AYIN DOSYASI. ağırlıklı olarak durulmuş, önemli kişiliklerinden. Kültür dünyamızda çığır açtı: bu bağlamda açıklanmaya Müteferrika nın hayatı ve



Benzer belgeler
OSMANLI İMPARATORLUĞU GERİLEME DÖNEMİ ISLAHATLARI XVIII. YÜZYIL

TÜRK EĞİTİM TARİHİ 10

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ

SORU CEVAP METODUYLA TEKRAR (YÜKSELİŞ-DURAKLAMA VE AVRUPA)

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI

İBRAHİM ŞİNASİ

Bu durum, aşağıdakilerden hangisin gösteren bir kanıt olabilir?

Başkent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Doç. Dr. S. EKER

İslamî bilimler : Kur'an-ı Kerim'in ve İslam dininin doğru biçimde anlaşılması için yapılan çalışmalar sonucunda İslami bilimler doğdu.

Aziz Ogan: Kültürel ve Tarihsel Hazinelerin İzinde Bir Arkeolog ve Müzeci

HAÇLI SEFERLERİ TARİHİ 3.Ders. Dr. İsmail BAYTAK. HAÇLI SEFERLERİ Nedenleri ve Sonuçları

Skolastik Dönem (8-14.yy)

AVRUPA DA MEYDANA GELEN TEKNİK GELİŞMELER : 1)BARUTUN ATEŞLİ SİLAHLARDA KULLANILMASI: Çinliler tarafından icat edilen barut, Çinlilerden Türklere,

3. 18.yy da Grek ve Dakya projesi ile Osmanlıyı paylaşmayı planlayan Avrupalı iki devlet aşağıdakilerden hangisidir? I. Rusya. II.

Takvim-i Vekayi Gazetesi (1831)

DİNLER TARİHİ DERSİ ÖĞRETİM ROGRAMI

İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI MISIR UYGARLIĞI İRAN UYGARLIĞI HİNT UYGARLIĞI ÇİN UYGARLIĞI DOĞU AKDENİZ UYGARLIĞI

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 9. SINIF TARİH DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ YILLIK PLANI

WINTER. Template EL-HAREZMİ

HAT SANATINDAN ENSTANTANELER İSMEK HÜSN-İ HAT HOCALARI KARMA SERGİSİ

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler

Matematik Ve Felsefe

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

Bütün icat ve buluşlar insanların ihtiyaçlarından doğmuştur. Tekerlek, ulaşım ve taşıma ihtiyacından, telefon iletişim ihtiyacından doğmuştur.

Ekim Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu Koleksiyonu ve Haldun Özen

Selçuk Üniversitesi Merkez Kütüphanesi ve Modern Kütüphanecilik Uygulamaları

Divan Edebiyatının Önemli Şair ve Yazarları. HOCA DEHHANİ: 13. yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır.

Milli varlığa yararlı ve zararlı cemiyetler

Avrupa Tarihi. Konuyla ilgili kavramlar

GÜNLÜK (GÜNCE)

Konuyla ilgili kavramlar

Bülent Ecevit Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

SOSYOLOJİSİ (İLH2008)

Yeni Osmanlılar Cemiyeti Kurucularından Mehmed Âyetullah Bey Dönem-İnsan-Eser

AYP 2017 ÜÇÜNCÜ DÖNEM ALIMLARI

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÖMER TÜRKÇE VE YABANCI DİL ÖĞRETİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ DİL KURSLARIMIZ BAŞLIYOR

KAPSAYICI EĞİTİM. Kapsayıcı Eğitimin Tanımı Ayrımcılığa Neden Olan Faktörler

İRAN IN BÖLGESEL FAALİYETLERİ VE GÜÇ UNSURLARI ABDULLAH YEGİN

Elveda Rumeli Merhaba Rumeli. İsmail Arslan, Kitap Yayınevi, İstanbul, 2013, 134 Sayfa.

Çoğuldizge Kuramı. Ünal Yoldaş* Giriş

Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. Yayın Kataloğu

Yeni Göç Yasas Tecrübeleri

AST101 ASTRONOMİ TARİHİ

Dünyayı Değiştiren İnsanlar

Yrd. Doç. Dr. Ali GURBETOĞLU İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Dersin Adı İSLAM TARİHİ Sınıf 12 İSLAM TARİHİ

Tıbb-ı Nebevi İSLAM TIBBI

Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)

Tuba ÖZDİNÇ. Örgün Eğitim

Doç. Dr. Tolga BOZKURT SAN CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK MİMARİSİ BATILILAŞMA DÖNEMİ OSMANLI MİMARİSİ

Eğitim Fakülteleri ve İlköğretim Öğretmenleri için Matematik Öğretimi

Osmanlı Diplomasi Tarihi Kurumları ve Tatbiki

OSMANLI TARİHİ II.ÜNİTE 8.KONU: REFORM

BİR AVUKAT YANINDA AYLIKLI OLARAK ÇALIŞAN AVUKATIN DURUMUNUN AVUKATLIK YASASI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Temel Kavramlar Bilgi :

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

DURAKLAMA DEVRİ. KPSS YE HAZIRLIK ARİF ÖZBEYLİ Youtube Kanalı: tariheglencesi

EMEVİLER VE ABBASİLER DÖNEMİ

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI TARİH

DR. NURŞAT BİÇER İN TÜRKÇE ÖĞRETĠMĠ TARĠHĠ ADLI ESERĠ ÜZERİNE

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar

İSLÂMİYET ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI İSLÂMİ İLK ESERLER SORU PROĞRAMI AHMET ARSLAN

Sn. M. Cüneyd DÜZYOL, Kalkınma Bakanlığı Müsteşarı Açılış Konuşması, 13 Mayıs 2015

VELİLER İÇİN. TÜBİTAK Bilim Fuarları Kılavuzu

DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI

DAY 2009 un ANLAMI VE ÖNEMİ

İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu

Türk Eğitim Tarihi. 1. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri. Yrd. Doç. Dr.

Limit, Türev ve İntegral. gibi LYS konularındaki problemlerini halletmek isteyenler için... ANTRENMANLARLA MATEMATİK. Dördüncü Kitap LYS

1- Aşağıdakilerden hangisi tarih çağlarının başlangıcında ilkel endüstrinin ve sermaye birikiminin temelini oluşturmuştur.

Türk Eğitim Tarihi. 2. Türklerin İslam Öncesi Eğitimlerinin Temel Özellikleri. Dr.

İlkokuma Yazma Öğretimi

TARİH LİSANS PROGRAM BİLGİLERİ

NEVŞEHİR MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ. Nevşehir de Göçmen Eğitimi Uygulamaları ve Sorunları

Eğitim Tarihi. Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi

Ana Stratejimiz Milletimizle Gönül Bağımızdır BÜLTEN İSTANBUL B İ L G. İ NOTU FİLİSTİN MESELESİ 12 de İÇİN 3 HEDEFİMİZ, 3 DE ÖDEVİMİZ VAR 3 te

İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK TARİHİ TEST

MEHMET RAUF - Genç Gelişim Kişisel Gelişim ( )

YAZILI SINAV SORU ÖRNEKLERİ TARİH

BULUNDUĞUMUZ MEKAN VE ZAMAN

KURAN I KERİMİN İÇ DÜZENİ

ABİDİN DİNO

Beyin Gücünden Beyin Göçüne...

6. Sınıf. Kazanım Değerlendirme Sınavı - 1. Birinci Ünite konularını kapsar.

Altın Ayarlı İslâmi Finans

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi

Devleti yönetme hakkı Tanrı(gök tanrı) tarafından kağana verildiğine inanılırdı. Bu hak, kan yolu ile hükümdarların erkek çocuklarına geçerdi.

Roma ve Bizans Dönemi Tarihi Eserleri. Ahmet Usal - Edirne Vergi Dairesi Başkanlığı

ÜNİTE TÜRK DİLİ - I İÇİNDEKİLER HEDEFLER TÜRKÇENİN KİMLİK BİLGİLERİ

İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ

BULUNDUĞUMUZ MEKÂN VE ZAMAN

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (20 Ekim Aralık 2014 )

ÇİN MALI DEYİP GEÇMEYİN, ÇOK ŞEYİ ÇİN DEN ÖĞRENDİK

ORTAÇAĞ FELSEFESİ MS

2. SINIFLAR PYP VELİ BÜLTENİ (16 Şubat-27 Mart 2015 )

EDEBİYAT SOSYOLOJİSİ AÇISINDAN 12 EYLÜL ŞİİRİ Nesîme CEYHAN AKÇA, Kurgan Edebiyat, Ankara 2013, 334 s.,isbn Sabahattin GÜLTEKİN 1

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ

Transkript:

16 AYIN DOSYASI Kâtip Çelebi nin Cihannüma adlı eserinde yer alan Avrupa haritası. T ürk kültür tarihinin ağırlıklı olarak durulmuş, önemli kişiliklerinden matbaanın kurulmasında biri olduğu artık tartışgösterdiği olağanüstü çaba masız kabul edilen İbrahim bu bağlamda açıklanmaya Müteferrika nın hayatı ve çalışılmıştır. eserlerinin aydınlatılmasına Sorgulanmak istenen asıl ışık tutacağını umduğum problem, Müteferrika nın ilk bu çalışma, esas itibarıyla, kitabını bastığı 1729 yılından Avrupa da icat edildiği tarihönceki Osmanlı düşünce ten 274 yıllık bir gecikmeyle yaşamının niteliğiyle yine de olsa Türkiye ye getirilmiş Müteferrika nın son kitabını olan matbaanın, Türk Düyayımladığı 1742 yılından şünce Dünyası nda meydana sonraki Osmanlı düşünce getirdiği değişimlerin, farklı yaşamının niteliği arasınbir bakış açısıyla ele alınmaprof. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir daki ilişkinin boyutlarıdır. sından oluşmaktadır. Başka bir deyişle Batı da Matbaanın ülkemize gebir gereksinimden doğdubir ülkenin kültürünün her tirilmesinde, benimsenmeğu açıkça anlaşılan matbaa, sinde ve kullanılmasında İbTürkiye ye devlet desteği ve bakımdan gelişip kalkınmasına rahim Müteferrika nın payı özel çabayla getirilmiş olmaolağanüstü katkıları olduğu çok büyük olmuştur. Bundan sına karşın, acaba daha sonra konusunda hiçbir kuşkumuzun dolayı, matbaanın ülkemiz toplumsal anlamda bir kabul sınırları içerisindeki serüvegörmüş müdür? Yoksa sadeolmadığı matbaanın geç de olsa nini ele alırken, özellikle de ce belli bir kesimin ilgi ve Osmanlı Devleti ne getirilmesinde konuya ilişkin açık düşüncegayretiyle yaşatılabilmiş bir İbrahim Müteferrika nın payı çok ler geliştirebilmek bakımıngirişim olarak mı kalmıştır? büyük olmuştur. dan, Müteferrika nın yaşabu soru temel soru olmakla mı, yapıtları ve matbaanın birlikte, birçok soruyu da bekuruluşu esnasında sergilediği olağanüstü çabayı raberinde getirmektedir. Örneğin hangi konularda dikkate almak gerekmektedir. Bu çalışmada, İbra- kitap basılmıştır? Matbaa kurulmadan önce Türk him Müteferrika nın yaşamı ve yapıtları üzerinde entelektüel çevresi hangi konularla ilgileniyordu? Kültür dünyamızda çığır açtı: İBRAHİM MÜTEFERRİKA

AYIN DOSYASI 17 Müteferrika nın dostu De Saussure, onun uzun süre sefil bir yaşam sürdürdüğünü, sonunda köleliğe dayanamayıp Müslümanlığı kabul ettiğini, kendisine İbrahim adı verildiğini, zeki ve becerikli biri olduğu için kısa sürede Türkçeyi, Türk örf ve âdetlerini, İslam adabını öğrenip muktedir bir efendi olduğunu belirtmektedir. Hattatlar hangi kitapların siparişini almaktaydılar? Matbaayla birlikte bu konularda bir değişim oldu mu? Ya da Türk insanının gereksinim duyduğu bilim, sanat ve genel kültür yapıtlarının seçilmesi amaçlanmış mıydı? Yoksa matbaa da pek çok kurum gibi siyasetin gölgesinde, yönetime bağımlı, onu hoşnut edecek sıradan yapıtları yayımlamanın dışında bir şey yapmayıp, çok sıradan bir kurum olarak mı kalmıştı? Bu sorular yalnızca Müteferrika matbaasının faaliyetleriyle sağlıklı bir biçimde yanıtlanamayabilir. Ancak, bu dönem, hiç olmazsa olası yanıtların ipuçlarını barındırıyor olmalıdır. Çünkü basımı yapılan 16 kitabın seçilmesinin gerekçeleri yeterince aydınlatıcı olabilecek niteliktedir. Bundan dolayı bu çalışmada 16 kitabın içeriklerine olabildiğince yer verilmeye çalışılmıştır. Diğer önemli bir nokta da; matbaanın gecikmesinin nedenlerinin başında Osmanlı Devleti nin Teknolojiye karşı olan tutucu durumu gerekçe gösterilmekte ve bu gerekçe, üzerinde uzlaşılmış bir doğruluk gibi, hemen bütün araştırmacılar tarafından kabul edilmektedir. Bu düşünce bir an için doğru kabul edilse bile, ünlü mühendis Urban a dev topları döktürmekte bir sakınca görmeyen Osmanlı yönetiminin neden matbaaya karşı tutucu bir yaklaşım sergilemiş olduğu sorusu cevapsız kalmaktadır. Bu soru aslında Osmanlı kültür yaşamı ve yönetim anlayışı bakımından son derece can alıcı bir belirleme içermektedir. Çünkü güçlü olmayı, cihan devleti olmayı bir yüksek amaç edindiği tarihsel olarak apaçık olan bir devletin, kültürel anlamda güçlü olmayı düşünmemiş olması ya da bu konuya yeterince değer vermemiş olması anlaşılır bir şey değildir. Bu konuları aydınlatabilmek için Lale Devri nin siyasi ve toplumsal yapılanmasına da gerektiği kadar eğilmeye özen gösterilmiştir. Matbaanın ülkemiz sınırları içerisindeki serüveninin diğer bir önemli tartışma noktası da, matbaanın açılması sırasında Şeyhülislam Abdullah Efendi den alınan fetvanın içeriğiyle ilgilidir. Çoğunlukla fetvanın dinî kitapların basılması konusunda sınırlamalar getirdiği ve aslında, bu bakış açısının egemen olması dolayısıyla Osmanlı Devleti nin matbaaya yeterince değer verip, zamanında benimsenmesine ve yaygınlaşmasına önayak olmadığı ileri sürülmüştür. Bu iddianın doğruluk değerinin ve geçerlilik derecesinin nesnel bir biçimde ortaya çıkarılabilmesi için de, fetva üzerinde değerlendirmelere gidilmiştir. Nihayet Osmanlı Devleti nin bilim topluluklarının o günkü etkinliklerinin doğası ve yazdıkları risale ve kitapların gerçek değerleri konusuna değinilmiş, böylece Osmanlı Kültür Dünyası nın doğası net bir biçimde aydınlatılmaya dolayısıyla da, bir kültür aracı olan matbaanın gelişim serüveninin anlaşılmasına çalışılmıştır. İbrahim Müteferrika nın Hayatı ve Eserleri A- Hayatı Türk matbaacılığının ve dolayısıyla da yayım hayatının doğmasında önemli bir kilometre taşı olan İbrahim Müteferrika nın (1674 1747) Osmanlılara katılmadan önceki yaşamıyla ilgili bilgiler son derece kısıtlıdır. Bundan dolayı onun yaşamı, eğitimi, dini ve mezhebi bakımından pek çok araştırmacı, kendine yakın bulduğu yönde tanımlamak gereksinimini görmüş ve öylece değerlendirmiştir. Pek çok araştırmacı Müteferrika nın Macar kralı Thököli nin (1657 1705) isyanı sırasında fidye alınabilir amacıyla, esir alındığı ve kendisine fidye veren kimse çıkmadığı için de İstanbul a getirilip kaba ve zalim bir adama satıldığını kabul ederken, onun dostu olan De Saussure de Müteferrika nın böylece uzun süre sefil bir yaşam sürdürdüğünü, sonunda köleliğe dayanamayıp Müslümanlığı kabul ettiğini, kendisine İbrahim adı verildiğini, zeki ve becerikli bir kimse olduğu için kısa sürede Türkçeyi, Türk örf ve âdetlerini ve İslam adabını öğrenip muktedir bir efendi olduğunu belirtmektedir. Buna karşılık bazı araştırmacılar da, onun esir alınmadığını, ailesinin fakir olmadığını, Müslüman olmadan önceki adının Abraham olması gerektiğini, Müteferrika nın yaşamı hakkında iki önemli kaynak olan De Saussure ve Imre Karacson un, Katolik olmaları nedeniyle, din değiştirmesini hazmedemediklerinden dolayı, onu küçük düşürmek amacıyla esir düştüğünü ve fakir bir aileye mensup olduğunu yazdıklarını belirterek, yukarıdaki iddiaları kabul etmemektedirler. Bu karmaşayı aşmak kolay görünmese de, konuyla ilgili belgelere ve tarihsel olaylara dayanarak gerçekleştirilmiş güvenilir çalışmalar ışığında yaşamını betimlemeye çalıştığımızda, öncelikle Müteferrika nın Macaristan daki yaşamı, ailesi ve oradaki adının ne olduğu konusunda herhangi kesin ve güvenilir bir bilginin bulunmadığını ifade edebiliriz. Ancak onun, tarihte Erdel olarak bilinen Transilvanya bölgesinin merkezi durumundaki bugün Rumence Cluj, Macarca Kolozsvar (Kolojvar) adını taşıyan şehirde, kesin olmamakla birlikte yaygın olarak kabul edilen 1674 ya da biraz daha önceki bir yılda (belki 1670 71) doğduğunu ve bu

18 AYIN DOSYASI şehirde papaz eğitimi aldığını söyleyebiliriz. Benzer şekilde, Müteferrika nın hangi mezhep adına papazlık eğitimi aldığı konusu da tartışmalıdır. Pek çok kaynak onun bir Kalvinist olduğunu belirtmektedir. Oysa kendisinin yazmış olduğu Risâle-i İslâmiye (İslam Risalesi) adlı kitabında belirttiği inanç ve fikirler dikkate alındığında, bu görüşün doğru olmadığı aksine,kalvinist olmaktan çok, Uniteriyen mezhebine bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Uniteriyen olması dolayısıyla da, Türklere karşı Avusturya ordusunda savaştığı ve esir düşerek satıldığı ve bu yüzden Müslüman olmayı seçtiği görüşü doğruluk değerini yitirmektedir. Çünkü o dönemde Transilvanya yani Osmanlıların Erdel dediği bu bölgede üç Hristiyan mezhebi çatışma hâlindeydi: Katoliklik, Kalvinistlik ve Uniteriyenlik. Michael Servetius un (1511 1553) kurucusu olduğu bu üçüncüsü, teslis inancını benimsemediği için uzun süre takibe alınmış, başta Servetius olmak üzere taraftarları yok edilmiştir. Avrupa da bu baskılar yaşanırken Osmanlı egemenliğindeki Erdel de Uniteriyenlik korunmuş ve diğer iki inanca karşı çok daha fazla güçlenmiştir. Bununla birlikte Erdel, Avusturyalıların eline geçince, Kalvinistler bu inanca karşı baskı uygulamaya başlamışlardır. Ancak Uniteriyenciler, Servetius un Biblica Sacra adıyla bastığı farklı bir İncil i gizlice okumayı sürdürmüşlerdir. İbrahim Müteferrika da Risâlei İslâmiye adlı çalışmasında yasaklanmış bu ve benzeri eserleri olduğunu belirtmektedir. Böylece İslamiyet i yakından bilen Müteferrika nın, Erdel i ele geçirmek için savaşan baskıcı Habsburgların yönetiminde yaşamaktansa; Osmanlılara katılıp isteyerek Müslüman olduğunu söylemek yerinde olur. Kaldı ki Osmanlılara katıldıktan sonra yöneldiği matbaacılık, coğrafyayı gerekli bilimlerin başında kabul etmesi ve bilime bağlılığı da onun Uniteriyenci yönlerini göstermesi açısından çok önemlidir. O dönemde kilise taassubuna karşı olması, din ve devlet ayrımını savunması, inanç özgürlüğünü ileri sürmesi, hatta fizik, matematik, astronomi ve tıp alanlarında yeni bilgiler ortaya koyması Macaristan da matbaacılığı geliştiren kimselerde görülen ortak özelliklerdir. 1692 de Osmanlı ya katılan İbrahim Müteferrika, Latince, Macarca, Arapça ve Farsça bilmesinden dolayı âdeta devletin gören gözü ve duyan kulağı olmuştur. Hem III. Ahmet hem de I. Mahmud dönemlerinde hemen her konuda kendisinden yararlanılmıştır. Resmî görevleri arasında diplomatlık, mihmandarlık, çevirmenlik, müteferrikalık ve hacegânlık vardır. Ancak Müteferrika daha çok bir tarihçi, bilim adamı, yazar ve matbaacıdır. Zaten Türkçe öğrenip İslamiyet i benimsedikten sonra, kısa zamanda Bâb-ı Âlî de yükselmeye başlaması ve Müteferrikalık, yani padişahın özel hizmetine bakan kimse durumuna gelmesi bu niteliklerin sonucudur. Bazı arşivlerden edinilen yeni belgelerle, İbrahim Müteferrika nın Osmanlı Devleti nin hizmetine girdikten sonraki görevlerine ilişkin daha ayrıntılı ve sağlıklı bilgilere ulaşmak mümkün olmuştur. Buna göre, Müteferrika nın, 18 Nisan 1716 tarihinden önce kapıkulu süvarilerinin en seçkin ve gözde kısmı olan 41. sipahi bölüğünde 29 akçe yevmiyeyle görev aldığı anlaşılmaktadır. Ancak Sipahi Ocağı na ne zaman katıldığı belgelenememiştir. Bu bakımdan Osmanlı Devleti nin hizmetine girdikten sonra mı, yoksa başka görevlerin ardından mı buraya atandığı belirsizdir. Bununla birlikte, bu bölükteyken 1715 te Mora meselesi hakkında Padişahın mektubunu Viyana ya götürdüğü ve Prens Savoieli Eugene ile görüşmelerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Hatta Avusturya seferinde yaptığı hizmetlerden dolayı, 18 Nisan 1716 tarihinde Dergâh-ı Alî Müteferrikalığı na getirilmiştir. 1716 da Nemçe ye karşı toplanan Macarların tercümanı ve komiseri olarak Belgrad a gönderilen İbrahim Müteferrika, Pasarofça Antlaşması ndan sonra (2 Temmuz 1718) da Tekirdağ da bulunan Macar Prensi II. Rakozci nin yanına, Bâb-ı Âlî tarafından tercüman olarak atanmıştır. Bu hizmeti, II Rakozci nin 1735 te ölmesine kadar sürmüştür. Kendisinden çok memnun kalan Prens, ölmeden önce, Sadrazam Ali Paşa ya hitaben yazdığı mektupta Müteferrika yı Hasseten sadık tercümanım İbrâhim Efendi yi Padişahın Lûtfu inâyetine tevdi ederim şeklinde yücelten bir ifadeyle onurlandırmak gereksinimini duymuştur. Bundan sonra da siyasi görevlerini sürdürmüş olan Müteferrika, 1737 de Leh Antlaşması nın yenilenmesi, 1737-1739 da Türk, Avusturya, Rus Savaşı esnasında Osmanlı saflarına katılan Macar askerlerinin yazımını üstlenmiş ve 1738 de Orvoşa Kalesi nin Türklere teslimi görüşmelerinde bulunmuştur. 2 Şubat 1738 de top arabacıları kâtipliğine getirilen Müteferrika, böylece Divân-ı Hümâyun da hacegân sınıfına yükselmiştir. Kaytak hanlarından Asmay Ahmed in nasbi emrini Dağıstan a götürme işinden dolayı bu görevinden ayrılmıştır. İbrahim Müteferrika, bu yolculuktan döndük-

AYIN DOSYASI 19 ten sonra, Divân-ı Hümâyun tarihçiliğine getirilmiş ve 7 Kasım 1745 te bu görevinden ayrılmıştır. Bu sıralarda Yalova da kâğıt fabrikası kurma girişimlerinde bulunmuş, Lehistan dan ustalar getirtmiştir. Artık bir hayli yaşlanmış ve yorgun düşmüş olan İbrahim Müteferrika, bir süre sonra 1747 de ölmüştür. Önce Aynalıkavak Mezarlığı na defnedilmiş, kabri daha sonra 1942 senesinde buradan alınarak Galata Mevlevihanesi ne nakledilmiştir. Şair Nevres, İbrahim Müteferrika için 36 satırlık bir şiir yazmış ve bu şiirin 14 satırı mezar taşına işlenmiştir. Bu 36 satırlık şiirin mezar taşına işlenen 14 satırı şöyledir. Hâce-i divân İbrâhim Efendi kim ânın Basmamışlardı bir nazîri sahn-ı imkâna kadem Zâtı mâhiyyât-ı eşyâya medâr-ı inkişâf Tab-ı pâki resm ü âyîn-i tıbâatda alem İtdi nakd ü vaktini masrûf-ı tasnîf-i fünûn Kıldı kilk-i kudreti mevkûf tertîb-i hikem Eyledi zabt-ı terâvih ile isbât-ı vücûd Oldu ihyâ-ı ulûm ile kalemrân-ı rakam Hâdimü l-lezzât ânında kâmını telh eyleyüp Saki-i merg âna da sundu dolu bir kâse sem Nahl-i bâlâ şâh-ı cismin hâksâr itdi felek Ola bârî hissemend-i mîve-i bâğ-i irem Hasb-i hâli ola nevres mısra-i târih ânın Basdı İbrâhim Efendi sahn-ı firdevse kadem! Eserleri: a. Çevirileri 1- Târîh-i Seyyâh: İbrahim Müteferrika nın yaptığı ilk çeviri Tadee Krozinski adlı Polonyalı Cizvit misyoner olan bir papazın ilk önce Paris te Latince olarak basılan, ancak daha sonra Târîh-i Seyyâh der Beyânı Zuhûr-ı Agvaniyân ve Sebeb-i İnhidâm-ı Binâyı Devlet-i Şâhân-ı Safaviyân adıyla yayımlanan ve daha çok Târîh-i Seyyâh adıyla bilinen rûznâmedir. Bu kitap aynı zamanda Müteferrika nın matbaasında bastığı üçüncü eserdir. Kitap esas itibarıyla Afganlıların İran ı istila etmeleri, İranlıların yaptıkları savaşlar ve Safavi denilen İran krallarının mücadelelerinden bahsetmektedir. Müteferrika yazdığı ön sözünde kitabın aslının Latince olduğunu belirtmektedir. Kitabın diğer bir özelliği de, Müteferrika nın büyük bir titizlikle Türkçeye aktardığı çalışmasının daha sonra özet olarak tekrar Latinceye çevrilmiş olmasıdır. 2- Füyûzât-ı Mıknatısiye: Müteferrika nın ikinci çevirisi, 1732 de yayımladığı ve matbaasında bastığı onuncu kitap olan pusulanın faydalarını ve nasıl kullanılacağını açıkladığı Füyûzât-ı Mıknatısiye (Pusulanın Yararları) adlı çalışmasıdır. Müteferrika nın kimden çevirdiğini açıklamadığı Pusulanın Yararları kitabı Müteferrika matbaasında basılan bilim konulu birkaç kitaptan birisidir. Kitapta mıknatıs taşı ve pusula hakkında tarihsel bilgilerle, pusula iğnesinin sapma ve eğim açılarına dayanarak coğrafi enlem ve boylam belirlenmesi konusu ele alınmaktadır. Kitap 1721 yılında Leipzig de basılmış bir makalenin çevirisidir. Kitabın tamamı dikkate alındığında, mıknatıs taşı ve pusulaya ilişkin çok kısa ve eksik bilgiler içerdiği anlaşılan Pusulanın Yararları, mıknatıs özelliklerine dayanılarak ülkelerin enlem ve boylamlarının belirlenebileceği tezini işleyen Batı da yazılmış bir makalenin özet çevirisinden oluşan bir çalışmadır. Fakat aktardığı bilgilerin o dönem için güncelliğini yitirmiş bilgiler olması bakımından da iyi seçilmemiş bir kitap niteliğindedir. Çünkü Batı da enlem ve boylam belirleme sorunu, Pusulanın Yararları nın basılmasında kısa bir süre sonra başka temellere dayanılarak çözüme kavuşturulmaya başlanmıştır. 3- Mecmua-i Hey et el-kadim ve el-cedid: İbrahim Müteferrika nın bir de çevirdiği hâlde basılmamış ve yazma olarak günümüze kadar gelmiş Mecmua-i Hey et el-kadim ve el-cedid (Eski ve Yeni Astronomi Kitabı) adlı bir yapıtı daha vardır. Bu kitap, III. Ahmet in emriyle, Hollandalı kozmoğraf, coğrafyacı ve matematikçi, Andreas Cellarius un (17. Yüzyıl) birinci baskısı 1665 ve ikinci baskısı 1708 de yapılmış olan Atlas coelestis ya da Harmonia Macrocosmica, Seu Atlas Universalis et Novus Totius Universi Creati (Gök Atlası, Evrensel Uyum ya da Yaratılmış Bütün Evrenin Evrensel ve Yeni Atlası) adlı çalışmasından yapılan çevirilerden oluşturulmuştur. Bu kitabın ilk sayfasında dünyanın o zamana kadar gelen ünlü astronom ve kozmoğraflarının resimleri, Yerin, Güneş in, Ay ın, Başak ve Terazi burçlarının sembolik tasvirleri bulunmaktadır. İbrahim Müteferrika yazdığı ön sözde Astronomlar (rasıtlar) Meclisi) adını verdiği bu resmi açıklamaya çalışarak, yanlarında zat el-kürsî usturlab ve rûbu daire gibi aletler bulunan birkaç astronomdan birinin Batlamyus (MS 150) diğerinin Tycho Brahe (1546-1601), üçüncüsünün Kopernik (1473-1543) ve dördüncüsünün de Uluğ Bey (1394-1449) olduğunu ileri sürerken, Adnan Adıvar (1882-1955) giyimi, uzun saçları ve şapkasıyla bu resmin Uluğ Bey e ait olmadığını, ancak bir başka Batılı astronomun resmi olması gerektiğini belirtmektedir. Müteferrika aynı zamanda kitabın başında Cihânnümâ ya yazdığı eklerden astronomi ve kozmoğrafyaya ait olanlarını da buraya aktarmıştır. b- Yazdığı Kitaplar 1- Risâle-i İslâmiye: Müteferrika nın yazdığı ilk kitap Risâle-i İslâ-

20 AYIN DOSYASI miye (İslam Risâlesi) olup, kitaptaki kayıtlardan 1710 senesinde yazılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kitabın yazılmasındaki amaç Tevrat ve İncil i Üniteriyenci bakış açısıyla eleştirmek ve tevhid fikrini savunmaktır. Burada özellikle bu eski kutsal kitaplardaki tebşirât, yani Hz. Muhammed ve İslam ı öven pasajlar ön plana alınmıştır. İbrahim Müteferrika Risâle-i İslâmiye de bu konuları işlerken, Yahudiliğin ve Hristiyanlığın temel ilkeler bakımından bozulup, başkalaştığını, çünkü temel kitaplarının (Tevrat ve İncil) kasıtlı olarak tahrif edildiğini belirtmektedir. Vurgulanan temel konulardan birisi papaların para karşılığında günah bağışlamalarıdır. Şiddetle eleştirdiği bu konuya bağlı olarak aynı zamanda Kilise teşkilatına yönelik bilgiler de vermektedir. İbrahim Müteferrika, bu çalışmasında Yahudiler ve Hristiyanların kendi kutsal kitaplarından tebşirât konularını çıkardıklarını belirterek eleştirmekte ve her şeye karşın Hz. Muhammed ve Müslümanlara ilişkin pek çok açık kanıt ve işaretlerin yine de bu kitaplarda bulunduğunu belirtmektedir. 2- Vesile el-tıbâ a; Tarih sırasına göre Müteferrika nın yazmış olduğu ikinci yapıt Vesile el-tıbâ a (Matbaanın Gerekleri) adlı çalışmasıdır. Bunun yazılış tarihi ise 1726 dır. Matbaanın gerekliliğini, önemini, sağlayacağı yararları anlattığı bu çalışmasını, İbrahim Müteferrika daha sonra yayımladığı ilk kitap olan Vankulu Sözlüğü nün baş tarafına eklemiştir. On maddelik bu çalışma şöyledir: 1- Lügât, tarih, heyet (astronomi), coğrafya ve devlet işleriyle ilgili önemli eserlerin basım yoluyla çoğaltılması her sınıf halkın tahsil durumunun yükselmesi için faydalıdır. 2- İslam devletlerinin kuruluşundan o zamana kadar yazılmış değerli eserlerin basılması, bu kitapların Müslümanlar arasında yayılmasını sağlar. 3- Basım yoluyla çoğaltılacak eserlerin yazıları açık ve güzel, yanlışsız olacağından, öğrenciler ve öğretmenler okudukları ve okuttukları eserlerin doğruluğundan emin olurlar. Basılan eserlerin mürekkepleri sabit olduğundan yazmalarda olduğu gibi rutubetten çabucak bozulmaz ve devamlı (kalıcı) olur. 4- Basım kârlı bir iştir. Bir cilt yazmak zahmeti ile binlerce cilt doğru yazılmış eser elde edilir. Böylece kitapların fiyatları ucuzlayacağından zengin fakir herkes, öğrenciler de dâhil, kitap satın alabilir. 5- Basılmış eserlerin başlarına kısa ve sonlarına uzun fihristler eklemek suretiyle istenilen bir şeyin eserde kolayca bulunması sağlanır. 6- Basılı kitapların ucuz olması nedeniyle, onları herkes, hatta taşra şehirlerindekiler de satın alabilir. Bundan dolayı da cehaletin ortadan kalkması mümkün olur. 7- İstanbul da ve imparatorluğun öbür şehirlerinde matbaa sayesinde kütüphaneler kurulur. Öğrenciler tahsilleri için kitabı kolayca temin edebilir ve memleket kalkınır. 8- Osmanlı padişahları yaptıkları savaşlar yüzünden, İslamlığın yüzünü ağartmış ve şanını yükseltmişlerdir. Kitaplar basım yoluyla çoğaltılırsa, Müslümanlara ayrıca büyük hizmet etmiş olurlar. 9- Avrupa Devletleri, Arapça, Farsça ve Türkçe yazılmış eserlerin değerini bildiklerinden onları bastırmaktadırlar. Örneğin; Kânûn, Şifâ, Nüzhet el-müştak ve Öklides vb. eserleri bastırdıkları bilinmektedir. Ancak şimdilik bastıkları eserlerin yanlışlarını düzeltecek adamları olmadığından, bu kitaplar hatalarla doludur. Eserler Mağrib yazısıyla basıldığından güzel değildir. İleride Doğu dillerinden anlayan bilgili insanlar bulunarak bastıracakları eserleri İslam memleketlerine göndererek para çekebilirler. Müslümanlar, diğer hususlarda Hristiyanlardan ileride olduklarından basım sanatında da onları geçmelidirler. 10- Bu faydalı sanatın alınması eskiden düşünülmüş ve devlet yöneticileri (vükelâ-i devlet) konuyu incelemişse de, uğraştırıcı ve sıkıntılı bir iş olması ve basım sanatından anlayan bir kimsenin bulunmamasından ötürü ileri bırakılmıştır. İslamiyet i benimsemiş bütün milletlerin kitaba ihtiyaçları fazladır. Basımın kabul edilmesi ve eserlerin basılması, devletin şan ve şerefini artıracaktır. 3- Usûl el-hikem fi Nizâm el-ümem: İbrahim Müteferrika nın yazdığı üçüncü kitap Usûl el-hikem fi Nizâm el-ümem (Milletlerin Düzeni Hakkında Teknik Düşünceler) adını taşımaktadır. Devleti yönetenleri, Avrupa da uygulanan düzenin orduya ve devşirmelere de uygulanması için ikna etmek ve coğrafyanın büyük devlet memurları için gereği ve yararını anlatmak amacıyla yazılmıştır. Müteferrika nın matbaasında bastığı kitapların hemen tümünün coğrafya ağırlıklı olmasını anlamamızı kolaylaştıran bu kitap, Baron Reviczki tarafından Fransızcaya çevrilmiş ve Traité de la Tactique ou Méthode Artificielle pour Ordonnance des Troupes (Orduların Düzenlenmesi için Taktik ya da Teknik Yöntem kitabı) adıyla 1769 da Fransa nın Vienne şehrinde yayımlanmıştır. Kendi alanında yazılmış başarılı bir tür siyasetname olan bu çalışmada Müteferrika, değişen dünya koşullarına imparatorluğun ayak uydurabilmesi, özellikle de Avrupa ve Rusya da olup bitenlerden haberdar olunmasının ne kadar önemli olduğu konusunu ısrarla vurgulayarak çeşitli askerî, teknik ve uygulamalı çözüm önerilerinde bulunmuştur. Kitap, Müteferrika nın kendi matbaasında bastığı dokuzuncu kitaptır. Matbaanın Kısa Tarihi ve Johann Gutenberg Matbaanın ne zaman icat edildiğini belirleyebilmek için öncelikle matbaa sözcüğünün neyi kapsadığını betimlemek yerinde olur. Matbaa te-

AYIN DOSYASI rimi, sadece hareketli harflerle yapılan baskıyı be- lamıştır. Ancak Uzakdoğu alfabelerinin ideografik lirtmektedir. Bu tip baskıda kullanılacak harfler, (İdeografi: Sözleri veya düşünceleri, sesleri gösnoktalama işaretleri veya semboller için ayrı bir teren harflerle değil çeşitli işaret veya simgelerle matris kullanılmaktadır. Matristen harfler elde edi- yazma sistemi) oluşu, klişe baskının gelişmesine lir. Yalnız bir cins matrisin oluşturduğu harfler di- ve matbaanın bu bölgelerde etkisiz kalmasına ve zisine ise font denir. Bu şekilde elde edilen harfler yeterince gelişme gösterememesine neden olmuşbir araya getirilerek metnin bir sayfası oluşturulur. tur. Öyle ki tekrar klişe baskı öne çıkmış ve matbaa Bunun dışında bir de klişe baskı denilen basım türü zamanla ortadan kalkmıştır. vardır ki, bu işlem oyulmuş tahta veya madeni levancak bazı araştırmacılar, Çinli Pi Sheng e ha kullanılarak yazı ve resimlerin grafik röprodük- örnek olacak ilk baskıyı Uygurların bulduğunu siyonunu elde etmek anlamına gelir. Klişe baskıda savunmaktadırlar. Bu iddiayı destekleyen bazı kaher sayfa, bir bütün olarak levha üzerine oyulur. nıtlar bulunmaktadır. Bunların başında 1902-1907 Bu ikinci tür basım işi gerçekten çok eski dö- yılları arasında Doğu Türkistan da, Turfan da yanemlerden bu yana bilinmekte olan bir sanattır. pılan kazılarda Tun-Huang Mağaraları nda Uygur Ancak kesin bir tarih harfleriyle yazılmış pek belirtmek olanaklı olçok kitap ve bunların mamakla birlikte, biliyanında bir torba içerinen ilk baskı Budizmin sinde tek tek hazırlanjaponya da yayılmasını mış Uygur harflerinin sağlayan İmparatoriçe bulunması gelmektedir. Shotoko (Ölümü MS Ancak matbaanın Uy769) devrine aittir. Bu gurlarca bulunduğunu dinde, Budha nın resöylemek yine de pek simlerinin ve Kutsal olanaklı görünmemeksutra nın metinlerinin tedir. Çünkü Uygur meçoğaltılması büyük bir tinlerinin hiçbiri matbasevap olduğundan İmada basılmış değildir. paratoriçe Japon patamamı el yazmasıdır. godalarına konulmak Diğer taraftan bunların üzere bir milyon nüstarihinin 868 den önha muska bastırmıştır. ceye gitmediği kabul Bunlar Sanskrit dilinde edilmektedir. Bu tarih fakat Çin yazısıyla haçin de bu tür basım zırlanmıştı. tekniğinin çok gelişmiş Bu baskı tekniği olduğu bir dönemdir. Çin de ise Tang sülalebu nedenle Uygurların si (618 906) zamanında bu tekniği Çinlilerden gelişmeye başlamış ve aldığını belirtmek daha Feng Tao zamanında makul görünmektedir. Konfüçyüs klasikleri Hatta Uygur eserlerinde yayımlanmaya başlasayfa numaraları Çince mıştır. Ve nihayet Sung verilmiştir. İmparatorları döneminbütün Bunlar bude (960 1279) ilk kez, gün anlaşıldığı anlamda ayrı ayrı harfler dökerek ve yukarıda betimlendibaskı yapmayı, 1041 de ği biçimiyle matbaanın Beyazıt Devlet Kütüphanesi nde bulunan yazma eserlerden Pi Sheng adlı bir Çinli ilk kez kimin tarafından Kitab-ı İklim-i Cedid den bir sayfa denemiştir. Pi Sheng in bulunduğu sorusunun porselenden harfler dökerek matbaanın ilk önemli yanıtını zorlaştırmaktadır. Ancak, Uzak Doğu da adımını başlattığı kabul edilmektedir. Aslında Çin başlayan bu çalışma, Avrupa da matbaanın icat alfabesi 50.000 harfi olan bir alfabedir. Yazabilmek edilmesinden önce de, benzer bir gelişme gösteriçin bunlardan en az 3.000 tanesinin kullanılması miş ve 14. yüzyılda bu sanatın en seçkin örnekleri gerekmektedir. Tek tek harflerle baskı yapmaktan- Hollanda da verilmeye başlamıştır. sa, kalıp hâlinde sayfalar oymak daha kolaydır. Bu Bütün bu anlatılanlardan, matbaanın kimin tayüzden Pi Sheng in böyle bir işi neden denediği rafından icat edildiği konusunun, her ulusun kenanlaşılamamıştır. disine mal etmek istemesi nedeniyle, biraz karışık Kore de ise 1403 yılından itibaren matbaanın olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, yapılan kullanıldığı görülmektedir. Bu matbaada önceleri ayrıntılı incelemeler Johann Gutenberg üzerintahta, pişmiş kil ve porselen kullanılmaktayken, de karar kılınmasını sağlamıştır. Ancak üzerinde zamanla bunların yerini bronz harfler almaya baş- durulan bir diğer kişi de Laurens Janszoon Cos- 21

22 AYIN DOSYASI ter olmuştur. Coster in 1430 yılında Hollanda nın Harlem kentinde matbaayı icat ettiği savunulmaktadır. Ancak onun matbaayı bulduğunu belirten kaynakların çok sonradan yazılmış kaynaklar olması, Coster in bastığı kabul edilen hiçbir kitabın izine rastlanmaması bu iddiaları güçsüz kılmaktadır. Ancak klişe baskı tekniğin orada bir hayli gelişme göstermesinin, matbaayla ilgili bu yanılgının doğmasına neden olduğu anlaşılmaktadır. 15. yüzyılda Avrupa nın her yerinde kâğıt imalatının yapılmaya başlaması, matbaanın çabuk gelişmesinde önemli bir etmen olmuştur. Rönesans ın getirdiği kültür anlayışının, hümanizm ve yeniden yapılanma gibi faktörler sayesinde basılmış kitapların değerinin artmasını sağlaması da kısa sürede matbaanın Avrupa nın pek çok kentinde yaygınlaşmasında önemli rol oynamıştır. Yaklaşık onar yıllık aralıklarla matbaa Almanya dan başlayarak, İtalya, Fransa, İspanya, İngiltere ve diğer ülkelere yayılmıştır. Matbaanın Avrupa da gelişmesi kitap için yepyeni bir süreci başlatmıştır. Çünkü matbaayla birlikte ucuzlayan kitap, geniş halk kitlelerinin ulaşabileceği bir araç hâline gelmiş, bilgi halka inmeye başlamıştır. O dönemde zaten kötü koşullar altında yaşayan büyük halk kitleleri, daha kolay ulaşabildikleri bilgi sayesinde, kendisini kuşatan sihir, büyü gibi batıl inançların yerine, bu bilgiyi kullanmaya başlamıştır. Sonuçta akla dayalı kendine güvenen yeni bir insan tipi ortaya çıkmıştır. Bu aslında Francis Bacon ın Batı kültürü için idealize ettiği yeni düşünce dünyası na giden yolun açılmasıdır. Çünkü Batı için Rönesans anlamına gelen bu uyanış sonunda, yeni değerlere dayanan siyasal ve toplumsal düzen kurumlaşmaya başlamıştır. A- Ülkemize Matbaanın Girişi İnsanların yaşamında topyekûn değişimlerin hazırlayıcısı ya da en azından birisi olan matbaa, ülkemize ne yazık ki 274 yıllık bir gecikmeyle gelebilmiştir. Bunun nedenini açıklamadan önce Osmanlı Devleti nin matbaayla aslında çok daha önceden azınlıklar aracılığıyla tanıştığını belirtmek yerinde olur. Müteferrika matbaasına kadar Osmanlı Devleti sınırları içerisinde 37 matbaa kurulmuştur. 15. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı yönetiminde bulunan azınlıkların matbaa kurdukları anlaşılmaktadır. Türkçeye matbaayı ilk önce Yahudiler getirmiş ve ilk kitabı 1494 te İstanbul da basmışlardır. Kim tarafından basıldığı bilinmeyen bu kitabın Tevrat ve Yorumu olduğu sanılmaktadır. Matbaanın kimin tarafından icat edildiği konusunun, her ulusun kendisine mal etmek istemesi nedeniyle, biraz karışık olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, yapılan ayrıntılı incelemeler Johann Gutenberg üzerinde karar kılınmasını sağlamıştır. Ancak üzerinde durulan bir diğer kişi de Laurens Janszoon Coster olmuştur. Avrupa da uygulanan yoğun baskı ve engizisyonun bir katliama dönüşmesiyle birlikte, 1492 den itibaren Yahudiler kitleler hâlinde Türkiye ye gelmeye başlamışlardır. İstanbul da 1494 te ilk kitabın basılmış olması bu bakımdan anlamlıdır. Yahudiler İstanbul dan başka Selanik, Edirne ve İzmir de de matbaalar kurmuşlardır. Buralarda bastıkları kitapların birçoğu bugün British Museum ve Bibliotheque Nationale de bulunmaktadır. Bu matbaalarda Yahudiler, Arapça ve Türkçe yasaklandığı için, İbranice, İspanyolca, Yunanca ve Latince kitaplar basmışlardır. Kitapların çoğu dinî konularda olmakla birlikte, içlerinde tarih, gramer ve sosyoloji kitaplarına da rastlanmaktadır. Matbaayla Ermeniler de ilgilenmiştir. İlk Ermeni matbaacısı Abgar, Venedik te öğrendiği bu sanatı patrikleri Sebasti Mikâel in yardımlarıyla İstanbul da 1565 te kurmuştur. Bu tarihten sonra, Ermeniler arasında da yaygınlaşmaya başlayan matbaa aracılığıyla, kitapların dışında, gazete ve dergiler de basılmaya başlanmıştır. Chteémaran Bidani Kideliatz dergisi ve Archalouis Araradian günlük gazetesi bunlar arasındadır. Burada basılan kitaplar dinî ağırlıklıdır, içlerinde tarih, coğrafya ve astroloji konularında yazılmış olanları da bulunmaktadır. Daha sonra Ermeni matbaaları siyasi etkinliklere karışınca çoğu kapatılmış, geriye kalanları 1728 de çıkan yangında ortadan kalkmıştır. Rumlar ise 19. yüzyılda matbaa çalışmalarını yeniden canlandırmışlar, ancak sık sık siyasi etkinliklerde bulunmaları sonucu matbaalar devlet tarafından kapatılmıştır. Benzer bir durum cizvitler için de söz konusu olmuştur. 1703 de yani ilk Türk matbaasının kurulmasından 25 yıl önce yayıncılık faaliyetine başlayan cizvitler, yalnızca dinî propaganda ağırlıklı yayınlar yapınca, matbaaların faaliyetleri sık sık durdurulmuştur. Ancak yine de bütün yüzyıl boyunca etkinliklerini sürdürmeyi başarmışlardır. 1726 da ilk Türk matbaası kuruluncaya kadar ülkemizde Türkçe kitap basılmamıştır. Bunda, o zamana kadar bir Türk matbaasının kurulmamış olmasının yanında, azınlıklara Türkçe ve Arapça kitap basmama koşuluyla matbaa kurma izni verilmesinin payı büyük olmuştur. Ancak Türkiye dışında, 1728 den önce Türkçe ve Arapça kitap basıldığı bilinmektedir. Örneğin, İbn Sînâ nın El- Kânûn fî el-tıb (Tıb Kanunu) adlı yapıtı 1593 de ve Nasîrüddin el-tûsî nin Tahriru Öklides fî Usûl el-hendese (Geometrinin Temel İlkeleri Üzerine Eukleides in Kitabı) adlı kitabı da 1594 de basıl-

AYIN DOSYASI 23 mıştır. Yine aynı şekilde 1612 yılında Institutionum Lingue Turcicoe (Türk Dili Kuralları) ve 1630 yılında Rudimenta Grammatices Turcicoe (Türkçenin Gramer Kuralları) adlı iki gramer kitabının basıldığı görülmektedir. 1680 yılında ise Thesaurus Linuearum Orientalum Turcicoe, Arabicoe, Persicoe (Türkçe, Arapça, Farsça Sözlük) adlı bir kitap Meninski tarafından yayımlanmıştır. Vankulu Lügati nin bir nüshası da Rusya da B- Müteferrika Matbaası Pasarofça Antlaşması ndan (1718) sonra Osmanlı Devleti nde yeni bir dönem başlamıştır. Padişah III. Ahmed (1673-1736 / Saltanatı 1703-1730) ve onun sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa nın (öl: 1730) tarihi Lale Devri (1718-1730) adıyla geçen yönetim dönemi, zevk ve sefanın yanında, Osmanlıların Rönesansı olarak kabul edebileceğimiz, bilinçli olarak Batı ya yönelme isteklerinin de belirgin bir şekilde ortaya çıkmaya başladığı bir dönem olmuştur. Aslında bu Batı karşısında bilimsel, kültürel, askerî ve siyasi bakımlardan aciz kalındığının açık bir göstergesidir. Çünkü özellikle Karlofça Antlaşması ndan (1699) sonra Osmanlı Devleti, kendisini yenen bu gücü tanımak istemiştir. Daha önceki yıllarda sürüp gelen kayıtsızlık yerini tanımaya ve bilmeye bırakmıştır. Fransa ya elçi olarak Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi nin gönderilmesi de (1720-21) bu isteğin sonucudur. Çünkü kendisine Fransa nın vesâ it-i ümrân ve ma ârifine dahi layıkıyla kesb-i ıttılâ ederek kâbili tatbîk olanların takrîri, yani Fransa nın uygarlık ve eğitim araçlarının gerektiği biçimde incelenerek, uygulanabileceklerin rapor edilmesi talimatı verilmiştir. Bu bağlamda konuya yaklaşıldığında, matbaanın alınışının bu döneme denk düşmesinin de tesadüfi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu iki devlet adamının matbaanın getirilmesinde sağladıkları katkı, bu sıralarda Bâb-ı Âlî de yıldızı parlayan bir kimse olan İbrahim Müteferrika nın girişimiyle de desteklenince, yaklaşık bir çeyrek yüzyıl gecikmeyle de olsa, matbaa resmen tanınmış olmaktadır. Babası Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi ile gittiği Paris te matbaa aracılığıyla kitapların kolaylıkla çoğaltıldığını görüp hayran kalan, bundan dolayı İstanbul da da bir matbaa kurmayı düşünen Said Mehmet Efendi ile Müteferrika nın tanışmasının da bu olayın gerçekleşmesinde büyük rolü olmuştur. Said Efendi tasarılarını Müteferrika ya anlatmış ve kuruluş aşamasında karşılaşılacak güçlükleri yenmek için birlikte hareket etmeyi önermiştir. Zaten bu yönde düşünceleri olan İbrahim Müteferrika da faydasına inandığı bu girişimin sağlayacağı olanakları anlatmak ve destek toplamak amacıyla Vesîle el-tıbâ a (Matbaanın Gerekleri, 1726) adlı bir kitapçık hazırlayıp, başta Sadrazam Damat İbrahim Paşa olmak üzere, birçok devlet ileri gelenine ulaştırmakla işe başlamıştır. Müteferrika bu kitapçığında, basımın önemini belirtmek için, İsrailoğulları nın kutsal kitaplarına değer verip saklamadıklarından, bugün kavimlerini kanıtlayamadıklarını, Cengiz Han ın kitapları Ceyhun a, Hülâgu nun Dicle ye attırdığını, Hristiyanların Endülüs te yaktıklarını örnek olarak göstermiş ve matbaanın kurulması ile en kıymetli kitapların sonsuza kadar korunabileceğini anlatmıştır. Kitabın sonunda matbaanın yararlarını on madde hâlinde sıralamıştır. Sunulan bu gerekçeli açıklamadan sonra, Müteferrika izin için 1726 yılında bir dilekçeyle Damat İbrahim Paşa ya başvurmuştur. Dilekçede şu noktalara dikkat çekilmektedir: 1- İlmin ilerlemesinde matbaanın büyük faydalar sağlayacağı aşikâr olmakla beraber, Osmanlı Devleti nin himmeti ve özellikle sadrazamın yardımı olmaksızın, bu iş başarılamaz. 2- Örnek olarak, birkaç sayfası dizilip provası sunulan Vankulu Sözlüğü çok aranan, fakat nadir bulunan bir kitap olması dolayısıyla, diğerlerine tercihen basılmalıdır. 3- Vankulu Sözlüğü nün az masrafla ve kısa zamanda ortaya çıkması için, beş yüz nüsha basılmalı ve durum kitabın başında belirtilmelidir. 4- Müteferrika baskı sanatını uzun uzadıya anlattıktan sonra, Şeyhülislâm dan bu işe müsaade eylediğini ve dine aykırı bulunmadığını açıkça bildirmesini ve ilanını istemektedir. 5- Bu hayırlı işe önayak olanların adlarının ebediyen unutulmayacağını kaydeden İbrahim Efendi, lügat, fizik kozmoğrafya, tıp, hesap, anatomi, geometri ve coğrafya ile sair meslek kitapları basılması için padişahın bir hatt-ı hümayûn vermesini talep etmekte ve bunun her kitabın baş tarafına yazılacağını arz etmektedir. 6- İyi ve faydalı eser basımı için, dizilenlerin

24 AYIN DOSYASI basılmadan önce dikkatle tashih edilmesi gerektiğine işaret eden Müteferrika, bu işi başaracak kimselerin memur edilmesini rica etmektedir. 7- İlk Türk matbaasını kurma yolunda sekiz yıldan beri çalıştığını belirten Müteferrika, Sadrazamdan bu büyük işin gerçekleşmesi için gerekli parayı vermesini ve bir müddet, tamamıyla bu işlere eğilebilmek için serbest kalmasının ve geçim sıkıntısı çekmemesinin sağlanmasını istemektedir. 8- İbrahim Müteferrika nın ilk hazırlıklarından beri yanında çalışan ve baskıcılık sanatına vakıf bulunan Yona adlı Yahudi ustanın bundan böyle de baskı işinde çalıştırılmasına müsaade edilmesi ve kendisine teminat verilmesini arz etmektedir. 9 İbrahim Efendi bu dilekleri kabul olduğu takdirde, işe hemen başlayıp kısa bir zaman sonra çeşitli boyda harflerle nefis basılmış eserler ortaya konulacağını vadetmektedir. 10- Müteferrika dilekçesinin baş tarafında bu girişimi yürütmek ve geliştirmek için maddi yardıma muhtaç bulunduğunu belirttiği hâlde, sonunda bu noktaya tekrar temas eder. Gerek kendisinin, gerekse o zamana kadar bu girişimi finanse eden Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi nin oğlu Said Efendi nin güçlerinin tükendiğini belirterek, kendisinin şahsi veya resmî bir geliri bulunmadığından Sadrazamın yardımlarına muhtaç olduklarını tekrarlamaktadır. 11- Dilekçesinin sonunda, kitabın basılması bitince, halka kolaylık üzere bir makul ve mudetil kıymet takdir olunup, bu fiyattan yukarıya veya aşağıya satış yapılmamasının temini rica olunmaktadır. İbrahim Müteferrika nın yapmak istediklerini, gerekçelerini ve işin mahiyetini açıklayan bu ayrıntılı dilekçesinden sonra, yapılan çeşitli görüşmeler sonucu Sadrazam Damat İbrahim Paşa, talep edilenleri olumlu karşılamış, ancak konuyla ilgili olarak Şeyhülislam Yenişehirli Abdullah Efendi den bir fetva alınmasını emretmiştir. Fetvanın sadeleştirilmiş metni şöyledir: Basma sanatında mahareti olan bir kimse, tashih edilmiş bir kitabın harflerini ve kelimelerini bir kalıba doğru olarak nakşedip kâğıtlara basarak az zamanda zahmet çekmeksizin birçok nüshalar elde ederse, çok kitabın ucuz alınmasına sebep olur. Bu suretle çok faydalı olacağı için, o kimseye müsaade olunup, birkaç âlim kimseler sureti nakş olacak kitabı tashih için tayin buyurulur ise gayet iyi bir iş yapılmış olur. Böylece kitap basımına izin verilmiştir. Fetva istenirken, yalnızca lügat, mantık, hikmet, heyet vb. kitaplar diyerek başvurulduğunda, tefsir, hadis, fıkıh ve kelam kitaplarının basılması doğrudan doğruya matbaada basılacak kitapların dışında tutulmuş, böylece yalnızca bilimsel eserleri yayınlamak koşula bağlanmıştır. Bu olumlu fetvadan sonra, Sadrazam matbaanın imtiyazını dönemin padişahı III. Ahmed e Mucibince amel oluna emriyle başlayan ve sadrazam Mektûbi Kalemi halifelerinden Said Efendi ile Dergâh-ı Âli müteferrikalarından İbrahim Efendi nin Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelam kitapları basmamak şartı ile matbaa kurmalarına izin veren Hattat-ı Hümâyûn u imzalatmasıyla 1726 yılında matbaa resmen kurulmuştur. Daha önceden gerek duyulan ustaları getirtmiş olan Müteferrika derhal işe koyulmuş ve basımda kullanılacak harflerin tamamını İstanbul da döktürmüştür. Bu konuda bir Fransız araştırmacı başlıklarda kullanılan harflerin süslemeli olarak yaptırıldığını, bu yönüyle de Batı da kullanılmakta olan harflerden farklı olduğunu belirtmektedir. C- Matbaanın Gecikmesinin Nedenleri Matbaanın Osmanlı Ülkesi ne 274 yıllık bir gecikmeyle gelmesine şu dört önemli gerekçenin neden olduğu gözlemlenmektedir: 1- Hattatlık mesleğinin yaygın ve geleneksel bir uğraş olarak etkin olması, 2- Dinsel tutuculuk, 3- Teknik nedenler, 4- Toplumun hazır olmaması. Bununla birlikte, bunların hiçbirinin asıl neden olmadığı da düşünülebilir. Ancak, durum ne olursa olsun, gecikmenin gerçek neden ya da nedenlerinin belirlenmesinde de yine bu konuların irdelenmesinin gerekli olduğu açıktır. Konunun aydınlatılabilmesi için bu dört gerekçeye bağlı olarak bazı ikincil soruların yanıtlarının aranmasına da gerek duyulmaktadır: 1- Avrupa da matbaanın icat edilmesi ne anlama gelmektedir? Osmanlı Devleti nin içinde bulunduğu koşullar bu bağlamda değerlendirilebilir mi? 2- Matbaanın önemi Osmanlılar tarafından yeterince anlaşılabilmiş midir? Matbaaya halkın ilgisi nedir? Halk matbaayı bir gereksinim olarak duyumsamış mıdır? Halkın kültürel, düşünsel, sosyolojik yapısı ve düzeyi matbaayı gerektirmiş midir? 3- Matbaanın Osmanlı Devleti ne azınlıklar aracılığıyla, birçok Avrupa ülkesiyle aynı tarihlerde girdiği göz önüne alındığında resmî olarak geç kullanılmaya başlaması, acaba o dönem içerisinde Osmanlı nın yaşadığı genel bir Batılılaşma belki uygarlaşma- daha doğru bir anlatımla, Batılılaşamama sorunu olarak götürülebilir mi? 4- Bilim alanında Batılılaşma nasıl anlaşılmıştır? Bu sorular bağlamında konuyu ele aldığımızda, aşağıda sıralanan ilk üç gerekçe aslında ikincil nedenlerdir. Asıl neden dördüncü gerekçede belirtildiği üzere Osmanlı Devleti nin 15. yüzyıldan başlamak üzere kendisini düşünsel ve kültürel açıdan yenileyememesidir. 1- Hattatlık Mesleği: Daha önce İslam Dünyası nda başlamış olan bu sanatsal açıdan pek çok başarılı örneklerine tanık olduğumuz hattatlık, Osmanlı Devleti nde

AYIN DOSYASI 25 de başarıyla sürdürülmüş bir uğraştır. Değişik kaynaklarda hattatların sayısının yaklaşık 90.000 olduğu yazılmaktadır. Sayı ne olursa olsun bu uğraşla geçimini sağlayan hatırı sayılır bir kitlenin var olduğu açıktır. Matbaanın bulunması ve yaygın olarak kullanılmasıyla birlikte, hattatların işini sekteye uğratma olasılığı yüksek olmakla birlikte, matbaanın yaklaşık 274 yıllık bir gecikmeyle ülkeye getirilmesi arasında çok yakın, nedensel ve sıkı bir ilişki kurmak pek doğru gözükmemektedir. Çünkü Müteferrika nın 3 yıl içerisinde bastığı kitap sayısı 17 dir. Bunlar 24 cilt hâlinde toplam 12.500 adet basılmıştır. Bu sayı son derece azdır ve hattatlık mesleğini ortadan kaldırmaya yetmez. Zaten matbaayla birlikte hattatlığın da devam ettiği bilinmektedir. 2- Dinsel Tutuculuk Bu açıdan bakıldığında da durum pek farklı değildir. Pek çok aykırı durumu meşrulaştırmak için Şeyhülislamdan fetva alabilen kudretli padişahlar, isteselerdi matbaayı da ülkeye getirebilir ve Türk insanının hizmetine daha önceden sunabilirlerdi. Kaldı ki 1880 yılında Mısır da yapılan kazılarda MS 900 1350 yılları arasında basıldığı sanılan Kur an sayfaları bulunmuştur. Kur an ı bile herhangi bir baskı tekniğiyle çoğaltmayı gerçekleştirmiş bir anlayışın matbaayı dinsel kaygılarla reddettiğini ya da değişmiş olabileceğini varsaysak bile, yine de bu belirlemenin haklılığını göstermek kolay olmamaktadır. Dinî kitapların basılmamasının, kitap talebinin azalmasına neden olduğu ve matbaanın kurulmasını değil, ancak gelişmesini önemli ölçüde engellediği söylenebilir. Eğer basılan kitaplar halkın talep edeceği dinî kitaplar olsaydı matbaanın daha çok kitap basma ve satma olanağına kavuşacağı kesindi. Bu durum Osmanlı nın kültürel yaşamının çeşitlenmesi ve zenginleşmesi bakımından olmasa bile, matbaanın varlığını uzun yıllar sürdürebilmesi ve daha etkin konuma geçebilmesi açısından dikkat çekilmesi gereken bir eksiklik olarak önem taşımaktadır. Bu bakımdan Osmanlı Devleti nin matbaayı bakışını belirleyen olumsuzluğun asıl nedeninin daha çok kültürel ve siyasi olduğu anlaşılmaktadır. 3- Teknik Nedenler Teknik nedenlerin başında; kâğıt, yetişmiş eleman ve az harfli alfabe sistemi sorunları gelmektedir. Bunlar içerisinde en önemlisi yazıyı taşıyacak araç olan kâğıttır. Kâğıt bütün tarihimiz boyunca temel bir sorun olarak varlığını hissettirmiştir. Bugün de kâğıt sorunu gerçek anlamda çözüme kavuşmuş değildir. Kâğıt sorunu kadar etkili olmasa da, yetişmiş teknik eleman olmayışı da matbaaya sıcak bakılmamasına neden olmuştur. Müteferrika matbaayı kurduğu yıllarda, Yona adlı bir Yahudi nin yardımından söz etmektedir. Devletin sınırları içerisinde teknik elemanın bulunmaması da süreci geciktirmiş olmalıdır. Diğer bir teknik neden, alfabe sisteminden kaynaklanan güçlüktür. O dönemde kullanılmakta olan Arap alfabesinin, eğitimin ve öğretimin yeterince etkin olmasını ve yaygınlaşmasını önlediğine yönelik tartışmalardan hareketle, aslında İbrahim Müteferrika nın bu alfabeyi basım tekniğine uygun hâle getirmesinin bile başlı başına bir başarı olduğunu anlamaktayız. Bilindiği üzere matbaanın gelişiminde az harfli alfabe sisteminin önemli olduğunu belirtmiştik. Konuya bu açıdan yaklaştığımızda Arap alfabesinin gerçek bir sıkıntı yarattığını hemen belirtmekte yarar vardır. Çünkü bu alfabede her harfin kullanıldığı yere göre değişen dört ayrı şekli vardır. Her harf tek başına kullanıldığında ayrı, kelimenin başında, ortasında ve sonunda kullanıldığında ise ayrı bir şekle girmektedir. Böylece Osmanlıca toplam 31 harfli bir alfabe olmasına karşın, 124 harfli bir alfabeye dönüşmektedir. Buna ek olarak harflerin bitişik yazılmaları ve yerine göre gerektiğinde hareke eklenmesi zorunluluğu da güçlüğü daha da aktarmaktadır. Durum böyle olunca İbrahim Müteferrika nın asıl Kâtip Çelebi nin Cihannüma sından bir harita başarısı, Batı dillerinde kolaylıkla uygulanabilen matbaa tekniğini Arapça harfli bir dile uyarlayabilmesidir. 4- Toplumun Hazır Olmaması: Durum her ne olursa olsun, matbaanın bir gereksinimin sonucu ortaya çıktığı ve bu gereksinimi doğuran asıl nedenin de sosyal boyutlu olduğu anlaşılmaktadır. Eğer sosyal açıdan matbaa bir gereksinim olarak Osmanlı Devleti nde hissedilmiş olsaydı, bu tekniği merak edip öğrenecek insanlar mutlaka çıkacaktı. Şu hâlde temel sorunun aslında toplumun hazır olmamasıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü okumaya, bilgiye duyulan ilgi ve dolayısıyla kitaba olan talep matbaaya olan gereksinimi belirleyen asıl etmenlerdir. Yukarıda sıralanan bütün gerekçeler bir araya getirildiğinde, sorunun altında yatan asıl nedenin toplumun hazır olmaması olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Matbaanın ancak Lale Devri nde alınmış olması da bu durumu kanıtlamaktadır. Çünkü matbaanın gelişi Lale Devri ne denk gelmektedir. Lale Devri de Osmanlı için bir tür Rönesans anlamını taşımakta-

26 AYIN DOSYASI dır. En önemli özelliği yenilik arayışı ve yeniliğin benimsenmesinde gösterilen istektir. Batı ya kapılarını açan yenilik yanlısı yönetim kadrosu ve ulemanın bir araya geldiği bir dönem olması da bu süreçte etkili olmuştur. Aşağıda da ayrıntılı olarak gösterildiği üzere, matbaa Batı da Rönesans döneminde icat edilmiş bir araçtır, Osmanlı nın bu aracı benimseyip kullanmaya başlaması da onun bir tür Rönesans ı olan Lale Devri nin yeni düşünce ortamı nda gerçekleşmiştir. Dolayısıyla, bu anlamda Osmanlı nın matbaayı 274 yıllık bir gecikmeyle ülkesinde resmî olarak kullanmaya başlaması doğal görünmektedir. Aşağıda ayrıntılı olarak gösterildiği üzere, bunu yapabilmek için gerekli olan bilgi ve bilinç düzeyine aslında bu dönemde ulaşılabilmiştir. Batı Dünyası, Rönesans düşüncesiyle, toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlarda, özellikle de bilim ve felsefe alanında, tarihinin hemen hiçbir döneminde rastlanmayan büyük bir atılımı gerçekleştirmiştir. Bunu gerçekleştirirken, kabul ettiği yeni anlayış ve yöntem bir yandan doğaya ilişkin yeni ve güvenilir bilgiler üretmeyi çok kolaylaştırmış, diğer yandan da, yine bu dönemin bir ürünü olan matbaanın icadıyla, bu bilgilerin doğru ve hızlı bir biçimde geniş halk kitlelerine ulaştırılması olanaklı hâle gelmiştir. Batı kültür dünyasında önemli bir çığır açıcı gelişmelerin kaydedilebilmiş olması aslında bu düzenin sonucudur. Batı da bunlar olup biterken, Osmanlı Devleti nde henüz bu gelişmenin farkına varıldığına ve sonunun nereye varacağının kestirilmesine yönelik düşünce ve bunun gerçekleştirilmesine yönelik atılımlarla karşılaşılmamaktadır. Yeniyi bulup çıkarmaya yönelmiş, köklü ve devrimsel atılımlarla kendi ayırt edici niteliklerini ortaya koymuş Rönesans düşüncesinin ise, ilk bakışta, Osmanlı Devleti ndeki yansımalarının ancak 18. yüzyılda ortaya çıkmaya başladığı izlenimi edinilmektedir. Çünkü yaygın bir kanıya göre, bu dönemde, belirgin bir şekilde, özellikle askerî alanlarda geleneksel anlayışın değiştirilmesinin gerekliliğine yönelik düşünceler ön plana çıkmaya başlamıştır. Ancak, yapılacak ayrıntılı bir inceleme aslında bu belirlemenin de eksik, yapay ve desteksiz olduğunu göstermektedir. Çünkü bu yeni dönemi kavradığı varsayılan Yirmisekiz Mehmed Çelebi nin yapmış olduğu Şehrezûrî nin (Ölümü: 1298) eş-şeceretü l-ilâhiyye (el-şecer el-ilâhiyye) adlı kitabının tabîiyyât-fizikbölümüne ilişkin çevirisi, 18. yüzyılda Osmanlı Devleti nin bilim ve kültür dünyasının Batı karşısındaki konumunun anlaşılmasını sağlaması bakımından önemli ipuçları taşımaktadır. Düşünce alanında içine düşülen bu gerileme, aslında doğal olarak, bütün kültür katmanlarının doğasını göz önüne seren bir göstergedir. Öyle ki, bu gerilemeye koşut olarak devletin hızla toprak kaybetmeye başladığı görülmektedir. Bütünüyle feodal bir yapıya sahip bir devlette uyanışı tetikleyen en önemli etmen de aslında bu toprak kaybı olmuştur. Kötü gidişi durdurabilmek için çarenin, öncelikle orduyu yenileştirmek ve o günkü koşullara ayak uyduracak bir konuma ulaştırmak, sonra diğer alanlarda yenileştirme çabalarına girmek gerektiği ancak böylelikle anlaşılabilmiştir. Nitekim bu anlayış yalnızca askerî alanlarla sınırlı kalmamış, sonuçta bütün toplum kesimlerinin geliştirilmesine ve yenileştirilmesine yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Bu yüzyılda devletin bütünüyle çıkmaza girdiğini iyice anlayan Padişah III. Ahmed ve Sadrazamı Damat İbrahim Paşa, kültürel alanda başlatılan geliştirme çabalarını daha Kitab-ı İklim-i Cedid den bir minyatür fazla etkin kılabilmek için 30 kişilik komisyondan oluşan bir çeviri bürosu kurdurmuşlardır. Bu girişim Osmanlı yöneticilerinin zihinsel anlamda ciddi dönüşümlere uğradıklarını gösteren değerli bir atılıma işaret etmektedir. Ancak doğa ve matematik alanlarında hiçbir çalışmanın çevirisinin öngörülmemesi, hem bilginin değerinin yeterince kavranamadığını, hem de başlatılan ciddi girişimin gerekli yararı sağlamasını engellediğini göstermektedir. Çevrilmesini istedikleri yapıtlardan birisi antik çağın büyük düşünürü Aristoteles in Fizik kitabıdır. Bu çeviri işini dönemin önde gelen

AYIN DOSYASI 27 aydınlarından Yanyalı Es ad Efendi (öl. 1730) üstlenmiştir. Bütün bu gelişmelerden Osmanlı nın matbaaya bakışı ve genel anlamda bilim anlayışına yönelik çıkarımlarda bulunmak olanaklıdır: Her şeyden önce Osmanlı Devleti, büyük bir cihan devletidir ve bunun gerektirdiği en temel davranış biçimi de bu büyüklüğü korumak ve kollamaktır. Bunun için gerekli olan sadece fiziksel güçtür. Bu güç asla Francis Bacon ın kastettiği anlamda bilgiye dayalı güç değildir. Bu gücün yer aldığı kaynak ordudur ve her şeyden önce ordunun, devletin mağlup olmasını engelleyecek bir donanıma sahip olması gerekmektedir. Bu nedenle Osmanlı Devleti öncelikle askerî alanda reforma gitmiş ve ordusunun gelişmiş ordularla mücadele edebilmesini sağlayacak bilgi ve becerileri kazandıracak yeni askerî okullar Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn ve Mühendishâne-i Bahrî-i Hümayûn - açmıştır. Bu okullar kuramsal araştırma birimleri değil, tamamen uygulamalı eğitimin verildiği yerlerdir. Bu nedenle kuramsal fizik değil, mekanik veya tamamen geometri bilgisini gerektiren yansıma optiği ve ayna incelemeleri gibi dallar ön plana çıkarılmıştır. Bu yüzden 1585 yılından 1850 yılına kadar geçen dönem içerisinde kuramsal fizik çalışması yapılmamıştır. Bu bağlamda konuya yaklaşıldığında, Reform ve yenileşme hareketlerinin kaynağı da doğal olarak askerî alanda yapılan atılımlar olmuştur. Böylece 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı toplumunun birçok alanda önemli değişimler yaşadığı, ancak kültür alanındaki değişimin ise çok yavaş olduğu anlaşılmaktadır. Doğal olarak matbaa da öncelikli bir gereksinim olarak görülmemiş, bütünüyle İbrahim Müteferrika nın kişisel çabalarının ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden matbaanın aslında geç ya da erken gelmiş olması, Osmanlı için bir anlam taşımamaktadır. D- Matbaada Basılan Kitaplar 1- Kitâb-ı Lügat-ı Vankulu: İbrahim Müteferrika, nihayet Sultan Selim semtinde, kendi evinde işletmeye başladığı matbaada, ilk kitabını 31 Ocak 1729 da (Gurre-i Receb 1141) yayımlamayı başarmıştır. Bu kitap, İmâm Ebû Nasr İsmâil İbn Hammad el-cevherî nin (öl. 1002) Sıhâh el-cevherî adlı Arapça sözlüğünün Mehmed ibn Mustafa el-vânî, diğer adıyla Vankulu Mehmed Efendi tarafından yapılmış Türkçe çevirisi olan Kitâb-ı Lügat-ı Vankulu dur (Arapça- Türkçe Vankulu Sözlüğü). Çok hacimli olması dolayısıyla, istinsah edilirken pek çok yazım hatası söz konusu olan ve kopyalanması uzun zamanı gerektirdiğinden hattatların çoğaltmaktan kaçındıkları ya da çok para istedikleri bir eserin ilk basılacak kitap olarak seçilmesi anlamlı ve yerinde bir karar olmuştur. Müteferrika yı böyle bir çalışmayı basmaya iten diğer bir neden de kuşkusuz ki, içeriğinin dinî olmaması ve o dönemde Arapça öğreniminin ve öğretiminin yaygın olmasıdır. 2- Tuhfe el-kibâr fî Esfâr el-bihâr Matbaada basılan ikinci kitap Kâtip çelebi nin (1609 1657) Tuhfe el-kibâr fî Esfâr el-bihâr (Deniz Savaşları) adlı eseridir. Osmanlıların deniz savaşlarını anlatan ve haritalar içeren bu eser de yine aynı yıl 29 Mayıs 1729 da (Gurre-i Zilkade 1141) 1.000 adet olarak basılmıştır. Kitap 75 formalık çift sayfalar hâlinde düzenlenmiştir. Kitapta 5 adet harita bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, Yer küreyi, ikincisi Akdeniz ile Karadeniz i, üçüncüsü Osmanlı Devleti nin elindeki adaları, dördüncüsü Adriyatik Körfezi ile adalarını ve nihayet beşincisi biri Türkçe, diğeri de İran ve Hindistan da kullanılan dillerde yazılmış rüzgâr isimlerini belirten iki deniz pusulasını göstermektedir. Kitap Osmanlıların Akdeniz de, Ege de, Karadeniz de, Kızıldeniz de, İran ve Venedik körfezlerindeki savaş ve çarpışmalarını anlatmaktadır. Ayrıca Tuna, Fırat ve Dicle nehirlerinde oluşan askerî hareketler de derlenmiştir. Kitabın sonuna Kaptanpaşaların ve büyük Osmanlı amirallerinin bir listesi de eklenmiştir. İbrahim Müteferrika kitaba yazdığı ön sözde bu kitabın, yalnızca deniz savaşlarını anlatmayıp yol ve güzergâhları büyük bir açıklıkla gösterdiği için kara ve deniz seyahatlerinde de faydasının büyük olduğunu belirtmiştir. Bundan dolayı iki kez basılmıştır. Fiyatı üç kuruştur. 3- Târîh-i Seyyâh Bu matbaada basılan üçüncü kitap, Polonyalı bir cizvit misyoner olan Tadee Krozinski nin önce Paris te Latince olarak basılan, ancak daha sonra İbrahim Müteferrika nın büyük bir titizlikle Türkçeye çevirip Târîh-i Seyyah der Beyân-ı Zuhûr-i Agvaniyân ve Sebeb-i İnhidâm-ı Binâyı Devlet-i Şâhân-ı Safaviyân (Afganlıların Ortaya Çıkışı ve Safavi Şahlarının Devlet Binasının çöküş Sebebi Hakkındaki Gezgin Tarihi) adıyla yayımladığı ve daha çok Târîh-i Seyyâh adıyla bilinen rûznâmedir. İbrahim Müteferrika, bu kitabı Türkçeye çevirirken aynı zamanda birçok ekleme de yapmıştır. Kitap ön sözü hariç 96 büyük boy sayfadan oluşmaktadır. Kitap 26 Ağustos 1729 da (Gurre-i Safer 1142) 1200 adet olarak basılmıştır. Fiyatı üç kuruştur. 4- Târîh-i Hind-i Garbî Basılan dördüncü eser, üzerinde yazarı belirtilmediği için birçok kimse tarafından Kâtib Çelebi ye ait olarak kabul edilen, gerçekte Emîr Mehmed İbn Emîr Hasan ibn Sinân ibn Ahmed el-niksârî el-su ûdî (öl. 1591) tarafından kaleme alınmış olan Batı Hint Adaları ya da Amerika nın tarihinin anlatıldığı Târîh-i Hind-i Garbî dir. (Amerika veya Batı Hindistan Tarihi). Kitapta Amerika nın İspanyollar tarafından keşfedilmesi, onların gezileri ve ilk elli yılda başardıkları işler anlatılmaktadır. Kitapta dört harita bulunmaktadır. Bir tanesinin altında Amel-i fakîr İbrahim kaydı vardır. Kitap ayrıca

28 AYIN DOSYASI Batı Hint Adaları nda bulunan hayvan ve bitkilerle de süslenmiştir. 5 Nisan 1730 da (Evasıt-ı ramazan 1142) 500 adet basılmıştır. Fiyatı üç kuruştur. Bu kitabın diğer bir özeliği de yazmalar arasından seçilerek basılmış olmasıdır. Yazmasının adı Kitab-ı İklim-i Cedid dir. Aynı zamanda ilk resimli basma kitabımızdır. 5- Târîh-i Timur-i Gürgân Beşinci eser İbn Arabşâh ın (1389-1450) Târîh Timur-i Gürgân (Timurlenk Tarihi) dır. Hüseyin Murtezâ Nazmizâde (öl. 1722) tarafından Türkçeye çevrilmiş olan bu eser, 18 Mayıs 1730 da (Gurre-i Zilkade 1142) 500 adet ve 129 sayfa olarak basılmıştır ve 3 kuruşa satılmıştır. Kitap aslında, Timur un kendisinin yazmış olduğu açıklamalara dayanarak ilk kez Ahmet İbn Arabşâh tarafından bir araya getirilmiştir. Kitabı yararlı bulan Bağdat Paşası Vezir Ali Paşa, Nazmizâde yi bu eseri çevirmekle görevlendirmiştir (1698). Çok iyi bir çeviri olmasına karşın, eserin orijinalinden kaynaklanan güçlüklerin yanında, bir de çeviride kullanılan çok süslü ve yüksek düzeyli anlatımlardan dolayı, herkesin anlayabileceği bir eser olmaktan uzak kaldığını düşünen o dönemki Bağdat Paşası Gazi İsmail de halkın anlayabileceği bir düzeyde yeniden çevrilmesini emretmiş ve eser 1699 da yeniden çevrilmiştir. Müteferrika tarafından basımı yapılan ikinci çevirisidir. Kitap, biri Timurlenk in yaşamını ve yaptıklarını, diğeri de onun torunu Sultan Kali nin kısa yaşam öyküsünü anlatan iki kısımdan oluşmaktadır. Kitapta Timurlenk tam anlamıyla olumsuz bir kişilik olarak anlatılmakta, babasının hırsız olduğu, kendisinin de hayvan çalarken iki okla yaralandığını, bu oklardan birinin omzuna ve diğerinin de kalçasına isabet etmesi sonucunda sakat kaldığını ve bundan dolayı kendisine lenk, yani topal lakabının verildiğini belirtilmektedir. Anlaşılan odur ki, yazar eseri tarihî gerçekleri çarpıtarak oluşturmuştur. Buna bir de çevirmenin ilk anda nedeni anlaşılamayan çarpıtmaları eklenince, gerçekten, burada anlatılan Timur un diğer tarihî kaynakların anlattığı Timur la ilgisini kurmak mümkün değildir. Bunun nedeni Timurlenk in tarihini yazarken Türklerin, Osmanlı Devleti nin görkemini küçük düşürdüğünü düşündükleri, Sultan Yıldırım Bayezit i (1360 1403) güç durumlara sokmuş olan bu tarihî kişiliğin ününü azaltmak istemeleri olabilir. Çünkü pek çok kaynak Timur u, bambaşka nitelikleriyle anlatmakta, onun Cengiz Han a kadar dayanan ünlü bir sülaleden geldiğini, topal olmasına, Şehzâde Sadrazamın olumlu fetvadan sonra, matbaanın imtiyazını dönemin padişahı III. Ahmed e Mucibince amel oluna emriyle başlayan ve sadrazam Mektûbi Kalemi halifelerinden Said Efendi ile Dergâh-ı Âli müteferrikalarından İbrahim Efendi nin Tefsir, Hadis, Fıkıh ve Kelam kitapları basmamak şartı ile matbaa kurmalarına izin veren Hattat-ı Hümâyûn u imzalatmasıyla 1726 yılında matbaa resmen kurulmuştur. Hasan ın emrinde yaptığı savaşlarda aldığı yaraların yol açtığını, kalem erbabını koruyan büyük bir fatih olduğunu belirtmektedir. 6- Târîh-i Mısr-i Kadîm ve Mısr-i Cedid Matbaada basılan altıncı eser Tarîh-i Mısr-i Kadîm ve Mısr-i Cedid (Mısır ın Eski ve Yeni Tarihi) adlı Süheylî Efendi nin (1632) yazmış olduğu kitaptır. Kitap iki cilt olarak basılmıştır. Yazar Mısır da kâtip olarak çalıştığından, kolaylıkla ulaşabildiği yazmalardan yararlanarak oluşturduğu bu eserinin birinci cildini, o dönemde (1611) Kahire yi yöneten Vezir Mustafa Paşa ya ithaf etmiştir. Bu ciltte dünyanın yaradılışından, 1515 yılına kadar geçen süredeki Mısır tarihi anlatılmaktadır. Menfis Valisi olan Osman Bey e ithaf edilen ikinci cilt ise, 1515 ten itibaren olup bitenleri anlatmakta ve 1628 e kadar Bab-ı Âli nin atadığı Mısır valilerinin ve paşalarının listesini vermektedir. 17 Haziran 1730 da (Gurre-i Zilhicce 1142) 500 adet basılmıştır. Fiyatı üç kuruştur. 7- Gülşen-i Hulefâ Yedinci eser Nazmizâde Hüseyin Murtezâ Efendi nin (öl. 1722) yazmış olduğu Gülşen-i Hulefâ dır. (Halifeler Tarihi). Kitapta Babil Halifeleri, Bağdat ın kuruluşu ve Kanunî Sultan Süleyman (1495-1566) tarafından zapt edilişi. Osmanlı dan başlayarak II. Ahmet e kadar padişahların sıralanışı ve Osmanlı sultanlarının yaptıkları ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. 16 Ağustos 1730 da (Gurre-i Safer 1143) büyük boy 130 sayfa olarak 500 adet basılan bu eser de beş kuruşa satılmıştır. 8- Grammaire Turque Sekizinci eser Johann Babtist Holderman ın Grammaire Turque ou Methode Courte et Facile Pour Apprendre la Langue Turque dir (Türkçe Grameri veya Türk Dilini Öğrenmek İçin Kolay Yöntem). 1730 yılında basılan bu eser Fransızlara Türkçeyi kolay öğretmek amacını taşıyan bir gramer kitabıdır. Devlet nazırı Cardinal de Fleuri ye yazılan ithafiye, ön söz, fasıl, doğru ve yanlış cetvelleri hariç dörderlik formalardan oluşan 194 sayfalık bir kitaptır. Fiyatı Türkiye de üç kuruş, Fransa da 40 franktır. 9- Usûl el-hikem fî Nizâm el-ümem Dokuzuncu kitap Usûl el-hikem fî Nizâm el- Ümem (Milletlerin Düzeni Hakkında Yöntemsel Düşünceler) adlı eserdir. 13 Şubat 1732 (Evasıt-ı Şaban 1144) tarihinde 500 adet olarak basılan ve bir kuruşa satılan İbrahim Müteferrika nın yazmış olduğu bu eser, saray erkânına ve Sultana, Avrupa da uygulanan yeni askerî eğitim ve düzeni ile savaş teknik ve yöntemleri hakkında bilgi ver-

AYIN DOSYASI 29 mek ve bu yeni yapının orduya uygulanması için ikna etmek amacıyla yazılmıştır. Çok daha temel ve çarpıcı yönü ise, Müteferrika nın burada Türklerin Batılılara karşı gerilemelerinin nedenlerini belirlemek amacıyla Batı uluslarının tarihlerini, askerî teşkilatlarını, savaş yöntemlerini ve devlet biçimlerini inceleyerek, Osmanlı nın yapısında oluşmuş çarpıklıkların nedenlerini ve yapılması gereken iyileştirme (ıslahat) çarelerini tartışması ve devlet ileri gelenlerinin gerekli adımları atmalarını sağlamaya çalışmasıdır. Genel yapısı göz önüne alındığında bizde ilk kez ayrıntılı olarak kaleme alınmış bir tür Avrupalılaşma hareketinin manifestosu niteliğindeki bir kitaptır. Zaten Müteferrika da çalışmasını Sultan I. Mahmud a (1696 1754 / Saltanatı 1730 1754) bir ıslahat projesi olarak sunmuştur. Eser üç bölümdür. Birinci bölümde, bütün milletlerin iyi idare edilmesinin gerekliliği üzerinde durulmakta, değişik yönetim biçimleri olduğu belirtilmekte ve en önemlisi de ilk defa demokrasiden söz edilmesidir. İkinci bölümde ise, hem kendi yönetim biçimimizin hem de komşularımızın yönetim biçimlerinin tanımlanmasının gerekliliğine ve devlet idaresinde ilmin ve özellikle de coğrafyanın ne kadar yararlı olduğuna dikkat çekerek, coğrafya ile askerî bilimlerin ilgisi gösterilmektedir. Üçüncü bölümde, Hristiyan ordularının zaman içerisinde Osmanlı Ordusuna galip gelmesinin asıl nedeninin ordularına yeni bir düzen vermeleri ve savaş araç gereçleri bakımından kendilerini yenilemeleri olduğunu belirten Müteferrika, bu gerçek karşısında imparatorluğun da artık ordusunu Nizâm-ı Cedîd ile düzenlemesi gerektiğinin anlaşıldığını belirtmekte, aynı zamanda bu kitapta ilk kez Nizâm-ı Cedîd deyimini kullanmaktadır. Müteferrika, yine bu bağlamda Osmanlı nın uğradığı gerilemenin nedenlerini sekiz madde hâlinde özetlemektedir: 1- Kanunları uygulamamak, 2- Adaletsizlik, 3- Devlet işlerinin ehliyetsiz ellere düşmesi, 4- Bilim adamlarının fikirlerine tahammülsüzlük, 5- Modern askerî teknoloji bilmemek, 6- Orduda disiplinsizlik, 7- Rüşvet ve devlet servetini kötüye kullanma, 8- Dış dünyadan habersizlik Sanki günümüz Türkiye sini betimlemekte olan Müteferrika, Batı devletlerinin düzenlerini akli yöntemlerle elde ettikleri kanun ve kurallara dayandırdıklarını belirterek, Osmanlı nın da reform yapması gerektiğini ileri sürmektedir. Batı yöntemlerini uygulayarak ilerleme yoluna girmiş devlete örnek olarak Rusya yı ve Petro nun ıslahatını gösteren Müteferrika, böylece hem Osmanlı nın Batılılaşmasının önemini, hem de Rusya nın Batılılaşmasının Osmanlı nın geleceği için ne denli önem taşıdığını belirtmiş olmaktadır. 10- Füyûzât-ı Mıknatısiye Onuncu kitap yine İbrahim Müteferrika nın çevirdiği 1721 de Leipzig de basılmış pusulanın faydalarını ve nasıl kullanılacağını açıklayan Füyûzât-ı Mıknatısiye (Pusulanın Yararları) adlı eserdir. 27 Şubat 1732 (Gurre-i Ramazan 1144) yılında 500 adet basılan bu kitabın satış fiyatı da bir kuruştur. 11- Cihânnümâ On birinci kitap Kâtip Çelebi nin bir coğrafya ve tarih kitabı olan Cihânnümâ adlı eseridir. Müteferrika bu çalışmayı yayımlamaya karar verdiğini I. Mahmud a (1696 1754) bildirmiş ve bu karara çok sevinen padişah, III. Ahmed in vermiş olduğu matbaa iznini yinelemiştir. Yineleme fermanında İbrahim Müteferrika nın ortağı olan Said Efendi nin matbaayla ilgisini kestiği ve aralarındaki ortaklığın feshedildiği anlaşılmaktadır. Bundan sonraki beş yıl, matbaayı İbrahim Müteferrika tek başına yönetmiştir. 3 Temmuz 1732 (10 Muharrem 1145) yılında 500 adet basılan kitabın fiyatı 30, ciltli tezhipli olanının fiyatı 44 kuruştur. Kitabın yazma aslının tamamı basılmamış, buna karşılık İbrahim Müteferrika eklemeler yapmıştır. Kitapta 40 kadar harita ve şekil, coğrafya ve kozmoğrafyaya ilişkin ekler, 22 sayfalık da genel indeks bulunmaktadır. İbrahim Müteferrika nın Cihânnümâ ya yaptığı ekleri üç başlık altında toplamak mümkündür: 1- Coğrafya, geometri, astronomi ve kozmoğrafyaya ilişkin olanlar, 2- Kâtip Çelebi nin Van eyaleti civarında bıraktığı memleket tasvirlerinin, Anadolu da Üsküdar sahillerine kadar uzatılması, 3- Kâtip Çelebi nin harita ve şekillerinin tamamlanması ve yenilerinin eklenmesi. 12- Takvîm el-tevârih On ikinci kitap Takvîm el-tevârih (Kronoloji Cetvelleri) adlı bir tür padişahlar tarihi niteliğini taşıyan bir eserdir. Yazarı yine Kâtip Çelebi dir. Bu kitap ilk insanın yaradılışından başlayarak Hazreti Muhammed in hicretine kadar 6.216 yıl geçtiğini belirterek, söz konusu olan dönemleri ve olayları Hazret-i Muhammed in hicretinden önceki yıllar için ayrı, hicretten sonrakileri de hicri yıllara göre ayrı göstermektedir. Buna göre oluşturulan devreler şöyledir. 1. Devre: Dünyanın yaradılışından Nuh Tufanı na kadar geçen önemli olaylardan, 2. Devre: Tufan dan başlayıp İbrahim peygambere kadar geçen dönemdeki olaylardan, 3. Devre: İbrahim peygamberden Musa nın ölümüne kadar geçen dönemdeki olaylardan, 4. Devre: Musa nın ölümünden Nabukadnazar zamanına kadar geçen dönemdeki olaylardan, 5. Devre: Bu kraldan başlayarak İskender in Dara yı yenmesine kadar geçen süredeki olaylardan, 6. Devre: İskender in bu zaferinden İsa nın doğumuna kadar geçen süredeki olaylardan, 7. Devre: İsa dan Hazret-i Muhammed in hicretine kadar geçen süredeki olaylardan söz etmektedir. 14 Haziran 1733 (Gurre-i Muharrem 1146) yı-

30 AYIN DOSYASI Kitab-ı İklim-i Cedid, 83 b-84a varaklar lında 500 adet basılan bu kitabın fiyatı da üç kuruştur. Kitap İstanbul da 15, Fransa da ise 38 franga satılmıştır. 13- Kitâb Târih-i Nâimâ On üçüncü eser ise Kitâb Târih-i Nâimâ dır. (Nâimâ Târîhi), Nâimâ (Ölümü: 1716) tarafından Türkçe olarak yazılmış bir Osmanlı tarihi olan bu kitap, dörder forma hâlinde, biri 701 ve diğeri de 771 sayfa olmak üzere iki cilt olarak düzenlenmiş ve her bir cilt beşyüzer adet basılmıştır. Kitap devletlerin doğuşu, yükselişi ve düşüşü üzerine ileri sürülen felsefi düşüncelerden başlayarak, tarih kitaplarının okunmasının her sınıf halkın fikirci yükselmesine çok yararlı olduğunu belirterek, çeşitli durumların analizini vermektedir. Kitap aynı zamanda 1000 yılından itibaren Osmanlılardaki olayları anlatarak 1659 senesinde son bulmaktadır. Basım tarihi 1734 tür. Fiyatı 75 franktır. Bu kitabın sonunda İbrahim Müteferrika, matbaasından basımını yaptığı kitapların isimlerini ve baskı sayılarını cetvel şeklinde vermiştir. Burada ilginç olan yön Türkçe-Fransızca gramer kitabının bu cetvelde yer almamasıdır. Aynı zamanda bu tarihten sonra beş yıl boyunca matbaada kitap basılmamıştır. Bu durum matbaanın maddi bakımdan sıkıntıya düştüğünün göstergesi olabilir. 14- Târih-i Râşid Matbaada basılan on dördüncü Eser Râşid Efendi nin tarih kitabıdır. Râşid Efendi, (öl. 1735) Târih-i Râşid adlı kitabına Nâimâ nın bıraktığı yerden başlamış 1660 1721 yılları arasındaki olayları anlatmıştır. 17 Şubat 1741 de (Gurre-i Zilhicce 1153) basılan kitabın fiyatı 30, ciltli ve tezhipli 40 kuruştur. 15- Târih-i Asım İbrahim Müteferrika nın matbaada bastığı on beşinci kitap, Târih-i Râşid e ek olarak tasarladığı Çelebizâde Asım Efendi nin yazmış olduğu Târihi Asım dır. Çelebizâde Râşid Efendi nin bıraktığı tarihten başlayarak 1721-1728 yılları arasındaki olayları ele almış. 17 Şubat 1741 de (Gurre-i Zilhicce 1153) basılan 311 sayfalık kitabın fiyatı, Târih-i Râşid ile birlikte ciltli 40, ciltsiz 30 kuruştur. 16- Ahvâl-i Gazavât der Diyâr-ı Bosna Matbaada basılan on altıncı eser Ahvâl-i Gazavât der Diyâr-ı Bosna (Bosna Savaşları nın durumu) adlı, Bosna Diyarındaki askerî hareketleri anlatan Türkçe, 62 sayfalık küçük bir kitaptır. 19 Mart 1741 (Gurre-i Muharrem 1154) yılında basılan bu kitap, İmparator Charles III ün (1545 1608) saltanatı sırasında Bosna ya giren Avusturyalılara karşı Türklerin savaşları ve zaferlerini anlatmaktadır. Yazarı Bosnalı Ömer Efendi dir. Fiyatı altı franktır. 17- Kitâb Lisân el-acem el-müsemmâ bi-ferheng-i Şuûri Müteferrika nın matbaasında bastığı on yedinci ve son kitap yine bir sözlüktür. Şuûri Hasan Efendi nin Kitâb Lisân el-acem el-müsemmâ bi- Ferheng-i Şuûri adlı Acemce-Türkçe Sözlük tür. 1 Ekim 1742 (Gurre-i Şaban 1155) tarihinde biri 454, diğeri de 450 olmak üzere iki cilt hâlinde basılmıştır. Fiyatı 120 frank, ciltli ve tezhipli olanı 150 franktır. Kaç nüsha basıldığı bilinmeyen bu kitabın basım işiyle fiilen İbrahim Müteferrika uğraşamamıştır. Bu sıralarda 68 yaşına gelmiştir ve çalışacak gücü yoktur. Bundan dolayı bu kitabın basım işini kendisinin yetiştirdiği İbrahim adında birisi üstlenmiştir. Bu tarihten sonra, ölünceye kadar başka kitap yayımlayamamıştır. Müteferrika nın bastığı bütün eserler bunlardır, Müteferrika aynı zamanda dört tane de harita basmıştır. Bunlar, Marmara, Karadeniz, İran ve Mısır haritalarıdır. Marmara Haritası: Şimşir üzerine kazılmış, 19x48.5 cm boyutlarında olup, 1719 1720 tarihini taşımaktadır. Üzerinde Benim devletlû efendim, eğer fermanınız olursa daha büyükleri yapılır sözleri yazılıdır. Karadeniz Haritası: 65x95 cm boyutlarında, 1724 1725 tarihinde basılmış olan bu haritayı İbrahim Müteferrika, Sadrazam İbrahim Paşa ya sunmuştur. İran Haritası: İran ın çevresini ve bölgelerini gösteren bu harita, 1729 1730 yılında basılmıştır. Mısır Haritası: Haritanın varlığı kuşkulu olmakla birlikte, Babinger böyle bir haritanın varlığından söz etmektedir. E. Müteferrika dan Sonra Matbaanın Durumu İbrahim Müteferrika nın ölümünden iki yıl

AYIN DOSYASI 31 sonra 1747 yılında bizzat kendisinin yetiştirdiği, yukarıda adı geçen Rumeli kadılarından olan İbrahim Efendi ve onun kendisine ortak yaptığı Anadolu kadılarından Ahmed Efendi, I. Mahmud a başvurarak, bir fermanla matbaa iznini kendi adlarına yeniletmişlerdir. Ancak yedi yıllık bir süre daha matbaayı faaliyete geçirememişlerdir. 1754 yılında III. Osman matbaa iznini aynı kişiler adına bir kez daha yenilemiştir. Bu kez matbaayı faaliyete geçirmeyi başaran İbrahim ve Ahmet Efendiler Vankulu Sözlüğü nü 1755-1756 yılları içerisinde basmayı başarmışlardır. Ancak bundan başka bir kitap yayımlayamamışlardır. Bu tarihten itibaren 1783 yılına kadar tamamen devre dışı kalan matbaayı, I. Abdülhamid (1725-1789 / Saltanatı 1774-1789) yeniden canlandırmak için Divân-ı Hümâyûn a Beylikçi Râşid Mehmed Efendi (1753-1797) ve Vak a-nüvis Vâsıf Efendi yi (öl. 1807) görevlendirmiştir. Bu kimseler matbaanın her türlü giderini karşılamayı kabul ederek işe başlamışlar ve tarih sırasıyla şu kitapları basmışlardır: Sami, Şâkir ve Suphi Tarihleri: Bu kitap üç saray tarihçisinin yazdığı bir Osmanlı tarihidir (1783). Kitabın muhtemelen Vâsıf Efendi tarafından yazılmış olan ön sözünde, bu yeni matbaada görev alan musahhihlerin isimlerine de yer verilmiştir. Bunlar, İshak Efendi, Eski Selanik kadısı Pirzâde Sahip Efendi, Eski Galata kadısı Yanyalı Esad Efendi ve Kasımpaşa dervişleri Tekkesi Şeyhi Musa Efendi dir. Bu tarih kitabı, daha önce Çelebizâde Asım ın yazmış olduğu tarih kitabının devamıdır. 1728 yılından başlayarak 1743 yılına kadar geçen olaylar anlatılmaktadır. Kitap dörder forma hâlinde iki kısma ayrılmıştır. Altı sayfa cetvel, iki sayfa ön söz ve 238 çift sayfa da metinden oluşmaktadır. Fiyatı 20 kuruştur. Tarih-i İzzî: Yine bir saray tarihçisi olan İzzî nin yazdığı tarih kitabı (1784). Bu kitap da Sami, Şâkir ve Suphi Tarihleri nin bıraktığı yerden başlayarak Osmanlı tarihini ele almaktadır. Yine dörder formalar hâlinde düzenlenmiş, 286 çift sayfadan ve 17 tek sayfadan oluşmaktadır. Fiyatı 15 kuruştur. Ancak daha sonra diğer tarih kitaplarıyla birlikte alınması hâlinde 25 kuruşa satılmıştır. İbnü l Hâcib in Kâfiye adlı Arapça gramer kitabı (1786). Bu sıralarda matbaaya mukâbeleci olarak atanmış olan Gelenbevi İsmail Efendi ile matbaanın imtiyaz sahibi Vâsıf Efendi geçinememişler ve bu yüzden Vâsıf Efendi matbaanın ortaklığından ayrılmış, Râşid Efendi son kitabı olan Kâfiye yi yalnız başına çıkarmıştır. Bundan sonra matbaa yaklaşık 7 yıl daha atıl kalmıştır. 1790 da tahta çıkan Sultan III. Selim yenileşme ve ıslahat programları çerçevesinde, özellikle ordunun teknik beceri ve kuramsal bilgi açısından donatılması ve rütbeli askerlerin yetiştirilmesine yardımcı olması için, Marquis Sébastien Vauban ın yazmış olduğu ve Kostantin İpsilânti nin Türkçeye çevirdiği üç kitabın yayımlanmasına karar verilmiştir. Bu kitaplar şunlardır. Fenn-i Harb (1792), Fenn-i Lâğım (1793), Fenn-i Muhâsara (1794). Bu son iki kitap resimlidir ve bunlar Kapril ve İstepan adlı iki Ermeni usta tarafından resmedilmişlerdir. Bu son kitapların baskısı özensiz ve harfleri de okunaksızdır. Bu durum Müteferrika matbaasının artık teknolojik olarak ömrünü doldurduğunu, zaman içerisinde yenileştirilemediğini göstermektedir. Böylece 66 yıllık serüven sona ermiştir. Bu 66 yıllık süre içerisinde matbaa 18 yıl fiilen çalışmış, 48 yıl kapalı kalmıştır. Matbaayı 10 yıl İbrahim Müteferrika nın kendisi, 2 yıl yetiştirdiği İbrahim ve Ahmet Efendiler, 2 yıl ise Vâsıf ve Râşid Efendiler ortak olarak, 4 yıl Râşid Efendi yalnız başına çalıştırmıştır. 1794 yılından sonra matbaa tamamen kapanmıştır. Matbaadaki araç gerecin ne olduğu konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Değerlendirme İbrahim Müteferrika neden başarısız oldu? Bu İbrahim Müteferrika nın Galata Mevlevihanesi nin haziresindeki kabri soruyu birkaç başlık altında ele almak gerekmektedir. 1- Kâğıt Sorunu: İbrahim Müteferrika kâğıt sorununu aşabilir miydi? Bilindiği üzere kitabı taşıyan en uygun, ucuz ve kullanışlı tek malzeme kâğıttır. Basım ve yayımcılığın gelişmesinde önemli bir etmen olan kâğıt, aynı zamanda ticari bir maldır. Bu boyutuyla kâğıt, matbaacılığın ekonomik yönünü belirlemektedir. Konuya bu bakımdan yaklaşıldığında, Osmanlı Devleti nde kâğıtçılığın gelişmesine yönelik ciddi sorunların olduğunu görmekteyiz. Önceleri Doğu dan kâğıt alımı yapan Osmanlı Devleti 14. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı kaynaklı kâğıt alımına başlamıştır. 15 ve 16. yüzyıllarda gittikçe yaygınlaşan bu alımlar, 17. yüzyıldan itibaren Fransız kâğıt fabrikalarının gelişmesi ve bu dönemde Osmanlı-Fransız ticaret ilişkilerinin yoğunlaşmaya başlamasıyla birlikte, daha çok Fransız kâğıtlarının alınmasıyla sonuçlanmıştır. Ancak bazı kaynaklarda 15. yüzyılın başında Amasya da bir kâğıt fabrikasının bulunduğu söz

32 AYIN DOSYASI konusu edilmektedir. Aynı şekilde İstanbul da Ha- tabından üstün olduğunu belirtmek yerinde olur. liç kıyısındaki Kâğıthane semtinin adının da bura- Aynı zamanda içeriği açısından bu kitabın daha da bulunan kâğıt fabrikasından geldiği belirtilmek- çok satılması söz konusu olabilirdi ve bu bakımtedir. Belgelenemeyen bu açıklamaların yanında dan da matbaanın çeşitli nedenlerle içine düştüğü 1744 te Yalova da bir kâğıt fabrikası açıldığı ancak, maddi sorunlarının aşılmasını sağlayabilirdi. Diğer Avrupa da üretilen kâğıtlarla rekabet edememesi taraftan felsefe ve sanat konusunda hiç eser yayımve fabrikanın gereksinim duyduğu suyun yeterin- lanmamıştır. Tarih kitaplarının seçiminin büyük ce sağlanamaması nedeniyle kapandığı bilinmek- ölçüde siyasi amaçlara yönelik yapıldığı ve dolatedir. Nitekim İbrahim Müteferrika, bastığı kitapla- yısıyla da, İbrahim Müteferrika nın kitaplarının rın çoğunda Fransız kökenli kâğıtları kullanmıştır. seçiminde büyük ölçüde özgürce davranmadığı ya Daha sonra III. Selim döneminde Kâğıthane de da davranamadığı, çoğunlukla güncel olaylardan açılan 1804 1832 yılları araveya zorunluluklardan haresında Beykoz da faaliyet ket ettiği anlaşılmaktadır. Bir gösteren ve 1846 da üretime Afgan elçisinin İstanbul a başlayan İzmit kâğıt fabrigelmesiyle birlikte, İran-Afkaları hep rekabet ve yeterli ganistan ilişkilerinin günkâğıt üretememeleri nedecelliğinden yararlanmak niyle kısa süre içerisinde kayoluyla Târîh-i Seyyâh ın panmışlardır. Şu halde kâğıt, yayınlanması bu durumun İbrahim Müteferrika için her en güzel örneğidir. zaman ciddi bir sorun olarak 3- Bilginin Yaygınlaşvarlığını hissettirmiştir. ması: 2- Basılan kitapların İbrahim Müteferrika nın Seçimi: matbaasında 13 yıl içinde İbrahim Müteferrika nın 24 cilt olarak 17 yapıt, bakitap seçimi isabetli midir? sılmıştır. Bunların toplamı Burada dikkatimizi çeken en da 12.500 adettir. Bu sayılar önemli yön, haritalar bir tabize kitabın, dolayısıyla bilrafa bırakılacak olursa, yukaginin geniş halk kitlelerine rıda ayrıntılı olarak içerikleri ulaşmadığını açıkça gösterverilen kitapların büyük çomektedir. Şu hâlde matbaa ğunluğunun yalnızca siyasi Osmanlı Devleti nde Batı da tarih alanına ait olmalarıdır. olduğu gibi, ülke çapında Bunlar içerisinde Füyûzât-ı eğitim ve öğretimin gelişmemıknatısiye ve Cihânnümâ si, yaygınlaşması ve kültürel bilim alanında seçilmiş çalışdeğişimin temel araçlarından malar olarak karşımıza çıkbiri olma görevini yerine gemaktadır. Ancak, Füyûzât-ı tirememiştir. Hatta böyle bir Mıknatısiye zaten içerdiği amaç gözetilmemiştir. bilgiler bakımından güncelbuna karşılık matbaanın Kitab-ı İklim-i Cedid den bir minyatür liğini yitirmiş, bu bakımdan Batı daki gelişimine ve soda yararsız bir çalışmadır. Dolayısıyla seçiminin nuçlarına baktığımızda, her şeyden önce, matbagerekli ya da isabetli olduğunu söylemek olanak- ayla birlikte Orta Çağ ın tek tip düşünce temeline lı değildir. Şu hâlde Cihânnümâ bir tarafa bırakı- dayanan dar, tutucu ve otoriteye bağlı anlayışının lacak olursa, diğer kitapların hiçbiri bilim, felse- ortadan kalktığını açıkça anlayabilmekteyiz. Mofe, edebiyat veya sanat gibi alanlara ait değildir. dern dönem felsefecilerinden Bacon ve Descartes in Oysa bu tarihe kadar bilim ve teknik konularında görüşlerini dikkate aldığımızda da bunu görmek Osmanlı da verilen ürünlerin sayısı hiç de az de- olanaklıdır. ğildir. Bu matbaada bu türün seçkin örneklerinin 4- Kitapların Fiyatları: basılıp yayılması beklenirdi. Bu yapılmadığı gibi, Matbaanın Osmanlı Devleti nin kültürel gelişibasımı yapılan siyasi tarih konusundaki kitapların minde etkin rol oynayamamasının temel nedenleseçiminin de çok akıllıca yapıldığını düşünmek rinden biri de kitap fiyatlarının beklenenin aksine, mümkün değildir. Devlet tarihçilerinin eserleri gerektiği ölçüde ucuz olmamasıdır. Aslında göreli basılırken, Türklerin tarihini Tâcü t-teravih adıyla olarak önemli bir ucuzlama olduğu anlaşılmakkaleme almış olan Hoca Saadettin in bu kitabının tadır. Vankulu Sözlüğü nün yazma nüshası 350 basılmaması şaşırtıcıdır. Çünkü bu eser, Osmanlı kuruşa satılırken, basma nüshasının yalnızca 35 sülalesini kökeninden başlayıp, oldukça ayrıntılı kuruşa satılması on katlık bir ucuzlamanın gerçekolarak I. Selim e (1470 1520 / Saltanatı 1512 1520) leştiğini ortaya çıkarmaktadır. Ancak, kitap fiyatkadar getirmektedir. Ayrıca eserin üslubu ve anla- ları ile o dönemde yüksek rütbeli devlet memurtım zenginliği bakımından diğer pek çok tarih ki- larının aldıkları günlük ücretler kıyaslandığında

AYIN DOSYASI 33 bu ucuzlamanın geniş halk kitlelerini kapsayacak ve onların kitaba yönelmelerini sağlayacak bir nitelik taşımadığı muhakkaktır. Bunun temel nedeni kitap fiyatları ile diğer temel gereksinimlerin değerleri arasındaki dengesizliktir. Şöyle ki Vankulu Sözlüğü ne öğrencilerin satın alabilmesi için biçilen 35 kuruşluk değer o sırada 10 altın etmekteydi. 10 altını bir sözlüğe verecek kaç öğrenci bulunabilirdi. Bu durumu bir karşılaştırmayla daha açık olarak görebiliriz. Temmuz-Ağustos 1718 aylarında Kral Rakoczi Edirne ye gelmiş, kendisi ve yanındakiler için üç ev kiralanmış ve on beş günlük kira karşılığı 2.400 akçe ödenmiştir. Yine 1722 yılında Kral Rakoczi ve yanındaki ünlü kişilerin gündelikleri şöyledir (1 kuruş=120 akçe) Kral Rakoczi 7.500 akçe x 30 gün = 225.000 akçe : 120 = 1.875 kuruş Mariasi (General) 240 akçe x 30 gün = 7.200 akçe : 120 = 60 kuruş Bercseny 600 akçe x 30 gün = 18.000 akçe : 120 = 150 kuruş Horvath Frencz (Kapı Kâhyası) 120 akçe x 30 gün = 3.600 akçe : 120 = 30 kuruş 1725 yılında ise yine Rakoczi nin emrine verilen Müteferrika nın günlüğü 50 akçe idi. Çevirmen Mustafa Ağa ya ise 30 akçe verilmiştir. Müteferrika, bu durumda kendisine Füyûzât-ı Mıknatisiye yi almaya kalksaydı; o tarihte 1 kuruş 120 akçe olduğuna göre, tam iki buçuk günlüğünü harcamak zorunda kalacaktı, hatta Vankulu Sözlüğü nü almaya gücü yetmeyecekti. Benzer şekilde Kral Rakoczi, aldığı gündelik 7.500 akçe yani 62,5 kuruşla ancak 35 kuruş olan Vankulu ile fiyatı 30 kuruş olan Cihânnümâyı satın alabilir ve yarım kuruş borçlu kalırdı. Hele tüm kitapların koleksiyonunun fiyatı olan 212 kuruş göz önüne alınırsa, örneğin müteferrika kendi koleksiyonunu elde edebilmek için, hiçbir şeye para harcamamak koşuluyla, 545 gün çalışacaktı. Kral Rakoczi ise aynı koleksiyonu ancak 4,5 günlüğünün tamamını vermekle edinebilirdi. Görüldüğü üzere 13 yıl içerisinde koca Osmanlı Devleti nde basılan 12.500 adet kitabın İstanbul veya birkaç büyük kentin dışına gitmediği ve yalnızca gelir düzeyi çok yüksek olan insanların elinde kaldığı anlaşılmaktadır. Bütün bunlar, Müteferrika matbaasını iyi niyetli bir amatörün çabalarından öteye geçemeyen güzel bir girişim olarak tanımamıza yol açmaktadır. Matbaa daha çok ekonomik nedenlerden dolayı güçlüğe düşmüş, doğal olarak işlevini yapamaz hâle gelmiştir. Başlangıçta çok zengin olan İbrahim Efendi nin ölürken bıraktığı miras sadece satılamayan pek çok kitaptır. Bütün bunlar göz önüne alınacak olursa, kitapların Osmanlı kültür yaşamında gerekli değişim ve dönüşümü sağlayamadığı açıkça ortaya çıkar. Zaten Müteferrika nın ölümünden bir süre sonra 1746 yılında, ne saraydan ne de özel kimselerden gerekli desteği bulan matbaa, tamamen devre dışı kalmıştır. Sonsöz Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Müteferrika nın ilk kitabını yayımladığı 1729 yılından önceki Osmanlı düşünce yaşamının niteliğiyle, onun son kitabını yayımladığı 1742 ya da kendisinden sonra, matbaanın işletilmesi yoluyla son kitabın yayımlandığı 1794 yılından sonraki Osmanlı düşünce yaşamının niteliği arasında ciddi bir değişiklik olmamıştır. Her şeyden önce matbaanın Osmanlı Devleti ne toplumsal bir gereklilik sonucu gelmediği anlaşılmaktadır. Yukarıda ayrıntısıyla anlatıldığı üzere, İbrahim Müteferrika nın ölümünden sonra matbaa 39 yıllık bir duraklama süreci geçirmiştir. Bu da matbaanın ya da kitap basma işinin toplumdan gelme bir gerekliliğe dayanmadığının ve yalnızca meraklı ve ilgili birkaç aydının özel uğraşı konumunda kaldığının açık bir kanıtıdır. Başka bir deyişle Batı da bir gereksinimden doğduğu açıkça anlaşılan matbaa, Türkiye ye devlet desteği ve özel çabayla getirtilmiş olmasına karşın, daha sonra toplumsal anlamda bir kabul görmemiş, sadece belli bir kesimin ilgi ve gayretiyle yaşatılabilmiş bir girişim olarak kalmıştır. Benzer şekilde, matbaa kurulmadan önce Türk entelektüel çevresinin ilgilendiği konularla, matbaa kurulduktan sonra yayımlanan kitapların konuları arasında büyük farklılıkların olmadığı anlaşılmaktadır. Matbaadan önce de ders kitapları ve dinî konuları içeren kitaplar ağırlıklı olarak ilgi görmekteyken, matbaadan sonra da, bu eğilimin değişmediği ve matbaada basılan din dışı konulardaki kitapların da okuyucu bulamadığı anlaşılmaktadır. Çünkü İbrahim Müteferrika nın ölümünden sonra yüzlerce kitabın satılmadan elde kaldığı görülmüştür. Bu durum iki noktayı çok açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. 1- Halkın okuma yazma oranı çok düşüktür. Bilenlerin de okuma alışkanlığı yoktur. 2- Halkın ilgisi yoğunlukla din konularına yönelmiştir. Matbaaya dinî kitap basmamak koşuluyla izin verildiğinden, matbaanın geniş halk kitlelerince kabul görmesi ve basılmış kitap okuma alışkanlığını kazanması bu yolla yok edilmiştir. Basma yapıtları okuma alışkanlığının halka kazandırılamaması sonucunda, Türk insanının bilim, felsefe, sanat vb. üst entelektüel alanlara ilgi duyması sağlanamamıştır. Dolayısıyla matbaayla birlikte Türk insanının ilgi konularında bir değişim olmamıştır. Bu durum matbaanın bilginin yaygınlaştırması işlevini yerine getirmesini engellemiş ve matbaayı yararsız kılmıştır. Türk insanın gereksinim duyduğu bilim, sanat ve genel kültür yapıtlarının seçilmesi, dolayısıyla da arza talep yaratmak amaçlanmadığından, matbaa da pek çok kurum gibi siyasetin gölgesinde, yönetime bağımlı, onu hoşnut edecek sıradan yapıtları yayımlamanın dışında bir şey yapmayan, sıradan bir kurum olarak kalmıştır.