YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLİGAT HUKUKU

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLİGAT HUKUKU"

Transkript

1 T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2629 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1597 YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLİGAT HUKUKU Yazarlar Yrd.Doç.Dr. Emel HANAĞASI (Ünite 1-4) Prof.Dr. Muhammed ÖZEKES (Ünite 5-8) Editör Yrd.Doç.Dr. Doğan GÖKBEL ANADOLU ÜNİVERSİTESİ i

2 Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Anadolu Üniversitesine aittir. Uzaktan Öğretim tekniğine uygun olarak hazırlanan bu kitabın bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan izin almadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz. Copyright 2012 by Anadolu University All rights reserved No part of this book may be reproduced or stored in a retrieval system, or transmitted in any form or by any means mechanical, electronic, photocopy, magnetic tape or otherwise, without permission in writing from the University. UZAKTAN ÖĞRETİM TASARIM BİRİMİ Genel Koordinatör Doç.Dr. Müjgan Bozkaya Genel Koordinatör Yardımcısı Doç.Dr. Hasan Çalışkan Öğretim Tasarımcıları Yrd.Doç.Dr. Seçil Banar Öğr.Gör.Dr. Mediha Tezcan Grafik Tasarım Yönetmenleri Prof. Tevfik Fikret Uçar Öğr.Gör. Cemalettin Yıldız Öğr.Gör. Nilgün Salur Kitap Koordinasyon Birimi Uzm. Nermin Özgür Kapak Düzeni Prof. Tevfik Fikret Uçar Öğr.Gör. Cemalettin Yıldız Dizgi Açıköğretim Fakültesi Dizgi Ekibi Yargı Örgütü ve Tebligat Hukuku ISBN Baskı Bu kitap ANADOLU ÜNİVERSİTESİ Web-Ofset Tesislerinde adet basılmıştır. ESKİŞEHİR, Temmuz 2013 ii

3 İçindekiler Önsöz... iv 1. Yargı Örgütü Hukukunun Temel Kavramları ve Anayasa Yargısı Adli Yargı İdari Yargı ve Askeri İdari Yargı Askeri Ceza Yargısı ve Uyuşmazlık Yargısı Tebligat Hukuku ile İlgili Genel Bilgiler ve Tebligatın Yapılabileceği Kişiler Tebligatın Yapılabileceği Yer, Tebligat Süreleri, Tebliğ Evrakı ve Giderleri Tebligat Usûlü Usûlsüz Tebligat ve Tebligat Suçları. 136 Sözlük iii

4 Önsöz Aralarında önceden bir ilişki bulunsun ya da bulunmasın, insanlar arasında uyuşmazlık çıkmadıkça, çözüm ihtiyacı da duyulmaz. Uyuşmazlık çıktığı takdirde, bunun çözüm ihtiyacı da kendini hissettirir. Hukukun çeşitli alanlarındaki kanunlarla, farklı hukuki ilişkilerin düzenlenmesi ve uyuşmazlıkların ortaya çıkmasının önlenmesi amaçlanırken, yargılama hukuku kuralları ile çıkabilecek uyuşmazlıkların yargısal çözümü hedef alınır. Kişilerin kendilerine karşı işlenen suçların faillerini kendilerinin takip etmesi ve cezalarını yine kendilerinin vermesi söz konusu değildir. Cezalandırma yetkisi devlete aittir. Güçler ayrılığı kuramı, suç ve cezanın yasama organınca kanunla belirlenmesini, yargı organları aracılığıyla da suça ve cezaya hükmedilmesini gerektirmektedir. Ayrıca yürütmenin eylem ve işlemlerine karşı yargı denetimi de söz konusudur. Kanun koyucu, yargı örgütü konusunda Anayasanın 142nci maddesinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak, çeşitli kanunlarla, uyuşmazlık ve görev farklılıklarına göre çok sayıda mahkeme kurmuş ve yine bu mahkemelerin görev alanlarının gösterdiği özelliklere uygun farklı muhakeme veya yargılama usulü kanunları yürürlüğe koymuştur. Türkiye de üç temel yargı kolu bulunmaktadır. Bunlar sırasıyla anayasa yargısı, adlî yargı ve idarî yargı kollarıdır. Kitabımızın ilk dört ünitesinde Türkiye deki yargı örgütlenmesi açıklanmıştır. Yargılamada birçok işlemin geçerli olması veya hüküm ifade edebilmesi için, tebliğ edilmesi, yani muhatabın öğrenmesine yönelik olarak, tebligat hukuku çerçevesinde bildirilmesi ve bu bildirimin belgelendirilmesi gerekir. Tarafların veya ilgililerin adlî ve yargılama faaliyeti içinde yer almaları, yapılacak veya yapılmış işlemleri öğrenmeleri, bunun sonucu olarak, kendilerine tanınan hakları kullanabilmeleri tebligat veya davetiyeye bağlıdır. Ülkemizde, yargılamaların uzamasının en önemli sebeplerinden biri de, tebligat işlemlerinde meydana gelen aksamalar ve tebligatla ilgili uygulamadaki yanlışlıklardır. Tebligatın bu yönü yanında, yargısal faaliyet bakımından da çok önemli bir işlevi de söz konusudur. Zira, tebligat yargılamadaki en temel haklardan biri olan, adil yargılama hakkının temel unsurlarından hukukî dinlenilme hakkı ile doğrudan ilgilidir. Uygulamada, savunma ya da iddia ve savunma hakkı olarak da ifade edilen hukukî dinlenilme hakkı, yargılamayla hukuki durumu etkilenecek kişilerin, yargılamanın bir süjesi olarak, yargılama konusunda bilgi edinmelerini, açıklamada bulunmalarını, yargılamaya etki edebilmelerini ve yargı mercilerinin bunları dikkate alıp değerlendirerek, gerekçeli şekilde karar vermesini sağlayan, sürpriz kararla karşılaşmanın önüne geçen, bir temel hak ve yargılama ilkesidir. Görüldüğü üzere hukukî dinlenilme hakkının üç unsuru, bilgilenme hakkı, açıklama hakkı ve yargı organlarının bu açıklamaları dikkate alıp değerlendirmesidir. Bu nedenle tebligatın usulüne uygun olarak yapılması hukuken çok önemlidir. Kitabın 5-8. ünitelerinde ise, tebligat hukuku ve özellikle de yargısal tebligata ilişkin bilgiler verilmiştir. Editör Yrd.Doç.Dr. Doğan GÖKBEL iv

5

6 1 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Yargı fonksiyonu ve bu fonksiyonun yasama ve yürütme fonksiyonları ile olan ilişkisini açıklayabilecek, Mahkeme kavramını tanımlayabilecek ve hukukumuzda mahkemelerin kuruluş ve işleyişine ilişkin temel ilkeleri açıklayabilecek, Genel olarak Türk Yargı Örgütünü tanımlayabilecek, Anayasa yargısı ve Anayasa Mahkemesi nin örgütlenişi açıklayabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Yargı Fonksiyonu Hâkimlerin Bağımsızlığı Hâkimlik Teminatı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunî Hâkim İlkesi Tabii Hâkim (doğal yargıç) İlkesi Anayasa Yargısı Anayasa Mahkemesi Mahkeme İçindekiler Giriş Yargı Fonksiyonu Kavramı Yargı Fonksiyonun Devletin Diğer Fonksiyonları İle İlişkisi Mahkeme Kavramı ve Mahkemelerin Değişik Ölçütlere Göre Tasnifi Genel Olarak Türk Yargı Örgütü Anayasa Yargısı ve Anayasa Mahkemesi 2

7 Yargı Örgütü Hukukunun Temel Kavramları ve Anayasa Yargısı GİRİŞ Yargı örgütü hukuku, Anayasa tarafından aynı zamanda bir yetki olarak nitelendirilmiş bulunan yargı fonksiyonunu konu edinen, bu fonksiyonu yerine getirmeyi üstlenmiş olan mahkemelerin, kuruluş ve görevlerini, çalışmasına ilişkin dış koşulları, yargılama sürecinin işleyişine doğrudan veya dolaylı olarak katılan görevlilerin statülerini, görev ve yetkilerini belirleyen hukuk kuralları bütünüdür. Bu hukuk alanına ilişkin temel düzenlemeler, Anayasa da yer almaktadır. Anayasa nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin, mahkemeler aracılığı ile yerine getirileceği açıkça hükme bağlanmıştır. Yine Anayasa nın 2. maddesinde yer alan ve Türkiye Cumhuriyeti nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu öngören hüküm ile 37. maddesinde tabii (doğal) hâkim ilkesine işaret eden hüküm, yargı örgütü hukuku ile ilgili temel normlar arasında yer alır. Anayasa nın Yargı Üçüncü Bölümü nde düzenlenen maddelerinde ise, mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığına, genel olarak mahkemelerin ve bu arada yüksek mahkemelerin kuruluş, görev ve işleyişine ilişkin ana ilkeler tespit edilmiştir. Yargı ayrılığı sistemini benimsemiş bulunan ülkemizde, kararları aynı yüksek mahkemede temyiz edilen mahkemelerin oluşturduğu birçok yargı kolu öngörülmüştür. Anayasa nın maddelerinde düzenlenen yüksek mahkemelerden hareketle, anayasa yargısı, adlî yargı, idarî yargı, askeri ceza yargısı, askeri idarî yargı ve uyuşmazlık yargısı olmak üzere altı temel yargı kolunun varlığından söz edilebilir. Ayrıca, Anayasa da yüksek mahkemeler arasında sayılmamakla birlikte, öğretide yargı fonksiyonunu yerine getirdiği kabul edilen Yüksek Seçim Kurulu ile Sayıştay da dikkate alındığında iki yargı kolundan daha söz etmek mümkündür. Bunlardan ilki, seçimlere ilişkin şikâyetleri ve itirazları karara bağlamakla görevli ilçe ve il seçim kurulları ile bu kurulların kararlarını kesin olarak incelemekle görevli Yüksek Seçim Kurulu nun (Anayasa m. 79) oluşturduğu seçim yargısıdır. Diğeri ise, sorumluların hesap ve işlemlerinden kamu zararına yol açan hususları kesin hükme bağlamakla görevli bulunan Sayıştay ın oluşturduğu hesap yargısıdır. Bu kitapta, Türk Yargı Örgütü, Anayasa da öngörülmüş bulunan yüksek mahkemelerden hareketle incelenecektir Bu çerçevede, ilk ünitede anayasa yargısına kısaca değinildikten sonra, sırasıyla adlî yargı, idarî yargı, askeri ceza yargısı, askeri idari yargı ve uyuşmazlık yargısı ele alınacak ve bu yargı kollarına dâhil mahkemelerin oluşturduğu yargı örgütü incelenecektir. Seçim yargısı ile hesap yargısı ise, konuya ilişkin öğretideki ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarındaki tartışmaların aktarılmasının söz konusu kitabın sınırlarını aşması nedeniyle inceleme konusu dışında bırakılacaktır. YARGI FONKSİYONU KAVRAMI Geleneksel olarak devlette belli başlı üç fonksiyon vardır. Yasama fonksiyonu, yürütme fonksiyonu ve yargı fonksiyonu. Devlet, bu üç tür fonksiyonunu yerine getirmek için egemenlikten kaynaklanan üç tür yetkiye sahiptir: Yasama yetkisi, yürütme yetkisi ve yargı yetkisi. Nihayet devletin bu üç ayrı fonksiyonunu yerine getirmesi için sahip olduğu üç ayrı yetkisini kullanacak organlara da gereksinimi vardır. Bu organlar ise, yasama organı, yürütme organı ve yargı organıdır. Çağdaş bir demokraside devletin bu üç fonksiyonu ayrı organlarda toplanmıştır. Bunun nedeni, söz konusu organların birbirini denetlemesinin ve dengelemesinin sağlanması ve kişi hak ve hürriyetlerinin 3

8 güvenceye kavuşturulmasıdır. Anayasamız da, kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiştir. Bu ilke uyarınca, yasama fonksiyonu, Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisince (Anayasa m.7); yürütme fonksiyonu, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunca (Anayasa m.8); yargı fonksiyonu da, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce (Anayasa m. 9) yerine getirilir. Genel bir ifadeyle, yasama fonksiyonu, genel ve soyut norm koyma, değiştirme ve kaldırma faaliyetidir. Yürütme fonksiyonu, genel ve soyut normların belli kişi ve durumlara uygulanmasıdır. Yargı fonksiyonu ise, genel anlamda devletin hukuk düzeninin devam etmesi ve kişilerin sübjektif haklarının korunması amacını güden faaliyetidir. Bu faaliyet, devlet için hem bir hak, hem de yükümlülüktür. Yargı fonksiyonu, biri şeklî (organik), diğeri maddi olmak üzere iki ölçütten hareketle tanımlanabilir. Şeklî (organik) anlamdaki tanımlamanın ölçütü, faaliyette bulunan makamdır. Bu ölçüt esas alındığında, yargı fonksiyonu, yargı organlarının fonksiyonu olup, yargı organlarının her türlü faaliyetini ifade eder. (Anayasa nın Yargı yetkisi kenar başlıklı 9. maddesi de yargı fonksiyonunu organik içerikle tanımlamıştır. Buna göre, Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Şeklî (organik) ölçüt, yargı fonksiyonunu, yasama ve yürütme işlevlerinden ayırt etmek için elverişli bir ölçüttür. Zira, bu ölçütten hareket edildiğinde, yasama ve yürütme organlarının yaptığı bir işlem hiçbir zaman yargı fonksiyonuna dâhil olamaz. Bununla birlikte, şeklî (organik) ölçüt, mahkemelerin her türlü faaliyetini yargı fonksiyonunun içine soktuğundan gereğinden fazla geniştir. Zira, mahkemelerin kalem işlerinin yürütülmesi ve personelin yönetimi gibi idari nitelikli faaliyetleri de vardır. Ayrıca, bazı istisnai durumlarda yargı organları, maddi niteliği itibariyle düzenleyici idari işlemler de yapmaktadır. Örneğin ülkemizde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü Anayasa Mahkemesi nin kendisi tarafından yapılır. Bu İçtüzük, yargısal bir karar değil, bir düzenleyici idari işlemdir. Maddi anlamdaki tanımlamanın ölçütü ise, devletin fonksiyonlarının ifasında başvurulan işlemlerin içeriği, maddi niteliğidir. Bu ölçüte göre, yargı fonksiyonu, yargısal usuller uygulanarak hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözümleyen ve karara bağlayan bir devlet fonksiyonudur. Bu anlamda, yargı fonksiyonu üç aşamadan geçerek gerçekleşir 1. Yargı fonksiyonunun yerine getirilebilmesi için, her şeyden önce ortada hukuk düzeninin ihlal edildiği yolunda bir iddia bulunmalıdır. 2. Bu iddia üzerine, bunun gerçek olup olmadığı araştırılıp tespit edilir. 3. Hukuk düzenin gerçekten ihlal edildiğinin tespit edilmesinden sonra da, bunun giderilmesi ve bozulan hukuk düzeninin yeniden kurulması için bir müeyyide (yaptırım) uygulanır. Maddi ölçüt yargı fonksiyonunu tanımlamak için gerekli, ama bu fonksiyonu diğer devlet fonksiyonlarından ayırmak için her zaman yeterli değildir. Zira, yasama ve yürütme organları da bazen maddi açıdan yargı fonksiyonuna benzer nitelikte işlemler yapabilmektedir. Örneğin, idarenin disiplin soruşturması açarak disiplin cezası vermesinde ya da yasama dokunulmazlığının kaldırılması usulünde durum budur. Bu örneklerde de, hukuka aykırılık iddiası, hukuka aykırılığın tespiti ve müeyyide uygulanması aşamaları mevcuttur. Sonuç olarak, her iki ölçüte getirilen eleştiriler dikkate alındığında, yargı fonksiyonu, şeklî (organik) ölçüt ile maddi ölçüt birlikte kullanılarak tanımlanmalıdır: Yargı fonksiyonu, bağımsız mahkemelerin yargısal usuller uygulayarak hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözme ve karara bağlama fonsiyonudur. Yargı fonksiyonu, yasama ve yürütme işlevlerinden, tümüyle ayrı ve özel bir konumdadır. Devletin hukuk devleti olabilmesi ve hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleştirilebilmesi için, yargı fonksiyonu, yasama ve yürütme fonksiyonlarının bütünüyle dışında kalmak zorundadır. Anayasamızda da yargının, yasama ve yürütme organı karşısındaki bağımsızlığını sağlamak amacıyla çeşitli tedbirler öngörülmüştür. 4 Yargı fonksiyonu nedir? YARGI FONKSİYONUNUN DEVLETİN DİĞER FONKSİYONLARI İLE İLİŞKİSİ

9 Bu tedbirlere ilişkin düzenlemeleri, genel olarak, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi ve hâkimlik teminatı başlıkları altında toplamak mümkündür. Mahkemelerin Bağımsızlığı İlkesi Anayasamıza göre, yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır (Anayasa m. 9). Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler (Anayasa m. 138, I; Hâkimler ve Savcılar K. m. 4, II). Hâkimlerin yürütme ve yasama organları karşısında bağımsızlığını koruyabilmek ve onların hiçbir baskı ve etki altında kalmadan, hukuka ve vicdanlarına göre karar vermelerini sağlayabilmek amacıyla, anayasal boyutta çeşitli ilkeler öngörülmüştür. Bu çerçevede, hiçbir organ, makam, mercii veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz (Anayasa m. 138, II; Hâkim ve Savcılar K. m. 4, I). Mahkeme ve hâkimlere emir ve talimat verilemeyeceği, genelge gönderilemeyeceği, tavsiye ve teklinde bulunulamayacağına ilişkin bu kural, maddi anlamda yargı yetkisinin kullanılması ile sınırlıdır. Mahkemelerin, doğrudan doğruya hukuki uyuşmazlıkları çözme faaliyetleri dışındaki personelin yönetimi ve yazı işlerinin yürütülmesi gibi idari işlem ve faaliyetlerinde, bu yasaklar ya da sınırlamalar geçerli değildir. Bundan başka, görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisi nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz; görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz (Anayasa m. 138, III). Ayrıca, yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir surette değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez (Anayasa m. 138, IV). Hâkimlerin bağımsızlıklarını sağlayabilmek için, yasama ve yürütme organları yanında diğer mahkemelere karşı da korunmaları, yani onlardan da emir ve talimat almamaları gerekir. Bu bağlamda, mahkemeler arasında bir altlık-üstlük ilişkisi, (itiraz, temyiz, karar düzeltme gibi) yargılama usullerinin gerektirdiği ölçüde vardır. Bununla birlikte, yargılama düzeninin kendi iç oluşumu niteliğindeki böyle bir ilişki, üst derece yargı yerlerinin alt derece yargı yerlerine emir ve talimat vermeleri anlamını taşımaz. Hâkimlerin bağımsız karar verebilmeleri için yasama, yürütme ve yargı dışında başkaca çevre faktörlerine karşı da korunmaları gerekir. Bu nedenle, hâkimlerin kanunda belirtilenlerden başka, resmî ve özel hiçbir görev alamayacakları kabul edilmiştir (Anayasa m. 140, V). Bu düzenlemenin amacı, hâkimleri, etkilenmeleri muhtemel bu tür çevrelerden uzak tutmaktır. Ancak, günümüzde hâkimleri en çok etkileyebilecek çevre faktörü, dördüncü kuvvet olarak anılan basındır. Bu nedenle de, Anayasa nın 26. maddesinde, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin, yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla sınırlanabileceğini öngörülmüştür. Hâkimlik Teminatı Mahkemelerin organ olarak bağımsızlığı, ancak yargı fonksiyonunu ifa eden hâkimlerin hiçbir baskı veya tehditle karşılaşmaksızın görevlerini tam bir serbestlik ve tarafsızlıkla yerine getirebilmeleriyle gerçek bir anlam kazanır. Bu çerçevede, Anayasamızda hâkimlik teminatına ilişkin temel bazı ilkeler kabul edilmiştir. Hâkimler, azlonulamazlar (Anayasa m. 139, I; Hâkimler ve Savcılar K. m. 44) ve kendileri istemedikçe 65 yaşından önce emekliye sevk edilemezler (Anayasa m. 139, I; m. 140, IV; Hâkimler ve Savcılar K. m 44). Hâkimler, bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık ve ödeneklerden ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamazlar (Anayasa m. 139, I; Hâkimler ve Savcılar K. m ). Bunların yanı sıra, hâkim ve savcıların niteliklerinin, atanmalarının, hakları ve ödevlerinin, aylık ve ödeneklerinin, meslekte ilerlemelerinin, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesinin, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesinin, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesinin, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik hallerinin, meslek içi 5

10 eğitimleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği öngörülmüştür (Anayasa m. 140, III). Hâkim ve savcıların, özellikle yürütme organına karşı bağımsızlıklarının sağlanabilmesi için özlük haklarının teminatlı olması zorunludur. Bu çerçevede, adlî ve idari yargı hâkim ve savcılarının mesleğe kabul edilme, atanma ve nakil, geçici yetki verilmesi, yükseltilme ve birinci sınıfa ayrılması, kadro dağıtılması, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verilmesi, disiplin cezası uygulanması, görevden uzaklaştırılması gibi bütün özlük işleri hakkında karar verme yetkisi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu na verilmiştir (Anayasa m. 159, VIII; HSYKK m. 4). Adlî ve idari yargı hâkim ve savcıların özlük haklarına ilişkin olarak karar verme yetkisi kime aittir? Bu Kurul, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar (Anayasa m. 159, I). Kurul, görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken bağımsızdır. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, Kurul a emir ve talimat veremez (HSYK m. 3, VI). Kurul üyelerinin seçiminin, dairelerin oluşumunun ve işbölümünün, Kurul un ve dairelerin görevlerinin, toplantı ve karar yeter sayılarının, çalışma usul ve esaslarının, dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazların ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevlerinin kanunla düzenleneceği öngörülmüştür (Anayasa m. 159, XIII.). Bu düzenleme uyarınca, günlü ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu (HSYKK) çıkarılmıştır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yirmi iki asıl ve on iki yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır (Anayasa m. 159, II; HSYKK m. 3). Kurul un Başkanı Adalet Bakanı olup, Kurul un yönetimi ve temsili Kurul Başkanı na aittir Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurul un tabiî üyesidir. Kurul un, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yükseköğretim kurumlarının hukuk dalında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulunca kendi üyeleri arasından, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idari yargı hâkim ve savcıları arasından idari yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir (Anayasa m. 159, III). Kurul; Başkanlık, Genel Kurul, daireler ve hizmet birimlerinden oluşur. Kurul un hizmet birimleri, Genel Sekreterlik ve Teftiş Kuruludur (HSYKK m. 5). Kurul, Adalet Bakanlığı nın, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar. Hâkim ve savcılarla ilgili olarak; mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, her türlü yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetler; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hâl ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırır ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemlerini yürütür (Anayasa m. 159, VIII, IX; HSYKK m. 4). Bu işlemler, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı nın oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Kurul un meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz. Yargı yetkisinin kullanımına ilişkin hususlar hariç olmak üzere hâkimlerin idari görevleri ile delilleri değerlendirme ve suçu niteleme yetkisi hariç olmak üzere savcıların adlî görevlerine ilişkin konularda genelge düzenlemek, Yargıtay ve Danıştay a üye seçmek ve Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek de Kurul un diğer görevleridir. 6

11 Hâkim ve savcıların bağımsızlığı ve hâkimlik teminatını ayrıntılı olarak inceleyebilmek için, Baki Kuru nun Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınlarından basılmış Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı ve Teminatı (1966) adlı kitabını, Şeref Ünal ın, Adalet Bakanlığı Yayınevinden basılmış olan Anayasa Hukuku Açısından Mahkemelerin Bağımsızlığı ve Hâkimlik Teminatı (1982) adlı kitabını ve Hasan Tahsin Fendoğlu nun, Yetkin Yayınevinden basılmış Yargının Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı (2010) adlı kitabını okuyabilirsiniz. MAHKEME KAVRAMI VE MAHKEMELERİN DEĞİŞİK ÖLÇÜTLERE GÖRE TASNİFİ Devlet, toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar koyması çerçevesinde, toplumsal barışın ve hukuk barışının korunması görevini de üzerine almıştır. Bu görev doğrultusunda devlet, sadece genel ve soyut kurallar koyma yükümlülüğü altında bulunmamakta, bunların uygulanmasını, kurulan dengenin bozulmamasını, hukuk düzeninin ve hukuk barışının devamını da yüklenmektedir. Bunu hem hukuki alt yapıyı oluşturarak hem de fiilî olarak yerine getirmekle yükümlüdür. Bu çerçevede bireylerin devlete karşı yargı hakkı bulunmaktadır. Bu hak Anayasa ile güvence altına alındığı gibi, çeşitli uluslararası belge ve sözleşmelerde de vurgulanmış, artık insan haklarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Devletin hak dağıtma ve hak dağıtımına ilişkin kuralları düzenleme görevini üzerine alması sebebiyle, hakkı ihlâl edilenler veya ihlâl edilmesi ihtimali bulunanlar, uyuşmazlığın da niteliğine bağlı olarak ortaya çıkan bu uyuşmazlığı çözmek için farklı uyuşmazlık çözüm yollarından birçoğunu ayrı ayrı, kademeli veya birlikte kullanma imkânına sahiptir. Ancak uyuşmazlık doğrudan ya da üçüncü kişi aracılığıyla anlaşarak çözülemiyorsa, devletin yetkili yargı organlarına başvurarak hukuki korunma talep edilmesi gerekecektir. Bunun sonucu olarak kişilerin devletten hukuki korunma talep etme (ve hakkın gerçekleşmesini isteme) hakkı bulunmaktadır. Devletin de gerek dava gerek takip yoluyla veya diğer yollarla kendisine yöneltilen talepleri karşılaması ve bağımsız olan mahkemeler önünde yargılama yapılarak, karar verilmesini ve bu kararların da hukuk devleti çerçevesinde uygulanmasını sağlaması gerekir. Bu görev, Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti olmanın bir gereği, yine Anayasa'nın 5. maddesinde belirtilen devletin temel amaç ve görevlerinin bir sonucudur. Ayrıca, Anayasa'nın 36. maddesinde de, herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanarak, yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak yer alarak, iddia ve savunma ile adîl yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, mahkemelerin görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı vurgulanmıştır. Anayasa nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin, mahkemeler aracılığı ile yerine getirileceği açıkça hükme bağlanmıştır. Bu nedenle, mahkeme kavramından ne anlaşılması gerektiği üzerinde durmak gerekir. Mahkeme Kavramı Mahkeme, etimolojik olarak, hüküm kökünden türetilmiş Osmanlıca bir kelimedir ve hüküm verilen, muhakeme yapılan yer anlamında kullanılır. Dar ve teknik anlamda mahkeme, devlet tarafından görevlendirilen ve adalet dağıtımı işiyle uğraşan yargılama yerlerini ifade eder. Bu tanım çerçevesinde, mahkemeler, hukuki statüleri itibariyle devlet kuruluşları olup yargı fonksiyonunu yerine getirmeyi üstlenmişlerdir. Bu nedenle, mahkemelerin yargı fonksiyonunun yerine getirilmesine yönelik faaliyetleri, doğrudan doğruya devletin yargısal faaliyeti olarak nitelendirilir. Oysa devlet mahkemelerinin yanı sıra, bazı hukuki uyuşmazlıkların çözümünde hakem mahkemeleri de görev yapar. Geniş anlamda mahkeme ise, yargı fonksiyonunu yerine getirmeyi üstlenmiş olan tüm kuruluşlar şeklinde tanımlanabilir. Bu çerçevede, mahkeme kavramı, hakem mahkemelerini de kapsar. Anayasa nın 142. maddesine göre, mahkemelerin kuruluşu, görevleri, yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Bu düzenleme, kanuni hâkim ilkesine atıf yapar. Kanunî hâkim, görev ve yetkisi kanunla belli edilmiş olan mahkemenin hâkimidir. Bu ilkeyi karakterize eden tek unsur, 7

12 mahkemenin görev ve yetkisinin tayin edilmesi işleminin kanun ile yapılmış bulunmasıdır. Anayasa nın anılan maddesi ve kanunî hâkim ilkesi çerçevesinde, Türk Hukuku nda mahkeme kurma görevi, münhasıran yasama organına, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi ne aittir. Başka bir anlatımla, idarenin, tüzük ve yönetmelik gibi düzenleyici idari işlemleri aracılığıyla, mahkeme kurması, kurulmuş mahkemelerin görevlerini, yetkilerini ve yargılama usullerini değiştirmesi mümkün değildir. Mahkemelerin kuruluş ve görevlerinin belirlenmesinde gözetilmesi gereken diğer bir ilke de, tabii hâkim (doğal yargıç) ilkesidir. Yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce yürürlükte bulunan kanunlar aracılığıyla görevi ve yetkisi belirlenmiş olan mahkemenin hâkimine, tabii hâkim (doğal yargıç) denir. Tabii hâkim ilkesini karakterize eden unsurlar öncedenlik ve kanuniliktir. Bu çerçevede, tabii hâkim ilkesine uygunluğun sağlanması için, kanunla mahkemenin görev ve yetkisinin belirlenmesi işleminin yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce yapılmış olması şarttır. Tabii hâkim ilkesi, kişilerin, hangi mahkeme önünde yargılanacaklarını kesin olarak bilmelerini mümkün kılmak, bağımsız ve tarafsız mahkemeler önünde yargılanma haklarını güvence altına almak, yargıya güveni sağlamak ve yürütmenin yargıya müdahalesini olabildiğince önlemek amaçlarına yönelmiştir. Ayrıca, bu ilke, kişiye ve somut duruma göre değişkenlik gösteren olağanüstü yargı yerlerinin oluşturulmasını önlemeye yönelik bir işlev üstlenmiş olması sebebiyle kişi dokunulmazlığı ve güvenliği ilkelerinin (Anayasa m. 17, 19) gerçekleştirilmesine de hizmet eder; adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturur (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6). Kanuni hâkim ve tabii hâkim ilkesi ne demektir? Mahkemelerin Değişik Ölçütlere Göre Tasnifi Mahkemeler, kuruluş ve çalışma biçimlerine göre, yargı sistemine ilişkin derecelendirmede bulundukları yere göre ve görmeyi üstlenmiş oldukları uyuşmazlıkların niteliklerine ya da tarafların statülerine göre olmak üzere üç farklı ölçüt esas alınmak suretiyle tasnife tâbi tutulabilir. Kuruluş ve çalışma biçimlerine göre mahkemeler, tek hâkimli mahkemeler ve çok hâkimli (toplu) mahkemeler olarak ikiye ayrılırlar. Tek hâkimli mahkemeler, yalnızca bir tek hâkimin görev yaptığı mahkemelerdir. Bu tek hâkim, o mahkemede açılan bütün davaları görür ve karara bağlar. Dava ile ilgili olarak mahkemece yapılması gereken bütün işlemler, o hâkim tarafından gerçekleştirilir. Bu mahkemelere örnek olarak sulh hukuk, asliye hukuk, sulh ceza ve asliye ceza mahkemeleri gösterilebilir. Çok hâkimli (toplu) mahkemeler ise, birden çok hâkimin görev yaptığı mahkemelerdir. Bu mahkemelerde, mahkemenin üyesi konumunda bulunan hâkimlerin bütününden oluşan kurul davalara bakar. Yargılama, kurul tarafından yapılır ve yine hüküm mahkeme kurulunca verilir. Çok hâkimli (toplu) mahkemelerde, yargılama ve hüküm için, kural olarak, mahkeme kurulunun tam kadro ile görev yapması gerekir. Ancak, bazı tahkikat işlemlerinin (örneğin keşif gibi) kurula mensup hâkimlerden biri tarafından yürütülmesi de mümkündür. Bu gibi durumlarda, o üye tarafından yapılan tahkikat işlemi, bizzat kurul tarafından yapılmış sayılır. Bu mahkemelere örnek olarak, ağır ceza mahkemeleri, Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi gösterilebilir. Yargı sistemine ilişkin derecelendirmede bulundukları yere göre mahkemeler, ilk derece mahkemeleri (bidayet mahkemeleri), ikinci derece mahkemeleri ve üst derece mahkemeleri olmak üzere üçe ayrılırlar. İlk derece mahkemeleri, bir davayı ilk evrede gören ve karara bağlayan yargı yerleridir. İlk derece mahkemeleri uyuşmazlıkların maddi ve hukuki yönlerini inceleyen mahkemelerdir. Tahkikat ve yargılama yapmak suretiyle dava konusu kılınan somut olaya, kanunları uygulayan ve hüküm veren bu mahkemelere, bu niteliklerinden dolayı vakıa mahkemesi veya hüküm mahkemesi de denilmektedir. Sulh hukuk mahkemesi, asliye hukuk mahkemesi, sulh ceza mahkemesi, asliye ceza mahkemesi, idare ve vergi mahkemeleri ilk derece mahkemelerine örnek olarak verilebilir. İstinaf mahkemeleri de denilebilecek ikinci derece mahkemeleri ise, konusu uyuşmazlığın maddi ve hukuki yönünün tekrar incelenmesi olan istinaf kanun yoluna başvuru mercileri olup, ilk derece mahkemeleri ile üst derece mahkemeleri arasında yer alan mahkemelerdir sayılı Adlî 8

13 Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adlîye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun un kabulü ile adlî yargı ikinci derece mahkemeleri sıfatıyla bölge adlîye mahkemelerinin kurulması kabul edilmiştir. Bu mahkemeler, konusu uyuşmazlığın maddi ve hukuki yönünün tekrar incelenmesi olan istinaf kanun yoluna başvuru mercileri olup, adlî yargı ilk derece mahkemeleri ile temyiz mahkemesi olan Yargıtay arasında ikinci derece mahkemeleri olarak yer almaktadırlar. Üst derece mahkemeleri (son derece mahkemeleri/yüksek mahkemeler), ilk ve ikinci derece mahkemelerinin hüküm ve kararlarının, kanun tarafından öngörülmüş bulunan yollara başvuru üzerine, sadece hukuka uygunluk ya da hem hukuka hem de vakıalara uygunluk yönünden doğruluğunu denetlemeye yönelik yargı yerleridir. Yargı sisteminin iki dereceli olduğu ülkelerde, üst derece mahkemesi, genellikle temyiz mahkemesidir. İki dereceli sistemde, dava ilk derecede görülüp hüküm verildikten sonra, temyiz yoluna başvuru suretiyle, hüküm ve hükmün dayandığı yargılama, hukuka uygunluk açısından üst derecedeki yüksek mahkemede bir defa daha incelenir. Bu derecede verilen kararlar kesin olup; artık bunlar aleyhine başka bir kanun yoluna gidilemez. Ülkemizde, yargı düzeni kural olarak iki derecelidir. İkinci derece mahkemesi olarak görev yapan üst derece mahkemeleri, genelde temyiz mahkemesi fonksiyonu görürler. Bunlara Yargıtay ve Danıştay örnek verilebilir. Kuruluşları tamamlandıktan sonra bölge adlîye mahkemelerinin görevlerine başlamasıyla birlikte, istinaf derecesi ikinci derece bir yargılama ve kanun yolu olarak hukuk düzenimizdeki yerini alacaktır. Bu çerçevede, adlî yargı alanında üç dereceli bir yargı düzeni kurulmuş olacaktır. Anayasa yargısı, askeri idari yargı, uyuşmazlık yargısı ve hesap yargısı, alanlarında ise tek derecelilik esası geçerlidir. Bu alanlarda bir yüksek mahkeme, ilk ve son derece yargı yeri olarak görev yapar. Görmeyi üstlenmiş oldukları uyuşmazlıkların niteliklerine ya da tarafların statülerine göre mahkemeler, genel görevli mahkemeler ve özel görevli mahkemeler (uzmanlık mahkemeleri) olarak ikiye ayrılır. Bakacakları işler, belirli kişi ve konulara göre sınırlandırılmamış bulunan, aksi belirtilmiş olmadıkça aynı yargılama hukuku disiplininin uğraş alanına giren her türlü işe bakan mahkemelere, genel görevli mahkemeler denir. Sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri, sulh ceza ve asliye ceza mahkemeleri bu mahkemelere örnek olarak gösterilebilir. Özel görevli mahkemeler (uzmanlık mahkemeleri) ise, belirli kişiler ya da meslek mensupları arasında çıkan uyuşmazlıklara veya belirli türdeki uyuşmazlıklara bakmak üzere kurulmuş olan mahkemelerdir. Özel görevli mahkemelerin kurulmasının ardında yatan neden, sosyal (hukuki) ilişkilerin karmaşıklaşması ve buna bağlı olarak ayrı bir uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkların giderek artması ile ortaya çıkan ihtiyacın karşılanmasıdır. Bu cepheden bakıldığında, özel mahkemeler, birer uzmanlık yargı yeri durumundadırlar. İş, kadastro ve trafik mahkemeleri bu mahkemelere örnek olarak gösterilebilir. Özel görevli mahkemelerde bakılacağı bir kanun hükmü ile belirtilmemiş olan bütün dava ve işler, genel görevli mahkemelerde görülür. GENEL OLARAK TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ Türk yargı örgütünün kuruluşuna ilişkin temel düzenlemeler, Anayasa da yer almaktadır. Daha önce de ifade edildiği gibi, Anayasa nın 9. maddesinde, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı düzenlenmiştir. Bu düzenlemede yer alan mahkemeler şeklindeki çoğul ifade çerçevesinde, yargı fonksiyonu, yasama gibi tek bir organdan değil, bir organlar topluluğundan, yani birçok mahkemeden oluşur. Yine Anayasa nın 2. maddesinde yer alan ve Türkiye Cumhuriyeti nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu öngören hüküm ile 37. maddesinde tabii hâkim ilkesine işaret eden hüküm, yargı örgütümüz ile ilgili temel normlar arasında yer alır. Anayasa nın maddelerinde Yargı başlığını taşıyan Üçüncü Bölümü altında düzenlenen hükümlerde ise, mahkemelerin ve hâkimlerin bağımsızlığına, genel olarak mahkemelerin ve bu arada yüksek mahkemelerin kuruluş, görev ve işleyişine ilişkin ana ilkeler tespit edilmiştir. 9

14 Anayasa nın Türk yargı örgütünü doğrudan düzenleyen hükmü ise, mahkemelerin kuruluşu başlığını taşıyan Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. biçimindeki 142. maddesinde yer almaktadır. Bu hüküm çerçevesinde, çeşitli kanunlarla, uyuşmazlık ve görev farklılıklarına göre çok sayıda mahkeme kurulmuş ve bu mahkemelerin görev alanlarının gösterdiği özelliklere uygun farklı yargılama usulü kanunları yürürlüğe konmuştur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, İdarî Yargılama Usulü Kanunu bu farklı yargılama usullerine ilişkin düzenlemelerin temel örnekleridir. Böylece, hukukumuzda farklı yargılama kanunlarının uygulandığı çok sayıdaki genel mahkemeler ve uzmanlık mahkemelerinden oluşan bir yargı örgütü ortaya çıkmıştır. Öte yandan, Anayasamız, yargı fonksiyonunu yerine getiren birden çok yargı kolu (çeşidi/düzeni) olduğunu, bunların başında yer alan yüksek mahkemeleri sayma yoluyla belirlemiştir. Uyuşmazlıkların temelinde yatan hukuki ilişkilerin nitelikleri ve devlet tarafından hukuken himaye edilecek menfaatler birbirinden farklıdır. Bu nedenle, yargı faaliyeti bir bütün oluşturmakla birlikte, bu faaliyetin daha iyi yerine getirilebilmesi için, yargı, çeşitli kollara bölünebilir. Yargı kolu (çeşidi/yolu/düzeni) ise, hukuki nitelik ve özellikleri itibariyle birbirine benzeyen uyuşmazlıkların aynı yargılama hukuku disiplinine ait ilke ve kurallar çerçevesinde çözüme kavuşturulmasından kaynaklanan kümeleşme olarak tanımlanabilir. Bu çerçevede, hukuki nitelik ve özellikleri bakımından bir bütün teşkil eden yargısal işler bir yargı kolunda toplanır ve bunlar hakkında o yargı koluna özgü yargılama usulü uygulanır. Yargı örgütü sistemimizdeki yargı kollarını incelemeye geçmeden önce kısaca yargı örgütünün kuruluşu bakımından kabul edilmiş bulunan iki büyük sistemden söz etmek gerekir. Bunlardan birincisi, Anglo-Sakson ülkelerinde uygulanan yargı birliği sistemidir. Diğeri ise, Almanya, Fransa, İtalya gibi kara Avrupası ülkelerinde uygulanan yargı ayrılığı sistemidir. Yargı birliği sistemi, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Güney Afrika gibi common law ülkelerinde uygulanır. Common law sisteminde, kamu hukuku-özel hukuk ayrımı yoktur. Hukuk bir bütündür. Kişiler arasındaki uyuşmazlıklar hangi hukuka göre çözümleniyorsa, devlet ile kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da aynı hukuka göre çözümlenir. Bu sistemde yargı bir bütün olarak örgütlenmiş; adlî yargı, idari yargı diye ikiye bölünmemiştir. Yargı birliği sisteminde, sadece adlî yargı vardır. Tek bir düzen içinde bulunan mahkemeler, hem özel kişiler arasında çıkan uyuşmazlıklara, hem de özel kişiler ile devlet arasında ortaya çıkan uyuşmazlıklara bakarlar. Fransa, Almanya, İtalya gibi kara Avrupası ülkelerinde görülen sistem, yargı ayrılığı sistemidir. Bu sistemde kamu hukuku-özel hukuk ayrımı vardır ve özel kişilere ayrı hukuk, devlete ayrı hukuk uygulanır. Bu sistemin ayırıcı özelliği, adlî yargının dışında bir de idari yargının bulunmasıdır. Adliye mahkemelerinin kendi üst mahkemeleri, idare mahkemelerinin ise kendi üst mahkemeleri vardır. Bu çerçevede, adlîye mahkemeleri ve idare mahkemeleri birbirinden bağımsız iki ayrı yargı kolu oluşturur. Türkiye de yargı örgütü bakımından kabul edilen sistem, yargı ayrılığı sistemidir. Bununla birlikte, ülkemizde yargı ayrılığı, sadece adli yargı-idari yargı ayrımından ibaret değildir. Daha önce de ifade edildiği gibi, Anayasamız, kararları aynı yüksek mahkemede temyiz edilen mahkemelerin oluşturduğu birçok yargı kolu öngörmüştür. Anayasa nın maddelerinde öngörülen yüksek mahkemelerden hareketle altı temel yargı kolunun varlığından söz edilebilir: 1. Anayasa Mahkemesi ve Anayasa Yargısı, 2. Yargıtay ve Adlî Yargı, 3. Danıştay ve İdarî Yargı, 4. Askeri Yargıtay ve Askeri Ceza Yargısı, 5. Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Askeri İdarî Yargı, 6. Uyuşmazlık Mahkemesi ve Uyuşmazlık Yargısı. Bu altı temel yargı kolunun yanı sıra, yargı kolu tanımından hareketle iki yargı kolundan daha söz etmek mümkündür. Bunlardan ilki, seçimlere ilişkin şikâyetleri ve itirazları karara bağlamakla görevli ilçe ve il seçim kurulları ile bu kurulların kararlarını kesin olarak incelemekle görevli Yüksek Seçim Kurulu nun (Anayasa m. 79) oluşturduğu seçim yargısıdır. Diğeri ise, yüksek mahkemeler arasında sayılmamakla birlikte, Anayasa nın Yargı başlığını taşıyan Üçüncü Bölümü nde düzenlenmiş olan, sorumluların hesap ve işlemlerinden kamu zararına yol açan hususları kesin hükme bağlamakla görevli Sayıştay ın oluşturduğu hesap yargısıdır. 10

15 Bu yargı kolları aynı derecede ve eşittir. Yani birbirlerine altlık üstlük ilişkisi ile bağlı değildir. Hiçbir yargı kolundaki mahkeme, diğer yargı koluna bağlı değildir. Her yargı kolunda ayrı yargılama usulleri uygulayan, ayrı mahkemeler görev yapmaktadır. Türk hukukunda, dar ve teknik anlamda anayasa yargısını gerçekleştirmek ve anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere, bir yüksek mahkeme oluşturulmuştur. Bu, Anayasa Mahkemesi dir. Anayasa Mahkemesi, Türk hukukunda ilk kez 1961 Anayasası ile kurulmuştur. Bugün Anayasa Mahkemesi nin kuruluşu, görev ve yetkileri ve yargılama usulü konuları, 1982 Anayasası nın maddeleri ile 1982 Anayasası nda tarihinde gerçekleştirilen değişikliklere paralel olarak hazırlanmış bulunan 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun (AMKYUK) ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü ile düzenlenmiştir. 11 Anayasa da düzenlenmiş bulunan yüksek mahkemeler nelerdir? ANAYASA YARGISI VE ANAYASA MAHKEMESİ Genel Olarak Anayasa Yargısı Türkiye de anayasa yargısı, 2. Dünya Savaşı ndan sonra yapılan 1961 Anayasası ile anayasa hukukumuza girmiştir. Anayasa yargısı, bazı değişikliklerle birlikte 1982 Anayasası nda da korunmuştur. Anayasa yargısının temelini oluşturan ilkelerden ilki, hukuk devleti ilkesi dir. Bu ilke, 1961 ve 1982 Anayasaları nın ikinci maddelerinde sayılan Türkiye Cumhuriyeti nin değişmez niteliklerindendir. Anayasa yargısının temelini oluşturan ilkelerden ikincisi ise, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesidir. Bu ilkeye, 1961 Anayasası nın 8. ve 1982 Anayasası nın 11. maddelerinde yer verilmiştir. Birbirine çok yakın bu düzenlemelere göre, Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. Bu hükümden de anlaşıldığı üzere, Anayasa ile kanunlar arasında bir hiyerarşi vardır. Anayasa kanunlardan üstündür. Bu nedenle, kanunların Anayasa ya aykırı olmaması; dolayısıyla TBMM nin Anayasa ya aykırı kanun yapmaması gerekir. Görüldüğü üzere, anayasa yargısının dayanağı olan anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ile hukuk devleti ilkeleri, doğal olarak, anayasa yargısının işlevinin de belirleyicisi olmaktadır. Bu ilkelerin amacı, insan haklarını korumak olduğundan, anayasa yargısının asıl işlevinin de insan haklarının daha güvenceli korunması olduğu söylenebilir. Anayasa yargısı bu işlevi yerine getirerek, insan haklarını ihlâl eden anayasaya aykırı kanunları iptal etmek suretiyle, insan haklarının tam olarak korunmasını ve gerçek güvenceye kavuşturulmasını sağlamaktadır. Ancak, öteden beri, anayasa mahkemelerine başka işlevler de tanınmıştır. Dünyadaki uygulamalarına baktığımızda, anayasa mahkemelerine, seçimlerin anayasaya uygunluğunun denetimi, siyasî partilerin anayasaya uygunluğunun denetimi, Yüce Divan yargılaması, yerel yönetimlerin sahip oldukları kendilerini yönetme haklarının korunması gibi işlevler de yüklenmiştir. Yine, anayasa mahkemeleri, devlet organları arasındaki yetki tecavüzlerinin önleyicisi ve bunların yetki alanlarının belirleyicisi olmak işlevini de görmektedir. Anayasa yargısı, geniş anlamda anayasa yargısı ve dar ve teknik anlamda anayasa yargısı olmak üzere ikiye ayrılır. Geniş anlamda anayasa yargısı, doğrudan doğruya anayasaya uyulmasını sağlamak amacını güden her türlü yargı işlemini veya anayasa hukuku sorunlarının yargısal usuller içerisinde bir karara bağlanması sürecini ifade eder. Dar ve teknik anlamda anayasa yargısından ise, kanunların ve diğer bazı yasama işlemlerinin, anayasaya uygunluğunun yargısal merciiler tarafından denetimi anlaşılır. Yetkili Yargı Yeri Olarak Anayasa Mahkemesi

16 Adlî ve idarî yargı düzenlerinde görmeye alışkın olduğumuzun aksine, Anayasa Mahkemesi nin yurt düzeyine yayılmış ve kendisine bağlı olarak çalışan bir alt mahkemeler ağı bulunmamaktadır. Bu niteliğiyle Türk Anayasa Mahkemesi, merkezîleşmiş anayasa yargısı modelinin tipik bir örneğini teşkil eder. Gerçekten de, dünyada ve özellikle Kıta Avrupası nda yer alan pek çok ülkede kabul edilen bu sistemde anayasa yargısı, çoğunlukla ülkelerin başkentlerinde yer alan tek bir merkezî organ tarafından yerine getirilir. Kuruluşu Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur (Anayasa 146, I; AMKYUK m.6). Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulu nun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisi nde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur. Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulu nun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer. Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurulları ile Yükseköğretim Kurulu ndan Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Anayasa Mahkemesi ne üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır (Anayasa m. 146, V; AMKYUK m.6). Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler (Anayasa m. 146, VI; AMKYUK m.10,i). Anayasa Mahkemesi üyelerinin hukukî statüsü ile özlük haklarına ilişkin güvenceler Anayasa da, 2949 sayılı Kanun da ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü nde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre, Anayasa Mahkemesi üyeleri, aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar (Anayasa m. 146, VII; AMKYUK m.10,ii); altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir (Anayasa m. 147, I, c.3, 4; ). Anayasa Mahkemesi üyeleri oniki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez (Anayasa m. 147, I, c. 1, 2; AMKYUK m.10,ii). Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde de, Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile sona erer (Anayasa m. 147, II; AMKYUK m.11,iii). 12

17 Anayasa Mahkemesine, çalışmalarında yardımcı olmak üzere yeteri kadar raportör ve raportör yardımcısı verilir (AMKYUK m. 24 ve 27). Anayasa Mahkemesi Başkanlığı na bağlı olarak genel sekreterlik birimi kurulur (AMKYUK m. 23). üye seçilebilir? Anayasa Mahkemesi ne Cumhurbaşkanı tarafından, kimler arasından Görev ve Yetkileri Anayasa Mahkemesi nin temel görevi, anayasaya uygunluk denetimi yapmaktır. Ksaca norm denetimi olarak anılan bu görev çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, kanunların, TBMM İçtüzüğü nün ve Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin veya bunların belirli madde ve hükümlerinin Anayasa ya şekil ve esas açısından uygunluğunu denetler (Anayasa m. 148, I; AMKYUK m. 35 vd). Anayasa değişikliklerini ise, sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Anayasa Mahkemesi norm denetimi görevini, soyut norm denetimi ya da somut norm denetimi olmak üzere iki değişik yoldan yerine getirir. Birincisine iptal davası yolu, ikincisine itiraz (def i) yolu da denir. Soyut norm denetimi (iptal davası yolu), Anayasa da belirtilen bazı organların bir kanun aleyhine doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesi nde iptal davası açmaları ile gerçekleşen denetimdir. Bu durumda kanunun uygulandığı somut bir olay veya dava yoktur. Anayasa ya aykırılık iddiası ve denetimi herhangi bir dava ile ilgili olmaksızın, soyut olarak gerçekleştirildiği için iptal davası yoluna soyut norm denetimi de denilmektedir. Anayasa da kimlerin, hangi süreler içinde ve hangi gerekçelerle Anayasa Mahkemesi nde doğrudan doğruya bir iptal davası açabileceği ayrıntılı olarak belirtilmiştir (Anayasa m. 148, I; 150). Buna göre, kural olarak iptal davası açma hakkı, Cumhurbaşkanı na, TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki milletvekiline (110 milletvekili) ve İktidar ile Anamuhalefet Partisi Meclis Grupları na tanınmıştır (Anayasa m. 150) (İktidarda birden fazla siyasi partinin bulunması halinde, iktidar partilerinin dava açma hakkını en fazla üyeye sahip olan parti kullanır). Ancak, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası sadece Cumhurbaşkanınca veya TBMM üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir (Anayasa m. 148, II). Anayasa Mahkemesi nde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, kural olarak iptali istenen kanun, kanun hükmünde kararname veya İçtüzüğün Resmi Gazete de yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonra düşer (Anayasa m. 151). Şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açma süresi ise, on gündür (Anayasa m. 148, II). Somut norm denetimi (itiraz/def i yolu) ise, bir mahkemede görülmekte olan bir davanın karara bağlanmasının, o davada kullanılacak hukuk normunun Anayasa ya uygun olup olmamasına bağlı olması halinde yapılan denetimdir. Somut norm denetimine, ancak kanunlar veya kanun hükmünde kararnameler konu olabilir. Anayasa nın 152. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan (herhangi bir) mahkeme, önüne gelen uyuşmazlığı çözmek için uygulamak durumunda olduğu bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, anılan hükümlerin iptal edilmesi istemiyle dosyayı Anayasa Mahkemesi ne gönderir. Bu durumda, söz konusu mahkeme, Anayasa Mahkemesi nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Anayasa Mahkemesi, işin kendisine gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse, mahkeme, davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak, Anayasa Mahkemesi nin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır (Anayasa m. 152, III). Anayasa Mahkemesi nin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmi Gazete de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa ya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz (Anayasa m. 152, IV). 13

18 gerçekleştirir? Anayasa Mahkemesi, norm denetimi görevini hangi yollarla Anayasa Mahkemesi nin temel görev ve yetkisi olan norm denetiminin yanında ek görev ve yetkileri de vardır: Anayasa Mahkemesi, bir yandan siyasî partilerin malî denetimlerini yaparken (Anayasa m. 69, III), diğer yandan da Anayasa nın koyduğu kurallara aykırı hareket eden siyasî partilerin kapatılmaları veya devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları talebiyle açılan davaları karara bağlar (Anayasa m. 69, IV). Anayasa Mahkemesi, aynı zamanda, (Anayasa nın 84. maddesinin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre) yasama dokunulmazlığı kaldırılan veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilen milletvekillerinin durumuyla ilgili itirazları da karara bağlar (Anayasa m. 85). Anayasa Mahkemesi nin bir diğer görevi de; Cumhurbaşkanı nı, TBMM Başkanı nı, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamaktır (Anayasa m. 148, VI, c.1). Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan da yargılanırlar (Anayasa m. 148, VI, son c.). Son olarak, Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruları karara bağlar (Anayasa m. 148, I, III-V; AMKYUK m.45). Bu kurum, Avrupa hukukunda genellikle Anayasa şikâyeti olarak anılmaktadır sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun maddelerinde bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar hükme bağlanmıştır. Ancak bu hükümler tarihinde yürürlüğe girecektir. Buna göre; herkes, Anayasa da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi ne başvurabilir. İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir. Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasa nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz. Bireysel başvuru, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir (AMKYUK m.46,i). Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir (AMKYUK m.46,ii).yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılar bireysel başvuru yapamaz (AMKYUK m.46,iii). Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren on beş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte başvurabilirler. Mahkeme, öncelikle başvurucunun mazeretinin geçerli görülüp görülmediğini inceleyerek talebi kabul veya reddeder (AMKYUK m.47,v). Başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması hâlinde, Mahkeme yazı işleri tarafından eksikliğin giderilmesi için başvurucu veya varsa vekiline on beş günü geçmemek üzere bir süre verilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede eksikliğin tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceği bildirilir (AMKYUK m.47,vi). Mahkeme, Anayasa nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir (AMKYUK m. 48,II). Kabul edilebilirlik incelemesi komisyonlarca yapılır. Kabul edilebilirlik şartlarını taşımadığına oy birliği ile 14

19 karar verilen başvurular hakkında, kabul edilemezlik kararı verilir. Oy birliği sağlanamayan dosyalar bölümlere havale edilir (AMKYUK m.48,iii). Kabul edilemezlik kararları kesindir ve ilgililere tebliğ edilir (AMKYUK m.48,iv). Komisyonlar ve bölümler bireysel başvuruları incelerken bir temel hakkın ihlal edilip edilmediğine yönelik her türlü araştırma ve incelemeyi yapabilir. Başvuruyla ilgili gerekli görülen bilgi, belge ve deliller ilgililerden istenir (AMKYUK m.49,iii). Mahkeme, incelemesini dosya üzerinden yapmakla birlikte, gerekli görürse duruşma yapılmasına da karar verebilir (AMKYUK m.48,iv). Bölümler, esas inceleme aşamasında, başvurucunun temel haklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar verebilir. Tedbire karar verilmesi hâlinde, esas hakkındaki kararın en geç altı ay içinde verilmesi gerekir. Aksi takdirde tedbir kararı kendiliğinden kalkar (AMKYUK m.48,v). Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz (AMKYUK m.48,vi). Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez (AMKYUK m.50,i). Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir (AMKYUK m.50,ii). Bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine, yargılama giderlerinin dışında, ayrıca iki bin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilebilir (AMKYUK m.51). Çalışma ve Yargılama Usulü Anayasa Mahkemesi ne bireysel başvuru hakkı olanlar kimlerdir? Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır. Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanı nın veya Başkan ın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az on iki üye ile toplanır. Bölümler ve Genel Kurul, kararlarını salt çoğunlukla alır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir. Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır. Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır. Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır. Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, Genel Kurul ve bölümlerin yargılama usulleri, Başkan, başkanvekilleri ve üyelerin disiplin işleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, bölüm ve komisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı İçtüzükle düzenlenir. Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, bireysel başvurularda duruşma yapılmasına karar verilebilir. Mahkeme ayrıca, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir ve siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler. 15

20 Anayasa Mahkemesi nin bütün kararları kesindir (Anayasa m. 153; AMKUYK m.66). Başka bir ifadeyle, bu kararlar aleyhine Anayasa Mahkemesi nin kendisi de dâhil olmak üzere hiçbir mercie başvurulamaz. Mahkeme nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Anayasa Mahkemesi bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Anayasa Mahkemesi nin bütün kararları Resmî Gazete de hemen yayımlanır ve kural olarak derhâl yürürlüğe girer. Kanun, kanun hükmünde kararname, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların belli bazı hükümleri hakkında verilen iptal kararlarının yürürlüğe gireceği tarih ise, Anayasa Mahkemesi nce ayrıca kararlaştırabilir. Ne var ki, bu tarih, kararın Resmî Gazete de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez. Anayasa Mahkemesi nin verdiği iptal kararları, kural olarak geçmişe yönelik hüküm ve sonuç doğurmazlar. Anayasa Mahkemesi nin vermiş olduğu tüm kararlar yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını ve tüm gerçek ve tüzelkişileri bağlar. 16

21 Özet Yargı fonksiyonu, bağımsız mahkemelerin yargısal usuller uygulayarak hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözme ve karara bağlama fonsiyonudur. Bu fonksiyon, niteliği gereği kendisinden bekleneni gerçekleştirebilmek için yasama ve yürütme fonksiyonlarının bütünüyle dışında kalmak zorundadır. Ancak bu şekilde, devletin hukuk devleti olması ve hukukun üstünlüğü ilkesinin gerçekleştirilmesi sağlanabilir. Bu çerçevede, Anayasamızda hâkimlerin bağımsızlığına ve hâkimlik teminatına ilişkin tedbirler alınmıştır. Türk Hukukunda, yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Dar ve teknik anlamda mahkeme, devlet tarafından görevlendirilen ve adalet dağıtımı işiyle uğraşan yargılama yerlerini ifade eder. Geniş anlamda mahkeme ise, yargı işlevini yerine getirmeyi üstlenmiş olan tüm kuruluşlar şeklinde tanımlanabilir. Anayasa nın 142. maddesine göre, mahkemelerin kuruluşu, görevleri, yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir (kanuni hâkim ilkesi). Ayrıca, mahkemenin görev ve yetkisinin, yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce yürürlükte bulunan kanunlar aracılığıyla belirlenmiş olması gereklidir (tabii hâkim ilkesi). Mahkemeler, kuruluş ve çalışma biçimlerine göre, yargı sistemine ilişkin derecelendirmede bulundukları yere göre ve görmeyi üstlenmiş oldukları uyuşmazlıkların niteliklerine ya da tarafların statülerine göre olmak üzere üç farklı ölçüt esas alınmak suretiyle tasnife tâbi tutulabilir. Kuruluş ve çalışma biçimlerine göre mahkemeler, tek hâkimli mahkemeler ve çok hâkimli (toplu) mahkemeler olarak; yargı sistemine ilişkin derecelendirmede bulundukları yere göre ise, mahkemeler, ilk derece mahkemeleri, ikinci derece mahkemeleri ve üst derece mahkemeleri olarak; görmeyi üstlenmiş oldukları uyuşmazlıkların niteliklerine ya da tarafların statülerine göre mahkemeler, genel görevli mahkemeler ve özel görevli mahkemeler (uzmanlık mahkemeleri) olarak ayrılırlar. Türk yargı örgütünün kuruluşunda yargı ayrılığı rejimi esas alınmış ve hukuki nitelikleri bakımından bir bütünlük gösteren uyuşmazlıklar aynı yargı kolu içinde toplanmıştır. Mevcut yargı örgütü sistemiz, anayasa yargısı, adli yargı, idari yargı, askeri ceza yargısı, askeri idari yargı, 17 uyuşmazlık yargısı, seçim yargısı, hesap yargısı olmak üzere sekiz yargı koluna ayrılmış durumdadır. Anayasa yargısı, geniş anlamda, doğrudan doğruya anayasaya uyulmasını sağlamak amacını güden her türlü yargı işlemini veya anayasa hukuku sorunlarının yargısal usuller içerisinde bir karara bağlanması sürecini ifade eder. Dar ve teknik anlamda anayasa yargısından ise, kanunların ve diğer bazı yasama işlemlerinin, anayasaya uygunluğunun yargısal merciiler tarafından denetimi anlaşılır. Türk hukukunda, dar ve teknik anlamda anayasa yargısını gerçekleştirmek ve anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere, Anayasa Mahkemesi oluşturulmuştur. Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur. Anayasa Mahkemesi nin en önemli görevi, anayasaya uygunluk denetimi yapmaktır. Kısaca norm denetimi olarak anılan bu görev çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, TBMM tarafından yapılan kanunların, anayasa değişikliklerinin, TBMM İçtüzüğü nün ve kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa ya uygunluğunu denetler. Anayasa Mahkemesi nin bir diğer görevi de; Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamaktır. Anayasa Mahkemesi, aynı zamanda yasama dokunulmazlığı kaldırılan veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilen milletvekillerinin durumuyla ilgili itirazları ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa Mahkemesi nin bütün kararları kesindir ve Resmi Gazete de yayımlanarak kural olarak derhâl yürürlüğe girer. Anayasa Mahkemesi nin vermiş olduğu tüm kararlar yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını ve tüm gerçek ve tüzelkişileri bağlar.

22 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdakilerden hangisi adli ve idari hâkim ve savcıların terfi ve tayinlerini yapmak, görevden uzaklaştırılmalarına ve haklarında disiplin cezası uygulanmasına karar vermek üzere kurulmuş makamdır? a. Anayasa Mahkemesi b. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu c. İç İşleri Bakanlığı d. Adalet Bakanlığı e. Yüksek Öğretim Kurulu 2. Hukukumuzda, mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin hangi işlem türü ile düzenleneceği kabul edilmiştir? a. Yönetmelik b. İçtüzük c. Tüzük d. Kanun e. Kanun Hükmünde Kararname 3. Aşağıdakilerden hangisi yargının, yasama organı karşısındaki bağımsızlığını temin amacıyla öngörülen anayasal tedbirlerden biri değildir? a. Görülmekte olan bir dava hakkında yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili olarak yasama meclisinde soru sorulamaması b. Görülmekte olan bir dava hakkında yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili olarak yasama meclisinde görüşme yapılabilmesi c. Yasama organının, yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili olarak mahkeme ve hâkimlere emir ve talimat verememesi d. Yasama organının, yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili olarak mahkeme ve hâkimlere tavsiye ve telkinde bulunamaması e. Yasama organının, mahkeme kararlarına kayıtsız ve şartsız uymak zorunda olması 4. Mahkemelerin kuruluşunun, görevlerinin, yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören ilke aşağıdakilerden hangisidir? a. Adil yargılanma ilkesi b. Doğrudanlık ilkesi c. Kanuni hâkim ilkesi d. Aleniyet ilkesi e. Tabii hâkim ilkesi Yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce yürürlükte bulunan kanunlar aracılığıyla görevi ve yetkisi belirlenmiş olan mahkemenin hâkimini ifade eden kavram aşğıdakilerden hangisidir? a. Tabii hâkim b. Hakem c. Kanuni hâkim d. Uyuşmazlık hâkimi e. Uzman hâkim 6. Bir davayı ilk evrede gören ve karara bağlayan yargı yerleri aşağıdakilerden hangisidir? a. İstinaf mahkemeler b. İlk derece mahkemeleri c. Yüksek mahkemeler d. Toplu mahkemeler e. Özel görevli mahkemeler 7. Aşağıdakilerden hangisi Anayasa Mahkemesi nin görevlerinden biri değildir? a. Kanun, kanun hükmünde kararname, İçtüzük ve Anayasa değişikliklerinin Anayasa ya uygunluğunun denetimini yapmak b. Siyasi partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakmak c. Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu üyelerini ve belirli yüksek yargı organlarının başkan ve üyelerini, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini görevleri ile ilgili suçlardan ötürü Yüce Divan sıfatıyla yargılamak d. TBMM nin mali denetimini yapmak e. Bireysel başvuruları incelemek 8. Aşağıdakilerden hangisi Anayasa Mahkemesi nin görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılayacağı kişilerden değildir? a. Ağır ceza mahkemesi hâkimi b. Cumhuriyet Başsavcıvekili c. Yargıtay Başkanı d. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı e. Sayıştay Başkanı

23 9. Aşağıdakilerden hangisi Anayasa Mahkemesi nde iptal davası açma hakkına sahip değildir? a. Cumhurbaşkanı b. İktidar Partisi Meclis Grubu c. TBMM üye tamsayısının beşte biri tutarındaki milletvekili d. Anamuhalefet Partisi Meclis Grubu e. Her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 10. Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu na ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur? a. Kurul, 22 asıl ve 12 yedek üyeden oluşur. b. Kurul un yönetimi ve temsili, Adalet Bakanlığı Müsteşarı na aittir. c. Kurul a seçilen üyelerin görev süresi 5 yıldır. d. Kurul un tüm üyeleri hâkimdir. e. Kurul un tüm kararlarına karşı Danıştay a başvurulabilir. Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. b Yanıtınız yanlış ise Hâkimlik Teminatı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. d Yanıtınız yanlış ise Mahkeme Kavramı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. b Yanıtınız yanlış ise Mahkemelerin Bağımsızlığı İlkesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. c Yanıtınız yanlış ise Mahkeme Kavramı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. a Yanıtınız yanlış ise Mahkeme Kavramı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. b Yanıtınız yanlış ise Mahkemelerin Değişik Ölçütlere Göre Tasnifi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. d Yanıtınız yanlış ise Yetkili Yargı Yeri Olarak Anayasa Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. a Yanıtınız yanlış ise Yetkili Yargı Yeri Olarak Anayasa Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. e Yanıtınız yanlış ise Yetkili Yargı Yeri Olarak Anayasa Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. a Yanıtınız yanlış ise Yetkili Yargı Yeri Olarak Anayasa Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 19

24 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Yargı fonksiyonu, bağımsız mahkemelerin yargısal usuller uygulayarak hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını kesin olarak çözme ve karara bağlama fonsiyonudur. Sıra Sizde 2 Adlî ve idari yargı hâkim ve savcılarının mesleğe kabul edilme, atanma ve nakil, geçici yetki verilmesi, yükseltilme ve birinci sınıfa ayrılması, kadro dağıtılması, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verilmesi, disiplin cezası uygulanması, görevden uzaklaştırılması gibi bütün özlük işleri hakkında karar verme yetkisi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu na verilmiştir. Sıra Sizde 3 Anayasa nın 142. maddesine göre, mahkemelerin kuruluşu, görevleri, yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Bu düzenleme, kanuni hâkim ilkesine atıf yapar. Kanunî hâkim, görev ve yetkisi kanunla belli edilmiş olan mahkemenin hâkimidir. Bu ilkeyi karakterize eden tek unsur, mahkemenin görev ve yetkisinin tayin edilmesi işleminin kanun ile yapılmış bulunmasıdır. tabii hâkim (doğal yargıç) ilkesidir. Yargılanacak olan uyuşmazlığın gerçekleşmesinden önce yürürlükte bulunan kanunlar aracılığıyla görevi ve yetkisi belirlenmiş olan mahkemenin hâkimine, tabii hâkim (doğal yargıç) denir. Tabii hâkim ilkesini karakterize eden unsurlar öncedenlik ve kanuniliktir. Sıra Sizde 4 Anayasa nın maddelerinde öngörülen yüksek mahkemeler, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Uyuşmazlık Mahkemesi dir. Sıra Sizde 5 Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulu nun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer. Sıra Sizde 6 Anayasa Mahkemesi norm denetimi görevini, soyut norm denetimi ya da somut norm denetimi olmak üzere iki değişik iki değişik yoldan yerine getirir. Birincisine iptal davası yolu, ikincisine itiraz (def i) yolu da denir Sıra Sizde 7 Bireysel başvuru, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. Kamu tüzel kişileri bireysel başvuru yapamaz. Özel hukuk tüzel kişileri sadece tüzel kişiliğe ait haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilir. Yalnızca Türk vatandaşlarına tanınan haklarla ilgili olarak yabancılar bireysel başvuru yapamaz. 20

25 Yararlanılan Kaynaklar Arslan, R./Tanrıver, S. (2001) Yargı Örgütü Hukuku Ders Kitabı, 2.B., Yetkin Yayınları, Ankara. Gözler K. (2011). Türk Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, 2 C., Ekin, Bursa. Gözler K. (2011). Devletin Genel Teorisi-Bir Genel Kamu Hukuku Ders Kitabı, Ekin, Bursa. Gözler K., (2010). Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin, Bursa. Gözler, K. (2008). Hukuka Giriş, 6. B., Ekin, Bursa. Günday, M. (2011). İdare Hukuku, 10. B., İmaj, Ankara. Konuralp, H./Özekes, M. (2006). Yargı Örgütü ve Tebligat Hukuku, Anadolu Üniversitesi Yayını, 2.B., Eskişehir. Kuru, B./Arslan R./Yılmaz, E. (2011). Medenî Usul Hukuku Ders Kitabı, 22.B., Yetkin Yayınları, Ankara. Özekes, M. (2010). Temel Hukuk Bilgisi, Yetkin Yayınları, Ankara. Pekcanıtez, H./Özekes, M./Atalay, O. (2012). Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara. Tanör, B./Yüzbaşıoğlu, N. (2012) Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 11. B., Beta, İstanbul. 21

26 2 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Medeni yargıda (hukuk yargısında) yer alan mahkemeleri tanıyacak ve bu yargı kolunu açıklayabilecek, Çekişmeli yargı ve çekişmesiz yargı kavramlarını tanımlayabilecek, Ceza yargısında yer alan mahkemeleri tanıyacak ve bu yargı kolunu açıklayabilecek, İstinaf yargılamasını anlatabilecek, Yargıtay ın kuruluş ve görevlerini açıklayabilecek bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Adli Yargı Medeni Yargı (hukuk yargısı) Çekişmeli Yargı Ceza Yargısı Bölge Adliye Mahkemeleri Yargıtay Çekişmesiz Yargı İçindekiler Genel Olarak Adli Yargı İlk Derece Hukuk Mahkemeleri İlk Derece Ceza Mahkemeleri Cumhuriyet Savcılığı İkinci Derece Yargı Yeri Olarak Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemeleri Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay 22

27 Adli Yargı GİRİŞ Yargı kolları içinde en eski ve en yaygın olanı adli yargıdır. Çünkü, kişilerin birbirleriyle olan günlük ilişkileri ya da suç sayılan eylemlerin cezalandırılması söz konusu olduğunda, uyuşmazlık adli yargıda çözümlenecek ve yargılama adli yargıda yapılacaktır. Esasen diğer yargı kolları çok sonraları, ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede, adli yargı genel yargı düzenidir. Diğer yargı düzenlerinin görev alanlarına girmeyen tüm uyuşmazlıklara adli yargı bakar. Anayasa, 154. maddesinde adli yargı kavramından söz etmiş ve fakat adli yargıyı tanımlamamıştır. Öğretide, genel olarak kabul edilen biçimiyle, adli yargıdan, idarî yargının görev alanı dışında kalan ve genel olarak hukuk mahkemelerinin özel hukuk alanındaki yargısal faaliyetleri ile ceza kanunlarına göre suç sayılan fiiller hakkında devletin cezalandırma yetkisini kullanması ile ilgili faaliyetler anlaşılır. Ülkemizde adli yargı, medeni yargı (hukuk yargısı) ve ceza yargısı olmak üzere iki ana bölüme ayrılır. Medeni yargı (hukuk yargısı), hukuk mahkemelerinin özel hukuk alanında göstermiş oldukları yargısal faaliyetlerdir. Medeni yargı, çekişmeli yargı (nizalı kaza) ve çekişmesiz yargı (nizasız kaza) olarak ikiye ayrılır. Çekişmeli yargı iki taraf arasındaki bir uyuşmazlığın taraflardan birinin talebi üzerine, bağımsız hâkim, tarafından yargısal usule uyulmak ve iki tarafa iddia ve savunma hakkı tanınmak suretiyle objektif hukuka göre çözüme kavuşturulması olarak tanımlanabilir. Başka bir anlatımla, çekişmeli yargı, tarafların uyuşmazlık içinde oldukları, sübjektif hakkı ihlâl edilen ya da ihlâl tehlikesine maruz kalanın hukuki koruma istediği yargı türüdür. Bu yargı türünde, ortada bir uyuşmazlık ve bu uyuşmazlığın süjeleri konumunda bulunan en az iki kişi mevcuttur. Böyle bir uyuşmazlık, mahkeme önünde dava edildiği zaman uyuşmazlığın süjeleri, davanın tarafları, yani davacı ve davalı olarak adlandırılırlar. Çekişmeli yargıda, davanın taraflarca açılması ve yine taraflarca takip edilmesi kuralı geçerlidir (tasarruf ilkesi ve taraflarca hazırlama ilkesi). Medeni yargının asıl konusunu çekişmeli yargı oluşturur. Mahkemelerin gördükleri işler arasında davalar, mahkeme kaleminin idaresi ve denetimi gibi günlük idarî işler yanında, davadan farklı olarak bir maddî hukuk uyuşmazlığının çözümlenmesi niteliğinde olmayan, fakat maddî hukuk kurallarının somut olaylara uygulanmasını içeren çok sayıda iş vardır. İşte, bazen bir resmî defterin sayfalarını mühürlemek gibi basit bir onaylamadan ibaret olan, bazen de bir kişiye vasi tâyini gibi ilgililerin hukuki durumunu önemli şekilde etkileyen işler, çekişmesiz yargı olarak adlandırılmaktadır. Bu çerçevede, çekişmesiz yargı, kısaca, ortada herhangi bir uyuşmazlığın ve hasmın bulunmadığı yargı türü olarak tanımlanabilir. Çekişmeli yargıyı çekişmesiz yargıdan ayıran birinci özellik, uyuşmazlığın bulunmamasıdır. Çekişmesiz yargıya tâbi işlerde, kural olarak ilgililer arasında teknik anlamda bir uyuşmazlık, dolayısıyla da bir dava yoktur. Ortada herhangi bir dava bulunmadığından, mahkemeden talepte bulunan kişi ile uyuşmazlık içinde bulunan gerçek bir karşı tarafın varlığından da söz etmek mümkün değildir. Bu çerçevede, mahkemelerin baktığı ve ilgililer arasında ihtilâflı olmayan bütün işler, uyuşmazlık (ihtilâf/hasım/niza) yokluğu ölçütüne göre çekişmesiz yargı işidir. Örneğin, ergin kılınma (kazai rüşt) (TMK m. m. 12), evlenmeye izin verilmesi (TMK m. m. 126, II), evlenme sürelerinin kısaltılması (TMK m. m. 132, II), adın değiştirilmesi (TMK m. m. 27), bir kimsenin gaipliğine karar verilmesi (TMK m. m. 23

28 32-35), vasiye dava açmak için izin verilmesi (TMK m. m. 462/8), vesayet ve hacir işleri (TMK m. m. 396 vd), mirasçılık belgesi verilmesi, mecburi ticari defterlerin kaybolması halinde belge verilmesi, anonim şirketin kuruluşunu tasdik, kıymetli evrakın iptali ve evlât edinmeye izin verme işleri ihtilâf yokluğu kıstasına göre çekişmesiz yargı işleridir. Çekişmeli yargı ile çekişmesiz yargıyı birbirinden ayıran ikinci ölçüt ise, sübjektif hak yokluğu ölçütüdür. Buna göre, çekişmesiz yargıya ait işlerde talepte bulunan kişinin, her zaman sübjektif bir hakkı bulunmamaktadır. Örneğin, velayetin kaldırılması (TMK m. m. 348) ve vasinin görevden alınması (TMK m. m. 483) işleri gibi. Son olarak, bu yargı türünde, mahkeme, çekişmeli yargıda olduğunun aksine yargılama sırasında sadece talep üzerine değil, kendiliğinden de harekete geçerek birçok işlem yapabilir. Bu çerçevede, hâkimin kendiliğinden harekete geçmesi, işe el koyması gereken bütün işler, kendiliğinden (re sen) harekete geçme ölçütüne göre çekişmesiz yargıya tâbidir. Örneğin, boşanmadan sonra meydana gelen yeni bir durum nedeniyle çocuklar hakkında durumun gerektiği yeni tedbirlerin alınmasına karar verilmesi (TMK m. m. 183), çocuklar hakkında koruma tedbirleri alınmasına (TMK m. m. 346) ve çocuklarların bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirilmesine (TMK m. m. 347) karar verilmesi işleri gibi. Çekişmesiz yargıda dava söz konusu olmayıp, bu alandaki faaliyet çekişmesiz yargı işi olarak adlandırılmaktadır. Çekişmesiz yargıda iki taraf bulunmadığından ya da bulunmak zorunda olmadığından, bu yargı işinde yer alan veya hukuken bağlantısı bulunan herkes ilgili olarak ifade edilmektedir. Ülkemizde, çekişmesiz yargı, itibariyle yürürlüğe girmiş bulunan, günlü ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu nun (HMK) 382 ilâ 388. maddelerinde düzenlenmiştir. Adli yargının diğer bölümünü oluşturan ceza yargısına gelince, ceza yargısı, ceza mahkemelerinin ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetidir. Başka bir anlatımla, ceza yargısı, ceza mahkemelerince, Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümlerinin ve diğer kanunlarda yer alan ceza hükümlerinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nda (CMK) veya usule ilişkin özel düzenlemeler öngören diğer kanunlarda yer alan esaslara göre, genel olarak suç teşkil eden fiillere uygulanması faaliyetidir. Adli yargı alanındaki mahkemelerin kuruluşu ile ilgili ilk kanun, günlü ve 469 sayılı Mehâkimi Şer iyenin İlgasına ve Mehâkim Teşkilatına Ait Ahkâmı Muadil Kanun dur. Ancak bu Kanun, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun un (5235 s. K.) 54. ve 55. maddeleri gereği, tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Günümüzde adli yargı sistemimiz, hem medeni yargı hem de ceza yargısı bakımından üç dereceli (ilk derece-istinaf-temyiz) bir yargı teşkilâtına sahiptir. Bu sistemin en altında, asıl karar mercii olan ve hüküm veren ilk derece mahkemeleri, yani hukuk ve ceza mahkemeleri yer almaktadır (5235 s. K. m. 2). İlk derece mahkemelerinin üzerinde, henüz fiilen çalışmaya başlamamış bulunan bölge adliye (istinaf) mahkemeleri bulunmaktadır (5235 s. K. m. 3). İstinaf mahkemelerinin üzerinde de Yargıtay yer almaktadır. Çekişmeli yargı ve çekişmesiz yargı ne demektir? İLK DERECE HUKUK MAHKEMELERİ Genel Görevli Hukuk Mahkemeleri Medeni yargıda genel görevli hukuk mahkemeler, asliye hukuk mahkemeleri ve sulh hukuk mahkemeleri olarak ikiye ayrılır. Asliye mahkemeleri de kendi içinde, asliye hukuk mahkemeleri ve asliye ticaret mahkemeleri olarak ikiye ayrılmaktadır. Genel görevli hukuk mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak 24

29 Adalet Bakanlığınca kurulur (5235 s. K. m. 5, I). Bu mahkemeler, bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır (5235 s. K. m. 5, VI). İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde, örneğin büyük şehirlerde, genel görevli hukuk mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir (5235 s. K. m. V). Bu daireler numaralandırılır (örneğin, Ankara 1. Sulh Hukuk Mahkemesi, Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi gibi). Bu mahkemeler, aslında aynı hukuk mahkemesinin birer dairesi durumundadırlar. Bu nedenle, bu daireler arasındaki ilişki, iş dağılımı ilişkisidir. Bu daireler arasında iş dağılımı yapılması ve iş dağılımına ilişkin esaslar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir (5235 s. K. m. 5, V). Genel görevli hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır (5235 s. K. m. 7, I). Büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içindeki il ve ilçelerin adı ile anılan hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, il ve ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Coğrafî durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir hukuk mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir (5235 s. K. m. 7). Her genel görevli hukuk mahkemesinde bir yazı işleri müdürlüğü kurulur (5235 s. K. m. 24, I). Her müdürlükte bir müdür ile yeterli sayıda memur bulunur (5235 s. K. m. 24, III). Sulh Hukuk Mahkemesi Sulh hukuk mahkemeleri, genel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleridir (5235 s. K. m.5, II). Sulh hukuk mahkemesinin görevleri, HMK nda (5235 s. K. m. 6, I; HMK m. 4, 383) ve diğer bazı kanunlarda gösterilmiştir (örneğin, 1163 sayılı Kooperatifler K. m. 21, III; 634 sayılı Kat Mülkiyeti K. Ek Madde 1). HMK nun 4. maddesine göre, sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın, 1. Kiralanan taşınmazların, İcra ve İflâs Kanunu na göre ilâmsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları, 2. Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları, 3. Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları, 4. HMK ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları görür. Bunun yanı sıra, çekişmesiz yargı işlerinde de görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesidir (HMK m. 383). Sulh hukuk mahkemesinde, kural olarak basit yargılama usulü (HMK m ) uygulanır. Asliye Hukuk Mahkemesi Asliye hukuk mahkemeleri, genel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleridir (5235 s. K. m. 5, II). Asliye hukuk mahkemesi, medeni yargıda, ilk derece hukuk mahkemeleri içerisindeki asıl görevli mahkemedir. Bu mahkeme, sulh hukuk mahkemesinin ve özel görevli mahkemelerin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü davaya ve kanunların verdiği diğer işlere bakar (5235 s. K. m. 6; HMK m. 2, 2). Malvarlığına ilişkin davalarda, dava konusu mal veya hakkın değer ve miktarına bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi görevlidir (m. 2). 25

30 Şahıs varlığına ilişkin davalarda da görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir (HMK m. 2, 1). Asliye hukuk mahkemeleri ile sulh hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, asliye hukuk mahkemeleri ile özel görevli hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir. Görev kurallarına aykırılık, hâkim tarafından kendiliğinden gözetileceği gibi, davanın taraflarınca da her zaman ileri sürülebilir ve bu kurallara uyulmaması tek başına bozma nedeni teşkil eder. Öte yandan, görev ilişkisi kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev sözleşmesi de yapılamaz. Asliye hukuk mahkemesinde, kural yazılı yargılama usulü (HMK m ) uygulanır. Asliye Ticaret Mahkemesi Asliye mahkemeleri, asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemeleri olarak ikiye ayrılır. Asliye ticaret mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesinin görevine giren ticari davaların çözümlendiği genel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleridir (5235 sayılı K. un günlü ve 6110 sayılı K. un 13. maddesi ile değişik m. 5, III; ayrıca bkz. bkz günlü ve 6102 sayılı yeni TTK m. 5). Ticari nitelikte davaların yoğun olduğu büyük şehirlerde veya ilçelerde kurulan bu mahkemeler, bulundukları yerdeki asliye hukuk mahkemesinin bir dairesi durumunda ve asliye mahkemesi ile aynı derecededir. Asliye ticaret mahkemesi, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalara bakmakla görevlidir. Hangi davaların ticari dava olduğu 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu nun (TTK) 4. maddesinde ve bazı özel kanunlarda yer alan çeşitli hükümlerde belirtilmiştir (ayrıca bkz günlü ve 6102 sayılı yeni TTK m. 4) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun günlü ve 188 sayılı kararı çerçevesinde; ayrı ticaret mahkemesi kurulmamış olan yerlerde, ticaret mahkemelerinin görev alanına giren iş ve davalara; o yer asliye hukuk mahkemeleri eşit olarak bakarlar. Bu halde, asliye hukuk mahkemesi, ticari işlerden doğan bir uyuşmazlık hakkında ticari hükümleri uygulayarak, asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla karar verir (TTK m. 5). Ayrı asliye ticaret mahkemesi bulunan yerlerde, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki, bir iş bölümü ilişkisidir. Ancak bu iş bölümü ilişkisi, kanuna dayanması (TTK m. 4) ve bir ilk itiraz oluşturması (TTK m. 5, I; HMK m. 116) yönleriyle diğer iş bölümü ilişkilerinden farklılık gösterir. Ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunan yerlerde, bir dava, asliye hukuk mahkemesinin iş bölümüne girmekteyken asliye ticaret mahkemesinde açılırsa veya tersi söz konusu olursa, bu konuda davanın açıldığı mahkemede iş bölümü ilk itirazı ileri sürülebilir. İş bölümü kuralına aykırılık ilk itiraz olarak ileri sürülmezse, mahkeme bu durumu kendiliğinden dikkate alamaz ve bu aykırılık tek başına bir bozma sebebi teşkil etmez (TTK m. 5, III). Asliye ticaret mahkemeleri ile sulh hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki ve asliye ticaret mahkemeleri ile özel görevli hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki ise, görev ilişkisidir. Asliye ticaret mahkemelerinde de, asliye hukuk mahkemelerinde olduğu gibi, kural olarak yazılı yargılama usulü (HMK m ) uygulanır. Medeni yargıda asıl görevli mahkeme hangi mahkemedir? Özel Görevli Hukuk Mahkemeleri (Uzmanlık Mahkemeleri) Aile Mahkemesi Aile mahkemeleri, aile hukukundan doğan dava ve işlerin bakılması amacıyla, günlü ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun (4787 s. K.) ile kurulmuş; özel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleri arasında yer alır. 26

31 Bu mahkemeler, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca, her ilde ve merkez nüfusu yüz binin üzerindeki her ilçede, asliye hukuk mahkemesinin derecesi olmak üzere kurulur (4787 s. K. m. 2, I). Adalet Bakanlığınca, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak, aile mahkemesi kurulan il veya ilçelerden, işi çok olan yerlerde, o yerdeki aile mahkemesinin birden fazla dairesi kurulabilir (4787 s. K. m. 2, II). Bu durumda, kurulan aile mahkemesinin her dairesine bir numara verilir ve bundan sonra, her daire kendi numarasıyla anılır. Bir yerde, birden fazla aile mahkemesi kurulmuşsa, bu mahkemelerin hepsi aynı seviyededir ve aralarındaki ilişki, iş dağılımı ilişkisidir. Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde ise, aile mahkemesinin görev alanına giren dava ve işler, o yerde bulunan asliye hukuk mahkemesince görülür. Böyle bir durumda, davanın, asliye hukuk mahkemesinde açılırken, aile mahkemesi sıfatıyla açılması zorunlu değildir; asliye hukuk mahkemesi olarak açılsa da, mahkeme, görevsizlik kararı vermeyip, tıpkı bir aile mahkemesi gibi hareket ederek karar vermelidir. Yalnız bu halde, mahkeme, özel mahkeme (aile mahkemesi) sıfatıyla davaya baktığını yargılamada ve kararında belirtmeli ve ona göre de yargılama usûlü uygulamalıdır. Ayrı aile mahkemesi kurulan yerlerde, aile mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, aile mahkemeleri ile sulh hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki ve aile mahkemeleri ile diğer özel görevli hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki bir görev ilişkisidir. Aile mahkemelerinin yargı çevresi, kurulduğu ilin veya ilçenin mülkî sınırlarıyla belirlenir (4787 s. K. m. 2, I). Buna göre, kural olarak, illerdeki aile mahkemelerinin yargı çevresi, o ilin merkez ilçesinin mülkî sınırlarıyla, ilçelerdeki aile mahkemelerinin yargı çevresi de, o ilçenin mülkî sınırlarıyla sınırlıdır. Ancak, gerek ildeki, gerekse ilçedeki bir aile mahkemesinin yargı çevresi, Adalet Bakanlığı'nın teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değiştirilebilir (4787 s. K. m. 2). Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun günlü ve 188 sayılı kararı ile, kurulup faaliyete geçirilen müstakil aile mahkemelerinin yargı çevrelerinin, bu yerlerdeki asliye hukuk mahkemesinin yargı çevresiyle aynı olarak belirlenmesine karar verilmiştir. Diğer mahkemelerde olduğu gibi, aile mahkemelerinde de, bir kalem teşkilatı bulunur. Bu kalem teşkilatının başında bir yazı işleri müdürü ve yeteri kadar personel bulunur (4787 s. K. m. 2, III). Aile mahkemelerine, atanacakları bölgeye veya bir alt bölgeye hak kazanmış; adli yargıda görevli, tercihan evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile hukuku alanında lisansüstü eğitim yapmış olan hâkimler arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atama yapılır (4787 s. K. m. 3). Diğer mahkemelerden farklı olarak, her aile mahkemesine; davanın esasına girilmeden önce veya davanın görülmesi sırasında, mahkemece istenen konular hakkında taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak ve sonucunu bildirmek, mahkemenin gerekli gördüğü hallerde duruşmada hazır bulunmak, istenilen konularla ilgili çalışmalar yapmak ve görüş bildirmek, mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak üzere Adalet Bakanlığınca, tercihan; evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından, birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı atanır. Bu görevlilerin bulunmaması, iş durumlarının müsait olmaması veya görevin bunlar tarafından yapılmasında hukuki veya fiilî herhangi bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması hallerinde, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanlar veya serbest meslek icra edenlerden yararlanılır (4787 s. K. m. 5, II). Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun un 4. maddesine göre, aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri görürler: günlü ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu nun Vesayet başlığını taşıyan Üçüncü Kısım hariç olmak üzere Aile Hukuku başlığını taşıyan İkinci Kitabı ile günlü ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun a göre aile hukukundan doğan dava ve işler: Buna göre, aile mahkemesinin görev alanına giren dava ve işler; nişanlılık, özellikle nişanının bozulması halinde istenen maddî ve manevi tazminat davaları, hediyelerin geri verilmesine ilişkin davalar, evlenmeye ilişkin talepler, evliliğin butlanına ilişkin davalar, boşanma ve ayrılık davaları, boşanma halinde tazminat ve nafaka istekleri, evlilik birliğinin korunmasına ilişkin önlemler, mal rejimin ilişkin uyuşmazlıklar, soy 27

32 bağına ilişkin uyuşmazlıklar, babalık davası ve tanıma, evlat edinme ve velayete ilişkin dava ve işlerdir günlü ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun a göre aile hukukuna ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi, 3. Kanunlarla verilen diğer görevler: Bu bağlamda, örneğin, günlü ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun da belirtilen önlemleri; Türkiye'nin taraf olduğu, aile, kadın ve çocuğun korunmasına ilişkin uluslararası anlaşmalardan doğan uyuşmazlıkları belirtmek mümkündür. Bu temel görevlerinin yanı sıra, aile mahkemeleri, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere görev alanına giren konularda koruyucu, eğitici ve sosyal önlemler alabilir (4787 s. K. m. 6). Bu çerçevede, aile mahkemesi, yetişkinler hakkında; evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri konusunda eşleri uyararak, gerektiğinde uzlaştırmaya, ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan malî yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin gerekli önlemleri almaya, resmî veya özel sağlık veya sosyal hizmet kurumlarına, huzur evlerine veya benzeri yerlere yerleştirmeye ve bir meslek edinme kursuna veya uygun görülecek bir eğitim kurumuna vermeye karar verebilir. Küçükler hakkında ise; bakım ve gözetime yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terk edilmiş halde kalan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına veya resmî ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, çocuk mallarının yönetimi ve korunmasına ilişkin önlemleri almaya, genel ve katma bütçeli daireler, mahallî idareler, kamu iktisadî teşebbüsleri ve bankalar tarafından kurulmuş teşekkül, müessese veya işletmelere veya benzeri işyerlerine yahut meslek sahibi birinin yanına yerleştirmeye karar verebilir. Aile mahkemesince karara bağlanan bu önlemlerin takip ve yerine getirilmesinde atanan psikolog, pedagog veya sosyal çalışmacılardan biri veya birkaçı görevlendirilebilir. Bu kararlara uyulmaması durumunda, ilgilisi hakkında HMK nun Tedbire muhalefetin cezası başlıklı 398. maddesi uygulanır. Aile mahkemeleri, önlerine gelen dava ve işlerin özelliklerine göre, esasa girmeden önce, aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörünün korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunları tespit ederek bunların sulh yoluyla çözümünü, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak teşvik eder. Sulh sağlanamadığı takdirde yargılamaya devam olunarak esas hakkında karar verilir (4787 s. K. m. 7, I). Sulh girişiminin başarıya ulaşabilmesi için hâkim, uzmanlardan da (4787 s. K. m. 5) yararlanabilir. Öte yandan, özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, Aile Mahkemeleri Kanunu nda hüküm bulunmayan konularda Türk Medeni Kanunu nun (TMK) aile hukukuna ilişkin usul hükümleri ile HMK hükümlenin uygulanacağı kabul edilmiştir (4787 s. K. m. 7, I). Aile mahkemelerinde hangi yargılama usulünün uygulanacağı konusunda TMK'nun aile hukukuna ilişkin ikinci kitabında da bir açıklık yoktur. O nedenle, aile mahkemelerinde uygulanacak yargılama usulünü HMK'na göre tespit etmek gerekecektir. Aile mahkemeleri asliye hukuk mahkemesi derecesinde olmak üzere kurulduğundan, aile mahkemelerinde de, kural olarak yazılı yargılama usulünün (HMK m ) uygulanması gereklidir. Ancak HMK m. 316/ç de, açıkça nafaka davaları ile velâyete ilişkin dava ve işler basit yargılama usulüne tâbi kılındığından aile mahkemelerinde görülecek olan bu dava ve işlerde, basit yargılama usulü uygulanacaktır. Yine, belirtmek gerekir ki, TMK'nun aile hukukuna ilişkin ikinci kitabında belirli dava ve işler için yargılama esnasında ne şekilde hareket edileceğine ilişkin özel usul hükümleri (m. 184, 284, 285 gibi) öngörülmüştür. Bu hükümler, yine Kanun un yapmış olduğu yollama uyarınca, aile mahkemelerinde de uygulama alanı bulacaktır. 28

33 İş Mahkemesi İş mahkemeleri, günlü ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (5521 s. K.) ile kurulmuştur. Söz konusu Kanun, iş mahkemelerini toplu mahkeme olarak öngörmüş ve bir hâkimin başkanlığında, bir işveren temsilcisi ile bir işçi temsilcisinden oluşacağını hükme bağlamış; iş mahkemeleri de bu şekilde 1971 yılına kadar faaliyet göstermiştir. Ancak, Anayasa Mahkemesi, işveren ve işçi temsilcilerinin mahkeme kurulunda bulunmalarını, Anayasa nın mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı hükümlerine aykırı görmüş ve ilgili maddeyi iptal ederek yürürlükten kaldırmıştır (bkz. Anayasa Mahkemesi nin gün ve 63/38 sayılı kararı: RG , sa. 1407). Günümüzde iş mahkemeleri, özel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleri arasında yer alır. İş mahkemeleri, iş uyuşmazlıklarının yoğun olduğu il ve ilçelerde ayrı bir mahkeme olarak kurulmuştur. İş mahkemesi kurulan yerlerden, iş davalarının çok olduğu yerlerde, o yerdeki iş mahkemesinin birden fazla dairesi kurulabilir. Bu durumda, iş mahkemesinin her dairesine bir numara verilir ve bundan sonra, her daire kendi numarasıyla anılır. Bir yerde, birden fazla iş mahkemesi kurulmuşsa, bunlar arasındaki ilişki iş dağılımı ilişkisidir. Ayrı iş mahkemesi bulunan yerlerde, iş mahkemesi ile genel görevli hukuk mahkemeleri ve diğer özel görevli hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki ise, görev ilişkisidir sayılı İş Mahkemeleri Kanunu nun 1. maddesine göre, iş mahkemesi kurulmamış olan yerlerdeki davalara o yerde görevlendirilecek mahkeme tarafından bakılır. Bu konuda Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu nun günlü ve 188 sayılı kararı ile, ayrı iş mahkemesi kurulmamış olan yerlerde, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ndan kaynaklananlarla özel kanunlarda iş mahkemesinde görüleceği belirtilen iş davalarının, yargı çevreleri asliye hukuk mahkemesinin yargı çevresi ile aynı olmak üzere; bir asliye hukuk mahkemesi olan yerlerde bu mahkemede; birden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde, 1 numaralı asliye hukuk mahkemesinde çözümlenmesine karar verilmiştir. Bu asliye hukuk mahkemesi, iş davalarına, iş mahkemesi sıfatıyla ve İş Mahkemeleri Kanunu ndaki yargılama usulüne göre bakar. Ayrı iş mahkemesi kurulmuş olan yerlerde, büyük şehir belediyesi sınırları içerisindeki merkez ilçe ile diğer ilçelerin adı ile kurulu ağır ceza merkezlerinde oluşturulan ayrı iş mahkemelerinin yargı çevresi, yalnız büyük şehir belediyesi sınırları içersinde kalan ilçeleri kapsamına alacak biçimde, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresi olarak tespit edilmiştir. Büyük şehir belediyesi oluşturulmamış il ve ilçe ağır ceza merkezleriyle ağır ceza mahkemesi bulunmayan ilçelerde kurulu ayrı iş mahkemelerinin yargı çevresi ise, bu yer asliye hukuk mahkemelerinin yargı çevresi ile aynı olmak üzere belirlenmiştir (bkz günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Her iş mahkemesi nezdinde, bir kalem teşkilâtı bulunur. Kalem teşkilâtının başında bir yazı işleri müdürü yer alır; ayrıca yeteri kadar zabıt kâtibi, mübaşir ve hizmetli görev yapar. İş mahkemeleri iş davalarına bakar. Hangi davaların iş davası olduğu İş Mahkemeleri Kanunu nun 1. maddesinde ve bazı özel kanunlarda sayılmıştır. Buna göre iş mahkemeleri: sayılı İş Kanunu na göre işçi sayılan kimselerle (Kanun un 4. maddesinde istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasındaki hizmet (iş) sözleşmesinden veya İş Kanunu na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk (iş) davalarına bakarlar sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu ndan doğan uyuşmazlıklara ilişkin davalara ve işlere bakarlar. 3. Sosyal Güvenlik (Sigortalar) Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri veyahut işverenler arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara bakarlar (5521 s. K. m. 1/B; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası K. m. 101). 4. Özel kanun hükümleri ile görevlendirildikleri dava ve işlere bakarlar (örneğin, 854 sayılı Deniz İş K. m. 46; 4857 sayılı İş K. m. 20, I). İş mahkemelerinde basit yargılama usulü (HMK m ) uygulanır (5521 s. K. m. 7; HMK m. 447). 29

34 İş davalarında yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri veya işçinin işini yaptığı işyerinin bulunduğu yerdeki iş mahkemesidir (5521 s. K. m. 5, son c.). Bu yetki kuralı, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle, bu konuda yetki sözleşmesi geçerli değildir. Ayrıca, iş mahkemelerinde yetki itirazı ilk itirazlardan olmayıp (HMK m. 116, 1/a), taraflar her zaman yetki itirazında bulunabilir ve mahkeme de yetkisizliğini kendiliğinden gözetebilir. İş mahkemesi, ilk oturumda tarafları sulhe teşvik eder; taraflar uzlaşamazlarsa veya taraflardan biri ya da vekili ilk oturama gelmezse, mahkeme yargılamaya devam ederek esas hakkında hüküm verir (5521 s. K. m. 7, c.3; ayrıca bkz. HMK m. 320, 2). Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin iş mahkemesinde açtıkları davalara, adli ara vermede de (20 Temmuz 31 Ağustos) bakılabilir (HMK m. 103, 1/ç). Sosyal güvenlik hukukunun kamusal niteliği gereği olarak iş mahkemelerinde re sen (kendiliğinden) araştırma ilkesi uygulanmaktadır. İş Mahkemeleri Kanunu nda, hüküm bulunmayan hallerde HMK hükümleri uygulanır. Tüketici Mahkemesi Tüketici mahkemeleri, tarihinde yürürlüğe giren 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (4077 s. K. ) ile bu Kanun un uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak hür türlü uyuşmazlıkların çözümlenmesi amacıyla kurulmuşlardır (m. 23, I). Bu mahkemeler, özel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleridir. Ayrı tüketici mahkemesi kurulmamış olan yerlerde tüketici mahkemelerinin görev alanına giren iş ve davalar, yargı çevreleri asliye hukuk mahkemesinin yargı çevresi ile aynı olmak üzere o yer asliye hukuk mahkemelerinde görülür (4077 s. K. Geçici madde 1; günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Ayrı tüketici mahkemesi kurulan yerlerde, tüketici mahkemesi ile genel görevli hukuk mahkemeleri ve diğer özel görevli hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir. Büyükşehir belediyesi oluşturulan ilde kurulan tüketici mahkemesinin yargı çevresi, bulunduğu ilin büyükşehir belediyesi sınırlarıdır ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Büyükşehir belediyesi oluşturulmamış il veya ilçelerde kurulan tüketici mahkemelerinin yargı çevresi ise, bu yer asliye hukuk mahkemelerinin yargı çevresi ile aynıdır. Her tüketici mahkemesi nezdinde, bir kalem teşkilâtı bulunur. Kalem teşkilâtının başında bir yazı işleri müdürü yer alır; ayrıca yeteri kadar zabıt kâtibi, mübaşir ve hizmetli görev yapar. Tüketici mahkemeleri, tüm tüketici davalarını görmekle görevlidir. Tüketici davaları, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun un uygulanması ile ilgili olarak, tüketiciler (4077 s. K. m.3/e), tüketici örgütleri veya Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından açılan davalardır (4077 s. K. m.23). Buna göre, tüketici, tüketici örgütleri ve Bakanlık dışındaki kişiler tarafından açılan davalar (örneğin, satıcılar tarafından tüketicilere karşı açılan davalar; tacirlerin ticari işletmeleri için satın aldıkları mal ve hizmetler için açtıkları davalar) tüketici davası olmayıp, tüketici mahkemesinin görev alanına girmez. Tüketici mahkemelerinde yalnızca tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlık tarafından dava açılabilir ve bu mahkemelerde basit yargılama usulü (HMK m ) uygulanır (4077 s. K. m. 23,III). Açılacak davalar her türlü resim ve harçtan muaftır (4077 s. K. m. 23, III). Davanın reddi halinde de, davacıdan harç alınmaz. Bunun gibi, davanın reddi kararına karşı kanun yoluna başvuran davacıdan, kanun yolu harcı da alınmaz. Tüketici davalarındaki harçtan muafiyet, yalnız davacılar içindir. Buna karşılık, tüketici davasının kabul edilmesi halinde, davalı, harcı ödemekle yükümlüdür sayılı Kanun, tüketici mahkemelerinin görev alanına giren davalar bakımından genel dava şartlarının yanı sıra, özel bir dava şartı da getirmiştir. Buna göre, uyuşmazlık konusu mal ve hizmet bedelinin her yıl yeniden belirlenen yeniden değerleme oranı nda arttırılan parasal sınırı aşmadığı hallerde, öncelikle, tüketici sorunları hakem heyetine başvurulması zorunludur (4077 s. K. m. 22, V). 30

35 Tüketici sorunları hakem heyetine başvurulması zorunlu olan hallerde, hakem heyetince verilmiş bir karar olmaksızın, tüketici mahkemesinde doğrudan doğruya dava açılamaz (4077 s. K. m. 22, V, c.2 ve c.3). Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Bu kararlar, İcra ve İflâs Kanunu nun ilâmların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir. Taraflar bu kararlara karşı on beş gün içinde tüketici mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını durdurmaz. Ancak, talep edilmesi şartıyla hâkim, tüketici sorunları hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabilir. Tüketici sorunları hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği karar kesindir. Söz edilen parasal sınır üstündeki uyuşmazlıklar içinse, doğrudan doğruya tüketici mahkemesinde dava açılabileceği gibi, önce tüketici sorunları hakem heyetine başvurulabilir. Son halde, tüketici hakem heyetinin vereceği karar, tüketici mahkemelerinde delil olarak ileri sürülebilir. Bu başlık altında, kısaca tüketici hakem heyetlerinden de söz etmek gerekir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, il ve ilçe merkezlerinde, 4077 sayılı Kanun un uygulamasından doğan uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla en az bir tüketici sorunları hakem heyeti oluşturmakla görevlidir (4077 s. K. m. 22, I). Tüketici sorunları hakem heyetinin başkanlığı, Sanayi ve Ticaret İl Müdürü veya görevlendireceği bir memur tarafından yürütülür (4077 s. K. m. 22, II, c. 1). Bakanlık taşra teşkilatının bulunmadığı il ve ilçelerde tüketici sorunları hakem heyetinin başkanlığı en büyük mülki amir ya da görevlendireceği bir memur tarafından yürütülür. Tüketici sorunları hakem heyeti; belediye başkanının konunun uzmanı belediye personeli arasından görevlendireceği bir üye, baronun mensupları arasından görevlendireceği bir üye, ticaret ve sanayi odası ile esnaf ve sanatkâr odalarının görevlendireceği bir üye ve tüketici örgütlerinin seçecekleri bir üye olmak üzere başkan dâhil beş üyeden oluşur. Ticaret ve sanayi odası ya da ayrı ayrı kurulduğu yerlerde ticaret odası ile esnaf ve sanatkâr odalarının görevlendireceği üye, uyuşmazlığın satıcı tarafını oluşturan kişinin tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmamasına göre ilgili odaca görevlendirilir. Tüketici örgütü olmayan yerlerde tüketiciler, tüketim kooperatifleri tarafından temsil edilir. Tüketici sorunları hakem heyetinin oluşumunun sağlanamadığı yerlerde noksan üyelikler, belediye meclislerince resen doldurulur. Tüketici sorunları hakem heyetlerinde heyetin çalışmalarına ve kararlarına esas olacak dosyaları hazırlamak ve uyuşmazlığa ilişkin raporu sunmak üzere en az bir raportör görevlendirilir. Tüketici sorunları hakem heyetlerinin kurulması, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikte düzenlenir (4077 s. K. m. 22, son f.). Bu çerçevede, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Yönetmeliği çıkarılmıştır. Kadastro Mahkemesi günlü ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu nun (3402 s. K.) amacı, ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu nun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi sisteminin alt yapısını oluşturmaktır (3402 s. K. m. 1). İşte, bu amacın gerçekleştirilmesi için Kadastro Kanunu nun uygulanması dolayısıyla ortaya çıkacak uyuşmazlıklara ilişkin dava ve işleri görmek üzere, Kadastro Kanunu ile kadastro mahkemeleri kurulmuştur. Kadastro mahkemeleri, özel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerlerinden olup, asliye mahkemesi niteliğindedir (3402 s. K. m. 24). Her kadastro bölgesinde (3402 s. K. m. 2, I), bölgedeki dava ve iş sayısına göre yeter sayıda kadastro mahkemesi kurulur (3402 s. K. m. 24). Bu mahkemelerinin yargı çevresi, kuruldukları yer asliye hukuk mahkemesi yargı alanı ile aynıdır ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Ayrı bir kadastro mahkemesi bulunmayan yerlerde, Kadastro Kanunu ndan kaynaklanan dava ve işlere, 1 numaralı asliye hukuk mahkemesi tarafından bakılır ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Bu asliye hukuk mahkemesi hâkimi, kadastro mahkemelerinin görev alanına giren davalara, kadastro mahkemesi hâkimi sıfatıyla, Kadastro Kanunu hükümlerine göre bakar. Her kadastro mahkemesi nezdinde, bir kalem teşkilâtı bulunur. Kalem teşkilâtının başında bir yazı işleri müdürü yer alır; ayrıca yeteri kadar zabıt kâtibi, mübaşir ve hizmetli görev yapar. 31

36 Kadastro mahkemeleri, kadastro işlerinin tamamlanmasına kadar yargı faaliyetini sürdürür. Söz konusu faaliyetin devam etmesine ihtiyaç kalmadığının anlaşılması halinde Adalet Bakanlığı, o kadastro bölgesinde kadastro mahkemesinin görevine son vermeye yetkilidir. Yani, kadastro mahkemeleri uzun vadede geçici nitelikli mahkemelerdir. Kadastro mahkemesinin görevleri Kadastro Kanunu nun 25. maddesinde sayılmıştır. Bu görevleri, zaman bakımından ve konu (madde) bakımından olmak üzere ikiye ayırarak incelemek gerekir. Kadastro mahkemelerinin zaman bakımından görevleri, her taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlar (3402 s. K. m. 26). Kadastro mahkemesi, kadastro bölgesinin idari sınırları içinde yetkilidir (3402 s. K. m. 26, IV). Kadastro Mahkemesi; Kadastro Kanunu nun 10. maddesine göre kadastro komisyonu tarafından gönderilen tutanaklara ait davaları, kadastro sonuçlarının ilanı üzerine itirazı olanlarca açılacak davaları, mahalli hukuk mahkemelerinden kadastro mahkemesine devredilen dava ve dosyaları, kadastro mahkemelerine dava açıldıktan sonra, tesbitten önceki haklara dayanarak, asli müdahil olarak katılanların iddialarına dair uyuşmazlıkları inceleyip karara bağlamakla görevlidir (3402 s. K. m. 26). Kadastro mahkemelerinin, konu (madde) bakımından görevleri ise, şunlardır (3402 s. K. m. 25): 1. Taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakmak, 2. Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümlemek, istek üzerine veraset belgesi vermek, 3. Yalnız kadastro işleri için geçerli ve sınırlı olmak üzere; velisi veya vasisi bulunmayan küçüklere ve kısıtlılara kayyım tayin etmek, bunların menfaatlerini korumak amacıyla Türk Medeni Kanunu nun hâkimin iznini şart kıldığı hallerde bu izni vermek. 4. Yalnız kadastro işleri ile sınırlı olmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu nun 465 ve devamı maddeleri gereğince, adli yardım isteklerinin inceleyerek karara bağlamak 5. Hakkında kadastro tutanağı düzenlenen taşınmaz mallara ilişkin ihtiyatî tedbir kararlarını vermek ve bu kararı hemen o yerin kadastro ve tapu sicili müdürlüklerine bildirmek. Kadastro mahkemelerinde genel mahkemelerden farklı bir yargılama usulü uygulanır. Bu yargılama usulü kuralları, Kadastro Kanunu nun 28 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kadastro Kanunu nda hüküm bulunmayan hallerde ise, basit yargılama usulü (HMK m ) uygulanır (3402 s. K. m. 29, son fıkra). İcra Mahkemesi İcra mahkemeleri, günlü ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu (2004 s. K.) ile, icra ve iflâs hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözmek amacıyla ilk olarak icra tetkik mercii adı ile kurulmuş özel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleridir (2004 s. K. m. 4). Bu mahkemeler, sulh veya asliye hukuk mahkemesi anlamında bir hukuk mahkemesi olmayıp, icra ve iflâs işleri için kurulmuş bir özel yargı organıdır (bu konuda bkz. Anayasa Mahkemesi nin günlü ve 25/57 sayılı kararı: RG , sa ; günlü ve 17/41 sayılı kararı: RG , sa ). Her asliye mahkemesinin yargı çevresinde bir icra mahkemesi bulunur. İşi çok olan yerlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığınca icra mahkemesinin birden fazla dairesi kurulabilir. Bu durumda, daireler numaralandırılır. Bu daireler arasındaki ilişki iş dağılımı ilişkisi olup bu iş dağılımı ve buna ilişkin esaslar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir. Ayrı icra mahkemesi bulunmayan yerlerde, bu mahkemelerin görev alanına giren dava ve işlere; bir asliye hukuk mahkemesi olan yerlerde bu mahkemede; birden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde, o yer asliye hukuk mahkemeleri arasında eşit olarak bakılır (Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun günlü ve 188 sayılı kararı ile günlü ve 101 sayılı kararı). 32

37 İcra mahkemesi, bir icra hâkimi ve buna bağlı yazı işleri müdürü, yeteri kadar kâtip ve mübaşirden kuruludur. İşi çok olan yerlerde, ayrıca yeteri kadar icra hâkim yardımcısı bulunur. Ayrı bir fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi kurulamayan yerlerde, bu mahkemelerin görevine giren dava ve işlere; bir asliye hukuk mahkemesi olan yerlerde bu mahkeme tarafından; iki asliye hukuk 33 İcra mahkemesinin idari, danışma ve yargısal olmak üzere üç tür görevi vardır. İcra mahkemelerinin idari görevleri İİK nun 4. ve 13. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre, her icra mahkemesi hâkimi, kendisine Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığınca dönüşümlü olarak bağlanan icra ve iflâs dairelerinin gözetim ve denetimini yapar ve idarî işlerine bakar (2004 s. K. m. 4). Buna bağlı olarak, icra mahkemesi hâkimi, icra müdürlüklerinin çalışmalarının kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine uygun biçimde yürütülmesini sağlar. Bu çerçevede, icra mahkemesi hâkimi, icra müdür ve yardımcıları hakkında, ayrıca icra müdürlüklerinde görev yapan diğer memur ve görevliler hakkında disiplin cezası tayinine yetkilidir (2004 s. K. m. 13; HSK m. 122). İcra mahkemesinin İcra ve İflâs Kanunu nda gösterilen hallerde danışma niteliğinde görevleri de vardır. Kanun icra müdürünün yapacağı bir kısım işlemlerin nasıl yapılacağını icra mahkemesinden sormasını ve icra mahkemesinin de bu yolda bir karar vermesini öngörmektedir. Örneğin, İcra ve İflâs Kanunu nun 121. maddesi hükmüne göre, bir intifa hakkı ya da iştirak halinde bir mal hissesinin satılması gerektiğinde bu satışın nasıl yapılacağının icra müdürü tarafından icra mahkemesinden sorulması üzerine icra mahkemesi, satışın nasıl yapılması gerektiğini kararlaştırır. Yine, Kanun un 25. maddesine göre, çocuk teslimine ilişkin ilâmda, çocuğun teslim zamanı ve yeri belirtilmemişse icra müdürü bu konuda karar verilmesi için icra mahkemesine başvurur. İcra mahkemesi çocuğun öğrenimine ve sağlığına ve geleceğine zarar vermeyecek biçimde teslim gününü ve yerini saptar. Alacaklının takip talebi üzerine başlayan icra takibi sürecinde alacaklının, borçlu veya ilgililerin icra mahkemesine başvurmaları ile icra mahkemesinin yargı görevi başlar. Bu çerçevede, icra mahkemesinin en önemli görevleri, icra dairelerinin işlemlerine karşı yapılacak şikâyetleri (2004 s. K. m.16-18) ve alacaklının (borçlunun yapmış olduğu) itirazın kaldırılması taleplerini (2004 s. K. m.68-68/a, 147, 150/a, 269/c, 275) inceleyip karara bağlamaktır. Hacizde ve iflâstaki istihkak davalarına icra mahkemesinde bakılır (2004 s. K. m.97-99, 228). İcra mahkemesinin, icra-iflâs işlerinde bundan başka bazı görevleri daha vardır ki, bu işlerden bazılarını burada yalnız madde numarası ile saymakla yetinelim: 2004 s. K. m.26, 33, 71, 89, 121, 153, 251, 285, 297, 318. İcra mahkemesinde, kural olarak basit yargılama usulü (HMK m ) uygulanır. İcra mahkemesi kararlarının temyizi özel hükümlerle düzenlenmiştir (2004 s. K. m. 353, 363 vd.). İcra mahkemesi kararları, mahkemenin ilke olarak belirli belge ve delillere dayalı bir biçimde sınırlı inceleme yapması nedeniyle, kural olarak maddî anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Ancak, bunun istisnaları vardır (örneğin ihalenin feshi davası, istihkak davası). İcra mahkemesi kararlarının maddî anlamda kesin hüküm teşkil etmediği hallerde, bu kararlara karşı yargılamanın iadesi yoluna da başvurulamaz. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi günlü ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu nun (5846 s. K.) 76. maddesinde 4630 sayılı Kanun un 30. maddesi ile yapılan değişiklik çerçevesinde, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu nun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalarda görevli mahkemenin Adalet Bakanlığı tarafından kurulacak ihtisas mahkemesi olacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemenin bir sonucu olarak, günlü ve 335 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı ile İstanbul ilindeki 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi olarak görevlendirilmiştir. Bunu, yine İstanbul da ikinci bir uzmanlık mahkemesinin açılması ile Ankara Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi nin kurulması takip etmiştir. Bu mahkemeler, özel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleri olup, yargı çevreleri, kuruldukları yerin mülki sınırlarıdır ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı).

38 mahkemesi bulunan yerlerde 1 numaralı asliye hukuk mahkemesi tarafından; ikiden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde ise 3 numaralı asliye hukuk mahkemesi tarafından bakılır ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Bu mahkemelerin yargı çevreleri, Adli Yargı Adalet Komisyonlarının merkez ve mülhakatları olan ilçeleri kapsar ( günlü ve 386 sayılı ve günlü ve 360 sayılı Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararları ile değişik günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Her fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi nezdinde, bir kalem teşkilâtı bulunur. Kalem teşkilâtının başında bir yazı işleri müdürü yer alır; ayrıca yeteri kadar zabıt kâtibi, mübaşir ve hizmetli görev yapar. Fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemeleri: sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname de öngörülen tüm davalara (m. 146); sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname de öngörülen davalara (m. 58); sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname de öngörülen davalara (m. 30); sayılı Markaların Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname de öngörülen davalara (m. 71) ve sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu nun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan davalara, dava konusunun miktarı dikkate alınmaksızın bakmakla görevlidir ( ve 4630 sayılı Kanunla değişik m. 76). Fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi bakımından, sözü edilen mevzuatta özel bir yargılama usulü öngörülmemiştir. Bu mahkemede, mahkeme örgütsel yapı olarak asliye hukuk mahkemesi statüsünde olduğundan, HMK nda belirtilen yazılı yargılama usulü (m ) uygulanır. Denizcilik İhtisas Mahkemesi 5136 sayılı Türk Ticaret Kanunu nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun un 1. maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu nun 4. maddesine ek fıkra eklenmiştir. Bu düzenlemeyle, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca deniz ticaretine ilişkin uyuşmazlıklara bakmak ve asliye derecesi olmak üzere denizcilik ihtisas mahkemeleri kurulması öngörülmüştür. Bu hükme dayanılarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun günlü ve 328 sayılı olumlu görüş bildiren kararı ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun günlü ve 370 sayılı kararı ile ilk ve tek denizcilik ihtisas mahkemesi İstanbul da kurulmuş ve bu mahkemenin yargı çevresi, İstanbul ili mülki sınırları olarak belirlenmiştir ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Ayrı denizcilik ihtisas mahkemesi kurulmayan yerlerde, bu mahkemenin görevli bulunduğu dava ve işlere; asliye ticaret mahkemesi bulunan yerlerde; bir ticaret mahkemesi bulunan yerlerde bu mahkemede; birden fazla ticaret mahkemesi bulunan yerlerde 1 numaralı ticaret mahkemesinde; asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde ise; bir asliye hukuk mahkemesi olan yerlerde bu mahkemede, birden fazla asliye hukuk mahkemesi bulunan yerlerde, 1 numaralı asliye hukuk mahkemesinde bakılır ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı ). Her iş mahkemesi nezdinde, bir kalem teşkilâtı bulunur. Kalem teşkilâtının başında bir yazı işleri müdürü yer alır; ayrıca yeteri kadar zabıt kâtibi, mübaşir ve hizmetli görev yapar. Denizcilik ihtisas mahkemesi, Türk Ticaret Kanunu nun 4. kitabında (m ) belirlenen deniz ticaretine ilişkin uyuşmazlıklara bakar. Bu mahkeme ile ticaret mahkemeleri ve diğer genel ve özel görevli mahkemeler arasındaki ilişki görev ilişkisidir. 34

39 Son olarak üzerinde durulması gereken husus, bu mahkemelere ilişkin olarak günlü ve 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu nda öngörülmüş olan düzenlemedir. Anılan Kanun un 5. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde, bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesinin bulunması durumunda, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden birinin veya birkaçının münhasıran bu Kanun dan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebileceği düzenlenmiştir sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun un 8. maddesinde ise, kurulmuş bulunan denizcilik ihtisas mahkemesinin görmekte olduğu davaların, az önce anılan hüküm çerçevesinde 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu nun yürürlüğe girmesinden ( tarihinden) itibaren bir ay içinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından, Türk Ticaret Kanunu ile diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevli kılınacak asliye ticaret mahkemesine devredileceği öngörülmüştür. Bu düzenleme çerçevesinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu nun yürürlüğe girmesi ile birlikte yargı örgütümüzde denizcilik ihtisas mahkemesi bulunmayacaktır. hangileridir? Medeni yargıda yer alan genel görevli ve özel görevli mahkemeler İLK DERECE CEZA MAHKEMELERİ Genel Görevli Ceza Mahkemeleri Adli yargı içinde yer alan genel görevli ceza mahkemeleri, sulh ceza, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleridir (5235 s. K. m. 8). Genel görevli ceza mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur (5235 s. K. m. 9, I). Bu mahkemeler, bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır (5235 s. K. m. 9, VI). İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde, örneğin büyük şehirlerde, genel görevli ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir (5235 s. K. m. 9, V). Bu daireler numaralandırılır (örneğin, Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi gibi). Bu mahkemeler, aslında aynı ceza mahkemesinin birer dairesi durumundadırlar. Bu nedenle, bu daireler arasındaki ilişki iş dağılımı ilişkisidir. Ceza mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır (5235 s. K. m. 15, I). Ağır ceza mahkemeleri ile büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki il ve ilçenin adı ile anılan sulh veya asliye ceza mahkemelerinin yargı çevresi, il veya ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir (5235 s. K. m. 15, II). Coğrafî durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir ceza mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, özel kanunlarında yargı çevresi belirtilmemiş olan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine, Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir (5235 s. K. m. 15, III). Her genel görevli ceza mahkemesinde bir yazı işleri müdürlüğü kurulur (5235 s. K. m. 24, I). Her müdürlükte bir müdür ile yeterli sayıda memur bulunur (5235 s. K. m. 24, III). Sulh Ceza Mahkemesi Sulh ceza mahkemeleri, genel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleridir. Sulh ceza mahkemeleri, kanunların ayrıca görevli kıldığı durumlar saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin uygulanması ile görevlidirler (5235 s. K. m. 10). 35

40 Bu mahkemelerinin görevinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur (5235 s. K. m. 14). Sulh ceza mahkemelerinin yanında, ceza iddiası görevini yapan savcılık makamı yoktur. Asliye ceza mahkemelerinin yanındaki Cumhuriyet Başsavcılığı, bu mahkemenin yargı çevresinde bulunan sulh ceza mahkemelerinin de yanında sayılır. Bu nedenle, sulh ceza mahkemelerindeki davaları asliye ceza mahkemeleri yanındaki Cumhuriyet Başsavcılığı açar. Aynı savcılık, sulh ceza mahkemesinin kararlarına karşı kanun yoluna başvurma yetkisine de sahiptir (CMK m. 260, II). Sulh ceza mahkemesindeki duruşmalara savcıların katılması söz konusu olmaz. Asliye Ceza Mahkemesi Asliye ceza mahkemeleri genel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleridir. Asliye ceza mahkemeleri, ceza yargısı alanında asıl görevli mahkeme niteliğindedir. Kanunlarımız asliye ceza mahkemelerinin görevine giren dava ve işleri tek tek göstermemiştir. Asliye ceza mahkemeleri, kanunların ayrıca görevli kıldığı durumlar saklı kalmak üzere, sulh ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel görevli ceza mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere bakarlar (5235 s. K. m. 11). Bu çerçevede, asıl görevli mahkeme niteliğinde olmaları nedeniyle, herhangi bir mahkemenin görevine girdiği belirtilemeyen suçlara ilişkin davalar, asliye ceza mahkemelerinde hükme bağlanır. Bu mahkemelerinin görevinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur (5235 s. K. m. 14). Asliye ceza mahkemelerinin yanında, bir Cumhuriyet Başsavcısı ve yeteri miktarda Cumhuriyet savcısından oluşan bir Cumhuriyet Başsavcılığı makamı bulunur. Ağır Ceza Mahkemesi Ağır ceza mahkemeleri, genel görevli, ilk derece yargı yerleri arasında yer alan toplu mahkemelerdir. Ağır ceza mahkemelerinde, bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Mahkeme, bir başkan ve iki üye ile toplanır (5235 s. K. m. 9, III). Ağır ceza mahkemeleri, ağır ceza işlerine bakmakla görevlidirler. Bu çerçevede, bu mahkemeler, kanunların ayrıca görevli kıldığı durumlar saklı kalmak üzere, günlü ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nda yer alan yağma (m.148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla görevlidirler (5235 s. K. m. 12). Ağır ceza mahkemelerinin yanında, bir Cumhuriyet Başsavcısı ve yeteri miktarda Cumhuriyet savcısından oluşan bir Cumhuriyet Başsavcılığı makamı bulunur. Özel Görevli Ceza Mahkemeleri (Uzmanlık Mahkemeleri) Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Özel yetkili ağır ceza mahkemeleri, yargı örgütümüze, günlü ve 5190 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda Değişiklik Yapılması ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kaldırılmasına Dair Kanun ile getirilmiştir. Anılan bu Kanun ile, tarihli ve 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış ve Devlet güvenlik mahkemeleri ile Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılıklarının yetki ve görevleri sona ermiştir. Yine aynı Kanun ile, o dönem yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu na "Bazı suçlara ilişkin muhakeme usulü" başlıklı Üçüncü Fasıl eklenerek ağır ceza mahkemeleri bünyesinde ihtisaslaşmayı sağlayacak bir yapılanmaya gidilmiştir (bu düzenleme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun Beşinci Kitabının Birinci Kısmının Bazı Suçlara İlişkin Muhakeme başlıklı 4. Bölümü nde yer almaktadır). 36

41 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu nun (CMK) 250. maddesine göre, günlü ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nda yer alan; örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu ve uyarıcı madde imâl ve ticareti suçu veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçu, haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar, Kanun un İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığı nın teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. İş durumu göz önünde bulundurularak yukarıda sayılan suçlara bakmakla görevli olmak üzere, aynı yerde birden fazla ağır ceza mahkemesi kurulmasına, Adalet Bakanlığı nın teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir. Bu hâlde, mahkemeler numaralandırılır. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adli yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez. Söz konusu suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hâlinde askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır. Çocuklar, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yargılanamazlar ve bu mahkemelere özgü soruşturma ve kovuşturma hükümleri çocuklar bakımından uygulanmaz (CMK m. 250, son f.). Çocuk Mahkemeleri Suç işlediği iddia edilen çocuklar hakkındaki soruşturma ve yargılamada izlenecek yöntemlerin kendine has özelliklerinin bulunması gerektiğinden, günlü ve 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun la çocuk mahkemeleri kurulmuştur. Bu Kanun, daha sonra günlü ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu nun 48. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Günümüzde çocuk mahkemelerinin kuruluşu, görev ve yetkileri 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu nun (5395 s. K.) 25 ilâ 41. hükümleriyle düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu hükümlere göre, bu mahkemeler, çocuk mahkemesi ve çocuk ağır ceza mahkemesi olarak ikiye ayrılır: Çocuk mahkemeleri, ceza yargısı alanında özel görevli, tek hâkimli, ilk derece yargı yerleridir. Bu mahkemeler her il merkezinde kurulur. Ayrıca, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak kurulabilir (5395 s. K. m. 25, I). İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde çocuk mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. Çocuk mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz. Mahkemelerin bulunduğu yerlerdeki Cumhuriyet savcıları, çocuk mahkemeleri kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilirler. Çocuk mahkemelerinin yargı çevresi, kurulduğu il ve ilçenin mülkî sınırlarıyla belirlenir (5395 s. K. m. 27, I). Coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak çocuk mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine veya değiştirilmesine Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir (5395 s. K. m. 27, III). Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak davalara bakar (5395 s. K. m. 26, I). Mahkeme, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu nda ve diğer kanunlarda yer alan tedbirleri almakla ve kural olarak, çocuklar hakkında açılan kamu davalarını görmekle görevlidir. Çocuk mahkemeleri bulunmayan yerlerde, bu mahkemeler kurulup göreve başlayıncaya kadar çocuklar tarafından işlenen suçlara ait soruşturma ve kovuşturmalar Cumhuriyet başsavcılığı ve görevli mahkemelerce 5239 sayılı Kanun un hükümlerine göre yapılır (5395 s. K. Geçici Madde 1, 3). Çocuk mahkemesi bulunmayan yerlerde, bu mahkeme kurulup göreve başlayıncaya kadar korunma ihtiyacı olan çocuklar hakkında tedbir kararları görevli aile veya asliye hukuk mahkemelerince alınır (5395 s. K. Geçici Madde 1, 4). 37

42 Çocuk ağır ceza mahkemelerinde, bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur ve mahkeme, bir başkan ve iki üye ile toplanır (5395 s. K. m. 25, II). Bu çerçevede, çocuk ağır ceza mahkemeleri, ceza yargısı alanında özel görevli, çok hâkimli, ilk derece yargı yerleridir. Bu mahkemeler, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak kurulur (5395 s. K. m. 25, II). İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde çocuk ağır ceza mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. Çocuk ağır ceza mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırlarıdır (5395 s. K. m. 27, II). Coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine veya değiştirilmesine Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir (5395 s. K. m. 27, III). Çocuk ağır ceza mahkemesi, çocuklar tarafından işlenen ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarla ilgili davalara bakar (5395 s. K. m. 26, II). Mahkeme, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu nda ve diğer kanunlarda yer alan tedbirleri almakla ve kural olarak, çocuklar hakkında açılan kamu davalarını görmekle görevlidir. Çocuk ağır ceza mahkemeleri bulunmayan yerlerde, bu mahkemeler kurulup göreve başlayıncaya kadar çocuklar tarafından işlenen suçlara ait soruşturma ve kovuşturmalar Cumhuriyet başsavcılığı ve görevli mahkemelerce 5239 sayılı Kanun un hükümlerine göre yapılır (5395 s. K. Geçici Madde 1, 3). Gerek çocuk mahkemelerine, gerekse çocuk ağır ceza mahkemelerine, atanacakları bölgeye veya bir alt bölgeye hak kazanmış, adli yargıda görevli, tercihan çocuk hukuku alanında uzmanlaşmış, çocuk psikolojisi ve sosyal hizmet alanlarında eğitim almış olan hâkimler ve Cumhuriyet savcıları arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atama yapılır (5395 s. K. m. 28). Atamalarda, istekli olanlarla daha önce bu görevlerde bulunmuş olanlara öncelik tanınır. Cumhuriyet başsavcılıklarında bir çocuk bürosu kurulur (5395 s. K. m. 29). Cumhuriyet başsavcısınca, tercihan çocuk hukuku alanında uzmanlaşmış, çocuk psikolojisi ve sosyal hizmet alanlarında eğitim almış olanlar arasından yeterli sayıda Cumhuriyet savcısı, bu büroda görevlendirilir. Çocuk bürosu; suça sürüklenen çocuklar hakkındaki soruşturma işlemlerini yürütür. Çocuklar hakkında tedbir alınması gereken durumlarda, gecikmeksizin tedbir alınmasını sağlar. Korunma ihtiyacı olan, suç mağduru veya suça sürüklenen çocuklardan yardıma, eğitime, işe, barınmaya ihtiyacı olan veya uyum güçlüğü çekenlere ihtiyaç duydukları destek hizmetlerini sağlamak üzere, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği içinde çalışır ve bu gibi durumları çocukları korumakla görevli kurum ve kuruluşlara bildirir. Çocuk Koruma Kanunu ile ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirir (5395 s. K. m. 30). Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, bu görevler çocuk bürosunda görevli olmayan Cumhuriyet savcıları tarafından da yerine getirilebilir. Çocuklarla ilgili kolluk görevi, öncelikle kolluğun çocuk birimleri tarafından yerine getirilir (5395 s. K. m. 31). Kolluğun çocuk birimi, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocuklar hakkında işleme başlandığında durumu, çocuğun veli veya vasisine veya çocuğun bakımını üstlenen kimseye, baroya ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu na, çocuk resmî bir kurumda kalıyorsa ayrıca Kurum temsilcisine bildirir. Ancak, çocuğu suça azmettirdiğinden veya istismar ettiğinden şüphelenilen yakınlarına bilgi verilmez. Çocuk, kollukta bulunduğu sırada yanında yakınlarından birinin bulunmasına imkân sağlanır. Kolluğun çocuk birimlerindeki personeline, kendi kurumları tarafından çocuk hukuku, çocuk suçluluğunun önlenmesi, çocuk gelişimi ve psikolojisi, sosyal hizmet gibi konularda eğitim verilir. Çocuğun korunma ihtiyacı içinde bulunduğunun bildirimi ya da tespiti veya hakkında acil korunma kararı almak için beklemenin, çocuğun yararına aykırı olacağını gösteren nedenlerin varlığı hâlinde kolluğun çocuk birimi, durumun gerektirdiği önlemleri almak suretiyle çocuğun güvenliğini sağlar ve mümkün olan en kısa sürede Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu na teslim eder. Çocuk mahkemeleri ile çocuk ağır ceza mahkemelerine, en az lisans öğrenimi görmüş olanlar arasından yeterli sayıda Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu nda görevli sosyal çalışma 38

43 görevlisi atanır (5395 s. K. m. 33). Atamada; çocuk ve aile sorunları ile çocuk hukuku ve çocuk suçluluğunun önlenmesi alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olanlar tercih edilir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu nda görevli sosyal çalışma görevlilerinin bulunmaması, görevin bunlar tarafından yapılmasında fiilî veya hukuki bir engel bulunması ya da başka bir uzmanlık dalına ihtiyaç duyulması gibi durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşlarından çalışanlar ile serbest meslek icra eden ve yukarıda söylenen nitelikleri haiz kimseler de sosyal çalışma görevlisi olarak görevlendirilebilir. Sosyal çalışma görevlileri; görevlendirildikleri çocuk hakkında derhâl sosyal inceleme yapar, hazırladıkları raporları kendilerini görevlendiren mercie sunarlar. Suça sürüklenen çocuğun ifadesinin alınması veya sorgusu sırasında yanında bulunurlar. Çocuk Koruma Kanunu kapsamında mahkemeler ve çocuk hâkimleri tarafından verilen diğer görevleri yerine getirirler. İlgililer, sosyal çalışma görevlilerinin çalışmaları sırasında kendilerine yardımcı olmak ve çocuk hakkında istenen bilgileri vermek zorundadırlar. Çocukların suç nedeniyle sorgulanmalarına ve yargılanmalarına dair hükümler asıl olarak 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu nda yer alır. Bu Kanun da hüküm bulunmayan hallerde ise, Ceza Muhakemesi Kanunu, Türk Medeni Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu hükümleri uygulanır. Denetim konusunda bu Kanun da hüküm bulunmayan hallerde, Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Korunma Kurulları Kanunu hükümleri uygulanır. Fikrî ve Sınaî Haklar Ceza Mahkemesi Fikrî ve sınaî haklar ceza mahkemeleri, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile 551 sayılı Patent Haklarının Korunması, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması, 555 sayılı Coğrafi işaretlerin Korunması ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmündeki Kararnameler den kaynaklanan ceza davalarını görürler ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Bu mahkemelerin yargı çevreleri, kuruldukları yer mülki sınırlarıdır (bkz günlü ve 386 sayılı ve günlü ve 360 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararları ile değişik günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı ). Fikrî ve sınaî haklar ceza mahkemesi kurulmayan yerlerde, yukarıda zikredilen Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerden kaynaklanan ceza davaları için; bir asliye ceza mahkemesi olan yerlerde bu mahkeme, iki asliye ceza mahkemesi bulunan yerlerde 1 numaralı asliye ceza mahkemesi; ikiden fazla asliye ceza mahkemesi bulunan yerlerde ise 3 numaralı asliye ceza mahkemesi yetkilidir ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Bu mahkemelerin yargı çevreleri ise, adli yargı adalet komisyonlarının merkez ve mülhakatları olan ilçeleri kapsar. İcra (Ceza) Mahkemesi İcra mahkemesinin görevlerinden biri de, İcra ve İflâs Kanunu nda belirlenen icra ve iflâs suçlarının bir kısmına bakmaktır. İcra ve İflâs Kanunu nun cezai hükümler başlıklı 16. Babında (2004 s. K. m.331 ilâ 354) icra ve iflâs suçları düzenlenmiş ve bunlara uygulanacak usul, aynı Kanun un 346 ilâ 354. ve 366. maddelerinde belirlenmiştir. Bu maddelerle belirlenen usuller yalnızca icra ve iflâs suçlarında uygulanacak usullerdir. İcra mahkemesi, bu suçlarla ilgili yargılama aşamasında, icra ceza mahkemesi adını alır. İcra ve iflâs suçları hakkında karar verirken de ceza mahkemesi gibi hareket eder. Trafik Mahkemesi Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere, günlü ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu nda (2918 s. K.) yazılı olan; hafif para cezasını veya bununla birlikte hafif hapis cezasını, belgelerin geri alınması ve iptali veya işyerlerinin kapatılması cezasını gerektiren suçlarla ilgili davalara bakması için trafik mahkemelerinin kurulması öngörülmüştür (2918 s. K. m. 112). 39

44 Trafik mahkemesi kurulamayan yerlerde, bu mahkemelerin görevine giren dava ve işlere bakmakla, sulh ceza mahkemeleri yetkilendirilmiştir. Birden fazla sulh ceza mahkemesi bulunan yerlerde, bütün sulh ceza mahkemeleri trafik davalarına bakmaya yetkili kılınmıştır ( günlü ve 188 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kararı). Kadastro Mahkemesi Kadastro mahkemelerinin, Kadastro Kanunu nun 42. maddesi uyarınca, ceza verme yetkileri de vardır. Bu nedenle söz konusu hükmün uygulanmasını konu alan yargılama faaliyeti açısından, bu mahkemeler aynı zamanda birer özel ceza mahkemesi konumundadırlar. hangileridir? Ceza yargısında yer alan genel görevli ve özel görevli mahkemeler CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Mahkeme kuruluşu bulunan her il merkezi ve ilçede o il veya ilçenin adı ile anılan bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulur (5235 s. K. m. 16, I). Cumhuriyet başsavcılığında, bir Cumhuriyet başsavcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı bulunur. Gerekli görülen yerlerde Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun kararıyla bir veya birden fazla Cumhuriyet başsavcıvekili atanır. Her Cumhuriyet başsavcılığında, yazı işleri müdürlüğü ile Adalet Bakanlığınca gerekli görülen yerlerde ayrıca idarî, malî ve teknik işlerle ilgili müdürlükler kurulur (5235 s. K. m. 24, II). Her müdürlükte bir müdür ile yeterli sayıda memur bulunur. Cumhuriyet başsavcılığının görevleri, kamu davasının açılmasına yer olup olmadığına karar vermek üzere soruşturma yapmak veya yaptırmak, kanun hükümlerine göre, yargılama faaliyetlerini kamu adına izlemek, bunlara katılmak ve gerektiğinde kanun yollarına başvurmak, kesinleşen mahkeme kararlarının yerine getirilmesi ile ilgili işlemleri yapmak ve izlemek ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmaktır (5235 s. K. m. 17). Cumhuriyet başsavcısının görevleri ise, Cumhuriyet başsavcılığını temsil etmek, Başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak, gerektiğinde adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmaktır (5235 s. K. m. 18). Cumhuriyet başsavcıvekili ise, Cumhuriyet başsavcısının verdiği görevleri yerine getirmekle, Cumhuriyet savcılarının adlî ve idarî görevlerine ilişkin işlemlerini inceleyip Cumhuriyet başsavcısına bilgi vermekle, gerektiğinde adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmakla ve Cumhuriyet başsavcısının yokluğunda ona vekâlet etmekle görevlidir (5235 s. K. m. 19). Cumhuriyet savcısının görevleri ise, adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak, Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adlî ve idarî görevleri yerine getirmek, gerektiğinde Cumhuriyet başsavcısına vekâlet etmek ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmaktır (5235 s. K. m. 20). Cumhuriyet savcıları, bulundukları il merkezi veya ilçenin idarî sınırları ile bunlara adlî yönden bağlanan ilçelerin idarî sınırları içerisinde yetkilidirler (5235 s. K. m. 21, I). Ağır ceza mahkemesi ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin yargı çevresinde yer alan Cumhuriyet başsavcılıkları, yetki alanları içerisinde yürüttükleri bu mahkemelerin görevine giren suçlarla ilgili soruşturmaları yapar ve ivedi, zorunlu işlerin tamamlanmasından sonra düşünce yazısına soruşturma evrakını ekleyip ağır ceza mahkemesi veya özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin Cumhuriyet başsavcılığına gönderirler (5235 s. K. m. 21, II).Bu düzenleme, büyükşehir belediye sınırları içerisinde yer alan ağır ceza mahkemeleri ile özel kanunlarla kurulan diğer ceza mahkemelerinin görevine 40

45 giren işlerde de uygulanır (5235 s. K. m. 21, III). Büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan Cumhuriyet başsavcıları ise, bu yer ceza mahkemelerinin yargı çevresinde yetkilidir (5235 s. K. m. 21, III). Kanunlarda Cumhuriyet savcılığının görev yapacağı belirtilen mahkemelerdeki duruşmalara, Cumhuriyet başsavcısı, görevlendireceği Cumhuriyet başsavcıvekili veya Cumhuriyet savcısı katılır. Gerektiğinde duruşmalara birden çok Cumhuriyet savcısı katılabilir (5235 s. K. m. 22). İKİNCİ DERECE YARGI YERİ OLARAK BÖLGE ADLİYE (İSTİNAF) MAHKEMELERİ Genel Olarak İstinaf mahkemelerinin ülkemizdeki geçmişi Osmanlı dönemine uzanmaktadır. İstinaf kanun yolu, ilk olarak, 1879 yılında yürürlüğe giren Mehâkimi Nizamiyenin Teşkilâtı Kanunu Muvakkati ile düzenlenmiş ve istinaf görevi, bu Kanun ile ağır ceza ve asliye mahkemelerine verilmiştir. İstinaf mahkemeleri, 1924 yılında çıkarılan 469 sayılı Mehâkimi Şer iyenin İlgasına ve Mehâkimin Teşkilâtına Ait Ahkâmı Muadil Kanun ile kaldırılıncaya kadar da kırk beş yıl boyunca hukuk düzenimizde yer almıştır. Kaldırılmalarının neredeyse hemen ardından, yeniden kurulmaları için yasama çalışmalarına başlanan bu mahkemeler, 469 sayılı Kanun u yürürlükten kaldıran günlü ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derce Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun ile yeniden kabul edilmiştir. Adaletin süratle dağıtımına engel oldukları ve arzu edilen yararı sağlamadıkları gerekçesiyle çalışmalarına son verilen istinaf mahkemeleri, (...) Yargıtayın içtihat mahkemesi olma niteliğinin korunması, yargılamanın güvenli ve hızla sonuçlandırılması bakımından istinaf kanun yolu incelemesini yapmak üzere bölge adliye mahkemelerinin kurulmasının bir ihtiyaç hâline geldiği gerekçesiyle yeniden hayata geçirilmiştir. Bölge adliye (istinaf) mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkileri, 5235 sayılı Kanun ile düzenlemiştir. Bu Kanun un geçici 2. maddesi, Kanun un yürürlük tarihinden (1 Nisan 2005 ten) itibaren en geç iki yıl içinde bölge adliye mahkemelerinin kurulmasını öngörmüştür. Bu düzenlemede uyarınca, tarihi itibariyle, bu mahkemeler, Adalet Bakanlığınca hukuken kurulmak ve Resmî Gazete de ilân edilmek zorundadır. Kanun da öngörülen süre uzatılmadığından veya yeni bir kanunla ertelenmediğinden, bu hukuki zorunluluğu yerine getirmek üzere Adalet Bakanlığı tarafından, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluklarına göre dokuz bölgede (İstanbul, Bursa, İzmir, Ankara, Konya, Samsun, Adana, Erzurum ve Diyarbakır da) bölge adliye (istinaf) mahkemeleri kurulmuş ve bunların yargı çevreleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun günlü ve 206 sayılı kararı belirlenerek ilân edilmiştir. Daha sonra, altı bölgede daha (Antalya, Gaziantep, Kayseri, Sakarya, Trabzon ve Van da da) bölge adliye (istinaf) mahkemeleri kurulmuş ve bölge adliye mahkemesi sayısı on beşe yükselmiştir. Bununla birlikte, Türkiye genelinde görev yapan hâkim, Cumhuriyet savcısı ve yardımcı personel sayısının, hem ilk derece adliye mahkemelerinin hem de bölge adliye (istinaf) mahkemelerinin ihtiyacına cevap veremeyeceğinin anlaşılması ve 5235 sayılı Kanun un yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak en geç iki yıl içinde bölge adliye (istinaf) mahkemeleri için tamamlanması zorunlu olan bina, araç ve gereçlerin halen daha sağlanamamış olması nedeniyle, bölge adliye (istinaf) mahkemelerinin tüm yurtta göreve başlayacakları tarihin belirlenmesi hususunun gerekli tüm koşulların tamamlanmasından sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir. Sonuç olarak, bölge adliye (istinaf) mahkemeleri hukuken kurulmuş olmakla birlikte, fiilen henüz çalışmaya başlamamıştır. Bu sebeple, şu anda iki dereceli yargılama sistemi devam etmektedir. Bölge adliye (istinaf) mahkemelerinin, 5235 sayılı Kanun un geçici 2. maddesi uyarınca Resmi Gazete de ilân edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu nun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin (HUMK m ) uygulanmasına devam edilecektir. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna 41

46 başvurulmuş olan kararlar hakkında da, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun un tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacaktır. Bu nedenle, bu bölümde, henüz fiilen göreve başlamamış ancak yakın bir gelecekte göreve başlayacak olan bölge adliye (istinaf) mahkemelerinin kuruluş ve görevlerine ilişkin olarak genel bir bilgi vermekle yetinilecektir. Kuruluşu Bölge adliye (istinaf) mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen yerlerde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığı tarafından kurulur (5235 s. K. m. 25). Yukarıda açıklandığı üzere, şu an itibariyle, on beş yerde bölge adliye mahkemesinin kuruluşmuş bulunmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin yargı çevrelerinin belirlenmesine, değiştirilmesine veya mahkemelerin kaldırılmasına ise Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir ve bu konulara ilişkin alınacak kararlar Resmî Gazete de yayınlanır (5235 s. K. m. 25). Bölge adliye mahkemeleri; başkanlık, başkanlar kurulu, daireler, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, bölge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşur (5235 s. K. m. 26). Başkanlık Her bölge adliye mahkemesinde bir başkan bulunur ve Başkanlık, başkan ile yazı işleri müdürlüğünden oluşur (5235 s. K. m.27). Mahkemeyi temsil etmek yetkisi, bölge adliye mahkemesi başkanına aittir (5235 s. K. m.34/1, 28, 31). Bölge adliye mahkemesi başkanın görevleri ise; başkanlar kuruluna ve adalet komisyonuna başkanlık etmek, başkanlar kurulu ile komisyon kararlarını yürütmek, mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak, genel yönetim işlerini yürütmek ve bu yolda uygun göreceği önlemleri almak, bölge adliye mahkemesi memurlarını denetlemek veya denetletmek, personelden kendisine doğrudan bağlı olanlar hakkında ilgili kanunda belirtilen disiplin cezalarını uygulamak, hükme bağlanan işlerde adli yargı ilk derece mahkeme hâkim ve savcılarına verilen not fişlerini mercilerine göndermek ve kanunlarla verilen diğer görevleri yapmaktır (5235 s. K. m. 34/2, 3, 4, 5, 6). Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu, bölge adliye mahkemesi başkanı ile daire başkanlarından oluşur (5235 s. K. m. 28). Daire başkanının mazereti nedeniyle kurula katılamadığı durumda, o dairenin kıdemli üyesi Kurul a katılır. Kurul a başkanlık etme görevi, bölge adliye mahkemesi başkanına aittir. Başkanın bulunmadığı durumlarda ise Kurul un başkanlığını daire başkanlarından kıdemli olanı yerine getirir. Kurul, bu görevlerini yerine getirirken eksiksiz toplanır ve çoğunlukla karar verir (m. 35, son f.). Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu nun görevleri; bölge adliye mahkemesi hukuk ve ceza dairelerinin numaralarını ve aralarındaki işbölümünü belirlemek, daireler arasında çıkan iş bölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamak, hukuki veya fiilî nedenlerle bir dairenin kendi üyeleri ile toplanamadığı durumlarda ilgisine göre diğer dairelerden kıdem ve sıraya göre üye görevlendirmek, resen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu veya Ceza Muhakemeleri Kanunu na göre istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanların, benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında ya da bu mahkeme ile başka bir bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında uyuşmazlık bulunması durumunda bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtay Birinci Başkanlığı ndan istemek ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmektir (5235 s. K. m. 35). Cumhuriyet Başsavcılığı Kanun koyucu kamu hukukunun savunulmasını, ceza davalarına ilişkin hüküm ve kararlarla ilgili yazılı düşünce düzenlenmesini, duruşmalara katılıp görüş bildirilmesini, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararlarına karşı tanınan kanun yollarına başvurulmasını sağlamak üzere her bölge adliye 42

47 mahkemesinde bir Cumhuriyet Başsavcılığı kurulmasını öngörmüştür. Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhuriyet başsavcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısından oluşur. En kıdemli Cumhuriyet savcısı, Cumhuriyet başsavcıvekili olarak görev yapar (5235 s. K. m. 30). Bölge Adliye Mahkemesi Adalet Komisyonu Her bölge adliye mahkemesinde bir Bölge Adliye Mahkemesi Adalet Komisyonu bulunur (5235 s. K. m. 31). Komisyon, bölge adliye mahkemesi başkanının başkanlığında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca daire başkanları arasından belirlenen bir asıl üye ile bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcısından oluşur. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, ayrıca daire başkan veya üyeleri arasından bir yedek üye belirler. Başkanın yokluğunda en kıdemli daire başkanı, Cumhuriyet başsavcısının yokluğunda Cumhuriyet başsavcıvekili ve asıl üyenin yokluğunda yedek üye komisyona katılır. Adalet komisyonunun görevleri, bölge adliye mahkemeleri hâkim ve savcıları dışında kalan personeli hakkında, kanunlarla adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonuna verilen tüm görevleri yerine getirmek ve ayrıca, kanunlarla verilen diğer görevleri yapmaktır (5235 s. K. m. 42). Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlığı nda, dairelerinde, Cumhuriyet Başsavcılığı nda ve Adalet Komisyonu nda birer yazı işleri müdürlüğü, Cumhuriyet Başsavcılığı nda ayrıca bir idarî işler müdürlüğü ile ihtiyaç duyulan diğer müdürlükler kurulur (5235 s. K. m. 32). Her müdürlükte, bir müdür ile yeterli sayıda memur bulunur. Müdürlüklerde çalışanların atama, disiplin ve diğer özlük işlerinde adli yargı ilk derece mahkemelerinde görevli personelin tâbi oldukları hükümler uygulanır. Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk ve Ceza Daireleri Bölge adliye mahkemeleri, hukuk ve ceza dairelerinden oluşur (5235 s. K. m. 29). Her bölge adliye mahkemesinde en az üç hukuk ve en az iki ceza dairesinin bulunması öngörülmüştür. Gerekli durumlarda dairelerin sayısı, Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından arttırılıp azaltılabilir. Dairelerde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Her daire, bir başkan ve iki üyenin katılmasıyla toplanır. Görüşmeler gizli yapılır, kararlar çoğunlukla verilir (5325 s. K. m. 46). Bir dairenin hukuki veya fiilî nedenlerle toplanamaması durumunda, Başkanlar Kurulu nun kararıyla diğer dairelerden, bu da mümkün olmazsa, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından diğer bölge adliye mahkemelerinden yetkili olarak görevlendirilen üyelerle eksiklik tamamlanır (m. 46, II). Daire başkanının hukuki veya fiilî nedenlerle bulunamaması halinde dairenin en kıdemli üyesi daireye başkanlık eder (m. 46, III). Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin görevleri şunlardır (5235 s. K. m. 36): 1. Adli yargı ilk derece hukuk mahkemelerinden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılan başvuruları inceleyip karara bağlamak, 2. Yargı çevresi içerisinde bulunan adli yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek, 3. Yargı çevresindeki yetkili adli yargı ilk derece hukuk mahkemesinin bir davaya bakmasına fiilî veya hukuki bir engel çıktığı veya iki mahkemenin yargı sınırları kapsamının belirlenmesinde tereddüt edildiği takdirde, o davanın bölge adliye mahkemesi yargı çevresi içerisinde başka bir hukuk mahkemesine nakline veya yetkili mahkemenin tayinine karar vermek, 4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin görevleri şunlardır (5235 s. K. m. 37): 1. Adli yargı ilk derece ceza mahkemelerince verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları inceleyip karara bağlamak, 2. Yargı çevresi içerisinde bulunan adli yargı ilk derece ceza mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek, 43

48 3. Yargı çevresindeki adli yargı ilk derece ceza mahkemeleri hâkimlerinin davayı görmeye hukuki veya fiilî engellerinin çıkması hâlinde, o davanın bölge adliye mahkemesi yargı çevresi içerisinde başka bir adli yargı ilk derece ceza mahkemesine nakli hakkında karar vermek, 4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Görevleri ve Yetkileri Bölge adliye mahkemeleri, adli yargı ilk derece mahkemeleri tarafından verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları (istinaf başvurularını) inceleyip karara bağlar (5235 s. K. m. 33/1). Bunun dışında, kanunlarla verilen diğer görevleri yapar. İstinaf kanun yolunda, temyizden farklı olarak, ilk derece mahkemesinin kararının yanlış bulunması halinde, sadece kararın bozulması ile yetinilmeyip, duruma göre yeniden yargılama da yapılmaktadır. Bunun sonucu olarak temyizde, kural olarak sadece hukuka uygunluk denetim yapılırken, istinafta hem maddî vakıa hem de hukuki denetim yapılmaktadır. Her dairede yeteri kadar tetkik hâkimi bulunur (2797 s. K. m. 36). Tetkik hâkimleri, daire başkanlarının kendilerine verecekleri dosyaları süresinde incelerler, incelemeleri sonucunu düşünceleriyle 44 Bölge adliye mahkemelerinin görevleri nelerdir? ÜST DERECE YARGI YERİ OLARAK YARGITAY Genel Olarak Adli yargıda ilk derece mahkemelerinin, bölge adliye (istinaf) mahkemeleri çalışmaya başladıktan sonra ise, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı başvurulan üst derece mahkemesi Yargıtay dır. Yargıtay, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir (2797 s. K. m. 1). Yargıtay ın kuruluş ve işleyişi, Anayasa nın 154. ve günlü ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu (2797 s. K.) ile düzenlenmiştir. Bundan başka, Yargıtay daki kurulların, başkan ve üyelerin, tetkik hâkimleri ile diğer personelin Yargıtay Kanunu nda gösterilmeyen ve Yargıtay Kanunu na aykırı düşmeyen ödev ve yetkilerini, çalışma usullerini, seçimlerin yönetimini, tutulacak defterleri ve basılı kâğıtların kullanılış şeklini düzenlemek ve Yargıtay ın iç düzenini ve Yargıtay Kanunu nun uygulanmasını sağlamak amacıyla Yargıtay İç Yönetmeliği hazırlanmış ve yayımlanmıştır. Kuruluşu Yargıtay; Birinci Başkanlık, daireler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bürolar ve idarî birimlerden oluşur (2797 s. K. m. 2). Yargıtay ın karar organları ise, daireler, hukuk genel kurulu, ceza genel kurulu, büyük genel kurul, başkanlar kurulları, birinci başkanlık kurulu, yüksek disiplin kurulu ve yönetim kuruludur (2797 s. K. m. 3). Yargıtay ın idarî birimleri ise, Yayın Kurulu, Tasnif Kurulu, Yayın İşleri Müdürlüğü, Sağlık müdürlüğü ile Eğitim ve Sosyal İşler Müdürlüğü, Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü dür. Yargıtay, adli yargı alanında ilk derece mahkemelerinin vermiş oldukları kararların hukuka uygunluk denetimine ilişkin görevini Yargıtay Hukuk ve Ceza Daireleri ile Hukuk ve Ceza Genel Kurulları aracılığı ile gerçekleştirir. Hukuk Genel Kurulu, tüm hukuk dairelerinin başkan ve üyelerinden; Ceza Genel Kurulu ise, tüm ceza dairelerinin başkan ve üyelerinden oluşur (2797 s. K. m. 7, 15, 41). Bugün için, Yargıtay, yirmi üç hukuk ve on beş ceza dairesinden oluşur. Her dairede, bir daire başkanı ile yeteri kadar üye bulunur (2797 s. K. m. 5).

49 birlikte bütün delilleri kapsayacak ve anlaşılacak biçimde düzenleyecekleri raporlarını kurulda okurlar, gerekli açıklamayı yaparlar. Yargıtay daireleri arasında bir iş bölümü ilişkisi bulunur. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dairelerin arasındaki iş bölümü karar tasarısı Yargıtay Kanunu, m. 14 uyarınca tespit edilmiş esaslara göre, Yargıtay Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümü karar tasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla Büyük Genel Kurul un onayına sunulur. Büyük Genel Kurul, işbölümü karar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine değiştirerek de onaylayabilir. Bu iş için toplanan Yargıtay Büyük Genel Kurulu na Birinci Başkan, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeler ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili katılabilir. Toplantı yeter sayısı üye tam sayısının salt çoğunluğu, karar yeter sayısı ise katılanların salt çoğunluğudur. Oylarda eşitlik hâlinde Başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılır. Dairelerden birinin yıl içinde gelen işleri normal çalışma ile karşılanamayacak oranda artmış ve daireler arasında iş bakımından bir dengesizlik meydana gelmiş ise takvim yılı başında yukarıda açıklanan usule göre bir kısım işler başka daireye verilebilir. İşbölümüne ilişkin kararlar Resmî Gazetede yayımlanır ve yayımı izleyen aybaşından itibaren uygulanır. İlk derece mahkemesinin vermiş olduğu bir kararın hukuka aykırı olduğunu düşünen taraf (davalı/davacı), usulüne uygun olarak yaptığı temyiz başvurusu ile ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın üst derece mahkemesi olan Yargıtay denetiminden geçmesini sağlayabilir. Temyiz talebinde bulunan tarafın, bu talebi öncelikle Yargıtay ın ilgili hukuk veya ceza dairesinde karara bağlanır. Bir mahkeme kararı temyiz edilince, kararı vermiş olan mahkeme, dava dosyasını görevli Yargıtay dairesine gönderir. Mahkeme hâkimi, dava dosyasını Yargıtay a gönderirken, temyiz dilekçesinde gösterilmiş olan daire numarası ile bağlı kalmaksızın, dosyanın görevli daireye gönderilmesini sağlar. Daireye gelen dosyalar öncelikle, görev, iş bölümü, kararın temyiz kabiliyetinin bulunup bulunmadığı, temyiz isteminin süresi içinde yapılıp yapılmadığı, usul eksikliği olup olmadığı açısından ön incelemeye tâbi tutulur (2797 s. K. m. 40, III). Eğer Yargıtay dairesinde incelenecek bir dosya yanlış bir daireye gönderilirse, o daire bu takdirde dosyayı yerel mahkemeye değil, işbölümü bakımından uygun olan daireye gönderir. Diğer daire de bu dosyanın kendi işbölümüne germediğine karar verirse, bir olumsuz iş bölümü uyuşmazlığı çıkmış olur. Hukuk daireleri arasında olumsuz bir işbölümü uyuşmazlığı çıkarsa, bu uyuşmazlık, Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu tarafından; ceza daireleri arasında ortaya çıkarsa, Ceza Daireleri Başkanlar Kurulu tarafından karara bağlanır. Yargıtay hukuk veya ceza dairesinin vermiş olduğu bu karara, ilk derece hukuk veya ceza mahkemesi uyma veya direnme kararı verebilir: İlk derece hukuk veya ceza mahkemesi, Yargıtay kararına uyarsa, Yargıtay kararı doğrultusunda karar vererek yargılamayı gerçekleştirir. İlk derece hukuk veya ceza mahkemesi, Yargıtay dairesinin vermiş olduğu kararın hukuka uygun olmadığını düşünüyorsa, bu durumda direnme kararı verir. İlk derece mahkemesinin direnme kararı vermesiyle birlikte, bu karar temyiz edilirse dava dosyası Yargıtay Hukuk veya Ceza Genel Kurulu na gidecektir. Bu durumda, Yargıtay Hukuk veya Ceza Genel Kurulu nun vereceği karara ilk derece mahkemesi uymak zorundadır; yani, ilk derece mahkemesi artık bu kararın aksine karar veremez. Daha önce de ifade edildiği gibi, Yargıtay ın görevlerinden biri de ülkede adli yargı alanında içtihat birliğini gerçekleştirmektir. Bu çerçevede, Yargıtay Hukuk veya Ceza Genel Kurulları; a. Aynı veya farklı yer bölge adliye mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar bakımından hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında uyuşmazlık bulunursa, b. Yargıtay hukuk daireleri arasında veya ceza daireleri arasında içtihat uyuşmazlıkları bulunursa, 45

50 c. Yargıtay dairelerinden biri; yerleşmiş içtihadından dönmek isterse, benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa, bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara bağlar (2797 s. K. m. 15/2). Bunun yanı sıra, Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurulları, Yargıtay Başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları, ilk mahkeme olarak görür ve hükme bağlar; ilk mahkeme olarak özel dairelerce verilen hüküm ve kararların temyiz ve itiraz yoluyla incelenmesini yapar ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir. Yargıtay Büyük Genel Kurulu ise, Hukuk Genel Kurulu nun benzer olaylarda birbirine aykırı biçimde verdiği kararları ile Ceza Genel Kurulu nun yine benzer olaylarda birbirine aykırı olarak verdiği kararları veya Hukuk Genel Kurulu ile Ceza Genel Kurulu; Hukuk Genel Kurulu ile bir hukuk dairesi; Hukuk Genel Kurulu ile bir ceza dairesi veya Ceza Genel Kurulu ile bir ceza dairesi; Ceza Genel Kurulu ile bir hukuk dairesi veya bir hukuk dairesi ile bir dairesi ceza arasındaki içtihat uyuşmazlıklarını giderir ve içtihatları birleştirir. Görev ve Yetkileri Yargıtay, temyiz kanun yolunu gerçekleştiren bir kontrol merciidir. Kanun yolu, bir davanın taraflarına tanınmış olan ve dava sonunda mahkeme tarafından verilen karara, yanlış olduğu gerekçesiyle karşı çıkarak, kararın tekrar incelenmesini ve değiştirilmesini sağlayan bir hukuki imkân, bir denetim yoludur. İlk derece mahkemelerinden verilen kararların hukuka aykırı olması, yanlış olması ihtimali her zaman mevcut bulunduğundan, kanun yoluna başvuru imkânı her hukuk sisteminde bireylere tanınan hak arama özgürlüğünün bir uzantısıdır. Kanun yolu kavramının temel özelliklerinin başında, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen kararın, daha üst dereceli bir mahkeme tarafından incelenecek olması ve bu incelemenin kararın kesinleşmesine engel olmasıdır. Türk Hukuku nda ise, bu görev, bugün için aslî kanun yolu olan temyiz incelemesini yapacak Yargıtay a aittir. Bunun dışında, bugün hukuken yürürlükte olup da henüz mahkemelerin kurulmamış olması sebebiyle uygulanmaya başlamayan istinaf kanun yolu ile birlikte, ilk derece mahkemelerinin vermiş olduğu kararların hukuki denetimini yapacak bölge adliye mahkemeleri olacaktır. Bu çerçevede, Yargıtay, bugün için, adli yargı ilk derece mahkemelerince (bölge adliye mahkemeleri çalışmaya başladıktan sonra, bölge adliye mahkemelerince) verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı temyizi mümkün nihai kararları, temyiz talebi üzerine, son merci olarak inceleyip karara bağlar. Başka bir ifadeyle, Yargıtay ın en başta gelen görevlerinden birisi, adli yargı alanında ilk derece mahkemelerinin vermiş oldukları kararların hukuka uygunluk denetiminin gerçekleştirilmesidir. Yargıtay ın görevlerinden biri de ülkede adli yargı alanında içtihat birliğini gerçekleştirmektir. Gerçekten, Yargıtay ın en önemli görevi, bütün yurtta hukuk kurallarının aynı şekilde uygulanmasını sağlamaktır (2797 s. K. m. 15/2; 16). Benzer konularda, yurdun her yerindeki mahkemeler aynı şekilde karar vermelidir. Başka bir deyişle, mahkemelerin içtihatları arasında aykırılık olmamalıdır. Mahkemelerin benzer konulardaki kararları arasında çelişki olmaması, ilk mahkeme ve üst mahkemelerin her olay hakkında verdikleri aynı yöndeki kararlarla sağlanır. Bir üst mahkeme (Bölge adliye mahkemesi, Yargıtay) dairesinin kendi kararları arasında ve kendi kararı ile diğer üst mahkeme kararları arasında uyum varsa, kanunlar bütün yurtta aynı şekilde uygulanıyor demektir. Buna karşılık, üst mahkemenin kararları arasında böyle bir uyum yoksa, o zaman kanunların bütün yurtta aynı şekilde uygulanmasını sağlamak için, üst mahkeme kararları arasındaki bu uyuşmazlığın giderilmesi gerekir. Bu ise içtihatların birleştirilmesi yolu ile olur. Yargıtay, kanunlarla gösterilen belli davalara ise ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar: Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar (2797 s. K. m. 13/2). Bunlar dışında, Yargıtay, kanunlarla verilen diğer işleri görür. Yargıtay ın görevleri nelerdir? 46

51 Özet Adli yargı, idarî yargının görev alanı dışında kalan ve genel olarak hukuk mahkemelerinin özel hukuk alanındaki yargısal faaliyetleri ile ceza kanunlarına göre suç sayılan fiiller hakkında devletin cezalandırma yetkisini kullanması ile ilgili faaliyetler anlaşılır. Ülkemizde adli yargı, medeni yargı (hukuk yargısı) ve ceza yargısı olmak üzere iki ana bölüme ayrılır. Medeni yargı alanında, ilk derece hukuk mahkemeleri olarak faaliyet gösteren genel görevli hukuk mahkemeleri, sulh hukuk, asliye hukuk ve bunun bir dairesi olarak asliye ticaret mahkemeleridir. Özel görevli ilk derece hukuk mahkemeleri ise, aile mahkemesi, iş mahkemesi, tüketici mahkemesi, kadastro mahkemesi, icra mahkemesi, fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi, denizcilik ihtisas mahkemesidir. Ceza yargısı, ilk derece mahkemeleri olan, sulh ceza, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri ile özel görevli ceza mahkemelerinden (uzmanlık mahkemelerinden) oluşur. Ceza yargısı alanındaki özel görevli mahkemeler, özel yetkili ağır ceza mahkemesi, çocuk mahkemeleri, fikri ve sınai haklar ceza mahkemesi, icra (ceza) mahkemesi, trafik mahkemesi ve kadastro mahkemesidir. Adli yargı ikinci derece mahkemeleri bölge adliye (istinaf) mahkemeleridir. Bu mahkemeler, konusu uyuşmazlığın maddi ve hukuki yönünün tekrar incelenmesi olan istinaf kanun yoluna başvuru mercileri olup, adli yargı ilk derece mahkemeleri ile temyiz mahkemesi olan Yargıtay arasında ikinci derece mahkemeleridir. Bölge adliye (istinaf) mahkemeleri, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulurlar. Şu an için, Türkiye de on beş yerde bölge adliye (istinaf) mahkemesi kurulmasına karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemeleri, başkanlık, başkanlar kurulu, daireler, bölge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşur. Bölge adliye (istinaf) mahkemelerinin en önemli görevi, adli yargı ilk derece mahkemeleri tarafından verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları (istinaf başvurularını) inceleyip karara bağlamaktır. Anayasa nın 154. maddesi ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu, Yargıtay ın kuruluş, görev ve yetkilerini düzenlemiştir. Yargıtay; Birinci Başkanlık, daireler, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, bürolar ve idari birimlerden oluşur. Yargıtay ın karar organları ise, daireler, hukuk genel kurulu, ceza genel kurulu, büyük genel kurul, başkanlar kurulları, birinci başkanlık kurulu, yüksek disiplin kurulu, yönetim kuruludur. Yargıtay da, bugün için, yirmi üç hukuk, on beş ceza dairesi ve her dairede bir daire başkanı ile yeteri kadar üye bulunur. Yargıtay, bugün için, adli yargı ilk derece mahkemelerince (bölge adliye mahkemeleri çalışmaya başladıktan sonra, bölge adliye mahkemelerince) verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı temyizi mümkün nihai kararları, temyiz talebi üzerine, son merci olarak inceleyip karara bağlar. Yargıtay ın görevlerinden biri de ülkede adli yargı alanında içtihat birliğini gerçekleştirmektir. Bunun yanı sıra, Yargıtay, kanunlarla gösterilen belli davalara ise ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar ve kanunlarla verilen diğer işleri görür. 47

52 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdakilerden hangisi adli yargıda yer alan genel görevli hukuk mahkemelerinden biridir? a. İcra mahkemesi b. Tüketici mahkemesi c. Sulh hukuk mahkemesi d. Kadastro mahkemesi e. İş mahkemesi 2. Aile mahkemesine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. Aile mahkemesi, tek hâkimli, özel görevli, ilk derece yargı yerlerindendir. b. Vesayet işleri konusunda aile mahkemesi görevlidir. c. Aile mahkemesi bünyesinde pedagog, sosyal çalışmacı gibi çeşitli uzmanlar görevlendirilir. d. Aile mahkemesin atanacak hâkimlerin evli ve çocuk sahibi olmalarını, otuz yaşını doldurmuş ve aile hukuku alanında lisansüstü eğitim yapmış bulunmalarını tercih sebebidir. e. Aile mahkemesi, önüne gelen dava veya işin niteliğine göre, davanın taraflarını sulha teşvik eder. 3. Aşağıdakilerden hangisi adli yargıda görevli tek hâkimli mahkemelerden değildir? a. Sulh hukuk mahkemesi b. Asliye hukuk mahkemesi c. Sulh ceza mahkemesi d. Ağır ceza mahkemesi e. İş mahkemesi 4. Aşağıdakilerden hangisi, adli yargıda görevli ilk derece mahkemelerinden biri değildir? a. Asliye ceza mahkemesi b. Aile mahkemesi c. Asliye ticaret mahkemesi d. Tüketici mahkemesi e. Yargıtay 5. Kira sözleşmesine dayanan tahliye davalarına bakmakla görevli mahkeme aşağıdakilerden hangisidir? a. Sulh hukuk mahkemesi b. Asliye ceza mahkemesi c. Sulh ceza mahkemesi d. Asliye ticaret mahkemesi e. Asliye hukuk mahkemesi 6. Trafik mahkemesi kurulamayan yerlerde, bu mahkemelerin görevine giren dava ve işlere hangi mahkemeler bakmaktadır? a. Sulh hukuk mahkemeleri b. Ağır ceza mahkemeleri c. Asliye ceza mahkemeleri d. Asliye hukuk mahkemeleri e. Sulh ceza mahkemeleri 7. Bölge adliye mahkemesi hukuk ve ceza daireleri arasında çıkan iş bölümü uyuşmazlıklarını karara bağlamak görevi aşağıdakilerden hangisine aittir? a. Bölge adliye mahkemesi başkanına b. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına c. Bölge adliye mahkemesi adalet komisyonuna d. Bölge adliye mahkemesi başkanlığı yazı işleri müdürlüğüne e. Bölge adliye mahkemesi başkanlar kuruluna 8. Yargıtay hukuk dairelerinin bozma kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarını inceleyerek karar vermek görevi aşağıdakilerden hangisine aittir? a. Yargıtay Büyük Kurulu na b. Yargıtay Başkanlar Kurulu na c. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu na d. Yargıtay Disiplin Kurulu na e. Yargıtay Birinci Başkanlığı na 48

53 9. Yargıtay da kaç ceza dairesi vardır? a. 15 b. 21 c. 11 d. 9 e Aşağıdaki hangisi Yargıtay daki idari birimlerden biri değildir? a. Yayın kurulu b. Tasnif kurulu c. Yayın işleri müdürlüğü d. Hukuk araştırmaları müdürlüğü e. Eğitim ve sosyal işler müdürlüğü Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. c Yanıtınız yanlış ise Genel Görevli Hukuk Mahkemeleri. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. b Yanıtınız yanlış ise Aile Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yanıtınız yanlış ise Ağır Ceza Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. e Yanıtınız yanlış ise Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. a Yanıtınız yanlış ise Sulh Hukuk Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. a Yanıtınız yanlış ise Trafik Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. e Yanıtınız yanlış ise İkinci Derece Yargı Yeri Olarak Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yanıtınız yanlış ise Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. a Yanıtınız yanlış ise Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. d Yanıtınız yanlış ise Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Çekişmeli yargı, iki taraf arasındaki bir uyuşmazlığın taraflardan birinin talebi üzerine, bağımsız hâkim, tarafından yargısal usule uyulmak ve iki tarafa iddia ve savunma hakkı tanınmak suretiyle objektif hukuka göre çözüme kavuşturulmasıdır. Medeni yargının asıl konusunu çekişmeli yargı oluşturur. Çekişmesiz yargı ise, kısaca, ortada herhangi bir uyuşmazlığın ve hasmın bulunmadığı yargı türüdür. Sıra Sizde 2 Medeni yargıda asıl görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesidir. Bu mahkeme, sulh hukuk mahkemesinin ve özel görevli mahkemelerin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü davaya ve kanunların verdiği diğer işlere bakar (5235 s. K. m. 6; HMK m. 2, 2). Sıra Sizde 3 Medeni yargıda genel görevli hukuk mahkemeler, asliye hukuk mahkemeleri ve sulh hukuk mahkemeleridir. Özel görevli mahkemeler (uzmanlık mahkemeleri) ise, aile mahkemesi, iş mahkemesi, tüketici mahkemesi, kadastro mahkemesi, icra mahkemesi, fikrî ve sınaî haklar hukuk mahkemesi ve denizcilik ihtisas mahkemesidir. Sıra Sizde 4 Adli yargı içinde yer alan genel görevli ceza mahkemeleri, sulh ceza, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleridir (5235 s. K. m. 8). Özel görevli mahkemeler ise, özel yetkili ağır ceza mahkemesi, çocuk mahkemeleri, fikrî ve sınaî haklar ceza mahkemesi, icra (ceza) mahkemesi, trafik mahkemesi ve kadastro mahkemesidir. Sıra Sizde 5 Bölge adliye mahkemeleri, adli yargı ilk derece mahkemeleri tarafından verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları (istinaf başvurularını) inceleyip karara bağlar (5235 s. K. m. 33/1). Bunun dışında, kanunlarla verilen diğer görevleri yapar. 49

54 Sıra Sizde 6 Yargıtay, adli yargı ilk derece mahkemelerince (bölge adliye mahkemeleri çalışmaya başladıktan sonra, bölge adliye mahkemelerince) verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı temyizi mümkün nihai kararları, temyiz talebi üzerine, son merci olarak inceleyip karara bağlar. Yargıtay ın görevlerinden biri de ülkede adli yargı alanında içtihat birliğini gerçekleştirmektir. Yargıtay, kanunlarla gösterilen belli davalara ise ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar: Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar (2797 s. K. m. 13/2). Bunlar dışında, Yargıtay, kanunlarla verilen diğer işleri görür. Yararlanılan Kaynaklar Arslan, R./Tanrıver, S. (2001) Yargı Örgütü Hukuku Ders Kitabı, 2.B., Yetkin Yayınları, Ankara. Konuralp, H./Özekes, M. (2006). Yargı Örgütü ve Tebligat Hukuku, Anadolu Üniversitesi Yayını, 2.B., Eskişehir. Kuru, B./Arslan R./Yılmaz, E. (2011). Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 22.B., Yetkin Yayınları, Ankara. Pekcanıtez, H./Özekes, M./Atalay, O. (2012). Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara. 50

55

56 3 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; İdari yargıda yer alan genel görevli mahkemelerini tanıyacak, bu mahkemelerde açılan dava türlerini ve yargılama usulünü açıklayabilecek, Bölge idare mahkemelerinin kuruluşunu, görevlerini ve yargılama usulünü tanıyacak, Danıştay ın kuruluş ve görevlerini açıklayabilecek, Askeri idari yargı kolunu tanımlayabilecek, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin kuruluş ve görevlerini açıklayabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar İdari Yargı İdare Mahkemesi Bölge İdare Mahkemesi Vergi Mahkemesi Askeri İdari Yargı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İçindekiler Giriş İdari Yargı Askeri İdari Yargı 52

57 İdari Yargı ve Askeri İdari Yargı GİRİŞ İdari yargı, genel olarak, idarenin kamu gücüne dayalı olarak yaptığı, kamu hukuku kurallarına tâbi işlem, eylem ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkları çözümlemekle görevli yargı koludur. Anayasa nın 125. maddesinde idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu ve idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. İdari yargının temelinde, kişi hak ve özgürlüklerinin, devletin idari organlarının tasarrufları karşısında korunması düşüncesi yer alır. Hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez bir unsuru olan bu korunma gereğinin, idari yargı tarafından yerine getirilmesi, bu alanda doğan uyuşmazlıkların çözümüne hâkim olan ilkelerin ve yargılama usulünün adli yargıdan farklılık göstermesi sonucunu doğurmuştur. Ayrıca, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan idari işlem ve eylemlerin yargısal denetimi genel idari yargı dışında bağımsız bir yargı kolu olan askeri idari yargı tarafından gerçekleştirilmektedir. İDARİ YARGI İdari yargı kolu içerisinde yer alan yargı yerlerinden idare ve vergi mahkemeleri, ilk derece mahkemesi; bölge idare mahkemeleri ise, üst derece mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Anayasa'da öngörülen yüksek mahkemelerden biri olan Danıştay ise, yürütme organına yardımcı bir inceleme, danışma ve karar organı olmanın yanısıra, yönetimin yargı yoluyla denetlenmesinde etkin ve önemli görev yapan bir yargı kuruluşudur (Anayasa m. 155). Başka bir ifadeyle, Danıştay, idari yargı kolunda ilk ve son derece mahkemesi olarak faaliyet göstermektedir. İdari yargı kolunda yer alan mahkemelerin kuruluş ve görevlerine ilişkin temel düzenlemeler, günlü üç temel kanuna dayanır. Bunlar, 2575 sayılı Danıştay Kanunu (2575 s. K.) ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun (2576 s. K.) ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu dur (2577 s. K.). İdari Yargılama Usulü Kanunu, genel olarak idari yargı alanında yer alan Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözüm usullerini düzenlemektedir. İlk Derece İdare Mahkemeleri İdare Mahkemeleri İdari yarı içerisinnde yer alan ilk derece mahkemeler hangileridir? İdare mahkemeleri, günlü ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile kurulmuştur. Bu mahkemeler, idari yargı alanında genel görevli ilk derece mahkemeleridir. 53

58 İdare mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur. İdare mahkemelerinin kuruluş ve yargı çevrelerinin tespitinde, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları nın görüşleri alınır (2576 s. K. m. 2, I, II). Aynı yargı çevresinde birden fazla idare mahkemesi kurulduğu takdirde, bu mahkemeler arasındaki işbölümü, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir. Ayrıca, bu mahkemelerin kaldırılmasına veya yargı çevrelerinin değiştirilmesine, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları nın görüşleri alınarak, Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine, yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir (2576 s. K. m. 2, III). İdare mahkemelerinde, birer başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Mahkeme kurulları, başkan ile iki üyeden oluşur; üye tam sayısı ile toplanır ve oy çokluğu ile karar verir. Başkanın yokluğunda kıdemli üye başkana vekillik eder (2576 s. K. m. 4). İdare mahkemelerinin olağan çalışma yöntemi kurul olarak toplanıp karar vermedir. Bununla birlikte, uyuşmazlık miktarı her yıl yeniden belirlenen yeniden değerleme oranı nda arttırılan parasal sınırı aşmayan ve konusu belli parayı içeren idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ile tam yargı davaları, kurul halinde değil, idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir (2576 s. K. m. 7, I). İdare mahkemelerinin kurul olarak verdiği kararlara karşı temyiz yolu ile Danıştay a; tek hâkimle verdiği kararlara karşı da, itiraz yolu ile bölge idare mahkemesine başvuru olanağı vardır (2576 s. K. m. 8; ayrıca bkz s. K. m. 45). İdare mahkemeleri, idari yargı kolu içerisinde genel görevli mahkemelerdir. Bir başka anlatımla, idare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarını, tam yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklardan hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümler (2576 s. K. m. 5). İptal davası, hukuka aykırı bir idari işlemin, idari yargı yerlerince iptal edilmesini sağlayan bir dava türüdür. İptal davası, 2577 sayılı Kanun un 2. maddesinin 1. bendine göre; İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile, hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için, menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ise, ilke olarak, adli yargıdaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan edim davalarına benzerler. Bu dava türü ile, idare hukuku alanında, ihlâl edilmiş bir hakkın yerine getirilmesi ya da uğranılan zararın giderilmesi istenir. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari yargı yerleri; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler (2577 s. K. m. 2, II). Cumhurbaşkanının doğrudan doğruya yaptığı işlemler idari yargı denetimi dışındadır (2577 s. K. m. 2, III). İdari yargılama usulü, hukuk yargılama usulünden farklı özellikleri olan bir yargılama usulüdür. Kendine özgü kural ve özellikleri vardır. Bununla birlikte, idari yargılama usulü ile ilgili bütün kurallar, İdari Yargılama Usulü Kanunu nda düzenlenmemiştir. Bu Kanun un 31. maddesinde, Bu kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hâkimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardınm hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukününü ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu (Hukuk Muhakemeleri Kanunu) hükümleri uygulanır. Ancak, davanın ihbarı ve bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme veya hâkim tarafından re sen yapılır. hükmü yer almaktadır. Bu düzenlemeye göre, İdari Yargılama Usulü Kanunu nda hüküm bulunmayan hallerde ve ancak bu Kanun un açıkça belirttiği hususlarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanacaktır. 54

59 İdare mahkemelerinde inceleme, kural olarak evrak üzerinde yapılır ve idari yargılama usulünde, delillerin araştırılmasında kendiliğinden (re sen) araştırma ilkesi uygulanır. Vergi Mahkemeleri Vergi mahkemeleri, günlü ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile kurulmuştur. Bu mahkemeler, idari yargı alanında genel görevli ilk derece mahkemeleridir. Vergi mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur. İdare ve vergi mahkemelerinin kuruluş ve yargı çevrelerinin tespitinde, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları nın görüşleri alınır (2576 s. K. m. 2, I, II). Aynı yargı çevresinde birden fazla vergi mahkemesi kurulduğu takdirde, bu mahkemeler arasındaki işbölümü, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir. Ayrıca, bu mahkemelerin kaldırılmasına veya yargı çevrelerinin değiştirilmesine, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları nın görüşleri alınarak, Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine, yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir (2576 s. K. m. 2, III). Vergi mahkemeleri, genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ile bu konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun un uygulanmasına ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümler (2576 s. K. m. 6). Vergi mahkemelerinde, birer başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Mahkeme kurulları, başkan ile iki üyeden oluşur; üye tam sayısı ile toplanır ve oy çokluğu ile karar verir. Başkanın yokluğunda kıdemli üye başkana vekillik eder (2576 s. K. m. 4). Vergi mahkemelerinin de olağan çalışma yöntemi, kurul olarak toplanıp karar vermedir. Bununla birlikte, yukarıda belirtilen uyuşmazlıklardan kaynaklanan ve toplam değeri her yıl yeniden belirlenen yeniden değerleme oranı nda arttırılan parasal sınırı aşmayan aşmayan davalar vergi mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir (2576 s. K. m. 7, II). Vergi mahkemelerinin kurul olarak verdiği kararlara karşı temyiz yolu ile Danıştay a; tek hâkimle verdiği kararlara karşı da, itiraz yolu ile bölge idare mahkemesine başvuru olanağı vardır (2576 s. K. m. 8; ayrıca bkz s. K. m. 45). Vergi mahkemelerinde uygulanan yargılama usulü, idare mahkemelerinde olduğu gibi, İdari Yargılama Usulü Kanunu nda düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra, İdari Yargılama Usulü Kanunu nda hüküm bulunmayan hallerde ve ancak bu Kanun un açıkça belirttiği hususlarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu da vergi mahkemelerinde uygulama alanı bulur. Ayrıca, İdari Yargılama Usulü Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu na atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu nun ilgili hükümleri de uygulanır. Vergi mahkemelerinde de inceleme, kural olarak evrak üzerinde yapılır ve delillerin araştırılmasında kendiliğinden (re sen) araştırma ilkesi uygulanır BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ Kuruluşu günlü ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile kurulan bölge idare mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur. Bölge idare mahkemelerinin kuruluş ve yargı çevrelerinin tespitinde, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları nın görüşleri alınır (2576 s. K. m. 2, I, II). 55

60 Bu mahkemelerin kaldırılmasına veya yargı çevrelerinin değiştirilmesine, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları nın görüşleri alınarak, Adalet Bakanlığı nın önerisi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilir (2576 s. K. m. 2, III). Bölge idare mahkemeleri, bölge idare mahkemesi başkanı ile iki üyeden oluşur; üye tam sayısı ile toplanır ve oy çokluğu ile karar verir (2576 s. K. m. 3, I). Mahkeme başkanlarının kanuni sebeplerle yokluğunda, başkanlığa en kıdemli üye vekâlet eder, aynı sebeplerle üye noksanlığı ise, bölgedeki idare ve vergi mahkemesi hâkimlerinden kıdem sırasına göre tamamlanır (2576 s. K. m. 3, III). Bu mahkemeler gerektiğinde birden çok kurul halinde çalışabilirler. Bölge idare mahkemesi başkanının katılmadığı hallerde, mahkeme kurullarına o kuruldaki en kıdemli üye başkanlık eder. Bu kurulların oluşumu ve aralarındaki iş bölümü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir (2576 s. K. m. 3, III). Bölge İdare Mahkemesi başkan ve üyeliklerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atama yapılır (2576 s. K. m. 3, III). Ankara, İstanbul ve İzmir bölge idare mahkemeleri başkanlıklarına Danıştay üyelerinden istekte bulunanlar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanabilirler. Bu suretle atananlar, Danıştay üyeliği sıfatını, kadrosuna, aylık ve ödeneği ile her türlü özlük haklarını muhafaza ederler. Bunların aylık ve ödenekleri ile her türlü mali ve sosyal haklarının Danıştay bütçesinden ödenmesine devam olunur (2576 s. K. m. 3, IV). Görev ve Yetkileri Bölge idare mahkemelerinin görevlerinden ilki, yargı çevrelerinde bulunan idare ve vergi mahkemelerinin tek hâkimle verdiği kararlara karşı yapılan itirazları incelemek ve kesin olarak karara bağlamaktır. Bunun yanı sıra, bölge idare mahkemeleri, yargı çevrelerinde bulunan idare ve vergi mahkemelerinin; İlk ve orta öğretim öğrencilerinin sınıf geçmelerine ve notlarının tespitine ilişkin işlemlerden, Valilik, kaymakamlık ve yerel yönetimler ile bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilâtındaki yetkili organları tarafından kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman ve izinlerine ilişkin idari işlemlerden, 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından, 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereğince kamu kurum ve kuruluşları tarafından sosyal yardım amacıyla bağlanan aylık ve yapılan sosyal yardımlarla ilgili uygulamalardan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca verilen işyeri kapatma cezalarından kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak kurul halinde verdikleri nihaî kararları da itiraz üzerine inceleyerek kesin olarak hükme bağlar (2577 s. K., m. 45, I). Ayrıca, bölge idare mahkemeleri, yargı çevrelerinde bulunan idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını inceler ve kesin olarak karara bağlar. Son olarak, bu mahkemeler, diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirmekle de görevlendirilmiştir (2576 s. K. m. 8/b, c). Bu bağlamda, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim tarafından yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı yapılan itirazları inceler ve kesin olarak karara bağlar (2577 s. K. m. 27, VI). Bölge idare mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu nda gösterilen usullere tâbidir. Buna göre, bölge idare mahkemelerinde inceleme, kural olarak evrak üzerinden yapılır ve delillerin araştırılmasında re sen (kendiliğinden) araştırma ilkesi uygulanır. 56

61 DANIŞTAY Kuruluşu Danıştay ın karar organları, daireler, Danıştay Genel Kurulu, İdari İşler Kurulu, İdari Dava Daireleri Kurulu, Vergi Dava Daireleri Kurulu, İçtihatları Birleştirme Kurulu, Başkanlık Kurulu, Başkanlar Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu ve Disiplin Kurulu dur (2575 s. K. m. 5). Bunun yanı sıra, Danıştay da, Özlük İşleri, Evrak, Levazım, Kitaplık ve Yayın,Tasnif, Arşiv, Sosyal ve İdari İşler, Özel Kalem müdürlükleriyle Danıştay Kanunu nda yazılı ve ihtiyaca göre kurulacak bürolar ve kalemler bulunur (2575 s. K. m. 7). Danıştay başkanının seçeceği bir üye Danıştay Genel Sekreterliği görevini yapar (2575 s. K. m. 6, I). Birinci sınıfa ayrılmış Danıştay tetkik hâkimlerinden veya savcılarından en çok ikisi genel sekreter yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Genel Sekreterlik hizmetleri için yeteri kadar savcı, tetkik hâkimi ve memur verilir. Daireler Danıştay; ondördü dava, biri idari daire olmak üzere onbeş daireden oluşur. Her dairede bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Kurullar, bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır, salt çoğunluk ile karar verir. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla kurul oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer kurullara, kurulda yer alan en kıdemli üye başkanlık eder. Görüşmeler gizli yapılır (2575 s. K. m. 13, I, II). Dairelerde yeteri kadar tetkik hâkimi bulunur (2575 s. K. m. 13, III). Her dairede, ayrıca bir yazı işleri müdürünün yönetimi altında bir kalem bulunur. Kalem, yazı ve tebliğ işlerini yürütür (2575 s. K. m. 13, IV). İdari dava daireleri ile vergi dava daireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dava daireleri arasındaki işbölümü karar tasarısı Danıştay Kanunu nun 27. Maddesinde belirlenmiş esaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır. Hazırlanan işbölümü karar tasarısı, toplantı tarihinden yedi gün önce ilân edilmek kaydıyla Genel Kurul un onayına sunulur. Genel Kurul, işbölümü karar tasarısını aynen onaylayabileceği gibi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine değiştirerek de onaylayabilir (2575 s. K. m. 27, II). Danıştay dava daireleri, kanunlarda ilk derece mahkemesi olarak Danıştay ın görevli kılındığı idari uyuşmazlık ve davalara bakmak ve idare ve vergi mahkemelerince verilen nihai kararları temyiz yoluyla incelemek ve karara bağlamakla görevlidir (2575 s. K. m. 23). Danıştay ın tek idari dairesi olan 1. Daire ise, Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarı ve tekliflerini, Başbakanlıktan gönderilen tüzük tasarılarını, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini, idari makamlar arasında görev ve yetkiden doğan ve Başbakanlık tan gönderilen uyuşmazlıkları, kanunlarında Danıştay'dan alınacağı yazılı bulunan düşüncelere ilişkin istekleri, Danıştayca istişari mahiyette incelenmek ve düşüncesini bildirmek için Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlıktan gönderilecek işleri, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu nun otuzuncu maddesinin uygulanmasından çıkan uyuşmazlıkları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarına ilişkin mevzuat uyarınca görülecek işleri inceler ve gereğine göre karara bağlar veya düşüncesini bildirir (2575 s. K. m. 42). Danıştay Genel Kurulu Danıştay Genel Kurulu, Danıştay başkanı, başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeler ile genel sekreterden oluşur (2575 s. K. m. 15). Danıştay Genel Kurulu, Danıştay Kanunu ve diğer kanunlarla bu Kurul a verilen seçim görevleri ile diğer görevleri yapar ve Danıştay Kanunu nda öngörülen içtüzük ve yönetmelikleri kabul eder (2575 s. K. m. 45). 57

62 İdari İşler Kurulu İdari İşler Kurulu, idari daire başkan ve üyeleri ile her takvim yılı başında Genel Kurulca her dava dairesinden seçilecek bir başkan veya üyeden oluşur (2575 s. K. m. 16). Bu Kurul a Danıştay Başkanı veya başkanvekillerinden biri başkanlık eder. İdari İşler Kurulu, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini, kanunlarda Danıştay İdari İşler Kurulu nda görüşüleceği yazılı olan işleri, Danıştay idari daire ve kurulları arasında çıkacak görev uyuşmazlıklarını, yukarıda yazılı olanlardan başka idari dairelerden çıkan işlerden Danıştay başkanının havale edeceği işleri, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarına ilişkin mevzuat uyarınca ilgili dairece birinci derecede verilen men'i muhakeme kararlarını kendiliğinden, lüzumu muhakeme kararlarını ise itiraz üzerine inceler ve gereğine göre karara bağlar veya düşüncesini bildirir (2575 s. K. m. 46). İdari ve Vergi Dava Daireleri Kurulları Danıştay Kanunu nun 17. maddesi uyarınca, İdari Dava Daireleri Kurulu ve Vergi Dava Daireleri Kurulu olmak üzere iki kurul öngörülmüştür. İdari Dava Daireleri Kurulu, idari dava dairelerinin başkanları ile üyelerinden; Vergi Dava Daireleri Kurulu, vergi dava dairelerinin başkanları ile üyelerinden oluşur. Dava daireleri kurullarına Danıştay başkanı veya vekillerinden biri; bunların yokluğunda daire başkanlarından en kıdemlisi başkanlık eder (2575 s. K. m. 17). İdari Dava Daireleri Kurulu, idare mahkemelerinden verilen ısrar kararları ile idari dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları; Vergi Dava Daireleri Kurulu ise vergi mahkemelerinden verilen ısrar kararları ile vergi dava dairelerinden ilk derece mahkemesi olarak verilen kararları temyizen inceler (2575 s. K. m. 38). İçtihadları Birleştirme Kurulu İçtihatları Birleştirme Kurulu, Danıştay başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, dava daireleri başkanları ve üyelerinden kurulur (2575 s. K. m. 18). İçtihatları Birleştirme Kurulu, dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü ya da birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde, Danıştay başkanının havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi inceler ve lüzumlu görürse, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar verir (2575 s. K. m. 39). Danıştay ın içtihadı birleştirme kararları Resmi Gazete de yayımlanır (2575 s. K. m. 40/3). Danıştay daire ve kurulları ile idari yargı yerleri ve idare uymak zorundadır (2575 s. K. m. 40/4) Başkanlık Kurulu İçtihatı Birleştirme Kurulunun görevini açıklayınız. Başkanlık Kurulu; Danıştay başkanının başkanlığında, üçü daire başkanı üçü Danıştay üyesi olmak üzere altı asıl ve ikisi daire başkanı ikisi Danıştay üyesi olmak üzere dört yedek üyeden oluşur. (2575 s. K. m. 19/A). Başkanlık Kurulu, üyelerin görev yerlerini, dairelerin iş durumunu ve ihtiyaçlarını gözönünde tutarak belirlemekle, zorunlu hallerde, daire başkanı ve üyelerin dairelerini değiştirmekle, Danıştay tetkik hâkimlerinin çalışacakları daireleri, kurulları ve görecekleri işleri belli etmek ve gerektiğinde yerlerini değiştirmekle, yetkili merciin neresi olduğu belirtilmemiş olan yönetim işlerini belli etmek veya bu işleri yapmakla ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmekle görevlidir (2575 s. K. m. 52/A). 58

63 Başkanlar Kurulu Başkanlar Kurulu, Danıştay başkanının başkanlığında Başsavcı, başkanvekilleri ve daire başkanlarından oluşur (2575 s. K. m. 19). Başkanlar Kurulu, özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dava daireleri arasındaki işbölümü karar tasarısını hazırlamakla görevlidir (2575 s. K. m. 27). Bunun yanı sıra, Başkanlar Kurulu, iş yükü bakımından zorunluluk doğması durumunda, vergi dava dairelerinin birini idari dava dairesi olarak, idari dava dairelerinin birini vergi dava dairesi olarak görevlendirebilir. Görevlendirilen dairedeki dosyaların vergi ve idari uyuşmazlıklara ilişkin görev ayrımı gözetilerek hangi daireye ve nasıl devredileceği, görevlendirilen daireye görevlendirildiği alan içinde hangi daire işlerinin verileceği hususları Başkanlar Kurulu kararıyla belirlenir (2575 s. K. m. 26, II, II). Yüksek Disiplin Kurulu Yüksek Disiplin Kurulu, Danıştay başkanının başkanlığında her takvim yılı başında, Danıştay Genel Kurulunca her daireden seçilecek birer üye ile ikisi dava daireleri ve biri de idari daireler başkanları arasından seçilecek üç daire başkanından kurulur. Danıştay Başsavcısı Kurul un tabii üyesidir (2575 s. K. m. 20). Yüksek Disiplin Kurulu, Danıştay Kanunu hükümleri dairesinde Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyeler hakkında, disiplin kovuşturması yapılmasına ve disiplin cezası uygulanmasına karar verir ve Danıştay Kanunu ile görevli kılındığı diğer işleri görür (2575 s. K. m. 53). Disiplin Kurulu Disiplin Kurulu, Genel Kurul un her takvim yılı başında seçeceği bir daire başkanıyla bir üyeden ve birinci sınıfa ayrılmış bir tetkik hâkimi ile bir Danıştay savcısından oluşur. Genel Sekreter Kurul un tabii üyesidir (2575 s. K. m. 21). Disiplin Kurulu, Danıştay memurları hakkında Yüksek Disiplin Kurulu görevlerini yapar; Danıştay memurları hakkında memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarına ilişkin mevzuat uyarınca birinci derecede karar verir; Danıştay memurları hakkında 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu nun 226. maddesinin (B) bendinde yazılı görüşme ve danışma kurulu görevini yapar (2575 s. K. m. 54). Danıştay Meslek Mensupları Danıştay meslek mensupları, Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerdir (2575 s. K. m. 3). Danıştay üyeleri, idari yargı hâkim ve savcılığı, bakanlık, müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı, elçilik, valilik, generallik, amirallik, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, genel ve katma bütçeli dairelerde veya kamu kuruluşlarında genel müdürlük veya en az bu derecedeki tetkik ve teftiş kurul başkanlıkları, yükseköğrenim kurumlarında hukuk, iktisat, maliye, kamu yönetimi profesörlüğü, bakanlıkların başhukuk müşavirliği veya birinci hukuk müşavirliği veya Maliye Bakanlığında bu derecelerdeki hukuk müşavirliği, müşavir avukatlığı veya muhakemat müdürlüğü görevlerini yapanlar arasından seçilir (2575 s. K. m. 8). Danıştay da boşalan üyeliklerin dörtte üçü idari yargı hâkim ve savcılığından, dörtte biri ise diğer görevliler arasından seçilir. İdari yargı hâkim ve savcıları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca; diğer görevlerde bulunanlar ise, Cumhurbaşkanınca Danıştay üyeliğine seçilirler (2575 s. K. m. 9). Üyeler, Başkanlık Kurulu nun kararı ile dairelere ayrılırlar ve hizmetin icaplarına göre, daireleri aynı usulle değiştirilebilir. Danıştay dava dairelerinde görev yapacak üyelerin yükseköğrenimlerini, hukuk veya hukuk bilgisine programlarında yer veren siyasal bilimler, idari bilimler, iktisat ve maliye alanlarında yapmış olmaları gereklidir (2575 s. K. m. 14 II, III). Üyeler, bulundukları dairelerde başkanlar veya dâhil bulundukları kurullarda kurul başkanları tarafından kendilerine verilen dosyaları geciktirmeden inceleyerek görevli daire veya kurullara gerekli 59

64 açıklamaları yaparlar, kararları yazarlar, dairelerin ve üyesi bulundukları kurulların toplantılarına katılırlar, düşünce ve görüşlerini bildirirler, oylarını verirler ve daire ile ilgili olmak üzere verilen diğer işleri görürler (2575 s. K. m. 58). Danıştay Başkanı, Başsavcısı, başkanvekilleri ve daire başkanları, Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca seçilirler. Danıştay başkanı ve başsavcısı seçilebilmek için dört yıl, başkanvekili ve daire başkanı seçilebilmek için üç yıl süre ile Danıştay üyeliği yapmış olmak zorunludur. Danıştay başkanı, başsavcısı, başkanvekilleri ve daire başkanlarının görev süreleri dört yıldır. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler, yeniden seçilemeyenler ile seçime girmeyenler veya süreleri dolmadan bu görevlerden çekilenler Danıştay üyeliği görevlerine devam ederler (2575 s. K. m. 10). Danıştay Başkanı, Danıştay'ın genel işleyişinden sorumludur. Kuruluşun düzenli çalışmasını sağlar. Gerekirse, ilgili daire başkanları veya Başkanlık Kurulu ile de istişare ederek lüzumlu idari tedbirleri alır. Danıştay Başkanı, Danıştay Genel Kurulu ile İçtihatları Birleştirme Kurulu na, İdari İşler Kurulu na, idari ve vergi dava daireleri kurullarına, Yüksek Disiplin Kurulu na, Başkanlar Kurulu na ve Başkanlık Kurulu na başkanlık eder (2575 s. K. m. 55). Danıştay Başkanvekilleri, Danıştay başkanına ait görevlerden Danıştay başkanı tarafından verilenleri yaparlar; Danıştay başkanının yokluğunda kıdem sırasına göre ona vekillik ederler; Danıştay başkanının katılmadığı kurullara başkanlık ederler (2575 s. K. m. 56). Danıştay başsavcısı, dava dosyalarını uygun göreceği görev ayırımına göre savcılara havale eder. Düşüncelerinin vaktinde bildirilmesini ve savcılar ile Başsavcılıkta görevli diğer memurların devamlarını ve intizamla çalışmalarını sağlar, gelen dosyaların kaydı ve saklanması ile işi bitenlerin ilgili yerlere geciktirilmeden gönderilmesi için gerekli tedbirleri alır. Başsavcı, incelediği dava dosyaları hakkında düşüncelerini bildirir ve kanunlarla kendisine verilen diğer görevleri yapar (2575 s. K. m. 60). Danıştay daire başkanları, belirli bir dairenin başkanı olarak seçilirler (2575 s. K. m. 14 I) ve dairelerinde görevli bulunanların görevlerine devamlarını, düzenli çalışmalarını, daire işlerinin verimli bir şekilde yürütülmesini ve tetkik hâkimleri ile diğer memurların yetişmelerini sağlarlar. Görüşmeleri idare ederler, dâhil bulundukları kurulların toplantılarına katılarak düşüncelerini bildirirler ve oylarını verirler (2575 s. K. m. 57). Danıştay tetkik hâkimleri ile savcıları, beş yıl meslekte hizmet etmiş ve olumlu sicil almış idari yargı hâkimleri arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atanırlar (2575 s. K. m. 11). Danıştay tetkik hâkimlerinin görev yerleri, Başkanlık Kurulu tarafından belirlenir. Görev yerleri, aynı usulle değiştirilir. Anayasa nın 155. maddesinde bir yüksek mahkeme olarak öngörülmüş bulunan Danıştay, günlü ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu ile kurulmuştur. Bu yüksek mahkeme, bir yandan, idari yargı kolu içerisinde ilk ve son derece mahkemesi olarak görev yapmakta; diğer yandan, merkezi idarenin danışma organı olarak idari görevler yerine getirmektedir (Anayasa, m. 155). Görev ve Yetkileri Danıştay, ilk derece mahkemesi olarak, Bakanlar Kurulu kararlarına; başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının müsteşarlarıyla ilgili müşterek kararnamelere; bakanlıkların düzenleyici işlemleri ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere; Danıştay İdari Dairesince veya İdari İşler Kurulunca verilen kararlar üzerine uygulanan eylem ve işlemlere; birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına giren işlere; Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararları ile bu Kurulun görev alanı ile ilgili Danıştay Başkanlığı işlemlerine karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan idari davaları karara bağlar. Ayrıca, belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelen organlarının organlık sıfatlarını kaybetmeleri hakkındaki istemlerin incelenmesi ve karara bağlanması da, Danıştay ın görevleri arasındadır (2575 s. K. m. 24). Bunlardan başka, diğer kanunlarla da Danıştay ın belirli konularda ilk derece mahkemesi olarak görevlendirilmesi mümkündür. Örneğin, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun un 55 inci maddesi uyarınca, Rekabet Kurulu nun nihai kararlarına, tedbir kararlarına ve idari para cezalarına ilişkin kararlarına karşı iptal davaları ilk derece mahkemesi olarak Danıştay da görülür. 60

65 Danıştay, idare ve vergi mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı yapılan temyiz başvurularını üst derece mahkemesi sıfatıyla inceler ve karara bağlar. Yine Danıştay ın ilk derece mahkemesi olarak verdiği nihai kararlara karşı yapılan temyiz başvuruları ile Danıştay dairelerince yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı yapılan itiraz başvuruları Danıştay tarafından incelenerek karara bağlanır (2575 s. K. m. 25; 2577 s. K. m. 27 VI). Danıştay, yargısal görevleri yanında merkezi idarenin danışma organı sıfatıyla idari görevler de yerine getirmektedir. Danıştay İdari Dairesi ve İdari İşler Kurulu tarafından yerine getirilen bu görevler arasında özellikle, Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarı ve tekliflerini, Başbakanlık tan gönderilen tüzük tasarılarını, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini, idari makamlar arasında görev ve yetkiden doğan ve Başbakanlık tan gönderilen uyuşmazlıkları, kanunlarında Danıştay'dan alınacağı yazılı bulunan düşüncelere ilişkin istekleri, Danıştayca istişari mahiyette incelenmek ve düşüncesini bildirmek için Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlık tan gönderilecek işleri, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu nun 30. maddesinin uygulanmasından çıkan uyuşmazlıkları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarına ilişkin mevzuat uyarınca görülecek işleri incelemek yer almaktadır (2575 s. K. m. 23, 42). Danıştay, gerek idari, gerekse yargısal görevlerini kurul halinde yerine getirir. Danıştay ın yargısal görevlerinin yanında danışma organı sıfatı ile yerine getirdiği görevleri nelerdir? ASKERİ İDARİ YARGI Genel Olarak Askeri İdari Yargı Ülkemizde, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan idari işlem ve eylemlerin yargısal denetimi, 1971 yılından bu yana genel idari yargı dışında bağımsız bir yargı kolu tarafından gerçekleştirilmektedir Anayasa sının 140. maddesinde yapılan değişiklikle asker kişilerle ilgili idari eylem ve işlemlerin yargı denetimini yapmak üzere, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kurulmuştur. Anayasa nın 157. maddesinde bir yüksek mahkeme olarak düzenlenmiş olan bu mahkemenin kuruluş ve görevlerini göstermek üzere günlü ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu (AYİMK) çıkarılmıştır. Yetkili Yargı Yeri Olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kuruluşu Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin teşkilatı Milli Savunma Bakanlığı kuruluş ve kadrolarında gösterilir (AİYMK m. 2). Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin organları, daireler, Daireler Kurulu, Başkanlar Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu ve Genel Kurul dur (AİYMK m. 5). Mahkeme nin personeli ise, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkan, başsavcı, daire başkanları, üyeler ve genel sekreter; savcılar; genel sekreterlik ve sekreterlik personeli; daire müdürlüğü, tasnif ve yayın bürosu personeli ve kadroda gösterilen diğer personeldir (AİYMK m. 3). Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulu nun hâkim sınıfından seçeceği bir üye genel sekreterlik görevini yapar. Genel sekreter, Başkana bağlıdır. Genel sekreterliğe yeteri kadar yardımcı personel verilir. Ayrıca Başsavcılık ta, Daireler Kurulu nda ve dairelerde yazı ve sair işlemleri yürütecek birer kalem teşkilatı kurulur (AİYMK m. 6). 61

66 Daireler Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, iki daireden oluşur. İş hacmine göre, Genel Kurulun teklifi ve Genelkurmay Başkanlığının uygun görmesi üzerine Milli Savunma Bakanlığınca daire sayısı üçe yükseltilebileceği gibi, aynı usulle ikiye de indirilebilir. Her daire, bir başkan ile altı üyeden kurulur. Üyelerden dördü askeri hâkim, ikisi kurmay subaydır. Dairelerde çoğunluk askeri hâkim sınıfından olmak üzere görüşme sayısı beştir. Kararlar oyçokluğu ile verilir (AİYMK m. 14). Daireler, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları ile aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davalarından, Daireler Kurulu nun görev alanı dışında kalanları, ilk ve son derece mahkemesi olarak incelemek ve karara bağlamakla görevlidirler. Birinci Daire, atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarını çözümlerken; İkinci Daire, istifa, hizmet yükümlülüğü, askeri akademiler, askeri öğrenci ve yedek subay işlemleri ile Birinci Daire nin görevi dışında kalan işlem ve eylemlerden doğan iptal ve tam yargı davalarını çözümler (AİYMK m. 22, 23). Daireler Kurulu Askeri Yüksek İdare Mahkemesi dairelerinin görevleri nelerdir? Daireler Kurulu, başkanın yönetiminde daire başkanları ile her dairenin kendi üyeleri arasından bir yıl süre için seçeceği biri askeri hâkim, biri de bu sınıftan olmayan üyelerden oluşur. (AİYMK m. 16). Asker kişilere ve askeri hizmete ilişkin olmak şartıyla, birden fazla dairenin görevine taalluk eden davalar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin daireleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıkları, Bakanlar Kurulu kararlarına karşı açılan davalar, Danıştay'dan alınan düşünceler üzerine uygulanan eylem ve işlemler hakkında açılan davalar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkanının veya başsavcının ya da dairelerin prensibe taalluk eden hususlarda Daireler Kurulunda görüşülmesini uygun gördükleri davalar Daireler Kurulu tarafından çözümlenir (AİYMK m. 26). Başkanlar Kurulu Başkanlar Kurulu, başkan, daire başkanları ve her dairenin en kıdemli birer üyesinden oluşur. Başsavcılığı ilgilendiren katılır ve oy kullanır (AİYMK m. 17). Başkanlar Kurulu; AYİMK ile görevli kılındığı işler ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkanının Kurul da görüşülmesini uygun gördüğü idari işler hakkında gereğine göre, karar verir veya düşüncesini bildirir (AİYMK m. 27). Yüksek Disiplin Kurulu Yüksek Disiplin Kurulu, başkan, başsavcı, daire başkanları ve mahkemenin en kıdemli bir üyesinden oluşur (AİYMK m. 18). Yüksek Disiplin Kurulu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkanı, başsavcı, daire başkanları ve üyelerinin hâkimlik ve askerlik vakar ve onuruna dokunan, şahsi haysiyet ve itibarını kıran veya görev gereklerine uymayan davranışlarından dolayı haklarında disiplin kovuşturması yapar ve eylemin ağırlığına göre; uyarma, kınama, görevden çekilmeye davet işlemlerinden birini uygular (AİYMK m. 28). 62

67 Genel Kurul Genel Kurul, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkanı, başsavcı, daire başkanları ve üyelerin tamamından kurulur (AİYMK m. 19). Genel Kurul un görevleri, gerektiğinde uyuşmazlık mahkemesine üye seçmek, Yüksek Disiplin Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları incelemek ve karara bağlamak, dairelerin veya Daireler Kurulu nun kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli sayıldığı takdirde, başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi incelemek ve gerektiğinde, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar vermek, AYİMK nun 91. maddesinde yazılı içtüzüğü yapmak, kanunlarda gösterilen diğer görevleri yapmaktır (AYİMK m. 29). Askeri Yüksek İdare Mahkemesi genel kurulunun görevlerini sayınız. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üyeleri Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin üyeleri, iki yılını doldurmuş kurmay yarbaylarla albay rütbesinde üç yılını doldurmamış kurmay subaylar ile en az yarbay rütbesinde birinci sınıf askeri hâkimler arasından seçilirler (AİYMK m. 7). Görüldüğü üzere, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nde, bir bölümü, kurmay subaylar, bir bölümü en az yarbay rütbesinde olan birinci sınıf hâkimlerden oluşan iki çeşit üye vardır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin askeri hâkim sınıfından olan üyeleri, bu sınıftan olan başkan ve üyeler tam sayısının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterilecek üç aday arasından; diğer üyeleri ise, Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday arasından Cumhurbaşkanınca seçilmektedir (AİYMK m. 8). Askeri hâkim sınıfından olmayan üyelerin görev süresi en fazla dört yıldır (AİYMK m. 10). Bunlara, yükselmeleri, yaş hadleri, emeklilik ve diğer özlük hakları yönünden emsali subaylara uygulanan kurallar uygulanır. Seçilenler arasından rütbe ve kıdem sırasına göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığı na, Başsavcılığı na, daire başkanlıklarına ve üyeliklere, milli Savunma Bakanı ve Başbakanın imzalayacağı, Cumhurbaşkanının onaylayacağı kararname ile atama yapılır. Atamalar Resmi Gazete'de yayımlanır. Başkan, başsavcı ile daire başkanlarının askeri hâkim sınıfından olması şarttır (AİYMK m. 9). Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri, Başkanlar Kurulu nun kararı ile dairelere ayrılırlar ve hizmetin icaplarına göre, daireleri aynı suretle değiştirilebilir. Dairelerde meydana gelecek noksanlar diğer dairelerden üye alınmak suretiyle tamamlanır. Bu üyeler Başkanlar Kurulu nun kararı ile önceden saptanır (AİYMK m. 15). Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin başkanı, başsavcı, daire başkanları ve üyeleri; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası nın kendilerine sağladığı teminat altında hizmet görürler (AİYMK m. 4). Görev ve Yetkileri Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yapar (Anayasa m. 157; AİYMK m. 20). Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. Bu çerçevede, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nde çözümlenir ve karara bağlanır (AİYMK m. 21). Görüldüğü üzere, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin kararları kesindir. Bu kararlara karşı, başka bir yargı yerine ya da Danıştay a başvurma olanağı yoktur. 63

68 Özet İdari yargı, genel olarak, idarenin kamu gücüne dayalı olarak yaptığı, kamu hukuku kurallarına tâbi işlem, eylem ve sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkları çözümlemekle görevli yargı koludur. İdari yargı kolu içerisinde yer alan yargı yerlerinden idare ve vergi mahkemeleri, ilk derece mahkemesi; bölge idare mahkemeleri, üst derece mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Anayasa da yüksek mahkemeler arasında düzenlenmiş bulunan Danıştay ise, idari yargı kolunda ilk ve son derece mahkemesi olarak faaliyet göstermektedir. Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi gözönünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur. Bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin kuruluş ve yargı çevrelerinin tespitinde, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları nın görüşleri alınır. İdare mahkemeleri, Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki iptal davalarını, tam yargı davalarını, tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri çözümler. Vergi mahkemeleri ise, genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ile bu konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları ve diğer kanunlarla verilen işleri görmekle görevlidir. Bölge idare mahkemeleri, yargı çevrelerinde bulunan idare ve vergi mahkemelerinin tek hâkimle verdikleri kararlara karşı yapılan itirazlar ile İdari Yargılama Usulü Kanunu un 45. Maddesinde sayılan uyuşmazlıklarla ilgili olarak kurul olarak verdikleri kararlara karşı yapılan itirazları inceler ve kesin olarak hükme bağlar. Danıştay ise, bir yandan, idari yargı kolu içerisinde ilk ve son derece mahkemesi olarak görev yapmakta; diğer yandan, merkezi idarenin danışma organı olarak idari görevler yerine getirmektedir. Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. Danıştay İdari Dairesi ve İdari İşler Kurulu tarafından yerine getirilen bu görevler arasında özellikle, Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarı ve tekliflerini, Başbakanlık tan gönderilen tüzük tasarılarını, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini, idari makamlar arasında görev ve yetkiden doğan ve Başbakanlık tan gönderilen uyuşmazlıkları, kanunlarında Danıştay'dan alınacağı yazılı bulunan düşüncelere ilişkin istekleri, Danıştayca istişari mahiyette incelenmek ve düşüncesini bildirmek için Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlık tan gönderilecek işleri, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu nun 30. maddesinin uygulanmasından çıkan uyuşmazlıkları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarına ilişkin mevzuat uyarınca görülecek işleri incelemek yer almaktadır. Asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan idari işlem ve eylemlerin yargısal denetimi askeri idari yargı tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu yargı kolunda, ilk ve son derece mahkemesi olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görev yapmaktadır. Bu mahkeme, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yapar. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin organları, daireler, Daireler Kurulu, Başkanlar Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu ve Genel Kurul dur. 64

69 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdakilerden hangisi idari yargı kolunda yer alan mahkemelerin kuruluş ve görevlerine ilişkin yasa metinlerinden biridir? a. İdari Yargılama Usulü Kanunu b. Hukuk Muhakemeleri Kanunu c. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu d. Ceza Muhakemesi Kanunu e. Disiplin Mahkemelerinin Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun 2. İdare mahkemelerine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. İdare mahkemeleri, idari yargı kolu içerisinde genel görevli mahkemelerdir. b. İdare mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur ve yargı çevreleri tespit olunur. c. İdare mahkemeleri, vergi mahkemeleri tarafından yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı yapılan itirazları inceler ve kesin olarak karara bağlar. d. Uyuşmazlık miktarı her yıl belirlenen parasal sınırı aşmayan ve konusu belli parayı içeren idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ile tam yargı davaları idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir. e. İdare mahkemelerinde birer başkan ile yeteri kadar üye bulunur. 3. Danıştay da kaç dava, kaç idari daire vardır? a. 20 dava, 10 idari daire b. 13 dava, 2 idari daire c. 16 dava, 8 idari daire d. 14 dava, 1 idari daire e. 8 dava, 2 idari daire 4. Bölge idare mahkemelerine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. Bölge idare mahkemeleri, bölgelerin coğrafi durumları ve iş hacmi göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca kurulur. b. Bölge idare mahkemeleri, bölge idare mahkemesi başkanı ile altı üyeden oluşur. c. Bölge idare mahkemelerinin kuruluş ve yargı çevrelerinin tespitinde, İçişleri ve Maliye Bakanlıkları nın görüşleri alınır. d. Bölge idare mahkemeleri, yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlamakla görevlendirilmiştir. e. Bölge İdare Mahkemesi başkan ve üyeliklerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atama yapılır. 5. Aşağıdakilerden hangisi Danıştay ın karar organlarından değildir? a. Danıştay Genel Kurulu b. İdari İşler Kurulu c. İdari Dava Daireleri Kurulu d. Yüksek Disiplin Kurulu e. Özel kalem müdürlüğü 6. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ne ilişkin olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin kuruluş ve görevleri, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu nda düzenlenmektedir. b. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin kararlarına karşı Askeri Yargıtay a başvurulur. c. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin organları, daireler, Daireler Kurulu, Başkanlar Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu ve Genel Kurul dur. d. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapar e. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, iki daireden oluşur. 65

70 7. Başkan, daire başkanları ve her dairenin kıdemli birer üyesinden oluşan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi organı aşağıdakilerden hangisidir? a. Başkanlar Kurulu b. Daireler Kurulu c. Yüksek Disiplin Kurulu d. Genel Kurul e. Daire 8. Aşağıdakilerden hangisi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin organlarından biri değildir? a. Daireler b. Daireler Kurulu c. Cumhuriyet Başsavcılığı d. Başkanlar Kurulu e. Yüksek Disiplin Kurulu 9. Aşağıdakilerden hangisi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulu nun görevlerinden biri değildir? a. Yüksek Disiplin Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları incelemek ve karara bağlamak b. Gerektiğinde uyuşmazlık mahkemesine üye seçmek c. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin daireleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını çözümlemek d. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu nun 91. maddesinde yazılı İçtüzüğü yapmak e. Dairelerin veya Daireler Kurulu nun kendi kararları arasında aykırılık görüldüğü takdirde işi incelemek ve gerektiğinde, içtihadın birleştirilmesi hakkında karar vermek 10. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nin askeri hâkim sınıfından olmayan üyelerinin görev süresi en fazla kaç yıldır? a. 10 b. 5 c. 20 d. 4 e. 8 Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. a Yanıtınız yanlış ise Genel Görevli Hukuk Mahkemeleri. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. c Yanıtınız yanlış ise Aile Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yanıtınız yanlış ise Ağır Ceza Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. b Yanıtınız yanlış ise Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yanıtınız yanlış ise Sulh Hukuk Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. b Yanıtınız yanlış ise Trafik Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. a Yanıtınız yanlış ise İkinci Derece Yargı Yeri Olarak Bölge Adliye (İstinaf) Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yanıtınız yanlış ise Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. a Yanıtınız yanlış ise Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. d Yanıtınız yanlış ise Üst Derece Yargı Yeri Olarak Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 İdari yarı içerinde yer alan ilk derece mahkemler idari davalarda görevli idare mahkemesi ile vergi davalarında görevli vergi mahkemesi ve idari ve evrgi davalrında görevli Danıştaydır. Sıra Sizde 2 İçtihatları Birleştirme Kurulu, dava dairelerinin veya idari ve vergi dava daireleri kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü ya da birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli görüldüğü takdirde, Danıştay başkanının havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi inceler ve lüzumlu görürse, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar verir. 66

71 Sıra Sizde 3 Danıştay İdari Dairesi ve İdari İşler Kurulu tarafından yerine getirilen bu görevler arasında özellikle, Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarı ve tekliflerini, Başbakanlık tan gönderilen tüzük tasarılarını, kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini, idari makamlar arasında görev ve yetkiden doğan ve Başbakanlık tan gönderilen uyuşmazlıkları, kanunlarında Danıştay'dan alınacağı yazılı bulunan düşüncelere ilişkin istekleri, Danıştayca istişari mahiyette incelenmek ve düşüncesini bildirmek için Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlık tan gönderilecek işleri, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu nun 30. maddesinin uygulanmasından çıkan uyuşmazlıkları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarına ilişkin mevzuat uyarınca görülecek işleri incelemek yer almaktadır Sıra Sizde 4 Daireler, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı; yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılacak iptal davaları ile aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davalarından, Daireler Kurulu nun görev alanı dışında kalanları, ilk ve son derece mahkemesi olarak incelemek ve karara bağlamakla görevlidirler. Birinci Daire, atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarını çözümlerken; İkinci Daire, istifa, hizmet yükümlülüğü, askeri akademiler, askeri öğrenci ve yedek subay işlemleri ile Birinci Daire nin görevi dışında kalan işlem ve eylemlerden doğan iptal ve tam yargı davalarını çözümler (AİYMK m. 22, 23). Sıra Sizde 5 Genel Kurul un görevleri, gerektiğinde uyuşmazlık mahkemesine üye seçmek, Yüksek Disiplin Kurulu kararlarına karşı yapılan itirazları incelemek ve karara bağlamak, dairelerin veya Daireler Kurulu nun kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık veya uyuşmazlık görüldüğü veyahut birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi gerekli sayıldığı takdirde, başsavcının düşüncesi alındıktan sonra işi incelemek ve gerektiğinde, içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar vermek, AYİMK nun 91. maddesinde yazılı içtüzüğü yapmak, kanunlarda gösterilen diğer görevleri yapmak. Yararlanılan Kaynaklar Arslan, R./Tanrıver, S. (2001) Yargı Örgütü Hukuku Ders Kitabı, 2.B., Yetkin Yayınları, Ankara. Gözler K. (2011). Türk Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, 2 C., Ekin, Bursa. Gözler K. (2011). Devletin Genel Teorisi-Bir Genel Kamu Hukuku Ders Kitabı, Ekin, Bursa. Gözler K., (2010). Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin, Bursa. Gözler, K. (2008). Hukuka Giriş, 6. B., Ekin, Bursa. Gözübüyük, Ş./Tan, T. (2012). İdare Hukuku, C. II, 5. B., Turhan, Ankara. Konuralp, H./Özekes, M. (2006). Yargı Örgütü ve Tebligat Hukuku, Anadolu Üniversitesi Yayını, 2.B., Eskişehir. Kuru, B./Arslan R./Yılmaz, E. (2011). Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 22.B., Yetkin Yayınları, Ankara. Pekcanıtez, H./Özekes, M./Atalay, O. (2012). Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara. 67

72 4 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Askeri ceza yargısında yer alan ilk derece mahkemelerini tanıyacak ve bu yargı kolunu açıklayabilecek, Askeri Yargıtay ın kuruluş ve görevlerini açıklayabilecek, Uyuşmazlık yargısını tanıyacak ve bu yargı kolunu açıklayabilecek, Uyuşmazlık Mahkemesi nin kuruluş ve görevlerini açıklayabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Askeri Ceza Yargısı Askeri Mahkemeler Sıkıyönetim Mahkemeleri Disiplin Mahkemeleri Uyuşmazlık Yargısı Uyuşmazlık Mahkemesi İçindekiler Giriş Askeri Ceza Yargısı Uyuşmazlık Yargısı 68

73 Askeri Ceza Yargısı ve Uyuşmazlık Yargısı GİRİŞ Askeri ceza yargısı, askeri mahkemelerin ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetlerini konu alan yargı çeşididir. Askeri yargının varlığı ve gerekliliği, silâhlı kuvvetlerin, yani ordunun varlığı ile açıklanmaktadır. Temel işlevi ülkeyi iç ve dış düşmanlara karşı korumak olan ordunun, üstlenmiş olduğu bu misyonu gereği gibi yerine getirebilmesi için, hiyerarşik yapılanmanın tüm boyutları itibarıyla korunması, yani emre itaatin sağlanması ve disiplinin tesisi gereklidir. Bu gerek, sivil düzenden daha farklı ilkelere tâbi bulunan askeri yargının temel varlık nedenini oluşturur. Ayrıca ülkemizde çok sayıda yargı kolu bulunduğundan bunlar arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını ortadan kaldırmakla görevli uyuşmazlık yargısı yer almaktadır. ASKERİ CEZA YARGISI Askeri ceza yargısı, genel askeri ceza yargısı ve askeri disiplin ceza yargısı olarak ikiye ayrılır. Genel askeri ceza yargısı, askeri disiplin ceza yargısı dışında kalan askeri yargı alanı olup, esas itibarıyla asker kişilerin Askeri Ceza Kanunu nda suç olarak öngörülen fiillerden ötürü cezalandırılmasını konu alır. Bu haliyle, genel askeri ceza yargısı, adli yargının ceza yargısı kısmına çok benzeyip, iki derecelidir. Bu alanda yer alan ilk derece mahkemeleri, askeri mahkemeler ve sıkıyönetim mahkemeleridir. Askeri Yargıtay ise, askeri ceza yargısında üst derece mahkemesi olarak faaliyet gösteren yüksek mahkemedir. Askeri düzen içinde, emir ve komuta zincirine uyulmasının sağlanması ile hiyerarşik yapılanmanın korunması amacını güden askeri yargı türüne ise, askeri disiplin ceza yargısı denir. Askeri disiplin ceza yargısı alanında faaliyet gösteren tek görevli yargı yeri, disiplin mahkemeleridir. Askeri Mahkemeler Genel askeri ceza yargısı içinde, ilk derece mahkemesi olarak görev yapan askeri mahkemelerin kuruluş ve görevleri ile ilgili hukuki düzenlemeler, Anayasa nın 145. maddesi ile günlü ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu nda (353 s. K.) yer almaktadır. Askeri mahkemeler; kolordu, ordu, (deniz ve havada eşidi) ve kuvvet komutanlıkları ile Genelkurmay Başkanlığı nezdinde, Milli Savunma Bakanlığınca kurulur (353 s. K. m. 1). Kuvvet Komutanlıkları nın yapacakları teklif veya Genelkurmay Başkanlığı nın, doğrudan doğruya göstereceği lüzum üzerine, diğer kıta komutanlıkları veya askeri kurum amirlikleri nezdinde de Milli Savunma Bakanlığınca askeri mahkeme kurulabilir ve aynı yolla kaldırılabilir. Bir garnizonda aynı Kuvvetten nezdinde askeri mahkeme kurulması gereken birden fazla kıta komutanlığı bulunursa Genelkurmay Başkanlığı nın uygun göreceği bir kıta komutanlığı nezdinde Milli Savunma Bakanlığınca yeteri kadar askeri mahkeme kurulması ile yetinilebilir. Askeri Ceza Kanunu nun 55., 56., 57., 58. ve 59. maddeleri ile 148. maddesinin (B) fıkrasında yazılı suçları işleyenlerin yargılanmaları, Milli Savunma Bakanlığı nın önceden tespit edip ve Resmi Gazete de yayınlayacağı askeri mahkemelerde yapılır. Askeri mahkemeler, 353 sayılı Kanun da aksi yazılı olmadıkça üç askeri hâkimden kurulur. Askeri mahkeme kurulunda bulunanların en kıdemlisi mahkeme başkanlığı görevini yapar (353 s. K. m. 2). 69

74 Nezdinde askeri mahkeme kurulan her kıta komutanı veya askeri kurum amirinin refakatinde bir askeri savcı ile yeteri kadar askeri savcı, yardımcı olarak bulunur (353 s. K. m. 6). Aynı komutanlık nezdinde birden fazla askeri mahkeme kurulduğu takdirde bir askeri savcılık teşkilatı ile yetinilebilir. Savcı, askeri mahkemede iddia makamını teşkil eder. Askeri mahkemeler ile askeri savcılıklarda birer kalem teşkilatı kurulur (353 s. K. m.7). Her kalem teşkilatında, birer başkâtip ile yeteri kadar kâtip bulunur. Ayrıca lüzum halinde er, erbaş ve astsubaylar veya sıkıyönetim ve savaş halinde subaylar kalemlerde görevlendirilebilirler. Kalem teşkilatının ve personelinin görev ve sorumlulukları bir yönetmelikle düzenlenir. Genel askeri ceza yargısı sistemimizde nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanının veya askeri kurum amirinin kendine özgü biryeri vardır. Zira, nezdinde askeri mahkeme kurulan kıta komutanı veya askeri kurum amiri bir suçun işlendiğini öğrendiklerinde refakatlerindeki askeri savcıya soruşturma açtırır ve yapılmakta olan soruşturma hakkında askeri savcıdan her zaman bilgi isteyebilirler (353 s. K. m. 8, I). Komutan veya askeri kurum amirlerinin refakatlerindeki adli müşavirler, bu yetkinin kullanılmasında bu komutan ve askeri kurum amirlerinin yardımcısıdırlar. Teşkilâtında askeri mahkeme kurulan kıt a komutanı veya askeri kurum amiri, subay ve astsubayların işledikleri suçlar dışında, diğer kişilerin işledikleri suçlara ait suç evrakını, soruşturma yapılması istemiyle askeri savcılığa göndermek üzere askeri hâkim sınıfından olan adli müşavirlere yazılı yetki verebilir. Yetki verilen konularda kıta komutanı veya kurum amirine tanınan kanunî yetkiler adli müşavirler tarafından kullanılır (353 s. K. m. 8, V). Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin askeri olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler (353 s. K. m. 9; Anayasa m. 145, I). Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askeri mahkemelerde yargılanamaz (Anayasa m. 145, II). Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür. Anayasa nın 145. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Askeri mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adli yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir. Bu düzenlemeye uygun olarak, 353 sayılı Kanun un 14. maddesinde, askeri mahkemelerin savaş halinde hangi davalara bakacağı düzenlenmiştir. Buna göre, askeri mahkemeler savaş halinde; 1. Asker kişilerin işledikleri suçlara ait bütün davalara, 2. Asker kişilerle müştereken suç işliyen sivil kişilere ait davalara, 3. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetince özel bir andlaşma yapılmamış ise, muharip Türk Silahlı Kuvvetleri nezdinde bulunmalarına izin verilmiş olan yabancı askerlerin işledikleri suçlara ait bütün davalara, 4. Savaşta esir edilenlerin işledikleri suçlara ait bütün davalara, 5. Adliye mahkemelerinin bulunmadığı savaş bölgelerinde işlenmiş suçlara ait bütün davalara, 6. Bir hizmet veya sözleşme ve yüklenme veya her hangi bir sebep ve suretle muharip Türk Silahlı Kuvvetleri nezdinde bulunan veya Türk Silahlı Kuvvetleri ni takibeden kişiler ile Türk Silahlı Kuvvetleri nezdinde bulunmasına izin verilmiş olan yabancı askerlerin yanlarında bulunan kişiler tarafından işlenen Askeri Ceza Kanununda yazılı askeri suçlara ait davalara, sayılı Askeri Ceza Kanunu nun 55, 56, 57, 58, 59, 63, 64, 75, 78, 80, 81, 93, 94, 95, 100, 101, 102, 124, 125 ve 127. maddelerinde yazılı suçlara ait davalara, 8. İlan olunan harekât bölgesinde, birinci derece askeri yasak bölgeler içinde veya nöbet yerlerinde karakollarda kışla ve karargâhlarda, askeri kurumlarda, yerleşme ve konaklama amacıyla kullanılan bina ve mahaller içinde askerlere karşı işlenen günlü ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu nun 86, 106, 108, 113, 125 ve 26. maddelerinde yazılı suçlara ait davalar, 70

75 9. Nöbet, devriye, karakol, inzibat, askeri trafik, kolluk veya kurtarma ve yardım görevi yapan askerlere karşı bu görevleri yaptıkları sırada işlenen (H) bendinde yazılı suçlara ait davalara bakarlar (353 s. K. m. 14). Askeri mahkemeler, kural olarak kurul halinde çalışır. Bununla birilikte, subay ve astsubayların işledikleri suçlara ait davalar ile ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlara ait davalar hariç olmak üzere, üst sınırı beş yıla kadar (beş yıl dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarını ve güvenlik tedbirlerini gerektiren Askeri Ceza Kanunu nda ve diğer kanunlarda yazılı suçlara ait davalara ve suç konusu olmayan eşyanın müsaderesine tek hâkim tarafından bakılır (353 s. K. m. 19, I). Tek hâkim tarafından bakılan davalarla ilgili soruşturmalarda, hâkim kararı gerektiren her türlü işleme ait kararlar, tek hâkim tarafından verilir. Bu kararlara karşı itirazları incelemeye en yakın askeri mahkeme yetkilidir (353 s. K. m. 19, IV). İddianamenin kabulünden sonra, yargılamanın tek hâkim tarafından yürütülmesi gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilemez (353 s. K. m. 19, V). Görülmekte olan davalar nedeniyle tek hâkim ile askeri mahkeme kurulu arasında çıkan görev uyuşmazlıklarını, Askeri Yargıtay çözümler (353 s. K. m. 19, VI). Askeri mahkemeler, askeri hâkimlerin bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları bakımından eleştiriye açıktır. Zira, askeri hâkimlerin atanmaları, adli yargıda olduğu gibi bağımsız bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılmamaktadır. Bu konuda görevli merci, Milli Savunma Bakanlığı dır. Ayrıca, askeri hâkimlerin özlük işleri ve özellikle meslekte yükselmeleri sisteminin de bağımsızlık ve tarafsızlık esaslarıyla bağdaşmadığı söylenebilir. 357 sayılı Askeri Hâkimler Kanunu nun 12. maddesine göre, askeri hâkimler subay ve hâkim olarak iki ayrı açıdan sicil değerlendirmesine tâbi tutulurlar. Buna göre, bir subay sicil belgesi bir de mesleki sicil belgesi düzenlenir. Askeri hâkimlerin yükseltilmelerinde bu iki belgedeki notların ortalaması dikkate alınır. Subay sicil belgesi, askeri hâkimin birinci, ikinci ve üçüncü sicil üstleri düzenler. Bu sicil üstleri ise, nezdinde askeri mahkeme kurulan komutan veya askeri amirdir. Görüldüğü gibi, askeri hâkimlerin terfileri yarı yarıya adli bir makam olmayan askeri komutanların verecekleri sicil notlarına bağlıdır. Bu nedenle, askeri hâkimlerin kendileri hakkında subay sicil belgesi düzenleyecek sicil üstleri durumunda olan komutanları ve askeri amirleri karşısındaki bağımsızlıkları tartışmaya açıktır. Bu çerçevede, askeri mahkemelerin, Anayasa nın 9. ve 138. maddeleriyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi nin 6. maddesinde öngörülen hâkimlerin bağımsızlığı ilkesine aykırı olduğu söylenebilir. nelerdir? Askeri mahkemelerde tek hâkim tarafından bakılacak dava ve işler Sıkıyönetim Mahkemeleri Sıkıyönetim mahkemelerinin kuruluş ve görevlerine ilişkin hukuki düzenlemeler günlü ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu nda (1402 s. K.) yer almaktadır. Bu mahkemelerin anayasal dayanağı ise, Anayasa nın 122. maddesinde bulunmaktadır sayılı Kanun un 11. maddesine göre, sıkıyönetim bölgelerinde, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu na göre, Milli Savunma Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde yeteri kadar askeri mahkeme kurulur. Bunlar bulundukları yerin Sıkıyönetim askeri mahkemesi olarak adlandırılır ve birden fazla olması halinde numaralandırılırlar. ve bunlar, bulundukları yerin sıkıyönetim askeri mahkemesi olarak adlandırılır. Ayrıca, savaş halinde Genelkurmay Başkanlığı nın lüzum göstermesi üzerine sıkıyönetim veya harekât bölgeleri içindeki askeri mahkemeler sıkıyönetim askeri mahkemesi görevini de yaparlar (1402 s. K. m. 11, VII). Sıkıyönetim ilânından sonra ya da savaş durumunda kurulmaları nedeniyle sıkıyönetim mahkemeleri tabii hâkim ilkesine aykırılık oluştururlar. 71

76 Sıkıyönetim mahkemeleri hangi durumlarda kurulur? Bu mahkemelere atanacak adli müşavir, askeri hâkim ve askeri savcı ile bunların yardımcıları, Genelkurmay Başkanlığı Personel Başkanı, Adli Müşaviri ile atanacakların mensup olduğu Kuvvet Komutanlığı nın Personel Başkanı ile Adli Müşaviri ve Milli Savunma Bakanlığı Askeri Adalet işleri Başkanı ndan oluşan kurul tarafından tespit edilecek adaylar arasından Genelkurmay Başkanı nın görüşü alınarak usulüne göre atanır (1402 s. K. m. 11, IV). Öte yandan, bu mahkemelerde Genel Kurmay Başkanlığınca tespit edilecek ihtiyaca göre ve Millî Savunma Bakanı nın yapacağı teklif üzerine, istenilen sayıda sivil hâkim, kazanılmış hakları, kadro ve maaşları ile süre sınırı olmaksızın özel kanunlarındaki usule göre görevlendirilebilir (1402 s. K. Ek m. 5). Yine, sıkıyönetim askeri mahkemelerine yeteri kadar subay üye, Genelkurmay Başkanı nın teklifi üzerine, askeri hâkim subayların tayini usulüne göre atanır (1402 s. K. m. 11, VI). Sıkıyönetim mahkemelerinin görevleri şunlardır: sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile yaratılan suçlardan doğan davalara bakmak: Bu suçların neler olduğu 1402 sayılı Kanun un 16. maddesinde sayılmıştır. Bu hükme göre, sıkıyönetim ilan edilen yerlerde Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından alınan tedbirlere aykırı hareket etmek, aynı komutanlığın emirlerini dinlememek veya isteklerini yerine getirmemek ya da kimliğine ilişkin olarak kasten gerçeğe uymayan bilgi vermek, bilgi vermekten çekinmek, sıkıyönetim bölgesinde özel bir amaca yönelik kamunun telaş ve heyecanını doğuracak şekilde asılsız, mübalağalı havadis ve haber yaymak veya nakletmek, sıkıyönetim bölgesinden çıkarılmış veya bölge içinde belirli bir yerde yerleşmesi yasaklanmış olduğu halde, bölgeye veya yasaklanmış olan yerlere izinsiz girmek şeklinde belirlenen tutum ve davranışlar sergilemek, 1402 sayılı Kanun ile yaratılmış olan suçları oluşturur. 2. Sıkıyönetim ilân edilen bölgelerde, ilândan en çok 3 ay önce işlenmiş olan ve sıkıyönetim ilânına neden olan olaylara ilişkin suçlardan doğan davalara bakmak (1402 s. K. m. 13/a): Bir suçun, sıkıyönetim ilânına sebep olan suçlar arasında yer alıp almadığı, Anayasa nın 122. maddesi uyarınca ilân edilecek olan Bakanlar Kurulu kararından anlaşılır. Ancak, Sıkıyönetim Komutanı bu suçlardan, Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinde bakılmasına lüzum görmediklerini ilgili adli mercilere vermeye yetkilidir (1402 s. K. m. 13, II). 3. Sıkıyönetim ilânına neden olmuş bulunmasalar dahi, sıkıyönetim bölgelerinde ve bu halin ilânından en çok 3 ay içinde işlenen 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun un 12. maddesinde yazılı suçlara ilişkin davalara bakmak (1402 s. K. m. 13/a): Ancak, Sıkıyönetim Komutanı bu suçlardan, Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinde bakılmasına lüzum görmediklerini ilgili adli mercilere vermeye yetkilidir (1402 s. K. m. 13, II). 4. Sıkıyönetim bölgeleri dışında işlenmiş olsa dahi, sıkıyönetim askeri mahkemelerinin el koyduğu bir suçla, genel ve ortak gaye içerisinde irtibatı bulunan suçların işlenmesinden doğan davalara (1402 s. K. m. 13/b): Ancak, Sıkıyönetim Komutanı bu suçlardan, Sıkıyönetim Askeri Mahkemelerinde bakılmasına lüzum görmediklerini ilgili adli mercilere vermeye yetkilidir (1402 s. K. m. 13, II). 5. Sıkıyönetim ilân edilen yerlerde, Sıkıyönetim Kanunu nun 15. maddesinde sayılan suçların, sıkıyönetim ilânına ve faaliyetlerine ilişkin olarak işlenmesinden doğan davalara bakmak; 6. Sıkıyönetim komutanının emrine giren personelin, sıkıyönetim hizmet ve görevleri ile ilgili olarak veya sıkıyönetim hizmet ve görevlerinin yapılması sırasında işledikleri suçlara ait davalara bakmak (1402 s. K. m. 14). Askeri Yargıtay Disiplin mahkemeleri dışında askeri yargı alanında faaliyet gösteren askeri mahkemelerin kararlarına karşı başvurulacak üst derece yargı yeri Askeri Yargıtay dır. Askeri Yargıtay, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve diğer kanunlarla görevlendirilmiş bağımsız bir yüksek mahkemedir. 72

77 Askeri Yargıtay a ilişkin hukuki düzenleme, Anayasa nın 156. maddesi ile günlü ve 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu nda (1600 s. K. ) ve Askeri Yargıtay İçtüzüğü nde yer almaktadır. Kuruluşu Askeri Yargıtay; Başkanlık, Başsavcılık ve daireler ile 1600 sayılı Kanun da gösterilen kurullar (Daireler Kurulu, Genel Kurul, Başkanlar Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu) ve hizmet ünitelerinden oluşur (1600 s. K. m. 2, I). Ayrıca, bu yüksek mahkemede, Askeri Yargıtay Başkanlığı na bağlı bir Genel Sekreterlik ile daire müdürlüğü ve bunlara bağlı diğer hizmet üniteleri bulunur (1600 s. K. m. 11). Askeri Yargıtay Başsavcılığı ile her dairede, birer kalem teşkilâtı kurulur (1600 s. K. m.10). Her kalem teşkilatında, bir başkâtip ile yeteri kadar büro memuru bulunur sayılı Kanun un 2. maddesinin ikinci fıkrasına göre, Askeri Yargıtayın kadroları Milli Savunma Bakanlığı kuruluş ve kadrolarında gösterilir. Bu düzenlemenin, Askeri Yargıtay ın bağımsız bir yüksek mahkeme olması niteliği ile çeliştiği söylenebilir. Olması gereken hukuk bakımından, bu yüksek mahkemenin kuruluş ve kadrolarının da, Anayasa Mahkemesi, Danıştay, Yargıtay gibi diğer yüksek mahkemelerde olduğu gibi, kendi özel kuruluş kanununda gösterilmesi, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerine daha uygun olacaktır. Askeri Yargıtay Başkanlığı Askeri Yargıtay da, bir Başkan ile bu kanunda belli edilen ve ayrıca Başkan tarafından verilen görevleri yapmak ve yokluğunda kendisine vekâlet etmek üzere bir ikinci başkan bulunur (1600 s. K. m. 3). Başkanın görevleri, Askeri Yargıtay ı temsil etmek, Askeri Yargıtay ın verimli ve düzenli çalışmasını sağlamak ve bu yolda uygun göreceği tedbirleri almak, dairelerin çalışma durumları hakkında gerekli gördüğü bilgileri yazı ile istemek, Askeri Yargıtay kurullarına başkanlık etmek, Askeri Yargıtay üyeleri arasından Genel Sekreteri seçmek, Askeri Yargıtay başkanları, Başsavcısı ve üyelerinin lüzumunda Yüksek Disiplin Kuruluna sevkleri için gerekli işlemleri yapmak, Askeri Yargıtaya ait önemli geçici işlerde veya başkanlık ettiği kurullarda dosya tetkik etmek üzere Askeri Yargıtay üyelerini veya tetkik hakimlerini görevlendirmek, Askeri Yargıtay memur ve idari görevlilerini denetlemek veya denetletmek, hizmetin gereklerine göre uygun göreceği yerlerde görevlendirmek ve 1600 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen işleri yapmaktır (1600 s. K. m. 17). Askeri Yargıtay Başsavcılığı Askeri Yargıtay Başsavcılığı; bir başsavcı, başsavcı başyardımcısı ile yeteri kadar başsavcı yardımcılarından kurulur (1600 s. K. m. 4). Başsavcının görevleri, Askeri Yargıtay Başsavcılığı nı temsil etmek, Askeri Yargıtay Başsavcılığı nın genel yönetim işlerini yürütmek, incelenen dava dosyalarında soruşturma yapan ve iddia makamını temsil eden askeri savcılar ile yardımcılarına not vermek, Askeri Yargıtay Genel Kurul toplantılarına ve içtihatların birleştirilmesi müzakere ve kararlarına katılıp oyunu kullanmak, Başsavcılığa bağlı kalem görevlilerini denetlemek veya denetletmek ve 1600 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen görevleri yapmaktır (1600 s. K. m.18). Askeri Yargıtay Daireleri Askeri Yargıtay, beş daireden oluşur. Ancak iş hacmine göre, Askeri Yargıtay Genel Kurulu nun teklifi ve Genelkurmay Başkanlığı nın uygun görmesi üzerine Milli Savunma Bakanlığınca daire sayısı altıya kadar yükseltilebileceği gibi dörde de indirilebilir (1600 s. K. m. 2, I). Her dairede, bir başkan ve yedi üye bulunur (1600 s. K. m. 5). Ancak, iş hacmine göre Askeri Yargıtay Genel Kurulu nun teklifi ve Genelkurmay Başkanlığı nın uygun görmesi üzerine Milli Savunma Bakanlığınca dairelerdeki üye sayısı beşe kadar indirilebilir. Daireler, bir başkan ve dört üyenin katılması ile toplanarak karar ve hüküm verirler. Daire Başkanının bulunmadığı hallerde, o dairenin en kıdemli üyesi başkanlık görevini yapar. 73

78 Daireler, Askeri Yargıtay başkanı tarafından daireye gönderilen dava dosyalarını inceleyip karara bağlamakla, incelediği davaları hükme bağlayan askeri hakimler ve yardımcıları hakkında not vermekle ve 1600 sayılı Kanun un öngördüğü hallerde ilk derece mahkemesi olarak hüküm vermekle görevlidir (1600 s. K. m. 19). Askeri Yargıtay Daireler Kurulu Askeri Yargıtay Daireler Kurulu, Askeri Yargıtay başkanının başkanlığında, ikinci başkan, daire başkanları, kararına itiraz edilen veya direnilen daire hariç olmak üzere dairelerden ikişer üyenin katılması ile kurulur (1600 s. K. m. 6). Daireler Kurulu nun başlıca görevi, Askeri Yargıtay daire kararlarına karşı ilk derece askeri mahkemelerin verdikleri direnme kararları nı incelemektir (1600 s. K. m. 22). Ayrıca, Askeri Yargıtay dairelerinden çıkan kararlara karşı Başsavcılıkça yapılan itirazlar da Daireler Kurulu tarafından incelenip karara bağlanır. Bunların yanı sıra, Daireler Kurulu, ilk derece mahkemesi olarak Askeri Yargıtay dairelerince verilmiş bulunan kararların temyiz yolu ile incelenmesini de yapar ve incelediği davaları hükme bağlayan askeri hakim ve yardımcıları hakkında not verir. Askeri Yargıtay Genel Kurulu Askeri Yargıtay Genel Kurulu, Başkan, Başsavcı, İkinci Başkan, daire başkanları ve üyelerin tamamından kurulur (1600 s. K. m. 7). Genel Kurul, Askeri Yargıtay da boşalan üyelikler için yapılacak seçimin zamanını ve seçilecek üye sayısını tespit etmekle, Askeri Yargıtay üye adaylarını seçmekle, Anayasa Mahkemesi ne, Askeri Yargıtay dan gösterilecek üye adaylarını özel kanununa göre seçmekle, üye mevcudunun üçte birinin teklifi üzerine yetersizliğe karar vermekle, Askeri Yargıtay ın çalışma esasları ile ilgili içtüzüğü yapmak ve değiştirmekle ve 1600 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen görevleri yapmakla görevlidir (1600 s. K. m. 23). Bunun yanı sıra, Askeri Yargıtay ın bir dairesi hukuki bir meselede kendinin yerleşmiş bir içtihadından veya Daireler Kurulu nun veya diğer bir dairenin yerleşmiş içtihadından ayrılmak isterse veya bir daire ile Daireler Kurulu nun kararları arasında aykırılık bulunursa bu konudaki içtihatların birleştirilmesi Genel Kurul un içhatları birleştirme toplantısında karara bağlanır (1600 m. 30). Daireler Kurulu, kendisinin yerleşmiş bir içtihadından ayrılmak ister veya Daireler Kurulunun kararları arasında bir aykırılık bulunursa aynı şekilde işlem yapılır. Başkanlar Kurulu Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu, Başkan, İkinci Başkan ve daire başkanlarından kurulur (1600 s. K. m. 8). Başkanlar Kurulu nun görevleri, yeni seçilen üyelerin çalışacakları daireleri belli etmek ve zorunluluk halinde üyelerin dairelerini değiştirmek, Askeri Yargıtay İçtüzüğü nün uygulanmasında çıkacak uyuşmazlıkları kesin olarak karara bağlamak, bir dairede birikmiş işleri çıkarmaya veya dairenin toplanma ve kararı için yeter üye sayısını sağlamak gibi geçici sebeplerle bir üyenin dairesini iki ayı geçmemek üzere değiştirmek, Askeri Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı, daire başkanları ve üyelerinin askeri yargıya tabi şahsi suçlardan dolayı yargılanmalarına Askeri Yargıtayın hangi dairesinde bakılacağını belli etmek ve 1600 sayılı Kanun ve diğer kanunlarla verilen görevleri yapmakla görevlidir (1600 s. K. m. 24). Yüksek Disiplin Kurulu Yüksek Disiplin Kurulu; Askeri Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı ve Daire Başkanlarından kurulur (1600 s. K. m. 9). Yüksek Disiplin Kurulu; Askeri Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı, daire başkanları ve üyelerinin hâkimlik ve askerlik vekar ve onuruna dokunan, şahsi haysiyet ve itibarını kıran veya görev gereklerine uymayan davranışlarından dolayı haklarında disiplin kovuşturması yapar (1600 s. K. m. 34). 74

79 Askeri Yargıtay Üyeleri Askeri Yargıtay üyeleri, en az yarbay rütbesinde birinci sınıf askeri hâkimler arasından Askeri Yargıtay Genel Kurulu nun üye tamsayısının salt çoğunluğu ile her boş yerin üç misli olarak gösterdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanınca seçilir (1600 s. K. m. 12, I). Boş üyelik birden fazla ise; Askeri Yargıtay Genel Kurulu, boş üyeliklerin üç misli olarak adayları tespit eder. Boş üyelik adedince üyeleri Cumhurbaşkanı bu adaylar arasından seçer. Askeri Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı ve daire başkanları Askeri Yargıtay üyeleri arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar (1600 s. K. m. 13, I) sayılı Kanun da öngörülen bu düzenlemenin, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkeleri ile çeliştiği söylenebilir (Arslan/Tanrıver, 2001). Görev ve Yetkileri Askeri Yargıtay; 1. Askeri mahkemelerden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararları son yargı yeri olarak inceleyip karara bağlar. 2. Askeri yargıda kanun hükümlerinin ve hukuk kurallarının uygulanmasında birliği sağlamak, gerektiğinde kurulları arasında beliren içtihat uyuşmazlıklarını birleştirir. 3. Askeri Yargıtay Başkanı nın, Başsavcısı nın, İkinci Başkanı nın, daire başkanlarının ve üyelerinin askeri yargıya tabi şahsi suçlarına ilişkin ceza davalarına ve kamu davası ile birlikte bu suçlardan doğan istirdat ve tazminat davalarına ilk ve son yargı yeri olarak bakar (1600 s. K. m. 16). Askeri Yargıtay daireleri ile diğer kurullarında ve Başsavcılığı nda, 1600 sayılı Kanun ile 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu nda ve diğer kanunlarda belirtilen yargılama usulleri uygulanır (1600 s. K. m. 27). Askeri ceza yargısının işleyişi, adli yargının ceza yargısının işleyişi gibidir. Askeri mahkemenin kararı temyiz edilirse dosya ilk önce Askeri Yargıtay dairelerinden birine gelir. Burası ya onama ya da bozma kararı verir. Onama kararı verirse, ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşmiş olur. Bozma kararı verirse, dosya tekrar ilk derece mahkemesine gider. Burası dairenin kararına karşı ya direnme ya da uyma kararı alır. Uyma kararı alırsa yeniden yargılama yapar. Direnme kararı alırsa dosya tekrar Askeri Yargıtay a gönderilir. Bu sefer, dairede değil, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunca incelenir. Askeri Yargıtay ın Daireler Kurulu, fonksiyon bakımından Yargıtay ın Ceza Genel Kurulu gibidir. Daireler Kurulu nun kararı kesindir. Buna ilk derece askeri mahkemesi uymak zorundadır. Askeri Yargıtay ın görevleri nelerdir? Askeri Disiplin Ceza Yargısında Yetkili Yargı Yeri Olarak Disiplin Mahkemeleri Disiplin mahkemelerinin kuruluşu, görev ve yetkileri, yargılama usulü ile disiplin suç ve cezaları, günlü ve 477 sayılı Disiplin Mahkemelerinin Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun da (477 s. K.) gösterilmiştir. Disiplin mahkemeleri, aynı zamanda, Anayasa nın 145. maddesinde de açıkça işaret edilen anayasal bir kuruluştur. Kuruluşu Disiplin mahkemeleri; tugay ve daha büyük (Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel ve Sahil Güvenlik Komutanlığında eşidi) kıt a, karargâh ve askeri kurumlar ile Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı teşkilâtında kurulur (477 s. K. m. 1, I). Sahil Güvenlik Komutanının, Jandarma Genel Komutanının, kuvvet komutanlarının ve Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarının göstereceği lüzum 75

80 üzerine veya doğrudan doğruya Genelkurmay Başkanlığınca, diğer komutanlıklar, karargâhlar veya askeri kurum amirlikleri teşkilâtında da disiplin mahkemesi kurulabilir. Aynı garnizonda; birden fazla disiplin mahkemesi kurulması gereken kıt a komutanlığı, karargâh ve askeri kurum amirlikleri bulunursa, Genelkurmay Başkanlığınca yeteri kadar disiplin mahkemesi kurulması ile yetinilebilir (477 s. K. m.1, II). Disiplin mahkemelerinin kuruluş yönünden yetkileri, nezdinde kuruldukları komutanlığın, askeri kurum amirliğinin veya Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı nın kadro ve kuruluşu ile sınırlıdır (477 s. K. m. 8, I). Disiplin mahkemelerinin bu yetkileri Sahil Güvenlik Komutanı nın, Jandarma Genel Komutanı nın, Kuvvet Komutanları nın veya Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı nın göstereceği lüzum üzerine veya doğrudan doğruya Genelkurmay Başkanlığınca genişletilebilir veya daraltılabilir. Disiplin mahkemesi, biri başkan ikisi üye olmak üzere üç subaydan kurulur. Astsubay, erbaş ve erlerin yargılanmalarında, üyelerden biri astsubaylardan seçilir (477 s. K. m. 2). Başkan ve üyelerin en az bir yıl kıta veya askeri kurumlarda hizmet görmüş olmaları, taksirli suçlar dışında bir cürüm ile hükümlü bulunmamaları sanığın astı olmamaları ve başkanın en az yüzbaşı rütbesinde bulunması şarttır (477 s. K. m. 4). Başkan ve üyeler yargılama süresi içinde sanığın ve birbirlerinin en yakın amiri olamazlar. Başkan ve üyeler ile yedekleri, nezdinde disiplin mahkemesi kurulan komutan veya askeri kurum amiri tarafından, her yılın Aralık ayında, bu mahkemenin yetkisine giren birliklerdeki subay ve astsubaylar arasından kıtaya veya askeri kuruma katılış sırasına göre ve değiştirilmemek üzere bir yıl için seçilirler (477 s. K. m. 3, I). Bu sıra ancak zorunlu hizmet sebepleriyle değiştirilebilir. Başkan ve üyeleri ile yedeklerin görevlerini yapmalarına sürekli engeller çıktığında yerlerine başkaları seçilebilir. Teşkilâtında disiplin mahkemesi kurulan komutanlıklar veya askerî kurum amirlikleri ile Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı nda; yardımcılığı kaldırılan askerî hâkim sınıfına mensup subaylar arasından atanmış bir disiplin subayı bulunur ve bu subay duruşmada iddia makamını işgal eder. Askerî hâkim sınıfına mensup disiplin subayları, komutanlık ve askerî kurum amirliklerinin aynı zamanda hukuk müşaviridirler (477 s. K. m. 6). Refaketinde adli müşavir bulunan kıta komutanlığı ve askeri kurum amirliği nezdinde kurulan disiplin mahkemelerinde, disiplin subaylığı görevi bu adli müşavir veya yardımcıları tarafından yapılır. Yani bu halde ayrı bir disiplin subayı atanmaz. Ayrıca, disiplin mahkemelerinde ve disiplin subaylıklarında, tutanak kâtipliği yapmak üzere yeteri kadar asker kişi kullanılır (477 s. K. m. 6, IV). Kolordu ve daha büyük (Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel ve Sahil Güvenlik Komutanlığında eşidi) kıta, karargâh ve askerî kurumlar ile Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı teşkilâtında kurulan disiplin subaylıklarında birer yazı işleri müdürü görev yapar. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, disiplin mahkemelerinin kuruluşu ve üyelerinin atanma biçimi ve çalışma usullerinin Anayasa nın 138. maddesinde öngörülen mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi ve 139. maddesinde öngörülen hâkimlik ve savcılık teminatı esaslarıyla bağdaştığını söylemek mümkün görünmemektedir. Zira, bu mahkemelerin üyeleri, asker kişi olup, bağımsız ve tarafsız nitelikte hâkim değildir. Görev ve Yetkileri Disiplin mahkemeleri, asker kişilerin 477 sayılı Kanun un 47 ilâ 61. maddelerinde düzenlenmiş bulunan disiplin suçlarına (amire ve üste saygısızlık; kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme, kaçmaya kalkışanları haber vermemek, hizmete ait işlerde âmirin sorusuna karşı bilerek doğru cevap vermemek vb.) ait davalara bakar (477 s. K. m. 7). Disiplin mahkemeleri; tugay veya eşidi komutanlıkları veya askerî kurum amirlikleri teşkilâtındaki disiplin mahkemeleri erden yüzbaşıya kadar (yüzbaşı dahil) askerler ile diğer asker kişileri, tümen ve eşidi komutanlıkları veya askeri kurum amirlikleri nezdindeki disiplin mahkemeleri erden yarbaya kadar (yarbay dahil) askerler ile diğer asker kişileri, kolordu ve eşidi komutanlıkları veya askeri kurum amirlikleri ile ordu komutanlıkları, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı nezdindeki disiplin mahkemeleri erden albaya 76

81 kadar (albay dahil) askerler ile diğer asker kişileri ve Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki disiplin mahkemesi erden general ve amirale kadar (general ve amiraller dahil) askerler ile diğer asker kişileri yargılamaya yetkilidir. Nezdinde disiplin mahkemesi kurulan komutan veya askeri kurum amirinin rütbe bakımından aynı mahkemenin yetkisine dâhil bulunması halinde bu komutan veya askeri kurum amiri bir üst komutanlık veya askeri kurum amiri nezdinde kurulan disiplin mahkemesinde yargılanır. Askeri ceza yargısından farklı olarak disiplin mahkemelerinin kararlarına karşı, temyiz yolu ile Askeri Yargıtay a başvurulmaz. Disiplin mahkemelerinden verilen hükümlerin denetimi itiraz üzerine bir üst derece disiplin mahkemesince yapılır (477 s. K. m. 31, 35). Başka bir anlatımla, disiplin mahkemeleri, derece itibariyla kendilerinin bir altında bulunan disiplin mahkemelerinden verilmiş olan kararları, itiraz üzerine bir üst derece mahkemesi sıfatıyla kesin olarak karara bağlar. Bunun yanı sıra, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı ile Genelkurmay Başkanlığı nezdinde kurulan disiplin mahkemelerinin hükümlerine karşı yapılan itirazı, itiraz edilen hükme katılmıyan ve onlardan daha kıdemli olan başkan ve üyelerden kurulu yeni bir kurul inceler. Buna rağmen uygun nitelikte başkan ve üye bulunmazsa, en yüksek komuta makamından itibaren sıra ile aşağı derecelerdeki komuta mevkilerinde bulunan subaylar başkan ve üye olarak görevlendirilirler (477 s. K. m. 31, II). UYUŞMAZLIK YARGISI Genel Olarak Uyuşmazlık Yargısı Disiplin mahkemelerinin görevleri nelerdir? Ülkemizde birden çok yargı kolu bulunduğundan, bunlar arasında görev ve hüküm uyuşmuzlaklarının çıkması kaçınılmazdır. İşte, uyuşmazlık mahkemesinin varlık nedeni, bu tür görev ve hüküm uyuşmazlıklarının giderilmesinin sağlanmasıdır. Kimi uyuşmazlık türleri için çözüm, Uyuşmazlık Mahkemesi ne bırakılmamış, Anayasa da gösterilmiştir. Anayasa nın 158. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi nin kararı esas alınır. Yine, Anayasa nın 160. maddesinin ikinci fıkrasına göre, Vergi, benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas alınır. Anayasa ile çözümü gösterilenler dışındaki uyuşmazlıklar, Uyuşmazlık Mahkemesince çözüme bağlanır. Bu çerçevede, Uyuşmazlık Mahkemesi adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözümlemeye yetkilidir. (Anayasa m. 158, I). Görüldüğü üzere, uyuşmazlık yargısı, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasında ortaya çıkan görev (yargı yolu) ve hüküm uyuşmazlıklarının giderilmesini konu alan yargısal faaliyet çeşididir. Bu yargı kolu, farklı yargı kollarına dâhil iki ayrı yargı yeri (hukuk mahkemesi ile idare mahkemesi) arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarının ortadan kaldırılmasına yönelik bir işlev yürütür. Bu yargı türünde yetkili yargı yeri, Anayasa ile görevlendirilmiş, bağımsız bir yüksek mahkeme olan Uyuşmazlık Mahkemesidir. Uyuşmazlık Mahkemesi, anayasal çerçevede ilk defa 1961 Anayasası ile düzenlenmiş; 1982 Anayasası da 158. maddesinde bu mahkemenin kuruluşu, görevi ve işleyişi ile ilgili bir hükme yer vermiştir. Bu Mahkeme nin kuruluşu ve görevleriyle ilgili ayrıntılı düzenleme ise, günlü ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi nin Kuruluşu ve İşleyişi Hakkında Kanun ile yapılmıştır. 77

82 Yetkili Yargı Yeri Olarak Uyuşmazlık Mahkemesi Kuruluşu Uyuşmazlık Mahkemesi, bir başkan ile on iki asıl, on iki yedek üyeden kurulur (2247 s. K. m. 2, I). Uyuşmazlık mahkemesi üyeleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Danıştay Genel Kurulu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulu ve Askeri Yargıtay Genel Kurulu tarafından seçilir. Uyuşmazlık Mahkemesi başkanı ise, Anayasa Mahkemesince kendi asıl ve yedek üyeleri arasından seçilir (Anyasa m. 158, II; 2247 s. K. m. 2, V; m. 4). Anayasa Mahkemesi, başkanlığın boş veya başkanın özürlü veya izinli olması hâllerinde başkana ait görev ve yetkileri kullanması ve yerine getirmesi için, yine kendi asıl ve yedek üyeleri arasından bir başkan vekili seçer (2247 s. K. m. 3, II). Uyuşmazlık Mahkemesi nin başkanının, başkanvekilinin ve üyelerinin görev süreleri, dört yıldır (2247 s. K. m. 4). Görev süresi bitenler yeniden seçilebilirler. Uyuşmazlık Mahkemesi nin yönetimi ve temsili başkana aittir (2247 s. K. m. 3, I). Bölümler ve Genel Kurul, Uyuşmazlık Mahkemesi başkanının başkanlığı altında toplanır (2247 s. K. m. 2, V). Uyuşmazlık Mahkemesi Bölümleri Uyuşmazlık Mahkemesi, hukuk ve ceza bölümlerine ayrılır. Hukuk uyuşmazlıkları Hukuk Bölümü nde, ceza uyuşmazlıkları Ceza Bölümü nde karara bağlanır (2247 s. K. m. 2, II). Her bölüm, bir başkan ile altı asıl üyeden kurulur. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümüne, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Danıştay Genel Kurulunca kendi daire başkan ve üyeleri arasından; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulunca da askeri hâkim sınıfından olan daire başkan ve üyeleri arasından ikişer asıl, ikişer yedek üye seçilir (2247 s. K. m. 2, VI). Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümüne, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Askeri Yargıtay Genel Kurulunca kendi daire başkan ve üyeleri arasından üçer asıl, üçer yedek seçilir (2247 s. K. m. 2, VII). Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu Birlikte toplanan Hukuk ve Ceza Bölümleri, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nu teşkil ederler (2247 s. K. m. 2, III). Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu, 2247 sayılı Kanunla belli edilen görevleri yerine getirir ve ayrıca Bölümler arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlıklarında görevli bölümü belirler (2247 s. K. m. 2, IV). Genel Kurul, Uyuşmazlık Mahkemesi Bölümleri nin kararları arasındaki çelişkileri verilecek ilke kararları ile çözümler. Başsavcılar Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başsavcıları veya görevlendirecekleri yardımcıları, gerekli gördüklerinde veya Mahkemece gerekli görülen durumlarda yazılı olarak düşüncelerini bildirirler veya toplantılarda sözlü açıklamalarda bulunurlar, oya katılmazlar (2247 s. K. m. 6). Bu çerçevede, ilgili başsavcılar, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesi nde görüşülmesini isteme, yazılı olarak görüşlerini belirtme, gereken durumlarda sözlü açıklamalarda bulunma yolu ile Uyuşmazlık Mahkemesi nin işleyişine katkıda bulunurlar. Raportörlük Uyuşmazlık mahkemesine, mahkemenin çalışmalarına yardımcı olmak üzere, Uyuşmazlık Mahkemesi başkanının takdir edeceği sayıda geçici raportör verilir (2247 s. K. m. 31, I). Geçici raportörler, hâkimlikte veyahut Hâkimler ve Savcılar Kanunu gereğince hâkimlik ve savcılık sınıflarından sayılan hizmetlerde en az dört yılını ikmal etmiş ve üstün başarısıyla Uyuşmazlık Mahkemesi nde yararlı olacağı anlaşılanlarla, aynı niteliği haiz Danıştay yardımcıları, kanunsözcüleri, 78

83 askeri hâkimler ve savcılar arasından Uyuşmazlık Mahkemesi başkanının isteği ve ilgilinin muvafakatı üzerine, mensup oldukları müesseselerin yetkili mercileri tarafından geçici olarak görevlendirilirler. Bunların özlük işlerinde mensup oldukları mesleklere ait hükümler uygulanır ve raportörlükte geçirdikleri süreler mesleklerinde geçmiş sayılır. Ancak, terfilerinde Uyuşmazlık Mahkemesi başkanı tarafından verilecek yazılı bilgi esas olur. Askeri hâkimler ve savcılar arasından atanacak geçici raportörler hakkında subay sicil belgesi sırasıyla, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Müsteşar ve Milli Savunma Bakanı tarafından düzenlenir. Bu sicilin düzenlenmesinde Uyuşmazlık Mahkemesi başkanı tarafından subay sicil formu esaslarına göre verilecek kanaat notu gözönünde bulundurulur. Geçici raportörlerin görevlerini, Uyuşmazlık Mahkemesi başkanı belirler (2247 s. K. m. 31, IV). Başkan gerekli görürse, dosyayı raporu düzenlemek, üzere bir üyeye dahi verebilir. Raporlarda, raporun yazanın doğru bulduğu sonuca ilişkin gerekçeli düşüncesi de gösterilir. Yazı İşleri ve Diğer Görevliler Uyuşmazlık Mahkemesi başkanının isteği ve inhası üzerine, Adalet Bakanlığınca atanacak bir görevli, Başkanlık Sekreterliği görevini yerine getirir ve Anayasa Mahkemesi binasında görev yapar (2247 s. K. m. 32, I). Başkanın isteği ve inhası üzerine, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Adalet Bakanlığınca atanacak ikişer kâtipten oluşacak büro tarafından da Uyuşmazlık Mahkemesi nin kalem ve yazı işleri yürütülür. Bunlardan Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nden alınacak sivil kâtiplerin atama işlemleri, Uyuşmazlık Mahkemesi ndeki işlerin öteki görevlilerce üstesinden gelinemediğinin başkanca takdir edilerek bildirilmesi üzerine yapılır (2247 s. K. m. 32, II). Uyuşmazlık Mahkemesi başkanının görevlendireceği bir kâtip, Uyuşmazlık Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü görevini yapar (2247 s. K. m. 32, III). Mahkemenin mübaşirlik, dağıtım ve temizlik işleri ile bu mahkemeye ait araçların şoförlük hizmetleri Adalet Bakanlığınca atanacak görevliler tarafından yürütülür (2247 s. K. m. 32, IV). Bu bölümde sayılan tüm görevlilerin özlük işlerinde mensup oldukları mesleklere ait hükümler uygulanır ve bu mahkemede geçirdikleri süreler mesleklerinde geçmiş sayılır; ancak, terfilerine Uyuşmazlık Mahkemesi başkanı tarafından verilecek yazılı bilgi esas olur (2247 s. K. m. 32, V). Başkan, görevlilerin hangi işlere bakacaklarını belli etmek ve hizmetinden yararlanılamıyanları geldikleri kurumlara göndermek yetkisine sahiptir (2247 s. K. m. 32, VI). Görev ve Yetkileri Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü nün üyeleri nasıl seçilir? Uyuşmazlık Mahkemesi nin görevi, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev (yargı yolu/yargı kolu) uyuşmazlıklarını ve hüküm uyuşmazlıklarını inceleyerek, kesin bir biçimde çözüme kavuşturmaktır (Anayasa m. 158). Buna göre, Uyuşmazlık Mahkemesi nde: 1. Hukuk mahkemeleri ile idare mahkemeleri (veya Danıştay, vergi mahkemeleri veya Askeri Yüksek İdare Mahkemesi) arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıkları; 2. Danıştay (veya idare mahkemeleri veya vergi mahkemeleri) ile Askeri Yüksek İdare mahkemesi arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıkları, 3. Adli yargı ceza mahkemeleri ile askeri mahkemeler arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıkları çözümlenir. 79

84 Uyuşmazlık Mahkemesi nin görev alanı; adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını karara bağlamak olduğundan, bu yargı düzenlerine girmeyen yargı mercileri arasındaki uyuşmazlıklar, Uyuşmazlık Mahkemesi nce çözümlenmez. Uyuşmazlık Mahkemesi nin görevleri iki bölüme ayrılır. Bunlardan biri, görev (yargı yolu/yargı kolu) uyuşmazlığı, diğeri ise, hüküm uyuşmazlığı dır. Görev (yargı yolu) uyuşmazlıkları da, olumlu görev uyuşmazlığı ve olumsuz görev uyuşmazlığı olmak üzere ikiye ayrılır. Olumlu görev uyuşmazlığı, başka bir yargı düzeninin görevi içine girdiği gerekçesi ile görevsizlik itirazının mahkemece reddi üzerine, görev alanı korunmak istenen yargı düzeni içinde yer alan Başsavcının, görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi nden istenmesi olarak tanımlanabilir (2247 s. K. m. 10, I). Olumlu görev uyuşmazlığı, adli, idari ve askeri yargıya bağlı ayrı iki yargı merciine açılan ve tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davalarda bu yargı mercilerinin her ikisinin kendilerini görevli sayan kararlar vermiş olmaları, görev kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğu ceza davalarında ise, bu kararların kesinleşmiş bulunması durumunda ortaya çıkar (2247 s. K. m. 17, I). Uyuşmazlık çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makam; reddedilen görevsizlik itirazı adli yargı yararına ileri sürülmüş ise Cumhuriyet başsavcısı, idari yargı yararına ileri sürülmüş ise Danıştay başsavcısı, askeri ceza yargısı yararına ileri sürülmüş ise Askeri Yargıtay başsavcısı, askeri idari yargı yararına ileri sürülmüş ise bu mahkemenin başsavcısıdır (2247 s. K. m. 17, IV). Yetkili başsavcının Uyuşmazlık Mahkemesi nden istekte bulunabilmesi için, görev itirazının, hukuk mahkemelerinde en geç birinci oturumda, ceza mahkemelerinde delillerin ikamesine başlamadan önce; idari yargı yerlerinde de dilekçe ve savunma evresi tamamlanmadan yapılmış olması ve yargı yerlerinin de kendilerinin görevli olduklarına karar vermiş bulunmaları şarttır (2247 s. K. m. 17, II). Görev itirazının reddine ilişkin karara karşı itiraz yolunun açık bulunduğu ceza davalarında ret kararı kesinleşmeden uyuşmazlık çıkarma istenemez (2247 s. K. m. 17, V). Görev itirazının yargı merciince yerinde görülerek görevsizlik kararı verilmesi halinde, görev konusunun Uyuşmazlık Mahkemesince incelenebilmesi, temyizen bu kararın bozulmuş ve yargı merciince de bozmaya uyularak görevli olduğuna karar verilmiş bulunmasına bağlıdır (2247 s. K. m. 17, III). Olumsuz görev uyuşmazlığı ise, adli, idari ve askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş bulunması halinde söz konusu olur (2247 s. K. m. 14, I). Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir. Hüküm uyuşmazlığı ise, adli, idari ve askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde ortaya çıkar (2247 s. K. m. 24, I). Ceza kararlarında da hüküm uyuşmazlığı olabilir. Ceza davalarında hüküm uyuşmazlığının olabilmesi için sanığın, fiilin ve maddi olayların aynı olması gerekir (2247 s. K. m. 24, II). Hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için, taraflar ya da ilgili makam, doğrudan doğruya Uyuşmazlık Mahkemesi ne başvurur (2247 s. K. m. 24, III). Bu halde olumsuz görev uyuşmazlığının çıkarılması ile ilgili usul kuralları uygulanır. Görev (yargı yolu/yargı kolu) uyuşmazlığının çeşitleri nelerdir? 80

85 Çalışma ve Yargılama Usulü Uyuşmazlık Mahkemesi de, diğer yüksek yargı organları gibi kurul halinde çalışır. Hukuk ve Ceza Bölümleri nde ve Genel Kurul da, üye tam sayısı hazır bulunmadıkça görüşmelere başlanamaz ve karar verilemez (2247 s. K. m. 26). Eksik üyenin yeri o üyenin geldiği yargı merciinin yedek üyesi ile, bu olmadığı takdirde başka bir yedek üye ile doldurulur. Mahkeme, her toplantı dönemi başında, yıllık çalışma planını yapar. İlgili Başsavcılar veya görevlendirecekleri yardımcıları, gerekli gördüklerinde veya Mahkemece gerekli görülen durumlarda yazılı olarak düşüncelerini bildirirler veya toplantılarda sözlü açıklamalarda bulunurlar, oya katılmazlar (2247 s. K. m. 6). Bölümler de ve Genel Kurul da incelemeler dosya üzerinde yapılır ve 2247 sayılı Kanun da aksi düzenlenmedikçe çoğunlukla karar verilir (2247 s. K. m. 26, II). Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk ve Ceza Bölümleri ile Genel Kurulu, başkanın çağrısı üzerine, Başkentte, mahkeme için ayrılan yerde toplanır. Toplantının gündemi toplantıdan en az üç gün önce, raporlarla birlikte üyelere, uyuşmazlıkla ilgili başsavcı ve başkanunsözcülerine dağıtılır (2247 s. K. m. 5, I). Başkan, mahkemeye gelen işlerden tutuklu, tedbirli olanlarla yürütmenin durdurulması istemli bulunanlar gibi acele nitelikte olanların adli tatilden önce bitirilmesi için gerekli tedbirleri alır. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk ve Ceza bölümleri ile Genel Kurulu her yıl bir eylülde başlamak üzere, 21 Temmuz dan 31 Ağustos a kadar çalışmaya ara verir (2247 s. K. m. 5, III). Uyuşmazlık Mahkemesi nin (Bölümlerin ve Genel Kurulun) kararları kesindir (2247 s. K. m. 29) ve ilgili yerleri ve kişileri bağlar. Uyuşmazlık Mahkemesi kararları geciktirilmeksizin uygulanır. Uyuşmazlık Mahkemesi Bölümleri nin kararları arasındaki çelişkiler Genel Kurulca verilecek ilke kararları ile giderilir. Genel Kurulca görev uyuşmazlığı konusunda alınacak ilke kararları, hem Uyuşmazlık Mahkemesi ni, hem de bütün yargı yerlerini; hüküm uyuşmazlığı nedeni ile alınacak olan esasa ilişkin ilke kararları ise, yalnız Uyuşmazlık Mahkemesi ni bağlar (2247 s. K. m. 30, VII). Uyuşmazlık Mahkemesince alınan ilke kararları, ileriye dönük olarak uygulanır. İlke kararının alınmasına neden olan kararları etkilemez. İlke kararları ile Başkanın uygun göreceği bölümlerin kararları Resmi Gazete de yayımlanır (2247 s. K. m. 29). 81

86 Özet Askeri ceza yargısı, askeri mahkemelerin ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetlerini konu alan yargı çeşididir. Bu yargı kolu, genel askeri ceza yargısı ve askeri disiplin ceza yargısı olarak ikiye ayrılır. Genel askeri ceza yargısı, askeri disiplin ceza yargısı dışında kalan askeri yargı alanıdır ve esas itibarıyla asker kişilerin Askeri Ceza Kanunu nda suç olarak öngörülen fiillerden ötürü cezalandırılmasını konu alır. Genel askeri ceza yargısında ilk derece mahkemeleri, askeri mahkemeler ve sıkıyönetim mahkemeleridir. Askeri Yargıtay ise, askeri ceza yargısında üst derece mahkemesi olarak faaliyet gösteren yüksek mahkemedir. Askeri Yargıtay; askeri mahkemelerden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararları son yargı yeri olarak inceleyip karara bağlar. Askeri yargıda kanun hükümlerinin ve hukuk kurallarının uygulanmasında birliği sağlar, gerektiğinde kurulları arasında beliren içtihat uyuşmazlıklarını birleştirir. Askeri Yargıtay Başkanı nın, Başsavcısı nın, İkinci Başkanı nın, daire başkanlarının ve üyelerinin askeri yargıya tabi şahsi suçlarına ilişkin ceza davalarına ve kamu davası ile birlikte bu suçlardan doğan istirdat ve tazminat davalarına ilk ve son yargı yeri olarak bakar. Askeri düzen içinde, emir ve komuta zincirine uyulmasının sağlanması ile hiyerarşik yapılanmanın korunması amacını güden askeri yargı türüne ise, askeri disiplin ceza yargısı denir. Askeri disiplin ceza yargısı alanında faaliyet gösteren yegâne görevli yargı yeri, disiplin mahkemeleridir. Disiplin mahkemeleri, asker kişilerin 477 sayılı Kanun un 47 ilâ 61. maddelerinde düzenlenmiş bulunan disiplin suçlarına ait davalara bakar. Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasında ortaya çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının giderilmesini konu alan yargısal faaliyet çeşidi uyuşmazlık yargısıdır. Bu yargı türünde yetkili yargı yeri, Anayasa ile görevlendirilmiş, bağımsız bir yüksek mahkeme olan Uyuşmazlık Mahkemesidir. Uyuşmazlık Mahkemesi, bir başkan ile on iki asıl, on iki yedek üyeden kurulur; Hukuk ve Ceza Bölümlerine ayrılır. Hukuk uyuşmazlıkları Hukuk Bölümü nde, ceza uyuşmazlıkları Ceza Bölümü nde karara bağlanır. Birlikte toplanan Hukuk ve Ceza Bölümleri Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu nu oluşturur. Uyuşmazlık mahkemesine, mahkemenin çalışmalarına yardımcı olmak üzere, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı nın takdir edeceği sayıda geçici raportör verilir. Başkanın isteği ve inhası üzerine, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ve Adalet Bakanlığınca atanacak ikişer kâtipten oluşacak büro tarafından da Uyuşmazlık Mahkemesi nin kalem ve yazı işleri yürütülür. Başkanı nın görevlendireceği bir kâtip, Uyuşmazlık Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü görevini yapar. Uyuşmazlık Mahkemesinin görevi, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlıklarını ve hüküm uyuşmazlıklarını inceleyerek, kesin bir biçimde çözüme kavuşturmaktır. 82

87 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdakilerden hangisi askeri mahkemelerin kuruluş ve görevlerini düzenleyen hukuki düzenlemelerdendir? a. Anayasa b. Türk Ceza Kanunu c. Ceza Muhakemesi Kanunu d. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu e. Disiplin Mahkemelerinin Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun 2. Aşağıdakilerden hangisi sıkıyönetim mahkemelerinin görevlerinden değildir? a sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile yaratılan suçlardan doğan davalara bakmak b. Sıkıyönetim ilânına neden olmuş bulunmasalar dahi, sıkıyönetim bölgelerinde ve bu halin ilânından en çok 3 ay içinde işlenen 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Kanun un 12. maddesinde yazılı suçlara ilişkin davalara bakmak c. Sıkıyönetim ilân edilen yerlerde, Sıkıyönetim Kanunu nun 15. maddesinde sayılan suçların, sıkıyönetim ilânına ve faaliyetlerine ilişkin olarak işlenmesinden doğan davalara bakmak d. Sıkıyönetim komutanının emrine giren personelin, sıkıyönetim hizmet ve görevleri ile ilgili olarak veya sıkıyönetim hizmet ve görevlerinin yapılması sırasında işledikleri suçlara ait davalara bakmak e. Sivillerin asker kişilerle iştirak halinde işledikleri Askeri Ceza Kanunu nda yazılı suçlara ait davalara bakmak 3. Askeri Yargıtay da kaç daire bulunur? a. 10 b. 11 c. 5 d. 21 e Aşağıdakilerden hangisi askeri Yargıtay Genel Kurulu nun görevlerinden değildir? a. Askeri Yargıtay da boşalan üyelikler için yapılacak seçimin zamanını ve seçilecek üye sayısını tespit etmek b. Askeri Yargıtay Başkanı hakkında, hâkimlik ve askerlik vakar ve onuruna dokunan, şahsi haysiyet ve itibarını kıran veya görev gereklerine uymayan davranışlarından dolayı disiplin kovuşturması c. Askeri Yargıtay üye adaylarını seçmek d. Anayasa Mahkemesi ne, Askeri Yargıtay dan gösterilecek üye adaylarını özel kanununa göre seçmek e. Askeri Yargıtay ın çalışma esasları ile ilgili içtüzüğü yapmak ve değiştirmek 5. Disiplin mahkemelerine ilişkin olarak aşağıda söylenenlerden hangisi yanlıştır? a. Disiplin mahkemelerine, yeteri kadar subay üye, Genelkurmay Başkanı nın teklifi üzerine, askeri hâkim subayların tayini usulüne göre atanır. b. Disiplin mahkemelerinin kuruluşu, görev ve yetkileri, organları, yargılama usulü ile disiplin suç ve cezaları, 477 sayılı Disiplin Mahkemelerinin Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun da gösterilmiştir. c. Disiplin mahkemesi; tugay ve daha büyük (Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel ve Sahil Güvenlik Komutanlığında eşidi) kıt a, karargâh ve askeri kurumlar ile Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı teşkilâtında kurulur. d. Disiplin mahkemelerinin yetkisi, nezdinde kuruldukları komutanlığın, askeri kurum amirliğinin veya Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığının kadro ve kuruluşu ile sınırlıdır. e. Disiplin mahkemelerinin kararlarına karşı, temyiz yolu ile Askeri Yargıtay a başvurulmaz. 83

88 6. Uyuşmazlık Mahkemesi nin Başkanı, Başkanvekili ve üyeleri kaç yıllığına seçilirler? a. 4 b. 7 c. 5 d. 3 e Uyuşmazlık Mahkemesi kim tarafından temsil edilir? a. Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu b. Hukuk Genel Kurul c. Ceza Genel Kurulu d. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı e. Adalet Bakanı 8. Uyuşmazlık Mahkemesi ne ilişkin olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? a. Uyuşmazlık Mahkemesi nin kararları kesindir. b. Uyuşmazlık Mahkemesi nin ilke kararları Resmi Gazete de yayımlanır. c. Uyuşmazlık Mahkemesi Ankara dadır. d. Adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev uyuşmazlıklarını inceleyerek, kesin bir biçimde çözüme kavuşturmak Uyuşmazlık Mahkemesi nin görevlerinden biridir. e. Uyuşmazlık Mahkemesi bir Başkan ile on beş asıl, on üç yedek üyeden kurulur. 9. Uyuşmazlık Mahkemesi, anayasal çerçevede ilk defa hangi tarihli Anayasamızda düzenlenmiştir? a Anayasası b Anayasası c Anayasası d Anayasası e tarihli Kanun-u Esasisi 10. Uyuşmazlık Mahkemesi Bölümleri arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlıklarını hangi organ çözüme kavuşturur? a. Genel Kurul b. Başkan c. Hukuk Bölümü d. Cumhuriyet Başsavcılığı e. Ceza Bölümü Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. a Yanıtınız yanlış ise Askeri Mahkemeler başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. e Yanıtınız yanlış ise Sıkıyönetim Mahkemeleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. c Yanıtınız yanlış ise Askeri Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. b Yanıtınız yanlış ise Askeri Yargıtay başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. a Yanıtınız yanlış ise Askeri Disiplin Ceza Yargısında Yetkili Yargı Yeri Olarak Disiplin Mahkemeleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. a Yanıtınız yanlış ise Yetkili Yargı Yeri Olarak Uyuşmazlık Mahkemesi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. d Yanıtınız yanlış ise Yetkili Yargı Yeri Olarak Uyuşmazlık Mahkemes başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. e Yanıtınız yanlış ise Yetkili Yargı Yeri Olarak Uyuşmazlık Mahkemes başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. b Yanıtınız yanlış ise Genel Olarak Uyuşmazlık Yargısı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. a Yanıtınız yanlış ise Yetkili Yargı Yeri Olarak Uyuşmazlık Mahkemes başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 84

89 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Askeri mahkemelerde, subay ve astsubayların işledikleri suçlara ait davalar ile ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlara ait davalar hariç olmak üzere, üst sınırı beş yıla kadar (beş yıl dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezalarını ve güvenlik tedbirlerini gerektiren Askeri Ceza Kanunu nda ve diğer kanunlarda yazılı suçlara ait davalara ve suç konusu olmayan eşyanın müsaderesine ilişkin davalara tek hakim tarafından bakılır. Sıra Sizde sayılı Kanun un 11. maddesine göre, sıkıyönetim bölgelerinde, 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu na göre, Milli Savunma Bakanlığınca lüzum görülen yerlerde yeteri kadar askeri mahkeme kurulur. Ayrıca, savaş halinde Genelkurmay Başkanlığı nın lüzum göstermesi üzerine sıkıyönetim veya harekât bölgeleri içindeki askeri mahkemeler sıkıyönetim askeri mahkemesi görevini de yaparlar. Sıra Sizde 3 Askeri Yargıtay; askeri mahkemelerden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararları son yargı yeri olarak inceleyip karara bağlar. Askeri yargıda kanun hükümlerinin ve hukuk kurallarının uygulanmasında birliği sağlamak, gerektiğinde kurulları arasında beliren içtihat uyuşmazlıklarını birleştirir. Askeri Yargıtay Başkanı nın, Başsavcısı nın, İkinci Başkanı nın, daire başkanlarının ve üyelerinin askeri yargıya tâbi şahsi suçlarına ilişkin ceza davalarına ve kamu davası ile birlikte bu suçlardan doğan istirdat ve tazminat davalarına ilk ve son yargı yeri olarak bakar. Sıra Sizde 4 Disiplin mahkemeleri, asker kişilerin 477 sayılı Kanun un 47 ilâ 61. maddelerinde düzenlenmiş bulunan disiplin suçlarına (amire ve üste saygısızlık; kısa süreli kaçma ve izin süresini geçirme, kaçmaya kalkışanları haber vermemek, hizmete ait işlerde âmirin sorusuna karşı bilerek doğru cevap vermemek vb.) ait davalara bakar. Sıra Sizde 5 Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü ne, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Danıştay Genel Kurulunca kendi daire başkan ve üyeleri arasından; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulunca da askeri hâkim sınıfından olan daire başkan ve üyeleri arasından ikişer asıl, ikişer yedek üye seçilir. Sıra Sizde 6 Olumlu görev uyuşmazlığı, başka bir yargı düzeninin görevi içine girdiği gerekçesi ile görevsizlik itirazının mahkemece reddi üzerine, görev alanı korunmak istenen yargı düzeni içinde yer alan Başsavcının, görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi nden istenmesi olarak tanımlanabilir. Olumlu görev uyuşmazlığı, adli, idari ve askeri yargıya bağlı ayrı iki yargı merciine açılan ve tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davalarda bu yargı mercilerinin her ikisinin kendilerini görevli sayan kararlar vermiş olmaları, görev kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğu ceza davalarında ise, bu kararların kesinleşmiş bulunması durumunda ortaya çıkar. Olumsuz görev uyuşmazlığı ise, adli, idari ve askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş bulunması halinde söz konusu olur. Yararlanılan Kaynaklar Arslan, R./Tanrıver, S. (2001) Yargı Örgütü Hukuku Ders Kitabı, 2.B., Yetkin Yayınları, Ankara. Gözler K. (2011). Türk Anayasa Hukukunun Genel Teorisi, 2 C., Ekin, Bursa. Gözler K. (2011). Devletin Genel Teorisi-Bir Genel Kamu Hukuku Ders Kitabı, Ekin, Bursa. Gözler K., (2010). Türk Anayasa Hukuku Dersleri, Ekin, Bursa. Gözler, K. (2008). Hukuka Giriş, 6. B., Ekin, Bursa. Gözübüyük, Ş./Tan, T. (2012). İdare Hukuku, C. II, 5. B., Turhan, Ankara. Konuralp, H./Özekes, M. (2006). Yargı Örgütü ve Tebligat Hukuku, Anadolu Üniversitesi Yayını, 2.B., Eskişehir. Kuru, B./Arslan R./Yılmaz, E. (2011). Medenî Usul Hukuku Ders Kitabı, 22.B., Yetkin Yayınları, Ankara. Özekes, M. (2010). Temel Hukuk Bilgisi, Yetkin Yayınları, Ankara. 85

90 5 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Tebligat kavramını tanımlayabilecek, Tebligatın önemini ifade edebilecek, Tebligat hukukunun kaynaklarını açıklayabilecek, Tebligatın temel aşamalarını sıralayabilecek, Tebligat çıkartacak ve tebligatı yapacak mercileri listeleyebilecek, Tebligat yapılabilecek kişileri ifade edebilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Tebligat Adil Yargılanma Hakkı Muhatap Kanuni Temsilci Vekil Bilgilenme Hakkı Bildirmenin Belgelenmesi Tebligatın Tekemmülü İçindekiler Tebligat Kavramı Tebligatın Önemi Tebligat Hukukunun Kaynakları Tebligatın Temel Aşamaları Tebligat Çıkartacak ve Tebligatı Yapacak Kişiler Tebligat Yapılabilecek Kişiler 86

91 Tebligat Hukuku İle İlgili Genel Bilgiler ve Tebligatın Yapılabileceği Kişiler GİRİŞ Tebligat, kelime olarak açıklama, bildirme, haber verme, duyurma gibi anlamları içinde barındıran tebliğ kelimesinden kaynaklanmaktadır. Tebligatın hukukî tanımı, bir yargılamaya ilişkin olan işlemleri, o yargılamayla ilgili kişilere, kanunda belirtilen usûle uygun olarak bildirmek için yapılan belgelendirme işlemidir. Şüphesiz verilen bu tanım, yargısal tebligatlar esas alınarak yapılan bir tanımdır; ancak, tebligat hukuku çerçevesinde yapılan diğer tebligatlar bakımından da aynı tanım esas alınabilir. Bu durumda yargılama yerine, ilgili işlemi esas almak gereklidir. Biz burada yargısal tebligat üzerinde duracağımız için, bu çerçevede bir tanımlamayı vermekle yetiniyoruz. Dava yerine, tanımda yargısal işlem veya yargılama terimlerini kullanmamızın sebebi ise, adlî makamlarla yargılama makamlarının faaliyetinin sadece davadan ibaret olmamasıdır. Örneğin, icra dairesinin ödeme emri işlemi de, tebligat hukuku çerçevesinde tebliğ edilir, ancak bu işlem bir mahkeme işlemi olmadığı gibi, dava da değildir. Ayrıca, bir mahkemenin ihtiyati tedbir kararı, dava olmayıp geçici hukukî koruma niteliğindedir, bununla birlikte ihtiyati tedbire ilişkin tebliğ işlemleri de tebligat hukuku çerçevesinde gerçekleştirilir. Tebligat, resmî bir işlemdir. Bu sebeple, özel bildirimlerle tebligatı birbirinden ayırdetmek gerekir. Bir kimsenin ailesine, arkadaşına mektup yazarak göndermesi ve bunun posta idaresi ya da kurye aracılığıyla ilgiliye verilmesi içinde bir bildirimi barındırır, ancak bu bildirimin resmî bir niteliği bulunmamaktadır. Tebligat Kanunu nda belirtilen merciler, şartlar ve kurallar dışında resmî tebligat işlemi yapılamaz. Yargılamada birçok işlemin geçerli olması veya hüküm ifade edebilmesi için, tebliğ edilmesi, yani muhatabın öğrenmesine yönelik olarak, tebligat hukuku çerçevesinde bildirilmesi ve bu bildirimin belgelendirilmesi gerekir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, tebligattan söz edebilmek için iki unsur bulunmalıdır: Bildirme ve bu bildirmenin belgelendirilmesi. Tek başına bilgilendirme yeterli değildir, bu bildirimin yapıldığı, kanunda belirtilen usûllere göre belgelendirilmelidir. Tebligatı, diğer posta ve bildirme faaliyetlerinden ayıran en temel özellik, bildirimin resmî şekilde belgelendirilmiş olmasıdır. Bildirim, tebligatın amacı; belgelendirme, bu amaç bakımından usûlüdür. Yani, tebligatın maddî yönü bildirim, şeklî yönü ise belgelendirmedir. Şüphesiz bildirim, basit anlamda bildirimi değil, bildirimin içeriği olan bilgiyi taşıyan tebliğ evrakının teslimi anlamına gelir. TEBLİGATIN ÖNEMİ Tebligat ve davetiyeler yargılamanın yürütülmesi için büyük önem taşır. Tarafların veya ilgililerin adlî ve yargılama faaliyeti içinde yer almaları, yapılacak veya yapılmış işlemleri öğrenmeleri, bunun sonucu olarak, kendilerine tanınan hakları kullanabilmeleri tebligat veya davetiyeye bağlıdır. Ülkemizde, yargılamaların uzamasının en önemli sebeplerinden biri de, tebligat işlemlerinde meydana gelen aksamalar ve tebligatla ilgili uygulamadaki yanlışlıklardır. Tebligat işlemlerinin istenen sonucu gereği gibi sağlayabilmesi için, öncelikle doğru ve amaca hizmet eden hukukî alt yapının, yani kanunî düzenlemenin, mevcut olması gerekir. Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliğinin bu konuda gerekli alt yapıyı oluşturduğu söylenebilir. Tebligatın önemi sebebiyle, ayrı 87

92 bir kanunla (7201 sayılı Tebligat Kanunu) düzenleme yapılmıştır. Ancak, sadece tebligat hukuku ile ilgili iyi bir kanunî düzenlemenin yapılmış olması yeterli değildir; sağlıklı bir tebligat işlemi için, başka unsurlar da önem taşır. Tebligatın belgelendirme işlemi olduğu düşünülürse, öncelikle tebligatı çıkaran ve tebligatı yapan mercilerin gerekli özeni göstermesi, ayrıca tebligatın muhatabı olan ilgiliye ulaşmasını sağlayacak şekilde, ülkedeki kayıt ve bilgi sisteminin sağlıklı olması gerekir. Zaman zaman tebligat çıkaran mercilerin, tebliğ evrakını hazırlarken (örneğin, tebliğ zarfında bazı belgelerin olduğu belirtilmesine rağmen, içinde bu belgelerin yer almaması, tebliğ evrakının dosyada düzenli bir şekilde bulunmaması gibi) veya tebliğ memurunun tebligatı yaparken (örneğin, tebliğ mazbatasına geçirilecek hususların tam olmaması veya kanundaki tebligat usûlüne tam uyulmaması gibi) gerekli özeni göstermediği görülmektedir. Ancak, tebligattaki en önemli aksaklık, tebligatın muhatabına ulaşmasında meydana gelmektedir. Maalesef ülkemizde, bu konuda kanunî düzenlemeler olmasına rağmen, gerek kişilerin gerekse bunu denetlemekle görevli makamların (örneğin, apartman yöneticisi, muhtar, emniyet teşkilatı vd.) gerekli hassasiyeti göstermemeleri sebebiyle, kişilerin yerleşim yerleri, adresleri ve bu konudaki hareketleri sağlıklı bir kayıt sistemine bağlanarak takip edilememektedir. Birçok kişi, kayıtlı olduğu adreste oturmamakta, kişilerin adres değişikliklerinde de gerekli özen gösterilmemektedir. Bu ise, tebliğ memurlarının muhatabı, tebliğ evrakında belirtilen adreste bulmalarını güçleştirmekte, kayıtların doğru tutulmaması durumunda, araştırmalara rağmen adresler tespit edilememektedir. Özellikle kötüniyetli kişiler, bu durumdan yararlanarak adlî işlemleri geciktirip aksatabilmekte, hatta sadece bu yüzden bazı acil işler yapılamadığı gibi, zamanaşımı sebebiyle hak kaybı da söz konusu olabilmektedir. Bilgi çağı sayılan bu yüzyılda, şüphesiz bu durum çağa uygun bir görünüm değildir yılında kabul edilen 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ile bu konudaki eksiklik ve aksaklıkları gidermek için kanunî bir alt yapı oluşturularak önemli bir atılmış, ayrıca bu konuda teknik çalışmalara da hız verilmiştir. Özellikle adres kayıt sistemine geçilmesi ve adres standardı getirilmesi önemli bir aşamadır. MERNİS olarak kısaltılan, Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi çerçevesinde adres hareketleri düzenlenerek takip edilmektedir ve MERNİS adreslerinin gerçeğe uygunluğu önem taşımaktadır. Çünkü, kurumlar yapacakları işlemlerde bu adresleri esas almak durumundadır (NüfHK m. 52/3). Bu sebeple kişiler adreslerinin doğru ve güncel olduğunu takip etmelidir. Aksi halde, bu adrese yapılan tebligatlara dayanılarak işlem yapılacaktır. Devletin basit tanımlarından biri de, ortak amacı olan belirli insan topluluğunun, belirli toprak parçası üzerinde egemenlik tesisidir. Yani, devlet denildiğinde, belirli insan topluluğu, belirli toprak parçası ve egemenlik şeklinde üç unsur yer almaktadır. Tebligat için, devletin, egemenlik kurduğu toprak parçası üzerinde, vatandaşının, nerede bulunduğunu doğru olarak belirlemesi gereklidir. Bir ülkede tebligatlar konusunda aksaklıklar, aslında gizli şekilde egemenlikle ilgili bir sorunu da içinde taşımaktadır. Bir ülkenin gelişmişliği ve sağlıklı ve iyi organize olmuş bir devlet yapısına sahip olup olmadığı, tebligat işlemlerindeki başarısıyla paraleldir denilebilir. Tebligatın egemenlikle doğrudan bağlantılı bir husus olduğu, özellikle yurt dışı tebligatlarda karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, yurt dışında yapılacak veya yurt dışında Türkiye ye yapılacak tebligatlarda, tebligatı yapan değil, tebligat yapılacak ülke kanunlarının, bu konudaki ikili ve çok taraflı anlaşmaların dikkate alınması gerekir. Hiçbir ülke, başka bir ülkenin kurallarına göre tebligat yapmak zorunda değildir. Konunun önemi sebebiyle, ikili adli yardım anlaşmalarında bu konuya ilişkin hükümler konulmakta, ayrıca tebligatla ilgili çok taraflı anlaşmalar bulunmaktadır. Tebligatın bu yönü yanında, yargısal faaliyet bakımından da çok önemli bir işlevi söz konusudur. Zira, tebligat yargılamadaki en temel haklardan biri olan, adil yargılama (AY m. 36) hakkının temel unsurlarından hukukî dinlenilme hakkı (HMK m. 27) ile doğrudan ilgilidir. Uygulamada, savunma ya da iddia ve savunma hakkı olarak da ifade edilen hukukî dinlenilme hakkı, yargılamayla hukuki durumu etkilenecek kişilerin, yargılamanın bir süjesi olarak, yargılama konusunda bilgi edinmelerini, açıklamada bulunmalarını, yargılamaya etki edebilmelerini ve yargı mercilerinin bunları dikkate alıp değerlendirerek, gerekçeli şekilde karar vermesini sağlayan, sürpriz kararla karşılaşmanın önüne geçen, bir temel hak ve yargılama ilkesidir. Görüldüğü üzere hukukî dinlenilme hakkının üç unsuru, bilgilenme hakkı, açıklama hakkı ve yargı organlarının bu açıklamaları dikkate alıp değerlendirmesidir. Hukukî dinlenilme hakkının ilk unsuru bilgilenme hakkıdır. Zira, bir yargılamada yer alan (veya yer alması gereken) kimse, yargı organları ile karşı taraf işlemlerinden sağlıklı şekilde bilgi sahibi olmadıkça, açıklama (iddia ve savunma) 88

93 hakkını kullanarak, kendisini de ilgilendiren işlem ve kararlara etki edemez. Örneğin, dava dilekçesi kendisine tebliğ edilmeyen davalı, cevap veremez, davada yer alamaz; duruşma davetiyesi gönderilmeyen taraf, tanık vs. duruşmada hazır bulunamaz; ödeme emri tebliğ edilemeyen borçlu takibe itiraz edemez. Hukukî dinlenilme hakkının ilk unsuru olan bilgilenme hakkını gerçekleştirmenin en önemli aracı ise, tebligat işlemleridir. Yapılmayan veya usûlüne uygun yapılmayan tebligat işleminin hukukî dinlenilme hakkını ihlâl ettiği, hukukî dinlenilme hakkı ihlâlinin ise, adil yargılanma hakkı ihlâli anlamına geldiği düşünülürse, tebligatın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Önemi sebebiyle Anayasa nın 36. maddesinde Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümde belirtilen iddia ve savunma hakkı, yani hukukî dinlenilme hakkı (özel düzenleme olarak da HMK m. 36) ile adil yargılanma hakkının sağlanması bakımından, sağlıklı ve doğru tebligat yapılması şarttır. Tebligat hukukuna ilişkin ihlâl temelinde, anayasal bir hak ihlâli olarak kabul edilmelidir. Hukuki dinlenilme hakkının unsurları nelerdir? Tebligatın, yargılamada, özellikle süreler ve usûl işlemleri bakımından ayrı bir önemi bulunmaktadır. Zira, bir çok yargılama işlemi bir süreye tâbidir. Süre söz konusu olduğunda, sürenin ne kadar olduğu, ne zaman başladığı ne zaman bittiği önem taşır. Özellikle işlemeye başlaması bakımından sürelerin birçoğu tebligata bağlanmıştır. Yani, böyle bir durumda geçerli bir tebligat olmadıkça süre de işlemeye başlamaz; süreler işlemedikçe usûl işlemlerinin gecikmesi, yargılamanın usûl ekonomisine aykırı uzaması da söz konusu olacaktır. TEBLİGAT HUKUKUNUN KAYNAKLARI Tebligat hukukunun önemi sebebiyle ayrı bir kanunî düzenleme yapıldığını yukarıda belirtmiştik. Tebligat hukukunun en önemli kaynağı 7201 sayılı Tebligat Kanunudur (RG, , 10139). Tebligat Kanunu nda tarih, 4829 sayılı Kanunla ve yakın zamanda tarih ve 6099 sayılı Kanunla önemli değişiklikler yapılmıştır. Önemi sebebiyle Tebligat Kanunu nun sistematiğine de değinmekte yarar vardır. Tebligat Kanunu dört babtan ve bablar da fasıllardan oluşmaktadır. Bunlar: a. Birinci Bab (Umumî Hükümler, m. 1-33), tüm tebligat türlerine ilişkin genel hükümleri içermektedir. Birinci bab, iki fasıldan oluşmaktadır. Bunlar, kanunun kapsamını belirleyen birinci fasıl (m.1-7a) ile tebligatın genel esaslarını ortaya koyan ikinci fasıldır (m. 8-33). b. İkinci Bab (Hususî Hükümler, m ), tebligat türlerine ilişkin hükümleri içermektedir. Bu bab, adlî (kazaî) tebligatı düzenleyen birinci fasıl ( m ), idarî tebligatı düzenleyen ikinci fasıl (m ) ve malî tebligatı düzenleyen üçüncü fasıldır (m ). c. Üçüncü Bab (Cezaî Hükümler, m ), tebligat hukukuyla ilgili özel suç ve cezalara ilişkin hükümleri içermektedir. d. Dördüncü Bap (Müteferrik Hükümler, m ), tebligat kanununun diğer kanunlarla ilişkisi ve ek hükümleri içermektedir. Tebligat hukukunun diğer önemli bir kaynağı TebK m. 60 a göre çıkarılan Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliktir (RG, , 28184). Daha önce alt düzenleme olarak Tebligat Tüzüğü mevcutken, Tüzüğün yerini Kanunun 60. maddesinde yapılan değişiklikle Yönetmelik almıştır. Yönetmelik, Kanundaki düzenlemenin ayrıntısını ve uygulamasını belirttiği gibi, tebligata ait temel belgelerin neler olduğunu, bunların nasıl hazırlanacağını düzenlemektedir. Tebligat Kanunu bakımından bu genel Yönetmelik dışında, ayrıca elektronik tebligata ilişkin de bir Yönetmelik çıkarılması gereklidir (TebK m. 7a). Bu Yönetmelik çalışmaları devam etmektedir, ancak henüz sonuçlandırılmamıştır. Tebligatla ilgili bu temel hukukî düzenlemeler dışında, posta idaresinin (PTT) de, kendi iç düzenlemeleri mevcuttur. Bu konuda özellikle Postada Tebligat İşlemleri Rehberi (PTİR) tebligat bakımından önemli bir düzenlemedir. Bu Rehberle, Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği çerçevesinde PTT 89

94 tarafından tebligat işlemlerinin nasıl yapılacağı belirtilmiştir (PTİR m. 1). Şüphesiz Posta Kanunu (PosK) ile Posta Tüzüğünün de (PosT) ilgili hükümleri burada dikkate alınmalıdır (posta ile ilgili güncel mevzuata ptt.gov.tr adresinden ulaşmak mümkündür). Ayrıca, değişik kanunlarda, özellikle de yargılama hukukuna ilişkin kanunlarda doğrudan veya dolaylı olarak tebligat hukukunu ilgilendiren hükümlere yer verilmiştir. Tebligat denildiğinde sadece yurt içinde yapılan tebligatlar değil, yurt dışına yapılan tebligatlar veya yurt dışından yurt içinde bulunan bir kimseye yapılan tebligatlar da karşımıza çıkmaktadır. Şüphesiz bu konuda özel bir düzenleme veya uluslararası sözleşmelerin varlığı halinde, yurt dışı tebligatların yapılabilmesi mümkündür. Zira, egemenliğinin bir parçası ve sonucu olarak, hiçbir ülke başka ülkenin yargısal faaliyetine katlanmak ya da dahil olmak zorunda değildir. Zira, Tebligat Kanunu sadece ülke içinde zorla ve yaptırıma bağlanarak uygulanabilir. Bu sebeple, gerek Tebligat Kanununa bu konuda özel hükümler konulması gerekse iki taraflı ve çok taraflı anlaşmalarda tebligatla ilgili hususlara yer verilmesi sebebiyle, yurt dışı tebligatla ilgili olarak, bu uluslararası anlaşmalara da ayrıca dikkat edilmelidir. Bu sözleşmeler de tebligat hukukunun kaynaklarından biridir. Birçok tebligat yanlışlığı sebebiyle, tebligatla ilgili oldukça fazla yargı kararına da rastlamak mümkündür. Tebligat hukuku ile ilgili bu yargı kararlarına da, tebligat uygulamasından dikkat edilmesi gerekir. Şüphesiz, bu alanda yazılmış kitap ve yazılar da tebligatla ilgili bilgiler bakımından göz önünde tutulmalıdır. TEBLİGATIN TEMEL AŞAMALARI Tebligattan söz edildiğinde, şu aşamalara dikkat edilmesi gerekir: Tebligat için öncelikle tebligata esas olacak işlemi talep eden olmalıdır, usûlüne uygunsa bu talep üzerine ilgili merci tebligat çıkarmalıdır. Tebligatın çıkarılmasından sonra, bu tebligat, yetkili merci tarafından, kanunda belirtilen yer ve zamanda, usûlüne uygun olarak muhatabına ya da muhatap yerine tebligatı almaya yetkili kimseye ulaştırılmalıdır. Bu açıklamalar dikkate alındığında, tebligatın temel aşamalarını şu şekilde sıralayabiliriz: (1) Tebligat çıkarılması talebi, (2) tebligatı çıkaracak makamın tebliğ evrakını hazırlaması, (3) tebligatı yapacak merci (veya kişi) tarafından tebligatın usûlüne uygun şekilde, (4) tebligatın muhatabına (veya onun yerine tebellüğe yetkili kimseye) ulaştırılması. Tebligatın temel aşamalarını sıralayınız? Bir tebligatın tekemmül etmesi, yani tam olarak gerçekleşmesi için, yukarıdaki aşamalara ilişkin, tebligat hukukunun gereklerinin yerine getirilmesi gerekir. Tebligat, birbirine bağlı şeklî işlemlerden oluşmaktadır. Bildirimin belgelendirilmiş sayılması için, bu işlemler usûlünce yapılmalıdır; aksi halde, tebligat usûlsüz sayılıp geçersiz hale gelecektir. Tebligat önemi sebebiyle, bir takım sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Bazen yukarıda belirtilen aşamalar içiçe geçmiş olabilir. Örneğin, bir mahkemenin, doğrudan kendi işlemini tebliği halinde, burada tebliğ talep edenle tebliği çıkaran merci birleşmiştir; şayet şartları oluştuğundan doğrudan muhataba tebligat söz konusu ise (duruşmada doğrudan tarafa veya vekiline tebligat yapılması gibi), bu durumda da tebligatı talep eden, tebligatı çıkaran ve tebligatı yapan merci birleşmiş demektir. Ancak bu aşamaların birleşmiş olması, bu aşamalara ilişkin işlemlerin kanun dışında yapılacağı anlamına gelmez. Böyle bir durumda da her bir aşamanın gerektirdiği işlem tebligat hukuku kurallarına uygun yerine getirilmelidir. Yukarıda verilen örnekte, tebligat talebi yerine, mahkemenin tebliğe konu işlem hakkında bir karar vermesi, bu konuda tebliğ edilecek evrakın (belgenin, tutanağın vs.) hazırlanması veya düzenlenmesi ve doğrudan tebligatın gerektirdiği işlemin tam olarak yapılması (örneğin, duruşma tutanağına yazılması, gerekiyorsa muhatabın imzasının alınması) gerekir. 90

95 TEBLİGAT ÇIKARACAK VE TEBLİGATI YAPACAK MERCİLER Tebligatı Çıkaracak Merciler Tebligat Kanununun 1. maddesinde (ayrıca TebY m. 2) tebligat çıkaracak merciler tek tek belirtilmiştir. Kanunda açıkça belirtilen merciler dışında, kural olarak tebligat yapılması mümkün değildir. Bu hükme göre, tebligat çıkaracak merciler şunlardır: a. Yargı mercileri, b. Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, c. Özel bütçeli idareler, d. Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, e. Sosyal güvenlik kurumları, f. İl özel idareleri, g. Belediyeler, h. Köy tüzel kişilikleri, i. Barolar, j. Noterler. Yukarıda sayılanlar dışında kendi özel düzenlemelerinde Tebligat Kanunu çerçevesinde yetkili kılınan merciler de tebligat çıkarmaya yetkilidir. Kanun, tebligat çıkaracak idarelerin ve kurumların tespitinde 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununu ve ekli cetvelleri esas almıştır. Tebligat Kanunu tebligat çıkartacak idarelerin ve kurumların tespitinde Kamu Mali Yönetim Kontrol Kanununu ve ekli cetbellerini esas almıştır. TebK m. 1 ve TebY m. 2 de genel olarak belirtilmiş olan tebligat çıkaracak merciler, PTİR m. 7 de daha ayrıntılı şekilde de belirtilmiştir. Tebligat işlemlerinin yapılabilmesi için, Tebligat Kanunu gereğince tebligat çıkarmaya yetkili mercilerden birinin bu yönde işlem yapması gerekir. Bazen bir işlemin devamı olarak bazen de bağımsız olarak tebligat işleminin yapılmasına karar verilebilir. Örneğin, ilânen tebligat söz konusu ise, ilânen tebligatı gerektiren sebebi ayrıca belirterek tebligat çıkaracak merciin karar vermesi gerekir (TebK m. 29/1, TebY m. 49/1). Tebligatla ilgili karar verilmesi gereken durumlarda, öncelikle inceleme yapılıp karar verilmelidir. Bu sebeple, TebK m. 40 da, tebligata ilişkin kararların duruşma beklenmeden verileceği özel olarak belirtilmiştir (ayrıca TebY m. 63). Tebligatı Yapacak Merciler/Kişiler Posta İdaresi Tarafından Tebligat Tebligatlar kural olarak Posta ve Telgraf Teşkilâtı (PTT) tarafından yapılır (TebK m. 1, TebY m. 4). PTİR m. 3 de de, Kazai ve idari tebligat ile vergi tebligatı bu rehberde gösterilen usullerle PTT aracılığıyla yapılır. Tebliğ evrakı çıkarmaya yetkili merciler kanunların öngördüğü hallerde, tebligatı kendi memurları ile veya zabıta aracılığıyla yaptırabilirler. Böyle hallerde PTT'yi ilgilendiren bir işlem söz konusu olamaz. denilerek, bu hususa dikkat çekilmiştir. 91

96 Memur (veya Kolluk Kuvveti) Vasıtasıyla Tebligat Tebligat Kanunu nun 1. maddesinde tebligatın PTT veya memur vasıtasıyla yapılabileceği belirtilmiştir. Memur vasıtasıyla tebligat, Kanunun 2. ve 41. maddelerinde düzenlenmiştir. Yargı mercileri, kendiliğinden veya talep üzerine, işin niteliğine göre kendi memuru aracılığıyla tebligat yapılmasına da karar verebilir (TebK m. 41, TebY m. 64). Bu durumda ilgili yargı mercii, tebligat için PTT idaresi aracılığıyla değil, kendi memuru aracılığıyla tebliğ işlemini gerçekleştirecektir. Ancak, memur vasıtasıyla tebligat yapılan işlerde, Kanunda açıkça belirtilmemiş olsa da, ilgili yargı mercii sadece kendi yetki çevresi içinde bu işlemi gerçekleştirebilir. Zira, yargı mercilerinin kendi yetki çevreleri dışında doğrudan işlem yapmaları mümkün değildir, şartları oluşursa ancak istinabe yoluyla diğer yargı makamından yardım isteyebilir. Memur vasıtasıyla tebligat yapılmasına ilişkin diğer hüküm ise, Tebligat Kanunu nun 2. maddesidir (ayrıca TebY m. 5). Bu maddede, Diğer kanunlarda özel hüküm bulunması halinde, Gecikmesinde zarar doğabilecek işlerde, Aynı yerde bulunan ve tebligat çıkarmaya yetkili kurumlar arasında ya da bu kurumlarda çalışan kişilere, tebligat yapılması söz konusu olursa, ilgili merciin kendi memurları ya da mahalli mülkî idare amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla tebligat yaptırılır. Tebligat Kanunu nun 2. maddesinde düzenlenen memur (veya zabıta) vasıtasıyla tebligatla 41. maddesinde düzenlenen memur vasıtasıyla tebligat arasında bazı farklılıklar vardır. Bu farklılığın temelinde maddelerin düzenleniş yeri gelmektedir. Kanunun 2. maddesi, tüm tebligat türlerine ilişkin genel hükümleri içeren birinci babta iken, 41. madde, özel hükümleri düzenleyen ikinci babın adlî tebligatı düzenleyen birinci faslında yer almaktadır. Düzenleniş yeri de dikkate alındığında, 41. madde, 2. maddede sayılan şartlardan bağımsız olarak, adlî makamın kararıyla memur vasıtasıyla tebligat yapılmasını mümkün hale getirmiştir. Bir noktada, adlî tebligat bakımından memur vasıtasıyla tebligat kolaylaştırılmış, herhangi bir gerekçe göstermesine gerek olmadan, adlî makamın doğrudan veya işin niteliğine göre ilgilinin talebi ile bu tür tebligatı yapmasına imkân tanınmıştır. Oysa, 2. maddeye göre (adlî işler dışında) memur vasıtasıyla tebligat yapılabilmesi için, maddede belirtilen şartların oluşması ve bu konudaki gerekçenin, ilgili evrakta gösterilmesi gerekir (TebY m. 5/2). Kolluk kuvveti aracılığıyla tebligat yapılabilmesi için, adlî tebligatlar da dahil olmak üzere, öncelikle yukarıda belirtilen 2. maddedeki (TebY m. 5/1) şartların oluşması gerekir. Ayrıca, tebligatı çıkaran merci, bunun gerekçesini belirterek, yetkili mahallî mülkî amire başvuruda bulunmalıdır. Ancak, özellikle uygulamada yetkili mahallî mülkî amire başvuruya ilişkin kanun hükmüne tam uyulduğu söylenemez. Fakat, Tebligat Yönetmeliğinin 5. maddesinin 3. fıkrasına göre, kolluk vasıtasıyla yapılacak tebligatlarda, mahallî mülkî idare amirinin emri olmadan kolluğa gönderilecek tebliğ evrakı gönderilen mercie iade edilir. Doğrudan Tebligat Yukarıda belirtilen hallerde, tebligatı çıkaran merci, tebligat için ya PTT veya memur ya da kolluk kuvvetlerini aracı kılmaktadır. Yani, tebligatı çıkaran makam ile tebligatı yapan makam (veya kişi) ayrılmaktadır. İlgili makamın kendi memuru vasıtasıyla tebligat yapılmasında, memur, tebligatı çıkaran merci adına bu işlemi yapmaktaysa da, posta memuru yerine, bu memur araya girmektedir. Kanun bazı durumlarda, araya başka bir kurum veya kişi girmeden, tebligatların doğrudan yapılmasını mümkün kılmaktadır. Böylece, tebligat işlemi kolaylaştırılmış ve basitleştirilmiştir. Bu çerçevede doğrudan tebligat yapılabilecek haller şunlardır: 92

97 a. Duruşma sırasında, davaya ilişkin belgelerin taraflara, müdahile veya vekile verilmesi tebliğ hükmünde olduğu gibi (TebK m. 36, TebY m. 58), duruşma sırasında, mahkemece sıfatları tespit edilen avukat sekreterlerine ve stajyerlerine, bir sonraki duruşma gününün bildirilmesi avukata tebliğ yerine geçer (TebK m. 37, TebY m. 59). b. Avukatlar, takip ettikleri davalarda, makbuz karşılığında birbirlerine tebligat yapabilirler (TebK m. 38, TebY m. 60) ve mahkemenin kararı olmaksızın diğer tarafa adli kağıt ve belge tebliğ edebilirler (AvK m. 56/4). c. Mahkeme kararları, yazı işleri müdürleri tarafından makbuz karşılığında taraflara doğrudan verilebilir (HMK m. 301/1). Yurt Dışı Tebligatlarda Durum Doğrudan tebligat yapılabilecek halleri sayınız. Yabancı ülkeye yapılacak veya yabancı bir ülkeden Türkiye ye yapılacak tebligatlarda, Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği yanında, ikili ve çok taraflı anlaşmaların hükümlerine de uygun davranılmalıdır. Ayrıca, bu tür tebligatlarda, yurt içi tebligat sırasında görevli olan tebligatla ilgili merci ve kişiler dışında, başka makamların da araya girmesi söz konusudur. Bu çerçevede, tebligat çıkaran merciin bulunduğu ve tebligat yapılacak ülkenin kanunları ile anlaşma hükümlerine göre, tebligat yapılacak ülke makamları tarafından tebligat işlemleri gerçekleştirilebileceği gibi, tebligatı çıkaran ülkenin temsilcilikleri aracılığıyla da tebligat yapılabilir. Ancak, ikinci ihtimal sürekli uygulama alanı bulmayan bir durumdur ve tebligat yapılacak ülkenin bu konudaki açık ya da zımnî iznine bağlıdır. Nitekim Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği de bu hususu Yabancı memlekette tebliğ, o memleketin salahiyetli makamı vasıtasıyle yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleketin kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu, tebligat yapılmasını salahiyetli makamdan ister. şeklinde düzenlemiştir (TebK m. 25/1, TebY m. 42). Yurt dışı tebligatın özellikleri aşağıda ayrıca açıklanırken bu konuya ayrıca değinilecektir. TEBLİGAT YAPILABİLECEK KİŞİLER Muhatap (Tebligat Yapılacak Kişi) Tebligat hukuku bakımından tebligat yapılacak kişi, muhatap olarak adlandırılır. Tebligatta muhatap, bir davadaki veya yargısal işteki durumundan bağımsız olarak belirlenir. Örneğin, bir davada davacı, davalı, müdahil, sanık, tanık, bilirkişi ya da icra takibinde alacaklı, borçlu gibi kimseye tebligat yapılması gerekiyorsa, o kimse tebligat bakımından muhataptır. Tebligatın temel amacı da, muhataba tebliğ evrakını en sağlıklı şekilde ulaştırmaktır (yani bildirmektir). Tebligat, kural olarak muhatabın kendisine yapılır. Muhatap gerçek veya tüzel kişi olabilir. Gerçek kişi ise, muhatap kişinin kendisidir. Tüzel kişilerde tebligat, tüzel kişi adına onun yetkili temsilcisine, temsilciler birden fazla ise, bunlardan yalnız birine yapılır (TebK m. 12, TebY m. 20). Tüzel kişilerin yetkili temsilcileri, ilgili kanuna veya statülerine göre belirlenir (TebY m. 20/2). Tebliğ memurunun muhatabın, gerçekten o kimse olup olmadığını tespit bakımından ilgilinin kimliğini isteme ve inceleme yetkisi bulunmaktadır (TebY m. 36). Muhatap yerine, ancak Kanunda belirtilen hallerde ve belirtilen kişilere tebligatın yapılması mümkündür. Bunun dışında başkasına yapılan tebligat usûlsüz ve kural olarak geçersizdir. Örneğin, muhatap yerine komşuya, kapıcıya vs. yapılan tebligat geçersizdir. 93

98 Muhatap Yerine Tebligat Yapılabilecek Kişiler Muhatap, tebliğ adresinde bulunmaz ve hemen bulundurulması mümkün olmazsa, kanunda öngörülen durumlarda, kanunda belirtilen muhatap yerine tebellüğe ehil bir kimseye de tebligat yapılabilir. Muhatap yerine bazen aile fertlerinden birine ya da birlikte oturduğu veya birlikte çalıştığı bir kimseye tebligat yapılması mümkündür. Kanunda bu kimseler sınırlı şekilde sayılmıştır. Muhatap yerine tebligat yapılacak kişilerle aşağıda özel olarak belirtilen kişileri birbirinden ayırdetmek gerekir. Zira, aşağıda ayrıca açıklanacak durumlar tebligat yapılacak kişi bakımından daha çok özel durumları ifade etmektedir. Oysa burada belirtilen muhatap yerine tebligatı almaya yetkili kimseler, muhatapla aynı adreste sürekli bulunan kişilerdir. Yani, bu kişiler muhatabın günlük hayatını paylaşan ve onu her gün görme ve iletişim kurma imkânı olan kimselerdir. Muhatap yerine tebligat yapılabilecek kimseler temelde iki gruba ayrılarak düzenlenmiştir: a. Kendisine tebligat yapılacak kimse (yani muhatap) adresinde bulunamazsa, tebligat, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerine yapılabilir (TebK m. 16; TebY m. 25). Burada muhatapla birlikte oturmanın sürekli olması gerekir. Örneğin, kısa bir süre için ziyarete gelen aile fertlerinden birine, muhatap yerine tebligat yapılamaz. Kanunda, birlikte oturan kişilerin muhatapla doğrudan bir yakınlığının olması da aranmamıştır. Bu sebeple, örneğin, iki üniversite öğrencisinin sürekli aynı evi paylaşması durumunda da, biri yokken diğerine tebligat yapılabilir. Birlikte oturmanın yanında, muhatabın hizmetçisi, uşağı, işçisi vb. yanında çalışan kişilere de onun yerine tebligat yapılabilir. b. Belirli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenlerin kendisi yoksa, o yerde sürekli çalışan memur veya müstahdemlerinden birine, meslek veya sanatını evinde icra edenlerin memur veya müstahdemlerinden biri bulunmadığında, aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine tebligat yapılabilir (TebK m. 17; TebY m. 26). Meslek veya sanat icra edenlerin emrinde çalışanlara veya yardımcılarına da muhatap bulunmadığında tebligat yapılması mümkündür. Burada iki husus önemlidir. Birincisi, muhatapla aynı yerde çalışan herkese değil, emri altında çalışanlara tebligat yapılabilmesi; ikincisi, bu kişilerin tebligat yapılan yerde çalışıyor olmasıdır. Bu sebeple, örneğin muhatabın iş ortağına ya da başka bir işyerinde çalışan yardımcısına yapılan tebligat usûlsüzdür. Şayet muhatap mesleğini evinde icra ediyorsa ve emrinde çalışan bir kimse de yoksa, o zaman aynı konutta birlikte oturduğu kişi ya da hizmetçisine tebligat yapılabilir. c. Yukarıda belirtilen muhatap yerine tebligat yapılacak kimseler bakımından kanun koyucu bir sınırlama da getirmiştir. Bunun amacı, kendi yerine tebligat yapılacak kimselerin, tebligatı önemini anlayabilecek ve muhataba ulaştırabilecek yeterlilikte olmasıdır. Muhatap yerine tebligat yapılacak (yukarıda sayılan) kimselerin, görünüşleri itibariyle on sekiz yaşından aşağı olmaması ve açık şekilde ehliyetsiz bulunmaması gerekir (TebK m. 22; TebY m. 34). Burada görünüş esas alınmıştır. Özellikle, tebliğ anında ilgili kişinin kimliğini yanında bulundurmaması ihtimali dikkate alınarak, ayrıca tebligatın aksamaması için, tebliğ memurunun, tebligatı alacak kişinin görünüşü itibariyle on sekiz yaşından aşağı olmadığını ve açıkça ehliyetsiz olmadığını tespit etmesi yeterli sayılmıştır. Ancak, özellikle yaş bakımından ciddi bir tereddüt ortaya çıkarsa, tebliğ memuru kimlik incelemesi yapabilir (TebY m. 36). Ehliyetsizlikten kasıt, tebligatı alan kimsenin, tebligatın önemini anlayacak ve bunu muhataba ulaştıracak yeterlilikte olmasıdır. Kanunî Temsilciye Tebligat Muhatabın kanunî temsilcisi varsa ve tebligatın muhatabın bizzat kendisine yapılması gerekmiyorsa, temsilcisine yapılır (TebK m. 11/3; TebY, m. 19). Muhatabın kendisine tebligat yapılabilmesi, onun medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olmasına bağlıdır. Muhatabın medenî hakları kullanma ehliyeti bulunmuyorsa, tebligat, kanunî temsilcisine yapılmalıdır. Kanunî temsilcinin kim olduğu ve hangi durumlarda kanunî temsilci atanacağı, Türk Medenî Kanunu na göre belirlenir. Yani, böyle bir durumda veli, vasi ya da kayyıma tebligat yapılması gerekir. Tebligat yapılmadan önce, kanunî temsilci atanması gerekip henüz atanmamış olanlara, önce bir kanunî temsilci atanması yoluna gidilir, daha sonra tebligat bu kanunî temsilciye yapılır (TebY m. 19/3). 94

99 Kanunî temsilci atanan durumlarda dahi, muhatabın bizzat kendisine tebligat yapılması söz konusu ise, artık kanunî temsilciye tebligat yapılmaz (TebY m. 19/2). Örneğin, kişiye sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılması durumunda bununla ilgili tebligat bizzat muhataba yapılmalıdır. Vekile Tebligat Vekil aracılığıyla takip edilen dava ve işlerde tebligatın mutlaka vekile yapılması gerekir, vekil varken asıl tarafa yapılan tebligat usûlsüzdür. Bir kişinin birden fazla vekili varsa, tebligat bunlardan birine yapılır (TebK m. 11/1; TebY m. 18). Tebligat hukuku anlamında vekilden kasıt, Avukatlık Kanunu gereğince (AvK m. 35) vekil olmaya ehil olan kimselerdir. Avukatlık Kanunu gereğince, hukukî konularda temsil ve takip bakımından avukatların tekel hakkı mevcuttur. Ancak, özel hükümler gereğince avukat dışında da vekâlet almaya yetkili kimseler, bu özel hükümlerle sınırlı olarak vekâlet ehliyetine sahiptir. Örneğin, dava vekilleri, dava takipçileri veya Kadastro Kanunu gereğince belirli derecede yakınlar gibi. Vekille takip edilen işlerde, vekilin bizzat kendisi bulunmuyorsa, 17. madde gereğince yanında çalışan yardımcısı, sekreteri, katibine tebligat yapılabilir. Burada, özellikle muhatap avukatla aynı büroda çalışan başka avukata tebligat yapılıp yapılamayacağı tartışma konusu olabilir. Şayet, ortak olarak çalışan iki avukat söz konusu ise ve her ikisinin de o hususta vekâletnamesi bulunuyorsa, bir sorun ortaya çıkmayacaktır; ancak, sadece birinin vekâletnamesi bulunuyorsa, bu durumda vekâleti olmayan ortağa tebligat yapılamaz. Bir avukatlık bürosunda, muhatap avukatın yanında sigortalı çalışan avukatın tebligat konusu işlemle ilgili vekâleti bulunmuyorsa, 17. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği tereddütlüdür. Çünkü, avukatlar sigortalı çalışsalar da, bir başka yardımcı gibi nitelendirilemezler. Bununla birlikte yine de o işle ilgili vekâleti olmadan bir avukatla birlikte çalışanların da 17. madde kapsamında sayılması yerinde olacaktır. Bir kimsenin birden fazla vekili varsa, tebligatın sadece bunlardan birine yapılması yeterlidir. Buna rağmen tebligat birden fazla vekile yapılırsa, bunlardan ilkine yapılan tebligat esas alınır (TebK 11/1). Vekile tebligat zorunluluğu, geçerli şekilde bir vekilin atanması ile başlayıp vekâlet ilişkisi mevcut oldukça devam eder. Ancak, vekil atanmakla birlikte, vekilin atandığı henüz yargı organına ya da karşı tarafa bildirilmemişse, tebligatın asile yapılması gerekir; vekâlet ilişkisinin iradî olarak (özellikle azil veya istifa gibi bir sebeple) sona erdiği, bununla birlikte, karşı tarafa ve yargı organına bildirilmediği durumlarda ise, vekile tebligat zorunluluğu devam eder (HMK m. 81). Vekilin, istifaya rağmen Avukatlık Kanunu gereğince vekâleten iş yapması gereken durumlarda (AvK m. 41), bu, iç ilişkide sonuç doğurup, tebligatın yapılıp yapılmayacağı, dışa yansıyan duruma göre tespit edilir. Vekil atanmış olmasına rağmen, yargılamada mutlaka asılın bulunması ve tebligatın asıla yapılması gereken durumlarda, vekile tebligat yapılmaz. Ayrıca, ceza yargılaması gereğince kararların sanıklara tebliğine ilişkin hükümler de saklıdır (TebK m. 11/1, c. 4; TebY m. 18/2). Mutlaka tarafın ya da ilgilinin kendisine tebligat yapılması gereken durumlar dışında, asıl ve vekil birlikte hazır bulunuyorsa, tebligat vekile yapılmalıdır. Vekilin tebligat konusundaki yetkisi sadece yargılama aşaması ile sınırlı olmayıp kural olarak kararın icrasını da kapsar. Yani, davada vekil olan kimse, o davayla ilgili icra takibinde de tebligatın muhatabıdır. Meğer ki, bu arada vekâlet görevi sona ermiş olsun. Vekille takip edilen işlerde vekillerin birbirlerine doğrudan tebligat yapmaları da mümkündür (TebK m. 38, TebY m. 60; AvK m. 56). Vekilin avukat olması durumunda, avukatın bürosunda yapılacak tebligatların resmî çalışma gün ve saatlerinde yapılması gerektiği (TebK m. 11/2, TebY m. 18/1) hususuna da dikkat edilmelidir. Vekile tebligat yapıcak durumlarda vekilin bizzat kendisini bulunmuyorsa tebligat kimlere yapılabilir? 95

100 Tüzel Kişilere ve Ticarethanelere Tebligat Tüzel kişilere tebligat halinde muhatap olarak tüzel kişinin esas alınacağını ancak, tebligatın yetkili temsilcisine yapılacağını yukarıda belirttik. Burada, temsilcinin o sırada bulunmaması durumunda tebligatın kime yapılacağına ilişkin hususları açıklamaya çalışacağız. Tüzel kişi adına tebligat yapılacak temsilcisi (veya temsilcileri), mutad iş saatlerinde orada bulunmuyorsa ya da o sırada evrakı alamayacak durumdaysa, tebligat o yerde bulunan memur veya müstahdemlerden birine yapılır (TebK m. 13, TebY m. 20/I, 21/1). Burada da öncelikle, yetkili temsilciden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi bu işle görevli birine tebligat yapılmalı; bunlar bulunmazsa, diğer memur ya da müstahdeme tebligat yapılmalıdır (TebY m. 21/2-3). Ancak yetkili temsilci dışında bir kişiye tebligat yapılırsa, tebliğ evrakına, yetkili kişi bulunamadığı için bu kişiden sonra gelen, o da yoksa, görevlilerden birisine tebligat yapıldığının açıkça yazılması gerekir. Yetkili temsilci varken veya yukarıda belirtilen sıra gözetilmeden yapılan tebligat geçersizdir. Tüzel kişi adına tebligat yapılacak temsilcinin normal çalışma saatlerinde tebligat yapılacak yerde bulunmaması halinde tebligat kimlere yapılabilir? Tüzel kişiliği olmayan topluluklarda (örneğin adi ortaklık veya mirasta) tebligat, muhatap veya muhataplarına yapılmalıdır. Ancak kanun gereğince bu topluluğu temsile yetkili bir kimse varsa, bu durumda temsilciye o iş ve temsille sınırlı tebligat yapılabilir. Ticarethanelerle ilgili olarak tebligata ilişkin özel düzenleme yapılmıştır. Gerçek veya tüzel kişiye ait bir ticarethanenin işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda, yetkili ticarî mümessile yapılan tebligat geçerlidir (TebK m. 12/2, TebY m. 20/3). Askerî Kişilere Tebligat Askerî kişilere yapılacak tebligat bakımından Kanunda ve Yönetmelikte ikili bir ayrım yapılmış, erata (er ve erbaşa) yapılan tebligatla bunların dışında kalan astsubay, subay, askerî memur vb. yapılan tebligat farklı düzenlenmiştir. Bu ayrımın dışında, sefer halindeki birliklerde görev yapan askerî kişilere nasıl tebligat yapılacağı da ayrıca düzenlenmiştir. a. Erata tebligat yapılması gereken durumlarda, kıta komutanı veya müessese amiri gibi en yakın üste tebligat yapılmalıdır (TebK m. 14/1, TebY m. 22/1). Nöbetçi amiri veya subayı, tebliğ memurunun en yakın üste tebligat yapmasını temin eder (TebY m. 22/2). Tebligat yapılması gereken erat değişik sebeplerle (izinli, firarda, başka birliğe gitme vs.) o yerde bulunmuyorsa, durum tebliğ evrakına yazılır ve gerekli işlem yapılır. Bulunmama sebebine göre, tebliğ evrakı merciine iade olunur (firar gibi) veya erata ulaştırılmaya çalışılır (tatbikat veya başka birliğe sevk gibi), erata ulaştırılamama ya da sürenin bunun için yeterli olmaması halinde, tebligatın yine merciine iadesi gerekebilir. b. Erat dışında astsubay, subay, askerî memur gibi kimselere, oturdukları adreste tebligat yapılabileceği gibi, birlik veya kurumlarında da tebligat yapılması söz konusu olabilir. Bu durumda, tebliğin yapılmasını nöbetçi amiri veya subayı temin eder. Bunlar tarafından muhatabın hemen bulundurulması veya o anda tebliğinin temini mümkün olmazsa, tebliğ nöbetçi amire veya subaya yapılır (TebK m. 14/2, TebY m. 23). c. Sefer halinde olan birlik veya kurumdaki askerî kişilere tebligat yapılması gerekirse, yukarıdaki ayrım dikkate alınmadan, muhatabın bağlı olduğu kuvvet komutanlıkları aracılığıyla tebligat işlemi gerçekleştirilir (TebK m. 15, TebY m. 24/1). Bu durumda tebligatı, kıta komutanı, müessese amiri gibi en yakın üst yapar (TebY m24/2). Askeri kilerden erat dışında kalanlara tebligat nasıl yapılmaktadır? 96

101 Otel, Hastahane, Fabrika, Okul Gibi Yerlerde Tebligat Tebliğ yapılacak kişi, otel, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, okul, öğrenci yurdu gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde ise, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. Muhatap bulunursa, tebligat doğrudan muhataba yapılır (TebK m. 18, c. 1; TebY 27/1). İdareci veya kısım amiri tarafından muhatap derhal bulundurulamaz veya tebellüğden imtina ederse ya da başka bir sebeple tebliğin temini mümkün olmazsa, tebligat idareci veya kısım amirine yapılır (TebY m. 27/2). Tutuklu ve Hükümlülere Tebligat Tutuklu veya hükümlülere ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memur temin eder (TebK m. 19, TebY m. 28/1). Tebligat, tutuklu veya hükümlünün kendisine yapılır; kurum müdür veya memuru, kurumun kendi düzeni içinde tebligatın yapılmasını temin eder. Mahkumun kendisine tebligat yapılamaması durumunda, ilgili müdür veya memur tarafından sebebi belirtilir ve tebligat müdür ya da memura yapılır (TebY m. 28/3). Bir yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkum olanlara kanunî temsilci atanması gerektiğinden, tebligatın da kanunî temsilciye yapılması ve bu konudaki kurallara uyulması gerekir (TebY m. 28/2). Tutuklu veya hükümlünün hastahanede bulunması halinde de yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak tebligatın yapılması gerekir (TebY m. 28/4). Tebellüğ Edecek Kişinin Hasım Olmaması Tebligat Kanunu hükümlerine göre, kendilerine tebliğ yapılması mümkün olan kimselerin, o yargılamada hasım olarak ilgileri varsa, muhatap adına kendilerine tebligat yapılamaz (TebK m. 39, TebY m. 62). Burada hasım olmayı, bir davada, davacı veya davalı olarak veya bir geçici hukukî korumada ya da bir takipte, alacaklı borçlu olarak karşı tarafta yer alma şeklinde anlamak gerekir. Bu hüküm, tebligatın amacının bertaraf edilmesine engel olmak ve tebligatın sağlıklı bir şekilde yapılmasını temin etmek için konulmuştur. Çünkü, tebligatta amaç, muhataba bildirimin yapılabilmesidir; muhatapla onun adına tebligat yapılabilecek kimse arasında husumet mevcutsa, tebligatın o kimseye yapılması durumunda, amacına ulaşmayacağı açıktır. Örneğin, aynı konutta oturan eşe tebligat yapılabilecekken (TebK m. 16), eşler arasında bir boşanma davası mevcutsa, dava sırasında aynı konutta oturmaya devam etseler ya da tebligat adresi orası görünse dahi tebligat yapılamaz. Bu hükmün, gereği gibi uygulanabilmesi için, tebliğ memurunun muhatapla tebligat yapacağı kimse arasındaki husumeti tebliğ evrakından anlayabilmesi gerekir. Bu sebeple, özel durumlarda tebliğ evrakının bu açıklıkta düzenlenmesi yararlı olacaktır. Şüphesiz, tebliğ çıkaran merciin böyle durumlarda gerekli titizliği göstermesi, tebliğ evrakında buna dikkat çekmesi, tebliğ memurlarının da özellikle belirli işlerdeki tebligatlar da yeterli özenle hareket etmesi gerekir. Muhatapla o sırada tebligat için hazır bulunan arasında husumet olan durumlarda, muhatap bulunarak kendisine tebligat yapılamıyorsa, muhatabın (veya yerine tebellüğe yetkili kimsenin) o sırada adreste bulunmaması halinde yapılması gereken işlemler yapılmalıdır. 97

102 Özet Tebligat, kelime olarak açıklama, bildirme, haber verme, duyurma gibi anlamları içinde barındıran tebliğ kelimesinden kaynaklanmaktadır. Tebligatın hukukî tanımı, bir yargılamaya ilişkin olan işlemleri, o yargılamayla ilgili kişilere, kanunda belirtilen usûle uygun olarak bildirmek için yapılan belgelendirme işlemidir. Tebligat ve davetiyeler yargılamanın yürütülmesi için büyük önem taşır. Tarafların veya ilgililerin adlî ve yargılama faaliyeti içinde yer almaları, yapılacak veya yapılmış işlemleri öğrenmeleri, bunun sonucu olarak, kendilerine tanınan hakları kullanabilmeleri tebligat veya davetiyeye bağlıdır. Bir ülkenin gelişmişliği ve sağlıklı ve iyi organize olmuş bir devlet yapısına sahip olup olmadığı, tebligat işlemlerindeki başarısıyla paraleldir denilebilir. Tebligatın egemenlikle doğrudan bağlantılı bir husus olduğu, özellikle yurt dışı tebligatlarda karşımıza çıkmaktadır., tebligat yargılamadaki en temel haklardan biri olan, adil yargılama hakkının temel unsurlarından hukukî dinlenilme hakkı ile doğrudan ilgilidir. Ayrıca Posta Kanunu ile Posta Tüzüğünün de ilgili hükümleri de tebligat hukukunda kaynak durumundadır. Tebligat hukukunun en önemli kaynağı 7201 sayılı Tebligat Kanunudur. Tebligat hukukunun diğer önemli bir kaynağı TebK m. 60 a göre çıkarılan Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliktir. Tebligatla ilgili bu temel hukukî düzenlemeler dışında, posta idaresinin (PTT) de, kendi iç düzenlemeleri mevcuttur. Bu konuda özellikle Postada Tebligat İşlemleri Rehberi (PTİR) tebligat bakımından önemli bir düzenlemedir. Ayrıca, değişik kanunlarda, özellikle de yargılama hukukuna ilişkin kanunlarda doğrudan veya dolaylı olarak tebligat hukukunu ilgilendiren hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca tebligat konusundaki uluslararası sözleşmelerde kaynak durumundadır. Tebligat çıkaracak merciler şunlardır: Yargı mercileri, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, özel bütçeli idareler, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, sosyal güvenlik kurumları, il özel idareleri, belediyeler, köy tüzel kişilikleri, barolar, noterler ve bu sayılanlar dışında kendi özel düzenlemelerinde Tebligat Kanunu çerçevesinde yetkili kılınan merciler de tebligat çıkarmaya yetkilidir. Kanun, tebligat çıkaracak idarelerin ve kurumların tespitinde 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununu ve ekli cetvelleri esas almıştır. Tebligatlar kural olarak Posta ve Telgraf Teşkilâtı (PTT) tarafından yapılır. Yargı mercileri, kendiliğinden veya talep üzerine, işin niteliğine göre kendi memuru aracılığıyla tebligat yapılmasına da karar verebilir. Kanun bazı durumlarda, araya başka bir kurum veya kişi girmeden, tebligatların doğrudan yapılmasını mümkün kılmaktadır. Böylece, tebligat işlemi kolaylaştırılmış ve basitleştirilmiştir. Bu çerçevede doğrudan tebligat yapılabilecek haller şunlardır:duruşma sırasında, davaya ilişkin belgelerin taraflara, müdahile veya vekile verilmesi tebliğ hükmünde olduğu gibi, duruşma sırasında, mahkemece sıfatları tespit edilen avukat sekreterlerine ve stajyerlerine, bir sonraki duruşma gününün bildirilmesi avukata tebliğ yerine geçer. Avukatlar, takip ettikleri davalarda, makbuz karşılığında birbirlerine tebligat yapabilirler ve mahkemenin kararı olmaksızın diğer tarafa adli kağıt ve belge tebliğ edebilirler. Mahkeme kararları, yazı işleri müdürleri tarafından makbuz karşılığında taraflara doğrudan verilebilir. Yurtdışı tebligatlarda tebligat yapılacak ülke makamları tarafından tebligat işlemleri gerçekleştirilebileceği gibi, tebligatı çıkaran ülkenin temsilcilikleri aracılığıyla da tebligat yapılabilir. Tebligat muhataba, muhatap yerine geçebilecek kiimselere, kanuni temsilciye ve vekile yapılabilir. Tüzel kişi adına tebligat yapılacak temsilcisi (veya temsilcileri) yapılır ancak, temsilci mutad iş saatlerinde orada bulunmuyorsa ya da o sırada evrakı alamayacak durumdaysa, tebligat o yerde bulunan memur veya müstahdemlerden birine yapılır. Askeri kişlere yapılan tebligatın erata tebligat yapılması gereken durumlarda, kıta komutanı veya müessese amiri gibi en yakın üste tebligat yapılmalıdır. Erat dışında astsubay, subay, askerî memur gibi kimselere, oturdukları adreste tebligat yapılabileceği gibi, birlik veya kurumlarında da tebligat yapılması söz konusu olabilir. Sefer halinde olan birlik veya kurumdaki askerî kişilere tebligat yapılması gerekirse, muhatabın bağlı olduğu kuvvet komutanlıkları aracılığıyla tebligat işlemi gerçekleştirilir. Otel, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, okul, öğrenci yurdu gibi yerlerde tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder. Muhatap bulunursa, tebligat doğrudan muhataba yapılır. Tutuklu veya hükümlülere ait tebliğlerin yapılmasını, bunların bulunduğu kurum müdürü, müdür yoksa orayı idare eden memuru temin eder. 98

103 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdakilerden hangisi Tebliğ kavramının taşıdığı anlamlardan değildir? a. Bildirme b. Haber verme c. Yanıt isteme d. Açıklama e. Duyurma 2. Yargılama konusunda bir tebligat işleminin geçerli sayılabilmesi için hangisinin gerçekleşmesi gerekmektedir? a. Yazılı Olarak Yapılması b. Bildirmenin gerçekleşmesi c. Yetkili kişi tarafından hazırlanması d. Bilgilendirme ve belgelendirmenin gerçekleşmesi e. Resmi posta aracılığıyla yapılması 3. Hangisi yargılamanın yürütülmesi bakımından tebligatın taşıdığı önemi göstermez? a. Tarafların yargılamada yer almalarının sağlanması b. Tarafların yapılacak işlemleri öğrenmelerinin sağlanması c. Tarafların yapılmış işlemleri öğrenmelerinin sağlanması d. Tarafların kendilerine tanınan hakları öğrenmelerinin sağlanması e. Karşı tarafın haklarının neler olduğunun öğrenilmesinin sağlanması 4. Hangisi ülkemizde tebligat ile ilgili karşılaşılan sorunlardan biri değildir? a. Tebligatların gereğinden fazla evrak kullanılarak hazırlanması b. Ülkedeki bilgi ağı sisteminin yetersizliği c. Ülkedeki kayıt sisteminin yetersizliği d. Tebligatın muhatabına ulaştırılamaması e. Tebliğ edilecek evraklardaki eksiklikler 5. Gecikmesinde zarar umulan işlerde tebligat aşağıdakiletrden hangisi aracılığıyla yapılmaktadır? a. Posta b. Memur c. İlan d. İnternet e. Konsolosluklar 6. Kolluk kuvvetleri aracılığıyla tebligat yapabilmek için aşağıdakilerden hangisine başvurmak gerekmektedir? a. Yargı organlarına b. Kolluk kuvvetlerine c. Yetkili mahalli mülki amire d. İçişleri Bakanlığına e. Tebligat yapacak daire amirine 7. Tebligat Kanununa göre kendisine tebligat yapılabilecek olan kişi aşağıdakilerden hangisidir? a. Alıcı b. Borçlu c. Davalı d. Muhatap e. Tanık 8. Tebligat hukukunun en önemli kaynağı hangisidir? a. Medeni kanun b. Vergi Usul kanunu c. Tebligat kanunu d. Tebligat Tüzüğü e. Uluslar arası sözleşmeler 9. Muhatabın birden fazla vekilinin olması durumunda tebligat birden fazla vekile yapıldığında aşağıdakilerden hangisi doğrudur? a. Tebligat geçersiz olur b. İlk yapılan tebligat geçerlidir c. Her iki tebligat da geçerlidir d. İkinci vekile yapılan tebligat geçerlidir e. Son yapılan tenligat geçerlidir 99

104 10. Tebligatın ilk aşaması hangisidir? a. Tebligat evrakının hazırlanması b. Tebligatın usulüne uygun biçimde yapılması c. Tebligatın muhatabına yapılması d. Tebligat talebi e. Tebligatın yazılması Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. c Yanıtınız yanlış ise Tebligat kavramı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. d Yanıtınız yanlış ise Tebligat kavramı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. e Yanıtınız yanlış ise Tebligatın önemi. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. a Yanıtınız yanlış ise Tebligatın önemi başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. b Yanıtınız yanlış ise Tebligat çıkartacak ve tebligatı yapacak mercileri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. c Yanıtınız yanlış ise Tebligat çıkartacak ve tebligatı yapacak mercileri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. d Yanıtınız yanlış ise Tebligat yapılabilecek kişiler. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yanıtınız yanlış ise Tebligat hukukunun kaynakları başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. b Yanıtınız yanlış ise Tebligat yapılabilecek kişiler. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. d Yanıtınız yanlış ise Tebligatın temel aşamaları. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Hukukî dinlenilme hakkının üç unsuru, bilgilenme hakkı, açıklama hakkı ve yargı organlarının bu açıklamaları dikkate alıp değerlendirmesidir. Sıra Sizde 2 Tebligatın temel aşamaları; (1) Tebligat çıkarılması talebi, (2) tebligatı çıkaracak makamın tebliğ evrakını hazırlaması, (3) tebligatı yapacak merci (veya kişi) tarafından tebligatın usûlüne uygun şekilde, (4) tebligatın muhatabına (veya onun yerine tebellüğe yetkili kimseye) ulaştırılmasıdır. Sıra Sizde 3 Doğrudan tebligat yapılabilecek haller şunlardır; Duruşma sırasında, davaya ilişkin belgelerin taraflara, müdahile veya vekile verilmesi tebliğ hükmünde olduğu gibi duruşma sırasında, mahkemece sıfatları tespit edilen avukat sekreterlerine ve stajyerlerine, bir sonraki duruşma gününün bildirilmesi avukata tebliğ yerine geçer; Avukatlar, takip ettikleri davalarda, makbuz karşılığında birbirlerine tebligat yapabilirler (TebK m. 38, TebY m. 60) ve mahkemenin kararı olmaksızın diğer tarafa adli kağıt ve belge tebliğ edebilirler Mahkeme kararları, yazı işleri müdürleri tarafından makbuz karşılığında taraflara doğrudan verilebilir. Sıra Sizde 4 Vekille takip edilen işlerde, vekilin bizzat kendisi bulunmuyorsa, yanında çalışan yardımcısı, sekreteri, katibine tebligat yapılabilir. Ortak olarak çalışan iki avukat söz konusu ise ve her ikisinin de o hususta vekâletnamesi bulunuyorsa tebligat yapılabilir. Ancak, sadece birinin vekâletnamesi bulunuyorsa, bu durumda vekâleti olmayan ortağa tebligat yapılamaz. Vekaletname alınan işle ilgili vekâleti olmadan bir avukatla birlikte çalışanların da 17. madde kapsamında sayılması yerinde olacaktır. 100

105 Sıra Sizde 5 Tüzel kişi adına tebligat yapılacak temsilcisi (veya temsilcileri), mutad iş saatlerinde orada bulunmuyorsa ya da o sırada evrakı alamayacak durumdaysa, tebligat o yerde bulunan memur veya müstahdemlerden birine yapılır Burada da öncelikle, yetkili temsilciden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi bu işle görevli birine tebligat yapılmalı; bunlar bulunmazsa, diğer memur ya da müstahdeme tebligat yapılmalıdır Sıra Sizde 6 Erat dışında astsubay, subay, askerî memur gibi kimselere, oturdukları adreste tebligat yapılabileceği gibi, birlik veya kurumlarında da tebligat yapılması söz konusu olabilir. Bu durumda, tebliğin yapılmasını nöbetçi amiri veya subayı temin eder. Bunlar tarafından muhatabın hemen bulundurulması veya o anda tebliğinin temini mümkün olmazsa, tebliğ nöbetçi amire veya subaya yapılır Yararlanılan Kaynaklar Akkan M., Elektronik Ortamda Tebligat Yapılmasına İlişkin Gelişmeler, Halûk Konuralp Anısına Armağan, C. 1, s. Ankara 2009, s Aldemir H., Hukuk Davalarında Yargılama Giderleri, 3. Bası, Ankara Deliduman S., Tebligat Hukuku Bilgisi, 2. Baskı, Ankara Kaçak N., Tebligat Kanunu Şerhi, 2. Bası, Ankara Kuru B./Arslan R./ Yılmaz E., Medenî Usûl Hukuku Ders Kitabı, 22. Baskı, Ankara Muşul T., Tebligat Hukuku, 4. Baskı, Ankara Özekes M., Karar İncelemesi (Usûlsüz Tebligat ve Dürüstlük Kuralı), ManisaBD 1998/66, s Pekcanıtez H./Atalay O./Özekes M., Medenî Usûl Hukuku, 12. Bası, Ankara Ruhi A.C./Ruhi C., Tebligat Hukuku Bilgisi, Ankara Tanrıkulu C., Türk ve Avusturya Hukukunda Elektronik Tebligat, TBBD, s. 85, 2009, s Turhan A. U., Tebligat Hukuku, Tebligat Suçları ve İlgili Mevzuat, 3. Bası, Ankara

106 6 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Tebligat yapılacak yerleri ifade edebilecek, Tebligatın yapılacağı zamanı ve süreleri açıklayabilecek, Tebligat evrakını sayabilecek, Tebligat giderlerini ifade edebilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Tebligat Adresi Yerleşim Yeri Tebliğ Mazbatası Davetiye Tebliğ Mazbatalı Zarf İçindekiler Giriş Tebligat Yapılacak Yer Tebligat Yapılacak Zaman ve Tebligat İçin Uyulacak Süreler Tebligat Evrakı Tebligat Giderleri 102

107 Tebligatın Yapılabileceği Yer, Tebligat Süreleri, Tebliğ Evrakı ve Giderleri GİRİŞ Tebligatın tebligat hukukunun kaynaklarına uygun biçimde yapılabilmesi için tebligatın yapılacağı yer, tebligat süreleri, tebligat evrakı ve giderleri konularının bilinmesi gerekmektedir. Tebligat kural olarak muhatbın adresinde yapılmalıdır. Adreste tebligat yapılamaması, adresin değişmesi durumlarına ilişkin düzenlemelr söz konusudur. Tebligatın hangi süreler içerinde yapılacağı, tebligat ile ilgili düzenlenmesi gereken belgelerin neler olduğu, hangi bilgleri taşımaları gerektiği, kimler tarafından ne zaman düzenleneceği ve işlevlerinin neler olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Ayrıca tebligata ilişkin giderlerin neler olduğu, nasıl belirlendiği ve kimler tarafından ödenmesi gerektiği de tebligat hukukunun konuları arasındadır. TEBLİGAT YAPILACAK YER 1. Kural: Muhatabın Adresinde Tebligat Yapılması Tebligat, tebliğ yapılacak kişinin bilinen en son adresine yapılır (TebK m. 10/1). Bu adresin tespitinde, tebliğ isteyenin beyanı, muhatabın veya diğer ilgililerin bildirimleri ya da mevcut belgelerden yararlanılır (TebY m. 16/1). Kural olarak, tebligat adresinden başka bir adreste tebligat yapılamayacağı gibi, tebliğ memurunun, tebligatın postahaneden alınması için ihbar kağıdı bırakması da mümkün değildir. Tebligat hukuku bakımından, adresle yerleşim yeri birbirinden farklı değerlendirilmelidir. Yerleşim yeri, kişinin hayat merkezi olup, yerleşmek niyetiyle oturduğu yerdir. Oysa, tebligat adresi bu adresten farklı bir adres olabilir. Burada önemli olan tebligat yapılacak bir adrestir. Muhatabın yerleşim yeri (ikametgâh), sürekli oturduğu yer (mesken) ve tebligat yapılan adres farklı olabilir. Bu çerçevede, tebligatın durumuna göre, muhatabın oturduğu ev, çalıştığı iş yeri, yazlık evinin adresi tebligat adresi olabilir. Tebligat adresi bakımından önemli olan, muhataba ulaşılabilecek ve muhatapla doğrudan bağlantılı bir adres olmasıdır. Tebliğ memuru, tebligat adresinde küçük yanlışlıklar mevcutsa ya da adreste, belirtilen yerin isminde bilinen değişiklikler meydana gelmişse, bunları dikkate alıp tebliğ evrakına not düşerek tebligatı yapmalıdır; sırf bu sebeple tebligat yapılmasından imtina edilemez. Örneğin, küçük bir harf veya rakam hatasına rağmen muhatap bulunabilmişse ya da yerin veya mahallenin ismi değişmiş, eski ismi yazılmışsa, tebliğ memuru doğru olan şekilde tebligatı yapmalı, bunu da tebliğ mazbatasına not düşmelidir. Bu husus, özellikle, yeni tebligatların daha sağlıklı yapılması ve doğru adresin bilinmesi bakımından önem taşır. Tebliğ adresine tebligat için gidildiğinde, muhatap ya da yerine tebligat yapılacak kimse bulunamaz, ancak yeni adresi öğrenilirse, tebliğ memuru bu durumu tebliğ mazbatasına yazar ve yeni adres kendi bölgesi sınırları içinde kalıyorsa, tebligatı yapar. Eğer, muhatabın yeni adres bilinmekle birlikte, adres memurun dağıtım bölgesi dışında kalıyorsa, memur bunu mazbataya not eder ve tebliğ evrakı dağıtım merkezine gönderilir. Tebligat adresine tebliğ için gidildiğinde, muhatap yada yerine tabligat yapılacak kimse bulunamaz, ancak yeni adres öğrenilirse tebliğ memuru ne yapmalıdır? 103

108 Bilinen (veya yukarıda açıklandığı şekilde ilgililerce bildirilen) en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi (MERNİS adresi), bilinen en son adres olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır (TebK m. 10/2, TebY m. 16/2, c. 1). Adres kayıt sistemindeki adrese tebligat yapılması halinde, başkaca bir adres araştırması yapılmaz; ayrıca, renkli hazırlanan tebligat zarfında da, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresinin olduğu özel olarak belirtilerek meşruhat verilmesi gerekmektedir (TebY m. 16/2, c. 2). Dikkat edilirse, kural olarak muhataba en fazla iki tebligat yapılması söz konusu olacaktır, ikiden fazla tebligata pek ihtiyaç olmayacaktır. Çünkü, önce muhatabın bilinen adresine tebligat yapılacak, eğer bu adreste sonuç alınamazsa adres kayıt sistemindeki adrese tebligat yapılmakla yetinilecektir. Bu sebeple, kişilerin adres kayıt sistemindeki adreslerinin gerçeği yansıtmasına dikkat etmeleri, adres değişikliklerinde bu adresi güncellemeleri önem taşımaktadır. Aksi halde tebligat yapılmış sayılarak sonuçlarını doğuracaktır. Kendisine, yukarıdaki şekilde tebligat hukukuna göre tebligat yapılamayan, adres kayıt sisteminde de adresi bulunmayan ve yapılan soruşturmaya rağmen adresi tespit edilemeyen kimsenin adresi meçhul sayılır (TebK m. 28/2; TebY m. 48/2). Adresten Başka Yerde Tebligat Muhatabın kabulü halinde, bilinen en son adresi dışında, başka yerde de tebligat yapılabilir (TebK m. 10/II). Bu şekilde başka yerde tebligat yapılması ancak, muhataba, kanunî temsilcisine veya vekiline tebligat halinde mümkündür. Bunun dışında, muhatap yerine tebligat yapılabilecek kimselerin bu şekilde tebliği kabulü geçerli değildir. Başka yerde tebligat için, doğrudan muhatapça bu şekildeki tebligatın kabul edilmesi veya muhatabın doğrundan tebliğ çıkaran mercie, ilgili PTT merkezine ya da tebliğ memuruna başvurması gerekir (TebY m. 17). Adresin Değiştirilmesi Muhataba veya yerine tebellüğ edebilecek kimselere daha önce usûlüne göre tebligat yapıldıktan (veya tebligat yapılmış sayıldıktan) sonra, muhatap adresini değiştirirse, bunu ilgili yargı merciine bildirmekle yükümlüdür. Eğer adres değişikliği bildirilirse, tebligat yeni adrese yapılır. Adresine daha önce tebligat yapılan kimse, yeni adres bildirilmez ve adres kayıt sistemindeki adresi de tespit edilemezse, artık adres araştırması yapılmaz ve tebliğ evrakının bir örneği eski adresin bulunduğu binanın kapısına yapıştırılır; tebligatın, eski adresin kapısına asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebligatlar, muhataba yapılmış kabul edilir (TebK m. 35/1-3; TebY m. 57/1-3). Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılan Türk vatandaşı, yurt dışındaki adresini değiştirir ve bunu tebliği çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yeni yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca, yurt dışındaki Türk vatandaşlarına yapılması gereken usulle (TebK m. 25a; TebY m. 43) gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır (TebK m. 35/5; TebY m. 57/5). Dikkat edilirse bu düzenleme, yurt içinde daha önce adrese tebligat yapılması hakkındaki yukarıda yapılan açıklamaya paralel şekilde, yurt dışında tebligat yapılan Türk vatandaşlarına ilişkin bir düzenlemeyi içermektedir. Tüzel kişiler bakımından ise, daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve yukarıdaki çerçevede bu adreslere yapılan tebligatlarda da tebligat yapılmış sayılır (TebK m. 35/4; TebY m. 57/4). Dolayısıyla tüzel kişiler de resmî kayıtlardaki adreslerini değiştirdiklerinde bunların kayıtlarda da düzeltilmesini sağlamalıdırlar; aksi halde daha önce o adrese tebligat yapılmamış olsa dahi, resmî adrese yapılan tebligat geçerli kabul edilecektir. Tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adreslerinin dikkate alınması için, o adrese daha önce tebligat yapılmış olması gerekmemektedir. 104

109 TEBLİGAT YAPILACAK ZAMAN VE TEBLİGAT İÇİN UYULACAK SÜRELER Tebligat normal çalışma gün ve saatlerinde yapılabileceği gibi, resmî tatil günlerinde ve adlî tatilde de yapılabilir (TebK m. 33; TebY m. 55). Gece vakti de tebligat yapılması mümkündür (TebY m. 54). Bununla birlikte, avukat tarafından takip edilen işlerde, avukatın bürosunda yapılacak tebligatlar ancak resmî çalışma gün ve saatlerinde yapılabilir (TebK m. 11/3; TebY m. 18/I, c. 2). Avukatla takip edilen işlerde istisna getirilmesinin sebebi, avukatın bürosunun sürekli açık olmaması ve hak kayıplarının önüne geçilmesidir. Görüldüğü üzere, tebligatın önemine binaen, tebligat zamanı kural olarak oldukça geniş tutulmuştur. Tebligatın yapılma zamanı bakımından önemli olmasa da, resmî tatil günlerinde, gece vakti ya da adlî tatilde yapılan tebligatla işlemeye başlayan sürelerin geçmesi ya da sürenin sona ermesi bakımından özel hükümler ayrıca dikkate alınmalıdır. Örneğin, adlî tatilde, (ilgili iş ya da davanın, adlî tatilde görülüp görülmemesine bakılmadan) tebligat yapılabilmesine rağmen, tebliğle işlemeye başlayan süre adlî tatilde dolarsa, tatilin bittiği günden itibaren bir hafta daha uzatılmış sayılır (HMK m. 104). açıklayınız. Adli tatilin tebligatın yapılma zamanı ve sürelere ilişkin etkisini Tebligatın istenen sonucu sağlaması ve amacına hizmet etmesi için, tebligat muhatabına zamanında ulaşmalı ve muhatabın da tebligatın gereğini yerine getirecek zamanı olmalıdır. Bunu temin için, tebliğ evrakının duruşma ya da işlem gününden belirli bir süre önce gönderilmesi esası da kabul edilmiştir. Bu çerçevede özellikle tebligat çıkaran merciin, tebligat evrakını posta idaresine teslimi sırasında bu sürelere de uygun davranması gerekir. Aşağıda açıklanacak süreler, muhatap bakımından değil, tebliğ çıkaran merci ile tebligatı yapacak posta idaresi arasındaki iç ilişkide önem taşımaktadır. Yönetmelikte belirtilen özel ve seri vasıtalarla tebligat (TebY m. 10) yapılanlar dışında kalan, her çeşit tebliğ evrakı ve davetiyelerin ilgililere ulaşması ve ilgililerin, tebliğin veya davetiyenin gereklerine yerine getirebilmesi için, evrakı çıkaran merci tarafından sürenin belirlenmesinde dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Evrakın gönderileceği yerin yakınlık veya uzaklığı, mevsim koşulları, ulaşım araçlarının durumu gibi hususlar göz önünde tutulmalıdır (TebY m. 15). Uygulamada, tebligatı çıkaran merciin bu hususları dikkate almaması durumunda, geç tebligattan dolayı sorumlu olmamak için, posta merkezleri tarafından tebligatın kabul edilmediği veya çıkaran merciye tebligatın iade edildiği görülmektedir. Yabancı ülkelere gönderilecek ve içinde belirli bir zaman belirtilen (örneğin, belirli bir günde yapılacak duruşmada hazır bulunulması gibi) tebliğ evrakının, tebliği çıkaran merci tarafından, tebliğde belirtilen günden en az üç ay önce ilgili bakanlığa gönderilmesi gerekir (TebY m. 41). TEBLİGAT EVRAKI Genel Olarak Yönetmeliğin Onuncu Bölümü (TebY m ), tebliğ evrakının hazırlanmasına ayrılmıştır. Ayrıca Yönetmeliğin Onbirinci Bölümünde yer alan 79. maddeye göre de bu basılı evrakın bazıları (Yönetmelik Ek-1 de yer alan (2) ve (7) numaralı örnek basılı evrak) PTT Genel Müdürlüğü tarafından, bazıları ise tebliği çıkaran merciler tarafından temin edilmesi gerekir. Yönetmeliğe ekli örneklerde belirtilen basılı evrakın beyaz renkte olması gereklidir. Ancak, Yönetmeliği 16. maddesine göre, muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapılması gereken durumda (yani bilinen adrese yapılan tebligatın başarısız olması halinde, artık o adreste fiilen bulunmasa dahi adres kayıt sistemindeki adresine tebligat yapılması ve tebligat yapılamasa dahi tebligat yapılmış sayılması hali), düzenlenecek tebliğ zarfı açık mavi renkte hazırlanmalıdır. Bunun sebebi, özellikle gereksiz yere zaman kaybetmemek ve tekrar tebligatın yapılmayacağı bu durumda tebligat zarfının dikkat çekecek şekilde olmasını sağlamaktır. Aşağıda tüm tebliğ evrakının değil, önemli bazı tebliğ evrakının özellikleri ile tebliğ evrakının hazırlanması ve gönderilmesi üzerinde durulacaktır 105

110 Tebliğ Mazbatalı Zarf Tebligat Kanunu'nun 1. maddesinde yazılı (TebY m. 2) mercilerden çıkarılacak tebliğ evrakı, teslim sırasında kolaylıkla ayrılabilecek şekilde tebliğ mazbatalı kapalı bir zarf içinde gönderilir. Ancak, davetiye, basit yargılama usûlü davetiyesi, yemin davetiyesi bu zarfın içine konulmadan da gönderilebilir (TebK m. 59/2). Tebliğ mazbatalı zarfta, aşağıda açıklanacağı üzere mazbata zarfla birlikte hazırlanmış matbu bir belge olup, tebliğ işlemlerini belgelendirmeye yarayacaktır. Eğer tebligat yapılacaksa, tebligat zarfı muhatap veya ilgiliye bırakılacak mazbata düzenlenerek tebliğ zarfından ayrılıp merciine gönderilecektir. Şayet tebligat zarfının da iadesi gerekirse, mazbata zarfla birlikte merciine iade edilecektir. Yabancı ülkelerde kendisine tebligat yapılacak Türk vatandaşları için ayrı bir tebliğ mazbatalı zarf düzenlenmesi gerekmektedir (TebY m. 435). Bu tebliğ mazbatası ekli (4) numaralı örneğe göre düzenlenecektir. Türkiye'de oturan yerli ve yabancı kişilere tebliğ edilmek üzere, yabancı bir ülkenin elçiliğinden veya bölgesinde bulunduğu valilik kanalı ile konsolosluğundan, Dışişleri Bakanlığı na tevdi olunan evrak, Dışişleri Bakanlığı tarafından anlaşmalar hükümleri ve karşılıklılık esaslarına uygun görüldüğü takdirde, Yönetmeliğe ekli (5) numaralı örnekteki tebliğ mazbatalı zarf içinde gönderilir (TebY m. 44). Tebliğ Mazbatası Tebliğ mazbatası, tebligat memuru tarafından tebliğ işlemini tespit eden belgedir. Tebliğ mazbatası, tebligat bakımından en önemli belgedir denilebilir. Çünkü, bu belge sayesinde, tebligatın yapılıp yapılamadığı, yapılamama sebebi, yapılmışsa kime, nasıl ve ne zaman yapıldığı gibi hususlar belgelendirilmiş olur (TebY m. 35). Tebligat yapılamayan durumlarda, tebliğ memuru tebliğ mazbatasını doldurup tebliğ zarfı ile birlikte merciine iade eder; tebligat yapılması halinde tebliğ zarfı tebligat yapılan kimseye bırakılır, tebligatın yapılmasıyla ilgili hususlar tebliğ mazbatasına not düşülerek merciine iade edilir. Her tebligatta bir tebliğ mazbatası düzenlenmesi ve bunu, tebliği yapanın da imzalaması şarttır. Tebliğ mazbatasının, tebliğ işlemine ilişkin en önemli belge olması sebebiyle, dikkatli düzenlenmesi ve mazbataya tebligata ilişkin hususların tam ve açık olarak yazılması gerekir. Bu şekilde bir belgenin düzenlenmesi, hem tebligattan dolayı zaman kaybının önüne geçecek hem de adlî işlemlerin daha sağlıklı yürütülmesini sağlayacaktır. Doğrudan tebligatın söz konusu olduğu hallerde, tebliğ mazbatası düzenlenmez. Celse esnasında davaya ait evrakın taraflara, müdahillere, temsilcilerine veya bunların vekillerine verilmesi (TebY m. 58); celse esnasında yargı mercii tarafından, sıfatları usûlen tespit edilen avukat katiplerine ve stajyerlerine müteakip celse gün ve saatinin bildirilmesi (TebY m. 59); vekillerin birbirine makbuz karşılığı tebligat yapması (TebY m. 60) hallerinde ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmez (TebY m. 61). Tebliğ mazbatasından nelerin bulunması gerektiği Tebligat Kanunu nun 23. maddesinde belirtilmiştir (TebY m. 35/1). Buna göre, tebliğ mazbatası şu hususları içermelidir: Tebliği çıkaran merciin adı. Tebliği isteyen tarafın adı, soyadı ve adresi. Tebliğ olunacak kişinin adı, soyadı ve adresi. Tebliğin konusu. Tebliğin kime yapıldığı ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise, o kimsenin adı, soyadı, adresi ve tebellüğe ehil olduğu. Tebliğin nerede ve ne zaman yapıldığı. 21'inci maddedeki durumun ortaya çıkması halinde (tebliğ imkânsızlığı veya tebellüğden imtina halinde), bu hususlara ilişkin işlemlerin yapıldığını ve imtina için gösterilen sebebi. Tebligatın adres kayıt sistemindeki adrese yapılması durumunda buna ilişkin kaydı. Tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzası. Tebliğ mazbatasında yukarıda belirtilen hususları kaydetmek için yeterli alan bulunmaması halinde tebliğ memuru usûlüne uygun şekilde mazbataya ek yapabilir (TebY m. 35/2). 106

111 Tebliğ mazbatası, Yönetmeliğin Ek-1 de yer alan (3) nolu örneğine göre hazırlanarak bastırılır ve tebliğe çıkaran merci tarafından düzenlenir. Mazbata tebliğ memurunca tebliğ yerinde düzenlenir (TebY m. 35/3). Ancak, yabancı ülkedeki Türk vatandaşlarına yapılacak tebligatta 4 numaralı örnek, Türkiye de oturan yerli ve yabancılara Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla tebligatta 5 numaralı örnek kullanılır. Tebliğ mazbatalarının gerek tebliği çıkaran gerekse tebliğ memuru tarafından okunaklı şekilde düzenlenmesi gerekir (TebY m. 35/4). Davetiye Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler nelerdir? Davetiye, tebligattan farklı bir kavramdır. Mahkemenin, bir kimseyi (ki, bu kişi taraf olabileceği gibi, avukat, tanık veya bilirkişi olabilir) huzuruna çağırmasına davet, davetin yazılı şekilde yapılmasına da davetiye denir. Davette mahkeme huzuruna çağrı söz konusudur. Her tebligat bir davetiyeyi içermez, davetiye dışında başka hususların da tebliği söz konusudur. Davetiyede nelerin bulunması gerektiği Kanunda ve Yönetmelikte (TebK m. 9, TebY m. 14) belirlenmiştir. Buna göre, davetiyede, Tarafların ve varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile yerleşim yeri veya mesken yahut iş adresleri, Anlaşılacak şekilde kısaca tebliğin konusu, Davet edilen kişinin hangi mercide ve hangi gün ve saatte hazır bulunması gerektiği ve bu merciin yeri, Kanunlarına göre davetiye ve celpnamelerde belirtilmesi gereken diğer hususlar, Davetiyeyi çıkaran merciin mührü ve mahkeme yazı işleri müdürü ve diğer mercilerde yetkili memurun imzası, yer almalıdır. Davetiyeler Yönetmelik Ek-1 deki ekli (1) nolu örnekte düzenlenmiştir. Davetiyede bulunması gereken bilgiler nelerdir? Tebliğ Evrakının Hazırlanması ve Gönderilmesi Tebliğ olunacak her tür evrak, biri dosyasına konulmak ve diğeri tebliğ edilecek kimselere verilmek üzere lüzumu kadar nüsha şeklinde düzenlenir. Bu nüshalarda iş sahibi (yani tebligatı talep eden) veya vekilinin imzası bulunur. Re'sen yapılan tebligata ait evrakı, tebliği çıkaran merciin yetkili memuru imzalar. Tebliğ olunmak üzere yetkili mercilere verilecek evrakın her nüshasına bu mercilerce, verildiği tarih yazılır ve istenirse makbuz verilir. Her tür evrakın tebliğine ve davetiyelere ilişkin tebliğ mazbataları dosyasına konulur (TebK m. 8, TebY m. 13). Tebliğ evrakının, teslim sırasında kolaylıkla ayrılabilecek şekilde, tebliğ mazbatalı zarf içine konulması ve tebliğ mazbatası dışındaki kısımlarının, tebliğe çıkaran merci tarafından doldurulması gerekir (TebY m. 73). Tebligatın telgrafla yapılması isteniyorsa, normal veya acele işaretli olmak üzere belirtilmesi gerekir (TebY m. 74). Usûlüne uygun düzenlenip, gerekli masrafı ödenmiş olan tebligat evrakı, tebliği çıkaran merci tarafından, Yönetmelikte belirtilen 8 numaralı örneğe göre tanzim edilen tevdi listesi ile birlikte PTT İdaresine verilir (TebY m. 75). Telgrafların tevdii halinde telgraf otomasyon sistemi üzerinden alınacak listenin bir örneği, çıkaran mercie verilir (TebY m. 74). Tebliğ evrakının posta idaresine verilmesi sırasında, TebY m. 15 de belirtilen sürelere de (yani tebliğ evrakının ilgili tebligat konusu işlemin gerçekleştirileceği zamandan belirli bir süre önce verilmesi) uyulmalıdır. Posta İdaresi, tebliğ evrakının tebliğ mazbatası haricinde kalan kısımlarının, çıkaran merci tarafından tamamen doldurulup doldurulmadığını, posta pullarının tarifeye göre yapıştırılıp yapıştırılmadığını ve telgrafların örneğine göre yazılıp yazılmadığını, evrakı tevdi edenin huzurunda inceler. Usûlüne uygun olmayan evrak, sebebi tevdi listesinde belirtilerek iade edilir (TebY m. 76). Usûlüne uygun olan tebliğ 107

112 evrakı kabul edilir ve barkod numaraları vasıtasıyla kayıtlı posta otomasyon sistemine kaydedilir. Sistem üzerinden kabul listesi düzenlenir ve kabul listesinin bir örneği tebligatı çıkaran mercie verilir. Bu barkod numaraları sayesinde, kabul edilen tebliğ evrakı, sistem üzerinden takip edilir (TebY m. 77). Tebliğ memuru, tebligatı Kanun ve Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yapar. Tebliğ evrakının teslimi ile mazbatalarının çıkış merciine iade işlemleri Yönetmelik hükümleri kapsamında yapılır (TebY m. 77, son cümle). TEBLİGAT GİDERLERİ Her tebligat belirli bir gider karşılığında yapılır. Çünkü, tebligat için alınacak ücretler PTT işletmesince ayrı bir tarife ile tespit edilir (TebK m. 3). Ayrıca memur vasıtasıyla yapılan tebliğlerde de masraf alınır (TebK m. 4). Memur vasıtasıyla yaptırılacak tebliğlerde, tebliğ yapana verilecek masrafların miktarı, tebliğ yapılacak kişinin bulunduğu yerin uzaklığına göre, her malî yılbaşında, il idare kurullarınca, merkez ilçe ve bağlı ilçeler için ayrı ayrı tespit edilir sayılı Harcırah Kanunu nun 49. maddesine göre tazminat alan memurlara, yaptıkları tebliğler için, ödeme yapılmaz (TebK m. 4; TebY m. 7). Özel usûllerle tebligat yapılması durumunda, tarifeye göre ayrıca ek ücret alınacaktır (TebK m. 7/2, TebY m. 11). Aksine bir hüküm olmadıkça, tebligat yapılmasını isteyen kimse, tebligat giderlerini peşin olarak öder. Tebliği çıkaracak yargı mercii tarafından belirlenen süre içinde gerekli tebligat ücretini vermeyen kimse, talebinden vazgeçmiş sayılır (TebK m. 5; TebY m. 8/I-2). Ancak, bu konuda yargılama kanunlarında yer alan özel hükümler her hâlükârda dikkate alınmalıdır. Örneğin, 6100 sayılı HMK m. 120 gereğince tebligat masraflarının davanın başında gider avansı olarak ödenmesi gerekli olup bu avans ödenmediğinde ya da eksildiğinde verilen kesin sürede tamamlanmadığında davanın dava şartı yokluğundan reddi gerekecektir (HMK m. 120, 114/1-g). Bu durumda Tebligat Kanunundaki hükümler uygulanmayacaktır. Bu tür özel hüküm bulunmayan yargısal işlemlere ilişkin tebligatlarda tebligat konusu talepten vazgeçilmiş sayılır (TebK m. 34/2). Zaruri sebeplerden dolayı, tebligat masrafı için verilen süreye uyulmaması halinde, (yargılama hukukuna ilişkin özel hükümler saklı kalmak kaydıyla) yeni bir süre verilir (TebK m. 5/2; TebY m. 6/2). Tebligat masrafları kesin olarak belirlenemezse, avans olarak alınıp bilahare mahsubu yapıldıktan sonra bakiyesi iade edilir (TebY m. 6/1). Tebligat yapılmasını isteyenin ücretini ödeyeceği kuralına kanunlarda özel istisnalar getirilmiş olabilir. Örneğin, İcra ve İflâs Kanunu nun 62. maddesine göre, alacaklı takip yaparken, takip masrafları ile birlikte, borçlunun muhtemel itirazının kendisine tebliğine ilişkin masrafları da ödemek zorundadır. Burada, tebligat yapılmasını isteyen borçlu olmakla birlikte, masraf başlangıçta alacaklıdan alınmaktadır. Bu şekildeki özel hükümlere de ayrıca dikkat edilmelidir. Adli yardımdan yararlananların, ödemeleri gereken ücret veya masraflar, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere, ilgili mercilerce ödenir. Yabancı elçilik ve konsolosluklardan gönderilen evraka ait ücret veya masrafın bu elçilik veya konsolosluklardan talep edilebilmesi, anlaşmalar hükümlerine ve karşılıklılık esaslarına tâbidir. Yabancı ülkelerde yapılacak tebligat ücretleri, Tebligat Yönetmeliğinin 39. maddesine göre yayımlanacak tebliğ esaslarına göre, tebligatı çıkaran merci tarafından alınır (TebY m. 8/4-5). Tebligat yapılmasını isteyenin tebligat giderlerini ödemesi kuralına getirilen istisnalar nelerdir? Kanunda ve Yönetmelikte, tebliğ evrakının zıyaı halinde masrafların nasıl karşılanacağı da ayrıca düzenlenmiştir. PTT İşletmesi, mücbir haller dışında herhangi bir sebeple zıyaa uğrayan tebliğ evrakının yeniden tanzim ve tebliği için gerekli masrafları Posta Kanunu'nun taahhütlü maddelere ilişkin hükümlerine göre öder (TebK m. 6; TebY m. 9). Bu konuda nasıl talepte bulunulacağı, tazminat miktarı ve zamanaşımı gibi konular Posta Kanunu hükümlerine göre çözümlenir (PosK m ). 108

113 Özet Tebligat, tebliğ yapılacak kişinin bilinen en son adresine yapılır. Kural olarak, tebligat adresinden başka bir adreste tebligat yapılamayacağı gibi, tebliğ memurunun, tebligatın postahaneden alınması için ihbar kağıdı bırakması da mümkün değildir. Muhatabın kabulü halinde, bilinen en son adresi dışında, başka yerde de tebligat yapılabilir. Muhataba veya yerine tebellüğ edebilecek kimselere daha önce uûlüne göre tebligat yapıldıktan (veya tebligat yapılmış sayıldıktan) sonra, muhatap adresini değiştirirse, bunu ilgili yargı merciine bildirmekle yükümlüdür. Eğer adres değişikliği bildirilirse, tebligat yeni adrese yapılır. Adresine daha önce tebligat yapılan kimse, yeni adres bildirilmez ve adres kayıt sistemindeki adresi de tespit edilemezse, artık adres araştırması yapılmaz ve tebliğ evrakının bir örneği eski adresin bulunduğu binanın kapısına yapıştırılır; tebligatın, eski adresin kapısına asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebligatlar, muhataba yapılmış kabul edilir. Tebligat normal çalışma gün ve saatlerinde yapılabileceği gibi, resmî tatil günlerinde ve adlî tatilde de yapılabilir. Gece vakti de tebligat yapılması mümkündür (TebY m. 54). Bununla birlikte, avukat tarafından takip edilen işlerde, avukatın bürosunda yapılacak tebligatlar ancak resmî çalışma gün ve saatlerinde yapılabilir. Tebligatın yapılma zamanı bakımından önemli olmasa da, resmî tatil günlerinde, gece vakti ya da adlî tatilde yapılan tebligatla işlemeye başlayan sürelerin geçmesi ya da sürenin sona ermesi bakımından özel hükümler ayrıca dikkate alınmalıdır. Yabancı ülkelere gönderilecek ve içinde belirli bir zaman belirtilen tebliğ evrakının, tebliği çıkaran merci tarafından, tebliğde belirtilen günden en az üç ay önce ilgili bakanlığa gönderilmesi gerekir. Tebligat Kanunu'nun 1. maddesinde yazılı (TebY m. 2) mercilerden çıkarılacak tebliğ evrakı, teslim sırasında kolaylıkla ayrılabilecek şekilde tebliğ mazbatalı kapalı bir zarf içinde gönderilir. Tebliğ mazbatalı zarf, tebliğ işlemlerini belgelendirmeye yarayacaktır. Tebliğ mazbatası, tebligat memuru tarafından tebliğ işlemini tespit eden belgedir. Tebliğ mazbatası, tebligat bakımından en önemli belgedir denilebilir. Çünkü, bu belge sayesinde, tebligatın yapılıp yapılamadığı, yapılamama sebebi, yapılmışsa kime, nasıl ve ne zaman yapıldığı gibi hususlar belgelendirilmiş olur.. Mahkemenin, bir kimseyi (ki, bu kişi taraf olabileceği gibi, avukat, tanık veya bilirkişi olabilir) huzuruna çağırmasına davet, davetin yazılı şekilde yapılmasına da davetiye denir. Tebliğ olunacak her tür evrak, biri dosyasına konulmak ve diğeri tebliğ edilecek kimselere verilmek üzere lüzumu kadar nüsha şeklinde düzenlenir. Her tebligat belirli bir gider karşılığında yapılır. Çünkü, tebligat için alınacak ücretler PTT işletmesince ayrı bir tarife ile tespit edilir. Ayrıca memur vasıtasıyla yapılan tebliğlerde de masraf alınır. Aksine bir hüküm olmadıkça, tebligat yapılmasını isteyen kimse, tebligat giderlerini peşin olarak öder. Tebliği çıkaracak yargı mercii tarafından belirlenen süre içinde gerekli tebligat ücretini vermeyen kimse, talebinden vazgeçmiş sayılır. Ancak, bu konuda yargılama kanunlarında yer alan özel hükümler her hâlükârda dikkate alınmalıdır. 109

114 Kendimizi Sınayalım 1. Tebliğ memuru aşağıdaki durumlardan hangisinin varlığı halinde tebligatı tamamlamak durumundadır? a. Tebligat adresi olarak belirtilen adreste küçük değişiklikler varsa b. Muhatap adreste bulunamamışsa c. Muhatap geçici olarak adresten ayrılmışsa d. Adreste muhatap yerine küçük çocukları varsa e. Muhatabın başka bir ile taşındığı öğrenilmişse 2. Aşağıdakilerden hangisi muhatabın yeni adresini bildirmekle yükümlü değildir? a. Muhtarlar b. Barolar c. Devlet daireleri d. Bakanlıklar e. Komşular 3. Bilinen en son adres dışında başka bir adreste tebligat yapılabilmesi aşağıdakilerden hangisine bağlıdır? a. Tebligatı yapacak memurun takdirine b. Diğer adresin daha kolay ulaşılabilir olmasına c. Tebliği çıkartan merciin takdirine d. Muhatabın kabulüne e. Tebligatın ivedi olup olmamasına 4. Muhatap yada yerine tebligat yapılabilecek kimselere tebligat yapıldıktan sonra muhatap adresini değiştirirse, muhatap bu durumu aşağıdakilerden hangisine bildirme yükümlüdür? a. Tebliğ yapan memura b. İlgili yargı merciine c. Dağıtım merkezine d. Mahalle muhtarına e. Kolluk kuvvetlerine 5. Kendisine tebligat yapılmayan ve adresine tespit edilemeyen kimsenin adresi ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir? a. Adresi meçhul sayılır b. Adres tespiti için yetkili makamlara başvurulur c. Mahalle muhtarından adres tespiti için yardım istenir d. Kolluk kuvvetlerinden adres tespiti istenir e. Adres ile ilgili tespit ilanı verilir 6. Tebligat bakımından en önemli belge aşağıdakilerden hangisidir? a. Yemin davetiyesi b. Davetiye c. Basit yargılama davetiyesi d. Tebliğ mazbatası e. Tebliğ ihbarnamesi 7. Tebliğ mazbatasının düzenleneceği yer aşağıdakilerden hangisidir? a. Tebligatın yapıldığı yer b. Tebligatı çıkartan merci c. Tebligatın yapılacağı yer muhtarlığı d. Tebligatın yapıldığı yere en yakın kolluk kuvvetleri merkezi e. Tebligatı yapacak posta merkezi 8. Bir davada bilirkişi olarak atanan kişinin mahkeme huzuruna çağrılmasını için kullanılan aracı ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir? a. İhbarname b. Mahkemeye çağrı c. Bildirim d. Davetiye e. Teklifname 110

115 9. Tebligat giderleri ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? a. Özel usullerle yapılacak tebligatlar için tarifeye göre ayrıca ücret alınır b. Her tebligat belirli bir gider karşılığı yapılmaktadır c. Tebligat için alınacak ücretler PTT işletmesince tespit edilir d. Memur aracılığıyla yapılacak tebliğlerde ayrı masraf alınır e. Tazminat alan memurlara yaptıkları tebligat için ayrıca ödeme yapılmaz 10. Tebligat ücretinin hangi süre içerisinde verileceği aşağıdakilerden hangisi tarafından belirlenmektedir? a. Adalet Bakanlığı b. PTT işletmesi c. Tebligatı çıkartan mercii d. Maliye Bakanlığı e. İçişleri bakanlığı Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. a Yanıtınız yanlış ise Tebligat yapılacağı yer başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. e Yanıtınız yanlış ise Tebligat yapılacak yer. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. c Yanıtınız yanlış ise Tebligat yapılacak yer başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. b Yanıtınız yanlış ise Tebligat yapılacak yer başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. a Yanıtınız yanlış ise Tebligat yapılacak yer başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. d Yanıtınız yanlış ise Tebligat evrakı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. a Yanıtınız yanlış ise Tebligat evrakı başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. d Yanıtınız yanlış ise Tebligat evrakı. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. e Yanıtınız yanlış ise Tebligat giderleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. c Yanıtınız yanlış ise Tebligat giderleri başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Tebliğ adresine tebligat için gidildiğinde, muhatap ya da yerine tebligat yapılacak kimse bulunamaz, ancak yeni adresi öğrenilirse, tebliğ memuru bu durumu tebliğ mazbatasına yazar ve yeni adres kendi bölgesi sınırları içinde kalıyorsa, tebligatı yapar. Eğer, muhatabın yeni adres bilinmekle birlikte, adres memurun dağıtım bölgesi dışında kalıyorsa, memur bunu mazbataya not eder ve tebliğ evrakı dağıtım merkezine gönderilir. Sıra Sizde 2 Adlî tatilde tebligat yapılabilmekle birlikte işlemeye başlayan sürelerin geçmesi ya da sürenin sona ermesi bakımından özel hükümler ayrıca dikkate alınmalıdır. Örneğin, adlî tatilde, (ilgili iş ya da davanın, adlî tatilde görülüp görülmemesine bakılmadan) tebligat yapılabilmesine rağmen, tebliğle işlemeye başlayan süre adlî tatilde dolarsa, tatilin bittiği günden itibaren bir hafta daha uzatılmış sayılır Sıra Sizde 3 Tebliğ mazbatasında, tebliği çıkaran merciin adı. tebliği isteyen tarafın adı, soyadı ve adresi. tebliğ olunacak kişinin adı, soyadı ve adresi. tebliğin konusu. tebliğin kime yapıldığı ve tebliğ muhatabından başkasına yapılmış ise, o kimsenin adı, soyadı, adresi ve tebellüğe ehil olduğu. tebliğin nerede ve ne zaman yapıldığı., tebliğ imkânsızlığı veya tebellüğden imtina halinde, bu hususlara ilişkin işlemlerin yapıldığını ve imtina için gösterilen sebebi tebligatın adres kayıt sistemindeki adrese yapılması durumunda buna ilişkin kaydı ve tebliğ evrakı kime verilmiş ise onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzası bulunmalıdır. Sıra Sizde 4 Davetiyede, tarafların ve varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile yerleşim yeri veya mesken yahut iş adresleri, anlaşılacak şekilde kısaca tebliğin konusu, davet edilen kişinin hangi mercide ve hangi gün ve saatte hazır bulunması gerektiği ve bu merciin yeri, kanunlarına göre davetiye ve celpnamelerde belirtilmesi gereken diğer hususlar, davetiyeyi çıkaran merciin mührü ve mahkeme yazı işleri müdürü ve diğer mercilerde yetkili memurun imzası yer almalıdır. 111

116 Sıra Sizde 5 İcra ve İflâs Kanunu nun 62. maddesine göre, alacaklı takip yaparken, takip masrafları ile birlikte, borçlunun muhtemel itirazının kendisine tebliğine ilişkin masrafları da ödemek zorundadır. Burada, tebligat yapılmasını isteyen borçlu olmakla birlikte, masraf başlangıçta alacaklıdan alınmaktadır. Bu şekildeki özel hükümlere de ayrıca dikkat edilmelidir. Adli yardımdan yararlananların, ödemeleri gereken ücret veya masraflar, ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere, ilgili mercilerce ödenir. Yabancı elçilik ve konsolosluklardan gönderilen evraka ait ücret veya masrafın bu elçilik veya konsolosluklardan talep edilebilmesi, anlaşmalar hükümlerine ve karşılıklılık esaslarına tâbidir. Yabancı ülkelerde yapılacak tebligat ücretleri, Tebligat Yönetmeliğinin 39. maddesine göre yayımlanacak tebliğ esaslarına göre, tebligatı çıkaran merci tarafından alınır. Yararlanılan Kaynaklar Akkan M., Elektronik Ortamda Tebligat Yapılmasına İlişkin Gelişmeler, Halûk Konuralp Anısına Armağan, C. 1, s. Ankara 2009, s Aldemir H., Hukuk Davalarında Yargılama Giderleri, 3. Bası, Ankara Deliduman S., Tebligat Hukuku Bilgisi, 2. Baskı, Ankara Kaçak N., Tebligat Kanunu Şerhi, 2. Bası, Ankara Kuru B./Arslan R./ Yılmaz E., Medenî Usûl Hukuku Ders Kitabı, 22. Baskı, Ankara Muşul T., Tebligat Hukuku, 4. Baskı, Ankara Özekes M., Karar İncelemesi (Usûlsüz Tebligat ve Dürüstlük Kuralı), ManisaBD 1998/66, s Pekcanıtez H./Atalay O./Özekes M., Medenî Usûl Hukuku, 12. Bası, Ankara Ruhi A.C./Ruhi C., Tebligat Hukuku Bilgisi, Ankara Tanrıkulu C., Türk ve Avusturya Hukukunda Elektronik Tebligat, TBBD, s. 85, 2009, s Turhan A. U., Tebligat Hukuku, Tebligat Suçları ve İlgili Mevzuat, 3. Bası, Ankara

117

118 7 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Tebligatın genel olarak nasıl yapılacağını ifade edebilecek, Adreste bulunamama ve tebellüğden kaçınma durumlarında tebligatı açıklayabilecek, İlanen tebligatın esaslarını ifade edebilecek, Ülke dışı ve yabancılara yapılan tebligatın özelliklerini açıklayabilecek, Elektronik yolla tebligatı açıklayabilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Tebellüğden Kaçınma Muhatap İlanen Tebligat Elektronik Tebligat Tebligat Adresi İçindekiler Giriş Adreste Bulunmama ve Tebellüğden Kaçınma İlanen Tebligat Ülke Dışı ve Yabancılara Yapılan Tebligatın Özellikleri Elektronik Yolla Tebligat 114

119 Tebligat Usûlü GİRİŞ Tebligat, kural olarak önceki ünitelerde belirtilen kişilere, tebliğ edilecek yer ve zamanda yapılır. Bunun dışında yapılan tebligat kural olarak usûlüne aykırıdır. Tebligat bir mazbata ile belgelendirilir. Bu mazbatada nelerin bulunması gerektiği önceki ünitelerde açıklanmıştı (TebK m. 23; TebY m. 35). Tebliğ mazbatası, Yönetmelik Ek-1 de yer alan (3) numaralı örneğe göre, tebliğ memuru tarafından tebliğ yerinde düzenlenir. Her tebligatta ayrı bir tebliğ mazbatasının düzenlenmesi, mazbatanın tebligat yapılan kişi ile memur tarafından imzalanması şarttır (TebY m. 33/1-3). Tebliğ mazbatasının önemi ve tebligat yapılacak kimsenin mazbatada imzasının bulunmasının gerekliliği karşısında, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin imza atamayacak durumda bir engelinin olması halinde, Kanun ve Yönetmelikte nasıl bir yol izlenmesi gerektiği ayrıntısı ile düzenlenmiştir. Buna göre, tebligat yapılacak kimse, imza atacak kadar yazı bilmez veya diğer sebeplerle imza atamayacak durumda bulunursa, okur-yazar komşulardan bir kimse, okur-yazar bir komşu bulunmaz veya bulunan komşu imzadan kaçınırsa, tebliğ memurunun daveti üzerine gelecek olan o mahalle veya köyün muhtar veya ihtiyar heyeti veyahut meclisi üyesinden biri yahut bir kolluk görevlisi huzurunda, kendisine tebliğ yapılan kimsenin sol elinin başparmağı, sol elinin başparmağı bulunmayan kimsenin, aynı elinin diğer bir parmağı ve sol eli yoksa sağ elinin başparmağı ve bu da yoksa, diğer parmaklarından biri bastırılır. Tebliğ yapılacak kimsenin iki eli de yoksa, tebliğ evrakı kendisine verilir. Tebliğ mazbatasında hangi elin hangi parmağının bastırıldığı ve sebebi, tebliğ yapılacak kimsenin iki eli de yoksa evrakın kendisine verildiği ve huzurunda tebligat yapılan kişinin kimliği yazılarak, hazır bulunan kişiye de imza ettirilir (TebK m. 24, TebY m. 37). Burada, imza bilmeyenlerin başka usûllerle imza, mühür vs. kullanmaları söz konusu değildir. Çünkü, tebligat hukuku bakımından böyle bir durumda ne yapılması gerektiği açık olarak düzenlenmiştir. Tebliğ memuru, tebligatın doğru yapıldığından emin olmak için, muhatabın ya da onun yerine tebligat yapılacak kimsenin kimliğini araştırma yetkisine sahiptir (TebY m. 36). Aynı şekilde muhatap yerine tebligat yapılacak kimselerin tebligata ehil olup olmadığını da tespit etmesi gerekir (TebY m. 34). Kendisine tebliğ yapılacak olan kimsenin imza atamayacak durumda bir engele sahip olması durumunda tebligata ilişkin neler yapılmaktadır? 115

120 ADRESTE BULUNMAMA VEYA TEBELLÜĞDEN KAÇINMA Muhatabın Belirtilen Adreste Geçici Olarak Bulunmaması veya Tebligattan Kaçınılması Belirtilen Adreste Tebliğ Anında Hiç Kimsenin Bulunmaması Muhatap veya adına tebligat yapılacak kimseler tebligat adresinde oturmalarına rağmen o sırada adreste bulunmayabilirler. Yani, tebligat adresi doğrudur, ancak o sırada tebligat yapılacak yetkili kimse yoktur. Daha önce de belirttiğimiz üzere, bizzat muhataba tebligat yapılması gereken durumlarda ya da muhatapla tebligat yapılabilecek kimse arasında husumet bulunan durumlarda muhatap yoksa tebligat yapılmamalıdır. Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiç biri, gösterilen adreste bulunmazsa, tebliği memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclis üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak imzalaması gerekir (TebY m. 30/1). Görüldüğü üzere, muhatap veya yerine tebligat yapılacak kimseyi bulamayan tebligat memuru, önce o kimsenin sürekli mi geçici mi o adreste bulunmadığını ve bulunmama sebebini doğru şekilde araştırmakla yükümlüdür. Bu araştırma, özellikle muhatabın o an için mi, geçici belirli bir süre yoksa tamamen mi adresten ayrılmış olup olmadığını tespit bakımından önemlidir. Böyle bir araştırma yapmadan ve bunu tutanağa geçirmeden, bir tebligat yöntemi belirlemek, mümkün de doğru da değildir. Zira, muhatabın adreste geçici olarak bulunmaması ile tamamen ayrılmış olması halinde izlenecek tebligat usûlü birbirinden farklıdır. Belirtilen kimselerin bulunması mümkün ya da kolay değilse, örneğin, bir çiftlik evine ya da köyden uzakta bir dağ evine tebligat yapılacaksa, komşu, kapıcı veya yönetici bulunmayacak, muhtar veya kolluğa ulaşmak ya da bu konuda bilgilerine başvurmak kolay olmayacaktır. Böyle bir durumda, tebligat memurunun ortaya çıkan durumu ve araştırma güçlüğünü mazbataya yazması gereklidir. Belirtilen adreste muhatap veya yerine tebligat yapılacak kimse bulunmuyorsa, tebliğ memuru, evrakı o yerin muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyelerinden birine yahut kolluk âmir veya memuruna imza karşılığı teslim eder (TebK m. 21/1; TebY m. 30/I-31/1). Muhtar, ihtiyar heyeti üyeleri, kolluk amir veya memurları yukarıda belirtilen çerçevede kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar (TebK m. 21/3). Özellikle ülkemizde sağlıklı adres tespiti veya takibi her zaman mümkün olmadığından, belirtilen kişiler tebligatı almaktan kaçınabilmektedirler. Muhatap belirtilen adreste fiilen oturmakla birlikte, muhtarlık veya kolluk kayıtlarında böyle bir bilgiye rastlanmamış olması, tebligatı almaktan kaçınmak için haklı bir sebep sayılmaz. Resmî sıfatları bulunan bu kimselerin, tebligatı almaktan kaçınmalarının önüne geçmek ve tebligatta gecikmeye yol açmamak için, kanunda böyle bir zorunluluk getirilmiştir. Açık kanun hükmüne rağmen, ilgili kişi tebligatı almazsa, bu tebligat suçu oluşturacaktır (TebK m. 54/2). Tebliğ memuru, tebliğ evrakını, muhtar, ihtiyar heyeti üyeleri, kolluk amir veya memurlarından birine imza karşılığı verdikten sonra, Yönetmelik Ek-1 de yer alan (2) nolu örneğe uygun olarak düzenleyeceği ihbarnameyi tebliğ evrakında belirtilen adresin kapısına yapıştırır. Bu aşamadan sonra, tebliğ memuru ayrıca durumu muhataba haber vermeleri için, en yakın komşuya, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir (TebY m. 31/1, son cümle). Memurun, bu işlemleri yaptığını ve kime bildirdiğini tebliğ mazbatasında da belirtmesi gerekir. Memurun, durumu bildirdiği komşu, kapıcı ya da yöneticinin ismini öğrenmesi veya imzasını alması mümkün olmazsa, bu da ayrıca mazbataya yazılmalıdır. Kanun ve Yönetmelikte belirtilmiş olan bu sıra, yani, önce adrese gidilip muhatabın adreste oturduğunu, ancak o anda kimsenin bulunmadığını tespit; ardından yetkili resmî kişiye tebliğ evrakının bırakılması; sonra tebligat adresine ihbarname yapıştırılması; durumun yine Kanun ve Yönetmelikte belirtilen kimselere haber verilmesi ve tüm bu işlemlerin tutanağa yazılarak imzalanması, gerekiyorsa 116

121 ilgili kişilerin imzalarını alması, alamıyorsa bunun sebebini belirtmesi şarttır. Aksi halde tebligat usûlsüz hale gelecektir. Zaman zaman uygulamada, tebliğ memurlarının muhatap bulunmadığında, tebligatı komşuya, komşu büro çalışanına, kapıcıya veya yöneticiye bıraktıkları görülmektedir. Bu kişiler muhatap yerine tebligat yapılacak kimselerden olmadığından, yapılan tebligat tamamen usûlsüzdür. Ayrıca, yukarıdaki işlemler yapılmakla birlikte bu durum tutanağa gereği gibi geçirilmemişse, bu da tebligatı usûlsüz hale getirecektir. Muhatabın veya yerine tebligat yapılacak kimsenin o sırada adreste bulunmaması halinde, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. İhbarname on gün süreyle kapıda kalır (TebY m. 32, 33/2). Ayrıca, yukarıda kendilerine tebligat bırakılacağı belirtilen kişi ve merciler, kendilerine teslim edilen tebliğ evrakını, 3 ay saklamakla yükümlüdür. Tebliğ evrakı, belirli bir süreyi içeriyorsa, evrak, içerdiği sürenin bitiminden itibaren 3 ay daha saklanır (TebY m. 33/2). Muhatap, gerek kapıya yapıştırılan ilmuhaber gerekse kendilerine durum bildirilen komşu, kapıcı ya da yönetici gibi kimselerin verdiği bilgi üzerine, tebligatı bırakılan muhtarlık ya da kolluktan alması gerekir. Bunun dışında kendilerine tebligat bırakılan resmî mercilerin, tebligatı muhatabına ulaştırma gibi özel bir yükümlülükleri Kanun ve Yönetmelikte düzenlenmiş değildir. Tebliğ memuru belirtilen adreste kimseyi bulamamışsa sırasıyla hangi uygulamaları yapmalıdır? Muhatabın veya Yerine Tebligat Yapılacak Kimselerin Tebellüğden Kaçınması Tebligat yapılacak adreste, muhatap veya yerine tebligat yapılacak kimseler bulunmakla birlikte değişik sebeplerle tebliğ evrakını almaktan kaçınabilirler. Bu durumda, tebliğ adresinde kimsenin bulunmaması ile ilgili yukarıda açıklanan tebligata ilişkin yöntem, burada da uygulanacaktır. Fakat bu ihtimalde, komşuya, kapıcıya veya yöneticiye haber verme söz konusu değildir. Zira, bu kişilere haber verilmesinin amacı, muhataba durumu bildirmeleri, muhatabın durumdan haberdar olmasıdır. Oysa, tebellüğden kaçınmada, muhatap ya da yerine tebligat alabilecek kimseler zaten durumdan haberdardırlar; bildikleri şeyi tekrar bildirmenin anlamı olmadığı gibi, kendi kusurlarıyla almaktan kaçındıkları tebligat için böyle bir yönteme başvurmak doğru değildir. Tebligat adresinde kimse bulunmaması ile tebligattan kaçınma Kanun da aynı şekilde düzenlenmiş ise de (TebK m. 21/1), Yönetmelikte bu durum ayrılmış ve yukarıda belirtilen kişilere haber verme, sadece adreste bulunmama ile sınırlandırılmıştır (TebY m. 31/1, son cümle). Muhatabın Geçici Olarak Başka Yere Gitmesi Tüzel kişilere, askerî kişilere, aynı konutta oturan kişilere, belli bir yerde meslek veya sanat icra edenler ile otel, hastahane, fabrika, okul gibi yerlerde tebligat yapılması söz konusu olduğunda, muhataba tebligatı ulaştıracak veya muhatap yerine tebligat yapılabilecek kimseler, muhatabın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, durum ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyanda bulunan tarafından da imzalandıktan sonra, tebliğ evrakı bu kişilere verilir. Bu kişilerin tebligatı almaları zorunludur. Şayet, muhatabın başka yere gittiğini beyan eden kişi, tebliğ mazbatasını imzadan kaçınırsa, tebliğ memuru bu durumu mazbataya yazar ve imzalar. Böyle bir durumda tebligat, yukarıda açıklanan, muhatabın o sırada adresinde bulunmaması ve tebligattan kaçınmaya ilişkin hükümlere göre gerçekleştirilir (TebK m. 20, c. 1-4; TebY m. 29/1-2). Muhatap ya da yerine tebligat alacak kişi, adreste geçici olarak bulunmamakla birlikte, bu yönde beyanda bulunan kişiler tebliğ evrakını alırlarsa, tebligat evrakını aldıkları tarihte tebligat yapılmış sayılır. Eğer, bu yönde beyanda bulunan kişiler tebligatı almaktan kaçınırlarsa, bu konudaki ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihten onbeş gün sonra tebligat yapılmış kabul edilir (TebK m. 20, c. 5; TebY m. 29/3). 117

122 Muhatabın geçici olarak başka bir yere gitmesi durumunda tebliğ evrakına ilişkin ne yapılmaktadır? Burada, muhataba tebligat yapılacak adres doğru olmakla birlikte, muhatabın geçici olarak başka yere gitmesi söz konusudur. TebK m. 20 de (TebY m. 29) hem muhatabın ev, işyeri gibi bir yerde oturmasına hem de otel, hastahane, okul, askerî birlik, fabrika gibi bir yerde bulunmasına rağmen geçici olarak başka yere gitmesi ihtimali düzenlenmiştir. Bu ihtimallerde, muhatabın geçici olarak başka yere gittiğini belirten ve onun yerine tebligat alabilecek durumda olanlara, tebligatları alma zorunluluğu getirilmiş; buna uymadıkları zaman da, gösterilen adreste tebligat yapılamamasına ilişkin paralel bir yöntem izlenmiştir. Muhatabın Belirtilen Adresten Devamlı Olarak Ayrılmış Olması veya Hiç Oturmaması Genel Olarak Yukarıda açıkladığımız ve bu başlık altında inceleyeceğimiz her iki durumda da muhatap belirtilen adreste yoktur. Ancak, yukarıda açıklanan ihtimalde, muhatap o adreste oturmakla birlikte o an ya da geçici bir süre için bulunamamakta veya tebligattan kaçınmaktadır. Dolayısıyla, muhatabın tebligattan sonra da o tebligatı öğrenmesi mümkündür. Zira, adres muhatabın adresidir, muhatap bir şekilde tebligatı öğrenecektir ya da öğrenme ihtimali vardır. Oysa burada açıklayacağımız durumda, muhatap belirtilen adresten tamamen ayrılmıştır; yani, tebliğ anından sonra da muhatabın tebligatı öğrenmesi söz konusu değildir. Muhatabın gösterilen adreste bulunmaması ve yerine tebligat yapılacak kimselerin de olmaması halinde, tebliğ memuru önce, muhatabın o adresten geçici mi yoksa devamlı mı ayrıldığını tespit etmekle görevlidir. Bu araştırma yapılmadan, muhatabın devamlı olarak adresten ayrılmış olduğunu kabul edip ona göre tebligat yapılamaz (TebY m. 30/1). Şüphesiz tebligat memurunun bu araştırmayı yaptığını tebliğ mazbatasında, ilgili kişilerin beyan ve imzasıyla belgelendirmesi gereklidir. Tebliğ memurunun yaptığı araştırmada, muhatabın gösterilen adresten devamlı olarak ayrıldığı ya da öldüğü tespit edilirse, devamlı ayrılma durumunda yeni adres de tespit edilemiyorsa, ölüm halinde ise başka bir işleme gerek kalmadan, tebliğ evrakı tebligatı çıkaran mercie iade edilir (TebY m. 30/2). Muhatabın belirtilen adresten ayrılmakla birlikte, yapılan araştırmada yeni adresi tespit edilebiliyorsa, öncelikle tebliğ mazbatasında bunun için ayrılmış özel yere ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu yere yeni adres yazılır (TebY m. 30/3). Yeni adresin yazılması tebliğ memurunun o tebligat evrakını ne yapacağı konusunda ve bundan sonra yapılacak tebligat işlemleri bakımından önemlidir. Tebliğ memurunun tespit ettiği yeni adres, tebliğ memurunun dağıtım bölgesi içindeyse, tebligatı o adrese yapar. Tespit edilen yeni adres, aynı posta merkezinin başka bir dağıtım bölgesinde veya başka bir posta merkezinin alanı içinde kalıyorsa, tebliğ memuru, tebliğ evrakını bağlı olduğu posta merkezine iade eder. Bu durumda, tebligat tespit edilen yeni adrese yapılır (TebY m. 30/4). Bu işlemlerin yapılması sırasında, tebligat evrakında belirtilen tarihe (örneğin duruşma tarihi) göre, TebY m. 15 de yer alan sürelerden daha az bir zaman kalmışsa veya tespit edilen adres yabancı bir ülkede ise, tebliğ memuru tarafından tebligatın iade edildiği posta merkezi, tebliğ evrakını, tebligatı çıkaran mericie geri göndermelidir (TebY m. 30/5). Çünkü, tebligatın yapıldığı tarihle, muhataba ulaşacağı tarih arasında az bir zaman kalmıştır ve muhatabın belirtilen günde bulunması ya da gerekli işlemi tam olarak yapması mümkün değildir. Adres Kayıt Sistemindeki Adrese Tebligat Yapılması Burada dikkat edilmesi gereken husus Tebligat Kanunu nun 21. maddesinin 2. fıkrası ile Tebligat Yönetmeliği nin 31. maddesinin 1. fıkrasının c bendi ile 2. fıkrasıdır. Bu hükümlere göre, eğer tebligat adresi olarak gösterilen adres, adres kayıt sistemindeki adres ise, o adreste muhatap hiç oturmamış veya sürekli ayrılmış olsa dahi, yukarıdaki usûl izlenmeyecektir (TebY m. 31/2). 118

123 Şayet adres kayıt sistemindeki bir adrese tebligat yapılıyorsa, muhatap o adreste hiç oturmamış veya bu adresten sürekli ayrılmış olsa dahi, tebliğ memurunun tebliğ olunacak evrakı, o yerine muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden birine veyahut kolluk amir veya memurlarına imza karşılığı teslim etmesi ve tesellüm edenin adresini içeren (Yönetmelik Ek-1 (2) nolu örneğe uygun düzenlenen) ihbarnameyi tebligat için belirtilen, ancak muhatabın aslında oturmadığı veya devamlı olarak ayrıldığı binanın kapısına yapıştırması gerekir (TebK m. 21/2, TebY m. 31/1-c). Bu durumda ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılacaktır. Görüldüğü ve daha önce de belirttiğimiz üzere, kişilerin adres kayıt sistemindeki adreslerinin gerçek adreslerini yansıtması ve bu konuda değişiklikleri sisteme işletmeleri özel önem taşımaktadır. Aksi halde, adresten ayrılıp (ya da hiç bağlantı kurmadıkları halde bir şekilde bildirip) bu değişiklikleri takip etmedikleri durumda sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklardır. Şüphesiz bu sonuçların gerçekleşmesi bakımından, adres kayıt sitemindeki adrese tebligat yapıldığına ilişkin meşruhata yer verilmesi ve ayrı renkli bir zarfta tebligatın yapılması da gereklidir (TebY m. 16/2, 31/1-c). Muhatabın Daha Önce Kendisine Tebligat Yapılan Adresini Değiştirmiş Olması Yukarıda açıklanan tüm ihtimallerde, muhataba ilk defa tebligat yapılması esas alınmıştır. Ancak, bazen ilgili yargı mercii tarafından, muhataba o yargılama süreci içinde daha önce tebligat yapılmış, ancak muhatap daha sonra adresini değiştirmiş olabilir. Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği, bu ihtimali de göz önünde bulundurarak ayrıca düzenleme yapmıştır. Zira, daha önce hiç tebligat yapılmayan kimsenin, adresinin bilinmemesi ya da adresinde bulunmaması ile daha önce tebligat yapılmış kimsenin tebligat adresinde bulunmamasının sonuçları aynı değildir. Birincisinde, tebligatı ulaştırmak, tebligatı çıkaran merciin görevidir; oysa ikinci ihtimalde, kendisine tebligat yapılan, yani yargı organının tebligatı daha önce ulaştırdığı muhatabın, adres değişikliğini bildirmek veya eski adrese yapılan tebligatlara katlanmak durumu söz konusudur. Uygulamada, ikinci ihtimalde yapılacak tebligat işlemleri için, Tebligat Kanununun bu konuyla ilgili maddesinden hareketle 35 e göre tebligat denilmektedir. Ancak, 35 e göre tebligat, bazen amacı dışında ve Kanuna aykırı şekilde de kullanılabilmektedir. Böyle bir durum söz konusu olursa, usûlsüz bir tebligat ortaya çıkar. Bu sebeple, hükmün doğru anlaşılması ve doğru uygulanması gereklidir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar şunlardır: Muhataba daha önce geçerli şekilde tebligat yapılmış olmalıdır. Ayrıca, her bir yargılama işlemi kendi bütünü içinde ayrı ayrı düşünülmelidir. Örneğin, daha önce başka bir davada muhataba tebligat yapılmış olması, ancak muhatabın, daha sonra bu davayla hiç ilgisi olmayan başka bir dava ya da icra takibi ile karşı karşıya kalması halinde, ikinci yargılama ve takip işlemleri bağımsız değerlendirilmeli, bunun için ilk defa tebligat yapılırken gözetilmesi gereken kurallara uyulmalıdır. Çünkü, her bir yargılama kendi içinde bağımsızdır. Aksi halde, bir defa kendisine takip yapılmış ya da dava açılmış kimseye, üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin, sürekli o adrese tebligat yapılması gibi hukuken kabulü mümkün olmayan bir durum ortaya çıkabilir. Daha önce kendisine tebligat yapılmış olan kimsenin adres değişikliklerine ilişkin durumu, yukarıda açıklanmıştı. Burada daha çok bu konuda tebligat işlemleri bakımından izlenecek yöntem açıklanacaktır. Kendisine daha önce kendisine tebligat yapılan (ya da tebligat yapılmış sayılan) adresi değiştiren muhatap, yeni adresini usûlünce bildirirse, bundan sonra tebligatlar yeni adrese yapılır (TebK m. 35/1, TebY m. 57/1). Muhatap, daha önce tebligat yapılan adresini değiştirmesine rağmen bunu bildirmezse ve adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, adres araştırması yapılmaksızın Yönetmelik Ek-1 de yer alan (6) nolu örneğe göre düzenlenecek tebliğ evrakının bir örneği eski adrese ilişkin binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra, yeni adres usûlünce bildirilmedikçe, eski adrese çıkarılan tebligatlar, muhataba yapılmış sayılır; eski adresin kapısına tebligatın asılma tarihi de tebliğ tarihi olarak kabul edilir (TebK m. 35/1-3; TebY m. 57/1-3). Yurt dışında daha önce kendisine tebligat yapılmış Türk vatandaşları bakımından bu durum daha özel bir şekilde düzenlenmiştir. Daha önce yurt dışındaki adresine tebligat yapılmış Türk vatandaşı, yurt dışı adresini değiştirir ve bunu tebliği çıkaran mercie bildirmez, adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, bu kişinin yurt dışında daha önce tebligat yapılan adresine, Türkiye 119

124 Büyükelçiliği veya Konsolosluğunca yabancı ülkelerde Türk vatandaşlarına yapılacak tebligata ilişkin (TebY m. 43) gönderilen bildirimin adrese ulaştığının belgelendiği tarihten itibaren otuz gün sonra tebligat yapılmış sayılır (TebK m. 35/5, TebY m. 57/5). Yukarıdaki açıklamalardan, TebK m. 35 in uygulanması için, kural olarak o yargısal işlemle ilgili muhataba daha önce bir tebligat yapılmış olması (veya tebligat yapılmış sayılması) gerektiği anlaşılmaktadır. Ancak, Kanunda bu durumdan farklı olarak tüzel kişiler için özel bir durum düzenlenmiştir. Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından ana statü, sicil, tüzük ve kuruluş senedi gibi resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve yukarıdaki hükümler uygulanır (TebK m. 35/4, TebY m. 57/4). Zira, tüzel kişiler için resmî kayıtlardaki adreslerinin doğru olduğu ve değişikliklerin de yapıldığı kabul edilir. Bu sebeple, onlara daha önce bu adreslere tebligat yapılıp yapılmamasının bir önemi yoktur. Gerçek kişilerde adres kayıt sistemindeki adresin doğruluğunu takip bakımından söylenenler, tüzel kişilerin de resmî kayıtlardaki adresleri için geçerlidir. Muhatabın daha once kendisine tebligat yapılan adresi değiştirmesi durumunda tebligatla ilgili neler yapılmaktadır? İLÂNEN TEBLİGAT İlânen Tebligat Yapılacak Durumlar Kanunda ve Yönetmelikte, bir kimsenin adresinin bilinmemesi ve tüm araştırmalara rağmen bulunamaması ya da tebligat yapılamaması ihtimali de düzenlenmiştir. Her ne kadar, asıl olan mümkün olduğunca tebligatın muhatabına doğrudan ulaştırılmasını sağlamak ise de, muhataba doğrudan ulaşılamayan durumlarda işlemin yapılamaması, hak sahibini mağdur edecek, hakkını arayacak kimseleri, hukuk düzeni gereği gibi koruyamayacaktır. Bu sebeple, tebligatta en son çare olarak, adresi bilinmeyen ve bulunamayan kimselere ilânen tebligat yapılmasını kabul edilmiştir (TebY m. 48/I, 4). İlânen tebligat yapılması için, kural olarak muhatabın adresinin meçhul olması gerekir (TebK m. 28/1; TebY m. 48/1). Muhatabın adresinin meçhul sayılması için, Kanun ve Yönetmelik hükümleri uyarınca kendisine tebligat yapılamamış, tebliğ memuru tarafından adresi tespit edilememiş, adres kayıt sisteminde de yerleşim yeri adresi bulunmamış ve kişinin adresinin tespiti için tebligatı çıkaran merci tarafından adres araştırması yapılması sonucu da adresin belirlenememiş olması gerekir. Tebligatı çıkaran merci, en son çare olarak muhatabın adresini öncelikle resmî veya özel kurum ve dairelerden, bunlardan sonuç alınamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla araştırabilir ve tespit ettirebilir. İzlenen bu yollara ve yapılan araştırmalara rağmen muhatabın adresinin tespit edilememesi halinde adres meçhul sayılır (TebK m. 28/2, TebY m. 48/1-2). Adresin meçhul sayılması için, yukarıda belirtilen tüm araştırmalara rağmen muhatabın adresinin tespit edilememiş olması gerekli ve zorunludur. Aksine davranış, kanuna aykırılık oluşturacağı gibi, hukukî dinlenilme hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlâli sayılacaktır. Ayrıca, bu konudaki ihlâl, duruma göre yargılamanın yenilenmesi sebebi dahi oluşturabilir. Bu sebeple, adresi bilinen (ya da bilindiği kabul edilen) veya yapılacak araştırma ile tespit edilebilecek kimseye ilânen tebligat yapılmamalıdır. Tebligatta amaç, bir bildirimin muhataba ulaşması ve bu bildirimin belgelendirilmesidir. Oysa ilânen tebligatta, bildirim de belgelendirme de, çoğu kez farazî olarak yapılmaktadır. İlânen Tebligatın Yapılması Hangi halde ilanen tebligat yapılmaktadır? İlân yoluyla tebligatın nerede ve nasıl yapılması gerektiği ve neleri içereceği Tebligat Kanunu ve Yönetmelikte ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir (TebK m. 29, 30; TebY m ). İlânen tebligat yoluna başvurulması durumunda, önce tebligat çıkaracak merciin, ilânen tebligatı gerektiren sebepleri göstererek karar vermesi gerekir (TebK m. 29/1, TebY m. 49/1). İlânen tebligat yapılması halinde de, tebligatı çıkaran merci, ilgilisinden, özellikle de tebligatı talep edenden tebligat masraflarını alır (TebY m. 50/1). 120

125 İlan, kendisine tebliğ yapılacak kişinin en güvenilir bir şekilde öğrenmesini sağlayabilecek ve varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazetede ve elektronik ortamda Basın İlan Kurumu vasıtasıyla yapılır. Muhatabın en güvenilir bir şekilde öğrenmesini sağlayabileceği umulan gazete, tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazete ise, ayrıca bir diğer gazete ile ilan yapılmaz (TebK m. 29/1-1; TebY m. 49/1-a ). Görüldüğü üzere ilânen tebligatın hem gazete ile hem de elektronik ortamda yapılması gerekmektedir. Özellikle ilânen tebligatın elektronik ortamda da yapılması, herkesin tebligatlara ulaşması, araştırıldığında kolaylıkla öğrenilmesi bakımından önemlidir. Resmî ilânların yayınlanması için aracılık etmekle görevli kuruluş, Basın İlân Kurumudur (BİK m. 2/1) sayılı Tebligat Kanunu gereğince yayınlanacak ilânların, tebligatı çıkaran merciin belirlediği gazetede yayınlatılması zorunludur. Ancak, ilânen tebligatın yayınlanacağı gazete, vasıfları tespit edilen gazetelerden biri değilse, tebligatı çıkaran merci bunun gerekli kılan özel sebebi, ilânlar birlikte Kuruma veya Valiliğe bildirmekle ödevlidir. Bu ödev yerine getirilmez veya vasıfları tespit edilen gazetelerden birinin ismi açıkça belirtilmezse, tebligat ilânı, genel usûle göre yayınlatılır (BİK m. 33). Resmî ilânlar, tebligat çıkaran mercice ilân edilecek açıkça veya özel vasıflarıyla belirtilmediği sürece, görüş farkı aranmaksızın BİK m. 34 te vasıfları tesbit edilen mevkûtelere Basın İlân Kurumu Genel Kurulunun tespit edeceği esaslar dahilinde dağıtılır (BİK m. 32). Gerekli durumlarda, ilânın yapılacağı gazete, yabancı ülkede bulunan bir gazete de olabilir. Bu durumda, yabancı ülkede tebligata ilişkin hükümler kıyasen uygulanır (TebY m. 50/3). Adresi yabancı ülkede bulunanlara ilân yoluyla tebliğ yapılmasını gerektiren hallerde, tebliği çıkaran merci, tebliğ olunacak evrak ile ilân suretlerini yabancı ülkede bulunan kimsenin bilinen en son adresine, ayrıca, iadeli taahhütlü mektupla gönderir ve posta makbuzunu dosyasında saklar (TebY m. 49/3). İlânen tebligatta, gazete ile ilân dışında, tebligat olunacak evrak ve gazete ilân sureti, tebliği çıkaran merciin herkesin kolayca görebileceği bir yerinde de ayrıca asılmalıdır (TebK m. 29/1-2). Bu durumda, tebligat olunacak evrak ve ilân sureti, bir ay süre ile asılı kalır (TebY m. 49/1-2). Tebligat çıkaran merci, gerekirse, ikinci defa ilân yapılmasına karar verebilir. İkinci ilân da yukarıda belirtilen çerçevede yapılır. İkinci ilân yapılacaksa, İki ilân arasındaki süre bir haftadan az olamaz. İkinci ilân gerekiyorsa, yabancı memleket gazeteleriyle de yaptırılabilir (TebK m. 29/2, TebY m. 49/1-c). İlânda şu hususlar yer almalıdır (TebK m. 30, TebY m. 51): İlgililerin ad ve soyadları, işleri, yerleşim yeri veya mesken yahut işyeri adresleri, Tebliğ olunacak evrak içeriğinin özeti, Tebliğin anlaşılabilecek şekilde konusu ve sebebi, İlânın hangi merciden verildiği, İlan daveti içeriyorsa, nerede ve ne için, hangi gün ve satte hazır bulunacağı. İlân yoluyla tebliğ, son ilân tarihinden itibaren yedi gün sonra yapılmış sayılır. Ancak, tebliğe karar veren merci, duruma göre daha uzun bir süre tayin edebilir, bu süre on beş günü geçemez (TebK m. 31; TebY m. 52). Yukarıda açıklanan ilânen tebligat yöntemi dışında, özel hükümlerle bazı tebligatların ayrı bir şekilde ve usûlle ilân edilmesi düzenlenmiş olabilir. Bu durumda o hükümler dikkate alınarak ilânen tebligat yapılmalıdır. Bu hükümlerin başında örneğin, Kat Mülkiyeti Kanunu nun uygulandığı hallerde, ortak taşınmazda oturmayan her bağımsız bölüm sahibi, apartman yönetimi ve ortak giderler ile ilgili tebligat yönünden geçerli olmak üzere, Türkiye'de bir adresini yöneticiye yazılı olarak bildirmek zorundadır. Apartman yönetimi ve ortak giderler ile ilgili tebligatlar bu adrese yapılır. Bağımsız bölüm sahibinin adres bildirmemesi veya yazılı olarak bildirdiği adrese tebligat yapılamaması hallerinde, bundan sonraki bütün tebligatlar, o kişiye ait bağımsız bölümde fiilen oturana yapılır. Tebligatın bir örneği apartman girişinde bulundurulacak ilân tahtasına asılır. Bağımsız bölümde fiilen oturana bu şekilde yapılacak tebligat, bağımsız bölüm sahibine yapılmış sayılır. Bağımsız bölümde fiilen oturan yoksa ilân tahtasına asılan tebligat örneği bağımsız bölüm sahibine yapılmış sayılır (TebK Ek madde 1). 121

126 nelerdir? İlanen tebligat için yapılacak ilanda bulunması gereken husular ÜLKE DIŞI VE YABANCILARA YAPILAN TEBLİGATIN ÖZELLİKLERİ Genel Olarak Tebligatın önemine ve amacına ilişkin başlangıçta da yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir yargısal faaliyet içinde bulunan kimseye, gerektiğinde tebligat yapılması bir zorunluluktur. İlgili merciin gerektiğinde tebligat yapıp yapmamak konusunda kural olarak bir tercihi söz konusu olmaz. Zira, tebligat işlemleri hukukî dinlenilme ve adil yargılanma hakkıyla doğrudan bağlantılıdır. Hukukî dinlenilme hakkı ile adil yargılanma hakkı sadece vatandaşlara değil, bu hakkın muhatabı olan yerli yabancı herkese tanınmıştır. Anayasa nın 36. maddesinde Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. hükmü yer almaktadır. Hükümde vatandaşlardan değil, herkesten söz edilerek, bu hakların herkes için teminat altına alındığı vurgulanmıştır. Tebligatın önemi sebebiyle, yargısal faaliyet içinde yer alan ya da yer alması gereken yerli, yabancı herkese ayrım yapılmadan tebligat kuralları uygulanmalıdır. Ancak, tebligatın resmî bir işlem ve yargısal faaliyetin devamı olarak egemenlikle bağlantılı bir işlem olduğu da unutulmamalıdır. Hiçbir ülke, diğer bir ülkenin kendi egemenlik alanına giren işlemleri yapamaz veya buna kendi kuralları çerçevesinde katlanmasını bekleyemez. Her ülkenin tebligat kuralları ve tebligat hukuku, kendi egemenlik alanı ile sınırlı olarak uygulanır. Başlangıçta da belirttiğimiz üzere, tebligat, egemenlikle doğrudan bağlantılıdır. Hatta bir ülkenin egemenliğinin gücü konusundaki önemli bir gösterge de, tebligattaki başarısıdır. Bununla birlikte, tebligatın egemenlik ve sınır aşan bir boyutu olduğu da gerçektir. Tebligat işlemleri, sadece ülke sınırlarıyla yapılacak olursa, ciddi hak kayıpları ortaya çıkacak, gerek Türk Anayasasında gerekse birçok ülke hukukunda geçerli olan ve herkese tanınan adil yargılanma hakkı ihlâl edilmiş olacaktır. Bu sebeple, yurt dışına veya yabancılara tebligat, yargılama faaliyeti içinde her zaman ayrı değerlendirilmiş; yurt dışına ve yabancılara tebligatı düzenleyen özel kurallar konulmuş, bu konuda ikili veya çok taraflı uluslararası anlaşmalar imzalanmıştır. Yurt dışına tebligatın ayrıca düzenlenmesinin temel sebebi, yukarıda açıklanan hak boyutudur. Ancak, özel düzenlemedeki önemli bir sebep de, yurt dışına yapılan tebligatların, niteliği gereği yargılamayı uzatıcı ve içinde birçok zorluğu barındırıcı olmasıdır. Burada, adil yargılanma hakkı, egemenlik sorunu, usûl ekonomisi, uluslararası adli yardım konuları içiçe geçmiş durumdadır. Bir yandan, başka ülkenin egemenlik haklarını ihlâl etmemek düşüncesi, diğer yandan da adil yargılanma hakkını temin edip usûl ekonomisine uygun davranma anlayışı ve bunları bağdaştıracak şekilde uluslararası adli yardımı sağlama çabası birlikte değerlendirilmelidir. Bu başlık altında yurt dışına ve yabancılara yapılacak tebligat tüm yönleriyle değil, özellik gösteren yönleriyle açıklanacaktır. Bunun dışında tebligat hukukunun kuralları, yurt dışına ve yabancılara tebligatta da geçerlidir. Burada yurt dışına ve yabancılara tebligat şeklinde ikili bir vurgu yapmamızın sebebi, bazı durumlarda ülke içinde bulunan yabancılara tebligatın da özelliklerinin olmasıdır. Kural olarak, Türkiye de bulunan yabancılara da, Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği çerçevesinde tebligat yapılacaktır. Bununla birlikte yabancı ülke temsilciliklerine ve diplomatik dokunulmazlığı bulunanlara tebligatlarda, ayrıca uyulması gereken kurallar mevcuttur. Yurt dışı tebligat denildiğinde, dikkate alınması gereken diğer bir husus, yurt dışından gelen tebligatların Türkiye de yapılmasında izlenecek yoldur. Bu başlık altında ağırlıklı olarak, Türk yetkili makamları tarafından çıkarılan ve yurt dışına yapılacak tebligat üzerinde duracağız. Diğer iki ihtimalde ortaya çıkan tebligat sorunlarının aşılması daha kolaydır. Tebligat Kanunu, yurt dışına tebligat bakımından, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarıyla yabancılara tebligatı ayrı ayrı düzenlemiştir. Yurt dışına yapılacak tebligatta, daha önce yukarıda açıkladığımız şekilde bu konuda belirtilmiş sürelere ayrıca uyulmalıdır (TebY m. 41). 122

127 Yurtdışına tebligatın ayrıca düzenlenmesinin nedenleri nelerdir? Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarına Tebligat Yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına yapılacak tebligat, yurt dışında bulunan yabancılara yapılacak tebligattan daha kolaydır. Zira, Türk vatandaşları, yabancı bir ülkede bulunsalar da, Türkiye Cumhuriyeti nin egemenliği kapsamındadırlar. Bu sebeple, tebliği çıkaran merciin, tebligat yapılacak kişinin Türk vatandaşı olduğunu, bu konudaki talebinde belirtmesinde yarar bulunmaktadır. Çifte vatandaşlık durumunda da, Türk vatandaşlığı esas alınarak tebligatın bu çerçevede yapılması gereklidir. Kanunda ve Yönetmelikte, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına tebligat bakımından, Türk vatandaşının resmî bir görevli olup olmadığı yönünden bir ayrım yapılmıştır. Yurt Dışında Bulunan Vatandaşlara Tebligat Yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına tebligatın üç şekilde yapılması mümkündür. Yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına tebligat bakımından ayrıntılı şekilde düzenlenen birinci usûle göre tebligat o yerdeki Türk Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir. Bu durumda, bildirim Elçilik veya Konsolosluk ya da bunların görevlendirecekleri memur tarafından yapılır (TebK m. 25a/1-2, TebY m. 43/1-2). Ancak, tebliğ evrakının Türk temsilciliğine ulaştırılması konusunda, aşağıda yabancılara yapılacak tebligattaki ilk aşamanın takip edilmesi gerekir. Kanunda bildirim ifadesi özellikle kullanılmıştır. Tebligat işlemleri, zorlayıcı bazı unsurları da içerdiğinden, Türk temsilciliğinin yabancı bir ülke sınırları içinde zorlayıcı bir yetki kullanması ya da o ülke yetkili makamlarından bu konuda yardım istemesi söz konusu olamayacaktır. Bu sebeple, Türk vatandaşı olan muhatab öncelikle tebligattan haberdar edilecek ve ayrıca tebligatı alması için kendisine bir bildirimde bulunulacaktır. Muhataba yapılacak bildirimde, tebligatın kısaca konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerine yer verilmelidir. Bu bildirimde, tebligatın otuz gün içinde ilgili temsilcilikten alınması, bu süre içinde başvurulmadığı takdirde tebligatın yapılmış sayılacağı, ihtarı da yer almalıdır. Tebligatın alınması için yapılacak bildirim, muhataba o ülke mevzuatının izin verdiği yöntemle yapılır (TebK m. 25a/3, TebY m. 43/3). Şüphesiz, bu yöntem, muhataba bildirimin ulaştığını gösteren en emin yöntem olmalı ve bu bildirim belgelendirilmelidir. Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba bildirilmesi halinde, bu bildirimden itibaren otuz gün içinde muhatap ilgili Türk temsilciliğine başvurmadığı takdirde, tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır. Şayet, muhatap Türk temsilciliğine gelmekle birlikte, tebligatı almaktan kaçınırsa, bu hususta bir tutanak düzenlenir ve tebligat da bu tutanağın düzenlendiği tarihte yapılmış kabul edilir. Muhatap, süresinde temsilciliğe başvurarak tebligatı alırsa, tebligat o gün yapılmış sayılır ve bu husus tutanağa yazılır. Konuyla ilgili temsilcilik tarafından tutulacak tutanak, geciktirilmeksizin tebligatı çıkaran mercie iade edilir (TebK m. 25a/4, TebY m. 43/4). Yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına tebligat bakımından ikinci ve en kısa yöntem ise şudur: Yurt dışında bulunan vatandaşlara yapılacak tebligatta, tebligatı çıkaran yargı mercii, tebliğ evrakını hazırlayarak doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderebilir. İlgili temsilcilik tarafından tebliğ işlemi (yukarıda açıklanan usule göre) gerçekleştirildikten sonra evrak, doğrudan tebliği çıkaran yargı merciine gönderilir (TebK m. 25a/5, TebY m. 43/7). Görüldüğü üzere, bu durumda yargı mercii araya başka makamı sokmadan doğrudan temsilcilik aracılığıyla yurt dışındaki Türk vatandaşına tebliğ işlemini gerçekleştirmektedir. Yurt dışındaki temsilciliğin tebligatı yapması ve bildirimde bulunması bakımından ise, yukarıda belirtilen usulün izlenmesi gerekir. Yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına tebligat yapılması durumunda, aşağıda açıklanacak olan evrakın yabancı dile çevrilmesi gibi bir zorunluluk söz konusu değildir. Ayrıca, bu tür tebligatta, tebliğ çıkaran merciin, tebliğ evrakını C.Başsavcılığına tevdi etmesi ve Adalet Bakanlığı nın (ilgili Genel Müdürlüğü nün) tebligat yapılacak vatandaşın bulunduğu bölgedeki Türk temsilciliğine bu evrakı 123

128 ulaştırması yeterlidir (TebK m. 25/3, TebY m. 38/2). Bunun dışında Dışişleri Bakanlığı ya da yabancı ülke makamlarının araya girmesi gerekli değildir. Tebligat evrakı ve tutanağı da, gönderimle aynı yol izlenerek, tebligat çıkaran merciye geri gönderilmelidir. Yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına tebligat bakımından üçüncü ve en uzun sürecek tebligat yöntemi ise şudur: Yukarıda yapılan tebligat işlemlerine rağmen, muhatap olan Türk vatandaşına ulaşmak mümkün olmamışsa, ancak bu durumda yabancı ülke makamları devreye sokulmalı, yabancı ülke makamları aracılığıyla anlaşmalar çerçevesinde tebligat yoluna gidilmelidir (bkz. TebK m. 25, TebY m ). Tebligatın muhatabına ulaştırılması için, ilgili Türk temsilciliğine gönderilmesi, ancak temsilciliğin, muhataba tebligatı alması için yaptığı bildirimde muhataba ulaşılamaması halinde böyle bir durum karşımıza çıkacaktır. Zira, diğer ihtimallerde, yani, temsilciliğin gönderdiği bildirim muhataba ulaşmasına rağmen, muhatap tebligatı almaya gelmez ya da tebligatı almaktan kaçınırsa, tebligatın yapılmış sayılacağı kanunda açıkça düzenlenmiştir. Oysa, bildirim gönderilmesine rağmen, değişik sebeplerle muhataba ulaşmamışsa, muhatap bildirimi almamak için (durumu belgelendiremeyecek, örneğin adresini değiştirmesi vs.) değişik yöntemler kullanmışsa ya da muhataba ulaştırılacak adres doğru tespit edilememişse, o zaman muhatabın tebligata ilişkin bildirimi almadığı kabul edilecek, bildirimin muhataba ulaştığı ispat edilemedikçe de, tebligat yapılması ya da yapılmış sayılması mümkün olmayacaktır. Bu duruma münhasır olmak üzere, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına da, yabancı ülke makamları aracılığıyla tebligat yapılması gerekli ve zorunlu hale gelebilecektir. Yurt Dışında Bulunan Resmî Görevlilere Tebligat Yurt dışında bir görevle bulunan kamu görevlileri ayrı bir usûle tâbi tutulmuş, konumları, adreslerini tespitte bir sıkıntının olmaması ve kolay ulaşılabilmeleri sebebiyle, tebligatın daha basit ve kısa bir yolla yapılması kabul edilmiştir. Bu konuda da askerî kişilerle diğer resmî görevliler ayrılmıştır. Yabancı bir ülkede resmî bir görevle ya da görevlendirmeyle bulunan Türk memurlarına tebligat, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yapılacaktır (TebK m. 27/1). Dışişleri Bakanlığı da memurun bulunduğu yerdeki temsilcilik aracılığıyla tebligatı gerçekleştirecektir (TebY m. 46, ayrıca TebY m. 38/I, 43). Diğer sebepler yanında tebligatın doğru yapılabilmesi için, resmî bir görevle bulunan memur ya da kamu görevlilerinin adreslerini en yakın Türk Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna bildirmeleri gerekir. Yabancı ülkede bulunan askerî kişilere ise, bağlı bulundukları Kuvvet Komutanlığı aracılığıyla tebligat yapılacaktır. İlgili Komutanlık, tebliğ evrakını, muhatabın bulunduğu ülkedeki birlik ya da kurum komutan veya amirine gönderir. Tebligat, kıta komutanı, kurum amiri gibi en yakın üst tarafından yapılır. Kıta ya da kurum yoksa, tebligat en yakın amiri tarafından gerçekleştirilir. Bunun dışındaki durumlarda, diğer resmî görevlilere uygulanan tebligat yöntemi, askerî kişilere de uygulanır (TebY m. 47/4). Yabancı ülkede bulunan resmî görevli, bir görev icabı veya resmî bir görevlendirmeyle değil de tatil vs. sebeplerle bulunuyorsa, yukarıda açıklanan yolun, genel hükümlerin uygulanması gerekir. Yurt Dışında Bulunan Yabancılara Tebligat Yurt dışında bulunan bir kimseye, eğer o kimse Türk vatandaşı değilse ya da Türk vatandaşı olmakla birlikte yukarıda açıklanan yolla tebligat yapılması mümkün olmamışsa (özellikle tebligat işlemi için bildirim yapılarak kendisine ulaşılamamışsa) tebligat, Tebligat Kanunu ve Yönetmeliğindeki hükümlerle birlikte uluslararası anlaşma hükümleri dikkate alınarak tebligat yapılmalıdır. Öncelikle bu konudaki Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği nin benimsediği kurallara bakmak gerekir: Tebliğ Evrakının Hazırlanması: Yabancı ülkelere gönderilecek tebliğ evrakının hazırlanması bakımından anlaşma hükümleri ile karşılıklılık esaslarına uyulmalıdır (TebY m. 39/1). Ancak tebliğ evrakı hazırlanırken, asgarî olarak şu hususlara dikkat edilmelidir: Tebliğ evrakına, muhatabın ad ve soyadı, tam ve açık adresi, uyruğu doğru şekilde, yazı makinesi ile yazılmalıdır (TebY m. 39/2). Tebliğ evrakı ve tebliğ mazbatalı zarfın da, muhatabın bulunduğu ülke diline tercüme edilmesi gerekir (TebY m. 124

129 40). Bunların dışında, tebligat yapılacak ülkeye göre değişen tebligat giderleri de tam olarak ödenmeli (TebY m. 39/3), yabancı ülkeye tebligata ilişkin sürelere uyulmalıdır (TebY m. 41). Tebliğ Evrakının Gönderilmesi: Tebliğ evrakının hazırlanmasından sonra gönderilmesi gerekir. Tebligatı çıkaran merci, bağlı bulunduğu bakanlık (adlî konularda kural olarak Adalet Bakanlığı) aracılığıyla tebligatı Dışişleri Bakanlığı na ulaştırır, oradan da tebligat yapılacak muhatabın bulunduğu yerdeki Türk Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna tebliğ evrakı gönderilir. Dışişleri Bakanlığı aracılığına gerek görülmeyen hallerde, tebliğ evrakı, Adalet Bakanlığınca doğrudan ilgili Türk temsilciliğine gönderilebilir (TebK m. 25/2-3, TebY m. 38/1-2). Uygulamada, yargı faaliyetleri ve bakanlığa bağlı işler bakımından, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü doğrudan yurt dışı tebligat işlemlerini yapmakta, Bakanlığa da tebliğ evrakı, ilgili C.Başsavcılığınca ulaştırılmaktadır. Yurt dışına yapılacak tebligatta, gereksiz gecikmelerin önüne geçmek amacıyla, tebliği çıkaran merciin hazırladığı tebliğ evrakının, usûlüne uygun hazırlanıp hazırlanmadığı konusunda, Dışişleri veya ilgili Bakanlıkça gerekli inceleme yapılır; bir yanlışlık ya da eksiklik varsa düzelttirilir ya da tamamlatılır (TebY m. 38/3). Tebligatın Yapılması: Türk temsilciliğine gönderilen evrakın tebliği, o ülkedeki yetkili makam aracılığıyla yapılır. Bunun için anlaşma veya o ülke kanunları imkân tanıyorsa, o yerdeki Türk siyasi memuru veya konsolosu, tebligat yapılmasını yetkili makamlardan ister (TebK m. 25/1, TebY m. 42). Daha sonra yetkili makam bu tebligat işlemini kendi usûllerine göre gerçekleştirir. Tebligat Kanunu ve Yönetmeliğinin bu genel düzenleme dışında, Türkiye nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı anlaşma hükümlerinin de mutlaka dikkate alınması, bu anlaşma veya karşılıklılık esasları gözetilerek tebliğ evrakının hazırlanarak tebligat işlemlerinin yapılması gerekir. Konunun önemi sebebiyle, Adalet Bakanlığı nın, Dışişleri Bakanlığı ile işbirliği halinde, her yılın başında, tebligat işleri ile ilgili anlaşma hükümlerini, karşılıklılık esaslarını ve hangi ülkeler için avans olarak ne kadar tebligat giderinin ödenmesi gerektiğini tespit ve bir cetvel halinde Resmî Gazete de ilân etmesi, ayrıca Bakanlıklara da bildirmesi, yıl içinde bir değişiklik olursa bunun da ilân ve bildirimi gerektiği Yönetmelikte belirtilmiştir (TebY m. 39/3). Tebligat işlemleri ile ilgili Türkiye nin tarafı olduğu birçok ikili anlaşma bulunmaktadır. Ayrıca, bu konuda çok taraflı Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayri Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme (1483 s.k.- Kabul Tarihi: Kanunun Yayınlandığı RG, , Sözleşmenin Yayınlandığı RG, , 14218) ve Hukuk Usûlüne Dair Sözleşme nin (1574 s.k. Kabul Tarihi: Kanunun Yayınlandığı RG, , Sözleşmenin Yayınlandığı RG, , 14194) 1-7. maddeleri tebligatı düzenlemektedir. Aynı ülkelerle hem ikili hem de çok taraflı anlaşmaya taraf olunmuşsa, bu konudaki, öncelikle ikili anlaşma hükümlerinin dikkate alınması gereklidir ( tarihli Adalet Bakanlığı Tebliği). Bu anlaşmalarda ayrıntıları belirtilmekle birlikte, özellikle çok taraflı anlaşmalara göre, tebligat işlemlerinde uyulması gereken temel hususlar aşağıda karşılaştırmalı bir tablo olarak verilmiştir. Bir ülke yukarıda belirtilen hem Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayri Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme hem de Hukuk Usûlüne Dair Sözleşme ye tarafsa, Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayri Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme uygulama bakımından daha kolay ve basit olduğundan, uygulanması yerinde olur. Yabancı ülkeye tebligat, ciddi bir zaman kaybına yol açmaktadır. Zira, öncelikle, yurt içindeki tebligata göre daha fazla işlem yapılması gereklidir; ayrıca daha fazla makamın araya girmesi, mesafe bakımından daha uzak mesafelere tebligat yapılması söz konusudur. Bunun yanında, zamanlı işlemler bakımından (örneğin, duruşma günü gibi), yurt içindeki tebligata göre, daha uzun süre önce tebliğ evrakının tevdii gereklidir. Tüm bunlar dikkate alındığında, yurt dışına yapılacak bir tebligat yanlışlığı, ilkinde birkaç ay, ikincisinde birkaç ay sayıldığında, en iyi ihtimalle altı aylık zaman kaybı demektir. Sadece bir davada, birkaç defa yurt dışına tebligat yapılması, o davanın normal süresinin iki veya üç katı bir sürede sonuçlanması anlamına gelmektedir. Bu sebeple, yabancı ülkeye tebligatla ilgili tüm makam, merci ve kişilerin azami özeni göstermesi zorunludur. Bu konuda, en küçük tereddütte dahi, Adalet 125

130 Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü ne başvurularak gerekli bilgi tam alındıktan sonra işlem yapılması uygundur. aşamalar nelerdir? Yurtdışında bulunan yabancılara yapılan tebligat izlenmesi gereken TEBLİGATLA İLGİLİ ÇOK TARAFLI ANLAŞMALARIN KARŞILAŞTIRMASI Tebligat Talebinin Hazırlanması Tebliğ Evrakının Hazırlanması Tebliğ Giderlerinin Ödenmesi Evrakın Onaylanması Evrakın Gönderilmesi Tebligatın Yapılması HUKUKÎ VE TİCARÎ KONULARDA ADLÎ VE GAYRİ ADLÎ BELGELERİN YABANCI MEMLEKETLERDE TEBLİĞİNE DAİR SÖZLEŞME Tebliğ talepnamesi Sözleşmede belirtilen form olarak (örnek 184) Türkçe ve onaylı tercümesi yapılarak hazırlanmalıdır. Talepname dışında, tebliğ edilecek evrak, Türkçe ve yabancı dilde onaylı tercümesi yapılmış şekilde hazırlanmalı, duruşma günü vs. tebliğ edilecekse bu da belirtilmelidir. Adalet Bakanlığının ilân ettiği tebligat giderleri ödenmelidir. Sözleşmenin 12. maddesine göre, (özel usûller dışında), özel bir gider alınmaz. Gönderilecek evrakın alt kısmı, gönderen makam tarafından onaylanmalıdır. Tebliğ evrakı, yan tarafta belirtilen yol izlenerek tebligat için gönderilebilir. Ancak bu Sözleşme çerçevesinde, taraf devletler tebligat işleri için bir Merkezî Makam belirlemelidirler. Bu durumda, Bakanlık, Türk temsilciliğini araya koymadan, o ülkenin Merkezî Makamına da tebligatı gön-derebilir. Bunun dışında, tebliği çıkaran merciinin de doğrudan o ülkenin Merkezî Makamına tebliğ evrakını göndermesi mümkündür; ancak uygulamada Bakanlık aracılığıyla bu işlem gerçekleştirilmektedir. Gönderilen tebliğ evrakı, yabancı ülke yetkili makamları tarafından (Anlaşma hükümlerine göre reddedilmemişse) tebliğ edilecektir. Taraf devletler Sözleşmeye çekince koymamışlarsa, ülkeden ülkeye doğrudan tebligat da mümkün olmakla birlikte, uygulamada bu gerçekleşme-mektedir. HUKUK USÛLÜNE DAİR SÖZLEŞME Yurt dışı tebliğ talepnamesi usûlüne uygun olarak Türkçe ve onaylı tercümesi yapılarak hazırlanmalıdır. Talepname dışında Tebliğ edilecek evrak, Türkçe ve yabancı dilde onaylı tercümesi yapılmış şekilde hazırlanmalı, duruşma günü vs. tebliğ edilecekse bu da belirtilmelidir. Adalet Bakanlığının ilân ettiği tebligat giderleri öden-melidir. Gönderilecek evrakın alt kısmı, gönderen makam tarafından onaylanmalıdır Tebliğ evrakı, tebliğ çıkaran merci tarafından, C.Başsavcılığı aracılığıyla, Adalet Bakanlığı na, Bakanlık ta ilgili Türk temsilciğine göndermelidir. Türk temsilciliği tarafından iletilen tebliğ evrakı yabancı ülke yetkili makamları tarafından (Anlaşma hükümle-rine göre reddedilmemişse) tebliğ edilecektir. 126

131 Türkiye İçinde Bulunan Yabancılara Tebligat Yukarıda, Türkiye den yurt dışında bulunan Türk veya yabancılara tebligata ilişkin hususlar açıklandı. Burada ise, Türkiye de bulunan yabancılara yapılacak tebligatın özellikleri açıklanacaktır. Bu konuda öncelikle bir ayrım yapılmalıdır. Türkiye de bulunan yabancının diplomatik bir ayrıcalığı ve özel bir durumu yoksa, Türkiye içinde diğer kişilere yapılan tebligata ilişkin kurallar onlar için de geçerli olacaktır. Ancak, muhatap, kendisine tebligat yapılabilecek bir yabancı olmasına rağmen, tebliğ adresi ülke dışı kabul edilen bir yerse ve tebliğ memuru tebligatı yapamıyorsa, o zaman bu durum tebliğ mazbatasına yazılarak evrak iade olunur (TebY m. 45/2). Aynı şey, yabancı diplomatik temsilciliklerde çalışan ve tebligat adresi olarak o yer gösterilen, Türkler için de geçerlidir. Zira, tebliğ memurunun yabancı diplomatik temsilcilikte Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği çerçevesinde tebligat yapması mümkün değildir. Bu ihtimalde, muhatap (özel statüsü olmayan yabancı veya Türk vatandaşı), kendisine tebligat yapılabilecek bir kimsedir, ancak tebligat adresi, tebligat memurunun tebligat işlemlerini yapabileceği bir yer değildir. Burada, asıl üzerinde durulması gereken husus, uluslararası anlaşmalara göre, diplomatik dokunulmazlığı ya da ayrıcalığı olan yabancı ülke temsilcilerine veya dokunulmazlık kapsamında sayılanlara tebligattır. Adalet Bakanlığı, her yıl yurt dışına tebligatla ilgili yapacağı ilânda, kimlerin bu kapsamda olduğunu da belirtmelidir (TebY m. 45/5). Tereddüt halinde, bu durum Dışişleri Bakanlığı ndan öğrenilmelidir. Diplomatik ayrıcalığı bulunanlara ve yukarıda açıklandığı üzere böyle bir ayrıcalığı olmamakla birlikte yabancı ülke temsilciliğinde adresi olanlara, gönderilecek tebligat evrakı, önce Adalet Bakanlığı aracılığı ile Dışişleri Bakanlığına iletilir. Dışişleri Bakanlığı da ilgili yabancı ülke temsilciliğine tebligatı iletir ve ilgili yabancı ülke temsilciliği bu tebligatı gerçekleştirir (TebY m. 45/4) Yabancı Ülkeden Gelen Tebligatın Türkiye de Yapılması Bu konuda diğer bir sorun da, yabancı ülkeden gelen tebligatların Türkiye de yapılmasıdır. Türkiye de yerleşik bulunan yerli ya da yabancı bir kimseye ulaştırılmak üzere, yabancı bir ülke tarafından tebligat gönderilmesi halinde, öncelikle bu konudaki uluslararası anlaşma ve karşılıklılık esasları uygulanacaktır. Yukarıda açıklanan çok taraflı sözleşmelere taraf ya da Türkiye ile ikili anlaşması bulunan devletten gelen tebligatta, benzer bir usûl izlenerek Türkiye de tebligat yapılması söz konusudur. Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayri Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Sözleşme gereğince, doğrudan merkezî makama gönderilecek tebligatlarda, tebliğ evrakı, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü ne gönderilmelidir. Zira, Türkiye için merkezî makam olarak Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü kabul edilmiştir. Doğrudan tebliğ evrakının Türk Merkezî Makamına gönderilmesi dışında, izlenmesi gereken usûl şudur: Yabancı ülke temsilciliği tarafından Dışişleri Bakanlığı na iletilen evrak, anlaşmalar ve karşılıklılık esasları gözetilerek, Yönetmelik Ek-1 de yer alan (5) nolu örnekte belirtilen tebliğ mazbatası, zarf içinde Adalet Bakanlığı na gönderilir. Adalet Bakanlığı tebliğ evrakını muhatabın bulunduğu yerdeki C.Başsavcılığı na gönderir. C.Başsavcılığı, tebliğ evrakını duruma göre, muhatabı çağırarak, kolluğu görevlendirerek ya da normal tebligat yollarıyla tebligatı yapar. Tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra aynı yolla geri gönderilir (Teb K m. 26, TebY m. 44). Yabancı ülkeden doğrudan tebliğ evrakının Türk Merkezi Makamına gönderilmesi dışında izlenmesi gereken usul nedir? 127

132 ELEKTRONİK YOLLA TEBLİGAT Elektronik yolla tebligat usûlü, hukukumuza Tebligat Kanunu nda 2011 yılında yapılan değişiklikle (6099 sayılı Kanunla) yeni girmiş bir tebligat usulüdür. Tebligat Kanunu nun 7/a maddesine göre, elektronik yolla tebligat kural olarak isteğe bağlı bir tebligat usulüdür. Kural olarak tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir (TebK m. 7a/1). Ancak, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur (TebK m. 7a/II). Görüldüğü üzere, kanunda belirtilen şirket türleri dışında, bir kimseye elektronik yolla tebligat yapılabilmesi onun bunu istemesine bağlıdır. Şayet kendisine tebligat yapılacak kimse, tebligatı çıkaran mercie, elektronik tebligat adresini bildirerek kendisine bu yolla tebligat yapılmasını isterse, bu şekilde tebligat yapılabilecektir; aksi halde bu yolla tebligatın yapılması söz konusu değildir. Ancak Kanun un 7/a maddesinin sermaye şirketlerine elektronik yolla tebligat yapılması zorunluluğu getiren ikinci fıkrası, yayımı tarihinden iki yıl sonra (yani 2013 yılı Ocak ayı sonunda) yürürlüğe girecektir (6099 sayılı Kanun m. 18). Kişinin gönüllü olarak bildirdiği ya da kanunda belirtilen şirketler söz konusu olduğunda doğrudan elektronik yolla tebligatın yapılması gerektiği durumlarda, teknik veya başka bir zorun sebeple elektronik tebligatın yapılamaması hâlinde, tebligat yukarıda açıklanan diğer usûllerle gerçekleştirilecektir (TebK m. 7a/3, TebY m. 12/1). Elektronik yolla tebligatta, muhatabın her zaman elektronik posta adresini kontrol edemeyeceği düşünülerek, tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı kabul edilmiştir (TebK m. 7a/4). Elektronik tebligatın teknik ayrıntıları içermesi ve bazı özellikleri barındırması sebebiyle, bu konuda çıkarılacak ayrı bir Yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiş (TebK m. 7a/5; TebY m. 12/c. 2), ancak şu ana kadar Yönetmelik hazırlıkları devam etmekle birlikte henüz bu Yönetmelik çıkarılmamıştır. Elektronik yolla tebligat ne zaman yapılmış sayılmaktadır? 128

133 Özet Tebligat, kural olarak tebliğ yapılacak kişilere, tebliğ edilecek yer ve zamanda yapılır. Bunun dışında yapılan tebligat kural olarak usûlüne aykırıdır. Tebligat bir mazbata ile belgelendirilir. Tebliğ mazbatası, tebliğ memuru tarafından tebliğ yerinde düzenlenir. Her tebligatta ayrı bir tebliğ mazbatasının düzenlenmesi, mazbatanın tebligat yapılan kişi ile memur tarafından imzalanması şarttır Muhatap veya adına tebliigat yapılacak kimseler tebligat adresinde oturmalarına rağmen o sırada adreste geçici olarak bulunmamaları durumunda tebligat memuru, önce o kimsenin sürekli mi geçici mi o adreste bulunmadığını ve bulunmama sebebini doğru şekilde araştırmakla yükümlüdür. Belirtilen adreste muhatap veya yerine tebligat yapılacak kimse bulunmuyorsa, tebliğ memuru, evrakı o yerin muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyelerinden birine yahut kolluk âmir veya memuruna imza karşılığı teslim eder. Tebligat yapılacak adreste, muhatap veya yerine tebligat yapılacak kimseler bulunmakla birlikte değişik sebeplerle tebliğ evrakını almaktan kaçınırlarsa tebliğ adresinde kimsenin bulunmaması ile ilgili tebligata ilişkin yöntem, burada da uygulanacaktır. Muhataba tebligatı ulaştıracak veya muhatap yerine tebligat yapılabilecek kimseler, muhatabın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, durum ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyanda bulunan tarafından da imzalandıktan sonra, tebliğ evrakı bu kişilere verilir. Tebliğ memurunun yaptığı araştırmada, muhatabın gösterilen adresten devamlı olarak ayrıldığı ya da öldüğü tespit edilirse, devamlı ayrılma durumunda yeni adres de tespit edilemiyorsa, ölüm halinde ise başka bir işleme gerek kalmadan, tebliğ evrakı tebligatı çıkaran mercie iade edilir. Muhatabın belirtilen adresten ayrılmakla birlikte, yapılan araştırmada yeni adresi tespit edilebiliyorsa, öncelikle tebliğ mazbatasında bunun için ayrılmış özel yere ve tebliğ evrakındaki adresin bulunduğu yere yeni adres yazılır. Tebliğ memurunun tespit ettiği yeni adres, tebliğ memurunun dağıtım bölgesi içindeyse, tebligatı o adrese yapar. Tespit edilen yeni adres, aynı posta merkezinin başka bir dağıtım bölgesinde veya başka bir posta merkezinin alanı içinde kalıyorsa, tebliğ memuru, tebliğ evrakını bağlı olduğu posta merkezine iade eder. Bu durumda, tebligat tespit edilen yeni adrese yapılır. Kendisine daha önce kendisine tebligat yapılan (ya da tebligat yapılmış sayılan) adresi değiştiren muhatap, yeni adresini usûlünce bildirirse, bundan sonra tebligatlar yeni adrese yapılır. Muhatap, daha önce tebligat yapılan adresini değiştirmesine rağmen bunu bildirmezse ve adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit edilemezse, adres araştırması yapılmaksızın Yönetmelik Ek-1 de yer alan (6) nolu örneğe göre düzenlenecek tebliğ evrakının bir örneği eski adrese ilişkin binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra, yeni adres usûlünce bildirilmedikçe, eski adrese çıkarılan tebligatlar, muhataba yapılmış sayılır; eski adresin kapısına tebligatın asılma tarihi de tebliğ tarihi olarak kabul edilir. İlânen tebligat yapılması için, kural olarak muhatabın adresinin meçhul olması gerekir. Muhatabın adresinin meçhul sayılması için, Kanun ve Yönetmelik hükümleri uyarınca kendisine tebligat yapılamamış, tebliğ memuru tarafından adresi tespit edilememiş, adres kayıt sisteminde de yerleşim yeri adresi bulunmamış ve kişinin adresinin tespiti için tebligatı çıkaran merci tarafından adres araştırması yapılması sonucu da adresin belirlenememiş olması gerekir. İlan, kendisine tebliğ yapılacak kişinin en güvenilir bir şekilde öğrenmesini sağlayabilecek ve varsa tebliği çıkaran merciin bulunduğu yerde yayımlanan bir gazetede ve elektronik ortamda Basın İlan Kurumu vasıtasıyla yapılır. İlân yoluyla tebliğ, son ilân tarihinden itibaren yedi gün sonra yapılmış sayılır. Ancak, tebliğe karar veren merci, duruma göre daha uzun bir süre tayin edebilir, bu süre on beş günü geçemez. Yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına tebligatın üç şekilde yapılması mümkündür. Yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarına tebligat bakımından ayrıntılı şekilde düzenlenen birinci usûle göre tebligat o yerdeki Türk Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla da yapılabilir. Yurt dışında bulunan vatandaşlara yapılacak tebligatta ikinci ve en kısa olanı, tebligatı çıkaran yargı mercii, tebliğ evrakını hazırlayarak doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderebilir. Üçüncü ve en uzun sürecek tebligat yöntemi ise şudur: Yukarıda yapılan tebligat işlemlerine rağmen, muhatap olan Türk vatandaşına ulaşmak mümkün olmamışsa, ancak bu durumda yabancı ülke makamları devreye sokulmalı, yabancı ülke 129

134 makamları aracılığıyla anlaşmalar çerçevesinde tebligat yoluna gidilmelidir. Yabancı bir ülkede resmî bir görevle ya da görevlendirmeyle bulunan Türk memurlarına tebligat, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla yapılacaktır. Yurt dışında bulunan bir kimseye, eğer o kimse Türk vatandaşı değilse ya da Türk vatandaşı olmakla birlikte yukarıda açıklanan yolla tebligat yapılması mümkün olmamışsa (özellikle tebligat işlemi için bildirim yapılarak kendisine ulaşılamamışsa) tebligat, Tebligat Kanunu ve Yönetmeliğindeki hükümlerle birlikte uluslararası anlaşma hükümleri dikkate alınarak tebligat yapılmalıdır. Türkiye de bulunan yabancının diplomatik bir ayrıcalığı ve özel bir durumu yoksa, Türkiye içinde diğer kişilere yapılan tebligata ilişkin kurallar onlar için de geçerli olacaktır. Diplomatik ayrıcalığı bulunanlara ve yukarıda açıklandığı üzere böyle bir ayrıcalığı olmamakla birlikte yabancı ülke temsilciliğinde adresi olanlara, gönderilecek tebligat evrakı, önce Adalet Bakanlığı aracılığı ile Dışişleri Bakanlığına iletilir. Dışişleri Bakanlığı da ilgili yabancı ülke temsilciliğine tebligatı iletir ve ilgili yabancı ülke temsilciliği bu tebligatı gerçekleştirir. Türkiye de yerleşik bulunan yerli ya da yabancı bir kimseye ulaştırılmak üzere, yabancı bir ülke tarafından tebligat gönderilmesi halinde, öncelikle bu konudaki uluslararası anlaşma ve karşılıklılık esasları uygulanacaktır. Elektronik yolla tebligat kural olarak isteğe bağlı bir tebligat usulüdür. Kural olarak tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabilir. Ancak, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılması zorunludur. Elektronik yolla tebligatta,, tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı kabul edilmiştir 130

135 Kendimizi Sınayalım 1. Tebliğ yerinde düzenlenecek tebliğ mazbatası aşağıdakilerden hangisi tarafından düzenlenmektedir? a. Mahkeme kalemi b. PTT işletmesi c. Muhatap d. Muhatap yerine geçen kimse e. Tebliğ memuru 2. Muhatap yada yerine tebligat yapılacak kişinin bulunamaması durumunda tebligat memurunun öncelikli olarak yapması gereken iş aşağıdakilerden hangisidir? a. Bulunmama sebebini doğru olarak araştırmak b. Evrakı komşusuna bırakmak c. Evrakı mahalli muhtarlığına bırakmak d. Evrakı dağıtım merkezine geri götürmek e. Evrakı en yakın kolluk kuvvetlerine vermek 3. Aşağıdakilerden hangisi tebliğ memurunun tebligatı yapabileceği muhatap yerine geçen kimselerdendir? a. Kapıcı b. Ev komşusu c. Komşu büro çalışanı d. Vekil e. Apartman yöneticisi 4. Tebliğ memurunun yaptığı araştırma sonrası muhatabın adresten devamlı olarak ayrıldığı tespit edildiğinde aşağıdaki işlemlerden hangisi yapılmaktadır? a. Tebliğ evrakı tebliği çıkartan mercie iade edilir b. Tebliğ evrakı iptal tutanağı düzenleyerek evrakı iptal etmek c. Tebliğ evrakı dağıtım merkezine iade edilir d. Tebliğ evrakı mahalle muhtarlığına emaneten bırakılır e. Tebliğ evrakı en yakın kolluk kuvvetine bırakılır 5. İlanen tebligatta tebligat masrafları aşağıdakilerden hangisi tarafından ödenmelidir? a. PTT işletmesi b. Maliye Bakanlığı c. Muhatap d. İçişleri Bakanlığı e. Tebligatı talep edenler 6. Aşağıdakilerden hangisi muhatabın adresinin meçhul sayılması ile ilgili gerekliliklerden değildir? a. Tebligatın yapılmamış olması b. Muhatabın sürekli adres değiştirmesi c. Muhatabın olduğu yerin bilinmemesi d. Muhatabın işyerinin bilinmemesi e. Araştırmalara rağmen adresin bulunamaması 7. Tebligat mazbatasına ilişkin olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? a. Tebligat mazbata ile belgelendirilir. b. Mazbatanın altının tebellüğ eden kimse tarafından imzalanması yeterlidir. c. Mazbata imzalanırken mühür veya başka bir alet kullanılması mümkün değildir. d. Tebligat yapılacak kimse, imza edecek kadar yazı bilmiyorsa, komşulardan bir kimsenin imza atması mümkündür. e. Tebligat mazbatasına parmak bastırılacaksa, bunun sebebi gösterilmelidir. 8. Aşağıdakilerden hangisi, tebliğ anında belirtilen adreste kimsenin bulunmaması durumunda yapılacak işlerden değildir? a. Yapılan işlemlerin tutanağa yazılarak imzalanması b. Yetkili kişiye tebliğ evrakının bırakılması c. Tebligat adresine ihbarname yapıştırılması d. Tebligatın kişinin ev sahibine bırakılması e. Adrese gidilip muhatabın o adreste oturduğunu ancak o anda kimsenin bulunmadığını tespit 131

136 9. Muhatap ölmüşse tebligat memuru ne şekilde davranmalıdır? a. Evrakı tebligatı çıkaran merciye iade etmelidir. b. Muhatabın akrabalarını araştırmalıdır. c. Tebligatı muhtara bırakmalıdır. d. Aynı konutta oturan kişiler varsa tebliğ evrakını bunlara bırakmalıdır. e. Tebligat adresine ihbarname yapıştırmalıdır. 10. Elektronik tebligat muhatabın elektronik posta hesabına ulaştığı tarihten itibaren kaç gün sonra gerçekleşmiş sayılır? a. Birinci günün sonunda b. İkinci günün sonunda c. Üçüncü günün sonunda d. Dördüncü günün sonunda e. Beşinci günün sonunda Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. e Yanıtınız yanlış ise Genel olarak. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. a Yanıtınız yanlış ise Adreste bulunmama ve tebellüğden kaçınma başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yanıtınız yanlış ise Genel olarak başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. a Yanıtınız yanlış ise Adreste bulunmama ve tebellüğden kaçınma başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yanıtınız yanlış ise İlanen tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. b Yanıtınız yanlış ise İlanen tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. b Yanıtınız yanlış ise Genel olarak başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. d Yanıtınız yanlış ise Adreste bulunmama ve tebellüğden kaçınma başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. a Yanıtınız yanlış ise Genel olarak başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. e Yanıtınız yanlış ise Elektronik tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Kendisine tebligat yapılacak kimse, imza atacak kadar yazı bilmez veya diğer sebeplerle imza atamayacak durumda bulunursa, okur-yazar komşulardan bir kimse, okur-yazar bir komşu bulunmaz veya bulunan komşu imzadan kaçınırsa, tebliğ memurunun daveti üzerine gelecek olan o mahalle veya köyün muhtar veya ihtiyar heyeti veyahut meclisi üyesinden biri yahut bir kolluk görevlisi huzurunda, kendisine tebliğ yapılan kimsenin sol elinin başparmağı, sol elinin başparmağı bulunmayan kimsenin, aynı elinin diğer bir parmağı ve sol eli yoksa sağ elinin başparmağı ve bu da yoksa, diğer parmaklarından biri bastırılır. Tebliğ yapılacak kimsenin iki eli de yoksa, tebliğ evrakı kendisine verilir. Sıra Sizde 2 Tebliğ memurunca önce adrese gidilip muhatabın adreste oturduğunu, ancak o anda kimsenin bulunmadığını tespit; ardından yetkili resmî kişiye tebliğ evrakının bırakılması; sonra tebligat adresine ihbarname yapıştırılması; durumun yine Kanun ve Yönetmelikte belirtilen kimselere haber verilmesi ve tüm bu işlemlerin tutanağa yazılarak imzalanması, gerekiyorsa ilgili kişilerin imzalarını alması, alamıyorsa bunun sebebini belirtmesi şarttır Sıra Sizde 3 Muhataba tebligatı ulaştıracak veya muhatap yerine tebligat yapılabilecek kimseler, muhatabın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, durum ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyanda bulunan tarafından da imzalandıktan sonra, tebliğ evrakı bu kişilere verilir. Bu kişilerin tebligatı almaları zorunludur. Şayet, muhatabın başka yere gittiğini beyan eden kişi, tebliğ mazbatasını imzadan kaçınırsa, tebliğ memuru bu durumu mazbataya yazar ve imzalar. Sıra Sizde 4 Kendisine daha önce kendisine tebligat yapılan (ya da tebligat yapılmış sayılan) adresi değiştiren muhatap, yeni adresini usûlünce bildirirse, bundan sonra tebligatlar yeni adrese yapılır (Muhatap, daha önce tebligat yapılan adresini değiştirmesine rağmen bunu bildirmezse ve adres kayıt sisteminden de yerleşim yeri adresi tespit 132

137 edilemezse, adres araştırması yapılmaksızın Yönetmelik Ek-1 de yer alan (6) nolu örneğe göre düzenlenecek tebliğ evrakının bir örneği eski adrese ilişkin binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Bundan sonra, yeni adres usûlünce bildirilmedikçe, eski adrese çıkarılan tebligatlar, muhataba yapılmış sayılır; eski adresin kapısına tebligatın asılma tarihi de tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Sıra Sizde 5 İlânen tebligat yapılması için, kural olarak muhatabın adresinin meçhul olması gerekir (TebK m. 28/I; TebY m. 48/I). Muhatabın adresinin meçhul sayılması için, Kanun ve Yönetmelik hükümleri uyarınca kendisine tebligat yapılamamış, tebliğ memuru tarafından adresi tespit edilememiş, adres kayıt sisteminde de yerleşim yeri adresi bulunmamış ve kişinin adresinin tespiti için tebligatı çıkaran merci tarafından adres araştırması yapılması sonucu da adresin belirlenememiş olması gerekir. Tebligatı çıkaran merci, en son çare olarak muhatabın adresini öncelikle resmî veya özel kurum ve dairelerden, bunlardan sonuç alınamadığı takdirde kolluk vasıtasıyla araştırabilir ve tespit ettirebilir. İzlenen bu yollara ve yapılan araştırmalara rağmen muhatabın adresinin tespit edilememesi halinde adres meçhul sayılır. Sıra Sizde 6 İlgililerin ad ve soyadları, işleri, yerleşim yeri veya mesken yahut işyeri adresleri, tebliğ olunacak evrak içeriğinin özeti, tebliğin anlaşılabilecek şekilde konusu ve sebebi, ilânın hangi merciden verildiği,.ilan daveti içeriyorsa, nerede ve ne için, hangi gün ve satte hazır bulunacağı bilgileri ilanda ter almalıdır. Sıra Sizde 7 Her ülkenin tebligat kuralları ve tebligat hukuku, kendi egemenlik alanı ile sınırlı olarak uygulanır. Tebligat, egemenlikle doğrudan bağlantılıdır. Bununla birlikte, tebligat işlemleri, sadece ülke sınırlarıyla yapılacak olursa, ciddi hak kayıpları ortaya çıkacak, adil yargılanma hakkı ihlâl edilmiş olacaktır.. Ancak, özel düzenlemedeki önemli bir sebep de, yurt dışına yapılan tebligatların, niteliği gereği yargılamayı uzatıcı ve içinde birçok zorluğu barındırıcı olmasıdır. Sıra Sizde 8 Tebliğ evrakının hazırlanması, gönderilmesi ve tebliğin yapılması aşamaları söz konusudur. Ancak tebliğ evrakı hazırlanırken, tebliğ evrakına, muhatabın ad ve soyadı, tam ve açık adresi, uyruğu doğru şekilde, yazı makinesi ile yazılmalıdır (.Tebliğ evrakı ve tebliğ mazbatalı zarfın da, muhatabın bulunduğu ülke diline tercüme edilmesi gerekir. Bunların dışında, tebligat yapılacak ülkeye göre değişen tebligat giderleri de tam olarak ödenmeli yabancı ülkeye tebligata ilişkin sürelere uyulmalıdır.tebligatı çıkaran merci, bağlı bulunduğu bakanlık (adlî konularda kural olarak Adalet Bakanlığı) aracılığıyla tebligatı Dışişleri Bakanlığı na ulaştırır, oradan da tebligat yapılacak muhatabın bulunduğu yerdeki Türk Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna tebliğ evrakı gönderilir. Dışişleri Bakanlığı aracılığına gerek görülmeyen hallerde, tebliğ evrakı, Adalet Bakanlığınca doğrudan ilgili Türk temsilciliğine gönderilebilir. Türk temsilciliğine gönderilen evrakın tebliği, o ülkedeki yetkili makam aracılığıyla yapılır. Sıra Sizde 9 Yabancı ülke temsilciliği tarafından Dışişleri Bakanlığı na iletilen evrak, anlaşmalar ve karşılıklılık esasları gözetilerek, Yönetmelik Ek- 1 de yer alan (5) nolu örnekte belirtilen tebliğ mazbatası, zarf içinde Adalet Bakanlığı na gönderilir. Adalet Bakanlığı tebliğ evrakını muhatabın bulunduğu yerdeki C.Başsavcılığı na gönderir. C.Başsavcılığı, tebliğ evrakını duruma göre, muhatabı çağırarak, kolluğu görevlendirerek ya da normal tebligat yollarıyla tebligatı yapar. Tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra aynı yolla geri gönderilir Sıra Sizde 10 Elektronik yolla tebligatta, muhatabın her zaman elektronik posta adresini kontrol edemeyeceği düşünülerek, tebligatın muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı kabul edilmiştir 133

138 Yararlanılan Kaynaklar Elektronik Ortamda Tebligat Yapılmasına İlişkin Gelişmeler, Halûk Konuralp Anısına Armağan, C. 1, s. Ankara 2009, s Aldemir H., Hukuk Davalarında Yargılama Giderleri, 3. Bası, Ankara Deliduman S., Tebligat Hukuku Bilgisi, 2. Baskı, Ankara Kaçak N., Tebligat Kanunu Şerhi, 2. Bası, Ankara Kuru B./Arslan R./ Yılmaz E., Medenî Usûl Hukuku Ders Kitabı, 22. Baskı, Ankara Muşul T., Tebligat Hukuku, 4. Baskı, Ankara Özekes M., Karar İncelemesi (Usûlsüz Tebligat ve Dürüstlük Kuralı), ManisaBD 1998/66, s Pekcanıtez H./Atalay O./Özekes M., Medenî Usûl Hukuku, 12. Bası, Ankara Ruhi A.C./Ruhi C., Tebligat Hukuku Bilgisi, Ankara Tanrıkulu C., Türk ve Avusturya Hukukunda Elektronik Tebligat, TBBD, s. 85, 2009, s Turhan A. U., Tebligat Hukuku, Tebligat Suçları ve İlgili Mevzuat, 3. Bası, Ankara

139

140 8 Amaçlarımız Bu üniteyi tamamladıktan sonra; Usulsüz tebligat ve usulsüz tebligatın sonuçlarını açıklayabilecek, Tebligat suçlarını ifade edebilecek, bilgi ve becerilere sahip olabilirsiniz. Anahtar Kavramlar Usulsüz Tebligat Tebliğ Tarihi Öğrenme Tarihi İyiniyet Mutlak Geçersizlik Taraf Menfaatleri İçindekiler Giriş Usulsüz Tebligat Tebligat Suçları 136

141 Usûlsüz Tebligat ve Tebligat Suçları GİRİŞ Yukarıda açıklandığı üzere, tebligat bir yargısal faaliyet içinde büyük öneme sahiptir. Tebligatın doğru ve usûlüne uygun yapılması, hukukî dinlenilme ve adil yargılanma hakkı bakımından tartışmasız önemli bir husustur. Yargılamada yer alan ilgililer, ancak sağlıklı bir tebligatın kendilerine yapılması ile yargılama hakkında tam ve doğru bilgi sahibi olarak, yargılama içindeki haklarını kullanabilir, yükümlülüklerini yerine getirebilirler. Kanun koyucu tebligatın önemine binaen, tebligat işlemlerini tüm ayrıntısı ile düzenlemiş, neredeyse takdir kullanılacak bir alan bırakmamıştır. Bu ayrıntılı düzenleme içinde, tebligat aşamaları ve işlemleri çok sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır. Tebligat hukuku bu yönüyle şeklî bir hukuk dalıdır. Kanun, Yönetmelik ve ilgili mevzuatta takdir hakkı bırakılmayan konularda, tebligatla ilgili, makam, merci ya da kişilerin takdir yada yetki kullanması mümkün değildir. Tebligat hukukunun gerektirdiği şekle uyulmadığında, usûlsüz tebligat söz konusudur. Tebligat işlemlerindeki eksiklik veya yanlışlığın büyük veya küçük, önemli ya da önemsiz olması usûlsüz tebligat bakımından farketmez. USÛLSÜZ TEBLİGAT Usûlsüz Tebligatın Ortaya Çıkması Usûlsüz tebligatın ortaya çıkması için, öncelikle bir tebligat işlemi bulunmalıdır. Tebligat yapılmaması gerektiği halde tebligat yapılması veya resmî tebligat çıkarılmaması gerektiği halde, resmî tebligat yoluna başvurulması, tebligatta resmî tebligatın değil özel posta yollarının kullanılması halinde, usûlsüz tebligattan bahsedilemez. Örneğin, resmî tebligat çıkarmaya yetkili olmayan bir merci, resmî tebligat çıkarır ve tebligat da yanlış yapılırsa bu usûlsüz tebligat sayılmaz veya resmî tebligat yapılması gereken durumlarda, resmî tebligata ilişkin usûller bırakılarak normal posta yoluyla ya da kargo ile bildirim yapılması, bu konuda da yanlışlıkların olması halinde usûlsüz tebligata ilişkin sonuçlar doğmaz. Tebligat Kanunu ve Yönetmeliği anlamında resmî tebligattan söz edilemiyorsa, usûlsüz tebligattan da söz edilemez. Tebligatın usûlsüz olması ile usûlüne uygun bir tebligata rağmen, muhatabın geçerli bir özre dayanarak tebligat konusu işlemi yapamaması da ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Örneğin, icra hukukunda, usûlsüz bir tebligata rağmen icra dairesinin işlem yapması, şikâyet konusu olup ilgilinin icra mahkemesine başvurusu üzerine, işlem düzeltilir veya iptal edilir. Ancak, geçerli olarak ödeme emri tebliğ edilen bir borçlunun, süresinde ödeme emrine itiraz edememesi halinde, şikâyet değil, şartları varsa gecikmiş itiraz yoluna başvurması gerekir (İİK m. 65). Buna rağmen, uygulamada zaman zaman, usûlsüz tebligat yapılan borçlu, usûlsüz tebligatı öğrendikten sonra normal itiraz ve şikâyet yoluna başvurmak yerine, gecikmiş itirazda bulunmakta, bu arada takip içindeki bazı imkânları kaçırabilmektedir. Benzer durum eski hale getirme için de söz konusudur. Yargılamada eski hale getirme talebinde bulunmak için, önce geçerli bir tebligat olmalı, ancak işlemi yapacak olan kimse elinde olmayan sebeple süreyi geçirmelidir (HMK m ). Gerek gecikmiş itiraz gerekse eski hale getirme için geçerli bir tebligat olmalıdır. Geçerli tebligat yoksa, bu yollara başvurmadan usûlsüz tebligata ilişkin hükümler uygulanmalıdır. 137

142 Usulsüz tebligatın ortaya çıkmadığı durumlara örnekler veriniz. Usûlsüz Tebligatın Geçerli Sayılması Bir tebligat usûlsüzse, kural olarak geçersizdir. Ancak bu geçersizlik, yokluk ya da mutlak bir geçersizlik değildir. Taraf menfaatleri ve usûl ekonomisi ilkeleri gözetilerek, usûlsüz tebliğe rağmen, muhatap tebliği öğrenmişse, tebligat geçerli kabul edilir. Muhatap usûlsüz tebliği hiç öğrenmemişse tebligat hiç yapılmamış sayılır. Muhatabın, usûlsüz de olsa, tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi sayılır (TebK m. 32; TebY m. 53). Muhatabın, usûlsüz tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarihin ayrıca araştırılması ve ispatı gerekli değildir (TebY m. 53/3). Muhatabın öğrendiğini beyan ettiği tarihin aksi de ispat edilemez. Dikkat edilirse, kanun koyucu burada bir denge gözetmiştir. Bir yandan, usûlüne aykırı tebligatı kural olarak yapılmamış saymış; diğer yandan da muhatap tebligatı öğrenmişse, onun bildirdiği tarihi esas alarak tebligatı geçerli kabul etmiştir. Böylece muhatap usûlsüz tebligatın olumsuz sonuçlarından korunmuş; ayrıca, tebligat onun beyan ettiği tarihle geçerli sayılarak aynı işlemlerin tekrarlanmasının, zaman harcanması ve masraf yapılmasının önüne geçilmiştir. Usûlsüz tebligatta bilinmesi gereken en önemli husus, muhatabın beyan ettiği tarihin, tebliğ tarihi olarak kabulü ve bunun aksinin ispatının söz konusu olmamasıdır. Muhatap, usûlsüz tebligatı daha önce öğrenmiş olmakla birlikte, daha sonraki bir tarihi öğrenme tarihi olarak bildirmişse, karşı tarafın bu konuda bir ispat faaliyetinde bulunması kabul edilemez ve izin verilemez. Usûlsüz tebligatı öğrenme tarihi bakımından, muhatabın beyanı esas alınmalıdır. Ancak, muhatap açıkça usûlsüz tebliği öğrendiğini beyan etmeden, bu tebliğe dayanarak bir işlem yapmış olabilir. Böyle bir durumda, muhatabın beyanı olmasa da, yaptığı işleme göre usûlsüz tebliği öğrendiği kabul edilerek gereken yapılmalı, süre o çerçevede işletilmelidir. Usulsüz tebliğe ragmen tebligat geçerli olabilir mi? Muhataba, usûlsüz tebliğ bakımından yukarıda belirtilen bir hak tanınmakla birlikte, her hak da olduğu gibi, bu hakkın kullanılması da iyiniyet kurallarıyla sınırlıdır. Muhatabın, usûlsüz tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, açıkça dürüstlük kuralına aykırı sayılarak hakkın kötüye kullanımı olarak kabul edilen durumlarda, muhatabın beyan ettiği tarih değil, gerçek öğrenme tarihi esas alınmalıdır. Örneğin, muhatap usûlsüz tebligatı öğrenmekle birlikte, bu yönde herhangi bir beyanda bulunmadan, süresinden sonra o konuyla ilgili işlem yapmış olabilir. Buna rağmen, muhatap, işlem tarihinden daha sonraki bir tarihi, tebligatı öğrendiği tarih olarak bildirmesinin daha lehine olacağı düşüncesiyle, (tebligatı öğrenmeden yapamayacağı bir işlemi yaptıktan) sonraki tarihi usûlsüz tebliği öğrendiği tarih olarak beyan etmişse, bu hakkın açık kötüye kullanımıdır. Böyle bir durumda muhatabın usûlsüz tebligatı öğrendiğini bildirdiği tarih değil, işlemi yaptığı tarih öğrendiği tarih olarak kabul edilmelidir. Usûlsüz Tebligatın İleri Sürülmesi Tebligatın usûlsüz olup olmadığını, ilgili merci kendiliğinden dikkate almalıdır. Örneğin, ödeme emri usûlsüz tebliğ edilmişse, icra dairesi takibe devam etmemeli, yeniden tebligat çıkarmalıdır; dava dilekçesi davalıya usûlsüz tebliğ edilmiş, davalı da dilekçeyi usûlsüz tebliğe rağmen öğrenememişse, yeniden dava dilekçesi tebliğ edilmelidir. Tebligat usûlsüzlüğü, muhatap tarafından her zaman ileri sürülebilir. Muhatap, hakkını kötüye kullanmadığı sürece, usûlsüz tebligatı ne zaman öğrendiğini beyan ederse, tebligat ancak o zaman geçerli hale gelecektir. Bir tebligattaki usûlsüzlük, kural olarak, tebligat konusu işlemi yapan ve tebligatı çıkaran mercide ileri sürülmelidir. İlgili merci, yukarıdaki hususları (tebligatın usûlsüz olup olmadığı ve geçerli sayılacağı tarihi) dikkate alarak inceleme yapıp bu konuda gerekli kararı verecektir. İlgili merci bu konuda gerekli kararı vermiyorsa ve o konuda başvurulabilecek başka bir hukukî çare mevcutsa, o yola başvurulması da mümkündür. Örneğin, bir icra takibinde, tebligat usûlsüzlüğü icra dairesinde ileri sürülmeli ve icra dairesince gerekli karar verilerek işlem yapılmalıdır. Ancak, icra dairesi bu konuda gerekli düzeltmeyi yapmamış veya talebi değerlendirmemişse, şikâyet yoluyla icra mahkemesine başvurulabilir (İİK m. 16 vd). 138

143 Tebligatın usûlsüz olduğuna ilişkin kararlar, kural olarak başlı başına nihaî karar oluşturmadıklarından, ancak asıl hükümle birlikte kanun yoluna başvuru konusu yapılabilir. Tebligat usûlsüzlüğüne rağmen yargısal işlemlerin yapılması, kanun yolunda kendiliğinden dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Ancak, başlı başına bir nihaî kararın tebliği usûlsüzse, istisnaen bu kanun yoluna başvuru konusu yapılabilir. Örneğin, mahkeme kararının usûlüne aykırı tebliğ edildiğini ve geç öğrendiğini beyan edip, süresinden sonra kanun yoluna başvuran tarafın kanun yolu süresini geçirdiği gerekçesiyle mahkeme bu talebini talebini reddetmişse, bu red kararına karşı yedi gün içinde kanun yoluna başvurulabilir (HMK m. 346, 366). Tebligat usûlsüzlüğü bir dava sırasında farkedilmemişse ya da muhatap bir hile sebebiyle hiçbir şekilde yargılamaya dahil olmamışsa, verilen karar kesinleşse de, şartları oluştuğunda, kesin hükme karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna da başvurulabilir (HMK m. 374 vd.). Usûlsüz tebligat konusunda üzerinde durulması gereken bir husus da, tebliğ evrakında sahtekârlık ya da tebligat hilesi yapılmasıdır. Bu fiiller, aynı zamanda suç oluşturuyorsa, aşağıda açıklanacak tebligat suçları kapsamında da değerlendirilecektir. Ancak, bu şekilde yapılan tebligat işlemi ya da düzenlenen tebligat evrakının geçerliliği de tartışılmalıdır. Öncelikle, tebligat evrakının hazırlanması ve tebligat işleminin yapılması, resmî merciler tarafından gerçekleştirildiğinden, tebligat evrakı resmî belge niteliğindedir. Bu sebeple tebligat evrakındaki sahtelik iddiaları, resmî evrakta sahteliğe ilişkin hükümler dikkate alınarak değerlendirilmeli ve incelenmelidir. Tebligat usulsüzlüğünün bir dava sırasında farkedilmemişse kesin hükme karşı başvuru yolu var mıdır? TEBLİGAT SUÇLARI Tebligatın önemi sebebiyle Tebligat Kanununda bazı fiiller ayrıca suç olarak kabul edilerek düzenlenmiştir. Tebligat Kanunu nda düzenlenen tebligat hukukuna ilişkin suçlara ilişkin özellikler ve tebligat suçları şunlardır: Tebligat Kanunu nun uygulanmasında görevli bulunan memur ve hizmetliler ile mahalle, köy muhtar ve ihtiyar heyeti ve meclisi üyeleri işledikleri suçlar ile kendilerine karşı işlenen suçlardan dolayı Türk Ceza Kanunu nun kamu görevlilerine ilişkin hükümleri ile cezalandırılırlar. Bu cezanın dışında, ayrıca idarî soruşturma da yapılabilir (TebK m. 52). Tebligat Kanunu nda ayrıca, dört özel suç kabul edilmiştir. Bunlar, yanlış adres bildirilmesi (TebK m. 53), kendisine yapılması gereken tebligatı almamak (TebK m. 54/2), muhatap adına tebligat yapılan kimselerin, tebligat evrakını muhataba vermemesi (TebK m. 54/2), yalan beyan (TebK m. 55), tebliğ evrakının asılmasına ilişkin suçlar (TebK m. 56). Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebligat yapılması gereken hallerde, bir kişi kendisinin ya da başkasının ad ve adresini yanlış bildirirse bu durum cezalandırılır (TebK m. 53). Muhatap yerine kendilerine tebligat yapılabilecek kimseler, tebliğ evrakını muhataba en kısa zamanda ulaştırmakla yükümlüdürler. Eğer bu yükümlülüğe aykırı davranılır ve bundan bir gecikme veya zarar meydana gelirse, ilgili kişi cezalandırılır. Aynı ceza, kendisine yapılan tebligatı almayan muhatap ile muhatap yerine tebligatı kabule zorunlu olup da bundan kaçınanlar hakkında da uygulanır (TebK m. 54). Tebligat Kanununda sayılan özel suçlar hangileridir? Tebligat işlemleri sırasında muhatap kendisi veya muhatap yerine tebligat yapılacak kimseler muhatap hakkında yalan beyanda bulunursa; ayrıca bir kimse muhatap ya da onun yerine tebligat yapılacak kimselerden olmadığı halde yalan beyanda bulunarak tebliğ evrakını alırsa cezalandırılır. Bu hallerde bir gecikme ya da zarar meydana gelirse ceza ağırlaştırılır (TebK m. 55). Tebligat Kanununa göre tebligat evrakı ya da ihbarnamenin yapıştırılması veya asılmasına karşı koyanlarla bu evrakı koparan, imha eden, okunamaz hale getirenler ayrıca cezalandırılır (TebK m. 56). 139

144 Özet Usûlsüz tebligatın ortaya çıkması için, öncelikle bir tebligat işlemi bulunmalıdır. Tebligat yapılmaması gerektiği halde tebligat yapılması veya resmî tebligat çıkarılmaması gerektiği halde, resmî tebligat yoluna başvurulması, tebligatta resmî tebligatın değil özel posta yollarının kullanılması halinde, usûlsüz tebligattan bahsedilemez. Tebligatın usûlsüz olması ile usûlüne uygun bir tebligata rağmen, muhatabın geçerli bir özre dayanarak tebligat konusu işlemi yapamaması da ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bir tebligat usûlsüzse, kural olarak geçersizdir. Ancak bu geçersizlik, yokluk ya da mutlak bir geçersizlik değildir. Taraf menfaatleri ve usûl ekonomisi ilkeleri gözetilerek, usûlsüz tebliğe rağmen, muhatap tebliği öğrenmişse, tebligat geçerli kabul edilir. Muhatap usûlsüz tebliği hiç öğrenmemişse tebligat hiç yapılmamış sayılır. Muhatabın, usûlsüz de olsa, tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi sayılır. Tebligatın usûlsüz olup olmadığını, ilgili merci kendiliğinden dikkate almalıdır. Bir tebligattaki usûlsüzlük, kural olarak, tebligat konusu işlemi yapan ve tebligatı çıkaran mercide ileri sürülmelidir. Tebligatın usûlsüz olduğuna ilişkin kararlar, kural olarak başlı başına nihaî karar oluşturmadıklarından, ancak asıl hükümle birlikte kanun yoluna başvuru konusu yapılabilir. Tebligat Kanunu nda düzenlenen tebligat hukukuna ilişkin suçlara ilişkin özellikler ve tebligat suçları şunlardır: Tebligat Kanunu nun uygulanmasında görevli bulunan memur ve hizmetliler ile mahalle, köy muhtar ve ihtiyar heyeti ve meclisi üyeleri işledikleri suçlar ile kendilerine karşı işlenen suçlardan dolayı Türk Ceza Kanunu nun kamu görevlilerine ilişkin hükümleri ile cezalandırılırlar. Bu cezanın dışında, ayrıca idarî soruşturma da yapılabilir. Tebligat Kanunu nda ayrıca, dört özel suç kabul edilmiştir. Bunlar, yanlış adres bildirilmesi (TebK m. 53), kendisine yapılması gereken tebligatı almamak (TebK m. 54/II), muhatap adına tebligat yapılan kimselerin, tebligat evrakını muhataba vermemesi (TebK m. 54/I), yalan beyan (TebK m. 55), tebliğ evrakının asılmasına ilişkin suçlardır. 140

145 Kendimizi Sınayalım 1. Aşağıdaki hallerden hangisinin varlığı halinde usulsüz tebligattan bahsedilebilir? a. Tebligatta resmi tebligat değil özel posta hizmetlerinin kullanılması b. Tebligat yapılmaması gerektiği halde tebligat yapılması c. Tebligat çıkartılmaması gerektiği halde tebligat çıkartılması d. Tebligatın zorunlu evraklar düzenlenmeden yapılması e. Resmi tebligat çıkarmaya yetkili olmayanların tebligat çıkarması 2. Usulsüz tebligatın öğrenildiği tarih esas olarak aşağıdakilerden hangisidir? a. İdarenin muhatabın öğrendiğine ikna olduğu tarih b. Üçüncü kişilerin muhatabın öğrendiğini beyan ettiği tarih c. Muhatabın öğrendiğini beyan ettiği tarih d. Muhatabın öğrendiğine ilişkin muhtarlığın beyanda bulunduğu tarih e. Üçüncü kişilerin tebligatı muhataba ihbar ettikleri tarih 3. Dava dilekçesinin davalıya usulsüz tebliğ edilmesi durumunda izlenecek yol aşağıdakilerden hangisidir? a. Usulsüz tebligatın öğrenilmesi söz konusu değilse, yeniden dava dilekçesi tebliğ edilmelidir b. Dava dilekçesinin öğrenilmesi beklenilmelidir c. Gıyabında yargılamaya başlanılmalı ve devam edilmelidir d. Muhatap usulsüz tebligatı öğrenmişse gereğini yerine getirmek zorunda değildir e. Usulsüz tebligat öğrenilmemiş olmasına rağmen geçerlidir 4. Usulsüz bir tebligatın varlığına rağmen muhatap tebligattan haberdar olmuşsa, aşağıdakilerden hangisi, tebliğ tarihi olarak kabul edilir? a. Muhatabın usulsüzlüğü ileri sürdüğü tarih b. Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih c. Muhatabın tebliğ üzerine ilgili yargı merciine başvurduğu tarih d. Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarihten itibaren yedi gün sonrası e. Tebligatın usulsüz olarak yapıldığı tarih 5. Aşağıdakilerden hangisi, Tebligat Kanunu çerçevesinde suç işleyebilecek kimselerden değildir? a. Muhatap b. Muhatap yerine kendisine tebligat yapılabilecek kimse c. Köy muhtarı d. İhtiyar heyeti üyesi e. Hâkim 6. Dava dilekçesi davalıya usulsüz olarak tebliğ edilmiş, davalı da bu dilekçeden haberdar olamamışsa bunun sonucu aşağıdakilerden hangisidir? a. Davanın açılmamış sayılması b. Davalıya ek cevap süresi tanınması c. Davanın usulden reddi d. Dava dilekçesinin yeniden tebliği e. Dosyanın işlemden kaldırılması 7. Usulsüz tebligata rağmen muhatabın öğrenmesi durumunda tebligatın geçerli olması, aşağıdaki yargısal hak ve ilkelerden hangisi ile ilişkilidir? a. Tasarruf ilkesi b. İspat hakkı c. Kendiliğinden araştırma ilkesi d. Taraflarca hazırlama ilkesi e. Usul ekonomisi ilkesi 8. Tebligatın usulsüzlüğü dava sırasında fark edilmez ve verilen karar kesinleşirse, şartları oluştuğunda başvurulabilecek yol aşağıdakilerden hangisidir? a. Yargılamanın yenilenmesi b. İstinaf c. Değişiklik davası d. Temyiz e. Karar düzeltme 141

146 9. Usulsüz tebligatın ileri sürülmesi bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur? a. Tebligatın usulsüz olup olmadığını ilgili mercii kendiliğinden dikkate almalıdır. b. Tebligatın usulsüz olduğunun tebligata konu işlemi yapan mercide ileri sürülmesi zorunlu değildir. c. Tebligatın usulsüzlüğü ancak belli bir usul kesitine kadar ileri sürülebilir. d. Bir nihai kararın usulsüzlüğü hâlinde aynı mahkemede itiraz yoluna başvurulabilir. e. Tebligatın usulsüzlüğüne ilişkin bir karara karşı tek başına kanun yollarına başvurulabilire. Nulla 10. Tebligat suçları genel olarak hangi Kanunda düzenlenmiştir? a. Hukuk Muhakemeleri Kanunu b. Tebligat Kanunu c. Ceza Muhakemeleri Kanunu d. Türk Ceza Kanunu e. İdari Yargılama Usulü Kanunu Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı 1. d Yanıtınız yanlış ise Usulsüz tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 2. c Yanıtınız yanlış ise Usulsüz tebligat. başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 3. a Yanıtınız yanlış ise Usulsüz tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 4. b Yanıtınız yanlış ise Usulsüz tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yanıtınız yanlış ise Tebligat suçları başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 6. d Yanıtınız yanlış ise Usulsüz tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 7. e Yanıtınız yanlış ise Usulsüz tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 8. a Yanıtınız yanlış ise Usulsüz tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 9. a Yanıtınız yanlış ise Usulsüz tebligat başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 10. b Yanıtınız yanlış ise Tebligat suçları başlıklı konuyu yeniden gözden geçiriniz. 142

147 Sıra Sizde Yanıt Anahtarı Sıra Sizde 1 Tebligat yapılmaması gerektiği halde tebligat yapılması veya resmî tebligat çıkarılmaması gerektiği halde, resmî tebligat yoluna başvurulması, tebligatta resmî tebligatın değil özel posta yollarının kullanılması halinde, usûlsüz tebligattan bahsedilemez. Örneğin, resmî tebligat çıkarmaya yetkili olmayan bir merci, resmî tebligat çıkarır ve tebligat da yanlış yapılırsa bu usûlsüz tebligat sayılmaz veya resmî tebligat yapılması gereken durumlarda, resmî tebligata ilişkin usûller bırakılarak normal posta yoluyla ya da kargo ile bildirim yapılması, bu konuda da yanlışlıkların olması halinde usûlsüz tebligata ilişkin sonuçlar doğmaz. Sıra Sizde 2 Bir tebligat usûlsüzse, kural olarak geçersizdir. Ancak bu geçersizlik, yokluk ya da mutlak bir geçersizlik değildir. Taraf menfaatleri ve usûl ekonomisi ilkeleri gözetilerek, usûlsüz tebliğe rağmen, muhatap tebliği öğrenmişse, tebligat geçerli kabul edilir Sıra Sizde 3 Tebligat usûlsüzlüğü bir dava sırasında farkedilmemişse ya da muhatap hile sebebiyle hiçbir şekilde yargılamaya dahil olmamışsa, verilen karar kesinleşse de, şartları oluştuğunda, kesin hükme karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna da başvurulabilir Sıra Sizde 4 Tebligat Kanunu nda ayrıca, dört özel suç kabul edilmiştir. Bunlar, yanlış adres bildirilmesi, kendisine yapılması gereken tebligatı almamak, muhatap adına tebligat yapılan kimselerin, tebligat evrakını muhataba vermemesi, yalan beyan, tebliğ evrakının asılmasına ilişkin suçlardır. Yararlanılan Kaynaklar Akkan M., Elektronik Ortamda Tebligat Yapılmasına İlişkin Gelişmeler, Halûk Konuralp Anısına Armağan, C. 1, s. Ankara 2009, s Aldemir H., Hukuk Davalarında Yargılama Giderleri, 3. Bası, Ankara Deliduman S., Tebligat Hukuku Bilgisi, 2. Baskı, Ankara Kaçak N., Tebligat Kanunu Şerhi, 2. Bası, Ankara Kuru B. /Arslan R. /Yılmaz E., Medenî Usûl Hukuku Ders Kitabı, 22. Baskı, Ankara Muşul T., Tebligat Hukuku, 4. Baskı, Ankara Özekes M., Karar İncelemesi (Usûlsüz Tebligat ve Dürüstlük Kuralı), ManisaBD 1998/66, s Pekcanıtez H. /Atalay O. /Özekes M., Medenî Usûl Hukuku, 12. Bası, Ankara Ruhi A.C./Ruhi C., Tebligat Hukuku Bilgisi, Ankara Tanrıkulu C., Türk ve Avusturya Hukukunda Elektronik Tebligat, TBBD, s. 85, 2009, s Turhan A. U., Tebligat Hukuku, Tebligat Suçları ve İlgili Mevzuat, 3. Bası, Ankara

148

149 Sözlük A Adil yargılanma hakkı: Kişilerin bağımsız mahkemelerde, uygun sürelerde hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak dinlenilmesi. Adli yargı: Anayasa, askeri ve idari mahkemeler dışında kalan ve genel olarak hukuk mahkemelerinin özel hukuk alanındaki yargılama faaliyetleri ile ceza kanunlarına göre suç sayılan fiiller hakkında Devletin cezalandırma faaliyetinin gerçekleştiği ceza mahkemelerinin faaliyeti anlaşılır Anayasa yargısı: Geniş anlamda anayasa yargısı, doğrudan doğruya anayasaya uyulmasını sağlama amacını güden her türlü yargı işlemini veya anayasa hukuku sorunlarının yargısal usuller içinde bir karara bağlanması sürecini ifade ederken, dar anlamda anayasa yargısından kanunların ve diğer bazı yasama işlemlerinin anayasaya uygunluğunun yargısal merciler tarafından denetimi anlaşılmaktadır. Anlaşmazlık: Sulh yolu ile çözülemeyen bir uyuşmazlığın (ihtilâfı) söz konusu olmasıdır. Arabuluculuk: Üçüncü kişilerin araya girmesi ise anlaşmazlığın çözümlenmeye çalışılmasıdır. Özellikle iş hukukunda ve uluslar arası anlaşmazlıklarda kullanılır. Asgari toplanma nisabı: Toplanabilme için gereken en az üye sayısı. Askeri ceza yargısı: Askeri mahkemelerin askeri ceza hukuku alanındaki yargısal faaliyetleri. Askeri idari yargı: Askeri kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan idari eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmesindeki yargısal faaliyetler. Askeri yargı: Askeri mahkemelerin ceza hukuku alanındaki faaliyetleri ile asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan idari eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümlendiği yargısal faaliyetler. Askeri yargıtay: Askeri mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son incelemesini yapan ve asker kişilerin kanunla belirtilen belli davalarına bakan ilk ve son derece mahkeme B Bab: Yasalarda bulunan kısımlardan her biri. Basit yargılama usulü: Yasaların belirlediği durumlarda uygulanan ve normal yargılama yöntemine göre daha hızlı işleyen yargılama yöntemidir. Bilgili hâkim: Aile mahkemesine atanacak hâkimlerin aile hukuku alanında lisansüstü eğitim yapmış olmaları şartının bir tercih sebebi olarak kabul edilmesi ile mevzuata giren bir kavramdır. C-Ç Cezalandırma yetkisi: Kişilerin kendilerine karşı işlenen suçların faillerini kendilerinin takip etmesi ve cezalarını yine kendilerinin vermesi söz konusu değildir. Bu nedenle ceza verme yetkisi devlete aittir. Cumhuriyet savcısı: Bağımsız olarak, devlet adına suçların lehine yada aleyhine eylemleri kovuşturmak ve ceza yargılamasını yerine getirmekle görevli hukukçu. Cürüm: Toplum düzenini ağır biçimde sarsan ve ağır cezaları gerektiren suç. Çekişme: Niza, mücadele etme, çaba, gayret harcama Çifte vatandaşlık: Bir kişinin aynı anda birden fazla ülkenin vatandaşı olması. D Danıştay: İdari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii ve kanunla gösterilen belli davalara ilk derece ve son derece mahkemesi olarak bakan yüksek yargı organı. Dava: Bir uyuşmazlığın halli için devlet yargısına, yani mahkemelere başvurmayı ifade eder. Davacı: Mahkemeye başvurarak dava açan taraf. Davalı: Davacı tarafından kendisine dava açılan kişi. 145

150 Davetiye: Bir kimseyi mahkemeye çağırmak için yazılan yazı. Doğrudan tebligat: Araya başka bir kurum veya kişi girmeden, tebligatların doğrudan yapılması E Ehliyetsizlik: Tebligat açısından tebligatı alan kimsenin, tebligatın önemini anlayacak ve bunu muhataba ulaştıracak yeterlilikte olmamasıdır. F Ferman: Emir, buyruk G Genel mahkemeler: Anayasa Mahkemesi, idari ve askeri mahkemeler dışında kalan mahkemeleri ifade etmektedir. Adliye mahkemeleri. Görev: Mahkemelerin bakmaya haklarının olduğunu davalar. Görevsizlik: İncelenmesi başka bir mahkemenin görev alnına giren davalar konusunda mahkemenin kendiliğinden verdiği karar. H Hak: Hukuken korunan yarar. Hazırlık soruşturması: Ceza yargılamasında, savcının gerekli delilleri topladığı soruşturmanın ilk aşaması. Hileli iflas: İflastan önce ve ya sonra alacaklılarını zarara sokmak amacıyla işlemler yapan kimsenin iflası. Hüccet: Senet, delil, belge, vesika, ispat. Hükümsüzlük: Bir hukuki işlemin, kanununun öngördüğü şekilde yapılmaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmaması. İ İçtihadı birleştirme kurulu: Dava dairelerinin veya idarî ve vergi dava daireleri kurullarının kendi kararları veya ayrı ayrı verdikleri kararlar arasında aykırılık görülmesi durumunda, Danıştay Başkanının 146 havalesi üzerine, Başsavcının düşüncesi alındıktan sonra gerekli görürse içtihadın birleştirilmesi veya değiştirilmesi hakkında karar vermek için oluşturulan kurul. İdari eylem: İdarenin icrai fiilleri İdari işlem: İdarenin idare hukuku alanında bir hukuki sonuç doğurmak veya doğmuş olan bir hukuki sonucu belirlemek üzere yaptığı tek taraflı işlem. İdari sözleşme: İdarenin kamu yetkisini kullanarak taraf olduğu sözleşmeler. İdari yargı: İdari eylem ve işlemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümlenmeye çalışıldığı yargı kolu. İlanen tebligat: Adresi bilinmeyen ve bulunamayan kimselere yapılan tebligat. İlk derece yargı yeri: Davaları birinci derecede gören ve çözümleyen yargı yeri. İptal davası: İdare tarafından verilmiş olup ta yetki, şekil, sebep, konu ve amaç bakımlarından hukuka aykırı bir kararın ortadan kaldırılmasına yönelik olan ve idari yargı organlarında görülen dava. İrtikâp: Memurluk sıfat ve görevinin kötüye kullanılması suretiyle bir memurun kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlaması. İstinabe: Davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek üzere başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkemece ifadesinin alınması. İstinaf mahkemesi: İlk derece mahkemeler ile son derece mahkemeler arasında yer alan ve ilk derece mahkemelerinin hükümlerini kontrol eden ikinci derece mahkeme. İstinaf: Bir üst makam, merci. İstişare: Danışma İtiraz mercii: Yapılan işleme karşı itiraz edilecek merci. İyiniyet: Hüsnüniyet K Kanun yolları: Yargı organlarının henüz kesinleşmemiş kararlarını, tekrar incelenmek üzere daha yüksek makamlara gönderilmesi

151 Kanuni temsilci: Veli, vasi ya da kayyımlar. Kararın düzeltilmesi: Yanlış verilen kararın düzeltilmesi. Tahsisi. Kuvvetler ayrılığı: Yasama, yargı ve yürütme organlarının birbirlerinden bağımsız olarak örgütlenmelerini öngören ilkedir. M Mal varlığı hakları: Mülkiyet gibi malvarlığıyla ilgili haklar. Mercii tayini: Yargı yeri belirlenmesi Mesken: Oturulan, barınılan yer. Muhatap:Kendisine tebligat yapılacak kimse. Muhtel: Zarara uğramış Mutlak geçersizlik (butlan): Hükümsüzlük. Ahlaka, adaba, kamu düzenine aykırı olması veya esaslı şartlarından birinin bulunmaması nedeniyle bir hukuki işlemin hüküm ve sonuçlarını doğurmaması Müdafi: Savunan. Bir davada davcı yada davalının haklarını koruyan kimse. Mülhakat: Bir merkeze bağlı olan yerler, ilçeler. R Replik düplik teatisi: Karşılıklı olarak dava ve savunma dilekçelerinin sunulması. Rücu hakkı: Bir kimsenin alacaklısına ödediği şeyi diğer birinden istemeye hakkı olmasıdır. S-Ş Sulh: İki tarafın karşılıklı istekleriyle, var olan bir çekişmeyi ortadan kaldırmaları veya çekişmenin ortaya çıkmasına engel olmalarını; hukuk yargılamasında ise, tarafların serbestçe üzerinde tasarruf edebilecekleri konularda karşılıklı beyanlarla, anlaşarak görülmekte olan davayı sona erdirmelerini ifade eder. Şahıs varlığı hakları: Kişinin kendisi ile ilgili olan hakları. Örneğin ad ve soy adı ile ilgili hakları. Şikâyete bağlı suç: Soruşturulması şikâyet bağlı olan suç 147 T Tam yargı davası: İdarenin eylem ve işlemlerinden zarar görenlerin zararların tazmini için idareye karşı açtıkları dava. Tavsif: İçeriğini ve niteliklerini belirleme, vasıflandırma. Tebellüğ: Gönderilen resmi bir yazıyı alma. Tebellüğden imtina: gönderilen resmi yazıyı almaktan kaçınma. Tebligat adresi: Tebligatın yapılacağı adres. Tebligat: Hukuki işlemelerin yaz ya da ilan yolu ile ilgililere bildirilmesi. Tebligatın tekemmülü: tebligatın tamamlanması. Tebliğ mazbatası: Tebligat memuru tarafından tebliğ işlemini tespit eden belge. Temyiz: İlk derece mahkemeleri tarafından verilen kararın, hukuka aykırı olduğu iddiası ile bozulması veya düzeltilmesi için taraflardan birinin üst mahkemeye yaptığı başvuru. Tevdi: Bırakma, verme, teslim etme. Toplu mahkeme: Birden çok hakimin görev yaptığı mahkeme. U Usulsüz tebligat: Tebligatın hukuka uygun biçimde yapılmaması. Uyuşmazlık mahkemesi: Adli, idari ve askeri yargı organları arasındaki görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmekle görevli mahkemedir. Uyuşmazlık: Bir hakkın varlığı, kapsamı veya sonuçları üzerinde ortaya çıkan anlaşmazlıktır. Uzmanlık mahkemesi: Genel mahkemeler dışında belirli ve uzmanlaşmayı gerektiren görev alanları olan mahkemeler. V Vekaletname: Bir kimsenin vekil olduğunu, temsil yetkisini bildiren belge. Vekil: Bir kimsenin işini görmesi, onun adına hareket etmesi için yerine bıraktığı veya temsil yetkisi verdiği kimse.

152 Y Yağma: Bir kimsenin elinde bulunan taşınır malını zor kullanarak veya tehdidi ederek, korkutarak ele geçirmek. Yargı birliği: Bir ülkede yargılamanın, değişik merciler ve olağanüstü mahkemeler kurulmadan tek elden yürütülmesidir. Yargı çevresi: Bir mahkemenin yargılama yetkisini kullanabileceği coğrafi alan. Yargı kolu: Yargılamanın anayasa, idari, adli ve askeri olarak bölümlerinden her biridir. Yeniden değerleme oranı: Vergi kanunlarındaki maktu miktarlarlarda her yıl yapılacak değişiklikleri belirlemek için kullanılan oran. Yerleşim yeri (ikametgah): Kişinin yerleşmek niyetiyle oturduğu yerdir. Yeter sayı: Bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli olan üye sayısı. Yetki: Bir mahkemenin coğrafi bölge, yer açısından davaya bakma hakkı, salahiyeti Yetkili temsilci: Temsile yetkisi olan kimse Yüce divan: Anayasa Mahkemesinin, vatana ihanetle suçlanan Cumhurbaşkanını ve görevleriyle ilgili olarak suç işledikleri iddia olunan başbakan ile bakanları yargılamak konusundaki sıfatı. Yürütmenin durdurulması: Verilen bir kararın uygulanmasını durdurmak için yetkili yargı organlarına başvurup kararın uygulanmamasını sağlamak. 148

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı. Yargı Örgütü Dersleri

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı. Yargı Örgütü Dersleri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı Yargı Örgütü Dersleri Türk yargı teşkilatının genel görünümü ve bunu oluşturan çeşitli yargı kolları ANAYASA YARGISI Anayasa Yargısı-1 Anayasa

Detaylı

YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLIGAT HUKUKU

YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLIGAT HUKUKU YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLIGAT HUKUKU Huk207 KISA ÖZET DİKKAT Buarada ilk 4 sahife gösterilmektedir. Özetin tamamı için sipariş veriniz www.kolayaof.com 1 1.ÜNİTE Yargı Örgütü Hukukunun Temel Kavramları ve Anayasa

Detaylı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO. Adalet Programı. Yargı Örgütü Dersleri

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO. Adalet Programı. Yargı Örgütü Dersleri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO Adalet Programı Yargı Örgütü Dersleri ÜNİTE IV TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ VE BUNU OLUŞTURAN ÇEŞİTLİ YARGI KOLLARI TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL

Detaylı

TEMEL HUKUK ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN

TEMEL HUKUK ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN TEMEL HUKUK ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN TEMEL HUKUK BU DERSTE NELER ÖĞRENECEĞİZ? Yargı nedir? Türk hukukunda yargının bölümleri Anayasa Yargısı İdari Yargı Adli Yargı TEMEL HUKUK YARGI Yargı, devletin hukuk

Detaylı

MAHKEMELER (TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ) Dr. Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi

MAHKEMELER (TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ) Dr. Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi MAHKEMELER (TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ) Dr. Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi ÖĞRENME HEDEFLERİMİZ - ADLÎ YARGI MAHKEMELERİ, BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ, YARGITAY - İDARE MAHKEMELERİ, BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ,

Detaylı

MAHKEMELER (TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ) Dr. Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi

MAHKEMELER (TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ) Dr. Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi MAHKEMELER (TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ) Dr. Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi ÖĞRENME HEDEFLERİMİZ - ADLİYE MAHKEMELERİ, YARGITAY - İDARE MAHKEMELERİ, DANIŞTAY - UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ - ANAYASA MAHKEMESİ

Detaylı

TÜRK YARGI SİSTEMİ DERS NOTLARI

TÜRK YARGI SİSTEMİ DERS NOTLARI TÜRK YARGI SİSTEMİ DERS NOTLARI Hazırlayan : Tacettin ÇALIK Mail : [email protected] İnternet Sitesi : Facebook adresi : https://www.facebook.com/anahtarkelimelerlevatandaslik/ YARGI Yargıya İlişkin

Detaylı

TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ VE MEDENÎ YARGI TEŞKİLATI

TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ VE MEDENÎ YARGI TEŞKİLATI TÜRK YARGI ÖRGÜTÜ VE MEDENÎ YARGI TEŞKİLATI Prof. Dr. Süha TANRIVER Doç. Dr. Emel HANAĞASI Bu doküman eğitim amacıyla hazırlanmış ve öğrenciye verilmiştir. İzinsiz çoğaltılması ve satılması halinde gerekli

Detaylı

İDARİ YARGI DERSİ (VİZE SINAVI)

İDARİ YARGI DERSİ (VİZE SINAVI) SORULAR İDARİ YARGI DERSİ (VİZE SINAVI) 1- İdarenin denetim yollarından biri olarak, idari yargının gerekliliğini tartışınız (10 p). 2- Dünyadaki idari yargı sistemlerini karşılaştırarak, Türkiye nin mensup

Detaylı

CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ, KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMESİ, YÖNETMELİK ve KARARI

CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ, KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMESİ, YÖNETMELİK ve KARARI CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ, KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMESİ, YÖNETMELİK ve KARARI (Kavramlara Dair Bir Bilgilendirme) Akın Gencer ŞENTÜRK, Avukat İzmir, 16.11.2018 Anayasamız, Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı

Detaylı

Kanun No. 5982 Kabul Tarihi: 7/5/2010

Kanun No. 5982 Kabul Tarihi: 7/5/2010 Page 1 of 12 TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN Kanun No. 5982 Kabul Tarihi: 7/5/2010 MADDE 1-7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının

Detaylı

1-Hâkim ve Savcılar idari görevleri dolayısıyla aşağıdaki kurumlardan hangisine bağlıdır?

1-Hâkim ve Savcılar idari görevleri dolayısıyla aşağıdaki kurumlardan hangisine bağlıdır? 1-Hâkim ve Savcılar idari görevleri dolayısıyla aşağıdaki kurumlardan hangisine bağlıdır? A) Cumhurbaşkanlığı B) Başbakanlık C) Adalet Bakanlığı D) Halk E) HSYK 3-Aşağıdakilerden hangisi adli yargının

Detaylı

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1. HAFTA: OSMANLI ANAYASAL GELİŞMELERİ [Türk Anayasa Hukukukun Bilgi Kaynaklarının Tanıtımı:

Detaylı

KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA

KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA KARAR 1 (672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmaya dair) Davalı : Başbakanlık /ANKARA Davanın Konusu : Uyuşmazlık, davacının 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan Tedbirlere

Detaylı

Yargı ÜNİTE. Amaçlar. İçindekiler

Yargı ÜNİTE. Amaçlar. İçindekiler Yargı ÜNİTE 9 Amaçlar Bu üniteyi çalıştıktan sonra; Yargı bağımsızlığı kavramını tanımlayabilecek, Yargı içinde yer alan farklı mahkemeleri ve bunların görevlerini öğreneceksiniz. İçindekiler Yargı Yetkisi

Detaylı

ANAYASASININ BAZI MADDELER

ANAYASASININ BAZI MADDELER 13 Mayıs 2010 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 27580 KANUN TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN Kanun No. 5982 Kabul Tarihi: 7/5/2010 MADDE 1 7/11/1982 tarihli

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA TASLAK METİN

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA TASLAK METİN TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA TASLAK METİN MADDE 1-7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının

Detaylı

İçindekiler Önsöz 5 Kısaltmalar 19 Giriş 21 Birinci Bölüm İDARÎ YARGININ GELİŞİMİ VE TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ I. YARGISAL DENETİMİNDE

İçindekiler Önsöz 5 Kısaltmalar 19 Giriş 21 Birinci Bölüm İDARÎ YARGININ GELİŞİMİ VE TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ I. YARGISAL DENETİMİNDE İçindekiler Önsöz 5 Kısaltmalar 19 Giriş 21 Birinci Bölüm İDARÎ YARGININ GELİŞİMİ VE TÜRK YARGI TEŞKİLATININ GENEL GÖRÜNÜMÜ I. YARGISAL DENETİMİNDE SİSTEMLER VE İDARİ YARGININ GELİŞİMİ 23 A. İdarenin Yargısal

Detaylı

ÖZETLE. Türk ye Cumhur yet Cumhurbaşkanlığı S stem

ÖZETLE. Türk ye Cumhur yet Cumhurbaşkanlığı S stem ÖZETLE Türk ye Cumhur yet Cumhurbaşkanlığı S stem MiLLETiN ONAYIYLA Mevcut Anayasa da Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin başıdır. Sistemin işleyişi, devletin bekası ve vatanın bütünlüğü, Türkiye

Detaylı

M. Gözde ATASAYAN. Kamu Hizmetlerinin Süreklilik ve Düzenlilik İlkesi

M. Gözde ATASAYAN. Kamu Hizmetlerinin Süreklilik ve Düzenlilik İlkesi M. Gözde ATASAYAN Kamu Hizmetlerinin Süreklilik ve Düzenlilik İlkesi İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...VII İÇİNDEKİLER... XI KISALTMALAR...XXI GİRİŞ...1 A. «KAMU HİZMETİ» KAVRAMI...1 1. Kamu Hizmetinin Klasik Tanımı...1

Detaylı

TEMEL HUKUK ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN

TEMEL HUKUK ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN BU DERSTE NELER ÖĞRENECEĞİZ? İdare nedir? Organik anlamda idare-fonksiyonel Anlamda İdare Hukuk devleti İdare teşkilatı İdari davalar İDARE HUKUKU Devletin 3 fonksiyonu vardır:

Detaylı

BİRİNCİ KISIM İDARE HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARI

BİRİNCİ KISIM İDARE HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ KISIM İDARE HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARI Birinci Bölüm: İdare Hukukunun Tanımı I. İdare... 3 II. İdari Fonksiyon... 4 A. Toplumun Genel ve Sürekli İhtiyaçlarının Karşılanmasına Yönelik

Detaylı

AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ KARARLARI IġIĞINDA YARGI BAĞIMSIZLIĞI ve TARAFSIZLIĞI

AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ KARARLARI IġIĞINDA YARGI BAĞIMSIZLIĞI ve TARAFSIZLIĞI AVRUPA ĠNSAN HAKLARI MAHKEMESĠ KARARLARI IġIĞINDA YARGI BAĞIMSIZLIĞI ve TARAFSIZLIĞI I) GENEL ÇERÇEVE Günümüzde modern devletler, demokratik yönetim biçimlerini benimsemiş durumdadır. Bu yönetim biçimi

Detaylı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı. Yargı Örgütü Dersleri

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı. Yargı Örgütü Dersleri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı Yargı Örgütü Dersleri YARGI, YARGIÇ, MAHKEME VE YARGILAMA KAVRAMLARI Kuvvetler ayrılığı ilkesi-1 Bir devlette, üç erk (kuvvet) vardır: Yasama,

Detaylı

Bölüm 6 DEVL ET ŞEKİLL ERİ I : MONARŞİ VE CUMHURİYET

Bölüm 6 DEVL ET ŞEKİLL ERİ I : MONARŞİ VE CUMHURİYET Birinci Kısım ANAYASA HUKUKUNUN GENEL ESASLARI Bölüm 1 ANAYASA HUKUKUNUN BİLGİ KAYNAKLARI I. Anayasalar II. Anayasa Mahkemesi Kararları III. Bilimsel Eserler IV. Kaynak Tarama Bölüm 2 ANAYASA HUKUKU KAVRAMI

Detaylı

1982 ANAYASASI, ANAYASANIN HAZIRLANMASI, KABUL EDİLMESİ VE TEMEL İLKELERİ

1982 ANAYASASI, ANAYASANIN HAZIRLANMASI, KABUL EDİLMESİ VE TEMEL İLKELERİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...V İÇİNDEKİLER...VII BİRİNCİ BÖLÜM 1982 ANAYASASI, ANAYASANIN HAZIRLANMASI, KABUL EDİLMESİ VE TEMEL İLKELERİ I. 1982 ANAYASASI NIN HAZIRLANMASI VE KABUL EDİLMESİ...1 II. 1982 ANAYASASI

Detaylı

Sosyal Düzen Kuralları

Sosyal Düzen Kuralları TEMEL HUKUK Sosyal Düzen Kuralları Toplum halinde yaşayan insanların yerine getirmek zorunda oldukları ödevleri ve kullanacakları yetkileri belirten kurallara, sosyal düzen kuralları veya sadece sosyal

Detaylı

Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar. Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu

Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar. Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu Başkentteki Yardımcı Kuruluşlar Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu Yardımcı Kuruluşlar Hükümete veya bakanlıklara görevlerinde yardımcı olmak, belirli konularda görüş bildirmek, bir idari

Detaylı

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İDARENIN DENETLENMESI I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ. 9.Ders. Yrd.Doç.Dr. Uğur ÖZER

KAMU YÖNETİMİ. 9.Ders. Yrd.Doç.Dr. Uğur ÖZER KAMU YÖNETİMİ 9.Ders Yrd.Doç.Dr. Uğur ÖZER 1 Kamu hizmetlerinin yürütülmesi birçok unsur yanında olmazsa olmaz unsur işgücü gereksinimidir. Kamu görevlileri, kamu hizmetinin işgücü unsurunu oluştururlar.

Detaylı

2-) Türkiye de tek dereceli seçim ilk kez hangi seçimlerde uygulanmıştır? A) 1942 B) 1946 C) 1950 D) 1962 E) 1966

2-) Türkiye de tek dereceli seçim ilk kez hangi seçimlerde uygulanmıştır? A) 1942 B) 1946 C) 1950 D) 1962 E) 1966 1-) 1921 Anayasası ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? A) Milli egemenlik ilkesi benimsenmiştir B) İl ve nahiyelerde yerinden yönetim ilkesi kabul edilmiştir. C) Yasama ve yürütme kuvvetleri

Detaylı

Cumhurbaşkanı. Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu

Cumhurbaşkanı. Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu Cumhurbaşkanı Türkiye nin Yönetim Yapısı Doç. Dr. Aslı Yağmurlu 2 3 Cumhurbaşkanı bir ülkede yönetim hakkının kalıtımsal, soya dayalı, kişisel olmadığını Kanyanğının dinsel kaynaklardan ilahi tanrısal

Detaylı

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İDARENIN DENETLENMESI I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2

Detaylı

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İdarenin Denetlenmesi I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2

Detaylı

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI

Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ Ümit KAYMAK İsmail ERCAN THEMIS İDARİ YARGI İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM İdarenin Denetlenmesi I. GENEL OLARAK...1 II. YARGI DIŞI DENETİM...2 A. İdari Denetim...2 1. Genel İdari Denetim...2

Detaylı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı. Yargı Örgütü Dersleri

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı. Yargı Örgütü Dersleri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı Yargı Örgütü Dersleri Türk yargı teşkilatının genel görünümü ve bunu oluşturan çeşitli yargı kolları ADLİ YARGI ADLİ YARGI HUKUK YARGISI (medeni

Detaylı

İÇİNDEKİLER TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI. Madde Sayfa BAŞLANGIÇ...17 BİRİNCİ KISIM. Genel Esaslar. I. Devletin şekli... 1...19

İÇİNDEKİLER TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI. Madde Sayfa BAŞLANGIÇ...17 BİRİNCİ KISIM. Genel Esaslar. I. Devletin şekli... 1...19 İÇİNDEKİLER TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI Madde Sayfa BAŞLANGIÇ...17 BİRİNCİ KISIM Genel Esaslar I. Devletin şekli... 1...19 II. Cumhuriyetin nitelikleri... 2...19 III. Devletin bütünlüğü, resmî dili,

Detaylı

KPSS 2007 GK (50) DENEME 3 / 52. SORU 50. Aşağıdakilerden hangisi hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri değildir? A) Yasal idare B) Devlet faaliyetlerinin belirliliği C) İdarenin mali sorumluluğu

Detaylı

İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI

İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU İDARİ YARGILAMA AÇIK DERS MATERYALİ USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGININ GÖREV ALANI İDARİ YARGININ GÖREV ALANININ ÖLÇÜTÜ Uyuşmazlığın idari işlevden kaynaklanması

Detaylı

12 Mart 2016 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : YÖNETMELİK

12 Mart 2016 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : YÖNETMELİK 12 Mart 2016 CUMARTESİ Resmî Gazete Sayı : 29651 YÖNETMELİK Türkiye Adalet Akademisinden: AVUKATLIK MESLEĞİNDEN ADLÎ YARGI HÂKİM VE SAVCI ADAYLIĞI İLE İDARÎ YARGI HÂKİM ADAYLIĞINA ATANANLARIN MESLEK ÖNCESİ

Detaylı

En İyisi İçin. I. Kanun-u Esasi gerçek anlamda anayasa bir monarşi öngörmemektedir. (x)

En İyisi İçin. I. Kanun-u Esasi gerçek anlamda anayasa bir monarşi öngörmemektedir. (x) Ne x t Le v e l Ka r i y e r 250ADET TAMAMIÖZGÜN ÇÖZÜMLÜAÇI KUÇLU SORU Kaymakaml ı k Sı navı nahazı r l ı k Anayasa Açı kuçl usor u Bankası En İ yi si İ çi n.. Necat i beycd.50.yı li şhanı Apt.no: 19/

Detaylı

KALEM MEVZUATI ADL108 KISA ÖZET

KALEM MEVZUATI ADL108 KISA ÖZET KALEM MEVZUATI ADL108 KISA ÖZET DİKKAT Burada ilk 4 sahife gösterilmektedir. Özetin tamamı için sipariş veriniz www.kolayaof.com 1 1.ÜNİTE Kalem Sisteminin Yargı Örgütündeki Yeri ve Özellikleri GİRİŞ Yargılama

Detaylı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO. Adalet Programı. Yargı Örgütü Dersleri

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO. Adalet Programı. Yargı Örgütü Dersleri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO Adalet Programı Yargı Örgütü Dersleri ÜNİTE I YARGI, YARGIÇ, MAHKEME VE YARGILAMA KAVRAMLARI YARGI, YARGIÇ, MAHKEME VE YARGILAMA KAVRAMLARI DEVLET ERKLERİ

Detaylı

TÜRK YARGI SİSTEMİ YARGITAY Öğr. Gör. Ertan Cem GÜL MYO Hukuk Bölümü Adalet Programı

TÜRK YARGI SİSTEMİ YARGITAY Öğr. Gör. Ertan Cem GÜL MYO Hukuk Bölümü Adalet Programı TÜRK YARGI SİSTEMİ YARGITAY Öğr. Gör. Ertan Cem GÜL MYO Hukuk Bölümü Adalet Programı Yargıtay, tanımı Anayasa ile yapılan, işlevleri, mensupları ve bunların seçimi ve diğer kuruluş esasları, Anayasa'da

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ. 5.Ders. Yrd.Doç.Dr. Uğur ÖZER

KAMU YÖNETİMİ. 5.Ders. Yrd.Doç.Dr. Uğur ÖZER KAMU YÖNETİMİ 5.Ders Yrd.Doç.Dr. Uğur ÖZER 1 TÜRK KAMU YÖNETİMİNİN YAPISI (MERKEZ ÖRGÜTÜ) DEVLETİN TEMEL ORGANLARI KAMU YÖNETİMİNİN YAPISI MERKEZ (BAŞKENT) ÖRGÜTÜ Cumhurbaşkanı Bakanlar kurulu Başbakan

Detaylı

TÜRK HUKUK DÜZENİNİN YÜRÜRLÜK KAYNAKLARI (2) Dr. Öğr. Üyesi Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi

TÜRK HUKUK DÜZENİNİN YÜRÜRLÜK KAYNAKLARI (2) Dr. Öğr. Üyesi Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi TÜRK HUKUK DÜZENİNİN YÜRÜRLÜK KAYNAKLARI (2) Dr. Öğr. Üyesi Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi KANUN (YASA) Kanun Geniş anlamda Dar/Gerçek anlamda Kanun, hukuk kaynaklarından sadece birisidir.

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21 T.C YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2017/40952 Karar No. 2017/22871 Tarihi: 25.10.2017 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK. /18-21 SENDİKANIN ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİNİN MUVAZAALI OLUP OLMADIĞININ

Detaylı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO. Adalet Programı. Yargı Örgütü Dersleri

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO. Adalet Programı. Yargı Örgütü Dersleri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO Adalet Programı Yargı Örgütü Dersleri ÜNİTE V İCRA TEŞKİLATI İCRA TEŞKİLATI İcra Teşkilatı Cebrî icra, bir hakkın devlet eliyle zorla uygulanması, yerine

Detaylı

HAZİRAN 2017 TARİH BASKILI TÜRK ANAYASA HUKUKU DERS KİTABINA İLİŞKİN DÜZELTME CETVELİ

HAZİRAN 2017 TARİH BASKILI TÜRK ANAYASA HUKUKU DERS KİTABINA İLİŞKİN DÜZELTME CETVELİ HAZİRAN 2017 TARİH BASKILI TÜRK ANAYASA HUKUKU DERS KİTABINA İLİŞKİN DÜZELTME CETVELİ Düzeltmeler daire ( ) içinde gösterilmiştir. 1- Bölüm 2, 37. sayfada Parti Kapatma Davalarında Yargılama Usulü başlığı

Detaylı

TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ GENEL KURULUNUN TOPLANTI, ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ GENEL KURULUNUN TOPLANTI, ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar TÜRKİYE ADALET AKADEMİSİ GENEL KURULUNUN TOPLANTI, ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Türkiye Adalet Akademisi

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ TÜRLERİ VE NİTELİKLERİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ TÜRLERİ VE NİTELİKLERİ Ayrıntılı Bilgi ve On-line Satış İçin www.hukukmarket.com İSMAİL KÖKÜSARI Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ TÜRLERİ VE NİTELİKLERİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... vii İÇİNDEKİLER...ix

Detaylı

HUKUKU KISA ÖZET KOLAYAOF

HUKUKU KISA ÖZET KOLAYAOF DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. MEDENİ USUL HUKUKU KISA ÖZET KOLAYAOF

Detaylı

İdare Hukuku - İdari Yargı Ders Notları

İdare Hukuku - İdari Yargı Ders Notları Prof. Dr. Turan YILDIRIM Ar. Gör. Hüseyin Melih ÇAKIR İdare Hukuku - İdari Yargı Ders Notları İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...V birinci KİTAP İDARE HUKUKU BİRİNCİ KISIM Türkiye nin İdare Teşkilatı Birinci Bölüm Genel

Detaylı

Sosyal Düzen Kuralları. Toplumsal Düzen Kuralları. Hukuk Kuralları Din Kuralları Ahlak Kuralları Görgü Kuralları Örf ve Adet Kuralları

Sosyal Düzen Kuralları. Toplumsal Düzen Kuralları. Hukuk Kuralları Din Kuralları Ahlak Kuralları Görgü Kuralları Örf ve Adet Kuralları TEMEL HUKUK Sosyal Düzen Kuralları Toplum halinde yaşayan insanların yerine getirmek zorunda oldukları ödevleri ve kullanacakları yetkileri belirten kurallara, sosyal düzen kuralları veya sadece sosyal

Detaylı

T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU E. 2011/76 K. 2014/1397 T

T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU E. 2011/76 K. 2014/1397 T T.C. DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU E. 2011/76 K. 2014/1397 T. 31.3.2014 AVUKATIN BAŞKA BİR AVUKATA KARŞI ASİL YA DA VEKİL SIFATIYLA TAKİP EDECEĞİ DAVA ( Barosuna Bir Yazı İle Bildirmemesi/Türkiye

Detaylı

YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLİGAT HUKUKU VİZE

YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLİGAT HUKUKU VİZE YARGI ÖRGÜTÜ VE TEBLİGAT HUKUKU VİZE 1. ÜNİTE ***anayasa tarafından aynı zamanda bir yetki olarak nitelendirilmiş bulunan yargı fonksiyonunu konu edinen,görevlilerin statülerini, görev ve yetkilerini belirleyen,

Detaylı

İYİ İDARE YASASI İÇDÜZENİ. BİRİNCİ KISIM Genel Kurallar. İKİNCİ KISIM İyi İdarenin İlkeleri

İYİ İDARE YASASI İÇDÜZENİ. BİRİNCİ KISIM Genel Kurallar. İKİNCİ KISIM İyi İdarenin İlkeleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi nin 11 Kasım 2013 tarihli Onbirinci Birleşiminde Oybirliğiyle Kabul olunan İyi İdare Yasası Anayasanın 94 üncü maddesinin (1) inci fıkrası gereğince Kuzey

Detaylı

10. Herhangi bir sebeple boşalan bakanlığa en geç kaç gün içinde yeni bakan atanır? A) 5 gün B) 10 gün C) 15 gün D) 20 gün E) 25 gün

10. Herhangi bir sebeple boşalan bakanlığa en geç kaç gün içinde yeni bakan atanır? A) 5 gün B) 10 gün C) 15 gün D) 20 gün E) 25 gün 1. 1982 Anayasasına göre aşağıdaki organlardan hangisinin iptal davası açma yetkisi yoktur? A) Cumhurbaşkanı B) İktidar partisi meclis grubu C) Anamuhalefet partisi meclis grubu D) TBMM üye tamsayısının

Detaylı

"Tüketici Aleyhine Başlatılacak İcra Takibinde Parasal Sınır" "Tüketici Aleynine Ba~latllacak icra Takibinde Parasal ~ınırn

Tüketici Aleyhine Başlatılacak İcra Takibinde Parasal Sınır Tüketici Aleynine Ba~latllacak icra Takibinde Parasal ~ınırn "Tüketici Aleyhine Başlatılacak İcra Takibinde Parasal Sınır" "Tüketici Aleynine Ba~latllacak icra Takibinde Parasal ~ınırn T.C. YARGıTAY 13. HUKUK DAIRESI Esas No: 2015/1 0571 Karar No: 2015/8738 Karar

Detaylı

Sayı: 27/2013 İYİ İDARE YASASI. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki Yasayı yapar:

Sayı: 27/2013 İYİ İDARE YASASI. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki Yasayı yapar: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi nin 11 Kasım 2013 tarihli Onbirinci Birleşiminde Oybirliğiyle kabul olunan İyi İdare Yasası Anayasanın 94 üncü maddesinin (1) inci fıkrası gereğince Kuzey

Detaylı

GENEL OLARAK DEVLET TEŞKİLATI SORULARI

GENEL OLARAK DEVLET TEŞKİLATI SORULARI 1.... ilkesi, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmez. Belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret olup bununla sınırlı medeni bir iş bölümü ve işbirliği olduğunu anlatır.

Detaylı

Prof. Dr. Süha TANRIVER Doç. Dr. Emel HANAĞASI

Prof. Dr. Süha TANRIVER Doç. Dr. Emel HANAĞASI Prof. Dr. Süha TANRIVER Doç. Dr. Emel HANAĞASI Bu doküman eğitim amacıyla hazırlanmış ve öğrenciye verilmiştir. İzinsiz çoğaltılması ve satılması halinde gerekli cezaî ve hukukî yollara başvurulacaktır.

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI

ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI ANAYASA MAHKEMESİ NE BİREYSEL BAŞVURU YOLU AÇILDI GENEL OLARAK Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 148. maddesinde yapılan değişiklik ile Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu açılmıştır. 23 Eylül 2012

Detaylı

TEMEL HUKUK DERS NOTLARI SON HAFTA. Öğr. Gör. Erkan ÇAKIR

TEMEL HUKUK DERS NOTLARI SON HAFTA. Öğr. Gör. Erkan ÇAKIR TEMEL HUKUK DERS NOTLARI SON HAFTA Öğr. Gör. Erkan ÇAKIR ANAYASANıN TEMEL ILKELERI 2 1. madde Türkiye devleti bir cumhuriyettir. 2. Madde Cumhuriyetin nitelikleri Cumhuriyetçilik Başlangıç ilkeleri Atatürk

Detaylı

İDARİ YARGI ADL104 KISA ÖZET

İDARİ YARGI ADL104 KISA ÖZET İDARİ YARGI ADL104 KISA ÖZET DİKKAT Burada ilk 4 sahife gösterilmektedir. Özetin tamamı için sipariş veriniz www.kolayaof.com 1 1.ÜNİTE İdarenin Denetlenmesi GİRİŞ Kamu yönetiminin hukuka, kamu yararına

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2015/35581 Karar No. 2016/298 Tarihi: 12.01.2016 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2016/4 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE İŞ SÖZLEŞ-

Detaylı

KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ ANAYASA HUKUKU DERSİ ÖĞRETİM YILI II. DÖNEM DERS PROGRAMI İÇERİĞİ DERS TARİHİ 1. DERS SAATİ 2.

KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ ANAYASA HUKUKU DERSİ ÖĞRETİM YILI II. DÖNEM DERS PROGRAMI İÇERİĞİ DERS TARİHİ 1. DERS SAATİ 2. KTO KARATAY ÜNİVERSİTESİ ANAYASA HUKUKU DERSİ 2015-2016 ÖĞRETİM YILI II. DÖNEM DERS PROGRAMI İÇERİĞİ DERS TARİHİ 1. DERS SAATİ 2. DERS SAATİ 15.02.2016 Türk Hukukunun Bilgi Kaynakları - Mevzuat, Yargı

Detaylı

DEVLET MEMURLARININ TEDAVİ YARDIMINA İLİŞKİN ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Cuma, 03 Nisan :58 -

DEVLET MEMURLARININ TEDAVİ YARDIMINA İLİŞKİN ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Cuma, 03 Nisan :58 - 3 Nisan 2009 CUMA Resmî Gazete Sayı : 27189 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI Esas Sayısı : 2005/152 Karar Sayısı : 2009/14 Karar Günü : 29.1.2009 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR 1- Danıştay Beşinci Dairesi Esas Sayısı:

Detaylı

Komisyon ANAYASA 30 DENEME ISBN Kitapta yer alan bölümlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.

Komisyon ANAYASA 30 DENEME ISBN Kitapta yer alan bölümlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Komisyon ANAYASA 30 DENEME ISBN-978-605-364-144-5 Kitapta yer alan bölümlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. 2012, Pegem Akademi Bu kitabın basım, yayın ve satış hakları Pegem Akademi Yay. Eğt. Dan.

Detaylı

İŞ HUKUKU TEMEL HUKUK Kanunların Özellikleri

İŞ HUKUKU TEMEL HUKUK Kanunların Özellikleri İŞ HUKUKU TEMEL HUKUK Yrd.Doç.Dr. A. Erkan KARAMAN Kanunların Özellikleri Yasama organının yaptığı düzenlemelerin biçimsel anlamda kanun olabilmesi için, yazılı bir metin içinde, genel ve soyut nitelikte

Detaylı

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU

DERSİMİZİN TEMEL KONUSU DERSİMİZİN TEMEL KONUSU 1 1. TÜRK HUKUKUNUN TEMEL KAVRAMLARINI TANIMAK 2. TÜRKIYE DE NELER YAPABİLİRİZ SORUSUNUN CEVABINI BULABİLMEK DERSİN KAYNAKLARI 2 SİZE GÖNDERİLEN MATERYAL: 1. 1982 Anayasası: https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa_2011.pdf

Detaylı

HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ HAKKINDA BİLGİ NOTU

HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ HAKKINDA BİLGİ NOTU HAKİMLER VE SAVCILAR YÜKSEK KURULU DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ HAKKINDA BİLGİ NOTU HSYK Teklifi Teklif; 2797 sayılı Yargıtay Kanunu, 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu, 4954 sayılı Türkiye Adalet

Detaylı

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine İlişkin 30.11.2007 Tarihli Yönetmeliğin 11 ve 19. Maddeleri Anayasaya Aykırıdır

İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine İlişkin 30.11.2007 Tarihli Yönetmeliğin 11 ve 19. Maddeleri Anayasaya Aykırıdır İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine İlişkin 30.11.2007 Tarihli Yönetmeliğin 11 ve 19. Maddeleri Anayasaya Aykırıdır Doç. Dr. Tuğrul KATOĞLU* * Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ceza

Detaylı

TÜRKİYE DE CEZA VE ADALET SİSTEMİ

TÜRKİYE DE CEZA VE ADALET SİSTEMİ TÜRKİYE DE CEZA VE ADALET SİSTEMİ TÜRK HUKUK SİSTEMİ İdari Yargı Adli Yargı Askeri Yargı Sayıştay Anayasa Mahkemesi İDARİ YARGI SİSTEMİ İdarenin eylem ve işlemlerine karşı açılan davaların görüşüldüğü,

Detaylı

MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI HAKKINDA KANUN

MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI HAKKINDA KANUN MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI HAKKINDA KANUN MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI HAKKINDA KANUN Kanun No. 4483 Resmi Gazete Tarih: 4.12.1999; Sayı: 23896 Amaç MADDE

Detaylı

Anayasası na göre, TBMM aşağıdakilerden hangisini bir parlamento kararıyla gerçekleştirir? Anayasası na göre ara seçim ne demektir?

Anayasası na göre, TBMM aşağıdakilerden hangisini bir parlamento kararıyla gerçekleştirir? Anayasası na göre ara seçim ne demektir? 1. 1982 Anayasası na göre, TBMM aşağıdakilerden hangisini bir parlamento kararıyla gerçekleştirir? A) Genel ve özel af ilanına karar vermek B) Bir kanun hükmünde kararnamenin değiştirilerek kabulüne karar

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/27

İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/27 T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ Esas No. 2016/5846 Karar No. 2016/6871 Tarihi: 22.03.2016 Yargıtay Kararları Çalışma ve Toplum, 2017/1 İlgili Kanun / Madde 6100 S. HMK/27 HUKUKİ DİNLENİLME HAKKININ KAPSAMI

Detaylı

İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGIDA DAVA AÇMA SÜRESİ

İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGIDA DAVA AÇMA SÜRESİ İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU İDARİ YARGILAMA AÇIK DERS MATERYALİ USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGIDA DAVA AÇMA SÜRESİ SÜRELERE İLİŞKİN GENEL ESASLAR Anayasa, m. 125/3: İdarî işlemlere karşı

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Emre CAN İDARİ İŞLEMİN ŞEKİL UNSURU

Yrd. Doç. Dr. Emre CAN İDARİ İŞLEMİN ŞEKİL UNSURU Yrd. Doç. Dr. Emre CAN İDARİ İŞLEMİN ŞEKİL UNSURU İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... V İÇİNDEKİLER...VII KISALTMALAR... XVII GİRİŞ...1 BİRİNCİ BÖLÜM HUKUKİ İŞLEMLERDE USUL ve ŞEKİL I. USUL VE ŞEKİL KAVRAMLARI...9 A.

Detaylı

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21

İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 T.C YARGITAY 22.HUKUK DAİRESİ Esas No. 2012/15013 Karar No. 2013/4250 Tarihi: 01.03.2013 İlgili Kanun / Madde 4857 S. İşK/18-21 VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE ÇALIŞAN- LARIN KIDEM İHBAR TAZMİNATI HAKLARININ İDARİ

Detaylı

3.Meclisin faaliyetlerine ara vermemesi şeklinde olan meclisin her zaman açık olması yasamanın hangi ilkesi ile ilgilidir?

3.Meclisin faaliyetlerine ara vermemesi şeklinde olan meclisin her zaman açık olması yasamanın hangi ilkesi ile ilgilidir? 1.Aşağıdakilerden hangisi Anayasa Mahkemesinin sadece şekil olarak incelediği bir konudur? A) Anayasa değişiklikleri B) İç Tüzükler C) KHK D) Kanunlar E) Tüzükler 3.Meclisin faaliyetlerine ara vermemesi

Detaylı

İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGIDA KANUN YOLLARI

İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGIDA KANUN YOLLARI İDARİ YARGILAMA USULÜ HUKUKU İDARİ YARGILAMA AÇIK DERS MATERYALİ USULÜ HUKUKU 3-B K. Burak ÖZTÜRK İDARİ YARGIDA KANUN YOLLARI KANUN YOLLARININ TASNİFİ Olağan Kanun Yolları İstinaf (İYUK, m. 45) Temyiz

Detaylı

ÖĞRETİDE VE UYGULAMADA ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI VE İCRASI

ÖĞRETİDE VE UYGULAMADA ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI VE İCRASI ULAŞ KARAN ÖĞRETİDE VE UYGULAMADA ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI VE İCRASI NORM DENETİMİ İLE BİREYSEL BAŞVURU USULÜNDE VERİLEN KARARLAR ÖZELİNDE BİR İNCELEME İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... V İÇİNDEKİLER...VII

Detaylı

I sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunun başvuru konusu kuralının Anayasaya aykırılığı sorunu:

I sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunun başvuru konusu kuralının Anayasaya aykırılığı sorunu: Davacı şirket tarafından defter ve belgeler ile aylık ücret bordrolarının kanuna uygun düzenlenmediğinden bahisle 5510 sayılı Kanunun 102/l-e-4ve 5. maddelerine istinaden şirket adına kesilen toplam 3.064,50

Detaylı

İdari Yargının Geleceği

İdari Yargının Geleceği İdari Yargının Geleceği Av. Zühal SİRKECİOĞLU DÖNMEZ* * Ankara Barosu. İdari Yargının Geleceği / SİRKECİOĞLU DÖNMEZ Ülkemiz Hukuk Fakültelerinde iki Ana Bilim dalı vardır: Özel Hukuk ve Kamu Hukuku. Özel

Detaylı

ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti

ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI. Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti T.C. D A N I Ş T A Y Esas No : 2014/3745 Karar No : 2014/3772 ONÜÇÜNCÜ DAİRE USUL KARARLARI Anahtar Kelimeler : Dava Açma Süresi, Yazılı Bildirim, Başvuru Mercii ve Süresi, Hak Arama Hürriyeti Özeti :

Detaylı

Public Sector Budget in Turkey Türkiye de Kamu Kesimi Bütçesi

Public Sector Budget in Turkey Türkiye de Kamu Kesimi Bütçesi Public Sector Budget in Turkey Türkiye de Kamu Kesimi Bütçesi Doç. Dr. Sezgin Polat Public Economics Course Political Science Department Galatasaray University Fall, 2017 Outline Yasama Yürütme Yargı -

Detaylı

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği PERSONEL MÜDÜRLÜĞÜ

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği PERSONEL MÜDÜRLÜĞÜ PERSONEL MÜDÜRLÜĞÜ Ankara, 14 Kasım 2013 PERSONEL BİRİMLERİ TÜM ÇALIŞANLARIN; İşe alınmaları, İstihdamı, sözleşmelerinin tanzimi ve uygulanması, Atama, yükselme ve diğer özlük hakları, Sosyal haklar ve

Detaylı

Anayasa ve İdare Türk idare teşkilatı Anayasal bir kurumdur. 1982 Anayasası belli başlıklar altında idari teşkilatlanmayı düzenlemiştir.

Anayasa ve İdare Türk idare teşkilatı Anayasal bir kurumdur. 1982 Anayasası belli başlıklar altında idari teşkilatlanmayı düzenlemiştir. İDARE HUKUKU Anayasa ve İdare Türk idare teşkilatı Anayasal bir kurumdur. 1982 Anayasası belli başlıklar altında idari teşkilatlanmayı düzenlemiştir. Bu düzenlemede yer alan ilkeler şunlardır; - Hukuk

Detaylı

EĞİTİMİN HUKUKSALTEMELLERİ. 7. Bölüm Eğitim Bilimine Giriş GÜLENAZ SELÇUK- CİHAN ÇAKMAK-GÜRSEL AKYEL

EĞİTİMİN HUKUKSALTEMELLERİ. 7. Bölüm Eğitim Bilimine Giriş GÜLENAZ SELÇUK- CİHAN ÇAKMAK-GÜRSEL AKYEL EĞİTİMİN HUKUKSALTEMELLERİ 7. Bölüm Eğitim Bilimine Giriş GÜLENAZ SELÇUK- CİHAN ÇAKMAK-GÜRSEL AKYEL EĞİTİM VE HUKUK HUKUKUN AMAÇLARI HUKUKUN DALLARI EĞİTİM HUKUKU HUKUKUN KAYNAKLARI ULUSLARARASI BELGELERDE

Detaylı

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı. Yargı Örgütü Dersleri

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı. Yargı Örgütü Dersleri Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Adalet MYO HBYS Programı Yargı Örgütü Dersleri Türk yargı teşkilatının genel görünümü ve bunu oluşturan çeşitli yargı kolları Diğer Yargı Kolları Ülkemizdeki diğer yargı

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

TEMEL HUKUK ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN

TEMEL HUKUK ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN ARŞ. GÖR. DR. PELİN TAŞKIN BU DERSTE NELER ÖĞRENECEĞİZ? Hukukun kaynakları Normlar hiyerarşisi Hukukun Kaynakları Hukukta kaynak kavramı, hukukun varlık kazanabilmek ve yürürlüğe geçebilmek için hangi

Detaylı

21/09/2017 ADALET BAKANLIĞI YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ TÜRKİYE GENELİ DENEME SINAVI İTİRAZ EDİLEN SORULAR VE DEĞERLENDİRMELER

21/09/2017 ADALET BAKANLIĞI YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ TÜRKİYE GENELİ DENEME SINAVI İTİRAZ EDİLEN SORULAR VE DEĞERLENDİRMELER 21/09/2017 ADALET BAKANLIĞI YAZI İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ TÜRKİYE GENELİ DENEME SINAVI İTİRAZ EDİLEN SORULAR VE DEĞERLENDİRMELER Değerli Arkadaşlar ; 21/09/2017 tarihinde www.guncelders.com bünyesinde, Adalet

Detaylı

T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire

T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire T.C. D A N I Ş T A Y Yedinci Daire Esas No : 2012/4237 Karar No : 2012/7610 Anahtar Kelimeler: Serbest Dolaşıma Giriş Beyannamesi, Yatırım Teşvik Belgesi, Muafiyet Özeti: Yatırım teşvik mevzuatı koşullarına

Detaylı

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...VII İÇİNDEKİLER...IX

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...VII İÇİNDEKİLER...IX ÖNSÖZ...VII İÇİNDEKİLER...IX BIRINCI BÖLÜM ANAYASA HUKUKUNUN KISA KONULARI 1. 1961 Anayasası ile 1982 Anayasası nın Hazırlanış ve Kabul Ediliş Süreçlerindeki Farklılıklar...1 2. Üniter, Federal ve Bölgeli

Detaylı

SAĞLIK KURUMLARI MEVZUATI

SAĞLIK KURUMLARI MEVZUATI SAĞLIK KURUMLARI MEVZUATI KISA ÖZET KOLAYAOF DİKKAT Burada ilk 4 sayfa gösterilmektedir. Özetin tamamı için sipariş veriniz www.kolayaof.com 2 Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 2 İÇİNDEKİLER 1. ÜNİTE- MEVZUAT

Detaylı

Dr. Ayşe KÖME AKPULAT İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı İŞ MAHKEMELERİNDE YARGILAMANIN ÖZELLİKLERİ

Dr. Ayşe KÖME AKPULAT İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı İŞ MAHKEMELERİNDE YARGILAMANIN ÖZELLİKLERİ Dr. Ayşe KÖME AKPULAT İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Anabilim Dalı İŞ MAHKEMELERİNDE YARGILAMANIN ÖZELLİKLERİ İçindekiler Sunuş...VII Önsöz... IX İçindekiler...XIII

Detaylı