24 Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay: 11 yılda sessiz devrim yaptık Türkiye nin demokratik değişim ve dönüşüm sürecinde çok ileri adımlar atıldığını belirten Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, 11 yılda sessiz devrim yaptık. Bu süreçteki yasal düzenlemeler Meclis in eseridir. Dolayısıyla demokratikleşme icraatlarının en büyük ortağı parlamentodur dedi. Söyleşi: Songül Baş Fotoğraflar: Elif Çelik
25 Demokratikleşme çalışmalarını başlattığınız 2002 yılında nasıl bir Türkiye tablosu vardı? Demokrasi bağlamında bizim gördüğümüz tablo şuydu; Türkiye anormallikler yaşıyordu, normal bir demokrasi işlemiyordu. Ülkenin yaklaşık üçte birinde yıllardır süren, 47 defa uzatılmış Olağanüstü Hal vardı. Türkiye demokrasi açısından, özellikle de devlet-vatandaş ilişkileri bakımından çağdaş bir görüntü içinde değildi. Biz Türkiye yi normalleştirme mücadelesi vermek üzere yola çıktık. Parti programımız, seçim beyannamelerimiz ve hükümet programlarımızda demokratikleşmeyi daima başa aldık. Bunu AK Parti nin temel misyonu gibi gördük, öyle algıladık. Devlet-vatandaş ilişkilerindeki sorun neden kaynaklanıyordu? Olağanüstü Hal dönemlerinde normal hukuk sistemi bir kenara konuluyor; olağanüstü bir yönetim uygulanıyor, pek çok keyfilik oluyor. O dönemlerle alakalı bugün hâlâ konuştuğumuz, tartıştığımız şeyler var; işkenceler, faili meçhuller, yargısız infazlar, toplu ölümler Ayrıca terör unsurlarıyla vatandaş adeta birbirine karıştırılmış. Önyargılarla vatandaşlara karşı haksız, adaletsiz uygulamalar, zulümler yapılmış. Bir sosyolog olarak o zamanlar pek çok toplumsal analiz gerçekleştirdim. Türkiye de devletle vatandaş arasında büyük sorunlar vardı. Bu sadece terörün olduğu bölgedeki Kürt vatandaşlarla ilgili değildi. İnancını yaşamak isteyenler için de engeller vardı. Kıyafet engeli nedeniyle kızlarımız travmalar yaşadı; okuluna gidemedi, eğitimini yarıda bıraktı, mesleğinden istifa etti. Alevi vatandaşların başka sorunları oldu. Yani toplumun hangi kesimine baksanız şunu görüyordunuz; devlet kendi vatandaşıyla güvene dayalı bir ilişki yürütemiyordu. Biz Türkiye nin normalleştirilmesi sürecinde vatandaşın devlete güveninin sağlanmasına büyük önem ve öncelik verdik. Demokratikleşme sürecinde ilk atılan adımlar neler oldu? 3 Kasım 2002 tarihindeki seçimlerin ardından hükümetimiz ilk Bakanlar Kurulu toplantısını 19 Kasım 2002 de yaptı. Bizim ilk icraatımız Olağanüstü Hal in kaldırılmasıdır diyebilirim. Süresi 30 Kasım 2002 de doluyordu. Yeni bir uzatma kararı alınmadı ve Olağanüstü Hal kaldırıldı. Türkiye bunun ferahlığını hemen hissetti. Daha sonra Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırıldı. 28 Şubat sürecini hatırlarsanız, alternatif hükümet konumunda olan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği nin yapısı yeniden düzenlendi ve Millî Güvenlik Kurulu nun sekretaryasını yürüten bir büro haline getirildi. Avrupa Birliği ile ilgili çok büyük adımlar attık. 60 yıldır adeta beklemede olan Avrupa Birliği sürecini canlandırdık. Bu noktada özellikle şunu düşündük; Türkiye yi normalleştirmede Avrupa Birliği rüzgarını da arkamıza almalıyız. Yoksa iç mekanizmalarla Türkiye de istediğimiz normalleşmeyi, sivilleşmeyi sağlamamız zordu. Bu bilinçli bir şeydir. Yani Avrupa Birliği standartları, Kopenhag Kriterleri, Maastricht Kriterleri nin Türkiye nin normalleşmesine katkı vereceğini düşündük. Daha hükümet olduğumuz ilk günlerde çok hızlı bir Avrupa Birliği seferberliği başlattık. Dolayısıyla Avrupa Birliği sürecini daima çok önemli gördük, halen de görüyoruz. Son 11 yıllık süreçte sizin dönüm noktası olarak gördüğünüz tarihler, düzenlemeler nelerdir? Birinci dönüm noktası 3 Kasım 2002 tarihindeki seçimle milletin yaptığı değişimdir. İkincisi, daha önce ifade ettiğim gibi, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği nin yapısının yeniden düzenlenmesidir. Üçüncüsü ve en önemlisi 27 Nisan daki bildiri karşısında hükümetin duruşu ve 28 Nisan da yaptığı açıklama-
26 dır. Ben onu sadece bizim dönemimizde değil, Türkiye nin demokratikleşme tarihinde en önemli köşe taşı olarak görüyorum. Dördüncüsü cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesiyle ilgili Anayasa değişikliğidir. Bir başka dönüm noktası 12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa referandumudur. Bu referandumda pek çok demokratikleşme adımı var, ama bana göre en önemli vurgu yargı reformudur. Yani hem Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu nun hem de Anayasa Mahkemesi nin yeniden düzenlenmesidir. Bu noktada şunu belirteyim; Türkiye de demokrasi açısından en önemli sorun neydi? diye sorarsanız, Siyasetin üzerindeki vesayetti derim. Demokrasinin özü millet iradesinin sandığa, sandığın da parlamentoya yansıması ve parlamentodan çıkan hükümetin ülkeyi yönetmesidir. Ama bu olmuyordu. Bana göre siyasetin üzerindeki en etkili iki vesayetten biri askerî vesayet, diğeri yargı vesayetiydi. Biri zaman zaman değişik gerekçelerle millî iradenin oluşturduğu hükümeti görevden uzaklaştırıp onun yerini almış, diğeri de yasaların Anayasa ya uygunluğunu denetlemesi gerekirken birçok parti kapatmış. Doğrusu 11 yıla baktığımızda ayrıntılı olarak düzenlemelere değinilebilir, ama birçok Anayasa değişikliği, yasa değişikliği ve uygulamayla bu vesayet sistemleri büyük oranda giderilmiş durumdadır bugün. Sorunuzla ilgili olarak ifade edilmesi gereken bir başka noktayı saydamlık politikası oluşturuyor. Şu anda Türkiye de Saydamlığın Artırılması ve Yolsuzlukla Mücadelenin Güçlendirilmesi Komisyonu nun da başkanıyım. Türkiye nin giderek şeffaflaşması, yani devletin, kamunun vatandaşa her boyutuyla açılması, mali denetimin yapılmadığı kurumun kalmaması, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gibi vatandaşın devlette, kamuda olan her şeyi öğrenmesini Siyasetin üzerindeki en etkili iki vesayetten biri askerî vesayet, diğeri yargı vesayetiydi. sağlayacak adımlar atılması demokratikleşmenin önemli boyutları. Saydamlık olmadan demokrasi olmuyor. Vatandaşın ne olup bittiğini denetlemesi için bilmesi gerekiyor. Bu da saydamlık politikalarıyla oluyor. Demokratikleşme çalışmalarına yönelik toplumsal desteğe ilişkin düşünce ve gözlemleriniz nelerdir? Toplumun genelinde büyük bir destek olduğunu biliyoruz. Seçim sonuçları bunun bir göstergesi. Türkiye yi normalleştirme, demokratikleştirme adımlarımız toplumun genelinden büyük destek aldı ki biz her seçimde oyumuzu artırdık. 2002 deki ilk seçimde oyumuz yüzde 34 tü, ikincide yüzde 47 oldu, üçüncüde yüzde 50 ye çıktı. Son ekim ayı kamuoyu yoklamalarında yüzde 52 olarak görülüyor. Yani toplum bize büyük kredi veriyor ve bizi destekliyor. Sivil toplum kuruluşlarıyla barışık bir hükümetiz. Hem ekonomideki hem de diğer alanlardaki STK larla önceki hükümetlerin hep sorunları olmuş. Şu anda herkesle iyi diyalogların sürdürüldüğü bir dönemdeyiz. Bu da demokratikleşme adımlarımıza yönelik toplum desteğinin bir başka göstergesi olarak değerlendirilebilir. Türkiye de reformcu bir hükümetin olması dünya kamuoyunun da dikkatini çekiyor. İlk iktidar olduğumuzda bizden çekiniliyordu, İşte şöyle gelenekten geliyorlar, yarın baskıcı uygulamalar mı olacak gibi endişeler vardı. Ama tam aksine şimdi Evet, İslamcı gelenekten geliyorlar, muhafazakar demokratlar, ama Türkiye de reformlar yapıyorlar, demokrasiyi geliştiriyorlar deniliyor. Türkiye bu şekilde anılır oldu. 30 Eylül de açıklanan Demokratikleşme Paketi ni ve buna yönelik çeşitli eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Öncelikle şunu ifade edeyim; bu paket sadece çözüm süreciyle ilgili belli kesimleri değil, bütün toplum kesimlerini
27 Genel olarak Demokratikleşme Paketi çok büyük bir memnuniyet uyandırdı. Şunlar yok diyenler olacaktır, biz de diyoruz zaten. İçinde olmasını istediğimiz, son ana kadar üzerinde çalıştığımız birkaç konu pakete giremedi, çünkü yeterince olgunlaşmadı. ilgilendiriyor. Bu pakette pek çok değişik kesimin görüşlerini aldık, ama hiç kimseyle oturup da bir pazarlık içinde olmadık. Çok kapsamlı bir hazırlık yaptık. Paketteki her unsurun altında koca bir dosya var; yani o konunun geçmişi, mevzuatımızdaki durumu, başka ülkelerdeki uygulamaları, Avrupa Birliği ülkeleri mukayeseleri vs... Bizim 11 yılda bir defada açıkladığımız en kapsamlı paket bu. Tasnifi şöyle yaparsak; bir kısmı Bakanlar Kurulu kararı, yönetmelik gibi idari tasarruflarla sağlanabilecek düzenlemeler. Onlar yapıldı bayramdan önce. Andımız ilkokullarda kaldırıldı; yardım toplamayla ilgili yönetmelikteki değişiklikle Kurban Bayramı nda herkes rahat etti; Vakıflar Meclisi toplanarak Mor Gabriel Manastırı na ait arazinin iade edilmesini sağladı. Bu bir sorundu, uluslararası alanda da önümüze geliyordu. Kılık Kıyafet Yönetmeliği değiştirildi. Kamuda kıyafet özgürlüğü Türkiye de çok sorun olmuştu. Özellikle hanımların başörtüsünde bu simgelendi, Türkiye de neredeyse demokrasinin önemli simgelerinden biri haline geldi 28 Şubat sürecinde. Dolayısıyla kamuda bu özgürlüğe kavuşulması Türkiye nin normalleşmesinin bir ifadesi. Milletvekillerimizin başörtüleriyle Genel Kurul a girmelerinde Meclis in gösterdiği olgunluk ise takdire şayan. Normalleşmenin çok önemli bir simgesi. Meclisimizi kutluyorum. Demokratikleşme Paketi nde açıkladığımız Roman Dil ve Kültür Enstitüsü nün kurulması çalışmaları da başladı. Paketteki diğer kısımların hepsi yasal düzenlemeyle ilgili; ya yeni ihdas ya da değişiklik öngörüyoruz. Bu hususların hepsini tasarı olarak gönderiyoruz; Nevşehir Üniversitesi nin isminin değiştirilmesinde olduğu gibi. Diğer konuları da tasarı olarak imzaya açtık; şu günlerde Meclis e gidebilir. Bu maddelerin bir kısmı siyasetin alanını rahatlatan, siyasete katkı sağlayan demokratikleşme adımları. Seçim barajı ilk defa tartışmaya açıldı. Biz bir tek o konuda karar vermedik; üç alternatif sunduk, tartışılsın ve olgunlaşsın diye. Yüzde 10 baraj; yüzde 5 baraj, ama daraltılmış 5 li bölge veya sıfır baraj ve dar bölge sistemi. Bunlar tartışılacaktır. Siyasi partilere Hazine yardımında yüzde 7 barajını yüzde 3 e düşürüyoruz. Bununla siyasi partilere mali desteğin artması, daha rahat siyaset yapılabilmesi amaçlanıyor. Siyasi partilere üyelikte tek bir ölçüt getiriliyor; bir kişi oy kullanabiliyorsa siyasi partiye de üye olabilmeli diyoruz. Pakette siyasi partilerin teşkilatlanmalarına kolaylık getirilmesi, tüzüklerinde yer alması ve iki kişiden fazla olmaması kaydıyla partilerde eş başkanlık sisteminin önünün açılması gibi daha pek çok husus yer alıyor. Paketle birlikte ilk defa hayat tarzı kavramını Ceza Kanunu na sokmuş olduk. İnsanların dili, dini, inancı, etnik yapısı gibi sebeplerle tercih ettiği hayat tarzına müdahaleye ciddi bir müeyyide getiriyoruz. Bu da özgürlük anlamında çok ileri bir mesaj. Yine toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kolaylaştırılması, özel okullarda anadilde eğitim, ayrımcılıkla mücadele, kişisel verilerin korunması gibi çok önemli başlıklar pakette yer alıyor. Genel olarak Demokratikleşme Paketi çok büyük bir memnuniyet uyandırdı. Şunlar yok diyenler olacaktır, biz de diyoruz zaten. İçinde olmasını istediği-
28 miz, son ana kadar üzerinde çalıştığımız birkaç konu oraya giremedi, çünkü yeterince olgunlaşmadı. Alevi vatandaşlarımızla ilgili düşüncemiz sadece Nevşehir Üniversitesi nin isminin değişmesi ve orada bir enstitü kurulması değildi. Mesela cemevlerinin statüsüyle ilgili bir düzenleme yapmak istiyorduk, ama kendileriyle gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde de konu tam olgunlaşamadı. Birçok kişinin tamam, işte böyle olmalı diye içine sindireceği bir sonuca varılamadı. Ruhban Okulu meselesi de öyle. Ama bunlar üzerinde çalışmalar devam ediyor. O halde demokratikleşme adımlarını önümüzdeki dönemde de beklemeliyiz... Elbette. Bu çalışmalar devam edecek. Ama şunu da söyleyeyim; bu dönemki Meclis yaklaşık 1,5 yıl sonra bitiyor. Bu Meclis ten bir sivil anayasa bekleniyordu; maalesef 2,5 yıl geçti, şu anda o sağlanmış değil. Türkiye de hâlâ bir ihtilal döneminin anayasası var. Birçok maddesi değişmiş olsa da özü o. Yani bu Meclis sivil bir anayasa yapmayı başaramadıkça Türkiye de istediğimiz manada ileri demokrasiyi sağlamak zor. Son 11 yıla dair pek çok şey ifade edilebilir. Şu anda dönüm noktaları olarak ilk aklıma gelenleri sizinle paylaştım. Hazırlattığım ve bizzat üzerinde çalıştığım Sessiz Devrim kitabı Türkiye nin demokratik değişim ve dönüşümünün öyküsünü kronolojik olarak anlatıyor. Bu süreçteki anayasa değişikliği, yasalar vs. hepsini parlamento gerçekleştirdi. Dolayısıyla sessiz devrim deki icraatın en büyük ortağı parlamentodur. Ben Sessiz Devrim kitabını milletvekillerimizin incelemesini, bunu 11 yılda demokrasimizin geldiği yer, parlamentonun ve millî iradenin kazandığı güç olarak değerlendirmesini çok arzu ederim. Meclis in bu sessiz devrim i sahiplenmesi çok önemli. Son olarak çözüm sürecinde geldiğimiz noktayla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? Çözüm süreci de Türkiye nin normalleşmesinin bir parçası. Türkiye hem etnik hem de inanç farklılıklarını içinde taşıyan bir ülke. Bizim amacımız bütün farklılıkların ülkemizde gönül hoşluğuyla, özgürce yaşamasıdır. Bu ülkedeki her vatandaşın, her inanç grubunun, her etnik grubun kendini ifade edebilmesidir. Tabii bunların önünde terör ciddi bir engel. Terör bittiğinde ülkemiz o manada daha da normalleşecek, her kesimin hak ve hukukuyla ilgili daha ileri adımlar atılabilecek, Türkiye daha demokratik bir ülke haline gelecektir. Terörü bitirme yönünde son attığımız adım çözüm süreci. Şu son on aydır en azından terör olayı yaşanmıyor, süreç devam ediyor, diyaloglar sürüyor. Buradaki hedef terörün sona ermesi, şiddetin bitmesi, silahların bırakılması ve siyasetin bütün sorunları görüşmesi. Terörle varılacak bir yer yok, silahla alınacak bir mesafe yok. Gelsinler, demokrasinin içinde mücadele etsinler. Genel Başkanımızdan başlayarak AK Parti kadroları olarak bizler, hayatın değişik yerlerinde pek çok haksızlıkla karşılaşarak buraya geldik. Ben 28 Şubat sürecinin mağdurlarından biriyim. Ama biz hiçbir yerde yasa dışı, hukuk dışı yöntemler içinde hak aramaya kalkışmadık. Siyasi partimizi kurduk, haksızlıkları dile getirdik, milletin desteğini aldık. Şimdi o günlerde haksızlık olarak gördüğümüz her şeyi demokrasi ve hukuk çerçevesinde değiştiriyoruz. Yani herkes demokrasinin, siyasetin içinde mücadelesini versin. Şu anda diyaloglar sürüyor. Biz hükümet olarak çok kararlıyız, o konuda elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz. Ama bu işin zorlukları var, öyle bir-iki ayda çözülen şeyler değil, kökü derinlerde. Dolayısıyla daha sabırlı olmak gerekiyor. Biz işin mahiyetini iyi biliyor, büyük bir sabırla sürdürüyor ve umudumuzu hep koruyoruz.