GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT GÜZEL SANATLARDA EDEBİYATIN YERİ Bir duygunun, bir hayalin, bir tasarı ya da güzelliğin insanda oluşturduğu estetik karşılığa sanat denir. Bu estetik karşılığın ortaya çıkmasına yarayan, çeşitli araç ve malzemelerle meydana getirilen ürüne ise sanat eseri denir. Rastgele ortaya konan bir ürüne sanat eseri denemeyeceği açıktır. Öyleyse sanat eserinin birtakım özellikleri olduğu söylenebilir. Bunları, aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür: Sanat eserinin öncelikli amacı doğru ve yararlı olmak değil, güzelliktir. Sanat eserinden bilimsel eserler gibi bilgilendirici ve nesnel olması beklenemez. Sanat eseri sıradanlıktan uzaktır, özgünlük, etkileyicilik gibi nitelikler taşımayı amaçlar. Sanat eseri ticari endişeden uzak bir anlayışla ortaya konur. Güzel Sanatlar ve Edebiyat Estetik haz uyandırma işlevi taşımayan ya da bunu başaramayan eserler sanat eseri niteliği taşımaz. İnsanın var olduğu her yer ve zamanda sanat etkinliği, dolayısıyla sanat eseri de vardır. Sanat eseri bir emeğin sonunda ortaya çıkar, kısa süreli çabalarla ya da seri üretimle sanat eseri oluşturulamaz. Sanat eseri, onu meydana getiren insanın yaşadığı duyguları başkalarıyla da paylaşma, onlara da benzer hazları yaşatma amacının bir ürünüdür. 11
NAZIM ŞEKİLLERİ İslamiyet Öncesi Türk Şiiri Koşuk Sagu İslamiyet Etkisindeki Türk Şiiri Divan Şiiri Halk Şiiri Batı Etkisindeki Türk Şiiri Sone Terza-rima Triyole Balad Divan Şiiri Nazım Şekilleri I. BEYITLERLE KURULANLAR: Gazel Kaside Mesnevi Kıta Müstezat II. BENTLERLE KURULANLAR: a) Tek Dörtlükten Oluşanlar: Rubai Tuyuğ b) Musammatlar: Murabba Şarkı Terbi Muhammes Tardiyye Tahmis Taştir Terkibibent Terciibent Müseddes Tesdis Müsebba Müsemmen Mütessa Muaşşer uyarı Halk Şiiri Nazım Şekilleri a) Anonim Halk Şiiri Nazım Şekilleri: Mâni Türkü b) Âşık Tarzı Halk Şiiri Nazım Şekilleri: Koşma Semai Varsağı Destan (Aruzla yazılan halk şiiri nazım şekilleri: (Divan, Selis, Semai, Vezn-i Âhar, Satranç, Kalenderî) c) Dinî-Tasavvufi Halk Şiiri Nazım Türleri İlahi Nefes Nutuk Şathiye Deme Devriye Nazım biçimleri ve türleri ilgili oldukları dönem içinde ayrıntılı olarak işlenecektir. 24
Gezilip görülen yerler, okuyucunun daha iyi anlaması açısından başka yerlerle kıyaslanır. Yazar, yaptığı gezide karşılaştığı birçok yeri ve insanı unutmamak için gezi esnasında kısa notlar alır ve yazısına bunları ekler. Gezi yazısı gezilen bölge için belgesel bilgiler içerir. Bu bakımdan gezi yazısında yazar gözlemlerine yer vermeli, yanlış bilgi aktarmamalıdır. Gezi yazıları kişisel değerlendirmeler içerdiğinden nesnel verilerden oluşan bilimsel bir belge niteliği taşımaz. Anı-Gezi Yazısı Farkı Gezi yazılarında gözlem, araştırma ve inceleme yoluyla anlatılan, diğer bir deyişle özne durumundaki öge, dış dünyadır. Anılarda ise kişi yaşadıklarını veya tanık olduklarını anlatarak özne olarak kendini öne çıkarır. Dünya Edebiyatında Gezi Yazısı Dünya edebiyatında gezi yazısının ilk örnekleri sayılabilecek eserleri verenlerin başında Heredotos, Marco Polo, İbni Batuta gibi isimler gelir. Türk Edebiyatında Gezi Yazısı Eski çağlarda özellikle keşif, ticaret, savaş amacıyla değişik geziler yapılmıştır. Eski Türk edebiyatında gezi yazısına seyahatname denirdi. 16. yüzyılda yazılan Baburnâme ve Kâtibî mahlasıyla tanınan Seydi Ali Reis in Miratü l-memalik (Memleketlerin Aynası) adlı eserleri, ilk gezi yazısı örnekleri kabul edilir. Evliya Çelebi nin 17. yüzyılda yazdığı Seyahatname ise dünya edebiyatındaki en iyi örneklerle boy ölçüşebilecek niteliktedir. Türk edebiyatında Batılı anlamda gezi yazısı örnekleri Tanzimat Dönemi nde yazarların Avrupa ya gitmesiyle verilmeye başlanmıştır. Avrupa ya giden sanatçılar gördükleri şehirlerle ilgili yazılar yazmışlardır. Namık Kemal ve Ziya Paşa bunların başında gelir. 102
TARİH İÇİNDE TÜRK EDEBİYATI EDEBİYAT TARİHİ Tarih, toplumların yaşadıkları olayları belgelere dayanarak sebep-sonuç ilişkisi içinde kronolojik bir şekilde inceleyen bilim dalıdır. Kültür alanlarıyla ilgili farklı çalışma, kavram ve nesnelerin birer tarihi vardır. Bunların bütünü uygarlık tarihini oluşturur. Uygarlık tarihi, toplumların yaşamını her bakımdan inceler. Bu bağlamda edebî eserlerin ve edebî etkinliklerin de birer tarihi vardır. Uygarlık tarihinin kapsamı şu şekildedir: Felsefe tarihi Dinler tarihi Ekonomi tarihi Mimarlık tarihi Tarih İçinde Türk Edebiyatı Siyaset tarihi Uygarlık Tarihi Bilim tarihi Askerî tarih Kültür tarihi Sanat tarihi Edebiyat tarihi 121
DİVAN ŞİİRİ NAZIM TÜRLERİ Tevhit Münacat Naat Mersiye Methiye Hicviye Fahriye DİVAN ŞİİRİ NAZIM BİÇİMLERİ GAZEL Aşk, kadın, şarap konuları işlenir. Arap edebiyatından alınan bir nazım şeklidir. Aruz ölçüsüyle yazılır. Nazım birimi beyittir. Beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Uyak düzeni (kafiye şeması) aa, ba, ca, da, ea şeklindedir. Gazelin ilk beytine matla, matladan bir sonraki beytine hüsn-i matla, son beytine makta, maktadan bir önceki beytine hüsn-i makta, en güzel beytine beytü l-gazel (ya da şah beyit), şairin mahlasının geçtiği beyte mahlas beyti (ya da mahlashâne) adı verilir. Mahlas genellikle makta beyitte (son beyitte) yer alır. Gazeller işledikleri konulara göre şu şekilde sınıflandırılabilir: Divan Edebiyatı Âşıkâne gazel: Aşkı ve aşkın verdiği mutluluğu, sevgiliden şikâyeti işleyen gazellerdir (Fuzûlî). Rindâne gazel: Dünyaya değer vermemeyi, içkiyi, yaşamaktan zevk almayı anlatan gazellerdir (Bâkî). Şuhâne gazel: Çapkın bir üslupla kadın ve aşkın zevklerini anlatan gazellerdir (Nedim). Hikemi (hakimâne) gazel: Ahlaki ve didaktik öğütler içeren, özdeyiş biçiminde özlü anlatıma sahip gazellerdir (Nâbî). Bütün beyitleri aynı konuyu işleyen, beyitleri arasında konu birliği olan gazellere yek-âhenk gazel, bütün beyitleri aynı güzellikte olan gazellere ise yek-âvaz gazel denir. 159
ESERLERİ Divan: 20 kaside, 400 gazel, 540 rubaiden oluşmaktadır. Ahlâk-ı Muhsini: Hüseyin Vâiz den tercüme bir eserdir. Mihr ü Müşteri: Babasının yarım kalan mesnevisidir, Hâletî tamamlamıştır. Sâkinâme: 520 beyitlik mesnevidir. Münşeat: Mensur bir eserdir. 18. YÜZYIL NEDÎM Asıl adı Ahmet olan şair, iyi bir eğitim almış, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Girdiği sınavda üstün başarı göstererek müderris olmuştur. Şiirinde zevk, neşe ve coşkunluk vardır. Üzüntü, acı ve kederi şiirine sokmamıştır. Lale Devri nin zevk ve eğlencelerini şiirlerinde dile getirmiştir. Özellikle mekân olarak Sadâbâd a; su kanalı, köşkleri, sarayları ve mesire alanlarıyla yer verilmiştir. İstanbul u bütün canlılığıyla anlatan, İstanbul âşığı bir şairdir. İstanbul a a- it betimlemelere geniş yer vermiş, edebiyatımızda İstanbul sevgisi onunla başlamıştır. Divan şiirine Türklerin kazandırdığı şarkı nazım şeklinin en önemli sanatçısıdır. Divan şiirinin yerli bir biçim kazanmasına büyük katkısı olmuştur. Mahallîleşme akımının önde gelen temsilcilerindendir. Tasavvufla ilgisi yoktur. Tamamen din dışı konularda yazmıştır. Ona göre yaşamın anlamı sevmek, eğlenmek, gününü gün etmektir. Hayat felsefesini meşhur şarkısı, Gülelim, oynayalım, kâm alalım dünyadan dizesiyle dile getirmiştir. Şiirlerinde, sözünü ettiği güzelleri, klasik mazmunları zorlayıp gerçek özellikleriyle betimlemiştir. Divan edebiyatındaki soyut, platonik ve klişe aşk anlayışından uzaklaşmış, halk şairi Karacaoğlan ınki gibi bir aşk anlayışını benimsemiştir. 200
SERVETİFÜNUN EDEBİYATI (EDEBİYAT-I CEDÎDE) (1896-1901) SERVETİFÜNUN EDEBİYATI NIN OLUŞUMU Servetifünun (Edebiyat-ı Cedide) Dönemi, Türk edebiyatında 1860 tan beri devam eden Doğu-Batı mücadelesinin kesin sonucunu Batı edebiyatı lehine tayin eden aşamadır. Servetifünun, edebiyatımızda Batılı anlamda akım özelliği gösteren ilk topluluktur. Kısa bir süre hüküm sürmüş olmasına karşın yoğun ve dinamik çalışmalarla geçen bu dönemde, gerek tema gerek zihniyet ve gerekse teknik bakımından Batılı bir edebî anlayış ortaya konmuş, Türk edebiyatı Avrupai bir kimlik kazanmıştır. Türk edebiyatının bu dönemine Servetifünun denmesinin temel sebebi, bu edebî hareketin Servet-i Fünûn adlı dergide başlayıp devam etmesidir. Divan edebiyatına karşı kurulmaya çalışılan Avrupai Türk edebiyatına, Tanzimat Dönemi nden beri Edebiyat-ı Cedide (Yeni Edebiyat) denmiştir. Servetifünun sanatçılarının bu terimi benimseyip kendi haklarında sıklıkla kullanmaları ve tamamen Batılı bir tarz geliştirmeleri onlara Edebiyat-ı Cedideciler denmesine de sebep olmuştur. Servetifünun Edebiyatı (Edebiyat-ı Cedîde) Tanzimat II. Dönem in sonlarında eski edebiyatı Hacı İbrahim Efendi ve onun grubu; ılımlıları Muallim Naci; yeniyi de Recaizâde Mahmut Ekrem savunur. 1895 yılı sonlarında genç bir şair olan Hasan Âsaf ın Burhan-ı Kudret adlı şiirinde geçen abes (عبث) muktebes (مقتبس) kelimelerinden kafiye olup 272
ESERLERİ Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panorama I, Panorama II, Hep O Şarkı Hikâye: Bir Serencâm, Rahmet, Millî Savaş Hikâyeleri Anı: Anamın Kitabı (çocukluk anıları), Zoraki Diplomat (elçilik anıları), Vatan Yolunda (Kurtuluş Savaşı anıları), Politikada 45 Yıl (siyaset anıları), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları Mensur Şiir: Erenlerin Bağından, Okun Ucundan Tiyatro: Nirvana, Veda, Sağanak, Mağara Aldığı Ödüller Yaban romanı ile1942 de CHP Roman Armağanı nda ikincilik ödülünü kazanmıştır. HALİDE EDİP ADIVAR (1884 1964) Millî Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi nde önemli eserler vermiş yazarlardandır. İngiliz dili ve edebiyatı profesörüdür; bazı eserlerini İngilizce yayımlamıştır. Kurtuluş Savaşı na katılmış, onbaşı ve çavuş rütbesi almış, nutuklarıyla halkı etkilemiştir. Yazar, ilk dönem romanlarında romantik aşk serüvenlerini konu almış, kadının toplumdaki yerini belirlemeye çalışmıştır. Yazar, Millî Mücadele ye katılmış, Millî Mücadele yi adım adım takip etmiş ve eserlerinde yansıtmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise gelenek görenekleri konu edinen töre romanları yazmıştır. Eserlerinde gözlem önemli bir yer tutar. Heyula ve Raik in Annesi adlı romanlarında, aşk kırgınlıklarını ve aile ilişkilerini anlatmıştır. Handan romanı, Eylül den sonra bilinçaltı yoklamalarıyla edebiyatımızda psikolojik romana örnek gösterilen eserlerin başında gelir. İyi yetiştirilmiş Handan, sosyalist Nazım ın evlenme teklifini reddeder ve yaşlı Hüsnü Paşa ile evlenir, mutlu olamaz ve hafızasını kaybeder. Nazım hapiste ölür. Avrupa da tek başına iken eniştesini sever, hafızası yerine geldikten sonra bu günahını affetmez, kriz geçirir ve ölür. 330
1980 SONRASI TÜRK ŞİİRİ 1980 sonrası şiir iç hesaplaşmayı da birlikte getiren bir yapıdadır. Yapı ve söyleyiş içerikten daha fazla önemsenmiştir. Bu dönemde şairin kimliğine değil şiir ve estetiğe önem verilmiştir. Kapalı ve karmaşık bir anlatımın yeğlenmiş, İkinci Yeni şiirine özgü uzak çağrışımlara, imgeye önem verilmiş ve yeni imge arayışına girilmiştir. Yazko Edebiyat, Üç Çocuk, Şiiratı, Broy gibi dergiler, dönemin edebiyatının gelişimine katkıda bulunmuştur. Bu dönemde şiir, düzyazıya yaklaştırılmış, anlatmaya imkân veren temalara sıkça yer verilmiştir. Aynı zaman diliminde farklı şiir anlayışlarının temsilcileri bir aradadır. Bu dönemde Türk şiir birikimi yeniden ve bütün olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sovyetler Birliği nin dağılmasından sonra açıklık politikası nın bir sonucu olarak bazı sanatçıların Yenibütüncü adını verdikleri yeni bir yapılanmaya doğru gitmek istemesi dikkati çeker. Seyyit Nezir, Veysel Çolak, Hüseyin Haydar, Metin Cengiz, Tuğrul Keskin in imzaladığı Yenibütün: Kendini Biriktiren Bireyin Şiiri başlıklı bildiri önce Broy dergisinde, daha sonra Seyyit Nezir in İnsanın Beyaz Kokusunda adlı kitabında yer alır. Ancak bu hareket şiirimizde bir çığır açamamıştır. 1980 sonrası Türk şiirinde dikkati çeken önemli noktalardan biri de şairlerin şiirimizin bütün geçmişine, hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun şiirin büyük ustalarına sahip çıkmaları, şiirin esasen bir araç olmayıp bir amaç olduğuna ve esas konusunun birey olduğuna inanmalarıdır. Bu dönemde Metin Cengiz, Şarkılar Kitabı; Hüseyin Haydar, Sudan Gövde; Veysel Çolak, Buz ve Ateş; Seyyit Nezir, İnsanın Beyaz Kokusunda; Enis Batur, Perişey; Haydar Ergülen, Sırat Şiirleri; Tuğrul Keskin, Solgun; Küçük İskender, Gözlerim Sığmıyor Yüzüme; Nurullah Genç, Yağmur ve Yavuz Bülent Bakiler, Harman adlı eserleri ile dikkat çekmiştir. ÖNEMLİ TEMSİLCİLERİ Haydar Ergülen Küçük İskender Hüseyin Haydar Hüseyin Atlansoy Ebubekir Eroğlu Veysel Çolak Enis Batur Murathan Mungan Tuğrul Keskin Seyyit Nezir Metin Cengiz Nurullah Genç 422
EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK) 19. yüzyılda Fransa da ortaya çıkmış ve başta resim olmak üzere bütün sanat dallarını etkilemiştir. Bu akımda varlık olduğu gibi değil, insanda bıraktığı izlenimlerle ele alınmıştır. Empresyonizmde sanatçı, dış dünyayı kendisinde uyandırdığı etkiyle, hayalleriyle eserine yansıtır. Bu yüzden bu akımla oluşturulan eserlerde sanatçıların kişiliğine dair çok sayıda ipucu bulunur. Sanat, sanat içindir. anlayışını benimseyen sanatçılar, eserlerinde ışık ve renkten kaynaklanan görsel izlenimlerini yansıtmaya çalışmışlardır. İzlenimci bir sanatçıya göre tüm eserleri gerçeği yansıtır ancak bu gerçek kendi gerçeğidir. Temsilcileri Dünya Edebiyatı: Maria Rilke (Alman); Arthur Rimbaud, Paul Verlaine (Fransız); James Joyce (İngiliz) Türk Edebiyatı: Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim (Türk şiirinin en dikkate değer empresyonist şairi olarak kabul edilir.) EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK) 1900-1935 yılları arasında gelişen akım; doğayı ve toplumu nesnel bir bakış açısıyla betimlemeye karşı çıkmış, öznel ya da içsel gerçekliğin yansıtılmasını savunmuştur. Pozitivizm, natüralizm ve empresyonizm akımlarına karşı olarak ortaya çıkan dışavurumculuk, anti natüralist bir anlayış benimsemiştir. İlk olarak resim sanatında ortaya çıkmış, daha sonra diğer sanat dallarını etkilemiştir. Dışavurumculuk, duyguların ön planda tutulup dış dünyanın önemsenmediği bir edebî akımdır. Bu akımın sanatçıları, kendilerini boğan, ezen, ızdırap veren kavramları sanatlarına sokmak istemişler; haksızlıklara karşı isyanlarını farklı görünüşler içerisinde anlatmışlardır. Sanat ve toplumda kabul edilmiş biçim ve geleneklere karşı çıkmışlar, yeni biçim ve anlatım yolları aramışlar, bireyin en gizli yönlerini açığa çıkaran bir anlatım yolu kullanmışlardır. 514