Bilimsel Makalenin Anatomisi. Giriş Yöntem

Benzer belgeler
Girişimsel Makaleler nasıl yazılır? Prof Dr Fatih Ağalar Genel Cerrahi Bölümü Departman Tarih

Prof. Dr. Murat ÜNALACAK Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı

TOPLUM KÖKENLİ DERİ VE YUMUŞAK DOKU ENFEKSİYONLARINDA RİSK FAKTÖRLERİNİN BELİRLENMESİ VE TEDAVİDE SIK KULLANILAN ANTİBİYOTİKLERİN KARŞILAŞTIRILMASI

Kırım Kongo Kanamalı Ateş hastalarında ağırlık ve ölüm riskinin tahmininde plazma cell-free DNA düzeyinin önemi

HASTANELERDE AKILCI ANTİBİYOTİK KULLANIMI, TEMİNİ VE SATINALMA

Virulan Faz I. Çevresel faktörlere direncini sağlayan küçük spor benzeri formları var. Faz II. Avirulan. Ayrıca. Etkenin iki ayrı fazı saptanmış

Multipl organ yetmezliği ve refrakter hipotansiyon

MAKALE HAZIRLARKEN YAPILAN HATA VE YAYIN ETĐĞĐ AYKIRILIKLARI

Enzimlerinin Saptanmasında

Halis Akalın, Nesrin Kebabcı, Bekir Çelebi, Selçuk Kılıç, Mustafa Vural, Ülkü Tırpan, Sibel Yorulmaz Göktaş, Melda Sınırtaş, Güher Göral

Prediktör Testler ve Sıradışı Serolojik Profiller. Dr. Dilara İnan Isparta

Poster Nasıl Hazırlanır?

Gebelerde Toxoplasma gondii Seropozitifliğinin Değerlendirilmesinde İstenen Testlerin Önerilen Tanı Algoritmasına Uygunluğunun Değerlendirilmesi

Çalışmaya katılan hasta sayısı: 7601 (7599 hastanın datası toplandı)

İNFEKSİYÖZ ENSEFALİTLER: HSV-1 E BAĞLI OLAN VE OLMAYAN OLGULARIN KARŞILAŞTIRILMASI

Vaxoral. Tekrarlayan bakteriyel solunum yolu enfeksiyonlarının önlenmesinde 5. Şimdi. Zamanı. KOAH Kronik bronşit Sigara kullanımı

T. C. İSTANBUL BİLİM ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TEZ YAZIM KURALLARI

Doç.Dr.Berrin Karadağ Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Geriatri

BU İNFLUENZA SALGIN DEĞİL: ÇOCUK VE ERİŞKİN HASTALARIMIZIN DEĞERLENDİRİLMESİ

BIR GRİP SEZONUNUN BAŞıNDA İLK OLGULARıN İRDELENMESİ

D Vitaminin Relaps Brucelloz üzerine Etkisi. Yrd.Doç.Dr. Turhan Togan Başkent Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

BRCA 1/2 DNA Analiz Paneli

VİRUS HASTALIKLARINDA TANI YÖNTEMLERİ

SEPSİSTE YENİ TANIMLAMALAR NE DEĞİŞTİ? Doç. Dr. Murat Hakan Terekeci

RATLARDA ANNE YOKSUNLUĞU SENDROMUNA ZENGĠNLEġTĠRĠLMĠġ ÇEVRENĠN ETKĠSĠ. Serap ATA, Hülya İNCE, Ömer Faruk AYDIN, Haydar Ali TAŞDEMİR, Hamit ÖZYÜREK

Muzaffer Fincancı İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi

(ZORUNLU) MOLEKÜLER İMMÜNOLOJİ I (TBG 607 TEORİK 3, 3 KREDİ)

ORTOPEDİK PROTEZ ENFEKSİYONLARINDA SONİKASYON DENEYİMİ

İMMUNİZASYON. Bir bireye bağışıklık kazandırma! Bireyin yaşı? İmmunolojik olarak erişkin mi? Maternal antikor? Konak antijene duyarlı mı? Sağlıklı mı?

FİBROBLAST SİPARİŞ FORMU. T.C. Kimlik No: Cinsiyeti: K E

SİSTEMİK İNFLAMASYON VE NÖRONAL AKTİVİTE

Dr.Şua Sümer Selçuk Üniversitesi Selçuklu Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD KONYA

Brusellozda laboratuvar tanı yöntemleri

Toplum başlangıçlı Escherichia coli

Anti-HIV Pozitif Bulunan Hastada Kesin Tanı Algoritması. Doç. Dr. Kenan Midilli İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı

Hücre Biyoloji Laboratuarı Güz dönemi Alıştırma Soruları (Dr.Selcen Çelik)

Diyabetik Ayak Yarası ve İnfeksiyonunun Tanısı, Tedavisi ve Önlenmesi: Ulusal Uzlaşı Raporu

Makalede ve Tezde Tartışma Yazımı AYŞE BİLGE ÖZTÜRK KOÇ ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ ALLERJİ VE İMMUNOLOJİ BÖLÜMÜ

ORTOPEDİK CERRAHİ GİRİŞİMLERLE İLİŞKİLİ İNFEKSİYONLARIN İRDELENMESİ. Dr. Hüsrev DİKTAŞ Girne Asker Hastanesi/KKTC

15- RADYASYONUN NÜKLEİK ASİTLER VE PROTEİNLERE ETKİLERİ

Engraftman Dönemi Komplikasyonlarda Hemşirelik İzlemi. Nevin ÇETİN Hacettepe Üniversitesi Pediatrik KİTÜ

WEİL-FELİX TESTİ NEDİR NASIL YAPILIR? Weil Felix testi Riketsiyozların tanısında kullanılır.

PROJE HAZIRLAMA Proje;

GEBELİK ve BÖBREK HASTALIKLARI

DNA Đzolasyonu. Alkaline-SDS Plasmit Minipreleri. Miniprep ler bakteri kültüründen plasmit DNA sı izole etmenizi sağlar.

B. garinii B. afzelii B. valaisiana B. japonica. B. tanukii. B. sinica B. andersonii B. bissettii

HEMATOPOİETİK KÖK HÜCRE NAKLİNDE KAN ÜRÜNLERİ KULLANIMI DOÇ.DR.BETÜL TAVİL HÜTF PEDİATRİK HEMATOLOJİ/KİT ÜNİTESİ

BÖBREK NAKİLLİ ÇOCUKLARDA GEÇ DÖNEM AKUT REJEKSİYONUN GREFT SAĞKALIMI ÜZERİNE ETKİLERİ. Başkent Üniversitesi Çocuk Nefroloji Dr.

Psikolojide Akademik Yazım PSY-103

Kistik Fibrozis DNA Analiz Paneli

Kardiyopulmoner bypass uygulanacak olgularda insülin infüzyonunun inflamatuvar mediatörler üzerine etkisi

TOKSOPLAZMA İNFEKSİYONUNUN LABORATUVAR TANISI UZM.DR.CENGİZ UZUN ALMAN HASTANESİ

Karaciğer Fonksiyon Bozukluklarına Yaklaşım

Acinetobacter Salgını Kontrolü Uzm. Hem. H. Ebru DÖNMEZ

Kış Sezonunda Görülen İnfluenza Virüsü Tipleri ve Tedavide Oseltamivir in Etkinliği

EĞİTİM SONRASI BAŞARI ÖLÇME FORMU

SU ÜRÜNLERİ SAĞLIĞI BÖLÜM BAŞKANLIĞI

Yasemin Budama Kılınç1, Rabia Çakır Koç1, Sevim Meşe2, Selim Badur2,3

Burcu Bursal Duramaz*, Esra Şevketoğlu, Serdar Kıhtır, Mey Talip. Petmezci, Osman Yeşilbaş, Nevin Hatipoğlu. *Bezmialem Üniversitesi Tıp Fakültesi

SEPSİS OLGULARI. Prof Dr Sait Karakurt Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Ana Bilim Dalı

Tam Kan Analizi. Yrd.Doç.Dr.Filiz BAKAR ATEŞ

Makale Değerlendirme Formu

Kolistin ilişkili nefrotoksisite oranları ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi

TİP I HİPERSENSİTİVİTE REAKSİYONU. Prof. Dr. Bilun Gemicioğlu

T.C. OKAN ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ.. ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI YÜKSEK LİSANS TEZ/PROJE ÖNERİSİ HAZIRLAYAN TEZ DANIŞMANI

Farklı deneysel septik şok modellerinde bulgularımız. Prof. Dr. Alper B. İskit Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı

ETKEN BELİRLEMEDE KLASİK YÖNTEMLER, MOLEKÜLER YÖNTEMLER. Doç. Dr. Gönül ŞENGÖZ 9 Mayıs 2014

SOLİD ORGAN TRANSPLANTASYONLARINDA İMMÜN MONİTORİZASYON

T.C. ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE AYDIN

KANIN GÖREVLERİ NELERDİR?

Maymun Çiçek Virüsü (Monkeypox) VEYSEL TAHİROĞLU

14 Aralık 2012, Antalya

HEMODİYALİZ HASTALARININ HİPERTANSİYON YÖNETİMİNE İLİŞKİN EVDE YAPTIKLARI UYGULAMALAR

MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ. Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D.

KULLANMA TALĐMATI. Bu ilacı kullanmaya başlamadan önce bu KULLANMA TALĐMATINI dikkatlice okuyunuz, çünkü sizin için önemli bilgiler içermektedir.

Mitokondrial DNA Analiz Paneli

Çocuklarda Akut Solunum Sıkıntısı Sendromu (ARDS) ve Tedavisi. Tolga F. Köroğlu Dokuz Eylül Üniversitesi

Membranoproliferatif Glomerülonefriti Taklit Eden Trombotik Mikroanjiopatili Bir Olgu

Tatarcık Ateşi Doç. Dr. Üner Kayabaş İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Malatya

ÇEKİRDEK EĞİTİM MÜFREDATI GELİŞİM SÜRECİ VE İÇERİĞİ. Dr. Canan Ağalar SB FSM EAH

YILIN SES GETİREN MAKALELERİ

Akademik Rapor Hazırlama ve Yazışma Teknikleri

Prof. Dr. Özlem Tünger Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji

Akut ve Kronik Hepatit B Aktivasyonunun Ayrımı. Dr. Murat Kutlu Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi

Uzm. Dr. Nur Benzonana

İlaç Allerjisi İle Oluşan Klinik Sendromlar

VİRAL ENFEKSİYONLAR VE KORUNMA. Yrd. Doç. Dr. Banu KAŞKATEPE

GEBELİKTE SİFİLİZ. Dr. Mustafa Özgür AKÇA Bursa Yüksek İhtisas E.A.H. Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği

Romatizmal Mitral Darlığında Fetuin-A Düzeyleri Ve Ekokardiyografi Bulguları İle İlişkisi

T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Akılcı İlaç Kullanımı, İlaç Tedarik Yönetimi ve Tanıtım Daire Başkanlığı

RENAL TRANSPLANT ALICILARINDA C5aR 450 C/T GEN POLİMORFİZMİ: GREFT ÖMRÜ İLE T ALLELİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

TLERDE SEROLOJİK/MOLEK HANGİ İNCELEME?) SAPTANMASI

ENDOKARDİT. Dr. Zerrin Yuluğkural KLİMİK İnfektif Endokardit: Güncel Bilgiler, Yerel Veriler


Probiyotik suşları. Prof Dr Tarkan Karakan Gazi Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı

Karaciğer laboratuvar. bulguları. Prof.Dr.Abdullah.Abdullah SONSUZ Gastroenteroloji Bilim Dalı. 5.Yarıyıl

Gelişen teknoloji Tanı ve tedavide kullanım Uygulanan teknikler çok gelişmiş bile olsalar kendine özgü komplikasyon riskleri taşımaktadırlar

Klinik Çalışanlarına Önerilen Sağlık Girişimleri

Transkript:

Bilimsel Makalenin Anatomisi Giriş Yöntem

Özensiz yazan kişi, öncelikle kendi düşüncelerine değer vermediğini itiraf ediyor demektir Arthur Schopenhauer (1788-1860)

Kural 1: Açık, net, basit ancak basitleştirmeden! Açık, net fikirler açık ve net ifadeyi doğurur. Bir fikri açık ve net ifade etmek, fikir sahibinin sorumluluğundadır. Açık ve net ifade için öncelikle çok düşünmek gerekir. Eğitim ve Pratik

Okur???

Kural 2: Yazarken aklında hep okur olsun! Okur sadece okumaz, yorumlar! Yorum için; İçerik kadar biçim de önemlidir!

Hofmann AH. Scientific Writing & Communication

Bilimsel Makalenin Bölümleri: 1. Giriş Introduction 2. Yöntem Materials & Methods 3. Bulgular Results 4. İrdeleme Discussion 5. Teşekkür Acknowledgments 6. Referanslar References 7. Tablolar Tables 8. Grafikler Figures 9. Grafik açıklamaları Figure legends

Bilimsel Makalenin Bölümleri: GiYBİ 1. Giriş Introduction 2. Yöntem Materials & Methods 3. Bulgular Results 4. İrdeleme Discussion 5. Teşekkür Acknowledgments 6. Referanslar References 7. Tablolar Tables 8. Grafikler Figures 9. Grafik açıklamaları Figure legends IMRAD

GİRİŞ 1. Okuyucunun ilgisini çekmek 2. Makalenin anlaşılmasını sağlamak (kısa bilgi, bağlam) Giriş kısa olmalı: 250-600 kelime veya Çift aralıklı, 1-2 A4 sayfası

Giriş huniye benzemeli: 1. Bilinen 2. Bilinmeyen 3. Amaç (soru) 4. Araştırma yöntemi

1. Bilinen (Background) a. Genel b. Özel Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir(7). Hasta serunlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombısitopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

1. Bilinen (Background) a. Genel b. Özel Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir(7). Hasta serunlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombısitopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

1. Bilinen (Background) a. Genel b. Özel Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir(7). Hasta serunlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombısitopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

1. Bilinen (Background) a. Genel b. Özel Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir(7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombısitopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

1. Bilinen (Background) a. Genel b. Özel Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir(7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

1. Bilinen (Background) a. Genel b. Özel Giriş bilgi vermeli ancak literatür derlemesi yapmamalı! Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir(7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

1. Bilinen (Background) a. Genel b. Özel Giriş bilgi vermeli ancak literatür derlemesi yapmamalı! Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

1. Bilinen (Background) a. Genel b. Özel Giriş çok kısa olmamalıdır! Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir(7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

Giriş huniye benzemeli: 1. Bilinen 2. Bilinmeyen 3. Amaç (soru) 4. Araştırma yöntemi

2. Bilinmeyen Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

Giriş huniye benzemeli: 1. Bilinen 2. Bilinmeyen 3. Amaç (soru) 4. Araştırma yöntemi

3. Amaç (çalışma sorusu) Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.

Giriş huniye benzemeli: 1. Bilinen 2. Bilinmeyen 3. Amaç (soru) 4. Araştırma yöntemi

4. Çalışma yöntemi (kısaca belirtilmelidir) Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda İME tedavisinde rifampisinin yeri araştırılmıştır.????

4. Çalışma yöntemi (kısaca belirtilmelidir) Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (2). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (3). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. İME tedavisinde doksisiklin uzun yıllardır başarıyla kullanılmaktadır. Ancak çocuk ve gebelerde hangi ilacın kullanılacağına dair tartışmalar devam etmektedir. Çalışmamızda gebeler ve çocuklarda güvenle kullanılabilen bir antibiyotik olan rifampisinin E. chaffeensis e karşı etkili olup olmadığı insan monosit hücre kültürü bloklarında elektron mikroskobu yardımıyla araştırılmıştır.

Giriş huniye benzemeli: (Tanımlayıcı araştırma) 1. Bilinen 2. Bulunan 3. Araştırma yöntemi 4. Tanımlama 5. Bulgunun önemi

2. Bulunan Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. Bu çalışmada direkt floresan antikor yöntemiyle İME tanısı konulabileceği gösterilmiştir.

3. Araştırma yöntemi Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. Bu çalışmada direkt floresan antikor yöntemiyle İME tanısı konulabileceği gösterilmiştir.

4. Tanımlama Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. Bu çalışmada direkt floresan antikor yöntemiyle İME tanısı konulabileceği gösterilmiştir.????

5. Bulgunun önemi Ehrlichia lar, farklı memelilerin lökosit ve trombositlerini infekte edebilen zorunlu hücre içi bakteriler olup kenelerle taşınırlar (1). Köpekler E. canis, E. chaffeensis, E. ewengii ve Anaplasma phagocytophilum (Ehrlichia equi) ile infekte olabilirler (2). Bu türlerin hepsi benzer klinik ve hematolojik belirti ve bulgulara neden olurlar. Dolayısıyla klinik ve hematolojik bulgularla ayırım yapmak mümkün değildir. E. canis ilk tanımlanan türdür (3-5). Tüm dünyada yaygın olup özellikle tropikal ve subtropikal bölgelerde yaşayan köpeklerde sıktır. Köpeklerde akut evrede tanı koymak zor olduğundan çoğu kronik infeksiyonla karşımıza çıkar (6). E. chaffeensis insan monositik erlihyoz (İME) etkenidir. Ölümle sonuçlanabilen bu hastalık ilk defa 1987 yılında ABD de keşfedilmiştir (7). Hasta serumlarının E. canis ten hazırlanan bir antijenle çapraz reaksiyon vermesi nedeniyle önce E. canis infeksiyonu olduğu zannedilmiş ancak daha sonradan etkenin E. chaffeensis olduğu anlaşılmıştır. Bakteri 1991 yılında izole edilmiş ve moleküler yapısı ortaya komuştur (8). Bu ehrlichia türünün doğadaki doğal rezervuarı beyaz kuyruklu geyiktir (9). İME daha çok güney-orta ve kuzey-doğu Amerika da görülmektedir. Hastalık ateş, baş ağrısı, kas ağrısı ve bulatı-kusma ile seyreder (10). Lökopeni, trombositopeni ve AST/ALT yüksekliği görülür. Tanıda PY, kandan PCR veya serolojik testler kullanılabilir. Bu çalışmada direkt floresan antikor (DFA) yöntemiyle İME tanısı konulabileceği gösterilmiştir. Bu yöntemle İME tanısı kolay, hızlı ve doğru bir şekilde konulabilecek ve tedavi başarısı artacaktır.

GİRİŞ Örnekler/Sık yapılan hatalar

Günümüzde sağlık hizmetleri maliyetlerinin giderek artmasının öncelikli nedenlerinden biri sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonlardır. Sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların morbidite ve mortaliteyi artırırken, hastane yatış süresini uzattığı ve dolayısıyla maliyeti artırdığı bilinmektedir (1,2). ABD de her yıl 1.7 milyon hastada sağlık hizmetine bağlı infeksiyon geliştiği, bunların 100 000 inin hayatını kaybettiği ve ayrıca yılda 5-7 milyar dolar yıllık ek harcama olduğu bildirilmiştir (3). Sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların önlenmesinde en etkin ve en basit infeksiyon kontrol yönteminin el hijyeni olduğu bilinen bir gerçektir. Çeşitli çalışmalarda sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların %30 kadarının sadece el hijyeniyle önlenebildiği gösterilmiştir (3-5). Bu çalışma.. Üniversite hastanesinde sağlık çalışanlarının el hijyenine uyum oranını belirlemek üzere yapılmıştır. 1. Bilinen 2. Bulunan 3. Araştırma yöntemi 4. Tanımlama 5. Bulgunun önemi

Günümüzde sağlık hizmetleri maliyetlerinin giderek artmasının öncelikli nedenlerinden biri sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonlardır. Sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların morbidite ve mortaliteyi artırırken, hastane yatış süresini uzattığı ve dolayısıyla maliyeti artırdığı bilinmektedir (1,2). ABD de her yıl 1.7 milyon hastada sağlık hizmetine bağlı infeksiyon geliştiği, bunların 100 000 inin hayatını kaybettiği ve ayrıca yılda 5-7 milyar dolar yıllık ek harcama olduğu bildirilmiştir (3). Sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların önlenmesinde en etkin ve en basit infeksiyon kontrol yönteminin el hijyeni olduğu bilinen bir gerçektir. Çeşitli çalışmalarda sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların %30 kadarının sadece el hijyeniyle önlenebildiği gösterilmiştir (3-5). Bu çalışma.. Üniversite hastanesinde sağlık çalışanlarının el hijyenine uyum oranını belirlemek üzere doğrudan gözlem yöntemiyle yapılan kesitsel bir çalışmadır. 1. Bilinen 2. Bulunan 3. Araştırma yöntemi 4. Tanımlama 5. Bulgunun önemi

Günümüzde sağlık hizmetleri maliyetlerinin giderek artmasının öncelikli nedenlerinden biri sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonlardır. Sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların morbidite ve mortaliteyi artırırken, hastane yatış süresini uzattığı ve dolayısıyla maliyeti artırdığı bilinmektedir (1,2). ABD de her yıl 1.7 milyon hastada sağlık hizmetine bağlı infeksiyon geliştiği, bunların 100 000 inin hayatını kaybettiği ve ayrıca yılda 5-7 milyar dolar yıllık ek harcama olduğu bildirilmiştir (3). Sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların önlenmesinde en etkin ve en basit infeksiyon kontrol yönteminin el hijyeni olduğu bilinen bir gerçektir. Çeşitli çalışmalarda sağlık hizmetiyle ilişkili infeksiyonların %30 kadarının sadece el hijyeniyle önlenebildiği gösterilmiştir (3-5). Bu çalışma.. Üniversite hastanesinde sağlık çalışanlarının el hijyenine uyum oranını belirlemek üzere doğrudan gözlem yöntemiyle yapılan kesitsel bir çalışmadır. El hijyenine uyum oranının yoğun bakım ünitelerinde ve kıdemli doktorlarda düşük olduğu bulunmuştur. Sağlık hizmetlerine bağlı infeksiyonları azaltabilmek için bu gruptaki uyumsuzluk nedenleri üzerinde durulmalıdır. 1. Bilinen 2. Bulunan 3. Araştırma yöntemi 4. Tanımlama 5. Bulgunun önemi

Ağır sepsis ve septik şok, hastanede yatan hastalarda önemli bir ölüm sebebi olup hastanede gerçekleşen ölümlerin %9 undan sorumludur (1). Ağır sepsiste izlenen patofizyolojik değişikliklerden bakteriyel yapıların tetiklemesi ile makrofajlar tarafından salgılanan inflamatuvar sitokinlerin rolü büyüktür (2-4). İnflamatuvar sitokinlerin yarattığı aşırı inflamasyon, periferik vasküler tonusta azalma, kapiller kaçak, koagülasyon ve doku hasarına neden olmakta bunun sonucunda organ yetmezliği ve ölüm gelişmektedir (5). İnflamatuvar yanıtın ölçülü ve doğru bir şekilde gelişmesi için pro-inflamatuvar sitokinlerin salınımının kontrollü olması gerekir. Sitokin salınımını artıran genlerin ekspresyonu mrna transkripsiyonu ile gerçekleşir. Dolayısıyla salınımı belirleyen önemli bir faktör mrna nın stabilitesidir (6). UV ışını, iyonize radyasyon, ısı şoku ve mrna bağlayan proteinler mrna stabilitesini kontrol eden faktörlerdendir. ARE (AdeninUrasil rich element) mrna ya bağlanarak transkripsiyonu engelleyen proteinlerin başında gelmektedir. Çalışmamızda ARE-mutant (ARE -) farelerde LPS enjeksiyonu sonrasında sitokin düzeyleri ölçülmüş ve sağ kalım yönünden sağlıklı farelerle karşılaştırma yapılmıştır.

Ağır sepsis ve septik şok, hastanede yatan hastalarda önemli bir ölüm sebebi olup hastanede gerçekleşen ölümlerin %9 undan sorumludur (1). Ağır sepsiste izlenen patofizyolojik değişikliklerden bakteriyel yapıların tetiklemesi ile makrofajlar tarafından salgılanan inflamatuvar sitokinlerin rolü büyüktür (2-4). İnflamatuvar sitokinlerin yarattığı aşırı inflamasyon, periferik vasküler tonusta azalma, kapiller kaçak, koagülasyon ve doku hasarına neden olmakta bunun sonucunda organ yetmezliği ve ölüm gelişmektedir (5). İnflamatuvar yanıtın ölçülü ve doğru bir şekilde gelişmesi için pro-inflamatuvar sitokinlerin salınımının kontrollü olması gerekir. Sitokin salınımını artıran genlerin ekspresyonu mrna transkripsiyonu ile gerçekleşir. Dolayısıyla salınımı belirleyen önemli bir faktör mrna nın stabilitesidir (6). UV ışını, iyonize radyasyon, ısı şoku ve mrna bağlayan proteinler mrna stabilitesini kontrol eden faktörlerdendir. ARE (AdeninUrasil rich element) mrna ya bağlanarak transkripsiyonu engelleyen proteinlerin başında gelmektedir. Çalışmamızda ARE-mutant (ARE -) farelerde LPS enjeksiyonu sonrasında sitokin düzeyleri ölçülmüş ve sağ kalım yönünden sağlıklı farelerle karşılaştırma yapılmıştır.

Ağır sepsis ve septik şok, hastanede yatan hastalarda önemli bir ölüm sebebi olup hastanede gerçekleşen ölümlerin %9 undan sorumludur (1). Ağır sepsiste izlenen patofizyolojik değişikliklerden bakteriyel yapıların tetiklemesi ile makrofajlar tarafından salgılanan inflamatuvar sitokinlerin rolü büyüktür (2-4). İnflamatuvar sitokinlerin yarattığı aşırı inflamasyon, periferik vasküler tonusta azalma, kapiller kaçak, koagülasyon ve doku hasarına neden olmakta bunun sonucunda organ yetmezliği ve ölüm gelişmektedir (5). İnflamatuvar yanıtın ölçülü ve doğru bir şekilde gelişmesi için pro-inflamatuvar sitokinlerin salınımının kontrollü olması gerekir. Sitokin salınımını artıran genlerin ekspresyonu mrna transkripsiyonu ile gerçekleşir. Dolayısıyla salınımı belirleyen önemli bir faktör mrna nın stabilitesidir (6). UV ışını, iyonize radyasyon, ısı şoku ve mrna bağlayan proteinler mrna stabilitesini kontrol eden faktörlerdendir. ARE (AdeninUrasil rich element) mrna ya bağlanarak transkripsiyonu engelleyen proteinlerin başında gelmektedir. Çalışmamızda ARE-mutant (ARE -) farelerde LPS enjeksiyonu sonrasında sitokin düzeyleri ölçülmüş ve sağ kalım yönünden sağlıklı farelerle karşılaştırma yapılmıştır. Bilinmeyen??? Araştırma Sorusu???

Ağır sepsis ve septik şok, hastanede yatan hastalarda önemli bir ölüm sebebi olup hastanede gerçekleşen ölümlerin %9 undan sorumludur (1). Ağır sepsiste izlenen patofizyolojik değişikliklerden bakteriyel yapıların tetiklemesi ile makrofajlar tarafından salgılanan inflamatuvar sitokinlerin rolü büyüktür (2-4). İnflamatuvar sitokinlerin yarattığı aşırı inflamasyon, periferik vasküler tonusta azalma, kapiller kaçak, koagülasyon ve doku hasarına neden olmakta bunun sonucunda organ yetmezliği ve ölüm gelişmektedir (5). İnflamatuvar yanıtın ölçülü ve doğru bir şekilde gelişmesi için pro-inflamatuvar sitokinlerin salınımının kontrollü olması gerekir. Sitokin salınımını artıran genlerin ekspresyonu mrna transkripsiyonu ile gerçekleşir. Dolayısıyla salınımı belirleyen önemli bir faktör mrna nın stabilitesidir (6). UV ışını, iyonize radyasyon, ısı şoku ve mrna bağlayan proteinler mrna stabilitesini kontrol eden faktörlerdendir. ARE (AdeninUrasil rich element) mrna ya bağlanarak transkripsiyonu engelleyen proteinlerin başında gelmektedir. ARE nin septik şok sırasında aşırı inflamasyonu önleyebileceği düşünülmekle birlikte ARE eksikliğinin aşırı inflamasyon ve ölüme neden olduğu konusunda bilgi yoktur. Çalışmamızda ARE eksikliğinin aşırı inflamasyon ve sonrasında ölüme neden olup olmadığını invivo olarak göstermek üzere ARE-mutant (ARE -) farelerde LPS enjeksiyonu sonrasında sitokin düzeyleri ölçülmüş ve sağ kalım yönünden sağlıklı farelerle karşılaştırma yapılmıştır.

Ağır sepsis ve septik şok, hastanede yatan hastalarda önemli bir ölüm sebebi olup hastanede gerçekleşen ölümlerin %9 undan sorumludur (1). Ağır sepsiste izlenen patofizyolojik değişikliklerden bakteriyel yapıların tetiklemesi ile makrofajlar tarafından salgılanan inflamatuvar sitokinlerin rolü büyüktür (2-4). İnflamatuvar sitokinlerin yarattığı aşırı inflamasyon, periferik vasküler tonusta azalma, kapiller kaçak, koagülasyon ve doku hasarına neden olmakta bunun sonucunda organ yetmezliği ve ölüm gelişmektedir (5). İnflamatuvar yanıtın ölçülü ve doğru bir şekilde gelişmesi için pro-inflamatuvar sitokinlerin salınımının kontrollü olması gerekir. Sitokin salınımını artıran genlerin ekspresyonu mrna transkripsiyonu ile gerçekleşir. Dolayısıyla salınımı belirleyen önemli bir faktör mrna nın stabilitesidir (6). UV ışını, iyonize radyasyon, ısı şoku ve mrna bağlayan proteinler mrna stabilitesini kontrol eden faktörlerdendir. ARE (AdeninUrasil rich element) mrna ya bağlanarak transkripsiyonu engelleyen proteinlerin başında gelmektedir. ARE nin septik şok sırasında aşırı inflamasyonu önleyebileceği düşünülmekle birlikte ARE eksikliğinin aşırı inflamasyon ve ölüme neden olduğu konusunda bilgi yoktur. Çalışmamızda ARE eksikliğinin aşırı inflamasyon ve sonrasında ölüme neden olup olmadığını invivo olarak göstermek üzere ARE-mutant (ARE -) farelerde LPS enjeksiyonu sonrasında sitokin düzeyleri ölçülmüş ve sağ kalım yönünden sağlıklı farelerle karşılaştırma yapılmıştır.

Ağır sepsis ve septik şok, hastanede yatan hastalarda önemli bir ölüm sebebi olup hastanede gerçekleşen ölümlerin %9 undan sorumludur (1). Ağır sepsiste izlenen patofizyolojik değişikliklerden bakteriyel yapıların tetiklemesi ile makrofajlar tarafından salgılanan inflamatuvar sitokinlerin rolü büyüktür (2-4). İnflamatuvar sitokinlerin yarattığı aşırı inflamasyon, periferik vasküler tonusta azalma, kapiller kaçak, koagülasyon ve doku hasarına neden olmakta bunun sonucunda organ yetmezliği ve ölüm gelişmektedir (5). İnflamatuvar yanıtın ölçülü ve doğru bir şekilde gelişmesi için pro-inflamatuvar sitokinlerin salınımının kontrollü olması gerekir. Sitokin salınımını artıran genlerin ekspresyonu mrna transkripsiyonu ile gerçekleşir. Dolayısıyla salınımı belirleyen önemli bir faktör mrna nın stabilitesidir (6). UV ışını, iyonize radyasyon, ısı şoku ve mrna bağlayan proteinler mrna stabilitesini kontrol eden faktörlerdendir. ARE (AdeninUrasil rich element) mrna ya bağlanarak transkripsiyonu engelleyen proteinlerin başında gelmektedir. ARE nin septik şok sırasında aşırı inflamasyonu önleyebileceği düşünülmekle birlikte ARE eksikliğinin aşırı inflamasyon ve ölüme neden olduğu konusunda bilgi yoktur. Çalışmamızda ARE eksikliğinin aşırı inflamasyon ve sonrasında ölüme neden olup olmadığını invivo olarak göstermek üzere ARE-mutant (ARE -) farelerde LPS enjeksiyonu sonrasında sitokin düzeyleri ölçülmüş ve sağ kalım yönünden sağlıklı farelerle karşılaştırma yapılmıştır.

FR2, DExD/H-box protein ailesinin bir üyesidir (1). Bu protein ailesi, NTPaz ve helikaz aktivitesi gösterir. FR2 C-terminalinde bulunan helikaz bölgesi (FR2hel) sayesinde NTPaz ve helikaz aktivitesine sahiptir (2,3). FR2, HCV NS4A bölgesine bağlanma özelliğine de sahiptir. Bu güne kadar FR2 nin pek çok fonksiyonu aydınlatılmış olmakla birlikte endoplazmik retikuluma bağlanıp bağlanamadığı ve proteaz aktivitesi gösterip göstermediği henüz anlaşılamamıştır. Çalışmamızda floresan protein füzyon yöntemi kullanılarak FR2 nin ER a bağlanıp bağlanmadığı ve bağlanma bölgesinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.

FR2, DExD/H-box protein ailesinin bir üyesidir (1). Bu protein ailesi, NTPaz ve helikaz aktivitesi gösterir. FR2 C-terminalinde bulunan helikaz bölgesi (FR2hel) sayesinde NTPaz ve helikaz aktivitesine sahiptir (2,3). FR2, HCV NS4A bölgesine bağlanma özelliğine de sahiptir. Bu güne kadar FR2 nin pek çok fonksiyonu aydınlatılmış olmakla birlikte endoplazmik retikuluma bağlanıp bağlanamadığı ve proteaz aktivitesi gösterip göstermediği henüz anlaşılamamıştır. Çalışmamızda floresan protein füzyon yöntemi kullanılarak FR2 nin ER a bağlanıp bağlanmadığı ve bağlanma bölgesinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.

FR2, DExD/H-box protein ailesinin bir üyesidir (1). Bu protein ailesi, NTPaz ve helikaz aktivitesi gösterir. FR2 C-terminalinde bulunan helikaz bölgesi (FR2hel) sayesinde NTPaz ve helikaz aktivitesine sahiptir (2,3). FR2, HCV NS4A bölgesine bağlanma özelliğine de sahiptir. Bu güne kadar FR2 nin pek çok fonksiyonu aydınlatılmış olmakla birlikte endoplazmik retikuluma bağlanıp bağlanamadığı ve proteaz aktivitesi gösterip göstermediği henüz anlaşılamamıştır. Çalışmamızda floresan protein füzyon yöntemi kullanılarak FR2 nin ER a bağlanıp bağlanmadığı ve bağlanma bölgesinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.

FR2, DExD/H-box protein ailesinin bir üyesidir (1). Bu protein ailesi, NTPaz ve helikaz aktivitesi gösterir. FR2 C-terminalinde bulunan helikaz bölgesi (FR2hel) sayesinde NTPaz ve helikaz aktivitesine sahiptir (2,3). FR2, HCV NS4A bölgesine bağlanma özelliğine de sahiptir. Bu güne kadar FR2 nin pek çok fonksiyonu aydınlatılmış olmakla birlikte endoplazmik retikuluma bağlanıp bağlanamadığı ve proteaz aktivitesi gösterip göstermediği henüz anlaşılamamıştır. Çalışmamızda floresan protein füzyon yöntemi kullanılarak FR2 nin ER a bağlanıp bağlanmadığı ve bağlanma bölgesinin tespit edilmesi amaçlanmıştır.?????

CTD88, hayvan deneylerinde güçlü analjezik ve antiallodinik etkisi gösterilmiş bir moleküldür. Ancak insanlarda post-herpetik nevraljide etkili olup olmadığı bilinmemektedir. CTD88 in post herpetik nevraljide etkililik ve güvenilirliğini araştırmak üzere 50 yaş üzerinde 20 hastanın dahil edildiği randomize çift-kör çalışma planlandı.?????

YÖNTEM 1. Sonuçlara varmak için uygun mu? 2. Tekrar edilebilirlik için yeterli bilgi içeriyor mu? Yöntem; 1. Başka araştırıcıların tekrar edebileceği kadar detaylı olmalı 2. Gereçleri, nesneleri (denek, bakteri vb), çalışma yöntemini, çalışma akışını içermeli 3. Sonuçları içermemeli

Çalışmanın yöntemsel detayları: İlk defa kullanılan bir yöntem ayrıntılarıyla yer almalı Daha önce kullanılmış yöntem için kaynak göstermek yeterlidir: Plazmidler, Braun ve ark. nın uyguladığı yöntemle izole edildi (8). Plazmidler izole edilirken, Braun ve ark. nın uyguladığı yöntemde (8) küçük değişiklikler yapıldı: DNA parçacıkları steril distile su yerine tampon çözeltide çözüldü. Kaynak gösterilirken asıl kaynağa atıfta bulunmak gerekir Çalışma suşları, Kohner ve ark. nın uyguladığı yöntemle; %5 at kanı içerisine 1mikrogram/ml Amfoterisin B eklenip 35 o C de 24 saat inkübasyonunu ardından -80oC de saklandı.

Bir başka araştırıcının aynen tekrarlayabileceği kadar teknik ayrıntı verilmelidir: sıcaklık, ph, hacim, süre, miktarlar, kullanılan alet/gereçler (ticari ismi, üreticisi, model numarası, lot numarası vb) Tüm örnekler santrifüj edildi Tüm örnekler, 25 o C de 5000xg devirde 30 dakika santrifüj edildi Hücreleri parçalamak için, 250 mikrolitre SDS-tamponu [10nM Tris-HCl ph 7.5, 150 mm NaCl, 1mM EDTA ph 8.0, %1 SDS, 1:100 100mM fenilmetilsulfonil florid (PMSF) ve 100 x lizofosfatidik asit (LPA)] kullanıldı. Hücreler parçalandıktan sonra üstte kalan sıvı uzaklaştırılarak yeniden suspansiyon hazırlandı. Hücreleri parçalamak için, 250 mikrolitre SDS-tamponu [10nM Tris-HCl ph 7.5, 150 mm NaCl, 1mM EDTA ph 8.0, %1 SDS, 1:100 100mM fenilmetilsulfonil florid (PMSF) ve 100 x lizofosfatidik asit (LPA)] kullanıldı. Hücreler parçalandıktan sonra üstte kalan sıvı uzaklaştırıldı ve 100 mikrolitre steril SF eklenerek yeniden suspansiyon hazırlandı.

Çalışmamızda el yıkamaya uyumu belirleyen faktörler istatistiksel yöntemlerle karşılaştırıldı Çalışmamızda el yıkamaya uyumu belirleyen faktörlerin karşılaştırılmasında hazır istatistik programı (STATA 9.0, ABD) kullanıldı. Kategorik değişkenler ki-kare testi ile, sürekli değişkenler student-t testi ile karşılaştırıldı. Dirençli suşlar 3 ay süreyle -20 o C de 1.5 ml lik eppendorf tüplerinde saklandı Dirençli suşlar 3 ay süreyle -20 o C de 100 mikrolitre SF içinde saklandı Hastalardan genital akıntı örnekleri alındı Hastalardan dakron eküvyon kullanılarak üretral sürüntü örnekleri alındı

Yöntemin Dili: Yöntem kısmı yazılırken etken (aktif) cümleler yerine edilgen (pasif) cümleler tercih edilmeli. Anket formlarını çalışmaya katılmayı kabul eden deneklere, iki araştırıcı yüz yüze görüşerek uyguladı. Anket formları, çalışmaya katılmayı kabul eden deneklere yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Anket formları, çalışmaya katılmayı kabul eden deneklere yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Ardından anketlerden elde edilen verileri SPSS programına kaydettik. Anket formları, çalışmaya katılmayı kabul eden deneklere yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Ardından anketlerden elde edilen veriler SPSS programına kaydedildi.

Yöntem bölümünü yazarken bulgular bölümü aklınızda olmalı. Bulgularda verilecek tüm sonuçlara ilişkin yöntemsel açıklama olmalı. Yöntem alt başlıklara ayrılabilir: Çalışma şekli (dizayn) Denekler Randomizasyon Tedavi şemaları Veri analizi İstatistik yöntem Etikle ilgili konular Bağlantılı olmalı Teknik işlemlerin ayrıntılı tarifi ve/veya ham veriler Yöntem kısmında değil, ek olarak (derginin yazı kabul kurallarına göre) değerlendirilmelidir.

BULGULAR