Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır. Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu dış ve iç tehditlerin temelinde ülkemizin yeryüzünde işgal ettiği coğrafya yani jeostratejik konumu ve bu konumun çevresindeki küreselleşmenin efendilerinin çıkar çatışmaları ile Türkiye'nin geleceğe yönelik ekonomik güç potansiyeli yatmaktadır. İç tehdit algılamasını çoğunlukla doğrudan kendi yurttaşlarımızdan ziyade dış tehdit unsurlarının ülkemiz ve yurttaşlarımız üzerinde oynadığı oyunlar tarafından tetiklenmesine bağlamak gerekir. Türkiye'nin jeostratejik konumu Bu konu gündeme geldiği zaman ilk duyacağımız yargı köprü söylemidir. Ülkemizin Asya ile Avrupa arasında bir köprü olduğu vs. anlatılır. Doğaldır ki biz kendimizi köprü yerine koyarsak, birileri bizleri çiğneyip bir başka yöne geçmek ister. Bize göre ülkemiz bir köprü değil, bir merkezdir. Nasıl bir merkezdir? Değişik dillerin, dinlerin, denizlerin, kültürlerin, iklimlerin, ideolojilerin, politikaların ve kıtaların kesişme noktasındaki bir merkezdir. Bulunduğu coğrafya ve bölgede bıraktığı kültürel miras nedeniyle; Batıda Balkanları, doğuda Kafkasları, güneyde Ortadoğu'yu etkileme yeteneğine sahiptir. Sahip olduğu bu yetenek iyi kullanılırsa, avantaj olduğu 21. YÜZYIL Ekim / Kasım / Aralık 2007 [55]
E. Tümg. Alaattin Parmaksız Çağdaş olma özelliği çoktan kaybedildiği gibi TBMM tarikatlar koalisyonu haline gelmiştir. ATATÜRK Bir ülkenin savunulması için iç kalenin ne kadar önemli olduğunu anlatmıştır. Bu nedenle iç kalenin durumunu kısaca incelemekte yarar bulunmaktadır. İÇ KALENİN DEĞERLENDİRİLMESİ Konunun analizine başlarken birinci tehdidin iç tehdit olduğunu belirterek bunun kendi yurttaşlarımızdan ziyade dışarıdan tetiklendiğini ifade etmiştik. İç tehdit konusu toplumumuzda çok tartışılmakta, hatta bazı siyasî partiler ikinci cumhuriyetçiler ve etnik Kürtçüler böyle bir tehdidi kabullenmemektedirler. Ancak karanlığı görmemek onun yok olduğu anlamına gelmez. İç tehdidin ne olduğunu anlamak için bazı temel esasları ortaya koymaya çalışalım. Lozan Antlaşması ile uluslar arası arenada esasları belirlenen Türkiye Cumhuriyetinin temel niteliklerinin Anayasada belirlendiğini, Türk Devletinin kuruluş felsefesini ortaya koymuştuk. Cumhuriyetin temel nitelikleri Anayasamızın ikinci maddesinde aşağıdaki şekilde belirtilmiştir: [58] 21. YÜZYIL Ekim / Kasım / Aralık 2007
E. Tümg. Alaattin Parmaksız Yukarda belirlenen üç sorunun cevabı kendi içinde zaten var. Bu gün parti liderine hoş görünmeyen onun iradesine baş eğmeyen hiç kimsenin milletvekili olması mümkün değildir. Yani millet kendi istediklerini değil parti başkanın istediklerini milletvekili olarak seçmektedir. Yine meclis yürütme karşısında kör ve sağır duruma getirilmiştir. İçinden çıktığı iddia olunan hükümeti denetleme iradesi olmadığı gibi kanun koyuculuk vasfı da tartışmalı haldedir. Çünkü parti liderlerinin istediği yasalar aynen çıkmaktadır. Son olarak egemenlik konusunda son irade mi olduğunu sormuştuk. Anayasa da yapılan değişikliklerden sonra son irade olmaktan da vazgeçilmiştir. Bu kısa analizden şu sonucu çıkarabiliriz Milli devletin kurulduğu gün ortaya konan Egemenlik Kayıtsız şartsız Milletindir ilkesi bu gün işlememektedir. Cumhuriyetle birlikte iki bakanlığın isminin başına milli kelimesi konulmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı. Şimdi bu iki bakanlığın fonksiyonlarını kısaca tartışalım. Milli Eğitim politikamız iki kıskacın sıkıştırması altındadır. Birincisi, tarikatlar ve cemaatler kendi dünya görüşleri doğrultusunda bir eğitim ve buna uygun bir eğitim yapısı için mücadele etmekte, Hilâfetin kaldırıldığı gün çıkarılan eğitimin birleştirilmesi yasasının ortadan kaldırılması için her türlü çabayı harcamakta, özgür düşünen, sorgulayan beyinler [60] 21. YÜZYIL Ekim / Kasım / Aralık 2007