DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. ADALET MESLEK ETİĞİ KISA ÖZET KOLAYAOF
2 Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 2
İÇİNDEKİLER 1. ÜNİTE- ETİK: KAVRAMSAL TEMELLER.....4 2. ÜNİTE- ETİK GEREKÇELENDİRME...8 3. ÜNİTE- KAMU ETİĞİ...12 4. ÜNİTE-KAMU ETİĞİ VE İNSAN HAKLARI... 14 5.ÜNİTE- ETİK MEVZUATI...18 6. ÜNİTE- ETİK DAVRANIŞ İLKELERİ....22 3 Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 3
1. Ünite Etik: Kavramsal Temeller AHLÂK Ahlâkın Konusu: Ahlâkın konusu, insanların bilinçli eylemleridir. Ahlâk Sözcüğünün Kullanımları Ahlâk sözcüğüyle ilgili ilk olarak, karaktere veya kişiliğe gönderme yapan bir anlamı tespit edebiliriz. Bu anlamın, erdem veya fazilet dediğimiz kavramlarla yakından ilişkili olduğu açıktır. Bu kullanımıyla ahlâklı veya güzel ahlâk sahibi insan, erdemli insandır. Mesela, dürüst, öfkesine hâkim olabilen, iyiliksever, yardımsever vb. bir kişidir. Ahlâksız veya kötü ahlâk sahibi insan ise, bu erdemlerden yoksun olan insandır. Yani yalan söyleyen, öfkesine hâkim olamayan, başkalarına iyilik yapmayan, ihtiyacı olanlara yardım etmeyen vb. bir kişi. Bu kullanımda yer alan iki nokta: Birincisi, uyulması gerektiği düşünülen bazı kurallar ; ikincisi ise, bir kişilik özelliği olsa bile, erdemlerin eylem olmadan tanımlanamaması. Erdem, kişilik özelliğidir. Ama bu özellik, ancak eylemler vasıtasıyla görünür hale gelir. Öyleyse bir kişinin erdemlere gönderme yaparak ahlâksız olduğunu söylemek, onun sarı saçlı veya yeşil gözlü olduğunu söylemekten farklıdır. Bir kişinin dürüst olduğunu söyleyebilmek için, ama bunu gerçekten söyleyebilmek için, o kişinin o güne kadar şahit olunan kayda değer bir yalan söyleme eylemine şahit olunmamış olmalıdır. Üstelik dürüst olduğuna kanaat getirmeye yetecek kadar sayıda eylemine şahit olunmuş olmalıdır. Basit bir meselede doğruyu söylemiş olmak veya dürüst görünmek kişiyi dürüst yapmaz. Herhangi bir eylemine şahit olmadığınız bir kişinin yalancı olduğunu söyleyemezsiniz, ama dürüst olduğunu da söyleyemezsiniz. Dürüst olmak için, dürüst davranmış olmak gerekir. Ahlâk sözcüğü, bir toplum, grup veya kurumla ilişkilendirilerek de kullanılır. Burjuva ahlâkı veya köle ahlâkı, Hıristiyan ahlâkı veya İslam ahlâkı, Alman ahlâkı veya Türk ahlâkı, Avrupa ahlâkı veya Ortadoğu ahlâkı gibi kullanımlar, ahlâk sözcüğünün ilişkilendirildiği toplum, grup veya kurumun davranış kuralları bütününe gönderme yapar. Ahlâk, iyiye yönelmiş eylemi gerektirir. 4 Pratik Akıl ve Ahlâkî Düşünüş İnsan akıl sahibi bir varlıktır ve şüphesiz akıl sahibi olmak, onu diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliktir. İnsan, aklı sayesinde nesneleri ve olguları seyretmekle kalmaz, onları karşılaştırır, birbirleriyle bağlantılandırır. İnsan yine aklı sayesinde karşılaştırma ve bağlantılandırmanın yanında projeler yapar, bu projelere uygun araçlar tasarlar. Doğa yasalarından tamamen bağımsızlaşamasa da, kendini tümden doğanın akışına bırakmaz, doğayı değiştirmeye çalışır. Filozoflar öteden beri, insan aklının iki yönünü birbirinden ayırmıştır. Bunların birincisi teorik akıl olarak isimlendirilir ve nesne ve olguları seyretmeye, karşılaştırmaya ve bağlantılandırmaya karşılık gelir. Teorik akıl, nesneler ve olgular üzerine düşünür. Neye inanılması gerektiğine karar verir. Bunun yanında pratik akıl, ne yapılması gerektiğine karar verir. Pratik akıl, amaçlar ve hedefler koyar, projeler üretir, bu amaç ve hedeflere nasıl ulaşılacağını belirler. Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 4
DEĞER YARGILARI Ahlâkî değer yargıları Ahlâkî olmayan değer yargıları Tekil yargı örnekleri: Genel yargı örnekleri: Tekil yargı örnekleri: Genel yargı örnekleri: a. Dedem iyi bir insandı. a. İyi niyetlilik bir erdemdir. a. Bu, iyi bir arabadır. a. Haz, kendi başına iyidir. b.yaptığı şeyden sorumludur. b. Kıskançlık utanılacak bir şeydir. b. Zebercet in iyi bir yaşamı olmadı. b. Demokrasi en iyi yönetim şeklidir. c.cezalandırılmayı hak ediyorsun. c. Böyle bir dikkatsizliği bağışlayabilecek bir insan evliyadır. d.karakteri takdire değer. e. Niyeti iyiydi. d. İyi insan, sahtekârlık yapmaz ya da çalmaz. YÜKÜMLÜLÜK YARGILARI Ahlâkî yükümlülük yargıları Ahlâkî olmayan yükümlülük yargıları Tekil yargı örnekleri (terimlerin ahlâkî anlamlarıyla kullanıldığı varsayılarak): Genel yargı örnekleri: Tekil yargı örnekleri: Genel yargı örnekleri: a. Şu anda, hapisten kaçmamam gerekir. b. Bir görev adamı olman gerekir. a. Sözleşmelere uymamız gerekir. b. Sevgi, ahlâk yasasının yerine getirilmesidir. c. Yaptığı şey yanlıştı. c. Özgürlük her insanın hakkıdır. a. Yeni bir takım elbise alman gerekiyor. b. Bu konsere mutlaka gitmelisin. a. Kitaplık kurarken, kişi çivi kullanmalı, yapışkan bant değil. b. Kaleciyle karşı karşıya kalmışken yapılacak doğru şey kaleye şut atmaktır. 5 Ahlâk ve Toplum Ahlâkla ilk olarak çocuklukta tanışılır. Uzunca bir süre, neyin doğru neyin yanlış olduğu öğrenilir. Bazı değer yargılarını reddetmiş bile olsa, çocuk, değerlendirme sistemini öğrenmiştir. Bu gerçek, ahlâkın toplumsal, topluma bağlı olduğunu, ahlâk kurallarının toplum tarafından belirlendiğini söylemek için oldukça güçlü bir nedendir. Ama öğretilen değer yargılarını reddetme imkânı daima vardır. Çoğumuz, toplumun ahlâkî yargılarından zaman zaman şikâyet etmişizdir. Belli bir olgunluk seviyesine eriştikten sonra, toplumdan öğrendiğimiz ahlâkî yargıları kendi içimizde sorgular, değerlendirir ve değerlendirmemize Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 5
göre farklı bir ahlâkî yargıya tutunabiliriz. Herkesin yaşadığı bu deneyim ise, ahlâkın bireyin kendi koyduğu kurallar olduğunu düşündürür. Ne var ki hiçbir zaman ahlâkî yargılarımızı bizzat kendimizin mi oluşturduğu yoksa toplumun küçüklükten bilinçaltımıza kazıdığı inançlar mı olduğu konusunda kesin bir karar veremeyiz. Üstelik ahlâkın bireysel olduğunu savunurken, pek çok ahlâkî konuda pek çok kişiyle anlaşabilmek tuhaftır. Dolayısıyla pek çok konuda toplumsal mutabakatın sağlanmış olması, bireysellik ile toplumsallık arasında karar vermeyi güçleştirir. AHLÂK VE ETİK Etik sözcüğünün kökeni, Yunanca bir sözcük olan ethos tur. Yunancada ethos, ikili bir anlam yapısına sahiptir. Birincisinde alışkanlık, töre, görenek gibi sözcükleri işaret eder; ikincisinde ise toplumda hazır bulduğu töre, alışkanlık ve görenekleri aynen uygulamayıp, bunların üzerine düşünerek, sorgulayarak, eleştirerek içselleştirme ve bunu kişiliğin belirleyici özelliği haline getirme anlamına gelir. Aynı şekilde, Latince ortak kökenli batı dillerindeki ve zaman zaman Türkçe kullanımıyla da karşılaştığımız moral sözcüğü ikili bir anlam yapısına sahiptir. Eski Latincedeki mos (çoğulu mores) sözcüğünden türetilen moral, öncelikle belirli bir insan topluluğunda, bu insan topluluğunun üyelerinin birbirleriyle ilişkilerini belirleyen eylem modellerini veya normlarını ifade eder. İkinci olarak ise bu normlarla bağlı olmanın, kişi açısından bir kişilik meselesi oluşunu yansıtır. Nitekim aslen Arapça hulk sözcüğünün çoğulu olan ahlâk da, huy, seciye, tabiat, fıtrat, yaratılış anlamlarına gelir. Etik düşünme, sadece Filozoflara ait değildir. Ne yapmalıyım sorusunun sorulduğu bir durumda, herkes etik düşünme gerçekleştirmek durumundadır. AHLÂKİ SORUMLULUK: ÖZGÜRLÜK, ÖZNELLİK VE GÖRELİLİK İnsanın ahlâken sorumlu olması, önündeki eylem seçenekleri arasında tercih yapabileceğini, bu tercihin bizzat kendisine ait olduğunu ve eylemin ahlâka uygun kabul edilebilmesi için, ahlâkı dikkate alarak, ahlâka uygun hareket etmesi gerektiği anlamına gelir. Dolayısıyla sorumluluk, insanın iradesini kullanmakta özgür olduğunu varsayar. Ne var ki günlük hayatta çoğunca tartışmaksızın benimsediğimiz bu düşünce, Filozofların çözmeye çalıştığı zor bir sorunu temsil eder. İnsanın iradesini kullanmakta özgür olduğu düşüncesinin karşısında belirlenim (determinasyon) düşüncesi yer alır. 6 Belirlenimcilik, insan eylemlerini doğal olaylar olarak açıklar; yani yüksekten bırakılan bir nesnenin yere düşmesi nasıl açıklanıyorsa, insan eylemleri de aynı şekilde açıklanır. Yüksekten bırakılan bir nesne, nesnenin ağırlığı, yerçekimi gibi doğal nedenler sonucu yere düşer. İnsan eylemleri de, insanın etrafındaki olaylara, sinirler ve beynin fizyolojik yapısı çerçevesindeki tepkilerden ibarettir. Belirlenim düşüncesine göre, evrende doğal bir neden olmadan hiçbir şey gerçekleşmez. İnsanlar doğal dünyanın bir parçasıdırlar; insanın her edimi ya da kararı, doğal olayların bir türünden başka bir şey değildir; dolayısıyla onun da bir nedeni vardır İnsanın ahlâkî yargılarda bulunma konusunda özgür olması, etik tartışmalarda değil ama gündelik tartışmalarda başka bir anlamda daha kullanılır. Bu şekliyle ahlâkî yargıların her bir bireye has olduğu savunulur. İnsan madem özgürdür, ahlâkî yargılarda bulunma konusunda herhangi bir kişiye, kuruma, otoriteye, ölçüte vs bağlı değildir ve kendi ahlâkî görüşünü oluşturabilir. Dolayısıyla kişinin ahlâkî yargılarının eleştirilmesi olanaksız hale gelir, zira eleştirinin karşılığı, Ahlâkî yargılarda bulunmada özgürüm, beni yargılayamazsın! olacaktır. Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 6
Öznelcilik dediğimiz bu görüş, ahlâken eleştiriden kaçmak istendiğinde sıklıkla başvurulan bir argümandır. Herkesin kendine has ahlâkî yargıları olduğu düşüncesi, açıkça veya örtük olarak şu iddiayı da içerir veya içerebilir: Herkes kendine özgü ahlâkî yargılarda bulunmakta özgürdür ve bu ahlâkî yargılar, yargıda bulunan için doğrudur; yani herkes kendi doğrusunu yaratır. Bu görüşün, özgürlük düşüncesiyle mümkün olan ahlâk anlayışına uygun olmadığını gösterdik, ancak eğer öznelcilik yanlışsa, doğru olan nesnelliktir demek, başka eleştirileri gündeme getiriyor. Zira nesnellik iddiasında bulunmak, en azından bazı ahlâkî yargıların herkesin için doğru olmak zorunda olduğunu söyler. Bu iddiaya evrenselcilik adı altında da rastlamak mümkün. Nesnellik ve evrensellik, ahlâkî yargıların özelliği olarak ileri sürüldüğünde, şu söylenmiş oluyor: Kişiden kişiye, zamandan zamana, toplumdan topluma değişebilen değer yargıları ve ahlâkî yargılar vardır. Ancak bunların hepsi aynı anda geçerli veya doğru olamaz. Bazı ahlâkî yargılar vardır ki, bunlar herkes için ahlâkî sorumluluk iddiasında bulunurlar. Nesnellik, evrensellik olarak dile getirildiğinde, karşısında görelilik kavramını bulur. Özellikle kültürel görelilik olarak ortaya çıkan evrensellik eleştirisi, ahlâkı kültürel bir ürün olarak görür. Kültürel görelilik: Ahlâkî yargıların kültürel temele sahip olması nedeniyle Karşılaştırılamayacaklarını ve/veya farklı kültürlerde birbirleriyle çatışan ahlâkî yargıların aynı anda geçerli/doğru olabilmesi anlamına gelir. Kültürel görelilik, toplumu ahlâkî bir otorite haline getirir. AHLÂKİ EYLEMİN GAYESİ: İYİNİN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ Ahlâkî eylem, iyiye yönelmiş eylemdir. Ancak iyiye yönelmiş olmakla bir eylemin ahlâkî olup olmadığını belirleyebileceğimizi, yukarıda pratik aklın ürettiği normatif yargılar tablosunda gözlemlemiştik. Televizyonu çalıştırmak için, düğmesine basmalısınız. Ama buradaki gereklilik, ahlâkî bir gereklilik değildir, çünkü iyi ye yönelmemiştir. Televizyonun düğmesine basma eyleminin, ahlâkî anlamda iyi veya doğru olduğunu da söyleyemeyiz; zira bu yönde ahlâkî olduğunu söyleyebileceğimiz bir ödev yoktur. 7 En Yüksek İyi Olarak Mutluluk Mutlulukçuluk: Yaşamın anlamını mutlulukta bulan, insan eylemlerinin son ereği olarak mutluluğu gören ahlâk öğretisi, mutçuluk. Hazcılık: Duyusal hazlara bağlanan mutlulukçuluk. Faydacılık, özünde benci bir düşüncedir. Ancak kişilerin mutluluğunun toplumun genel mutluluğuna bağlı olduğunu savunduğundan, toplumsal mutluluğu artırmayı ahlâkî bir görev olarak görür. Doğru Eylem Olarak İyi Ahlâkî eylemin gerçekleştirmeye yöneldiği iyi, eylemin sonucuyla sağlanacak bir durum, ulaşılacak bir hedef olarak en yüksek iyi şeklinde düşünülebileceği gibi, bizatihi eylemin kendisinin iyiliği olarak da düşünülebilir. Bu düşüncenin en önemli örneğini, I. Kant ta görüyoruz. Kant, ahlâkı mutluluk olarak belirlenmiş bir en yüksek iyi ile temellendirmenin mümkün olmadığını söyler. Herkesin üzerinde uzlaşacağı bir en yüksek iyi yoktur. Öyleyse, etiğin temeli olarak herkes için geçerli bir yasa bulunmalıdır. Ne var ki bu yasa, doğanın Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 7
yasaları gibi olmayacaktır. Doğanın yasaları olanı gösterir, oysa ahlâk yasası, olması gerekeni göstermelidir. Bu ise, insanın sonradan aklı ile tasarlayıp uygulamaya soktuğu bir yasadır. Kant insanın akıl sahibi varlık olarak ahlâk yasasına sahip olması gerektiğini söylerken, ahlâkın salt insaniliğini vurgulamış olur. Kant ın ahlâk yasası, kendi ifadesiyle şu şekilde formüle edilir: Öyle eyle ki, eyleminin dayandığı ilke, aynı zamanda öbür insanların eylemleri için de bir ilke ve yasa olabilsin! 2.Ünite Etik Gerekçelendirme ETİK DÜŞÜNME Etik, hemen herkesin bu soruya verebileceği yüzeysel ve sıradan yanıtlarla yetinmez. Verilen her yanıtı, o yanıtın da arkasına bakarak değerlendirir. Nasıl davranmalıyım? sorusuna verilen yanıt, Neden? sorusuyla karşılaşır. Etik, soru sormanın mümkün olduğu son noktaya kadar, her yeni yanıtı Neden? sorusuyla karşılar. Nasıl davranmalıyım? sorusuna verdiğimiz cevaplar, ahlâkî değerlendirmeye açık bir eylemin gerçekleştirilmesi sonrasında sorulan Neden? sorusuna verilen cevaplarda belirginleşir. Bu cevapları, ahlâkî duyarlılığın gelişmediği bir noktadan, etik düşünmenin en olgun haline kadar giden bir çizgideki beş aşamada gruplayabiliriz: 1. İlk aşamada, gündelik hayatta yapılan sıradan ve ahlâkîliği sorgulanabilecek gerekçeler bulunur. 2. Bir sonraki aşama, tekil durumlarda izlenen kuralların belli kuram çerçevesinde genelleştirilmesidir. 3. İkinci aşamada ortaya çıkan kuramların doğruluğu sorunu, artık kuramların da sorgulanmasıyla sonuçlanır. 4. Bir sonraki aşama, genel olarak ahlâkî yargıların doğrulanması aşamasıdır. 5. Nihayet son aşamada, kuramların ve ahlâkî yargıların doğruluğu nasıl tartışılırsa tartışılsın, etik düşünme eyleminin bizzat kendisinin sahip olması gereken bazı özelliklere ihtiyaç duyulur. 8 BİRİNCİ DÜZEY GEREKÇELENDİRME: SOMUT DURUMDA EYLEM SEBEBİ BULMAK Olguyla Gerekçelendirme Bazen eylemler, somut bir olay veya olguyla ilişkilendirilerek gerekçelendirilir. Böylece eylem sahibi, eyleminin doğru veya iyi oluşunu, bu olgunun varlığına bağlar bir görünümdedir. Sözgelimi, yaşlı bir kişinin zorlukla taşıdığı çantasını gideceği yere kadar götüren veya toplu taşıma aracında bir yaşlıya yer veren kişi, kendisine eyleminin sebebi sorulduğunda, Yaşlıydı ve çantayı taşımakta zorlanıyordu. veya Yaşlıydı ve ayakta duracak hali yoktu. gibi bir cevap verebilir. Yahut denize düşen ve yüzme bilmediği belli olan bir kişinin peşinden suya atlayarak onu kurtaran kişi, basitçe, Ölmek üzereydi. diyebilir. Duygularla Gerekçelendirme Ahlâkî değerlendirmeye açık eylemler, zaman zaman duygularla ilişkilendirilerek gerekçelendirilir. Eylem sahibi, davranışının sebebi olarak bir olay veya olguyla ilgili duygularını gösterir. Sözgelimi, çocuk bir dilenciye yüklü bir para veren kişi, bunun sebebi olarak, Çocukları çok seviyorum. diyebilir veya bir yaşlıya yardım eden kişi, o yaşlıyı gördüğünde anneannesini hatırladığını ve içinin bir hoş olduğunu söyleyebilir. Kolayaof.com 0 362 2338723 Sayfa 8