Embriyolojiye Giriş ve Tarihçe Embriyolojinin Tanımı Embriyoloji, tüm canlıların türe özgü şekillerini alıncaya kadar geçirdikleri gelişme evrelerini inceleyen bilim dalıdır Embriyoloji kendi içinde genel ve özel embriyoloji olarak iki kısımda incelenir. GENEL EMBRİYOLOJİ Gelişimi genel sınırlar içinde inceler. ÖZEL EMBRİYOLOJİ Her doku ve organın gelişimini ayrı ayrı inceler. Prenatal Dönem Gametogenesis Fertilizasyon Yarıklanma Gastrulasyon Postnatal Dönem Organogenesis Histodiferansiasyon Embriyolojik Terimler Ovum Spermiyum Zigot Fertilizasyon Yarıklanma ve Blastomer Oluşumu Morula (Erken ve Geç Morula) Blastosist (=Blastokist): (Erken ve Geç Blastosist) İmplantasyon Gastrula Nörulasyon Embriyo Konseptus Primordium Fetus Abortus Trimester Postnatal dönem Bebeklik Çocukluk Puberte
Ergenlik Yetişkinlik Konjenital Anomali En içte sekonder oosit (oosit-ii), onu çevreleyen zona pellisuda ve en dışta granüloza hücrelerinden oluşan dişi germ hücresidir. Spermium Testislerde üretilip, motilitesini ve gelişimini bitirmiş, ancak boşalma esnasında aksesuar bezlerin salgısını alarak ejekulatla dışarı atılan erkek germ hücresidir. Zigot Fertilizasyon sonucunda oluşan hücredir. Zigot yeni bir insanın başlangıcıdır. Yarıklanma ve Blastomer Oluşumu Zigotun mitoz sürecidir, Zigot, iki hücreli evreye ulaştıktan sonra mitotik bölünmeler geçirir. Oluşan hücrelere Blastomer denir. Yarıklanma sırasında; Zigotun çapı değişmez, ancak blastomerler küçülür. Morula Morula gelişimi fertilizasyondan sonraki erken ve geç dönemde olaylanır. İlk 30 saat; Zigotun 2 hücreli dönemidir, Yaklaşık 40 saat sonra; Zigotun 4 hücreli dönemidir, İlk 72 saat sonundaki; Zigotun 12-16 hücreli dönemi Erken Morula dönemidir, İlk 96 saate kadar ki 16-32 hücreli dönem ise Geç Morula dönemidir. Blastosist Geç dönemdeki morulanın içerisine uterin sıvının sızması ile, morulanın merkezinde bir boşluk oluşur, Oluşan bu yapıya Blastosist, oluşan boşluğa ise Blastosel Boşluğu denir. Erken ve Geç Blastosist Blastosistin etrafındaki Zona Pellusida kaybolmamış ise Erken Blastosist. Zona Pellusida kaybolunca oluşan yapıya ise Geç Blastosist denir. İmplantasyon Uterusta endometrium içine blastosit in yataklanmasıdır. Gastrula Gastrulasyon esnasında üç tabakalı embriyonik disk Nörula
Embriyo gelişiminin üçüncü ve dördüncü haftasına denk gelen ve nöral tüpün nöral plakta geliştiği dönemi kapsar. Sinir sisteminin ilk göründüğü dönemdir. Embriyo Erken gelişim evrelerinde gelişmekte olan insanı ifade eder Embriyonik evre sekizinci haftanın (56 gün) sonuna kadar sürer. Prenatal Gelişim Evreleri Erken embriyonik gelişim evreler halinde tanımlanır. Bunun nedeni embriyonun bazı morfolojik özelliklerinin gelişmesi farklı sürelerde gerçekleşir gelişimin birinci evresi döllenmeyle başlar ve embriyonik gelişim yirmiüçüncü günde tamamlanır ikinci evresi yirmiüçüncü günden başlar ve ellialtıncı günde embriyonal evre tamamlanmış olur. Konseptus Zigottan itibaren gelişen tüm embriyo içi ve embriyo dışı yapıları içerir. Primordium Bir organ yada yapının gelişmesindeki en erken aşamanın fark edilebilir ilk işaretini veya başlangıcını ifade eder. Örneğin göz primordiumu (4) ilerde gözün geliştiği kısım Fetus (Fötus) Dokuzuncu haftada doğuma kadar geçen dönemi kapsar. Abortus Gelişmenin zamanından önce durması;embriyonun veya fetusun yaşayabilir hale gelmeden uterus dışına atılmasını ifade eder. Trimester ve Postnatal dönem Trimester, dokuz aylık gestasyon (Rahim içi gelişme)dönemin basitçe üçerli aylara bölünmesidir. Postnatal dönem, doğumdan sonra ortaya çıkan değişiklikler ve gelişmeyle ilgili terimleri ifade eder. Bebeklik Uterus dışındaki yaşamı en erken dönemini kapsar. Doğumdan sonraki ilk yılı kapsayan süreye verilen addır. Bebek dört haftalık yada daha az ise yeni doğan denir. Bebeklik sırasında beden gelişimi özellikle hızlıdır Boy yarısı kadar artarken ağırlık genellikle üç kat artar Bir yaşına gelen bebekleri çoğunun altı ile sekiz dişi bulunur Çocukluk Onüçüncü ay ile puberte çağı arasında kalan dönemdir Süt dişleri çıkmaya devama eder ve sonra kalıcı dişlerle yer değiştirir Çocukluğun erken döneminde aktif kemik oluşumunu (ossifikasyon) görülür.
Yaşın ilerlemesiyle büyüme hızı yavaşlar ancak puberte öncesi gelişme büyüme hızında hızlı bir artış gözler. Puberte ve Ergenlik Puberte,genellikle kızlarda oniki ile onbeş erkeklerde ise onüç ile onaltı yaşlar arasındaki sekonder seksüel karakteristikler geliştiği ve üreme yeteneğinin edildiği dönemdir Pubertede pubik kıllanma kızlarda gögüslerin belirgin hale gelmesi erkeklerde genital organların büyümesi,kızlarda ilk adet kanaması ve mesturasyonun başlaması erkeklerde ise olgun speryumların üretilmesi kendini gösterir. Onbir ile ondokuz yaş arasındaki döneme verilen addır Bu dönemde çok hızlı fiziksel ve cinsel olgunlaşma görülür. Yetişkinlik Büyüme ve olgunlaşmanın tamamlandığı dönemdir. Genellikle onsekiz ile yirmibir yaş arasındaki döneme denir Kemikleşme ile büyüme reken erişkin dönemde sona erer (21 ile 25 yaş arası) Bu süreden sonra gelişimsel değişim çok yavaş meydana gelir. Konjenital Anomali Doğum öncesinde meydana gelmiş olan normal dışı durum. Yenidoğan bebeklerin yaklaşık %3-5 inde çeşitli yapısal anomalilere (anomali=normal dışı yapısal özellik) rastlanır. Gelişen teknolojiyle bazen erken dönemlerde anomalileri tespit etmek mümkün olup, hayatla bağdaşmayan anomalilere sahip bebeklerin daha fazla büyümesine olanak vermeden gebeliğin sonlandırılması mümkün olabilmektedir. Ailede ya da kişisel doğumsal bozukluk; - Önceki çocuklarda doğumsal bozukluk olması; - Gebelik oluşumu sırasında belirli ilaçların kullanımı; - 35 yaş üstü gebelikler. Gametogenesis Gametogenezis; İlkel erkek ve dişi cins hücrelerinin gelişip olgunlaşmasıdır. Erkek germ hücresi spermiyum, dişi germ hücresi ovum, özelleşmiş cinsiyet hücreleridir. Gametogenezisde mayoz bölünme ile kromozom sayısı yarıya (haploid sayıya) düşer. Bu olaya erkekte spermatogenezis, dişide oogenezis adı verilir. Spermatogenezis Spermatogenezis pubertede başlar ve hayat boyu devam eder. Yaklaşık 64 gün sürer. Spermatogenezis; spermatagonyumların spermatide, spermatidlerin spermatozoaya,spermatozoanın spermiyuma dönüşmesini kapsayan süreçtir. Puberteden önce, seminifer tubül epiteli az sayıda ilkel cins hücresi ve çok sayıda sertoli hücresi içerir.
Pubertede, hipotalamustan salgılanan gonadotropin salgılayıcı hormonun (gonadotropine-releasing hormone) etkisi ile Hipofiz ön lobundan, gonadotropik (FSH-LH) hormonlar salgılanmaya başlar. LH, Leydig hücreleri üzerinde bulunan reseptörlere bağlanır ve bu hücrelerden testosteron salgılanmasını uyarır, LH aynı zamanda Sertoli hücrelerini de etkileyerek spermatogenezi teşvik eder. FSH, sertoli hücreleri üzerinde bulunan reseptörlere bağlanır ve bu hücrelerden testiküler sıvı yapımını, intraselüler androgen reseptör proteinlerinin sentezini sağlar. Spermatogenezis; spermiyositogenezis ve Spermiyogenezisden oluşur. Spermiyositogenezisde, ilkel germ hücreleri önce spermatagonyumlara farklılanır. Spermatagonyumlar,mitotik bölünme geçirerek tip A hücrelerini oluşturur (Tip A hücreleri kök hücrelerdir). Tip A spermatogonyumların bir kısmı; Sınırlı sayıda bölünerek Tip B hücrelerini oluşturur. Tip B hücreleri ise; Mitoz bölünme ile Primer Spermatositleri oluştururlar. Primer spermatositler; çok uzun profaz dönemi geçirirler (20-22 gün). DNA larını replike ederek 4n kromozon ihtiva ederler. Daha sonra hızlı bir şekilde I. mayoz bölünmeye girerler. Bunun sonucunda 2n kromozomlu sekonder spermatositler (2n) meydana gelir. Sekonder spermatositler II.mayoza girerler. Bunun sonunda 4 adet n haploid kromozom içeren spermatid (4n) meydana gelir. Spermiyogenesiz; sertoli hücrelerinin içlerine gömülü olan spermatidlerin, değişime uğrayarak yaklaşık 1,5 saatlik süre sonunda spermatozoalara dönüşmesidir. Spermatidler, seminifer tübül lümenine yakın adluminal kompartmanda ve sertoli hücre sitoplazması içine gömülüdürler. Spermiyogenezis Spermiyogenez, spermatogenezin son aşamasıdır ve üç ana olay gerçekleşir Bunlar; 1. Flagellum (kuyruk) Gelişimi, 2. Akrozom Gelişmi, 3. Nükleer Yoğunlaşma dır. 1. Flagellum (kuyruk) Gelişimi
Flagellum, distal sentriyolden gelişir. Keratin içeren dış yoğun lifler ve fibröz kılıf ile çevrili bir aksonem e (eş merkezli dizilimli 9+2 mikrotübül çiftleri) sahiptir. Mitokondriyonlar kuyruğun proksimal bölümü (orta parça) çevresinde sarmalımsı bir kılıf oluştururlar. 2. Akrozom Gelişimi Akrozomun gelişmesi dört ardışık evreden oluşur; 1. Golgi evresi 2. Kep/Şapka evresi 3. Akrozomal evre 4. Olgunlaşma evresi I. Endoplazmik retikulum proakrozom granül öncüsünü yapar ve golgiye aktarır. Golgi kompleksinin trans yüzünden proakrozom granülleri salgılanır. Proakrozom granülleri büyüyerek vezikül ile sarılırlar. Bu yapıya akrozom vezikülü adı verilir. II. Akrozom vezikülü; spermatid çekirdeğinin ön kutbuna hareket eder ve çekirdek zarına yapışarak çekirdek zarının 2/3 ünü saracak şekilde yayılır III. Akrozom zarı ve granülü birlikte akrozomu oluşturur. IV. Akrozom reaksiyonu sonunda hyalüronidaz, akrozin, proteaz, asit fosfataz, nöraminidaz, asetil glikozaminidaz, aril sülfataz gibi hidrolitik enzimler salgılanır Bu enzimler döllenmede spermiumun ovum çevresindeki engelleri aşmasında önemli rol oynarlar. 3. Nükleer Yoğunlaşma Nükleer yoğunlaşma; çekirdek şekil ve büyüklüğünün değişmesi ile birlikte kromatin yoğunlaşmasıdır. Somatik histonlar (H1, H2A, H2B ve H4) arjinin ve lizin aminoasitlerinden zengin protaminlerle yer değiştirdiğinde nükleer yoğunlaşma oluşur. Spermiogenezis tamamlandığında; spermatidlerden spermatozoalar oluşur ve seminifer tübüllerin lümenine geçerler. Daha sonra duktus epididimise geçerler, olgunlaşıp hareket kapasitelerini kazanır ve sperm adını alırlar Sertoli hücresi Spermatogenik hücrelere destek sağlarlar. Kan-Testis bariyerini oluştururlar. Kandan gelen besin maddelerini aktarırlar. Dejenere spermatogenik hücreleri fagosite ederler. FSH kontrolünde salgılama yaparlar. - (ABP:Androjen Bağlayıcı Protein) - İnhibin - Anti-Müllerian Faktör salgılar Testiküler transferrin yapımı ve salgılanmasını sağlar.
Spermiyumların Kapasitasyonu Ejeküle edilen spermler, ilk anda ovumu fertilize etme kabiliyetini taşımazlar. Spermler yaklaşık 7 saat süren kapasitasyon (güçlenme) işlevini geçirmek zorundadır. Glikoprotein ve seminal proteinler akrozomdan uzaklaştırılır Kapasitasyonda morfolojik değişiklik gözlenmez. Spermiyumlar daha da aktifleşir ve membran kolesterol/fosfolipit oranları ile birlikte membran potansiyeli değişir. Dişi genital organları tarafından salgılanan maddeler yardımıyla kapasitasyon uterus ve tüplerde gerçekleşir. Kapasitasyon tamamlandıktan sonra spermlerde akrozom reaksiyonunu gerçekleştirecek duruma erişir. Oogenezis İlkel dişi germ hücreleri olan oogonyumaların olgun ovum haline dönüşmesidir. Oogenezis prenatal dönemde başlar, postnatal dönemde puberte ile birlikte hızlanır menapozda sona erer. Oositlerin Doğum Öncesi Dönemdeki Olgunlaşması İlkel dişi germ hücreleri embriyoda genetik olarak dişi olan ilkel gonadlara ulaşır. İlkel gonadlara ulaşan bu hücreler mitotik aktivite geçirerek oogoniyumlara farklılaşırlar. Mitotik bölünmelerle çoğalan oogoniumlar intrauterin yaşamın 3. ayında ovaryumda kümeler halinde dizilirler. Oogonyumlar bu arada intraembriyonik sölomdan köken alan tek katlı yassı hücrelerle çevrelenirler. Artık bunlara primordiyal folikül adı verilir ve içindeki oosit ise primer oosittir. İntrauterin 5. ayda dişi fetüste mitoz sonucu 7 milyon primordiyal folikül meydana gelmiştir. 7. aya gelince bazı primordial foliküllerin primer oositleri I.mayoz bölünmenin profazına girerler. Profaza giren bu primer oositler metafaza gireceklerine, diploten fazına geçip dinlenme safhasına geçerler. Doğumda daha önce 5. ayda 7 milyon olan primordiyal foliküllerin sayısı doğumda 2 milyona düşer (apopitozis, nekrozis, atrezi vs.) Puberteye kadar bu sayı yine azalır pubertede overlerde yaklaşık 400-500 bin primordiyal folikül gözlenir. Bir dişi puberteden menapoza kadar ancak 400 yada 500 tanesini ovulasyonla gelişimini tamamlamış şeklinde atar.
Primordiyal foliküllerin bir bölümü olgunlaşmadan 40 yıldan daha uzun bir süre birinci mayoz bölünmenin profaz safhasında uyuyup bekleyebilirler. OMI (oosit maturasyon inhibitor faktör) ün; primer oosit in diplotenden çıkmasını engellediği söylenmektedir. Kromozom anomalilerinin görülme sıklığının anne yaşıyla orantılı olarak arttığı dikkate alındığında, uzayan I. mayoz bölünme sürecinin oositleri daha kolay hasarlanabilir hale getirdiğinin kanıtı olarak kabul edilebilir. Primordiyal foliküller her ovaryal siklusta 5-15 tanesi ovulasyon için gelişir. Bu gelişen foliküllerden ancak 1 veya 2 tanesi ovulasyonla atılır. Geriye kalanlar ise gelişiminin değişik dönemlerinde dejenere olur. Puberteye ulaşıldığında dişi gonad artık primordial folliküllerden beslenen bir follikül havuzuna sahip olmuş durumdadır. Her ovarial siklusta bu havuzdan seçilen 5 ile 15 arasında değişen sayıda primordial folikül 3 aşamadan geçerek olgunlaşmaya başlar. Bunlar; 1- Primer veya preantral folikül, 2- Sekonder veya antral folikül, 3- Graafian veya preovulatuar folikül olarak adlandırılırlar. Bunlar arasında en uzun süren dönem antral evredir. Preovulatuar evre yaklaşık 37 saat sürer. Hala diploten devresinde istirahat halinde olan primer oosit büyümeye başladığında, oositi çevreleyen yassı epitel hücreleri önce kübikleşir, sonra çoğalarak çok sıralı bir epitelyum tabakası oluşturur. Çoğalan bu hücrelere Granüloza Hücreleri denir. Bu biçimiyle follikül artık primer follikül olarak adlandırılır. Granüloza hücreleri kendi çevrelerindeki, teka follikülü olarak bilinen stromal hücrelerden ayıran bir bazal memran üzerinde otururlar. Granüloza hücreleri ve oosit tarafından salgılanan glikoprotein yapısındaki bir madde oositin çevresinde Zona Pellusida adıyla bilinen bir tabaka oluşturur. Follikül büyümeye devam ederken teka follükülünün hücreleri, içte salgı yapan hücrelerden oluşan teka interna ve dışta da fibroblast benzeri hücreler içeren bağ dokusundan oluşan fibröz bir kapsül olan teka eksterna adlı iki belirgin tabaka şeklinde farklanırlar. Aynı zamanda, oositin çevrsinde follikül hücrelerinin eldiven parmağı biçimindeki küçük sitoplazmik uzantıları, zona pellusidayı geçip oositin zarının mikrovilluslarıyla iç içe geçer. Bu yapısal düzenlenmenin, maddelerin follikül hücrelerinden oosite taşınmasında önemi vardır. Gelişme devam ettikçe granüloza hücreleri arasında içi sıvıyla dolu boşluklar belirir. Boşlukların birbirleriyle birleşmesiyle folikül antrumu oluşur ve bu haliyle follikül Sekonder Follikül adını alır.
Başlangıçta hilal görünümünde olan antrum zamanla genişler. Oositi çevreleyen granüloza hücreleri bozulmadan kalarak kumulus ooforusu oluştururlar. Olgunlaşmış sekonder follikülün çapı 25mm den daha büyük olabilir. Folikülün çevresinde steroide benzer özellikler taşıyan bir madde salgılayan ve kan damarlarından zengin teka interna ve over stromasıyla kaynaşan teka eksterna yer alır. Her ovarian siklusta bir grup follikül gelişmeye başlarsa da, bunlardan ancak bir tanesi tam anlamıyla olgunlaşır. Diğerleri dejenere olarak atrezik hale gelirler. Sekonder follikül oluştuktan sonra lüteinizan hormonun etkisiyle preovulatuvar evreye girer. Birinci mayoz bölünme tamamlanmasıyla büyüklükleri farklı, ancak her biri 23 çift yapılı kromozom içeren iki yavru hücre oluşturur. Bu hücrelerden biri sitoplazmanın tümüne yakınını alarak sekonder oosit; diğeri ise pratik olarak hiç stoplazma içermeyen 1.polar cisim haline gelir. Polar cisim oositin hücre memranıyla zona pellusida arasındaki perivitellin aralıkta yer alır. Sekonder oosit bundan sonra hemen ikinci mayoz bölünmeye girer ama ovulasyondan 3 saat önce metafaz evresinde duraklar. İkinci mayoz bölünme ancak oosit döllendiği taktirde devam eder. Döllenme gerçekleşmediği taktirde ovulasyondan 24 saat sonra dejenere olur. Bu sırada birinci polar cisimcik de ikinci kez bölünür. Primer oosit doğumdan önce I. mayotik bölünmeye girer ancak bu bölünme profaz safhasında puberteye kadar bekler. Bu beklemeyi sağlayan faktör OMİ (Oosit maturatıon inhibition) dür. Pübertede primer oosit büyür, tek katlı folikül yassı folikül epitel hücreleri önce kübik daha sonra prizmatik epitele dönüşerek primer folikül adını alır. Primer oosit; amorf, asellüler, glikoprotein molekülü ile çevrelenir. Bu yapıya Zona Pellusida adı verilir. Primer folikül birden fazla tabakalı olduğunda sekonder folikül adını alır. Oositlerin Postnatal Olgunlaşması Postnatal olgunlaşma puberte ile başlar. Her ay bir follikül olgunlaşır, ovulasyon meydana gelir (oral kontraseptif kullanımı hariç). İlk mayotik bölünmenin uzun sürmesi nondisjunctıon veya çevresel faktörlerden kaynaklanabilir. Doğumdan sonra kızlarda primer oosit oluşmaz, ancak erkeklerde primer spermatosit yapımı devam eder. Primer oositlerin boyu follikül olgunlaştıkça artar. Ovulasyondan hemen önce 1. mayoz bölünmeyi tamamlar. Sekonder oosit hemen hemen tüm stoplazmayı kapsar, 1. polar cisimcik çok küçük olup kısa süre içinde dejenere olur.
Ovulasyondan sonra sekonder oosit 2. mayoz bölünmeye girer ancak metafaz aşamasında bekler. Eğer sperm tarafından fertilize edilirse 2. mayoz bölünmesini tamamlar. Stoplazmanın büyük bir kısmı bir hücrede kalır, az bir kısmı 2. polar cisimcik olarak atılır ve kısa süre sonra dejenere olur. Polar cisimcik atılır atılmaz oositin maturasyonu tamamlanır Yeni doğan bir dişide yaklaşık 2 milyon primer oosit vardır, ancak çoğu geriler adolesan döneme kadar 40.000 tanesi varlığını sürdürür. Bunlardan 400 tanesi sekonder oosite dönüşür. Teka Foliküli Eksterna ve İnternanın Oluşumu Çok katlı folikül epiteli çevresinde ovaryum bağ dokusundan gelen teka tabakası oluşur. Teka tabakası bol miktarda kan damarı ve çok sayıda hücre içeren bir teka interna tabakasını ve bunun dışında sıkı bağ dokusu yapısındaki teka externa tabakasını oluşturur. Teka interna hücreleri daha sonra steroid sentezleyen hücrelere dönüşürler. Ancak teka externa hücreleri fibroblast benzeri yapılarını korurlar. Normalde 28 günde bir görülen menstrüal siklusun 13-14. gününde oluşur. FSH ve LH ın etkisi altında meydana gelir. Over yüzeyinde; Küçük, avasküler stigma oluşur. Ovulasyondan önceki ilk 12-24 saat içinde LH pik yapar. Buna bağlı olarak kandaki östrojen seviyesi yükselir. Bu olay stigmanın şişmesine neden olur. Oositin atılması, folikül içi basınç ve muhtemelen teka eksternadaki düz kasların Prostoglandinlerin (Pg) etkisi ile kontraksiyonu sonucu gerçekleşir. Folikül duvarının enzimlerle sindirimi ovulasyona neden olan ana mekanizmalardan biridir. LH artışı ile primer oosit I. mayoz bölünmeyi tamamlar ve II.mayozun metafazına girer ve duraklar. I.mayozun tamamlanması ile birlikte; sekonder oosit oluşur ve 1. Kutup cisimciği previtellin aralığa atılmış olur. Korpus Luteum Ovulasyondan kısa süre sonra folikül duvarı ve teka folikülü interna kollabe olur. Ovulasyonla atılan ovumun yerini bir takım Teka Foliküli İnterna hücreleri, kan damarları ve granüloza hücreleri doldurur ve bu yapıya corpus luteum adı verilir. Korpus luteum gelişimi LH etkisi altında olur. Korpus luteum gebeliğin devamı için bol miktarda progesteron ve az miktarda östrojen salgılar. Özellikle PROGESTERON endometrial bezlerden sekresyona ve blastosistin endometriuma implantasyona hazırlanmasına sebep olur. Eğer fertilizasyon olmuşsa, korpus luteum gelişerek gebelik korpus luteumunu oluşturur ve progesteron hormonu üretimini arttırır. Bu olay sinsisyotrofoblastlardan salgılanan hcg ye bağlı olarak gerçekleşir. Korpus luteum hamileliğin ilk 20 haftası boyunca aktif olarak fonksiyon görür.
Gebelik korpus luteumu, plasenta işlev görene kadar hamileliğin devamından sorumludur. Eğer fertilizasyon meydana gelmezse korpus luteum 10-12 günde dejenere olur ve menstruasyon korpus luteumu adını alır. Bu korpus luteum içerisine bağ dokusunun girmesi sonucu oluşan yapıya ise korpus albikans (atretik) denir. Gebelik korpus luteumu kalıcıdır ve ovaryumlarda iz bırakır. Bu durum adli tıpta önemlidir. Fertilizasyon,Yarıklanma ve İmplantasyon,Bilaminar Disk Oluşumu Tuba uterinanın ampulla bölgesinde erkek ve dişi gametlerin kaynaşmasıyla gerçekleşir. Spermiumlar dişi genital yollarında 24 saat canlı kalabilmektedir. Yine seconder oositte ovulasyondan sonra 12 24 saat arasında canlı kalmaktadır. Spermium dişi genital sistemine girdiğinde döllenme yeteneğinde değildir. Yani henüz kapasitasyon kazanmamıştır. Kapasitasyon dişi genital yollarında kazanılır ve 7 saat sürer. Kapasitasyon sırasında spermiumun akrozom bölgesindeki glikoprotein kılıf ve seminal plazma proteinleri ortamdan uzaklaştırılır. Kapasitasyon tamamlanması akrozom reaksiyonunun tamamlanmasına izin verir. Akrozom reaksiyonu sırasında şu maddeler salgılanır Hyaluronidaz: corona radiata bariyerinin geçilmesini sağlar. Tripsin benzeri maddeler: zona pellicudayı eritirler Akrozin: spermiumun zona pellicuda içinden geçmesini sağlar. Zona pellicuda ya penetrasyon: Dişi gamet çevresindeki bu bariyer akrozomun iç membranındaki enzimlerin yardımıyla delinir. Spermiumdan zona pellicudaya temas ettiği anda hemen buna bağlanır ve içeri girer. Zona pellicudanın geçirgenliği bu temasla birlikte değişir. Bu değişme oositten lizozomal enzimlerin salınmasını başlatır ve zona pellicudanın yapısını değiştirir. Buna zona reaksiyonu denir ve bu olay spermiumların türe özgü reseptör bölgelerini inaktive eder. Dolayısıyla zona pellicudaya pek çok spermium tutunmuş iken yalnızca bir tanesinin penetrasyonuna izin verilir. Oosit II ve spermiyum membranlarının kaynaşması: spemiyum ve oosit membranları penetrasyonu sırasında kaynaşır ve spermium hücre membranını dışarıda bırakarak sadece baş ve kuyruk kısmı ile birlikte içeri girer. II. mayoz bölünme tamamlanır. Penetrasyondan sonra spermiumda erkek pronucleusu oluşur. Erkek ve dişi pronucleusları kaynaşır. Bu kaynaşmadan önce her iki pronucleusda DNA replikasyonu olur. Bunun nedeni ilk bölünmeden sonra meydana gelen 2 hücrenin DNA miktarının diploid olabilmesi içindir.
Kromozomlar iğ iplikçikleri üzerinde yerleşirler ve oluşan 46 kromozomun 23 ü bir hücreye 23 ü diğer hücreye gider. Oluşan iki hücreden diploid sayıda kromozom ve diploid DNA bulunur. Fertilizasyonun 3 sonucu vardır: Diploid sayıda kromozomun sağlanması Eşey belirlenir. Yarıklanmanın başlatılmasıdır. Akrozom zona pellusida üzerindeki ZP3 glikoproteinlerine bağlanır. Sperm plazma membranı, kalsiyum iyonları, prostaglandinler ve progesteron akrozom reaksiyonunda önemli rol oynar. Akrozom reaksiyonunun, spermin sekonder oosit birleşmesinden önce tamamlanması zorunludur. Sperm membran proteinleri zona pellisudadaki polisakkaritlerle etkileşir. Ca++ sperm sitoplazması içine alınır. Ca++ daki artış ph nın yükselmesine ve glöbuler aktinin flamantöz aktine dönüşmesine neden olur. Akrozom vezikülü ile sperm membranı ile kaynaşır. Flamantöz aktin sayesinde spermiyumlar post akrozomal bölgeden zona pellisuda üzerindeki ZP3 glikoproteini aracılığı ile ovumla kaynaşması sağlanır. Tuba uterinaların ampulla bölgesinde gerçekleşir. Fertilizasyon tubaların farklı bölgelerinde meydan gelebilir, ancak uterusda kesinlikle meydana gelmez. Fertilizasyon normalde ilk 12-24 saat içinde gerçekleşir. İnsan spermi kadın üreme sistemi içinde normelde 48 saatten fazla yaşayamaz. Ancak bazenbazı spermler serviksdeki mukoza katlantılarında 48 saaten fazla kalarak serviks kanalı, uterus ve uternal tüplere geçerek fertilizasyonu gerçekleştirebilir. 1) Spermiumun korona radiatadan geçişi 2) Spermiumiun zona pellusidadan geçişi 3) Oosit ve spermium hücre membranlarının birleşmesi 4) Sekonder oositin ikinci mayoz bölünmeyi tamamlaması ve dişi pronukleusunun oluşması 5) Erkek pronukleusunun oluşması 6) İki pronukleusun birleşmesi 1) Diploid kromozom sayısı tekrar sağlanmış olur. 2) Türlerin varyasyonu sağlanmış olur. 3) Embriyonun cinsiyeti belirlenmiş olur. 4) Yarıklanma başlar. Akrozomdan salgılanana hyalüronidaz enzimi, tubal mukozal enzimler ve spermlerin kuyruk hareketi. Oosit stoplazması içinde sperm nükleusu uzar, genişler ve erkek pronükleusunu oluşturur ve spermin kuyruğu dejenere olur. Morfolojik olarak erkek ve dişi pronükleusları birbirinden ayırt edilmez. Pronükleuslar büyürken DNA larında replikasyon olur. DNA n haploid 2 kromatid içerir.
İmmün sistemi baskılayıcı bir protein olan EPF (erken gebelik faktörü) trofoblastlar tarafından salgılanır. Bu faktör fertilizasyondan sonra yaklaşık 24-48 saat içindea anne serumunda görülür. EPF, gelişimin ilk 10 günü içinde gebelik testinin temelini oluşturur. 2. mayoz bölünme tamamlanır. Zigot, normal dipoloid kromozom sayısına ulaşır. Anne babadan gelen kromozomların birbirine karışması ile insan türünde değişikliklere neden olur. Embriyonun kromozomal cinsiyeti belirlenir. Zigotta yarıklanmayı başlatır GELİŞİMİN 2. HAFTASI İmplantasyon, Embriyonik bilaminer disk, Amnion kesesi, Amnion boşluğu, Yolk kesesi (vitellus kesesi), Birleştirici sap, Koryonik kese gelişir. İmplantasyon başlamadan hemen önce blastokisti çevreleyen zona pellucida yırtılır. Embriyoblast hücreleri blastokistin bir kutbunda kümeleşme gösterirler. Bu kutba embriyonik kutup adı verilir. Embriyonik kutbun karşısında kalan kutba ise abembriyonik kutup denir. Eroziv sinsisyotrofoblastlar endometrium bağ dokusunu (desiduayı) invaze eder. Bu olay gelişirken blastokist yavaşça endometriuma kendi kendine gömülür. Sinsisyotrofoblastik hücreler implantasyon bölgesinin merkezindeki endometrial hücrelerle yer değiştirir. Endometrial hücreler implantasyon esnasında endometriuma invazyonu kolaylaştıran apopitozisin etkisi altındadır. Endometriyumun stromasında bulunan lökositlerden salgılanan interleukin-2, implantasyonun erken dönemlerinde embriyonun anne tarafından, yabancı olarak algılanmasını ve hücresel immün reaksiyon geliştirmesini engeller. Sinsityotrofoblastlar tarafından salgılanan ve immün süpressör bir ajan olan EGF, implantasyonda konseptüsün endometrium tarafından yabancı madde olarak algılanmasını engelleyen diğer bir faktördür. Sinsisyotrofoblast hücreleri, desidual hücreleri parçalar. Bunun sonucu olarak, hem konseptusun implantasyonu hem de beslenmesi sağlanır. 1. Blood vessel 2. Endometrial stroma 3. Syncytiotrophoblast 4. Cytotrophoblast 5. Surface epithelium 6. Epiblast
7. Aminotic cavity 8. Hypoblast Gelişimin 8. gününde blastosist, endometriyum stromasına kısmen gömülmüş durumdadır. Embriyoblastın üzerindeki bölgede trofoblast iki tabakaya farklanır : a. Tek çekirdekli hücreleren meydana gelen ve sitotrofoblast denilen bir iç tabaka, b. Hücre sınırının belirgin olmadığı sinsitiyotrofoblast denilen çok çekirdekli bir dış tabaka. Sitotrofoblastlar tek nükleuslu, mitotik aktiviteye sahiptirler. Sitotrofoblastlar sinsisyotrofoblastlara dönüşürler. Sinsisyotrofoblastlar hızla büyürler. Sinsisyotrofoblastlar çok nukleuslu olup hücre sınırı farkedilemeyen bir hücre kitlesi halinde sinsisyum oluştururlar ve hormon salgılarlar. BİLAMİNAR GERM DİSKİ İç hücre kitlesi veya embiryoblastın hücreleri de iki tabakaya farklanır: *blastosist boşluğuna bitişik küçük kübik hücrelerden oluşan hipoblast tabakası, *amniyon boşluğuna bitişik yüksek silindirik hücrelerden oluşan epiblast tabakası. Bu iki tabakanın hücreleri birlikte yassı bir disk oluşturur ve bu yapı bilaminar germ diski olarak bilinir. Epiblast hücreleri arasında bir boşluk belirmeye başlar. Bu boşluk ilkel amnion boşluğunu oluşturur. Amnion boşluğu, epiblast hücrelerinden köken alan amnioblastlar tarafından sarılır. Amnioblastların oluşturduğu zara amnion zarı denir. Amnion boşluğu üstte amnion zarı, altta epiblastlar tarafından sarılmıştır. Dokuzuncu gün blastosist endometriyum içinde daha derine gömülü durumdadır ve penetrasyon sonucu yüzey epitelinde meydana gelmiş olan hasarlı bölge fibrin tıkacı ile kapatılmıştır. 9.günde hipoblast hücreleri ekzosölomik boşluğun çatısını oluşturur ve sitotrofoblastların iç yüzünü çevreleyen ince ekzosölomik membranla (heuser zarı) devam eder. Bu membran hipoblastlarla birlikte primer vitellüs kesesini oluşturur. Trofoblast, özellikle embriyonik kutupta hızlı bir gelişim göstermiş ve sinsitiyum içinde vakuoller belirmiştir. Bu vakuollerin birleşmesiyle lakuna denilen daha geniş boşluklar oluşur ve bu nedenle trofoblast gelişiminin bu evresi lakunar evre adıyla bilinir. İmplantasyonun başlamasıyla birlikte sinsisyotrofoblast tabakasında yer yer küçük boşluklar (vakuoller) oluşur. Komşu vakuollerin birleşmesi ile daha büyük olan lakünalar gelişir. Trofoblast gelişimindeki bu döneme laküner dönem adı verilir. Komşu lakünalar birbirleri ile kanallar aracılığı ile temas kurarak bir çeşit 'laküner ağ' oluştururlar. Bu ağ sinsityotrofoblast tabakasına süngerimsi bir görüntü kazandırır. Sinsisyotrofoblast projeksiyonları maternal endometrial kan damarlarını (spiral arterler) ve endometrium bezlerini çevreler.
Bu damarların ve bezlerin duvarlarını parçalamaları sonucunda maternal kan ve salgı maddeleri laküner ağa akmaya başlar. Lakünalar içine akan bu sıvıya embriyotrof adı verilir. Bu sıvı diffüzyonla embriyonik diske geçer ve onu besler. Lakünalara açılan yırtılmış uterus damarları ilkel uteroplasental dolaşımın ilk temellerini atar. Bu sırada embriyonun bulunmadığı kutupta muhtemelen hipoblasttan farklanan yassı hücreler sitotrofoblastın iç yüzünü döşeyen, ekzosölomik membran olarak bilinen ince bir memran oluştururlar. Bu memran hipoblastlarla birlikte ekzosölomik boşluğu (primitif yolk kesesini) çevreler. 10. günde konseptus endometriuma tama yakın gömülmüştür. Penetrasyon bölgesinin uterus lümenine bakan kısmı başlangıçta hücre artıkları ve kan pıhtısı ile kapatılmıştır. Daha sonra fibrin tıkaç ile kapanır. Gelişimin 11. ve 12. günlerinde blastosist uterus endometriyumuna tamamen gömülmüş ve implantasyon bölgesindeki hasar da uterus epiteliyle örtülmüştür. Blastosist, artık implantasyon bölgesinde uterus boşluğuna doğru küçük bir kabarıklık şeklinde fark edilebilir durumadır. Trofoblast bu günlerde sinsitiyum içinde birbiriyle ilişkili laküner boşluklarla karakterizedir. Bu görünüm özellikle embriyonik kutupta daha belirgindir. Buna karşılık diğer kutuptaki trofoblast hala esas olarak sitotrofoblastik hücrelerden oluşmuş haldedir. Sinsitiyotrofoblast hücreleri stromanın derinliğine doğru ilerleyerek anneye ait kapiller damarların endotellerini aşındırmaya başlarlar. İçi kan dolu bu geniş lümenli kapiller damarlara sinuzoid adı verilir. Sinsitiyal lakunalar sinuzoidlerle birleşir ve böylece anne kanı laküner sistem içine dolmaya başlar. Trofoblastların, giderek daha çok sinuzoidin duvarını aşındırmasıyla, maternal kan doşlaşımı trofoblastik sistem içinden geçmeye başlar ve uteroplasental dolaşım teessüs etmiş olur. 12. günde fibrin tıkaç ortadan kalkar, gömülen konseptusun abembriyonal yüzeyi endometrium epiteli ile rejenere olur ve uterusa doğru bir çıkıntı yapar. İkinci hafta içinde embriyonel kutubda, sitotrofoblast hücreleri, yer yer çoğalarak sinsisyotrofoblast tabakasına doğru uzanan hücre kümeleri oluşturur. Bunlara primer koryon villusu denir. Bu süre içinde sitotrofoblastın iç yüzüyle ekzokölomik boşluğun dış yüzü arasında, yeni bir hücre topluluğu belirir. Yolk kesesi hücrelerinden türeyen bu hücreler, daha sonra dıştan trofoblast ve içten de amniyon ve ekzokölomik memran arasındaki boşluğu tümüyle dolduracak olan ekstraembriyonik mezoderm denilen ince, gevşek bir bağ dokusunu oluştururlar. Daha sonra ekstraembriyonik mezoderm içinde yer yer boşluklar gelişir, bu arada hipoblast hücreleri primer vitellüs kesesinin içini döşer. Kısa bir süre sonra, ekstraembriyonal mezoderm içinde büyük boşluklar oluşur. Bu boşlukların birbiriyle birleşmesiyle ekstra embriyonik sölom veya koriyon boşluğu adı verilen büyük bir boşluk meydana gelir.
Ekstraembriyonik sölom boşluğu, germ diskinin trofoblasta bağlandığı bağlantı sapı dışında primitif yolk kesesi ve amniyon boşluğunu çevreler. Ekstraembriyonik sölom, ekstraembriyonik mezodermi 2 ye ayırır. 1. Vitellüs kesesini döşeyen kısmına ekstraembriyonik şplenik; 2. Amniyon kesesi ve sitotrofoblastların iç yüzünü döşeyen kısmına ekstraembriyonik somatik mezoderm adı verilir. Ekstraembriyonik sölom boşluğu vitellüs kesesine baskı yaparak, primer vitellüs kesesinin boğumlanmasına neden olur. Sonuçta primer vitellüs kesesinden daha küçük olan sekonder vitellüs kesesinin oluşmasını sağlar. Ekstraembriyonik somatik mezoderm, sitotrofoblast ve sinsisyotrofoblastların oluşturduğu yapıya koryon adı verilir. Daha sonra içi sıvı ile dolu ekstraembriyonik sölom boşluğu genişleyerek koryon kesesi adını alır. Bilaminar germ diskinin büyüme hızı, trofoblasta göre daha yavaş olduğundan, disk oldukça küçük kalır. Bu sırada, endometriyum hücreleri çok köşeli bir biçim alarak, lipit ve glikojenle dolarlar. Hücreler arası boşluklar da sıvıyla dolar ve doku ödemli bir hal alır. Desidua reaksiyonu adı verilen endometrial değişiklikler, önce implantasyon bölgesinin çevresinde başlar, kısa zamanda tüm endometriyumu kaplar. İmplantasyon bölgesindeki endometriyum hasarı artık iyileşmiştir. Bununla birlikte, kan akımının lakünar boşluklar içine doğru yönlenmesi nedeniyle implantasyon bölgesinde kanama görülebilir. Bu kanama menstrüel siklusun yaklaşık 28. gününe rastladığından, normal menstrüel kanamayla karıştırılır ve beklenen doğum tarihinin yanlış tahmin edilmesine yol açabilir. Villus gelişimi ileriki haftalarda devam eder ve sonunda plasenta gelişir. 14. günde abembriyonik kutubda da, sinsityotrofoblast tabakasında lakünalar belirir ve kan dolaşımı başlar. 14. günde embriyo hala yassı bilaminer disk şeklindedir. Ancak lokalize bir alanda hipoblastlar prizmatik hal alarak yuvarlak kalın bir bölge oluşturur. Bu bölgeye prekordal plak adı verilir. Bu bölge baş bölgesini (kranial, sefalik bölge) belirler. Ön beynin gelişmesi için gerekli moleküler sinyalleri oluşturur. Prekordal plak ileride endoderm kökenli 2 laminalı orofaringeal membranı oluşturur. Bu dönemde hipoblasttan, ekzosölomik boşluğun iç yüzü boyunca göç eden başka hücreler de gelişir. Bu hücreler çoğalarak ekzosölomik boşluk içinde zamanla yeni bir boşluk meydana getirirler. Bu yeni boşluğa sekonder veya kalıcı yolk kesesi denir. Sekonder yolk kesesi, orjinal ekzosölomik boşluk veya primitif yolk kesesine göre daha küçük bir boşluktur. Oluşumu sırasında, ekzosölomik boşluktan büyük parçalar kopar.
Sıklıkla ekstraembriyonik sölom veya koriyonik boşlukta yer alan bu parçalar ekzosölomik kistler olarak bilinir. Bu arada ekstraembriyonik sölom gittikçe genişleyerek koriyon boşluğu adı verilen büyük bir boşluğa dönüşür. Bundan böyle, sitotrofoblastın iç yüzünü döşeyen ekstraembriyonik mezoderm de koriyon plağı adını alır. Ekstraembriyonik mezodermin koriyon boşluğunu katettiği tek bölge bağlantı sapının içindedir. Kan damarlarının oluşmasıyla bu sap göbek kordonu haline gelir. Sinsitiyotrofoblast, human koriyonik gonadotropin de dahil olmak üzere hormon üretiminden sorumludur. İkinci haftanın sonunda, bu hormonun plazma düzeyi radyoimmünoassay yöntemiyle saptanabilecek miktara yükselir, bu da gebelik testinin temelini oluşturur. İmplante olmuş embriyonun genomunun % 50 si babadan geldiği için embriyo potansiyel olarak anne tarafından atılması gereken bir yabancı cismi temsil eder. Üreme için ideal annelik yaşı, 28-35 yaşlar arasıdır. 35 yaşından sonra embriyoda kromozom anomalilerin görülme sıklığı artar (Trizomi 21-Down, 18 Edwards, 13 Patau,..). Anne baba ne kadar yaşlı ise döllenme sırasında embriyoda kalıtımsal mutasyon riski de o kadar fazladır. Bezen mayoz bölünme sırasında homolog kromozomlar birbirinden ayrılmaz ve germ hücresi kutuplara gidemez. Nondisjunction sonucu bazı gametler 24, bazı gametler de 22 kromozomlu olur. Eğer döllenme sırasında 24 kromozomlu bir gamet, 23 kromozomlu normal bir gametle birleşirse; 47 kromozomlu bir zigot oluşur. Buna trizomi denir. Eğer döllenme sırasında 22 kromozomu olan bir gamet 23 kromozomlu normal bir gametle birleşirse 45 kromozomlu bir zigot oluşur. Buna monozomi denir. Kromozom çiftlerinden sadece bir tanesi vardır. Bir dominant mutasyon olan Akondroplazili olgularda, çocukların babalarının yaşı ile paralel bir ilişkinin varlığı gösterilmiştir. Dominant mutasyonların hepsi yaşla ilgili değildir. Yaşlı anneler için de aynı durum her zaman geçerli değildir. Ejakulat içerisindeki spermlerin %10 kadarı büyük yapısal anomali gösterebilir. (Çift başlı, başsız, çift kuyruklu, kuyruksuz,...). Morfolojik anomali gösteren spermlerin çoğu servikal kanaldaki mukus bariyerine takılır. X ışınları, bazı allerjik reaksiyonlar ve antispermatojenik ajanlar anormal sperm sayısını arttırır. Anormal sperm sayısı % 20 yi geçmediği sürece fertilizasyon gerçekleşebilir. Bazı oositlerde 2-3 nükleus bulunsa da bu tür hücreler olgunlaşmadan ölür. Bazı kadınlarda ovulasyona paralellik gösteren şiddeti değişken karın ağrısı gözlenir. Bu semptoma mittelschmerz adı verilir.
Bu vakalarda ovulasyon sonucu periton boşluğuna hafif bir kanama olur. Bu durum bazı kadınlarda ani ve inferolateral bir ağrıya neden olur. Mittelschmerz ovulasyon bulgusu olarak değerlendirilebilir, ancak bazal vücut ısı artışı daha objektif bir bulgu olarak kabul edilir. Bazı kadınlarda gonodotropinlerin yetersiz salınmasına bağlı olarak ovulasyon oluşmaz ve gebelik gelişmez. Bu kadınlara gonodotropinler veya klomifen sitrat gibi ovulatuvar ajanlar verilerek ovülasyon indüklenebilir. Bu ilaçlar hipofizer gonodotropin salınımını uyarır (FSH, LH). Birden fazla ovaryum folikülünün olgunlaşmasına ve çoğul ovülasyona neden olur. Ovülasyon indüklendiği zaman çoğul gebelik ihtimali 10 kat artar. Çoğul gebeliğin oluşmasındaki neden FSH salınımında hassas kontrol olmayışı ve bunun sonucunda çoğul ovulasyonlar, çoğul gebelikler ve sıklıkla düşükler oluşur. Normalde blastosist uterus gövdesinin ön veya arka duvarında bir yere implante olur. Ancak blastosist bazen serviksin uterus boşluğuna bakan ucuna yakın bir yerde implante olabilmektedir. Bu durumda gelişimin daha ileri evrelerinde plasenta serviksin içe bakan ucunu kapattığından; ikinci trimesterde veya doğumda şiddetli ve hayatı tehdit eden kanamalara neden olur. Anormal blastosist oluşumu sanıldığından daha sıktır. Sadece sinsitiyumdan oluşan, Değişik derecelerde trofoblastik hipoplazi gösteren Embriyoblastın mevcut olmadığı ve Embriyonel diskin anormal bir yerleşim biçimi gösterdiği blastosistler tanımlanmıştır. Anormal blastosistlerin büyük bir çoğunluğunda, trofoblastların kalitesi korpus luteumun canlılığını korumasına yetmeyecek kadar düşük olduğundan, gebeliğe ilişkin herhangi bir belirtide yoktur. Bu embriyolar muhtemelen, bir sonraki menstruasyonla dışarı atıldıklarından gebeliğin farkına varılmamaktadır. Olguların bir kısmında da trofoblast gelişip plasental zarları oluşturmasına rağmen hiç veya çok az denecek kadar embriyonik doku vardır. Böyle bir durum mol hidatiform olarak bilinir. Mol ler yüksek düzeyde hcg salgılarlar ve benign veya malign tümörler oluşturabilirler. Üreme süresincede implantasyon öncesi ve sonrası başarısızlıklarla sık karşılaşılır. Gebelik için uygun koşullara sahip fertil kadınlarda bile oositlerin %15 i döllenip yarıklanmaya başlamakta fakat implante olamamaktadır. Blastosistlerin %70-75 i implantasyonu başarmış olsa bile bunların da sadece %58 i ikinci haftanın sonuna kadar yaşayabilmekte ve %16 sı da anormal olmaktadır. Buna göre beklenen mensturasyonun gerçekleşmemesi anında, spermle karşılaşmış olan oositlerin ancak %42 si canlılığını korumaktadır. Bunların bir kısmı da daha sonraki haftalar içinde düşmekte, bir kısmıda anormal doğumla sonuçlanmaktadır. 2. HAFTADAKİ GELİŞİM BOZUKLUKLARI Uterus inferior seğmentinin internal açıklığa yakın blastosistin implantasyonu, Açıklık(os) kısmen veya tamamen örtülür 2.Trimestırde veya doğumda prematür ayrılmadan dolayı hayatı tehdit eden şiddetli kanamaya sebep olur.
EKSTRAUTERİN İMPLANTASYON Tubal Overyal Abdominal Mezenter veya Omental Servikal. ERKEN DÖNEM EMBRİYOLARDA SPONTAN DÜŞÜK İlk üç haftada embriyoların çoğunda düşükler spontan gelişir. Bilinen bütün spontan düşüklerin% 50 si kromozomal anomalilerden kaynaklanır. Tüm zigotların üçte biri blastosist haline gelmez ve implantasyon gerçekleşmez. Gelişimin 3.Haftası gastrulasyon Primitif çizgi, Notokord, Üç germ yaprağı, gelişir. İkinci haftanın sonuna gelindiğinde embriyo iki tabaka (epiblast ve hipoblast) hücreden oluşur. Üçüncü haftanın başlaması ile embriyonik döneme girilmiş olur. Gelişimin üçüncü haftasında primitif çizgi, notokord ve üç germ yaprağı (endoderm, mezoderm ve ektoderm) somitler, kardiyojenik taslak gelişir. Üçüncü haftada embriyo gastrulasyon adı verilen peryoda girer. Gastrulasyon iki tabakalı embriyonik diskin, üç tabakalı embriyonik diske dönüşmesine verilen isimdir. Gastrulasyon primitif çizginin oluşması ile başlar. Notokord ve üç germ tabakasının oluşması ile tamamlanır. Her üç germ tabakası da epiblasttan köken alır. Üçüncü haftanın başında, embriyonik diskin dorsal yüzünde, orta çizginin kaudalinde kalın, şişkin çizgisel bir bant gözlenir. Bu çizgi epiblast hücrelerinin proliferasyonu ve embriyonik diskin orta (median) bölgesine göçü ile oluşur. Başlangıçta kısa olan ve gittikçe uzayan bu çizgiye primitif çizgi adı verilir. Primitif çizgi kaudal kısmına yeni hücrelerin eklenmesi ile uzar. Kranial ucunda ise yoğun proliferasyon sonucunda primitif düğüm (Hensen düğümü) adı verilen yapı oluşur. Primitif çizginin oluşumu ile embriyonun kraniokaudal (baş kuyruk) ve sağ-sol akslarını tespit etmek mümkündür. Primitif çizgi üzerindeki hücrelerin bu şekildeki hareketi ile primitif çizgi üzerinde primitif oluk oluşur. Primitif düğüm üzerindeki hücrelerin aynı hareketi ile de primitif çukur oluşur.
Primitif çukur ve oluk epiblast hücrelerin içe doğru hareketi sonucu oluşur. Primitif çizginin belirmesinden çok kısa bir süre sonra bu çizginin derinlerindeki hücreler ayrılarak mezenşim ya da (mezoblast) denen embriyonik gevşek bağ dokusunu oluştururlar. Mezenşim vücuttaki birçok bağ dokusu ve bezlerdeki stromal kompanent veya ağsı komponent gibi embriyonun destek dokusunu oluşturur. Mezenşimin bir bölümü intraembriyonik mezodermi oluşturur. Primitif çizginin epiblast hücreleri hipoblast arasına girerek embriyonik endodermi oluşturur. Primitif çizgiden geri kalan epiblast hücreleri ise embriyonik ektodermi meydana getirir. Çeşitli embriyonik büyüme faktörlerinin etkisi altında mezenşimal hücreler primitif çizgiden yaygın olarak göç ederler. Bu hücreler prolifere olarak fibroblast, kondroblast,.. gibi farklı hücrelere dönüşür. Gastrulasyonun erken dönemlerinden başlayarak epiblast hücreleri hiyaluronik asit üretmeye başlarlar. Hiyaluronik asit epiblast ve hipoblast hücreleri arasına sızar. Hiyaluronik asitin kendi hacminin 1000 misli fazlası kadar su tutma kapasitesi vardır. Hücre göçü sırasında mezenşim hücrelerinin agrege olmasını engeller. Migrasyonda görev alan bir başka önemli madde epiblast bazal laminası altında kalan fibronektin dir. Fibronektin mezenşimal hücrelerin bazal lamina altında yayılmasına yardım eder. Primitif çizgiden intraembriyonik mezoderm oluşması 4.haftanın sonuna kadar devam eder. Daha sonra primitif çizgi küçülür. Embriyonun sakrokoksigeal bölgesinde belirgin olmayan bir yapı halini alır. Çoğunlukla tamamen kaybolur. Kaybolmazsa sakrokoksigeal teratom adı verilen bir çeşit tümöre yol açabilir. Sakrokoksigeal teratomlar değişik doku tipleri içerebilirler. Örn: kıkırdak, kas, yağ, saç, bez dokusu gibi. Bu yüzden bu teratomların bütün germ tabakalarını oluşturabilen primitif çizgiden geliştiğine inanılmaktadır. Notokord uzantısı oluşurken primitif çukur bu uzantı içinde ileriye doğru göç ederek, bir lümen oluşturur. Bu uzantı ektodermle endoderm arasında uzayarak prekordal plağa erişir. Prekordal plakta endoderm ve ektoderm sıkıca birbirine yapıştığından daha fazla ilerleyemez. Primitif çizgi ve notokord uzantısındaki bazı mezenşimal hücreler ektoderm ve endoderm arasında embriyonik diskin sınırlarına ulaşana kadar yan ve baş yönünde göç ederler.
Göç eden bu hücreler İntraembriyonik mezoderm adını alır ve bu yapı amniyon kesesi ve vitellüs kesesini kuşatan ekstraembriyonik mezoderm ile devam eder. Primitif çizgideki bazı hücreler notokord uzantısının her iki tarafından kraniale, prekordal plak çevresine göç ederler. Bu alana kardiojenik alan adı verilir. Göç eden mezoderme, kardiojenik mezoderm adı verilir ve 3. haftanın sonunda gelişmeye başlayan ilkel kalp primordiumunu oluşturur. Primitif çizginin kaudalinde kloaka membranı bulunur. Burası embriyonun kaudalini belirler ve ilerde anüsün gelişeceği dairesel alandır. Nötokord uzantısı primitif çukurdaki hücrelerin invazyonu ile uzar. Primitif çukur nötokord uzantısı, içine doğru ilerleyerek nötokord kanalını oluşturur. Nötokord uzantısı artık primitif düğümden kranialde prekordal plağa kadar uzanan hücresel tüptür. Nötokord uzantısının tabanı altta uzanan vitellüs kesesinin embriyonik endodermi ile birleşir. Birleşen tabakalar gittikçe dejenere olur ve nötokord uzantısının tabanında açıklıkların oluşması ile sonuçlanır. Böylece notokord kanalı ile vitellüs kesesi arasında bağlantı kurulur. Bu açıklıklar kısa süre içerisinde birleşir ve nötokord kanalının tabanı ortadan kalkar. Nötokord uzantısı artıklarından yassı ve oluk biçiminde notokord plağı oluşur. Notokord plağında kranial uçtan başlayarak notokord hücreleri prolifere olur ve içe doğru kıvrılarak çubuk şeklinde notokordu oluşturur. Notokord kanalının proksimal bölümü nöroenterik kanal olarak varlığını sürdürür Bu kanal amnion ve vitellüs kesesi arasında geçici bir bağlantı sağlar. Notokordun gelişimi tamamlandığında nöroenterik kanal da kapanır.nadiren kapanmayıp persistans nöroenterik kanala neden olur. Notokord vitellüs kesesinin embriyonik endoderminden ayrılarak tekrar sürekli bir tabaka haline gelir. Notokord embriyonun primordial eksenini belirler, embriyoya diklik verir. Aksial iskelet (kafa kemikleri ve omurga) gelişimi için temel oluşturur. Notokord, etrafında omurganın oluştuğu karmaşık bir yapıdır Notokord omur cisimcikleri oluştukça dejenere olup kaybolur. Yalnızca erişkinlerin intervertebral disklerinde nükleus pulposus olarak varlığını sürdürür. Notokord erken dönemdeki embriyoda primer uyaran olarak görev yapar. Etrafında kolumna vertebralis gelişir. Gelişmekte olan notokord, üstünde uzanan embriyonik ektodermin kalınlaşmasını ve MSS primordiumu olan nöral plağın oluşumunu uyarır. Nöral plak ve nöral tüp gelişmekte olan notokord tarafından uyarılarak meydana gelir.
Nötokord gelişince üzerindeki ektoderm kalınlaşarak nöroektoderm kökenli terlik şeklinde nöral plağı oluşturur. 3.haftanın başında nöral plak merkez ekseni boyunca invagine olarak her iki yanda nöral kıvrımların bulunduğu orta çizgide longutidunal olarak uzanan nöral oluğu oluşturur. Nöral oluğun oluşmasından hemen sonra her iki yanda yer alan katlantılar bir süre sonra birbirine yaklaşarak kaynaşırlar. Bu kaynaşma servikal 5.somitleri hizasında başlar,kraniyal ve kaudal yönde devam eder. Bu olayların sonunda nöral tüp oluşur. Kaynama tamamlanıncaya kadar nöral tüpün sefalik ve kaudal uçları, amniyon boşluğuyla ilişkidedir. Bu boşluklar nöroporus anterior ve nöroporus posterior dür. 25.günde, nöroporus anterior 27.günde de nöroporus posteriorun kapanması ile amniyon kesesi ile olan ilişkisini kaybederek nörulasyon tamamlanır. 4 haftalık bir embriyoya nörula adı verilir. Nöral tüp daha sonra yüzey ektoderminden ayrılır. Yüzey ektodermi de epidermise farklanır. Nöral tüpün sefalik bölgesi daha geniş kaudal bölgesi daha dardır. Sefalik bölgesinden beyin vezikülleri kaudal kısımlardan ise medulla spinalis gelişir. Ektodermden Gelişen Yapılar MSS (serebrum, serebellum, medulla spinalis) ile gözün retina kısmı Periferik sinir sistemi, Kulak, burun duyu epiteli, Meme ve hipofiz bezleri, Dişin mine tabakası, Epidermisin saç ve tırnak gibi ekleri gelişir. NÖRAL KRİSTANIN OLUŞUMU Nöral kıvrımlar nöral tüpü oluşturmak üzere birleştikçe her bir kıvrımın kenarı boyunca uzanan bazı nöroektodermal hücreler epitelyal özelliklerini kaybederler. Bu hücreler,altındaki mezoderm içerisine girer ve krista nöralis hücrelerini oluştururlar. Daha sonra nöral tüple birlikte göç ederek yassılaşmış düzensiz bir kitle şeklinde nöral kristayı oluştururlar. Nöroektodermin gövdesindeki nöral krest hücreleri nöral tüpün kapanmasının ardından, iki yol izleyerek göç ederler. Bu göçler; 1.Dorsalde, derinin dermis tabakasından üstteki epidermisin bazal laminası içindeki delikçiklerden geçerek buradaki deri ve kıl foliküllerinde yer alan melanositleri oluştururlar. 2.Ventralde her somitin ön yarıları içinden geçerek duyu ganglionlarını, sempatik ve enterik nöronları,schwann hücrelerini ve adrenal medulla hücrelerini oluştururlar.
Nöral krista hücrelerini belirlemek güç olmakla birlikte özel işaretleme teknikleri ile nöral krista hücrelerinin geniş bir dağılım gösterdiği ortaya konmuştur. Nöral Krista Hücrelerinden Gelişen Yapılar Spinal ganglionlar Otonomik s,inir sistemi ganglionları, Kranial V, VII, IX, X. Sinirler, Schwan hücreleri Beyin ve medulla spinalis in meningeal örtüleri (piamater, araknoid) Pigment hücreleri Brankial arkusların kemik, bağ ve kas dokuları kafatasının çeşitli kemik ve kasları Sürrenal bezin medullası Paraksiyel mezoderm laterale doğru ara mezoderm (intermediate mezoderm) ve lateral mezoderm olarak devam eder. Lateral mezoderm, vitellüs kesesi ve amnion kesesini saran ekstraembriyonik mezoderm ile devamlıdır. SOMİTLERİN GELİŞİMİ Başlangıçta orta hattın iki yanında gevşek bir doku oluşturan intraembriyonik mezoderm 17. günde orta hattın iki yanında sağlı ve sollu üç ayrı bölge gösterecek şekilde düzenlenir. Orta hata yakın bölgelerde prolifere olarak kalınlaşır. Bu kısma paraksiyel mezoderm adı verilir. Paraksiyal mezoderm 3. haftanın sonuna doğru paraksiyel mezoderm somit adı verilen kübük kümeleşmeler göstermeye başlar. Bu somitler gelişmekte olan nöral tüp ve notokordun iki tarafında sıralanmışlardır. İlk somit çifti gelişmenin 20.gününde servikal bölgede belirir. Bu bölgeden başlayarak kranial ve kaudal yönde her gün yaklaşık üç çift somit belirir.. 5. haftanın sonunda toplam 42-44 çift somit oluşmuş durumdadır. Somitler oluşurken embriyonun yaşının belirlenmesinde somit sayısından yararlanılır. 4.haftanın başında somitlerin ortalarında miyosel adı verilen bir boşluk oluşur. Miyoselin oluşması ile somit duvarları ventral, medial ve dorsal duvarlardan oluşan üçgenimsi bir görünüm kazanır. Her somitin ventral ve medial duvarını oluşturan hücreler hızlı bir mitoza girer ve gevşek yapıda mezenşim oluşturarak notokordun çevresine göç ederler. Skleretom adı verilen bu hücreler notokordu çevreleyerek kondroitin sülfat ve kıkırdak matriksi için gerekli diğer molekülleri sentezlerler ve kolumna vertebralisi oluştururlar (Embriyonik dönemde oluşan kemik taslakları hyalin kıkırdaktan modeller şeklindedir). Bunlar fötal dönemde kemikleşmeye başlar). Dorsal somit duvarı ise dermatom ve miyotom adı verilen iki ayrı hücre grubuna dönüşür. Miyotom hücreleri o segmente ait vücut kaslarını oluştururlar. Dermatom hücreleri yüzey ektodermi altına yayılarak kendisine ait dermis ve deri altı bağ dokusunu meydana getirirler. Böylece her somit kendine ait
Sklerotomu ile kıkırdak ve kemik elemanlarını, Miyotomu ile kas dokusunu, Dermatomu ile de derinin dermis ve deri altı bağ dokusunu oluşturur. Ara (intermediate) mezoderm Paraksiyel mezoderm ile lateral mezodermi geçici bir süre birbirne bağlayan ara mezoderm, somitlerden farklı bir gelişim gösterir. Servikal ve üst torasik bölgelerde nefrotom adı verilen segmantal dizilimli hücre kümeleri oluşurken, daha kaudalde nefrojenik kordon olarak bilinen segmentsiz bir doku gelişir. Segmentli ve segmentsiz intermediyer mezodermin bazı bölümlerinden böbreğin bazı kısımları ve genital sisteme ait bazı yapılar gelişir. Lateral mezoderm Mezoderm germ tabakasında paraksiyel, ara ve lateral mezoderm oluştuktan hemen sonra lateral mezoderm içinde küçük boşluklar belirmeye başlar. Bunlar birbirleri ile birleşerek her iki tarafta intrembriyonik sölom boşluğunu oluştururlar. Lateral mezoderm vitellus ve amnion kesesini kuşatan ekstraembriyonik mezoderm ile devam eder. İntraembriyonik sölom boşluğu oluştuğunda lateral mezoderm ikiye ayrılır. İntraembriyonik sölom boşluğu lateral ve kardiyojenik mezodermde görülür. Böylece intraembriyonik somatik mezoderm ve intraembriyonik şiplenik mezoderm oluşur. İntraembriyonik somatik mezoderm amnion boşluğunu çevreleyen ekstraembriyonik somatik mezoderm ile devam eder. Somatik mezoderme ektodermle birlikte somatoplevra denir. Somatoplevra embriyo katlanması oluştuktan sonra vücut ön ve yan duvarını oluşturur. Endoderme bitişik olan ventral tabakaya İntraembriyonik şplanknik mezoderm adı verilir, vitellus kesesini saran ekstraembriyonik splanknik mezoderm ile devam eder. Splanknik mezoderm, endoderm ile birlikte splanknoplevra yı oluşturur. İkinci ayın sonunda intraembriyonik sölom boşluğu perikard pleura ve periton olmak üzere üç bölüme ayrılır. Mezoderm Germ Tabakasından Meydana Gelen Yapılar Kıkırdak, kemik,bağ dokusu, Çizgili ve düz kaslar, Kan ve lenf hücreleri, Kalp, kan ve lenf damarları, Böbrekler, gonadlar, Vücut boşluklarıni örten seröz zarlar, Dalak ve böbrek üstü bezinin korteksi. Endoderm Germ Tabakasından Gelişen Yapılar
Tonsillalar, tiroid, paratroid bezleri, Mide-barsak, solunum yolu epiteli, Timus, karaciğer ve pankreas parankimaları, Mesane ve üretra epitelinin büyük bir kısmı, Timpanik boşluk ve östaki borusunun epitel örtüsü. Gelişimin 3 dönemi vardır: 1- Büyüme 2- Morfogenezis 3- Farklanma 4 ve 8. haftalar arasında doku ve organlar çok hızlı geliştiğinden bu dönem büyük konjenital anomalilerin gözlendiği en riskli dönemdir. EMBRİYONUN KIVRILMASI Vücut şeklinin oluşmasında en belirgin olay yassı ve 3 tabakalı olan embriyo diskinin kıvrılarak, silindir şeklini almasıdır. Kıvrılma beyin ve medulla spinalisin hızlı büyümesi sonucunda enine ve boyuna olmak üzere 2 şekilde gerçekleşir. Embriyo diskinin enine büyüme hızı, boyuna büyüme hızına göre oldukça yavaştır. Embriyonun baş, kuyruk ve enine büyümesi aynı anda gerçekleşir. Embriyonun kıvrılması sonucu vitellüs kesesi ile olan bağlantısında bir daralma gözlenir. EMBRİYONUN BOYUNA KIVRILMASI Embriyonun uçlardan kıvrılması ile baş ve kuyruk katlantıları oluşur. Embriyo uzadıkça bu katlantılar ventrale (öne) doğru hareket eder. Baş ve kuyruk kıvrılması olmak üzere 2 şekilde gerçekleşir. BAŞ KIVRILMASI 4. haftanın başında kranial bölgedeki nöral katlantılar kalınlaşarak beyin tomurcuğunu oluşturur. Daha sonra prozensefalon (ön beyin) ağız yutak zarının (membrana orofarengealis) önüne doğru büyür. Gelişen kalp taslağının üzerinde asılı kalır. Septum transversum, kalp taslağı, perikard boşluğu ve ağız yutak zarı embriyonun ventraline doğru hareket eder. Embriyo boyuna kıvrılırken, vitellüs kesesinin endodermi, ön barsak (farinks ve özefagus) olarak embriyonun içine katılır. Ön barsak, beyin ve kalp arasında kalır ve orofarengeal membran, ön barsağı primitif ağız boşluğundan ayırır. Baş kıvrılmasından sonra septum transversum kalbin kaudaline kayar ve diaframanın sentral tendonunu oluşturur. Baş kıvrılması esnasında intraembriyonik sölom etkilenir. Perikard boşluğu kalbin ventralinde ve septum transversumun kranialindedir. Baş kıvrılması esnasında intraembriyonik sölom ile ekstraembriyonik sölom büyük bir oranda ilişki içindedir.
KUYRUK KIVRILMASI Kuyruk kıvrılması medulla spinalisin taslağı olan nöral tüpün distal parçasının büyümesi sonucu oluşur. Embriyo büyüdükçe kuyruk bölgesi, kloaka zarının üzerinden dışarı doğru ilerler. Kıvrılma esnasında vitellüs kesesinin endoderm tabakasının bir kısmı, embriyo içerisinde kalarak son barsağı (kolon dessendes) oluşturur Kuyruk kıvrılması esnasında allantois kesesinin proksimal kısmı da embriyo içerisine katılır. Son barsağın terminal kısmı hafifçe genişleyerek mesane ve rektum taslağını oluşturur. Kıvrılmadan önce primitif çizgi kloaka membranının kranialinde iken, kıvrılmadan sonra kloaka membranının kaudalinde yer alır. EMBRİYONUN ENİNE KIVRILMASI Enine kıvrılma, sağ ve sol yan katlantılar ile oluşur. Yan katlantılar medulla spinalis ve somitlerin hızlı büyümesi sonucu ortaya çıkar. Embriyo diskinin yan katlantıları ventrale doğru hareket eder, orta hatta kıvrılır. Karın ve ön yan duvarın taslağı ve sonuçta silindirik embriyo ortaya çıkar. Karın duvarı oluşunca vitellüs kesesinin endodermi (orta barsak) embriyo içine alınır. Amnionun embriyonun ön yüzüne yapıştığı bölge ise, dar bir göbek bölgesi olarak kalır. Bağlantı sapından göbek kordonu taslağı oluşması ve embriyonun yan katlantılarının ventralde birleşmesi ile intra ve ekstrembriyonik sölom arasındaki geniş aralık daralır. Amnion boşluğu genişledikçe ekstraembriyonik sölomun büyük bir kısmı ortadan kalkar ve amnion, göbek kordonunu çevreleyerek epitelini oluşturur. Nöral Tüp Oluşumu (nörülasyon) 4. Haftada embriyo 2-3.5 mm uzunluktadır. 4-12 somitli dönemdir Dışarıdan bakıldığında C harfi şeklindedir. Kalp bölgesi ventralde büyük bir şişkinlik gözlenir. Otik çukur, lens plakodu, kol ve bacak tomurcukları 4. haftanın sonunda izlenir. 1-2 ci farengeal arkus oluşur. 1 farengeal arkusun büyük bölümünden Mandibula,öne doğru olan uzantısından ise Maksilla gelişir. 26.günde embriyoda 3 çift faringeal arkus izlenir. 28.günde 4 çift farengeal arkus gözlenir. Alt ekstremite tomurcukları şekillenir 5. Haftada embriyo Beyin gelişiminin hızlanması nedeniyle kafada büyüme izlenir.
2.faringeal arkus(hyoid) diğerlerine göre daha hızlı gelişerek 3. ve 4.faringeal arkusun üzerini örterek her iki yanda servikal sinus adı verilen ektodermal çıkıntıları oluşturur. Yüz kalp şişkinliğine değer. Kol ve bacak tomurcukları büyür. Üst ekstremiteler kürek alt ekstremiteler palet şeklinde gözlenir. Bu dönemde geçici(ara) böbrek olan mezonefroz gözlenir. 6. Haftada embriyo Dirsek ve el gelişimi başlar. Elde parmak çizgilenmeleri başlar. Gövde ve ekstremitelerde spoantan hareketler(seyirmeler) gözlenir. Dış kulak yolu ve aurikula belirir. Gözlerde retinada pigment oluştuğu için gözler belirginleşir. Bu haftada embriyo dokunmaya karşı yanıt(refleks) verir. 7. Haftada embriyo Fizyolojik umbilikal herni oluşur. Ekstremitelerin gelişimi hızlıdır. El parmakları gelişir. Bu haftanın sonunda üst ekstremitede kemikleşme başlar. 8. Haftada embriyo Kol ve bacakların bütün kısımları belirginleşir. Parmaklar uzamış, birbirinden ayrılmıştır. Kuyruk küçülmüş olup bu dönemin sonunda kaybolacaktır. Kol ve bacak hareketleri başlar. Kafa derisinde vasküler pleksus gözlenir. Bu pleksus başın çevresinde karakteristik bir bant oluşturur. Alt ekstremitede kemikleşme başlar. Haftanın başında gözler açıktır, sonlarına doğru göz kapakları kapanır ve yapışır. Baş bu dönemde halen gövdeye göre büyük olmakla birlikte, embriyo bu şekliyle insana benzemktedir. Boyun bölgesi gelişirken göz kapakları belirginleşmeye başlar. Göz kapaklarındaki epitel füzyonu sonucu göz kapakları birleşir. Dış genital bölgenin görünümünden iyi bir kadın doğum uzmanı cinsiyet ayrımı yapabilir fakat ayrım için, embriyo yeterli gelişme göstermemiştir. 8. Haftada embriyonun uzunluğu tepe-oturma uzunluğu (crown-rump) noktalarının arası ölçülerek belirlenir. CR şeklinde mm ile ifade edilir. Genel Özellikleri Doku ve organların gelişimi ve fizyolojik süreçlere başlaması. Embriyon dönemine oranla çok hızlı büyüme Fötal Dönem 9-38 veya 40 hafta 9. HAFTA
DIŞ Boyun oluşur, çene yukarı kalkar, Baş büküntüsü 22º, Koryon, iki bölümden oluşur (koryon leva, koryon frondozum), Göz kapakları birleşir. İÇ Barsaklar göbek bağına doğru fıtıklaşır İlk kas hareketleri gözlenir, Hipofizden ilk ACTH ve GH salınır, Sürrenal korteksinden kortikosteroidler salınır, Kalpte semilunar kapaklar tamamlanır, Erkekte üretra katlantıları orta hatta birleşir. 9 haftalık fetusu hıçkırık tutabilir! Yüksek seslere reaksiyon verebilir! 10. HAFTA DIŞ Boyun büküntüsü 15º dir, Dış genitalyada cinsiyet ayırımı yapılabiliyor, Tırnaklar ortaya çıkar, Göz kapakları birleşiktir. İÇ Barsaklar karın içine döner, Safra salgılanır, Dalakta kan adacıkları ortaya çıkar, Timus lemf kök hücrelerince istila edilir, Hipofizde prolaktin üretimi başlar, İlk kalıcı diş tomurcukları oluşur, Süt dişleri diş çanı şeklinde belirlenir, Epidermis üç tabakalı halini alır. Week 10 At the 9th week the embryo is now considered a fetus. The fetus is able to grasp and can suck his/her thumb. Fingerprints are already visible in the skin. In addition to being able to sense touch, the fetus can now feel pain. At week 12, the fetus sleeps and awakens. 11. HAFTA DIŞ Boyun büküntüsü 8º, Burunda orta köprüsü oluşur. İÇ İdrar üretilerek amniyon kesesine bırakılır, Mide kasları kasılmaya başlar, T lemfositler genel dolaşıma çıkar,
Tiroid folliküllerinde kolloid birikmeye başlar. İlk Trimester 2. AY (7HAFTALIK EMBRİYO) 3. AY DIŞ Baş dikleşir, Ense hemen hemen düzelmiş, Dış kulak belirgin şeklini alır ve kalıcı yerini alır, Vitellus kesesi oldukça küçülür, Fetus amniyon sıvısı yutmaya başlar, Fetus deri uyarımlarına yanıt verir. İÇ Ovaryumlar pelvis bölgesine iner, Parathormon üretilir, Kan pıhtılaşabilir, Ovaryumlarda primordiyal foliküller belirir. İlk trimester bitmeden fetus esnemeyi, emmeyi, yutmayı ve koklamayı öğrenmiştir. 4. AY DIŞ Deri incedir, altındaki kan damarları rahatça izlenir, Burun delikleri açılır, Fetus parmağını emmeye başlar, Gözler yüzün önüne gelir, Bacaklar kollardan uzundur, Başta lanugo belirir, El tırnakları iyi gelişmiştir, ayak tırnakları gelişmeye başlar, El ayasında ve parmaklarda epitel olukları tam oluşmaya başlar, Amniyosentez için yeterli amniyon sıvısı oluşmuştur, Anne fetus hareketlerini hisseder. İÇ 5. AY DIŞ Vezikula seminalis oluşur, Beyincikte transvers oluk ortaya çıkar, Beyincikte piramidal hücreler ve traktüsler oluşur, Safra salgısıyla mekonyum yeşil renk alır, Mide çukurcuklarından aşağı doğru mide bezleri oluşur, Kahverengi yağ dokusu oluşur, Kemik iliğinde hematopoezis oluşur,
İÇ Deride verniks kazeoza birikmeye başlar, Göz kapakları ve kaşlar ortaya çıkmaya başlar, Lanugo tüm vücut yüzeyini kaplar. Medulla spinalisin myelinlenmesi başlar, Yağ bezleri etkinlik göstermeye başlar, Hipofizden TSH salınmaya başlar, Testisler aşağıya inmeye başlar. Fetusun tad cisimcikleri neredeyse tamamen gelişmiştir,. Amniyon sıvısının tadını bilir. (kimyon, sarımsak, soğan ve annenin diyetinden bir karışım) 20 HAFTALIK FETUS 6. AY DIŞ Deri kıvrımlaşmıştır ve kırmızıdır, Desidua kapsülaris azalan kan akımına bağlı olarak dejenere olmuştur, Lanugo kılları koyulaşır. İÇ Sürfaktan salınmaya başlar, Medulla spinalis in ucu S1 düzeyindedir. FETUSUN DIŞARIDA YAŞAM ŞANSI VARDIR! 6. Ayın sonunda fetus işitebilir, Uterus içi oldukça karmaşık seslerle doludur, Annenin sesi, barsak ve damar içi üfürümler, Anne konuşurken fetusun kalp atımı yavaşlar. 7. AY DIŞ Göz kapakları açılır, Kirpikler iyi gelişmiştir, Saçlar uzamaya başlar, (lanugodan daha uzun hale gelir) İÇ Beyinde sulkus ve giruslar belirmeye başlar, Deri altı yağ dokusu birikmeye başlar, Testisler skrotuma inmeye başlar, Dalakta kan yapımı durmak üzeredir. Fetus günde yaklaşık 50 kez hareket eder. elini yüzüne değdirir, ellerini birleştirir, eliyle ayağını veya göbek bağını yakalar, bir ayağını diğer dizine değdirir.
8. AY DIŞ Deri pembe ve düzdür, Gözler pupilla refleksine duyarlı hale gelir, El tırnakları parmak ucuna ulaşır. İÇ Gözdeki merceğin damarlanması sona erer, Testisler skrotuma inmiştir. Yapılan çalışmalar, 32 haftalık bir fetusla yeni doğan arasında pek az fark olduğunu göstermiş, Fetus günlük yaşamının % 90 nını uyuyarak geçirir, Bazı çalışmalar derin uykudayken düş gördüğünü desteklemektedir. 9. AY DIŞ Ayak tırnakları parmak uçlarına ulaşır, Lanugo nun çoğu dökülmüştür, Deri verniks kazeoza ile kaplıdır, Yaklaşık 1 litre amniyon sıvısı üretilmiştir, Plasenta 500 g ağırlığındadır, El tırnakları parmak uçlarını geçmiştir, Meme uçları gelişir ve meme az miktar süt salgılar. İÇ Büyük miktarda sürfaktan sentezlenir, Ovaryumlar hala pelvisin üst bölgesindedir, Medulla spinalis in ucu L3 düzeyine çekilir, Beyinde myelinlenme başlamıştır. Görme en son gelişen duyudur. Fetus uterus içindeyken şiddetli ışığı algılayabilir ve hatta zararlı olabilir! DOĞUM ZAMANI Döllenmeden sonra 266 gün (38 hafta). Son adet tarihinden(sat) sonra 280 gün (40 hafta). Beklenen Doğum Tarihi (SAT + 1 yıl) (3 ay) + 10 gün = BDT (± 10 gün). Örn : SAT: 24 10 2005 BDT:? Doğum Fetus, fetus zarları ve plasentanın kadının üreme kanalından dışarı atılmasıdır... Üç aşamalıdır; 1. Dilatasyon aşaması 2. Atılma aşaması 3. Plasenta aşaması
I) Fetal Membranlar Vitellüs Kesesi Allantois Kesesi Amnion Kesesi Koryon Kesesi PLASENTA, FETAL MEMBRANLAR VE ÇOKLU GEBELİKLER II) Plasenta Desidua Plasentanın gelişimi Plasenta Dolaşımı Plasentanın İşlevleri Plasenta Anomalileri Göbek Kordonu III) Çoklu ve ektopik gebelikler a) -ikizlik Monozigotik İkizler Dizigotik İkizler b)-diğer çoğul gebelikler FETAL MEMBRANLAR 1. Vitellus Kesesi 2. Allantois Kesesi 3. Amnion Kesesi 4. Koryon Kesesi VİTELLUS KESESİ Primer vitellus kesesi Sekonder vitellus kesesi VİTELLUS KESESİNİN ÖNEMİ 1. 2-3. haftalarda embriyoya besin sağlamak, 2. 3. haftada ilk kan dolaşımını sağlamak, 3. Primitif barsağı oluşturmak, 4. Primordial germ hücrelerini meydana getirmek. ALLANTOİS KESESİ Gebeliğin 16. gününde görülür, 2. ayın sonunda ekstraembriyonik kısmı kaybolur. ALLANTOİS KESESİNİN ÖNEMİ 1. 3-5. haftalarda kan yapımı, 2. Göbek kordonunun damarlarını oluşturmak, 3. Amnion boşluğundaki sıvının, umblikal vene ve oradan plasenta membranı aracılığı ile anne kanına taşınması için fetal dolaşıma katılır. 4. Allantois in embriyo içinde kalan parçası, mesane ve göbek kordonu yapısına katılır. AMNİON KESESİ Amnion Kesesinin Gelişimi
Amnion Sıvısının Orjini Amnion Sıvısının Sirkülasyonu Amnion Sıvısının Bileşimi Amnion Sıvısının Önemi AMNİON SIVISININ ORİJİNİ 1. Amnion hücreleri 2. Solunum yolları 3. Anne doku sıvısı 4. İntervillöz aralıktaki kan 5. Fetus idrarı 6. Keratinleşmemiş deri OLİGOHİDROAMNİOZ Amnmion sıvısı 400 mlt. den daha azdır. Nedenleri: 1- Plasenta yetmezliği 2- Amniokoryonik membran ruptürü 3- Renal agenezis 4- Obstrüktif üropati POLİHİDROAMNİOZ Amnion sıuvısı miktarının 2000mlt. den fazla olmasıdır. Nedenleri: 1- Meroanensefali 2- Anensefali 3- Özefagus atrezisi AMNİON KESESİNİN ÖNEMİ 1. Embriyo/fetus un simetrik gelişimini sağlamak, 2. Enfeksiyonlara karşı korumak, 3. Fetal akciğerlerin gelişimini sağlamak, 4. Darbelere karşı embriyo/fetus u korumak, 5.Yapışıklıkları önlemek, 6.Vücut ısısını düzenlemek, 7.Kasların normal gelişimini sağlamak, 8.Homestazisi ve elektrolit dengesini devam ettirmek. Amniosentez Amniosentez, en çok kullanılan ve yaygın prenatal tanı yöntemidir. Amnisentez gebeliğin 14.haftasında yapılmaktadır. %0,5 abort riski vardır. Hangi Durumlarda Amniosentez Yapılır? Anne yaşı ilerlemişse(38 ve üzeri) Daha önce Trizomili bir çocuk doğumu olaylanmışsa(down Sendromu) Anne ve Babada bir kromozom anomalisi bulunuyorsa(kromozom Translokasyonu) Anne,X e bağlı çekinik bozuklukları taşıyorsa (Hemofili) Ailede, Nöral tüp bozuklukları hikayesi varsa(spina bifida sistika) Doğuştan metabolizma bozukluklarını taşıyorsa bu gibi kişilere amniosentez uygulanır. Alfa-Feto Protein Ölçümü
Amnion sıvısının alfa-feto protein yoğunluğu,immunoassay ile ölçülür ve ultrasonografik skanning kullanıldığında,önemli bozukluklara(meroanensefali,miyeloşizisli spina bifida,gastroşizis ve omfalosel) sahip fötüslerin yaklaşık %99 una prenatal tanı konulabilir. Amnion sıvısında alfa-feto protein konsantrasyonu yüksek ise nöral tüp defektleri(meroanensefali,miyeloşizisli spina bifida);düşük ise Down sendromu ve diğer kromozom bozukluklarına sahip olduğu teşhisi konur. Seks Kromatini Testi Amnion sıvısından toplanan amnioblastlara,cresyl echt Violet boyası uygulandığında seks kromatini mikroskopta gözlenebilir ve dolayısıyla fetüsün cinsiyeti saptanabilir. Kromatin pozitif bir işaret gösteriyorsa fetüs dişidir, kromatin negatif ise fetüs erkektir. Koryon Villüs Biyopsisi Koryon villüs biyopsileri, kromozom anomalileri,doğuştan metabolizma bozuklukları ve X-bağlı bozuklukları belirlemede kullanılır. Gebeliğin 9.Haftasında yapılması önerilir. Risk Faktörü %1 kadardır. Koryon Villüs Biyopsisi Doğum Tarihinin Saptanması Doğum kliniklerinde,pratik olarak doğum tarihis saptanmasında, son menstruasyon kanaması ilk günü esas alınır. Şöyleki; son mesntruasyon kanamsının ilk gününden üç ay geri sayılır 1 yıl ve 7 gün ilave edilir. (Nägele Kuralı) Perinatoloji Nedir? Perinatoloji, döllenmeden sonra 26. haftadan, doğum sonrası 4. haftaya kadar olan dönemi ifade eder. KORYON KESESİ Ekstraembryonik somatik mezoderm ve trofoblastın iki tabakası koryonu oluşturur. Koryon villusları 3 aşamada gelişir. 1-Primer koryon villusları 2-Sekonder koryon villusları 3-Tersiyer koryon villusları AMNİYOKORYONİK MEMBRAN Amnion kesesi, koryon kesesinden biraz daha hızlı gelişir ve sonunda amnion kesesi duvarı, koryon kesesi duvarıyla birleşerek amniokoryonik membranı oluştururlar. PLASENTA Anne ile fetus arasında gaz ve besin maddelerinin değişim yaptığı geçici bir organdır. Plasental Villüsların Sınıflandırılması Mezenşimal Villüs Stem Villüs, İmmatür-İntermediate Villüs, Matür-İntermediate Villüs, Terminal Villüs. PLASENTANIN GELİŞİMİ Desidua bazalis ile koryon frondozumdan gelişir. Plasenta 2 bölümden oluşur
1-Maternal plasenta 2-Fötal plasenta Koryon Plağı Koryonik plağın gelişmesi,post koitum 8.günde implante olan blastosistin sinsisyotrofoblastında ilk lakünalar görülür görülmez başlar. Koryon Plağı Miyadında olan koryonik plağın tabakaları: 1-Amnion epiteli, 2-Kompakt tabaka, 3-Amnion mezodermi, 4-Süngerimsi tabaka, 5-Koryonik mezoderm, 6-Sitotrofoblast tabakası, 7-Langhans fibrinoid tabakası, 8-Sinsisyotrofoblast tabakası. Plasental Villus Bağ Dokusu Villus bağ dokusunu oluşturan temel elemanlar,4 ana grupta incelenebilir. 1-Bağ dokusunun esas hücreleri -Mezenşim hücresi -Retikulum hücresi -Fibroblastlar -Miyofibroblast hücreler 2-Villus bağ doku fibrilleri -Retiküler (prekollajen) fibriller -Kollajen fibriller 3-Bağ dokusu serbest hücreleri -Mast hücreleri -Plazma hücre öncüleri 4-Fetal villus kan damarları Hofbauer Hücreleri İnsan plasentasının doku makrofajları olarak bilinirler.çok şekilli hücreler olup boyutları 10-30 m arasındadır.gebeliğin 18.gününde gözlenmeye başlar. Hofbauer hücresinin görevleri: 1-Savunma yapmak, 2-Villus stromasının şekillenmesini sağlamak, 3-Plasental sıvı akışını kontrol etmek, 4-Anjiyogenez ve vaskülogenezi yönlendirmek, 5-Muhtemelen kollajen üretimini dolaylı olarak teşvik etmek. Desidua A-Hücreler Desidua hücreleri Makrofajlar Lenfositler Granüler hücreler B-Ekstrasellüler matriks Laminin Fibronektin
Kollajen tip-iv Heparan sülfat proteoglikan Endometrium fonksiyonalisin gebelik dönemini ifade eder. Üç bölümden oluşur: 1. Desidua Bazalis 2. Desidua kapsülaris 3. Desidua parietalis Bazal Plak Bazal plak;intervillöz aralığın maternal yüzünü oluşturan,kalınlığı 100 m - 1.5mm arasındadır. Olgun bazal plak tabakaları: 1-Rohr un fibrinoid tabakası, 2-Bağ doku tabakası, 3-Heterojen tabakası, 4-Nitabush un fibrinoid tabakası, 5-Bazal plağın dip tabakası. Gebeliğin 20. haftasına kadar plasenta membranı 1. Sinsisyotrofoblastlar 2. Sitotrofoblastlar 3. Villus bağ dokusu 4. Fötal kapiller endoteli olmak üzere 4 tabakadan meydana gelir FULL-TERM PLASENTA DA PLASENTA MEMBRANI KATMANLARI: Sinsisyotrofoblastlar Villus bağdokusu Fötal kapiller endoteli olmak üzere 3 tabakadan oluşur Bazı koryon villuslarında fötal kapillar endoteli ve sinsisyotrofloblastlar karşı karşıya gelir dolayısıyla plasenta membranı iki tabakadan oluşmuştur. PLASENTANIN GÖREVLERİ 1-Metabolizma 2-Gaz ve besin maddeleri taşıma Gaz ve besin taşınması Hormonlar Elektrolitler Maternal antikor Artık ürünler İlaç ve metebolitleri Enfeksiyon ajanları 3-Endokrin Protein hormonlar Human Chorionic Gonadotropin (hcg) Human Chorionic Somatomammotropin (hcs) Human Chorionic Thyrotropin (hct) Human Chorionic Corticotropin (hcacth)
Steroid hormonlar Progesteron Östrojen PLASENTA ANOMALİLERİ Plasenta Akreata Plasenta Perkreata Plasenta Previa PLASENTANIN ŞEKİL FARKLILIKLARI Aksesuar plasenta Bidiskoid plasenta Diffüz plasenta Atnalı biçimi plasenta GÖBEK KORDONU Fötüsü plasentaya bağlayan 1-2cm çapında ortalama 55 cm. uzunluğa sahip bir oluşumdur. ÇOKLU GEBELİKLER İkizlik en sık rastlanan çoğul gebelik türüdür. DİZİGOT İKİZLİK İki ayrı yumurtadan oluşan bu çocuklarda aşağıdaki özellikler mevcuttur: Birbirlerine benzemezler Cinsiyetleri ayrı olabilir. Kan grupları ayrı olabilir. Transplantasyona müsait değildirler. Teorik olarak fötal membranlar ayrıdır. MONOZİGOTİK İKİZLİK Tek yumurtadan gelişirler. Aşağıdaki özellikler mevcuttur: Morfolojik ve fizyolojik benzerlik Cinsleri aynıdır Kan grupları aynıdır Transplantasyona müsaittirler Fötal membranlar müşterektir Monozigot İkizliklerde Fetal Membranların Durumu Tip 1: Fötüs ekleri ayrı ayrıdır: Monozigot-dikoryonik ikiz gebelik (iki blastomer devresinde ayrılma) Tip 2: Plasenta müşterektir fakat amnion ayrıdır: Monozigot, monokoryonik, diamniotik ikiz gebelik (embriyoblast devresinde ayrılma) Tip 3: Fötüs ekleri tamamiyle müşterektir: Monoamniotik ikiz gebelik (embriyonal disk devresinde ayrılma) YAPIŞIK İKİZLER Torakopagus Kraniopagus Pigopagus EKTOPİK GEBELİKLER