T.M.M.O.B. Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği DEMOKRASİ KRİZİ Öneriler ve Olanaklar 17 Aralõk ANKARA

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "T.M.M.O.B. Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği DEMOKRASİ KRİZİ Öneriler ve Olanaklar 17 Aralõk 1997 1998-ANKARA"

Transkript

1 İÇİNDEKİLER T.M.M.O.B. Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği DEMOKRASİ KRİZİ Öneriler ve Olanaklar 17 Aralõk ANKARA BİRİNCİ OTURUM Açõş Konuşmasõ: Yavuz ÖNEN Hüsamettin CİNDORUK / 2 Prof.Dr. Aydõn Güven GÜRKAN / 9 Prof.Dr. Taner TİMUR/14 Doç.Dr. Tülin ÖNGEN/19 Av. Selim OKÇUOĞLU / 25 Hasan YALÇIN/29 M. İlhan ERDOST/36 Ertuğrul KÜRKÇÜ/42 BİRİNCİ OTURUM Açõş Konuşmasõ: Yavuz ÖNEN Prof.Dr. Taner TİMUR/49 Bülent AKARCALI / 55 Doç.Dr. Tülin ONGEN/63 Av. Selim OKÇUOĞLU / 65 Hasan YALÇIN/69 M. ilhan ERDOST/80 Ertuğrul KÜRKÇÜ/87 SUNUŞ TMMOB Demokrasi Kurultayõ, 34. Olağan Genel Kurul'un "Yeni Dönem Çalõşma Esaslarõ Komisyonu Raporu"nda yer alan bir önerinin kabul edilmesi ile gündeme gelmiş ve gerçekleştirilmiştir. Bu Raporda toplumsal muhalefetin güçlendirilmesi düşüncesi, "Ülkemizin en temel sorunu olan Kürt sorununun; demokrasinin Türkiye'de tüm kurum ve kurallarõ ile köklü bir şekilde yerleşmesinin ayak bağõ olduğu, bu sorunun demokratik yollarla çözülmeyişinden ötürü sürdürülmekte olan Güneydoğu'daki savaş, ülke kaynaklarõnõ tüketmekte olduğu gibi, ülkenin gelecekteki yatõrõmlarõnõ da ipotek altõna almaktadõr." biçimindeki ifadelerle açõklanmak istenmiş ve "Ülkemizin can ve mal kaynaklarõnõ içeren ve en değerli varlõklarõnõn tüketimini önlemek amacõ ile bu savaşa son vermek için, TMMOB; sivil toplum örgütleri, demokrasi, batõş, emek ve özgürlükten yana her kesim ile işbirliği yaparak, onlarla ortak bir şekilde, seçilmiştik özelliği olan temsilciliklerden oluşan Demokrasi Kurultayõ'nõn düzenlenmesine ve demokratik somut çözümler üretilmesine öncülük etmelidir." denilerek TMMOB'ye önemli görev ve sorumluluk yüklenmiştir. TMMOB Demokrasi Kurultayõ çalõşmalarõ 1996 yõlõ Eylül ayõnda

2 başlamõştõr. 20 ilimizde elliyi aşkõn hazõrlõk ve yerel kurultay toplantõlarõnda dile getirilen görüşler TMMOB Demokrasi Programõ Taslõğõ'nda birleştirilmiştir. Yerel etkinlikler, yerel DKÖ'ler, yerel gazete, radyo ve TV kanallarõ tarafõndan da ilgiyle izlenmiş ve kamuoyuna yansõtõlmõştõr. Kurultay, hazõrlanan taslağõ, tartõşma programõ biçiminde değerlendirmiş ve geliştirmiştir. 130 konuşma yapõlmõş, 120 yazõlõ önerge verilmiş, 11 komisyon oluşturulmuştur. Kurultay üyelerimiz; Temel Konular başlõğõ altõnda, demokrasi ve demokrasi kavramõnõn gelişimi, Cumhuriyet, bağõmsõzlõk, laiklik, hukuk devleti konularõnõ; İnsan Haklarõ başlõğõ altõnda, insan haklarõnõn gelişimi, temel haklarõnõn gelişimi, temel haklar, ekonomik ve toplumsal haklar, halklarõn haklarõ, dayanõşma kültürü ve çevreyi koruma, eğitim, sağlõk, basõn ve yaygõn özgürlüğü konularõnõ; Demokrasinin işleyişi başlõğõ altõnda siyasal partiler, seçimler, yasama, yürütme, yargõ ve güçler ayrõlõğõnõ; Çalõşma Yaşamõ başlõğõ altõnda, istihdam ve işgücü, çalõşma yaşamõ, sosyal güvenlik, demokrasi ve bölüşüm ilişkileri konularõnõ; Demokrasinin Ekonomi Politiği başlõğõ altõnda ekonomi-kalkõnmasanayileşme, küreselleşme ve özelleştirme, bilim ve teknoloji, enformasyon toplumu konularõnõ; Kentleşme başlõğõ altõnda, kamu arazileri, yerelleşme ve yerel yöne timler, kentleşme, ulaşõm ve trafik konularõnõ, Tarõm, Orman ve Çevre başlõğõ altõnda tarõmõn demokratikleşmesi, ormanlar ve ormancõlõk, topraklardan yararlanmanõn düzenlenmesi çevre, doğal kaynaklar, enerji konularõnõ; Kürt Sorunu'nu, savaşõ, göç ettirmeleri; Tarihi bir bakõşla Demokrasi ve İnsan Haklarõ Kültürü'nü; Sivil Toplum başlõğõ altõnda katõlõmcõ demokrasi, sivil toplum örgütlenmesi, kamu yararõna denetim, meslek örgütlerini; TMMOB ve Demokrasiyi, Meslek Etiği'ni tartõşmõşlardõr. Türkiye'nin yirmi ilinden gelen, yerel olarak seçilmiş 400 delege Ankara'da buluşmuştur. Şiddetin, yasalarõn, çatõşmanõn yarattõğõ yõlgõnlõk ve sessizliği aşmak için üyelerimiz kendini, yöresini, ülkesini, dünyayõ konuşmuştur. Bağõmsõz, demokratik, insan haklan, sosyal hukuk devleti ve barõş için etkin mücadeleyi yaşama nasõl geçireceğini, katõlõmõ, dayanõşmayõ irdelemişlerdir. Kurultay hazõrlõk çalõşmalarõnõn ve Kurultay'õn ön plana çõkardõğõ yöntem, konulana sõnõflar arasõ ilişkiler temelinde ele alõnmasõ olmuştur. Sorunlarõn çözümünde emek-sermaye çelişkisinin göz önünde bulundurulmasõ zorunluluğu vurgulanmõştõr. Halkõmõzõn insanlõk ailesi içinde ve her alanda saygõn bir yer alabilmesi için umutlarõnõ, aydõnlõk bir gelecek için düşüncelerini belirlemişlerdir. Kurultay hazõrlõk çalõşmalarõ kapsamõnda 17 Aralõk 1996 tarihinde gerçekleştirilen "Demokrasi Krizi" adlõ atölye çalõşmasõ ise, Kurultayõn basan ile sonuçlandõrõlmasõnda önemli bir katkõ yaptõğõ gibi, geniş kesimlerin yararlanabileceği bir belge niteliğini kazanmõştõr. Dolayõsõyla, basõlan bu kitabõn önemli bir boşluğu dolduracağõna inanõyoruz. Yönetim Kurulu Demokrasi Krizi

3 BİRİNCİ OTURUM Başkan: İhsan KARABABA Yavuz ÖNEN - Öncelikle çağrõmõza olumlu yanõt vererek zaman ayõrdõğõnõz, bizim çalõşmamõza katkõda bulunmak üzere geldiğiniz için sizlere Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği adõna teşekkür ediyorum. Ben çok kõsaca bir kaç hususu söyleyeceğim, sonra toplantõyõ ihsan KARABABA arkadaşõmõz yönetecek, ona devredeceğim. Biz, bu yõl TMMOB Çalõşma Programõ içinde bazõ konular saptadõk, iki yõllõk çalõşma dönemimiz içinde öne çõkarmayõ tasarladõğõmõz bu konular arasõnda bize göre en önemli konu, demokratikleşme ve demokrasi konusu idi. Çünkü biz, demokrasi sorununu yalnõz ülkenin genel siyasal, ekonomik, kültürel ortamõnda yaşamõyoruz, aynõ zamanda bir meslek kuruluşu olarak da, yaşadõğõmõz bir olgudur demokrasi olgusu. O nedenle 200 bini aşkõn üyesi bulunan ve Türkiye çapõnda örgütlü kurumun bütün birimlerinde başlatmayõ düşündüğümüz bir tartõşmayõ bir kurultayda noktalamayõ düşündük ve onun ilk adõmõ olarak da, neden böyle bir çalõşmayõ ve hangi kapsamda ve hangi perspektifle yapmayõ düşündüğümüzü anlatmak üzere yazõlõ bir belge hazõrlamayõ düşündük. Bu belgeyi hazõrlarken, elbette biz, Türk Mühendis ve Mimar Odalarõnõ yönetenler olarak belli bir görüşe sahibiz, belli bir çerçeve koyabilirdik; ama istedik ki, ülkemizin çok değişik sosyal ve siyasi iklimlerinde deneyimli olan bazõ isimlerden görüş alalõm, dinleyelim, perspektifimizi zenginleştirelim, onu ülke koşullarõyla birleştirdim ve ondan sonra varacağõmõz bir sentezi kâğõda dökelim. Sizi çağõrmamõzõn nedeni budur, bu konuda sizi, bir nevi imdada çağõrmõş vaziyetteyiz; Türkiye'de pek çok olayõn demokraside kesiştiğini savunan demokratik güçlerin karşõsõnda totaliter devlet anlayõşõnõ benimseyen güçlerin bir direnişi ve baskõsõyla karşõ karşõyayõz. Demokrasi mücadelesindeki bu baskõ yalnõz totaliter anlayõşlardan gelmiyor, bir de demokrasiyi savunan kuruluşlarõn, örgütlerin kendi aralarõndaki somut ve ayrõntõya varan tartõşmalarõ da bu mücadelenin önünde engel oluşturuyor. Kanõmca bunlarõn nedenleri, toplumumuzun demokrasiyle bugüne kadar tam anlamõyla tanõşamamõş olmasõdõr, demokratik bir ortamda yaşayamamõş olmasõdõr ve dolayõsõyla, demokrasi kültürünün, demokratik geleneklerin yerleşmesinin gerçekleşmemesidir. Bizim kültürümüz, özellikle siyasi kültürümüz otoriter yöntemlerin baskõsõ altõnda kaldõ, istemlerimizi dile getirirken dahi, bu baskõcõ, bugüne kadarki otoriter yöntemlerin yarattõğõ otosansürü kendimize uyguluyoruz. Bunlara ek olarak ülkemizde yaygõn bir biçimde kavram kargaşasõ yaşanmakta, ciddi anlam kaymalarõ ve zõt anlam yüklemeleri gündeme gelmekte, dolayõsõyla ortak bir dilin kullanõlmasõ ve iletişim olanaklarõ bulunamõyor. Şimdi bu toplantõdaki amaçlarõmõzõ daha iyi özetleyebilirim. Bir kere kavram kargaşasõnõ aşmak istiyoruz, yani buna bir katkõ koymak istiyoruz. Yaşamõ bütün yönleriyle sorgulayarak, demokrasiyi günlük yaşamla bağõmlõ kõlmak, soyut ifadelerden arõndõrarak yaşamõn somutunu yakalamak istiyoruz. Demokratikleşmenin sağlanmasõ için hukuki, sosyal, ekonomik değişim ve dönüşümlerin nasõl sağlanmasõ gerektiğini, demokrasimizin vazgeçilmez kurumlarõnõn altõnõ bir kez daha çizmek istiyoruz. Bütün kesimler arasõnda ortak, anlaşõlabilir bir dilin oluşmasõna katkõ koymak istiyoruz.

4 Bu kurultay kapsamõnda ilk toplantõmõzda amacõmõz, sizleri bir araya getirip, tartõştõrmak ve bunu izlemek değil; amacõmõz, zengin birikime sahip olan sizlerden demokrasi anlayõşlarõ ve kavranõlan üzerinde az önce açõklamaya çalõştõğõm kapsamda sorunlar üzerinde görüşlerinizi almak, birikimlerinizden yararlanmak ve bu çerçeve içerisinde toplantõmõza devam etmek. Toplantõmõz, sabah ve öğleden sonra iki oturum halinde sürecek. Birinci oturumda iki saatlik bir süremiz var, bu süre içerisinde öngörüşlerinizi alacağõz. Öğleden sonraki oturumda da, bu görüşmelerden sonra eklemek istediklerinizi iletebileceksiniz. BAŞKAN- Bu yuvarlak masa toplantõsõnõ isterseniz alfabetik sõra ile, isterseniz oturma sõrasõna göre sürdürelim, bu tamamen sizlerin arzusuna bağlõ. Bu şekilde Sayõn CİNDORUK'tan başlõyoruz; buyurun Sayõn CİNDORUK. Hüsamettin CİNDORUK- Önce sizlere teşekkür ediyorum böyle bir toplantõyõ düzenlediğiniz için: Çünkü bu sõralarda ihtiyacõmõz olan bir toplantõdõr. Tabii, Demokrasi Kurultayõ, önemli ve iddialõ bir kuruluş tarafõndan toplanacak insanlarõn, çok önemli kararlar almasõ, ülkemizin rejim sõkõntõsõnõ aşmasõ gerekiyor. Ben, buna "devlet bunalõmõ" diyorum Çünkü rejim bunalõmõnõ aşmõştõr; son olaylar bunu gösteriyor. Türkiye, elli yõldõr demokrasiyi işletmeye çalõştõğõ ve uğraştõğõ için gerçekten dünyada saygõn bir yeri var bu açõdan. Ama bir başka açõdan da saygõ eksikliğiyle karşõ karşõyayõz: Bu rejimi tümüyle tamamlamõş değiliz. Eksiklikleriyle, yanlõşlõklarõyla rejim, henüz yerine oturmadõ. Bu rejimi nasõl yerine oturtabiliriz sorusu tahmin ediyorum ki hepimizin kafasõnda vardõr. Biz önce, siyasi hayatõmõzõn demokratikleşme sürecinde çok yanlõşlõklar yaptõk. Bu yanlõşlõklarõn bir kõsmõnõ biz siviller yaptõk, bir kõsmõnõ askerler yaptõ. Ne var ki, toplumu asker ve sivil diye ikiye ayõramazsõnõz. Toplum olarak, halk olarak yanlõşlõklar yaptõk diye özetleyebiliriz hadiseyi. Bu yanlõşlarõn toplamõ da demokrasimizin topallaşmasõnõ ve evrim geçirmesini önlemiştir. Biz, hep siyasetten devrimlerle sonuç almaya uğraştõk. Halbuki sosyolojik bir olgu olan demokrasi, ancak evrimle tamamlanabilirdi. Biz, evrimleşme sürecini keserek, zaman zaman o süreci kesen askerlere, siviller olarak yaklaşarak, dayanak vererek sistemin yerleşmesini geciktirdik. Ben, kötümser değilim demokratik rejimin yerleşmesi açõsõndan. Deneyimlerimizi de yeterli buluyorum. Bundan sonra çok pragmatik ve çok pratik kararlar almak, deneyimlerin sonuçlarõnõ Türkiye gerçeğine uydurmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Üstelik geçmişe göre, demokratik kuşaklar birikimine sahibiz. 1946'da bu birikime sahip değildik, 1920'de bu birikime sahip değildik. Ama bugün, bu kuşaklara sahibiz. O nedenle halkõmõzõn da demokratik terbiye ve alõşkanlõklar kazandõğõ bir dönem içinde birtakõm çareler üretebileceğimizi, sonuçlar alabileceğimizi sanõyorum. Bizim eksiğimiz nedir demokraside? Bence yapõlaşma eksiğimiz var. Bunu cesaretle ortaya koymak gerekiyor. Türkiye, 1980 darbesinden sonra asker kesimin ve sivil danõşma kurulunun hazõrladõğõ bir Anayasa ve o Anayasanõn örgütlediği kurumlan düzenleyen yasalarla idare ediliyor. Geçen yõl Sayõn Gürkan'õn ve hepimizin ortak gayretiyle, daha doğrusu Parlamentonun demokrat kesiminin gayretiyle çok sõnõrlõ bir Anayasa değişikliği yaptõk. Bu Anayasa değişikliğinin sõnõrlõ hükümlerine uyum sağlayan yasalarõ bile çõkaramadõk. O kadar ki, Siyasal Partiler Yasamõz bile bürokrasinin hazõrladõğõ, Danõşma Meclisi'nin hazõrladõğõ bir yasa. O yasanõn

5 getirdiği örgüt kõsõtlamalarõ, o yasanõn getirdiği antidemokratik yapõ bugün partilerimize yansõmõştõr. Şimdi siz, bir demokrasi kurultayõ yapõyorsunuz; bunu kutluyorum: Ama ben başka bir özlem çekiyorum. Demokratik siyasi parti kurultaylarõ özlemi çekiyorum, Türkiye de o özlemi çekiyor. Demokratik siyasi kurultaylarõnõ Türkiye yapamadõktan sonra rejimin temeli olan partilerimizi, nasõl demokrasimize oturtabiliriz? Partileri fikirlerinden saptõrarak, partileri yurt dõşõndan gelerek ele geçirebilen kişilerin, o partiler yoluyla devlet yönetimini paylaşmalarõ, elde etmeleri başka demokrasilerde görülen bir yanlõş değildir. Siyasi partilerin belirgin fikirleri, doktrinleri, ve onlarõn kadrolarõna oy veren seçmenler, bu değişmeleri hak etmiş değillerdir. Ya da ülke bu değişimleri hak etmiş değildir. Ülke, tecrübeye dayanan bir siyaseti demokrasinin temel taşõ yapmak isterken, tecrübesizliğin ve bir laboratuar deneyimi için ortaya çõkmõş siyasetçilerin varlõğõ, bence demin söylediğim demokratik olmayan siyasal parti biçimlerinden doğmaktadõr. Konularõmõzdaki iyileştirmeyi, bence anayasalarõmõzda çok romantik bir ifadeyle rejimin vazgeçilmez unsurlarõ sayan partilerimizden başlatmamõz gerekir. Çünkü, görüldüğü gibi, bu partiler demokratik yapõya kavuşmadõkça, vazgeçilir hale gelmektedirler. Türkiye, 2-3 defa partilerinden vazgeçmiştir, Köklü siyasal parti bulmak çok zorlaşmõştõr. Köklü siyasal partilere halkõn desteğini sağlamak zorlaşmõştõr. Köklü siyasal partiler Türkiye'nin gündeminden çõktõkça köksüz akõmlar Türkiye'yi karmaşõk bir noktaya getirmişlerdir. Şimdi onun için bu noktanõn çok önemle altõnõ çizerek vurguluyorum ve bir siyasal parti kurumlaşmasõnõn demokratik yapõda gerçekleşmesi için kurultayõnõzõn tedbirler önermesini diliyorum. İkincisi, bu rejimi güvence altõna almak zorundayõz. Son gelişmelerden sonra biraz abartõlõ söyleyebiliriz. Sadece demokratik rejim değil, Cumhuriyet de birtakõm tehlikelerle karşõ karşõyadõr. Cumhuriyetin kapsamõnõ bilimsel tarifte zorlanõyoruz, ama uygulamaya geçtiğimiz zaman şöyle bir sonuçla karşõlaşõyoruz: Cumhuriyet, bizim devletimizin kurucu unsurudur, Cumhuriyet Türkiye'de monarşiye son vermiştir, bir halk hareketidir ve halkõn yönettiği bir Cumhuriyet, halkõn yönettiği Cumhuriyet tarifine uygun bir Cumhuriyettir. Herhalde bir dinsel Cumhuriyet değildir aradõğõmõz. Herhalde aradõğõmõz bir geri dönüş Cumhuriyeti değil. Herhalde ihtiyacõmõz olan; Türkiye'yi sadece bir bölgenin, sadece din unsurunun egemen olduğu bir devlet değildir. O zaman Cumhuriyetimizin tehlikede olduğu söylenmese bile, tehlikelerle karşõ karşõya olduğunu söylemek kelime oyunu olmayacaktõr. O nedenle oturup düşünmemiz gereken bir başka nokta var: Demokrasimizi korurken, Cumhuriyet rejimimizin laiklik öğesini, uygarlõk öğesini, sosyallik öğesini koruyarak bir demokrasi örmemiz gerekmektedir. Zayõflõk nereden geliyor? Bence Yasama Organõ'ndan geliyor, sonra da Yürütme Organõ'ndan geliyor. Yani, Yasama Organõ bugün Türkiye'de iki işlevinden birini yapamaz haldedir. Birini yaptõğõ da, ancak içerik olarak değil de, biçim olarak söylenebilir. Yapageldiği bence Yasama Organõ'nõn, yasa çõkarma işlevidir ve yapõyor; içerik olarak yapmasa bile hiç olmazsa sayõsal olarak yapõyor. Ama bir başka işlevini yapamõyor; o da denetim. Türkiye'de Yasama Organõ denetim işlevini yapabilse, ülkemizde bunca çete, bunca büyük yolsuzluk gerçekten ortaya çõkmazdõ. Bir Batõlõ bilim adamõnõn söylediği gibi "demokrasinin de hõrsõzlarõ vardõr, ama demokrasi, bu hõrsõzlarõ yakalar". Türkiye'de de demokrasinin hõrsõzlarõ vardõr, ama demokrasi, bu hõrsõzlarõ yakalayamaz haldedir. Dört yõl Meclis Başkanlõğõ yapmõş bir hukukçu olarak

6 şunu söylüyorum: Türkiye'de denetim mekanizmalarõnõ Yasama Organõ işletemedi. Çünkü, 1960 darbesinin Tahkikat Encümeni fobisi, Türk Anayasalarõnõ, Yasama Organõ'nõn denetim işlevini budayarak bir refleksle önlemiştir. Yasama Organõ'nõn, denetim organlarõ işlemez haldedir. O nedenle ben çok pratik çareler öneriyorum: 1. Meclis araştõrma ve soruşturma komisyonlarõ etkisiz hale gelmiştir. Onun yerine 1989'dan sonra Amerika'nõn uyguladõğõ ahlak komisyonlarõna benzer Meclis komisyonlarõnõ sürekli kurmak gerekir. 2. Dokunulmazlõk yumuşatõlmalõdõr; ama Türkiye'de siyasal iftiracõlõğõn çok olduğu, baskõ rejiminin bitmediği dönemde parlamenterin de, mutlak Anayasa sõnõrlan içinde olan görevlerini koruma altõnda tutmalõdõr. 3. Ahlâk komisyonu, Meclisteki çoğunluklara göre değil, Meclisin kendi arasõndan serbest iradesiyle ve gizli oyla seçeceği değerli milletvekillerinden oluşmalõdõr ve ahlak kurallarõnõ da kesin bir biçimde yasayla ortaya koymalõdõr Parlamento. Bunlar Anayasa tarafõndan güvence altõna alõnmalõdõr. Amerika'da 250 dolardan fazla hediye almasõ yasaklanan devlet yöneticileri, milletvekilleri, Türkiye'de bu konuda serbesttir. Hiçbir yaptõrõmla karşõ karşõya değildir. Üzülerek söylüyorum binlerce dolarlõk hediye alan devlet adamlarõyla karşõlaşmõşõzdõr. Bunun karşõlõğõnda ihale takipçiliği, ihale kararlarõnõn verilmesi gibi çok acõ, insanõ çok ürküten iddialarla karşõlaşõlmõştõr. Parlamenterin denetiminden daha fazla bence Yürütmenin denetimiyle görevli olan Parlamento, son yõllarda Yürütmeyle ilgili hiçbir görevi yapamaz haldedir. Düşününüz ki, sadece 4 yõl içerisinde ancak 2 sayõn Bakanõ, Anayasa Mahkeme-si'ne sevk etmek imkânõnõ bulmuştur, o da beraatla sonuçlanmõştõr. Sebebi şudur: Ben o arkadaşlarõn beraat etmelerinden Parlamento Başkanõ olarak sevinç duydum, ama o tahkikatlarõn hepsi eksiktir. Bir hazõrlõk tahkikatõ aşamasõna bile gelememiştir; Parlamentonun araştõrma ve soruşturma komisyonlarõnõn şahit celbi ve ihzarõ haklarõ dahi yoktur. Parlamento Başkanõ'nõn, bu komisyonlar için yazdõğõ tezkerelere Hükümet cevap vermez haldedir, isteyen şahit gelmekte, istemeyen şahit gelmemektedir. Komisyonun hiçbir yaptõrõm gücü yoktur. Bence soruşturma komisyonlarõyla araştõrma komisyonlarõ arasõnda anayasal hiçbir fark olmamaktadõr. Bir başka şey, bu komisyonlara uzman kişi aradõğõnõz zaman bunlarõ ancak devletin veya hükümetin gösterdiği kişiler olarak bulmaktasõnõz, bilirkişi kurumu yoktur. Yüksek Denetleme Kurulu, Hükümete bağlõdõr. Kõsacasõ, araştõrma, soruşturma ve denetim Türkiye'de Büyük Millet Meclisi adõna yapõlamaz hale getirilmiştir. Bunun sonucu da, demin söylediğim gibi demokrasi hõrsõzlan, demokrasi tarafõndan yakalanamaz haldedir, işin basõn tarafõndan yakalanõr halde olmasõ, medya tarafõndan yakalanõr halde olmasõ bir teselli veyahut da bir gerekçe olamaz; çünkü basõn işlevi ancak bu olaylarõ ihbar etmekten ibarettir. Bu konuyu araştõracak, derinleştirecek sorumlu kurum, Yasama Meclisi'nde bu dediğim komisyonlar olabilir. Yüksek Denetleme Kurulu'nun hõzla Meclis Başkanlõğõ'na bağlanmasõ, bu da yetmez Meclisin denetim organlarõnõ -demin söylediğim ahlak komisyonlarõnõdenetleyici, uzman ve bilirkişi niteliğinde kişiler atamasõna imkân sağlanmasõ gerekmektedir. Buradan bir başka noktaya geçiyorum. Yargõlama, yani siyasetçi yargõlamasõ, Anayasa Mahkemesi'nce mi yapõlmalõdõr? Anayasa Mahkemesi'nin işlevi başkadõr. Bence yargõlamanõn, suçun nevilerine göre doğal hâkim elinde yapõlmasõ gerekmektedir. Dokunulmazlõklarõ kaldõrõlan kişilerin hem ayrõcalõklarõ kalmamõştõr hem de onlara bir başka güvence

7 vermek lazõmdõr. O da kanun yoluna başvurma hakkõdõr. O nedenle, bu kişilerin, en fazla Yargõtay Ceza Daireleri'nin biri tarafõndan yargõlanmasõ, Yargõtay Ceza Daireleri Genel Kurulu tarafõndan da, temyizen konunun incelenmesi gibi bir yolun açõlmasõ gerekmektedir. Bu takdirde doğal yargõ hõzla işleyecek, Anayasa Mahkemesi işlevine dönecektir. Tabii burada hemen yargõ meselesine geçiyoruz. Türkiye'de yargõ, yargõç, savcõ bağõmsõz değildir; son hadise de bunu açõkça göstermiştir. Anayasamõzõn bu konudaki yumuşak karnõ, hepimiz tarafõndan biliniyor. En azõndan 1961 Anayasasõ'nõn yargõca getirdiği güvencelerin kurulmasõ ve yargõnõn ve Yargõçlar Kurulu'nun tamamen sekreterya hizmetlerinin kendisi tarafõndan yapõldõğõ Yargõçlar Kurulu'ndaki bütün yargõç ve savcõlarõn görev süreleri boyunca, sadece bu görevle yükümlü olmalarõnõ sağlamak gerekir. Yargõçlar Kurulu'na veya Yargõ ve Savcõlar Kurulu -adõnõ ne koyarsanõz koyunuz- Adalet Bakanõ'nõn ve Adalet Bakanõ Müşteşarõ'nõn katõlõmõ önlenmelidir. Bu takdirde bağõmsõz yargõ ve yargõca kavuşabilirsiniz. Yalnõz bu da yeterli değil, bugün Türkiye'de çok görkemli Devlet Su işleri binalarõ siz değerli mühendis mimarlarõn bildiği gibi çok önemli Karayollarõ binalarõ yapõyoruz, ama adliye binalarõ yapmõyoruz. Türkiye, adalet saraylarõnõ yapabilmeli; bunlara bilgisayar, iletişim çağõnõn bütün araç ve gereçlerini getirmeli, yargõ personelini eğitmeli ve bir başka şeyi kesinlikle yapmalõ: Bütün elimizdeki eskimiş bulunan Cumhuriyetimizin gerçekten devrim niteliğinde olan kanunlarõnõ elden geçirmeli ve bu kanunlarõn dilini Türkçeleştirmeli, anlaşõlõr hale getirmeli ve yargõ boyutuna mutlaka yargõ kararlan birikimi deposu eklemelidir ve bilgisayara bağlõ olarak eklemelidir. Bir başka şey: Yargõ Birliği sağlanmalõdõr. Danõştay õ, tekrar eski Devlet Şûrasõ haline getirmeli, idari yargõyla sivil yargõ arasõndaki ikilemi kaldõrmalõ, Askeri Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nu değiştirip sivillerin askeri mahkemelerde yargõlanmalarõ önlenilmeli, özellikle devlete karşõ suçlarda Yargõtaylarõn arasõndaki farklarõ giderici, sadece sivil Yargõtay a bu çeşit içtihat kararlarõ verecek bir nitelik kazandõrmalõdõr. Yargõ konusunda tabii söylenecek çok şeyler var; ama şimdilik vakti aşmamak için burada bitiriyorum. Dönüp bir başka şeye bakõyorum: Yürütmeye... Türkiye'de Yürütme Cumhurbaşkanõ'ndan başlõyor. Bizim Anayasamõz, Cumhurbaşkanõ'nõ haymatlos bir vatandaş niteliğine getirmiştir. Cumhurbaşkanõ'na bir sürü yetki ve görev verdiği halde, sorumluluk vermemiştir. Cumhurbaşkanõ'nõ, temel kurallar işlemediği zaman çare müessesesi olmaktan çõkarmõştõr. Tabii kişisel fikrim olarak burada ifade ediyorum, Fransa'ya benzer bir sistem getirmek zorundayõz. Hem demin söylediğim rejim üzerindeki tehlikeleri bertaraf etmek için hem de rejimin önünü açmak için Cumhurbaşkanõ'nõn iki turlu bir seçimle seçilmesini, 6 yõl görev yapmasõnõ, Cumhurbaşkanõnõn yetkilerinin çok belirgin, net hale getirilmesini, buna karşõ sorumluluk yüklenmesini, Cumhurbaşkanõ'nõn sorumsuzluk ilkesinin kaldõrõlmasõnõ teklif ediyorum. Cumhurbaşkanõ bu görevleri yaparken sorumlu olmalõ ve kendisi demin söylediğim gibi bu sefer yargõ önüne çõkabilme zorunluluğuyla karşõ karşõya bõrakõlmalõdõr. Fransa'daki gibi dõş politikadaki yetkileri artõrõlmalõ, Cumhuriyetin dõş politika geleneklerini Cumhurbaşkanlarõnõn daha uzun süre temsil etmesi sağlanmalõ, iç politikada bilhassa Parlamentoyu fesih yetkisi, kendisine biraz daha geniş alan bõrakacak biçimde düzenlenmeli, Cumhurbaşkanõ'nõn bazõ tayinlerde tek başõna karar vermesi imkânõ ve sorumluluğu sağlanmalõ, Devlet Denetleme Kurulu yaygõnlaştõrõlmalõ, Anayasa Mahkemesiyle birlikte çalõşõr hale getirilmeli, kõsacasõ devletin üstyapõsõnda

8 büyük bir reform hareketi başlatõlmalõdõr. Cumhurbaşkanlõğõ'nõ bir kurum haline getirmeliyiz ve 1982 Anayasasõ bunun altyapõsõnõ yapmõştõr, bir kõsmõ da 1961 Anayasasõ'nda vardõr. Bu da yetmez bence, Cumhuriyetin ve demokrasinin önündeki tehlikeleri aşmak için; iki şey daha yapmalõyõz: Tek meclisli Parlamento'nun başkanlõğõnõ yaptõm. Bu Parlamento'nun dört yõlda bir yapõlan seçimlerinde bizde 5 yõl deniliyor, ama 4 yõla inmiş vaziyette, bu bakõmdan ben yine onu 4 yõl sayõyorum-çok inişli çõkõşlõ kararlarla Parlamento çoğunluklarõnõn ortaya çõktõğõ görülüyor. Demin söylediğim gibi geleneksel siyasal akõmlar devre dõşõ bõrakõldõğõ için marjinal akõmlar ve biraz da maceralar iktidara gelebiliyor. Cumhuriyet rejiminin bazõ temel kanunlarõnõ korumakta zorluk çekiyoruz. Ben, onun için Meclisin 400 kişiye indirilmesini, 100 kişilik bir Cumhuriyet Meclisi kurulmasõnõ teklif ediyorum. Bu 100 kişilik Cumhuriyet Meclisi, Türkiye milletvekili biçiminde seçilmelidir ve bu meclisin üyeleri yine eski mecliste olduğu gibi 40 yaş -35 de olabilir-üniversite eğitimi görmüş, belli şartlarõ olan kişilerden oluşturulmalõdõr ve Anayasa değişikliğiyle temel siyasal yasalar, rejimle ilgili yasalar önce bu Cumhuriyet Meclisi'nde görüşüldükten sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülebilmelidir. Cumhuriyet Meclisi'nin reddettiği değişiklikler, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafõndan görüşülmemelidir. Böylece bilhassa Cumhuriyetimizin temel dört maddesi olan, Anayasamõzõn temel dört maddesi olan niteliklerinin değişmesinin önlenilmesi sağlanõlabilir. Buradaki sistemi şöyle düşünebilirsiniz: 4 yõllõk Meclis, 6 yõllõk Cumhuriyet Meclisi, 6 yõllõk Cumhurbaşkanõyla rejimin ve demokrasinin önündeki engellerin, yani tehlikelerin bir kõsmõ baskõ altõna alõnabilir ve seçmenlere belli bir süre tanõnabilir. Siyasal partilerimize temel bir sorun çõkmadan bu meseleleri aşma fõrsatõ tanõnabilir, müdahaleler önlenebilir ve hiç olmazsa önlerine baraj getirilir. Tabii, bunun detaylarõ var, ben temelini anlatõyorum. Bir de buradan başka bir noktaya geçerek sözümü bitirmek istiyorum. Demin de burada konuştuk, Türk insanõ, bugün insan haklan ihlallerinden ötürü, Avrupa İnsan Haklarõ Komisyonu'na gidiyor. Avrupa însan Haklan Komisyonu l 400 davayla aşağõ yukarõ bir Türkiye mahkemesi haline gelmiştir. O zaman bunu da Türkiye milli hukuku içinde çözmelidir. Ben, milli üstü hukuka karşõ değilim, ama milli hukukun daha geniş ve yaygõn bir sahaya gelmesi gerekiyor, insan haklarõ ihlallerinde vatandaşlarõmõza kişisel olarak Anayasa Mahkemesi'ne başvurma hakkõ tanõnmalõdõr. Anayasa Mahkemesi bunu karşõlayacak biçimde donatõlmalõdõr. Pek çok ülkede anayasa mahkemeleri çeşitli dairelerden oluşmuştur. Türkiye'de bu oluşturulabilir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, yalnõz ilke kararlan verir, böylece vatandaşlarõmõzõn Türkiye milli hukuku içerisinde insan hakkõ ihlallerine karşõ güvencesi ortaya çõkabilir. Yargõnõn, savcõnõn, polisin, jandarmanõn, hatta askerin çeşitli konularda baskõcõ düzeni milli hukuk tarafõndan önce göğüslenir, bu yetmediği zaman tabiatõyla milli üstü hukuka da başvurma haklarõna saygõ duyuyorum. Benim şimdilik söyleyeceklerim bunlardõr. Teşekkür ederim. BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayõn CİNDORUK Evet, söz sõrasõ Sayõn Prof. Aydõn Güven GÜRKAN'da, buyurun. Prof. Dr. Aydõn Güven GÜRKAN - Ben de bütün arkadaşlarõmõ saygõyla selamlõyorum.

9 Tabii, görüşmenin çok başõndayõz, dolayõsõyla bakõş açõlarõmõz henüz birbiriyle uyumlandõrõlmõş değil. Belki çalõşma biraz daha ilerlerse somut şeyler söyleyebilirim. Buraya gelirken, çok kabaca acaba böyle bir platform, böyle bir çalõşma ne yapabilir, ne gibi yarar getirebilir diye düşündüm. Doğrusunu isterseniz, iki çelişkili duyguyu aynõ anda yaşadõm. Bu tür çalõşmalar çok yapõldõ, geçmişte de yapõldõ, bu ilk demokrasi kurultayõ olmayacak ya da böyle bir deneme ilk olmayacak; onlarõ anõmsadõm ve onlarõn pek iz bõrakmadõğõnõ ya da somut sonuçlar getirmediğini düşündüm. Bundan da bir şey çõkmayabilir kaygõsõnõ içimde duyumsadõm. Birincisi karamsar bir yaklaşõmdõ. Ötekisi ise daha iyimser... Sayõn Başkana da söylemiştim, başka arkadaşlarõm da bu konuda düşüncelerimi biliyorlar: Taşlaşmõş, donmuş, varolanõ sürdürmekten ama bu varolanla ilgili eleştiri kampanyasõna katõlmaktan başka hiçbir şey yapmayan, bugünkü siyasi yapõlarõn dõşõnda kalmõş sivil toplum örgütlerinin, özellikle meslek kuruluşlarõnõn, sendikalarõn kimi çözümleri zorlayabileceklerini tahmin ediyorum; dolayõsõyla da böyle olumlu bir işlev yapabilir belki diye düşünüyorum. Bir kere şöyle bir geleneğimiz var siyasette. Bu gelenek neredeyse yerleşti artõk: ihtiyaçlar kendini çok dayatõyor, bu ihtiyaçlar son derece akõlcõl ve bunlara karşõ çõkõlamõyor, karşõ konulamõyor, bunlarõ reddetmek mümkün olmuyor. Bunun söylemine katõlmõyor, bunun söylevciliği yapõlõyor. Çok yaptõk biz bunu geçmiş politik yaşamõmõzda. Hiç kimse demokrasiye karşõ çõkmõyor, hiç kimse "Kürt sorunu barõşçõl bir şekilde çözülmesin", kimse "kan aksõn" demiyor. Kimse "demokrasi fazladõr" demiyor, kimse Meclisin çalõşmazlõğõ, hükümetin çalõşmazlõğõ karşõsõnda "hayõr, bu sistem mükemmeldir, sürsün" demiyor ya da kimse "hayõr kardeşim devlet temizdir; hiçbir şey yok, bir şey yapõlmasõ gerekmez" demiyor. Bu dayatan ihtiyaçlar karşõsõnda politikacõlar bu söyleme katõlõyorlar, bunun üzerine güzel söylevler veriyorlar, ama hiçbir şey çözülmüyor ve daha kötü bir şey oluyor: Kavramlar, ihtiyaçlar ve özlemler konuşula konuşula ama hiçbir şey yapõlmaya yapõlmaya önemini yitiriyorlar; aşõnõyorlar, yõpranõyorlar, sahipsiz kalõyorlar. Demokraside de böyle oldu. Yani 12 Eylül'ün ardõndan bu Anayasayõ değiştirmekle ilgili çok yüksek, dayanõlmaz, karşõ konulmaz toplumsal enerjiyi hatõrladõğõmda ve Anayasayõ değiştirmekle ilgili bugünkü gevşek enerjiyi karşõlaştõrdõğõmda, hüzün duyuyorum. Varolanla yetinmek, bunun üzerinde 3-5 değişiklik yapmak bile; o enerji tükendiği için, toplumun gerçekçi olarak ulaşõlabilir saydõğõ bir durum konumuna geldi. Bu her alanda böyle, iyi hatõrlõyorum, Sayõn ECEVİT, katõlõmcõ bir sol parti, halka yakõn bir sol parti söyledi, söyledi; ortaya çõkan ürün, bambaşka bir ürün, bunun tam tersi. Biz de ne kadar çok demokrasi, ne kadar çok insan haklan üzerinde konuşuyorsak ve sonra da somut bir şeyler yapamõyorsak, o ölçüde "yapma", "çözme" ve "iyileştirme" enerjimizi yitiriyoruz, insan haklan konusunda da çok iyi hatõrlõyorum, 12 Eylül'den sonra kurulan ilk Parlamentoya geldiğimde sağduyulu birçok milletvekilinde "artõk bu Türkiye'de insan haklarõ sorunu çözülmelidir" biçiminde geniş bir bilinç vardõ ve hatta ben, Mecliste bir insan haklan lobisinin oluşturulabileceğini, bu lobi içinde 'yi aşkõn milletvekilinin yer alabileceğini tahayyül ediyordum. Öylesine yüksek bir duyarlõk vardõ; ama bugün bakõyorum, her birimiz sabah kalkõyoruz, çok yoğun, onlarca insan haklarõ ihlalini okuyoruz, kapatõyoruz meseleyi, unutuyoruz. Çok konuştuk, çok konuştuk, hiçbir şey yapamadõk ve artõk hiçbir şey

10 yapõlamaz duygusu insanlarda oluşuyor. Hem yapmak isteyenlerde, hem yapõlmasõnõ isteyenlerde böyle bir duygu var. Onun için ne olabilir diye düşünüyorum, yani pratik çözüm nasõl olabilir? Belki siyasi enerjinin önemlice bir kõsmõnõ, artõk ne yapõlabilir, neler yapõlmalõdõr konusundan çok, nasõl yapacağõz noktasõna yöneltmemiz gerekecektir. Çözüm önerileri konusunda ayrõntõda belki farklõlõklar olabilir. Bunlar, tartõşmalarla, uzlaşmalarla bir ortak noktaya getirilebilir. Ama asõl sorun, "nasõl" sorunudur. Sayõn CİNDORUK bir program sundu, kendisi yeni bir parti kurma aşamasõ öncesinde olduğu için düşünmüş arkadaşlarõyla; bir program yapmõş. Kuşkusuz tartõşõlabilir bir program. Ama bu tür programlar hep yapõla geldi. Toplum içinde büyük düş kõrõklõğõ yaratan bir program da DYP-SHP ortak Hükümeti'nin programõydõ. Bugün zerrece izi dahi yok; yani yüzde biri dahi yapõlamadõ. Oradaki o istek, o değiştirme arzusu gerçekleşmedi. Gerçekleştirilemedi. Belki yeterince içtenlikli değildi. Onun için programlara artõk hiç kulak asmõyorum, yani programlar konuşuldukça ürküyorum, eyvah, bu güzel program da ölüm yolculuğuna gönderiliyor diyorum. Şimdi konuşma başlayacak, konuşacağõz, söylevler atõlacak ama düzen, "varolan" aynen varlõğõnõ sürdürecek. Şimdi ben şöyle düşünüyorum: Bir kere bir şeyin çözülebilmesi için bir öğeyi bugünkü Türkiye koşullarõnda çok gerekli görüyorum: Politika ve politik uzlaşmalar çok çok önemli. Sizler, ivme kazandõrmada, yönlendirmede kuşkusuz çok önemlisiniz; ama nihai karar politikacõlardan çõkõyor. Uzlaşmalar içtenlikli ve politik nitelikli olmalõ... Politik niteliğin altõnõ çiziyorum.şunu söylüyorum: 12 Eylül öncesindeki Meclis'te de vardõ... Millet birbirini öldürüyordu, ama Anadolu Kulübü'nde hepsi birbiriyle insani ilişkileri sürdürüyorlardõ; bu değil. Artõk bu memlekette; sağda, solda, dincilikte, milliyetçilikte, liberallikte, solculukta her ne ise, barõş ve güven içinde birlikte olmanõn koşullan ve kurallarõ dizisi üstünde içtenlikli bir mutabakat sağlamalõyõz. Bu nasõl sağlanabilir? Bunun üstünde çok büyük bir çaba harcamak lazõmdõr. Artõk politikacõ kesimi görmelidir ki, bu böyle gitmeyecek kardeşim. Bunu görmeliyiz. Asgari bir "birlikte yaşama çerçevesini" oluşturmak için -hakikaten içtenlikli yani, söylev vermek için filan değil- büyük çabalar harcamalõyõz. Bunda meslek kuruluşlarõ, sendikalar, aydõnlar falan ne yapabilirler? Onlarõn da ciddi etkileri ve güçleri vardõr. Ama söylevciliğe prim vermesinler, verilmemeli. Ben artõk hiçbir toplantõya gitmek istemiyorum; çünkü farklõlaşamõyorum ki... Ben - ben kendimi örnek olarak veriyorum, o duyguya daha pek çok arkadaşõmõz da sahip- içtenlikle söylüyorum, ama biliyorum ki, yanõmdaki laf olsun diye söylüyor. Aynõ kefede tartõlõyoruz ve işte o zaman hiçbir fark kalmõyor ortada. Söz, bağlõyõcõlõğõnõ ve anlamlõlõğõnõ yitiriyor. Şimdi bir kere asgari bir mutabakat sağlamamõz lazõm. Bugün asgari mutabakatõ önleyen üç şey görüyorum: Birincisi, Kürt sorunu, Güneydoğu sorunu, adõnõ ne korsanõz koyun; bunda bir biçimde bu memleketin milliyetçi, yurtsever -her ne derseniz deyin- insanlarõ bir asgari müşterekte buluşmalõdõrlar artõk. Bu memlekette politika yapan, bu memlekette nefes alan, bu memlekette yaşayan herkesin barõş isteğine inanmak zorundayõz. Savaştan menfaat sağlayan elbette küçük bir azõnlõk var, olabilir; ama onun dõşõnda herkesin barõş istediğine inanõyorum. Kardeşim, çalõşalõm o zaman, içtenlikli bir çözüm üstünde, örneğin sağda Hükümetin CİNDORUK'la, solda Aydõn Güven GÜRKAN, barõşõn gelmesi, kan dökülmemesi için uzlaşamõyorlarsa, zaten bõrakõn bu işin peşini, bõrakalõm bu işin peşini... İkincisi, laiklik... Bunun bir kere bir çerçeveye oturtulmasõ lazõm. Orada da görüyorum ki, tansiyon çok örtülü bir biçimde, ama şiddetle yükseliyor.

11 Yani kardeşim biz dinle filan barõşõk yaşamak istiyoruz. Onlar da demokrasiyle barõşõk yaşamak istediklerini söylüyorlar. Birbirimizin söylediklerine inanõyorsak, "takiyye" yapmõyorsak rahatlatõcõ çözümü ve ortamõ bulmamõz lazõm. Kim bulacak? Lider kadrolarõnõn birbirleriyle görüşme alõşkanlõklarõ, içtenlikle çözüm oluşturma alõşkanlõğõ yok. Birilerinin zorlamasõ lazõm. Belki bu tür kuruluşlar bu zorlamayõ yaparlar. Laik, demokratik, özgürlükçü bir çerçeveyi bulmamõz, yaratmamõz gerekli... Üçüncü sorumuz ise, devlet bir şeylere karõşmõş, karõştõrõlmõş... Bu çok önemli bir husus. Çünkü bunun bu döneme özgü bir şey olmadõğõnõ, neredeyse kurumsallaşmõş ve birçok kimsenin isteyerek ya da istemeyerek yer aldõğõ, rol aldõğõ, kayõtsõzlõk gösterdiği, ya da çeşidi amaçlarla -iyi niyetli, kötü niyetli- aldõrmazlõk gösterdiği bir yapõ olduğunu görüyoruz. Bu tabii çok tehlikeli bir şey, Hukuk devleti ortada kalmõyor. Bunu da bir biçimde çözmek lazõm. Herkesin "hukuk devleti"ne ihtiyacõ olduğunu bilmemiz, bir "çözüm" için yeterince yüreklendirici değil mi? Bu programlar genellikle oluşturulabiliyor sözsel olduğu için. Herkes "iyi tamam, evet" diyor, imzalõyorlar. Bizim Koalisyon Protokolü'nde olduğu gibi... Ondan sonra hiç kimse takip etmiyor. Bunun arkasõna yüksek toplumsal enerjiyi, "gerçekten yapma", "gerçekten çözme" isteğini takmak lazõm. Yani bir demokrasi kurultayõ yapõlmõş, bir bildiri çõkmõş, çeşitli bildiriler arasõnda tarihte yerini almõş, hiçbir anlamõ yok. Bir şey yapõp, bu bildirinin arkasõna bir yapma enerjisini, yapabilme enerjisini takmamõz lazõm. Bu da işte yine elbirliğiyle olacak. Politikacõyla olacak, meslek odasõyla, yazarõyla, çizeriyle, herkes birlikte bir enerji oluşturacak. Birlikte yapmazsak zaten bizim enerjimizi karşõ taraf, karşõ enerjiyle yok edebilir. Bir şey olmasõ lazõm. Bir noktayõ daha vurgulamak istiyorum: Sayõn CİNDORUK'un önerilerini dinlerken şunu düşündüm: Bunlarõn işlerliği yok. Yani diyelim ki, uzlaştõk programda, diyelim ki enerji taktõk arkasõna, ama bir de aracõmõz lazõm; yani işleyen bir Parlamento mekanizmasõ, işleyen bir hükümet mekanizmasõ lazõm. Bunlarõn onda birini bu Parlamentonun önüne koysanõz, bugünkü düzeniyle, işleyiş biçimiyle ve hõzõyla bunu beceremez, gerçekleştiremez. Oysa büyük reformlara, kapsamlõ yenilenmelere ihtiyacõ var toplumun. Parlamentonun bugünkü yapõsõ, işleyişi falan buna hiç izin vermez. Orada da bir düzenleme gerekli. Hõzlõ, etkili ve demokratik çalõşan bir siyaset ve meclis işleyişine ihtiyaç var. Bugünkü çalõşma düzenimiz ciddi ve kapsamlõ bir şeyler yapmanõn önünde kocaman bir tõkaç... Peki tüm bu söylenenlerden sonra çözüm ne? Yanõtõ kolay bulamõyorum. "Demokrasi kurultayõna gideriz. Hepiniz özlemlerimizi söyleriz, hukuki görüşlerimizi, siyasal görüşlerimizi söyleriz. Güzel bir metin yaparõz. Onu da bir yerlere göndeririz filan..." Ama bence ondan bir şey çõkmaz. Siyaseti zorlamanõz; bir biçimde zorlamanõn yollarõnõ bulmanõz lazõm. Peki ne olabilir? Kanõmca bugünkü politik yapõlar, kuruluşlar, lider kadrolarõ, siyaset anlayõşlarõ kendiliklerinden bir çözüm getiremezler. Bugünkü yapõlar ve anlayõşlar zaten bugünkü durumun ve çõkmazlarõn yapõmcõlarõ... Örnek olsun diye söylemek istiyorum: Yõllardõr belli bir yol izleyen ve müthiş milliyetçi, şoven bir söylem götüren DYP'nin, örneğin şimdi "Kürt sorunu"nda başka bir söyleme, açõlõma ve çözüme dönüş yapmasõ çok zor. Hatta imkansõz. O artõk yaratõlan çözümsüzlüğün tutsağõ. Kolay kolay kõpõrdayamaz. Ben siyasetteki yenilenmelerin ve pozisyon kaymalarõnõn bugünkü büyük partilerin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanmasõ olasõlõğõnõ çok düşük görüyorum. Bu daha çok dõşarõdan zorlanacaktõr. Bu nedenle CİNDORUK'un partileşme projesi gibi yeni oluşumlara özel bir önem

12 atfediyorum. Salt CİNDORUK"unkini değil; tümünü önemsiyorum. Bunlarõn elleri, kollarõ daha serbest. Bugünkü nesnel toplumsal ihtiyaçlarõn oluşturduğu yeni toplumsal taleplere daha rahat yanõt verebilirler. Yeni ve akõlcõl pozisyonlarõ daha kolay oluşturabilirler. Daha uzlaşmacõ yaklaşõmlar geliştirebilirler. Bu, zamanla, varolan siyasal partileri, kadrolarõ, liderleri ve yaklaşõmlarõ da etkiler diye düşünüyorum. Çõkõş yolu üzerinde düşünüp, düşünüp, şöyle bir sonuca varõyorum. Çõkõş yolu galiba İtalyan modelinde... Varolan siyasal tõkanmadan ancak böyle bir modelle çõkabiliriz diye ummak istiyorum. Var olan büyük siyasal partiler bir yenileşmeyi kendi iç dinamikleriyle başlatmakta zorlanacaklarõna göre, siyasal parçalanma kaçõnõlmaz bir biçimde sürecek gibi gözüküyor... Böyle bir parçalanmanõn anlamsõz bir siyasal kaos yaratmamasõnõn yolu, bir çok partinin belli bir program ve belli bir kadro çerçevesinde uzlaşarak topluma ortak bir "yenilenme projesi", ortak bir "uzlaşma çerçevesi" sunmasõndan geçiyor gibi geliyor bana. Benim gördüğüm şu: Ortada ağõr bir siyasal yük var. Ciddi bir bunalõmõn eşiğindeyiz. Bunu bugünkü kadrolar, anlayõşlar ve yaklaşõmlar kolay kolay aşamayacaklar. Gördüğüm, tek başõna da aşamayacaklarõ, - uzlaşsalar bile- uzlaşarak da aşamayacaklar. Sistemin yeni ve taze oluşumlarla, yaklaşõmlarla beslenmesi gerekli. Ben öyle görüyorum. Yeni seslere, nefeslere, yaklaşõmlara ihtiyaç var. Bu, zenginleşmeler getirdiği ölçüde ve bu anlamda olumlu olduğu kadar, siyasal parçalanma getiriyor olmasõ nedeniyle de olumsuzluklara gebedir. Belki çeşitli siyasal görüşlerin uzlaştõğõ ve bir proje ve program çerçevesinde kendini seçmene sunduğu İtalyan çözümü çõkõş yolu olabilir diye düşünüyorum. Umuyorum. Daha doğrusu ummak istiyorum. BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayõn GÜRKAN. Prof. Dr. Sayõn Taner TİMUR, buyurun. Prof. Dr. Taner TİMUR - Ben de bu kurultay hazõrlõğõ içinde bana söz hakkõ verdiğiniz için, düşüncelerimi açõklama olanağõ verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Önceden hazõrlanmõş bir metnim yok, peşinen özür dileyerek söylediklerimin biraz dağõnõk olma ihtimaline şimdiden işaret edeyim. İkinci nokta, benden önce konuşan sayõn milletvekilleri, siyaset hayatõmõzõn ön planda gelen bazõ isimleri tamamen pratiğin içinde olduklarõ için, daha çok pratik sorunlara değindiler, çok öğretici şeyler söylediler. Zaten amacõnõza da çok uygun zannediyorum bu. Ben, aynõ konumda olmadõğõm için biraz daha dõşarõdan, fakat konuya uzak düşmediğini sandõğõm bazõ şeyler söylemeye çalõşacağõm. Şimdi bir demokrasi krizi yaşõyoruz, bunda herkes mutabõk. Zaten bu toplantõnõn amacõ da çözüm yollarõ aramak. Zannediyorum bu demokrasi krizini biz sadece Türkiye çapõnda düşünürsek analizimiz tam ve kapsamlõ olmaz, dünya bir demokrasi krizi yaşõyor inancõndayõm. Elbette ki her ülke, kendi konumuna göre, kendi sosyo-ekonomik koşullarõna göre, kendi özelliğine göre yaşõyor bu krizi; fakat yaşõyor. Önce bu konuda birkaç kelime söylemek istiyorum. Tabii sözü uzatõrsak konu değişir, aslõnda çok önemli bir şey; fakat konumuz tam bu değil. Fakat sorunun bu boyutunu da gözden uzak tutmamalõyõz sanõyorum. Demokrasi krizi dediğim şey benim, son 15 sene içerisindeki iki önemli olguyla paralel gelişti ve gündeme geldi dünya çapõnda. Bunlardan birincisi

13 1980'lerin neo-liberal dalgasõdõr. Bu neo-liberal dalganõn ulus-devletle ters düşen, ulusal demokrasiyle ters düşen baskõsõdõr. Kõsaca küreselleşme adõ altõnda ifade ettiğimiz olaydõr. Demokratik gelişmeyi artõk, şimdiye kadar alõşõlmõş ulusal kadronun çerçevelerini zorlamaya götüren bir baskõ yaptõğõ inancõndayõm. Sadece ben değil, bunun teorisini yapanlar da var. Hatta bu teoriler Batõ dünyasõ için çok etkili de oluyor, Türkiye'de de ifadelerini buluyor. Mesela, referanduma, temsili demokrasiye itirazlar şeklinde, yerel demokrasilerin geliştirilmesi şeklinde, çoğunluk demokrasisi yerine azõnlõk demokrasisi gibi kavramlar ortaya atmak şeklinde ortaya çõkõyor. Bunlarõn Alvin Toffler'in adõnõ Türkiye'de bilmeyen yoktur sanõyorum. Türkiye'de kendileri popüler, eserleri bilinen bir insandõr. Aslõnda yeni bir demokrasi modeli getirmeye çalõşõyor. Buna mukabil birçok devlet, (Güneydoğu Asya'da, Afrika'da vesaire) zaten demokrasi olma iddiasõnda değil, tersine demokrasinin kalkõnmayla ters düştüğü inancõnda ve hõzlõ bir kalkõnma için demokrasinin engel olduğu kanaatinde. Şimdi bu krizin iki nedeninden birincisinin küreselleşme süreci olduğunu ve bunun zorlamalarõ olduğunu söyledim. Küreselleşmeden şu arada sözünü etmişken, parantez içinde şunu da eklemek istiyorum ki, yüzde yüz olumsuz bir olay diye de bahsetmiyorum. Bu çok yönlü bir olaydõr. Hatta Türkiye'ye açtõğõ birtakõm olanaklar da vardõr. Burada bu fikri geliştirecek değilim tabii; ama bazen başõndan sonuna kadar menfi bir şekilde ele alõnõyor, bu kanõda olmadõğõm noktasõna da işaret etmek istedim. Krizin ikinci nedeni de Sovyetler Birliği'nin çöküşüdür. Sovyetler Birliği'nin çöküşü de olumlu bir olaydõr. Çünkü Sovyetler Birliği'nin çöküşü, totaliter bir rejimin, demokratik olmayan, insan haklarõna hiç saygõsõ olmayan bir rejimin çöküşüdür. Fakat Sovyetler Birliği, dõş dünyada bir süper güç olarak yaptõğõ bir baskõyla ve hiç olmazsa şeklen ifade ettiği özlemlerle dünyaya bir demokrasi mesajõ veriyordu ve bütün Batõ dünyasõ da, bir kendine çekidüzen verme, demokrasiyi devamlõ gündemde bulundurma, demokratik özlemleri bütün dünyaya yayma -hiç olmazsa ideolojik olarak- ihtiyacõnõ duyuyordu. Sovyetler Birliği'nin çökmesiyle, hem de küçük düşürücü bir şekilde çökmesiyle, ekonominin ve devletin mafyalaşmasõyla dünya demokratik gelişmesinde sonu belirsiz bir emsal ve çok kötü bir kriz yaratmõştõr. Bugün Sovyetler Birliği uzmanlarõ, Rusya'yõ Weimar Almanyasõ'na benzetiyorlar ki, bu korkunç bir teşhis; Weimar Almanyasõ'nõn neye gebe olduğunu, ne sonuçlar verdiğini hepimiz biliyoruz. Buna mukabil, Uzak Doğu ülkelerinin, Dragonlarõn, devlerin v.b. hõzlõ kalkõnmalarõ da şoven, nasyonalist ve giderek saldõrganlõk potansiyeli taşõyan boyutlar kazanmaktadõr. Bütün dünyanõn ekonomik kutup olarak gücünün o yöne doğru kaydõğõ düşünülürse, bunun da ileride demokrasiler için bir tehdit olacağõ düşünülebilir ve şu anda ülkemizde iktidarda bulunan partinin bu ülkelere duyduğu özlem de ortada olduğuna göre, bunlarõ model olarak gündeme getirdiği, ziyaretler yaptõğõ düşünülürse ve bu ülkelerin muhafazakâr, dine, aileye, geleneklere, şovenizme dayanan birer özgür rejim modelleri geliştirmeleri ve bu yöndeki çabalarõ göz önünde bulundurulursa, sanõyorum ki demokrasi krizinin başka bir boyutu da ortaya çõkmõş olur. Batõ Avrupa dediğimiz -Amerika dahil- dünyaya gelince, Batõ dünyasõ da söylediğim demokrasi krizinin dõşõnda değildir. Bugün Avrupa Birliği'nde 20 milyondan fazla işsiz vardõr, hepsinde aşõrõ sağ akõmlar hõzla gelişmektedir. Almanya, kendisini zor tutuyor, yakõn geçmişteki mirasõ dolayõsõyla büyük bir baskõ altõndadõr. Almanya'da Fransa'da olduğu gibi, bugün çok güçlü bir aşõrõ bir sağ parti yoksa bunun nedeni, konjonktüreldir,

14 yapõsal değildir, siyasi kültürle ilgili bir şey değildir. Bu çerçeve içerisinde Türkiye'nin konumuna gelince, demokrasinin iki tip sorunla karşõ karşõya kaldõğõ inancõndayõm. Bunlardan asõl olan, fakat maalesef uzun vadeli olan sorunlar, yapõsal sorunlardõr. Türkiye'nin Tanzimat'tan beri gelişimi, bu gelişimin tahlili, bu gelişimin sosyo-ekonomik temellerinin sağlõklõ bir şekilde teşhisi ve bu sosyo-ekonomik gelişmeyle örtüşen siyasi kültür... Burada sosyo-ekonomik yapõyõ bir tarafa bõrakarak sadece siyasal kültürden bahsedersek, zannediyorum bugün Türk demokrasi krizinin en önemli boyutlarõndan biriyle karşõ karşõya kalõyoruz. Siyasal kültürümüz maalesef benden önce konuşan değerli konuşmacõlarõn verdikleri birçok örneklerinde ortaya koyduklarõ gibi samimi, demokrat bir uzlaşmanõn ülkemizde olmadõğõnõ gösteriyor. Olsaydõ zaten verilen örnekler ve hepimizin ilave edebileceğimiz daha bir sürü örnekler bu ülkede cereyan edemezdi. Bu siyasi kültür üzerinde birkaç şey söylemek istiyorum. Siyasi kültürümüz neden demokratik değil? Demokrasinin geç gelmesiyle ilgili bir şey değil sadece. Demokrasi çok yeni bir rejimdir. Demokrasiler ikinci Dünya Savaşõ'ndan sonra resmi ve egemen ideoloji haline gelmiştir. 1930'larda Avrupa'nõn dörtte üçü otoriter, faşizan diktatörlüklerle idare ediliyordu. Ondan önce zaten demokrasi Fransa, İngiltere ve birkaç kuzey ülkesi dõşõnda dünyada söz konusu değildi. Bizde siyasi kültürümüzün demokratik olmayõşõnõn temel nedenini ben Osmanlõlardaki müstakbel Türkiye'yi yaratan Türklerin konumuyla ilgili görüyorum. Milleti Hâkime olmamõzdan doğan sebepleri vardõr bunun gibi geliyor bana; çünkü hiçbir yerde demokrasiyi yönetici zümreler yaratmamõştõr. Demokrasiyi bir ölçüde ezilen insanlar yaratmõştõr. Burjuvazi önce ezilerek demokratik bir kavgaya girmiştir; ama sonra egemen sõnõf haline gelmiştir. Fakat tek başõna değil, aynõ zamanda işçilerle, köylülerle beraber... Dünyadaki demokratik gelişmenin sosyal tabanlarõ mevcut değildi bizde. Bizde bir Müslüman burjuvazisi yoktu, bizde burjuvazi, sonradan bize karşõ dönen gayrimüslim unsurlardan oluşuyordu. Onun için her müstakbel Türk, kendini devletle özdeşleştiriyordu ve bunun yarattõğõ bir siyasi kültür vardõr ki, bunun bence biz bugün ağõrlõğõnõ çekiyoruz. Çünkü her Türk, Batõda olmadõğõ kadar, belki hiçbir ülkede olmadõğõ kadar siyasetle meşguldür, fakat siyasetle ilgisi sağlõklõ değildir. Her Türk, bir başbakan gibi konuşuyor, kendi çõkarlarõna, kendi konumuna kendi sosyal statüsüne göre değil de, yukarõdan bütün devlet sorunlarõnõ çözecek şekilde düşünüp hareket etmeye çalõşõyor. Bugün bir manavla, bir işçiyle, bir berberle konuşun, her konuda fikir yürüttüklerini göreceksiniz. Çünkü bu bizim siyasal kültürümüzün bir eseridir. Bu Batõda böyle değil. Batõ demokrasilerinde siyasetle ilişkinin niteliği farklõdõr, insanlarõn hepsi siyasetle belli ve kendi konumlarõyla ilgili olarak ilgileniyorlar, oy veriyorlar. Bunun sonucunu çok açõk olarak Türkiye'de görüyoruz. Siyasi partilere bakõn, bizdeki siyasi partilerin hepsi birbirine benziyor, iktidara geldi, Refah da öbürlerine benzemeye başladõ, benzemeye mecburuz diyorlar realist olanlarõ, demagojik olmayanlarõ. Neden? Çünkü dediğim gibi bütün sõnõf, çõkar vesaire hesaplarõnõn üzerinde bir siyasal kültürümüz var. Bu hale başka türlü düşmezdik. Neden düşmezdik, çünkü normal olarak zaten iktidarda son seçimlerde ANAP'la DYP bir koalisyon kuracak, aynõ kökenden gelen, aynõ özlemleri temsil eden ortanõn sağõnda iki parti çok rahat bir koalisyon oluşturacak durumdaydõlar; kuramadõlar, kurmadõlar. Kişisel rekabetler, kişisel kavgalar ön plana çõktõ ve sonunda Sayõn Cindoruk'un da dediği gibi Cumhuriyeti tehlikeye düşürme potansiyeli gösteren tehlikeler ortaya çõktõ.

15 Neden kuramadõlar? Bu siyasal düşmanlõk başka ülkelerde de var. Fransa'da Jacques Chirac'la Valery Giscard D'estaing birbirlerinden bizimkiler kadar nefret ederler, bundan eminim; ama onlar kesinlikle başka türlü sola veya daha sağa iktidarõ bõrakmazlar, mecburdurlar koalisyon yaparlar. Neden yaparlar? Kamuoyu bu yönde baskõlar yapar, bu yöndeki baskõlarõ göğüsleyemezler, buna karşõ çõkma güçlerinin olmadõğõnõ çok iyi bilirler; yani siyasette kişisel antipatiler çok normal bir şeydir, çok yaygõn bir şeydir, fakat başka mekanizmalarõn işlemesi lazõm. Bizde bu başka mekanizmalar işlemiyor, devlet-vatandaş ilişkileri sağlõklõ değil. Demin söylediğim gibi vatandaş haklarõ konusunda büyük bir gelenek yok, "milleti hâkime" geleneğinden gelen (aslõnda Osmanlõ İmparatorluğu nda Türk halkõ da eziliyor tabii, ama ezildiği yerde ideolojik olarak kendi özgürlüğünü ortaya koymak için devletle özdeşleşmek gerekiyordu) bir yanlõşlõk var sanõyorum. Buna karşõ son olarak pratik olarak ne yapõlabilir? Bunlar tabii soyut, uzun vadeli şeyler. Siyasi kültürümüz çok demokratik değil diye duracak değiliz tabii. Daha önce söylenilenlere tamamen katõlõyorum. Başlõk olarak birkaç şey söylemek istiyorum. Bir kere askerlerin siyasetten elini çekmesi için, askerlerin, bu toplumun siyasal hayatõnda gerçek yerine oturmasõ için sivil siyasetçilerimize çok iş düşüyor. Bir kere yürekli olmalarõ lazõm. Siyaset aynõ zamanda yürek meselesidir. Muhtõra alõnca gitmemeleri lazõm, direnmeleri lazõm. Batõ ülkelerinde hiçbir generalin adõnõ bilemezsiniz, duymazsõnõz. Ben, Fransa'da çok uzun yõllar kaldõm ve Fransõz siyasetini yakõndan izledim. Belki biliyorsunuz De Gaulle'un oğlu da generaldir. De Gaulle'un oğlunu bir kere televizyonda gördüm general olarak, o da babasõnõ bir anma törenindeydi. Siyasi hayatõnõ çok yakõndan izlediğim bir ülkede bir general adõnõ bilmem. Ama bizde Milli Güvenlik Kurulu var ve siyasetin tam ortasõnda maalesef askerlerde bulunuyor. 27 Mayõs'tan itibaren her hareket bunu daha da güçlendirmiştir ve Türk demokrasisinin sanki kurumsal bir yapõsõ haline gelmiştir. Maalesef sivil siyasetçilerin bir kõsmõ da bunlarõ bir sopa gösterir gibi zaman zaman başkalarõna bir tehdit unsuru gibi kullanõyor. Bu fevkalade sakõncalõ bir şeydir. Ben kesinlikle asker düşmanõ değilim, Silahlõ Kuvvetlere saygõm tamdõr, ama bu, onlarõ da yõpratõyor, kurumun yerine oturtulmasõ lazõm. Kürt sorunu da bunun içerisinde düşünülüp çözülmesi gereklidir. Çünkü Kürt sorunu ortaya çõktõğõ zaman önemli bir insan, barõşçõ bir çözüm ortaya attõğõ zaman neyle karşõlaşõyoruz? Hemen şikâyetler başlõyor, ihbarlar başlõyor, ihbarlarõn adresi neresidir, adresi Genelkurmay'dõr. İkinci nokta, kanunlarõmõz çok ağõrdõr. Ben Türkiye kadar savcõlarõn kolayca idam cezasõ istediği bir ülkenin başka bir yerde bulunmadõğõ kanaatindeyim. Siyasetten bahsediyoruz tabii, siyasi cezalar, adi cürümlerden daha büyük bir şiddetle cezalandõrõlõyor. Bunlarõn mutlaka indirilmesi lazõm, çünkü yargõ organõnõ da felce uğratõyor. Çünkü başlõk olarak idam istendi, idam istendi... Sonra bakõyorsunuz, idamõ istenilen insanlar beraat ediyorlar. Çünkü ortada bir madde var, ona göre hazõrlanmõş bir iddianame var, sonunda ne oluyor? Sonunda hâkimin de vicdanõ elvermiyor. Şu andaki uygarlõk seviyemiz bunu aşõyor. Mevcut kanunlarõn, bu ağõr cezalan kapsayan kanunlarõn üstünde bir uygarlõk seviyesinde bulunuyor bugün Türkiye. Bunlarõn kesinlikle medeni ölçülere indirilmesi ve biraz önce söylenildiği gibi uluslararasõ mahkemelerde de küçültücü durumlara düşmememiz lazõm. Yargõnõn bağõmsõzlõğõ vesaire daha birçok şeyler söylenildi tabii; bunlara katõlõyorum. Orada da büyük iş, her şeyden önce sivil siyasetçilerimize, daha doğrusu siyasetçilerimize düşüyor, siyasetçilerimizin aleyhinde

16 konuşmamalõyõz, siyaseti kötülememeliyiz. Çünkü bir de bu var Türkiye'de, son zamanlarda siyasetçilere karşõ bir kampanya var. Yalnõz bu istikamette desteklemek gerektiği kanõsõndayõm. Siyaset çok asil bir şeydir, fakat siyasetçide de bu asalete uygun davransõn! Daha yürekli, daha tutarlõ ve daha üst planda demokratik konsensüs teşkil edecek prensipler etrafõnda anlaşmõş olarak. Şu anda aklõma gelenler bunlar, uzattõysam özür dilerim, teşekkür ederim. BAŞKAN- Biz teşekkür ederiz. Şimdi söz sõrasõ Sayõn Doç. Dr. Tülin ÖNGEN'de. Türkiye'de hanõmlar bilimde çok başarõlõlar; fakat siyasette adlarõnõ pek duyuramõyorlar. içimizde bu konuda konuşacak bir tek hanõm arkadaşõmõz var; buyurun. Doç. Dr. Tülin ONGEN - Teşekkür ediyorum, herkesi selamlõyorum. Bugün bizden tam olarak ne beklendiğini bilmediğim için, ben de hazõrlõklõ gelmedim. Benden önce konuşan sayõn konuşmacõlarõ dinlerken, tartõştõğõmõz konunun kritik yönlerine ilişkin kafamda şöyle bir çerçeve oluştu. Bu çerçeve içinde sorunun daha analitik bir yaklaşõmla ele alõnabileceğini düşünüyorum. Demokratikleşme dediğimiz sorunun üç temel boyutunu birbirinden ayõrmadan ele almanõn daha doğru olacağõ kanõsõndayõm. Hukukun demokratikleşmesi demek olan "hukuk devleti" boyutu; yönetim aygõtõnõn ve yönetim biçimlerinin demokratikleşmesi, başka bir deyişle siyasetin sivilleşmesi demek olan "siyasetin demokratikleşmesi" boyutu; ve en önemlisi "toplumun demokratikleşmesi" boyutu, yani toplumda hak arama bilicinden, katõlma kültürüne kadar kolektif bir sorumluluk anlayõşõnõn gelişmesi. Bu üç unsur bir arada bulunmazsa, demokratik toplumun eksik kalacağõ kesindir. Ve tabii bu üç ayağõn üzerinde duracağõ temel zeminin ekonomik demokrasi olduğunu söylemeye gerek bile görmüyorum. Ekonomik eşitsizlikler ile bundan kaynaklanan toplumsal kutuplaşmalarõn ve çatõşmalarõn bulunduğu bir toplumda yukarõda sözü edilen ayaklarõn sağlam bir zemin üzerinde duramayacağõ kesindir. Şimdi sözü edilen bu sorunlarõn tek tek kaynağõna inilmedikçe, bu sorunlarõn gerisinde yatan dinamikler belirlenmedikçe, çözümler üzerinde kafa yormanõn çok anlamlõ olacağõnõ düşünmüyorum. Bir siyaset bilimci olarak ben bunu yapmaya ye demokrasi sorunsalõnõ sõnõf çözümlemesi bağlamõnda ele almaya çalõşacağõm. Özellikle bu konuda sõnõf çözümlemesi gibi nesnel bir sorgulama yöntemin son derece önemli ipuçlarõ sunacağõna inanõyorum. Çünkü, nesnel ve yapõsal bir yaklaşõmla ele alõnmazsa, sõk sõk yapõldõğõ gibi, demokrasi sorunsalõ yöneticilerin erdemli olup olmamasõna, "demokrat" insanlar olup olmamasõna indirgenir ki, bunlar son derece yüzeysel, öznel ve doğal olarak yanõltõcõ sonuçlara ve eksik çözümlere götürür. Oysa herhangi bir toplumsal olgu var olan toplumsal güç dengeleri bağlamõnda ve toplumsal güçler arasõndaki ilişkiler temelinde değerlendirildiğinde, hem sorunun nesnel bir açõklamasõnõ yapma, hem de reel çözüm olanaklarõ yaratma fõrsatõ elde edilecektir. Önce, çok sõk dile getirilen, neredeyse fetişleştirilmiş hukuk devleti kavramõna ilişkin birkaç şey söylemek istiyorum. Hukukun demokratikleşmesinde kritik olan nokta hukuk devleti değildir; yani hukukun demokratikleşmesi, hukuk devletiyle sõnõrlõ bir olgu değildir. Çünkü, hukuk devleti, hukuka uygun devlet yönetimi, yani siyasal iktidarlarõn hukuka uygun davranmasõ anlamõna gelir. Siyasi iktidarlarõn hukuka uygun davranmasõ ise, doğal, hatta eşyanõn tabiatõ

17 gereği zorunlu bir durumdur. Çünkü, bizzat normatif düzeni kuranlarõn, yani siyasi iktidarlarõn, kendi kurduklarõ düzene, kendi koyduklarõ normlara uygun davranmalarõndan daha doğal bir şey olamaz. Bu uygunluk, siyasi iktidarlarõn temsilcisi olduklarõ toplumsal düzenin, koruyuculuğunu yaptõklarõ siyasal rejimin meşruiyetinin kaynağõ olduğu için zaten zorunlu bir koşuldur. Yöneticiler, belli normlar oluştururken, bir anlamda kendi sõnõf çõkarlarõnõ garanti altõna alan bir kurumsal çerçeveyi topluma dayatõrken, zaten bu meşruiyet çerçevesinde uygun davranacaklarõnõ baştan taahhüt etmiş olurlar. Oysa, hukuki rejimin demokratik olmasõ bunun ötesinde bir şeydir. Her şeyden önce demokratik hukuk sistemi, birey ile devlet ve toplum ile devlet arasõnda bir dikotominin bulunmamasõnõ öngörür, kõsaca böyle bir karşõtlõğõn aşõlmõş olmasõnõ gerektirir. Öyle ki, bireyin hak ve çõkarlarõ ile devletin hak ve çõkarlarõ ya da toplumun özgürlüğü ile devletin güvenliği arasõnda bir.karşõtlõk, bir uzlaşmazlõk varsa, varsayõlõyorsa, böyle bir yönetim mantõğõnõn, siyaset anlayõşõnõn egemen olduğu bir sistemde ne toplum demokratikleşebilir, ne de yönetim sivilleşebilir. Çünkü, yöneticiler devletin korunmasõ, kutsal devletin yüce çõkarlarõnõn gözetilmesi adõna bireyin haklarõna ve özgürlüğüne, toplumun demokratik istemlerine her zaman sõnõr getirebilirler, onlarõ ortadan kaldõrma hakkõnõ kendinde görebilirler. Daha kötüsü, bu hakkõ, meşru bir hak, kutsal bir görev olarak yerine getirme zorunluluğunu duyarlar. İşte böyle bir hak dikotomisi, otoriter, despotik yönetimlerin, faşizan devlet biçimlerinin kaynağõnõ oluşturur. Bizim anayasal rejimimizin, genel olarak hukuk mevzuatõmõzõn ve siyaset anlayõşõmõzõn gerisinde ne yazõk ki böyle bir hak ve çõkar dikotomisi yattõğõ içindir ki, yani bir kez devletin haklarõ ve çõkarlarõ olabileceği kabul edildiği içindir ki, devlet yöneticilerinin, tek tek bireylerin, giderek çeşitli toplum kesimlerinin, sõnõflarõn, halklarõn demokratik istemlerinden korkmasõ, özgürlük arayõşlarõna karşõ çõkmasõ söz konusu olmaktadõr. Yalnõz yöneticilerde değil, ne yazõk ki toplumda da böyle bir anlayõş yerleştiği, içselleştiği için; devletin kendisini korumasõ, sanki devlet toplumun, insanlarõn üzerinde bir şeymiş gibi, çõkarlarõnõ toplumdan ve yönettiği insanlarõn haklarõndan üstün tutmasõ, toplum üyelerinin önemli bir kesimi tarafõndan da meşru görülmektedir. Böylece insanlar, kendi haklarõna yönelik saldõrõyõ, özgürlüklerinin kõsõtlanmasõna onay vererek, söz konusu anlayõşõn yeniden üretilmesine katkõda bulunmaktadõrlar, işte demokrasi kültürünün yokluğu diye sõk sõk dile getirilen sorun, gerçekte böyle bir eksikliğin, daha doğrusu bu tür bir çarpõk kavrayõşõn bir sonucudur. Bunu kuramsal olarak şöyle anlatmak da olanaklõ. Türkiye'de insanlar tebaa (kul) olmaktan kurtulamadõğõ, bir türlü vatandaş olmadõğõ için, toplumda demokratik özgürlük anlayõşõ gelişememektedir; bundan ötürü vatandaşlõk sorumluluğu, toplum üyelerinin hak ve çõkarlarõnõn gerçekleşmesi yönünde değil, devletin kutsal haklarõnõn korunmasõ yönünde biçimlenen çarpõtõlmõş bir kolektif bilinçte somutlaşmaktadõr. Bunun başlõca nedeni, özetle toplumun vatandaşlõk haklarõ temelinde örgütlenememiş olmasõdõr diyebiliriz. Türkiye'nin uluslaşma, modernleşme paradigmasõ toplumun bu yönde örgütlenmesini bir türlü gerçekleştirememiştir. Bunun için tebaa bir türlü vatandaş olmamaktadõr. Bugün dünyada artõk vatandaşõn yerini birey alõrken, bizde birey olma bilinci, bireyin hak ve özgürlüğü anlayõşõ soyut bir kavram olmaktan öteye gidememektedir. Toplumsal yapõnõn temel birimi olarak bireyin kabul görmediği bir toplumda, doğaldõr ki insan haklarõndan söz etmenin olanağõ olmayacaktõr. İnsanlar bugün bile hala kendilerini devlet karşõsõnda güçsüz, çaresiz görmüyorlar mõ? Öyle ki, devlete tabi onun kölesi, kulu olan bir

18 toplumsal üyelik anlayõşõ bir türlü aşõlamõyor. Soyut olarak hem birey, hem de bireysel hak ve özgürlükler kabul edilse bile, gerçek yaşamda bunun bir karşõlõğõ bulunmadõğõ için, yani pratikte birey ile devlet arasõndaki ilişki eşitsiz bir ilişki olduğu için, güçlü olanõn zayõf ve bağõmlõ olanõn haklarõnõ ve özgürlüklerini gasbetmesi kolaylaşõyor. Böyle bir eşitsiz ilişkiyi değiştirecek toplumsal düzenek, örgütlenme yapõsõ, hak arama olanaklarõ ve özgürlüklerin korumaya yönelik mekanizmalar yaratõlmadõğõ için, son yetmiş yõldõr sorun aşõlamõyor. Bu nedenle önce demokratikleşmeden ne anladõğõmõzõ, yani hukukun demokratikleşmesinden, hatta hukuk devletinden ne anladõğõmõzõ netleştirmek zorundayõz. Çağdaş hukuk devleti anlayõşõnõn özü, normlarõn ve yasal rejimin şu ya da bu yönde gerçekleşmesinden çok normatif düzenin koruduğu hak ve çõkarlarõn kimin özgürlüklerini temsil ettiği sorusuna verilecek yanõtta yatmaktadõr. İkinci boyut, yönetimin demokratikleşmesi sorunudur demiştim. Bir kere, yönetimin demokratik olmasõ, bazõ kurumlarõn varlõğõna indirgenmemelidir. Yoksa parlamentonun, siyasal partilerin, seçim sisteminin varlõğõ, kolayca yönetimin yeterince demokratik olduğunun göstergeleri olarak değerlendirilebilir. Türkiye'de devlet yönetiminin, siyasal tarihimizin hiçbir döneminde demokratik olmadõğõnõ söylemek kanõmca yanlõş olmaz. Bunun temelinde herhalde Türkiye kapitalistleşme sürecinin dinamikleri, Türkiye burjuva devriminin özgül karakteri ve yönetici elitin sõnõfsal özellikleri yatmaktadõr. Geç ve bağõmlõ kapitalistleşme, yukarõdan aşağõya, yani tabansõz siyasal devrim, burjuvazinin devlete ve geleneksel sõnõflara olan bağõmlõlõğõ, sosyal devrimini tamamlanamamasõ gibi olgular, bugün de Osmanlõ despotizminin aşõlamamasõ, burjuvazinin sürüp giden hegemonik güçsüzlüğü, yönetimin bir türlü sivilleşememesi sonucunu doğurmaktadõr. Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman halkõn yönetimi olamamõştõr; bu konudaki resmi söyleme ve onca demagojiye karşõn halkõn katõlõmõna dayanan demokratik bir siyasal rejim gerçekleşmemiştir. Bu sonuç, uzun uzun tartõşmayõ gerektiren konulara göndermede bulunuyor. Burada bunlarõn ayrõntõlõ bir tartõşmasõna girme olanağõ elbette ki yok. Ancak siyasetin sivilleşmesinden somutlaşan toplumun demokratikleşmesi olgusunun ekonomi-politik dinamiklerinin neler olduğunu kõsaca vurgulamak bile anlamlõ. Bugün yaşadõğõmõz kriz sürecinde sõnõf dinamikleri, hem sõnõflar arasõ güçler dengesi, hem de sõnõf içi gerilimler anlamõnda, son derece belirleyici ve açõklayõcõ gibi gözüküyor bana. Yaşanan güncel olaylarõn çoğu burjuvazinin zayõf hegemonyasõnõn sonuçlarõnõ yansõtmõyor mu? Geçmişte olduğu gibi bugün de egemen blok toplumsal gerilimleri devletin desteğine, devletin yalnõzca ideolojik değil, aynõ zamanda silahlõ güçlerine dayanarak çözmenin dõşõnda herhangi bir alternatif geliştirebilmiş değil. Burjuvazinin hegemonik güçsüzlüğü, siyaseti devlete yaslanmak zorunda bõraktõkça rejim despotikleşiyor; rejim despotikleştikçe devlet daha çok büyüyor ve bundan kaynaklanan kõsõr döngü bir türlü aşõlamõyor. Benzer biçimde zayõf hegemonyasõndan ötürü burjuvazi, toplumun demokratik istemlerine ve özgürleşme yönelimlerine karşõ çõkõyor. Öte yandan Türkiye burjuvazisi devletle olan ilişkisinde olduğu gibi sõnõf içi gerilimleri açõsõndan da oldukça sorunlu. Bu anlamda bir rejim krizinden, yani siyasal temsil sorunundan, dolayõsõyla bir meşruiyet arayõşõndan söz etmek olanaklõ. Burjuva devrimimizin sõnõfsal karakterinin demokrasimizi baştan sakatlayan "vesayetçi demokrasi" diyebileceğimiz bir yönetim modelini meşrulaştõran en önemli olgu kanõsõndayõm. Vesayetçilik, bugün bile siyasal kültürümüzün temel taşõ niteliğindedir. Bir takõm vasiler, toplum adõna, yönetilenler adõna hareket etme, onlar için en iyinin ve en doğrunun ne olduğunu bilme ve bunun

19 topluma empoze etme hakkõnõ kendilerinde görüyorlar. Bu nedenle demokrasimizin ölçüsü, derecesi ve sõnõrlarõ, bu tekeli elinde bulunduranlarõn iradesine bağlõ kalmayõ sürdürüyor. Burada bir araya gelmemiz bile sözünü ettiğim vesayetçiliğin belki küçük bir örneği olarak nitelenebilir. Toplumun demokratikleşmesi konusundaki tartõşmalara elbette bir sivil toplum örgütü olarak TMMOB'nin öncülük etmesinden, müdahil olmasõndan daha doğal bir şey olamaz. Ancak kuşkum şu ki, bizim burada öngördüğümüz hak ve özgürlük çerçeveleri veya demokratik yönetim mekanizmalarõ bizim toplum adõna kullandõğõmõz bir iradenin dõşavurumundan ötede bir anlam taşõmõyor olabilir. Biz ideal bir model öngörsek ve gerçekten bu modeli yaşama geçirme fõrsatõ bulsak bile, bunun sürekliliğini, dahasõ bunun gerçekleşmesini sağlayacak toplumsal katõlõm ve taban inisiyatifi bile bir iddiadan, bir öngörüden ibaret değil mi? Üçüncü nokta, toplumda hak arama bilincinin, yani demokrasi kültürünün gerçekleşip gerçekleşemediği sorusu. Bu noktada karşõmõza yönetimin sivilleşmesinin en önemli kaynağõnõ oluşturan halkõn toplumsal katõlõmõnõ sağlayacak sivil sahanõn örgütlenip örgütlenmediği sorunu çõkõyor. Bu bağlamda demokratik kitle örgütlerinin, sendikalarõn veya öteki taban inisiyatifini temsil eden kuruluşlarõn Türkiye'de ne ölçüde geliştiğinin ve etkin bir katõlõmõnõn araçlarõ olup olmadõklarõnõn sorgulanmasõ gerekiyor. Sözünü ettiğim bu kuruluşlar, kendi örgütlü toplumsal güçleri temelinde gerek sivil toplumun, gerek siyasal toplumun yönetimine yeterince katõlõyorlar mõ? Yalnõzca devletin merkezi yönetimine katõlmak da yeterli değil, siyasi partilerin durumunda olduğu gibi. Böyle bir yönetim bize olsa olsa "siyasetin siyasetini yapma" olanağõnõn varlõğõnõ gösterir. Öte yandan sivil toplumun iradesini oluşturma, halkõn iradesini aşağõdan yukarõya doğru devlet yönetimine taşõma, aktarma olanağõ yoksa, yani bağõmlõ sõnõflarõn, etnik veya dinsel cemaatlerin hak ve çõkarlarõnõ kendi örgütlü güçleri temelinde dile getirme ve bunlarõ siyasal arenaya yansõtma olanağõ yoksa, o toplumda demokratik örgütlenmeden söz etmek güçtür. Daha önemlisi, ekonomik haklarõn ve özgürlüklerin veya kültürel ve etnik istemlerin dile getirilmesinin ötesinde bunlarõn gerçekleşip gerçekleşmediğinin denetlenmesi gerekir. Yani, siyasal ve toplumsal denetimle desteklenmeyen bir katõlmanõn maddi yaşamõn gerçekliği içinde fazla bir anlamõ olamaz. Çözüme geçmeden önce, herhalde daha sonra bu konu üzerinde yoğunlaşacağõz, sayõn parlamenterlerin ve sayõn Taner TİMUR'un değişik sözcüklerle dile getirdiği temsil sorununa, rejim bunalõmõna biraz değinmekte yarar görüyorum. Temsil sorunu yeni bir toplumsal uzlaşmanõn gerektiğine işaret ediyor. Parlamenterler açõkça dile getirmeseler bile, toplumun yeni bir uzlaşma çerçevesine ve bu çerçevede farklõ toplumsal temsiliyet biçimlerine gereksinim duyulduğunun farkõndalar. Taner hocam bu konuda dõş dinamiklerin rolüne değindi. Gerçekten tüm dünyada yeni bir toplumsal uzlaşma çerçevesine yönelik arayõşlar gündemde. Belirtildiği gibi, temsili demokrasi denen yönetim biçimi aslõnda ekonomik sistemin, yani belli bir birikim rejiminin kurumsal ve toplumsal uyarlanmasõnõ sağlayan bir siyasal örgütlenmenin ürünüdür. Demokrasinin yükseldiği dönem, Fordist rejimin yaygõnlaştõğõ ve yõğõnlarõ var olan birikim rejiminin gerekleri doğrultusunda sisteme entegre ettiği bir aşamaya denk düşüyor. Yõğõn üretimi ve yõğõn pazarõna yönelik stratejiler, kitlelerin hem alõm gücünün, hem de toplumsal katõlõmõnõn daha yüksek olmasõnõ gerektiriyordu. Böylece toplumsal gruplarõn, özellikle çalõşanlarõn, hem ekonomik, hem de siyasal sistemle eklemlenmesi olanaklõ oluyordu. Oysa şimdi birikim rejimi

20 değişmekte ve yeni üretim sistemi kitlelerin sõnõf güçleri temelinde örgütlenmesini değil, tam tersine "örgütsüzleşmesini" zorunlu kõlõyor. Yeni ekonomik sistemin dinamikleri yõğõnlarõn siyasal temsiline değil, siyasetten uzaklaşmasõna dayanõyor. Şimdi bu gerçekleri dikkate almaksõzõn siyasal demokrasiyi genişletme çabasõnõn gerçekte hiçbir nesnel temeli yok. Oluşmakta olan post Fordist sistemin ekonomik ve toplumsal dinamikleri ortada iken ve oyunun kurallarõna uygun yeni arayõşlar gündemde iken, soyut bir demokrasi iddiasõnõn herhangi bir anlamõ olamaz. Demokrasi ideali, gerek küresel düzeyde, gerek ulusal planda ya kendine yeni bir çerçeve yaratacak ya da soyut bir ideal olmaya mahkum olacaktõr. Özellikle çevre ülkeleri için ikinci seçenek oldukça geçerli gözüküyor. İşte böyle bir evrensel dönüşüm bağlamõnda siyasal temsil sorunu, yani sermaye düzeninin meşruiyet sorunu ortaya çõkõyor. Çünkü, toplumsal uzlaşmanõn, yani var olan ekonomik ve toplumsal sistemin varlõğõnõn ve meşruiyetinin kimlere dayanacağõ belirsizleşiyor. Çünkü esnek üretim stratejilerinin öngördüğü örgütsüzleşme/örgütsüzleştirme süreci siyaseti de esnekleştiriyor. Fordizmin temelini oluşturan kolektif düzenlemeler ve endüstriyel kõsõtlamalar, artõk yeni birikim rejimiyle uyumlu gözükmüyor. Kriz, bu anlamda hem kapitalizmin ekonomik krizi, hem de burjuva demokrasinin temsil krizi olarak kendini belli ediyor. Türkiye'ye dönersek, toplumun sõnõf temelinde örgütlü gücünün kõrõlmasõ ve sõnõfsal çatõşmanõn maddi temellerinin zayõflamasõ, toplumsal yatay bölünmelere yol açõyor. Mikro kültürler, mikro milliyetçilik ve cemaatsel farklõlaşmalar derinleşiyor. Örneğin, Kürt sorunu, laisizm sorunu sõnõf mücadelesinin önüne geçiyor. Bakõyorsunuz savaştan hoşnut olan bir tek kesim göremiyorsunuz. Burada parlamenterler açõkça dile getirdiler; ne tek tek kendi adlarõna, ne de temsil ettikleri siyasal güçler adõna savaşõ onaylõyorlar. Yani, siyasi iktidar savaş istemiyor. Burjuvazi de savaşõ istemiyor, öyle söylüyor. Geçen gün Çevik BİR'in bir demecini okudum, şöyle diyor: "Ordu uzunca bir süredir savaşõn siyasal yollarla bitirilmesi yönünde siyasi iktidara telkinde bulunuyor; ancak siyasiler bizi dinlemiyor" Bu sözleri ciddiye alõrsak, demek ki savaşõ ordu da istemiyor. Biz de istemiyoruz. Peki siz, biz, onlar istemiyorsa bu savaş neden ve nasõl sürüyor? Allah aşkõna kim istiyor da bu savaş onyõldan uzun bir süredir ülkeyi yakõp yõkõyor? Savaşõ isteyen birileri var; ama bu güç görünür bir siyasi güç ya da meşru bir iradenin ürünü değil, işte sorun burada. Burada bir temsiliyet sorunu var. Burjuvazi açõsõndan da var, işçi sõnõf açõsõndan da var. Sistem açõsõndan da bir meşruiyet sorunu var. Sõnõflarõn hegemonik güçsüzlüğü savaşa son vermeye yetmiyor; parlamentonun gücü askeri çözüm yerine siyasi çözümü gündeme getiremiyor! Böyle bir siyasi zaaf, yani temsil sorunu, en çarpõcõ biçimde ülkenin en önemli ve en ivedi sorununun çözümsüzlüğünde kendini ele veriyor. Buna başka örnekler eklemek de olanaklõ. Bir kere, temsil sorunun toplum adõna temsiliyet iddiasõnda bulunanlar tarafõndan doğru anlaşõlmasõ ve varsa bu temsilin doğru kullanõlmasõ gerekiyor. Eğer temsiliyet, yani siyasal vekalet sanal bir gerçeklik değilse, milleti temsil edenlerin, ettiği varsayõlanlarõn temsil hakkõnõ kullanan öteki güçler karşõsõnda daha duyarlõ olmasõ gerekmiyor mu? Örneğin, DEP çõktõ ve "ben Kürt halkõnõ temsil ediyorum" dedi? Bu hoşunuza gitsin ya da gitmesin nesnel bir gerçeklikti. Ama halkõn öteki temsilcileri, Kürt halkõnõn temsilcilerinin parlamentodan yaka paça atõlmasõna karşõ çõkamadõ. O zaman sizin temsiliyetinizin toplumsal dayanağõ nedir? Sizin meşruiyetiniz nereden kaynaklanõyor? Sorulmasõ

1. Aşağõdaki üç temel unsur, demokrasi için vazgeçilmez unsurlardõr: - Siyasal katõlõm (Vatandaşlarõn yönetime katõlõmõ, serbest seçimler, partiler)

1. Aşağõdaki üç temel unsur, demokrasi için vazgeçilmez unsurlardõr: - Siyasal katõlõm (Vatandaşlarõn yönetime katõlõmõ, serbest seçimler, partiler) Walter Bajohr 1. Aşağõdaki üç temel unsur, demokrasi için vazgeçilmez unsurlardõr: - Düşünce özgürlüğü, basõn-yayõn özgürlüğü - Hukuk devleti (İnsan haklarõ, bağõmsõz yargõ) - Siyasal katõlõm (Vatandaşlarõn

Detaylı

Yönetim Kurulu Başkanõ Tuncay Özilhan'õn Türkiye SİAD Platformu Kayseri Başkanlar Kurulu konuşmasõ

Yönetim Kurulu Başkanõ Tuncay Özilhan'õn Türkiye SİAD Platformu Kayseri Başkanlar Kurulu konuşmasõ TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanõ Tuncay Özilhan'õn Türkiye SİAD Platformu Kayseri Başkanlar Kurulu konuşmasõ 14 HAZİRAN 2001 KAYSERİ Sayõn Vali, Kayseri ilimizin değerli

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN 34. GENEL KURUL AÇILIŞ KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN 34. GENEL KURUL AÇILIŞ KONUŞMASI TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN 34. GENEL KURUL AÇILIŞ KONUŞMASI 22 Ocak 2004 SABANCI CENTER Sayõn Başkan, değerli üyeler, değerli basõn mensuplarõ

Detaylı

Türkiye deki Yabanc lar için Gazeteler

Türkiye deki Yabanc lar için Gazeteler Yusuf Kanl Kuşkusuz 45 yõllõk tarihiyle ülkemizin günlük ilk İngilizce gazetesi olmasõ nedeniyle genel yayõn yönetmenliğini yapmakta olduğum Turkish Daily News gazetesi hem diğer yabancõ dilde yayõn yapan,

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN YÜKSEK İSTİŞARE KONSEYİ KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN YÜKSEK İSTİŞARE KONSEYİ KONUŞMASI TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN YÜKSEK İSTİŞARE KONSEYİ KONUŞMASI 12 Aralõk 2003 Ankara Sayõn Başkan, saygõdeğer konuklar, değerli üyeler, değerli

Detaylı

İYELİK TAMLAMASINDA ÇOKLUK ÜÇÜNCÜ KİŞİ SORUNU

İYELİK TAMLAMASINDA ÇOKLUK ÜÇÜNCÜ KİŞİ SORUNU İYELİK TAMLAMASINDA ÇOKLUK ÜÇÜNCÜ KİŞİ SORUNU Doç. Dr. Mustafa S. KAÇALİN Kõrgõzistan Türkiye Manas Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü İlgi tamlamasõ, iyelik tamlamasõ, ad tamlamasõ gibi

Detaylı

Almanya - Türkiye: Az nl klar ve Ço unluklar

Almanya - Türkiye: Az nl klar ve Ço unluklar Almanya - Türkiye: Az nl klar ve Ço unluklar Baha Güngör Türkiye Denek Taşõ ve Avrupa İçin Bir Şans Almanya da Almanlarla geçirdiğim 45 yõldan sonra, insanlarõ kendi ulusal, kültürel ve dini kökenlerinden

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜRKİYE SİAD PLATFORMU 7. SİAD ZİRVESİ AÇILIŞ KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜRKİYE SİAD PLATFORMU 7. SİAD ZİRVESİ AÇILIŞ KONUŞMASI TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜRKİYE SİAD PLATFORMU 7. SİAD ZİRVESİ AÇILIŞ KONUŞMASI 19 Aralõk 2003 İzmir Sayõn Bakan, sayõn milletvekilleri,

Detaylı

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ

İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafõndan 10 Aralõk 1948 günü kabul ve ilan edilen İnsan Haklarõ Evrensel Bildirgesi'nin tam metni. Bu tarihi kararõn ardõndan Genel Kurul tüm üye ülkeleri Bildirge metnini,

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜRKİYE'DE GİRİŞİMCİLİK RAPORU TANITIM TOPLANTISI KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜRKİYE'DE GİRİŞİMCİLİK RAPORU TANITIM TOPLANTISI KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜRKİYE'DE GİRİŞİMCİLİK RAPORU TANITIM TOPLANTISI KONUŞMASI 27 ŞUBAT BEYLİKDÜZÜ FUAR VE KONGRE MERKEZİ Sayõn konuklar, değerli basõn mensuplarõ, Türk Sanayicileri

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER SABANCI NIN ADANA SİAD KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER SABANCI NIN ADANA SİAD KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER SABANCI NIN ADANA SİAD KONUŞMASI 06 Eylül 2004 Adana Adana ilinin değerli yöneticileri, sevgili Adanalõ dostlar, sayõn basõn mensuplarõ Aile köklerimizin bulunduğu kentte,

Detaylı

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Kurumsal Yatõrõmcõ Yöneticileri Derneği K u r u l u ş u : 1 9 9 9 www.kyd.org.tr info@kyd.org.tr KYD Aylõk Bülten Ağustos 2003 -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Girdilerin en efektif şekilde kullanõlmasõ ve süreçlerin performansõnõn yükseltgenmesi,

Girdilerin en efektif şekilde kullanõlmasõ ve süreçlerin performansõnõn yükseltgenmesi, GENEL TANIM Hepimizin bildiği üzere Endüstri Mühendisliği, insan, makine, malzeme ve benzeri elemanlardan oluşan üretim ve hizmet sektöründeki bu bütünleşik sistemlerin incelenmesi, planlamasõ, örgütlenmesi,

Detaylı

BENİM HAKLARIM ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME. MADDE 1. Ben çocuğum Onsekiz yaşõna kadar bir çocuk olarak vazgeçilmez haklara sahibim.

BENİM HAKLARIM ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME. MADDE 1. Ben çocuğum Onsekiz yaşõna kadar bir çocuk olarak vazgeçilmez haklara sahibim. BENİM HAKLARIM ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME MADDE 1. Ben çocuğum Onsekiz yaşõna kadar bir çocuk olarak vazgeçilmez haklara sahibim. MADDE 2. Bu haklar, bütün çocuklar içindir; beyaz çocuk, kara çocuk,

Detaylı

Bildirge metninin geniş çapta dağõtõmõnõn arzu edilir olduğunu düşünerek,

Bildirge metninin geniş çapta dağõtõmõnõn arzu edilir olduğunu düşünerek, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ANTLAŞMASI DOĞRULTUSUNDA DEVLETLER ARASINDA DOSTÇA İLİŞKİLER VE İŞBIRLİĞİNE İLİŞKİN ULUSLARARASI HUKUK İLKELERİ KONUSUNDAKİ BİLDİRGE VE EKİ Genel Kurul, Devletler arasõnda dostça ilişkiler

Detaylı

Türk Akreditasyon Kurumu. LABORATUVARLARARASI KARŞILAŞTIRMA PROGRAMLARI PROSEDÜRÜ Doküman No.: P704 Revizyon No: 03. Hazõrlayan Kontrol Onay

Türk Akreditasyon Kurumu. LABORATUVARLARARASI KARŞILAŞTIRMA PROGRAMLARI PROSEDÜRÜ Doküman No.: P704 Revizyon No: 03. Hazõrlayan Kontrol Onay Doküman Adõ: YETERLİLİK DENEYLERİ VE LABORATUVARLARARASI KARŞILAŞTIRMA PROGRAMLARI PROSEDÜRÜ Doküman No.: Revizyon No: 03 5.2,5.3 03 5.2 ve 5.3 maddeleri değiştirildi 3, 4 02 5.2. Karşõlaştõrma Ölçümleri

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜSİAD BERLİN BÜROSU AÇILIŞ TÖRENİ KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜSİAD BERLİN BÜROSU AÇILIŞ TÖRENİ KONUŞMASI TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN TÜSİAD BERLİN BÜROSU AÇILIŞ TÖRENİ KONUŞMASI 2 EYLÜL 2003 BERLİN Sayõn Başbakanõm, Sayõn Bakanlar, Milletvekilleri,

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER SABANCI NIN AVRUPA BİRLİĞİ KONFERANSI KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER SABANCI NIN AVRUPA BİRLİĞİ KONFERANSI KONUŞMASI TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖMER SABANCI NIN CUMHURİYET İLKELERİ IŞIĞINDA AVRUPA BİRLİĞİ KONFERANSI KONUŞMASI 27 Ekim 2004 Galatasaray Üniversitesi Değerli konuklar,

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

Türkiye nin Yak n Do u D fl ve Güvenlik Politikas

Türkiye nin Yak n Do u D fl ve Güvenlik Politikas Türkiye nin Yak n Do u D fl ve Güvenlik Politikas Dr. Thomas Gutschker Çõkmazda - Orta Doğu daki Türk Dõş Politikasõ ve Güvenlik Politikasõ Bu konuya olan ilgi, Türkiye nin AB üyeliği hakkõndaki tartõşmayla

Detaylı

ÇOCUK HAKLARININ KULLANILMASINA İLİŞKİN AVRUPA SÖZLEŞMESİ

ÇOCUK HAKLARININ KULLANILMASINA İLİŞKİN AVRUPA SÖZLEŞMESİ 375 Çocuk Haklarõnõn Kullanõlmasõna İlişkin Avrupa Sözleşmesi ÇOCUK HAKLARININ KULLANILMASINA İLİŞKİN AVRUPA SÖZLEŞMESİ Sözleşme 25 Ocak 1996 tarihinde Strasbourg da imzalanmõş ve 21. maddeye uygun olarak

Detaylı

YAŞAM KALİTESİ. Yaşam ve Kalite. Son derece sübjektif ve o nispette de rölatif iki kavram. Önce yaşama ve insana bir göz atalõm.

YAŞAM KALİTESİ. Yaşam ve Kalite. Son derece sübjektif ve o nispette de rölatif iki kavram. Önce yaşama ve insana bir göz atalõm. YAŞAM KALİTESİ YAŞAM KALİTESİ Yaşam ve Kalite. Son derece sübjektif ve o nispette de rölatif iki kavram. Önce yaşama ve insana bir göz atalõm. Yaşam konusunda temelde iki ana kavram mevcuttur. Nüanslar

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

5 MART 2002 TARİHİNDE ESKİŞEHİR DE KARAKOLLAR, HUZUREVİ VE YETİŞTİRME YURTLARINDA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ RAPOR

5 MART 2002 TARİHİNDE ESKİŞEHİR DE KARAKOLLAR, HUZUREVİ VE YETİŞTİRME YURTLARINDA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ RAPOR 5 MART 2002 TARİHİNDE ESKİŞEHİR DE KARAKOLLAR, HUZUREVİ VE YETİŞTİRME YURTLARINDA YAPILAN İNCELEMELER HAKKINDAKİ RAPOR Alt Komisyon Raporu, 28 Mart 2002 Perşembe günü yapõlan Komisyon toplantõsõnda oy

Detaylı

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00

ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 ANAYASA HUKUKU (İKTİSAT VE MALİYE BÖLÜMLERİ) 2014 2015 GÜZ DÖNEMİ ARASINAV 17 KASIM 2014 SAAT 09:00 A. ANLATIM SORUSU (10 puan) Temsilde adalet yönetimde istikrar kavramlarını kısaca açıklayınız. Bu konuda

Detaylı

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN BAĞIMSIZ DÜZENLEYİCİ KURUMLAR VE TÜRKİYE UYGULAMASI TOPLANTISI KONUŞMASI

YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN BAĞIMSIZ DÜZENLEYİCİ KURUMLAR VE TÜRKİYE UYGULAMASI TOPLANTISI KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI TUNCAY ÖZİLHAN IN BAĞIMSIZ DÜZENLEYİCİ KURUMLAR VE TÜRKİYE UYGULAMASI TOPLANTISI KONUŞMASI 26 Mart CEYLAN OTEL Sayõn konuklar, değerli basõn mensuplarõ İkinci Dünya Savaşõ

Detaylı

SAĞLIK TESİSLERİNDE HASTA HAKLARI UYGULAMALARINA İLİŞKİN YÖNERGE

SAĞLIK TESİSLERİNDE HASTA HAKLARI UYGULAMALARINA İLİŞKİN YÖNERGE SAĞLIK TESİSLERİNDE HASTA HAKLARI UYGULAMALARINA İLİŞKİN YÖNERGE BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Hukukî Dayanak ve Tanõmlar Amaç Madde 1- Bu Yönergenin amacõ; sağlõk tesislerinde yaşanan, hasta haklarõ ihlalleri

Detaylı

Elektronik Ticaret Bülteni Eylül 2007. Haberler. e-devlet sõralamasõnda Türkiye 9. sõraya yükseldi

Elektronik Ticaret Bülteni Eylül 2007. Haberler. e-devlet sõralamasõnda Türkiye 9. sõraya yükseldi Haberler e-devlet sõralamasõnda Türkiye 9. sõraya yükseldi Brown Üniversitesi tarafõndan gerçekleştirilen ve 198 ülkedeki kamu sitelerinin değerlendirildiği araştõrma raporuna göre Türkiye, bu yõl 27.

Detaylı

Türkiye ve Avrupa AB Üyelik Görüflmeleri Bafllang c ndan Sonra ve Yeni Alman Hükümeti ile

Türkiye ve Avrupa AB Üyelik Görüflmeleri Bafllang c ndan Sonra ve Yeni Alman Hükümeti ile Türkiye ve Avrupa AB Üyelik Görüflmeleri Bafllang c ndan Sonra ve Yeni Alman Hükümeti ile Dr. Cengiz Aktar Almanya ve Avrupa Birliği Üyeliğimiz Son Alman seçimlerinde Hõristiyan Demokratlarõn galip geleceği

Detaylı

ANKARA BÜLTENİ İ Ç İ NDEKİ LER

ANKARA BÜLTENİ İ Ç İ NDEKİ LER TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ ANKARA TEMSİLCİLİĞİ ANKARA BÜLTENİ [Hizmete Özel] TS-ANK-05-014 17 Ocak 2005 Sayõ : 2005-01-A İ stanbul Meşrutiyet Caddesi No: 74 Tepebaşõ 80050 İstanbul - Türkiye

Detaylı

Kurum :Ceza İnfaz kurum ve tutukevlerini, İdare :Ceza İnfaz kurum ve tutukevleri müdürlüklerini, ifade eder. Esaslar

Kurum :Ceza İnfaz kurum ve tutukevlerini, İdare :Ceza İnfaz kurum ve tutukevleri müdürlüklerini, ifade eder. Esaslar CEZA İNFAZ KURUMLARI VE TUTUKEVLERİNDE HÜKÜMLÜ VE TUTUKLULARIN DIŞARIDAKİ YAKINLARIYLA TELEFONLA GÖRÜŞMELERİ HAKKINDA YÖNETMELİK Amaç ve Kapsam Madde - Bu Yönetmelik, ceza infaz kurumlarõ ve tutukevlerinde

Detaylı

TMMOB TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ TMMOB DEMOKRASİ KURULTAYI BİLDİRGESİ 21 MAYIS 1998 ANKARA

TMMOB TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ TMMOB DEMOKRASİ KURULTAYI BİLDİRGESİ 21 MAYIS 1998 ANKARA TMMOB TÜRK MÜHENDİS VE MİMAR ODALARI BİRLİĞİ TMMOB DEMOKRASİ KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ 21 MAYIS 1998 ANKARA TMMOB Demokrasi Kurultayõ 13-14 Aralõk 1997 ve 21 Mayõs 1998 tarihlerinde yapõlmõştõr. Bu kitapçõkta,

Detaylı

yaşlõlara olanaklar sunan, destekleyici ortamlarõn sağlanmasõ konusunda bilgiler veren yayõndõr.

yaşlõlara olanaklar sunan, destekleyici ortamlarõn sağlanmasõ konusunda bilgiler veren yayõndõr. EKİM 2007 İÇİNDEKİLER! Bilgi Merkezimize Gelen Yeni Yayõnlar 1! Yeni Çõkan İTO Yayõnlarõ Özet Bilgileri 2! Bilgi Kaynaklarõnõn Tanõtõmõ 3! Veri Tabanlarõ 4! Süreli Yayõnlar 5! Seçilmiş Makaleler 6! Seçilmiş

Detaylı

YELKEN YARIŞMA YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç,Kapsam,Dayanak ve Tanõmlar

YELKEN YARIŞMA YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç,Kapsam,Dayanak ve Tanõmlar YELKEN YARIŞMA YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç,Kapsam,Dayanak ve Tanõmlar Amaç Madde 1- Bu Yönetmeliğin amacõ,uluslararasõ Yelken Federasyonu Yelken Yarõş Kurallarõ uyarõnca yurt içinde düzenlenecek yelken

Detaylı

E-Business ve B2B nin A B C si

E-Business ve B2B nin A B C si E-Business ve B2B nin A B C si Hazõrlayan : Cengiz Pak diyalog Bilgisayar Üretim Sistemleri Yazõlõm ve Danõşmanlõk Ltd. Şti Büyükdere Caddesi No : 48 / 4 Mecidiyeköy İstanbul URL : www.diyalog.com Öneri

Detaylı

Tebliğ. Sermaye Piyasasõnda Bağõmsõz Denetim Hakkõnda Tebliğde Değişiklik Yapõlmasõna Dair Tebliğ (Seri: X, No:20)

Tebliğ. Sermaye Piyasasõnda Bağõmsõz Denetim Hakkõnda Tebliğde Değişiklik Yapõlmasõna Dair Tebliğ (Seri: X, No:20) Tebliğ Sermaye Piyasasõ Kurulu ndan: Sermaye Piyasasõnda Bağõmsõz Denetim Hakkõnda Tebliğde Değişiklik Yapõlmasõna Dair Tebliğ (Seri: X, No:20) Madde 1 4/3/1996 tarihli ve 22570 sayõlõ Resmi Gazete de

Detaylı

Nitelikli Elektronik Sertifikanõn İptal Edilmesi EİK m.9 f.1 e göre,

Nitelikli Elektronik Sertifikanõn İptal Edilmesi EİK m.9 f.1 e göre, 15 Ocak 2004 tarihinde T.B.M.M. tarafõndan kabul edilerek yasalaşan ve 23 Ocak 2004 tarihli ve 25355 sayõlõ Resmi Gazete de yayõnlanan 5070 sayõlõ Elektronik İmza Kanunu ( Kanun veya EİK ) -25. maddesinde

Detaylı

l Eylül 1996 DÜNYA BARIŞ GÜNÜ Bir Şans Verin Panel - 7 Eylül 1996

l Eylül 1996 DÜNYA BARIŞ GÜNÜ Bir Şans Verin Panel - 7 Eylül 1996 l Eylül 1996 DÜNYA BARIŞ GÜNÜ Bir Şans Verin Panel - 7 Eylül 1996 Türk Diş Hekimleri Birliği Türk Eczacõlarõ Birliği Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği. Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve

Detaylı

ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME YE EK ÇOCUKLARIN SİLAHLI ÇATIŞMALARA DAHİL OLMALARI KONUSUNDAKİ SEÇMELİ PROTOKOL

ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME YE EK ÇOCUKLARIN SİLAHLI ÇATIŞMALARA DAHİL OLMALARI KONUSUNDAKİ SEÇMELİ PROTOKOL 171 ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞME YE EK ÇOCUKLARIN SİLAHLI ÇATIŞMALARA DAHİL OLMALARI KONUSUNDAKİ SEÇMELİ PROTOKOL Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 25 Mayõs 2000 tarih ve A/RES/54/263 sayõlõ Kararõyla

Detaylı

T.M.M.O.B. Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği GELİŞME STRATEJİLERİ. Workshop 1996-ANKARA

T.M.M.O.B. Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği GELİŞME STRATEJİLERİ. Workshop 1996-ANKARA T.M.M.O.B Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği GELİŞME STRATEJİLERİ Workshop 1996-ANKARA İÇİNDEKİLER SUNUŞ I. Oturum Dünyadaki Değişimler ve Türkiye'nin Sorunlarõ Dr. Sungur Savran 5 Prof.Dr. Yakõp Kepenek

Detaylı

İLAN VE REKLAM GELİRLERİNDE VERİMİN ARTIRILMASI

İLAN VE REKLAM GELİRLERİNDE VERİMİN ARTIRILMASI İLAN VE REKLAM GELİRLERİNDE VERİMİN ARTIRILMASI Y.Doç.Dr. Tahsin YOMRALIOĞU Araş.Gör. Bayram UZUN Karadeniz Teknik Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Bölümü 61080 - Trabzon 1. GİRİŞ Kentin

Detaylı

Almanya daki Türkler Entegrasyon veya Gettolaflma

Almanya daki Türkler Entegrasyon veya Gettolaflma Almanya daki Türkler Entegrasyon veya Gettolaflma Prof. Dr. Faruk fien Giriş Türkiye nüfusunun yaklaşõk % 8 nin ülke dõşõnda yaşadõğõ tüm dünyadaki Türklerin en kalabalõk grubu Federal Almanya da yaşamaktadõr.

Detaylı

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19

T.C. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Basın Bürosu Sayı: 19 09/04/2010 BASIN BİLDİRİSİ Anayasa değişikliğinin Cumhuriyetin ve demokrasinin geleceği yönüyle neler getireceği neler götüreceği dikkatlice ve hassas bir şekilde toplumsal uzlaşmayla değerlendirilmelidir.

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA SEMPOZYUMU (8 Aralõk 1995) Mayõs-1996 ANKARA

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA SEMPOZYUMU (8 Aralõk 1995) Mayõs-1996 ANKARA TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA SEMPOZYUMU (8 Aralõk 1995) Mayõs-1996 ANKARA SUNUŞ Dünyamõz gündeminde önemli yer tutan ve gelecek kuşaklarõn yaşam hakkõnõ tehdit eder

Detaylı

SU OLMAZSA HAYAT OLMAZ!!! SU OLMAZSA HAYAT OLMAZ!!!

SU OLMAZSA HAYAT OLMAZ!!! SU OLMAZSA HAYAT OLMAZ!!! SU OLMAZSA HAYAT OLMAZ!!! TEMMUZ 2007 İÇİNDEKİLER! Bilgi Merkezimize Gelen Yeni Yayõnlar 1! Yeni Çõkan İTO Yayõnlarõ Özet Bilgileri 2! Bilgi Kaynaklarõnõn Tanõtõmõ 3! Veri Tabanlarõ 4! Süreli Yayõnlar

Detaylı

XXIII. Dönem Çalõşma Raporu. Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği XXIII. Dönem

XXIII. Dönem Çalõşma Raporu. Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği XXIII. Dönem XXIII. Dönem Çalõşma Raporu Türk Mühendis ve Mimar Odalarõ Birliği XXIII. Dönem Çalõşma Raporu XXIII. ÇALIŞMA DÖNEMİNDE EMEKÇİ HALKIN MÜCADELE SAFINDA YER ALIRKEN ARAMIZDAN AYRILAN DEVRİMCİ,DEMOKRAT,YURTSEVERLERİN

Detaylı

Yaz l Bas n n Gelece i

Yaz l Bas n n Gelece i Prof. Dr. Giso Deussen Bill Gates yazõlõ basõnõn geleceğini karanlõk görüyor: Yazõlõ basõnõn sonunun geldiğine inanõyor. Microsoft un kurucusu Ekim 2005 sonunda Fransõz gazetesi Le Figaro" ile yaptõğõ

Detaylı

7-8 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA VAN DA YAPILAN İNCELMELER HAKKINDA ALT KOMİSYON RAPORU

7-8 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA VAN DA YAPILAN İNCELMELER HAKKINDA ALT KOMİSYON RAPORU 7-8 ŞUBAT 2002 TARİHLERİ ARASINDA VAN DA YAPILAN İNCELMELER HAKKINDA ALT KOMİSYON RAPORU Alt Komisyon Raporu, 14 Mart 2002 Perşembe günü yapõlan Komisyon toplantõsõnda oy birliği ile kabul edilmiştir.

Detaylı

ANKARA BÜLTENİ İ Ç İ NDEKİ LER. Ankara Bülteni TÜSİ AD Ankara Temsilciliğ i Tarafõ ndan I. ANKARA NIN EKONOMİK VE SİYASİ GÜNDEMİNE YÖNELİK

ANKARA BÜLTENİ İ Ç İ NDEKİ LER. Ankara Bülteni TÜSİ AD Ankara Temsilciliğ i Tarafõ ndan I. ANKARA NIN EKONOMİK VE SİYASİ GÜNDEMİNE YÖNELİK T Ü R K S A N A Y İ C İ L E R İ V E İ Ş A D A M L A R I D E R N E Ğ İ TÜRK SANAYİCİLERİ VE İŞADAMLARI DERNEĞİ ANKARA TEMSİLCİLİĞİ ANKARA BÜLTENİ [Hizmete Özel] TS-ANK-05-047 01 Şubat 2005 Sayõ : 2005-02

Detaylı

RESMİ GAZETE (24 Ekim 2003 tarih ve 25269 sayılı)

RESMİ GAZETE (24 Ekim 2003 tarih ve 25269 sayılı) RESMİ GAZETE (24 Ekim 2003 tarih ve 25269 sayılı) BİLGİ EDİNME HAKKI KANUNU Kanun No. 4982 Kabul Tarihi : 9.10.2003 BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam ve Tanõmlar Amaç MADDE 1.- Bu Kanunun amacõ; demokratik ve

Detaylı

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odalan Birliği Küreselleşmenin sermaye elektronik mal hizmetler. Şubat 1999 - Ankara

TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odalan Birliği Küreselleşmenin sermaye elektronik mal hizmetler. Şubat 1999 - Ankara TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odalan Birliği Küreselleşmenin sermaye elektronik mal hizmetler dolaşõmlarõ Şubat 1999 - Ankara Önsöz 1998 yõlõnõn başõndan buyana belirli aralõklarla küreselleşmenin mevcut

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesi ne başvurmak isteyenler için A Ç I K L A M A

Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesi ne başvurmak isteyenler için A Ç I K L A M A (Tur) (14/01/2004) Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesi ne başvurmak isteyenler için A Ç I K L A M A I. MAHKEME HANGİ İŞLERE BAKAR? 1. Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesi, Avrupa İnsan Haklarõ Sözleşmesi ile güvence

Detaylı

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET

ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ. 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı. Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 SĠYASET ODTÜ G.V. ÖZEL LĠSESĠ SOSYAL BĠLĠMLER ZÜMRESĠ 2011-2012 Eğitim-Öğretim Yılı Ders Adı : Siyaset ÇalıĢma Yaprağı 13 Adı Soyadı : No: Sınıf: 11/ SĠYASET Siyaset; ülke yönetimini ilgilendiren olayların bütünüdür.

Detaylı

POMPALARDA ENERJİ TASARRUFU

POMPALARDA ENERJİ TASARRUFU POMPALARDA ENERJİ TASARRUFU Serkan ÖĞÜT Alarko-Carrier San. ve Tic. A.Ş. KISA ÖZET Enerji tasarrufunun temelde üç önemli faydasõ bulunmaktadõr.en kõsa vadede şahõs veya firmalar için görünen faydasõ maliyetlerin

Detaylı

KADINLARA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR SÖZLEŞMEYE İLİŞKİN SEÇMELİ EK PROTOKOL

KADINLARA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR SÖZLEŞMEYE İLİŞKİN SEÇMELİ EK PROTOKOL 127 Kadõnlara Karşõ Her Türlü Ayrõmcõlõğõn Önlenmesine Dair Sözleşmeye Ek Protokol KADINLARA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR SÖZLEŞMEYE İLİŞKİN SEÇMELİ EK PROTOKOL Birleşmiş Milletler

Detaylı

GİRİŞ... 1 REHBERİN AMACI VE KAPSAMI... 3 TANIMLAR... 5. A- STRATEJİK PLAN, PERFORMANS PROGRAMI ve BÜTÇE... 9

GİRİŞ... 1 REHBERİN AMACI VE KAPSAMI... 3 TANIMLAR... 5. A- STRATEJİK PLAN, PERFORMANS PROGRAMI ve BÜTÇE... 9 1 içindekiler GİRİŞ... 1 REHBERİN AMACI VE KAPSAMI... 3 TANIMLAR... 5 A- STRATEJİK PLAN, PERFORMANS PROGRAMI ve BÜTÇE... 9 B- PERFORMANS PROGRAMI HAZIRLAMA SÜRECİ... 10 1- Program Dönemi Stratejisinin

Detaylı

http://www.ozetkitap.com 2

http://www.ozetkitap.com 2 BÜYÜK DÜŞKIRIKLIĞI BÜYÜK DÜŞKIRIKLIĞI Dünya Bankasõ nda görevli olduğum yõllarda küreselleşmenin bilhassa gelişmekte olan ülkeler ve onun yoksul halklarõ üzerinde yõkõcõ etkilerini gördükten sonra bu kitabõ

Detaylı

Kõrgõzistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Türk Cumhuriyetleri hakkõnda genel bilgiler veren yayõndõr.

Kõrgõzistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Türk Cumhuriyetleri hakkõnda genel bilgiler veren yayõndõr. HAZİRAN 2007 İÇİNDEKİLER! Bilgi Merkezimize Gelen Yeni Yayõnlar 1! Yeni Çõkan İTO Yayõnlarõ Özet Bilgileri 2! Bilgi Kaynaklarõnõn Tanõtõmõ 3! Bilgi Merkezi nden Önemli Hizmetler 4! Veri Tabanlarõ 5! Süreli

Detaylı

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN*

ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* 1.Giriþ ANAYASA MAHKEMESÝ KARARLARINDA SENDÝKA ÖZGÜRLÜÐÜ Dr.Mesut AYDIN* Toplu olarak kullanýlmasýndan dolayý kolektif sosyal haklar arasýnda yer alan sendika hakký 1 ; bir devlete sosyal niteliðini veren

Detaylı

e-devlet İÇERİSİNDE e-kadastro VE e-tapu NUN YERİ

e-devlet İÇERİSİNDE e-kadastro VE e-tapu NUN YERİ Selçuk Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Öğretiminde 30. Yõl Sempozyumu,16-18 Ekim 2002, Konya SUNULMUŞ POSTER e-devlet İÇERİSİNDE e-kadastro VE e-tapu NUN YERİ Şaban İNAM 1, Hakan AYBER

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Seçim ve Seçim Sistemleri, Türkiye deki Seçim Sistemi Uygulamalarõ ve Bir Model Önerisi

Seçim ve Seçim Sistemleri, Türkiye deki Seçim Sistemi Uygulamalarõ ve Bir Model Önerisi T.C. SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Anabilim Dalõ Seçim ve Seçim Sistemleri, Türkiye deki Seçim Sistemi Uygulamalarõ ve Bir Model Önerisi (Yüksek Lisans Tezi) Bülent

Detaylı

7. İŞ GÜVENLİĞİ YÖNETİMİ

7. İŞ GÜVENLİĞİ YÖNETİMİ 7. İŞ GÜVENLİĞİ YÖNETİMİ 74 7.1 GİRİŞ Bu bölüm, iş güvenliği yönetiminin malsahibine sağladõğõ hizmetleri kapsamaktadõr. Proje yöneticisinin iş güvenliği ile ilgili hizmetlere yönelik yükümlülüğü, büyük

Detaylı

35 Bu dokümanõn hiçbir kõsmõ yazarlarõn yazõlõ izni olmadan herhangi bir biçimde kopyalanamaz, çoğaltõlamaz.

35 Bu dokümanõn hiçbir kõsmõ yazarlarõn yazõlõ izni olmadan herhangi bir biçimde kopyalanamaz, çoğaltõlamaz. 3. MALİYET YÖNETİMİ 35 3.1 GİRİŞ Bu bölüm, tüm proje evrelerinde tümleşik ve kapsamlõ bir maliyet yönetim sistemi yardõmõ ile, proje maliyetlerinin yönetilmesi, kontrol edilmesi ve izlenmesi hususunda

Detaylı

AVRUPA KONSEYİ. CPT/Inf/E (2002) 1 Türkçe / Turkish / Turc. Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) CPT Genel Raporlarõnõn

AVRUPA KONSEYİ. CPT/Inf/E (2002) 1 Türkçe / Turkish / Turc. Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) CPT Genel Raporlarõnõn AVRUPA KONSEYİ CPT/Inf/E (2002) 1 Türkçe / Turkish / Turc Avrupa İşkencenin ve İnsanlõkdõşõ veya Onurkõrõcõ Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) CPT Genel Raporlarõnõn Temel Bölümleri 3 İÇİNDEKİLER

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN İŞ DÜNYASI BAKIŞ AÇISIYLA TÜRKİYE DE YOLSUZLUK SEMİNERİ AÇILIŞ KONUŞMASI 26 Kasım 2014 İstanbul, Sabancı Center TÜSİAD İş Dünyası Bakış Açısıyla Türkiye de

Detaylı

EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 16 Aralõk 1966 tarih ve 2200 A

EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 16 Aralõk 1966 tarih ve 2200 A 83 EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLAR ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 16 Aralõk 1966 tarih ve 2200 A (XXI) sayõlõ Kararõyla kabul edilip imza, onay ve katõlõma açõlmõştõr.

Detaylı

Hastanede Genel Sosyal Hizmet Uygulamalarõ Sosyal hizmet; insanlarõ, yaşamlarõnõ daha iyi sürdürebilmelerini sağlamak için psiko-sosyal ve ekonomik

Hastanede Genel Sosyal Hizmet Uygulamalarõ Sosyal hizmet; insanlarõ, yaşamlarõnõ daha iyi sürdürebilmelerini sağlamak için psiko-sosyal ve ekonomik Hastanede Genel Sosyal Hizmet Uygulamalarõ Sosyal hizmet; insanlarõ, yaşamlarõnõ daha iyi sürdürebilmelerini sağlamak için psiko-sosyal ve ekonomik yönlerden destekler, içinde bulunduklarõ durumun olumsuz

Detaylı

ÖZELLEŞTİRME MEVZUATININ TAŞINMAZ MÜLKİYETİ AÇISINDAN İRDELENMESİ

ÖZELLEŞTİRME MEVZUATININ TAŞINMAZ MÜLKİYETİ AÇISINDAN İRDELENMESİ (1997) - YOMRALIOĞLU, T. / UZUN, B., Özelleştirme Mevzuatõnõn Taşõnmaz Mülkiyeti Açõsõndan İrdelenmesi, İşletme ve Finans Dergisi, Sayõ:120,Ankara ÖZELLEŞTİRME MEVZUATININ TAŞINMAZ MÜLKİYETİ AÇISINDAN

Detaylı

Medya ve Demokrasi. Prof. Dr. Suat Gezgin

Medya ve Demokrasi. Prof. Dr. Suat Gezgin Prof. Dr. Suat Gezgin Basõn, parlamenter demokrasilerin vazgeçilmez bir yapõ taşõdõr ve basõn özgürlüğü olgusu da yine demokratik ülkelerde ortaya konulmuş bir kavramdõr. 17. yüzyõldan başlayarak yazõlõ

Detaylı

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi

LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi LAW 104: TÜRK ANAYASA HUKUKU 14 HAFTALIK AYRINTILI DERS PLANI Doç. Dr. Kemal Gözler Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1. HAFTA: OSMANLI ANAYASAL GELİŞMELERİ [Türk Anayasa Hukukukun Bilgi Kaynaklarının Tanıtımı:

Detaylı

Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesi ne başvurmak isteyenler için A Ç I K L A M A

Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesi ne başvurmak isteyenler için A Ç I K L A M A (Tur) (02/01/2002) Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesi ne başvurmak isteyenler için A Ç I K L A M A I. MAHKEME HANGİ İŞLERE BAKAR? 1. Avrupa İnsan Haklarõ Mahkemesi, Avrupa İnsan Haklarõ Sözleşmesi ile güvence

Detaylı

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını

İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını İnsanların birbirleriyle ve devletle olan ilişkilerini düzenleyen kurallara hukuk denir. Hukuk kurallarını koyan, uygulanıp uygulanmadığını denetleyen en yüksek organ ise devlettir. Hukuk alanında birlik

Detaylı

Sizlere General De Gaulle ün kim olduğunu anlatmanõn gereksiz olduğunu biliyorum.

Sizlere General De Gaulle ün kim olduğunu anlatmanõn gereksiz olduğunu biliyorum. O DE GAULLE İDİ ÖNSÖZ Sizlere General De Gaulle ün kim olduğunu anlatmanõn gereksiz olduğunu biliyorum. (yani kitabõn yazarõ) ise, belki ülkemizde yeteri kadar tanõnmõyor olabilir. bir siyasetçi yazar.

Detaylı

PANEL: SEKTÖR SORUNLARI

PANEL: SEKTÖR SORUNLARI Selçuk Üniversitesi Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Öğretiminde 30. Yõl Sempozyumu,16-18 Ekim 2002, Konya Katõlõmcõlar PANEL: SEKTÖR SORUNLARI Hüseyin ERKAN (Başkan) Ömür DEMİRKOL (Harita Genel Komutanlõğõ)

Detaylı

İnsan Haklarõ ve Değişen Dünya Dengeleri

İnsan Haklarõ ve Değişen Dünya Dengeleri ODTÜ Mezunlarõ Derneği Yayõnõdõr 169 aralõk 2007 odtülüler bülteni İnsan Haklarõ ve Değişen Dünya Dengeleri 169 İ Ç İ N D E K İ L E R ODTÜLÜLER BÜLTENİ ODTÜ Mezunlarõ Derneği aylõk yayõn organõdõr. Dernek

Detaylı

ACR Group. NEDEN? neden?

ACR Group. NEDEN? neden? ACR Group NEDEN? neden? CİNSİYET YÜZDE % Kadın Erkek 46,8 53,2 YAŞ - - - - - - 18-25 26-35 20,1 27,6 36-45 46-60 29,4 15,2 60+ 7,7 I. AMAÇ Bu çalışmanın amacı, aylık periyotlar halinde düzenlediğimiz,

Detaylı

Lider mi, yönetici mi?

Lider mi, yönetici mi? Lider mi, yönetici mi? HÜSEYİN ÇIRPAN Hüseyin Çõrpan, 1965 yõlõnda doğdu. 1986 yõlõnda Hacettepe Üniversitesi İşletme Yönetimi Bölümü nden mezun oldu. 1993 yõlõnda İngiltere, Devon, Exeter University de

Detaylı

BİLGİ TOPLUMUNA DÖNÜŞÜM POLİTİKASI

BİLGİ TOPLUMUNA DÖNÜŞÜM POLİTİKASI BİLGİ TOPLUMUNA DÖNÜŞÜM POLİTİKASI I Gİ R İŞ Bilgi, geleneksel faktörlerin yanõ sõra üretimin en temel girdisi haline gelmiştir. Dünya ekonomisindeki küreselleşme ile bilgi ve iletişim teknolojilerindeki

Detaylı

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANAYASA DERSĐ (41302150) (2010-2011 GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI ANLATIM SORULARI 1- Bir siyasal düzende anayasanın işlevleri neler olabilir? Kısaca yazınız. (10 p) -------------------------------------------

Detaylı

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar

Çocuklar için Kutsal Kitap. sunar Çocuklar için Kutsal Kitap sunar Yakõşõklõ Akõlsõz Kral Yazarõ: Edward Hughes Resimleyen: Janie Forest Uyarlayan: Lyn Doerksen Tercüme eden: Nurcan Duran Üreten: Bible for Children www.m1914.org BFC PO

Detaylı

MUŞ İNCELEME GEZİSİ:

MUŞ İNCELEME GEZİSİ: MUŞ İNCELEME GEZİSİ: Hazõrlayanlar: M. Şerif Ertuğrul (CHP, Muş Mv.), A. Faruk Ünsal (AK Parti, Adõyaman Mv.), Mücahit Daloğlu (AK Parti, Erzurum Mv.), Ahmet Yõlmazkaya (CHP, G. Antep Mv.) İHD ZİYARETİ

Detaylı

STANDART CONSTRUCTION MANAGEMENT SERVICES AND PRACTICE 3 rd Edition İNŞAAT (PROJE) YÖNETİMİNİN HİZMET VE UYGULAMA STANDARDI.

STANDART CONSTRUCTION MANAGEMENT SERVICES AND PRACTICE 3 rd Edition İNŞAAT (PROJE) YÖNETİMİNİN HİZMET VE UYGULAMA STANDARDI. CONSTRUCTION MANAGEMENT ASSOCIATION OF AMERICA STANDART CONSTRUCTION MANAGEMENT SERVICES AND PRACTICE 3 rd Edition İNŞAAT (PROJE) YÖNETİMİNİN HİZMET VE UYGULAMA STANDARDI (İkinci Baskõ) İNŞAAT MÜHENDİSLERİ

Detaylı

01 Temmuz 2003-25 Ağustos 2003 tarihleri arasõ Resmi Gazete'de yayõmlanmõş bulunan ve Endüstri İlişkileri konularõna ilişkin Mevzuat

01 Temmuz 2003-25 Ağustos 2003 tarihleri arasõ Resmi Gazete'de yayõmlanmõş bulunan ve Endüstri İlişkileri konularõna ilişkin Mevzuat ÇİMENTO İŞVEREN DERGİSİ 1 Hazõrlayan: Av. Füsun Gökçen 01 Temmuz 2003-25 Ağustos 2003 tarihleri arasõ Resmi Gazete'de yayõmlanmõş bulunan ve Endüstri İlişkileri konularõna ilişkin Mevzuat R.G. 01 Temmuz

Detaylı

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr YENİ ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİMİZ (TCBMM Başkanlığı na iletilmek üzere hazırlanmıştır) 31.12.2011 İletişim: I. Anafartalar Mah. Vakıf İş Hanı Kat:3 No:

Detaylı

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI HALUK DİNÇER İN KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ HAKKINDA HER ŞEY KISA FİLM YARIŞMASI ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI 7 Ocak 2015 İstanbul, Sabancı Center Sayın Konuklar, Değerli Basın Mensupları,

Detaylı

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BİNYIL BİLDİRGESİ

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BİNYIL BİLDİRGESİ BİRLEŞMİŞ MİLLETLER BİNYIL BİLDİRGESİ Genel Kurul, Aşağõdaki Bildirge yi kabul etmiştir: Birleşmiş Milletler Binyõl Bildirgesi I. Değerler ve İlkeler 1. Devlet ve Hükümet Başkanõ olan Bizler, daha barõşcõ,

Detaylı

Sağlõklõ Bir Gelecek: Sağlõk Reformu Yolunda Uygulanabilir Çözüm Önerileri başlõklõ çalõşma, Özet Bulgular

Sağlõklõ Bir Gelecek: Sağlõk Reformu Yolunda Uygulanabilir Çözüm Önerileri başlõklõ çalõşma, Özet Bulgular 23 EYLÜL 2004 TS/BAS-BÜL/04-81 Sağlõklõ Bir Gelecek;Sağlõk Reformu Yolunda Uygulanabilir Çözüm Önerileri Özet Bulgular Sağlõklõ Bir Gelecek: Sağlõk Reformu Yolunda Uygulanabilir Çözüm Önerileri başlõklõ

Detaylı

SOSYOLOJİ DERSİ PROGRAMI (11. SINIF)

SOSYOLOJİ DERSİ PROGRAMI (11. SINIF) SOSYOLOJİ DERSİ PROGRAMI (11. SINIF) AÇIKLAMA: Ders Geçme ve Kredi Sistemine göre dönemler esas alõnarak hazõrlanan ve halen Sõnõf Geçme Sisteminde uygulanmakta olan bu program, 2455 ve 2470 sayõlõ Tebliğler

Detaylı

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu..

Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. 28 Nisan 2014 Basın Toplantısı Metni ; (Konuşmaya esas metin) Hükümet in TSK İçinde Oluşturduğu Paralel Yapılar; Cumhurbaşkanı ve AYİM nin Konumu.. -- Silahlı Kuvvetlerimizde 3-4 yıldan bu yana Hava Kuvvetleri

Detaylı

Teminatlandõrma ve Kar/Zarar Hesaplama

Teminatlandõrma ve Kar/Zarar Hesaplama Giriş Borsada kullanõlan elektronik alõm satõm sisteminde (VOBİS) tüm emirler hesap bazõnda girilmekte, dolayõsõyla işlemler hesap bazõnda gerçekleşmektedir. Buna paralel olarak teminatlandõrma da hesap

Detaylı

Pandora Vakfı VÜCUDUNUZU DİNLEDİĞİNİZ. oluyor mu? Stichting Pandora, 2003 1/5

Pandora Vakfı VÜCUDUNUZU DİNLEDİĞİNİZ. oluyor mu? Stichting Pandora, 2003 1/5 Stichting Pandora, 2003 1/5 VÜCUDUNUZU DİNLEDİĞİNİZ oluyor mu? Luistert u nog weleens naar u zelf? Over wat (niet) te doen bij psychische klachten. Pandora Vakfı Stichting Pandora, 2003 2/5 Vücudunuzu

Detaylı

... A.Ş.../../200. TARİHLİ YATIRIMCIYI BİLGİLENDİRME FORMU 1

... A.Ş.../../200. TARİHLİ YATIRIMCIYI BİLGİLENDİRME FORMU 1 ... A.Ş.../../200. TARİHLİ YATIRIMCIYI BİLGİLENDİRME FORMU 1 A.Ş. yönetim kurulu bu bilgi formunun ilan tarihi itibarõ ile aracõ kurumun cari hukuki ve mali durumunu tam ve doğru olarak yansõttõğõnõ tasdik

Detaylı

DPT Bünyesindeki Kurullar:

DPT Bünyesindeki Kurullar: DPT Bünyesindeki Kurullar: Yüksek Planlama Kurulu ve Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu Mustafa Ateş Nisan 2001 Sayfada yer alan bilgiler Kurullar Sekreteryasõ Uzmanõ Mustafa Ateş in, 1999 yõlõnda Teşkilatça

Detaylı

Kent İçi Trafik Güvenliği: Problemler ve Çözüm Önerileri* Prof. Dr. Nebi Sümer

Kent İçi Trafik Güvenliği: Problemler ve Çözüm Önerileri* Prof. Dr. Nebi Sümer Kent İçi Trafik Güvenliği: Problemler ve Çözüm Önerileri* Prof. Dr. Nebi Sümer Trafik ve Ulaşõm Güvenliğinden sorumlu kurum ve kuruluşlarla, ilgili alandaki bilim insanlarõnõ bir araya getirmeyi amaçlayan

Detaylı

SOYKIRIM SUÇUNUN ÖNLENMESİNE VE CEZALANDIRILMASINA DAİR SÖZLEŞME

SOYKIRIM SUÇUNUN ÖNLENMESİNE VE CEZALANDIRILMASINA DAİR SÖZLEŞME 33 Soykõrõm Suçunun Önlenmesine ve Cezalandõrõlmasõna Dair Sözleşme SOYKIRIM SUÇUNUN ÖNLENMESİNE VE CEZALANDIRILMASINA DAİR SÖZLEŞME 9 Aralõk 1948 tarihinde Paris'te toplanan Birleşmiş Milletler Genel

Detaylı

1950 lerde terk etmişlerdir. Bu günkü çözümler insanlarõ, insanlarõn hareketliliği ni hedef almaktadõr.

1950 lerde terk etmişlerdir. Bu günkü çözümler insanlarõ, insanlarõn hareketliliği ni hedef almaktadõr. KARAYOLU TRAFİK DÜZENLEMELERİ İLE YOLAĞI KULLANIMINDA VERİMLİLİĞİN ARTIRILMASI Bugün dünyanõn gelişmiş ülkelerinde dahi trafik ve ulaşõm sorunu tam anlamõyla çözümlenememiştir. Özellikle 1960 lardan sonra

Detaylı

KÜPELİ RAPORU (ŞANLIURFA-BOZOVA)

KÜPELİ RAPORU (ŞANLIURFA-BOZOVA) KÜPELİ RAPORU (ŞANLIURFA-BOZOVA) Şanlõurfa nõn Bozova ilçesine bağlõ Küpeli Köyüne 10 Temmuz 2003 Perşembe günü sabah 06:30 sularõnda yaklaşõk otuz kişilik jandarma timinin gelerek bütün köylüyü okul bahçesinde

Detaylı