BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM



Benzer belgeler
DUYGU ODAKLI ÇİFT TERAPİSİ

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 7. DÖNEM

Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi (TLDP) Eğitimi Modül-I Ağustos 2016 İbrahim Sarı MD, MSc

GELİŞİMSEL NÖROBİYOLOJİ VE BAĞLANMA KURAMI. Dr. Allan N. SCHORE

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 7. DÖNEM

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 8. DÖNEM

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 11. DÖNEM

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM

BİRLEŞTİRİLMİŞ PSİKOTERAPİ. Jeffrey J. MAGNAVITA, PhD, ABPP

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM

Masterson Yaklaşımı Eğitimi Kişilik Bozukluklarının Psikanalitik Psikoterapisi

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM

ÜNİTE:1 Psikolojinin Tanımı ve Kapsamı. ÜNİTE:2 Psikolojide Araştırma Yöntemleri. ÜNİTE:3 Sinir Sisteminin Yapısı ve İşlevleri

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 7. DÖNEM

PSİKOLOJİK BOZUKLUKLARIN TEDAVİSİ. PSİ154-PSİ162 Psikolojiye Giriş II

DAVRANIŞ BİLİMLERİ TIPSAL PSİKOLOJİYE GİRİŞ. Doç. Dr. Lü)ullah Beşiroğlu

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 8. DÖNEM

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 9. DÖNEM

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

Bilgi güçtür. Sevdiğiniz kişiyi dinleyin ve kendinizi eğitin.

MOTİVASYON. Nilüfer ALÇALAR. 24. Ulusal Böbrek Hastalıkları Diyaliz ve Transplantasyon Hemşireliği Kongresi Ekim 2014, Antalya

DAVRANIŞ BİLİMLERİ DAVRANIŞ BİLİMLERİNİN İNCELENDİĞİ SİSTEMLER

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 8. DÖNEM

İÇİNDEKİLER ÖN SÖZ...III

KLİNİK PSİKOLOJİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Soru: Tanrı tasavvuru ne demektir?

Asistanlıkta Psikoterapi Eğitimi Neden Önemlidir? Doğan Şahin İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Sosyal Psikiyatri Servisi

Üçüncü baskıya ön söz Çeviri editörünün ön sözü Teşekkür. 1 Giriş 1

ÇOCUK-EBEVEYN İLİŞKİSİ EĞİTİMİ=FİLİAL TERAPİ UZM. KLİNİK PSİKOLOG&OYUN TERAPİSTİ ZEYNEP BETÜL TORUN

UYGULAMALI SOSYAL PSİKOLOJİ (Baron, Byrne ve Suls, 1989; Bilgin, 1999) PSİ354 - Prof.Dr. Hacer HARLAK

Dersin Grubu. Dersin Kodu. Yarıyıl. Dersin Adı. Bölüm Zorunlu. 1 1 PSY101 Psikolojiye Giriş-I. Bölüm Zorunlu. 2 2 PSY102 Psikolojiye Giriş-II

Yaşam Boyu Sosyalleşme

Psikanaliz Sigmund Freud

İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER

SÜRESİ SINIRLI DİNAMİK PSİKOTERAPİ

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...III ÜNİTE: 1. PSİKOLOJİ VE GELİŞİM PSİKOLOJİSİ15

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 12. DÖNEM

araştırma alanı Öğrenme Bellek Algı Heyecanlar PSİKOLOJİNİN ALANLARI Doç.Dr. Halil EKŞİ

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM

Depresyonda Metakognisyon Çalışması (D-MCT) depresif evredeki hastaları hedefleyen bir grup çalışmasıdır.

KERNBERG GÜNLERİ-II. Otto F. KERNBERG AKTARIM ODAKLI PSİKOTERAPİ. Atölye Çalışması Metinleri. Psikoterapi Enstitüsü

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 8. DÖNEM

Benjamin Beit-Hallahmi, Prolegomena to The Psychological Study of Religion, London and Toronto: Associated University Press, 1989.

PSİKOLOJİK REHBERLİK BÖLÜMÜ DANIŞMANLIK VE. Gamze EREN Anaokulu Uzman Psikoloğu

Aç l fl Vural Öger Çok değerli misafirler, Konrad-Adenauer vakfının 23 senedir yapmış olduğu bu gazetecilik seminerinde son senesinde bizim de k

RUH SAĞLIĞI ALANINDA ÇALIŞAN MESLEKLER

29-30 Eylül 1 Ekim 2017 SPONSORLUK DOSYASI

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 9. DÖNEM

Bağlanma Nedir? Bağlanma, kişinin kendisi için önemli gördüğü bir başkasına (bağlanma figürü) karşı geliştirdiği güçlü duygusal bağlardır.

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 8. DÖNEM

Ebru ÖZKURT TOPCU. Uzman Klinik Psikolog. Aile ve Çift Terapisti

Kişilik Psikolojisi (PSY 401) Ders Detayları

Dinamik Formülasyon Üzerine Bir Olgu Sunumu. Dr. Abdullah AKGÜN Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi

KERNBERG GÜNLERİ II III

GEDİZ ÜNİVERSİTESİ PSİKOLOJİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

GİRNE AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM FAKÜLTESİ OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLİĞİ AKTS

KİTAP GÜNCESİ VIII. GELENEKSEL KİTAP GÜNLERİ SAYI:3

Dilşad Koloğlugil 2005 yılında Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden mezun oldu.

Editörler Doç.Dr. Ahmet Akın & Yrd.Doç.Dr. Rukiye Şahin Psikolojik Danışma Kuramları ISBN:

> > ADAM - Yalnız... Şeyi anlamadım : ADAMIN ismi Ahmet değil ama biz şimdilik

İÇİNDEKİLER. GİRİŞ GELİŞİM PSİKOLOJİSİNE DAİR Prof. Dr. İrfan ERDOĞAN. I. Gelişim Psikolojisine Kuramsal Bakış...1

SÜRESİ SINIRLI DİNAMİK PSİKOTERAPİ

BÜTÜNCÜL ÇOK SİSTEMLİ AİLE TERAPİSİ

ATBÖ Sürecinde Ölçme-Değerlendirmeye Hazırlık: ATBÖ Yaklaşımı Nasıl Bir Ölçme Değerlendirme Anlayışını Öngörüyor?

OKUL MÜDÜRÜMÜZLE RÖPORTAJ

ÜNİTE PSİKOLOJİ İÇİNDEKİLER HEDEFLER GELİŞİM PSİKOLOJİSİ I

İçindekiler. Şekiller Listesi Tablolar Listesi Yazarlar Hakkında Başlangıç

K İ Ş İ L İ K. Kişilik kavramı Kişilik kuramları Kişiliğin ölçülmesi. Doç.Dr. Hacer HARLAK - PSİ154 - PSİ162

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

BAĞLANMA ve TERAPİ DE BAĞLANMA YRD.DOÇ.DR.ESRA PORGALI ZAYMAN İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ PSİKİYATRİ AD

Farkındalık sadece içerden açılan bir kapıdır

DAVRANIŞ BİLİMLERİNİN TEMEL KAVRAMLARI

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 8. DÖNEM

BİTİŞİKLİK KURAMI. Hzl: ELİF ŞİRİNGÜL ASLIHAN AKBAĞ

Bloomberg Businessweek. BASINDA GeniuSpy. Zihni Birleştirir, Zekâyı Geliştirir 1/6

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN

ÇOCUKLAR İÇİN OYUN TERAPİSİ BİLGİLENDİRİCİ EL KİTABI. Oyun Terapisi Nedir? Oyun Terapisti Kimdir?

BİLİŞSEL AÇIDAN ÇOCUK GELİŞİMİNİN BASAMAKLARI

Kasım/Aralık fındığın başkenti. kirazın anavatanı

ENSAR VAKFI EĞİTİM PLATFORMU (EVEP) SEMİNER ATÖLYESİ ITESTPLUS EĞİTİM PLATFORMU - IT+# !!!!!!!!!!! TEOG - YGS-LYS NEDİR?GS-LYS Nedİr?

1. ÜNİTE İÇİNDEKİLER EĞİTİM PSİKOLOJİSİ / 1

KPSS'de 4 soru hatalı iddiası

3. Global SATELLITE SHOW HALİÇ KONGRE MERKEZİ STK, Kurum ve Kuruluşlarımızın Değerli Başkan ve Temsilcileri,

YURTDIŞI ÇALIŞMALARI

Bireysel Farklılıklar, Kişilik, Tutum, Duygu ve Değerler

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 11. DÖNEM

Doğuş Üniversitesi, KLİNİK PSİKOLOJİ İstanbul ( % 100 Burslu)

Engellilere Yönelik Tutumların Değiştirilmesi ZEÖ-II 2015

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

Otizmli Eymen 10 Okuldan Geri Çevrildi

MASTERSON YAKLAŞIMINA GENEL BAKIŞ. Tahir ÖZAKKAŞ M.D., Ph.D.

Deneyimsel Oyun Terapisi Đle Çocuklara Ulaşma

İÇİNDEKİLER 1. BÖLÜM DANIŞMANLIĞIN TANIMI VE TARİHÇESİ 2. BÖLÜM DANIŞMANLARIN İŞLEVLERİ VE ÇALIŞMA ALANLARI

Avrupalı liderler baskıcı, Türk liderler ise dostane

KİŞİLİK GELİŞİMİ. Carl Rogers & Abraham Maslow

ÜNİTE:1. Sosyal Psikoloji Nedir? ÜNİTE:2. Sosyal Algı: İzlenim Oluşturma ÜNİTE:3. Sosyal Biliş ÜNİTE:4. Sosyal Etki ve Sosyal Güç ÜNİTE:5

Transkript:

BÜTÜNCÜL PSİKOTERAPİ 10. DÖNEM HAZİRAN DERS NOTLARI Editör Uz. Dr. Tahir ÖZAKKAŞ i

Psikoterapi Enstitüsü Eğitim Yayınları: 128 Bütüncül Psikoterapi 10. Dönem Haziran 2012 Ders Notları Copyright ISBN 978-605-5241-90-2 Özak Yayınevi (Psikoterapi Enstitüsü) Tüm hakları saklıdır. Yayıncının izni olmaksızın tümüyle veya kısmen yayımlanamaz, kısmen de olsa çoğaltılamaz ve elektronik ortamlarda yayımlanamaz. Birinci baskı: Mart 2014 Editör: Tahir Özakkaş Yayıma hazırlayan: Sevgi Akkoyun & Menekşe Arık Katkıda Bulunanlar: Beyza Tıraş, Deniz İlter Baskı: Acar Matbaacılık Prom. ve Yayın. San. ve Tic. Ltd. Şti. Litros Yolu Fatih Sanayi Sitesi No:12/243 Zeytinburnu - İstanbul Tel: 0212 613 40 41 PSİKOTERAPİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM ARAŞTIRMA SAĞLIK ORGANİZASYON VE DANIŞMANLIK LTD. ŞTİ. Eğitim ve Kongre Merkezi: Fatih Sultan Mehmet Caddesi No285 Darıca-KOCAELİ Tel : 0262 653 6699 Fax : 0262 653 5345 Merkez: Bağdat Caddesi No: 540/8 Bostancı-İSTANBUL / TÜRKİYE Tel : 0216 464 3119 Fax : 0216 464 3102 www.psikoterapi.com - www.psikoterapi.org - www.hipnoz.com ii

SUNUŞ nsanlık tarihi boyunca, her toplumda psikolojik rahatsızlıkları İ tedavi etmeye yönelik girişimler olmuştur. Bu alanda yapılan girişimler sonucu ortaya çıkan pek çok farklı ekolün savunucuları, kendi ekollerini yüceltme ve diğer ekolleri küçümseyerek ötekileştirme yoluna gitmiştir. Ancak buna rağmen farklı yaklaşımlardan bilgiler edinerek kuramını zenginleştirmeye ve bu alanda çalışmalar yapmaya başlayan öncü terapistler, psikoterapide bütünleşmeyi sağlayarak alandaki bölünmeleri büyük oranda azaltmıştır. Bütüncül psikoterapi, hastanın bilişlerinin, davranışlarının, kişiliğinin ve duygusal süreçlerinin yeniden düzenlemesine yardımcı olmak için pek çok farklı ekolden faydalanarak daha gerçekçi, uyumlu ve esnek bir çalışma alanı sunar. Eğitimini verdiğimiz bütüncül psikoterapi, zaman zaman eklektik ve asimilatif, genellikle de entegratif ve ortak faktörler üzerine kurulmuş bütüncül bir yaklaşımı içerir. Bireye, teori odaklı değil danışan odaklı bakmaya çalışan bütüncül psikoterapiler, farklı yaklaşımların bileşenlerini bir araya getirerek terapisti geniş bir vizyona ulaştırır. Bu amaçtan yola çıkarak, çeşitli bilimsel etkinlik, araştırma, eğitim ve yayın çalışmalarıyla, ülkemizde bütüncül psikoterapi uygulamalarının gelişimine öncülük etmekten gurur duyuyoruz. Elinizdeki bu ders notları, ruhsal bozuklukların tedavisinde tek bir psikoterapi yaklaşımına bağlı kalmak-tansa elindeki veriyi kullanarak uygulanabilecek en iyi tekniği ve teoriyi arayan bütüncül yaklaşımlı terapistler yetiştirme adına verilen Bütüncül Psikoterapi Teorik iii

Eğitimi 10. Grubunun haziran ayı deşifrelerini sunmaktadır. Bu ders notları, eğitim deşifresinin derlemesi olma özelliğiyle dünyada eşi benzeri görülmemiş bir yayın niteliği de taşımaktadır. Bu ders notlarında, ilişkisel psikoterapi, ilişkisel kuram ve döngüsel bağlamsal model konuları ele alınmaktadır. Bütüncül psikoterapiler de insanın ruhsal yapısının gelişiminde olduğu gibi zamanla özerkleşecek, bireyselleşecek ve ayrışarak psikoterapi ruhunu ayakta tutacaktır. Psikoterapi uygulayıcıları için önemli olduğunu düşündüğümüz bu eğitim ders notlarını, sizlerin ilgisine sunmaktan kıvanç duymaktayız. Keyifli okumalar dileriz Tahir ÖZAKKAŞ Psikoterapi Enstitüsü Başkanı iv

İ Ç İ N DE K İ L E R HAZİRAN 2012 1. GÜN 1 İLİŞKİSEL PSİKOTERAPİYE GİRİŞ... 3 2 PSİKANALİZDE İLİŞKİSEL KAVRAMLAR... 19 3 PSİKOTERAPİDE BAĞLAM VE İLİŞKİ... 71 4 İLİŞKİSEL KURAM... 102 HAZİRAN 2012 2. GÜN 5 KARŞIMIZDAKİNİ NASIL ANLARIZ?... 151 6 TEK KİŞİLİ VE İKİ KİŞİLİ YAKLAŞIM... 180 7 İLİŞKİSEL KURAMDA KİŞİLİĞİN DİNAMİKLERİ... 217 8 BİR RÜYANIN İLİŞKİSEL TERAPİ VE DİĞER EKOLLERE GÖRE YORUMLANIŞI... 249 HAZİRAN 2012 3. GÜN 9 İLİŞKİSEL KURAM VE DÖNGÜSEL BAĞLAMSAL MODEL... 273 10 İLİŞKİSEL TERAPİYLE GELİŞİMSEL DURAKLAMA YAKLAŞIMLARI... 304 11 VAKA ÜZERİNDE İLİŞKİSEL ANALİZ... 332 12 KABUL VE DEĞİŞİM ARASINDAKİ DİYALEKTİK İLİŞKİ... 344 v

Haziran 2012 1. GÜN

1 İLİŞKİSEL PSİKOTERAPİYE GİRİŞ T ahir Özakkaş: Evet bir beş dakika diğer arkadaşlarımız gelene kadar. Yazın yaptığımız çalışmalardan bahsedeyim. Bildiğiniz gibi kızımla beraber Chicago'ya gitmiştik. 2 tane sunumumuz vardı. Bir tanesi benim yaptığım Bütüncül Psikoterapinin grup uygulamalarıydı. Onları bir model halinde sunduk. Bir uygulama denemesi gösterdik. İkinci olarak da buradaki 8.-9. gruptan bir grup arkadaşın yapmış olduğu bir çalışmaydı. Psikoterapi enstitüsüne 10 yıl içerisinde başvuran danışanların sosyodemografik özellikleri ve psikoterapiye başvuran Türk toplumunun kaba bir portföyünü ortaya koyduğumuz bir çalışma idi. Bu çalışma böyle bir kaç makale şeklinde hazırlandı. İlk makaleyi orası için hazırlamıştık. Onu sunduk. Onun dışında ikili görüşmelerimiz oldu. Sepi hakkında kısaca bilgi verelim. Sepi aslında dünyadaki psikoterapiyle ilgili son gelişmelerin harmanlandığı, tartışıldığı, konuşulduğu, dünya nereye gidiyor? Sorularına cevap bulmak için babaların birbirlerine gövde gösterisi yapıp, uzlaşmaya çalıştıkları bir bilim arenası diyebiliriz. O açıdan çok hoş. Dünyadaki belirli ekollerin temsilcileri, kuramcılar gelip sizin önünüzde karşılıklı olarak tartışıyorlar, konuşuyorlar. Kuramlarını ortaya koyuyorlar. Neden

diğerlerinden farklı olduklarını, neden bazı alanlarda birlikte olduklarını anlatmaya çalışıyorlar. Diana Fosha diye zaman zaman bahsettiğim meşhur bir hanımefendi var. Onun geliştirdiği yöntem üzerine video gösterileri izledik. Greenberg'de kendi sunumunu yaptı. Çok güzel bir toplantı idi. Yine ilişkisel terapiyle ilgili olarak bir panelde psikoterapiler nereye doğru evrimleşiyor ve bütünleşiyor, ampirik çalışmalar yani üniversiteler düzeyinde yapılan çalışmalar sonuçları nereye götürüyor? Klinikte uygulama yapan, hem üniversite bünyesinde hem dışarıda psikoterapistlerin yaklaşım ekollerindeki ortak değerlendirme ölçütlerine göre hastaların bu tedavi yaklaşımlarından ne derece yararlandıklarıyla ilgili çalışmalar var. Diana Fosha'yı 2013 yılı itibarıyla Türkiye'ye davet ettiler. Emotion focus terapiyi öğretmesi için, o da memnuniyetle kabul etti. Evet, arkadaşlar hoş geldiniz. Bu ayki konumuz ilişkisel terapiler. İlişkisel terapileri bütüncül psikoterapileri kapsayan bir çadır, kapak şeklinde nitelendirebilirsiniz. Kursiyer: Bir şey soracağım. Bu Amerika'daki yapmış olduğunuz aktivasyonlarda tek başına mısınız? Tahir Özakkaş: Tek başınayım. Psikoterapi enstitüsü ve sizler varsınız arkamda. İstiyoruz ki Türkiye'den 50 kişilik bir ekip gitsin ama çok uzak Türkiye. Bir kere psikoterapi kısmı, Amerika'da 50 yıldır psikoloji fakültelerinin uhdesinde. Türkiye'de biz psikoloji öğretmenleri yetiştirdik. Psikolog yetiştirmedik. Şimdi toplum psikolog talep edince devlette, psikologlar da şaşırdı. Tıp doktorları ve psikiyatrlar organik tedavi yaparlar. İlaç verirler. Hastaneye yatırırlar. Rehabilite ederler. Ameliyat ederler. Türkiye'de psikiyatrlar yeni yeni psikoterapiyi öğrenmeye başladılar. %70'inde yok hala, bir kaç merkezde var. Psikoterapinin 4 10. BPT HAZİRAN DERS NOTLARI

geçerliliğini kabul etmeyen bir tıp anlayışından geliyoruz. En son bir yasa çıktı. Klinik psikologlara doktor nezaretinde danışan görme yetkisi verdi. Dolayısıyla Türkiye'deki psikoloji fakültelerinde yeni yeni uygulamalar başladı. Örneğin Boğaziçi Üniversitesi. Üniversitede, psikoloji fakülteleri döner sermaye oluşturacak, yani danışan alınacak. O döner sermayede tıp fakülteleri hastaneler gibi psikoterapi yapmaya yetkili akademisyenleri, yardımcı doçentleri ile terapi yapacak onun üzerinden de araştırmalar yapılacak. Nortwesthern Üniversitesinde family terapi enstitüsü diye sadece terapi enstitü merkezi var. Bölgedeki aileler oraya gönderiliyor. Yüzlerce aile terapi alıyor. Yüzlerce öğrenci okuyor. Yüzlerce departmanda terapi yapılıyor. Terapiler gözlem odasında yapılıyor. Aynalı odalarda yapılıyor. Buralarda öğrenciler öğreniyor. Evet, şimdi ilişkisel terapiye geçelim; Önceki aylarda davranışsal kuramı anlatırken dedik ki davranışçılık onun karşısında tepki veren bir sistem. Hatırlarsanız ruhsal aygıtı bununla izah ettik. Arkadaşlar ilk ay geldiğinizde şöyle anlatmıştık. Sisteme dışarıdan impulslar gelir, bu impulslara karşı bizim tepkilerimiz vardır. Bu da öğrenme yöntemiyle ortaya çıkar. Koşullu şartlanma, koşulsuz şartlanma, sosyal öğrenme ve keşif yoluyla öğrenme şeklindeki 4 öğrenmeyle öğreniriz. Baktığımızda bütün hayatımızın bu 4 öğrenme şeklinden ibaret olduğunu ve bütün sistemlerin davranışsal şartlanmalarla ilintili olduğunu, reflekslerle ilintili olduğunu sizlere ifade etmiştim. Davranışsal sistemle fobilerin oluşumu, anksiyetenin oluşumu, cinsel sorunlarla ilgili tedaviler, koşullu veya koşulsuz şartlanma örnekleriyle izah etmiştik. Ve bu izah hepimizin hoşuna gitmişti hatırlarsanız. Ya ne güzel hayat çok basit aslında. Her yerde öğrenme sistemleri var ve biz haz ve ceza prensibi perspektifinde ödüllendirilen şeyleri pekiştiriyoruz. Ceza ve sıkıntı duydukları- İlişkisel Psikoterapiye Giriş 5

mızdan kaçınarak, hayatta iki tür eylem yapıyoruz. Niye bu kadar zor oluyor ki her şey dedik. Hastalıkların izahında, bu etki- tepki prensibini ortaya koyduğumuzda birçok hastalığın nasıl ortaya çıktığını, nasıl tedavi edileceğiyle ilgili yöntemlerini görmüştük. Albert deneyini hatırlarsınız. Bir fobi, laboratuvarda nasıl oluşturuluyor ve düzeltiliyor. Beyaz tavşana yüksek ses verilerek fobi oluşturuldu, ardından da desensitize edilerek fobi ortadan kaldırıldı. O zaman iş kolaydı. Ve gerçekten bilim adamları davranışçı terapi tekniklerini geliştirerek birçok hastalığı tedavi etmişlerdi. Fakat bir noktadan sonra davranışçı şartlanmalarla yapılan uygulamaların herkeste aynı sonuçlar vermediğini gördüler. Bilim adamları, bir takım insanlarla bu etki-tepki prensibine uygun çalışırken bir gurup insan için bunun uygun zemin olmadığını gördüler. İnsanları koşulsuz şartlanmayla ilgili laboratuvardaki fare gibi görürseniz, bu iş olmaz. İnsan farklı dediler. İnsan düşünen bir yaratık. Hayvanlardan en önemli farkı düşünebilir olması. Düşünen bir yaratık olarak onun olaylar üzerinde bir düşünme, değerlendirme merkezi vardır. Cevap yani tepki o düşünceden sonra ortaya çıkar. Bu sefer Kognitif işler karşımıza geldi. Bilişsel terapistler veya bilgi işleme prosesi üzerine Amerika'daki ve Avrupa'daki psikoloji fakültelerinin laboratuvar bölümlerinde, deneysel çalışma yapan bölümlerinde insanoğlunun algıyı nasıl işlemlediğine dair araştırmaların sonucunda görüldü ki, algı her insanın bilgi işleme proseslerine göre, şemalarına göre hafıza kayıtlarına ulaşıyor ve hafızadan çağrışma sistemlerine göre değişiyor. Bu sistem ikinci bir kategori açtı. Kognitifçiler etki-yorumtepki üçgeninde olayı izah etti. Ortada bir yorum kısmı çıktı. Yani bilgi alındıktan sonra nasıl değerlendiriliyor, nasıl işlemleniyor, nasıl hafıza kayıtlarına konuyor, gerektiğinde bunlardan hangileri ne amaçla çağırılıyor? Ve bizim tepkilerimizi nasıl belirliyor? O 6 10. BPT HAZİRAN DERS NOTLARI

zaman kognitif dünya dediğimiz inanılmaz, muhteşem bir dünyaya ayaklarımızı bastık. İnsanoğlu doğduğu andan itibaren şemalar dediğimiz, olaylar hakkında, her olay hakkında ayrı ayrı düşünüp karar vermek yerine, sistemleşmiş, daha önce karar verilmiş, yerleşmiş bir takım içsel kalıplarla olayı değerlendirdiğini, bu değerlendirmeye ve çeşitli çalışmalara göre de cevap verdiğini gördük. İşte buna da kognitif terapi dediler. Kognitif terapistler insan zihnindeki yorum kısmına müdahale ederek bunun hangi şekilde yorumlanacağını, insanların sağlıklı düşünmeden ziyade patolojik düşünmeye nasıl girdiklerini ve bunların nasıl klinik tablolar oluşturduklarını, bu klinik tabloların hangi müdahale teknikleriyle düzeltileceğine dair bir açıklama getirdiler. Bunlardan ilk açıklama getiren depresyon üzerine çalışan Aaron T. Beck. Beck çalışmalarında aslında insanların, hatalı şemalarla düşündükleri için depresyona girdiklerini gördü. İnsanların düşüncelerini ve olaylara bakış tarzlarını değiştirdiğinde olaylarla ilgili sonuçların ortadan kalktığını gördü. Depresyona girecek şekilde düşünen bir insanın depresyona girerken, o insanın depresyona girmesine neden olan düşüncelerini değiştirmeyi başarırsanız, depresyonun ortadan kalktığını tespit etti. Hatırlarsanız İki arkadaşa burada ne görüyorsunuz diye sordum demiştim. Biri "A ne güzel hocam, yaşıyorsun burada" demişti. İkinci arkadaşım aynı sahne, aynı koltukta "hocam fay hattı buradan geçiyor değil mi, 30 yıl içinde deprem olması bekleniyor. Eğer deprem olursa su gelir, biz burada boğulur muyuz "dedi. İşte olayı değerlendirme merkezi, birisinde ne güzel deniz, ne güzel manzara yaşıyorsun hocam derken, ikincisi felaketlerle yetiştirilmiş, bardağın boş tarafına bakan bir zihinle bizim oradaki seansımızı berbat etti. Ve huzursuz oldu. Acaba deprem olur mu diye. İşte kognitifçiler diyor ki; olayların, nesnelerin suçu yoktur. Siz nesnelere verdi- İlişkisel Psikoterapiye Giriş 7

ğiniz anlamları değiştirin. Denizin hiçbir kabahati yok. Deniz orada duruyor. Sıkıntılı bakarsanız, sıkıntılı sonuçlar yaşarsınız. Bu uygulamayı yaptığımızda bazı insanlarda yüzeysel değişimler oluyor fakat sonra yeniden tökezlemeye başlıyorlar. 3 ay- 6 ay iyi gidiyor. O zaman dediler ki, insanın bugününü kesitsel olarak ele aldığınızda insan sadece bugünden hareket eden bir yapı değildir. Bu defada insan zihinsel bir aygıta sahiptir diyen dinamikçiler ortaya çıktı. Freud çıktı. İd, ego, süperegodan oluşan Ruhsal aygıt ve doğuştan itibaren libidinal enerjiyle yüklenmiş olan dürtüsel yapımız, olduğu izahı yapıldı. Bu dürtüsel yapımız birincil düşünce süreçlerini içerir. Zaman, mekân, determinal ilişki, mantık, ahlak kavramının olmadığı haz ilkesine dayalı, hemen şimdi tatmin edilmek istenen bir ruhsal tarafımızdır. Bebeklere bakarsanız bunu görürsünüz. Bebekler hemen isterler, şimdi isterler. Hazlarının ötelenmesine asla tahammül edemezler. Eğer istediği hazzı vermezseniz öfke kriziyle saldırırlar. İnsanın özü budur. Ama dış dünya onun ihtiyaçlarını hemen karşılayacak şekilde hazır değildir. Dış dünya onun cenneti değildir. Dış dünya realite prensibi üzerine çalışır. İşte dış dünyanın gerçekliği ile bizim yaratılışımızdaki dürtüsellik bir çelişki ve çatışma oluşturur. Dış dünyada yaşayabilmeniz için dış dünyanın gerçekliğini görmeniz lazım. Ateşin yakacağını, buzun donduracağını bilmeniz lazım. Yoksa yanarız. İşte bu dış dünyadaki gerçeklikle iç dünyamızdaki hazza dayalı dürtüsellik karşı karşıya gelince karşımıza Çatışma Kuramı çıkıyor. İşte ego dış dünyaya adapte olan idin bir tarafı olarak yapılandığında diyor ki, ben dış dünyada yaşayabilmem için, dürtülerimi kontrol etmem, bastırmam, ertelemem, ötelemem, yeri ve zamanı geldiğinde yere ve zamana uygun bir şekilde deşarj yolu bulmam gerekiyor. Ve sistem kendi içinde çatışma yaşıyor. İdle, ego çatışı- 8 10. BPT HAZİRAN DERS NOTLARI

yor. Daha sonra toplumun değer yargıları, gerçekliği de içselleştirilerek, içe alınıyor. Süperego olarak anne babanın ve toplumun dünya görüşü bir insanın zihninde içselleştirilip, o insanlar olmasa bile kendi içerisinde dur, tamam, aferin veya hımmm diyen bir takım sesler duymaya başlıyor. İşte burada id, ego, süperego arasında inanılmaz bir döngü başlıyor. Bir savaş, bir mücadele, barış heyetlerinin karşılıklı oturup müzakere yapmaya çalıştığı insandan bahsediyoruz. İnsan bir karanlık odada oturuyor. Dolduruyor, boşaltıyor, dolduruyor, boşaltıyor. Ne yapıyor? İçinde idiyle egosu savaşıyor. Egosuyla süperegosu savaşıyor. Süperegosuyla egosu savaşıyor. Ve insan bu savaşta yetiştirilme tarzına göre, id ve süperegosunun oluşum tarzına göre de şekil alıyor. Patolojilerle problemler bu sisteme göre ortaya çıkıyor. Bakıyoruz davranışçılık çok yüzeysel kaldı. Alt yapıda insanın yapısını belirleyen determinizm var. Bir ilişki var. Dürtü yola çıkıyor, dürtü doğuştan geliyor, dürtü libidinal, dürtü agresyon yüklü. Bu dürtü hedefine ulaşana kadar nesnesini bulana kadar, ona yaşanana kadar gerilim yaşatıyor. Çocuğa memesini, yemeğini vermediğinizde ağlıyor, kıyameti koparıyor. O dürtü aktifleştiğinde bir nesne buluyor ve ona boşaltıyor. İnsanoğlu doğuştan hayvanlar gibi getirmiş olduğu bir idden müteşekkildir. İd hayvanidir, şeytanidir. İd içindeki dürtüleri tatmin etmenin peşinde koşar. Gerisi hikâye ve teferruattır. Bu tarafımıza baktığımızda evet egoyla, süperegoyla bu dürtülerimizi nasıl kontrol altına alacağımızla ilgili çalışma yapıp, dış dünyaya adapte olalım ki, hayatımızı ve varlığımızı sürdürelim. Evet, tam bu süreçte insanın iç dünyasında idiyle kendisinin mücadele ettiği dürtü çatışma kuramı aktifleşirken, Anna Freud diye bir hanımefendi çıktı. Şöyle dedi: Babacığım söylediğin şeyler doğru olabilir ama insanlık sadece idden mi müteşekkil? Ben bu konuda endişeliyim. Egonun da gelişim kapasiteleri önemli olma- İlişkisel Psikoterapiye Giriş 9

sın. Senin söylediklerine saygı duyuyorum ama sanki ego biraz daha aktif gibi. Biz idin dürtüleri üzerine çalışıp, bilinçdışı çatışmaların ne olduğu ve nasıl çözüleceği yerine yani kapatılmış, bastırılmış olan dürtülerin taşınması, bilince getirilmesi ve deşarj edilmesiyle uğraşmak yerine onları tutan egonun büyüklüğünü, cesametini, olaylar karşısında yönetme kapasitesini arttırırsak kişiyi daha mutlu ve müreffeh yaparız diye bir iddiayla ortaya çıkıyor. Anna Freud savunma düzenekleri ile karşımıza geldi. Savunma düzeneklerini ilkelden ortaya, ortadan olguna diye çeşitlendirdi ve dedi ki, insanoğlunun temel hikâyesi zayıf olan egolarını güçlendirmek, zayıf olan egolarını kuvvetli hale getirmek, onları olgun savunma düzenekleriyle doldurmaktır. Ve karşımıza ego psikolojisi geldi. Yine Freud'un yetiştirdiği öğrencilerden M. Klein dedi ki; Ya siz egodan, süperegodan, idden bahsediyorsunuz ama id, ego, süperego dış dünyanın içeriye resmedilmesidir. İnsan nasıl insan oluyor? Nasıl idi ortaya çıkıyor? Nasıl egosu ortaya çıkıyor? Bir öteki olmadığı zaman çocuğun ne egosu oluyor, ne süperegosu oluyor. Yani bir anne varsa, bir çocuktan bahsedersiniz. Bir öteki varsa bir bireyden bahsedersiniz. Bebeğin ilk yaptığı şey ötekiyle ilgili deneyim yapmak, bu deneyime bağladığı duyguyu içe atmak ve orada nesne ilişkileri oluşturmak. Bir nesnenin karşısında kendilik vardır bir kendiliğin karşısında da nesne vardır. Dünyada hiçbir an yoktur ki, hiçbir birey yoktur ki, bir şey düşündüğünde içinde kendilik tasarımının karşısında nesne tasarımı olmasın. Dünyada hiçbir birey yoktur ki, bir nesneden bahsederken karşılığında o nesneyi anlatan kendilik tasarımı olmasın, herhangi bir yerde herhangi bir insan yoktur ki, kendini anlatırken karşılık koyduğu içsel bir nesne tasarımı olmasın. Nesne ve kendilik aynı anda var olmak zorunda olan bir ikilidir. Önce sen nesneyi tanı. Onun gözünden kendilikle ilgili bir tasarım kur. İkisinin arasındaki sistemin ne olduğunu anla. 10 10. BPT HAZİRAN DERS NOTLARI

Bu sisteminde libidinal ve agresyon diye unitten ibaret olduğunu gör. Onlar birleşsin. Daha sonra belki egoyu oluştururlar. Sen daha alfabesindesin. Böylece karşımıza koskoca bir de nesne ilişkileri çıktı. Bir taraftan davranışçı, bir taraftan kognitifi, idi, egoyu, süperegoyu çözelim derken gittikçe karmaşıklaştırdılar. Evet, nesnenin varlığı ve nesnenin kendilikle kurduğu ilişkiyi anlamadan, insanın bireysel yapısını anlamanın, kavramanın ve ilişkilerini ortaya çıkarmanın mümkün olmadığı ortaya çıktı, sistem nasıl çalışıyor diye özellikle Melanie Klein'den başlayan yansıtmalı özdeşim, idealizasyon, develüasyon ve bölme mekanizmasıyla beraber sistem insanı daha net anlatmaya çalıştı. Buna nesne ilişkileri dedik. Nesne ilişkileriyle yolumuza devam ederken, nesnenin bize yarattığı şey üzerinden id, ego, süperego ve dürtüleri birleştirdik. Dinamik kuram, ego psikolojisi, nesne ilişkileri bir küme. Bunların temel kabulü insan dürtüsel bir yapıdır. Bu dürtüsel yapı hazza dayalı çalışır. Dürtülerini hayata taşımak ister. Bunun içinde dış gerçekliği değerlendirir. Nesne ilişkileri bu dış gerçeklikten türer ve kişinin dürtüsel sistemini deşarj etmek için alanlar veya fırsatlar verir. Yapamadığı zamanda yansıtmalı özdeşimle veya agresyon unitiyle saldırır. Heinz Kohut da dedi ki; Bu iddianıza inanmıyorum. Ne id, ne ego, ne süperego var. Hepsini uyduruyorsunuz. Neden nesne ilişkileri var dedi. Bir tane insan var. İnsan doğduğu andan itibaren aktiftir. Primer narsisistik yapı içerisindedir. Etrafında diğer varlıklar vardır. Kendiliği, uzantısı olarak algılar. Buna kendilik nesnesi denir. Kendiliğin uzantısı olarak algılanan kendilik nesneleri, çocuğun gelişimi için, onun içindeki potansiyelleri hayata taşımak için aktive ederlerse, sağlıklı gelişim hattı içerisinde normal bir varlık olur ve sekonder narsisizm ortaya çıkar. İlişkisel Psikoterapiye Giriş 11

Çocuk doğuş itibariyle potansiyelleri olmasına rağmen belirli bir yaşa kadar bir takım yapıları kendilik nesneleri üzerinden yapmak zorundadır. Çünkü bu kapasiteleri gelişmemiştir. İşte kendilik nesneleri bu süreçte, kendine destek verilirse, içselleştirme suretiyle primer narsisistik çekirdek, sekonder narsisizme dönüşmektedir. Bütün hikâye bu kadardır dedi. Olaya farklı bir bağlam getirdi. Yapmayın, kafamız karışıyor! Eğitime başladığımızda biz davranışçı bir şekilde güzel güzel götürmüştük. Kendilikçiler Kohut, primer narsizmin sekonder narsizme dönüştürülmesi. İçselleştirilmiş nesne ilişkileri, spliting tabi bunlardan kafası karışan Masterson dedi ki, sen de haklısın, sen de haklısın. Vallahi siz de haklısınız. Ben terk depresyonu kuramını ortaya atayım, biraz Kohut'dan biraz M. Klein'den, biraz Bowlby'den bir küme yapayım. Entegratif ve bütüncül bir şekilde gelişimsel psikolojiyi nörobiyolojik bağlanma stillerini, ego psikologlarını hatta Erikson u ihmal etmeyeyim, kimlik kavramlarını da işin içine katarak şizoid örüntüsünü de değerlendirerek intrapsişik yapının oluşum süreçlerinde gelişimsel psikolojinin, nesne ilişkilerinin, biyolojik yapının, genetik yüklülüğün ve çevrenin etkisini içeren terk depresyonu kuramını getireyim dedi. Bunun içerisinde çocuğun doğuştan getirdiği preödipal ve ödipal dürtüleri vardır, hamdır ve genetiktir, bunlar tatmin isterler. Dürtü kuramının üzerinde bu dürtü kuramının oluşabilmesi için içselleştirilmiş nesne ilişkilerinin spliting mekanizmasının ortadan kaldırılarak bastırma mekanizmasına dönüşmesi lazım. Savunma düzeneğinin ilkelden olguna gitmesi lazım. İçselleştirilmiş nesne ilişkilerinin M. Klein ve Freud'u da aldı mı? İçine, aldı. Klinik yapının preödipal özellikleri dedi, sadece içselleştirilmiş nesne ilişkilerinden oluşan borderline yapılar değildir dedi. Narsisizm diye bir şey var, burada da narsisizmin idealize edilmiş ebeveyn imagosuyla 12 10. BPT HAZİRAN DERS NOTLARI

grandiyöz kendilik dediğimiz kaynaşmış bir bütün halinde işlev gören kendilik nesnelerinin ikili sistemi olmaktadır. Kohut, Şizoid yapı için kendisini uzaklaştırarak mekanik bir ilişki içerisinde duygularını açığa çıkaramayan bir yapı olduğunu, ilgisiz bir annenin sadece mekanik olarak çocuğun ihtiyaçlarını karşıladığında, bebeklik döneminde öğrenilmiş olan bu döngünün, içselleştirilmiş nesne ilişkilerinin, şizoid bir tablo oluşturduğunu ifade etti. Ve bunun alt tiplerini belirledi. İşte gelişimsel olarak bir yapı, bir yerde bakım veren kişiler tarafından duraklatılmışsa, o duraklamaya bağlı yaşanan travmalarla ilişkili olarak bir ruhsal yapı ortaya çıkmaktadır. Bizim görevimiz gelişimsel olarak duraklamaya uğramış olan sistemin önünü açmaktır. Kohut gelişimsel duraklamadan bahsediyor. M. Klein'de gelişimsel psikolojiden bahsediyor. Bir gelişme varmış güya, o gelişmenin belirli evreleri varmış güya, orada birden bire otobüs kaçmış, bekliyorlar. Bir otobüs gelene kadar insanoğlu orada duruyor. Adam 45 yaşında, hala 11 aylık orada duruyor. Ona yeni tren getireceksiniz ki, trene binsin gelişimsel duraklama bitsin. İkincisi de efendim ben 18-24. ayda ayrışma ve bireyleşme döneminde yeniden yakınlaşma trenini kaçırdım. Orada bekliyorum, benim adım Borderline Kişilik Bozukluğu. Güya öyleymiş, tren kaçmış. Annesi ona o aylarda bakım vermemiş. Bakım vermediği içinde orada splitingin etkisi altında habire tren gelecek diye bekliyor. Allan Schore ise şöyle diyor; bunların hepsi nörobiyolojik gelişmelerle ilintili. Nörobiyolojik bir sistem var. Gelişimsel olarak uygun zamanda, uygun şekilde o trene binerseniz gelişiminiz olumlu yönde olur. İlişkisel Psikoterapiye Giriş 13

Bowlby de diyor ki 1960'lı yıllarda benim yaptığım çalışmalarda insanın dürtüsel bir yapıdan ibaret olduğu, vahşi bir hayvan olduğu safsatadan ibarettir. İnsan dürtülerini tatmin etmek için, içindeki hazza ulaşmak için eylem yapmaz. Benim gördüğüm hem canlılarda hem insanoğlunun insan bebeğinde aradığı ilk şey birisiyle bağlantı kurmaktır. Ve karnını doyurmaktır. Beni sahiplenecek ve benimle iletişim içerisinde bulunacak bir öteki lazım. Ve bir ötekini bulur bulmaz da ilk nörolojik olarak geliştirdiği şey bağlanmak, bir başkasıyla ilişki kurmak. İlişki insanoğlunun en temel genetik mirasıdır. Canlılığını sürdürebilmesi ve hayatta kalabilmesi için ilk yaptığı şey bağlanma stilidir. Nörobiyolojik olarak bu bağlanma stilini oluşturmaktadır. Bowlby'i kimse ciddiye almadı. 1980'li yıllara kadar görmezden gelindi. Son yapılan bilimsel çalışmalarda fark edildi ki, bebek ilk günden itibaren aktif bir canlı, öyle pasif, habersiz tamamen birincil sürecin içerisinde olan yapı değil, Stern'in yapmış olduğu çocuğun 5 günlükken, 8 günlükken kendi sesini tanıdığını, insan yüzüne tepki verebildiğini, annenin sesini ve kokusunu diğerlerinden ayırt edebildiğini, aktif bir şekilde anneye doğru yönelebildiğini, anneyle bebek arasındaki farkı tespit edip daha 15 günlükken anneye ve babaya her hareketi yaptığını ortaya çıkardı. Eylemi belirleyen, ötekinin ilgisini çeken, ötekine göre tavır alan ve çok aktif süreçleri belirleyen bir yapı, evet burada bebeğin annesiyle kurduğu ilişkide bağlanma stillerinden ve bir ilişkiden bahsedilmeye başlandı. Yeni bir ekol çıktı. Bunun temsilcisi Mitchel ve Paul Wachtel, onlar da dediler ki, ne bireyin kendisi önemli, ne de nesne önemli, bireyle nesne arasında bir alan var. Burası anlamın üretildiği, bağlamın ortaya çıktığı, ötekiyle kurulan ilişkinin canlandığı yerdir. Bebek nesne aramaz. Nesneyle kurulan bir ilişkinin anlamını arar. Nesne değildir aradığı şey, nesnenin ona sunduğu, yeni bir anlam 14 10. BPT HAZİRAN DERS NOTLARI

üretme potansiyelidir. İlişkisel alan iki taraflı, iki tarafın birbirini etkilediği ve iki tarafın yeniden bir anlam ürettiği sistemden ibarettir. Terapistin nötral duruş diyerek durduğu şey, bir safsatadan ve şehir efsanesinden ibarettir. Hastasının karşısında sessiz ve sakin bekliyorsa, danışanın deneyimlediği şey orada sessiz ve sakin bir şekilde bekleyen içindeki yapıya göre onu kale almayan insan vardır. Ya da onu sessizlikle dinleyen ve anlamaya çalışan insan vardır. Yani orada nötral duruş diye bir şey yoktur. Deneyimlenen bir şey vardır. Deneyimlenen şey o andaki yaşanan ana yeni bir anlam üreten durumdur. Kişi karşısındakini ya orda nemrut dinlemeyen, sert bakan, kenarda onu gözetleyen, acısına iştirak etmeyen, ona empatik yaklaşmayan annesi veya babası ya da sessizce onun konuşmasına izin veren, onu anlamaya çalışan bir yapı olarak deneyimler. O sessizliğe ve oradaki dinlemeye verilen anlam neyse ilişki odur. O anlamı algılayamayan ve değerlendiremeyen terapist, hastasının içindeki empatik yapıyı sezemiyorsa, onunla ilgili anlamı üretmesinin mümkün olmayacağını ve burada da ilerleme denen şeyin gerçekleşemeyeceğini, vizyonunun ve yeni bir anlamın ortaya çıkamayacağını belirtiyoruz. Özet itibariyle ne bireyin idine, ne egosuna, ne davranışlarına, ne kognisyonlarına ne de nesneye odaklanmayan sadece doğduğu andan itibaren annesiyle interaktif bir ilişki içerisinde olan bebeğin bir anlam arayışı içerisinde ikisinin arasında olan alana odaklanan, yeni bir dünya açılıyor karşımıza. Buna ilişkisel psikoterapi deniliyor. Ne kendilik önemlidir, ne nesne önemlidir. Kendilikle nesnenin her anı yenilenen ilişkisinde, yeni bir anlam doğar. O bağlam içerisinde, o sosyokültürel ilişki içerisinde, sosyoekonomik ortam içerisinde, duygusal ortam içerisinde, bir ötekiyle yaşadığınız yaşantı bir ötekiyle yaşadığınız ilişki değildir. Her an ötekiyle kurduğunuz ilişki yeni bir anlama bürünür. İlişkisel Psikoterapiye Giriş 15

Eşinizle, dostunuzla, sevgilinizle kurduğunuzda insan aynı, nesne aynı ama o insanla deneyimlediğiniz yapı yeni girintilerin ve yeni ilişkilerin sayesinde sizde yeni anlamlar deneyimlenir. Şu anda seninle benim aramda ne deneyimleniyor ve ne oluyor? Ben senin deneyimine iştirak edip yükseltebiliyor muyum? Seninle tüneyebiliyor muyum? Seni hissedip anlayabiliyor muyum? Sen terapist olarak neyimi değiştiriyorsun? Neyimi tetikliyorsun? Her an elinizde olmadan bir değişim rüzgarının altındasınız. Olaya bu bağlamda baktığınızda ilişkisel terapinin odağına geldiniz. Ne kemikleşmiş yapılar, ne arkeolojik ruhsal aygıtlar, ne id, ne ego, ne de süperego, savunma aygıtları hepsi şehir efsanesinden ibarettir. İnsanlar her an deneyimler. Deneyimledikleri şeyleri tekrarlama eğilimi içindedirler. Ve diğer insanları, deneyimledikleri şeyin cevabını vermeye zorlarlar. Bu zorlama sonucunda diğer insanlar benim dediklerim gibi onlara davranırlar. Bu davranış kalıpları kemikleşmiş bir şekilde her an yenilendiği için sanki tarihsel süreçte bebekliğinizden gelen yapıymış gibi size bugünü belirleyen damga vurulur. Halbuki siz bugün onu tekrarladığınız için bu yapı varlığını sürdürüyor. Kursiyer: Hocam hep kişiyle nesne arasındaki ilişkiden referansla anlatıyoruz. Hem gelişimsel dönemde, hem de yetişkinliğimizde diğer nesneler arasındaki ilişkiye bizim şahit oluş biçimimizde çok önemli. Tahir Özakkaş: İşte buna bağlam deniyor. Yani hangi bağlamda neye şahit olduğun, annenin babanın kavgasını deneyimlediysen, o ortam hep annenle babanın kavga edeceğine dair ortam. Kuracağın bir ilişkide de bu bağlamı ortaya atıyorsun ve aynı şeyin olacağını düşünüyorsun. 16 10. BPT HAZİRAN DERS NOTLARI

Kursiyer: Seans esnasında o değişimi o kişiyle yaşıyoruz evet, yeni deneyim, gidiyor başka bir yerde olmuyor bu. Hani danışanlarımda buna şahit olmaya başladı. Sonradan döndüğümüzde bunu incelediğimizde yeni deneyim işe yaramış bunu görüyoruz. Ama bir başka iki nesnenin arasındaki ilişkide aynı soruna şahit olduğunda tekrar o psikopatoloji canlanıyor. Onun üzerinde çalışmak çok daha zorlaşıyor yani kişinin kendiyle kurulan ilişkide bir sıkıntı varsa deneyimlediği zaman yürüyor. Başkalarının ilişkisinden bir kalıntı varsa orada sıkıntı oluyor. Benim bakışıma göre biz gene içselleştirilmiş nesne ilişkilerini tamamen psikoterapiden ayıramıyoruz. En azından kendiyle kurulan ilişkide değil ama başkalarıyla kurulan ilişkide muhakkak oraya bağlanan bir tarafı var. Orada bence Melanie Klein'e çok net bağlanıyor. Kernberg'e bağlanıyor. Uzlaştırıcı Masterson'a çok net bağlanıyor. Bu gözlemimi, dip not olarak ifade etmek istedim. Tahir Özakkaş: Bakıyorum bütüncül gidiyorsunuz. Şimdi ilişkisel terapiyi anlatalım. Hep söylediklerinizde haklısınız. Bunlar neden keskin duruyor, bunlarında nedenleri var. Biliyorsunuz kuramcılar keskin dururlarsa kuramları ayakta durur. Biz daha çok entegratif, makul ve mantıklı olanı hisseden ve yapanız ama ilişkisel terapiler insani terapilerdir. Hümanistlik terapilerdir. Danışanın dünyasını önemseyen terapilerdir. Danışanın bir kültür içerisinde var olduğunu tam da bizim baktığımız gibi bakan bir terapötik anlayışı getiriyorlar. Bu çok önemli yani bağlama atıf yapan, kontekse atıf yapan, bu insan, bu duyguyu hissetti de niye bizim yanımızda hissetmedi derken o adamın nedenselliği farklı, o ortamın nedenselliği farklı. Hani felsefede, düşünce tarihinde vardı, "bir ırmakta iki sefer yıkanamazsınız." İnsanın her an ilişkisi yeni bir deneyime tabidir. Hiçbiri birbirinin aynı değildir. O işte deneyimin oluştuğu sürecin bağlamını ve konteksini anlayarak ancak öbürünü anlamak ve kavramak mümkündür iddiası da, gerçekten çok önemli bir İlişkisel Psikoterapiye Giriş 17

değişimin ve dönüşümün, öbürünü olduğu gibi kabul etmenin, öbürünün ihtiyacı ki buraya Kohut ve diğerleri giriyor. İyi bakım veren anne giriyor. Bunların hepsi baktığın zaman ilişkisel bir yapı. Kohut'da ilişkiseldir. Masterson'un bir tarafı da ilişkiseldir. M. Klein'de ilişkiseldir. Ama Freud ilişkisel değil. Freud tek taraflı duran, ilişkisel bakmayan bir yapı içerisindedir. Freud matematik gibidir. Lineerdir. Yani sizin dürtüleriniz var. O dürtüleriniz doğuştan nettir. Hedefe giderse bu olur, gitmezse bu olur diyor. Halbuki ilişkiselde böyle bir matematiksellik yoktur. İlişkisel farklıdır. Freud'un teorisini ortaya attığı dönemde Newton fiziği egemenken, bugün 2012 yılında dünyaya egemen olan bilim paradigması Quantum fiziğinin etkisi altında, kainatın oluşumundaki kaos teorisindeki ile izah eden, kaos mantığıyla ve matematiğiyle olaya bakmaya çalışan bir yapı. Terapide kaos mantığıyla insanı anlamaya çalışan, bu paradigmaya ayak uydurmaya çalışan bir yaklaşım tarzıdır. Bir 10 yıl sonra, bir 50 yıl sonra, bir 100 yıl sonra kaos teorisini de alt üst eden bir teori ortaya çıktığında o günün ilişkiselcileri yeni bir anlam üretecek başka bir bağlamı bize getirip dayatacaklar ama hastamızı ve bir danışanımızı dinlerken orada kafamızda bir kurgumuzun olması lazım, birikimimizin olması lazım. Ona bir anlam yüklememiz lazım. Sorduğumuz sorunun nereye gideceğini bilerek sormak ve ne yaptığımızı bilerek sormak, hastayı rahatlatan konteks oluşturan bir yapıdır. Onun için biz bu terapiyi görüyoruz. Genel bir özet verdim şu 1 saatin içinde, bunların hepsini yerinde ve zamanında kullanabilme becerisini içinizdeki sezgisel bir yapıyla kendinize ait öznel bir terapi tekniğini ortaya koymaya da bütüncül psikoterapi diyoruz. *** 18 10. BPT HAZİRAN DERS NOTLARI

2 PSİKANALİZDE İLİŞKİSEL KAVRAMLAR T ahir Özakkaş: Kursiyer Ç şunu okuyabilir misin? Kursiyer Ç: Psikanaliz/Psikoloji dizimizin ikinci kitabıyla son yirmi yılda en hızlı gelişen psikanaliz ekolü olan ilişkisel psikanaliz üzerine Türkçedeki ilk kitabı yayınlamış oluyoruz. İlişkisel psikanalizi Türkçeye kazandırırken işe bu ekolün en önde gelen ismi olan Stephen A. Mitchell'in kapsamlı bir kavramsal bir çerçeve çizdiği Psikanalizde İlişkisel Kavramlar eseriyle başlayarak Türkçe okuyuculara bu ekole dair bir ilk rehber sunmak istedik.