelebilecek kayıplar ve gerekli önlemler doğum öncesinde ve doğum - sonrasında olmak üzere iki başlık altında incelenmiştir. Doğum Öncesi Dönem Keçiler, mevsime bağlı poliöstrik hayvanlar grubundandır. Yılın kısalan günlerinde çiftleşme istekleri oluşmaya başlamakta ve Türkiye de bu Ağustos sonu- Eylül başı arasında en yüksek düzeyde seyretmektedir. Damızlıkta kullanma çağına gelmiş bir keçinin kızgınlık döngüsünü etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunların başında da değinildiği gibi, gün ışığı gelmektedir(hafez, 1993; Kaymakçı, 2006). Kızgınlık döngüsünün fizyolojisine bakıldığında, kimi hormonların denetiminde olduğu görülür. Yumurtlamadan sonra, graaf follikül luteinize olur ve Korpus Luteum adını alır. Bu oluşum progesteron hormonu üretecektir. Yumurtlama sonrası yumurta hücresi yumurtalık yolunda spermatozoit ile karşılaşır ve döllenme gerçekleşir ise meydana gelen zigot, gelişimini sağlamak üzere uterusa gitmektedir. Korpus luteum, gebelik boyunca büyüklüğünü koruyacak ve işlevini sürdürecektir. Dölleme olmamış ise uterusdan üretilen prostaglandin F2 a hormonunun etkisiyle korpus luteum redüksiyona uğrayacak ve kaybolacaktır. Böylece, kızgınlık döngüsü tekrar başlayabilecektir. Bu nedenle progesteron hormonu, gebeliği koruyan hormon olarak da adlandırılabilir(kaymakçı, 1984; 123
137 Hafez, 1993; Çam ve ark. 2002; Chris ve ark., 2003). Progesteron hormonunun yetersizliğine neden olan ve dolayısıyla gebeliğin başarısını azaltan kimi etmenler; döllenmiş yumurtanın uterusa tutunamaması nedeniyle gebeliğin tanınamaması, lutein hormonu yetersizliği sonucu korpus luteumun yeterli büyüklüğe kavuşamaması, endometriumun yumurtayı kabul etmemesi olarak sıralanabilir(kaymakçı, 1984; Çam ve ark. 2002). Canlıların normal gelişim sürecine bakıldığında, dişinin yumurta hücresi ile erkeğin spermatozoidinin döllenmesi sonucunda önce zigot, daha sonra embriyo ve son olarak da fötüs aşamalarının olduğu ve böylece yavrunun meydana geldiği bilinir. Embriyo evresi öncesinde zigot uterusa tutunmuştur. Başlıca doku, organ, organ sistemleri şekillenmeye başlamıştır. Plasenta oluşmuştur. Keçilerde embriyo evresi yaklaşık, döllenmeden gün sonra şekillenir. Bu dönemde, gebelik başlangıcının günleri arasında ölüm oranı artmaktadır. Meydana gelen düşükler, yüzde geçici kısırlığa neden olmaktadır. Bununla birlikte, birim gebeliğe düşen tohumlama sayısı da yükselir (Kaymakçı, 1984; Hafez, 1993; Ganong, 1996; Kaymakçı, 2006). Embriyonik ve fötal dönemdeki ölümlerin etmenleri, başlıca iki başlıkta incelenebilir. Bunlar, kalıtsal etmenler ve çevresel etmenlerdir. Kalıtsal Etmenler Öldürücü etkiye sahip bir gen, anormal kromozom sayısı ya da akrabalı yetiştirmeye bağlı sorunlardan kaynaklanabilir(kaymakçı, 1984; Ganong, 1996). Çevresel Etmenler Besleme Annelerin beslenmesiyle yavrularının (Şekil 1) (Bajhau ve Kennedy, 1990; Hafez, 1993; Rattner ve ark., 1994; Azab ve Abdel-Maksoad,1999; Edwards, 2002; Osgerby ve ark.,2003; Redmer ve ark.,2004; Sell ve ark., 2004; Dwyer, 2003; Poindron ve ark., 2007; D. Givens ve Marley; 2008), fötüs gelişimi ile de doğum sonrası dönem (Şekil 2.) (Rattner ve ark., 1994; Rees ve ark., 1998; Lang ve ark., 2003; Konyalı ve ark., 2007)arasında (oğlağın geleceği açısından) güçlü bir bağ vardır. Otlatma konusunda da dikkat edilmesi gereken kimi önemli noktalar vardır. Bunlardan birisi, zehirli otlardır. Kimi toksinler, embriyo gelişim aşamasına göre farklı etkiler yaratabilir. Sıcaklık Sıcaklığın tipine göre (akut ya da kronik) yem alımı değişmektedir. Sıcaklıkla ilişkili olarak, aşımın ilk haftası ve gebelik başlangıcında embriyo ölümleri artmaktadır(kaymakçı, 1984). Diğer Çevresel Etmenler Çevresel etmenler arasında; çiftleştirme mevsimi, yaş, erkek etkisi, laktasyon, uterusta oluşan enfeksiyonlar ve hastalıklar da sayılabilir. Doğum ve Sonrası Dönem Oğlak doğduğu zaman, kimi çevresel etkiler ile mücadeleye başlar. Vücudunda fizyolojik, morfolojik ve metabolik değişimler gerçekleşir. Öncelikle vücudu ıslaktır, hızla kuruması ve hayatta kalabilmesi için beslenmesi gerekir. Oğlağın dış dünyaya 124
138 uyum hızı ne kadar çabuk olursa hayatta kalma şansı da bu ölçüde artmaktadır(piccione ve ark., 2006; Savaş, 2007; Ayağ ve Konyalı, 2009). Keçilerde doğum üç aşamada gerçekleşir; hazırlık, fötüsün dışarıya çıkması ve plasentanın atılması. Doğum sürecine ait ortalamalar ve sınırları Çizelge 1. de verilmiştir(kaymakçı, 2006). Ananın İhtiyacı Hematolojik Değerler Yavrunun Kahverengi Yağ Dokusu Hastalıklarla Mücadele Oğlakların Yaşama Kabiliyeti Keçilerin Beslenmesi Bireysel Üretkenlik Keçinin Canlı Ağırlığı ve Maternal Davranış Vitamin E, Oğlak Mortalitesi Gebeliğin Başarısı Şekil 1. Gebelik dönemi ana yavru ilişkisi Plasentanın Besin Taşıma Kapasitesi Büyüme Dönemindeki Sinirsel Gelişimi Gebeliğin Son Üçte Birlik Bölümünde % 90 ı Plasentadaki Kan Dolaşımı Fötüs Gelişimi Ananın Beslenmesi (Yemin N içeriği) Doğum Sonrası ve Davranışlar Ana Rezervindeki Oksijen, Glikoz ve Amino Asit Şekil 2. Fötüs gelişimi - oğlak ilişkisi Çizelge 1. Keçilerde doğum aşamaları ve süreleri Doğumun Aşamaları Ortalama Sınırlar Hazırlık (saat) Fötüsün dışarıya çıkması (saat) Plasentanın atılması(saat) Doğumun tamamlanması(gün) 1 2 Doğumun erken uyarılmasıyla uterus tembelliği ve geliş bozuklukları, geciken doğumlarda fetusun aşırı büyümesi ve zor doğumlar, yavrunun geliş pozisyonundaki bozukluk ve güç doğum, yavrunun uterusta anormal gelişimi, doğumda geçen sürenin (çoğuz doğumlarda ilk yavrudan sonra geçen süre) normal sınırlar dışında olması gibi durumlar, ölü doğumlara neden olmaktadır. 125
139 Doğum sonrası meydana gelen oğlak ölümleriyle en sık iki dönemde karşılaşılmaktadır. Bunlardan ilki, neonetal dönem olarak bilinen doğum 5 gün arasındaki süreci de içine alan sütten kesim öncesi dönem, ikincisi ise sütten kesim dönemidir(mellor ve Stafford, 2004; Piccione ve ark., 2006; Savaş, 2007; Ayağ ve Konyalı, 2009). Sütten kesim dönemine kıyasla, sütten kesim öncesi dönemde ve özellikle doğduğu ilk günlerde oğlak ölümlerinin daha sık olması beklenirken, bazı işletmelerde hatta ülkelerde bu durumun tam tersi gözlemlenir. Oysa özellikle sütten kesim dönemindeki ölümlerin hemen hemen hepsi bakım-beslemede yapılan hatalardan kaynaklanmaktadır. Doğumla başlayan oğlak ölümlerinin en önemli nedenleri Şekil 3. de verilmiştir(o'brien ve Sherman, 1993; Rattner ve ark., 1994; Mellado ve ark., 1998; Awemu ve ark., 1999; Chen ve ak., 1999; R.-Bribiesca ve ark., 2001; Duman ve Demirören, 2002; Agüello ve ark., 2004; Fernández ve ark., 2006). Şekil 3. Doğum ve sonrası oğlak ölümlerinin en önemli nedenleri Oğlak Kayıplarını Azaltmak İçin Çözüm Önerileri Oğlak büyütme yöntemi Doğal büyütme yönteminde, özellikle sütten kesim döneminin sağlıklı atlatılması için yavrulukla (krep) büyütme uygulanabilir(altan ve ark., 2006). Sütün değer fiyata satıldığı ya da işlendiği işletmelerde uygulanan süt / süt ikame yemi ile yapay büyütme yönteminde ise oğlakların 2 gün süre ile ağız sütünü almaları, daha sonra verilecek sütün de sıcaklığının keçi sütüne eş değer ve temiz olması gerekmektedir. Barındırma ve işletme yönetimi Oğlak bölmelerinin en az üç kenarının kapalı ancak temiz havaya sahip olması istenir. Oğlaklar için ideal çevre sıcaklığı C dir. Yerleşim sıklığına (0,5 m 2 kapalı + 1 1,5 m 2 gezinme alanı), altlıklarının kuru ve temiz olmasına dikkat edilmeli ve en fazla 4. ayda cinsiyet ayrımının yapılmasına özen gösterilmelidir. Besleme Oğlakların işkembe gelişimlerinin en kısa sürede gerçekleşmesi önemlidir. Ani yem geçişlerinden kaçınılmalıdır. Sürekli, temiz içme suyu bulunmalıdır. Mineral madde ve vitamin ihtiyacı karşılanmalıdır. Anemi, demir eksikliğinden kaynaklanır ve 126
140 emme döneminde sık rastlanılır. Yeni doğanda kalp yetmezliği ve doku hipoksisine yol açabilir. Bakır eksikliğinden de hematokrit ve hemoglobin değerleri düşer. Emme zorluğu, titreme, spazma bağlı kasılmalar, düşük kas koordinasyonu ve koordinasyon bozuklukları gibi sorunları olabilir. Keçilere Vit E verilmediyse, oğlaklara verilmelidir, bu uygulama ölüm oranını en az %5 azaltır. Koksidiyoza karşı, C vitami direnci artırır, ölüm oranını önemli derecede düşürür(ramirez. B. ve ark., 2001; Chris ve ark., 2003). Sağlık Koruma Oğlaklarda ishal şikayetleri olukça sık görülür. E. Coli, Salmonella, Enterotoksemi septisemiye yol açar (Vihan ve ark., 1992). Bu tür vakalarda genel olarak Sülfadimidin türevi ilaçlar kullanılır. Ancak yetiştiriciler, öncelikle koruyucu hekim olmalıdır. Bu bağlamda en fazla gözlemlenen ve meydana getirdiği ani ölümler ile bilinen Enterotoksemi hakkında, aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekir. Enterotoksemi etmeni, yem geçiş zamanında hayvanın bağırsaklarının bozulmasına neden olur. Çok hızlı çoğalır ve toksin üretirler. Kana geçerek zehirlenme ve ölüm meydana getirirler. Hayvanın canlı ağırlığına bakıldığında; genellikle en besili hayvanlarda ortaya çıkar. Yemin durumu; ani yem değişiklikleri, yeni yeşeren otların yedirilmesi, kaba yemden yoğun yeme geçme, özellikle hububatlı yemin fazla verildiği durumlar ve içecek suyun temiz ve kaliteli olmaması etkilidir. Paraziter hastalıklar, enjeksiyonlar, yerleşim sıklığı problemleri vb. uygulamalar ve bu uygulamaların yarattığı stres de enterotoksemi etmenlerinin çoğalmasını sağlayabilir(agyei ve ark., 2004). Sonuç Doğum öncesi dönemde embriyo ölümlerini en az düzeye indirmek için; gebe keçileri fizyolojik dönemlerine uygun ani yem değişikliğinden kaçınarak beslemek, keçileri aşırı sıcak ya da soğuktan korumak, yapay tohumlamada spermanın niteliğini denetlemek, stres oluşturmayacak bir bakım yönetim uygulamak gerekir. Doğum sonrası dönemdeki oğlak kayıplarını azaltmak için anaç keçilerin (gebelik ve doğum sonrası dönemlerde) yıllık üretimin iyi planlanması, damızlık keçi seçiminde analık, süt verimi, kolay sağım özelliğinin dikkate alınması gerekir. Çobanların nitelikli olması, işgücü ve planlanmanın etkinliği önemlidir. Ayrıca mastitis ve diğer aşı uygulamaları, aşım, besleme ve sağlık koruma programları önceden yapılmalıdır. Barındırmaya, revir ve doğum bölmesi hazırlığına gerekli özen gösterilmelidir. Özellikle damızlık işletmelerde, mümkünse gebelik kontrolün yapılması, stres faktörlerinin elimine edilmeye çalışılması, keçilerin doğum sonrası analık özelliğinin denetlenmesi ve keçinin kondisyon skorunun oluşturulması da kayıplarının önüne geçilmesinde etkilidir. Doğumların yıl boyunca işgücü ve bina olanakları dikkate alınarak düzenlenmesi, doğum mevsimlerinde mevcut elemanların nitelik ve niceliğinin artırılması da yine genel önlemler arasında sayılabilir. Doğan oğlakların çevre koşullarına adaptasyonunun bir an önce sağlanması için öncelikle vücut sıcaklıklarını yükseltmek gerekir. Özellikle analarının yalama davranışı yapıp yapmadıklarını gözlemleyerek gerekirse müdahale edip bir an önce kurumaları sağlanmalıdır. Doğum bölmesinin ideal sıcaklıkta ve hava cereyanından uzak olması için gereken tedbirler alınmalıdır. Soğuk bölgelerde gerekirse oğlaklar için tasarlanmış 127
141 Isıtma Kutusu/Bölmesi nden yararlanılabilir. Daha sonra beslenmeleri gelir. Oğlak doğum sonrasında ağız sütünü ilk 6 saatte ve 2 3 gün süre ile almalıdır. Gerekirse mide tüpü kullanılarak ağız sütü içirilmelidir. Doğum sonrası denetimler sürekli hale getirilmeli, genel temizlik ve hijyen koşullarına uyulmalı ve sağlık koruma programları uygulanmalıdır. Bu bağlamda, öncelikle göbek kordonu bakımı yapılmalıdır. Ayrıca, özellikle anaçlara Vit. E.- Selenyum yapılmadıysa, doğum sonrası ağız sütünü aldıktan sonra oğlaklara enjekte edilmelidir. Enterotoksemi gibi diğer aşılar da zamanında yapıldığında, sağlık koruma önlemleri alınmış olur. Bununla birlikte, hayatta kalma mücadelesinde en önemli etmelerden biri olan doğum ağırlığının yüksek olması için, çoğuz gebeliklerde rekabeti önlemek amacıyla kimi genetik ve çevresel ıslah yöntemleri de geliştirilebilir. Kaynaklar Agüello, A., Castro N., Capote, J., Tyler, J.W., Holloway, N.M Effect of colostrum administration pactices on serun IgG in goat kids. Livest. Prod. Sci. 90: Agyei, A. D., Odonkor, M., Osei-Somuah A., Concurrence of Eimeria and helminth parasitic infections in West African Dwarf kids in Ghana. Small Ruminant Research, Volume 51, Issue 1, Januar, Pages Altan, A., Bayraktar, H., Taşkın, T Keçilerde barındırma. Ed. Kaymakçı, M., Keçi Yetiştiriciliği, Genişletilmiş İkinci Baskı, Bornova-İzmir, s Awemu, E.M., Nwakalor, L.N., Abubakar, B.Y., Environmental influences on preweaning mortality and reproductive performance of Red Skoto does. Small Rumin Res. 34: Ayağ, B. S. ve Konyalı, A., Yeni Doğan Çiftlik Hayvanlarında Adaptasyon Parametreleri. Hayvansal Üretim 50(1): 74-80, Azab, M.E. ve Abdel-Maksoud, H.A Changes in some hematological and biochemical parameters during prepartum and postpartum periods in female Baladi goats. Small Ruminant Research 34: Bajhau, H. S. ve Kennedy J. P., Influence of pre- and postpartum nutrition on growth of goat kids. Small Ruminant Research, Volume 3, Issue 3, Pages Chen, J. C., Chang, C. J., Peh, H. C., Chen, S. Y., Serum protein levels and neonatal growth rate of Nubian goat kids in Taiwan area. Small Ruminant Research, Volume 32, Issue 2, 12 Apri, Pages Chris E. Hostetler, Ron L. Kincaid, Mark A. Mirando, The role of essential trace elements in embryonic and fetal development in livestock. The Veterinary Journal, Volume 166, Issue 2, September, Pages Çam, M. A., Kuran, M., Yıldız, S., Selçuk, E., Growth and reproducion and performance in ewes administered GnRH agianist an day 12 post matin. Animal productionscience 7: D. Givens M. ve Marley M.S.D., Infectious causes of embryonic and fetal mortality. Theriogenology, Volume 70, Issue 3, August, Pages Duman, A., ve Demirören, E., Süt tipi oğlakların doğum, 30. Gün ve 60. Gün canlı ağırlıkları üzerine sistematik çevre etmenlerinin etkileri. Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg. 39: Dwyer, C.M., Behavioural development in the neonatal lamb: effect of maternal and birth-related factors. Theriogenology 59: Edwards, S.A Perinatal mortality in the pig: Environmental or physiological solutions? Livestock Production Science 78: Fernández, A., Ramos, J.J., Loste, A., Ferrer, L.M., Figueras, L., Verde, M.T., Marca M.C., Influence of colostrum treated by heat on immunity function in goat kids. Comparative Immunology, Microbiology and Infectious Diseases, Volume 29, Issues 5-6, September-November 2006, Pages Ganong, F., Tıbbi Fizyoloj. Çeviri, Türk Fizyolojik Bilimler Derneği, Ankara. Hafez, E.S.E., Reproduction in farm animals. 6. Edition. Lea&Febiger. Kaymakçı, M., koyunlarda döllenmiş yumurta ölümleri, koyun yetiştiriciliği semineri bildirisi, Ankara. Kaymakçı, M., üreme biyolojisi kitabı. E.ü. ziraat fakültesi no: 503,İzmir. 128
142 Konyalı, A., Tölü, C., Daş, G., Savaş, T Factors affecting placental traits and relationships of placental traits with neonatal behavior in goat. Animal Reproduction Science 97 (3-4): Lang, U., Baker, R.S., Braems, G., Zygmunt, M., Kunzel, W., Clark, K.E Uterine blood flow-a determinant of fetal growth. European Journal of Obstetrics & Gynecology and Reproductive Biology 110: Mellado M., Del Angel E., Rebolloso O., García E., Immunoglobulin G concentration and neonatal survival of goat kids delivered in a pen or on open range. Preventive Veterinary Medicine, Volume 37, Issues 1-4, 1 Decembe, Pages Mellor, D. J. ve Stafford K. J., Animal welfare implications of neonatal mortality and morbidity in farm animals. The Veterinary Journal, Volume 168, Issue 2, Septembe, Pages O'Brien, J.P. ve Sherman, D.M., Serum immunoglobulin concentrations of newborn goat kids and subsequent kid survival through weaning.small Ruminant Research, Volume 11, Issue 1, June, Pages Osgerby, J.C., Gadd, T.S., Wathes, D.C The effects of maternal nutrition and body condition on placental and foetal growth in the ewe. Placenta 24: Piccione, G., Costa, A., Bertolucci, C., Borruso, M., Pennisi, P., Caola G., Acid base balance modifications in the lamb and goat kids during the first week of life. Small Ruminant Research, Volume 63, Issue 3, June, Pages Poindron P., Terrazas, A., Oca, M.L.N.M., Serafín, N., Hernández, H Sensory and physiological determinants of maternal behaviour in the goat. Hormones and Behaviour 52(1): Ramírez-B., J. E., Tórtora, J. L., Hernández, L. M., Huerta M, Main causes of mortalities in dairy goat kids from the Mexican plateau. Small Ruminant Research, Volume 41, Issue 1, July, Pages Rattner, D., Riviere, J, Bearman, J.E., Factors affecting abortion, stillbirth and kid mortality in the Goat and Yaez (Goat ibex). Small Ruminant Research, Volume 13, Issue 1, Januar, Pages Redmer, D.A., Wallace, J.M., Reynolds, L.P Effect of nutrient intake during pregnancy on fetal and growth and vascular development. Domestic Animal Endocrinology 27: Rees, S., Mallard, C., Breen, S., Stringer, M., Cock, M., Harding, R Fetal brain injury following prolonged hypoxemia and placental insufficiency: A Review. Comparative Biochemistry and Physiology - Part A: Molecular & Integrative Physiology 119: Savaş, T., Oğlak Büyütme: Sorunlu Noktalar Üzerinde Bir Değerlendirme, Hayvansal Üretim 48(1): Sell, H., Deshaies, Y., Richard, D The brown adipocyte: update on its metabolic role. The İnternational Journal of Biochemistry& Cell Biology 36: Vihan, V.S., Kala, S.N., Singh V.P., Epidemiological investigation of neonatal kid mortality due to enteropathogenic colibacillosis. Preventive Veterinary Medicine, Volume 13, Issue 3, July, Pages
143 ÜRETİM SİSTEMLERİ
144 Güneydoğu Anadolu Bölgesi Keçi Yetiştiriciliğinin Genel Özellikleri ve Geliştirme Olanakları H. Deniz ŞİRELİ Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 21280, Diyarbakır Güneydoğu Anadolu Bölgesi küçükbaş hayvan yetiştiriciliği, hayvan sayısı ve üretim değeri bakımından önemli bir potansiyele sahip olup, Türkiye kıl keçi varlığının %19,4 ü ve tiftik keçisi varlığının ise %7,3 ü bu bölgede yetiştirilmektedir. Ayrıca ülkemizin tek süt keçisi olan Kilis ırkı da bu bölgede yetiştirilmektedir. Bu çalışma ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi nin sahip olduğu keçi varlığı, keçi ürünlerinin durumu ve keçi yetiştirme sistemleri hakkında genel bilgilerin verilmesi ve sahip olunan potansiyelin geliştirilebilmesi için bazı önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde keçi varlığında yıllar itibariyle %11,2 lik bir azalma olduğu belirlenmiştir. Sağılan hayvan sayısı bakımından durum incelendiğinde sürekli bir azalma görülürken, kesilen keçi sayısı yönünden yılları arasında bir artış, 2008 yılı itibariyle ise bir azalış saptanmıştır. Süt üretimi bakımından, 2008 yılında bir önceki yıllara göre toplamda % 0,7 azalma mevcut olup bu miktar içerisinde keçi sütünün oranın da ise %1,7 lik bir azalma olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Keçi eti bakımından ise %43,2 azalış olmuştur. Kıl üretim miktarı 2008 yılında bir önceki yıla göre %11,5 azalmış, tiftik üretimi, ise %18,4 lük azalış göstermiştir. Anahtar kelimeler: Keçi, Güneydoğu Anadolu, keçi ürünleri General Characteristics and Improvement Possibilities of the Goat Breeding in Southeastern Anatolia Region Southeastern Anatolia Region has got an important potential in terms of goat and sheep raising and production value. Turkey s goat population with 19.4 % of the Anatolian black goat and 7.3% of the Angora goat is raised in this region. Furthermore, Kilis Goat Breed that is only one milk goat of Turkey are raised in this region as well In this study, It is aimed to give some general knowledge related to goat population of Southeastern Anatolia Region goat products situation and goat raising systems, furthermore in order to develop the potential that the region have and to make some suggestions as well. As a result of the study, It is determined that Goat population decreased 11.02% by the years in Southeastern Anatolia Region. While the number of the milked goat decreases, the number of slaughtered goat increased between by the years 2005 and However, this number for the slaughtered goat decreased in Milk production in 2008 decreased at the level of 0.7% in terms of the previous year totally, the goat milk rate in total milk production is 1.71%, and goat meat production decreased at the level of 43.02%. Amount of the hair production decreased 11.75% and angora production decreased 18.14% in terms of the previous year in Keywords: Goat, Southeastern Anatolia Region, goat products Giriş Güneydoğu Anadolu Bölgesinde keçi yetiştiriciliğinin tümüyle mera ve doğa koşullarına dayalı biçimde yürütülmesi, keçi yetiştiricilerinin ve sürülerinin de göçer veya yarı göçer bir durumda yaşamlarını sürdürmelerine neden olmaktadır. Bölgenin ovalık alanlardan dağlık alanlarına gidildikçe işletmelerin ekonomik güçleri azalmakta, hayvancılık işletmelerinin doğaya bağımlılıkları daha da artmaktadır. Keçi yetiştiriciliği özellikle olumsuz çevre koşullarına sahip bölgelerde yaşayan, sınırlı gelir ile geçimini sürdüren insanların esas gelir ve besin kaynağını oluşturması bakımından önemlidir (Pıçak, 2007; Kaymakçı, 2006; Ertuğrul, 2001). Bu çalışma ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi nin sahip olduğu keçi varlığı, keçi ürünlerinin durumu ve keçi yetiştirme sistemleri hakkında genel bilgilerin verilmesi ve sahip olunan potansiyelin geliştirilebilmesi için bazı önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. 130
145 Keçi Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu ve Gerileme Nedenleri Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde keçi yetiştiriciliği genellikle meraya kısmen de anız otlatmasına dayalı olup genellikle küçük işletmeler düzeyinde, ekstansif koşullarda ve daha çok dağlık ve engebeli arazilerde yoğunlaşmıştır (Özcan, 1984). Bölgede teke katımı Eylül-Ekim aylarında başlatılmakta ve serbest aşım şeklinde uygulanmakta olup, teke katımı öncesi keçilere herhangi bir ek yemleme uygulanmamakta ve anız otlatması yapılmaktadır. Doğumlar ise genellikle Şubat-Mart aylarında olmaktadır. Keçiler 7-8 aylık laktasyon süresi boyunca ortalama kg süt vermekte olup, keçi yetiştiricileri genellikle kuruya çıkarma işlemini uygulamamaktadırlar. Oğlaklar aylık yaşta sütten kesilerek meraya dayalı büyütmeye tabi tutulmaktadır. İşletme gelirleri ağırlıklı olarak oğlak satışı yanında, keçi sütü ve süt ürünlerinin satışlarından sağlamaktadır. Bölgede yetiştiriciliği yapılan keçi ırkları büyük oranda yerli ırklarımız olup, birim hayvan başına verimleri oldukça düşüktür. Güneydoğu Anadolu Bölgesi Keçi varlığı yıllı değerleri incelendiğinde hem Türkiye hem de Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yıllar itibariyle bir azalmanın olduğu görülmektedir. Keçi sayısı 2008 yılı sonu itibariyle bir önceki yıla göre, % azalarak baş olmuştur (Çizelge 1). Sağılan hayvan sayısı bakımından yılları arasında sürekli bir azalma olurken, kesilen keçi sayısı bakımından yılları arasında artma 2008 yılında ise bir azalma olmaktadır (Çizelge 2). Süt üretimi, 2008 yılında bir önceki yıla göre toplamda % 0,7 azalmış ve ton olarak gerçekleşmiştir. Bu miktarın %1.71 sini keçi sütü oluşturmaktadır. Kırmızı et üretimi bakımından 2008 yılından 2007 yılına göre toplamda %16.18 lik ve Keçi etinde ise % lik bir azalma gerçekleşmiştir (Çizelge 3). Üretilen deri sayısına bakıldığında 2008 yılında bir önceki yıla göre toplamda %15.52 lik azalma meydana gelmiştir. Kıl üretim miktarı ise aynı yılda bir önceki yıla göre % azalarak ton olmuştur. Tiftik üretimi bakımından ise 2008 yılında %18.14 lük azalış göstermiştir (Çizelge 4). Çizelge 1. Yıllara göre Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde keçi varlığı İller Kıl Tiftik Kıl Tiftik Kıl Tiftik Kıl Tiftik Adıyaman Batman D.Bakır Gaziantep Mardin Siirt Şanlıurfa Şırnak Kilis GAB Türkiye Oranı (%) Kaynak: Anonim (2010). Hayvancılık işletmelerinin büyük çoğunluğunun küçük sermayeli aile işletmeleri şeklinde olması, keçi ıslah çalışmalarının yetersiz düzeyde olması, işletmelerde yetiştirilen damızlıkların ihtiyacı karşılayacak düzeyde ve kapasitede olmaması, yetiştiricilik sisteminin ekstansif şartlarda yapılması, yalnız kış aylarında ek yemlemenin yapılması, mera alanlarının daralması, zaten zayıf olan mevcut meraların aşırı otlatmaya maruz kalması ve gerekli olan bakım ile dinlendirmenin yapılmaması, 131
146 Çizelge 2. Yıllara göre Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde sağılan ve kesilen keçi sayıları (Baş) İller Sağılan Keçi Kesilen Keçi Sağılan Keçi Kesilen Keçi Sağılan Keçi Kesilen Keçi Sağılan Keçi Kesilen Keçi Adıyaman Batman D.Bakır Gaziantep Mardin Siirt Şanlıurfa Şırnak Kilis GAB Türkiye Oran (%) Kaynak: Anonim (2010) Çizelge 3. Yıllara göre Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde sağılan süt ve kesilen et miktarı (ton) Süt Et Süt Et Süt Et Süt Et Adıyaman Batman D.Bakır Gaziantep Mardin Siirt Şanlıurfa Şırnak Kilis GAB Türkiye Oran (%) Kaynak: Anonim (2010) 132
147 Çizelge 4. Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde deri (adet), kırkılan kıl ve tiftik miktarları (ton) İller Deri Kıl Tift. Deri Kıl Tift Deri Kıl Tift Adıyaman Batman D.Bakır Gaziantep Mardin Siirt Şanlıurfa Şırnak Kilis GAB Türkiye Oran (%) Kaynak Anonim (2010) bölgedeki barınakların uygun olmaması, istikrarlı fiyat politikalarının uygulanmaması, kırsal kesimlerden şehirlere göçün artması, yetiştirici ve çoban bulmakta güçlükler yaşanıyor olması, yasal olmayan yollardan ülkemize sürekli hayvan girmesi, keçi etine yönelik olumsuz propagandalar, keçi yetiştiriciliği aleyhinde abartılı çoğu zaman bilimsel olmayan yaklaşımlar, dişi hayvanların kaçak olarak kesilmesi gibi nedenlerden dolayı bölgede keçi yetiştiriciliği gerilediği görülmektedir. Sonuç ve Öneriler Bölgede hayvancılığın gelişmesini sınırlayan en önemli etkenler bölge'nin ekonomik açıdan geri kalmışlığı, hayvansal üretimin kapalı ekonomi içinde yer alması ve terör olaylarının bir sonucu olarak meraların boşaltılmasıyla artan göçler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, bölgede hayvan ıslahı, bakım ve besleme, hayvan hastalıkları ile mücadele, örgütlenme ve pazarlama, eğitim, destekleme politikaları ve finansman kaynaklarına erişim alanlarında ciddi sorunlar bulunduğu görülmektedir. Bölgede keçi yetiştiriciliğinin geliştirilebilmesi amacıyla öncelikle hayvancılık işletmeleri desteklenmeli ve üretim teşvik edilmelidir. Ayrıca, yüksek verimli kültür ırkı veya melezlerinden oluşan sürüler oluşturulmalı, hayvan hastalıklarına karşı önlemler alınmalı, kaliteli kaba ve kesif yem kullanımı ve silaj üretimi teşvik edilmeli, mevcut yem açığını kapatmak ve yem kalitesini yükseltmek amacıyla alternatif yem üretiminin yaygınlaştırılmalı, yetiştiricilerin bilgi ve beceri düzeylerini arttırıcı seminer, kurs, eğitim çalışmaları düzenlenmeli, kooperatif veya üretici birlikleri kurularak yetiştiricilerin örgütlenmeleri sağlanmalı, yetiştiricilerin tarımsal kredilere ulaşmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalı, kredilerin amacına uygun kullanılması sağlanmalı, üretilen hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi amacıyla bölge'nin ulaşımı kolay, pazara yakın alanlarında talep düzeyi yüksek, mamulleri üreten işletmelerin kurulması teşvik edilmelidir. Tüm bu bilgiler değerlendirildiğinde bölgenin keçi yetiştiriciliği bakımından önemli bir potansiyeli bulunmasına rağmen bunun iyi bir şekilde değerlendirilemediği ortaya çıkmaktadır. Bu potansiyeli değerlendirmek amacıyla bölgede görev yapan tüm kurum ve kuruluşların geliştirecekleri ortak stratejiler ile ileriye yönelik projeksiyonlar oluşturulmalı ve keçi yetiştiriciliğine gereken önem verilmelidir. 133
148 Kaynaklar Anonim, Güneydoğu Anadolu Bölgesi Keçi İstatistikleri. Ocak Ertuğrul, M., Küçükbaş Hayvan (Koyun-Keçi) Yetiştiriciliği ve Islahı Çalışma Grubu. DPT Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Hayvancılık Ankara Sayfa Kaymakçı, M., 2006.Keçi Yetiştiriciliği Kitabı. Bornova İzmir Özcan L., Türkiye de Süt Keçiciliğinin Geliştirilmesi Semineri. Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı Teşkilatlandırma ve Destekleme Genel Müdürlüğü Yayın No:145, TEDGEM Nisan 1984 Adana. Pıçak,M.,2007. Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Hayvancılığın Gelişimi ve Türkiye İçersindeki Konumu Üzerine Bir Değerlendirme. GAP V. Tarım Kongresi Ekim
149 Türkiye de Göçer Keçi Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu ve Geleceği Muğla- Yatağan Örneği Murat YILMAZ 1, H. Erbay BARDAKÇIOĞLU 2, Turgay TAŞKIN 3, Orhan KARACA 1 1 Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Aydın, Türkiye 2 Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı, Aydın, Türkiye 3 Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, İzmir, Türkiye Bu çalışma, Muğla ili Yatağan ilçesindeki göçer keçicilik sisteminin tanıtılması, mevcut durumu ve ülke ekonomisi açısından önemini vurgulamak amacıyla yapılmıştır. Göçer aileler, Ege Bölgesindeki birçok ilden günde yaklaşık 7-8 km yol alarak 20 ile 40 gün süren bir göç dönemi sonunda, Ocak ayından Haziran ayına kadar 6 ay süreyle Yatağan ilçesinde makilik arazilere yerleşmektedir. Aileler, keçi kılından dokunmuş kıl çadırlarda yaşamlarını sürdürürken, hayvanlar yatak denilen ve geçici olarak basit çitlerle çevrilen açık yerlerde barındırılmaktadır. Havaların ısınması ile birlikte aileler yazı geçirmek için yüksek rakımlı illerdeki yaylalara geri dönmektedir. Yapılan ekonomik analiz sonucunda göçer ailelerin hayvan başına yılda 352,25 TL brüt gelir ile 250 başlık bir keçi sürüsünden TL/yıl brüt kar sağlandığı, bir ailede kişi başı ortalama aylık gelirin 898,45 TL olduğu hesap edilmiştir. Kişi başı asgari ücretin yaklaşık 600 TL olduğu Türkiye için keçi üretiminden sağlanan bu gelirin yüksek olduğu söylenebilir. Ekonomik açıdan bakıldığında görece yüksek bir gelir getirmesi yanı sıra, sosyolojik olarak da yüzyıllardır sürdürülen geleneksel bir yaşam tarzıdır. Otlak olarak kullanılan orman alanların yasaklanması ve uygulanan ağır para cezalarından dolayı göçer ailelerin çoğu bu iş bırakmak zorunda kalmış ve bir kültür yok olmanın eşiğine gelmiştir. Göçer yaşantısına devam eden aileler ise sürü büyüklüğünü yaklaşık 800 baştan 250 başa kadar azaltmıştır. Orman kaynaklarına yalnızca ekonomik değil, ekolojik yaklaşılmalı, makilik alanların, bozulmuş orman arazilerinin planlı ve düzenli keçi otlatılmasına açılmaları durumunda ormanlara faydası olacağı gibi keçi sayısında ve veriminde de artış sağlanabilir. Bunun sonucunda, bu üretim kolu, yüzyıllardır süre gelen tarihsel göçer kültürü ve geleneklerinin sürdürülebileceği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Göçer keçi yetiştiriciliği, göçer kültürü, kıl keçisi, bürüt kar Present and Future Status of Nomadic Goat Production in Turkey: A Case study of Mugla-Yatagan District This study was conducted to determine the general situation of goat breeder nomadic families in Mugla- Yatagan district and the importance of this kind of goat production on Turkey s economy. After 20 to 40 days of migration by walking 7 to 8 km per day, nomadic families settled between January and July in Yatagan district forest areas. Families lives the hair tents while the goats keep in simple temporary open yard fences, than migrate back to the cooler high altitude counties for summer settlement with the starting high environment temperature in Yatagan. The gross margin was calculated as 352,25 TL (231,51 $) per goat and TL ( $) per nomadic flock with 250 goats and the monthly average income per person in household is 898,45 TL (590,54 $) (( TL/6 person))/12 months). Compared with the current minimum wage (600 TL (394,38 $)) this income is quite high and indicating the economic value of goat production in Turkey. Besides economically important due to relative higher income opportunity, the nomadic life is also sociologically important as a traditional life style surviving by centuries. However this culture has become the point of disappear because of prohibited forest areas for the goat grazing and high level of fiscal punishments. The flock size belong to the surviving nomadic families was restricted from 800 head of goat to 250 head of goat. It could be said that a suitable approach to the forest areas is necessary not only economical but also ecological. Proper and planned permissions for goat grazing on the maquis areas and low quality forest areas could raise goat number and production. In conclusion goat grazing in forest and maquis areas would be useful for cultural, economical, and breeding reasons. A planned hair goat production in the areas of forest should be designed by the government. Keywords: Nomadic goat breeding, nomadic culture, hair goat, gross margin, Giriş Türkiye de 1986 yılında baş olan kıl keçi sayısı her yıl azalarak 2008 yılında başa kadar düşmüştür (Anonim, 2008). Kıl keçisi, her bölgede az çok bulunmakla birlikte özellikle, Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde 135
150 yoğunluk kazanmıştır. Ege ve Akdeniz Bölgelerindeki büyük sürülerin önemli bir bölümünü her yıl azalan hatta bazı bölgelerde ortadan kalkan göçebe sürüler oluşturmaktadır (Şengonca ve Koşum 2005;Kaymakçı, 2005; Ertuğrul ve ark., 2010). Bu azalmayı sosyo-ekonomik ve politik faktörler etkilemektedir. Orman alanlarının keçi otlatılmasına yasaklanması, köyden kente göçler, keçi üretimini olumsuz etkilemiştir (Kaymakçı ve ark., 2005;Darcan ve ark., 2005; Kaymakçı ve ark., 2010). Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlamış olan keçi zararlarının azaltılması eylem planı ile 2012 yılında kıl keçi sayısının altı milyondan iki milyona indirileceği belirtilmektedir. Oysa kıl keçisi, özellikle ılıman iklim kuşağının ve ekosistemin doğal bir parçasıdır. Diğer yönden, orman içi ve kenarı köylerin en önemli geçim kaynağı olduğu gibi önemli gen kaynaklarımızdan da birisidir (Anonim, 2008a;Kaymakçı ve ark., 2008; Dellal ve ark., 2010 ;Kaymakçı ve ark., 2010a). Keçi sürülerinin başlıca yayılma alanları orman içi meralardan çok, orman alanı içinde sayılan geniş fundalık ve makiliklerdir (Şengonca, 1974; Kaymakçı, ve Taşkın, 2006). Muğla ilinin Yatağan ilçesi keçi için uygun makilik ve ormanlık alanlara sahip olması nedeniyle, Ege Bölgesinde farklı ilerden gelen, keçi yetiştiriciliği yapan göçer aileler, kışı ve ilkbaharı içeren yaklaşık 6 ay süreyle konakladıkları bir merkez konumundadır. Bireysel olarak düşük verime sahip gibi görünen kıl keçileri büyük sürüler halinde diğer birçok türün faydalanamayacağı makilik ve çalılık yeterli alanda her hangi bir ek yemleme yapılmadan yetiştirildiğinde, karlı olması nedeniyle tercihi edilmektedir. Fakat her geçen gün göçer aile sayısı azalırken, halen göçer yetiştiricilik yapan işletmelerin sahip olduğu keçi sayısı da giderek azalmaktadır. Bu çalışma Muğla ili Yatağan ilçesinde bulunan göçer keçi yetiştiricilik sisteminin sosyal ve ekonomik açıdan irdelenmesi ve yaşanan sorunların belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Yöntem Bu çalışma Muğla ili Yatağan ilçesinde (K 37 20' 32'' ve D 28 07' 49'', denizden yüksekliği 350 m) yürütülmüştür. Çalışmanın materyalini, Ege Bölgesinin farklı illerinden göç eden 30 göçer aile oluşturmaktadır (Şekil1). Bu aile bireylerine sosyal ve ekonomik durumları ile karşılaştıkları sorunları saptamak amacıyla hazırlanan anket soruları yöneltilmiştir. Şekil 1. Yatağan İlçesi - Göç edilen iller Bulgular ve Tartışma Muğla ili Yatağan ilçesindeki göçer ailelere ait bazı tanımlayıcı istatistikler Çizelge 1 de verilmiştir. Göçer keçi yetiştiricilerinin yaş ortalaması 45, ortalama eğitim 136
151 süreleri 3 yıl olup, ailede ortalama birey sayısı 5 kişidir. İşletmelerin sahip oldukları ortalama sürü büyüklüğü 304 baş anaç keçiden oluşmaktadır. Çizelge 1. Göçer ailelere ait bazı tanımlayıcı istatistikler İncelenen özellikler En düşük En yüksek Ortalama Standart sapma Hane halkı 3 9 5,6 1,8 Yaş ,1 Eğitim (yıl) 0 5 3,2 2,1 Anaç Keçi sayısı(baş) ,2 69,6 Araç sayısı 0 4 1,4 0,9 Arazi varlığı (da) ,2 8,9 Her işletmede en az bir traktör ya da kamyonet mevcuttur. Bu araçlar, göç sırasında gerekli malzemeleri taşımanın yanında, konaklanacak yere sürüden önce varılması, konaklanacak yerlerde çadır ve hayvanların barınacağı alanın çevrilmesi gibi bir takım ön hazırlıkların yapılabilmesi açısından önemlidir. Göçerlerin sahip oldukları arazi varlığı ortalama 5,2 dönümdür. Yatağan İlçe Orman Müdürlüğü tarafından göçer keçi yetiştiricileri için konaklama alanları belirlenmiştir. Ancak Göçerler bu alanlara taşınmamak ve istedikleri köy sınırları içinde konaklayabilmek amacıyla bir miktar arazi satın alarak, ilçe nüfusuna kayıt yaptırmışlardır. Bazı göçerler ise zamanla daha fazla dönüm yer alarak göçerliği 4-5 yıl önce bırakmış, ama çadır yaşantısı, göçer yaşam biçimi ve keçi yetiştirme sistemini ilçede sürdürmeye devam ettikleri gözlenmiştir. Göçer Keçicilik Sistemi Ege Bölgesinde göçer keçi yetiştiricileri, Ocak ayından Haziran ayına kadar 6 ay süreyle denize yakın dağlık bölgelerdeki orman kenarında, makilik alanlara yerleşirler. Özellikle Yatağan ilçesi, keçi için uygun makilik ve ormanlık alanlara sahip olması nedeniyle, iç bölgelerde yüksek rakımlı illerden kışı ve baharı geçirmek için yoğun bir göç sirkülasyonu olur. Havaların ısınmaya başladığı ve meraların kuruduğu döneme girmeden tekrar iç bölgelere doğru yüksek rakamlı yaylalara sahip illere göç ederler. Yakın illere göç edecek aileler, havaların ısınması ve otlakların durumuna bağlı olarak Mayıs ayının ilk haftalarından Haziran ayının ortalarına doğru göçe başlarlar. Daha uzak illere (Uşak, Isparta, Afyon il sınırları içine) göç edecek aileler ise yol boyunca konaklayacakları süreye bağlı olarak göçe Mart sonu ile Mayıs sonu arasında başlamaktadır (Şekil 2). Bu göçlerde, yüzyıllardır kullanılan ve kervan yolu olarak bilinen yollar kullanılmakta, günde en az 7-8 km yürüyüp belirli bölgelerde geceleyerek gün süren yolculuklarla gerçekleşmektedir. 137
152 15 Haziran-20 Temmuz göç yürüyüşü (gidiş 20 gün -1,5 ay) Aralık Haziran Kışlatma (Yatağan) 7 ay Göç döngüsü Temmuz-20 Ekim Yüksek rakımlı iller 4 ay Ekim- Aralık başı göç yürüyüşü (dönüş 20 gün -1,5 ay) Şekil 2. Yatağan yöresi göçer ailelerin göç döngüsü Göç zamanı baş anaç keçiye sahip 2-3 aile birlikte aynı yere göçmektedir. Toplam hayvana sahip iki-üç aile aynı alanı kiralayarak birbirlerine yakın konaklayarak keçilerin bakım beslemesi başta olmak üzere göç boyunca ortaklaşa hareket etmektedir. Kadınlar ve çocuklar keçi bakım besleme ve sağım işlerinde aktif rol alırken aileler, yıl boyunca keçi kılından dokunmuş çadırlarda yaşamaktadır. Hayvanlar yatak denilen ve geçici olarak basit çitlerle çevrilen açık yerlerde barındırırken, oğlaklar, üstü naylonla kapatılmış sera şeklinde ağaç ve dalardan yapılmış barınaklarda barındırılmaktadır. Çizelge 2. İşletmelerdeki keçi sayısı ve sürü yönetiminde bazı önemli dönemler Her işletmede anaç keçi sayısı baş Teke katma zamanı Ağustos- Eylül En yoğun doğum ayları Ocak- Şubat Oğlakların sütten kesim zamanı (7-8 ay) Ağustos- Eylül Oğlakların pazarlama zamanı Ağustos- Eylül Ağustos-Eylül aylarında yüksek ve yazın daha serin geçen illerde teke katılarak çiftleştirilen keçiler, kışları ılık geçen sahil kesimde Ocak Şubat aylarında doğumları gerçekleşmektedir (Çizelge 2). Özellikle Şubat Mayıs ayları arasında en iyi mera koşullarına sahip kıyı bölgelerinde oğlaklar, en ekonomik şekilde yetiştirilmektedir. Oğlakların bir kısmı sütten kesimden sonra bir kısmı ise kurban döneminde pazarlanmaktadır. Çizelge 3 de, bir keçiden elde edilen oğlak, peynir ve kıl üretiminden sağlanan gelirler, hayvan başına tüketilen yem ile otlak kirası giderler verilmiştir. Gelir-gider farkı alındığı zaman hayvan başına yılda 351,65 TL gelir elde edildiği görülmektedir. Buna göre 250 başlık bir keçi sürüsünden TL/yıl brüt kar sağlandığı, bir ailede kişi başı ortalama aylık gelirin en az 898,45 TL olduğu hesap edilmiştir ( TL/6 kişi)/12 ay). Hayvan sayısı artıkça elde edilecek gelirin de artacağı söylenebilir. Elde 138
153 edilen bu değer, kişi başı asgari ücretin yaklaşık 600 TL olduğu Türkiye de keçiden sağlanan üretimin ekonomik değerinin yüksek olduğunun göstermektedir. Çizelge 3. Keçi üretiminin ekonomik analizi Gelirler Birim Fiyat Değeri (TL) Oğlak 1,2 baş Peynir 25 kg Kıl 1.5 kg 0,75 1,125 Toplam 355,125 Giderler Yoğun yem (sınırlı) 1 kg 0,6 0,60 Kaba yem 1kg 0,5 0,50 Arazi kirası 2,276 da 1,043 2,37 Toplam 3,47 Keçi Başına Brüt Kar 351,655 Sürü Başına Brüt Kar (250 başlık sürünün %70 inin kullanılacağı ve bir keçinin 5 yıl sonra 90 TL ye satılacağı varsayıldığında) [(351,655+(90/5))*250]*0,70 = TL Yatağan yöresine 5-6 yıl önce çevre illerden (Denizli Uşak, Afyon Isparta, Burdur) yaklaşık keçi ile birlikte 100 kadar göçer aile göç ederken, bu gün baş keçi ve yaklaşık 30 aile göç etmektedir. Orman arazisi olarak kullanılan alanların yasaklanması, göç yollarında yaşanan sıkıntılar ve uygulanan ağır para cezalarından dolayı birçok aile göçerliği ve keçi yetiştiriciliğini bırakmıştır. Göçerliğe devam edenler ise sürü büyüklüğünü yaklaşık 800 baştan 200 başa kadar azaltmıştır. Benzer azalış ülke genelinde de gözlenmekte ve azımsanamayacak orandadır. Yatağan ilçesi kıl keçi sayısı başın üzerindedir. Bu sayının bir kısmı, halen aktif olarak göç eden sürülerden, önemli bir kısmı ise son yıllarda göçerliği bırakmış ilçeye yerleşen keçi yetiştirici sürülerinden oluşmaktadır. Bu aileler, orman kenarlarına kurulan çadırlarda yaşayarak geleneksel yetiştirme sistemlerini devam ettirmektedir (Anonim 2010). Türkiye nin bazı bölgelerinde göçer keçi yetiştiriciliği yapan ailelerin yerleşik hayata geçmeleri için çalışmalar yapılmıştır. Yerleşik hayata geçip farklı iş seçeneği olmayan aileler yerleşik olarak keçi yetiştiriciliği yapmaya devam etmiş ancak hayvan otlatacak yeterli alana sahip olmadıklarından mağdur duruma düşmüştür. Özellikle masrafsız, ek besleme yapılmadan tamamıyla doğal, ülkenin en değersiz çalılık ve makilikten oluşan hiçbir hayvanın değerlendiremeyeceği, yasal olarak orman ya da hazine arazisi olarak geçen alanlarda otlatılan kıl keçilerinden sağlanan üretimin, ülke ekonomisine sağladığı katkı göz ardı edilmektedir. Birçok ailenin en iyi yapabileceği işi ve tek geçim kaynağı ellerinden alınmaktadır. Bunun yanı sıra yüzyıllardır süre gelen tarihsel göçer kültürü ve gelenekleri de yok edilmektedir. Avrupa Birliği nde keçi yetiştiriciliğine büyük önem verilmektedir. Keçi yetiştiriciliğine teşvik primi verilmekte, özellikle geleneksel yetiştiricilik yapan yetiştiricilere ise bu teşviklere ek primler de ödenmektedir. Avrupa Birliği ne üye 10 ülkede sığır varlığı %10 139
154 azalırken koyun varlığı %17, keçi varlığı %33 artış göstermiştir (Güney, 2006). Gelişmiş birçok ülkede keçi ürünleri organik ve sağlıklı ürünler kapsamında pazarlarda yer edinmekle birlikte bazı ülkelerde ihracat ürünü haline gelmiştir (Morand ve ark., 2004; Savaş, 2008). Doğru bir şekilde yönetildiğinde, koyun ve keçi yabancı ot mücadelesinde, yangın riskinin azaltılmasında ve yaban hayatın korunması ve gelişiminde önemli etkilere sahiptir (Koyuncu, 2006). Keçinin ormana zararı onu yönlendiren insandan olduğu gerçeği unutulmamalı, ortada bir yanlış uygulama varsa bunu kökten yasaklayarak değil yanlış yapılan uygulamaların getireceği zararlıları ortadan kaldıracak tedbirler alınması en doğru yoldur. Sonuç ve Öneriler Göçer keçicilik, ekonomik açıdan bakıldığında görece yüksek gelir getirmesi yanı sıra, yüzyıllardır sürdürülen yetiştirme sistemi ve bunun şekillendirdiği geleneksel bir yaşam tarzıdır. Otlak olarak kullanılan orman alanların yasaklanması ve uygulanan ağır para cezalarından dolayı, göçer ailelerin çoğu bu iş bırakmak zorunda kalmış ve bir kültür yok olmanın eşiğine gelmiştir. Yatağan ilçesi %70 oranında ormanlık alana sahip bir bölgedir. Çevre ve Orman Bakanlığı nın ağaçlandırma ve erozyon kontrolü seferberliği eylem planı çerçevesinde bozuk orman alanlarının ağaçlandırılma çalışmaları 2012 yılında tamamlanması hedeflenerek başlatılmıştır. Ancak bu alanlar içerisinde birçok alan ağaçlandırmaya uygun değildir. Bu alanların erozyona karşı korunması amacıyla keçilerin tüketebilecekleri yapıda bitkiler ekilerek ıslah edilmesi daha ekonomik ve ekolojik bir yaklaşım olacaktır. Yatağan ilçesi ormanlık alanlara bakıldığında, ormanın maden ocakları tarafından çok büyük oranda tahribatının gerçekleştirildiği görülmektedir. Orman kaynaklarına yalnızca ekonomik değil, ekolojik yaklaşılmalı, makilik alanların, bozulmuş orman arazilerinin planlı ve düzenli keçi otlatılmasına açılmaları durumunda ormanlara kesin bir faydası olacağı gibi keçi sayısında ve veriminde de artış sağlanacağı düşünülmelidir. Koruma ve kullanma dengesinin iyi kurularak içersinde otlatmanın da bulunduğu sürdürülebilir bir ormancılık politikası geliştirilmelidir. Bölgede göçer keçiciler için uygun alanlar belirlenerek meralar ve mera güzergâhları, keçi yetiştiricileri için sabitlenmeli ve buraların kullanımı için yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Belirlenen bu alanlara su ve diğer temel bazı ihtiyaçların giderilmesi için alt yapılar oluşturulmalıdır. Turizm bölgesi olması nedeniyle son yıllarda ilçe hayvan sağlık zabıta komisyon kararları ile göçer sürülerin bazı ilçelere girişlerinin yasaklanarak bu üretim dalının yok edilmesi yerine, bazı düzenlemeler ve desteklerle, doğa turizmi ve doğal üretim altında ilçe turizmine kazandırılması için çalışılmalıdır. Keçi yetiştiricilerinin ağaçlandırma ve ormanların önemliliği konusunda eğitilmesi, gelişmesini henüz tamamlamış fidelerin ve ağaçlandırma çalışımlarının yapıldığı alanların korunması için bilgilendirilmelidir. Göçer keçi yetiştiricilerinin örgütlenmesi sağlanarak doğal üretim sistemlerini sürdürmeleri teşvik edilmelidir. Bu sürülerin tanımlanması ve mevcut koşular altında en yüksek verimin sağlanması için ıslah çalışmaları yapılmalıdır. Kaynaklar Anonim Hayvansal Üretim. Türkiye istatistik kurumu (TÜİK), sayı: Anonim Muğla ili Yatağan ilçesi keçi ve yet. Sayısı. Yatağan Tarım İlçe Müdürlüğü Kayıtları. Anonim 2008a. Çevre ve Orman Bakanlığı 2008 Yılı Faaliyet Raporu. ( ) 140
155 Darcan, N., Budak, D., Kantar, M., 2005: Characterization of Goat Production in East Mediterranean Region of Turkey Journal of Biological Sciences 5 (6): Dellal, G., Eliçin, A., Tuncel, E., Erdoğan, Z., Taşkın, T., Cengiz, F., Ertuğrul, M., Söylemezoğlu, F., Dağ, B., Özder, M., Pehlivan, E., Tuncer, S.S., Kor, A., Aytaç, M., Koyuncu, M Türkiye de Hayvansal Lif Üretiminin Durumu Ve Geleceği. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildirileri, Ocak S: , Ankara. Ertuğrul, M., Savaş, T., Dellal, G., Taşkın, T., Koyuncu, M., Cengiz, F., Dağ, B., Koncagül, S., Pehlivan, E Türkiye Küçükbaş Hayvancılığının İyileştirilmesi. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildiriler, Ocak S: , Ankara. Güney, O., İşletmeler çevresel Denetim Altında Tutulursa Keçinin Ormana Zararı Önlenir. Hasad Hayvancilik, 255, pp:14. Kaymakçı, M., Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi değerlendirme ve öneriler raporu. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Bornova, İzmir. Kaymakçı, M, Eliçin, A., Işın, F., Taşkın, T., Karaca, O., Tuncel, E., Ertuğrul, M., Özder, M., Güney, O., Gürsoy, O., Torun, O., Altın, T., Emsen, H., Seymen, S., Geren, H., Odabaşı, A., Sönmez, R Türkiye Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği Üzerine Teknik Ve Ekonomik Yaklaşımlar. Türkiye Ziraat Mühendisliği 6. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak, , Ankara. Kaymakçı, M., Taşkın, T., Türkiye Süt Keçisi Geliştirme Yolları. Tayek/Tuyap Toplantısı Nisan, 2006 Yılı Hayvancılık Grubu Bilgi Alışveriş Toplantısı Bildirileri, Yayın No 122, Menemen, İzmir. Kaymakçı, M., Özkaya, T., Ortaş, İ., Taşkın,T., Önenç, A., Atalık, A Türkiye Tarımsal Araştırma Alanı İçin Stratejik Yaklaşımlar. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildirileri, Ocak s: , Ankara. Kaymakçı, M., Taşkın, T., Mutaf, S., Kumlu, S., Yalçın, S., Koşum, N., Koyuncu, M., Ün, C., Önenç, A., Karaca, O. 2010a. Türkiye Damızlık Üretim Stratejisi. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Bildirileri, Ocak S: , Ankara. Kaymakçı, M., Taşkın, T., Koşum, N. 2008, Kıl Keçisi Günah Keçisi mi?. Hasad Hayvancılık Temmuz- Ağustos, 24: Koyuncu, M., 2006: Ekolojik Denge Unsurlari Koyun ve Keçi. Hasad Hayvancilik 255,pp: 40. Morand Fehr, P., J.P., Boutomet,C. Devendra, J.P., Dubeuf, G.F. W. Haeinlein, P., Host, l. Mowlem, j. Capote, 2004: Strategy for Goat Farming in the 21 st. Century. Small Ruminant Research 51: Savaş, T Türkiye de sut keciciliginde son yillardaki gelismeler. zootekni.comu.edu.tr/ fayda/kecigelismeler.pdf. (2009) Şengonca, M Keci Yetistirme. Ege Universitesi Matbaası,, s: 2. Bornova, İzmir Şengonca, M., Koşum, N., 2005 Koyun ve keçi yetiştirme (Keçi yetiştirme ve ıslahı) s:12-13 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi yayınları No: 563 İzmir. 141
156 Ankara İlindeki Ankara Keçisi İşletmelerinin Yapısal Durumu ve Geliştirilme Perspektifleri İrfan DAŞKIRAN 1, Nazan KOLUMAN DARCAN 2, Soner ÇANKAYA 3 1 Birleşmiş Milletler, Gıda ve Tarım Örgütü, Orta Asya Alt Ofisi, Ankara 2 Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Adana 3 Ondokuz Mayıs Üniversitesi. Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Samsun Ankara keçisi, ülkemize 13.yy da Anadolu ya göç eden Türk boyları ile giriş yapmış, zaman içerisinde lokalize olduğu Ankara ve civarındaki klimatolojik özelliklere bağlı olarak sahip olduğu morfolojik ve fizyolojik ırk özelliklerini kazanmıştır. Ankara keçisinin temel verimi olan en tiftik (moher) yumuşak, parlak, beyaz ve kemp kıl içermeyen değerli bir hayvansal lif olup uzun yıllar boyunca Türkiye ekonomisi için önemli bir döviz kaynağı olmuştur. Moher üretimi bakımından önemli bir süre tekel durumunda olan Türkiye, 1960 lı yıllarda 6 milyon baş civarında hayvan varlığına sahipken zaman içerisinde bu avantajını kaybetmiş, politik, bakım besleme ve değişen pazar koşullarına uygun çözüm önerileri geliştiremediği için ve Güney Afrika Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri nin ardında yer almaya başlamıştır. Bu çalışma, günümüzde Ankara keçisi yetiştiriciliğinin en yoğun olarak yürütüldüğü Ankara iline bağlı 5 ilçede yürütülmüş ve araştırma kapsamında toplam 100 Ankara keçisi yetiştiricisi anketlere verdikleri cevaplarla değerlendirilmiştir. Çalışma, mevcut yapısal analiz, sosyo-ekonomik durum, pazarlama olanakları, ürün çeşitliliği ve politik yaklaşımlar üzerine yoğunlaşmıştır. Buna bağlı olarak mevcut yapısal ve sosyo-ekonomik durumun ortaya konulması açısından bu çalışma, bir güncel teknik analiz olma özelliğini taşımakta ve geliştirilecek öneriler ile gelecekte Ankara Keçisi yetiştiriciliği için yeni perspektifleri tartışmaya açılmasını da mümkün kılabilecektir. Anahtar kelimeler: Ankara keçisi, teknik analiz, sosyo-ekonomik durum, gelişme perspektifleri The Structural Situation and Improving Perspectives of Angora Goat Farms in Ankara Province The Angora goat was carried by Turkish tribe from central Asia on thirteen century and Angora goat s morphological and breed characteristics were formed depend on Ankara region climate conditions in a long period. The mohair, which is the main yield of Angora goat, is bright, white, and soft and it doesn t include kemp fleece and mohair was very important animal fiber until 1970s for Turkey. In addition, mohair was very important part of Turkish export trade. Turkey had 6 million head Angora goat until 1960 but goat population size has been started reducing rapidly and Turkey lost mohair production advantage and they have not implemented a new strategy and not produced alternative production system and couldn t support to Angora goat breeders. Because of Turkey breeders did not adapted to new market conditions and were not enough income from goat breeding, Turkey has been taking place 3rd line in Angora Goat Breeding following of USA and South Africa. This research was arranged in Angora goat breeding place which has more extensive breeding in 5 counties with 100 breeders and was assessed breeders answers in the survey. This research focused on angora farms economic structure, marketing conditions of breeders, product ranges and socio-economic situation and current technical analysis of farms. On the other hand, the main purpose of this research is update of Angora goat farms active situation and produces some solution to Angora goat farms problems and breeders economic necessities. At the same time, some new discussion will be opened for new opportunities and perspectives for improving via this research. Keywords: Angora goat, technical analysis, socio-economic structure, improving perspectives Giriş Türkiye de Ankara keçisi yetiştiriciliği 13.yy da Anadolu ya göç eden Türk boylarının beraberlerinde bu narin hayvanı getirmeleriyle başlamıştır (Batu, 1940). Zaman içerisinde adını aldığı Ankara ve civarındaki klimatolojik özellikler Ankara keçisine çeşitli ırk özellikleri kazandırmış ve uzun yıllar ülke ekonomisine önemli bir döviz kaynağı oluşturmuştur. Uzun bir süre tekel durumunda olan Türkiye 1960 lı yıllarda 6 milyon baş civarında hayvan varlığına sahipken zaman içerisinde bu 142
157 avantajını kaybetmiş ve Güney Afrika Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri nin ardında yer almaya başlamıştır (Daşkıran, 2000). Sanayi devrimini takiben tekstil sanayindeki hammadde talebinde sentetik liflere olan talep, modaya bağlı olan tiftiğin de önemini kaybetmesine neden olmuştur. Ankara keçisi yetiştiricileri ilk olarak tiftiğin yeterince fiyat bulamamasına çözüm olarak tali verimlerden et verimini artırarak zararlarını karşılamak için sürülerine kıl keçi tekesi katmaya başlamışlardır. Bu olumsuz koşullar Ankara keçisi sayısını günümüz de 200 bin baş seviyesine taşımıştır (Anonim, 2005). Zaman içerisinde hızla azalan Ankara keçisi varlığımızı ve buna bağlı olarak tiftik miktarı, desteklemelerin olmadığı yıllarda da doğal olarak hızlı azalışını devam ettirmiştir. Desteklemelerin yeniden başlaması ile keçi sayısı ve tiftik üretim miktarındaki azalma bir miktar hız kesmişse de bu seviye arzulanan hedeflerden çok uzaktır Hayvan Sayısı (baş) Yıl Şekil 1. Türkiye Ankara Keçisi varlığının son yılları arası değişimi (TÜİK, 2005) Materyal ve Yöntem Bu çalışma, halen Ankara keçisi yetiştiriciliğinin en yoğun olarak yapıldığı Ankara iline bağlı 5 ilçede (Polatlı, Ayaş, Beypazarı, Nallıhan, Güdül) yürütülmüştür. Seçilen 5 ilçenin her birinden tesadüfî örnekleme yöntemiyle 20 yetiştirici olmak üzere toplam 100 Ankara keçisi yetiştiren işletme anketlere verdikleri cevaplarla değerlendirilmiştir. Bulgular ve Tartışma Ankara Keçisi Yetiştiren İşletmelerin Yapısal Özellikleri Ankara keçisi yetiştiren işletmelerin arazi varlıkları, çalışmanın yapıldığı 5 ilçede 101,69 da ile 176,53 da arasında değişmektedir(çizelge 1). Türkiye de tarım işletmelerinin sahip olduğu arazi varlığı 1950 yılında 77 da iken 2001 yılı Genel Tarım sayımı Tarımsal işletmeler anketi geçici sonuçlarına göre 61 da seviyesine gerilemiştir (Akman, 2006). Anket yapılan ilçelerde işletmelerin sahip olduğu arazi büyüklükleri 100 da civarında olup ortalamanın nispeten üzerindedir. Ankara keçisi yetiştiren işletmelerin sahip olduğu arazilerin niteliklerine bakıldığında tüm ilçelerde kuru tarla tarımının hâkim olduğu göze çarpmaktadır. 143
158 Çizelge 1. İşletmelerin yapısal durumlarına ilişkin göstergeler İlçeler Araştırılan Özellik Polatlı n:20 Ayaş n:20 Güdül n:20 Beypazarı n:20 Nallıhan n:20 Ort. Arazi (da/işletme) Ort. Parsel Sayısı Ort. B.Baş Hay. Sayısı 7.57 a 5.88 ab 3.63 b 4.06 b 5.18 ab Ort. Küçükbaş Hay b a a ab b Say. Ort. Kanatlı Hay. Sayısı c b b 9.25 c 8.67 c Ort. Kovan Sayısı b 2.75 b a 6.25 b Çalışmanın yürütüldüğü ilçelerde diğer hayvan türleri incelendiğinde ağırlıklı olarak küçükbaş hayvancılığın yapıldığı görülecektir. Bölgenin step olması koyunculuğa, özellikle de Ankara keçisinin yoğun olarak yetiştirilmesine olanak tanımaktadır. İşletmelerdeki küçükbaş hayvan varlığı ilçelere göre baş arasında değişmektedir. Çalışma sonucu, anket uygulanan işletmelerde ekonomik koşulların zorlamasıyla keçi yetiştiriciliği yerine koyun yetiştiriciliğinin her geçen gün arttığı belirlenmiştir. Bu tercihi, koyunculuktan elde edilen ekonomik getirinin keçiye göre daha fazla olması belirlemektedir. Ankara Keçisi Yetiştiren İşletmelerde Sürü Yönetimi Araştırmaya konu ilçelerde Ankara keçisi yetiştiriciliği yapan işletmelerin hayvan varlığı açısından karşılaştırması yapıldığında, Güdül ilçesi 209 baş keçi ile en fazla işletme başına keçi varlığına sahip olduğu belirlenmiştir. Nitekim Tiftikbirlik kayıtlarına göre en fazla tiftik alım yapılan ilçelerin başında yine Güdül ilçesi gelmektedir. Ankara keçileri Aralık-Mart ayları arasında ağıla alınmakta arta kalan süreyi merada geçirmektedirler. Çalışmaya konu olan ilçelerin tümünde mera mevcut olup meraya ek olarak sürüler anızda otlatılmak suretiyle de besin maddesi ihtiyaçlarını karşılama yoluna gitmektedirler. Burada en önemli sıkıntı tüm Türkiye de olduğu gibi keçi orman ilişkileri açısından yaşanmaktadır. Bu anlamda sürdürülebilir bir keçi orman ilişkisi içeren projelerin acilen devreye sokulması gereklidir. Anket çalışması yapılan tüm ilçelerdeki yetiştiriciler ağırlıklı olarak Aralık-Mart ayları arasında ek yemleme yaptıklarını beyan etmişlerdir. Türkiye Ankara keçisi yetiştiriciliğinin en büyük sorunlarından birisi sürülere kıl keçi tekesi katılmasıdır. Üreticinin gelirlerini artırmak amacıyla başvurduğu bu yöntem, tiftik kalitesini bozmuş ancak üreticiye beklenen gelir artışını sağlamamıştır. Çizelge 2 incelendiğinde Ayaş ilçesi dışında tüm ilçelerde Ankara keçisi sürülerine kıl teke katıldığı görülecektir. İlçeler arasında en fazla kıl teke katan Nallıhan ilçesi yetiştiricileri olup %31.6 sı sürülerine kıl keçi tekesi kattıklarını beyan etmişlerdir. Ankara Keçisi Yetiştiren İşletmelerde Sosyo-Ekonomik Göstergeler Ankara keçisi yetiştiricilerinin eğitim seviyesi diğer hayvancılık faaliyetleri ile iştigal edenlere oranla kısmen daha yüksektir (Darcan, 2005). Nitekim üzerinde çalışılan ilçelerde yetiştiricilerin %55-95 seviyesinde ilkokul mezunu oldukları ve Ayaş ilçesindeki yetiştiricilerin %25 nin lise seviyesinde eğitim aldıkları belirlenmiştir (Çizelge 3). 144
159 Çalışma sonucu Ankara keçisi üreticilerinin temel verimi tiftik olan Ankara keçisini hangi amaçla yetiştirdikleri de belirlenmeye çalışılmıştır. Sadece Beypazarı ilçesinde yetiştiricilerin %50 si ana verimi tiftik için Ankara keçisi yetiştirdiğini belirtirken yapağı+damızlık ve et verimi için üretenlerin oranı %10-95 arasında değişmiştir. İşletmelerde damızlık satışı için bir uzmanlaşma olmayıp genelde ihtiyaç fazlası hayvanlar et üretimi için kasaba satılmaktadır. Ankara keçisi yetiştiriciliğinde gerek nitelikli çoban bulunamayışı gerek ücretlerin yüksek oluşu yetiştiricinin en önemli problemlerinden birisidir. Araştırmanın yürütüldüğü 5 ilçede çoban ücretleri YTL arasında değişmekte olup bu ücrete çobanın yemek ve diğer giderleri dâhil değildir. Çobancılık mesleğinin toplumda itibar görmeyişi genç kuşakların bu mesleği tercih etmemesi nitelikli çoban bulmayı güçleştirmekte, çoban ücretlerini ise yükseltmektedir. Türkiye koşullarında özellikle tarım kesiminin eğitim düzeyi düşünüldüğünde sosyal güvence fikrinin ve olanaklarının yaygınlaşamadığı görülür. Bununla birlikte araştırmanın yürütüldüğü ilçelerde Ankara keçisi yetiştiricilerinin özellikle sosyal güvence olarak Bağkur lu oldukları görülmüştür. Sosyal güvence fikrinin Ankara keçisi yetiştiricileri arasında yer bulması yetiştiricilerin Tiftikbirlik gibi bir üretici örgütüne üye olmaları ile de yakın ilişkilidir. Sonuç ve Öneriler Ankara keçisinin sayısal varlığının azalmasının önüne geçmek ve yetiştiricinin ekonomik gelir seviyesini yükseltmek için alınması gerekli tedbirler aşağıdaki gibi sıralanabilir. Ankara keçisinin Türkiye nin önemli bir gen kaynağı olduğu kamuoyuna medya aracılığı ile ve düzenlenecek etkinlikler ile duyurulmalıdır. Ankara keçisinin esas verimi olan tiftikten sağlanan gelirini artırmak üzere et veriminden sağlanan gelirin de artırılması yoluna gidilmelidir. Anket çalışması yapılan ilçelerden Beypazarı ndan alınan bilgiler geçmiş dönemlerde yetiştiricilerin erkeç pastırması yaptıkları yönündedir. Zaman içerisinde yetiştiriciliğin azalması ile birlikte bu türlü geleneksel ürünlerde ortadan kalkmıştır. Konunun sosyolojik ve kültürel boyutunun da ele alınarak yeniden Ankara keçisi erkeçlerinden elde edilen pastırmaların üretimi konusunda çalışmalar yapılmalıdır. Ankara keçisi keçi orman ilişkileri açısından geçmişte olduğu gibi günümüzde de büyük bir sıkıntı içerisindedir Sayılı Orman Kanunu'nun orman alanlarında hayvan otlatmacılığını düzenleyen 19. Maddesi, keçiyi ekosistemin bir parçası olarak görmekten ziyade adeta düşmanı ilan etmiş ve her ne pahasına olursa olsun yok edilmesi gerektiği şeklinde algılanmıştır. Sürdürülebilir bir keçi orman ilişkisinin somut projelerle hayata geçirilmesi için yapılacak yasal düzenlemelerle Ankara keçisi yetiştiricilerine ormanı bir yandan korurken bir yandan da keçi yetiştiriciliğini sürdürebilme olanakları yaratılmalıdır. Ankara keçisinin esas verimi olan tiftik Devlet desteklemeleri ile birlikte Tiftikbirlik tarafından satın alınmakta, yurtiçi ve yurtdışı pazarlara pazarlanmaktadır. Devlet destekleri yıllara göre değişmekte, üreticinin masraflarını karşılamaya kısmen yardımcı olmaktadır. Tiftiğe yapılan destekleme yönteminin farklılaştırılması soruna kalıcı çözümler sağlayabilecektir. Örneğin, tekstil sanayine ürünlerinde belirli miktarlarda tiftik elyafı kullanmaları durumunda sağlanacak düşük KDV oranları veya vergi muafiyetleri tiftiğe olan ilgiyi artırabilecektir. 145
160 Ankara keçisi yetiştiriciliğinin halen ilgi gördüğü ilçelerden (Beypazarı, Ayaş, Polatlı gibi) başlamak üzere tiftikten elde edilen el yapımı hediyelik eşya ve kültürel dokuma el sanatları üretimin desteklenmesi ile gerek yöredeki özellikle kadın işgücünün üretime kazandırılması gerek kaybolan el sanatlarının canlandırılması sağlanmış olacaktır. Kamu araştırma enstitüleri ile Üniversiteler saha önceliklerini dikkate alarak yüksek verimli damızlık elde etmek için ıslah çalışmaları yürütmelidirler. Ankara keçisi yetiştiricileri uzun yıllardır Tiftikbirlik çatısı altında örgütlenmiş durumdadırlar. Yetiştiricilerle yapılan görüşmeler sonucu birliğin yeniden yapılanmaya gitmesi gereği adeta bir zorunluluk olmuştur. Tiftikbirliğin yetiştiricilerine ihtiyaç dönemlerinde aşı, ilaç, yem vb. giderleri için bir finans sistemi oluşturmalıdır. Ankara keçisinin hızla azalışı karşısında Tarım Bakanlığı uygulamaya koyduğu destekleme politikaları ile azalışın hızını kesmeyi başarmıştır. Ancak bu duraklama geçicidir. Bu bağlamda bakanlık bünyesinde gerek yetiştiriciler ve birlik ile koordinasyonu sağlayacak gerek Ankara keçisinin geleceği konularında politikalar üretebilecek bir Ankara Keçisi Masası/Şube Müdürlüğü kurulması yararlı olacaktır. Kaynaklar Akman, N Türkiye nin Hayvansal Üretimi. TDSYMB Yayınları. No:4. Ankara. Anonim, Türkiye İstatistik Kurumu. Batu, S.1940.Ankara keçisinin tarihi ve menşei hakkında bir tetkik.t.c.yüksek Ziraat Enstitüsü çalışmaları:55. Darcan, N., Budak, D., Kantar, M., Technical analysis of small ruminant production at Taurus Mountainous area. Journal of Biological Sciences Vol.5, No.8, November-December, Daskiran, I., A research on various descriptive breed characteristics of Angora goat. Msc Thesis, Graduate School of Natural and Applied Sci., Dept. of Anim Sci. of Ankara University, Ankara- Turkey, 69p. 146
161 Sözleşmeli Süt Keçisi Yetiştiriciliği: Bolana Modeli Orhan BULUT Bolu Kaliteli Yem San. A.Ş., Bolana Keçi Sütü Ürünleri, Bolu Bolu Kalite Yem Sanayi AŞ. iştiraki olan Bolana Keçi Süt Ürünleri işletmeleri yaşamına 2000 yılında başlamıştır. Yaklaşık iki yıllık bir araştırma dönemi sonrasında uygun ırk seçimiyle beraber ilk keçiler Bolu muza getirilmiştir. Sözleşmeli keçi yetiştiriciliği, Bolana nın amacı Sağlıkla ilgili her geçen gün yeni bir özelliği keşfedilen KEÇİ SÜTÜ elde etmek için entansif bakım koşullarında, otlatma yapmaksızın, kapalı alan ve açık gezinme alanında, üreticinin elinde mevcut bulunan ve inek yetiştiriciliği için kullanılamayan kapalı alanlardan ve yine üreticinin kendi üretiminden elde ettiği yem bitkilerinden yararlanarak hijyenik keçi sütü elde etmek ve bu sütü işlemek. Bu işletme anlayışı dâhilinde yöre çiftçisinin elindeki atıl kapalı alanları değerlendirmek ve bu alanlardan çiftçiye ek gelir sağlamak ve ülkemize güzel bir işletme kazandırmak çabası içerisindeyiz. Sütün bildiğimiz yararları yanında keçi sütünün bilimsel araştırma ve gerçeklerle saptanmış güvenilir gözlemlere dayanan üstünlüklerini şöyle sıralayabiliriz: 1. Keçi sütünün yağ molekülleri daha ufak ve proteininin oluşturduğu pıhtı daha yumuşak olduğu için sindirimi inek sütünden daha kolaydır. 2. Keçi sütü proteininin kolay hazmı, bebeklerin beslenmeleri, hasta ve sakat kimselerin diyetlerinde pratik ve özel bir yere sahiptir. 3. Keçi sütünün kolay hazmı bebeklerde normal olarak zaten zor olan sindirim ve yetişkinlerde de ketozis ve karaciğer hastalıklarında ayrı bir önem taşır. 4. Stres-gerginlik, sinirsel nedenlerle hazımsızlık ve kabızlık durumlarında da keçi sütünün kolay hazmı ve yüksek B1 ve B2 vitamin içeriği yararlı olmaktadır. 5. İlaçların kullanılmasını gerektiren hazım sorunlarında ve peptik ülserlerin tedavisinde keçi sütünün yüksek buffer özelliği yarar sağlar. 6. Keçi sütünün yüksek fosfat içeriği, ülkemiz gibi yeterince et ve balık tüketemeyen toplumlarda beslenmeye önemli bir katkı sağlar. 7. Özellikle bebeklerde sık görülen ve ani ölümlere de neden olabilen inek sütü ve ürünlerine olan alerjik durum keçi sütleri için geçerli değildir. Bu nedenle keçi sütü ve mamulleri bu gibi kişilerin beslenmesinde yardımcı olabilir. 8. Keçi sütü bileşimi, bebek beslenmesinde sulandırılarak verildiğinde inek sütünden daha fazla olarak anne sütüne benzer yapıdadır. 9. Keçi sütünün düzenli olarak tüketilmesinin, egzama, astım, sindirim rahatsızlıkları, varisle ilgili bazı rahatsızlıkların ve alerjik durumların tedavisinde yararlı olmaktadır. Bu nedenle birçok Avrupa ülkesinde keçi sütünden yapılan mamuller özel sağlık dükkânlarında (Health Shop) özel fiyatlarla satılmaktadır. 10. Keçi sütü genellikle diğer sütlerden daha az mikroorganizma içerir. Ayrıca kokusuz ve beğenilen özellikte keçi sütü üretilebilir ve üstün nitelikli değerli süt ürünlerine işlenebilir. Ülkemizde keçi yetiştiriciliği, büyük bir çoğunlukla orman içi ve kenarı köylerdeki yoksul insanlarımızca yapıla gelmektedir. Buna ilaveten, besleme değeri son derece düşmüş olan mera alanlarında da keçi yetiştiriciliği söz konusudur. Ülkemizdeki keçi yetiştiriciliği temelde kıl keçi (karakeçi) yetiştiriciliği olarak yürütülmektedir ve 147
162 dolayısı ile Türkiye deki keçi yetiştirme sistemi ve keçi ürünleri de kıl keçi ile karakterizedir. Kıl keçisi Anadolu nun yerli keçi ırklarındandır. Hemen her bölgeye adapte olmuş, kanaatkâr, son derece dayanıklı hayvanlardır. Sütçü bir ırk olmamasına karşın, et üretiminin yanı sıra, sütü de yetiştiriciler için önemlidir. Laktasyon süt verimi Kg arasında değişirken laktasyon süresi ise, gün arasında değişir. İkizlik oranı düşüktür. Yukarıda kısaca değinilen a)ırksal özelliklerine (kanaatkâr, dayanıklı, adaptasyon gücü yüksek, verimler düşük), b) yetiştirilme çevresine (makilik-fundalık ve ormanlık alanlar veya besleme gücü düşük zayıf meralar) ve c) yetiştiricilerinin sosyal ve ekonomik seviyelerine (eğitim düşük, maddi olanaklar son derece kısıtlı) dikkat edildiğinde, yetiştirici-yetiştirilme çevresi (koşullar) - ırk özellikleri arasında tam ve gerçekçi bir uyum olduğu açıklıkla görülmektedir. Ancak, üretim koşullarının zorunluluğu ile sağlanan ve temel üretim koşullarına ek olarak, pazar ağlarının yetersizliği, yetiştiricilerin örgütsüzlüğü ile fazlasıyla desteklenen bu olumsuzlukların uyumluluk durumu, gittikçe kötüleşen etkileşimler dizini oluşturmaktadır. Yetiştiricilerin ekonomik yetersizlikleri nedeniyle, hayvanların beslenme açısından tamamen doğal ortama bağlı olmaları, hayvanların bireysel verimlerinin düşüklüğü nedeniyle daha fazla hayvanla üretim yapma zorunluluğu, aslında sürdürülemez bir keçi yetiştirme sisteminin en temel göstergelerindendir. Dünyamızda hızla artan nüfusla birlikte kirlenen ve giderek kıtlaşan kaynaklar nedeniyle, ülkelerin gıda güvenliği ve gıdada kendi kendine yeterliliği, dolayısıyla tarımın önemi artmaktadır. Ülkemiz sahip olduğu kaynaklar açısından tarımda yüksek potansiyeli olan bir ülke olması, tarıma elverişli geniş toprakları, bu sektörde istihdam edilen nüfusunun büyüklüğü ve beslenme ile doğrudan ilişkisi açısından tarım, ekonomimizin can damarıdır. Ülke kalkınması açısından sahip olunan bu yüksek potansiyelden, yakın zamana kadar süregelen yoğun ancak etkisiz müdahaleler nedeniyle gereği gibi yararlanılamamıştır. Tarıma aktarılan kaynağın tamamı çiftçimizin eline geçmemiş, verilen desteklerden küçük ve orta ölçekli işletmeler yeterince yararlanamamıştır. Tüm bu gerçeklerden hareketle, uygulanan programlar çerçevesinde Bolu Kalite Yem San. A.Ş. tarımsal gelişimin kırsal alanda, doğal kaynakların korunmasını dikkate alarak katılımcılığı sağlayan, mevcut yerel olanakları ve modelleri geliştiren, istihdam yaratma potansiyeli olan, üretici gelirlerini artıran ve çeşitlendiren, özellikle köylerdeki kadın nüfüsun eğitim ve girişimcilik düzeyinin yükseltilmesini teşvik eden, tarıma dayalı küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelişmesini ve yaygınlaştırılmasını esas alan Keçi Sütü Üretim ve İşleme Projesi ile bugüne kadar tarım ve hayvancılık konularındaki tecrübeleriyle ülkemize çok yönlü bir proje kazandırmak amacındadır. Bolu yöresinde tarım ve hayvancılığın pazar koşullarının giderek olumsuz yönde seyretmesinden dolayı köy nüfusunun gelirlerindeki azalmayı getirmiş olmasına karşın, oldukça yeni olan keçi sütü üretimine, alternatif gelir kaynağı olarak değerlendirilmesi nedeniyle köylülerce büyük yakınlık gösterilmektedir. Bazı barınakların ve yem bitkilerinin mevcut şartlarda ekonomik verimlilikten uzak olmasına karşın proje kapsamında bu değerlerinin ekonomiye kazandırılmış olacağı, 1 aileye er adet verilmesi planlanan oğlaklar ile ilk etapta sözleşmeli üretici olarak aile, kısa süre içerisinde de aileye yeni ve alternatif bir gelir yaratılması amaçlanmaktadır. Pazarı tüm dünya da olduğu gibi ülkemizde de giderek artan sağlıklı yaşam amaçlı keçi sütü ürünleri talebinin yeni olması ve rekabetinin ülkemizde halen az oluşu 148
163 nedeniyle uygun pazarlama stratejileri ile pazara entegrasyonunun sağlanmasındaki kolaylık projenin bir avantajı olarak değerlendirilmekte olup giderek artması beklenen talebin karşılanması da sağlanmış olacaktır. 149
164 Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi: Gelişmeler Özdal GÖKDAL, Okan ATAY Adnan Menderes Üniversitesi Çine Meslek Yüksekokulu, 09500, Çine, Aydın Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi Aydın ili Çine İlçesi Kavşit Köyü ve yöresinde yetiştirilen Kıl keçi sürülerinin melezleme ile süt ve döl verimlerinin yükseltilmesini amaçlamaktadır. Bu bildiride, proje kapsamında Ocak 2010 tarihine kadarki gelişmeler konusunda bilgi sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Kıl Keçi, yetiştirici koşulları, keçicilik, melezleme The Goat Breeding and Improvement Project in Kavşit Village and its Vicinity: Recent Advancements The Goat Breeding and Improvement Project in Kavşit Village and its Vicinity aims to improve both milk yield and reproductive performance of Hair goats via crossbreeding with milk goats. The project studies were carried out on Hair goat flocks in Kavşit Village and its vicinity, in the Çine of Aydın Province. This paper contains information about recent advances in the project. Keywords: Hair goat, rural conditions, goat breeding, crossbreeding Giriş Türkiye de Kıl keçi ıslahına yönelik planlamaların ve politikaların oluşturulması amacıyla, yetkilileri harekete geçirecek yöresel ya da bölgesel model projelerin ortaya koyulması gerekmektedir. Bu bağlamda birçok bilim adamı Türkiye de keçi yetiştiriciliğinin gelişmesi ve özellikle Kıl keçi ıslahı ile ilgili olarak; Kıl keçilerin uygun sütçü keçilerle melezlenerek verimlerinin artırılması gerektiğini, orman içi ve kenarı köylerde keçi yetiştiricilerinin başka seçeneklerinin olmadığını bildirmişlerdir (Güney ve ark., 2005; Kaymakçı ve ark., 2005). Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi, doğrudan yetiştirici koşullarında yürütülen ve Kıl keçilerin melez sütçü keçilere dönüştürülmesini planlı bir yaklaşım çerçevesinde ele alan az sayıdaki çalışmadan biri olması bakımından önemlidir. Aynı zamanda bu proje, Türkiye de Kıl keçi ıslahı için literatürde öngörülen (Şengonca ve ark., 1998; Güney ve ark., 2005; Kaymakçı ve ark., 2005) yaklaşımın uygulama boyutunu ortaya koymaktadır. Bu bildiride, anılan proje kapsamında Ocak 2010 tarihine kadarki gelişmeler ve geleceğe ilişkin hedefler konusunda bilgi sunulmuştur. Projenin Oluşumu, Kapsamı ve Amacı Aydın ili Çine İlçesi nde 2003 yılının son aylarında keçi yetiştiriciliğinin yoğunlaştığı Madran Dağı nda bulunan işletmelerde keçi yetiştiriciliğinin tanımlanması amacıyla yürütülen ön çalışmalarda Kavşit Köyü nün daha ileri boyuttaki çalışmaların yürütülebilmesi için uygun olduğu belirlenmiştir. Orman içi ve kenarı meralara sahip olan ve keçi yetiştiriciliğinin köklü bir geçmişe sahip olduğu bu köyde bulunan tüm sürülerde 2005 yılının ocak ayından itibaren tanımlama çalışmaları başlatılmış ve köyde bulunan 8 sürüdeki yaklaşık 1000 keçi numaralanarak kayıt altına alınmıştır. Yürütülen tanımlama çalışmaları, yetiştirme altyapısına ilişkin ayrıntılı bilgiler vermesi yanında, yetiştiricilerin sorunlarının ve beklentilerinin değerlendirilmesini sağlamış ve populasyon üzerinde ne gibi çalışmalar yapılabileceği hakkında da fikir vermiştir. Türkiye genelinde yaşanan keçi sayısındaki gerileme bu yöre için de söz konusu olmuş ve başlangıçta 8 olan keçi sürüsü, yetiştiricilerin sürülerini elden çıkarması sonucu 2005 yılında 6 ya, 2008 yılında 4 e gerilemiştir. Mevcut yetiştirme yapısı değişmediği sürece bu sağlıksız gerilemenin devam edeceği gözlenmiştir. Ön çalışmaların yürütüldüğü sırada sadece veri toplama kaygısı 150
165 güdülmeyerek, yetiştirici beklenti ve sorunlarına da gereken önem verilmeye çalışılmış ve toplantılarda melez süt keçisi yetiştiriciliğine geçilmesi konusu tartışmaya açılmıştır. Yetiştiricilerin melez süt keçisi yetiştiriciliğine ve böyle bir dönüşüm için yapılacak çalışmalara sıcak baktıkları ortaya çıkmış ve gönüllü olan yetiştiriciler çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmanın başarıyla yürütülebilmesini sağlamak üzere, Çine Kaymakamlığı, Çine Belediye Başkanlığı ve Kavşit Köy Muhtarlığı nın katkısıyla Kavşit Köyü Araştırma ve Uygulama Ağılı yaptırılmıştır. Bu süreçte konunun uzmanı akademisyenlere yöredeki yapılanma hakkında çeşitli platformlarda bilgi verilerek, öneriler ve eleştiriler dikkate alınmıştır. Proje öngörülerinin, yetiştiriciler ve yerel yönetimler ile sağlanan güven ve işbirliği ortamı çerçevesinde hayata geçirilmesi olanağı bulunduğu, kapsamının benzer özelliklere sahip civarda bulunan Çatak, Elderesi, İbrahimkavağı, Topçam, Tatarmemişler ve Mutaflar köylerini de içine alacak şekilde genişletilmesi potansiyeline sahip olduğu ortaya koyulmuştur. Yürütülmekte olan bu projenin temel amaçlarından biri, yörede orman içi ve kenarı köylerde yaygın olarak yapılan Kıl keçisi yetiştiriciliğinin çevresel ıslah boyutu ile birlikte melez sütçü keçi yetiştiriciliğine dönüştürülmesidir. Bu bağlamda proje kapsamında 1000 baş anaç keçi bulunmaktadır. Hedef populasyonun büyüklüğü ise 3000 baştır. Projenin bir diğer amacı da koşulları daha iyi olan ova işletmelerde entansif süt keçiciliğinin yaygınlaştırılmasına katkı sağlamaktır. Proje Kapsamında Yürütülen Çalışmalar ve Sağlanan Gelişmeler Proje başlangıcında yılları arasında, söz konusu populasyonda çeşitli tanımlama çalışmaları yapılmıştır (Atay ve ark., 2007, 2009; Keskin ve ark., 2007). Yine yöredeki Kıl keçilerin çeşitli verim özelliklerinin tanımlanması, melez döllerin besi gücü, karkas ve et kalite özelliklerinin belirlenmesi ve Streptococcus agalactiae nin yöredeki yaygınlığının saptanması amacıyla üç ayrı proje daha devreye girmiş ve 2010 yılında tamamlanmıştır (Atay ve ark., 2010a, b; Keskin ve ark., 2010). Türkiye de Kıl keçi ıslahında melez sütçü keçi yetiştiriciliğine dönüşümün gerekliliği ve bu dönüşümde Alpin ve Saanen gibi ırklardan yararlanmanın olası olduğu genel kabul gören görüşlerdir (Güney ve ark, 2005; Kaymakçı ve ark., 2005). Projeye de yön veren bu görüşlerden hareketle ADÜ Çine Meslek Yüksekokulu (Çine MYO) Uygulama ve Araştırma Birimi nde Saanen ve Alpin damızlıklardan oluşan bir sürü oluşturulmuştur. Bu sürü, Kavşit Köyü ve yöresindeki sürülerin melezlenmesinde kullanılan erkek damızlık materyalini sağlamaktadır. Ön çalışmalar ve melezlemeye geçiş için uygun ortamın sağlanması için geçen 5 yılın sonrasında, proje öngörülerine ve çevresel iyileştirme çalışmalarına duyarlılığı en yüksek olan Halil Sağlam isimli yetiştiricinin sürüsünde melezleme çalışmaları başlatılmıştır yılı doğum döneminde bu sürüden elde edilen melez oğlak sayısı 32 baş olmuştur yılı aşım mevsiminde ise 4 sürüde toplam 113 baş Kıl keçide melezleme yapılmış ve 2010 doğum mevsiminde yaklaşık 100 baş melez oğlak elde edilmiştir yılı için 5 sürüde toplam 200 baş Kıl keçi ve 50 baş melez keçinin melezleme programına alınması planlanmaktadır. Döllerin çevrede gösterdikleri performans ve her bir yetiştiricinin çevresel koşullara duyarlılığı, melezlemelerin ilerleyen dönemlerde işletmelere göre hangi kan düzeyine kadar yapılacağını belirleyecektir. Melezlemelerin tüm aşamalarında bruselladan ari olduğu belirlenen Kıl keçilerinin kızgınlıkları gruplar halinde senkronize edilmekte ve aşımlar Kavşit Köyü Araştırma ve Uygulama Ağılı nda kontrollü olarak gerçekleştirilmektedir. 151
166 Projenin uygulanması ile elde edilen görsel ve ekonomik sonuçlar, yörede keçiciliğe olan ilgiyi yeniden artırmıştır. Aynı zamanda gençlerde de bu ilgi uyanmıştır. Projenin uygulama sonuçlarının görülmesi ile birlikte elde edilen en önemli gelişmelerden biri de yörede keçi sürüsü sayısının azalmasının önüne geçilmiş olmasının yanı sıra geçmişte keçicilikle uğraşan kişilerin yeniden sürü sahibi olma sürecinin yaşanmasıdır. Projenin devreye girmesiyle yetiştiricilerin oğlak kayıpları azalmış, iç ve dış parazit mücadelesinin olumlu sonuç verdiği görülmüş, proje olanaklarıyla yaptırılan testlerle belirlenen brusellalı hayvanlar sürülerden uzaklaştırılmaya başlanmıştır. Kritik dönemlerde ek yemleme uygulamaları yapılmaya çalışılmakta, aşılamalar belirlenen program dâhilinde yürütülmekte ve proje ekibi tarafından izlenmektedir. Projede son dönemde sağlanan önemli bir gelişme de projenin kurumsal işbirliği sağlama işlevine örnektir. ADÜ Çine MYO, Aydın Tarım İl Müdürlüğü ve Aydın İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği tarafından Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi amaç ve hedeflerine uygun olarak hazırlanan bir keçicilik projesi, Aydın İl Özel İdaresi tarafından kabul edilmiştir. Bu proje kapsamında 25 baş Türk Saanen anaç, bir yıllık yem ve sağlık koruma giderleri de karşılanarak, ADÜ Çine MYO keçicilik işletmesine kazandırılmıştır. Proje kapsamındaki ve diğer çevre köylerdeki sürüler Aydın İli Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği ne üye yapılmaya devam edilmektedir. Proje ekibinin öncülüğünde Çine Belediyesi, Çine Gelişim Vakfı ve ADÜ Rektörlüğü arasında 2009 yılı aralık ayında bir protokol imzalanmıştır. İmzalanan protokol ile proje kapsamında yetiştirici barınaklarının iyileştirilmesi, Kavşit Köyü Araştırma ve Uygulama Ağılı nın ve ADÜ Çine MYO Süt Keçiciliği İşletmesinin eksiklerinin tamamlanması, genişletilmesi ve ek tesislerin yapılması konularında anlaşma sağlanmış ve çalışmalar başlamıştır. İmzalanan bu protokol aynı zamanda projeye kurumsal bir kimlik kazandırma ve etkinliğinin artırılması açısından da önemli bir gelişme olmuştur. Üretilecek keçi sütünün değerlendirilmesi ve pazarlanmasında Kavşit Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin aktif rol alması ve etkin bir süt üretiminin devreye girmesi ile birlikte köyde bir mandıra kurulması için çalışmalar sürdürülmektedir. Ayrıca Çine de Harun Yıkılmaz isimli yetiştirici 500 başlık entansif bir süt keçiciliği işletmesi kurmuştur. Bu işletmeye, kurulması aşamasından itibaren gereken bilgi ve teknik destek verilmeye devam edilmekte ve 2010 yılı doğum mevsimi ile birlikte bu işletmede de verim denetimleri ile diğer bazı bilimsel çalışmaların devreye sokulması planlanmaktadır. Aynı zamanda yetiştirici, halk ve konuyla ilgili kişilerin keçicilik konusunda bilgilendirilmesini sağlayacak, projeye çeşitli görüşleri ile katkı sağlayacak akademisyenler proje uygulama alanını ziyaret etmekte, çalışmalar hakkında bilgi edinmekte ve düzenlenen paneller ile önemli katkılar sağlamaktadır. Son olarak 30 Ekim 2009 tarihinde Çine Kültür Merkezi Konferans Salonunda Süt Keçisi Yetiştiriciliği konulu ve çok ilgi gören bir panel gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda proje ekibi diğer illerde bulunan yetiştirici birliklerinin talepleri doğrultusunda proje hakkında bilgi vermek üzere düzenlenen panellere de katılmaktadır. Bunların yanı sıra 2010 doğum mevsiminin tamamlanması ve yukarıda değinilen Kavşit Köyü Araştırma ve Uygulama Ağılı nın sürdürülen genişletilme çalışmaları ve eksiklerinin tamamlanmasıyla birlikte Çine Belediyesi nin katkılarıyla en iyi melez ve 152
167 Kıl keçisi oğlağını yetiştiren yetiştiricilerin ödüllendirileceği yarışmaları da içeren bir doğum şenliği düzenlenecektir. Beklenen Gelişmeler İlerleyen dönemlerde, yörede yarı entansif karakter kazanan işletmelerde melez populasyonların oluşturulması, Kıl keçilere oranla 2 3 kat daha fazla süt ve oğlak elde edilmesi, yetiştiriciler arasında örgütlü bir yapı oluşturularak elde edilen sütün kooperatif aracılığıyla toplanıp kendilerince işletilecek olan mandırada peynir olarak değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Ayrıca projeyle, Aydın, Denizli ve Muğla bölgesinin damızlık gereksiniminin de bir kısmının karşılanması mümkün olacaktır. Sonuç ve Öneriler Kıl keçisi yetiştiren işletmelere belirli sayılarda süt keçisi teke veya keçi dağıtılması, sadece genotipin iyileştirilmesinin hedef olarak belirlenmesi ve çevresel iyileştirmenin önemsenmemesi Türkiye de keçicilik sorunun çözümüne katkı sağlamayacaktır. Çalışmaların; yetiştirici koşullarında yürütülmemesi, sadece bir işletmenin kalkındırılmasının hedef alınması, kurumlar arası işbirliğine kapalı olması, yerel yönetim desteğinin sağlanamaması, pazarlama unsurunun göz ardı edilmesi, brusella gibi çeşitli hastalıkların dikkate alınmaması, projelerin sınırlı sürelerde ve tamamen bilimsel amaçlı olarak yürütülmesi ve gerçek amacına ulaşmadan projelerin sonlandırılması yaklaşımları terk edilmelidir. Kıl keçi ıslahını amaçlayan projelerin üniversiteler ve diğer kurumlarla işbirliği halinde yürütülmesi sonucunda kooperatif ve birliklerin aktif rol alması sağlanabilir ve doğrudan yetiştiriciler tarafından işletilecek bir yetiştirme, sağlık koruma, besleme, ıslah, üretim ve pazarlama modeli oluşturulabilir. Bu bağlamda yürütülen Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi nin sıralanan önerilere uygun bir model olduğu söylenebilir. Kaynaklar Atay, O., Gökdal, Ö., Eren, V. 2010a Yetiştirici Koşullarında Kıl keçilerin Kimi Verim Özellikleri. Ulusal Keçicilik Kongresi ÇOMÜ ZF Zootekni Bölümü, Haziran 2010, Çanakkale. Atay, O., Gökdal, Ö., Eren,V Kıl keçisi oğlaklarında besi gücü ve karkas özellikleri. V. Zootekni Ulusal Bilim Kongresi, k33, , Van Atay, O., Gökdal, Ö., Eren,V., Çetiner, Ş., Yetiştirici Koşullarında Kıl Keçisi Sürülerinde Oğlaklama ve Büyütme Sonuçlarına Göre Kimi Döl verimi Ölçütlerinin Belirlenmesi. 6. Zootekni Kongresi, Haziran, Poster Bildiri, Erzurum Atay, O., Gökdal, Ö., Kayardı, S., Özuğur, A.K., Eren, V. 2010b. Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) ve Kıl Keçisi oğlaklarında besi gücü, karkas ve et kalite özellikleri. Ulusal Keçicilik Kongresi ÇOMÜ ZF Zootekni Bölümü, Haziran 2010, Çanakkale. Güney, O., Kaymakçı, M., Karaca, O., Savaş, T Türkiye de süt keçisi ıslahının geleceği üzerine kimi öneriler, Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Bildiriler, Sayfa 20-25,26-27 Mayıs, İzmir. Kaymakçı, M., Eliçin, A., Işın, F., Taşkın, T., Karaca, O., Tuncel, E., Ertuğrul, M., Özder, M., Güney, O., Gürsoy, O., Torun, O., Altın, T., Emsen, H., Seymen, S., Geren, H., Odabaşı, A., Sönmez, R Türkiye küçükbaş hayvan yetiştiriciliği üzerine teknik ve ekonomik yaklaşımlar. Türkiye Ziraat Mühendisliği VI. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak 2005, Ankara. Keskin, D., Atay, O., Kırkan, Ş., Gökdal, Ö., Eren, V., Tekbıyık, S., Kaya, O Çine Yöresinde Yetiştirilen Kıl Keçilerin Sütlerinin Brucella melitensis Yönünden Taranması. I. Ulusal Zoonoz Kongresi, , Poster Bildiri, Erzurum. Keskin, D., Atay, O., Kırkan, Ş., Gökdal, Ö., Tekbıyık, S., Kaya, O Çine yöresinde yetiştirilen Kıl keçi sütlerinde Streptococcus agalactiae aranması. ADÜ BAP ÇMYO nolu proje. Şengonca, M., Koşum, N., Taşkın, T Türkiye de Kıl keçi ıslahı çalışmaları için çok amaçlı bir proje modeli. II. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi, Eylül 1998, Uludağ Üniv., Ziraat Fak., Zootekni Bölümü, Bursa. 153
168 Organik Hayvancılıkta Keçi Yetiştiriciliğinin Yeri ve Önemi A.Özge DEMİR 1, İrfan DAŞKIRAN 2 1 Y.Y.Ü.Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Zeve Kampusu, Van 2 T.K.B. Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Ankara Konvansiyonel hayvansal üretimin, kapalı barınaklarda yoğun ve kontrollü biçimde yapılması, antibiyotik ve hormon benzeri yem katkı maddelerinin hayvan beslemede kaçınılmaz kullanımı, hayvan vücudunda ve hayvansal ürünlerde oluşan kalıntılar, organik hayvancılığa yönelmede önemli bir etken olmuştur. Diğer yandan, artan nüfusun hayvansal ürünlere duyduğu ihtiyacın artması ile birlikte insanların sağlıklı ve kaliteli gıda tüketme isteği, azalan keçi yetiştiriciliğini artırmaya yönelik çözüm arayışları ile birleşince organik keçi yetiştiriciliği çalışmaları da hayvansal üretimin önemli bir parçası haline gelmiştir. Yapılan araştırmalar, düzenli keçi sütü tüketiminin, egzama, sindirim problemleri, varisle ilgili bir kısım rahatsızlıklar ile astım gibi bazı alerjik vakaların tedavisinde olumlu sonuçlar verdiğini bildirmektedir. Sağlık alanında çalışan araştırıcılar, raporlarında; ilaçla tedavide başarı sağlanamayan alerji, astım, bazı cilt rahatsızlıkları, hazım sorunları, iştahsızlık ve öksürük nöbetleri gibi birçok hastalığın tedavisinde keçi sütü kullanılarak başarı sağlandığını belirtilmektedirler. Yapısı bakımından anne sütüne en yakın ikinci süt olduğu bilinen keçi sütünün, erken yaştaki bebeklerde besin olarak kullanılması yanı sıra, özellikle bebeklerde görülen egzamaların tedavisindeki önemi büyüktür. Ayrıca, sentetik liflerin kullanımı ile alerjik hastalıklardaki artışa çözüm olarak organik elyaf kullanımı gün geçtikçe daha fazla ilgi görmektedir. Bu anlamda yerli gen kaynaklarımızdan olan Ankara Keçisi ve diğer keçi ırklarının organik koşullarda yetiştirilmesi ile elde edilecek elyafın (tiftik, kaşmir, angora) değerinin ne denli büyük olacağı açıktır. Keçi sütünden yapılan birçok ürünün Avrupa'da sağlığa yönelik ürünler sunan özel marketlerde yüksek fiyatlarla satıldığı göz önünde bulundurulursa, keçi ürünlerinin ekonomi ve sağlık alanındaki yerinin ne denli önemli olduğu daha kolay anlaşılacaktır. Avrupa nın bazı ülkelerinde tekstil sanayiinde kullanılan organik elyafın tercih edilmesi, bunun ancak organik keçi üretimi ile sağlanabileceği gerçeğini hatırlatmaktadır. Bu çalışmada Türkiye yerli keçi genetik kaynaklarının organik yetiştiricilikle sağlık ve ekonomi alanında ne denli fayda sağlanabileceğine yönelik temel yaklaşımlar tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Gen kaynağı, hayvansal ürün, kalıntı, konvansiyonel Significance of Goat Production in Organic Animal Production The conventional animal production, concentrated in indoor shelter and canceled controlled manner, antibiotic and hormone-like feed additives in animal nutrition of the inevitable use of animals and animal products in the body which remains in the organic livestock in turn has become an important factor. On the other hand, the increasing population of animal products needs to be increased in conjunction with human health and quality of food consumed desire, diminished goat farming to improve the search for solutions when combined with organic goat farming activities of the animal production is an important part has become. Research, regular consumption of goat's milk, eczema, and digestive problems, varicose veins and related to some diseases such as asthma, allergic delivered positive results in the treatment of cases are reported. Health researchers working in the field, reports, medication can not be right in the success of allergy, asthma, some skin disorders, digestive problems, loss of appetite and coughing spells in the treatment of many diseases, such as goat's milk using the right indicate success. Terms of structure in human breast milk is the second closest known dairy goat milk, for use as food for the baby in the early years, as well as particularly common in infants is of great importance in the treatment of eczema. Also, with the use of synthetic fibers increase in allergic diseases as a solution to the use of organic fibers passing day sees more interest. In this sense, our native genetic resources of the Ankara goat and other goat breeds grown in organic conditions obtained by the fiber (mohair, cashmere, angora) value will be how large is clear. Many products made from goat milk products available in Europe for health care in the private market are sold at high prices is taken into consideration, goat products in the field of health economics and how important that place will be better understood. Europe's textile industry in some 154
169 countries prefer to use organic fiber, it can be achieved only with the production of organic goat reminds reality. In this study, organic farming and genetic resources in Turkey indigenous goats in the field of health and economic benefits of how the basic approach to be sustained are discussed. Keywords: Gene supply, animal products, residues, conventional Giriş Uzun yıllar bilim dünyasında genellikle geri planda kalan ekoloji bilimi, özellikle 20. yüzyılın sonlarına doğru yaşanan nüfus artışına, buna bağlı olarak şekillenen besin maddesi açığı ve çevre kirliliği gibi sorunların etkisi ile günümüzde en önemli bilim dallarından biri haline gelmiştir (Eser, 2000; Ekiz ve Kılıç, 2001; Ak, 2002). Bu durumun oluşturduğu kaygılar, temelde doğa ile barışık ve sosyal anlamda sürdürülebilir olduğu iddia edilen bazı alternatif akımlar ortaya çıkarmıştır. Alternatif Tarım, Biyodinamik Tarım, Düşük Girdili Tarım, Doğal Tarım, Organik Tarım ve benzeri isimler ile anılan söz konusu akım ve pratikler, farklı yaklaşımlar sergileyebilmektedirler (Kara, 2001). Ekolojik olmayan gıdalar, insanlarda mide, kalın bağırsak ve pankreas kanseri, lösemi, sperm sayısının düşüklüğü ve cinsel hastalıklar, erken doğum ve konjenital (doğuştan) bozukluklar, emzirme süresinin kısalması, saç dökülmesi ve deri sorunları, mutasyon (genlerde değişikler), astım, alerji ve göz rahatsızlıklarına neden olabilmektedir (Evrensel, 2001; Türk, 2001;Yurttagül, 2001). Ülkemizde hayvancılık açısından büyük önem taşıyan Doğu Anadolu Bölgesi, tarım ve sanayi atıklarıyla kirlenmemiş olması nedeniyle önemini korumaktadır. Jonsson, (2001) ve Nielsen, (2003) e göre geleneksel (yoğun konvansiyonel) üretimde, hayvanlar daha kolay hastalandığı buna karşın bazı metabolik kökenli hastalıklar ile paraziter hastalıkların organik hayvancılıkta yoğun olarak gözlenmesine rağmen mastitis gibi üretim hastalıklarının nispeten daha az görüldüğü bildirilmektedir. Organik hayvancıkta hayvan refahı ve sağlığı üzerine yaptıkları literatür araştırması sonrasında Lund ve Algers (2003), yayımlanmış hiçbir makalede hayvan sağlığının ve refahının, paraziter hastalıklar hariç, geleneksel sistemlerden daha kötü olduğunun bildirilmediğini açıklamaktadırlar. Benzer bir açıklamada Hovi ve ark. (2003), organik hayvancılığın geleneksel hayvancılığa nazaran hayvan sağlığı ve refahı için daha büyük tehlike oluşturduğunu söylemek için yeterli kanıt bulunmadığını ifade etmektedirler. Nitekim, konvansiyonel hayvansal üretimin bitkisel kaynaklı yem ihtiyacını karşılayan konvansiyonel bitkisel üretim, gerek erozyona zemin hazırlayarak, gerek genetik modifiye edilmiş (GM) tohumları, yoğun kullanılan sentetik kimyasal gübreleri ve tarım ilaçları ile hem ekolojik dengeyi bozmakta, hem de hayvan ve insan sağlığını tehdit etmektedir (Aksoy ve Altındişli, 1998 Yalçın, 2000). Sonuç olarak hayvansal ürünlerin ihracatında yaşanan sorunlarla birlikte, iç pazarda tüketici bilinci ile alım gücü yetersiz kalmaktadır. Diğer yandan ilaç kalıntılarının zararlı etkileri yanında yem ve yem katkı maddeleri olarak kullanılan bir kısım ürünlerin daha büyük sağlık sorunlarına yol açabileceği de söylenebilir. Bu ve benzeri nedenlerden, günümüzde ulaşılan noktanın geleneksel üretim yöntemleri ile sürdürülebilir olmadığı konusu sıklıkla dile getirilen bir yaklaşımdır (Vavra, 1996). 155
170 Organik (Ekolojik) Hayvancılık Organik hayvancılık; çiftlik hayvanlarını organik yemle besleyen, doğal davranışlarının tamamını göstermelerine izin veren ancak verimi artırmak amacıyla antibiyotik, hormon benzeri hiçbir kimyasalın kullanılamadığı bir üretim şeklidir. Hayvan yetiştiriciliğinin toprak ve bitkisel üretim ile ilişkisinin kesilmesi, hayvanların kendi doğasına karşı olup, aynı zamanda hayvan yemlerinin güvenilebilir kaynaklardan karşılanmasında sorun yaşanmakta ve üretilen hayvan gübresi büyük oranda çevre kirliliğine neden olmaktadır (Pekel ve Ünalan, 1999). Nitekim Alroe ve ark. (2001), Organik tarımın temel doktrinini doğa ile uyum içerisinde çalışır olma şeklinde ifade etmişlerdir. Bu sistemde çevre ve ekonomik olarak sürdürülebilir tarımsal üretim sistemini bütünleştiren bir yaklaşım esastır. Sistemin amacı; doğal kaynakları korumak, zararlı ve hastalıklardan arınmış bitkisel ve hayvansal ürünler üretmektir (Kavas, 2001; Türk 2001; Ak, 2002). Doğal kaynakların bu sistemle değerlendirilmesinin ekonomiye, sosyal refahın yükseltilmesine ve kaynakların sürdürülebilirliğine olası katkıları bağlamında, organik tarımın ülkemiz için önemli bir atılım potansiyeli olarak da algılandığı görülmektedir (Ak, 2002). Gelişmiş ülkelerde ekolojik hayvancılığa yönelme nedenleri aşağıdaki şekilde sıralanabilir (Kristensen end Thamsborg, 2001). Tüketicilerin daha kaliteli ve sağlıklı ürünler talep etmesi Çevre dostu üretim tekniklerinin kullanılması ve cevre bilinci Sürdürülebilir hayvancılığı geliştirmek Hayvan hastalıkları ile mücadele, hayvan sağlığını koruma Hayvan refahını artırma Üreticilerin gelir düzeyini artırma Günümüzde organik hayvancılık alanındaki çalışmalarda kullanılacak bireylerin, neredeyse tamamının, entansif üretim sistemleri için geliştirilen bireylerden oluştuğu söylenebilir. Bu noktada bilim çevreleri tarafından açıklığa kavuşturulması beklenen önemli sorulardan birisi söz konusu üretim sistemleri için hangi özelliklere sahip hayvanlara gereksinin duyulduğu ile ilişkisidir (Nauta, 2001). Ülkemizde Organik Hayvancılık AB ve ABD gibi bazı gelişmiş olan ülkelerin artan talebi ile 1980 lerin başlarında üretimine başlanan organik ürünlerin tamamını bitkisel ürünler oluşturmaktadır. Zaman içerisinde üretim zincirindeki yerini alan Türkiye, özellikle büyük bir kısmı ihraç edilen bu üretim şeklini benimsemiştir. Ancak, karşılaşılması olası bazı hayvan hastalıkları sebebi ile, hayvansal ürün ihracında zaman zaman sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu ve benzeri sebepler yanında iç pazarda, tüketici bilincinin azlığı ve alım gücünün düşük olması nedeni ile organik hayvancılığın gelişimi için büyük ölçüde desteğe ihtiyaç duyulduğu söylenebilir. Türkiye de organik hayvansal üretim, bitkisel üretim kadar belirgin bir gelişme gösterememiştir. Organik bitkisel üretim 1980 li yıllarda başlarken, hayvansal üretimin 2000 yılından sonra hız kazanmaya başladığı söylenebilir. Özellikle son yıllarda ekolojik hayvancılık konusunda da sınırlı sayıda araştırma ve üretim çalışmaları başlamış ve organik süt üretimi konusunda ilk ciddi yatırım özel 156
171 sektör tarafından 2003 yılında Gümüşhane-Kelkit ilçesinde gerçekleştirilmiştir (Kaymakçı ve ark., 2004). Ülkemizde organik tarıma yönelik olarak, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından 18.Aralık.1994 tarihinde yayınlanan Bitkisel ve hayvansal tarım ürünlerinin ekolojik yöntemlerle üretilmesine ilişkin sayılı yönetmelik, 2001 yılında AB normlarına uygun olarak yeniden düzenlenerek yasa tasarısı haline getirilmiştir. Günümüzde ülkemizde ekolojik hayvancılık yapan işletme sayısı yok denecek kadar azdır. Çizelge 1 incelendiğinde, 2006 yılı ekolojik hayvan üretim verileri arasında keçi ve ürünlerine rastlanılmamaktadır. Çizelge 1. Ülkemizde ekolojik hayvancılık üretim verileri (2006) (Ak ve Kantar, 2007). Hayvan türü Çiftçi sayısı Hayvan sayısı Hayvansal ürün Üretim miktarı Süt sığırı 844 baş Süt ton Buzağı baş Et sığırı 144 baş Koyun baş Et ton Kuzu 270 baş Yumurta tavuğu adet Yumurta adet Bal ton Polen 3.25 ton Arı kovan Arı sütü 1 kg Bal mumu 580 kg Propolis 20 kg Ekolojik Hayvan Yetiştiriciliğinde Temel Kurallar: AB de ekolojik hayvan yetiştiriciliğinin kuralları 1804/99 sayılı yasayla belirlenmiş olup (Anonim, 1999: Rahmann, 2001/b; Şayan ve Polat 2001); aşağıda sıralanmıştır: Hem hayvansal üretim hem de bitkisel üretim için bir geçiş dönemi uygulanması Hayvan yoğunluğunun azaltılması Hayvan yemlerinin çiftlikte üretilmesi Genetik yapısı değiştirilmiş (GMO) bitkiler ve yan ürünlerinin yem olarak kullanılmaması Verimi artırmak amacıyla hormon ve antibiyotik vb katkı maddelerinin kullanılmaması Yetiştiricilikte hayvan refahının sağlanması Hayvan sağlığını korumak amacıyla gerekli önlemlerin alınması öngörülmektedir. Ekolojik hayvancılık yapan bir işletmenin hayvan sayısı işletmenin arazi varlığı ile orantılı olmalı, hayvan türüne bağlı olarak çizelge 2 de belirtilen oranları aşmamalıdır (Anonim, 2001). 157
172 Çizelge 2. Organik tarımda hayvan yoğunluğu Hayvan türü Hektara hayvan Sayısı (adet) Altı aydan büyük atlar 2 Taylar 5 Bir yaşından büyük besi sığırları 5 İki yaşından küçük besi sığırları 3,3 İki yaşından küçük besi sığırları 2 Damızlık sığırlar 2,5 Süt sığırları 2 Tavşanlar 100 Koyun ve keçiler 13,3 Domuz yavruları 74 Gebe domuzlar 6,5 Besiye alınmış domuzlar 14 Et tavukları 580 Yumurta tavukları 230 Anonim, 2001 Organik Keçi Yetiştiriciliğinde Dikkat Edilmesi Gerekli Noktalar Ekolojik hayvancılıkta, tür ve ırk seçiminde yerel koşulların dikkate alınmasının önemi yanında doğal olarak hastalıklara dayanıklı tür ve ırklar seçilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu aşamada damızlıkların Ekolojik Tarım ve Hayvancılık yapılan işletmelerden sağlanması oldukça önemlidir. Ancak, yeterli sayıda ekolojik olarak yetiştirilmiş damızlık bulunamaması halinde, geçiş sürecinde geleneksel hayvancılık yapan işletmelerden hayvan sağlanmasına izin verilmektedir. Bu durumda besiye alınacak kuzu ve oğlaklar 4 haftadan, damızlıkta kullanılacak hayvanların ise 14 aydan büyük olması gerekmektedir. Türkiye ekolojik hayvancılık açısından büyük potansiyele sahip olup, hayvansal üretim doğu illerinde (özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliği) ekstansif koşullarda yapılmaktadır. Keçi yetiştiriciliği ise hemen hemen bütün Türkiye de meraya dayalı olarak yürütülmekte ve çoğu bölgemizde hayvanların yem gereksinimlerinin %90 ını mera ve yayla gibi doğal otlatma alanlarından karşılanmaktadır. Yetiştiricilik genellikle hastalıklara karşı dayanıklı olan yerli ırklarla yürütülmektedir. Organik hayvancılıkta üretim materyalini oluşturan bireylere ilişkin sıkıntı ve arayışlar diğer türlerde olduğu gibi keçiler içinde söz konusudur. Rahmann (2001/a) Almanya da geleneksel olarak tanımlanabilecek koşullarda yetiştiriciliği yapılan keçilerde ortalama süt veriminin kg olduğunu ancak, organik üretim koşullarında ise bu rakamın 700 kg düzeyinde gerçekleştiğini bildirmekte ve mevcut genotiplerin organik üretim koşulları için test edildiklerinde yaşama gücü ve verim özellikleri bakımından yetersiz performans sergilediklerini ifade etmektedir. Mevcut genotiplerin ekstrem otlatma koşulları ve marjinal alanlarda otlatma için uygun olmadığını vurgulayan araştırmacı, bu nedenlerle, mevcut genotiplerin Kaşmir ve Boer gibi daha dayanıklı oldukları düşünülen genotiplerle birlikte arzu edilen materyalin geliştirilmesinde kullanılabileceğini vurgulamaktadır. Organik hayvancılıkta gen teknoloji yöntemleri ile hayvan ıslahına ve genetik yapısı değiştirilmiş hayvanların organik tarımda kullanılmasına izin verilmez. Her 158
173 yıl üretilen büyükbaş hayvanların en az %10 u, küçükbaş hayvanların %20 si sürü yenilemede kullanılmalıdır (Anonim, 2001). Hayvan beslemede organik olarak üretilmiş yemler kullanılmalı, bitkisel yemler tercihen işletmede üretilmelidir. Yeterli miktarda ekolojik yem sağlanmasında sorun var ise hayvanların kuru madde tüketimlerinin; geviş getiren hayvanlarda %20 si, tek mideli hayvanlarda ise %30 u geleneksel yemlerle karşılanabilir (Anonim, 2001). Ekolojik bir sürü oluşturabilmek için konvansiyonel işletmelerden getirilecek hayvanların yaşı, Kuzu ve oğlak en fazla....6 aylık a, c (kuzu ve oğlak besisinde) en fazla...1 aylık c Hayvan türü ve verim yönüne göre geçiş süreçleri, Koyun ve keçi eti üretiminde... 6 ay a,c (kuzu ve oğlak besisinde)... 2 ay a,c Hayvan türleri için önerilen barınak alanları, Ergin koyun ve keçi 1 hayvana...1,50 m2-2,50 m2 a,c Kuzu ve oğlak 1 hayvana...0,35 m2 0,50 m2 a,c Hayvan türleri için günlük izin verilen toplam konvansiyonel yem kuru maddesi (KM) tüketimi, Koyun ve keçi (Yönetmelik 1) Toplam günlük rasyon KM sinde en fazla %15 b En fazla % 10 a,c a) Avrupa Birliği Yönetmeliği, 1999; b) IFOAM, 2002; c) T.C. Yönetmeliği, 2002 Sonuç Mevcut Potansiyelin iyi değerlendirilmesi halinde hayvansal üretimde ki dezavantajlarımızın ekolojik hayvancılık ile avantaja dönüşme şansı vardır (Ak ve Koyuncu, 2001; Saner ve Engindeniz, 2001; Ak, 2002). Organik hayvancılıkta, ekolojik denge yanında hayvan refahı da dikkate alındığında ürün miktarından çok, ürün kalitesi göz önünde bulundurulmaktadır. Ülke gerçekleri göz ardı edilmeksizin, keçi ürünlerinin değerli olduğu yetiştiricilikte organik ürünlerin ne denli önemli olduğu açıktır. Özellikle bilimsel ve pratik anlamda yapılacak çalışmalarla kazanılan ilerlemenin hem toplum sağlığının korunması hem de ekonomik anlamda kalkınmaya hız kazandıracağı düşünülmektedir. Kaynaklar Ak, İ Ekolojik Tarım ve Hayvancılık. Gıda ve Yem Bilimi-Teknolojisi, Yıl:1, Sayı:2, Bursa, s. Ak, İ., M. Koyuncu Organic Meat and Milk Production Potential From Small Ruminants in Turkey. Internation Conference on Organic Meat and Milk from Ruminants. Athens, Greece, 4-6.October p: 42. Ak, İ. ve Kantar, F Türkiye de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği. Organik Tarım Türkiye 1.Kongresi Ekim
174 Aksoy, U., ve A., Altındişli, Ekolojik (Organik, Biyolojik) Tarım. Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO). İzmir. Alroe, H.F., Vaarst, M., Kristensen, E.,S., Does Organic Farming Face Distinctive Livestock Welfare Issues? A Conceptual Analysis. Journal of Agricultural and Environmental Ethics. 14: Anonim, Council Regulation, Official Journal of the European Communities. (EC) No:1804/1999. Anonim, Organik Tarım El Kitabı. T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Yayın Dairesi Başkanlığı, 68s. Anonim, Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik. T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Resmi Gazete, 11 Temmuz 2002-Sayı Anonymous, Official Journal of the European Communities, Anonymous, Basic Standarts for Organic Production and Processing. IFOAM Internal letter,72 /March 2000, IFOAM, Tholey-Theley, Germany. Ekiz, H., Kılıç, A Ekolojik Tarım Açısından Genetik Kaynakların ve Genetik Erozyonun Önemi. Türkiye 2.Ekolojik Tarım Sempozyumu, Kasım.2001, Antalya. Eser, V Modern Biyoteknoloji deki Gelişmelerin Işığı Altında Dünya ve Türkiye de Tarım. Küreselleşme Sürecinde Biyoteknoloji ve Biyogüvenlik Sempozyumu, Ekim.2000 Ankara, Sayfa:7-16. Evrensel, T Çevresel Kirlenme ve Kanser İlişkileri. ÇESAV Organik Tarım ve İnsan Sağlığı Paneli, 25 Mayıs Hovi, M., Sundrum, A., Feeding for Health and Welfare. In :Breeding and Feeding for Animal Health and Welfare in Organic Livestock Systems, Proceedings of the Fourth NAHWOA Workshop, March, Wageningen, Holland. Jonsson, B.S.E, Results From the Öjebyn-Project: Eleven Years of Organic Production. In :Breeding and Feeding for Animal Health and Welfare in Organic Livestock Systems, Proceedings of the Fourth NAHWOA Workshop, March, Wageningen, Holland. Kara, H., Tarımı Yeniden Yapılandırma Yönünde Global Anlamdaki Gelişmelerden Örnekler. Türkiye 2. Ekolojik Tarım Sempozyumu, Kasım, Antalya. Kavas, G Organik, Ekolojik ya da Biyolojik Tarım. GIDA. Dünya Yayınları. 6(11): Kaymakçı, M., T. Taşkın, N. Koşum, S.S. Önenç, A. Önenç Organik Süt Üretimini Türkiye de Geliştirme Ekolojik Tarım ve Hayvancılık Olanakları. 1st Intenational Congress on Organic Production and Food Safety, 28 Nisan-1Mayıs 2004, Kuşadası, Turkiye. 398 s. Kristensen, E.S., Thamsborg, S.M Future European Market for Organic Produce from Ruminants. İnternational Conference on Organic Meat and Milk from Ruminants. Athens, Greece, 4-6 October p:6. Lund, V., Algers, B., Research on Animal Health and Welfare in Organic Farming A Literature Review. Livestock Production Science. 80: (1-2): Nauta, W., Breeding Strategies for Organic Animal Production: an International Discussion. In :Breeding and Feeding for Animal Health and Welfare in Organic Livestock Systems, Proceedings of the Fourth NAHWOA Workshop, March, Wageningen, Holland. Nielsen, B.K., Organic Beef Production with Emphasis on Welfare, Health and Product Quality. The meeting of EAAP (Roma 2003) Session I, 31 August - 3 September, Rome, Italy, URL: Pekel, E., Ünalan, A Hayvansal Üretimde Ekolojik Tarımın Yeri ve Türkiye için Önemi. Türkiye I. Ekolojik Tarım Sempozyumu Haziran 1999, İzmir, Sayfa: Rahmann, G., 2001/a. Breeding Goats for Organic Production in Germany. In :Breeding and Feeding for Animal Health and Welfare in Organic Livestock Systems, Proceedings of the Fourth NAHWOA Workshop, March, Wageningen, Holland. Rahmann, G. 2001/b. The Standarts, Regulations and Legistaions Required for Organic Ruminants Production. International Conference on Organic Meat and Milk from Ruminants. Athens, Greece, 4-6.October 2001, p:7. Saner, G., Engindeniz, S Hayvancılıkta Organik Üretime Geçiş Olanakları ve Türkiye Üzerine Bir Değerlendirme. 2. Ekolojik Tarım Kongresi, Kasım.2001, Antalya. Şayan, Y., Polat, M Ekolojik Tarımda Hayvancılık. Türkiye 2. Ekolojik Tarım Kongresi, Kasım.2001, Antalya. 160
175 Türk, R Dünya da ve Türkiye de Organik Tarım. ÇESAV Organik Tarım ve İnsan Sağlığı Paneli, 25 Mayıs 2001, Ankara. Vavra,M.,1996.Sustainabilty of Animal Production Systems. Journal of Animal Science 74: Yalçın, S., 2000., GMO lar Hakkında Bakanlık Görüşü. Yem Magazin, Sayı: 26 Eylül-Aralık. Yurttagül, M Besinlerdeki Tarım İlacı Kalıntıları. ÇESAV Organik Tarım ve İnsan Sağlığı Paneli, 25 Mayıs 2001, Ankara. 161
176 Entansif Keçi Eti Endüstrisindeki Gelişmeler, Bu Bağlamda Boer Irkının Önemi Okan GÜNEY, Sezen OCAK Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 01330, Adana 1990 yılı itibari ile global olarak dünyadaki keçi sayısının günümüze kadar her yıl %2, keçi eti üretiminin ise %4-%5 oranında arttığı tahmin edilmektedir. Bu aralıkta dünyadaki yıllık dış alım ve dış satım ise %8 ve %3 dolaylarında artmıştır. Son yıllarda keçi etine olan talepte kalite faktörü öncelikli konular arasında yer almaya başlayınca sektördeki strateji ve gelişme perspektifleri nitelikli keçi eti üretimine yönelik bir kimlik taşımaya başlamıştır. Böylece gelişmişlik düzeyi yüksek olan üretici ülkeler genetiksel olarak et verim yönünde ıslah edilmiş olan genotiplerin arayışlarına girmişlerdir. Genelde bu sistemde erken gelişme, yüksek gelişme hızı, kaliteli karkas üreten, pazarın isteklerine göre karkas konformasyonu ve karkastaki yağlılık düzeyi optimal olan genetik yapılar üzerinde durulması önem taşımaktadır. Bu konuda sığır, domuz ve koyun gibi türlerde özgün ırklar bulunmasına ve bu genotiplerden farklı ıslah metodları ile maksimum derecede yararlanılmasına karşın keçi türü ele alındığında et verimi birinci derecede önem taşıyan kültür ırkları hemen hemen yok gibidir. Bu bağlamda kasaplık oğlak üretimi amacı ile kullanılması gereken en önemli kültür keçi ırkı Boer ırkıdır. Bildiride Boer ırkının özellikleri ayrıntılı bir şekilde sunulmuştur. Son istatistiklere göre dünyada keçi eti üretimi sıralamasında Çin, Hindistan ve Pakistan; dış satım yapan ülkeler sıralamasında ise Avusturalya, Çin ve Fransa ilk üç sırayı almıştır. En çok keçi eti dış alımı yapan ülkeler ise ABD, Çin ve Kuveyt dir. Geçmişten günümüze dek Avusturalya da yetiştirilen Feral keçileri sektörde yer alan önemli bir keçi ırkı olarak kendisini göstermiştir. Geleneksel olarak pazardaki en önemli pay Feral ırkına dayanmaktadır. Ancak günümüzde Boer ırkının pazardaki payı giderek artmaktadır. Feral keçilerinden ergin olarak üretilen kg ağırlığındaki karkaslar (chevon) sektörün ayrıcalıklı ürünleridir. İspanya et pazarının en ayrıcalıklı ve pahalı ürünü ise 5-12 kg ağırlığındaki cabritos veya cabretto diye isimlendirilen oğlak karkaslarıdır. Bildiride ülkemizdeki kırmızı et üretim açığının kapatılması ve dış satıma dayalı keçi eti üretiminin arttırılması konusunda araştırma bulgularına dayalı kimi önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Keçi eti endüstrisi, kasaplık oğlak üretimi, Boer, Feral Development in Intensive Goat Meat Industry, Importance of Boer Breed in this Respect It is suggested that since 1990 goat population has been decreased 2% and goat meat production 4-5% globally in the world. The total export and import of goat meat have been increased around 8 and 3 %, respectively. Since goat meat quality became a prior point in goat meat demand, strategies in the sector and development perspectives turned out to qualitative goat meat production. In this respect, producers in the developed countries are turned to seek genetically improved meat type breeds. Usually this system focused on genetically characters such as, precocity, high growth rate, high carcass quality, carcass conformation according to the market demand and optimum marbling in carcass. Although it is possible to find original breeds in cattle pig and sheep and benefit from them at maximum level by different breeding methods, however, there is nearly not any specific exotic goat breed that has primary level on meat production. In this respect Boer is the most important exotic breed for goat meat production. According to the last statistics, China, India and Pakistan rank first three countries for goat meat production whereas Australia, China and France for goat meat export. The first three goat meat importer countries are USA, China and Kuwait. From past to the present Feral breed raised in Australia was an important breed in this sector. Traditionally, the most important proportion in this sector belongs to the Feral breed. However, nowadays, the proportion of Boer in the market is increasing kg carcasses (chevon) produced by Feral goats are the exceptional products in the market. The most exceptional and expensive product of Spanish market is the cabritos or cabretto which is obtained by 5-12 kg dairy kid carcass. Some suggestions are given related to research oriented findings on increasing goat meat production based on exportation and meeting the deficiency in red meat production in the study. Keywords: Goat meat industry, kid production, Boer, Feral. Giriş Genelde keçi eti geri kalmış coğrafyalarda kırsal alanlarda üretilip ve üretim bölgelerinde tüketilen bir protein kaynağıdır. Son yıllarda dünyada kırsal alanlardan 162
177 kentlere olan göçe bağlı olarak kentsel yaşamdaki tüketim alışkanlıklarında önemli değişiklikler olmuştur. Kent varoşlarındaki kırsal alan kökenli demografinin büyümesi ile keçi, tavuk ve domuz etinin önemi giderek artmıştır (Dubeuf ve ark, 2004). Bu artışa karşın keçi eti fiyatları çok düşük düzeylerde seyretmiştir. Gelişmişlik düzeyi yüksek olan toplumların keçi etine olan tercihleri insan sağlığı açısından olup, keçi karkasındaki düşük düzeydeki yağ ve kolesterol ile ilişkilidir. Geri kalmış ülkelerden gelişmiş ülkelere işçi olarak giden insanlar bu ülkelerdeki tüketim artışında önemli rol oynamışlardır. Her iki argüman gerek gelişmekte olan gerekse gelişmiş ülkelerde dünya keçi eti üretiminin 1961 yılından 2001 yılına kadarki süreçte 1.1 milyon tondan 3.7 milyon tona yükselmesinin en önemli nedenleridir. Bu artışın hızı son 20 yılda yükselen bir ivme ile günümüze yansımıştır. Var Olan Durum ve Son Gelişmeler 1990 yılı itibari ile global olarak dünyadaki keçi sayısının günümüze kadar her yıl %2, keçi eti üretiminin ise %4-%5 oranında arttığı tahmin edilmektedir. Bu aralıkta dünyadaki yıllık dış alım ve dış satım ise %8 ve %3 dolaylarında artmıştır. Son yıllarda keçi etine olan talepte kalite faktörü öncelikli konular arasında yer almaya başlayınca sektördeki strateji ve gelişme perspektifleri nitelikli keçi eti üretimine yönelik bir kimlik taşımaya başlamıştır. Böylece gelişmişlik düzeyi yüksek olan üretici ülkeler genetiksel olarak et verim yönünde ıslah edilmiş olan genotiplerin arayışlarına girmişlerdir. Genelde bu sistemde erken gelişme, yüksek gelişme hızı, kaliteli karkas üreten, pazarın isteklerine göre karkas konformasyonu ve karkastaki yağlılık düzeyi optimal olan genetik yapılar üzerinde durulması önem taşımaktadır. Bu konuda sığır, domuz ve koyun gibi türlerde özgün ırklar bulunmasına ve bu genotiplerden farklı ıslah metodları ile maksimum derecede yararlanılmasına karşın keçi türü ele alındığında et verimi birinci derecede önem taşıyan kültür ırkları hemen hemen yok gibidir. Bu bağlamda kasaplık kuzu üreiminde baba ırkı olarak (sire-breed) kullanılan Suffolk, Ile-de-France ve Texel gibi etçi ırklara paralel olarak dünyada kasaplık oğlak üretimi amacı ile kullanılması gereken en önemli kültür keçi ırkı Boer ırkıdır. Bu bildiride Boer ırkının özellikleri ayrıntılı bir şekilde sunulmuştur. Son istatistiklere göre dünyada keçi eti üretimi sıralamasında Çin, Hindistan ve Pakistan; dış satım yapan ülkeler sıralamasında ise Avusturalya, Çin ve Fransa ilk üç sırayı almıştır (FAO, 2008). En çok keçi eti dış alımı yapan ülkeler ise ABD, Çin ve Kuveyt dir. Günümüzde Avusturalya %60 lık bir pay ile dünyadaki keçi eti dış satımında ilk sırayı almaktadır. Dış satım dondurulmuş karkas veya canlı hayvan olarak gerçekleşmektedir. Geleneksel olarak pazardaki en önemli pay Feral ırkına dayanmaktadır. Ancak son yıllarda Boer ırkının pazardaki payı giderek artmaktadır. Feral keçilerinden ergin olarak üretilen kg ağırlığındaki karkaslar (chevon) sektörün ayrıcalıklı ürünleridir. İspanya et pazarının en ayrıcalıklı ve pahalı ürünü ise 5-12 kg ağırlığındaki cabritos veya cabretto diye isimlendirilen süt oğlağı karkaslarıdır. Boer Irkının Tanımı ve Kasaplık Oğlak Eti Üretimi Açısından Önemi Boer keçisi 1900 lü yılların başında Güney Afrika Cumhuriyetinde Hollandalı bilim adamları tarafından ele alınarak et üretimi yönünde seleksiyonla geliştirilmiş bir ırktır (Şekil 1). Günümüzde Güney Afrika da yetiştirilen 5 milyon baş Boer keçisinin 1.6 milyonunu geliştirilmiş Boer ler oluşturmaktadır. Boer kelimesi Hollanda lisanında çiftçi anlamına gelmektedir. Islah edilmiş Boer ırkının Afrika daki yerli ırklar ile 163
178 Hindistan ve Avrupa keçi ırklarından oluştuğu öne sürülmektedir (Anonim, 2008). Boer ırkı, günümüzde karkas kalitesi ve hızlı büyüme özelliği ile dünyanın ıslah edilmiş en iyi etçi keçi ırkıdır (Devendra ve Burns, 1970). Yüksek genetik potansiyeli yanında hastalıklara karşı dirençleri ve sıcak iklim, özellikle kurak iklim koşullarına olan dayanıklılığı, farklı iklim ve çevre koşullarında gösterdikleri rezistans ile yüksek performans Boer ırkının tipik özellikleridir. Irkın tipik özelliklerinden birisi de yüksek deri kalitesine sahip olmasıdır. Boer keçilerinin en belirgin morfolojik karakteristiği vücudun beyaz ve başın kahverengi veya kiremit kırmızısı renginde olmasıdır. Nubian ve Damascus keçileri gibi kulaklar uzun ve sarkıktır. Eşeysel olgunluğa 5 aylık çağda ulaşmaktadırlar. İkizlik oranı ve keçilerin analık vasıfları yüksektir. Erişkin tekelerin canlı ağırlığı kg, ergin dişilerin ise kg arasında değişmektedir. Döl verimi açısından ikizlik ve üçüzlük normaldir. Irkın bir diğer önemli özelliği de kızgınlığın yıl içerisinde sürekli olmasıdır (Hofmeyer ve ark, 1965). Şekil 1. Boer erkek çepiç Şekil 2. F1 (=Boer x Kıl) erkek çepiç (Ç.Ü. Araştırma Uygulama Çiftliği) Boer ırkı Güney Afrika nın iç kesimlerinde ıslah edildiğinden yetersiz koşullarda yüksek bir performans göstermektedir. Söz konusu ülke 1959 yılında Boer keçilerini kayıt sistemine almış Boer keçisi yetiştirme derneklerini kurmuştur yılından günümüze dek organize bir şekilde performans ve progeny test sistemi uygulanmıştır. Boer ler 1990 lı yıllarda Avustralya ya, 1993 yılında Yeni Zelanda ya ihraç edilmiştir. Aynı yıl Yeni Zelenda dan Amerika Birleşik Devletlerine getirilen ırk için Amerikan Boer Keçisi Yetiştirme Birliği (ABGA) oluşturulmuştur. Anılan organizasyonun merkezi Teksas olup halen 5000 üyesi bulunmaktadır. Bu girişimlerin hedefi Boer keçisine dayalı olan et sanayini geliştirmeye yöneliktir. Anılan Birliğin (ABGA) tüzüğü ve çalışma şeması 2004 yılında hazırlanarak yürürlüğe girmiştir. Böylece de ıslah edilmiş Boer ırkı için öngörülen standartlar somut bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu hedefler çerçevesinde saf yetiştirme ile birlikte kasaplık oğlak eti üretimi amacıyla geniş ölçüde kullanma (ticari) melezlemesi yapılmaya başlanmıştır. Bu çerçeved Boer x Spanish, Boer x Ankara keçisi ve Boer x Nubian melezlemeleri yaygın biçimde gerçekleştirilmektedir (Urge ve ark, 2004). Irkın Dış Yapı Özellikleri Boer ırkında aranan dış yapı özellikleri aşağıdaki gibidir, Güçlü bir baş, kahverengi gözler ve geniş bir yutak, Vücut uzunluğu ile uyum içersinde olan orta uzunlukta bir boyun 164
179 Geniş göğüs, etli omuzlar Fıçı gibi, derin ve geniş bir vücut yapısı, esnek kaburgalar, Kaslı, geniş uzun bir bel, But dolgunluğu etçi hayvanlarda aranan özellikte, Bacaklar çok güçlü, tırnaklar sert, biçimli ve siyah, Baş ve kulak rengi kırmızı veya kahverengi, vücudun kalan kısımları beyaz Boer lerin et verimlerine ilişkin olarak hedeflenen kriterler Genelde tüketici açısından keçi karkası ve etinin düşük düzeyde kolesterol içermesi böylesine bir üretimin geliştirilmesini gerekli kılmaktadır. Konu bu açıdan ele alındığında yerli keçi ırklarının ve yerel keçi eti marketlerinin gerek nitelik gerekse nicelik yönünden bu talebi karşılayamayacağı açık bir gerçektir. Ancak Boer keçilerinin mükemmel bir karkas ve et kalitesine ve üstün bir besi performansına sahip olması (Şekil 3) bu açığın kapatılmasında önemli bir faktör olabilecektir. Daha öncede belirtildiği üzere Avusturalya da Feral keçisine dayalı bir dış satım söz konusudur yılında ülke bazında yapılan bir organizasyonla Boer melezlemeleri konusunda makro düzeyde stratejiler belirlenmiştir. Bu çalışmalar keçi eti ve derisi üreterek dış satım ağırlıklı olarak gerçekleşmektedir. Çalışmada Boer, Ankara ve Feral keçileri melezlenmektedir. Ülkede ayrıca yeni Zelendadan Boer embriyosu ithal edilerek yeni çekirdek sürüler oluşturulmaktadır. Böylece Avusturalya da Boer sayısı e ulaşmıştır (Murray, 2001) yılında Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü tarafından Adana nın Kozan ilçesinde yürütülen Yerli Kıl Ve/Veya Melez Keçilerin Et Verimi Yönünden Genetiksel Olarak İyileştirilmesi Çerçevesinde Dondurulmuş Sperma Tekniği Uygulanarak Etçi Boer Irkından Yaralanma Olanakları isimli araştırma projesi kapsamında intra-uterin laparoskopik tohumlama tekniği kullanılarak Kıl keçileri Kanada kökenli Boer sperması ile tohumlanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen Boer x Kıl melezi erkek oğlak Şekil 3 de verilmiştir. Anılan genotipin normal besleme koşullarında Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğindeki ortalama günlük canlı ağırlık artışı 166 g olarak saptanmıştır. Başka bir deyişle 8 aylık çağda 40 kg canlı ağırlığa erişmiştir. Şekil 3. Boer karkasının görünümü 165
180 Projenin 2. aşamasında Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Süt Keçiciliği Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde yetiştirilen Balcalı keçileri, Kanada dan ithal edilen dondurulmuş Boer sperması ile intra-uterin laparoskopik tohumlama tekniği kullanılarak tohumlanmıştır. Araştırma sonucunda besiye alınan Boer x Balcalı (BB) ve Balcalı (BLC) erkek oğlaklarında günlük canlı ağırlık ortalaması 258 g/gün ve 200g/gün; 1 kg canlı ağırlık artışı için kullanılan kesif yem tüketimi ise 3.3 kg ve 3.1 kg olarak hesaplanmıştır. Konuya ilişkin olarak Soto-Navaro ve ark, (2004) nın Boer x Spanish melezleri üzerinde yürüttükleri çalışmada iki farklı ham protein düzeyini (13-19 %HP) içeren yemin rumende yıkılabilir olup olmadığı araştırılmıştır. Buna göre günlük canlı ağırlık artışının 134 ile 148g arasında varyasyon gösterdiğini saptamışlardır. Gipson ve ark, (2006) Boer x Spanish çepiçleri üzerinde yürüttükleri çalışmada büyüme performanslarını incelemişlerdir. Araştırma sonucunda çepiçlerin günlük canlı ağırlık artışlarını g olarak saptamışlardır. Bir başka çalışmada farklı düzeydeki kesif yem içeriğinin Boer melez oğlaklarda 103 g günlük canlı ağırlık artışı sağladığı belirlenmiştir (Ryan ve ark. 2007). Keçi Eti Üretiminin Ülkemiz Açısından Değerlendirilmesi Ülkemizde ilkel ve yetersiz koşullarda üretilen keçi eti bölgelerin sosyo-ekonomik yapısına özgü bir anlayışla pazara yansımaksızın daha çok öz tüketimde değerlendirilmektedir. Üretimde ortaya çıkan yetersizlik ve olumsuzluklar büyük ölçüde düşük verimli Kıl keçilerinin kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Özellikle Toros dağları ve eşik kesimlerini kapsayan yörelerde keçi eti bölge halkının vazgeçilmez protein kaynağıdır. Bu nedenle üretim ve tüketim açısından önemli düzeyde istek ve talep söz konusudur. Bu bağlamda günümüzde keçi eti üretim ve tüketimine ilişkin olarak genetiksel potansiyel, beslenme stratejileri gibi nicel, keçi eti ve karkasının karakteristikleri ve karkas parçalama gibi nitel faktörleri, pazar ve pazarlama gibi ekonomik faktörleri içeren proje ve programların oluşturulmasına ve uygulamaya konulmasına gereksinim bulunmaktadır. Konu bu bakış açısı ile ele alındığında ticari anlamda keçi eti üretimi için gerekli olan en önemli faktör genetiksel yapı olmaktadır. Eğer Kıl keçiyi döl yatağı olarak alıp hedefe yönelik çalışmalar yapılacaksa et verimi yönünden yüksek genetik yapılı tekelerin kullanılması böylece de karkas kalitesi yüksek ve hızlı gelişen döllerin elde edilmesi gerekmektedir. Böylelikle etin veya karkasın yüksek fiyatla satılması mümkün olabilecektir. Tarafımızdan yapılan ayrıntılı incelemeler ve araştırmalar böyle bir girişim için Boer genotipinden yararlanarak sonuca gidilebileceğini göstermektedir. Elde edilen bu sonuçlara göre makro düzeyde Boer ırkına dayalı olarak yürütülecek melezleme projelerinin gelecekte ülkemizdeki kırmızı et üretim açığının kapatılmasında, dış satıma dayalı keçi eti üretiminin artırılmasında önemli rol oynayacağı yadsınamaz bir gerçektir. Bu bağlamda Tarım ve Çevre Bakanlığı ilgili Kuruluşların anılan ırkın Türkiye de tanıtılması, yetiştirilmesinin özendirilmesi için sistematik çalışmalara başlamaları büyük önem taşımaktadır. Böylece modern et keçisi yetiştiriciliğinin yeni bir potansiyel üretim tarzı olarak ortaya çıkması sağlanmış olacaktır. Kaynaklar Anonim, Devendra, C, Burns, M Goat production in the tropics. C.A.B. İngiltere. 166
181 Dubeuf, J. P., Morand-Fehr, P. and Rubino, R Situation, changes and future of goat industry around the world. Small Rumin. Res. 51(2): Hofmeyr, H.S., Joubert, D.M., Badenhorst, F.J.G., Steyn, G.J. ve Van, D Adaptability of sheep and goats to a South African Environment. Proc. S. Afr. Soc. Anim. Prod. ABA., 36 No: Gipson, T.A., Goetsch, A.L., Detweiler, G., Merkel, R.C., Sahlu, T Effects of yearling boer crossbred wethers per automated feding system unit on feed intake, feding behavior and growth performance. Small. Rumin. Res. 65: Murray, P Background to goats and goat meat production in Australiz. The Univ. Of Queensland Gatton. Quensland Ryan, S.M. Unruh, J.A., Corrigan, M.E., Drouillard, J.S., Seyfert, M Effects of concentrate level on carcass traits of Boer crossbred goats. Small. Rumin. Res. 73: Soto-Navaro, S.A., Goetsch, A.L., Sahlu, T., Puchala, R Effects of level and supplemental protein in a concentrate-based diet on growth performance of Boer x Spanish wether goats. Small Rumin. Res. 51: Urge, M., Merkel, R.C., Sahlu, T., Animut, G., Goetsch, A.L Growth performance by Alpine, Angora, Boer, and Spanish wether goats consuming 50 or 70% concentrate diets. Small Rumin. Res. 55:
182 Keçi Üretim Sistemlerinin ve Keçi Ürünlerinin Kimi Dünya Ülkeleri ve Türkiye Açısından Değerlendirilmesi Mahmut KALİBER, Nazan KOLUMAN DARCAN Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 01330, Adana Hayvansal üretim sistemleri bakımından kıtalar arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Kıtaların iklimi, coğrafi konumları, sosyal ve ekonomik yapısı o kıtada uygulanan üretim sistemini belirleyen ana kriterler olarak karşımıza çıkmaktadır. Hemen hemen tüm hayvansal üretim dallarında gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin çoğunda üretim sistemi entansif ve yarı entansif iken, geri kalmış ülkelerin oluşturduğu Asya ve Afrika kıtalarının genelinde üretim ekstansif ve doğaya bağımlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde sığır yetiştiriciliği haricinde hayvansal üretim tamamıyla ekstansif yapıda olup; keçi türü genellikle yetiştirildiği bölgedeki insanların yegâne geçim kaynağını oluşturur. Avrupa ve Amerika da et ve süt üretimi çoğunlukla büyükbaş hayvanlardan elde edilirken, Afrika ve Asya kıtalarında koyunlarla birlikte keçiler ön plandadır. Türkiye keçi varlığı bakımından Dünya da üst sıralarda yer almasına rağmen, var olan ırkların düşük verimli olması nedeniyle keçi eti ve keçi sütü üretiminde gerilerde kalmaktadır. Anahtar kelimeler: Keçi yetiştiriciliği, üretim sistemleri, keçi eti, keçi sütü Evaluation of Goat Production Systems and Goat Products among Some Selected Countries in the World and Turkey There are important differences in the animal production systems between continents. Production systems are affected by continent s climate, geographical, social and economical situations. Almost in all of the animal production divisions, production systems are intensive or half-intensive in the countries which are developed or developing. In the underdeveloped countries which are usually located in Africa and Asia, production systems are extensive. In our country, all animal production systems are usually extensive, externally cattle breeding. During the milk and meat production is usually getting from cattle in Europe and America, the sheep and goats are at the primary importance in Asia and Africa. However, our country is in upper places in the world according the number of goats, we are remaining behind about the goat meat and milk production, cause of our low yielded goats. Keywords: Goat raising, production systems, goat meat, goat milk Giriş Keçi, diğer çiftlik hayvanlarına göre elverişsiz bakım ve besleme koşullarına karşı daha dayanıklı olması ve az masrafla yetiştirilebilmesi nedeniyle, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hayvansal üretim içerisinde önemli bir yere sahiptir. Çeşitli yem maddelerine karşı seçici olmaması; oransal (rölatif) süt veriminin diğer çiftlik hayvanlarından çok daha yüksek olması gibi faktörler keçinin önemli özelliklerindendir (Şimşek ve Bayraktar, 2006). İnsanlığın tarım toplumuna geçişi ile birlikte başlayan keçi-insan birlikteliği bugüne dek süre gelmiştir. Son yüzyıl içerisinde Batı toplumlarında sanayileşme ile birlikte entansif yetiştiriciliğe daha uygun olduğu düşünülen sığır ön plana çıkmış, küçükbaş hayvan sayısında belirgin bir düşüş yaşanmıştır. Yüzyılın başlarında Avrupa da 21 milyon baş civarında keçi bulunurken, 21. Yüzyıla girdiğimizde bu sayı 13 milyon baş civarına düşmüştür. Türkiye de ise 1980 den bu yana keçi varlığı 19 milyon baştan 5,6 milyon başa gerilemiştir. Ancak son yıllarda keçicilik sektörüne ciddi bir yönelmenin olduğu bildirilmektedir. Dünya keçi varlığında gözlenen yükselmenin yanı sıra, keçi ürünleri piyasasında da artış olduğu ifade edilmektedir (Savaş, 2008). Dünya Keçi Varlığı Çizelge 1 den de görüleceği üzere keçi yetiştiriciliği yoğun olarak Asya ve Afrika kıtasında yapılmaktadır. Buna paralel olarak, 2005 yılından bu yana Afrika kıtasındaki 168
183 keçi varlığında %6,4, Asya kıtasındaki keçi varlığında ise %4,6 dolaylarında bir artış gözlemlenirken; Amerika kıtasında %0,6, Avrupa kıtasında ise %2,1 lik bir düşüş gözlemlenmektedir (FAO, 2008). Çizelge 1. Kıtalar ve kimi ülkeler bazında keçi varlığı (FAO, 2008). Kıtalar Ülkeler Keçi Varlığı (1000 baş) Kıtadaki Toplam Keçi Varlığı (1000 baş) Afrika Asya Avrupa Amerika Nijerya G. Afrika Cum Fas Etiyopya * Mısır Çin Hindistan Pakistan Türkiye İran Yunanistan İspanya Fransa İtalya 950 Bulgaristan 495 Meksika Arjantin Brezilya Dünya Keçi Varlığı İçindeki Payı (%) , , , ,3 Şili 740 Avustralya 518 0,06 Yeni Zelanda 96 0,01 Dünya *: Resmi olmayan rakam. Amerika ve Avrupa kıtalarındaki bu kısmi düşüşe rağmen 2005 yılından bu yana dünya keçi varlığında %4,9 luk bir artış yaşanmıştır (FAO, 2008). Bu artışın nedenleri arasında, keçilerin döl verimlerinin ve gıda çevirimindeki randımanlarının yüksek olması ayrıca alabilecekleri yem çeşitlerinin fazla sayıda olması ve hastalıklara karşı dayanıklılıklarının yüksek olması sayılabilir (Güney, 1981). Dünyada Keçi Sütü Üretim Sektörünün Durumu Keçi sütü üretimi ve hayvan sayısı bakımından Asya ülkelerine kıyasla daha düşük düzeyde olsa da, geliştirdikleri ıslah stratejileri ve ileri teknoloji kullanımı açısından Fransa, Yunanistan ve İspanya bu sektörün en önemli ülkeleri arasındadır. Keçi sütünden elde edilen ürünler özel bir pazarı gerektirmekte ve kârlılık üretim sistemlerinin organizasyonuna bağlı olmaktadır (Ocak ve Güney, 2006). Çizelge 2 den anlaşılacağı üzere birçok ülkede keçi sütü fiyatları inek sütü fiyatlarına göre daha yüksek düzeydedir. Bu fiyat farklılığının nedenleri arasında tüketim alışkanlıkları, gelenekler, organizasyon, ürünün pazardaki payı ve süt işleme teknolojilerini saymak mümkündür (Ocak ve Güney, 2006). 169
184 Çizelge 2. Kimi ülkelere ait keçi ve inek sütü fiyatları (FAO, 2005). Ülkeler Keçi Sütü Fiyatı (Euro/lt.) İnek Sütü Fiyatı (Euro/lt.) İspanya Fransa Yunanistan Tunus İsrail İtalya Portekiz Çizelge 3 de kimi kıtalar ve ülkeler bazında keçi sütü üretim miktarları verilmiştir. Resmi olmayan kayıtlara göre gelişmekte olan ülkelerde üretilen toplam keçi sütünün %5 inden daha azı ticari olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda keçi sütü sektörünün ekonomik açıdan önemi sayısal verilerle kesin olarak gösterilmektedir. Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde keçi süt ve ürünleri organize olan bir kontrol ağına sahip olmamakla birlikte, genellikle aile içi tüketim köy ve kasaba bazında satış şeklinde bir pazarlama ağına sahiptir (Dubeuf ve ark., 2004). Çizelge 3. Kimi ülkelerde keçi sütü üretim miktarı (FAO, 2008). Ülkeler Keçi Sütü Üretimi (1000 ton) Ülkeler Keçi Sütü Üretimi (1000 ton) Ülkeler Keçi Sütü Üretimi (1000 ton) Afrika Avrupa Asya Cezayir 230 Fransa 573 Çin Halk C. 266 Mısır 15 Yunanistan 505 Hindistan Sudan İspanya 593 Brezilya 136 Lübnan 34 Bulgaristan 77 Türkiye 210 Fas 34 İtalya 49 Dünya Dünyada Keçi Eti Üretim Sektörünün Durumu Dünya keçi eti üretimi FAO (2008) verilerine göre ton dolaylarındadır (Çizelge 4). Bu veriler önemli gibi görünse de üretim ve tüketim düzeyi diğer türlerin altındadır. Çin dünyadaki üretimin %37 sini karşılamakta; Hindistan, Pakistan, Sudan ve Nijerya dünya keçi eti üretimi sıralamasında önemli yere sahip bulunmaktadır (Dubeuf ve ark., 2004). Çizelge 4 den de görüleceği üzere keçi eti üretiminin büyük bir bölümü tropikal ve sub-tropikal bölgelerden elde edilmektedir. Gelişmiş Avrupa ülkeleri (Fransa, İspanya, Yunanistan gibi) dışında keçi eti genellikle bölgesel bazda tüketilme, üretilen etin büyük çoğunluğu iç pazarda bölgesel olarak değerlendirilmektedir. Önemli bir bölümü ise pazara yansımamaktadır (Ocak ve Güney, 2006). 170
185 Çizelge 4. Kimi ülkelerde keçi eti üretim miktarı (FAO, 2008). Ülkeler Keçi Eti Üretimi (ton) Ülkeler Keçi Eti Üretimi (ton) Ülkeler Keçi Eti Üretimi (ton) Afrika Asya Avrupa Sudan Çin* Amerika Nijerya Hindistan Türkiye Pakistan İran Dünya *Resmi olmayan rakam. Sonuç Kıtaların iklimi, coğrafi konumları, sosyal ve ekonomik yapısı o kıtada uygulanan üretim sistemini belirleyen ana kriterler olarak karşımıza çıkmaktadır. Hemen hemen tüm hayvansal üretim dallarında gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin çoğunda üretim sistemi entansif ve yarı entansif iken, geri kalmış ülkelerin oluşturduğu Asya ve Afrika kıtalarında üretim ekstansif ve doğaya bağımlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde sığır yetiştiriciliği haricinde hayvansal üretim tamamıyla ekstansif yapıda olup; keçi türü genellikle yetiştirildiği bölgedeki insanların yegâne geçim kaynağını oluşturmaktadır. Türkiye, keçi varlığı bakımından Dünya da üst sıralarda yer almasına rağmen, var olan ırkların düşük verimli olması nedeniyle keçi eti ve keçi sütü üretiminde gerilerde kalmaktadır. Kaynaklar Dubeuf, J. P., Morand-Fehr, P., Rubino, R Situation, changes and future of goat industry around the world. Small Ruminant Research, 51: FAO, Güney, O Tropik ve subtropikte keçilerin süt ve döl verimi özellikleri. Ç.Ü.Z.F. Ofset ve Cilt Ünitesi, Ders notu yayınları 162, Adana. Ocak, S., Güney, O Keçi yetiştiriciliğinin dünyadaki durumu ve geleceği. Hasad Hayvancılık Dergisi, Sayı 251, Nisan Şimsek, Ü. G., Bayraktar, M Kıl keçisi ve saanen x kıl keçisi (F1) melezlerine ait büyüme ve yaşama gücü özelliklerinin araştırılması. F.Ü. Sağlık Bil. Dergisi 2006, 20(3), Türker, S Türkiye de süt keçiciliğinde son yıllardaki gelişmeler. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü. Bilgi notu. 171
186 Organik Keçi Yetiştiriciliği Mahmut KALİBER, Nazan KOLUMAN DARCAN, Murat GÖRGÜLÜ Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 01330, Adana Artan dünya nüfusu ve gıda ihtiyacı nedeniyle geçtiğimiz yüzyılın başlarından itibaren birim alandan daha fazla ürün elde etmek için uygulanan yöntemler günümüzde ekolojik ve biyolojik sorunlara neden olmaktadır. Bozulan ekolojik denge, kirlenen çevre ve konvansiyonel üretimin neden olduğu sağlık problemleri kendini göstermeye başlamıştır ve bazı önlemler alınmazsa geleceğimizde daha büyük sorunlara yol açacağı da dikkati çeken bir olgudur. Organik (ekolojik-biyolojik) tarım; doğal kaynaklarımızla sürdürülebilir üretim yapmayı amaçlayan, doğal yaşamı ön planda tutan bir üretim modelidir. Organik bitkisel üretimin gelişmiş ülkelerde geniş üretici kitleleri tarafından benimsenmesiyle organik hayvansal üretim de hızlı bir gelişim göstermiştir. Bu hızlı gelişimde, tüketicilerin yoğun ilgisini çeken organik hayvansal ürünlerin, özellikle gelişmiş ülke pazarlarında üreticiyi tatmin edecek fiyatlardan talep görmesi şüphesiz en büyük etkenlerden birisidir. Bu çalışmada organik üretimin gerekliliğine, organik hayvansal üretimin ülkemizdeki durumuna, ülkemiz keçi yetiştiriciliğinde organik üretimi geliştirme olanaklarına yer verilecek, ayrıca organik keçi yetiştiriciliğine başlamak isteyen bir müteşebbisin hangi yolları izlemesi gerektiği gibi konulara değinilecektir. Anahtar kelimeler: Keçi yetiştiriciliği, organik, üretim sistemleri Organic Goat Breeding Cause of the increasing human population and food needs, applying methods from the beginning of the past century for obtain more product from the unit area caused important problems at the present day. Imparied ecological balance, environmental pollution and conventional production caused health problems today and if measures will not be taken they cause bigger problems in the future. In that reasons organic (ecological-biyological) agriculture appears and rapidly devoloped. The target of organic agriculture is to have a sustainable production with natural resources and show respect to the nature, animals and humans. However organic agriculture looks like an alternative production method in today it will be the inevitable production method in the future. This study includes organic agriculture, organic livestock production, the necessary of organic farming and organic goat breeding which has a potential production possibility in the terms of our country. Keywords: Goat breeding, organic, production systems Giriş Tarımsal üretimde birim alandan daha yüksek verim sağlamak amacıyla uygulanan entansif tarım, gübreleme, hastalık ve zararlılara karşı mücadele, hormon ve değişik sentetik preparatların kullanımı gibi değişik yöntemler toprağın aşırı kullanılması, çevre kirliliği, doğal dengenin ve ürün kalitesinin bozulması ve üründe kalıntı oluşması gibi olumsuzlukların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu olumsuzlukların giderilmesi, daha sağlıklı ve kaliteli ürün üretimi ve tüketimi için bilinçli üretici ve tüketiciler bir araya gelerek Ekolojik Tarım veya Biyolojik Tarım olarak da adlandırılan Organik Tarım kavramını ortaya atmış ve geliştirmişlerdir (Öztürk, 2004). Organik tarım, üretiminin her aşaması kontrol altında bulunan, kaliteli ve sağlıklı ürünler üretmeyi amaçlamış bir tarım yöntemidir. Bu üretim yönteminde bitkisel ve hayvansal üretim bir bütün olarak ele alınmakta ve birbirlerini tamamlamaktadır. Hayvancılığa yer verilmeden organik tarımın sadece bitkisel üretimle sınırlı kalması uygulamada bazı sorunlara neden olmaktadır. Çünkü işletmeye organik gübre sağlamak, bitkisel üretime yem bitkileri münavebesi getirmek toprağı zenginleştirmektedir. Bu nedenle ekolojik tarım bitkisel ve hayvansal üretimi birlikte içeren karma bir sistemdir (Ak, 2004). 172
187 Türkiye de Organik Hayvansal Üretim Türkiye de var olan organik tarım ağırlıklı olarak bitkisel üretim yönlüdür. Organik hayvancılığa yönelik etkinlikler henüz başlangıç aşamasındadır. Bu anlamda ilk etkinliklerden biri olarak Gümüşhane-Kelkit ilçesinde gerçekleştirilen süt ve besi sığırcılığıyla ile süt işleme tesisi örnek olarak gösterilebilir (Kaymakçı ve ark., 2004). Çizelge 1. Ülkemizde ekolojik hayvancılık üretim verileri (Ak ve Kantar, 2007). Hayvan türü Çiftçi sayısı Hayvan sayısı Hayvansal ürün Üretim miktarı Süt sığırı 844 baş Süt ton Buzağı baş Et sığırı 144 baş Koyun baş Et ton Kuzu 270 baş Yumurta tavuğu adet Yumurta adet Bal ton Polen 3.25 ton Arı kovan Arı sütü 1 kg Bal mumu 580 kg Propolis 20 kg Keçi Yetiştiriciliğinde Organik Süt Üretimi Geliştirme Olanakları Türkiye de keçi varlığı Ankara keçisi dışında süt hayvanı olarak kabul edilir ve elde edilen sütler ağırlıklı olarak peynire işlenir. Keçilerin beslenmesi de büyük ölçüde doğaya, orman içi ve kenarı meraya dayanır. Elden beslemenin düzeyi oldukça düşüktür ve hemen hemen yok gibidir. Bu nedenle keçi sütleri aslında organik süttürler. Türkiye de keçilerde pazar için organik süt üretimine geçişin oldukça kolay olduğunu söylemek olasıdır (Kaymakçı ve ark., 2004). Organik Keçi Yetiştiriciliğine Başlama Ekolojik hayvansal üretim yapmak isteyen müteşebbis öncelikle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Ekolojik Tarım Komitesi (ETK) tarafından çalışma izni verilen herhangi bir Kontrol ve/veya Sertifikasyon kuruluşuna dilekçe ile başvurur ve işletmesinden elde edeceği ürünlerin organik olarak değerlendirebilmesi için gerekli çalışmanın yapılmasını talep eder. Kontrol kuruluşu müteşebbisten istediği çeşitli bilgi ve belgeler yardımıyla başvurunun organik üretim yapmaya uygun olup olmadığına karar verir ve bunu Ekolojik Tarım Komitesi'ne bildirir. Kontrol kuruluşu organik üretim yapmasını kabul ettiği ve sözleşme yaptığı müteşebbisi geçiş sürecine alır, bu sürecin sonunda olumlu kanaat edinirse de müteşebbisin Ekolojik ürün etiketi kullanmasına izin verir. Ekolojik hayvancılıkta, damızlık veya üretim için çevreye, iklim koşullarına ve hastalıklara dayanıklı hayvanlar seçilmelidir. Bu nedenle, bölgeye adapte olmuş yerli ırklar ve melezleri öncelikle düşünülmelidir. Bu tür bir hayvancılıkta, genetik metotlarla hayvan ıslahına müsaade edilmediğinden ekolojik bir sürü oluşturabilmek için, genetik modifiye edilmiş hayvanlar kullanılamaz (Anonymous, 1999; Şayan ve Polat, 2002; Anonim, 2002; Anonymous, 2002). Ekolojik bir sürü oluşturabilmek için, işletmeye dışarıdan yani konvansiyonel işletmelerden getirilecek hayvanlar çeşitli yönetmelikler göre Çizelge 2 de verildiği gibi belli bir yaşın altında olmalıdır (Anonymous, 1999; Anonim, 2002; Anonymous, 2002). 173
188 Çizelge 2. Ekolojik bir sürü oluşturabilmek için konvansiyonel işletmelerden getirilecek hayvanların yaşı (Anonymous, 1999; Şayan ve Polat, 2002; Anonim, 2002; Anonymous, 2002). Küçükbaş Hayvanlar Yaş Yönetmelik* Kuzu ve oğlak En fazla 1,5 aylık a, b Kuzu ve oğlak (Kuzu ve oğlak besisinde) En fazla 1 aylık Damızlık hayvanlar En fazla 14 aylık B * a) Avrupa Birliği Yönetmeliği, 1999; b) T.C. Yönetmeliği, Geçiş Süreci Geçiş süreci, organik hayvansal üretime başlanmasından ürünün ekolojik olarak kabul edilmesine kadar geçen süredir. Diğer bir ifadeyle, bu süreç, konvansiyonel hayvansal ürünün organik hayvansal ürüne dönüşüm periyodudur ve hayvan türü ile verim yönüne göre Çizelge 3 de verildiği gibi değişmektedir (Şayan ve Polat, 2002). Çizelge 3. Hayvan türü ve verim yönüne göre geçiş süreçleri (Anonymous, 1999; Şayan ve Polat, 2002; Anonim, 2002; Anonymous, 2002). Küçükbaş Hayvanlar Süre Yönetmelik* Koyun ve keçi eti üretiminde 6 ay a, c Koyun ve keçi eti üretiminde (kuzu ve oğlak 2 ay a, c besisinde) Sığır, koyun ve keçi sütü üretiminde 6 ay (24 Ağustos 2003 ten a sonra 3 ay) Sığır, koyun ve keçi sütü üretiminde 3 ay b Sığır, koyun ve keçi sütü üretiminde 6 ay c * a) Avrupa Birliği Yönetmeliği, 1999; b) IFOAM, 2002; c) T.C. Yönetmeliği, Organik Keçi Yetiştirme Barınak Barınaklar hayvanlara yeterli temiz hava ve gün ışığı sağlayarak, ekstrem hava koşullarından da koruyacak şekilde inşa edilmeli, kullanılan yapı materyalleri ve üretim ekipmanları da hayvan ve insan sağlığına zarar vermemelidir. Barınaklar şekilleri ve boyutları bakımından hayvanların doğal davranışlarına cevap verebilecek nitelikte olmaları ile konvansiyonel hayvan yetiştiriciliğinde kullanılanlardan farklıdır (Anonymous, 1999; Şayan ve Polat, 2002; Anonim, 2002). Bakım Ekolojik hayvan yetiştiriciliğinde, iyi barınak koşulları sağlandıktan sonra, önemli olan dikkatli bir bakımdır. Hayvan sağlığının korunması için, veteriner hekim önerileri ile dezenfeksiyon ve aşı gibi her türlü hijyenik tedbirlere müsaade edilir. Ancak yeterli hijyenik koşullar sağlandıktan sonra da, sağlık problemleri çıkarsa, hayvansal ürünlerde kalıntı bırakmayan bitkisel ilaçlar gibi alternatif ilaç kullanımına öncelik verilir. Acil durumlarda sentetik ilaç gerekirse, toksikoloji listesi dikkate alınarak kullanılır. Ancak, ürünün organik olarak değerlendirilebilmesi için, kullanılan ilacın kalıntılarının vücuttan atılması ve bunun içinde son ilaç dozu alımından itibaren belli bir süre geçmesi beklenir. Bu süre, konvansiyonel üretim de yasa ile belirtilenin en B 174
189 az iki katıdır ve herhangi bir süre belirtilmemiş ise en az 48 saat olmalıdır. Aşı uygulamaları ve parazit tedavisi dışında, bir yıl içerisinde hayvanlara üçten fazla sentetik ilaçların kullanılması halinde söz konusu hayvanlar veya bu hayvanlardan elde edilen ürünler, organik ürün olarak satılamazlar (Anonymous, 1999; Şayan ve Polat, 2002; Anonim, 2002; Anonymous, 2002). Hayvan türlerine göre verilecek kaba ve yoğun yem miktarları hayvan sağlığını etkilemektedir. Ekolojik hayvan beslemede, ruminantlara kaba yemlerin öncelikle ve önemli miktarlarda, örneğin, rasyon kuru maddesinin yaklaşık % 60 ı oranında yedirilmesi; tahılların ise, üretimin yoğun olduğu dönemlerde takviye olarak kullanılması önerilmektedir (Şayan ve Polat, 2002). Sonuçlar ve Öneriler Her geçen gün kirlenen dünyamızda sürdürülebilir bir üretim yapma olanaklarımız mevcuttur ve gerekli önlemler alınmalıdır. Konvansiyonel üretimin neden olduğu tahribata karşı organik tarım ihtiyaç halini almıştır. Üreticilerimizin, mazisi çok fazla olmayan organik tarıma rağbet gösterdiği söylenebilir. Ülkemiz koşulları göz önüne alındığında organik üretim yapılabilecek birçok saha olduğu ve bu potansiyelin, gerekli yatırımların yapılarak ülkemiz tarımının itici gücü haline getirilebileceğini söylemekte yarar vardır. Organik bitkisel üretimde olduğu gibi organik hayvansal üretimde de az zamanda büyük mesafeler kat edebilecek bir yapıya sahip olan ülkemizde bu alanda gerekli teşvik, tedbir ve düzenlemeler hazırlanmalı ve faaliyete geçirilmelidir. Türkiye sahip olduğu hayvan sayısı ve geniş arazi miktarıyla, hem iç pazarda organik üretimi kendine yetecek hem de dış pazarda söz sahibi olabilecek ülkelerden biri olma potansiyeline sahiptir. Kaynaklar Ak, İ., Apolyont doğal tarım ve hayvancılık projesi. 1. Uluslararası Organik Hayvansal Üretim ve Gıda Güvenliği Kongresi, Aydın. Ak, İ., Kantar, F., Türkiye de ekolojik hayvancılık sürdürülebilir mi?. Bahçeşehir Üniversitesi Organik Tarım Kongresi, Ekim 2007, İstanbul. Anonim, Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik. T.C. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Resmi Gazete, 11 Temmuz 2002-Sayı Anonymous, Official Journal of the European Communities, Anomymous, Basic Standarts for Organic Production and Processing. IFOAM Internal letter,72 /March 2000, IFOAM, Tholey-Theley, Germany. Kaymakçı, M., Taşkın, T., Koşum, N., Önen,Ç S., Önenç, A., Organik süt üretimini Türkiye de geliştirme olanakları. 1. Uluslararası Organik Hayvansal Üretim ve Gıda Güvenliği Kongresi, Aydın. Özturk, A. Y., Türkiye de organik bal üretimi. 1. Uluslararası Organik Hayvansal Üretim ve Gıda Güvenliği Kongresi, Aydın. Saner, G., Engindeniz, S., Hayvancılıkta organik üretime geçiş olanakları ve Türkiye üzerine bir değerlendirme. Türkiye 2. Ekolojik Tarım Sempozyumu, Kasım, Sayfa , Antalya. Sundrum, A., Organic Livestock Farming. A critical review. Livestock Production Science. 67 (3), January, Şayan, Y., Polat, M., Ekolojik (organik-biyolojik) hayvansal üretimin temel ilkeleri. Organik tarım eğitimi ders notları. İzmir İl Tarım Müdürlüğü ve Araştırma Geliştirme ve Güzelleştirme Derneği. Emre Basımevi, Ekim, , İzmir. 175
190 Saanen, Maltız ve Kıl Keçileri ile Melezlerinde Fırsatçı Çiftleştirme ile Yıl Boyu Oğlak Elde Edilmesi Akın PALA, Sefer ŞAHİN Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 17020, Çanakkale Ülkemizde yılda iki kez doğum çoğu zaman ekstansif tarım işletmelerinde ve fırsatçı yavrulatma şeklinde olmaktadır. Bu uygulamada teke veya tekeler yıl boyu sürü içinde tutulmakta ve fırsat buldukça sürüdeki keçilerle tesadüfi olarak çiftleşmektedir(ler). Bu durumun değerlendirilebilmesi için Çanakkale nin çeşitli köylerinde anketler düzenlenerek üreticilerle görüşülmüş ve elde edilen skorlar değerlendirilmiştir. Çıkan sonuçlar, Saanen ırkı keçilerin ve melezlerinin toplam oğlak sayısı, sonbaharda doğan oğlak sayısı ve süt verimi yönünden Maltız ve Kıl keçileri ile bunların melezlerine üstün olduğunu göstermiş, en düşük performans gösteren ırk ise beklendiği üzere Kıl keçisi olmuştur. Fazla oğlak isterim diyenlerin sonbahar oğlak doğum oranları ve toplam oğlak doğum oranları hayır gerek yok diyenlere nazaran daha yüksek çıkmıştır. Ekstansif işletmelerde sonbahar doğumları yarı entansif işletmelere göre daha fazla olmuş, barınak yetersizliği sebebiyle tekelerini sürü içinde dolaştıran işletmelerde sonbahar doğumlarında en başarılı olan işletmeler olmuşlar, bunlarda aynı zamanda toplam oğlak sayısı da en yüksek çıkmıştır. Sonuç olarak, ekstansif işletmelerin ve yetersizlikler sebebiyle fırsatçı çiftleştirme uygulayan işletmelerin bu işten en iyi yararlanan işletmeler olduğu ortaya çıkmış, yarı entansif veya entansif işletmelerin yılda iki doğum işini fırsatçı çiftleştirme şeklinde değil, bilinçli ve kontrollü bir şekilde yapması gerektiği anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Fırsatçı çiftleştirme anketleri, yılda iki oğlak, keçilerde üreme, Saanen keçi, Kıl keçisi, Maltız keçisi Yearlong kidding in Saanen, Malta and Turkish Hair Goats and in their crosses Twice-a-year breeding in Turkey is usually done in the form of opportunistic breeding and in small family farms. Buck(s) are kept with the herd throughout the year and mate with the does in the herd randomly, as the opportunity presents itself. To investigate the matter, surveys were conducted in various Canakkale farms and the scores were evaluated. The results indicated that Saanen goats and their crosses had the largest litter size, largest ratio of kids born in the fall season and the highest milk yield, followed by Malta goats and their crosses, and the Turkish Hair Goats and their crosses. The producers who are willing to increase the number of kids in their herd had a higher ratio of kids born in the fall season and had higher number of kids overall, compared to the producers who did not want more kids in their herd. Small family farms had a higher ratio of kids born in the fall season compared to the larger and more specialized farms, enterprises owned by producers who are letting the bucks into the herd throughout the year due to lack of barn space had the highest ratio of kids in the fall season and these producers herds had the largest litter sizes. In conclusion, small farms benefited the most from opportunistic breeding, and specialized larger enterprises should manage the twice-a-year breeding using greater control, as opposed to using opportunistic mating. Keywords: Opportunistic mating surveys, twice-a-year breeding, reproduction in goats, Saanen goats, Turkish Hair goats, Malta goats Giriş Yılda iki kez yavru alma çabaları bilinçli olarak yapıldığında özellikle küçükbaş et hayvanlarında etkin olmakta (Pala, 2010), normalde yavru elde edilen ilkbahar doğumlarına ilave olarak sonbahar doğumlarından elde edilen yavrularla işletmecinin karı artmaktadır. Bununla beraber, ülkemizde yılda iki kez doğum çoğu zaman fırsatçı yavrulatma şeklinde, tekenin veya koçun sürü içinde dolaşması ve çiftleşebilen hayvanların yıl boyunca doğurması ile gerçekleşmektedir. Bu tür bir durum genelde ekstansif işletmelerde daha çok olmakta, birden fazla erkek olduğu durumda yavruların babası belli olmamaktadır. Bu tür bir çiftleştirme, erkek sayısı birden fazla ise ıslah çalışmalarını zorlaştırmakta, ve yavrulama zamanının farklı olmasından dolayı sürü idaresinde zorluklar ortaya çıkabilmektedir. Bununla beraber en büyük faydası 176
191 erkeğin/erkeklerin de sürüyle beraber dolaşması ve ayrı bir idare/barınak gerektirmemesi, ve yavru sayısının artması ve yavrulamanın ve süt veriminin yıl boyuna biraz daha fazla yayılması olmaktadır. Yavrulamanın ve süt veriminin yıl boyuna yayılmasının farklı avantajları ve dezavantajları vardır (Hogue, 1986), farklı dönemlerde yavru ve süt sağlanabilir, fakat mevsim yayıldıkça soğuk döneme veya sıcak/kurak, dolayısıyla yemin az ve pahalı olduğu dönemlere denk gelinebilir. Bu çalışmanın amacı, Çanakkale yöresindeki keçi sürülerinde yetiştiricilik şeklinin, tekeleri yıl boyu sürü içinde tutma sebebinin, ve üreticilerin konu ile ilgili çeşitli durumlarının ne gibi etkileri olduğunun gözlenmesidir. Çanakkale nin çeşitli köylerinde 50 adet üreticiyle görüşülmüş ve elde edilen skorlar değerlendirilmiştir. Sonbaharda doğan oğlak sayısının toplam oğlak sayısına oranına, sürülerdeki toplam oğlak sayısının keçi sayısına oranına (keçi başına oğlak sayısı) ve keçi başına ortalama süt verimine bakılmış ve sorulan soruların bu bağımlı değişkenlere etkisi incelenmiştir. Materyal ve Yöntem Yapılan çalışmada 50 adet üreticiye 14 adet soru sorulmuş ve alınan cevaplar kaydedilmiştir. Üreticiler farklı köylerdeki keçi sürüsü sahiplerinden seçilmiş ve genel olarak Çanakkale keçi üreticilerini temsil edecek üreticilerden oluşan bir seçim yapılmıştır. Çalışmanın örneklemesi tam tesadüfi olmadığı için, bulguların genelleştirilmesinde dikkatli olunmalıdır. Anket de 5 adet çoktan seçmeli soru sorulmuş, geri kalan 9 adet soru ise çiftçilerin verdiği cevaba göre doldurulmuştur. Bu 9 sorudan 5 adedinin cevabı rakam, bir adedinin cevabı ay, kalan 3 adedinin cevabı ise görüş olarak alınacak şekilde hazırlanmıştır. İlk sorularda üreticinin ve sürüsünün özellikleri, nasıl bir yetiştiricilik yaptıkları belirlenmiş, sonraki sorularda fırsatçı çiftleşme ve yılda birden fazla doğum hakkındaki fikirleri öğrenilmiş, ve sürülerinde yılda birden fazla doğum olduğunda nasıl bir durum oluştuğu hakkında sorular sorulmuştur. Süt verimi, oğlak sayısı, dişi sayısı, erkek sayısı, sonbaharda/ilkbaharda doğan oğlak sayısı gibi rakamsal sorulardan başka, yetiştiricilere ne tür bir yetiştiricilik yaptıkları, tekelerini neden yıl boyu sürü içinde tuttukları, yıl boyu tekeleri sürü içinde tutmanın onlar açısından karlı bir uygulama olup olmadığı, sonbaharda doğan oğlakların sayısının onları tatmin edip etmediği, ilkbaharda doğan oğlak sayısının onları tatmin edip etmediği, genel olarak fazla oğlak doğmasının onları mutlu edip etmediği, genel olarak keçicilik işinden memnun olup olmadıkları sorulmuş ve sürülerdeki ırklar tespit edilmiştir. Yapılan anketin analizleri SAS V.9 (SAS, 2003) paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde frekansların belirlenmesi için SAS paket programının proc freq prosedürü, korelasyon analizleri için proc corr prosedürü kullanılmış, diğer bütün analizler için ise proc mixed prosedürü kullanılmıştır. Analiz edilen parametreler toplam oğlak sayısı, ilkbahar ve sonbaharda doğan oğlak sayısının toplam oğlak sayısına oranı ve keçi başına süt verimleridir. Bulgular ve Tartışma Keçi başına süt ve keçi başına oğlak arası korelasyon 0.53 (P<0.01) olarak hesaplanmış olup, keçi başına oğlak sayısı arttıkça süt veriminin de nispi olarak artabileceğini, bu iki değişken arasında doğrusal ve pozitif bir korelasyon bulunduğunu göstermektedir. Genelde küçükbaş işletmelerinde çiftleşmelerin sonbaharda, olağan doğumların da ilkbaharda olduğu bilinmektedir. Çalışmanın yapıldığı işletmelerdeki 177
192 oğlakların %83 kadarının ilkbaharda, %17 kadarının ise sonbaharda doğduğu belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucu, ekstansif işletmelerin yarı entansif işletmelere göre sonbahar oğlak doğum oranlarının yüksek olduğu, ilkbahar doğum oranlarında ise yarı entansif işletmelerin ekstansif işletmelere göre daha başarılı olduğu anlaşılmaktadır (sırasıyla 0.83, 0.85; P>0.05). Bunun sebebi olarak ise, bu işletmelerin genel olarak süt keçisi işletmeleri olup, süt hayvanlarında fazla yavrunun işe yaramayacağı düşüncesinin hakim olması olarak gösterilebilir. Bununla beraber, keçi başına düşen toplam oğlak sayısının, ekstansif işletmelerde yarı entansif işletmelere göre daha fazla (sırasıyla 1.63, 1.59; P>0.05) olduğu tespit edilmiştir. Sonbahar doğumları, barınak yetersizliği olmasından dolayı tekelerini yıl boyunca sürüde tutan sürülerde (0.18) en fazla olmuş, bunu işletme içinde ekstra iş gücünü azaltmak isteyenlerin sürüleri (0.16) ve yıl boyu oğlak elde etmek isteyenlerin sürüleri (0.15) takip etmiştir (P>0.05). Barınak yetersizliğinin, tekeleri sürü içinde tutmak için daha itici bir güç olduğu varsayılabilir. Prensip olarak yıl boyu elde edilen toplam oğlak sayısını arttırmak ise genelde yeteri kadar cesaret verici olmamıştır. Barınak yetersizliğini öne süren işletmelerin keçi başına oğlak sayısı 1.65 ile en yüksek değeri göstermiş, bunu 1.59 ile ekstra iş gücünü azaltmak isteyenler ve 1.58 ile yıl boyu oğlak isteyenler takip etmiştir (P>0.05). Yıl boyu sürü içinde tekelerin tutulması karlı bir uygulama mı sorusuna evet ve hayır cevapları verenlerin sürüleri arasındaki doğum oranları açısından fark neredeyse tamamen şanstan ileri gelmiş olup (P=0.65), tahminler aynı civarda seyretmiştir (sonbahar doğumlarında 0.17 evet, 0.16 hayır). Bazı işletmeler sadece keçi sütüne yönelik olup fazla oğlak doğmasını, fazla oğlakla uğraşmak zor geldiği için genellikle istememektedirler. Bununla beraber, karlı diyenlerin sürülerinde keçi başına oğlak sayısının (1.63), hayır karlı değil diyenlerin sürülerine (1.58) göre daha ileri seviyede olduğu bulunmuştur (P>0.05). Fazla oğlak doğması beni mutlu eder diyenlerin sonbahar oğlak doğum oranlarının (0.17), hayır istemem diyenlerin sonbahar oğlak doğum oranlarına (0.15) göre şanstan ileri gelecek kadar küçük bir miktarda önde olduğu anlaşılmıştır. Fazla oğlak isterim diyenlerin keçi başına oğlak sayısının (1.64) istemem diyenlere (1.58) göre daha çok olduğu tespit edilmiştir (P>0.05). Genel olarak keçicilik işinden memnun olmayanların sonbahar doğum oranları (0.17), genel olarak memnunum diyenlerin sonbahar doğum oranlarına (0.16) göre çok az bir farkla daha yüksek bulunmuştur (P=0.78). Memnunsuzların keçi başına oğlak sayıları (1.62), keçicilik isinden memnun olanlara göre (1.59) nispeten yüksek çıkmıştır (P>0.05). İşletmelerdeki farklı ırklar arasında sonbahar doğum oranı (P<0.01) ve keçi başına süt verimi (P<0.01) açısından önemli farklılıklar bulunmuş, ırklar arasındaki keçi başına oğlak sayısı farklılıkları ise şanstan ileri gelmiştir (P>0.05). Keçi başına oğlak sayısı en çok olan işletmeler saf Saanen sürüleri olmuş, bunları Maltız x Saanen melezleri, saf Maltız keçileri, Kıl x Maltız melezleri ve saf Kıl keçisi takip etmiştir. Bu sıralama keçi başına süt veriminde aynen korunmuş, sonbahar doğum oranlarında ise sadece Kıl x Maltız melezleri ikinci sıraya yerleşmiş ve kalan sıralama birinci sıradaki Saanen den başlayarak aynen korunmuştur. Bu sıralama beklenen durumu yansıtmaktadır ve çalışmanın yapıldığı işletmelerde Saanen ve melezlerinin süt veriminin ve oğlak sayısının, Maltız ve melezleri ile Kıl Keçisi ve melezlerinden üstün olduğunu göstermiş, performansı en düşük ırkın ise Kıl Keçisi olduğu anlaşılmıştır. Sonbahar doğum 178
193 oranlarındaki sıralama da Saanen ırkı keçilerin üreme sezonunun diğerlerine göre daha uzun olduğuna işaret etmektedir. Kıl ve Maltız melezlerinin sonbahar doğum oranlarının yüksek olması ise melez azmanlığından dolayı üreme kapasitesinin yükselmesine veya şansa atfedilebilir çünkü Kıl ve Maltız melezlerinin saf Saanen ve saf Maltız, ve Maltız x Saanen melezleri ile arasındaki farklılıklar şansa atfedilebilecek kadar küçük bulunmuştur (P>0.05). Genel olarak barınak yetersizliği gibi sebeplerle fırsatçı çiftleştirme uygulayan işletmeler, yılda birden fazla kere oğlak almak isteyen yarı entansif işletmelere göre daha başarılı olmuşlardır. Yarı entansif ve entansif işletmelerin çoklu doğum için fırsatçı çiftleştirmeyi değil, kontrollü olarak yılda iki doğum tekniklerini kullanmaları daha faydalı olacaktır. Kaynaklar Hogue, D. E Frequent Lambing Systems. Second Egyptian-Br. Conf. on Anim. and Poult. Prod., August 26-28, Bangor, Wales, U.K. Pala, A., Three Twice-A-Year Breeding Schedules in four Breeds of Sheep: Genetic Parameters related to Twice-A-Year Breeding Schedules in four Breeds of Sheep, VDM Verlag Dr. Müller, Saarbrucken, Almanya; kitabın basımı USA ve UK. ISBN: SAS Institute SAS User s Guide: Statistics, Release 9. SAS Inst. Inc., Cary, NC. 179
194 Biga (Çanakkale) İlçesinde Keçi Yetiştiriciliği Yapan İşletmelerin Genel Durumlarının Anket Yoluyla Belirlenmesi Feyzi UĞUR, Cemil TÖLÜ, Gürbüz DAŞ, Aynur KONYALI, Türker SAVAŞ Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 17020, Çanakkale Bu çalışmada, Çanakkale ili Biga ilçesindeki keçi yetiştiriciliğinin yapısal özelliklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla, adı geçen ilçeye bağlı köylerde 76 keçi yetiştiricisiyle anket çalışması yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, keçilerin doğum oranı %95 bulunmuştur. Tekiz doğum oranı %56 dir. Aşımların tamamı serbest aşımdır. Yetiştiricilerin önemli bir kısmı aşım ve gebelik dönemlerinde hayvanlara ek yemleme uygulamamaktadır. Oğlakların sütten kesim yaşı yüksek bulunmuştur. Oğlak ölümleri ciddi bir bulgu olarak ortaya çıkmıştır. Oğlak ölümlerinin %52 si ilk bir haftada meydan gelmektedir. İşletmelerde büyük oranda kayıt tutulmamaktadır. Hastalıklarla mücadele ve işletmelerin temizliği bakımından ciddi sorunlar tespit edilmiştir. Ankete katılan yetiştiricilerin %53 ü kendilerinden sonra bu işi sürdürecek kişiler olmadığını ifade etmişlerdir. Anket sonuçlarına göre, bölgedeki keçi yetiştiriciliği itibariyle geliştirilmesi gereken önemli konular olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Keçi, anket, Çanakkale, Biga Assessment of General Conditions of Goat Farms in Biga (Çanakkale) Province by Questionnaire Method This study aimed at investigating the structural characteristics of goat breeding in Biga Province of Çanakkale. In this regard, a questionnaire with total of 76 goat breeders was conducted in the villages of the respected province. The findings of the study demonstrated that birth rate and single birth rate were found as 95% and 56%, respectively. All of the mating is applied as natural mating. Most of the breeders do not provide supplementary feed to their animals during mating and gestation. Weaning age of kids was high. Kid loss was found of a serious finding in this study. Fifty two percent of kid losses take place in the first week. A substantial portion of the farms do not keep recording. Problems associated with fighting against diseases and hygiene were determined as the serious problems. Fifty three percent of the breeders participated in this questionnaire pointed out there is no one who will continue goat breeding activity in the future. The results of this questionnaire study indicated that some aspects of goat breeding in the province should be improved. Keywords: Goat, survey, Çanakkale, Biga Giriş Türkiye hayvancılığında keçi önemli bir tür durumundadır. Bu önem keçinin ürünleri ve bitkisel üretime elverişli olmayan alanları değerlendirmesi ile ön plana çıkmaktadır. Dünyanın kimi ülkelerinde keçi ürünleri özel ürün olarak nitelenebilmektedir. Bu durum, anılan türü, bu ülkelerde ekonomik olarak ciddi bir kaynak durumuna getirmiştir. Ülkemizde değişik verim yönlerine sahip olan keçi genotiplerinin yeterli ve etkin kullanıldığını söylemek güçtür. Türkiye nin kimi bölgelerindeki keçi ve ürünlerine karşı olan talep ve ülkemizin doğal yapısı söz konusu hayvanı daha da etkin ve verimli kılabilir. Türkiye nin kıl ve tiftik keçi varlığı sırasıyla ve olup, ülkemizdeki toplam süt ve kırmızı et üretiminde keçinin payı sırasıyla, %1.7 ve %2.8 dur (Anonim, 2010a). Çanakkale ili toplam süt ve kırmızı et üretiminde keçinin payı ise, sırasıyla, %6.5 ve %8.4 dür. Çanakkale ili keçi varlığı olup bu rakam içerisinde Biga ilçesinin payı %5.5 dir (Anonim, 2010b). Görüldüğü üzere, Çanakkale ilinin toplam süt ve kırmızı et üretiminde keçinin payı Türkiye ortalamasına göre daha 180
195 yüksektir. Ayrıca, ilin sosyo ekonomik yapısı ve keçi ürünlerine olan talep de keçiyi daha farklı konuma getirmektedir. Bu çalışma, Türkiye nin önemli hayvancılık bölgelerinden biri olan Çanakkale ili Biga ilçesindeki keçi yetiştiriciliğinin genel durumunun ortaya konulması amacıyla yürütülmüştür. Materyal ve Yöntem Araştırmanın materyalini Çanakkale ili Biga ilçesinde keçicilik üretim faaliyetine yer veren ve basit tesadüfî örnekleme yöntemi ile seçilen 76 örnek işletmeden anket yoluyla toplanan veriler oluşturmuştur. Örneğe çıkan işletmelerin sahipleri ile yüz yüze yapılan anket ile işletmenin keçi üretim faaliyeti ile ilgili aşım, gebelik, doğum, büyütme dönemleri ile hayvan sağlığı konularında bilgiler toplanmış ve bu bilgiler değerlendirilmiştir. Veriler oransal (%) olarak sunulmuştur. Bulgular ve Tartışma Çanakkale ili Biga ilçesindeki keçi yetiştiriciliği ile ilgili olarak yetiştiricilerin genel durumlarının ortaya konulmasına yönelik olarak yapılan ve sonuçları oransal olarak ifade edilen araştırmanın bulguları aşağıda sunulmuştur. İşletmelerin %66 sında herhangi bir numaralama yapılmadığı, %34 ünde ise yapıldığı ifade edilmiştir. Numaralama ya da işaretleme yapılmaması aynı zamanda kayıt tutulmadığı anlamına da gelmektedir. İşletmelerin kayıt tutma konusundaki yetersizlikleri Bilginturan ve Ayhan (2008) ve Tölü ve ark. (2007) nın yürüttükleri araştırma bulgularında da yer almaktadır. Sorulan başka bir soruya cevap olarak yetiştiricilerin %53 ü kendilerinden sonra bu işi yapacak başka kimseler olmadığını bildirmişlerdir. Bu durum sosyolojik ve ekonomik olarak üzerinde durulması gereken bir olgudur. Keçi yetiştirme ile ilgili bilgileri geleneksel bilgi kaynaklarından aldıklarını ifade eden yetiştiricilerin oranı %78 bulunurken, söz konusu soruya hayvan yetiştirme ile ilgili teknik kişi, kurum ve kuruluşlardan diyenlerin oranı %22 olarak tespit edilmiştir. Bu bulgular bölgedeki keçi yetiştiriciliğinin geleceği açısından analiz edilmelidir. Araştırmada, aşım dönemindeki uygulamalar itibariyle keçi yetiştiriciliğinin ne durumda olduğu da analiz edilmiştir. Aşımların tamamı serbest aşımdır. Soysal ve ark. (2005) ve Bilginturan ve Ayhan (2008) ın yaptıkları çalışmalarda da yetiştiricilerin genelde serbest aşım yöntemini tercih ettikleri saptanmıştır. Yetiştiricilerin %65 i aşım döneminde herhangi bir ek yemleme yapmadığını ifade etmiştir. Aşım döneminde ek yemleme yapmayanların oranı yüksek olarak değerlendirilebilir. Anılan dönemde ek yemlemenin yapılması sürülerdeki gebelik ve ikiz doğum oranını artıracaktır (Kaymakçı ve Sönmez, 1992). Aşımların Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında yapılma oranları sırasıyla, %4, %45, %40 ve %11 bulunmuştur. Araştırmada tekelerin sürülerde damızlıkta kullanılma süreleri de araştırılmıştır. Buna göre, tekelerini, bir yıl, iki yıl, üç yıl ve dört ve daha fazla yıl olarak sürüde tutan yetiştiricilerin oranları sırasıyla, %10, %17, %59 ve %14 bulunmuştur. Yetiştiricilerin %70 i gebelik döneminde farklı bir besleme uygulamadığını ifade etmiştir. Yetiştiricilerin ek yemlemeyi tercih etmemeleri Koyuncu ve ark. (2006a) nın yürüttükleri anket çalışmasının bulgularıyla paralellik göstermektedir. Bu bulgulara göre, yetiştiricilerin gebelik dönemi beslenmesi konusunda eğitilmesi gerektiği sonucuna varılabilir. Yalama taşı kullanan yetiştiricilerin oranı %80 dir. Hayvanların yemlerine vitamin mineral katkısı yapan yetiştiricilerin oranı ise düşük (%30) bulunmuştur. 181
196 Anket yapılan kitlede keçilerin doğum oranı %95 bulunmuştur. Yetiştiriciler, keçilerin %56 sının tekiz, %44 ünün ise çoğuz doğurduğunu bildirmişlerdir. Bu araştırmanın sonuçlarıyla paralel olmak üzere, Aktürk ve ark. (2005), Çanakkale Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliğine üye keçi işletmelerindeki oğlak oranını %138 olarak saptamışlardır. Buna göre anılan yöredeki keçilerin çoğuz oğlak verme oranı düşük bulunmuştur. Bu anlamda genotipin ıslahı ve hayvanların bakım ve besleme koşullarının iyileştirilmesi bakımından gerekli tedbirlerin alınması önerilebilir. Ankete katılan yetiştiricilerin %99 u doğumdan hemen sonraki kısa bir zaman içerisinde oğlaklara ağız sütü içirdiğini bildirmişlerdir. Bu uygulama, oğlakların doğumdan sonra yeterli besin maddeleri ve bağışıklık unsurlarının alımı bakımından son derece değerlidir. Ankete katılanların %76 sı oğlaklarını farklı bir bölme ya da ortamda büyüttüğünü, %24 ü ise böyle bir uygulamaya gitmediğini ifade etmişlerdir. Çalışmada, oğlak büyütme yöntemi olarak temelde iki yöntemin kullanıldığı tespit edilmiştir. Bunlardan birincisi, oğlakların sütten kesime kadar sürekli analarının yanında (%37) barındırılmasıdır. Uygulanan ikinci bir yöntem (%58), akşam sağımdan sonra sabaha kadar anaların yanında barındırılmasıdır. İkinci sistemde analar sabah sağılmamaktadır. Görüldüğü üzere oğlaklar genelde analarını emerek sütle büyütülmektedir. Bu yöntemin uygulandığı durumlarda oğlakların gereğinden fazla süt emmemesi bakımından keçilerin akşam sağımından sonra sabaha kadar oğlaklarıyla beraber olmalarının sağlanması ve sabah keçilerin oğlakların yanından ayrılması tavsiye edilebilir bir uygulamadır (Uğur ve ark., 2004). Ankete katılanların %92 si oğlakların sütten kesimine karar verilmesinde, yaş, canlı ağırlık ve yem tüketimi gibi bir takım ilkelere dikkat edildiğini, %8 i ise süt fiyatlarını önemsediğini bildirmiştir. Ankete katılan yetiştiricilerin de büyük oranda uyguladığı gibi, ırka göre değişmekle birlikte belli yaşta ve belli bir canlı ağırlığa ulaşan oğlaklar sütten kesilmelidir. Bu anlamda ilgili kesimin bilgili ve bilinçli olduğu söylenebilir. Buna karşın, çalışmada oğlakların olması gerekenden daha fazla süreler sütle beslendiği tespit edilmiştir. Ankete katılanların %42 si oğlaklarını 2 aylık yaşta sütten keserken, %47 lik kesim ise 2 aylık süreyi aştıklarını belirtmişlerdir. Yapılan bilimsel çalışmalarda oğlakların 45 günlük yaşta başarıyla sütten kesilebileceği yönünde bulgulara ulaşılmış olup (Uğur ve ark., 2004), yöre işletmecilerinin bu yönde kendilerini geliştirmeleri uygun olacaktır. Ankete katılanlar, oğlak ölümlerinin %52 sin ilk bir haftada meydana geldiğini bildirmişlerdir. Oğlak ölümleri ciddi bir sorundur. Bu araştırma bulgularına göre, doğumdan sonraki ilk bir haftada oğlakların kaybedilmemesi anlamında gerekli tedbirler alınmalıdır. Koyuncu ve ark. (2006b), bu araştırmanın bulgularıyla paralel olmak üzere, oğlak ölümlerinde ilk haftaların önemli olduğunu tespit etmişlerdir. Araştırmada, kuru yemlerin oğlaklara sunulduğu zaman bakımından, 0-15 gün, gün, gün ve 46 gün ve üstü diyenlerin oranı sırasıyla, %14, %21, %24 ve %21 bulunmuştur. Bu bulgulara göre işletmecilerin oğlakların kuru yeme alıştırılmalarında geç kaldıkları söylenebilir. Zira, yürütülen bilimsel çalışmalarda, oğlakların mümkün olan en kısa sürede kuru yeme alıştırılmalarının hayvanların performansını olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir (Uğur ve ark., 2007). En çok şikâyetçi olunan hastalıklar, Agalaksi, Mastitis, Enterotoksemi ve Brusella olarak sıralanmıştır. Yetiştiricilerin en çok Agalaksi ve Enterotoksemi hastalıklarında hayvanlarını kaybettikleri tespit edilmiştir. Bu bulgular, gerekli aşılamaların yapılmasında ve diğer sağlık koruma tedbirlerinin alınmasında daha dikkatli olunması gerektiğini ortaya koymaktadır. Yetiştiricilerden %78 i, hayvanlarınız hastalığında ne 182
197 yaparsınız diye bir sorulan bir soruya cevap olarak elimdeki ilaçlardan herhangi birini uygularım diye cevap vermiştir. Bu yaklaşım çarpıcıdır ve konu üzerinde özenle durulması gerektiğini ortaya koyan bir olgu olarak dikkate alınabilir. Araştırmada, dezenfektan olarak en fazla kireç (%80) kullanıldığı da tespit edilmiştir. İşletmelerin %46 sında her gün, %30 unda haftada bir temizlik yapılmaktadır. Teşekkür Bu bildiri, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi ve Çanakkale Tarım İl Müdürlüğü tarafından desteklenen Biga İlçesinin Tarım Potansiyeli, Mevcut Üretim Teknikleri, Optimum Üretim Şekli ve Olası Üretim Desenleri adlı projeye ait verilerin bir kısmından özetlenmiştir. Yazarlar, projeye destek sağlayan kişi ve kurumlara teşekkür ederler. Kaynaklar Aktürk, D., Tatlıdil, F., Savran, F., Çanakkale Damızlık Koyun Keçi Yetiştiriciler Birliğine üye olan işletmelerde süt maliyetinin belirlenmesi. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Mayıs 2005, İzmir, s: Anonim, 2010a. ( ) Anonim, 2010b. ( ) Bilginturan, S., Ayhan, V., Burdur İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği üyesi keçicilik işletmelerinin yapısal özellikleri ve sorunları üzerine bir araştırma. Süleyman Demirel Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 3: Kaymakçı, M., Sönmez, R., Koyun Yetiştiriciliği. Hasad Yayıncılık Hayvancılık Serisi No. 3, İstanbul. Koyuncu, E., Pala, A., Savaş, T., Konyalı, A., Ataşoğlu, C., Daş, G., Ersoy, İ.E., Uğur, F., Yurtman, İ.Y., Yurt., H.H. 2006a. Çanakkale Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği üyesi keçicilik işletmelerinde teknik sorunların belirlenmesi üzerine bir araştırma. Hayvansal Üretim, 47: Koyuncu, M., Uzun, Ş.K., Tuncel, E., 2006b. Güney Marmara Bölgesi keçicilik işletmelerinin genel durumu ve verim özelliklerinin belirlenmesi üzerine araştırmalar. 2. İşletmelerin üretim potansiyeli ve sorunlar. Tarım Bilimleri Dergisi, 12: Soysal, M.İ., Kök, S., Gürcan, E.K., Özdüven, M.L., Edirne ili keçiciliği üzerine bir araştırma.süt Keçiciliği Ulusal Kongresi,26-27 Mayıs 2005, İzmir, s: Tölü, Ç., Daş, G., Yurdabak, S., Uğur, F., Konyalı, A., Savaş, T., Aktürk, D., Turkan, H., Türkiye nin önemli hayvancılık bölgelerinden Biga koyunculuğuna genel bir bakış. 5. Zootekni Bilim Kongresi. 5-8 Eylül 2007, Van. Uğur, F., Savaş, T., Dosay, M., Karabayır, A., Ataşoğlu, C., Growth and behavioral traits of Turkish Saanen kids weaned at 45 and 60 days. Small Ruminant Research, 52: Uğur, F., Ataşoğlu, C., Tölü, C., Diken, F., Pala, A., Effects of different rearing programmes on growth of Saanen kids. Animal Science Journal, 78:
198 Entansif Keçi Yetiştiriciliği Songül ŞENTÜRKLÜ, Emre ARSLANBAŞ Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Biga Meslek Yüksekokulu, 17200, Çanakkale Keçi yetiştiriciliği Türkiye de ekonomik ve sosyal açıdan önemli bir yetiştiricilik koludur. Özellikle orman içi ve kenarında yerleşmiş dar gelirli ailelerin önemli geçim ve besin kaynağıdır. Türkiye dünyanın en çok keçi yetiştirilen ülkeleri arasında yer almaktadır (6.3 milyon). Ancak ekstansif sistemin yaygın olduğu ülkemizde, sayısal varlığına oranla keçiden elde edilen verimlerin yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir. Çünkü, keçi varlığımızın % 94,5 ini verimleri düşük olan ırklar oluşturmaktadır. Dolayısıyla da elde edilen verim ve ürünlerin kalitesi de düşük olmaktadır. Bu da ürünlerin fiyat ve pazar oluşumunu güçleştirmektedir. Son zamanlarda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde keçi sütü ve ürünlerine olan ilgi gerek besin değeri, gerekse ekonomik önemine paralel olarak giderek artmaktadır. Ülkemizde de keçi sütüne dayalı geleneksel süt ürünlerinin üretilme potansiyeli ve keçi sütüne verilen değerin artması ile keçi yetiştiriciliği için alternatif yetiştirme sistemlerinin geliştirilmesi söz konusudur. Keçilerin ormanlık alanlara daha az zarar vererek, elverişsiz alanlardan da yararlanılmasını mümkün kılacak olan entansif koşullar altında yetiştirilmesi yöntemi önerilmektedir. Entansif sistemle birim zamanda elde edilen süt verimi ve kalitesi, sütten kesilen oğlak sayısı, oğlakların doğum ağırlığı, gebe kalma oranı, çoklu doğum sayısı, doğan yavruların yaşama gücü, hastalıklara dayanıklılık ve çevreye uyum kabiliyetlerinin artması gibi önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bununla birlikte entansif sistemde en önemli sorun olan yem sorununu çözmek için alternatif çözümler üretilmelidir. Entansif keçi yetiştiriciliğinde maksimum verim ve gelir elde etmek, işletmelerin yapısına ve büyüklüğüne bağlı olarak değişiklik gösterse de, verimi yüksek hayvan ırklarının seçimi ve bu hayvanların uygun bakım ve besleme sistemi ile yetiştirilmesi daha önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada, keçi yetiştiriciliğinde doğal yetiştirme sistemine alternatif entansif keçi yetiştiriciliği sistemi irdelenecektir. Anahtar kelimeler: Alternatif keçi yetiştiriciliği, beslenme olanakları, doğal yetiştiricilik, performans değerleri. Intensive Goat Husbandry Goat husbandry is an important husbandry branch in Turkey in terms of economical and social aspects. Especially, it is an important family living and food source for the families having low incomes and settled in forest regions and its edges. Turkey is one of the top countries in the world that raises goat (6.3 million). However, in our country that extensive system is put into practice extensively, compare to its quantity, the products of goats are not in the desired level. Because, 94.5 % of those goats are the ones that have low productivity. As a result, the quality of the products is low. That makes difficult for the products to have a market price and to be in the market. However, in recent years, because of its nutritional value and economical importance, it is observed that, affinity to goat s milk and its products has an increasing trend in developed and developing countries. It is the case in our country as well to produce conventional milk products from goat s milk and develop alternative husbandry systems for goat husbandry parallel to increase importance of goat s milk. Intensive goat husbandry system, that enables goats to be utilized from unproductive areas by giving less harm to the forest regions, is suggested. Together with intensive system, there have been important developments like, the productivity of milk in time unit and its quality, the number of weaned capricorn, the birth weight of capricorns, pregnancy rate, the number of multiple birth, living power of young animals, strenght towards diseases and acclimation ability of animals. Nonetheless, alternative solutions have been improved for the most important problem, which is feed in intensive system. Although, in intensive goat husbandry, having maximum productivity and profit differs according to the structure and size of the enterprise, it is much more important to choose high productive animal races and raise them with proper care and feeding system. In that study, the intensive goat husbandry system, which is an alternative to the natural husbandry system in goat husbandry, will be explicated. Keywords: alternative goat husbandry, feeding opportunities, natural husbandry, performance indicators Giriş Dünyada insan tüketimine sunulan hayvansal gıdalar içerisinde süt önemli bir yer tutmaktadır. Keçi sütü de sahip olduğu besin değerleri ve fiziksel duyusal özellikleri ile 184
199 her geçen gün daha fazla tercih edilmektedir. Tarımda da globalleşme yaşanmakta ve yukarıda sayılan nedenler doğrultusunda, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ışığında süt sığırcılığına alternatif olarak süt keçiciliği önerilmektedir. Son zamanlarda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde keçi sütü ve ürünlerine olan ilginin gerek besin değeri, gerekse ekonomik önemi nedeni ile arttığı görülmektedir. Keçi sütünün bileşim açısından anne sütüne olan yakınlığı, fonksiyonel serum proteinleri ve immun faktörleri daha yüksek oranda içermesi; ayrıca kendine has özelliklerinden dolayı özellikle peynir, dondurma, tuzlu yoğurt gibi bazı özel ürünlerin hammaddesi olması, hatta hasta ve bebeklerin beslenmesi için öncelikli tercih edilmesi gibi özellikleri nedeni ile birçok ülkede hayvansal ürünler arasında aranan bir gıda olarak yerini almaktadır. Buna ilaveten keçinin, diğer hayvanların yetiştirilmediği elverişsiz koşulları daha iyi değerlendirmesi ve ürünlerinin organik olması gibi özellikleri birçok ülkede popülaritesini arttırmıştır. Ülkemizin de doğal ve ekonomik koşulları, tarımsal yapısı ve gelenekleri keçi yetiştiriciliğinin yaygın olarak yapılmasına uygun bir ortam oluşturmaktadır. Türkiye de keçi yetiştiriciliği, aile tipi küçük işletmelerde geleneksel yöntemlerle (ekstansif yetiştiricilik) yapılmaktadır. Özellikle orman içi ve kenarında yerleşmiş dar gelirli ailelerin önemli geçim ve besin kaynağıdır. Bu işletmelerde hem keçi sayısının az hem de düşük verimli yerli ırkların çoğunlukta (% 94,5) olması elde edilen verimin ve kalitenin düşük olmasına neden olmaktadır. Bu da ürünlerinin pazarlanmasını güçleştirmektedir. Türkiye, dünyanın en çok keçi yetiştirilen ülkeleri arasında yer almaktadır ve 2007 yılı verilerine göre toplam baş keçi sayısı ile dünyada yaklaşık % 1 lik bir paya sahiptir (DPT, 2001; Paksoy ve Özçelik, 2008; TÜİK, 2010). Keçi yetiştiriciliğinde elde edilen ürünler bakımından, kırmızı et üretimi içinde keçi etinin payı % 3,22 ve toplam süt üretiminde ise keçi sütünün payı % 2,12 olarak bildirilmiştir (Paksoy ve Özçelik, 2008). Ülkemizde son on yıldaki keçi sayısı ve üretilen süt miktarı çizelge 1 de verilmiştir (TÜİK, 2010). Çizelge 1. Ülkemizde son on yıldaki keçi sayısı ve üretilen süt miktarı Yıl Üretilen keçi sütü (ton) Keçi (baş) Ancak ekstansif sistemin yaygın olduğu ülkemizde, sayısal varlığına oranla elde edilen verimlerin yeterli düzeyde olmadığı görülmektedir (DPT, 2001). Oysa son yıllarda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde keçi sütü ve ürünlerine olan ilginin gerek besin değeri, gerekse ekonomik önemi nedeni ile arttığı görülmektedir. Ülkemizde de keçi sütüne dayalı geleneksel süt ürünlerinin üretilme potansiyeli ve keçi sütüne verilen değerin artmasına paralel keçi yetiştiriciliği için alternatif yetiştirme sistemlerinin geliştirilmesi söz konusudur (Paksoy ve Özçelik, 2008). 185
200 Türkiye de keçi sayısı son yıllarda artış gösterse de, keçi yetiştiriciliğinin diğer türlerin yetiştiriciliği karşısında gerilediği söylenebilir. Buna neden olarak da başta tüm dünyada olduğu gibi, bu hayvanların otlama davranışları ileri sürülmektedir. Bu sebeple keçiler ormanlarımızın düşmanı, tahripçisi olarak görülmüş ve sayılarının azaltılması için devlet plan ve programlarına konuyla ilgili maddeler konmuştur. Oysa günümüzde insanlar tarafından ormana verilen zararın sonuçları ortadadır. Orman içi ve kenarında yapılacak kontrollü otlatmalarla ve getirilecek düzenleyici yasalarla bu gibi sorunlar rahatlıkla aşılabilecektir. Ancak, Türkiye de li yıllar arasında keçilerin doğaya verdiği tahribat ileri sürülerek keçi yetiştiriciliği sekteye uğratılmıştır. Bu düşüşe paralel olarak başta süt olmak üzere elde edilen ürünlerin miktarında da bir azalma olmuştur (DPT, 2001; Koyuncu ve ark., 2006; Savaş, 2008). Ancak son yıllarda dünyada keçi sütüne verilen önemle birlikte ülkemizde de bu konuya ilgi artmıştır. Bu amaca yönelik kanun ve yönetmelikler yeniden düzenlenmiş hatta devlet teşvikleri gündeme gelmiştir (DPT, 2001). Keçiciliğin geliştirilmesi, yüksek verimli hayvan ırklarından maksimum verim elde edilmesine yönelik yetiştirilme sisteminin uygulanmasına bağlıdır. Bu sistemde tüm dünya ülkelerinin önerdiği entansif sistem olarak bildirilmektedir. Entansif Keçi Yetiştiriciliği Entansif yetiştiricilikte amaç, bilim ve tekniğin tüm olanaklarını kullanarak mümkün olan en yüksek düzeyde verim artışı elde etmektir. Entansif keçi yetiştiriciliğinde yerli ırkların verimini arttırmak için kültür ırkları ile ıslahı ve programlı bir melezleme çalışması yapılmalıdır. Melezleme çalışmalarında başarının sağlanabilmesi için bakım-besleme, sağlık-koruma ve diğer ekonomik önlemlerin birlikte ele alınması gereklidir. Verim artışı sağlanırken buna paralel ürünlerin iyi bir fiyatla değerlendirilebilmesi ve pazar şartlarının oluşturulması gereklidir. Aksi takdirde yapılan çalışmaların sürekliliği sağlanamaz. Entansif keçi yetiştiricilerinin, başarılı bir sonuç elde etmesi için yapılacak işlerle birlikte iyi bir yetiştirme ortamının (ağılların hazırlanması, doğum ve hastalıkta uygun bakım alanlarının yapılması, yem ve mera kaynaklarının yararlanabilirliğinin arttırılması, damızlıkların seçimi, bakım programlarının yapılması vb.) en azından yarı entansif koşulların sağlanması gereklidir. Türkiye de bu amaca yönelik ilk melezleme çalışmaları Saanen keçileri ile 1960 lı yıllarda başlamıştır. Ege Üniversitesi nde başlayan bu çalışmalar, sırasıyla Ankara, Çukurova ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi olmak üzere devam etmiştir. Bütün melezleme çalışmalarında amaç; entansif koşullara uygun yetişecek bir keçi ırkı yaratmaktır. Entansif keçi yetiştiriciliğinde ayıklama ve seleksiyon işlemleri sayesinde yüksek genotipli ırklar içeren sürüler elde edilmiştir. Aynı zamanda entansif sistemin keçi yetiştiriciliğine uygulanması sayesinde soy kütüğü kayıtlarının tutulması sağlanmış ve bu sayede hem hastalıklarla mücadele kolaylaşmış hem de üremede verimlilik artmıştır (DPT, 2001; Esen, 2002; Koyuncu ve ark., 2006; Savaş, 2008). Doğru ırk ve doğru melezleme yöntemleri sayesinde bugün genetik çeşitliliği ve verimi daha yüksek keçi ırkları elde edilmiştir. Ülkemizde melezleme çalışmaları sonucunda, Türk Saanen keçi ırkının doğum ağırlığı (3-4 kg.), damızlıkta kullanma yaşı (7-8 aylık) ve ortalama canlı ağırlığı (30 kg.), ergin canlı ağırlık ortalaması (60 kg.), ortalama laktasyon süresi ( gün/yıl) ve laktasyon süt verimi (ilk doğumda 350 lt., diğerlerinde lt.) yükselmiştir. Ancak bahsedilen verimlerin maksimum sınırlarda elde edilmesi yarı entansif ya da tam entansif yetiştirme sistemi içinde mümkün olmuştur. Aksi takdirde ekstansif yetiştiricilik sisteminde elde edilen verimlerin minimum sınırlarda kaldığı görülmektedir (Esen, 2002; Ceyhan ve Karadağ, 2009; Tölü, 2009). 186
201 Entansif sistemde hayvanların üremeleri kontrol altına alındığından hem yavru hem de ana, hastalıklara karşı daha dayanıklı ve yaşama gücü daha yüksek olmaktadır. Çünkü; bu sistemde yetiştiriciler, doğumdan önce, doğum sırasında ve doğum sonrasında doğum alanlarının hijyenini, koşullarını (rutubet, hava akımı, sıcaklık vb. faktörler) önceden hazırlar ve verilecek yemi içerik ve miktar bakımından hayvanların fizyolojik ve sağlık durumlarına göre temin ederler. Yine bu sistemde hayvan barınakları ve otlaklar hayvanların yaşına, fizyolojik durumlarına ve besin ihtiyaçlarına göre düzenlenir. Bu nedenle ana ve yavru sağlığı koruma altındadır (Esen, 2002; Savaş ve ark., 2009). Entansif keçi yetiştiriciliğinde en önemli sorun yemdir ve bunun çözümü içinde sığırlar için söz konusu olan silaj, yonca, tahıl hasılları ve kültürü yapılan diğer kaba yem kaynakları ile arpa, yulaf, mısır gibi dane yemler ve kesif yemle besleme şekilleri önerilmektedir (Hadjipanayiotou ve Morand-fehr, 1991; Sauvant ve ark., 1991; Ülkü, 2008; Tölü, 2009). Ülkemizde, tüm hayvancılık sektöründe olduğu gibi, kaba yem yetersizliği, mera ve otlakların yetersiz ve kalitesiz oluşu keçilerden sağlanan üretimi sınırlayan en önemli faktörlerdendir. Kaba yem sıkıntısının yaşandığı kış dönemlerinde hayvanların besin madde ihtiyaçlarını karşılamak üzere kaba yem olarak silaj kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemiz genelinde mera koşullarının yetersiz, yem bitkileri üretiminin de arzu edilenin çok altında olması nedeniyle koyunculukta olduğu gibi yem sorunu yaşanmaktadır. Keçilerde dengesiz ve yetersiz beslenme verimi olumsuz yönde etkilediği gibi bazı beslenme hastalıklarının ortaya çıkmasına da zemin hazırlamaktadır (Öztürk ve Deniz, 2000; DPT, 2001; Karabay (Öcal) ve Öztürk, 2007). Bununla birlikte entansif sistem anlayışıyla özellikle gebeliğin son aylarında ve aşım döneminde yapılan pek çok bakım ve besleme çalışması sonucunda keçilerde önemli verim artışları tespit edilmiştir (Ülkü, 2008; Tölü, 2009). Sonuç ve Öneriler Ülkemizde çayır ve mera alanlarının tarlaya dönüştürülmesi ya da çeşitli nedenlerle işgal edilmesi ve orman alanlarından keçilerin uzaklaştırılması yönündeki politikalar gelecekte keçi yetiştiriciliğinin entansif ya da yarı entansif yapılmasını gerektirmektedir. Ancak; entansif sistemde maliyetler yüksek. Bu nedenle, maliyeti azaltacak yüksek verimler elde edilmelidir. Bu da genetik kabiliyetleri yüksek ırklarla melezleme çalışmalarını arttırmak, beslemede yöntem ve alternatif hammaddeler geliştirmekle mümkün olacaktır. Entansif keçi yetiştiriciliğinde en önemli sorun yemdir ve bunun çözümü içinde sığırlar için söz konusu olan silaj, yonca, tahıl hasılları ve kültürü yapılan diğer kaba yem kaynakları ile arpa, yulaf, mısır gibi dane yemler ve kesif yemle besleme şekilleri önerilmektedir. Entansif keçi yetiştiriciliğinde elde edilen gelir, işletmelerin yapısına ve büyüklüğüne bağlı olarak değişiklik gösterse de yetiştirme sistemi daha önemli rol oynamaktadır. Özellikle, entansif sistemle yapılan keçi yetiştiriciliği, birim zamanda elde edilen süt verim ve kalitesi, sütten kesilen oğlak sayısı, oğlakların doğum ağırlığı, gebe kalma oranı, çoklu doğum sayısı, doğan yavruların yaşama gücü, hastalıklara dayanıklılık ve çevreye uyum kabiliyetlerinin artması gibi önemli sonuçlar sağlamaktadır. Kaynaklar Ceyhan, A., Karadağ, O Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsünde Yetiştirilen Saanen Keçilerin Bazı Tanımlayıcı Özellikleri. Tarım Bilimleri Dergisi, 15(2):
202 Devlet Planlama Teşkilatı-DPT Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Hayvancılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara. (20 Aralık 2009). Esen, F Özel Zootekni (Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği) Ders Notları. Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Ders Teksiri No: 52. Hadjipanayiotou, M., Morand-fehr, P Intensive Feeding Dairy Goats. In: Goat Nutrition. Morand- Feher, P. (Ed). EAAP Paplication No: 46 Wageningen. Karabay (Öcal), P., Öztürk, D Laktasyon Boyunca Farklı Kaba Yemlerin Toros Alaca Keçilerinde Yem Tüketimi, Süt Verimi ve Sütün Kompozisyonu Üzerine Etkileri. KSÜ Fen ve Mühendislik Dergisi, 10(2): Koyuncu, M., Kara Uzun, Ş., Tuncel, E Güney Marmara Bölgesi Keçicilik İşletmelerinin Genel Durumu ve Verim Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Araştırmalar II. İşletmelerin Üretim Potansiyeli ve Sorunlar. Tarım Bilimleri Dergisi, 12(1): Öztürk, D., Deniz, O Kıl Keçisi Oğlakların Entansif Besisinde Kullanılan Karma Yeme Katılan Üre ve Kükürt ün Besi Performansı, Kesim ve Karkas Özellikleri ile Bazı Kan Metabolitlerine Etkisi. International Animal Congress 4-6 Sept. 2000, Isparta-Turkey, P: Paksoy, M., Özçelik, A Kahramanmaraş İlinde Süt Üretimine Yönelik Keçi Yetiştiriciliğine Yer Veren Tarım İşletmelerinin Ekonomik Analizi. Tarım Bilimleri Dergisi, 14(4): Sauvant, D., Morand-Fehr, P., Giger-Reverdin, S Dry Matter Intak of Adult Goats. In Goat Nutrition. Ed. P. Morand-Fehr. EAAP Paplication No: 46, Pudoc Wageningen. Savaş, T Türkiye de Süt Keçiciliğinde Son Yıllardaki Gelişmeler. (15 Kasım 2009). Savaş, T., Konyalı, A., Tölü, C., Daş, G Keçi Yetiştiriciliği. (15 Kasım 2009). Tölü, C Farklı Keci Genotiplerinde Davranış, Sağlık ve Performans Özellikleri Üzerinde Çalışmalar. Doktora Tezi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Zootekni Anabilim Dalı. Çanakkale, Türkiye. Türkiye İstatistik Kurumu-TÜİK Bölgesel İstatistikler, Tarım. 1&altMenuGoster=1&secilenDegiskenListesi= (8 Ocak 2010). Ülkü, I. H Keçilerde Son Dönem Beslenmesi Koşullarının Etkileri. Yüksek Lisans Tezi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Zootekni Anabilim Dalı. Çanakkale, Türkiye. 188
203 Teke Yöresinde Kıl Keçisi Yetiştiriciliğine Genel Bakış Özgecan KORKMAZ AĞAOĞLU *, Özkan ELMAZ, Mahiye ÖZÇELİK METİN, Aykut Asım AKBAŞ, Mustafa SAATCI Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı,15100, Burdur Çalı ve makiden et ve süt üretme kabiliyetine sahip olan tek varlık diyebileceğimiz keçi, Teke yöresinde yüzyıllardan beri en yoğun haliyle yetiştirilmektedir. Keçi ve keçi yetiştiriciliği yörenin kültür ve folklorunun gelişmesine sayısız katkılarda bulunmuştur. Teke yöresinin merkezi Burdur ilidir. Yöre Batı Antalya, Güney Isparta, Güney doğu Denizli ve Fethiye-Ortaca hattı sınırları içindedir. Yörede keçi, özellikle oğlak eti, kırmızı et tercihinde ilk sırayı alır. Araştırmada yöre coğrafyasında bulunan illerdeki Kıl keçisi yetiştiriciliği, keçi sayısı, üretilen keçi eti, keçi ile uğraşan aile sayısı yıllara göre belirlenerek, yörenin keçicilik sektörü hakkında genel bilgi edinilmiştir. Bu bağlamda; keçi sayısı ve üretilen keçi eti yıllara göre değerlendirildiğinde; 1. sırayı Antalya ve 2. sırayı Isparta almaktadır. Teke yöresinin merkezi Burdur ili ise; son sırada yer almaktadır. Elde edilen veriler tablolar halinde sunulmuştur. Bu sayede Kıl keçisinin geleceğine dair tahminler Teke yöresi bazında yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Teke yöresi, Kıl keçisi, keçi An overview on Hair goat breeding in Teke region Goat is the only creature which can convert the bushes and shrubs to meat and milk. Goat breeding is a common animal husbandry activity in Teke region. It is not only an activity for animal husbandry but also a contribution to the local culture and folklore. Burdur city is the centre of Teke region. Local people prefer the kid meat to any type of red-meat. Hair goat breeding, number of goats, amount of produced goat meat and number of families dealing with goat breeding in the regional cities were determined according to years.. According to regional statistical outputs, the biggest goat producers are Antalya and Isparta cities, burdur city is in the last place for the production. The obtained data were presented as tables. This study may give an opportunity to project the hair goat sector on the sample of Teke region. Keywords: Teke region, Hair goat, goat Giriş Evcil hayvan türleri arasında keçinin önemli bir yeri vardır ve ekonomik önemi fazla olan türlerden birisidir. Bu; keçinin ilk evcilleştirilen hayvan türlerinden birisi olmasına ve değişik çevre koşullarına, kısa sürede uyum göstermesine bağlanabilir. Özellikle tropik ülkelerdeki halkın besin ihtiyaçlarının karşılanmasında keçinin ayrı bir yeri vardır. Keçi yetiştiriciliği özellikle kırsal kesimde yaşayanlar için hayvansal protein kaynağı açısından önemli bir yere sahiptir. Keçi ürünleri et, süt, deri ve kıl ya da tiftiktir. Türkiye et üretiminin %7,3, sütün ise %2,3 keçilerden sağlanmaktadır (FAO, 2002). Et üretimi keçi başına ortalama 16,3 kg ve süt üretimi 61 kg dır. Keçilerde üretilen ürünlerin yaklaşık %60 ı öz tüketimde kullanılmaktadır. Türkiye genelinde küçükbaş hayvan varlığı içinde %21,4 lik gibi oldukça önemli bir paya sahiptir. Keçi varlığının bölgelere göre dağılımında, Akdeniz bölgesi %26,5, Güneydoğu %25,6 ve Ege bölgesinde %20,3 lük büyük bir yayılma olduğu dikkati çekmektedir (Kaymakçı ve Aşkın, 1997). Keçi, diğer çiftlik hayvanlarına göre elverişsiz bakım ve besleme koşullarına karşı daha dayanıklı olması ve az masrafla yetiştirilebilmesi nedeniyle, özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hayvansal üretim içerisinde önemli bir yere sahiptir. Çeşitli yem maddelerine karşı seçici olmaması; oransal(relatif) süt veriminin diğer çiftlik hayvanlarından çok daha yüksek olması gibi faktörler keçinin önemli özelliklerindendir. Keçi yetiştiriciliği, bu özellikleri ile özellikle yaşam düzeyi düşük ülke ve işletmelerin ekonomilerinde özel bir yere sahiptir. Türkiye de birçok bölge 189
204 doğal, ekolojik ve sosyo-ekonomik yapı olarak keçi yetiştiriciliği için uygun koşullara sahiptir (Şengonca, 1989, Şimşek ve ark., 2006). Türkiye'de yaklaşık 5,5 milyon baş keçi bulunmaktadır. Son yıllardaki keçi populasyonundaki azalma oranı ortalama %10 kadardır (TÜİK, 2008). Küçükbaş hayvanların ortalama % 20 sini oluşturan keçi sayısında 1990 ların başından bu yana oldukça yüksek oranlı azalmalar olmuştur yılında 11 milyon civarında olan keçi sayısı 2008 de % 48 oranında azalarak 6 milyonun altına düşmüştür (TÜİK, 2009). Keçi sayısı 2008 yılı sonu itibariyle bir önceki yıla göre %11,02 azalarak baş olmuştur (TÜİK, 2008). Küçükbaş hayvan sayısındaki azalma toplam küçükbaş hayvan sütü üretim miktarını geriletmektedir döneminde verimde değişiklik olmadığı halde sağılan hayvan sayısının % 6, üretimin de % 7 oranında azalması bu durumu ortaya koymaktadır. Dondurma ve kaymak üretiminin yapıldığı keçi ve manda sütlerinin toplam süt üretimi içerisindeki payı düşüktür. Bununla birlikte geleneksel tip tüketim ürünlerinin elde edildiği bu sütlerin üretiminin artırılması hem yurtiçi piyasa hem de ihracat açısından önemlidir. Başta AB olmak üzere geleneksel ürünlere talebin ve ödeme gönüllülüğünün yüksek olduğu gelişmiş ülkeler bu tip ürünlerde önemli pazar avantajları sunmaktadır(taşdan, 2009). Bu çalışmada; keçi denilince akla ilk gelen bölge olan Teke Yöresi ve yörede bulunan Antalya, Burdur, Denizli, Isparta ve Muğla illerindeki keçi populasyonunun günümüzdeki durumunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem Teke yöresini oluşturan iller için elde edilen veriler derlenerek çizelgeler ve grafikler halinde sunulmuş ve yorumlanmıştır. Bulgular ve Tartışma Küçükbaş hayvanların ortalama % 20 sini oluşturan keçi sayısında 1990 ların başından bu yana oldukça yüksek oranlı azalmalar olmuştur yılında 11 milyon civarında olan keçi sayısı 2008 de % 48 oranında azalarak e düşmüştür. Teke yöresinde yüzyıllardan beri yetiştirilen keçi varlığında da durum böyledir (Çizelge 1). Teke yöresini oluşturan illerdeki keçi varlığını gösteren çizelge ve grafik aşağıda görülmektedir. Çizelge yılları arası Teke yöresinde yer alan illerdeki keçi varlığı* Antalya Burdur Denizli Isparta Muğla *TÜİK ve Tarım İl Müdürlüklerinden(Antalya, Burdur, Denizli, Isparta ve Muğla) alınan verilere göre düzenlenmiştir. 190
205 Şekil yılları arası keçi varlığının Teke yöresindeki illere göre dağılımı Teke yöresindeki illerde 2009 yılında kesilen keçi (keçi, oğlak, çepiç, erkeç) sayısı Antalya da 2.578, Burdur da 1.531, Denizli de , Isparta da ve Muğla da dır. Bu demektir ki; yörede keçi eti tüketimi hala devam etmekte ve keçi etine yeterli talep bulunmamaktadır. Keçi varlığının diğer bir yönü de sağladığı istihdamdır. Bu amaçla Teke yöresi için aşağıdaki şekilde bir hesaplama yapılmıştır. Çizelge 2 de görüldüğü gibi; yerli keçi ırklarının sağlamış olduğu istihdam en düşük ihtimalle 7579 ve en yüksek ihtimalle ise yaklaşık kişidir. Çizelge 2. Sürüde en az ve en çok hayvan sayısı temel alınarak, istihdam edilebilecek kişi sayısı. Sürüdeki Hayvan Sayısı Sürü ile ilgilenen kişi sayısı İstihdam edilen toplam kişi sayısı Sürüdeki Ortalama Hayvan Sayısı (Baş) Sonuç ve Öneriler Eldeki verilerden sağlanan çizelgeler ve şekil göz önüne alındığında Teke yöresindeki keçi varlığında, tıpkı tüm Türkiye de olduğu gibi ciddi bir azalma vardır. Bu azalma aynı hızla yani yılda 500 bin baş olarak devam ettiği takdirde Türkiye keçi varlığının en büyük oranını oluşturan kıl keçileri yok olma tehlikesi ile karşı karşıya 191
206 gelecektir. Keçinin tamamen bir orman zararlısı olarak gösterilmesi ve diğer yönlerinin kesinlikle dile getirilmemesi bu hayvanlara yapılacak en büyük haksızlıktır. Yapılacak düzenlemelerle hem ormanlar yeşil kalabilir hem de keçiler insanlara verdikleri hizmetlerine devam edebilirler. Keçi sütü ve oğlak etinin sağlıklı olmasından bahsedilirken; aynı ürünlerin Kıl keçilerinden de elde edilebileceği gerçeği göz ardı edilmemelidir. Özellikle kıl keçilerinden elde edilen ürünlerin günümüz şartlarında üretilen ve organik diyebileceğimiz ürünler sınıfında yer alması hem keçiye kontrollü yetiştirme fırsatı sunacak hem de dağ köylülerine yeni bir kazanç kapısı oluşturacaktır. Kaynaklar FAO, (20 Mart 2010) Kaymakçı, M., Aşkın, Y., Keçi Yetiştiriciliği. Ankara. Şengonca M Küçük Baş Hayvan Yetiştirme. Uludağ Üniversitesi Basımevi. Uludağ Üni. Güçlendirme Vakfı Yayın No: 27. U.Ü. I.İ.B.F., İşletme İktisadi ve Muhasebe Araş. ve Uyg. Mer. No:27, 170 S. Şimşek, Ü. G., Bayraktar, M Kıl keçisi ve Saanen x kıl keçisi (f1) melezlerine ait büyüme ve yaşama gücü özelliklerinin araştırılması. F. Ü. Sağlık Bil. Derg. 20(3), Taşdan, K. (2009) Ekonomik Göstergelerle Türkiye'de Tarım TEAE Yayın No: 176, (Erişim Tarihi: ) TÜİK, Hayvansal Üretim.( ) TÜİK, Tarım İstatistikleri, ( ) 192
207 Konya İli Kıl Keçi Yetiştiriciliği ve Islah Çalışmaları Hakan ERDURAN, Mesut KIRBAŞ Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü Müdürlüğü, 42020, Konya Bölgemizde yüzyıllardır orman içi ve kenarı alanlarda mer aya dayalı ekstansif şartlarda ilkel olarak yetiştirilen keçilerin yem ihtiyacının, rasyonel bakım ve besleme koşullarından uzak keçicilik işletmelerince entansif şartlarda karşılanması, hem ekonomik açıdan, hem de yetiştirme alışkanlıkları dolayısıyla mümkün gözükmemektedir. Kıl keçisi yetiştiricilerinin bölgemizde hâlihazırda ekonomik olarak bu üretim kolundaki faaliyetlerine devam edebilmeleri, ancak daha az sayıdaki hayvandan daha yüksek verim elde etmelerine bağlı kalmıştır. Bu sorunun bu gün için geçerlilikte olan en iyi çözüm yolu keçicilik işletmelerinin yetiştirme ve sürü idaresi anlamında bilinçlendirilmesi ve yörenin yetiştirme alt yapısı dikkate alınarak mevcut populasyonun belirli bir plan dâhilinde daha sakin huylu, daha verimli ve daha yüksek genotiplere dönüşümünün sağlanması gerekmektedir. Ancak Kıl keçilerine göre daha yüksek verimli olacak melez tiplerin başarı ile yetiştirilebilmeleri mer a alanlarından faydalanma yanında yarı entansif koşullarda yeterli bakım ve besleme şartlarının sağlanması ile mümkündür. Anahtar kelimeler: Kıl Keçi, Saanen, Alpin, melezleme, yarı-entansif koşullar Hair Goat Breeding and Improvement Studies in Konya Province Because of economic aspects and raising habits, providing the feed requirements of Hair goats which have been primitively raised for the centuries at the extensive circumstances of the areas near or inside of the forest by the goat farms deprived of rational care and feeding conditions do not seem to be possible. In the present conditions Hair Goat farmers continuous economic production at this branch is bound to get more production from fewer animals. The best current solutions for this problem are to render the goat farms about flock management and breeding and to change present population into dairy genotypes which are more productive and calm tempered via a certain plan suitable for the regional farmers conditions. However successful raising of crossbred dairy types more productive than Hair goats is possible by supplying sufficient care and feeding at semi intensive conditions in addition to grazing the pastures. Keywords: Hair goat, Saanen, Alpine, crossbreeding, semi intensive conditions Giriş Türkiye keçi mevcudunun ( baş) yaklaşık olarak % 97 sini Kıl keçileri oluşturmaktadır. Geri kalan kısmı ise tiftik keçileri, sütçü keçiler ve bunların melezleri oluşturmaktadır(anonim, 2008). Türkiye de cüssesi, döl verimi ve süt verimi birbirinden oldukça farklı olan Kıl keçisi grupları vardır (Çandır, Honamlı, Kabakulak, Pavga ). Diğer yandan bu grupların yetiştirildiği ekolojik şartlar da (iklim, topografya, mera durumu, yem temini, barınak koşulları, bakım vs.) farklılık arz etmektedir.(dağ ve Zülkadir 2005). Türkiye de küçükbaş hayvan sayısında son yirmi yıldan bu yana önemli düzeylerde azalmalar görülmektedir. Hayvan sayısındaki bu azalma, birim başına alınan verimin de düşük olması nedeniyle toplam et, süt ve deri üretiminde önemli gerilemelere yol açmıştır. Bu durum koyun ve keçi yetiştiriciliğinin istihdamdaki yeri de dikkate alındığında, özellikle kırsal kesimin daha da yoksullaşmasına neden olmaktadır (Kaymakçı ve ark., 2005a). Konya Bölgesinde keçi yetiştiriciliği, geçmişte dağ ve ova köylerinde, yapılmakta iken bilinçsiz yönlendirmeler sonucu ova köylerinde keçi yetiştiriciliği, yerini hemen hemen sığır ve koyun yetiştirciliğine bırakmış durumdadır. Dağ köylerinde keçi yetiştiriciliği ise tamamen orman içi ve kenarı alanlarda mer aya dayalı ekstansif şartlarda ilkel olarak kısmen devam etmektedir. Fakat Çevre ve Orman Bakanlığı, ormanlardaki yıkımın ana nedeninin keçi olduğu görüşünde olması ve bu yöndeki uygulamaları ve yaptırımları sonucunda, keçi yetiştiricileri ağır para cezaları karşısında 193
208 ekonomik sıkıntılar nedeniyle sürülerini ya küçültmek ya da elden çıkartmak zorunda kalmışlardır. Bu sebeple ülke genelinde olduğu gibi bölgede de keçi sayısı hızla azalmaktadır (Anonim, 2009). Konya İlinde Kıl Keçisi Yetiştiriciliğinin Durumu Konya İli Kıl keçi varlığı baş olup, yıllar itibarıyla küçükbaş hayvan varlığında büyük oranda bir azalma söz konusudur. Özellikle son on yılda koyun varlığında %20, Kıl keçi varlığında ise %62 düzeyinde bir azalma olmuştur. Bu azalmaya karşılık hayvan başına elde edilen verimlerde de kayda değer bir artış olmamıştır (Anonim, 2008). Bölgemizde ekonomik ve sosyal şartları gereği halen kaçak yollardan kıl keçileri çoğunlukla orman civarı dağlık arazilerde neredeyse masrafsız olarak yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Bu alanlar bir yandan yoğun bir şekilde otlatılmakta diğer yandan hayvanların kışlık yem ihtiyacı da buradaki Çayır-meraların ilkbahar sonunda biçilmesi veya ağaçların sürgünlerinin körpe dönemlerinde budanıp depolanmasıyla karşılanmaya çalışılmaktadır. Aşırı ve bilinçsiz otlatma nedeniyle ilimizdeki meraların önemli bir kısmı mera vasfını kaybetmeye başlamıştır (Anonim, 2009). Kıl Keçilerin Islahına Yönelik Çalışma Prensipleri Kıl keçilerinin ormanlık alanlar ile meralara olan bu yoğun baskılarının azaltılması gerekmektedir. Bu da ancak hayvanlardan sağlanan gelirlerin artırılarak hayvan sayısının azaltılmasıyla mümkündür. Hayvan başına elde edilen gelirlerin yükseltilmesi ise yüksek verimli hayvanlarla çalışmaya bağlıdır. Yüksek verimli hayvanlara sahip olmanın iki yolu vardır. Bunlardan birincisi mevcut hayvanları satarak, belirlenen ekonomik verim düzeyine sahip hayvanlar satın almak, ikincisi mevcut sürünün ıslahıdır. İlk bakışta basit ve kolay görünen ilk yol oldukça zor ve risklidir. Çünkü; seçilen ırktan her zaman yeterli sayıda damızlık hayvan bulunmayabilir, seçilen ırkın adaptasyon sorunu olabilir ve yetiştiricilerin bu hayvanları satın alacak güçleri olmayabilir. İkinci yol, yani mevcut sürünün ıslahı, herhangi bir risk taşımaz. Fakat etkisinin ortaya çıkması uzun zaman alır. Ayrıca başarısı ve etkinliği büyük ölçüde uygulamayı yürüten birime ve bu birim içinde yer alanların bilgi ve becerilerine bağlıdır (Akman, 1997). Sürünün seleksiyonla ıslahında istenilen verim seviyesine ulaşmada mevcut hayvanların genetik kapasiteleri yetmemesi durumunda düşük verimli ırkların yüksek verimli ırklarla melezlenerek ıslah edilmesi yoluna gidilir. Bunda ise ıslah edici ırkın seçimi oldukça önemlidir. İsabetli ırkın seçilebilmesi için aday ırkların bölgede saf olarak yetiştirilerek adaptasyon yetenekleri belirlenmeli ve test melezlemeleri yapıldıktan sonra hangi ırkın seçileceğine karar verilmelidir (Akman, 1997). Kıl keçisinin ıslahına yönelik stratejinin esasını üreticinin gelirini artırmak ve keçinin ormana verdiği zararı azaltmak oluşturmalıdır. Bunun için bir yandan üretim ve pazarlama sisteminde bazı değişiklikler yapılmaya çalışılırken, diğer yandan da bu değişikliklere olumlu reaksiyon verecek genotiplerin elde edilmesi hedeflenmeli ve Kıl keçilerinin ıslahında melezlemeye öncelik verilmelidir (Akman ve ark., 2005). Ülkemizde 40 yılı geçen bir süredir, süt tipi melez keçisi yetiştiriciliğine yönelik yapılan yayım çalışmaları sonucunda; a- Süt tipi melez keçilerin kıl keçilerin yetiştirildiği çevresel koşullara yüksek düzeyde uyum gösterdiği, b- Melez keçilerin süt ve oğlak verimlerinin kıl keçilerden yüksek olduğu, c- Daha erken damızlıkta kullanılabileceği görülmüştür. 194
209 Böylelikle, süt ve oğlak verimini olumsuz olarak etkilemeden, kıl keçi sayısının aşağıya çekmenin olası olduğu ortaya çıkmıştır (Kaymakçı ve ark., 2005b). Bunun yanında Dellal in (2001) bildirdiğine göre de, dağlık bölgelerdeki Kıl keçisi populasyonları ağırlıklı olarak et üretimi amacıyla değerlendirilmelidir. Sert kayalık, fundalık, çalılık ve orman içi alanlardaki meralarda süt keçiciliği yapılması hayvanların memelerinde yaralanmalara sebep olacağı için uygun değildir. Bu bölgelerde etçi keçi ırklarıyla kıl keçileri melezlenebilir. Konya Bölgesinde Yapılan Çalışmaların Durumu Konya bölgesinde yetiştirilen kıl keçilerinin et, süt ve döl verimi özellikleri bakımından, melezleme yoluyla ıslahı için bazı kuruluşlar tarafından geçmiş zamanlar içinde projeler hazırlanmıştır. Fakat mali kaynak ve işgücü sıkıntısı ile yetiştiricilerin yeniliklere açık olmaması gibi çeşitli nedenlerle bu projeler hayata geçirilememiştir. Bununla birlikte Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından da 2009 yılına kadar keçicilik üzerine herhangi bir araştırma veya proje yapılmamıştır. Bölgemizde kıl keçi sayısı hızla azalması nedeniyle, bölgemizde keçiciliğin sorunlarını yerinde tespit etmek amacıyla ön bir çalışma yapıldı. Konya İlinde keçiciliğin yapıldığı ilçe ve köylerde hazırlanan bir anket formu ile keçi yetiştiricilerin sorunları, sıkıntıları ve istekleri dikkate alarak bölgemizdeki keçiciliğin son durumu tespit edildi. Bölgemizde keçiciliğin sıkıntılarını giderebilmek için enstitümüz tarafından hazırlanan Farklı Şartlarda Yarı-Entansif Koşullarda Yetiştirilen Kıl Keçisi Melezlerin Verim Performanslarının Karşılaştırılması adlı bir proje 3 dağ köyü 1 i ova köyü olmak üzere toplam 4 köyde hayata geçirilmiştir. Konya bölgesi ovalık arazilerinde geçmişte koyun yetiştiriciliğine ilaveten gerek karışık gerekse ayrı sürüler halinde önemli sayıda Tiftik ve Kıl keçisi yetiştirilmiştir. Bu alanlarda mera vejetasyonu keçi yetiştiriciliği için oldukça elverişli olmasına karşın, keçi sayısı yok denecek kadar azalmıştır. Mevcut kaynakların daha verimli kullanılması bakımından keçinin yeniden ova bölgesine kazandırılması gerekmektedir. Bu amaçla projenin ilk basamağının yürütüleceği dağ köyündeki sürülerden Saanen x Kıl ve Alpin x Kıl melezlenmesinden elde edilecek dişi döllerin yarısı ile ova köyünde örnek bir işletme oluşturulacaktır. Her iki yöre halkının gelir seviyesini ve hayvansal üretim miktarını yükseltmek ve Konya bölgesi keçi yetiştiricilerine örnek teşkil etmek bu projenin ana amacı olacaktır. Bölgemizde kıl keçisi yetiştiriciliğinin açısından projenin amacına değinecek olursak; Bu çalışmada Çevre ve Orman Bakanlığının baskılarını bertaraf edebilmek ve kıl keçisi yetiştiriciliğine yön verebilmek için, Konya bölgesi ovalık ve dağlık arazilerinde halk elinde yarı entansif işletme koşullarında, elde edilecek SaanenxKıl (F 1 ) ve AlpinxKıl keçi (F 1 ) melezi keçilerde döl verimi, büyüme, yaşama gücü, besi performansları, karkas özellikleri ile süt verim özelliklerine ait fenotipik parametreler yetiştirici şartlarında belirlenecektir. Proje kapsamında elde edilecek F 1 ve döllerinin verimleri, bölgede bulunan Kıl keçilerinin ıslahında Saanen ve Alpin ırklarından yararlanılması hakkında fikir verecektir. Honamlı keçileri geniş ölçüde, Akdeniz Bölgesinin Toros Dağları eteklerinde, Antalya, Isparta ve Konya üçgeninde göçebe hayatı yaşayan yörükler tarafından yetiştirilmektedir. Ülkemizin önemli gen kaynaklarından olan bu keçiler üzerinde gerektiği kadar bilimsel herhangi bir çalışma yapılmamış olup, Yörüklerin göçebe hayatı yaşaması, bu yönde yapılacak çalışmalara en büyük engeli teşkil etmektedir. Ancak teknolojik gelişmelerle birlikte bu aşiret mensuplarının da yerleşik düzene geçmeye başlamalarıyla Honamlı Kıl keçilerinin saf olarak yetiştirilme imkânları diğer 195
210 kıl keçileriyle melezlenmeleri nedeniyle azalmaktadır. Bu sebeple diğer kıl keçilerine göre daha yüksek verime sahip olan bu tipin verim özelliklerinin bilimsel olarak tespiti, tanımlanması ve bu özelliklerinin korunması gerekmektedir. Enstitümüz tarafından yürütülmekte olan, bir diğer proje ise Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmekte olan Türkiye Yerli Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarının Bazılarının in vitro Korunması ve Ön Moleküler Tanımlanması-1 Projesi kapsamında bulunan Honamlı Keçisini Yerinde Koruma ve Geliştirme Projesidir. Bu proje kapsamında da 200 başlık bir Honamlı keçisi koruma sürüsünde, 2010 yılından itibaren keçilerin büyüme, gelişme ve yaşama gücü ile süt ve döl verimi özellikleri her yıl düzenli olarak kayıt altına alınacaktır. Ayrıca her yıl sürüde damızlık seçimi ve ayıklama yapılacak gerekli durumlarda kan tazeleme yoluna gidilmektedir. Bölgemizde yapılan çalışmalardan elde edilecek olumlu sonuçların yetiştirici şartlarına aktarılması için gerekli yapılanma oluşturulmalıdır (Güney ve ark., 2005). Bu amaçla bölgesel melezleme çalışmalarına alt yapı oluşturmak amacıyla hazırlanan bir proje ile de Saanen ve Alpin keçilerinin enstitü ve yetiştirici şartlarında, adaptasyonu ve verim özellikleri, genotip ve yer bakımından incelenerek, temin edileceği bölgelerde de oluşturulacak birer kontrol grubu ile bölgesel olarak karşılaştırılma imkânı bulunacaktır. Sonuç ve Öneriler Bölgemizde başlatılan çalışmalar ile, neredeyse tamamen orman ve meraya dayalı ekstansif şartlarda faaliyet gösteren keçicilik işletmelerinin yetiştirme ve sürü iradesi anlamında bilinçlendirilmesi ile yarı entansif koşullarda keçiciliğine yönlendirilmeleri hedeflenmektedir. Söz konusu genotiplerin bölge koşullarına uyumları üzerine somut veriler ortaya konulacak ve ayrıca yapılacak ileri seviyedeki melezlemelere ve yeni tip geliştirmeye yönelik projelere kaynak materyali oluşturulacaktır. Yetiştiricilerin elinde bulunan hali hazırda öncelikli olarak et verimi yönü için yetiştirilmekte olan Kıl keçilerinden süt, et ve döl verimi yüksek genotiplere dönüşümün sağlanması ile yetiştiricimizin hayvansal üretim miktarını arttırarak ekonomik, sosyal ve kültürel seviyelerinin yükseleceği beklenmektedir. Keçi orman ilişkisinde sıkıntıların giderilmesi için sorumlu Bakanlıkların öncülüğünde, üniversite, birlik ve kooparatiflerin katılımıyla önce bölgesel, daha sonra ülkesel çalıştaylar oluşturulmalı, sorunun çözümü için stratejiler geliştirilmeli ve bu stratejilerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu durum ülkemiz adına keçiciliğin devamı ve gelişimi için önem arz etmektedir. Kaynaklar Akman, N Hayvan Islahı. Hayvan Yetiştirme ( Yetiştiricilik ). Editör: Prof.Dr. Mehmet Ertuğrul, 2. Baskı, 313 s., Ankara Akman, N., Kumlu, S., Ertuğrul, M., Özkütük, K., O. Elibol, O., F.Aksoy, F., Durmuş,İ.,Erdoğan,.G., Türkiye de.damızlık.üretimi.ve.kullanımı. 1 (22 Aralık). Anonim, (06 Şubat 2010). Anonim, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, TAGEM, Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvancılık Araştırmaları Program Değerlendirme Toplantısı Kitabı, Sayfa: 68-85, Mart 2009 Antalya. Dağ, B., Zülkadir, U., 2005 Konya Ticaret Borsası Dergisi, Yıl: 8, Sayı: 19, Sayfa: 40-45, Mart Dellal, G., Isparta İlinde Sürdürebilir Keçi Yetiştiriciliği. Isparta Yöresi Keçi ve Koyun Yetiştiriciliği Paneli, S.D.Ü. Zir. Fak. Zootekni Böl., , Isparta Kaymakçı, M., Eliçin, A., Işın, F., Taşkın, T., Karaca, O., Tuncel, E., Ertuğul, M., Özder, M., Güney, O., Gürsoy, O., Torun, O., Altın, T., Emsen, H., Seymen, S., Geren, H., Odabaşı, A., Sönmez, R., 196
211 2005a. Türkiye Küçükbaş Yetiştiriciliği Üzerine Teknik ve Ekonomik Yaklaşımlar, Türkiye Ziraat Mühendisliği, VI. Teknik Kongresi, 3-7 Ocak Kaymakçı, M., Taşkın, T., Ataç, F.D., 2005b. Süt Keçiçiliği Ulusal Kongresi Bidiriler: Mayıs Keçi-İnsan-Orman İlişkilerinin Düzenlenmesinde Bir Sistem Önerisi: Editör: Mustafa Kaymakçı. 197
212 Türkiye'de GAP Bölgesinde Keçi Yetiştiriciliğine İlişkin Bazı Yapısal ve Teknik Özellikler Nihat TEKEL 1, Gürsel DELLAL 2 1 Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Diyarbakır 2 Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Ankara Bu araştırmada GAP Bölgesi keçi yetiştiriciliğine ilişkin bazı yapısal ve teknik özelliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapısal ve teknik özelliklere ilişkin veriler, bölgeyi keçi varlığı ve üretim tekniği bakımından temsil eden Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman ve Diyarbakır illerine bağlı basit tesadüfî örnekleme yöntemiyle tespit edilen 14 ilçe ve 52 köydeki toplam 251 örnek işletmede anket çalışması uygulanarak elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre GAP Bölgesi nde keçi yetiştiriciliğinin esas olarak yerleşik (% 84,9) ve yaylacılık (% 15,1) sistemlerinde yapıldığı ve ayrıca Kıl ve Kilis x Kıl melezi keçilerin yetiştirildiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: GAP, keçi yetiştiriciliği, yapısal ve teknik özellikler The Some Structural and Technical Features of Goat Farming in the GAP Region The aim of this study was to determine the some structural and technical features of goat farming in the GAP region. The presence of goat and production techniques in terms of the region representing Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman and Diyarbakır provinces depends on the simple sampling method for coincidence detection in 14 districts and 52 villages in the survey of 251 samples were applied in research. As the basis for goat farming in the GAP region built (84.9 %) and upland (15.1 %) system has been identified. In addition, our results indicated that Hair Goat and Hair Goat x Kilis crossbred was grown in provinces where the research conducted. Key words: GAP, goat breeding, structural and technical features Giriş Keçi yetiştiricileri Türkiye de en düşük gelir gruplarından birini oluşturmaktadır. Bu durum keçi yetiştiriciliğinin bir sonucu değil, söz konusu insanların yaşadıkları bölgelerde keçiden başka üretim unsurlarına sahip olmamaları ve keçi yetiştiriciliğine yüksek gelir sağlayıcı boyut ve nitelik kazandırılamamasından kaynaklanmaktadır. Son yıllarda Türkiye genelinde küçükbaş hayvan sayısında ciddi bir azalma gerçekleşmiştir yılları arasında keçi sayısı % 22 azalarak 5,6 milyon başa gerilemiştir. Aynı dönemde GAP Bölgesi nde keçi sayısında meydana gelen azalma oransal olarak Türkiye genelinden fazla olmuştur (% 37) (Tuik, 2008). Bulundukları bölgelerde geçimlerini keçi yetiştiriciliği yaparak sağlayan üreticilerin bu uğraştan vazgeçmelerine sebep olan faktörler mahiyet olarak, GAP Bölgesi nde geçmiş dönem içinde yaşanan olağanüstü koşullar dışında tüm Türkiye de aynıdır. Türkiye keçi populasyonunun % 19,4 ü GAP bölgesinde yetiştirilmektedir (Tuik, 2008). Bölgedeki üretim unsurları keçi yetiştiriciliğinin ancak meraya dayalı extansif - yarı entansif şekilde yapılmasına izin vermektedir. GAP Bölgesi nde, keçi yetiştiriciliğinin sorunlarının saptanması ve yapısal özelliklerine ilişkin bilgilerin elde edilmesi GAP la birlikte yeniden yapılanacak olan bölge keçiciliğinin geleceği için büyük önem taşımaktadır. Zira bu üretim dalına yönelik olarak yapılacak genetik, çevresel ve sosyal planlamalara önemli düzeyde katkı sağlayacaktır. Bu nedenle çalışmada GAP Bölgesi nde keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinin yapısal ve teknik özellikleri incelenmiştir. Materyal ve Yöntem Araştırmada keçi yetiştiriciliği yapan tarım işletmelerinin yapısal ve teknik özelliklerinin saptanması amaçlandığından araştırma materyalini GAP Bölgesi nden 198
213 basit tesadüfî örnekleme yöntemiyle seçilen örnek işletmelerden anket yoluyla toplanan veriler oluşturmuştur. Örnekleme Aşamasında Uygulanan Yöntem Araştırma alanı olarak GAP Bölgesi ni doğal faktörler, keçi varlığı ve üretim tekniği bakımından temsil eden Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman ve Diyarbakır illeri ile, bu illere bağlı ilçe ve köyler belirlenmiştir. Bu illere bağlı köylerdeki işletmelerde hayvan varlığı dağılımı dikkate alınarak 10 başın üzerinde keçisi olan tarım işletmeleri ana populasyonu oluşturmuştur. Hazırlanan çerçeve tespit formları araştırma alanını temsil eden tüm köylerde doldurulmuştur. Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman ve Diyarbakır illerinden 14 ilçenin 52 köyündeki toplam 251 örnek işletmede anket çalışması uygulanmıştır. Anket yapılacak örnek işletmeler, işletmelerde bulunan keçi sayısı ölçütü dikkate alınarak, basit tesadüfî örnekleme yöntemiyle hesaplanmıştır. Bu amaçla aşağıdaki formül kullanılmıştır (Güneş ve Arıkan 1988). n = 2 Nσ 2 ( N 1) D + σ Formülde; n: Örnek hacmi σ 2 : Populasyona ait varyans N: Populasyon D: Populasyon ortalamasından müsaade edilen hata miktarını gösterir ve D= (E/t) 2 dir. Araştırmada grup oranlarını karşılaştırılmak için yapılan Z-oran testi ve tanımlayıcı istatistikler MİNİTAB paket programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular ve Tartışma Üretim Sistemi, Yetiştirilen Irklar ve Sürü Büyüklüğü Güneydoğu Anadolu Bölgesi nde keçi yetiştiriciliği esas olarak yerleşik, yaylacılık ve göçer sistemde yapılmaktadır. Buna karşın, bölgede son yıllarda sosyoekonomik birçok faktöre bağlı olarak, bu yetiştiricilik sistemlerinde önemli düzeyde değişiklikler olmuş göçer ve yaylacılık tarzında yetiştiricilik yapan yetiştiriciler ya yerleşik sisteme geçmişler ya da bu üretim kolunu bırakmışlardır. Göçer ve yaylacılık tarzında keçi yetiştiriciliği hızlı bir şekilde ortadan kalkmaktadır. Nitekim Çizelge 1'den de görülebileceği gibi, araştırmanın gerçekleştirildiği Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Adıyaman illerinde yerleşik tarzda keçi yetiştiriciliği yapan işletmelerin oranı sırasıyla % 84.2, % 82.2, % ve % 75.5 olup, bu özellik bakımından sadece Gaziantep ile diğer iller arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). Araştırmanın yürütüldüğü Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Adıyaman illerinde keçi yetiştiricilerinin bu işle ortalama olarak sırasıyla 44.0, 39.5, 35.4 ve 56.5 yıldır uğraştıkları saptanmıştır (Çizelge 1). İncelenen işletmelerde ortalama olarak keçi sayıları, illere göre yukarıdaki sırasıyla 43.3, 28.8, 30.0 ve 47.3 baş olarak belirlenmiştir. İller geneli ise 37.4 baştır. Araştırmanın yürütüldüğü işletmelerde keçi sayısının koyun sayısına göre çok daha düşük olduğu saptanmıştır. Buna karşın, Diyarbakır ilinde Silvan, Gaziantep ilinde Nizip ve Adıyaman ilinde de Gerger ve Besni ilçelerinde keçi varlığının koyun varlığından daha yüksek olduğu işletmeler de bulunmaktadır. Bu işletmeler, ilçelerin esas olarak dağlık bölgelerindeki köylerinde bulunmakta olup, doğal şartlar gereği ağırlıklı olarak keçi yetiştiriciliği yapmaktadırlar. Araştırmada incelenen işletmelerin tamamında (% 100) yetiştirilen keçi ırkının Kıl keçisi olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte, Diyarbakır ve Adıyaman illerinde çok 199
214 düşük düzeylerde de olsa (sırasıyla, % 5.3 ve % 1.9) Kilis x Kıl melezi keçiler yetiştirilmektedir (Çizelge 1). Ayrıca yapılan sözlü görüşmelerde söz konusu illerde saf Kilis keçisinin de yetiştirildiği bildirilmiştir. Çizelge 1. Sürü Büyüklüğü, Üretim Sistemi ve Yetiştirilen Irklar İller N Üretim sistemi Sürü Yetiştirilen keçi ırkları Kaç yıldır Yerleşik Yayla Göçer büyüklüğü Kıl Kilis x Kıl yetiştirici N % N % N % (Baş) N % N % Diyarbakır A Şanlıurfa A Gaziantep B Adıyaman A Genel Aynı satırda farklı harflerle gösterilen değerler arası farklılıklar önemlidir. (A,B; P<0.01) Meradan Yararlanma Durumu GAP Bölgesi nde incelenen işletmeler yoğun olarak mera alanlarından yararlanmaktadırlar (% 79.3) (Çizelge 2). Aynı Çizelgeden görülebileceği gibi işletmeler genelinde, meradan yararlanan işletmelerin önemli bir bölümü (% 69.7) köy orta malı meralardan yararlanmaktadırlar. Mera olarak ormanlık ve makilik alanlardan ve kiralık meralardan yararlanan işletmelerin oranı sırasıyla % 7.2 ve % 2.4 iken, özel merası olan işletme saptanamamıştır. İşletmeler genelinde köy orta malı ve kiralık meralar ile birlikte mera olarak yararlanılan ormanlık ve makilik alanların büyüklükleri ortalama olarak sırasıyla , ve dekardır. İşletmeler genelinde mera alanlarının köy merkezine olan uzaklıkları ise ortalama 2.1 km olarak belirlenmiştir. Çizelge 2. Meradan Yararlanma Durumu ve Mera Mülkiyet Meradan Köy Orta Malı Mera Kiralık Mera Orman ve makilik yararla. İller N % Geniş Uzak Geniş Uzak Geniş Uzak N N % N % N % (da) (km) (da) (km) (da) (km) Diyar A aAD A Ş.Urfa B B G.Ant B C B Adıy A bD A Aynı satırda farklı harflerle gösterilen değerler arası farklılıklar önemlidir. (A.B; P<0.01; a.b; P<0.05)) Yayladan Yararlanma Durumu İncelenen işletmelerinin önemli kısmının (% 85) yayladan yararlanmadıkları belirlenmiştir. İller genelinde yayladan yararlanan işletmelerin % 89 u köy orta malı yaylalardan yararlanırken, % 11 i kiralık yaylalardan yararlanmaktadırlar. İller düzeyinde ise yayladan yararlanan işletmelerin oranı yoğunluk sırasına göre Adıyaman (% 100), Şanlıurfa (% 18), Diyarbakır (% 16) olup, Gaziantep ilinde yetiştiriciler yayladan yararlanmamaktadırlar (Çizelge 3). İller genelinde yayladan yararlanan işletmemelerin önemli bir kısmı (% 89) köy orta malı yaylalardan yararlanmaktadırlar. Kiralık yaylalardan yararlanan işletmelerin oranı ise % 11 olup, bu işletmeler yalnızca Diyarbakır ilinde bulunmaktadır. İller düzeyinde Diyarbakır, Şanlıurfa ve Adıyaman illerinde yaylaya çıkan işletmelerden köy orta malı yaylalardan yararlananların oranı sırasıyla % 67.0, % 17.8 ve % 100 olarak belirlenmiştir. Kiralık yaylaların bulunduğu tek il olan Diyarbakır da ise bu yaylaların 200
215 genişlikleri ortalama olarak 500 dekardır. Yine iller genelinde köy orta malı ve kiralık yaylaların köy merkezine olan uzaklıkları sırasıyla ortalama 9.4 km ve 10 km dir. Çizelge 3. Yayladan Yararlanma Durumu Yayladan Köy Orta Malı Yayla Kiralık Yayla Yararlananlar N İller N % Genişlik Uzaklığı N % N % Genişlik Uzaklığı (da) (km) (da) (km) Diyarbakır a Şanlıurfa b Gaziantep Adıyaman b Genel Aynı satırda farklı harflerle gösterilen değerler arası farklılıklar önemlidir (a.b; P<0.05) Sonuç ve Öneriler Araştırmanın yürütüldüğü illerde söz konusu keçi ırkı ve melezlerinin yetiştirilme yoğunlukları farklı nedenlerle değişmektedir. Bu nedenle yetiştiricilerin söz konusu keçi ırklarını yetiştirme nedenleri ile birlikte farklı ırkların bölgedeki verim performansları da araştırılarak bölgedeki her ile uygun ırk veya yeni melez tipler tespit edilmelidir. Bölgede göçer ve yaylacılık tarzında keçi yetiştiriciliği hızlı bir şekilde ortadan kalkmaktadır. Yaylacılık ve göçer keçi üretim sistemlerindeki bu durumun; esas olarak son yıllarda bölgede devam eden olağanüstü koşullara bağlı olarak işletmelerin yerleşik düzene geçmelerinden ve/veya keçi yetiştiriciliğini bırakmalarından kaynaklandığı söylenebilir. Alınacak güvenlik önlemleriyle yaylacılık ve göçer yetiştiriciliğin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Kaynaklar Güneş. T. ve Arıkan. R Tarım Ekonomisi İstatistiği. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yay: Ders Kitabı:305. Ankara. Minitab MINITAB Release Statistical Software [Computer program manual]. Web resource from Tuik Hayvancılık İstatistikleri
216 GENOTİP
217 Antalya ve Burdur Yöresinde Yetiştirilen Honamlı Keçisinin Tanıtılması Özkan ELMAZ *, Özgecan KORKMAZ AĞAOĞLU, Mahiye ÖZÇELİK METİN, Aykut Asım AKBAŞ, Mustafa SAATCI Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı, 15100, Burdur Teke yöresindeki keçi populasyonunun çoğunluğunu Kıl Keçileri oluşturmasına rağmen Honamlı keçisi denilen keçi ırkının varlığı da azımsanmayacak düzeydedir. Bu çalışma, TÜBİTAK tarafından desteklenen proje kapsamında yürütülen 7 farklı saf Honamlı sürüsünün 4 ünden elde edilen ön verilerin değerlendirilmesini kapsamaktadır. Çalışma kapsamında saf olarak yetiştirilen Honamlı keçi ırkına ait oğlakların ilk 30 günlük yaştaki morfolojik vücut ölçüleri, büyüme ve yaşama gücü değerleri incelenmiştir. Bu kapsamda incelenen 4 sürünün oğlaklarının genel olarak doğum ağırlığı, 15. gündeki canlı ağırlık, 30. gündeki canlı ağırlık ve 30. gündeki yaşama gücü değerleri sırasıyla 3,86±0,06 kg; 7,74±0,20 kg, 10,57±0,19 kg ve % 96,75 olarak tespit edilmiştir. Otuz günlük yaştaki oğlakların morfolojik vücut ölçülerinden cidago yüksekliği, sağrı yüksekliği, vücut uzunluğu göğüs derinliği, göğüs çevresi, yerden yüksekliği, kuyruk uzunluğu, burun uzunluğu, iki boynuz arası mesafe, boyun uzunluğu, sol ön incik çevresi ve sol arka incik çevresi sırasıyla 47,30±0,33 cm, 48,35±0,32 cm, 29,81±0,21 cm, 23,78±0,24 cm, 45,33±0,35 cm, 31,02±0,21 cm, 14,18±0,17 cm, 15,65±0,11 cm, 3,96±0,05 cm, 26,28±0,20 cm, 7,46±0,08 cm, 7,41±0,08 cm olarak tespit edilmiştir Anahtar kelimeler: Honamlı keçisi, oğlak, morfolojik özellikler, büyüme, yaşama gücü Introducing of Honamlı Goat Reared in Antalya and Burdur Distrinct Although dominant goat population of Teke region is consisted of ordinary hair goat, Honamlı goat breed has a special position among the breeders. This study was part of a comprehensive Project which was supported by TUBITAK. Initial data obtained for the Project were far early (30 days) body measurements, growth and survival rate. Birth weight, 15 day weight, 30 day weight, 30 days survival rate of the kids from 4 different flocks were defined as 3,86±0,06 kg; 7,74±0,20 kg, 10,57±0,19 kg and % 96,75. Morphologic body measurements of kids in 30 days were defined as shoulder height, rump height, body length, chest dept, chest girth, width at thorax, tail length, nose length, distance between two horns, neck length, left shinbone girths and right shinbone girths respectively. Keywords: Honamlı goat, kid, morphologic traits, survival rate Giriş Keçi evcilleştirilen en eski çiftlik hayvanıdır. İnsanlığın tarım toplumuna geçişi ile birlikte başlayan keçi-insan birlikteliği bugüne değin süregelmiştir. Son yüzyıl içerisinde Batı toplumlarında sanayileşmeyle birlikte entansif yetiştiriciliğe daha uygun olduğu düşünülen sığır ön plana çıkmış, küçük hayvan sayısında belirgin bir düşüş yaşanmıştır. Yüzyılın başlarında Avrupa da 21 milyon baş civarında keçi bulunurken 21. yüzyıla girerken bu sayı 13 milyon baş civarına düşmüştür (FAO, 2007). Türkiye de 1970 yılında 20,267,008 baş keçi varlığından söz edilirken 2007 yılı verilerine göre bu sayı baş keçiye düşmüştür, aynı yılın verilerine göre ülke çapında ton keçi eti ve ton keçi sütü üretilmiştir (FAO, 2007). Günümüzde ise yerli ırk keçilerimizin varlığı başın altına düşmüştür. Yerli keçi ırklarımızdaki bu azalma hala devam etmektedir. Ancak son yıllarda entansif süt keçiciliği sektörüne ciddi bir yönelmenin olduğu bilinmektedir. Dünya keçi varlığında gözlenen yükselmenin yanı sıra, keçi ürünleri piyasasında da arz ve talebin artış gösterdiği ifade edilmektedir (Haeinlein, 2001). Coğrafi olarak yetiştirildikleri bölgelere mükemmel adaptasyon sağlamış yerli ırklarımızın önemi gün geçtikçe daha da artmaktadır. Yaptığımız ön saha çalışmaları ve 202
218 incelediğimiz literatürlerde Honamlı keçi ırkı üzerinde yeterince çalışma yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, Teke yöresinde yetiştirilen farklı Honamlı keçi sürülerinin genel özelliklerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Materyal ve Yöntem Bu çalışmanın materyalini Teke yöresi sınırları içinde yer alan Antalya (sürü 1, sürü 2) ve Burdur (sürü 3, sürü 4) illerinde bulunan 4 farklı saf Honamlı keçi sürüsü oluşturmuştur. Çalışma kapsamında sürü 1 de 49 oğlak, sürü 2 de 25 oğlak, sürü 3 te 22 oğlak ve sürü 4 te 23 oğlak olmak üzere toplam 119 oğlaktan veri alınmıştır. Çalışma kapsamında veri alınan Honamlı keçi sürülerinin bakım ve çevre şartlarına herhangi bir müdahalede bulunulmamış tamamen yetiştirici şartlarındaki durumları tespit edilmiştir. Bu çalışma kapsamında incelenen 4 sürüde doğan oğlaklarının genel olarak doğum ağırlığı, 15. gün canlı ağırlığı, 30. gün canlı ağırlığı ve oğlakların ilk 30 günlük yaşama gücü değerleri tespit edilmiştir. Oğlakların tartımları sabah aç karna 1 grama hassas terazi ile yapılmıştır. Otuz günlük yaştaki oğlakların morfolojik vücut ölçülerinden cidago yüksekliği, sağrı yüksekliği, vücut uzunluğu göğüs derinliği, göğüs çevresi, sternumun yerden yüksekliği, kuyruk uzunluğu, burun uzunluğu, iki boynuz arası mesafe, boyun uzunluğu, sol ön incik çevresi ve sol arka incik çevresi ölçümleri alınmıştır. Bulgular ve Tartışma Bu araştırmada incelenen Honamlı oğlaklarının 30. gündeki yaşama gücü değerleri Çizelge 1 de verilmiştir. Sürülerin geneli incelendiği zaman, ilk 30 günde oğlakların % 96,75 lik bir yaşama gücüne sahip oldukları tespit edilmiştir. Çizelge 1. Honamlı oğlaklarında ilk 30 gündeki yaşama gücü değerleri (%). Dönemler 0-14 gün gün Mevcut oğlak sayısı Ölen sayısı Oran Mevcut oğlak Ölen Oran (%) sayısı sayısı ( %) Sürü , ,08 Sürü , ,15 Sürü , ,00 Sürü , ,83 Genel , ,75 Oğlakların doğum ağırlığı, 15. gün canlı ağırlık ve 30. gün canlı ağırlık değerleri Çizelge 2 de verilmiştir. Oğlakların doğum ağırlığı açısından genel sürü ortalamaları 3,86 kg olarak tespit edilmiştir. Sürü bazında erkek oğlakların doğum ağırlığının dişilerden daha fazla olduğu saptanmıştır. Dört sürünün 15. gündeki ortalama canlı ağırlığı 7,74 kg olarak belirlenmiştir. Oğlakların 30. gündeki ortalama canlı ağırlığı 10,57 kg olarak bulunmuştur. Otuz günlük yaştaki oğlakların morfolojik vücut ölçülerinden cidago yüksekliği, sağrı yüksekliği, vücut uzunluğu göğüs derinliği, göğüs çevresi, sternumun yerden yüksekliği, kuyruk uzunluğu, burun uzunluğu, iki boynuz arası mesafe, boyun uzunluğu, sol ön incik çevresi ve sol arka incik çevresi sırasıyla 47,30±0,33 cm, 48,35±0,32 cm, 29,81±0,21 cm, 203
219 23,78±0,24 cm, 45,33±0,35 cm, 31,02±0,21 cm, 14,18±0,17 cm, 15,65±0,11 cm, 3,96±0,05 cm, 26,28±0,20 cm, 7,46±0,08 cm, 7,41±0,08 cm olarak tespit edilmiştir (Çizelge 3). Kıl keçilerine ait doğum ağırlığı değerlerini, Şenocak ve ark. (2003) 2.63 kg olarak bildiriken, Sönmez (1976) en düşük tekiz dişi doğum ağırlığını 2.50 kg, en yüksek ikiz erkek doğum ağırlığını ise 3,02 kg düzeyinde bildirilmiştir. Bununla beraber Şimşek ve Bayraktar (2006) Kıl keçisi ve Saanen x Kıl keçisi (F1) melezi oğlaklarda ortalama doğum ağırlıkları sırasıyla 2.77 ve 2.95 kg olarak bildirmişlerdir. Bu araştırmada, Honamlı oğlakları için tespit edilen ortalama 3,86 kg lık doğum ağırlığı literatür bildirişlerinden yüksek bulunmuştur. Saf Kıl keçisi ve Saanen x Kıl keçisi (F 1 ) melez genotiplere ait süt kesimindeki yaşama gücü değerleri % ve olarak belirlenmiştir (Şimşek ve Bayraktar, 2006). Honamlılarda bu değer 30. gün için % 96,75 olarak bulunmuştur. Honamlı oğlaklarının 1. ay cidago yüksekliği, ve göğüs çevresi değerleri Şimşek ve Bayraktar (2006) ın aynı yaştaki saf Kıl keçisi ve Saanen x Kıl keçisi (F 1 ) melez genotiplere ait değerlerden yüksektir. Çizelge 2. Honamlı oğlaklarının farklı dönemlerdeki canlı ağırlık düzeyleri (kg) Erkek Dişi Ortalama Dönem n x s x n x s x n x s x Doğum Ağırlığı 15. gün 30. gün Sürü ,18 0, ,92 0, ,09 0,07 Sürü ,71 0, ,80 0, ,75 0,12 Sürü ,49 0, ,11 0, ,35 0,07 Sürü ,29 0, ,81 0, ,02 0,10 Genel 66 4,00 0, ,68 0, ,86 0,06 Sürü ,05 0, ,21 0, ,02 0,29 Sürü ,60 0, ,57 0, ,59 0,25 Sürü ,79 0, ,26 0, ,52 0,19 Sürü ,98 0, ,14 0, ,50 0,25 Genel 66 8,02 0, ,37 0, ,74 0,20 Sürü ,46 0, ,36 0, ,33 0,29 Sürü ,73 0, ,38 0, ,55 0,39 Sürü ,77 1, ,86 0, ,54 0,39 Sürü ,38 0, ,15 0, ,68 0,32 Genel 66 10,99 0, ,03 0, ,57 0,19 Sonuç ve Öneriler Bu çalışma kapsamlı bir projenin ilk alınan verileriyle gerçekleştirilmiş ve Teke yöresinde yetiştirilen Honamlı keçisi oğlaklarının ilk 30 günlük özelliklerinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu sonuçlar, Honamlı keçi ırkının bazı özelliklerinin daha iyi tanınması ve ilerde yapılacak olan çalışmalara veri tabanı oluşturması açısından önemlidir. Ayrıca yapılan çalışmanın Honamlı keçi ırkının, bilim ve yetiştirici camialarınca tanınmasına katkı sağlayacağı beklenmektedir. Teşekkür Bu çalışma, TÜBİTAK tarafından desteklenen 109R020 no lu projenin ön verilerinden hazırlanmıştır. Kaynaklar F.A.O., Agricultural statistical Database. Food And Agrıculture Organızatıon Of The Unıted Natıons. Haeinlein, G. F. W., Past, Present, and Future Perspectives of Small Ruminant Dairy Research. J. Dairy 204
220 Sci. 84: Şengonca M, Taşkın T, Koşum N Saanen x Kıl melezlerinin ve saf Kıl keçilerinin kimi verim özelliklerinin belirlenmesi üzerine eş zamanlı bir araştırma. Türk J. Vet. Anim. Sci. 27: Şimşek, Ü. G., Bayraktar, M Kıl Keçisi ve Saanen X Kıl Keçisi (F 1 ) Melezlerine Ait Büyüme ve Yaşama Gücü Özelliklerinin Araştırılması. F. Ü. Sağlık Bil. Dergisi 30(3), Sönmez R Melezleme Yolu ile Kıl Keçilerinin Süt Keçisine Çevirme Olanakları. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları. No: 226. Ege Üniversitesi Matbaası, Bornova. 205
221 Çizelge 3. Honamlı oğlaklarına ait 30. gündeki morfolojik vücut ölçüleri (cm) Cidago yüksekliği (cm) Sağrı yüksekliği (cm) Vücut uzunluğu (cm) Göğüs derinliği (cm) Göğüs çevresi (cm) Sternumun Yerden yüksekliği (cm) Kuyruk uzunluğu (cm) Burun uzunluğu (cm) 2 boynuz arası mesafe (cm) Boyun uzunluğu (cm) Sol ön incik çevresi (cm) Sol arka incik çevresi (cm) x s x x s x x s x x s x x s x x s x x s x x s x x s x x s x x s x x s x Erkek (n=32) 48,21 0,36 49,09 0,31 30,21 0,22 25,61 0,16 46,82 0,38 30,61 0,16 14,18 0,29 16,30 0,08 3,65 0,04 26,91 0,24 8,00 0,07 8,00 0,07 Sürü 1 Dişi (n=17) 48,82 0,51 49,47 0,41 30,41 0,31 25,71 0,24 47,12 0,54 30,71 0,24 13,88 0,40 16,35 0,12 3,68 0,06 27,06 0,36 8,00 0,11 8,00 0,11 Ort. (n=49) 48,42 0,30 49,22 0,24 30,28 0,18 25,64 0,13 46,92 0,31 30,64 0,13 14,08 0,24 16,32 0,07 3,66 0,03 26,96 0,20 8,00 0,06 8,00 0,06 Erkek (n=13) 45,64 1,40 46,36 1,42 28,36 1,05 22,18 0,70 42,82 1,61 30,27 0,96 14,09 0,58 14,64 0,45 3,91 0,11 25,09 0,85 6,73 0,21 6,64 0,19 Sürü 2 Dişi (n=12) 45,60 1,33 46,90 1,34 30,20 1,11 22,70 0,67 42,40 1,15 32,00 0,87 14,40 0,50 14,40 0,39 4,15 0,11 26,00 0,79 6,80 0,17 6,80 0,17 Ort. (n=25) 45,62 0,94 46,62 0,96 29,24 0,77 22,43 0,48 22,43 0,98 31,10 0,67 14,24 0,38 14,52 0,30 4,02 0,08 25,52 0,58 6,76 0,13 6,71 0,13 Erkek (n=11) 49,00 0,84 50,70 0,65 29,10 0,53 46,20 0,79 46,20 0,79 32,60 0,37 14,90 0,41 16,10 0,23 4,25 0,15 26,50 0,69 7,45 0,16 7,20 0,11 Sürü 3 Dişi (n=11) 47,75 0,70 50,13 0,52 28,88 0,61 21,38 0,60 45,25 1,01 33,13 0,88 15,63 0,71 15,50 0,19 4,31 0,16 25,50 0,57 6,94 0,18 6,94 0,20 Ort. (n=22) 48,44 0,57 50,44 0,42 29,00 0,39 45,78 0,32 45,78 0,62 32,83 0,43 15,22 0,38 15,83 0,17 4,28 0,11 26,06 0,46 7,22 0,13 7,08 0,11 Erkek (n=10) 44,00 0,71 44,60 1,03 29,80 0,37 22,20 0,37 43,20 0,86 30,20 1,24 12,00 0,45 14,20 0,20 4,80 0,20 24,80 0,49 6,80 0,34 6,70 0,25 Sürü 4 Dişi (n=13) 43,17 1,62 44,00 1,44 30,33 0,99 21,33 0,76 42,00 1,44 29,17 1,08 13,50 0,56 14,58 0,37 4,50 0,22 25,17 0,95 6,58 0,15 6,42 0,15 Ort. (n=23) 43,55 0,91 44,27 0,87 30,09 0,55 21,73 0,45 42,55 0,86 29,64 0,79 12,82 0,42 14,41 0,22 4,64 0,15 25,00 0,54 6,68 0,17 6,55 0,14 Erkek (n=66) 47,51 0,41 48,47 0,41 29,64 0,26 23,98 0,29 45,66 0,44 30,85 0,25 14,10 0,23 15,78 0,15 3,90 0,06 26,32 0,26 7,57 0,10 7,50 0,10 Genel Dişi (n=53) 47,00 0,55 48,17 0,53 30,05 0,35 23,49 0,39 44,85 0,56 31,27 0,37 14,29 0,28 15,45 0,18 4,04 0,07 26,22 0,31 7,29 0,12 7,27 0,12 Ort. (n=119) 47,30 0,33 48,35 0,32 29,81 0,21 23,78 0,24 45,33 0,35 31,02 0,21 14,18 0,17 15,65 0,11 3,96 0,05 26,28 0,20 7,46 0,08 7,41 0,08 206
222 Yetiştirici Koşullarında Kıl Keçilerin Kimi Verim Özellikleri Okan ATAY, Özdal GÖKDAL, Vadullah EREN Adnan Menderes Üniversitesi, Çine Meslek Yüksekokulu, Çine, Aydın Bu çalışma yetiştirici koşullarında Kıl keçilerin çeşitli verim özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, Kıl keçilerin laktasyon süresi, laktasyon süt verimi ve günlük ortalama süt verimi sırasıyla gün, kg ve kg olarak saptanmıştır. Laktasyon süresi üzerine yılın etkisinin çok önemli, laktasyon süt verimi üzerine yaş ve yılın etkisinin çok önemli (P<0.01), günlük ortalama süt verimi üzerine ise yaşın etkisinin çok önemli (P<0.01) olduğu saptanmıştır Kıl keçi oğlaklarının doğum ağırlığı, 30., 60., 90. ve 120. gün ağırlıklarına ilişkin ortalamalar sırasıyla, 3.17, 8.68, 13.98, ve kg olarak hesaplanmıştır. Doğum ağırlığı üzerine ana yaşı ve doğum tipinin etkisi çok önemli (P<0.01), bulunurken 90. ve 120. gün ağırlığı üzerine ise cinsiyetin etkisi çok önemli (P<0.01), bulunmuştur. Kıl ağırlıkları ise ortalama olarak gram olarak saptanmış ve yaşın etkisi önemli (P<0.05), bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Kıl keçi, Yetiştirici koşulları, süt verimi, gelişme, kıl ağırlığı Some Production Traits of Hair Goat in Rural Conditions This study was carried out to determine some production traits of Hair goat in rural conditions. Average lactation length, average lactation milk yield and daily average milk yield of Hair goats were days, kg and kg, respectively. The effect of year on lactation length was significant (P<0.01), the effects of year and age on lactation milk yield were significant (P<0.01) and the effect of age daily average milk yield was significant (P<0.01). Birth weight, 30 th, 60 th, 90 th and 120 th day s weights of Hair goat kids were 3.17, 8.68, 13.98, and kg, respectively. The effects of birth type and dam age on birth weight were significant (P<0.01) and the effect of sex on 90 th and 120 th days weights were significant (P<0.01). Average fiber weight obtained from Hair goat were g. The effect of age on fiber weight was significant (P<0.05). Keywords: Hair goat, rural conditions, milk yield, growth, fiber weight Giriş Türkiye nin başta Akdeniz, Ege ve Güneydoğu olmak üzere hemen bütün bölgelerde yetiştiriciliği yapılan ve keçi varlığının büyük bir kısmını oluşturan Kıl keçilerin verim özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılan değerli çalışmalar olmakla birlikte, özellikle yetiştirici koşulları söz konusu olduğunda bunların yeterli sayıda olduğu söylenemez (Şengonca, 1966; Aydın ve Arık, 1999; Şengonca ve ark., 2003; Atay ve ark., 2009). Farklı yörelerde ve çevre koşullarında bu ırkın verim özelliklerini ortaya koyan daha fazla çalışmaya gereksinim vardır. Bu çalışmanın amacı yetiştirici koşullarında Kıl keçilerin, laktasyon süresi, laktasyon süt verimi, günlük ortalama süt verimi ve kıl verimi ile oğlakların büyüme ve gelişme özelliklerinin belirlenmesidir. Materyal ve Metot Çalışma Aydın İli Çine İlçesi orman içi ve kenarı köylerinde sürdürülen Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi (Gökdal ve Atay, 2010) kapsamındaki yetiştirici sürülerinde yürütülmüştür. Süt verim özelliklerinin belirlenmesi amacıyla bir yetiştirici işletmesinde bulunan, 2008 yılında 61 baş, 2009 yılında ise 82 baş anaç Kıl keçisi, oğlakların gelişme özelliklerinin belirlenmesinde 2009 doğumlu 57 baş oğlak araştırmanın hayvan materyalini oluşturmuştur. Yine kıl verimlerinin belirlenmesi için 5 ayrı işletmede bulunan 62 baş keçiye ait kırkımda elde edilen kıl ağırlıkları esas alınmıştır. Süt verimlerinin belirlenmesi için doğumu takiben ayda bir, günde tek sağım (sabah ya da akşam) esasına göre toplu kontroller yapılmıştır. Süt kontrollerinden
223 saat önce oğlaklar annelerinden ayrılmıştır. Süt verimi 100 g ın altına düşen keçilerin kuruya çıktığı kabul edilmiştir. Keçilerin laktasyon süt verimlerin hesaplanmasında ICAR AT metodu kullanılmıştır (Basdagianni ve ark., 2005) Doğan oğlaklar, doğumu takiben en geç 24 saat içinde tartılarak doğum ağırlıkları saptanmış, kulak küpesi ile numaralanmış ve aç karnına aylık tartımlar yapılarak gelişmeleri takip edilmiştir. Aylık tartımlar sonucu elde edilen veriler interpolasyon ile işlenerek 30., 60., 90. ve 120. gün canlı ağırlıkları belirlenmiştir. Kırkımlar haziran ayında yapılmıştır. Keçilerin kıl ağırlıkları kırkım makası kullanılarak her hayvana ait kırkımla elde edilen kılların ağırlıklarının ölçülmesiyle belirlenmiştir. Elde edilen veriler SAS (1998) programında En küçük kareler yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular ve Tartışma Bu çalışmada, laktasyon süresi (LS), laktasyon süt verimi (LSV) ve günlük süt verimlerine (GSV) ilişkin ortalamalar Çizelge 1 de verilmiştir. Kıl keçilerin ortalama LS, LSV ve GSV değerleri sırasıyla gün, kg ve kg olarak saptanmıştır. LS üzerine yılın, GSV üzerine yaşın ve LSV üzerine yaş ve yılın etkisinin çok önemli (P<0.01) olduğu saptanmıştır. LS ve LSV üzerine yılın etkisinin çok önemli olması 2008 yılının 2009 yılına göre oldukça kurak geçmesiyle açıklanabilir. Özcan (1966) tarafından yapılan bir çalışmada Kıl keçilerin LS ve LSV sırasıyla gün ve 90.7 litre olarak bildirilmiştir. Yetiştirici koşularında yapılan bir çalışmada Kıl keçilerin LS, LSV ve GSV sırasıyla gün, 80.5 kg ve kg olarak bildirilmiştir (Şengonca ve ark., 2003). Şimşek ve Bayraktar (2006) tarafından çiftlik koşullarında yapılan bir çalışmada ise LS, LSV ve GSV sırasıyla gün, kg ve kg olarak saptanmıştır. Çizelge1. Kıl keçilerde laktasyon süresi (LS), laktasyon süt verimi (LSV) ve günlük ortalama süt verimine (GSV) ait ortalamalar (X ±SX ) Özellik n LS (gün) LSV (kg) GSV (kg) Yaş ** ** ± ±13.78c 0.558±0.06c ± ± 12.28bc 0.622±0.05cb ± ±12.70ab 0.698±0.05abc ± ±11.97ab 0.761±0.05ab ± ±11.51a 0.829±0.05a ± ±11.32ab 0.778±0.05ab Yıl ** ** ± ± ± ± ± ±0.03 Doğurma Tipi Tek ± ± ±0.02 Çoğuz ± ± ±0.04 GENEL ± ± ±0.02 ** P<0.01; a, b, c: her bir özellik içinde aynı sütunda farklı harf taşıyanlar arasındaki ayrım önemlidir (P<0.05) Bu çalışmada Kıl keçi oğlaklarının doğum ağırlığı, 30., 60., 90. ve 120. gün ağırlıklarına ilişkin ortalamalar sırasıyla, 3.17, 8.68, 13.98, ve kg olarak saptanmıştır (Çizelge 2). Doğum ağırlığı üzerine ana yaşı ve doğum tipinin, 30. gün ağırlığı üzerine cinsiyetin, 60. gün ağırlığı üzerine ise ana yaşının etkisi önemli (P<0.05) bulunmuştur. 30. gün ağırlığı üzerine doğum tipi, 60. gün ağırlığı üzerine doğum tipi ve 208
224 cinsiyet, 90. ve 120. gün ağırlığı üzerine ise cinsiyetin etkisinin çok önemli (P<0.01) olduğu saptanmıştır. Kıl keçi oğlaklarında yapılan bir çalışmada (Şengonca ve ark., 2003) doğum ağılığı ve sütten kesim ağırlığı sırasıyla 2.63 kg ve kg olarak bildirilmiştir. Diğer bir çalışmada (Şimşek ve Bayraktar, 2006) ise Kıl keçi oğlaklarının doğum ağırlığı ve 90. gün ağırlığı sırasıyla 2.77 kg ve kg olarak bildirilmiştir. Kıl keçi oğlaklarında günler arası günlük canlı ağırlık artışı (gcaa) ±0.004 kg olarak saptanmıştır (Çizelge 2). Günlük canlı ağırlık artışı üzerine cinsiyetin etkisi çok önemli (P<0.01) bulunmuştur. Şimşek ve Bayraktar (2006) tarafından yapılan bir çalışmada kıl keçi oğlaklarının gelişme özellikleri araştırılmış ve gün arasında günlük canlı ağırlık artışları kg olarak bildirilmiştir. Çizelge 2. Kıl keçi oğlaklarında gelişme özelliklerine ait ortalamalar (kg) (X ±SX ). Özellik n Doğum ağırlığı 30. Gün ağırlığı 60.Gün ağırlığı 90. Gün ağırlığı n 120. Gün ağırlığı 0-120gün gcaa Ana Yaşı * * ± ±0.48b 12.74±0.71b 18.23±0.89b ± ± ± ±0.45b 12.42±0.67b 17.66±0.84ab ± ± ± ±0.42b 12.83±0.63b 18.06±0.78b ± ± ± ±0.45b 13.69±0.66b 18.83±0.82ab ± ± ± ±0.39a 15.20±0.57a 20.17±0.71a ± ± ± ±0.33b 13.54±0.48b 19.04±0.60ab ± ±0.010 Cinsiyet * ** ** ** ** ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ±0.008 Doğ. Tip * ** ** Tek ± ± ± ± ± ±0.005 Çoğuz ± ± ± ± ± ±0.013 GENEL ± ± ± ± ± ±0.004 P<0.05;** P<0.01; a, b: her bir özellik içinde aynı sütunda farklı harf taşıyanlar arasındaki ayrım önemlidir (P<0.05) Bu çalışmada Kıl keçilerin kıl verimleri ortalaması gram olarak saptanmıştır. Yaş faktörünün verime önemli (P<0.05) bir etkisi olduğu saptanırken, en yüksek kıl verimine 6 yaşlı anaçların sahip olduğu görülmektedir (Çizelge 3). Kıl keçilerin kıl verimlerinin gram arasında değiştiği bildirilmektedir (Özder, 2006). Çizelge 3.Kıl keçilerde kıl verimlerine ilişkin ortalamalar (X ±SX ) Özellik n Kıl verimi (g) Yaş * ±37.94ab ±35.42ab ±38.502b ±49.23ab ±52.950a ±42.140b İşletme ± ± ± ± ± Genel ± * P<0.05; a, b: ele alınan özellik içinde farklı harf taşıyanlar arasındaki ayrım önemlidir (P<0.05) 209
225 Sonuç ve Öneriler Türkiye de farklı yörelerde yetiştirici koşullarında tanımlama çalışmalarının yeterli yoğunlukta yapıldığını söylemek güçtür. Kıl keçilerin kimi verimlerinin belirlenmesine yönelik olarak yetiştirici koşullarında yürütülen bu çalışmada elde edilen ortalamaların literatürde bildirilen değerlerden yüksek olduğu görülmektedir. Saf Kıl keçisi yetiştiriciliğini sürdürmek durumunda olan işletmelerde doğru damızlık seçimi, sağlık koruma, kritik dönem ek yemlemesi ve farklı oğlak büyütme tekniklerinin yetiştiriciler tarafından uygulanması sağlanmalıdır. Bu çalışmada oğlakların günlük canlı ağırlık artışlarının da azımsanmayacak düzeyde olduğu söylenebilir. Meraya ilave olarak ek yemlemenin canlı ağırlık üzerine etkilerinin ekonomik analizi de içerecek çalışmalarla ortaya koyulması gerekir. Sonuç olarak, bu ırkın Türkiye deki geleceğinin planlanması ve ıslah stratejilerinin geliştirilebilmesi için farklı yörelerde ve yetiştirici koşullarında Kıl keçiler üzerinde daha fazla araştırma yapılması bir ön koşul olarak kabul edilmelidir. Kaynaklar Aydın, U., Arık, İ.Z., Entansif Besiye Alınan ve Köy Koşullarında Yetiştirilen Kıl Keçi Oğlaklarının Kesim ve Karkas Özelliklerinin Karşılaştırılması. Akdeniz. Ü. Zir. Fak Derg. 12: Atay, O., Gökdal, Ö., Eren,V., Çetiner, Ş., Yetiştirici Koşullarında Kıl Keçisi Sürülerinde Oğlaklama ve Büyütme Sonuçlarına Göre Kimi Döl verimi Ölçütlerinin Belirlenmesi. 6. Zootekni Kongresi, Haziran, Poster Bildiri, Erzurum. Basdagianni, Z., Banos, G., Abas, Z., Arsenos, G., Valergakis, G.E., Zygoyiannis, D Estimation of daily and total lactation milk yield of Chios ewes from single morning or evening records. Livestock Production Science, 92(2005) Gökdal, Ö., Atay, O Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi: Gelişmeler. Ulusal Keçicilik Kongresi ÇOMÜ ZF Zootekni Bölümü, Haziran 2010, Çanakkale. Güney, O., Kaymakçı, M., Karaca, O., Savaş, T Türkiye de süt keçisi ıslahının geleceği üzerine kimi öneriler, Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Bildiriler, Sayfa 20-25,26-27 Mayıs, İzmir. Özcan, L Çukurova üniversitesi Ziraat Fakültesinde Yetiştirilen Kilis ve Kıl Keçilerinin Islahında Saanen ve G1 Genotipinden Yararlanma Olanakları. Çukurova Üniversitesi, Zir. Fak. Yayınları 122, Adana. Özder, M., Keçi Irkları. Keçi Yetiştiriciliği (Ed.)Mustafa Kaymakçı, İzmir İli Damızlık Koyun ve Keçi Yeiştiricileri Birliği YayınlarıNo:2., 17-42,.İzmir, SAS, PC SAS user s guide: Statistics. SAS Inst.cary. NC, USA. Şengonca M., İzmir, Manisa, Aydın, Denizli ve Muğla illerinde keçi yetiştiriciliği, keçi tipleri ile bunların değişik şartlarda süt ve diğer verimleri üzerine araştırmalar (Doktora). E.Ü. Zir. Fak. Yayınları, No. 116, İzmir. Şengonca, M., Taşkın, T., Koşum, N., Saanen x kıl melezlerinin kimi verim özelliklerinin belirlenmesi üzerine eş zamanlı bir araştırma. Türk J. Vet. Anim. Sci; 27: Şimşek, Ü.G., Bayraktar, M Kıl Keçisi Ve Saanen X Kıl Keçisi (F1) Melezlerine Ait Büyüme Ve Yaşama Gücü Özelliklerinin Araştırılması, Fırat Üniversitesi, Sağlık Bil. Dergisi, 20(3), , Elazığ Şimşek, Ü. G., Bayraktar, M Kıl Keçisi Ve Saanen X Kıl Keçisi (F1) melezlerinde besi perormansı ve karkas özellikleri Fırat Üniversitesi, Sağlık Bil. Dergisi 21(1): 15-20, Elazığ. 210
226 Farklı Keçi Genotiplerinin Doğu Akdeniz Bölgesi Koşullarındaki Performanslarının Karşılaştırılması: 2. Verim Özellikleri Sabri GÜL, Mahmut KESKİN, Osman BİÇER Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Antakya, Hatay Bu bildiri farklı keçi genotiplerinin performans özelliklerinin karşılaştırılması amacı ile yapılan çalışmanın verim özellikleri ile ilgili bölümünü kapsamaktadır. Çalışmanın hayvan materyalini bölgenin yerli keçileri (Hatay keçisi) ve bunların farklı genotiplerle melezleri oluşturmuştur. Melezlemelerde baba hat olarak Alman Alaca Asil keçisi x Kılkeçi melezleri (AY genotipi) ve Saanen x Kilis keçisi melezleri (SY genotipi) kullanılmıştır. Deneme sonunda gebelik ve doğum oranı her üç genotipte de %100 olarak belirlenirken, oğlak verimi ve ikiz doğum oranı, Hatay, AY ve SY genotiplerinde sırası ile %129.4, %148.0 ve %156.0; %29.4, %48.6 ve %50 olarak hesaplanmıştır. Denemede doğum ve sütten kesim ağırlıkları (kg) aynı genotip sıralaması ile 2.8±0.11 ve 11.1±0.42, 3.2±0.10 ve 13.4±0.42, 3.4±0.11 ve 13.5±0.66 (p<0.05) olarak belirlenmiştir. Çalışmada laktasyon süt verimleri ve laktasyon süreleri Hatay keçilerinde 212.1±11.3 litre ve 209.7±5.06 gün, AY genotipinde 285.6±12.49 litre ve 235.3±2.80 gün, SY genotipnde 302.3±12.28 litre ve 238.3±2.84 gün (p<0.05) olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Keçi, süt verimi, döl verimi Comparison of Different Goat Genotypes Performances under East Mediterranean Region Conditions: 2. Yield Characteristics This paper covers the yield characteristic parts of the study carried out to compare the performance characteristics of different goat genotypes. Animal materials of the study were local goats of the region (Hatay goats) and its crossbreds with different goat genotypes/breeds. German Fawn x Hair goat crossbreds (AY genotype) and Saanen x Kilis goat crossbreds (SY genotype) were used as sires. At the end of the study, gestation rate and birth rate were determined for three genotypes as 100%; litter size and twinning rate for Hatay, AY and SY genotypes were 129.4%, 148.0%, 156.0% and 29.4%, 48.6%, 50.0%, respectively. Birth and weaning weights (kg) were determined as 2.8±0.11 and 11.1±0.42, 3.2±0.10 and 13.4±0.42, 3.4±0.11 and 13.5±0.66 (p<0.05), with the same order. At the study, lactation milk yield and lactation duration were calculated as 212.1±11.3 litre and 209.7±5.06 days for Hatay goats, 285.6±12.49 litre and 235.3±2.80 days for AY genotype, 302.3±12.28 litre and 238.3±2.84 days for SY genotype, respectively (p<0.05). Keywords: Goat, milk yield, litter size Giriş Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde yaklaşık olarak 6.5 milyon baş keçi bulunmakta olup bunların %90 dan fazlası düşük süt ve döl verimine sahip Kıl keçi den oluşmaktadır (Anonim, 2005). Keçi Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin özellikle dağlık alanlarında yaşayan insanlarımızın hayvansal protein ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir kaynaktır. Ancak ülkemizde keçi yetiştiricileri için Kıl keçilerin genetik potansiyeli önemli bir sorundur. Bu keçilere ilave yemleme yapılması çoğu zaman ekonomik bulunmamakta ve alışkanlıkların da etkisi ile ekstansif üretim tercih edilmektedir. Bu sorunun farkında olan Zootekni camiası uzun yıllardan beri birçok genetik ıslah çalışması yapmış ve olumlu sonuçlar almış olsa da (Özcan, 1989; Güney ve ark., 1990; Güney ve ark., 1992) maalesef bu sonuçların sahaya yansımasında başarı sağlandığı söylenemez. Bu çalışmada farklı keçi genotipleri kullanılanılarak Hatay ilinin dağlık alanlarında yetiştiriciliği yapılan yerli keçilerin süt ve döl verimlerinin iyileştirilmesi amaçlanmıştır. 211
227 Materyal ve Yöntem Çalışma Hatay ili Şenköy beldesinde yürütülmüştür. Belde dağlık engebeli ve genellikle maki tipi çalı veya çam ağaçları ile kaplı bir arazi yapısına sahiptir. Tarım arazilerinde ise genellikle buğday, tütün, bağ-bahçe ve zeytin üretimi yapılmaktadır. Çalışmanın hayvan materyalini bölgenin yerli keçileri (Hatay keçisi) ve bunların farklı ırk/genotiplerle melezleri oluşturmuştur. Melezlemelerde ıslah edici genotip olarak 2004 yılında Alman Alaca Asil keçisi melezi (%75 Alman Alaca Asil keçisi ve %25 Saanen keçisi) tekeler ve Saanen melezi (%65,63 Saanen ve %34,37 Kilis keçisi) tekeler kullanılmış (Özcan, 1989); 2005 yılında bu genotiplere Şam keçisi tekeleri ilave edilmiştir. Bu çiftleştirmeler sonucunda Alman Alaca Asil melezi tekelerden olan oğlaklar AY, Saanen melezi tekelerden olanlar SY, Şam keçisi tekelerden olanlar ise ŞY genotipi olarak adlandırılmıştır. Hayvanlar gündüzleri maki alanlarında otlatılmışlardır. Bu alanlarda yabani üçgül, yonca, yabani yulaf, ayrık, diğer bazı baklagil ve yabancı otlar mevcuttur. Çalışmanın ilk yılında (2004) keçiler bölgede keçi yetiştiriciliğinde uygulanan ekstansif sisteme göre yönetilmiş, elden yemleme yapılmamıştır. Çalışmanın ikinci yılından itibaren doğumdan sonra sürü rastgele iki gruba ayrılmış ve bir grup ekstansif yönetilirken diğer gruba meraya ilave olarak yaklaşık olarak %17 ham protein ve 2300 kcal ME içeren kesif yemden 500 g/baş verilmiştir. Elde edilen melez genotiplere çiftleştirme, doğum ve laktasyonlarını kapsayan dönemde ise meraya ilave olarak 500 g/baş kesif yem sunulmuştur. Oğlaklar 15 günlük yaştan itibaren oğlak büyütme yemi ve iyi kaliteli yonca kuru otuna ad-lib ulaşabilmişler ve 60 günlük yaşta sütten kesilmişlerdir. Keçilerde çiftleştirmeler her yıl Eylül ayının ilk haftasında yapılmıştır. Kızgınlık toplulaştırmasında teke etkisinden yararlanılmıştır. Oğlaklarda gelişim takibi için doğum ve sütten kesim ağırlıları alınmıştır. Farklı genotip gruplarının süt verimlerinin tespiti için ICAR yöntemi ATC metodu kullanılmıştır. Denemede istatistik analizler SPSS paket programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular ve Tartışma Denemede farklı keçi genotipleri için hesaplanan bazı döl verim özellikleri Çizelge 1 de verilmiştir Çizelge 1. Farklı genotiplerde döl verim özellikleri (%) Özellik H AY SY ŞY Gebelik oranı Doğum oranı Oğlak verimi Oğlak verimi Tekiz doğ. oranı Çoğuz doğ. oranı Yaşama gücü Yaşama gücü Gebelik oranı= (GKS/TAKS)x100; Doğum oranı=(dks/taks)x100; Oğlak verimi1= (DOS/DKS)x100; Oğlak verimi2= (CDOS/DKS)x100; Tekiz doğum oranı= (TDKS/DKS)x100; Çoğuz doğum oranı= (ÇDKS/DKS)x100; Yaşama gücü1= (SKOS/DOS)x100; Yaşama gücü2= (SKOS/CDOS)x100 Bu çizelgeden de görülebileceği gibi gebelik ve doğum oranları %100 olarak hesaplanmıştır. Bu değerler işletmede çiftleştirme ve doğum döneminde sürü yönetiminin iyi olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Denemede her bir genotip grubu için oğlak verimi, doğan oğlak sayısı ve canlı doğan oğlak sayısına göre ayrı ayrı hesaplanmıştır. Gerek oğlak verimi gerekse ikiz doğum oranı değerleri 212
228 melezleme ile yerli keçilerin döl veriminin artacağını göstermektedir. Adaptasyonun en önemli ölçütlerinden biri olan sütten kesimde yaşama gücü bakımından gruplar arasında kayda değer bir farklılık olmaması ise melezlerin çevreye uyum bakımından bir zorluk yaşamayacaklarının göstergesi olarak kabul edilebilir. Denemede yerli Hatay keçileri için elde edilen döl verim kriter değerleri daha önce bölgede aynı ırk üzerinde Keskin (1995) ve Kaya (1999) tarafından yapılmış olan bildirişlerle benzerlik göstermektedir. Melez genotiplerde Hatay keçilerine göre daha yüksek olarak tespit edilen ikizlik oranı ve oğlak verimi ıslah edici ırk olarak kullanılan genotiplerden kaynaklanmış olabilir. Özcan ve Güney (1983) ve Güney ve ark. (1992) çalışmalarında bu görüşü doğrular nitelikte bildirişlerde bulunmuşlardır. Denemede kullanılan keçi ırk/genotiplerinde oğlakların doğum ve sütten kesim ağırlıkları Çizelge 2 de verilmiştir. Çizelge 2. Farklı genotiplerde doğum ve sütten kesim ağırlıkları Gruplar Doğum ağırlığı Sütten kesim ağırlığı 2005 yılı Hatay keçisi 2.6±0.07 a (n=21) 11.1±0.25 a (n=20) AY genotipi 3.2±0.14 b (n=20) 13.7±0.37 b (n=19) SY genotipi 3.2±0.08 b (n=21) 13.8±0.30 b (n=20) P P<0.01 P< yılı Hatay keçisi 2.8±0.11 a (n=44) 11.1±0.42 a (n=42) AY genotipi 3.2±0.10 b (n=20) 13.4±0.42 b (n=19) SY genotipi 3.4±0.11 b (n=21) 13.5±0.66 b (n=20) ŞY genotipi 3.4±0.12 b (n=32) 13.9±0.43 b (n=30) P P<0.05 P<0.05 Aynı sütunda yer alan farklı harfler istatistik olarak farklı olan grupları göstermektedir. Çizelge 2 den de görüldüğü gibi doğum ve sütten kesim ağırlıkları melez keçilerde daha yüksek olmuştur. Bu farklılık Alman Alaca Asil keçisi, Saanen ve Şam keçilerinde doğum ağırlığının ve günlük canlı ağırlık artışına bağlı olarak sütten kesim ağırlığının Hatay keçilerinden daha fazla olmasından kaynaklanmış olabilir (Güney, 1984; Güney ve ark., 1990; Kaya, 1999; Keskin, 2000). Çizelge 3. Hatay keçilerinde farklı yemleme sisteminin pazarlanabilir süt verimi (l) ve süt kompozisyonu (%) üzerine etkisi Gruplar Özellikler Mera Mera+500 g/baş kesif yem Süt verimi** 98.8± ±7.46 Kuru madde** 11.7± ±0.24 Yağ** 3.8± ±0.21 Protein 3.8± ±0.13 Laktoz 2.8± ±0.19 Kül 0.8± ±0.01 Asitlik 9.3± ±0.40 **, P<0.05 Çalışmanın ilk laktasyon döneminde, ekstansif yönetilen ve meraya ilave olarak günde 500 g/baş kesif yem tüketen Hatay keçilerinin laktasyon özellikleri karşılaştırılmıştır (Çizelge 3). Beklenildiği gibi ilave yem süt veriminin artmasına neden 213
229 olmuştur. Çalışmada ekstansif yönetilen Hatay keçileri için hesaplanan pazarlanabilir süt verimi aynı genotip için Keskin (1995), Kaya (1999) ve Acuz (2005) tarafından yapılan bildirişlerle benzer bulunmuştur. Hatay keçileri ile melez genotiplerin süt verim özelliklerinin karşılaştırıldığı Çizelge 4 den de görüleceği gibi melezleme süt veriminde, sütte kuru madde, yağ ve protein oranlarında artışa neden olmuştur. Bu sonuçlar da Acuz (2005) tarafından yapılan bildirişlerle uyum içerisindedir. Çizelge 4. Hatay keçileri ve melezlerde laktasyon özellikleri Gruplar Özellikler H (II) AY (I) AY(II) SY(I) SY(II) Lak.süt verimi(l)** 215.5±12.7 b 293.6±19.0 a 304.3±19.4 a 303.1±18.6 a 319.4±28.2 a Lak. Süresi (gün)** 210.7±6.3 a 239.9±8.3 b 245.2±8.3 b 240.0±6.2 b 245.5±4.4 b Günlük süt ver (l)** 1.0±0.06 a 1.2±0.07 ab 1.2±0.06 ab 1.3±0.07 ab 1.3±0.09 b Kuru madde (%) 12.8± ± ± ± ±0.23 Potein (%)** 3.8±0.04 a 4.0±0.08 ab 4.3±0.12 b 4.1±0.15 b 4.3±0.14 b Yağ (%)* 4.2±0.16 a 4.6±0.17 b 4.7±0.13 b 4.6±0.19 b 4.9±0.24 b Laktoz (%)* 4.0±0.20 b 3.6±0.15 ab 3.2±0.20 a 3.8±0.39 ab 3.4±0.24 ab Kül (%)* 0.7±0.01 ab 0.8±0.01 ab 0.8±0.01 abc 0.7±0.01 a 0.8±0.01 c Asitlik (%)** 8.4±0.19 b 8.3±0.20 ab 7.6±0.16 a 8.1±0.26 ab 9.4±0.31 c *, p<0.05; **, p<0.01; Parantez içerisinde yer alan I veya II genotipin yaşını göstermektedir. Sonuç ve Öneriler Sonuç olarak Hatay ın dağlık bölgelerinde yetiştiriciliği yapılan yerli Hatay keçilerinin süt ve döl verimlerinin iyileştirilmesinde; Alman Alaca Asil keçisi x Kılkeçi melezleri ve Saanen x Kilis keçisi melezlerinin kullanılması tavsiye edilebilir. Kaynaklar Anonim, Türkiye İstatistik Kurumu. Acuz, S., Hatay ili Yayladağı İlçesinde Yetiştirilen Keçi Irklarının Karakterizasyonu, Büyüme ve Süt Verimlerinde Varyasyonun Belirlenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana. 77s. Güney, O., Saanen x Kilis ve Saanen x Kıl birinci geriye melez erkek oğlakların besi gücü ve karkas özellikleri üzerine bir araştırma. Doğa Bilim Dergisi, Seri D1, Cilt 8, sayı 1. Güney, O., Pekel, E., Biçer, O Almam Alaca ve Yerli Keçi Irkları Arasındaki Melezlemelerden Elde Edilen Birinci Geriye Melez Oğlakların Besi Gücü ve Karkas Özellikleri. Doğa Vet. Hay. Derg., 14: Güney, O., Biçer, O., Torun, O., Fertility, Prolificacy and Milk Production in Çukurova and Taurus Dairy Goats under Subtropical Conditions in Turkey. Small Ruminant Research, 7: Kaya, Ş., Meraya ek olarak verilen kesif yemin Hataykeçilerinde ananın performansına, döl ve süt verimine etkileri. Doktora tezi, Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana, 81s. Keskin, M., Hatay bölgesinde yetiştirilen keçilerin bazı morfolojik ve fizyolojik özellikleri. Yüksek Lisans tezi, MKÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Antakya, 59s. Keskin, M., Hatay bölgesinde yoğun yetiştirme koşullarında Şam (Damascus) keçilerinin morfolojik özelikleri ve performanslarının saptanması. Doktara tezi, MKÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Antakya, 108s. Özcan, L., Güney, O., Damaskus keçilerinin Çukurova bölgesi koşullarında verimleri üzerine bir araştırma. Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Yıllığı,14,3-4: Özcan, L., Küçükbaş Hayvan Yetiştirme I (Keçi Üretimi).Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Ders Kitabı No: 111, Adana. 214
230 Tokat Şartlarında Yetiştirilen Saanen Irkı Keçilerin Döl, Süt Verimi ve Oğlakların Gelişme Özelliklerinin Belirlenmesi Zafer ULUTAŞ 1, Mehmet KURAN 2, Emre ŞİRİN 1, Yüksel AKSOY 1 1 Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Tokat 2 Ondokuzmayıs Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Samsun Bu çalışma, Çanakkale nin çeşitli bölgelerinden Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, küçükbaş hayvancılık işletmesine getirilen Saanen ırkı keçilerin süt ve döl verimleri ile oğlakların büyüme özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Saanen keçilerinde döl verim özelliklerinden kısırlık oranı, oğlaklama oranı, ikizlik oranı, yavru atma oranı, teke altı başına doğan oğlak sayısı ve doğuran keçiye başına oğlak sayısı değerleri sırasıyla %4,76, %80,95, %58,83, %12,50, 1,26 ve 1,55 olarak bulunmuştur. Oğlaklarda yaşama gücü 60. gün ve 90. günde sırasıyla %92,45 ve %90,56 olarak tespit edilmiştir. Her iki dönemde de tekiz oğlakların ikizlere, dişilerin erkeklere göre daha yüksek yaşama gücüne sahip olduğu tespit edilmiştir. Saanen oğlakların doğum, 56. gün ve 180. gün yaştaki canlı ağırlık en küçük kareler ortalamaları sırasıyla 3,02±0,12 kg, 10,54±0,40 kg ve 22,69±0,54 kg olarak tespit edilmiştir. Cinsiyetin ve doğum tipinin doğum ağırlığı ve 56. gün ağırlığı üzerine etkisi önemsiz (P>0,05) bulunurken, sadece cinsiyetin 180. gün ağırlığı üzerine etkisi önemli (P<0,001) bulunmuştur. Saanen keçilerin laktasyon süt verimi, laktasyon süresi ve ortalama günlük süt verimi sırasıyla 204±1,42 kg, 193±9,87 gün ve 0,95±0,05 kg dır. Anahtar kelimeler: Saanen, oğlak, döl verimi, süt verimi, gelişme özellikleri Determination of Reproductive, Milk Yield Traits of Turkish Saanen Goat and Growth Performance of the Saanen Kids in Tokat Province This study was carried out to determine fertility, milk yield traits and growth performance of the saanen kids into sheep farm of Agriculture Faculty of Gaziosmanpaşa University from Çanakkale. The averages of reproductive traits of Saanen goat such as infertility, kidding rate, twin rates, aborted, fecundity and litter size were 4,76%, 80,95%, 58,83%, 12,50%, 1,26 and 1,55, respectively. The survival rates of kids the 60 th and 90 th days were determined as 92,45% and 90,56%, respectively. It was also found that single born kids have higher survival rate than twins and females have higher survival rate than males on both 60 th and 90 th days age. The least squares means for live weights of the kids of birth, 56 th and 180 th days were found as 3,02±0,12 kg, 10,54±0,40 kg and 22,69±0,54 kg, respectively. Although the effects of sex and birth type were not found significant (P>0,05) on the kids birth and 56 th live weight, the effect of sex were significant (P<0,001) on the 180 th live weight of kids. Daily average milk yield, lactation milk yield and length for Saanen goats were 0,95±0,05 kg, 204±1,42 kg and 193±9,87 days. Keywords: Saanen, kids, milk yield, reproductive yield, growth performance Giriş Ülkemizde keçi yetiştiriciliği yapan işletmenin olduğu ve keçi yetiştiriciliğinin kişinin gelirine katkı sağladığı bilinmektedir (Dellal ve Dellal, 2005). Bu faaliyetin belli bölgelerde yoğunlaşması özellikle yerel ekonomi açısından keçiciliği vazgeçilmez bir üretim sektörü haline de getirmiştir. Özellikle Akdeniz ülkelerinde keçi ve keçiden elde edilen gıda maddelerine karşı ilgi fazla olmaktadır. Bu nedenle bu ülkelerde keçi sayısı fazladır. Ülkemizde ise özellikle Akdeniz bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde (Gaziantep ve Kahramanmaraş) keçi yetiştiriciliği yaygın durumdadır. Ayrıca bazı bölgelerimizde keçi peyniri vazgeçilmez bir damak zevki olurken, bazı bölgelerde de oğlak eti diğer etlere tercih edilmektedir. Bu sebeplerden dolayı son yıllarda ülkemizde de keçi yetiştiriciliğinin ekonomik önemi artmaktadır. Farklı bölgelerde farklı yetiştiricilik sistemleri keçinin yalnızca ekonomik kökenli değil aynı zamanda sosyal yaşamın önemli bir öğesi olduğu ortaya çıkmaktadır (Savaş, 2008). Tokat ilinde yaklaşık civarında Kıl keçisi yetiştirilmektedir (Anonim, 2007). Bu keçilerin yanlış olmakla birlikte ormanlara büyük 215
231 zarar veren ana faktör olduğu kanısı yaygındır. Bunun dışında bu keçilerin verim düzeyleri yetiştiricinin yaptığı faaliyetten kar elde etmesini mümkün kılmayacak kadar düşüktür. Ayrıca, Tokat ili coğrafi yapı ve bölgesel dağılımı nedeniyle Türkiye nin birçok bölgesinden farklı özellik göstermektedir. Nüfusun büyük bir kısmı kırsal alanda yaşamakta ve kırsal alanın arazi yapısı da küçükbaş hayvan yetiştiriciliği için uygun özellik taşımaktadır. Bu çalışma ile Türk Saanen keçilerinin, Tokat Bölgesinde yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması amacıyla döl verimi, süt verimi, adaptasyon ve oğlakların gelişme özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem Araştırma materyalini, Çanakkale den, Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Koyunculuk İşletmesine getirilen 50 baş dişi ve 5 baş erkek Saanen çebiç oluşturmuştur. Bu yüzden araştırma 42 baş dişi çebiç ve bunların doğum sezonunda doğurmuş oldukları 53 baş Saanen oğlaklar oluşturmuştur. Döl verim özelliklerinden, teke altı koyun başına doğan oğlak sayısı, doğuran keçi başına doğan oğlak sayısı, kısırlık oranı, doğum oranı, tekizlik ve ikizlik oranı gibi döl verim özellikleri incelenmiştir. Oğlaklarda yaşama gücü cinsiyet ve doğum tipine göre 60. gün ve 90. güne kadar yaşayan kuzu sayısının canlı doğan kuzu sayısına oranı olarak hesaplanmıştır. Bununla birlikte oğlakların çeşitli dönemlerdeki canlı ağırlık değişimleri de tespit edilmiştir. Ayrıca laktasyondaki keçilerde (N=28) süt kontrolleri 14 günde bir sabah ve akşam olmak üzere günde iki sağım yapılarak belirlenmiştir. Süt sağım kontrollerinde oğlaklar akşamdan analarından ayrılmış, ertesi gün ise sabahtan ayrılıp akşam kontrol sağımları yapılmıştır. Elde edilen süt miktarı değerleri kaydedilmiş ve Koyuncu ve ark. (2002) nın bildirdiği gibi Trapez yöntemine göre düzeltilerek her hayvana ait laktasyon süt verimi ve bunların toplanıp ortalaması alınarak sürünün ortalama laktasyon süt verimi hesaplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler MİNİTAB ( Versiyon 12) programında en küçük kareler metoduna göre istatistiki analize tabi tutulmuştur. Bulgular ve Tartışma Saanen ırkı keçilerde bazı döl verim özellikleri Çizelge 1 de verilmiştir. Saanen oğlakların doğum ve çeşitli dönemlerdeki canlı ağırlık değerlerine ilişkin ortalama değerler ise Çizelge 2 de sunulmuştur. Doğum ağırlığı bakımdan erkek oğlakların (3,03±0,11 kg) dişilerden (3,00±0,12 kg); tekiz doğan oğlakların ikiz doğan oğlaklardan daha yüksek canlı ağırlığa sahip oldukları görülmektedir (P<0,05). Araştırmada oğlakların doğum ve çeşitli dönem canlı ağırlıkları üzerine etkisini incelenen faktörlerden cinsiyet ve doğum tipinden sadece cinsiyetin 6. ay ağırlığı üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0,001). Saanen oğlakların cinsiyet ve doğum tipine göre 60. ve 90. gün yaşama gücü Çizelge 3 te verilmiştir. Araştırmada her iki dönemde de tekizler ikizlerden, dişiler erkeklerden daha yüksek yaşama gücüne sahip olduğu tespit edilmiştir. Saanen keçilerin trapez yöntemine göre düzeltilmiş ilk laktasyon süt verimleri 193,27±9,87 kg, laktasyon süreleri 204,96±1,42 gün ve günlük süt verim ortalamaları 0,95±0,05 kg olarak hesaplanmıştır. Bu çalışmada Saanen keçilerin kısırlık oranı değeri %4,76 olarak tespit edilmiştir. Bu değer Kaymakçı ve Sönmez (1996) ın kısırlık oranlarının doğal aşım yapılan sürülerde %5-8 ı aşmaması gerektiğini belirten görüşüne uymaktadır. Saanen keçilerinde oğlak verimi, doğum oranı ve ikizlik oranı Ceyhan ve Karadağ (2009) ın Saanen keçileri için bildirdiği değerlerle benzerlik göstermektedir. Oğlakların doğum 216
232 ağırlığı ortalaması da Çam ve ark. (1996) nın Saanen ve Ezine keçilerinde yaptıkları çalışmada elde ettikleri bulgular ile benzerlik göstermektedir. Sönmez ve ark. (1970) ı Ege Üniversitesinde yetiştirilen Saanen keçilerinde 10 yıllık araştırma dönemi içerisinde 90 günlük yaşta sütten kesilen Saanen keçilerinde yaşama gücünün %60 ile %90 arasında değiştiğini bildirmişlerdir. Çalışmamızda elde ettiğimiz yaşama gücü ise bu değerlerden daha yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda elde edilen laktasyon süt verimi ve laktasyon süreleri Sönmez ve ark. (1970) tarafından yapılan çalışmada elde edilen değerlerden daha düşük bulunmuştur. Çizelge 1. Saanen keçilerde bazı döl verim özellikleri Özellikler Sonuçlar Doğum oranı (%) 80,95 Kısırlık oranı (%) 4,76 Yavru atma oranı (%) 12,50 Tek doğum oranı (%) 41,17 İkiz doğum oranı (%) 58,83 Teke altı keçi başına doğan oğlak sayısı 1,26 Doğuran keçi başına doğan oğlak sayısı 1,55 Çizelge 2. Oğlakların doğum ve çeşitli dönemlerdeki canlı ağırlık değerleri (kg) Faktörler Doğum D8HA D6AA N X±Sx N X±Sx N X±Sx Cinsiyet - - * Erkek 29 3,03±0, ,07±0, ,12±0,54 Dişi 24 3,00±0, ,00±0, ,27±0,54 Doğum Tipi Tekiz 14 3,15±0, ,02±0, ,62±0,62 İkiz 39 2,89±0, ,06±0, ,77±0,47 Genel 53 3,02±0, ,54±0, ,69±0,54 -: P>0,05, *:P<0,001 Çizelge 3. Oğlakların 60. gün ve 90. günlerdeki yaşama güçleri (%) Faktörler Canlı Yaşayan Oğlak Sayısı Yaşama Gücü (%) Doğan 60. gün 90.gün 60. gün 90. gün Cinsiyet Erkek ,20 86,20 Dişi ,83 Doğum Tipi Tekiz ,85 İkiz ,74 89,74 Genel ,45 90,56 - :P>0,05 Sonuç ve Öneriler Bu çalışmada Saanen keçileri için elde edilen döl verim ölçütleri ile oğlakların büyüme özelliklerinin ülkemiz şartlarında yetiştirilen Saanen ırkı keçilerle yapılan 217
233 çalışmalardan elde edilen sonuçlarla benzerlik göstermektedir. Tokat şartlarında Saanen keçileri için tespit edilen laktasyon süt verimi ve laktasyon süresi değerleri aynı tür için farklı literatürlerde bildirilen performans değerlerden düşük çıkmıştır. Bu performans düşüklüğü Saanen keçilerin 1. laktasyon döneminde olmasına ve keçilerin bölge koşularına adaptasyon sorunlarına bağlanabilir. Sonuç olarak, bu çalışmadan elde edilen verilere dayanarak bu ırkın Tokat şartlarında yetiştiriciliğinin ekonomik olacağı söylenebilir. Kaynaklar Anonim, Tarımsal Yapı Üretim, Fiyat, Değer. Türkiye İstatistik Kurumu Matbaası, ISBN , Ankara. Ceyhan, A. ve Karadağ, O., Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsünde Yetiştirilen Saanen Keçilerin Bazı Tanımlayıcı Özellikleri. Tarım Bilimleri Dergisi 2009, 15(2): Çam, M. A., Oflaz, M., Selçuk, E. ve Şekeroğlu, A., Saanen ve Ezine Keçisi Oğlaklarının Gelişim Özellikleri. Karadeniz Bölgesi Tarım Sempozyumu, , (4-5 Ocak 1999), Samsun. Dellal. İ. ve Dellal, G., Türkiye Keçi Yetiştiriciliğinin Önemi. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Mayıs, İzmir. Kaymakçı, M. ve Sönmez, R., İleri Koyun Yetiştiriciliği. Ege Üniversitesi Basım Evi, Bornova- İzmir. Koyuncu, M., Tuncel, E. ve Duru, S., Büyükbaş Hayvan Yetiştirme (Uygulama). Uludağ Üniv. Ziraat Fak. Uygulama Kılavuzu No: 10, Bursa. Savaş. T., Türkiye de Süt Keçiliğinde Son Yıllardaki Gelişmeler. Çanakkale 18 Mart Üniv. Ziraat Fak. Zootekni Böl., Çanakkale. Sönmez, R., Şengonca, M. ve Alphaz, A. G., E. Ü. Ziraat Fakültesinde Yetiştirilen Saanen Süt Keçilerinin Çeşitli Özellikleri ve Verimleri Üzerine Bir Araştırma. E. Ü. Ziraat Fak. Dergisi, 7(1):
234 Norduz ve Kıl Keçilerinde Kıl Verimi ve Kalitesinin Belirlenmesi 1 Ferda KARAKUŞ 2, Aşkın KOR 2, Mehmet BİNGÖL 2, S. Seçkin TUNCER 2, Ayhan YILMAZ 3, Fırat CENGİZ 2 2 Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 65080, Van 3 Bitlis Eren Üniversitesi Hizan Meslek Yüksekokulu, Hizan, Bitlis Bu araştırmada, Norduz ve Kıl Keçilerinden elde edilen üst ve alt kılların bazı fiziksel özelliklerini belirlemek, böylece tekstil sanayisinde kullanılabilirlik durumlarını ortaya koymak amaçlanmıştır. Norduz ve Kıl Keçilerinden alınan üst ve alt kıl örneklerinde incelenen fiziksel özellikler incelik, lüle uzunluğu, randıman, mukavemet ve uzama oranı özelliğidir. Ayrıca üst kıllarda renk dağılımı tayini yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Norduz ve Kıl Keçilerinden elde edilen üst kaba kılların, keçi kılından üretilen ürünlerin üretiminde; ince ve yumuşak alt kılların ise dokuma sanayinde rahatlıkla kullanılabileceği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Norduz, kıl, keçi, kaşmir, kıl verimi Determination of Hair Production and Quality Traits in Norduz and Hair Goats In this research was aimed to determine some physical traits and the suitability to the textile industry of coarse and down fibers obtained from Norduz and Hair goats. Physical traits examined in coarse and down fibers obtained from Norduz and Hair goats were fiber diameter, staple length, clean washing yield, breaking strength and elongation rate. Moreover colour distribution was determined in coarse fibers. According to the findings, coarse fibers of Norduz and Hair goats can be used in the production of products manufactured from goat hair. Also fine and soft down fibers can be easily used in textile industry. Keywords: Norduz, hair, goat, cashmere, hair production Giriş Van İli Gürpınar İlçesi Norduz Bölgesi olarak tanımlanan alanda yetiştirilen Norduz keçisinin kökeni hakkındaki bilgiler yetersizdir. Ancak, bu genotipin farklılaşmasında, bölgenin kendine özgün vejetasyonunun ve iklim özelliklerinin etkili olduğu kabul edilmektedir. Kötü çevre koşullarına adapte olmasının yanı sıra süt, et ve kıl verimi için yetiştirilen Norduz keçileri, bölge yetiştiricileri tarafından iyi tanınan ve beğenilen bir genotiptir. Araştırmanın bir diğer genotipini oluşturan Kıl keçileri ise Türkiye de yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan (%97) bir ırk olmakla birlikte sayıları, 2008 yılı sonu itibariyle bir önceki yıla göre ( baş) yaklaşık %11 oranında azalmış ve baş olmuştur (TÜİK, 2009). Norduz ve Kıl keçilerinde vücudu kaplayan kıl örtüsü üst kaba kıllar ile ince ve yumuşak alt kıllardan oluşmaktadır. Kıl keçilerinden elde edilen üst ve alt kılların bazı fiziksel özelliklerini ortaya koyan çalışmalar (Dellal ve ark., 2001a, b; Gökmen ve Boztepe, 2004; Bolat, 2006; Toplu ve Altınel, 2008) bulunmakla birlikte Norduz keçilerinde bu amaca yönelik araştırma sayısı yok denecek kadar azdır. Hayvansal gen kaynaklarımızdan biri olan Norduz keçisi, yok olma kriterleri bakımından ağır tehdit altında bulunmaktadır. Koruma programlarının etkili olabilmesi için bu genotipin tanımlanmasına yönelik çalışmalar hız kazanmalıdır. Kıl keçisi için yok olma tehdidi bulunmasa da, ülkenin keçi yetiştirilen her bölgesinde var oldukları için koruma öncesinde genotip gruplarının tanımlanması çalışmalarına öncelik verilmesi gerekmektedir (Ertuğrul ve ark., 2005). Bu araştırma, Norduz keçisi ve Kıl keçilerinde üst kıl verim ve 1 Bu çalışma YYÜ Bilimsel Araştırma Projeleri Başkanlığı tarafından 2006-ZF-YTR.04 nolu proje olarak desteklenmiştir. 219
235 özellikleri ile alt kıl özelliklerini belirlemek, böylece tekstil sanayisinde kullanılabilirlik durumlarını ortaya koymak amacıyla yürütülmüştür. Materyal ve Yöntem Araştırma materyalini, YYÜ Ziraat Fakültesi Hayvancılık Araştırma ve Uygulama Birimi nde yetiştirilen 2-6 yaş arası 31 baş Norduz Keçisi ve 45 baş Kıl Keçisi oluşturmuştur. Norduz ve Kıl keçilerinde üst kıl örnekleri, kırkım döneminde her hayvanın yan (kaburga) bölgesinden alınmış; ince ve yumuşak alt kıl (kaşmir) örnekleri ise ilkbahar aylarında (Nisan-Mayıs) plastik taraklarla yapılan tarama işlemiyle her hayvanın boyun, omuz, yan ve but bölgelerinden alınıp karıştırılmıştır. Tekniğine uygun olarak alınan örnekler, hayvanın numarası ve genotipini içeren etiketleriyle birlikte kese kağıdı ve naylon bir torbaya konulmuştur. Kırkımdan sonra hayvanların kırkım sonu canlı ağırlığı ve kıl verimi belirlenmiştir. Ayrıca üst kıllarda renk dağılımı tayini yapılmıştır. Üst ve alt kıl örneklerinde incelik, randıman, lüle uzunluğu, mukavemet ve uzama oranı özelliğine ilişkin analizler Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü Yapağı-Tiftik Laboratuar ında yapılmıştır. Elde edilen sonuçların istatistik analizinde SAS (2005) Paket Programı kullanılarak En Küçük Kareler Metodu uygulanmıştır. Bulgular ve Tartışma Çizelge 1 ve 2 incelendiğinde kırkım sonu canlı ağırlığı, kıl verimi, üst ve alt kıl randıman oranları bakımından Norduz ve Kıl keçilerinin benzer değerlere sahip oldukları görülmektedir. Çizelge 1. Norduz ve Kıl Keçilerinde kırkım sonu canlı ağırlığı ile üst kıl verim ve özelliklerine ilişkin en küçük kareler ortalamaları ve standart hataları Özellikler Norduz Keçisi (n= 31) x ± S x Kıl Keçisi (n=45) x ± S x P Kırkım sonu canlı ağ. (kg) 35.68± ±0.94 ÖD Kıl verimi (g) 424.9± ±28.07 ÖD Randıman (%) 95.20± ±0.32 ÖD İncelik (µ) 68.24± ±3.04 * Hauter lüle uzunluğu (mm) 73.83± ±2.90 ** Barbe lüle uzunluğu (mm) ± ±3.35 ** Mukavemet (g) 25.93± ±3.77 ÖD Uzama (%) 36.35± ±1.04 ÖD * : P<0.05, ** : P<0.01, ÖD: Önemli değil Kalite derecesinin belirlenmesinde belki de en önemli özellik olan incelik bakımından karşılaştırıldığında, Norduzlarda üst kılların (68.24 µ), Kıl keçilerinden daha kaba (57.39 µ) olduğu görülmektedir (P<0.05). Norduz ve Kıl keçilerinde alt kıl inceliği ise Dahlem Keşmir keçilerine benzer (Lammer ve ark., 1999), ancak Alman Alaca x Kıl keçi (G 1 ), Şam ve Inner Mongolian Beyaz Keşmir keçilerinden daha kaba bulunmuştur (Keskin ve ark., 2007; Zhang ve ark., 2009) Norduzlarda tüm vücut uzun kıllarla kaplı olduğu için üst kıl örneklerinde, lüledeki lif sayısının ortalamasına göre belirlenen lüle uzunluğu (Hauter) ile lif ağırlığına göre belirlenen lüle uzunluğu (Barbe), Kıl keçilerinden önemli derecede yüksek bulunmuştur (P<0.01). Buna karşılık Kıl keçilerinin alt kıl örneklerinde 220
236 belirlenen Hauter (P<0.01) ve Barbe lüle uzunluğu ortalaması, Norduzlardan daha yüksek bulunmuştur. Adana bölgesinde yetiştirilen Kıl keçilerinden elde edilen alt kıllarda doğal ve gerçek kıl uzunlukları sırasıyla 3.0 cm ve 4.4 cm bildirilmiştir (Bolat, 2006). Çizelge 2. Norduz ve Kıl Keçilerinde bazı alt kıl özelliklerine ilişkin en küçük kareler ortalamaları ve standart hataları Norduz Keçisi (n= 31) Kıl Keçisi (n= 45) Özellikler x ± S x x ± S x P Randıman (%) 93.89± ±0.65 ÖD İncelik (µ) 18.36± ±0.29 ÖD Hauter lüle uzunluğu (mm) 24.36± ±0.78 ** Barbe lüle uzunluğu (mm) 35.94± ±1.37 ÖD Mukavemet (g) 17.24± ±0.62 ÖD Uzama (%) 27.10± ±0.63 ** ** : P<0.01, ÖD: Önemli değil Çizelge 3. Norduz Keçilerine ait üst kıllarda renk dağılımı Renkler n % Siyah Krem Kahverengi Kırçıl 6 19 Kahverengi siyah alaca 1 3 Kahverengi beyaz alaca 3 10 Siyah beyaz alaca 6 19 Toplam Çizelge 4. Kıl Keçilerine ait üst kıllarda renk dağılımı Renkler n % Siyah Beyaz Kırçıl Gri siyah alaca Kahverengi siyah alaca Kahverengi beyaz alaca Siyah beyaz alaca Gri kahverengi alaca Toplam Mukavemet özelliği bakımından incelendiğinde, Norduz keçilerinde üst kılların kopma noktasının (25.93 g), Kıl keçilerinden (32.26 g) daha zayıf olduğu belirlenmiş ancak farklılık önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Alt kıllarda belirlenen mukavemet noktası bakımından ise araştırma genotipleri benzer (17.24 ve g) bulunmuştur. Norduz ve Kıl keçilerin alt kıl kopma noktası, Gökmen ve Boztepe nin (2004) Kıl keçisinde belirlediği 2.50 g/den değerinden yüksektir. Norduz ve Kıl keçilerinin üst kıl örneklerinde uzama oranı değerleri sırasıyla %36.35 ve %35.90 olarak belirlenmiştir. Diğer yandan Kıl keçilerinin alt kıl uzama oranı (%30.14) Norduzlardan (%27.10) yüksek bulunmuştur (P<0.01). Üst kıllarda yapılan subjektif renk tayini sonucunda ise Norduz ve Kıl keçilerinde en yoğun görülen renk kompozisyonu siyah (%36 ve %62.2) iken diğer renk gruplarına daha az oranda rastlanmıştır (Çizelge 3 ve 4). Sonuç Tekstil sektöründe kalite kriteri olarak incelik ilk sırada gelmektedir. Norduz ve Kıl keçilerinden elde edilen üst kaba kılların incelik değerinin, literatürde bildirilen değerlerden daha iyi olduğu belirlenmiştir (Dellal ve ark., 2001a; Toplu ve Altınel, 2008). Özellikle dokuma sanayinde kullanılan alt kıllarda inceliğin µ, örme giysilerde kullanılan alt kılların ise 8-24 µ çapında olması tercih sebebi olsa da fabrika 221
237 dokumalarında 24 mikron ve daha yukarı olanlar da kullanılabilmektedir (Gökmen, 2001). Buna göre Norduz ve Kıl Keçilerinde belirlenen alt kıl inceliğinin (18.36 ve µ), dokuma sanayinde kullanılacak olan alt kıllarda olması gereken incelik en üst sınırının çok az üstünde olduğu ve örme giysilerde rahatlıkla kullanılabileceği söylenebilir. Ayrıca dünya kaşmir üretimi ticaretinde ilk sırada gelen Çin de, 2.8 cm uzunluğa sahip kaşmirler tekstil sanayinde başarıyla kullanılabildiği için (Gökmen, 2001) Norduz ve Kıl keçilerinden elde edilen alt kılların, dokuma sanayinde kullanılabilecek lüle uzunluğuna sahip olduğu söylenebilir. Sonuç olarak Norduz ve Kıl Keçilerinden elde edilen en ucuz lif olan üst kaba kılların yerel tüketimde kullanılacak ürünlerin (göçer çadırı, çul, çuval, heybe, torba, ip, döşeme astarı, tela vb.) üretiminde; alt kılların ise başlık, çorap, eldiven gibi elişleri üretiminde ve dokuma sanayinde kullanılabileceği belirlenmiştir. Kaynaklar Bolat, Ü Adana bölgesinde yetiştirilen Kıl keçilerinde alt kıl (kaşmir) üretim potansiyeli, alt kılların fiziksel karakteristikleri ve tekstil sektöründeki kullanım alanları. Çukurova Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, s 41. Dellal, G., Eliçin, A., Söylemezoğlu, F., Erdoğan, Z., Arık, İ.Z. 2001a. Kıl keçilerinden elde edilen üst liflerin bazı fiziksel özellikleri ve kullanım alanları. Turk. J. Vet. Anim. Sci. 25: Dellal, G., Eliçin, A., Erdoğan, Z., Söylemezoğlu, F., Arık, İ.Z. 2001b. Kıl keçilerinden elde edilen alt liflerinin bazı fiziksel özellikleri ve kullanım alanları. Turk. J. Vet. Anim. Sci. 25: Ertuğrul, M., Dellal, G., Elmacı, C., Akın, O., Karaca, O., Altın, T., Cemal, İ Hayvansal gen kaynaklarının koruma ve kullanımı. Türkiye Zir. Müh. VI. Teknik Kong., 3-7 Mart 2005, Ankara Gökmen, M Kıl keçilerinde alt ince kıl (keşmir) üretim potansiyeli ve kalite özelliklerinin belirlenmesi. Selçuk Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, s 45. Gökmen, M., Boztepe, S Determination of cashmere fiber production and quality traits in Turkish hair goat. J. of Anim. and Vet. Adv. 3(11): Keskin, M., Biçer, O., Gül, S Some cashmere characteristics of German Fawn Hair Goat (BB1) crossbreds and Shami (Damascus) goats of the Eastern Mediterranean Region. Turk. J. Vet. Anim. Sci. 31(3): Lammer, S., Valle Zárate A., Tholen, E Fine fibre production with Dahlem Cashmere goats in Germany. EFFNnews 6(1999): SAS SAS Users Guide: Statistics, Version 8. SAS Institute Inc., Cary, N.C. Toplu, H.D.O., Altınel, A Some production traits of indigenous Hair goats bred under extensive conditions in Turkey. 1st communication: reproduction, milk yield and hair production traits of does. Arch. Tierz., Dummerstorf 51(5): TÜİK. Hayvancılık istatistikleri. (Aralık 2009) Zhang, W., Wang, R., Kleemann, D.O., Gao, M., Xu, J., Jia, Z Effects of dietary copper on growth performance, nutrient digestibility and fiber characteristics in cashmere goats during the cashmere slow-growing period. Small Ruminant Research 85(2009):
238 Türkiye Yerli Keçi Genetik Kaynakları ve Mevcut Durum Ayşe Özge DEMİR¹, Nihat MERT² ¹Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 65080, Van ²Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Biyokimya Bölümü, 65080, Van Dünyada genetik kaynakların korunmasına yönelik çalışmaların son yıllarda hızla arttığı gözlenmektedir. Az sayıda hayvan türü hayvansal üretim amacı için evcilleştirilmiş olmasına rağmen üretimin neredeyse tamamına yakın bölümünün bu türlerden sağlanması, yeni arayışlar bakımından yerli genetik kaynaklara ilgiyi arttırmaktadır. Türkiye yerli keçi genetik kaynaklarımızdan olan Norduz, Honamlı, Kıl, Kilis ve Ankara keçilerinin korunması son derece önemli olup, geleceğe yönelik büyük bir yatırım kabul edilebilir. Günümüz çevre koşullarına iyi adapte olan ıslah edilmiş keçi ırkları, gelecekte yeni koşullara adapte olamayabilir. Bu sebeple çok ekonomik olmayan yerli gen kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmalar büyük önem arz etmektedir. Yerli ırklar çoğu kez verimli bir üretim aracı değildir. Fakat bu ırklar özellikle iklim, besleme ve hastalıklar gibi çevre koşullarına uyum sağlamışlardır. Bu çalışmada Türkiye yerli keçi genetik kaynakları ve mevcut durum incelenmiş, bu amaçla ülkemizde keçi genetik kaynaklarının yok olmasına yönelik ağır tehdit ve korunmasına yönelik temel yaklaşımlar tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Adaptasyon, ıslah, verim, yerli ırk, yetiştirme Native Goat Genetic Resources and Current Status in Turkey Recently studies for the protection of genetic resources are increased in the world. A few animals are domesticated for the animal production traits, but most of the production is provided to society from these animals. For this reason searches for new native genetic materials are also increased. Protection of Turkish goat reserves like Norduz, Honamlı, Kıl, Kilis, and Ankara are very important for the future of our country. Today well adapted goat breeds to environmental conditions can not be well adapted too the conditions of the future. For this reason studies on the non- economical native breeds have great importance. Mostly they are not good production materials. But they are well adapted to the environments of their living area like climate, feeding and diseases. In this study the present conditions of Turkish native goat breeds and basic approaches for the protection of our native goats and dangers for their extinction are discussed Keywords: Adaptation, breeding, production, native goat breeds, husbandry Giriş M.Ö yıllarında Orta Doğu da evcilleştirildiği düşünülen keçinin 3 yabani keçiden köken aldığı kabul edilir. Bunlar; Capra prisca adamets (kılıç boynuzlu), Capra falconeri (burgu boynuzlu) ve Capra aegagrus (hilal boynuzlu) yabani keçi ırklarıdır (Özcan 1989, Anonymous 2002). Hayvan genetik kaynaklarının korunmasının temelde üç nedeni olup bunlar; ekonomik potansiyelleri, bilimsel çalışmalarda kullanım olanakları ve kültürel nedenlerdir (Henson, 1992; Ertuğrul ve ark 2000). Hayvan genetik kaynakları, biyolojik çeşitliliğin bir unsuru olup ekolojik yönü yanında sosyo-ekonomik yönü ile de oldukça önemlidir. Tüm Dünyada birçok etkene bağlı olarak biyolojik çeşitliliğin azalması tehdidi Türkiye içinde söz konusudur. Biyolojik çeşitliliğin temel özelliği olan genetik varyasyon tüm dünyada gittikçe azalmaktadır. Ekonomik beklentileri karşılayamayan bazı yerli ırkların henüz tam olarak tanımlanamadan yok olma tehlikesi altında olduğu bilinmektedir. Bölgelerin kültür ve genetiğinin parçası olan yerli ırklar, eğitim ve araştırma materyali olarak kullanılarak temel biyolojik ve fizyolojik araştırmalar, beslenme ve üreme veya farklı fizyolojik ve genetik seviyelerde iklime dayanıklılık çalışmalarının yanında genetik olarak farklı olan ırkların hastalıklara direnç çalışmalarında kullanılabilir (Anonim, 2004). 223
239 Türkiye de 6,5 milyon keçi bulunmaktadır (DİE, 2005). Türkiye et üretiminin %7,3, sütün ise %2,3 keçilerden sağlanmaktadır (FAO, 2002). Keçi varlığı bölgelere göre dağılımında, Akdeniz bölgesi %26,5, Güneydoğu %25,6 ve Ege bölgesinde %20,3 lük büyük bir yayılma olduğu dikkati çekmektedir (Kaymakçı ve Aşkın, 1997). Dünyada hayvan gen kaynaklarının korunmasına ilişkin girişimlerin geçmişi 1960 lı yıllara uzanır. Ancak, Türkiye de hayvan gen kaynaklarının korunmasına ilişkin görüş ve tartışmaların ortaya atılması 1980 lerin ikinci yarısından günümüze kadar uzanan bir süreçtir. Evcil genetik kaynakların korunması projesi 1995 yılında başlatılmış (Akın 2004) olup; tarihsel gelişimde gittikçe hız kazanmıştır. Hayvan Islahı yasası tarihinde yayımlanmış ve bu yasa uyarınca hazırlanan Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması Hakkında Yönetmelik tarihinde yürürlüğe girmiştir. Diğer yandan Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının desteğiyle, 10 üniversitenin işbirliğinde yürütülmekte olan 'TÜRKHAYGEN-1' projesi 2007 yılında başlatılmış olup; bu proje ile yerli genetik kaynakların yumurta hücreleri, sperm ve embriyo gibi canlıya dönüşebilecek materyalleri toplanarak gen bankasında korunması çalışılmaları yürütülmektedir. Bu kapsamda 3 keçi ırkı (Ankara keçisi, Honamlı keçisi ve Kilis keçisi), yerinde koruma altına alınmıştır. Yerli keçilerimizden Kıl ve Kilis keçisi için henüz tehdit yok ancak, Ankara keçisi tehdit altında ve Malta ile Norduz keçisi de ağır tehdit altındadır (Çizelge 1). Çizelge 1. Yerli keçi gen kaynaklarının korunma durumu Yok olma tehdidi yok Tehdit altında Ağır tehdit altında Ankara keçisi X Kıl keçisi X Kilis keçisi X Malta keçisi X Norduz keçisi X (Akın, 2007) Türkiye de Yerli Keçi Irk ve Tipleri Adaptasyon yeteneği yüksek yerli ırklarımızın korunması ile ıslah çalışmalarına temel olacağı düşünülen genetik kaynaklarımıza ait çeşitlilik korunarak melez üstünlüğünden yararlanılabilecektir. Yerli ırk koleksiyonu gelecek nesillere bırakılacak değerli bir genetik miras olması nedeni ile korunmalıdır (Soysal ve ark. 2004; Anonim, 2005). Yerli genetik kaynakların korunmasında temel yaklaşım her ırkın kendi doğal yayılma bölgesinde, yeterli sayıda hayvanın korunması şeklinde devam etmektedir. Korunma Yöntemleri Hayvan genetik kaynaklarının korunması için uygulanan 3 temel metot vardır (Henson 1992; Ertuğrul ve ark. 2000; Sørensen, 2003). 1- Yerinde Canlı Koruma (İn-situ) Hayvanlar doğal yetiştirme bölgelerinde yeterli büyüklükte sürüler halinde korunur. 2- Dondurarak Koruma (Ex-situ) Koruma altına alınan canlı genetik materyalden uygun yöntemlerle alınan yumurta, sperm ve embriyonun dondurularak (-196 derece sıvı azotta) saklanması esasına dayanmaktadır. 224
240 3- Genetik bilgiyi, DNA segmenti olarak koruma Dondurulmuş kan örnekleri veya diğer hayvansal dokular yâda DNA parçaları (segmentleri) gibi genetik bilgilerin uygun koşullarda saklanması yöntemdir. Diğer yandan hayvan gen kaynaklarının korunması ve geliştirilmesine ilişkin desteklemelerde; 1- Korunma amacıyla destekleme kapsamına alınan ırklar ve doğal yayılma alanları; Ankara Keçisi: Ankara, Honamlı Keçisi: Akdeniz ve Geçit Bölgeleri. 2- Geliştirme amacıyla destekleme kapsamına alınan ırklar ve doğal yayılma alanları; Ankara Keçisi: Ankara, Kilis Keçisi: Adana, Kilis ve Hatay dır. Yerli Keçi Gen Kaynaklarımız Keçi varlığı bakımından dünya ülkeleri arasında ön sıralarda yer alan Türkiye de başlıca Ankara, Kıl, Kilis olmak üzere Norduz ve Honamlı keçisinin de dâhil olduğu beş farklı keçi ırkı yerli keçi gen kaynaklarımızı oluşturmaktadır. Keçi kılından elde edilen ürünler tiftik (angora de moher de denilir), kaşmir (pashmina), kaşgora ve kaba üst kıllardır. Moher yani tiftik Ankara Keçisinden elde edilen yumuşak parlak beyaz ve kemp kıl içermeyen bir hayvansal liftir. Ayrıca, oldukça değerli bir tekstil hammaddesidir. Kaşmir yünü ise hayvansal liftlerin en değerlisidir. Ankara keçisi dışında kalan tüm keçi ırklarından kaşmir elde edilir. Bu tip kıllar hakiki kıl dediğimiz ve kaba üst kılların altında kalan ince parlak oldukça yumuşak olan kıllardır. Ankara Keçisi (Capra hircus ancryrensis) Ankara keçisinin (Capra hircus ancryrensis) anavatanı Orta Asya olup, Türkler tarafından Anadolu ya getirilmişlerdir (Ertuğrul, 1993). Zaman içerisinde Fransızlar, İspanyollar ve İtalyanlar çeşitli yollarla Ankara keçisini ülke dışına çıkarmış ve yetiştirmeye çalışmışlarsa da başarılı olamamışlardır (Şengonca 1989). Bugün Türkiye başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde (Güney Afrika, ABD, Kanada, Yeni Zelanda, Rusya, Arjantin, Brezilya) Ankara Keçisi (Capra hircus ancryrensis) yetiştirilmektedir (Tarım Bakanlığı Kaynakları). Esas yetiştirme yeri Ankara ve çevresi olan Tiftik keçisi tüm dünyada Angora (Ankara) keçisi olarak bilinir. Bu keçiler özellikle Orta Anadolu nun iklim ve çevre koşullarına çok iyi uyum sağlamış ve mevcut özelliklerine sahip olmuştur. Bu bölge dışında Siirt, Mardin, Bitlis, Sivas, Burdur ve Isparta illerinde de yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ankara keçisinde asıl verim tiftiktir. Tiftik verimi yaş, cinsiyet, beslenme ve bireyin özelliklerine bağlı olarak değişmekle birlikte dişilerde ortalama 1,5 3 erkeklerde 3 6 kg arasında değişmektedir. Türkiye genelinde ise hayvan başına ortalama tiftik verimi 1,6 1,8 kg arasında değişmektedir. Tarım Bakanlığı na bağlı olan TAGEM de 1995 yılında başlayan Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarını Koruma Projesi ne 1997 yılında Ankara keçisini (Capra hircus ancryrensis) de eklemiş ve bu ırkın korunması konusunda çalışmalara başlanmıştır. Daha sonra, halkın katılımının sağlanması amacıyla da Yerli Hayvan Genetik Kaynaklarının Halk Elinde Korunması ve Geliştirilmesi Projesi başlatılmıştır (Akın, 2007). 225
241 Kıl Keçisi Türkiye de en yaygın olarak yetiştirilen (%81) keçi ırkıdır. Kıl keçiler kombine verimli yetersiz bakım ve besleme ile her türlü iklim koşullarına çok iyi uyabilen dayanıklı bir ırktır (Kaymakçı ve ark. 1997). Halk arasında Kara Keçi olarak da bilinir. Tüm Türkiye de yayılmış olmakla birlikte, denize yakın ormanlık, çalılık bölgelerde yaygın olarak bulunmaktadır. Yüzyıllardır yetiştirildiği Anadolu da iklim, çevre ve yetiştirme koşullarına dayanıklılığı ile bilinen hayvanlardır. Zayıf meralardan yararlanabilmeleri önemli bir husustur. Kilis Keçisi Kilis keçisi Güneydoğu Anadolu bölgesinde özellikle Hatay, Gaziantep ve Urfa dolaylarında yaygın olarak yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ayrıca, Türkiye' de yetiştirilen üç keçi ırkından biri olan Kilis keçisi, kıl keçileri ile Suriye kökenli Halep keçisinin melezlenmesi ile meydana gelmiş olup, toplam keçi varlığının %25,6 sını oluşturmaktadır. Her türlü iklim koşullarına iyi uyabilen, ekstansif ve entansif koşullarda, küçük aile işletmeleri halinde veya sürüler halinde yetişebilen, sağlam vücut yapılı, uzun yürüyüş yetenekli süt ve döl verimi yüksek bir keçi ırkıdır (Kaymakçı ve ark. 1997). Sayıları 100 bin dolayında olan bu ırk Türkiye yerli keçileri arasında süt verimi en yüksek olan ırktır. Norduz Keçisi Norduz Keçisi, adını Van İli Gürpınar İlçesi sınırları içerisinde yer alan Norduz Bölgesinden almıştır. Norduz keçisinin geçmişinin Urartu dönemine kadar dayandığı ve yaklaşık 3 bin yıllık bir geçmişinin olduğu sanılmaktadır (Aygün ve Mert, 2007). Norduz keçileri, ilkbahar ve yaz aylarında ek besleme yapılmadan çayır ve meralarda kış aylarında ise sürü tamamı ile ağılda beslenmektedir. Bölgede yetiştiriciliği yapılan bu ırk, sert hava koşullarına dayanıklıdır. Honamlı Keçisi Honamlı Keçisi son yıllara kadar genel olarak Kıl keçisi tabiri içinde yer almaktaydı ancak birkaç yıl öncesinde Kıl keçisinden çok farklı morfolojik ve verim özelliklerinin olduğu fark edilmiş olan bu hayvanlar Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü Tarafından yeni bir keçi ırkı olarak tescil edilmiştir. Honamlı Keçisinin yayılma alanı; Akdeniz Bölgesi Toros Dağları etekleri, Antalya, Konya, Isparta üçgeninde Yörüklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdir (Tanyıldız, 1990). Analık yeteneği yüksektir. Özellikle zayıf meraları iyi değerlendiremezler. Bakıcısı ile oynamayı çok severler (Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü Kaynakları). Kaynaklar Akın, O Annual Report On Angr Activities In Türkiye 10th Erfp Workshop On Animal Genetic Resources. Bled. 04 September Akın, O.: Evcil hayvan genetik kaynaklarını koruma proje makalesi, Türktarım Dergisi, Sayı: 173, Ankara. Anonim, Biyoteknoloji ve Gen Tenolojileri Stratejisi Vizyon 2023 Projesi Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri Stratejisi Grubu. Ağustos Ankara. Anonim, Gelişmelere İlişkin Değerlendirmeler ve Kararlar Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu Onikinci Toplantısı. 08 Eylül Ankara. 226
242 Aygün, T. ve Mert, N : Norduz keçilerinde kan proteinleri polimorfizmi ile kimi süt verim özellikleri arasındaki ilişkiler. YYU. Ziraat Fak. Tarım Bilimleri Dergisi (J.Agric. Sci.), 2007, 17(1): DİE, Türlere Göre Canlı Hayvan Sayısı. Ertuğrul, M.1993.: Hayvan Yetiştirme, Ankara. Ertuğrul, M., Akman, N., Dellal, G., Goncagül, T., Hayvan Gen Kaynaklarının Korunması ve Türkiye Hayvan Gen Kaynakları. Türkiye Ziraat Mühendisliği V. Teknik Kongresi (2 CİLT) Yayın No:38, Ankara. FAO, Henson, E.L In Situ Conservation of Livestock and Poultry. Food And Agriculture Organızatıon of The United Natıons Rome, Fao And Unep 1992 M-22 Isbn Kaymakçı, M., Aşkın, Y., Keçi Yetiştiriciliği. Ankara. Kaynak: Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü Kaynak: Tarım İl Müdürlüğü Özcan, L., Küçükbaş Hayvan Yetiştirme I (Keçi Üretimi) Ç.Ü.Z. F. Zootekni Bölümü, Ders Kitabı No:111. Balcalı / Adana. Sørensen, P., Denmark s Country Report on Farm Animal Genetic Resources. Ministry of Food, Agriculture and Fisheries Danish Institute of Agricultural Sciences. Soysal, M.I., Tuna, Y.T., Gürcan, E.K. ve Özkan, E. 2004: Farms in Turkey. Sustainable development in the preservation of animal resources in Turkey and in the World. Trakia Journal of Sciences. Vol.2, No.3, pp 47-53,2004. Şengonca, M Keçi yetiştiriciligi. Küçükbaş hayvan yetiştirme,1. Bölüm (Keçi Yetiştirme). U.Ü. Güçlendirme Yay. No:27, Bursa. Tanyıldız, A : Orta Asya dan Gedikli Köyü ne Honamlı Yörükleri. 227
243 Yerli ve Yabancı Keçi Irklarında Genetik İlerlemeye Biyokimyasal Polimorfik Sistemlerle Yaklaşım Ayşe Özge DEMİR¹, Nihat MERT² ¹Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 65080, Van ²Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Biyokimya Bölümü, 65080, Van Populasyonu oluşturan bireylerin genetik ve biyofiziksel yöntemlerle araştırılmasının yanında, özellikle biyokimyasal polimorfik sistemlerin çoğunun erken yaşta saptanması, çevre koşullarından etkilenmemesi, genel olarak kodominant kalıtım göstermesi ve polimorfik karakterler ile çeşitli verim özellikleri arasındaki ilişkilerin ırka özel olması gibi avantajlar, özellikle araştırmacıların çiftlik hayvanlarında yaptığı çalışmalara hız kazandırmıştır. Kan başta olmak üzere, kas, seminal plazma, süt ve mukozal sekresyonlar gibi çeşitli doku ve vücut sıvılarında değişik polimorfik sistemlerin araştırıldığı keçiler, dünyanın birçok ülkesinde çeşitli çalışmalara materyal olmuştur. Özellikle ülkemiz keçi ırklarında bu alanda yeterince çalışma yapılmamış olduğu ve yapılan çalışmaların birçoğunun hemoglobin (Hb), transferrin (Tf), seruloplazmin (Cp), redükte glutatyon (GSH) ve amilaz (Amy) üzerine yoğunlaştığı görülmektedir. Oysa yurt dışında bu sistemlere alternatif olarak adenozin deaminaz (ADA), alkalin fosfataz (Alp), fosfoglukomutaz (Pgm), NADH diaforaz (Dia), albumin (Al), eritrosit potasyum (Ke), karbonik anhidraz (CA), NADH-diaforaz 1 (Dia1), vitamin-d bağlayıcı protein (Gc), hemopeksin (Hpx), nükleosid fosforilaz (Np), X-protein (X), malik enzim (ME), fosfoheksoz-izomeraz (PHI), catalase (Ct), malate dehydrogenase (MDH), nucleoside phosphorylase (NP), diaphorase (Dia), arilesteraz (ARE) gibi daha birçok sistem sıklıkla araştırılmıştır. Bu çalışmada, çeşitli keçi ırklarında yapılmış olan biyokimyasal polimorfik çalışmaların bir kısmı derlenmiş ve çiftlik hayvanları yetiştirmede bu çalışmalardan faydalanılarak nasıl bir genetik ilerleme sağlanabileceği hakkında fikir oluşturulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: biyokimya, çiftlik hayvanları, eritrosit polimorfizmi, kan proteinleri, populasyon Approach by Biochemical Polymorphic Systems to Genetic Progress in Local and Foreign Goat Breeds Individual in a population can be analyzed by genetic and biophysical methods but especially biochemical polymorhic studies determine so many systems in early of life, they can not be affected by environmental factors, generally codominant and have a specific correlation between production traits. All of these advantages increased the studies of investigators on farm animals. Body secretion and tissues like blood, seminal plasma, milk and some mucosal secretions can be used in polymorphical studies in goats in o many countries in the world. There are limited studies in goats in our country and they are mostly on the hemoglobin (Hb), transferin (Tf), ceruloplasmin (Cp), glutathione (GSH) and amylase (Amy). But in the other countries some parameters like adenosine deaminase (ADA), alkaline phosphatase (Alp), phosphoglucomutase (Pgm), NADH diaphorase (Dia), albumin (Al), erythrocyte K (Ke), carbonic anhydrase (CA),NADH-diaphorase 1(Dia1), Vitamin D binding protein (Gc), Hemopexin (Hpx), nucleosid phoshorylase (Np), X-protein (X), Malic enzyme (ME), phosphohexose-isomerase (PHI), catalase (Ct), malate dehydrogenase (MDH), diaphorase (Dia), arylesterase (ARE) are also studied deeply. In this study biochemical studies on goats are summarized and presented to scienfical area the usage of these polymorphical studies for farm animal breeding and for their improvement of genetical status. Keywords: Bochemical polymorphism, farm animals, blood proteins, population Giriş Polimorfizm, eski yunanca bir kelime olup birçok şekil anlamına gelir (Soysal, 1983). Ayrıca, populasyondaki genetik dengenin bir ürünü olup, söz konusu bir populasyonda herhangi bir özelliğin iki yada daha fazla formunun aynı anda ve sadece tekrarlanan mutasyonlarla açıklanamayan oranlarda bulunmasını ifade eder (Ashton, 1958; Düzgüneş ve ark. 1987). Biyokimyasal polimorfizm ise, kalıtsal bir durum gösteren biyokimyasal farklılıkların bulunması esasına dayanmaktadır. Çoğu, kanda tespit edilebilen bu karakteristikleri, alyuvar ve serum karakteristikleri ile globinler 228
244 şeklinde sınıflandırmak mümkündür. Alyuvar karakteristikleri içerisinde Hb, X, CA, potasyum ve sodyum miktarı ile alyuvar antijenleri sayılabilir. Serum karakteristiklerinin bazıları ise; Tf, Al, Alp, prealbumin (PA) ve esteraz-a şeklinde sıralanabilir (Tüzemen ve Dayıoğlu, 1990; Bildik ve ark. 1999). Kantitatif karakterlerde fenotipik değer, çoğu kez genotipik değeri iyi şekilde yanıtlayamazken, fenotipe dayalı seleksiyonda başarı şansını da azaltmaktadır. Diğer yandan, polimorfik biyokimyasal sistemlerin; çoğunun erken yaşta saptanabilir olması, çevreden etkilenmemesi, genel olarak kodominant kalıtım göstermesi ve polimorfik karakterler ile çeşitli verim özellikleri arasındaki ilişkiler bakımından ırka özel olması gibi avantajları mevcuttur. Benzer şekilde süt, kıl, tiftik, et ve döl verimi gibi ekonomik öneme sahip çeşitli karakteristiklere sahip keçilerde de verim özellikleri çok sayıda genin kontrolü altındadır ve çevre faktörleri tarafından büyük ölçüde etkilendiği bilinmektedir. Polimorfik kan özelliklerinden, yetiştirilen hayvanların köken kontrolünde, tek ya da çift yumurta ikizlerinin tanımlanmalarında, ırklar arası genetik ilişkilerin ortaya konması ve ırkların genotipik yapılarının saptanmasında etkin bir biçimde yararlanılmaktadır (Aygün ve Mert, 2007). Hayvanlar üzerinde yapılan serolojik araştırmalar, sadece biyolojik, tıbbi bilimler ve immünoloji için değil aynı zamanda hayvan yetiştirme ve ıslahı için de büyük öneme sahiptir (Aygün, 2006). Ayrıca, ekonomik değere sahip karakterlerin ıslahında ve verimin artırılmasında uygulanacak yöntemin başarısı, populasyonun genetik yapısının tanınmasına bağlıdır (Elmacı ve Asal, 1998). Evcil çiftlik hayvanlarının verimlerinin ıslahında öncelikle üzerinde durulan özellik bakımından populasyonun genetik yapısının tanımlanması, takip edilmesi ve değerlendirilmesi gerekir (Karabağ ve ark. 2002). Genlerin ve mekanizmalarının tanınması ıslah faaliyetlerinin hızlı, güvenilir ve verimli olmasını sağlar (Dayıoğlu ve ark. 1989). Hayvan yetiştiriciliğinde son dönemlerde gözlenen gelişmeler incelendiğinde biyokimyasal polimorfizm çalışmalarının desteği göz ardı edilemez. Polimorfik sistemlerin incelenmesinde, çeşitli verim ve üreme özellikleri arasındaki olası ilişkiler bu çalışmaların önemini arttırmaktadır. Çünkü, bu sistemlerle ilişkisi saptanabilen bir verim için seleksiyonun dolaylı olarak yapılması ile önemli avantajlar sağlanabilir. Son yıllarda elektroforetik yöntemlerin uygulama alanına girmesiyle evcil hayvanlarda biyokimyasal polimorfizme yönelik çalışmalarda yoğunlaşılmış ve böylece genetik yapının daha iyi tanımlanması olanağı elde edilmiştir (Düzgüneş ve ark. 1987). Ayrıca, biyokimyasal polimorfik kan karakterleri büyük heterojenlik göstermeklerinin yanında çevre faktörlerinden en az düzeyde etkilenmektedir (Düzgüneş ve ark. 1987; Yaprak ve ark. 1997; Elmacı ve Asal, 1998). Yerli Keçi Irklarında Polimorfik Çalışmalar Türkiye de hayvancılığın ülke ekonomisine olan katkısını artırmak için yıllardan beri yapılmakta olan seleksiyon, melezleme gibi klasik ıslah ve yetiştirme çalışmaları yanında günümüzde canlıların çeşitli yönlerden genotiplerini belirlemeye yarayan laboratuar yöntemleri üzerinde çalışılmaktadır. Bunlardan biri olan polimorfik biyokimyasal sistemlerin yaygın olarak kullanılmasına yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Polimorfik biyokimyasal sistemlerle verim özellikleri arasında pleiotropi yada genetik bağlantıdan kaynaklanabilen olası ilişkiler, yüksek verimli hayvanların dolaylı 229
245 seleksiyonunda bir kriter olarak kullanılabildiği için söz konusu ilişkilerden yararlanma hayvan ıslahında büyük önem taşımaktadır (Yüce ve Bilgen, 2004). Biyokimyasal polimorfik kan karakterleri büyük heterojenlik göstermekle beraber çevre faktörlerinden en az düzeyde etkilendiği bildirilmiştir (Düzgüneş ve ark. 1987; Yaprak ve ark. 1997; Elmacı ve Asal, 1998). Son yıllarda elektroforetik yöntemlerin uygulama alanına girmesiyle evcil hayvanlarda biyokimyasal polimorfizme yönelik çalışmalarda yoğunlaşmış ve böylece genetik yapının daha iyi tanınması olanağı elde edilmiştir. Ülkemizde günümüze kadar özellikle koyunlarda kandaki biyokimyasal polimorfik özelliklerle verim özellikleri arasındaki ilişkiler ve bunların polimorfik yapıları değişik araştırıcılar tarafından incelenmiş (Pembeci 1978; Balcıoğlu 1995) ancak, keçilerde benzer çalışma sayısının nispeten az olduğu ifade edilmiştir (Boztepe, 1993; Elmacı, 1995). Diğer yandan, keçilerde transferrin polimorfizmi ile verim özellikleri arasındaki ilişkileri saptamaya yönelik birçok çalışma yapılmış (Yaman, 1980; Erkoç ve ark. 1987; Elmacı, 1995; Elmacı ve Asal 1998; Aygün 2006) ancak, yapılan bu çalışmalar daha çok genetik yapıyı belirlemeye yönelik olmuştur (Yüce ve Bilgen, 2004). Tf ile birlikte Hb, Cp, GSH ve Amy ın da ülkemiz keçi ırklarında sıklıkla çalışılan diğer genetik kan parametrelerinden olduğu görülmektedir. Türkiye nin önemli gen kaynaklarından birisi olan Ankara Keçisi esas olarak Orta Anadolu Platosu nda yetiştirilmektedir. Dünya da da Ankara Keçisi (Angora Goat) olarak tanınan bu ırkın 1839 yılına kadar yalnızca Anadolu da yetiştirildiği, bu tarihten sonra ise öncelikle Güney Afrika olmak üzere Dünya nın çeşitli ülkelerinde yetiştirilmeye başlandığı iddiaları yaygındır (Düzgüneş, 1987). Bu ırk kaliteli tiftiği ile ün yapmıştır. Ülkemizde nispeten fazla sayıda populasyona sahip olan Ankara ve Kıl Keçisi; Kilis, Honamlı ve Norduz keçilerine oranla daha fazla sayıda biyokimyasal polimorfizm çalışmalarına konu olmuştur. Özellikle diğer yerli keçi gen kaynaklarımızda bu çalışmaların ihmal edildiği söylenebilir. Aygün (2004), hemoglobin polimorfizmi, birçok keçi ırkında çalışılmış olmasına karşın bu yıla kadar yapılmış sadece bir çalışmaya rastladığını bildirmiştir. Yabancı Keçi Irklarında Polimorfik Çalışmalar Cann (1968), elektroforez yönteminin ilk kez 1809 yılında Reuss in fikirlerinden yararlanılarak geliştirildiğini bildirmiştir. Ayrıca, ilk kez 1937 yılında Tiselius protein fraksiyonlarının belirli bir Ph derecesinde taşıdıkları elektriksel yüklere göre değişik hızda hareket ettiklerini göstererek, plazma proteinlerinin de bu yolla sınıflandırabileceklerini bildirmiş (Yüce, 1998), bu tarihten sonra hayvanlar üzerinde yapılan polimorfizm çalışmaları hız kazanmıştır. Kandaki biyokimyasal polimorfik sistemler üzerinde dünyanın birçok ülkesinde çok çeşitli türlerde ve ırklarda birçok araştırma yapılmıştır (Ashton, 1957; Smithies ve Hickman, 1958; Jamieson, 1965; Fesüs ve ark. 1983; Barbancho ve ark. 1984; Ordas ve Primitivo, 1986; Tunon ve ark. 1987; Tsunoda ve ark. 1990). Yapılan bu çalışmalarda birçok biyokimyasak polimorfik sistem çalışılmış olup; Hb, Tf, Cp, GSH, Amy, ADA, Alp, Pgm, Dia, Al, Ke, CA, Dia1, Gc, Hpx, NP, X, ME, PHI, Ct, MDH, NP, ARE, Tf, Hp, Cp ve Ke bu sistemler arasında sayılabilir. Sonuç Çeşitli ülkelerde birçok keçi ırkında kan proteinleri polimorfizmine yönelik çok sayıda araştırma yapılmış olmasına karşın, ülkemiz keçi ırklarında bu konuda yapılan araştırma sayısı nispeten azdır. Özellikle, üzerinde çalışılan lokus sayısının, genetik 230
246 yapının belirlenmesindeki önemi göz önünde bulundurulduğunda olanaklar dahilinde biyokimyasal polimorfizm çalışmalarının fazlalaştırılması gereği ve dolaylı seleksiyon ölçütlerinin bulunabilmesi büyük önem taşımaktadır. Hem keçilerde hem de diğer çiftlik hayvanlarında yapılacak biyokimyasal polimorfik çalışmaların ışığı altında daha fazla genetik ilerleme sağlanacağı düşünülmektedir. Kaynaklar Ashton, G.C.(1957):Serum protein differences in cattle by starch gel electrophoresis.nature,180: Ashton, G.C. (1958): Polymorphism in the B-globulin of sheep, Nature, 1958; 182 : 829. Aygün, T. (2006): Norduz keçilerinde kan proteinleri polimorfizmi ile kimi süt verim özellikleri arasındaki İilişkiler. Yüzüncü Yıl Ünv. Fen Bil. Ens. Doktora Tezi. Aygün, T. ve Mert, N.(2007): Norduz keçilerinde kan proteinleri polimorfizmi ile kimi süt verim özellikleri arasındaki ilişkiler. YYU, Tarım Bil. Derg. (J.Agric. Sci.), 2007,17(1): Balcıoğlu, M.S.:Türkiye yağlı kuyruklu koyun ırklarında genetik varyasyon. Doktora Tezi. Ankara Barbancho, M., Lianes, D., Morera, L., Garzon, R. And Rodero, A. (1984): Genetic markers in the blood of Spanish goat breeds. Anim. Blood Grps. Biochem. Genet. 15: Bildik, A., Yur, F., Odabaşıoğlu, F., Çep, S. Ve Çamaş, H. (1990): Kuzuların doğum ağırlığı ve besi performansı ile transferrin tipleri arasındaki ilişkinin araştırılması. Tr. J.Vet. Anim. Sc: 1999: 23: Boztepe, S., Özbayat, H.İ., Kayış, S.A.: Kıl keçilerinde kan potasyum ve hemoglobin polimorfizmi, Selçuk Ünv. Zir. Fak. Derg. 1993: 3. (5) : Cann, J.R. (1968). Recent advances in the theory and practice of electrophoresis, Immunochemistry, 5, Dayıoğlu, H., Emsen, H., Doğrul, F.: Atatürk Üniversitesi koyun sürülerinin transferrin polimorfizmi yönünden genetik yapısı. Atatürk Üniv. Zir. Fak. Dergisi. 1989; 20: Düzgüneş, O., Eliçin, A. ve Akman, N.(1987): Hayvan Islahı. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları. No: A.Ü. Ziraat Fakültesi Ofset Ünitesi. Elmacı, C.: Ankara Keçilerinde (capra hircus) kan proteinleri polimorfizmi ile bazı tiftik özellikleri arasındaki ilişkiler. Doktora Tezi. Ankara, Elmacı, C. ve Asal, S.(1998): Ankara keçilerinde transferrin (Beta-Globulin) polimorfizmi. Tr. J. Vet. Anim. Sci. 25(2001) Erkoç. F.Ü., Uğrar, E., Müftüoğlu, Ş. ve Özekin, N.C. (1987): Ankara keçisi kanlarında K, Hb, Tf ve kükürtlü proteinler ile tiftik kalite ve verimi arasındaki ilişkiler.doğa Tr. Vet.ve Hay. 1987;11(2) Fesüs, L., Varkonyi, J. and Ats, A. (1983): Biochemical polymorphism in the Spanish goat (Capra pyrenaica hispanica). 19 th International Conference on Animal Blood Groups and Biochemical Polymorphism. Göttingen, 1984,16 Supp. 1: Jamieson, A., The Genetics of Transferrins in Cattle. Heredity, 20 : Karabağ, K., Balcıoğlu, M.S., Fırat, M.Z. ve Yolcu, H.İ. (2002): Antalya ilinde yetiştirilen Kıl keçilerinde potasyum ve hemoglobin polimorfizmi. Turk J. Vet. Anim. Sci. 26(2002) Ordas, J.G. and Primitivo, F. (1986): Genetic variations in blood proteins within and between Spanish dairy sheep breeds. Animal Genetics., 17: Pembeci, M.: Atatürk Üniversitesi koyun populasyonlarında kan potasyum seviyelerinin kalıtımı ve verimle ilgileri. Doktora Tezi. Erzurum, Smithies, O. and Hickman, C.G. (1958): Inherited variations in the serum proteins of cattle. Genetics, 43: Soysal, M.İ. (1983). Atatürk Üniversitesi koyun popülasyonunun bazı kalıtsal polimorfik kan parametreleri bakımından genetik yapısı ve bu biyokimyasal karakterler ile çeşitli verim özellikleri arasındaki ilişkiler, Atatürk Üniv. Fen Bilimleri Enst. Zootekni Ana Bilim Dalı Doktora Tezi, Erzurum. Tunon, M.J., Gonzales, P. and Vallejo, M. (1987): Blood polymorphism in Spanish goat breeds. Comp. Biochem. Physiol. 88B (2): Tusunoda, K., Amano, T., Nozawa, K. And Hasnath, M.A. (1990=: Genetic characteristics of Bangladeshi sheep as based on biochemical variations. Japanese J. of Zootechnical Science, 61 (1): Tüzemen, N. Ve Dayıoğlu, H. (1990): Koyunlarda polimorfik kan karakteristiklerinin önemi ve çeşitli verim özellikleri arasındaki ilişkileri. Atatürk Üniv. Zir. Fak. Derg. 1990; 21:
247 Yaman, K. (1980): Ankara keçilerinde transferrin tipleriyle bazı tiftik özellikleri arasındaki bağıntı. A.Ü. Vet. Fak. Derg. 1980: 27(3-4): Yaprak, M., Macit, M. Ve Emsen, H. (1997): İvesi ve Morkaraman koyunlarında transferrin (Tf) Tipleri ile çeşitli verim özellikleri arasındaki ilişkiler. Atatürk Ünv. Zir. Fak. Derg. 1997; 28: Yüce, H. ve Bilgen, G. (2004): Bornova tipi keçilerde kan proteinleri polimorfizmi ile bazı süt verim özellikleri arasındaki ilişkiler. Hayvansal Üretim 45(2): 28-32, Yüce,H.(1998):Bornova tipi melez keçilerde kan proteinleri polimorfizmi ile bazı süt verim özellikleri arasındaki ilişkiler.(y. Lis. Tezi).Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Zootekni AnabilimDalı, İzmir. 232
248 Norduz Oğlaklarının Büyüme-Gelişme Özellikleri ve En Uygun Büyüme Modelinin Belirlenmesi * Davut ÖZEL 1, Turgut AYGÜN 2 1 Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, İl Kontrol Laboratuvar Müdürlüğü, Van 2 Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Van Bu çalışmanın amacı Norduz oğlaklarının canlı ağırlık ve bazı vücut ölçüleri üzerine sistematik çevre etmenlerinin etkilerini incelemek ve en uygun büyüme modelini tespit etmektir. Çalışmada, 2008 yılında doğan 14 baş Norduz oğlağı kullanılmıştır. Bu amaçla Monomoleküler, Gompertz, 3 parametreli Logistik ve Richards büyüme modelleri kullanılmıştır. Oğlakların doğumundan 6 aylık oluncaya kadar doğum ağırlığı, canlı ağırlık ve cidago yüksekliği, vücut uzunluğu, göğüs çevresi, but çevresi, göğüs derinliği ve kürekler arkası göğüs genişliği gibi kimi vücut ölçüleri 14 gün aralıklarla kaydedilmiştir. Yüz sekseninci gündeki ortalamalar bu sırayla 2.94±0.14 kg, 20.30±0.74 kg, 56.41±0.54, 58.60±0.80, 76.09±1.82, 59.49±1.09, 24.44±0.59 ve 13.62±0.32 cm olarak tahmin edilmiştir. Sütten kesim yaşındaki canlı ağırlık, vücut uzunluğu, göğüs çevresi ve kürekler arkası göğüs genişliği üzerinde sadece doğum tipi etkili olmuştur (P<0.05). Sonuç olarak, Norduz oğlaklarının canlı ağırlık ve vücut ölçülerini tanımlayan en uygun büyüme modelinin 3 parametreli Logistik modeli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Büyüme modeli, canlı ağırlık, vücut ölçüleri, Norduz Determination of the Most Appropriate Growth Model and Growth-Development Characteristics of Norduz Kids The aim of this study was to examine the effects of gender, birth type and dam age on live weight and some body measurements, and to determine the most suitable growth model for 14 Norduz kids born in In this study, Monomolecular, Gompertz, 3 parameters Logistic and Richards growth models were used. Birth weight, live weight, and some body measurements such as withers height, body length, chest circumference, leg circumference, chest depth and width of chest behind shoulders were fortnightly recorded from birth to 180 days of age. Corresponding values at 180 days of age were estimated as 2.94±0.14 kg, 20.30±0.74 kg, 56.41±0.54, 58.60±0.80, 76.09±1.82, 59.49±1.09, 24.44±0.59, and 13.62±0.32 cm, respectively. Only birth type on live weight, body length, chest circumference and chest depth at weaning age had significant effect (P<0.05). It was concluded that the most suitable growth model describing all the characteristics of Norduz kids was Logistic model with 3 parameters. Keywords: Growth model, live weight, body measurements, Norduz Giriş Et üretiminin artırılmasına yönelik seleksiyon programlarında doğum ağırlığı, sütten kesim ağırlığı, mera sonu ağırlığı ve canlı ağırlık artışları gibi ölçütler üzerinde durulmaktadır (Kaymakçı, 1997). Ancak, etkin bir seleksiyon programının yürütülmesinde, bu canlı ağırlık dönemleri üzerinde etkili olabilecek; cinsiyet, doğum tipi, ana yaşı gibi makro çevre faktörlerinin de etkilerinin belirlenmesi önem kazanmaktadır. Hayvancılıkta en önemli özelliklerden biri büyümedir. Büyüme, hayvanlardan alınan canlı ağırlık ve vücut ölçülerinin zamana göre değişim gösterdiği büyüme eğrisi modelleriyle tanımlanabilir. Büyüme eğrisi modelleri, çevresel faktörlerin etkisiyle şekillenen büyümenin matematiksel ifadesini vermektedir. Lojistik, Gompertz, Richards, Von-Bertalanffy ve Monomoleküler modeller yaygın olarak kullanılan büyüme eğrisi modelleridir. Geçerliliği kontrol edilerek kabul edilmiş bir büyüme modeli; belirli bir zamanda gerçekleşen büyümenin tahmin edilmesini, hayvancılık için ekonomik öneme sahip olan ergin canlı ağırlığın tahmin edilmesi, sürüde ideal bakım ve * Bu çalışma, birinci yazarın yüksek lisans tezinin bir kısmından derlenmiştir. 233
249 besleme koşullarının belirlenmesi, optimum kesim yaşının belirlenmesi ve sürüdeki beslenme rejiminin düzenlenmesine yardımcı olmaktadır (Keskin ve Daşkıran, 2007; Küçük ve ark., 2008). Van ve çevresinde uzun yıllardır yetiştirilen Norduz keçisi, adını Van İli Gürpınar İlçe sınırları içerisinde bulunan Norduz yaylalarından almaktadır. Norduz keçisi çevre koşullarına iyi adapte olmuş, hastalıklara dayanıklı ve kombine verim yönlü sayılabilecek yerli bir genotiptir. Araştırmada, Norduz oğlaklarının canlı ağırlık ve çeşitli vücut ölçülerinden yararlanarak büyüme eğrilerini belirlemek ve böylece Norduz keçileri ile ilgili çalışılmalara katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem Araştırmanın hayvan materyalini Yüzüncü Yıl Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde yetiştirilen ve 2008 yılı doğum mevsiminde doğan toplam 14 baş Norduz oğlağı oluşturmaktadır. Araştırma materyalini oluşturan Norduz oğlakları deneme boyunca işletme koşullarında beslenmiş ve ek bir yemleme yapılmamıştır. Doğum mevsiminde Norduz keçilerine ilişkin bilgiler ve doğumu takiben 12 saat içerisinde doğum ağırlıkları 100 g duyarlı terazi ile tartılarak kayıt edilmiştir. Doğumdan 180. güne kadar 14 gün aralıklarla canlı ağırlıkları, 30 gün aralıklarla ise vücut ölçüleri belirlenmiştir. İstatistiksel analizler SAS (2006) paket programının GLM prosedürü ile yapılmıştır. Bulgular ve Tartışma Canlı Ağırlık ve Canlı Ağırlık Artışları Norduz oğlaklarının gün canlı ağırlık ve canlı ağırlık artışlarına ilişkin en küçük kareler ortalamaları ve standart hataları Çizelge 1 ve 2 de verilmiştir. Norduz oğlaklarının doğum ağırlığı ortalaması 2.94±0.14 kg olarak bulunmuştur. Otuz, 60, 90, 120 ve 150. günlük canlı ağırlıkları ve 0-30., 0-60., ve günler arası günlük canlı ağırlık artışları üzerine sadece doğum tipinin etkili olduğu belirlenmiştir (P<0.05). Çizelge 1. Norduz oğlaklarının gün canlı ağırlıklarına ilişkin en küçük kareler ortalamaları ve standart hataları (kg) 30. gün 60. gün 90. gün 120. gün 150. gün 180. gün Faktör n X ±Sx X ±Sx X ±Sx X ±Sx X ±Sx X ±Sx Ana yaşı ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ±2.18 Cinsiyet Erkek ± ± ± ± ± ±1.21 Dişi ± ± ± ± ± ±1.29 Doğ.Tipi * * * * * Tek ± ± ± ± ± ±.1.06 İkiz ± ± ± ± ± ±1.56 Genel ± ± ± ± ± ±0.74 * P<
250 Çizelge 2. Norduz oğlaklarının doğum-180. gün canlı ağırlık artışlarına ilişkin en küçük kareler ortalamaları ve standart hataları (g) gün gün gün gün gün gün Faktör n X ±Sx X ±Sx X ±Sx X ±Sx X ±Sx X ±Sx Ana yaşı ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ± ±11.6 Cinsiyet Erkek ± ± ± ± ± ±6.4 Dişi ± ± ± ± ± ±6.9 Doğ.Tipi * * * Tek ± ± ± ± ± ±.5.6 İkiz ± ± ± ± ± ±8.3 Genel ± ± ± ± ± ±3.9 * P<0.05 Vücut Ölçüleri Norduz oğlaklarının 30, 60, 90, 120, 150 ve 180. gün vücut ölçüleri sırasıyla; cidago yükseklikleri 39.8± ±0. 6, 46.7±0.9, 50.6±0.7, 56.4±0.8 ve 56.4±0.5 cm; vücut uzunluğu 34.2±0.6, 40.1±0.5, 46.2±0.6, 51.4±0.3, 55.0±0.5 ve 58.6±0.8 cm; göğüs çevresi 45.7±0.9, 57.3±1.4, 70.6±1.0, 74.8±1.2, 75.1±1.2 ve 76.1±1.8 cm; göğüs derinliği 24.4±0.7, 19.3±0.4, 21.9±0.3, 23.2±0.4, 23.7±0.5 ve 24.4±0.6 cm; but çevresi 41.0±0.6, 42.9±0.8, 51.0±0.9, 55.4±0.9, 56.9±0.9 ve 59.5±1.1 cm ve kürekler arkası göğüs genişliği değerleri 8.5±0.2, 11.3±0.3, 12.2±0.4, 12.5±0.4, 13.9±0.4 ve 13.6±0.3 cm olarak tespit edilmiştir. Büyüme Modelleri ve Parametre Tahminleri Norduz oğlaklarının üzerinde durulan özellikler açısından oluşturulan modellere ait hata kareler ortalamaları, belirleme katsayıları ve 6 aylık yaşa kadar doğrusal ve doğrusal olmayan modellere göre hesaplanarak Çizelge 3 te verilmiştir. Çizelge 3 te de görüldüğü gibi araştırmada Doğrusal, Monomoleküler, Gompertz, Üç parametreli logistik ve Richards büyüme eğrisi modelleri denenmiştir. Yapılan çalışmada materyal sayısının az olmasının da etkisiyle kullanılan verilerin birbirine yaklaşık değerler olması sebebiyle ele alınan değerlerin tamamında en yüksek ve HKO en düşük olan üç parametreli logistik büyüme eğrisi modelinin kullanılması uygun görülmüştür. Farklı değişim noktalarına sahip dört parametreli Richards modelinin verilere uyumu, üç parametreli modellere kıyasla daha zor olduğu bildirilmiştir (Akbaş,1995). Keskin ve Daşkıran ın (2007) Norduz dişi oğlaklarında büyüme-gelişmeyi açıklayan en iyi modelin Gompertz modeli olduğu bildirilmiştir. Küçük ve ark. (2009) Renkli Tiftik oğlağı ve Angora x Renkli Tiftik Melezi (F 1 ) oğlaklarında Gompertz modelinin en iyi model olduğunu saptamışlardır. Tatar ve ark. (2009) tarafından yapılan başka bir çalışmada, Akkeçi oğlaklarının canlı ağırlık ile yaş ilişkisini açıklayan en iyi modellerin ise Brody (% 98.9 R 2 ) ve Bertalaffy (% 98.2 R 2 ) olduğu belirlenmiştir. Sonuç ve Öneriler Bu çalışmada, en uygun büyüme eğrisi modelinin belirlenmesi ile ilgili bulgular diğer araştırıcıların bildirişleriyle uyumlu değildir. Bu farklılıklar, çalışmalarda 235
251 kullanılan oğlakların farklı sayıda ve genotipte olması ile farklı bakım besleme koşullarında yetiştirilmiş olmasından kaynaklanmış olabilir. Çizelge 3. Norduz oğlaklarında büyüme modelleri ve parametre tahminleri Parametre Tahminleri Model Özellik A b k M Doğrusal Model Üç Parametreli Logistik Model Gompertz Model Monomoleküler Model Richards Model HKO 1/2 R 2 CA CY VU GD GC KAGG BÇ CA CY VU GD GC KAGG BÇ CA CY VU GD GC KAGG BÇ CA CY VU GD GC KAGG BÇ CA CY VU GD GC KAGG BÇ CA: Canlı ağırlık (kg); CY: Cidago yüksekliği (cm); VU: Vücut uzunluğu (cm); GD: Göğüs derinliği (cm); GÇ: Göğüs çevresi (cm); KAGG: Kürekler arkası göğüs genişliği (cm); BÇ: But çevresi (cm); HKO 1/2 : Modele ait hata kareler ortalamasının karekökü; R 2 (%): Modele ait belirleme katsayısı Kaynaklar Akbaş, Y Büyüme eğrisi modellerinin karşılaştırılması. Hayvansal Üretim Dergisi 36: Kaymakçı, M Keçi Yetiştiriciliği. Ed. Kaymakçı, M., Aşkın, Y. Baran Ofset, Ankara, s Keskin, S., Daşkıran, İ Comparison of growth models in Norduz female kids. Indian Vet. J. 84: Küçük, M., Eyduran, E., Bolacalı, M., Özdemir, T Determination of the best growth curve for body weights of Angora Goat x Coloured Mohair Goat Cross-Breed F1 And Coloured Mohair Goat Kids. Indian Vet. J. 86: SAS, PC SAS User s: Guide Statistics. SAS Inst. Cary. NC, USA. Tatar, A.M., Tekel, N., Özkan, M., Barıtçı, İ., Dellal, G The determination of growth function in young Hair goat. J. Anim. Vet. Advances 8(2):
252 Gürcü Keçisi Erdoğan SEZGİN 1, Sinan KOPUZLU 2, Sadrettin YÜKSEL 1 1 Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Erzurum 2 Atatürk Üniversitesi, Narman Meslek Yüksek Okulu, Erzurum Türkiye de Gürcü keçilerinin yetiştirilme alanları, esas olarak Kuzey Doğu Anadolu bölgesinde Kars ili ve özellikle Ardahan ilinin Çıldır İlçesidir. Bunlara Tiflis Keçisi ve Kafkas Keçisi isimleri de verilmektedir. Gürcü keçileri esas olarak ovalık alanlarda yetiştirilmektedirler. Gürcü keçilerinin üst kaba kılları esas olarak siyah, gri ve beyaz renktedir. İri cüsseye sahiptirler ve süt ve et verimleri oldukça iyi düzeyde kabul edilmektedirler. Türkiye de son yıllarda keçi sayılarında çok hızlı azalışlar yaşanmaktadır. Gürcü keçilerinin sayılarında da hızlı bir azalış olup bu keçi genotipi yok olma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir. Bu nedenle Gürcü keçilerinin koruma altına alınması Türkiye yerli keçi gen kaynakları potansiyeline çok önemli katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Gürcü keçisi, gen kaynakları, koruma, lif Georgian Goat In Turkey, the raising areas of Georgian goats are essentially Kars province and specially Çıldır county of Ardahan province in northeast Anatolian region. These goats are also named as Tbilisi and Caucasian goats. Georgian goats are generally raised in lowland areas. Coarse hairs of Georgian goats are essentially black, grey and white color. They have large body and the milk and meat production of them are accepted as quite good level. There has been rapid decreasing in the numbers of goat in Turkey, recently. The numbers of Georgian goats have also been decreasing and these goat genotype has came across the risk of disappear. Therefore the receiving of protection of Georgian goats will very important contribution to the potential of native goat gene sources of Turkey. Keywords: Georgian goat, gene sources, protection, fiber Giriş Keçiler kötü çevre şartlarında kolaylıkla yetiştirilebilen ve adaptasyon yetenekleri oldukça yüksek olan hayvanlardır. Kaba yemleri iyi bir şekilde değerlendirmeleri ile birlikte diğer çiftlik hayvanı türleri için uygun olmayan arazi koşullarına sahip alanlardaki yem kaynaklarından etkin bir şekilde yararlanmaktadırlar. Et, süt, lif (tiftik, keşmir, kaşgora, üst kaba kıl), deri, post, barsak ve gübre gibi çeşitli ürünlere sahip olan keçiler yetiştirildikleri tarım işletmelerinin ve bu işletmelerin bulundukları bölgenin ekonomik ve sosyo-kültürel yapısına önemli düzeyde katkıda bulunmaktadırlar (Kaymakçı, 2006). Türkiye de keçi yetiştiriciliği yüzyıllardır geleneksel olarak yapılan bir üretim dalı olup yetiştirildikleri bölgenin ekonomisine ve sosyo-kültürel yapısına önemli düzeyde katkıda bulunmaktadır yılı verilerine göre Türkiye keçi varlığı 5,6 milyon baştır ve bunun yaklaşık % 97 sini Kıl, % 3 ünü ise Ankara keçileri oluşturmaktadır. Keçi üretiminin Türkiye toplam kırmızı et, süt ve deri üretimi içindeki payı ise sırasıyla % 3, % 2 ve % 9 dur.kıl keçisi ırkının tüm bölgelerde yetiştirilmesine karşın, Ankara keçisi ırkı yalnızca Batı Marmara, Kuzeydoğu ve Ortadoğu Anadolu Bölgesi nin dışındaki bölgelerde yetiştirilmektedir. Kıl keçisi üretiminin en yoğun olarak yapıldığı bölgeler ise sırasıyla Akdeniz, Güneydoğu ve Ortadoğu Anadolu, Ege ve Marmara iken, Ankara keçisinin esas olarak Batı Anadolu Bölgesi dir (TÜİK, 2008). Türkiye keçi populasyonu içerisinde Kıl ve Ankara keçisi ırklarının yanında Kilis, Honamlı ve Norduz gibi lokal keçi ırkları da bulunmakta olup bu genotipler yetiştirildikleri bölgelerde genetik, ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan son derece öneme sahiptirler. Buna karşın son yıllarda, birçok faktöre bağlı olarak, toplam keçi sayısındaki çok hızlı azalışın gerçekte sayıları çok az olan bu keçi ırklarının sayılarını 237
253 da çok olumsuz olarak etkilemesinden dolayı bu keçi genotiplerinin korunmasına yönelik uygulamaların başlatılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu amaçla Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen ve 1995 yılında uygulamaya konulan Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarını Koruma Projesi kapsamında bu keçi genotiplerinin korunmasına ilişkin çalışmalar da devam etmektedir (Anonim, 2009). Türkiye de sürdürülebilir bir keçi üretimi için yerli keçi gen kaynaklarının korunması kadar Üniversiteler ve diğer araştırma kurumlarınca yeni keçi genotiplerinin geliştirilmesi ile birlikte var olan ama yeterince bilinmeyen yerli keçi gen kaynaklarının ortaya çıkartılması çalışmaları da son derece önemlidir. Farklı bölgelerde yüzyıllardır yapıla gelen keçi yetiştiriciliğine bağlı olarak bir çok lokal yerli keçi genotipleri geliştirilmiş olup bunlardan bazıları bir çok faktörün etkisi ile kaybolurken, bazıları varlığını halen devam ettirmektedirler. Buna karşın, uzun yıllardır keçi ırk ve tiplerinin sınıflandırılması konusundaki çalışmaların yeterli olmaması nedeniyle Ankara keçisi dışındaki yerli keçi geotiplerinden bazıları esas olarak Kıl keçilerinin içerisinde değerlendirilmişlerdir. Bu nedenle yerli keçi genotiplerinin sınıflandırılması konusundaki morfolojik, serolojik ve moleküler düzeydeki çalışmalara ağırlık verilerek her bölgede yetiştirilen keçiler arasındaki farklılıkların daha detaylı olarak ortaya konulması ve elde edilen bilgilerin ilgili çevrelere aktarılması gerekmektedir. Bu noktadan hareketle bu bildiride Gürcü keçicisini tanıtarak Türkiye yerli keçi gen kaynaklarının içerisine yeni bir ırkın dahil edilme çalışmalarına öncülük edilmesi amaçlanmıştır. Gürcü Keçisinin Orijini ve Yayılma Alanları Gürcü keçisi kökenini Kafkaslardan almış olup, bu bölgelerde Kafkas veya Tiflis Keçisi olarak da isimlendirilmektedir (Batu, 1951). Gürcü keçisi Türkiye de Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde özellikle Kars ili ile birlikte Ardahan iline bağlı Çıldır ilçesinde lokal olarak küçük populasyonlar halinde yetiştirilmektedir. Gürcü keçilerinin yetiştirildiği bu bölgelerde kendine has bir kültürü oluşmuş durumdadır. Gürcü keçileri Kıl keçilerinden farklı olarak daha çok ovalık alanlarda yetiştirilmektedir. Yine Gürcü keçileri Ardahan, Çıldır, Posof ilçeleri ve Artvin ili Şavşat ilçesinde bulunan Abaza keçilerine de benzerlik göstermektedir (Anonim, 2010). Gürcü Keçisinin Özellikleri Vücut Özellikleri Vücut yapısı oldukça düzgün olan Gürcü Keçileri yüksek ve iri cüsselidirler. Gürcü keçileri dış lif örtüsü (üst kaba kıl), kulak ve kuyruk yapısı bakımından Kıl keçilerine benzerler. Kulakları sarkık, uçları yana ve yukarıya yönelmiştir. Dişi keçilerde esas olarak boynuzsuzluğun görülmesine karşın, çok düşük düzeylerde de olsa boynuzlu dişi keçiler de bulunmaktadır. Gürcü keçilerini Kıl Keçilerinden morfolojik olarak ayıran farklılıklar üzerinde yeterince çalışılmamasına karşın, Gürcü keçisi tekeleri ile Kıl keçisi tekelerinin boynuz yapıları arasında çok önemli bir farklılık bulunmakta olup Gürcü keçisi tekelerinin boynuzları Capra falconeri tipini gösteren uzun, dik ve az helozoni yapıdadırlar. Boynuzlar çok az şekilde görülen bir form olan kılıç şeklindedirler ve uçlarında birbirlerine temas etmektedirler. Ankara keçilerinde olduğu gibi, Gürcü keçisi tekelerinin bazılarında boynuz yapısını oluşturan kaidelerin birbirlerine yakın durumda olmalarına karşın, büyük çoğunluğunda Kıl keçilerinde 238
254 olduğu gibi kaideler arsında fazla mesafe bulunmaktadır (Batu, 1951; Şengonca ve Koşum, 2005). Resim 1. Gürcü Tekesi (Sezgin E. 2010) ve Gürcü Keçileri (Sezgin E. 2009) Lif Örtüsü ve Renk Gürcü keçilerinde üst kaba kıl rengi genellikle sadece siyah veya sadece beyaz renktedir. Ancak rengi alaca ve kirli kırmızı olanlara da rastlanmaktadır. Üst kaba kıllar kısa ve düzdür. Gürcü keçilerinde baş, uzun parlak ve elastiki üst kaba kıllarla örtülü olup alında kahkül bulunmaktadır. Kahkül beyaz ve parlak renkte iken, sakal beyaz renktedir. (Batu, 1951; Anonim, 2010; Şengonca ve Koşum, 2005). Verim Özellikleri Gürcü keçilerinin verim özellikleri yeterince araştırılmamıştır. Bununla birlikte et ve süt verimlerinin oldukça iyi düzeyde olduğu kabul edilmektedir. Dişi keçilerde meme bezleri ve meme başları gayet iyi gelişmiş durumdadır. Bazı yerlerde laktasyon yaklaşık 5 ay kadar sürmekte ve günde keçi başına ortalama 1,5 kiloya kadar süt alınabilmektedir (Batu, 1951; Anonim, 2010). Resim 2. Tiflis Keçileri (Teke) ve Beyaz Gürcü Keçileri (1) Sonuç Türkiye de sürdürülebilir bir keçi üretimi ile birlikte bu üretime bağlı folklorik kültürün yaşatılması ve geliştirilmesi, yerli keçi gen kaynaklarının korunması ve 239
255 geliştirilmesine çok önemli düzeyde bağlılık göstermektedir. Bu nedenle özellikle Kars ili ve Ardahan-Çıldır bölgesinde yetiştirilmekte olan Gürcü keçilerinin de korunma altına alınması Türkiye yerli keçi gen kaynakları potansiyeline çok önemli düzeyde katkıda bulunacaktır. Kaynaklar Batu, S., Türkiye Keçi Irkları. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Yayınları: 4, Ders Kitabı: 2, Ankara. Anonim, Torunoğlu Tohumculuk. Dünyadaki Önemli Keçi Irkları. Şengonca, M., ve Koşum, N., Koyun ve Keçi Yetiştirme (Keçi Yetiştirme ve Islahı). Ders Kitabı. E.Ü. Zir. Fak. Yay. No.:563. Bornova-İzmir. TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu web sitesi. (15 Ocak 2010). Kaymakçı, M., 2006.Keçi yetiştiriciliği.isbn Bornova -İzmir. Anonim, Türkiye evcil hayvan genetik kaynakları. T.C. Tarım Ve Köyişleri Bakanlığı. TAGEM, Ankara. 240
256 Abaza Keçisi Erdoğan SEZGİN 1, Sinan KOPUZLU 2, Sadrettin YÜKSEL 1 1 Doğu Anadolu Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Erzurum 2 Atatürk Üniversitesi. Narman Meslek Yüksek Okulu, Erzurum Keçinin ilk evcilleştirilen hayvan türlerinden biri olması ve değişik çevre koşullarına, kısa sürede uyum göstermesi, özellikle tropik ülkelerdeki halkın besin madde ihtiyaçlarının karşılanması açısından ayrı bir yeri vardır. Keçi yetiştiriciliği gelir düzeyi düşük girişimciler daha verimsiz, mera ve otlak alanlarına sahip yetiştiricilerin faaliyet gösterebilecekleri bir alandır (3). Bu nedenle kırsal alanlarda kötü çevre şartlarına iyi adaptasyon sağlamış, et, süt, kıl, tiftik ve deri gibi ürünlerinden çeşitli amaçlarla kullanılabilen yerli ırkı keçilerin sayıları yok denebilecek kadar azalsa da günümüze kadar varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Sayıları yok denecek kadar azalsa da varlıklarını sürdürebilen yerli keçi ırklarımızdan biri de Abaza Keçileridir. Yerli gen kaynağımız olan Abaza Keçileri, Kuzey Doğu Anadolu bölgesinde özellikle Ardahan, Çıldır, Posof ilçeleri ve Artvin ili Şavşat, Borçka ilçelerinde lokal olarak yetiştirilmekte ve yok olma tehdidi altında olduğu için koruma altına alınması gereken keçi ırklarımızdandır. Anahtar kelimeler: Abaza keçisi, gen kaynakları, koruma, süt Abaza Goat Being one of the firstly domesticated animals, goat is of great importance regarding food security for the people living especially in tropic countries since its rapid adaptibility to the various environmental conditions. Goat production is experienced by low income producers in the areas of relatively poor grassland conditions. For that reason, goat keeping for meat, milk, hair, and angora or leather production has managed to sustain its existence until today although number of local breed goats, which are hardy and high in adaptation capability to bad environmental conditions in rural areas, has nearly diminished. One of the local goat breeds at the risk of extinction is Abaza Goat. Being one of Türkiye s indigenous genetic resources Abaza Goat has been produced in northeastern Anatolia region, especially in Çıldır, Posof, Şavşat and Borçka districts. Because of the risk of extinction this local breed should also be included into the National Genetic Resources Conservation Program. Keywords: Abaza goat, genetic resources, conservation, milk Giriş Abaza Keçileri diğer yerli keçi ırkları gibi sayıları her geçen gün azalmaktadır. Lokal olarak yetiştiriciliği yapılan Abaza Keçisi yok olma tehdidi altında olan önemli bir keçi ırkımızdır. Nitekim yetiştirildiği alanlarda tek tük de olsa bazı koyun sürüleri içerisinde görülmektedir. Yalnızca Artvin ili Borçka ilçesi Camili beldesinde yaklaşık 100 baştan oluşan bir keçi sürü halinde yetiştirilmektedir. Zaman içerisinde bu sürünün de elden çıkacağı muhtemeldir. Bu nedenle bu sürü veya olabilecek muhtemel sürüler desteklenerek koruma altına alınmalı, sayıca çoğaltılmalı ve gen kaynağı olarak hayvancılığımıza kazandırılmalıdır. Türkiye keçi populasyonu içerisinde Kıl ve Ankara keçisi ırklarının yanında Kilis, Honamlı ve Norduz gibi lokal keçi ırkları da bulunmakta olup bu genotipler yetiştirildikleri bölgelerde genetik, ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan son derece öneme sahiptirler. Buna karşın son yıllarda, birçok faktöre bağlı olarak, toplam keçi sayısındaki çok hızlı azalışın gerçekte sayıları çok az olan bu keçi ırklarının sayılarını da çok olumsuz olarak etkilemesinden dolayı bu keçi genotiplerinin korunmasına yönelik uygulamaların başlatılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu amaçla Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen ve 1995 yılında uygulamaya konulan Evcil Hayvan Genetik Kaynaklarını Koruma Projesi kapsamında bu keçi genotiplerinin korunmasına ilişkin çalışmalar da devam etmektedir (Anonim, 2009). 241
257 Resim 1. Abaza Keçisi (Sezgin, 2009) Resim 2. Abaza Tekesi (Sezgin, 2009) Genel Özellikleri Abaza Keçileri, renk olarak bronz renginde ve pembedir. Ağız, gözlerin etrafı boynuzlar ve bacaklarda siyah renklilik hakimdir. Bacaklarda ki siyahlık ön bacaklarda carpus (Rükbe) lerde alt bacaklarda Tarsus (Mebaz) larda başlar, tırnağa kadar devam eder. Kıllar, kısa (1 cm) ince ve ipek gibi yumuşaktır. Sakal, yalnızca tekelerde görülür. Meme yapısı, iyi gelişmiş olup süt verimleri yüksektir (Batu, 1951). Yetiştiricilerin ifadesine göre, günlük bir sağım periyodunda yaklaşık 500 kg kadar süt 242
258 vermektedir. Ancak Başpınar ve Batmaz ın bildirdiklerine göre 200 kg dır (Anonim, 2009). Resim 3. Abaza Tekesi (Sezgin, 2009) Beden yapısı olarak, form çoğunlukla incedir ve hayvanlar tıpkı bir ceylana benzerler. Tekelerde boynuzlar kılıç şeklinde yassı, ince ve geniştir. Bu özelliğinden dolayı Vetulani tarafından Capra Aegagrus tipinde olduğu bildirilmiştir. Dişiler genellikle boynuzsuzdur. Boynuzu olanlarda ise boynuzlar küçüktür ve tekelerdeki boyuz şekline sahiptirler (Batu, 1951). Resim 4. Abaza Tekesi (Sezgin, 2009) 243
259 Sonuç Abaza Keçisi ince yapılı ve süt verimi oldukça iyi olmasına rağmen lokal olarak yetiştirilen bölgede sayısı artırılamamış ve yaygınlaştırılamamıştır. Çok az sayıda bulunan bu keçi ırkı genetik kaynak olarak yok olmaması gerekir. Bunun için bu ırkın çeşitli koruma metotları ile koruma altına alınıp çoğaltılması gerekir. Günümüzde, keçi sütünün besleyici değerinin bilinmesi ve dondurma sanayinde tercih edilmesi gibi nedenler süt verimi oldukça yüksek olduğu bilinen Abaza Keçilerini ön plana çıkarılabilir. Abaza Keçilerine gerekli ilgi gösterilirse süt keçi yetiştiriciliği için alternatif bir yerli gen kaynağı olabilir. Keçi sütünün piyasada değer kazandığı bu günlerde Abaza Keçisi sütünün piyasada yer alması için gerekli çalışmalara başlanmalıdır. Bu nedenle bu ırk üzerinde gerekli çalışmalar yapılarak, özellikle süt verimleri açısından somut sonuçlar ortaya konmalıdır ve süt verimini artırıcı ıslah çalışmalarına önem verilmelidir. Bu ırk üzerinde yapılacak çalışmalarla literatürlere kazandırılmalı ve ülkemizin gen kaynağı olarak tescil edilmelidir. Kaynaklar Başpınar, H., ve Seval, B. E., Hayvancılık Bilgisi. T.C. Anadolu Üniv. Yay. No:856, Açıköğretim Fakültesi Yay. No:452 s;91. Batu, S., Türkiye Keçi Irkları. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Yayınları: 4, Ders Kitabı: 2, ANKARA. Anonim, Türkiye evcil hayvan genetik kaynakları. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. TAGEM, Ankara. 244
260 Ne Kadar Saanen? Kemal ÇELİK Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 17020, Çanakkale TÜİAK verilerinde göre ülkemizde 25,5 milyon koyun 6,3 milyon keçi varlığı bildirilmiştir. Türkiye hayvan varlığı yönünden sayıca diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında yüksek gibi görünüyor olsa da verim yönünden bu ülkelerin oldukça gerisinde kalmaktadır. Koyun keçi yetiştiriciliği genellikle meraya dayalı yapılmaktadır. Bu bağlamda ülkemizde son dönemde 42 milyon hektar olan mera alanı 12 milyon hektara dramatik bir şekilde azaltılmıştır. Bu nedenle Türkiye nin hayvan üretimi için mera alanlarının da uygun politikalarla geliştirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Saanen, sağlık, Türkiye How Saanen? According to data of TÜİK figures there are approximately 25,5 million sheep and 6, 3 million goats in Turkey. Many EU member countries as a relative number of animals that appear to be high in comparison to these numbers obtained per animal in terms of yield genotypes of these countries are very backward. Sheep and goat farming is usually based on pasture, and so it should be, but, in our country of 44 million hectares of pasture fields with an effort from 12 million hectares has been reduced dramatically. Furthermore, the existing ones with extreme animal prints barren, unproductive and erosion is under threat. In this context, Turkey's meadow pasture vegetation due to animal forage production without an appropriate policy must be created. Realistic approach of the only rational animal feed, but also more healthy individuals are important components of nutrition. While such problems on our hands what the problem on your hands like that when Saanen'in" How Saanen "lost between the reality that other facts will not go away. Keywords: Saanen, healt, Turkey Giriş Devletin en yeni verilerine göre baş koyun, baş keçi varlığına sahibiz. Ancak, 2008 yılında kırmızı et üretimi, 2007 yılına göre toplamda % 16,18 oranında azalarak ton olurken, sığır etinde %14,20, koyun etinde %17,69, keçi etinde % 43,02 ve manda etinde % 32,90 azalış olurken, süt üretimi, 2008 yılında bir önceki yıla göre % 0,70 azalmış ve ton olarak gerçekleşmiştir TÜİK (2008). Ancak, sözkonusu bu rakamların çok daha düşük olduğuna ilişkin gerçekçi görünen savlarda bulunmaktadır. Göreceli olarak birçok AB üyesi ülkenin hayvan sayılarıyla karşılaştırıldığında nicel olarak yüksek ancak nitel olarak düşük düzeylerdedir. Özellikle et üretimine ilişkin yaşanan son gelişmeler ülkede ciddi bir tartışma platformu oluşturmuş, sektördeki hemen her kesim konu ile ilgili düşüncelerini paylaşmıştır. Bu durum ülke hayvancılık sektörü için olumlu bir gelişme olarak kabul edilmelidir. Et yemez, süt içmezsek ne olur? Bilindiği üzere insanlarda yaşam süresince bedensel, ruhsal ve sosyal sağlık, beyin gelişimiyle yakın ilişkilidir. Bu gelişim büyük oranda yaşamın ilk yıllarında, özellikle de ana karnında ve doğum sonrası ilk beş yılda oluşmaktadır. Bu dönemde beyin, dramatik bir hızla milyarlarca nöronun ve nöronlar arasında trilyonlarca sinapsın oluşması ile büyür. Bu büyümenin anlamı, dünyayı beş duyu yoluyla algılayabilmek, düşünebilmek, hissedebilmek, hareket edebilmek ve belli şekillerde davranabilmek amacıyla karmaşık bir komuta merkezinin gelişmesidir (Shore, 1997). İnsanın yaşam boyu kullanacağı becerileri, öğrenme kapasitesi, çevreyle ilişki yetenekleri ve kişiliği de beyin gelişimi ile birlikte büyük ölçüde bu yıllarda gelişir. Toplumların küreselleşen dünyada diğer toplumlara göre pozisyonunu, bireylerinin beceri düzeyleri ve kapasiteleri belirlemektedir. Bu yeteneklerin temelleri büyük ölçüde çocukluk çağında beslenme ile şekillenmektedir. 245
261 Hızla tek düze hale getirilen dünya ekonomisinde, ulusların kendi var oluşları ve gelişmişlik düzeylerini belirlemeleri açısından çocuklarının gelişimlerini desteklemeleri anahtar bir işleve sahiptir (Mustard, 2001). Bireylerinin yaşam boyu sağlığını korumak, daha yetenekli, zeki, başarılı ve kapasiteli bireyler yetiştirmek, artan şiddet ve suçluluğu azaltmak, sosyoekonomik eşitsizlikleri makul düzeylere indirmek için toplum öncelikle, beynin hızlı gelişim döneminin önemini fark etmeli ve bu dönemde çocuklarının akılcı beslenmelerini desteklemelidir. Birçok araştırma erken deneyimlerle, yaşamın ileri süreçlerindeki bedensel ve zihinsel sağlık sorunları arasındaki ilişkiyi, hipotalamus - hipofiz ikilisinin erken dönemde geliştirilmesiyle ilişkilendirmektedir (Mustard, 2001, Unicef, 2001). Kronik beslenme yetersizliği, gelişmekte olan beyin dokusunu etkilemektedir. Beslenme yetersizliği olan çocukların beyin dokusunun küçüldüğü gösterilmiştir. Erken dönemde, uygun besin destek programlarıyla bu küçülmeye müdahale edilebilir (Unicef, 2001). Geç kalınırsa beyin dokusundaki küçülme kalıcı etkiler bırakır. Birey zihinsel, ruhsal ve bedensel olarak iyi gelişemediği gibi, sağlıklı ve akıl yoğun kararlar veremez. Hal böyleyken, Anadolu da hayvansal protein kaynaklarında son yıllarda dramatik düşüşler yaşanmaktadır. Şöyle ki, ülke nüfusu 1990 yılından bu yana % 26,9 artış göstermişken, hayvan varlığımız tam tersine ciddi düzeylerde azalmıştır. Günümüzde özellikle hayvansal protein kaynaklarının tüketimi ile beyin gelişimi arasında doğrusal bir ilişkinin varlığı toplumların karşılaştırılmasında önemli ölçütler arasında gösterilmektedir. Bu değer ülkemizde 28,7 g/gün/birey iken, AB üyesi ülkelerde ortalama 65,5 g/gün/bireydir Çizelge (1). Göreceli olarak hayvansal protein yoksunu olan Anadolu insanının, dünyayı ve yaşadıklarını beş duyusuyla doğru algılayabilmesi, gereği gibi düşünebilmesi, hissedebilmesi, olaylara tavır alabilmesi ve seçebilmesinde beslenme yoksulluğu, düşünsel yoksulluğu da beraberinde getirmektedir. Et yemeyen, süt içmeyen toplumlar yukarıda ifade edildiği gibi sağlıklı olabilme, düşünebilme parametrelerinde de doğal olarak yoksun kalırlar. Hayvansal proteini ucuza tüketebilen toplumlar gelecek kuşaklarının sağlıklı düşünebilen bireyler olmasına önemli katkılar sağlamaktadırlar. Şöyle ki bir AB üyesi ülke de yaşayan bir birey, günümüz fiyatlarıyla dana etine 4 Euro /kg, koyun etine 8 Euro/kg ve domuz eti 2 Euro/kg ödemektedir. Oysa Anadolu kırsalın da yoksulun ucuz protein kaynağı olan keçi, şimdilerde orman bahane edilerek katliama maruz bırakılmaktadır. Şimdi, neden yeterince hayvansal protein tüketemeyiz? sorusuna çok yüzeysel bir yaklaşımla yanıtlar arayalım. Türkiye uzun yıllardır et, süt, yem katkıları ve kanatlı hatlarındaki üretim politikalarını elinde yeterli bilim insanı, teknik eleman, alt yapı ve hayvan stokları olmasına karşın, uzaktan kontrollü (UK) hayvancılık politikalarına bağlamıştır. Hayvansal üretimin ana arterlerinden olan, insanlarımıza ucuz ve kaliteli hayvansal protein sağlayan kanatlı hayvan sektöründe ana-baba, büyük ana-baba soylarında bu durum uzun yıllardır çarpıcı bir görünüm sergilemektedir (Kaymakçı, 2010). UK politikaları, yaşanan küresel buhranlardan sonra tavuk eti ve yumurta dışında, kırmızı et, süt, deri, yapağı ve tiftikte durumu daha da ağırlaştırmış ve bu bağlamda insanımız hayvansal protein yoksunu olmuştur Çelik, (2008). Yaşanan bu gelişmelerle toplam tarımsal üretim değerlerimiz içerisinde hayvansal üretim değerlerimizin payı % 19,4 e gerilemiştir oysa bu oran, gelişmiş ülkelerde % ve girmeye çalıştığımız AB de ise % 58,2 dir. Karşılaştırmalara devam edelim; AB ile karşılaştırmada yalnızca sığır karkasları ele alındığında Türkiye ortalaması kg iken, bu değer AB de 278,2 kg.dır. 246
262 Çizelge 1. Birey Başına Günlük Toplam Protein Tüketimi İçerisinde Hayvansal Protein Oranı* Protein, g/birey/gün Toplam Hayvansal g g % Dünya 75,3 28,7 38,1 Avrupa Birliği 108,3 65,5 60,5 Gelişmiş Ülkeler 98,9 56,9 57,5 Gelişmekte olan Ülkeler 68, ,7 Türkiye 95,4 21,3 22,3 Ülkemizde 21,3 g/gün/birey hayvansal protein tüketilirken bu miktar gelişmiş ülkelerde 34,6 g (% 154) fazlası ile 56,1 g dır. Ne yapmalıyız? Öncelikli olarak ülke gerçeği göz ardı edilmeden yurt düzeyinde bilimsel ıslah uygulamaları hız kazanmalı ve kaliteli kaba yem kaynaklarının etkin teşvik yöntemleriyle üretimleri artırılmalıdır. Bu amaç için öncelikle yem bitkileri ekim alanlarının toplam ekilebilir alanlar içerisindeki oranının % 6 lardan gelişmiş ülkelerdeki gibi % lara çıkarılması, meralarımızın ıslahlarının ivedilikle yapılması gerekir. Yalnızca ıslah ve yem bağlamında yapılacak iyileştirmelerle dahi ülke hayvancılığının önemli oranda kazanımlarının olacağı çok açıktır. Türkiye değişik kaynaklardan elde edilen rakamlara göre son 2 yılda civarında canlı hayvan dışalımı gerçekleştirmiştir ve (UK) politikaları aracılığıyla bu devam edecektir. Çizelge 1, hayvansal protein tüketimimizin dünya ortalamasının altında olduğuna işaret ederken, güncel fiyatlarımız ete ödediğimiz paranın bir Avrupalının ödediğinin % 100 ünden daha fazla olduğunu göstermektedir. Doğrudan veya dolaylı olarak içerisinde olduğumuz bu sektörün çıkmazları insanlarımıza da doğrudan veya dolaylı yollardan yansımaktadır. Yoksulluk eve giren besinlerin yetersizliğine, aile içi stres ve ana da gözlemlenen kronik yorgunluk nedeniyle sütün erken kesilmesine, beslenmesinin yetersizliğine, bebeklerin düşük doğum ağırlıklı olmasına neden olmaktadır. (Hatun, Etiler, Gönüllü, 2003). Besinsel ve düşünsel anlamda Anadolu insanın beslenmesinde keçi sütü önemli bir içecek olup bu tür yoksunlukların giderilmesinde önemli bir silahtır. Doğu dan batıya ülke genelinde keçi sütü geleneksel olarak küçük çiftliklerde üretilmekte olup ekonomik olarak ev insanlarımızın beslenmesinde yer almaktadır. Keçi sütü ve keçi sütünden üretilen ürünler; yüksek sindirilirlikleri (küçük yağ globülleri), düşük alerjen özellikleri (düşük s1-kazein içeriği, laktoz intoleransı) ve içerdikleri biyoaktif bileşenleri (bazı serum proteinleri ve çoklu doymamış yağ asitleri) ile beslenmede ve beyin gelişiminde önemli bir role sahiptir. Son istatistikler her beş yurttaşımızdan birinin yoksulluk sınırının altında yaşam savaşımı verdiğini, Türkiye nüfusunun % 0.87'sinin açlık sınırının, % 20,5 i ise yoksulluk sınırının altında yaşadığını göstermektedir. Gıda yoksulluğu olarak da tanımlanan açlık sınırında, oran kentlerde de giderek tırmanmaktadır. Hal böyleyken ironik bir yaklaşımla sorgulayalım, Saanen melezlerinin ne kadar Saanen geni taşıdığı gerçeği, bu sektörün yaşamsal gerçekleri arasında kaybolmaz mı? Kaynaklar Çakmak, C Türk hayvancılık sektörünün yapısı ve stratejik öncelikleri. TAGEM sunumları. Hatun,Ş., Etiler, N., ve Gönüllü, E
263 Karaman, B., M., Özçalık, Türkiye de gelir dağılımı eşitsizliğinin bir sonucu: Çocuk İşgücü, Celal Bayar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi Sayı:1, Cilt 14, Manisa. Mustard, David Racial, ethnic and gender disparities in sentencing: Evidence from the US Federal Courts. The Journal of Law and Economics, vol. 44, no. 1: Mustard, David B. The Impact of Gun Laws on Police Deaths. The Journal of Law and Economics, vol. 44, no. s2: Shore, R Rethinking the brain. New York: Families and Work Institute. Unicef. Özşahin, Ş., Sıfır Yoksulluk Projesi, Ankara
264 ÜREME ve BESLEME
265 Akkeçilerde Vitamin E Destekli Kesif Yemle Flushing Uygulamasının Performansa Olan Etkileri B. Zehra SARIÇİÇEK, Mehmet DUYMAZ Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Kurupelit-Samsun Bu çalışmada, keçilere uygulanan, flushing yemlemesinde kesif yeme değişik düzeylerde vitamin E ilavesinin (0 mg/gün (K0), 30 mg/gün (K1) ve 45 mg/gün (K2)) ananın döl verim özellikleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Denemede, hayvan materyali olarak yaşları arasında değişen 21 baş Akkeçi, 2 baş arama tekesi ve bir adet aşım tekesi, yem materyali olarak; kaba yem (fiğ kuru otu), ticari kesif yem karması ve kesif yeme ilave olarak vitamin E (toz formda; %50 DL-alfatokeferol asetat) preparatı kullanılmıştır. Teke katımı öncesi, teke katımı ve teke katımı sonrasını kapsayan toplam 9 haftalık süre içinde K0, K1 ve K2 grupları arasında vitamin E takviyesinin keçilerde yem tüketimi, canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, gebelik oranı, teke altı keçi başına doğan oğlak sayısı, oğlak doğum ağırlığı ile sütten kesim ağırlığı ve yavru yaşama gücü üzerine etkisinin önemli olmadığı bulunmuştur (P>0.05). Tekiz ve ikiz doğumlar açısından K0, K1 ve K2 grupları arasında önemli farklılıkların (P<0.05) olduğu saptanmıştır. Özellikle K2 grubunda görülen tekizlik oranı önemli derecede (P<0.05) düşerken, ikiz doğum oranı önemli derecede (P<0.05) yükselmiştir. Anahtar kelimeler: Keçi, flushing, vitamin E, performans Effects of Flushing Feeding with Concentrate Supported by Vitamin E on Performance in Goats In this study, effects of addition of different levels of Vitamin E (0 mg/day: K0; 30 mg/day: K1 and 45 mg/day: K2) to concentrate in flushing feeding on reproductive traits of goats and performance traits of their kids were investigated. Animal material was composed of 21 Akkeçi does aged years, two teuger bucks and a billy goat. Roughage (vetch hay), commercial compound feed and Vitamin E preparation (50 % DL-alpha tochoferol acetate in mash form) were used as feed material. Vitamin E addition did not effect feed consumption, live weight, live weight gain, pregnancy rate, fecundity rate, birth weight of kids, weaning weight and viability of kids during the 9 weeks containing the periods of pre-mating, mating and post-mating (P>0.05). There were significant differences (P<0.05) among K0, K1 and K2 groups in terms of single-birth and twin-birth ratios. Single-birth ratio decreased (P<0.05) and twin-birth rate increased in K2 group. According to the results of present study it can be suggested that 45 mg/day Vitamin E can be added to rations of goats and sheep in flushing practice. Keywords: Goat, flushing, vitamin E, performance Giriş Keçilerden istenilen düzeyde verim alabilmek için yeterli ve dengeli beslenmeleri gerekmektedir. Çiftleştirme öncesi besleme döl verimi açısından son derece önemlidir. Teke katımı öncesinde ve süresince normal ve düşük kondisyonda olan keçilerin iyi kondisyona gelmelerini sağlamak ve bunun sonucunda döl verimini artırmak için yapılan ek yemleme kısaca "flushing" olarak isimlendirilmektedir. Flushingin amacı ovulasyon ve gebelik oranını artırmak ve buna bağlı olarak oğlaklama oranını yükseltmektir. Bilindiği gibi flushing uygulaması kısırlığı azaltmakta, ikizlik oranını artırmakta ve kızgınlığın daha belirgin olarak görülmesini sağlamakta ve laktasyondan sonraki kızgınlığın erken oluşmasına etki yapmaktadır (Sarıçiçek, 2001). Papacehristoforou ve ark (2006), koyun ve keçilerde yaptıkları çalışmada çiftleştirmeden 3 hafta önce ve çiftleştirme sonuna kadar ilave protein verilmesinin üreme performansını olumlu yönde etkilediğini saptamışlardır. Üreme fonksiyonları ile vitamin ve mineral arasındaki ilişkiler uzun zamandan beri bilinmektedir. Üreme performansındaki aksaklıkların %90 ının çevresel 249
266 faktörlerden, özellikle beslemeden kaynaklanması, üreme etkinliğinin hayvanlara sunulan vitamin ve mineral düzeyine bağlı olduğunu göstermektedir. (Maynard and Loosli 1969). Vitaminler içerisinde döl verimi üzerinde en etkili olanının vitamin E olduğu bilinmektedir. Günlük gereksinim genç oğlaklarda yaşa göre değişmekle birlikte IU arasında, ergin hayvanlarda ise her kilogram kuru madde için 100 IU dolaylarında kabul edilmektedir. Bu araştırma; teke katım öncesinde, teke katım sırasında ve teke katım sonrasında keçileri değişik düzeylerde vitamin E ilaveli kesif yemle beslemenin döl verimi ve oğlakların performansı üzerinde etkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Materyal ve Metot Materyal Denemede, hayvan materyali olarak yaşları arasında değişen 21 baş Akkeçi, yem materyali olarak; kaba yem (fiğ kuru otu) ile (oğlaklara verilen yonca kuru otu ), ticari kesif yem karması ve kesif yeme ilave olarak vitamin E (toz formda; %50 DLalfatokeferol asetat) preparatı kullanılmıştır. Metot Araştırma, her gurupta 7 hayvan olacak şekilde 3 ayrı grupta bireysel bölmelerde yürütülmüştür. Hayvanlara 2 haftalık alıştırma periyodu uygulanmıştır. Denemede yemleme; teke katımı öncesi 3 hafta, teke katımı süresince 3 hafta ve teke katımından sonra 3 hafta olmak üzere toplam 9 haftada sürdürülmüştür. Deneme grupları aşağıdaki şekilde oluşturulmuştur. 1. Grup (K0): 1.5 kg fiğ kuru otu g kesif yem karması, 2. Grup (K1): 1.5 kg fiğ kuru otu g kesif yem karması + 30 g vitamin E, 3. Grup (K2): 1.5 kg fiğ kuru otu g kesif yem karması + 45 g vitamin E. Doğan oğlaklar 2.5 aylık yaşta sütten kesilmişlerdir. 2. haftadan itibaren rumen gelişimi için oğlaklara iyi kaliteli yonca kuru otu ve büyütme yeminden azar azar verilmiştir. Bu süre içerisinde yaşama güçleri ve performansları da izlenmiştir. Elde edilen verilerden yararlanılarak keçilerin canlı ağırlıkları, anaların yem tüketimi, gebelik oranı (%), kısırlık oranı (%), teke altı keçi başına doğan oğlak oranı (%), tekizlik, ikizlik ve üçüzlük oranı (%), doğum ağırlığı, sütten kesim ağırlığı, sütten kesimdeki yaşama gücü (%), hesaplanmıştır. Analizler Deneme boyunca elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak döl verim özelliklerinden gebelik oranı, kısırlık oranı, teke altı keçi başına doğan oğlak oranı, doğuran keçi başına doğan oğlak oranı, ikizlik oranı, tekizlik oranı, yaşama gücü oranı ki-kare yöntemi ile diğer özellikler ise One-Way ANOVA yöntemi ile analiz edilmiştir (SPSS inc., 1999). Bulgular ve Tartışma İki faklı düzeyde vitamin E destekli yemle flushing uygulamasına tabi tutulan keçilerin deneme başı, aşım öncesi, deneme sonu ve anaların doğumdaki canlı ağırlıklarına ait bulgular Çizelge 1 de kaba ve kesif yem tüketimlerine ait bulgular Çizelge 2 de, döl verimi ile ilgili olarak elde edilen bulgular Çizelge 3 de, ve oğlaklara ait özellikler Çizelge 4 de gösterilmiştir. 250
267 Çizelge1. Keçilerin deneme süresince canlı ağırlıkları (CA, kg) Deneme Muamele Grupları Hayvan Sayısı Başı CA, kg (N) Teke katım Öncesi CA, kg Deneme Sonu CA, kg Ananın Doğurduğundaki CA, kg ± Sx ± Sx ± Sx ± Sx K ± ± ± ± 3.66 K ± ± ± ± 7.63 K ± ± ± ± 9.09 P a,b,c: aynı sütunda farklı harflerle tanımlanan ortalamalar arasındaki fark önemlidir (P<0.05). Çizelge 2. Guruplarda dönemler bazında saptanan günlük ortalama yem tüketim değeri, g/baş Dönemler Teke Katım Öncesi Teke Katım Sırası Teke Katım Sonrası Yem Tüketimi Yem Tüketimi Yem Tüketimi Muamele Grupları N Kesif Yem Kaba Yem Kesif Yem ± Sx ± Sx ± Sx ± Sx ± Sx ± Sx K ± ± ± ± ± ± 35.2 ± ± ± ± ± ± 67.3 ± ± ± ± ± ± 57.4 K K P a,b,c; aynı sütunda farklı harfleri taşıyan gruplar arası fark önemlidir (P<0.05) Kaba Yem Kesif Yem Kaba Yem 251
268 Çizelge 3. Gruplara ait bazı döl verim özellikleri Gruplar Döl Verim Özellikleri K0 K1 K2 Teke Altı Keçi Sayısı (N) Gebelik Oranı (%) Kısırlık Oranı (%) Doğan oğlak sayısı (Toplam) Teke Altı Keçi Başına Doğan Oğlak Oranı (%) Tekiz Doğuran Keçi Sayısı.* 3a 2ab 1b Tekiz Doğuran Keçi Oranı (%)* 42.85a 28.57ab 14.28b İkiz Doğuran Keçi Sayısı* 4b 4b 6a İkiz Doğuran Keçi Oranı (%)* 57.14b 57.14b 85.71a Üçüz Doğuran Keçi Sayısı Üçüz Doğuran Keçi Oranı (%) Yavru Atanların Oranı (%) Ölü Doğum Oranı (%) a,b,c; aynı satırda farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<0.05) Deneme başı teke katım öncesi canlı ağırlık artışları bakımından gruplar arasında fark önemli bulunmuştur (P<0.05). Deneme başı canlı ağırlıklara kıyasla aşım öncesi ağırlıkta artış olduğu görülmektedir. Bu artış, hayvanlara üç hafta boyunca kaba yeme ek olarak kesif yem verilmesinden kaynaklandığı söylenebilir. Bu görüşümüzü Kirchgessner (1970) ve Sarıçiçek ve Olfaz (1994) bulguları da desteklemektedir. Keçilerin yem tüketimleri birbirine yakın olmuştur. Araştırmada, gebelik oranı ve kısırlık oranı bakımından fark olmamasına (P>0.05) rağmen, teke altı keçi başına doğan oğlak oranı bakımından gruplar arasında rakamsal farklılık bulunmuş ancak bu fark istatistiki bakımdan önemli bulunmamıştır (P>0.05). Hoffmann ve ark. (1960) nın yapmış oldukları çalışmada vitamin E nin koyunlarda fertilite ve döl verimi, koçlarda spermatazoa sayısı, yoğunluğu ve mortalitesi üzerine etkili olduğunu belirlemişlerdir. Çizelge 4. Oğlaklara ait özellikler K0 K1 K2 Yaşama Gücü (%) N N N ± Sx ± Sx ± Sx Erkek ± ± kg) Dişi ± ± Sütten Kesim Erkek ± ± Ağırlığı (kg) Dişi ± ± Erkek ± ± (kg) Dişi ± ± Doğum Ağırlığı Canlı Ağırlık Artışı a,b,c; aynı satırda farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<0.05) P ± 0.22 ± 0.44 ± 0.06 ± 0.13 ± 0.07 ± 0.17 Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; keçilerde ve koyunlarda flushing uygulaması esnasında rasyona 45 mg/gün düzeyinde vitamin E katılması önerilmektedir. Kaynaklar Hoffman, L., Roche, A. Co Ltd., Vitamin E and selenium in animals and poultry nutrition. Basle/ YSVYÇRE. Kirchgessner, M., Tierernahrung. DLG Verlag. Frankfurt-Main. Maynard, L.A., Loosli, J.K., Animal Nutrition. Sixth Edition. Mc Graw-Hill Book Company, 252
269 New_york. Papachristoforou, Ch., Hadjipanayiotou, M., Koumas, A., Christofides, C., Econımides, S Nutritional effects on puberty and production performance of ewe lambs and goat kids. Ciheom.org/om/pdf/ pdf. erişim tarihi: 27/06/2006. Sarıçiçek, B.Z., Küçükbaş ve Büyükbaş Hayvan Besleme. O.M.Ü. Ziraat Fak. Zootekni Böl. Ders Kitabı No: 37. Samsun. Sarıçiçek.B.Z., Olfaz.M., İlk Kez Damızlıkta Kullanılan Karayaka Şişeklerin Üreme ve Döl Verim Özelliklerine Flushingin Etkisi. ÖMÜ. Zir. Fak. Dergisi, 1994, 9, (2): SPSS SPSS for Windows. Release Version. SPSS inc. 253
270 Saanen Keçilerinde Beden Kondisyon Skorunun Östrus Senkronizasyonu ve Gonadorelin Enjeksiyonu Sonrası Gebelik Oranlarına Etkisi İlker SERİN 1, Murat YILMAZ 2, Güneş SERİN 3*, Ahmet CEYLAN 1 1 Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Dölerme ve Suni Tohumlama AD, 09016, Aydın 2 Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, 09100, Aydın 3 Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Doğum ve Jinekoloji AD, Aydın Çalışmada üreme mevsimindeki düşük ve orta beden kondisyon skorlu (BCS) Saanen keçilerinde östrus senkronizasyonu ve gonadorelin uygulaması sonrasındaki gebelik oranları incelenmiştir. Bu amaçla BCS değeri 1 ile 2,5 arasında değişen 55 baş sağlıklı Saanen keçisi kullanıldı. Tüm hayvanların BCS değerleri 5 lik puantaj yöntemine göre değerlendirildi. BCS değeri 1,5 ve altında olan keçiler Grup 1 (n=33); 1,5-2,5 arasında olanlar ise Grup 2 (n=22) olarak gruplandırıldı. Tüm keçilere 14 gün boyunca östrus senkronizasyonu amacıyla 40 mg fluorogeston asetat (FGA) içeren intravaginal süngerler uygulandı. Süngerlerin çıkartıldığı gün 500 IU equine gonadotropin hormon (ecg) enjekte edildi. Progesteron uygulamasının bitiminden 48 saat sonrasında ise arama tekesi ile östrus tespiti yapıldı. Östrusta olan keçiler fertil tekelerle çiftleştirildi. Çiftleşmeleri takip eden 12. günde 4µg gonadorelin kas içi olarak enjekte edildi. Gebelik tanısı aşımı izleyen 40. günlerde transrektal ultrasonografi ile konuldu ve gruplar gebelik oranları açısından karşılaştırıldı. Çalışmanın sonunda Grup 1 deki gebelik oranı % 48,5 (16/33); Grup 2 de ise %81,8 idi. İki çalışma grubuna ait gebelik oranları arasında istatistiksel olarak önemli farklılık bulundu (P<0.05). Sonuç olarak üreme mevsimindeki Saanen keçilerinde BCS değerinin fertilite üzerinde önemli etkisi olduğu ve çiftleşme sezonu öncesinde BCS değeri 1,5 ve altında olan hayvanlara yüksek enerjili besleme uygulanması gerektiği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Beden kondisyon skoru, senkronizasyon, fertilite, keçi The Effect of Body Condition Score on Pregnancy Rates Following Estrus Synchronization and Gonadorelin Injections in Saanen Goat In this study, the pregnancy rates after than estrus synchronization and gonadorelin application were investigated in Saanen goats which have low and medium body condition score (BCS). For his purpose, 55 healthy Saanen goats with BCS of were used. All goats were scored of the basis of 5-scaled Body Condition Score (BCS) test. Goats were grouped by BCS as follows: Group 1 (n=33), BCS= 1.5 and Group 2 (n=22) BCS= 1.75 to 2.5. For estrus synchronization, 20 mg fluorogestone acetate (FGA) containing sponges were applied intravaginally for 14 days in all goats. The day vaginal sponges removed, 500 IU of ecg was injected. Estrus detection was performed with teaser buck after 48 hours sponges removed. Goats in estrus were mated to fertile bucks. On day 12 post mating, 4µg gonadorelin was injected intramuscularly. Pregnancy diagnosis was performed by transrectal ultrasonographic examination on day 40 post mating and pregnancy rates were compared between study groups. Pregnancy rates were 48.5 % (16/33) in Group 1 and 81.8 % (18/22) in Group 2. There was a significant difference in pregnancy rates between two groups statistically (P<0.05). It is concluded that BCS has a significant effect on fertility of Saanen goats during breeding season and the necessity of using higher energy feeding in goats with BCS 1.5 before breeding season. Keywords: Body condition score, synchronization, fertility, goat Giriş Ege bölgesi ülkemizdeki keçi yetiştiriciliğinin önemli bir kısmına ev sahipliği yapmaktadır. Bölgede yoğun olarak kıl keçisi bulunmakta, bununla birlikte son yıllarda sütçü bir ırk olan Saanen ırkı keçi üretimi de giderek artmaktadır. Ülkemizde yetiştirilen Saanen keçilerine ait fertilite parametrelerini içeren çeşitli çalışmalar bulunmaktadır (Nak ve ark., 2009; Doğan ve ark., 2009; Kılboz ve Karaca, 2009). Çeşitli metabolik faktörlerin fertilite üzerindeki etkisi incelendiğinde sınırlı sayıda araştırma bulunmaktadır (Ata ve ark. 2009). Sunulan çalışmada üreme mevsimindeki düşük ve orta beden kondisyon skorlu (BCS) Saanen keçilerinde östrus senkronizasyonu ve gonadorelin uygulaması sonrasındaki gebelik oranları incelenmiştir. 254
271 Materyal ve Yöntem Bu amaçla BCS değeri 1 ile 2,5 arasında değişen 55 baş sağlıklı Saanen keçisi kullanıldı. Tüm hayvanların BCS değerleri 5 lik puantaj yöntemine göre değerlendirildi. BCS değeri 1,5 ve altında olan keçiler Grup1 (n=33); 1,5-2,5 arasında olanlar ise Grup 2 (n=22) olarak gruplandırıldı. Tüm keçilere 14 gün boyunca östrus senkronizasyonu amacıyla 40 mg fluorogeston asetat (FGA) içeren intravaginal süngerler uygulandı. Süngerlerin çıkartıldığı gün 500 IU equine gonadotropin hormon (ecg) enjekte edildi. Progesteron uygulamasının bitiminden 48 saat sonrasında ise arama tekesi ile östrus tespiti yapıldı. Östrusta olan keçiler fertil tekelerle çiftleştirildi. Çiftleşmeleri takip eden 12. günde 4µg gonadorelin kas içi olarak enjekte edildi. Gebelik tanısı aşımı izleyen 40. günlerde transrektal ultrasonografi ile konuldu ve gruplar gebelik oranları açısından karşılaştırıldı. Çalışmadan elde edilen gebelik oranları X 2 -testine göre istatistikî açıdan değerlendirildi. P değeri <0,05 ise önemli olarak kaydedildi. Bulgular ve Tartışma Çalışmanın sonunda Grup 1 deki gebelik oranı % 48,5 (16/33); Grup 2 de ise %81,8 idi. İki çalışma grubuna ait gebelik oranları arasında istatistiksel olarak önemli farklılık bulundu (P<0.05). Küçük ruminantlarda sürü fertilitesini etkileyen etmenler arasında bireylerin metabolik durumu oldukça etkin bir faktör olarak kabul edilmektedir. Çeşitli araştırıcıların koyun, ve keçilerde yürütmüş olduğu çalışmaların sonuçları incelendiğinde BCS nin etkisini görmek mümkündür (Mani ve ark., 1992; Molina ve ark., 1994; Atti ve ark., 2001; Mellado ve ark., 2004; Madani ve ark., 2009). Hussain ve ark. (1996), düşük enerji alımı veya düşük BCS değerinin düşük gebelik oranlarına neden olduğunu belirtmiştir. Benzer şekilde çiftleşme döneminde BCS değeri 4 ve üzeri olan keçilerin diğerlerine oranlar %20 oranında yüksek oğlaklama oranına sahip olduğu görülmüştür (Mellado ve ark., 1996). Yine ultrasonografik muayeneler sırasında corpus luteum sayısının yüksek kondisyonlu keçilerde daha fazla olduğu görülmüştür (Meza- Herrera ve ark., 2008). Sonuç ve Öneriler Sunulan çalışmada mevcut sürüde BCS değeri 1,5-2,5 aralığında olan çalışma grubuna ait gebelik oranları düşük kondisyonlu hayvanların bulunduğu gruba göre belirgin bir artış göstermektedir ve bu durum literatür bilgi ile uyumludur. Sonuç olarak, üreme sezonu içerisindeki Türk Saanen keçilerinde istenilen gebelik oranına ulaşmak için enerji ihtiyacını karşılayacak uygun rasyon hazırlanmalı ve yetiştiricilere bu konuda gerekli bilgilendirme yapılmalıdır. Kaynaklar Ata, A., Saatci, M., Gulay, M. S Relationship between body condition score and fertility of Saanen goats under intensive conditions. J. Anim. Sci. 87, E-Suppl. 2/J. Atti, N., Theriez, M., Abdennebi, L Relationship between ewe body condition at mating and reproductive performance in the fat-tailed Barbarine breed. Anim Res, 50: Dogan, I., Konyalı, A., Gunay, U., Yurdabak, S Comparison of the effect of cronolone sponges and PMSG or cloprostenol on estrous induction in Turkish Saanen goats. V. Ulusal Reprodüksiyon ve Suni Tohumlama Kongresi, 1-4 Ekim,2009, Elazıg,s.155. Hussain, O., Waldeland, H., Havrevoll, O., Eik, L.O., Andresen, O., England, I.V Effect of type of roughage and energy level on reproductive performance of pregnant goats. Small Rum Res, 21:
272 Kılboz, E.I. and Karaca, F Induction of estrus with Flugestone acetate-vaginal sponge and norgestomet-ear implant treatments in young goats in non breeding season. V. Ulusal Reprodüksiyon ve Suni Tohumlama Kongresi, 1-4 Ekim,2009, Elazıg,s 165. Madani, T., Chouia, F., Abbas, K Effect of oestrus synchronization and body condition on reproduction of anoestrus Ouled Djellal ewes. Asian J Anim Vet Advances, 4(1): Mani, A.U., McKelvel, W.,Watson, E.D The effects of low-level of feeding on response to synchronization of estrus, ovulation rate and embryo loss in goats. Theriogenology, 38(6): Mellado, M., Cantu, L., Suarez, J.E Effects of body condition, length of breeding period, buck: doe ratio, and month of breeding on kidding rates in goats under extensive conditions in arid zones of Mexico. Small Rum Res, 23(1): Mellado, M., Valdez, R., Lara, L.M., Garcia, J.E Risk factors involved in conception, abortion, and kidding rates of goats under extensive conditions. Small Rum Res, 55: Meza-Herrera, C.A., Hallford, D.M., Ortiz, J.A., Cuveas, R.A., Sanchez, J.M., Salinaz, H., Mellado, M., Gonzalez-Bulnes A Body condition and protein supplementation positively affect periovulatory ovarian activity by non LH-mediated pathways in goats. Anim Reprod Sci, 106: Molina, A., Galleogo, L., Torres, A., Vergara, H Effect of mating season and level of body reserves on fertility and prolificacy of Manchega ewes. Small Rum Res, 14(3): Nak, Y., Nur, Z., Nak, D., Sagırkaya, H., Tuna, B., Sımsek, G., Ustuner, B A comparison of the effects on estrous synchronization and fertility of FGA containing vaginal sponge+pgf2α+pmsg and a combination of Ovsynch with vaginal sponge in dairy goats during the breeding season. V. Ulusal Reprodüksiyon ve Suni Tohumlama Kongresi, 1-4 Ekim,2009, Elazıg,s
273 Saanen ve Saanen X Kıl Keçi Melezi (G1-G2) Oğlaklarda Sütten Kesim Öncesi Farklı Besleme Uygulamalarının Canlı Ağırlık Artışı Üzerine Etkileri Mesut YILDIRIR, M. Akif YÜKSEL, Orhan KARADAĞ, Tamer SEZENLER, Mustafa YILMAZ Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü, Bandırma, Balıkesir Bu çalışma oğlaklarda sütten kesim öncesi dönemde besleme uygulamalarındaki farklılıkların canlı ağırlık değişimleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Toplam 64 baş Saanen ve Saanen x Kıl keçi melezi (G1-G2) oğlak iki gruba ayrılmış, kontrol (K) grubundaki oğlaklara ana sütüne ilaveten kesif yem, doğumu takip eden ikinci haftadan itibaren ad-libitum olarak sunulmuş, geç yemleme (GY) grubundaki oğlaklar ise 60. güne kadar sadece ana sütü ile beslenmişlerdir. Gruplarda ki canlı ağırlık ortalamaları incelendiğinde sadece Saanen ırkı oğlaklarda 77 ve 93. günlerde fark önemli bulunmuştur (P<0.05, P<0.01). Günlük ortalama canlı ağırlık artışı ise Saanen ve Saanen melezi oğlaklarda kontrol dönemi için önemli bulunmuştur (P<0.01, P<0.05 ). Anahtar kelimeler: Saanen, Kıl keçi, oğlak, besleme, canlı ağırlık artışı Effects of Different Nutritional Condition during Pre-weaning Period on Live Weight Gain in Saanen and Saanen X Hair Goat Kids (B1-B2) The objective of this study was to determine the effect of different nutritional conditions during preweaning period on weaning weight and weaning weight gain in Saanen and Saanen x Hair goat kids (G1- G2). In this study, 64 kids were assigned to two groups. Group K animals (n=32) were fed concentrate with the ad-libitum level and milk, animals in GY group (n=32) were fed only milk. Live weight was effected on days 77 and 93 (P<0.05, P<0.01) in Saanen kids. Average daily gain was effected on period in Saanen and Saanen X Hair goat kids (P<0.01, P<0.05). Keywords: Saanen, hair goat, kids, nutrition, live weight gain Giriş Doğum sonrası süreçte tabi olacakları besleme koşulları, bireylerin gelecekte sergileyecekleri performans özellikleri ve bu özelliklerin üretim ekonomisine olan yansımaları nedeniyle önem taşımaktadır (Göncü ve ark. 2005). Besleme koşullarının oluşumunu hayvansal üretimin içinde bulunduğu şartlar belirlemektedir ve genellikle oğlaklar sütten kesim öncesi sadece süt ile beslenirler (Genandoy ve ark. 2002), bu dönemde ilave kesif yem oğlaklarda büyümeyi desteklemektedir. Süt ırkı oğlakların büyütülmelerinde farklı yöntemler uygulanabilir (Goetsch, A.L., ve ark., 2001, Kaymakçı. M., 2006). Bu yöntemlerin uygulanmasında esas olan, oğlakların sağlıklarını ve normal gelişim biyolojilerini olumsuz etkilemeyen ve karlılığı yüksek olan süt içirme programının seçilmesidir, bu nedenle oğlak büyütmede kullanılacak emzirme programlarının işletme ekonomisini olumlu etkileyecek yönde düzenlenmesi işletme karlılığını artırabilir (Uğur ve ark. 2005). Ülkemizde, süt keçiciliğinde yaygın uygulama oğlakların hafta emzirilmesi ve sağıma oğlaklar tamamen sütten kesildikten sonra başlanılması şeklindedir (Savaş, T., 2007). Materyal Metot Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü keçi yetiştirme şubesinde 2009 yılı Şubat ayında doğan Saanen ve Saanen X Kıl keçisi melezi (G1-G2) toplam 64 baş oğlak doğum tipi, doğum ağırlığı, cinsiyeti ve ırkı göz önüne alınarak kontrol (K; n=32) ve geç yemleme (GY; n=32) gruplarına eşit sayıda dağıtılmıştır. K grubundaki oğlaklara 18 günlük yaştan itibaren 2800 kcal/kg ME ve % 18 ham protein içeren başlangıç yemi verilmiştir. 257
274 Doğumdan sonra ilk 24 saat içerisinde doğum ağırlıkları alınıp kulak küpeleri takılarak kayıt altına alınan oğlaklar, ortalama 18 günlükken deneme başlangıcı canlı ağırlıkları kaydedilmiştir. Besleme farklılıklarının oluşturulduğu bu dönem 42 gün sürmüştür. K grubundaki oğlaklar analarını serbest olarak emmelerine ilaveten adlibitum düzeyde başlangıç yemi tüketmiş, GY grubundakiler ise sadece ana sütü ile beslenmişlerdir. Deneme süresince 14 günde bir oğlakların canlı ağırlıkları ve kesif yem tüketimleri kaydedilmiştir. Deneme sonrası sütten kesime değin oğlaklar serbest düzeyde yemlenmişlerdir. Araştırmada verilerin değerlendirilmesinde SPSS istatistik paket programından yararlanılmıştır. Bulgular ve Tartışma Araştırma materyalini oluşturan oğlakların sütten kesim öncesi dönemler itibariyle canlı ağırlık ortalamaları ve standart hataları Çizelge 1 de, günlük canlı ağırlık artışı ortalamaları Çizelge 2 de verilmiştir. Çizelge 1. Oğlakların çeşitli dönemlerde canlı ağırlık ortalamaları (kg) ( x ± Sx ). Gün Doğum Saanen K 3.55± ± ± ± ± ± ±0.9 GY 3.04± ± ± ± ± ± ±0.8 P ** ÖD * ** Cinsiyet Erkek 3.43± ± ± ± ± ± ±0.9 Dişi 3.17± ± ± ± ± ± ±0.9 P ÖD * * * ÖD * * Doğum tipi Tek 3.53± ± ± ± ± ± ±0.9 İkiz 3.07± ± ± ± ± ± ±1.0 P * * ** * ** * ÖD Saanen X Kıl K 3.44± ± ± ± ± ± ±0.8 GY 3.28± ± ± ± ± ± ±0.9 P ÖD Cinsiyet Erkek 3.38± ± ± ± ± ± ±0.8 Dişi 3.35± ± ± ± ± ± ±0.8 P ÖD Doğum tipi Tek 3.66± ± ± ± ± ± ±0.9 İkiz 3.06± ± ± ± ± ± ±0.6 P ** ÖD * * ** ** ** ÖD: Önemli Değil, * : P<0.05, ** : P<0.01 Çizelge 1 incelendiğinde, K grubu Saanen oğlaklarında 77 ve 93. gün canlı ağırlıkların daha yüksek olduğu (P<0.05, P<0.01), Saanen X Kıl melezi oğlaklarda ise kontrol tartımlarının yapıldığı tüm dönemlerde K ve GY grupları arasında bir farklılık olmadığı görülmektedir (P>0.05). Kontrol günlerine ait canlı ağırlık (Çizelge 1) ve günlük canlı ağırlık artışı ortalamaları üzerine doğum tipi ve cinsiyet önemli oranda etkili olmuştur (Çizelge 2). 258
275 Çalışmadan elde edilen bulgulara göre sütten kesim öncesi günlük ortalama canlı ağırlık artışı sırasıyla K ve GY grubu Saanen oğlaklarda ve kg/gün, Saanen X Kıl melezi (G1-G2) oğlaklarda ve kg/gün olarak bulunmuştur. Süt emme döneminde günlük canlı ağırlık artışı için literatürde farklı bildirişlere rastlanmaktadır. Saanen x Kıl keçisi (G1) melezi oğlaklarda bu dönemindeki günlük ortalama canlı ağırlık artışlarını, Şimşek ve ark., (2007); kg/gün, Ezine Saaneni oğlaklar için Konyalı ve ark. (2004); ve kg/gün, Türk Saaneni oğlaklarda Uğur ve ark., (2004); ve kg/gün olarak bildirmektedirler. Günlük canlı ağırlık artışı bakımından elde edilen bulgular literatür bildirişlerinden önemli bir farklılık gözlenmemiştir. Saanen ve Saanen X Kıl keçisi melezlerinin canlı ağırlık ortalamaları ile ilgili bildirilen literatürler, bu araştırmanın bulguları ile benzer niteliktedir (Ocak ve ark., 2006; Şengoca ve ark., 2003). Çizelge 2. Oğlakların günlük ortalama canlı ağırlık artışları (kg/gün) ( x ± Sx ). Dönem Saanen K 0.263± ± ± ± ± ±0.01 GY 0.183± ± ± ± ± ±0.01 P ** ÖD ** ÖD Cinsiyet Erkek 0.250± ± ± ± ± ±0.01 Dişi 0.196± ± ± ± ± ±0.01 P * ÖD * ÖD Doğum tipi Tek 0.239± ± ± ± ± ±0.01 İkiz 0.207± ± ± ± ± ±0.01 P ÖD ** * * ÖD Saanen X Kıl K 0.222± ± ± ± ± ±0.01 GY 0.188± ± ± ± ± ±0.01 P ÖD * ÖD Cinsiyet Erkek 0.204± ± ± ± ± ±0.01 Dişi 0.206± ± ± ± ± ±0.01 P ÖD * Doğum tipi Tek 0.205± ± ± ± ± ±0.01 İkiz 0.205± ± ± ± ± ±0.01 P ÖD ** * ** ÖD ÖD: Önemli Değil, * : P<0.05, ** : P<0.01 Sonuç ve Öneriler Bu çalışmanın koşulları altında erken dönemde uygulanan besleme farklılıklarının oğlaklarda sütten kesim öncesi canlı ağırlık artışı üzerine önemli düzeyde bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Takip edilen bu özellikler doğrultusunda yetiştiricilik uygulamalarının koşullarına bağlı olarak sütten kesim öncesi sadece ana sütü ile beslemenin oğlaklarda canlı ağırlık artışı üzerine önemli düzeyde bir farklılık yaratmayacağı söylenebilir. 259
276 Kaynaklar Genandoy, H., Sahlu, T., Davis, J., Wang, R.J., Hart, S.P., Puchala, R., Goetsch, L., Effects of different feeding methods on growth and harvest traits of young Alpine kids. Small Ruminant Research 44; Goetsch, A.L., Detweiler, G., Sahlu, T., Dawson, L.J., Effects of different management practice on preweaning and early postweaning growth of Alpine kids. Small Ruminant Research, 41: Göncü, C., Yurtman, Y.İ., Savaş, T., Besleme düzeyinin dişi çepiçlerde büyüme ve üreme özellikleri üzerindeki etkileri. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi Bildiriler Kaymakçı, M., Keçi yetiştiriciliği. İzmir İli Dam. Koyun-Keçi Yet.B. Yay. No:2 Konyalı, A., Tölü, C., Savaş, T., Bazı doğum özelliklerinin oğlaklarda büyüme üzerine etkileri. 4. Ulusal Zootekni Bilim Kongresi. Ocak, S., Güney, O., Önder, H., Darcan, N., (2006). Growth and development performances of Çukurova Saanen goat kids under tropical climate conditions. Journal of Animal and Veterinary Advances 5(11): Savaş, T., Oğlak büyütme: Sorunlu noktalar üzerinde bir değerlendirme. Hayvansal Üretim 48(1): Şengoca, M., Taşkın. T., Koşum, M., Saanen X Kıl keçi melezlerinin ve Saf kıl keçilerinin kimi verim özelliklerinin belirlenmesi üzerine eş zamanlı bir araştırma. Türk J.Vet.Anim. Sci 27: Şimşek, Ü.G., Bayraktar, M., Gürses, M., (2007). Saanen X Kıl keçisi F1 ve G1 melezlerinde büyüme ve yaşama gücü özelliklerinin araştırılması. Uğur, F., Savaş, T., Dosay, M., Karabayır, A., Ataşoğlu, C., (2004). Growth and behavioral traits of Turkish Saanen kids weaned at 45 and 60 days. Small Ruminant Research 52: Uğur, F., Savaş, T., Daş, G., Mendeş, M., Diken, F., (2005). Farklı emzirme programına göre süt içerek büyütülen genç Saanen keçilerinin süt verimi özellikleri. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi Bildiriler
277 Alman Alaca Kıl Melezi Keçilerin Besin Madde Tüketimleri ile Süt Verim ve İçeriği Arasındaki İlişkilerin Fenotipik ve Kanonik Korelâsyon ile Tahmini Sabri YURTSEVEN 1, Zeki DOĞAN 2, Uğur SERBESTER 3, Murat GÖRGÜLÜ 4 1 Harran Üniversitesi Ceylanpınar Meslek Yüksek Okulu, Şanlıurfa, Türkiye 2 Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Şanlıurfa, Türkiye 3 Niğde Üniversitesi Bor Meslek Yüksek Okulu, Niğde, Türkiye 4 Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Adana, Türkiye Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi nin Süt Keçiciliği İşletmesi nde yetiştirilen ve değişik yemleme sistemleri ile yemlenen 36 baş Alman Alaca x Kıl melezi keçinin farklı besin madde tüketimleri (kuru madde (KMT), enerji, protein, ADF ve NDF) ile deneme sonu canlı ağırlık kazançları, süt verim (SV) ve içeriği aralarındaki ilişkiler kanonik korelasyon (KKO) analizi ile tahmin edilmeye çalışılmıştır. Keçilerin besin madde tüketimlerine ait değişken seti ile, süt verimi ve içeriğine ait değişken setleri arasındaki KKO katsayısı 0.91 olarak oldukça anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Değişkenler arasındaki en anlamlı Pearson korelâsyonları ise, keçilerin besin madde tüketimleri ile süt verimine ait değişkenler arasında olmuştur (p<0.01). Bu nedenle laktasyon sonundaki Alman Alaca keçilerin performanslarını tahmin etmede SV en çok etkilenen ve KMT ise en çok etkileyen faktör olmuştur. Anahtar kelimeler: Pearson korelâsyonu, çok boyutlu korelasyon, enerji protein kaynağı. Estimation of Relationship between Nutrient Intakes and Milk Yield, Milk Component in German Fawn Hair Crossbred by Phenotypic and Canonical Correlation Analysis This study was performed to estimate Canonical correlations between different nutrient intake (energy, protein, ADF, NDF and dry matter intake (DMI)) and live weight gain, milk yield (MY) and some milk component in 36 German Fawn x Hair Crossbred goats for different feeding systems by overall experimental periods. Estimated canonical correlation coefficient between the first (0.91) pair of canonical variables was significant (P<0.01). It was also determined that there was important relationship between milk yield and nutrient in Pearson correlation. The highest contribution for the explanatory capacity of canonical variables for X and Y sets was maintained by DMI and MY. Therefore, measured DMI (most impressing) and MY (most responded) at last lactation period was appeared as determining factor for estimating performance of German Fawn x Hair Crossbred goats. Keywords: Pearson correlation, multi dimension correlation, energy protein source Giriş Ruminantlarda süt verim ve içeriği ile besleme ilişkisini ortaya koymak için yapılmış çalışmalarda tek değişken incelenmekte ve sebep sonuca odaklanılmaktadır. Bu nedenle ilişkilerin Kanonik korelasyon (KKO) ile irdelenmesi farklı bilgiler sağlayabilir. Enerji ve protein en önemli besin maddelerini içermekte, mekanik doyum vs. için lif içeriği de esansiyeldir. Keçiler besin madde tüketimlerini ihtiyaca göre değiştirirler (Fedele ve ark, 2002; Yurtseven ve Görgülü, 2004). KKO bağımlı ve bağımsız değişkenlerin birden çok olduğunda kullanılabilecek en güçlü yöntemdir (Thompson, 1984). Bugüne kadar KKO ile morfolojik ve genetik parametreler üzerinde durulmuştur (Akbaş ve Takma, 2005; Çankaya ve ark.,2008). Yurtseven ve Görgülü (2004) tarafından yapılan çalışmalarda değişik yemleme sistemleri ile beslenen keçilerin besin madde tüketimleri takip edilmiş ancak bazı besin maddeleri ile performans değerleri arasındaki korelâsyonlar ortaya konulmamıştır. Bağımsız değişkenlerin yanında bağımlı değişkenler cevap çıktıları da kendi aralarında ilişki içindedir. Bu çalışmada orta laktasyondaki Alman Alaca Kıl melezi keçilerinin temel besin madde tüketimleri ile canlı ağırlık, süt verimi ve içeriği arasındaki ilişkiler KKO ile tahmin edilmeye çalışılmıştır. 261
278 Materyal ve Yöntem Hayvan materyali Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Arş. Uyg. Çiftliğindeki 36 baş Alman Alaca X Kıl birinci geriye melezi (G1), ağırlıkları 48.03±5.1 kg, süt verimleri 1270±370 kg olan, laktasyonun 102±13.gününde keçilerden oluşmuştur. Tercihli yemlenen gruplarda arpa, mısır, buğday kepeği, SFK ve yonca kuru otu verilmiştir. Aynı hammaddelerden oluşan TMR rasyonu 60:40 kesif:kaba oranına göre diğer gruplara verilmiştir. Besin madde içeriği kuru madde tüketimleri ile çarpılarak spesifik tüketimler (ME, HP, ADF, NDF ve KMT) bulunmuştur. Süt yağında, Gerber, diğer süt bileşenlerinde AOAC (1998) analiz yöntemleri kullanılmıştır. İstatistiki Analizler Besin maddelerine ait değişkenler (bağımsız=x), ile süt verim ve içeriklerine ait (bağımlı=y) değişkenlerin fenotipik ve KKO analizi Stat. 7.0 programında yapılmıştır. Bulgular ve Tartışma Çizelge 1. Bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki Korelasyon Matrisi Y1 (CAK) Y2 (Kazein) Y3 (Top. N) Y4 (Süt Yağı) Y5 (Süt Km) Y6 (NPN) Y7 (Süt Ver.) X1(ME) 0,408* -0,198 0,206-0,143 0,325-0,081 0,759** X2(HP) 0,266-0,542** 0,092 0,007 0,357 0,322 0,720** X3(ADF) 0,271-0,522** 0,055 0,017 0,403* 0,190 0,615** X4(NDF) 0,159-0,400* 0,347-0,319 0,412* 0,014 0,439* X5(KM) 0,350-0,321 0,247-0,168 0,392* -0,016 0,738** * :p<0.05, ** :p<0.01 Araştırmada değişkenlere ait fenotipik korelasyonlar çizelge 1 deki gibidir. En yüksek korelasyonlar bağımsız değişkenlerin süt verimleri arasında olmuştur. Süt kazeini, tüketilen HP, ADF ve NDF düzeyi ile ters orantılı olmuştur (p<0.01). Süt kuru maddesi, ADF, NDF ve KMT den olumlu etkilenmiştir (p<0.05). KKO da ise 5 farklı katsayısı elde edilmiş olup bu KKO lardan sadece birinci ve ikinci değişken çiftleri arasındaki KKO lar önemli bulunmuştur (p= ve p=0.03). Burada birinci KKO katsayılarında (U1V1) tam doğrusallık (şekil.1) görüldüğü için onun üzerinde durulmuştur. Bağımlı Değişkenler 2,0 1,5 1,0 0,5 0,0-0,5-1,0-1,5 Kanonik Değişkenler (U1V1) -2,0-2,0-1,5-1,0-0,5 0,0 0,5 1,0 1,5 2,0 Bağımsız Değişkenler Şekil 1. U1V1 değişken kümeleri arasındaki ilişki U1V1 e ait bileşenler kullanılarak kanonik değişken katsayıları aşağıdaki gibidir. 262
279 U1 = 1.86ME HP ADF 1.39NDF KM = V1 = 0.06CAK 0.32Kazein 0.06Top.N Süt yağı StKM 0.20Süt NPN Süt Verimi U1V1 doğrusal bileşenleri arasındaki ilişkiye göre HP, ADF ve KM bağımsız değişkenlerindeki artış, süt yağ, süt km ve süt verimi bağımlı değişkenlerini artırmıştır. Ayrıca ME ve NDF de meydana gelen azalış, CA kazancı, Süt kazein, Toplam N ve Süt NPN bağımlı değişkenlerini azalmıştır. Bağımsız değişkenler bağımlı değişkenlerdeki değişimin % %41.4 ünü açıklamıştır. (çizelge 2). Çizelge 2. Kanonik korelasyon analizi özet sonuçlar tablosu N=24 Bağımsız Değişkenler X Bağımlı Değişkenler Y Değişken Sayısı 5 7 Toplam Gereksizlik Katsayısı 73.5 %* 41.4 %** (Total Redundancy) *:Bağımsız değişkenler varyansının % 73.5 i bağımlı değişkenlerin kanonik değişkenlerince, **:Bağımlı değişkenler varyansının %41.4 ü bağımsız değişkenlerin kanonik değişkenlerince açıklanmıştır. Bağımsız değişkenlerde KMT (en çok etkileyen), bağımlı değişkenlerde ise süt verimi, U1 e ve V1 e en çok katkı yapan değişkenlerdir. U1 in oluşumunda en çok katkıyı sırasıyla mutlak değer olarak KMT, ME, ADF ve HP yapmıştır. V1 de ise en çok etkilenen süt verimi sonra süt KM, kazein, yağ, NPN, toplam N ile CAK olmuştur. Bu çalışmada besin maddeleri tüketimleri ile performans verileri arasındaki ilişki önce fenotipik korelasyon ile sonra KKO analizi ile incelenmiş ve rumendeki karmaşık ilişkinin KKO analizi ile çok boyutlu uzayda açıklanabileceği görülmüştür. Bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki en yüksek fenotipik ilişkiler, ME, HP, ADF ve KM tüketimi ile süt verimi arasında olmuştur. Lu ve ark (1991) sağmal keçilerde kuru madde tüketimi, rasyon enerji düzeyi ile süt verimi ve canlı ağırlıklar arasında güçlü pozitif korelâsyonlar olduğunu ve önemli belirleyiciler olduğuna dikkat çekmişlerdir. Laktasyon başında korelâsyonlar daha yüksektir. Çalışmada keçilerin ileri laktasyon döneminde olmaları nedeniyle korelâsyonlar daha zayıf kalmıştır. Ayrıca protein ve kazeindeki negatif zayıf ilişki ileri laktasyonda protein ve enerji kaynağındaki uyumsuzluğu düşündürmüştür. Çünkü Sampelayo ver ark. (1998, 1999),a göre keçilerde kazeindeki varyasyon proteinin özelliği ile ilgilidir. Zira enerji protein dengesizlikleri azotun kullanım etkinliğini düşürerek sütte NPN içeriğini artırabilir. Bu ise yüksek protein içeriğine rağmen düşük kazeine neden olabilir. KKO analizinde ise 5 besin maddesi ile 7 adet performans verileri ilişkisi oldukça doğrusal olmuştur (şekil 1). Kuru madde tüketimi yanında enerji, protein tüketimi de süt verimi ile yüksek korelasyon gösterirken lif içeriği içerisinde NDF nin ADF ye göre daha zayıf ilişkisi anlamlıdır. ADF yemin lifinin daha az veya zor sindirilen kısmını içermektedir. Korelasyonlarda ADF nin süt verimi ile pozitif ilişki içerisinde olması keçiler için tüm evrelerde rumen fonksiyonları ve süt yağının garantisi için lif içeriğinin ne derece esansiyel olduğunu ortaya koymakta olup, laktasyonun ilk dönemindeki önemi daha büyüktür (Morand Fehr ve ark., 2007). HP ve ADF ile süt kazeini arasında da negatif ilişki bulunmuştur. Rasyonda protein düzeyinin artmasının kazeini artırması beklenirken, kullanılan protein kaynağının yüksek yıkılabilir olması nedeniyle kazeinin düşmüş olması muhtemeldir. Ayrıca ADF nin artışı ile birlikte enerjinin etkinliği düştüğü için de kazein azalmış olabilir. Zaten ilgili çalışmada süt NPN düzeyinde 263
280 yükselme yaşanmış ve bu bazı gruplarda enerji kaynağı olarak seçilen tahılın (arpa) nişasta yapısının kullanılan protein kaynağı ile uyumlu olmadığı şeklinde yorumlanmıştır (Yurtseven ve Görgülü, 2004). Çalışmada kullanılan keçilerin laktasyon sonuna yaklaşması nedeniyle süt verimleri ve içeriğindeki geniş varyasyon mevcut sonuçların oluşmasında etkili olmuş olabilir. U1V1 değişken çiftinde sağ taraf elemanlarında en fazla etkiyi mutlak değer olarak kuru madde tüketimi göstermiş onu ME izlemiştir. Bağımsız değişkenlerden en fazla etkilenen süt verimi olurken bunu süt kuru maddesi, kazein ve yağ izlemiştir. En az değişen faktör CAK olmuştur. Mevcut çalışmada laktasyonun son döneminde süt verimindeki hızlı değişimler bu sonucu doğurmuş olabilir. Süt verimindeki hızlı değişime nazaran süt içeriği daha sabit kalmıştır. Ayrıca süt verimi ile sütün farklı bileşenleri arasında ters ilişkinin olduğu bilinmektedir (Morand-Fehr ve ark.,1991). Buna ek olarak bu dönemdeki keçilerde canlı ağırlık değişimleri çok azdır. KKO katsayısına ait U1V1 bileşeninde süt verimi, süt yağı ve süt kuru madde düzeyinin keçilerin kuru madde, ADF tüketimi ile pozitif ilişkisi görülmektedir. Süt verimi ve protein içeriği enerjiye daha çok bağımlı iken süt yağı rasyon kaba yem düzeyi ve kaynağına bağımlıdır (Sales-Duval ve ark., 2003). Özellikle sağmal keçilerde yetersiz lif tüketimi süt yağ depresyonunun önemli sebebidir. Santini ve ark.(1991) a göre ADF tüketiminin iki katına çıkması ile süt yağında 1 puanlık bir artış olmuştur. Korelâsyonlarda lifli materyallerin diğer besin maddelerine dolaylı etkileri göze çarpmaktadır. Lu ve ark. (2005), keçilerde toplam çiğneme zamanı ve süt yağ içeriğinin sadece ADF tüketimi ile ilişkisini denklemler halinde ifade etmişlerdir. HP tüketimi ve süt proteini katsayılarının U1V1 de çok düşük olması çalışma şartlarındaki keçilerde laktasyonun orta ve son dönemi olmasından kaynaklanabilir. Kuruya çıkma eğilimi ve enerjinin daha çok yeni gebelik dönemine hazırlık için kullanılması nedeniyle HP tüketiminin süt verimi hariç süt proteini ve canlı ağırlık üzerine etkileri diğer besin maddelerine göre daha zayıf gerçekleşmiş olabileceği tahmin edilmektedir. ME ve NDF tüketiminin azalması ile birlikte CA kazancı, süt kazeini, toplam N ve süt NPN bağımlı değişkenlerinde azalış olması anlamlıdır. Ancak canlı ağırlık, toplam azot ve NPN deki azalışlar önemsiz düzeyde olmuştur. ME ve NDF tüketiminde görülen benzer paralellik Fedele ve ark. (2002) nın çalışmalarında da görülmüş ve enerji tüketimi ile NDF tüketimi balans ayarlayıcı olarak artmıştır. Yüksek miktarda tüketilen lifin toplam yem tüketme, çiğneme ve ruminasyon süresini uzatacağı, enerjiye olan gereksinmeyi artırması beklenen bir durumdur (Santini ve ark., 1991). Süt proteininin düşüyormuş gibi görünmesi, denemenin yürütüldüğü sıcak mevsimde sıcaklık stresinin ruminantlarda süt protein ve yağ düzeyini düşürmesi ile ilgili olabilir (Abdella ve ark., 1993) Bulgulara göre KKO, keçilerde performans değerlerinde besin maddelerinin birbirleri ile interaksiyonu ve pozitif veya negatif birliktelik etkilerini açıklayacak potansiyele sahiptir. Değişik dönemlerde (laktasyon dönemleri, gebelik, kuruda olma vs.) kanonik değişken katsayıları değişebilir. Çünkü ruminant hayvanlar besin madde alımlarını değişen fizyolojik ve çevresel koşullara göre değiştirmektedir (Provenza, 1995). Çalışmada elde edilen besin madde tüketimleri NRC (1981) in önerdiği düzeyin üzerinde olmuştur. Bütün hayvanlarda tüketimin yüksek olması önemli farklılıkların oluşmasını önlediği için bazı ilişkilerin belirlenmesi ve yorumunda zorluklar yaşanabilmektedir. Besin maddesi ve performans ilişkilerinde anlamlı korelâsyonların ortaya çıkması açısından seçime sunulan yem alternatiflerinin artırılması ile gerçeğe daha fazla yaklaşılabilir. Bu çalışmada bile bağımlı değişkenlerdeki etkinin sadece %41.4 ü bağımsız değişkenlerce açıklamıştır (çzg.2). Bu korelâsyona etki eden daha 264
281 pek çok faktörü işaret etmektedir. Bu faktörler ana değişkenleri etkileyen makro (yağ asitleri, vitaminler vs.) ve mikro bileşenlerden (mineraller, CLA vs) daha spesifik maddelere (terpenler, taninler vs.) kadar değişebilir. Bunların Korelasyona dahil edilmesi farklı bilgilere ulaştırabilir. Kaynaklar Abdella, E.B., Kotby, E.A., Johnson, H.D., Physiological responses to heat-induced hyperthermia of pregnant and lactating ewes. Small Rumin. Res. 11, Akbaş, Y., Takma, Ç., Canonical Correlation Analysis for Studying The Relationship Between Egg Production Traits and Body Weight, Egg Weight and Age at Sexual Maturity in Layers. Czech J. Animal Sciences, (4); AOAC, Official Methods of Analysis. 16th Edition, 4th Revision. Washington DC. Çankaya, S., Yazgan, E., Göçmez, Z., Serbester, U., Siyah Alaca Buzağılarının Doğum ve Altıncı Ay Dönemlerine Ait Bazı Morfolojik Özellikler Arasındaki İlişkinin KKO ile İncelenmesi, IV. Ulusal Zootekni Kongresi, Fedele, V., Claps, S., Rubino, R., Calandrelli, M., Pilla, A. M Effect of free choice and traditional feeding systems on goat feeding behaviour and intake. Livest. Prod. Sci. 74: Lu, C.D., Kawas, J.R., ve Mahgoub, O.G Fibre digestion and utilization in goats Small Rumin. Res. 60, Morand-Fehr, P., Bas, P., Blanchart, G., Daccord, R., Giger-Reverdin, S., Gihad, E.A., Hadjipanayiotou, M., Mowlen, A.,Remeuf, F. and Sauvant, D., Influence of feeding on goat milk composition and technological characteristics. In: Morand-Fehr, P. (Ed.), Goat Nutrition, Pudoc, Wageningen, pp.209±224. NRC, Nutrient Requirements of Goat. NationalAcademy Press, Washington, DC. Provenza, F.D Postingestive feedback as an elementary determinant of food preference and ıntake in ruminants. J.Range Manage. 48: Sales-Duval, M., Danon, V., Goby, J.P., ve Rochon, J.J Influence of food systems of the Catalan maquis area of the composition of the milk fat of goat, FAO-CIHEAM Seminar on Sustainable Grazing, Nutritional Utilization and Quality of Sheep and Goat Products and Rangelands Grenada (Sp.), 2 4 October Ses. 2 p. 45. Sampelayo, M.R.S., Amigo, L., Ares, J.L., Sanz, B., Boza, J., The use of diets with different protein sources in lactating goats: composition of milk and its suitability for cheese production. Small Rumin. Res. 31, Sampelayo, M.R.S., Perez, M.L., Extremera, F.G., Boza, J.J., Boza, J., Use of different dietary proteinsources for lactating goats: milk production and composition as functions of protein degradability and amino acid composition. J. Dairy Sci. 82, Santini, F.J., Lu, C.D., Potchoiba, M.J., Coleman, S.W., Effects of acid detergent fibre intake on early postpartum milk production and chewing activities in dairy goats fed alfalfa hay. Small Rumin. Res. 6, Statistica Statsoft (inc) Data analyses software system. Version 7. Tulsa OK USA Thompson, B., Canonical Correlation Analysis: Uses and Interpretation. Sage Publications, California. 69p. Yurtseven, S., ve Görgülü, M Effects of grain sources and feeding methods, free-choice vs total mixed ration, on milk yield and composition of german fawn x hair crossbred goats in mid lactation. J. Anim. Feed Sci. 13:
282 Keçi Rasyonlarında Antioksidan Kullanımı Aydın ALTOP, Güray ERENER, Hüseyin ÇAYAN Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 55139, Samsun Reaktif oksijen türleri hücrelerin metabolik reaksiyonları sonucunda üretilmektedir. Bu yapılar karbonhidrat, protein ve DNA dan çok lipitleri etkileyerek lipit peroksidasyona neden olurlar. Organizmalar bu zararlı oluşumları indirgemek ya da engellemek için enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidan savunma sistemleri geliştirmişlerdir. Ancak reaktif oksijen türleri fazla üretildiği durumda hayvanlarda oksidatif stres artmaktadır. Bunun engellenebilmesi için oksidatif stres ortadan kaldırılması ya da hayvanların karmalarında antioksidan kullanılması gerekir. Diğer hayvancılık kollarında olduğu gibi keçi yetiştiriciliğinde de oksidatif stresi azaltmak için rasyonlara antioksidan ilave ederek enzimatik olmayan savunma sistemlerini direk, enzimatik savunma sistemlerini ise dolaylı yoldan güçlendirmek mümkün olabilmektedir. İşte bu derlemede reaktif oksijen türlerinin neden olduğu oksidatif stres, antioksidan savunma sistemleri ile keçi karmalarında antioksidan kullanımı hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar kelimeler: Keçi besleme, oksidatif stres, reaktif oksijen türleri, antioksidan The Use of Antioxidant in Goat Diets Reactive oxygen species have been produced by metabolic reactions in the cells. These are quite detrimental and cause lipid peroxidation affecting lipids more than protein, carbohydrate and DNA. To prevent or reduce those detrimental constitutions, organisms have improved enzymatic and nonenzymatic antioxidant defense systems. However, when reactive oxygen species have been produced more than preventing of antioxidant defense systems, oxidative stress in animals have increased. To prevent such a state, the factors causing oxidative stress should be removed or used antioxidant in rations. In goat production, it is possible to improve directly enzymatic antioxidant defense systems, in directly, non-enzymatic antioxidant defense systems by using antioxidant in rations. In this study has given information about oxidative stress produced by reactive oxygen species, antioxidant defense systems and using antioxidant in goat rations Keywords: Goat nutrition, oxidative stress, reactive oxygen species, antioxidant Giriş Oksijen, oksidatif metabolizma sırasında enerji için suya indirgenirken çok az bir kısmı da serbest radikaller olarak, elektronlarını kaybetmiş zararlı maddelere dönüşürler (Akkuş, 1995). Serbest radikallerin tek elektron eksiklikleri başka moleküllerle kolayca elektron alışverişi yapabilme ya da birleşebilme özelliği kazandırır. Böylece bu radikaller protein, DNA ve lipitlerin yapı ve fonksiyonlarını değiştirebilmektedirler (Mates ve ark., 1999). Bu olumsuz durumların engellenmesinde antioksidan lar oldukça önemlidir. Çünkü antioksidan savunma sistemi serbest radikal üretimini engellemede yetersiz kaldığında, hücre ve dokularda oksidatif stres olarak tanımlanan hücre hasarları meydana gelebilmektedir (Marcincak ve ark., 2004). Oksidatif stres, sıcaklık (Di Trana ve ark., 2006), taşıma, ırk (Kannan ve ark., 2007), besleme, doğum öncesi ve sonrası dönem (Celi ve ark., 2009), laktasyon (Andrés ve ark., 1997), ve hastalık (Dede ve ark., 2002) gibi faktörlerce etkilenen hayvanlarda et ve süt veriminde azalmalara, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve ilerleyen dönemlerde birtakım metabolik bozukluklara neden olabilmektedir. İşte bu derlemede, keçilerde serbest oksijen radikallerinin oluşumu, oksidatif stres ve antioksidan kontrol mekanizmaları gibi zincirleme reaksiyon gösteren oluşumlar arasındaki etkileşimler açıklanmaya çalışılmıştır. 266
283 Serbest Radikaller Serbest radikal bir ya da daha fazla eşleşmemiş elektrona sahip, kısa ömürlü, kararsız, reaktiviteleri yüksek molekül ya da atomlardır. Serbest radikaller reaktif oksijen ve reaktif azot türleri olmak üzere ikiye ayrılırlar. Biyolojik sistemde en önemli serbest radikaller oksijenden oluşanlardır (reaktif oksijen türleri) ve en fazla elektron transferiyle mitokondrial solunumda ortaya çıkar (Thomas, 2000). Serbest radikallerin en önemlileri süperoksit anyonu (O 2 - ), tekli oksijen, hidrojen peroksit (H 2 O 2 ) ve hidroksil radikalidir (OH - ) (Fellenberg ve Speisky, 2006). Çok reaktif bir serbest radikal olmayan O 2 -, moleküler oksijenin bir elektron alması sonucu oluşur. Lipit membranlarına zarar vermez ve üretildiği bölgede kalmaktadır (Thomas, 2000). Bir diğer serbest oksijen radikali ise tekli oksijendir. Serbest radikallerin reaksiyonlarının başlamasına neden olduğu için serbest oksijen radikalleri içinde yer alır. Serbest oksijen radikallerinden diğeri de H 2 O 2 tir. H 2 O 2 yüksek bir oksidan özellik gösterir (Soriani ve ark., 1994). Bundan dolayı radikal olmamasına karşın serbest oksijen radikali olarak kabul edilir ve hidroksil radikali için kaynak oluşturur. Hidrojen peroksit, dokularda bulunan katalaz (KAT), peroksidaz (Px) ve glutatyon peroksidaz (GPx) gibi enzimlerle, su ve oksijen gibi daha zayıf etkili ürünlere dönüştürülerek etkisizleştirilmektedir (Moran ve ark., 2001; Wickens, 2001). Serbest oksijen radikalleri içinde en reaktif olanı OH - dir. Biyolojik sistemlerde Fenton ve Haber-Weis reaksiyonlarıyla oluşmaktadır (Fellenberg ve Speisky, 2006). OH - in eşlenmemiş elektron içeren dış yörüngesine elektron alma ilgisinden dolayı, bulunduğu ortamda her molekül ile tepkimeye girmektedir. Ancak yarılanma ömrü çok kısadır (Halliwell, 1991; Betteridge, 2000). Oksidatif Stres Hücre zarındaki fosfolipitler, özellikle de çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) oksidatif hasara karşı hassastırlar (Fellenberg ve Speisky, 2006). Serbest radikallerin PUFA den bir H atomunu uzaklaştırması lipit peroksidasyonunu ya da başka bir deyişle oksidatif stresi başlatmaktadır. H i koparılan ve radikal duruma düşen lipit radikali diğer PUFA nin H atomunu kopararak kendisini kararlı hale getirmeye çalışır. Bu durumda yine bir lipit radikali kararlı hale geçerken başka bir lipit radikali oluşmaktadır. İşte bu sürece lipoperoksidasyon denilmektedir. Hücrelerde lipit radikal zincirini kırıcı antioksidanlar yok ya da yetersiz ise süreç otomatik olarak devam ederek lipoperoksit üretimi artmaktadır (Speisky ve Jiménez, 2000). Böylece doku ve hücrelerdeki lipoperoksitler kolaylıkla aldehit, keton, alkol ve lakton gibi sitotoksik bileşiklere dönüşebilmektedir (Esterbauer, 1993). Oluşan bu ürünler hayvanlarda oksidatif stres oluşturarak performansta azalmalara ya da immün sistemde bir takım olumsuzlukların ortaya çıkmasına neden olabilmektedirler. Nitekim Miller ve ark., (1993) yaptıkları çalışmada, süt inekleri yeterince antioksidan içermeyen karmalarla yemlendiğinde yada oksidatif strese maruz bırakıldığında hayvanlarda birtakım metabolik bozukluklar tespit etmişlerdir. Doku ve hücrelerde oksidasyona karşı hassas ikinci grup proteinlerdir. Lipit oksidasyonu na göre daha yavaş ve uzun bir süreci kapsayan protein oksidasyonu Fenton reaksiyonuyla başlamakta ve H 2 O 2 varlığında geçiş metalleri belirli aminoasit kalıntılarıyla birleşerek OH - radikalleri üretmektedirler. Bu radikallerde proteinlerin özelliklerini değiştirerek hayvanlarda oksidatif stres oluşturmaktadırlar (Fellenberg ve Speisky, 2006). 267
284 Hayvanlarda oksidatif strese neden olan bir başka etmende lökositlerdir. Vücudu korumada görevli olan fagositik lökositler biyolojik hedefleri yok etmek için serbest radikal oluşturabilmektedirler. Özellikle nötrofiller, içerdikleri myeloperoksidaz enzimi ile süperoksit dismutasyonuyla oluşan hidrojen peroksiti (H 2 O 2 ), klorür iyonuyla birleştirerek güçlü bir antibakteriyal olan hipokloröz asite (HOCl ) dönüştürmektedir (Balık, 1986). Yapılan çalışmalar fagositik hücre fonksiyonlarının ruminantlarda enzimatik antioksidan savunma sistemlerini etkilediğini göstermiştir (Fike ve ark., 2001; Saker ve ark., 2001). Antioksidanlar Serbest oksijen ve nitrojen radikallerinin oluşumu ve buna bağlı hasarı önlemek için vücutta antioksidanlar olarak bilinen savunma mekanizması geliştirilmiştir. Enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidanlar şeklinde 2 gruba ayrılan antioksidanlar, endojen ya da ekzojen kaynaklı olabilir (Akkuş, 1995). Enzimatik olanlar, mitonkondrial sitokrom oksidaz sistemi, süperoksit dismutaz (SOD), KAT, GP X, glutatyon-s-transferaz, hidroperoksidaz gibi enzimlerdir. Bunlar arasında SOD, GP X ve KAT diğerlerine göre daha önemlidir (Altop ve ark., 2009). SOD, süperoksitin hidrojen peroksit ve moleküler oksijene dönüşümünü katalizler ve fagosite edilmiş bakterilerin intraselüler öldürülmesinde rol oynar (Halliwell ve Chirico, 1993). GP X selenyum içerir, sitoplâzma ile mitokondride bulunur ve hidrojen peroksitlerin indirgenmesinden sorumludur. (Droge, 2002). Bir diğer antioksidan enzim olan KAT, çoğunlukla peroksizomlarda ve sitoplâzmada bulunur ve H 2 O 2 i oksijen ve suya parçalamaktadır (Akkuş, 1995). Ancak hücrede serbest radikal saldırılarına karşı hücre bütünlüğünün korunmasında GP X, KAT ve SOD un bir arada bulunması oldukça önemlidir (Kahraman, 1998). Enzim olmayan antioksidanlar ise alfa-tokoferol,(e vitamini) β- karoten, askorbik asit, melatonin, ürat, sistein, seruloplazmin, transferin, laktoferrin, miyoglobin, hemoglobin, ferritin, metiyonin, albümin, bilüribin ve glutatyon olarak sıralanabilir (Halliwell, 1991). Bunlar içerisinde antioksidan değeri bakımından en önemlisi E vitaminidir. Güçlü bir antioksidan olan E vitamini, hücre membran fosfolipitlerinde bulunan PUFA ni serbest radikal etkisinden koruyan ilk savunma hattını oluşturur. E vitamini, O 2 - ve OH - radikallerini, singlet oksijeni, lipid peroksit radikallerini ve diğer radikal örneklerini indirgeme özelliğine sahiptir. GP X ile E vitamini birbirini tamamlayıcı etki gösterir. E vitamini peroksitlerin sentezini engellerken, GP X peroksitleri ortadan kaldırmaktadır (Putnam ve Comben, 1987). Keçilerde Oksidatif Stres Üzerine Antioksidanların Etkileri Çiftlik hayvanlarında birtakım metabolik bozuklukların (lipit peroksidasyonu) oluşmasında, bazı organların metabolik aktivitelerin düzenlenmesinde (özellikle karaciğer fonksiyonlarında) ve verim azalışlarında oksidatif stresin önemli bir yere sahip olduğunu düşünülmektedir (Halliwell ve Gutteridge, 1989; Lykkesfeldt ve Svendsen, 2007). Serbest radikallerin aşırı üretilmesi ve antioksidan savunma sisteminin yetersizliğinde meydana gelen oksidatif stres keçilerde sıcaklık (Di Trana ve ark., 2006), taşıma, ırk (Kannan ve ark., 2007), besleme, doğum öncesi ve sonrası dönem (Celi ve ark., 2009), laktasyon (Andrés ve ark., 1997) ve hastalık (Dede ve ark., 2002) gibi faktörlere bağlı olarak değişim göstermektedir. Nitekim, oksidatif stres üzerine besleme etkisinin değerlendirildiği bir çalışmada, keçilerin doğum öncesinde oksidatif strese maruz kaldıkları tespit edilmiştir (Celi ve ark., 2009). Araştırıcılar bu durumu, 268
285 oksidatif stresin önemli belirteçlerinden olan GP X, SOD ve serbest oksijen radikal düzeyindeki artışa bağlamışlardır. Böylesi durum keçilerin kesimhanelere taşınması esnasında da gözlemlenmiştir. Oksidatif stresin önemli kaynaklarından olan taşıma stresi lenfosit miktarında azalmaya nötrofil miktarında ise artışa neden olmuştur. Gerçektende fagositik hücre fonksiyonlarındaki değişimler keçilerin oksidatif strese maruz kaldıklarının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir (Saker ve ark., 2001). Bu bağlamda keçilerde serbest radikallerin oluşturduğu oksidatif stresin önüne geçilmesinde karmalarda antioksidanların bulunması gerekmektedir. Güçlü bir antioksidan olan E vitamini doku ve hücreleri reaktif oksijen türlerinden koruyan önemli bir madde olup (De Duve ve Hayaish, 1978) nötrofillerin patojenlere karşı öldürücü yeteneklerini artırabilmektedir (Weiss ve ark., 1994). Vitamin E ye ilaveten selenyumda GP x gibi enzimlerin yapısında bulunarak hücresel antioksidan savunma sistemi içindedir (Neve, 1991). Nitekim sıcaklık stresi altındaki keçilere vitamin E ilavesinin oksidatif stresi azalttığı ve süt verimlerini artırdığı bildirilmiştir (Di Trana ve ark., 2006). Benzer sonuçlar parazit bulaşmış keçi rasyonlarında antioksidan (vitamin E) kullanımı ile de görülmüştür (Dede ve ark., 2002). Sentetik antioksidanların yanında antioksidan özellik taşıyan yosun ekstraktı ruminantlarda (süt sığırları, koyun, keçi) monositik hücre fonksiyonunu ve serum antioksidan düzeyini olumlu yönde değiştirdiği ve ayrıca keçilerde taşıma stresinin neden olduğu oksidatif stresi önlemede de önemli yararlar sağladığı görülmüştür (Fike et al. 2001), Sonuç Serbest oksijen radikaller, birtakım etmenlere bağlı olarak keçilerde de verim düşüklüğü ve birtakım hastalıklara neden olabilen oksidatif stres oluşturabilmektedir. Belirgin klinik semptomlar göstermeyen ve tespiti için birtakım analitik ölçümlerin yapılmasını gerektiren oksidatif stresin önlenmesinde antioksidanlar oldukça önemlidir. Bu bağlamda oksidatif stresin kaynağı olan serbest radikallerin oluşumu, oksidatif stres ve antioksidanlar arasındaki ilişkilerin bilinmesi bu oluşumların engellenmesinde alınacak önlemlerin tespitinde önemli katkılar sağlayacaktır. Kaynaklar Akkuş, İ Serbest Radikaller ve Fizyopatolojik Etkileri. 1. Baskı, Konya: Mimoza Yayınları; s Altop, A., Erener, G Kanatlılarda serbest radikal oluşumu, lipit oksidasyonu ve antioksidanlar arasındaki ilişkiler. V. Ulusal Hayvan Besleme Kongresi, 30 Eylül-3 Ekim 2009, Silverside Hotel,Çorlu, Tekirdağ, s Andrés, S., Jimenez, A., Mañé, M.C., Sánchez, J., Barrera, R Relationships between some soil parameters and the blood glutathione peroxidase activity of grazing sheep. Vet. Rec. 141, Balık, E Doku incinmesi ve yangısal olaylarda oksijen serbest radikallerinin önemi. Ege Ü. Tıp Fak. Derg. 25(2): Betteridge, DJ What is Oxidative stres? Metabolism., 49, 2:3-8. Celi, P., Di Trana, A., Claps, S Effects of plane of nutrition on oxidative stress in goats during the peripartum period. Vet. J. in Press. De Duve, C., Hayaish, O Tocopherol, oxygen and biomembranes. Amsterdam: Elsevier North Holland Biochemical Press. Dede, S. Değer, Y. Kahraman, T., Değer, S. Alkan, M. Cemek, M Oxidation products of nitric oxide and the concentrations of antioxidant vitamins in parasitized goats. Acta Vet. Brno, 71: Di Trana, A., Celi, P., Claps, S., Fedele, V., Rubino, R.2006.The effect of hot season and nutrition on the oxidative status and metabolic profile in dairy goats during mid lactation. Anim. Sci., 82: Droge, W Free radicals in the physiological control of cell function. Physiol. Rev. 82, Esterbauer, H Cytotoxicity and genotoxicity of lipid-oxidation products. Am. J. Clin. Nutr. 57(supl):
286 Fellenberg, M.A., Speisky, H Antioxidants: their effects on broiler oxidative stress and its meat oxidative stability. World Poultry Scı J, Vol. 62: Fike, J.H., Allen, V.G., Schmidt, R.E., Zhang, X., Fontenot, J.P., Bagley, C.P., Ivy, R.L., Evans, R.R., Coelho, R.W., Wester, D.B Tasco forage. I. Influence of a seaweed extract on antioxidant activity in tall fescue and in ruminants. J. Anim. Sci. 79, Halliwell, B., Gutteridge, J.M.C Free radicals in biology and medicine. Oxford University Press, Oxford, UK. Halliwell, B., Drug antioxidant effects. Drugs, 42(4): Halliwell, B. and Chirico, S Lipid peroxidation: its mechanism, measurement, and significance. Am. J. Clin. Nutr.57: Kahraman, T., Elektrik alanın rat eritrosit ve dokularındaki antioksidan enzim (süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz) aktiviteleri, lipit peroksidasyon ve glutatyon seviyelerine etkisi (doktora tezi). Y Y Ü Saglık Bilimleri Enstitüsü, Van. Kannan., G. Saker, K.E., Terrill, T.H. Kouakou, B. Galipalli, S. Gelaye, S Effect of seaweed extract supplementation in goats exposed to simulated preslaughter stres. Small Rumınant Res Lykkesfeldt, J., Svendsen, O Oxidants and antioxidants in disease: oxidative stress in farm animals. Vet. J. 173, Mates, J.M., Perez-Gomez, C., Nunez De Castro, I Antioxidant enzymes in human diseases. Clin. Biochem. 32(8): Marcincak, S., Sokol, J., Bystrıcký, P., Popelka, P., Turek, P., Bhıde, M., Máté, D Determination of lipid oxidation level in broiler meat by liquid chromatography. Journal of AOAC Internatıonal, 87, No. 5, Miller, J.K., Brzezinska-Slebodzinska, E., Madsen, F.C Oxidative stress, antioxidants, and animal function. J. DAIRY SCI. 76, Moran, L.K., Gutteridge, J., Quinlan, G.J Thiols in cellular redox signalling and control. Curr. Med. Chem. 8, 763. Neve, J Review Physiological and nutritional importance of selenium. Experientia 47: Putnam ME, Comben N Vitamin E (review article). The Veterinary Record. Dec (5): Saker, K.E., Allen, V.G., Fontenot, J.P., Bagley, C.P., Ivy, R.L., Evans, R.R.,Wester, D.B Tasco- Forage. II. Monocyte immune cell response and performance of beef steers grazing tall fescue treated with a seaweed extract. J. Anim. Sci. 79, Speisky, H., Jimenez, I Radicales libres y antioxidantes en la prevención de enfermedades: (ı) mecanismos de generación de radicales libres. Rev. Chil. Nutr. 27: Soriani, M., Pietraforte, D., Minetti, M Antioxidant potential of anaerobic human plasma: role of serum albumin and thiols as scavengers of carbon radicals. Arch. Biochem. Biophys. 312, Thomas, M. J The role of free radicals and antioxidants. Nutrition 16, Weiss, W. P., Hogan, J. S., and Smith, K. L Use of α-tocopherol concentrations in blood components to assess vitamin-e status of dairy cows. Agri-Practice 15(7):5. Wickens, A.P Ageing and free radical theory. Resp. Physiol. 128:
287 Melatonin Hormonunun Biyosentezi ve Süt Keçisi Yetiştiriciliğinde Eksojen Kullanımının Üreme Performansı ile Süt Kalitesi Üzerine Etkisi Mahmut ÇINAR, Uğur SERBESTER, Ayhan CEYHAN Niğde Üniversitesi Bor Meslek Yüksekokulu, 51700, Bor, Niğde Türkiye de keçi populasyonu, son yıllarda sayısal olarak azalmasına rağmen keçi yetiştiriciliği ekonomik ve sosyal açıdan önemini sürdürmektedir. Bölgesel farklılık olmakla birlikte ülkemizde yetiştiriciliği yapılan keçi ırkları, genellikle sonbahar mevsiminde kızgınlık göstermektedir. Üreme etkinliğinin sezonal olması, yılın her mevsimi keçi sütü ve etine olan talebin karşılanmasında yetersizliklere sebep olmaktadır. Sezonal kızgınlık gösteren hayvanlarda fotoperiyot önemli bir çevresel faktördür. Retina tarafından alınan ışık sinyalleri epifiz bezinden salgılanan melatoninle (N-asetil 5-metoksi triptamin) hormonal mesajlara dönüştürülmekte ve seksüel aktivite başlamaktadır. Melatonin hormonunun biyosentez aşamalarında enzimatik reaksiyonlar görev almakta ve triptofandan, serotonin daha sonra ise melatonin sentezi sağlanmaktadır. Eksojen melatonin uygulamaları, aşım sezonu dışında da seksüel aktivitenin uyarılmasına imkan sağlayan uygulamalardan birisidir. Melatonin üreme dışında, hücresel yapıların oksidatif zarardan korunmasını sağlayarak süt kalitesi üzerinde pozitif etkiye sahip olabilmektedir. Bu derlemede, melatonin hormonunun biyosentezi ve süt keçisi yetiştiriciliğinde eksojen uygulamalarının üreme performansı ile süt kalitesi üzerine etkisi irdelenecektir. Anahtar kelimeler: Melatonin, Gonadotropinler, Oksidatif metabolizma, Somatik hücre sayısı Biosynthesis of Melatonin Hormones and Effect of Exogenous Treatment on Reproductive Performance and Milk Quality in Dairy Goat Breeding Goat breeding maintains significance in point of economic and social while goat population has gradually decreased in Turkey. Although regional differences, goat breeds on Turkey usually show sexual activity in fall season. Because of seasonal reproductive activity, goat milk and meat production are not sufficient to consumer demands. Photoperiod is important environmental factor for seasonal breeding animal. Signals of light perceived by retina converted hormonal message via secretion of melatonin by pineal gland and sexual activity would be started. Tryptophan serves as the precursor for melatonin biosynthesis, and is taken up from the circulation and then converted into serotonin. Serotonin is converted to melatonin. Administration of exogenous melatonin make possible of starting sexual activity in out of breeding season. In addition, melatonin protects cell structure to oxidative damage and improves milk quality. This paper reviews biosynthesis of melatonin hormone and effect of exogenous melatonin administration on reproductive performance and milk quality in goat breeding. Keywords: Melatonin, gonadotropins, oxidative metabolism, somatic cell counts Giriş Melatonin pineal bez (epifiz) de fotoperiyoda bağlı olarak sentezlenen bir nörohormondur. Keçilerde cinsel aktivite üzerine fotoperiyotun etkisi, kutuplara doğru artmakta ekvatora doğru azalmaktadır (Chemineau ve ark., 1995). Gün uzunluğu melatonin hormonunun salınımını etkilemektedir (Goldman, 2001). Epifiz biyolojik bir saat gibi çalışarak gece uzunluğunun arttığı dönemlerde melatonin sekresyonunu artırmaktadır. Melatoninin kandaki konsantrasyonu, gün ışığında düşük karanlıkta yüksektir (Lincoln ve ark., 2005). Süt keçilerinde plazma melatonin düzeyinin mevsime bağlı olarak değiştiği bildirilmektedir (Błaszczyk ve ark., 2004). Sonbaharda gün ışığının azalmasıyla birlikte artan melatonin salgısı hipotalamus üzerine etki ederek GnRH salgısını uyarmakta ve seksüel aktiviteyi başlatmaktadır (Carcangiu ve ark., 2005). Keçilerde eksojen melatonin uygulamaları, aşım sezonu dışında da seksüel aktivitenin uyarılmasına imkan sağlayan bir uygulamadır. Ayrıca, melatonin hormonunun antioksidan özelliği ile süt kalitesi üzerinde de olumlu etkiler yaptığı 271
288 bildirilmektedir (Garcia-Hernandez ve ark., 2007; Mikolayunas, 2008; Jiménez ve ark., 2009). Melatonin Hormonunun Biyosentezi Melatonin organizmada sadece pineal bezden salgılanır. Pineal bez küçük tek bir beyin uzantısı olup, beynin üçüncü ventrikulusunun tabanında, beyinciğin craniodorsalinde yer alır. Nörosekretorik yapıdaki hücrelerden oluşan pineal bez pek çok biyolojik aktif maddeyi yapısında bulundurur. Pineal bezin tanımlanan ilk biyolojik aktif bileşiği melatonindir. Epifiz bezinde melatonin sentezi fotoperyodik etkileşim ile sinirsel, hormonal ve enzimatik sistemlerin kontrolü altında gerçekleşmektedir (Zarazaga ve ark., 2009a). Göze gelen ışınların etkisiyle oluşan impulslar, retinadan hipotalamus nukleuslarına (SCN:Suprachiasmatic nucleus ve PVN: paraventriculer nucleus) oradan median ön beyin demeti (MÖD) ve retikuler formasyon yolu ile medulla spinalise daha sonra da superior servikal gangliona (SCG) aktarılır (Şekil 1). Sinirsel olarak uyarılan pinealositlerde melatonin sentezi, enzimatik reaksiyonlarla triptofanın serotonine daha sonra melatonine dönüşümü ile gerçekleşir. Kan dolaşımı ile epifize gelen triptofan, önce triptofan hidroksilaz enzimi ile hidroksillenerek 5-Hidroksi Triptofan a ve L- aromatik asit dekarboksilaz enzimi etkisiyle karboksil gruplarını kaybederek serotonine (5- Hidroksi Triptamin) dönüşür. Daha sonra serotonin, N-Asetil Transferaz (NAT) enzimi ile N-Asetil serotonine ve Hidroksi İndol O-Metil Transferaz (HIOMT) enzimi etkisi ile melatonine (N-Asetil 5- Metil Triptamin) dönüşür (Hadley ve Levine, 2007). Şekil 1. Pineal bez de melatonin sentezinin sinirsel, hormonal ve enzimatik kontrolü (Çam ve Erdoğan, 2003). Pineal beze ulaşan sempatik impulslar, ışık şiddeti ve süresine göre bezde melatonin salınımını azaltır veya artırırlar. Aydınlıkta hiperpolarize olan retinal hücreler, karanlıkta depolarize olarak melatonin sentezini başlatırlar. Gün batımıyla fotoreseptör hücrelerden salgılanan norepinefrin, hem triptofanın dolaşımdan beze girişini artırmakta ve hem de β-reseptörleri aracılığıyla membrandaki adenil siklazı aktive ederek, camp seviyelerini yükseltir. Melatonin sentezinde hız kısıtlayıcı olan NAT enzim aktivitesi ve salgılanan melatonin miktarı, camp etkisiyle kontrol edilmektedir (Brzezinski, 1997). Melatonin sentezinde, merkezi sinir sisteminin farklı bölgelerine yerleşmiş üremeden sorumlu reseptör genler de etkili olmaktadır. Memeli hayvanlarda üremeden 272
289 sorumlu MT1 ve MT2 adında iki adet reseptör gen olduğu bilinmektedir (Migaud ve ark., 2005). Farklı keçi ırklarında melatonin reseptör gen (MTNR1A) ile mevsimsel üreme arasındaki ilişkinin araştırıldığı bir çalışmada, RR ve Rr genotipli keçilerin yıl boyu kızgınlık gösterdikleri saptanmıştır (Chu ve ark., 2007). Benzer bir çalışmada, Carcangiu ve ark. (2009), Sarda keçilerinde melatonin reseptör gen (MTNR1A) polimorfizminin üreme aktivitesini etkilediği ve R/r genotipli keçilerin fotoperiyottan güçlü bir şekilde etkilendiğini bildirmişlerdir. Eksojen Melatonin Kullanımının Üreme Performansına Etkisi Keçilerde üremenin denetlenmesi amacıyla üreme mevsiminde, anöstrüs dönemde ve üreme mevsimine geçiş zamanlarında hormonal (GnRH, progesteron + PMSG ve melatonin) veya hormonal olmayan uygulamalara (teke katımı, ışık, sıcaklık ve besleme) başvurulmaktadır (Noakes ve ark., 2001). Anöstrüs dönemde ve üreme mevsimine geçiş zamanında üremenin uyarılması amacı ile eksojen melatonin uygulamaları önerilmektedir. Melatonin, prolaktin salınımını baskılamak suretiyle hipotalamus tan GnRH salınımına neden olmakta, GnRH ise hipofiz den gonadotropik hormonların salınımını başlatmaktadır. Gonadotropik hormonların salınımı ile seksüel sikluslar başlamaktadır. Eksojen melatonin implant, enjeksiyon, vaginal sünger ve oral olarak uygulanabilmekte, uygulama süresi ve dozu seçilen yönteme bağlı olarak değişmekle birlikte 6-8 haftalık süre içerisinde östrüs ve ovulasyonları oluşturmaktadır (Berlinguer ve ark., 2009). Melatonin uygulamalarının follikül gelişiminin uyarılması ve oositlerin kalitesinin iyileştirilmesinde kullanılabileceği (Berlinguer ve ark., 2009) ve melatonin uygulaması ile keçilerin üreme sezonuna 1-2 ay daha önce girebilecekleri bildirilmektedir (Kumard ve Purohit, 2009). Günümüzde çoğu Avrupa ülkesinde üreme kontrolü organizasyonlarına bağlı suni tohumlama merkezlerinde ışık ve melatonin hormonu etkin bir şekilde uygulanmaktadır (Dellal ve Cedden, 2002). Özellikle anöstrüs dönemde önemli derecede etkinliği olan melatonin hormonunun yakın bir gelecekte geniş bir uygulama alanı bulacağı beklenmektedir. Melatoninin pineal ekstrelerde izolasyonundan sonra, fotoperiyodizm, puberta ve uyku gibi pek çok fizyolojik ve patolojik durumlarda (Çam ve Erdoğan, 2003), oksidatif metabolizma üzerine olumlu bir etkisinin olduğu (Jiménez ve ark. 2009) ve gebelin ilk döneminde oksidatif zararlara karşı kullanılabileceği (Andrés ve ark., 2009) bildirilmiştir. Daramola ve ark. (2006a), Batı Afrika cüce keçilerinde oral melatoninin 3 mg, 6 mg ve 9 mg dozlarının kızgınlık ve cinsel davranış üzerine etkilerini araştırdıkları çalışmada sırasıyla östrüs oranını %60, %100 ve %80, kızgınlığa gelme süresini 25.0, 22.0, 23.5 gün, kızgınlık süresini 55, 58.6 ve 58 saat olarak bildirmişlerdir. En uygun melatonin dozunun Batı Afrika cüce keçileri için 6 mg olduğu saptanmıştır. Papachristoforou ve ark. (2007), Damascus keçilerinde üreme mevsimi dışında, kontrol ve melatonin uygulanan gruplarda doğum oranı sırasıyla %37.5 ve %70.8, üreme mevsiminde ise %41.7 ve %8.3 olarak bildirmişlerdir. Zarazaga ve ark. (2009b), Akdeniz keçilerinde üreme mevsimi dışında eksojen melatonin uygulanması ile tekeler ayrılmadan üreme özelliklerinin düzenlenebileceğini, diğer yandan uygulamanın canlı ağırlık, vücut kondisyon skoru ve ovulasyon oranına etkisinin bulunmadığını bildirmişlerdir. Carcangiua ve ark. (2005), keçilerde plazma melatonin düzeyinin mevsime bağlı olarak değiştiğini bildirmektedirler. Keçilerde melatonin düzeyi ile üreme aktivitesi karşılaştırıldığında hormon seviyesi üreme mevsimi başında düşük düzeydedir. Sarda keçilerinin fotoperiyottan çok az etkilendiği bu nedenle yapılacak 273
290 seleksiyonla keçilerin fotoperiyota olan duyarlılıklarının azaltılabileceğini bildirmişlerdir. Melatoninin tekelerde cinsel aktivite üzerine etkisinin araştırıldığı çalışmalarda ise, Daramola ve ark. (2006b) 13 ve 18 saat fotoperiyot ile birlikte 3 mg melatonin uygulamasının sperma ejakülasyon miktarını ve ml, sperma hareketliliğini %68.0 ve %79.50, anormal spermatozoa sayısını da %13.91 ve %10.97 olarak bildirmişlerdir. Fotoperiyot ve melatonin kombinasyonu ile Batı Afrika cüce tekelerinin sperma kalitesinin arttığı sonucuna varılmıştır. Ramadan ve ark. (2009), Damuscus tekelerinde üreme mevsiminde kontrol ve melatonin uygulanan gruplarda sperma motilitesini %55.94 ve %65.42, mevsim dışında ise %57.05 ve %58.41 olarak saptamışlardır. Ejekülasyon başına sperma üretimini üreme mevsiminde 1.02 x10 9 ve 1.78x10 9 ml, mevsim dışında 0.67x10 9 ve 0.87x10 9 ml olduğunu, anormal spermatozoa oranını da % ve %13.40 mevsim dışında %15.51 ve %13.62 olarak saptamışlardır. Zarazaga ve ark. (2009a), Akdeniz tekelerinde normal üreme mevsiminde sperma konsantrasyonunu melatonin uygulanan ve uygulanmayan gruplarda 6.13 x 10 9 ve 4.26 x 10 9 olarak bildirmiştir. Süt Verim ve Kalitesi Üzerine Etkisi Keçi sütü üretimi tüm dünyada önem kazanmaya başlamıştır. Türkiye de süt keçisi işletmelerinin sayısı peynir ve dondurma üretim amacıyla her geçen gün artmaktadır. Buna karşın keçilerin üremesi mevsime bağlı olması nedeniyle üreme döngülerinin denetlenmesi gerekmektedir. Mikolayunas (2008), keçilerde süt verimi üzerine uzun süreli ışık uygulamasının etkisi olduğu ve özellikle süt keçilerinde doğum sonrası dönemde gün uzunluğunun bir sonraki laktasyon verimlerini de etkilediği bildirilmektedir. Süt kalitesini belirleyen en önemli unsurlardan biri olan somatik hücre sayısı, meme bezlerindeki hücresel bağışıklık fonksiyonları ve oksidatif metabolizma ile ilişki içerisindedir. Melatonin, hücresel yapıların oksidatif zarardan korunmasını sağlayarak süt kalitesi üzerinde pozitif etkiye sahip olabilmektedir. Suda ve lipidlerde kolayca çözünebilir yapıda olan melatonin, kan-beyin bariyerini ve hücre membranlarını kolaylıkla geçer. Bu nedenle serbest radikallerin oluştuğu hücre içi alanlarda hazır bulunur. Böylece hücre DNA sını serbest radikal saldırılarından koruyabilmektedir. Serbest radikalleri nötralize etme ve antioksidan özelliğinin yanı sıra melatonin, nükleer reseptör yolu ile serbest radikallerin oluşumunu indirgeyen çok sayıda antioksidan savunma enzimlerinin sentezini de uyarır. Melatoninin, üreme fonksiyonlarını düzenleyici etkisi yanında organizmada savunma sistemiyle hücre hasarını önleyici etkileri de bilinmektedir (Yılmaz, 2003; Yazıcı ve Köse, 2004). Keçilerin üremelerini düzenlemek amacı ile kullanılan melatoninin laktasyon başlangıcındaki keçilerde somatik hücre sayısını azalttığı, ancak süt bileşimine etkisinin olmadığı bildirilmiştir (Jiménez ve ark., 2009). Benzer şekilde Garcia-Hernandez ve ark. (2007), sütte somatik hücre sayısı bakımından en ideal sürenin 20 saat ışık + 4 saat karanlık uygulaması olduğu, bu uygulama ile süt yağının arttığını, somatik hücre sayısının azaldığını bildirmektedirler. Mabjeesh ve ark. (2007), Saanen keçilerinde 12 hafta süre ile 16 saat ışık ve 8 saat karanlık, 8 ışık 16 saat karanlık uygulamasının süt verimi ve süt yağı üzerine etkilerini araştırıldığı bir çalışmada uzun süreli ışık uygulamasının kısa süreli ışık uygulamasına göre günlük süt verimini (2.93 ve 2.32 kg) artırdığı ve süt yağını (%4.80 ve %4.22) önemli derecede etkilediğini bildirmişlerdir. 274
291 Sonuç olarak; keçilerde eksojen melatonin uygulaması ile anöstrüs dönem ve üreme mevsimine geçiş zamanında üremenin denetimi ve uyarılmasının mümkün olduğu böylece yılın farklı zamanlarında keçi eti ve sütüne olan talebin karşılanabileceği söylenebilir. Foliküler gelişim, oosit ve sperma kalitesi üzerinde olumlu katkılarının yanı sıra süt kalitesi üzerine (süt yağını artırma ve somatik hücre sayısında azalma) olan etkilerinin de dikkate alınması gerektiği düşünülmektedir. Kaynaklar Andrés, S., Sánchez, J., Jiménez, A Evaluation of the influence of melatonin implants during the gestation period in sheep from a selenium deficient region. Am. J. Vet. Res. 70(3): Berlinguer, F., Leoni, G.G., L., Succu, S., Spezzigu, A., Madeddu, M., Satta, V., Bebbere, D., Solis I.C., Bulnes, A.G., Naitana, S Exogenous melatonin positively influences follicular dynamics, oocyte developmental competence and blastocyst output in a goat model. J. Pineal Res. 46: Błaszczyk, B., Udała, J., Aczarzewicz, D.G Changes in estradiol, progesterone, melatonin, prolactin and thyroxine concentrations in blood plasma of goats following induced estrus in and outside the natural breeding season. Small Rum. Res. 51: Brzezinski, A Melatonin in humans. N. Engl. J Med. 336: Carcangiu, V., Vacca, G.M., Mura, M.C., Dettori, M.L., Pazzola, M., Luridiana, S., Bini, P.P Relationship between MTNR1A melatonin receptor gene polymorphism and seasonal reproduction in different goat breeds. Animal Reproduction Sci. 110: Carcangiu,V.,Vacca, G.M., Parmeggiani, A., Mura, M.C., Bini, P.P., Blood melatonin levels as related to reproductive activity of Sarda goat does. Small Rum. Res. 59: Chemineau, P., Malpaux, B., Thiery, J.C., Viguie, C., Morello, H., Zarazaga, L., Pelletier, J The control of seasonality: a challenge to small ruminant breeding., Proceedings of the XXX International Symposium of Societa Italian per il progesso della Zootecnica, Paris, pp Chu, M., He, Y., Cheng, D., Ye, S., Fang, L., Wang, J Association between expression of reproductive seasonality and alleles of melatonin receptor 1A in goats. Animal Reproduction Sci. 101(3): Çam, A., Erdoğan, M.F Melatonin. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası. 56 (2): Daramola, J O., Adeloye A A., Soladoye, A O. 2006a. Effect of exogenous melatonin on sexual behaviours in West African Dwarf goat. Livestock Research for Rural Development. 18 (9):2006. Daramola, J.O. Adeloye, A.A.,. Fayeye, T.R,. Fatoba and T.A. Soladoye, A.O. 2006b. Influence of photoperiods with or without melatonin on spermiograms in West African Dwarf Bucks. World Journal of Zoology. 1(2): Dellal, G., Cedden, F Koyun ve Keçide Üremenin Mevsime Bağlılığı ve Üreme ve Fotoperiyot İlişkileri. Hayvansal Üretim. 43(1): Garcia-Hernandez, R., Newton, G., Horner, S., Nuti, L.C Effect of photoperiod on milk yield and quality, and reproduction in dairy goats. Livestock Science. 110: Goldman, B.D., Mammalian photoperiodic system: formal properties and neuroendocrine mechanisms of photoperiodic time measurement. J. Biol. Rhythms. 16: Hadley, M.E, Levine, J.E Endocrinology. Sixth Edition, Prentice Hall, New Jersey. Jiménez, A., Andrés, S., Sánchez, J Effect of melatonin implants on somatic cell counts in dairy goats. Small Ruminant Res. 84: Kumard, S., Purohit, G.N Effect of a single subcutaneous injection of melatonin on estrous response and conception rate in goats. Small Ruminant Res. 8(2-3): Lincoln, G.A., Johnston, J.D., Andersson, H., Wagner, G., Hazlerigg, D.G., Photorefractoriness in mammals: dissociating a seasonal timer from the circadian-based photoperiod response. Endocrinology. 146: Mabjeesh, S. J., Gal-Garber, O., Shamay, A Effect of photoperiod in the third trimester of gestation on milk production and circulating hormones in dairy goats. J. Dairy Sci. 90: Migaud, M., Daveau, A., Malpaux, B MTNR1A melatonin receptors in the ovine premammillary hypothalamus: day night variation in the expression of the transcripts. Biol. Reprod. 72: Mikolayunas, C. M.. Thomas, D. L., Dahl, G. E., Gressley, T. F., Berger, Y.M Effect of prepartum photoperiod on milk production and prolactin concentration of dairy ewes. J. Dairy Sci. 91:
292 Noakes, D.E., Parkinson T.J, England., G.C.W., Arthur, G.H Normal oestrous cycles. Ed. Noakes D.E., Parkinson, T.J., England G.C.W., Arthur, G.H. Arthur s veterinary reproduction and obstetrics, Eighth Edition, London, pp: Papachristoforou, C., Koumas, A., Photiou, C Initiation of the breeding season in ewe lambs and goat kids with melatonin implants. Small Ruminant Research. 73: Ramadan, A., Taha, T.A., Samak, M.A., Hassan, A Effectiveness of exposure to longday followed by melatonin treatment on semen characteristics of Damascus male goats during breeding and nonbreeding seasons. Theriogenology. 71(3): Yazıcı, C., Köse, K Melatonin: Karanlığın Antioksidan Gücü. Erciyes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi. 13(2): Yılmaz, A Melatonin hipokampusta NRZA ve NRZB reseptör konsantrasyonlarına etkileri. Süleyman Demirel Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Isparta. Zarazaga, L.A., Gatica, M.C Guzmán, J.L., Casas J.P a. Effect of melatonin during the seasonal anoestrous on the reactıvation of the sexual activity and semen production at the normal breeding season on mediterranean bucks. Tropical and Subtropical Agroecosystems.11: Zarazaga, L.A., Gatica, M., Celi, I., Guzmán, J., Malpaux, B. 2009b. Effect of melatonin implants on sexual activity in Mediterranean goat females without separation from males. Theriogenology, 72(7):
293 Beslemenin Keçi Sütü Yağ İçeriği ve Kompozisyonu Üzerindeki Etkisi Elif GÖK, Ali Vaiz GARİPOĞLU Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 55139, Samsun Keçi sütünün kalitesini belirleyen unsurlardan birisi yağ içeriğidir. Keçi sütü yağı kaproik asit (C 6:0), kaprilik asit (C 8:0) ve kaprik asit (C10:0) gibi yağ asitleri bakımından zengindir. Bu yağ asitleri keçi sütü yağının % 18 ini oluştururken, inek sütünün % 5-9 nu oluşturmaktadır. Kendilerine özgü metabolizmaları sayesinde terapik açıdan özel bir önem taşıyan bu yağ asitleri yetersiz beslenen hastaların, premature bebeklerin ve epilepsi hastalarının tedavisinde uzun zamandan beri kullanıla gelmiştir. Keçi sütünün yağ içeriği ve kompozisyonu laktasyon devresi, laktasyon mevsimi, ırk, genotip ve yemleme gibi faktörler tarafından etkilenmektedir. Sayılan bu faktörler arasında yemleme özel bir öneme sahiptir. Bu derlemede keçi sütü yağ içeriğinin yeterli ve dengeli besleme açısından öneminin yanı sıra uygulanacak yemleme sistemi ve rasyonun sütteki yağ düzeyi ve kompozisyonu üzerindeki etkileri üzerinde durulacaktır. Anahtar kelimeler: Keçi sütü, süt yağ içeriği, yağ asitleri, yemleme Effect of Nutrition on Goat Milk Fat Content and Composition One of the components affecting goat milk quality is its fat content. Goat milk fat is rich in caproic acid (C 6:0), caprilic acid (C 8:0) and capric acid (C10:0). These fatty acids constitute 18% and 5-9% of goat milk fat and cow milk fat, respectively. These fatty acids are being used for a long time in the treatment of the malnourished patients, premature babies and epilepsy patients due to their terapic characteristics. Fat content and composition of goat milk are affected by the factors such as lactation stage, genotype, and nutrition. Nutrition has a unique importance among these factors. In this review, the importance of goat milk fat in terms of adequate and balanced nutrition as well as the effects of feeding method and ration on fat content and composition of goat milk will be discussed. Keywords: Goat milk, milk fat composition, fatty acids, feeding Giriş Dünya keçi sütü üretiminde son yıllarda belirgin bir artış gözlenmektedir. Bu artışın sebepleri arasında birçok gelişmiş ülkede özellikle keçi peyniri ve keçi yoğurdu gibi ürünlere olan talebin artışı ve keçi sütünün diğer sütlere göre sağlık yönünden bazı avantajlara sahip olması sayılabilir. Nitekim, yapılan çalışmalar keçi sütünün diğer sütlere göre daha kolay sindirilebildiğini, C vitamini dışında tüm vitaminlerce ve fosforca zengin olduğunu, inek sütüne göre daha düşük düzeyde allerjik reaksiyonlara yol açtığını, anemiyi önlediğini, kolestrol düzeyini düşürücü ve çocuklarda sıklıkla görülen yetersiz beslenme sendromunu engelleyici etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur (Hachelaf ve ark., 1993; Haenlein, 2004; Raynal-Ljutovac ve ark., 2008). Keçi sütüne koyun ve inek sütlerine göre sağlıklı besleme açısından üstünlük sağlayan diğer bir unsur da yağ kompozisyonudur. Bu çalışmada keçi sütü yağ içeriği, sağlıklı besleme açısından önemi ve beslemenin keçi sütü yağ içeriğini etkileme mekanizması hakkında bilgi verilecektir. Keçi Sütü Yağ İçeriği Keçi sütünün önemli bileşenlerinden birisi de yağdır. Keçi sütü yağı (KSY) içeriği farklı çalışmalarda %3,36-3,77 (Zan ve ark., 2006), %2,9-3,1 (Min ve ark., 2005), %2,65-2,88 (Torii ve ark., 2004) olarak tespit edilmiştir. KSY ile diğer süt yağları özellikle de inek süt yağı arasındaki en önemli fark yağ asitleri içeriğinde ortaya çıkmaktadır. KSY bütirik asit, kaproik asit, kaprilik asit, kaprik asit, laurik asit, miristik asit, palmitik asit ve linoleik asit bakımından inek sütü yağına göre zengin steraik ve oleik asit bakımından ise fakirdir. Kısa zincirli yağ asitleri (KZYA) grubu içinde yer 277
294 alan kaproik asit (C 6:0), kaprilik asit (C 8:0) ve kaprik asit (C 10:0) adlarını keçinin Latince adından (Capra aegagrus hircus) almışlardır (Haenlein, 2004). Bu 3 yağ asitinin keçi sütü ve inek sütlerinde bulunma oranları sırasıyla % ve % 5-9 arasında değişmektedir (Sanz Sampelayo ve ark., 2007). Strzalkowska ve ark. (2009) tarafından keçi sütünde farklı laktasyon devrelerindeki KZYA içeriklerinin % (laktasyonun ilk devresi) ile % (laktasyonun son devresi) arasında değiştiği bildirilmiştir. KZYA süt ve süt ürünlerinin lezzetlilik düzeyleri ve duyusal özelliklerini etkilediğinden önem taşımaktadır (Eknes ve ark., 2009, Talpur ve ark., 2009). Bu yağ asitleri aynı zamanda sahip oldukları terapik özelliklere bağlı olarak bazı metabolik hastalıkların tedavisinde önem taşımaktadırlar. Haenlein ve ark. (2004), KZYA ların adipoz dokuda depolanma yerine doğrudan enerji üretimi amacıyla kullanıldıklarını ve kolesterol sentezini azaltıcı yönde etki yaptıklarını bildirmektedir. Çizelge 1. Keçi sütü ve inek sütünün yağ asitleri içeriği bakımından karşılaştırılması Keçi sütü İnek sütü Fark (%) g/100 g süt Bütirik asit (C 4:0) 0,13 0,11 Kaproik asit (C6:0) 0,09 0,06 Kaprilik asit (C8:0) 0,10 0,04 Kaprik asit (C10:0) 0,26 0,08 Laurik asit (C12:0) 0,12 0,09 Miristik asit (C14:0) 0,32 0,34 Palmitik asit (C16:0) 0,91 0,88 Stearik asit (C18:0) 0,44 0,40 Toplam KZYA 1 (C 6 14) 0,89 0, Toplam DYA 2 (C 4 18) 2,67 2, Palmitoleik asit (C16:1) 0,08 0,08 Oleik asit (C18:1) 0,98 0,84 Toplam TDYA 3 (C16:1 22:1) 1,11 0, Linoleik asit (C18:2) 0,11 0,08 Linolenik asit (C18:3) 0,04 0,05 Toplam ÇDYA 4 (C 18:2 18:3) 0,15 0, : KZYA: Kısa zincirli yağ asitleri, 2 : DYA: Doymuş yağ asitleri 3 : TDYA: Tekli doymamış yağ asitleri, 4 : ÇDYA: Çoklu doymamış yağ asitleri *Haenlein, 2004 TDYA, ÇDYA ve KZYA içeriği bakımından inek sütüne göre zengin olması keçi sütüne insan sağlığı, özellikle de kalp sağlığı açısından bazı üstünlükler sağlamaktadır. Yapılan bir çalışmada TDYA ve ÇDYA oranının keçilerde laktasyonun ilerlemesi ile birlikte yükselme eğilimi gösterdiği belirlenmiştir (Stralkowska ve ark., 2009).Keçilerde toplam süt yağı içerisinde DYA oranının % 67 (Rodrigues-Alcala ve ark., 2009) ile % 75 (Zan ve ark., 2006) arasında değiştiği bildirilmiştir. Stralkowska ve ark. (2009), DYA oranının laktasyonun ilerlemesine paralel olarak azaldığını (laktasyonun ilk dönemi için % 77.65, son dönemi için % 70.74) belirlemiştir. Alonso ve ark. (1999), kalp damar hastalıkları bakımından risk taşıyan (LeDoux ve ark., 2002; Bernard ve ark., 2009) trans C18:1 yağ asidi içeriğinin keçi sütünde (toplam yağ içeriğindeki oran %2,1) Precht ve Molkentin (1996) tarafından inek sütünde tespit edilen değere (%3,8) göre düşük olduğunu bildirmişlerdir. Yine başka bir 278
295 çalışmada trans C18:1 yağ asidi içeriğinin keçi sütünde (%1,1) inek sütüne (%2,7) göre düşük olduğu belirlenmiştir (Chilliard ve ark., 2006). Süt yağı kompozisyonu ile ilgili önem taşıyan konulardan birisi de konjuge linoleik asit (CLA) içeriğidir. CLA, 18 karbon atomuna sahip, iki çift bağ içeren linoleik asidin konjuge olmuş pozisyonel ve geometrik izomerlerinin bir karışımıdır (C18:2, cis-9, trans 11). CLA insan sağlığı açısından metabolik hızın artması, vücutta yağ birikiminin azalması, kas gelişiminin artması, kolestrol ve trigliserid düzeyinin düşmesi, gıda kaynaklı alerjik reaksiyonların azalması, bağışıklık sisteminin güçlenmesi konusunda birtakım faydalara sahip olması yanında aynı zamanda antikarsinojenik etkiye de sahiptir. Süt yağı insanlar için temel CLA kaynağı olarak kabul edilmekte olup günlük ihtiyacın % 75 lik kısmını karşılayabilmektedir. (Stralkowska ve ark., 2009). Koyun süt yağı cis-9 trans-11 CLA içeriği bakımından keçi sütü yağına göre zengindir (Tsiplakou ve ark., 2009; Talpur ve ark. 2009). Sütte lipolizis işleminin göstergesi olan serbest yağ asidi içeriği (SYA) 2 mmol/lt yi geçtiği zaman bazı tüketiciler tarafından arzulanmayan keçi sütüne has aroma daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Laktasyonun erken safhasında negatif enerji bilançosu ve laktasyonun pik döneminde enerji ihtiyacının yüksek olmasına bağlı olarak vücut yağ dokusunda lipolizis olayı gerçekleşmektedir. Dolayısıyla sütte arzulanmayan tat ve aroma değişikliklerine yol açan SYA ların (özellikle C6:0-C9:0) konsantrasyonu artmaktadır (Zan ve ark., 2006; Stralkowska ve ark., 2009). Keçi Sütü Yağ İçeriği Üzerine Beslemenin Etkisi Keçilerde rasyona yağ ilavesi süt verimi ve protein içeriğini etkilemeksizin sütteki yağ oranını artırmaktadır. Bunun aksine sağmal inek ve koyun rasyonlarına yağ katkısı yapılması süt üretimini artırırken süt protein içeriğini azaltmaktadır. Türler arasında gözlenen bu farklılığın sebebi olarak sindirim ve bazı spesifik metabolik işlemlerdeki farklılıklar gösterilebilir (Chillard ve ark., 2003). Hayvanlarda rasyonla alınan enerji düzeyi arttıkça süt veriminde de artış olmaktadır. Süt verimi ile süt yağ oranı arasında var olan ters ilişkiye bağlı olarak enerji tüketim düzeyi arttıkça sütteki yağ oranı da azalma göstermektedir. Bu yüzden, hem yüksek süt verimi hem de yüksek süt yağ oranı elde edebilmek için rasyonların yağ ile takviye edilmesi gerekmektedir (Sanz Sampelayo, 2007). Genel anlamda süt yağ içeriğini etkileyen faktörlerden biri de rasyonun fizikokimyasal yapısıdır. Bu konuda keçiler ineklere göre farklılık göstermektedir. Gerçekten de inek sütlerinde yağ içeriğinin düşmesine yol açan faktörler (rasyonda yapısal olmayan karbonhidratlarca zengin konsantre yemlerin yer alması, rasyondaki kaba yem/konsantre yem oranının düşük olması, rasyondaki lifli materyalin küçük boyutlu veya pelet formda olması) keçilerde böyle bir etki ortaya çıkarmamaktadır. Bir başka deyişle enerji içeriğinin sabit kalması şartıyla kaba yem/konsantre yem oranının değişmesi süt yağ içeriğinde önemli düzeyde değişikliğe yol açmamaktadır. Bu durum keçilerin ineklere göre rasyondaki lifli materyal eksikliğine karşı daha az hassas olduklarını göstermektedir (Sanz Sampelayo, 2007). Nitekim, Bava ve ark. (2001) silaja dayalı rasyon verilen keçilerde süt yağ içeriğinin tümüyle konsantre yemle beslenen kontrol grupta elde edilen değerle aynı olduğunu ve keçilerin tümüyle konsantre yem içeren rasyonlarla tüm laktasyon süresince üreme ve sağlık konusunda herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmaksızın beslenebileceklerini belirtmiştir. Bu konuda farklı bildirişler de söz konusudur. Alvarez ve ark. (2007), kaba yem ağırlıklı rasyonla beslenen keçilerde süt yağ içeriğinin (43,9 g/kg) kesif yem ağırlıklı rasyonla beslenen 279
296 keçilerde belirlenen değerden (39,2 g/kg) önemli derecede yüksek olduğunu ve bu durumun kaba yem ağırlıklı rasyonda büyük yapılı lif materyalinin yüksek olmasından kaynaklandığını bildirmektedirler. Rasyonun fiziksel yapısı yanında kimyasal yapısı da süt yağ içeriğini etkileyebilmektedir. Bu konuda en belirgin örnek olarak bir CLA izomeri olan trans-10, cis-12 CLA nın rasyonda yer alması durumunda süt yağ içeriğinde azalmaya yol açması gösterilebilir (Shingfield ve ark., 2009). Lock ve ark. (2008), keçi rasyonlarına lipidle kaplanarak korunmuş trans 10, cis 12 CLA izomerinin 30 g/gün ve 60 g/gün düzeyinde katılması durumunda sütteki yağ oranının sırasıyla % 5 ve %18 oranında azaldığını saptamıştır. Aynı şekilde, Gulati ve ark. (2003), keçi rasyonlarına katılan rumende korunmuş CLA metil esterlerinin süt yağ içeriğinde % oranında azalmaya yol açarken, sütteki CLA konsantrasyonunu artırdığını bildirmiştir. Bunun aksine, de Andrade ve ark. (2006), trans 10, cis 12 CLA izomerinin keçi süt yağ içeriğinde azalmaya yol açmadığını belirtmiştir. Bu konuda yapılan çalışmalar genel anlamda değerlendirildiğinde trans 10, cis 12 CLA izomerinin süt yağ içeriğinde azalmaya yol açtığı, ancak keçilerin trans 10, cis 12 CLA katkısına karşı inek ve koyunlara göre daha düşük düzeyde tepki verdiği anlaşılmaktadır. Beslemenin Keçi Sütü Yağ Asidi Kompozisyonu Üzerindeki Etkisi İnsan sağlığı açısından risk taşıdığı daha önce belirtilen trans yağ asitlerinin keçi sütündeki oranlarının belirlenmesine yönelik bazı çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalar rasyonda kaba yem oranı arttıkça sütteki trans yağ asidi içeriğinin azaldığını göstermiştir. LeDoux ve ark. (2002), düşük düzeyde yonca kuru otu verilen keçilerin sütlerinde trans C18:1 yağ asidi içeriğinin (% 1.71), yüksek düzeyde yonca kuru otu verilenlere göre (% 1.24) yüksek olduğunu saptamıştır. Keçi sütüne has tat ve aroma kazandırdığı bilinen kaproik (C 6:0), kaprilik (C 8:0) ve kaprik asit (C 10:0) gibi KZYA'nin sütte bulunma oranlarının farklı yem kaynakları kullanılarak değiştirilebileceğine dair bildirişler bulunmaktadır. Nitekim, Eknes ve ark. (2009), keçilere doymuş karakterdeki uzun zincirli yağ asitlerini (UZYA) içeren konsantre yem verilmesi durumunda sütte C 6:0, C 8:0 ve C 10:0 yağ asitlerinin oranının azaldığını, C 16:0 ve C 18:0 yağ asitlerinin oranının ise arttığını bildirmektedir. Bu 3 yağ asidinin oranında gözlenen azalmaya bağlı olarak keçi sütüne has ekşi tat en düşük düzeye indirilmiştir. LeDoux ve ark. (2002) tarafından yapılan çalışmada rasyonda kaba yem oranının artması durumunda keçi sütündeki C 10:0 oranının azaldığı, C 6:0 ve C 8:0 oranlarının ise değişmediği belirlenmiştir. Farklı yağ kaynaklarının kaproik, kaprilik ve kaprik asitlerin sütte bulunma oranları üzerindeki etkisi rasyonda kullanılan kaba yem çeşidine bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir. Ayrıca, bitkisel yağ kullanımına bağlı olarak bu yağ asitlerinin sütteki oranlarının azalma eğilimi gösterdiği ve ayçiçeği yağının keten tohumu yağına göre daha fazla azalmaya yol açtığı gözlenmiştir (Bernard ve ark. 2009). Bir çalışmada (Eknes ve ark., 2009) palmitik asidin keçi diyetine eklenmesi durumunda sütteki arzulanmayan SYA içeriğinin azaldığı ortaya çıkmıştır. Ayrıca palmitik asit ilavesi kandaki serum kolesterol içeriğinde bir artışa neden olmaktadır. Süt yağı globül membranının yapısının stabilizasyonunda olumlu bir etkiye sahip olan kolesterol içeriğinin artması yağ globüllerini lipolizise karşı dayanıklı hale getirmekte ve lipolizis oranının azalmasına paralel olarak SYA nın azalması neticesinde lezzetlilik düzeyi yükselmektedir (Strzalkowska ve ark., 2009). Sağlıklı beslenme açısından faydalı bir takım etkilere sahip olduğu bilinen CLA grubu yağ asitlerinin keçi sütündeki oranının artırılmasına yönelik çok sayıda çalışmalar 280
297 yapılmıştır. Tsiplakou ve ark. (2009) tarafından yapılan çalışmada CLA içeriğinin Nisan-Mayıs aylarında (çayır otlarının erken gelişim safhası) otlayan keçilerin süt yağlarında önemli düzeyde arttığı ve daha sonra azaldığı, ağılda barındırılan keçilerde ise aynı devrede sabit düzeyde kaldığı saptanmıştır. Ayrıca, otlayan keçilerde cis-9, trans-11 ve trans-10, cis-12 izomerleri bulunduğu halde ağıldaki keçilerde sadece cis-9, trans-11 izomeri bulunmuştur. Bouattour ve ark. (2008), rasyonun konsantre yem kısmına % 6 oranında katılan soya yağının keçilerde yem tüketimi, süt verimi ve protein içeriğini etkilemeksizin sütteki cis-9, trans-11 CLA izomeri düzeyini % 200 oranında artırdığını saptamıştır. Süt yağ içeriği ve kompozisyonunu arzulanan yönde değiştirmek amacı ile rasyona katılan yem kaynaklarından birisi de keten tohumu küspesidir. Nudda ve ark. (2006), ekstrude keten tohumu küspesinin (EKTK) keçilerde süt verimini etkilemeksizin cis-9, trans-11 CLA miktarını artırdığını ve bu yolla sütte bulunan lipidlerin besleme değerini artırdığını bildirmiştir. Rasyonlarda kullanılan keten, ayçiçeği, lüpen ve soya gibi yağlı tohumların kendi aralarında karşılaştırılmaları durumunda ÇDYA lerinin süte transferi konusunda ayçiçeği tohumunun ilk sırayı aldığı ve dolayısıyla sütte en yüksek CLA düzeyinin ayçiçeği tohumunun kullanılması durumunda elde edildiği belirlenmiştir. Bu durumun sebebi olarak ayçiçeği tohumunun kullanılması durumunda rumendeki biyohidrojenizasyon işleminin tam anlamıyla gerçekleşmemesi gösterilmektedir (Chillard ve ark., 2003). Laurance ve ark. (2009), rasyonda kullanılan kaba yemin doymamış yağ asitlerinin rumende maruz kalacağı metabolizma olaylarını doğrudan etkilediğini, ayçiçeği yağının keten tohumu yağına göre trans 8, cis10 ve trans 10, trans 12 CLA izomerleri içeriğini daha yüksek düzeyde artırdığını ve bitkisel yağ ilavesine bağlı olarak bu CLA izomerlerinin içeriğinde ortaya çıkan artışın mısır silajına dayalı diyetlerde çayır otu diyetlerine nazaran daha yüksek olduğunu belirlemişlerdir. Kaynaklar Alonso, L., Fontecha, J., Lozada, L., Fraga M.J. and Juarez, M Fatty acid composition of caprine milk: major, branched-chain, and trans fatty acids. J. Dairy Sci. 82, pp Alvarez, S., Fresno, M., Mendez, P., Castro, N., Fernandez, J.R., Sanz Sampelayo, M.R., Alternatives for improving physical, chemical, and sensory characteristics of goat cheeses: the uses of arid-land forages in the diet. J. Dairy Sci. 90: Bava Rapetti, L., Crovetto, G.M., Tamburini, A., Sandrucci, A., Galassi, G., Succi, G Effects of a nonforage diet on milk production, energy and nitrogen metabolism in dairy goats throughout lactation. J. Dairy Sci. 84, Bouattour, M.A., Casals, R., Albanell, E., Such, X., Caja, G Feeding soybean oil to dairy goats increases conjugated linoleic acid in milk.. J. Dairy Sci. 91: Chilliard, Y., Rouel, J., Ferlay, A., Bernard, L., Gaborit, P., Raynal-Ljutovac, K., Lauret, A., Leroux, C Optimising goat s milk and cheese fatty acid composition. Pages in Improving the Fat Content of Foods. C. Williams, and J. Buttriss, ed. Wood-head Publishing Ltd., Cambridge, UK. de Andrade, PV., Schmidely, P Effect of duodenal infusion of trans10,cis12-cla on milk performance and milk fatty acid profile in dairy goats fed high or low concentrate diet in combination with rolled canola seed. Reprod Nutr Dev. 46(1):31-48 Eknes, M., Havrevoll, O., Volden, H., Hove, K., 2009 Fat content, fatty acid profile and off-flavours in goats milk effects of feed concentrates with different fat sources during the grazing Gulati, SK., Wijesundera, C., Byers, E., Scott, TW Rumen protected conjugated linoleic acid (CLA) methyl esters decrease milk fat and increase CLA concentration in goat milk. Asia Pac J Clin Nutr. 12 Suppl:S44. Hachelaf, W., Boukhrelda, M., Bendouabdellah, M., Coquın, P., Desjeux, J. F., Boudraa, G., Touhamı, M Digestibilité des graisses du lait de chèvre chez des enfants présentant une malnutrition d'origine digestive. Comparaison avec le lait de vache. Lait 73, pp Haenlein, G.F.W., Goat milk in human nutrition. Small Ruminant research 51,
298 Laurance, B., Shingfield, K., Rouel, J. Ferlay, A., Chillard, Y Effect of plant oils in the diet on performance and milk fatty acid compositionin goats fed diets based on grass hay or maize silage. British Journal of Nutrition, 101, LeDoux, M., Rouzeau, A., Bas, P., and Sauvant, D Occurrence of trans-c18:1 Fatty Acid Isomers in Goat Milk: Effect of Two Dietary Regimens. J. Dairy Sci. 85: Lock, AL., Rovai, M., Gipson, TA., de Veth, MJ., Bauman, DE A conjugated linoleic acid supplement containing trans-10, cis-12 conjugated linoleic acid reduces milk fat synthesis in lactating goats. J Dairy Sci;91(9): Min, B.R., Hart, S.P., Sahlu T. and Satter, L.D The effects of diets on milk production and composition, and on lactation curves in pastured dairy goats, J. Dairy Sci. 88, pp Nudda, A., Battacone, G., Usai, MG., Fancellu, S., Pulina G Supplementation with extruded linseed cake affects concentrations of conjugated linoleic acid and vaccenic acid in goat milk. J Dairy Sci. 89(1): Precht ve Molkentin, Comparative studies on individual isomeric 18:1 acids in cow, goat, and ewe milk fats by low-temperature high-resolution capillary gas-liquid chromatography. Lipids Aug;36(8): Raynal-Ljutovac, K., Lagriffoul, G., Paccard, P., Guillet, I., Chillard, Y., Composition of goat and sheep milk products. An update. Small Ruminant Research, 79, Rodrigues-Alcala, L.M., Harte, F., Fontecha, J., 2009 Fatty acid profile and CLA isomers content of cow, ewe and goat milks processed by high pressure homogenization. Innovative Food Science and Emerging Technologies 10, Sanz Sampelayo, M.R., Chillard, Y., Schmidely, Ph., Boza, J Influence of type of diet on the fat constituents of goat and sheep milk. Small Ruminant Research., 68, Shingfield, KJ., Rouel, J. and Chilliard, Y Effect of calcium salts of a mixture of conjugated linoleic acids containing trans-10, cis-12 in the diet on milk fat synthesis in goats. Br J Nutr. 101(7):1006. Strzalkowska, N., Jozwik, A., Bagnicka, E., Krzyzewski, J., Horbanczuk, K., Pyzel, B., Horbanczuk, J.O., Chemical composition, physical traits and fatty acid profile of goat milk as related to the stage of lactation. Animal Science Papers and Reports vol. 27 no. 4, Talpur, F.N., Bhanger, M.I., Memon, N.N Milk fatty acid composition of indigenous goat and ewe breeds from Sindh, Pakistan. Journal of Food Composition and Analysis, 22, 1, Torii, M.S., Damasceno, J.C., Ribeiro, L.R., Sakaguti, E.S., Santos, G.T., Matsushita, M. and Fukumato, N.M Physicochemical characteristics and fatty acid composition in dairy goat milk in response to roughage diet, Brazil Arch. Biol. Technol. 47, pp Tsiplakou, E., Flemetakisa, E., Kalloniatia, C., Papadomichelakisa, G., Katinakis, P., Zervas, G., Sheep and goats differences in CLA and fatty acids milk fat content in relation with mrna stearoyl-coa desaturase and lipogenic genes expression in their mammary gland. Journal of Dairy Research, 76, Zan, M., Stibilj, V., Rogelj, I., 2006 Milk fatty acid composition of goats grazing on alpine pasture. Small Ruminant Research 64,
299 Farklı Yemleme Tekniği Kullanılan Genç Keçilerde Vücut Sıcaklığı ve Solunum Sayısı Cemil TÖLÜ, Cem GÖNCÜ, Türker SAVAŞ, İsmail Yaman YURTMAN Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 17020, Çanakkale Hayvanlarda vücut sıcaklığı yaş, cinsiyet, hava sıcaklığı ve nemine göre farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmada, farklı yemleme tekniği ile beslenen çebiçlerde vücut sıcaklığı ve solunum sayısının değişimi incelenmiştir. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yahya Çavuş Araştırma ve Uygulama biriminde yürütülen çalışmada, ortalama 5,5 aylık yaşa sahip 30 baş Türk Saanen dişi çebiç kullanılmıştır. Besleme grupları, canlı ağırlıklarının %2 si düzeyinde kesif yem verilen kontrol (K) ile kesif yem miktarının serbest düzeyde olduğu ad libitum (A) şeklinde düzenlenmiştir. Gruplarda kaba yem olarak kullanılan yulaf kuru otunda herhangi bir sınırlama yapılmamıştır. 16 hafta süren çalışmada haftalık dönemlerde 8 saat arayla, aylık dönemlerde ise 4 saatlik aralıklarla rektal vücut sıcaklığı ve solunum sayısı alınmıştır. Yapılan değerlendirmelerde, vücut sıcaklığı ve solunum sayılarının grup, hafta, ay, hava sıcaklığı ve nemine göre önemli düzeyde farklılaştığı görülmüştür (P<0,01). Vücut sıcaklığı ve solunum sayısı A grubunda K grubuna göre daha yüksek bulunurken, gün içinde öğle saatlerinde en yüksek seviyelere çıkan değerler geceleyin en düşük seviyelere inmiştir (P 0,05). Ele alınan parametreler bakımından, gruplar arasında saptanan farklılıkların besin madde tüketim düzeyindeki farklılıklardan kaynağını alabileceği, bu nedenle yemleme programlarının oluşturulmasında, adaptasyon mekanizmalarının etkinliği ve hayvan refahı açısından daha olumlu sonuçlar doğurabileceği değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Türk Saanen, besleme seviyesi, hava sıcaklığı, hava nemi Body Temperature and Respiration Rate of Young Goats Subjected to Different Feeding Regimes Body temperature can vary in animals depending upon age, gender, air temperature and humidity. In this study, changes in body temperature and respiration of yearling goats subjected to different feeding regimes were investigated. This study was carried out with 30 female yearling Turkish Saanen goats with an average of 5.5 months in Yahya Çavus Research and Practice Units of Çanakkale Onsekiz Mart University. Feeding groups were organized as control (K) group fed with concentrate feed at 2% of body weight and ad libitum group (A). Oat hay was provided to both groups at ad libitum level. The study period lasted for 16 weeks, during which rectal temperature and respiration rate were measured every 8 hours on weekly basis and every 4 hours on monthly basis. Body temperature and respiration of yearling goats were found different in terms of group, week, month, air temperature and humidity (P<0.01). The findings of the study indicate that body temperature and respiration rate in Group A were higher than in Group K and that the values reached highest levels during the afternoon and decreased to the lowest levels at night (P<0.05). The differences between the feeding regimes can be attributed to differences in feed intake and therefore the efficiency of adaptation mechanisms and welfare status of animals should be considered in the designing of feeding programmes. Keywords: Turkish Saanen, feeding level, air temperature, air humidity Giriş Keçilerde konfor aralığı olarak tanımlanabilecek çevre sıcaklığı değerleri ºC arasında değişmektedir. Söz konusu koşullarda ölçülen rektal sıcaklık ve solunum sayısı değerleri sırası ile 38,8 ºC ve 25,3 soluk/dakika olup, bu değerlerin 40 ºC de 40,0 ºC ve 271,4 soluk/dakika ya yükseldiği bildirilmektedir (Toussaint, 1997). Solunumun ana hedefi vücut sıvılarında O 2, CO 2 ve H 2 düzeylerini fizyolojik seviyede korumaktır. Sıklıkla başvurulan bir sağlık göstergesi olan vücut sıcaklığı metabolizma hızı ve ısı üretimi hakkında da bilgi verir (Derno ve ark., 2005). Adaptasyon parametreleri içerisinde yer alan vücut sıcaklığının bu bağlamda önemli bir hayvan refahı göstergesi olduğunu ifade etmek mümkündür. Asit-baz dengesini korumada sorunlar yaşamayan hayvanların daha iyi durumda oldukları görülmüştür (Srikandakumar ve ark, 2003). 283
300 Besinlerin parçalanması sonucu ortaya çıkan ısı organizmada farklı mekanizmalar aracılığı ile elemine edilebilmektedir. Çevre sıcaklığının yüksek olduğu durumlarda hayvanların yem tüketimini azaltmaları ya da tamamen kesmeleri buna tipik bir örnek teşkil eder (Oliveira ve Donzele, 1999). Bu bakımdan, özellikle entansif nitelikli yaklaşımların ağırlık kazandığı yetiştiricilik koşulları açısından, besleme uygulamaları, çevre koşulları ve performans arasındaki olası etkileşimlere dikkat etmek gerekmektedir. Rasyona ilişkin kompozisyon, sindirilebilirlik, rumen içi parçalanabilirlik, enerji içeriği gibi özelliklerin organizmadaki termoregülasyon sistemlerine etkileri temelinde göz önüne alınması, sıcaklık stresinin söz konusu olabileceği koşullar altında önemli katkılar sağlayabilir. Bu çalışmada kesif yem sunumu açısından sınırlı ve serbest yemleme tekniklerinin uygulandığı genç keçilerde (çebiç) solunum sayısı ve vücut sıcaklığı değerlerinin on altı hafta süre ile sergilediği değişimler irdelenmiştir. Materyal ve Yöntem Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yahya Çavuş Araştırma ve Uygulama biriminde yürütülen çalışmada, materyal olarak Türk Saanen genotipinde ortalama 5,5 aylık yaşa sahip 30 baş dişi çebiç kullanılmıştır. 16 hafta süre ile devam eden çalışmada, farklı besleme uygulamalarının bazı fizyolojik parametreler üzerine olan etkilerinin tanımlanabilmesi amacı ile hayvanlar homojen bir şekilde 15 er başlık iki gruba ayrılmıştır. Kontrol (K) grubuna dâhil olan hayvanlara günlük verilen kesif yem (%91.4 KM; %18.2 HP; 2590 kcal ME/kg) miktarı grup canlı ağırlık ortalamasının %2 ile sınırlanırken, Ad libitum (A) grupta kesif yem (%91.4 KM; %%18.2 HP; 2590 kcal ME/kg) sunumu serbest düzeyde gerçekleşmiştir. Kaba yem kaynağı olarak kullanılan yulaf kuru otunun (%91.0 KM; %8.4 HP; 2089 kcal ME/kg) ve suyun gruplarda ad libitum koşullarda tüketildiği çalışmada verilen ve tüketilen yem miktarları ile su tüketimleri grup düzeyinde günlük olarak ölçülmüştür. Yem sunumu kontrol grubuna 07:00 ve 19:00 saatlerinde olmak üzere günde iki öğün ile sınırlandırılmış, ad libitum grupta ise 07:00, 13:00 ve 19:00 saatlerinde günde 3 öğün olarak gerçekleşmiştir. Hayvanların canlı ağırlıkları haftalık olarak ölçülmüştür. Solunum sayısı ve vücut sıcaklığı haftalık aralıklarla on altı hafta süre ile günün üç ayrı noktasında (08:00, 16:00, 24:00) alınmıştır. Çalışma süresince dört haftada bir (aylık) gün içerisindeki ölçüm noktaları altıya çıkarılarak (08:00, 12:00, 16:00, 20:00, 24:00, 04:00) ölçümler gerçekleştirilmiştir. Solunum sayısı stetoskopla trake üzerinden, vücut sıcaklığı ise dijital termometreyle rektumdan alınmıştır. Çalışma süresince hava sıcaklığı ve nem değerleri sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde 3 kez kaydedilmiş, ilgili verilerden sıcaklık-nem indeksi (THI) hesaplanmıştır. Sıcaklık-nem indeksi değerlerinin hesaplanmasında THI=0.8*hava sıcaklığı + [(hava nemi/100)*(hava sıcaklığı-14.3)] şeklindeki formülden yararlanılmıştır (Mader ve ark., 2004). Ölçüm değerlerinin gün içerisinde alındığı saatler periyot olarak adlandırılmıştır. Ölçümlerin haftalık veya aylık tekrarları ise dönem olarak ifade edilmiştir. Haftalık ölçülen fizyolojik parametreler gün içinde 3 kez alınmış, bu ölçümler 16 hafta süre ile tekrarlanırken aylık ölçümler 4 kez tekrarlanmıştır. Fizyolojik parametrelerin istatistiksel analizinde y ijklmno = µ + ç ij + G j + H k + P l + (GH) jk + (GP) jl + THI m + C n + e ijklmno olarak ifade edilebilecek tekrarlamalı doğrusal model kullanılmıştır (SAS, 1999). Modelde, y ijklmno = ölçülen solunum sayısı veya vücut sıcaklığını, µ = genel ortalamayı, ç i = çebiçin tekrarlama etkisini (i = 1,,30), G j = grup etkisini (j = 1, 2), H k = haftanın sabit etkisini (k = 1,,16), P l = periyotun sabit etkisini (l = 1,,6), 284
301 (GH) jk = grup hafta interaksiyonunun etkisini, (GP) jl=grup periyot interaksiyonunun etkisini, THI m = termal humidity indeksi kovaryantını, C n = çebiçin canlı ağırlığı kovaryantını, e ijklmno = hata terimini ifade etmektedir. Bulgular ve Tartışma Ağıl içi koşullarda yulaf kuru otunun gruplarda gerçekleşen günlük ortalama tüketimi K ve A grupları için sırasıyla 0,32 kg ve 0,17 kg olarak saptanmıştır. Yoğun yem tüketimi aynı sıra ile 0,57 kg ve 1,19 kg, su tüketimi ise 2,06 ve 2,17 l olarak tespit edilmiştir (Göncü, 2005). Gruplarda gerçekleşen canlı ağırlık değişimleri Şekil 1 de görülmektedir. Gruplarda deneme başında benzer olan canlı ağırlık değeri deneme süresince serbest yemlenen grupta yükselişini sürdürmüştür. Çalışma süresince sıcaklık ve nem (THI) düşme eğiliminde olurken sonbahar mevsimine denk gelen 8. Hafta ölçümlerinden sonra inişli-çıkışlı bir seyir izlemiştir (Şeki1 1) Kontrol Ad libitum THI Canlı ağırlık, kg Hafta Hafta Şekil 1. Çalışma süresinde sıcaklık-nem indeksi (THI) ve gruplarda canlı ağırlık değişimi Çalışmada ele alınan parametreler üzerinde, canlı ağırlık dışında, modelde yer alan faktörlerin tamamının önemli düzeyde etkili olduğu tespit edilmiştir (P 0,05). Canlı ağırlığın ise solunum sayısı üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı görülmüştür (P=0,80). Farklı yemleme tekniği uygulanan gruplarda gün içerisinde (periyot) belirlenen fizyolojik değerler Çizelge 1 de sunulmuştur. Bu bağlamda elde edilen değerlerin normal değişim sınırları içinde olduğu görülmüştür (Toussaint, 1997; Darcan ve Güney, 2008). Gruplar arasında solunum sayısı ve vücut sıcaklıkları önemli düzeyde farklılaşmıştır (P<0,01). Serbest düzeyde yemlenen grupta bu anlamda saptanan yüksek değerlerin alınan daha fazla düzeydeki yem ve metabolik ağırlık başına düşen enerji tüketiminden kaynağını alabileceği düşünülmektedir. Çalışmada metabolik ağırlık başına tüketilen tahmini enerji ve ham protein miktarları K ve A grupları için sırası ile 189,8 kcal ME, 11,6 g HP ve 283,2 kcal ME, 19,1 g HP olarak hesaplanmıştır. Organizmada besinlerin yıkımı sonucu oluşan metabolik ısının vücut sıcaklığı ve solunum sayısı üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır (Derno ve ark., 2005; Helal ve ark., 2010). Bununla birlikte söz konusu etkileşimin doğrusal bir seyir sergilemiyor olması hayvanların konuya ilişkin farklı adaptasyon mekanizmalarına sahip olduğu düşüncesini desteklemektedir (Srikandakumar ve ark, 2003; Al-Tamimi, 2007). Bu çalışmanın koşulları altında solunum sayısı ile vücut sıcaklığı arasında saptanan pozitif yöndeki korelasyon (r=0,51) bu anlamda önemli bulunmuştur (P<0,01). Serbest düzeyde yemlenen grubun solunum sayısı ve vücut sıcaklığı günün tüm saatlerinde kısıtlı yemlenen gruptan daha yüksek değerlere sahip olmuştur. Değerlerin özellikle 12:00-16:00 saatlerine denk gelen 2. ve 3. periyotlarda en yüksek seviyelere ulaştığı dikkati çekmektedir (Çizelge 1). Bunun yanında, THI ile solunum sayısı 285
302 (r=0,33) ve vücut sıcaklığı arasında (r=0,67) pozitif yönde korelasyonlar tespit edilmiştir (P<0,01). Keçilerde yapılan bir çalışmada benzer şekilde öğle saatlerinde solunum sayısı ve vücut sıcaklığının yükseldiği ifade edilmektedir (Darcan ve Güney, 2008). Zira hava sıcaklığı ve nemi arttıkça özellikle solunum sayısı ve vücut sıcaklığında önemli artışlar görülebilmektedir (Toussaint, 1997). Yapılan bir diğer çalışmada da, vücut sıcaklığının hava sıcaklığı ve nemi ile belli bir noktaya kadar doğrusal bir yükselme gösterdiği, daha sonra termoregülasyon mekanizmalarının devreye girdiği rapor edilmektedir (Srikandakumar ve ark, 2003). Çizelge 1. Grupların günün saatlerine (periyot) göre ortalama solunum sayıları (SS; soluk/dakika), vücut sıcaklıkları (VS; ºC) ve standart hata değerleri (SH) Periyot Kontrol Ad libitum SS SH VS SH SS SH VS SH 1 37,35 1,06 38,92 0,05 42,86 1,34 39,10 0, ,28 3,57 39,18 0,05 58,80 2,28 39,24 0, ,13 2,35 39,12 0,05 57,22 3,03 39,30 0, ,21 1,14 39,27 0,06 49,98 1,60 39,39 0, ,31 0,90 38,94 0,04 40,13 0,94 39,10 0, ,41 0,78 38,89 0,04 33,45 0,89 38,97 0,05 Gruplarda yaz aylarında daha yüksek solunum sayısı ve vücut sıcaklığı değerleri ölçülürken, sonbahar aylarında bu değerler açısından bir düşüş gözlenmiştir (Çizelge 2). Ayların ilerlemesi ile birlikte takip edilen fizyolojik özelliklerde gözlenen değişimlerin A grubunda doğrusal bir eğilime sahip olmasına karşın, K grubunda bu anlamda gözlenen varyasyonun nedenleri konusunda net bir değerlendirme yapmak mümkün olmamıştır. Bununla birlikte, gruplar arasında tüketim miktarları bakımından gözlenen farklılıklar temelinde çevre sıcaklığı ile farklı boyutlarda gerçekleşebilecek etkileşimlerin (Srikandakumar ve ark, 2003; Al-Tamimi, 2007) bu yönelimleri destekleyebileceği düşünülmektedir. Çizelge 2. Gruplarının aylara göre ortalama solunum sayıları (SS; soluk/dakika), vücut sıcaklıkları (VS; ºC) ve standart hata değerleri (SH) Aylar Kontrol Ad libitum SS SH VS SH SS SH VS SH Temmuz 46,43 1,72 39,41 0,03 54,10 1,96 39,54 0,04 Ağustos 44,18 1,38 39,11 0,04 52,35 2,10 39,35 0,04 Eylül 36,82 1,20 38,82 0,03 41,17 0,87 38,94 0,02 Ekim 44,36 2,77 38,87 0,04 40,68 1,43 38,88 0,03 Sonuç ve Öneriler Çalışmada serbest yemleme uygulanan grupta belirlenen solunum sayısı ve vücut sıcaklığı değerlerinin kısıtlı yemlenen gruba göre daha yüksek çıkması, uygulanan yemleme tekniklerinin sadece performans özellikleri açısından değerlendirilmesinin, çevre koşulları bağlamında adaptasyon mekanizmaları ve refah açısından sıkıntılı sonuçlar yaratabileceği düşüncesini destekler nitelikte bulunmuştur. Kaynaklar Al-Tamimi, H.J Thermoregulatory response of goat kids subjected to heat stres. Small Rumin. Res. 71:
303 Darcan, N, Güney, O Alleviation of climatic stress of dairy goats in Mediterranean climate. Short communication. Small Rumin. Res. 74: Derno, M., Jentsch, W., Schweigel, M., Kuhla, S., Metges, C.C. Matthes, H.D Measurements of heat production for estimation of maintenance energy requirements of Hereford steers. J. Anim. Sci. 83: Göncü, C Genç Sütçü Keçilerde Yemleme Koşullarının Büyüme ve Üreme Özellikleri Üzerine Etkileri. (Yüksek lisans tezi). Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Çanakkale. Helal, A., Youssef K.M., El-Shaer H.M., Gipson, T.A., Goetsch A.L., Aksar, A.R Effects of acclimatization on energy expenditure by different goat genotypes. Livest. Sci. 127: Mader, T., Davis, S., Gaughan, J., Brown-Brandl, T., Wind speed and solar radiation adjustments for the temperature-humidity index. 16th Biometeorology and Aerobiology, August, Vancouver, BC. Oliveira, R.F.M. Donzele, J.L Effect of environmental temperature on performance and on physiological and hormonal parameters of gilts fed at different levels of digestible energy. Anim. Feed Sci. Technol., 81: SAS Institute Inc., SAS Onlinedoc, Version 8, Cary, NC, USA. Srikandakumar, A., Johnson, E.H., Mahgoub, O Effect of heat stress on respiratory rate, rectal temperature and blood chemistry in Omani and Australian Merino sheep. Small Rumin., Res. 49: Toussaint, G The housing of milk goats. Livest. Prod. Sci. 49:
304 Sütten Kesim Öncesi Dönemde Probiyotik Tüketen Oğlaklarda Rumenin Morfometrik Yapısı Cengiz ATAŞOĞLU 1, Hande Işıl AKBAĞ 1, Mert GÜRKAN 2, Sibel HAYRETDAĞ 2, Ahmet UZATICI 3, Cemil TÖLÜ 1, Gürbüz DAŞ 1, Türker SAVAŞ 1, İsmail Yaman YURTMAN 1 1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 17020, Çanakkale 2 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, 17020, Çanakkale 3 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Biga MYO, Biga, Çanakkale Farklı probiyotik kaynaklarının rumenin morfometrik yapısı üzerindeki etkilerinin tanımlanması amacı ile yürütülen bu çalışmada her uygulama grubu için üç baş olmak üzere toplam 12 oğlak kullanılmıştır. Herhangi bir uygulamanın yer almadığı Kontrol, kefirin kullanıldığı Kefir, otoklavlanmış kefirin yer aldığı Oto-Kefir ve oğlaklara ticari nitelikli probiyotik kaynağının verildiği Probiyotik gruplarının oluşturulduğu çalışma 45 gün sürmüştür. Sütten kesim sonrası rumenin 4 farklı bölgesinden alınan örneklerde papilla uzunluğu, papilla eni, bireysel papilla alanı gibi morfometrik özellikler incelenmiştir. Çalışmada ele alınan uygulamaların incelenen özellikler üzerinde önemli farklılıklar yaratmadığı saptanmıştır (P>0.05). Elde edilen bulgular gruplarda gerçekleşen tüketim değerleri ile birlikte tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Kefir, rumen gelişimi, papilla, oğlak Morphometric Structure of Rumen in Kids Supplemented with Probiotic before Weaning This study was carried out to investigate the effects of different probiotic sources on morphometic structure of rumen and used a total of 12 kids with 3 kids from each treatment group. The study involved four treatment groups; Control (no probiotic supplementation), Kefir, Auto-Kefir (autoclaved kefir) and Probiotic (a commercial probiotic) and lasted for 45 days. Following weaning, some morphometric parameters such as papilla length, papilla width and individual papilla area were determined in the samples taken from 4 different locations of the rumen. The treatments had no effect on the studied parameters (P>0.05). The findings were discussed with the intake parameters of the kids in the treatment groups. Keywords: Kefir, rumen development, papilla, kid Giriş Yeni doğan ruminantlarda sindirim fizyolojisi açısından fonksiyonel ruminant evreye geçiş kritik bir süreci oluşturur. Bu süreçte ön mide gözleri morfolojik ve histolojik anlamda önemli değişimler geçirmekte olup, besleme koşullarının niteliği sonucu etkilemektedir (Baldwin ve ark., 2004). Rumen fermantasyon ürünlerinin emiliminde önemli role sahip olan papillaların gelişimi de bu kapsamda değerlendirilebilir. Rasyon kaynaklı fiziksel uyarıcıların yanı sıra, mikrobiyal fermantasyon ürünü olan bütrik asit ve propiyonik asit gibi uçucu yağ asitlerinin üretimini teşvik edecek koşullar papilla gelişimi açısından önemli görülmektedir (Hamada ve ark., 1976). Bu bağlamda rumen mikroorganizmalarının aktivitesi ve gelişimi ile papilla gelişimi arasında dolaylı bir ilişki olduğu ifade edilebilir (Beharka ve ark., 1998). Probiyotik olarak tanımlanan mikroorganizma kültürlerinin rumen fermantasyonu üzerindeki etkilerini değerlendiren sınırlı sayıdaki çalışma arasında fermantasyon parametreleri bakımından her hangi bir farklılık gözlenmediğine ilişkin bildirişlerin yanı sıra (Agarwal ve ark., 2002), uygulamanın selülolitik aktivite ve fermantasyonun kontrolü anlamında olumlu etkiler yarattığı yönündeki bulgulara da rastlamak mümkündür (Hucko ve ark., 2009). Bu çalışma ile süt emen oğlaklarda probiyotik kullanımının rumen morfometrisi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. 288
305 Özdek ve Yöntem Çalışmanın hayvan özdeğini Türk Saanen genotipinde 48 baş oğlak oluşturmuştur. Oğlaklar, doğum sonrası ağız sütü tüketimini (7 gün) takiben dört uygulama grubuna şansa bağlı olarak dağıtılmışlar ve çalışma süresince bireysel kafeslerde barındırılmışlardır. Kırk beş günlük süt emme dönemi sonrasında her bir uygulama grubundan 3 baş olmak üzere toplam 12 baş oğlak ilgili analizler için kesime tabi tutulmuştur. Çalışmada uygulamaları; Kontrol, probiyotik kaynağı olarak kefirin kullanıldığı Kefir, kefirin otoklavlanarak tüketime sunulduğu Oto-Kefir ve ticari probiyotik kullanılan Probiyotik grupları oluşturmuş, her grupta 12 baş oğlak yer almıştır. Kefir (Lactococcus spp cfu/ml, Lactobacillus spp cfu/ml ve maya cfu/ml) oğlaklara sabah yemlemesinden önce 20 ml/baş/gün düzeyinde tükettirilmiştir. Probiyotik grubunda yer alan oğlaklara farklı mikroorganizma gruplarını içerecek şekilde üretilmiş ticari bir ürün (Biyoteksin TM -L, Novartis; Lactobacillus plantarum , Lactobacillus delbrueckii , Lactobacillus acidophilus , Lactobacillus rhamnosus , Bifidobacterium bifidum , Streptococcus salivarius , Streptococcus facium , Aspergillus oryza , Candida pintolopesii cfu/kg) sabah yemlemesinden önce 5 g/baş lık dozlarda verilmiştir. Belirtilen miktar probiyotik, saf su ile birlikte süspansiyon haline getirilmiş, hacmi Kefir grubundaki kullanım hacmine tamamlanarak şırınga yardımıyla eksiksiz tüketimi sağlanmıştır. Oto-Kefir grubunda yer alan oğlaklara 20 ml/baş/gün otoklavlanmış kefir yine şırınga yardımıyla tükettirilmiştir. Bu amaçla kefir bir gün öncesinden 110 ºC de 3 dakikalık sterilizasyona tabi tutulmuş, ve soğutularak 4 ºC de ertesi güne kadar muhafaza edilmiştir (Mainville ve ark., 2001). Oğlaklar süt emme döneminin ilk 5 haftasında sabah ve akşam olmak üzere günde iki ayrı öğünde (45 dakika/öğün) anaları ile birlikte tutulmuş, sütten kesim öncesi son bir haftalık süreçte öğün sayısı 1 e (sabahları) düşürülmüştür. Çalışma süresince oğlaklara kesif yem (%88.6 KM; g HP/kg KM; 2.82 Mcal ME/kg KM) yonca kuru otu (%91.1 KM; g HP/kg KM; 2.40 MCal ME/kg KM) bireysel bölmelerde ve ad libitum düzeyde verilmiştir. Süt tüketimlerinin haftalık dönemlerde gerçekleştirilen ölçümler (Ayışığı ve ark., 2005) aracılığı ile takip edildiği çalışmada oğlakların kuru ot ve kesif yem tüketimleri bireysel olarak izlenmiştir. Morfometrik çalışmaların yürütülmesi amacı ile, kesim işlemi sonrasında rumen karkastan ayrılarak sindirim içeriği temizlenmiştir. Cranial ve caudal yönde sağ ve sol parçalara ayrılan rumenden sol crania-dorsal, sol crania-ventral, sağ cauda-dorsal ve sağ cauda-ventral gözlerden doku örnekleri alınmıştır (Lesmeister ve ark., 2004). Dokular Bouin solusyonunda 12 saat süre ile fiske edildikten sonra %70 etil alkol içerisinde muhafaza edilmiştir. Takip eden süreçte örnekler alkol, ksilen ve parafin serilerinden geçirilerek parafin bloklar hazırlanmıştır. Parafin bloklardan alınan 5-6 mikron kalınlığındaki kesitlerin Hematoksilen&Eosin ile boyanmasını takiben ışık mikroskobunda (Olympus BX51) genel histolojik incelemeler ve ölçümler (papilla uzunluğu, papilla eni, papilla alanı) yapılmıştır. Bireysel papilla alanının hesaplanmasında Hill ve ark. (2005) tarafından önerilen eşitlik kullanılmıştır. Çalışmada veriler uygulamaların sabit faktör olarak yer aldığı tekrarlamalı ölçümler varyans analizi ile değerlendirilmiş, çoklu karşılaştırmalarda Tukey testi kullanılmıştır (SAS, 1999). Bulgular Süt tüketiminin Kontrol, Kefir, Oto-Kefir ve Probiyotik grupları için sırası ile 1.33±0.08, 1.27±0.08, 1.36±0.08 ve 1.27±0.08 kg/gün olarak saptandığı çalışmada 289
306 (P=0.864), süt emme dönemi süresince kesif yem tüketimi ihmal edilebilir düzeyde gerçekleşmiştir. Yoğun saçım nedeni ile bireysel tüketim düzeyinin saptanamadığı yonca kuru otu tüketimi dışında, süt tüketimi kaynaklı günlük enerji (P=0.916) ve protein (P=0.931) tüketimleri bakımından da gruplar arasında farklılık bulunmamıştır. Morfometrik incelemeler sonrasında rumenin farklı bölgelerinden alınan örneklere ilişkin papilla uzunluğu, papilla eni ve papilla alanı gibi tanımlayıcı özellikler bakımından uygulamalar arası önemli farklılıklar saptanmamıştır (P>0.05; Çizelge 1). Çizelge 1. Rumen papilla özelliklerine ilişkin en küçük kareler ortalamaları (EKO) ve standart hataları (SH) Gruplar Bölge 1,2 Kontrol Kefir Oto-Kefir Probiyotik P EKO SH EKO SH EKO SH EKO SH PU LC LD RB RE PE LC LD RB RE PA LC LD RB RE LC: sol crania-dorsal göz; LD: sol crania-ventral göz; RB: sağ cauda-dorsal göz; RE: sağ cauda-ventral göz 2 PU: papilla uzunluğu, µm; PE: papilla eni, µm; PA: bireysel papilla alanı, x10 2 µm 2 Tartışma ve Sonuç Çalışmada rumen dokusundan alınan örnekler üzerinde gerçekleştirilen makroskopik incelemelerde tüm gruplara ilişkin örneklerde rumen yüzeyinin açık krem renkte ve düze yakın bir görünüm sergilediği, bir başka anlatımla papilla gelişiminin gerek bireysel anlamda gerekse de yoğunluk bakımından yetersiz olduğu gözlenmiştir. Bu açıdan çalışmada ele alınan uygulamaların rumen dokusunun morfolojik gelişimi üzerinde belirleyici etkiler yaratmadığını ifade etmek mümkündür. Nitekim rumen papilla özelliklerine ilişkin olarak elde edilen bulgular da bu değerlendirmeye paralellik göstermektedir (Çizelge 1). Kullanımı ele alınan farklı probiyotik kaynakları ele alınan morfometrik özellikler temelinde rumen papilla gelişimi üzerinde önemli bir etki yaratmamıştır (P>0.05). Çalışmada rumen morfometrisi açısından elde edilen sonuçların tüketim özellikleri ile birlikte değerlendirilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada da gözlendiği üzere, farklı formlarda (süt; süt ikame yemi) yüksek miktarda sıvı yem tüketimi rumen gelişimini geciktirebileceği ifade edilen önemli bir faktördür (Huber ve ark., 1984). Söz konusu uygulamalar katı yem tüketimini geciktirmesi nedeni ile rumen fermantasyonunun gelişimini destekleyecek tüm yardımcı unsurların tesisini yavaşlatabilmektedir. Çalışmada kesif yem tüketiminin süt emme dönemi içerisinde ihmal edilecek düzeyde kalması da mevcut yaklaşımı desteklemektedir. Bu bakımdan probiyotik uygulamasının rumen morfometrisinin gelişimi anlamında besin madde 290
307 tüketiminin tipinden (sıvı-katı yem tüketimi) bağımsız bir etki yaratmadığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Probiyotik kullanımının rumen fermantasyonuna ilişkin özelliklerin gelişimi üzerinde olumlu etkisi olabileceğini destekleyen çalışmalar göz önüne alındığında (Nakanishi ve ark., 1993; Hucko ve ark., 2009), konunun gelecek çalışmalarda sunum şekli, mikrobiyal içerik ve sıvı yem tüketim düzeyi ile birlikte değerlendirilmesi önerilebilir. Kaynaklar Agarwal, N., Kamra, D.N., Chaudhary, L.C., Agarwal, I., Sahoo, A., Pathak, N.N., Microbial status and rumen enzyme profile of crossbred calves fed on different microbial feed additives. Letters in Applied Microbiology. 34: Ayışığı, K., Ataşoğlu, C., Yurtman, İ.Y., Mendeş, M., Pala, A., Effect of probiotic supplementation shortly before and after weaning on growth of Turkish Saanen kids. Archives of Animal Breeding. 48: Baldwin, R.L., McLeod, K.R., Klotz, J.L., Heitmann, R.N., Rumen development, intestinal growth and hepatic metabolism in the pre- and postweaning ruminant. Journal of Dairy Science. 87: (E.Suppl.): E55-E65. Beharka, A.A., Nagaraja, T.G., Morrill, J.L., Kennedy, G.A., Klemm, R.D., Effects of form of the diet on anotomical, microbial, and fermantative development of the rumen of neonatal calves. Journal of Dairy Science. 81: Hamada, T., Maeda, S., Kameoka, K., Factors influencing growth of rumen, liver, and other organs in kids weaned from milk replacers to solid foods. Journal of dairy Science. 59: Hill, S.R., Hopkins, B.A., Davidson, S., Bolt, S.M., Diaz, D.E., Brownie, C., Brown, T., Huntington, G.B., Whitiow, L.W., Technical Note: Technique for dissection and analysis of the rumen in young calves. Journal of Dairy Science. 88: Huber, J.T., Silva, A.G., Campos, O.F., Mathieu, C.M., Influence of feding different amounts of milk on performance, health, and absorption capability of baby calves. Journal of Dairy Science. 67: Hucko, B., Bampidis, V.A., Kodes, A., Christodoulou, V., Mudrik, Z., Polakova, K., Plachy, V., Rumen fermantation characteristics in pre-weaning calves receiving yeast culture supplements. Czech. Journal of Animal Science. 54 (10): Lesmeister, K.E., Tozer, P.R., Heinrichs, A.J., Development and analysis of a rumen tissue sampling procedure. Journal of Dairy Science. 87: Mainville, I., Montpetit, D., Durand, N., Farnworth, E.R., Deactivating the bacteria and yeast in kefir using heat treatment, irradiation and high pressure. International Dairy Journal. 11: Nakanishi, Y., Arave, C.W., Steward, P.H., Effects of feding Lactobacillus acidophilus yogurt on performance behaviour of dairy calves. Journal of Dairy Science. 76, Supplement 1, 244. SAS, SAS OnlineDoc, Version 8.0, Cary, NC: SAS Institute Inc. 291
308 Süt Emen Oğlaklarda Probiyotik Tüketiminin İnce Barsağın Morfometrik Yapısı Üzerine Etkileri Cengiz ATAŞOĞLU 1, Hande Işıl AKBAĞ 1, Mert GÜRKAN 2, Sibel HAYRETDAĞ 2, Ahmet UZATICI 3, Cemil TÖLÜ 1, Gürbüz DAŞ 1, Türker SAVAŞ 1, İsmail Yaman YURTMAN 1 1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, ÇANAKKALE 2 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, ÇANAKKALE 3 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Biga MYO, Biga-ÇANAKKALE Süt emen oğlaklarda farklı probiyotik kaynaklarının ince bağırsağın histolojik yapısı üzerindeki etkilerinin tanımlanması amacı ile yürütülen bu çalışmada, Kontrol grubunun yanı sıra Kefir, Oto-Kefir ve Probiyotik uygulamaları yer almıştır. Kırk beş günlük yaşta gerçekleşen sütten kesim sonrası duodenum, ileum ve jejunumdan alınan örneklerde morfometrik ve histopatolojik değerlendirmeler yapılmıştır. Kefir ve probiyotik uygulamaları duodenumda villus uzunluğu (P=0.060) ve villus genişliğinde (P=0.593) önemli olmayan artışlarla sonuçlanırken, bireysel villus alanı Kefir grubunda diğer gruplardan daha yüksek bulunmuştur (P=0.061). Kontrol grubu hayvanları duedonum villus yoğunluğu bakımından diğer gruplardan daha yüksek değerler sergilemiştir (P=0.002). Histopatolojik değerlendirmelerde probiyotik kullanımı lehine bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Probiyotik, kefir, duodenum, villus, kripta Morphometric Structure of Small Intestine in Kids Supplemented with Probiotic before Weaning This study was carried out to investigate the effects of different probiotic sources on morphometric structure of small intestine and involved four treatment groups; Control (no probiotic supplementation), Kefir, Auto-Kefir (autoclaved kefir) and Probiotic (a commercial probiotic). Following weaning at 45 days of age, morphometric and histopathological assessments were carried out in samples from duodenum, ileum and jejunum. Supplementation of Kefir and Probiotic resulted in non-significant increases in villus length (P=0.060) and villus width (P=0.593), whereas individual villus area was greater in Kefir group than in other groups (P=0.061). Kids in Control group had higher number of villus in duodenum than those in other groups (P=0.002). Positive findings were found in favor of probiotic supplementation in terms of histopathological assessments. Key words: Probiotic, kefir, duodenum, villus, crypta Giriş Beslenmeyi de içine alan bir dizi faktör ince bağırsak histolojisini etkileyebilmektedir. Farklı türlerde açlığın (Yamauchi ve ark., 1996), yem kaynaklarına ilişkin özel etkilerin (Kuhla ve ark., 2007), ve yanı sıra kimi patolojik unsurların da ince barsak histolojisini olumsuz yönde etkilediği bildirilmektedir (Koudela ve Bokova, 1998). Organizmanın genel sağlık durumu açısından taşıdığı önem bağlamında ince bağırsağın fonksiyonel gelişimini hızlandırabilecek, patolojik değişimlerin hasarlarını onararak düzenleyebilecek unsurlara olan ilgiyi canlı tutmaktadır (Bühler ve ark., 1988; Huguet ve ark.,2007). Etlik piliçlerde mikotoksinlerin bağırsak histolojisinde yarattığı hasarların onarımında probiyotiklerin etkin olabileceğine ilişkin bulgular (Awad ve ark., 2006) probiyotiklerin bu alandaki potansiyeline işaret etmektedir. Bu çalışma ile farklı probiyotik kaynaklarının süt emen oğlaklarda ince bağırsak histolojisi üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Özdek ve Yöntem Çalışma Türk Saanen genotipinde 48 baş oğlakla kırk beş gün süre ile yürütülmüştür. Doğum sonrası ağız sütü tüketimini (7 gün) takiben dört uygulama grubuna şansa bağlı olarak dağıtılan oğlaklar çalışma süresince bireysel kafeslerde barındırılmışlardır. Çalışmada uygulamaları; Kontrol, Kefir, Oto-Kefir ve Probiyotik grupları oluşturmuş, her grupta 12 baş oğlak yer almıştır. Çalışma sonunda her bir uygulama grubundan 3 baş olmak üzere toplam 12 baş oğlak ilgili analizler için kesime tabi tutulmuştur. Kefir (Lactococcus spp cfu/ml, Lactobacillus spp cfu/ml ve maya cfu/ml) oğlaklara sabah yemlemesinden önce 20 ml/baş/gün düzeyinde tükettirilmiştir. Probiyotik grubunda yer alan oğlaklara farklı mikroorganizma gruplarını içerecek şekilde üretilmiş ticari bir ürün (Biyoteksin TM -L, Novartis; Lactobacillus plantarum , Lactobacillus delbrueckii , Lactobacillus acidophilus , Lactobacillus rhamnosus , Bifidobacterium bifidum , Streptococcus salivarius , Streptococcus facium , Aspergillus oryza , Candida pintolopesii cfu/kg) sabah yemlemesinden önce 5 g/baş lık dozlarda verilmiştir. Belirtilen miktar probiyotik, saf su ile birlikte süspansiyon haline getirilmiş, hacmi Kefir 292
309 grubundaki kullanım hacmine tamamlanarak şırınga yardımıyla eksiksiz tüketimi sağlanmıştır. Oto- Kefir grubunda yer alan oğlaklara 20 ml/baş/gün otoklavlanmış kefir yine şırınga yardımıyla tükettirilmiştir. Bu amaçla kefir bir gün öncesinden 110 ºC de 3 dakikalık sterilizasyona tabi tutulmuş, ve soğutularak 4 ºC de ertesi güne kadar muhafaza edilmiştir (Mainville ve ark., 2001). Oğlaklar süt emme döneminin ilk 5 haftasında sabah ve akşam olmak üzere günde iki ayrı öğünde (45 dakika/öğün) anaları ile birlikte tutulmuş, sütten kesim öncesi son bir haftalık süreçte öğün sayısı 1 e (sabahları) düşürülmüştür. Çalışma süresince oğlaklara kesif yem (%88.6 KM; g HP/kg KM; 2.82 Mcal ME/kg KM) yonca kuru otu (%91.1 KM; g HP/kg KM; 2.40 Mcal ME/kg KM) bireysel bölmelerde ve ad libitum düzeyde verilmiştir. Süt tüketimlerinin haftalık dönemlerde gerçekleştirilen ölçümler (Ayışığı ve ark., 2005) aracılığı ile takip edildiği çalışmada oğlakların kuru ot ve kesif yem tüketimleri bireysel olarak izlenmiştir. Morfometrik çalışmaların yürütülmesi amacı ile, kesim işlemi sonrasında ince bağırsaklar karkastan ayrılarak sindirim içeriği temizlenmiştir. Duodenumun flexura duodeni cranialis ve flexura duodeni caudalis bölgeleri arasında kalan pars descendes bölgesinden örnek dokular alınmış, aynı işlem ileum ve jejunum bölgeleri için tekrarlanmıştır. Dokular Bouin solusyonunda 12 saat süre ile fiske edildikten sonra %70 etil alkol içerisinde muhafaza edilmiştir. Takip eden süreçte örnekler alkol, ksilen ve parafin serilerinden geçirilerek parafin bloklar hazırlanmıştır. Parafin bloklardan alınan 5-6 mikron kalınlığındaki kesitlerin Hematoksilen&Eosin ile boyanmasını takiben ışık mikroskobunda (Olympus BX51) genel histometrik (villus uzunluğu, villus genişliği, villus alanı, villus yoğunluğu, kripta derinliği, kripta genişliği, epitelyum kalınlığı) ve histopatolojik incelemeler yapılmıştır. Çalışmada veriler uygulamaların sabit faktör olarak yer aldığı tekrarlamalı ölçümler varyans analizi ile değerlendirilmiş, çoklu karşılaştırmalarda Tukey testi kullanılmıştır (SAS, 1999). Bulgular Süt tüketiminin Kontrol, Kefir, Oto-Kefir ve Probiyotik grupları için sırası ile 1.33±0.08, 1.27±0.08, 1.36±0.08 ve 1.27±0.08 kg/gün olarak saptandığı çalışmada (P=0.864), süt emme dönemi süresince kesif yem tüketimi ihmal edilebilir düzeyde gerçekleşmiştir. Yoğun saçım nedeni ile bireysel tüketim düzeyinin saptanamadığı yonca kuru otu tüketimi dışında, süt tüketimi kaynaklı günlük enerji (P=0.916) ve protein (P=0.931) tüketimleri bakımından da gruplar arasında farklılık bulunmamıştır. Çalışmada ince bağırsağın 3 farklı bölümünden alınan (duodenum, ileum ve jejenum) örnekler üzerinde yapılan ölçümlere ilişkin ortalama, standart hata ve önemlilik düzeyleri Çizelge 1 de sunulmuştur. Çizelge 1. İnce bağırsak morfometrisine ilişkin en küçük kareler ortalamaları (EKO) ve standart hataları (SH) Gruplar Bölge 1 Kontrol Kefir Oto-Kefir Probiyotik 2 PP EKO SH EKO SH EKO SH EKO SH VU Duodenum İleum Jejunum VG Duodenum İleum Jejunum VA Duodenum İleum Jejunum VY Duodenum a b b b İleum a b b b Jejunum a a b b KD Duodenum
310 İleum Jejunum KG Duodenum İleum 49.1 ac b ab c Jejunum EK Duodenum 26.7 ab a a b İleum Jejunum 27.7 a b b b VU: villus uzunluğu, µm; VG: villus genişliği, µm; VA: bireysel villus alanı, x10 2 µm 2 ; VY: villus yoğunluğu; KD: kripta derinliği, µm; KG: kripta genişliği, µm; EK: epitelyum kalınlığı, µm 2 Aynı satırda farklı harflerle tanımlanan ortalamalar arası farklılıklar önemlidir, P<0.05 Tartışma ve Sonuç İnce bağırsak ve emilimde önemli roller üstlenmiş olan bölümü olarak duedonumun yapısal organizasyonunda oluşabilecek değişimler beslenme üzerinde doğrudan etkilere sahiptir. Villus ve kripta yapısında meydana gelecek değişimler emilim yüzeyinin artması yolu ile emilimin daha etkin gerçekleşmesi yanında paraziter ataklara karşı defansın güçlü olmasını sağlamaktadır. Besleme koşulları özellikle duodenum histolojisi üzerinde önemli etkilere sahip olup, yetersiz beslenme yada açlık morfometrik özelliklerde önemli değişimlere neden olabilmektedir (Yamauchi ve ark., 1996; Thompson ve Applegate, 2006). Bu çalışmanın koşulları altında sütten kesim öncesi dönemde besin madde tüketimi bakımından uygulamalar arasında önemli farklılıkların saptanmamış olması (P>0.05), histolojik analizler bakımından var olan farklılıkların probiyotik kullanımı ile ilişkilendirilebileceği düşüncesini desteklemektedir. Bununla birlikte analizler genelinde elde edilen bulgular probiyotik kullanımının ince bağırsak morfometrisi üzerindeki etkilerini net bir şekilde tanımlanmasına olanak tanımamaktadır (Çizelge 1). Morfometrik bulgulardan farklı olarak, histopatolojik anlamda ulaşılan bulguların probiyotik kullanımının olası katkılarını tanımlaması bakımından ilgi çekici olduğunu ifade etmek mümkündür. Yapılan incelemelerde Kefir ve Probiyotik grubunda daha düzgün epitelyum yapısı ve daha yoğun bağ dokusu gözlenirken, Kontrol ve Oto-Kefir grubu örneklerinde epitelyum yapısında gözlenen kimi deformasyon ve bozulmalar dikkati çekmiştir. Bunun yanı sıra, özellikle paraziter olgularda sayılarında artış gözlenen intraepitelial lenfositlere Kefir ve Probiyotik grubunda diğer iki gruba kıyasla daha az sayıda rastlanmış olması ele alınan uygulamaların sağlık üzerindeki potansiyel etkilerinin tanımlanması bakımından önem bulgular olarak değerlendirilmiştir. Kaynaklar Awad, W.A., Böhm, J., Razzazi.-Fazeli, E., Gareeb, K., Zentek, J., Effect of addition of a probiotic microorganism to broiler diets contaminated with deoxynivalenol on performance and histological alterations of intestinal villi of broiler chickens. Poultry Science. 85: Ayışığı, K., Ataşoğlu, C., Yurtman, İ.Y., Mendeş, M., Pala, A., Effect of probiotic supplementation shortly before and after weaning on growth of Turkish Saanen kids. Archives of Animal Breeding. 48: Bühler, C., Hammon, H., Rossi, G.L., Blum, J.W., Small intestinal morphology in eight-day-old calves fed colostrum for different durations or only milk replacer and treated with Long-R3-Insulin Like Growth Factor I and growth hormone. Journal of Animal science. 76: Huguet, A., Le Normand, L., Fauquant, J., Kaeffer, B., Le Huërou-Luron, I., Influence of bovine colostrum mucosa in weaned piglets. Livestock Science. 108: Koudela, B., Boková, A., Coccidiosis in goats in Czech Republic. Veterinary Parasitology. 76 (4): Kuhla, S., Rudolph, P.E., Albrecht, D., Schoenhusen, U., Zitnan, R., Tomek, W., Huber, K., Voight, J., Metges, C.C., A milk diet partly containing soy protein does not change growth but regulates jejunal proteins in young goats. Journal of Dairy science. 90: Mainville, I., Montpetit, D., Durand, N., Farnworth, E.R., Deactivating the bacteria and yeast in kefir using heat treatment, irradiation and high pressure. International Dairy Journal. 11: SAS, SAS OnlineDoc, Version 8.0, Cary, NC: SAS Institute Inc. Thompson, K.L., Applegate, T.J., Feed withdrawal alters small-intestinal morphology and mucus of broilers. Poultry Science. 85: Yamauchi, K., Kamisoyama, H., Isshiki, Y., Effects of fasting and refeeding on structures of the intestinal villi and epithelial cells in White Leghorn hens. British Poultry Science. 37:
311 Kolesterol İle Doyurulmuş Siklodekstrinin Teke Spermasına En Uygun Muamele Zamanının Tespiti Coşkun KONYALI 1,2, Cristina TOMÁS 2, Eva BLANCH 2, Ernesto GÓMEZ 2, Eva MOCÉ 2 1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Zootekni Bölümü, Çanakkale 2 Hayvansal Teknoloji ve Araştırma Merkezi (CITA), Valencia Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü (IVIA), Valencia, İspanya Bu çalışma çözdürme sonrası sperma kalitesini iyileştirmek için teke spermasının kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrin ile en uygun muamele zamanının belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla her ejakulat 3 kısma bölünmüştür. Bu kısımlardan biri kontrol grubu olarak CLC ile muamele edilmemiş, diğerleri ise santrifüjden önce (CLC-önce) ve sonra (CLC-sonra) olmak üzere CLC (1 mg CLC/120 x 10 6 sperma) ile muamele edilmiştir. Sperma örnekleri Tris-Sitrik Asit-Glikoz-% 20 Yumurta Sarısı-Gliserol (% 4) içeren ortamda dondurulmuştur. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre çözdürme sonrası 10. dakikada, semen plazmasının elenmesinden sonra CLC ile muamele gören örnekler (% 69.08) kontrol ve santrifüjden önce CLC ile muamele gören örneklerden (sırasıyla, % ve % 60.33) daha fazla toplam hareketli sperma sergilemiştir (P<0.05). Ayrıca, semen plazmasının elenmesinden sonra CLC ile muamele gören sperma 38 o C de 150 dakikalık inkubasyon sonunda daha yüksek toplam ve ilerleyici hareketli sperma yüzdesi muhafaza etmiştir (P<0.05). Anahtar kelimeler: Teke sperması, kolesterol, siklodekstrin, dondurma Determining The Optimal Moment For Treatment of Buck Sperm With Cholesterol-Loaded Cyclodextrins This experiment was conducted to improve post-thaw sperm quality determining the optimal moment for cholesterol-loaded cyclodextrins (CLC) treatment of buck sperm. For this purpose, each ejaculate was split into three aliquots. One of the aliquots served as control (no-clc treatment) and the other aliquots were treated with CLC (1 mg CLC/120 x 10 6 sperm) either before (CLC-before) or after (CLC-after) the centrifugation step. The sperm samples were frozen in extender containing Tris-Citric acid-glikoz- Egg yolk (20%)- Glicerol (4%). According to results obtained in this study, samples were treated with CLC after seminal plasma elimination exhibited greater percentages of total motile sperm (P<0.05) 10 min after thawing (69.08 %) than control or samples, which were treated with CLC before seminal plasma elimination (55.92% and 60.33%, respectively). Additionally, sperm, which was tretaed with CLC after seminal plasma elimination, was maintained higher (P < 0.05) percentages of total and progressively motile sperm after incubation at 38ºC for 150 min. Keywords: Buck sperm, cholesterol, cyclodextrin, freezing Giriş Sperma kriyokonservasyon süreci sırasında zarar görmekte ve bunun sonucu olarak da dondurulmuş-çözdürülmüş spermanın dölleme kapasitesi taze ya da soğutulmuşa kıyasla düşük olmaktadır. Soğuk şokuna sperma hassasiyeti membran fosfolipid kompozisyonu tarafından belirlenmekte (Holt, 2000) ve spermalarında yüksek düzeyde kolesterol:fosfolipid oranına sahip türlerin (örneğin insan ve tavşan), sperma kolesterol:fosfolipid oranı düşük olan türlere (örneğin, aygır, koç ve boğa) kıyasla daha dirençli oldukları bildirilmektedir (Darin-Bennett ve White, 1977; Watson, 1981). Düşük sıcaklıklarda membran akışını arttırmak ve membran fosfolipid yapısını stabil tutmak için kolesterol, sperma da dahil olmak üzere çeşitli hücre tiplerine eklenebilmektedir (Moore ve ark., 2005). Siklodekstrinler, birçok hücre tiplerinde membranların kolesterol içeriğini değiştirmek için bir taşıyıcı olarak başarıyla kullanılabilmektedir (Navratil ve ark., 2003; Belmonte ve ark., 2005). 295
312 Bu bağlamda söz konusu çalışmada kriyopreservasyondan önce teke spermasına kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrin (CLC) uygulamasının etkisi teke sperması kriyopreservasyon protokolü göz önüne alınarak araştırılmıştır. Özdek ve Yöntem Çalışmada 3 baş Murciano-Granadina ırkı tekeye ait yapay vajina yöntemiyle alınmış 12 adet ejakulat kullanılmıştır. Semen plazmasının kaldırılması Tris-Sitrik Asit- Glikoz solüsyonu kullanılarak 2 kez 15 dak/500g olarak santrifüj yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın dondurma ortamı olarak % 20 yumurta sarısı- Tris- Sitrik Asit-Glikoz-Gliserol (final gliserol oranı % 4) kullanılmıştır. Çalışmada kullanın Methyl-β-cyclodextrin in kolesterol ile doyurulması Purdy ve Graham (2004) ın tanımladığı şekilde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada sperma hareketlilik parametreleri bilgisayar destekli sperma analiz programı (CASA; ISAS, version , Proiser, Valencia, Spain); canlılık parametresi (plazma membran bütünlüğü) ise Propidium iodide (PI) ve SYBR-14 kullanılarak akış sitometrisi (Beckman Coulter, IZASA, Barcelona, Spain) aracılığıyla analiz edilmiştir. Alınan ejakulatlar Tris solüsyonu ile (1:10; v:v; 22 ºC) seyreltilmiş ve muamele gruplarına bölünerek CLC-önce, Kontrol (0 mg CLC) ve CLC-sonra olmak üzere 3 farklı muamele grubu oluşturulmuştur. CLC-önce grubuna sentrifüjden önce; CLCsonra grubuna ise sentrifüjden sonra olmak üzere 1 mg CLC/120 x 10 6 sperma ilave edilmiş ve 15 dakika boyunca oda sıcaklığında inkube edilmiştir. İnkubasyonun ardından her gruba % 20 yumurta sarısı içeren Tris-Sitrik Asit-Glikoz içeren ortam 1 ilave edilerek yoğunluk mililitrede 200 x 10 6 sperma olacak şekilde ayarlanmış ve örnekler 2 saat süresince soğutma kamarasında muhafaza edilerek 5 ºC ye soğutulmuştur. 2 saatlik soğutma sürecinin ardından her gruba % 20 yumurta sarısı - Tris-Sitrik Asit-Glikoz-Gliserol (%8) içeren ortam 2 ilave edilerek 15 dakika boyunca dengelemeye bırakılmıştır. Dengeleme süresinin ardından örnekler 0.5 ml lik payetlerde (IMV Technologies, L Aigle, France) paketlenerek azot buharı (3 cm) üzerinde 10 dakika süresince dondurmaya bırakılmış ve ardından sıvı azotun içine atılarak kullanıncaya değin muhafaza edilmiştir. Tüm istatistiksel analizler SAS paket programı (The SAS System for Windows 9.0) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, ejakulatı içeren teke etkisi şansa bağlı alınarak mixed model ile analiz edilmiştir. Uygulamalara ait en küçük kareler ortalaması farkları karşılaştırmada % 5 hata değeri sabit alınarak Tukey-Kramer testi kullanılmıştır. Bulgular ve Tartışma Çalışmadan elde edilen bulgulara göre teke spermasına CLC nin semen plazmasının kaldırılmasından sonra uygulanmasının önce uygulanmasına ya da hiç uygulanmamasına (kontrol grubu) kıyasla çözdürme akabinde 10. dakikada tayin edilen hareketlilik ve canlılık parametreleri bakımından daha iyi sonuçlar ortaya koyduğu tespit edilmiştir (Çizelge 1). Çözdürme sonrasında 150 dakika boyunca 38 o C de inkube edilen örneklerden elde edilen sonuçlara göre CLC-sonra muamele grubunun 150 dakika sonunda daha fazla hareketli (toplam ve ilerleyici hareketli) spermaya sahip olduğu görülmektedir (P<0.05; Çizelge 2). Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, dondurma öncesinde teke spermasının CLC ile muamelesi çözdürme sonrasındaki sperma kalitesini iyileştirme bakımından etkili bir stratejidir. Kullanılan dondurma katkı maddeleri ya da uygulanan CLC 296
313 konsantrasyonları farklı olmasına rağmen elde edilen sonuçlar bu türe ait çalışmaların yanında (Barrera-Compean ve ark., 2005; Tomás ve ark., 2008) boğa, koç, aygır, eşek veya fare olmak üzere birçok türe ait çalışmalarla uyumludur. Çizelge 1. Semen plazmasının kaldırılmasından önce ya da sonra 1 mg kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrin (CLC; 120 x 10 6 sperm) uygulanan veya uygulanmayan (0 mg CLC; kontrol grubu) teke spermasının dondurma-çözdürmenin ardından 10. dakikaya ait hareketli ve yaşayan (toplam ve ilerleyici hareketlilik) sperma yüzdeleri. Toplam hareketli sperma (%) İlerleyici hareketli sperm (%) Canlı sperma (%) Uygulamalar X S.E. X S.E. X S.E. CLC, önce a b 3.15 Kontrol a a 3.15 CLC, sonra b b 3.15 P-değeri < X : En küçük kareler ortalaması; S.H.: standart hata a,b Aynı sütundaki farklı üstindisler uygulamalar arasındaki farkları göstermekte; Çizelge 2. Seminal plazmanın kaldırılmasından önce ya da sonra 1 mg veya 0 mg (kontrol) kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrin ile muamele görerek dondurulan ve çözdürme sonrasında 150 dakika boyunca 38 o C de inkube edilen teke spermasının toplam ve ilerleyici hareketlilik yüzdeleri. Toplam hareketli sperma (%) İlerleyici hareketli sperma (%) X S.H X S.H CLC, Önce b b 2.32 Uygulama Kontrol a a 2.32 CLC, Sonra c c 2.32 P-değeri < < X : en küçük kareler ortalaması; S.H.: standart hata a,b,c Aynı sütundaki farklı üstindisler uygulamalar arasındaki farkları göstermekte; Elde edilen sonuçlara göre CLC nin semen plazmasının elenmesinin ardından uygulanmasının santrifüjden önce uygulanmasına göre daha iyi sonuçlar sunduğu bulgulanmıştır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemesinin karşın, CLC transferinin semen plazmasının varlığında etkin bir şekilde gerçekleşmediği ya da uygulanan CLC nin bir kısmının santrifüj ile kayba uğradığı öngörülmektedir. Bazı çalışmalar inkübasyon süresince ki dayanıklılığın bir in-vitro fertilizasyon göstergesi olarak güvenilir bir parametre olduğunu ileri sürmüşlerdir (Dorado ve ark., 2007). Bu bağlamda bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre teke spermasına CLC uygulaması sadece dondurma sonrası sperma kalitesini iyileştirmekle kalmamış, ayrıca 38 o C de 150 dakikalık inkubasyon süresi sonunda daha fazla sperma hareketliliğini sürdürdüğü tespit edilmiştir. Bu sonuçlar koç sperması ile yapılan çalışmalarla da uyumludur (Mocé ve ark., 2009). 297
314 Sonuç ve Öneriler Sonuç olarak teke spermasının kriyopreservasyon öncesinde CLC ile muamelesinin dondurma-çözdürme sonrası sperma kalitesini iyileştirme bakımından etkin bir uygulama olduğu ve CLC nin semen plazmasının elenmesinden sonra uygulanmasının hem iş kolaylığı hem de daha iyi sperma kalitesi elde etme bakımından önerilebileceği görülmektedir. Ancak uygulanan kolesterolün in-vivo ve in-vitro ortamlarda döl verimine ve sperma işlevselliğine etkisinin belirlenmesi için ilave çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Kaynaklar Barrera-Compean, M.H., Purdy, P.H., Dzakuma, J.M., Newton, G.R., Nuti, L.C., Cholesterolloaded cyclodextrin improves post-thaw goat sperm motility. J. Anim. Sci. Vol. 83. Belmonte, S.A., López, C.I., Roggero, C.M., De Blas, G.A, Tomes, C.N., Mayorga, L.S., Cholesterol content regulates acrosomal exocytosis by enhancing Rab3A plasma membrane association. Developmental Biology 285, Darin-Bennett, A., White, I.G., Influence of the cholesterol content of mammalian spermatozoa on susceptibility to cold shock. Cryobiology 14, Dorado, J., Rodrígez, I., Hidalgo, M., Cryopreservation of goat spermatozoa: Comparison of two freezing extenders based on post-thaw sperm quality and fertility rates after artificial insemination. Theriogenology 68, Holt, W.V., Fundamental aspects of sperm cryobiology: The importance of species and individual differences. Theriogenology 53, Mocé, E., Graham, J. K., In vitro evaluation of sperm quality. Animal Reproduction Science 105, Mocé, E., Purdy, P.H., Graham, J.K., Treating ram sperm with cholesterol-loaded cyclodextrins improves cryosurvival. Animal Reproduction Science. Article in press. Moore, A.I., Squires, E.L., Graham, J.K., Adding cholesterol to the stallion sperm plasma membrane improves cryosurvival. Cryobiology 51, Navratil, A.M., Bliss, S.P., Berghorn, K.A., Haughian, J.M., Farmerie, T.A., Graham, J.K., Clay, C.M., Roberson, M.S., Constitutive localization of the gonadotropin-releasing hormone (GnRH) receptor to low density membrane microdomains is necessary for GnRH signaling to ERK. J. Biol. Chem. 278, Purdy, P.H., Graham, J.K., Effect of cholesterol-loaded cyclodextrin on the cryosurvival of bull sperm. Cryobiology 48, Tomás, C., Blanch, E., Moce, E., Cholesterol addition after centrifugation improves goat sperm quality after cryopreservation. 1st Joint International Meeting of the Spanish-Association-for- Animal-Reproduction/British-Andrology-Society Gijon, Spain. Reproduction In Domestic Animals Vol:43,53-53, Suppl. 4. Watson, P.F., The effects of cold shock on sperm cell membranes. In: Watson, P., F., The causes of reduced fertility with cryopreserved semen. Animal Reproduction Science 60-61,
315 Kolesterol ile Doyurulmuş Siklodekstrin (CLC) ve Yumurta Sarısının Dondurulmuş Teke Sperması Kalitesi Üzerine Etkisi 1 Coşkun KONYALI 1,2, Eva BLANCH 2, Cristina TOMÁS 2, Ernesto GÓMEZ 2, Eva MOCÉ 2 1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Zootekni Bölümü, Çanakkale 2 Hayvansal Teknoloji ve Araştırma Merkezi (CITA), Valencia Tarımsal Araştırmalar Enstitüsü (IVIA), Valencia, İspanya Sperma dondurma medyumlarından hayvansal kökenli katkıların elenmesi sıhhi nedenlerden dolayı arzu edilmektedir. Bu yüzden, semen plazması elemeksizin yumurta sarısından yoksun dondurma ortamında dondurulan teke spermasına, kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrin (CLC) uygulamasının kryopreservasyon süresince yeterli koruma sağlayıp sağlamayacağı araştırılmıştır. Bu amaçla dondurma öncesinde CLC ile muamele edilen (1 mg CLC/120 x 10 6 sperma) veya edilmeyen (kontrol; 0 mg CLC) teke sperması yumurta sarısı içermeyen (% 0) ya da içeren (% 20) dondurma ortamlarında dondurulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre yumurta sarısı içeren (% 20) ortamda dondurulan örneklerin daha yüksek hareketli (toplam ve ilerleyici) ve canlı spermaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca CLC ile muamele gören sperma örnekleri (% toplam hareketli, % ilerleyici hareketli ve % canlı sperma) çözdürme sonrası kontrol grubundan (% toplam hareketli, % ilerleyici hareketli ve % canlı sperma) daha yüksek kalitede sonuçlar ortaya koymuştur. Sonuç olarak, yumurta sarısı (% 20; semen plazması elenerek) teke spermasının dondurulmasında gerekli bir sulandırıcıdır ve teke spermasının dondurma öncesinde CLC ile muamelesi çözdürme sonrası sperma kalitesi bakımından yararlı olmasına karşın yumurta sarısının eksikliğini tam olarak kapatamamaktadır. Anahtar kelimeler: Yumurta sarısı, kolesterol, siklodekstrin, teke sperması Effect of Cholesterol-Loaded Cyclodextrins and Egg Yolk on Frozen Buck Sperm Quality Elimination of animal products from the freezing diluents is desirable for sanitary reasons. Therefore, we studied that if buck sperm were frozen in the egg yolk-free diluent without eliminated of seminal plasma, the treatment of buck sperm with cholesterol-loaded cyclodextrins (CLC) could provide enough protection during cryopreservation. For this purpose buck sperm were treated with CLC (1 mg CLC/120 x 10 6 sperma) or untreated (control; 0mg CLC) before freezing and sperm were frozen in diluents containing %20 or 0 (in that case seminal plasma was not removed) egg yolk. We obtained that samples, which frozen in extender containing egg yolk (%20) presented greater percentages of total and progressively motile, and live sperm. CLC-treated sperm presented higher quality after thawing (51.56% total motile, 38.64% progressively motile and % live sperm) than control sperm (35.22% total motile, 25.69% progressively motile and % live sperm). In conclusion, the egg yolk (%20; removal of seminal plasma ) is necessary on freezing of buck sperm and although treating buck sperm with CLC prior to cryopreservation benefits sperm cryosurvival, it does not supply deficiency of egg yolk. Keywords: Egg yolk, cholesterol, cyclodextrin, buck sperm Giriş Yumurta sarısı teke spermasının dondurulmasında kullanılan en yaygın kriyoprotektanlardan biridir (Leboeuf ve ark., 2000; Purdy, 2006). Yumurta sarısı sahip olduğu birtakım bileşenler ile kriyokonservasyon sürecinde spermayı koruma adına önemli işleve sahip olmasına karşın dondurma medyumlarında yumurta sarısının yüksek oranlarda kullanılması birtakım sorunlar doğurmaktadır. Semen plazmasında bulunan ve bulbouretral bez salgısından kaynak alan bir enzim olan yumurta sarısı koagüle edici enzim (EYCE) yumurta sarısı bileşenlerini yıkıma uğratmakta ve sonuçta sperma için toksik olan lisolesitin açığa çıkmaktadır (Purdy, 2006). Bu zararlı etkilerin üstesinden gelmek amacıyla çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Yumurta sarısının ilavesinden önce semen plazmasının fizyolojik bir solüsyon ile yıkanması ya da semen plazmasının 1 Bu çalışma yüksek lisans tez projesinin ön bulguları olup AMURVAL ve INIA RT numaralı proje kapsamındadır. 299
316 elenmeksizin medyumda yumurta sarısı oranının azaltılması pratikte en çok kullanılan yöntemlerdendir. Kriyokonservasyon başarısı bakımından türler arasında farklılıklar mevcuttur. Düşük sıcaklıklara verilen cevap bakımından türler arasındaki bu farklılığa neden olan etmenlerden biri de sperma membran bileşenlerindeki farklılıklardır (Medeiros ve ark., 2002). Sperma membranı kolesterol/fosfolipid oranı yüksek olan türlerin (örneğin, insan ve tavşan) soğuk şokuna daha dirençli oldukları bildirilmiştir (Darin-Bennett ve White, 1977; Watson, 1981). Bu bağlamda kolesterol düşük sıcaklıklarda membran akışkanlığını arttırmak ve fosfolipid düzensizliklerini önlemek amacıyla çeşitli hücre tiplerinin plazma membranlarına eklenebilmektedir (Ladbrooke ve ark., 1968; Rottem ve ark., 1973). Bu bilgiler ışığında yumurta sarısı içeren (%20) ya da yumurta sarısından yoksun dondurma medyumuna kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrin (CLC) uygulamasının dondurma-çözdürme sonrası sperma kalitesine etkisi çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Özdek ve Yöntem Çalışmada 6 baş Murciano-Granadina ırkı tekeye ait 18 adet ejakulat kullanılmıştır. Yapay vajina yöntemiyle alınan ejakulatlar işlem görene değin ºC sıcaklığındaki su banyosunda muhafaza edilmiştir. Çalışmada seyreltici olarak Tris- Glikoz-Sitrik asit solüsyonu kullanılmıştır. Sperma örnekleri yumurta sarısı içeren ve içermeyen Tris-Glikoz-Sitrik asit-gliserol dondurma ortamlarında dondurulmuşlardır. Çalışmada kullanılan Methyl-β-cyclodextrin in kolesterol ile doyurulması Purdy ve Graham (2004) ın tanımladığı şekilde gerçekleştirilmiştir. Çözündürme sonrası sperma hareketliliği (toplam ve ilerleyici hareketli) bilgisayar destekli sperma analiz programı (CASA; ISAS, version , Proiser, Valencia, Spain); canlı sperma yüzdesi (plazma membran bütünlüğü) ise Propidium iodide (PI) ve SYBR-14 kullanılarak akış sitometrisi (Beckman Coulter, IZASA, Barcelona, Spain) aracılığıyla analiz edilmiştir. Yapay vajina yöntemiyle semen alımından hemen sonra her ejakulat yarıya bölünmüş ve dondurma medyumuna göre 2 ayrı muamele grubu (% 20 YS ve TSG) oluşturulmuştur. Kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrinin (CLC) etkisini tespit amacıyla her muamele grubu da kendi içinde CLC (1 mg CLC/120 x 10 6 sperma) ve kontrol (0 mg CLC) olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. Yumurta sarısı içermeyen (sadece Tris-Sitrik asit-glikoz) TSG ile dondurulacak örneklerin yarısı (TSG-CLC) semen plazması elenmeksizin direkt olarak CLC ile muamele edilmiş ve 15 dakikalık bir dengeleme periyodunun ardından TSG-CLC ve TCG-kontrol gruplarına ait sperma örnekleri Tris-Sitrik asit-glikoz-gliserol (% 4) içeren medyumda dondurulmuşlardır. Diğer gruptan farklı olarak % 20 yumurta sarısı içeren dondurma medyumunda dondurulacak sperma örnekleri Tris- Sitrik asit-glikoz solüsyonu kullanarak 2 kez 15 dakika süresince santrifüj edilmiş ve bu sayede semen plazmasının yıkanması gerçekleştirilmiştir. Semen plazmasının elenmesinden sonra % 20 YS-CLC ve % 20 YSkontrol (0 mg CLC) olmak üzere iki ayrı alt gruba ayrılmıştır. % 20 YS-CLC grubuna ait örnekler 1 mg CLC/120 x 10 6 sperma ile muamele edilmiş ve 15 dakika süresince dengeleme amacıyla oda sıcaklığında inkübe edilmiştir. Bu sürenin ardından her iki gruba ait örnekler % 20 Yumurta Sarısı-Tris- Sitrik asit -Glikoz-Gliserol (%4) içeren dondurma ortamlarında dondurulmuşlardır. 300
317 Tüm istatistiksel analizler SAS paket programı (The SAS System for Windows 9.0) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, ejakulatı içeren teke etkisi şansa bağlı alınarak tekrarlamalı varyans analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bulgular ve Tartışma Çalışmadan elde edilen bulgulara göre dondurma öncesi CLC ile muamele gören örneklerin kontrol grubuna nazaran sperma hareketlilik (toplam ve ilerleyici hareketlilik) ve canlılık yüzdelerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (P<0.05; çizelge 1). İlaveten yumurta sarısı içeren dondurma ortamı, yumurta sarısı içermeyen ortama kıyasla dondurma sonrası daha iyi sperma kalitesi sunmuştur. Çizelge 1. Kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrin (CLC) uygulanan (1 mg CLC/120 x 10 6 sperma) ya da uygulanmayan (kontrol; 0mg CLC) teke spermasının yumurta sarısı içeren (% 20) veya içermeyen medyum ile dondurulup-çözündürülmesi ardından 10. dakikaya ait hareketli ve canlı sperma yüzdeleri Toplam Hareketli sperma (%) İlerleyici hareketli sperma (%) Canlı sperma (%) X S.H X S.H X S.H Kontrol Uygulama Ortam Uygulama* Ortam CLC P-değeri < < < %YS TSG P-değeri < < < %YS, kontrol %YS, CLC TSG, kontrol TSG, CLC P-değeri YS: Yumurta sarısı; TSG: Tris-Sitrik asit-glikoz; X : En küçük kareler ortalaması; S.H.: Standart hata Ele alınan parametreler bakımından uygulama ve dondurma ortamı arasındaki interaksiyonun önemsiz olduğu (P>0.05) ve CLC uygulamasının her iki dondurma medyumunda da sperma hareketliğini ve canlılığını önemli düzeyde arttırdığı görülmektedir (çizelge 1). Dondurma ve çözdürme sperm hücreleri hareketliliği ve morfolojisi gibi çeşitli parametreleri olumsuz etkilemekte, hücrelerin ölümüyle sonuçlanabilen fonksiyonel ve yapısal zararlara neden olmaktadır. Bu bağlamda sperma membranlarının kolesterol/fosfolipid oranının arttırılmasının spermanın soğuk şokuna olan direncini arttırmada etkili bir yol olabileceği bildirilmiştir (Mocé ve ark., 2009). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre dondurma öncesinde CLC ile muamele gören örneklerin 301
318 dondurma-çözdürme sonrası sperma hareketliliği ve canlılığının kontrol grubundan önemli derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Dondurma medyumlarında hayvansal kökenli katkıların elenmesi sıhhi nedenlerden dolayı arzu edilmektedir. Elde edilen sonuçlara göre CLC uygulaması yumurta sarısı içermeyen ortama ait örneklerin sperma hareketlilik ve canlılığını arttırmasına karşın, bu sonuçlar yumurta sarısı içeren CLC ve kontrol gruplarıyla kıyaslandığında açık bir şekilde düşük seviyededir. Açıkça görülmektedir ki yumurta sarısının sahip olduğu bir takım bileşenler (örneğin, lipoproteinler ve fosfolipidler) kriyopeservasyon için önemlidir ve bu anlamda CLC bu korumayı dengeleyememektedir. Sonuç ve Öneriler Sonuç olarak kriyopreservasyon öncesinde kolesterol ile doyurulmuş siklodekstrinlerin teke spermasına uygulanmasının dondurma-çözdürme sonrası sperma kalitesini iyileştirmede etkin bir yöntem olabileceği görülmektedir. Yumurta sarısından yoksun dondurma medyumunun teke spermasının dondurulmasında yeterli koruma sağlamadığı görülmekte fakat gliserol oranlarının arttırılması gibi uygulamalarla bu sonuçların yükselip yükselmeyeceğinin tespiti için ilave çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Kaynaklar Darin-Bennett, A., White, I.G., Influence of the cholesterol content of mammalian spermatozoa on susceptibility to cold shock. Cryobiology 14, Ladbrooke, B.D., Williams, R.M., Chapman, D., Studies on lecithin cholesterol-water interactions by diverential scanning calorimetry and X-ray divraction, Biochim. Biophys. Acta 150, Leboeuf, B., Restall, B., Salamon, S., Production and storage of goat semen for artificial insemination. Animal Reproduction Science 62, Medeiros, C., M., O., Forell, F., Oliveira, A., T., D., Rodrigues, J., L., Current status of sperm cryopreservation: Why isn t it better? Theriogenology 57, Mocé, E., Purdy, P.H., Graham, J.K., Treating ram sperm with cholesterol-loaded cyclodextrins improves cryosurvival. Animal Reproduction Science. Article in press. Purdy, P.H., Graham, J.K., Effect of cholesterol-loaded cyclodextrin on the cryosurvival of bull sperm. Cryobiology 48, Purdy, P., A review on goat sperm cryopreservation. Small Ruminant Research 63, Rottem, S., Yashouv, J., Ne eman, A., Razin, A., Composition, ultra-structure and biological properties of membrane from Mycoplasma mycoides var. capri cells adapted to grow with low cholesterol concentrations, Biochim. Biophys. Acta 323, Watson, P.F., The effects of cold shock on sperm cell membranes. In: Watson, P., F., The causes of reduced fertility with cryopreserved semen. Animal Reproduction Science 60-61,
319 Ülkemizde Keçilerde Üreme Konulu Çalışmalar Pelin EVEGÜ, Aynur KONYALI Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Çanakkale Keçi yetiştiriciliği konusunda yapılan çalışmalardan üreme konusuna ağırlık verilmiş olan çalışmalar değerlendirilmiştir. Bu araştırmaların incelenmesiyle hedeflenen elde edilen bulgular doğrultusunda bundan sonra planlanacak araştırmalara ağırlıklı olarak çalışılan ve/veya üzerinde çalışma gerektiren konuların ortaya konmasıdır. Bu bağlamda ulaşılabilen çalışmalar doğrultusunda Ankara Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Ege Üniversitesi nin ağırlıklı olarak keçi materyali ile çalışmakta olduğu, araştırmaların dişi materyal üzerinde yoğunluk kazandığı, çalışmaların çoğunlukla Ankara keçisi ve Saanen keçisinde yürütüldüğü, araştırmalarda kullanılan anahtar kelimelerin keçi ırklarında üreme özelliklerinin incelenmesi ve genel üreme özellikleri şeklinde olduğu gözlenmektedir. Çalışmaların yoğun olarak araştırma makalesi şeklinde yapıldığı gözlenmektedir. Bundan sonraki çalışmalara ışık tutması planlanan bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre yerli ırklarımız hakkında yeterince bilgi üretiminin gerçekleşmemiş olduğu, dişi materyal üzerinde araştırmaların yoğunlaştığı ve özellikle maternal davranışlar konusunda eksiklikler olduğu gözlenmektedir. Anahtar kelimeler: Keçilerde üreme, keçi ırkları, keçi materyali, genel üreme işlevleri Studies on Goat Reproduction in Our Country The studies, which focused on goat reproduction, were investigated. The aims of this study were to introduce of the distribution of goat reproduction studies in Turkey, which subject were intensively studied and which subject need more research. According to the results of the study, Ankara University, Çanakkale Onsekiz Mart University and Eagan University were done intensively researched on goat production. Researches were focused on more female animal material. Angora goats and Saanen goats were used highly in the researches. Key words of the studies were commonly description of reproduction traits of goats and general reproductive features. The studies were usually published as research article. As a guide to new researches about goat reproduction, there is not enough information about our indigenous breeds. Studies were condence on female animals, but several points were not enough studied. These points need more attention from scientist. Keywords: Reproduction of goats, goat breeds in Turkey, goat material, general reproduction functions Giriş Keçi yetiştiriciliği son yıllarda yükselen bir eğilim sergilemektedir. Keçilerden elde edilen ürünlerin gelişmekte olan ülkelerde insanların temel besin maddelerini karşılamaktayken, gelişmiş ülkelerdeki insanların lüks tüketim ürünlerinde de önemli yeri olduğu ifade edilmektedir (Haenlein, 2001; Göktürk, 2004; Konyalı ve ark., 2004; Göktürk ve ark., 2005; De Vries, 2008). Tüm dünyada bilim camiasında keçi materyali kullanılarak yapılan araştırmaların artış gösterdiği belirtilirken (De Vries, 2008), Göktürk ve ark. (2005) tarafından da ifade edildiği üzere ülkemizde de keçi konulu çalışmalar son yıllarda artış göstermiştir. Son dönemlerde yayınlanan araştırmalarda genellikle fakirliğe karşı keçi yetiştiriciliği konusunun işlendiği gözlenmektedir (Haenlein, 2001; Peacock, 2005; De Vries, 2008). Bu çalışmada, Ülkemizde keçi materyali kullanılarak yürütülen üreme konulu çalışmalara ait bazı tanımlayıcı bilgilerin özetlenmesi amaçlanmaktadır. Materyal ve Yöntem Çalışmada, özel ve devlet işletmelerinde, enstitülerde ve üniversitelerde yapılmış olan üreme konulu 158 araştırmaya internet aracılığı ile ve/veya basılmış dergilere ulaşılmış, incelenmiş ve değerlendirilmiştir. 303
320 Bu çalışmalar yayınlandığı kurum (Üniversite, Araştırma Merkezi), çalışmanın yayınlandığı yıllara göre, materyalin niteliğine göre (keçi, teke, oğlak, ırk), anahtar kelimeler ve makalenin yayınlanış biçimine göre değerlendirilmiştir. Değerlendiren araştırmaların oranları yüzde olarak ifade edilerek şematize edilmiştir. Bulgular ve Tartışma Araştırmaların yapıldığı Kurumlara göre yayınlanan çalışma oranlarına bakıldığında, Ankara Üniversitesi (% 26,58), Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (% 14,56) ve Ege Üniversitesi (% 13,29) ilk sıralarda yer almaktadır. Şekil 1. Araştırmaların yapıldığı Kurumlara göre yayınlanan çalışma oranları, % Bazı Üniversitelerde hem Veteriner Fakültesi hem de Ziraat Fakültesi bulunmaktadır, bu Üniversitelerde yayınlar ayrı ayrı değil birlikte değerlendirilmiştir. Veteriner Fakültesi bulunan üniversitelerde üreme konusunda özellikle erkek hayvanlarda üreme üzerine çalışmaların yoğunlaştığı gözlenmektedir. Üreme konulu çalışmaların yıllara göre dağılımı ulaşılabilen ilk çalışma dan (1960) günümüze kadar olan yılları kapsayan şekilde incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre özellikle 2000 li yıllarda çalışmalarda artış olduğu gözlenmiştir. Zira, bu durum akademik yükselmelerdeki değişimler, teknolojik olarak bilgiye ulaşımın kolaylaşması, reklam sektöründeki hızlı gelişmeler gibi nedenlerden ötürü ortaya çıkan bir sonuç da olabilir. Keçi konulu araştırmalarda kullanılan keçi materyali dikkate alınarak yapılan sınıflandırmada ençok dişi hayvanlar üzerinde araştırma yapıldığı, bunu erkek ve sonra da oğlakların izlediği gözlenmektedir (Keçi, % 53,16; teke % 28,48 ve oğlak % 18,35; Şekil 3). 304
321 Şekil 2. Üreme Konulu çalışmaların yıllara göre dağılımı, % Şekil 3. Keçi konulu araştırmalarda kullanılan keçi materyalinin Dağılımı (%) Şekil 4 te incelenen araştırmalar içerisinde üzerinde en çok çalışma yürütülen ırkların dağılımı sunulmuştur. Çalışmalarda kullanılan keçi materyalinin ırklara göre dağılımına göre en çok çalışma Ankara keçisinde yapılmış (% 26,26) bunu Saanen keçisi (% 25,7) ve ırk belirtilmeksizin gerçekleştirilen yerli ırklar olarak ifade edilen gruptaki hayvanlar (%17,32) takip etmektedir. Yerli ırklarımızı konu alan çalışmaların sayısının düşüklüğü dikkat çekicidir. Çalışmalarda kullanılan Anahtar Kelimelerin yoğunlaştığı başlıkların genellikle derleme çalışmalarında yer alan keçi ırkları (% 20,32) veya genel üreme özelliklerinin irdelendiği araştırmalar olduğu gözlenmiştir (%19,37). Öte yandan erkek hayvanlarda ağırlıklı olarak sperma özellikleri konulu araştırmaların yapılıyor olması ve ayrıca yapay tohumlama uygulamasının gündemde olmasına bağlı olarak bu başlıkta yapılan çalışmalar 3. sırada gelmektedir (% 12,38). 305
322 Şekil 4. Çalışmalarda kullanılan keçi materyalinin ırklara göre dağılımı Şekil 5. Çalışmalarda kullanılan Anahtar Kelimelerin yoğunlaştığı başlıklar Yayınlanan çalışmaların türüne göre dağılımında Araştırma Makalesi olarak yapılan yayınlar ilk sırada (% 67,09) gelmektedir. Ülkemizde çalışmaların bildiri olarak yayınlanmasının uygun olmadığı gibi inanışlar olmasına rağmen, uluslar arası toplantılarda özellikle çalışmaların ön bulgularının ve/veya kısmen yayınlanarak tartışılmasının konunun olgunlaştırıldığı düşünülerek hareket edildiği gözlenmektedir. 306
323 Şekil 6. Yayınlanan çalışmaların türüne göre dağılımı Sonuçlar Bundan sonraki çalışmalara ışık tutması planlanan bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre yerli ırklarımız hakkında yeterince bilgi üretiminin gerçekleşmemiş olduğu, dişi materyal üzerinde araştırmaların yoğunlaştığı ve özellikle maternal davranışlar konusunda eksiklikler olduğu gözlenmektedir. Ülkemizde keçi yetiştiriciliği konusunda bundan sonraki üreme konusunda yapılacak olan çalışmaların Ülkemiz keçi yetiştiriciliğini sürdürülebilir kılma, Ülkemize uygun sistemin geliştirilmesinde etkili olabilecek özellikleri taşıması keçi yetiştiriciliğinin karlı bir hale getirilmesinde faydalı olacaktır. Kaynaklar De Vries, J Goats for the poor: Some keys to successful promotion of goat production among the poor. Small Ruminant Research, 77: Evegü, P Ülkemizde keçi konulu üreme çalışmalarının değerlendirilmesi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Bitirme Tezi, pp:22. Haeinlein, G.F.W Past, Present and Future Perspectives of Small Ruminant Dairy Research. J. Dairy Sci. 84: Konyalı, A., Savaş, T., Brka, M Situation of Goat Production: Turkey as an Example. Agriculture, Forestry and Veterinary Faculties Symposium, , Bihac, Bosnia-Herzegovina. Göktürk, P Türkiye de keçiler ile ilgili Yapılmış Araştırmalar. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü. pp. 40 Peacock, C Goats A pathway out of poverty. Small Ruminant Research, 60:
324 Keçilerin Beslenmesinde Tanenler Sibel SOYCAN ÖNENÇ 1, Mürsel ÖZDOĞAN 2 1 Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fak. Zootekni Bölümü, Tekirdağ 2 Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fak. Zootekni Bölümü, Aydın Keçiler, çiftlik hayvanları içerisinde lignin içeriği yüksek yemleri en iyi değerlendirebilen hayvanlardır. Bunun da rumen ortamı, yemlerin rumende kalış süresi, çiğneme ve ruminasyon davranışlarından kaynaklanabileceği bildirilmektedir. Keçiler, diğer ruminantlarla karşılaştırıldığında pek çok bitkide bulunan antinutrisyonel faktörlerden nispeten daha az etkilenir. Bunu tükrüklerinde bulunan ve tanenlerle bağlanma yeteneğine sahip tükrük proteinleriyle sağlarlar. Tanenlerin 55 g kondense tanen /kg altındaki konsantrasyonları rumende protein parçalanabilirliğini düşürürken, hayvanlar tarafından amino asit absorbsiyonunu ve kullanımını arttırır. Bunun yanı sıra ruminantlarda çok sık görülen şişmeyi de baskılar. Ayrıca, kondense tanenler keçilerin sindirim sistemi parazitlerinin negatif etkilerinin azaltılmasında da önemli rol oynar. Anahtar kelimeler: Tanenler, kondense tanenler, keçi, ruminant Tannins in the Nutrition of Goats It is well known, goats utilize the feeds best that are rich in lignin of the livestock. It has been reported that this may be caused by rumen environment, retention time of feeds in rumen, chewing and rumination behaviour. Compared with other ruminants, goats are relatively less affected by antinutritional factors in many plants. This is provided by salivary proteins that have an ability to bind with tannins. Tannins in low to 55 g condensed tannins/kg reduced protein digestion in rumen as well as increased amino acid absorption and use. Besides, tannins inhibit thympany, which appears frequently in ruminants. Also, condensed tannins have a major role to minimize the negative effects of parasites in goat digestive system. Keywords: Tannins, condensed tannins, goat, ruminant Giriş Keçi, çiftlik hayvanları içerisinde kaba yemleri en iyi sindirebilen hayvanlar olarak kabul edilir. Bu özelliğin rumen ortamı, yemlerin rumende kalış süresi, çiğneme ve ruminasyon davranışlarından kaynaklanabileceği bildirilmektedir. Lignin içeriği yüksek yemler keçiler tarafından tüketildiğinde, uzun bir çiğneme süresinden sonra rumende uzun süre kalan materyal, rumen mikrobiyal aktivitesine daha fazla maruz kalır ve böylece yemin sindirilebilirliği artar (Cheeke, 2005). Antinutrisyonel faktörlerden biri olan ve bitkilerde geniş bir yayılım gösteren tanenler fenolik ikincil bitki bileşenleridir. Kondanse tanenler (KT) ve hidrolize tanenler (HT) olmak üzere iki farklı yapıda bulunurlar. KT ler baklagil kaba yemlerinde, ağaçlar ve fundalıklarda en çok bulunan tanen tipidir (Min ve ark., 2003). Maki bitkileri yada meralar keçilerin rasyonlarının temel bileşenleridir (Pawelek ve ark., 2008). Keçiler, diğer ruminantlarla karşılaştırıldığında antinutrisyonel faktörlerden nispeten daha az etkilenir. Bunu tükrüklerinde bulunan ve tanenlerle bağlanma yeteneğine sahip tükrük proteinleriyle sağlarlar (Puchala ve ark., 2005). KT lerin olumsuz etkilerinin dışında, ruminantlarda şişme, mikrobiyal protein sentez etkinliğinde artma (Makkar ve ark., 1997), protein ve amino asitlerin mikrobiyal parçalanmadan koruması, N birikiminin ve amino asit kullanımının artması, parazit yükünün azaltılması gibi bazı pozitif etkileri de vardır (Salawu ve ark., 1999). Protein sentezinin etkinliğindeki artış ve rumende protein parçalanabilirliğinde düşme ruminantlar için önemlidir. Çünkü bu durum ince barsağa amonyaksız azot geçişini arttırarak süt, et, yapağı gibi ürünlerde artmaya neden olur (Makkar, 2003). Tanenlerin ruminantlar üzerindeki etkileri, tanenin yapısı ve miktarı, rasyonun bileşimi ve hayvan türlerine, hayvanın fizyolojik durumu ve yeme 308
325 adaptasyonu gibi faktörlere bağlı olarak değişir (Makkar, 2003; Puchala ve ark., 2005). Yemlerin besin madde yararlanabilirliğine, hayvanın sağlığına olan olumlu etkileri ve doğal bir kaynak olması nedeniyle kondanse tanenlere olan ilgi her geçen gün artmaktadır (McSweeney ve ark., 2001). Tanenlerin Yem Tüketimi Üzerine Etkileri KT ler çözülebilir, proteine yada yapısal karbonhidratlara bağlı olarak yemlerde değişik miktarlarda bulunur (Rubanza ve ark., 2005). KT ler yemin lezzetini olumsuz yönde etkileyerek yem tüketme isteğini azaltabilir Yem tüketimindeki azalmalar ise sindirimde ve hayvanın tüm performansında etkili olur. KT tüketimi sonucu hayvanların performansındaki düşüşler genellikle yüksek tanen içeren (>55 g KT /kg) rasyonlarda çok sık ortaya çıkar. Oysa, tanenlerin 55 g KT /kg altındaki konsantrasyonları rumende protein parçalanabilirliğini düşürürken (Pawelek ve ark., 2008), hayvanlar tarafından amino asit absorbsiyonunu ve kullanımını arttırır. Ayrıca ruminantlarda çok sık görülen şişmeyi (timpani) baskılar. Tanen içeren otların çiğnenmesiyle ortaya çıkan tanenprotein kopleksleri arası ph da stabil olup, ancak abomasum ve duodenumun ön (anterior) kısmında çözünür. Bu durum, rumende proteinleri mikrobiyal hidrolizis ve deaminasyondan korur. Yem proteinleri rumende mikrobiyal parçalanmadan korunarak sindirim sisteminin diğer kısımlarından absorbe olur. Böylece proteinlerin sindirim oranları da dolaylı olarak artar (Getachew ve ark., 2000). Yem tüketimi sırasında ruminantların yemleri çiğnemesiyle bitki hücrelerinin yaklaşık %60 ı parçalanır. Yemlerin yapısında doğal olarak bulunan kondanse tanenler bitki proteinleri ve tükrükle bağlanma yeteneğine sahiptir. Bu nedenle rasyonda bulunan KT ler kaba yem proteinlerini çiğneme sırasında bağlar (Waghorn, 2008). Böylece tanenler inaktive olur ve fekal azot kaybı da azalır (Anon, 2007). Tanence zengin yemlerin hayvanlar tarafından tüketilmesi bir savunma mekanizmasının gelişmesine neden olur (Makkar, 2003). Tükrükteki prolince zengin proteinler (PZP) yemlerin yapısında bulunan tanenlerle güçlü bağlanma özelliğine sahiptir. Hayvanların tanence zengin yemleri tüketmesiyle tükrük miktarı artar (Hagerman ve Butler, 1981; Salawu ve ark., 1997). Yem tüketimi sırasında ruminant hayvanlar bol miktarda tükrük üretir. Bu üretilen tükrük miktarı bazen tüketilen taze kaba yem miktarına (ağırlık olarak) eşit olur (Waghorn, 2008). Çiğneme (yem yeme ve ruminasyon) sırasında üretilen tükrüğün başlıca iki görevi vardır. Bunlardan birincisi yutmayı kolaylaştırmak, diğeri ise tükrük bikarbonat ve fosfatazları ile sindirim sırasında rumen ph sının arasında sürdürülmesinin sağlanmasıdır (Waghorn, 2008). Ayrıca, tükrük salgılanmasının artması sonucu rumene üre dönüşü de artar (Kocaoğlu ve Yalçın, 1996). Ruminantların tanenlere tolerans yetenekleri geyik>keçi>koyun>sığır olmak üzere sıralanır. Tanen içeriği yüksek rasyonların tüketimi, tükrük bezlerini uyararak daha çok PZP üretilmesini sağlar (Anon, 2007). Otlayan hayvanlar grubunda bulunan keçilerin, vücut ağırlıklarına göre parotis tükrük bezlerinin çok daha büyük olduğu bildirilmektedir (Waghorn, 2008). Nitekim, koyun ve keçilerle yaptıkları bir çalışmada Vaithiyanathan ve ark. (2001), parotis tükrük bezi ağırlığının canlı ağırlığa oranının koyunlara (0.839) göre keçilerde (1.293) daha yüksek olduğunu, triklorasetik asitte çözünen proteinlerin mg/kg vücut ağırlığına oranının da benzer şekilde koyunlara (5.06) göre keçilerde (8.24) yüksek olduğunu belirlemişlerdir. Bazı otlayan hayvanların tükrüğünde gezmeleriyle ilgili olarak PZP konsantrasyonları yüksek düzeyde bulunur. Tükrükte bulunan PZP, yüksek KT bağlama yeteneğine sahiptir ve KT ile kompleks oluşturur. Böylece çok az KT rumende kaba 309
326 yem proteinlerine bağlanmak için kullanılabilir. (Waghorn, 2008). Prolince zengin proteinlerin dışında histadinlerin de tanenlerle güçlü bağlanma eğilimleri olduğu bildirilmektedir (Alonso-Diaz ve ark., 2010). Ayrıca, tanenli yemleri tüketen sığırların dışkılarında KT-protein komplekslerini parçalayan mikroorganizmalar saptanmadığı bildirilmektedir (Makkar, 2003). Koyun ve keçilerde yem tüketimini, yemin sindirilme derecesini, canlı ağırlık artışını ve yapağı verimini arttırmak için KT içeren yemlere yem katkı maddesi olarak polyethylene glycol (PEG) kullanılmaktadır. Rasyona PEG ilavesi tanenin negatif etkisini ortadan kaldırmak amacıyla pratikte en çok kullanım alanı bulan yöntemdir (Kamalak, 2007). Yüksek verimli süt keçilerinde rasyona PEG ilave edilmesiyle süt veriminin arttığı ancak bu etkinin düşük süt verimine sahip keçilerde görülmediği bildirilmektedir (Gilboa ve ark., 2000). Prosopis tanenleri kuzu ve oğlaklarda değişik etki gösterirken, yüksek miktarlarda tüketim iki türün büyüme performansını ve besin maddelerinin sindirilebilirliğini olumsuz yönde etkiler. Ancak, oğlakların kuzulara göre daha iyi performans göstermesi, keçilerin prosopis tanenlerini daha iyi tolere ettiğini göstermektedir (Bhatta ve ark., 2007). Yapılan başka bir çalışmada ise, yapısında %8-10 oranında tanen içeren Prosopis cineria ile beslenen oğlaklara 5 g/gün PEG verilmesi, tanenlerin olumsuz etkilerini ortadan kaldırarak canlı ağırlık artışını kontrol grubuna göre %20 arttırdığı bildirilmektedir (Bhatta ve ark., 2002). Keçiler, tanenlerin dahil olduğu çok sayıda doğal zehirli maddelere karşı dirençlidir (Cheeke, 2005). KT lere ruminant türlerinin verdiği tepki farklıdır (Puchala ve ark., 2005). Keçiler, koyunlara göre daha yüksek miktarlarda tanence zengin bitki yapraklarını tüketirler. Yüksek kaliteli kaba yemler (Medicago sativa) verildiğinde, koyun ve keçilerin kuru madde tüketimlerinin ve sindirilebilirliklerinin benzer olduğu, ancak düşük kaliteli bitkiler (Acacia saligna) verildiğinde ise kuru madde sindirilebilirliğinin ve metabolik enerji tüketiminin keçilerde daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Bu durum, keçilerin tanence zengin tropikal bitkilerin olumsuz etkilerini önlemede koyunlara göre daha yetenekli olduğu şeklinde açıklanmaktadır (Alonso-Diaz ve ark., 2010). Rumenden metan atılımının azaltılması ile tanenler arasında pozitif bir ilişkinin olduğu bildirilmektedir (Makkar, 2003; Puchala ve ark., 2005). Yapılan bir araştırmada, sığır rasyonlarında 25.9 g/kg KM düzeyinde KT bulunması metan atılımının düşmesine neden olmuştur. Araştırıcılar, bu durumu tanenlerin metanojenik bakteriler üzerine zararlı etkiler gösterdiği, KT nin metanojenik bakterilerin büyümesini azalttığı hipotezini desteklediği şeklinde açıklamaktadır (De Oliveira ve ark., 2007). Ayrıca, rumenden metan atılımıyla yem tüketimi arasında güçlü negatif bir ilişki olduğu belirtilmektedir. Puchala ve ark. (2005) Ankara keçileriyle yaptıkları çalışmada, KT lerin metan atılımını azalttığını pratikte kullanıma aktarılabilmesi için farklı tip ve düzeyde KT lerin etkileri ile etki mekanizmalarını belirleyebilmek amacıyla araştırmalara gereksinim duyulduğunu bildirmektedirler. Organik madde parçalanabilirliği ve gaz üretimi ile KT ler arasında negatif, rumende kalış süresiyle ise pozitif bir ilişki olduğu bildirilmektedir (Frutos ve ark., 2002). Yürütülen bazı çalışmalarda, KT lerin rumen UYA konsantrasyonlarına etki göstermediği belirlenmiştir (Hervas ve ark., 2003; Puchala ve ark., 2005). Ancak, KT konsantrasyonlarında artma UYA konsantrasyonunda azalmaya neden olur, çünkü KT yapısal karbonhidratları parçalayan bakterileri inhibe etme yeteneğine sahiptir (Schreurs ve ark., 2007). Yaptıkları bir çalışmada Lee ve ark., (2009), yüksek KT içeren Sericea kuru otu tüketen keçilerde rumen UYA üretiminin düşük olması sonucunda rumen 310
327 ph sının daha yüksek olduğunu bildirmektedirler. Ancak, araştırıcılar yapılan muamelenin et keçilerinde sindirim sistemi bakteriyal yükünün azaltılmasında benzer etkiyi göstermeyebileceğini bildirmektedirler.ancak, KT ler keçilerin sindirim sistemi parazitlerinin negatif etkilerinin azaltılmasında da önemli rol oynar (Waghorn, 2008). Yüksek KT içeren kaba yemlerin küçük ruminantlarda sindirim sistemi nematodlarını azaltmak için kullanılabileceği bildirilmektedir (Lee ve ark., 2009). Bu nedenle keçilerin rasyonlarında optimum konsantrasyonlarda KT bulunması önerilmektedir. Ancak, KT lerin bu etkisinin ahırda beslenen hayvanlarda görülmediği de belirtilmektedir (Waghorn, 2008). Sonuç Ruminantlar içinde keçiler doğası gereği daha fazla KT tüketirler. Ancak, keçiler KT lerin olumsuz etkilerini ortadan kaldıracak çeşitli savunma mekanizmaları geliştirmişlerdir. Tükrük bezlerinden üretilen tükrük miktarının artması ve parotis tükrük bezlerinin vücuda göre oransal olarak daha büyük olması, tükrükte bulunan prolince zengin proteinlerin yüksekliği bunlar arasındadır. Kaynaklar Alonso-Diaz, M. A., Torres-Acosta, J. F. J., Sandoval-Castro, C. A., Hoste, H Taninins in tropical tree fodders fed to small ruminants:a friendly foe? Small Rum. Res. Art. In Press. Anon, Bhatta, R., Shinde, A., K., Vaithiyanathan, S., Sankhyan, S. K., Verma, D. L Effect of Polyethylene Glycol-6000 on Nutrient Intake, Digestion and Growth of Kids Browsing Prosopis Cineria. Anim. Feed Sci. and Techn. 101: Bhatta, R., Vaithiyanathan, S., Singh, N. P., Verma, D. L Effect of Feeding Complete Diets Containing Graded Levels of Propis Cineraria Leaves on Feed Intake, Nutrient Utilization and Rumen Fermentation in Lambs and Kids. Small Rum. Res. 67: Cheeke, P. R Applied animal nutrition feeds and feedings De Oliveira, S. G., Berchielli, T. T., Pedriira, M. S., Primavesi, O., Frighetto, R., Lima, M.A effect of tannin levels in sorghum silage and concentrate supplementation on apparent difestibility and methane emission in beef cattle. Anim. Feed Sci. Tech. 135: Frutos, P., Hervas, G., Ramos, G., Giraldez, F. J., Mantecon, A. R Condensed Tannin Content of Several Shrub Species from a Mountain in Northern Spain, and its Relationship to Various Indicators of Nutritive Value. Anim. Feed Sci. and Techn. 95: Gilboa, N., Perevolotsky, A., Landau, S., Nitsan, Z., Silanikove, N Increasing productivity in Goats Graizing Mediterranean Woodland and Scrubland by Supplementation of Polyethylene Glycol. Small Rum. Res. 38: Getachew, G., Makkar, H. P. S., Becker, K Effect of Polyethylene Glycol on In Vitro Degradability of Nitrogen and Microbial Protein Synthesis from Tannin-rich Browse and Herbaceous Legumes. Brit. J. Nutr. 84: Hagerman, A. E., Butler, L The Specificity of Proanthocyanidin-Protein Interactions. The J. of Biol. Chem.Vol:256: Hervas, G., Frutos, P., Giraldez, F. J., Mantecon, A. R., Alverez Del Pino, M. C Effect of Different Doses Quebrocho Tannins Extract on Rumen Fermentation in Ewes. Anim. Feed Sci. and Anim. Techn. 109: Kamalak, A Kondanse Tanenin Olumsuz Etkilerini Azaltmak İçin Kullanılan Katkı Maddeleri ve Yemlere Uygulanan İşlemler. KSÜ Fen ve Mühendislik Dergisi, 10(2): Kocaoğlu, B., Yalçın, S., Tanenler ve Hayvan Beslemedeki Önemi. Yem Magazin Dergisi. S: Lee, J. H., Vanguru, M., Kanan, G., Moore, D. A., Terrill, T. H., Kouakou, B Influence of dietary condensed tannins from sericea lespedeza on bacterial loads in gastrointestinal tracts of meat goats. Lives. Sci. 126: Makkar, H. P., Blümmel, M., Becker, K In Vitro Rumen Apparent and True Digestibilities of Tannin-Rich Forages. Anim. Feed Sci. and Techn. 67:
328 Makkar, H. P. S Effects and Fate of Tannins in Ruminant Animals, Adaptation to Tannins, and Strategies to Overcome Detrimental Effects Of Feeding Tannin-rich Feeds. Small. Rum. Res. 49: McSweeney, C. S., Palmer, B., McNeill, D. M., Krause, D. O Microbial Interactions with Tannis: Nutritional Consequences for Ruminants. Anim. Feed Sci. and Techn. 91: Min, B. R., Barry, T. N., Attwood, G. T., McNabb, W. C The Effect of Condansed Tannins on the Nutrition and Health of Ruminants Fed Fresh Temperate Forages: a Review. Anim. Feed Sci. and Techn. 106:3-19. Pawelek, D. L., Muir, J. P., Lambert, B. D., Wittie, R. D In Sacco Rumen Disappearance of Condensed Tannins, Fiber, and Nitrogen from Herbaceous Native Texas Legumes in Goats. Anim. Feed Sci. and Techn. 142:1-16. Puchala, R.,Min, B.., Goetsch, A. L., Sahlu, T The Effect of a Condensed Tannin-containing Forage on Mehane Emission by Goats. J. Anim. Sci. (83): Rubanza, C. D. K., Shem, M. N., Otsyina, R., Bakengesa, S. S., Ichinohe, T., Fujihara, T Polyphenolics and Tannins Effect on In Vitro Digestibility of Selected Acacia Species Leaves. Anim. Feed Sci. and Techn. 119: Salawu, M. B., Acamovic, T., Stewart, C. S., DeB.Hovell, F. D., McKay, I. 1997a. Assesment of Nutritive Value of Calliandra calothrsus: In Sacco Degradation and In Vitro Gas Production in the Presence of Quebracho Tannins with or without Browse Plus. Anim. Feed Sci. and Techn. 69: Salawu, M. B., Acamovic, T., Stewart, C. S., Hvelplund, T., Weisbjerg, M. R The Disappearance of Dry Matter, Nitrogen and Amino Asids in the Gastrointestinal Tract from Calliandra Leaves. Anim. Feed Sci. and Techn. 79: Schreurs, N. M., Tavendale, M. H., Lane, G. A., Barry, T. N., Lopez-Villalobos, N., McNabb, W. C. 2007b. Conrolling the Formation of Indole and Skatole in In Vitro Rumen Fermentations Using Condensed Tannin. J. Sci. Food Agric. 87: Vaithiyanathan, S., Mıshra, J. P., Sheikh, Q, Kumar, R Salivary gland tannins binding proteins of sheep and goat. Ind. J. Anim. Sci. 71(12): Waghorn, G Beneficiaal and Detrimental Effects of Dietary Condensed Tannins for Sustainable Sheep and Goat Production-Progress and Challenges. Anim. Feed Sci. and Techn. 147:
329 YEM KAYNAKLARI
330 Keçi Beslemede Silo Yemi Kullanımı Ahmet ALÇİÇEK Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bornova, İzmir Silo yemi, hayvancılığı gelişmiş ülkelerde küçükbaş hayvanların beslenmesinde kullanılan en önemli kaba yem kaynaklarından biridir. Son yıllarda, ülkemizde de silaj yapımı artmış ve üretilen toplam silajın yaklaşık % 90 nını mısır silajı oluşturmuştur. Nitekim, 2008 yılı verilerine göre, Türkiye mısır silajı üretimi ton düzeyine ulaşmıştır. Yine aynı yıl verilerine göre, küçükbaş hayvan sayısı baş olup bunun i koyun, i ise keçi olarak saptanmıştır. Ülkemizde üretilen silo yemlerinin önemli bir kısmı süt ineklerinin ve besi sığırlarının beslenmesinde kullanılmaktadır. Ancak, koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvanların beslenmesinde kullanımı konusunda yanlış bilgi ve ön fikirler bulunmaktadır. Mısır silajının gerek yem değeri gerekse üretim maliyeti düşünüldüğünde küçükbaş beslemede yoğun bir şekilde kullanılması ve ülke geneline yaygınlaştırılması bir zorunluluktur. Çünkü, yem, süt üretiminde en önemli maliyet kaynağı olup üretilen sütün maliyetinin % i yem gideridir. Bu nedenle, mısır silajı üretiminde, miktarın artırılması ile birlikte kaliteli mısır silajı elde edilmesine de özen göstermek gerekmektedir. Ayrıca, mısır silajı yapımı sırasında ve sonrasında uyulacak kurallara dikkat edilmediğinde meydana gelebilecek besin madde kayıplarının % 30 un üzerine çıkabildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle, işletmelerde silaj kalitesi sürekli kontrol edilmelidir. Bu bildiride, sağmal keçilerin beslenmesinde mısır silajı kullanımının yarar ve sakıncaları üzerinde durulacaktır. Anahtar kelimeler: Keçi besleme, silaj, kaba yem kalitesi, üretim maliyetleri Silage Using in Goat Nutrition Silage is one of the most important forage in the nutrition of small animal in developed countries. Recently, silage production in Turkey is increased and 90 % of the produced silage was corn silage. According to official data obtained from 2008, the silage production in Turkey reached to ton. At the same year, the number of small ruminant was head containing head sheep and head goat. Significant level of produced silage in Turkey was used in the nutrition of dairy and beef cattle feeding. Because of the incorrect information on the basic principle of silage using in small ruminant feeding, there are many prejudices of farmers. If take in to consideration of the high nutritive value and low cost of corn silage, it must be used in small ruminant nutrition and silage using in small animal feeding should became prevalent. Feed cost is the major expense of the dairy business, accounting for anywhere from 60 to 70 % of the total cost to produce milk. On the other hand, it is necessary to give an attention on the production of quality silage. During and after silage making, the nutrient losses may be more than 30 % in corn silage. Therefore, silage quality losses in the farm should be continuous controlled. In this article, advantage and disadvantage of silage using in goat nutrition will be discussed. Keywords: Goat nutrition, silage, forage quality, production cost Giriş Bilindiği gibi, ülke hayvancılığımızın geliştirilmesinde çözülmesi gereken en önemli sorunlardan biri kaliteli, ucuz ve düzenli kaba yem ihtiyacının karşılanmasıdır. Kaba yemin kaliteli ve ucuz olması daha pahalı olan yoğun yada karma yemlerin hayvan beslemede kullanımını azaltmakta ve hayvancılık işletmelerinin karlılığını artırmaktadır. Bu bağlamda, silo yemleri, hayvan besleme fizyolojisine uygunluğu ve maliyetlerinin düşük olması nedeniyle yelmemede kullanılması gereken ve arzulanan en önemli kaba yem kaynaklarıdır (Alçiçek, 1995). Hayvancılık işletmelerinde, üretim maliyetlerinin % ini yem girdilerinin oluşturması, yemleme ile yapılacak iyileştirmenin karlılığa etkisini açıklamaya yeterlidir. Bu nedenle, hayvancılık işletmelerinin kaba yem gereksinimini karşılamak için çayır-mer a alanlarının ıslahı, yem bitkisi üretim alanlarının ve desteklemelerin artırılması, ucuz ve alternatif kaba yem kaynaklarının hayvansal üretime kazandırılması ve kaliteli kaba yem üretim 313
331 tekniklerinin üreticilere aktarılması gerekmektedir. Son yıllarda, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının uyguladığı desteklerle yem bitkileri ekim alanları ve suca zengin kaba yemlerden silaj yapımı, bir başka ifade ile Kaliteli Kaba Yem Üretimi önemli düzeyde artmıştır. Nitekim, 2008 yılı verilerine göre (Anonim, 2008a), Türkiye de 6.4. milyon ton kuru ot, 3.3 milyon ton yeşil ot ve 11.5 milyon ton mısır silajı üretimi gerçekleştirilmiştir. Bu kaliteli kaba yem üretim düzeyine, çayır ve meralardan üretilen 11.7 milyon ton kaba yemi de ilave edersek, 2008 yılı kaba yem üretim düzeyimiz yaklaşık 33 milyon ton dolayında olmaktadır. Ülkemizde 10.9 milyon büyük baş (sığır+manda) ve 29.6 milyon küçük baş (koyun+keçi) hayvan varlığı olduğu göz önüne alındığında (Anonim, 2008b), bu hayvanlarımızın sadece Yaşama Payı Kaliteli Kaba Yem gereksinimleri 57 milyon ton dolayındadır. Bu veriler ışığında, ülkemizin 24 milyon ton kaliteli kaba yem açığı olduğu ortaya çıkmaktadır. Karşılanamayan bu kaba yem açığı, saman ve sap gibi yem değeri düşük kaba yemlerle kapatılmakta ve buna bağlı olarak birim hayvandan alınan süt ve et miktarı da düşük olmaktadır. Ülkemizde üretilen toplam silajın % 90 ınden fazlasını mısır silajı, kalanını ise fiğ-arpa, çim-üçgül veya yonca silajı oluşturmaktadır (Alçiçek ve ark, 1999). Ülkemizde en çok silaj yapan bölgelerin başında Ege ve Marmara Bölgeleri gelmektedir. Silo yemlerinden mısır silajı, gerek içerdiği yüksek enerji ve gerekse hayvanlar tarafından sevilerek tüketilmesi nedeniyle silajlık yem bitkilerinin en iyisi olma özelliğini taşımaktadır. Bunun dışında, üretim maliyetleri açısından diğer silajlık yem bitkileri ile karşılaştırıldığında, üretilen her ton mısır silajı kuru maddesi diğer yem bitkilerinden daha ucuza elde edilmektedir. Son yıllarda, çeşitli kurum ve kuruluşların yoğun çabaları sonucu silajlık mısır ekimi, beton silo yapımı veya hazır (balya) silo yemi satışı önemli düzeyde artmış, ancak çiftçi koşullarında kaliteli silo yemi yapımında önemli teknik problemlerin olduğu saptanmıştır (Alçiçek, ve Özdoğan, 1997; Alçiçek ve ark., 1999; Konca ve ark., 2005). Bu problemlerin başında, uygun çeşit seçilememesi, uygun hasat zamanının belirlenememesi, silajın iyi sıkıştırılamaması, örtü malzemesinin iyi olmayışı ve silo tipinin yanlış seçilmesi sayılabilir (Alçiçek ve Karaayvaz, 2002, Alçiçek, 2006). Ülkemizde üretilen silo yemlerinin önemli bir kısmı süt ve besi sığırlarının beslenmesinde kullanılırken, koyun ve keçilerin beslenmesinde kullanımı ise son derece azdır. Son yıllarda, keçi-orman ilişkileri kapsamında, keçilerin ormana zarar vereceği düşüncesi ile sayısının azaltıldığı bilinmektedir. Bu soruna bir çözüm olması amacıyla, keçilerin beslenmesinde, silo yemi gibi kaliteli kaba yemlerin kullanılması durumunda, keçilerin beslenmesi amacıyla ormanda otlatılmasının önüne geçileceği açıktır. Bu nedenle bu makalede, keçilerin yemlenmesinde mısır silajı gibi kaba yemlerin yüksek düzeyde kullanımının yararları üzerinde durulmuştur. Keçi Beslemede Mısır Silajının Yem Değeri Son yıllarda, bitki ıslahı, yetiştirme ve hasat tekniklerinin iyileştirilmesi ile daha yüksek koçan oranına sahip silajlık mısır üretimi yapılmaktadır (Bilgen ve ark., 1996). Çünkü, hamur olumu döneminde hasat edilmiş silajlık mısırdaki toplam kuru maddenin yaklaşık % 60 ı koçanda bulunmakta ve tüm besin maddelerinin 2/3 si mısır koçanından sağlanmaktadır. Silajlık mısırda en yüksek besin madde birikimi, hamur olumu döneminin ortasına doğru gerçekleşmektedir. Mısır danesinde vejetasyonun ilerlemesi ile nişasta ve yağ birikimi artmakta, ham sellüloz oranı ise azalmaktadır (Çizelge 1). Mısır silajı ile yapılacak keçi beslemede başarı, kaliteli bir silaj elde edilmesine bağlıdır. Silajlık mısır için en uygun hasat zamanı kuru maddenin % 30 a yaklaştığı hamur olumu ortasıdır (DLG, 1987). 314
332 Çizelge 1. Farklı vejetasyon dönemine göre mısır silajında besin maddelerinin değişimi Vejetasyon Dönemi KM Kuru maddede, % ME, kcal/kg % HS NÖM HP (Tabii Halde) Süt olumu Hamur olumu başı Hamur olumu ortası Hamur olumu sonu Ülkemiz saha koşullarında yapılan araştırmalarda, kaliteli mısır silajı örneklerinde kuru madde düzeylerinin % arasında değiştiği saptanmıştır (Alçiçek ve Özdoğan, 1997; Alçiçek ve ark., 1999; Konca ve ark., 2005). Bu verilere göre, iki farklı kuru madde (KM) düzeyindeki kaliteli mısır silajının Ham Protein (HP) ve Metabolik Enerji (ME) düzeylerini aşağıdaki gibi kabul ederek pratikte keçi rasyonu yapmak mümkündür; 1.% KM içeren mısır silajı: Tabii halde 1 kg da g HP, kcal ME 2.% KM içeren mısır silajı: Tabii halde 1 kg da g HP, kcal ME Mısır silajı enerjice zengin olmasına karşın, proteince fakir bir kaba yemdir. Bu nedenle, tek başına mısır silajı ile yapılacak keçi beslemede oluşacak protein açığı çeşitli kaynaklarla giderilmelidir. Mısır silajının protein yetersizliğini gidermek amacıyla rasyonlarda kullanılabilecek yem kaynakları aşağıdaki şekilde sıralanabilir: Küspeler: Mısır silajının protein yetersizliğini gidermek amacıyla, silolama esnasında % 5 oranında pamuk veya ayçiçeği tohumu küspesi kullanmak mümkündür. Üre Katkısı: Mısır silajına üre katkısı hayvancılığı gelişmiş ülkelerde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Üre katkısı, silo doldurulurken yapılmakta ve 1 ton mısır silajına 5 kg % 46 azot içeren üre homojen bir şekilde dağıtılmaktadır. Keçi beslemede üreli mısır silajı bir haftalık ön alıştırma süresinden sonra kullanılmalıdır. Sağmal Keçilerin Beslenmesinde Mısır Silajı Kullanımı Süt keçilerinde, laktasyon başında düşen yem tüketimine karşılık, yeterli düzeyde enerji verilmesi, süt verim kapasitesinin en yüksek düzeye çıkarılması için gerekli bir koşuldur. Laktasyondaki keçilerin enerji gereksinimleri, hayvanın canlı ağırlığına ve süt miktar ve bileşimine göre değişmektedir. Sütün içerdiği yağ, sütle atılan en önemli enerji kaynağı olduğundan, sütte yağ oranı arttıkça üretilen her litre süt için gereksinim duyulan enerji miktarı da artmaktadır (Alçiçek ve ark., 1996). Buna göre, keçi sütündeki yağ oranına göre 1 kg süt sentezi için gerekli enerji, protein ve mineral madde miktarları Çizelge 2 de verilmiştir (Alçiçek ve Ataç, 2003; Karabulut ve ark., 2005). Görüleceği gibi, % 4 yağlı 1 kg keçi sütü üretimi için, 1260 kcal metabolik enerjiye ve 72 g ham proteine gereksinim duyulmaktadır. Buna göre, süt keçilerinin beslenmesinde günde hayvan başına 2-4 kg kadar kaliteli mısır silajı kullanılacağı düşünülerek hesaplama yapmak mümkündür. Nitekim, % 27 KM, 650 kcal ME ve tabii halde 25 g/kg ham protein içeren mısır silajından keçi başına 2 kg verildiğinde 1 kg süt sentezi için yeterli enerji (650 kcal x 2 kg = 1300 kcal ME) sağlanmakta, ancak ham protein karşılanamamaktadır (25 g x 2 kg = 50 g). Ham protein açığının kapatılmasında ise kaliteli yonca kuru otundan (150 g/kg ham protein ve 1700 kcal/kg ME) keçi başına 150 g vermek (22.5 ham protein) yeterli olmaktadır. Buna göre, 2 kg mısır silajı ve 0.15 kg yonca kuru otu ile 1 kg keçi sütü üretmek mümkün olmakta ve rasyon maliyeti açısından son derece uygun bir durum ortaya çıkmaktadır (0.25 TL/kg). Kaba yem olarak mısır silajının son derece ucuz bir enerji kaynağı olduğu düşünüldüğünde, sağmal keçilerin beslenmesinde günde 3 kg verilmesini önermek son derece anlamlıdır. 315
333 Çizelge 2. Süt keçilerinde 1 kg süt sentezi için enerji ve protein gereksinimleri Süt yağı, 1 kg süt sentezi için gereksinimler % Enerji, ME (kcal) Ham Protein, g Ancak, tüm bu ekonomik ve fizyolojik yararları yanı sıra, silo yeminin yapılması esnasında dikkatli davranılmadığında, istenmeyen mikroorganizmaların silajda gelişim riski (Clostridum, Candida, Klebsiella, Coli, Listeria) bulunmaktadır. Bu nedenle, silo yemi yapımında kalite konusuna önem vermek gerekmektedir. Sonuç olarak, ülkemizde keçi beslemede yaprak, sap, saman, dal, odunumsu bitkiler ve çalı-çırpı yaygın bir şekilde kullanılmakta ve yem değeri düşük yemlerle keçilerimiz beslenmektedir. Yaşama payı besin madde ihtiyaçlarını dahi karşılayamayan keçiler, yem bulabilmek için ormanlarda ağaçlara tırmanabilmekte ve keçi-orman ilişkilerinde ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Ülkemizde, keçi beslemede silo yemi kullanımı son derece düşük düzeydedir. Kaliteli mısır silajı, yem değeri açısından son derece iyi bir kaba yem olup süt üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve keçinin ormana verdiği muhtemel zararın azaltılmasında yararlanılabilecek bir kaynaktır. Kaynaklar Alçiçek, A Silo yemi; önemi ve kalitesini etkileyen faktörler. E.Ü.Z.F. Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını No. 22, İzmir. Alçiçek, A; Akkan, S; Taşkın, T; Özkan, K Karma yemdeki protein düzeyinin oğlakların gelişme performansına etkisi, E.Ü. Ziraat Fakültesi Dergisi, Cilt: 33 (1) Sayfa: Alçiçek, A., Özdoğan, M Çiftçi koşullarında yapılan mısır ve silo yemlerinde silaj kalitesinin saptanması üzerine bir araştırma. Hayvansal Üretim, 37 : Alçiçek, A., Tarhan, F., Özkan, K., Adışen, F İzmir ili ve civarında bazı süt sığırcılığı işletmelerinde yapılan silo yemlerinin besin madde içeriği ve silaj kalitesinin saptanması üzerine bir araştırma. Hayvansal Üretim, : Alçiçek, A., Karaayvaz, K Çiftçi koşullarında silo yemi yapımında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri. Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Yayınları, No:106: Alçiçek, A.; Ataç, E.F Yüksek verimli süt keçilerinin beslenmesi. Hasad Dergisi, 6: Alçiçek, A Silaj kalitesi ve hayvan besleme açısından önemi. Çamlı'ca Dergisi, Sayı 1: 3. Anonim, 2008a. Bitkisel Üretim İstatistikleri T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu. Anonim, 2008b. Hayvansal Üretim İstatistikleri T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu. Bilgen, H.; Alçiçek, A.; Sungur, N.; Eichhorn, H.; Walz, O. P Ege bölgesi koşullarında bazı silajlık kaba yem bitkilerinin hasat teknikleri ve yem değeri üzerine araştırmalar. Hayvancılık'96 Ulusal Kongresi, Cilt 1, DLG, Bewertung von Grünfutter, Silage und Heu. Merkblatt 224. DLG-Verlag, Frankfurt. Karabulut, A.; Akkan, S.; Alçiçek, A Süt keçilerinin beslenmesi ve sorunları. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi,26-27 Mayıs 2005, İzmir, Bildiri Kitabı:, Sayfa: Konca, Y.; Alçiçek, A.; Yaylak, E Süt sığırcılığı işletmelerinde yapılan silo yemlerinde silaj kalitesinin saptanması. Hayvansal Üretim 46 (2):
334 Pazar Atığı Sebze ve Meyveler Alternatif Siloluk Materyal Olabilir mi! Asım KILIÇ Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bornova, İzmir Bu çalışmada pazar atığı sebze ve meyvelerin bir siloluk başlangıç materyali olup olamayacağı, ayrıca bu materyalden hazırlanan silo yeminin besin madde- ve enerji içeriğinin hangi düzeyde olduğu incelenmiştir. Bu amaçla materyal Torbalı İzmir açık pazarından temizce toplanmış, bu atıklardan oluşturulan silo yemine (başlangıç yeminde bir dizi sebze ve meyve çeşiti olduğundan) tarafımızca kokteyl silo yemi denilmiştir. Başlangıç materyalinde kurumadde içeriğinin % 30 un üzerine çıkarılmasının temini için silo edilecek karışım; % 70 pazar atığı + % 20 buğday samanı + % 4 buğday kepeği ve + % 1 tuzdan oluşturulmuştur. Elde edilen başlangıç yem karışımı yaklaşık 2 ay süre ile plastik torbalarda fermentasyona bırakılmıştır. İlk aşamada 7 dişi ve 3 erkek olmak üzere toplam 10 keçi ile bir yemleme denemesi yapılmıştır. 21 gün süre ile devam eden yemleme çalışmasında, test yeminin hem erkek ve hem de dişi hayvanlar tarafından sevilerek tüketildiği gözlenmiştir. Buna göre; doğal yem tüketiminin dişilerde, ortalama g (433 g KM) / gün ve erkeklerde g (579 g KM) / gün olduğu ölçülmüştür. Bu hali ile doğal yem tüketimi açısından cinsiyet farkının 426 g (146 g KM) / gün dolayında ve erkekler lehine olduğu saptanmıştır. Buna karşılık her kg metabolik ağırlık başına olan KM tüketiminin dişilerde ortalama 34.2 g ve erkeklerde 33.8 g olduğu ve bu bakımdan cinsiyetler arasında KM tüketimi bakımından ciddi bir farkın olmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın 2. aşamasında 3 erkek hayvan ile ayrı bir sindirim denemesi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre farklı besin maddelerinin sindirim derecelerinin sırasıyla KM için % 47.15, OM ler için % 49.59, HP için % 41.44, HY için % 50.92, HS için % ve NÖM ler için % olarak saptanmıştır. Test yemi kokteyl silo yeminin içeriğinin ise 3.77 MJ NEL / kg KM olarak hesaplanmıştır. Bu bulgulara göre, pazar atığı sebze ve meyve atıklarının alternatif bir siloluk materyal olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmada ayrıca, tüm deneme seyri boyunca ne hayvanların yem tüketimlerinde ve ne de hayvanların sağlığında herhangi bir olumsuz etki gözlenmemiştir. Anahtar kelimeler: Sebze- meyve atıkları, silo yemi, yem tüketimi, silo yemi besin madde- ve enerji içeriği Giriş Ülkemiz hayvanlarından öncelikle geviş getirenlerin hem suca zengin- hem kuru kaba yem gereksinimlerinin hala (yıl 2010) karşılanamadığı her bilimsel toplantı ya da yazı yada karşılıklı görüşmelerde dile getirilir, vurgulanır. Hâlbuki bu grup hayvanların sindirim sistemleri bu tür yemlerin değerlendirilmesi açısından son derece uygun bir anatomik yapıya sahiptir. Hayvanların kaba yem açıklarının kapatılması için ise, bu güne kadar hemen her tür girişimde bulunulmuştur. Buna rağmen kaba yem gereksinimi, farklı bir dizi neden yüzünden hala karşılanabilir düzeye getirilememiştir. Böylesi bir başarısızlıkta elbet bir dizi etkin etmen rol oynamıştır. Ancak ne yazık ki bu etmenlerin ortadan kaldırılması için özlenen düzeyde etkin önlemler alınamamış, çareler bulunamamış yada bulunsa bile bu tedbirler sürekli kılınamamıştır. Ülkemizin böylesi bir sorununun çözümü ele (başka ülke insanlarına) düşmez, düşse de yapmaz, yapsa da hayır gelmez. Bakınız bunun en güzel örneğini GDO lu yem kaynaklarında yaşamaktayız. Zira el, elin eşeğini ıslık çalarak arar. Böylesi bir sorunun çözümünü arama, bulma, uygulamaya koyma görevi yine bu ülkenin insanının (üretici ve bilim insanlarının, hele bizi idare etmeye soyunanların takip ettikleri politikaların) asli görevidir. Yoksa gelecekte kaba yem üretim açığımız (hele nitelikli kaba yem üretimi açığımız) daha da ileri boyutlara ulaşacak, hayvansal üretimimiz de daha zorlu günleri yaşamak durumunda kalacaktır. Bu bağlamda böylesi bir kaba yem açığının önemli bir kısmının kapatılmasında ülkemiz hal ve pazarlama atıklarının değerlendirilmesi aklımıza geldi. Bu amaçla fakültem 317
335 Bahçe Bitkileri Bölümü ilgili öğretim üyeleri ile karşılıklı bilgi alış verişinde bulunuldu. Zira konu, son derece açıktı, ki insan yiyeceği amacı ile üretimi yapılan bu ürünlerin hal yada pazarlama atıklarının yada tarlada değerlendirilemeden kalan kısımların mükemmelen suca zengin bir alternatif yem kaynağı olarak kullanılabileceğinden kimsenin kuşkusu yoktu. Zaten gerçek yaşamda da böylesi (n) sayıdaki bitkisel üretimin; insan beslenmesinde kullanımı halinde Yiyecek Gıda Maddesi, hayvan beslemede kullanılması halinde ise Yem olarak adlandırıldığını herkes biliyor. İlgili Bağ Bahçe Öğretim Üyeleri ile yapılan karşılıklı görüş alış verişlerinde; bu tür hal ve pazar atıklarının ülkemizde hangi miktarda olduğuna ait elde herhangi bir kaydın olmadığı ortaya çıktı. Yapılan görüşmelerde; bu atıkların miktarının, sadece toplam üretimden gidilerek ve üretilen toplam miktardan da en azından % 25 inin (% 25 40) böylesi atık materyal olarak çöp işlemine alınabileceği tahmininde bulunuldu. Bunun sonucu olarak da ülke bazında yılda ele geçen bu tür atık miktarının 8 10 milyon ton kadar olabileceği takdirinde bulunuldu. Bu tür atıklar; insan yiyeceği olarak üretimi yapılan bir dizi bitkinin piyasada eder fiyatını bulmayan ve tarlada kalan, sebze meyve hallerinde satılmayan ya da pazarda malın albeni özelliğini artırmak için koparılan dış yapraklar, saklar, saplar vb leri ile pazarda yaralı bereli veya çok küçük vb kusurları yüzünden satım özelliği taşımayan kısımlardan oluşur. Bu grup alternatif yemler genelde % 85 dolayında (ve hatta kimileri daha da yüksek) su içeriğine sahiptir. Dolayısıyla kuru madde içerikleri düşük materyallerdir. Örneğin patates, havuç, kırmızı- veya beyaz lahana, ıspanak, enginar, yerelması, karnabahar, enginar, bezelye, fasulye, biber, haşlamalık ya da közlemelik mısır, elma, armut, muz vb leri (meyvelerden sert çekirdekliler hariç) gibi (n) sayıdadır. Bu tür materyalin hemen tamamı da doğal halleri ile hayvanlar tarafından genelde sevilerek tüketilen materyallerdir, bir diğer tanım ile genelde ye beni özellikleri yüksektir. Buna karşılık doğal hali ile besin madde yada enerji içerikleri düşüktür. Ancak kuru maddedeki besin madde ve enerji içerikleri çoğu zaman diğer bilinen klasik yem öğeleri ile karşılaştırılabilir düzeydedir. Ancak günlük hayvan başına tüketilen miktar oldukça yüksek olduğundan bu tür atık materyal ile hiç de azımsanmayacak boyutta besin maddesi ve enerji tüketimi gerçekleşir. Böylesi yiyecek atıklarının yem dışında bir diğer efektif kullanım şekli de yoktur. O nedenle de çöp işlemi görür. Bu haliyle alternatif yem olarak kullanıldığında hayvansal üretime katkıda bulunabileceği gibi diğer yönlerden de ülke ekonomisine katkıda bulunabilecekleri aşikârdır. Örneğin; a. çöp işlemi görmesi yerine hayvanlarda suca zengin yem kaynağı olarak kullanılabilirler. b. çöp işlemi gördüğünde çöplük alanlarına taşınması ve depolanması açısından önemli iş zaman ve yakıt giderlerine neden olurlar. c. çevre ortamının daha sağlıklı bir hale getirilmesine katkıda bulunulabilir. d. bu materyalin toplanması ve değerlendirilmesi ile yeni iş alanları yaratılmasına olanak tanınabilir. e. hem doğal hem silo yemi formunda yemlemede kullanılmaları ile diğer ye beni özelliği düşük niteliksiz kuru ot ve harman kalıntılarının ye beni özelliği artırılır. f. diğer suca zengin yemlere göre çok daha ucuza mal edilebilirler. 318
336 Bunlar vb daha diğer olumlu yanlarının sağlanabileceği sebze meyve atıklarının bu özellikleri dikkate alınarak, bir Yüksek Lisans bağlamında bu materyalin bir siloluk materyal olup olamayacağı ve bu arada elde edilecek silo yeminin besin madde ve enerji içeriklerinin hangi düzeyde olduğu ve sonuçta alternatif bir suca zengin kaba yem kaynağı olarak kullanılıp kullanılamayacağı hakkında sayısal verilere dayalı bir ön bilgi edinilmesi amacı ile bu ön çalışma yapılmıştır. Literatür bildirişleri Sebze meyve atıklarının pazar karışımlarının alternatif bir yem kaynağı olarak kullanımı hakkında bu gün için yazılı kaynaklarda ekstra herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Buna karşılık farklı sebze ve meyvelerin besin madde içeriklerine veya 1 sebze veya meyvenin kimi normal yem öğeleri ile olan karışımlarına ait çalışmalara rastlanabilir (Çizelge 1). Ancak bu tür karışımların ya da karışım silo yemlerinin pratik yaşamda kullanıldığına ait de herhangi bir bilgi edinilememiştir. Çizelge 1. Kimi sebze ve meyvelerden yapılmış silo yemlerinin doğal halde ham besin madde içerikleri Yem KM HK HP HY HS Araştırıcı Muz artıkları, parçalanmış Scheikh,1987, soldurulmuş , soldurulmuş+melas Üre+kabak+lahana Sarıçiçek,1994 Lahana+melas Peyn.suyu+k.lahana+hyv.pnc Yonca+elma+hyv.pnc Beyaz lahana Sarıçiçek,1997 Yonca+biber+k.lahana Kırmızı lahana Portakal Filya, 2001 Greyfurt Elma Kutlu ve Çelik,2004 Armut Kavun Karpuz Kabak, tatlı Patates Şalgam Pazar atıkl.+buğd. kepeği Kılıç, 2005 Çizelge 1 den de görüleceği gibi, aslında sebze ve meyvelerin (dolayısıyla bunların atıklarını) doğal haldeki ham besin madde ve enerji içerikleri oldukça düşüktür. Zira su içerikleri oldukça yüksek materyallerdir. Ne var ki biz bu ön çalışma bağlamında bu atıklardan kaynaklanan besin madde ve enerji tüketiminden çok tüketilen miktarların çok fazla olacağı ve sevilerek tüketim özelliğine sahip olmaları nedeni kayda değer boyutta besin maddesinin tüketilebileceği ile konuya önemli gözü ile baktık. 319
337 Materyal ve Yöntem Hayvan Materyali Sebze meyve atıklarının bir siloluk materyal olup olmayacağı hakkında bir ön bilgi üretimi amacı ile yapılan bu çalışmada hayvan materyali olarak, yem tüketimi davranımı sırasında oldukça seçici davranım sergileyen keçi hayvan türü, hayvan materyali olarak ele alınmıştır. Bu amaçla fakültemiz Zootekni Bölümü nde bulunan 1 yaşlı Saanen ırkı keçiler kullanılmıştır. Yem Materyali Çalışmanın yem materyalini pazar atığı sebze meyve karışımı oluşturmuştur. Bu materyal, Torbalı İzmir pazarından, pazarlama sonucu geriye kalan atıkların temizce toplanması ile elde edilmiştir. Elde edilen sebze meyve karışımı atığında, su içeriği çok fazla olduğundan, elde edilecek karışım silo yeminin kuru madde içeriğinin en azından % 30lar ve hatta biraz daha yüksek olmasını sağlamak açısından başlangıç pazarlama atığı; % 70 pazarlama atığı + % 25 buğday samanı + % 4 buğday kepeği ve % 1 de tuz ile ortaklaşa bir karışım haline getirilmiş, bu yem ögeleri (komponentleri) TMR aracının karıştırıcı düzeneğinde topluca homogen şekilde karıştırılmış, elde edilen bu karışım plastik naylon torbalarda yaklaşık 2 ay süre ile anaerob koşullarda silo yemi haline getirilmiştir. Elde edilen silo yemine de, başlangıç materyali pazar atıklarının tek bir sebze ya da meyve çeşidinden oluşmaması nedeni ile tarafımızca kokteyl silo yemi adı verilmiştir. Bunun anlamı, madem ki ülkemizde tahmin olunan yıllık pazarlama atığı sebze meyve miktarı 8 10 milyon ton kadardır, bu miktar atık materyal ile ve iyi bir organizasyonun yapılması koşullarında ülkemizde milyon ton kadar kokteyl silo yemi hazırlanabilir demektir. Yöntem Yem materyali bölümünde değinildiği şekli ile hazırlanan kokteyl silo yemi ile 1 yemleme ve 1 de sindirim denemesin olmak üzere 2 ayrı çalışma yapılmıştır. Bu sırada hayvanlarda günlük yem tüketimleri ile canlı ağırlıklar haftada bir tartım yolu ile saptanmıştır. Sindirim deneme çalışmasında da ham besin maddeleri sindirim derecesi (HBMSD) ile sonuçta da test silo yeminin net enerji laktasyon (NEL) içeriği hesaplanmıştır. Araştırma Bulguları Test Yemi Ham Besin Madde İçeriği Test yemi kokteyl silo yeminin ham besin maddeleri içeriği (BM) Çizelge 2 de verilmiştir. Bu çizelgeden açıklıkla görüleceği gibi, kokteyl silo yeminin hem KM ve hem de ham besin madde içerikleri, bireysel sebze ve meyvelerin doğal haldeki KM ve ham besin madde içeriklerinden çok daha yüksek bulunmuştur (Çizelge 1 deki verilerle karşılaştırınız). Böyle bir bulgunun elde edilmesi doğaldır. Zira hazırlanan silo yemi sadece tek bir sebze ve meyveden hazırlanmamış, aksine bunların karışımı + buğday samanı + ve hele besin madde içeriği yüksek bir yem öğesi olan buğday kepeği + tuzun karıştırılmasından dolayı elde edilmiştir. 320
338 Çizelge 2. Kokteyl silo yeminin doğal halde ve kuru madde de (KM) olmak üzere besin madde içeriği Kokteyl silo yemi KM OM HK HP HY HS NÖM ÇE Doğal h., g/kg yem KM de, g/kg KM Yem Tüketimi Pazarlama atığı + buğday samanı + buğday kepeği + tuz karışımından hazırlanan kokteyl silo yemi ile yapılan yemleme denemesinde keçilerin toplam deneme süresince ortalama günlük doğal yem ve yem KM tüketimleri çizelge 3 te verilmiştir. Çizelge 3. Toplam deneme süresinde hayvan başına ve her kg metabolik ağırlık (CA 0.75) ) başına ortalama doğal yem ve KM tüketimleri Yem tüketimi Dişiler, n = 7 Erkekler, n = 3 Genel Doğal halde, g/gün/hayvan ± ± ± 25 KM, g/gün/hayvan 433 ± ± ± 9 KM, g/gün/kg CA ± ± ± 1.6 Çizelge 3 e göre, doğal haldeki yem tüketimi dişi hayvanlarda g / gün (veya 433 g KM / gün) iken erkeklerde g / gün (veya 579 g KM /gün) dır ve cinsiyetler arasında 130 g doğal yem/ gün (veya 44.6 g KM /gün) kadar erkek cinsiyet lehinedir. Yani erkek cinsiyet günde 130 g kadar daha fazla doğal yem tüketmiştir. Her iki cinsiyetin ortaklaşa günlük doğal yem tüketimi ise ortalama g dolayında gerçekleşmiştir. Buna karşılık her kg metabolik ağırlık başına olan KM tüketimleri ise, dişilerde 34.2 g KM / kg CA 0.75 ve erkeklerde 33.8 g KM / kg CA 0.75 dolayında gerçekleşmiş ve böylece metabolik ağırlık başına düşen günlük KM tüketimleri arasında dişi ve erkek cinsiyet arasında büyük ölçüde bir benzerliğin olduğu görülmüştür. Bir diğer tanım ile cinsiyetin test yemi ile her kg metabolik ağırlık başına tüketilen KM miktarı üzerinde herhangi bir etkiye sahip olmadığı şeklinde bir bulgu elde edilmiştir. Elde edilen bu bulguların, bu güne kadar yazılı kaynaklarda böylesi bir test yemi ile çalışılmış olmaması dolayısıyla herhangi bir bulgu bildirimi yapılmadığından tarafımızca da herhangi bir karşılaştırma yoluna da gidilmemiştir. Besin Maddeleri Sindirim Derecesi ve Yem Enerji İçeriği Bu çalışmanın 2. aşmasında test yemi kokteyl silo yeminde besin maddeleri SD nin tespiti ve sonuçta yem enerji içeriğini hesaplamak amacı ile klasik sindirim denemesi yürütülmüştür. Bu çalışma sonunda elde edilen bulgular çizelge 4 te verilmiştir. Çizelge 4 ten görüleceği gibi, test yemi kokteyl silo yeminin keçilerle yapılan sindirim denemeleri sonunda saptanan SD leri sırasıyla KM için % 47.15, OM ler için% 49.59, HP için % 41.44, HY için % 50.92, HS için % 54.32, NÖM ler için ise % dolayında olduğu saptanmıştır. NEL içeriğin de her kg doğal yem için 1.29 MJ NEL ve KM de 3.77 MJ düzeyinde olduğu hesaplanmıştır. 321
339 Çizelge 4. Test yemi kokteyl silo yeminin BM leri SD leri, sindirilebilir BM ve yem NEL MJ içerikleri, n = 3 test hayvanının ortalaması olarak BM leri KM OM HP HY HS NÖM NEL, MJ SD, % SHBM, g/kg doğ. h SHBM, g/kg KM Bu bulgular bağlamında bu ön çalışmanın ortaya koyduğu sonuçların aşağıdaki hali ile özetlenmesi olasıdır. Buna göre ; a. Pazar atığı sebze ve meyvelerin buğday samanı + buğday kepeği + tuz ile ortaklaşa karışımı sonucu hazırlanan başlangıç materyalinin silo edilmesi sonucu elde edilen ve tarafımızca kokteyl silo yemi olarak isimlendirilen test yeminin keçiler tarafından istemle ve sorunsuz olarak tüketildiği gözlenmiştir. b. hazırlanan silo yeminin fiziksel değerlendirmeler bağlamında böylesi bir ön karışım materyali başarı ile silo edilebilmiştir. Bir diğer anlatım ile Pazar atığı materyal iyi bir siloluk materyal olarak kullanılabilir. c. test yeminden dişi cinsiyette olan hayvanlar aynı yaşlı erkek cinsiyette olanlarına kıyasla doğal halde günde130 g kadar daha az tüketmişlerdir. d. buna karşılık her kg metabolik ağırlık başına tüketilen yem KM miktarı bakımından ise cinsiyetler arasında dikkate değer bir sayı farklılığı yoktur. e.test yemi kokteyl silo yeminde tüm BM leri için saptanan SD lerinin % 50 ler dolayında olduğu dikkati çekmiştir. f. BM leri SD lerinden yararlanılarak hesaplanan yem NEL, MJ içeriğinin KM de 3.77 kadar olduğu hesaplanmıştır. g. bu miktar enerji içeriğinin 3.77 : 3.17 = kg kadar satandart yağlı süt (% 4 yağlı süt) kadar enerji içeriğine sahip olduğu görülmüştür. Bu bulgular ışığı altında sebze meyve pazar atıklarının yemlemede kullanımı ile ayrıca - bu materyalin çöp olarak işlem görüp heder edilmesinin engellenebileceği, alternatif suca zengin bir yem kaynağı ya da siloluk materyal olarak kullanılabileceği, - çevre kirlenmesi sorunlarına ciddi katkılarda bulunabileceği, - çevre kirlenmesinin engellenmesi ile insan sağlığı sorunlarından kimilerinin önlenmesi bakımından etkin rol oynayabileceği, - bu materyalin silo yemi haline getirilmesi amacı ile kimi yeni iş alanlarının yaratılabileceği, - böylesi bir atık kaynağının yıl boyu kullanımı ile hayvanların suca zengin yem gereksinimlerinin karşılanmasında önemli katkılarda bulunabileceği vb daha bir dizi ve bu ön çalışma ile doğrudan ilgisi olmayan olumlu yanlar elde edilebilecektir. Kaynaklar Akyıldız, R. (1984). Yemler bilgisi, lab. klavuzu, Yayın no 358. A.Ü. Basımevi Filya, İ. (2001). Silaj teknolojisi. Hakan Ofset, İzmir Filya,İ., A. Karabulut, T. Değirmencioğlu, Ö. Canbolat ve H. Kalkan (2001). Turunçgil posalarının muhafaza ve yem değeri özelliklerinin geliştirilmesi. Turk J. Vet. Anim. Sci. 25 Kılıç, A (1985). Yemler ve hayvan besleme (Uygulamalı el kitabı), Bilgehan Basımevi, Bornova-İzmir 322
340 Kılıç, A. (1986). Silo yemi. Bilgehan Basımevi, Bornova-İzmir Kılıç, A. (2005). Kaba yem niteliğinin önemi. TAYEK 2005 Yılı Hayvancılık Grup Toplantısı, S Kılıç, A. (2005). Kokteyl silo yemi. Hasad Hayvancılık 21 / 241, S Kılıç, A. ve Ö. Körpe (2006). Pazar atıklarından 8 milyon ton yem üretilebilir. Hasad Hayvancılık 21/249, S Kılıç, A. ( - ). Pazarlama atıklarının kullanımı ile ilgili deneyim ve özel notları Kutlu, H. ve L. Çelik (2004). Yemler bilgisi ve yem teknolojisi. Ç.Ü.Z.F. Zootekni Bölümü, Adana Sarıçiçek, B.Z., M. Zincirlioğlu ve A. Yılmaz (1994). Karadeniz bölgesinde yetişen bazı bitki ve bitkisel atıkların silaj olarak değerlendirilmesi. O. M. Ü. Z. F. Dergisi 9/3 Sarıçiçek, B.Z., G. Erener ce C. Sarıcan (1977). Bazı bitkisel Pazar atıklarının silolanabilme olanakları. Tr. J. Of Agriculture and Forestry, 21 Sheikh, N.H. (1987). The preservation of banana crop residues through ensiling process, proceeding of the fourth annual worckshop held at the İnstitute of Animal research, Mankon Station, Bamenda. Cameroon October 1987 Vural, H., D. Eşiyok ve İ. Duman (2000). Kültür bitkileri. E.Ü. Basımevi, Bornova-İzmir 323
341 Keçi Meralarında Bulunan Bazı Maki Türlerinin Otlatma Mevsimi Boyunca Yem Değerlerinin Saptanması Mustafa ÇÜREK 1, Nihat ÖZEN 2 1 TKB Antalya İl Müdürlüğü, Antalya 2 Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Antalya Bu çalışmada, keçi merası olarak kullanılan makilik alanlarda yaygın olarak yetişen Akçakesme (Phillyrea latifolia), Pırnal meşesi (Quercus ilex) ve Kermes meşesi (Quercus coccifera L) maki türlerinin, yaprak+ince saplarının, ham ve sindirilebilir besin madde değerlerinin laboratuvar analizleri ve naylon torba yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Yayla ve sahil kesimi olmak üzere 2 ayrı bölgeden toplanan örneklerde öncelikle, kuru madde (KM), ham protein (HP), ham yağ (HY), ham sellüloz (HS), ham kül (HK) ve N'siz öz madde (NÖM), Sonuç olarak, Ülkemizde, özellikle Akdeniz kuşağında, doğal vejetasyon içerisinde yaygın olarak yetişen maki türlerinin otlatma mevsimi boyunca yem değerleri, besin madde gereksinimlerinin tamamını makilik alanlardan sağlayan keçilerin, bu alanlardan ne derece yararlanabileceği ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Keçi merası, makiler, besin maddeleri Goat Pasture Species Found in Some Shrubs along Grazing Season Determination of Feed Values In this study, the goat pasture used in areas shrubs widely grown Akcakesme (Phillyrea latifolia), Pırnal oak (Quercus ilex) and Kermes oak (Quercus coccifera L) of shrubs, leaf + fine stem of crude nutrient values of laboratory analysis was aimed to determine. Highland and coastral areas to have 2 separate regions in samples collected from the first, dry matter (DM), crude protein (CP), ether extract (EE) crude cellulose (CS), crude ash (CA), and nitrogen free extracts (NFE), were found. As a result, our country, especially in the Mediterranean zone, natural vegetation in the widely grown shrubs throughout the grazing season forage values for nutrient requirements allowing the entire goats shrubs areas the extent of these areas could benefit have revealed. Keywords: Goat pasture, shrubs, nutritive value Giriş Maki, Korsika dilinde Maquis den gelen bir kavramdır. Burada Korsika adasında geniş alanları kapsayan, içine girilmeyecek derecede sıkışık yapı gösteren çalılıklar kastedilmektedir. Makiler için yapılan başka bir tanım da Quercus ilex ve Quercus calliprinos çalı türlerinin yayıldığı alanlarda, sert yapraklı türlerin egemen olduğu, çalı ağırlıklı bitki formasyonları " şeklindedir. Bunların dışında, Akdeniz havzasında genellikle sürekli yeşil kalan, sert yapraklı, odunsu türlerin egemen olduğu, 2-5 metre boylanabilen çalılıklar maki olarak bilinmektedir (Özalp, 2000). Akdeniz kıyılarında türden meydana gelen ve metrelere kadar yayılış gösteren maki, bundan sonra ortadan kalkar. Bu yükseltiden sonra sıcaklık isteği yüksek olan maki elemanları sahadan çekilir ve 3-4 tür kalır. Örneğin, bozpırnal meşesi ve keçiboynuzunun erişebildiği yükseklik 400 metre dolaylarındayken, sıcaklık isteği daha az olan kermez meşesi, katran ardıcı, akçakesme, menengiç, hatta tesbih, erguvan, sandal, funda, zakkum ve delice metrelere kadar çıkar (Aydıngözü, 2008). Keçiler arazi yapısı, iklim şartları ve bitki örtüsü nedeniyle Akdeniz ekosisteminin bir parçasıdır. Özellikle taşlı, eğimli ve engebeli araziler, keçiden başka bir hayvanın otlatılmasına çoğu zaman izin vermez. Çok dik yamaçlarda ve kayalık alanlarda rahatlıkla hareket ederek, diğer çiftlik hayvanlarına göre, daha iyi tırmanırlar. Ayrıca, çalı ve ağaç gibi odunsu türlerin genç sürgün ve dalları ile dikenli bitkileri en iyi değerlendiren hayvanlardır. Hareketli üst dudakları ve kavrayan dilleri ile, diğer çiftlik 324
342 hayvanlarının normal olarak tüketemeyeceği çalıların ve dikenli türlerin, küçük yapraklarını bile alabilirler (Babalık ve Fakir, 2007). Keçiler kurak ve yarı kurak yamaç arazilere iyi uyum sağlar. Çalı otlama eğilimleri, bu alanlardan ekonomik gelir elde etmeyi mümkün kılmaktadır. Keçiler birbirinden çok farklı bitkileri değerlendirebilirler. Bu durum, değişik nitelikteki makilik alanların değerlendirilmesini sağlar (Altın ve ark., 2005). Bu bilgilerin ışığında, projenin amacı, "Antalya İli'nde bulunan ve keçi merası olarak kullanılan makilik alanlarda yaygın olarak yetişen bazı maki türlerinin, yaprak+ince saplarının, ham (Kuru madde, ham protein, ham yağ, ham sellüloz, ham kül ve N'siz öz madde) besin madde değerlerinin laboratuvar analizleri ile belirlenmesi" olarak tanımlanabilir. Materyal ve Yöntem Yem materyali olarak Antalya İli sınırları içerisinde yer alan keçi meralarında, yaygın olarak bulunan 3 maki türüne ait yaprak ve ince saplar kullanılmıştır. Bitkilerin belirlenmesinde yaygınlık ve hayvanlar tarafından tercih edilmeleri kriter olarak alınmıştır. Kullanılan bitki türleri; Akçakesme (Phillyrea latifolia), Pırnal meşesi (Quercus ilex) ve Kermes meşesi (Quercus coccifera L) dir. Yaprak+sap örnekleri; Antalya Döşemealtı İlçesi Kömürcüler merası ve Korkuteli İlçesi Naldöken bölgesindeki korunaklı makilik alandan, otlatma mevsimi içerisinde (Mayıs-Ekim ayları arası) 3 bitki için, ayrı ayrı ve 3 tekerrür olmak üzere toplanmıştır. Örnekler; saha üzerinde zikzak çizerek dolaşmak suretiyle, her 200 m de bir, tahmini 1 m 2 ' lik alanlardan (Karabulut ve Canbolat 2005), yaklaşık 1' er kg olmak üzere, yaprak+sürgünler toplanarak elde edilmiştir. Alınan tüm örnekler, darası alınmış kilitli plastik poşetlere konup, arazi tipi toplama kapları yardımıyla, vakit kaybetmeden, laboratuara sevk edilmiştir. Laboratuara getirilen örneklerin, hassas terazide, doğal haldeki ağırlıkları (g) alınmıştır. Kuru madde miktarlarının belirlenebilmesi için 105 C de, son iki tartım arasında fark kalmayıncaya kadar kurutularak, tartımları yapılmıştır. Tartımdan sonra örnekler öğütülerek, analize hazırlanmıştır. Öncelikle, laboratuarda kuru madde (KM), ham protein (HP), ham yağ (HY), ham sellüloz (HS), ham kül (HK), analizleri yapılmış ve nitrojensiz öz madde (NÖM) miktarları hesaplanmıştır (Akyıldız 1984; Karabulut ve Canbolat 2005). Örnekler henüz sindirim denemesine alınmamış olmakla beraber, metabolik enerji değeri (ME) ham besin maddeleri üzerinden hesaplama yapmaya elverişli bir regresyon eşitliği yardımıyla saptanmıştır (Karabulut ve Canbolat 2005). Farklı bitki türlerinin ve bölgenin etkilerini ortaya koymak için veriler SPSS paket programının Genelleştirilmiş Lineer Model (GLM) yöntemi ile değerlendirilmiş (Soysal, 1993), gruplar arası farklılığın önemli bulunması durumunda Duncan çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır (Duncan, 1955). Bulgular ve Tartışma Çizelge 1 incelendiğinde; bitki türü, KM değerlerine istatistiki olarak önemli etkide bulunmazken bölgenin etkisi P<0,01 düzeyinde önemlidir. Sahil bölgesinde yetişmiş türlerin kuru madde oranları önemli düzeyde daha yüksektir (P<0,05). kermes meşesinin KM değerleri Kamalak ve ark. (2004) nın bildirdiği değerden düşük bulunmuştur. Tür x bölge interaksiyonu (etkileşimi de) yine önemli olarak bulunmuştur (P<0,01). HK, OM, HS değerleri bakımından türler arasındaki farklılık önemli düzeyde 325
343 olup, akça kesme en yüksek HK değerine sahiptir. Aynı türe ait bitkilerde yaylada yetişenlere ait HK değerleri sahille karşılaştırıldığında önemli derecede yüksek bulunmuştur (P<0,01). OM ve HS değerleri en yüksek tür Pırnal meşesi olurken NÖM değeri en yüksek tür kermes meşesi olmuştur. Kermes meşesi ve pırnal meşesi arasında HY değerleri bakımından istatistiki olarak fark bulunmazken akça kesme önemli derecede yüksek bulunmuştur (P<0,01). Tüm türlerde yaylaya ait HY değerleri P<0,05 seviyesinde yüksek olmuştur. HS değerleri sahile göre yaylada yüksek bulunmuştur (P<0,05). HP değerlerine göre pırnal meşesi ve akça kesme arasında istatistiki olarak fark bulunmazken, kermes meşesinin HP değeri diğerlerinden düşük olmuştur (P<0,05). Kermes meşesinin yayla bölgesinin HP değeri Kamalak ve ark. (2004) ile uyum içinde olup, sahil bölgesi değeri düşük olmuştur. Akça kesme ve kermes meşesinin NÖM değerleri arasında istatistiki olarak fark bulunmazken, pırnal meşesi bunlardan önemli derecede düşük bulunmuştur (P<0,05). Çizelge 1. Maki türlerinin besin madde oranları ortalamaları (%, KM üzerinden) Türler Bölge KM HK OM HY HS HP NÖM Kerm. Sahil 91,7±0,10 B1 3,5±0,00 E 96,5±0,00 A 2,4±0,02 E 24,6±0,06 C 5,1±0,17 B 64,4±0,18 B Meşesi Yayla 90,5±0,14 C 4,9±0,01 D 95,1±0,01 E 3,3±0,05 A 23,3±0,22 D 3,5±0,09 C 64,9±0,07 B Genel 91,1±0,28 a* 4,2±0,32 b 95,8±0,32 b 2,9±0,22 a 24,0±0,31 b 4,3±0,36 b 64,7±0,13 a Pırnal Sahil 92,6±0,07 A 3,6±0,01 C 96,4±0,01 B 2,5±0,00 D 29,5±0,01 A 5,9±0,45 A 62,8±1,76 BC Meşesi Yayla 90,2±0,46 C 4,5±0,01 A 95,5±0,01 C 3,3±0,01 B 25,8±0,35 B 6,3±0,02 A 60,2±0,36 C Genel 91,4±0,58 a 4,0±0,19 c 96,0±0,19 a 2,9±0,17 a 27,6±0,84 a 6,1±0,22 a 61,5±1,00 b Akça Sahil 93,1±0,18 A 4,5±0,00 C 95,5±0,00 C 2,9±0,03 C 16,85±0,11 E 6,3±0,04 A 60,5±2,02 C Kesme Yayla 88,6±0,18 D 4,7±0,02 B 95,3±0,02 D 3,4±0,00 A 13,9±0,49 F 5,9±0,14 A 72,2±0,48 A Genel 90,9±1,02 a 4,6±0,04 a 95,4±0,04 c 3,1±0,11 b 15,3±0,68 c 6,1±0,12 a 66,3±2,78 a 1 Aynı sütun içerisinde farklı büyük harf taşıyan ortalamalar arasında önemli farklılık vardır (P<0,05). * Aynı sütunda farklı harf taşıyan ortalamalar arasındaki farklılık önemlidir (P<0,01). Çizelge 2. Maki türlerinin metabolik enerji değerleri bakımından bazı yemlerle karşılaştırılması, (g/kg, KM üzerinden) Türler Bölge ME Değeri Türler* ME Değeri* Kermes meşesi Sahil 2340,09 Yonca kuru otu 2370 Yayla 2144,96 Karışık çayır otu 2420 Pırnal meşesi Sahil 2688,04 Hayvan pancarı 3110 Yayla 2410,33 Şeker pancarı 3220 Akça kesme Sahil 2321,75 Mısır silajı 2310 Yayla 2823,63 Buğday samanı 1370 * Özen, 2001 Çizelge 2 incelendiğinde, makilere ait tüm ME değerleri, Özen (2001) in bildirdiği buğday samanından yüksek olmuştur. Kermes meşesi ve akça kesmenin sahil değerleri, yonca kuru otu ve mısır silajı ile benzer ME değerine sahiptir. Pırnal meşesinin yayla değeri karışık çayır otu ile benzer değer gösterirken, pırnal meşesinin sahil ve akça kesmenin yayla değerleri, hayvan pancarı ve şeker pancarından düşük olmuştur. Sonuç ve Öneriler Ülkemizde geniş alanları kaplayan makiliklere ait özelliklerin bilinmesi, buralardan doğru ve etkili şekilde yararlanılmaya yönelik planlama ve politika belirleme çalışmalarında ciddi yararlar sağlayacaktır. Bu bağlamda, makileri oluşturan bitki türlerinin besin değerlerinin saptanması büyük önem taşımaktadır. 326
344 *Bu çalışma, numaralı doktora tezinden alınmış olup, Akdeniz Üniversitesi Araştırma Fonu ve TKB Antalya İl Müdürlüğü tarafından desteklenmiştir. Kaynaklar Akyıldız, A.R Yemler Bilgisi Laboratuar Kılavuzu. A.Ü. Zir. Fak. Yayınları, ANKARA. Altın, M., Gökkuş, A., Koç, A., Çayır Mera Islahı. T.K.B. TÜGEM Çayır Mera Yem Bitkileri ve Havza Geliştirme Daire Başkanlığı Yayınları ISBN: , ANKARA. Aydıngözü, D., Maki Formasyonunun Türkiye deki Yayılış Alanları Üzerine Bir İnceleme. Kastamonu Eğitim Dergisi, Cilt:16, No:1. Babalık, A.A. ve Fakir, H., Davraz Dağı Kozağacı Yaylasında (Isparta) Keçi Otlatmasının Bazı Çalı Türlerinin Yaprak Morfolojisi Üzerindeki Etkileri. SDÜ Orman Fak. Dergisi, Seri:A, Sayı: 2, ISSN: , Sayfa:1-8. Duncan, D.B.1955.Multible range and multible F test.biometrics 11:1-42. Karabulut, A. ve Canbolat, Ö Yem Değerlendirme ve Analiz Yöntemleri. Uludağ Üniversitesi Yayınları, Yayın No: 2,05,048,0424. BURSA. Kamalak, A., Canbolat, O., Ozay, O., Aktas, S., Nutritive Value of Oak (Quercus spp.) Leaves.Small Ruminant Research 53: Özalp, G., Sert Yapraklı Ormanlar ve Maki. İstanbul Üniv. Orman Fak. Dergisi, s: Özen, N., Koyunların Beslenmesi ve Kuzu-Toklu-Şişek Koyun-Koç Besisi. Akd. Üni. Zir. Fak.Yrd.Ders Notu No:4,122 s., ANTALYA. Soysal, İ.,1993. Biyometrinin Prensipleri (istatistik I ve II Der Notları), T.Ü. Tekirdağ Ziraat Fak., Yayın No:95, Ders Notu No:64, Tekirdağ. Yaltırık, F., ve Efe, A., Otsu Bitkiler Sistematiği. İ.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Yayınları. İ.Ü. Yayın No:3568, F.B.E. Yayın No: 3, İSTANBUL. 327
345 Süt Keçilerinin Beslenmesinde Pratik Rasyon Örnekleri Şerafettin KAYA Mustafa Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Antakya/HATAY Son yıllarda ülkemizin Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde sütçü keçi yetiştiriciliğinde olumlu gelişmeler gözlenmektedir. Gelişen bu işletmelerden, yeterli hayvansal ürün elde edilmesi ise mevcut hayvanların besin madde gereksinimlerinin karşılanmasına bağlıdır. Bu poster bildiride, sütçü keçilerin gereksinim duydukları besin maddelerini karşılayacak pratik rasyon örnekleri sunulacaktır. Sunulacak örnekler, ABD-Oklahoma daki Langston Üniversitesi, Keçicilik Araştırma Enstitüsünde test edilmiş örneklerdir. Bu örnekler; laktasyonun farklı dönemleri için farklı oranlarda kaba/kesif yem içeren rasyonlar, flushing uygulamalarında kullanılacak rasyonlar, kuru dönemde uygulanacak rasyonlar ve oğlakların alıştırma yemlemelerinde kullanılacak rasyonlardan oluşmaktadır. Söz konusu yetiştiricilere ellerindeki sütçü hayvanları farklı fizyolojik evrelerde gereksinim duydukları düzeyde besleyebilecekleri pratik rasyon örneklerinin sunulması durumunda, hem hayvansal ürünlerin miktarı hem de işletme karlılıkları artırılabilecektir. Anahtar kelimeler: Keçi, laktasyon, rasyon, yem maddesi Practical Diet Examples for Dairy Goats Dairy goat production has developed during the last decade in Marmara, Aegean and Mediterranean region of Turkey. Adequate animal product requirement depends on supply their nutritional needs. The aim of the paper provides practical diet examples for dairy goat nutritional requirements. Samples presented in this paper are tested in Institute for Goat Research, Langston University, Oklahoma, USA. Samples include; early, mid and late lactation, flushing and dry period in dairy goats, and creep feding in kids forage and concentrate diets. This paper will provide goats farmer to increase both milk production and farm income. Keywords: Goat, lactation, ration, feedstuff Giriş Dünyada keçi yetiştiriciliği farklı üretim sistemleri içinde yürütülmektedir. Keçiler bu farklı yetiştirme sistemleri içerisinde gerek entansif gerekse ekstansif sistemlerde, farklı tipteki vejetasyonlarda otlamaktan, yöresel kaynaklardan sağlanan farklı yem maddelerine kadar değişik rasyonlarla beslenirler. Süt keçiciliği ülkemizde de giderek entansifleşmekte ve buna bağlı olarak da işletmelerin karlılığı için hayvanların elden beslenmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada bu amaca yönelik olarak sütçü keçilerin değişik fizyolojik çağlarda gereksinim duyduğu besin maddelerini karşılayacak pratik rasyon örneklerinin sunulması amaçlanmıştır. Ör. 1; Laktasyon başındaki keçilere uygulanan % 50 kesif yem içeren standart bir rasyondur. Rasyonun hesaplanmış içeriği; Hpr- % 16.7, ME kcal/kg, NEL kcal/kg, Ca- % 1.06, P- % 0.51 dir. Rasyon bileşenleri (%) Havada Kuru Ör 1 Ör 2 Ör 3 Ör 4 Ör 5 Çiğit kabuğu Yonca kuru otu (öğütülmüş) Mısır (öğütülmüş) Soya Fasulyesi Küspesi (SFK) Kan unu Balık unu Tüy unu
346 Melas Kısmi hidrojenlenmiş donyağı DCP Kireçtaşı Amonyum sülfat NaCO CaCO Vit. prem İz min. tuz MgO IU VitA., 1200 IU Vit D3 ve 2.2 IU Vit. E; 2 % NaCl, % 0.24 Mn, % 0.24 Fe, % 0.05 Mg, % Cu, % Co, % I ve % Zn Ör. 2 ve 3; Laktasyon başındaki hayvanlara sunulabilecek % 80 kaba yem içeren rasyonlardır. Bu rasyon KM de yaklaşık olarak % 18.5 Hpr ve % 44 NDF içermektedir. Ör. 3 rasyonu by-pass proteince zengin hammaddeler içermektedir. Bu rasyon düşük süt verimli keçiler ve ilkine doğum yapmış keçilerde Ör. 4 ve 5 de bildirilen rasyonlardan daha düşük bir süt verimi sağlamışdır. Bu rasyonlardan örnek 3 ve 5 by-pass-protein içerdiklerinden laktasyon başlangıcında sadece ilk birkaç haftada süt verimini artırmıştır. Ör. 4 ve 5; Laktasyon başındaki keçiler için % 40 kaba yem, % 60 kesif yemin kullanıldığı laktasyon başında önerilen yüksek kesif yem rasyonlardır. Bu rasyonlar yüksek Hpr (% 19) ve % 33 NDF içerir. Ör. 5 by-pass proteince zengindir. Bu rasyonlar Ör. 2 ve 3 rasyonlarından daha fazla süt verimi sağlamaktadır. Rasyon bileşenleri (%) Havada Kuru Ör 6 Ör 7 Ör 8 Ör 9 Çiğit kabuğu Yonca kuru otu (öğütülmüş) Mısır (öğütülmüş) Soya Fasulyesi Küspesi (SFK) Melas DCP Amonyum sülfat NaHCO CaCO Vit. prem İz min. tuz MgO IU VitA., 1200 IU Vit D3 ve 2.2 IU Vit. E; 2 % NaCl, % 0.24 Mn, % 0.24 Fe, % 0.05 Mg, % Cu, % Co, % I ve % Zn Ör. 6; İlk doğumunu yapan keçilerin süt verimleri, gerek Ör 6 gerekse Ör 4 ve 5 olsun benzer olmuştur. Bu rasyonlarla beslenen ergin keçilerin süt verimleri ise % 35 veya % 50 kesif yem içeren rasyonlara göre daha düşük olmuştur. Örneklerin hesaplanmış besin madde içerikleri aşağıdaki gibidir. 329
347 Besin maddesi Ör 6 Ör 7 Ör 8 Ör 9 HPr, % ME, kcal/kg NEL, kcal/kg Ca, % P, % Ör. 7; laktasyon sonu % 35 kesif yem rasyonu ile beslenen ilkine doğum yapmış keçilerin süt verimleri diğer rasyonlara göre değişiklik göstermemiştir. Ergin keçilerin süt verimleri ise % 20 kesif yem rasyonundan yüksek, % 50 kesif yem rasyonundan düşük olmuştur. Ör. 8; laktasyon sonu % 50 kesif yem rasyonu ile beslenen ilkine doğum yapan keçilerin süt verimlerinde değişiklik olmamış, ergin keçiler ise % 20, % 35 veya % 65 kesif yem içeren rasyonlardan daha yüksek süt verimine sahip olmuştur. Ör. 9; laktasyon sonu % 65 kesif yem rasyonu ile beslenen ilkine doğuran keçilerin süt veriminde değişiklik olmamış, ergin keçilerde ise % 50 kesif yem rasyonuna göre düşme olmuştur. Araştırıcılar süt sığırlarına benzer olarak, süt verimi açısından laktasyon sonunda yüksek kesif yem sunulmasına gereklilik olmadığını bildirmişlerdir. Ör. 10, 11 ve 12; Kuru dönemde % 35, 50 ve 65 kesif yem rasyonlarını tüketen keçiler takip eden laktasyon başlangıcında iyi bir performans göstermişlerdir. Rasyon bileşenleri (%) Havada Kuru Ör 10 Ör 11 Ör 12 Çiğit kabuğu Yonca kuru otu (öğütülmüş) Mısır (öğütülmüş) Soya Fasulyesi Küspesi (SFK) Melas DCP CaCO Vit. prem İz min. tuz MgSO Örneklerin hesaplanmış besin madde içerikleri aşağıdaki gibidir. Besin maddesi Ör 10 Ör 11 Ör 12 HPr, % ME, kcal/kg NEL, kcal/kg Ca, % P, % Flushing örnekleri; Ek yem çiftleşmeden 3 veya 7 hafta önce günde 250 g olarak verilmelidir. 330
348 Rasyon bileşenleri F1 (%) F2 (%) Mısır (öğütülmüş) Kuru melas 8 8 Ringa balıkunu Kuru bira mayası 2 2 İz min. tuz % NaCl, % 0.24 Mn, % 0.24 Fe, % 0.05 Mg, % Cu, % Co, % I ve % Zn Flushing yemlerinin hesaplanmış içeriği F1 için % 8.8 HPr, 3100 kcal/kg ME ve F2 için % 19.2 HPr, 2950 kcal/kg ME dir. Ör. 14; (Laktasyon Ek Yemi) Bu rasyon konsantre bazlı bir yemdir ve meraya ek olarak sütçü keçilere laktasyon başı, ortası ve sonunda verilebilir. Süt verimi 1.5 kg ı aştığı durumda kg süt için 0.33 veya 0.66 kg olarak iki farklı düzeyde verilebilir. Rasyon bileşenleri (%) Havada Kuru Besin maddesi Mısır (öğütülmüş) 74.5 HPr, % 15.7 Tüm Pamuk Tohumu 5.0 ME, kcal/kg 3100 SFK 16.0 Ca, % 0.74 NaHCO P, % 0.38 DCP 0.2 Kireçtaşı 1.6 Mineral yağ 1.0 Vit. prem IU VitA., 1200 IU Vit D3 ve 2.2 IU Vit. E Ör 15-16; Oğlaklara uygulanabilecek alıştırma yemlemesi Rasyon bileşenleri (%) Havada Kuru Ör 15 Ör 16 Yonca kuru otu (pelet) Mısır (öğütülmüş) Buğday bonkaliti Yulaf (ezilmiş) SFK Kan unu Balık unu Tüy unu Melas DCP CaCO Vit. prem İz min. tuz Koksidiostat Kaynaklar Hart, S.P. and Goetsch, A.L., Goat Diet/Feeding Examples. Pages in Proc. 16th Ann. Goat Field Day, Langston University, Langston, OK. Erişim tarihi: 24 Mayıs
349 SÜT ve ÜRÜNLERİ
350 Keçi Sütünün Fonksiyonel Bileşenleri Gülçin ŞATIR, Zeynep GÜZEL-SEYDİM Süleyman Demirel Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü, 32260, Isparta Son yıllarda araştırmalar, fiziksel ve zihinsel sağlığın geliştirilmesi ve hastalık risklerinin azaltılmasında rol alan etkin biyo-aktif gıda bileşenlerini içeren fonksiyonel gıdalar üzerine yoğunlaşmıştır. İnsan beslenmesinde son derece yararlı etkileri tespit edilmiş olan keçi sütü ve ürünlerine talep hızlı bir biçimde artmakta, gerek keçilerin kolay bakım ve beslemeleri gerekse sütünün üstün özelliklerinden dolayı önem kazanmaktadır. Günümüzde keçi sütünün sağlık üzerine olumlu etkilerinin anlaşılmasından dolayı son yıllarda keçi sütü araştırmalarının sayısı artış göstermiştir. Keçi sütünün kompozisyonu diğer sütlerden farklıdır. Daha fazla miktarda esansiyel yağ asitlerini içermesi yanında, lipazın daha kolay etkilediği kısa ve orta zincirli yağ asitleri kaproik, kaprilik ve kaprik asitçe daha zengin olmasından dolayı sindirimi rahattır. Ayrıca inek sütünden farklı olarak keçi sütü aglutinin içermediğinden dolayı yağı üstte toplanmaz. İnek ve keçi sütleri benzer oranda k-kazein (10 24 %) ve αs2-kazein (5 19%) içerirken keçi sütü, inek sütüne göre yüksek oranda β-kazein (42 64%) ve düşük oranda αs1-kazeine sahiptir. Keçi sütünün yüksek protein, protein olmayan azot ve fosfat içeriği önemli tampon kapasitesi oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra keçi sütü, diğer sütlere göre daha fazla oranda A ve B vitaminleri, riboflavin, niasin, kalsiyum, fosfor, klor, magnezyum, potasyum ve selenyum içermektedir. Keçi sütünün safra salgısını arttıran mekanizmasıyla kolesterol ve trigliserid oranını düşüren bir etkiye sahip olduğu bildirilmiştir. Keçi sütü, yüksek tampon özelliğinden dolayı gastrit ve ülser hastalarının beslenmesinde ideal bir gıdadır. Antioksidan etkili ksantin oksidaz enzimini önemli düzeyde içerdiğinden kalp damar sağlığı başta olmak üzere sağlık yönünden yararları vurgulanmaktadır. Bebeklerde ve çocuklarda iki tür gıda alerjisi (reaginik ve reaginik olmayan) meydana gelmektedir. ABD de çocukların %7 sinin inek sütü alerjisine sahip olduğu ve bunun da anne sütünden ziyade inek sütünde bulunan β- laktoglobulinden kaynaklandığı belirtilmektedir. Bu alerjiye bağlı burun iltihabı, kusma, astım, ürtiker, egzama, kronik nezle, migren, kalın bağırsak iltihabı görülmektedir. İnek sütü ve ürünleri bu alerjiye neden olurken keçi sütünün alerjiye neden olmadığı ve keçi sütü tüketimiyle de sorunun %30 55 oranında çözümlendiği belirlenmiştir. Ayrıca otizm yelpazesinde yer alan özel çocukların beslenmesinde de keçi sütü ve ürünlerinin tüketimi önerilmektedir. Keçi sütünün ülkemizdeki potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda artan miktarlarda çeşitli ürünlere işlenmesi ve gıdalara süt veya süt tozu şeklinde zenginleştirici olarak ilavesi önümüzdeki yıllarda önemli düzeyde artacaktır. Ülkemizde yetiştirilen keçilerden elde edilen sütlerin fonksiyonel bileşenlerinin ve özelliklerinin belirlenmesi ile ilgili yapılacak çalışmalardan elde edilecek sonuçlar uluslar arası düzeyde önemli katkılar sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Keçi sütü, sağlık, antioksidan, allerjik etki Keçi Sütünün Fonksiyonel Bileşenleri Günümüzde bazı bileşim özellikleri açısından inek sütünden farklılıklar gösteren ve bu farklılıkları ile fonksiyonel özellikleri olan keçi sütü ve ürünlerinin sağlık açısından yararları yeterince bilinmemektedir. Ancak, inek ve koyun sütlerinden teknolojik açıdan ayrı tutulan, farklı lezzet, aroma ve kalitesiyle ekonomik açıdan oldukça değerli olan keçi sütü ve ürünlerine verilen önemin son yıllarda arttığı görülmektedir. Bu ilginin altındaki nedenlere bakıldığında; keçi sütünün özellikle gelişmekte olan ülkelerde yetersiz beslenen kişiler ve inek sütüne alerjisi olan yada mide-bağırsak rahatsızlığı olan kişiler için inek sütüne alternatif oluşturduğu görülmektedir. Son yıllarda Amerika, Fransa, Çin ve bazı Avrupa ülkeleriyle, gelişmekte olan birçok ülkede keçi yetiştiriciliği özellikle süt verimi amacıyla yapılmaktadır. Günümüzde Amerika'da ve bazı Batı ülkelerinde bol ve yeterli inek sütü üretildiği halde, süt keçileri özel çiftliklerde yetiştirilmekte, bunlardan fonksiyonel süt ürünleri üretilmektedir (Niżnikowski ve ark., 2006). 332
351 Keçi Sütünün Bileşen Özellikleri Keçi sütü diğer süt çeşitleriyle karşılaştırıldığında farklı bir kompozisyona sahiptir. Özellikle yağ asitleri kompozisyonu bakımından inek sütünden önemli düzeyde farklıdır. Keçi sütü daha fazla esansiyel yağ asidi içermesi yanında kısa ve orta zincirli yağ asitleri olan kaproik, kaprilik ve kaprik asit miktarlarınca daha zengindir. Lipaz bu yağ asitlerine daha kolay etki ettiğinden sindirimi daha kolaydır. Ayrıca inek sütünden farklı olarak keçi sütü aglutinin içermez. Bu nedenle keçi sütündeki yağ, inek sütündeki gibi topaklanmaz ve üstte birikmez. Dolayısıyla keçi sütü doğal homojenize bir süttür (Haenlein, 2004). αs 1 -kazein inek sütünde önemli protein olma özelliği yanında kazein yapısal bileşeni olarak peynir pıhtı oluşumunda önemli görevi bulunmaktadır. İnek ve keçi sütleri benzer oranda k-kazein (%10 24) ve αs 2 -kazein (%5 19) içerir. Ancak keçi sütünde, inek sütüne göre yüksek oranda β-kazein (%42 64) ve düşük oranda αs 1 - kazein bulunmaktadır (Clark ve Sherbon,2000). Bu nedenle keçi sütünden elde edilen pıhtı aynı oranda kazein miseline sahip olsa da inek sütüne göre daha yumuşak olabilmektedir (Clark ve Sherbon, 2000). Sütün başlıca tamponlama bileşenleri, proteinler ve fosfatlardır. Keçi sütünde bulunan protein, protein olmayan azot ve fosfat inek sütüyle karşılaştırıldığında keçi sütüne önemli düzeyde tamponlama kapasitesi sağlamaktadır. Sütün başlıca tamponlama bileşenleri, proteinler ve fosfatlardır. Tamponlama kapasitesi yüksek keçi sütünün gastrit ülser hastaları için ideal bir gıda olduğu belirtilmektedir (Haenlein, 1992). Keçi sütü inek sütüne göre daha düşük düzeyde sodyum daha yüksek miktarda potasyum ve magnezyum içerdiğinden (Şatır, 2007) kan basıncını daha olumlu düzeyde etkileme özelliğine sahip olacağı düşünülmektedir; bu da yüksek tansiyon hastaları için önemli olacaktır. Selenyumun organik olarak bağlı formda olanı inorganik forma göre daha iyi tutunmaktadır. Keçi Sütünün Beslenmedeki Yeri ve Önemi Keçi sütü, gerek keçilerin kolay bakım ve beslenmeleri gerekse sütünün özel bileşimleri nedenleri ile önem kazanmaktadır. Keçi sütünde yağ taneciklerinin çapının küçük ve kazeinin oluşturduğu pıhtının gevşek yapıda olması gibi nedenlerle keçi sütü ürünlerinin sindirimi çok daha kolay olmaktadır. Sütteki proteini oluşturan kazein, albumin ve globulinin oranları açısından da diğer süt hayvanları içinde anne sütüne en yakın süt, keçi sütüdür. Keçi sütündeki düşük αs 1 kazeinin β- laktoglobulinin daha kolay sindirilmesine katkıda bulunduğu ifade edilmiş ve kazein olmadan da β- laktoglobulinin hızlı hidrolize olduğu kanıtlanmıştır (Pintado ve Malcata, 2000). Bu bulgu da, keçi sütündeki β- laktoglobulinin yapısal bir özelliği sayesinde kendi hazmını kolaylaştırdığını düşündürmektedir. Sindirime karşı direnci, bir proteinin alerjik özelliğinin belirleyen en önemli faktörlerden biridir Keçi sütünün daha az görülen ve literatürde daha az bildirilen alerjenik özellikleri keçi β- laktoglobulinin daha etkin sindiriminden kaynaklanabilmektedir (Astwood ve ark., 1996). Daha düşük αs 1 kazein seviyesine sahip olması ve β- laktoglobulinin daha kolay sindirilmesi sayesinde keçi sütünün alerjik yükü inek sütüne göre daha düşüktür. Ayrıca, doğal biyoaktif bileşenlerin varlığı savunma sistemini dengelemekte ve sağlıklı bir gastrointestinal bariyerin korunmasına da yardım etmektedir; böylece besinsel alerjenlerin kana geçişi azalır. Gıda alerjilerinin ve özellikle inek sütü kazeinlerine karşı görülen alerji sorunlarının giderilmesinde keçi sütünün etkili olacağı görüşüne yer 333
352 verilmektedir Bu amaçla yapılan klinik çalışmalarda inek sütü ve ürünlerinden kaynaklanabilen bazı alerji durumlarında, keçi ve koyun sütleri ile ürünlerinden yararlanılabileceği bildirilmiştir (Sandrucci ve ark.,1980; Mills, 1986; Macdonald, 1988). Keçi sütü doğal olarak nükleotidler, nükleosidler ve poliaminler gibi birçok biyoaktif madde içerir. Nükleotidlerin bağışıklık sistemini düzenlediği ve besinsel alerjenlere karşı yanıtı baskıladığı birçok çalışma tarafından gösterilmiştir. Poliaminler de besinsel alerjenlere karşı duyarlılığı azaltmada rol oynarlar. Bu, alerjenlere karşı olan bağışıklık yanıtını azaltma olasılığının keçi sütünde daha yüksek olduğunu gösterir (Dandrifosse ve ark., 2000). Sonuç Ülkemizde keçi sütçülüğünü geliştirmeyle ilgili uzun süre önemli çalışma yapılmamış ancak son yıllarda Avrupa Birliğinin bu konuya verdiği önemden dolayı da çeşitli çalışmalar ve teşvikler yapılmaya başlamıştır. Buna paralel olarak Avrupa Birliği üyelik sürecinde keçi sütü üretimiyle beraber dış ticarette rekabet gücü artabilecek ve bunun neticesinde öncelikle hayvancılıkla uğraşan kesime, daha sonra işletmelere ve en son olarak da ülke ekonomisine önemli bir katma değer sağlanabilecektir. Keçi sütü ile ilgili ülkemizde yapılan bilimsel çalışmalar genellikle keçi sütünden üretilen başlıca peynir çeşitleri olmak üzere süt ürünleri ile ilgili teknolojik çalışmalar olmuştur. Ülkemizde üretimi ve tüketimi kısıtlı miktarda olan keçi sütü ve ürünlerinin fonksiyonel bileşenlerinin incelenerek sağlık açısından yararlarının belirlenmesi gerek üretici gerekse tüketici bakımından önemli olacaktır. Özellikle ülkemize özgü keçi ırklarının alerjik yükü, toplam antioksidant aktivitelerinin ve genellikle açık alanda yetiştirildikleri için fenolik bileşenlerinin belirlenmesi ulusal ve uluslararası düzeyde önemli bilgiler sağlayacaktır. Kaynaklar Ambrosoli, R., Stasio, L.di., Mazzocco, P Content of alpha-s-1-casein and coagulation properties in goat milk. J. Dairy Sci. 71:24-28 Anonim,2003. Diet, nutrition and the prevention of chronic diseases. Report of a Joint WHO/FAO Expert Consultation. Geneva, Switzerland. WHO technical report series; 916 Anonim, 2007a. Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı, Hayvancılık Özel İhtisas Komisyonu Raporu. Rapor No: DPT: 2717-ÖİK: 670, Ankara Anonim,2007b. TÜİK Türkiye de bölgelere göre keçi sütü üretimi. Tarımsal Üretim, Fiyat, Değer.Ankara Astwood, J.D., Leach,J.D., Fuchs, R.L Stability of food allergens to digestion in vitro.nature Biotechnology, Clark, S., Sherbon, J.W αs1-kazein, milk composition and coagulation properties of mik. Small Ruminant Research, 38 (2) : Dandrifosse G., Peulen, O., El Khefif N., Deloyer, P., Dandrifosse, AC., Grandfils,C Are milk polyamines preventive agents against food allergy? Proc Nutr Soc.Feb;59(1):81-6. Falagiani, P., Mistrello, G., Rapisarda, G., Festa, A., Cislaghi, C., Zanoni,D Evaluation of allergenic potency by REAST inhibition. A new tool for the standardization of allergenic extracts.. J Immunol Methods.1;173(2): Haenlein, G.F.W., Role of goat meat and milk in human nutrition. Proceedings Vth International Conference on Goats, New Delhi, India, March 1-8, ICAR Publ., New Delhi, 2 (II): Haenlein, G.F.W., Goat Milk in human nutrition. Small Ruminant Research 51 ( ) Jenness, R., Composition and characteristics of goat milk: Review J. Dairy Sc. 63: Konar, A., Süt Teknolojisi. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Genel Yayın No: 140, Ders Kitapları Yayın No:A-45, Ç.Ü.Z.F., 189s. Macdonald, A Cow s Milk Allergy and Intolerance. J. Soc.of Dairy Tech. 41,3,
353 Marletta, S., Bordonaro, A. M., Guastella, P., Falagiani, N., Crimi, G.D Urso Goat milk with different αs2-casein content: analysis of allergenic potency by REAST-inhibition assay. Small Ruminant Research, Volume 52, Issues 1-2 Pages Mills, O Sheep Dairying in Britain a Future Industry. Journal of Soc. of. Dairy Tech. 39, 3, Niżnikowski,R., Strzelec,E.,Popielarczyk,D.,2006. Economics and profitability of sheep and goat production under new support regimes and market conditions in Central and Eastern Europe.Small Ruminant Research Park, Y.W., Hypo allergenic and theurapeutic significance of goat milk. Small Ruminant Research 14 (2) Pintado, M.E.,Malcata, F Hydrolysis of ovine, caprine and bovine whey proteins by trypsin and pepsin. Bioprocess Engineering.23, Sambrook, J., Fritsch, E. F., Maniatis, T Molecular Cloning. A laboratory manual. Second edition. Sandrucci, M., Crosata, M., Zanico, L Goat s Milk in Infant Feeding Prospects.Food Sci and Tech. Abs. 12, 12, 150. Şatır, G Türkiye de Keçi Sütü ve Değerlendirilmesi. Süt Dünyası. Sayı 11. Yılmaz,L., Yılsoy,Ö.T., Kurdal,E., Keçi Sütü ve Terapötik Özellikleri.Gıda Kongresi İzmir. 335
354 Keçi Sütünün Kefir Üretiminde Kullanılması: Fiziksel, Kimyasal ve Duyusal Özellikler Onur GÜNEŞER, Yonca KARAGÜL-YÜCEER Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, Çanakkale Bu çalışmanın amacı, endüstriyel olarak değerlendirilmesi sınırlı olan keçi sütünün kefir üretiminde kullanım olanağının araştırılmasıdır. Bu amaçla farklı oranlarda karıştırılmış keçi ve inek sütleri kullanılarak üretilen kefirlerin bazı fiziksel, kimyasal ve duyusal özellikleri belirlenmiştir. Kefir örneklerinde ph, toplam asitlik, toplam kuru madde ve viskozite analizleri ve duyusal özellikleri saptanmıştır. Kefir örneklerindeki aroma aktif bileşenler Gaz Kromatografisi Olfaktometre yöntemiyle belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda; kefir örneklerinin görünür viskozite değerlerinin 17,40-34,25cP; ph 4,60-4,62; toplam asitlik 0,73-0,79 (% laktik asit) ve toplam kuru madde değerlerinin % 9,98-10,90 arasında olduğu belirlenmiştir. GCO sonuçlarına göre tüm kefir örneklerinde temel aroma maddeleri olarak diasetil, bütirik asit, hekzanoik asit ve asetik asit bulunmuştur. Keçi sütü ile yapılan kefir örnekleri ve % 100 inek sütünden yapılan kefir örnekleri arasında görünüş ve kıvam özellikleri açısından bir fark bulunmazken, lezzet bakımından örnekler arasında önemli fark olduğu saptanmıştır. Kefir örneklerinin tercih edilebilirlikleri arasında da önemli bir fark tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kefir, kefir tanesi, keçi sütü, fermantasyon, aroma, duyusal analiz Using Goat Milk Kefir Production: Physical, Chemical and Sensory Properties The aim of this study was to investigate the possibility of using goat milk in the manufacture of Kefir. For this purpose, some physical, chemical and sensory properties of kefirs that produced from a mixture of cow s and goat s milks at different ratios were evaluated. ph, total acidity, total dry matter, viscosity and sensory properties were determined in kefir samples. Aroma-active compounds in kefir samples were determined by using Gas Chromatograpy-Olfactomerty. The chemical analysis showed that apparent viscosity, ph, titratable acidity and total dry matter in kefir samples ranged between cP; ; % lactic acid and % respectively. According to GCO results, diacetyl, butyric acid, hexanoic acid and acetic acid were determined as main aroma compounds in all kefir samples. Basis of sensory analysis, No significant differences were observed in kefir samples in terms of appearance and consistency scores, where as a significant difference was observed in flavor scores of kefir samples. There were significant differences were among the preference of kefir samples by consumer. Keywords: Kefir, kefir grains, goat s milk, fermentation, aroma, sensory analysis Giriş Geleneksel olarak kefir üretimi kefir taneleriyle yapılmaktadır. Üretimi, kefir tanelerinin önceden pastörize edilmiş ve soğutulmuş süte eklenmesi ve 25 o C de yaklaşık 24 saat süreyle fermantasyona bırakılmasıyla gerçekleştirilmektedir. Geleneksel üretimin en önemli özelliği, fermantasyon sonunda kefir tanelerinin kefirden süzülerek ayrılması ve daha sonraki kefir üretimlerinde kullanılabilmesidir (Güzel- Seydim ve Kök-Taş, 2010). Kefir tanesi, küçük, karnabahar şeklinde, yarı sert özellikte olup beyaz renktedir. Tanenin içerisinde homo ve heterofermantatif laktik asit bakterileri, bazı asetik asit bakterileri ve mayalar bulunmaktadır. Söz konusu mikroorganizmalar yaşamlarını simbiyotik olarak sürdürmektedirler (Güzel-Seydim ve ark., 2000a; Güzel-Seydim ve ark., 2005). Kefir oluşumunda asit ve alkol fermantasyonları söz konusudur. Her iki fermantasyon sonucunda, kefirin bileşiminde sütte bulunan temel besin öğelerinin yanında laktik asit, asetaldehit, asetoin, diasetil, asetik asit, karbondioksit ve çok az miktarda etil alkol oluşmaktadır Bu nedenle kefir çok hafif ekşimsi ve alkol tada ve köpüren bir yapıya sahiptir (Farnworth, 2005). Kefirin, diğer fermente süt ürünlerine göre farklı lezzet ve aromaya sahip olması da esasen bundan kaynaklanmaktadır. Kefir 336
355 tanesinde bulunan mikroorganizmaların oranı, üretimde kullanılan sütün bileşimi ve çeşidi ve fermantasyon koşulları kefirin lezzet ve kıvam gibi özelliklerine etki etmektedir (Irigoyen ve ark., 2005). Geleneksel kefir üretiminde inek sütü kullanılmasının yanı sıra koyun, keçi, deve ve manda sütleri de kullanılmaktadır. Özellikle keçi sütünün sindirilebilirliğinin yüksek olması, antiallerjik özellikte olması ve biyofonksiyonel kısa ve orta zincir uzunluğunda yağ asitlerini içermesinden dolayı fermente süt ürünlerinde kullanılması insan sağlığı açısından büyük avantajlar sağlamaktadır (Park ver ark., 2007; Haenlein, 2004). Buna karşın endüstriyel kefir üretimi ise çoğunlukla inek sütünün ticari kefir kültürü kullanılarak gerçekleştirilmektedir. İnek sütü kullanılarak yapılmış kefirlerin özellikleri hakkında birçok çalışma bulunmasına rağmen (Ertekin ve Güzel-Seydim 2009; Garcia Fontan ve ark., 2006; Güzel-Seydim ve ark., 2000b; Irigoyen ve ark., 2005; Özer ve ark., 2000; Yılmaz ve ark., 2006) farklı hayvanların sütlerinden üretilmiş kefirlerin özelliklerinin araştırıldığı çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmada, farklı oranlarda karıştırılmış keçi ve inek sütleri kullanılarak üretilen kefirlerin bazı fiziksel, kimyasal ve duyusal özelliklerinin belirlenerek keçi sütünün kefir üretiminde kullanım olanağının araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem Kefir üretiminde %1.5 yağlı UHT inek ve keçi sütleri, starter kültür olarak da Kefir DC 500 (Danisco-Biolacta Company, Olsztyn, Polonya) kullanılmıştır. Kefir Üretimi Kefir üretiminde kullanılan sütlerin karışım oranları şöyledir: % 100 inek sütü, %75 inek sütü + %25 keçi sütü, %50 inek sütü +%50 keçi sütü, %100 keçi sütü. Sütler 85±2 o C de 30 dakika pastörize edildikten sonra 25 o C ye soğutulmuştur. Karışımlara 0,014 g/ L düzeyinde kültür ilave edilmiş ve 25 o C de 18 saat inkübasyona bırakılmıştır (ph~ 4.6). Kefir üretimi iki tekrarlı olarak gerçekleştirilmiştir. Viskozite ve Kimyasal Analizler Örneklerin viskozite ölçümleri İşleten (2006) tarafından önerilen yöntem kullanılarak yapışmıştır. Kefir örneklerinin kimyasal analizleri Bradley ve ark., (1992) ye göre saptanmıştır Aroma Aktif Bileşenlerin Analizi Kefir örneklerinden aroma maddeleri katı faz mikroekstraksiyon (SPME) yöntemiyle ekstrakte edilmiş ve Gaz kromatografisi-olfaktometre tekniğiyle analiz edilmiştir. Bu amaçla 5 g kefir örneği PTFE/silikon septa kapaklı ve amber renkli 40 ml lik viale tartılmış ve üzerine 1 g NaCl ilave edilmiştir. Örnek 40 o C lik su banyosunda 30 dk. bekletilerek dengeye gelmesi sağlanmıştır. Daha sonra SPME fiberi (2 cm-50/30 µm DVB/Carboxen/PDMS stable flex, Supelco, Bellafonte, ABD) vialin tepeboşluğuna batırılarak 40 o C 30 dk bekletilmiş ve fiber GCO (6890, Agilent Technologies, Wilmington, De, ABD) ya enjekte edilerek aroma maddeleri belirlenmiştir. GCO da HP-INNOWAX (30 m x 0.25 mm iç çap (id) x 0.25 μm film kalınlığı) kolon kullanılmıştır (J&W Scientific, Folsom, CA, ABD). GC şartları; taşıyıcı gaz: helyum, inlet basıncı: psi, toplam akış: 54.1 ml/dak, alev iyonizasyon o dedektörü sıcaklığı: 250 C, fırın sıcaklık programı: başlangıç sıcaklık ve süresi: 40 o C, 0 3 dak, Ramp: 10 C/ dk, final sıcaklık ve süre: 200 o C, 25 dk. şeklindedir. 337
356 Duyusal Analizler Kefir örneklerini görünüş, kıvam ve lezzet açısından değerlendirmek amacıyla tüketici testi uygulanmıştır (Meilgaard ve ark., 1999). Tüketici testine üniversite personeli ve öğrencilerden 69 kişi katılmıştır. İstatistiksel Analizler Kefir örneklerinin fiziksel ve kimyasal özellikler bakımından karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi tekniği kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunda önemli olan farklıkların belirlenmesinde ise Tukey Çoklu Karşılaştırma testinden yararlanılmıştır. Kefirlerde yapılan tüketici testlerinin sonuçlarının değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis ve Friedman testleri kullanılmıştır. Bu testler sonucunda önemli çıkan farklıkların belirlenmesinde ise Dunn testinden yaralanılmıştır (Sheskin, 2000). Söz konusu istatistiklerin yapılmasında NCSS 2007 istatistik paket programı kullanılmıştır (Hintze, 2006). Bulgular ve Tartışma Çizelge 1'de kefir örneklerine ait fiziksel ve kimyasal özellikler verilmiştir. ph, asitlik, kurumadde ve yağ miktarları bakımından kefir örnekleri arasında önemli bir fark olmadığı belirlenmiştir. Örneklerin viskozite değerleri arasında ise istatistiksel açısından önemli bir fark bulunmuştur. %100 keçi sütünden yapılan kefir örneklerinin en düşük vizkoziteye sahip olduğu saptanmıştır. Benzer sonuçlar Tratnik ve ark., (2006) tarafından da bulunmuştur. Bu durum keçi sütünün alfa s1 kazein miktarının düşük olmasına ve keçi sütü protein misellerinin daha yumuşak ve kırılgan bir jel oluşturmasına bağlanmaktadır (Alichandis ve Polychroniadou, 1997). Buna karşın Öner ve ark. (2010)'nın farklı koyun, keçi, ve inek sütleri ile farklı starter kültürler kullanarak yaptıkları çalışmada süt çeşidinin kefirin ph, toplam katı madde ve etanol içeriklerini etkilediği bulunmuştur. Wszolek ve ark, (2001) koyun, keçi ve inek sütlerinden yaptıkları kefirlerde toplam kurumadde miktarının ve kefirlerin reolojik özelliklerinin hayvan ırkına bağlı olarak değiştiği saptanmıştır. Kefirlerde toplam 14 aroma aktif bileşen belirlenmiştir (Çizelge 2). Aroma aktif bileşenlerden özellikle diasetil, asetik asit, butirik asit ve hekzanoik asit tüm kefir örneklerinde yüksek yoğunlukta belirlenmiştir. Kefirlerde bulunan aroma aktif bileşenler diğer süt ve süt ürünlerinde bulunan aroma maddeleriyle benzerdir (Carunchia ve ark., 2003; Ott ve ark., 1997; Karagül-Yüceer ve ark., 2003; Karagül- Yüceer ve ark., 2009; Carunchia Whetstine ve ark.,2005 ). Çizelge 1. Kefir örneklerine ait fiziksel ve kimyasal özellikler (Ortalama±Standart Hata) Kefir Çesidi ph Laktik asit (%) Kuru madde (%) Yağ (%) Viskozite (cp) % 100 İnek 4,61 ± 0,01 0,73 ± 0,01 10,67 ± 0,04 1,5 34,15 ± 5,86 a % 50 İnek + % 50 Keçi 4,60 ± 0,01 0,75 ± 0,03 10,905 ± 0,36 1,5 34,25 ± 2,19 a %75 İnek + % 25 Keçi 4,61 ± 0,01 0,79 ± 0,11 10,62 ± 0,22 1,5 31,07 ± 3,00 a % 100 Keçi 4,62 ± 0,03 0,78 ± 0,06 9,98 ± 0,15 1,5 17,40 ± 0,50 b a-b Aynı sütunda farklı küçük harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki fark önemlidir (P<0,05) 338
357 Çizelge 2. Kefir örneklerinde GCO ile belirlenen aroma maddeleri Alıkonma indeksi Aroma Yoğunluğu (Ortalama± Standart sapma) No Kimyasal Aroma Kalitesi INNOWAX % 100 İnek % 75 İnek+ % 25 Keçi % 50 İnek % 50 Keçi % 100 Keçi 1 Diasetil Tereyağımsı ,75 ± 1,06 2,75 ± 0,35 3,00 ± 0,71 3,00 ± 0,71 2 Heptanal Yaprak ,5 ± 0, Nonanon Yağımsı ,00 ± 0,01 1,75 ± 0, Asetik asit Sirke ,75 ± 0,35 2,00 ± 0,00 3,00 ± 1,41 3,25 ± 1,06 5 Metiyonal Patates ,88 ± 0, ,25 ± 0,00 6 Butirik asit Ransit ,50 ± 1,41 6,75 ± 0,35 5,75 ± 0,35 4,25 ± 1, /3-metil butirik asit Ter ,25 ± 0,35 2,50 ± 0,71 2,5 ± 0,71 8 Bilinmeyen 1 Vitamin ,00 ± 0,71 1,25 ± 0,35 0,75 ± 0,35-9 Hekzanoik asit Ekşi, ter ,00 ± 0,01 6,75 ± 0,35 5,50 ± 1,41 4,00 ± 0, feniletanol Gül ,75 ± 0,01 0,75 ± 0,00 1,5 ± 0,00 0,75 ± 0,00 11 Nananoik asit Ekşi, ,00 ± 0,00 1,00 ± 0,00 12 Furaneol Yanık şeker ,75 ± 1,06 1,50 ± 0,71 1,00 ± 0,00 0,5 ± 0,00 13 Bilinmeyen 2 Hayvansı ,00 ± 0,00 1,00 ± 0,00 1,00 ± 0,00 14 γ-dodelakton Lakton ,75 ± 0,00 1,5 0 ± 0,00 1,00 ± 0,00 -Saptanamamıştır Çizelge 3'de kefir örneklerine ait duyusal puanlar verilmiştir. Kefir örneklerinin görünüş ve kıvam açısından aralarında önemli bir fark bulunmazken, lezzet açısından önemli fark olduğu bulunmuştur. İnek sütünden yapılan kefir örnekleri keçi sütünden yapılan kefir örneklerinden daha düşük puan almıştır (Çizelge 3). Uysal ve ark. (2006) tarafından yapılan bir çalışmada da farklı keçi ırklarından yapılan probiyotik ayranın, sadece inek sütünden yapılan ayranlara göre daha yüksek aroma puanlarına sahip olduğu belirtilmiştir. Buna karşın Tratnik ve ark. (2006) tarafından yapılan diğer bir çalışmada ise keçi sütünden yapılan kefir örneklerinin inek sütüne göre aroma, tat, kıvam ve görünüş özellikleri bakımından daha düşük puanlar aldığı belirlenmiştir. Wszolek ver ark. (2001) tarafından yapılan bir çalışmada da keçi sütünden yapılan kefir örnekleri benzer şekilde düşük puanlar almıştır. Araştırıcılar bu durumu kefir üretiminde kullanılan kefir kültürünün ve süt çeşidinin etkilediğini belirtmişlerdir. Tüketiciler tarafından yapılan sıralama testinde ise %100 inek, %100 keçi ve % 50 keçi+% 50 inek sütlerinden yapılan kefirlerin aynı beğeniye sahip olduğu belirlenmiştir (Çizelge 3). Çizelge 3. Kefir örneklerine ait duyusal puanlar ve sıralama testi sonuçları (Ortalama±Standart Hata) Kefir Çeşidi Görünüş Kıvam Lezzet Sıralama Testi % 100 İnek 5,01 ± 0,10 4,68 ± 0,12 4,15 ± 0,20 b 2,32 b % 50 İnek + % 50 Keçi 5,21 ± 0,15 5,00 ± 0,14 4,79 ± 0,17 a 2,50 ab %75 İnek + % 25 Keçi 5,10 ± 0,14 4,69 ± 0,14 4,33 ± 0,19 ab 2,93 a % 100 Keçi 5,20 ± 0,10 4,92 ± 0,13 4,82 ± 0,16 a 2,25 b a-b Aynı sütunda farklı küçük harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki fark önemlidir (P<0,05). 339
358 Sonuç olarak kefir yapımında keçi sütü kullanımı ürünün fiziksel, kimyasal ve duyusal özelliklerini olumlu yönde etkilemiştir. Keçi sütü, sağlık açısından birçok üstün fonksiyonel özelliklere sahip olmasına rağmen endüstriyel anlamda kullanımı yaygın değildir. Özellikle ülkemizde tüketimi fazla olan ayran, yoğurt ve kefir gibi fermente süt ürünlerine belirli oranlarda katılarak değerlendirilebilir. Kaynaklar Alichandis, E., Polychroniadou, A Special features of dairy products from ewe and goat milk from the physicochemical and organoleptic point of view. Sheep Dairy News, 14: Bradley, R.L, J.R., Arnold, E.J.R., Barbano, D.M., Semerad R.G., Smith D.E., Vines B.K Chemical and physical methods. In: Standard Methods for the examination of Dairy Products, Ed Marshall, RT, American Public Health Association, Washington, DC. pp Carunchia Whetstine, M.E., Croissant, E., Drake, M. A Characterization of dried whey protein concentrate and isolate flavor. J. Dairy Science, 88: Ertekin, B., Güzel-Seydim, Z Effect of fat replacers on kefir quality. J Sci Food Agric. (2009). ( DOI /jsfa.3855 Farnworth, E. R., Kefir a complex probiotic. Food Science and Technology Bulletin:Functional Foods 2 (1) 1 17, IFIS Publishing DOI: / Garcia Fontan, M.C., Martinez, S., Franco, I., Carballo, J Microbiological and chemical changes during the manufacture of kefir made from cows milk, using a commercial starter culture. I. Dairy Journal, 16: Güzel-Seydim, Z., Kök-Taş, T Kefir and koumiss: microbiology and technology. Ed. Yıldız, F. Development and Manufacture of Yogurt and Other Functional Dairy Products. CRC Pres, Boca Raton, Florida, p Guzel-Seydim, Z., Seydim, A. C., Grene, A. K. 2000a. Organic Acids and volatile flavor components evolved during refrigerated storage of kefir. J.Dairy Science, 83: Guzel-Seydim, Z.B., Seydim, A. C., Greene, A. K., Bodine, A. 2000b. Determination of organic acids and volatile flavor substances in kefir during fermentation. J. Food Comp. Anal., 13: Guzel-Seydim, Z., Twyffels, J., Seydim, A. C., Grene, A. K Turkish kefir and kefir grains: microbial enumeration and electron microscobic observation. I. J. Dairy Technology, 58 (1): Haenlein, G. F. W Goat milk in human nutrition. Small Ruminant Research, 51: Hintze, JK NCSS, PASS and GESS. NCSS, Kaysville, Utah. (web site: Irigoyen, A., Arana, I., Castiella, M., Torre, P., Ibanez, F.C Microbiological, physicochemical, and sensory characteristics of kefir during storage. Food Chem., 90: İşleten, M., Süt kaynaklı toz bileşenlerin yağsız yoğurdun kalite kriterleri üzerine etkisi. Yüksek Lisans Tezi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, Çanakkale Karagül-Yüceer, Y., Drake, M.A., Cadwallader K.R Aroma-active components of liquid Cheddar whey. J. Food Science, 68(4): Karagül-;Yüceer, Y., İşleten, M., Mendeş, M Ezine peyniri I. Aroma karakterizasyonu. Gıda, 34 (6): Meilgaard, M., Civille, G.V., Carr, B.T Sensory Evaluation Techniques, 3. Ed. CRC Pres, Inc. Boca Raton, FL. Ott, A.., Fay, B.L, Chaintreau, A Determination and origin of the aroma Impact compounds of yogurt flavor. J. Agricultural Food Chemistry, 45 (3): Özer, B., Atasoy, F., Özer, D İki aşamalı fermantasyon ve starter kullanımı ile kefir üretimi üzerine bir araştırma. VI. Süt ve Süt Ürünleri Sempozyumu Süt Mikrobiyolojisi ve Katkı Maddeleri Mayıs Trakya Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tekirdağ, s Öner, Z., Karahan, A.G., Çakmakçı, M. L Effects of different milk types and starter cultures on kefir. Gıda (baskıda) Park, Y.W., Juarez, M., Ramos, M., Haenlein, G.F.W Physico-chemical characteristics of goat and sheep milk. Small Ruminant Research, 68: Sheskin DJ Parametric and Nonparametric Statistical Procedures. Chapman & Hall/CRC, New York, USA. Pp, Tratnik, L., Bozanic, R., Herceg, Z., Dragalic, I The quality of plain and supplemented kefir from goat s and cow s milk. I. Dairy Technology (59) 1: Uysal-Pala, C., Karagül-Yüceer, Y., Pala, A., Savaş, T Sensory properties of drinkable yogurt made from milk of different goat breeds. J. Sensory Studies 21:
359 Wszolek, M. Tamime, A. Y., Muirs, D. D., Barclay, M. N. I Properties of kefir made in Scotland and Poland using bovine, caprine and ovine milk with different starter cultures. Lebensm.-Wiss. u.-technol., 34: Yılmaz, L., Özcan Yılsay, T., Akpınar Bayızıt, A The sensory characteristics of berry-flavoured kefir. Czech J. Food Science, 24:
360 Keçinin En Tatlı Ürünü: Kahramanmaraş Dondurması Kurban YAŞAR Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, Çanakkale Dondurma; süt, krema, şeker ve stabilizatörün farklı oranlarda karıştırılması ve değişik şekilde işlenmesinden elde edilen bir üründür. Kahramanmaraş dondurması, ülkemizde tüketilen en önemli dondurma çeşididir. Kahramanmaraş dondurmasının en önemli özelliği keçi sütü ve salepten ileri gelmektedir. Kahramanmaraş ta yaklaşık 170 bin baş kıl keçisi bulunmaktadır. Son yıllarda Saanen keçi çiftlikleri de kurulmaya başlanmıştır. Kahramanmaraş ın Ahır dağı kekik, çiğdem, keven, sümbül gibi kendine has bitki florasına sahiptir. Bu flora ile beslenen keçilerin sütlerinin tat ve aroması daha iyi olmaktadır. Keçi sütünün besin değeri diğer sütlerden daha iyidir. Keçi sütü daha beyaz ve daha parlaktır. Bu sütten elde edilen Kahramanmaraş dondurması diğerleri ile karşılaştırıldığında daha beyaz, daha yoğun ve daha serttir. Tat ve aroma bakından daha zengindir. Bu çalışmada, Kahramanmaraş dondurmasının karakteristik özellikleri ve bu özelliklere etki eden keçi sütü ve salebin etkileri özetlenecektir. Anahtar kelimeler: Kahramanmaraş dondurması, kıl keçisi, keçi sütü, salep The Sweetest Product of Goat: Kahramanmaraş Ice Cream Ice cream is a dairy product produced from a mixture of milk, cream, sugar and stabilizer at different ratios. Kahramanmaras ice cream that is consumed in our country is the most important kind of ice cream. The most important characteristic of Kahramanmaras ice cream comes from goat's milk and orchis. Approximately hair goats are in Kahramanmaras. In recent years, Saanen goat farms have been established. Ahır Mountain in Kahramanmaraş has a unique flora including hyacinth, thyme, crocus, keven and tragacanth. Taste and aroma of milk of goats that are fed this flora is better. Nutritional value of goat milk is better than other milks. Goat milk is whiter, and brighter. Kahramanmaras ice cream produced from goat milk is whiter and more rigid than other ice cream. It is richer in terms of taste and aroma. In this study, Kahramanmaras ice cream and these features are characteristics that influence the effects of goat milk and orchis will be summarized. Keywords: Kahramanmaraş ice cream, hair goat, goat milk, orchis. Giriş Dondurma; istenilen tat ve çeşide göre, süt ve/veya süt ürünleri, içme suyu, şeker ve izin verilen katkı maddeleri, istenildiğinde salep, yumurta ve/veya yumurta ürünleri, aroma maddeleri ve çeşni maddeleri gibi bileşenlerin belli oranda karıştırılarak hazırlanması, pastörizasyonu, tekniğine uygun olarak işlenmesi ve dondurulması ile elde edilen bir üründür (Anonymous, 2005). Dondurma tebliğine göre Maraş dondurması: Maraş dondurması tekniğine göre üretilen, süt, şeker, salep ve/veya izin verilen diğer katkı maddelerinden oluşan dondurmayı olarak tarif edilmiştir (Anonymous, 2005). Dünyada adı dondurma ile anılan iki şehir bulunmaktadır. Biri İtalya nın başkenti Roma, diğeri ülkemizde Kahramanmaraş tır. Kahramanmaraş ta dondurma üretimi 1980 yıllara kadar pastane gibi küçük işletmelerde, daha sonraki yıllarda ise büyük modern işletmelerde yapılmaktadır (Çuhadar, 2007). Ülkemizde çok sevilen ve tüketilen Kahramanmaraş dondurmasını diğer dondurmalardan ayıran üç temel özellik bulunmaktadır. Birincisi keçi sütü, ikincisi salep, üçüncüsü de dövme işlemidir (Yaşar ve Güzeler, 2009). Kahramanmaraş ve çevresinin dağlık olması nedeniyle keçi yetiştiriciliği için uygun bir bölgedir. Ülkemizde keçi sayısı bakımından dördüncü sırada olup, yaklaşık 170 bin baş kıl keçisi bulunmaktadır (Ata, 2007). Kahramanmaraş ta dondurma sektörü hızlı bir şekilde büyümektedir. Dondurma üreticileri, Kıl keçilerinin süt verimlerinin düşük olması nedeniyle, süt verimleri yüksek 342
361 Saanen çiftlikleri kurmaya başlamışlardır. Yakın gelecekte keçi sütüne olan talep nedeniyle Kahramanmaraş keçi sütü üretim merkezi haline geleceği tahmin edilmektedir. Bu çalışmada, Kahramanmaraş dondurmasının karakteristik özellikleri ve bu özelliklere etki eden keçi sütü ve salebin etkileri özetlenecektir. Keçi Yetiştiriciliği ve Keçi Sütü Ülkemizde 6.28 milyon baş keçi bulunmakta ve bunların % 96 sını Kıl keçileri oluşturmaktadır. Bu keçiler özellikle, orman kenarı ve dağ köylerindeki ekonomik düzeyi düşük tarım işletmelerinin başlıca gıda ve gelir kaynağıdır. Ülkemizde keçi sütü üretimi toplam süt üretiminin % 2.5 unu oluşturmaktadır (Tölü, 2009). Ata (2007), Kahramanmaraş ili Merkez, Andırın, Göksun ve Türkoğlu ilçelerinde yaptığı çalışmada, Kıl keçilerinin ortalama laktasyon süresini gün, laktasyon süt verimini kg, günlük süt verimini kg olarak belirlemiştir. Ayrıca, kıl keçisi sütlerinin ortalama kurumadde oranı % 13.38, süt yağı oranı % 3.98, protein oranını % 3.24, özgül ağırlık oranını g/cm 3 ve ph 6.59 olarak bulmuştur. Tölü (2009), Çanakkale de yaptığı çalışmada Türk Saanen keçilerinin laktasyon süresini gün, laktasyon süt verimini kg olarak bulmuştur. Ayrıca, keçi sütlerinin ortalama kurumadde oranı % 12.5, süt yağı oranı % 4.01 ve protein oranını % 3.24 olarak belirlemiştir. Keçi ve inek sütünün protein yapısı birbirine benzemekle birlikte keçi sütünde αs 1 - kazein daha fazla bulunmaktadır. Keçi sütünde bulunan yağ zerrecikleri inek sütünden daha düşüktür ve bu nedenle daha kolay sindirilmektedir. Keçi sütünde daha fazla kalsiyum, potasyum, magnezyum, fosfor, klor ve manganez bulunmaktadır. Ayrıca, vitamin A bakılından zengindir. İnek sütünde alerjiye sebep olan β-laktoglobülin daha azdır (Coşkun ve Öndil, 2004). Mera ve Dondurma Üç keçi genotipinden yapılan çalışmada, otlama karakterlerine uygun olarak, kaliteli yeşil otu tercih ettiklerini belirtmiştir. Ancak, keçiler yeşil otun yetersizliğinde farklı kaynaklara yöneldiklerini, çalı ve ağaçların yaprakları ve sürgünlerini severek tükettiklerini bildirmiştir. Keçilerin merada son derece seçici otladıklarını ve otladıkları bitki sayısının bir hayli fazla olduğunu belirtmiştir (Tölü, 2009). Kahramanmaraş bitki çeşitliliği bakımından son derece zengin bir yöredir. Bu zenginliğin en önemli nedeni, yörenin Anatolian diagonal (Anadolu Çaprazı) üzerinde bulunmasıdır. Yörede Akdeniz flora bölgesine ait bitkilerin yanı sıra, Euro-Siberian ve Irano-Turanian flora bölgesine ait bitkiler yer almakta ve son derece zengin bir tür çeşitliliği oluşmaktadır (Doygun ve Ok, 2006). Uslu ve Hatipoğlu (2007) yaptıkları bir araştırmada, Kahramanmaraş Andırın ilçesinde Yeniyapan merasında 21 bitki familyasına ait 54 bitki cinsinin 68 türü saptamışlardır. Saptanan bitki türlerinin 16 sı buğdaygil, 8 i baklagil ve 44 ü diğer familya bitkilerinden oluşmuştur. Diğer familya bitkilerinin çoğunluğunun Asteraceae, Caryophyllaceae, Liliaceae, Cistaceae, Geraniceae ve Verbenaceae familyalarına ait olduğunu belirtmişlerdir. Kahramanmaraş kuşatan Ahır ve Binboğa dağları eşsiz bir bitki florası ve faunasına sahiplerdir. Bu dağlarda kendine özgü, kekik, keven, sümbül, çiğdem ve birçok bitki bulunmaktadır (Anonymous, 2010). Bu dağların denizden sevileri yüksek olup bol miktarda temiz oksijen içermektedirler. Gerek iklim gerekse bitki örtüsünün muntazam olması dolayısıyla bu bölgelerde yetişen keçilerin sütleri tat ve aroma 343
362 bakımından diğer sütlerden farklıdır. Bu sütlerle yapılan dondurmaların aroması ve kıvamı da diğer dondurmalardan daha iyi olmaktadır. Kahramanmaraş dondurmasının renginin beyaz olması istenilmektedir. Keçi sütü inek ve koyun sütünden daha beyazdır. Bunun nedeni sütlere sarımsı rengi veren β- karotendir. Bazı hayvanlar bu β-karoten vücutlarında A vitamine çeviriler. Bu nedenle sütte bulunan β-karoten miktarının azalmasıyla beyaz olmaktadır. Keçi, inek ve koyun sütlerinden yapılan dondurmaların keçi sütü kullanılarak duyusal özelliklerin diğerlerinden daha iyi olduğu sonucuna varılmıştır. Duyusal değerlendirmeyi yapan panelistler keçi sütü ile üretilen dondurmaların renk ve görünüşlerin, yapı ve kıvamların ve tat ve kokuların inek sütü ve koyun sütü ile yapılandan daha iyi olduğunu belirtmişlerdir (Akın, 1990). Keçeli (1995), farklı stabilizörler ile inek ve keçi sütlerinden dondurma üretmiştir. Duyusal değerlendirme sonucunda keçi sütü ile üretilen dondurmaların renk ve görünüşü, tat ve kokusunun inek sütüne göre daha iyi olduğunu bildirmiştir. Salep ve Dondurma Salep; yabani orkide olarak bilinen Orchis, Ophyris, Serapias, Platanthera, Dactylorhiza cinslerine ait türlerin yumrularına verilen isimdir (Tamer ve ark., 2006). Ülkemizin birçok bölgesinde doğal olarak yetişmekle birlikte Kahramanmaraş ve çevresi salebin önemli bir merkezdir. Bu bölgede yetişin başlıca orkide türleri Orchis anatolica, O. mascula, O. spitzelii, O. tridentata, O. morio, O. palustris, Orphys holoserica, Dactylorhiza romana, D. osmanica, Himiantolossum affine, Anacamptis pyramidalis dir (Tekinşen, 2010). Dondurma üretiminde kullanılmak amacı ile yabani orkide kökleri doğadan toplanır. Bu yumrular yıkanarak temizler, su, ayran veya sütte kaynatılır. Daha sonra iplere dizilerek güneş göremeyen gölgede kurutulur. Kuruyan yumrular öğütülerek toz haline getirilir ve dondurma üretiminde kullanılır. Dondurma üretiminde kullanılan salebin foksiyonel özelikleri salep çeşidine ve içerdiği kimyasal bileşime, özelliklede glukomanman içeriğine bağlıdır. Salep içerdiği glukomanman çok iyi bir stabilizatör özelliği göstermekte dondurmada istenilen düzgün, kırılmayan, esnek homojen yapı ve kıvamın oluşmasını sağlamaktadır (Tekinşen, 2010). Salep, Kahramanmaraş dondurmanın sadece yapı ve kıvamına etki etmemekte, tat ve aromasının oluşmasında da önemli etkiye sahiptir (Güven ve ark., 2003a: Karaca ve ark., 2009). Güven ve ark., (2003b) salebe alternatif farklı stabilizatörlerle yaptıkları çalışmada karregenan ve karaya sakızın tek başına stabilizatör olarak kullanımın uygun olmadığı, keçi boynuzu saksızı ile üretilen dondurmaların hacim artışı oranların, jelatinli üretilen dondurmaların viskozite değerlerinin düşük olduğu, ayrıca CMC ile üretilen dondurmaların yumuşak oldu sonucunu varmışlardır. Dövme İşlemi ve Dondurma Kahramanmaraş dondurmasını diğer dondurmalardan ayıran en önemli özeliği daha yoğun, sert, esnek ve lezzetli olmasıdır (Yaşar ve Şahan, 2008). Dondurmanın bu hale getirilmesi için dövme işlemi yapılmaktadır. Dövme işlemi, dondurucu çelik dövme kazanlarında yapılmaktadır. Üretilen dondurmalar dövme kazanlarına alınarak dakika demir çubukla dövülerek istenilen kıvama getirilmektedir. Bu işlemde dondurma sertleşme, esneklik kazanmakta, içersinde buluna hava dışarı çıkarılmakta, ağızda dolgun kıvam ve tat yoğunluğunu artırmaktadır. Kahramanmaraş dondurulmasının dövülmesi ile ilgili önemli dondurma ustası ve üreticisi olan Mehmet S. Kanbur bu dövme işlemini Anadolu'nun ünlü yayla sakızına 344
363 benzeterek, "Nasıl ki bir yayla sakızı çiğnendiği oranda esneklik kazanırsa, dondurma da öyledir, ne kadar çok dövülürse o kadar esnek, o kadar yoğun olur" demektedir. Gerçek Kahramanmaraş dondurması üretmek için dövme şarttır. Bu işi çıraklıktan yetişen ustalar tarafından yapılmaktadır (Anonymous, 2010). Günümüzde dövme işleminde dondurmanın elle ne kadar dövüldüğünden yola çıkarak makineler geliştirilmiş ve üretim kapasitesi artırılmıştır. Maraş dondurması -30 ºC civarında depolanmakta, tüketilmeden önce oda sıcaklığında 5-10 dakika bekletilmekte ve yaklaşık -12 ºC çatal ve bıçakla tüketilmesi ile Türk yemek kültüründe önemli bir yer edinilmiştir (Çuhadar, 2007). Sonuç Kahramanmaraş dondurmasının olmazsa olması keçi sütüdür. Artan dondurma talebini karşılamak için keçi sütü üretiminin artırılması gerekmektedir. Kahramanmaraş ta keçi otlatılan meraların bitki florasının belirlenmesi ve bunun sütün tat ve aromasına etkisi ile çalışmaların yapılması önemlidir. Kahramanmaraş ta tamamen mera koşullarında yetiştirilen ve tamamen ağılda yetiştirilen keçilerden elde edilen sütlerin özellikleri arasındaki farkların daha ayrıntılı analizlerle belirlenmesi ve dondurma üzerine etkisinin ortaya konulmasında fayda görülmektedir. Kaynaklar Anonymous, Dondurma tebliği. Tebliğ No 2004/45. Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği. Resmi Gazete Anonymous, Maraş dondurması. (9 Şubat 2010). Akın, M.S İnek, keçi ve koyun sütlerinden üretilen dondurmaların kimyasal, fiziksel ve duyusal bazı özelliklerinin saptanması üzerine karşılaştırmalı araştırma. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Gıda Mühendisliği A.B.D., Adana, 92. Ata, M Kahramanmaraş ta kıl keçilerinde süt verim özellikleri. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi. Fen Bilimleri Enstitüsü, Zootekni A.B.D., Kahramanmaraş, 43 s. Coşkun, H., Öndil, E Keçi sütü ve insan beslenmesindeki önemi. Gıda 29(6): Çuhadar, S Ahır dağından inen lezzet:kahramanmaraş dondurması. Cumhuriyet Gazetesi, Tarım ve Gıda Hayvancılık Eki Yıl :3. Sayı:35. Güven, M., Karaca, O.B., Kaçar, A., 2003a. The effects of the combined use of stabilizers containing locust bean gum and of the storage time on Kahramanmaraş-type ice creams. International Journal of Dairy Technology 56: Güven, M., Karaca, O.B., Kaçar, A., Hayaloğlu, A.A., Yaşar, K b. Farklı satabilizerlerle üretilen Kahramanmaraş tipi dondurmaların fiziksel, kimyasal ve duyusal özellikleri. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi, 18 (1).1-8. Karaca, O.B., Güven, M., Yaşar, K., Kaya, S., Kahyaoğlu, T The functional, rheological and sensory characteristics of ice creams with various fat replacers. International Journal of Dairy Technology 62: Keçeli, T Farklı stabilizer maddelerin inek ve keçi sütlerinden yapılan dondurmaların bazı nitelikleri üzerinde karşılaştırmalı araştırma. Çukurova Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Gıda Mühendisliği A.B.D., Adana, 85. Uslu, Ö.S., Hatipoğlu, R Kahramanmaraş ili Türkoğlu ilçesi Araplar köyü Yeniyapan merasında botanik kompozisyonun tespiti üzerine bir araştırma. Türkiye Tarla Bitkileri Kongresi, Haziran 2007, Erzurum. Tamer, C.E. Karaman, B., Aydoğan, N., Çopur, U.Ö Geleneksel içeceğimiz salep. Geleneksel Gıdalar Sempozyumu, Van. Tekinşen, K.K Maraş dondurması. (09 Şubat 2010). Tölü, C Farklı keçi genotiplerinde davranış, sağlık ve performans özellikleri üzerine araştırmalar. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Zootekni A.B.D., Çanakkale. 204 s. 345
364 Yaşar, K, Şahan N Kahramanmaraş tipi dondurmaların fiziksel ve duyusal özellikleri üzerine bal ve pekmez kullanımının etkileri. Türkiye 10. Gıda Kongresi Mayıs, Erzurum, Türkiye, Yaşar, K., Güzeler, N., Mineral madde kaynağı olarak bal ve pekmezin Kahramanmaraş tipi dondurma üretiminde kullanımı. Akademik Gıda,7(5):
365 Çine Yöresinde Yetiştirilen Kıl Keçi Sütlerinde Streptococcus agalactiae Saptanması Dilek KESKİN 1, Okan ATAY 1, Şükrü KIRKAN 2, Özdal GÖKDAL 1, Serten TEKBIYIK 2, Osman KAYA 2 1 Adnan Menderes Üniv. Çine Meslek Yüksekokulu, 09500, Çine, Aydın 2 Adnan Menderes Üniv. Veteriner Fak. Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Işıklı Kampusu, Aydın Bu çalışma, Aydın İli Çine ilçesinde yetiştirilen Kıl keçilerinde, mastitis etkeni olan Streptococcus agalactiae nin varlığının saptanması amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın materyalini 232 adet keçi sütü örneği oluşturmuştur. Örnekler Çine ilçesine bağlı, Kavşit, Tatarmemişler, Çatak, İbrahimkavağı köylerinde yetiştirilen 9 sürüdeki 116 keçiden elde edilmiştir. Örnekler alındıktan hemen sonra S. agalactiae yönünden incelenmek üzere soğuk zincir altında ADÜ Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı rutin teşhis laboratuarına getirilmiştir. S. agalactiae izolasyonu amacıyla, analizi yapılacak her bir süt örneğinin, koyun kanlı agara, çift ekimleri yapılmıştır. Ekimleri yapılan süt örnekleri aerobik ve mikroaerobik ortamda 37 C de saat inkübasyona bırakılmıştır. İnkubasyon sonrası, üreme şekillenen süt örneklerinden gram boyama yapılıp, Gram pozitif koklar ayrılarak, Gram pozitif koklara katalaz testi uygulanmıştır. Katalaz negatif olan koloniler ayrılıp diğer biyokimyasal testler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda örnek alınan 116 keçiden 12 sinde (%10.3) S. agalactiae identifiye edilmiştir. Anahtar kelimeler: Mastitis, S. agalactiae, identifikasyon, Kıl keçisi, yetiştirici koşulları Detection of Streptococcus agalactiae in milk samples of Hair Goat (Capra hircus) flocks in Çine Area This study was conducted to determine the prevalence of mastitis factor Streptococcus agalactiae on Hair goat flocks in Çine district of Aydın Province. In this study, 232 milk samples from 116 goats were collected from 9 flocks in the villages of Kavşit, Çatak, Tatarmemişler and İbrahimkavağı. The samples were brought into immediately Adnan Menderes University Veterinary Faculty, Microbiology department routine diagnostic laboratory under cold chain conditions, after samples collection to S. agalactiae analysis. In order to S. agalactiae isolation, each milk samples were double planted in sheep blood agar. The planted milk samples in aerobic and microaerobic ambient were incubated in for hours in 37 o C. After incubation, Gram-positive cocci were separated from reproductive shaped milk samples by being painted. Catalase test was applied to Gram positive cocci. Catalase-negative colonies were separated and other biochemical tests were made. As a result of analysis, S. agalactiae were identified in 12 (10.3%) of 116 Hair goats. Keywords: Mastitis, S. agalactiae, identification, Hair goat, rural conditions Giriş Dünyada keçi varlığında ve ürünlerine olan talepte artış olduğu görülmektedir (Morand-Fehr ve ark., 2004). Türkiye de özellikle süt keçisi yetiştiriciliğine son yıllarda büyük bir yönelim vardır. Bunun başlıca nedenlerinden biri keçi süt ve ürünlerinin ilgi görmeye başlamasıdır (Savaş, 2008). Keçi sütleri üzerine yapılan çalışmalarda, keçi sütü proteinin besin değerinin, inek sütünden daha yüksek olduğu ve keçi sütünün mineral madde ve biyolojik değerinin yüksek olmasından dolayı anne sütüne en yakın süt olduğu bildirilmiştir (Belewu ve Aiyegbusi, 2002; Morales ve ark., 2005), başka bir çalışmada ise keçi sütlerinde gıda kaynaklı patojenlerin daha az bulunduğu tespit edilmiştir (Gutta ve ark., 2009). Ayrıca, son yıllarda yapılan çalışmalarda, sütte bulunabilen insan ve hayvan sağlığını olumsuz yönde etkileyen mikroorganizmaların izolasyonu ve identifikasyonuna yönelik çalışmalara önem verilmektedir (Andersen ve ark., 2003; Aydın ve ark., 2009). 347
366 Mastitis süt endüstrisi için, ekonomik kayıplara neden olan en önemli faktörlerden biridir (Erksine, 1992). Klinik ve subklinik mastititise neden olan meme bezlerinin bakteriyal kontaminasyonu süt kalitesini etkilemektedir (Contreras ve ark., 1999) S. agalactiae ve S. aureus dünyaca bilinen klinik veya subklinik mastitis etkenleri arasındadır. Keçilerdeki mastitis genellikle subklinik seyir göstermektedir (Contreras ve ark., 1999). S. agalactiae nin neden olduğu subklinik mastitis in süt tanklarında kalitatif ve kantitatif önemli bir etkisi vardır (Kefee, 1997). Mastitise bağlı olarak görülen ekonomik zararlar sütün atılması, tedavi gideri, veteriner hekim ücreti, mastitisin şekillendiği laktasyon ve takip eden laktasyondaki süt veriminin düşmesi şeklinde sıralanabilir (Baştan, 2002). S. aureus ve S. agalactiae nin sürülerde yaygınlığına dair yurt dışı kaynaklı bir çok çalışma bulunmaktadır. Araştırıcılar tarafından S. agalactiae nin tank sütlerindeki yaygınlığı % 6-70 arasında bulunmuştur (Sclegelova ve ark., 2002; Fox ve ark., 2003; Andersen ve ark., 2003). Bununla birlikte Türkiye de S. agalactiae nin büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarda varlığına ilişkin yapılmış bazı araştırmalar bulunmaktadır (Gülcü ve Ertaş., 2004; Bademkıran ve ark., 2005; Baştan ve ark., 2008; Aydın ve ark., 2009). Fakat keçilerde S. agalactiae nın aranmasına yönelik bir çalışmaya rastlanmamıştır. S. agalactiae nın sütlerde saptanmasında kullanılan rutin metot bakteriyolojik kültürdür. Lateks aglütinasyon, slide koaglütinasyon, enzim bağlı immunosorbent assay (ELISA) ve immunofloresans assay (IFA) gibi diğer yöntemler de geliştirilmektedir. İzolasyon çalışmalarında bakteriyel koloni kolayca elde edilememektedir (Keefe, 1997). Türkiye de keçi sütü üzerine yeterli sayıda araştırma yapılmadığını söylemek yanlış olmaz. Özellikle keçi populasyonunun % 95 ten fazlasını oluşturan Kıl keçilerinde çok az çalışma yapılmıştır. Bu çalışmada, Aydın İli Çine ilçesinde orman içi ve kenarı köylerde yetiştiriciliği yapılan Kıl keçi sürülerinde S. agalacatiae varlığı araştırılarak, yaygınlığının ortaya koyulması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem Araştırma materyalini Aydın İli Çine ilçesi orman içi veya kenarı köylerinden olan Kavşit, Tatarmemişler, Çatak ve İbrahimkavağı köylerinden 9 Kıl keçi sürüsünde bulunan toplam 116 baş keçinin sağ ve sol memesinden alınan 232 adet süt örneği oluşturmuştur. Süt örnekleri laktasyonun sonlarında (6.-7. aylarda) alınmıştır. Alınan örnekler soğuk zincir altında ADÜ Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı rutin teşhis laboratuarına getirilmiştir. Süt örnekleri alınan Kıl keçileri kulak küpesi ile numaralandırılmıştır. Örnek alınan köyler, Madran Baba dağı eteklerinde, m arasında bir rakımda bulunmaktadır. İzolasyon amacıyla, analizi yapılacak her bir süt örneğinden koyun kanlı agara ekim yapılmıştır. Ekimleri yapılan süt örnekleri aerobik ve mikroaerofilik ortamda 37 C de 48 saat inkübasyona bırakılmıştır. İnkubasyon sonrası, üreme şekillenen bakteriyel kolonilerden gram boyama yapılmıştır. Gram boyama sonucu elde edilen Gram pozitif koklara katalaz testi uygulanmıştır. Gram pozitif, katalaz negatif koklara Basitrasin duyarlılığı, Sulfometoksazol-Trimetoprim duyarlılığı, Optokin duyarlılığı, CAMP testi, Hippurat hidroliz testi, PYR (Pyrrolidonyl-beta-naphthylamide) hidroliz testi, Eskulin hidroliz testi, % 40 safrada üreme, % 6,5 NaCl de üreme, safrada erime testleri uygulanmıştır ve Streptokoklar ın bu testlere göre identifikasyonu yapılmıştır (Koneman ve ark., 1997). S. agalactiae olarak identifiye edilen suşlar, Streptokokal gruplandırma kiti (Oxoid, DR0585A) ile de sınıflandırılmıştır. 348
367 Bulgular ve Tartışma Bu araştırmada süt örnekleri alınan 116 baş Kıl keçisinin, 12 (% 10.3) sinde oranında S. agalactiae identifiye edilmiştir. Elde edilen sonuçlar Çizelge 1 de verilmektedir. Elde edilen sonuçlara göre Tatarmemişler ve Kavşit köyünde yetiştirilen Kıl keçilerin sütlerinde S. agalactiae varlığı ortaya çıkarılırken, İbrahimkavağı ve Çatak köylerinde rastlanmamıştır (Çizelge 1). Bu çalışma ile S. agalactiae nin Kıl keçi sütlerinde varlığı bölgede ilk defa araştırılmıştır. Ayrıca araştırma sonucunda 10 baş keçiden Streptococcus pyogenes, 1 baş keçiden Streptococcus pneumoniae, 2 baş keçiden Escherichia coli, 2 baş keçiden de Plesiomonas shigelloides izole ve identifiye edilmiştir. Çizelge 1. Kıl keçisi sütlerindeki S. agalactiae identifikasyonlarının örnekleme yapılan köylere göre dağılımı Çalışma Merkezleri Örnek alınan keçi sayısı Toplam örnek sayısı Sağ meme pozitif örnek sayısı Sol meme pozitif örnek sayısı Her iki meme pozitif örnek sayısı Toplam Pozitif Keçi sayısı Kavşit köyü (%10) 3 (%7.5) 0 (%0) 7 (%17.5) İbrahimkavağı (%0) 0 (%0) 0 (%0) 0 (%0) Tatarmemişler (%13) 2 (%8) 0 (%0) 5 (%21) Çatak (%0) 0 (%0) 0 (%0) 0 (%0) Toplam (4 Köy) (%6) 5 (%4.3) 0 (%0) 12 (%10.3) Elazığ da yapılan bir çalışmada sığırlarda S. agalactiae oranı % 6.16 olarak bildirilmiştir (Gülcü ve Ertaş, 2004). Farklı ülkelerde sığırlarda yapılan çalışmalarda bu oran örneğin İran da % 26 iken, Tanzanya da % 15.4 bulunmuştur (Ebrahimi ve ark., 2008; Kivaria ve Noordhuizen, 2007). Koyunlarda ise Türkiye nin güneyinde % 2 bulunurken (Ergün ve ark., 2009), Lübnan da ise % 6,8 olarak bulunmuştur (Lafi ve ark., 1998). Çalışmalarda genellikle yöntem olarak konvansiyonel izolasyon ve identifikasyon ile California Mastitis Testi (CMT) uygulanmıştır. Yurt dışında keçilerde yapılan çalışmalarda ise Streptoccus sp. düzeyi tespit edilmiş olup, S. agalactiae kaynaklı mastitise rastlanmamıştır (Contreras ve ark., 1995; White ve Hinckley, 1999). Süt sığırlarında ise S. agalactiae kaynaklı mastitisin sürü düzeyindeki seviyesi hakkında bilgi edinmeye ve ortadan kaldırmaya yönelik çalışmalar yapılmaktadır (Andersen ve ark., 2003; Bademkıran ve ark., 2005). Sonuç ve Öneriler Çine yöresi Kıl keçi sürülerinde % 10.3 oranında S. agalacatiae kaynaklı mastitise rastlanması önemli bir sorun olarak görülmektedir. Sonuçlar, bu sürülerde S. agalactiae nin önemli üretim kayıplarına yol açabileceğini ortaya koymaktadır. Mastitis hastalığına yol açan faktörlerin kontrol altına alınması, sağım öncesi ve sağım sonrası meme dezenfeksiyona önem verilmesi oluşan ekonomik kayıpların azaltılmasını sağlayacaktır. Kaynaklar Andersen, HJ., Pedersen, LH., Aarestrup, FM., Chriel, M Evaluation of the surveillance program Streptococcus agalactiae in Danish dairy herds. J. Dairy Sci. 86:
368 Aydın, İ., Kav, K., Çelik, HA Identification and antimicrobial susceptibility of subclinical mastitis pathogens isolated from hair goats milk. J. Anim. Vet. Avdan. 8(6): Bademkıran, S., Yeşilmen, S., Gürbulak, K Sütçü ineklerde günlük sağım sayısının klinik mastitis ve süt verimi üzerine etkisi. YYÜ Vet. Fak. Derg. 16 (2) Baştan A İneklerde Meme Hastalıkları, ISBN: X. Şahin Matbaası Ankara. Baştan, A., Kaçar, C., Acar, D., Şahin, M., Cengiz, M Investigation of the incidence and diagnosis of subclinical mastitis in early lactation period cows. Turk J.Vet. Anim.Sci. 32(2) Belewu MA, ve Aiyegbusi OF Comparison of the mineral content and apparent bilogical value of milk from human, cow and goat. The J. Food Technol. Afr. 7 (1):9-11. Contreras A, corrales JC, Sierra D, Marco J.1995.Prevalence and aetiology of non-clinical intramammary infection in Murciano-Granadia goats. Small Rumin. Res.17: Contreras, A., Paape, MJ., and Miller, RH Prevalence and aetiology of non clinical intramammary infection in Murciano-Granadina goats. Small Rumin. Res. 17:71-78.DOI:101016/ (95)0651-Z. Ebrahimi A, Nikookhah F, Nikpour S, Majiian F, Gholami M İsolation of Streptocooci from milk samples of normal acute and subclinical mastitis cows and determination of their antibiotic suspectibility patterns. Pakistan J. Biol. Sci.11(1): Ergün Y, Aslantaş Ö, Doğruer G, Kireçci E Prevalence and etiology of subclinical mastitis in Awassi dairy ewes in southern Turkey.Turk.Vet. Anim. Sci.33(6): Erksine, R.J Mastitis control in dairy herds with high prevalence of subclinical mastitis. Compend Contin Educ Pract Vet; 14, Fox, LK., Hancock, DD., Mickelson, A., Britten, A Bulk tank milk analysis: factors associated with appearance of Mycoplasma spp. in milk. J. Vet. Med B Infect. Dis. Vet. Public Health, 50: Gülcü, HB., Ertaş, HB Elazığ yöresinde mezbahada kesilen ineklerde mastitisli meme loblarının bakteriyolojik incelenmesi, Turk J.Vet. Anim.Sci, 28: Gutta VR, Kannan JH, Koukau B, Getz WR Influences of short-term pre-slaughter dietary manipulation in sheep and goats on ph and microbial loads of gastrointestinal tract. Small Rumin. Res.81: Keefe, GP., Streptococcus agalactiae mastitis: a review. Can.Vet. J.38, Kivaria FM, Noordhuizen JPTM A retrospective study of the aetiology and temporal distribution of bovine clinical mastitis in smallholder dairy herds in the Dar es Salam region of Tanzania. The Vet.J.173: Koneman, EW., Allen, SD., Janda, WM., Schreckenberger, PC., Winn, WC Color atlas and textbook of diagnostic microbiology. 5.ed. Lippincott., New York, Lafi SQ, Al-Majali AM, Rousan MD, Alawneh JM Epidemiological studies of clinical and subclinical ovine mastitis in Awassi sheep in northern Jordan. Pre. Vet. J.33: Morales ER, Adarve GT, Carmona L, Extremera GF.Sampelayo MRS, Boza J Nutritional value of goat and cow milk protein. Options Mediterraeennes, Series A, No 67: Morand-Fehr, P., Boutonnet, J.P., Devendra, C., Dubuef, J. P., Haenlein, G.F.W., Holst, P., Mowlem, L., Capote, J., Strategy for goat farming in the 21 st centur. Small Ruminant Research, 51(2004) Savaş, T Türkiye de Süt Keçiciliğinde Son Yıllardaki Gelişmeler, zootekni.comu.edu.tr/fayda/ kecigelismeler. Pdf Sclegelova, J., Babak, V., Klimova, E Prevalence of and resistance to anti-microbial drugs in selected microbial species isolated from bulk milk samples. J. Vet. Med. B Infect. Dis. Vet. Public. Health. 49: White EC, Hinckley LS Prevalence of mastitis pathogens in goat milk. Small Rumin.Res.33:
369 Keçi-İnek-Koyun Sütü Karışımı Kullanılarak Yapılan Mihaliç Peynirlerinin Özellikleri Serpil ADAY, Yonca KARAGÜL YÜCEER Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, 17020, Çanakkale Mihaliç peyniri bölgesel bir peynir olup çoğunlukla Marmara bölgesinde üretilmektedir. 2-3 mm kabuk kısmı olan sert bir peynir çeşididir. Geleneksel olarak koyun sütünden üretilir. Ancak inek, keçi ve koyun sütlerinden oluşan karışım da kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı, Mihaliç peynirinin kimyasal, duyusal özellikleri ve aroma profillerinin belirlenmesidir. Bu amaçla Çanakkale, Bursa ve Balıkesir illerinde bulunan lokal üreticilerden farklı olgunluk düzeylerine sahip beş peynir örneği sağlanmıştır. Peynirlerde bazı kimyasal (ph, titrasyon asitliği, kurumadde, yağ, tuz, kül ve azot fraksiyonları) ve duyusal özellikler belirlenmiştir. Aroma bileşenleri Gaz Kromatografisi-Olfaktometri (GCO) tekniği kullanılarak belirlenmiştir. Tanımlayıcı duyusal analiz tekniği de duyusal analizler için kullanılmıştır. Kimyasal analizler sonuçları bakımından peynir örnekleri arasında fark olduğu belirlenmiştir. Duyusal analiz bakımından ise sülfür, serbest yağ asidi, ahırımsı, depo, ekşi, tuzlu, umami ve keskin terimleri hariç diğer tanımlayıcı terimler arasında fark gözlenmemiştir. GCO sonuçlarına göre peynir örneklerinde 39 aroma aktif bileşen tespit edilmiştir. Ortak olan bazı aroma maddeleri diasetil, etil bütirat, bütirik asit, hekzanoik asit, etil oktanoat, 2-feniletil alkol ve p-kresoldür. Anahtar kelimeler: Mihaliç peyniri, aroma, duyusal özellikler Properties of Mihalic Cheeses Made by Using Mixture of Goat-Cow-Ship Milk Mihalic cheese is a regional cheese produced mostly in the Marmara region. It is a kind of hard cheese, had a 2-3 mm rind. Traditionally, sheep milk is used to produce this cheese. However, mixture of milk provided from cow, goat and sheep can also be used. The objective of this study was to chemical, sensory properties and aroma profiles of Mihalic cheese. For this purpose, five cheese samples which had different stages of ripening were provided by the local producers in Canakkale, Bursa and Balıkesir. Some chemical (ph, titratable acidity, dry matter, fat, salt and nitrogen fractions) and sensory properties were determined in the cheeses. Aroma compounds were determined by using Gas Chromatography- Olfactometry (GCO) technique. Descriptive sensory analysis was used to determine sensory properties. There were significant differences among the cheeses in terms of chemical analysis. Excluding sulfur, free fatty acids, barny, storage, sour, salty, umami and bite, no significant differences were observed among the other descriptive terms. 39 aroma-active compounds were determined by GCO in the cheeses. The common aroma compounds in cheeses were diacetyl, ethyl butyrate, butyric acid, hexanoic acid, ethyl octanoate, 2-phenylethyl alcohol and p-cresol. Keywords: Mihalic cheese, aroma, sensory properties Giriş Türkiye deki peynir çeşitlerinin tüketimdeki payının % unu Beyaz, Kaşar ve Tulum peynirleri, geri kalan % ini de çeşitli yöresel peynirler oluşturmaktadır. Mihaliç peyniri Türkiye de üretilen peynirler içinde ilk beş sırada yer almaktadır (Kamber, 2008). Bursa ve Balıkesir illerinde ve bu illere bağlı Karacabey, Mustafakemalpaşa, Gönen ve Manyas ilçelerinde yapılan ve Kelle adı ile de bilinen Mihaliç peyniri, sert peynir çeşitlerinden biridir. Diğer bölgelerde de tanınmasına rağmen en fazla Marmara bölgesinde üretilmektedir (Demirci ve ark., 1994; Üçüncü, 2004; Bulut, 2006, Kamber, 2008). Mihaliç peyniri geleneksel olarak koyun sütünden yapılmasına karşın günümüzde koyun, keçi-inek veya koyun-keçi-inek sütü karışımlarından da yapılabilmektedir. Genellikle Nisan ve Temmuz aylarında süt verimi az olduğundan üretiminde süt karışımı kullanılmaktadır (Demirci, 1996; Tekinşen, 1996; Özcan, 2000; Bulut, 2006). Mihaliç peyniri sert-sıkı yapılı ve beyazdan açık sarıya doğru değişen renktedir. Parlak görünüp, kendine özgü keskin bir tat ve kokuya sahiptir. Merkezde 3-4 mm 351
370 çapındaki gözenekler kenarlara doğru azalmaktadır. Delik yapısının küçük ve içlerinin sıvı ile dolu olması istenen, buna karşın deliklerin büyük ve sert olması istenmeyen ürün özellikleridir (Üçüncü, 2004; Bulut, 2006; Özgür, 2009). Bu çalışmanın amacı geleneksel bir ürünümüz olan Mihaliç peynirinin karakteristik özelliklerinin belirlenmesidir. Materyal ve Yöntem Çalışma materyali olarak kullanılan peynir örnekleri, Çanakkale, Bursa (Karacabey) ve Balıkesir (Gönen, Havran) illerinin çeşitli ilçelerindeki yerel üreticilerden temin edilmiştir. Kimyasal Analizler ph, kurumadde, tuz oranı ve titrasyon asitliği Bradley ve ark. (1993), yağ oranı TS (1978), kül ve protein AOAC (2000), suda çözünen azot (ŞÇA) Kuchroo ve Fox (1982), % 12 lik trikloro asetik asitte çözünen azot (TCA-N) Polychroniadou ve ark. (1999), % fosfotungistik asitte (PTA-N) çözünen azot IDF (1993) tarafından önerilen yöntemlere göre yapılmıştır. Duyusal Analizler Eğitilmiş ve yaşları arasında değişen 10 panelist (5 bayan ve 5 erkek) tarafından tanımlayıcı duyusal analiz tekniği kullanılarak yapılmıştır (Meilgaard ve ark., 1999). Aroma Aktif Bileşenlerin Analizi Aroma maddeleri katı faz mikroekstraksiyon (SPME) yöntemi ile ekstrakte edilmiş ve Gaz kromatografisi-olfaktometre tekniğiyle belirlenmiştir. Bu amaçla 5 g peynir örneği amber renkli 40 ml lik viale tartılmış ve üzerine 1 g NaCl ilave edilmiştir. Örnek 40 o C lik su banyosunda 30 dk. bekletilerek dengeye gelmesi sağlanmıştır. Daha sonra SPME fiberi (2 cm-50/30 µm DVB/Carboxen/PDMS stable flex, Supelco, Bellafonte, ABD) vialin tepeboşluğuna batırılarak 40 o C de 30 dk bekletilmiş ve fiber GCO (6890, Agilent Technologies, Wilmington, De, ABD) ya enjekte edilerek aroma maddeleri saptanmıştır. GCO da HP-INNOWAX (30 m x 0.25 mm iç çap x 0.25 μm film kalınlığı) kolon kullanılmıştır (J&W Scientific, Folsom, CA, ABD). GC şartları; taşıyıcı gaz: helyum, inlet basıncı: psi, toplam akış: 54.1 o ml/dak, detektör sıcaklığı: 250 C, fırın sıcaklık programı: başlangıç sıcaklık ve süresi: 40 o C, 3 dak, Ramp: 10 o C/ dk, final sıcaklık ve süre: 200 o C, 25 dk. şeklindedir. İstatistiksel Analizler Bu çalışmada fiziksel ve kimyasal özellikler açısından örnekler arasında fark olup olmadığını saptamak için tek yönlü varyans analizi kullanılmış ve parametrik ortalama karşılaştırma testlerinden birisi olan Duncan testine tabi tutulmuştur (Sheskin, 2000). Bulgular ve Tartışma Peynir örneklerine ait kimyasal analiz sonuçları Tablo 1 de verilmiştir. Kimyasal özellik bakımından peynirler arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0,01). Kimyasal özellikler açısından peynirlerde oluşan bu fark; peynirlerin olgunluk derecelerinden, salamuradaki tuz konsantrasyonlarının farklı olmasından, süt karışım 352
371 oranlarının farklı olmasından, üretim ve işleme teknolojilerinin farklı olmasından kaynaklanabilir. Peynirlerde olgunlaşmanın göstergesi olarak belirlenen suda çözünen azot % 0,266-0,840; trikloroasetik asitte çözünen azot % 0,056-0,269 ve fosfotungustik asitte çözünen azot % 0,028-0,112 arasında bulunmuştur. Çizelge 1. Mihaliç peynirlerinin kimyasal özellikleri (Ortalama±Standart Hata) Peynir ph Laktik asit Kuru madde Yağ Tuz Kül Protein (%) (%) (%) (%) (%) (%) A 5,79±0,01 0,37±0,01 64,13±0,05 30,50±0,01 6,66±0,11 8,42±0,01 24,63±0,01 B 5,92±0,01 0,55±0,01 60,41±0,11 30,25±0,01 3,38±0,11 4,93±0,01 22,29±0,01 C 5,60±0,01 0,59±0,01 57,80±0,04 25,00±0,01 6,77±0,01 8,14±0,12 22,81±0,01 D 5,85±0,01 0,48±0,01 58,76±0,07 25,25±0,01 6,31±0,03 5,87±0,06 24,61±0,01 E 5,83±0,01 0,50±0,01 63,92±0,01 26,20±0,01 7,25±0,01 9,76±0,01 23,70±0,01 Duyusal analiz sonucunda panelistler tarafından belirlenen; pişmiş, pas, kremamsı, nemli bez, fındığımsı, meyvemsi, metalik, maya-küf, acı tat, tatlı ve buruk tat özellikleri bakımından örnekler arasında fark gözlenmemiştir (p>0,05). Diğer tanımlayıcı terimler bakımından ise (sülfür, serbest yağ asidi, ahırımsı, depo, ekşi, tuzlu, keskin, umami) örnekler arasında önemli fark olduğu bulunmuştur (p<0,01). Aroma analizi sonucunda peynir örneklerinde 39 aroma aktif bileşen tespit edilmiş ve bu aroma maddelerinden ortak olan bazı aroma maddeleri diasetil (tereyağımsı), etil bütirat (şekerli sakız), bütirik asit (peynirimsi, ransit), hekzanoik asit (peynirimsi, ekşi), etil oktanoat (ester), 2-feniletil alkol (gül) ve p-kresoldür (fekal). Mihaliç peynirinde bulunan aroma aktif bileşenlerin Ezine peynirinde bulunanlarla benzerlik gösterdiği belirlenmiştir (Karagul-Yuceer ve ark., 2009) Kaynaklar AOAC, Official Methods of Analysis of International. Volume I, II 17 th ed., Gaithersburg, ABD. Bulut B., Çiğ ve Pastörize İşlenen Mihaliç Peynirlerinin Kimyasal Bileşimi ve Olgunlaşma Sırasındaki Mikrobiyal Florasındaki Değişimin Belirlenmesi. Yüksek Lisans Tezi. Selçuk Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Konya. Bradley Jr.R.L., Arnold Jr.E., Barbano D.M., Semerad R.G., Smith D.E. ve Vines B.K., Chemical and Physical Methods. In Standard Methods for the Examination of Dairy Products, ed: Marshall, RT., American Public Health Association, Washington D.C., Demirci M., Şimşek O. ve Taşan M., Ülkemizde Yapılan Muhtelif Tip Peynirler. 2. Milli Süt ve Ürünleri Sempozyumu. Her Yönüyle Peynir. Tekirdağ. Demirci, M., Her Yönüyle Peynir. Hasad Yayıncılık Ltd. Sti., İstanbul, 301 s. IDF., Milk Determination of Nitrogen Content. IDF: 20B, International Dairy Federation: 41, Brussels, p.12. Kamber U., The Traditional Cheeses of Turkey: Marmara Region '. Food Reviews Int., 24: Karagul Yuceer Y., Tuncel B., Guneser O., Engin B., Isleten M., Yasar K. ve Mendes M., Characterization of Aroma-Active Compounds, Sensory Properties and Proteolsis in Ezine Cheese. J. Dairy Science, 92: Kuchroo C.N. ve Fox P.F., Soluble Nitrogen In Cheddar Cheese: Comparison of Extraction Procedures. Milchwissenschaft, 37: Meilgaard M., Civille G.V. ve Carr B.T., Descriptive Analysis Techniques. CRC Press, Inc. Boca Raton, FL
372 Özcan T., Starter, Proteaz ve Lipaz Kullanımının Mihaliç Peynirinin Olgunlaşma Süresi Üzerine Etkisi. Doktora Tezi. Uludağ Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Bursa, 130 s. Özgür G. ve Sahan N., Geleneksel Yöntemle Üretilen Kelle Peynirlerinin Bazı Kalite Özellikleri. Türkiye 10. Gıda Kongresi Mayıs 2008, Erzurum Polychroniadou A., Michaelidou A. ve Paschaloudis N., Effect of Time, Temperature and Extraction Method on Trichloroacetic Acid-Soluble Nitrogen of Cheese. Int. Dairy J., 9: Sheskin DJ Parametric and Nonparametric Statistical Procedures. Chapman & Hall/CRC, New York, USA. Pp, Tekinşen C., Süt Ürünleri Teknolojisi. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Yayınları, Konya. 326 s. TS., Peynirde Yağ Miktarı Tayini. (Van-Gulik Metodu): Türk Standartları Enstitüsü. TS Ankara. Üçüncü M., A dan Z ye Peynir Teknolojisi. Meta Basım Matbaacılık, Izmir, Turkey. 354
373 Keçi Sütünün İnsan Sağlığı Açısından Önemi Mehmet KOYUNCU 1, Turgay TAŞKIN 2, Mustafa KAYMAKÇI 2 Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Bursa Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, İzmir Keçiler yüzyıllardır gelişmekte olan ülkeler için gıda ve ekonomik açıdan önem taşırken, bu sektörün gelişmiş ülkelerdeki ekonomik geri dönüşümünün çok daha iyi olduğu görülmektedir. Keçi sütü bebekler, çocuklar ve erginler için ideal bir gıdadır. Astım, egzama, migren, mide ülseri ve kronik katarakt, aynı zamanda sık kusma ve buna bağlı ağırlık kayıplarının tedavisinde keçi sütü yaygın olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda keçi ürünlerine olan talep hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerde artarken, özellikle çiftlik hayvanları içinde keçi yetiştiriciliğine yönelimde bir artış görülmektedir. Anahtar kelimeler: Keçi sütü, besin değeri, sığır sütü alerjisi Importance of Goat Milk in Human Health Goats have been important to food and economic securities of developing regions for countless years, and their contribution to economic returns in developed countries has been rising as well. Goat s milk is the ideal food for babies, children and adults. Beneficial for the treatment of asthma, eczema, migraines, stomach ulcer, liver complaints and chronic catarrh, goat s milk also helps babies with colic, habitual vomiting and those not gaining weight. In recent years, demand for goat products has increased in both developing and developed countries, which has been accompanied by a rising number of livestock producers raising goats. Keywords: Goat, goat milk, nutritional value, cow milk allergy Giriş Keçinin insan hayatındaki yeri çok eski çağlara dayanmaktadır. Yetiştiriciliği yapılan süt hayvanları içinde ilk evcilleştirilenin keçi olduğu, 11 bin yıl öncesinden beri insanoğlunun keçiden yararlanmaya başladığını ve sütünü değerlendirdiğini ifade edilmektedir. Bu bağlamda keçi sütünün besleyici ve tedavi edici özelliklerine ilk olarak tıp biliminin babası sayılan Hippocrates M.Ö. V. yy.daki yazılarında değinmiştir. Tarihçi Homer de bazı tanrı ve tanrıçaların keçi sütü ile beslenerek geliştiklerini eserlerinde anlatmaktadır (Hawthorn, 1978). Keçi sütü ihtiyacı toplumun beslenmesinde diğer memeli çiftlik hayvanlarının sütünden daha fazla önem taşımaktadır. Bu ihtiyaçların kaynağı üç grupta incelenebilir. Birincisi, işletme içinde tüketim, bu talep özellikle nüfusu hızlı artan toplumlarda daha da öne çıkmaktadır ki bundan dolayı da keçi fakir çiftçinin ineğidir tabiri sıkça kullanılır. İkincisi, gelişmiş ülkelerde özellikle peynir ve yoğurt gibi keçi sütü ürünlerine ilgi her geçen gün artmaktadır. Üçüncüsünü ise sindirim problemi ve sığır sütüne alerjisi olan insanların talebi oluşturmaktadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde sağlıkla ilgili problemlerin çözümünde keçi sütüne dayalı geleneksel tedavilerin olumlu sonuç vermesi bu süte olan ilgiyi daha da artırmaktadır. Ele alınan bu üç kriterden son ikisi, ilk talebin ana fikrini oluşturan keçinin fakirin ineği olması tezinden farklı olarak, keçi sütü için tüm gelir seviyesinden insanların ihtiyaç duyduğu ve aradığı bir ürün tanımlanmasını ön plana çıkmaktadır. Süt Keçilerini Üstün Kılan Özellikler Süt keçileri vücut büyüklüğü bakımından bir sığırın 1/6 sı kadardır. Bu sayede süt keçisi sürüsü kurmak daha kolay olup, bu da tercih nedeni olabilmektedir. Bir sığır ile karşılaştırıldığında ekonomik verim dönemi sığırda 4-6 yıl iken, keçide bu değer 8-10 yıla kadar çıkabilmektedir. Selülozca zengin yemleri hazmetme yeteneği koyun ve sığırdan üç kat daha fazladır. Sığıra göre üretimi kolay, gebelik süresi kısa ve döl verimi 355
374 yüksektir. Süt keçileri meralardan daha iyi yararlanır ve sığıra göre daha dar bir alan keçiler için yeterli olmaktadır. Süt keçi yetiştiriciliğinin başlangıç masrafları sığıra göre daha azdır. Ancak başlangıçta iyi kaliteli damızlıklar ile başlamak esas olmalıdır. İyi kaliteli damızlık daha yüksek süt verimi, döl verimi ve yüksek gelir anlamına gelmektedir. Vücut ölçüleri temelinden hareketle keçinin yediği yeme karşılık ürettiği süt verimi sığıra göre daha yüksektir. Keçi Sütünün Önemi Keçi sütü içerisinde bulundurduğu bileşenler açısından son derece zengin bir besin kaynağı olmanın yanında yapılan çalışmalar göstermiştir ki; içerik bakımından anne sütüne en yakın süt keçi sütüdür. Keçi sütü, sığır sütünü tüketen insanlarda ortaya çıkan alerjik problemler, sindirim sisteminde proteinin sindirimi veya absorbsiyonu ile ilgilidir. Bu konuda yapılan çalışmalarda çocukların %2.5 in de ilk 3 yaşta, %12-30 unda ilk 3 ayda alerji probleminin görüldüğü belirtilmiştir (Businco ve Bellanti, 1993). Yine başka bir çalışmada İtalya da 2 yaşın altındaki çocuklarda bu problemin ortaya çıkma oranının %3 olduğu saptanmıştır (Bevilacqua ve ark., 2000). Bu hastalarda keçi sütü sığır sütü yerine kullanıldığında ise sorunun % oranında ortadan kalktığı ifade edilmektedir. Fransa da yapılan bir çalışmada ise sığır sütüne alerjisi olan çocuklarda, sindiriminin daha kolay ve alerjik etkisinin daha düşük olduğu keçi sütü kullanıldığında başarının %93 olarak gerçekleştiği belirtilmektedir (Fabre, 1997). Yapılan birçok çalışmada, astım, alerji, hazımsızlık, bazı cilt rahatsızlıkları, iştahsızlık ve öksürük nöbetleri gibi birçok şikayetle gelen hastaların tedavileri ilaçlarla başarılamadığı halde keçi sütü ürünleri kullanılarak başarıldığı ifade edilmektedir. Beyaz Rusya da yapılan başka bir çalışmada ise keçi sütünün enfarktüs ve kanser gibi hastalıkların tedavisinde kullanılabileceği de belirtilmektedir. Bebeklerde 2-24 haftalar arasında en tehlikeli olan, kusma, ishal, burun akıntısı, hırıltılı nefes alma ve deride kızarma-kabarma, egzamaya benzer durumlar gösteren ve bu nedenlerle teşhiste yanıltıcı olan bazı gelişmelerin, bebeklerin inek sütüne alerjik oluşları ile ilgili oldukları belirlenmiştir. Bu durum bebeklerde görülen ani ölümlerin üçte birinin nedenidir. Bu durumdaki bebeklere inek sütü yerine keçi sütü verilmesi tavsiye edilmektedir (Lothe ve ark., 1982). Ayrıca keçi sütü anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda bebeklerin beslenmesinde takviye edici olarak da önerilmektedir. Keçi sütleri uygun koşullarda elde edildiğinde verem veya brucella gibi patojenlerin görülmemesi nedeniyle ısıtılmadan doğruca kullanılabilmektedir. Ancak güven vermeyen koşullarda elde edilen keçi sütü tüketilmeden önce kaynatılması veya pastörize edilmesi gerekir. Keçi Sütünün Avantajları Doğada var olan en mükemmel gıda maddelerinden biri olarak kabul edilen keçi sütü, bebekler, çocuklar ve erginler için ideal bir üründür. Keçi sütünün önemi konusunda öne çıkan bazı noktalar özetlendiğinde; Tazelik: Sağımdan sonraki ilk 48 saate kadar en taze ürünler keçi sütünden elde edilebilir. Tazelik pastörize edilmemiş sütte doğal olarak yüksek seviyede bulunan bioaktif bileşikler ile ilişkilidir. Taze keçi sütü biraz acımsı bir tada sahip olması kısa zincirli yağ asitlerinin varlığından kaynaklanmaktadır. Güvenirlik: Keçi sütlerinde genelde yetiştirme koşullarının gereği olarak büyüme hormonları, antibiyotik kalıntıları ve diğer kirletici etkenler pek bulunmaz. Sığır 356
375 sütlerine uygulanan mekanik pastörizasyon işlemi ile ksantin oksidaz enzimini serbest hale geçirmektedir. Keçi sütü ise sığır sütüne göre çok daha az ksantin oksidaz enzimi içermektedir. Bu enzim kan dolaşımına girdiğinde kalp dokusunda problemler oluşturabilmektedir. Bundan korunmak için vücut kolesterol üretimi yönünde zorlanmakta bu da damar tıkanıklığının habercisi anlamına gelmektedir. Keçi sütü, sığır sütünden yapılan ürünlerde başlıca alerji problemleri yaratan unsurlar olan karmaşık proteinler içermez. Sığır sütünde bulunan bazı proteinler bağışıklık sistemini etkisiz hale getirirken, keçi sütünde böyle bir durum görülmez. Sindirilebilirlik: Keçi sütünde var olan protein ve yağ moleküllerinin daha küçük ve parçalanabilir olması sığır sütüne göre daha kolay sindirilme özelliği kazandırmaktadır ki bu durum bebeklerde oldukça önemlidir. Keçi sütündeki yağ tanecikleri sığır sütündekilere göre daha ufaktır. Bu da enzimatik saldırı için geniş bir alanın oluşması, yağın daha kolay parçalanması ve sindirilmesi anlamına gelmektedir. Keçi sütünün daha çok orta zincirli yağ asitleri içeriyor olması sığır sütüne göre hazmını kolaylaştırmaktadır. Aynı zamanda vücuda enerji sağladığı gibi bağışıklık sistemini de güçlendirmektedir. Keçi sütündeki kazein yapısı, sığır sütüne göre daha güçsüz ve kolay parçalanabilir şekildedir. Bu sindirim enzimlerinin kazeini daha hızlı parçalayabildikleri anlamına gelmektedir. Sığır sütündeki başlıca kazein alfa s 1 yapısında olup ufalanmaya oldukça dirençlidir. Laktoz Toleransı: Laktozun bağırsaklardan daha hızlı geçmesine izin vermesi sindirimini kolaylaştırmaktadır. Bu sayede maya oluşumu veya ozmotik dengesizliğe neden olabilecek bir durumun ortaya çıkması için yeterli zaman kalmamaktadır. Laktozun sindirilmesini laktaz enzimi sağlamaktadır. Bu enzimi yeterince salgılayamayan bazı topluluklar laktozu sindiremezler. Keçi sütü sığır sütünden %7 daha az laktoz içeriyor olması, laktoza intoleransı olan birçok insanın keçi sütünü ve süt ürünlerini rahatlıkla tolere edilebilmesini sağlamaktadır. Sindirim Sistemini Rahatlatır: Keçi sütünün daha etkili asit tampon kapasitesine sahip olması, ülser tedavisinde bir yardımcı olarak tavsiye edilmekte ve kullanılmaktadır. Keçi sütü içen çocukların gece boyunca rahat bir şekilde uyudukları ve öğünler arasında daha rahat oldukları gözlenmiştir. Alkalin Özelliği: Keçi sütünün alkalin özelliğe sahip olması, kanda ve bağırsaklarda asit üretimini düşük seviyede tutmaktadır. Kanda ve bağırsaklarda asitliğin artması, yorgunluk, baş ağrısı, aşırı kilo ve kan şekerinde düzensizliklere yol açabilmektedir. Yüksek Miktarda Orta Zincirli Yağ Asitlerine Sahiptir: Keçi sütü yüksek oranda orta zincirli yağ asitleri içermektedir (kaprik ve kaprilik asit). Bu yağ asitleri vücudun bağışıklık sistemini destekler ve enerji ihtiyacını karşılar. Solunum Şikâyetlerini Azaltır: Keçi sütü içen insanlar sığır sütü içenlere göre daha az balgam üretmektedirler. Bu da solunum şikâyetlerinin azalmasını sağlamaktadır. Keçi Sütü Selenyum Bakımından Zengin Bir Kaynaktır: Selenyum genelde insan vücudunda yetersiz bulunmaktadır. Bu mineral bağışıklık sistemi ve antioksidant özelliği açısından gereklidir. Keçi sütü diğer sütler içinde en yüksek selenyum içeriğine 357
376 sahiptir. Toz halindeki bebek mamalarından 2.5 kat, pastörize edilmiş sığır sütünden % 35 ve anne sütünden çok daha fazla selenyum içermektedir. Anne Sütüne Yakın: Anne sütü birçok bio-aktif bileşikler içermektedir. Bunlar zararlı organizmaların büyümesini engellediği gibi canlının sağlığının korunmasını da sağlar. Keçi sütü de tıpkı anne sütünde olduğu gibi bio-aktif bileşiklere sahip bulunmaktadır. Keçi Sütlü Sabun Keçi sütü çok eski çağlardan beri deri hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Keçi sütü içerdiği alfa hidroksit sayesinde deriyi güçlendirici ve gençleştirici bir etkiye sahiptir. Keçi sütünden yapılmış yağlar özellikle derilerde yanık tedavisinde ve saçlara parlaklık kazandırmak için kullanıldığı belirtilmektedir (Koyuncu, 2005). Bu konu ile ilgili olarak özellikle Amerika da bulunan süt keçisi yetiştiricileri keçi sütünü gıda olarak kullanımının yanında kozmetik amaçlı kullanım şekline yönelmişlerdir. Sonuç ve Öneriler İnsanlık tarihi kadar eski olan keçi günümüzde de insanoğlunun vazgeçemeyeceği hayvan türlerinden biridir. Keçi sayısal varlık bakımından az gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda ön plana çıkarken, üretim potansiyeli ve çeşitliliği yönünden ise gelişmiş ülkelerde daha ön plana çıkmaktadır. Bu güne kadar keçi sütünün insan beslenmesindeki önemi ile ilgili yapılan çalışma sayısı oldukça az ve sınırlı sayıdadır. Bunda, keçi yetiştiriciliğinin daha çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılıyor olmasının önemli bir etkisi vardır. Özellikle gelişmiş toplumlarda son zamanlara kadar süt terimi sığır sütü ile eş anlamlı tutulmuştur. Diğer taraftan günümüzde bu ülkelerdeki insanların yaşadıkları bazı sağlık problemleri ve damak tadı tercihleri daha önce tanışmadıkları keçi sütü ve ürünlerine yönelmelerini sağlamıştır. Unutulmamalıdır ki keçi sütü özellikle az gelişmiş ülkelerdeki insanlar için temel besin maddesidir. Bu noktadan da hareketle Türkiye deki mevcut potansiyele bir ivme kazandırmak için; süt keçisi ıslah çalışmaları daha yaygınlaştırılmalı, yetiştiriciler konu hakkında ve sonucunda elde edecekleri kazanımlar ile ilgili olarak bilgilendirilmeli, süt sanayicilerinin dikkati bu potansiyele çevrilmelidir. Bu noktada piyasada belirleyici olan tüketici tercihlerinin, sektörde üretimin ve ürün çeşitliliğinin artması yönünde bir talep oluşmasını sağlayıcı koşullar sağlanmalıdır. Kaynaklar Bevilacqua, C., Martin, P., Candalh, C., Fauquant, J., Piot, M., Bouvier, F., Manfredi, E., Pilla, F., Heyman, M Allergic sensitization to milk proteins in guinea pigs fed cow milk and goat milks of different genotypes. In: Gruner, L., Chabert, Y. (Eds.), Proceedings of the Seventh International Conference on Goats, vol. II. Institute de I Elevage, Tours, France, p Businco, L., Bellanti, J Food allergy in childhood. Hypersensitivitiy to cow s milk allergens. Clin. Exp. Allergy 23, Fabre, A Perspectives actuelles d utilisation du lait de chevre dans I alimentation infantile. In: Proceedings de Colloque Interets Nutritionnel et Dietetique du Lait de Chevre, vol. 81. Inst. Natl. Rech. Agron. Publ., Paris, France, pp FAOSTAT, Food and Agriculture Organization of United Nations. Hawthorn, J A history of milk in the food industry. Proc. Nut. Soc., 37, Koyuncu, M Keçi sütü için yeni bir kullanım alanı Keçi sütlü sabun Ulusal Kongresi, İzmir, Lothe, L., Lindberg, T., Jacobson, I Cow s milk formula as a cause for infantile colic. Pediatrics, 70,
377 Çanakkale de Yetiştiriciliği Yapılan Bazı Keçi Irklarına ait Sütlerin Yağ Asidi Profili Onur GÜNEŞER 1,Yonca YÜCEER 1, Aynur KONYALI 2 1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, 17020, Çanakkale 2 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, 17020, Çanakkale Bu çalışmanın amacı, Çanakkale Yöresi nde yetiştirilmekte olan bazı keçi ırklarına ait sütlerin yağ asidi profilinin belirlenmesidir. Bu amaçla süt örnekleri yöredeki laktasyonun ileri dönemlerindeki Türk Saanen, Alman Asil Alaca, Kıl keçisi ve Maltız keçilerinden temin edilerek genel bileşim özellikleri ve yağ asitleri kompozisyonu bakımından değerlendirilmiştir. Yağ asitleri profili gaz kromatografisi-alev iyonizasyon detektörü (GC-FID) ile tespit edilmiştir. Yapılan GC analizleri sonucunda, süt örneklerinde 25 adet yağ asidi saptanmıştır. Genel olarak tüm süt örneklerinde kısa ve orta zincirli yağ asitleri belirlenmiş olup ırklara ait yağ asidi profili birbirine benzerdir. Tüm süt örneklerinde C14, C16 ve C18:1 cis yağ asitleri yüksek oranda tespit edilmiştir. C11, C13, C15, C18:1 cis, C18:2 cis gibi bazı yağ asitleri içeriği bakımından sütler arasında önemli farklılıkların olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Türk Saanen, Alman Asil Alaca, Kıl Keçisi, Maltız, Yağ Asidi Kompozisyonu Fatty Acid Profiles of Goat Milks from Different Breeds Growing in Canakkale Province The aim of this study was to investigate the fatty acid profile of goat milk from different breeds growing in Canakkale province. For this purpose, Milk samples were obtained from Turkish Saanen, German Fawn, Hair goat and Maltese breeds in late lactation period and the composition and fatty acid profile of milk samples were evaluated. Fatty acid profile was determined by gas chromatography-flame ionization detector (GC-FID). According to GC results, 25 fatty acids were determined in goat milk samples. Generally, short and medium chain fatty acids were determined in all milk samples and fatty acid profiles of the milk samples were similar. C14, C16 and C18:1 cis were found at high levels all milk samples. Significant differences were found among the milk samples in terms of some fatty acids including C11, C13, C15, C18:1 cis, C18:2 cis. Keywords: Turkish Saanen, German Fawn, Hair goat, Maltese, fatty acid composition Giriş Keçi yetiştiriciliğinin son yıllarda artan bir popularite sergilemesi ve özellikle tüketicilerin sağlık açısından daha bilinçli olarak hareket etmeleri ülkemizde keçi sütü ve keçi sütünden yapılan ürünlere olan talebin artmasına neden olmuştur (Yetişmeyen, 2009). Keçi sütünün sindirilebilirliğinin yüksek olması, antiallerjenik özellikte olması ve biyofonksiyonel kısa ve orta zincir uzunluğunda yağ asitlerini içermesinden dolayı insan beslenmesinde büyük avantajlar sağlamaktadır (Park ver ark., 2007). Haenlein (2004) keçi sütünün gelişmekte olan ülkelerde açlık çeken veya yetersiz beslenen insanlar için önemli bir besin maddesi olduğunu, gelişmiş ülkelerde ise inek sütüne alerjisi olan ve mide rahatsızlıkları bulunan insanların tükettiğini, gelişmiş ülkelerde ise damak tadına düşkün insanlar tarafından aranılan bir ürün olduğunu ifade etmektedir. Görüldüğü üzere keçi sütü ve ürünleri gelişmişlik düzeyi fark etmeksizin her kesim tarafından önem teşkil etmektedir. Keçi sütünün sindirilebilirliğinin yüksek olduğu yağ globüllerinin inek sütündeki yağ globüllerine göre daha küçük çapta olması ve pankreatik lipaz tarafından daha kolay parçalanmasından kaynaklanmaktadır. Diğer taraftan keçi sütünde bulunan proteinlerin daha kolay sindirilebilmesi, serbest amino asitlerden taurini yüksek miktarda içermesi nedeniyle kalp ve beyin fonksiyonlarının gelişiminin sağlanması açısından yeni doğan bebeklerin beslenmesinde inek sütüne alternatif olarak gösterilmektedir (Haenlein, 2004; Raynal-Ljutovac ve ark., 2008). Van Nieuwenhove ve ark., (2009) özellikle süt yağının besleyici ve işleme özelliklerinin yanı sıra insan sağlığı açısından da önemine değinmişlerdir. Lipid bileşimi keçi sütünün 359
378 hem teknolojik hem de beslenme açısından kalitesinin belirlenmesi açısından önemli bir parametre olarak ifade edilmektedir. Keçi sütü çok farklı özellikte yağ asitlerini (kısa ve orta zincirli, doymuş, karışık, tek ve çoklu doymuş, cis ve trans izomerlerini) içermektedir. Bu da insan sağlığı açısından pozitif veya negatif etkiler yaratabilmektedir. Örneğin kısa ve orta zincirli yağ asitleri terapatik etki gösterirken doymuş yağ asitleri ise kalp rahatsızlıkları açısından risk oluşturmaktadır. Özellikle hayvan ırkı, laktasyon zamanı, besleme ve iklim koşulları sütlerin yağ asidi profilini etkilemektedir (Chilliard ve ark., 2003; Haenlein, 2004). Bu çalışmada Çanakkale de yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan Türk Saanen, Kıl, Maltız ve Alman Asil Alaca ırklarından elde edilen sütlerin genel bileşimlerinin ve yağ asidi profillerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem Çalışmada Türk Saanen, Alman Asil Alaca, Kıl Keçisi ve Maltız olmak üzere 4 farklı keçi ırkına ait sütler kullanılmıştır. Türk Saanen ırkına ait sütler Çanakkale Onsekiz Mart üniversitesi Teknolojik ve Tarımsal Araştırmalar Merkezinden (TETAM), diğer keçi ırklarına ait sütler ise Çanakkale de bulunan lokal üreticilerden laktasyonun ileri evrelerindeki keçilerden temin edilmiştir. Sütler sağılır sağılmaz soğutularak (10 o C) hijyenik koşullarda bölüm laboratuarlarına getirilmiş ve kimyasal analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışma iki tekrarlı olarak yürütülmüştür. Süt örneklerinin genel bileşimini ortaya koymak amacıyla ph, toplam asitlik, toplam kurumadde ve yağ analizleri gerçekleştirilmiştir. Sütlerde ph ölçümleri için Hach sension3 (Düsseldorf, Almanya) marka ph metre kullanılmıştır. Asitlik titrasyon metoduyla belirlenmiş ve % laktik asit olarak ifade edilmiştir (Metin ve Öztürk, 2002). Kurumadde gravimetrik yöntemle, yağ tayini de Gerber metoduyla Bradley ve ark.(1992) a göre belirlenmiştir. Keçi sütlerinde yağ asitlerinin belirlenmesi amacıyla süt yağının metil esteri elde edilerek Gaz kromatografisi-alev iyonizasyon detektörü (GC-FID, Agilent Technologies, Inc., Wilmington, DE, ABD) kullanılarak belirlenmiştir. Sütlerden yağın elde edilmesi ve metilasyon amacıyla Feng ve ark., (2004), Nudda ve ark., (2005) ve Luna ve ark., (2005) tarafından önerilen metotlar kullanılmıştır. Elde edilen metil esterlerin ayrımı HP 88 kapiler kolon (100 m x 0.25mm ID ile 0.2 μm film kalınlığı, J&W Scientific, Folsom, CA, ABD) kullanılarak yapılmıştır. GC koşulları; taşıyıcı gaz: o helyum, inlet basıncı: 35,56 psi, toplam akış: 2 ml/dak, dedektör sıcaklığı: 280 C, fırın sıcaklık programı: başlangıç sıcaklık ve süresi: 120 o 0 C, 1 dak, Ramp 1: 10 C/ dak 175 o 0 C, 10 dak., Ramp 2: 5 C/ dak 210 o 0 C, 5 dak., Ramp 3: 5 C/ dak 230 o C, 5 dak., final sıcaklık ve süre: 230 o C, 20 dak. şeklindedir. Süt örneklerinin kimyasal özellikler ve yağ asidi profili bakımından karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi tekniği (One-way ANOVA) kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunda önemli olan farklılıkların belirlenmesinde ise Tukey Çoklu Karşılaştırma testinden yararlanılmıştır (Sheskin, 2000). Söz konusu istatistiklerin yapılmasında SPSS 17 istatistik paket programı kullanılmıştır. Bulgular ve Tartışma Yapılan varyans analizi sonucunda ph (P=0,00), asitlik (P=0,01), kurumadde (P=0,01) ve yağ bileşimleri (P=0,01) açısından keçi ırkları arasında önemli farklıkların olduğu belirlenmiştir. Çizelge 1 de keçi sütlerine ait kimyasal özellikler gösterilmiştir. Türk Saanen ırkından elde edilen sütler en yüksek ph değerine sahip iken toplam 360
379 asitlik, toplam kurumadde ve yağ oranı bakımından en düşük değere sahip olduğu görülmektedir. Kurumadde ve yağ içeriği bakımından en yüksek değerler yerli ırkımız olan kıl keçisinden elde edilen sütlerde belirlenmiştir. Diğer taraftan Alman Asil Alaca ve Maltız ırklarından elde edilen sütlerin ise asitlik ve ph bakımından birbirine benzer olduğu görülmektedir. Uysal-Pala ve ark., (2006) keçi sütü kullanarak probiyotik ayran üretmek için kullandıkları kıl keçisi sütlerinin yağ miktarının Türk Saanen ve Maltız ırkından elde edilen sütlerden daha yüksek olduğunu belirtmişlerdir. Diğer taraftan aynı çalışmada sütlerin yağsız kurumadde içeriklerinin en yüksekten en düşüğe doğru Kıl>Maltız>Türk Saanen şeklinde sıralandığı belirlenmiştir. Çizelge 1. Keçi sütlerine ait bazı kimyasal özellikler Keçi Irkı (Ortalama ± Standart Hata) Kimyasal Özellikler Türk Saanen Kıl Keçisi Alman Asil Maltız Alaca ph 6,75 ± 0,01 a 6,40 ± 0,01 c 6,51 ± 0,01 b 6,49 ± 0,01 b Asitlik (% laktik asit) 0,12 ± 0,01 c 0,16 ± 0,01 a 0,14 ± 0,01 b 0,14 ± 0,01 b Kurumadde 10,94 ± 0,01 d 15,49 ± 0,19 a 12,95 ± 0,03 c 13,69 ± 0,15 b Yağ 3,25 ± 0,05 d 5,25 ± 0,25 a 4,15 ± 0,05 c 4,35 ± 0, 15 b a-c Aynı satırda farklı küçük harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki fark önemlidir (P<0,05) Çizelge 2 de keçi sütlerine ait yağ asidi kompozisyonu verilmiştir. Çizelge incelendiğinde tüm keçi ırklarına ait sütlerde kaprik (C10), miristik (C14), palmitik (C16) ve oleik (C18:1 cis) asitlerin yüksek oranda bulunduğu görülmektedir. Özellikle doymuş yağ asidi olan palmitik (C16) asidin keçi sütlerinde diğer yağ asitlerine göre daha fazla olduğu ve bunu tek bir çift bağ içeren oleik asidin cis formu, miristik asit (C14) ve laurik asidin (C12) izlediği görülmektedir. Kısa ve orta zincirli yağ asitleri tüm keçi ırklarında yağ asidi kompozisyonunun büyük bir çoğunluğunu oluşturmaktadır. Nitekim yapılan bir çok çalışmada keçi sütündeki yağ asitlerini çoğunlukla doymuş kaproik yağ asidi (C6), kaprilik (C8) ve kaprik (C10) yağ asitlerinin oluşturduğu belirlenmiştir (Ha ve Lindsay, 1993; Strzałkowska ve ark., 2009; Ataşoğlu ve ark., 2009). Yapılan varyans analizi sonucunda undekanoik (C11), tridekanoik (C13), miristik (C14), pentadekanoik (C15), oleik (C18:1 cis), linoleik (C18:2 cis) ve behenik (C22) yağ asitleri açıdan keçi ırklarına ait sütlerde önemli farklılıkların olduğu belirlenmiştir. Undekanoik (C11) yağ asidinin en fazla olduğu süt Alman Asil Alaca ırkına aittir. Tridekanoik yağ asidi açısından Maltız ve Türk Saanen ırklarına ait sütlerin birbirine benzer olduğu tespit edilmiştir. Maltız ırkına ait süt yağında Alman Asil Alaca ırkına göre daha düşük oranda miristik asit (C14) bulunduğu, tek çift bağ içeren oleik asidin cis izomerinin ise daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Türk Saanen ırkına ait sütlerde ise diğer ırklara göre daha yüksek oranda iki tane çift bağ içeren linoleik asit (C18:2 cis) olduğu belirlenmiştir (Çizelge 2). Zan ve ark., (2006) tarafından yapılan bir çalışmada elde ettiğimiz bulgularla benzer sonuçlar bulunmuştur. Söz konusu çalışmada farklı yüksekliklerde yetiştirilen keçilerden elde edilen sütlerin yağ asidi kompozisyonunda en fazla miktarda palmitik (C:16), oleik (C18:1 n-9), miristik (C14) ve kaprik (C10) asidin olduğu belirlenmiştir. Diğer taraftan kaprilik (C8), kaprik (C10) ve laurik (C12)asit miktarının alçak kesimde beslenen keçilerin sütlerinde daha fazla olduğu belirlenmiştir. Ataşoğlu ve ark., (2009) tarafından yapılan bir çalışmada laktasyonun farklı dönemlerinde Saanen ırkı keçilerin sütlerinde belirlenen yağ asidi kompozisyonunda palmitik asitin en yüksek oranda bulunduğu, bu yağ asidini C18:1 n- 361
380 9, C18 C10 ve C14 yağ asitlerinin izlediği ifade edilmiştir. Diğer taraftan araştırıcılar çalışmada keçi sütlerinde önemli bir yağ asidi olan konjuge linoleik asit (CLA) oranının laktasyon boyunca değişmediğini ifade etmişlerdir. Öte yandan Strzałkowska ve ark. (2009) laktasyonun ileri evresinde CLA oranının laktasyonun ilk ve orta evrelerine göre önemli düzeyde artığını ifade etmektedir. Çizelge 2. Keçi sütlerine ait yağ asidi kompozisyonu Keçi Irkı (% Ortalama ± Standart Hata) Alman Asil P Yağ asidi Kıl Keçisi Maltız Türk Saanen Alaca Değeri C4:0 1,66 ± 0,03 2,01 ± 0,22 1,35 ± 0,15 1,84 ± 0,10 0,116 C6:0 1,92 ± 0,05 2,10 ± 0,41 1,46 ± 0,11 2,01 ± 0,24 0,387 C8:0 2,29 ± 0,10 2,25 ± 0,54 1,65 ± 0,12 2,27 ± 0,37 0,539 C10:0 8,96 ± 0,74 7,44 ±1,82 5,58 ± 0,49 7,37 ± 0,88 0,330 C11:0 0,22 ± 0,01 b 0,04 ± 0,03 a 0,03 ± 0,01 a 0,03 ± 0,01 a 0,002 C12:0 4,81 ± 0,56 2,98 ± 0,73 2,50 ± 0,10 3,37 ± 0,56 0,137 C13:0 0,15 ± 0,01 a 0,07 ± 0,03 ab 0,04 ± 0,01 b 0,05 ± 0,01 b 0,021 C14:0 11,62 ± 0,56 a 8,84 ± 1,26 ab 7,26 ± 0,05 b 9,43 ± 0,02 ab 0,047 C14:1 0,24 ± 0,01 0,19 ± 0,11 0,11 ± 0,01 0,13 ± 0,03 0,501 C15:0 1,19 ± 0,11 0,76 ± 0,09 0,70 ± 0,01 0,79 ± 0,02 0,029 C16:0 29,45 ± 1,61 22,26 ± 2,26 23,25 ± 0,31 26,55 ± 3,28 0,219 C16:1 0,81 ± 0,02 0,84 ± 0,27 1,05 ± 0,03 1,05 ± 0,07 0,524 C17:0 0,68 ± 0,02 0,57 ± 0,13 0,70 ± 0,01 0,63 ± 0,03 0,622 C17:1 0,35 ± 0,01 0,24 ± 0,09 0,38 ± 0,01 0,28 ± 0,04 0,283 C18 8,52 ± 1,37 17,09 ± 5,51 14,38 ± 0,19 11,40 ± 0,09 0,304 C18:1 trans 1,49 ± 0,26 1,71 ± 0,50 1,83 ± 0,07 1,70 ± 0,01 0,864 C18:1 cis 22,09 ± 1,76 b 25,93 ± 2,33 ab 33,71 ± 0,47 a 25,83 ± 1,06 ab 0,026 C18:2 trans 0,26 ± 0,02 0,61 ± 0,16 0,41 ± 0,01 0,27 ± 0,02 0,110 C18:2 cis 1,64 ± 0,19 b 1,90 ± 0,10 b 1,44 ± 0,01 b 3,01 ± 0,16 a 0,004 C18:3 n 6 0,27 ± 0,04 0,37 ± 0,03 0,34 ± 0,01 0,39 ± 0,02 0,128 C18:3 n 3 0,49 ± 0,08 0,47 ± 0,17 0,70 ± 0,01 0,32 ± 0,01 0,188 C20:1 0,60 ± 0,04 c 0,71 ± 0,06 bc 0,89 ± 0,01 ab 1,01 ± 0,01 a 0,007 C21:0 0,05 ± 0,01 0,29 ± 0,10 0,030 ± 0,03 0,075 ± 0,01 0,054 C22:0 0,11 ± 0,03 b 0,21 ± 0,01 a 0,10 ± 0,01 b 0,15 ± 0,01 ab 0,029 C23 0,07 ± 0,01 a 0,03 ± 0,01 ab 0,02 ± 0,01 b 0,025 ± 0,01 b 0,040 a-c Aynı satırda farklı küçük harflerle gösterilen ortalamalar arasındaki fark önemlidir (P<0,05) Wójtowski ve ark., (2001) koyun ve keçi sütlerinde farklı yağ asidi profillerini karşılaştırdıkları laktasyonun farklı evrelerinde yürütülen çalışmalarında, çoklu doymamış yağ asitleri ve C18:3n-3 içeriğinin koyun sütünde keçi sütüne göre daha yüksek olduğunu ifade etmektedirler. Aynı araştırmacılar ayrıca laktasyon döneminin çoğu yağ asidinin miktarını etkilediğini bildirmektedir. Chilliard ve ark., (2003) laktasyon, iklim koşulları ve yetiştirilen bölgenin yanı sıra keçilerin beslenmesinde kullanılan yemlere eklenen katkı maddelerinin de sütlerin bileşimini değiştirdiğini ifade 362
381 etmektedirler. Matsushita ve ark., (2007) yaptıkları bir çalışmada ayçiceği, soya ve kanola yağıyla desteklenmiş yemlerle beslenen Saanen keçilerinde yağ asidi profilinin değişimini belirlemişlerdir. Özellikle ayçiçeği ile zenginleştirilmiş yemle beslenen keçilerin sütlerinde CLA miktarının fazla, kanola yağıyla beslenenlerin ise düşük olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan soya yağıyla zenginleştirilmiş rasyonlarla beslenen keçilerin sütlerinde tekli ve çoklu doymuş yağ asitlerinin en fazla, doymuş yağ asitlerinin oranın da en az olduğu bulunmuştur. Bu durum hayvanların beslemesi için kullanılan yemlerin süt bileşimine etkisinin göstergesidir. Nitekim, Eknæs ve ark., (2009) bitkisel yağlar ve uzun zincirli doymuş yağ asitleri bakımından zenginleştirilmiş yemlerle beslenen Norveç süt ırkı keçilerden elde edilen sütlerin de yağ asidi kompozisyonunun değiştiğini belirlemişlerdir. Çalışmada uzun zincirli yağ asitleri ilave edilmiş yemlerle beslemenin sütteki kısa zincirli yağ asitlerinin oranını düşürdüğü ve böylece keçi sütlerinde kısa zincirli yağ asitlerinden kaynaklanan koku ve tat bozukluklarının önlenebileceği belirtilmiştir. Strzałkowska ve ark. (2009) çalışmalarında tekli ve çoklu doymamış yağ asitleri ile süt verimi arasında negatif korelasyon olduğunu ifade etmektedirler. Çalışmamıza konu olan keçi genotiplerinin günlük süt verimleri arasında belirgin farklılıklar olması ırklar arasındaki yağ asidi kompozisyonunun farklılıklar göstermesini de açıklamaktadır. Sonuç Çanakkale süt keçiciliği bakımından ülkemizde ön sıralarda yer alan bir yöre konumundadır. Yörede keçi yetiştiriciliğine verilen değerin önemli bir dayanağı keçi sütünün Ezine Peyniri ve Peynir Helvası gibi yöresel ürünlerde kullanılmasıdır. Son yıllarda yörede popülaritesi artan ırk Türk Saanen genotipidir. Bu ırkın popülaritesinin artmasının nedeni yüksek miktarda süt veriminin olmasıdır. Ancak yerli ırklarımızdan olan kıl keçisi ile Maltız ırkı da yörede önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca Alman Asil Alaca genotipi de araştırma amacıyla bölgeye getirilmiş ve az sayıda da olsa yetiştiriciliği yapılmaktadır. Yörede yetiştirilen bu ırklara ait sütlerin birbiri ile karşılaştırılmasını konu alan fazla sayıda çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu ırklara ait sütlerin özelliklerinin ve aralarındaki farklılıkların ortaya konması ve laktasyon dönemi, beslenme, yem içeriği ve ırk faktörlerinin süt bileşimine etkilerinin araştırılması keçi yetiştiricileri ve keçi sütünü değerlendiren süt işletmeleri açısından önem taşımaktadır. Kaynaklar Ataşoğlu, C., Uysal-Pala, Ç., Karagül-Yüceer, Y. 2009, Changes in milk fatty acid composition of goats during lactation in a semi-intensive production system. Archiv Tierzucht (52) 6: Bradley, R.L, J.R., Arnold, E.J.R., Barbano, D.M., Semerad R.G., Smith D.E., Vines B.K Chemical and physical methods. In: Standard Methods for the Examination of Dairy Products, Ed Marshall, RT, American Public Health Association, Washington, DC. pp Chilliard, Y., Ferlay, A., Rouel, J., Lamberet, G A review of nutritional and physiological factors affecting goat milk lipid synthesis and lipolysis Journal of Dairy Science, 86: Eknæs, M., Havrevoll, Ø., Volden, H., Hove, K Fat content, fatty acid profile and off-flavours in goats milk: Effects of feed concentrates with different fat sources during the grazing season. Animal Feed Science and Technology 152: Feng, S., Lock, A.L., Garnsworthy, P.C Technical Note: A rapid lipid separation method for determining fatty acid composition of milk. Journal of Dairy Science 87: Ha, J.K., Lindsay, R.C., Release of volatile branched-chain and other fatty acids from ruminant milk fats by various lipases. Journal of Dairy Science, 76: Haenlein, G.F.W Goat milk in human nutrition. Small Ruminant Research. 51:
382 Luna, P., Juarez, M., De la Funte, MA Validation of a rapid milk fat separation method to determine the fatty acid profile by gas chromatography. Journal of Dairy Science, 88, Matsushita, M., Tazinafo, N.M., Padre, R.G., Oliveira, C.C., Souza, N.E., Visentainer, J.V., Macedo, F.A.F., Ribas, N.P Fatty acid profile of milk from Saanen goats fed a diet enriched with three vegetable oils. Small Ruminant Research, 72: Metin, M., Öztürk, F Süt ve Mamülleri Analiz Yöntemleri, Ege Meslek Yüksekokulu Basımevi, Bornova, İzmir. Nudda, A., McGuire, M.A., Battacone, G., Pulina, G Seasonal variation in conjugated linoleic acid and vaccenic acid in milk fat of sheep and its transfer to cheese and ricotta. Journal of Dairy Science, 88: Park, Y.W., Juarez, M., Ramos, M., Haenlein, G.F.W Physico-chemical characteristics of goat and sheep milk. Small Ruminant Research, 68: Raynal-Ljutovac, K., Lagriffoul, G., Paccard, P., Guillet, I., Chilliard, Y Composition of goat and sheep milk products: An update Small Ruminant Research, 79: Sheskin DJ Parametric and Nonparametric Statistical Procedures. Chapman &Hall/CRC, New York, USA. pp, SPSS Inc., SPSS for Windows. Release 12, Aralık 2008, Chicago, ABD. Strzałkowska, N., Jóźwik, A., Bagnicka, E., Krzyżewski, J., Horbańczuk, K., Pyzel, B., Horbańczuk J.O Chemical composition, physical traits and fatty acid profile of goat milk as related to the stage of lactation, Animal Science Papers and Reports vol. 27 no. 4, Uysal-Pala, C., Karagül-Yüceer, Y., Pala, A., Savaş, T Sensory properties of drinkable yoğurt made from milk of different goat breeds. Journal of Sensory Studies 21: Van Nieuwenhove, C.P.,Oliszewski, R., González, S.N Fatty Acid Composition and Conjugated Linoleic Acid Content of Cow and Goat Cheeses From Northwest Argentina. Journal of Food Quality, 32: Wójtowski, J., Danków, R., Gut, A., Pikul, A, Slósarz, P., Stanisz, M., Steppa R Fettsäurenzusammensetzung und Cholesteringehalt im Schaf- und Ziegenmilchfett im Laufe der Laktation. Arch. Tierz., Dummerstorf 44 Special Issue, Yetişmeyen, A Türkiye de Keçi Sütü Üretimi ve Keçi Sütünün Değerlendirilmesi. Akademik Gıda, (7)1: Zan, M., Stibilj, V., Rogelj, I Milk fatty acid composition of goats grazing on alpine pasture. Small Ruminant Research 64:
383 Türkiye de Süt Keçisi Yetiştiriciliği ve Modern Süt Bilimi Bakış Açısıyla Keçi Sütünün Değerlendirilmesi Emre ARSLANBAŞ, Ali Erbili BODUR Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Biga Meslek Yüksekokulu, 17200, Çanakkale Keçi yetiştiriciliği yoksul, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan, kırsal ve ormanlık bölgelerdeki dar gelirli ailelerin önemli bir geçim ve besin kaynağını oluşturan geleneksel bir hayvansal üretim koludur. Keçi, diğer çiftlik hayvanlarına oranla kötü bakım-besleme koşullarına daha dayanıklı ve doğal kaynakları daha iyi değerlendiren bir türdür. Süt verimi yönünden, diğer çiftlik hayvanları içerisinde en yüksek relatif değere, canlı ağırlığına oranla en yüksek süt verimine, sahip oluşu önemli bir özelliğidir. Keçi sütünün genellikle diğer sütlerden daha az mikroorganizma ve pestisit içermesi, sütlerin yağ ve proteininin daha kolay sindirilebilmesi ve bileşiminin anne sütüne yakın oluşu da önemini arttırmaktadır. Türkiye de önemli bir yere sahip olan keçi yetiştiriciliği genellikle orman içi ve kenarı bölgeler ile bitkisel ve diğer hayvansal üretime uygun olmayan, arazinin sarp olduğu alanlarda yapılmaktadır. Bununla birlikte son yıllarda süt ve süt ürünleri teknolojisine hammadde sağlayan entansif işletmeler de kurulmaktadır. Ülkemizde süt keçisi yetiştiriciliği orman içi ile orman kenarı dağ köylerinde Kıl keçisine; Marmara, Ege ve güney bölgelerimizde Malta ve melezleri gibi yerli süt keçisi tiplerine; güneygüneydoğu illerinde Halep keçisine; Gaziantep ve Hatay illerinde Kilis keçisine; Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi ve özellikle Kars ta Gürcü keçisine dayanmaktadır. Bunların yanı sıra, Saanen, Bornova, Alman beyaz keçisi ve Norduz gibi sütçü keçi ırkları da bulunmaktadır. Türkiye de 2007 yılı verilerine göre toplam baş keçiden ton süt üretilmiştir. Üretilen sütler içilerek tüketildiği gibi peynir, yoğurt ve tereyağı gibi ürünlere dönüştürülerek de tüketilmektedir. Keçi sütünün diğer türlerin sütleriyle karşılaştırıldığı zaman farklı bir bileşime ve özelliğe sahip olduğu görülmektedir. Keçi sütü, bileşimine giren maddelerin oranları bakımından inek sütüne benzese de ayrıntıda belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar keçi sütünün hangi ürüne işlendiğinde ekonomik ve teknolojik avantajlar sağlayacağı hususunda belirleyici olmaktadır. Örneğin; keçi sütünün aglutinin eksikliği ve nispeten küçük yağ globullerine sahip olması kaymak bağlamayı zorlaştırmaktadır. Bu nedenle keçi sütü doğal yolla homojenize olmuş süt olarak ifade edilir. Benzer şekilde keçi sütü inek sütüne göre daha az oranda kazein ve daha fazla oranda kazein olmayan azotlu madde içermektedir. Bunun sonucu olarak keçi sütünden inek sütüne göre daha az randımanlı peynir ve tekstürü daha zayıf bir yoğurt elde edilmektedir. Keçi sütünün inek sütüne göre daha fazla oranda kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum ve klor gibi mineral maddeleri içermesi teknolojik özelliklerini etkileyen diğer önemli faktördür. Ayrıca keçi sütü inek sütüne göre nispeten daha az laktoz içermektedir. Anahtar kelimeler: Keçi ırkları, keçi sütü ürünleri, modern keçi yönetimi, süt işleme Milk Goat Husbandry in Turkey and Evaluation of Goat s Milk from Modern Milk Science Point of View Goat husbandry, that is executed in poor, underdeveloped and developing countries and is an important family living and food source for the families having low incomes in rural and forest regions, is a conventional animal husbandry branch. Compare to other livestock, goat is a species that is much stronger for hard care and feeding conditions and utilizes from the natural sources more effectively. Having the top relative value, the highest productivity in lactating in comparison with live weight, in productivity in lactating compare to other livestock is an important feature of goat. Containing less microorganism and pesticide compare to other milk kinds, having easily digested fat and protein and being similar to breast milk, increase goat milk s importance. Goat husbandry, that has an important place in Turkey, generally is executed in forest and its edging regions and in cliff areas, which are not suitable for vegetable and other type of animal production. Together with those, in recent years, intensive enterprises that provide raw material for milk and milk products technology are established. In our country, dairy goat husbandry consists the types like, hair goat; in mountain villages at forest areas and its edges, Malta and like its hybrids local dairy goat types; in Marmara, Aegean and southern regions, Aleppo Goat; in south and south east cities, Kilis Goat; in the cities Gaziantep and Hatay, Georgian Goat; in Northeast Anatolian region and especially in Kars. In addition to those, there are dairy goat races like; Saanen, Bornova, German white goat and Norduz. 365
384 According to 2007 figures, in Turkey, ton milk was produced from goats. Producted milk is consumed by drinking and also by producing milk products like cheese, yogurt and butter. It can be observed that goat s milk has a different composition and feature when it is compared to other milk kinds. Even goat s milk is similar to cow s milk in terms of the ratio of components, in detail, there are distinctive differences. These differences are determining to bring out the economical and technological advantages of goat s milk by considering to which product it is processed. For example, lack of agglutinin and having small fat globules relatively, for goat s milk, make it difficult to form cream. Therefore, goat s milk is denoted as naturally homogenized milk. Similarly, goat s milk, compare to cow s milk, and contains less casein and more nitrous element that is not casein. Thus, if we compare with cow s milk, less productive cheese and yogurt with poorer texture are produced from goat s milk. Compare to cow s milk it is another important factor that affects goat s milk s technological features that, goat s milk contains more minerals like calcium, phosphorus, potassium, magnesium and chlorine. Additionally, goat s milk contains less lactose relatively in comparison with cow s milk. Keywords: Goat breeds, goat milk products, modern goat management, milk processing Giriş Keçi yetiştiriciliği yoksul, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yapılan, kırsal ve ormanlık bölgelerdeki dar gelirli ailelerin önemli bir geçim ve besin kaynağını oluşturan geleneksel bir hayvansal üretim koludur (Paksoy ve Özçelik, 2008). Keçi, diğer çiftlik hayvanlarına oranla kötü bakım-besleme koşullarına daha dayanıklı ve doğal kaynakları daha iyi değerlendiren bir türdür (Koyuncu ve ark., 2005). Ayrıca süt verimi yönünden, diğer çiftlik hayvanları içerisinde en yüksek relatif değere, yani canlı ağırlığına oranla en yüksek süt verimine sahip oluşu önemli bir özelliğidir. Türkiye de önemli bir yere sahip olan keçi yetiştiriciliği genellikle orman içi ve kenarı bölgeler ile bitkisel ve diğer hayvansal üretime uygun olmayan, arazinin sarp olduğu alanlarda, aile işletmeleri, tarım işletmesi içinde keçicilik, köy sürüleri, yaylacılık ve göçer sürüler şeklinde yapılmaktadır. Bununla birlikte son yıllarda modern keçi yetiştiriciliğinin yapıldığı, süt ve süt ürünleri teknolojisine hammadde sağlayan entansif işletmeler de kurulmaktadır (Paksoy ve Özçelik, 2008). Türkiye de 2007 yılı istatistiklerine göre toplam ton keçi sütü üretilmiştir ve toplam süt üretiminde keçi sütünün payı % 2.12 dir (Paksoy ve Özçelik, 2008; TÜİK, 2010). Dünyada içme sütü, peynir, yoğurt, ayran, dondurma, koyulaştırılmış ürünler ve toz ürünlere işlenebilen keçi sütü, ülkemizde keçi yetiştirilen bölgelerde peynir, yoğurt ve tereyağına işlenmekte veya ısıtılarak içme sütü şeklinde tüketilmektedir (Ocak ve ark., 2009; Park, 2004; Park ve ark., 2006). Son zamanlarda keçi sütü ve ürünlerine yeniden ilgi artmaya başlamıştır. Bu ürünlerin gıda, beslenme ve sağlık yönünden üstünlüklerini anlatan sayısız çalışma ve yayın yapılmıştır. Örneğin, keçi sütündeki karakteristik keçimsi lezzetin tüketiciyi cezp etmesi, yağ ve proteinin yapı olarak insan sütüne benzemesi, böylece sindiriminin daha kolay ve daha besleyici olduğunun düşünülmesi, keçi sütü ürünlerinin birçok hastalığı önleyici ve tedavi edici olduğunun ileri sürülmesi bu çalışmalardan bazılarıdır (Wani, 2002). Türkiye de Süt Keçisi Yetiştiriciliği Türkiye, 2007 yılı verilerine göre toplam baş keçi sayısı ile dünyada yaklaşık % 1 lik bir paya sahiptir (TÜİK, 2010). Sayı bakımından yurdumuz Avrupa ve Akdeniz ülkeleri arasında birinci, dünyada on beşinci sıradadır. Ancak, son yirmi yılda kıl keçisi sayısında % 65, Ankara keçisi sayısında da % 95 e varan düzeylerde azalmalar olmuştur (Ceyhan ve Karadağ, 2009). Toplam keçi varlığımızın % ü kıl keçisinden ve % 3.16 sı ise Ankara keçisinden oluşmaktadır (Paksoy ve Özçelik, 2008). Ülkemizde yetiştiriciliği en yaygın olarak yapılan kıl keçisi; Akdeniz, Ege, Ortadoğu ve Orta Kuzey Bölgelerinde bulunur. Kıl keçileri daha çok orman içi ve 366
385 kenarı arazilerde yaşar. Süt verimi kg., laktasyon süresi gündür ve sütleri de oldukça (% 5-5.5) yağlıdır (Esen, 2002; Şengonca ve ark., 2002). Malta (Maltız) keçisi; Marmara, Ege ve güney bölgelerimizde, küçük gruplar halinde yetiştirilen bir ırktır. Laktasyon süresi 6 ay olup ortalama süt verimleri 225 kg.dır (Esen, 2002; Şengonca ve ark., 2002; Ceyhan ve Karadağ, 2009). Bir diğer yerli keçi ırkımız Kilis keçisi; başta Gaziantep-Kilis olmak üzere, Hatay ve yöresinde yetiştirilen, sürü halinde yönetime uygun bir keçi ırkıdır. Süt verimleri kg., laktasyon süresi 260 gündür (Esen, 2002; Ceyhan ve Karadağ, 2009). Saanen ise; dünya keçi yetiştiriciliğine en çok etki etmiş, Türkiye de geliştirilmekte olan sütçü keçi tiplerinde ıslah edici materyal olarak büyük ölçüde yararlanılmış, İsviçre kökenli bir ırktır. 2.5 yaşından yukarı dişilerde ortalama süt verimi kg., laktasyon süresi 280 gündür. Elit sürülerde laktasyon süt verimi bir ton ve laktasyon uzunluğu 300 gün olarak saptanmıştır. Sütte yağ oranı % civarındadır (Esen, 2002; Ceyhan ve Karadağ, 2009). Ayrıca güney-güneydoğu illerinde Halep keçisi ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi ve özellikle Kars ta Gürcü keçisi ülkemizde yetiştirilen diğer süt keçisi ırklarıdır. Bunların yanı sıra, Akkeçi, Bornova, Alman beyaz keçisi ve Norduz gibi ırklar da bulunmaktadır. Süt Bilimi ve Keçi Sütünün Değerlendirilmesi Keçi sütünün bileşimi ve fizikokimyasal özelliklerinin iyi bilinmesi, sütün hangi ürüne işleneceğinin planlanması, öteden beri yapılan yanlış uygulamaların düzeltilmesi ve diğer ruminant sütlerine göre farklı yönlerin ortaya konularak işlemede gerekli ayarlamaların yapılması bakımından hayati önem taşımaktadır. Ayrıca keçi sütünden yeni ürünlerin geliştirilmesi bakımından da yol gösterici olacaktır. Keçi, inek ve insan sütü bileşimlerini Guo şu şekilde vermiştir. Çizelge 1. Keçi, inek ve insan sütü bileşimleri (Guo 2003) Başlıca Bileşenler Keçi Sütü İnek Sütü İnsan Sütü Toplam Kuru Madde Yağ Protein Laktoz Kül Sütün fizikokimyasal özelliklerinden kalite-kontrol ve üretimde önemli ölçüde yararlanılmaktadır. Sütün fizikokimyasal özellikleri bileşimi ile yakından ilgilidir. Örneğin, keçi sütünün donma noktasının ( C) olması mineral madde gibi çözünen madde içeriğinin yüksek olduğunu göstermektedir (Guo, 2003). Keçi sütündeki kazein miselleri inek sütüne oranla nispeten küçük çaplıdır, keçi sütü yüksek oranda β-kazein ve az oranda da αs 1 -kazein içerir. Bu sayılan özelliklere bağlı olarak keçi sütünün mayalanma süresi çok kısadır, peynir ve yoğurtta zayıf bir jel oluşturur. Keçi sütü peynirinin tekstürel ve duyusal özellikleri önemli ölçüde etkilenir ve randıman kaybı olur. Bu sorunlar endüstride peynir üretiminde keçi sütünün diğer türlerin sütleri ile karıştırılması, yoğurt üretiminde de stabilizatör (pektin, jelatin) veya süttozu (kuru maddeyi artırma) ilavesi ile aşılmaya çalışılmaktadır (Guo, 2003). Kaproik, kaprilik ve kaprik asit gibi kısa zincirli yağ asitleri keçi sütünden yapılan tereyağının yapısı, kokusu ve lezzetinde belirleyici rol oynarlar. Yetersiz karoteniod içerdiğinden keçi sütü tereyağı daha beyazdır (Rodriguez ve ark., 2003). Küçük çaplı yağ globullerinin fazlalığı ve aglutinin yetersizliğine paralel olarak keçi sütünde kaymak 367
386 bağlama ve krema ayrılması güçtür. Yayık altı ile daha fazla yağ kaybı olur (Guo, 2003). Keçi sütünün ortalama 6.5 ph ya sahip olması, keçi sütündeki kazeinlerin inek sütündeki kazeinlere göre alkol stabilitesinin daha düşük olması, UHT süt gibi yüksek ısısal işlem uygulamalarında protein stabilitesini azaltır ve risk oluşturur. Pastörize süt gibi düşük ısısal işlemlerde risk bulunmamaktadır (Guo, 2003; Park ve ark., 2006). Keçi sütü dondurma, süttozu ve koyulaştırılmış ürünlere de işlenmektedir. Dondurmada süt maliyeti çok etkili iken toz ürünler günümüzde ABD ve Güney Afrika gibi ülkelerde üretilmektedir (Guo, 2003; Rodriguez ve ark., 2003). Sonuç ve Öneriler Ülkemiz keçi yetiştiriciliğinde 1995 yılından itibaren süt keçisi yetiştiriciliğine odaklanma başlamıştır. Avrupa birliği ülkeleri arasında en fazla keçi nüfusuna sahipken keçi sütü üretiminde dördüncü sırada yer almaktadır (Ocak ve ark., 2009). Keçi sütünün sürülerden mevsimlik alınması, bileşiminin laktasyon ilerledikçe değişmesi ve başta kazein olmak üzere proteinlerde polimorfizm görülmesi keçi sütü endüstrisinin karşılaştığı başlıca güçlüklerdir (Hekken ve ark., 2007). Bu nedenle ıslah çalışmaları yapılarak süt verimi yüksek ırkların geliştirilmesi, entansif işletmelerin kurulması ve süt keçisi yetiştiriciliğine dair politikaların oluşturulması gerekmektedir. Kaynaklar Ceyhan, A., Karadağ, O Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsünde Yetiştirilen Saanen Keçilerin Bazı Tanımlayıcı Özellikleri. Tarım Bilimleri Dergisi, 15(2): Esen, F Özel Zootekni (Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği) Ders Notları. Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi, Ders Teksiri No: 52. Guo, M Goat/Milk. Encyclopedia of Food Science and Nutrition. Academic Press. Hekken, D.L.V., Tunick, M.H., Soryal, K.A., Zeng, S.S Proteolytic and Rheological Properties of Aging Cheddar-Like Caprine Milk Cheese Manufactured at Different Times during Lactation. Journal of Food Science. 72(3): Koyuncu, M., Kara Uzun, Ş., Tuncel, E Güney Marmara Bölgesi Keçicilik İşletmelerinin Genel Durumu ve Verim Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Araştırmalar I. Keçicilik İşletmelerinin Genel Durumu. Tarım Bilimleri Dergisi, 11(4): Ocak, S., Davran, M.K., Güney, O Small Ruminant Production in Turkey. Trop. Anim. Health Prod. Springer Science+Business Media B.V Paksoy, M., Özçelik, A Kahramanmaraş İlinde Süt Üretimine Yönelik Keçi Yetiştiriciliğine Yer Veren Tarım İşletmelerinin Ekonomik Analizi. Tarım Bilimleri Dergisi, 14(4): Park, Y.W Goat Milk Products. Encyclopedia of Animal Science. Park, Y.W., Juarez, M., Ramos, M., Haenlein, G.F.W Physico-chemical Characteristics of Goat and Sheep Milk. Small Ruminant Research. 68: Rodriguez, A., Bunger, A., Castro, E., Sousa, I., Empis, J Development and Optimization of Cultured Goat Cream Butter. JAOCS, 80(10): Şengonca, M., Kaymakçı, M., Koşum, N., Taşkın, T., Steinbach, J Batı Anadolu İçin Bir Süt Keçisi: Bornova Keçisi. Hayvansal Üretim 43(2): Türkiye İstatistik Kurumu-TÜİK Bölgesel İstatistikler, Tarım. 1&alt enugoster=1&secilendegiskenlistesi= (8 Ocak 2010). Wani, G.M Goat Husbandry/Multipurpose Management.Encyclopedia of Dairy Science. Academic Press. 368
387 Keçi Sütü ve İnek Sütü Özelliklerinin Karşılaştırılması Hülya YAMAN, Hayri COŞKUN Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Bolu Keçi sütü ve inek sütü toplam kuru madde yönünden birbirine benzerdir. Keçi sütünün misel yapısı, misel çapı, hidratasyon ve mineralizasyonu inek sütünden farklıdır. Keçi sütünün pıhtılaşma süresi inek sütünden kısadır. Ortalama yağ globül çapı keçi sütünde daha küçüktür. Kısa ve orta zincirli yağ asitleri kaproik, kaprilik, kaprik ve lavrik yağ asitleri keçi sütünde fazladır. Keçi sütü iyi bir antitrombik peptit ve antihipertansif peptit kaynağıdır. Protein olmayan azot miktarı, keçi sütünde daha fazladır. Keçi sütündeki mineral ve vitamin içeriği yüksektir. Genel olarak keçi sütü sindirilebilirlik, alkalite, tamponlama kapasitesi, insan beslenmesi ve tıpta terapatik değerleri açısından daha üstündür. Keçi sütünde inek sütü varlığının anlaşılmasında çok farklı yöntemler kullanılabilmektedir. Anahtar kelimeler: Keçi sütü, inek sütü, süt bileşimi Comparison of Goat Milk and Cow Milk Properties Contents of dry matter of goat and cow milks are similar. Micelle structures in goat milk differ in average diameter, hydration, and mineralization from those of cow milk. Renneting time for goat milk is shorter than for cow milk. The average fat globule size is smaller in goat milk. Caproic, caprylic, capric, and lauric are significantly higher in goat. Goat milk proteins are also important sources of antihypertensive and antithrombotic peptides. Non-protein nitrogen contents of goat milk are higher than in cow milk. Mineral and vitamin contents of goat milk are mostly higher than in cow milk. In general, the goat's milk be digested, alkalinity, buffering capacity, human nutrition and medicine in terms of therapeutic value are superior to cow's milk. To determine presence of cow milk in got milk, many techniques can be used. Keywords: Goat milk, cow milk, composition of milk Giriş Keçi yetiştiriciliği daha çok Akdeniz ve Orta Doğu Bölgesinde birçok ülkede ekonomiye önemli katkılarda bulunmaktadır. İnek sütü işletmelerinden farklı olarak büyük çaplı endüstrileşmiş keçi sütü işletmelerinin sayısı azdır. Mevsime bağlı olarak keçi sütünün miktar ve bileşimindeki değişmelerden dolayı büyük çaplı endüstrileşmiş işletmelerin kurulumunu olumsuz etkilemektedir. Keçi ve İnek Sütünün Temel Bileşimi Keçi ve inek sütlerinin bileşimleri Çizelge 1 de verilmiştir. Bununla beraber ırk, birey, cins, beslenme, yönetim, çevre koşulları, mekan, meme sağlığı ve laktasyon gibi faktörlere bağlı olarak bileşimde değişmeler gözlenebilmektedir (Park et al., 2007). Çizelge 1. Keçi, koyun, inek ve insan sütlerinin ortalama temel besin bileşimi (Park et al., 2007; Pond and Bell, 2005) Keçi Sütü İnek Sütü Keçi Sütü İnek Sütü Yağ (%) Protein (%) Laktoz(%) Kül (%) Yağsız KM(%) Enerji (cal/100ml) Fizikokimyasal Özellikler Keçi sütünün özgül ağırlığı, viskozitesi, titrasyon asitliği inek sütünden daha yüksektir (Çizelge 2). Buna karşın refraktif indeksi ve donma noktası inek sütünden daha düşüktür. Yüzey gerilimi inek sütünün yüzey gerilim sınırları içerisindedir. Fakat viskozitesi biraz yüksektir. Sonuçta keçi sütü inek sütüne göre daha yüksek fiziksel özelliklere sahiptir (Park et al., 2007). 369
388 Süt yağının sabunlaşmayan madde ve asit sayısı miktarı keçi ve sütü arasında çok farklı değildir fakat keçi sütü daha düşük miktarda iyot içerir. İnek sütü keçi sütüne göre daha fazla sabunlaşma sayısı değerine sahiptir ve refraktif indeksi hafif yüksektir. Kırılma indisi ve sabunlaşma sayısı uzun karbon zincirleri ve yağ asitliği doygunluğu ile ilgilidir. Keçi sütü trigliseritlerinde yağ asitlerinin pozisyonal dağılımı çoğunlukla kısa zincirli asitlerin (C4-C8) sn3 pozisyonunda esterleşirken uzun zincirler (>C10) sn2 pozisyonundadır. Keçi sütü yağının su buharında çözünen yağ asitlerini az miktarda ve çözünmez uçucu yağ asitlerini çok miktarda içermesinden dolayı daha düşük Reichert Meissl ve daha yüksek Polenske değerine sahiptir (Jennes 1980; Park et al., 2007). Keçi ve İnek Sütünde Karbonhidratlar Laktoz sütün ana karbonhidratıdır. Çoğu yabani veya az evcilleştirilmiş memeli hayvanların sütleri genellikle keçi sütünden daha fazla yağ ve daha az laktoz içerirler. İnek sütü minör miktarda monosakkarit ve oligosakkarit içerir. Keçi sütünde laktoz dışındaki diğer karbonhidratlar az miktarda oligosakkaritler, glikopeptitler, glikoproteinler, nükleotid şekerlerdir (Haenlein, 2004; Park 2006). Keçi ve İnek Sütünde Yağ Keçi sütü yağ globüllerinin çapı 3.5 μm den daha azdır ve çok sayıda globülden meydana gelir. İnek sütünün globül çapı daha büyüktür. Keçi sütü yağı sindirilebilirlik açısından daha avantajlıdır. İnek sütünde aglütinasyondan dolayı yağ daha hızlı ayrılır. (Metin, 2001; Park et al., 2007; Vlaeminck et al., 2006; Chilliard and Ferlay, 2004). Yağ kürecik zarının yapı ve kompozisyonu açısından keçi ve inek sütünde önemli bir fark yoktur ve toplam yağ hacminin % 1 ini kapsamaktadır. Fosfolipit profili de benzer özellik gösterir ve toplam yağın % 0.8 i kapsar (Metin, 2001; Park et al., 2007; Vlaeminck et al., 2006; Chilliard and Ferlay, 2004). Keçi sütünde önemli olan yağ asitleri orta zincirli C8, C10, C12 ve doymamış C18:1 yağ asitleridir. İnek sütünde ise C4, C16 ve C18:1 karbonlu yağ asitleridir. C8,C10 ve C12 yağ asitleri konsantrasyonu keçi sütünde daha yüksektir. Kısa ve orta zincirli yağ asitleri kaproik, kaprilik, kaprik ve lavrik asit miktarları keçi sütünde daha fazladır. Her iki türde de molekül ağırlıkları ve karbon atomu zincir uzunlukları geniş bir aralığa (C26-C54) yayılmıştır. Keçi sütündeki trigliserit miktarı karbon atom sayısı C40-C42 olduğu zaman maksimumdur. Bu noktadan sonra düzenli olmayan bir azalış gösterir. İnek sütü yağında ise trigliseritler homojen olmayan bir dağılım gösterir (Metin, 2001; Park et al., 2007; Vlaeminck et al., 2006). Keçi ve İnek Sütü Proteinleri Keçi sütünün ortalama protein oranı inek sütü ile benzerdir. Keçi sütü inek sütünden daha fazla protein olmayan azota ve daha az kazein azotuna sahiptir. Bu özellik inek sütünde daha iyi pıhtılaşma kabiliyeti, keçi sütünde de daha düşük peynir verimi ve yoğurtta zayıf tekstürle sonuçlanır (Guo, 2003; Pond and Bell, 2005). Keçi sütü daha az α s -kazein içerir ve çoğunlukla α s2 -kazein miktarı α s1 -kazein miktarından daha fazladır. Keçi sütünde κ-kazein ve özellikle β-kazein miktarı inek sütünden fazladır. Keçi ve inek sütünde bulunan kazein fraksiyonları ile serum proteinleri, amino asit sayısı ve yerleşimi yönünden birbirlerinden farklıdır (Jennes 1980; Park et al., 2007). Keçi sütünün misel yapısı ortalama çap, hidratasyon ve mineralizasyon bakımından inek sütünden farklıdır. Keçi kazein miselleri inek kazein misellerine göre daha fazla kalsiyum, inorganik fosfor ve santrifüje olmayan kazein içerir. Keçi sütü 370
389 misellerinin ortalama mineralizasyon miktarı inek sütünden yüksektir. Bunun yanında keçi sütü, inek sütünden daha düşük ısı stabilitesine sahiptir (Jennes 1980; Park et al., 2007; St-Gelais et al.2003). Keçi sütünün rennetle pıhtılaşma süresi inek sütünden daha kısadır ve jelin zayıf konsistensi keçi sütünün peynir üretimine orta derecede uygunluğunu gösterir (Jennes 1980; Park et al., 2007; St-Gelais et al.2003). Keçi ve İnek Sütünde Bulunan Biyoaktif Peptitler Süt proteinlerinin enzimatik hidrolizi ile spesifik biyolojik aktiviteleri olan fragmentler ortaya çıkabilmektedir. İnek sütü proteinlerinden türeyen biyoaktif peptitler daha fazla antimikrobiyel etkiye sahipken, keçi sütü proteinlerinden türeyen biyoaktif peptitlerin antihipertansif, antioksidan ve opoid etkilerinin inek sütündekilerle benzer etki gösterdiği görülmüştür. Bunun yanı sıra keçi peynirinin olgunlaşması sırasında oluşan peptitlerin diğer peptitlere göre aktivitelerinin yüksek olduğu belirlenmiştir (Karakaya, 2009; Park et al., 2007; Recio et al.,2005; Gomez-Ruiz et al., 2005, 2006 ; Recio and Visser, 2000; Clare and Swaisgood, 2000). Mineraller Keçi sütünde Ca, P, Mg, K, Cu, Zn ve Se miktarı inek sütünden fazladır (Konar et al., 1971; Park et al., 2007). Fe miktarı her iki sütte de benzerdir. Ancak bu iki sütte iyot miktarı insan sütünden fazladır (Park et al., 2007; Rodriguez et al., 2002, Park et al., 2007; Rodriguez et al., 2002). Vitaminler Keçi sütü inek sütünden daha fazla A vitamini içerir. Çünkü keçiler sütteki tüm β- karoteni A vitaminine çevirir, rengi daha beyazdır. Keçi sütü bir bebeğin ihtiyacı olabilecek vitaminlerden A vitamini ve niasini yeterli miktarda, tiamin, riboflavin ve pentotenatı fazlasıyla içermektedir (Jennes 1980, Park et al. 2007). Keçi sütünde niasin ve B 12 vitaminin yetersizliği görülür ki buna keçi sütü anemisi denir. İnek sütünde folat ve B 12 vitamini keçi sütünden yaklaşık 5 kat daha fazladır. Bilindiği gibi folat hemoglobin sentezi için gereklidir ve B12 vitamin eksikliğiyle ise eritrosit anemisine neden olur. Hem keçi hem de inek sütü pridoksin (B6), vitamin C ve D bakımından yetersizdir (Jennes 1980, Park et al. 2007). Keçi Sütüne Karıştırılmış İnek Sütünü Belirlemek İçin Uygulanan Teknikler Keçi sütüne inek sütü karıştırılmasıyla ortaya çıkan hileleri belirlemek için kullanılan HPLC (High Performance Liquid Chromatography) yönteminde, B laktoglobulin bir moleküler belirteç olarak kullanılmakta ve inek sütünün varlığı %5 e kadar belirlenebilmektedir (Romero et al., 1996; Chen et al., 2004). Polimeraz PCR (Polymerase Chain Reaction) metodu mitokondriyel 12 S rrna geni hedeflenerek keçi sütünde % 0.1 oranında bile inek sütü varlığı belirlenmektedir (Lopez-Calleja et al., 2004; Mafra et al., 2007). Poliakrilamit Jel elektorforez yöntemi ile keçi sütü inek sütü kazein fraksiyonları ve serum proteinlerinin elektroforezde oluşturdukları desen farklılıkları ile karışımların tanımlanması ve miktarlarının belirlenmesi mümkündür (Furtado, 1982; Molina et al., 1999). İmmunolojik tekniklerden biri olan ELISA (Enzyme-linked immunosorbent assay) yönteminde, inek sütünde daha fazla antijen özelliğine sahip olan β-kazeine karşı bir monoklonal antikor kullanılarak indirekt olarak hayvan türü belirlenebilmektedir (Lopez-Calleja et al., 2004). 371
390 Kaynaklar Chen, R.K., Chang, L.W., Chung, Y.Y., Lee Ms And Lıng Yc Quantification Of Cow Milk Adulteration İn Goat Milk Using High-Performance Liquid Chromatography With Electrospray İonization Mass Spectrometry. Rapid Commun. Mass Spectrom. 18: Clare, D.A., Swaısgood, H.E., Bioactive Milk Peptides: A Prospectus. J. Dairy Sci. 83, Furtado Mm Detection Of Cow Milk İn Goat Milk By Polyacrylamide Gel Electrophoresis. J Dairy Sci 66: Gomez-Ruiz, J.A., Recio, I., Pihlanto, A., Antimicrobial Activity Of Ovine Casein Hydrolysates: A Preliminary Study. Milchwissensch 60, Gomez-Ruiz, J.A., Taborda, G., Amigo, L., Recio, I., Ramos, M., Identification Of Ace-İnhibitory Peptides İn Different Spanish Cheeses By Tandem Mass Spectrometry. Eur. Food Res. Technol. 223, Guo M,2003, Encyclopedia Of Food Ssience And Nutrition, Goat Milk, Elsevier Science Ltd., Haenlein G. F. W Goat Milk İn Human Nutrition Small Ruminant Research 51(2): Jennes, R Composition And Characteristics Of Goat Milk: Review J Dairy Sci 63: López-Calleja I, González I, Fajardo V, Rodríguez Ma, Hernández Pe, García T, Martín R Rapid Detection Of Cows Milk İn Sheeps And Goats Milk By A Species-Specific Polymerase Chain Reaction Technique.J Dairy Sci. 87: Karakaya S, Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Biyokimya Ders Notları. 76s Konar, A., Thomas, P.C., Rook, J.A.F., The Concentration Of Some Water Soluble Constituents İn The Milk Of Cows, Sows, Ewes, And Goats. J. Dairy Res. 38, Mafra I, Roxo A, Ferreira Implvo, Oliveira Mbpp A Duplex Polymerase Chain Reaction For The Quantitative Detection Of Cows Milk İn Goats Milk Cheese. International Dairy Journal 17 (9): Metin M Süt Teknolojisi, Sütün Bileşimi Ve İşlenmesi, S: 3-4, 5. Baskı, Ege Park, Yw, Juarez, M, Ramos, M, Haenleın, Gfw Physico-Chemical Characteristics Of Goat And Sheep Milk. Small Ruminant Research 68; Pond, Wg And Bell, Aw Encyclopedia Of Animal Science. Crc Press.926p Recio, I., Visser, S., Antibacterial And Binding Characteristics Of Bovine, Ovine And Caprine Lactoferrins: A Comparative Study. Int. Dairy J. 10, Recıo, I., Quır Os, A., Hern Andez-Ledesma, B., G Omez-Ruız, J.A., Mıguel, M., Amıgo, L., L Opez- Exp Osıto, I., Ramos, M., Aleıxandre A., Bioactive Peptides Identified İn Nzyme Hydrolysates From Milk Caseins Renner, E., Schaafsma, G., Scott, K.J., Micronutrients İn Milk. In: Renner, E. (Ed.), Micronutrients İn Milk And Milk-Based Products. Elsevier Appl. Science, New York, Pp Rodrıguez Rodrıguez E. M., Sanz Alaejos M., Dıaz Romero C., Mineral Content İn Goats' Milks. 25(4); Romero C, Perez-Andtijar O, Otmedo A, Jimonez S Detection Of Cow's Milk İn Ewe's Or Goat's Milk By Hplc. Chromatographia Vol. 42, No. 3/4, February St-Gelais D, Ali Ob, Turcot S Composition Of Goat s Milk And Processing Suitability. In: Agriculture And Agri-Food Canada- Food Research And Development Centre. Vlaeminck B, Fievez V, Cabrita Arj, Fonseca Ajm, Dewhurst Rj Factors Effecting Odd- And Branched-Chain Fatty Acids İn Milk: A Review.Animal Feed Science And Technology 131:
391 Keçi Sütünden Bebek Maması Olarak Yararlanma Olanakları Kevser AYIŞIĞI VAROL 1, Nedim KOŞUM 2 1 Balıkesir Üniversitesi Susurluk Meslek Yüksekokulu, Balıkesir 2 Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Bornova, İzmir Anne sütüne yakın mama formüllerinin oluşturulması 20. yy. başlarına dayanmaktadır. Günümüze kadar gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar sonucu bebek maması formülasyonları daha da gelişmiştir. Mama formülasyonları genellikle inek sütünden yararlanılarak hazırlanmaktadır. Ancak, insan ve inek sütünü oluşturan besin maddeleri karşılaştırıldığında kimyasal bileşim ve miktar bakımından farklılıklar göze çarpmaktadır. Keçi sütünde yağ ve proteinlerin besin değeri, anne ve inek sütünden daha yüksek değerdedir ve kısa zincirli yağ asitlerince, özellikle de konjuge linoleik asitçe zengin bir içerik göstermektedir. Ayrıca keçi sütü, inek ve anne sütlerine göre bazı vitamin ve minerallerce de daha zengindir. Bebek maması üretiminde inek sütü immüno faktörler bakımından modifiye edilmek zorundadır. Bu durum bebeklerin beslenmesinde ve bazı sindirim hastalıklarının tedavisinde önem taşımaktadır. Bu çalışmada keçi sütünün anne sütü bileşimine yakınlığı ve bebek beslenmesine uygunluğu göz önüne alınarak özellikle bebek maması üretiminde inek sütü yerine kullanılabilirliliği üzerinde durulmuştur ve bu konuda yapılan araştırmalar derlenmiştir. Özellikle inek sütüne alerjisi olan bebeklerin beslenmesinde keçi sütlerinden üretilmiş bebek mamalarının kullanımı önerilebilir. Günümüzde anne sütü alamayan bebeklerin beslenmesinde kullanılmak üzere keçi sütünden üretilen bebek mamalarının ticari üretimi yaygınlaşmaya başlamıştır. Ülkemize de Avustralya Yeni Zelanda gibi denizaşırı ülkelerden keçi sütü bazlı bebek mamaları ithalatı yapılmaktadır. Türkiye de henüz üretimi söz konusu değildir. Anahtar kelimeler: Anne sütü, sindirilebilirlik, alerji Utilization of Goat Milk in Baby Food Formulations Creation of close to mother's milk formula, baby food 20 are based on per century. As a result of scientific studies conducted up to the present baby food formulations is further improved. By using cow's milk is usually prepared for food formulations. But, make up the human and cow's milk nutrients were compared in terms of chemical composition and quantity are subtle differences. Nutritional value of fat and protein in goat's milk, cow's milk from the mother and is of greater value and short-chain fatty acids by, especially conjugated linoleic acid is a content-rich. Goat s milk, cows and mother s milk is richer in accordance with certain vitamins and minerals by. Cow's milk must be modified in terms of immuno factors. This situation of infants and nutrition are important in the treatment of certain digestive diseases. Cow's milk allergy in children has been identified as the study of allergens from cow s milk in goat s milk tolerates more than that have been identified. Goat s milk casein composition of breast milk is best feature. In this situation tolerate allergens were determined to be a big influence. In this study, the proximity to a combination of mother's milk of goat's milk and infant nutrition, particularly by taking into consideration compliance in the production of baby food instead of cow's milk are emphasized and research has been compiled in this regard. Especially who are allergic to cow's milk for the nourishment of infants on the use of baby food made from goat's milk may be recommended. Nowadays, breast-fed babies do not receive a goat's milk is produced to be used in commercial production of baby food has been getting widespread. Our country in Australia - New Zealand from overseas, such as goat's milk-based imports of baby food is made. Production in question is not yet in Turkey Keywords: Mother s milk, digestibility, allergies Giriş Anne sütü bebeğin sağlıklı bir büyüme ve gelişim göstermesi için en ideal besindir. Yeni doğan bebekler gıda alımı ve gıda alımındaki değişimlere karşı hassas durumdadırlar. Besin madde gereksinimi sağlıklı olarak karşılanamayan bebeklerde yavaş büyüme, kilo kaybı, hastalıklara direncin azalması, fiziksel ve zihinsel gelişim geriliği ile karşılaşılabilmektedir. Bu nedenle bebeğin esansiyel besin madde ihtiyaçlarının anne sütüne en yakın şekilde karşılanması yaşamsal öneme sahiptir. 373
392 Elbette ki anne sütü özellikle de doğumu takiben ilk 6 ay temel ve yegâne besindir. Ancak annenin bebeği emziremediği veya anne sütünün yetmediği durumlarda bebeğin besin madde ihtiyacı bebek mamaları ile karşılanabilmektedir. Bu bildiride, keçi sütünün bileşim ve içerik yönünden anne sütüne yakınlığı, inek sütünün ise anne sütünden farklılığı sebebiyle modifiye edilmesi zorunluluğu ve özellikle inek sütüne alerjisi olan bebeklerin beslenmesinde alternatif besin kaynağı olarak bebek maması üretiminde keçi sütü kullanım olanakları üzerinde durulmuştur. Bebek Maması Formülleri Bilim ve teknolojideki ilerlemeler ile birlikte bebek maması ve formülasyonları daha da gelişmiştir. Bebek mamaları formüle edilirken amaç, anne sütüne yakın değerde, uluslararası standartlara uygun ve bebeğin severek tüketebileceği bir karışımı oluşturabilmektir. İnek sütü anne sütünden gerek makro ve mikro besin elementleri gerekse, immünoglobulin içeriği, yağ asit kompozisyonu, kimyasal bileşimi ve nispi oranları, besin maddelerinin biyoyarayışlılığı, ve sindirilebilirliği gibi unsurlarca farklılık göstermektedir. İnek sütünün protein miktarı anne sütünün protein içeriğinin 3,5 katıdır ve % 80 kazein, % 20 serum proteini içermektedir. Anne sütü proteini ise % 20 kazein ve % 80 serum proteininden oluşmaktadır. İnek sütü serum proteininde daha fazla bulunan β-laktoglobulin anne sütünde bulunmaz. Söz konusu farklılıkları giderebilmek için inek sütüne çeşitli modifikasyonlar yapılmaktadır. Bebek Maması Üretiminde İnek Sütüne Yapılan Modifikasyonlar İnek sütü ile anne sütünün bileşimleri, özellikle de protein içeriği birbirinden farklılık göstermektedir. Adapte bebek maması üretiminde kullanılabilmesi için, inek sütünün bileşiminde yapılması gereken değişiklikler aşağıda özetlenmiştir (Gürsel, 2001). 1. Protein ve mineral madde (özellikle sodyum) içeriği azaltılır. 2. İnek sütünde (80:20) olan kazein - serum proteini oranı (20:80) olarak serum proteinleri lehine değiştirilir. 3. Ca/P oranı % 1,2 den % 2 ye çıkarılır. 4. Karbonhidrat içeriği azaltılır ve vitamin ilave edilir. 5. Süt yağı değiştirilebilir (ancak bu durum stabilite nedeniyle özel problemlere yol açabilir.) 6. Belirli vitamin ve iz elementler ilave edilir (Demir ve B12 Vitamini gibi). İnek sütünde mineral madde içeriğini azaltmak amacıyla inek sütünün karbonhidrat içeriğini arttırma yoluna gidilebildiği gibi iyon değişimi ile de mineral madde miktarında azaltılabilmektedir. İnek sütüne yapılan en zor modifikasyonlardan birisi de immünoglobulin eksikliğinin giderilmesidir (Gürsel, 2001). Keçi Sütünün Bileşimi Keçi sütü yağının yaklaşık % 99 u trigliseritlerden oluşmaktadır (Üstüner ve Günay, 2009). Keçi sütünün, kısa zincirli yağ asitlerince zengin olması özellikle sindirim yeteneği henüz gelişmemiş bebeklerin beslenmesinde keçi sütünden yararlanılarak üretilmiş bebek mamalarının kullanımını ideal kılmaktadır. Süt proteinlerinden kazeinin keçi sütünde diğer sütlere kıyasla daha az olduğu çizelgeden de görülmektedir. Nükleotidler, serbest amino asitler ve poliaminler gibi birçok bioaktif bileşik keçi sütünde doğal olarak yüksek seviyelerde mevcuttur (Prosser 374
393 ve ark., 2005). Keçi sütü, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitlerince inek sütünden daha zengin bir içerik gösterdiği belirtilmektedir (Haenlein, 2004). Kültür ırkı keçi sütünün, inek ve anne sütlerinin ortalama bileşimleri çizelgede verilmiştir. Çizelge 1. Kültür ırkı keçi sütü ile inek ve anne sütlerinin ortalama değerleri (Adam, 1972) Keçi Sütü İnek Sütü Anne Sütü Kuru Madde Protein Kazein Albumin+Globulin Laktoz Yağ Mineral Madde Kalsiyum Fosfor Klor Demir Bakır Vitaminler A (IU/g Yağda) D (IU/g Yağda) BB1 (mg/100 ml) BB2 (mg/100 ml) C (mg/100 ml) Kalori Çizelgeden de görüldüğü üzere keçi sütünün, kalsiyum içeriği inek sütünden daha yüksektir. Bu durum keçi sütünün bebek gelişimi için iyi bir kalsiyum kaynağı olduğunu göstermektedir (Coşkun, 2004). Demir, vitamin B12 ve folik asit bakımından fakir olan keçi sütünü, bu besin maddelerince zenginleştirmek gerekmektedir. Keçi sütü vitamin A bakımından inek ve anne sütüne oranla yaklaşık 2 kat daha zengindir. (Koyuncu, ve ark., 2005). Keçi Sütünün Tercih Edilme Nedenleri Keçi sütü kompozisyon ve besin elementlerinin zenginliği bakımından anne sütüne en yakın süttür. Bu sebeple keçi sütü bebek maması üretimi için ideal bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Keçi sütü özellikle de inek sütünden daha az mikroorganizma ve pestisit kalıntısı içermektedir. Keçi sütünün Mycobacterium tuberculosis i nadiren içerdiği, diğer patojen ve saprofit mikroorganizmaların sayısının ise inek sütünden çok daha az olduğu ifade edilmektedir (Veral, 2005). Keçi sütü inek sütüne kıyasla mide asitliğini daha iyi nötralize ettiği için özellikle de bebeklerin beslenmesinde yararlanılabilmektedir. Prosser e göre keçi sütünden üretilmiş bebek maması yüksek seviyelerde kolay emilebilme özelliğinde olan orta zincirli yağ asitleri (MCFA) içermektedir (Prosser, ve ark., 2003). Keçi sütünün yağ kürecik çapının küçük olması kolay sindirilmesinin yanı sıra alfa-s1 kazein içeriğinin düşük olması sebebiyle de yumuşak bir pıhtı oluşturarak gastro-intestinal sağlığı koruduğu saptanmıştır (Hahelaf ve ark., 1993, Prosser, ve ark., 2003). Proteinler ve fosforca zengin olan keçi sütü midede asit ve alkalileri tamponlayıcı bir özellik 375
394 göstermektedir. Bu özelliğinden dolayı, alkali veya asit zehirlenmelerini önlemede ve peptik ülserleri iyileştirmede yararlı olduğu belirtilmektedir (Ayyıldız, 2008). Tamponlama kapasitesi yüksek olan keçi sütünün gastrik ülser tedavisinde kullanımı tavsiye edilmektedir (Haenlein, 1992). Murray ve arkadaşları, 1999 yılında yaptıkları çalışmada keçi sütü ile beslenen gelişme çağındaki bireylerde, inek sütü ile beslenenlere kıyasla demir, magnezyum, fosfor miktarı ve kemik yoğunluğunun daha fazla olduğunu tespit etmişlerdir. Alferez ve arkadaşları da 2003 yılında, anemi olan sıçanlarda keçi sütünün inek sütünden daha fazla miktarda biyoyararlanılabilir demir içerdiğini tespit etmişlerdir. Keçi ve inek sütlerinin sıçanlarda kalsiyum sindirimi ve kullanımına olan etkilerini karşılaştırmış ve keçi sütünün kalsiyumun ve demir emilimini arttırdığını, bazı kaslarda, göğüs ve kalça kemiğinde kalsiyum bileşimini artırdığını belirlemişlerdir. Malabsorbsiyon belirtileri olan hayvanlarla yapılan çalışmalarda, keçi sütü ile inek sütüne kıyasla daha fazla mineral madde emilimi olduğu belirlenmiştir. ( Barrionuevo ve ark., 2002; Alferez ve ark., 2003) Konjuge linoleik asit (CLA), birçok gıdada sınırlı miktarlarda bulunmakla birlikte insan vücudunda sentezlenememektedir (Fritsche ve ark., 1999). Bu sebeple ruminant hayvanlardan elde edilen et ve özellikle de süt ürünleri insan diyetleri için CLA nın ana kaynaklarını oluştururlar (Chin ve ark., 1992; Benito ve ark., 2001). Keçi sütünün de doğal bir konujuge linoleik asit kaynağı olduğu bilinmektedir. Keçi sütü nükleotidler, serbest amino asitleri ve poliaminler gibi birçok biyoaktif bileşiği inek sütünden daha yüksek miktarlarda içermektedir (Prosser, 2005). Söz konusu biyoaktif bileşiklerin varlığı keçi sütünde besin alerjenine direncin oluşmasını sağlamaktadır. Keçi sütü protein içeriği ile inek sütü protein içeriği aynı olmakla birlikte proteini oluşturan unsurların oranları birbirinden farklıdır (Ford, 1993). Süt proteinlerinden alfas1-kazein, allerjiye sebep olan önemli bir proteindir. Keçi sütünde alerjik tepkiyi oluşturan alfa-s1- kazein oranının inek sütünden daha düşük olduğu belirlenmiştir. Darragh ve arkadaşlarının 2005 yılında yaptığı araştırmada modifiye olmuş inek sütünden üretilmiş bebek maması ve keçi sütünden üretilmiş bebek mamalarının amino asit içeriklerinin nitelik ve miktar yönünden anne sütüne yakın olduğunu belirlemişlerdir. İnek sütü alerjisi, 1 aydan daha küçük çocuklarda gıdalara bağlı alerjilerin toplamının % 12,6 sını meydana getirmektedir. Bu alerjiler Cow Milk Allergy olarak bilinmekte ve bu tip alerjilerin genel populasyondaki görülme sıklığı ise; % 0,3 ile % 7,5 arasında değişiklik göstermektedir (Gürsoy, ve ark., 2003). Businco ve Bellanti nin 1993 yılında yaptığı çalışmada çocukların % 2,5 inde ilk yaşta, % unda ilk 3 ayda alerji probleminin görüldüğü belirlenmiştir. İtalya da yapılan bir çalışmada 2 yaşın altındaki bebeklerde % 3 olduğu ve bu bebeklerde inek sütü yerine keçi sütü verildiğinde şikayetlerin % oranında azaldığı tespit edilmiştir (Bevilacqua ve ark., 2000). Fransa da yapılan bir başka çalışmada inek sütüne alerjisi olan bebekler, keçi sütü ile beslendiğinde % 93 oranında şikâyetlerin azaldığı belirlenmiştir (Fabre, 1997). Araştırmalar bebek beslenmesinde anafilaktik şok gibi durumların oluşmaması için, keçi sütünden üretilmiş mama tercihinin doğru bir seçim olacağını göstermektedir (Desinova ve ark., 2006). Cilt sorunları, migren, sindirim bozuklukları ve astım gibi alerjik reaksiyonlara yol açan β-laktoalbumin gibi proteinler inek sütünde yüksek seviyede bulunurken keçi sütünde anne sütüne yakın seviyelerde bulunmaktadır (Şengonca, ve Koşum, 2005). Keçi sütünde bulunan beta-laktoalbumin daha kolay sindirilmekte ve bağırsaklardan 376
395 hemen hemen tamamı emildiğinden, inek sütüne oranla, bağırsaklarda daha az emilmemiş beta-laktoalbumin kalır (Prosser, ve ark., 2003). Amerika Birleşik Devletleri Sağlık Bakanlığı raporlarına göre bebeklerdeki ölüm nedenlerinin 1/5 inin ani ölümler olduğu belirtilmekte ve uykuda görülen ani ölüm olaylarının 1/3 ünde inek sütüne alerjisi neden olarak gösterilmektedir İngiltere de ise her yıl bebekten 4000 e yakınının inek sütüne olan alerjik durumları nedeniyle öldüğü belirtilmektedir (Ayyıldız, 2008). İstatistikler gösteriyor ki ilk 6 aylık dönemde sıklıkla alerjik nedenlere bağlı bebek ölümleri ile karşılaşılmaktadır. Bundan dolayı, keçi sütü, özellikle inek sütüne alerjisi ve sindirim problemi olan bireyler için rahatlıkla tercih edilebilecek doğal bir kaynak olarak öne çıkmaktadır. Sonuç Çeşitli sebeplerle anne sütünün yetersiz veya hiç olmadığı durumlarda, bebeğin besin madde gereksinimini sağlıklı ve dengeli olarak karşılayabilecek bebek mamalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda bileşim ve biyolojik özelliklerinden dolayı keçi sütü ve keçi sütünden üretilmiş bebek maması tercihi, gereksinimler doğrultusunda giderek artmaktadır. Bebek beslenmesi için uluslararası standartlara uygun hazırlanan ve bebeklerin temel besin madde gereksinimlerini, dengeli ve anne sütüne en yakın şekilde karşılayabilen keçi sütünden üretilmiş bebek mamaları ülkemizde de satışa sunulmaktadır. Bununla beraber ülkemizde keçi sütüne dayalı bebek maması üretimi bulunmamaktadır. Satışa sunulan mamaların tamamı ithal edilmektedir. Ülkemiz mevcut potansiyeline hız kazandırmak amacıyla, üretimi desteklemek, süt sanayicilerinin dikkatini bu yöne çekerek öncelikle bebek sağlığı ve ülke ekonomisine katkı sağlayacak konu ile ilgili projelere yer vermek son derece uygun olacaktır. Kaynaklar Adam, R.C., Keçi Sütü. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Yayın No:179, İzmir. Alferez, M.J., Lopez-Aliaga, I., Barrionuevo, M., Campos, M.S Effects of dietaru inclusion of goat milk on the bioavailability of zinc and selenium in rats. Journal of Dairy Research, 70 (2), Ayyıldız, A., Keçi Sütü ve İnsan Sağlığındaki Önemi, http// Barrionuevo, M., Aliaga, I.l., Alferez, M.J.M., Mesa, E., Nestares, T., Campos, m.s Beneficial effect of goatmilk on biovailability of copper, zinc and selenium in rats. J. Physiology and Biochemistry, 59 (2): Benito, P., Nelson, G.J., Kelly, D.S., Bartolini, G., Schmidt, P.S., Simon, V The effects of conjugated linoleic acid on plasma lipoproteins and tissue fatty acid composition in humans. Lipids 36: Bevilacqua, C.,Martin, P., Candalh, C., Fauquant, J., Piot, M., Bouvier, F., Manfredi, E., Pilla,, F., Heyman, m., Allergic Sensitization to Milk Proteins in Guinea Pigs Fed Cow Milk and Goat Milks of Different Genotypes. In: Gruner, L., Chambert, Y. (Eds.), Proceedings of The Seventh International Conference on Goat, vol. II. Intitute de I Elevage, Tours, France, p.874. Businco, L.İ Bellanti, j., Food Alergy in Childhood. Hypersensitivitiy to Cow s Milk Allergens. Clin. Exp. Allergy 23, Chin, S.F., Liu, W., Strokson, L.M., Ha, Y.L., Pariza, M.W Dietary sources conjugated linoleic isomers of linoleic acid a newly recognized class of anticarcinogens. J.Food.Comp. Anal. 5: Coşkun, H., Öndül, E., Keçi sütü ve insan beslenmesindeki önemi. Gıda Teknolojisi Dergisi (2004) 29 (6) :
396 Darragh, A., Lowry, D., Rutherfurd, SM., Prosser, C.G., Hendriks, W.H., Protein quality of dairy goat milk for inclusion n infant formulas. Perinatal Society of Australia and Nwe Zealand Conference, Adelaide, Australa, March Desinova, S.N., Vakhrameeva, S.N., Ivanina E.K., Konno, V.I., Clinical evaluation of goat Formula in atopic dermatitis. Dairy Goat Co-operative (N.Z.) L.td. Issue 3. September. Fabre, A., Perspectives Actuelles d utilisation Du Lait de Chevre Dans I alimentation Infantile. In: Proceedings de Colloque Interets Nutritionnel et Ditetique du Lait de Chevre, vol.81. Inst. Natl. Reach. Argon. Publ., Paris, Frane, pp Ford, C.A. Connectt, M.B. Wilkins, R.J., Beta lactoglobulin expression in bovine mammary tissue. Proceed New Zeland Soc. Anim. Produc. 53: Fritsche, J., Richker, R.H., Steinhart, H., Yurawecz, M.P., Mossaba, M.M., Sehat, N., Roach, J.A.G., Kramer, K.K.G., Ku, Y., Conjugated linoleic acid (CLA) isomers. Fett Lipid 1.1: Gürsel, A., Süt Esaslı Ürünler. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Baskı Ünitesi, Ankara. Gürsoy, O., Işık, F., Kınık, Ö., Fonksiyonel gıda bileşeni olarak süt ve süt ürünlerinde konjuge linoleik asit (CLA) ve izomerleri. Gıda Teknolojisi 7(5): Hachelaf, W., Boukhrelda M, Benbouabdellah, M., Coquin P., Desjeux J.F., Boudraa Gand Thouhami M Digestibilite des graisses dul ait de chevre chez des infants presentant une malnutrition d origine digestive. Comparaison avec le lait de vache, Lait, 73: Haenlein, G.F.W Goat milk versus cow milk. Department of Animal and Food Scienc, Univ. Of Delaware, Newark, USA. Haenlein, G.F.W., Goat milk in human nutrition. Small Ruminant Research, 51: Kavas G., Çelikel N., Kınık Ö., Gönç S., İnek sütü proteinlerine bağlı alerji olgusu. Türkiye 9. Gıda Kongresi Kitabı: Mayıs 2006, Bolu. Koyuncu, M., Kara uzun, Ş., Öziş, Ş., Süt Keçisi ve Keçi Sütü. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi Mayıs 2005, İzmir. Murray, J.D Genetic Modification of Animals in the Next Century. Theriogenology, 51: Şengonca, M., ve Koşum, N., Koyun ve Keçi Yetiştirme Kitabı. Ege Üni. Zir. Fak. İzmir yayınları No: 563, İzmir. Prosser, C., Mclaren, R., M. Rutherfurd S., J. Darragh, A., Lowry D., Digestion of Milk Proteins From Cow or Goat Milk İnfant Formula.11 th Asian Congress of Pediatrics, Bangkok, Thailand, November. Prosser, C.G., Bioactive components of goat milk compared to human milk. Perinatal Society of Australia and New Zeland Conference, Adelaide, Australia, March Üstüner, B., Günay, Ü., Teke Spermasının Saklanması ve Suni Tohumlama. Uludağ Üni. J. Fac. Vet. Med. 28 (2009), 1: Veral, S., Keçi sütünün değerlendirilmesi keçi sütünden beyaz peynir üretim teknolojisi. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi Mayıs 2005, İzmir. 378
397 Keçi Sütünün Bileşimi ve Özellikleri Birsen TOPAÇ, Yonca KARAGÜL YÜCEER Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Mühendislik-Mimarlık Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, Terzioğlu Yerleşkesi, Çanakkale Keçi sütü ve ürünleri sahip olduğu farklı lezzetin dışında insan sağlığı üzerine olumlu etkilerinden dolayı özel tüketici talebi olan ürünlerdir. Keçi sütünün kompozisyonu diğer sütlerden farklıdır. Protein kompozisyonu bakımından keçi sütü anne sütüne daha yakındır. Genel olarak keçi sütü diğer sütlerden daha düşük oranlarda αs1-kazein içermektedir. İnek sütüne alerjisi ve laktoz intöleransı olan bebekler ve hastalar için de keçi sütü büyük önem taşımaktadır. Yağ küreciklerinin küçük çaplı olmaları nedeniyle keçi sütünün sindirilebilirliği inek sütünden daha yüksektir. Keçi sütü C6, C8 ve C10 yağ asitleri bakımından zengindir. Yağ tanecikleri kolay kümeleşmediği için keçi sütü doğal homojenize süt olarak da bilinmektedir. Keçi sütünün karoten miktarı daha az olduğu için inek sütüne oranla daha beyazdır Anahtar kelimeler: Keçi sütü, bileşim Properties and Composition of Goat Milk Goat milk and products have a special demand of consumers because of their distinct flavor and positive effects on human health. Composition of goat milk is different than other milks. It is similar to human milk in terms of protein composition. In general, goat milk contains lower rates of αs1-casein than other milks. Goat milk is also of great importance to infants and patients who suffer from cow milk allergy and lactose intolerance. Goat milk differs from cow milk in having higher digestibility fat because of smaller size of fat globules. Goat milk is rich in C6, C8 and C10 fatty acids. Goat milk is also known as naturally homogenized milk because fat globules do not aggregate easily in the milk. Goat milk is whiter than cow milk because of its low amount of carotene. Key Words: Goat milk, composition Genel toplamda yaklaşık 12 milyon ton olan süt üretimimizin büyük bir kısmını inek sütü oluşturmaktadır. Koyun, keçi ve manda sütlerinin oranı oldukça azdır. Özellikle keçi sütü üretim miktarı ton civarındadır (TÜİK, 2007). Keçi sütünün endüstriyel olarak kullanımı çok yaygın değildir, ancak bazı peynirlerin peynir üretimi ve Maraş dondurması yapımında kullanılmaktadır. Beslenme fizyolojisi açısından keçi sütü oldukça önemli bir süttür. Keçi sütünün genel bileşim özellikleri Tablo 1 de sunulmuştur (Metin, 2001). Keçi sütü genel bileşim olarak inek sütünden farklılık göstermektedir. Örneğin, keçi sütünün kurumadde ve yağ içeriği inek sütünden daha fazla olup laktoz içeriği daha düşüktür (Tablo 1). Farklı ülkelerde yetiştiriciliği yapılan farklı keçi ırklarının sütlerinde de benzer sonuçlar elde edilmiştir (Raynal-Ljutovac ve ark., 2008). Çizelge 1. Farklı türlere ait sütlerin genel bileşimi (Metin, 2001) Süt türü Kuru madde % Yağ (%) Protein (%) Laktoz (%) Kül (%) İnsan İnek Manda Koyun Keçi Süt ve süt ürünleri önemli protein kaynaklarıdır. Bileşimine bakıldığında (Tablo 1) keçi sütü yaklaşık % 3.2 oranında protein içerir. Protein alt fraksiyonları diğer sütlerle aynıdır, ancak genel olarak keçi sütü diğer sütlerden daha düşük oranlarda αs1-kazein içermektedir (Ambrosoli ve ark., 1988; Haenlein, 2004). Ambrosoli ve ark., (1988) 379
398 yaptıkları bir çalışmada yüksek ve düşük oranlarda αs1-kazein içeren keçi sütlerinin koagülasyon süresi, pıhtı oluşum oranı ve pıhtı sıkılığını karşılaştırmışlardır. Sonuç olarak kazein miktarı yüksek olan sütlerde koagülasyon süresinin uzadığı, ancak pıhtı sıkılığının daha iyi olduğu saptanmıştır. Amino asit kompozisyonları bakımından karşılaştırıldığında da keçi sütü özellikle esansiyel amino asitlerin altı tanesi bakımından daha zengindir. Bu amino asitler şunlardır: treonin, izolösin, lisin, sistin, tirozin ve valin (Posati ve Orr, 1976). Keçi sütü serbest amino asitlerden taurin bakımından da zengindir. Tarurin esansiyel olmayan serbest amino asitlerden olup sistein ve metiyonin katabolizmasından oluşur. Taurinin görme, beyin ve kalp fonksiyonları, detoksifikasyon ve yağ asidi asimilasyonu üzerine önemli etkileri vardır (Raynal-Ljutovac ve ark., 2008). Bordenave (2000) keçi sütüne özgü bazı biyoaktif peptitlerin bulunduğunu belirtmektedir (Raynal-Ljutovac ve ark., 2008). Örneğin keçi sütü laktorfini, laktalbuminin pepsin hidrolizi sonrasında oluşmaktadır. Keçi sütü özellikle içerdiği yağ asitleri bakımından inek sütü yağından önemli derecede farklıdır. Keçi sütü yağı kaproik (C6:0), kaprilik (C8:0) ve kaprik (C10:0) asit miktarlarınca daha zengindir (Raynal-Ljutovac ve ark., 2008). Yağ tanecikleri küçük olduğu ve kümeleşmediği için keçi sütü doğal homojenize süt olarak da bilinmektedir. Bunun nedeninin keçi sütünde aglutinin eksikliğinden kaynaklandığı düşünülmektedir (Jenness ve Parkash, 1971). Bu durum keçi sütüne kolay sindirilebilme özelliği kazandırmaktadır. Süt çocuklarının ve mide rahatsızlığı olan kişilerin beslenmesinde keçi sütü bu açıdan da yararlı olmaktadır. Keçi sütünün inek sütünden düşük oranda trans C18:1 yağ asidi içermesi kalp hastalıkları riski açısından da önemli bir avantajdır (Haenlein, 2004). Laktoz keçi sütünün de en önemli karbonhidratıdır. Keçi sütü, inek ve insan sütüne yakın oranlarda laktoz içermesine karşın, laktoz intöleransı bulunan kişiler keçi sütü içebilmektedirler. Bunun nedeninin keçi sütünün yüksek derecede sindirilebilirliğinden kaynaklandığı varsayılmaktadır. Keçi sütü, inek sütüne göre bağırsaklarda daha kolay ve tamamen absorbe edilerek daha az kalıntı bırakır. Çünkü fazla kalıntı laktoz intoleransı semptomlarına neden olmaktadır (Anonim, 2009). Keçi sütü oligosakkaritler bakımından da önemlidir. Oligosakkaritler bebeklerde bifidobakterilerin gelişimini teşvik eder ve bağırsak mukozasında patojenlerin gelişimini engelleyici rol oynar (Gopal ve Gill, 2000). Özellikle asit içeren oligosakkaritlerden biri olan N asetilnöraminik asit (sialik asit) miktarı keçi sütünde (230 mg sialik asit /kg) inek sütünden (60 mg sialik asit /kg) yaklaşık 4 kat daha fazla bulunmuştur (Puente ve ark., 1996). Mineral madde içeriği bakımından karşılaştırıldığında keçi sütünde inek sütünden daha fazla bulunan mineral maddeler şunlardır: fosfor (970 mg/l), potasyum (1900 mg/l), klorür (1600 mg/l), magnezyum (130 mg/l), mangan (80 μg/l) ve iyot (80 μg/l) (Raynal-Ljutovac ve ark., 2008). Keçi sütünün karoten miktarı daha az olduğu için inek sütüne oranla daha beyazdır (Metin, 2001). Raynal-Ljutovac ve arkadaşları (2008) tarafından yapılan derlemede keçi sütü ve inek sütü vitamin içerikleri bakımından karşılaştırılmıştır. Buna göre keçi sütünün E vitamini, folik asit (B9) ve kobalamin (B12) içerikleri inek sütündeki değerlerden daha düşük bulunmuştur. Ancak keçi sütünde niasin (0.2 mg/100 g) ve askorbik asit (1.30 mg/100 g) miktarları inek sütünden daha fazladır (Raynal-Ljutovac ve ark., 2008). Sonuç olarak keçi sütü diğer süt türleriyle karşılaştırıldığında farklı bir kompozisyona sahiptir. Özellikle inek sütünde bol bulunan αs 1 -kazeine karşı alerjisi 380
399 bulunan kişilerin beslenmesinde keçi sütü doğal bir alternatiftir. Keçi sütünden oluşan kazein pıhtısı da inek sütünden oluşana göre hem daha yumuşak hem de daha küçüktür. Bu nedenle sindirimi daha kolaydır. Kaynaklar Anonim, (Erişim: ) Ambrosoli, R., Dı Stasio, L., Mazzocco, P Content of αs1-casein and coagulation properties in goat milk. J. Dairy Sci., 71, Bordenave, S., Hydrolyse de l alpha-lactalbumine caprine en réacteur à ultrafiltration: génération et caractérisation de peptides issus de l hydrolyse pepsique. Thèse. Université de la Rochelle, 155 pp. Gopal, P.K., Gill, H.S., Oligosaccharides and glycoconjugates in bovine milk and colostrums. Br. J. Nutr. 84 (1), S69 S74 Haenlein G F W Goat milk in human nutrition. Small Ruminant Research. 51 (2004) Jenness, R ve Parkash, S Lacks of a fat globule clustring agent in goats milk. J. Dairy Sci. 54, Metin, M Süt Teknolojisi. Sütün Bileşimi ve İşlenmesi. E.Ü. Mühendislik Fakültesi Yayınları No: 33. Posati, L.P., Orr, M.L., Composition of Foods, Dairy and Egg Products, Agriculture Handbook No USDA-ARS, Consumer and Food Economics Institute Publishers, Washington, DC, pp Puente, R., Garcia-Pardo, L.A., Rueda, R., Gil, A., Hueso, P., Seasonal variations in the concentration of gangliosides and sialic acids in milk from different mammalian species. Int. Dairy J. 6, Raynal-Ljutovac, K., Lagriffoul, G., Paccard, P., Guillet, I. Chillard, Y Composition of goat and sheep milk products: An update. Small Ruminant Research. 79, TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu. Çankaya, Ankara. 381
400 ET ve KALİTESİ
401 Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi Oğlaklarının Besi, Karkas ve Et Kalitesi Özelliklerinin Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi Hülya YALÇINTAN *, Bülent EKİZ, Mustafa ÖZCAN İstanbul Üniversitesi, Veteriner Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı, 34320, İstanbul Bu çalışmada Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarının sütten kesimden sonra 56 günlük besi sonunda besi, karkas ve et kalitesi özelliklerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarında besi başlangıç ağırlığı 14,34, 10,05, 14,34 ve 11,17 kg (P<0,001); besi sonu canlı ağırlığı 23,88, 13,84, 19,98 ve 16,92 kg (P<0,001); soğuk karkas ağırlığı 9,61, 5,51, 8,05 ve 6,78 kg (P<0,001); boş vücut ağırlığına göre soğuk karkas randımanı %51,64, 48,49, 49,51 ve 48,46 (P<0,01) olarak ölçülmüştür. Et kalitesi özelliklerinden su tutma kapasitesi, pişirme kaybı, Warner-Bratzler pik kesme kuvveti ve ph 24 özellikleri için genotipler arasındaki farklar istatistiki açıdan önemsiz olarak belirlenmiştir. Araştırma bulguları değerlendirildiğinde, Türk Saanen i oğlakların beside günlük canlı ağırlık kazancı ve incelenen karkas kalitesi özellikleri yönünden diğer genotiplere kıyasla daha yüksek ortalamalara sahip olduğu, ancak et kalitesi özellikleri yönünden genotipler arasında önemli farklılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Keçi, genotip, et kalitesi, karkas kalitesi The Investigation of Fattening, Carcass and Meat Quality Characteristics of Turkish Saanen, Gökçeada, Maltese and Hair Goat Kids The aim of study was to investigate the fattening, carcass and meat quality characteristics of weaned Turkish Saanen, Gokceada, Maltese and Hair Goat kids after fattening for 56 days. Initial weights were 14.34, 10.05, and kg (P<0,001); slaughter weights were 23.88, 13.84, and kg (P<0,001); chilled carcass weights were 9.61, 5.51, 8.05 and 6.78 kg (P<0,001); cold dressing percentages based on empty body weight were 51.64, 48.49, and 48.46% (P<0,01) for Turkish Saanen, Gokceada, Maltese and Hair Goat kids, respectively. The effect of genotype on water holding capacity, cooking loss, Warner-Bratzler shear force and ph 24 values were not significant. In conculusion, Turkish Saanen kids had higher mean values for daily live weight gain in fattening period and carcass quality characteristics investigated in the current study in comparison to the other genotypes. However, there were no signifacant differences between genotypes with respect to meat quality characteristics. Keywords: Goat, genotype, meat quality, carcass quality Giriş Türkiye de keçi yetiştiriciliği, genellikle yetersiz ve az topraklı tarım işletmelerinde yürütülen bir hayvancılık dalı olarak kendisini göstermekte (Kaymakçı ve Aşkın, 1997) ve neredeyse tamamen meraya dayalı olarak yapılmaktadır (Gökkuş ve ark., 2005). Türkiye 1980 yılında bin baş keçi varlığına sahipken, bu sayı 2008 yılı itibariyle bin başa kadar gerilemiştir (TÜİK., 2009). Türkiye'deki keçi sayısının hızla azalmasına bağlı oluşan keçi eti üretimi kaybının en az düzeye indirilmesi amacıyla başvurulabilecek yöntemlerden birisi de birim hayvan başına et üretim miktarının artırılmasıdır. Bu amaçla da düşük ağırlıktaki karkasların elde edildiği ekstansif üretim sistemlerine alternatif olarak, sütten kesim sonrası oğlakların besiye tabi tutulduğu entansif üretim sistemleri düşünülebilir. Bu çalışmada sütten kesimden sonra 56 günlük entansif besiye alınan Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarının besi, karkas ve et kalitesi özelliklerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem Araştırmada Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi genotiplerinden 10 ar baş olmak üzere toplam 40 baş sütten kesilmiş erkek oğlak kullanılmıştır. Araştırmada günlük yaşta sütten kesilmiş erkek oğlaklar her genotip için ayrı olarak hazırlanmış bölmelerde 56 günlük besiye alınmış ve besi süresince haftalık 382
402 tartımlarla oğlakların canlı ağırlıkları ve yem tüketimleri kayıt altına alınmıştır. Besi sonunda oğlaklar İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mezbahanesinde elektro-şok yöntemi ile bayıltıldıktan sonra kesime sevk edilmiştir. Araştırma kapsamında, karkas kalitesi özelliği olarak sıcak ve soğuk karkas ağırlıkları ve randımanları, ahşa ve parçaları ağırlıkları, çeşitli karkas ölçüleri, karkas konformasyon ve yağlılık puantajları, M. longissimus dorsi (MLD) kesit alanı, kabuk yağı kalınlığı, çeşitli karkas parçalarının ağırlıkları ve oranları incelenmiştir. Et kalitesi özellikleri olarak ise kesim sonu ph değişimi, M. longissimus dorsi örneklerinde renk (L*, a*, b* koordinatları), su tutma kapasitesi, Warner-Bratzler pik kesme kuvveti, pişirme kaybı ölçümleri yapılmıştır. Genotipin besi, karkas ve et kalitesi özellikleri üzerine etkisini belirlemek amacı ile SPSS 10.0 paket programında tek yönlü Varyans Analizi ve Duncan testi uygulanmıştır. Bulgular ve Tartışma Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarında bazı besi özelliklerine ait ortalama değerler Çizelge 1 de verilmiştir. Tüm genotiplerin benzer yaşta besiye alındığı çalışmada, Türk Saanen i ve Malta oğlaklarının besi başlangıç ağırlığı yönünden Gökçeada ve Kıl Keçisi oğlaklarına olan üstünlükleri istatistiki açıdan önemli bulunmuştur (P<0,001). Besi sonu canlı ağırlığı ise Türk Saanen i oğlaklarda Malta oğlaklarına kıyasla daha yüksek bulunmuş (P<0,001); beside en düşük günlük canlı ağırlık artışı Gökçeada oğlaklarında, en yüksek günlük canlı ağırlık artışı ise Türk Saanen i oğlaklarında gözlenmiştir. Çizelge 1. Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarının bazı besi özelliklerine ait ortalama değerler Özellikler Türk Kıl Gökçeada Malta Saanen i Keçisi SH F Besi Başlangıç Ağ. (kg) 14,34 a 10,05 b 14,34 a 11,17 b 0,50 6,889 *** Besi Sonu Ağ. (kg) 23,88 a 13,84 d 19,98 b 16,92 c 0,78 17,009 *** Günlük Canlı Ağ. Artışı (g) 170,4 a 59,5 c 100,7 b 87,7 bc 0,01 21,660 *** Günlük Yem Tüketimi (g) 842,85 711,56 823,67 639,84 Yemden Yararlanma 4,95 11,96 8,18 7,30 a,b,c Aynı satırda farklı harf taşıyan genotip grupları arasındaki fark istatistiki açıdan önemlidir (***P < 0,001); SH: Standart hata Oğlaklarda bazı kesim ve karkas özelliklerine ait ortalama değerler Çizelge 2 de verilmiştir. Soğuk karkas ağırlığı ve randımanı ve uzun but ağırlığı yönünden Türk Saanen i oğlakların diğer genotiplerden oğlaklara kıyasla daha yüksek değerlere sahip olduğu; Gökçeada ve Kıl Keçisi oğlakların daha düşük karkas ölçülerine sahip olduğu; kol, bel ve uzun but oranı yönünden genotipler arası önemli bir fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmada Türk Saanen i ve Malta oğlakları için bulunan karkas ağırlığı ve randımanı değerleri oğlakların benzer yaşta kesime sevk edildiği çalışmalarla (Ekiz ve ark., 2010; Yılmaz ve ark., 2009) ve 6-10 kg ağırlıkta karkasların elde edildiği Capretto üretim sistemi için bildirilen değerler ile (Dhanda ve ark.,1999a) uyumludur. Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarında bazı et kalitesi özelliklerine ait ortalama değerler Çizelge 3 te verilmiştir. Et kalitesi özelliklerinden su tutma kapasitesi, pişirme kaybı, pik kesme kuvveti ve ph 24 üzerine genotipin etkisi önemsiz bulunmuştur (P>0,05). Et örneklerinin parlaklık indeksi (L * ) Gökçeada ve Kıl Keçisi 383
403 oğlaklarında Türk Saanen i ve Malta oğlaklarının etlerine göre daha yüksek bulunmuştur (P<0,01). Türk Saanen i etlerinin kırmızılık indeksi (a * ) diğer genotiplere kıyasla daha yüksek bulunurken (P<0,01) sarılık indeksi (b * ) daha düşük bulunmuştur (P<0,05). Çizelge 2. Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarının bazı kesim özelliklerine ait ortalama değerler Özellikler Türk Saanen i Gökçeada Malta Kıl Keçisi SH F Boş Vücut Ağ. (kg) 18,55 a 11,28 c 16,20 ab 13,91 b 0,60 12,805 *** Sıcak Karkas Ağ. (kg) 9,97 a 5,77 c 8,38 b 7,10 bc 0,35 12,173 *** Sıcak Karkas Rand. (%) 53,61 a 50,92 b 51,55 b 50,73 b 0,36 4,271 * Ahşa Ağırlığı (g) 1181,09 a 711,78 c 1044,55 a 884,67 b 36,55 16,828 *** Karaciğer Ağırlığı (g) 541,82 a 325,56 c 508,36 a 413,11 b 17,17 18,819 *** Omental Yağ Ağırlığı (g) 121,09 a 39,33 b 78,91 ab 66,67 ab 10,02 3,455 * Ahşa (%) 6,43 6,34 6,47 6,42 0,09 0,081 Ö.D. Karaciğer (%) 2,96 2,90 3,16 3,01 0,05 1,135 Ö.D. İç Yağ (%) 0,62 0,31 0,48 0,43 0,05 2,041 Ö.D. Soğuk Karkas Ağ. (kg) 9,61 a 5,51 c 8,05 b 6,78 bc 0,34 12,248 *** Soğuk Karkas Rand. (%) 51,64 a 48,49 b 49,51 b 48,46 b 0,37 5,548 ** Kol Ağırlığı (g) 1044,18 a 596,00 c 891,82 ab 766,22 b 36,8 12,372 *** Bel Ağırlığı (g) 424,00 a 233,56 c 348,00 ab 324,00 b 16,7 8,589 *** Uzun But Ağırlığı (g) 1514,73 a 883,33 c 1278,18 b 1068,00 bc 53,8 11,523 *** Böbrek-Leğ. Yağ Ağ. (g) 79,09 a 30,67 b 54,00 ab 54,67 ab 6,23 2,871 * Kabuk Yağı Kalınl. (mm) 0,24 0,14 0,19 0,21 0,01 2,064 Ö.D. MLD Alanı (cm 2 ) 7,75 a 4,68 c 6,96 ab 6,02 bc 0,32 5,664 ** Kol Oranı (%) 22,70 23,10 23,42 23,54 0,15 1,811 Ö.D. Bel Oranı (%) 9,16 8,90 9,21 9,79 0,16 1,355 Ö.D. Uzun But Oranı (%) 32,89 33,82 33,51 32,83 0,15 2,804 Ö.D. Karkas Uzunluğu (cm) 62,93 a 54,56 b 59,95 a 56,59 b 0,75 10,291 *** But Uzunluğu (cm) 29,71 a 25,49 c 28,18 b 27,13 b 0,35 12,076 *** İç Karkas Uzunluğu (cm) 56,96 a 48,21 c 54,22 a 51,41 b 0,70 14,777 *** Konformasyon (1-15) 4,09 a 2,44 c 3,55 ab 3,11 bc 0,17 5,991 ** Yağlılık (1-15) 4,27 4,11 4,45 4,67 0,13 0,795 Ö.D Böbrek Leğen Yağı Rengi L* 72,76 b 74,52 ab 75,29 ab 76,50 a 0,50 2,873 * a* 9,12 a 4,77 b 6,21 b 4,76 b 0,41 11,470 *** b* 9,20 8,36 9,04 9,16 0,50 0,922 Ö.D a,b,c Aynı satırda farklı harf taşıyan genotip grupları arasındaki fark istatistiki açıdan önemlidir (*P < 0,05, **P < 0,01, ***P < 0,001); SH: Standart hata Ö.D. Gruplar arasındaki fark istatistiki açıdan önemli değildir (P >0,05) Bu çalışmada Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarına ait et örnekleri için bulunan ph, su tutma kapasitesi, pişirme kaybı ve pik kesme kuvveti ortalamaları çeşitli ırklar için bildirilen sınırlar arasında yer almaktadır (Ekiz ve ark., 2010; Dhanda ve ark., 1999b; Yılmaz ve ark., 2009). Tüketiciler genellikle açık renkli ve pembe etleri satın almayı tercih etmektedirler (Koşum ve ark., 2003). Bu çalışmada elde edilen et rengi değerleri tüketici tercihleri ile uyum göstermektedir. 384
404 Çizelge 3. Türk Saanen i, Gökçeada, Malta ve Kıl Keçisi oğlaklarının bazı et kalitesi özelliklerine ait ortalama değerler Özellikler Türk Saanen i Gökçeada Malta Kıl Keçisi SH F Su Tutma Kapasite. (%) 8,53 7,68 7,02 7,20 0,34 1,051 Ö.D Pişirme Kaybı (%) 35,18 35,23 34,47 36,84 0,47 1,102 Ö.D Pik Kesme Kuvveti (kg) 4,55 4,37 4,04 5,05 0,16 1,771 Ö.D ph 24 5,72 5,77 5,79 5,77 0,01 1,686 Ö.D Et rengi L * 44,61 b 49,41 a 45,46 b 48,72 a 0,62 4,607** a * 12,90 a 10,73 b 11,30 b 10,68 b 0,26 5,332** b * 3,46 bc 4,50 ab 3,25 c 4,60 a 0,20 3,472* a,b,c Aynı satırda farklı harf taşıyan genotip grupları arasındaki fark istatistiki açıdan önemlidir (*P < 0,05, **P < 0,01); SH: Standart hata Ö.D. Gruplar arasındaki fark istatistiki açıdan önemli değildir (P >0,05) Sonuç ve Öneriler Araştırma bulguları değerlendirildiğinde, Türk Saanen i oğlakların beside canlı ağırlık kazancı ve incelenen karkas kalitesi özellikleri yönünden diğer genotiplere kıyasla daha yüksek ortalamalara sahip olduğu, ancak et kalitesi özellikleri yönünden genotipler arasında önemli farklılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Teşekkür Çalışmaya katkılarından dolayı Prof. Dr. Alper Yılmaz ve Doç. Dr. Ömür Koçak a teşekkür ederiz. Bu çalışma İstanbul Üniversitesi Araştırma Fonu tarafından desteklenmiştir (Proje No: 3098). Kaynaklar Dhanda, J.S., Taylor, D.G., McCosker, J.E., Murray, P.J. 1999a. The influence of goat on the production of Capretto and Chevon carcasses. 1. Growth and carcass characteristics. Meat Science. 52: Dhanda, J.S., Taylor, D.G., McCosker, J.E., Murray, P.J. 1999b. The influence of goat on the production of Capretto and Chevon carcasses. 2. Meat quality. Meat Science. 52: Ekiz, B., Ozcan, M., Yilmaz, A., Tölü, C., Savaş., T Carcass measurement and meat quality characteristics of dairy suckling kids compared to an indigenous genotype. Meat Science. doi: /j.meatsci Gökkuş, A., Hakyemez, B.H., Yurtman, İ.Y., Savaş, T Farklı mera tiplerinde değişik yoğunluklarda keçi otlatmanın meraların ot ve keçilerin süt verimlerine etkileri. Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dergisi. 18 (2): Kaymakçı, M., Aşkın, Y Keçi Yetiştiriciliği. Ankara, 4-32: Koşum, N., Alçiçek, A., Taşkın, T., Önenç, A Fattening performance and carcass characteristics of Saanen and Bornova male kids under an intensive managment system. Czech J. Anim. Sci. 9: TÜİK Yılmaz, A., Ekiz, B., Ozcan, M., Kaptan, C., Hanoğlu, H., Yıldırır, M Effects of crossbreeding indigenous Hair Goat with Saanen on carcass measurement and meat quality of kids under an intensive production system. Animal Science Journal. 80:
405 Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) ve Kıl Keçisi Oğlaklarının Besi, Karkas ve Et kalite Özellikleri Okan ATAY 1, Özdal GÖKDAL 1, Semra KAYAARDI 2, Ali Kemali ÖZUĞUR 1, Vadullah EREN 1 1 Adnan Menderes Üniversitesi, Çine Meslek Yüksekokulu, Çine, Aydın 2 Celal Bayar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü, Manisa Bu araştırma, ortalama 5 aylık yaşta 70 gün süreyle besiye alınan Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) ve Kıl Keçisi erkek oğlaklarının besi gücü, karkas ve et kalite özelliklerinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ) (n=7), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) (n=6) ve Kıl Keçisi (n=7) oğlaklarında günlük yem tüketimi ve 1 kg canlı ağırlık artışı için yem tüketimi sırasıyla, 0.820, ve kg (P<0.01) ve 7.92, 7.51 ve 7.71 kg (P<0.01) olarak saptanmıştır. Karkas randımanları sırasıyla %46.83, ve olarak belirlenmiştir. Söz konusu genotiplerde sırt-bel oranı ve kol oranı sırasıyla %28.51, ve 30.52, %19.29, ve (P<0.01) ve %19.74, ve (P<0.05) bulunmuştur. Et kalite özelliklerinden nem, kül, yağ, ph, renk, su tutma kapasitesi, soğutma yitimi ve pişirme kaybı üzerinde durulmuştur. Longissimus dorsi kası örneklerinin analizi ile elde edilen ph, parlaklık (L*), soğutma yitimi (72. Saat) ve pişirme kaybı değerleri sırasıyla 6.26, 5.83 ve 5.59 (P<0.01), 43.65, ve (P<0.05), 2.26, 2.82 ve 3.51 (P<0.05) ve 16.08, ve (P<0.01) olarak saptanmıştır. Sonuç olarak gruplar arasında, günlük yem tüketimi, yemden yararlanma, sırt-bel oranı, kol oranı, ph, renk, su tutma kapasitesi, soğutma yitimi (72. saat), L* ve pişirme kaybı bakımından istatistik olarak fark gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ), oğlak, karkas özellikleri, et kalitesi Fattening Performance, Carcass and Meat Quality Characteristics of Alpine x Hair Goat (F 1 ), Saanen x Hair Goat (F 1 ) and Hair Goat Kids This study was performed to determine the fattening performance, carcass and meat quality characteristics of Alpine x Hair goat (F 1 ), Saanen x Hair goat (F 1 ) and Hair goat male kids. A total of 20 kids at about 5 months of age were fattened for 70 days. Average values for daily food intake of Alpine x Hair goat (F 1 ) (n=7), Saanen x Hair goat (F 1 ) (n=6) and Hair goat (n=7) kids during the fattening were calculated 0.820, and kg (P<0.01), and average concentrate consumption per 1 kg live weight gain were 7.92, 7.51 and 7.71 kg (P<0.01) kg, respectively. The dressing percentage was found as 46.83%, and 46.06, respectively. Percentages of back-loin and fore-arm were 19.29%, and (P<0.05) and 19.74%, and (P<0.05), respectively. Meat quality characteristics were determined in the Longissimus dorsi (LD). Average values of ph, L*(lightness), drip loss (72 h) and cooking loss of meat samples were found as 6.26, 5.83 and 5.59 (P<0.01), 43.65, and (P<0.05), 2.26, 2.82 and 3.51 (P<0.05) and 16.08, and (P<0.01), respectively. Keywords: Alpine x Hair goat, Saanen x Hair goat, kid, carcass characteristics, meat quality Giriş Türkiye de keçi populasyonunun çok büyük bir kısmını oluşturan Kıl keçilerinin en önemli verimleri ettir (Özder, 2006). Özellikle Akdeniz ve Ege gibi yoğun olarak yetiştiriciliği yapılan bölgelerde esas gelir oğlak üretiminden elde edilir. Süt geliri ikinci sıradadır. Süt gelirinin birinci sırada olduğu işletmelerde genellikle diğer genotipler hakimdir. Keçi populasyonunun ıslahı amacıyla 1960 lı yıllarda başlayan çalışmalarda sütçü veya melez sütçü keçi yetiştiriciliğinin yaygınlaştırılması benimsenmiş ve bu ıslah çalışmaları çoğunlukla Ege, Güney Marmara ve Akdeniz bölgelerinde yoğunlaşmıştır (Şengonca ve ark., 1998; Güney ve ark., 2005; Kaymakçı ve ark., 2005; Savaş, 2008). Bu çalışmalarda yoğun olarak Saanen ırkından ve kısmen de Alpin ırkından yararlanılmıştır (Kaymakçı ve ark., 2005). Kıl keçiyle yapılan melezlemelerden elde edilen melez döllerde genellikle süt ve döl verimi özellikleri araştırılmıştır. Melez erkeklerin özellikle et kalitesi üzerine sınırlı sayıda çalışma yapılmıştır (Darcan ve Çankaya, 2005; Yılmaz ve ark., 2009). Oysa çeşitli kan derecelerindeki melez döllerin 386
406 büyüme ve gelişme özelliklerinin yanında, besi, karkas ve et kalite özelliklerinin ortaya koyulması amacıyla çok sayıda araştırmaya gereksinim olduğu açıktır. Çünkü süt keçisi yetiştiriciliğine geçişin oğlak eti üretimini azaltacağı ve melez oğlakların lezzet olarak ve gelişme açısından Kıl keçi oğlağın yerini dolduramayacağı düşünceleri yetiştiriciler arasında yaygındır. Bu bağlamda melezlerin büyüme-gelişme, besi, karkas ve et kalite özelliklerinin ortaya koyulması, yöreler bazında keçi yetiştiriciliğine verilecek yönün belirlenmesinde önemli bir katkı sağlayacaktır. Bu çalışmanın amacı, Alpin x Kıl Keçisi (F 1 )(AKF 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) (SKF 1 ) ve Kıl Keçisi (K) oğlaklarının besi gücü, kesim, karkas ve et kalite özelliklerinin ortaya koyulmasıdır. Materyal ve Metot Bu çalışmanın materyalini Adnan Menderes Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından, Aydın İli Çine ilçesindeki orman içi ve kenarı köylerinde yürütülen Kavşit Köyü ve Yöresi Keçicilik Projesi kapsamında elde edilen 7 baş Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ), 6 baş Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) ve 7 baş Kıl Keçisi olmak üzere 20 baş erkek oğlak oluşturmuştur. Oğlaklar yaklaşık 4.5 aylık yaşta sütten kesilerek, Adnan Menderes Üniversitesi Çine Meslek Yüksekokulu Uygulama ve Araştırma Birimi ne getirilmiş, 15 günlük bir araştırma periyodunun ardından 70 gün süreyle entansif besiye alınmışlardır. Besi süresince oğlaklara, kuru maddesi %88, ham proteini %15, ham kül değeri %9 ve 1 kg ında 2800 Kcal ME enerji içeren ince formda karma yem ad-libitum olarak, kıyılmış kaliteli kuru yonca otu da oğlak başına günlük 100 gram olacak şekilde verilmiştir. Oğlaklar besi süresince her 14 günde bir aç karnına tartılarak canlı ağırlık artışları, tüketilen ve kalan yemler tartılarak yem tüketimleri hesaplanmıştır. Kesim ve karkas parçalama işlemleri entegre bir tesiste gerçekleştirilmiş, kesim ve karkas parçalama, Ertuğrul ve ark. (1989) tarafından bildirilen yöntemle yapılmıştır. Sol yarım karkastan omurlar arasındaki bölgeden alınan Musculus longissimus dorsi (göz kası) kesit alanları aydinger kağıdına çizilmiş ve göz kası derinliği ölçülerek kaydedilmiştir. Gözkası alanına ilişkin çizimler scan edilerek bilgisayara aktarılmış NETCADD for Windows harita paket programı ile sayısallaştırılmıştır. Oğlakların et kalitelerini belirlemek amacıyla yapılan fizikokimyasal analizlerden toplam nem, toplam kül ile solvent ekstraksiyonu yöntemiyle toplam yağ analizleri, ph analizi AOAC (2000) e göre yapılmıştır. Örneklerin renk ölçümünde Minolta (Model CR 300,Osaka, Japan) marka renk ölçer kullanılmış ve renk parametreleri L*(parlaklık), a*(kırmızılık) ve b*(sarılık) belirlenmiştir. Et örneklerinde ayrıca su tutma kapasitesi (STK) ile 24 ve 72 saat sonundaki soğutma yitimi tayin edilmiş, gevreklik oranını belirlemek amacıyla da kesme kuvveti saptanmıştır (Honikel, 1998). Elde edilen veriler en-küçük kareler metodu (SAS, 1998) ile değerlendirilmiştir. Bulgular ve Tartışma Bu çalışmada Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) ve Kıl Keçisi oğlaklardan elde edilen çeşitli dönemlerdeki canlı ağırlıklar, günlük canlı ağırlık artışı, yemden yararlanma ve günlük yem tüketimlerine ilişkin değerler Çizelge1 de verilmiştir. Günlük canlı ağırlık artışı bakımından gruplar arasındaki farklılık istatistik olarak önemli bulunmamış fakat yemden yararlanma ve günlük yem tüketimi bakımından çok önemli bulunmuştur (P<0.01). Yemden yararlanma bakımından Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) melezlerinin, günlük yem tüketimi bakımından ise Kıl keçi oğlaklarının daha iyi performans gösterdiği görülmektedir. Şimşek ve Bayraktar (2007) 387
407 tarafından yapılan bir çalışmada aylık yaşta 98 gün besiye alınan Kıl keçisi ve Saanen x Kıl keçisi (F 1 ) oğlakların besi ve karkas özellikleri karşılaştırılmış, günlük canlı ağılık artışı ve yemden yararlanma bakımından iki grup arasında istatistik olarak fark olmadığı bildirilmiştir. Anılan çalışmada günlük canlı ağırlık artışı ve yemden yararlanma değerleri sırasıyla, kg ve olarak saptanmıştır. Duş ve yapay havalandırmanın Alpin x Kıl melezi erkek oğlaklarda besi performansına etkisinin araştırıldığı bir çalışmada (Darcan ve Çankaya, 2005) ise duş ve yapay havalandırmanın uygulanmadığı grupta günlük canlı ağırlık artışı ve yemden yararlanma değerleri sırasıyla 0.09 kg ve 10.9 olarak hesaplanmıştır. Çizelge 1. Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ) (AKF 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) (SKF 1 ) ve Kıl Keçisi (K) oğlaklarının beside canlı ağırlık ve yemden yararlanma özellikleri (X ±SX ) Özellikler AKF 1 (n=7) SKF 1 (n=6) K (n=7) Besi başı canlı ağırlık (kg) ± ± ±0.91 Besi sonu canlı ağırlık (kg) 35.32± ± ± 1.05 Toplam canlı ağ. artışı (kg) 7.24± ± ±0.83 Günlük canlı ağ. artışı (kg) 0.104± ± ± Yemden yaralanma 7.92a 7.51b 7.71c ** Günlük yem tüketimi 0.820a 0.795b 0.936c ** *P<0.05; ** P<0.01; a, b, c: her bir özellik içinde aynı satırda farklı harf taşıyan değerler arasındaki ayrım önemlidir (P<0.05) Bu çalışmada kesim ve karkas özellikleri için elde edilen oransal değerler Çizelge 2 de verilmiştir. Sırt-bel oranı bakımından gruplar arasındaki fark çok önemli (P<0.01), kol oranı, boyun oranı ve göz kası alanı bakımından ise önemli (P<0.05) bulunmuştur. Değerli etlerin bulunduğu sırt-bel bölgesinin, Kıl keçisi oğlaklarında daha yüksek orana sahip olduğu görülmektedir. Kol oranı ve göz kası alanı bakımından da en yüksek değer Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) oğlaklarında görülmüştür. Çizelge 2. Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ) (AKF 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) (SKF 1 ) ve Kıl Keçisi (K) oğlaklarının kesim ve karkas özelikleri için elde edilen oransal değerler (%) (X ±SX ) Özellikler AKF 1 (n=7) SKF 1 (n=6) K (n=7) Karkas randımanı 46.83± ± ± 0.91 Soğutma yitimi 2.62± ± ±0.09 Böbrek-leğen yağ. oranı 2.62± ± ±0.34 İç yağ oranı 3.41± ± ±0.44 But oranı 28.50± ± ± 0.85 Sırt-bel oranı 19.28±0.47a 16.01± 0.49b 19.63± 0.431a ** Kol Oranı 19.73± ± ±0.32 * Omuz başı oranı 8.12± 0.70ab 6.07±0.72b 8.27±0.63a Boyun oranı 13.46±1.00 ab 14.65±1.04b 10.70±0.91a * Etek oranı 8.40± ± ±0.43 Karkas uzunluğu (cm) ± ± ±1.30 Göz kası alanı(cm 2 ) ± ± ±1.15 * Göz kası derinliği (cm) 3.00 ± ± ± 0.25 *P<0.05; ** P<0.01; a, b: her bir özellik içinde aynı satırda farklı harf taşıyan değerler arasındaki ayrım önemlidir (P<0.05) Kıl keçi oğlaklarıyla Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) oğlaklarının besi ve karkas özelliklerinin karşılaştırıldığı çalışmalarda araştırıcılar, kesim ve karkas özellikleri bakımından önemli bir fark olmadığını bildirmişledir (Şimşek ve Bayraktar, 2007; Yılmaz ve ark., 2009). Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) ve Kıl keçisi oğlaklarının et kalite özellikleri Çizelge 3 te görülmektedir. Yirmi dördüncü saate ölçülen ph ve pişirme kaybı bakımından gruplar arasındaki fark çok önemli (P<0.01), L* ve
408 saatteki soğutma yitimi bakımından ise önemli (P<0.05) farklılık olduğu saptanmıştır. Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) ve Kıl keçisi oğlaklarının karkas ve et kalitelerinin karşılaştırıldığı bir çalışmada (Yılmaz ve ark., 2009), soğutma yitimi, su tutma kapasitesi, pişirme kaybı ve kesme kuvveti bakımından fark bulunamadığı fakat et rengi (L* ve a*) bakımından önemli (P<0.05) fark olduğu saptanmıştır. Çizelge 3. Alpin x Kıl Keçisi (F 1 ) (AKF 1 ), Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) (SKF 1 ) ve Kıl Keçisi (K) oğlaklarının et kalite özellikleri (X ±SX ) Özellikler AKF 1 (n=7) SKF 1 (n=6) K (n=7) Nem (%) 75.40± ± ±0.59 Kül (%) 4.58± ± ±0.14 ph ± 0.10b 5.83 ±0.11 b 5.59±0.09a ** Soğutma Yitimi (24. S.) (%) 1.30± ± ± 0.11 Soğuma Yitimi (72. S.) (%) 2.2 6± 0.30b 2.82±0.31 ab 3.51±0.27a * Su Tutma Kapasitesi (%) 4.21± ± ±1.901 Renk L* 43.65±1.94 b 44.87± 2.02 b 51.75± 1.76 a * a* 18.90± ± ± 0.78 b* 5.31± ± ± 0.52 Pişirme Kaybı (%) 16.08±1.40 b 23.06±1.46 b 25.19±1.27a ** Kesme kuvveti (kg) 4.00± ± ±1.23 Yağ (%) ± ± ± 2.41 *P<0.05; ** P<0.01; a, b: her bir özellik içinde aynı satırda farklı harf taşıyan değerler arasındaki ayrım önemlidir (P<0.05) Sonuç ve Öneriler Bu araştırmada, Kıl keçisi oğlakları ile melez oğlak grupları arasında çoğu besi gücü, kesim, karkas ve et kalite özelliği bakımından önemli farklılıklar saptanmamıştır. Fakat Kıl keçi oğlaklarının diğer iki melez gruba göre daha yüksek günlük canlı ağırlık artışı gösterdiği, değerli etlerin bulunduğu sırt-bel bölgesinin oranının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Kıl keçi oğlak etlerinin daha açık renkli, daha yağlı, daha düşük ph değerine sahip olduğu, Saanen x Kıl Keçisi (F 1 ) oğlakların ise yemden daha iyi yararlandığı ve yağ oranının düşük olduğu söylenebilir. Keçi karkasında önemli bölümlerin başında gelen but oranı bakımından ise üç genotip arasında fark gözlenmemiştir. Fakat, bu konuda, daha somut önerilerde bulunmak için, fazla sayıda araştırmaya gereksinim olduğu açıktır. Teşekkür Araştırmanın yürütülmesinde destek ve katkılarını gördüğümüz Ege-Et AŞ Genel Müdürü Yasin Erdem e, Öğr. Gör. Hakan Yıkılmaz a, Öğr. Gör. Şevki Çetiner e, Öğr. Gör. Engin Yaralı ya ve Harita Müh. Orhan Yıldızcı ya teşekkür ederiz Kaynaklar AOAC., Official Methods of Analysis. 17th ed. Gaithersburg, Maryland, USA, Darcan,N., Çankaya,S The effect of ventilation and showering on fattening performances and carcass traits of crossbred kids. Small Ruminants Research 75: Ertuğrul, M., Eliçin, A., Cengiz, F., Aşkın, Y., Arık, İ.Z Akkaraman ve Dorset Down x Akkaraman melezi (F1) kuzularda besi gücü ve karkas özellikleri. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları:1117, Bilimsel Araştırma ve İncelemeler: 608. Güney, O., Kaymakçı, M., Karaca, O., Savaş, T Türkiye de süt keçisi ıslahının geleceği üzerine kimi öneriler, Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Bildiriler, Sayfa 20-25,26-27 Mayıs, İzmir. Honikel,K.O Referans Methods fort he Assesment of Physical Characteristics of Meat. Meat Science,49,4, Kaymakçı, M., Tuncel, E., Güney, O Türkiye de süt keçisi ıslah çalışmaları, Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Bildiriler, Sayfa, 4-10, Mayıs, İzmir. 389
409 Özder, M., Keçi Irkları. Keçi Yetiştiriciliği (Ed.)Mustafa Kaymakçı, İzmir İli Damızlık Koyun ve Keçi Yeiştiricileri Birliği YayınlarıNo:2., 17-42,.İzmir, Savaş, T Türkiye de Süt Keçiciliğinde Son Yıllardaki Gelişmeler, zootekni.comu.edu.tr/fayda/ kecigelismeler. Pdf SAS, PC SAS user s guide: Statistics. SAS Inst.cary. NC, USA. Şengonca, M., Koşum, N., Taşkın, T Ege Bölgesinde Kıl keçi ıslahı çalışmaları. Ege Bölgesi I. Tarım Kongresi, 7-11 Eylül 1998, Bildiriler 2. Şimşek, Ü. G., Bayraktar, M Kıl Keçisi ve Saanen x Kıl keçisi (F 1 ) melezlerinde besi performansı ve karkas özellikleri. Fırat Üniversitsi Sağlık Bilimleri Dergisi 21(1): Yılmaz, A., Ekiz, B., Özcan, M., Kaptan, C., Hanoğlu, H., Yıldırır, M Effect of crossbreeding indigenous Hair goat with Saanen on carcass measurements and meat quality of kids under an intensive production system. Animal Science Journal, 80:
410 Entansif Besi Koşullarında Boer x Balcalı Melezi (BBLC) ve Balcalı (BLC) Erkek Oğlakların Besi Performansı ve Karkas Özellikleri Üzerinde Bir Araştırma Okan GÜNEY, Sezen OCAK Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 01330, Adana Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği Süt Keçiciliği Ünitesinde, dondurulmuş Boer sperması kullanılarak laparoskopik tohumlama yolu ile elde edilen Boer x Balcalı melezi (BBLC) ve Alman Alaca x Kıl birinci geriye melez Balcalı (BLC) erkek oğlakların besideki performanslarını ve karkas özelliklerini saptamak amacıyla yürütülmüştür. 4 aylık çağda besiye alınan toplam 24 baş (12 baş Boer x Balcalı; 12 baş Balcalı) oğlak için 2 haftalık alıştırma periyodundan sonra sınırsız besi yöntemi uygulamasına (ad libitum) geçilmiştir. Deneme materyali hayvanlar haftalık periyotlarda dijital kantar kullanılarak tartılmışlardır. 40 gün süren besi denemesi sonunda her genotipten eşit canlı ağırlıkta 4 er baş oğlak kesilmiştir. Soğuk karkaslar Standart Akdeniz Metodu na göre parçalanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Boer x Balcalı (BBLC) ve Balcalı (BLC) genotiplerinde günlük canlı ağırlık artış ortalaması 258g/gün ve 200 g/gün, (p<0.05), 1 kg canlı ağırlık artışı için kesif yem tüketimi ise 3.3 kg ve 3.9 kg olarak hesaplanmıştır. Boer x Balcalı melezi oğlaklarda besi başı canlı ağırlık ortalaması 22.5 kg, besi sonu canlı ağırlık ortalaması kg; Balcalı oğlaklarda ise besi başı canlı ağırlık ortalaması 22.5 kg, besi sonu canlı ağırlık ortalaması kg olarak kaydedilmiştir. Besideki toplam canlı ağırlık artışı Boer x Balcalı genotipinde kg, Balcalı genotipinde ise 8.02 kg olarak belirlenmiştir. Kesim randımanı BBLC ve BLC genotipinde sırasıyla %45.7ve %43 olarak hesaplanmıştır. Böbrek ve leğen yağı miktarı bakımından guruplar arasında önemli farklılık saptanmamıştır (p>0.05). BBLC ve BLC genotipli oğlaklarda karkastaki kemik, kas, toplam yağ, üst yağ ve kasarası yağ oranları sırası ile %27ve %26; %59.5 ve %55.2; %11.7 ve %15.7; %4.2 ve %8.5; %7.5 ve %6.5 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, gerek besi gücü gerekse karkas içeriği bakımından Boer x Balcalı (BBLC) melezi oğlakların Balcalı (BLC) genotipinden daha yüksek performans gösterdikleri anlaşılmıştır. Elde edilen ilk bulgular Ülkemizde entansif keçi eti üretimini geliştirmek için Boer ırkı üzerinde önemle durulması gereğini ortaya çıkarmaktadır. Anahtar kelimeler: Boer, Balcalı, besi performansı, karkas özellikleri Fattening Performance and Carcass Characteristics of Boer x Balcalı Crossbreed (BBLC) and Balcalı (BLC) Male Kids under Intensive Feeding Conditions This study is conducted at the Dairy Goat Research Farm Unit of Cukurova University Faculty of Agriculture in Adana to determine the fattening performance and carcass characteristics of Boer x Balcalı crossbred (BBLC), which are obtained through laparoscopic insemination with froozen Boer semen and Balcalı (BLC) male kids. A total of 24 kids at 4 months of age (12 Boer x Balcalı; 12 Balcalı) were assigned for 2 weeks of trial period. Afterwards, ad-libitum fattening trial was conducted. Body weights were recorded weekly by digital steelyard. At the end of 40 days of experiment 4 kids from each genotype whose weights were closest to the average final weight were slaughtered. Cold carcasses were dissected according to the Standart Mediterranean Method. According to the obtained results, average daily weight gain and feed conversion rate for Boer x Balcalı (BBLC) and Balcalı (BLC) genotypes were 258g/day and 200 g/day, (p<0.05) and 3.3 kg ve 3.9 kg, respectively. Initial and final weight for Boer x Balcalı crossbred kids were recorded as 22.5 kg and kg and for Balcalı kids 22.5 kg and kg. Total weight gain for Boer x Balcalı and Balcalı kids were recorded kg and 8.02 kg, respectively. Dressing percentage were calculated 45.7% and 43% for BBLC and BLC, respectively. No significant differences were determined between genotypes for Kidney knob fat channel and pelvic fat (p>0.05). Bone, muscle, total fat, subcutaneous fat, intramuscular fat proportion for BBLC and BLC genotypes were 27% and 26%; 59.5% and 55.2%; 11.7 and 15.7%; 4.2% and 8.5%; 7.5% and 6.5% respectively. As a result, Boer x Balcalı (BBLC) crossbred kids showed better performance than Balcalı (BLC) kids in terms of fattening performance and carcass characteristics. The preliminary results showed that it is necessary to focus on Boer genotype in Turkey to develop the intensive meat goat production. Keywords: Boer, Balcalı, fattening performance, carcass characteristics 391
411 Giriş Genelde keçi eti üretimi diğer çiftlik hayvanlarında olduğu nicel ve nitel etmenler ile ekonomik ve pazarlamaya ilişkin etmenler tarafından sınırlandırılmakta, üretim biçimi bu etmenlere bağımlı olarak kendini göstermektedir. Bu bağlamda keçi eti üretimine ilişkin olarak genetiksel potansiyel, beslenme ve besleme stratejileri, kastrasyon, cinsiyet, döl verimi, sağlık koruma ve hastalık gibi faktörlerin tümü kantitatif (nicel) etmenleri, keçi etinin besinsel değeri, keçi eti ve karkasının karakteristikleri, karkas parçalama ile ilgili konular kalitatif (nitel) etmenleri oluşturmaktadır. Ekonomik ve pazarlamaya ilişkin etmenler, tüketici tercihleri, keçi eti üretimi ile sosyal yapı arasındaki bağlantılar ise konunun diğer boyutudur (Devendra, 1988; Dubeuf ve ark, 2004) yılında gerçekleştirilen Süt Keçiciliği Ulusal Kongresinde Güney ve ark, (2005) Kıl keçilerinin et verimlerinin genetiksel olarak iyileştirilmesi konusunda ıslah yöntemi olarak melezlemeyi önermişlerdir. Kıl keçi populasyonunun genetiksel olarak iyileştirilmesi için önerilen ıslah edici ırk ise Güney Afrika kökenli Boer ırkı olmuştur. Bu öneriler çerçevesinde Toros dağ köylerinden birisinde intra-uterin laparskopik tohumlama tekniği ile Boer x Kıl melezlemesi yapılmış ancak beside kullanılmak üzere yeterli sayıda oğlak elde edilememiştir. Projenin 2. aşaması Ç.Ü.Z.F. Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde yürütülmüştür. Anılan çiftlikte aynı tohumlama yöntemi ile Boer x Balcalı (BBLC) melezlemesi yapılmış ve besi için yeterli sayıda oğlak elde edilmiştir. Balcalı (BLC) prototipi bilindiği üzere Alman Alaca x Kıl birinci geriye melez kuşaktır. Materyal ve Metot Deneme, 2008 yılı Ağustos ayında Kanada dan dışalımı yapılan dondurulmuş Boer spermalarının Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde yetiştirilen Balcalı keçilerine (BLC) tohumlanması ile başlamıştır. Islah edici materyal olarak getirtilen 50 doz Boer ırkı sperması intra-uterin laparoskopik tohumlama tekniği ile 50 baş anaç Balcalı keçisine tohumlanmıştır. Bu araştırmada materyal olarak anılan tohumlamanın ürünü olan, 2009 yılı oğlaklama mevsiminde doğan çağdaş düzeydeki 12 baş Boer x Balcalı melezi (BBLC) ve aynı sayıdaki Balcalı (BLC) erkek oğlak kullanılmıştır. Gruplar cinsiyet ve doğum tipi bakımından dengeli oluşturulmuştur. İki ay süre ile annelerini emen oğlaklar daha sonra grup düzeyinde özel besi bölmelerine alınmış ve besiye başlanmıştır. Kesif yem ad-libitum (sınırsız) olarak yemliklerinde bulundurulmuş ve hayvan başına günlük 300 g kaliteli kuru yonca otu verilmiştir. Toplam yem tüketimi günlük olarak yemliklerdeki kalan yem miktarının tartılması ile belirlenmiştir. Daha sonra bu değerlerden 1 kg canlı ağırlık artışı için tüketilen yem miktarı (yemden yararlanma) hesaplanmıştır. Deneme süresince oğlaklar periyodik olarak dijital kantar kullanılarak tartılmıştır. 40 gün süren entansif besi sonunda karkas özelliklerinin belirlenmesi amacıyla her gruptan 4 er baş oğlak kesilmiştir. Diğer taraftan denemenin son günlerinde yükselen atmosfer sıcaklığı, humidite ve özellikle ahırlarda yoğun bir şekilde ortaya çıkan karasinek nedeni ile besinin daha fazla uzatılması sakıncalı görülerek 40. günde son verilmiştir. Karkas parçalama Colomer-Rocher ve ark, (1987) tarafından Akdeniz ülkeleri için önerilen standart parçalama yöntemine göre yapılmıştır. Oğlaklar kesildikten sonra baş, deri, ayaklar ve iç organlar çıkartılıp sıcak karkas ağırlığı kaydedilmiştir. Karkaslar +1 de 24 saat bekletildikten sonra soğuk karkas ağırlığı saptanmıştır. Eşit iki parçaya bölünen soğuk karkasın sol parçası boyun, omuz, uzun but, kaburgalar ve etek olmak üzere 5 parçaya ayrılmıştır. Karkas parçaları tartıldıktan sonra her parçadaki kas, kemik, 392
412 kasarası yağ, üst yağ ve atılan kısım içeriği saptanmıştır. Araştırma sonuçlarının istatistiksel analizler SPSS 11 paket programı kullanılarak t testine göre yapılmıştır. Elde edilen ortalamalara ait önem seviyesi DUNCAN çoklu karşılaştırma yöntemine göre hesaplanmıştır. Bulgular ve Tartışma BBLC ve BLC erkek oğlakların ortalama doğum ağırlıkları, besi başı ve besi sonu canlı ağırlıkları, besi sonunda toplam canlı ağırlık kazancı, günlük canlı ağırlık artışı ve yemden yararlanma katsayısı Çizelge 1 de özetlenmiştir. Çizelge 1. Boer x Balcalı ve Balcalı erkek oğlaklarının besi performanslarına ait hesaplanan ortalama değerler (p<0.05). Özellikler Boer x Balcalı Balcalı X ± S X X ± S X Doğum ağ. (kg) 4.26± ±0.68 Besi başlangıcı canlı ağ. (kg) 22.46± ±0.77 Besi sonu canlı ağ. (kg) 32.78± ±0.81 Besi süresi (gün) Besi sonunda toplam canlı ağırlık kazancı (kg) 10.32±0.36 a 8.02±0.37 b Günlük canlı ağırlık artışı (g) ±0.01 a ±0.01 b Yemden yararlanma oranı (kg) a,b, aynı satırda gösterilen farklı harfler istatistiksel olarak önemlidir Besi çalışmalarında birinci derecede üzerinde durulması gereken ölçütlerden günlük canlı ağırlık artışı bu çalışmada BBLC ve BLC erkek oğlaklarda sırasıyla ±0.01g ve ±0.01g olarak saptanmış olup genotipler arasındaki fark istatistiki olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). BLC için belirlenen değer aynı konuda pek çok araştırmada elde edilenlerle kıyaslandığında yüksek bir ortalama olduğu anlaşılmaktadır. Balcalı oğlaklar için Çayan ve Güney in (1988), bildirdiği değerler ise araştırma materyali Balcalı oğlaklar için saptananlarla uyum göstermektedir. Buna Güney ve ark, (1990) nın Balcalı oğlakları üzerinde yürüttükleri bir çalışmada günlük canlı ağırlık artışı değerleri elde edilen bulgular ile benzerlik göstermiştir. Nitter, (1975) tarafından saf Alman Alaca erkek oğlakları üzerinde sonuçlandırılan bir araştırmada kastre edilmemiş oğlaklarda günlük canlı ağırlık artışının 220 g, kastre edilmişlerde ise 185 g olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak besi çalışmaları ele alındığında Kıl ve Alman Alaca x Kıl melezi oğlaklar üzerinde yürütülen çalışmalarda besi gücüne ilişkin olarak elde edilen ortalama değerler Boer melezi oğlaklardan elde edilenlere göre daha düşük düzeydedir. Bu sonuçlar, et verimini arttırmak amacı ile yerli ırklarla melezleme söz konusu olduğunda Boer ırkından yararlanmanın gereğini bilimsel olarak ortaya koymaktadır. Alpine ve Nubian oğlakları üzerinde yürütülen diğer bir besi çalışmasında ise günlük canlı ağırlık artışı ortalaması sırasıyla 110 ve 140 g olarak saptanmıştır (Potchoiba ve ark, 1990). Urge ve ark, (2004) tarafından Alpine, Angora, Boer ve Spanish keçileri üzerinde yürütülen bir çalışmada %75 düzeyinde kesif yem uygulaması ile günlük canlı ağırlık artışını sırasıyla 68 g, 72 g, 91 g ve 62 g olarak saptamışlardır. Boer keçileri üzerinde yürütülen bir başka çalışmada %70 kesif yem uygulaması sonucunda günlük canlı ağırlık artışı 103 g olarak saptanmıştır (Ryan ve ark, 2007). 393
413 Oğlakların besi gücü ırk, yemleme düzeyi, besiye alma çağı gibi faktörlerin etkisi ile önemli farklılıklar göstermektedir. Günlük canlı ağırlık artışına ilişkin olarak elde ettiğimiz bulgular Mc Gregor, (1985) tarafından bildirilen besideki günlük canlı ağırlık artış sınırları içerisindedir. Araştırıcı besideki günlük canlı ağırlık artışının genotip, ırk ve farklı yemleme uygulamalarına bağlı olarak g arasında değiştiğini bildirmektedirler. Bir sayılı çizelgede BBLC ve BLC oğlaklarının 1 kg canlı ağırlık artışı için tükettikleri kesif yem sırasıyla 3.3 kg ve 3.9 kg olarak saptanmıştır. Aynı parametre Güney (1984) e göre Kıl ve Kilis oğlaklarında sırasıyla 3.34 kg ve 4.31 kg dır. Balcalı oğlakları üzerinde yürütülmüş olan besi çalışmasında ise yemden yararlanma oranı 3.51 olarak saptanmıştır (Çayan ve Güney, 1988). Çizelge 2 de BBLC ve BLC genotiplerinin karkas özelliklerine ait veriler özetlenmiştir. Söz konusu özellikler bakımından karaciğer ve akciğer-kalp, testis ağırlığı genotip düzeyinde istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Karkas randımanına ait oransal değerler Çayan ve Güney (1988), tarafından Balcalı ve Kıl G 1 oğlaklarında sırasıyla %48 ve %44 olarak bulunmuştur. Araştırmamızda ise bu değerler %45.7 ve %43.5 dir. Koyuncu ve ark, (2006) Kıl keçileri üzerinde yürüttükleri bir çalışmada çağdaş düzeyde besiye alınan erkek oğlaklarda karkas randımanını % olarak, Dhanda ve ark (2003) ise melez erkek oğlaklar üzerinde yürüttükleri besi ve karkas çalışmasında araştırmamızda elde ettiğimiz bulgulardan daha yüksek düzeyde saptamışlardır (% ). Çizelge 2. Boer x Balcalı ve Balcalı oğlaklarda karkas özelliklerine ait ortalama değerler (p<0.05) Özellikler Boer x Balcalı Balcalı X ± S X X ± S X Kesim ağ.(kg) ± ± 1.72 Sıcak karkas ağ.(kg) ± ± 1.01 Soğuk karkas ağ. (kg) ± ± 1.08 Karkas randımanı (%) 45.7 ±1.17 a ± 1.23 b Akciğer ve kalp ağ. (g) ± b ± a Karaciğer ağ. (g) ± b ± a Böbrek ağ. (g) ± ± 4.19 Böbrek yağı (g) 36.50± ± 2.32 Leğen yağı (g) ± ± Testis ağ (g) ± b ± 8.16 a Göz kası ağ (g) ± ± Baş ağ. (kg) ± ± 0.23 Deri ağ. (kg) 3.00± ± 0.27 a,b, aynı satırda gösterilen farklı harfler istatistiksel olarak önemlidir McDowell ve Bove (1977), genç oğlaklarda yaş, cinsiyet ve besleme düzeyine bağlı olarak karkas randımanının %42 ile %50 arasında değiştiğini ve genç hayvanlarda randımanın %60 a kadar çıkabileceğini bildirmektedirler. Çizelge 3 den de görüleceği üzere BBLC ve BLC oğlaklarının karkas içeriklerine ilişkin oransal değerler arasında önemli düzeyde farklılıklar göze çarpmaktadır. Söz konusu oranlardan kas, yağ, üst yağ, kasarası yağ ve kas/yağ değerleri bakımından 394
414 istatistiki farklılıklar saptanmıştır (p<0.05). Karkas içeriklerine ilişkin bulgular değerlendirildiğinde Boer x Balcalı melezi oğlakların Balcalı genotipine göre karkaslarında oransal olarak daha fazla kemik, kas ve kasarası yağ içerdiği saptanmıştır. Tüm karkas ele alındığında genotip faktörünün önemli olduğu anlaşılmaktadır. Çizelge 3 deki bulgular ele alındığında toplam yağ içeriğinin BLC genotipinde kasarası yağ birikiminin ise BBLC genotipinde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Diğer bir önemli bulgu ise BLC genotipinde üst yağ oranının BBLC genotipine oranla daha yüksek olmasıdır. Elde edilen oransal değerler ışığında yağın karkastaki birikme paternini genotip faktörüne bağlamak yerinde olacaktır. Çizelge 3. Boer x Balcalı ve Balcalı erkek oğlaklarda karkas parçalarındaki doku içeriğine ait oransal değerler (p<0.05) Boer x Balcalı Balcalı Özellikler X ± S X X ± S X Kemik (%) 27.00± ±0.71 Kas (%) 59.50±0.29 a 55.25±0.63 b Yağ (%) ± 1.00 b ±1.10 a Üst yağ (%) 4.20±0.66 b 8.50 ±0.65 a Kas arası yağ (%) 7.55 ±0.63 a 6.50 ±1.30 b Kas/kemik (%) 2.23± ±0.05 Kas/yağ (%) 5.18± 0.46 a 3.58 ±0.31 b Buharlaşma kayıpları (g) 291 ± ±92 a,b, aynı satırda gösterilen farklı harfler istatistiksel olarak önemlidir Güney ve ark, (1984) tarafından oğlaklar üzerinde yürütülen benzer bir besi çalışmasında üst yağ ve kas arası yağ oranı sırası ile Kıl G 1 oğlakları için % 9.7 ve %7.5, Kilis G 1 oğlakları için ise %8.5 ve %6.9 olarak saptanmıştır. Öte yandan Marichal ve ark (2003) tarafından Kanarya keçilerinin besi gücü ve karkas karakteristiklerini saptamak amacıyla yürütülen çalışmada kasarası yağ oranı araştırmamızda elde ettiğimiz bulgulardan daha düşük bulunmuştur. Bu farklılığın nedenleri arasında ırk, sütten kesim sonrası besleme ve kesim ağırlığı gibi etmenler sayılabilir. Diğer taraftan karkas parçalarındaki dokular ele alındığında kas ve kasarası yağ içeriği bakımından Boer x Balcalı grubunun Balcalı grubuna göre daha yüksek değerlere sahip olduğu, kol dışında diğer karkas parçalarına ait ağırlıklar yönünden de benzer durumun olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç ve Öneriler Ülkemizde bugüne kadar keçi eti üretiminin nicelik ve nitelik yönünden geliştirilmesi konusundaki gerekli girişim ve atılımlar sistematik olarak ele alınmamış, konuya ilişkin proje, program ve projeksiyonlar oluşturulamamış, bir şekilde geleneksel üretim, tüketim ve alışkanlıklarında ısrar edilmiştir. Konu sosyo-ekonomik yönden orman içi ve orman kenarı yerleşim bölgelerinde yaşayan insanların önemli bir sorunu olmasına karşın sadece keçi-orman boyutu konusundaki yaptırımlarla yetinilmiştir. Günümüz Türkiye sinde keçi eti üretim ve tüketimi Kıl keçiye dayanmakta olup anılan materyalin genetiksel potansiyeli son derece yetersizdir. Bu çalışmanın amacı Kıl keçisi yerine ikame olacak yeni gen kaynaklarından yararlanarak daha fazla miktarda ve 395
415 nitelikli karkas üretmeye yöneliktir. Denemede kullanılan Balcalı keçisi oğlakları üzerinde kimi araştırmalar yapılmış günlük canlı ağırlık artışı ve karkas kalitesi yönünden doyurucu sonuçlar alınmıştır. Araştırmada elde edilen somut bulgular aşağıda özetlenmiştir. 1. Entansif oğlak besisi uygulamaları çerçevesinde Balcalı (Alman Alaca x Kıl birinci geriye melez) oğlaklarından yararlanılması konusunda makro projeler geliştirilmelidir. Anılan materyal neredeyse yerli koyunlar düzeyinde besi gücü potansiyeline sahiptir. Bu potansiyel seleksiyon ile daha da geliştirilebilir. 2. Araştırmada bir başka odak noktası Balcalı genotipinde et verim kalitesinin melezleme yolu ile geliştirilmesidir. Bu amaçla egzotik etçi gen kaynağı olarak ıslah edilmiş Boer genotipinden yararlanılmıştır. İntra-uterin laparoskopik tohumlama tekniği ile elde edilen Boer x Balcalı (BBLC) erkek oğlakların günlük canlı ağırlık ortalaması (258.00±0.01g) Balcalı oğlaklarından (200.0±0.01g) daha yüksek bulunmuştur. Benzer şekilde BBLC lerin yemden yararlanmaları (3.3) BLC oğlaklardan (3.9) daha düşük düzeyde bulunarak BBLC ler lehine bir avantaj sağlanmış olmaktadır. Buradan Boer genotipinin et üretimini arttırmak için genetiksel katkı faktörü olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. 3. Araştırma materyali BBLC genotipli oğlaklar karkas kalitesi yönünden de üstün bir performans göstermiştir. Karkastaki kas içeriği (%59.5) ideal bir karkasta bulunması gereken miktarda saptanmıştır. Karkastaki toplam yağ miktarı (%11.75) kas arası (%7.5) ve üst yağ (%4.2) oranları istenen düzeylerdedir. Gerek BBLC gerekse BLC genotipli oğlaklar başka ülkelerde oğlaklar üzerinde besi gücü ve karkas kalitesi yönünden yürütülmüş olan çok sayıdaki araştırma sonuçlarına göre daha olumlu bir performans sergilemiştir. Ülkemizdeki çalışmalar için de aynı yorum yapılabilir. Sonuç olarak ülkemizde keçi eti üretimini arttırmak için Boer genotipinden maksimum düzeyde yararlanmak amacı ile büyük çapta hayvan dış alımının yapılması, uygulamalı araştırma ve saha çalışmalarına girilmesinin gerektiği söylenebilir. Kaynaklar Colomer-Rocher, F., Morand-Fehr, P., Kirton, H Standard methods and procedures for goats carcass evaluation, jointing and tissue separation. Livestock Production Science 17, Çayan, O., Güney, O A comparative study on the fattening performances and Carcass characteristics of F 1 (=German Fawn Goat x Hair Goat) and pure Hair male kids. Cukurova University Institute of Science, Journal of Science and Engineering 2, Devendra, C Goat meat production in Asia. Proceeding of a workshop held in Tando Jam Pakistan. Dhanda, J.S., Taylor, D.G., Murray, P.J Growth, carcass and meat quality parameters of male goats: effects of genotype and live weight at slaughter. Small Ruminant Research 50, Dubeuf, J. P., Morand-Fehr, P. and Rubino, R Situation, changes and future of goat industry around the world. Small Ruminant Research, 51: Güney, O Saanen x Kilis ve Saanen x Kıl birinci geriye melez erkek oğlakların besi gücü ve karkas özellikleri üzerinde bir araştırma. Doğa Bilim Dergisi, 8: Güney, O., Pekel, E., Biçer, O Fattening performance and carcass characteristics of first backcross male kids obtained from crossbreeding between German Fawn and native hair goats. Turkish Journal of Veterinary and Animal Science 14, Güney, O., Kaymakçı, M., Karaca, O. ve Savaş, T Türkiye de süt keçisi ıslahının geleceği üzerine kimi öneriler. Ulusal Süt Keçiciliği Kongresi, İzmir. Koyuncu, M., Duru, S., Kara, Uzun, Ş., Öziş, Ş., Tuncel, E Effect of castration on growth and carcass traits in hair goat kids under a semi-intensive system in the South-Marmara region of Turkey. Small Ruminant Research 72,
416 Marichal, A., Castro, N., Capote, J., Zamorano, M.J., Argüello, A Effects of live weight at slaughter (6, 10 and 25 kg) on kid carcass and quality. Livestock Production Science 83, McGregor, B.A Growth, development and carcass composition of goats: a Review. Goat production and research in the tropics. University of Queensland, Brisbane, ACIAR, 6-8 February 1984, McDowell, R.E. ve Bove, L The goat as producer of meat. Cornell International Agriculture, Mimeograph, 56. Potchoiba, M.J, Lu, C.D., Pinkerton, F., Sahlu, T Effects of all-milk diet on weight gain, organ development, carcass characteristics and tissue composition, including fatty acids and cholesterol contents, of growing male goats. Small Ruminant Research 3, Ryan, S.M., Unruh, J.A., Corrigan, M.E., Drouillard, J.S., Seyfert, M Effects of concentrate level on carcass traits of Boer crossbred goats. Small Ruminant Research, 73: Urge, M., Merkel, R.C., Sahlu, T., Animut, G., Goetsch, A.L Growth performance by Alpine, Angora, Boer, and Spanish wether goats consuming 50 or 70% concentrate diets. Small Ruminant Research, 55:
417 Keçi Karkas ve Et Kalitesi Engin YARALI 1, Okan ATAY 1, Özdal GÖKDAL 1, Semra KAYAARDI 2 1 Adnan Menderes Üniversitesi, Çine Meslek Yüksekokulu, 09500, Çine, Aydın 2 Celal Bayar Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, Manisa Bu derleme, keçi karkas ve et kalitesine ait özellikleri ve keçi etinin diğer kırmızı et kaynakları içindeki yerinin ortaya koyulmasını amaçlamaktadır. Et kalitesine yönelik olarak yapılan çalışmalar, keçi etinin gerek kalite gerekse kimyasal kompozisyon bakımından koyun etine göre aşağı bir seviyede olmadığını göstermektedir. Sığır ve koyun etinin tüketiciler tarafından daha çok tercih edilmesinin en önemli nedeninin kültürel yapı ve alışkanlıklar olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Keçi eti, karkas, et kalitesi Goat Carcass and Meat Quality This review is purposed to propound of goat meat and carcass quality properties and its position among the other red meat sources. According to results of meat quality studies conducted on different species, chemical composition and quality of goat meat are not a lower level than those of sheep. The most important reason for consumer preference to cattle and sheep meat than goat meat is culture and habit of a community. Keywords: Goat meat, carcass, meat quality Giriş Keçi genel olarak tropik ve gelişmekte olan bölgelerde yaşayan insanlar için önemli bir geçim ve besin kaynağıdır. Dünyada yaklaşık 780 milyon baş keçi bulunmakta olup keçi etinin pazarlamasında İspanya da süt oğlaklarından elde edilen ve 6-12 kg ağırlığındaki Cabritos adı verilen karkaslar ve Fransa da Chevon adı verilen kg ağırlığındaki karkaslar dikkati çekmektedir. Az gelişmiş ülkelerde de herhangi bir sınıflamaya tabi tutulmayan ve yaşlı keçilerden elde edilen etler tüketilmekte ve pazarlanmaktadır. Fransa ve Latin Amerika da genç hayvanlardan elde edilen etler daha çok tercih edilirken, yaşlı hayvan etleri daha çok Hindistan da alıcı bulmaktadır (Naude ve Hofmeyr, 1981). Keçi etinin tercih edilebilirliği ve tüketimi, toplulukların sosyoekonomik durumu, kültürel ve geleneksel gelişim ve inançsal faktörler ile ilgilidir. Türkiye de keçi yetiştiriciliği genelde tarımsal üretimin yapılmadığı orman içi ve kenarı kırsal kesimde yaşayan kişiler tarafından yapılmakta, çalılık ve doğal mera alanlarından yararlanılmaktadır. Kırsal kesimde yaşayan insanlar için beslenmede gerekli olan hayvansal ürünlerin temelini keçi eti ve sütü oluşturmakta ve bu ürünler anılan aileler için de önemli geçim kaynağını oluşturmaktadır. Keçi yetiştiriciliğinde sağlanan gelirler içinde ilk sırada oğlak satışı gelmektedir (Yalçın, 1986). Son yıllarda keçi etinin karakteristik özellikleri üzerine ve koyun etine göre farklılığını belirlemek için yapılan araştırmalarda, kalite özellikleri, tüketici istekleri ve kimyasal kompozisyon üzerinde durulmaktadır. Genel olarak koyun etinin keçi etine göre daha sert, daha az sulu, daha az yağlı ve kimyasal kompozsiyonun farklı olduğu belirtilmektedir (Schonfeldt ve ark., 1993; Tshabalala ve ark, 2003; Sen ve ark, 2004). Ayrıca keçi etinde doymamış yağ asitleri oranının koyun etine göre daha yüksek ve keçi etinin renk bakımından koyun etine göre farklı olduğu belirtilmektedir (Lee ve ark., 2008) Bu derlemede, keçi karkas ve et kalitesine ait özellikleri ve keçi etinin diğer kırmızı et kaynakları içindeki yerinin ortaya koyulmasını amaçlamaktadır. 398
418 Keçi Karkas Karakteristikleri Keçi karkası, yaş ve cinsiyetine göre oğlak, çebiç, seis, gezdan, erkeç, kısır, teke olarak adlandırılan keçilerin baş ve ayakları ayrılmış, iç organları, böbrekleri, üreme organları, idrar kesesi ve bunların bağları, yemek borusu, böbrek yağları, salkım yağları ve pevlis boşluğu yağları alınmış bütün haldeki gövdelerdir (Anonim, 1986). Keçi kesim işlemi ve karkas parçalama metotları kültürlere göre farklılık göstermekte ve genelde karkaslar bütün olarak elde edilmekte; kafa, yürek, ayaklar, dalak ve böbrekler ayrıldıktan sonra karkas ile beraber veya ayrı olarak pazarlanmaktadır. Genel olarak keçi gövdesi yanlardan basık bir şekilde olduğu için koyun gövdesine göre daha oval ve uzun bir görünümlüdür (Küçüker, 1993). Keçilerde genel olarak randıman koyunlara göre daha düşüktür ve iki tür arasında karkas parçaları arasında da farklılıklar (Çizelge 1,2) söz konusudur. Keçi karkasları yüksek bir kemik oranına sahiptir (Naude ve Hofmeyer., 1981; Casey, 1982) Çizelge 1. Keçi ve koyunlarda karkas ağırlığı, randıman ve yenilebilir karkas parçaları için ortalama değerler (Tshabalala ve ark., 2003) Özellikler Irk Dorper Koyunu Damra Koyunu Boer Keçisi Yerel Keçi Soğ. Karkas (kg) d c b Randıman (%) c Top. Kabuk Yağı(%) 10.4 c b 1.26 Toplam Et (%) 75.4 c , Toplam Kemik (%) a (a-d): Aynı satırda özellikler arası önemlilik (P<0.01) Çizelge 2. Afrika koyun ırkları ve Boer Keçisinde karkas parçaları (Casey, 1982). Özellikler Irk Etçi Merinos Merinos Dorper Pedi Boer Ön Kol (%) Boyun (%) Ventral Bölge (%) Dorsal Bölge (%) Arka Bacak (%) Keçilerde gövdenin iç bölgesinde toplanan yağlar (omental, mesenterik, böbrek ve perikardiyal) sırasıyla kas içi, kabuk yağı ve kaslar arasında gelişmektedir (Casey ve ark., 2003). Keçilerde yağ gelişimi çok geç olmakta ve hayvanlar ergin vücut ağırlıklarına ulaştığında veya bu ağırlığa yaklaştıklarında uygun bir seviyeye gelmektedir (Owen ve ark., 1983). Keçilerde yağın büyük bir kısmı visceral olarak depo edilmektedir ve bu nedenle keçi karkasları koyun karkaslarına göre daha az yağlı ve kabuk yağı da daha ince olmaktadır (Devendra ve Owen, 1983; Kirton, 1988; Tshabalala ve ark., 2003). Keçi karkaslarında oransal olarak yağ oranının az olması, karkasların kalitesinin belirlenmesi ve sınıflandırılmasını zorlaştırmaktadır Bunun yanında kabuk yağının ince olması ve karkasta daha uzun bacak yapısı soğutma esnasında daha fazla fireye yol açmaktadır (Simela ve ark., 1998). Genel olarak keçi karkaslarında pazarlama kuzu karkas parçalarına benzer şekilde yapılmaktadır (Wilson, 1992). Dünyada batı ülkelerinde uygulanan sistemde kuzu karkaslarında bel ve arka bacak kısımları önemli parçalar olarak değerlendirilmektedir. Keçilerde ise arka bacak daha az yağlı ve daha fazla yağsız et içermekte ve bu anlamda üretimde daha uygun parça olarak yerini almaktadır (Casey, 1982; Simela, 2005). Özellikle koyun ile karşılaştırma yapıldığında keçi karkas parçalarında daha yüksek bir 399
419 kemik oranı, daha düşük bir yağsız et oranı ve daha düşük LT (Longissimus Thoracis) kas alanı ortaya çıkmaktadır (Riley ve ark, 1989). Bu anlamda keçi karkaslarında bel ve kaburga bölgesinden elde edilen parçalar, koyunun bel bölgesinden elde edilen parçalara göre daha az et içermektedir (Prasad ve Kirton, 1992; Wilson, 1992). Keçi Eti Karakteristikleri Keçi eti kırmızı et kaynakları içinde önemli bir yere sahiptir. Geleneksel olarak yapılan tanımlamalarda daha çok etin yenme kalitesi, ürünlere işleme teknikleri ve elde edilen ürünlerin kullanım alanları üzerinde durulmaktadır. Etin bu anlamda yenme kalitesi için yenilebilirlik, tüketici tarafından tercih edilme, sağlığa yararlı olma ve toksin ile patojen mikroorganizmalardan arınmış olması önemlidir. Önemli bir parametre olan yenilebilirlik ise yumuşaklık, aroma ve lezzet ile ilgilidir. Yapılan çalışmalar, keçi etinin gerek kalite gerekse kimyasal kompozisyon bakımından kuzu etine göre aşağı bir seviyede olmadığını göstermektedir (Çizelge 3). Araştırmalara göre sığır ve koyun etinin tercih edilmesinde alışkanlıklar ve ürünün tekstürü öne çıkmaktadır (Dawkins ve ark., 2000; Rhee ve ark., 2003). Çizelge 3. Koyun ve keçi etinin bazı kimyasal özellikleri (Sen ve ark., 2004) Yağ (%) Protein (%) Nem (%) Pik Kesim Kuvveti Koyun 8,47± ± ± ±0.30 Keçi 3.16± ± ± ±0.39 Renk: Renk özelliği, ette bulunan pigmentler, özellikle myoglobinin kimyasal durumu, kas proteinlerinin fiziksel ve yapısal durumu ve kas içi yağlanma ile ilişkilidir. Keçi ve koyun etlerinde kollejen içeriği ve çözünebilirliği ile kas fibril özellikleri arasında farklar vardır. Çalışmalarda keçilerin koyunlara göre az çözünebilir yapıda olan daha yüksek bir kollajen içeriğine ve daha yüksek kas lifine sahip olduğu ortaya çıkarılmıştır. Keçi kasının bu anlamda koyuna göre daha ince myofibril ve daha geniş myofibril bant yapısına sahip olduğu bildirilmektedir (Schonfeldt ve ark., 1993; Sheradin ve ark., 2003). Bunlara bağlı olarak keçi eti kuzu ve koyun etine göre daha koyu kırmızı renge sahiptir (Schonfeldt ve ark., 1993; Casey ve ark, 2003; Sheradin ve ark., 2003). Yumuşaklık-Sululuk: Etin sululuğu doğrudan etin su içeriği ve kas içi yağlanma özelliği ile ilgilidir (Cross ve ark., 1986). Yapılan birçok çalışmada, keçi etinin koyun eti ve ürünlerine göre daha az sulu ve daha az yağlı olduğu işaret edilmektedir ( Schonfeldt ve ark., 1993; Tshabalala ve ark., 2003; Sheradin ve ark., 2003). Aroma: Keçi etinin belirgin ve kendine has bir kokusu vardır (İnal, 1992; Tekinşen ve ark., 1996). Ergin erkek keçilerin etinde cinsiyet kokusu hissedilir derecede belirgindir. Eşey hormonlarınca misk bezlerinde salgılanan maddelerden kaynaklanan koku ete sinmekte ve keçi etinin diğer etlerden fark edilmesini sağlamaktadır (Şengonca, 1974). ph: Yüksek seviyede myoglobin içeren keçi kası hem beyaz hemde kırmızı kas liflerine sahiptir ve sığır ve koyun ile aynı post-mortem biyokimyasal reaksiyonları göstermektedir (Lawrie,1998). Post-mortem olaylarda kastaki ph düşüşü tipik olarak 5.4 seviyesinde kalmaktadır (Breukink ve Casey, 1989). Yapılan bazı çalışmalarda, kesimden 24 saat sonra ölçülen ph değerinin yüksek olarak ortaya çıkması, kesim öncesi koşullara bağlı olarak değişim göstermektedir. (Lahucky ve ark., 1998; 400
420 Fernandez ve Tornberg, 1991). Bu durum keçilerin stres faktörlerinden fazlaca etkilenen hayvanlar olduğunu göstermektedir. Yağ asitleri: Genel olarak keçi etindeki yağ asidi çeşitleri sağlığa yararlı olarak bildirilmekte ve uzmanlar için beslenmede ideal bir et olarak değerlendirilmektedir (Hogg ve ark., 1992; Mahgoub ve ark., 2002). Keçi etinde saptanan sağlığa yararlı yağ asitlerinin oranı % arasında olup (Banskalieva ve ark., 2000), yapılan çalışmalarda yararlı yağ asitleri için Omani keçilerde %67.45, Boer ve Güney Afrika yerli keçilerinde % ve % 66.4 ve Boer keçilerinde % 74 olarak saptanmıştır (Mahgoub ve ark., 2002; Tshabalala ve ark., 2003; Sheradin ve ark., 2003) Keçi etinde PUFA/SFA oranı ise arasında ve ortalama 0.32 olarak saptanmıştır (Banskalieva ve ark., 2000). Bu değer kuzu/koyun etlerinde (0.19) ve sığır etlerinde (0.25) olarak bulunmuştur (Sheradin ve ark., 2003; Tshabalala ve ark., 2003). Keçi etinde ayrıca uzun zincirli yağ asitlerinin içinde en çok bulunanı oleik asit (C18:1) (%42-51) olurken bunu palmitik asit (C16:0) (%20-22) ve stearik asit (C18:0) (%10-16) izlemektedir (Casey ve Van Niekerk,1985). Sonuç Keçi etinin gerek kalite gerekse kimyasal kompozisyon bakımından koyun etine göre aşağı bir seviyede olmadığı yapılan çalışmalarda vurgulanmaktadır. Diğer kırmızı etlere oranla daha az tercih edilmesinin temel nedenlerinden birisinin ise alışkanlıklar olduğu bildirilmektedir. Dünyada çoğunlukla yerel olarak tüketilen keçi etinin, özellikle yağ oranı ve yağ asidi kompozisyonu bakımından sahip olduğu olumlu özellikler nedeniyle daha çok tüketiciye ulaşması ve tanıtımının yapılması sağlanmalıdır. Bunun için, keçilerden (oğlaklardan) et kaynağı olarak daha fazla yararlanmanın yolları aranmalıdır. Kaynaklar Anonim, TSE 671. Kasaplık Kıl Keçi Oğlağı-Gövde Etleri (Karkas). Banskalieva, V., Sahlu, T., Goetsch, A.L., Fatty acid composition of goat muscle fat depots: a review. Small Rumin. Res. 37, Breukink, H.R., Casey, N.H., Assessing the acceptability of processed goat meat. S. Afr. J Anim. Sci. 19, Casey, N.H Carcass and Growth characteristics of four South African sheep and the Boer goat. D.Sc. (Agric) Thesis, Univesity of Pretoria.pp Casey, N.H., Van Niekerk, W.A., Fatty acid composition of subcutaneous and kidney fat depots of Boer goats and the response to varying levels of maize meal. S. Afr. J. Anim. Sci. 15, Casey, N.H., Van Niekerk, W.A., Webb, E.C Goat Meat. In:Caballewro, B., Trugo, L., Finglass, P. (Eds), Encycopaedia of Food Sciences and Nutrition. Academic Press, London, pp Devendra, C and Owen, J.E Quantitavie and Qualitative Aspects of Meat Production from Goats. Worl Anim.Rev. 47, Fernandez, X., Tornberg, E., 1991.Areviewof the causes of variation in muscle glycogen content and ultimate ph in pigs. J. Muscle Foods 2, Hogg, B.W., Mercer, G.J.K., Mortimer, B.J., Kirton, A.H., Duganzich, D.M., Carcass and meat quality attributes of commercial goats in New Zealand. Small Rumin. Res. 8, Kirton, H Characteristics of Goat Meat, İncluding Carcass Quality and methodts of Slaughter. In: Goat Meat production in Asia. Proceedings of a Worshop, Tando Jam,Pakistan. IDRC, Ottawa, Canada, pp Küçüker, N., Hayvan Anatomi ve Fizyolojisi. Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Genel Yayın No:77, Ders Kitapları Yayın No:18, Adana, s:187. Lahucky, R., Palanska, O., Mojto, J., Zaujec, K., Huba, J., Effect of pre-slaughter handling on muscle glycogen level and selected meat quality traits in beef. Meat Sci. 50,
421 Lawrie, R.A., Lawrie s Meat Science, sixth ed. Woodhead Publ. Ltd., Cambridge, England, 336 pp. Lee, J. H., Kannan, G., Eega, K. R., Kouakou, B., & Getz, W. R Nutritional and quality characteristics of meat from goats and lambs finished under identical dietary regime. Small Ruminant Research, 74, Mahgoub, O., Khan, A.J., Al-Maqbaly, R.S., Al-Sabahi, J.N., Annamalai, K., Al-Sakry, N.M., Fatty acid composition of muscle and fat tissues of Omani Jebel Akhdar goats of different sexes and weights. Meat Sci. 61, Naude, R. T., and Hofmeyr, H. S Meat production. In C. Gall (Ed.), Goat Production (pp ). London: Academic press. Owen, J.E. Arias Cereceres, M.T., Garcia Macias, J.A., Nunes Gonzalez, F.A Studios on the Crioli Goat of Northenr Mexico. Part I. The Effect of Body Weight on Body Components and Carcass Development. Meat Sci. 9, Riley, R.R., Savell, J.W., Johnson, D.D., Smith, G.C., Shelton, M., Carcass grades, rack composition and tenderness of sheep and goats as influenced by market class and breed. Small Rumin. Res. 2, Prasad, V.S.S., Kirton, A.H., Evaluation and classification of live goats and their carcasses and cuts. In: The Fifth International Conference on Goats, New Delhi, India, pp Rhee, K.S., Meyers, C.E., Waldron, D.F., Consumer sensory evaluation of plain ands seasoned goat meat and beef products. Meat Sci. 65, Schonfeldt, H. C., Naude, R. T., Bok, W., van Heerden, S. M., Sowden, L., & Boshoff, E Cooking and juiciness related quality characteristics of goat and sheep meat. Meat Science, 34, Sen, A.R., Santra, A., Karim, S.A Carcass yield, composition and meat quality attributes of sheep and goat under semiarid conditions. Meat Science 66 (2004) Sheradin, R., Hoffman, L.C., Ferreira, A.V., Meat quality of Boer kids and Mutton Merino lambs 1 commercial yields and chemical composition. Anim. Sci. 76, Simela, L., Ndlovu, L.R., Sibanda, L., Grading of goat carcassesin Zimbabwe and implications for communal area producers. In: BSAS/KARI Proceedings of an International Conference on Food, Lands and Livelihoods: Setting Research Agendas for Animal Science, 1998, BSAS, Edinburgh, pp Simela, L., Meat characteristics and acceptability of chevon from South African indigenous goats. Ph.D. Thesis. University of Pretoria, South Africa. Yalçın, B.C Sheep and Goats in Turkey. FAO Anim. Prod. and Health Paper : 60. Rome (pp :168). Tshabalala, P. A., Strydom, P. E., Webb, E. C., & de Kock, H. L Meat quality of designated South African indigenous goat and sheep breeds. Meat Science, 65, Wilson, R.T., Goat meat production and research in Africa and Latin America. In: Proceedings of the Fifth International Goat Conference, New Delhi, India, pp
422 Keçilerde Et Kalitesini ve Besin Madde Kompozisyonunu Etkileyen Faktörler Alev TURAN, Emine SAÇILDI Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Kurupelit, Samsun Ülkemizde küçükbaş hayvan varlığı bakımından koyundan sonra ikinci sırada yer alan keçi, var olan et potansiyeli ile hayvansal protein ihtiyacının karşılanması için önemli bir kaynaktır. Uygun besinsel kaliteye sahip olan keçi eti, besleyici ve yağsız yapısı ile kırmızı et tüketimini isteklendirici bir özelliğe sahiptir. Günümüzde tüketici taleplerinin sağlıklı ürün tüketimi yönünde değişim göstermesiyle etin ph, renk, su tutma kapasitesi, tekstür gibi kalite özellikleriyle, yağ asit kompozisyonu ve besin madde içerikleri üzerindeki çalışmalar hız kazanmıştır. Bu derlemede keçi etinin özellikleri ile nitelikli et üretimi için kesim öncesi ve sonrasında etkili faktörler tanımlanarak et sektörünün gereksinimlerine uygun hammaddenin sağlanabilirliği üzerinde durulacaktır. Anahtar kelimeler: Keçi eti, et kalitesi, ph, tekstür, yağ asidi kompozisyonu Goat Meat Quality and Factors Affecting Its Nutrient Composition Our country, in terms of the presence of small ruminant animals in second place after the sheep, goats provide an important potential animal protein source. Its attributes are concordant with present day consumer demands for leaner and nutritious meat, and hence should be the basis for promoting the red meat. Today, consumers demand healthy products with the consumption of meat to show the direction of change in ph, color, water holding capacity, texture properties such as quality, fatty acid composition and nutrient content on the studies have accelerated. In this review the characteristics of goat meat and meat products quality before and after the slaughtering effective factors and defined in accordance with the requirements of the raw materials sector will focus on the right. Keywords: Goat meat, meat quality, ph, texture, fatty acid composition Giriş Dünyada yaygın olarak yetiştirilen keçi yüzyıllar boyunca insan beslenmesinde çok önemli bir yere sahip olmuştur. Kırmızı et kaynakları içinde vazgeçilemeyecek bir değeri olan keçi etinin popülaritesi toplumların sahip olduğu beslenme kaynaklarına, pragmatik uygulamalara ve inançlara göre farklılık gösterebilmektedir. İnsanların teknolojiyi kullanımlarında ve algılamalarında yıllar boyunca meydana gelen değişim ürün kullanımlarını da etkilemiştir. Bu etkileşimden keçi eti tüketimi de payını almıştır. Geleneksel olarak et kalitesi, yeme kalitesi ve /veya işleme kalitesi ile doğrudan bağlantılıdır. Yeme kalitesi aslında lezzetli, sağlıklı, patojenler ve toksinlerden uzak oluşu tanımlarken lezzetlilik yumuşaklık, koku, kalıntı ve olgunluğu tanımlamaktadır. Tüm bu kriterler hayvanın yaş ve cinsiyeti başta olmak üzere hayvanın fizyolojik durumu, kasların ölüm sonrası sertliği, etin kokusu, doku ve metabolizmanın karakteri ve genetik etkiler gibi uzun listeden etkilenmektedir. Bu derlemede de keçi etinin kalitesini etkileyen bu faktörler üzerinde durularak kaliteli bir keçi etini özellikleri ne olmalıdır tartışacaktır. Keçi Karkasının Özellikleri Keçiler koyunlarla karşılaştırıldığında daha az yağlanma eğilimindedirler (Çizelge 1) ve karkastaki besin madde içerikleri bakımından da farklı özelliklere sahiptirler (Çizelge 2). Keçi karkaslarında adipoz doku preferential düzeyde gelişmiştir yani iç organların etrafındaki yağların gelişimi kas içi, deri altı ve kaslar arasındaki yap dokunun gelişimden önceliklidir (Casey ve ark., 2003). Keçilerde yağlanma oldukça geç yaşlarda oluşur ve ancak hayvanlar ergin canlı ağırlıklarına ulaştıklarında karkas üzerinde bir yağ birikimi fark edilebilir düzeye ulaşır (Owen ve ark., 1983). Keçi etinin yağ içeriği çok 403
423 değişken olabilmekle birlikte yaş, cinsiyet, beslenme, canlı ağırlık, büyüme hızı, fiziksel durum ve fiziksel aktivite gibi faktörlerden oldukça etkilenmektedir (Owen ve ark., 1978; Kirton, 1988). Tüketicilere keçi etinin sunumuyla ilgili geliştirilmiş özel standartlar olmadığından koyun etindeki gibi parçalanmış ve ambalajlanmış ürünler şeklinde satışları söz konusudur (Wilson, 1992). Çizelge 1. Keçi ve koyunların karkas ağırlığı, yağlanma % si ve parçalanmış karkas dokularının ortalama ve ortalamalarının standart hatalarına ait değerler Değişkenler Dorper Koyunu Damara Koyunu Boer keçisi Yerli keçi Soğuk karkas (kg) 21.55d± c± b± a±0.56 Yağlanma (%) 62.86c± b± a± a±1.29 Toplam derialtı yağ (%) 10.4c± c± b± a±0.67 Toplam et (%) 75.4c± a± d± b±1.69 Toplam kemik(%) 14.46a± b± b± c±1.82 Aynı satırdaki harflendirmeler (a-d) P<0.01 e göre birbirinden farklıdır (Tshabalala ve ark., 2003) Çizelge 2. Üç adet Güney Afrika Koyun ırkı ve Boer keçilerinin karkas kütlelerinin dağılım oranları Değişkenler SA merinosu Merinos Dorper Pedi Boer keçisi Ön bacaklar (%) Boyun (%) Alt gövde (%) Sırt gövde (%) Arka bacaklar (%) (Casey,1982) Keçi Etinin Kalite Kriterleri Keçi eti, sığır ve koyun etinden koyu kırmızı rengi, kaba tekstürü, kolaylıkla fark edilebilir aroması ve lezzetiyle ayrı bir yapıdadır (Casey ve ark, 2003; Sheradin ve ark., 2003). Bunun yanında kimyasal kompozisyonu ve et kalitesi ile ilgili yapılan çalışmalar keçi etinin koyun etinden aşağı kaliteli bir et olmadığını da göstermiştir. Renk Kolorimetrik olarak yapılan bazı çalışmalarda keçi eti ile koyun eti arasında ciddi farklılıklar belirlenmişken (Simela ve ark., 2004a) bazı çalışmalarda koyun eti ile oğlak eti arasında farklılık olmadığı ifade edilmiştir (Babiker ve ark., 1990). Sululuk Etin sululuğu doğrudan kas içi lipit ve etin nem içeriği ile ilgili iken (Cross ve ark., 1986) pişirilmiş etteki kalan su tüketim sırasındaki sululuk hissinin asıl kaynağıdır (Forrest ve ark., 1975). Keçi eti ve ürünlerinin koyun ve/veya koyun eti ürünlerinden daha az sulu olduğu bildirilmiştir (Tshabalala ve ark., 2003; Sheradin ve ark., 2003). Bu özellikte keçi etinin daha düşük yağ içermesinin büyük katkısı vardır. Yapılan çalışmalarda yaşın etin sululuğu üzerine bir etkisinin olduğu çok net ortaya konulamamıştır. Lezzet ve Aroma Lezzet ve aroma; tür, yaş, yağlılık, doku yapısı, cinsiyet, rasyon ve pişirme yöntemlerine göre oldukça büyük değişiklik gösterebilen iki önemli kalite kriteridir. lezzet ve aroma tüketicinin ürünü tüketip tüketmeme konusunda kolayca karar 404
424 verebilmesini sağlayan unsurlardır. Dünya küçükbaş hayvan sürülerini oluşturan koyun ve keçi arasında bu lezzet ve aroma bakımından oldukça büyük farklılıklar vardır (Sheradin ve ark., 2003). Schönfeldt ve ark. (1993) kas ve etin hazırlanış metodundan kaynaklanan farklılıkların olduğunu bildirmiştir. Optimum lezzet için deri altı yağ dokusunun kalınlığının 1-4 mm arasında olması tercih edilmektedir. Keçi etinin lezzeti koyun/kuzu etiyle karşılaştırıldığında ya benzer (Griffin ve ark., 1992) ya da daha az tercih edilir olmuştur (Pike ve ark., 1973). Yaş lezzetlilikte çok önemli bir faktördür. Karkas ağırlığı kg arasında olanların daha lezzetli olduğu bildirilirken (Schönfeldt ve ark., 1993) lezzetlilik bakımından çok genç hayvanların tercih edilmediği ifade edilmiştir (Griffin ve ark., 1992). Dallanmış zincirli yağ asitleri koyun ve keçilerde lezzetliliği etkileyen önemli bileşiklerdendir (Ha ve Lindsay, 1990). 4-etilostanoik asit keçilere özgü kokunun oluşumunu sağlayan en güçlü bileşendir. Bu yapıdaki diğer yağ asitleri ise; 4- metilostanoik (Madruga ve ark., 2000), 4-metilnanoik ve 4-etilheptanoik (Ha ve Lindsay, 1990) asittir. Alkoloidler, pridinler ve sülfür içeren bileşikler de keçi ve koyun etinde lezzetliliği etkileyen diğer yapısal formlardır (Ha ve Lindsay, 1991). Yumuşaklık Keçiler için yumuşaklık değeri koyun/kuzu ve sığırlardan düşük olmasına rağmen kabul edilebilir sınırlar içindedir (Pike ve ark., 1973). Hayvan türlerine göre koparma kuvvet değerleri benzerlik gösterse de hayvana kesim öncesinde ve post-mortem dönemde uygulanan işlemler kas örneklerinin alındığı yerler ve örnek hazırlama metotlarına göre farklılıklar oluşabilmektedir. Keçi etinin yumuşaklığına yönelik yapılan çalışmalarda tüketicilerin 4.5 kg koparma kuvvetinden daha düşük değer gösteren etleri tercih ettiği belirlenmiştir. Glikolitik Potansiyel ve ph Keçi eti oldukça yüksek ph değerine sahiptir. Etteki ph değeri huysuz ve sinirli hayvanlarda en yüksek değerlere ulaşmaktadır (Lahucky ve ark., 1998). Kastaki ve kandaki glikolitik metabolitlerin konsantrasyonu stres durumunda artmaktadır (Kannan ve ark., 2003). Yapılan çalışmalarda keçilerin kanlarındaki glikojen seviyeleri 20 µmol/g ile 55 µmol/g arasında bulunmuştur (Kannan ve ark., 2002; Simela ve ark., 2004a). Bu bilgilerin ışığında kan glikojen düzeyinin değişmesiyle etin ph değerlerinin de çok farklı noktalara ulaşabileceği ifade edilebilir. Düşük ph içeriğine sahip olan keçi karkasları ph sı yüksek olanlardan daha yumuşak, daha düşük koparma kuvveti ve daha iyi renk değerleri vermektedir (Simela ve ark., 2004b). Bunun yanında keçilerin kesim öncesinde neden bu kadar stres gösterdikleri tam açıklanabilmiş değildir. Sonuç Dünyanın pek çok yerinde çok farklı kültürlerde beslenme alışkanları içinde uzun yıllardır yer alan keçi eti yüksek değerliği ve farklı karakteristik özelliğiyle ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Hızlı tüketim alışkanlıklarının geliştiği özellikle kalabalık ve büyük yerleşim metropollerinde keçi etinin insanların tüketimine uygun olarak pazarlanabilirliği çok düşüktür. Ancak son yıllarda kırmızı et tüketiminin insan sağlığı üzerinde oluşturduğu bazı sakıncalar nedeniyle yine bir kırmızı et kaynağı olan keçi eti düşük yağ içeriği sebebiyle alışılagelmiş alışkanlıkların korunabilmesi için damak tadına uygun olarak üretildiğinde büyük bir avantaja sahiptir. 405
425 Kaynaklar Babiker, S.A., El Khider, I.A., Shafie, S.A., Chemical composition and quality attributes of goat meat and lamb. Meat Sci. 28, Casey, N.H., Carcass and growth characteristics of four South African sheep breed and the Boer goat. D.Sc. (Agric) Thesis, University of Pretoria. pp Casey, N.H., Van Niekerk, W.A., Webb, E.C., Goat meat. In: Caballero, B., Trugo, L., Finglass, P. (Eds.), Encyclopaedia of Food Sciences and Nutrition. Academic Press, London, pp Cross, H.R., Durland, P.R., Seidman, S.C., Sensory qualities of meat. In: Bechtel, P.J. (Ed.), Muscle as Food. Food Sci. and Technology Series. Academic Press, New York, pp Forrest, J.C., Aberle, E.D., Hendrick, H.B., Judge, M.D., Merkel, R.A., Meat as food. In: Principles of Meat Science. WH Freeman and Company, New York, pp Griffin, C.L., Orcutt, M.W., Riley, R.R., Smith, G.C., Savell, J.W., Shelton, M., Evaluation of the palatability of lamb, mutton and chevon by sensory panels of various cultural backgrounds. Small Rumin. Res. 8, Ha, J.K., Lindsay, R.C., Distribution of volatile branchedchain fatty acids in perinephric fats of various red meat species. Lebensmittel-Wissenschaft und-technologie 23, Ha, J.K., Lindsay, R.C., Volatile alkylphenols and thiophenol in species related characterisation flavours of red meats. J. Food Sci. 56, Kannan, G., Terrill, T.H., Kouakou, B., Gelaye, S., Amoah, E.A., Simulated pre-slaughter holding and isolation effects on stress responses and live weight shrinkage in meat goats. J. Anim. Sci. 80, Kannan, G., Kouakou, B., Terrill, T.H., Gelaye, S., Amoah, E.A., Endocrine, blood metabolite, and meat quality changes in goats as influenced by short term pre-slaughter stress. J. Anim. Sci. 81, Kirton, H., Characteristics of goat meat, including carcass quality and methods of slaughter. In: Goat Meat Production in Asia. Proceedings of aworkshop, Tando Jam, Pakistan. IDRC, Ottawa, Canada, pp Lahucky, R., Palanska, O., Mojto, J., Zaujec, K., Huba, J., Effect of pre-slaughter handling on muscle glycogen level and selected meat quality traits in beef. Meat Sci. 50, Madruga, M.S., Arruda, S.G.B., Narain, N., Souza, J.G., Castration and slaughter age effects on panel assessment and aroma compounds of the mestic o goat meat. Meat Sci. 56, Owen, J.E., Arias Cereceres, M.T., Garcia Macias, J.A., Nunez Gonzalez, F.A., Studies on the Criolli goat of Northern Mexico. Part I. The effects of body weight on body components and carcass development. Meat Sci. 9, Owen, J.E., Norman, G.A., Philbrooks, C.A., Jones, N.S.D., Studies on the meat production characteristics of Botswana goats and sheep. Part III. Carcass tissue composition and distribution. Meat Sci. 2, Pike, M.I., Smith, G.C., Carpenter, Z.L., Palatability ratings for meat from goats and other meat animal species. J. Anim. Sci. 37 (269) (abstract 159). Sch onfeldt, H.C., Naude, R.T., Bok, W., van Heerden, S.M., Smit, R., Boshoff, E., Flavour and tenderness related quality characteristics of goat and sheep meat. Meat Sci. 34, Sheradin, R., Hoffman, L.C., Ferreira, A.V., Meat quality of Boer goat kids and Mutton Merino lambs 2 sensory meat evaluation. Anim. Sci. 76, Simela, L.,Webb, E.C., Frylinck, L., 2004a. Post-mortem metabolic status, ph and temperature of chevon from South African indigenous goats slaughtered under commercial conditions. S. Afr. J. Anim. Sci. 34 (1), Simela, L., Webb, E.C., Frylinck, L., 2004b. Effect of sex, age, and pre-slaughter conditioning on ph, temperature, tenderness properties and colour of indigenous South African goats. S. Afr. J. Anim. Sci. 34 (1), Tshabalala, P.A., Strydom, P.E., Webb, E.C., De Kock, H.L., Meat quality of designated South African indigenous goat and sheep breeds. Meat Sci. 65, Wilson, R.T., Goat meat production and research in Africa and Latin America. In: Proceedings of the Fifth International Goat Conference, New Delhi, India, pp
426 SOSYO-EKONOMİ
427 Keçinin Önemi ve Yörük Kültüründeki Yeri Mehmet KOYUNCU, Erdoğan TUNCEL Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Bursa Keçi yetiştiriciliği ekstansif ve geleneksel olarak uygulanan ve düşük masraf ve düşük gelir ile karakterize edilmektedir. Bu geleneksel tarım sektörü insanlığın tarihsel geçmişinde çok önemli kültürel rol oynamıştır. İşletmelerde keçinin ekonomik önemi ve sayısı geçen yıllar içinde azalmış olmasına rağmen, keçi yetiştiriciliği halen orman kenarı köylerinde yaşayan insanlar için sosyo-ekonomik olarak önemli bir rol oynamaktadır. Yörükler belirli bir yerleşim aklanına sahip değildirler. Her Yörük grup içinde bulundurduğu insan sayısına bağlı olarak hayvan varlığına sahiptirler. Yörüklerin sayısı geçen yıllarda azalmış olsa da halen keçi yetiştiriciliğinin egemen olduğu Yörük obaları bulunmaktadır. Anahtar kelimeler: Keçi, Yörük, orman Importance of Goat in Nomadic Culture Goat production is extensively and traditionally practiced and is characterized by low inputs and low outputs. The traditional agricultural sector has often played an important cultural role in the history of the populations. Although the number and economical importance of goat breeding enterprises has declined over the years, goat breeding still plays and important socio-economic role for the people living in foresty area and around. Nomads are the people who do not have any certain place of settlement. The number of animals owned by each nomad group varies in size depending on the number of the people in the groups. Nomads have declined over the years but also still a prevailing system in goat husbandry. Keywords: Goat, Nomads, forest Giriş Keçiler kırsal bölgeler ve o bölgelerde yaşayan insanların gelişiminde önemli katkı sağlamaktadır. Hayvancılığın bir alt kolunu oluşturan keçi, insanın kültürel yaşamı içinde maddi ve manevi rol oynamaktadır. Eski toplumlar için bu küçük fakat yararlı hayvan, kimi zaman bereket sembolü olarak gösterilip tapınaklarda sürüler halinde yetiştirilmiş, kimi zaman ise şeytani değerler ile özdeşleştirilmiştir. Orta Asya dan Anadolu ya kadar göç yolları üstünde yer alan kaya resimlerinin birçoğunda keçiyi görmek mümkündür. Anadolu da hüküm sürmüş birçok aşiretin sosyal yapısı içinde yer alan keçi, bir yaşam kaynağıdır. Yörük ün evi, yatağı, yorganı, torbası keçinin eseridir. Yediği, içtiği keçinin ürünüdür. Türküsü keçi ile ilgili, oynadığı oyun keçinin hareketleri ile süslüdür. Uğruna ölecek kadar sevdikleri keçiler ile yaşayan Yörükler, keçisini, bitkisini ve kendisini birbirine eşit görmüştür. Bugün dünya üzerinde öyle insan toplulukları vardır ki ellerinden keçileri alınırsa yaşamları oldukça zorlaşacaktır. Bunlara en iyi örneklerden biri de Yörüklerdir. Keçi endüstrisi gelişmiş toplumlarda ise üretim ve sosyal yaşama katkılarının yanı sıra ekolojik bir değer olarak da ele alınmaya başlamıştır. Özellikle son çeyrek yüzyıldır bu hayvan türünden elde edilen ürünlerin kırsal alandan kentlere doğru taşınmasında sağlıklı beslenme ve keçi sütünün öneminin kavranmasının önemli etkisi olmuştur. Gelinen noktada Amerika ve Avrupa nın bazı ülkelerinde inek sütü üretimi yeterli olduğu halde süt keçisi yetiştiriciliğine yönelik çiftlikler kurulurken, Türkiye de bunun tam tersi bir süreç yaşanmaktadır. Çevre ve Orman Bakanlığı nın keçi zararlarını azaltılması eylem planı kapsamında 2012 yılına kadar 6.2 milyon baş olan kıl keçi sayısının 2 milyona indirilme planı ülke keçi yetiştiriciliğine vurulacak önemli bir darbedir. Bugün keçi yetiştiriciliği sadece düşük gelirli ülkelerde değil, aynı zamanda orta ve yüksek gelirli ülkelerde elde edilen bireysel ve kurumsal başarılar ile son yıllarda önemli gelişmeler elde etmiştir. Bu durum diğer memeli hayvanlar ile karşılaştırıldığında sayısal varlık ve süt üretimi yönünde kendini göstermektedir 407
428 (Çizelge 1). Görüldüğü gibi Türkiye nin tersine dünyada sayısal ve ürünsel olarak en önemli artış keçi ve manda gibi doğal kaynakları en iyi değerlendiren türler yönündedir. Çizelge 1. Dünyadaki memeli çiftlik hayvanlarının sayısı (milyon baş) ve süt üretimindeki (bin ton) değişim (FAOSTAT, 2009) Değişim (%) Hayvan Sayısı Keçi Koyun Sığır Manda Süt Üretimi Keçi Koyun Sığır Manda Keçi Varlığında Ortaya Çıkan Değişim ve Bunun Nedenleri Türkiye yaklaşık 6.3 milyon baş keçi varlığına sahiptir. Keçi sayısı bakımından 1980 li yıllarda dünyanın ilk beş ülkesi arasında yer alan Türkiye, bugün uygulanan yanlış politikaların sonucu yirminci sıralara gerilemiştir. Ancak dünya ve Avrupa Birliği ülkelerinde bu zaman zarfında hayvan varlığı ve süt üretimi yönünde keçi diğer ruminantların önüne geçmiştir (Çizelge 2). Çizelge 2. Yıllar itibariyle keçi sayısı (milyon baş) ve süt üretimindeki (bin ton) değişim (FAOSTAT, 2009) Değişim (%) Keçi sayısı Dünya Avrupa Birliği Türkiye Süt Üretimi Dünya Avrupa Birliği Türkiye Türkiye de mevcut keçi varlığındaki azalmanın birçok nedeni olmakla birlikte, bunlar içinde keçi-orman arasındaki ilişki önemli bir yer tutmaktadır. Bu noktada orman kenarı köylerdeki keçi yetiştiricilerine uygulanan yaptırımlar yıllar boyunca hep keçinin ve keçi yetiştiricisinin aleyhine olmuştur. Keçi özellikle ılıman iklim kuşağının doğal bir parçası olduğu düşünüldüğünde keçi varlığını azaltmanın bu ekosistem içinde yaşayan ve buna bağlı olarak geçimini sürdüren insanlar için ciddi bir sorun oluşturması kaçınılmazdır. Bu noktada keçi varlığını azaltmak bir çözüm değil, çözümsüzlüğe bir katkı sağlamaktır. Keçinin yok edilmesi noktasında ortaya konan keskin hedefler, Akdeniz ülkeleri içinde keçi varlığı bakımından ön sırada yer alan Türkiye de üretimin arttırılması yönünde yapılacak projelerin hayata geçirilmesinde bu kararlılıkla uygulanamamıştır (Koyuncu, 2005). Doğayı katletmede bir mahsur görmeyen insanlara uygulanacak yaptırımlarda maalesef keçilere yapılan kadar acımasız davranmak bir yana genelde yaptıklarından kazançlı bile çıkmışlardır. 408
429 Dünya ve Avrupa Birliği ülkelerinde özellikle son yıllarda yetiştirme sonucu elde edilen ürünlerinin değerlendirilmesinin yanı sıra doğal kaynakların korunması ve devamlılığının sağlanması noktasında ekolojik bir denge unsuru olarak da kullanılması keçiye olan ilgiyi artırmıştır. Avrupa Birliğinin keçi-koyun ürünlerinde kedine yeter durumda olmaması Türkiye açısından potansiyel bir pazar yaratmaktadır. Diğer taraftan bu fırsatları değerlendirecek kaynak hızla tükenmekte/tüketilmektedir. Türkiye Ankara keçisini yok etme noktasında elde ettiği başarıya Kıl keçisinde de ulaşma yönünde emin adımlar ile ilerlemektedir. Özellikle Avrupa Birliği koyun ve keçi yetiştiriciliğine üretim noktasında uyguladığı desteklere ek olarak geleneksel koyun ve keçi üretim alanlarının korunması içinde ayrı bir destek sağlamaktadır. Yörük Kültüründe Keçinin Önemi Keçi bir kültür zenginliğidir. Keçi maddi bir öğe olarak beslenme, giyim ve barındırmanın yanında insanlığın ve Anadolu kültürünün zenginleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Türkler keçileri o kadar sevmişlerdir ki; soylarına karakeçili, sarıkeçili ve karatekeli gibi isimler almışlardır. Yaşadıkları coğrafyaya teke yöresi demişler, soyadlarını keçi ile ilgili almışlar, camilerine, kalelerine, dağlarına ve tarlalarına içinde keçi olan adlar vermişlerdir. Yörüğün atası yerleşeceği bölgeyi belirlerken oğlağın ciğerlerini değişik yerlerdeki ağaçların dallarına asar ve ciğer kokmadan en uzun süre nerede dayanıyorsa oraya yerleşirmiş. Yörükler keçinin sütünden; yoğurt, peynir, çökelek, derisinden; post, çökelek kabı, yağ tuluğu, su kabı, ekmek dağarcığı, davul, tef, boynuzundan; bıçak sapı, kılından; çul, kara çadır, çakşır yaparlar. Yörük keçinin gübresini de daha gür çıksın diye ağaç dibine döker. Sonrada Allah tan bu kadar değerli bir hayvanı kestiği için af diler ve Allaha bu nimeti verdiği için dua eder. İşte keçi Yörük için budur (Anonim, 2009). Yörük insanı ormanı o kadar çok sever ki, orman yoksa kendisinin de keçisiyle birlikte yok olacağını çok iyi bilir. Bu noktada keçiyi sadece bir üretim kaynağı olarak değil, beraber yaşattığı kültürel mirasın önemi ve gelecek kuşaklara aktarılması yönüyle de ele almak gerekir. Honamlı Yörüklerinden Nebi Akın ın Keçinin öyküsü adlı şiirinden bir dize mevcut durumu çok iyi ifade etmektedir. Dün sürüyken birer birer tükendim, Nelerle karşılaştım neleri yendim, Her an türlü türlü nimetler verdim Sen keçisin deyip kovdular beni, Yaylalara hasret koydular beni. Doğal Bitki Örtüsünün Korunmasında Keçinin Önemi Keçilerin Türkiye de gördükleri haksız uygulamaların tam aksine dünyanın farklı ülkelerinde doğaya dost ve onun korunmasına yönelik uygulamaların içinde yer almaktadır. Keçiler özellikle yanmaya çok uygun olan çalı ve kuru otun hakim olduğu alanlara salınarak, kurumuş çalı ve otları yemeleri sağlanmakta bu sayede çıkabilecek yangınları önlediği gibi, yangının bir bölgeden diğerine yayılmasını önlemektedir. Keçiler kendine özgü olan ve onları diğer çiftlik hayvanlarından ayıran bir özelliği de yabancı ot ve çalıları kaliteli ota tercih edebilmeleridir. Keçiler otları diplerine doğru otlamazlar, sadece bitkilerin üst kısımlarını ve yapraklarını koparırlar. Bu sayede bitki tohuma gidemez ve fotosentez yapamaz. Bitkinin toprakta sadece sapları kalır ki bu da bitkinin toprakta tutunmasını sağlayarak, toprak kaymasını önler. Keçiler kurallara göre 409
430 otlatıldığında arazi üzerindeki bitki çeşitliliğinin gelişimine olumlu bir etkisi bulunmaktadır. Orman içi mera alanlarında toprağa düşmüş tohumların keçilerin yürüyüşü esnasında ayaklarının çiğnemesi ile toprağa gömülmeleri sağlanmaktadır (Koyuncu, 2006). İnsanoğlunun bugün gelinen noktada doğaya verdiği tahribat keçi ile mukayese bile edilemez. Keçi ve insan yüzyıllardır doğanın bir parçası olarak dostça yaşamışlardır. Özellikle sanayileşme ile birlikte insanın doğaya verdiği zararda keçinin payının olmadığı bilinmelidir. Diğer taraftan Yörüklerin yaşadıkları çevreden ve keçisinden koparılmaları ormanların korunmasına katkı sağlamayacak aksine ormanın tahribatını daha fazla artıracaktır. Bu topluluk yaşamlarının ana kaynağını oluşturan ormanlara zarar vermek biryana ormanları koruma görevi üstlenmişlerdir. Ormanların korunması noktasında yegane tehdit olarak keçileri görenler şu noktayı göz ardı etmemelidir. Orman arazisi içinde kaçak arazi açanlar, taş ocakları kuranlar, maden ocakları işletenler ve turistik tesis kuranlar ne keçilerdir nede bu keçileri yetiştiren insanlardır. Sonuç Türkiye nin keçi varlığını azaltmak ile elde edeceği hesaplanan kazanımlar, ortaya çıkacak kayıplar ile mukayese bile edilemez. Orman köylüsünün önemli bir kısmının ana geçim kaynağının elinden alınması kırsaldan kente olan göçleri teşvik ederek, sosyal bazı problemlerin oluşmasının yanında, bu insanlar artık üreten değil, tüketen haline getirecektir. Türkiye kişi başına hayvansal kaynaklı besin maddesi üretiminde de ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bu noktada ucuz et ve süt kaynağı olan keçinin daha akılcı projeler ile üretime olan katkısı bölgesel düzeyden ülkesel düzeye çıkarılması yönünde çalışmalar teşvik edilmelidir. Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde keçiye olan ilginin artmasını sağlayan olgular iyi analiz edilmeli ve bunun topluma doğru bir şekilde aktarılmasına özen gösterilmelidir. Çünkü keçi ve keçi ürünlerinin Türkiye de belli bölge insanları dışında hak ettiği saygınlığı alamamasının en önemli nedeni eğitimin ilk aşamasından itibaren yapılan yanlış bilgilendirmeden kaynaklanmaktadır. Mevcut durumda bile Avrupa birliği ülkelerinin sahip olduğu keçi varlığının yarısına sahip olan bir ülkede keçi ürünlerinin satış reyonlarında ne oranda yer alıp almadığını sorgulamak bile önemli bir adım olacaktır. Kaynaklar Anonim, (02 Aralık 2009) FAOSTAT, Food and Agriculture Organization of United Nations. Koyuncu, M Keçi Yetiştiriciliğinin Türkiye ve Dünya Stratejileri. Süt Keçiciliği Ulusal Kongresi, Mayıs, İzmir 2005, s Koyuncu, M Ekolojik Düzen İçinde Koyun ve Keçi. Türkiye 3. Organik Tarım Sempozyumu, 1-4 Kasım. Yalova, 2006, s
431 Tüketicilerin Alternatif Hayvansal Ürünlere Ödeme Gönüllüğü: Keçi Sütü ve Peyniri Örneği Oğuz PARLAKAY 1, Dilek BOSTAN BUDAK 1, Hilal YILMAZ 2, Erdal DAĞISTAN 3 1 Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 01330, Adana 2 Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Adana 3 Mustafa Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, Hatay Sağlığın yaşam boyu korunması için yeterli ve dengeli beslenmede süt ve süt ürünleri tüketimi büyük öneme sahiptir. Süt özellikle protein, vitaminler ve mineraller gibi beslenmede çok önemli olan besin öğelerini bünyesinde bulundurmaktadır. Özellikle çocukluk ve gençlik dönemlerinde süt içme alışkanlığının kazanılmasına özen gösterilmeli, çocuk ve gençler, bu besinleri her gün önerilen miktarlarda tüketmeleri için teşvik edilmelidirler. Tüketilen süt çeşidi toplumların kültürlerine göre değişiklik göstermektedir. Ancak ülkemizde süt denildiğinde akla ilk olarak inek sütü gelmesine karşın tüketilmekte olan sütler inek, koyun, keçi ve manda sütü olmak üzere 4 çeşittir. Ülkemizde süt tüketimi gelişmiş ülkeler ile karşılaştırıldığında oldukça düşük düzeydedir. Türkiye de kişi başına tüketilen içme sütü miktarı yıllık 24 litre iken Yunanistan da 65 litre, İtalya da 63 litre, Almanya da 50 litre civarındadır. Keçi sütlerinin yağ ve proteininin daha kolay sindirilebilmesi ve bileşiminin anne sütüne yakın oluşu keçi sütünün önemini arttırmaktadır. Yine keçi peyniri ülkemizde bazı yörelerde vazgeçilmez bir damak zevkidir. Bu çalışmada, geleneksel hayvansal ürünlere alternatif olan besin değeri yüksek keçi sütü ve peynirine tüketicilerin eğilimleri ve ödeme isteklikleri belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre kişi başına ortalama süt tüketimi yıllık 51,5 litredir. Tüketicilerin %16.8 i keçi sütü için fazla fiyat ödemeye istekli olmadığını belirtirken, %42.4 ü diğer sütlerin fiyatının %20 ve üzerinde ödeme istekliliğine sahip olduğu tespit edilmiştir. Keçi peynirine karşı isteklilikte de durum farklı değildir. Tüketicilerin %18,3 ü keçi peyniri için fazla fiyat ödemeye istekli olmadığını belirtirken, %37.7 si diğer peynirlerin fiyatının %20 ve üzerinde ödeme istekliliğine sahip olduğunu belirtmiştir. Anahtar kelimeler: Keçi Sütü, keçi peyniri, tüketim, ödeme gönüllülüğü Consumer Willingness to Pay for Alternative Animal Products: Goat Milk and Cheese Milk and milk products are very important for healthy life and its sustainability. Milk contains very important nutrition such as protein, vitamins and minerals. Children and teenagers should encourage to consume recommended daily intake and very essential for them to gain the dairy consumption habit. Cultural dietary habits affect consumption of dairy products. In Turkey, cow milk is the mostly consumed dairy product along with sheep, goat and water buffalo. Turkish milk consumption per capita is very low compared to developed countries. Milk consumption per capita is 24 liter in Turkey, while it is 65 liter in Greece, 63 liter in Italy and 50 liter in Germany. Goat milk helps to supplement breast milk and its digestion is much easier because of its fat and protein ingredients. Goat cheese is very important elements of daily dairy consumption in some regions in Turkey. In this study, goat milk and cheese consumption and its willingness to pay compared to traditional dairy production are detected. According to findings, average milk consumption per person is 51.5 liter. 16.8% of the consumers are not willing to pay for goat milk, 42.4% of them are willing to pay 20% premium for goat milk. Study showed the same trend in goat cheese. 18.3% of the consumers are not willing to pay for the premium while 37.7% are willing to pay 20% premium for goat cheese. Keywords: Goat milk, goat cheese, consumption, willingness to pay Giriş Keçi her şeyden önce yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin tarımsal ve ekonomik yapısına çok iyi uymuş bir hayvandır. Bunun en önemli nedeni, öteki çiftlik hayvanlarına oranla kötü bakım-besleme koşullarına dayanıklı ve doğal kaynakları iyi değerlendiren tür oluşudur. Keçi yetiştiriciliği, gerek kolay bakım ve beslenmeleri, gerekse sütünün yüksek besin değerine sahip olması nedeni ile farklı toplumlarda giderek artan bir önem kazanmaktadır (Koyuncu ve ark., 2005). 411
432 Dünyada yılları arasında hayvan varlığında en fazla artış %79 ile keçi sayısında görülmüştür. Türkiye de ise bu durumun aksine son yılda hayvan sayısında tüm türlerde azalma olduğu tespit edilmiştir. Dünyada 2007 yılı itibariyle üretilen sütün büyük bir bölümü (%83,46) sığırlardan elde edilmekte olup, toplam üretilen süt içerisinde keçi sütünün payı %2,2 dir. Dünyada keçi sayısındaki artışa paralel olarak keçi sütünde döneminde yaklaşık 2 katı bir artış söz konusu olmuştur (FAO, 2009). Türkiye de 2008 yılı itibariyle toplam süt üretimi 12 milyon ton olup, bunun içerisinde en önemli payı inek sütü almakta (%91,93) ve bunu sırasıyla %6,10 ile koyun sütü ve %1,71 ile de keçi sütü takip etmektedir (TÜİK, 2009). Türkiye de 2008 yılı TÜİK verilerine göre keçi sütü üretimi tondur. Bu değer oldukça düşüktür. Aslında ülkemizde alternatif hayvansal ürünlerden biri olan keçi sütünün genellikle diğer sütlerden daha az mikroorganizma ve pestisit içermesi, keçi sütlerinin yağ ve proteininin daha kolay sindirilebilmesi ve bileşiminin anne sütüne yakın oluşu keçi sütünün önemini artırmaktadır. Bu yönüyle birçok ülkede, özel diyetlerin hazırlanmasında, yaşlıların, hastaların ve çocukların beslenmesinde özel bir yer alan keçi sütü ülkemizde bu alanda ele alınmamaktadır (Uraz, 1983). Keçi peyniri ise ülkemizde bazı yörelerde vazgeçilmez bir damak zevkidir. Avrupa ülkelerinde keçi sütünden özel ve kaliteli peynir üretimi ciddi bir şekilde ele alınmakta ve başta Fransa olmak üzere İspanya, İtalya, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerde üretim yaygın olarak gerçekleştirilmektedir. İklim koşulları bakımından benzerlik gösteren ülkemizde de bu tür ürünler üretilerek ekonomik açıdan önemli sayılabilecek kazanç sağlanabilir. Nitekim ülkemizin tarımsal ve hayvancılık yapısı dikkatte alındığında süt keçisi yetiştiriciliği ile keçi peyniri üretiminin özellikle Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi büyük bir potansiyele sahip olduğu bilinmektedir (Kılıç ve ark., 2002). Biyolojik olarak sığır ve koyundan farklı olmasından dolayı keçi, hayvan tarımı içerisinde önemli bir alternatiftir. Özellikle yerel pazarlara hitap etmesine neden olan yerel ürünlerin varlığı avantaj olarak kullanılabilir (Savaş, 2008). Bu çalışmada, diğer sütlere oranla daha yüksek fiyattan (inek sütünün 1,5-2 katı) pastörize olarak piyasaya sunulan ancak her zaman ve her yerde bulmak mümkün olmayan keçi sütüne ve damak tadı nedeniyle çok fazla tercih edilmeyen keçi peynirine karşı tüketicilerin eğilimleri ve ödeme isteklilikleri belirlenmiştir. Materyal ve Yöntem Çalışmanın ana materyalini 2009 yılında Adana ilinde yapılan tüketici anketleri oluşturmaktadır. Basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılarak anket yapılacak mahalleler ve örneğe çıkan mahallelerden tüketiciler rastgele seçilmiştir. Toplam 191 anket yapılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler gözden geçirildikten sonra SPSS paket programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Bulgular ve Tartışma Araştırma 191 tüketici üzerinde yapılmıştır. Ankete cevap verenlerin yaklaşık yarısı (%48,2) 30 yaş ve altı tüketicilerden oluşmaktadır. Tüketicilerin önemli bir kısmı (%80,6) lise ve üzeri eğitim almış, yarısından fazlası 3-4 kişiden oluşan aile bireylerinin oluşturduğu evlerde (%57,6) yaşamaktadırlar. Yarıya yakın kısmı (%42,9) TL aylık hane halkı gelirine sahiptir (Çizelge 1). Ankete katılan tüketicilerin %41,9 u haftada 2-3 kez, %36,6 sı haftada bir kez süt satın almakta olup; %40,8 i aylık 0-10 litre, %32,5 i ise aylık litre arası hane halkı süt tüketimine sahiptirler. Tüketicilerin önemli bir kısmı (%72,3) sütü market veya süpermarketten satın almayı tercih etmektedirler. Azımsanmayacak orandaki (%12,0) 412
433 tüketiciler halen sütü sokak satıcısından almaktadır (Çizelge 2). Elde edilen bulgulara göre Adana ili kentsel alanda kişi başına ortalama süt tüketimi yıllık 51,5 litredir. Çizelge 1. Süt ve süt ürünleri tüketici profili (n=191) Tanımlama Oran (%) Yaş <=30 48, ,3 >=46 22,5 Eğitim Lise ve Üzeri 80,6 Diğer 19,4 Cinsiyet Kadın 55,0 Erkek 45,0 Aile Genişliği (kişi) , ,6 5 ve üzeri 31,9 Ailede Bebek Varlığı Evet 17,8 Hayır 82,2 Aylık Aile Geliri (TL) , , , , , ,1 500 ve üzeri 03,1 Çizelge 2. Tüketici tercihleri ve davranışları Tanımlama Oran (%) Aylık Süt Tüketimi (lt) 0 10,00 40,8 10,01 20,00 32,5 20,01 30,00 16,8 >30,00 9,9 Süt Satın Alma Sıklığı Günlük 7,9 Haftada 2-3 kez 41,9 Haftada bir kez 36,6 15 günde bir veya daha 13,1 fazla Satın Almıyor 0,5 Sütün Satın Alındığı Yer Market-süpermarket 72,3 Sokak Sütçüsü 12,0 Köyden Geliyor 12,6 Diğer 3,1 Aylık Peynir Tüketimi (kg) 0 2,00 27,2 2,01 4,00 36,1 4,01 6,00 16,8 >6 19,9 Peynir Satın Alma Sıklığı Günlük 1,0 Haftada 2-3 kez 9,4 Haftada bir kez 29,3 15 günde bir 30,4 Ayda bir 23,0 Yılda bir 6,3 Satın almıyor 0,5 413
434 Peynirin Satın Alındığı Yer Market-süpermarket 69,6 Semt Pazarı 3,1 Şarküteri 8,4 Köyden Geliyor 17,8 Diğer 1,0 Araştırmaya katılan ailelerin aylık peynir tüketimi ortalama 4,8 kg, kişi başına tüketilen peynir miktarı ise 1,2 kg olarak tespit edilmiştir. Ülkemizde süt tüketimi Avrupa Birliği (AB) ülkelerine kıyasla düşüktür. Ülkemizde kişi başına tüketilen içme sütü miktarı yıllık 24 litre civarındadır. Bu miktar birçok Avrupa ülkesinde 100 litrenin üzerindedir. Oysa her yaş grubunun günde 2 su bardağı süt veya süt ürünlerini tüketmesi gerekmektedir (Ünal ve Besler, 2006). Tüketicilerin önemli bir kısmı (%83,2) piyasada çok az bulunan keçi sütüne piyasada yeteri kadar bulunması halinde fazladan ödeme yapmaya istekli olduklarını belirtmişlerdir. Keçi sütüne ek ödeme yapmaya istekli olanların %12,6 sı diğer sütlerin fiyatından %50 daha fazla ödeme istekliliğine sahip olduklarını belirtmişlerdir. Yine tüketicilerin önemli bir kısmı (%81,2) keçi sütünün sağlık açısından pek çok faydası olması nedeniyle keçi sütünden elde edilen keçi peynirine diğer peynirlere göre fazladan ödeme yapmaya isteklidirler. Keçi peynirine daha yüksek ödeme yapmaya istekli olanların %9,9 u bu miktarı diğer peynirlerin fiyatından %50 daha fazla ödeyebileceklerini belirtmişlerdir. Sonuç ve Öneriler Adana ili kentsel alanda incelenen ailelerin aylık süt tüketimleri ortalama 16,3 litre, kişi başına tüketilen süt miktarı ise 4,3 litre tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan tüketicilerin hiçbiri keçi sütü tüketmemektedir. Ancak tüketiciler keçi sütünün anne sütüne eşdeğer olduğunun bilinci içerisindedirler ve keçi sütüne piyasadaki diğer sütlere göre daha yüksek ücret ödemeye istekli olduklarını belirtmişlerdir (%83,2). Tüketicilerin %20,4 ü diğer sütlerin fiyatından %10, %12,6 sı %50 daha fazla ödemeye istekli olduklarını belirtmişlerdir. Az da olsa keçi peyniri tüketen bireylerin keçi peynirine karşı ödeme istekliliği keçi sütüne karşı ödeme istekliliğinden farklı değildir. Tüketicilerin %81,2 si daha yüksek ücretle keçi peyniri tüketme eğilimi içerisindedir. %21,5 i keçi peynirine diğer peynirlere oranla %10 daha fazla fiyat ödemeye isteklidirler. Keçi sütü tüketimi dünyada yükselen bir trend göstermektedir. Her ne kadar ülkemizde fazla tüketilmemekte ise de bu araştırmanın sonucu tüketicilerin keçi sütünün ve peynirin öneminin farkında olduğunu ve daha yüksek fiyattan tüketmeye istekli olduğunu göstermektedir. Keçi sütüne ve peynirine karşı talep artışı sadece toplumda sağlıklı bireylerin artmasına değil aynı zamanda kırsal alanda yaşayan ve tek geçim kaynağı keçicilik olan işletmelerin refah seviyesinin artmasına da neden olacaktır. Kaynaklar FAO, Food and Agriculture Organization of the United Nations Web Sayfası ( Kılıç, S., Uysal, H., Kavas, G., Kesenkas, H., Akbulut, N., Pilot Tesis Koşullarında Pastörize Keçi Sütünden Çimi Peyniri Üretimi. Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg., 2002, 39(3): ISSN Koyuncu, M., Uzun, K.Ş., Tuncel, E., Güney Marmara Bölgesi Keçicilik İşletmelerinin Genel Durumu ve Verim Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Araştırmalar* I.Keçicilik İşletmelerinin Genel Durumu. Tarım Bilimleri Dergisi, 2005, 11 (4) Savaş, T., Türkiye de Süt Keçiciliğinde Son Yıllardaki Gelişmeler. (http//:zootekni.comu.edu.tr: Erişim tarihi Ocak 2010). TÜİK, Web Sayfası ( 414
435 Uraz, T., Türkiye de Koyun ve Keçi Sütü Teknolojisi. Avrupa Zootekni Federasyonu Sempozyum 83, Sayfa, Ankara. Ünal, R.N., Besler, T., Beslenmede Sütün Önemi. Sağlık Bakanlığı Yayınları, ISBN: , Ankara. 415
436 Küreselleşme Sürecinde Keçiden Elde Edilen Ürünlerin Coğrafi İşaretli Ürün Olarak Değerlendirilme Olanakları İrfan DAŞKIRAN 1, Nazan KOLUMAN DARCAN 2 1 Food and Agricultural Organisation of United Nations, SEC Office, Ankara 2 Çukurova Universitesi, Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Adana Coğrafi işaret; belirgin bir niteliği, ünü ve sahip olduğu özellikler itibarı ile köken aldığı bir yöre, alan, bölge veya ülke ile özdeşleşmiş bir ürünü gösteren işarete verilen isimdir. Bu işarete sahip ürün, hayvansal, bitkisel, doğal, maden ve el sanatların ait ürünler olabilirler. Dünyada pek çok yerel ürün coğrafi adı ile tanınmaktadır. Ün ve kalitelerini bulundukları yerin özgün doğal koşulları ya da beşeri faktörünün bilgi, beceri, deneyim ve geleneklerinden alan bu tipik ürünler yöresel ürün yada güncel olarak coğrafi işaretli ürün olarak sınıflandırılmaktadır. Türkiye de coğrafik işaretli ürünler Türk Patent Enstitüsü sorumluluğunda olup mevcut yasal düzenlemelerle talep edilen ürünler coğrafi işarete sahip olabilmektedir. Bilindiği üzere Türkiye ye mal olmuş hayvansal kökenli birçok ürün tüm Dünyada büyük beğeni ile tüketilmekte, marketlerde özel bir talep görmektedirler. Bu ürünler arasında keçiden elde edilen süt ürünleri ve el sanatları da bulunmakta olup hem üreticisine gelir hem de ülke tanıtımına katkıda bulunmaktadırlar. Keçiden elde edilen bir çok ürünün coğrafik işaretli ürün olarak kabul edilebilir olmasına karşın konu Türkiye için yeni olup gereken ilgi gösterilmemekte var olan bir kaynak ülke ekonomisine yeterince katkı sağlayamamaktadır. Bu çalışmada; Türkiye de kaynaklı hayvansal ürünlerin hangilerinin coğrafi işarete sahip olduğu keçi yetiştiriciliği orijinli ve bir ürünün coğrafi işarete sahip olabilmesi için hangi süreçlerden geçtiği ve hangi ürünlerin bu işaret sahip olabileceği hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Küreselleşme, coğrafi işaret, hayvansal gıda, keçi, keçi ürünleri Evaluation Possibilities of Goat Products as GIs Products in Globalization Period Geographical Sign is a name which indicates the origin of a product which possesses a specific quality, reputation or other characteristics attributable to that place, area, region or country of origin. GI sign can be used for different plant products, animal products, natural products, minerals and handcrafts. There are many kinds of local products known as GIs products. The name of a place, an area or a region of a product originating from that particular place, area, region or in exceptional cases a country, of which the geographical boundaries have been defined, and that the quality or characteristics of the product are essentially or exclusively due to the inherent natural and human factors of this place, area or region, and that the production, processing and preparation activities of all of which take place within the defined boundaries of this place, area or region. Turkish Patent Institute (TPE) is responsible for the GI products registration process. There are legal systems and governmental agreement arranged on GI products registration in Turkey. As is known that Turkey has different kinds of animal products which are demanded by the other countries and there is some goat milk and goat hand made products. However big part of goat products can be evaluated as GI products, GI products are not common in Turkey and these important sources were not used effectively for rural development. In this article, the opportunity of GI animal products importance and possibility of goat GI product producing were discussed and the importance of Goat GI products for Turkey. Keywords: Globalization, GI sign, animal product, goat, goat products Giriş Hayvansal kökenli gıdaların üretiminde entegre üretim sistemlerinin kullanımı ve yüksek teknoloji kullanımı ile özellikle hayvan beslemede geliştirilen yeni teknikler gıda güvenliğini daha da önemli bir konuma taşımıştır. Bir yandan artan nüfusu doyurmak en büyük sorunlardan birini oluşturmakta diğer yandan pazareın istediği miktar ve kalitede ürün üretmek ve bu istekleri karşılarken tarımsal üretim politikaları ve özellikle kırsal kalkınma staratejileri ile uyumlu olmak uzmanları büyük ölçüde zorlamktadır. Son yıllarda tüketicilerin bilinç seviyesindeki gelişime bağlı olarak tarımsal üretimde de farklı üretim konseptleri devreye girmiştir. Bu oluşumlardan ilk akla geleni organik tarım ve sağlıklı gıda üretim sistemleridir. Zaman içerisinde tüketicilerin gerek ekonomik seviyelrindeki değişim gerek tüketim alışkanlıkları üreticilerin farklı ürünleri üretmelerine neden olmuştur. Özellikle metropollerdeki yaşam koşulları tüketicileri geleneksel gıdalara yöneltmiş bu istek artan 416
437 bilinç düzeyi ile biraraya geldiğinde tüketilen gıdanın üretim şekli ve orijini büyük önem kazanmaktadır. Kökeni geçmişe dayanan ve üretildiği yörenin ismiyle anılan bazı ürünler tüketicinin talebi ile giderek önem kazanmış, geleneksel yöntemlerle üretilen gıdaların üretim şekillerinin ürüne eklenmesiyle tüketici bu tür ürünlere daha fazla fiyat ödemeyi kabullenmiştir. Bu tür ürünlerin özellikle kırsal yerleşimlerde küçük çiftliklerde sınırlı miktarlarda üretiliyor olması aynı zamanda küçük üreticiyi desteklemekte ve kıral kalkınmaya da ivme kazandırmaktadır. Bu tür ürünlerin yok olma tehdidi altında olan geleneksel üretim yöntemlerini koruması yanı sıra biyoçeşitlilik ve gen kaynaklarını koruma gibi işlevleri bu tür ürünlerin önemini gidertek artırmaktadır. Buraya kadar özellikleri anlatılmaya çalışılan ürünler günümüzde coğrafi işaretli ürün olarak tanımlanmakta olup her ülke kendi ülke koşullarında bu ürünleri tescil etmekte daha sonrada uluslararası yasal prosedürleri yerine getirmek koşulşu ile dünya pzarlarında kendi ülkesine ait olduğunu belirteen tescil sürecini tamamlayarak pazarlamaktadır. Nitekim dünyaca ünlü Rokfour peynirleri Bordeux şarapları coğrafi işaretli ürün olarak ilk akla gelen ürünler olup yüksek fiyatla uluslararsı pazarlarda alıcı bulmaktadırlar. Türkiye özellikle hayvansal kökenli gıdalarda sahip olduğı çeşitlilik açıısndan coğrafi işaretli ürünlerde büyük potansiyele sahiptir. Bugüne kadar konu üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmış olup belirli bir mesafe katedilmişsse de yeterli değildir. Kürsel ekonominin geçerli oldğu dünyamızda ülkeler mevcut potansiyelleirni en iyi şekilde değerlednirmek ve uluslararsı pazarlarda ürünleirni en yüksek fiyatla satmak zorundadır. Bu bağlamda gerekli koşulların oluşturulması ve üreticilerin yönlendiirlmesi büyük önem taşımaktadır. Coğrafi İşaretli Ürün Nedir? Coğrafi işaret; belirgin bir niteliği, ünü ve sahip olduğu özellikler itibarı ile köken aldığı bir yöre, alan, bölge veya ülke ile özdeşleşmiş bir ürünü gösteren işarete verilen isimdir. Bu işarete sahip ürün, hayvansal, bitkisel, doğal, maden ve el sanatların ait ürünler olabilirler. Ün ve kalitelerini bulundukları yerin özgün doğal koşulları ya da beşeri faktörünün bilgi, beceri, deneyim ve geleneklerinden alan bu tipik ürünler yöresel ürün ya da güncel olarak coğrafi işaretli ürün olarak sınıflandırılmaktadır. Dünyada ve Avrupa da Coğrafi İşaretli Ürünler Nelerdir Nasıl Tanınır Avrupa'nın belli başlı tarımsal ürün üreticileri, kırsal kalşkınmanın detelklenmesi, ünlü ürünlerin tklitlerinden sakınılması ve yanlış kullanımının engellenmesi ve özel ürünler hakkında tüketicilerin bilgilendirilmesi gibi nedenlere dayalı olarak tarımsal ürünlerde özellikle son 50 yılda giderek artan bir oranda yüksek kaliteli ve sağlıklı ürünler üretimine yönelmiştir. Özellikle Fransa, İtalya ve İspanya başta olmak üzere tarımsal ürün pazarında ürün çeşitliliği yanında kaliteli ve gıda güvenliği açısından değerli ürünler üretmede başı çekmektedirler. İtalyanların Permazan, Gorgonzola, Grana Pedano, Mozzeralla di Bufala Campana, Fransızların; Comte, Roquefort, Reblochon, Chevrotin peynirlerine ait coğrafi işaretlerin kökeni bazı çeşitlerde 13. yüzyıla kadar inmektedir. Yine İtalyanların Parma ve Toscano Jambonu, Yunanlıların Feta beyaz peyniri, Çek kristali ve Hint halısı ilk akla gelen Cİ ürünler arasında sayılabilirler. Fransada oldukça gelişmiş olan sistem dahilinde sadece şarap ve alkol sanayinde Cİ ürün sayısı 466 adettir. Bu sektörden yıllık elde edilen gelir 13.5 milyar Avro olup bu miktarın 4.5 milyarı uluslararsı pazarlardan elde edilmektedir. (Keller, 2005). Yine Fransada Ci süt ürünlerine baktığımızda 45 Cİ ürün olduğu bunların 40 tanesinin peynir, 4 tanesinin tereyağı ve 1 tanesininde kaymak olduğu bildirilmektedir (keller, 2005). Bu sektörde çalışan üretici sayısı 24 bin civarındadır. Coğrafi işaretli süt ürünleri üretimi toplam üertimin %20 sini oluşturmaktadır. Bu sektörde dolaşan para miktarı ise 2 milyar avro civarındadır. 417
438 Uluslararası platformlarda yasal tanımlamayı sağlamak için yöresel kavramı Coğrafi işaretler terimi altında toplanmıştır. Uluslararası platformlarda 3 tip tanımlama bulunmaktadır(berard and Marchenay, 2008). Bunlar; Coğrafi işaretler koruması (Protection of Geographical Indications-PGI) Menşe adı koruması (Protection Designation of Origin-PDO) Geleneksel Özel Garanti (Traditionally Speciality Guaranteed-TSG) Türkiyede Mevcut Durum Ve Coğrafi İşaretli Hayvansal Ürünlerimiz Nelerdir? Türkiye de Cİ korunması hakkında düzenlemeler yapılması; 8/6/1995 tarihli ve 4113 sayılı kanunun verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 24/6/1995 tarihinde kararlaştırılmış olup Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında 555 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiştir. Coğrafi işaretlerin tescili için yetkili merci Türk Patent Enstitüsüdür (TPE). Yurt içinden veya yurt dışından yapılacak tüm başvurular Türk Patent Enstitüsüne veya onun yetkili kıldığı makama yapılır. TPE verilerine göre Türkiyede Çİ ürün sayısı 124 adet ve başvuru aşamasındaki ürün sayısı ise 106 adettir (Anonim, 2009). Türkiye de TPE tarafından tescil edilmiş hayvansal kökenli CI ürünler 30 ERZİNCAN TULUM PEYNİRİ (ERZİNCAN TİCARET VE SANAYİ ODASI) 35 KAYSERİ SUCUĞU (KAYSERİ TİCARET ODASI) 36 KAYSERİ PASTIRMASI (KAYSERİ TİCARET ODASI) 57 SİİRT BATTANİYESİ (SİİRT VALİLİĞİ İL ÖZEL İDARE MÜDÜRLÜĞÜ) 59 PERVARİ BALI (SİİRT VALİLİĞİ İL ÖZEL İDARE MÜDÜRLÜĞÜ) 68 SİİRT BÜRYAN KEBABI 72 ZARA BALI 73 AFYON PASTIRMASI 74 AFYON SUCUĞU 78 İNEGÖL KÖFTESİ 82 MARAŞ DONDURMASI 86 EZİNE PEYNİRİ 93 EDİRNE BEYAZ PEYNİRİ 115 AFYON KAYMAĞI 116 ERZURUM CİVİL PEYNİRİ 418
439 Keçiciliğin Coğrafi İşaretli Ürünler Açısından Avantajları Nelerdir? Keçi yetiştiriciliği, gerek diğer türlerin değerlendiremediği besin maddelerini değerli hayvansal kökenli ürünlere çevirimindeki avantajı yönleri gerek olumsuz çevre koşullarına uyum yeteneğinin yüksek olması gibi özellikleri ile hayvansal üretimde önemli bir yere sahiptir. Ayrıca keçi sütünden elde edilen ürünlerin çok çeşitli ve tüketici tarafından tercih ediliyor olması keçiyi diğer hayvan türleri arasında önemli bir konuma taşımaktadır. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin yetersiz çevre koşullarına en iyi şekilde uyum sağlaması özellikle Akdeniz e kıyısı olan ülkelerdeki coğrafi koşulların uygunluğu keçiciliği vazgeçilmez kılmaktadır. Türkiye nin Akdeniz e kıyı illerinde bulunan yerleşim bölgeleri ve Toroslar da keçi eti ve keçi peynirleri büyük ilgi, görmekte ve insanlarımızı tarafından tercih edilemektedir. Yine Kahramanmaraş ilimizle özdeşlemiş dondurmamızın ana hammadesini keçi sütü oluşturmakta ve aynı bölgede keçi peyniri en değerli peynirler arasında yer almaktadır. Süt fiyatlarının en düşük olduğu dönemlerde dahi keçi yetiştiricisi bu bölgede keçi sütünü TL arasında değişen fiyatla satmakta ve bölgede yagın olarak bulunan yerli ırkımız Kilis keçileri yetiştiriciler tarafından oldukça büyük rağbet görmektedir. Bu bağlamda bu tür yetiştiriciliğin gen kaynakları ve biyoçeşitlilikle olan yakın ilişkisi ve kırsal kalkınmaya olan katkısı da bir kez daha önemini hissettirmektedir. Keçinin et ve sütünden elde edilen ürünlerin çeşitli olması yanı sıra liflerinden elde edilen dokuma ürünleri ve el sanatlarıda birçok ülkede agroturizm faaliyetleri şeklinde ekonomiye katkı sağlamaktadır. Özellikle Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkeler özel üretilmiş keçi peynirlerini uluslararası pazarlara da aranılan ürün haline getirmişlerdir. Nitekim bu ürünler zaman içerinde üretildikleri bölgenin özellikleri ve üretim şekillerini de temsil edecek şekilde tescil edilerek gerek üreticisine gerek ülke ekonomisine katma değer yaratmaya başlamışlardır. Türkiyenin gen kaynağı olma özelliğini taşıyan Ankara keçisi bu noktada ilk akla gelen ırkımızdır. Değerli, dokuma ürünlerine hammadde sağlayan tiftik ancak bu ırkımızdan üretilmekte ve sahip olduğu üstün özellikleri ilşe özellikle el yapımı turistik dokuma ürünlerin üretimi için büyük bir potansiyel oluşturmaktadır. Tekstil sanayinin sentetik liflere olan talebi artsada akılcı ve Pazar koşullarına uygun üretim politikaları ile hem Ankara keçisi üretici desteklenebilir hem de agroturizme yönelik yetiştiricilik ve üretim Türkiye için değerlendirilmesi gerekli bir potansiyel oluşturmaktadır. Buna ek olarak Siirt Battaniyesi de yine coğrafi olarak işaretlenebilecek önemli ürünlerden birisi olarak dikkati çekmektedir. Son yıllarda tüketicilerin bir kısmı tercihlerini sığır etinden yana kullansa da özellikle Türkiyeninde içinde olduğu Akdenize kıyısı olan yerleşim alanlarında keçi eti hala sevilerek tüketilmektedir. Türkiye de benzer tüketim alışkanlıkları mevcut olup sadece keçi etine dayanan tüketim şekilleri de mevcuttur. Örneğin Bitlis İli ve civarında sadece keçi etinden yapılan ünlü Büryan kebabı ilk akla gelen örnektir. Yine Türkiye genelinde keçi peynirlerinin ne kadar rağbet gördüğü bilinen bir gerçektir. Nitekim geleneksel üretim koşullarında bir kısım tüketicler bir yıl önceden keçi yetiştiriclerine sipariş vermek yoluyla keçi peynirleri ürettirmekte ve keçi peynirine olan talebi canlı tutmaktadırlar. Özellikle kıyı Akdeniz ve toroslarla doğu akdenizde bu tür tüketim şekilleri yaygın olup keçi peyniri üretiminin turizmin yoğun olduğu akdenize kıyı şehirlerimizdeki otellerin hizmetine sunulması büyük önem arz etmektedir. Bu bağlamda üretilen birçok keçi peynirinin yanı sıra Kıbrıs la özdeşlemiş olarak bilinen ancak Türkiyede de üretimi yapılan hellim peyniri keçi sütünden üretilen ünlü peynirlerimize en iyi örneği oluşturmaktadır. Yapılan araştırmalar sonucu ortaya konan bir gerçekte keçi sütünün özellikle bebeklerin beslenmesinde taşıdığı önemdir. Bilindiği üzere keçi sütü yapısal özellikleri ve sahip olduğu proteinlerin Bebekler tarafından hazım olabilirliği açısından büyük bir avantaja sahiptir. Keçi sütünün sahip olduğu yüksek kuru madde oranı ürünlerin kalitesine olumlu yönde etkilemekte ve tercih edilebilirliğini artırmaktadır. 419
440 Öneriler Verilen bilgiler doğrultusunda Türkiye için bir takım önerilerde bulunmak mümkündür. Bunlar; Türkiye bitkisel üretimde olduğu gibi hayvansal üretimde de ürün çeşitliliği açısından büyük bir zenginliğe sahip olup bu biyoçeşitlilik değerlendirilmelidir. Cİ ürünler Türkiye gibi ülkeler için büyük bir avantaj sağlamakta olup bu potansiyel zaman kaybetmeden ekonomiye ve tarımsal üretime kazandırılmalıdır. Cİ ürünler tüketici tarafından farklı tercihler ile uygulamada olsada yapılacak bilinçlendirme çalışmaları ile konunun bilimsel altyapıya oturtulması zorunluluğu vardır. Kırsal kalkınma için özellikle küçük ölçekli tarımsal işletmelerin yoğun olduğu ülkemizde Cİ ürün üretme potansiyeli mevcuttur ve hayvansal üretim yapan yetiştiricilere nefes aldırmak için önemli bir avantaj oluşturmaktadır. Türkiye özellikle küçükbaş hayvansal üretimde Avrupa ve Akdenize kıyısı olan ülkeler arasında önemli bir yere sahiptir ve bu potansiyel bir an önce harekete geçirilmelidir. Türkiyede Cİ ürünler için çalışmalar TPE tarafında yürütülmekte olup bir altyapı oluşturulmuştur. Mevcut altyapının üretici ve uluslararsı pazarlar ile buluşturulma ihtiyacı vardır. Konu üzerinde gerek üniversitelerin gerek özel sektör gıda üreticileri ile Sanayi ve ticaret odalarının koordinasyon halinde çalışmaları kaçınılmazdır. Tarım ve Köyişleri bakanlığı öncelik arz eden hayvansal kökenli Cİ ürünleri bir an önce belirlemeli ve konu için TPE ve gıda sanayi ve bilimsel kuruluşlarla koordinasyonu sağlamalıdır. Cİ ürünlerin önemi konusunda yetiştiricleri bilinçlendirme çalışmaları başlatılmalı tüketicler ise konu ile ilgili olarak tanıtım kampanyaları ile konu hakkında bilgilendirilmelidirler. Gıda güvenliği açısından özellikle avantaj sağlayan bu tarz üretim sistemleri aynı zamanda çevre koruma ve sürdürülebilir tarım uygulamaları açısından büyük önem arz etmektedir. Türkiye nin uluslararası pazarlarda yer alan tek Cİ ürünü baklavadır. Varolan potansiyelin değerlendirilememesi ülkemize ait olan ürün ve üretim yöntemlerinin diğer ülkeler tarafından sahiplenilmesine neden olmakta ülke ekonomisi zarara uğramaktadır. Buna yönelik olarak özellikle sahip olduğumuz diğer üretim dallarında olduğu kadar keçi yetiştiriciliği orijinli ürünlerin etiketlenerek ulusal ve uluslar arası düzeyde ekonomiye kazandırılması bu sektörün gelecekte güçlü yönlerinden birisi olacaktır. Kaynaklar Anonim, Cografi İşaretler. Bérard L. and Marchenay, P From Localized Products to Geographical Indications. Awareness and Action. Ressources des terroirs Cultures, usages, sociétés. UMR Eco-Anthropologie et Ethnobiologie. France. Bruce A. B and Roxanne, C Geographical Indications and Property Rights: Protecting Value-Added Agricultural Products. MATRIC Briefing Paper 04-MBP 7. Ames, Iowa. Daskiran, I and Mehraban AB Registration Process Of GI Animal Products In Turkey. FAO Regional Expert Meeting. Livestock Based Geographical Indication Chains as an entry point to maintain agrobiodiversity. FAO-REU October 2009, Budapest, Hungary Keller, V Geographical Indications, a land of Opportunities. INAO-France Jakarta,
441 Türkiye ve Dünya da Keçilerden Elde Edilen Ürünlerin Durumu Şebnem KARA UZUN, Şeniz ÖZIŞ ALTINÇEKIÇ Uludağ Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, 16059, BURSA Dünya da 20 yy lın sonlarından itibaren keçi yetiştiriciliği, tarımdaki gelişme, sosyal ve ekonomik göstergelere bağlı tüketici talepleri, kaliteli ve sağlıklı gıda ürünlerine duyulan ihtiyaç sebebiyle önemli bir ilerleme göstermiştir. Keçi yetiştiriciliği ekstansif koşullardan entansif koşullara kadar farklı çevre koşullarında yapılabilmesi sebebiyle sadece düşük gelir düzeyine sahip ülkelerde değil yüksek ve orta gelir düzeyli ülkelerde de önemli bir üretim etkinliğine dönüşmüştür. Keçilerden et, süt, keçi sütünden yapılan yöresel peynirler, tereyağı, yoğurt, bebek maması gibi gıda ürünleri, kozmetik ürünleri, kıl ve deri gibi ürünler elde ediliyorken, ırk ve üretim sistemlerine göre anılan ürünlerin önceliği, ülkeden ülkeye değişmektedir. Türkiye de son yıllarda hayvansal üretime dayalı gıda sektöründe önemli ilerlemeler gerçekleşmiş, bu durumun sonucu olarak ta keçi sütü üretimi gibi çeşitli üretim dallarına da bir yöneliş olmuştur. Türkiye mevcut hayvan varlığının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra pazar beklentilerini karşılayacak bir üretim yapılanmasıyla yurtiçi piyasalar kadar yurtdışı piyasalarda da uygun pazar fırsatları yakalayabilecektir. Anahtar kelimeler: Keçi üretimi, keçi sütü, keçi eti, keçi peyniri Situation of Products Obtained from Goats in Turkey and in the World Goat farming in the world since the end of 20 century, had a significant process because of agricultural development, social and economic indicators based on consumer demand, quality and healty food products. Goat production is because of the reason that can be different enviromental conditions like intensive and extensive conditions have become an important production activity not only in low-income countries also in high and middle income countries. Food products like milk, meat, local cheeses, butter, yogurt, baby food, cosmetics, hair and skin being obtained from the goats, according to the breed and production systems, priority of these products varies to country to country. Animal products in Turkey in recent years, significant advances have occurred in food industry the based on this situation and has become an intension on goat milk products and various branches of production. Turkey will be able to capture aprociate market opportunities, conservation and development of existing animal species as well as a production of meet market expectations as the national markets and international markets. Keywords: Goat farming, Goat milk, Goat meat, Goat Cheese Giriş Keçi yetiştiriciliği genellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülke insanlarının geleneksel ve vazgeçemedikleri bir üretim koludur. Bunun yanısıra keçi eti dünyada en çok üretilen ettir ve dünya çapında inek sütünden daha fazla keçi sütü tüketilmektedir. Keçi etinin gelişmekte olan ülkelerde yaygın oluşu söz konusu ülkelerin çoğrafi ve doğal kaynaklarına bağlı olmasının yanısıra keçi türünün doğal nitelikleriyle de sıkı ilişki içindedir. Genel olarak gelişmekte olan ülkelerde keçi sütü temel bir besin maddesi oluştururken endüstrileşmiş ülkelerde bu süt ürün çeşitliliği ile diyet ve sağlık sektöründe alternative pazar olanakları bulmaktadır. Dünya da ve Türkiye de Keçi Ürünlerine Bakış Keçi yetiştiriciliği gerek kolay bakım ve beslenmeleri gerekse sütlerinin yüksek besin değerine sahip olması nedeni ile farklı toplumlarda artan bir önem kazanmaktadır. Dünyada keçi sütüne talebin hergün arttığı bir dönemde, gelişmekte olan ülkelerde üretilen toplam sütün sadece %5 i ticari olarak değerlendirilmektedir. Elde edilen ürünler genelde işletme içinde tüketilmekte yada yerel pazarlarda satılmaktadır. Bu tip ülkelerde sığır sütü için geliştirilen organizasyonlar keçi sütü için uygulama alanı bulamamıştır (Koyuncu, 2005). Günümüzde Amerika ve Avrupa nın bazı ülkelerinde inek sütü üretimi yeter düzeydeyken, süt keçisi yetiştiriciliği için özel çiftlikler 421
442 kurulmakta bunlardan elde edilen süt ürünleri yüksek fiyatlardan talep görmektedir. Birçok ülkede (Yakın doğu, Afrika, Asya, Güney Amerika) keçi sütü ürünlerinin ticari pazarı gelişmemiştir. Bu ülkelerde elde edilen sütün büyük bir kısmı işletmelerde peynire işlenmektedir. Fransa, Isviçre, İspanya, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde keçi sütü saf veya inek sütüyle karıştırılarak daha çok pıhtılı peynir ve birçok küflü peynirin yapımında kullanılmaktadır (La Pape, 2004). Keçi sütlerinden peynirin dışında süt tozu, yoğurt koyulaştırılmış keçi sütü, tereyağı, kefir, cilt kremleri ve sabun gibi süt ürünleri de yapılmaktadır. İnek sütüne alerjisi olan kişiler içinde alternatif olabilecek bir üründür. Ayrıca keçi sütünün yağ tanecikleri küçük olduğu ve kümeleşmediği içinde kolay sindirilebilmekte süt çocuklarının ve mide rahatsızlığı olan kişilerin beslenmesinde yararlı olmaktadır. AB de özellikle keçi sütü üretim miktarları dikkate alındığında, bu sütlerden elde edilen ürünlerin önemli bir pazar fırsatı yarattığı, Yunanistan ve Bulgaristan gibi, Türkiye nin de bu pazardan pay alabileceği belirtilmektedir (Şekil 2)(Peynirci, 2007). Modern süt keçiciliğinde model ülke kabul edilen Fransa da sütün %90 dan fazlasının peynir üretiminde kullanıldığı, yine İspanya da önceki yıllarda keçi, koyun ve inek sütünün karıştırılarak değerlendirilmesine karşın, bugün keçi sütünün tek başına değerlendirildiği belirtilmektedir (Güney, 2006). Diğer taraftan Fransa da devlet destekli ve özel organizasyonlar, sektörün gelişmesinde önemli bir görev üstlenmişlerdir. Aynı zamanda keçi ürünleri Fransanın birçok dağlık bölgesinde Agro turizm ile birlikte anılmaktadır. Bu eğilim diğer Avrupa ülkelerinde de görülmektedir (Koyuncu 2005) Avrupa Birliği Yunanistan İspanya Bulgaristan İtalya Romanya Portekiz Fransa 0 Bulgaristan Yunanistan Portekiz Fransa Şekil 1. AB keçi eti üretiminde çeşitli ülkelerin üretim miktarları (ton) (FAOSTAT, 2008) Bulgaristan Yunanistan İtalya Portekiz İspanya Fransa Avrupa Birliği 0 Bulgaristan İtalya İspanya Avrupa Birliği Şekil 2. AB keçi sütü üretiminde çeşitli ülkelerin üretim miktarları (ton) (FAOSTAT, 2008) 422
443 Ülkemiz doğal bitki örtüsü, toprak yapısı, ekolojisi ve sosyo-ekonomik yapısı nedeniyle küçükbaş hayvan yetiştiriciliğine uygun olmakla birlikte keçi yetiştiriciliği Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde aile işletmeciliği, Güneydoğu Anadolu bölgesinde sürü yetiştiriciliği şeklinde yapılmaktadır. Türkiye 6.3 milyon baş keçi sayısı ile 861 milyon baş dünya keçi potansiyelinin %0.7 sini oluşturmaktadır (Çizelge 1.) (TUİK, 2008). Türkiye de son yıllarda hayvansal üretime dayalı gıda sektöründe önemli ilerlemeler olmuş bu durumun sonucu olarakta keçi sütü üretimi gibi çeşitli üretim dallarına bir yöneliş olmuştur. Keçi sütü üretim bazı modern tesislerde gıda güvenliği yüksek keçi sütü ürünlerinin üretimi ağırlık kazanmaya başlamıştır (Demirbaş, 2009). Yakın gelecekte Avrupa birliği ile gerçekleşecek ekonomik entegrasyonla birlikte alındığında Türkiyede süt keçiciliğinde önemli gelişmeler yaşanabileceği beklenmeli ve yapısal ve bilimsel gelişmeler şimdiden ağırlık verilmelidir. Çoğu gübrelenmeyen doğal otlak ve mera kaynaklarının ekstansif olarak kullanılmasına dayanan keçi yetiştirme sistemleri ile kolaylıkla organik sisteme geçiş yapılabileceğine inanılmaktadır. Ülkemizde özellikle Akdeniz, Ege ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yetiştirilen keçilerden elde edilen süt değişik yöresel ürünlere işlenerek değerlendirilmektedir. Bu bölgelerimizdeki başlıca ırk Kıl keçisi olmakla birlikte Doğu Akdeniz bölgesi Kilis ve Şam keçisi gibi yerel keçi ırkları bakımından da oldukça zengin sayılabilir. Bu bölgede ekstansif koşullarda yetiştirilen keçilerden elde edilen süt, özellikle peynir, tuzlu yoğurt, tereyağı gibi ürünlere işlenerek değerlendirilmektedir. Ülkemizde keçi sütü bunlar dışında dondurma ürünlerinin yapımında da kullanılmaktadır. Ulusal bir tad olmaktan çıkan ve ünü dünyada da yayılan Maraş dondurması keçi sütünden yapılmaktadır. Bununla beraber ülkemizde keçi sütünden elde edilen gelirlerin arttırılmasındaki önemli engellerden birisi üretimin mevsimsel olmasıdır. Bu durum ülke genelinde veya bir bölgede yılın belirli aylarında keçi sütü azalmasına veya hiç olmamasına buna bağlı olarakta fiyatta önemli dalgalanmalara neden olmaktadır. Çizelge 1. Türkiye keçi sayıları ve keçiden elde edilen ürün miktarları (TUİK, 2008) Kıl Keçisi Tiftik Keçisi Toplam Keçi sayısı (baş) Sağılan Hayvan Sayısı (baş) Süt (ton) Yün, kıl, tiftik (ton) Kesilen Hayvan Sayısı (baş) Et (ton) Deri (baş) Amerika Birleşik Devletlerinde 2007 den 2008 e keçi eti üretimi %4 oranında artış göstermiştir. Amerika birleşik devletlerin de keçi etinin ekonomik önemi ve keçi etine artan istek ve vegetasyonun bozulmadan kontrolüne duyulan ilgiye bağlı olarak artmaktadır. Ayrıca bu ülkede keçi etinin popularitesinin artmasına en büyük etken burada yaşayan ve keçi eti, sütü ve süt ürünlerini tercih eden geniş bir etnik grubun bulunmasıdır. Hispanik, Müslüman ve Karayipliler keçi etini tercih etmekte bazılarına Chevon bazılarına da Cabrito adını vermektedirler. Bunun yanısıra sınırlı kaynaklar karşısında keçi küçük ölçekli veya yarı zamanlı hayvan yetiştiriciliği için uygun ve alternatif bir çiftlik hayvanıdır (Coffey, 2006). AB de keçi sütünden elde edilen özellikle yöresel peynirlerin üretimi ve tüketimi artarken, keçi etinde de kendine yeterlilik sağlanamamaktadır (Şekil 1). Çin dünyanın en büyük kaşmir üreticisi olmasına karşın Avustralya, Yeni Zelanda ve Amerika Birleşik Devletleri kaşmir 423
444 üretiminde yeni yeni bir yer edinmeye başlamışlardır. Yeni Zelanda ve Avustralya da devlet politikaları keçiden elyaf üretimini teşvik edici düzeyde bulunmasa da bu iki ülkenin teknik uzmanlıkları ve doğal kaynaklarının zenginliği kaşmir, tiftik ve kaşgora fiyatlarının artışı karşısında ciddi bir rekabet ortamı doğurabilecektir. Tiftik üretimi Güney Afrika da, Amerika Birleşik Devletleri ve çok az da olsa kısmen Türkiye de tarımsal girdileri sert koşullarla sınırlı olmasına karşın önemli bir üretim etkinliğine dönüşmüştür. Avrupa ülkelerinde taranıp, tops ve iplik haline getiren bir endüstri gelişmiştir. Son yıllarda Güney Afrika en fazla Tiftiği üretmesine karşın, belirli iklim ve ekonomik koşullar tiftik için mevcut taleple birlikte yetiştiricileri tiftik üretimi ve diğer hayvancılık daları arasında bir tercihe zorlayabilir (Lupton, 1996). Türkiye nin canlı keçi, keçi eti ve peyniri ithalatı önemsenmeyecek bir düzeydedir. Keçi derisi ithalatı da İtalya ve İspanya nın hemen ardından gelmektedir. Koyun yapağısı kadar olmamakla birlikte, keçi ince kılı ithalatı da önemli düzeylerdedir. İhracat açısından değerlendirildiğinde, canlı keçi ihracatının azaldığı ve son yıllarda yapılmadığı, keçi eti ihracatının ise bulunmadığı görülmektedir. Hayvan sağlığı koşullarına uyumda yaşanan sıkıntılar keçi eti ihracatını olumsuz etkilemektedir. Keçi derisinde ihraç edilenden çok daha fazlası ithal edilmektedir. Bu tür ürünlerde işlemeye uygun nitelik ve kalitenin sağlanması dış ticaret gelirleri açısından avantaj sağlayabilecektir (Demirbaş, 2009). Yörükler keçi peyniri ve eti tükettikleri gibi keçi kılından da yararlanırlar. Keçi kılları (üst kaba kıllar ve alt ince kıllar) aile içi tüketimi haricinde yoğun biçimde kullanılmamakta, bunlardan kıl çadır, heybe, kilim halı gibi eşyalar dokunmaktadır. Az miktarlarda da olsa. Arap ülkelerine kıldan yapılma çadırlar ihraç edilmektedir. Aile içi tüketim haricinde bir ekonomik önemi bulunmayan keçi liflerinden daha yoğun biçimde yararlanmanın yolları araştırılmalıdır. Keçi yetiştiren işletmelerde ülke ekonomisine halı, kilim dokumacılığının önemi dikkate alındığında, Türkiye de hem ince alt kıldan ürünlerin üretim ve tüketiminin hemde üst kılların kullanımının yetiştiricilere önemli katkılar sağlayacağı ortadadır. Sonuç Türkiye mevcut hayvan varlığının korunması ve geliştirilmesinin yanı sıra pazar beklentilerini gösterge alan üretim yapılanmasıyla yurtiçi piyasa kadar yurtdışı piyasalarda da pazar fırsatları yakalayabilecektir. Bunun önünde duran en önemli engel hayvan hastalıkları konusudur. Oysa hayvan sağlığı ve hayvansal ürünlerde gıda güvenliği pazarlamanın vazgeçilmez unsurlarıdır. Süt dışındaki diğer keçi ürünlerinde de kalite odaklı üretim ve pazarlama sistemlerinin kurulması ve sürdürülmesi de önemsenmelidir. Türkiye AB ye üye olma ve olmama olasılıkları karşısında kırsal kalkınmanın önemli dinamiklerinden biri olan keçi ürünlerinde üretim ve pazarlama fırsatlarını değerlendirmelidir. Kaynaklar Coffey, L., Meat Goats: Sustainable Production,National Sustainable Agriculture Information Service, , A Publication of ATTRA, IP:200, Slot:285, Version:082106, Demirbaş, N., Tosun, D., Taşkın T AB Üyesi Kimi Akdeniz Ülkeleri ve Türkiye de Koyun-Keçi Üretim ve Dış Ticareti.Hayvansal Üretim 50(1): 45-53, 2009 FAOSTAT (Ocak 2010). Güney, O Röportaj, Hasad Hayvancılık 255:14-17 Koyuncu, M Keçi Yetiştiriciliğinin Dünya ve Türkiye Stratejileri. Süt keçiciliği Ulusal Kongresi. s , İzmir. 424
445 Le Pape, M The French goat s cheese sector. The reason for it s success. The Future of the Sheep and Goat Dairy Sectors, International Symposium Session 2, Zaragoza, Spain. Lupton C.J Prospects for expanded mohair and cashmere production and processing in the United States of America.J Anim Sci 74: Peynirci, A Türkiye de süt sanayinin mevcut durumu ve AB ye uyum açısındandeğerlendirilmesi. AB Üyelik Sürecinde, Türkiye de Süt Sektörünün Mevcut Durumu. Rekabet Olanakları Sempozyumu. İzmir, s TUİK tuik.gov.tr. (Ocak 2010) 425
446 Günahları Keçiye Yükledik! Hande Işıl AKBAĞ 1, Harun BAYTEKİN 2 1 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 17020, Çanakkale 2 Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, 17020, Çanakkale Ülkemiz orman varlığının %50 si bozuk mera alanları olarak ifade edilmekte ve genellikle bu alanlar çalı meralarının tarifinde kullanılmaktadır. Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde yaklaşık 7,5 milyon ha alanı kaplayan maki bitki örtüsü mevcuttur. Bu alanların ekolojik ve ekonomik olarak sürdürülebilirliği keçi otlatması ile yakın ilişkilidir. Kolaycı bir yaklaşım tarzıyla ormanlık alanlara hayvan sokulmasının yasaklanması ya da keçinin ortadan kaldırılmasının ormanların sürdürülebilirliği açısından olumlu sonuçlar doğurmayacağı, aksine karşılıklı faydalanabilirliği ortadan kaldıracağı, bu açıdan farklı yaklaşım tarzlarının benimsenerek çiftçilerin otlatma yönetimi bağlamından eğitilmesi önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Keçi, orman, maki Giriş Günah Keçisi nin taşıdığı anlama ilişkin farklı yaklaşımlar mevcuttur. Günah Keçisi Yahudilerin geçmişte her yıl günahlarını yükledikleri inancıyla çöle ya da vahşi tabiata salıverdikleri tüm Yahudi Toplumunun günahlarını sırtında taşıyan keçiye verilen addır. En önemli Günah Keçisi teorisi Gigard (1982) tarafından ortaya atılmıştır. Günah Keçisi, klasik çağ öncesi (MÖ ) toplumlarda başkasının yerine kurban edilen anlamında kullanılan bir terimdir. Toplumları olumsuz etkileyen olaylar karşısında çaresiz kalınmakta ve bir suçlu aranmaktadır. Toplum tarafından bulunan suçlu ya da suçlular yok edilmektedir. Günahın atfedildiği kişi ya da kişiler yok edilerek bireyin ya da toplumun günahlarından arındığı inancı yerleşmiştir. Söz konusu uygulamanın benzeri yakın geçmişten bu yana toplumsal bilinçsizliği örtbas etmek için gerçekleştirilmektedir. İnsan bilinçsizliğinin orman üzerindeki etkisinin faturası keçiye çıkarılarak, keçi varlığı son otuz yıl içerisinde 25 milyondan 5 milyona düşürülmüştür. Fakir adamın ineği olarak ifade edilen keçi, gelişmekte olan ülkelerin kırsal kesimlerinde yaşayan halk için önemli bir gelir kaynağıdır. Kırsal alanda yaşayan halk için keçi yetiştiriciliği düşük gelir ve karlılıkla karakterize bir üretim deseni olarak bilinmektedir. Yetiştiriciliğin doğal koşullara bağımlı olarak yürütülmesi besleme maliyetini düşürmesine karşın kaliteli hayvansal protein üretimi sağlamaktadır. Ülkemiz koşullarında keçi yetiştiriciliği genel olarak tarıma uygun olmayan engebeli arazilerin hakim olduğu bölgelerimizde yayılış göstermektedir. Söz konusu bölgelerde yapılan yetiştiricilikte doğal meralar, çalılık ve fundalık alanlar keçi beslemede önemli yer tutmaktadır. Bu alanların bilinçsiz ve aşırı kullanımı sonucu bitki örtüsü tahribatı söz konusu olabilmektedir. Buna karşın bu alanlarda bilinçli olarak yapılan keçi otlatmasının gerek toprak erozyonu üzerine gerekse biyo-çeşitlilik üzerine olumlu etkilerinin olduğu bildirilmektedir (El-Aich ve Waterhouse, 1999). Türkiye de yaklaşık 7,5 milyon hektar alan kaplayan maki bitki örtüsü Akdeniz, Ege ve Marmara Bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Ülkemizdeki çalılı alanların bir kısmı orman sınıflaması içinde yer almaktadır. Maki bitki örtüsünü oluşturan çalı türleri, sıcaklığa ve susuzluğa direnci yüksek olan türler olması bağlamında keçilerin yıl boyu kaba yem ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynamaktadır (Papachristou ve ark., 2005). Bu alanların kullanımına ilişkin gerekli düzenlemelerin yapılması ve kontrollü bir şekilde otlatmaya açılması sürdürülebilirlik açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada keçi orman ilişkisi değerlendirilerek, bu alanların sürdürülebilirliği açısından çözüm önerileri üretilmeye çalışılacaktır. 426
447 Keçi Mera ve Orman Varlığı Ülkemiz keçi varlığı 5 milyon baş civarındadır. Coğrafi bölgelere göre dağılış dikkate alındığında en fazla keçinin sırasıyla Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde olduğu tespit edilmiştir (TÜİK, 2009). Sabancı ve ark., (2010) son yirmi yılı içine alan zaman diliminde Ülkemiz keçi varlığının beşte bire düştüğünü, buna karşın dünya keçi varlığının iki katına çıktığına dikkati çekmektedirler. Son 47 yıllık süreçte keçi varlığımızda meydana gelen değişimler Çizelge 1 de verilmiştir (FAO, 2009). Çizelge 1. Yıllara göre keçi varlığımızda meydana gelen değişimler Yıl Keçi Varlığı (baş) Mera Varlığı (ha) Orman Varlığı (ha) Çizelge 1 den de izleneceği üzere 1961 yılından 2008 yılına kadar geçen 47 yıllık süreçte keçi varlığında 5 kat bir azalma görülmüştür. Bu azalışın önemli bir kısmı 1980 den sonra meydana gelmiştir. Keçi varlığımızdaki azalmanın başlıca nedenleri arasında kentlere yoğun göçler, yetiştiriciliğin küçük ölçekli aile işletmeleri temelinde yapılması, keçi ürünlerinin düşük fiyattan alıcı bulması, babadan oğla geçen yetiştiricilik pratiğinin gelirinin düşük olması nedeniyle genç nüfus tarafından rağbet görmemesi gibi birçok neden sıralanabilir. Öte yandan bu azalışta keçinin ormanın baş düşmanı ilan edilmesi ve bu yönde uygulanan politikaların etkisi daha büyüktür. Nitekim ormanla ilgili kadastro çalışmaları tamamlandıktan ve ağaçlandırma çalışmaları yoğunlaştıktan sonra keçi yetiştiricileri üzerindeki baskılar artmaya başlamıştır. Ormana verilen zararlar keçi yetiştiriciliğine bağlanmış, özellikle yeni dikim sahalarının bulunduğu alanlarda keçi yetiştiriciliği yasaklanmış yada baskı altına alınmıştır. Mera alanları 1950 den sonra traktörün tarımda kullanılmaya başlamasıyla hızla azalmıştır. Keçilerin daha çok yararlandığı çalılık ve çalılı meraların önemli bir kısmı orman sınırları içinde değerlendirilmiştir. Dünyada ve Ülkemizde Keçi Yetiştiriciliği Keçi yetiştiriciliği genel olarak fakir ve gelişmekte olan ülkelerde daha yaygındır. Bu durum keçinin elverişsiz bakım besleme koşullarına iyi uyum sağlaması ve diğer ruminant türlerin değerlendiremediği yem kaynaklarını (çalı, odunsu türler ve dikenli bitkiler gibi) en iyi şekilde değerlendirerek yüksek kaliteli hayvansal ürüne çevirebiliyor olmasıyla ilişkilidir. Keçiler üstün adaptasyon yetenekleri sayesinde dünyanın birçok yerinde farklı iklim koşullarında yetiştirilebilmektedir. Fakir ve gelişmekte olan ülkelerin yanı sıra gelişmiş ülkelerde de keçi sütü inek, koyun hatta manda sütleriyle rekabet edebilir konumdadır. Söz konusu ülkelerde keçi sütü ve süt ürünleri aranan ürünler arasında yer almaktadır. Keçiden elde edilen ürünlerin bölgesel yada aile içerisinde tüketiliyor olması nedeniyle yapılan istatistiklerde yer almaması ekonomik 427
448 anlamda değerinin tanımlanmasını güçleştirmektedir (Dubeuf ve ark., 2004). Keçi sütü genellikle geleneksel ürünlere işlenerek (peynir) değerlendirilmekte bu özelliği sayesinde de yöresel kimlik kazanmaktadır. Keçi sütü ve et ürünleri koyun ve inek sütünden daha farklı yağ asidi ve amino asit kompozisyonuna sahip olup, inek sütü ile karşılaştırıldığında daha yüksek oranda çoklu doymamış yağ asidi profiline sahiptir (Boyazoğlu ve ark., 2001). Dubeuf ve ark., (2004) keçi yetiştiriciliğinin ileride çok önemli bir yere sahip olacağını ve ürünlerinin büyük marketlerde yer alacağını ifade etmektedirler. Ülkemiz koşullarında yürütülen keçi yetiştiriciliği, tarımsal üretimin mümkün olmadığı, dağlık ve engebeli arazilerde küçük ölçekli aile işletmeleri temelinde geleneksel yöntemlerle yürütülmektedir. Keçi ürünleri ise ya işletme sahibi ailenin beslenmesinde kullanılmakta ya da bölgesel temelde tüketilmektedir. Keçi sütü ve etinin insan beslenmesi açısından değerine ilişkin yeterince tanıtım yapılmamakta ayrıca keçi süt ürünleri büyük marketlerde daha yeni yeni yerini almaktadır. Koyuncu ve ark. (2006) tarafından Marmara Bölgesindeki dört ilde yürütülen bir çalışmada, keçicilik işletmelerinin belli başlı sorunları arasında devlet tarafından yeterince desteklenmemelerini, üretilen sütün pazar imkanı bulamaması ve değerinin altında satılması gibi problemler saptanmıştır. Bunun dışında keçi-orman ilişkileri sorgulandığında ise kıl keçisi yetiştiriciliğinin ormana bağımlı olarak yürütülmesinin sıkıntı yarattığı ve bazı işletme sahiplerinin bu yüzden yetiştiriciliği bıraktığı ifade edilebilir. Ormanlık Alanların Kullanımına İlişkin Esaslar 6831 Sayılı Orman Kanunu 31 Ağustos 1956 yılında kabul edilmiş ve tarihinde ilk kez 9402 sayılı resmi gazetede yayınlanmıştır Sayılı Orman Kanunu'nun orman alanlarında hayvan otlatmacılığını düzenleyen 19. maddesi, tarih ve 2896 sayılı yasa ile değiştirilmiştir. Yapılan düzenlemeye göre, ormanlara her türlü hayvan sokulması yasaklanmış buna karşın kuraklık gibi nedenlerle hayvanlarının beslenmesinde güçlük çekildiği tespit edilen bölgelerde, orman idaresince belirlenecek türlerin, belirlenen saha ve zaman dilimleri dahilinde, ormanlara zarar vermeyecek şekilde otlatılmasına izin verileceği ifade edilmektedir Sayılı Orman Kanununun 95 inci maddesinin birinci fıkrası tarih ve 3493 sayılı yasa ile aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Bu Kanunun 19 uncu maddesi hükümlerine aykırı olarak ormanlara izinsiz hayvan sokanlarla, ormana başıboş hayvan girmesine sebep olanlara, her bir hayvan türü başına ayrı miktarlarda belirlenen para cezası verileceği ifade edilmektedir. Bunun yanı sıra Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Keçi Zararlarının Azaltılması Eylem Planı nda 2012 yılında kıl keçisi sayısını 6 milyondan 2 milyona indirileceğini belirtilmektedir yılında Adana da düzenlenen Ormanlarımızda Keçi Zararının Azaltılması başlıklı panelin sonuç bildirgesinde "Keçinin plansız otlatılmasının özellikle Akdeniz Bölgesinde olmak üzere ülkemiz ormanlarını ve topraklarını tehdit ederek bozulmalarına neden olan faktörlerin başında geldiğini, en kısa sürede tedbir alınmasının gerekliliği vurgulanmıştır. Keçi yetiştiricilerinin gerek sosyal gerekse ekonomik açıdan yetersiz koşullara sahip olduğu, keçinin zararlarının azaltılmasına yönelik sürdürülen çalışmaların, yetiştiricilere alternatif geçim kaynakları temin edileceği (tavukçuluk, arıcılık, süt sığırcılığı gibi) ve refah düzeylerinin yükseltilmesine yönelik projelerle birlikte yürütülmesi gerektiği ifade edilmiştir (Anonim, 2008). 428
449 Çevre Orman Bakanlığı tarafından yürütülen iyileştirme çalışmaları içerisinde Özel Ağaçlandırma Çalışmaları yer almaktadır. Adı geçen çalışmaların yürütülme amacı Kamu Kurum ve Kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler tarafından orman sahası içindeki açıklıklarla bozuk orman alanlarında, hazine arazilerinde, gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyet ve tasarrufundaki alanlarda orman sahasını ve ağaç servetini çoğaltmak, toprak, su ve bitki arasındaki bozulan dengeyi kurmak, çevre değerlerini geliştirmek olarak ifade edilmektedir Sayılı Orman Kanununun 57. ve 63 üncü maddeleri ile bu maddelere dayanılarak çıkarılan gün ve Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ağaçlandırma Yönetmeliği ve gün ve Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Ağaçlandırma Yönetmeliğinin Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ayrıca gün ve Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Çevre ve Orman Bakanlığı Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Hizmetlerine İlişkin Usul ve Esaslar ı içermektedir. Özel ağaçlandırma çalışmaları ilk olarak 1986 yılında başlamış, tarihinde çıkarılan Ağaçlandırma Yönetmeliği ve daha sonraları söz konusu uygulamayı teşvik edici bazı mevzuat değişiklikleriyle bu yöndeki çalışmalar hız kazanmıştır. Özel ağaçlandırma çalışmalarını teşviki amacıyla en yakın tarihli yapılan yönetmelik değişikliği tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Son on yılı kapsayan süreçte gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmalarına ilişkin veriler Şekil 1 de sunulmaktadır. Şekil 1. Son on yılda gerçekleştirilen ağaçlandırma çalışmaları Şekil 1 den izleneceği üzere 2003 yılından itibaren ağaçlandırma çalışmalarının hız kazandığı görülmektedir. Ağaçlandırma çalışmalarının maki bitki örtüsüne sahip alanlarda yoğunlaşması keçi yetiştiriciliği üzerindeki baskıyı daha da artırmıştır. Değerlendirme ve Sonuç Artan nüfusuna paralel olarak artan gıda gereksinimi, mera ve orman alanlarının önemli bir kısmı tarım alanlarına dönüştürülmesine neden olmuştur. Özellikle 1950 den sonra gelen göçmenlere yaklaşık olarak 10 milyon hektar arazi verilmiştir. Sığır yetiştiriciliğindeki değişim ile koyun ve keçi varlığındaki önemli azalışlar dikkate alındığında, meraların ve çalılıkların aşırı otlatıldığını ifade etmek doğru değildir. 429
450 Ağaçlandırma çalışmalarının en önemli engeli olarak keçi gösterilmiş, insanın yaptığı tahribat keçiye yüklenmiştir. Makilik alanların kültür ormanına dönüştürülmesi ekolojik açıdan imkansızdır. Mevcut iklim ve toprak koşulları altında dünyanın her yerinde binlerce yılda oluşmuş bitki örtüsünün değiştirilmesi mümkün değildir. Nitekim orman yangınlarının çoğunluğu dikim alanlarında çıkmaktadır. Küresel ısınma maki bitki örtüsünün sürdürülebilirlik açısından önemini artırmaktadır. Kurağa dayanıklılık ve kendini sürdürebilme yetenekleri çalı türlerinin gelecekte en önemli türler olacağını göstermektedir. Keçi varlığının bilinçsiz bir şekilde araştırmaya dayanmadan azaltılması, ekolojik, ekonomik ve sosyal sorunları artırmıştır. Keçi ürünlerine olan talep günümüzde karşılanamamaktadır. Damızlık keçi ve keçi sütü fiyatları aşırı yükselmiştir. Akdeniz ikliminin hüküm sürdüğü alanlarda ekolojik unsurlardan biri keçidir. Keçinin sistemden çekilmesi mevcut kaynakların sürdürülebilirliğini tehlikeye sokmaktadır. Sonuç olarak, ekolojik açıdan yanlış uygulamaların sonuçlarını keçiye yüklemek bilimsel dayanaktan yoksundur. Keçi ve maki bitki örtüsü arasındaki ilişkiler bilimsel olarak detaylı araştırmalarla ortaya konmalı ve üretim sistemleri geliştirilmelidir. Kaynaklar Anonim, Ormanlarımızda Keçi Zararının Azaltılması Başlıklı Panelin Sonuç Bildirgesi. Boyazoglu, J., Morand-Fehr, P., Mediterranean Dairy Sheep and Goat Products and their Quality. A Critical Review. Small Ruminant Research 40:1 11. Dubeuf, J., P., Morand- Fehr, P., Rubino, R., Situation, Changes and Future of Goat Industry Around the World. Small Ruminant Research 51: El Aich, A., Waterhouse, A., Small Ruminants in Evironmental Conservation. Small Ruminant Research, 34: FAO, Gökkuş, A., Baytekin, H., Hakyemez, H., Özer, İ., Çanakkale nin sürülüp terk edilen çalılı meralarında yeniden bitki gelişimi. Türkiye 4. Tarla Bitkileri Kongresi, Eylül 2001, Tekirdağ, Cilt: III, Çayır Mera, Yem Bitkileri, Koyuncu, M., Uzun, Ş., K., Tuncel, E., Güney Marmara Bölgesi Keçicilik İşletmelerinin Genel Durumu ve Verim Özelliklerinin Belirlenmesi Üzerine Araştırmalar, II. İşletmelerin Üretim Potansiyeli ve Sorunlar. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Bilimleri Dergisi 12(1): Morand-Fehr, P., Nutrition and Feeding of Goats: Applications to Temperate Climatic Conditions. In: Goat Production, Ed. By C. Gall. Academic Pres, London, Özkan, K., Keçilerin Beslenmesindeki Temel İlkeler. Keçi Yetiştiriciliği (Ed. M. Kaymakçı ve Y. Aşkın) Baran Ofset, Ankara, s Papachristou, T. G., Dziba, L., E., Provenza, F., D., Foraging Ecology of Goats and Sheep on Wooded Rangelands. Small Ruminant Research 59: Sabancı, C., O., Baytekin, H., Balabanlı, C., Acar, Z., Yem Bitkileri Üretiminin Artırılması Olanakları. Türkiye Ziraat Mühendisliği VII. Teknik Kongresi Ocak, Ankara. TÜİK, Türkiye İstatistik Kurumu
451 KIL ve KALİTESİ
452 Türkiye de Keçi Lifleri Üretim Potansiyeli ve Bundan Yararlanma Olanakları Gürsel DELLAL 1, Zeynep ERDOĞAN 2, Mehmet KOYUNCU 3, Feryal SÖYLEMEZOĞLU 2, Erkan PEHLİVAN 1, Seçkin TUNCER 4 1 Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Ankara 2 Ankara Üniversitesi, Ev Ekonomisi Yüksekokulu, El Sanatları Bölümü, Ankara 3 Uludağ Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Bursa 4 Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, Van Diğer doğal lifler gibi keçi lifleri de tekstil sanayinde ve farklı üretim alanlarında önemli düzeyde kullanılmaktadırlar. Keçilerden tiftik, keşmir, üst-kaba kıl ve kaşgora olmak üzere dört farklı tipte lif elde edilmektedir. Türkiye Ankara keçisinin anavatanıdır ve önemli sayıda kıl keçisine sahiptir. Buna karşın bu keçi ırklarından lif üretimi için etkin bir şekilde yararlanılamamaktadır. Bu bildiride Türkiye de keçi liflerinin üretim potansiyeli ve bundan yararlanma olanakları incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Türkiye, keçi lifleri, ekonomi The Production Potential and Possibilities of Usage of Goat Fiber in Turkey As all natural fibers, goat fibers are used by textile industry and different production areas. Four different fibers such as mohair, cashmere, guard hair, cashgora are obtained from goats. Turkey is homeland of Angora goat and has outstanding number of Hairy goat. However these goat breeds are hardly used effectively for fiber production. In this paper it was studied that the potential of goat fiber production and the possibilities of usage. Key words: Turkey, goat fibers, economy Giriş Dünyada son yıllarda doğal liflere olan ilgi giderek artış göstermekte ve geçinmeleri doğal liflerin üretilmesi ve işlenmesine bağlı olan milyonlarca insanın üzerinde gerek sentetik lifler ile rekabetin gerekse mevcut küresel ekonomik krizin yarattığı olumsuz etkileri azaltmak amacıyla uluslararası alanlarda birçok farklı girişim ve çalışmalar yapılmaktadır. Nitekim bu amaçla FAO, üreticiler, endüstri, tüketiciler ve diğer çevrelerde doğal liflerin önemine dikkat çekmek amacıyla 2009 yılını uluslararası doğal lifler yılı olarak ilan etmiştir (FAO, 2009). Yine AB de özellikle tarıma uygun olmayan alanların değerlendirilmesi ve bu alanlarda bulunan küçük aile işletmelerinin ekonomik olarak desteklenmeleri için çok ince yapağı, tiftik, keşmir, kaşgora ve Ankara tavşanı yünü gibi hayvansal liflerin üretiminin geliştirilmesi yönünde önemli düzeyde çalışmalar yürütülmektedir (Russel, 1993; Saul et al., 1992; Hopkins, 1993). Bu noktadan hareketle bu bildiride de Türkiye de keçi liflerinin mevcut üretim potansiyelleri incelenmiş ve bu üretim alanın ekonomiye olan katkısını artırma yönünde etkili olabilecek önerilerde bulunulmuştur. Keçi Lifleri ve Bazı Biyolojik Özellikleri Keçilerden ticari olarak yararlanılan üst kaba lif (guard hair), keşmir (cashmere, down fiber, paşmina), tiftik (mohair) ve kaşgora (cashgora) olmak üzere dört farklı tipte lif elde edilmektedir. Keşmir lifi, Ankara keçisi dışındaki diğer tüm keçi ırklarından elde edilebilmektedir. Fakat miktar ve kalite özellikleri bakımından istenilen düzeydeki keşmir lifleri esas olarak Keşmir keçisi ve akraba keçi ırkları tarafından üretilmektedir. Ankara keçisi dışındaki Keşmir ve diğer keçi ırklarında üst kaba ve alt ince olmak üzere iki farkı gömlek tipi bulunmaktadır. Üst kaba gömlek primer folüküllerden üretilen uzun ve kaba liflerden oluşurken, alt ince gömlek sekonder folüküllerden üretilen kısa 431
453 ve ince liflerden oluşmaktadır. Her iki gömlek ve gömlekleri oluşturan lifler bir birlerinden biyolojik ve tekstil özellikleri bakımından tamamen farklı olup, alt ince gömleği oluşturan lifler bahar-erken yaz döneminde dökülmektedirler. Medulla dokusu içermeyen bu alt lifler keşmir olarak isimlendirilmektedirler ve lif çapları µ arasında değişmektedir. Üst kaba liflerin çapları ise yaklaşık olarak µ arasındadır. Diğer bir keçi lifi olan tiftik yalnızca Ankara keçilerinden üretilmektedir. Ankara keçilerinde toplam lif gömleği primer ve sekonder folliküller tarafından üretilen tiftik lifleri tarafından oluşturulur. Buna karşın yabani, primitif ve yerli kaba karışık yapağı üreten koyunlarda ve Keşmir keçilerinde üretilen primer ve sekonder liflerin aksine tiftik liflerinin çapları birbirlerine çok yakındırlar (incelik bakımından bir örnektirler) ve genel olarak mevsime bağlı bir döküm görülmez, yani tiftik lifi üretmi süreklidir. Bu nedenle keçi ırkları içerisinde yalnızca Ankara keçilerinin lif gömlekleri tek tipli olarak kabul edilir. Tiftik lif çapı ise µ arasında değişmektedir (Russel and Bishop, 1990; Dellal, 2001). Keçi liflerinin üçüncü grubunu oluşturan kaşgora lifi ise keşmir, süt, kıl ve etçi keçilerin saf Ankara keçileri ile melezlerinden elde edilmektedir. Avustralya da ilk kez 1981 yılında Avustralya yarı yabani keçileri ile Ankara keçilerinin melezlenmesi sonucunda elde edilen keçilere ait liflerin keşmir ve tiftik liflerinden farklılık gösterdiği gözlenmiş ve elde edilen bu yeni life keşmir (cashmere) ve Ankara (Angora) sözcüklerinin birleştirilmesinden oluşan kaşgora (cashgora) ismi verilmiştir. Kaşgora üreten keçilerde primer folliküller kaba üst lifleri, sekonder folliküller ise ince-alt lifleri oluşturmaktadırlar. Keşmir e göre kaba ve parlak olan kaşgora lifleri, dokunulduğunda keşmir e göre daha soğuk, tiftiğe göre ise daha fazla sıcaklık hissi vermektedir. Lif çapları µ arasında değişen kaşgora lifleri, keşmir ile oğlak tiftiği arasında sınıflanmaktadır. Kaba keşmir olarak da tanımlanabilen kaşgora lifleri oğlak tiftiği ile aynı ürünlere işlenebilmektedir (Hopkins, 1993; Couchman, 1988). Türkiye de Keçi Liflerinin Üretim Durumu Tiftik Ham Tiftik Üretimi Türkiye de son yıldır Ankara keçisi sayısı ve tiftik üretiminde sürekli bir azalma yaşanmaktadır. Çizelge 1 den görülebileceği gibi bu azalış 1980 li yıllar içinde hız kazanmış ve 1990 ve 2000 li yıllar arasında maksimuma ulaşmıştır. Nitekim yılları arasında Ankara keçisi sayısı ve tiftik üretimindeki azalış oranı % 87 ve % 86 olup, 2008 yılı tiftik üretim miktarı yalnızca 194 ton dur yılı dünya tiftik üretim verilerine ulaşılamamasına karşın, Türkiye tiftik üretiminin Güney Afrika, ABD ve Leshoto nun çok gerisinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu duruma neden olan faktörlerin esas olarak tiftiğe bağlı ürünlere olan tüketici talebinin düşük olması, tiftik işleme sektörünün ihtiyaç duyduğu tiftiği dışarıdan çok daha düşük fiyatlar ile ithal etmesi, tiftik fiyatlarının maliyeti karşılayamaması ve Ankara keçisi sayısındaki azalma olduğu söylenebilir. Bu ırkın yoğun olarak yetiştirildiği İç Anadolu Bölgesi nde keçi eti ve sütü ve ürünlerinin tüketiminin düşük olması, iş gücü teminindeki zorluklar, ormanlık bölgelerde bulunan işletmelerde keçi yetiştiriciliğinin bırakılmaya zorlanması, yem kaynaklarının yetersizliği ve teminindeki sorunlar ve yetiştirici ailelerin sosyoekonomik yapılarında ortaya çıkan değişimler gibi faktörlerin Ankara keçisi sayısının azalmasında önemli düzeyde etkili oldukları kabul edilebilir. 432
454 Çizelge 1. Türkiye de yıllara göre kırkılan Ankara keçisi sayısı ve tiftik üretimi* Yıllar Ankara Keçisi Sayısı (Baş) Üretim (Ton) Değişim % -87 % -86 * tuik.gov.tr., 2009 Tiftik Tekstil Kalite Özellikleri Tiftiğin dünya pazarlarındaki değerini esas olarak lif çapı, uzunluk, kıvrım ve mukavemet gibi kalite özellikleri belirlemektedir. Tiftiğin kalitesini belirlemede en önemli özellik olan lif çapı bakımından Türkiye de üretilen tiftiklerin ( µ: Erdoğan, 1989; Öztürk ve Goncagül, 1994; Yavuzer, 1997), ABD ve Güney Afrika Cumhuriyeti nde üretilen tiftiklere (sırasıyla ve µ: Shelton, 1993) yakın olduğu söylenebilir. Buna karşın, Türkiye de üretilen tiftiklerin lif çaplarının ve medulasyon oranlarının gerçek dağılımları ile birlikte ham tiftik ile tiftik ipliği özellikleri arasındaki ilişkileri araştıran yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Ham Tiftik ve Tiftik Ürünleri Sektörü İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi (İGEME) tarafından 2009 yılında hazırlanan Elyaf ve İplik raporunda (Sevim, 2009) tiftik lifi ve ipliği ihracat ve ithalat değerleri bulunmamaktadır. Bununla birlikte Tekstil İhracatçıları Meclisi verilerine göre (Ocak-Haziran) yılları arasında ham tiftik ihracatı değerlerinin yer almamasına karşın 2007 yılındaki tiftik ithalat değeri yaklaşık ABD dolarıdır yılında ise ithalat yapılmamıştır yılının Ocak ve Haziran ayları arasındaki ithalat değeri ise oldukça düşük olup yalnızca ABD dolarıdır (Anonim, 2009). Türkiye de üretilen tiftik yalnızca Tiftikbirlik tarafından alınmakta ve bu kurum tarafından iç pazara verilmektedir. Türkiye de üretilen tiftiklerin kalite özelliklerine göre sektörel kullanım oranlarını gösteren verilere ulaşılamamasına karşın, esas olarak kumaş, kilim, battaniye, şal, sof ve geleneksel el sanatları gibi alanlarda kullanıldıkları bildirilmiştir. Keşmir, Üst Kaba Kıl ve Kaşgora Ham Keşmir, Üst Kaba Kıl ve Kaşgora Üretimi Türkiye de keşmir lifi üretimi yeterli düzeyde yapılamamaktadır. Bu durum; esas olarak yüksek miktarda keşmir üreten keşmir keçisi ırklarının bulunmamasından ve bu lifin üretimine yönelik sistemlerin kurulamamasından kaynaklanmaktadır. Türkiye de 2008 yılı verilerine göre yaklaşık olarak 3.7 milyon baş kırkılan Kıl keçisi bulunduğu ve keçi başına yaklaşık g keşmir elde edilebildiği (Gökmen and Boztepe, 2004) dikkate alındığında yetersiz de olsa bu aşamada en önemli keşmir üretim kaynağının Kıl keçileri olduğu ileri sürülebilir. Buna karşın, üretilen keşmir miktarların düşük görülmesi, yetiştiricilerin büyük çoğunluğunun bu lifin dünyadaki ekonomik değeri hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları, etkili bir ham keşmir pazarlama sisteminin olmaması, yaylacılık koşulları ve iş gücü durumu gibi faktörlere bağlı olarak Kıl keçilerinden bu lif genel olarak toplanmamaktadır (Yetiştiriciler ile kişisel görüşmeler Dellal, ). Türkiye de keçi üst kaba kılları da esas olarak Kıl keçilerinden elde edilmektedir yılı üst keçi kaba lif üretimi 2238 ton olup 1991 ve 2008 yılı arasında Kırkılan Kıl keçisi sayısı ve üst kaba kıl üretiminde sürekli bir azalış 433
455 yaşanmıştır. Dünyadaki üretimi henüz düşük düzeylerde olan kaşgora lifinin Türkiye de üretimi henüz bulunmamaktadır. Keşmir, Üst Kaba Kıl ve Kaşgora Lifinin Tekstil Kalite Özellikleri Türkiye de keşmir, üst kaba kıl ve kaşgora lifinin kalite özelliklerinin belirlenmesi üzerinde çok az sayıda araştırma gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalarda Kıl keçilerinde kirli keşmir miktarı, lifi çapı, lif uzunluğu, randıman, mukavemet, elastikiyet, eğim derecesi ve beyaz renkli lif oranı sırasıyla g, µ, cm, %87, 2.5 g/den,% 33, 62 derece/mm ve % 14; Kilis keçilerinde keşmir miktarı ve lifi çapı g ve 16.12µ ve Damaskus ve Alman Alaca x Kıl (G 1 ) melezlerinde keşmir lif çapı 13.5 µ ve 12.6 µ olarak belirlenmiştir (Altınbaş, 1978; Dellal ve ark., 2001a; Gökmen and Boztepe, 2004; Keskin ve ark., 2007). Günümüz dünya pazarlarında ticari olarak daha çok beyaz ve kahve renkli, 3.5 cm den daha uzun ve lif çapları 8-24 µ olan keşmirler tercih edilmektedir (Hopkins, 1993; Westhuysen, 2005). Türkiye de üretilen keşmirlerin özellikle lif çapı bakımından dünya keşmir pazarları için uygun gibi görünmesine karşın, standart keşmir kalite sınıflarının belirlenebilmesi için ham keşmir lifi ile birlikte tops ve iplik kalite özelliklerini de içine alan daha kapsamlı araştırmaların yapılması gerekmektedir. Türkiye de keçi üst kaba kılı ve kaşgora lifi üzerinde gerçekleştirilen araştırma sayısı da çok yetersizdir. Bu güne kadar Kıl, Kilis ve Norduz keçilerinde yapılan üç farklı çalışmada üst kaba kıl çapları sırasıyla 64 93µ, 69-75µ ve µ olarak saptanmıştır. Ankara x Kıl (F 1 ) ve Kıl x Ankara (G 1 ) keçisi melezlerinde ise kaşgora liflerinin çapları sırasıyla 19µ ve 20 µ olarak belirlenmiştir (Tuncel, 1982; Koyuncu, 1994; Dellal ve ark., 2001b; Daşkıran ve ark., 2008; Erdoğan ve ark., 2003). Ham Keşmir ve Üst Kaba Kıl Sektörü Türkiye de yerli keşmir üretiminin yok denecek kadar az olmasına bağlı olarak gelişmiş bir ham keşmir lifi üretim sektörü bulunmamaktadır. Ayrıca bu lifi işleyen sektöre ilişkin veriler de çok yetersiz düzeydedir. Bununla birlikte özellikle Akdeniz Bölgesi nde bazı tüccarlar bahar ve erken yaz aylarında kırkılmış keçi lif gömleklerini (bu gömlekler bu mevsimde genellikle kaba üst kıl ve keşmirleri birlikte içerirler) çok düşük fiyatlar ile toplayarak keşmirleri üst kaba kıllardan ayırdıktan sonra, iç pazara ve/veya dış ülkelere pazarlayabilmektedirler. Yine bölgelere göre Filik, Delhem ve Tiftik olarak da isimlendirilen keşmirler, saf veya diğer lifler ile karışık olarak şapka, eldiven, atkı ve çorap gibi el sanatı ürünlerin üretiminde kullanılarak aile içi tüketimde ve/veya lokal pazarlarda değerlendirilebilmektedirler. Türkiye nin düşük düzeylerde de olsa keçi üst kaba kılı ihracatı ve ithalatının olmasına karşın bu lifin ihracat ve ithalat değerleri yün, yapağı, kıl ve bunların döküntüleri şeklinde verilen toplam ihracat ve ithalat değerleri içinde gösterilmektedir (Sevim, 2009). Bu nedenle bu lif için de sektörel verilerin yetersiz olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, Türkiye de üst kaba kıllar tela ve kıl çadır üretimi olmak üzere iki önemli alanda etkin bir şekilde kullanılmaktadırlar. Tela üretimi yapan firmalar esas olarak Kastamonu, kıl çadırı üretimi yapanlar ise Aydın ilinde bulunmaktadırlar. Yine bu lifler kırsal yaşamda önemli fonksiyonları olan çadır, çuval, yer yaygısı ve kolan gibi el sanatı ürünlerin üretiminde de değerlendirilmektedirler. 434
456 Türkiye de Keçi Lifleri Üretiminin Geliştirme Olanakları Uzun yıllar dünyada olduğu gibi Türkiye de de hayvansal lif üretiminin gerilemesine neden olan faktörlerin başında tekstil ve diğer ilgili sektörlerde sentetikkimyasal liflerin ve ipliklerin kullanımındaki önemli artışlar ve modada hayvansal liflerin aleyhine olan hızlı değişimler gelmektedir. Dolayısıyla bu faktörler ile birlikte Ankara ve Kıl keçisi yetiştiriciliği olumsuz olarak etkileyen diğer faktörlerin etkilerinin ortadan kaldırılamaması (veya azaltılamaması) ve keçi liflerinin üretimlerini daha karlı hale getirebilecek yeni sistemlerin oluşturulmaması durumunda Türkiye de ileriki yıllarda da keçi liflerinin üretimindeki azalmaların devam edeceği beklenmektedir. Türkiye nin tekstil sanayisi bakımından dünyada önemli bir yeri olduğu dikkate alındığında keçi liflerinin üretiminin geliştirilmesi, keçi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinin gelirlerine ve bu liflerden yararlanan tekstil sektörüne katkı sağlamakla birlikte ulusal-folklorik kültürümüzün ve sayısı hızla azalan Ankara keçisinin korunmasına da yardımcı olacaktır. Bu yönde yapılabilecek çalışmaların daha isabetli bir şekilde belirlenmesi ve etkin bir şekilde sürdürülebilmesi için şu önerilerin dikkate alınmasının yararlı olacağı düşüncesindeyiz; Tiftik 1) Tiftik üretimi kapasitesini belirleyen esas faktörün tüketicilerin tiftikten yapılmış ürünlere olan tercih durumları olduğu dikkate alındığında, öncelikli olarak tüketicilerin tiftik lifinden elde edilmiş ürünlere olan ilgilerini tekrardan artırmaya yönelik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu çalışmalarda tüketici eğilimleri üzerinde etkili olan renk, desen, stil ve yeni kullanım alanları yaratma gibi konulara ağırlık verilmelidir. 2) 2008 yılı verilerine göre Türkiye de 194 ton tiftik üretilmiş ve bu üretimin tamamı içeride kullanılmıştır. Yine 2007 yılında ABD doları tutarında tiftik dışalımı gerçekleştirilmiştir (Anonim, 2009). Bu nedenle ilk aşamada var olan tiftik iç talebinin en azından iç üretimden karşılanmasına çalışılmalı ve yetiştirici sürülerinde yapılacak yeni değerlendirmelerden sonra tiftik üretim ve kalite özelliklerinin iyileştirmesine yönelik çalışmalara ağırlık verilmelidir. Çünkü Tiftikbirlik tarafından tekstil sektörünün halihazırda Türkiye de ki tiftik fiyatlarına göre çok daha ucuza ithal ettiği tiftiklerin, birliğe üye işletmelerde üretilen tiftiklerden çok daha kalitesiz olduğu bildirilmiştir. 3) Yine bu aşamada yetiştiricilerin Ankara keçilerinden et ve süt üretimi yönünde de daha etkin olarak yararlanmaya yönlendirilmelerinin, Ankara Keçisi sayısının korunması ve dolaysıyla da mevcut tiftik üretiminin devamının sağlanabilmesi ve hatta artırılabilmesi yönünde olumlu etki gösterebileceği söylenebilir. Keşmir ve Üst Kaba Kıl Çok uzun yıllardır dünyada ve son yıllarda da AB de keşmir lifi üretiminin geliştirilmesi yönünde farklı sistemler üzerinde çalışılmaktadır. Türkiye de keşmir lifi ve keçi üst kaba kılı üretimini etkin bir şekilde geliştirmek için, sayılarının hızlı bir şekilde azalmalarına rağmen, uygun bir Kıl keçisi popülasyonu bulunmaktadır. Kıl keçilerinden elde edilen keşmirlerin özellikle ortalama lif çapı bakımından dünya standartları düzeylerinde olmalarına karşın, diğer kalite özellikleri yeterli düzeyde araştırılamamıştır. Ayrıca üretim miktarları da çok düşük düzeydedir ve bu miktarlar ile sürdürülebilir düzeyde karlı bir keşmir üretiminin yapılabileceği söylenemez. Bu nedenle Türkiye de keşmir üretimini geliştirmek için öncelikli olarak yüksek-dağlık ve ormanlık alanlarda Kıl keçisi yetiştiriciliğine yer veren tarım işletmelerinde şu sistemler üzerinde çalışılmasında fayda görülmektedir: 1) Örnek işletmelerde saf Keşmir keçisi 435
457 ırklarının ve bunlar ile Kıl keçisi melezlerinin keşmir miktarı ve kalite özellikleri bakımından performanslarının araştırıldığı sistem. 2) Kıl keçilerinin esas olarak et verimlerini artırmayı ve bu nedenle keşmiri ikinci ürün olarak değerlendirmeyi hedefleyen sistem. Kıl keçilerinin et verimi özellikleri bakımından iyileştirilmesinde seleksiyondan daha çok etçi keçi ırkları ile melezlenmeleri bu sistemin etkinliğini artıracaktır. Bu amaç için en uygun keçi ırkı ise Boer Keçisi dir. Dünya da Boer keçisinden bu amaçla çok önemli düzeyde yararlanılmaktadır. 3) Aile yeter gelir seviyeleri çok düşük olan tarım işletmelerinde mevcut Kıl keçilerinin ürettikleri keşmirleri, düşük miktarlarda da olsa hasat etmeyi ve bunları geleneksel el sanatlarına işleyerek katma değerlerini yükseltmeyi amaçlayan sistem. Önerilen bu üç sistemin uygulanma önceliği bölgedeki keçi yetiştiriciliği ile ilgili yapısal, teknik, coğrafik ve sosyo ekonomik özelliklere bağlı olarak değişebilir. Bu üç sistemde üst kaba kıl üretiminden de daha etkin bir şekilde yararlanılabilir. Daha da önemlisi önerilen bu üç sistem de Türkiye de Kıl keçisi yetiştiriciliği orman ilişkileri sorununun çözümüne katkıda bulunabilecek yaklaşımlardır. Kaynaklar Anonim, İstanbul Tekstil Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İTKİB), İstanbul. Altınbaş, E.T Kilis keçilerinden elde olunan alt ince yünlerin teknolojik bazı özellikleri üzerinde bir araştırma. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yıllığı, 28 (2); (ayrı baskı). Couhmman, R.C., Recognition of cashmere down on the south african boer goat. Small ruminant Research, 1: Daşkıran, İ., Cedden, F., Bingöl, M., Aşkın, Y Some physical characteristics of coarse fibre obtained from norduz goat. J. Anim. Vet. Adv., 7(5): Dellal, G Keşmir lifi ve Türkiye de keşmir üretim potansiyeli. Türk-Koop Ekin Derg. 5 (15); Ocak-Mart, Dellal, G., Eliçin, A., Erdoğan, Z., Söylemezoğlu, F. ve Arık, İ.Z. 2001a. Kıl Keçilerinden elde edilen alt liflerinin bazı fiziksel özellikleri ve kullanım alanları. Turk J Vet Anim Sci, (25); Dellal, G., Eliçin, A., Söylemezoğlu, F., Erdoğan, Z. ve Arık, İ.Z. 2001b. Kıl Keçilerinden elde edilen üst liflerin bazı fiziksel özellikleri ve kullanım alanları. Turk J Vet Anim Sci, (25); Erdoğan, Z Ankara ve Bolu illerinde üretilen esas sınıf tiftiklerin bazı fiziksel özellikleri ile kullanım şekilleri üzerinde karşılaştırılmalı bir araştırma. Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Ev Ekonomisi Ana Bilim Dalı, Ankara. Erdoğan, Z., Dellal, G., Söylemezoğlu, F., Tatar, A.M Kıl x Ankara (G 1 ) melezi keçilerden elde edilen alt liflerin fiziksel özellikleri. Turk J Vet Anim Sci, 27: FAO, Common fund for commodities. Proceedings of the symposium on natural fibres. Technical Papers No: 56, Rome. Gökmen, M. and Boztepe, S Determination of cashmere fiber production and quality traits in Turkish hair goat. J. Anim. Vet. Adv., 3(11): Hopkins, H.W Speciality fibers and markets. In: Alternative animals for fibre production (Edited by A.J.F. Russel). Commission of the European Communites. Brussels, pp:5-10. Keskin, M., Biçer, O., Gül, S Some cashmere characteristics of german fawn x hair goat (B 1 ) crossbreds and shami (damascus) goats of the eastern mediterranean region. Turk J Vet Anim Sci, 31(3): Koyuncu, M Ankara Keçisi x Kıl Keçisi F 1 melezlerinin lif özellikleri ve çeşitli büyüme dönemlerindeki performansları üzerine araştırmalar. Doktora Tezi. Uludağ Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Zootekni Anabilim Dalı, Bursa. Öztürk, A. ve Goncagül, T Ankara Keçilerinde doğum ağırlığı ve farklı yaşlardaki canlı ağırlığın tiftik verim ve kalitesi üzerine etkisi. Lalahan Hayvancılık Araştırma Enstitüsü Dergisi, 34 (1-2); Russel, A.J.F. and Bishop, S.C Breeding for cashmere in feral and imported goats in Scotland. In: Proceedings of the 4 th world Congress on genetics applied to Livestock Production, Russel, A.J.F The role of fine fibre production animals in European Agriculture. Fine Fiber News. No 2, page:
458 Saul, G.R., Russel, A.J.F. and Sibbald, A.R The potantial for increasing income from wool in hill and upland sheep flocks in the UK. Agricultural System, (39); Sevim, Ü Elyaf & İplik. T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi. Ankara. Shelton, M Angora goat and mohair production. San Angelo, Texas. Tuncel, E Kilis Keçilerinde bazı kıl özellikleri canlı ağırlık ve vücut ölçüleri ile kıl verimi arasındaki ilişkiler. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları: 831, Bilimsel Araştırma ve İncelemeler: 493, 40 s., Ankara. Yavuzer, Ü Ankara Keçisinin çeşitli verim özellikleri ve yetiştirme koşulları. Doktora Tezi. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Zootekni Ana Bilim Dalı, 104 s., Ankara. Westhuysen, van der J.M Marketing goat fibres. Small Ruminant Research, (60);
459 Norduz ve Kıl Keçilerinden Elde Edilen Üst ve Alt Kıllarda Bazı Fiziksel Özellikler Arasındaki Fenotipik Korelasyonlar 1 Ferda KARAKUŞ 2, Mehmet BİNGÖL 2, Aşkın KOR 2, S. Seçkin TUNCER 2, Ayhan YILMAZ 3, Fırat CENGİZ 2 2 Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, 65080, Van 3 Bitlis Eren Üniversitesi Hizan Meslek Yüksekokulu, Hizan, Bitlis Bu araştırmada, Norduz ve Kıl keçilerinden elde edilen üst ve alt kıllarda bazı fiziksel özellikler arasındaki fenotipik korelasyonların belirlenmesi amaçlanmıştır. Norduz ve Kıl keçilerinden elde edilen üst kıllarda kıl verimi, kıl inceliği ve lüle uzunluğunun birbirleriyle korelasyonları genelde pozitif ve önemli (P<0.05 ve P<0.01) bulunmuştur. Kıl keçilerinde randıman özelliği ile kıl verimi arasında negatif önemli (P<0.05), kıl inceliği ile pozitif önemli (P<0.01) korelasyonlar belirlenmiştir. Kıl keçilerinden elde edilen alt kıllarda, kıl inceliği ile lüle uzunluğu (Hauter ve Barbe) arasında yüksek (P<0.01); uzama oranı özelliği ile alt kıl inceliği (P<0.01) ve Hauter lüle uzunluğu (P<0.05) arasında orta düzeyde korelasyonlar belirlenmiştir. Genel olarak üst kaba kıl ve ince yumuşak alt kıllarda kıl kabalaştıkça lüle uzunluğunun arttığı, ayrıca üst kıl veriminin de bunlara bağlı olarak yükseldiği anlaşılmaktadır. Anahtar kelimeler: Norduz, kıl, keçi, fiziksel özellikler, fenotipik korelasyonlar The Phenotypic Correlations among Some Physical Traits of Coarse and Down Fibers Obtained from Norduz and Hair Goats In this research was aimed to determine the phenotypic correlations among some physical traits of coarse and down fibers obtained from Norduz and Hair goats. Hair production, fiber diameter and staple length in coarse fibers obtained from Norduz and Hair goats were found generally positive and significant correlations with each other (P<0.05 and P<0.01). In Hair goat, negative significant (P<0.05) correlation between clean washing yield and hair production, and positive significant (P<0.01) correlation with fiber diameter was found. In down fibers obtained from Hair goat, high correlation was determined between fiber diameter with staple length (Hauter and Barbe, P<0.01). Moderate correlations between down fiber diameter (P<0.01) and Hauter staple length (P<0.05) with elongation rate characteristic were determined. It was understood that in general in the coarse and fine soft down fibers, staple length was increased by increasing fiber thickness, also coarse fiber production as depending them. Keywords: Norduz, hair, goat, physical characteristics, phenotypic correlations Giriş Keçi ıslah programlarında verim özellikleri arasındaki ilişkilerin önceden bilinmesi, daha uygun seleksiyon sistemlerinin belirlenmesi açısından önem taşımaktadır (Kaymakçı, 1997). Kıl keçilerinden elde edilen üst ve alt kılların bazı fiziksel özellikleri arasındaki fenotipik korelasyonlar, çeşitli araştırıcılar tarafından incelenmiştir (Koyuncu, 1990; Gökmen, 2001; Dellal, 2002; Oral ve Altınel, 2006). Uzunluk, incelik, kaşmir ağırlığı gibi lif boyutlarını açıklayan özelliklerin son derece yüksek kalıtımlı ve birbirleriyle güçlü ilişkileri olduğu bildirilmiştir (Bishop ve ark., 1999). Ayrıca, Kıl keçilerinde özellikle üst ve alt kıl inceliklerinin herhangi biri bakımından yapılacak ıslah çalışmalarında bir diğerinden de yararlanılabileceği bildirilmiştir (Dellal, 2002). Bu araştırma ile Norduz ve Kıl keçilerinde, kıl verim ve özelliklerinin iyileştirilmesi yönünde yapılacak ıslah çalışmalarında kullanılan üst kaba kıl ve ince yumuşak alt kılların bazı fiziksel özellikleri ile ilgili fenotipik korelasyonların belirlenmesi amaçlanmıştır. 1 Bu çalışma YYÜ Bilimsel Araştırma Projeleri Başkanlığı tarafından 2006-ZF-YTR.04 nolu proje olarak desteklenmiştir.
460 Materyal ve Yöntem Araştırma materyalini, YYÜ Ziraat Fakültesi Hayvancılık Araştırma ve Uygulama Birimi nde yetiştirilen 2-6 yaş arası 31 baş Norduz keçisi ve 45 baş Kıl Keçisi oluşturmuştur. Üst kıl örnekleri, kırkım döneminde her hayvanın yan (kaburga) bölgesinden alınmış; ince ve yumuşak alt kıl (kaşmir) örnekleri ise ilkbahar aylarında (Nisan-Mayıs) plastik taraklarla yapılan tarama işlemiyle her hayvanın boyun, omuz, yan ve but bölgelerinden alınıp karıştırılmıştır. Kıl örnekleri, hayvanın numarası ve genotipini içeren etiketleriyle birlikte kese kağıdı ve naylon bir torbaya konulmuştur. Kırkım makası ile yapılan kırkımdan sonra hayvanların canlı ağırlığı ve kıl verimi belirlenmiştir. Üst ve alt kıl örneklerinde incelik, randıman, lüle uzunluğu, mukavemet ve uzama oranı özelliğine ilişkin analizler Lalahan Hayvancılık Merkez Araştırma Enstitüsü Yapağı-Tiftik Laboratuar ında yapılmıştır. Özellikler arası fenotipik korelasyonların hesaplanmasında Pearson Korelasyon Analizi (SAS, 2005) kullanılmıştır. Bulgular ve Tartışma Araştırmada, her iki genotip için canlı ağırlık ile incelik arasında pozitif korelasyon belirlenirken Norduz keçilerinde korelasyon düzeyi yüksek ve önemli bulunmuştur (P<0.01). Bu durum, canlı ağırlık artıkça kılın kabalaştığını göstermektedir. Diğer yandan canlı ağırlığın randıman ile korelasyonu yalnızca Kıl keçilerinde önemli iken (P<0.05), lüle uzunluğu (Hauter) ile olan korelasyonunun her iki genotip için önemli olduğu saptanmıştır (P<0.05 ve P<0.01). Çizelge 1 den izlenebileceği gibi, Norduz keçilerinde kıl verimi ile incelik arasında (P<0.05), Kıl keçilerinde ise luk bir korelasyon bulunmuştur. Koyuncu (1990) ile Oral ve Altınel de (2006) kıl veriminin kıl inceliği ile korelasyonlarını pozitif önemli bulmuşlardır. Kıl verimi ile randıman arasındaki korelasyonun, Kıl keçilerinde negatif önemli (P<0.05) bulunması Kıl keçilerinin çevreden bulaşan bitkisel madde, gübre gibi artıklara daha fazla maruz kaldığı şeklinde açıklanabilir. Kıl verimi ile Hauter (lüledeki lif sayısının ortalamasına göre belirlenen lüle uzunluğu) ve Barbe lüle uzunluğu (lif ağırlığına göre belirlenen lüle uzunluğu) arasındaki korelasyonlar, her iki genotip için önemlidir (P<0.01). Bu sonuçlar, kıl verimi ile lüle uzunluğu arasında dikkate değer bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. İncelik ile randıman arasındaki korelasyon yalnızca Kıl keçilerinde önemli bulunmuştur (P<0.01). Kıl inceliği ile Hauter lüle uzunluğu arasındaki korelasyon her iki genotip için yüksek (P<0.01) bulunurken inceliğin Barbe lüle uzunluğu ile korelasyonu yalnızca Norduz keçilerinde önemli olmuştur (P<0.05). Genel olarak kıl inceldikçe boyu kısalmakta, kalınlaştıkça uzamaktadır (Atav ve Öktem, 2006). Lüle uzunluğunun artırılması yönünde yapılacak seleksiyon, kılın kabalaşmasına dolayısıyla kalitenin düşmesine neden olacağı için dikkatli davranmak gerekir. Norduz ve Kıl keçilerinde incelik ile mukavemet özelliği arasında negatif yüksek ve P<0.01 düzeyinde önemli bir korelasyon ( ve ) bulunmuştur. Bu iki özellik arasındaki korelasyonların negatif bulunması dikkat çekicidir. Norduz ve Kıl keçilerinde Hauter ve Barbe lüle uzunluğu arasındaki korelasyon yüksek bulunmuştur (P<0.01). Hauter lüle uzunluğunun, mukavemet ile korelasyonu ise negatif olup yalnızca Norduz keçilerinde önemli saptanmıştır (P<0.05). İki özellik arasında negatif korelasyon olması nedeniyle, özelliğin birinde yapılacak iyileştirme diğerinin kötüleşmesine neden olabileceği için her iki özellikte de iyileştirme yapılmaya çalışılırken, genetik ilerlemenin yavaş olacağı dikkate alınmalıdır (Savaş, 2009). 439
461 Norduzların aksine Kıl keçilerinde aynı özellik ile uzama oranı özelliği arasındaki ilişki pozitif ve önemli olmuştur (P<0.05). Çizelge 1. Norduz ve Kıl keçilerinin üst kıllarında belirlenen bazı fiziksel özellikler arasındaki fenotipik korelasyon katsayıları (r) Özellikler Norduz Keçisi Kıl Keçisi Canlı ağırlık Kıl verimi Canlı ağırlık İncelik 0.613** Canlı ağırlık Randıman * Canlı ağırlık Lüle uzunluğu (Hauter) 0.606** 0.348* Canlı ağırlık Lüle uzunluğu (Barbe) Canlı ağırlık Mukavemet Canlı ağırlık Uzama Kıl verimi İncelik 0.397* Kıl verimi Randıman * Kıl verimi Lüle uzunluğu (Hauter) 0.595** 0.371** Kıl verimi Lüle uzunluğu (Barbe) 0.534** 0.563** Kıl verimi Mukavemet Kıl verimi Uzama İncelik Randıman ** İncelik Lüle uzunluğu (Hauter) 0.590** 0.400** İncelik Lüle uzunluğu (Barbe) 0.366* İncelik Mukavemet ** ** İncelik Uzama Randıman Lüle uzunluğu (Hauter) Randıman Lüle uzunluğu (Barbe) Randıman Mukavemet Randıman Uzama Lüle uzunluğu (Hauter) Lüle uzunluğu (Barbe) 0.821** 0.876** Lüle uzunluğu (Hauter) Mukavemet * Lüle uzunluğu (Hauter) Uzama * Lüle uzunluğu (Barbe) Mukavemet Lüle uzunluğu (Barbe) Uzama Mukavemet Uzama *: P<0.05, **: P<0.01 Alt kıl özellikleri arasındaki korelasyonlar incelendiğinde (Çizelge 2), mukavemet ile kıl inceliği ve randıman arasındaki negatif korelasyonların yalnızca Norduzlarda önemli olduğu görülmektedir (P<0.01 ve P<0.05). Alt kıl inceliği ile lüle uzunluğu (Hauter ve Barbe) ve uzama oranı arasındaki pozitif korelasyonların ise Kıl keçilerinde P<0.01 düzeyinde önemli olduğu belirlenmiştir. Kaşmir kılının en önemli kalite özelliği inceliğidir. Bu nedenle incelik ile lüle uzunluğu arasında yüksek korelasyon bulunmasına rağmen kıl çapının tekstil sanayinde kabul edilebilir düzeyin üzerine çıkmamasına özen gösterilmelidir. Alt kıl inceliği ile kıl uzunluğu arasındaki korelasyonu Bishop ve ark. (1999), İskoçya Keşmir keçilerinde 0.32, Gökmen (2001) ise Kıl keçilerinde 0.14 olarak bildirmiştir. Çizelge 2 de görüldüğü gibi, alt kıllarda Hauter ve Barbe lüle uzunluğu arasındaki korelasyonlar her iki genotip için pozitif 440
462 yüksek (P<0.01) belirlenmişken, Hauter lüle uzunluğunun uzama oranı ile korelasyonu yalnızca Kıl keçilerinde önemli bulunmuştur (P<0.05). Çizelge 2. Norduz ve Kıl keçilerinin alt kıllarında belirlenen bazı fiziksel özellikler arasındaki fenotipik korelasyon katsayıları (r) Özellikler Norduz Keçisi Kıl Keçisi İncelik Lüle uzunluğu (Hauter) ** İncelik Lüle uzunluğu (Barbe) ** İncelik Mukavemet ** İncelik Uzama ** Randıman İncelik Randıman Lüle uzunluğu (Hauter) Randıman Lüle uzunluğu (Barbe) Randıman Mukavemet * Randıman Uzama Lüle uzunluğu (Hauter) Lüle uzunluğu (Barbe) 0.894** 0.905** Lüle uzunluğu (Hauter) Mukavemet Lüle uzunluğu (Hauter) Uzama * Lüle uzunluğu (Barbe) Mukavemet Lüle uzunluğu (Barbe) Uzama Mukavemet Uzama *: P<0.05, **: P<0.01 Sonuç ve Öneriler Norduz ve Kıl keçilerinden elde edilen üst kaba kıl ve kaşmir olarak nitelendirilen alt kılların bazı fiziksel özellikleri arasındaki korelasyonların pozitif ya da negatif yönde ve bazılarının istatistik olarak önemli bulunmasından hareketle, keçilerde söz konusu özellikler bakımından yapılacak ıslah çalışmalarında özelliklerin birbirleriyle olan korelasyonlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği düşünülmelidir. Çalışmada, üst kıllarda kıl verimi, incelik ve lüle uzunluğunun birbirleriyle, alt kıllarda da kıl inceliğinin lüle uzunluğu ile korelasyonlarının genel olarak orta düzeyde ve önemli bulunması nedeniyle seleksiyon çalışmalarında, tekstil sanayinin belirlediği incelik ve uzunluk değerlerinin birbirlerinden bağımsız düşünülmemesi gerektiği söylenebilir. Kaynaklar Atav, R., Öktem, T Tiftik (Ankara Keçisi) liflerinin yapısal özellikleri. Tekstil ve Konfeksiyon 2(2006): Bishop, S.C., Allain, D., Merchant, M., Russel, A.J.F Genetic control of Angora and cashmere fibre traits. EFFNnews 6(1999): Dellal, G Türkiye de yetiştirilen Kıl keçilerinden elde edilen üst ve alt liflerin bazı fiziksel özellikleri arasındaki fenotipik korelasyonlar. Turk. J. Vet. Anim. Sci. 26(2002): Gökmen, M Kıl keçilerinde alt ince kıl (keşmir) üretim potansiyeli ve kalite özelliklerinin belirlenmesi. Selçuk Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, s 45. Kaymakçı, M Keçilerde genetik ıslah. Ed. Kaymakçı, M., Aşkın, Y. Keçi Yetiştiriciliği. Baran Ofset, Ankara, s Koyuncu, M Köy koşullarında yetiştirilen Kıl keçilerinde kıl verimleri, bazı kıl özellikleriyle canlı ağırlık ve vücut ölçüleri arasındaki ilişkiler. Uludağ Üniv. Fen Bilimleri Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, s 55. Oral, H.D., Altınel, A Aydın ili özel işletme koşullarında yetiştirilen Kıl keçilerinin bazı verim özellikleri arasındaki fenotipik korelasyonlar. İstanbul Üniv. Veteriner Fak. Dergisi 32(3):
463 SAS SAS Users Guide: Statistics, Version 8. SAS Institute Inc., Cary, N.C. Savaş, T. Hayvan ıslahı (Aralık 2009). 442
464 ULUSAL KEÇİCİLİK KONGRESİNİ DESTEKLEYEN KURUM VE KURULUŞLAR Çetinkaya Peynircilik İmbroz Tar. Hay. Tur. Tic. Şti.
465
466
ULUSAL KEÇİCİLİK KONGRESİ 2010
ULUSAL KEÇİCİLİK KONGRESİ 2010 07.12.2009 2010 yılında gerçekleştirilecek olan Ulusal Keçicilik Kongresi ne yüksek düzeyde bir ilgi olduğu görülmektedir. Bildirilerin kongreye kabulüne ilişkin değerlendirilme
TÜRKİYE DE KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİ: SORUNLAR VE TEKNİK-EKONOMİK ÇÖZÜMLER
Kaymakçı, M., Engindeniz, S., (2010), Türkiye Yetiştiriciliği; Sorunlar ve Teknik-Ekonomik Çözümler, Ulusal cilik Kongresi, 24 Haziran 2010, Çanakkale, s.1-25. TÜRKİYE DE KEÇİ YETİŞTİRİCİLİĞİ: SORUNLAR
Türkiye de hayvancılık sektörünün önündeki sorunları iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar;
Tarımı gelişmiş ülkelerin çoğunda hayvancılığın tarımsal üretim içerisindeki payı % 50 civarındadır. Türkiye de hayvansal üretim bitkisel üretimden sonra gelmekte olup, tarımsal üretim değerinin yaklaşık
2008 / 13695 Hayvanciligin Desteklenmesi Hakkinda Kararda Degisiklik Yapilmasina Iliskin Karar
2008 / 13695 Hayvanciligin Desteklenmesi Hakkinda Kararda Degisiklik Yapilmasina Iliskin Karar 24.05.2008 / 26885 24 Mayıs 2008 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 26885 BAKANLAR KURULU KARARI Karar Sayısı :
ÇİFTLİK HAYVANLARINDA LİF ÜRETİMİ. 5. Hafta. Prof. Dr. Gürsel DELLAL
ÇİFTLİK HAYVANLARINDA LİF ÜRETİMİ 5. Hafta Prof. Dr. Gürsel DELLAL TÜRKİYE DE HAYVANSAL LİF ÜRETİMİ Türkiye-Tiftik Tiftik Üretimi Türkiye de Yıllara Göre Kırkılan Ankara Keçisi Sayısı ve Tiftik Üretimi
SÜT SEKTÖRÜNDE MEVCUT DURUM. Yusuf GÜÇER Ziraat Mühendisi İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü
SÜT SEKTÖRÜNDE MEVCUT DURUM Yusuf GÜÇER Ziraat Mühendisi İzmir İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü TARIMSAL ÜRETİM DEĞERİ BİTKİSEL VE HAYVANSAL ÜRETİMDE İZMİR İN ÜLKE SIRALAMASINDAKİ YERİ (TUİK-2014)
TÜRKİYE ET ÜRETİMİNDE BÖLGELER ARASI YAPISAL DEĞİŞİM ÜZERİNE BİR ANALİZ
TÜRKİYE ET ÜRETİMİNDE BÖLGELER ARASI YAPISAL DEĞİŞİM ÜZERİNE BİR ANALİZ Arş. Gör. Atilla KESKİN 1 Arş.Gör. Adem AKSOY 1 Doç.Dr. Fahri YAVUZ 1 1. GİRİŞ Türkiye ekonomisini oluşturan sektörlerin geliştirilmesi
KONYA-EREĞLİ TİCARET BORSASI TÜRKİYE DE VE İLÇEMİZDE HAYVANCILIK SEKTÖRÜ SORUNLARI
KONYA-EREĞLİ TİCARET BORSASI 2015 TÜRKİYE DE VE İLÇEMİZDE HAYVANCILIK SEKTÖRÜ SORUNLARI TÜRKİYE DE HAYVANCILIK SEKTÖRÜ Ülkemiz coğrafi özellikleri bakımından her türlü hayvansal ürün üretimi için uygun
Kırsal Kesimde Alternatif Yatırım Alanı: Süt Keçisi Yetiştiriciliği. S. Engindeniz *, K. Uçar
Kırsal Kesimde Alternatif Yatırım Alanı: Süt Keçisi Yetiştiriciliği S. Engindeniz *, K. Uçar * Prof.Dr., E.Ü. Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Bornova-İzmir, E-posta:[email protected]
BÜYÜKBAŞ-KÜÇÜKBAŞ HAYVAN VARLIĞI VE SÜT ÜRETİMİ MEVCUT DURUMU TÜRKİYE İZMİR KARŞILAŞTIRMASI
KÜRESEL KRİZ VE TARIM SEKTÖRÜ BÜYÜKBAŞ-KÜÇÜKBAŞ HAYVAN VARLIĞI VE SÜT ÜRETİMİ MEVCUT DURUMU Kenan KESKİNKILIÇ İzmir Ticaret Borsası Ar-Ge Müdürlüğü Aralık 2015 İZMİR TİCARET BORSASI Sayfa 0 BÜYÜKBAŞ-KÜÇÜKBAŞ
TEMEL ZOOTEKNİ KISA ÖZET KOLAY AÖF
DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. TEMEL ZOOTEKNİ KISA ÖZET KOLAY AÖF Kolayaöf.com
Türkiye'de keçi yetiştiriciliği
Türkiye'de keçi yetiştiriciliği Son bir iki yıl kendi içinde değerlendirildiğinde keçi varlığı artmış gibi görünebilir, ancak Ülkemizde son 20 yılda keçi varlığı %52 azalmıştır. Türkiye de 1986 yılında
BULDAN HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ
BULDAN HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ Behiye AKSOY(DENGİZ), Nazif EKİCİ Buldan Tarım İlçe Müdürlüğü ÖZET Bu çalışma da Buldan merkez, belde köylerinde hayvan yetiştiriciliği ve yakın gelecekteki durumu incelenmiştir.
BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (BAKA) TARIM VE KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU (TKDK) DESTEKLERİ
BATI AKDENİZ KALKINMA AJANSI (BAKA) TARIM VE KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU (TKDK) DESTEKLERİ Selin ŞEN Eylül 2012 SUNUM PLANI I. SÜT ÜRETEN TARIMSAL İŞLETMELERE YATIRIM II. ET ÜRETEN TARIMSAL İŞLETMELERE
AMASYA KÜÇÜKBAŞ HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ VE SORUNLARI
AMASYA KÜÇÜKBAŞ HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ VE SORUNLARI Mustafa UYAR Birlik Başkanı 26.09.2012 1 26.09.2012 2 Amasya ili küçükbaş hayvan varlığı TÜİK 2011 verilerine göre; 97.800 baş koyun, 29.370 baş keçi
ÖNSÖZ. Dr. Ahmet ALTIPARMAK Antalya Valisi BAKA Yönetim Kurulu Başkanı. Tuncay ENGİN BAKA Genel Sekreteri
ÖNSÖZ Gelişmiş ülkelerde 1900 lü yılların başlarından itibaren kurulmuş olan kalkınma ajansları, ülkemizde yeni benimsenmiş bir modeldir. Kalkınma Ajansları; bölgesel düzeyde kamu kesimi, özel kesim ve
2013 YILI TARIMSAL DESTEKLEMELER
03 YILI TARIMSAL DESTEKLEMELER HAYVANCILIK DESTEKLEMELERİ Hayvan Başı Ödeme Suni Tohumlama 3 Hayvan Başı Ödeme 4 Tiftik Üretim 5 Süt Primi( TL/lt) 6 İpek Böceği Sütçü ve kombine ırklar ve melezleri ile
İLİMİZDE HAYVANCILIĞIN DURUMU
İLİMİZDE HAYVANCILIĞIN DURUMU 1.AMASYADA TARIMSAL YAPI İlimiz ekonomisinde Tarım ilk sırada yer almakta olup 29.390 çiftçi ailesinden 146.948 kişi bu sektörden geçimini sağlamaktadır. 2011 yılı Bitkisel
2014 YILI TARIMSAL DESTEKLEMELER
04 YILI TARIMSAL DESTEKLEMELER HAYVANCILIK DESTEKLEMELERİ Hayvan Başı Ödeme Suni Tohumlama Besilik Materyal Üretim Desteği(baş) 3 Hayvan Başı Ödeme 4 Tiftik Üretim 5 Süt Primi( TL/lt) 6 İpek Böceği Sütçü
1. KIRMIZI ET SEKTÖRÜNDEKİ GELİŞMELER a. Kırmızı Et Sektörü Pazar Analizi
1. KIRMIZI ET SEKTÖRÜNDEKİ GELİŞMELER a. Kırmızı Et Sektörü Pazar Analizi DÜNYA: FAO 2011 yılı verilerine göre Dünya da Sığır sayısı bakımından birinci sırada 213 milyon hayvan sayısı ile Brezilya gelmektedir.
Koyun ve keçi sütü ve ürünlerinin üretiminde karşılaşılan temel sorunlar ile muhtemel çözüm önerileri
Koyun ve keçi sütü ve ürünlerinin üretiminde karşılaşılan temel sorunlar ile muhtemel çözüm önerileri Prof. Dr. Veysel AYHAN Türkiye Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiricileri Merkez Birliği (TÜDKİYEB) Genel
Gayri Safi Katma Değer
Artıyor Ekonomik birimlerin belli bir dönemde bir bölgedeki ekonomik faaliyetleri sonucunda ürettikleri mal ve hizmetlerin (çıktı) değerinden, bu üretimde bulunabilmek için kullandıkları mal ve hizmetler
TÜRKİYE VE DÜNYADA KANATLI SEKTÖRÜNÜN GENEL DURUMU
TÜRKİYE VE DÜNYADA KANATLI SEKTÖRÜNÜN GENEL DURUMU Resim 1: Bakanlığımızca Geliştirilen Yerli Hibritlerimiz (ATAK S). 1. Kanatlı sektörü ile ilgili üretim, tüketim ve istihdam Bakanlığımız, 1930 lu yıllarda
TÜRKİYE DE TARIMIN GELECEĞİ ve AVANTAJLAR
TÜRKİYE DE TARIMIN GELECEĞİ ve AVANTAJLAR Halil AGAH Kıdemli Kırsal Kalkınma Uzmanı 22 Kasım 2016, İSTANBUL 1 2 SUNUM PLANI TARIMDA KÜRESELLEŞME TÜRK TARIM SEKTÖRÜ VE SON YILLARDAKİ GELİŞMELER TARIMDA
Araştırma Makalesi (Research Article)
Araştırma Makalesi (Research Article) Hakan ADANACIOĞLU 1 Turgay TAŞKIN 2 Çağrı KANDEMİR 2 Nedim KOŞUM 2 1 Ege Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarım Ekonomisi Bölümü, 35100, İzmir / Türkiye 2 Ege Üniversitesi,
1926
1926 1926 2011 YILI BİRİME DESTEK MİKTARLARI ALAN BAZLI DESTEKLEMELER (TL/da) 1 Tütüne Alternatif Ürün Desteği 120 2 Toprak Analizi 2,5 3 Organik Tarım Tarla bitkileri, Sebze, Meyve 25 Hayvancılık,
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2012 YILI TARIMSAL DESTEKLER
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 2012 YILI TARIMSAL DESTEKLER A-HAYVANCILIK DESTEKLERİ HAYVANCILIK DESTEKLEMELERİ Hayvan Başı Ödeme Bakanlar Kurulu Kararı MADDE 4- (1) Birime Destek 1 Sütçü ve kombine
HAYVANCILIK DESTEKLEMELERİ
HAYVANCILIK DESTEKLEMELERİ HAYVANCILIK DESTEKLEMELERİ HAKKINDA UYGULAMA ESASLARI TEBLİĞİ (tebliğ 2016/26) *BUZAĞI DESTEKLEMESİ *MALAK DESTEKLEMESİ *ANAÇ KOYUN VE KEÇİ DESTEKLEMESİ *ÇİĞ SÜT DESTEKLEMESİ
ULUSAL L K KONGRES 2010
KEÇ C ULUSAL L K KONGRES 2010 Bildiriler Kitab 2426 Haziran 2010 Editör Doç. Dr. Cengiz ATA O LU Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü ÇANAKKALE TÜB TAK taraf ndan desteklenmi
Çukurova Bölgesi Sığır Yetiştiriciliğinin Yapısı. Prof. Dr. Serap GÖNCÜ
Çukurova Bölgesi Sığır Yetiştiriciliğinin Yapısı Prof. Dr. Serap GÖNCÜ Memeli hayvanlardan elde edilen süt, bileşimi türden türe farklılık gösteren ve yavrunun ihtiyaç duyduğu bütün besin unsurlarını içeren
ORGANİK MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ. Vet. Hek. Ümit Özçınar
ORGANİK MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ Vet. Hek. Ümit Özçınar ORGANİK TARIM VE HAYVANCILIK NEDİR? Organik tarımın temel stratejisi, kendine yeterli bir ekosistem oluşturarak, bu ekosistemdeki canlıların optimum
TÜRKİYE DE SİMENTAL IRKININ SÜT VE ET ÜRETİMİNE OLASI KATKILARI. Gülhan ERDOĞDU TATAR Ziraat Yüksek Mühendisi
TÜRKİYE DE SİMENTAL IRKININ SÜT VE ET ÜRETİMİNE OLASI KATKILARI Gülhan ERDOĞDU TATAR Ziraat Yüksek Mühendisi Türler itibariyle hayvan sayısı, bin baş (TÜİK, 2015) Yıllar Sığır Koyun Keçi Manda 1990 11377
Grafik-1: Avrupa Birliğinde Haftalık Dana Karkas Ortalama Fiyatları / 100 KG
1. KIRMIZI ET SEKTÖRÜNDEKİ GELİŞMELER a. Kırmızı Et Sektörü Pazar Analizi AVRUPA BİRLİĞİ: Grafik-1: Avrupa Birliğinde Haftalık Dana Karkas Ortalama Fiyatları / 100 KG Kaynak: Avrupa Birliği Komisyonu,
MANİSA TİCARET BORSASI
MANİSA TİCARET BORSASI KANATLI SEKTÖR RAPORU 2015 EĞİTİM ARAŞTIRMA BİRİMİ TÜRKİYE VE DÜNYADA KANATLI SEKTÖRÜNÜN GENEL DURUMU T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nca Geliştirilen Yerli Hibritler (ATAK
İÇİNDEKİLER KIRMIZI ET, SÜT VE YEM SEKTÖRÜ ANALİZİ Kırmızı Et Sektöründeki Gelişmeler Yem Sektörü Pazar Analizi... 21
İÇİNDEKİLER KIRMIZI ET, SÜT VE YEM SEKTÖRÜ ANALİZİ... 2 Kırmızı Et Sektöründeki Gelişmeler... 2 Yem Sektörü Pazar Analizi... 21 Süt Sektörü Pazar Analizi... 22 MEVZUAT... 24 1 KIRMIZI ET SÜT VE YEM SEKTÖR
TARIM VE KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU
TARIM VE KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU 1 TARIM ve KIRSAL KALKINMAYI DESTEKLEME KURUMU TKDK; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı nın ilgili kuruluşu olarak, 2007 yılında 5648 sayılı yasa ile kurulmuştur.
2013 YILI DESTEKLEME BİRİM FİYATLARI
013 YILI DESTEKLEME BİRİM FİYATLARI 1 3 MAZOT, GÜBRE VE TOPRAK ANALİZİ DESTEĞİ Mazot Gübre Destekleme Ürün Grupları Destekleme Tutarı Tutarı Peyzaj ve süs bitkileri, özel çayır, mera ve orman emvali alanları,9
ULUSAL SÜT KONSEYĠ ARAġTIRMA VE DANIġMA KURULU SÜT SEKTÖRÜ 2010 YILI GENEL DEĞERLENDĠRME RAPORU 2.ÜLKEMĠZ SÜT HAYVANCILIĞINDA MEVCUT DURUM
ULUSAL SÜT KONSEYĠ ARAġTIRMA VE DANIġMA KURULU SÜT SEKTÖRÜ 2010 YILI GENEL DEĞERLENDĠRME RAPORU 1.GĠRĠġ Ülkelerin teknolojik alanda hızlı gelişmeleri, ülkede yaşayan bireylerin sağlıklı ve yeterli beslenmeleri
TÜRKİYE DE SIĞIR YETİŞTİRİCİLİĞİ
TÜRKİYE DE SIĞIR YETİŞTİRİCİLİĞİ Prof. Dr. Salahattin KUMLU DGRV-Türkiye Temsilciliği Eğitim Ekibi Merzifon, 2012 Türkiye de sığır varlığı ve süt verimi Eylül 2012 2 Sığır varlığı ve süt verimi İnek sayısı
KANATLI ET SEKTÖRÜ RAPORU
KANATLI ET SEKTÖRÜ RAPORU DÜNYA ÜRETİMİ VE TİCARETİ Dünyada 0207 Gümrük Tarife Pozisyonlu (GTP) kanatlı eti ve ürünleri üretiminde başı çeken ülkeler sırasıyla ABD (17,5 milyon ton), Çin Halk Cumhuriyeti
ÇİFTLİK HAYVANLARINDA LİF ÜRETİMİ. 4. Hafta. Prof. Dr. Gürsel DELLAL
ÇİFTLİK HAYVANLARINDA LİF ÜRETİMİ 4. Hafta Prof. Dr. Gürsel DELLAL TÜRKİYE DE HAYVANSAL LİF ÜRETİMİ Türkiye de ticari olarak yapağı, tiftik, keçi üst kaba kılı ve ipek lifinin üretimi yapılmaktadır. Bununla
Grafik-1: Avrupa Birliğinde Haftalık Dana Karkas Ortalama Fiyatları / 100 KG
1. KIRMIZI ET SEKTÖRÜNDEKİ GELİŞMELER a. Kırmızı Et Sektörü Pazar Analizi AVRUPA BİRLİĞİ: Grafik-1: Avrupa Birliğinde Haftalık Dana Karkas Ortalama Fiyatları / 100 KG Kaynak: Avrupa Birliği Komisyonu,
ÇEŞİTLİ YÖRELERDE YAPILAN ARAŞTIRMA SONUÇLARINA GÖRE TARIM İŞLETMELERİNDE GELİR DURUMU VE TÜKETİM EĞİLİMLERİ
ÇEŞİTLİ YÖRELERDE YAPILAN ARAŞTIRMA SONUÇLARINA GÖRE TARIM İŞLETMELERİNDE GELİR DURUMU VE TÜKETİM EĞİLİMLERİ Prof.Dr. Ahmet ERKUŞ 1 Dr. İlkay DELLAL 2 1. GİRİŞ Gelir ile tüketim arasındaki ilişki 17. yüzyıldan
Bölüm 2. Tarımın Türkiye Ekonomisine Katkısı
Bölüm 2. Tarımın Türkiye Ekonomisine Katkısı Nüfus ve İşgücü Katkısı Üretim ve Verim Katkısı Toplum Beslenmesine Katkı Sanayi Sektörüne Katkı Milli Gelire Katkı Dış Ticaret Katkısı Nüfus ve İşgücü Katkısı
ULUSAL L K KONGRES 2010
KEÇ C ULUSAL L K KONGRES 2010 Bildiriler Kitab 2426 Haziran 2010 Editör Doç. Dr. Cengiz ATA O LU Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü ÇANAKKALE TÜB TAK taraf ndan desteklenmi
Dünyada ve Türkiye de Organik Tarım
Dünyada ve Türkiye de Organik Tarım Organik tarım, dünyada yaklaşık 130 ülkede yapılmakta ve organik tarım üretim alanı giderek artmaktadır. 2011 yılı verilerine göre dünyada 37 milyon hektar alanda organik
Durum ve Tahmin. Kırmızı Et T.C. GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞİ TARIMSAL EKONOMİ VE POLİTİKA GELİŞTİRME ENSTİTÜSU
Durum ve Tahmin Kırmızı Et 2018 T.C. GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANLIĞİ TARIMSAL EKONOMİ VE POLİTİKA GELİŞTİRME ENSTİTÜSU TARIMSAL EKONOMİ VE POLİTİKA GELİŞTİRME ENSTİTÜSÜ TEPGE Durum ve Tahmin Kırmızı
2000 Sonrasında Tarım Kanunu ve Getirdikleri
2000 Sonrasında Tarım Kanunu ve Getirdikleri Tarım sektörünün ve kırsal alanın, kalkınma plan ve stratejileri doğrultusunda geliştirilmesi ve desteklenmesi için gerekli politikaların tespit edilmesi ve
TÜRKİYE DE KÜÇÜKBAŞ HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ
TÜRKİYE DE KÜÇÜKBAŞ HAYVAN YETİŞTİRİCİLİĞİ Türkiye`de küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin özel bir yeri vardır. Çünkü koyun ve keçiler verimsiz meralarla nadas, anız ve bitkisel üretime uygun olmayan, başka
Balık Yemleri ve Teknolojisi Ders Notları
Balık Yemleri ve Teknolojisi Ders Notları Giriş Balık, insanoğlunun varoluşundan itibaren değerli bir besin kaynağı olmuştur. Günümüzde ise kaliteli ve yüksek oranda vitamin, mineral ve protein yapısının
PROGRAM EKİNİN GAYRİ RESMİ ÇEVİRİSİDİR. E K L E R EK 1.1... 4 DAİMİ İKAMET EDENLERİN SAYISI, TOPLAM NÜFUS, İLLERE GÖRE ŞEHİR VE KIRSAL
PROGRAM EKİNİN GAYRİ RESMİ ÇEVİRİSİDİR. E K L E R EK 1.1... 4 DAİMİ İKAMET EDENLERİN SAYISI, TOPLAM NÜFUS, İLLERE GÖRE ŞEHİR VE KIRSAL YERLEŞİMLERDEKİ NÜFUS %'Sİ... 4 EK 1.2... 6 KİŞİ BAŞI REEL GSYİH,
1 Kafkas Üniversitesi Kars 02.11.2007/3 17.04.2014. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Erzurum Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü
Onay ve karar no 1 Kafkas Üniversitesi Kars 02.11.2007/3 17.04.2014 2 3 4 Erzurum Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Necmettin Erbakan Üniversitesi
Süt Keçisi Yetiştiriciliğinin Teknik ve Ekonomik Analizi: İzmir, Çanakkale ve Balıkesir İlleri Örneği
Ceylan ve Ark. Araştırma Makalesi (Research Article) Ege Üniv. Ziraat Fak. Derg., 2017, 54 (2):131-140 ISSN 1018 8851 Sait ENGİNDENİZ 1 A. Ferhan SAVRAN 2 Duygu AKTÜRK 1 Nedim KOŞUM 3 Turgay TAŞKIN 3 Harun
IPARD 2014-2020 Ankara 12 Haziran 2015
IPARD 2014-2020 Ankara 12 Haziran 2015 1 IPARD KAPSAMINDAKİ İLLER UYGUN İLLER 1 Afyon 11 Konya 21 Ağrı 32 Erzincan 2 Amasya 12 Malatya 22 Aksaray 33 Giresun 3 Balıkesir 13 Ordu 23 Ankara 34 Karaman 4 Çorum
TÜRKİYE SÜT SEKTÖR İSTATİSTİKLERİ ÖZET RAPORU
TÜRKİYE SÜT SEKTÖR İSTATİSTİKLERİ ÖZET RAPORU BÜYÜKBAŞ VE KÜÇÜKBAŞ HAYVAN VARLIĞI Türkiye de Yıllar İtibariyle Büyükbaş ve Küçükbaş Hayvan Sayıları (Bin Baş) Irklara Göre Sığır Sayıları Yıl Kültür Melez
ÖDEMİŞ İLÇESİNDE PATATES ÜRETİMİ, KOŞULLAR ve SORUNLAR
ÖDEMİŞ İLÇESİNDE PATATES ÜRETİMİ, KOŞULLAR ve SORUNLAR GİRİŞ Solanaceae familyasına ait olduğu bilinen patatesin Güney Amerika`nın And Dağları nda doğal olarak yetiştiği; 16. yüzyılın ikinci yarısında
2006 / 9922 Hayvanciligin Desteklenmesi Hakkinda Kararda Degisiklik Yapilmasina Dair Karar
2006 / 9922 Hayvanciligin Desteklenmesi Hakkinda Kararda Degisiklik Yapilmasina Dair Karar 17.01.2006 / 26052 Bakanlar Kurulu Kararı Karar Sayısı : 2006/9922 Ekli Hayvancılığın Desteklenmesi Hakkında Kararda
Grafik-1: Avrupa Birliğinde Haftalık Dana Karkas Ortalama Fiyatları / 100 KG
1. KIRMIZI ET SEKTÖRÜNDEKİ GELİŞMELER a. Kırmızı Et Sektörü Pazar Analizi AVRUPA BİRLİĞİ: Grafik-1: Avrupa Birliğinde Haftalık Dana Karkas Ortalama Fiyatları / 100 KG Kaynak: Avrupa Birliği Komisyonu,
Yerel yönetimler, Kamu ve Sivil toplum kurum/kuruluşları, İşletmeler, Üniversiteler, Kooperatifler, birlikler
Kalkınma İller Konu Başlığı Uygun Başvuru Sahipleri Son Başvuru Destek Üst Limiti (TL) Destek oranı (%) Ankara Ankara İleri Teknolojili Ürün Ticarileştirme Mali Destek Yerel Ürün Ticarileştirme Mali Destek
Trakya Kalkınma Ajansı. www.trakyaka.org.tr. Edirne İlinde Yem Bitkileri Ekilişi Kaba Yem Üretiminin İhtiyacı Karşılama Oranı
Trakya Kalkınma Ajansı www.trakyaka.org.tr Edirne İlinde Yem Bitkileri Ekilişi Kaba Yem Üretiminin İhtiyacı Karşılama Oranı EDİRNE YATIRIM DESTEK OFİSİ EDİRNE İLİNDE YEM BİTKİLERİ EKİLİŞİ, MERALARIN DURUMU
Dünyada ve Türkiye de Endüstriyel Süt İşleme
Dünyada ve Türkiye de Endüstriyel Süt İşleme Dünyada üretilen toplam süt miktarı farklı kuruluşlar tarafından açıklanmaktadır. Bu kuruluşlar temelde birbirleriyle bağlantılı olmalarına rağmen veri toplama
2015 YILI TARIMSAL DESTEKLEMELER
05 YILI TARIMSAL DESTEKLEMELER HAYVANCILIK DESTEKLEMELERİ Hayvan Başı Ödeme (TL/baş) Suni Tohumlama (TL/baş) Sütçü ve kombine ırklar ve melezleri ile etçi ırkların melezleri anaç sığır Etçi ırklar anaç
2015 Ayçiçeği Raporu
2015 Ayçiçeği Raporu İçindekiler 1.AYÇİÇEĞİ EKİM ALANI... 2 1.1. Türkiye de Ayçiçeği Ekim Alanı... 2 1.2. TR83 Bölgesinde Ayçiçeği Ekim Alanı... 5 1.3. Samsun da Ayçiçeği Ekim Alanı... 6 1.3.1. Samsun
KANATLI ET SEKTÖRÜ RAPORU
KANATLI ET SEKTÖRÜ RAPORU TÜRKİYE DE ÜRETİM VE TÜKETİM Sağlıklı beslenme konusunda her geçen gün daha da duyarlı davranmaya başlayan tüketiciler kırmızı ete alternatif olarak, daha az yağlı ve daha ucuz
1. KIRMIZI ET SEKTÖRÜNDEKĠ GELĠġMELER a. Kırmızı Et Sektörü Pazar Analizi
1. KIRMIZI ET SEKTÖRÜNDEKĠ GELĠġMELER a. Kırmızı Et Sektörü Pazar Analizi DÜNYA: Dünya da Sığır sayısı bakımından Nisan 2013 tarihi itibarı ile birinci sırada 327 milyon hayvan sayısı ile Hindistan gelmektedir.
Türkiye de Kırmızı Et Pazarlaması
Atatürk Üniv. Ziraat Fak. 34 (4), 361-366, 2003 Türkiye de Kırmızı Et Pazarlaması Vedat DAĞDEMİR Avni BİRİNCİ Tecer ATSAN Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Erzurum ([email protected])
BURTARIM 2014 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI
BURTARIM 2014 Bursa 12. Uluslararası Tarım, Tohumculuk, Fidancılık ve Süt Endüstrisi Fuarı BURSA 7. ULUSLARARASI HAYVANCILIK VE EKİPMANLARI FUARI 14 18 Ekim 2014 ZİYARETÇİ ARAŞTIRMASI ÖZET SONUÇLARI Bursa
AR&GE BÜLTEN 2012 EYLÜL SEKTÖREL TARIM KENTİ İZMİR
TARIM KENTİ İZMİR Şebnem BORAN Gözde SEVİLMİŞ Küresel iklim değişikliği, gıda fiyatlarındaki yükseliş, dünya nüfusundaki hızlı artış gibi gelişmelerin etkisiyle tarım sektörünün son derece stratejik bir
2014 YILI SEKTÖR RAPORU
2014 YILI SEKTÖR RAPORU 0 ET VE ET ÜRÜNLERİ... 5 1. DÜNYADA DURUM... 5 1.1. HAYVAN VARLIĞI... 5 1.2. HAYVANSAL ÜRETİM DEĞERİ... 6 1.3. ET ÜRETİMİ... 8 1.3.1. Büyükbaş Eti... 9 1.3.2. Domuz Eti... 9 1.3.3.
2 3 4 5 6 2006 2007 2008 2009 2010 Antalya, Isparta, Burdur 3.996.228 4.537.170 4.742.685 5.210.194 7.465.360 Manisa, Afyon, Kütahya, Uşak 4.711.300 4.924.994 6.127.161 6.408.674 7.107.187 Adana, Mersin
Saanen ve Saanen Melezi Erkek Oğlakların Besi Performansları*
Saanen ve Saanen Melezi Erkek Oğlakların Besi Performansları* O. Karadağ 1 E. Köycü 2 1 Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsü, Bandıma, Balıkesir 2 Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni
TÜRKİYE DE SÜT ENDÜSTRİSİNİN GELİŞİMİ VE ÜRETİCİ-SANAYİ İLİŞKİLERİ. Öğr.Gör. Sertaç Duman 1
TÜRKİYE DE SÜT ENDÜSTRİSİNİN GELİŞİMİ VE ÜRETİCİ-SANAYİ İLİŞKİLERİ Öğr.Gör. Sertaç Duman 1 ÜLKEMİZİN EN ESKİ SÜT İŞLETMELERİ 19. YÜZYILIN SONLARINDA KARS İLİMİZDE RUS İŞGALİ SIRASINDA KURULAN (RUSÇA ZAVOT
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği. Yeni Teşvik Sistemi. 4. Bölge Teşvikleri
Yeni Teşvik Sistemi 4. Bölge Teşvikleri Ekim 2013 İçerik Yeni Teşvik Sistemi Amaçları Yeni Teşvik Sistemi Uygulamaları Genel Teşvikler Bölgesel Teşvikler Büyük Ölçekli Ya>rımlar Stratejik Ya>rımlar 4.
Prof. Dr. Zafer ULUTAŞ. Gaziosmanpaşa Üniversitesi
Prof. Dr. Zafer ULUTAŞ Gaziosmanpaşa Üniversitesi Beslenme için gerekli Protein İhtiyacı Sağlıklı beslenme için günlük tüketilmesi gereken protein miktarının kişi başı 110g arasında olması arzu edilir.
İZMİR DE SÜT SEKTÖRÜNE BAKIŞ
İZMİR DE SÜT SEKTÖRÜNE BAKIŞ Büyük tarımsal ekonomiler sıralamasında 7. sırada yer alan ülkemiz tarımının milli gelire, istihdama ve dış ticarete katkısı giderek artmaktadır. Tarım sektörü; 2008 yılında
Bu yıl Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) dahil olan çiftçilere dekar başına 2,5 lira toprak analizi desteği verilecek.
Çiftçiye, bu yıl verilecek tarımsal destekler belirlendi Bakanlar Kurulu'nun ''2015 Yılında Yapılacak Tarımsal Desteklemelere İlişkin Karar''ı, 1 Ocak 2015 tarihinden geçerli olmak üzere Resmi Gazete'nin
AR&GE BÜLTEN 2016 OCAK-ŞUBAT SEKTÖREL SÜT SEKTÖRÜNE BAKIŞ
SÜT SEKTÖRÜNE BAKIŞ Şebnem BORAN Ülkemiz ve bölgemiz tarım ekonomisi içerisinde hayvancılık sektörünün oldukça önemli bir payı bulunmaktadır. Hayvansal ürünler toplumun yeterli ve dengeli beslenmesindeki
AR&GE BÜLTEN. İl nüfusunun % 17 si aile olarak ifade edildiğinde ise 151 bin aile geçimini tarım sektöründen sağlamaktadır.
İzmir İlinin Son 5 Yıllık Dönemde Tarımsal Yapısı Günnur BİNİCİ ALTINTAŞ İzmir, sahip olduğu tarım potansiyeli ve üretimi ile ülkemiz tarımında önemli bir yere sahiptir. Halen Türkiye de üretilen; enginarın
ET VE ET ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ
ET VE ET ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ 2. ET VE ET ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ 2.1. DÜNYA DA ET VE ET ÜRÜNLERİ SEKTÖRÜ Et ve et ürünlerinin insan beslenmesindeki öneminin yanı sıra sosyal ve ekonomik fonksiyonları ile ülkelerin
DÜNYA GIDA GÜNÜ 2010 YENİ GIDA YASASI VE 12. FASIL MÜZAKERE SÜRECİ. Fatma CAN SAĞLIK Tarım ve Balıkçılık Başkanı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği
DÜNYA GIDA GÜNÜ 2010 YENİ GIDA YASASI VE 12. FASIL MÜZAKERE SÜRECİ Fatma CAN SAĞLIK Tarım ve Balıkçılık Başkanı Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Sunuş İçeriği Yeni Gıda Kanununa Giden Süreç Müzakere süreci
ULUDAĞ YAŞ MEYVE SEBZE İHRACATÇILARI BİRLİĞİ ÜYELERİNE SİRKÜLER NO.: 248
ULUDAĞ YAŞ MEYVE SEBZE İHRACATÇILARI BİRLİĞİ ÜYELERİNE SİRKÜLER NO.: 248 T.C. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü nden alınan yazıda; Türkiye de kiraz-vişne
DÜNYADA ve TÜRKİYE DE YEMEKLİK TANE BAKLAGİLLER TARIMI
DÜNYADA ve TÜRKİYE DE YEMEKLİK TANE BAKLAGİLLER TARIMI Prof. Dr. Cemalettin Yaşar ÇİFTÇİ Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Ankara 2004 1 TMMOB ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI TEKNİK
Ulusal Gelişmeler. Büyüme Hızı (%) a r k a. o r g. t r * II III IV YILLIK I II III IV YILLIK I II III IV YILLIK I II III
18.01.2019 Ulusal Gelişmeler Büyüme Hızı (%) %10 veya fazla %6-%10 %3-%6 %0-%3 %0 dan küçük Veri yok 2016 2017 2018* 14 II III IV YILLIK I II III IV YILLIK I II III IV YILLIK I II III 12 10 8 6 11,5 4
TÜRKİYE SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ KAMU YÖNETİMİ BÖLÜMLERİ SIRALAMASI 2017 SBKY / KY İNDEKSİ 2017
KAYFOR 15 02 KASIM 2017 ISPARTA TÜRKİYE SİYASET BİLİMİ VE KAMU YÖNETİMİ KAMU YÖNETİMİ BÖLÜMLERİ SIRALAMASI 2017 SBKY / KY İNDEKSİ 2017 HM KİRİŞ & H GÜL SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER
AB IPARD FONLARININ KULLANILABİLMESİ İÇİN TEMEL GEREKLİLİKLER,
AB IPARD FONLARININ KULLANILABİLMESİ İÇİN TEMEL GEREKLİLİKLER, Kırsal Kalkınma (IPARD) Programının hazırlanarak Avrupa Komisyonu tarafından onaylanması: (25 Şubat 2008 tarihinde onaylanmıştır. nun ve İl
2015 TARIM VE HAYVANCILIK ÜRETİM DESTEKLEMELERİ
2015 TARIM VE HAYVANCILIK ÜRETİM DESTEKLEMELERİ 2015 YILINDA YAPILACAK TARIMSAL DESTEKLEMELERE İLİŞKİN KARAR (*) Amaç ve kapsam MADDE 1- (1) Bu Karar, çevreye duyarlı tarımsal üretimi yaygınlaştırmak,
HAYVANCILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Altyapı ve Çevre İzleme Daire Başkanlığı ANKARA / 25 AĞUSTOS 2014
HAYVANCILIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Altyapı ve Çevre İzleme Daire Başkanlığı ANKARA / 25 AĞUSTOS 2014 DAP GAP KOP VE DOKAP KALKINMA BÖLGELERİNDE HAYVANCILIK YATIRIMLARININ DESTEKLENMESİ AMAÇ Bölgesel gelişmişlik
En son istatistiki verilere göre Türkiye'de hayvan cinsleri itibariyle toplam süt üretimine ilişkin bilgiler aşağıda verilmiştir.
İZ M İR Y Ö R E S İ S Ü T S IĞ IR C IL IĞ I İŞ L E T M E L E R İN İN G E N E L E K O N O M İK S O R U N L A R I G E L E C E Ğ E Y Ö N E L İK Ö N E R İL E R Doç. Dr. Faruk KARALAR Sağlıklı bir yaşam dengeli
ÇİFTLİK HAYVANLARINDA LİF ÜRETİMİ. 2. Hafta. Prof. Dr. Gürsel DELLAL
ÇİFTLİK HAYVANLARINDA LİF ÜRETİMİ 2. Hafta Prof. Dr. Gürsel DELLAL Dünyada hayvansal lif üretimi -Dünyada ticari amaçlarla yaklaşık olarak 9 farklı hayvan türünden lif elde edilmektedir -Bu 9 türün içinde
HALK ELİNDE KÜÇÜKBAŞ HAYVAN ISLAHI ÜLKESEL PROJESİ. Dr. Bekir ANKARALI Daire Başkanı 06.03.2014
HALK ELİNDE KÜÇÜKBAŞ HAYVAN ISLAHI ÜLKESEL PROJESİ Dr. Bekir ANKARALI Daire Başkanı 06.03.2014 1 HALK ELİNDE KÜÇÜKBAŞ HAYVAN ISLAHI ÜLKESEL PROJESİ Halk elinde yetiştirilmekte olan küçükbaş hayvanların
SÜT ve SÜT ÜRÜNLERİ. Durum ve Tahmin TARIMSAL EKONOMİ VE POLİTİKA GELİŞTİRME ENSTİTÜSÜ TEPGE. Hazırlayan. Zarife Nihal GÜLAÇ. Durum ve Tahmin 2015
TARIMSAL EKONOMİ VE POLİTİKA GELİŞTİRME ENSTİTÜSÜ Durum ve Tahmin SÜT ve SÜT ÜRÜNLERİ 215 Hazırlayan Zarife Nihal GÜLAÇ e-posta: [email protected] YAYIN NO: 256 ISBN: 978-65-9175-27-2 Her
YGS SINAV SONUCUNA GÖRE ÖĞRENCİ ALAN 4 YILLIK ÜNİVERSİTELER
YGS SINAV SONUCUNA GÖRE ÖĞRENCİ ALAN 4 YILLIK ÜNİVERSİTELER 2012 Konte Taban Program Adı Açıklama Üniversite Şehir Üniversite Puan Türü Türü njan Puan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Öğretmenliği Abant
Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı
Polonya ve Çek Cumhuriyeti nde Tahıl ve Un Pazarı Polonya da 400-450 un değirmeni olduğu biliniyor. Bu değirmenlerin yıllık toplam kapasiteleri 6 milyon tonun üzerine. Günde 100 tonun üzerinde üretim gerçekleştirebilen
Antalya İlinde Kıl Keçisi Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri
XI. Ulusal Tarım Ekonomisi Kongresi 3-5 Eylül 2014, Samsun Antalya İlinde Kıl Keçisi Yetiştiriciliğinin Mevcut Durumu, Sorunlar ve Çözüm Önerileri G. Ateş 1, M.Nisa, M. Yelboğa, C. Sayın, 1 Gıda Mühendisi,
Tercih yaparken mutlaka ÖSYM Kılavuzunu esas alınız.
TABLO ÜNİVERSİTE Tür ŞEHİR FAKÜLTE/YÜKSOKUL PROGRAM ADI AÇIKLAMA DİL 4 ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ Devlet ADANA Ziraat Fak. Bahçe Bitkileri MF-2 280,446 255,689 47 192.000 4 ANKARA ÜNİVERSİTESİ Devlet ANKARA
GÜZ YARIYILI DERS PROGRAMI
2016-2017 GÜZ YARIYILI (BİRİNCİ ÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİ) PAZARTESİ 09:30 10:15 DERS ADI DERSLİK DERS SORUMLUSU Dengeli Beslenme Anfi II Organik Tarım Bilgisayar lab. Yrd.Doç.Dr. Okan ATAY / Halkla İlişkiler
Eczacılık VII.1. ECZACILIK UYGULAMALARI VII.2. ECZACILIK EĞİTİMİ
VII.. ECZACILIK UYGULAMALARI VII.. ECZACILIK EĞİTİMİ VII.. Uygulamaları TABLO-: BRANŞLARA GÖRE ECZACI DAĞILIMI (008) BRANŞLAR ECZACI SAYISI Bakanlık ve SGK'da Çalışan Eczacılar (Kamu Eczacısı) İlaç Sektöründe
Grafik-1: Avrupa Birliğinde Haftalık Dana Karkas Ortalama Fiyatları / 100 KG
1. KIRMIZI ET SEKTÖRÜNDEKĠ GELĠġMELER a. Kırmızı Et Sektörü Pazar Analizi AVRUPA BĠRLĠĞĠ: Grafik-1: Avrupa Birliğinde Haftalık Dana Karkas Ortalama Fiyatları / 100 KG Kaynak: Avrupa Birliği Komisyonu,
BALIKESİR BÜYÜKŞEHİR
BALIKESİR BÜYÜKŞEHİR B E L E D İ Y E S İ 205 PERFORMANS PROGRAMI A Entegre Kırsal Kalkınma H3 Tarımsal Atıkların Depolanması Ve Kullanımı Sayısal Verilere Ulaşılması 00 2 Depolama Alanının Ve Kapasitesinin
FARABİ KURUM KODLARI
FARABİ KURUM KODLARI İstanbul 1. Boğaziçi D34-FARABİ-01 2. Galatasaray D34-FARABİ-02 3. İstanbul Teknik D34-FARABİ-03 Eskişehir 1. Anadolu D26-FARABİ-01 2. Eskişehir Osmangazi D26-FARABİ-02 Konya 1. Selçuk
