On Soruda Neden Başkanlık Sistemi? Prof. Dr. Ömer ÇAHA Başkanlık sistemiyle ilgili tartışmalar kırk yılı aşkın süredir Türkiye nin gündeminde yerini alıyor. Başkanlık sistemi, bugün Sayın Cumhurbaşkanımız ve hükümetimiz aracılığıyla yeniden Türkiye nin gündemine gelmiş bulunmaktadır. Türkiye de yeterince bilinmeyen başkanlık sisteminin mahiyeti ve bunun Türkiye için neden gerekli olduğu aşağıdaki sorular üzerinden cevabını bulmaktadır. 1. Türkiye nin Bir Başkanlık Sistemine İhtiyacı Var mı? Çok partili hayata geçtiğimiz 1950 den bu yana yaşadığımız deneyime bakıldığında Türkiye nin başkanlık sistemine ihtiyacının olduğu açıktır. Türkiye on yıl Demokrat Parti, beş yıl Adalet Partisi, sekiz yıl Anavatan Partisi, on üç yıldır da Ak Parti hükümeti tarafından tek partili güçlü hükümetlerle yönetildi. Altmış beş yıllık çok partili hayat döneminde görülen tüm önemli ve başarılı projeler bu hükümetler tarafından gerçekleştirilmiştir. Buna karşın Türkiye 1961-65, 1971-80 ve 1991-2002 yılları arasında koalisyon hükümetleri tarafından yönetilmiştir. Koalisyon hükümetleri döneminde Türkiye nin kayda değer tek başarılı bir projesi yoktur. Yetmişli ve doksanlı yılların koalisyon ortamında Türkiye bir yandan iç savaş eşiğine geldi, bir yandan da ekonomi dibe vurdu. 1971-80 yılları arasındaki dokuz yılda tam 11 tane hükümet kurulmuştur. Bu da hükümetlerin ortalama ömrünün bir yıldan daha az olduğu anlamına gelir. Siyasetteki bu istikrarsızlık Türkiye yi iç savaş eşiğine getirdi; ekmek, yağ ve şeker gibi temel gıda maddelerinde bile kuyruklara yol açtı; ülkeyi 12 Eylül askeri darbesine taşıdı. Darbenin önemli nedenlerinden biri Meclis in bir yıl boyunca Cumhurbaşkanını bir türlü seçme başarısı gösterememesiydi. Meclis Cumhurbaşkanı seçmek için 284 defa toplanıp oylama yapmasına rağmen 1
parçalı Meclis aritmetiği içinde bir cumhurbaşkanı seçme başarısını gösteremedi. Doksanlı yılların koalisyon hükümetleri Türkiye yi tam anlamıyla bir yıkım eşiğine getirdiler. Türkiye nin koalisyon hükümetleri tarafından yönetildiği 1991-2002 yılları arasındaki dönemde, Refah-Yol hükümetinin bir yıllık deneyimi bir kenara bırakılırsa taş üstüne taş konmamıştır. On bir yıllık süre içinde 10 tane hükümet kurulmuştur. Ülke siyasi istikrarsızlık ve çekişmeler, yolsuzluklar, üstü üste yaşanan ekonomik krizlerin sonucunda savaştan çıkmış harabe bir ülke haline geldi. Anavatan Hükümeti 1991 yılında milli gelirimizi kişi başına 3500 dolara çıkarmıştı. Koalisyon hükümetleri bu rakamı 2002 yılına geldiğimizde 2250 dolara düşürdüler. Bu dönem aynı zamanda Türkiye nin iç güvenlik bakımından en karanlık dönemidir. On yedi bin faili meçhul cinayet işlendi. Türkiye bu dönemde savaşa girip ağır yenilgiyle çıkan haraba bir ülke konumuna geldi. Ülkenin bir kez daha bu duruma düşmemesi için güçlü hükümetlere ihtiyacı var. On üç yıldır halk Ak Parti yi tek başına iktidara taşıyarak güçlü bir hükümete destek vermiştir. Bunun sonucunda Türkiye birçok alanda devrim sayılan reformlara, kalkınma ve gelişme hamlelerine imza attı. Ama çok partili ve parçalı siyaset manzarası içinde bu her zaman mümkün olmayabilir. Yeniden koalisyonlu hükümetler dönemine girme riski yarın öbür gün söz konusu olabilir. Bu bakımdan yürütmenin halk tarafından belli bir süreliğine belirlendiği ve icra gücünün tek elde toplandığı başkanlık sistemi Türkiye için şarttır. Türkiye nin başkanlık sistemine ihtiyacını doğuran nedenlerden biri de jeopolitik konumudur. Türkiye, deyim yerindeyse etrafındaki ülkelerden dolayı bir ateş çemberi içinde yaşayan Avrupa nın nüfus bakımından en büyük ülkelerinden biridir. Böylesi kritik bir bölgede, büyüyen nüfus yapısıyla Türkiye bölük pörçük koalisyon hükümetleriyle yönetilemez. 2. Başkanlık Sistemi Bize Ne Getirecek? Hükümet parlamento tarafından mı seçilmeli yoksa doğrudan halk tarafından mı seçilmeli? Başkanlık sistemi esas itibariyle bununla ilgilidir. Parlamenter sistemlerde siyasi partiler seçim yarışına girer ve aldıkları oy nispetinde parlamentoda temsil edilirler. Tek başına iktidarı kuracak güce ulaşamayan partiler mecburen diğerleriyle ittifak yaparak koalisyon hükümeti kurarlar. 2
Burada iki temel sorunla karşılaşıyoruz: Birincisi ideolojik ve siyasal olarak birbirine uzak iki parti aynı program ve projelerde anlaşamadıkları için çekişme ve başarısızlık kaçınılmaz olur. İkincisi de, bu tür sistemlerde ayak oyunları çok olduğu için hükümetler kısa ömürlü olmaktadır. Bugün İtalya da ve Türkiye de bir hükümetin ortalama ömrü bir buçuk yıldır. 1923 ten 2015 yılına kadar tam 62 tane hükümet kurmuş durumdayız. Türkiye nin bu konuyla ilgili deneyimi başarısızlığın ötesinde ahlaki boyutu olan bir deneyimdir. Hem yetmişlerde hem de doksanlarda milletvekili pazarlarının kurulduğunu yaşı uygun olan herkes bilir. Rüşvet, entrika ve bir takım kumpaslarla milletvekili transferleri yapılarak hükümetler yıkılmış, yerine yeni hükümetler kurulmuştur. Ecevit in, seçimden birkaç ay sonra Adalet Partisi nden bakanlık rüşvetiyle transfer ettiği 11 milletvekili olayı, siyasi tarihimizin en yüz kızartıcı olaylarından biridir. Yine 28 Şubat sürecinde DYP den koparılan milletvekillerinin, ağırlıkları kadar para aldıklarına ilişkin dedikodular ayyuka çıkmıştı. Kısaca, parlamenter sistemin bizdeki deneyimi siyasi ve ahlaki zafiyetleri barındıran acılı tecrübelere sahiptir. Peki, başkanlık sisteminde ne olacaktır? Başkanlık sisteminde halk hükümeti kurma yetkisini bir dahaki seçime kadar başkana verecektir. Başkan halk tarafından doğrudan seçildikten sonra kendi kabinesini oluşturacak ve bir dahaki seçime kadar yürütme gücünü elinde bulunduracaktır. Hükümet meclisin işine karışmayacak, meclis de hükümetin işine karışmayacak. İkisi birbirinden kesin olarak ayrılacak. Böylece ikide bir yıkılıp kurulan istikrarsız hükümetlerin önü kapanmış olacaktır. Hükümet doğrudan halka karşı sorumlu olacak ve bir dahaki seçimde hesabını yine halka verecektir. Başkanlık sisteminin temel mantığı budur. Başkanın yetkilerinin hangi boyutlarda olacağı her ülkenin kendi tarihsel ve kültürel deneyiminin sonucunda oluşan bir şeydir. Başkanın yetkileri konusunda bize özgü düzenlemeler yapılabilir. Burada önemli olan başkanın elini rahatlatan, kimseye bağımlı kalmadan icraat yapmasını mümkün kılan bir düzenlemenin yapılmasıdır. Neticede yürütmenin tüm eylem ve sonuçlarından sorumlu olan başkandır. Halka hesap verecek olan o olduğu için kimsenin başkanın iradesini gölgelememesi gerekir. 3. Başkanlık Sisteminde Kuvvetler Ayrılığı Nasıl Olacaktır? 3
Başkanlık sisteminin temel mantığı, kuvvetler ayrımını keskin biçimde yerleştirmesidir. Parlamenter sistemde üç kuvvet (yasama, yürütme ve yargı) birbirinden tümüyle bağımsız değildir. Hükümet meclisten çıktığı için doğal olarak meclisteki sandalye sayısının çoğunluğuna sahiptir. Dolayısıyla hükümetin istemediği hiçbir düzenleme meclisten geçemez. Yine hükümet istediği her tür düzenlemeyi şu ya da bu biçimde meclisten geçirebilmektedir. Bu durum sadece bize özgü değildir. Tüm parlamenter sistemlerde hükümetler parlamentoya mutlak olarak hükmederler. Oysa başkanlık sisteminde hükümetle parlamento (bizde meclis) birbirinden keskin hatlarla ayrılmıştır. İkisi de yetkisini halktan aldığı için çifte meşruiyet durumu söz konusudur. Bu her ikisinin de halka karşı sorumlu olmasını getirmektedir. Türkiye de öteden beri şikayet edilen yürütmenin yasamaya ve yargıya hükmettiği yolundaki şikayetler, başkanlık sisteminde kendiliğinden sona erecektir. Peki, bu durumda yargı nerede duracak? Gerek parlamenter sistemde, gerekse başkanlık sisteminde yargının yürütmeyle hangi düzeyde bağlantılı olacağı anayasa veya yasayla düzenlenen bir husustur. İki sistemde de esas olanın seçilmişlerin iradesinin üstünlüğü ilkesi olduğunu unutmamak gerekir. Zira seçilmişler başta halk olmak üzere çok boyutlu denetime tabidir. Oysa yargı mensuplarının ne halk tarafından, ne de başka bir organ tarafından denetlenme imkânı vardır. O bakımdan gerek parlamenter sistemlerde gerekse başkanlık sistemlerinde yargı organıyla ilgili düzenleme yapılırken yargı mensuplarının seçilmişlerin iradesini ipotek altına almayacak şekilde bir kontrol ve denge (check and balance) üzerinden düzenleme yapılır. Üst düzey yargı mensuplarının atanması, ülkeden ülkeye farklılık göstermekle birlikte büyük ölçüde seçilmişlere bağlanmıştır. Tüm demokratik ülkelerde üst düzey yargı mensuplarının en az bir kısmını seçilmişler belirler. Başkanlık sisteminin en önemli modeli olan Amerika da Yüksek Mahkeme nin başını Başkan tayin eder. Yüksek Mahkeme aynı zamanda bizdeki Danıştay, Yargıtay ve Sayıştay ı bünyesinde barındırır. Yüksek Mahkeme nin başkanı emekliye ayrılıncaya kadar bu görevde kalır. Bu da Başkan ın yüksek mahkemeye hükmetmesini önleyen bir mekanizmadır. Yüksek Mahkeme nin başı farklı başkanlarla çalışabilir. Öte yandan parlamenter sistemin en ideal modelini oluşturan İngiltere de üst düzey yargıçlar ya Adalet Bakanı veya Başbakan ın tavsiyesi üzerine Kraliçe tarafından atanır. Kimin üst düzey yargıda görev alacağına kısaca seçilmişler karar veriyor. 4
4. Başkanlık Sistemi Uzlaşmaya Yol Açar mı? Hangi sistemin uzlaşma getirdiği konusundaki tartışmalar en fazla Amerikan bağımsızlığından sonra Amerikalı siyasetçiler ve kurucu babaları tarafından tartışılmıştır. Bu tartışmaların sonucunda Amerika daki kozmopolit yapıyı bir arada tutan en uygun sistemin başkanlık sistemi olduğuna karar verilmiş ve başkanlık sistemi bu düşünce üzerinden Amerika da hayata geçirilmiştir. Parlamenter sistem daha önce de ifade ettiğimiz gibi siyasal ve ideolojik ayrışmalardan dolayı istikrarsızlığın kaynağıdır. İstikrarsızlığın kaynağı olmasının temel nedeni uzlaşmanın çok zor olmasıdır. Peki, başkanlık sistemi uzlaşmaya nasıl yol açıyor? Başkanlık sisteminde Başkan, seçilmek için toplumun en az yüzde ellisinin desteğini almak zorundadır. Bu da demektir ki, başkanlar ister istemez ortada durmak ve tüm toplumu kuşatmak durumundadırlar. Bu politikanın en canlı örneğini Türkiye de 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde gördük. CHP, MHP ve bazı küçük partiler Türkiye deki seçmen çoğunluğuna yakın, ılımlı kişiliğiyle bilinen Ekmeleddin İhsanoğlu nu Cumhurbaşkanlığına aday gösterdiler. Cumhurbaşkanı nın halk tarafından seçilmesi, hem farklı partiler arasında uzlaşmaya yol açtı, hem de ılımlı siyasetçilerin ön plana çıkmasını sağladı. Başkanlık sistemine geçildiğinde de benzer bir durum söz konusu olacaktır. Ilımlı ve kuşatıcı kişiliğin yanı sıra, siyaseten başarılı ve güçlü figürler başkan adayı olarak ön plana çıkacaklardır. Başkanlık sistemi, başarısız liderlerin ila nihaye partilerinin başında durmasını zora sokan bir sistemdir. Bununla birlikte başkanlık sistemi aşırı ideolojik ve siyasi ayrışmayı törpüleyerek, ılımlı ve uzlaşmacı bir kültürün gelişmesine zemin hazırlar. 5. Başkanlık Sistemi Geldiğinde Meclis Lağvedilecek mi? Başkanlık sistemiyle birlikte meclis varlığını sürdürmeye devam ettirmektedir. Meclisin yapısı ülkeden ülkeye farklılık gösterebilmektedir. Amerika da Kongre, Brezilya da Ulusal Kongre, Meksika da Birlik Kongresi, Rusya da Duma gibi isimler altında meclisler yer almaktadır. Her ülkede meclise seçilmenin farklı usulleri vardır. 5
Bizde başkanlık sistemi geldiğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi varlığını sürdürecektir. Milletvekillerinin kaç yılda bir ve hangi esaslara göre seçileceği Anayasayla veya kanunla düzenlenecektir. Önemli olan şey başkanın elini rahatlatacak bir meclis aritmetiğinin ortaya çıkmasına hizmet edecek bir seçim sisteminin kabulüdür. Amerika daki sistem, kongrenin zaman zaman başkana muhalif olan partinin çoğunluğa gelmesine yol açmaktadır. Fransa da da benzer bir durum bu dönemde olduğu gibi görülmektedir. Bu da yürütmeyi zora sokan bir tabloyu beraberinde getirebiliyor. Bu durumda hem Fransa da hem de Amerika da iki taraf da taviz vermek zorunda kalarak uzlaşma yoluna gidiyorlar. Başkanlık sistemi bu yönüyle de uzlaşmaya hizmet etmektedir. Meclisin yapısı söz konusu olduğunda başkanlık sisteminin Türkiye açısından bir yararı da seçim barajının düşürülmesiyle ortaya çıkacaktır. Bilindiği gibi Türkiye de, oturmuş hiçbir demokratik ülkede olmayan ölçüde yüksek bir seçim barajı var. Seçim barajının temel mantığı parlamentonun aşırı bölünmesinin önüne geçerek burada hükümetlerin kurulmasını kolaylaştırmaktır. Oysa başkanlık sistemine geçildiğinde baraj aşağılara çekilerek, hatta kanımca tamamen kaldırılarak küçük partilerin de Meclis e girmesinin yolu açılabilir. Bu durumda hem daha renkli bir meclis aritmetiğine ulaşmış olacağız, hem de farklı seçenekler söz konusu olacağı için yasama faaliyetlerinde uzlaşma konusunda farklı alternatiflere sahip olacağız. Sözgelimi bir yandan Saadet ile Büyük Birlik gibi muhafazakar partiler Meclis te yer alacak, bir yandan İşçi Partisi gibi sol partiler. Bu da hükümeti istikrarsızlığa sürüklemeyen bir renklilik ve zenginlik demektir. 6. Dünyada Hangi Sistem Daha Yaygındır? Dünyada demokrasiyle yönetilen ülkelere baktığımızda aşağı yukarı birbirine yakın sayıda parlamenter ve başkanlık sistemiyle karşılaşıyoruz. Dünyadaki parlamenter rejim sayısı 43 iken başkanlık sistemiyle yönetilen ülke sayısı 42 tanedir. Genel olarak Avrupa daki ülkelerin parlamenter sistemle yönetildiğini görüyoruz. Öte yandan başkanlık sistemi ise genel olarak Amerikan kıtasında yaygındır. Her iki kıtada da tarihsel ve siyasal kültürel dinamiklerin kendi istikameti doğrultusunda birer sisteme yol açtığını söyleyebiliriz. Amerikan siyasal kültürü genel olarak şeflik kültürüne dayalı olduğu için buralarda güçlü lider figürü etrafında bir başkanlık sistemi gelişmiştir. Öte yandan Avrupa da Orta Çağdan 6
beri siyasal kültür, sınıfsal bir temele dayandığı için burada farklı sınıfları bünyesinde barındıran parlamenter sistem gelişmiştir. Bu iki sistemi, dünyanın değişik kıtalarında farklı biçimlerde görüyoruz. Uzun süre Avrupa nın sömürgesi durumunda kalan Afrika ve Asya ülkelerinde yaygın olan sistem parlamenter sistemdir. Öte yandan sosyalist rejimin yıkılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Orta Asya daki ülkelerde, Rusya dahil başkanlık sistemi yaygınlık kazanmıştır. Fakat unutmamak lazımdır ki, gerek bu coğrafyada, gerekse Latin Amerika ülkelerinde gelişen başkanlık sistemlerinin çoğu bildiğimiz anlamda demokratik başkanlık sistemi değildir. Burhan Kuzu nun ifadesiyle buralarda gelişen sistemlerin çoğu demokratik olmayan başkancıl sistemlerdir. Avrupa da neden başkanlık sisteminden çok parlamenter sistem gelişmiştir? Bunun birkaç nedeninin olduğu söylenebilir. Her şeyden önce yukarıda ifade edildiği gibi, Avrupa Ortaçağ dan beri sınıfsal temele dayanan bir siyasal ve toplumsal ayrışma yaşaya gelmiştir. Modernleşmeyle birlikte bu ayrışma farklı sınıfların temsil edildiği parlamenter bir rejime yol açmıştır. İkincisi, Avrupa daki birçok ülkede monarşik rejimler hayatta olduğu için monarşik rejimlerin altında doğal olarak başkanlık sistemi gelişemiyor. Bugün Belçika, Danimarka, Hollanda, İngiltere, İspanya, İsveç, Lüksemburg, Monako ve Norveç gibi ülkelerde monarşik rejimler vardır. Burada parlamentonun üzerinde yer alan kişi kral veya kraliçe olduğu için onun yetkisine ortak olacak bir başkana gerek görülmemiştir. Bununla birlikte Avrupa da bazı ülkelerde yarı başkanlık veya karma bir sistem gelişmiştir. Fransa ve Finlandiya yarı başkanlık sistemiyle yönetilirken; Avusturya, İrlanda, İzlanda, Bulgaristan, Slovakya ve Slovenya da bir çeşit karma sistem olan başkanlı parlamenter sistemler söz konusudur. Avrupa daki farklı varyasyonları dikkate aldığımızda, İngiltere de olduğu gibi istikrarlı ve tipik bir parlamenter sistemin Avrupa da da çok yaygın olmadığını belirtmek gerekir. Bazı ülkeler parlamenter sistemi monarşik rejim altında bir dengede tutarken, bazıları da halk tarafından seçilen başkanlı bir modeli benimsemiştir. 7. Hangi Sistem Daha Başarılıdır? Parlamenter sistemle başkanlık sisteminin karşılaştırmasını üç noktada yapabiliriz: İstikrar, kalkınma ve uzlaşma kültürü. İstikrar açısından 7
bakıldığında başkanlık sistemlerinin parlamenter sistemlere göre belirgin bir başarısı vardır. Bunun tipik örneğini Fransa da görüyoruz. Fransa da 1946-58 yılları arasındaki Dördüncü Cumhuriyet döneminde tam 20 tane hükümet kuruldu. Karmaşa ve istikrarsızlığın Fransa yı büyük bir yıkımın eşiğine götürdüğünü gören Fransız toplumu, De Gaul u güçlü bir lider olarak Fransa yı kurtarmaya davet ettiğinde yarı başkanlık sisteminin yolu da kendiliğinden açılmış oldu. De Gaul un şart koştuğu Beşinci Cumhuriyet ve yarı başkanlık sistemi 1958 den bu yana Fransa ya istikrar getirmiş ve Fransa nın yeniden eski gücüne kavuşmasını sağlamıştır. Siyasi istikrarla ekonomik kalkınma arasında doğrusal bir ilişki vardır. Gerek Türkiye nin, gerekse farklı ülkelerin deneyimleri bunu bize bariz biçimde göstermiştir. Buradan bakıldığında kalkınma performansının, istikrarlı başkanlık sistemlerinde bulunduğunu söylemek mümkündür. Uzlaşma bakımından bakıldığında her iki sistemin kendine göre başarılı performansı söz konusudur. Parlamenter sistemde farklı ideolojiden partiler koalisyon oluşturduğu için partiler arasındaki ideolojik barikatlar yumuşayabiliyor. Öte yandan yukarıda ifade edildiği gibi, başkanlık sisteminde başkan ılımlı bir karaktere sahip olmak zorundadır. Başkan, her kesimden oy almak için merkeze hitap eden kişilerden seçilmek durumundadır. Çoğulcu ve kozmopolit toplumlarda başkanın şahsiyeti tüm kesimlerin üzerinde buluştuğu ortak bir husus olabiliyor. Oysa parlamenter sistemlerde herkes kendi cephesinde durduğu için siyasetçiler üzerinden ortak değer yakalamak her zaman kolay değildir. İki sistemin dünyada iki başarılı örneği vardır. Parlamenter sistemin başarılı örneğini İngiltere, başkanlık sisteminin başarılı modelini ise Amerika oluşturmaktadır. Parlamenter sistemin İngiltere deki başarısı İngiliz toplumun tarihsel arka planına bağlıdır. 1215 yılında ilan edilen Magna Carta dan beri parlamento yanlılarıyla kral yanlıları arasında bir çekişme yaşanmıştır. Bu çekişme 1648 devriminde Kral Charles in parlamento yanlıları tarafından öldürülmesine kadar varmıştır. Altı yıllık bir cumhuriyet denemesinde başarısız olan İngilizler, yeniden monarşik rejime dönmüş, ancak 1688 yılındaki Görkemli Devrim le birlikte kralın yetkilerini parlamentoya devrettiği meşruti monarşiye geçmiştir. Bu devrimle birlikte parlamento tüm yetkileri eline alarak İngiltere de mutlak güç haline gelmiştir. İngiltere de parlamentonun iradesini sınırlandırmamak için anayasa bile yapılmamıştır. İngiliz parlamentosu, kadını erkek, erkeği kadın yapmanın dışında her şeye mutlak olarak muktedirdir. 8
Parlamento geleneğinin İngiltere de neden bu denli başarılı olduğunun gizi burada saklıdır. Kısaca, İngiltere deki parlamenter sistemin başarısının iki anahtarı vardır: Birincisi, yukarıda ifade edildiği gibi parlamento iradesinin her şeyin üstünde olması. İkincisi de, seçim sisteminin çoğunlukçu olmasıdır. Çoğunlukçu seçim sistemden dolayı İngiltere de iki partili sistem gelişmiştir. Bu da parlamentoya genel olarak merkeze hitap eden iki ılımlı partinin girmesine yol açmaktadır. İngiliz parlamenter sisteminin başarısı burada yatmaktadır. Çok partili bölünmüş siyasi tablonun olduğu ve nispi temsil sistemine dayanan Avrupa daki diğer ülkelerin çoğunda parlamenter sistem başarısız bir sistemdir. Parlamenter sistemin kısmen başarılı olduğu İskandinav ülkelerinde monarşik bir rejimin olduğunu unutmamak gerekir. Norveç, Danimarka ve İsveç gibi ülkelerde bulunan monarşik yapı sayesinde parlamenter sistem kısmen başarılı olmaktadır. Bu ülkelerin aynı zamanda birkaç milyonluk küçük bir nüfusa sahip olduklarını da unutmamak gerekir. Başkanlık sisteminin dünyadaki en başarılı örneğini Amerika oluşturmaktadır. 1776 yılında elde edilen bağımsızlıktan sonra Amerikan sistemi inşa edilirken bazı hususlara dikkat edildi. Amerika nın çoğulcu bir yapıda olması, federal bir sisteme sahip olması ve dinle devletin birbirinden keskin hatlarla ayrılması. Tüm bunların sigortası olarak da anayasa ile başkanlık sistemi kabul edilerek hayata sokulmuştur. Amerika nın, tarih sahnesine çıktığı 240 yıllık tarihi süreçte tüm dünyaya hükmeden süper bir güç olmasının sırrı istikrarlı siyasi yapısında yatıyor. Amerika, başkanlık sistemi sayesinde hem kozmopolit çoğulcu bir toplumu bir arada tutmayı başarmıştır, hem de siyasi istikrar yakalayarak dünyaya hükmeden bir güç haline gelmiştir. 8. Başkanlık Sistemi Diktatörlüğe Yol Açar mı? Başkanlık sistemine karşı olanların en fazla dillendirdiği düşünce budur. Oysa bunun gerçekle hiçbir alakası yoktur. Başkan kendisine verilmiş yetkileri yasaların çerçevesi içinde kullanmak durumundadır. Fransa ve Amerika daki oturmuş demokrasi örneklerine bakıldığında ikisinde de başkanların yetkileri Türkiye deki cumhurbaşkanının yetkisinden daha az olduğu görülür. İki sistemden hangisinde kurumlaşmış bir demokrasi vardır? Başkanlık sistemine karşı olanlar genel olarak bu sorudan hareketle parlamenter sistemin 9
demokrasiye daha fazla hizmet ettiğini ileri sürerler. Oysa demokrasinin kurumlaşmasında ve derinleşmesinde, başkanlık veya parlamenter sistemin kendisinden ziyade, siyasal kültür ile seçilmiş-atanmış elitler arasındaki güç dengesi yol açmaktadır. Latin Amerika da yaşanan askeri darbeler ve rejim kesintileri, sistemden çok bu ülkelerin demokratik kültürüyle ilgilidir. Benzer bir durum Afrika ülkeleri için de geçerlidir. Buralarda rejimin sık sık kesintiye uğraması parlamenter sistemden değil, siyasal kültürden kaynaklanmaktadır. Yine Avrupa da gelişen faşist rejimler, parlamenter sistemden kaynaklanan nedenlerden dolayı değil, ülkelerin şartlarından dolayı ortaya çıkıp yayıldılar. Almanya, İtalya, Finlandiya, Macaristan, İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerdeki faşist rejimler hep parlamenter sistem içinden çıktı. Ancak bunları ortaya çıkaran şey parlamenter sistemin kendisi değil, siyasi şartlardı. Türkiye örneğine bakıldığında askeri rejimlerin parlamenter sistem içinde gerçekleştiğini görüyoruz. Türkiye deki parlamenter sistemin askeri rejimi besleyen bir zemin oluşturduğunu unutmamak gerekir. 1960 darbesinden beri asker daima belli siyasi kanatlarla el altından ittifaklar yaparak darbe yapmıştır. 28 Şubat darbesine bazı siyasi partiler açıktan açığa destek verdiler. Dolayısıyla parlamenter sistemdeki parçalı yapı askerin siyasete müdahalesinin yolunu açtı. Oysa oturmuş demokrasilerde icra gücünün tek elde toplandığı başkana müdahale etmek o kadar kolay değildir. Bu bakımdan halk tarafından seçilen başkan rejimin askeri veya bürokratik diktatörlüklere kaymasının en önemli sigortasıdır. 9. Başkanlık Sistemi Türkiye ye Uyar mı? Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, ülkelerin tarihsel geçmişi ve siyasi kültürü hangi rejimin hayata geçirileceğinde rol oynuyor. Bu yönüyle değerlendirdiğimizde, başkanlık sisteminin, Türkiye nin siyasal kültür genlerine daha uygun olduğunu söyleyebiliriz. Bir ülkenin siyasal kültürünün arkasında binlerce yıla dayanan gelenekleri, görenekleri ve kurumları yer alır. Türk siyasal kültürü öteden beri güçlü lider mitosuna dayana gelmiştir. Gerek Osmanlı döneminde, gerekse Cumhuriyet döneminde Türkiye ancak güçlü liderler döneminde köklü değişimlere, gelişmelere ve kalkınma hamlelerine imza atabilmiştir. Cumhuriyet tarihimiz boyunca Türkiye nin başarı sağladığı dönemler hep güçlü liderlerin olduğu dönemlere denk gelir. Atatürk, Menderes, Demirel (1965-71), Özal ve Erdoğan dönemleri Türkiye nin her yönüyle geliştiği dönemlerdir. Tüm bu 10
dönemlerdeki köklü değişimler ve kalkınma hamleleri güçlü liderlik sayesinde olmuştur. Başkanlık sistemine karşı çıkanlar genel olarak Türkiye de oturmuş bir parlamenter sistem bulunduğu, başkanlık sisteminin ise tümüyle Türkiye ye yabancı olduğu varsayımını ileri sürüyorlar. Bu tümüyle doğru bir tespit değildir. Parlamenter sistemin bizdeki deneyimi aşağı yukarı yüzyıllık bir tarihe sahiptir. Yüz yıllık süre içinde parlamenter sistem, üst üste kesintiler yaşadığı için tam olarak istikrar sağlayamadığı gibi kurumlaşamamıştır da. Öte yandan yukarıda ifade edildiği gibi bizde parlamenter sistem aşırı bölünmeye ve parçalanmaya yol açtığı için askeri ve bürokratik vesayetten kurtulamamıştır. Bu yönüyle değerlendirildiğinde parlamenter sistemin bizde başarılı olduğunu iddia etmek büyük iyimserlik olur. Başkanlık sistemi, bize tümüyle yabancı mıdır? Bu sorunun cevabı net olarak hayırdır. Aslında yerel yönetimlerde uyguladığımız model bir tür başkanlık sistemidir. Türkiye de beş yılda bir sandık başına giderek bir yandan belediye başkanını seçiyoruz, bir yandan da belediye meclisini. Başkan, seçildikten sonra ekibini oluşturarak beş yıl boyunca kesintiye uğramadan belediyeyi yönetiyor. Bazı durumlarda belediye meclisinin çoğunluğu başka bir partiden olabilmektedir. Bu durumlarda başkan meclis içinde uzlaşma aramak durumunda kalmaktadır. Belediyelerde uyguladığımız bir modeli neden ülke yönetiminde de uygulamayalım? Kuşkusuz belediye başkanı ile başkanın yetkileri arasında farklılıklar olacaktır. Ancak unutmayalım ki, sistem, mantığı itibariyle benzerdir. Yirmi milyona yakın nüfusuyla Avrupa daki birçok ülkeden daha büyük olan İstanbul un kent yönetimini beş yıllığına bir başkana emanet ediyoruz da, ülkenin yönetimini neden bir başkana emanet etmeyelim? 10. Başkanlık Eyalet Sistemine Yol Açar mı? Başkanlık sistemine karşı olanlar, bu sistemin federalizme veya eyalet sistemine yol açacağını ileri sürerler. Bunun gerçekle alakası yoktur. Eyalet veya vilayet sistemi, ülkelerin siyasi kültürüne ve tarih geçmişine bağlı olarak gelişir. Amerika da eyalet sistemi vardır. Bunun nedeni başkanlık sistemi değil, Amerikan siyasi tarihidir. Amerika, bağımsızlıktan önce İngilizler tarafından yönetilen 13 koloniden oluşmaktaydı. İngiltere nin kolonilere koyduğu ağır 11
vergilerden ve Amerikan kıtasında bir Katolik kilisesine izin vermesinden dolayı koloniler birleşerek İngiliz hükümetine isyan ettiler ve 1776 yılında bağımsızlıklarını kazandılar. Bağımsızlıklarını kazanınca, her birinin iç işlerinde bağımsız birer devlet olmayı, dışişlerinde ise birlikte hareket etmeyi öngören federal bir sistemi benimsediler. Tüm federal sistemi bir arada tutmak için de başkanlık sistemini geliştirdiler. Kısaca Amerika da başkanlık sistemi federalizmi getirmemiştir. Federalizm tarihi koşullardan dolayı gelişmiştir. Bugün Avrupa da parlamenter rejimle yönetilip federal yapıya sahip olan ülkeler vardır. Almanya, Avusturya, Belçika, İspanya ve Britanya bu yapıdadır. Öte yandan başkanlık veya yarı başkanlık sistemine sahip olup vilayet sistemiyle yönetilen ülkeler mevcuttur. Fransa ve Finlandiya bu tür ülkelerin tipik örnekleridir. Buradan hareketle Türkiye de yerel yönetimlerin nasıl olacağı konusunun doğrudan doğruya başkanlık sistemiyle bağlantısı yoktur. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi hem parlamenter sistem, hem de başkanlık sistemi içinde söz konusu olabilir. Türkiye zaten Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartını iki maddesi dışında kabul etmiş durumdadır. Bu da yerel yönetimlerin güçlendirilmesini öngören bir anlayışa dayanıyor. Dolayısıyla hangi sisteme sahip olmamıza bakılmaksızın yerel yönetimleri güçlendirmek durumdayız. 12