Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi"

Transkript

1 M.S. BAĞLI Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi Mehmet Selim BAĞLI * Özet Pareto tanımlı sosyal refah teorisi esas alındığında, rekabetçi serbest piyasa ekonomisinde yeniden dağıtıma yönelik politikaların eşitlik ilkesini gerçekleştirmeye çalışırken etkinlik ilkesini olumsuz etkileyeceği öne sürülmektedir. Bu çalışmada, yeniden dağıtım politikalarının etkinlik ve eşitlik çelişkileri bağlamında sosyal refah üzerindeki etkileri tartışılırken farklı refah tanımlamalarının mümkün olabileceğine ve farklı refah tanımlamaları esas alındığında yeniden dağıtım politikalarının etkinlik-eşitlik çelişkisine yol açmayabileceğine dair tartışmalar gözden geçirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Etkinlik, Eşitlik, Yeniden Dağıtım, Sosyal Refah Effect of Redistribution Policies on Social Welfare in the Context of Efficieny-Equality Tradeoff Abstract It is argued that during redistribution policies are trying to realize equality principles according to Pareto based social welfare theories within competitive free market economies, which can affect on efficeny principle unfavorably. In this study, not only it is discussed that effect of redistribution policies on social welfare in efficieny-equality tradeoff also at same time, it is reviewed that discussions regarding that it is possible to define variety of welfare and redistrubition policies couldn`t result in efficieny-equality tradeoff based on that different welfare definitions. Key Words: Efficieny, Equality, Redistribution, Social Welfare * TBMM İç Denetçisi, Ankara Üniversitesi Kamu Ekonomisi Doktora Öğrencisi, Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

2 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi JEL Classification Codes: D63, I31 Giriş Kamu ekonomisinin yanı sıra siyaset bilimi ve felsefe disiplinlerinin tartıştığı etkinlik-eşitlik çelişkisi, kamunun yeniden dağıtım politikalarının sınırını belirlediği gibi siyaset-iktisat alanlarının ayrıştırılmasına da teorik alt yapı oluşturmaktadır. Eşitlik-etkinlik çelişkisi iki temel hedefin eş anlı gerçekleşmeyeceğini ima ederek politika yapıcıları bir tercih yapmaya zorlamakta ve bu tercihin etkinlikten yana yapılması için de bolca teorik ve ampirik malzeme sunulmaktadır. Adalet-eşitlik, hak-ihtiyaç, büyüme-refah vb. birçok kavram arasındaki ilişkiler üzerinden yürütülen tartışmaların temelinde eşitlik-etkinlik çelişkisi bulunmaktadır. Neo-liberalizmin yükselmesi ile birlikte ana akım iktisadın temel tezleri tekrar gündeme getirilmekte ve tüm ekonomik aktivitelerin piyasa dinamiklerine bırakılması ideolojik bir dogma olarak tüm toplumlara dayatılmaktadır. Bu dayatmanın meşrulaştırılması için de marjinalist iktisadın matematiksel ifadelerine dayandırılan Pareto etkinlik kavramı ile fayda temelli dar tanımlı sosyal refah fonksiyonu kullanılmaktadır. Rekabetçi serbest piyasada ortaya çıkan her durumun etkin sonuçlar ve piyasanın sosyal refahı artırmada en sağlam yol olduğu tezi genel kabul görürken kamunun sosyal adalet, hak ve ihtiyaçlar gerekçesiyle piyasaya müdahalesinin ve yeniden dağıtımcı politikalar uygulamasının etkinliği bozarak sosyal refahta gerilemeye yol açacağına dikkat çekilmektedir. Yapılan literatür çalışmasında, etkinlik-eşitlik çelişkisinin ağırlıklı olarak etkinlik kavramının tanımına bağlı olduğu bunun da sosyal refah tanımı ile ilintili olduğu sonucuna varılmıştır. Farklı sosyal refah tanımlamalarına bağlı geniş kapsamlı etkinlik tanımlaması yapıldığı durumda etkinlik-eşitlik çelişkisi ortadan kalktığı gibi yeniden dağıtım politikalarının da zorunlu olarak etkinliği azaltıcı olmaktan ziyade eşitlikçi politikalarla etkinliği artırmanın mümkün olabileceği dile getirilmiştir. Bu çalışmada, öncelikle sosyal refah kavramı üzerinden durulmuş, Pareto etkinlik temelinde fayda eksenli sosyal refah tanımlamasının ne denli kısıtlı olduğu, sosyal refahı faydanın göstergeleri olan gelir-tüketim üzerinden tanımlamanın tutarsızlıklarına dikkat çekilerek sosyal refahın zorunlu olarak etkinlik kadar eşitliği de içeren bir kavram olduğu belirtilmiştir. Daha sonra, etkinlik ve eşitliğin sosyal refah ile ilişkisi üzerinde durulmuş ve kamunun yeniden dağıtım politikalarının etkinlik ve eşitlik üzerindeki etkileri tartışma konusu edilmiştir. Ağırlıklı olarak Paretocu etkinlik kavramı temelinde geliştirilen etkinlik-eşitlik çelişkisinin ne kadar tutarlı olduğu çalışmada irdeleme konusu edilmektedir. Çalışmanın temel amacı kamunun yeniden dağıtım politikalarının sosyal refah üzerindeki etkisi tartışılırken Paretocu etkinlik kavramının yeterli olmadığına işaret etmektir. 1. Sosyal Refah Tanımlamaları Etkinlik-eşitlik çelişkisinin sosyal refah üzerindeki etkisi en başta sosyal refah tanımına bağlı olduğundan öncelikle sosyal refah tanımlamalarına genel olarak göz atmak gerekir. Refah iktisadının kurucusu Pigou, refahın aslında mutluluk ya da doyum olmasından ötürü ekonomik refahı aşkın olduğuna da dikkat çekmekle birlikte refahı parasal olarak ölçülebilir ilişkiler olarak tanımladığı için ekonomik refaha ağırlık vermiştir (Albayrak, 2003:13). Pigoucu refah tanımlamasına göre, 260 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

3 M.S. BAĞLI maddi refahı oluşturan kişinin geliri ya da sahip oldukları refahın kendisini oluşturmamakla birlikte kişinin doyuma ulaşmasına ve isteklerini gerçekleştirmesine aracılık ettikleri için refahın göstergeleridirler. Mishan, bireysel refah ile toplumsal refah arasındaki farkı öne çıkartıp bireyin refahının arttığını nasıl bilebiliriz? sorusuna basitçe kişi refahının arttığına inandığında kişinin refahı artar yanıtını vermektedir. Mishan, bireysel refahtan toplumsal refaha geçebilmek için değer yargılarına dayalı önermelerin yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Bu değer yargılarından ilki Pareto iyileştirmesi olup, buna göre hiç kimsenin durumu kötüleşmeden herkes daha iyi bir duruma gelebiliyorsa sosyal refah artacaktır. İkinci değer yargısı ise sosyal refahın bireyler arasında eşit dağılması durumunda sosyal refahın artacağını belirtmektedir. Mishan a göre birinci değer yargısı metodolojik bireycilik temeline dayanmakta, buna karşılık toplumdaki her bireyin daha iyi duruma gelmesi durumunda toplumun da daha iyi duruma geleceğini iddia eden yaklaşım ise toplumun bütüncül yorumunu öne çıkartmaktadır (Albayrak, 2003:14-15). Bireysel refahı tanımlayan Pareto iyileşmesi refahın dağılımı ile ilgilenmemektedir. Sosyal refahın ne olduğu daha çok sosyal refah fonksiyonu üzerinden tanımlanmaktadır. Daha çok kişilerarası refah karşılaştırması yapabilmek için üretilen Sosyal Refah Fonksiyonu (SRF), bir bütün olarak toplumun refahını bireylerin refahına bağlamaktadır. Bergson-Samuelson tarafından geliştirilen sosyal refah fonksiyonu, alternatif sosyal durum setlerinin sıralamasından oluşmakta ve ekonomideki kararların Pareto optimalitesini sağlamaya yönelik olması gerektiği şeklinde bir düşünceyi yansıtmaktadır (Sen, 1973:7). Bu yönüyle sosyal refah fonksiyonu politik karar alıcılara yol göstermeye yardımcı olmaktadır. Faydacı SRF yaklaşımı sosyal refahı, bireylerin tüketimden kaynaklanan faydalarının basit bir toplamı olarak görmektedir (Kanbur, 2007:826). Bireylerin toplam faydalarını sosyal refah ölçütü olarak kullanan bu yaklaşım, Bentham (1789) ile başlatılmış ve daha sonra Marshall (1890), Pigou (1920) ve Robertson (1952) tarafından genişçe kullanılmıştır (Sen, 1973:16). Faydacı yaklaşım aynı toplam faydanın iki farklı dağılımı arasında ayırım yapmaya uygun değildir. Örneğin, faydacı yaklaşıma göre bir kişinin 10, diğerinin 2 birim faydaya sahip olması ile her ikisinin 6 birim faydaya sahip olması arasında ayırım yapılamaz. Faydacı yaklaşımın dağılıma olan bu duyarsızlığı (Sen, 2007:67) nedeniyle faydacı yaklaşıma dayalı SRF bölüşümü sosyal refahın bir unsuru olarak değerlendirmemektedir. Genelde bireysel refah fonksiyonu aracılığıyla SRF nin tanımlanmasıyla sosyal refahın maksimizasyonu için en uygun teorik aracın yaratıldığı iddia edilmektedir (Albayrak, 2003:52). Sosyal refah fonksiyonu, değişik bireysel tercih sıralamalarının bir tek tercih sırasına dönüşmesini sağlayan fonksiyonel bir ilişki R= f (R1, R2,, Rm) ya da tüm bireylerin fayda fonksiyonlarını kapsayan ve bireysel faydaların toplamından oluşan bir fonksiyon W: W (U1, U2,, Um) olarak tanımlanabilmektedir (Sönmez, 1987:83). Paretocu biçiminde Bergson-Samuelson SRF ise şöyle ifade edilmektedir: W(x)= F[ U1(x), U2(x),, Um(x)], F/ Ui>0 Bu denklemde W sosyal refahın sırasal ifadesi; Ui, i inci bireyin veri tercihlerinin sırasal ifadesi (i=1...m, m>2); x alternatif sosyal durumların veri bir setinin tipik unsurudur. Burada sosyal refah, bireysel refahların bir vektörü olarak ve Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

4 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi Paretocu biçimde tanımlanmakta ve ikisini karşılaştırmaktadır. Bireysel refahların vektörü olarak sosyal refah aşağıdaki gibi tanımlanabilir: W= (W 1, W 2,, W I ) W i, i inci bireyin refahı ve I birey sayısıdır. Bireysel refah, bireyin mutluluğunu göstermektedir. Mutluluğu ölçmenin zorluğundan kurtulmak için bireyin kendi refahının en iyi değerlendiricisi olduğu ve refahını maksimize ettiği varsayılmaktadır. Birey x i y ye tercih ettiğine göre x de y den daha mutlu olduğu kabul edilmektedir. Burada fayda fonksiyonu kişinin refahının sıral göstergesi olarak ele alınmakta ve dolayısıyla SRF yaklaşımı Pareto cu analizi paylaşmaktadır (Albayrak, 2003:56-57). Ana akım iktisat yaklaşımında refah kavramı, klasik mikro iktisat temelinde faydaya dayalı olarak tanımlanmakta ve fayda ölçütü olarak da gelir ve tüketim esas alınmaktadır (Duclos ve Araar, 2006:3-5). Bireysel faydaların toplamından oluşan sosyal refahın ölçütü, doğal olarak toplam gelir ve tüketimdir. Dolayısıyla bir toplumun sosyal refahı bir yönüyle o toplumun toplam gelirini bir yönüyle de toplam tüketimini gösteren GSYH ile ifade edilebilir. GSYH deki her artış refahçı sosyal fayda yaklaşımına göre sosyal refahta bir artış olduğu gibi GSYH artış oranı da sosyal refah artışını göstermektedir. Sonuç itibarıyla bir ülkede yaşanan her türlü ekonomik büyüme (maliyeti, niteliği ve sürdürülebilirliği dikkate alınmaksızın) sosyal refah artışı olarak değerlendirildiğinde, sosyal refah artışı büyüme oranına indirgenmektedir. Halbuki kişibaşına milli gelir artışı zorunlu olarak ulusal refahın tüm boyutlarını içermez (Kanbur, 2007:793). Aynı şekilde büyüme kendi başına yoksulluğu azaltmamakta çünkü yapılan ampirik çalışmalar yalnız başına büyümenin yeniden dağıtıma karşı nötr olduğunu ortaya koymaktadır (Weeks vd., 2000:27). Gelir dağılımını düzeltmeyen ve yoksulluğu azaltmayan bir büyümenin sosyal refahı artırdığını iddia etmek zordur. SRF yi W=f (U¹, U² ) olarak tanımlarsak f için genellikle üç özellik varsayılmaktadır: P Pareto İlkesi: U¹ artarsa W artar veya W nin U¹ e kısmi türevi pozitiftir. N Bireyselcilik: Sosyal refah sadece bireysel refahın bir fonksiyonudur. I Eşitsizlikten Kaçınma: f doğrusaldır. Bu durumda eşitsizlik azaldıkça refah artar. Birinci varsayım tartışılmaz olduğu gibi ikinci varsayım da çoğu ekonomist tarafından kabul edilmektedir. Üçüncü varsayım ise daha çok problemlidir. Çok az kişi diğer şeyler eşitken daha çok eşitliksizliğin daha iyi olduğunu kabul eder, fakat çoğu kişi eşitliksizlikten kaçınma konusunda farklılaşır ve bazıları tamamıyla eşitliksizliğe ilgisiz kalabilir. Yukarıdaki üç varsayıma bağlı olarak sosyal refah fonksiyonu üç farklı şekilde tanımlanabilir: 1. Faydacı SRF: W= U¹+ U²+. veya sosyal refah bireysel faydaların toplamıdır. 2. Rawlsçı SRF: W= min {U¹, U², } veya sosyal refah toplumdaki en kötü durumdakilerin refahıdır. 3. İsoelastik SRF: W= ΣỉUi1-e/(1-e) veya sosyal refah e ile ölçülen eşitsizliğe olan duyarlılığa bağlıdır. Yüksek e yüksek eşitsizlik duyarlılığı anlamına geldiğinden e=0 ise faydacı SRF geçerlidir. Eğer e= ise Rawlsçı SRF geçerlidir. Bu iki ekstrem seçenek arasında e nin derecesine bağlı olarak orta düzey gelir eşitsizliği duyarlılığı ortaya çıkmaktadır (Connolly ve Munro, 1999:46-47). 262 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

5 M.S. BAĞLI Connolly ve Munro nun yukarıda belirtilen tanımlamaları dikkate alındığında tekil bir SRF nin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Çünkü SRF deki değişkenleri belirli varsayımlar ve değer yargılar belirlemektedir. Marjinalist iktisadın varsayım ve teoremlerine dayalı bir SRF tanımlamak mümkün olduğu gibi Rawlsçı bir SRF tanımlamak da mümkündür. Dolayısıyla SRF nin sadece fayda göstergeleri olan gelir ve tüketime indirgenmesi sadece bir çeşit SRF tanımına yol açar. SRF yi fayda temelinde, faydayı da gelir ve tüketim göstergeleri üzerinde tanımlamak da her zaman doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmeyebilir. Sen (1992) yaptığı çalışmalarda marjinalist varsayımlara dayalı klasik mikro temelli refahçı yaklaşımın eksikliklerini ortaya koymuştur. Çünkü her zaman için para ile ifade edilemeyen mal ve hizmetlere ihtiyaç olabileceği gibi refahın ana belirleyicileri de temel ihtiyaç ve işlevselliklerdir. Hayat yapılan ve olan birçok fonksiyondan oluşur ve kişinin başarı ve refahı da fonksiyonlarının birer vektörüdür. Refahı oluşturan ana unsurlar olan fonksiyonlar, fayda ve mutluluğu aşkın bir şekilde çok boyutludurlar. Fonksiyonları gerçekleştirmek için ihtiyaç duyulan araç/girdiler olarak temel ihtiyaçların belirlenmesi bireylerin karakteri ve içinde bulunulan topluma bağlıdır. Fonksiyonların bir vektörü olan yapabilirlik, fonksiyonları icra edebilme yetisidir. Yapabilirlikte amaç, bireyin topluma etkin bir şekilde katılımıdır. Temel ihtiyaçların karşılanması fonksiyonların başarılmasına, fonksiyonların başarılması da yapabilirliklerin artmasına yol açmaktadır. Burada gelir sadece tüketimin yapılabilirliğini sağlamakta, tüketim fonksiyonu ise bu yapabilirliğin bir sonucu (Sen, 1992:39-40) olarak değerlendirilmektedir. Sen, refahın insanın maddi zenginliğine indirgenemeyeceğini, insanın özgürlük ve hakları ile bütünleşik bir kavram olduğunu hatırlatmıştır. Sen in bu yaklaşımı refahın mübadele ile artacağını varsayan ve refah ile piyasa arasında doğrudan ilişki kuran klasik (Marx dışında) ve neoklasik yaklaşıma tezat oluşturmaktadır (Albayrak, 2003:3). Sen, geliştirdiği işlevsellik (functioning) ve yapabilirlik (capability) kavramlarıyla bireysel ve toplumsal refahın salt ekonomik alanla sınırlanmayacağını ortaya koymuştur. Klasik ve neoklasik iktisadın homo economicus şeklindeki birey kavramsallaştırmasına ve refahı maddi varlık ve yokluk ya da azlık ve çokluğa dayandıran yaklaşıma karşı çıkan Sen, mal temelli refah tanımından yapabilirlik temelli refah tanımına geçmekle piyasa-refah ilişkisinin de sorgulanması gerektiğine dikkat çekmiştir (Albayrak, 2003:70-71). Bu durumda bireysel refahın dahi sadece gelir ve tüketim üzerinden tanımlanması mümkün olmadığına göre sosyal refahı salt GSYH veya kişi başına milli gelir üzerinden tanımlamak doğru değildir. Çünkü tek tek bireyler için geçerli olduğu gibi Sen in tanımladığı şekliyle SRF, toplumu oluşturan tüm bireylerin fonksiyonlarını başarma ve yapabilirliklerini artırmasıdır. Bu ise salt anlamda geliri ve tüketimi aşan bir durumdur. Gelir artışı her zaman ve her şart altında SRF yi artırmayabilir, çünkü gelir artarken yapabilirlikleri sınırlayan veya durumu kötüleştiren başka faktörler de ortaya çıkabilir (Duclos ve Araar, 2006:5-8). Refahın sadece ekonomik temelde parayla ölçülebilen ilişkilerle sınırlanmasının gerçeklikten uzak oluşu, bu sınırları koyan iktisatçılar tarafından da dillendirilmiştir. Pareto, sadece ekonomik alanın analiziyle sınırlı kalmasını yöntemsel bir sorun olarak koyarken Pigou refahın sadece ekonomik refahla sınırlı olmayacağını en Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

6 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi baştan ifade etmiştir (Albayrak, 2003:83). Bu anlamda, sosyal refahı salt ekonomik olanla sınırlamak sosyal refahın kapsamını daralttığı gibi kamu politikalarının sosyal refah açısından değerlendirilmesini de zorlaştırmaktadır. Ekonomik açıdan kabul edilebilir bir politika, sosyal adalet ya da çevre açısından ciddi zararlara yol açabileceğinden dolayı sosyal refahı artırmayabileceği gibi sosyal refah kaybına da yol açabilir. 2. Etkinliğin Sosyal Refahla İlişkisi Adam Smith in kendi çıkarı peşinde koşan birey ve firmaların rekabetçi piyasa aracılığıyla ulusların refahını artıracağı tezi, modern refah ekonomisine temel oluşturmuştur. Özellikle Smith in Görünmez El i daha sonra refah ekonomistleri tarafından daha da geliştirilerek refah ekonomisinin Temel Teoremi olarak tanımlanmıştır. Böylece kaynakların rekabetçi piyasada oluşan fiyatları ile kaynakların etkin tahsisi arasında ilişki kurulmuştur (Nicholson,1995:546). Rekabetçi piyasa dengesi ile sosyal refah arasında kurulan bu zorunlu ilişkisellik sonucu, refahın piyasa aracılığıyla ve piyasa üzerinden maksimize edileceği düşüncesi ortaya çıkmıştır ve herhangi bir başka şart aranmaksızın tam rekabetçi piyasa dengesinin kendiliğinden sosyal refahı sağlayan bir olgu olduğu ifade edilir. Kaynak tahsisinde etkinliğin sağlanması için herhangi bir mal veya hizmet arzının, ortalama gelir (AR) veya marjinal maliyet (MC) ve fiyatın birbirlerine eşit olduğu noktaya kadar artırılması gerekmektedir. Eğer mal ve hizmet etkinlik düzeyindekinden az miktarda arz edilirse fiyat marjinal maliyeti geçecektir. Tüketiciler bir birim daha fazla mal için söz konusu malın üretim maliyetinden daha fazla bir ödemede bulunmaya razıdırlar. Bu nedenle daha fazla üretimde bulunulması toplumun yararına olmaktadır. MC=AR eşitliği, piyasa tarafından tam rekabet koşulları altında yerine getirildiği (Musgrave, 2004:169) için rekabetçi denge durumunda kaynak tahsisinde sağlanan etkinlik aracılığıyla sosyal refah maksimize edilmektedir. Ekonomik etkinlik, sınırlı kaynaklar çerçevesinde kişilerin istediği malların maksimum düzeyde üretilmesidir. Pareto etkinliği ya da Pareto optimalitesi olarak tanımlanan standart etkinlik tanımlaması ise herhangi bir Pareto iyileştirmesinin mümkün olmadığı durumu ifade eder. Pareto iyileştirmesi ise başka hiç kimsenin durumunu kötüleştirmeden en azından bir kişinin durumunun iyileştirilmesi olarak tanımlanmaktadır. Başka bir ifadeyle başka hiç kimsenin durumunu kötüleştirmeden bir kişinin durumunu iyileştirmenin mümkün olmadığı durumda Pareto etkinlik sağlanmıştır. Pareto etkinliği üç temel şartın eş anlı gerçekleşmesine bağlıdır (Connolly ve Munro, 1999:25-30). Birinci Temel Teoreme göre; rekabetçi genel dengede oluşan tüketici optimizasyonu değişim etkinliği (tüketim etkinliği), maliyet minimizasyonu üretim etkinliği ve kâr maksimizasyonu da üst düzey etkinlik (toplam etkinlik veya ürün karması etkinliği) anlamına gelmektedir. Böylece tüm piyasalarda rekabetçi genel dengenin oluştuğu durumda Pareto etkinliği için gerekli tüm şartlar yerine gelmiş olmaktadır. Klasik mikro iktisadın rekabetçi genel dengeye ilişkin tüm varsayımları altında gerçekleşen bu denge, Pareto optimal olduğu için başkaca hiçbir işleme gerek kalmaksızın hem bireysel hem de toplumsal refahı maksimize ettiği iddia edilmektedir. İleri düzey soyutlamanın ürünü olan bu varsayımların gerçekleşip 264 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

7 M.S. BAĞLI gerçekleşmeyeceğinden ziyade piyasa dinamiklerinin kendiliğinden sosyal refahı maksimize etme iddiası tartışmalıdır. Rekabetçi denge ile Pareto etkinliği arasında kurulan ilişkinin serbest piyasa savunusu için kullanılması çok dogmatik bir durumdur. Gerçek yaşamdaki kurumsal yapılarla çok az ilgisi olan bu tür bir teorik yapıdan politika önermelerini çıkarmak da doğru değildir. Çünkü tam rekabet şartları geçerli olsa bile piyasa her zaman etkin denge fiyatlarını sağlamayabilir (Nicholson, 1995:562). Refah iktisadında etkinlik kavramı Paretocu değer yargıları ışığında tanımlanmaktadır. Paretocu değer yargıları ise: -Bireyin üstünde ve altında toplum yoktur. Onun için değerlendirmeler yapılırken sadece bireyin refahı esas alınmalıdır. -Bireyselcilik, kendi refahını en iyi değerlendirmedir ve kişinin kendisi için en iyi olanı seçmesidir. -Başkasının refahı azaltılmaksızın en azında bir kişinin refahı artırılabiliyorsa sosyal refah artıyor demektir. Bu değer yargılarından birinci değer yargısı her zaman ve herkes için geçerli olmayabilir. Çünkü kişi kendisi kadar içinde yaşadığı toplumu hatta çevreyi de dikkate alarak sosyal refah değerlendirmesinde bulunabilir. Aynı şekilde ikinci değer yargısı da tartışmalıdır. Örneğin; çocuklar ya da tam bilgiye sahip olmayanlar nasıl kendileri için en iyi seçeneği tercih edeceklerdir. Ya da zararlı alışkanlıklara sahip olanların kendisi için en iyi olanı seçtiğini iddia edebilmek mümkün müdür? Üçüncü değer yargısı ise eşitsizlikle ilgili olup, zaten Pareto optimalitesi de eşitsizlikle ilgili hiçbir şey söylememektedir (Connolly ve Munro, 1999: 33). Bu açıdan Pareto etkinliğinin dayandığı değer yargılarının en azından tartışmalı olduğu ve tartışmalı değer yargılarına dayalı bir teorik model üzerinden sosyal refahı tanımlamasının kapsayıcı olmayacağı söylenebilir. Bir başkasının durumunu kötüleştirmeden tek bir kişinin durumunu iyileştirme imkânının olmadığı durumdaki kaynak tahsisi Pareto etkinlik olarak değerlendirilmektedir. Alternatif enformasyon varsayımları altında etkinlik, enformatik olarak öngörülebilir tahsis seçeneklerine bağlıdır. Tam etkinliğin sağlanabilmesi için en iyi bilgiye ulaşmanın tam olması gerekir (Qian, 1992:1-12). Eğer bir şekilde en iyi tam bilgiye ulaşım imkânı yoksa kaynakların etkin tahsisi mümkün olmayacağı gibi piyasada ortaya çıkan dengenin sosyal refahı maksimize etme imkânı da ortadan kalkacaktır. Rekabetçi genel denge altında Pareto etkinliği sağlandığı için kamunun piyasaya her türlü müdahalesinin Birinci Teoreme göre piyasa dengesini bozacağından etkinlik kaybına yol açacağı ileri sürülmektedir. Bu teze karşılık Nicholas Barr, piyasanın zorunlu olarak her zaman tam rekabetçi dengeyi sağlayamayacağını, rekabetçi dengenin sağlandığı durumlarda bile piyasa başarısızlıklarının ortaya çıkabileceği gerçeğinden hareketle devletin zorunlu olarak piyasaya müdahale etmek zorunda kalabileceğini ve sosyal refah gerekçesiyle yapılan piyasa müdahalelerinin Pareto etkin olmasa bile sosyal refahı sağlama açısından etkinliği olumsuz yönde etkilemeyeceğini iddia etmektedir (Sandmo, 1999:140). Pareto etkinliği ile sınırlandırılan sosyal refah tanımında piyasa ile refah arasında dolaysız bir ilişki kurulmaktadır. Refahın tüketim üzerinden yani bireysel ihtiyaçlarının karşılanması ile ortaya çıkan doyum, mutluluk, iyilik olarak tanımlanması durumunda, insan ihtiyaçlarını en iyi karşılayan kurum olarak Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

8 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi piyasanın varlığı refahı sağlamanın ön koşullarından biri olarak ortaya çıkmaktadır (Albayrak, 2010:3). Bu durumda, rekabetçi piyasanın varlığı ve işlerliği tek başına sosyal refah olarak tanımlanabilmektedir. Çünkü rekabetçi piyasanın eninde sonunde Pareto anlamında etkinliği sağlayarak sosyal refahı maksimize edeceği öngörülmektedir. Fakat yeterli satın alma gücüne sahip olmadığı için piyasaya katılamayanlar için Pareto etkinliği ya da bu etkinliği sağlayan rekabetçi genel denge, sosyal refah anlamında çok fazla bir anlam ifade etmemektedir. Sosyal Refah Fonksiyonunun sıfırdan (faydacı) sonsuza (maksimin) uzanan değerler alabileceğini belirten Broadway ve Keen e göre, ideal durumda politikacılar ekonominin Birinci En İyi Fayda İmkânları Eğrisi (URF) olarak da tanımlanan Pareto etkin fayda kombinasyonları üzerinden tercih yapmak zorundadırlar. Burada Birinci Teoreme göre kaynak sahipliğine bakılmaksızın rekabetçi piyasanın etkinliği belirtilmektedir. Dolayısıyla etkinliği sağlamak için kamunun müdahalesi gereksiz hatta zararlıdır. İkinci Teoremde ise tercihler ve teknolojinin değişken olduğu durumda kamu yeniden dağıtım politikaları ile Pareto etkin kaynak tahsisini sağlayabilir. Burada farklı fayda kombinasyonları arasında tercih yapmak tamamen politikacıların sosyal refah fonksiyonu tanımına bağlıdır (Broadway ve Keen, 2007: ). Bu durumda, sosyal refahı rekabetçi piyasanın oluşturduğu denge durumundaki Pareto etkinliği ile sınırlı tutmak yetersiz bir değerlendirme olacaktır. Çünkü her Pareto etkin nokta her zaman için sosyal refahın maksimizasyonu anlamına gelmeyeceği gibi Pareto etkin nokta olmadan sosyal refahı maksimize etmek de mümkündür. Bu ise toplumun ve toplum adına karar veren siyasetçilerin sosyal refah fonksiyonu tanımına bağlıdır. Negishi (1960) ye göre; rekabetçi denge, bireysel faydalardan türetilmiş Pareto SRF sinin maksimizasyonu anlamına geldiği (Adelman ve Robinson, 1989:970) için rekabetçi genel denge durumunda standart varsayımlara dayalı olmayan farklı SRF lerin maksimize edilmesi söz konusu değildir. Yani Pareto etkin noktada maksimize edilen sosyal refah, belirli varsayımlar ve tanımlamalar altında ortaya çıkan dar tanımlı SRF dir. Dolayısıyla etkinliğin tanımı da bir şekilde SRF nin tanımlanması ile ilişkilidir. Burada tartışma konusu edilen, standart SRF tanımına Pareto etkin noktasının ne kadar cevap verebildiği hususudur. Literatür taramasından anlaşılıyor ki Pareto etkinliği olarak tanımlanan rekabetçi genel denge durumu her zaman dar tanımlı SRF anlamında da etkin olmayabilmektedir. Rekabetçi genel dengenin ortaya çıkarttığı malların birbirlerine olan marjinal faydalarının bu malların göreceli fiyatlarına eşitlenmesi Birinci Temel Teoremde, Pareto etkinlik şartı olarak değişim etkinliğini ifade etmektedir. Kamu malları (savunma, güvenlik, adalet), dışsallıklar (eğitim, sağlık, çevre kirlenmesi), asimetrik bilgi ve azalan maliyetli endüstrilerin varlığı durumlarında Pareto etkinliği sağlanamamaktadır. Çünkü bu durumlarda marjinal maliyeti fiyata eşitlemek teknik olarak mümkün olmamaktadır. Piyasa başarısızlıkları olarak nitelenen bu durumlarda İkinci Temel Teorem devreye girmekte ve bu mal ve hizmetlerin kamu sektörü tarafından üretilmesi refah kaybı olarak görülmemektedir (Connolly ve Munro, 1999:31-36). Rekabetçi genel dengenin ortaya çıkarttığı üretim faktörlerinin marjinal üretkenlikleri ile bu faktörler için katlanılan maliyetlerinin birbirine eşitlenmesi olan maliyet minimizasyonu ile üretim faktörlerinin marjinal dönüşüm oranlarının bu üretim faktörleri ile üretilen ürünlerin marjinal ikame oranlarına ve fiyatlarına 266 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

9 M.S. BAĞLI eşitlenmesi olan kâr maksimizasyonu Birinci Temel Teoremde Pareto etkinlik şartı olarak üretimde ve ürün karmasında etkinlik olarak tanımlanmaktadır. Yani bu durumda var olan tüm kaynaklar marjinal üretkenliklerine bağlı olarak üretim sürecinde yer almakta ve marjinal üretkenlikleri ile orantılı olarak üretimden pay almaktadırlar. Bu durum zorunlu olarak hem tüm kaynaklar açısından tam istihdamı hem de belirli bir bölüşüm sistemini öngörmektedir. Dolayısıyla Pareto etkinliğinin bir anlamda tüm ekonomik kaynakların istihdamını en azında teorik olarak ima ettiğini söylemek mümkündür. Bunun da rekabetçi genel denge ile sağlanacağı açıkça belirtilmektedir. Kapitalist ekonomide rekabetçi genel denge aracılığıyla yapısal nedenlerle tam istihdamın her zaman gerçekleşmeyebileceği bilinen bir durumdur. Çünkü Keynesyen Genel Denge çerçevesinde: Y=C+I Y=C+S S=I Bu durumda denge için S=I yani ekonomideki tüm tasarrufların yatırım harcamasına dönüşmesi gerekmektedir. Fakat çeşitli yapısal ya da konjoktürel nedenlerle her zaman S=I şartı gerçekleşmediğinden kaçınılmaz olarak efektif talep, potansiyel talebin gerisinde kalmakta ve ekonomide tam istihdam sağlanamamaktadır (Robinson, 1971:121). Marxist ekonomik modelde birikim oranı gelirin ücret alanla kâr kazanan arasındaki dağılımına bağlıdır. Birikim oranı, teknik değişme oranını, istihdamı ve dolayısıyla gelecekteki fonksiyonel bölüşümü belirlediğinden (Adelman ve Robinson, 1989:968) özelde eksik istihdama genelde ekonomik krizlere artı değere sınırlı sayıda kapitalist tarafından el konulmasından kaynaklanan eksik tüketim neden olmaktadır. Kapitalistlerin tüketimlerinde meydana gelen bir artış, toplam artı değerin giderek azalan bir kısmını ve ücretlerdeki artış da toplam birikimin giderek azalan bir kısmını oluşturduğundan tüketimin artış oranı (yani tüketimdeki artışın toplam tüketime oranı) üretim araçlarındaki artışa (yani yatırımın toplam üretim araçlarına oranı) oranla azalır. Bir başka deyişle tüketimde meydana gelen artışın, üretim araçlarında meydana gelen artışa olan oranı azalır (Sweezy, 2007:184). Bu durumda, eksik tüketim nedeniyle eksik istihdamın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Kaldor, Marx ın tüm tasarruflar kârdan yapılır, varsayımını Keynesyen modelin dinamikleştirilmiş Harrod-Domar modeliyle birleştirmiştir. Kaldor a göre sermayedarlar çalışanlardan daha yüksek tasarruf eğilimine sahip olduklarından, kârı artırıcı yeniden dağıtım büyüme oranını artıracaktır (Weeks, Dagdeviren ve Hoeven, 2004:4). Buna karşılık Kalecki de büyümeyi sermaye birikimine bağlamakla birlikte yatırımların sadece tasarruf arzıyla değil aynı zamanda beceri, doğal kaynaklar ve ücret malları kısıtı ile sınırlı olduğunu (Adelman ve Robinson, 1989:969) belirtmekle etkinliğin en büyük göstergesi olan sermaye birikiminin sadece rekabetçi piyasa dengesi ile sağlanamayacağını ifade etmektedir. 3. Eşitlik ve Sosyal Refah Eşitlikle sosyal refah ilişkisi bir yandan sosyal refahın tanımlanmasına bağlıyken bir yandan da eşitlik-etkinlik çelişkisine bağlıdır. Sosyal refahı bireysel refah öğelerinin bir toplamı olarak tanımlayan Paretocu sosyal refah anlayışına göre, gelir ve kaynak dağılımının eşitlikçi dağılımının sosyal refahla doğrudan bir ilişkisi Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

10 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi bulunmamaktadır. Buna karşılık ana akım iktisatta eşitliğin etkinliği olumsuz yönden etkileyerek dolaylı yoldan sosyal refah kaybına yol açabileceği dile getirilmektedir. Öbür yandan kimi düşünürler ise eşitliği sosyal refahın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirip, eşitliğin etkinliği olumsuz yönde etkilemediğini belirtmektedirler. Neo-klasik iktisat modelinin Walras tarafından geliştirilen rekabetçi dengenin son gerçekleşme durumunda tüm üretim faktörlerine kendi marjinal üretkenliklerine eşit ödeme yapıldığından kimsenin durumunu kötüleştirmeden kimsenin durumunu iyileştirmek mümkün değildir. Dolayısıyla model gereği Pareto etkinliği söz konusudur. Bu durumda gelir ve faktör dağılımı da etkindir (Adelman ve Robinson, 1989:970). Pareto etkin noktadaki gelir ve faktör dağılımı eşitlikçi olmasa bile etkin olduğundan eşitlik amacıyla bölüşümcü politikaların uygulanması Pareto etkin noktadan uzaklaşmaya ve dolayısıyla sosyal refah kaybına yol açacağı için istenilen bir durum değildir. Neo-klasik model, teorik yapısı gereği bölüşüme ilişkin cevapları içermez. Göreceli fiyatların optimalitesi, servet dağılımı optimalitesini de sağladığından Pareto optimalitesi aynı zamanda bölüşümle ilgili pozitif refah değerlendirmesidir. Rekabetçi genel dengedeki fiyatlar sadece ekonomik aktörler arası kaynak tahsisini sağlamakla kalmayıp aynı zamanda ekonomik refahı da bireyler arasında etkin bir şekilde dağıttıkları için (Adelman ve Robinson, 1989:956) her Pareto etkin durum, gelir bölüşümünde eşitliği sağlamasa bile etkinliği sağladığı için sosyal refaha katkı sağlamaktadır. Neoklasik analizde başlangıç dağılımı veri kabul edildiğinde, tam rekabetçi denge kendiliğinden eşitlikçi sonuçlar ortaya çıkarmasa da Pareto anlamında iyileşmeye yol açmaktadır. Yani başlangıçtaki eşitsiz dağılım tam rekabetçi piyasa aracılığıyla kaynak tahsisinde etkinlik sağlansa bile sonsuza kadar devam edebilmektedir. Çünkü Paretocu etkinlikte toplumda diğerlerinin durumu kötüleşmezken bir tarafın durumu sürekli iyileşebilir. Bu durumda yoksullar mevcut gelir düzeyinde kalırken zenginlerin daha da zenginleşmesi eşitsizliğe yol açsa da etkinliği bozmayacağından Pareto anlamında bir iyileşmedir. Refah iktisatçılarına göre eşitliği de ilgilendiren bölüşüm, politik bir alan olduğu için politikacılara bırakılmalı ve iktisatçılar etkinlik problemiyle ilgilenmelidirler. Bu düşünce bölüşüm problemini iktisadi analizin dışına taşıdığı gibi ekonomi ile diğer alanların birbirlerinden yalıtılabileceğini de ifade etmektedir. Bireyler arası fayda mukayesesinin zorunlu olarak değer yargılarına dayandığı gerekçesiyle bilimsel olamayacağını iddia eden Kaldor ve Robbins gibi refah iktisatçıları, bireyler arası fayda karşılaştırmaları yerine nesnel ve dolayısıyla bilimsel olduğunu iddia ettikleri etkinlik sorunu ile ilgilenmişlerdir (Albayrak, 2003:82). Bergson ve Samuelson tarafından geliştirilen sosyal refah fonksiyonları bölüşüm sorununu refah iktisadının dışında bırakma ve onu etkinlik sorunuyla sınırlama isteğine yardımcı (Albayrak, 2003:27) olduğu için standart sosyal refah tanımlaması içinde gelir ve kaynakların eşitlikçi bölüşümü yer almamakta, sosyal refah tamamen bireysel refah öğeleri üzerinden tanımlanmaktadır. Sosyal refahı bireysel refah öğelerinin bir toplamı olarak düşünmek gayet sınırlı bir değerlendirme olmaktadır. Çünkü bireylerin refahının sosyal değeri diğerlerinin de refahına (gelir ve tüketimine) bağlı olabilmektedir. Bu durumda SRF nin gelir dağılımına duyarlı bir şekilde ağırlıklandırılması kaçınılmazdır. Atkinson sosyal 268 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

11 M.S. BAĞLI refah fonksiyonunu iki değişkene bağlamaktadır; bunlardan birincisi, faydacı sosyal refah fonksiyonu olup, bireylerin fayda fonksiyonları toplamından oluşmaktadır. Diğer değişken ise gelirin bireysel faydasının sosyal değerlendirmesi yani gelirin bireyler arası dağıtım düzeyidir (Duclos ve Araar, 2006:63). Bu durumda sosyal refah kaçınılmaz olarak sosyal adaleti yani gelirin eşitlikçi bölüşümünü de içermek zorundadır. Pigou, ekonomik refahın ulusal refahın büyüklüğü ve bunun toplum üyeleri arasında bölüşümünden etkilendiğini ifade etmektedir. Bu düşüncesi ile Pigou, Paretocu refah iktisadının bölüşüm sorununu bir tarafa bırakan ya da kaynakların veri başlangıç dağılımına göre üretim ve tüketimde optimumu sergileyen yapısına ters düşmektedir (Pigou, 1962:128 ve Sönmez, 1987:56). SRF, sosyal refahı bireysel faydaların bir fonksiyonu kabul etmekle bireyselcidir. Pareto optimalitesi veri kaynak dağılımı durumunda, sosyal refahı artırma temelinde bina edilebilir. Fakat SRF nin temel amacı, tüm Pareto optimal sınırların dışına çıkabilmektir. Bu durumda dağıtıma yönelik değerlendirmelerde bulunabilmek ancak SRF nin seçimine bağlıdır (Sen, 1973:8). Dolayısıyla SRF nin salt bireysel faydaların toplamı olarak değerlendirilmesi yetersiz olmaktadır. Standart SRF yaklaşımının bireysel sıralamalar üzerinde yoğunlaşırken bireylerarası karşılaştırma ve yoğunlaşmayı dikkate almaması gelir ve servet dağılımıyla ilgilenmemesine yol açmıştır. Halbuki sosyal refah zorunlu olarak bireylerarası fayda ve refahı karşılaştırmayı da dikkate almak zorundadır. Çünkü eşitsizlik normatif açıdan ele alındığında yüksek eşitsizlik verili gelir düzeyinde düşük sosyal refah olarak değerlendirilebilir (Sen, 1973:2). Çoğu zaman eşitsizliği azaltmak, sosyal refahı artırabilmektedir (Duclos ve Araar, 2006:62). Örneğin, eşitsizliğe duyarlı bir toplumda SRF bireysel faydalar arasındaki eşitsizlik arttıkça azalmakta (Albayrak, 2010:7), dolayısıyla toplumsal refahın maksimizasyonu eşitsizliklerin azalması ile doğru orantılı hale gelmektedir. Sosyal düzen ile bireysel tercihler seti arasındaki ilişki üzerinden belirli genel şartların konulabileceğini sorgulayan Sen, bireysel tercihlerin içerik bilgisi bireylerarası karşılaştırılabilir kardinal fayda fonksiyonlarını içerecek şekilde geliştirildiğinde birçok sosyal değerlendirme metodu geliştirilebileceğini iddia etmektedir (Sen, 1973:15). Bu yaklaşım sosyal değerlendirmeler için özellikle Marshall (1890), Pigou (1920) ve Robertson (1952) tarafından genişçe kullanılmıştır. Aynı şekilde SRF nin bu şekilde tanımlanarak gelir eşitsizliğinin ölçülmesi ve alternatif gelir dağılımlarının değerlendirilmesi bağlamında Dalton (1920), Lange (1938), Lerner (1944), Aigner ve Heins (1967) ve Tinbergon (1970) tarafından kullanılmıştır (Sen, 1973:15-16). Bütün bu çalışmalar, marjinalist fayda yaklaşımına dayalı tekil bir SRF tanımlamasının her zaman yeterli olmayabileceğini göstermektedir. Aynı şekilde sosyal refah teorisine göre, kamu politikaları genel sosyal refahı ve sosyal adaleti sağlamaya yönelik olmalıdır. Fakat buradaki temel sorun da sosyal refah ve adaletin kim tarafından tanımlanacağı sorunudur (Schoenblum, 2006: ). Dolayısıyla SRF değişkenlerinin tanımlanması en önemli sorun olarak öne çıkmaktadır. Standart SRF tanımlamasını yetersiz gören Sen, bu yaklaşımın toplam bireysel faydaların maksimizasyonunda yeterli olmakla birlikte bireylerarası fayda ve gelir dağılımını içermediği için yetersiz olarak görmekte ve eşitlikçi şartların sosyal refah Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

12 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi değerlendirmesi haline gelebilmesi için alternatif aksiyomların üretilmesi gerektiğine işaret etmektedir (Sen, 1973:16-18). Edgeworth e göre, sosyal refah basitçe tüm bireylerin fayda fonksiyonlarının bir toplamı ve faydanın da gelirin azalan fonksiyonu olması nedeniyle zenginden 1 dolar almanın yol açtığı sosyal refah kaybı yoksuldan 1 dolar almanın yol açtığı sosyal refah kaybından daha az olduğundan fakirden yoksula kaynak aktarımı sosyal refahı artıracaktır (Stiglitz, 1987:3-4). Bu durumda standart SRF varsayımlarına göre bile gelir dağılımı eşitsizliğini gidermek veri üretim düzeyinde sosyal refahı artıracaktır. Liberal iktisadın eşitlik ve zenginliğin, maksimum serbest piyasa ve minimum devlet müdahalesi ile elde edileceğine (Esping-Andersen, 1991:9) ilişkin kesin kanaat ve inancı zorunlu olarak tanım gereği eşitliği içerse bile sosyal refahı sağlamada kamuyu dışlamakta ve refahın piyasa aracılığıyla gerçekleşeceğini öngörmektedir. Halbuki artan gelir eşitsizliği, gelir düzeyi arttığı halde faydayı azaltarak (Vedder, 2006:63) sosyal refahın gerilemesine yol açabilir. Adelman ve Robinson, rekabetçi piyasa ekonomisinde belirli yapısal sahipliklerin neden olduğu statik gelir dağılımının kabul edilemez olarak görüldüğü durumlarda, piyasa dağıtım sonuçlarını değiştirmek için uygulamaya konulacak politika alternatifleri içerisinde sadece başlangıç donanımlarını bir kereliğine değiştirmenin etkinlik kaybına yol açmayacağını bunun dışındaki bölüşüme yönelik tüm politikaların etkinliği bozarak sosyal refah kaybına yol açacağını (Adelman ve Robinson, 1989:970) ileri sürmektedirler. Dolayısıyla eşitliği sağlamaya yönelik piyasa müdahalelerinin sosyal refah kaybı pahasına gerçekleşebileceği ana akım iktisatçılarca kabul gören bir iddiadır. Bu da zorunlu olarak eşitlik-etkinlik çelişkisini gündeme getirmektedir. 4. Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi David Miller (1976), sosyal adaletin çelişkili üç unsurdan oluştuğunu belirtmektedir; haklar, liyakat ve ihtiyaçlar. Haklar kavramı kanun önünde eşitliği ve politik aktivitelere katılma hakkını, liyakat kişinin kendi emeğinin karşılığını almasını, ihtiyaçlar ise kişinin kendisini gerçekleştirebilmesi için belirli ihtiyaçlara sahip olduğunu ifade etmektedir. Bu çerçevede, Pareto ilkelerine göre etkinlik ile eşitlik ilkelerinin çelişkili olması kaçınılmazdır (Connolly ve Munro, 1999:54-55). Çünkü etkinlik ağırlıklı olarak liyakat ilkesini öne çıkartırken eşitlik haklar ve ihtiyaçlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Eşitlik-etkinlik hakkındaki tartışmalar şöyle bir hipotezi ima etmektedirler; eşitliği sağlamaya yönelik politikalar zorunlu olarak etkinliğin azalmasına yol açar veya eşitliği azaltarak sağlanan etkinlik daima etkilidir (Peixing, 2009:73). Bu konuda yapılan çalışmalara bakıldığında; Okun (1975) un Equality and Efficency The Big Tradeoff başlıklı çalışmasında, etkinlik ile eşitlik arasındaki çelişkiyi irdelemektedir. Kornia (1986), ekonomik etkinlik ile sosyalist ekonomilerdeki sosyalist etik prensipleri arasındaki çelişkileri ortaya koyarken eşitlik-etkinlik çelişkisi üzerinde yoğunlaşmıştır. Gordon (1980), daha çok felsefi düzeyde refah, adalet ve özgürlük değerleri üzerinde çok boyutlu görüşler ortaya koymuş ve bunların olası uyum ve uyumsuzluklarını ortaya koyarken refah ve adaletin dolayısıyla etkinlik ve eşitliğin çelişkisine dikkat çekmiştir (Qian, 1992:2). Ayrıca Ricardo, Smith ve Marx gibi klasik iktisatçılar da büyüme-eşitsizlik 270 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

13 M.S. BAĞLI birlikteliğine işaret ederek dolaylı da olsa eşitlik-etkinlik çelişkisini dile getirmişlerdir (Kanbur, 2007:794). Okun yaptığı çalışmalar sonucu, keskin bir inançla daha çok eşitliğin ancak GSYH de keskin düşüşler nedeniyle daha az etkinlik pahasına elde edilebileceğini iddia ederken (Sandmo, 1999:140), Galdor ve Tsidden (1996) belirli şartlar altında ekonominin kaçınılmaz olarak zengin ve yoksullardan oluşan iki kutuplu olacağını belirtmekte; eşitliği refah olarak gören göreceli yoksul bir toplumun uzun vadede eşitlikle refah arasındaki çelişkiyle yüzleşmek zorunda (Kanbur, 2007:803) kalacağını iddia etmektedirler. Kuznets (1995), Economic Growth and Income Equality adlı yapıtında iki temel soruya cevap aramaktadır; ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında sistematik uzun vadeli bir ilişki var mıdır? Ve gelir eşitsizliği trend ve düzeyini hangi faktörler belirlemektedir. Bu sorulara cevap verebilmek için gelişmekte olan ülke verilerini kullanan Kuznets (Adelman ve Robinson, 1989:987), kalkınma ile birlikte gelir eşitsizliğinin önce arttığını daha sonra azalacağını iddia etmektedir (Person ve Tabellini, 1994:601). Kuznets hipotezine göre en azından kısa vadede etkinlik (kalkınma) ve eşitlik çelişkisi iktisadi mantık gereği kaçınılmazdır. Muhafazakârlara göre eşitsizlik, bireysel yetenek ve çabaların yansımasıdır ve ekonomik büyümeyi dolayısıyla etkinliği teşvik ettiği gibi özgür bir toplumda yaşamak için ödenmesi gereken sosyal bedeldir. Bu çerçeveden bakıldığında eşitlik etkinlik çelişkisi aslında adalet ve büyüme arasındaki çelişki olup, eşitlik gerekçesiyle zengin A şahsından fakir B şahsına yapılan yeniden dağıtım A ve B nin çalışma dürtülerini azaltarak üretimi ve dolayısıyla etkinliği düşürmektedir. Bu varsayıma dayalı olarak yapılan hesaplamalara göre zenginden fakire yapılan 1 $ lık transfer, toplam gelirden 50 cent azalmaya yol açmaktadır (Sawhill ve McMurrer, 1996:1-2). Bu durumda adalet gerekçesiyle eşitliğe yönelik her yeniden dağıtıcı politika ekonomik emek ve sermaye arzını kısarak büyümeyi ve dolayısıyla etkinliği azaltarak sosyal refah kaybına yol açmaktadır. Eşitlik-etkinlik çelişkisini ağırlıklı olarak emek ve sermaye arzı uyarıcıları üzerinden açıklayan ana akım iktisada göre; gelirin bireyler ve faktörler arası paylaşımı tasarrufun etkinliğini, hacmini ve yatırımları belirlediğinden (Bertola, 2007:479) eşitlikçi uygulamalar tasarruf eğilimi ve tasarruf hacmini düşürerek yatırımlarda düşmeye ve sonuçta ekonomik büyümede gerilemeye yol açarak etkinliği olumsuz yönde etkilemektedir. Cambridge büyüme modeline göre; yatırımları ve dolayısıyla sermaye birikimini belirleyen tasarruf, gelirin çalışanlar ile sermayedarlar arasındaki bölüşümüne bağlıdır. Sermayedarlar çalışanlardan daha fazla tasarruf eğilime sahip olduklarından, gelir bölüşümü büyümeyi doğrudan etkilemektedir (McCormick, 1971:16-17). Tasarrufların en büyük belirleyicisi toplumun elde ettiği gelir olduğuna göre, bireysel gelir düzeyi arttıkça tasarruf düzeyi de artmaktadır (Harrod, 1971:43-53). Bu durumda, gelir dağılımı ne kadar eşitliksiz olursa, yani sermayedarların payı ne kadar yüksek olursa, tasarruf eğilimi o kadar yüksek olacağından yatırımlar ve sermaye birikimi de o kadar yüksek olacaktır. Dolayısıyla gelir dağılımı eşitsizliği etkinliğin artmasına yardımcı olmaktadır. Etkinlik-eşitlik çelişkisi varsayımının altındaki temel düşünce olan bu akıl yürütme, neo-klasik modeldeki faktör sahipliğinin bireysel tasarruf davranışlarının temel belirleyicisi olduğu varsayımına dayanmaktadır. Çünkü kişisel gelir dağılımı Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

14 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi doğrudan toplam tasarrufla ilgilidir. Eğer bireylerin tüketimi lineer olmayan bir şekilde bireysel gelir/servete bağlı ise yoksullar yüksek marjinal tüketim eğilimine sahip olduklarından, yoksulların tasarruf eğilimi ve hacmi doğal olarak düşüktür. Buna karşılık marjinal tüketim eğilimi düşük, marjinal tasarruf eğilimi yüksek olan zenginlerin tasarruf eğilim ve hacmi daha yüksektir. Tasarruf davranışı gelir kaynaklarına, toplam birikim de yatırımlara kanalize edilen tasarruf hacmine bağlı olduğundan, toplam birikim zorunlu olarak kaynak dağılımına bağlı olmakta ve eşitliği sağlamak amacıyla zenginlerden fakirlere yapılan yeniden dağıtım tasarruf eğilim ve hacmini düşürdüğü için daha düşük yatırım ve daha düşük toplam birikime yol açmaktadır (Bertola, 2007: ). Eşitlik-etkinlik arasındaki muhtemel çelişki, iktisadi aktörlerin tavırları hakkındaki varsayımsal bilgilere dayanmaktadır. Daha başarılı olana büyük ödül, başarısız olana ağır ceza nedeniyle daha az eşitlikçi refah dağılımının teşvik edici uygun şartları sağladığı için etkinliği artırdığı iddia edilmektedir (Qian, 1992:3-4). Çünkü peşinen/sezgisel olarak eşitlik şartlarının çalışma şevkini kıracağı varsayılmaktadır. Fakat bu varsayım her zaman için doğru olmadığından aksi de mümkündür. Qian, eşitlikçi şartların bilinen varsayımların aksine bazen çalışma, ekonomik büyüme ve dolayısıyla etkinlik için yardımcı olabileceğini belirtmektedir (Qian, 1992:15). Neo-klasik iktisat modelini benimseyen ana akım iktisatçılarının dışında birçok iktisatçı da etkinlik ve eşitliğin çelişik olmadığını hatta eşitliğin etkinliği sağlamaya doğrudan ve dolaylı yoldan yardımcı olduğunu belirtmektedir. Örneğin Qian (1992), gelir gruplarının göreceli büyüklüğünün, eşitliğin uyarıcı analizinde göz ardı edildiğini (Qian, 1992:16) belirtmektedir. Örneğin, yüksek gelir gruplarında gelirin marjinal faydası azalan marjinal fayda nedeniyle düşük, düşük gelir gruplarında gelirin marjinal faydası yüksek olduğundan, iki gelir grubu arasındaki marjinal faydayı eşitleyen noktaya kadar olan eşitlikçi dağıtımın toplam sosyal faydayı ve dolayısıyla sosyal refahı artırması beklenir. Bu durumda eşitlik-etkinlik çelişkisi ortaya çıkmayacaktır (Qian, 1992:150). Alternatif büyüme politikalarının kısa ve uzun vadeli yeniden dağıtıcı sonuçları esas alındığında; teorik ve ampirik çalışmalar varlıkların eşitlikçi dağılımının ekonomik büyümenin ve dolayısıyla etkinliğin tetikleyicisi olabileceğini belirtmektedirler. Fiziki ve beşeri sermayenin dağılımı, büyümenin dağıtımcı sonuçları için anahtar olduğu kadar büyümenin bizzat kendisinin de belirleyicileridirler. Örneğin, sürdürülebilir büyüme için genel temel eğitimin zorunlu olduğu kabul görmektedir (Kanbur, 2007: ). Aynı şekilde Person ve Tabellini ye göre, gelir dağılımı ne kadar eşitlikçi ve ortalama beceriler ne kadar yüksekse ekonomideki kaynak tahsis etkinliği ve dolayısıyla büyüme de o kadar yüksek olur (Person ve Tabellini, 1994:603). Toplumda eğer kaynak dağılımı eşitliksiz ise bilgi asimetrisi, doğrulanamazlık ve dışlanamazlık nedeniyle sözleşmeler öngörülemez duruma gelebilmekte ve güçlü olanın belirleyici olduğu bir ortamda kaynak tahsisinde etkinlik sağlanamamaktadır. Çünkü bu durumda sözleşmelerin tamamlanması ve yürütülmesi zorlaşmaktadır. Bu nedenle Denseltz ve Lehn (1993), servet birikiminin eşitlikçi olmasının kaynak tahsisini güçlendiren üretkenliği destekleyebileceğini iddia etmişlerdir. Aynı şekilde, serveti olmayanlar kredi kısıtı nedeniyle üretken projelerini hayata geçiremezken servet sahibi olanların üretken olmasa da projeleri hayata geçirme imkânları 272 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

15 M.S. BAĞLI yüksektir. Bu durum projelerin kalitesini, ahlaki tehlikeyi (moral hazard) ve riskten kaçınma sorunlarını ortaya çıkartarak etkinliği olumsuz yönde etkileyebilmektedir (Bardhan, Bowles ve Gintis, 2007:547). Eşitsizliğin tamamen haklı rekabetin bir sonucu olduğu varsayımı altında dahi artan eşitsizlik, sosyal etkinlik üzerinde olumsuz etkilere sahiptir. Örneğin, eşitsizliğin ortaya çıkartacağı sosyal memnuniyetsizlikler, çatışmalara ve suç oranlarının artmasına yol açabilir. Çatışmalar artmasa bile sosyal ilişkilerin uyumsuzluğu tek başına etkinlik için istenmeyen bir durumdur. Suç oranlarının azaltılması ve toplumun istikrara kavuşturulması amacıyla yapılan eşitlikçi uygulamalar etkinliği azaltıcı olarak görülseler bile sonuçta etkinlik için koruyucu özelliklere sahiptirler (Peixing, 2009:75). Çünkü yeniden dağıtım politikaları sonucu ekonomik ve sosyal katmanlaşması/farklılaşması düşük olan toplumlar sosyal çatışmalara daha az yatkın olduklarından daha üretkendirler (Sandom, 1999:151). Servet ve kaynak eşitsizliğinin yol açtığı borçlanma kısıtına eşlik eden tahsis etkinsizliği, borçluyu sınırlı düzeyde alta düşmekten koruduğu için çaba ve risk açısından eşitsizlik ortaya çıkmaktadır. Servet sahibi olmayanlar, gösterdikleri çabanın çok üstünde risk üstlenirken servet sahibi olanlar çabalarının altında bir riskle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu durumda, servet sahibi olmayanların yüksek risk üstlenerek üretken alanlara yönelmesi mümkün olmayacağından etkinlik kaybının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Dolayısıyla eşitlikçi yeniden dağıtım ek maliyetlerin üstlenmesini servet sahibi olanlar ile olmayanlar arasında yeniden dağıtarak kaynak tahsis etkinsizliğini giderebilir (Bardhan, Bowles ve Gintis, 2007:559). Gelir dağılımı adaletsizliğinin olduğu bir ortamda, siyasal iktidarlar medyan seçmen baskısı ile zorunlu olarak eşitsizliği azaltıcı yeniden dağıtım politikaları uygularlar. Progresif vergilendirme nedeniyle mülkiyet haklarını korumayan ve yatırımlardan elde edilen özel kazanımları engelleyen bu tür politikalar zorunlu olarak çalışma ve yatırım arzusunu kısacağından, büyümeyi olumsuz yönde etkileyecektir (Person ve Tabellini, 1994:600). Eaton ve Rosen (1980), Varian (1980) ve Sinn ( ) etkinlik-eşitlik çelişkisini değerlendirirken sigorta sunma arzusu ile yapılan tasarruflar ile uygun teşvik edicilerin uyardığı çalışma arzusu arasında çelişki olduğunu, fakat eşitlikçi yeniden dağıtımın tasarrufların sunduğu sigorta sunma işlevini üstlenerek risk almayı olumlu yönde etkilediğini ve dolayısıyla eşitliğin etkinlik üzerinde olumlu katkı yaptığını belirtmişlerdir (Broadway ve Keen, 2007:692). Vedder, büyüme-eşitlik çelişkisinin gerçeklikten ziyade bir illüzyon olduğunu (Vedder, 2006:53) vurgularken eşitlik-etkinlik çelişkisinin olmadığından ziyade bunun uygun kamu politikaları ile giderilebileceğini dile getirmektedir. Forbes ise başlangıç düzeyindeki eşitsizliğin uzun vadede ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyeceğini kabul etmekle birlikte bu tezin belirli varsayımlara bağlı olduğunu ve eşitlik-etkinlik çelişkisi olarak niteleyebileceğimiz eşitlik-büyüme çelişkisinin varsayımları değiştirdiğimizde farklı bir şekil alabileceğini belirtmektedir (Forbes, 2000:870). Eşitsizliğin etkinlik üzerindeki pozitif ve negatif etkileri şöyle açıklanabilir: Eşitsizliğin değişimi farklı toplumlarda farklı etkilere yol açabilir. Bunlardan bazıları değişimden hoşnut olmaz ve hoşnutsuzluk etkinlik üzerinde olumsuz etkilere yol açar. Diğer bazı toplumlarda ise bu durum memnuniyetsizlik doğurmaz Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

16 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi ve bu da etkinlik üzerinde olumlu etki yapar. Sonuçta etkinlik-eşitlik ilişkisini değerlendirirken bunların karşılıklı etkileşimini ve toplam etkisini dikkate almak gerekmektedir (Peixing, 2009:75). Sonuçta etkinlik-eşitlik çelişkisi, geleneksel görüşün öngördüğünden çok daha karmaşıktır. Sermaye piyasalarının etkinsizliği ve diğer eksiklikler yeniden dağıtımın en azından bazı durumlarda büyümeyi teşvik edebileceğini göstermektedir. Etkinliğin eşitlikle çelişkisi geleneksel görüşün öngördüğünden daha karmaşık ve düşük düzeyde olsa da standart sosyal refah ve Pareto etkinlik tanımlamaları ile bağımlı kalındıkça etkinlik-eşitlik çelişkisi son noktada kaçınılmazdır (Broadway ve Keen, 2007:778). Bu durumda, etkinlik-eşitlik çelişkisini ortaya çıkartan olgu, etkinlik kavramın tanımlanmasıdır. Etkinlik kavramının tanımlanması ise bir şekilde sosyal refah fonksiyonunun tanımlanmasına bağlıdır. 5. Yeniden Dağıtım Politikalarının Etkinlik ve Eşitlik Üzerindeki Etkileri Kamunun yeniden dağıtım politikası, sosyal refahı sağlama, piyasa aracılığıyla elde edilen etkinlik kazanımlarının çok boyutlu avantajlarını gerçekleştirme ve devlet zoruyla bireyci davranışlardan sakındırma amacıyla tasarlanmaktadır (Broadway ve Keen, 2007:679). Kamunun yeniden dağıtım politikaları tek amaçlı ve tek boyutlu olmadıkları gibi kullandıkları araçlar da sınırlı değildir. Araç olarak kamu harcamaları ve vergileri kullanan yeniden dağıtım politikaları, geliri eşitlemede piyasanın daha etkin ve verimli olduğu (Slemrod, 2006:72) tezine aykırılık teşkil etmektedirler. Yeniden dağıtım politikaları progresif vergiler ve progresif harcamalar aracılığıyla hayata geçirilmektedir. Oran artıkça gelir dağılımını eşitleyici etki oluşturan vergiler progresif vergiler, buna karşılık gelir eşitsizliğini azaltan kamu harcamaları da progresif harcamalar olarak nitelenmektedir (Albayrak, 2009:22-23). Etkinlik-eşitlik çelişkisi vergi politikası teorisinin merkezinde yer aldığı (Emran ve Stiglitz, 2007:9) için yeniden dağıtım politikalarının etkinlik ve eşitlik üzerindeki etkileri literatürde ağırlıklı olarak vergilerin etkinlik ve eşitlik üzerindeki etkileri üzerinden tartışılmaktadır. Ana akım iktisadi anlayışta etkinlik artırıcı kamu politikalarının ekonomiyi büyütmesine karşılık yeniden dağıtıcı politikaların var olan refahı (pastayı) hakça paylaştırmakla birlikte sosyal refah kaybına yol açtığı genel kabul görmektedir. Nitekim Musgrave (1959), kamunun istikrar, etkin kaynak tahsisi ve yeniden dağıtım rolleri arasında çelişkiye değinmektedir (Broadway ve Keen, 2007:683). Ricardo dan Schumpeter e birçok iktisatçı, kamunun yeniden dağıtım politikalarının temel aracı olan vergilerin sermayenin yaratıcılığına ve üretkenliğine zarar vererek sermaye birikimini kısıtlayacağı gerekçesiyle sermaye sahiplerinin vergi yüklerini artıracak her türlü vergilemeye (progresif gelir vergisi ya da sermaye gelirlerinin vergilenmesi gibi) mesafeli yaklaşmışlardır (Albayrak, 2010:1). Dolayısıyla vergilendirmeyi de içeren yeniden dağıtım politikalarının eşitliği sağlansa bile etkinlik üzerinde olumsuz etki yapacağı ana akım iktisadın temel görüşleri arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Mirrless (1971) in çalışmasında, vergilendirmenin uyarıcı etkileri üzerinde durularak etkinlik-eşitlik çelişkisi birarada gündeme getirilmiş (Stiglitz, 1987:4) ve 274 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

17 M.S. BAĞLI kamunun eşitlikçi yeniden dağıtım politikalarının etkinliği bozabileceği vurgulanmıştır. Mirrless, söz konusu çalışmasında herhangi bir ekonomik modelde eşitlik ölçülebilirse progresif vergilendirmenin en önemli politika aracı olacağını (Mirrless, 1971:175) belirttikten sonra, bireysel fayda fonksiyonunu şu şekilde tanımlamıştır: U = (X, Y). Burada X tüketimi, Y çalışma zamanını ifade etmektedir. Dolayısıyla bireysel fayda olarak U, X de artan, Y de azalan bir fonksiyondur. X>0 ve 0 y<1 Bu fonksiyonel ilişkiye dayalı olarak Mirrless, gelir vergisinin sanıldığının aksine eşitsizliği azaltmada daha az etkili bir araç olmasına karşılık çalışma zamanı üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle etkinliği bozabileceğini belirtmektedir (Mirrless, 1971:2008). Yeniden dağıtımın en önemli araçlarından olan vergi emeğin marjinal getirisini ne kadar düşürüyorsa bireyin vergiye verdiği tepki de -emek arz esnekliklerine bağlı olarak- o kadar büyük olacak bu da etkinlik kaybının derecesini ve dolayısıyla da eşitlik-etkinlik çatışmasının şiddetini belirleyecektir (Albayrak, 2010:13). Mirrless, etkinlik-eşitlik çatışması nedeniyle beklentilerinin aksine, yüksek gelirliler için düşük, düşük gelirliler için yüksek marjinal vergi oranları hesaplamıştır. Çalışmanın en çarpıcı sonucu, en yüksek gelir düzeyine sahip bireyin marjinal vergi oranının sıfır olmasıdır. Bu sonuç, toplumda düşük gelirlilere ya da yoksullara daha fazla ağırlık veren bir SRF altında dahi yaşanacak etkinlik kaybı nedeniyle, zenginlerin gelirleri üzerine konulacak yüksek marjinal vergi oranları ile refahın maksimize edilemeyeceğine işaret etmektedir. Başka bir ifadeyle vergi tabanının vergiye verilen tepkiler dolayısıyla daralması sebebiyle oluşacak vergi kaybı, progresif vergi ile elde edilecek gelir dağılımını düzeltici etkinin getireceği toplumsal faydadan daha yüksek olacaktır (Albayrak, 2010:15). Ekonomik açıdan marjinal vergi oranı (MVO) çok önemsenir; çünkü, MVO arttıkça kişilerin çalışma-gelir elde etme arzusunun azalacağı varsayılır. Yüksek vergi oranları beşeri ve fiziki sermaye yatırımları teşvikini azaltır. Kaynaklar heba olduğu için üretken projeler ortaya çıkmaz. Sonuç olarak teorik açıdan yüksek MVO nun sermaye ve emek arzını azaltarak kaynak etkinliğini bozduğu belirtilmektedir (Gwartney ve Lawson, 2006:28-29). Kamunun yeniden dağıtım politikaları sonucu belirlenen MVO nun düzeyi aşağıdaki faktöre bağlıdır: -MVO ödeyen belirli gelir düzeyindeki nüfus fazla ise MVO düşüktür. Kimse geniş bir kesimi ağır bir şekilde vergilendirmek istemez. -MVO ödeyen grubun üretkenliği fazla ise MVO düşüktür. Üretken grupları cezalandırıcı vergiden kaçınılır. -MVO ödeyen grubun emek arzının vergiye tepkisi yüksek ise MVO düşüktür (Stiglitz, 20-22). Dolayısıyla etkinliğin öne çıkartılması durumunda eşitliği sağlayan MVO nun düşük tutulacağı açıkça görülmektedir. Marjinal vergi oranı, sosyal maliyeti de içerdiğinden gelirin eşitlikçi kazanımından elde edilecek kazancı da gösterir. Bu durumda etkinlik-eşitlik çerçevesinde MVO değerlendirilirken bu iki boyutun birlikte ele alınması gerekmektedir (Sandom, 1999:151). Teorik olarak yüksek MVO nun büyümeyi olumsuz etkilediği, buna karşılık MVO daki bir düşüşün de gelir eşitsizliğini artırabileceği iddia edilir sonrasında MVO yu düşüren şetmiş yedi ülke üzerinde yapılan çalışmalarda, Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

18 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi MVO nun tek başına büyümeyi belirlemediği ortaya konmuştur. Buna karşılık, Yeni Zelanda ve ABD ekonomileri üzerinde yapılan incelemeler yüksek MVO daki önemli oranda düşüşlerin yüksek gelir gruplarının gelir artışını hızlandırdığını ve gelir eşitsizliğini artırdığını ortaya koymaktadır (Gwartney ve Lawson, 2006:41-52). Neo-klasik iktisada göre; tasarruftan elde edilen gelir yüksek vergilendirildiğinde tasarruf arzındaki düşüş, yüksek faiz oranlarına bu da yatırımlarda düşmeye yol açarak sosyal refahta gerilemeye yol açar. Yine bu görüşe göre; yeniden dağıtıcı politikalar, tasarruf, yatırım, çalışma gücü ve inovasyonları olumsuz etkilediği gibi kaynakları etkin ve verimli olan özel sektörden verimsiz ve etkin olmayan kamuya aktardığı için (Vedder, 2006:54) etkinliğin azalmasına yol açmaktadır. Yeniden dağıtım politikalarının etkinlik azaltıcı gücü bu politikaların progresiflik derecesine bağlıdır. Vergi ve kamu harcamalarının progresifliği, vergi veya kamu harcamalarının yoksullar lehine düz oranlılıktan ayrılmasının ölçülmesidir (Albayrak, 2009:31). Kamunun yeniden dağıtım politikaları, yüksek gelirlilerden düşük gelirlilere sosyal güvenlik sistemi ve progresif gelir vergisi aracılığıyla yapılan aktarmalar sonucu, yüksek gelirliler hak ettiğinden az fayda alırken düşük gelirliler beklediğinden daha fazla fayda almaktadırlar (Sandmo, 1999:147). Modern görüşe göre vergi sistemindeki progresivitenin optimal boyutu eşitliketkinlik çelişkisini yansıtmaktadır. Vergi sistemi, bireylerin ve iş adamlarının davranışlarını ne kadar etkiliyorsa yeniden dağıtımın sosyal maliyeti de o kadar yüksektir. Sosyal maliyet, vergi dağılımının adaletliliği ile verginin etkinlik üzerindeki sonuçları arasındaki çelişkiden doğmaktadır. Standart modelde kişilerin vergiye karşı tavırları, tekil ve sürekli olarak görülür ve herkes için elastik kabul edilir. Gerçekte ise verginin ikame esnekliği-etkinlik bozucu etkisi-herkes için geçerli olmayabileceği gibi kişiden kişiye ve gelir düzeyine göre de değişebilmektedir (Slemrod, 2006:73-81). Diamond ve Mirrless (1971) e göre idari açıdan kamunun sosyal adalet gerekçesiyle gelir dağıtıcı ve kamu finansmanı amacıyla gelir oluşturucu amaçlarını götürü vergilerle sağlaması mümkün değildir. Üretim Etkinliği Teoremine göre; götürü vergi uygun olmadığından optimal vergilendirme ancak üretim etkinliğini bozmayan vergilendirmedir. Bu ise son tüketim üzerindeki vergilendirme eğer üretilen ürünler arasında maliyetsiz bir şekilde farklılaştırılabiliyorsa mümkündür. Aksi takdirde ana girdiler üzerindeki spesifik sektörel vergilendirme ve gümrük vergileri ile refah iyileştirmesi sağlanamaz (Munk, 2009:5-7). Bu durumda kamunun yeniden dağıtım amacıyla kullanabileceği tek vergi kalmaktadır, bu da progresif gelir vergisidir. Götürü vergi yerine gelir vergisi, gelir ve ikame etkisi yaratmaktadır. Götürü vergi gibi harcanabilir geliri azaltır (gelir etkisi) ve buna ek olarak çalışma ile dinlenme arasındaki göreceli fiyatı piyasa emek arzı aleyhine bozar (ikame etkisi), bu da zorunlu olarak kaynak etkinliği kaybına yol açmaktadır. Çalışanın marjinal verimliliği ile onun tatile ilişkin subjektif değerlendirmesinin sonucu olan ikame etkisi, yeniden dağıtımın marjinal maliyetidir. Marjinal etkinlik kaybı, verginin marjinal fiyat farklılaştırması ile emek arzı kaybının ürünüdür. Bunu şu şekilde göstermek mümkündür: m¹=m²(1-φe), burada m¹ yeniden dağıtımdan yararlanan çalışmayanın, m² ise vergi ödeyen çalışanın marjinal gelir faydası olarak düşünülmektedir. Φ verginin 276 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

19 M.S. BAĞLI marjinal fiyat farklılaştırmasını, e ise çalışanların vergi sonrası emek arzının telafi edici elastikiyetini göstermektedir. Çalışanların vergi sonrası emek arzının telafi edici elastikiyeti arttıkça yeniden dağıtımın optimal derecesi artmaktadır. Telafi etme elastikiyeti sıfırsa gelir vergisi sadece gelir etkili olduğundan götürü vergi gibi olacağından yeniden dağıtımın optimal derecesi değişmeyecektir. Sonuç itibarıyla yeniden dağıtımın marjinal maliyeti kamu finansmanın marjinal maliyeti olarak değerlendirildiği gibi diğer kamu harcamaları için de kullanılmaktadır (Sandmo, 1999:150). Burada önemli olan kamunun yeniden dağıtıcı politikalarının ne kadar ikame etkisi yaratarak etkinliği bozduğudur. Yeniden dağıtım politikalarının ana aygıtı olan vergilendirmenin etkinliği bozduğunu iddia edenlerin aksine, yeni veya artan vergilerin çıktı düzeyi üzerinde olumlu etki yaptığını iddia edenler de bulunmaktadır. Yüksek vergiyle karşılaşan bireyler gelir etkisi nedeniyle kaybettikleri geliri telafi etmek için daha fazla çalışabilirler. Aynı zamanda vergiden elde edilen gelir, üretimi artırıcı alanlarda kullanılırsa verginin üretimi caydırıcı etkisini telafi edebilir. Dolayısıyla açıkça ve zorunlu olarak vergilerin gelir ve servet birikimi üzerindeki pozitif, negatif ve nötr etkisini kestirmek zordur (Vedder, 2006:54). Stiglitz, Pareto analizinde etkinlik-eşitlik çelişkisinin yeniden dağıtıcı politikaların doğasında var olduğunu, kaynakların daha çok sahip olanlardan daha az sahip olanlara aktarılmasının kaynak tahsisinde bozulmaya yol açarak etkinliği bozacağını şu şekilde açıklamaktadır: U, fayda fonksiyonunu; C, tüketimi; L, emek arzını; Y, bireysel geliri; M, götürü vergiyi; w, ücreti ifade ettiğine göre: U (C, L) C=Y-M=w.L-M Kamunun yeniden dağıtım politikalarıyla çalışan M den çalışmayan N ye kaynak aktarıldığında: Mⁿ.Nⁿ+M.N=0 M ve N yetenekleri ve elde ettikleri göz önünde bulundurulmaksızın aynı seviyede tüketim sahibi olmaktadırlar. Bu durumda bireysel fayda fonksiyonları için: -C sabitken Y de artış, faydayı azaltır. Çünkü daha fazla gelir için daha fazla emek gerekmektedir. -Daha üretken bireylerin tüketimle emek arzı arasındaki marjinal ikame oranları düşer. -Vergi yokken bireyler faydalarını maksimize ederken tüketimle emek arzı arasındaki marjinal ikame oranlarını ücretlere eşitlerler (Stiglitz, 1987:6-18). Bu durumda kamunun yeniden dağıtım politikalarının etkileri aktörlerin hangi yeteneklere sahip oldukları ve nasıl davranacaklarına bağlıdır. Nitekim eğer kamu kimin hangi yeteneklere sahip olduğunu bilseydi ve her bireyin gelir ve tüketimini tam ve maliyetsiz bir şekilde gözetleyebilseydi, yeniden dağıtım politikalarının etkinlik bozucu sonuçlarından kaçınmak mümkün olabilirdi (Stiglitz, 1987:28-29). Sonuç itibarıyla Stiglitz e göre eşitlikçi sosyal refah fonksiyonundan gelirin eşitlikçi dağılımında kazanç, verginin bozucu etkisinden kayıp ortaya çıkmaktadır. Kazanım-maliyet farkı ise üç temel varsayıma göre belirlenmektedir; emek arzının ne kadar esnek olduğuna, toplumun eşitsizliğe ne kadar duyarlı olduğuna ve ulusal Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık

20 Etkinlik-Eşitlik Çelişkisi Bağlamında Yeniden Dağıtım Politikalarının Sosyal Refah Üzerindeki Etkisi gelir içinde kamunun payının hangi düzeyde olduğuna bağlıdır (Stiglitz, 1987:39). Bu durumda, kamunun yeniden dağıtıcı politikalarının her zaman ve her şart altında etkinlik üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Yeniden dağıtım politikalarının sosyal refahı azalttığı tezi sadece etkinlik-eşitlik çelişkisine ve vergilerin ikame etkisine dayandırılmaktadır. Halbuki marjinalist iktisat teorisine göre; fayda gelire göre azalan oranlı olduğundan, yüksek gelir gruplarının ek bir birim gelirden elde ettikleri fayda, düşük gelir gruplarının ek bir birim gelirden aldıkları faydaya göre daha düşüktür. Yüksek gelir gruplarından progresif vergilendirme ile düşük gelir gruplarına gelir aktarılması durumunda düşük gelir gruplarının elde edecekleri fayda, yüksek gelir gruplarının kaybedeceği faydadan daha yüksek olacağından, bireysel toplam faydalardan oluştuğu varsayılan sosyal refahı artıracaktır. En büyük iyinin en büyük kısma diyen Bentham ın görüşünü faydacı görüşle birleştirdiğimizde vergi ve vergiyle finanse edilen kamu harcamaları harcanabilir gelir eşitsizliğini azaltmakta, progresif vergilendirme küçük bir kısmın refahını bozarken büyük bir kısmın refahını artırmakla (Vedder, 2006:61) sosyal refahın artmasına aracılık etmektedir. Kamu politikalarının eşitlik-etkinlik üzerindeki etkilerini araştıran literatürde 1980 sonrası ortaya çıkan eğilimlere bakıldığında; Yapısal Uyum Programları nın potansiyel sonuçlarını araştıranlar aşırı değerlenmiş kur gibi piyasa müdahaleleri ile diğer kamu müdahalelerinin hem etkinliği hem eşitliği bozduğunu iddia ederek politika reformlarının sadece büyümeyi artırmakla sınırlı kalmayıp, eşitsizlik ve fakirliği de artırdığını belirtmişlerdir. Doğu Asya Mucizesini araştıranlar, büyümeeşitlik birlikteliğini vurgulayarak kamunun yeniden dağıtım politikaları ile sağlanan başlangıçtaki eşitliğin sadece büyümeyi eşit dağıtmakla kalmayıp, bizzat büyümeyi de hızlandırdığını belirtmişlerdir (Kanbur, 2007: ). Nitekim Dünya Bankasının (1990) The World Development Report da, özel sektörün teşvik edeceği emek talep edici büyüme ile kamunun temel eğitim, sağlık ve altyapı yatırımlarının gerçekleştirdiği bir modelde, eşitlik-etkinlik çelişkisinin giderileceği iddia edilmektedir. Kuznets ile birlikte yaptığı çalışmalarda (1954), Afrika ve Latin Amerika daki politika reformlarının sonuçlarına dayalı olarak etkinlik-eşitlik çelişkisini gündeme getiren Lewis (1983) e göre uygun zamanda uygun kamu politikaları ile etkinlik-eşitlik çelişkisinin üstünden gelmek mümkündür. Çünkü uygulandığında kişi başına milli geliri ve eşitliği sağlayan politika setleri olabileceği gibi kısa vadede eşitsizliği artırıp, yüksek büyümeyi sağlayan politikalar da vardır. Örneğin Chu (1995) yaptığı araştırmada, Tayvan ın başlangıçta kamunun yeniden dağıtım politikaları ile eşitsizliği azalttığını ve daha sonra da uygun politikalarla büyüme ve eşitliği birlikte sağladığını ortaya koymuştur (Kanbur, 2007: ). Burada iş tamamen politika tasarımcılarının hedeflerine ve değer yargılarına bağlı hale gelmektedir. Büyüme politikalarını uygulamaya koymadan önce kamunun yeniden dağıtım politikaları ile üretken varlıkların iyi yeniden dağıtımını sağlayarak; üretkenlik, pazara ulaşım ve üretkenlik artırıcı fırsatlarda iyileşme sağlamak mümkündür. Bu da varlıkların daha değerli olmasına yol açarak etkinlik ve eşitliğin kamunun yeniden dağıtıcı politikaları ile eş-anlı sağlanmasına yol açmaktadır. Nitekim Adelman (1978, 1980 ve 1986) yaptığı çalışmalarda, komünist olmayan yeni sanayileşen ülkelerin uygun kamu yeniden dağıtım politikaları (toprak reformu, yaygın eğitim 278 Maliye Dergisi Sayı 161 Temmuz -Aralık 2011

Makro İktisat II Örnek Sorular. 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120

Makro İktisat II Örnek Sorular. 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120 Makro İktisat II Örnek Sorular 1. Tüketim fonksiyonu ise otonom vergi çarpanı nedir? (718 78) 2. GSYİH=120 Tüketim harcamaları = 85 İhracat = 6 İthalat = 4 Hükümet harcamaları = 14 Dolaylı vergiler = 12

Detaylı

İçindekiler kısa tablosu

İçindekiler kısa tablosu İçindekiler kısa tablosu Önsöz x Rehberli Tur xii Kutulanmış Malzeme xiv Yazarlar Hakkında xx BİRİNCİ KISIM Giriş 1 İktisat ve ekonomi 2 2 Ekonomik analiz araçları 22 3 Arz, talep ve piyasa 42 İKİNCİ KISIM

Detaylı

EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI KAMU HİZMETLERİ DIŞSALLIKLAR KAMU HARCAMALARININ ARTIŞINA YÖNELİK GÖRÜŞLER

EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI KAMU HİZMETLERİ DIŞSALLIKLAR KAMU HARCAMALARININ ARTIŞINA YÖNELİK GÖRÜŞLER 4.bölüm EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI KAMU HİZMETLERİ DIŞSALLIKLAR KAMU HARCAMALARININ ARTIŞINA YÖNELİK GÖRÜŞLER EKONOMİK SÜREÇ İÇİNDE DEVLETİN FONKSİYONLARI 1.Kaynak Dağılımında Etkinlik:

Detaylı

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS

İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS İKTİSAT ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA DERS İÇERİKLERİ 1. YIL GÜZ DÖNEMİ İleri Makroiktisat I IKT801 1 3 + 0 6 Makro iktisadın mikro temelleri, emek, mal ve sermaye piyasaları, modern AS-AD eğrileri. İleri

Detaylı

A İKTİSAT KPSS-AB-PS / 2008 5. Mikroiktisadi analizde, esas olarak reel ücretlerin dikkate alınmasının en önemli nedeni aşağıdakilerden

A İKTİSAT KPSS-AB-PS / 2008 5. Mikroiktisadi analizde, esas olarak reel ücretlerin dikkate alınmasının en önemli nedeni aşağıdakilerden 1. Her arz kendi talebini yaratır. şeklindeki Say Yasasını aşağıdaki iktisatçılardan hangisi kabul etmiştir? A İKTİSAT 5. Mikroiktisadi analizde, esas olarak reel ücretlerin dikkate alınmasının en önemli

Detaylı

EK : DIŞSAL TASARRUFLAR ( EKONOMİLER )

EK : DIŞSAL TASARRUFLAR ( EKONOMİLER ) EK : DIŞSAL TASARRUFLAR ( EKONOMİLER ) Genel denge teorisinin sonuçlarının yatırım kararlarında uygulanamamasının iki temel nedeni şunlardır: 1) Genel denge teorisinin tam bölünebilirlik varsayımı her

Detaylı

DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT

DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT 2 1. A malının fiyatındaki bir artış karşısında B malına olan talep azalıyorsa A ve B mallarının özellikleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur? A) A ve B

Detaylı

BİRİNCİ SEVİYE ÖRNEK SORULARI EKONOMİ

BİRİNCİ SEVİYE ÖRNEK SORULARI EKONOMİ BİRİNCİ SEVİYE ÖRNEK SORULARI EKONOMİ SORU 1: Tam rekabet ortamında faaliyet gösteren bir firmanın kısa dönem toplam maliyet fonksiyonu; STC = 5Q 2 + 5Q + 10 dur. Bu firma tarafından piyasaya sürülen ürünün

Detaylı

2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi

2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi 2015 2017 Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisadi ve Mali Analiz Yüksek Lisansı Bütçe Uygulamaları ve Mali Mevzuat Dersi Kıvanç

Detaylı

SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA

SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA SORU SETİ 11 MİKTAR TEORİSİ TOPLAM ARZ VE TALEP ENFLASYON KLASİK VE KEYNEZYEN YAKLAŞIMLAR PARA Problem 1 (KMS-2001) Kısa dönem toplam arz eğrisinin pozitif eğimli olmasının nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Detaylı

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri

İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri İktisat Anabilim Dalı- Tezsiz Yüksek Lisans (Uzaktan Eğitim) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı Mikroekonomik Analiz I IKT751 1 3 + 0 8 Piyasa, Bütçe, Tercihler, Fayda, Tercih,

Detaylı

İKTİSAT SORU BANKASI ECONOMICUS TAMAMI ÇÖZÜMLÜ DİLEK ERDOĞAN KURUMLU TEK KİTAP

İKTİSAT SORU BANKASI ECONOMICUS TAMAMI ÇÖZÜMLÜ DİLEK ERDOĞAN KURUMLU TEK KİTAP ECONOMICUS İKTİSAT SORU BANKASI TAMAMI ÇÖZÜMLÜ Mikro İktisat Makro İktisat Para-Banka Kredi Uluslararası İktisat Büyüme ve Kalkınma Türkiye Ekonomisi İktisadi Doktrinler Tarihi KPSS ve kurum sınavları

Detaylı

BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ

BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ İÇİNDEKİLER BÖLÜM I MAKROEKONOMİYE GENEL BİR BAKIŞ Giriş... 1 1. Makroekonomi Kuramı... 1 2. Makroekonomi Politikası... 2 2.1. Makroekonomi Politikasının Amaçları... 2 2.1.1. Yüksek Üretim ve Çalışma Düzeyi...

Detaylı

İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ... v İÇİNDEKİLER... vi GENEL EKONOMİ 1. Ekonominin Tanımı ve Kapsamı... 1 1.1. Ekonomide Kıtlık ve Tercih... 1 1.2.

İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ... v İÇİNDEKİLER... vi GENEL EKONOMİ 1. Ekonominin Tanımı ve Kapsamı... 1 1.1. Ekonomide Kıtlık ve Tercih... 1 1.2. İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ... v İÇİNDEKİLER... vi GENEL EKONOMİ 1. Ekonominin Tanımı ve Kapsamı... 1 1.1. Ekonomide Kıtlık ve Tercih... 1 1.2. Ekonominin Tanımı... 3 1.3. Ekonomi Biliminde Yöntem... 4 1.4.

Detaylı

DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT. 1. Ekonominin bulunduğu noktanın, üretim olanakları eğrisinin solunda olması aşağıdakilerden hangisini gösterir?

DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT. 1. Ekonominin bulunduğu noktanın, üretim olanakları eğrisinin solunda olması aşağıdakilerden hangisini gösterir? DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT 1 1. Ekonominin bulunduğu noktanın, üretim olanakları eğrisinin solunda olması aşağıdakilerden hangisini gösterir? A) Ekonominin geliştiğini B) Ekonomik büyümenin, kısa

Detaylı

2.BÖLÜM ÇOKTAN SEÇMELİ

2.BÖLÜM ÇOKTAN SEÇMELİ CEVAP ANAHTARI 1.BÖLÜM ÇOKTAN SEÇMELİ 1.(e) 2.(d) 3.(a) 4.(c) 5.(e) 6.(d) 7.(e) 8.(d) 9.(b) 10.(e) 11.(a) 12.(b) 13.(a) 14.(c) 15.(c) 16.(e) 17.(e) 18.(b) 19.(d) 20.(a) 1.BÖLÜM BOŞLUK DOLDURMA 1. gereksinme

Detaylı

Mikroiktisat Final Sorularý

Mikroiktisat Final Sorularý Mikroiktisat Final Sorularý MERSĐN ÜNĐVERSĐTESĐ ĐKTĐSADĐ VE ĐDARĐ BĐLĐMLER FAKÜLTESĐ MALĐYE VE ĐŞLETME BÖLÜMLERĐ MĐKROĐKTĐSAT FĐNAL SINAVI 10.01.2011 Saat: 13:00 Çoktan Seçmeli Sorular: Sorunun Yanıtı

Detaylı

MATEMATiKSEL iktisat

MATEMATiKSEL iktisat DİKKAT!... BU ÖZET 8 ÜNİTEDİR BU- RADA İLK ÜNİTE GÖSTERİLMEKTEDİR. MATEMATiKSEL iktisat KISA ÖZET KOLAY AOF Kolayaöf.com 0362 233 8723 Sayfa 2 içindekiler 1.ünite-Türev ve Kuralları..3 2.üniteTek Değişkenli

Detaylı

Ekonomi II. 20.Para Teorisi ve Politikası. Doç.Dr.Tufan BAL. Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından

Ekonomi II. 20.Para Teorisi ve Politikası. Doç.Dr.Tufan BAL. Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından Ekonomi II 20.Para Teorisi ve Politikası Doç.Dr.Tufan BAL Not:Bu sunun hazırlanmasında büyük oranda Prof.Dr.Tümay ERTEK in Temel Ekonomi kitabından faydalanılmıştır. 20.1.Para Teorisi Para miktarındaki

Detaylı

1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU

1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 MAKRO EKONOMİNİN DOĞUŞU ve TEMEL KAVRAMLAR 11 1.1.Makro Ekonominin Doğuşu 12 1.1.1.Makro Ekonominin Doğuş Süreci 12 1.1.2.Mikro ve Makro Ekonomi Ayrımı 15 1.1.3.Makro Analiz

Detaylı

GELIR VE SERVET BÖLÜŞÜMÜ 2

GELIR VE SERVET BÖLÜŞÜMÜ 2 GELIR VE SERVET BÖLÜŞÜMÜ 2 1. LORENZ EĞRİSİ 2 2. GELİR BÖLÜŞÜMÜ 3 3. PROBLEMLER VE REFORM ÖNERİLERİ 4 4. BENZERİ BENZERLE KIYASLAMAK; SERVET VE GELİR EŞİTLİĞİ 4 5.1. BEŞERİ SERMAYE 5 6. FAKTÖR FİYATLARI

Detaylı

İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2

İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2 İktisadi Planlamayı Gerektiren Unsurlar İKTİSADİ PLANLAMA GEREĞİ 2 PLANLAMAYI GEREKTİREN UNSURLAR Sosyalist model-kurumsal tercihler Piyasa başarısızlığı Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunları 2

Detaylı

A İKTİSAT KPSS-AB-PS/2007

A İKTİSAT KPSS-AB-PS/2007 1. Büyüme Kutupları nın, altyapı yatırımları ve dışsal ekonomiler yoluyla yaratacağı etkiler nedeniyle kalkınmanın önünde bir engel olduğunu belirten iktisatçı aşağıdakilerden hangisidir? A) F. Perroux

Detaylı

tepav Mart2011 N201139 POLİTİKANOTU Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

tepav Mart2011 N201139 POLİTİKANOTU Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı POLİTİKANOTU Mart2011 N201139 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Sarp Kalkan 1 Politika Analisti, Ekonomi Etütleri Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Cari açık, uzun yıllardan

Detaylı

FİYAT İSTİKRARI ACI KAHVE

FİYAT İSTİKRARI ACI KAHVE FİYAT İSTİKRARI ACI KAHVE Sevinç Karakoç Raziye Akyıldırım Yasemin Ağdaş Duygu Çırak NELER ANLATILACAK? FİYAT İSTİKRARI NEDİR? FİYAT İSTİKRARININ YARARLARI NELERDİR? TÜRKİYE DE FİYAT İSTİKRARI Bir toplumu

Detaylı

ÜRETİM ve MALİYETLER. Üretim Fonksiyonu 14.12.2011. Kısa Dönemde Üretim Fonksiyonu. Doç.Dr. Erdal Gümüş

ÜRETİM ve MALİYETLER. Üretim Fonksiyonu 14.12.2011. Kısa Dönemde Üretim Fonksiyonu. Doç.Dr. Erdal Gümüş .. Üretim Fonksiyonu ÜRETİM ve MALİYETLER Doç.Dr. Erdal Gümüş Üretim fonksiyonu: Üretim girdileri ile çıktı ilişkisini ifade eden bir fonksiyondur. Başka bir tanım: teknoloji veri iken belirli miktarlardaki

Detaylı

İKT 207: Mikro iktisat. Faktör Piyasaları

İKT 207: Mikro iktisat. Faktör Piyasaları İKT 207: Mikro iktisat Faktör Piyasaları Tartışılacak Konular Tam Rekabetçi Faktör Piyasaları Tam Rekabetçi Faktör Piyasalarında Denge Monopson Gücünün Olduğu Faktör Piyasaları Monopol Gücünün Olduğu Faktör

Detaylı

IS LM MODELİ ÇALIŞMA SORULARI

IS LM MODELİ ÇALIŞMA SORULARI IS LM MODELİ ÇALIŞMA SORULARI Soru KPSS 2001 Otonom tüketim harcamalarının artması aşağıdakilerin hangisine neden olur? a) Denge üretim düzeyinin artmasına, LM eğrisinin sağa doğru kaymasına b) Denge üretim

Detaylı

1. KEYNESÇİ PARA TALEBİ TEORİSİ

1. KEYNESÇİ PARA TALEBİ TEORİSİ DERS NOTU 06 IS/LM EĞRİLERİ VE BAZI ESNEKLİKLER PARA VE MALİYE POLİTİKALARININ ETKİNLİKLERİ TOPLAM TALEP (AD) Bugünki dersin içeriği: 1. KEYNESÇİ PARA TALEBİ TEORİSİ... 1 2. LM EĞRİSİ VE PARA TALEBİNİN

Detaylı

DÜZENLEME VE ANTİ-TRÖST YASASI 2

DÜZENLEME VE ANTİ-TRÖST YASASI 2 DÜZENLEME VE ANTİ-TRÖST YASASI 2. PİYASAYA MÜDAHALE 2.. ARTIKLAR VE BÖLÜŞÜMÜ 2 2. DÜZENLEMENİN EKONOMİK KURAMI 3 2.. DENGE 3 3. DÜZENLEME VE DOĞAL TEKELLER 4 3.. KARTELLERİN DÜZENLENMESİ 7 4. ANTİ-TRÖST

Detaylı

Komisyon İKTİSAT ÇEK KOPAR YAPRAK TESTİ ISBN 978-605-364-577-1. Kitapta yer alan bölümlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.

Komisyon İKTİSAT ÇEK KOPAR YAPRAK TESTİ ISBN 978-605-364-577-1. Kitapta yer alan bölümlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. Komisyon İKTİSAT ÇEK KOPAR YAPRAK TESTİ ISBN 978-605-364-577-1 Kitapta yer alan bölümlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. 2014 Pegem Akademi Bu kitabın basım, yayın ve satış hakları Pegem Akademi

Detaylı

1. Toplam Harcama ve Denge Çıktı

1. Toplam Harcama ve Denge Çıktı DERS NOTU 03 TOPLAM HARCAMALAR VE DENGE ÇIKTI - I Bugünki dersin içeriği: 1. TOPLAM HARCAMA VE DENGE ÇIKTI... 1 HANEHALKI TÜKETİM VE TASARRUFU... 2 PLANLANAN YATIRIM (I)... 6 2. DENGE TOPLAM ÇIKTI (GELİR)...

Detaylı

EKONOMİK KRİZİN EMEK PİYASALARINA ETKİLERİ

EKONOMİK KRİZİN EMEK PİYASALARINA ETKİLERİ EKONOMİK KRİZİN EMEK PİYASALARINA ETKİLERİ 1990 sonrasında peş peşe gelen finansal krizler; bir yandan teorik alanda farklı açılımlara hız kazandırırken bir yandan da, küreselleşme süreci ile birlikte,

Detaylı

İktisat Bölümü Ders Tanımları

İktisat Bölümü Ders Tanımları İktisat Bölümü Ders Tanımları ECON 102 İktisat Sosyolojisi (3,0,0,3,8) İktisat sosyolojisinin temel prensiplerinin sunumu; iktisat sosyolojisinin ekonomik dinamikler üzerindeki etkisinin aktarılması; temel

Detaylı

SAY 203 MİKRO İKTİSAT

SAY 203 MİKRO İKTİSAT SAY 203 MİKRO İKTİSAT Piyasa Dengesi YRD. DOÇ. DR. EMRE ATILGAN SAY 203 MİKRO İKTİSAT - YRD. DOÇ. DR. EMRE ATILGAN 1 PİYASA DENGESİ Bu bölümde piyasa kavramı, piyasa türleri ve piyasa mekanizmasının işleyişi

Detaylı

IS-LM MODELİNİN UYGULANMASI

IS-LM MODELİNİN UYGULANMASI IS-LM MODELİNİN UYGULANMASI IS ve LM eğrilerinin kesiştiği nokta milli geliri belirliyor. Birinin kayması kısa dönem dengeyi değiştiriyordu. Maliye politikası Hükümet harcamaları artışı IS eğrisi sağa

Detaylı

gerçekleşen harcamanın mal ve hizmet çıktısına eşit olmasının gerekmemesidir

gerçekleşen harcamanın mal ve hizmet çıktısına eşit olmasının gerekmemesidir BÖLÜM 5 Açık Ekonomi Açık Ekonomi Önceki bölümlerde kapalı ekonomi varsayımı yaptık Bu varsayımı terk ediyoruz çünkü ekonomilerin çoğu dışa açıktır. Kapalı ve açık ekonomiler arasındaki fark açık ekonomide

Detaylı

MALİYE ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS

MALİYE ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS. Dersin Adı Kod Yarıyıl T+U AKTS MALİYE ANABİLİM DALI ORTAK DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ 1. Yıl - GÜZ DÖNEMİ Doktora Uzmanlık Alanı MLY898 3 3 + 0 6 Bilimsel araştırmarda ve yayınlama süreçlerinde etik ilkeler. Tez yazım kuralları,

Detaylı

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 Prof. Dr. Yıldırım Beyazıt ÖNAL 6. HAFTA 4. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE ULUSLAR ARASI FON HAREKETLERİ Gelişmekte olan ülkeler, son 25 yılda ekonomik olarak oldukça

Detaylı

Kapalı bir ekonomide yatırım tasarruf eşitliği aşağıdaki gibidir; I = S + ( T G) I = S

Kapalı bir ekonomide yatırım tasarruf eşitliği aşağıdaki gibidir; I = S + ( T G) I = S B.E.A. Tasarruf, Sermaye Birikimi ve Üretim Bir ülkede fiziksel sermaye üretim fonksiyonuna bir girdi olarak girmektedir. Fiziksel sermayedeki artış üretime (aynı zamanda gelire) neden olmaktadır. Gelirde

Detaylı

Ekonomi I. Ne Öğreneceğiz?? Ne Öğreneceğiz?? Tüketicilerin neden öyle davrandıkları ve neden fiyatı düşen bir maldan normal olarak daha fazla,

Ekonomi I. Ne Öğreneceğiz?? Ne Öğreneceğiz?? Tüketicilerin neden öyle davrandıkları ve neden fiyatı düşen bir maldan normal olarak daha fazla, Ekonomi I Tüketici Teorisi Ne Öğreneceğiz?? Tüketicilerin neden öyle davrandıkları ve neden fiyatı düşen bir maldan normal olarak daha fazla, fiyatı yükselen bir maldan da daha az aldıklarıyla ilgileneceğiz.

Detaylı

DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT

DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT DENEME SINAVI A GRUBU / İKTİSAT 2 1. Tamamlayıcı mallardan birinin (otomobil-benzin) fiyatındaki artış diğer malın talebini azaltacak, talep eğrisini sola kaydıracaktır. Örneğin benzin fiyatındaki artış

Detaylı

ÜRETİM VE MALİYETLER

ÜRETİM VE MALİYETLER ÜRETİM VE MALİYETLER FİRMALARIN TEMEL AMACI Mal ve hizmet üretimi firmalar tarafından gerçekleştirilir. Ekonomi teorisine göre, firmaların mal ve hizmet üretimindeki temel amacı kar maksimizasyonu (en

Detaylı

FİNANSAL YÖNETİM. Finansal Planlama Nedir?

FİNANSAL YÖNETİM. Finansal Planlama Nedir? FİNANSAL YÖNETİM FİNANSAL PLANLAMA Yrd.Doç.Dr. Serkan ÇANKAYA Finansal analiz işletmenin geçmişe dönük verilerine dayanmaktaydı ancak finansal planlama ise geleceğe yönelik hareket biçimini belirlemeyi

Detaylı

Klasik & Keynesyen İktisat Çalışma Soruları.

Klasik & Keynesyen İktisat Çalışma Soruları. Klasik & Keynesyen İktisat Çalışma Soruları. 1-Genel teoriye göre effektif talep ile ilgili hangisi yanlıştır? a)milli Gelir seviyesini effektif talep belirler b)sermayenin marjinal etkinliği artarsa effektif

Detaylı

Para Piyasasında Denge: LM (Liquit Money) Modeli

Para Piyasasında Denge: LM (Liquit Money) Modeli 11. Hafta Para Piyasasında Denge: LM (Liquit Money) Modeli Para piyasasının dengede olduğu (reel para arzının, reel para talebine eşit olduğu) faiz ve reel gelir düzeylerini gösteren eğriye, LM eğrisi

Detaylı

1. İLİŞKİLERİN İNCELENMESİNE YÖNELİK ANALİZLER. 1.1. Sosyal Bilimlerde Nedensel Açıklamalar

1. İLİŞKİLERİN İNCELENMESİNE YÖNELİK ANALİZLER. 1.1. Sosyal Bilimlerde Nedensel Açıklamalar 1. İLİŞKİLERİN İNCELENMESİNE YÖNELİK ANALİZLER Daha önceki derslerimizde anlatıldığı bilimsel araştırmalar soruyla başlamaktadır. Ancak sosyal bilimlerde bu soruların cevaplarını genel geçerli sonuçlar

Detaylı

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK? Dünyada mal ve hizmet hareketlerinin uluslararası dolaşımına ve üretimin uluslararasılaşmasına imkan veren düzenlemeler (Dünya Ticaret Örgütü, Uluslararası

Detaylı

PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ

PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ Bu ünite tamamlandığında; Alternatif yöntemleri kullanarak IS eğrisini elde edebileceğiz IS eğrisinin eğiminin hangi faktörlere bağlı olduğunu ifade edebileceğiz

Detaylı

OPTİMAL VERGİLEME ÖĞR. GÖR. AYNUR ARSLAN BURŞUK DERS 2

OPTİMAL VERGİLEME ÖĞR. GÖR. AYNUR ARSLAN BURŞUK DERS 2 OPTİMAL VERGİLEME ÖĞR. GÖR. AYNUR ARSLAN BURŞUK DERS 2 Optimal vergileme denildiğinde en iyi ve en uygun vergileme sistemi anlaşılmaktadır. Tarih boyunca böyle bir sistem aranmış ancak halen böyle bir

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

TOPLAM TALEP I: IS-LM MODELİNİN OLUŞTURULMASI

TOPLAM TALEP I: IS-LM MODELİNİN OLUŞTURULMASI BÖLÜM 10 TOPLAM TALEP I: IS-LM MODELİNİN OLUŞTURULMASI IS-LM Modelinin Oluşturulması Klasik teori 1929 ekonomik krizine çare üretemedi Teoriye göre çıktı, faktör arzına ve teknolojiye bağlıydı Bunlar ise

Detaylı

EUROBAROMETRE 71 AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU

EUROBAROMETRE 71 AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU Standard Eurobarometer European Commission EUROBAROMETRE 71 AVRUPA BİRLİĞİ NDE KAMUOYU BAHAR 2009 ULUSAL RAPOR ÖZET TÜRKİYE Standatd Eurobarometre 71 / Bahar 2009 TNS Görüş ve Sosyal Bu araştırma Avrupa

Detaylı

Standart Ticaret Modeli

Standart Ticaret Modeli Chapter 6 Standart Ticaret Modeli Copyright 2012 Pearson Addison-Wesley. All rights reserved. Önizleme Relatif arz ve relatif talep Dış Ticaret Hadleri (Terms of Trade) ve refah Ekonomik büyüme, ithal

Detaylı

DERS NOTU 09 DIŞLAMA ETKİSİ UYUMLU MALİYE VE PARA POLİTİKALARI PARA ARZI TANIMLARI KLASİK PARA VE FAİZ TEORİLERİ

DERS NOTU 09 DIŞLAMA ETKİSİ UYUMLU MALİYE VE PARA POLİTİKALARI PARA ARZI TANIMLARI KLASİK PARA VE FAİZ TEORİLERİ DERS NOTU 09 DIŞLAMA ETKİSİ UYUMLU MALİYE VE PARA POLİTİKALARI PARA ARZI TANIMLARI KLASİK PARA VE FAİZ TEORİLERİ Bugünki dersin içeriği: 1. MALİYE POLİTİKASI VE DIŞLAMA ETKİSİ... 1 2. UYUMLU MALİYE VE

Detaylı

1. Yatırımın Faiz Esnekliği

1. Yatırımın Faiz Esnekliği DERS NOTU 08 YATIRIMIN FAİZ ESNEKLİĞİ, PARA VE MALİYE POLİTİKALARININ ETKİNLİKLERİ, TOPLAM TALEP (AD) EĞRİSİNİN ELDE EDİLİŞİ Bugünki dersin içeriği: 1. YATIRIMIN FAİZ ESNEKLİĞİ... 1 2. PARA VE MALİYE POLİTİKALARININ

Detaylı

Bu Bölümde Neler Öğreneceğiz?

Bu Bölümde Neler Öğreneceğiz? 7. MALİYETLER 193 Bu Bölümde Neler Öğreneceğiz? 7.1. Kısa Dönem Firma Maliyetleri 7.1.1. Toplam Sabit Maliyetler 7.1.2. Değişken Maliyetler 7.1.3. Toplam Maliyetler (TC) 7.1.4. Marjinal Maliyet (MC) 7.1.5.

Detaylı

İÇİNDEKİLER. Bölüm 1 MATEMATİKSEL İKTİSADA GİRİŞ 11 1.1.İktisat Hakkında 12 1.2.İktisatta Grafik ve Matematik Kullanımı 13

İÇİNDEKİLER. Bölüm 1 MATEMATİKSEL İKTİSADA GİRİŞ 11 1.1.İktisat Hakkında 12 1.2.İktisatta Grafik ve Matematik Kullanımı 13 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ III Bölüm 1 MATEMATİKSEL İKTİSADA GİRİŞ 11 1.1.İktisat Hakkında 12 1.2.İktisatta Grafik ve Matematik Kullanımı 13 Bölüm 2 STATİK DENGE ANALİZİ 19 2.1 İktisatta Denge Kavramı 20 2.1.1.

Detaylı

FİNANSAL YÖNETİME İLİŞKİN GENEL İLKELER. Prof. Dr. Ramazan AKTAŞ

FİNANSAL YÖNETİME İLİŞKİN GENEL İLKELER. Prof. Dr. Ramazan AKTAŞ FİNANSAL YÖNETİME İLİŞKİN GENEL İLKELER Prof. Dr. Ramazan AKTAŞ 1 İçerik Finansal Yönetim, Amaç ve İşlevleri Piyasalar, Yatırımlar ve Finansal Yönetim Arasındaki İlişkiler İşletmelerde Vekalet Sorunu (Asil

Detaylı

Para talebi teorisi bu yüzden önemlidir. Yunus Emre ERDOĞAN 1

Para talebi teorisi bu yüzden önemlidir. Yunus Emre ERDOĞAN 1 ~PARA TEORİSİ~ Para Talebi Teorileri 1.GRUP : Klasik ve Paracı Yaklaşımlar *Miktar Teorisi (Fisher / Cambridge) *Modern Miktar Teorisi (M. Friedman) 2. GRUP : Keynesyen ve Neo-Keynesyen Yaklaşımlar A.

Detaylı

Banka Kredileri ve Büyüme İlişkisi

Banka Kredileri ve Büyüme İlişkisi Banka Kredileri ve Büyüme İlişkisi Cahit YILMAZ Kültür Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İstanbul c.yilmaz@iku.edu.tr Key words:kredi,büyüme. Özet Banka kredileri ile ekonomik büyüme arasında

Detaylı

TAM REKABET PİYASASINDA DENGE FİYATININ OLUŞUMU (KISMÎ DENGE)

TAM REKABET PİYASASINDA DENGE FİYATININ OLUŞUMU (KISMÎ DENGE) Ünite 10: TAM REKABET PİYASASINDA DENGE FİYATININ OLUŞUMU (KISMÎ DENGE) Tam rekabetçi bir piyasada halen çalışmakta olan firmalar kısa dönemde normal kârın üzerinde kâr elde ediyorlarsa piyasaya yeni firmalar

Detaylı

BÖLÜM 9. Ekonomik Dalgalanmalara Giriş

BÖLÜM 9. Ekonomik Dalgalanmalara Giriş BÖLÜM 9 Ekonomik Dalgalanmalara Giriş Çıktı ve istihdamdaki kısa dönemli dalgalanmalara iş çevrimleri diyoruz Bu bölümde ekonomik dalgalanmaları açıklamaya çalışıyoruz ve nasıl kontrol edilebileceklerini

Detaylı

Ekonomi I FĐRMA TEORĐSĐ. Piyasa Çeşitleri. Tam Rekabet Piyasası. Piyasa yapılarının çeşitli türleri; Bir uçta tam rekabet piyasası (fiyat alıcı),

Ekonomi I FĐRMA TEORĐSĐ. Piyasa Çeşitleri. Tam Rekabet Piyasası. Piyasa yapılarının çeşitli türleri; Bir uçta tam rekabet piyasası (fiyat alıcı), Ekonomi I Tam Rekabet Piyasası FĐRMA TEORĐSĐ Bu bölümü bitirdiğinizde şunları öğrenmiş olacaksınız: Hasılat, maliyet ve kar kavramları ne demektir? Tam rekabet ne anlama gelir? Tam rekabet piyasasında

Detaylı

SERMAYE VE DOĞAL KAYNAK PİYASALARI 2

SERMAYE VE DOĞAL KAYNAK PİYASALARI 2 SERMAYE VE DOĞAL KAYNAK PİYASALARI 2 1. SERMAYE, YATIRIM VE TASARRUF 2 1.1. SERMAYE VE YATIRIM 2 1.2. TASARRUF VE PORTFÖY TERCİHİ 2 1.3. SERMAYE PİYASASI 3 2. SERMAYE TALEBİ 3 2.1. YATIRIMIN NET BUGÜNKÜ

Detaylı

Sağlık Kuruluşlarında Maliyet Yönetimi ve Güncel

Sağlık Kuruluşlarında Maliyet Yönetimi ve Güncel Sağlık Kuruluşlarında Maliyet Yönetimi ve Güncel Uygulamalar YRD. DOÇ. DR. EMRE ATILGAN TRAKYA ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK YÖNETİMİ BÖLÜMÜ Sağlık Kurumlarında Maliyet Yönetimi ve Güncel Uygulamalar Sunum Planı:

Detaylı

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI. Sürdürülebilirlik vizyonumuz

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI. Sürdürülebilirlik vizyonumuz SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK POLİTİKASI Sürdürülebilirlik vizyonumuz 150 yıllık bir süreçte inşa ettiğimiz rakipsiz deneyim ve bilgi birikimimizi; ekonomiye, çevreye, topluma katkı sağlamak üzere kullanmak, paydaşlarımız

Detaylı

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com Finansal Piyasa Dinamikleri Yekta NAZLI ynazli@yahoo.com Neleri İşleyeceğiz? Finansal Sistemin Resmi Makro Göstergeler ve Yorumlanması Para ve Maliye Politikaları Merkez Bankası ve Piyasalar Finansal Piyasalardaki

Detaylı

Dış Ticaret Politikası-Giriş Dr. Dilek Seymen Dr. Aslı Seda Bilman

Dış Ticaret Politikası-Giriş Dr. Dilek Seymen Dr. Aslı Seda Bilman Dış Ticaret Politikası-Giriş Dr. Dilek Seymen Dr. Aslı Seda Bilman 2 Đçerik 1.Dış Ticaret Politikası-Giriş: Tanım, Genel Ekonomi Politikası içindeki Yeri, Teori-Politika Farkı, Devlet Müdahalesinin Gerekliliği;

Detaylı

2015 HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

2015 HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ 13 Ağustos Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcuna ilişkin yılı ikinci çeyrek verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

Detaylı

ONBĠRĠNCĠ BÖLÜM BÜYÜME, KALKINMA VE YOKSULLUKLA MÜCADELE

ONBĠRĠNCĠ BÖLÜM BÜYÜME, KALKINMA VE YOKSULLUKLA MÜCADELE ONBĠRĠNCĠ BÖLÜM BÜYÜME, KALKINMA VE YOKSULLUKLA MÜCADELE Bu ünite tamamlandığında; Büyümenin kaynaklarının neler olduğunu belirtebileceğiz Büyüme teorilerini açıklayabileceğiz Hızlı büyüme için nelerin

Detaylı

MAĞAZA İMAJI, MAĞAZA MEMNUNİYETİ VE MAĞAZA SADAKATİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN TÜKETİCİLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZET

MAĞAZA İMAJI, MAĞAZA MEMNUNİYETİ VE MAĞAZA SADAKATİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN TÜKETİCİLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ ÖZET D.E.Ü.İ.İ.B.F. Dergisi Cilt:22 Sayı:1, Yıl:2007, ss:105-121 MAĞAZA İMAJI, MAĞAZA MEMNUNİYETİ VE MAĞAZA SADAKATİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN TÜKETİCİLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ Murat Selim SELVİ * Hatice ÖZKOÇ

Detaylı

BİRİNCİ BÖLÜM: KALKINMA VE AZGELİŞMİŞLİK...

BİRİNCİ BÖLÜM: KALKINMA VE AZGELİŞMİŞLİK... İÇİNDEKİLER BİRİNCİ BÖLÜM: KALKINMA VE AZGELİŞMİŞLİK... 1 Kalkınma Ekonomisine Olan Güncel İlgi... 1 Kalkınma Kavramı ve Terminolojisi... 1 Büyüme ve Kalkınma... 1 Kalkınma Terminolojisi... 2 Dünyada Gelir

Detaylı

İktisat Anabilim Dalı- Ortak Doktora Ders İçerikleri

İktisat Anabilim Dalı- Ortak Doktora Ders İçerikleri İktisat Anabilim Dalı- Ortak Doktora Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı İleri Makroiktisat I IKT801 1 3 + 0 6 Makro iktisadın mikro temelleri, emek, mal ve sermaye piyasaları, modern AS-AD

Detaylı

Tekelci Rekabet Piyasası

Tekelci Rekabet Piyasası Tekelci Rekabet iyasası 1900 lü yılların başlarında, ürünlerin homojen olmaması, reklamın giderek 2 artan önemi, azalan maliyet durumlarının yaşanması tam rekabet piyasasına karşı yapılan tartışmaları

Detaylı

Su Ekonomisi ve Doğal Kaynak Değerlemesi. Doç. Dr. Serkan GÜRLÜK Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü serkan@uludag.edu.

Su Ekonomisi ve Doğal Kaynak Değerlemesi. Doç. Dr. Serkan GÜRLÜK Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü serkan@uludag.edu. Su Ekonomisi ve Doğal Kaynak Değerlemesi Doç. Dr. Serkan GÜRLÜK Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü serkan@uludag.edu.tr Su kaynağı için ödeme isteği ve kabul edilen tazminat bedeli

Detaylı

ÇALIŞMA SORULARI TOPLAM TALEP I: MAL-HİZMET (IS) VE PARA (LM) PİYASALARI

ÇALIŞMA SORULARI TOPLAM TALEP I: MAL-HİZMET (IS) VE PARA (LM) PİYASALARI ÇALIŞMA SORULARI TOPLAM TALEP I: MAL-HİZMET (IS) VE PARA (LM) PİYASALARI 1. John Maynard Keynes e göre, konjonktürün daralma dönemlerinde görülen düşük gelir ve yüksek işsizliğin nedeni aşağıdakilerden

Detaylı

PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ

PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ PARA, FAİZ VE MİLLİ GELİR: IS-LM MODELİ Bu bölümde faiz oranlarının belirlenmesi ile faizin denge milli gelir düzeyinin belirlenmesi üzerindeki rolü incelenecektir. IS LM modeli, İngiliz iktisatçılar John

Detaylı

ÇALIŞMA EKONOMİSİ II

ÇALIŞMA EKONOMİSİ II ÇALIŞMA EKONOMİSİ II KISA ÖZET KOLAYAOF DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ.

Detaylı

Çalışma Hayatının İki Büyük Korkusu: İşsizlik ve İş Güvencesizliği Two Big Fear of Working Life: Unemployment and Job Insecurity

Çalışma Hayatının İki Büyük Korkusu: İşsizlik ve İş Güvencesizliği Two Big Fear of Working Life: Unemployment and Job Insecurity Çalışma Hayatının İki Büyük Korkusu: İşsizlik ve İş Güvencesizliği Two Big Fear of Working Life: Unemployment and Job Insecurity İskender GÜMÜŞ* Nebi Sümer, Nevin Solak, Mehmet Harma İşsiz Yaşam: İşsizliğin

Detaylı

DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ

DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ DIŞ TİCARETTE KÜRESEL EĞİLİMLER VE TÜRKİYE EKONOMİSİ (Taslak Rapor Özeti) Faruk Aydın Hülya Saygılı Mesut Saygılı Gökhan Yılmaz Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü

Detaylı

SAY 203 MİKRO İKTİSAT

SAY 203 MİKRO İKTİSAT SAY 203 MİKRO İKTİSAT YRD. DOÇ. DR. EMRE ATILGAN 1 Ders Planı Kıtlık, Tercih ve Piyasa Sistemi Arz Talep Analizi Tüketici Dengesi Üretici Dengesi Maliyet Teorisi Piyasalar Tam Rekabet Piyasası Tekel Piyasası

Detaylı

11.10.2015. Faktör Donatımı Teorisi (Heckscher Ohlin) Karşılaştırmalı Üstünlüklere Eleştiri. Heckscher Ohlin Modelinden Çıkartılan Teoremler

11.10.2015. Faktör Donatımı Teorisi (Heckscher Ohlin) Karşılaştırmalı Üstünlüklere Eleştiri. Heckscher Ohlin Modelinden Çıkartılan Teoremler Faktör Donatımı Teorisi (Heckscher hlin) Karşılaştırmalı Üstünlüklere Eleştiri Karşılaştırmalı üstünlükler teorisi uluslararası emek verimliliğindeki farklılıkların nedeni üzerinde durmamaktadır. Bu açığı

Detaylı

MİLLİ GELİRİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER: TÜKETİM, TASARRUF VE YATIRIM FONKSİYONLARI

MİLLİ GELİRİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER: TÜKETİM, TASARRUF VE YATIRIM FONKSİYONLARI MİLLİ GELİRİ BELİRLEYEN FAKTÖRLER: TÜKETİM, TASARRUF VE YATIRIM FONKSİYONLARI Harcama yöntemine göre yapılan GSYİH hesaplaması GSYİH = C + I + G şeklinde idi. Biz burada GSYİH ile MG arasındaki farkı bir

Detaylı

Klasik ve Neo-klasik Dış Ticaret Teorileri

Klasik ve Neo-klasik Dış Ticaret Teorileri Klasik ve Neo-klasik Dış Ticaret Teorileri Dr.Dilek Seymen Uluslararası İktisat HECKSCHER-OHLIN TEOREMİ Klasikler ülkeler arasındaki dış ticaretin nedenini ülkeler arasındaki üretim maliyetlerinin farklılığına

Detaylı

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği AİFD Türkiye 2006 Yılı İlaç Harcamaları Değerlendirmesi. bilgilendirme notu. Sayfa 1

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği AİFD Türkiye 2006 Yılı İlaç Harcamaları Değerlendirmesi. bilgilendirme notu. Sayfa 1 Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği AİFD Türkiye 2006 Yılı İlaç Harcamaları Değerlendirmesi bilgilendirme notu Sayfa 1 İçindekiler: Konu Sayfa Genel Değerlendirme: Türk ilaç piyasasında neler oldu?... 3

Detaylı

SOSYAL POLİTİKA II KISA ÖZET KOLAYAOF

SOSYAL POLİTİKA II KISA ÖZET KOLAYAOF DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. SOSYAL POLİTİKA II KISA ÖZET KOLAYAOF

Detaylı

N VE PARA ARZININ ÖZELL

N VE PARA ARZININ ÖZELL PARANIN MAKRO EKONOMİDEKİ ROLÜ 1-PARA TALEBİ, PARA ARZI VE FAİZ HADDİ (KEYNESYEN FAİZ TEORİSİ) Klasik ve neoklasik ekonomistlerce öne sürülen faiz teorisinde, faiz haddi, tasarruf arzı ve yatırım talebinin

Detaylı

Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi

Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi T.C İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Finans Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Özeti Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi Prof.

Detaylı

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002.

C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. C.Can Aktan (ed), Yoksullukla Mücadele Stratejileri, Ankara: Hak-İş Konfederasyonu Yayını, 2002. DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI NIN GELİR DAĞILIMINDA ADALETSİZLİK VE YOKSULLUK SORUNUNA YAKLAŞIMI (SEKİZİNCİ

Detaylı

Ekon 321 Ders Notları 5- Politik Ekonomi POLİTİK EKONOMİ

Ekon 321 Ders Notları 5- Politik Ekonomi POLİTİK EKONOMİ POLİTİK EKONOMİ Birden fazla insanı ilgilendiren kararların alınma süreci bireysel kararlardan oldukça farklıdır. Kararlardan etkilenen insanlar karar alma sürecine dahil olmak isterler. Bireyler kendi

Detaylı

Üretim Girdilerinin lması

Üretim Girdilerinin lması Üretim Girdilerinin Fiyatlandırılmas lması 2 Tam Rekabet Piyasasında Girdi Talebi Tek Değişken Girdi Durumu İlk olarak firmanın tek girdisinin işgücü () olduğu durumu inceleyelim. Değişken üretim girdisi

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS EKONOMİYE GİRİŞ I ECON 111 1 3 + 0 3 7. Yrd. Doç. Dr. Alper ALTINANAHTAR

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS EKONOMİYE GİRİŞ I ECON 111 1 3 + 0 3 7. Yrd. Doç. Dr. Alper ALTINANAHTAR DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS EKONOMİYE GİRİŞ I ECON 111 1 3 + 0 3 7 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili İngilizce Dersin Seviyesi Lisans Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler

Detaylı

Dünya Ekonomisinde Tarımın Rolü

Dünya Ekonomisinde Tarımın Rolü Kaynak: Kalkınma Ekonomisi, Feride Doğaner Gönel, Efil Yayınevi, Ekim 2010. Ulusal sınırlarla kısıtlanmış olan toprak faktörü piyasası tekelci piyasa özellikleri gösterir, yani serbest rekabetçi piyasa

Detaylı

GİRİŞİMCİNİN GÜNDEMİ

GİRİŞİMCİNİN GÜNDEMİ GİRİŞİMCİNİN GÜNDEMİ Girişimcinin Gündemi GİRİŞİMCİLER VE KOBİ LER AÇISINDAN MARKA VE ÖNEMİ Günal ÖNCE Günümüzde markalara, Amerikan Pazarlama Birliği nin tanımladığının yanı sıra sadece sahip oldukları

Detaylı

GENEL DEĞERLENDİRME TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI

GENEL DEĞERLENDİRME TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI GENEL DEĞERLENDİRME Küresel kriz sonrası özellikle gelişmiş ülkelerde iktisadi faaliyeti iyileştirmeye yönelik alınan tedbirler sonucunda küresel iktisadi koşulların bir önceki Rapor dönemine kıyasla olumlu

Detaylı

SAY 203 MİKRO İKTİSAT

SAY 203 MİKRO İKTİSAT SAY 203 MİKRO İKTİSAT Esneklikler YRD. DOÇ. DR. EMRE ATILGAN SAY 203 MİKRO İKTİSAT - YRD. DOÇ. DR. EMRE ATILGAN 1 ESNEKLİKLER Talep Esneklikleri Talep esneklikleri: Bir malın talebinin talebi etkileyen

Detaylı

Ayrım I. Genel Çerçeve 1

Ayrım I. Genel Çerçeve 1 İçindekiler Önsöz İçindekiler Ayrım I. Genel Çerçeve 1 Bölüm 1. Makro Ekonomiye Giriş 3 1.1. Ekonominin Tanımlanması ve Bir Bilim Olarak Ekonomi 4 1.2. Ekonomi Teorisi ve Politikası 5 1.3. Makro Ekonomi

Detaylı

KÜÇÜK İŞLETMELERDE FİNANSMAN İŞLEVİ VE YENİ FİNANSAMAN YÖNTEMLERİ. Öğr. Gör. Aynur Arslan BURŞUK

KÜÇÜK İŞLETMELERDE FİNANSMAN İŞLEVİ VE YENİ FİNANSAMAN YÖNTEMLERİ. Öğr. Gör. Aynur Arslan BURŞUK KÜÇÜK İŞLETMELERDE FİNANSMAN İŞLEVİ VE YENİ FİNANSAMAN YÖNTEMLERİ Öğr. Gör. Aynur Arslan BURŞUK KÜÇÜK İŞLETMELERDE FİNANSMAN İŞLEVİ Finansman, işletmelerin temel işlevlerini yerine getirirken yararlanacakları

Detaylı