KAR HİDROLOJİSİ KONFERANSI

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "KAR HİDROLOJİSİ KONFERANSI"

Transkript

1 T.C ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü DSİ VIII. Bölge Müdürlüğü 5. DÜNYA SU FORUMU BÖLGESEL HAZIRLIK SÜRECİ DSİ YURTİÇİ BÖLGESEL SU TOPLANTILARI KAR HİDROLOJİSİ KONFERANSI BİLDİRİ KİTABI Mart 2008 Erzurum

2 KAR HİDROLOJİSİ KONFERANSI ERZURUM DÜZENLEYENLER DSİ VIII. Bölge Müdürlüğü Atatürk Universitesi YÜRÜTME KURULU Onursal Başkan: Haydar KOÇAKER (DSİ Genel Müdürü) Başkan: Ömer Faruk YİĞİTSOY (DSİ VIII. Bölge Müdürü) Başkan Yardımcısı: Yaşar KARAGÖZ (DSİ VIII. Bölge Müdür Yardımcısı) Konferans Sekretaryası: Yeliz DEVLET (Meteoroloji Mühendisi-Planlama Şube Müd.) Üyeler: Fuat KARAKAYA Etüd ve Plan Şube Müdürü Hikmet SERÇEMELİ İdari İşler Şube Müdürü Dr. Aynur FAYRAP İşletme ve Bakım Şube Müdürlüğü Hacı Muti TUYSUZ Etüd ve Plan Şube Müdürlüğü Atakan ŞIVGIN Etüd ve Plan Şube Müdürlüğü İ. Gökhan BALKAN Etüd ve Plan Şube Müdürlüğü BİLİM KURULU Prof. Dr. İbrahim GÜRER Gazi Üniversitesi Müh. Mim. Fak. Prof. Dr. Mikdat KADIOĞLU İTÜ Meteoroloji Müh. Bölümü Prof. Dr. Taşkın ÖZTAŞ Atatürk Üniversitesi Ziraat Fak. Prof. Dr. Ünal ŞORMAN ODTÜ İnşaat Müh. Bölümü Prof. Dr. Üstün ŞAHİN Atatürk Üniversitesi Ziraat Fak. Yrd. Doç. Dr. Reşat ACAR Atatürk Üniversitesi Müh. Fak. Ayhan AKGÖZ DSİ Genel Müdürlüğü Bilal BEKTAŞOĞLU DSİ Genel Müdürlüğü Hikmet BİRHAN Toprak ve Su Kaynakları Arş. Enst. Müd. Mikdat YAVUZ DSİ Genel Müdürlüğü Nurullah SEZEN DSİ Genel Müdürlüğü Yusuf ALTUN DMİ Erzurum Bölge Müdürlüğü 5. DÜNYA SU FORUMU PROGRAM KOMİTESİ ÜYELERİ Prof. Dr. Necati AĞIRALİOĞLU İTÜ İnşaat Fak. Hidrolik ABD Başkanı; Program Komitesi Türk Eş-Başkanı Prof. Dr. İbrahim GÜRER Gazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Mete SAATÇİ Marmara Üni. Müh. Fak. Çevre Müh. Bölüm Bşk.; 5. Dünya Su Forumu Genel Sekreter Vekili Prof. Dr. Doğan ALTINBİLEK ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü Hamza ÖZGÜLER Uluslararası Hidrolojik Faaliyetler Şube Müdürü; Program Komitesi Türk Tarafı Odak Noktası Dr. Özlem ŞENOL Dış İlişkiler Müşavir Yrd.; Program Komitesi DSİ Koordinatörü Çiğdem DEMİRCİOĞLU KUŞ Program Komitesi Türk Tarafının Forum Sekretaryasındaki İlgilisi

3 TAKDİM Kurulduğu 1954 yılından bu yana yarım asrı aşan sürede ülkemiz su kaynaklarını geliştirme çalışmalarını sürdüren Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ), öncelikli hedefini su kaynaklarının en etkin şekilde kullanılması olarak tespit etmiştir. DSİ, belirlenen bu hedefe ulaşmak için; teknik, ekonomik ve aynı zamanda çevreyle uyumlu projeler geliştirmekte ve uygulamaktadır. Ülke nüfusunun yaklaşık %35 ini istihdam eden tarım sektöründe sulu tarımı yaygınlaştırmak, sanayinin ihtiyaç duyduğu enerjiyi yerli hidrolik kaynaklardan karşılamak, insanımıza AB standartlarında içme-kullanma suyu temin etmek ve ülkemizde her yıl maddi ve manevi büyük zararlar meydana getiren taşkınlarla mücadele etmek görevlerimiz arasındadır. Ülkemizin teknik ve ekonomik olarak sulanabilir arazi miktarı 8,5 milyon ha olarak hesaplanmıştır. Günümüz itibarıyla sulamaya açılan 5,13 milyon hektarlık alanın 2,93 milyon hektarı DSİ sulama tesisleridir. DSİ, faaliyetlerini günün gelişen teknolojilerine ayak uydurarak geliştirmektedir. Bu sebeple, 2003 yılından itibaren sulama projelerinde, basınçlı borulu şebeke uygulamalarına geçilmiştir. Böylece hem su tasarrufu sağlanmış hem de modern sulama sistemleri (yağmurlama ve damla sulama) teşvik edilmiş olacaktır. Ülkemizin, teknik ve ekonomik olarak değerlendirilebilir hidroelektrik potansiyeli, yaklaşık olarak yıllık 130 milyar kwh hesaplanmıştır. Günümüz itibariyle Türkiye de hidroelektrik santraller; MW kurulu güce ve toplam potansiyelin % 36 sına karşılık gelen GWh yıllık ortalama üretim kapasitesine sahiptir. Hidroelektrik potansiyelin enerjiye dönüştürülmesi sürecinde DSİ, oluşturulan MW kurulu gücün MW ını (% 77) gerçekleştirerek bu alanda lider olduğunu göstermiştir. Ülkemizde kapasite bakımından en büyük 25 adet HES in 20 adedi DSİ tarafından inşa edilmiştir yılı sonu itibariyle hizmete alınan 21 adet içme-kullanma suyu temini tesisiyle 26 milyon vatandaşımıza 2,7 milyar m 3 içme-kullanma suyu temin edilmiştir. İnşaatı devam eden 20 adet proje tamamlandığında ise buna ilaveten, 10 milyon vatandaşımıza 1 milyar m 3 içme-kullanma suyu temin edilecektir. Bilindiği gibi, akarsularımızın akış rejimi düzensiz bir seyir izlemektedir. Bu sebeple meydana gelen taşkınlar, depremden sonra en fazla can ve mal kaybına sebep olan tabii afet olarak bilinmektedir. Son 20 yılda meydana gelen taşkınlarda 396 vatandaşımız hayatını kaybetmiş ve yaklaşık 2,5 milyar YTL lik ekonomik kayıp meydana gelmiştir. DSİ, kuruluşundan günümüze kadar 37 si baraj ü taşkın tesisi olmak üzere, toplam adet taşkın koruma tesisini hizmete alarak, 977 bin hektar alan ve bu alan içindeki bütün yerleşim yerlerini taşkından korumuştur. Ülkemizde su denildiğinde akla gelen yegane kuruluş olan Genel Müdürlüğümüz, Dünyada su konusunda söz sahibi seçkin kuruluşların arasında yer almak ve karar mekanizmalarında söz sahibi olmak maksadıyla 2000 yılında Dünya Su Konseyi ne üye olmuştur. O tarihten bu yana ve özellikle de son yıllarda gösterdiği uluslar arası performansı ile Beşinci Dünya Su Forumunun, 2009 yılında İstanbul da gerçekleştirilmesi sağlanmıştır. Önceki Dünya Su Forumlarının, ev sahibi ülkelere sağladığı imkanları göz önünde bulundurduğumuzda, Forumun ülkemiz su sektörünün daha da gelişmesine katkı sağlaması kaçınılmazdır. Bu

4 organizasyonun bir faydası da, ülkemizin uluslararası su kuruluşlarıyla olan ilişkilerinin daha da gelişmesi; anılan kuruluşların yönetim kurullarında aktif görev alan Türk yetkililerin sayısının giderek artması şeklinde ortaya çıkacaktır. Forum, DSİ nin dışa açılmasının çok açık bir göstergesidir. DSİ, Forum ile küresel manada yeni bir misyon kazanmıştır. Diğer bir ifade ile DSİ, sadece ülke içinde su konularının koordinasyonunu sağlayan bir kuruluş olmakla yetinmemiş, küresel su politikalarının karar mekanizmasında yer almıştır. Böylesine Dünya çapındaki bir su faaliyetinin düzenlenmesinde DSİ nin merkezi rol üstlenmesi tesadüfi değildir. Çünkü DSİ, 54 yıllık bir su kültürü olan; adında su geçen Ülkemizdeki tek merkezi kuruluştur. Beşinci Dünya Su Forumu bölgesel hazırlıkları sürecinde DSİ, ulusal ve uluslararası bölgesel toplantılar yapmaktadır. DSİ öncülüğünde yapılan bu toplantılar, Beşinci Dünya Su Forumu nun bölgesel sürecinde ülkemizin önceki forumların ev sahibi ülkelerden farklı ve orijinal bir yaklaşım sergilediğinin göstergesidir. Bu yaklaşımın özü, hazırlık sürecini daha yerel düzeye yaymak şeklinde özetlenebilir. Ölçeği küçülten bu yaklaşım, yerel konuların Forumda daha iyi temsil edilmesini sağlamaya yöneliktir. Beşinci Dünya Su Forumu organizasyonunun en önemli başarılarından biri de bu olacaktır. Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Prof. Dr. Veysel EROĞLU nun talimatıyla DSİ Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan ve DSİ nin ilgili bölge müdürlüklerince düzenlenmekte olan DSİ Bölge Müdürlükleri Su Konferansları nın gayesi; her bölge müdürlüğü için özel olarak belirlenen konu başlığıyla ilgili yerel ve bölgesel paydaşları bir araya getirmek suretiyle, Forumun tematik programının geliştirilmesine azami katkıyı sağlamak; ilgili konu başlığında uygun bir tartışma ortamını hazırlamak ve forum haftası sırasında Dünya su kamuoyuna aktarılabilecek sonuçlar elde etmektir. Bu anlamda, DSİ Genel Müdürlüğü uhdesinde Bölge Müdürlüklerince düzenlenen söz konusu konferanslara DSİ mensupları ve akademik çevrelerin katılımı yanında konuyla ilgili diğer paydaşların da (suyla ilgili kamu kuruluşları ve yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları, su yöneticileri ve su kullanıcıları gibi) en yüksek düzeyde katılımlarının sağlanması hedeflenmektedir. Su Konferanslarını gerçekleştiren Bölge Müdürlüklerimizi bu başarılarından dolayı kutlarım. Su konferanslarının eşgüdümünü yapan Genel Müdürlüğümüz ilgili birimlerine, Forum Sekretaryası çalışanlarına, konferansların bilim, düzenleme ve danışma heyetine teşekkür eder, DSİ Bölgesel Su Konferanslarının neticelerinin Kuruluşumuza ve Ülkemize hayırlı ve uğurlu olmasını dilerim. Haydar KOÇAKER DSİ Genel Müdürü

5 ÖNSÖZ Dünyanın su konusunda en büyük toplantısı ve sergisi olma özelliğini taşıyan Dünya Su Forumu nun beşincisi 2009 yılında, Dünya Su Konseyi ile birlikte DSİ, IBB, İSKİ ve Dış İşleri Bakanlığımızın destekleriyle İstanbul da yapılacaktır. 5. Dünya Su Forumunun ana teması Su İçin Farklılıkların Birleştirilmesi olarak belirlenmiştir. Foruma altlık oluşturması için ülkemiz genelinde 15 DSİ Bölge Müdürlüğünde, Bölge Müdürlükleri ile Üniversiteler, Kamu Kuruluşları ve Sivil Toplum Örgütlerinin iş birliği ve katılımları ile ana başlıkları belirlenmiş konularda konferanslar düzenlenerek ülkemizdeki mevcut durumun ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Bu kapsamda Bölge Müdürlüğümüzce düzenlenen Kar Hidrolojisi Konferansının ana teması Küresel Değişimler ve Risk Yönetimi olup; İklim Değişikliğine Uyum Göç ve Değişen Arazi Kullanımı, İnsan Yerleşimleri ve Su Afet Etkilerinin Azaltılması konu başlıkları işlenerek 5.Dünya Su Forumunun bölgesel hazırlık sürecine ulusal ölçekte ışık tutması amaçlanmaktadır. Günümüzde yaşanan küresel iklim değişiklikleri, atmosferde gerçekleşen meteorolojik olayların önemini daha da artırmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi nde karasal iklimin hâkim olması, yazların serin ve kurak, kışların uzun ve yağışlı özellikle de kar yağışlı geçmesi bölgedeki karın önemini daha çok artırmaktadır. Kar yağışının yoğun olması bazen yöre insanının yaşam koşullarını zorlaştırsa bile diğer bir yönden bakıldığında kar bereket, turizm, milli ve yöresel ekonomiye katkı, işgücü istihdamı ve katma değer anlamına gelmektedir. Doğu Anadolu Bölgesinde gerek yerüstü gerekse yeraltı su kaynakları yağmur yağışlarından çok kar yağışlarından oluşan akımlarla beslenmektedir. Fırat, Çoruh ve Aras Nehirlerinin memba kısımları Bölge Müdürlüğümüz sınırları içerisinde olup, bu nehirler ülkemizdeki sınır aşan suların en önemlilerindendir. Sahip olduğu su kaynakları itibariyle su zengini bir ülke durumunda olmayan Türkiye, artan nüfus oranı dikkate alındığında gelecekte su sıkıntısı çekebilecek bir konumdadır. Buna bağlı olarak ülkemizin 186 milyar m 3 lük yerüstü suyu potansiyelinin % 28,3 ünü teşkil eden Fırat ve Dicle Nehirlerinden Fırat Nehrinin önemli iki kolu olan Karasu ve Murat Nehrinin ülkemiz için önemi aşikâr olup bu nehirlerin su potansiyelini büyük ölçüde etkileyen kar yağışları ile ilgili yapılan çalışmalar ve değerlendirmeler ayrıca önem taşımaktadır. Ülkemizde küresel iklim değişikliğinin ve buna bağlı olarak meteoroloji biliminin çok konuşulduğu bir dönemde, Havza Yönetimi çerçevesinde karla gelen avantaj ve dezavantajlar ile mevcut durum ve uygulamaların daha geniş bir bakış açısı içinde gözden geçirilmesi faydalı olacaktır. Bu bağlamda ilgili kurumları ve Üniversiteleri bir araya getirerek kar konusunda toplumsal bilincin ve hassasiyetin gelişmesini sağlamak, konunun önemine dikkat çekmek ve yukarıda da ifade edildiği gibi 5.Dünya Su Forumunun bölgesel hazırlık sürecinin Türkiye bileşenine hazırlık maksadıyla Kar Hidrolojisi Konferansı düzenlenmiştir. Konferansın hazırlanmasında emeği geçenlere, iştirak ederek bildiri sunan ve fikir ve görüşleri ile katkıda bulunan herkese gönülden teşekkür ederim. Ömer Faruk YİĞİTSOY Bölge Müdürü

6 İÇİNDEKİLER Yukarı Fırat Havzası nda Yürütülen Kar Çalışmaları ve Değerlendirmeler 1 Yrd. Doç. Dr. A. ŞENSOY, Yrd. Doç. Dr. A. A. ŞORMAN E. PEKKAN, Prof. Dr. A. Ü. ŞORMAN, N. SEZEN, A. AKGÖZ, A. YAZICI, R. KESKİN, F. HAŞİMOĞLU Yukarı Fırat Havzası İçin Elde Edilen Kar Çekilme Eğrilerinin 25 Zamansal Analizi ve Modelleme Çalışmaları G. MARIM, Yrd. Doç. Dr. A. ŞENSOY, Yrd. Doç. Dr. A. A. ŞORMAN, Prof. Dr. A. Ü. ŞORMAN Yukarı Fırat Havzasında Kar Erimesi Sürecinin Duraylı İzotop 36 Teknikleriyle İncelenmesi E. Pekkan, Yrd. Doç. Dr. A. A. ŞORMAN, Yrd. Doç. Dr. A. ŞENSOY, Prof. Dr. S. BAYARI, A. YAZICI, Y. ALTUN Erzurum Ilıca Sinirbaşi Deresi Havzası Yağış ve Akımlarının 51 Araştırılması H. BAKIR, T. COŞKUN, H. BİRHAN, E. DAŞÇI, A. ÖZLÜ, M. A. ÇAKAL Prof. Dr. T. ÖZTAŞ Erzurum Ilıca Sinirbaşı Deresi Havzasında Kar Derinlik ve Yoğunluk Yersel 62 Değişim Paterninin Jeoistatiksel Analizi H. BAKIR, Prof. Dr. T. ÖZTAŞ, T. COŞKUN Küresel İklim Değişikliğine Uyum Stratejileri 69 Prof. Dr. M. KADIOĞLU Avrupa İklim Değişikliği Adaptasyon Çalışmaları ve Türkiye de 95 İklim Değişikliğine Bağlı Afet Zararlarının Azaltılması İçin Yapılması Gerekenler Dr. Ş. ÖZDEN, Ç. TETİK, Ö. M. YAVAŞ, H. G. İLGEN, A. ÇİFTÇİ İklim Değişikliği Sürecinde Erzurum Şehir Atmosferinde Gözlenen 104 Yağışların Kimyasal Bileşimi C. PALOLUOĞLU, Yrd. Doç. Dr. H. BAYRAKTAR, Doç. Dr. S. TURALIOĞLU Erzurum İçin Aylık Kar Örtüsü Yüksekliği Trendleri 112 Yrd. Doç. Dr. R. ACAR, S. ŞENOCAK Bazı Kar Erime Modellerine Genel Bir Bakış 123 A. ÖZLÜ Çığ Afeti Zararlarını Azaltma Çalışmaları 141 Ö. M. YAVAŞ Afet Bilgi Envanteri 161 Dr. Ş. ÖZDEN, O. GÖKÇE, A. DEMİR, A. ÇİFTÇİ Aşırı Kar Yağışlarının Afete Dönüşmesini Engellemek İçin Alınması 173 Gereken Bazı Önlemler Doç. Dr. R. SEVER

7 Doğu Anadolu ve Erzurum daki Göç Olgusu ve Karın Göçe Etkisi 184 Üzerine Bir Uygulama Doç. Dr. K. KARABULUT Doğu Anadolu Bölgesi nde Karla Mücadele Karakter ve Stratejilerinin 194 Trafik Güvenliği ve Çevresel Etkileri Açısından Analizi E. AVCI

8 YUKARI FIRAT HAVZASI NDA YÜRÜTÜLEN KAR ÇALIŞMALARI VE DEĞERLENDİRMELER Yrd.Doç.Dr. A. ŞENSOY 1,Yrd.Doç.Dr. A.A. ŞORMAN 1,E. PEKKAN 1, Prof. Dr. A.Ü. ŞORMAN 2,N. SEZEN 3,A. AKGÖZ 3,A. YAZICI 4,R. KESKİN 4, F. HAŞİMOĞLU 4 ÖZET Türkiye nin dağlık doğu bölgelerindeki kar erimesinin meydana getirdiği akımlar, bahar ve ilk yaz ayları süresince toplam yıllık akımın yaklaşık %60-70 ini oluşturduğu için büyük bir öneme sahiptir. Bu nedenle, büyük barajların yer aldığı Fırat Havzasında, kar erimesinden ve yağmurdan oluşan akımların miktarının ve zamanının tahmin edilmesi, ülkenin su kaynaklarının verimli bir biçimde kullanılmasını sağlamak için önemli bir görevdir. Hidroloji çalışmalarının temelini hidrolojik ve meteorolojik veri oluşturmaktadır. Kar hidrolojisi ve modelleme çalışmaları, erişilmesi güç, dağlık bölgelerde ve yüksek kotlarda (kar kenar çizgisi üzerinde) yürütülmektedir. Ülkemizde oldukça önemli olan su kaynaklarının eşgüdümlü bir şekilde yürütülebilmesi için, değişik kamu kuruluşları ile üniversiteler gibi araştırma merkezlerinin bilimsel anlayış ve ülke çıkarları doğrultusunda iş birliğine gitmeleri önemlidir. Kurumlar tarafından kurulmuş olan gözlem istasyonları çoğunlukla il ve ilçe merkezlerine odaklanmıştır, ancak son yıllarda eşgüdümlü yürütülen çalışmalar paralelinde farklı yüksekliklerdeki lokasyonlarda otomatik kar gözlem istasyonları kurulması sağlanmıştır. Bu ölçümler hidrolojik çalışmaların yürütülmesi için gerekli model değişkenlerinin hesaplanmasında kullanılmakta ve havzayı, özellikle yüksek kotları temsil etmektedir. Ölçüm sistemleri içinde kar yastığı, albedometre, uzun dalgaölçer gibi Türkiye için ilkleri ifade eden yenilikler ve teknolojiler de bulunmaktadır. Özellikle kışın gidilmesi mümkün olmayan dağlık ve uzak noktalarda toplanan verilerin uydu, GSM ve telefon hatlarıyla çalışma merkezlerine ekonomik ve hızlı yollarla transferi sağlanmaktadır. Kar ve meteorolojik verinin yanı sıra hidrolojik veri olarak nitelendirilen akım verilerinin de otomatik transferinin sağlanması mümkün olmuştur. Bu çalışmada, arazideki uygulama ve gözlemler ile bu gözlemlerin Türkiye ve dünya hidroloji bilimine katkıları anlatılacak, veri tabanı ile ilgili değerlendirmeler yapılacaktır. Anahtar kelimeler: Hidroloji, kar ve meteorolojik veri, Yukarı Fırat Havzası SNOW STUDIES AND EVALUATIONS IN THE UPPER EUPHRATES BASIN ABSTRACT Stream flow occuring mainly due to snowmelt in the mountainous eastern part of Turkey during spring and early summer months is important as it constitutes approximately % of total annual volume of runoff. For this reason, forecasting the timing and the quantity of stream flow due to snowmelt in Euphrates basin, where large reservoirs are located, is crucial for effective management of water resources. The basis of hydrologic studies is composed of hydrologic and meteorologic data. Snow hydrology and modeling studies are carried out at high altitudes (above the snow line) in remote mountainous regions. In order to manage the important water resources in Turkey, govermental organizations and research centers like universities should closely collaborate with scientific approach concerning the benefits of the country. Monitoring systems installed 1 Anadolu Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği, Eskişehir 2 ODTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Ankara 3 DSİ Genel Müdürlüğü, Rasatlar Şube Müdürlüğü, Ankara 4 DSİ VIII. Bölge Müdürlüğü, Erzurum

9 by the governmental organizations are generally located in the city centers. However parallel to the recent collabarative studies, automated snow meteorologic stations are installed at different elevations of the mountainous region. These observations are used to calculate model variables required for any hydrologic study with the capability of representing the higher elevations of the basin. Within this automatic monitoring system, some pioneer measurements are being conducted using snow pillow, albedometer and pygoemeter instruments. Collected data at these remote mountainous points that are hardly accessible in winter conditions are transfered by either by satellite, GSM and telephone line easily and economically. Besides snow and meteorologic data, stream flow data categorized as hydrologic data are also collected and transfered automatically. In this study, the benefits to the science of hydrology in Turkey and the world by field observations and applications are presented and evaluated. Key words: Hydrology, snow and meteorologic data, Upper Euphrates Basin 1. GİRİŞ Suyun önümüzdeki yüzyılın en önemli konularından biri olacağı ve suyun dünyada petrolden daha önemli ve pahalı olacağı noktalarında değişik görüşler daha şimdiden ortaya konulmaya başlanmıştır. Özellikle, kuraklık ve çevre kirliliği nedeniyle gittikçe daralan faydalanılabilir su haznelerinin azalması ile su kaynaklarına olan ilgi geçmişte olduğundan daha da önemli bir şekilde artmaktadır. Ayrıca, ülkemizde sel ya da bir diğer ifade ile taşkın afetleri, depremler kadar büyük ekonomik kayıplara neden olan doğal afetlerdir. Orta ve kuzey enlem bölgelerinde bulunan yerlerdeki su kaynakları, yağıştan çok kar erimesine bağlıdır. Bu bölgelerdeki su yapılarının işletiminde kar erimesinin tahmin edilmesi önemli rol oynamaktadır. Türkiye nin Doğu Anadolu Bölgesindeki kar potansiyeli, Şekil 1 de verilmiş olan NOAA uydu görüntüsünde küresel ölçekte sergilenmektedir. Şekil 1. Türkiye nin kar potansiyeli (1 Nisan 2003 tarihli NOAA görüntüsü)

10 Türkiye nin dağlık doğu bölgelerinde, bahar ve ilk yaz ayları süresince kar erimesinden ve yağışlardan meydana gelen akımlar, toplam yıllık akım hacminin %60-70 ini oluşturduğu için büyük bir öneme sahiptir. Bu nedenle, büyük barajların yer aldığı Fırat Havzasında, kar erimesinden oluşan akımların miktarının ve zamanının tahmin edilmesi, ülkenin su kaynaklarının verimli bir biçimde kullanılmasını sağlamak için önemli bir görevdir. Türkiye'nin yüksek olan doğu kesimlerinde, özellikle mart-haziran aylarında kar erimesinin yarattığı akımlar, Fırat Nehri üzerinde kurulmuş olan büyük barajların su potansiyelini oluşturduğu için çalışma ayrı bir önem kazanmaktadır. Çalışmaların temel motivasyonu, Mezopotamya üzerinde kurulmuş birçok uygarlığa temel oluşturan Fırat ve Dicle Nehirlerinin, hidropolitik değerleri de göz önüne alındığında su kaynaklarının planlanmasında öneminin büyük olmasıdır. Fırat Nehri üzerinde kurulmuş olan Keban, Karakaya ve Atatürk gibi barajların verimli bir şekilde işletilmesi hidrolojik modelleme çalışmalarındaki çeşitliliğe ve başarıya bağlıdır. 2. ÇALIŞMALARIN TARİHÇESİ Türkiye deki kar çalışmaları 1960 lı yıllarda devlet kurumlarının girişimleriyle başlatılmıştır. İlk başlarda seçilmiş az sayıdaki önemli noktalarda klasik metotlarla yapılan kar derinliği ve zaman zaman eşlik eden kar yoğunluğu ölçümleri, Devlet Su İşleri nin de devreye girmesiyle sayısal olarak artmaya devam etmiştir. Tablo 1 de çeşitli devlet kurumlarınca yapılan kar ölçümlerinin istasyon sayısı yıllar bazında gösterilmektedir. Tablo 1. Devlet kurumlarının yürüttüğü kar ölçüm istasyonları İstasyon Sayısı Elektrik İşleri Etüd İdaresi Devlet Su İşleri Devlet Meteoroloji İşleri Ölçümler şehir merkezlerindeki meteorolojik istasyonlarda yapılmaktadır. Yıllara göre kar ölçüm noktalarının sayılarının artması, gelişmeye yönelik bir çaba olarak görülmektedir; ancak, insana bağlı klasik metotlarla yapılan noktasal kar ölçümleri bazı sorunları ve yetersizlikleri de beraberinde getirmektedir. Öncelikle, aynı noktada yapılan ölçümler genellikle iki hafta ile dört hafta arasında bir tekrarlanabilmekte ve bu süre zarfında çok değişken olan meteorolojik olaylar (örneğin maksimum kar su eşdeğeri) gözden kaçabilmektedir. Yapılan ölçümlerde insanın aletlerle birlikte belirlenen noktalara ulaşması söz konusu olduğundan, arazi ve iklim koşullarının zorluğu da esas alınarak, seçilen noktalar ulaşım yollarının yakınlarında ve çok yüksek olmayan kotlarda bulunmaktadır. Bu ölçümler her durumda faydalı olmakla beraber zamansal süreklilik ve alansal temsiliyet açısından yetersiz kalmaktadırlar. Bir diğer husus da, belirlenen noktalar her ne kadar açık bir düzlemde bulunmakta ve birden fazla ölçüm alınmaktaysa da, insan faktöründen kaynaklanan hataların olma ihtimali de gözardı edilmemelidir. Üstelik kar erimesinden meydana gelen akımların hesaplanması yolunda yapılan çalışmalarda,

11 kar derinliği ve yoğunluğu gibi verilerin yanı sıra zamansal yağış miktarı, sıcaklık değişimi, güneş radyasyonu gibi diğer meteorolojik verilere de ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sebeplerden dolayı zaman içinde, kar ölçümlerine farklı bir bakış açısı getirilmesi gerekmiştir. Kar potansiyeli yüksek ve ölçüm sistemleri gelişmiş ülkelerde, yukarıda bahsedilen klasik yöntemler halen uygulanmaktadır, fakat, bunların yanı sıra, daha gelişmiş ve otomatik sensörlerle donatılmış, daha yüksek kotlarda, sürekli ölçüm yapabilen ve ölçülen değerleri anında merkeze aktarabilen, insan faktörünü en aza indirebilen sabit veya mobil kar ve meteoroloji istasyonları bulunmaktadır. Türkiye nin Doğu Anadolu Bölgesindeki yüksek kar potansiyelini en iyi şekilde gözleyebilmenin ve bu gözlemler paralelinde Fırat Nehri üzerinde kurulmuş olan Keban, Karakaya ve Atatürk gibi barajların su potansiyellerini verimli şekilde değerlendirebilmenin, toplanacak verinin sıklığına ve kalitesine bağlı olduğu görülmüştür. Bu sebeple, bir dizi proje çalışması eşliğinde, gözlem istasyonlarının genişletilmesi ve yeni ölçüm tekniklerine sahip sensörlerle güncellenmesi; toplanan veriler ile uydu görüntülerinin doğruluklarının tespit edilerek bu ürünlerin dünya literatüründe değerlendirilmesi ve kullanılması; modelleme çalışmaları ile akım benzeşimlerinin yapılması ve geleceğe dönük öngörülerde bulunulması; sayısal hava tahmin verileri ile model çalışmalarının bütünleştirilmesi ve akım tahmini yapılması gibi uygulamalar gündeme alınmış ve çalışmaların süreklilik kazanması sağlanılmıştır. Türkiye için yürütülen NATO SfS ( TU-REMOSENS) projesinde Elektrik İşleri Etüt İdaresi (EİE) ile paralel yürütülen çalışmalar ve ODTÜ Araştırma Fonu Projeleri (BAP-AFP ve BAP-AFP ) kapsamında yapılan yüksek lisans tezlerinde (Kaya, 1999; Uzunoğlu, 1999; Şensoy, 2000; Tekeli, 2000; Beşer, 2002) Doğu Anadolu Bölgesini temsil eden pilot havzalarda veriler toplanmaya başlanmış ve modelleme çalışmalarında ilk bulgular elde edilmiştir (Şensoy ve diğ., 2003; Akyürek ve Şorman, 2002; Şorman ve diğ., 2001) yılında, DPT tarafından desteklenen bir projenin yanı sıra (BAP DPT 2001 K120990) ve 2003 yılında alınan yeni bir DPT projesi hayata geçirilmiştir (BAP DPT 2003K ). Bu projelerle birlikte, iki önemli devlet kurumu olan Devlet Su işleri ve Devlet Meteoroloji İşleri ile protokoller yapılmış ve işbirliğine geçilmiştir. Bu projeler kapsamında, yeni bir otomatik kar ve meteoroloji istasyonu kurulmuş, daha önce NATO SfS proje desteğiyle kurulmuş olanlar ise yeni sensörler ve ölçüm sistemleri ile geliştirilerek güncellenmiştir. Bu projeler paralelinde 2005 yılında üç adet doktora tezi tamamlanmıştır (Şensoy, 2005; Tekeli, 2005; Şorman, 2005). Yapılan tez çalışmaları, yalnızca model uygulamasını değil, ham verinin toplanması, gerçek zamanlı transferi ve analizini de içeren bir modellemeyi kapsamaktadırlar (Tekeli ve diğ., 2005a,b,c; Şensoy ve diğ., 2006; Tekeli ve diğ., 2006). Tez çalışmaları kapsamında kurumlar ve üniversiteler arası ve aynı zamanda disiplinler arası bir çalışma sergilenmiş; yakın gerçek zamanlı gözleme dayanan otomatik hidrometeorolojik bir bilgi ağı kurulmuş; bu bilgilerin girdi oluşturduğu modeller uygulanmış; atmosfer-kar-zemin ara yüzünde enerji ve kütle dengesi hesaplanmış; gözlemlerin yanı sıra sayısal hava tahmin model verilerinin de Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürülüğü desteğiyle elde edilmesi ile Türkiye de ilk defa atmosfer-hidrolojik model entegrasyonu sağlanmış ve ileriye dönük tahmin çalışmalarına başlanılmıştır.

12 Projelerden elde edilen birikimlerden yararlanabilmek, kazanılan bilgi ve donanımları yeni uygulamalarla ileriye taşıyabilmek ve Türkiye nin uluslararası platformlarda, kar ve yağış modelleme çalışmalarını sergileyebilmesi için EUMETSAT (Avrupa Meteoroloji Teşkilatı) teşkilatı tarafından desteklenen ve birçok Avrupa ülkesinin de (Finlandiya, İtalya, Almanya, Polonya) yer aldığı H- SAF (Satellite Facilities in Hydrology) adlı bir Avrupa projesi başlamış (EUMETSAT, 2005) ve Devlet Meteololoji İşleri Genel Müdürlüğü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi tarafından yürütülmektedir. Türkiye bu projede, Avrupa da dağlık alanlar için yürütülen kar çalışmalarında ürün üreten lider ülke konumundadır. Bu süreçte, Türkiye özellikle dağlık alanlar için kar parametrelerinin geliştirilmesinden, hidrolojik modelleme çalışmalarından ve her iki çalışmadaki kalibrasyon ve doğrulama uygulamalarından sorumludur. Anadolu Üniversitesi, Bilimsel Araştırma Projeleri koordinatörlüğü tarafından desteklenmekte olan bir başka proje ile de çalışma bölgesinde gözlenen akım hidrograflarının, izotop teknikleri kullanılarak bileşenlerine ayrılması ve hidrolojik modellemede etki çalışmaları konuları ele alınmakta ve çalışmalar devam etmektedir. 3. ÇALIŞMA BÖLGESİ Orta Doğu Teknik Üniversitesi nde, 1996 yılında başlayan NATO SfS (Science for Stability) projesiyle yeni bir kar ve meteoroloji ölçüm ağı geliştirilmeye karar verilmiş, bu yönde çalışmalar başlatılmış ve bu süreçte devlet kurumları ile üniversite işbirliğinin temelleri atılmıştır. Fırat Nehri üzerindeki kar potansiyelini değerlendirmek amacıyla, Keban baraj havzasında toplanan ana kollardan Karasu, Murat, Munzur ve Pülümür nehirlerinden, Karasu nehir kolu çalışma havzası olarak seçilmiştir. Keban baraj gölüne gelen yıllık hacmin yaklaşık %30 unu oluşturan Karasu nehrinin seçilmesindeki başlıca etkenler, öncelikle araziye ulaşım kolaylığı, devlet kurumlarınca sağlanabilecek özellikle lojistik destek ve terörle ilgili güvenlik sebepleridir. Kar çalışmaları için seçilen Karasu havzası Şekil 2 de gösterilmektedir. Şekil 2. Karasu havzası ve ölçüm ağı

13 4. ÖLÇÜM SİSTEMLERİNDEKİ YENİLİKLER Ölçüm sistemleri arasında Türkiye için ilkleri ifade eden yenilikler ve teknolojiler de bulunmaktadır. Kar çalışmalarında önderlik yapan Amerika Birleşik Devletleri nde, Kanada, ve Kuzey Avrupa ülkelerinde kullanılan ve ülkemizde daha önce yer almayan, kar su eşdeğerini ölçmeye yarayan kar yastıkları ithal edilmiş ve havzanın çeşitli kotlarına yerleştirilmiştir; güneş radyasyonunun kardan yansımasını ifade eden albedo; uzun dalga radyasyon ölçümleri, ve karın erime zamanı ile oranını tespit etmeye yarayan kar lizimetresi Türkiye deki ilk uygulamalardır. Özellikle kışın gidilmesi mümkün olmayan dağlık ve uzak noktalarda toplanan verilerin uydu, GSM ve kablo hatlarıyla çalışma merkezlerine ekonomik ve hızlı yollarla transferi sağlanmaktadır. Kar ve meteorolojik verinin yanı sıra hidrolojik veri olarak nitelendirilen akım verilerinin de otomatik transferinin sağlanabilmesi için, ikinci proje ek ödenekle desteklenmiştir. Yurt dışında yapılan çalışmalarda göze çarpan en önemli husus gözlem noktalarının sıklığıdır. Hidroloji çalışmalarının temelini hidrolojik ve meteorolojik veri oluşturmaktadır. Kar hidrolojisi ve modelleme çalışmaları, erişilmesi güç, dağlık bölgelerde ve yüksek kotlarda yürütülmektedir. Ancak, ülkemizde kurulmuş olan gözlem istasyonları çoğunlukla il ve ilçe merkezlerine odaklanmıştır. Sıcaklıkların çok düşük olduğu, kış koşullarında gözlem istasyonlarının işletilmesi ve sürekli veri sağlanması zor olabilmektedir. Bu çalışmalarla birlikte havzayı temsil eden farklı yüksekliklerde (ilk aşamada m) otomatik kar ve meteoroloji gözlem istasyonları (AWOS) kurulmuştur (Şekil 2). Uydu ürünleri üzerinde geliştirilecek yeni kar algoritmalarının geliştirilmesi ve bu algoritmaların doğruluklarının tespit edilmesi; ayrıca, hidrolojik modelleme çalışmalarında ihtiyaç duyulan verinin alansal ve zamansal dağılımının daha iyi tespit edilebilmesi için, H-SAF kısa isimli proje kapsamında, DMİ tarafından dört yeni kar ve meteoroloji gözlem istasyonunun kurulması yönünde öngörülerde bulunulmuş ve istasyon yerlerinin tespiti için çalışmalar yapılmıştır. İstasyonlar DMİ tarafından kurdurularak, işlerlik kazanmaları sağlanılmıştır. İstasyonların yoğunlaştığı Yukarı Karasu Havzası ve istasyonların yerleri Şekil 3 de görülmektedir. Şekil 3. Yukarı Karasu Havzası, mevcut AWOS istasyon dağılımı

14 Ultrasonik bir algılayıcı ile kar derinliği ölçülürken; antifriz, alkol ve su ile oluşturulan 600 lt lik bir karışımı içeren kar yastığı ve basınç sensörü ile kar su eşdeğeri ölçülebilmektedir. Bu ölçümler, kayıtların alındığı istasyonun yakınlarında ölçülen kar verileri ile kıyaslanmaktadır. Kar yağışının esas alındığı kış aylarındaki yağışın daha doğru ölçülebilmesi için iki istasyonda bulunan mevcut yağış ölçerler, 2007 yılı Kasım ayında yapılan arazi çalışmalarında, kar adaptörlü ve rüzgar perdeli yağış ölçerlerle değiştirilmişlerdir. Yapılan çalışmalar, hava sıcaklığından sonra kar erimesine etki eden en önemli faktörlerden birisinin güneş radyasyonu ve yansıtmayı ifade eden albedo olduğunu göstermektedir. Ayrıca, fiziksel modellemelerin baz alındığı çalışmalarda, kar kütlesinin erimesine etki eden, kütle ve enerji dengesinin hesaplanabilmesi için uzundalga ve kısadalga boylarındaki radyasyon ölçümleri kullanılabilmektedir. Bu sebeplerle, istasyonlarda solar radyasyon, net radyasyon ve uzundalga radyasyonu ölçümleri de yapılmaktadır. Basınç sensörleri ile desteklenerek otomatik veri transferi yapabilen akım gözlem istasyonlarında, izotop çalışmalarında kullanılmak üzere su sıcaklığını ve iletkenliği ölçebilecek sensörler yerleştirilmiştir. Arazi çalışmaları ile kar derinlik sensörlerinin yenilenmesi, boşalan akülerin, aksayan enerji ve iletişim hatlarının düzeltilmesi sağlanılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalar sırasında kurulan kar yastığı ve diğer meteoroloji aletlerine ait örnekler Şekil 4-7 de verilmiştir. Otomatik kar-meteoroloji gözlem istasyonunda kaydedilen verilerin, DSİ tarafından yapılan yer gözlemleri ile kıyaslanması Şekil 8 de yer almaktadır. Tablo 2 de ise bu istasyonlardaki ölçümlere dair bilgileri özetlemektedir. Şekil 4. Kar yastığı kurulumu

15 Şekil 5. Meteorolojik sensörler Şekil 6. Kar altındaki Güzelyayla istasyonundan genel görünüm

16 Şekil 7. Güzelyayla istasyonu ve yenilenen kar adaptörlü ve rüzgar perdeli yağış ölçer Şekil 8a. Ovacık istasyonunda otomatik ölçülen Kar Su Eşdeğerinin ve arazide kar tüpü ile alınan ölçümlerin karşılaştırması

17 Şekil 8b. Ovacık istasyonunda otomatik ölçülen Kar Derinliğinin ve arazide alınan ölçümlerin karşılaştırması Tablo 2. Otomatik kar-meteoroloji istasyonlarında gözlenen değişkenler

18 5. UYDU ÜRÜNLERİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALAR Otomatik olarak veri kaydedilse ve iletilse de otomatik gözlem istasyonlarında kaydedilen kar derinliği ve kar su eşdeğeri noktasal verilerdir. Bu ölçümler ilgili alanın ancak küçük bir kısmını temsil edebileceği için, alansal ve zamansal dağılımlı karla kaplı alanların saptanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bilgiler en kolay şekilde kar yansımasını algılayabilen optik uydu görüntülerinden sağlanabilmektedir. Çalışmaların başladığı ilk zamalarda NOAA (National Oceanic and Atmospheric Administration) optik uydusu karla kaplı alanların tespitinde kullanılmıştır. 6 spektral bant aralığında kullanılan NOAA uydusunun zamansal çözünürlüğü bir gün, alansal çözünürlüğü ise grid (kare) kenarı olarak 1.1 km yi temsil etmektedir li yılların başlarında uzaya fırlatılan yeni optik araştırma uydularıyla birlikte karla kaplı alanların tespitinde MODIS (MODerate resolution Imaging Spectrometer) optik uydusundan da faydalanılmaya başlanmıştır. MODIS uydusundun NOAA uydusuna göre birçok avantajı söz konusudur. Bunlardan en önemlisi, zamansal çözünürlükte aynı olmalarına rağmen, MODIS uydusu 36 dar spektral bant aralığında, 250, 500 ve 1000 metre yersel çözünürlükte veri sağlamaktadır. Ayrıca değişik seviyelerde işlenmiş görüntüler de elde edilebilmektedir. Hall et al., (2002) tarafından karla kaplı alanların 500 metre yersel çözünürlükte ve günlük bazda oluşturulduğu bir algoritma geliştirilmiştir. Bu algoritma sayesinde, otomatik olarak karla kaplı alanlar hazırlanarak kullanıcıya sunulmaktadır. Literatürde, MODIS uydusundan elde edilen karla kaplı alan haritalarının doğruluğu üzerine bir çok eser yayınlanmıştır. Hall et al., (1998), Klein et al., (1998), Klein and Barnet (2003) ve Riggs et al., (2006). Geliştirilen uydu algoritmlarının ülkemiz ve Orta Doğu ülkeleri için tutarlılığının araştırılması oldukça önemli bir konu olmasına rağmen bu konuda çalışmalara pek rastlanmamaktadır. Dünyanın az çalışılan bölgelerinden biri olan ülkemizin doğu anadolu bölgesi için her yeni veri, dünya literatürüne katkı sağlamaktadır (Şorman ve diğ., 2007; Tekeli ve diğ., 2006; Tekeli ve diğ., 2005). Bu konuda yazılmış iki makaleden Tekeli ve diğ, 2006, en son basılan MODIS uydu görüntüleri kullanıcı kitabında (Riggs et al., 2006), referans teşkil etmektedir. Şekil 9 da, Karasu havzasında NOAA ve MODIS uydularından elde edilen karla kaplı alan bilgilerine bir örnek gösterilmektedir. Uydu ürünlerinin en çok kullanıldığı alan ise hidrolojik modelleme uygulamalarıdır. Belirli bir coğrafi alanda, kar örtüsünün zamansal değişimini gösteren kar çekilme eğrileri, bazı hidrolojik modellerde doğrudan girdi olurken, bazı modellerde ise model performansının içsel doğruluğunu sorgulamaya yarayan önemli bir değişken olabilmektedir. Bu konu ile ilgili bilgiler Marım ve diğ. (bu basım) tarafından ele alınan çalışmada detaylı olarak verilmektedir. Kar çekilme eğrilerinin, iklim değişimi için de önemli bir indikatör olduğu göz önüne alınırsa yılları bazında biriken bu bilginin öngörülerimize katkı sağlayacağı kesindir.

19 Şekil 9. NOAA ve MODIS görüntüleri ile Karasu Havzasında karla kaplı alanlar 6. MODELLEME ÇALIŞMALARI Çalışmanın yapılması için belirlenen pilot havzada, karla kaplı alanı ve aynı zamanda nokta bazında da olsa kar su eşdeğerini bilmek çok önemli olsa da çalışmanın asıl amacı, havzadan gelebilecek su miktarını belirleyebilmektir. Bu sonuca ulaşabilmek için, havzanın karakteristik özelliklerinin yanı sıra bir yağış-akış modellemesine ihtiyaç duyulmaktadır. Dağlık bir bölge olması nedeniyle yağışın genel olarak kar yağışı olduğu düşünülse de, kar katmanı üzerine düşen şiddetli yağmurların ani ve yoğun kar erimesine sebep olduğu ve kar erimesi ile birlikte, yüzey suyuna katılan yağışın, yüksek akımları meydana getirdiği unutulmamalıdır. Kar erimesinden meydana gelen akımın hesaplanmasında yaklaşık yetmiş yıldır değişik yollarla uygulanan derece gün yöntemi kullanılmaktadır. Derece-gün

20 yöntemi, Dünya Meteoroloji Teşkilatının dağlık havzalardaki akımın hesaplanmasında kullanımını en çok önerdiği metodlardan birisidir (WMO, 1986). Dağlık alanlarda derece gün yöntemi ile akımın tahminini yapmak için SRM (Snowmelt Runoff Model, Martinec, 1975; Martinec et al., 1994) ve HBV (SMHI, 1996) gibi hidrolojik modeller dünyada yaygın olarak kullanılan işlevsel modellerdir. Bu işlevsel modellerin en büyük avantajı, dağlık alanlar göz önüne alındığında kar erimesinin en kolay ölçülebilir meteorolojik değişken olan hava sıcaklığına bağlı olmasıdır. Bu havzada uygulanmamış olmakla birlikte USACE tarafından geliştirilen HEC-HMS 2007 yılı version 3 modeli de dağlık alanlarda uygulanarak tecrübe kazanılmıştır. Kar çalışmalarındaki alansal dağılımın temsil edilebilmesi için birçok model uygulamasında kullanılan yöntem, havzayı yükselti aralıklarına bölerek temsil etmektir (Martinec, 1975; Blöschl et al., 1990; Bell and Moore, 1999; Turpin et al., 1999). Coğrafi Bilgi Sistemleri teknolojisindeki hızlı gelişmeler, dağılımlı hidrolojik simülasyon modellerinin daha etkili bir şekilde uygulanmasına olanak sağlamaktadır. Hidrolojik modeller ile yapılan çalışmalarda toprak nemi, kar örtüsü, bitki örtüsü, buharlaşma ve yüzey akışı miktarları gibi faktörlerin tümü model içinde değerlendirmektedir. Son dönemlerde yapılan model çalışmalarında Mesoscale Model 5 (MM5) tahmin verisi, uydu görüntüleri ve yer gözlemleri hidrolojik modellere girdi oluşturmaktadır. Bu nedenle, uydu ürünlerinin doğruluğunun yanı sıra, sayısal hava tahmin model çıktılarından ikisi olan yağış ve sıcaklık verilerinin doğruluğunun da yer gözlemleri ile değerlendirilmesi önem kazanmaktadır (Şorman ve diğ., 2007). Hidrolojik modelleme uygulamaları, son çıktı olan akım değerlerinin elde edilmesinde rol oynadığı için çalışmaların bel kemiğini oluşturmaktadır. Akımın en az hata payı ile tahmin edilebilmesi için, kalibrasyon gerektiren model parametrelerinin uzun yıllar boyunca farklı iklim koşulları için elde edilmiş olması gerekmektedir. Karasu Havazası nda ve alt-havzalarında fiziksel ve kavramsal modeller çalışılmış ve uygulama sonuçları farklı ulusal ve uluslararası platformlarda sunulmuştur. Karasu Havzası nda SRM uygulama sonuçları bu kongre kitapçığında yer alan Marım ve diğ. ne ait bildiride görülebilir; Kırkgöze Havzası nda 2004 su yılı HBV model uygulamalarına ait sonuçları, modellenen/gözlenen akım ve karla kaplı alanların karşılaştırılması bazında Şekil 10 da gösterilmektedir. Şekil 10. Kırkgöze Havzası nda HBV model uygulama sonuçları a) Modellenen ve gözlenen akımlar, b) Modellenen ve gözlenen karla kaplı alan yüzdeleri (2004 su yılı)

21 7. GELECEK ÇALIŞMALAR Karasu Havzası nda yürütülmekte olan; gözlem ağının geliştirilmesi, güncellenmesi ve yeni ölçüm tekniklerinin uygulamaya alınması çalışmaları üniversite bütçelerinden desteklenen araştırma projeleri ile devam etmektedir. İstasyonların işletilmesi ve bakım çalışmalarında Devlet Su İşleri gerek genel müdürlük gerekse bölge müdürlüğü olarak personel katkısı sağlamakta ve lojistik destek vermektedir. Şimdiye kadar toplanan verilerin, bir veritabanı ortamında düzenlenilmesi yönünde çalışmalar devam etmektedir. Hidrolojide uydu ürünlerinin kullanılması konusunda Amerikan (MODIS, NOAA) ve Avrupa (SEVIRI) uydu görüntülerinden yararlanılmakta, anılan proje kapsamında yeni algoritmalar ile kar tespiti, karla kaplı alanların belirlenmesi, kar su eşdeğerinin bulunması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir. Bu ürünler içerisinde MODIS görüntülerinden gerek karla kaplı alanların, gerekse albedo algoritmalarının tutarlılığının tespiti yönünde arazi çalışmaları ile desteklenen bilimsel çalışmalar yapılmıştır. Dünya biliminin yöneldiği parçalı (fractional) karla kaplı alan ürünlerinin elde edilmesi yönünde ilerlemeler devam etmektedir. Çekilme eğrilerinin yıllar bazındaki değişimi izlenebilmektedir. Modelleme çalışmaları çerçevesinde model parametrelerinin kalibrasyonu ve akımların benzeşiminin yapılması konularında tecrübe kazanılmış, akım tahmini yönünde çalışmalar yapılmıştır. Tahmin çalışmalarının, veritabanı ile ilişkilendirilmesi ve güncel olarak uygulanabilmesi için çalışmalar devam etmektedir yılı Mart ayında Fırat havzasında normalden fazla su tutulması sonucu Fırat Nehri üzerinde bulunan barajlardan su tahliyesi yapılmıştır. Böylece Kaban barajının dolusavakları barajın inşa edildiği tarihten itibaren ilki 1985 yılında olmak üzere ikinci defa, Atatürk barajının kapakları ise ilk defa açılmıştır. Baraj kapaklarının açılması kararına bölgede meydana gelen yağışlar ve erken kar erimesi sonucu baraj göllerinin su seviyesinde meydana gelen hızlı yükselme ve havzada bulunan karın erken erimesi durumunda oluşabilecek tehlikeleri azaltma gibi faktörler göz önünde bulundurularak varılmıştır. Bu taşkını yaratan hidrometeorolojik koşulların önceden öngörülmesi mümkün olsaydı, bu derece büyük bir su ve maddi kayıp önlenmiş olacaktır. 8. KAYNAKLAR Akyürek Z., Şorman A.Ü., Monitoring Snow Covered Areas Using NOAA- AVHRR Data in the Eastern Part of Turkey. Hydrological Sciences Journal, 47(2), Bell V.A., Moore R.J., An Elevation-Dependent Snowmelt Model For Upland Britain, Hydrological Processes, Volume 13, Issue 12-13: Beşer Ö., The Use Of SSM / I For Snow Mapping over The Eastern Part of Turkey, MSc Thesis, Department of Civil Engineering, Middle East Technical University, Ankara, Turkey. Blöschl G., Kirnbauer R., Gutknecht D., Modeling Snowmelt in A Mountainous River Basin on An Event Basis, Journal Of Hydrology, 113, EUMETSAT., Avrupa Meteoroloji Uyduları İşletme Teşkilatı Projesi. Avrupa nın Dağlık Bölgeleri İçin Kar Parametrelerinde Ürün Geliştirme ve Modelleme Çalışmaları, H-SAF (Satellite Application Facilities In Hydrology) Oluşumunda Türkiye Adına Devlet Meteoroloji Teşkilatı

22 (DMİ) ve alt çalışanları olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi yer almaktadır, Eylül 2005 Eylül Feng Z., Taylor S., Renshaw C.E., Isotopic Evolution of Snowmelt 1. A Physically Based One-Dimensional Model. Water Resources Research DOI: /2001WR Hall D.K., Riggs G.A., Salomonson V.V., DiGirolamo N.E., Bayr K.J., MODIS Snow Cover Products, Remote Sensing of Environment, 83, pp Hall D.K., Foster J.L., Verbyla D.L., Klein A.G. and Benson C.S., Assessment of Snow-Cover Mapping Accuracy in A Variety of Vegetation- Cover Densities in Central Alaska, Remote Sensing of Environment, 66: Kaya H.I., Application of Snowmelt Runoff Model Using Remote Sensing and Geographic Information Systems. MSc Thesis, Department of Civil Engineering, Middle East Technical University, Ankara, Turkey. Klein A.G., Barnett A.C., 2003 Validation of Daily MODIS Snow Cover Maps of The Upper Rio Grande Basin for Snow Year, Remote Sensing of Environment 86: Klein A.G., Hall D.K. and Riggs G.A., Improving Snow Cover Mapping in Forests Through Use of A Canopy Reflectance Model, Hydrological Processes, 12, Laudon H., Hemon H.F., Krouse H.R., Bishop K.H., Oxygen 18 Fractionation During Snowmelt: Implications For Spring Flood Hydrograph Separation. Water Resources Research 38: DOI: 10Ğ1029/2002WR Martinec J, Rango A, Roberts R., Snowmelt Runoff Model (SRM) User's Manual. In: Baumgartner MF. (Ed), Geographica Bernensia, P29, Department of Geography, University of Bern, 65 pp. Martinec J., Snowmelt Runoff Model for Streamflow Forecasts, Nordic Hydrology, 6, Riggs G.A., Hall D.K., Salomonson V.V., MODIS Snow Products User Guide to Collection 5 November SMHI, 1996 yerine Bergström, S., The HBV Model, in Computer Models of Watershed Hydrology, ed. V.P. Singh, Water Resources Pub., p Şensoy A., Şorman A.A., Tekeli A.E., Şorman A.Ü., Garen D.C., Point-Scale Energy and Mass Balance Snowpack Simulations with Their Temporal and Spatial Evaluation in the Upper Karasu Basin, Turkey, Hydrological Processes, 20, Şensoy A., Physically Based Point Snowmelt Modeling and its Distribution in Upper Euprates Basin, Ph.D. Dissertation, Dept. of Civil Engineering, Middle East Technical University, Ankara, Turkey. Şensoy A., Tekeli A.E., Şorman A.A., Şorman A.Ü., Simulation of Event Based Snowmelt Runoff Hydrographs Based on Snow Depletion Curves and the Degree Day Method. Canadian Journal of Remote Sensing 29(6): Şensoy A., Spatially Distributed Hydrologic Modeling Approach Using

23 Geographic Information Systems, M.Sc. Dissertation, Dept. of Civil Engineering, Middle East Technical University, Ankara, Turkey. Şorman A.A., Şensoy A., Beşer Ö., Şorman A.Ü., MM5 Hava Tahmin Modeli Tutarlılığının Marmara Bölgesindeki Yer Gözlemleriyle Araştırılması, 5. Ulusal Hidroloji Kongresi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara. Şorman A.Ü., Akyürek Z., Şensoy A., Şorman A.A., Tekeli A.E., Commentary on Comparison of MODIS Snow Cover and Albedo Products With Ground Observations over The Mountainous Terrain of Turkey, Hydrology and Earth System Sciences, 11, Şorman A.A., Use of Satellite Observed Seasonal Snow Cover in Hydrological Modeling and Snowmelt Runoff Prediction in Upper Euphrates Basin, Ph.D. Dissertation, Dept. of Civil Engineering, Middle East Technical University, Ankara, Turkey. Şorman A.Ü., Uzunoğlu E., Kaya I., Applications of SRM and SLURP Models in Eastern Turkey Using Remote Sensing and Geographic Information Systems. In M. Owe, K. Brubaker, J. Ritchie, & A. Rango (Eds.), Proceedings Santa Fe symp. April Remote Sensing and Hydrology IAHS Publication No 267 (pp ). Taylor S., Feng Z., Renshaw C.E., Isotopic Evolution of Snowmelt 2. Verification and Parametrization of A One-Dimensional Model Using Laboratory Experiments. Water Resources Research DOI /2001WR Tekeli A.E., Şensoy A., Şorman A.A., Akyürek Z., Şorman A.Ü., Accuracy Assessment of MODIS Daily Snow Albedo Retrievals With in Situ Measurements in Karasu Basin, Turkey, Hydrological Processes, 20, Tekeli A.E., Şorman A.A., Şensoy A., Şorman A.Ü., Bonta J. and Schaeffer G., 2005a. Snowmelt Lysimeters for Real-Time Snowmelt Studies in Turkey, Turkish Journal of Engineering and Environmental Sciences, Volume 29, No 1, pp Tekeli A.E., Akyürek Z., Şorman A.A., Şensoy A., Şorman A.Ü., 2005b. Using MODIS Snow Cover Maps in Modeling Snowmelt Runoff Process in the Eastern Part of Turkey, Remote Sensing of Environment, 97, pp Tekeli A.E., Akyürek Z., Şensoy A., Şorman A.A., Şorman A.Ü., 2005c. Modeling the Temporal Variation in Snow-Covered Area Derived from Satellite Images for Simulating/Forecasting of Snowmelt Runoff in Turkey, Hydrological Sciences Journal, 50 (4), pp Tekeli A.E., Operational HydrologicalFforecasting of Snowmelt Runoff Model by RS-GIS Integration, Ph.D. Dissertation, Dept. of Civil Engineering, Middle East Technical University, Ankara, Turkey. Tekeli A.E., Integration of Remote Sensing and Geographic Information Systems on Snow Hydrology Modeling, M.Sc. Dissertation, Dept. of Civil Engineering, Middle East Technical University, Ankara, Turkey. Turpin O., Ferguson R., Johansson B., Use of Remote Sensing to Test and Update Simulated Snow Cover in Hydrological Models Hydrological Processes Volume 13, Issue 12-13: Unnikrisha P.V., McDonnell J.J., Kendall C., Isotopic Variations in A Sierra

24 Nevada Snowpack and Their Relation to Meltwater, Journal of Hydrology 260: Uzunoğlu E., Application of the SLURP Model Using Remote Sensing and Geographic Information Systems, M.Sc. Dissertation, Dept. of Civil Engineering, Middle East Technical University, Ankara, Turkey. WMO., Intercomparison of Models of Snowmelt Runoff, Publication No. 646, Operational Hydrology Report No. 23, World Meteorological Organization, Geneva, Switzerland.

25 YUKARI FIRAT HAVZASI İÇİN ELDE EDİLEN KAR ÇEKİLME EĞRİLERİNİN ZAMANSAL ANALİZİ VE MODELLEME ÇALIŞMALARI G. MARIM 1, Yrd. Doç. Dr. A. ŞENSOY 2, Yrd. Doç. Dr. A.A. ŞORMAN 2, Prof. Dr. A.Ü. ŞORMAN 1 ÖZET Azalan su ve enerji kaynakları düşünüldüğünde su, her geçen gün daha önemli bir konu haline gelmektedir. Su kaynaklarının yönetimi, özellikle barajların verimli yönetimi için hidrolojik modellerin uygulanarak büyük baraj haznelerine gelen akımın tahmin edilmesi güncel ve kaçınılmaz bir hale gelmiştir. Dağlık bir alanda akım benzeşiminin yapılmasında kullanılan ve hidrolojik modellere girdi oluşturan model değişkenlerinin en önemlileri yağışın, sıcaklığın ve karla kaplı alanların dağılımıdır. Sıcaklık, yağış ve özellikle mekânsal ve zamansal dağılım gösteren karla kaplı alanlar gibi hidrolojik model girdi değişkenlerinin oluşturulmasının Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama Teknikleri ile bütünleşmesi gerektiği görülmüştür. Gerçek zamanlı mekansal ve zamansal değişim gösteren karla kaplı alan dağılımının uydu ürünleri ile elde edilmesi mümkündür. Başta DSİ olmak üzere devlet kurumlarının aldıkları kar ölçümleri modelleme çalışmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu verilerin noktasal olması ve kar örtüsünün alansal değişiminin de önemli olması uydu ürünlerinin kullanımını gündeme getirmiştir. Önceki çalışmaların sonuçları, kar çekilme eğrilerinin, hidrolojik model simülasyonunun doğruluğu açısından oldukça etkili olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada, kar çekilme eğrileri, optik uydu görüntülerinin analizleri ile oluşturulmuş ve hidrolojik model girdisi olarak kullanılarak Fırat havzasının alt havzası olan Yukarı Fırat Havzası (10195 km 2 ) için akım simulasyonu yapılmıştır. Bu çalışmanın ana amacı, uygulanan hidrolojik model için önemli bir değişken olan, optik uydudan elde edilmiş, zamansal ve mekansal dağılımlı karla kaplı alan yüzdelerinin elde edilmesidir yılları için, karla kaplı alan yüzdeleri ve kar çekilme eğrileri yüksek zamansal çözünürlüğe sahip optik uzaktan algılama verileri: Terra Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer (MODIS) ile elde edilmiştir. Bu çalışmada, Terra MODIS in karla kaplı harita ürünü olan ve 500 m alansal çözünürlüğe sahip MOD10A1 kullanılmıştır. Hidrolojik model olarak Kar Erime Akım Modeli; SRM (Snowmelt Runoff Model) kullanılmıştır. SRM, kar erimesi hesaplarında derece gün yaklaşımını kullanmaktadır. Yıllar bazında değerlendirilen kar çekilme eğrilerinin değişimi, bilgi birikimimize katkı sağlamakta ve öngörülerimizi güçlendirmektedir. Diğer yandan elde edilen eğriler modelleme çalışmalarında kullanılarak akım gözlemleri model çıktıları ile karşılaştırılmaktadır. Anahtar kelimeler: Kar çekilme eğrisi, hidrolojik modelleme, MODIS, Yukarı Fırat Havzası TEMPORAL EVALUATION OF SNOW DEPLETION CURVES DERIVED FOR UPPER EUPHRATES BASIN AND MODELING STUDIES ABSTRACT Water is becoming very important issue day by day with descending usable water and energy resources. In the aspect of water resources management, especially for the optimum reservoir management, predicting runoff for large reservoirs by applying hydrologic model is a recent and crucial topic. The most important model input and predictor parameters to estimate runoff for the mountainous regions are to be distribution of rainfall; temperature and snow cover area (SCA). It is seen that many predictor variables should be integrated with 1 ODTÜ, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Ankara 2 Anadolu Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Eskişehir

26 Geographic Information Systems (GIS) and Remote Sensing Techniques especially for hydrologic model variable preparation like spatial and temporal distribution of rainfall; temperature and SCA. Satellite products have the potential for obtaining those kinds of data in near real time. The snow measurements taken by governmental organizations especially General Directorate of State Hydraulic Works (DSI) have an important role on modeling studies. Since the measured data are point data and spatial changes of snow cover is important, satellite image usage have been come into question. The results of previous studies show that snow depletion curves (SDC) is very effective on the accuracy of hydrological model simulations. In this study, the changes of SDC are generated by the analysis of optical satellite and by using SDC as an input to hydrological models runoff is simulated for Upper Euphrates Basin (10195 km 2 ) which is a sub basin of Euphrates Basin. Main objective of this study is to obtain the spatially and temporally distributed SCA percentages from optical satellite, which are required as one of the main input variables of the hydrological model used in the application. SCA percentages and SDC are obtained for snowmelt years by using high temporal resolution optical remote sensing data: Terra Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer (MODIS). In this study, Terra MODIS snow cover map product, MOD10A1 which has a spatial resolution of 500 m is used. As a hydrological model Snowmelt Runoff Model (SRM) was applied. SRM was built up on the well-known degree day approach. Derived SDC for different years contribute to our knowledge and strengthen our foresight. On the other hand, model computed outputs using SDC are compared with measured runoff. Keywords: Snow cover depletion curves, snowmelt runoff model, MODIS, Upper Euphrates Basin 1. GİRİŞ Küresel hidrolojik döngünün önemli bir parçası olan kar, bulunduğun yerin iklim özelliklerini etkiler, termal ve radyoaktif özellikleri ile üzerinde bulunduğu toprağın ve üzerinde bulunan havanın özelliklerini değiştirir (Stephan et al., 2004). Karla kaplı alana gelen güneş radyasyonunun %80 ini veya daha fazlası atmosfere geri dönmektedir (Ellis and Leathers,1998) bu da, karla kaplı alanların uzaktan algılama uygulamaları ile izlenmesine olanak sağlamaktadır. Karla kaplı alanların zamansal ve mekânsal izlenmesi ilk olarak 1930 larda hava fotoğraflarıyla başlamıştır yılında, NASA nın NOAA uydusunun devreye girmesi, karla kaplı alanların uydu fotoğrafları ile izlenmesine olanak sağlamıştır. NASA, 1999 yılından itibaren EOS Terra, 2002 yılından itibaren EOS Aqua uydularının MODIS modülü ile karla kaplı alan verilerini bir günlük periyotlarla toplamaya devam etmektedir. Karla kaplı alanı tespit etmek için, MODIS, zamansal ve mekânsal çözünürlük ile veri ulaşılabilirliği düşünüldüğünde, potansiyeli yüksek uydu modülüdür (Rango et al., 2002). Dünyanın birçok bölgesinde kar erimesinden meydana gelen akımlar, su kaynaklarının önemli bir potansiyelidir. Nehir havzasında bulunan karla kaplı alanların tespiti, baraj haznesine gelecek olan akımın büyüklüğü ve zamanlaması açısından oldukça önemlidir. Ortalama yüksekliği 1130 m olan Türkiye için dağlık alanlarda yağışın önemli bir kısmı kar formasyonunda olduğundan, karla kaplı alanların tespiti oldukça önemlidir. Türkiye nin doğusundaki dağlık alanlar yılın yarısında karla kaplıdır numaralı akım gözlem istasyonunun uzun yıllar analizi sonucunda, bu bölgedeki yıllık ortalama akım hacminin % inin bahar ve ilk yaz aylarında oluşan kar erimesinden ve özellikle kar örtüsü üzerine düşen yağmurdan meydana geldiği tespit edilmiştir. Karla kaplı alan yüzdelerinin hidrolojik model girdisi olarak kullanılması ve model sonuçlarının

27 değerlendirilmesi, bu bölgelerde su kaynaklarının yönetimi açısından oldukça önemlidir. Birçok kar erime akım modelleri arasından karla kaplı alan bilgilerini girdi olarak kullanabilen SRM (Snowmelt Runoff Model) en yaygın kullanılan modellerden biridir (Rango and Martinec, 1981; Martinec et al., 1998; Mitchell and DeWalle, 1998). Bu çalışmada karla kaplı alan yüzdeleri ve buna bağlı olarak çekilme eğrileri, yıllar bazında gözlenilmiş; kar erime eğrisini doğrudan girdi olarak kullanan ve kar erime hesaplarında bilinen derece gün yöntemini kullanılan SRM uygulanmıştır. Karla kaplı alan yüzdeleri MODIS modülünün karla kaplı harita ürünü MOD10A1 ile elde edilmiştir. Model değişkenlerinden sıcaklık ve yağış dağılımı, havza alanındaki 12 adet, otomatik kar-meteoroloji istasyonları (AWOS) ile klima istasyonlarından elde edilen verilerin co-kriging metodu ile dağıtılmasıyla oluşturulmuştur. 2. ÇALIŞMA ALANI Güneydoğu Anadolu'dan başlayarak, Basra Körfezine kadar uzanan, Dicle ve Fırat nehirleri arasındaki bölgeye Mezopotamya denir (Şekil 1). Fırat ve Dicle Nehirleri Mezopotamya bölgesinin tarım, sanayi ve enerji sektörleri ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Çalışma alanı, pilot havza olarak seçilmiş olan Yukarı Fırat Havzası; Karasu Havzası dır (Şekil 2). Fırat nehri, Murat ve Karasu adında iki koldan oluşmaktadır. Karasu Havzası, Fırat havzasının alt havzasıdır. Havza coğrafi olarak enlemleri ve boylamları arasında yer almaktadır. Fırat nehri Türkiye den başlayıp iki mansap ülke Suriye ve Irak tan geçmektedir. Fırat Nehri, 2700 km uzunluğu ve 35.6 milyar metreküplük yıllık ortalama akım miktarı ile Güney Batı Asya nın en uzun nehridir (Aytemiz, 2006 ). Karasu Havzası, km 2 büyüklüğünde bir havza olup, 1125 m ile 3487 m yükseklik arasında yayılan oldukça dağlık bir bölgedir. Ortalama yüksekliği 1977 m olup, ortalama eğimi % 15.5 dir. Havza sınırları içerisinde Erzurum, Erzincan şehirleri bulunmaktadır. Havzada Kuzgun, Tercan, Erzincan barajlarının bulunması sebebiyle havzada hidrolojik modelleme çalışmaları su kaynaklarının yönetimi açısından oldukça önemlidir. Karasu Havzası, coğrafi ve hidrografik özelliklerinden dolayı çalışma alanı olarak seçilmiştir.

28 Kar hidrolojisinde karla kaplı alanın uzaktan algılama yöntemleri ile tespiti açısından yükseklik oldukça önemlidir. Yağış ve sıcaklığın zamansal ve mekânsal dağılımının, yüksekliğe bağlı olarak daha iyi temsil edilmesi için havza, beş farklı yükseklik bölgesine bölünmüştür (Şekil 3). Yükselti aralıklarına ait bazı topoğrafik veriler Tablo 1 de verilmiştir. Şekil 3. Karasu Havzası yükseklik bölgeleri Tablo 1. Karasu Havzası yükseklik bölgeleri tablosu Bölge Yükseklik Aralığı (m) Alan (km2 ) Alan (%) Ortalama Hipsometrik Yükseklik (m) A B C D E

29 3. YÖNTEM VE VERİLER 3.1. MODIS Karla Kaplı Alan Görüntüleri Kar erime akım modeli olan SRM, kar çekilme eğrilerini model girdisi olarak doğrudan kullanmaktadır yılları için kar çekilme eğrileri, yüksek zamansal çözünürlüğe sahip optik uzaktan algılama verileri: Terra Moderate Resolution Imaging Spectroradiometer (MODIS) karla kaplı alan ürünü, MOD10A1 ile oluşturulmuştur. MOD10A1 verisi 3. derece günlük bir ürün olup 1200 km ye 1200 km alanı taramaktadır, sinusoidal projeksiyonu sahiptir ve alansal çözünürlüğü 500 m dir. National Snow and Ice Data Center (NSIDC) da bulunan NASA Distributed Active Archive Center (DAAC) web sayfasından ücretsiz olarak sağlanabilmektedir. EOS Terra uydusunun MODIS modülünün 36 bandı bulunmaktadır.1, 2, 4, 6, 31 ve 32 bantları, karla kaplı alan algoritmasında kullanılan temel bantlardır. MODIS karla kaplı alan algoritması, Normalized Difference Snow Index (NDSI) i temel almaktadır. NDSI, kar ve buzu tanımlamada oldukça kullanılışlıdır, kar ve buzu kümülüs tipi buluttan ayırmada oldukça başarılıdır. NDSI, MODIS in 6.band ( μm) ile 4.band ( μm) reflektanslarının ölçülmesi ile hesaplanmaktadır: Eğer bir pikselde NDSI >0.4 ise ve MODIS 2.bandındaki ( μm) reflektansı %11 den büyükse kar olarak tanımlanır. Karanlık bölgelerin, kar olarak tanımlanmaması için MODIS 4.bandının reflektansı %10 dan küçük ise diğer kriteri sağlasa da kar olarak tanımlanmaz (Salamonson et al., 2003). Ormanlık arazinin genelde NDSI ı 0.4 ten küçüktür ve bu sebeple Normalized Difference Vegetation Index (NDVI) NDSI ile birlikte hesaplanmaktadır. NDVI, MODIS 1.bandı ( μm) ile 2.bandı ( μm) reflektansının ölçülmesi ile hesaplanmaktadır. NDVI ın yüksek olduğu yerler, yoğun ormanlık bölgeleri olarak tanımlanmaktadır. NDVI ve NDSI beraber karla kaplı alanın tanımlanmasında kullanılmaktadır Kar Çekilme Eğrilerinin Tespiti ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Uygulanması Coğrafi Bilgi Sistemleri, bilgisayar tabanlı coğrafi bilgileri depolamaya ve analiz etmeye yarayan sistemlerdir (Aronoff, 1993). Coğrafi Bilgi Sistemleri, uzaktan algılama verilerinin analiz edilmesi ile birlikte, önemli zamansal, mekânsal ve istatistiksel bilgilerin ortaya çıkarılmasında oldukça önemlidir.

30 Bu çalışmada, coğrafi bilgi sistemleri yazılımları kullanılarak, bulut miktarının %30 dan az olan açık günler için, karla kaplı alan yüzdeleri elde edilmiştir ve yılları için 5 farklı yükseklik bölgesi kar çekilme eğrileri Şekil 4 de sunulmaktadır. Şekil 4. Kar Çekilme Eğrilerinin yılları arasında zamansal değişimi Tablo 1 de görüldüğü üzere B ve C bölgelerinin alanları toplamı, havzanın toplam alanının % 66 sını oluşturmaktadır. B ve C bölgelerinin karla kaplı alan (KKA) yüzdeleri yıllar bazında etkin bir değişme göstermekteyken, D ve E bölgeleri benzer özelliği göstermektedir (Şekil 4).A bölgesinde ise iklime bağlı olarak kar çekilme eğrileri (KÇE) farklı özellik göstermekte ve kar erimesi erken başlayıp, kar bölgede kısa sureli olarak durmaktadır. Karın bölgelerde bekleme süresi yüksekliğe bağlı olarak A bölgesinden E bölgesine doğru artmaktadır Zamansal ve Mekânsal Sıcaklık ile Yağış Verilerinin Dağılımı Model girdileri olan günlük ortalama sıcaklık ve günlük toplam yağış dağılımları çeşitli AWOS ve sinoptik istasyonlarda yapılan ölçümlerin detrended kriging metodu ile yükselti aralıklarına dağıtılması ile elde edilmiştir (Şekil 5).

31 Şekil 5. Karasu Havzası istasyon yerleri haritası ve yükseklikleri Detrended kriging metodu topoğrafik trendin, sıcaklık ve yağış dağılımına etkisini kaldırmak amaçlı kullanılmıştır. Topoğrafik trendi kaldırmak için Sayısal Yükseklik Modeli (DEM) her 5 farklı yükseklik bölgesi için kullanılmıştır. Uygulanan metot ile bilinen 21 boyutlu Theisen metoduna 3. bir boyut yükseklikte katılmıştır ve sonuç olarak 12 istasyon kullanılarak günlük sıcaklık ve yağış dağılımı her bir yükseklik bölgesi için elde edilmiştir (Şekil 6a ve 6b). Şekil 6. Her bir yükseklik bölgesi için a) Günlük Ortalama Sıcaklık ve b) Günlük Toplam Yağış Dağılımı 3.4. SRM ve Model Çalışmaları SRM, gelen akımın ana etkeninin kar erimesi olduğu dağlık alanlarda günlük akım simülasyonunu ve tahmini için kullanılan hidrolojik modellerden biridir. SRM karla kaplı alan yüzdelerini model değişkeni olarak derece-gün metodu ile doğrudan kullanmaktadır. SRM in 3 önemli model değişkeni sıcaklık, yağış ve karla kaplı alan yüzdeleridir (Şekil 7).

32 Şekil 7. SRM akış şeması SRM diğer kalibrasyon modellerinin yanı sıra kullanıcılarına erime sezonunda değişik zamanlarda kullanılan değerleri tekrar gözden geçirme fırsatı vermektedir (Ferguson,1999). Ferguson SRM i tamamen kalibrasyon ve tamamen fiziksel arası bir model olarak tanımlamaktadır. SRM in temel denklemi söyle tanımlanabilir: n : gün sayısı Q : havza akımı T : sıcaklık dağılımı P : yağmur şeklinde düşen yağış dağılımı S : karla kaplı alan oranı A : bölgenin alanı k n+1 : çekilme katsayısı a : derece-gün faktörü C S : kar erimesi için doğrulama faktörü C R : yağmur için doğrulama faktörü SRM modeli uygulamasında, model kullanıcısının sübjektif kararlarına ihtiyacı vardır (Hall and Martinec, 1985;Rango et al., 2003). Akım simülasyonunun elde edilebilmesi için SRM in, C S, C R ve a parametrelerinin belirlenmesi gerekmektedir, fakat bu parametreler, yıl içerisinde iklimin varyasyon gösterdiği küçük havzalarda ve farklı kollardan beslenen büyük havzalarda oldukça fazla değişkenlik göstermektedir. Bu sebeple zaman zaman fiziksel olarak hesaplanmaları ve düzeltilmeleri gerekmektedir. Bu parametreler, Karasu Havzası için 2006 yılı için

33 hesaplanmıştır ve SRM ile akım simülasyonu yapılmıştır. Şekil 8 de önceki yılların model parametreleri kullanılarak ve düzeltilmiş model parametreleri (Tablo 2-3) hesaba katılarak yapılan iki ayrı akım benzeşim çalışması sergilenmektedir. Şekil 8. Gözlenen ve hesaplanan akım grafikleri a) Önceki yılların model değişkenleri, b) Düzeltilmiş model değişkenleri ile elde edilen sonuçlar Tablo 2. Önceki yılların model parametreleri (1998 yılı model parametreleri)

34 4. SONUÇLAR İndirilen MOD10A1 ürünlerinin uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sitemleri yardımıyla analizi yapılarak yılları için karla kaplı alan yüzdeleri elde edilmiştir. Kar çekilme eğrileri her bir yükseklik bölgesi için elde edilmiştir. Kar çekilme eğrilerinin yüksekliğe bağlı olarak her bir bölgede farklı karakter özelliklerini gösterdiği tespit edilmiştir yılı için günlük ortalama sıcaklık, günlük toplam yağış ve karla kaplı alan yüzdeleri model değişkenleri olarak elde edildikten sonra, 1998 yılı için hesaplanan model parametreleri (Tekeli, 2000) ile SRM simülasyonu yapılmıştır. Ancak, beklenildiği gibi, elde edilen sonuçların gözlenen değerlerle tutarlılığı zayıf olmuştur. Model parametrelerinin 2006 yılı akımları göz önüne alınarak yeniden düzenlenmesi sonucu korelasyon katsayısı bulunmuştur ( Şekil 8). 5. İLERİKİ ÇALIŞMALAR SRM hidrolojik modeli ile akım simülasyonlarının geçmiş yıllar için uygulanmasına devam edilecektir (2004, 2005 ve 2007 yılları için de uygulamalar yapılacaktır) yılı için MOD10A1 verisi, Meteosat uydularından (Meteosat -8 ) üretilen SEVIRI verisi ile karşılaştırılacaktır. Uydu ürünleri ile geliştirilen yüzdesel karla kaplı alan algortimaları ile yeni model çalışmaları yapılacaktır. Bu ürünlerin modellemeye etkileri değerlendirilecektir ve sonrası yıllar için akım tahmini yönünde çalışmalar yapılmaya devam edilecektir. Kar yastıkları ile otomatik olarak ölçülen kar su eşdeğeri verileri ve kar derinlik bilgileri model sonuçlarının doğrulanmasında kullanılacaktır. 6. KAYNAKLAR Aytemiz L., Kodaman T., Sınır Aşan Sular Kullanımı ve Türkiye- Süriye İlişkileri, TMMOB Su Politikaları Kongresi, Mart Dery S.J., Salamonson V.V., Stieglitz M.., Hall D.K.. ve Apel I., An Approach to Using Snow Areal Depletion Curves Inferred From MODIS and its Application to Land Surface Modelling in Alaska, Hydrol. Process. 19: Ferguson RI., Snowmelt Runoff Models. Progress in Physical Geography 23: Hall DK, Martinec J., Remote Sensing of Ice and Snow. Chapman and Hall: New York; 189. Lee S., Klein A.G. and Over T.M., A Comparison of MODIS and NOHRSC Snow-Cover Products for Simulating Streamflow Using the Snowmelt Runoff Model, Hydrol. Process. 19 : Mitchell KM, DeWalle DR., Application of the Snowmelt Runoff Model Using Multiple-Parameter Landscape Zones on the Towanda Creek Basin, Pennsylvania. Journal of the American Water Resources Association 34: Rango A., Martinec J., Application of a Snowmelt-Runoff Model Using Landsat data. Nordic Hydrology 10: Rango A., Operational Applications of Satellite Snow Cover Observations. Water Resources Bulletin 16: Rango A., Martinec J., Accuracy of Snowmelt Runoff Simulation. Nordic Hydrology 12:

35 Rango A., Assessment of Remote Sensing Input to Hydrologic Models. Water Resources Bulletin 21: Rango A., Progress in Snow Hydrology Remote-Sensing Research. IEEE Transactions on Geoscience and Remote Sensing 24: Rango A., van Katwijk V , Development and Testing of A Snowmelt-Runoff Forecasting Technique. Water Resources Bulletin 26: Rango A., Worldwide Testing of the Snowmelt Runoff Model With Applications for Predicting the Effects of Climate Change. Nordic Hydrology 23: Rango A., Martinec J., Revisiting the Degree-Day Method for Snowmelt Computations. Water Resources Bulletin 31: Rango A., Spaceborne Remote Sensing for Snow Hydrology Applications. Hydrological Science Journal 41: Rango A., Martinec J., Water Storage in Mountain Basins from Satellite Snow Cover Mapping. In Remote Sensing and Geographical Information Systems for Design and Operation for Water Resources System, Baumgartner MF, Schultz GA, Johnson AI (eds). IAHS Publication No IAHS Press: Wallingford; Rango A., Landesa EG, Bleiweiss M., Comparative Satellite Capabilities for Remote Sensing of Snow Cover in the Rio Grande Basin. In Proceedings of the 70th Western Snow Conference, Sol Vista, CO, USA; Rango A., Landesa EG, Bleiweiss M, Havstad K, Tanksley K., Improved Satellite Snow Mapping, Snowmelt Runoff Forecasting, and Climate Change Simulations in the Upper Rio Grande Basin. World Resource Review 15: SRM, Şorman A., Türkiye nin Yukarı Fırat Havzasında Uydu Gözlemleriyle Bulunan Karla Kaplı Alanların Hidroloji Modellemede Kullanımı ve Kar Erimesinden Oluşan Akımların Tahmini, Yüksek Lisans Tezi, ODTÜ, Haziran Tekeli A.E., Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemlerinin Kar Hidrolojisi Modellemesinde Entegrasyonu, Yüksek Lisans Tezi, ODTÜ, Eylül 2000.

36 YUKARI FIRAT HAVZASI NDA KAR ERİMESİ SÜRECİNİN DURAYLI İZOTOP TEKNİKLERİ İLE İNCELENMESİ E.PEKKAN 1, Yrd. Doç. Dr. A.A.ŞORMAN 1, Yrd. Doç. Dr. A.ŞENSOY 1, Prof. Dr. S. BAYARI 2, A. YAZICI 3, Y. ALTUN 4 ÖZET Dünya genelinde orta ve kuzey enlemlerdeki su kaynakları yağıştan çok kar erimesi ile beslenmektedirler. Türkiye nin dağlık doğu bölgelerindeki bahar ve ilk yaz ayları süresince gerçekleşen kar erimesinin meydana getirdiği akımlar toplam yıllık akımın %70 e ulaşan bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu nedenle, büyük barajların yer aldığı Fırat Havzasında, kar erimesinden oluşan akımların miktarının ve zamanının tahmin edilmesi, su kaynaklarının verimli bir biçimde yönetilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Yukarı Fırat Havzası nda daha önce gerçekleştirilen çalışmalarda kar erimesinin akarsu akımı üzerine etkisi uydu görüntüleri ve gözlenen akarsu akım değerleri ve hidrolojik modellemeler kullanılarak incelenmiştir. Bu çalışmada ise Yukarı Karasu Havzasında, akarsu da gözlenen duraylı izotop içeriği (oksijen-18 ve döteryum) temelinde, kar erimesi sürecinin yüzey akışı, yüzey altı akışı ve yeraltısuyu beslenimi bileşenlerinin toplam akarsu akımına olan katkısının zamansal değişiminin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, akarsuyun duraylı izotop içeriğindeki zamansal değişimin, periyodik olarak alınacak örnekler ile, beslenim alanındaki yağışın izotopik bileşiminin ise farklı kotlardan alınacak periyodik-kompozit yağış örnekler ile belirlenmesini hedeflemiştir. Kar erimesinin akarsu akımını oluşturan bileşenlere ne oranda dönüştüğünün zamansal analizi için akarsu örneklerinin izotopik bileşimlerindeki zamansal değişim, farklı yükseltilerdeki yağış izotopik bileşimi ile karşılaştırılmıştır. İzotoplar kullanılarak hidrograf ayrımının ana ilkesi, havzaya giren ve çıkan suların izotop oranlarının farkına ve kütle denkliğine dayanır. Bu konuda izotop oranlarının değişimini etkileyen süreçler belirlenecek ve modeller kullanılarak havzanın çıkışındaki suyun bileşiminin oranı bulunacaktır. Kar hidrolojisini içeren modelleme çalışmaları için kar ve yağmurun, havzanın çıkışındaki akıma olan katkılarının belirlenmesi gerekmektedir. Örnek alımı çalışmaları ve analizler henüz devam etmektedir, aynı bölgede DSİ tarafından daha önce yapılmış çalışmaların verileri, yeni alınan verilerle birlikte değerlendirilerek ilk bulgu ve öngörüler sunulmaktadır. Anahtar kelimeler: Kar erimesi, kararlı izotoplar, Yukarı Karasu Havzası INVESTIGATION OF SNOWMELT PROCESS IN THE UPPER EUPHRATES BASIN BY USING STABLE ISOTOPE TECHNIQUES ABSTRACT Occurrence of water resources is mainly due to snowmelt rather than rainfall for the middle and north latitude of the world in general. Snowmelt occurring during spring and the first summer months in the mountainous eastern part of Turkey constitutes approximately 70% of the total annual volume of flows. For this reason, the forecasting of the timing and the quantity of stream flow due to snowmelt in Euphrates basin, where the large reservoirs are located, is very important for the point of view of the effective management of water resources. In the previous studies carried out in Upper Euphrates Basin, the effect of snowmelt on the stream flow was studied with optical snow products, stream flow measurement and 1 Anadolu Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Eskişehir 2 Hacettepe Üniversitesi, Hidrojeoloji Mühendisliği ABD, Ankara 3 DSİ VIII. Bölge Müdürlüğü, Erzurum 4 DMİ Erzurum Bölge Müdürlüğü, Erzurum

37 hydrologic modeling. In this study, the aim is to investigate the temporal change of the surface flow, subsurface flow and groundwater recharge components of the total stream flow during snowmelt, based on the observation of stable isotope contents (oxygen 18 and deuterium) of the river in Upper Karasu Basin. In regard to this aim, the temporal change of stable isotope content of the river will be determined by the samples taken on the river periodically and the temporal change of the stable isotope content of the precipitation will be determined by the periodic-composite precipitation samples in the different elevation zones of the recharge area. For the temporal analysis indicating snowmelt contribution to stream runoff components, the isotopic content of stream flow samples is compared with isotopic content of the precipitation in different elevations. The main principle of hydrograph separation by using stable isotopes depends on mass balance and the difference of the isotope ratios between incoming water to the basin and out going water from the basin. The processes that change the isotope ratios will be examined and the components of the water in the outlet of the basin will be determined by using models. The determination of snow and rain contribution to the outlet of the basin is essential for snow hydrology modeling studies. Sampling and analyses processes are continuing in the area, the data of the previous studies carried out by DSI and the new data collected from the area are evaluated together for early results and foreseen. Keywords: Snowmelt, stable isotopes, Upper Karasu Basin 1. GİRİŞ Yukarı Karasu Havzasında, akarsu da gözlenen duraylı izotop içeriği (oksijen-18 ve döteryum) temelinde, kar erimesi sürecinin yüzey akışı, yüzey altı akışı ve yeraltısuyu beslenimi bileşenlerinin toplam akarsu akımına olan katkısının zamansal değişiminin incelenmesi amacı doğrultusunda akarsuyun duraylı izotop içeriğindeki zamansal değişimin, periyodik olarak alınacak örnekler ile, beslenim alanındaki yağışın izotopik bileşiminin ise farklı kotlardan alınacak periyodikkompozit yağış örnekler ile belirlenmesini hedeflemiştir. Kar erimesi modelleme parametreleri arasında yeralan yağış akım katsayısı ve kar erime akım katsayılarının modelleme çalışmalarında etkin olduğu gözlenmiştir. Akım bileşenlerinin tesbit edilmesinde kullanılan izotop yöntemlerinin modelleme çalışmalarında bu yönde bir iyileştirme katması planlanılmaktadır. Hidrolojik modelleme çalışmalarının hemen hemen hepsinde olduğu gibi bu çalışmada da veriye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle çalışmaların yürütülmesi için gerek izotop konusunda gerekse diğer hidrometeorolojik verinin toplanarak modele girdi oluşturması konusunda arazi çalışmaları yürütülmektedir. 2. ÇALIŞMA ALANININ TANITIMI Yukarı Karasu Havzasının kuzeydoğusunda bulunan yaklaşık 250 km 2 lik drenaj alanına sahip Kırkgöze Havzası, izotop çalışmaları için pilot havza olarak secilmiştir (Şekil 1). Bölge yılda yaklaşık 150 gün karla kaplıdır ve yağışların önemli kısmı kar şeklinde düşmektedir. Yukarı Fırat Havzası nı doğu-batı yönünde kat eden Karasu Nehri bulunmaktadır, bu nehir Yukarı Karasu Havzası nın kuzeydoğusundaki Güvercin ve Kandilli Dağlarından gelen Köşk, Büyükçay ve Yeşildere derelerinin birleşmesinden sonra Karasu adını almaktadır. Çalışma alanında, 2101 Çıpak, Büyükçay (DSİ), Köşk 21152, Yeşildere 2168 (EİE) olmak üzere dört adet akım gözlem istasyonu bulunmakta ve bu istasyonlarda düzenli olarak hidrometrik ölçümler yapılmaktadır (Şekil 2).

38 Şekil 1. Kırkgöze Havzası konumu Çipak ve kolları Köşk, Büyükçay, Yeşildere nin 1977 den 1993 yılına kadar akım değişimi ve pikleri yıllar bazında incelenmiştir. Yıllık akım hidrograflarından hiç biri 16 yıllık ortalama akım hidrografından önemli miktarda bir değişim göstermemektedir. Ortalama yıllık akım hidrograflarından da görüldüğü gibi, akımın önemli bir kısmı kar erimesine bağlı olarak nisan, mayıs ve haziran aylarında gerçekleşmektedir (Şekil 3).

39 Şekil 2. Bölgedeki akım gözlem istasyonları, periyodik örnekleme noktaları ve meteoroloji istasyonları Havza kar çalışmaları için üç yükselti aralığına ayrılmıştır, havza ve yükselti zonlarının bazı topografik özellikleri Tablo 1 de verilmiştir. Yükseklik Haritası kullanılarak, alan-yükseklik (hipsometrik) eğrileri tüm havza ve her bir yükselti aralığı için oluşturulmuş ve ortalama hipsometrik yükseklikleri hesaplanmıştır (Şekil 4).

40

41 2.1. Bölgenin Jeolojisi ve Hidrojeolojisi Çalışma alanının üst kotları bazaltlar tarafından çevrelenmiştir. Bu yapılar birkaç volkanizma sonucu oluşmuşlardır, bu nedenle diğer volkaniklerle karmaşık bir yapı göstermektedir. İçerisinde bulunan yeraltı suyunu küçük mevsimsel kaynaklar halinde boşaltırlar veya tüf ve aglomeradan oluşan yan formasyona aktarırlar (Şekil 5). Bölgede bazaltların altında yaygın halde tüf ve aglomeralar görülmektedir. Bazalt, andezit ve tüf içerikli köşeli ve çeşitli boy çakıl ve blokların ince taneli volkaniklerle çimentolanması sonucu oluşmuşlardır. Çeşitli yönde faylı ve çatlaklı olan aglomeralar, çatlak zonlarında az miktarda yeraltısuyu taşımaktadır. Bölgede aglomeraların altında uyumsuzlukla gelen tüf ve aglomera katkılı kiltaşı ve marn tabakası yer almaktadır. Üstündeki formasyonlara göre daha geçirimsiz bir yapı sunan kil ve marn tabakası sınırında küçük mevsimsel kaynaklar gözlenmektedir. Havzada Geç Miyosen boyunca gerçekleşen volkanizma, tektonik hareketlenmeler ve sedimantasyon olayların Kuvaterner döneminde de devamlılığını sürdürmüştür. Pliyosen birimlerinin üzerine açısal uyumsuzlukla gelen Kuvaterner birimleri, kötü boylanmalı çakıllar ve kumlardan oluşmaktadır, ancak bölgede Pliyosen birimleri gözlenmemektedir (Şekil 5 a, b) Büyükçay Yeşildere Kösk Şekil 5a. Bölgenin jeolojisi

42 Şekil 5b. A-A jeolojik kesiti 3. UYGULAMA 3.1. Ölçüm Noktalarının Belirlenmesi İzotopik kütle denkliği açısından δ 2 O ve 2 H değerlerinin akım miktarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekliliğinden dolayı nehir boyunca örnekleme yapılacak noktalar akım gözlem istasyonlarının bulunduğu noktalar baz alınarak seçilmiştir. Akım gözlem istasyonlarının konumları Karasu Nehrine karışan her bir nehir kolunun üzerinde bulunmaktadır. Sonuç olarak alınan her örnek Karasu Nehrine karışan her bir kolun izotopik içeriğini temsil etmektedir. Karasu Nehri üzerinde 2110 Çıpak, Karagöbek, Köşk ve Yeşildere 2168 akım gözlem istasyonlarında DSİ ve EİE tarafından düzenli olarak hidrometrik ölçümler yapılmaktadır. Bu proje kapsamında akım gözlem istasyonlarının bulunduğu bu noktalarda kararlı izotop ve kimyasal örnekleme yapılmasına ve bu örneklemenin 15 günlük periyotlarda (DSİ tarafından) tekrarlanmasına karar verilmiştir. Periyodik örnekleme yapılan noktalar Şekil 1 de gösterilmektedir. Bunların dışında arazi çalışmaları için Erzurum da bulunulan süre içinde nehir kollarının çeşitli noktalarından ve bölgede bulunan sığ kaynaklardan tarafımızdan örnekler alınmıştır. Bugüne kadar 7 Haziran - 1 Ağustos 2007 tarihleri arasında alınmış 70 adet örneğin kimyasal ve izotopik analizleri yapılmıştır Alansal ve Zamansal Ölçümler Akımdaki kar, yağmur ve yeraltısuyu katkılarının belirlenebilmesi için kar, yağmur ve yeraltısuyu için temsil edici izotop değerlerinin belirlenmesi gerekir. Yeraltı suları meteorik suların bir karışımı olduğundan genellikle kararlı izotoplar açısından sabit değerler alırlar diğer bir ifadeyle yerel yağışın izotopik değerlerinin yıllık ortalamasına sahiptirler. Havzanın güneyindeki bölgeyi temsil eden iki adet kuyu (21864, 2895) bulunmaktadır. Bu kuyular işletilmemektedir ve elektrikleri kesilmiş durumdadır. İki kuyudan yılları arasında alınan 5 ve 8 örneğin ortalama 18O değerleri ve dir (DSİ, 1996). Yeraltısularının kararlı izotop değerlerinin belirlenmesi amacıyla 24 Mayıs ve 1 Ağustos 2007 tarihlerinde bölgedeki sığ kaynaklardan örnekler alınmıştır. İzotopik kütle denkliği açısından yeraltısularının kararlı izotop içeriğinin belirlenmesi, nehirdeki suyun ne kadarının yeraltısuyu katkısı ne kadarının yağış ve/veya kar katkısı olduğunun belirlenmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır. Doğal suların izotopik konsantrasyonundaki büyük değişimler hidrolojik su döngüsünün atmosferik kısmında meydana gelmektedir. Zaman serilerinde yeterli

43 kesinliği sağlamak amacıyla yağışı temsil eden aylık örneklerin de alınmasına karar verilmiştir. Bir ay boyunca oluşan tüm yağış bir örnek şişesinde biriktirilmekte ve bu karışım o ayı temsil eden yağışın izotopik içeriğini vermektedir. Yağış örneklemesi Devlet Meteoroloji İşletmesi (DMİ) tarafından bölgedeki Erzurum ve Tortum istasyonlarındaki totalizörlerden yapılmaktadır. Karın izotopik içeriğinin belirlenmesi amacıyla tarihlerinde çeşitli bölgelerden tarafımızdan kar örneği alınmıştır. Temsil edici örneklemenin mart ve nisan aylarında kış yağışının olduğu dönemi temsil eden, gölgede ve/veya yamaçlarda kalmış kar kütlelerinden kompozit örnekleme şeklinde yapılması planlanmaktadır. Bugüne kadar çeşitli tarihlerde ve lokasyonlarda, 28 tanesi DSİ personeli ile tarafımızdan olmak üzere DSİ ve DMİ tarafından alınan su örneği sayısı 70 dir ve bunların 10 adedi yeraltısuyu, 12 adedi yağmur ve 48 adedi ise nehir örneğidir. Kimyasal analizler, Hacettepe Üniversitesi Jeoloji Bölümü Su kimyası Laboratuvarında, kararlı izotop analizi ise Utah Üniversitesi, Biyoloji bölümü, Kararlı izotop analiz laboratuvarında yapılmaktadır. Bugüne kadar 70 adet su örneğinin 18O, 2H ve kimyasal analizi yapılmıştır. Su örneklerinin majör iyon analizleri Hacettepe Üniversitesi Hidrojeoloji Mühendisliği A.B.D. Su Kimyası Laboratuvarı nda yüksek performanslı iyon kromatografi tekniği ile belirlenmiştir. 4. KİMYASAL VERİLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ Nehirlerin, Şekil 20 de gösterilen noktalarından alınan örnekler incelendiğinde hakim iyonun kalsiyum (Ca) ve bikarbonat (HCO 3 ) olduğu Schoeller diagramlarından gözlenmektedir (Şekil 6). Bazalt suları az tuzlu ve kalsiyumbikarbonatlı sulardır. Su kimyası değerleriyle bölgenin jeolojisi beraber değerlendirildiğinde nehire yeraltısuyu katkısının bölgedeki bazalt, tüf ve aglomera seviyelerinden geldiği söylenebilir. Tüm grafiklerde genelde olduğu gibi 7. örnekleme noktasında ilkbahar döneminden yaza doğru nehirlere yağış katkısının gittikçe azaldığı ve yeraltısuyu katkısının arttığı gözlenmektedir.

44 Şekil 6. Kimyasal örneklerinin Schoeller diagramında gösterimi Ancak farklı elektriksel iletkenlik değerlerine sahip nehir kollarının karışım noktalarında elektriksel iletkenlik değişimlerinden yeni bir karışım elektriksel iletkenlik değerinin ortaya çıktığı gözlenmektedir. Karışım nehrinin elektriksel ilketkenliğindeki değişim aynı zaman da nehir kollarının debilerine de bağlıdır. Bu durum Şekil 7 ve pie diagramlarında (Şekil 8) gözlenmektedir.

45 Şekil 7. Elektriksel iletkenliğin örnekleme noktaları arasındaki değişimi Şekil 8. 7 ve 21 Haziran tarihli nehir örneklerinin major iyon içeriklerinin Pie diagramları

46 1 Ağustos 2007 örneklerinden Büyükçay ın Yeşildere ile birleşme yerine kadar olan bölgede akım yolu boyunca elektriksel iletkenlik değerlerinde bir düşme gözlenmektedir. Büyükçay daki elektriksel iletkenlik değerindeki azalmanın, nehire göre düşük elektriksel iletkenlik değerine sahip yeraltısuyunun karışımından diğer kollardaki artışın da, aşağı kotlara indikçe fazlalaşan yeraltısuyu katkısından olmaktadır. Ayrıca bölgedeki alabalık tesisinin balık üretmek için kullandığı kaynağında elektriksel iletkenlik değeri (Örnek no: 43), yakınındaki nehirden alınan 44 nolu örneğe göre çok düşüktür. Aynı durum 24 Mayıs örneklemesinde de gözlenmektedir. 54 nolu örnek bölgede bulunan mineral oranı yüksek bir sudur, onun dışında diğer bütün örneklerin majör iyon yüzdelerine göre aynı birimlerden beslendiği gözlenmektedir (Şekil 9). 42 nolu örnek Büyükçay ın üst kolları temsil etmekte ve çevredeki sularla karşılaştırıldığında fazla çözünmüş madde içerdiği, elektriksel iletkenlik değerinden anlaşılmaktadır. Bunun nedeni suyun içinde fazlaca bulunan bölgedeki tarım faliyetlerine dayalı nitrat ve potasyum içeriğidir (NO 3 = 0.18 meq/l, PO 4 = meq/l). Büyükçay da görülen yüksek iletkenlik değeri, peryodik alınan nehir örneklerinde de gözlenmektedir (Şekil 8). Şekil 9. 1 Ağustos 2007 tarihinde alınan nehir ve yeraltısuyu örnekleri pie diagramı

47 4.1. Kararlı İzotop Verilerinin Ön Değerlendirmesi Suların kararlı izotop içeriklerinden, bu suların kökeni, beslenme alanı, yüzey ve yeraltı suları ilişkileri ve hidrodinamik yapının aydınlatılması amacıyla yararlanılmaktadır. İnceleme alanı için alınan su örneklerine ait 18O ve 2H değerleri kullanılarak oluşturulan grafikte alınan örneklerin Erzurum-Şenyurt istasyonu için yerel meteorik su doğrusunun (YMSD) (Sayın ve Eyüpoğlu, 2005) üzerinde çıktığı görülmektedir, dolayısıyla bölgedeki tüm sular meteorik kökenlidir, diğer bir ifadeyle hidrolojik döngüye dışardan bir su karışması olmamaktadır. Tüm sular o bölge için geçerli izotopik değere sahiptir. Yerel Meteorik Su doğrusu, küresel ölçekte belirlenmiş Global Meteorik Su Doğrusunda (GMSD) göre binde 4.87 kadar izotopça tükenmiş sular içermektedir. Ayrıca örneklerin herhangi bir buharlaşma etkisi altında olmadığı örneklerin su doğrularına paralel bir hat izlediğinden anlaşılmaktadır (Şekil 10). Şekil 10. Tüm örneklerin izotop içeriğinin YMSD ve GMSD üzerinde gösterilmesi Örnek sonuçlarına suların kökenleri düşünülerek bakıldığında ise yağmur örneklerinin grafiğin sağ üst bölgesinde (4) (daha önce DSİ, 1996 çalışmasında elde edilen örnekler grafikte DSİ kar ve DSİ yağmur olarak gösterilmektedir), nehir örneklerinin lokal meteorik su doğrusunun orta bölgesinde (3), yeraltı suyu örneklerinin (2) ise nehir örneklerinin hemen altında yeraldığı görülmektedir, ayrıca DSİ(1996) raporunda o bölge için alınmış kar örneklerinin grafiğin sol alt bölgesinde toplandığı görülmektedir (Şekil 11). Yağış örneklerinin en sağ bölgesinde bulunan örnekler ise örnek miktarının azlığından dolayı kap içinde oluşan ayrımdan dolayı diğer yağmur örneklerine göre ağır izotoplarca zenginleştiğini ifade etmektedir. Zamansal serilerin incelenmesiyle nehire yeraltısuyu katkısı, kar katkısı ve yağmur katkısı belirlenebilecektir. Ayrıca nehirin izotopik içeriği kar erimesi döneminde kar yağışı izotopik içeriğinin olduğu bölgeye yakın olurken, kurak dönemde yağmurun izotopik içeriğine benzerlik gösterir. Dolayısıyla yıllık olarak bakıldığında kışın (1) bölgesine yaklaşan, yazın ise (4) bölgesine yaklaşan bir çevrim izler. Elimizde henüz kar erimesi döneminde alınmış örnekler olmadığı için çevrim tam anlamıyla gözlenememektedir.

48 Şekil 11. Suların kökenlerine göre dağılım 4.2. Duraylı İzotoplar ile Beslenim Yükselti ve Sıcaklığının Belirlenmesi Suyun 18O içeriğinin beslenim sıcaklığı açısından değerlendirilmesi için 18O-OYHC (ortalama yıllık hava sıcaklığı) ilişkisinin belirlenmesi gerekir. Hesaplanan beslenim sıcaklıklarına karşılık gelen beslenim yükseklikleri ile hava sıcaklığının yükselti ile değişiminden hareket ile belirlenir. Bu yaklaşımda başlıca varsayımlar, i)18o içeriğinin yağışın oluştuğu dönemdeki hava sıcaklığı ile denge içinde oluştuğu ve ii) 18O içeriğinin diğer süreçlerle değişmediği şeklindedir. Ölçüm alınan noktaların yüksekliğe bağlı grafikleri Şekil 12, 13, 14 de verilmektedir, ancak bölgede yüksekliğe bağlı izotop içeriğinde bir değişim gözlenmemektedir. Şekil 12. Büyükçay Nehri nde yüksekliğe bağlı 18O değişimi

49 Şekil 13. Köşk Deresi nde yüksekliğe bağlı 18O değişimi Şekil 14. Yeşildere de yüksekliğe bağlı 18O değişimi 5. İLERİKİ ÇALIŞMALAR Bu güne kadar bölgede yapılan çalışmalar ana çalışmanın bir ön değerlendirmesi şekindedir kış örneklerinin de alınması ve kimyasal ve izotopik analizleri sonucunda bölgenin yağış akış dinamiği üzerinde yorumlar

50 yapılabilecektir. Yağış akış dinamiğinin belirlenebilmesi için bölgede tüm su yılını temsil eden örneklerin analizlerinin yapılmış olması gerekmektedir. Tüm su yılını temsil eden izotopik ve kimyasal değerlerle zaman serileri oluşturulup su yılında çeşitli dönemler için akımın bileşenlerine ayrılması amacıyla kararlı izotoplar kullanılarak kütle denkliğine dayalı hidrograf ayrımı yapılacaktır. İzotoplar kullanılarak hidrograf ayrımının ana ilkesi, havzaya giren ve çıkan suların izotop oranlarının farkına ve kütle denkliğine dayanır. Bu konuda izotop oranlarının değişimini etkileyen süreçler belirlenecek ve modeller kullanılarak havzanın çıkışındaki suyun bileşiminin oranı bulunacaktır. 6. SONUÇLAR Bu çalışmalar sonucunda, Su örneklerinin kimyasal değerlendirmeleri yapılmış ve bahar sonundan yaza doğru majör iyon içeriğinde bir artış tesbit edilmiştir. Bunun sebebinin beklendiği gibi yeraltısuyu katkısının artışı olduğu gözlenmiştir. Tüm su örneklerinde hakim iyonun kalsiyum (Ca) ve bikarbonat (HCO 3 ) olduğu nehire yeraltısuyu katkısının bölgedeki bazalt, tüf ve aglomera seviyelerinden geldiği belirlenmiştir. 1 Ağustos 2006 örneklemesinde elektriksel iletkenlik değerleri incelendiğinde akım yolu boyunca gidildikçe Büyükçay kolunda bir azalma, Köşk ve Yeşildere kollarında bir artış tespit edilmiştir. Büyükçay nehrindeki elektriksel iletkenlik değerindeki azalmanın nehire göre düşük elektriksel iletkenlik değerinesahip yeraltısuyunun karışımından diğer kollardaki artışında aşağı kotlara indikçe fazlalaşan yeraltısuyu katkısından olduğu seklinde yorumlanmıştır. Kararlı izotop içerikleri değerlendirilmiş, örneklerde bir buharlaşma olmadığı ancak bazı yağmur örneklerinde saklama koşullarının uygunsuzluğu nedeniyle fazla tükenmiş örneklere rastlanmıştır. Bütün örnekler Yerel Meteorik su doğrusunun üzerinde çıkmaktadır dolayısıyla sisteme dışardan su katılımı olmadığı belirlenmiştir. Kararlı izotop içerikleri, örneklerin kökenine göre değerlendirilmiş ve Oksijen18 ve döteryum grafiğinde yağmur, kar, nehir ve yeraltısuyu bölgeleri belirlenmiştir. Nehire, yeraltısuyu katkısının belirlenmesi amacıyla nehir örneklerinin Oksijen 18 içerikleri yüksekliğe göre değerlendirilmiş ancak izotop değerlerinde yüksekliğe bağlı bir değişim gözlenmemiştir. Ayrıca, otomatik kaydedici iki akım gözlem istasyonuna su sıcaklığını ve elektriksel iletkenliğini ölçebilen sensörler yerleştirilmiş ve sürekli ölçümler alınmaya başlanmıştır. 7. KAYNAKLAR DSİ, İstatistik Metodlarla Kar Su Eşdeğerinin Belirlenmesinde ve İzotoplar Kullanılarak Mevsimsel Akım Tahmininde Yeni Yöntemler, İZ 892. Sayın, M. ve Eyüpoğlu, S.,Ö., Türkiyedeki Yağışların Kararlı İzotop İçeriklerini Kullanarak Yerel Meteoric Doğruların Belirlenmesi, 2. Ulusal Hidrolojide İzotop Teknikleri Sempozyumu.

51 ERZURUM-ILICA-SİNİRBAŞI DERESİ HAVZASI YAĞIŞ VE AKIMLARININ ARAŞTIRILMASI H. BAKIR 1, T. COŞKUN 1, H. BİRHAN 1, E. DAŞCI 1 A. ÖZLÜ 1, M. A. ÇAKAL 1, Prof. Dr. T. ÖZTAŞ 2 ÖZET Ülkemizde yağış ve akış rejimleri çok düzensizdir. Birçok yörede yağışlar bitki yetiştirme döneminin dışında düşmektedir. Fazla suyun ihtiyaç duyulduğunda kullanılmak üzere depolanması aynı zamanda taşkınlardan oluşacak zararları da önlemektedir. Ancak, planlamalar için havzaların yağış-akış karakteristiklerinin saptanması gerekmektedir.bu çalışmada önemli miktarlarda kar yağışı görülen Erzurum-Ilıca-Sinirbaşı deresi havzasında 2007 su yılındaki yağış ve akış karakteristikleri belirlenmiştir. Kar örtüsü durumu, en fazla kar derinliği ile yükselti ve kar yoğunlukları arasındaki üçlü ilişkiler araştırılmış, kar su eşdeğer miktarlarının çıkarılmasına çalışılmıştır. Ölçümler çeşitli yüksekliklerde kar dolapları, kar direkleri, kar tüpü ve kar yastığı gibi ekipmanlar kullanılarak yürütülmüştür. Kar yoğunluğu ve derinliği ölçümlerine Jeoistatistiksel yöntemlerden Kriging analizi uygulanarak dağılım haritaları elde edilmiş ve topoğrafik değişimlerle kalibrasyonu sağlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kar, yağış, hidroloji, jeoistatistik DETERMINING RAINFALL AND RUNOFF CHARACTERISTICS FOR THE ERZURUM-ILlCA-SINIRBASI STREAM CATCHMENT ABSTRACT In Turkey, rainfall and runoff regimes are irregular and most of rain falls during the periods in which plant growth is not exist. Storing excess water in certain periods is useful for irrigation purposes and it also helps controlling floods. Rainfall and runoff characteristics are needed because of management and planning. With this study, the rainfall and runoff characteristics of the catchment in the Erzurum-Ilıca-Sinirbaşı 2007 water year has been determined. Examining the snow coverage situation and water equivalent of snow cover was obtained using the depth and density measurements made in the research field. Measurements were taken by different equipments as snow pillows, snow poles, snow samplers and snow bins on different elevations. Kriking analysis, an advance interpolation technique was used to obtain distribution of snow depth and snow density within the study area. Snow depth and density models were calibrated with Geographic Information Systems. Keywords: Snow, precipitation, hydrology, geostatistics 1. GİRİŞ Hidrolojik çevrim içerisinde suyun yağış ve akım gibi parametrik değerleri meteorolojik ve hidrolojik ölçü teknikleri ile belirlenebilmektedir. Ölçme işlemleri sürekli ve uzun yıllara ihtiyaç duymaktadır. Hidrolojik çalışmaların en önemli ve zor bölümü de yağış ve akım gibi çevrim parametrelerinin ölçülmesidir. Ölçümlerle elde edilen veriler analiz edilerek bir su kaynağının su potansiyeli, kuraklık ve taşkın zamanlarındaki su miktarları ile bunların frekansları hesaplanabilmektedir. Türkiye de çok sayıda küçük su toplama havzası bulunmaktadır. Her havzada gözlem yapılarak uzun yıllar içerisinde ortaya çıkabilecek yağış miktarını 1 Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü, Erzurum 2 Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Erzurum

52 belirlemek zordur. Bu nedenle Türkiye yi önce hidrolojik bölgelere, sonrada bu bölgeleri kendi içlerinde benzer havzalara ayırmakta yarar vardır. Benzer havzalar içerisinden alınan örnek havzalarda araştırmaları yürütüp elde edilen bulguları gözlem yapılmayan diğer havzalara aktarmak; bu havzalar içinde yağış ve yüzey akış miktarının bulunmasına yardımcı olacaktır. Özellikle kar yağışının fazla olduğu Doğu Anadolu Bölgesinde kar erimesi ile oluşan yüzey akışın ve jeolojik yapının elverdiği ölçüde belirlenmesi; yatırımcı birimler tarafından gelecek yıllarda yapılacak gölet projelemelerine katkıda bulunacaktır. Bu çalışmanın amacı; yatırımcı kuruluşların yapacakları gölet gibi su depolama yapılarının projelenmesinde gerekli olan ve özellikle kar yağışı sonucu oluşan havzalarda su veriminin bilinmesine yöneliktir. Çalışmada Doğu Anadolu Bölgesini belirtilen özellikler nedeniyle en iyi şekilde tanımlayabilen Erzurum-Ilıca-Sinirbaşı deresi havzası temsili havza olarak seçilmiştir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü nden elde edilen Erzurum un 74 yıllık ( ) ortalama iklim verilerine göre Erzurum ili ülkemizde en çok kar yağışı alan illerden biridir. Yıllık yağış miktarı içerisinde kar yağışları önemli bir yer tutmaktadır. Yılın 7 ayında kar yağışı görülmekte olup, ortalama kar yağışlı günler sayısı 50.6 dır. Yılın 9 ayında toprak karla örtülü olup, ortalama karla örtülü günler sayısı dir. Uzun yıllar ortalamalarına göre en yüksek kar örtüsü kalınlığı 102 cm dir (DMİ, 2002). Karın su miktarının bilinmesinin hidrolojide büyük önemi vardır. Kış mevsiminde katı halde düşerek havzada depolanan yağışlar, günlük sıcaklıkların artması sonucu eriyerek akıma geçer. Havzada depolanan karın sulama alanlarında veya enerji üretiminde kullanılabilmesi için su eşdeğerinin bilinmesi gerekir. Yapılacak hesaplamalar ve tahminlerde kar ölçümlerine gerek duyulmaktadır. Erime mevsiminin başlangıcında havzada depolanan karın; sıkışma farklılığı, derinliğinin değişikliği, yüzeysel kirlilik ve yüzey formlarının farklılığı nedeniyle günlük erime miktarlarında farklılık görülür. Erime düşük kotlarda erken ve çabuk olur. Yükseklere çıkıldıkça bu miktar azalarak devam eder, mevsim sonunda veya ilkbaharın son aylarında ve yaz aylarında da erime sürer. Kardaki bu yavaş erime sulama mevsimi boyunca gereksinime cevap verecek kadar suyu sağlayabilir. Ani ısınmalar sonucu büyük bir kütlenin erimesi kar feyezanlarını oluşturacağından, depolanması gereken su miktarlarının ve baraj göllerinin kapasitelerinin hesabında bu değerler kullanılır. Kar ölçümlerinin periyodik olarak yapılması, bütün bir mevsim boyunca yavaş yavaş eriyerek topraktan sızıp yer altı suyuna karışan su miktarları hakkında ve yer altı suyu bilançosunun hesabında da yararlı olur. Akımlarının büyük bir kısmı karların erimesinden oluşan su toplama havzalarında, bu akımın miktarını belirlemek amacıyla kar ölçümleri yapılmaktadır yılından sonra Devlet Su İşleri ve Elektrik İşleri Etüt İdaresi tarafından klasik yöntemlerle kar ölçüm çalışmaları sürdürülmektedir (Gürer ve diğ., 2002) yılından sonra da Toprak ve Su Kaynakları Erzurum Araştırma Enstitüsü nde de hava fotoğrafları ve uydu verilerinden yararlanılarak kar ölçüm çalışmaları yapılmaktadır. Günümüzde her havzada ayrı ayrı proje yürüterek yıllarca sonuçları beklemek yerine, su potansiyeli yüksek değişik fizyografik ve hidrolojik bölgelerde seçilen havzalarda araştırmaları yürüterek elde edilen sonuçları rasat yapılmayan benzer havzalara aktarmaya yönelik araştırmalar yürütülmektedir.

53 Bu çalışma ile; yağışlara karşı, iklim, toprak, bitki örtüsü, hidrolik ve hidrojeolojinin yer aldığı bu mekanizmanın sonunda havzanın hidrolojik davranışı sistem analizleriyle ortaya çıkacak ve böylece hidrolojik modelleri yapmak mümkün olacaktır. Elde edilecek bilgiler ve bu bilgiler yardımıyla Türkiye nin değişik bölgelerindeki tarım arazilerinin, havzaların ve bunlarla ilgili aküferlerin hidrolojisini kontrol eden faktörlerin anlaşılması ve böylece akımların, taşkınların ve havzaların su verimlerini güvenilir şekilde tahmin yöntem ve tekniklerin geliştirilmesi, su kaynaklarının kontrolü ve optimum kullanılmalarıyla ilgili kavram ve metodolojinin geliştirilmesi sağlanacaktır. 2. KAYNAK ARAŞTIRMASI Soykan (1972), alanı 3.10 km 2 olan Ankara Beytepe havzasının 0.1 saatlik birim hidrograf elemanlarını Q p =956 L/s, t p =0.5 h, t b =4.5 h olarak saptamıştır. Birim hidrografından bulduğu katsayılarla (C t =0.263, C p =0.560), havzaya komşu olan Böğürtlencik ve Yardımözü havzalarının Snyder ve Linsley yöntemlerine göre sentetik birim hidrograflarını hazırlamıştır. Şorman (1975), Kızılırmak, Yeşilırmak ve Sakarya havzalarının 4. ve 5. düzeydeki kollarına ilişkin 47 havzada yağışların ve özellikle havza karakteristiklerinin akımlar üzerine etkisini araştırmış, yıllık ortalama debi ile havza çevresi, eğimi ve dairesellik oranı arasında oldukça yüksek bir ilişki bulmuştur. Özdemir (1978), 1971 de H Kubilay ın Gediz Havzası için elde etmiş olduğu birim hidrografı bazı sentetik metotlarla karşılaştırmış, Snyder metodunun Türkiye şartları için uygun olduğunu belirtmiştir. Ertan (1984), Bursa-Uludağ ın kuzey yamaçlarında m yükseklikler arasında kurduğu 5 adet kar gözlem istasyonunda klasik yöntemin paralelinde ülkemizde ilk kez radyoaktif kaynak olarak kar içinden geçen gama ışınlarının absorbsiyonu ile suda doğal olarak oluşan oksijen-18 ve trityum izotopunu kullanarak kar su eşdeğeri ve akımını belirlemiştir. Kırımhan (1984), Erzurum ili sınırları içerisinde bulunan Karasu ırmağının üst kesiminde bir havza seçerek burada kar yağışları ve kar erimelerinin yüzey akış oluşturma potansiyelini incelemiştir. Seçilen su toplama havzasında yüzey üstü akım derinliği en yüksek değerine mm olarak Mayıs ayında ulaşmıştır. Bunu mm akım derinliği ile Nisan ayı izlemiştir. Akım miktarının yağıştan fazla olduğu bu aylarda, kar erimesinden dolayı önemli miktarda yüzey akışın oluştuğu açık olarak görülmüştür. Nisan ayına ilişkin kar erimesinin diğer aylardan daha fazla olduğu ve her bir sıcaklık derecesi için 10 mm dolayında akımın ortaya çıktığı belirlenmiştir. Çelebi (1988), Ankara Beytepe yöresindeki bazı havzaların yağış karakteristiklerini 20 yıl süresince araştırmış ve havza ortalama yağışını 388 mm olarak bulmuştur. Havzada yükseklikle yağış miktarı arasındaki ilişki %1 düzeyinde önemli bulunmuş, yağışlara ilişkin frekans analizleri yapılmış ve şiddet süre tekerrür eğrileri çıkarılmıştır. Higgins et al. (1989), Oregon un doğusunda alanı km 2 arasında değişen 13 küçük havzada akış karakteristikleri tanımlamak için yıllarına ait akım verilerini değerlendirmiştir. Özer (1990), su biriktirme yapıları, akarsu geçişleri ve drenaj projelerinin en ekonomik biçimde boyutlandırılmasında hidroloji biliminin önemli bir yeri bulunmaktadır. Su yapılarının planlama, proje inşaat ve işletme çalışmaları için gerekli olan suyun miktarı ve özellikleri ile ilgili çeşitli bilgiler hidroloji biliminin

54 uygulamaları ile elde edilir. Uygulamalı bir bilim olan hidrolojinin su yapılarına rahatlıkla uygulanabilmesi için bu yöntemlerin uygulamasını gösteren örneklerin incelenmesinde yarar vardır. Özer Su Yapılarının Projelendirilmesinde Hidrolojik ve Hidrolik Esaslar isimli çalışmasıyla hidroloji uygulamalarına örnekler vererek bu yöntemlerin doğru bir şekilde kullanılmasına yardımcı olmaya çalışmıştır. Yılmaz (1991), Uygulamalı Havza Hidrolojisi isimli çalışmasında bir havzanın akım verimi üzerinde etkisi olan iklim faktörleri ve fizyografik faktörleri incelemiştir. Bu çalışmada yağış tipleri ve yağış ölçümleri incelenmiş, havza ortalama yağışının değişik metotlarla nasıl bulunacağına, yağışın derinlik-alan-süre dağılımına ve tekerrür analizlerine ilişkin örnekler verilmiştir. Akım hidrografının bileşenleri ve bir birim hidrografın nasıl çıkarılacağı da örneklerle gösterilmiştir. Birim hidrografın bir havzadan gelecek bir taşkının hesaplanmasında nasıl kullanılacağı konusu üzerinde de durulmuştur. Bunun için önce Devlet Su İşleri nin uyguladığı Sentetik Metot, Snyder ve Mockus metotları incelenmiş, bu metotlar gözlemle bulunan Konya-Çumra-Çiçek deresi havzası ortalama birim hidrografı üzerinde uygulanmıştır. Sevim ve Sencer (1992), Meteorolojik Rasatlar ve Değerlendirme isimli eserlerinde; akımlarının büyük bir kısmının karların erimesinden meydana gelen drenaj sahalarında bu akımın miktarını tespit etmek amacıyla kar ölçümleri yapıldığını belirtmişlerdir. Aykanlı (1994), Erzincan-Refahiye-Berbeyin Deresi Havzasında yağış karakteristiklerinin araştırılması amacıyla su yıllarında yürüttüğü araştırmada elde ettiği sonuçlara göre, alanı km 2 olan havzanın yıllık ortalama yağışını mm, en şiddetli yağışı 5 dakikada mm/h olarak bulmuştur. Onyando and Sharma (1995), Kenya da küçük kırsal havzalarda doğrudan yüzey akış ve pik debiyi bulmak için 7.07 km 2 lik Sambret ve 5.44 km 2 Logan Havzaları için yıllarını kapsayan 22 yıllık verileri kullanmıştır. Bonta (1998), ABD nin Ohio Eyaletindeki Coshocton Tarımsal Araştırma İstasyonunda aynı toprak serisi içerisinde haritalanan iki küçük havzada akım ve toprak özelliklerindeki konumsal değişikliğin etkilerini iki havzada da araştırmıştır. Her iki havzada yağışa karşı verilen bir tepki olarak ortaya çıkan akıştaki farklılıklar havzanın yukarı kesimlerinde depolanan nem farklılıklarından meydana geldiğini tespit etmiştir. Tekeli ve Şorman (2001), döneminde Ankara-Yenimahalle- Güvenç Havzasında yağış-akım ilişkileri ile elde edilen akım hidrograflarını izotop teknikleri yardımıyla bileşenlerine ayırma yoluna gitmiştir. Bu yolla; akımları, yüzey-yüzeyaltı ve taban akım olarak bileşenlerine, yeraltı sularını da katmanlara ayırmıştır. Oğuz ve Balçın (2002), Tokat-Zile-Akdoğan deresi havzasında yıllarını kapsayan 15 yıllık dönemde ortalama yıllık yağışı mm, akımı mm, havza ortalama birim hidrograf elemanlarını Qp=1565 L/s, tp=1.46 h, tb=3.54 h, Snyder yöntemi katsayılarını Ct=0.32, Cp=0.993 ve Mockus yöntemi katsayılarını K=0.320, H=0.854 olarak saptamışlardır. Bakır ve diğ. (2003), Erzurum-Ilıca-Sinirbaşı Deresi Havzasında dönemi için yıllık yağış ortalamasını 322.4mm, döneminde ise ortalama mm yağışa karşılık mm ortalama akım tespit etmişlerdir. DSİ, Snyder ve Mockus sentetik birim hidrograf yöntemlerine göre pik debiler ve pike erme

55 sürelerini sırasıyla m 3 /s-0.77 saat, m 3 /s 1.18 saat, m 3 /s saat olarak saptamışlardır. 3. MATERYAL ve METOT 3.1. Materyal Araştırmanın uygulandığı Erzurum-Ilıca Sinirbaşı deresi havzası temsili bir su toplama havzasıdır Araştırma Havzası Hakkında Genel Bilgi Araştırma Havzası Erzurum İli Ilıca ilçesine bağlı Ağveren köyünün batısında bulunmaktadır. Havza çıkışı Erzurum-Ilıca karayoluna 3.6 km, Köy Hizmetleri Erzurum Araştırma Enstitüsüne 4.6 km uzaklıktadır. Havza içerisinde yerleşim merkezi bulunmamakta ancak havzaya komşu olarak Ağveren köyü yer almaktadır. Güneybatı-kuzeydoğu yöneyinde olan havza güneybatısında Arapöldüren Tepesi ( m), doğusunda Toptaş Tepesi ( m) ile çevrili olup, havza yağış alanı km 2 dir. Araştırma havzasına isim veren Sinirbaşı deresi kuru dere olup havza sınırları içerisinde doğarak, doğusunda bulunan Ömertepe çayına dökülmekte, Ömertepe çayı da Fırat nehrinin bir kolu olan Karasu çayına akmaktadır. Sinirbaşı Deresi Fırat havzası içerisinde yer almaktadır. Akarsular derece sistemine göre 1/25000 ölçekli haritada 1. dereceden bir koldur. Bununla birlikte arazi etütleri neticesinde 2. dereceden bir kol olduğu görülmüştür. Fırat havzası içinde yer alan Sinirbaşı deresi havzasının akım istasyonunun kurulduğu yerin deniz düzeyinden olan yüksekliği m olup 39 55'38" kuzey enlemi ve 41 05'36" doğu boylamında yer almaktadır İklim Özellikleri Erzurum ili Türkiye nin sıcaklık ortalaması en düşük illerinden birisi olup, karasal iklim tipi egemendir. Kışlar oldukça soğuk ve sert, yazlar ise sıcak ve kurak geçmektedir. Toprak aylarca karla kaplı kalmaktadır. İklimin bu özelliği bitki örtüsü üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Tarımı yapılan bitki pateni sınırlı kalmaktadır. Karasal iklimin özelliği olarak gece ve gündüz arasındaki sıcaklık farkı ve donlu günlerin sayısı fazladır. Ekim sonlarından mayıs ayına kadar egemen olan kuru ve soğuk hava bu aydan sonra yavaş yavaş ısınmaya başlar. Erzurum un 74 yıllık iklim verilerine göre ortalama yağış mm olup en fazla yağış mayıs, en az yağış ağustos ayında düşmektedir. Ortalama sıcaklık 5.7 C, en sıcak ay ağustos, en soğuk ay aralık ayıdır. Yıllık buharlaşma mm, ortalama bağıl nem %63.9 ve ortalama karla örtülü gün sayısı gündür (Çizelge 3.1).

56 Çizelge 3.1. Erzurum ili uzun yıllar ortalama iklim verileri (DMİ, 2002) 3.2. Metot Havza Yağış Karakteristikleri Araştırma Konuları - Ortalama yağış, - Yağış miktar ve şiddetinin yersel ve zamansal dağılımı, derinlik-alan-süre (DAS) ilişkileri - Kar örtüsü ve su eşdeğerinin bulunması ve kar erimesinin hesaplanması ile - Yağış frekansı (yıllık yağışlar, maksimum yağışlar) incelenmiştir Havza Akım Karakteristikleri Araştırma Konuları - Yağıştan akıma geçiş, - Araştırma havzasının birim hidrograf analizleri, - Akımların ayrılması (Hidrografın bileşenlerine ayrılması), - Hidrografları belirten karakteristikler (Hidrograf elemanları), - Akım hacmi (yüzey akış ve doğrudan akım), - Etkili yağış süresi (Te), - Ön yağışlar indisi (API), - Doymuşluk indisi, yağışın yüzey akış sınırı, - İnfiltrasyon kapasitesi, - Akımların istatistiksel analizleri, - Havza su verimi ve taşkın debilerinin frekanslarının belirlenmesi - Araştırma sonuçlarının rasat yapılmayan havzalara aktarılması Gözlem Ağı Planlama Metotları Havzada 1820 m ve 1950 m kotlarına yağış istasyonları (R-1, R-2) ve havza çıkışındaki akımları ölçmek için 1820 m kotuna da dikdörtgen savak yerleştirilmiştir. Kar etütleri için de 1950 m kotuna kar gözlem istasyonu, 1820 m, 1950 m, 2000 m ve 2070 m kotlarına da kar dolapları yerleştirilmiştir. Yine havzada 50x50 m grid sistemine göre kar direkleri dikilerek her bir direğin kotu belirlenmiş

57 ve numaralandırılmıştır. Havzada toplam 469 noktada kar derinlikleri ve kar yoğunlukları ölçülmüştür (Şekil 3.1). N 1/25000 Kar yastığı Kar dolabı Plüviograf Akım ölçüm savağı Doğal su yolları Tesviye eğrileri Şekil 3.1. Sinirbaşı deresi havzası gözlem şebekesi haritası Havza Kar Yağışının Değerlendirilmesi Kar direkleri ve kar dolaplarında her kar yağışından sonra kar yoğunluk ve derinlikleri ölçülerek taze kar su eşdeğerleri belirlenmiştir. Havzada birikmiş kar ölçümleri; kar tüpleriyle kar derinlik ve yoğunluk ölçümleri şeklinde gerçekleştirilmiştir. Kar tüpleri duralüminyumdan yapılmış olup, dış çapı 54.5 mm, iç çapı 43 mm dir. 1 m lik birbirine eklenebilen borulardan oluşmuştur (Şekil 3.2). Kara saplanan ilk borunun ağzı kesici şeklindedir. Ölçümler en az 13 noktada 10 m arayla tekrarlanmıştır. (Sevim ve Sencer 1992). Şekil 3.2. Kar örneği alma tüpünden bir görünüm

58 1950 m kotundaki kar gözlem istasyonunda yer alan kar yastığı aracılığı ile kar derinlik ve yoğunluğu her 5 dakikada bir otomatik olarak ölçülmüştür. Kar yastığı 3.0 m çapında, hekzagonol şekilde olup içerisi etil alkol, antifiriz ve su ile doldurulmuştur. Basınç sensörü ile kar ağırlığı ölçülmekte, ultrasonik sensörle de kar derinliği belirlenmektedir. Kar derinliği ve kar ağırlığından hareketle kar su eşdeğeri bulunmaktadır (Şekil 3.3) (Brakensiek et al., 1979). Şekil 3.3. Kar yastığından bir görünüm Havzada 2039 m kotunda kar pit analizi yapılarak, katman katman kar derinlikleri ve kar yoğunlukları belirlenmiş, her bir katmanın kar sıcaklığı ölçülmüş, kar kristalleri incelenmiştir (Boyne and George 1987) (Şekil 3.4).

59 Şekil Kar pit analizinden bir görünüm 4. BULGULAR ve TARTIŞMASI Havza yıllık ortalama yağışı aritmetik metotla mm bulunmuştur. Yıllık ortalama yağışın 83.3 mm si kar su eşdeğeri, mm si yağmur yağışıdır su yılında kış mevsiminde R-1 istasyonunda, R-2 istasyonunda 2000 m ve 2070 m kodlarında taze kar ölçümleri yapılmış, ayda bir defa R-1 ve R-2 istasyonlarında havzada birikmiş karın kar numune alma tüpleri yardımıyla yoğunluk ve kar su eşdeğerleri hesaplanmıştır. Nisan 2007 (103.2 mm), Mayıs 2007 (84.0 mm), Ekim (73.2 mm), Haziran (43.9 mm), Temmuz (40.5 mm) ayları en çok yağış düşen aylar olup, yıllık yağışın %76.38 i bu 5 ayda kaydedilmiştir. En az yağış ise Eylül 2007 de (1.0 mm) ayında kaydedilmiştir. Yıllık yağışın mevsimlere göre dağılımında ilk sırayı % ile ilkbahar almıştır. Yağışların % u yaz, % ü sonbahar ve % 9.46 sı kış aylarında düşmüştür. Havzada 2007 su yılında kaydedilen günlük maksimum yağış tarihinde 24.3 mm lik yağıştır. Bu yağışın istasyonlardaki miktarı R-1 de 24.0 mm ve R-2 de 24.6 mm dir. Havzada görülen en şiddetli yağış 5 dakikada 4 mm (48 mm/h) olarak tarihinde R-1 ve R-2 istasyonlarında ölçülen yağıştır. R-1 istasyonunda 65 R-2 istasyonunda 64 gün yağış kaydedilmiştir. Havzada 50x50 m de kar direkleri dikilerek her bir direğin kotu belirlenmiş ve numaralandırılmıştır. Bu kotları belirlenen 469 noktada kar derinlikleri ve kar yoğunlukları ölçülmüştür Su yılında kar direklerinde iki kez ölçüm yapılmıştır ve tarihlerinde yapılan ölçümlerde Jeoistatistiksel yöntemlerden Kriging analizi uygulanarak dağılım haritaları elde edilmiş ve topoğrafik değişimlerle kalibrasyonu sağlanmaya çalışılmıştır. Havzayı temsil

60 edecek 2039 m kotunda kar pit analizi yapılarak, katman katman kar derinlikleri ve kar yoğunlukları belirlenmiş, her bir katmanın kar sıcaklığı ölçülmüş, kar kristalleri incelenmiştir. Havzada kar yağışı ile tarihleri arasında olmuştur su yılında havzada akım kaydedilen gün sayısı 29, toplam akım miktarı mm dir. Havzada kaydedilen 920 L/s lik yıllık en yüksek anlık debi tarihinde meydana gelmiştir. 5. YARARLANILAN KAYNAKLAR Aykanlı, N., Erzincan-Refahiye-Berbeyin Deresi Havzası Yağış Karakteristikleri. Köy Hizmetleri Erzurum Araştırma Enstitüsü Yayınları. Genel Yayın No:53, Rapor Seri No:47. Bakır, H., Coşkun, T., Birhan, H., Daşcı, E., Özlü, A., Çakal, M.A., Sevim, Z., Öztaş, T., Erzurum-Ilıca-Sinirbaşı Deresi Havzası Yağış ve Akım Karakteristikleri (Ara Rapor ). Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Sonuç Raporları 2003 Sf. 47. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Şube Müdürlüğü Yayın No:124, 2004 Ankara. Bonta, J.V., Spatial Variability of Ronoff and Soil Properties on Small Watersheds in Similar Soil Map Units. Transactions of the Asae, V.41, No:3, P Boyne, H.S. and George, D., Avalanche Formation Movement and Effects. Proceedings of The Davos Symposium, September Lahs Publ. No. 162, Brakensiek, D.L., Osborn, H.B. and Rawls, W.J.,1979. Fıeld Manual for Research in Çelebi, D., Ankara-Beytepe Yöresindeki Bazı Havzaların Yağış Karakteristikleri, Köy Hizmetleri Ankara Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Genel Yayın No: 155, Rapor Seri No: 74, Ankara. DMİ, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Meteoroloji Dökümantasyon Merkezi, Ankara. Ertan, İ., Nükleer Yöntemlerle Kar Su Eşdeğeri ve Akımının Belirlenmesi. Atatürk Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma Merkezi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin Doğal Su Kaynakları ve Sorunları Sempozyumu-6, Haziran 1984, Erzurum. Gürer, İ., Özgüler, H., Eryılmaz, A., Dorum, A., Gürbüz, A., Bakır, H., Özlü, A., Sevim, Z., Snow Observation Programme and Snow Data Analysis in Turkey During the Period of Winter Seasons.International Workshop on Snow Hydrology in Mediterranean Regions. December 16-17,2002. Beyrouth-Liban. Handbook No: 224 Washington. Higgins, D, A., Tiedeman, A. R., Quıgley, Y. M. and Marx, D.B., Streamflow Charateristics of Small Watersheds in the Blu Mountains or Oregon, Water Resources Bulletin, V. 25, No:6, P Kırımhan,S.,1984. Kar Yağışlarının Yüzey Akış Oluşturma Potansiyeli ve Erzurum Örneği. Atatürk Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma Merkezi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin Doğal Su Kaynakları ve Sorunları Sempozyumu-6, Haziran 1984, Erzurum. Oğuz, İ. ve Balçın, M., Tokat-Zile-Akdoğan Deresi Havzası Yağış ve

61 Akım Karakteristikleri (Ara Rapor ). KHGM, APK Dairesi Başkanlığı, Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Yıllığı-2002, Yayın No:121, S 64-78, Ankara. Onyando, J. O. and Sharma, T.C., Smilation of Direct Runoff Volumes and Peak Rates for Rurol Catchments in Kenya, East Africa. Hydrological Sciences Juornal. V. 40, No:3, P Özdemir, H., Uygulamalı Taşkın Hidrolojisi Dsi, Ankara. Özer, Z., Su Yapılarının Projelendirilmesinde Hidrolojik ve Hidrolik Esaslar (Teknik Rehber). Khgm Havza Islahı ve Göletler Dairesi Başkanlığı, Ankara. Sevim, S. ve Sencer, Y., Meteorolojik Rasatlar ve Değerlendirme. Dsi Genel Müdürlüğü Etüt Ve Plan Dairesi Başkanlığı. Ankara. Soykan, İ., Ankara Beytepe Su Toplama Havzası Birim Hidrografının Çıkarılması ve Bunun Benzer Havzalarda Uygulama İmkanları Üzerinde Bir Araştırma, Merkez Topraksu Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Genel Yayın No: 17, Teknik Yayın No: 14, 1972, Ankara. Şorman, Ü., Türkiye de Seçilen Bazı Havzaların Kantitatif Analizi, ODTÜ, Ankara (Basılmamış). Tekeli, İ. ve Şorman, Ü., Ankara-Yenimahalle-Güvenç Havzasında Akım Hidrografının Bileşenlere Ayırımında İzotop Tekniklerinin Kullanımı, Khgm, Apk Dairesi Başkanlığı, Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Yıllığı- 2001, Yayın No:119, S 1-15, Ankara. Yılmaz, A., Uygulamalı Havza Hidrolojisi. Köy Hizmetleri Konya Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Genel Yayın No:143, Teknik Yayın No: 26, Konya.

62 ERZURUM-ILICA-SİNİRBAŞI DERESİ HAVZASINDA KAR DERİNLİK VE YOĞUNLUK YERSEL DEĞİŞİM PATERNİNİN JEOİSTATİSTİKSEL ANALİZİ H. BAKIR 1, Prof. Dr. T. ÖZTAŞ 2, T. COŞKUN 1 ÖZET Belli bir su toplama havzasında kar derinlik ve yoğunluğunun yersel ve zamansal değişiminin belirlenmesi havza su veriminin tespiti ve etkin hidrolojik yönetim uygulamalarının seçimi bakımından önemlidir. Jeoistatistiksel yöntemler yersel değişkenlik gösteren birçok özelliğin modellenmesi ve çalışma alanı içerisinde örneklenmeyen alanlar için tahmin edilerek dağılım desenlerinin haritalanmasında son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Erzurum-Ilıca-Sinirbaşı deresi havzası yağış ve akımlarının araştırılması kapsamında havzada kar derinlik ve yoğunluğunun yersel ve zamansal değişimini jeoistatistiksel yöntemlerle karakterize etmek ve dağılım paternini haritalamaktır. Su toplama alanı km 2 olan Erzurum-Ilıca-Sinirbaşı deresi havzasında D- B ve K-G doğrultularında 50x50 m aralıklarla transektler oluşturulmuş, her bir kesişim noktasında kar derinliği ve her iki kesişim noktasından birinde ise kar yoğunluk ölçümleri yapılmıştır. Ölçülen değerler arasındaki yapısal varyans semivariogram analizi ile modellendirildikten sonra havza içerisinde ölçüm yapılmayan alanlardaki kar derinlik ve yoğunluğu blok kriging analizi ile belirlenmiştir su yılında yapılan 2 farklı dönemdeki kar ölçümleri havzanın tamamının kar örtüsü ile kaplı olduğunu, kar derinliğinin özellikle rakımla birlikte arttığını ve kar yoğunluğunun özellikle rüzgarın etkin olduğu alanlarda daha yüksek olduğunu göstermektedir. Havza içerisinde kar derinlik ve yoğunluğundaki varyasyonun % 40 civarında olduğu ve bu durumun topoğrafik parametrelere (rakım, yöney ve eğim) büyük ölçüde bağımlılık gösterdiği saptanmıştır Anahtar Kelimeler: Sinirbaşı deresi havzası, kar derinliği, kar yoğunluğu, jeoistatistik GEOSTATISTICAL ANALYIS OF SPATIAL VARIABILITY OF SNOW DEPTH AND DENSITY IN ERZURUM-ILICA-SINIRBASI CREEK WATERSHED ABSTRACT Defining spatial variability of snow depth and density has great importance for determining watershed yield and for selecting effective hydrologic management practices. In recent years, geostatistical methods have commonly been used for characterizing spatially variable properties. The objective of this study was to determine spatial variable models and distribution maps of snow depth and density in the Erzurum-Ilıca-Sinirbasi creek watershed. A grid system with 50x50 m intervals in the E-W and N-S directions were set and snow depth at each intersection and snow density at every other intersection were recorded in the Erzurum-Ilıca-Sinirbasi creek watershed which has a total area of km 2. Semivariogram analysis were performed for determining spatial variability in measured properties and block kriging analysis for estimating snow depth and density at unsampled areas within the watershed. Snow depth and density distribution patterns for 2 different times in 2007 water year indicated that the watershed was completely covered by snow, snow depth increased with altitude and snow density was higher in areas where wind was effective. The variation in snow depth and density was about 40 % was strongly related with topographical parameters (altitude, direction and slope). Keywords: Sinirbasi creek watershed, snow depth, snow density, geostatistics 1 Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü, Erzurum 2 Atatürk Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Erzurum

63 1. GİRİŞ Jeoistatistiksel yöntemler yersel değişkenlik gösteren birçok özelliğin modellenmesi ve çalışma alanı içerisinde örneklenmeyen alanlar için tahmin edilerek dağılım desenlerinin haritalanmasında son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Erzurum-Ilıca-Sinirbaşı deresi havzası yağış ve akımlarının araştırılması kapsamında havzada kar derinlik ve yoğunluğunun yersel ve zamansal değişimini jeoistatistiksel yöntemlerle karakterize etmek ve dağılım patenini haritalamaktır. 2. MATERYAL VE YÖNTEM Çalışma alanı Erzurum-Ilıca Sinirbaşı deresi su toplama havzasıdır. Fırat havzası içinde yer alan Sinirbaşı deresi su toplama havzası yağış alanı km 2 olup deniz seviyesinden yüksekliği m arasında değişmektedir. Havzada 1820 m ve 1950 m kotlarında yağış istasyonları, 1950 m kotunda ise kar gözlem istasyonu bulunmaktadır. Çalışma alanı doğu-batı ve kuzey-güney doğrultularında 50 x 50 m aralıklarla transektlere bölünmüş, oluşturulan grid sisteminin her bir kesişim noktasında kar derinliği ve her iki kesişim noktasından birinde ise kar yoğunluk ölçümleri yapılmıştır. Toplam 469 noktada kaydedilen ve her bir örnekleme ünitesinin (50x50=2500m 2 ) dört nokta ile temsil edildiği veriler jeoistatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Öncelikle semivariogram analizi uygulanarak ölçülen noktalar arasında doğal olarak bulunan ilişkinin derecesi belirlenmeye çalışılmıştır. Kriging analizinde havza (10x10=100m 2 ) lik alt grid sistemine ayrılmış ve her 1 ar lık alan için ortalama kar derinliğinin belirlenmesinde söz konusu noktaya en yakın 6-8 ölçüm değeri kullanılmıştır. Havza içerisinde ölçüm yapılmayan alanlardaki kar derinlik ve yoğunluğu blok kriging analizi ile belirlenmiş ve dağlım haritaları oluşturulmuştur. 3. SONUÇ VE TARTIŞMA Çalışma havzasında, 2007 su yılında koordinatları belli kesişim noktalarından 13 Şubat ve 26 Şubat 2007 tarihlerinde ikişer kez kar derinliği ve kar yoğunluğu ölçümleri yapılmıştır. Çalışma alanının farklı tarihler için kar derinlik ve yoğunluk haritaları Jeoistatistiksel yöntemlerle belirlenmiş ve dağılım paternleri Şekil 1 ve 2 de verilmiştir Şubat 2007 Tarihli Ölçüm Şekil 1a da görülen kar derinlik dağılım haritası; ölçüm anında havzanın tamamının kar örtüsü altında bulunduğunu, kar derinliğinin havzanın yaklaşık % 20 sinde 20 cm den az, % 60 ında cm, % 15 inde cm, % 4 ünde cm ve %1 inde ise 50 cm den daha fazla olduğunu göstermektedir. Kar derinliği havzanın üst-orta kesimlerinde 40 cm den daha fazla olup, özellikle 2300 m den daha yüksek rakımlarda en yüksek değerlere ulaşmaktadır. Havzada kar derinliği 5-70 cm arasında değişmekte olup, ortalama 26±10.6 cm dir (Çizelge 1). Havza içerisinde kar derinliğindeki varyasyonun % 40.8 olup, geçmiş yıllarla büyük bir benzerlik göstermektedir ki bu durum havza içerisinde kar dağılımının nispeten heterojen yapıda olduğuna işaret etmektedir.

64 Çizelge 1. Tanımlayıcı istatistikler Havzada aynı tarihte yapılan yoğunluk ölçümlerinde; kar yoğunluğunun % arasında değiştiği belirlenmiştir (Çizelge 1). Havza geçen yıllın aksine kar yoğunluğu bakımından önemli alansal farklılıklar göstermektedir. Havzanın kar yoğunluk ortalaması % 0.258±0.075 dir (Şekil 1b). Havzanın %40 lık bir kesiminde kar yoğunluğu %0.3 den daha büyüktür. Oysa geçen yıl havzanın %95 lik kesiminde kar yoğunluğu %0.3 den daha küçük bulunmuştu. Bu durumun rüzgarın sıkıştırma etkisinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir. Şekil 1. a) tarihli kar derinlik dağılım haritası b) tarihli kar yoğunluk dağılım haritası

65 Şubat 2007 Tarihli Ölçüm Şekil 2a da görülen kar derinlik dağılım haritası; ölçüm anında havzanın tamamının kar örtüsü altında olduğunu ve bir önceki ölçüm tarihine göre önemli bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Kar kalınlığı havzanın %1 inde 15 cm den az, %24 ünde cm, %55 inde cm, %18 inde cm ve %2 sinde ise 60 cm nin üzerindedir. Havzada kar derinliği cm arasında değişmekte olup ortalama 38±15.7 cm dir (Çizelge 1). Havza içerisinde kar derinliğindeki varyasyon bir önceki ölçümde olduğu gibi % 40 civarındadır. Bu durum iki ölçüm tarihi arasında havza içerisinde kar yağışının homojen olduğuna ve düşen karın rüzgar yoluyla fazlaca hareket etmediğine işaret edebilir. Havza içerisinde özellikle 2200 m rakımdan itibaren kar derinliğinde önemli bir artış görülmektedir. Havzada aynı tarihte yapılan yoğunluk ölçümlerinde; kar yoğunluğunun % arasında değiştiği belirlenmiştir (Çizelge 1). Havzanın 1300 m den daha düşük rakımlı bölgesinde tek bir depresyon noktası hariç kar yoğunluğu % 0.1 den küçüktür (Şekil 2b). Havzada II. ölçüm tarihinde ortalama kar yoğunluğu % ± dur. Bu değer I. ölçüm tarihindekine göre nispeten daha düşüktür. Bu durum taze karın yoğunluğunun düşük olduğu ve iki ölçüm tarihi arasındaki periyotta kar örtüsünün sıkışmasına neden olabilecek düzeyde sert rüzgarların olmadığını göstermektedir. Şekil 2. a) tarihli kar derinlik dağılım haritası b) tarihli kar yoğunluk dağılım haritası

66 3.3. Kar Derinlik, Yoğunluk ve Kar Su Eşdeğeri İstatistiksel Analizi Sinirbaşı Deresi Havzasında farklı rakım, yön ve eğim grupları kar derinlik, yoğunluk ve su eşdeğerleri bakımından karşılaştırılmış ve aşağıdaki sonuçlar ortaya konulmuştur; * Kar derinliğindeki varyasyona eğimin etkisi p 0.01, yönün etkisi ise p 0.05 seviyesinde istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (Çizelge 2). Çizelge 2. Kar derinliği varyans analizi Kaynak df F P Rakım 2 1,865 0,156 Yön 2 3,101 0,046 Eğim 2 5,447 0,005 Rakım * yön 4 1,793 0,129 Rakım * eğim 4 1,560 0,184 Yön * eğim 4 0,319 0,865 Rakım * yön * eğim 7 0,491 0,842 Hata 441 * 1820m ile 1900m arasındaki I. rakım grubunda kuzey ve doğu yöneyli yamaçlarda kar derinliği ortalama 34.7cm iken, batıda 33 cm dir. 1901m-2000m arasındaki II. rakım grubunda kuzey yamaçlarda 37cm olan kar derinliği doğu ve batı yamaçlarda 32 cm değerindedir m-2125 m arasındaki III. rakım grubunda kar derinliği kuzey yamaçlarda 41cm, doğu yamaçlarda 43 cm ve batıda ise 29 cm dir. * Duncan çoklu karşılaştırma testleri yönler arasında en yüksek ortalama değerin kuzey ve doğu yamaçlarda olduğunu göstermektedir. Rakım değişkenliği bakımından ortalama değer üzerinden en düşük değerin en alt rakımlara ait olduğu, rakım yüksekliğinin kar derinlik ortalamasını çok önemli derecede etkilediği ve rakım grupları arasındaki farkın önemli olduğu görülmektedir. Eğim grupları arasındaki fark ise kar derinliğinin ortalama üzerinden % eğimli alanlarda önemli olduğu kaydedilmiştir (Çizelge 3). Çizelge 3. Kar derinliği bakımından yön, rakım ve eğim grupları çoklu karşılaştırma sınıfları Yön N Batı 99 31,81b Kuzey ,82a Doğu ,92a Rakım N ,57b ,90b ,24a Eğim N ,93b ,47b ,52a

67 * Kar yoğunluğundaki varyasyona rakımın etkisi p 0.01 düzeyinde istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Ayrıca yön x eğim interaksiyonu da p 0.05 de önemli çıkmıştır (Çizelge 4). Çizelge 4. Kar yoğunluğu varyans analizi Kaynak df F P Rakım 2 13,536 0,000 Yön 2 1,530 0,222 Eğim 2 0,830 0,439 Rakım * Yön 4 0,896 0,469 Rakım * Eğim 4 1,568 0,189 Yön * Eğim 4 2,698 0,035 Rakım * Yön * Eğim 3 1, Hata 99 * Kar yoğunluğu bakımından kuzey ve doğu yönleri kendi aralarında farksız, batı ile ise istatistiki olarak önemli derecede farklı bulunmuştur (Çizelge 5). Çizelge 5. Kar yoğunluğu bakımından yön grupları çoklu karşılaştırma sınıfları. Yön N Kuzey a Doğu a Batı b * Kar su eşdeğerindeki varyasyona rakımın etkisi p 0.01 seviyesinde istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (Çizelge 6). Çizelge 6. Kar su eşdeğeri varyans analizi Kaynak df F P Rakım Yön Eğim Rakım * yön Rakım * eğim Yön * eğim Rakım * yön * eğim Hata 99 * Kar su eşdeğeri bakımından en yüksek ortalama en üst rakım grubuna ait olup, rakımlar arası farklar önemlidir. Yöney bakımından en yüksek kar su eşdeğerleri kuzey ve doğu yamaçlar için kaydedilmiş olup, kuzey ve doğu yöneyleri batı yöneye göre önemli bulunmuştur. Eğim grupları bakımından ise %16-25 eğim grubunda önemli bulunmuştur.

68 Çizelge 7. Kar su eşdeğeri bakımından rakım grupları çoklu karşılaştırma sınıfları Rakım N b b a

69 KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE UYUM STRATEJİLERİ Prof. Dr. M. KADIOĞLU 1 ÖZET İnsan kaynaklı sera gazları hızlı ve geri dönüşümü olmayan iklim değişimine neden olduğuna dair yaygın olarak kabul edilen bilimsel bir gerçek ver. Bu gerçek birçok çalışmada da gösterildiği gibi Türkiye ekonomisini de tehdit etmektedir. Hükümetlerin bazı konulardaki politika değişimi de bu gerçeği yansıtmaktadır. Bu bildiride eğer dünya yarın tüm sera gaz salınımı kesse bile küresel iklim değişiminin ektileri ile yüzlerce yıl daha yüzleşmeye devam edeceğiz. Çünkü sera gazları atmosferde çok uzun yıllar kalabilmektedir. Bu nedenle, sera gazlarını azaltırken bir yandan da alt yapı, servisler ve hizmetlerde küresel iklim değişimine uyum çalışmaları yapmamız gerekiyor. Uyum süreci toplumları küresel iklim değişiminin olumsuz etkileriyle başa çıkmalarına katkıda bulunur. Küresel iklim değişimine uyum, küresel iklim değişiminin olumsuz etkilerini azaltırken olumlu gerekli düzenlemeler ile etkilerini artırmayı amaçlamaktadır. Uyum için birçok yol ve yöntem bulunmaktadır. Bunlar sellere karşı koruma duvarları veya sel dayanıklı evler inşa etmek gibi teknolojik önlemlerden kuraklık zamanında su kullanımı azaltmak gibi insanları gündelik yaşmandaki davranışlarını değiştirmeye kadar değişikliler gösterir. Diğer stratejiler şiddetli hava olayları için erken uyarı sistemleri kurmak, daha iyi su yönetimi, risk yönetimini geliştirmek, sigorta tercihlerini geliştirmek ve biyolojik çeşitliliği korumak şeklinde sayılabilir. Küresel sıcaklık artışı ile birlikte geniş ölçekte bir değişim yaşandığı için gelişmekte olan ülkeler gibi savunmasız ve hassas ülkeler için küresel iklim değişimi durdurulmalı, bu ülkelerin küresel iklim değişiminin etkilerine karşı uyum sağlayabilme kapasitesi kuvvetlendirilmeli ve bu konuda gerekli planlar uygulamaya konulmalıdır. Bu uyum çalışmaları küresel ve ulusal sürdürülebilir gelişmenin bir parçası olmalıdır. Ulusal ve bilimsel kuruluşlar kaynaklarını, araçları ve yaklaşımlarını tespit edip bu problemin çözümüne katkıda bulunmalıdır. Anahtar Kelimeler: Uyum, iklim değişimi, kuraklık, zarar azaltma, hazırlıklı olma ADAPTION SATRATEJIES FOR CLIMATE CHANGE ABSTRACT There is widespread scientific consensus that man-made greenhouse gas emissions are leading to rapid and potentially irreversible climate change. The threat that this poses to the Turkish economy has been well documented in some papers. Government policy across a range of issues is beginning to reflect this fact. The papers highlighted the fact that even if the world were to cease all greenhouse gas emissions tomorrow, we would still face many decades of climate change, due to the length of time that carbon dioxide stays within the atmosphere. To this end it recognised that whilst efforts to cut emissions should continue, it is essential that we begin adapting assets, infrastructure and services to cope with the future impacts of climate change. Adaptation is a process through which societies make themselves better able to cope with an uncertain future. Adapting to climate change entails taking the right measures to reduce the negative effects of climate change (or exploit the positive ones) by making the appropriate adjustments and changes. There are many options and opportunities to adapt. 1 İTU, Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Uyg-Ar Merkezi, İstanbul

70 These range from technological options such as increased sea defenses or floodproof houses on stilts, to behaviour change at the individual level, such as reducing water use in times of drought and using insecticide-sprayed mosquito nets. Other strategies include early warning systems for extreme events, beter water management, improved risk management, various insurance options and biodiversity conservation. Because of the speed at which change is happening due to global temperature rise, it is urgent that the vulnerability of developing countries to climate change is reduced and their capacity to adapt is increased and national adaptation plans are implemented. Future vulnerability depends not only on climate change but also on the type of development path that is pursued. Thus adaptation should be implemented in the context of national and global sustainable development efforts. The national and scientific community is identifying resources, tools and approaches to support this effort. Key Words: Adaption, climate change, drought, mitigation, preparedness. 1.GİRİŞ Küresel ısınmayı durdurmanın mümkün olmadığı artık biliniyor. Şimdi iklim değişikliklerinin yol açacağı olumsuzlukların etkisini en aza indirmenin yollarını arama zamanıdır. Küresel iklim değişiminin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik çalışmalara genel anlamda uyum çalışmaları denilir (UNFCCC, 2007). Bilim insanları ve siyasetçiler küresel iklim değişikliğinden etkilenmemek için ne gibi değişikliklerin yapılması gerektiğini tartışa dursun, okyanusların karalara saldırısını durdurmak için devasa duvarlar, susuzluğa karşı binlerce tonluk su depoları, ısıya ve susuzluğa dayanıklı ekinler, sıcak dalgalarına karşı soğuk odalar gibi çözümler basın ve yayın organlarında yaygın bir şekilde yer almaya başladı. Küresel iklim değişimi ile baş edebilmek için gerekli olan bütün bu yaygın, pahalı değişikliklere de artık "uyum" adı veriliyor. Uzmanlara göre uyum çabaları, küresel ısınmanın kendini ilk hissettirdiği 1988 yılında başlamış olsaydı, bugün bu yönde çok yol almış ve çok kıymetli zamanı boşuna harcamamış olabilirdik. Bu nedenle uyum ürecinde, küresel iklim değişimini önleme sürecindekinden daha kararlı ve hızlı davranılması gerekiyor. Bu arada bazı ulusların bu kadar pahalı önlemleri almaları ekonomik açıdan olası olmadığı için Bangladeş örneğinde olduğu gibi milyonlarca insan sular altında kalabileceği unutulmamalıdır. Böyle bir durumda iç kısımlarda yaşayan insanların "uyum" çabaları, ancak kıyılardan göç eden insanlar için barınaklar inşa etmekten öteye geçmeyebilir. Hâlihazırda New York ve Seattle gibi kentlerin, Kaliforniya, Alaska ve Oregon gibi eyaletlerin uyum planları hazır. Alaska, su baskınlarından zarar görecek yerleşim alanlarını daha güvenli kısımlara nakletmeyi düşünürken, Kaliforniya'da orman yangınlarıyla mücadelede daha etkili yöntemlerin geliştirilmesi için çalışmalar yapılıyor. Ayrıca sıcak dalgalarına karşı uyarı sistemlerinin kurulması ve yaşlı ve çocukların daha serin bölgelere taşınması için çözümler üretiliyor. Küresel iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak karmaşık bir iştir. Şu an küresel iklim değişiminin olası etkilerini ve onlar ile mücadele etmek için elimizdeki imkân ve kabiliyetlerimizi anlamanın başlangıç aşamasındayız. Bununla birlikte, iş dünyası, hükümet ve toplumlar gelecekteki ilkim değişikliğine hazırlanmak için şimdiden harekete geçmesi gerekmektedir. İklim değişiminin etkileri ile mücadele için ne erken planlama yapılırsa o kadar avantaj sağlanır. Bu yıllarda alınacak kararların sonuçlar onlarca yıl hissedilecektir. Örneğin, yeni evler veya alt yapıyı iklim değişimine göre

71 tasarımlamak ileride onu güçlendirmek veya başka bir şekilde değişikliğe uğratmaktan daha ucuzdur. Uyum planlaması stratejik ve sistematik olursa daha etkili olur. Bunun için Tüm paydaşları bu sürece katılmalı Eyleme geçmek için öncelikler belirlenmeli Eylemler ve uygulamanın takibi için görevliler atanmalı Düzenli değerlendirmeler ile uyun stratejisini gözden geçirilip yenilenmelidir. Uyum planları eğer katılımcı bir ekip çalışması ile yapılmazsa başarılı olması beklenemez. Risk yönetimi uyum planlamasında kullanılan en kullanılışlı yaklaşımlardan biridir. Bu yaklaşımın uygulanabilmesi için aşağıdaki, vb. bilgilere ihtiyaç vardır: Türkiye için en yeni iklim değişimi projeksiyonu Tarihsel iklim değişimi trendleri İklim değişiminin etkileri üzerine bazı bilgiler Pratik uyum opsiyonlarına örnekler Uyum çalışmaları, gelecekteki iklim değişimi hakkında ki belirsizliklere karşı en iyi stratejiyi belirlemeyle başlar. Aşağıdaki hatalara düşülmemesi için esnek bir yaklaşım sergilenmeli: Az Uyum Kara vermede iklim değişimi faktörlerine gereğinden daha az önem verilince olur. Fazla Uyum Kara vermede iklim değişimi faktörlerine gereğinden daha fazla önem verilince olur. Yanlış Uyum - Verilen kararlar uygulamayı veya bölgeyi iklim değişimine karşı daha kırılgan bir hale getirdiğinde olur. Uyum ve zarar azaltma bazen küresel iklim değişimi ile mücadelede bir birine rakip iki yaklaşımmış gibi görünür. Basit anlamda, bu bakış acısı eğer biz küresel iklim değişiminin oluşumunu engelleyebilirsek uyum çalışması yapmamıza gerek kalmaz anlamına gelmektedir. Aynı zamanda mükemmel bir uyum stratejimiz varsa bu sefer iklim değişimini engellemememize gerek yoktur denilebilir (UNFCCC, 2007). Bazıları bu yaklaşımları, farklı politikalar yürüttüğü için bir birlerine karşı olduklarını kabul etmez. Bazılar ise bunlar arasında gerçek anlamda bir sinerji olmadığına ya da çok nadiren oluştuğuna işaret eder. Örneğin şehirlere dikilen ağaçların hem karbon dioksiti yutması, hem de gölge yapması nadir görülen zarar azaltma ve uyuma bir örnektir. Genellikle belli miktarda değişim kaçınılmazdır ve toplumlar en şiddetli etkiden sakınmak istediğinden dolayı uyum ile zarar azaltma çalışmalarının bir karışımının gerekli olduğu kabul edilir. Bununla beraber, özellikle uluslar arası seviyede bu iki yaklaşım arasındaki dengenin nerede sağlanması gerektiği konusunda hala fikir ayrılığı bulunmaktadır. Türkiye de iklim değişiminin zararlarını azaltmak ve etkilerine uyum sağlamak hükümetlerin önemli öncelikle ele alması gereken konular arasında yer almalıdır. Uyum (adaptation), küresel iklim değişiminin kötü etkilerini en aza indirmeye yönelik bilerek veya bilmeyerek yapılan uygulamalardır. Zarar azaltma (mitigation), sera gazı emisyonlarını azaltmak veya (ormanlar gibi) sera gazı yutaklarını artırmak için yapılan çalışmalara denilir.

72 Bu çalışmada önce zarar azaltma ve hazırlık kavramları yani risk yönetimi, afet yönetimi kapsamında ele alınacak sonra küresel iklim değişimi ve yağış ile ilgili problemlere uyum konusu üzerinde durulacaktır. 2. RİSK YÖNETİMİ Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği ve en genel tanımıyla insanlar için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara neden olan, normal yaşamı durdurarak veya kesintiye uğratarak toplumları etkileyen ve yerel imkânlar ile baş edilemeyen her türlü doğal, teknolojik veya insan kaynaklı tüm olaylara afet denilmektedir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere bir olayın afete neden olabilmesi için, toplumları ve yerleşim birimleri üzerinde kayıplar meydana getirmesi veya insan faaliyetlerini bozarak veya kesintiye uğratarak bir yerleşme birimini etkilemesi gerekmektedir. Başka bir deyişle afet, bir olayın kendisi değil; bazen beklenen bazen de aninden doğurduğu bir sonuçtur. Modern afet yönetimi sisteminde, Kayıp ve Zarar Azaltma, Hazırlık, Tahmin ve Erken Uyarı, Afetleri anlamak gibi afet öncesi korumaya yönelik olan çalışmalara risk yönetimi denilirken; Etki Analizi, Müdahale, İyileştirme, Yeniden Yapılanma gibi afet sonrası düzeltmeye yönelik olarak yapılan çalışmalara ise kriz yönetimi adı verilir (Şekil 1). Risk yönetiminin ihmal edildiği yerlerde kriz yönetimi başarılı olamaz. Hatta tek başına uygulanan kriz yönetimi, reflekse dayalı ilkel bir yönetim tarzıdır! Yani, tek başına uygulanan kriz yönetimi; tepkisel, eşgüdümsüz, hedef kitle yanlış, etkisiz, zamansız, güven vermez ve afetin felakete dönüşmesine neden olur. Bunun için ülkemizde kriz yönetiminden risk yönetimine geçerek afetlere müdahale ve iyileştirmeden daha çok afetin oluşmaması, zararlarının azaltılması, hazırlık, tahmin ve erken uyarı konularına önem verilmeli. Maalesef, ülkemizde sadece kriz merkezleri ve kriz masaları bulunmakta; risk merkezi veya risk masası gibi bir şey ise düşünülememektedir. Günümüzde birçok şehrimiz önemli ölçüde, başta kuraklık olmak üzere küresel iklim değişiminin oluşturduğu büyük risklerin tehdidi altında bulunmaktadır. Artık şehirlerimizde meteoroloji kaynaklı afetler sonucunda ortaya çıkabilecek kayıp ve zararların, can, mal-mülk ve çevre açısından çok büyük boyutlarda olabileceği bilinmektedir. Bir afetin meydana gelmesinde iki temel faktör rol oynar. Birincisi bir tehlikenin bulunması, ikincisi ise bu tehlikenin doğuracağı olaydan riske girebilecek bir şeylerin ya da bir canlı topluluğunun var olmasıdır. Tehlike dediğimiz şey potansiyel olarak bulunan güçlü bir afet tehdididir. Bunun afete dönüşmemesi veya dönüşse bile en az zararla atlatılabilmesi alınacak tedbirler ve riskin azaltılması ile mümkün olabilir. Bu nedenle, etkileri ve neden olduğu kayıpların büyüklüğü nedeniyle Ülkemizde meydana gelen doğal afetlerin oluşturduğu risklerin başında deprem ve meteorolojik afetler yer almaktadır.

73 Modern Afet Yönetim Sistemi Risk yönetimi 2 Hazırlık 1 Zarar Azaltma Koruma Düzeltme Tahmin ve Erken Uyarı Afet Yeniden yapılanma İyileştirme Müdahale Kriz yönetimi 4 Şekil 1. Modern afet yönetim sistemi ve evreleri 3 Etki Analizi Tehlike: Can ve mal kayıplarına neden olmak ile birlikte sosyo-ekonomik düzen ve etkinliklere, tabi ve kültürel kaynaklar zarar verme potansiyeli olan her şey. Burada tehlike küresel iklim değişimi ve kötü etkileri olarak düşünülmelidir. Risk: Bir tehlikenin bölgenin sakinleri, özellikleri, etkinlikleri, özgün tesisleri, tabi ve kültürel kaynakları üzerine olan tahmini kötü etkisi. Buradaki risk, küresel iklim değişimidir. Tehlikenin neden olabileceği riskin belirlenmesi için zarar görebilirlik değerlendirmesi yapılmalıdır. Risk belirlenmesiyle aşağı yukarı değişik büyüklükteki afetlerin hangi boyutta etki yaratacağı tahmin edilebilir. Bilimsel kriterler ve istatistikî veriler dikkate alınarak farklı afet türleri için yerleşim bölgelerinin hasar görebilirliğini veya insanların zarar görebilirlik ihtimallerini ortaya koymak mümkündür. Mevcut tehlikelerin yaratabileceği afetlerle ilgili risk analizi yapılmalı, bu riskin gerçekleşmesi halinde eldeki imkân ve kaynaklarla nasıl karşı koyulacağı belirlenmeli, geçmiş deneyimlerden çıkarılan dersler ışığında yeni eylem planları geliştirilmelidir Zarar Azaltma Risk yönetimin en önemli ve ilk evresi zarar azaltmasıdır. Zarar azaltmanın tanımı ve amacı: Uzun dönemde tehlikeli durum ve bunların etkileri nedeni ile oluşabilecek can ve mal kaybı zararlarını azaltmayı veya ortadan kaldırmayı amaçlayan sürekliliği olan aktivite ve önlemlerdir (Bunu aynı zamanda yapısal ve

74 yapısal olmayan elemanlardan oluşan kayıp ve zarar azaltma çalışmaları olarak iki açıdan inceleyebiliriz). Zarar azaltma amacının aynı zamanda, işyerlerini ve halkı basit önlemler konusunda eğitmek, böylece kayıp ve yaralanmaları azaltmaktır. Zarar azaltma konuları: Afet zararlarını azaltmak için mevcut teşvik ve kaynakların belirlenmesi, Yerleşim bölgesinde, kurum ve kuruluşlardaki tehlikelerin belirlenmesi, Yerleşim bölgesi, kurum ve kuruluşlar için risk profilinin çıkarılması, Afet senaryolarının üretilmesi ve çözüm yollarının geliştirilmesi, Etki analizi ve olası hasarların belirlenmesine yönelik hazırlıklar, Yapılmış ve yapılmamış olan afet yönetimi çalışmalarının belirlenmesi, Kısa, orta ve uzun vadeli zarar azaltma planlarını hazırlamak, Mevcut zarar azaltma önlemlerini değerlendirmek, Toplumu ve değişik kurum ve kuruluşu ilgilendiren hazırlık ve planlar ile ilgili koordinasyonu sağlamak Toplumu afet öncesinde korumaya yönelik erken uyarı alt yapısını kurmak Tehlikeli bölgelerin yeri, meydana gelebilecek zararlardan korunmak için alınması gereken önlemler konusunda toplumu sürekli ve doğru bir şekilde bilgilendirmek, Toplumun afet bilincini yükseltmeye yönelik çalışmalar yapmak, Risk altındaki yapı ve insanları kamulaştırma ve nakil ile korunması, Risk altındaki kritik ve hayati yapı, tesis ve alt yapının güçlendirilmesi, Mevcut planların güncelleştirilmesi ve geliştirilmesi, Tarihi eserler, çevre ve doğal hayatı korumaya yönelik çalışmalar, Sürdürülebilir kalkınma için iş yerlerinin afetlere dirençli hale getirilmesi çalışmaları Bu aşama zarar azaltmayı içerdiği için, afet acil yardım planları yürürlüğe girmeden önce veya sonra oluşturulabilir. Ekonomik zarar azaltma önlemleri, uzun dönemde sürdürülebilir kalkınma ve afet kayıplarını azaltmak için çok önemlidir. Zarar azaltma çalışmaları, tehlikelere açık bölgelerde sel, fırtına veya depremler sonrası, tekrar tekrar yeniden yapılanma (yıkım-yara sarma) kısır döngüsünü ortadan kaldırabilir. Bir acil durum veya afet sonrası, bu konudaki duyarlılık artmışken, bazı maddi kaynakların elde edilmesi daha kolay olabilir. Ayrıca bazı tesis ve altyapı ünitelerinin tasarımını ve konumunu yenidene ele alınmalıdır. Böylece afet sonrası zarar azaltma sürecine önem vererek plan yapmak daha güvenli yerleşim birimleri oluşturmamızı sağlayacaktır. Zarar azaltma safhası, afetlerden sonra iyileştirme ve yeniden inşa safhasındaki faaliyetleriyle birlikte başlar ve yeni bir faaliyet olana kadar devam eder. Bu safhada yürütülen faaliyetler ülke, bölge ve yerleşme birimi bazında olmak üzere çok geniş uygulama alanı göstermektedir Hazırlık Risk yönetimin ikinci önemli evresi olan hazırlık safhasında yapılması gereken çalışmaların ana hedefi, tehlikenin insanlar için olumsuz etkiler doğurabilecek sonuçlarına karşı önlemler alarak, zamanında, en uygun şekilde ve en etkili organizasyon ve yöntemler ile müdahale edebilmeye hazırlanmaktır. Hazırlıklı olma, acil durum/afet halinde yetki ve sorumlulukların belirlenmesi ve destek

75 kaynaklarının düzenlenmesini de içerir. Bu aşamada tüm yönetimler acil durum/afet yönetimi görevleri için gerekli atamaları veya belirlemeleri yapmalı, belirlenen görevlerin yerine getirebilmesi için gerekli olan personel, donanım ve diğer kaynaklar tanımlanmalıdır. Ekipman ve donanımların bakımı, tahmin ve erken uyarı sistemlerinin kullanımı, personelin eğitimi ve diğer aktiviteler sürekli güncellenmelidir. Zarar azaltma safhasında alınan önlemlerle olayların durdurulması veya önlenmesi her zaman mümkün olmayacağı için, önceden hazırlık safhasında da insan canı ve malı ile milli servetleri, afetlerin yıkıcı etkilerinden koruyacak bazı faaliyetlerin yürütülmesi zorunlu olmaktadır. Bu kapsamda devletin, kurum ve kuruluşların ve halkın afete müdahale kabiliyetini artırmak için yapılması gereken risk yönetimine yönelik çalışmalara ait örnekler şöyle sıralanabilir: Afet Acil Yardım Planları ve bu planın Toplu Bakım, Tahliye, İletişim, Barınma, Tıbbi Yardım, vb. Ekleri Kurulan Acil Yardım Hizmet Grupları ve Teşkilat Şeması Kurulan Afet Yönetim Merkezi (AYM) Temin Edilen Acil Durum Malzemeleri AYM Elemanları için Alınan Afet Yönetimi Eğitimi STK'lar ile Geliştirilen İşbirliği Yapılan ve Planlanan Tatbikatlar ve Egzersizler Kamuoyunun Bilinçlendirilmesine Yönelik Yapılan Kampanyalar ve Halk Eğitimi Merkezi düzeyde afet yönetimi ile ilgili planların hazırlanması ve geliştirilmesi, İl Düzeyinde Afet Acil Yardım Planlarının hazırlanması ve geliştirilmesi, Planlarda görev ve sorumluluk verilen personelin eğitim ve tatbikatlarla bilgi düzeylerinin geliştirilmesi, gerektiğinde bölge teçhizat merkezleri kurulması ve kritik malzemelerin stoklanması, Tahmin, Erken Uyarı ve Alarm sistemlerinin kurulması, işletilmesi ve geliştirilmesi gibi ana faaliyetler sayılabilir. Önceden hazırlık safhasındaki faaliyetler yalnızca afetin alarm süresi içerisinde yapılan kısa süreli faaliyetler olarak görülmemelidir. Bu faaliyetler olayın yıkıcı etkilerini azaltacak ve insan canı, malı ve milli servetleri koruyacak uzun ve kısa süreli birçok faaliyeti de içerebilir. Bu yönüyle de zarar azaltma aşamasında belirtilen faaliyetlerle iç içe girmişlerdir. Örneğin halkın faaliyetlere karşı hazırlıklı olmasını sağlayacak ve baş edebilme kapasitelerini geliştirecek geniş kapsamlı Halk Eğitimi faaliyetlerinin örgütlenmesi, yoğunlaştırılması ve desteklenmesi, bazı kritik yapıların onarım ve güçlendirme faaliyetlerinin planlanması, örgütlenmesi ve desteklenmesi gibi. 3. KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİMİNİN SU KAYNAKLARINA ETKİSİ İklimi yarı kurak olan ülkemizde yaşanan kuraklıktaki artışın birçok nedeni var. Bunların başında: İklim değişimi ile beraber yağışların olduğu yerler ile suya ihtiyacın bulunduğu yerlerin bir birinden çok farklı ve uzakta gelişiyor olası gelir. Ayrıca içme, kullanma ve sulama suyu kalitesi her gün geçtikçe artan sanayi ve diğer çevre kirlilikleri neticesinde düşüyor ve su havzaları korunamayıp tahrip ediliyor.

76 Özetle su kıtlığına neden olan aşağıdaki gibi belli başlı 5 faktör vardır: 1. İklim şartları (Türkiye için yarı kurak iklim) 2. Kuraklık (Kuru dönemlerin görülme sıklığı ve şiddeti) 3. Çölleşme ve ormansızlaşma 4. Su stresi (Yüksek nüfus, yoğun sanayi nedeniyle aşırı su talebi, kaçak yer altı kuyularının kullanımı) 5. Çevre tahribatı; su havzalarının amaç dışı kullanımı, kirlilik ve küresel iklim değişimi Bu nedenler alt alta geldiğinde susuzluğun nedeninin sadece kuraklık olmadığı gerçeği ortaya çıkar. Bazen bunların biri, çoğu kez de bunların birkaçı birden kuraklığa neden olur. Şu an da bunların 5 i de ülkemizin farklı yerlerinde farklı faklı ölçülerde etkili olmaktadır. Bu nedenle, kuraklığın tek bir nedeni ve çözümü yoktur. Problemi ve çözümü bir bütün olarak yapısal ve yapısal olmayan tüm yönleri ile ele almak zorundayız. Yani, kuraklık problemi sadece baraj yapmak, boru döşemek gibi yapısal önlemler ile çözülemez. Zaten ülkemizde birçok havzada baraj ve gölet yapılacak yer de kalmadı. Ülkemizde küresel iklim değişimi sonucu artması beklenen problemler: (1) Kuraklık, (2) Ani seller ve (3) Deniz su seviyesinin yükselmesi gibi üç genel başlık altında toplanabilir veya birçok sektöre bölünebilir (Şekil 2). Kuraklık artması demek, daha az yağış, daha çok güneş, sıcak hava dalgalarının daha uzun süreli ve şiddetli geçmesi, daha fazla böcek ve haşere üremesi, susuzluk ve kıtlık yaşanması, daha sık ve uzun süreli orman yangınları anlamına gelir. Bu nedenlerden dolayı, günümüzde iklim değişikliği toplumların en az kalkınma, açlık, sağlık kadar dünyanın üzerinde durması gereken çevre sorunlarının başında gelmektedir. Şekil 2. Küresel iklim değişiminden etkilenmesi beklenen sektörlerin şematik gösterimi

77 Türkiye için iklim değişimi riskleri aşağıdaki sayılabilir: Daha sıcak ve daha kuru yazlar Daha yumuşak ve kuru kışlar Daha sık aşırı sıcak hava sıcaklıkları Daha sık şiddetli yağışlar Yazın toprak neminde önemli azalmalar Deniz seviyesinde yükselme ve fırtına kabarması dalgalarının yüksekliğinde artış Daha şiddetli rüzgâr hızları olasılığı Bu nedenle küresel iklim değişimi ile ilişkin olarak risk yönetiminde aşağıdaki konular ayrı ayrı ele alınabilir: Sel riskinin yönetimi Su kaynaklarının yönetimi Sıcak hava dalgaları ve hava kirliliğinin risk yönetimi Arazi kullanımının yönetimi Değişik sektörleri içren problemler Fırsatlar Ülkemizin de içinde bulunduğu enlemlerde sıcaklıklarda artışların, yağışlarda ve toprak su içeriğinde azalmaların olacağı tahmin edilmektedir. Bütün bunlar yarı kurak olan ülkemizde kuraklığın etkilerinin gelecekte daha da fazla hissedilebileceğini, suyun ülkemiz için öneminin gelecekte daha da artacağını göstermektedir. Küresel İklim Modelleri ile yapılan projeksiyonlara göre 2030 yılında Türkiye'nin de büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecektir (IPCC, 1990). Türkiye de sıcaklıklar kışın 2 C, yazın ise 2 ila 3 C artacaktır. Yağışlar kışın az bir artış gösterirken yazın % 5 ila 15 azalacaktır. Bununla birlikte, şu an Türkiye'nin gece ve gündüz sıcaklıkları ile beraber yağış gözlemlerinin trend analizinde ise, Dünyada olduğu gibi Türkiye de de özellikle gece sıcaklıklarında istatistiksel anlamda önemli artışların olduğu belirlenmiştir (Kadıoğlu, 1993a,b, 1997; Karl, 1994). Ayrıca, yaz aylarında toprak neminin de % 15 ile % 25 arasında azalacağı tahmin edilmektedir. Ülkemiz için su hem enerji, hem de tarımsal açıdan son derece önemlidir. Sulama ve enerji amaçlı ülkemizde çok sayıda su yapısı inşa edilmiş ve edilmektedir. Bu su yapılarının amaçlarına uygun faaliyet gösterebilmesi, ancak yeterli miktarda yağışın düşmesi ile mümkündür. Ülkemizin büyük çoğunluğu yarı kurak iklim şartlarının etkisi altındadır. Bu nedenle hem su kaynakları, hem de genelde yağışa bağlı olan kuru tarım nedeniyle yağışın miktar ve dağılımında meydana gelebilecek değişiklikler ülkemizi ciddi bir şekilde etkileyecektir. Meteorolojik faktörlerdeki değişiklikler birbirinden bağımsız değildir. Sıcaklıktaki bir artış kendini buharlaşmada bir artma olarak hemen gösterecektir. Toprak su içeriğindeki azalma ve kuraklık beraberinde gelecektir. Böylece Akdeniz Bölgesinde akıştaki mevsimsel salınımlar, hava sıcaklıklarına karşı çok duyarlı olduğu için çok yükselmiştir. Bu da baraj göllerinin su tutma kapasitesini etkilemektedir. Özellikle kar, su toplama havzalarının iklim değişimine gösterdiği reaksiyonu ortaya koyan en iyi faktördür. Bu faktör aynı zamanda havzanın orografik özelliklerine bağlıdır. Yüksek akış katsayıları birçok hidrolojik projenin yapılabilmesine de engel teşkil edecektir.

78 Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneline (IPCC) göre 1990 iklim şartlarına göre Türkiye de bir yılda kişi başına düşen su miktarı 3,070 metreküptür. Fakat bu suyun büyük bir kısmı suya ihtiyaç olan yerlerde bulunmamaktadır. İklim şartlarının değişmeyeceğini kabul etsek bile, sadece nüfusu artışı nedeniyle 2050 yılında Türkiye de bir yılda kişi başına düşen su miktarı 1,240 metreküp olacaktır. Artan nüfusumuz ile beraber bir de küresel iklim değişimi sonucu daha kurak bir iklime sahip olacağımız göz önüne alındığında 2050 yılında Türkiye de bir yılda kişi başına düşen su miktarı 700 ila 1,910 metreküp arasında olacaktır. Bu da şu an Kıbrıs adasında kişi başına düşen su miktarı kadardır. Diğer bir deyişle, değişen iklimi ve artan nüfusu ile Türkiye 2050 yılında iyice su fakiri bir ülke olabilecektir (Kadıoğlu, 2001). Bu nedenle küresel iklim değişimin su kaynaklarımız üzerine olası etkileri araştırılmalı, su kaynaklarımız meteorolojik şartları göz önüne alarak yönetilmeli ve sınırı aşan suların komşu ülkelere ile paylaşımında iklim faktörü de göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin, ABD ile Meksika nın sularını paylaştığı Colorado nehrini ele alalım. ABD den doğup Meksika dan denize dökülen bu nehrin sularının paylaşımı üzerine yapılan antlaşmada ABD, Meksika ya vereceği suyun miktarını iklim şartlarına bağlamıştır. Kuraklığın şiddetine göre Colorado nehriyle Meksika ya verilecek su miktarı azaltılacaktır. Yoksa şiddetli bir kuraklık durumunda saniyede 500 metreküp gibi baraj ve nehirde olmayan veya barajların işletilmesini tehlikeye sokabilecek sabit miktarda bir suyu bulup vermek gibi bir problemle karşı karşıya kalabiliriz. Örneğin, kurak gecen 2000 yılında Suriye ye söz verilen saniyede 500 metre küp su yerine bazı aylarda saniyede sadece 160 metre küp su verilebilmiştir. Gelecek yıllarda kuraklık artarsa bu miktar zaman zaman daha da azalabilecektir. Kışın Akdeniz havzasında dağlar mevsimsel olarak karla kaplanır. Dağlarda biriken karlar, kurak gecen yaz aylarında nehirlere ve göllere su sağlayan doğal bir barajın gölünün suları gibi görev görür. Küresel ısınmadan dolayı, kışın akışta önemli bir artış olurken, yazın akış değerlerinde çok önemli düşüşler olur. Genellikle, düşüşler artışlardan daha fazladır. Sıcak ve kuru havalarda karın erimesiyle akışa geçemeden direkt olarak buharlaşarak (süblimasyon ile) havaya karışması daha fazladır. Karın buharlaşması Doğu Anadolu gibi yarı kurak bölgelerimizde son yıllarda çok sık gözlenmektedir. Bu durumda bazı yıllar mevsim normallerinde kar yağışlarına rağmen nehirlerimizdeki akışın ve baraj göllerimizdeki suyun seviyesinin yükselememesine neden olur. Önümüzdeki yıllarda ülkemizde kışın küçük artışa rağmen yağışta yazın büyük bir azalma olacak fakat daha da önemlisi buharlaşma artacak. Kar örtüsü daha da azalacak. Akımları sadece miktarı azalmayacak aynı zamanda pik zamanları değişecek. Kuraklığın sıklığı ve şiddeti artacak. Halen proje çalışmalarında 1500 m olarak kabul edilen ortalama kar sınırı değişecek. Mevcut su kaynaklarının gereksinim duyulan su miktarını karşılayamaması nedeniyle ortaya çıkan su baskısı, hem ulusal ve hem de bölgesel düzeyde artacak. Su temin sistemlerinde "belirsizlikler" yaşanacağından, yatırım projelerinin maliyeti artacak. Belirsizliklerden dolayı, su havzaları ve rezervuarların önemi giderek artacak. Suya olana talebin azaltılması amacıyla, suyun gerçekçi olarak fiyatlandırılmasına her zamankinden daha fazla gereksinim duyulacak.

79 4. KURAKLIK RİSK YÖNETİMİ Bu çalışmada küresel iklim değişimi ile ilgili olarak kuraklık risk yönetimi kısaca ele alınacaktır. Çünkü yiyecek gıda ve içecek su kalmadığında diğer bütün sosyo-ekonomik kaygılar anlamsız kalır. Bu nedenle sürdürülebilir gelişmeyi, gelecek nesillerin ihtiyaçlarından fedakârlık etmemelerini sağlayacak şekilde günümüz ihtiyaçlarının karşılanması, sosyal maliyetler de dikkate alınarak zamanında önlemlerin alınması ve uyum çalışmalarının yapılması şeklinde temel hedef olarak gündeme getirmeliyiz. Bu bakış acısı ile günümüzde hükümetler tarafından acil olarak ele alınması gereken kuraklık risk yönetimi geliştirilmeli, çevre kirliliği önlenmeli ve doğal kaynaklar korunmalıdır. Kuraklık, Türkiye de en zararlı ve en az anlaşılan doğal afetlerden biridir. İklimin doğal bir parçasıdır, fakat rastgele ve seyrek bir şekilde oluştuğu düşünülür. Bazen tek bir mevsim sürse ve sadece küçük bir alanı etkilese de, eski iklim kayıtları kuraklığın bazen yıllarca devam ettiğini ve kilometrelerce kare alanı etkileyebildiğini göstermektedir. Böylece kuraklık dünyada binlerce ölüme ve milyonlarca dolar zarara sebep olmaktadır. Kuraklık risk yönetimi, zarar azaltma programlarının ve su kaynakları ile ilgili politikaların önemli bir parçasıdır. Kuraklığa hazırlıklı olmak, kuraklığı önlemek ve kuraklık zararlarını azaltmayı vurgulamak yerine ülkemizde kuraklık şu anda daha çok reaktif, kriz yönetimi yaklaşımlarla yönetilmektedir. Son zamanlarda kuraklıkla ilişkili afetlerin önemi algılansa da doğal afetler ile ilgili araştırmacılar ve kamu yetkililerince yeterli ilgi gösterilmemektedir. Su kaynakları su talebini karşılayacak kadar yeterli olmadığında kuraklık ortaya çıkar. Kuraklığın etkileri, çevresel, ekonomik, tarımsal kullanımdan gelecek taleplere bağlı olarak değerlendirilir. Bu nedenle geçmiş kuraklıkların etkilerini kestirmek zordur. Bu problem, kuraklığın doğasından kaynaklanmaktadır çünkü kuraklık, yavaşça ortaya çıkan ve sonlanan bir olaydır. Diğer bir deyişle, kolayca tanımlanabilen ve göze çarpan kısa-vadeli yapısal etkiler yaratmamaktadır. Kuraklık, ikincil etkileri, daha tanımlanabilir olan birincil etkilerine göre daha büyük olan tek doğal afet olabilir. Olayın kendisi bittikten sonra bile etkileri hissedilmeye devam eder çünkü ikincil etkiler ekonomiler, ekosistemler ve insanların geçimiyle ilişkili olarak katlanarak artar. Gözlemsel kanıt ve deneyim, kritik durumların mevcut olduğunu gösterir. İklimsel değişkenlik ve değişim, sosyo-ekonomik gelişmenin baskısı artmasıyla birlikte, kurumsal deneyimlerimizin ötesinde olan kuraklık etkilerine sebep olacaktır ve su kullanıcıları arasındaki çatışmaları belirgin bir şekilde kötüleştirecektir. Etkili su yönetimi için stratejiler geliştirmek, sürdürülebilir kalkınma, ekonomik ve çevresel esenlik için önemlidir. Böylece ülkemizde, değişik kuraklık endeksleri hazırlayıp, yeraltı suyu, akarsu ve göllerdeki su miktarını, toprak nemi ve uzun vadeli yağış tahminlerini bir elde toplayı değerlendirebilen her hangi bir kurum veya kuruluş yoktur. Dolayısıyla kuraklığın gelişimini, günlük/aylık olarak takip ederek, kurak ve nemli alanların ve bunların şiddetinin yerel dağılımı hakkında doğru ve zamanında bilgi sahibi olamıyoruz. Bunun bir sonucu olarak kuraklığı, su kaynaklarının azalması, göllerin kuruması gibi, görünür olan ciddi sonuçları ile ama çok geç kalarak fark edebiliyoruz. Toplumun çok geniş bir kısmını ilgilendiren kuraklık kıranı için yıllardır söylenmeye çalışılan özetle şudur: Normal hava şartları diye bir şey yoktur.

80 Meteorolojik kuraklık, normal ve bilinen atmosferik sistemler tarafından geçmişte hep oluşturulmuş ve gelecekte de oluşturulmaya devam edecektir. Kuraklık, meteorolojik kuraklık olarak başlar, tarımsal, hidrolojik kuraklık olarak gelişir ve sosyo-ekonomik kuraklık olarak devam eder. Kuraklığın etkileri en fazla, suya talebin en çok olduğu zamanlar hissedilir, ama o zaman da herhangi bir önlem almak için artık çok geçtir (Şekil 3). Türkiye de köy, kasaba, şehir ve ülke bazında da artık bu günden itibaren kuraklık ile mücadele için acilen planlar geliştirilmeli ve su kaynaklarımız için kriz yönetimi yerine sürekli olarak risk yönetimi uygulanmalıdır. Bunun için de acilen yanlış olan kriz yönetimi mantığını terk edip, Kuraklık Planları gibi planlama vb. hazırlık ve zarar azaltma çalışmaları ile risk yönetimine geçmeliyiz. Çünkü kuraklığın etkileri, suya talebin en çok olduğu zamanlarda en fazla hissedilir, ama o zaman da herhangi bir önlem almak için artık çok geçtir. Yani, kıt olan su kaynaklarımızı da verimli kullanabilmek için merkezi ve yerel yönetimlerimiz de her yeni su yılının başında su bütçesini hazırlayıp gerektiğinde Kuraklıkla Mücadele Planları nı devreye sokmalıdır. Yoksa planlamadan yoksun bir çerçevede aşırı ve yanlış su tüketip su kaynaklarımızı verimli kullanamayarak büyük su (bütçe) açıkları ve su kıtlıkları ile çaresizce boğuşur dururuz. Şekil 3. Kuraklık ile mücadelede risk yönetimi yerine kriz yönetimi uygulayanlar için ironik bir şekilde hidro illojik döngü olarak tasvir edilen hidrolojik döngü

81 Hidrolojik Kuraklık: Nehir, göl ve yeraltı su kaynaklarında azalan su miktarı olarak tarif edilir. Hidrolojik kuraklık, uzun süre devam eden yağış eksikliği neticesinde ortaya çıkan yeryüzü ve yeraltı sularındaki azalma ve eksikliklerini ifade eder. Bu nedenle kuraklık, su kaynaklarının (yağışlar, yeraltı ve yüzey suları) beklenen normal seviyelerin ve ortalamaların altında kalması olarak da tanımlanabiliyor. Nehir akım ölçümleri ve göl, rezervuar, yeraltı su seviyesi ölçümleri ile takip edilebilir. Yağmur eksikliği ile akarsu, dere ve rezervuarlardaki su eksikliği arasında bir zaman aralığı olduğundan dolayı hidrolojik ölçümler kuraklığın ilk göstergelerinden değildir. Meteorolojik kuraklık sona erdikten uzun bir süre sonra dahi hidrolojik kuraklık varlığını sürdürebilir. Örneğin, 1915, 1930 lu yıllarda ve arası Türkiye ciddi bir kuraklık tehlikesi geçirmiştir yılları, Güneydoğu Anadolu Bölgesi için en kurak yıllardan biri olmuştur. Keban barajı girişinde Fırat'ın debisi kurak yıllarda 50 m3/sn ye düşmesine rağmen, Keban ve Karakaya baraj göllerinden verilen ilave sularla komşumuz ülkelerle yapılan yazısız anlaşmalardaki 500 m3/sn'lik debiyi sağlayabilmek için mevcut depolardan 269 m3/sn lik bir ilave su ile bu verilen söz yerine getirilmeye çalışılmıştır. Keban barajında 23 Kasım 1989 ile su tutulmasının bittiği 13 Şubat 1990 tarihleri arasındaki 81 günlük süre boyunca sınırımızdan m3/sn'lik su verilmiştir. Aynı yıllarda İstanbul da da benzer büyük bir kuraklık yaşanmış. Ülkemiz de tarımı açısından son derece önemli olan suyun bu sektörde verimliliğinin arttırılması için sulama amacıyla hidrolojik tesisler yapılmaktadır. Ülkemizde ekonomik olarak sulama yapılabilecek olan 8,5 milyon ha tarım alanımızın bugün yaklaşık 5 milyon ha ı sulanabilmektedir. Bu sulanabilir alanın 6.5 milyon ha a çıkarılması hedeflenmektedir. Güney Doğu Anadolu Projesi (GAP) bu bakımdan ülkemiz için son derece önemli bir projedir. Türkiye genelinde yağışlar azalınca GAP alanı başta olmak üzere tüm nehirlerin taşıdığı su miktarı düşer. Nehirlerle daha az beslenen baraj göllerinin su seviyesi de önemli ölçüde azalarak hidroelektrik enerji üretimi aksar. Sonuç olarak suyun kısıtlı, yağışların bazı bölgeler dışında miktar ve dağılımının düzensiz olduğu (Şekil 4), büyük şehirlerde ve tarımsal üretimde suyun kısıtlı bulunduğu, içme, kullanma ve sulama suyu kalitesinin gün geçtikçe artan sanayi ve diğer çevre kirlilikleri neticesinde düştüğü ve küresel ısınma düşünülürse, ülkemizin kuraklığın şiddetini çok yakın bir zamanda bugünkünden çok daha fazla hissedeceği açıkça görülmektedir. Hidrolojik kuraklığın artması ile şehir ve ülke sınırlarını aşan nehirlerin kullanımı dâhil birçok uluslararası, ulusal ve yerel su kaynağının paylaşımını ve yönetimini daha da zorlaşacaktır. Hidroelektrik barajların işletilmesinde de, baraj göllerinin mümkün olduğu kadar dolu tutulması esastır. Bu da ancak kuraklığa karşı önceden planlar hazırlama, kuraklığın sürekli takibi ve zamanında hidro-meteorolojik ayarlamalar yapmak ile mümkündür Zarar Azaltma ve Kayıp Önleme Maalesef millet olarak genellikle zorda kaldığımız zamanlar çareler aramaya başlıyoruz. Böylece, kuraklık gibi doğal afetlere karşı toplumumuz hiç de rasyonel davranmamaktadır. Kriz doğduğunda otomatik olarak harekete geçmekte ve tüm zamanımızı ve paramızı kayıplarımızın hafifletebilmesi için harcanmaktayız.

82 Bunun adı kriz yöntemi dir. Kriz şartları ortadan kalkınca da, bir sonraki, örneğin, kuraklık için zaman ayırmak ve yatırımlar yapmak da gereksiz ve mantıksız görülmektedir. Çünkü tek başına uygulanan kriz yönetimi; tepkisel, eşgüdümsüz, hedef kitle yanlış, etkisiz, zamansız, güven vermez ve afetin felakete dönüşmesine neden olur. Bunun için ülkemizde kriz yönetiminden risk yönetimine geçerek afetlere müdahale ve iyileştirmeden daha çok afetin oluşmaması, zararlarının azaltılması, hazırlık, tahmin ve erken uyarı konularına önem verilmeli. Aksi takdirde kriz yönetimi ile yani su tamamen bittikten sonra yapacak fazla bir şeyimiz yok. Hâlbuki tarih boyunca bu topraklarda yaşayanlar susuz kalma tehlikesine karşı yağmur suyunu depolayıp saklamak için özellikle kapalı sarnıçlara önem vermiş. Bizanslılar bununla da yetinmemiş ve bazı binaların kendi su ihtiyacını kendisi karşılaması için yan duvarlarını su geçirmez sıva ile sıvayıp sarnıç haline getirmiş. Aslında bu Anadolu da da çok eskiden beri kullanılan bir yöntemdir. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan bazı yapılarda, eskiden yağmur suyunu biriktirmek amacıyla duvarın içine monte edilen künkler kanalıyla yağmur suyunun biriktirildiği anlaşılıyor. İstanbul da tespit edilebilen 80 kadar irili ufaklı çok sayıda sarnıç var. Su tasarrufu Osmanlı döneminde de var: 18. yy. sonunda III. Mustafa su ve odun sarfiyatını önlemek amacıyla hamam yapımını yasaklayan bir ferman çıkarmış. Osmanlı Bizans tan kalan büyük sarnıçların içinde su olanlarını kullanmış. Bu sarnıçlardan bazılarının suyu içiliyormuş. Evliya Çelebi Zeyrek Kilise sarnıcının suyu için pek lezizdir diye yazıyor. Bugünün susuz şehirlerimizin birçoğunda sarnıçlardan yararlanmak mümkün. Suyu içilmez ama belediyeler bu sarnıçlardan bazılarını temizleyip, sızıntılarını giderip yeniden kullanılır hale getirebilir ve parkları, yolları bunlarla sulayabilir. Örneğin Ayasofya nın altı su doluydu ve zamanında Prof. Dr. Semavi Eyice tarafından Eminönü Belediyesi ne bu suyu cadde yıkama için kullanmaları önerilmişti. Görüldüğü gibi su, İstanbul ve Anadolu için Roma ve Bizans dönemi de dâhil hep çözüm bekleyen bir problem olmuş. Roma, Bizans devrinde yapılan su kemerleri, sarnıçlar, İstanbul a yüzlerce yıl yetti. 21. yüzyılın başına kadar İstanbul hiç bu kadar susuz kalmamıştı. Bu kadar çok nüfus daha fazla su ihtiyacı demekti, mühendislik harikaları su kemerleri, bentler yüzyıllardır işe yaramıştı, çünkü kent bu kadar şok kalabalık değildi. İstanbul, Ankara vb. büyük şehirlerimiz bugün kendi kendine yetemeyen, suyu, toprağı ve enerjisiyle başka coğrafyaları sömüren bir dev haline geldi. Yağmur suyunu mahallerde toplamak tek çözüm olamaz elbet. Kuraklıkla başa çıkmak için aynı zamanda su havzalarının korunması, yağmur suyunun toprakla buluşmasını engelleyecek uygulamalardan uzak durmak gerek. Çünkü bu tür uygulamalar yağmur suyunun toprağa sızmasını engelliyor ve yeraltı sularının beslenmesini de önlüyor. Hâlbuki yağışlar azaldıkça su havzalarına olan ihtiyaç artacak. Zaten az olan suyun baraj havzalarına yönlendirilmesi için havzaların amaç dışı kullanımının önlenmesi gerek. Normalde bir kentin kendi suyunu kendi havzalarından karşılayabiliyor olması gerektir. Bu nedenlerden dolayı bugün Türkiye deki susuzluğun nedeni sadece kuraklığa bağlanamaz ve çözüm başka derelerden su getirmek ve onları da kurutmak da olamaz. Çözüm, her şeyde olduğu gibi yerleşim planlarını da doğanın taşıma kapasitelerini göz ardı etmeden yapmak. Kentlere olan yığılmaları önlemenin yolu

83 dengeli bölgesel planlamanın ve arazi kullanım planlarının yapılmalı, kırsalda yaşayanların refahının artırılması ve onlara bu konuda destek olunmalı Bilindiği gibi, kullandığımız suyu hidrolojik çevrimin değişik kısımlarından (atmosferden, yeryüzünden ve yeraltından) sağlayabiliriz. Temel soru şudur: bu kaynaklardan nasıl daha fazla su temin edilebilir? Yağış olarak yer yüzeyine inen suyun bir kısmı bitki örtüsünce tutulur, bir kısmı yüzeyde akarak denizlerde ve yapay göllerde toplanır. Bu suyun bir kısmı da bitkilerden terleme, toprak ve su yüzeylerinden de buharlaşma yoluyla tekrar atmosfere geri döner. Bu süreçlerin her birinde yapay ve doğal göllerde daha fazla suyun toplanması ve daha az su kaybedilmesi için tedbirler alınabilir. Alınan önlemlerden biri su tahmini ve yönetimdir. Su tahmini ve yönetimi, dünyanın tüm modern kentlerinde, su rezervlerinde mevcut suyun en verimli bir şekilde kullanılabilmesi, suyun planlı olarak şehir şebekesine verilmesi ve kuraklığa karşı zamanında önlem alınabilmesi için: su havzaları ve çevrelerinin iklimi iyice bilinir ve değişimler sürekli takip edilir, su rezervlerinin klimatolojik su denge analizleri yapılır, kısa ve uzun vadeli meteorolojik tahmin ve bilgilere göre rezervuarlarındaki su seviyeleri sürekli olarak ve çok önceden belirlenir. Farklı şehir veya bölgeler birbirlerine benzer coğrafya, iklim, nüfus gelişim vb. unsurları içermesine karşın kuraklık riskine karşı sergiledikleri duyarlılık ve hassasiyetleri birbirlerinden farklı olabilir. Bir bölgenin kuraklığa karşı hassasiyetini azaltan dolayısı ile maruz kalınabilecek olumsuz etkileri asgaride tutan en önemli faktörler, insanların musluğuna su temini sağlayabilecek alternatif su kaynaklarının ve bu kaynakların değerlendirilmesine olanak sağlayacak olan sağlam bir altyapının varlığıdır. Bununla beraber, kuraklık tehlikesinin oluşturduğu can ve mal kaybı gibi riskleri hesaplayabilmek için çevre tahribatı ile birlikte sosyo-ekonomik etkilerin belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, kuraklığın etkilerini belirlerken Tarım ve Köy İşleri Bakanlığınca ekonomik, çevre ve sosyal olguların da tek tek dikkate alınması tavsiye edilmektedir. Günümüzde mevcut tarımsal uygulamalar, tarımsal kimyasalların ve gübrelerin aşırı kullanımı da sulama veriminin düşük olması veya drenajın sağlanamaması gibi nedenlerden su kalitesi ve miktarı ile ilgili problemler yaşanmaktadır. Örneğin; nitrat seviyelerinin yüksek olması, yeraltı suyunda pestisit oluşumu, göl ve rezervuarların ötrofikasyonu, toprak tuzlanması, yeraltı suyu seviyesinin düşmesi ve akarsulardaki düşük akım oluşan problemler arasında sayılmaktadır. Bireysel önlemler artık küçümsenmemeli. Tavsiye edilen küçük önlemleri milyonlarla çarpıp sağlanacak olan su tasarrufunu düşünün. Bir de bu tür önlemleri yaşam boyu milyonlarca insanın uyguladığında ortaya çıkacak su tasarrufunu ve ekonomik kazancı düşünün. Yoksa yazın içmek için ihtiyaç duyabileceğimiz su ile bugün araba yıkamak, ya da çim sulamak gibi büyük bir yanlışı sürdürmeyi mi tercih edersiniz? Unutmayın, suyu ne kadar ekonomik kullanırsak, kuraklığın etkisi de o kadar az olur. Su kaynaklarının korunmasına yönelik plan ve programlar, kuraklık riskini dikkate almaksızın mevcut su kaynaklarının boş yere ve savurganlık ölçüsünde tüketimleri kontrol etmek ve azalmak üzere hazırlanır ve uygulanır. Bu tür plan ve

84 program çalışmaları; bilgi, eğitim, kampanya ve teşvikler yolu ile tüketicilerin su kullanımına yönelik yaklaşım ve davranışlarını değiştirmeye, su tasarruflarına ve uygulamalarda iyileştirmelere yol açarlar. Herhangi bir kuraklık riskinin bitiminde, kuraklık yönetimi ve su kaynaklarının korunması konu başlıkları topluma karmaşık ve yanlış mesajlar vermemek için birbirlerinden ayrı tutulmalı ve değerlendirilmelidir. Kuraklık riskinin ötelenmesi veya çözümlenmesi, hiçbir zaman toplumun su kaynaklarında boş yere su savurganlığına yönelmesi anlamına gelmemeli ve bu bilinç ve farkındalık topluma aşılanmalıdır. Su kaynaklarının ve su dağıtım şebekelerinin doğru ve düzgün bir şekilde kullanım ve yönetimleri bölgenin kuraklığa karşı olan hassasiyetini azaltacak ve olası kuralık risklerine karşı daha hazırlıklı olunmasını temin edecektir. Tüm ilgili otoriteler alternatif su kaynaklarının azami düzeyde kullanılabilmesi ve bu imkânların geliştirilmesine destek ve önayak olmalıdır. Tüm toplum kesimleri tarafından da bilinmelidir ki; ciddi ve uzun süreçli bir kuraklık tüm şehrin normal su temin hizmetlerinin tamamen askıya alınmasına sebebiyet verecektir Hazırlık Kuraklık ile mücadele planları, kuraklık şartlarının oluşup oluşmadığını tespit edebilmek, kuraklığın ne kadar sürdüğü ve hangi aşamalarda hangi önlemlerin alınması gerektiğini belirleyebilmek için objektif standartlar ortaya koyar. Bu planlar, genellikle Kuraklık Gözetlemesi, Kuraklık Uyarısı ve Kuraklık Alarmı gibi üç aşamadan oluşur. Bir bölgedeki yağış miktarları, nehirlerdeki akışlara ve barajlardaki su seviyelerine göre sırasıyla bu aşamalara geçilir ve önceden belirlenmiş su kullanımı ve yönetimini düzenleyen çeşitli tedbirler yürürlüğe konulur. Kuraklık planı bireysel vatandaşların, ulusal ve yerel yönetimlerin, kurum ve kuruluşların ve diğerlerinin kuraklık nedeniyle ortaya çıkabilecek olan problem ve etkilerinin zararlarını azaltmak için atılması gereken adımları tanımlar. Bu problemlerin aşılması için bireysel ve kurumsal önlemler tüm paydaşların katılımı ile beraber belirlenip uygulanmalıdır. Kuraklık yönetim planı, ilgili tüm otoritelerin ve tarafların katımlı ve desteği ile oluşturulur, kuraklık ve akabinde su tasarrufu ve kısıtlamalarının etkin ve pratik bir şekilde çözümlenmelerine yönelik gerekli tüm plan, program ve prosedürleri içerir. Bu nedenle, ülkemizde ilk defa bir kent için Valilik koordinasyonunda Kocaeli Kuraklık Yönetim Planı 31 Mayıs 2005 tarihinde geliştirilmiştir. Kocaeli Kuraklık Yönetim Planı Alt Komisyonu kuraklığın yol açabileceği riskler, kuraklık aşamaları ve her aşamada alınabilecek aksiyonlar ve konunun Kocaeli bölgesi için kritik önem ve hassasiyeti göz önüne alarak Kocaeli bölgesinin karşılaşacağı kuraklık problemlerine yönelik çalışmaların ilgili otoritelerce bir plan ve program dâhilinde hayata geçirilmesi uygulamaya konması için bir plan hazırlanmıştı. Kuraklık yönetim planı, olası kuraklık riskleri ile karşılaşıldığında yaşanacak olan istenilmeyen etkilerin ve su kesintilerinin minimum seviyelerde tutulması ve mümkün olan en kısa süreçte kuraklık problemlerinin berterafına yönelik olarak oluşturulmuş uygulamalı yönetimsel bir plandır. Kuraklık planının içeriği ve aşamaları şehri değişik seviye ve büyüklüklerde karşılaşabileceği kuraklık riskleri olası tüm senaryolar dikkate alınarak hazırlanmalıdır. Kuraklık yöntemi planı, sadece kuraklık riski ve akabinde

85 yaşanabilecek sıkıntılara ve alınabilecek tedbir ve çözümlere yönelik oluşturulmalıdır. Geçici su kesintileri, altyapının zarar görmesi, su kıtlığı ve hastalıklar gibi sebeplerden dolayı yaşanabilecek zorunlu su kısıtlamaları ise bu planlar dâhilinde değildir. Kuraklık yönetim planının ana aşamaları esas itibarı ile kuraklık kritik tanımlama ve temel yaklaşımlarını, bölgenin potansiyel su kaynaklarını ve bu kaynakların kullanım planlamalarının, birbirini takip eden kuraklık seviye alarm aşamalarının ve söz konusu alarm seviyelerinde ki kuraklığın boyutlarını tespit ve alınacak tedbirlere yönelik çözüm başlıklarını içerir. Nihai olarak da gerek su kaynağına gerekse de su tüketimine yönelik önlem ve ölçütler belirtilmeli, kuraklık aksiyon tabloları oluşturulmalı ve planın ekinde sunulmalıdır. Olası herhangi kurak bir dönem için yapılacak çalışmalar üç ana çalışma grubunda toplanabilir; I. İzleme Birimi: Meteoroloji Mühendislerinden oluşur ve şu an ve gelecek için ne kadar suyun mevcut olduğunu izler. II. Etkileri İnceleme Birimi: Doğal kaynak yöneticilerinden oluşur. Tarım, belediyeler gibi çeşitli alanların ne kadar su eksikliğinden etkileneceğine karar verirler. III. Kuraklık Görev Gücü: Yüksek seviye resmi memurlardan oluşur, seçimle veya atama ile görev alırlar. Konu ile ilgili kanun yapma yetkileri vardır. Kuraklığın etkileri ve mevcut kaynaklar hakkında bilgi toplarlar Tahmin, İzleme, Uyarı ve Önlemler Kuraklık; normalin altında yağış, düşük toprak nemi, sıcak kuru hava gibi birçok faktörün bileşiminin bir sonucudur. Bunun için sıcaklık, yağış, yüzey akışı, toprak nemi gibi ana iklimsel ve hidrolojik değişkenler düzenli olarak izlenmeli ve normal değerlerden olan sapmalarının trendi gözlenmelidir. Kuraklık endeksleri formüle edilip limitleri tanımlandığında kuraklığı izlemek ve araştırmak için çok kullanışlı anahtar olacaklardır. Kuraklık olduğunu anlamak için aşağıdaki parametreler ölçülüp izlenmelidir: Yağış Dere ve Nehirlerdeki Akış Yer altı Su Seviyesi Kuraklık İndeksleri Rezervuar seviyeleri bir bütün olarak ve bir elden takip ederek anlayabiliriz (Şekil 4). Bu parametreler ile bütünleşik kuraklık haritası hazırlanmalı ve en az haftada bir yenilenip yaygın bir şekilde yayımlanmalıdır. ABD de Nebraska Üniversitesinde bulunan Kuraklık Araştırma Merkezi tarafından her perşembe haftalık raporlarını yayınlıyorlar (Şekil 5). Yayınlanan bu haritalardaki şiddete göre her il ilçe kuraklık ile ilgili gerekli tedbirini alıyor. Risk planlarını devreye sokuyor. Kuraklık riski göz önüne alınarak bütün sektörlerin ve ilgili otoritelerin katılımı ile (Valilik, Büyükşehir Belediyesi, DSİ Şube Müdürlüğü, Su Müdürlüğü, Sanayi ve Ticaret Odaları, ilgili Mühendis Odaları, Sivil Toplum Örgüt ve Kuruluşları, Üniversiteler, Özel Sektör Kuruluşları,) Kuraklık Yönetim Ekibi oluşturulur. Bu ekip kuraklık riskine yönelik eşgüdümlü planlamalar, yazılı ve

86 görsel basın aracılığı ile bölge halkının kuraklık risklerine yönelik farkındalık ve bilgilendirmeleri yapabilmektedir. Şekil 4. ABD de Nebraska Üniversitesi tarafından hazırlanan bütünleşik kuraklık haritasının hazırlanmasında kullanılan belli başlı parametreler (Wilhite and Pulwarty, 2005) Kuraklık yönetimi ve su kaynaklarının korunması konu başlıkları her ne kadar birbirlerine tamamlayacak şekilde tanımlansalar da, aralarında önemli ve dikkate değer bir fark vardır. Kuraklık yönetimi, kuraklığın negatif etkilerini azaltmak üzere hazırlanan plan ve aksiyonların hayata geçirilmesini gerektirir ve alternatif su kaynaklarına yönelim ve su tüketim taleplerinin geçici olarak kısıtlanmasını sağlayan önlemler de bu planın bir diğer önemli parçasıdırlar. Kocaeli için hazırlanmış kuralık yönetim planı, aşağıda açıklanan, 5 ana aşamadan oluşmaktadır. Her bir aşama birbirine takip eden ve hayatı öneme sahiptir. Su tüketim ihtiyaçlarının ciddi miktarlarda değişimi veya su ihtiyacını karşılamada ki yetersizlikler topluma yönelik su kısıntı deklarasyonlarına yol açar. Her bir kuraklık aşaması alarm seviyesi ve buna bağlı yönetimsel alınabilecek tedbirler ekte tablolarla sunulmalıdır. Böylece kuraklık aşamaları şu şekilde tarif edilmektedir:

87 Şekil 5. Nebraska Üniversitesi tarafından hazırlanan bütünleşik kuraklık haritasına katkıda bulunan kuruluşlar ve bu haritanın dağıtımı 1. Aşama Kuraklık Gözlemi: Kuraklık planının uygulanmasında ilk aşama olan kuraklığın hidro-meteorolojik gözlemler ile rutin izleme ve gözlenmesi oldukça önem arz etmekte olup, bu aşamada mevcut su kaynakları bölgenin ihtiyaçlarını yeterli sayılabilecek düzeylerde ve fazla kısıtlamalar yaşanmadan karşılayabilmektedir ki, tüm su kaynakları ve onların imkânlarından bu aşamada faydalanabilmek mümkündür. Bu aşamada ileriye dönük hazırlıklı olmak üzere ilgili otoriteleri yazılı ve görsel basın aracılığı ve kampanyalarla kamu kurum ve kuruluşlarının, iş yerlerinin ve konutların dikkatli su tüketilmelerine ve tasarruflarına teşvik ederler. Bu aşamada kuraklığa yönelik su kullanımlarının azaltılmasında esas ölçüt, insanların bu yöndeki isteklilikleri, kararlılıkları ve gönüllü olarak 1. aşamada çalışmalarına destek ve katılım vermeleridir. 2. Aşama Kuraklığın İzlemeye Alınması: Sürekli olarak takip edilen hidro-meteorolojik gözlemler Tablo 1 de İzleme kolonunda verilen değerlere yaklaştığında Kuraklık İzlemeye alınır. Bu aşamada ilgili otoriteler, işyerlerine ve konutlara gönüllü bir şekilde su tüketim tasarrufunda bulunmalarına yine duyururlar, teşvik ederler ve yetersiz kalınması durumunda gereken su ihtiyacının karşılanamayacağını ve akabinde zorunlu su kısıtlamalarına gidileceğini belirtirler. 3. Aşama Kuraklık Deklarasyonu: Hidro-meteorolojik gözlemler Tablo 1 de İzleme kolonunda verilen değerlere ulaştığında Kuraklık ilan edilir. Tablo 2 de belirtilen önlemler devreye sokulur. İlgili bölge otoritelerince su kaynaklarının yetersizliği ve bunun sonucunda zorunlu su kısıtlamalarına gidildiği duyurulur ve su tüketim miktarları kısıtlanarak gereken tasarruflara gidilir. İlgili otoritelerce bölge içerisinde kamuya açık ve ortak kullanımda olan noktalardan başlanarak yapılabilecek tüm olası su kesinti ve kısıtlamaları uygulamaya konulur. Toplum yazılı ve görsel basın aracılığı ve kampanyalarla düzenli ve doğru bir şekilde yaşanan kuraklık ve buna karşılık alınan önlem ve tedbirler hakkında bilgilendirilir.

88 Gelebilecek tüm soru ve şikâyetler ilgili birim ve yetkililerce koordineli bir şekilde cevaplandırılır. Kuraklık deklarasyonu aşamasına ilişkin detaylı aksiyon tablosu hazırlanıp planın ekine konulmalıdır. 4. Aşama Kuraklık Acil Durum: Hidro-meteorolojik gözlemler Tablo 1 de Uyarı kolonunda verilen değerlere ulaştığında Kuraklık Acil Durumu ilan edilir. Tablo 2 de belirtilen önlemler devreye sokulur. Bölgenin minimum düzeyde de olsa asgari su tüketim ihtiyaçlarına cevap verebilecek ölçüde zorunlu su kısıtlamalarına gidildiği, su kaynaklarının ciddi bir şekilde korunmasına yönlendiği ve kuraklık yönetim ölçütlerinin mercek altına alındığı acil bir durumdur. İlgili otoritelerce bölgeye verilen su tüketiminde tasarruflara gidilerek kısıtlanır ve bu kısıtlamalar esnasında bölgenin öncelikleri ve kritik ihtiyaçları dikkate alınır. İlgili otoritelerce topluma ve diğer üst düzey otoritelere de gereken bilgilendirme ve deklarasyonlarda bulunulmaya devam edilir. Yazılı ve görsel basın aracılığı ve kampanyalarla tüm toplum kesimleri bilgilendirilir ve diğer olası diğer su temin kaynaklarının devreye alınması zorunludur. Kuraklık acil durum aşamasına ait detaylı aksiyon tablosu hazırlanıp ekte verilmelidir. 5. Aşama Tam Kuraklık: Hidro-meteorolojik gözlemler Tablo 1 de Alarm kolonunda verilen değerlere ulaştığında Kuraklık Alarmı ilan edilir. Tablo 2 de belirtilen önlemler devreye sokulur. Baraj Gölü havzalarında ve bölge içi diğer kaynaklarda kullanılabilecek faydalı ham suyun tamamen tükendiği ve su arıtım, temin ve dağıtım hizmetlerinin yapılamadığı durumdur. İlgili otoritelerce mevcut depolarda ve boru hatları içerisinde kalan sular ile bölgesel diğer tüm kaynakların değerlendirilmesi zorunlu bir durumdur. Vilayet dışı bölgelerden de su temin desteği alınılması söz konusudur. Toplumun ve ilgili makamların gelinen durum hakkında bölge otoritelerince bilgilendirilmesi ve bu yönde düzenli ve sağlıklı deklarasyonların yapılması gereklidir. Tam kuraklık riskine yönelik detaylı aksiyon tablosu ektedir. Kuraklık yönetim planlarının oluşumunda su yılının Eylül ayları başlangıç alınarak yapılması ve su tüketim planlamalarının, altyapı iyileştirme çalışmalarının ve diğer başkaca su kaynak kullanımlarının su yılı esas alınarak değerlendirilmesi gereklidir.

89 Tablo 1. Değişik hidro-meteoroloji parametrelere göre tavsiye edilen kuraklık seviyeleri Tablo 2. Hidro-meteoroloji parametrelerin durumuna göre tavsiye edilen kuraklık önlemleri

90 5. SONUÇ VE ÖNERİLER Ülkemiz için su, hem enerji, hem de tarımsal açıdan son derece önemlidir. Sulama ve enerji üretme amaçlı ülkemizde çok sayıda su yapısı inşa edilmiş ve edilmektedir. Bu su yapılarının amaçlarına uygun faaliyet gösterebilmesi, ancak planlanırken düşünülen miktarda yağışın düşmesi ile mümkün. Bilindiği gibi buharlaşma, küresel ısınma ile artacak ve ülkemizde daha şiddetli ve uzun süreli kuraklıklar görülebilecek. Bu nedenle hem su kaynakları, hem de genelde yağışa bağlı olan kuru tarım ve hidro-elektrik enerji üretimini ciddi bir şekilde etkilenebilecek. Ayrıca hidrolojik döngüdeki değişimler, sulama ve su sağlama problemlerinin yanı sıra ani sel olaylarında da artışı beraberinde getirecektir. Yerel yönetimlerin su bütçesi yapmaması, kuraklığı afet saymamamız, kuraklığı adam gibi izlemememiz, kuraklıkla kuraklık mücadele planları ile mücadele etmemiz, risk yönetimi yerine kriz yönetimi uyguluyor olmamız, su kullanımında doğru teknoloji kullanmamız ve uygulamalarda bulunmamız, çarpık şehirleşme yani belli yerlerde yoğunlaştırdığımız aşırı nüfus ve sanayi ile yarattığımız aşırı su talebi, şehir su şebekelerinden yüzde 50 lere varan su sızıntıları, su sıkıntısının tek çözümünün baraj yapmak ve boru döşemek olarak algılanması, su havzalarının amaç dışı kullanılması ve kirletilmesi ile birlikte yarı kurak bir ülke olan Türkiye de küresel iklim değişiminin etkilerinin görülmeye başlanması. Özetle, çevre koruma, arazi kullanımı, kuraklık, vb. ülkemizde bilimsel ve bütünleşik bir şekilde ele alınmamasından dolayı Türkiye de kuraklık gelişmiş ülkelere nazaran daha büyük bir problemdir. Yoğunlaşan nüfus ve sanayi, iklim değişimi, kuraklık, kirlilik ve su havzalarındaki yapılaşma nedeniyle ülkemizde su kalitesi, arz ve talebi değişmekte. Ülkemizde kuraklık, geçmişte olduğu gibi gelecekte de büyük problemlere neden olabilecek. Bunun için yerel yönetimler su bütçelerini hazırlanmalı, kuraklığı meteorolojik, hidrolojik, tarımsal ve sosyo-ekonomik yönü ile izlemeli ve gerektiğinde erken uyarı ile su tasarrufu, vb. önlemlerin gecikmeden yürürlüğe girmesini sağlamalı. Bunun için de her su yılının başı 1 Ekim de yürürlüğe girmek üzere bireysel vatandaşların, ulusal ve yerel yönetimlerin, kurum ve kuruluşların ve diğerlerinin kuraklık nedeniyle ortaya çıkabilecek olan problem ve etkilerinin zararlarını azaltmak için atılması gereken adımları tanımlayan Kuraklıkla Mücadele Planları hazırlayıp uygulanmalı. Böylece su kullanımda, zarar azaltma ve hazırlığı öne çıkartan; kurum ve kuruluşlar içindeki ve birbirleri arasındaki koordinasyonu geliştiren; erken uyarı ve bütünleşik izleme ile zamanında önlem alınması sağlayan ve tüm paydaşlar sürece katan proaktive bir yapı oluşturulmalıdır. Ayrıca, içme ve sulama suyu, sınırı aşan sular, ekolojik göçler, çölleşme, yok olan yaban hayatı, meralar, tarım alanları ve tarımsal üretim, azalan hidroelektrik üretimi gibi büyük problemler ile karşı karşıya olan ülkemizde de kuraklık, afet mevzuatına dâhil edilmelidir. Çünkü uzak yerlerden su getirme projeleri kısa vadede problemi çözerse de uzun vadede çözüm değildir ve başka problemlere neden olur. Bu nedenle, azalan su varlığımız havzalar arasında projelerle taşınmamalı, doğal bütünlük bozulmamalı su yerinde değerlendirilmeli. Su havzalarımızın planlaması yapılarak suyu daha az tüketen bitkilerin yetiştirilmesine dikkat edilmeli. Tarımda vahşi sulama ve büyük yağmurlama sistemleri yerine damla sulama gibi mikro sulama sistemlerinin kullanımı teşvik edilmeli. Rüzgârlı ve yağışlı havalar ile birlikte gündüz sulama yasaklanmalı. Bitkilerin su ihtiyacını doğru belirleyebilmek için her ilçeye en az bir

91 tane tarımsal meteoroloji istasyonu kurulmalı. Drenaj suları doğal arıtımla yeniden kazanılmalı. Su kullanım planlaması doğal varlıkların su ihtiyacını da gözetmeli. Sanayinin suya olan gereksinimini en aza indirecek teknolojiler desteklenmeli. Sürdürülebilir üretim ve tüketim teşvik edilmeli. Suyun sanayide kullanımında kapalı su devre sistemleri geliştirilmeli, buna rağmen çıkacak atık sular da arıtımla geri kazanılmalı. Kentlerde su kullanımında bütün tasarruf önlemleri alınmalı, şebeke su kayıpları engellenmeli. Ayrıca ülkemizde denetimsiz açılan kuyuların, taban suyu düzeyinin hızla azalmasına yol açacağı, zemin çökmeleri ve akabinde yapısal hasar ve taşkınların artma tehlikesini beraberinde getireceği gözden uzak tutulmamalı. Bütün bunlar için de acilen bir Su Çerçeve Yasası çıkartılmalıdır. Türkiye yarı kurak bir ülkedir. Ayrıca kuraklık sosyo-ekonomik etkileri, kalıcılığı ve çözüm bulmadaki zorluk nedeniyle dünyadaki en tehlikeli doğal afet olarak kabul edilmektedir. Kuraklık şehirlerde kullanma suyu kıtlığının yanı sıra, tarımsal ürün ve hidro elektrik üretiminde de büyük düşüşlere yol açabilir. Bu nedenle, su havzalarının ve tarım alanlarının korunması büyük önem arz etmektedir. Ayrıca kuraklık, ülke içinde şehir sınırlarını aşan sular ile beraber ülke sınırlarını aşan sularda da büyük sıkıntılara yol açabilecektir. Sonuç olarak suyun kısıtlı, yağışların bazı bölgeler dışında miktar ve dağılımının düzensiz olduğu, büyük şehirlerde ve tarımsal üretimde suyun kısıtlı bulunduğu, içme, kullanma ve sulama suyu kalitesinin gün geçtikçe artan sanayi ve diğer çevre kirlilikleri neticesinde düştüğü ve küresel ısınma düşünülürse, ülkemizin kuraklığın şiddetini çok yakın bir zamanda bugünkünden çok daha fazla hissedeceği açıkça görülmekte. Suyun yönetimine, kuraklık planlarına, suyun yeniden kullanımıyla ilgili sistemlerin geliştirilmesi ve sulama tekniklerinin iyileştirilmesine yönelik çabalar yoğunluk kazanmalı. Akdeniz havzasındaki su kaynaklarıyla ilgili bölgesel değişiklikleri belirlemek üzere, bölgesel çalışmalara gereksinim var. Bu nedenle, su kaynakları yatırımlarının ve tesislerin planlanması ve işletilmesinde iklim değişiminin söz konusu etkilerinin de göz önünde bulundurulmalı. Yarı kurak bir iklim kuşağında yer alan ülkemizin kuraklığın şiddetini yakın bir gelecekte bugünkünden çok daha fazla hissedebileceği açıktır. Suyun artan önemi göz önünde bulundurularak, ilerideki yıllarda, suyun yönetimine, kuraklık planlarına, suyun yeniden kullanımıyla ilgili sistemlerin geliştirilmesi ve sulama tekniklerinin iyileştirilmesi çabaları yoğunluk kazanmalıdır. Çünkü küresel iklim değişimi sonucunda, ülkemizde şu an yağışların alansal dağılımı, şiddeti ve süresi değişmekte. Bunun sonucunda, ülkemizde buharlaşma artmakta, yağış düzeni değişmekte, toprak nemi ve kar örtüsü azalmakta, şiddetli yağışların sıklığı artmakta, akışlar ve akifer beslenmesinde azalmalar olmakta, şehirlerde ani seller ve kıyısal alanlarda deniz suyu girişi artmakta ve barajlarda daha fazla buharlaşmayla kayıplar olmaktadır. Bu nedenle, artık su kaynakları yatırımlarının ve tesislerin planlanması ve işletilmesinde iklim değişiminin söz konusu etkilerinin de göz önünde bulundurulmalı. Ayrıca su kaynaklarımız meteorolojik şartları göz önüne alarak yönetilmeli, su havzaları korunarak su havzalarından bir çakıl taşı dahi verilmemeli, şehirler planlanırken su kaynakları dikkate alınmalı ve ülke sınırı aşan suların komşu ülkelere ile paylaşımında iklim faktörü de mutlaka göz önünde bulundurulmalı. Ayrıca, suyun kısıtlı, yağışların bazı bölgeler dışında miktar ve dağılımının düzensiz olduğu, büyük şehirlerde ve tarımsal üretimde suyun kısıtlı bulunduğu,

92 içme, kullanma ve sulama suyu kalitesinin gün geçtikçe artan sanayi ve diğer çevre kirlilikleri neticesinde düştüğü ve küresel ısınma düşünülürse, ülkemizin kuraklığın şiddetini çok yakın bir zamanda bugünkünden çok daha fazla hissedeceği açıkça görülmektedir. Kuraklığın artması ile şehir ve ülke sınırlarını aşan nehirlerin kullanımı dâhil birçok uluslararası, ulusal ve yerel su kaynağının paylaşımını ve yönetimini daha da zorlaşacaktır. Bütün bunlar, ülkemizin ileride karşılaşabileceği tehlikenin boyutlarını göstermesi açısından son derece önemlidir. 6. KAYNAKLAR Rising to the Challenge-The City of London Corporation s Climate Adaptation Strategy. January Andreadis, K. M. and D. P. Lettenmaier, Trends in 20th Century Drought Over the Continental United States. Geophysical Research Letters 33, L10403, doi: /2006GL Christensen, N.S., A.W. Wood, N. Voisin, D.P. Lettenmaier, and R.N. Palmer, The Effects of Climate Change on the Hydrology and Water resources of the Colorado River Basin. Climatic Change 62: Diodato, D.M., D.A. Wilhite, and D.I. Nelson, Managing Drought in the United States: A Roadmap for Science and Public Policy. EOS 88 (9). EPA, Greenhouse Gases and Global Warming Potential Values, Excerpt from the Inventory of U.S. Greenhouse Gas Emissions and Sinks: U.S. Environmental Protection Agency, Office of Atmospheric Programs. Güler, H.H., Afetlere Hazırlıklı Olma; Kadıoğlu M. ve Özdamar, E., eds, Genel Afet Yönetimi Temel İlkeleri içinde, JICA Yayınlar No: 1, Ankara. Hannah, J. (Eds.), Sea Level Changes: Determination and Effects, American Geophysical Unon, Washington, D.C.. Hsu, K. J., "The Mediterranean was a Desert", Princeton University Press, IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change), Climate Change: The IPCC Scientific Assessment; J.T. Houghton, G.J. Jenkins, J.J. Ephraums, Eds.; Cambridge University Press, Cambridge. IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change), 1995: Climate Change 1995: The Science of Climate Change; J.T. Houghton, L.G. Meira Filho, B.A. Callander, N. Harris, A. Kattenberg and K. Maskell, Eds.; Cambridge University Press, Cambridge. IPCC, "Third Assessment Report on Climatic Change" IPCC, 2001a, Climate Change The Scientific Basis Contribution of Working Group I to the Third Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change J. T. Houghton, Y. Ding, D.J. Griggs, M. Noguer, P. J. van der Linden and D. Xiaosu (Eds.) Cambridge University Press, UK. pp 944. IPCC, 2001b, Climate Change Impacts, Adaptation and Vulnerability. Contribution of Working Group II to the Third Assess. Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) [James J. McCarthy, Osvaldo, F., Canziani, Neil A. Leary, David J. Dokken and Kasey S. White (Eds.)] Cambridge Uni. Press UK, pp JMA, "Climate Monitoring Report", Japan. Kadıoğlu, M.; (Editör) Kuraklık Kıranı. Güncel Yayıncılık, İstanbul, 128.s. (ISBN X).

93 Kadıoğlu. M. ve Şaylan, L., Küresel İklim Değişimi ve Su Kaynaklarımız. İstanbul ve Su Sempozyumu, TMMOB Mimarlar Odası 8-9 Ocak 2004, İstanbul.Kadıoğlu, M., 1993a: Türkiye'de İklim Değişikliği ve Olası Etkileri. Çevre Koruma, 47, Kadıoğlu. M., 1993b. GAP Bölgesinde Beklenen İklim Değişiklikleri. TMMOB GAP'ta Teknik Hizmetler Sempozyumu, Kasım 1993, Ankara Kadıoğlu, M., Trends in Surface Air Temperature Data Over Turkey. Int. Journal of Climatology, 17, Kadıoğlu, M., "Küresel İklim Değişimi ve Türkiye: Bildiğiniz Havaların Sonu", Güncel Yayıncılık, İstanbul, Kadıoğlu, M., 2005: Kurum ve Kuruluşlar için Afet Acil Yardım Planı; Kadıoğlu M. ve Özdamar, E., eds, Genel Afet Yönetimi Temel İlkeleri içinde, JICA Yayınlar No: 1, Ankara. Kadıoğlu, M., Afetler Konusunda Kamuoyunun Bilinçlendirilmesi ve Eğitim; Kadıoğlu, M. ve Özdamar, E., eds., 2. baskı,"afet Yönetiminin Temel İlkeleri" içinde; s , JICA Türkiye Ofisi Yayınları No: 1, Ankara. Kadıoğlu, M., Kurum ve Kuruluşlar için Afet Acil Yardım Planı; Kadıoğlu, M. ve Özdamar, E., eds., 2. baskı, "Afet Yönetiminin Temel İlkeleri" içinde; s , JICA Türkiye Ofisi Yayınları No: 1, Ankara. Kadıoğlu, M., Kuraklık Kıranı Risk Yönetimi, Kadıoğlu, M. ve Özdamar, E., eds., Afet Zararlarını Azaltmanın İlkeleri, JICA Türkiye Ofisi Yayınları No: 2, Ankara. adlı çalışmanın kısaltılmış bir halidir. Kadıoğlu, M., İ. Gürkaynak, H.A., Poydak, KIZILAY ile Güvenli Yaşamı Öğreniyorum Öğrenci Kitabı, Türkiye Kızılay Derneği, Ankara, ISBN Kadıoğlu, M., İ. Helvacıoğlu, İ., Okay, N., Tezer, A., Trabzon, L., Türkoğlu, H., Ünal, Y. S., Yiğiter, R. (2003). Okullar İçin Afet Yönetimi Ve Acil Yardım Planı Kılavuzu, İTÜ Afet Yönetim Merkezi Yayınları, İTÜ Press, İstanbul. Kadıoğlu, M., Şen, Z. and Batur, E., The Greatest Soda-Water Lake in the World and How it is Influenced by Climatic Change, Ann. Geophysicae, 15, Karl, T., Nighttime Warming Trend Identified, Science News, 140 (1), 4. Kim, K. and Levine, N., Using GIS to Improve Highway Safety, Computers, Environment, and Urban Systems, 20 (45) : , Kung, E.C., Climate Dynamics Course Notes, Dept. of Atmospheric Science, University of Missouri. Nicholls, R., "Impacts of Global Warming", Middlesex University, London Ogawa Y., Rufin, T.M.Jr., Kato E., Taniguchi H., A Methodology for Community Involvement in Efficient Disaster Prevention Awareness, Regional Development Studies, vol. 4. Özgüler, H., Küresel İklim Değişimi ve Su Kaynaklarımız Üzerindeki Olası Etkileri, DSİ Bülteni, Sayı: (Mayıs - Haziran 2002). Palutikof, J., "Climates of the Mediterranean: Present and Future Patterns", Climatic Research Unit, University of East Anglia, Norwich, UK Prieto, M., "Driving Forces Affecting The Hydrological Regime in Mediterranean Areas", CEDEX, Ministero De Medio Ambiente, Spain.

94 Pulwarty, R., Climate and Water in the West: Science, Information and Decision-Making. Water Resources (update) 124: Rasmusson E.M. and J.M. Wallace, Meteorological Aspects of the El Niño/Southern Oscillation. Science, (222), pp Riebsame, W., S. Changnon, and T. Karl, Drought and Natural Resources Management in United States. Boulder, CO: Westview Press. Sözen, S., ve Piroğlu, F., Acil Durum Yöneticileri için Zarar Azaltma Yöntemleri, İTÜ Afet Yönetim Merkezi Yayınları, İTÜ Press. Şener, S.M., Tezer, A., Kadıoğlu, M., Helvacıoğlu, İ., Trabzon, L., Ulusal Acil Durum Yönetimi Modeli, İTÜ Afet Yönetim Merkezi Yayınları, İTÜ Press, İstanbul. Tay, Başbakanlık Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü Uluslararası Acil Durum Yönetimi Sempozyumu Sonuç Raporu: Kapsamlı Acil Durum Yönetiminin Temel İlkeleri, Ocak 2003, Ankara. Tezer, A., Afet Yönetimi İlkeleri, ITÜ Afet Yön. Merkezi Yayınları, İTÜ Press, İstanbul. TMMOB MMO, Meteorolojik Karakterli Doğal Afetler ve Meteorolojik Önlemeler Raporu, TMMOB Meteoroloji Mühendisleri Odası, s. 61. Türkoğlu, H., Yiğiter, R., Acil Durum Planlaması, İTÜ Afet Yönetim Merkezi Yayınları, İTÜ Press, İstanbul. UNFCCC (United Nations Framework Convention on Climate Change), Climate Change: Impacts, Vulnerabilities and Adaptation in Developing Countries. Boon. Pp.25. Ünlü, A., Bir Risk Değerlendirme Yöntemi Olarak Yerleşme Ünitesi Analizi (Town-Watching); Kadıoğlu M. ve Özdamar, E., eds, Genel Afet Yönetimi Temel İlkeleri içinde, JICA Yayınlar No: 1, Ankara. Ünlü, A., Helvacıoğlu, İ., Trabzon, L., Afet Yönetim Merkezi, İTÜ Afet Yönetim Merkezi Yayınları, İTÜ Press, 215 sf. İstanbul. Western Governors Association, 2006: Creating a Drought Early Warning System for the 21st Century: The National Integrated Drought Information System. Denver: Western Governors Association. Wilhite, D. and R. Pulwarty, Drought, crises and water management. In Drought and Water Crises: Science, Technology and Management, D. Wilhite (ed), Taylor and Francis Press. Wilhite, D., M. Sivakumar, and D. Wood, Proceedings of an Expert Group Meeting held September 5-7, 2000, Lisbon, Portugal. World Meteorological Organization Report.WMO, 1987: The Global Climate System: Autumn 1984-Spring Climate System Monitoring. CSM R84/86. WMO, 2002: "The Statement for the World Meteorological Day". Yiğiter, R.G., Kentsel Yerleşmeleri Afetlere Hazırlama Odaklı Kent Planlaması ve Zarar Azaltma; Kadıoğlu M. ve Özdamar, E., eds, Genel Afet Yönetimi Temel İlkeleri içinde, JICA Yayınlar No: 1, Ankara.

95 AVRUPA DAKİ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ADAPTASYON ÇALIŞMALARI VE TÜRKİYE DE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE BAĞLI AFET ZARARLARININ AZALTILMASI İÇİN YAPILMASI GEREKENLER Dr. Ş. ÖZDEN 1, Ç. TETİK 1, Ö. M. YAVAŞ 1, H. G. İLGEN 1, A. ÇİFTÇİ 1 ÖZET Fosil yakıt kullanımı, sanayileşme, hızlı nüfus artışı, enerji üretimi, ormansızlaşma ve insan etkinlikleri sonucunda atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratmasıyla; dünya yüzeyinde sıcaklığın artması küresel ısınmaya sebep olmuştur. İklim değişimine bağlı olarak kimi ülkelerde kasırga, sel, çığ, taşkın gibi ani meteorolojik değişimlere bağlı doğal afetlerin sayısında artış yaşanırken, kimi ülkelerde ise kuraklık ve çölleşmenin olumsuz etkisini her geçen gün daha artarak hissedilmektedir. Küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliğinin etkilerinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkisini göstermesi kaçınılmazdır. Son yıllarda, özellikle, ani meteorolojik değişikliklere bağlı olarak gelişen ve yerleşim birimlerini tehdit eden, can ve mal kaybına yol açan afetlerin sayısında bir artış söz konusudur. Ayrıca; ülkemizde de çoğalan nüfus, çarpık şehirleşme ve kırsal kesimdeki bilinçsiz yerleşim bu artışı olumsuz yönde tetiklemektedir. Ülkemizde İklim değişimine bağlı olarak gelişen ve gelişecek doğal afetlerin etkilerini azaltmak ve önlemek amacıyla iklim değişimi adaptasyon çalışmalarına önem verilmelidir. Bu kapsamda yurt dışında özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki adaptasyon çalışmalarının yakından takip edilmesinde ve bu çalışmaların benzerlerinin ülkemizde de yürütülmesinde fayda vardır. Çalışmada Avrupa Birliği üyesi ülkelerin incelenmesinin nedeni; Türkiye nin AB aday ülke olması ve bu ülkelerin çoğuyla aynı iklim kuşağında yer almamız dolayısıyla küresel ısınmadan benzer şekilde etkileneceğimiz gerçeğidir. Bu çalışma ile iklim değişikliğinden etkilenecek Avrupa ülkelerinin uyum çalışmaları incelenmiş, özellikle iklim nedenli afetlerin sayısı ve sıklığında meydana geleceği düşünülen artışların etkilerini azaltmada ele alınan afet yönetimine ilişkin önlemler ve ülkemiz için de yapılması gerekenler vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: İklim değişikliği, afet zararlarının azaltılması, adaptasyon, adaptasyon çalışmaları CLIMATE CHANGE ADAPTATION ACTIVITIES IN EUROPE AND TO DO LIST FOR MINIMIZING DISASTER HAZARDS RELATED WITH CLIMATE CHANGE IN TURKEY ABSTRACT All around the world resulting by fossil fuel consumption, industrial development, rapidly groving population, energy production, deforestation and human activities causes global warming. Depending on climate changes, there is an increasement in number of natural disaster resulted from meteorological changes like hurricane, flood, dessertification and aridity in some countries. It is inevitable not to encounter with many negative effects of climate changes in Turkey as well as the other countries. Number of disasters that cause a treatment for inhabiting units, life and money depending on meteorological changes have increased especially in recent years. Moreover, rapidly groving population, uncontrolled urbanization and inhabiting affects this increasement adversely. 1 T.C. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara

96 Adaptation studies of climate changes are to be accentuated with the aim of preventing and reducing effects of natural disasters caused by climate changes in Turkey. In this concept;it is strongly recommended that adaptation studies in abroad espeacially in Europian union countries should be followed and similar studies should be carried out in our country. The reason of examining Europian union countries is that Turkey s to be a candidate of Europian union. Since Turkey is at the same climate belt with these countries, he will be affected similarly. In this study, adaptation studies discussing mostly affected areas in Europe are examined and precautions related with disaster managament that studies methods considering reducing effects of disasters resulting from climate, their frequency are emphasized. Key Words: Climate changes, mitigation to disasters, adaptation, adaptation studies 1. GİRİŞ İklimdeki önemli değişimler ve bunun etkileri şimdiden küresel ölçekte görülmeye başlanmış olup bu etkilerin gelecekte daha da belirgin hale gelmesi beklenmektedir. IPCC 3. tahmin raporunda iklim değişikliğinden etkilenmeyecek ülke ve bölge olmadığı belirtilmektedir (Klein et al., 2006) IPCC nin Türkiye senaryosunda öne çıkan önemli noktaları, Türkiye de yıllık ortalama sıcaklıkların 2,5-4 C arası artması, Ege ve Doğu Anadolu daki artış 4 C bulacağı, Türkiye nin güneyi ciddi kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olacağı, Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu yu kapsayan bölgelerde kış yağışları yüzde arası azalacağı, Kuzey bölgelerde sel riski artacağı şeklindedir (UB1, 2007) yılı için yapılan tahminler, Avrupa da hava sıcaklığının 1990 yılı değerlerinin 2 ila 6,3 C üzerinde olacağını göstermektedir. Deniz seviyesinin yükseleceği tahmin edilirken, aşırı hava olaylarının daha sık ve yoğun olarak yaşanması beklenmektedir. Sera gazı emisyonları bugün durdurulsa bile, söz konusu değişikliklerin birkaç on yıl; deniz seviyesindeki yükselmenin de yüzyıllar boyunca devam edeceği öngörülmektedir. Bunun nedeni ise, gazların atmosferde birikimi ile iklim ve okyanus sistemlerinin, gazların atmosferik konsantrasyon değişimlerine yanıt vermesindeki gecikme zamanlarıdır (EEA, 2005). Avrupa da özellikle; dağlık bölgeler, kıyı bölgeleri, sulak alanlar ile Akdeniz Bölgesi savunmasız alanlar olarak bilinmektedir. Bu bölgelerde bazı olumlu etkiler söz konusu olsa da, pek çok etkinin olumsuz olması beklenmektedir (EEA, 2005). 2. AVRUPA NIN İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN ETKİLENEBİLİRLİĞİ Etkilenebilirlik (kırılganlık), aşırı hava olayları ve deniz seviyesindeki yükselme dahil, iklim değişikliğinin hem doğal sistemler hem de insan üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin riski ifade etmektedir. Avrupa da iklim değişikliğinden en fazla etkilenebilir alanlar; Güneydoğu Avrupa, Akdeniz ve Orta Avrupa dır (EEA, 2005). Gözlenen sıcaklık artışı ve yağış rejimi değişimleri, günümüzde Avrupa nın doğal sistemlerinin çeşitli unsurlarını etkilemektedir. En savunmasız ekosistemler, Avrupa daki kutup alanları ve dağlık alanlar ile Akdeniz Bölgesi ndeki kıyı sulak alanları ve ekosistemleridir. İklim değişikliğindeki tahminlerin Avrupa genelinde önemli tür ve yaşam alanı kayıplarına yol açması beklenmektedir. Sıcaklık artışı ve değişen yağış rejimlerinin, güney ve güneydoğu bölgelerinde şimdiden görülen su sıkıntısı sorununu artırması beklenmektedir.

97 Avrupa çapında önemli can ve mal kaybına yol açabilecek kuraklık ve taşkın olaylarının sıklık ve şiddetlerinde değişimler olacağı tahmin edilmektedir. Hava ve iklim olaylarının sıklık ve şiddetlerinde gözlenen değişimler, insan sağlığı üzerinde ciddi bir tehdit yaratabilecektir. Bu tehditler, sıcak hava dalgaları ve su baskınları gibi doğrudan ya da kene ile geçen hastalıkların yayılması gibi dolaylı yollardan olabilecektir. 3. AVRUPA DA İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ADAPTASYON ÇALIŞMALARI Adaptasyon, iklim değişikliği olgusu ile ilişkili hasarı hafifletebilen ve/veya fırsatları gerçekleştirebilen politika, uygulama ve projeleri ifade eder. Başka bir ifadeyle zararı hafifletme ve faydalı fırsatları kullanmak amacıyla iklimsel tepki veya etkilere yönelik düzeltmedir. Adaptasyon kapasitesi bir sistemin iklim değişkenliği ve uç noktalarını dahi içeren değişikliklere ayarlanabilme becerisi, sistemin özellik ve davranışlarını varolan veya mümkün iklimsel değişkenlik koşulları altında geliştirmesidir (Klein et al. 2006). Adaptasyon kapasitesi dinamiktir ve ekonomik, doğal kaynaklar, sosyal yapı, yetkiler, kurumlar, yönetim, insan kaynakları ve teknoloji tarafından etkilenmektedir. Adaptasyon uygulamalarının farklı boyutları mevcuttur ve bunlar; konumsal ölçek (bölgesel, yerel, ulusal) sektörel (su kaynakları, tarım, turizm, halk sağlığı vb), uygulayıcılar (ulusal, uluslar arası destekçiler, özel sektör, STK, yerel topluluk ve dernekler, bireyler), iklim zonu (taşkın ovaları, kurak alanlar, dağlık alanlar vb.) ve ülkelerin gelişmişlik düzeyleri ile birlikte bir veya birçok kategorinin kombinasyonu nedeniyle farklılık göstermektedir (IPCC, 2007). Ülkeler için, adaptasyon maliyeti, faydaları, adaptasyon kapasitesi, dinamikleri, konumsal değişimleri, fırsatları ve sınırlamaları belirlenmelidir. Zaman açısından adaptasyon planları orta ve uzun vadeli ve güncel olarak dikkate alınmalıdır (IPCC, 2007). Adaptasyon için farkındalığın artırılması ve bilgi geliştirme, planlama ve dizayn, uygulama ve izleme değerlendirme aşamaları gereklidir. Adaptasyon çalışmalarında teknoloji akışını belirlemeye ilişkin yaklaşım en iyi adaptasyon seçimlerini yapmaya yardımcı olan önemli bir konudur. Teknoloji akışındaki yaklaşımın belirlenebilmesi dört önemli unsura dayanmaktadır. Bu dört unsur sırasıyla şöyle açıklanmaktadır (Klein et al., 2006); 1. Adaptasyon için teknoloji türlerinin sınıflandırılmasındaki yaklaşımın geliştirilmesi; geniş anlamda teknoloji türleri olarak hard teknoloji (sulama sistemleri vb) ve soft teknoloji (ürün deseni) diye ayrılmakta ve teknoloji türlerinden hangisinin etkili olacağı ve maliyeti açısından uygulanabilirliğinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Başarılı adaptasyon stratejisi her iki teknolojinin kombinasyonu ile sağlanmaktadır. Geniş anlamda kullanılan bu iki teknoloji türünün yanında dört ana kategori bulunmaktadır. Bunlar; geleneksel, modern, yüksek ve gelecek teknolojisi olarak isimlendirilmektedir. 2. Teknolojinin uygun rol tanımı; bir sistem veya sektör için ele alınacak adaptasyon çalışması çevre, ekonomi ve sosyal şartları dikkate alarak sonuçta farkındalığın geliştirilmesi, plan ve projeleme, uygulama, izleme ve değerlendirme aşamalarını içerecek şekilde teknolojinin rolünü ortaya koymalıdır.

98 3. Teknoloji transferi farklı paydaşlar arasında taşınır malların, paranın ve bilginin değişimini içeren yöntemler dizisidir. 4. Teknoloji seçiminde ele alınan kriterler; fayda, ekonomi /parasal kaynaklar, maliyet, eşitlik, sosyal ve yasal kabul edilebilirlik şeklinde olu bu kriterlere dikkat edilerek uygulanacak teknoloji türünün yan etkilerinin ortadan kaldırılması hedeflenmelidir. Türkiye nin AB ne aday ülke olması ve bu ülkelerin çoğuyla aynı iklim kuşağında yer alması, dolayısıyla küresel ısınmadan benzer şekilde etkileneceği gerçeğinden hareketle Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ait adaptasyon çalışmaları incelenmiştir. AB çapında ve ulusal düzeyde, iklim değişikliğinin potansiyel etkilerini değerlendiren bir dizi araştırma programı planlandığı ve en son olarak, ulusal ve uluslararası adaptasyon önlemlerinin planlanmasına destek amaçlı bir çalışma da başlatılmış durumdadır. Avrupa Komisyonu, 2004 yılında taşkın risk yönetimi üzerine, gelecekte olası bir Taşkın Yönergesini de içeren bir Avrupa eylem programını geliştirmeye başlamıştır. Bu kapsamda, iklim değişikliği temel sorun olarak dile getirilmiştir. Ardından Komisyon, Ekim 2005 de Avrupa İklim Değişikliği Programının ikinci aşamasını başlatmıştır. Bu program, esas olarak, Kyoto Protokolü hedeflerini gerçekleştirmek için sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik alınacak ek önlemleri belirlemeyi amaçlamaktadır. İlk kez burada adaptasyon konularının ele alınması kararlaştırılmıştır (EEA, 2005). Ardından 2007 de Green Paper Yeşil Kitap direktifi çalışması yapılarak başta su çerçeve direktifi olmak üzere adaptasyona ilişkin pek çok alanda yeni radikal yaklaşımlar belirlenmiştir (EC, 2007). Avrupa da ülkelerin bireysel olarak yürüttükleri iklim değişikliğine adaptasyon çalışmalarına örnekler aşağıdaki verilmiştir. Avusturya Alplerde doğal afetler ve turizm, Belçika Nehir taşkını risk yönetimi, Finlandiya Hidroelektrik enerji üretimi, altyapı (ulaşım, binalar) ve ormancılık, Fransa Sağlık sektörü ve ormancılık, İtalya Kıyı alanları yönetimi ve Alplerde turizm, Norveç Altyapı (binalar) ve ormancılık, Hollanda Nehir taşkını risk yönetimi ve kıyı alanlarının taşkına karşı korunması, İspanya Tarım (kuraklıklar), İsveç Ormancılık İsviçre Hidroelektrik enerji üretimi.ekosistemler ve Alplerde turizm Birleşik Krallık Nehir taşkını risk yönetimi ve kıyı alanlarının taşkına karşı korunması ve sigorta konularında adaptasyon konusunun ilgili Avrupa politika alanlarına entegrasyonunu gerçekleştirmektir. Avrupa Çevre Ajansı na üye birçok ülkede doğal afeti önleme, çevre koruma ve sürdürülebilir kaynak yönetimi bağlamında adaptasyon önlemleri uygulanmakta veya planlama aşamasındadır. Avrupa da bilim adamları bir araya getirilerek farklı politik çevreler ve sektörlerden katılımcılar ile birlikte iklim değişikliği ve adaptasyon konusunda bütünleyici yaklaşımları oluşturabilmek amacıyla geniş bir platform oluşturulmuştur Şubat 2007 Berlin de iklim değişikliği, Avrupa da ki

99 boyutu, etkilenebilirlik, etkiler-adaptasyon konuları ele alınmıştır. Avrupa da ki su döngüsü iklim değişikliğinden etkilenmekte ve dolayısı ile afetleri de önemli ölçüde etkilemektedir. Önlemlerin alınmasının sonuçlarla karşılaşmadan daha ucuz olduğu tezi üzerinde durulmaktadır. Su döngüsündeki değişimlerin tarımı sanayiyi ve diğer sektörleri etkilemesi nedeniyle en etkili eylemelerin tartışılması, fikir birliğine varılması gerekmektedir. Avrupa da 1998 den beri 100 den fazla büyük sel felaketi yaşanmış olup 2002 de Danube ve Elbee deki su baskınları meydana gelmiştir. Güney ve Doğu Avrupa da ciddi susuzluk beklenmekte Akdeniz ırmak havzalarında artan su stresi yaşanacağı belirtilmektedir dan beri ülkelerin iç kesimlerinde yer alan su yolları ve oralarda yaşayan populasyonlar kuraklıktan iki kat daha fazla etkilenmektedir. Su azlığı en az 14 ülkeyi ve etrafındaki 100 milyon yaşayanı ve 26 nehir havzasını etkilemektedir. Bu durum topraklar ve ekosistemler için ciddi tehdit oluşturmaktadır (EUWD, 2007). Avrupa Birliğinde ülkelerin ortak işbirliği ile yürüttükleri önemli projelerden bazıları aşağıda kısaca özetlenmiştir (EEA, 2005); ccashh - insan sağlığı için İklim değişikliği ve adaptasyon stratejileri projesi Avrupa birliğinin EC(5th FP) programı ile desteklenmekte ve Dünya sağlık örgütünün Avrupa bölgesel ofisinden İngiltere, İsveç, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Almanya, ve Hollanda tarafından etkilenebilirliğin tanımlanması, adaptasyon kapasitesinin geliştirilmesi için engeller, politikalar, teknolojiler ve mevcut önlemlerin gözden geçirilmesi, Avrupa nın başarılı bir şekilde adaptasyonu sağlayabilmesi için en etkili uygulama yaklaşımlarının, politikaların, teknolojilerin ve en uygun önlemlerin tanımlanması, adaptasyon için stratejilerin özel kombinasyonlarının tahmini, adaptasyon önlemleri ve zararların maliyetini tahmin amaçları için yürütülmektedir PRUDENCE - Avrupa iklim değişikliği risklerini ve etkilerini tanımlamada belirsizlikler ve bölgesel senaryoların belirlenmesi projesi; iklim projeksiyonlarında eksiklikleri azaltma ve yöneltme, iklimin gelecek tahmini ve onun etkilerini belirlemedeki belirsizlikler ve güvenliği tanımlamak, iklim değişikliğine uyum veya adaptasyon için Avrupa politikalarıyla ilgili sonuçları yorumlamak amacıyla Danimarka, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Norveç, İsveç, İspanya, Finlandiya, İsviçre, Çek Cumhuriyeti, İtalya tarafından yürütülmektedir DINAS-COAST - kıyı zonları iklim değişikliği ve deniz seviyesindeki artışın global, bölgesel ve ulusal bazda etkileşim ve dinamik etkilenebilirlik tahmini projesi; ulusal bölgesel ve global ölçekte ve kıyısı olan tüm ülkelerde kullanıcılar için iklim ve sosyo ekonomik senaryolar ve adaptasyon politikalarını kantitatif bilgi üretmek amacıyla kullanıcılara kolaylık sağlamak için kıyısal zarar görebilirlik indikatörlerini içeren dinamik etkileşimli ve esnek bir veritabanı hazırlanmasını esas alarak Almanya, İngiltere Hollanda işbirliği içinde hazırlanan bir projedir. ESPACE - Avrupa konumsal planlama: iklim olaylarına adaptasyon projesi; ortaklar tarafından uygulanabilir konumsal planlama içinde iklim değişikliğine adaptasyon için ülkeler arası dinamik yaklaşım geliştirmek, Avrupa da ulusal bölgesel ve lokal seviyelerde uygun yaklaşım önermek amacıyla İngiltere, Belçika, Hollanda, Almanya tarafından birlikte çalışılmaktadır. ENSEMBLES - İklim değişikliği nedeniyle genel etki belirleme sistemi geliştirmek, yeryüzü sistemlerinde karşı etki ve yöntemlerin verilmesinde belirsizlikleri azaltmak tanımlamak elde edilen sonuçların maksimum

100 kullanılmasını sağlamak için Avrupa birliği ve 66 ülke yanında Avusturalya, Amerika ve İsviçre tarafından yürütülmektedir. FINADAPT - iklim değişimi altında adaptasyon kapasitesini ve hasar görebilirliği belirlemek amacıyla Finlandiya tarafından yürütülmekte olup mevcut iklim değişimleri hakkındaki bilginin durumunu, 21. yüzyıl için planlanan diğer çevresel sosyo-ekonomik faktörleri ve iklim değişiminin geleceğini, mevcut iklim şartları ile başa çıkabilmek için adaptasyon kapasitesinin özelliklerini, gelecek iklim değişimi altında potansiyel etkilerin tahmin edilmesinin sağlanması, iklim değişimine adaptasyon için önlemler, stratejiler ve maliyetleri belirlemek, farklı bölgeler, sektörler, topluluklar için iklim değişiminden etkilenebilirliği ve öncelikli alanların tanımlanması, bilgideki eksiklikler ve yeni araştırma ihtiyaçlarını tanımlamak, politikacılar içinde genel durumun değerlendirmesini yapmak şeklinde amaçları içermektedir. Yukarıdaki örneklerden görüldüğü gibi ülkeler, adaptasyon önlemlerinin geliştirilmesi ve uygulanmasında; yüksek belirsizliği azaltmak için, aşırı hava olayları başta olmak üzere, iklim modellerinin ve senaryolarının bölgesel düzeyde ayrıntılı olarak geliştirilmesi, fizibilite, maliyet ve faydalar konusunda karşılıklı değişim ve bilgi paylaşımı yoluyla, adaptasyon önlemlerinde iyi uygulama ya ilişkin anlayışın geliştirilmesi, hem yerel hem de ulusal düzeyde kamu ve özel sektör ile kamuoyunun da dahil edilmesi, adaptasyon önlemlerinin, diğer politika hedefleriyle tutarlılığının sağlanması için ülke içinde ve ülkeler arasındaki işbirliği ve koordinasyonun güçlendirilmesi ve uygun kaynakların ayrılması, halk sağlığı, su kaynakları ve ekosistem yönetimi gibi alanlarda, adaptasyon planlama ve uygulamasına büyük önem verilmesi için gerekli girişimler, çalışmalar ve projeler konusunda mevcut olan adaptasyon sorunlarının varlığını tespit ederek sorunların üstesinden gelmeye çalışmaktadır. 4. AFET ZARARLARININ AZALTILMASI Tüm dünyada meydana gelen iklim kaynaklı afetlerdeki artış nedeniyle meydana gelen kayıplar Şekil 1 de görüleceği gibi son yıllarda önemli miktarda artmıştır.

101 Ülkemiz jeolojik, morfolojik, neotektonik, metereolojik ve iklim özelliği vb. sebeplerle değişik afet türleri ile karşı karşıyadır. Sosyal, kültürel yapı, yasalarda ki boşluklar ve ekonomik nedenlerle yapılaşmadaki çarpıklıklar nedeniyle afet zararları yükselmektedir. ABEP Projesi kapsamında sadece konut zararına ilişkin veriler dikkate alındığında bile ülkemizde çok önemli miktarda ekonomik kayıpların yaşandığı görülmektedir (Gökçe ve diğ., 2006). Belirtilen bu zararların azaltılması için risk yönetimi hakkında halkın bilinçlendirilmesi ve zarar görebilirliğin azaltılması çalışmalarına katılmasını sağlamak gereklidir. Uygun kalkınma politikalarının benimsenmesi afet riskini ve afet zararlarını azaltabilir. Bu politikalar, gerekli yönetmelik ve yasal düzenlemelerin, kurumsal reformların, iyileştirilmiş analitik ve metodolojik kapasitelerin, mali planlamanın, eğitim ve kamu bilincinin benimsenmesini içermektedir. Risklerin azaltılması, bireysel doğal tehlikelerin sonuçlarına yönelik geleneksel müdahalelerin ötesinde kapsamlı bir süreç olarak algılanmalıdır. Bu süreç, doğal olarak çok sektörlü ve disiplinler arası olmalı, ve yerel, ülkesel, bölgesel ve uluslararası ölçeklerdeki birbiri ile ilgisi olan geniş çaptaki etkinlikleri kapsamalıdır. Her düzeyde sektörler arası koordinasyon, risk yönetimi stratejilerinin benimsenmesi ve bazı yeni finansman mekanizmalarının gelişimini de içeren yeterli kaynakların tahsis edilmesi afet zararlarını azaltmada göz önünde bulundurulması gereken unsurlardandır. Afetlerin sosyo-ekonomik etkilerinin değerlendirilmesi ve analizi, farklı sosyal gruplara yönelik afetlerle uygun mücadele stratejilerinin formüle edilmesi; erken uyarı sistemlerinin kurulması ve bilimsel araştırmalardaki gelişmelerin takip edilmesi önemlidir (AİGM, 2002; Katsanakis, 2006). Ulusal düzeydeki kapasite artırımı; risk değerlendirmesi, erken uyarı sistemleri, eğitim ve kamu bilinci programları, teknik bilginin aktarımı, toplum tabanlı örgütlerin güçlendirilmesini de içeren acil müdahale yönetimi ve iyileştirme kaynakları gibi konuları kapsayan bütüncül bir afet riski yönetiminin geliştirilmesi ile afetlerle başa çıkmada başarılı olan ülkelerde ki seviyelere ulaşılmayı sağlayacaktır. Kapsamlı kentsel kalkınma stratejilerinin ve arazi kullanım planlarının oluşturulması ve uygulanması; ki afetlerin neden olduğu hasarların azaltılmasında önemli olanaklar sağlamaktadır. Mekanın başlıca etken olmasından dolayı, arazi kullanım planları ve harita araçları, risk seviyesinin ve hasar görebilir alanlarda en uygun kullanım kararlarının belirlenmesinde kullanılmalıdır (örneğin binaların yeri, yollar, elektrik santralleri, ve yakıt depoları gibi). Öte yandan yerel yönetimlerin de, yapı yönetmeliklerinin uygulanması, arazi piyasasının düzenlenmesi, planlama, altyapı inşaatı ve yönetimi gibi konuları da içeren yapılaşma standartları ilgili konular hakkında önemli rol oynamaları gerekir. Olabilecek bir hasarın veya yaralanmanın önüne geçilmesi amacıyla hasar görebilir durumda olan yapıların da güçlendirilmesi gerekmektedir. Kapasite oluşturmak için afet risk yönetimi konusunda yöneticilerin eğitimini sağlamak, okul programlarında afet risk azaltımı konularında bilinçlendirme çalışmaları yapmak, bölgesel yerel otoritelerin eğitimini sağlamak gerekmektedir (AİGM, 2002). Uluslararası kuruluşlarca afetlerden sonra yapılan yardımlara olan gereksinmelerin aşırı büyümesi, yardım geri dönüşlerinin sınırlı kalması, tehlikelere karşı duyarsızlıkların ve risk alma eğilimlerinin giderek artması 1980 lerde yara sarma politikalarının sorgulanmasına yol açmıştır. Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararlarıyla açılan yolda bir dizi etkinlik, afetler politikasının yeni bir yörüngeye oturtulmasını sağlamıştır. Yeni politikanın temel hedefi, ilgiyi afet sonrasından afet

102 öncesine çekmek, önceden alınacak önlemlerle riskleri azaltmak, bu yolla afet sonrasında karşılaşılacak büyük yıkım bilançosunu uzun dönemde küçültmektir. Yeni politikanın başlıca gerçekleşme adımları özetlenecek olursa, önce BM kararlarıyla (IDNDR), doğal afetlerin etkilerini azaltma onyılı olarak programlanmıştır. Bu dönemde Yokohama Konferansı (1994) ile yeni strateji ve ilkeler belirlenmiş, bu stratejiyi uygulamak üzere 2000 yılında ISDR (International Strategy for Disaster Reduction) kuruluşu BM in bir yeni organı olarak tanımlanmıştır. ISDR 2005 yılında Kobe Konferansı nı gerçekleştirmiş, burada alınan kararlarla yeni bir etkinlik onyılı ( ) Hyogo Eylem Çerçevesi (Hyogo Framework for Action-HFA) öngörülmüştür (Balamir, 2007). HFA da yer alan temel noktalar (UNISDR, 2005); yönetim, risk tanımı, bilgi, risk faktörlerini etkileyen parametrelerin azaltımı, etkili yanıt için afet hazırlığının güçlendirilmesi şeklindedir. HFA ile ülkelerin, iklim değişimi nedeniyle zorlayan afet riskini azaltmada ortak paydada buluşarak, iklim ilişkili afetleri tanımlamak, özel risk azaltım önlemlerini oluşturmak planlamacıların, mühendislerin ve diğer karar vericilerin iklim risk bilgisini kullanmalarını sağlamak, afet azaltımı ve iklim değişikliğine adaptasyonu entegre etmek için çalışmalar yürütmesi amaçlanmaktadır. Yukarıda açıklanan HFA dikkate alındığında ülkemizde meteorolojik ağ oluşturmak, UN-ISDR çalıştaylarını takip etmek, ev sahipliği yapmak, çalışma kılavuzlarını incelemek, farklı ölçeklerde farklı paydaşlarla ulusal afet yönetim politikalarını oluşturmak ve bu politikaları hayata geçirmek önem arz etmektedir. Bunlara ilave olarak kuraklık, su baskını ve heyelanlarla ilgili olarak çocuklar için broşürler hazırlamak, farkındalığı artırmak, konuyu ilgilendiren kesimler için su konusunda kılavuzlar hazırlamak, uluslar arası koordinasyonlara gereken önemi vermek, kuraklık yönetimi konusunda en iyi önlemleri aktarabilmek için entegre su yönetimi konusunda gerekli adımların atılmasını sağlamak afet zararlarını azaltma çalışmaları için gereklidir. 5. ÖNERİLER İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine taraf ülkelerin 2003 yılında, iklim değişikliğine uyumun bilimsel, teknik ve sosyo-ekonomik yönleri konusunda başlattıkları çalışma programı 2006 yılında Nairobi de sonuçlandırılarak, İklim Değişikliğinin Etkileri, Etkilenebilirlik ve Uyum Üzerine Nairobi Çalışma Programı olarak adlandırılmış ve program; yöntemler ve araçlar, veri ve gözlemler, iklim modellemesi, senaryolar ve ölçek küçültme, iklime bağlı riskler ve aşırı olaylar, sosyo-ekonomik bilgiler, uyum planlaması ve uygulamaları, araştırma, uyum için teknolojiler, ekonomik çeşitlendirme başlıkları altında 9 farklı çalışma alanı ile çalıştaylar, web tabanlı bilgi paylaşımı ve sivil toplumun eylem sözü şeklinde üç farklı çalışma yöntemi içererek yayınlamıştır (NWP, 2007). Ülkemizin tarım ülkesi olması, Türkiye Akdeniz Ülkesi olarak İklim Değişikliğinden en fazla etkilenen bölgelerden birinde yer alması, su kaynaklarında azalma, iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerine etkileri nedeniyle su yönetimi, tarım arazi kullanımı/ ormancılık, kıyı alanları yönetimi, halk sağlığı, doğal kaynak yönetimi, havza yönetimi konularında; sektörel, sektörler arası ve diğer ülkelerle işbirlikleri çerçevesinde acil olarak adaptasyon çalışmalarının tanımlanması, stratejilerinin oluşturulması ve uygulama çalışmalarının başlatılması gerekmektedir. Bu amaçla ele alınacak adaptasyon projeleri UNFFCC adaptasyon programları,

103 Nairobi Çalışma Programı, FAO adaptasyon çalışma programı, Yeşil Kitap direktifleri incelenerek yapılmalıdır. Afet zararlarının azaltılması için HFA çalışması dikkate alınarak bölgesel ve yerel düzeylerde gelişme planları oluşturmak ve adaptasyon ile ilgili entegrasyonu sağlamak, bilinç oluşturmak, eğitim konularına gereken hassasiyeti göstermek, politik ve kurumsal boyutlarda risk tahmini, izleme, erken uyarı, bilginin yönetimi, eğitim ve afete hazırlık çalışmalarının yoksul ve duyarlı kesimler de artırılması önem arz etmektedir. Böylece milyon dolarları kurtarmanın dışında binlerce insanın da hayatta kalması sağlanacaktır. 6. KAYNAKLAR AİGM. Disaster Impact on Development Disaster Reduction and Sustainable Development, United Nations International Strategy for Disaster Reduction Afet İşleri Genel Müdürlüğü DRM Kurs Notları. Balamir, M Afetler Politikası, Risk ve Planlama.Afet sempozyumu. İnşaat Mühendisleri Odası. Ankara. EEA Vulnerebility and adaptation to climate change in Europe. Technical report. European environment Agency. EUWD Time to Adapt - Climate Change and the European Water Dimension Vulnerability - Impacts Adaptation, Berlin. Gökçe, O., Demir, A., Özden,Ş., Türkiye de Heyelanlı Yerleşim Birimlerinin Dağılımı ve CBS Ortamında Sorgulanması (Afet Envanteri ). Heyelan Sempozyumu Trabzon. Green Paper. From The Commission to the Council, the European Parliment. The European Economic and Social Committee and the Committee of the Regions. Adapting to climate change in Europe- options for EU action Brussels. IPCC Assessment of adaptation practices, options, constraints and capacity. Climate Change: Impacts, Adaptation and Vulnerability. Contribution of Working Group II to the Fourth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change. Klein, R.J.T., Alam, M., Burton, I., Dougherty, W.W., Ebi, K.L., Fernandes, M., Huber-lee, A., Rahman, A.A.,swartz, C Application of environmentally sound Technologies for adaptation to climate change. Technical Paper NWP Naorobi work programme on impacts, vulnerability and adaptation to climate change. UNFCC. Rhea Katsanakis, Adapting to Climate Change and Reducing Disaster Risk.International Strategy for Disaster Reduction (UN/ISDR). Ulusal Bildirim 1. Çevre Bakanlığı. Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü. UNISDR Union Nations International Strategy Disaster Reduction. Hygoo Frame Work For action : Building the resilience of Nations and communities to Disasters. World confeence on disaster reduction.

104 İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SÜRECİNDE ERZURUM ŞEHİR ATMOSFERİNDE GÖZLENEN YAĞIŞLARIN KİMYASAL BİLEŞİMİ C. PALOLUOĞLU 1,Yrd.Doç.Dr.H.BAYRAKTAR 1,Doç.Dr.S. TURALIOĞLU 1 ÖZET Erzurum yıllık ortalama 368,7 mm yağış alan ve özellikle kış aylarında 133 mm ortalama kar yağışı gözlenen kentlerimizden birisidir. Yıllardır yoğun hava kirliliği yaşayan Erzurum da yağışların kimyasal kompozisyonu da bu açıdan önemli hava kirleticileri içermektedir. Yüzeysel ve yeraltı su kaynakları yaşanan bu hava kirliliğinde önemli ölçüde etkileneceği aşikârdır. Son yıllarda küresel olarak gözlenen iklim değişikliği sebebiyle havzalara düşen yağış miktarı açısından değerlendirmeler yapılırken yağışların kimyasal kompozisyonunun da dikkate alınması gerekmektedir. Bu çalışmada 2002 yılında Erzurum da yağışların anyonlar ve katyonlar açısından değerlendirilmesi sunuldu ayrıca analizi yapılmamış çeşitli kirleticilerin çeşitli kentsel (Ankara, Bursa, İzmir vb.) ölçümlerden faydalanılarak muhtemel gözlenecek değerleri ve çevresel etkileri tartışıldı. Erzurum şehir merkezinde 2002 yılında kış aylarında yağışlarda SO 2-4, NO - 3, Ca 2+, Mg 2+, K + un ortalama konsantrasyonları 130,71; 12,79; 87,22; 7,12; 11,40 µeq/l iken, yaz aylarında gözlenen yağışlarda bu kirletici konsantrasyonları sırası ile 131,51; 7,59; 176,76; 10,30; µeq/l bulundu. Ayrıca kış aylarında Gaga (2004) tarafından Ankara da yapılan çalışmada, kar örneklerinde bulunan yarı uçucu organik kirleticilerden çeşitli PAH bileşenlerinin konsantrasyonları: Naphthalene 5,37; Acenaphthene 3,4; Pyrene 7,56; Benzo(g,h,I)perylene 2,34 ppm olarak bulunurken, bu değerlerin, hava kirliliğinin daha yoğun yaşandığı Erzurum da daha yüksek değerlerde gözlenebileceği tahmin edildi ve bu durumun su kaynaklarının korunması açısından dikkate alınması gerekliliği vurgulandı. Anahtar kelimeler: Yağış, Hava Kirleticileri, Erzurum CHEMICAL COMPOSITION OF PRECIPITATION IN ERZURUM URBAN ATMOSPHERE DURATION CLIMATE CHANGE ABSTRACT Erzurum has annual average precipitation with 368,7 mm and average snow with 133 mm in winter seasons. Composition of precipitation in Erzurum includes some air pollutants because Erzurum has air pollution problem for many years. It is clear that ground and underground water sources will be affected importantly from this air pollution. Precipitation quantities in basins have been investigated by some researchers due to global climate changes in last years; furthermore composition of precipitation should be considerated for new studies. In this study, the cation and anion values of precipitations observed in Erzurum in 2002 were considered. However, the possibility quantities and environmental affect of some organic pollutants which can be not measured in Erzurum yet were discussed by using their measurements in different cities in Turkey. In Erzurum city center, it was observed that as average SO 4 2-, NO 3 -, Ca 2+, Mg 2+, K + concentrations in precipitations were , 12.79, 87.22, 7.12, µeq/l respectively in winter, those ions were , 7.59, , 10.30, µeq/l, respectively in summer of However, in the study performed in Ankara by Gaga, it was founded that naphtaline, acenaphtaline, pyrene, benzopryrene concentrations in snow were 5.37, 3.4, 7.56, 2.34 ppm, 1 Atatürk Üniversitesi, Çevre Mühendisliği Bölümü, Erzurum

105 respectively. It is predicted that in Erzurum the higher concentrations than the values of Ankara may be measured due to high air pollution in Erzurum and this event should be taken account of protection of water sources. Key words: Precipitation, air pollution, Erzurum 1.GİRİŞ 18. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar tutulan sıcaklık kayıtlarında dünyanın ortalama yüzey sıcaklığının yaklaşık olarak C değiştiği belirtilmektedir. Sıcaklık değişiminden dolayı yerkürede ciddi iklim değişiklikleri meydana gelmektedir. Bu sıcaklık artışının nedeni, sanayi devrimini takip eden yıllarda insan faaliyetleri sonucu atmosfere salınmaya başlanan birincil hava kirleticileri veya bu kirleticilerin atmosferde güneş ışığı etkisi ile reaksiyona girerek ortaya çıkardıkları ikincil sera gazlarıdır (Türkeş, 1998; Öztürk, 2002). Sera gazlarının güneşten gelen radyasyon enerjisinin tekrar uzaya geri dönmesini engelleyerek atmosferdeki güneş enerjisini absorblaması olayı sonucunda sera etkisi meydana gelmektedir. Aslında sera etkisi doğal bir süreç olup gezegenin sıcaklığının korunması için gereklidir. Ancak sanayi devrimi ile birlikte tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerdeki hızlanma, kömür ve petrol gibi fosil yakıtlarının fazlaca tüketilmesi ve sera gazları için alıcı ortam olan ormanların tahrip edilmeye başlanmasıyla bu gazların atmosferdeki konsantrasyonları zamanla artmıştır ve artmaya da devem etmektedir (Basic Informasion, 2007; Emissions, 2007). Sera etkisinin güçlenmesiyle küresel bir ısınma süreci oluşmuş ve sıcaklık artışına bağlı olarak da iklimi oluşturan yağışlar ve rüzgarlar da anormallikler görülmeye başlanmıştır (Zeydan ve Yıldırım, 2007). İklim değişikliğinin Türkiye nin sıcaklık ve yağış koşulları, bitki örtüsü, su kaynakları ve besin temini üzerindeki etkileri, Hadley Merkezi nin yeni model sonuçlarına (UKMO/DETR, 1999) göre değerlendirilmiştir. Bu yeni modelin Türkiye için yapılan 2080 yılındaki değerlendirme sonuçları Türkeş (Türkeş, 2003) e dayanarak şöyle özetlenmiştir. Emisyonların kontrol edilemediği senaryoya göre 2080 li yıllara kadar Türkiye üzerindeki yıllık ortalama yağışlarda yaklaşık 0-1 mm/gün; CO 2 birikimlerini 750 ve 550 ppmv de durdurmayı öngören senaryoya göre ise 2080 li yıllara kadar Türkiye üzerindeki yıllık yağışlarda yaklaşık 0 ile 0.5 mm/gün azalma olması tahmin edilmektedir. Sera gazı salınımlarının kontrol edilemediği birinci senaryo veya salınım kontrollerinin çok sınırlı yapılacağı düşünüldüğü ikinci senaryo da dâhil her iki senaryoda Türkiye üzerinde gözlenecek yağış miktarları günlük yaklaşık 0,5 mm azalacağını öngörmektedir. Diğer yandan artan sera gazı emisyonları nihai olarak literatürde belirtildiği gibi yaş ve veya kuru çökelme mekanizmaları ile atmosferden uzaklaşmakta ve çökeldiği çeşitli su kaynaklarında muhtemel önemli kirliliklere sebebiyet vermektedir. Kuru çökelme; Atmosferik kirleticilerin (sera gazları dahil) her hangi bir hidrometeor etkisi olmadan (sis, yağmur, kar) sadece yerçekimi kuvveti etkisiyle atmosferden ayrılma prosesi olarak tanımlanırken (Wesely et al., 2000), atmosferik kirleticilerin hidrometeorlar (yağmur, kar vb.) vasıtasıyla atmosferden uzaklaştırılma mekanizması ise yaş çökelme olarak adlandırılmaktadır (Nevers, 1995). Yüzeysel suya atmosferik çökelme yoluyla giren kirleticiler genelde partiküllerin yüzeyine tutunurlar veya çözünerek suda kalırlar. Suda yaşayan canlılar, bu kirleticileri ya temas yoluyla veya beslenme amacıyla vücutlarına alırlar. Bunlardan özellikle toksik ve kanserojen yapıda olanlar canlı vücudunda birikmekte

106 ve beslenme zincirinde artan konsatrasyonlar da insana kadar gelebilmektedir. Ayrıca, atmosferik çökelmeyle tatlı su göllerinde asidite artmakta, bunun neticesi canlı türlerinde azalmalar ve yok olmalar gözlenmektedir. Halen birçok ülkede aşırı asitliği gidermek amacıyla tatlı su göllerine kalsiyum hidroksit püskürtülmekte, bu amaçla İsveç te yılda 40 milyon dolar harcanmaktadır (Okay, 1996). Diğer yandan, yapılan çalışmalarda doğal suların atmosferik toksik kirleticilerle de önemli olarak kirlendiği saptanmıştır. ABD de bulunan Superior ve Michigan göllerine giren kurşunun % 95 i, PCB (Çok klorlu bifenil) nin %75 i ve POM (Çok halkalı organik madde) un % 96 sı atmosferik kuru ve/veya yaş çökelmeden kaynaklandığı belirtilmektedir (Taşdemir ve diğ., 1999). Bu nedenle iklim değişikliğinin tartışıldığı günümüzde azalacak yağış miktarlarının yanında yağış kalitesinin (kimyasal bileşiminin) de dikkatlice izlenmesi oldukça önemli görülmektedir. Bu çalışmada Erzurum şehir merkezinde gözlenmiş yağış bileşimi çalışmalarından ve ayrıca benzer ekonomik, topografik ve meteorolojik koşullara sahip kent merkezlerinde yapılmış çeşitli atmosferik çökelme çalışmalarından yola çıkarak ilerde Erzurum da gözlenecek yağış kaliteleri tartışılmıştır. 2. MATERYAL VE METOT 2.1 Erzurum Şehir Merkezi Klimatolojisi Karasal iklimin hâkim olduğu Erzurum kent atmosferinde hava kirliliği, genellikle meteorolojik parametrelerin etkisi altındadır. Kışların uzun ve düşük sıcaklıklarda sürmesi kent içinde en az 6 ay ısıtmaya ihtiyaç duyulmasına neden olmaktadır. Ayrıca kış aylarında düşen rüzgâr hızları, azalan yağışlar ve kötü şehirleşme, kent atmosferine salınan kirleticilerin rüzgarlarla taşınımını ve yerel yağışlarla temizlenmesini azaltmakta ve salınan hava kirleticilerinin atmosferde birikmesine sebebiyet vermektedir. Diğer taraftan yaz aylarında artan rüzgâr hızları, kuru ve üzerinde bitki örtüsü olmayan toprak yüzeylerden önemli miktarlarda toprak kaynaklı metallerin kent atmosferine girişini mümkün kılmaktadır. Tablo 1 de Erzurum şehir merkezinde uzun yıllar ortalaması olarak ölçülen meteorolojik parametreler verilmektedir. Uzun yıllar ortalamalarına göre Erzurum da yağışlar genellikle ilkbahar aylarında (mart, nisan, mayıs) gözlenirken, en kurak aylar sırası ile ağustos, ocak ve şubat olarak ölçülmektedir. Diğer yandan ilkbahar (nisan, mayıs) ve yaz ayları (haziran, temmuz) genellikle yüksek hızlı rüzgârlara sahip iken, kış aylarında (aralık, ocak) düşük hızlı rüzgârlar hâkim görülmektedir. Ayrıca ortalama 4 ay (aralık, ocak, şubat, mart) Erzurum şehir merkezi ve çevresi karla kaplı iken bu aylarda en düşük sıcaklıklar gözlenmektedir (Tablo 1). Erzurum Meteoroloji Bölge Müdürlüğü tarafından ölçümü yapılmış rüzgar yönleri için uzun yıllar ortalaması dikkate alındığında Erzurum kent atmosferi için hakim rüzgar yönü, Doğu-kuzey-doğu (ENE) doğrultusundadır. Diğer yandan kış aylarında kuzey-kuzey-batı (NNW) ve batı-güney-batı (WSW) yönlü rüzgarlar önemli ölçüde esiş frekansına sahip olup hem kış hem de yaz aylarında güney (S), güney-batı (SW) ve batı-güney-batı (WSW) yönlü rüzgarlar Erzurum şehir merkezi hava kalitesinde büyük önem arz etmektedir.

107 Tablo 1. Erzurum şehir merkezinde uzun yıllar ortalaması olarak ölçülen meteorolojik parametreler Parametre Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim Kasım Aralık Sıcaklık ( C) Basınç (mb) Bağıl nem (%) Yağış (mm) Maksimum rüzgar hızı ve yönü (m/s) Ortalama rüzgar hızı ve yönü (m/s) Karla kaplı gün sayısı ENE 2.4 E 20.3 ENE 2.5 ENE 19.2 E 2.5 ENE 22.8 SSW 3.1 SSW 25.9 W 3.2 WSW 23 W 3.2 ENE WSW 3.6 ENE 17.4 E 3.3 ENE 20.7 S 2.6 ENE 19.4 W 2.5 WSW 18.4 E 2.4 WSW 16.7 ENE 2 ENE

108 2.2. Yağışların Muhtemel Kimyasal Kompozisyonu Evsel ısınma, trafik ve endüstriyel proseslerde kullanılan yakıt türlerine ve yakma şekillerine göre çeşitli gaz ve partiküler hava kirleticiler atmosfere salınmaktadır. Salınan bu hava kirleticiler ya kuru çökelme veya yaş çökelme ile birlikte atmosferden uzaklaşmakta ve çeşitli yüzeylere giriş yapmaktadır. Kimyasal içeriğine göre bu bileşenler giriş yaptığı ortamlarda (tatlı su kaynakları, toprak, metal yüzeyler, tarihi yapılar vb.) çeşitli çevresel problemlere neden olmaktadır. Organik türlerden PAH ve PCB ler kanserojen etkileri nedeni ile çevre ve insan sağlığı açısından önemli riskler taşımaktadır. Aynı şekilde gaz veya partiküler halde atmosferden çökelen ağır metaller de çevre açısından olumsuz etkilere sahiptir. Diğer yandan asidik hava kirletici türleri (SO 2-4, NO - 3 vb.) tatlı su kaynaklarında ekolojik dengeyi bozmakta ve ayrıca bu su kaynaklarının çeşitli insani amaçlı kullanımını engellemektedir. Tüm bu bileşenler nedeni ile özellikle de yaş çökelme ile atmosferden yeryüzeyine taşınan kirliliğin tespiti oldukça önem arz etmektedir yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi yerleşkesinde Bayraktar (2005) tarafından yapılan çalışmada ölçümü yapılmış çeşitli iyonların yüzdelik dağılımları Şekil 1 de gösterilmektedir. Kampüs, Erzurum şehir merkezine göre hava kalitesi açısından oldukça temiz olup ölçülen değerler şehir merkezini yansıtmamakta belki bölgesel açıdan bir fikir verebilmektedir. Yapılan analizlerde yağmur suyunda SO 2-4, µeq/l konsantrasyonu ve % oranı ile en büyük, Cl - iyonu ise 1.69 µeq/l konsantrasyonu ve % 0.53 ile en düşük oran değerine sahip iyon olarak - bulunmuştur. Diğer yandan örnekleme periyodu süresince ortalama NO 3 iyonu konsantrasyonu µeq/l, Ca 2+ iyonu konsantrasyonu µeq/l ve K + iyonu konsantrasyonu µeq/l olarak belirlenmiştir. Ölçülen iyonlardan, Ca 2+, K +, NO - 3, Mg 2+ ve H + nin toplam iyon kütlesine katkıları ise sırasıyla % 32.23, % 6.01, % 4.37, % 2.82 ve % 6 dır. Şekil 1 den görüldüğü üzere örnekleme süresince oluşan yağışlarda ki baskın anyon SO 2-4, baskın katyon ise Ca 2+ dur. SO 2-4 ısınma amaçlı kullanılan yakıtlardan atmosfere atılan SO 2 gazının oksidasyonu sonucunda atmosferde bulunmakta, Ca 2+ ise tamamen toprak kaynaklı olarak atmosferde görülmektedir yılına ait bu çalışma sonuçlarının literatürdeki bazı kentsel 2- çalışmalarla kıyaslandığında Erzurum yağışlarındaki SO 4 değeri Ankara için bulunan değere yakın olup, diğer kentsel çalışmalarda bulunan değerlerden ise oldukça yüksektir. SO 2 kaynaklı olduğu düşünülen SO 2-4 ün Türkiye deki bu yüksek - değerleri oldukça düşündürücüdür. Ancak 2002 yılında yapılan bu çalışmadaki NO 3 verileri diğer kentsel alanlarda ölçülen değerlere göre oldukça düşük bulunmuş bu durum, örnekleme bölgesinin o dönemde literatürdeki diğer kentsel alanlara göre daha az endüstrileşmiş ve daha az trafik yoğunluğuna sahip olmasından kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Ancak 2002 yılından itibaren şehir merkezinde - artan motorlu araçlar sebebiyle atmosferik çökelme örneklerinde NO 3 iyonu konsantrasyon ununda diğer iyonlar gibi arttığı tahmin edilmektedir.

109 NO3 (%4.37) Mg (%2,82) H (%0.6) Ca (%32.23 SO4 (%52.54) Cl (%0.53) K (%6.01) Şekil 1. Örnekleme periyodu boyunca gözlenen ortalama iyon konsantrasyonlarının yüzdelik dilimleri (µeq/l) Atmosfere salınan hava kirleticilerinden Poliaromatik Hidrokarbon (PAH) lar yıllarında Ankara da Gaga (2004) tarafından yapılan çökelme çalışmasında ölçülmüş ve çeşitli kanserojen etkili PAH bileşenlerinin konsantrasyonları Tablo 2 de verilmiştir. Literatürde verilen diğer kentsel alanlara göre Ankara da ölçülen PAH bileşenleri atmosferik çökelme örneklerinde genel olarak yüksek değerlerde gözlenmektedir. Diğer yandan bu değerler genel olarak doğal gaz kullanımının yaygın olduğu yıllarda Ankara da yapılmış bir çalışma olup hava kirliliğinin daha yoğun yaşandığı Erzurum da bu değerlerin daha da yüksek değerlerde atmosferik çökelme örneklerinde gözleneceği aşikardır. Tablo 2. Ankara da gözlenen çeşitli PAH türleri Çeşitli PAH türleri Acenaphthelene Fluoene Phenanthrene Anthracene Fluoranthene Benzo(a)anthracene Chysene Benzo(b)fluoranthene Benzo(a)pyrene Indeno(1,2,3-cd)pyrene Dibenz(a,h)anthracene Konsantrasyon (ppm)

110 3. SONUÇ Son yıllarda yoğun bir şekilde tartışılan iklim değişikliği ülkemiz açısından da önem arz etmektedir. Sanayi devriminden günümüze kadar hızlı bir şekilde tüketilen fosil yakıtlar neticesinde atmosferik sera etkisi artmış ve bu sebeple de yağış rejimlerinde küresel olarak sapmalar yaşanmış ve yaşanacağı tahmin edilmektedir. Çeşitli iklim değişikliği senaryolarına göre ülkemizde de yağış miktarlarında önemli azalmalar yaşanacağı öngörülmektedir. Önümüzdeki yıllarda gözlenecek yağış miktarlarının azalması yanında yağışların kimyasal kompozisyonları da değişecektir. Zira artan nüfus ve tüketime paralel olarak enerji ihtiyacı ile birlikte fosil yakıtların yanması sonucu yoğun olarak salınan sera gazları bu değişimde önemli rol üstlenecektir. Erzurum da olumsuz topografik ve meteorolojik koşulları sebebi ile yoğun hava kirliliğine maruz kalan kentlerimizden biridir. Yapılan çalışmalar göstermektedir ki asidik karakterli yağışlar şehrimizde öneli bir çevresel problem olarak halen gözlenmekte ve artacak nüfus ve tüketim sayesinde bu olumsuzluklar daha da derinleşecektir. Diğer taraftan kanserojen etkili PAH ve PCB lerde şehrimizde insan sağlığını ilerleyen yıllarda önemli ölçüde etkileyeceği düşünülmektedir. Tüm bu sebepler göstermektedir ki son yıllarda iklim değişikliği nedeni ile tartışılan azalması muhtemel yağış miktarları yanında, oluşacak yağışların kimyasal içeriği de önem kazanacaktır. 4. KAYNAKLAR Basic İnformasion, tarihi: Bayraktar, H, Turalıoğlu, F.S. Composition of wet and bulk deposition in Erzurum, Turkey. Chemosphere 59, , De Nevers, N., Air Pollution Control Engineering, McGraw-Hill, Inc.,U.S.A.,1995. Emissions, im tarihi: Gaga, E. E. Investigation of Polisiclic Aromatic Hidrocarbon (PAH) deposition in Ankara, PhD thesis, Okay, Cengiz., Yüksek Lisans Tezi. İstanbul, Öztürk, K., Küresel İklim değişikliği ve Türkiye ye Olası Etkileri. G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, 22 (1), 47-65, Türkeş, M., Küresel Isınma Rekor Kırıyor. Bilim Teknik, 370,20-21, Türkeş, M., Küresel İklim Değişikliği ve Gelecekteki İklimimiz, 23 Mart Dünya Meteoroloji Günü Kutlaması Gelecekteki İklimimiz Paneli, Bildiriler Kitabı, 12-37, Ed: M. Türkeş. T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü,23 Mart 2003, Ankara, UKMO/DETR, Climate Change and ıts Impacts Stabilisation of CO 2 in the Atmosphere United Kingdom Meteorological Office and Department of the Environment Transport and the Regions (UKMO/DETR) the Hadley Centre for Climate Prediction and Research Bracknell, Taşdemir, Y., Payan F. Atmosferik çökelme örneklerinin toplanması. Türkiye de Çevre Kirlenmesi Öncelikleri Sempozyumu cilt.1., , Wesely, M.L., Hicks B B., A reviev of the current status of knowledge on dry deposition. Atmospheric Environment. 34, , 2000.

111 Zeydan, Ö., Yıldırım, Y. Küresel Isınmada Etken Olan Hava Kirleticileri ve Ülkemiz emisyonları. I. Türkiye iklim Değişikliği Kongresi-TİKDEK 2007, Nisan 2007, İTÜ, İstanbul.

112 ERZURUM İÇİN AYLIK KAR ÖRTÜSÜ YÜKSEKLİĞİ TRENDLERİ Yrd.Doç.Dr. R. ACAR 1, S. ŞENOCAK 1 ÖZET Bu çalışmada Erzurum ve ilçelerinde yer alan 6 meteoroloji istasyonunda Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Kasım ve Aralık aylarına ait ortalama kar örtüsü derinliği değerleri için trend araştırması yapılmıştır. Zaman serilerinin homojenlik testi için non-parametrik bir test olan Swed-Eisenhart run testi kullanılmıştır. Zaman serilerini Mann-Kendall testi kullanılarak α = 0.01 ve α = anlamlılık seviyesinde trend analizleri yapılmıştır. 27 veri grubunda anlamlı trend bulunamazken, 4 grupta pozitif trend ve 2 grupta negatif trend bulunmuştur. Bu değişiklikler küresel ısınma olgusu ve bölgesel iklim değişiklikleri ile ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Aylık ortalama kar derinliği, trend analizi, Mann Kendall Testi, Erzurum MEAN MONTHLY SNOW COVER DEPTH TRENDS FOR ERZURUM ABSTRACT In this study, Mean Monthly Snow Cover Depths (MMSCD) for January, February, March, April, November and December at 6 meteorologic stations are considered over the Erzurum and its towns in search for possible trends.the Swed-Eisenhart run test is a nonparametric procedure used in determining the homojenity of a time series.the data are analysed using Mann-Kendal test statistics at level of significance (α = 0.01 and α = 0.05) for individual stations to demonstrate any existence of possible trends. The results show that there are 27 series don t indicate trend of MMSCD. However, 4 stations have positive trend, 2 stations have negative trend. These changes could be associated with regional climate changes and global warming phenomena. Keywords: Mean monthly snow cover depth, trend analysis, Mann Kendall Test, Erzurum 1.GİRİŞ Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak, dünya ölçeğinde hidrolojik döngüde önemli değişiklikler, kara ve deniz buzullarının erimesi, deniz seviyesi yükselmesi, iklim kuşaklarının yer değiştirmesi ve salgın hastalıkların artması gibi, ekolojik sistemleri ve insan yaşamını doğrudan etkileyecek önemli değişikliklerin oluşacağı beklenmektedir (IPCC,1995; Türkeş ve diğ., 1996). Türkiye de bu etkenlere bağlı olarak risk grubu ülkeler arasındadır. Önümüzdeki on yıllarda gerçekleşebilecek bir iklim değişikliğinin, Türkiye'de neden olabileceği çevresel ve sosyoekonomik etkilerden kar ile ilgili olanlar şunlardır: 1. Mevsimlik kar ve kalıcı kar-buz örtüsünün kapladığı alan ve karla örtülü devrenin uzunluğu azalabilir; ani kar erimeleri ve kar çığları artabilir. 2. Kar erimesinden kaynaklanan akışın zamanlamasında ve hacmindeki değişiklik, su kaynaklarını, tarım, ulaştırma ve rekreasyon sektörlerini etkileyebilir (Türkeş,1994). 1 Atatürk Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, İnşaat Mühendisliği Bölümü, Erzurum

113 Kar, özelliğindeki ve oluşumundaki olağanüstü çeşitlilik göz önüne alındığında, karşımıza büyüleyici bir doğal malzeme olarak çıkmaktadır. İnsanlar üzerindeki etkisi ise çok geniş bir yelpazede izlenebilmektedir. Biriken kar, canlılar açısından yaşamsal öneme sahip olduğu gibi, neden olduğu doğal afetlerden dolayı da dikkatle izlenmesi gereken bir malzeme olarak ortaya çıkmaktadır. Varlığı bir taraftan büyük yararlar sağlarken, diğer taraftan da çok yıkıcı etkilere neden olabilmektedir (Hanausek,1996). Isınan hava koşullarının etkisinde katı fazdan sıvı faza geçen kar, topoğrafik koşullara da bağlı olarak yüksek yerlerden alçak yerlere doğru akar ve yaşamsal öneme sahip doğal su kaynaklarını ve yollarını oluşturur. Bu önemli ve gerekli oluşumun yanında, kontrol altına alınamaması durumunda sel adı verilen, diğer yandan da katı fazda klimatolojik ve morfolojik etkiler sonucu bulunduğu ortamda yer değiştirmesiyle çığ adı verilen, yıkıcı ve öldürücü bir etkiye sahip doğal afetlere dönüşebilir. Gerek bu doğal malzemeden, tüketim, sulama ve enerji oluşturmada optimum yarar sağlayabilmek, gerekse meydana gelebilecek olası bir doğal afete karşı önceden önlemler alabilmek amacıyla kar miktarının ve yıllara göre değişiminin saptanması gerekmektir (Sunar ve diğ. 2000). Kar nehir akışının etkin kaynağı ve ekstrem durumlarda taşkın sebebidir. Türkiye de buna en güzel örnek nehir akışının hemen hemen %70 inin kar erimesine bağlı olduğu Doğu Anadolu Bölgesindeki dağlık alanlardır. Kar erimesi, su kaynaklarının doğru kullanımı, taşkın akışının tahmini ve yerküredeki su dengesindeki değişimlerin gözlenmesi için önemlidir. Tarım, sanayi ve günlük yaşam için havza su potansiyelini etkileyen kar erimesinin mümkün olduğunca gerçeğe yakın tahmin edilmesi gerekir. Taşkın denetiminde, sulama ve enerji üretimi amaçlı planlanan baraj ve göletlerin projelendirilmesinde, diğer su yapılarının planlanmasında kullanılan su potansiyeli çalışmalarında, kar çalışmaları ayrı bir öneme sahiptir. Türkiye de sıcaklık ve yağış trend analizleri bazı bilim adamları tarafından çalışılmaktadır. Ülkemizdeki iklim değişikliğinin şehirlere olan etkisi bazı iller için çalışılmıştır(tayanç ve Toros, 1997). Sıcaklıktaki ve yağıştaki değişikliklerin anlamlı olarak büyük ölçekteki atmosferik değişikliğin bir etkisi olduğu ortaya konmuştur. Burada sıcaklığın yağıştan daha çabuk şekilde etkilendiği de vurgulanmıştır. Özellikle ABD de, Kanada, Avrupa da ve dünyanın birçok yerinde hidroklimatik trendlerin çok sayıda geniş ölçekte, değişik zamanlarda nehir akış verileri ve yağış verileri analiz edilmiştir (Lettenmaier et al., 1994); Karl and Plummer, 1995; Lins and Slack, 1999; Groisman et al., Zhang et al., 2001; Molnar and Ramirez, 2001; Burn and Hag, 2002; Kahya ve Kalaycı, 2003; Birsan et al. 2005; Acar ve Şenocak, 2004). 2. ÇALIŞMA ALANI VE VERİLER Doğu Anadolu Bölgesinde bulunan Erzurum ili yüksek arazilerden oluşur. Platoların deniz seviyesine göre yükseklikleri 2000 metreyi bulur, bunların üstünde yer alan dağların yükseklikleri ise, 3000 metre ve daha yüksektir. İl arazisinin büyük çoğunluğunda, karasal iklim özellikleri egemendir. Kışlar uzun ve sert, yazlar kısa ve sıcak geçer. İl topraklarının kuzey kesimlerinde, yüksekliği yaklaşık 1000 ila 1500 metrelere inen vadi içleriyle çukur sahalarda iklim, büyük ölçüde sertliğini yitirir. Erzurum il merkezindeki meteoroloji

114 istasyonunda 1929 dan bu yana gözlem yapılmaktadır. Yaklaşık 70 yılı bulan gözlem sonuçlarına göre, ilde en soğuk ay ortalaması, C, en sıcak ay ortalaması C, en düşük sıcaklık C ve en yüksek sıcaklık ise, 35 0 C olarak ölçülmüştür. Yıllık yağış tutarı 453 mm. kadardır. En az yağış kış devresinde düşer. Bu devrenin yağışları kar biçiminde olup, kar yağışlı gün sayısı 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi ise 114 gün kadardır. En yağışlı devre ilkbahar ve yaz mevsimleridir (Erzurum Valiliği). Şekil 1. Erzurum il haritası (Anonim) Bu çalışmada kullanılan aylık ortalama kar örtüsü verileri Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü nden temin edilmiştir. Erzurum il sınırları içerisindeki ve beş ilçedeki istasyonlara ait veriler değerlendirilmiştir. İstasyonlara ait lokasyonlar Tablo 1 de, istasyonlarda ölçülen kar yüksekliklerinin aylara ait ortalamaları ve kayıt süresi Tablo 2 de gösterilmiştir. İstasyonlara ait veriler incelendiğinde 15 yıllık verinin altında kalan aylar bulunduğu gözlenmiş ve bu verilerin sağlıklı sonuç vermeyeceği düşünülerek incelemeye katılmamıştır.

115 Tablo 1. İstasyon lokasyonları İstasyonlar İstasyon No. Kot (m) Enlem Boylam Erzurum K D Hınıs K D Horasan K D İspir K D Oltu K D Tortum K D Tablo 2. İstasyonlarda ölçülen aylara ait ortalama kar yüksekliği ve kayıt süreleri(yıl) 3. YÖNTEMLER Erzurum Hınıs Horasan İspir Oltu Tortum Ölçüm Sayısı Ocak Ort. Kar Örtüsü (cm) Ölçüm Sayısı Şubat Ort. Kar Örtüsü (cm) Ölçüm Sayısı Mart Ort. Kar Örtüsü (cm) Ölçüm Sayısı Nisan Ort. Kar Örtüsü (cm) Ölçüm Sayısı Kasım Ort. Kar Örtüsü (cm) Ölçüm Sayısı Aralık Ort. Kar Örtüsü (cm) Run ( Swed-Eisenhart) Homojenlik Testi Run testi, verilerin istatistik açıdan güvenirliklerini sınamak ve verinin aynı toplumdan geldiği ve birbirinden bağımsız olduğu kabulü veya tersi şeklindeki iki varsayımı kontrol etmek için kullanılır. Verilerin homojenliği için yapılan varsayımlar şunlardır; H 0 : Veriler Homojendir. H 1 : Veriler Homojen değildir [Em ve diğ., 2007). Meteorolojik verilerde genellikle kritik değer olarak medyan alınır Şen,2002). Run testinin uygulanışının ilk adımı olarak test için seviye olarak kritik bir değer belirlenmelidir. Bu çalışmada kritik değer medyan alınmıştır. Test edilecek verilerden medyanın üstünde ve altında olan değerler tespit edilir. Üstünde kalan değerler pozitif, altında kalan değerle negatif işaretlenir. Gözlem değerlerinin ardarda gelişi bir dizi oluşturur. Böylece verilerin dizi sayısı (R) belirlenmiş olur. Dizi sayısı R ile gösterilmek üzere, R lerin dağılımı aşağıdaki ortalama ve standart sapma değerlerine sahip normal bir dağılım gösterir. 2n1n2 μ R = 1+ (1) n

116 2n1n2 (2n1n2 n) σ R = (2) 2 n ( n 1) n 1 ; birinci tip sembollerin sayısı, n 2 ; ikinci tip sembollerin sayısı, n; toplam gözlem sayısı (n=n 1 +n 2 ). Bu durumda standart değişken, R μ R Z = (3) σ R olarak ifade edilir. n 1 20 ve n 2 20 ise, bu test için özel hazırlanmış tablolar vasıtasıyla kritik değerler tespit edilerek karar modeli oluşturulur. Bulunan bu değer, verilen dağılım tablosundaki değerle karşılaştırılarak, verinin belirtilen iki varsayımdan hangisine uyduğuna veya homojen olup olmadığına karar verilir (Kartal, 1998; Toros, 1993; Özçelik, 1996; Swed and Eisenhart, 1943). İstatistiksel analizlerde % 95 güven aralığının dağılım tablosundaki karşılığı ±1.96 olarak verilmektedir. Test sonucuna göre seviyesi % 95 güven aralığı seviyesine karşılık gelen, z nin ±1.96 dan büyük değerlerde verinin homojen olmadığı varsayımı (H 1 hipotezi), z nin ±1.96 aralığındaki değerlerinde verinin homojen olduğu varsayımı (H 0 hipotezi) kabul edilir (Akbulut ve Yıldız, 2001) Mann-Kendall Trend Testi Mann-Kendall testi parametrik olmayan bir test olup Kendall'ın Tau olarak bilinen testin özel bir uygulamasıdır. Bu testte zamana göre sıralanmış x 1,..., xn gözlemleri, H o hipotezine göre zamandan bağımsız ve benzer dağılmış rasgele değişkenlerdir. H 1 hipotezine göre ise (k j) olmak üzere tüm (k, j n) için seride x k ve x j değerlerinin dağılımı benzer değildir, yani seride lineer bir trend bulunmaktadır. Mann-Kendall testinin istatistiği olan S, (1) ve (2) eşitliklerinden hesaplanır. n 1 n S = sgn( x j x k ) (1) k = 1 j = k eğer ( x j xk) f 0 sgn( x j xk) = 0 eğer ( x j xk) = 0 1 eğer ( x j xk) 0 p E ( S) = 0 (3) n( n 1)(2n + 5) Var ( S) = (4) 18 (2) Standart normal değişken (z) aşağıdaki eşitlikle hesaplanarak kritik (z) değeri ile karşılaştırılır.

117 S 1 Var( S) eğer S f 0 (5) z = 0 eğer S = 0 S + 1 eğer S p 0 Var( S) Eğer α önem seviyesi, z z α / 2 ise H 0 hipotezi kabul edilir, aksi durumda reddedilir. Hesaplanan S değeri pozitif ise artan, negatif ise azalan bir trendin varlığına işaret eder(kalaycı ve Kahya, 1998; McCuen, 1993). 4. BULGULAR Erzurum ili ve ilçelerinden incelenen 6 istasyonuna öncelikle nonparametrik Run (Swed and Eisenhart) testi aylık ortalama kar örtüsü (cm) serilerinin homojenliğinin belirlemesi için %5 anlamlılık seviyesinde uygulandı. Serilerden elde edilen z değerleri, % 5 anlamlılık için kritik değer olan ±1.96 ile karşılaştırılarak homojenliğine karar verilmiştir. Hınıs istasyonunun Şubat ayı serisi heterojendir. Bunun haricinde bütün veri serilerinin homojen olduğu anlaşılmıştır. Run testi z sonuçları Tablo 3 de sunulmuştur. Tablo 3. Run testi (z) sonuçları Ocak Şubat Mart Nisan Kasım Aralık Erzurum Hınıs Horasan İspir Oltu Tortum Seçilen istasyonların veri serilerinin homojenlik testinden sonra aylık ortalama kar örtülerinde trend olup olmadığını belirlemek için Mann Kendall non-parametrik testi %1 ve %5 anlamlılık seviyelerine göre uygulanmıştır. Mann Kendall z değerleri Tablo 4 de sunulmuştur. Anlamlılık seviyelerine göre trend olanlar * veya ** ile belirtilmiştir. Tablo 4. Aylık ortalama kar yüksekliği (cm) değerlerinin Mann Kendall (z) sonuçları Ocak Şubat Mart Nisan Kasım Aralık Erzurum Hınıs ** * Horasan * 2.230** İspir ** Oltu Tortum * * %1 anlamlılık seviyesi ** %5 anlamlılık seviyesi

118 Trendi olan zaman serilere ait grafikler çizilerek doğrusal bir model de araştırılmıştır. Azalma veya artışların tespiti mümkün olduğu halde doğrusal bir ilişki gözlenmemiştir. Elde edilen doğrusal fonksiyonların R 2 değerleri oldukça düşük bulunmuştur (Şekil 2,3,4,5,6,7) y = -1,536x ,8 ORT. KAR YÜKS. (cm) YILLAR Şekil 2. Mart ayı Hınıs istasyonu (R 2 : ) y = x ORT. KAR YÜKS. (cm) YILLAR Şekil 3. Kasım ayı Hınıs istasyonu (R 2 : )

119 20 ORT. KAR YÜKS. (cm) y = 0.252x YILLAR Şekil 4. Kasım ayı Horasan istasyonu (R 2 : ) 40 ORT. KAR YÜKS. (cm) y = x YILLAR Şekil 5. Aralık ayı Horasan istasyonu (R 2 : ) 50 y = x ORT. KAR YÜKS. (cm) YILLAR Şekil 6. Mart ayı İspir istasyonu (R 2 : )

120 y = x ORT. KAR YÜKS. (cm) YILLAR Şekil 7. Kasım ayı Tortum istasyonu (R 2 : ) 5. SONUÇLAR ve TARTIŞMA Bu çalışmada Erzurum ilindeki 6 meteoroloji istasyonda aylık ortalama kar örtüsünün derinliği serilerinin homojenlikleri ve trendleri araştırılmıştır. Serilerin homojenlik testleri trend analizinden önce yapılmış ve bir seri hariç hepsinde homojenlik gözlenmiştir.27 veri grubunda anlamlı trend bulunamazken, 4 grupta pozitif trend ve 2 grupta negatif trend bulunmuştur. %95 ve %99 güven aralıklarında Mann Kendall testi ile aylık ortalama kar örtüsü serilerinde trend incelemesi yapılmıştır. Erzurum merkez ve Oltu istasyonlarında hiçbir ay için trende rastlanamamıştır. Horasan da kar yağışının başladığı aylarda yani kasım ve aralıkta pozitif yönde bir trend olduğu gözlenmiştir. Hınıs istasyonunda ise kar yağışının başlangıcında Kasım ayında bir artış fakat mart ayı döneminde bir azalma trendi elde edilmiştir. İspir istasyonu mart ayında aylık ortalama kar örtüsünde azalma, Tortum istasyonu kasım ayında artma eğilimindedir. Erzurum il sınırları içinde birbirine uzak ve yükseltileri farklı, yıllık yağış yükseklikleri de farklı olan bu istasyonlarda farklı klima bölgeleri mevcuttur. Bu sebeple her bir istasyondaki trend değişiminin farklı karakterde olduğu gözlenmiştir. Mart ayında gözlenen trendlerin azalma eğiliminde, kasım ve aralık ayında gözlenen trendlerin ise artış eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu sonuç toplam kar yağışında yıllara göre bir değişiklik olmasa bile kar yağışının aylar arasında farklı yıllarda farklı bölüşüme sahip olduğunu olduğunu göstermektedir. Trend olan serilerde lineer bir ilişki araştırılmıştır, fakat R 2 lerin oldukça düşük olduğu ve doğrusal bir ilişkiden söz edilemeyeceği belirlenmiştir. Trend analizi özellikle kar yüksekliklerinin etkili olduğu bölgeler için oldukça önemlidir. Kardan faydalanabilmek ve zararlarından korunabilmek için değişiklik önceden tahmin edilerek planlamaların yapılması gerekmektedir. Bu değişiklikler doğrusal olmayan yöntemlerle incelenmelidir. Bu değişiklikler küresel ısınma olgusu ve bölgesel iklim değişiklikleri ile ilişkili olabilir. 6. KAYNAKLAR Acar, R. ve Şenocak, S., Türkiye de Kısa Süreli Yağışların Trend Analizi, I. Türkiye İklim Değişikliği Kongresi, TİKDEK 2007, , Anonim:

121 Akbulut, Ö. ve Yıldız, N., İstatistiğe Giriş, Aktif Yayınevi, Birsan, M. V., Molnár, P., Burlando, P. ve Pfaundler, M., Streamflow trends in Switzerland. J. Hydrol., 314 (1-4), , Burn, D. H. ve Hag Elnur, M. A., Detection of Hydrologic Trends and Variability. J. Hydrol., 255, , Em, A., Hamidi, N. ve Toprak, Z.F., GAP Bölgesinde Yıllık Toplam Yağışların Değişimi ve Homojenlik Analizi, I. Türkiye İklim Değişikliği Kongresi, TİKDEK 2007, , Erzurum Valiliği ( ) Groisman, P. Y., Knight, R. W. ve Karl, T. R., Heavy Precipitation and High Streamflow in the Contiguous United States: Trends in the Twentieth Century, Bull. Amer. Met. Soc., 82 (2), , Hanausek, E., "Untersuchung der Schneedecke Lawinenhandbuch", Tyrolia Verlag, IPCC. Climate Change 1995, Impacts, Adaptations and Mitigation of Climate Change: Scientific-Technical Analyses. Contribution of Working Group II to the Second Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change, Watson R, T., et al., eds., WMO/UNEP. Cambridge University Press, New York, Kahya, E. ve Kalayci, S., Trend Analysis of Streamflow in Turkey. J. Hydrol., 289, , Kalaycı, S. ve Kahya, E., "Susurluk Havzası Nehirlerinde Su Kalitesi Trendlerinin Belirlenmesi", Tr. J. Of Engineering and Env. Science, 22, p , Karl, T. R. ve Plummer, N., Trends in High-Frequency Climate Variability in the Twentieth Century. Nature, 377, , Kartal, M., Bilimsel Araştırmalarda Hipotez Testleri, Şafak Yayınevi, Lettenmaier, D. P., Wood, E. F. ve Wallis, J. R., Hydro-climatological Trends in the Continental United States, J. Climate, 7, , 1994 Lins, H. F. ve Slack, J. R., Streamflow Trends in the United States. Geophys. Res. Lett., 26 (2), , McCuen, R.H., Microcomputer Applications in Statistical Hydrology, Prentice Hall, Molnár, P. ve Ramírez, J, G., Recent Trends in Precipitation and Streamflow in the Rio Puerco Basin. J. Climate, 14, , Özçelik, D., "Türkiye de Yıllık Toplam Yağışların Homojenlik Analizi", İ.T.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 70 s., İstanbul, Sunar, F., Yavuz, V. ve Maktav, D., Karlı Ortamların Uzaktan Algılama ve GIS ile Alansal Analizi Uludağ-Bursa Örneği, II. Ulusal Kar Kongresi, Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü Yayınları, Genel yayın no.73, Swed, F. A. ve Eisenhart, C., "Tables for Testing Randomness of Grouping in a Squence of Alternatives", American Mathematical Statistics, 14, p 66-87, Şen, Z., "İstatistik Veri İşleme Yöntemleri(Hidroloji ve Meteoroloji)", Su Vakfı Yayınları, İstanbul, 2002.

122 Tayanç, M. Ve Toros, H., Urbanization Effects on Regional Climate Change in the Case of Four Large Cities of Turkey, Climatic Change, 35, , Toros, H., "Klimatolojik Serilerden Türkiye İkliminde Trend Analizi Analizi", İ.T.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 172 s., İstanbul, Türkeş, M., Artan Sera Etkisinin Türkiye Üzerindeki Etkileri, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, 321, 71, Türkeş, M., Sümer, U. M. ve Çetiner, G., İklim Değişikliğinin Bilimsel Değerlendirilmesi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Seminer Notları (7 Nisan 1999, Ankara), Çevre Bakanlığı, Çevre Kirliliğini Önleme ve Kontrol Genel Müdürlüğü, 52-66, Ankara, Zhang, X., Harvey, K.D., Hogg, W.D. ve Yuzyk, T. R., Trends in Canadian Streamflow. Water Resour. Res., 37 (4), , 2001.

123 BAZI KAR-ERİME MODELLERİNE GENEL BİR BAKIŞ A. ÖZLÜ 1 ÖZET Kar, hidrolojik çevrim içerisinde yağışın önemli fazlarından biridir. Yeryüzüne buz kristali şeklinde düşer ve örtü halinde birikir. Kar örtüsünün birikme periyodu boyunca evaporasyon kaybının düşük olmasından dolayı yağışın büyük bir kısmının kar şeklinde düştüğü bölgelerde kar erimesi, su verimine yağmur yağışından daha büyük katkı sağlamaktadır. Kar kütlesinin erime sürecinin anlaşılması ve erime miktarının doğru olarak belirlenmesi dünya üzerinde bulunan birçok havza için oldukça önemlidir. Bu havzalarda yapılan çalışmalarda kar erimesini tanımlamak ve tahmin etmek için birçok hidrolojik model geliştirilmiştir. Geliştirilen bu modeller ile kar örtüsünden oluşacak suyun miktarı, depolama süreci ve önemli akımların dinamik davranışları simüle edilebilmektedir. Hidrolojik modeller stokastik ve deterministik olmak üzere iki klasik sınıfa ayrılmaktadır. Deterministik modeller ise ampirik, kavramsal ve fiziksel temelli modeller olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır. Bu çalışmada, geçmişten günümüze kadar kullanılan bazı kavramsal ve fiziksel temelli modeller (UEB, SNTHERM, HEC-1, SSARR, NWSRFS, PRMS ve SRM) irdelenmiştir. Bu modellerde tek boyutlu kar kütle algoritmaları kullanmaktadır. Ancak SNTHERM ve UEB de kullanılan algoritmaların kalibrasyonuna gerek yoktur. Bu modellerde kullanılan tek boyutlu algoritmalar diğer modellere göre daha fazla meteorolojik veriye gereksinim duyan yüzey enerji denge eşitliklerini ve noktasal ölçümleri kullanmaktadırlar. Ancak UEB kar kütlesini tekbir katman olarak kabul ederken, SNTHERM ise çok tabakalı olarak kabul edip daha detaylı incelemektedir. UEB, SNTHERM e göre daha basit olmasına karşın SNTHERM modeli daha güvenilirdir. Diğer taraftan havzadaki kar örtüsünün alansal dağılımını belirlemede uydu verilerini girdi olarak kullanan SRM, özellikle büyük havzalar için uygun bir modeldir. Anahtar kelimler: Kar-erime, model, hidroloji, algoritma AN OVERVIEW OF SOME SNOWMELT MODELS ABSTRACT Snow is an important phase of precipitation in hydrological cycle. It falls in the form of ice crystals on the ground and accumulates. Because snow accumulates during periods when the evaporation loss is low, contribution of its meltwater to water capacity in some regions may be greater than rainfall. Because of the crucial role snowmelt plays in many watersheds around the world, it is important to understand and accurately quantify the snowpack melt process. Made studies in these watersheds, many hydrologic models are developed to describe and predict snowmelt.. Developed these models can simulate the dynamic behavior of significant flow and storage processes, generating water quantity. There are two main categories of models: stochastic models and deterministic models. Deterministic models divide three categories: emprical models, conceptual models and physical based model. In this study, from past till now some conceptional models and physical based on models (UEB, SNTHERM, HEC-1, SSARR, NWSRFS, PRMS ve SRM) were reviewed. These models uses one-dimensional snow mass algorithms. But, used algorithms in SNTHERM and UEB needn t calibration. Used algorithms in SNTHERM and UEB use full a surface energy balance equations that need more meteorological data than other models. Both SNTHERM and UEB use point data. On the contrary, UEB accepts a single layer snow cover 1 Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Erzurum

124 on the other hand SNTHERM accepts multi layer and it examines more detailed. UEB is more simple than SNTHERM, but SNTHERM is more reliable. SRM is particularly a suitable model to large basins for using satellite snow cover distribution data of watershed as input. Keywords: Snowmelt, model, hydrological, algorithm 1. GİRİŞ Su, hidrolojik döngü içerisinde değişik iklimsel etkenlere bağlı olarak sıvı, katı ve gaz hallerinde bulunmaktadır. Bu dinamik yapı yağışın yeryüzüne yağmur, kar, dolu ve sulusepken olarak düşmesine neden olmaktadır. Troposferdeki meteorolojik etkenler sıcaklığın su buharının donma noktası altına düşmesine neden olarak yağışın sıvı fazdan katı faza dönüşerek bazen kar şeklinde, bazen de dolu şeklinde yeryüzüne ulaşmasına yol açmaktadır (Şen, 2001). Özellikle rakımı yüksek olan bölgelere kar şeklinde düşen yağış, birçok ülkede su kaynakları için önemli bir su potansiyeli oluşturmaktadır. Bu nedenle kar erime zamanının ve oluşabilecek su miktarının bilinmesi tarımda ürün desenlerinin belirlenmesinde, hidroelektrik santrallerinin işletilmesinde, taşkın ve sellerin önceden tahmin edilerek önlemler alınmasında oldukça önemlidir. Araştırmacılar, kar erimesini tanımlamak ve tahmin etmek için birçok havza hidrolojik modeli geliştirmişlerdir. Bu modeller, havzalarda oluşabilecek suyun miktarının, depolama sürecinin ve önemli akımların dinamik davranışlarının simüle edilmesine imkan sağlamıştır. Kış sezonu boyunca doğada su deposu görevi üstlenen karın araştırılmasına yaklaşık 100 yıl önce başlanmış ve ilk bilimsel yayım Dr. Church tarafından 1917 yılında Snow Surveying adıyla yayınlanmıştır (Stafford, 1959). Ülkemizde ise, ilk kar gözlem çalışmalarına DSİ tarafından 1969 yıllında başlanmıştır (Gürer ve ark., 2002). Bu çalışmalar özellikle Doğu Anadolu Bölgesinde ölçümler ve değişik dönemlerdeki bir çok kurum ve kuruluş tarafından yürütülen proje ve çalışmalarla sürmektedir (Şorman ve diğ., 1998; Birhan, 2000; Acar ve diğ., 2001; Bakır ve diğ., 2003; Özlü ve diğ., 2003; Tekeli, 2005). Modelleme çalışmaları ise, kar laboratuarı veya araştırma havzalarında bulunan noktasal kar erime çalışmalarından geliştirilmiştir. Daha sonra arazinin fiziksel durumuna veya vejatasyon örtüsüne bağlı olarak güneşlenme ve rüzgarların etkisiyle değişen katsayıların kullanıldığı birleştirilmiş havza veya hidrolojik yanıt ünitelerine (HYÜ) dayanan modeller geliştirilmiştir (Melloh, 1999). Havzanın fiziksel yapısı ve elde edilen meteorolojik verilere bağlı olarak kullanılacak modelin tipi belirlenmektedir. Günümüzde kullanılan kar erime modelleri hem yüzey enerji dengesi hemde kar kütlesindeki süreçlere bağlı olarak şekillenmektedir. Yalnızca çok az sayıda meteorolojik veri girdisi gerektiren modellerde, yüzey enerji dengesinin belirlenmesinde hava sıcaklık verileri kullanılırken, daha detaylandırılmış yüzey enerji denge modellerinde ise hava sıcaklığı, nispi nem, rüzgar hızı ve güneş radyasyon verileri kullanılmaktadır. Kar kütlesi içerisinde iç enerji değişimi; direkt olarak kar örtüsü tarafından absorbe edilen güneş ışınlarından kaynaklanan ısı transferine, kar-toprak ve kar-atmosfer arasındaki gizli ve hissedilebilir ısı transferine ve yağışlardan kaynaklanan ısı transferine bağlıdır. Bu oluşum, kar kütlesinin ısı bütçesi veya iç enerji dengesi olarak ifade edilmektedir (Gray and Male, 1981). Günümüzde enerji bütçe modellerinden yaygın olarak kullanılanlarından bazıları; Utah Enerji Balans (Utah Energy Balance (UEB)), Kar Sıcaklık Modeli (Snow Therm Model (SNTHERM)), Hidroloji Mühendislik Merkezi (Hydrologic

125 Engineering Center-1 (HEC-1)), Akımların Bilirleştirilmesi ve Rezervuar Yönetimi (Streamflow Synthesis and Reservoir Regulation (SSARR)), Ulusal Hava Servisi Nehir Tahmin Sistemi (National Weather Service River Forecast System (NWSRFS)), Yağış Akış Model Sistemi (Precipitation-Runoff Modeling System (PRMS)) ve Kar Erime ve Akış Modeli (The Snowmelt Runoff Modeli (SRM)) dır. 2. MODELLERİN SINIFLANDIRILMASI Geçmişten günümüze kadar modellerin sınıflandırılmasında birçok farklı yöntem kullanılmıştır. İlk modelleme çalışmalarına 19. yy. ikinci yarısında yağışakış tahminlerinde ampirik formüllerin kullanılmasıyla başlanmıştır li yıllarda rasyonel metotlar ve 1932 yılında ise birim hidrograflar kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonraki yıllarda kar erime modelleme çalışmaları ile ilgili araştırmalara yapılmıştır yılları arasında kavramsal modeller geliştirilmiştir yılından sonra ise yapay sinir ağları, genetik algoritmalar ve coğrafik bilgi sistem tabanlı birçok model geliştirilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır (Jothiprakash and Kalkutki, 2007). Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yapılan sınıflandırma, kar erime akış modelleri içinde en kapsamlılarından biri olarak bilinmektedir. WMO tarafından yapılan ilk sınıflandırmada kar erime modellerinin çoğu iki önemli öğeden oluşmaktadır. Bunlardan ilki karın birikmesi ve erime süreçlerinin simüle edildiği kar erime modeli, diğeri ise girdi verisi olarak kar erime veya yağışı kullanan ve çıktı olarak ta havzanın akımına dayanan simülasyon modelidir (WMO, 1986). Daha sonra kar erime ve simülasyon modelleri birleştirilmiş ve dağıtılmış model olarak sınıflandırılmıştır. Birleştirilmiş modeller, havzanın fiziksel ve hidrolojik özelliklerini tanımlamak için havzanın ortalama parametre değerlerini kullanmaktadır. Dağıtılmış modellerde ise bir havza alt havzalara bölünerek fiziksel ve hidrolojik özelliklerinin yersel değişimi dikkate alınmaktadır. Dağıtılmış modelde havzayı bölmek için; yükselti zonları, eğimi, bakısı, toprak özellikleri, bitki örtüsü ve yükselti gibi havzanın fiziksel özellikleri ile sabit veya değişken iki veya üç boyutlu grid yaklaşımları kullanılmaktadır. En sonunda birleştirilmiş ve dağıtılmış kar modelleri, kar erime süreçlerini simüle etmek için enerji denge veya sıcaklık indeks yaklaşımı kullanılarak sınıflandırılmıştır (Leavesley, 1989). Bu modelleme sürecinin sonunda temelde hidrolojik modeller stokastik ve deterministik olmak üzere iki klasik sınıfa ayrılmıştır (Şekil 1.). Deterministik modeller; ampirik, kavramsal ve fiziksel temelli modeller olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır (Refsgaard, 1996).

126 Hidrolojik Simülasyon Modelleri Deterministik Modeller Stokastik Modeller Ampirik Modeller Kavramsal Modeller Fiziksel Temelli Modeller Şekil 1. Hidrolojik simülasyon modellerinin sınıflandırılması 2.1. Stokastik Modeller Stokastik zaman seri modeli; hidrolojik bir olayın oluşumunda birçok bilinmeyen etken olması deterministik modellere olan ilginin yavaş yavaş azalmasına ve son yıllarda hidroloji ile uğraşanları, hidrolojinin rasgeleliği ve stokastik yaklaşımlar üzerinde çalışmaya yönlendirmiştir. Bazı çalışmalarda, basit bir stokastik yaklaşımın, zor bir deterministik yaklaşımdan daha iyi sonuçlar verebileceği gösterilmiştir (Keskin ve Taylan, 2007) Bu modeller zamana bağlı olarak ifade edilen olayların dizisine uygulanmakta ve geleneksel olarak tarihsel kayıtların zaman serisi analizlerinden türetilmektedir. Belirli istatistiksel özelliklere sahip değişik sentetik serilerin üretim tekniği olarak ifade edilmektedir (Refsgaard, 1996). Bazı akarsularda mevcut kayıtların yetersiz ya da kullanılamaz durumda olması halinde analizlerde kullanılmak üzere sentetik akım serileri üretilmektedir. Genellikle sentetik serilerin üretilmesi ve geleceğe yönelik tahminlerin yapılması amacıyla stokastik modeller kullanılmaktadır (Keskin ve Taylan, 2007). Hidrolojik stokastik model yaklaşımında, ilk olarak zaman serisinin normal dağılıp dağılmadığı ya çarpıklık katsayısına göre ya da Chi kare testine göre kontrol edilmektedir. Şayet seriler normal değilse, uygun bir dönüşüm fonksiyonu ile normal dağılıma dönüştürülmesi gerekmektedir (Şen, 2002) Deterministik Modeller Ampirik Modeller Ampirik modeller (siyah kutu), havzanın eşzamanlı mevcut verilerinden alınan bilgiler ile sistemin karakterize edildiği ve kullanılan verilerin temelinde bulunan fiziksel işlemlerin dikkate alınmadığı yalnızca yağış ve akış arasındaki ilişkilerin değerlendirildiği matematiksel modelleri içermektedir (Kokkonen and Jakeman, 2001; Koivusalo, 2003). Bu modeller ampirik hidrolojik ve istatistiksel temelli metotlar gibi alt bölümlere ayrılmaktadır. Birim hidrograf modeli ampirik hidroloji metodunun en çok bilinen ve kullanılan modelidir. Birim hidrograf teorisi, şiddetli yağış ve akış arasındaki lineer varsayıma dayanmaktadır (Kokkonen and Jakeman, 2001). Havza fiziksel karakteristiklerinin (şekil, büyüklük, eğim vb.) sabit olması durumunda, benzer

127 karakteristiklere sahip olan yağıştan elde edilen hidrograf şekillerinin birbirlerine benzer olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca etkili yağışın şiddeti sabit ve dağılımı düzgün olduğu kabulleri üzerine kurulmuştur (Apan, 1982) Ülkemizde geçmişte mülga Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüleri (KHAE) günümüzde ise Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüleri tarafından ülke çapında birçok temsili araştırma havzasında yağış akış projeleri yürütülmektedir (Bakır ve diğ., 2000; Tekeli ve Babayiğit 2001; Kaya ve Helaloğlu, 2002; Oğuz ve Baçlın 2003). Bu projeler, mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün (KHGM) yapmış olduğu baraj, gölet gibi su depolama tesislerinin projelendirilmesi, uygulanacak tarım sistemi başarısı, havza ıslah çalışmaları, su toplama havzalarının akım ve yağış karakteristiklerinin araştırılması ve bölgelere göre en uygun değerlerin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Diğer yandan aynı kurum yılları arasında yağış akım ilişkilerini ve bunlara bağlı olarak belirlenen akım ve birim hidrografları kararlı izotop yöntemleri ile belirlenmesi üzerine bir çalışma yürütmüştür (Tekeli ve diğ., 2001). İstatistiksel temelli metotlar; hidrolojide kullanılan geleneksel istatistiksel metotları temel alarak geliştirilmiştir. Bu metotlar ampirik hidrolojik metotlardan matematiksel olarak çok daha ileridir. Metotların en önemli tipi regresyon ve korelasyon modellerini içermektedir. Lineer regresyon ve korelasyon teknikleri, farklı veri setleri arasındaki fonksiyonel ilişkileri belirlemek için kullanılan standart istatistiksel (örn., Autoregresive İntegred Moving Average (ARIMA), The Constrained Lineer Systems (CLS), Antecedant Precipitation Index (API)) metotlardır (Refsgaard, 1996) Kavramsal Modeller Kavramsal modeller (sıcaklık indeks temelli) daha az girdi değişkeniyle çalışabilen modellerdir. Akımların uzun (birkaç ay yada hafta) ve kısa süreli (birkaç gün) tahminlerini belirlemede kullanılmaktadır (Seibert, 1999). Bu modellerde kullanılan parametreler ve değişkenler bütün havzanın ortalama değerlerini gösterdiklerinden dolayı hidrolojik süreçlerin tanımlanmasında bireysel toprak kolonları için geçerli olan eşitliklere direkt olarak dayandırılmamaktadır. Bundan dolayı fiziksel temele sahip yarı ampirik eşitlikler kullanılmaktadır. Bu yüzden araştırma yapılan havzanın özelliklerine göre model parametreleri yalnızca alansal veriler kullanılarak belirlenmeyip ayrıca kalibrasyon yapılarak belirlenmesi gerekmektedir (Refsgaard, 1996). Bu durum genel olarak bir havzada modelin performansını artırırken sonuçların diğer bölgelere transfer edilmesinde modelin güvenilirliğinin azalmasına neden olmaktadır. Bir havzadaki hava sıcaklığının ölçümü ve yersel interpolasyonu, detaylandırılmış enerji denge gözlemlerinin gerçekleştirilmesinden daha kolaydır. Bu yüzden model kullanıcıları yersel dağılımlı hidrolojik simülasyonları için sıcaklık indeks metotlarını kullanmayı daha çok tercih etmektedirler (Zappa et al., 2003). Hidrolojik zaman serileri, modelin kalibrasyonu için yeterince uygun olduğunda model özellikle yağış akış simülasyonları için olumlu sonuçlar vermektedir (Refsgaard, 1996) Fiziksel Temelli Modeller Fiziksel temelli (enerji denge temelli) modellerin çalışmasında kullanılan öncellikli değişkenlerinin artışı ve serbest parametrelerin sayısının azaltılması bu tür modeller için kalibrasyonun gerekliliğini azaltmaktadır (Zappa et al., 2003). Bu

128 modeller, temelinde çok sayıda veri ile desteklenmiş güçlü matematiksel birikim ve hesaplamalara dayanmaktadır (Kokkonen and Jakeman, 2001). Bu tür modellerin bir havzadan başka bir havzaya uygulanması esnasında kalibrasyonun tekrar sıfırdan başlamasına gerek olmadan önceden kazanılmış deneyimlerin başka havzalara taşınmasına izin vermektedir (Zappa et al., 2003). Fiziksel temelli modellerin kar erime tahminleri, kar kütlesi ile onun çevresi arasındaki enerji değişimini esas almaktadır (Hendrick, et al., 1971; Ohara and Kavas, 2006). Suyun akış ve enerjisi direkt olarak kısmi diferansiyel eşitliklerinden (örn., arazi ve kanal akışları için Saint Venant eşitlikleri, doymuş zon akışı için, Richard eşitliği ve yer altı su akışı için, Boussinesq ) hesaplanabilmektedir. Fiziksel temelli modeller havzanın hidrolojik süreçlerinin tanımını diğer modellerden daha doğru ve detaylı vermektedir. Ayrıca, pratikte bu modeller diğer modellerin uygun olmadığı havzalarda modellerin tamamlayıcısı olarak kullanılabilmektedirler (Refsgaard, 1996). 3. KAR ERİME MODELLERİ Son 50 yıl içinde oldukça fazla sayıda kar erime modeli geliştirilmiştir. Bu modeller ile kar örtüsünün birikme, çekilme ve erime süreçlerinin modellenmesi birçok uygulama alanında önemli yer tutmaktadır. Şöyleki; Kar, kış sezonu boyunca depoladığı suyu erime sürecinde hızlı bir şekilde serbest bıraktığından dolayı erime suyunun kontrolü ve planlaması bakımından kar modelleri hidrolojik uygulamalar için oldukça önemlidir. Kar, atmosfer ve toprak yüzeyi arasındaki ısı ve nem değişiminde önemli bir etkiye sahiptir. Bu nedenle kar modelleri, iklim ve sayısal hava tahmin modellerinde, atmosfer için sınır şartları sağlanmasında kullanılan arazi yüzeyinin tanımlanması için gereklidir. Birçok karmaşık fiziksel temelli kar modeli, kar kütlesinin iç yapısının detaylandırılmasındaki uygulamalarda kullanılmaktadır (örn., çığ tahmini). Modelleme sisteminin bir parçası olarak kabul edilen ve sezonsal kar örtüsüyle kaplı havzalardan oluşabilecek erime ve akış tahminlerinin yapılmasında kullanılan her modelin kendine özgü algoritması bulunmaktadır. Bu algoritmalar sorunun tam olarak tanımlanmasına, çözüm için izlenecek yolun belirlenmesine ve ulaşılmak istenen hedefe ulaşılmasında önemli katkılar sağlamaktadır. Bütün kar erime algoritmaları bir yüzey enerji dengesi içerirken birçoğu da kar kütlesinde meydana gelen olayların bazı hesaplamalarını da içermektedir (Melloh, 1999; Dibike and Coulibaly, 2004). Önceleri yazılan modellerin çalıştırılması oldukça zaman almaktaydı. Bugün bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler ile daha geniş dağılım modelleri ve detaylandırılmış tek boyutlu modellerin çalıştırılması daha kısa zaman almaktadır. Yeni teknolojilerin hidrolojik süreçlere uygulanması uydu aracılığıyla elde edilen elektromanyetik spektrumların ölçülmesiyle yapılmaktadır. Bu teknoloji havzanın geometrisi, drenaj ağı, arazi kullanımı vb. verilerin modellerde girdi olarak kullanılmasında önemli kolaylıklar getirmektedir (Şorman, 2001). Günümüzde uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri hidrolojide en yaygın kullanım araçları olup, her ikisi de hidrolojik modellere girdi olarak veri sağlamaktadır. Bu teknolojiler, konvansiyonel haritalama tekniklerinin yerini doldurmadan ziyade, her türlü verinin yorumunun yapılması ve bunların işlenmesine yardımcı olmaktadır (Şorman, 2000). Bütün bunlara ilaveten kar erimeleriyle beslenen havzalarında

129 planlanacak depolama yapılarının gerek planlanması gerek işletilmesi aşamasında hangi kar erime modeli kullanılırsa kullanılsın modelin doğruluk gücü havza üst kotlarından ölçülen verilerin güvenilirliğiyle orantılıdır (Gürer, 2001). Kar erime süreci sıcaklık ölçümüne dayalı tek boyutlu basit metotlardan enerji balans temelli çok katmanlı karmaşık değişkenlere kadar farklı yaklaşımlarla modellenmiştir. Günümüzde bazı modeller çok az sayıda meteorolojik veriye ihtiyaç duymaktadır. Bu tip modeller yüzey enerji dengesini tanımlamak için genelde hava sıcaklığı verilerini kullanmaktadırlar. Daha detaylı yüzey denge modelleri ise radyasyon verileri, rüzgar hızı, nispi nem, yağış gibi verilere ihtiyaç duymaktadır (Melloh, 1999). Kar kütlesinde oluşan enerji değişimi kavramsal ve fiziksel temelli modellerin alt yapılarını oluşturmaktadırlar. Bu modellerden bazıları; UEB, SNTHERM, HEC-1, SSARR, NWSRFS, PRMS ve SRM dır. Bu çalışmada belirtilen modellerin geçmişten günümüze kadarki gelişim süreçleri ve modellerin her birinin teorik temelleri ve uygulamaları irdelenmiştir. 4. KAR ERİME MODELLERİNİN TANIMLANMASI 4.1. UEB Modeli Bu model, 1996 yılında Tarbaton ve Luce tarafından geliştirilmiş, fiziksel içeriği olan tek katmanlı enerji temelli bir modeldir. UEB model; kar-su eşdeğeri (W (m)), enerji içeriği (U(kj/m 2 )) ve kar yüzeyinin yaşı (albedo hesaplamaları için) gibi değişkenlerle karakterize edilmektedir (Çizelge1.) (Tarbaton and Luce, 1996). Model üç değişken içerdiğinden dolayı tipik enerji balans erime modellerinden daha az karmaşık bir yapıya sahiptir (Williams and Tarbaton, 1999). Yapılan çalışmalarda görülmüştür ki UEB, hidrolojik döngünün diğer faktörleri ile kar arasındaki ilişkileri dikkate almamasına rağmen verdiği sonuçlar bakımından oldukça başarılı bir modeldir (Zanotti et al., 2004). Model; hava sıcaklığı, yağış, rüzgar hızı, nem ve gelen solar radyasyon girdileri ile çalışmaktadır. Ayrıca kar albedosu, hissedilebilir, gizli ve adveksiyon ısı değişkenleri gibi fiziksel temelli parametreleri de kullanmaktadır (Parajka et al., 2005). Kar kütlesini tek katmanlı olarak kabul etmesinden dolayı yüzey örtüsüne gelen enerji girdisinin büyük bir kısmı net radyasyondan sağlanmaktadır. Şöyle ki kar yüzeyine gün içerisinde giren enerjinin büyük bir kısmı rüzgar tarafından hissedilebilir ısı olarak alınırken, radyasyonla giren enerji ise toplam enerji girdisinin %75 ni oluşturmaktadır. Kar erimesi, toplam enerjinin %80 i kullanırken, evaporasyon yoluyla %20 i kayıp olmaktadır. Hissedilebilir ısı ile gizli ısının büyüklükleri aynı fakat yönlerinin zıt olduğundan dolayı kar erimesi için en önemli kaynak radyasyon yoluyla oluşan enerji olduğu görülmektedir (Hayashi, et al., 2005).

130 Modeli basitçe ifade etmek gerekirse, bir zaman periyodu içerisinde kar kütlesine giren enerji, çıkan enerji ve kütledeki enerji depolanmasındaki değişimin hesaplanması ilkesine dayanmaktadır (Tarbaton and Luce, 1996) SNTHERM Modeli Bu model meteorolojik veriler yardımıyla yüzeyden ısı akışıyla desteklenmiş olan fiziksel temelli bir kar ve toprak modeli olup başlangıçta Anderson un (1976) kütle ve enerji denge kar modeline dayanmaktadır. SNTHERM; donmuş toprak ve kar tabakası içerisindeki katmanların sıcaklıklarını tahmin etmek için Rachel Jordan tarafından geliştirilmiş çok tabakalı kar kütlesinde oluşan süreçlerin daha detaylı olarak dikkate alındığı (Melloh, 1999), tek boyutlu kütle enerji denge modelidir (Jordan, 1991). Bu model toprak-kar ve kar-hava ara yüzeyleri arasındaki enerji değişimini belirlemek için yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca topoğrafik yapıdaki değişimler modelin doğruluğunda farklılıklara neden olabilmektedir (Molotch, 2003). Kış sezonu boyunca karla kaplılık ve karın toprağa ilk düşüşü ile toprağın donmasından başlayarak ilkbahardaki yüzeysel erimelere kadarki dönemi içine alacak şekilde planlanmıştır. Yağmur-kar yağışı, erime-donma devreleri ve toprağın çıplak evreden karla kaplı evreye dönüşümü gibi tüm meteorolojik şartlara uygulanabilen kapsamlı bir model olarak bilinmektedir (Melloh, 1999). Modelin asıl amacı yüzey sıcaklık tahmini olmasına rağmen ısı denge eşitliğinde bulunan bileşenlerde olduğu gibi suyun hal değişimini de içermektedir. Kar örtüsünün yoğunlaşması ve yapısal değişimi sonucu optik ve termal özelliklerin etkisinin oluşmasına neden olmaktadır. Kar içerisindeki su akışı, yer çekim akış algoritmaları ile modellenir (Jordan, 1991). Günümüzde karla ilgili birçok çalışmada SNTHERM kullanılmaktadır. Çünkü bu model karla ilgili olayların açıklanmasında güçlü bir alt yapıya sahiptir (Jordan, 1991). Bu modelle tüm kar katmanlarındaki yüzey enerji değişimi, kar yoğunluğu, kar tanelerinin büyüklüğü, sıvı su ve sıcaklık gibi bileşenler hesaplanabilmektedir. Bu modelde kar yüzey enerji değişiminde orman örtüsünün ve karın yersel dağılımı dikkate alınmamaktadır (Hardy et al., 2001). Bu model kar içerisindeki çoğu özellikleri ve işlemleri (örn., ısı iletimi, su akışı, erime, sıkışma, tane büyümesi, derinlere güneş radyasyonun absorplanması) taklit etmektedir. Çıktı olarak kar derinliğini, kar sıcaklığının profilini, su içeriğini,

131 yoğunluğunu, tane büyüklüğünü ve yüzeyden evaporasyon ve hissedilebilir ısı akışını vermektedir (Jordan, 1991) HEC-1 Modeli Bu model ilk olarak US Army Corps Engineers (USACE) tarafından 1967 yılında geliştirilen bir taşkın akış simülasyon modelidir. HEC-1 in zaman içerisinde sayısal metotları ve kullanıcı ara yüzeyleri geliştirilerek birkaç kez güncelleştirilmiş ve revize edilmiştir. Akış olayının simülasyonu için, bir birim hidrografa yağmur yağışı ve erimenin uygulanmasıyla gerçekleştirilmektedir. Daha sonra taban akışının ilavesiyle de toplam hidrograf hesaplanmaktadır. Modelde kullanılacak havzanın alt havza sayısında veya büyüklüğünde herhangi bir sınırlama yoktur. Ayrıca donmuş toprağın ve sıcaklıkla değişen suyun özellikleri dikkate alınmamaktadır (USACE, 1998; Melloh, 1999). Tek olay modeli olan HEC-1 de kar erime olayı ya derece gün sıcaklık index metoduyla yada basitleştirilmiş enerji denge yaklaşımıyla hesaplanmaktadır. Her bir zondaki yükselti farklarından kaynaklanan sıcaklık sapmalarını azaltmak amacıyla bir alt havzada en fazla 10 yükselti zonu kullanılabilmektedir (USACE, 1998). Kar erime sıcaklık indeksi, açık alanlardan ziyade ormanlık alanlarda çok daha güvenilir olduğu belirlenmiştir. Ormanlık örtüsü olmayan, yapraklarını döken ağaçlarla kaplı olan veya seyrek çam ormanları bulunan havzaların sıcaklık indeks metodu ile modellendirilmesinin daha az güvenilir olduğu ileri sürülmektedir. Çünkü yapraklarını dökmeyen ağaçların bulunduğu ormanlık örtüden dolayı direkt güneş radyasyonu ve rüzgarın etkisini azalttığı için sıcaklık tek belirleyici olmaktadır (Melloh, 1999). HEC-1 de ki enerji denge metodu bulutlu havalar ve açık havalar için iki ayrı eşitlikle ifade edilmektedir. Yağışın olmadığı zamanlarda bulutluluk durumu meteorolojik kayıtlardan tespit edilmektedir. Yağışın olduğu zamanlarda ise hava bulutlu olarak kabul edilmektedir (Reed, 1998) SSARR Modeli Bu model su kontrol çalışmalarının planlanması, dizaynı, işletilmesi amacıyla kar erimesinin baskın olduğu nehir havzalarında hidrolojik simülasyonlar oluşturmak için, 1956 yılında US Army Corps of Engineers, North Pacific Division (USACE-NPD) tarafından geliştirilmiştir (Melloh, 1999). Kolombiya ve Mekong nehirleri gibi çok sayıda nehir sistemine başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Birleştirilmiş temsili parametreleri kullanan ilk sürekli akış simülasyon modellerinden biri olup iki adet modül içermektedir. Bu modüller kar ölçüm ve akış analiz modüllerdir. Kar ölçüm modülü içerisindeki SSARR programı özel uygulamalar için adaptasyonuna müsade eden iki opsiyonun kullanılmasıyla kar erimesi hesaplanır. Kar erime hesaplamaları için ilk opsiyon, sıcaklık indeks yaklaşımına dayanırken ikinci opsiyon, kar erime eşitliğinden genelleştirilmiştir. Ayrıca, bu modül ile havzanın sahip olduğu kar kütlesinin durumu iki farklı opsiyon ile belirlenebilmektedir. Bunlar; kar örtüsü çekilme eğrisi veya birleştirilmiş kar bantları opsiyonlarıdır (USACE, 1998). Çekilme eğri modelinde, sıcaklık index veya enerji bütçesine dayanan bir algoritma ile kar erimesi hesaplanmaktadır. Derece-gün sıcaklık indeks metodu HEC-1 de kullanılan eşitliğin aynısını kullanmaktadır. Yalnızca derece-gün erime

132 katsayısı günlük verilerle çalışan modelde değişkenlik gösterebilir. SSARR de kullanılan enerji denge metot eşitlikleri bazı önemli eklemelerle HEC-1 in aynısıdır (Melloh, 1999). Gerçekte karla kaplı alan ile bir ölçüm periyodu için biriken akış teorik olarak kar örtüsüyle karşılaştırılır. Bu yaklaşım tek bir ünite olarak havzaya veya karsız alanlar ile karla kaplı alanlara bölünmüş havzaya uygulanabilmektedir. Birleştirilmiş kar bandı kar birikim ve yüzey erimesinin bağımsız olarak dikkate alındığı eş yükselti bantlarının oluşturulduğu havzayı formüle etme yeteneğini sağlamaktadır. Yoğun ormanlık alanda kar erimesi, yağışın olmadığı dönemde sıcaklık indeks metodu, yağışlı dönemde ise modifiye edilmiş erime eşitliği kullanılarak hesaplanmaktadır (USACE, 1998). Akış analiz modülü; yüzey, yüzeyaltı ve taban akımı bileşenlerinin birleşmesiyle kaçan mevcut yağış veya kar erime yüzdesinin belirlendiği durum ve seviyedeki yalnızca toprak-nem rezervuarını kullanır. Kaçmayan su, toprak nemi olarak tutulan ve evapotransprasyon kayıpları arasında bölünür. Günümüzde kullanılan SSARR modeli donmuş toprağın nemi veya akışı etkileyen sıcaklığa bağlı suyun özellikleriyle direkt olarak ilgili değildir (USACE, 1998; Cunderlik, 2003) NWSRFS Modeli NWSRFS modeli, standart havza modelinin geliştirilmiş halidir. Model Ulusal Hava Servisi nin Hidrolojik Araştırma Laboratuarı nda 1972 yılında geliştirilmiştir. Bu model içerisindeki kar birikim ve yüzey erime modeli HYDRO- 17 de tanımlanmıştır. NWSRFS modeli, hem serbest su hemde toprak-nem tansiyon seviyesi kullanılarak toprak neminin beş rezervuara bölündüğü Sakramento topraknem hesaplama modelini kullanmaktadır. Ayrıca oluşan akış da Sakremneto toprak nem hesaplama modeli kullanılarak hesaplanmakta ve birim hidrograf yaklaşımı kullanılarak akışa dönüştürülmektedir. HYDRO-17 de tanımlanan kar birikim ve yüzey erime modeli, hava sıcaklık indeks metotlarının kullanıldığı uygulamaların en başarılılarından biridir. HYDRO-17 de belirtildiği gibi modelin temel felsefesi değişik süreçleri açıklamak için tek bir indeks kullanmaktan ziyade her bir önemli fiziksel bileşenin ayrıntılı olarak gösterilmesi olarak ifade edilmektedir. Bu model için, gerekli meteorolojik girdi yalnızca hava sıcaklığı ve yağıştır (USACE, 1998). NWSRFS de ki kar birikim ve yüzey erime modelinde kar kütlesinin enerji bütçesinin önemli bileşenleri; kar kütle birikimi, hava-kar arayüzeyinde ısı değişimi, kar örtüsünün alansal büyüklüğü, kar kütlesinin içerisinde depolanan ısı, sıvı suyun tutulması ve iletilmesi ve toprak-kar ara yüzeyinde ısı değişimidir. Kar erimesi yağışlı veya yağışsız periyotlar için farklı şekilde hesaplamaları yapılmaktadır. Yağışsız dönemdeki erime, mevsimlik olarak değişen erime faktörünün kullanıldığı derece-gün yaklaşımı kullanılarak hesaplanmaktadır. Yağışlı dönemdeki erime miktarını hesaplamak için net radyasyon, gizli, hissedilebilir ve yağmur suyu ısı transferlerini hesaplandığı bir enerji denge eşitliğinden hesaplanır. Kütledeki mevcut sıvı su ve soğuk doygunluğunun simüle edildiği ve böylece kar kütlesinin olgunluğunun karakterize edildiği kar durumunun hesaba katılması NWSRFS nin bir anahtar özelliğidir. Kar kütlesinin alansal dağılımı ortalama alansal kar-su eşitliğinin oranıyla kar örtüsünün kaplılığı arasındaki ilişkinin bir alansal çekilme eğrisinin kullanılmasıyla ilgilidir. Bu alansal çekilme eğrisi, modellenen belirli bir alan için yıldan yıla sürekli olabileceği düşünülmektedir. Yağışlı veya yağışsız durumların her ikisinde de ilk önce kar kütlesinin ısı bütçesi doyurulur, mevcut

133 eriyen su geciktirilir ve kar içindeki suyun dönüşümünü simule etmek için azaltılır. Sonunda fazla sıvı su NWSRFS nin akış kısmını oluşturur (USACE, 1998; NWS, 2008; Panagoulia, 2008) PRMS Modeli PRMS, ABD de Jeolojik Araştırmanın Su Kaynakları Bölümü tarafından 1973 yılında geliştirilmiştir. Bu model kar erimesinde günlük ortalama akışın uzun dönemli simülasyonları ve akım hidrografları için geliştirilmiş çok amaçlı bir modeldir. PRMS; veri yönetim, depolama ve çıktı bileşenlerinden oluşmaktadır. PRMS nin ana özelliği birleştirilmiş veya dağıtılmış parametre tipi model olarak ifade edilmiştir. Bu modelde havza eğim, bakı, yükselti, vejatasyon tipi, toprak tipi, arazi kullanımı ve yağış dağılımı gibi havza özelliklerine dayanan alt ünitelere bölünebilmektedir. Toprak, iklim, bitki ve fizyografik karakteristiklerini esas alan hidrolojik HYÜ olarak adlandırılan alt havzalara ayrılmış havzalardan oluşmaktadır. Her bir HYÜ kendi içinde birleştirilmiş olan parametreler ile modellenir (Cunderlik, 2003). CBS nin kullanımının artmasıyla HYÜ içerindeki havzaların ayrılması çok daha kolaylaşmıştır. Her bir HYÜ nün fiziki yapısı, iklim, toprak ve hidrolojik karakteristiklerinin tanımlandığı girdi değişkenleri belirlenmelidir. Bu modelin çalıştırılması için minimum girdi parametreleri; günlük maksimum ve minimum sıcaklık, yağış ve güneş radyasyonudur. Kar erime bir enerji bütçe yaklaşımı kullanılarak modellenmektedir. Her bir HYÜ için kar kütlesinin oluşumu, birikmesi ve çekilmesi dikkate alınır. Enerji bütçesi, net kısa ve uzundalga radyasyonunu dikkate almaktadır. Kar kütlesi rutini, su eşitliği ve ısı bütçesini göz önüne alır ve sonunda kar kütlesinin olgunlaşması dikkate alınmaktadır. Kondensatiyon, adveksiyon ve toprağın kondüksiyonu enerji bütçe terimlerinde dikkate alınmamaktadır. Akış, lineer ve lineer olmayan su depolarının bir serisi kullanılarak her bir HYÜ dan hesaplanmaktadır. Bu su depoları yüzey akım, yüzey altı akım ve taban akımlarından oluşmaktadır. Pratikte her bir HYÜ kendi yüzey su depolarına sahiptir. Bununla beraber tam bir havza için yalnızca bir yüzey altı ve bir taban akım su deposu vardır. Havzanın toprak özelliklerindeki değişime bağlı olarak her bir HYU için daha bireysel yüzey altı su depoları kullanılmaktadır (Leavesley et al., 2002; Salvetti, 2002) SRM Modeli Bu model akışın önemli öğelerinden biri olan kar erimesinin olduğu dağlık havzalarda günlük veya mevsimlik akımların simülasyonu ve tahminine yönelik olarak 1975 yılında geliştirilmiştir. Model, hem nemli hem de yarı kurak iklimlerde (Hawkins, 2006) hem alansal ( km 2 ) hem de yükseklik ( m) (Martinec et al., 1997) olarak oldukça geniş bir aralıkta kullanılabilen bir derece gün modelidir (Morid et al., 2004). Modelde uzaktan algılama verilerinin kullanılmasıyla çok büyük havzaların karla kaplılığı hakkında önemli ipuçları verilmektedir (Çizelge 2). Bu model kullanılarak yapılan çalışmaların model parametrelerinin doğru bir şekilde seçilmesi modelin doğruluğu artırmaktadır. SRM, kar örtüsünün alansal yüzdesi, hava sıcaklığı ve yağış gibi kritik girdi değişkenleri kullanılmaktadır. Bu model yükseklik zonlarına göre havzayı bölmekte ve her bir yükselti zonundaki kar erime miktarı derece-gün metoduyla hesaplanmaktadır. Model, spesifik havza özelliklerinden akış katsayılarını, derece-gün faktörlerini ve tarihsel çekilme

134 katsayılarını içermektedir. Havzanın tanımlanmasında havza alanı incelenerek her bir yükselti zon alanlarının ve sıcaklık laps oranlarının dikkatli bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir (Cunderlik, 2003). SRM de kar erime sezonu boyunca her gün kar erimesinden ve yağışlardan oluşan su, havzadan günlük akıma dönüştürülüp hesaplanan çekilim akımına ilave edilerek hesaplanmaktadır. MSS: Multiple spectral scanner, TM: Tematic mapper, NOAA: National Oceanic and Atmospheric Administration, AVHRR: Advancrd very high resolution radiometer, SPOT: System probatoire d observation de la tere (Fransız), MOS: Marine observation satellite (Japon), ERS: European remotesensing satellite. 5. KAR ERİME MODELLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI İlk model çalışmaları basitleştirilmiş enerji denge yaklaşımlarıdır li yıllarda başlayan bu çalışmaların ilk temsilcileri SSARR ve HEC-1 dir. SSARR ve HEC-1 Sierras da ki Kuzey Pasifik Bölümünde yapılan kar araştırmalarına dayanmaktadır. Enerji denge eşitliklerinden türetilmiş SSARR ise orman örtüsü, güneşlenme ve rüzgar hızı için geliştirilen katsayıları kullanmaktadır. Bu katsayılar HEC-1 için ortalama bir değerde sabitlenmiştir. Her iki modelde (SSARR, HEC-1 ) sıcaklık ve yağış verilerinin mevcut olduğu durumlarda sıcaklık indeks metodunu kullanmaktadır. Daha sonraları HEC-1 i temel alarak geliştirilen HEC-Hydrologic Modeling System (HMS), HEC-1 in benzer (hidrograf, hidroloji ve rezervuar) özelliklerine ilaveten bilgisayar kullanımı ve hidrolojik açıdan önemli ilerlemeler sağlayacak özellikler ilave edilmiştir. Böylece değişik büyüklükte ve özelliklerdeki havzalarda yağış-akış simülasyonu yapmak oldukça kolaylaşmıştır (USACE, 2001). Ayrıca grafik kullanıcı arayüzü sayesinde programa veri girişi çok kolaylaştırılmıştır. Model ağı ve hidrolojik elemanlarla ile ilgili veriler, grafik kullanıcı arabirimi ile girilebilmektedir. Mevcut olan CBS arayüzü sayesinde sayısal arazi modellerinden havza üzerindeki akım yönleri ve alt havza sınırları belirlenebilmektedir. Ayrıca, tüm bu bileşenleri yağışı-akışa çevirerek bir hidrolojik model ağ veri yapısı şekline dönüştürebilme özelliğine sahiptir (Ertürk, 2005). HEC- 1 metotları karın olgunlaşması, gözeneklerde tutulan su ve kar kütlesindeki suyun akışı gibi önemli kar kütlesinin süreçlerini dikkate almamaktadır. Modelde yerden 15,2 m yükseklikteki rügar hızının dikkate alınmasından dolayı bu yükseklikteki ölçümlerin elde edilmesi oldukça zor olduğundan modelin kullanımı zorlaşmaktadır.

135 Çünkü bir çok ölçüm istasyonunda 2-10 m yükseklikte ölçümler gerçekleştirilmektedir HEC-1 kar modelleri tahminden ziyade planlama çalışmalarında sıklıkla kullanılmakta ve kar erime akışının olduğu durumlarda birincil katkı sağlamamaktadır (Melloh, 1999). SSARR ın daha sonraki versiyonlarından biri olan ve Kuzey Pasifik Bölümü tarafından geliştirilen NWSRFS de kar kütlesindeki süreçlerin bazılarını kullanmaktadır. SSARR ın ve HEC-1 in aksine NWSRFS işletimsel algoritması bir sıcaklık indeks metodundan ziyade yağışlı periyot için basitleştirilmiş bir enerji bütçe yaklaşımının kullanıldığı kar erime hesaplama yöntemini içermektedir. Bununla birlikte yağışsız dönemlerde diğer iki modele benzer şekilde bir sıcaklık indeks metodunu kullanılmaktadır. Diğer taraftan NWSRFS enerji denge eşitlikleri SSARR enerji denge eşitliklerinde olduğu gibi orman ve güneş açısı değişimlerine izin vermemektedir (Melloh, 1999). Hem basit hemde daha detaylandırılmış yoğun işlem gerektiren modellerin geliştirilmesinde teknolojik gelişmeler, verilerin elde edilmesini ve bilgisayar ortamında işletilmesini daha da kolaylaştırılmasına önemli katkı sağlamıştır. Kronolojik açıdan bakıldığında li yıllar arasında kar örtüsünün alan bilgisinde oldukça güvenli bir şekilde kullanılan basit sıcaklık indeks metodunun benimsendiği SRM ve PRMS geliştirilmiştir (Ogden et al., 2001). Karla kaplı alanların belirlenmesinde alınan uydu görüntüleri SRM de kullanmaktadır. Bu yeni veri toplama şekli ile daha kısa zamanda ve daha geniş alanlardan verilerin elde edilmesi sağlanmıştır. Bu durum özellikle gökyüzünün açık olduğu dönemler havzadan verilerin alınması için en uygun şartlardır. Ülkemizde Fırat nehrinin ana kaynaklarından biri olan Yukarı Fırat Havzası ndaki akım ön tahmin çalışmalarında SRM kullanılmıştır. Bu çalışmada karla kaplı alanların bilgisi için uydu görüntüleri, hava sıcaklık ve yağış bilgileri SRM modeline veri olarak girilmiştir. Elde edilen akım tahmin değerleri gözlenmiş akım ölçümleriyle karşılaştırılmıştır. Sonuçların ümit verici olduğu bildirilmiştir (Tekeli, 2005). PRMS de kullanılan kar algoritmaları, kar kütlesinin içndekinden ziyade daha hızlı değişime uğrayan karın yüzey tabakasındaki değişim oranlarının gözlemlerini yansıtmaktadır. PRMS ile çeşitli iklimsel ve coğrafik bölgelerde kar erime akış tahmin çalışmaları yapılmıştır (Kidd and Bossong, 1987; Kuhn, 1989; Flynn et al., 1995). Oregon da Willamette nehir havzasında 21 büyük ölçekli 253 alt havzadaki çalışmalarda günlük maksimum ve minimum sıcaklıklar ile gözlenmiş, yağış değerleri modele girdi olarak kullanılmıştır. Yapılan değerlendirmede ölçüm değerleri ile %27-51 arasında değişen oranlarda hatalar içerdiği bildirilmiştir (Hawkins, 2005) lı yıllarda hızlı bilgisayar işletim sistemleri ve daha hassas ölçüm sensörlerindeki gelişmelerle birilikte dağıtılmış ve detaylandırılmış çok katmanlı ve çok parametreli (örn., SNTHERM) kar modellerinin kullanımı kolaylaşmıştır. Karmaşık ve çok parametreli modellerin yüzey enerji bütçe yaklaşımının tahmin kabiliyeti ve süreçleri daha detaylı bir şekilde ele alınmasıyla, kar kütlesinin simülasyon ve tahminlerindeki hataları azaltmıştır (Hardy et al., 1997; Shih at al., 1997; Li et al., 2001; Gustafsson et al., 2001; Holcombe, 2004; NCAR, 2007). Tarboton and Luce (1996) tarafından geliştirilen UEB de SNTHERM gibi noktasal ölçümleri kullanan ve karın erimesinde enerji dengesini dikkate alan fakat kar kütlesini katman katman değilde tekbir katman olarak inceleyen bir modeldir. SNTHERM, çok tabakalı kar kütlesinde oluşan süreçleri daha detaylı olarak

136 incelemekte ve toprak-kar ve kar-hava ara yüzeyleri arasındaki enerji değişimini belirlemek için yaygın olarak kullanılmaktadır. UEB kullandığı argümanlar bakımından SNTHERM e oranla daha basit bir yapıya sahiptir. Aynı radyasyon girdilerinin kullanıldığı modellerin karşılaştırılmasında SNTHERM modeli UEB den bütün ölçümlerde daha iyi sonuç verdiği bildirilmiştir. Bunun sebebini, her iki modelinde farklı albedo prosedürlerini takip etmelerinden kaynaklandığı ifade edilmiştir. Ayrıca, atmosferik stabilite ve karın termal iletkenliği düzeltmeye karşı hassas olduğundan iki model arasında hissedilir ısı ve kar yüzey sıcaklığında önemli farklılıkların olduğu ileri sürülmüştür (Koivusalo and Heikinheimo, 1999). Nispeten kurak iklime yakın bölgelerde kar örtüsünün yüzey enerji bütçesindeki potansiyel farklıkların, kar süreçlerinin modellemesinde üç farklı yüzey erime periyodu için ölçüm değerler ile uyum içinde olduğu görülmüştür (Hawkins and Ellis, 2007). Ayrıca, orman örtüsü; kısa dalga radyasyon dengesi, rüzgar profili ve ölçülen hissedilebilir ısı akışında önemli bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir (Koivusalo and Heikinheimo, 1999). 6. SONUÇ Kullanılan modellerin doğruluğu onu oluşturan matematiksel ifadelerin tahmin yeteneğine bağlıdır. Bu nedenle oluşturulacak modelde kullanılacak parametrelerin ve katsayıların olayı temsil gücü belirlenirken çok hassas davranılmalıdır. Havzadan elde edilen noktasal ölçüm değerleri, havzanın bütününü temsil etmesi gerektiği için ölçüm istasyonlarının konumunun dikkatli seçilmesi gereklidir. Ayrıca büyük araştırma havzalarının, alt havzalara veya yükselti zonlarına ayrılması modelin tahmin gücünü artırmaktadır. Hidrolojik modelin doğru seçimi için kullanılan değişik kriterler vardır. Bu kriterler yürütülecek projeye veya proje yürütücüsüne (projede görev alanlara) bağlı olarak değişebilmektedir. Çükü her bir projenin kendine özgü ihtiyaç ve gereksinimleri vardır. Bu nedenle projenin ihtiyaç ve gereksinimlerine bağlı olarak uygun model seçilmelidir. Ayrıca modelin seçiminde proje yürütücüsü ve/veya projede görev alanların kişisel becerileri ve imkanları da göz önünde bulundurulmalıdır. Yapraklarını dökmeyen ağaçların bulunduğu havzalarda orman örtüsünün kar kütlesine, direkt güneş radyasyonu ve rüzgarın etkisini azaltmasından dolayı kar erime hesaplamalarında sıcaklık indeks metodunun kullanımının daha doğru sonuçlar verebilmektedir. 7. KAYNAKLAR Acar, R., Sarıgül, S., Yerdelen, C. ve Can, İ., Kar erimesinde Derece-Gün Yöntemi ve Erzurum Bölgesi Uygulaması. III. Ulusal Hidroloji Kongresi, İzmir. Andrson, E. A., A point energy and mass balance model of a snow cover, NOAA, Tech. Report NWS NO. 19, U.S. Dept. of Commerce, Silver Spring, Maryland. Apan, M Birim Hidrograf ve Uygulamada kullanılması. Atatürk Üniveristesi yayınları No: 587. Erzurum. Bakır, H., Coşkun, T., Birhan, H., Daşçı, E., Özlü, A., Çakal, M. A. Sevim. Z. ve Öztaş, T Erzurum-Ilıca Sinirbaşı Deresi Havzası Yağış ve Akımların

137 karakteristikleri. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Sonuç Raporları, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara. Birhan, H., Eğimli Bir Arazide Kar yağışlarından Meydana Gelen Yüzey Akışı ve Toprak Kayıpları. II. Ulusal Kar kongresi, Köy hizmetleri Genel Müdürlüğü, Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü-Erzurum. Cunderlik, J. M., Hydrologic model selection for the CFCAS project: Assessment of Water Resources Risk and Vulnerability to Changing Climatic Conditions. Water resourches Research Report.UTRCA. Dibike, Y. B. and Coulibaly, P., Precipitation-Runoff Modeling in Cold and Snowy Climate: An Alternative Approach With Artificial Neural Networks. American Geophysical Union, Spring Meeting. Ertürk, A., Su Kalitesi ve Havza Modellemede Kullanılan Yazılımlar. Flynn, K.M., Hummel, P.R., Lumb, A.M., and Kittle, J.L., Jr., 1995, User's manual for ANNIE, version 2, a computer program for interactive hydrologic data management: U.S. Geological Survey, Water-Resources Investigations Report, , 211. Gray, M.D. ve Male, H.D Hand Book of Snow. Division of Hydrology, Üniversity of saskatchewan, Saskaton, Canada. Gustafsson, D., Stähli, M. And Jansson P. E., The surface energy balance of a snow cover: comparing measurements to two differentsimulation models. Volume 70, Numbers 1-4. Gürer, İ., Kar ve Akım Modeller. III. Ulusal Hidroloji Kongresi, İzmir. Gürer, İ., Özgüler, H., Eryilmaz, A., Dorum, A., Gurbuz, A., Bakir, H., Özlü, A., Sevim, Z., " Kış Dönemlerinde Türkiyede Kar Gözlem ve Analizleri Konusunda Yapılan Çalışmalar", Uluslararası Çalıştay "Akdeniz Ülkelerinde Kar Hidrolojisi" Aralık 2002, Beyrut, Lübnan. Hardy, J. P.; McDonald, K.; Davis, R. E., Distributed mapping of SNTHERM-modelled snow properties for monitoring measonal freeze thaw dynamics. NASA Technical Raport, 58th Annual Eastern Snow Conference Ottawa, Ontario, Canada. Hawkins, T. W. and Ellis, A. W., A Case Study of the Energy Budget of a Snowpack in the Arid, Subtropical Climate of the Southwestern United States, Journal of the Arizona-Nevada Academy of Science, Volume 39, Issue 1, pp Hawkins, T. W., Parameterization of the Snowmelt Runoff Model for the Salt- Verde System, Arizona during Drought Conditions. Journal of the Arizona Nevada Academy of Sciences, v 38, p Hayashi, M., Hirota, T., Iwata, Y. and Takayabu, I Snowmelt energy balance and its relation to foehn events in Tokachi, Japan. Journal of the Meteorological Society of Japan, 83: Hendrick, R. L., Filgate, B. D. and Adams, W. M., Application of environmental. analysis to watershed snowmelt. J. Appl Meteorol., 10: Holcombe, D. J., Modeling Approach to Estimating Snow Cover Depletion and Soil Moisture Recharge in a Semi-Arid Climate at Two Nasa Clpx Sites. Degree of master of science, colorado state university, fort collins, Colorado.

138 Jordan, R., A one-dimensional temperature model for a snow cover. Technical documentation for SNRHERM.89, Special Technical Report 91-16, US Army CRREL. Jothiprakash, V. and Kalkutki, S.M Past, Present and Future of Rainfall Runoff Modeling. Kaya, S. Ve Helaloğlu, C., Şanlıurfa Kızlar Deresi Havzası Yağış ve Akım Karakteristikleri. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara. Keskin, M. E. ve Taylan, E. D., Orta Akdeniz Havzasındaki Akımların Stokastik Modellemesi. İMO Teknik Dergi, Kidd, R.E., and Bossong, C.R., Application of the precipitation-runoff model in the Warrior Coal Field, Alabama: U.S. Geological Survey Water-Supply Paper 2036, 42. Koivusalo, H. and Heikinheimo, M Surface energy exchange over a boreal snowpack: comparison of two snow energy balance models, Hydrological Processes, Vol 13(14-15), Koivusalo, H., Process-oriented investigation of snow Accumulation, snowmelt and runoff generation In forested sites in finland.(doctorate Thesis).Helsinki University of Technology, Department of Civil and Environmental Engineering, Laboratory of Water Resources. Kokkonen, T.S. and Jakeman, A.J., A comparison of metric and conceptual approaches in rainfall-runoff modeling and its implications. Water Resources Research, vol. 37, no. 9, pages Kuhn, G., Application of the U.S. Geological Survey's Precipitation-Runoff Modeling System to Williams Draw and Bush Draw basins, Jackson County, Colorado: U.S. Geological Survey Water-Resources Investigations Report , 38. Leavesley, G.H Problems of Snowmelt Runoff Modeling for A Variety of Physiographic and Climatic Conditions. Hydrological Sciences Journal,334, 6, Leavesley, G.H., Markstrom, S.L., Restrepo, P.J., and Viger, R.J., A modular approach to addressing model design, scale and parameter estimation issues in distributed hydrological modeling: Hydrological Processes, v. 16, p Li, L., Cline, D., Fall, G., Rost, A. and Nilsson, A., Performance and suitability of a single-layer and a multiple-layer snow model for operational, Moderate-Resolution, CONUS Snow Data Assimilation, 58th Eastern Snow Conference, Ottawa, Ontario, Canada. Martinec, J., Rango, A. and Roberts, R The Snowmelt Runoff Model (SRM) User s Manual. Davos Switzerland. Melloh, R.A., A synopsis and comparison of selected snowmelt algorithms. CRREL Report Molotch, N. P., Painter, T.H., Bales, R. C. and Dozier, J:, Accuracy assessment of a net adiation and temperature index snowmelt model using ground observations of snow water equivalent in an alpine basin,agu/egs Joint Assembly, Nice, France.

139 Morid, S., Gosain, A. K. and Keshari, A. K., Response of different snowmelt algorithms to synthesized climatic data for runoff simulation. J. Earth & Space Physics. Vol. 30, No. 1, 1-9. NCAR, A Comparison of Road Temperature Models: FASST, METRO, and SNTHERM. Research Applications Laboratory, Boulder, Colorado, USA. NWS (National Weather Service), Natıonal weather Servıce Rıver Forecast System (NWSRFS),Total River and Hydrologic Forecasting System, U.S. National Oceanic and Atmospheric Administration National Weather Service, International Activities Office, Ogden, F. L., Garbrecht, J., DeBarry, P. A. and Johnson, L. E., GIS and Distributed Watershed Models. II: Modules, Interfaces, and Models. Journal of Hydrologic Engineering, Ohara, N and Kawas, M. L., Field observations and numerical model experiments for the snowmelt process at a field site. Advances in Water Resources, 29, Oğuz, İ. ve Baçlın, M., Tokat Uğrak Havzası Yağış ve Akımların Araştırılması. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Sonuç Raporları, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara. Özlü, A., Çakal, M., Birhan, H., Çoşkun, T. Bakır, H., Daşçı, E. ve Sevim, Z., Palandöken-Konaklı Havzasının Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemi Teknikleri Kullanılarak Kar Dağılım Haritasının Çıkarılması. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Sonuç Raporları, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara. Panagoulia, Snow melt forecasting from incomplete meteorological Data. Geophysical Research Abstracts, Vol. 10. Parajka, J., Merz, R., and Blöschl, G., A comparison of regionalisation methods for catchment model parameters. Hydrol. Earth Sys. Sci. Discuss., 2, Reed, S. M., Use of Digital Soil Maps in a Rainfall-Runoff Model. CRWR Online Report 98-8, Center For Research In Water Resources. Refsgaard, J. D., Terminology, modelling protocol and classification of hydrological model codes. In: Abbott, M.B., Refsgaard, J.C. (Eds.), Distributed Hydrological Modelling, Kluwer, Dordrecht, The Netherlands. Salvetti, A., Ruf, W., Burlando, P., Lehmann, C. and Juon, U Hydrotope- Based River Flow Simulation in a Swiss Alpine Catchment Accounting for Topographic, Micro-climatic and Landuse Controls. Institute for Hydromechanics and Water Resources ETH, Zurich Switzerland. Seibert, J., Conceptual runoff models - fiction or representation of reality? Acta Univeriste. Shih, S. E., Ding, K.H., Kong, J.A., Yang, Y.E., Davis, R.E., Hardy, J.P. and Jordan, R., Modeling of Millimeter Wave Backscatter of Time-Varying Snowcover- Summary. Journal of Electromagnetic Waves and Applications, Volume 11, Number 9, Stafford, H. M.,1959. Hıstory of Snow Surveyıng In the West. The Western Snow Conference at Reno, Nevada. Şen, Z., Kar Yağması ve Ölçülmesi. II. Ulusal Kar kongresi, Köy hizmetleri Genel Müdürlüğü, Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü- Erzurum.

140 Şen, Z., Hidrolojide Veri, İşlem, Yorumlama ve Tasarım, Seminer notları. Su Vakfı yayınları, İstanbul. Şoraman, Ü., Kaya, H. İ. Algün, O. ve Küpçü, R., Uzaktan Algılama ve Coğrafi Bilgi Sistemeleri ile Kar Model Çalışmaları ve Karasu Havzasına Uygulamaları. I. Ulusal Kar kongresi, Köy hizmetleri Genel Müdürlüğü, Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü-Erzurum. Şorman,,Ü., Hidrolojik Modellerde, Uzaktan Algılamave Coğrafi Bilgi Sistemleri Tekniklerin Kullanımına Genel Bir Bakış. II. Ulusal Kar Kongresi, Köy hizmetleri Genel Müdürlüğü, Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü-Erzurum. Şorman, UA/CBS Kullanımı ile Havza Modellemesinde Hidrolojik Verinin Önemi ve Türkiye Uygulamaları. III. Ulusal Hidroloji Kongresi, İzmir. Tarboton, D. G. and Luce, C. H., "Utah Energy Balance Snow Accumulation and Melt Model (UEB)," Computer model technical description and users guide, USA. Tarboton, D. G. and Williams, K. S., The ABC s of Snowmelt: A TopographicallyFactorized Energy Component Snowmelt Model, Paper submitted to the International. Conference on Snow Hydrology, Brownsville, Vermont. USA. Tekeli, A. E., Operatıonal Hydrological Forecasting of Snowmelt Runoff by remote Sensıng and Geographıc Information Systems Integration. A thesis submitted to The Graduate School of Natural and Applied Sciences of Middle East Technical University. Tekeli, İ ve Babayiğit, H. G., Ankara-Yenimahalle- Güvenç Havzası Yağış ve Akım Karakteristikleri (Ara- raporu ). Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Sonuç Raporları, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Ankara. Tekeli, İ., Şorman, Ü., Sayın, M., Akım Hidrograflarının Bileşenlerine Ayırımında Kararlı İzotopların Kullanılması. Hidrolojide İzotop Tekniklerinin Kullanılması Sempozyumu,DSİ.Teknik Araştırma ve Kalite Kontrol Daire Başkanlığı. Adana. USACE, Differences Between HEC-HMS and HEC-1, USACE Hydrologic Engineering Center. W.M.O Intercomparison of models of snowmelt Runoff, Operational Hydrology Report No. 38, World Meteorological Organization, Geneva. Williams, K. S., and Tarboton, D. G., The ABC's of snowmelt: a topographically factorized energy component snowmelt model. Hydrological Processes, Hydrol. Process. 13, Zanotti, F., Endrzzi, S., Bertoldi, G. and Rigon, R., The GEOTOP Snow Model, 61st Eastern Snow Conference Portland, Maine, USA. Zappa M., Pos F., Strasser U., Gurtz J., Seasonal Water Balance of An Alpine Catchment as Evaluated by Different Methods for Spatially Distributed Snow Melt Modelling. Nordic Hydrology 34(3):

141 ÇIĞ AFETİ ZARARLARINI AZALTMA ÇALIŞMALARI Ö.M.YAVAŞ 1 ÖZET Ülkemizde çığ tehlikesi potansiyelinin belirlenmesi ve bu afetin oluşturduğu zararların azaltılması çalışmaları, Afet İşleri Genel Müdürlüğü (AİGM) bünyesinde kurulmuş, çığ afeti konusunda yetkili tek birim olan Çığ Araştırma-Geliştirme, Etüd ve Önlem Şube Müdürlüğü (ÇAGEM) tarafından yürütülmektedir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda dünyada çığ tehlikesi olan ülkelerde kullanılan tüm yöntem ve standartlar incelenerek, ülke şartlarına en uygun çalışma tarzı belirlenmiş olup, her geçen yıl artan tempoyla devam etmektedir. Bu makalede, çığ afeti konusunda ülkemizde yapılmakta olan zarar azaltma amaçlı haritalama, tahmin (kar erimelerinin çığ oluşumundaki rolü bakımından), önlem ve eğitim çalışmaları hakkında detaylı bilgilere değinilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çığ, zarar azaltma, tahmin, kar profili, önlem, çığ eğitimi MİTİGATİNG STUDİES OF AVALANCHE DISASTER EFFECTS ABSTRACT Determination of avalanche potential and reduction of avalanche effects studies are continued by Avalanche Research-Development, Reconnaissance and Prevention Branch (CAGEM) which is only one responsible institution and established in General Directorate of Disaster Affairs (GDDA) in our country. Before starting these studies, all methods which is used by other avalanche potential countries in the world. And then determine the principles according t our country. These studies are continued increasingly year by year. In this article, reducing avalanche effect studies (mapping, forecasting, prevention and education) are determined detailly. Keywords: Avalanche, disaster reduction, forecasting, snow profile, prevention, avanche education 1.GİRİŞ Bu çalışma kapsamında çığ zararlarının azaltılmasında rol oynayan haritalama, erken uyarı ve tahmin, çığ önlem yapıları ile eğitim olmak üzere dört alt başlık altında yürütülen çalışmalar anlatılacaktır. Bunlardan ilki olan çığ haritalama çalışmalarında tehlike ve risk haritaları oluşturulmakta olup, tehlike haritaları 1/ ölçeğinde, risk haritaları 1/1.000 veya 1/5.000 ölçeğinde yapılmaktadır. Tüm dünyada uygulanmakta olan en hassas ve detaylı yöntem ÇAGEM tarafından kullanılarak ülkemizdeki Çığ Tehlike Haritaları oluşturulmaktadır. Tahmin ve erken uyarı sisteminde ülkemiz maalesef çok geri kalmış durumdadır. Genel Müdürlüğümüz tarafından uluslar arası bir proje kapsamında yılları arasında yapılan çığ tahmin ve erken uyarısı amaçlı nivolojik ölçüm çalışmaları, rasat yapma görevi Genel Müdürlüğümüzün görev ve sorumlulukları arasında olmadığından sürdürülememiştir. O zamandan bu yana Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü ile yürütülmeye çalışılan çalışmalar son yıllarda umut vaad eder gelişmelere sahne olmuştur. Çığ önem yapıları konusunda ülkemizde geçmiş yıllarda bazı kamu kurumları (Devlet Demiryolları, Karayolları Genel Müdürlüğü) tarafından bazı 1 T.C. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara

142 önlem yapıları (tünel, çit, ağ) inşa edilmiştir. Bu yapılar iyi niyetle yapılmış olmasına rağmen, yurtdışındaki gibi bazı hesaplamalara ve öncesi gözlemlere dayanılmadan yapıldıkları için yetersiz kalmışlardır. Günümüzde ÇAGEM tarafından, tespit edilen çığ patikalarında alınabilecek önlemler alternatifleriyle beraber belirlenerek yer, ebat, adetleri hakkında detay raporlarla ilgili kurumlara bildirilmektedir. Halen yürütülmekte olan çalışmalar sonucunda eksikliği artarak hissedilen Çığdan Etkilenen Bölgelerde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hazırlanarak yürürlüğe girecektir. Tüm diğer afetlerde olduğu gibi, çığ afetinde de zarar azaltma amaçlı en etkin çalışma eğitimdir. Bu amaçla uzun yıllardır yerel halktan karar vericilere kadar çok geniş yelpazedeki kitleye yönelik eğitim materyalleri hazırlanmakta, seminerler düzenlenmekte ve düzenlenenlere katılım sağlanmaktadır. Yukarıda kısaca bahsedilen bu çalışmalara aşağıda detaylı bir şekilde anlatılacaktır. 2. AİGM TARAFINDAN YÜRÜTÜLEN ÇIĞ ÇALIŞMALARI Bütünleşik afet yönetimi, uluslararası kabul gören genel yaklaşımla, afet öncesi hazırlık, risk/zarar azaltma, afet sonrası müdahale ve iyileştirme süreçlerinin ve bu süreçlerde gerçekleştirilmesi gereken etkinliklerin bütünlük içinde ele alınmasıdır. Ülkemizde yaşanan afetlerle ilgili olarak ( gün ve 180 sayılı Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname nin 11.Madde sinin c, d ve e fıkralarına göre); Afete uğramış ve uğraması muhtemel yerlerin imar ve geçici yerleşmeleriyle ilgili hazırlık, her türlü plan, proje, uygulama, yönetim ve denetim işlerini yapmak ve yaptırmak, Tabii afete uğrayabilecek bölgeleri tespit etmek, afetlerin önlenmesi için gerekli tedbirleri almak, Afete uğrayabilecek bölgelerde afetlerden en az can ve mal kaybı ile kurtulmayı sağlayacak tedbir ve esasları ilgili Bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği içinde belirleyip uygulanmasını sağlamak, Afet İşleri Genel Müdürlüğü nün görevidir. Türkiye, coğrafik olarak dağlık bir alan konumlanmıştır. Dağlık koşulların sunduğu röliyef farkı çığ, heyelan ve kaya düşmesi gibi bir çok tehlikeli, can ve mal kaybına neden olan doğal afetin oluşmasına neden olmaktadır. Çığ afet genellikle, ülkemizin doğu, güney doğu ve kuzey doğu Anadolu Bölgelerini etkilemekte olup, bu alan ülkemiz topraklarının yaklaşık % 35 inin çığ afetine maruz kaldığını ifade etmektedir (Şekil 1). Bu alanda meydana gelmiş çığ olaylarının istatistiklerine bakıldığında ve insan hayatının önemi ve değeri ele alındığında, hiç de yapana atılır bir afet olmadığı sonucuna kolayca varılacaktır (Şekil 2). İstatistikler Türkiye de çığ afetinin, dünyadaki çığ potansiyeline sahip diğer ülkelerden az olmadığı görülecektir.

143 Şekil 1. Türkiye de çığ olaylarının dağılımı (AFET-ÇAGEM, 2008) Şekil 2. Çığ afeti ile ilgili arası istatistiki bilgiler (AFET-ÇAGEM, 2008) Çığ Araştırma-Geliştirme, Etüd ve Önlem Şube Müdürlüğü nce (ÇAGEM) yürütülen çalışmalar kısaca; Çığ afetine uğramış yada uğraması muhtemel olan yerleşim yerlerinin etüd edilmesi, Kayak merkezleri, karayolları ve enerji-haberleşme nakil hatlarının bulunduğu alanların çığ etüdünün yapılması, Eğitim materyalleri hazırlayarak, çığ afeti ile ilgili bilincin oluşturulmasının sağlanması, Danışmanlık hizmeti verilmesi, Etüd edilen alanlara ait çığ tehlike ve risk haritalarının hazırlanması, Çığ tehlikesi bulunan alanlarda çözüm üretilmesi (çığ önlem yapılarının önerilmesi, projelendirilmesi, uygulanması vb.) ile, Ulusal ve uluslararası proje çalışmaları,

144 şeklinde özetlenebilir. Afet İşleri Genel Müdürlüğünde yapılan çığ haritalaması çalışmaları özellikle kış sezonunda ülke genelinde yaşanan büyük çığ afetleri sonrasında Fransa-CEMAGREF ve İsviçre-SFISAR Çığ Araştırma Enstitüleri ile yürütülen Çığ Tahmin, Haritalama, Zonlama ve Çığ Önlem Teknikleri (Türkiye- Fransa-İsviçre ( ), Çığ Uyarı ve Risk Önleme (Türkiye-Fransa-İsviçre ( ) projeleri ile başlamıştır. Takip eden yıllarda hem yurtiçindeki Karayolları Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı-Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü, İller Bankası Genel Müdürlüğü, Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü, TEAŞ-TEDAŞ, gibi kurumlarla hem de diğer ülkelerle (Avusturya, Slovenya, Özbekistan) yapılan ve yapılmakta olan proje çalışmaları ile gelişerek devam etmiştir. 3. ÇIĞ HARİTALAMA ÇALIŞMALARI Ülkemizde tarafımızdan yapılmakta olan çığ tehlike ve risk haritalarından bahsetmeden önce tehlike ve risk kavramlarının açıklanması faydalı olacaktır. Tehlike, önceden önlem alınmadığı takdirde can ve mal kayıplarına neden olabilecek, gündelik yaşamımızı sürdürmemizi engelleyebilecek, doğa veya insan kaynaklı afetleri tetikleyici ve tekrarlayıcı nitelikte olan olaylara denir. Bunlar deprem, sel, fırtına, çığ, kaya düşmesi, heyelan, yangın, patlama gibi olaylardır. Doğal afetlere neden olan tehlikeleri önlemek her zaman mümkün değildir. Örneğin, ülkemizin deprem kuşağında olduğu gerçeği değiştirilemediği gibi depremin oluşması engellenemez ama depremin verebileceği zararları azaltılabilir. Risk, afetlerin yaratabileceği olası zararların etkisi olarak tanımlanabilir. Bu zarar yada kayıp olasılığı bölgede yaşayanların canlarını, evlerini, işyerlerini, yaptıkları işleri doğrudan yada dolaylı olarak etkileyebilecektir. Risk azaltılabilir. Çığ Tehlike Haritaları, bu haritalarda çığ potansiyeli taşıyan bütün alanlar işaretlenmektedir. Eldeki tarihi çığ verilerine, topografik özelliklere (eğim, bakı, vb), bitki örtüsüne, vb dayanarak, işaretlenen bu alanlar; muhtemel çığ patikası, kesin çığ patikası, akma hattı, muhtemel akma hattı olarak sınıflandırılmaktadır. Çığ Tehlike Haritalarında kullanılan bu sınıflama (ülkemizde kullanılan ölçütler) aynı zamanda tehlikenin büyüklüğünü-küçüklüğünü ve tehlikeli alanı işaret etmektedir. Dünyada çığ tehlikesine maruz diğer tüm ülkelerde olduğu gibi 1/25000 ölçekte hazırlanmaktadır (Şekil 3). Çığ Risk Haritaları, Risk haritalarının yapımında ise daha fazla sayısal verilere ihtiyaç vardır. Çığ tehlikesinin bulunduğu bir alanda çığın olma olasılığı başta dikkate alınacak olmasıyla beraber, hangi büyüklükte olabileceği, hangi alanları ne derecede etkileyebileceği, hangi basınçla çarpacağı, vb kriterler dikkate alınması gerekmektedir. Genellikle 1/5000 ya da 1/1000 ölçekte hazırlanmaktadır (Şekil 4).

145 Şekil 3. Çığ tehlike haritası ÇAGEM tarafından hazırlanan risk haritalarında Fransa da kullanılan yöntem aynen kabul edilerek, çığ riski 3 değişik renkle ifade edilmektedir. Kırmızı zon, çok yüksek çığ riski ile yapılaşma ve ikamete uygun olmayan alanı; mavi zon, orta derecede çığ riski ile ancak önlem alınması şartı ile yapılaşma ve ikamete uygun olabilecek alanı; beyaz zon ise herhangi bir çığ riskinin bulunmadığı alanı ifade eder.

146 Şekil 4. Çığ risk haritası Özellikle Avrupa da yoğun olarak kullanılan çığ risk haritaları; yerleşim planları ve bina yapım özelliklerinin belirlenmesinde, orman alanlarının korunmasında, karayollarının ve kayak merkezlerinin geçici olarak kapatılmasında kullanılmaktadır. Bazı Avrupa ülkeleri ile Amerika nın bazı eyaletlerinde çığ risk haritalarının esas alındığı kanun ve/veya yönetmelikler yürürlüktedir. Ayrıca, afet sigortacılık sisteminde de yine çığ risk haritaları kullanılmaktadır. Ülkemizde ise henüz afet sigortacılığı kavramının (DASK dışında) tam olarak yerleşmemiş olması yanında, çığ bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yasal bir mevzuat da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, birkaç mevcut yerleşim yeri (Trabzon-Çaykara- Uzungöl gibi) için hazırlanan çığ risk haritaları herhangi bir yasal yükümlülük getirmemektedir. Çığ risk haritalarının yapımı için bir çok sayısal veriye ihtiyaç olmaktadır. Örneğin; Kar tutma potansiyeli (kar örtüsü kalınlığı), Çığ tehlikesinin olduğu bir alanda daha önce olmuş (mümkün olan en eski verilerle) en büyük çığlar ve tekrarlama periyotları, Etkilediği alanlar, Bitki örtüsü, Uzaktan algılama yöntemleri ile analizler, Çığın bu alanlara ne derece zarar verebileceği (örneğin yıkıcı etkisi (basıncı) 3 ton/m 2 ye kadar olan alanlar vb.) dikkate alınabilir.

147 Tabii ki yapılacak olan bir çığ risk haritası için ne kadar çok parametre dikkate alınırsa, faktörlerin ilişkileri doğru kurulduğu müddetçe, o kadar doğru risk tahminleri yapılabilir. 4. ÇIĞ TAHMİN ÇALIŞMALARI Dünyada çığ ile ilgili olarak yapılması gereken ileride detaylı verilen geçici önlem türlerinin (alan boşaltma, suni çığ düşürme, vb.) uygulamaya sokulabilmesi, zarar azaltma, çığ risk yönetimi, kurumlar arası koordinasyon gibi çalışmalar, daima tahmin ve erken uyarı sistemlerinden elde edilen bilgiler ışığında gerçekleştirilmektedir. Ülkemizde böyle bir sistem bulunmadığı gibi, kar ve çığ analizi için nivolojik rasat ağı da bulunmamaktadır. Dünyada çığ tehlikesi bulunan pek çok ülkede otomatik kar gözlem istasyonları kullanılmaktadır (Şekil 5). Otomatik istasyonların kullanımı, insanların kış mevsiminde ulaşamayacağı alanlardan oldukça sağlıklı veriler elde edilmesini sağlamaktadır. Alanının yarısı yüksek dağlarla kaplı olduğu için çığ tehlikesine maruz 38 ile sahip olan Türkiye için bu çok önemli bir eksikliktir. Şekil 5. Standart kar gözlem istasyonu (Otomatik) Yıllık yağışın büyük kısmını kar yağışının oluşturduğu mevsimlik kar örtüsüne sahip ve yüksek dağlarla çevrili alanlarda, çığ olayında önemli bir etken olan kar erimeleri aynı zamanda mevsimlik taşkın riskini tahmin etmek içinde bilinmelidir (Ward and Robinson, 1990). Bunun için de, havzadaki kar depolamasının bilinmesi gerekmektedir. Kar miktarı, albedo, kar su eşdeğerindeki değişiklikler ile kar örtüsü üzerine düşen yağış ve kar örtüsünün üzerinde bulunduğu zemin şartları bir araya geldiğinde oldukça karışık bir sistem ortaya çıkmaktadır. Kar erimeye başlamadan önce, kar örtüsündeki değişimlere dikkat etmek gerekir.

148 Zamanla kar örtüsünün yoğunluğu artmakta, kar kristalleri büyük taneler halini almakta ve albedo değeri düşmektedir (Miller, 1977). Erime başlangıcında kar örtüsündeki yeniden kristallenme de çok önemlidir (Dunne and Leopold, 1978). Kar erimesi, buharlaşma gibi, termo-dinamik bir olaydır. Kar erimesinde zeminle olan ısı alışverişi, göl buharlaşmasındaki ısı alışverişinden daha önemlidir. Fakat kar-hava geçişindeki alışveriş, erime üzerinde baskındır. Isı transferinin oluşmasına neden olan enerji kaynakları (Linsley et al., 1983); güneş (kısa dalga) radyasyonu, uzun dalga radyasyonu, havadaki konvektif ve kondüksiyon akımlar, havadaki su buharı yoğunlaşması, topraktaki kondüksiyon, yağmurdaki ısı şeklinde sıralanmaktadır. Zeminden kar örtüsünün tabanına olan ısı akımı (kondüksiyon) fazla önemli değildir. Ama bu akımın, kısa-dalga radyasyonun kar örtüsü yüzeyinden 5-10 cm içeri süzülmesi ve daha derine süzülen yağmurla birleşmesi, kar erimesinin enerji kaynağını oluşturduğundan, hassas ve sık ölçümlere ihtiyaç vardır. Kar örtüsündeki sıcaklığın erime noktasının altına düşmesiyle, kar örtüsü içinde farklı akım dağılımları meydana geldiğinden ve özellikle kış aylarında, kar örtüsünün sıcaklığı 0 C'nin altında bulunduğundan, ayrıca kar örtüsünün yüzeyi en soğuk bölüm olup, derinlere doğru sıcaklığı arttığından, ölçümlerle takip edilmesi çığ açısından da çok önemlidir. Özellikle erimeye başlayan suyun, kar yüzeyinden alt katlara sızması ve tekrar donması çok ciddi tehlikeleri haber vermektedir (Ward and Robinson, 1990). Kar ve çığ rasatlarının yapıldığı nivolojik rasat ağı, uzun vadeli çığ önleme çalışmalarının bel kemiğini oluşturmaktadır. Öncelikle kar yağışı, rüzgar, sıcaklık ve kar tabakalarına ait verilerin periyodik olarak sağlandığı rasat değerleri olmadan, hiç bir çığ tahmin ve erken uyarı sistemi sağlıklı işleyemez. Ayrıca, o bölgelerde kurulacak çığ önlem sistemlerinin dizayn edildiği projeler de bu tür verilere ihtiyaç duyarlar. Diğer açıdan, kar ve çığ rasatlarının yapıldığı istasyon ağının ülke genelinde uygun yoğunlukta olması, ölçümlerin on-line olarak analizi yapabilecek kişilere ulaştırılması ve meteorolojik tahminler ile beraber değerlendirilerek sonuçların (riskli alanların) halka duyurulması gerekmektedir. Afet İşleri Genel Müdürlüğü-Çığ Araştırma-Geliştirme, Etüd ve Önlem Şube Müdürlüğü nce Fransa ve İsviçre Kar ve Çığ Enstitüleri ile beraber gerçekleştirilen yürütülen proje kapsamında yılları arasında Trabzon, Rize ve Bayburt illerinde yapılan kar rasatlarıyla ülkemizdeki ilk çığ tahmin çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Ancak bu çalışma, takip eden yıllarda yukarıda ifade elden sebeplerden ötürü devam edilememiştir yılından itibaren sürekli yapılan çığ tahminine yönelik olarak çeşitli rasat yöntemleri uygulanmaktadır. Dünyada uygulanan ve ülkemizde de ÇAGEM tarafından uygulanmakta olan bu yöntemlerin bazılarına aşağıda kısaca değinilmiştir: Kar profili, kar tabakaların sertliklerinin el ile saptanmasıdır (Şekil 6). El ile kar sertliği belirlenirken kullanılan kıstasların her biri, bir ortalama kazık direncinin eşdeğeridir. Bu yöntem, ramsond cihazı ile yapılan profil alımından çok daha pratik ve basittir. Grafiğin en alt kısmında, el testindeki kıstaslar karşılık olarak geldikleri değerlere yerleştirilmiştir. Kar tabakalarındaki geçişlerin saptanması, diğer yönteme göre çok daha kesindir. Ramsond cihazı kullanıldığında ise kazık dirençleri daha hassas hesaplanır. Ancak, kar örtüsü hakkında çabuk ve doyurucu bilgi almak isteniyorsa, el ile yapılan profil alma yöntemi yeterlidir.

149 Şekil-6: Kar profili örneği. Ramsond cihazının çalışma mantığı, kar örtüsüne dik olarak cihazın yerleştirilmesi ile ram ağırlığının düşüm sayısı ve kar örtüsü içinde tüpün ilerleme miktarının kar kalınlığı boyunca değişiminin izlenmesi üzerine inşa edilmiştir (Şekil 6). Bu sayede, her kar tabakasının kg/cm² cinsinden kazık dirençleri elde edilir. Bu dirençlerin işaretlenmesi sonucu ortaya çıkan profile Ram Profili adı verilir. Kar profili ile beraber kullanılarak yeni bir profil elde edilir. Bu profil, x eksenini kazık direnci ve kar sıcaklığının, y eksenini ise kar derinliğinin oluşturduğu milimetrik olarak bölümlenmiş bir grafik şeklinde çizilir. Elde edilen, bu grafikten kar örtüsü içindeki hangi tabaka ve/veya tabakaların yenilmeye uygun olduğu tespit edilir. Kürek testi ise, pratik bir yöntemdir (Şekil 8). Ancak, bulunan zayıf tabakaların derinliği ve yaklaşık dayanımları tamamiyle subjektifdir. Rutschblock (İsviçre ordusu kayak) testi, düşürme -stuffblock- testi, kar örtüsünde 2 m x 2 m ebadında bir bloğun önünün açılıp, örtüden kesilmesi sonucu elde edilen kar kütlesi üzerine farklı ağırlıklarla uygulanan kuvvete kar bloğunun verdiği tepkiye göre kar örtüsünün direncinin belirlenmesidir (Şekil 9).

150 Şekil 7. Ram profili örneği solda ram cihazı şematik gösterimi, sağda işlemin uygulanışı 2004 yılı sonlarından itibaren Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (DMİ) ile beraber girişilen bir çalışma ile, Türkiye Çığ Tahmin ve Erken Uyarı Sisteminin Kurulması na başlanmış, ancak bu zamana kadar kaynak sağlanamaması sebebiyle istenilen ilerleme kaydedilememiştir. Mevcut imkanlarla yapılan kısıtlı çalışmalar ufak bölgeyle sınırlı kalmış durumdadır. Oysa, çığ tehlikesi bulunan diğer dünya ülkelerindeki gibi nivolojik ölçüm ağının kısa zamanda kurulması, 15 günlük yapılan kar profili çalışmalarının ülkemiz genelinde hayata geçirilmesi ve bu verilerin mevcut diğer meteorolojik veriler, topografik veriler, çığ patikalarının fiziki özellikleriyle harmanlanarak, Tahmin ve Erken Uyarı Sisteminin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ülkemizde son 5 yılda özellikle Doğu Anadolu Bölgesi nin yüksek kesimlerinde daha fazla kar birikimleri olmaktadır. Bu veriler, dağlık alanlarda otomatik istasyonları olmadığı için DMİ den temin edilememekte, buralarda yaşayan yerel halktan sağlanmaktadır.

151 Şekil 8. Kürek testi Şekil 9. Rutschblock testi Dünya ülkelerinde yılda ortalama 25 kişi çığ nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Bu rakam ülkemizde 24,5 dir. Yani aynıdır. Ancak olaya yaklaşım tarzında dünya ülkeleriyle ülkemiz arasında hiçbir benzerlik yoktur. Günümüzde Çığ Tahmin ve Erken Uyarı Sistemleri zarar azaltma faaliyetlerinin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. Kar ve çığ rasatlarını da içine alan çığ tahmin çalışmaları, ilgili deterministik ve istatistiksel çığ modellerini ve meteorolojik tahminleri de kullanarak en iyi çığ tahminini yapmayı hedef almaktadır. Bunların bir kısmı kısa süreli, bir kısmı ise uzun vadeli tahminlerdir. Çığların insan yaşamı üzerine etkisi tahmin edilemeyecek kadar fazla olabilmektedir. En önemlisi, çığ afeti nedeni ile her yıl çok sayıda insan hayatını kaybetmektedir. Verilen insan kayıplarının yanı sıra çok sayıda hayvanın telef olması, evlerin yıkılması (bugüne değin etkilenen konut sayısı 6500 ün üzerindedir), ormanların yok olması, elektrik ve haberleşme hatlarının tahribi, köprülerin yıkılması, turizmde oluşturduğu kayıplar, derelerin tıkanıp taşkın tehlikesinin oluşması, kapanan karayollarında bekleyen araçların ve taşıdığı yüklerin yerine geç ulaşmasının oluşturduğu kayıplar gibi önemli oranda milli gelir kaybına neden olan sonuçlar doğurmaktadır. 5. ÇIĞ ÖNLEME ÇALIŞMALARI İnsan yaşamını tehdit eden çığ tehlikesini en aza indirmeyi hatta kimi zaman tamamıyla ortadan kaldırmayı amaçlayan çığ önlem yapılarının ülkemizde uygulanması sadece birkaç çığ bölgesinde mümkün olmuştur. Ekonomik imkanların yetersizliği, afet mevzuatındaki kimi zorluklar, uzun yıllara ait nivo-meteorolojik kayıtların bulunmaması gibi sebeplerle önlem yapılarını tam anlamıyla hayata geçirmek bu güne kadar mümkün olmamıştır. Afet İşleri Genel Müdürlüğünce, çığ afetinden etkilenen konutların taşınması ve o alanların tamamıyla yapı ve ikamete yasak alanlar (Afete Maruz Bölge) olarak belirlenmesi yerine optimum şartları

152 sağlayacak çığ önlem yapılarının uygulanması yönünde adımlar atılmaya başlanmış ve bu yönde öncelikle Çığdan Etkilenen Bölgelerde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hazırlanması çalışmalarına hız verilmiştir. Bu eksikliğin giderilmesi halinde, ülkemizde yapılacak çığ önlem projelerine bilimsel tabana dayalı profesyonel bir yaklaşımla başlanabilecektir. Günümüze kadar değişik kurumlar tarafından bazı çığ önlem yapıları inşa edilmiş olmasına rağmen, bu yapılar projelendirme için gerekli veriler olmadan yapıldığından yetersiz kalmıştır (Şekil 10, Şekil 11 ve Şekil 12). Bu yapıların bazıları geçen zaman içinde yıpranmışlardır. Tunceli-Pülümür karayolu üzerindeki çığ tünelleri ise, boyutlandırması yanlış olduğundan hemen her kış meydana gelen çığ olayları ile tünellerin giriş ve çıkış ağızları kapanmaktadır. Gayet iyi niyetli olarak yapılmış olan bu yapılar, korudukları bölgede görevlerini kusursuz yapmış olup, bu aynı zamanda ülkemiz imkanları ile bu tür çalışmaların yapılabileceğini de göstermektedir. Kaldı ki, son yıllarda Türk firmalarının yapmış olduğu çeşitli amaçlı inşaatlarda ne kadar uzman olduklarını üm dünyaya göstermişlerdir. Bu nedenle, bazı kesimler tarafından yapılması zor olarak değerlendirilen çığ önlem yapılarının ülkemize inşa edilmesi mümkündür. Şekil 10. Trabzon-Gümüşhane arası eski karayolu üzerindeki çığ tünelinin görünümü

153 Şekil 11. Tunceli-Pülümür yolu üzerinde düşen bir çığ nedeniyle önü kapanmış çığ tünelinden bir görünümü Çığların etkisini ortadan kaldırmak veya en aza indirgemek için dünyada pek çok farklı teknikler kullanılmaktadır. Uygulanan tekniklerden elde edilecek sonuçların uzun veya kısa vadeli olmasına, uygulandıkları yerlere, çığın türüne, çığın etkilediği alanın boyutuna ve tekniklerin maliyetlerine göre çığ önlem yapıları "geçici veya kalıcı yöntemler" olmak üzere iki sınıf altında toplanmaktadır. Şekil 12. Tunceli-Pülümür yolu üzerinde bulunan çığ tünelinde kışın yaşanan bir görüntü

154 5.1. Kalıcı Önlem Yöntemleri Aktif Kalıcı Önlem Yöntemleri (Başlangıç Bölgesinde Uygulanmaktadır) a. Teraslama: Bu yöntem, genellikle yerleşim yeri dışındaki alan veya yapıları korumak için kullanılır. Teraslarda, basamağın üst kısmı sertleştirilerek ağaçlandırılır ve eğime dik yönde duvarlar ile desteklenirler ise daha tatmin edici sonuçlar alınabilir b. Yeniden Ağaçlandırma: Ağaç büyüme sınırına yakın kotlarda yeterli derinlikte ve uygunlukta toprak olan yamaçlarda yeniden ağaçlandırma yapılabilir. Özellikle kar çitleri veya ağları ile beraber kullanıldığında, ağaçların kar yüklerinden ve çığlardan zarar görmeleri önlendiğinden, çitler ekonomik ömrünü dolduruncaya kadar ağaçlarda yamaçta iyi bir koruma sağlayabilirler c. Şaşırtmacalı Kazıklar: Şaşırtmacalı kazıklar, çapları cm arasında değişen, kazığın zemin üzerinde cm'si kalacak şekilde şaşırtmacalı olarak dikilen ağaç kütükleridir (Şekil 13). Şekil 13. Şaşırtmacalı kazıkların görünümü d. Tripodlar: Tripodlar (üçayaklar), ağaç kütükleri kullanılarak yapılan ve 3 ayrı kütüğün birbirleriyle birleştirilerek kullanıldıkları yapılardır. Şaşırtmacalı kazıklar ile beraber kombine olarak da kullanılabilirler. Ancak, şaşırtmacalı kazıklarda olduğu gibi kesin bir çığı önleme garantisi vermez ve yerleşim yerlerini korumak için kullanılması uygun değildir e. Kar Çitleri: Kar çitleri, halen dünyada uygulanan en güvenli ve en uzun ömürlü aktif çığ önleme yapılarıdır (Şekil 14). Bu çitler, ağaç, beton, alüminyum ve çelikten imal edilirler. Daha pahalı olmasına karşın çelik olanları yaklaşık 100 yıllık ekonomik ömürleri ile en iyi sonucu vermektedir. Ağaçtan yapılanların ki ise yıl arasında değişmektedir. Sistemin kurulmasını pahalı olmasına karşın yerleşim yerlerini korumada gönül rahatlığı ile kullanılmaları, bu dezavatanjlarını gözardı

155 edebilmemizi sağlamaktadır. Çitlerin projelendirilmesi sırasında kullanılacak malzeme türü, konumları, uzunlukları ve boyutlarının iyi dizayn edilmemesi sonucunda hem istenen sonuç alınamaz hemde yapılar doğal riskler (korozyon, kar yükü, kaya düşmesi, vb.) neticesinde tahrip olabilir. Şekil 14. Çelik kar çitlerinin arazide görünümü f. Kar Ağları: Kar ağları da kar çitleri ile aynı görevi görürler. Ağlar çelikten yapılır, kurma işlemleri daha kolaydır. Kurma maliyetleri kar çitlerinin maliyetlerine çok yakın olmasına rağmen, kar çitleri kadar yüksek kar yükü taşıyamazlar g. Kar (rüzgar) Perdeleri: Kar (rüzgar) perdeleri, rüzgarın kar taşıma, biriktirme işlevini ve kar biriktirme yerini kontrol eden yapılardır (Şekil 15). Böylece karın tehlikeli noktalarda ve miktarda birikimi önlenebilmektedir. Bu yapılar ile saçak oluşması rahatlıkla bertaraf edilebilir. Diğer önlem yapıları ile aynı patika için beraber kullanıldığında daha iyi sonuçlar alınır. Şekil 15. Rüzgar perdelerinin görünümü

156 5.1.1.h Rüzgar Çatıları: Rüzgar çatıları, kar perdelerine benzer bir işlev görür. Ancak, bu yapı sırt üzerinde rüzgarın hızını arttırarak karın yamaç üzerinde biraz daha aşağıdaki kotlarda birikmesini sağlamak için kullanılırlar. Rüzgar çatıları ile de saçak oluşumu önlenir. Çok fazla işlevsel değildirler, ancak ucuzdurlar i Rüzgar Panoları: Rüzgar panoları da kar birikimini kontrol etmek için kullanılırlar. Kar perdelerinden farkları yapının elemanları arasında boşluklar olmamasıdır. Farklı uzunluklarda da olabilirler Pasif Kalıcı Önlem Yöntemleri (Akma ve Durma Bölgelerinde Uygulanır) a. Saptırma Duvarları: Saptırma duvarlarının temel amacı, gelen çığın akışını istenilen tarafa yönlendirmektir (Şekil 16). Betonarme, toprak dolgu, taştan veya beraber kullanılarak da inşa edilebilirler. Bu yapıların, büyük toz çığlara karşı pratikte az etkili veya tamamen etkisiz kaldığı unutulmamalıdır. Çığın yönlendirildiği yönde insanların bulunduğu bir yapı veya alan olmamasına çalışılmalıdır. Şekil 16. Saptırma duvarı ve çığ tüneli b. Durdurma Duvarları: Durdurma duvarları, çığın durma bölgesi içinde, hızını iyice azaldığı bir hat üzerine inşa edilirler. Çığın hızlı olduğu bir akış hattın içerisine konulmamasını gerekir c. Çığ Barajları: Çığ barajları, çığı akış hattı içinde çığın hızının maksimum olmadığı (başlangıç bölgesine yakın yada durma bölgesine yakın) kesimlerde durdurmak için kullanılırlar (Şekil 17). Bu yapıların inşa edilmesi için uygun bir arazi yapısı gerekir. Barajların gövdeleri toprak ve kaya dolgu veya çelik destekli betonlardan yapılmaktadır.

157 5.1.2.d. Mahmuzlar: Mahmuzlar bir tür saptırma yapılarıdır ve çığ akışını iki ayrı yöne yönlendirirler. Ev, direk veya bunlar gibi küçük alan kaplayan yapıları korumada kullanılırlar. Kullanıldıkları patikada çığ akış yüksekliği fazla olmamalıdır e. Geciktirme Tümsekleri ve Çığ Kapanı: Çığın hızını azaltan, akış mesafesini düşüren yapılara "geciktirme tümsekleri", bu yapılar ile hızı iyice azalan çığın tamamen durduran çığ barajı benzeri yapılara ise "çığ kapanı" adı verilir (Şekil 18). Geciktirme yapıları toprak-kaya yığınlarından, birbirlerine çimento veya çelik ağlar ile tutturulmuş kayalardan veya betondan yapılırlar. Şekil 17. Çığ barajının görünümü Şekil 18. Geciktirme tümsekleri ve çığ kapanının birlikte görünümü

158 5.1.2.f. Çığ Tünelleri: Çığ tünelleri, çığların kara ve demiryollarına ve bu güzergahta seyreden araçlara zarar vermesini engellemek için yapılırlar. Tüneller, çığın üzerlerinden akıp gitmelerini sağlayacak şekilde vadiye doğru eğimli olarak genellikle beton veya çelikten imal edilirler. Tüneller, arazi morfolojisi ve oluşan çığın türüne göre açık veya kapalı olabilirler g. Bina Güçlendirme Teknikleri: Çığların tehdidi altında bulunan alanlarda, koşullu olarak binalara inşa izni verilebilir. Ancak bu durumda binalarda bazı özel yapım teknikleri uygulanmalıdır. Çığ patikasının ve gelebilecek çığın özelliklerinin iyi bir şekilde bilinmesi gereken bu durumlarda evlere gelebilecek basıncın 3 ton/m 2 'den az olması gerekmektedir. Aksi taktirde burada inşa izni verilememektedir Geçici Önlem Yöntemleri Tek ya da çok namlulu çığ düşürücüler, çığ topları, Gaz-Ex, Cat-Ex yöntemleri ile yapay çığ oluşturmak en sık kullanılan geçici yöntemlerdir. Karayolları ve kayak merkezlerinde ise genellikle yol uyarı ve kapama sistemleri kullanılmaktadır. Fakat bu yöntemin uygulamasında, uygulama süresi çok önemlidir. Halkın veya ilgililerin tepkisini almamak için önceden uyarı yapmak gerekmektedir. Aynı şekilde bu uyarıların yerleşim yerlerinde tehlikeli dönemlerde de yapılması gerekmektedir. Bugüne kadar gerek Afet İşleri Genel Müdürlüğü danışmanlığında, gerekse farklı kurumsal veya özel imkanlarla yapılmış olan çığ önlem yapılarının sayı ve kalitelerinin arttırılması, çığ önlem yapılarının projelendirilmesi, projelendirme sonrası araziye aplikasyonu, yukarıda adı verilen yönetmeliğin hazırlanması öncelikli hedeflerdendir. 6. ÇIĞ EĞİTİM ÇALIŞMALARI Çığ Araştırma-Geliştirme, Etüd ve Önlem Şube Müdürlüğü tarafından 1994 yılından bu yana şu kesimlere yönelik eğitimler verilmiştir: Bayındırlık ve İskan İl Müdürlükleri teknik personeline, İllerdeki karar vericilere, Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan teknik personele, Dağcılar ve kayak sporu ile ilgilenenlere, Her düzeyde öğrencilere, Çığ tehlikesi bulunan yerlerde yaşayan yerel halka, Askeri birimlere, Sivil Savunma personeline, Bu eğitimler konu başlıkları olarak; Temel çığ eğitimi, Arama-kurtarma eğitimi, Kar örtüsü stabilitesini belirleme ve yorumlama eğitimi, Haritalama eğitimi, Çığ tahmini eğitimi, Çığ önlemleri eğitimi

159 Bu eğitimler verilirken, eğitimleri daha etkili ve kalıcı kılmak için, yazılı ve görsel sunum ve makaleler hazırlanarak dağıtılmıştır. Kar ve çığ konusunda sahip olunan seminer, konferans, panel, vb aktivitelere katılım sağlanarak, edinilen bilgiler ilgili kişilere ulaştırılmaya çalışılmıştır. Yerel halkın bilinçlendirilmesine yönelik olarak Dikkat Çığ Tehlikesi isimli kitapçık (Şekil 19) hazırlanarak, çığdan etkilenen tüm yerleşimlere dağıtılmış, dağıtım işlemi esnasında bir çok yerleşim yerinde halkın soruları birebir ve anında cevaplandırılmıştır. Şekil 19. Dikkat Çığ Tehlikesi kitapçığı Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan teknik personel için Çığ El Kitabı ile Kar ve Çığ Sözlükleri hazırlanmış ve tüm kurumlara dağıtımı yapılmıştır (Şekil 20, 21 ve 22). Bilgilerin daha kalıcı olması amacıyla, amatörce de olsa interaktif bir CD hazırlanmış ve isteklilere her an verilmektedir. Bu CD içinde çığ ile ilgili tüm konularda detaylı açıklamalara, şekil, fotoğraf ve grafiklere ulaşmak mümkündür. Şekil 20.Çığ El Kitabı Şekil21.Kar ve Çığ Sözlüğü Şekil22.Kar ve Çığ (1. sürüm) Sözlüğü (2.sürüm)

160 Söz konusu bu eğitimler gelen talepler ve ihtiyaç doğrultusunda kapsamı belirlenerek, tekrarlanmaktadır. Ayrıca ülke ihtiyaçlarına göre halen hazırlık çalışmaları süren kitaplar ve kitapçıklar oluşturulmaktadır. ÇAGEM tarafından çığ afeti için yürütülen bu çalışmalardan alınan sonuçlar oldukça tatmin edici düzeydedir. Bu nedenle, diğer afetlerle ilgili bu tür çalışmaların hayata geçirilmesi yararlı olacaktır. 7. SONUÇ VE ÖNERİLER Ülkemizde çığ afetinin oluşturduğu zararları en aza indirmek için yapılan bu çalışmalar çeşitlendirilerek devam edecek olup, ilgili tüm kurum, kuruluş ve kişilerin de gereken hassasiyeti göstermeleri gerekmektedir. 8. KAYNAKLAR AFET-ÇAGEM, Çığ Kayıtları, Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara. Dunne, T. and Leopold, L.B., Water In Environmental Planning, Freeman, San Francisco, U.S.A., 818 p. Lınsley, R.K., Kohler, M.A., Paulhus, J.L.H., Hydrology For Engineers, International Student Edition, McGraw-Hill Company. Mıller, D.H., Water At The Surface of The Earth, International Geophysics Series Vol:21, Academic Press Inc., N.Y., U.S.A., 557 p. Ward, C.M. and Robınson, M., Principles of Hydrology, McGraw-Hill Company, England, 365 p.

161 AFET BİLGİ ENVANTER PROJESİ Dr. Ş.ÖZDEN 1, O. GÖKÇE 1, A. DEMİR 1, A. ÇİFTÇİ 1 ÖZET Afet İşleri Genel Müdürlüğü (AİGM), kuruluş amaç ve görevleri dahilinde, kurulduğu ilk günden bu yana ülkemizde meydana gelmiş yada gelmesi muhtemel afet olaylarını yerinde incelemektedir. Türkiye de 1950 li yıllardan bu yana meydana gelen afet olaylarını kapsayan bir başvuru kaynağı oluşturmak, her tür ve ölçekteki afet tehlikesi çalışmalarına temel altlık oluşturmak, Genel Müdürlüğümüzün yürütmüş olduğu çalışmaların geriye dönük analizlerini yapmak, afetlerin maddi ve manevi zararlarını gözler önüne sermek, afetlere karşı duyarlı bir toplum oluşturulması çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla Afet Bilgi Envanteri projesi hazırlanmıştır. Projede, afet etüt raporları baz alınarak hazırlanan veritabanı ile yılları arasında ki veriler, afet türleri kapsamında sınıflandırılmış, mekansal sorgulamalar CBS programı kullanılarak yapılmış olup, afet türlerine göre ve üç alt başlık altında değerlendirilmiştir. Sorgulamalar iller, ilçeler ve yıllar bazında yapılmış, oluşturulan dosyalardan tematik (konulu) haritalar üretilmiştir. Tematik haritalar, verilerin dağılım oranları dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Böylece afetin türü, zaman ve mekansal dağılım esasına göre haritalar elde edilmiştir. Afet türlerine göre en çok ve en az etkilenen yerler, bölgeler tespit edilmiştir. Afet olayları genellikle, nakil kararı verilen olay sayıları ve nakil verileri ışığında değerlendirilmiştir. Afet türlerinin birbirlerine oranla dağılımları belirlenmeye çalışılmış meydana gelen hasarlar kapsamında bazı varsayımlar ile ülke ekonomisine olan etkileri hesaplanmıştır. Bu çalışma ile afetler kapsamında yapılan etkili nakillerin oranları; % 45,01 deprem, % 25,60 heyelan, % 8,52 kaya düşmesi, % 8,69 su baskını, % 1,71 çığ, % 3,07 diğer afetler ve % 7,38 çoklu afetler şeklindedir. Su baskını, çığ ve heyelanlar bazında Erzurum ili için yılarına ait hidrometerolojik afetler değerlendirilmiştir. Meydana gelen hidrometerolojik afetler nedeniyle toplam 3846 etkili nakil çalışması gerçekleştirilmiştir. Erzurum ilinde çığ olayından 35, heyelan olayından 198 ve su baskınlarından 173 yerleşim birimi etkilenmiştir. Olay sayıları ve etkili nakil verileri incelendiğinde en fazla heyelan afetinin etkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Afet envanteri, afet veri tabanı, afet oranı, çığ, heyelan, su baskını, Erzurum DISASTER INFORMATION INVONTERY ABSTRACT Turkey is one of the countries which frequently subjected to natural disasters resulting in great loss of life and property due to its tectonic and geological structure, topographic and climatic conditions. General Directorate of Disaster Affairs (GDDA) examines occurred and probable disaster events since 1950 s. Disaster information inventory project was prepared to create a reference source for last app. 50 years disasters, to be a base for all kind of disaster mitigation studies, to present the amount of economical loss due to disasters and to participate the development of a disaster conscious public awareness. Firstly, a database was prepared by the data coming from disaster survey reports. Then all data was integrated to GIS and queried by means of disaster kinds. All queries were separated according to provinces, sub provinces and years; finally thematic maps were produced according to the kind of disaster, spatial distribution and time. The most and least affected areas (settlements) were recognized according to the disaster type. The graphical distribution of disaster types was delineated from the 1 T.C. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Ankara

162 approximate number of disaster affected people. Additionally, economical aspects of disasters were tried to be outlined in terms of houses (of disaster victims, householders) damaged and rebuilt by GDDA. The distribution of disaster types according to number of disaster victims was calculated as follows: earthquakes (45,01%), landslides (25.40%), floods (8,69%), rock falls (8.52%), snow avalanches (1.71%) and others (mostly fire events) (3,07%). Land slides and rock falls was calculated as mass movement that theirs rate is 42,71%. Hydrometerological disasters including floods, avalanches and landslides were evaluated for Erzurum between Those disasters created approximately 3846 disaster victims (householders). Effected number of urban settlements is 35 by avalanches, 198 by landslides and 173 by floods in Erzurum. Landslides are the most abundant disaster type. Key Words: Disaster inventory, disaster data base, disaster rate, avalanche, landslide, flood, Erzurum 1. ULUSLARARASI LİTERATÜRDE AFET ENVANTERİ Afet, yerel kapasiteyi aşan, ulusal veya uluslar arası yardım gerektiren, tahmin edilemeyen ve aniden meydana gelen, büyük zararlar ile insan ölümlerine neden olan olay olarak tanımlanmaktadır (Hoyois and ark., 2007). Uluslar arası sınıflandırmalarda afetler, doğal afetler ve teknolojik afetler olarak iki grup altında değerlendirilmektedir. Doğal afetler de kendi içinde hidrometerolojik afetler ve jeolojik afetler şeklinde ayrılmaktadır. Doğal afetler olarak çığ, heyelan, kuraklık, kıtlık, ekstrem sıcaklıklar, su baskınları, orman yangınları, kasırgalar ve diğer afetler (örneğin, böcek istilaları, dalga kabarmaları) kabul edilmektedir. Jeolojik afetler içinde depremler, tsunamiler ve volkan patlamaları yer almaktadır. Teknolojik afetler üç gruba ayrılmakta olup endüstriyel kazalar, ulaşım kazaları ve çeşitli kazalar şeklinde sınıflandırılmaktadır. Endüstriyel kazalar içinde kimyasalların saçılması, endüstriyel binaların çökmesi, patlamalar, gaz kaçakları, zehirlenmeler ve radyasyon afet olarak değerlendirilmektedir. Ulaşım kazaları içinde hava kara ve deniz taşımacılığında meydana gelen kazalar teknolojik afet olarak kabul edilmektedir. Çeşitli kazalar grubunda yer alan endüstriyel olmayan ve mahalli binaların çökmesi, patlama ve yangınlar da teknolojik afetler grubunda sayılmaktadır (Hoyois, 2007). Afet verileri arşiv, veritabanı veya envanter şeklinde bir araya getirilerek meydana geldikleri ülkelerde afetlerin boyutları belirlenmektedir. Afet envanter çalışmalarında insan ve ekonomik kayıplara ait veriler dikkate alınmaktadır. Uluslar arası veri tabanı çalışmalarında EM-DAT ve DESINVANTER en fazla kullanılan metotlardır. EM-DAT veri tabanında aşağıdaki kriterlerden en az birisine uygun olan afetler dikkate alınmaktadır (Tschoegl et al., 2006); - 10 veya daha fazla insan ölümüne sebep olan, veya daha fazla insanı etkileyen, - ülkede yardım durumu açıklanan, - uluslar arası yardım istenen afetler. EM_DAT veri tabanında yer alan veriler; afet numarası, ülke veya şehir adı, afet grubu (doğal, teknolojik), afet türü ve alt türü, tarih( başlama ve bitiş tarihi), ölü sayısı, yaralı sayısı, evsiz kalanların sayısı, etkilenen insan sayısı (ilk yardım periyodu için acil yardım gereken insanlar evlerini boşaltmak zorunda kalanlar veya

163 yer değiştirenler), toplam etkilenen insan sayısı, tahmin edilen zarar, diğer bilgiler (lokasyon, enlem ve boylam, ikim verileri vb.) olarak yer almaktadır (EM-DAT). DESINVANTER veritabanı bölgesel, ulusal ve lokal düzeyde afetlerin boyutlarını ortaya koymak amacıyla geliştirilmiş, Latin Amerika, Karaipler, Asya ve Africa da toplam 16 ülkenin kullandığı veritabanı olup; (La RED) ölü sayısı, etkilenen kayıp insan sayısı, yer değiştiren, yaralanan, zarar gören ev sayısı, yıkılan ev bina sayısı, büyüklük, ülkelerin kendi para biriminde ekonomik kayıp miktarı, USD olarak zarar, yollardaki zarar, ürün zararı, hayvan sayısı ve etkilenen sektörler (su kaynakları, iletişim, topoğrafya vb.) veri olarak yer almakta orta ve küçük ölçeklerdeki afetleri de içermektedir ( Diğer ülkelerin veritabanları arasında Amerika SHELDUS 1900 yılından beri gerçekleşen afetlerin konumsal zararları, olayları ve kayıpları yansıtmaktadır. Ürün zararı, arazi mal mülk zararı diğer veriler yanında önemsenmektedir. Güney Afrika MADUSISA izleme, haritalama ve afet olaylarının analizlerini yapmak amacıyla hazırlanmıştır. Kanada afet veri tabanı CDD, 1900 yılından itibaren meydana gelen doğal ve teknolojik afetleri, Avusturalya EMA veritabanı 3 veya daha az ölen sayısı, 20 yaralı kriterlerini esas alarak önemli zararlar, yoksulluk, alt yapı, tarım ve çevreye olan etkileri gibi verileri içermektedir. Ülkelere ait afet envanterler o ülkelerde meydana gelen tüm afet türlerini kapsadığı gibi sadece tek bir afet türüne ilişkin ayrı veritabanları da bulunmaktadır. USGS e ait deprem veritabanı, teknolojik afetlere ait UNEP/APELL, su baskınları için DFO, tsunami için NGDC, endüstriyel kazalar için MARS veritabanları örnek olarak verilebilir (Tschoegl et al. 2006). Türkiye Ulusal Afet Arşiv Sistemi-TUAAS (AİGM,2008), kullanıcılara, özellikle de karar vericilere, uygulayıcılara ve araştırmacılara çalışmalarında yardımcı olmak ve ayrıca kamuoyunun karşı karşıya bulundukları riskleri daha iyi anlayabilmelerini sağlayabilmek için Türkiye de meydana gelmiş afetler konusundaki verilerin elektronik ortamda hizmete sunulmasını amaçlamaktadır. Ulusal Afet Arşivi Türkiye yi etkileyen doğal ve teknolojik afetlerden, afet arşivi kriterlerine uygun olanları kapsamaktadır. Türkiye Ulusal Afet Arşiv sisteminde yer alan afet kriterleri aşağıda belirlenmiş olup bu kriterler zaman içinde geliştirilebilecektir. Aşağıda sıralanan kriterlerden en az birinin olması afet arşivine dahil olması anlamına gelmektedir (AİGM, 2008). En az 10 ölü veya, En az 50 yaralı veya, Afetten etkilenen en az 100 kişi olması veya, Genel hayatın olumsuz etkilenmesi veya, Acil yardım talebinde bulunulması AİGM kuruluş amaç ve görevleri dahilinde, kurulduğu ilk günden bu yana ülkemizde meydana gelmiş yada gelmesi muhtemel afet olaylarını yerinde incelemektedir sayılı Afet Yasasının 1. Maddesi kapsamında belirtilen deprem (yer sarsıntısı), yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri afetlere bağlı olarak; yapıları ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirler ve yapılacak yardımlar AİGM nün görev yetki ve sorumluluğundadır.

164 Afet Etüt ve Hasar Tespit Daire Başkanlığı nca Türkiye de 1950 li yıllardan bu yana meydana gelen afet olaylarını kapsayan bir başvuru kaynağı oluşturmak teknik elemanlara, büro ve arazi incelemelerinde kolaylık sağlamak, her tür ve ölçekteki afet tehlikesi çalışmalarına temel altlık oluşturmak, çalışma sonucunda ortaya konan mekansal (CBS) ve istatistik verilerin, amirler, çeşitli kurum ve kuruluşlar, ilgili konularda çalışanlar ve vatandaşlar için -Internet ve İntranet ortamında online olarak sorgulanabilen- bir kaynak oluşturmak, çalışmalar sonucunda oluşturulan haritalar, broşürler vb. ile, afet görmüş ve/veya görmesi muhtemel yerleşim birimlerinin bağlı olduğu Valiliklerde düzenlenecek, toplantı ve sempozyumlarla, vatandaşları bilgilendirmek, Genel Müdürlüğümüzün yürütmüş olduğu çalışmaların geriye dönük analizlerini yapmak, afetlerin maddi ve manevi zararlarını gözler önüne sermek, afetlere karşı duyarlı bir toplum oluşturulması çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla AİGM görev alanı itibariyle sadece konut bazında hasara neden olan afetlerin envanteri için bir veri tabanı hazırlanmıştır. Afetlere ilişkin verilerin coğrafi bilgi sistemine entegresi (Geocoding) sağlanmıştır. CBS e entegre edilmiş veriler afet türleri kapsamında sınıflandırılmış, sorgulamalar ile ayrılarak afet türlerine göre ve üç alt başlık altında değerlendirilmiştir. Sorgulamalar genellikle iller, ilçeler ve yıllar bazında yapılmış, oluşturulan dosyalardan tematik (konulu) haritalar üretilmiştir. Tematik haritalar verilerin dağılım oranları dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Böylece afetin türü, zaman ve mekansal dağılım esasına göre haritalar elde edilmiştir. Afet türlerine göre en çok ve en az etkilenen yerler (yerleşimler) tespit edilmiştir. Elde edilen yeni veriler, tematik haritalar yanında grafik halinde de değerlendirilmiş ve sunulmuştur. Bu çalışmada kullanılan etkili nakil terimi; haneleri kullanılamaz hale gelmiş ya da gelmesi muhtemel, 7269 sayılı Afetler Kanununa göre Genel Hayata Etkili bulunmuş afet olaylarındaki afetzede sayısını belirtmektedir. Afet olay sayısı; ilgili yerleşim birimi için hazırlanmış afet etüt raporlarına karşılık gelmektedir. Afet türlerinin ülke bazında oransal dağılımı belirlenmeye çalışılmış ve ekonomik değerlendirmeleri yapılmış ve meydana gelen hasarlar kapsamında bazı varsayımlar ile ülke ekonomisine olan etkileri hesaplanmıştır. 2. AFET TEHLİKELERİNİN GENEL DEĞERLENDİRMESİ Ülkemizde meydana gelen afetlerin; etkili nakiller, afet olay sayıları ve etkilenen yerleşim birimi sayıları baz alınarak yapılan değerlendirmesi sonucunda afetin türüne göre dağılım Tablo 1 de gösterilmektedir (Veritabanı redaksiyon ve düzeltme çalışmaları devam etmektedir):

165 Tablo 1. Afetin türüne göre, afet olay, etkili nakil ve etkilenen yerleşim birimi sayılarının genel dağılımı * Deprem için olay sayısı, 1950 lerden bu yana meydana gelen deprem sayısı anlamına gelmemektedir. Meydana gelen depremlerde etkilenen ve gerektiğinde birden çok kez etüt edilen yerleşim birimleri sayısını belirtmektedir. Ülkemizde meydana gelen afetlerin, türlerine göre dağılımı incelendiğinde Tablo 1 ve Şekil 1 den görülebileceği gibi; Afetler kapsamında yapılan etkili nakillerin % 45,01 i depremler nedeniyle yapılmıştır. Heyelan % 25,60, Kaya düşmesi % 8,52 ve Su baskını kapsamında yapılan etkili nakillerin oranı % 8,69 ve Çığ % 1.71 ile en az etkili nakil çalışmasına neden olmuştur. Diğer afetler kapsamında yapılan etkili nakillerin oranı %2,96 dolayındadır. Aynı alanda birden çok farklı afetlerin oranı % 7,38 civarındadır. Tasnif edilmemiş olaylar için de % 0,02 oranında etkili nakil çalışması yapılmıştır. Kaya düşmesi ve heyelan kütle hareketleri dahilinde birlikte değerlendirilecek olursa toplam etkileri % 34,12 dir. Ülke genelinde su baskınları ve kütle hareketleri toplam % 42,71 dolayında etkili olmuştur.

166 Şekil 1. Afet türlerinin etkili nakil sayılarına göre dağılımı Olay sayıları açısından ise deprem dışındaki afetlerden heyelanlar en yüksek orana sahiptir (Şekil 2). Su baskını olay sayısı % 15,31 olup, hidrometerolojik afetler içinde yer alan çığ, su baskını ve heyelanların birlikte olay sayıları % 70 kadardır. Dolayısı ile olası iklim değişikliğinden etkilenecek ülkelerden birisi olan ülkemiz açısından bu oran oldukça önemlidir. Şekil 2. Deprem dışındaki afetlerin olay sayılarına göre dağılımı 3. AFET ZARARLARINA BİR YAKLAŞIM Küresel ısınmaya bağlı olarak iklim değişikliğinin etkileri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkisini göstermesi kaçınılmazdır. Son yıllarda, özellikle, ani meteorolojik değişikliklere bağlı olarak gelişen ve yerleşim birimlerini tehdit eden, can ve mal kaybına yol açan afetlerin sayısında bir artış söz konusudur. Ayrıca; ülkemizde de çoğalan nüfus, çarpık şehirleşme ve kırsal kesimdeki bilinçsiz yerleşim bu artışı olumsuz yönde tetiklemektedir.

167 Dünyadaki Yıllık afet istatistiklerini gözden geçirme değerlendirmesinde yılları arasında hidrometerolojik afetlerde önemli artış olduğu ifade edilmektedir (Hoyois et al., 2000) yılları arasında meydana gelen afetlerde yıllarına göre % 187 lik artış meydana gelmiştir. Avrupa da yılları arasında doğal afetlerin yol açtığı zararın % 89 u iklim değişikliklerinden kaynaklanmıştır (Şekil 3). Ortalamalar alındığında, Avrupa nın yıllık ekonomik kaybı 12 Milyar Euro olarak hesaplanmakta olup bunun %28 i sigorta sektörü tarafından karşılanmıştır lerde doğal afet kayıplarının %17 si sigorta teminatı altındayken bu oran 2006 da % 28 e yükselmiştir (TSRSB, 2007). Şekil 3. Avrupa da iklim değişikliklerinden kaynaklanan doğal Afetler, ekonomik kayıplar ve sigorta teminatı altındaki kayıplar ( ), (TSRSB, 2007) İklim değişikliğinin olası etkisinin, afetlerin azaltılmasına yönelik sıkı önlemlerle ortadan kaldırılmaya çalışılmaması halinde, doğal afetler nedeniyle her yıl yaşamın yitirildiğinin tahmin edilmesinin yanı sıra, 2050 yılı itibariyle doğal afetlerin yıllık küresel maliyetinin 300 milyar Doları geçeceği beklenmektedir (ISDR, 2002). Son elli yılda afet zararlarının ekonomimize maliyeti sadece konut bazında hesaplanarak yaşanan afetlerin ekonomik boyutu irdelenmeye çalışılmıştır. Maliyet hesaplamasında afete uğrayan konut sayısı, toplam etkili nakil sayısı olarak alınmıştır. Yani toplam afetzede için konut yapılmış ve yapılmaktadır. Bir bu kadar konutun da yıkıldığı ya da kullanılamaz hale geldiği düşünülerek; konut sayısı iki ile çarpılmıştır. Toplamda yarısı kayıp yarısı da yeni yapılan/yapılacak konutlar olmak üzere konut sayısına ulaşılmaktadır. EYY yöntemi ile yapılan bir konutun maliyeti yaklaşık 45 bin YTL kabul edilmektedir ve yarım milyon konut ile çarpıldığında, sadece konutlar için 23,36 milyar YTL kayıp ve harcama söz konusudur. Yeni yerleşim yeri belirleme çalışmaları, geçici iskan maliyetleri, kira yardımları, ıslah çalışmalarının maliyetleri, kamulaştırmalar, sosyal tesisler, alt yapı çalışmaları, arazi çalışma maliyetleri, zaman ve işgücü kaybı, yaralıların sağlık maliyeti, binalar içinde hasar gören maddi eşyalar, ülke

168 insanlarının psikolojik etkilenmeleri, vb. tüm kayıp, gider ve harcamalar bu hesabın dışındadır (Tablo2). Tablo 2. Afetzede sayısına göre afetlerin yitirilen ve yapılan konutlar bazında maliyeti. 4. ERZURUM İLİNİN HİDROMETEROLOJİK AFETLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ ABEP-2005 çalışmasında illerin genel değerlendirmesine göre afetlerden etkilenen iller sıralamasında Erzurum ve Kocaeli ( > 15000) etkili nakil kararı sayısı bazında ilk sırada yer almıştır (Gökçe ve diğ., 2006). Erzurum ilinde yılları arasında yaşanan afetlerden çığ, su baskını ve heyelanların, olay ve etkili nakil değerleri, yerleşim birimleri, ilçeler ve yıllar bazında değerlendirilerek konumsal ve zamansal dağılımları hesaplanmıştır. Yapılan değerlendirmede heyelanların olay sayısı, etkili nakil değerleri ve yerleşim birimleri bazında en fazla etkiye sahip olduğu görülmüştür. Olay sayısına göre çığlar % 6, su baskınları % 35 ve heyelanlar % 59 oranında meydana gelmiştir (Şekil 4). Oluşan çığlarda 100 konut hasar görmüş olup su baskınları 1665 ve heyelanlar 2081 konutu etkilemiştir. Heyelanlar nedeniyle yapılan etkili nakil çalışmaları % 54 oranındadır (Şekil 5). 35 yerleşim biriminde çığ, 173 yerleşim biriminde su baskını ve 198 yerleşim biriminde heyelan yaşanmıştır. İl genelinde hidrometerolojik afet olaylarına en fazla Oltu ve İspir İlçesi maruz kalmış Ilıca ve Narman İlçelerinde meydana gelen afetlerin olay sayıları fazla olmamasına rağmen en yüksek etkili nakil çalışmaları bu ilçelerde gerçekleştirilmiştir (Şekil 6-7).

169 5. İLÇELER BAZINDA HİDROMETEROLOJİK AFETLER İlçeler bazında hidrometerolojik afet türlerine göre etkili nakil verileri GIS ortamında sorgulanmış olup Narman, Ilıca, Aşkale nin diğer ilçelere oranla daha fazla etkilendiği belirlenmiştir (Şekil 6). Su baskınları tüm ilçelerde meydana gelmiş ancak Tekman, Karaçoban ve Uzundere de etkili olmamıştır (Şekil 9). Ilıca ilçesinde su baskınları etkili olmuş bu ilçeyi Narman izlemiştir. Çığların en fazla etkili nakil çalışmasına neden olduğu ilçe Aşkale olarak tespit edilmiştir (Şekil 10). Heyelanlar da her ilçede görülmüş ancak merkez ilçede etkili olmamıştır (Şekil 8). İspir, Narman ve Şenkaya da heyelanlar diğer ilçelere oranla daha fazla etkili olmuştur. Olay sayıları sorgulamasında en yüksek heyelan olay sayısı İspir, Oltu ve Şenkaya da belirlenmiştir (Şekil 11). Su baskını olayları incelendiğinde İspir, Oltu, Aşkale ve Horasan yapılan sınıflamada ilk sırada yer almışlardır(şekil 12). Ilıca ilçesinde sadece 12 su baskını yaşanmış ancak 2004 yılında yaşanan su baskını ilçeyi en fazla etkileyen olay olmuştur. Yaşanan çığ olaylarına ait verilerin analizi sonucu İspir, Merkez, Çat ilçelerinde çığ olay sayıları diğer ilçelerden fazla olmuştur (Şekil 13), 9 ilçede çığ olayı yaşanmamıştır.

170 6. YILLARA GÖRE HİDROMETEROLOJİK AFETLER Olay sayıları bazında yapılan sorgulamada çığ olaylarının 2004 yılında en yüksek değerine ulaştığı görülmüştür. 1991, 1994 ve 1997 de 3 olay meydana gelmiş olup diğer yıllardaki olay sayıları münferit olaylar (1-2) şeklinde gerçekleşmiştir. Çığlar için 1996 yılında en fazla nakil çalışması yapılmış 1963 ve 1992 yıllarında da yüksek sayıda nakil çalışması gerçekleşmiştir. Heyelan olaylarına bakılıdığında Şekil 16 dan da görülebileceği gibi en çok olay sayısı 2006 da belirlenmiştir. İlk heyelan olayı verisi 1945 yılına ait olup 1957 yılına kadar başka bir kayda rastlanmamıştır yılından 2007 yılına kadar olan süreçte 1961, 1976, 1977, 1986 yılları hariç hemen hemen her yıl heyelan olayının yaşandığı görülmektedir yılından sonra en çok heyelan olayı 1993 yılında meydana gelmiştir. Heyelanlar açısından en fazla nakil çalışması 1987, 1988 yıllarında yapılmıştır (Şekil 17). 1964, ve 2006 yıllarında nakli yapılan konut sayısı 100 ün üzerindedir.

171 Su baskınları açısından 1983 yılında etütlerin fazla olması nedeniyle geri kalan verilere bakıldığında en fazla olay 1984 yılında yaşanmış ve bu yılı sırasıyla 1987 ve 1990 yılı izlemiştir (Şekil 18) te meydana gelen su baskını olayı diğerlerinden çok daha etkili olmuş ve dolayısıyla en fazla nakil çalışmasına neden olmuştur (Şekil 19). 7. SONUÇLAR ve ÖNERİLER 1.Yapılan değerlendirmede 2008 e kadar son 50 yılda ülkemiz afetlerden önemli ölçüde etkilenmiştir ve Erzurum afetlerden en çok etkilenen iller arasında bulunmaktadır. 2.Doğal Afetlere ilişkin veri toplanması konusunda uluslararası ortak bir karar bulunmamaktadır. Zaman, finansal sorunlar, afet olayının karmaşıklığı yanında kavramlarda, yöntemlerde, toplanan verilerin noktasal özellikleri konularında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Afet veri tabanı çalışmalarında verilere ait alansal ifadelerde, sınırların gösterilmesinde, rapor tarihi, kavramlar ve kullanılan terminolojinin standardizasyonundaki eksiklikler afet etkilerinin ifade edilmesindeki güvenilirliği etkileyen etmenler arasında sayılmaktadır (Hoyois 2006). Dolayısı ile afet veri tabanlarının afet boyutlarını ortaya koyabilmesi ve karşılaştırmaların yapılabilmesini sağlayacak nitelikte uluslar arası anlamda standardize hale getirilmesi gerekmektedir. 3.Afet azatlımı için yapılacak çalışmalar iklim değişikliğinin getireceği extrem olaylarla baş edebilmeyi sağlayarak sektörlerce alınacak önlemlerle de adaptasyon sürecine geçiş hızlanacaktır. 4.Afet zararlarının azaltılması için Hyogo Eylem Çerçevesi (Hyogo Framework for Action) nde yer alan çalışmaların başlatılması gerekmektedir. 5.Ülkemizde yer alan afet türlerinin yeniden tanımlanması (örneğin kuraklık) ve bu konuyla ilgili yasal çalışmaların ivedilikle sonuçlandırılması büyük önem arz etmektedir. 8. KAYNAKLAR Afet İşleri Genel Müdürlüğü Türkiye Ulusal Afet Arşiv Sistemi-TUAAS. Disenvanter (homepage on the internet). Colombia: Observatorio Seismologico del SurOccidente; c2003 ( EM-DAT, The OFDA/CRED International Disaster database-

172 Univeriste Catholique de Louvain-Brussels-Belgium. Gökçe,O., Demir, A., Özden,Ş., Türkiye de Heyelanlı Yerleşim Birimlerinin Dağılımı ve CBS ortamında sorgulanması ( Afet Envanteri ). Hoyois, P., Below,R., Scheuren, J-M., Guha-Sapir.D. May Annual Disaster Statistical Rewiew Numbers and Trends.Univeriste Catholique de Louvain- Brussels-Belgium. Brussels. ISDR. Disaster Impact on Development Disaster Reduction and Sustainable Development, United Nations International Strategy for Disaster Reduction Afet İşleri Genel Müdürlüğü DRM Kurs Notları. TSRSB. İklim Değişikliği ve Doğal Afetlerin Sosyal ve Ekonomik Etkilerinin Azaltılması, Avrupa Birliği ve Uluslararası ilişkiler Birimi Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Tschoegl L., Below R.Guha-Sapir D. An Analytical Review of Selected Data Sets on Natural Disasters and Impacts. UNDP/CRED Workshop on Improving Compilation of Reliable Data on Disaster Occurrence and Impact. April 2-4, 2006.Bangkok Thailand.

173 AŞIRI KAR YAĞIŞLARININ AFETE DÖNÜŞMESİNİ ENGELLEMEK İÇİN ALINMASI GEREKEN BAZI ÖNLEMLER Doç. Dr. R. SEVER 1 ÖZET Kar yağışları, mevsiminde ve olağan ölçülerde meydana geldiğinde insan ve ortam için oldukça yararlıdır. Ancak mevsiminde veya beklenmedik zamanlarda, normalinden az ya da fazla olan kar yağışları afete neden olabilmektedir. Bu çalışmada 2003 te Erzurum ve 2006 yılında Bartın da yaşanan aşırı kar yağışlarının neden olduğu zararlar da dikkate alınarak söz konusu felaketin boyutları incelenmiştir. Ayrıca aşırı kar yağışlarının bir felakete dönüşmemesi için alınması gereken ulusal, bölgesel ve yerel önlemler üzerinde de durulmuştur. Birçok doğal kaynaklı afette olduğu gibi, aşırı kar yağışlarının bu kadar etkili ve olumsuz sonuçlar doğurmasında doğal çevreye uygun olmayan beşeri faaliyetler; alt yapı hizmetlerindeki yetersizlikler, afet eğitimi, afet yönetimi gibi bir dizi insan kaynaklı etkenler önemli rol oynamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kar, doğal afet, Erzurum SOME PRECAUTIONS TO BE TAKEN TO PREVENT EXTREME SNOWFALLS FROM TURNING INTO DISASTERS ABSTRACT Snowfall is quite beneficial for the environment and human beings when they happen in normal amounts and also in the expected seasons. But the snowfalls which are little or much more than the standart amount can cause disasters. In this article; the disasters caused by extreme snowfalls in Erzurum in 2003 and in Bartın 2006 and their damages caused by these disasters have been investigated. In addition, national, regional and local precautions which should be taken in order to prevent extreme snowfalls from turning into disaster have been proposed. As in the most natural disasters a set of human factors such as human activities which are not in accordance with natural environment, insufficiency of substructural services, education on disasters and management of disasters play great role in the heavy snowfall s bringing about so much effective and negative results. Keywords: Snow, nature disaster, Erzurum 1. GİRİŞ Doğal afetler; insan etkinliklerinin dışında jeolojik, jeomorfolojik, meteorolojik ve biyolojik olaylar sonucu can ve mal kaybına yol açan olaylar olarak karakterize edilmektedir. Kuşkusuz doğal afetler içinde atmosferik kökenli (meteorolojik-klimatolojik) olanlar, günümüzde çok sık ve yaygın biçimde tekrarlayan, büyük can ve ekonomik kayıplara neden olan felaketlerin başında gelir (Sipahioğlu, 2002). Nitekim dünyada, ortalama olarak bir yılda meydana gelen 31 doğal afetin 23 ü meteorolojik kökenlidir. Yine yılları arasındaki doğal afetlerde can kaybının %90 ının meteorolojik ve hidrolojik olaylardan kaynaklanması da bu gerçeği çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır (Angelfire.com/fm/cukurcayir/planlama,Ceylan 2003). Ne var ki insanların belleğinde en tehlikeli doğal afet olarak jeolojik (deprem) veya jeomorfolojik (heyelan) kökenliler gelmektedir. Oysa bilinenin 1 Atatürk Üniversitesi, K. K. Eğitim Fakültesi, Sosyal Bilgiler Eğitimi ABD

174 aksine, insanlığın başına gelen en büyük felaketlerin depremler değil, meteorolojik kökenli doğal afetler olduğu unutulmamalıdır. Örneğin, Bangladeş te tropikal siklonlara bağlı olarak 1970 te (bazı kaynaklarda ), 1991 de de insan yaşamını yitirirken, 1.7 milyon insan da bulundukları yerlerden tahliye edilmek zorunda kalmıştır (Rosenfeld, 1997; Ceylan, 2003; Özey, 2001). Gelişmekte olan ülkeler veya az gelişmiş ülkeler afetlerden çok daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle bazen on yıllar boyunca sosyal ve ekonomik gelişmeleri gerilemekte ve afetler karşısındaki çaresizlikleri artmaktadır. Yakın tarihimizde ( ) dünyadaki doğal afetler can kaybına neden olurken, 2 milyardan fazla insan da bu afetlerden dolaylı yollardan etkilenmiştir. Aynı dönemde meteorolojik kaynaklı afetlerin neden olduğu ekonomik kaybın ise 446 milyar Amerikan Doları civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu rakam bütün doğal afetlerin neden olduğu ekonomik kaybın yaklaşık olarak %65 ine tekabül etmektedir ( Ülkemizde de sözü edilen afetlerin neden olduğu yıkım ve hasarın boyutları oldukça büyüktür. Nitekim değişik bölgelerde, farklı zamanlarda meydana gelen meteorolojik kökenli doğal afetlerin yol açtığı kayıplar oldukça fazladır. Bunlardan ilk akla gelenler Haziran 1990 Trabzon; 13 Temmuz 1995 Senirkent; 3-4 Kasım 1995 İzmir; Mayıs 1998 de Batı Karadeniz, Ağustos 1998 de Trabzon ve 10 Ağustos 2005 te Erzurum çevresinde meydana gelen aşırı yağışlar ve sel felaketleridir. Ayrıca Kasım 2006 da sağanak yağış sonrasında oluşan sel ve taşkınlarda Diyarbakır, Batman, Şırnak, Şanlıurfa ve Mardin de onlarca insan hayatını kaybetmiş, yüzlerce ev ve işyeri büyük hasar görmüş ve binlerce hektarlık tarım arazi de su altında kalmıştır. Aşırı kar yağışlarına bağlı olarak oluşan afetlere örnek olarak da Ekim 2003 tarihinde Erzurum ve 4 5 Kasım 2006 tarihinde Bartın da yaşanan felaketler gösterilebilir. Kuşkusuz belirtilen doğal afetlerin yaşanmasında ekstrem yağış değerlerinin etkisi büyük olmakla birlikte, çarpık kentleşme ve alt yapı eksikliklerinin de katkısı az değildir. 2. AŞIRI KAR YAĞIŞLARI VE TÜRKİYE Şiddetli kar yağışı on iki saat içinde toplam 10 cm den ya da 24 saat içinde 15 cm den daha fazla örtü oluşturan yağış olarak kabul edilir (Şahin,Sipahioğlu,2002;154). Bu tanımda geçen kısa zamandaki kar birikmesi, ülkemizin kıyı kesimi dışındaki hemen tüm bölgelerinde görülebilir. Özellikle iç ve doğu bölgelerimizin birçok kesiminde, biriken kar örtüsü belirtilen kalınlıktan çok daha fazladır. Ülkemizde meydana gelen aşırı kar yağışları genellikle üç yolla oluşmaktadır. Bunlardan biri Kutupsal cephenin salınımlarına bağlı olarak Balkanlardan ve Karadeniz üzerinden İzlanda alçak basınç sistemiyle gelen soğuk ve nemli hava kütleleridir (mp). Bir diğeri ise İzlanda alçak basıncının Akdeniz alçak basıncı ile oluşturduğu cephe sistemleriyle Akdeniz üzerinden gelen mevsimine göre nispeten ılık ve nemli hava kütleleridir. Son olarak Balkanlardan gelen soğuk ve nemli hava kütlesi ile Akdeniz oluşumlu ılık ve nemli hava kütlelerinin karşılaşmasıyla oluşmaktadır (Sipahioğlu, 2002). Genel anlamda subtropikal kuşakta Akdeniz makroklima bölgesinde yer alan Türkiye, matematiksel ve özel konum koşularına bağlı olarak yıl boyunca farklı tipteki hava kütlelerinin etkisi altında kalmaktadır. Kış devresinde polar, yaz devresinde tropikal kökenli cephe sistemlerinin etkisi altına giren Türkiye, söz

175 konusu hava kütlelerinin ilerleme ve gerileme dönemlerine rastlayan ilkbahar (Mart, Nisan) ve sonbahar (Ekim, Kasım) mevsimlerinde de bol yağış alır. Genellikle bu dönemdeki yağışlar kıyı ve kıyılara yakın kesimlerde yağmur, iç bölgelerdeki yüksek kesimlerde ise karla karışık yağmur veya kar şeklinde olmaktadır. Hatta bu dönemlerde Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi nin yüksek kesimlerine düşen kar etkili olmakta, zaman zaman hayatı felce uğrattığı da görülmektedir. Ayrıca bu dönemlerde görülen yağışların hem fiziki yapılarının farklı, hem de mevsim normallerinin dışında beklenilmeyen zamanlarda oluşması, felaket boyutlarının yüksek olmasına yol açar. 3. AŞIRI KAR YAĞIŞLARININ YOL AÇTIĞI ZARARLAR Kış aylarında meydana gelen kar yağışları mevsiminde olduğu için doğayı fazla etkilemediği gibi, insan yaşamına etkileri de çoğunlukla ulaşım faaliyetleri ile sınırlıdır. Gerçi bu mevsimimde bile aşırı kar yağışı olduğu günlerde yaşam önemli ölçüde zorlaşır. Ancak mevsiminde ne kadar aşırı yağış olursa olsun mevsimi dışında veya uzun yıllar ortalamalarında görülmeyen bir devrede şiddetli bir kar yağışı felaket anlamına gelir. Kuşkusuz, afetlerin en olumsuz sonucu can kayıplarıdır. Can kayıpları daha çok aşırı kar yağışları sırasında veya sonrasında meydana gelmektedir. Trafik kazaları, dam veya çatıların çökmesi, soba devrilmeleri sonucu çıkan yangınlar, soğuklar sonucu donma şeklindeki ölümler burada hatırlanabilir. Diğer pek çok afette olduğu gibi can kayıplarının birçoğu dolaylı etkilerden kaynaklanır. Erzurum da 2003 yılında meydana gelen aşırı kar yağışlarında iki kişi donarak, bir çocukta aşırı kar birikmesi sonucu devrilen sobadan hayatını kaybetmiştir. Kar yağışının erken başlaması ve fazla olması, özellikle yaylacılıkla uğraşan yörelerimizde büyük zararlara neden olur. Aşırı biriken kar sonucunda kapanan yayla yolları nedeniyle hayvan sürüleri mahsur kalmakta ve bunların da büyük bir kısmı telef olmaktadır. Bölgenin veya yörenin coğrafi özelliklerine göre erken veya geç olan kar/aşırı kar yağışları, tarım alanlarına da büyük zarar verir. Özellikle iç ve doğu bölgelerimizde önemli tarım ürünlerinden olan patates, şeker pancarı ve lahana gibi ürünlerin bulunduğu tarla ve bahçelerde henüz mahsulün kaldırılmamış olması binlerce dönüm tarım alanına zarar vermektedir. Bu durum rekolteyi önemli miktarda azaltmakta ve çiftçileri ekonomik kayıplara uğratmaktadır. Aşırı kar yağışları bitki örtüsüne de zarar verir. Gerek ekolojik gerek peyzaj bakımından önemli olan yeşil alanların büyük bir kısmı aşırı kar yağışları sonucunda tahrip olmaktadır. Özellikle sonbaharda hava sıcaklığının mevsim normallerinde gitmesi huş, söğüt, kavak, çınar, kayın, gürgen, kestane, dişbudak, incir, kiraz gibi ağaçların yapraklı kalmasını sağlamakta, bu ise ağaçlarda aşırı kar yükünün birikmesini kolaylaştırmıştır. Ağaçların vejetatif faaliyete devam etmesi (su yürümesinin devam etmesi, yapraklarının dökülmemesi) ve buna bağlı olarak üzerlerinde taşıyabileceklerinden fazla karın birikmesi kolayca kırılmalarına neden olmaktadır (Fotoğraf 1). Nitekim Bartın ve Erzurum da meydana gelen aşırı kar yağışlarında özellikle şehirdeki yayvan yapraklı ağaçlar başta olmak üzere birçok bitki zarar görmüştür.

176 Bartın da 4-5 Kasım 2006 tarihinde meydana gelen şiddetli kar yağışları özellikle bitkiler üzerinde etkili olmuştur. Bartın şehrinde 23 cm ölçülen kar kalınlığı, kırsal alanlarda cm olarak tespit edilmiştir. Bu ayda Bartın da aylık ortalama sıcaklık 13 C civarında olması nedeniyle gerek kültür bitkileri gerekse doğal bitkiler henüz kış şartlarına hazır değillerdi. Bu nedenle aşırı kar yağışına bağlı kar basıncı otsu, çalı ve odunsu bitkilerin devrilmesine, gövde tepe ve dal kırılmalarına neden olmuştur. Ayrıca aynı günlerde rüzgâr hızının uzun yıllar ortalamasından (1 m/sn) çok daha şiddetli (W-SW yönünde 13 m/sn) esmesi birçok ağacın kökünden sökerek devirmiştir. Bartın Orman İşletme Müdürlüğü nden alınan bilgilere göre bu afette m³ dikili gövde hacminde ağaç zarar görmüştür (Kaygın ve diğ., 2007). Kar afetinde, alt yapısı tamamlanmamış yerleşmelerde elektrik ve su kesintisi gibi olumsuzluklarda önemli bir sorun teşkil etmektedir. Aslına bakılırsa devrilen ya da kırılan ağaç/ağaç dallarının araçlara, haberleşme ve elektrik iletkenlerine zararı, afetlerdeki birçok sorunun asıl kaynağını oluşturur (Fotoğraf 2,3). Özellikle su ihtiyacının büyük bir kısmını elektrik enerjisi kullanarak yer altından sağlayan yerleşmelerde sular da kesilmektedir. Elektrik ve su olamayınca kaloriferler da yakılamamaktadır Ekimde Erzurum da yaşanan kar afetinde de böyle sorunlar yaşanmıştır. Su sıkıntısı, tarihi çeşmelerden, hazır sulardan ve belediyenin su tankerlerinden aşılmaya çalışılmıştır. Ancak kenar mahallerde su kesintilerinin uzun sürmesi birçok mikrobik hastalığın yayılmasına neden olurken, konutlarda kaloriferlerin yanmaması da nezle ve grip gibi mevsimsel hastalıkları yaygınlaştırmıştır. Ayrıca market ve evlerdeki buzdolapları çalışmadığından birçok gıda maddesi de bozulmuştur. Türkiye de bazı büyük şehirler bile (Erzurum %95, Malatya %90) içme ve kullanma sularının büyük bir kısmını yeraltından sağlamaktadır. Türkiye gibi 26 büyük su havzası (Seyhan, Fırat, Çoruh, Aras, Karasu ) bulunan bir ülkede, kimi yerleşmelerin halen içme-kullanma su ihtiyaçlarını yer altından sağlaması önemli bir planlama hatasıdır. Bunun yanında çoğu yerleşmede doğal afetler öngörülerek su kuyularında kullanmak üzere jeneratör gibi alternatif enerji sağlayıcıları bulundurmaması da dikkat çekicidir.

177 Aşırı kar yağışlarının yol açtığı en önemli sorunlardan biri de ulaşımdır. Özellikle Türkiye gibi otoyol ağının yetersiz olduğu yüksek bir ülkede karayolu güzergâhları, çok sayıdaki dağ geçitlerini izlemektedir (Girgin ve diğ., 2001). Kış mevsiminde az bir kar yağışında bile, yükseltisi m arasındaki (bu yükselti aralığında 95 geçit var) dağ geçitlerinde trafik aksamakta, hatta durmaktadır. Maalesef zaman zaman demiryollarında da olmak üzere ulaşımdaki bu olumsuzluklar hemen her yıl tekrarlanır. Özellikle doğu-batı ve kuzey-güney illerimizi birbirine bağlayan ve sayıları 250 yi bulan dağ geçitleri kışın kar ve tipi nedeniyle sık sık kapanmaktadır (Fotoğraf 4,5). Bu ana yol güzergâhları dışındaki ilçe ve köy yollarının günlerce kapalı kalması da büyük sorunlara yol açar. Örneğin, köylerdeki acil hastalar sağlık birimlerine zamanında ulaştırılamaz. Yine karayolunun kapanması nedeniyle yöre dışından yeterli gıda maddesi getirtemeyen/alamayan veya uzun geçen kış mevsimi nedeniyle yetiştiremeyen köyler büyük sıkıntılar yaşamaktadır.

178 Bazı şehirlerde aşırı kar yağışlarının yol açtığı sorunlar oldukça ilginç ve bir o kadar da düşündürücü olayların yaşanmasına da yol açmıştır. Örneğin 2003 yılında Erzurum daki kar felaketinde elektriğin kesilmesi nedeniyle, şehirdeki 70 fırından jeneratörü olan sadece beş fırın ekmek çıkartabilmiştir. Günde yaklaşık bir milyon ekmeğin tüketildiği şehirde, birkaç gün yeteri kadar ekmek üretilmemesi halk arasında paniğe bile neden olmuştur. Yukarıda belirtmeye çalıştığımız sorunların yanı sıra, afet sonrası oluşan belirsizlik ve karamsarlık nedeniyle toplumdaki gerilim artmaktadır. Nitekim ilgili yerel yönetimlerden sağlıklı bir bilgi alamayan ve sunulan alt yapı hizmetlerinin ne zaman normale döneceğini merak eden halk bazı şiddet olaylarının da yaşanmasına neden olabilir. 4. ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER Her ne kadar doğal tehditlerden kaçınmamız mümkün olmasa da, risk yönetimi ve erken uyarı sistemleri sayesinde ekstrem olayların felakete dönüşmesini büyük oranda engelleyebiliriz. Gelişmiş birçok ülkede meteorolojik kökenli doğal afetler (aşırı kar, tipi, dolu, sis, fırtına, kuraklık, yıldırım v.b.), modern meteoroloji istasyonları sayesinde, önceden tahmin edilerek, doğabilecek zararlar en az düzeye indirilebilmektedir. Ülkemizde ise, meteoroloji istasyonlarının sayısı ve kullanılan teknoloji istenilen düzeyde olmamasına rağmen, son yıllarda uydu fotoğrafları sayesinde oldukça isabetli hava tahminleri yapılabilmektedir (%80 -%86).

179 Bununla ilgili olarak Ekim 2003 yılında Erzurum da kar felaketinde yaşanan olaylar örnek gösterilebilir. Bu felaketten önce de, başta Erzurum ve çevresi olmak üzere diğer illerde (Elazığ, Erzincan, Kars, Kayseri ve Artvin) erken kar yağışlarının yer yer etkili olacağı günler öncesinden tahmin edilmişti. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün (DMİGM) tarihinde yayınladığı haftalık hava tahmini raporunda, Doğu Anadolu Bölgesi nin güneyinde ve doğusunda Ekim günlerinde kar yağışlarının yer yer etkili olacağı açıkça belirtilmiştir (DMİGM-2003). Ancak, aşırı kar yağışı, sel, taşkın ve çığ gibi afetlere neden olabilecek etkili yağış ifadesi çoğu zaman riskli bölgelerdeki yerel yönetimler ve halk tarafından pek ciddiye alınmamakta ve ne kastedildiği de tam olarak bilinmemektedir. Bu da afetleri kaçınılmaz kılmaktadır. Erzurum çevresinde 2003 Ekim ayında da böyle olmuştur. Nitekim aşırı yağmur ve kar yağışlarına neden olan hava kütleleri, Pazartesi (27 Ekim) gününden itibaren ülkemizin batı, kuzey ve doğu bölgelerini etkisi altına almıştır. 28 Ekim Salı günü genişleyen cephe sistemleri birçok yöre ile birlikte Erzurum u da içine alarak, aşırı yağışların oluşmasını sağlamıştır. Erzurum da Salı günü öğlen saatlerinde (13.00) hava sıcaklığının 5 ºC nin üzerinde olması sonucu yağışlar önce yağmur şeklinde başlamıştı. Daha doğrusu, az soğuk hava kütlerinden doğan iri taneli kar, bulut içinden yere düşerken, Erzurum üzerindeki daha sıcak alt hava tabakası içinde kolayca eriyerek, yağmur biçiminde yere ulaşmıştır. Buna karşın saat sularında, alt hava tabakasının soğumasıyla yağış şekli, yağmurla karışık kar şekline dönüşmüştür. Sulu sepken de denilen bu yağış, bir süre devam ettikten sonra, sularından itibaren yoğun bir kar haline dönüşerek, aralıklarla 16 saat kadar devam etmiştir. Bilindiği üzere, sıcaklığın fazla düşük olmadığı böyle hava kütlelerinde, mutlak nem oranı yüksek olacağından, yağan kar miktarı da fazla olmaktadır (Erol, 1993). Nitekim Erzurum Meteoroloji Bölge Müdürlüğü Ekim günlerinde, Erzurum da kar kalınlığını 14 cm, yağış miktarını da 53 kg olarak tespit etmiştir. Bu değer Ekim ayı uzun yıllar ortalamasının (33,6 kg) iki katına yakındır. Yine 2003 Ekim ayının toplam yağış miktarının 32,9 kg olduğu göz önüne alınırsa 16 saatte düşen yağış miktarının normalin çok üstünde olduğu kolaylıkla anlaşılır. Kısa zamanda çok miktarda düşen kar yağışı başta Erzurum şehri olmak üzere çevredeki birçok yerleşmede hayatı olumsuz etkilemiştir. Bu meteorolojik afet, ulaşımın tamamen durmasına, su ve elektriğin kesilmesine, eğitim ve öğretime ara verilmesine, her türlü iletişimin aksamasına, ağaç ve direklerin devrilmesine neden olurken, üç kişinin de hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Valilik kriz masasından alınan bilgilere göre toplam maddi zarar ise yaklaşık 3 milyon YTL olarak hesaplanmıştır. Bu arada hemen şunu hatırlatalım ki, matematiksel mevsim ile doğal mevsimin ne anlama geldiğini bilmeyen bazı yöneticiler ve halkın çoğu sosyokültürel ve ekonomik faaliyetlerde bunu pek de dikkate almazlar. Örneğin kar yağışı matematiksel mevsim olarak kışın aralık, ocak ve şubat ayında görülür diğer aylarda görülmez zannedilir. Oysa Doğu Anadolu Bölgesi nde ekim, kasım, aralık, ocak, şubat, mart hatta nisan ayında bile şiddetli kar yağışları görülebilmektedir. Bu nedenle bir yerde sosyal ve ekonomik planlamalar yapılırken matematiksel mevsimlerden çok yaşanan gerçek mevsim olan doğal mevsim göz önünde bulundurulmalıdır.

180 Kamu kurum ve kuruluşları ile mülki idarelerce ve yerel yöneticiler tarafından meteoroloji kuruluşlarının hazırlamış olduğu hava tahmin raporları dikkatli bir biçimde değerlendirilmelidir. Kurum ve kuruluşlar arasında iletişime önem verilmeli, aşırı yağışlara karşı hızlı ve düzenli bir acil yardım ekibi oluşturulmalıdır. Konu ile ilgili kuruluşlar arasında bilgi alışverişi ve koordinasyon mutlaka sağlanmalıdır. Ayrıca böyle afetlerin aşılmasında, her şeyi yerel yönetimlerden beklemek pek de rasyonel bir yaklaşım değildir. Dolayısıyla sivil toplum örgütlenmeleri yaygınlaştırılmalıdır. Söz konusu örgütlerin afet yönetiminin her safhasında oynayacağı rol ve yapacağı hizmetler kanun ve yönetmeliklerle düzeltilmelidir. İnsanların yerleşim yerlerini belirlerken jeomorfolojik ve meteorolojik özellikleri pek dikkat etmedikleri anlaşılmaktadır. Çevresine göre daha çukurda kalan ve rüzgârın taşıdığı karlarla dolabilecek yerleşmeler ve kapanabilecek kara ve demir yollarının olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Diğer doğal afetlerde olduğu gibi, atmosferik karakterli afet etkilerinin azaltılması için de uzun dönemli afet planlamalarının yapılması gerekir. Bunun için en çok görülen hava ve iklim kaynaklı afet kayıtları tutulmalı ve risk analizleri saptanmalıdır. Elde edilen veriler ile detaylı haritalarının yapılması öncelikli konuların başında gelmelidir. Alt yapı tesislerinin planlama aşamasında kar ölçüm bilgilerinin, temel bilgiler olarak dikkate alınmalıdır. Başta elektrik iletkenleri ve su temini çağın teknik ve teknolojik yeniliklerine uygun hale getirilmelidir. Ayrıca kar örtüsünün ani erimesi ile oluşabilecek sel ve taşkın olaylarına karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Karayolları ve demiryolları üzerinde kar birikiminin fazla olabileceği yerlerde kar tünelleri yapılmalıdır. Riskli durumları kamuya haber vermeyi sağlanacak yetkin ve yeterli uyarı sistemleri kurulmalıdır. Felaketten hemen sonra halkın bilgilendirilmesi öncelikli konuların başında gelmelidir. Ayrıca yerel yönetimler etkili bir acil durum ve tepki planı oluşturmak için gereken altyapıyı geliştirmek zorundadır. Acil durumlarda kullanılmak üzere başta, fırın, hastane, eczane ve eğitim kurumlarında jeneratörler hazır bekletilmeli, su depoları ve tankerlerin sayısı arttırılmalıdır. Bütün toplumun doğal afetler konusunda korunma, kurtarma ve alınabilecek önlemler bakımından okullarda ve medya aracılığıyla eğitilmelidir. Halk özellikle atmosferik doğal afetler konusunda bilgilendirilmeli ve bu konuda eğitici seminerler verilmelidir. Ülkemizde; doğal afetler nedeniyle ölüm tehlikesiyle karşılaşan insanları kurtarmak üzere yetiştirilmiş elemanlar son derece az, bilgi ve araç-gereç bakımından da yetersizdir. Bu nedenle sivil savunma ekiplerinin sayıları artırılarak çağın teknolojik donamlarına sahip olmaları sağlanmalıdır. Özellikle Doğu Anadolu Bölgesi ndeki birçok yerleşmede, biriken karı temizlemede araç ve personel yetersizliği nedeniyle çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Kuşkusuz kar temizliği Doğu Anadolu daki birçok yerleşme için hayati bir önem taşımaktadır (Fotoğraf 6). Çünkü kış aylarında biriken kar kalınlığı zaman zaman bir m yi bulmakta, kar örtüsünün yerden kalkması için de dört ay gibi uzun bir zaman geçmesi gerekmektedir.

181 Şehir ve kasaba yerleşmelerindeki peyzaj ve yeşil alan düzenlemelerinin, şehirlerin iklimine uygun olması şarttır. Ayrıca dikelen ağaçların düzenli olarak bakımlarının da yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde Erzurum ve Bartın da olduğu gibi büyük sorunların yaşanmasına neden olur. 5. SONUÇ Bilindiği üzere afet zararlarını azaltmak için risk yönetimi ve kriz yönetimi şeklinde iki ayrı uygulama vardır. Risk yönetiminde temel amaç zararı azaltmaktır. Gelişmiş ülkeler risk yönetimine önem verirken, gelişmemiş ülkelerde risk gerçekleştikten sonra yapılacak işlere önem vermektedir. Ayrıca yetersiz kalan alt yapı hizmetlerine radikal çözümler aranacağına, arama kurtarma eğitimine önem verilmektedir. Bu nedenle afetler olmadan önce yapılacak çalışmalar ve alınacak önlemlere önem verilmeli, afet önlenmeyecek seviyedeyse zararın karşılanması yoluna gidilmelidir. Bunun yanında doğal afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması konusunda merkezi yönetim, yerel yönetim, özel sektör ve halkın görev, yetki ve sorumlulukları arasında rasyonel dengeler oluşturulmalıdır. Çeşidi ve şiddeti ne olursa olsun, büyük yıkımlara neden olan afetlere dünyada ve Türkiye de gerekli hassasiyetin gösterilmediği ortadadır. Çünkü doğal afetlerin doğurduğu olumsuzlukların, büyük ölçüde insan faaliyetlerinin çevreyi yanlış kullanmalarına bağlı olarak arttığı görülmektedir. Kuşkusuz burada önemli olan, yaşanan afetlerden ders alarak, bilimsel temellere dayalı, katılımcı acil eylem planları ile afetlere hazırlıklı olmaktır. Bu nedenle risk yönetimine önem verilmesi; kriz ve risk yönetimini birlikte ele alan afet yönetim sistemleri geliştirilmelidir. Şu da unutulmamalıdır ki, olağanüstü hava olaylarına karşı toplumu tümüyle korumak da mümkün değildir. 6. KAYNAKLAR Akoğlu, H., Afet Kavramı ve Meteorolojik Afetlerin Sosyal Yaşama Etkileri. III Atmosfer Bilimleri Sempozyumu (19-21 Mart 2003), İstanbul. Ceylan, A., Meteorolojik Karakterli Doğal Afetlerin Zamansal ve Bölgesel Dağılımı. III Atmosfer Bilimleri Sempozyumu.(19-21 Mart), İstanbul. Demir, H., Doğal Afetlerde ve Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik te Afet Acil Yönetim Planlaması. Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi. S Dmigm, Haftalık Hava Tahmini Raporu.

182 Doğanay, H., Türkiye Beşeri Coğrafyası, Milli Eğitim Basımevi, Yayın Kodu Y , İstanbul. Doğanay, S., Alım, M., Altaş N.T., Atmosfer Kökenli Doğal Afetlere Bir Örnek: 10 Ağustos 2005 Erzurum Seli.Doğu Coğrafya Der. Sayı:16, S , Konya. Ege, R., Health Aspects of Disasters and Accidents, Emel Mat. Ankara. Ema, Hazards, Disasters and Suruival, Emergency, Management Australio, Dickson-Australio. Ergünay, O., Acil Yardım Planlaması ve Afet Yönetmeliği, Uzman Der Dergisi, Yıl:2, S.6-7(Nisan-Eylül). Erol, O., Genel Klimatoloji. Gazi Bürop Kitabevi, Ankara. Garipağaoğlu, N., Türkiye de Hava Kirliliği ve Coğrafi Esasları. Arya Matbaacılık, İstanbul. Girgin, M., Bulut, İ., Sevindi, C., Türkiye deki Karayolu Geçitleri. Atatürk Üniv. Fen-Edb. Fak. Sos. Bil. Der. Sayı:27, S , Erzurum. IFRC, International Federation of the Red Cross and Red Crescent. Kadıoğlu, M., Bildiğiniz Havaların Sonu Küresel İklim Değişimi ve Türkiye. Güncel Yay., İstanbul.. Kaygın, A.T., Yıldız, Y., Ertekin, M., Bartın da İklim Değişikliğine Bağlı Kar Zararları. VII. Ulusal Ekoloji ve Çevre Kongresi (10-13 Eylül 2007). Program ve Bildiri Özetleri S.178, Malatya. Kayhan, M., Yayvan, M., Demirtaş, M., 2003, Kuvvetli Hava Olaylarının Tahmini. III. Atmosfer Bil. Semp. (19-22 Mart ) İstanbul. Kırzıoğlu, M.F., Okuroğlu, M., Örüng., İ., Kırsal Yerleşimler ve Doğal Afetler. Goü. Ziraat Fakültesi Dergisi, 2006, 23 (2), S.53-58, Tokat. Koçman, A.,Türkiye İklimi. Ege Üniv. Edb. Fak. No:72, İzmir. Kopar, İ., Polat, S., Hadimli, H., Özdemir, M., Mart 2004 Pulur Çayı (Ilıca-Erzurum) Sel-Taşkın Afeti. Doğu Coğrafya Der. Sayı:13, S ,Konya. Özey, R., Çevre Sorunları, Aktif Yayınevi, İstanbul. Predicting Disasters, World Pres Review Vol : 41, Issue.2. Rosenfeld, Jeff, The Day of Judgement, Weatherwise, June/July, Vol:50, Issue.3 S Sever, R., Yazıcı, H., Excessıve Snow Falls Occured In Erzurum Between October 2003 and The Problems Caused, International Soil Congress(Isc) On, Natural Resource Management For Sustainable Devolopment, S.63-70, June 7-10,2004, Erzurum. Şahin, C., Afetler Coğrafyası. Gazi Üniv.Yay. No:172, Ankara. Şahin, C., Sipahioğlu, Doğal Afetler Ve Türkiye, Gündüz Yay., Ankara. Wmo, Reducing Vulnerability To Weather And Climate Extremes. No 936, Genevo-Switzerland. Yazıcı, H., Özdemir, Ü., Sever, R., Yıldızkent (Erzurum-Yenişehir Belediyesi) Şehirsel Alanı Ve Başlıca Sorunlar. Türk Coğrafya Dergisi, Sayı:35, S , İstanbul.

183 notlarının Sigorta Dünyası Dergisinin 30 Kasım 2002 Tarihli umsal/kurumsal

184 DOĞU ANADOLU VE ERZURUM DAKİ GÖÇ OLGUSU VE KARIN GÖÇE ETKİSİ ÜZERİNE BİR UYGULAMA Doç. Dr. K. KARABULUT 1 ÖZET Çok genel bir tanımlamayla göç, bir ülke, bölge ya da toplumdaki ekonomik, sosyokültürel, politik, iç ve dış istikrar gibi nedenlere bağlı olarak nüfusun daimi ya da geçici olarak yaşadığı topraklardan ayrılmasıdır. Böylece göç, yaşanan dinamik bir süreç olarak değerlendirilmektedir. Göç olgusu sanayileşme sürecinin doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Bu bakışla Türkiye de daha az gelişmiş olan Doğu ve Güneydoğu bölgelerinden daha gelişmiş batı bölgelerine doğru bir göç süreci yaşanmaktadır. Ancak, bölgede yaşanan göç sürecinde sanayileşme sürecine bağlı olmayan gelişmeler de vardır. Bunların başlıcaları terör, iklim ve coğrafi koşulların getirdiği zorluklardır. Bu doğrultuda çalışmada, bölgedeki göç sürecine sebep olan ya da bu süreci hızlandıran gelişmeler bölgenin en gelişmiş ili ve merkezi konumundaki Erzurum ve nispeten daha az gelişmiş konumdaki Ağrı Alt Bölgesinde yapılan iki ayrı uygulamayla karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır. Ayrıca, bölgedeki iklim koşullarının zorluğundan dolayı göç eğilimine sahip olanlarda karın kaçıncı derecede önemli olduğu yapılacak anketle tespit edilmeye çalışılacaktır. Sonuç olarak göç eğiliminin önlenmesine yönelik çözüm önerilerinin neler olabileceği konusu analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Göç, göç ve kar, Erzurum da göç IMMIGRATION PHENOMENON IN EASTERN ANATOLIA AND ERZURUM AND THE INFLUENCE OF SNOW TO IMMIGRATION A COMPARATIVE STUDY ABSTRACT Immigration, with a major general definition, is moving from the native regions temporarily or permanently due to reasons such as economic, socio-cultural, political, internal and external stability in a country, region or society. Thereby, immigration is judged as a dynamic process. Immigration phenomenon can be judged as a natural output of the industrialization. Under this respect, an immigration process has been experiencing in Turkey from the less developed eastern and south-eastern regions to much developed westerns regions. However, in the immigration process of the region, there are also developments that are not dependent upon the industrialization process. Terror, climate and geographical conditions are the main concerns. Within the line of the study, the developments that cause or accelerate the immigration process in the region will be taken into consideration by two diverse practices comparatively in Erzurum, the most developed and center province in the region, and Agri Sub-Region, relatively less developed. Besides, questionnaires will be used to determine to what extent the snow is significant on people who tend to immigrate on the occasion of the hard climate. Consequently, recommendations to prevent the immigration tendency will be analyzed. Key Words: Immigration, immigration and snow, immigration in Erzurum 1. GİRİŞ Ülkemizde 1950 li yıllarda başlayan ve günümüze kadar artarak devam eden göç olayı, yerleşim yerlerinin tüm sosyo-ekonomik yapısında değişime ve etkileşime sebep olan en önemli faktörler arasında yer almaktadır. 1 Atatürk Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Erzurum

185 1960 lardan itibaren başta Almanya olmak üzere yurt dışına da göç vermeye başlayan Türkiye deki göçün yönü hep batıya doğru olmuştur. Bunun başlıca sebebi; hem gelişmiş ülkelerin batıda olması hem de ülkenin kendi içindeki gelişmiş illerinin batıda yer almasıdır. Yaşanan bu göç sürecinde, hem nüfusun azaldığı yerlerde hem de gidilen yerlerde bir kısım sorunların başlaması da kaçınılmaz olmuştur. Ülkemizde göç ile beraber yaşanan sorunların ele alınması daha çok 1980 li yıllardan sonra olmuştur. Türkiye de yaşanan göç sürecinde, özellikle bölgesel gelişmişlik farklılıkları, başlangıçtan beri göç akımlarının itici ve çekici gücü olma fonksiyonunu devam ettirmektedir. Bu anlamda, Doğu Anadolu Bölgesi nde de gelir yetersizliği, sağlık ve eğitim hizmetleri yetersizliği, iklim koşullarının zorluğu gibi faktörler bölgedeki önemli itici güçler olarak değerlendirilebilir. Özellikle 1990 lı yıllardan itibaren bölgedeki terör faaliyetlerinin artması da bölgedeki köy sorunları ve göç açısından zaman zaman belirleyici bir unsur olabilmiştir. Yaşanan gelişmeler, kırsal kesimlere, yeterince kamu ve özel sektör hizmetlerinin verilmesini engelleyebilmiştir. Kent merkezlerinde ise, aşırı yığılmadan dolayı hizmet yetersizliği veya değişik sosyo-kültürel bozulmalar ortaya çıkmıştır. Bu süreçte yaşanan sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm yolları, ülke içi bilim çevrelerinin, politikacıların, iş çevrelerinin, sanat camiasının ve benzerlerinin gündemine oturmuştur. Diğer taraftan, Türkiye nin durumuna yönelik olarak özellikle son yıllarda Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Dünya Bankası gibi dış dünyadaki oluşumlar da çalışmalar yapmaya başlamışlardır. Türkiye nin en çok göç veren bir bölgesi olan ve nüfusunun yaklaşık %50 si kırsalda yaşayan Doğu Anadolu Bölgesi ve bu bölgenin merkezinde yer alan Erzurum ili özelinde konunun ele alınması anlamlı olacaktır. Diğer taraftan, değerlendirmelerin ve çözümlerin ilgililer tarafından dikkate alınarak uygulamaya geçilmesi durumunda faydalı sonuçlara ulaşılabilinecektir. Çalışmada öncelikle göç ile ilgili genel bir kavramsal çerçeve verilmekte, daha sonra Erzurum ili durum tespiti yapılmakta ve uygulama sonuçları verilerek yorumlar yapılmaktadır. 2. GÖÇ NEDİR? Çok genel bir tanımlamayla göç, bir ülke, bölge ya da toplumdaki ekonomik, sosyo-kültürel, politik, iç ve dış istikrar gibi nedenlere bağlı olarak nüfusun daimi ya da geçici olarak yaşadığı topraklardan ayrılmasıdır. Böylece göç, yaşanan dinamik bir süreç olarak değerlendirilmektedir (Güllülü ve diğ., 2007). Göçler, doğrudan doğruya ülkelerin veya daha küçük toplulukların nüfusunun gelişmesini (artış ve azalmasını) etkileyen önemli faktörlerden biri olup, nüfusun yaş ve cinsiyet yapısında değişmeye sebep olurlar. Bu değişmeler göç alan ve göç veren çevrelerde birbirine zıt şekilde gerçekleşmektedir. Göç alan yörenin nüfusu artarken diğerinde azalma olacaktır. Göçe katılan kitlenin cinsiyet ve yaş gruplarına bağlı olarak, göç alan yörelerde adı geçen özellikler yönünden yığışmalar, göç veren yörelerde de azalmalar görülecektir. Ayrıca nüfusun kalitatif yapısında da (okur- yazarlık, tahsil, iş ve meslek bilgisi ile bunlara bağlı olarak kalifiye eleman miktarında ve diğer hususlarda) yapısal değişmelere sebep olacaktır. Meydana gelen bu değişmeler toplumun yapısını, kültürünü, ekonomik, politik v.b. bütün

186 müesseselerini kısa zamanda göçün hacmiyle doğru orantılı olarak etkileyecektir (Polat, 2007). Türkiye de nüfusun yaklaşık %25 i doğduğu yeri terk etmiş başka illere yerleşmiştir. Bu nedenle, Türkiye göçün yoğun yaşandığı bir ülke olarak değerlendirilebilir. Gelişmiş ülkelerde bu oranın %5 i geçmediği dikkate alınınca, konunun ciddiyeti ortaya çıkmaktadır (Sönmez, 1998). 3. NEDEN GÖÇ? En genel ve önemli göç sebebi olarak; bölgeler veya ülkeler arasındaki sosyo-ekonomik gelişmişlik farklılıkları gösterilmektedir (Friedlander, 1992). Bu durum, literatüre köylerin (kırsalın) itişi- kentlerin çekişi olarak girmiştir. Göçün bir başka sebebi de, zorunlu göç (doğal olmayan göç) olarak adlandırılan savaş ve terör gibi durumlardır ki, Erzurum ve Doğu Anadolu Bölgesi nde yaşanan göç sürecinde özellikle 1990 lı yıllarda önemli bir sebepti denilebilir. Kısacası yaşanan göçün sebebi; Ekonomik olabilir, Sosyal olabilir (sağlık, eğitim, etnik yapı, kültür, sosyal haklar vb), Çevresel ve kentsel olabilir (gürültü, hava kirliliği, su, yaşanabilir bina vb), Psikolojik olabilir (yakın çevre, sevdikler, dil, kültür, gelir hayat standardı, aşinalık vb). 4. GÖÇ ÇEŞİTLERİ Göçler çok genel olarak aşağıdaki gibi sınıflandırılabilinir; 4.1. İç Göç (Ulusal sınırlar içerisinde gerçekleşen göç) Türkiye deki iç göç dört ayrı kategoride incelenecek bir özellik göstermektedir. - Köyden şehirlere basamaklı göç - Köyden büyük şehirlere sıçramalı göç - Şehirlerarası basamaklı göç - Şehirlerden büyük şehirlere sıçramalı göç. İç göçler, yerleşme amaçlı göçler ve mevsimlik göçler olarak iki kısımda incelenmektedir. Gidilen yerleşim yerinde amaçlanan kalma süresi dikkate alınarak yapılan sınıflandırmadır Dış Göç (Ulusal sınırlar dışına yaşanan göç) Daha çok azgelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere doğrudur. Özellikle beyin göçü perspektifinden ülke gelişmesi (gelişememesi) üzerinde etkendir lı yıllarda Türkiye den dışarı vasıfsız beyin göçü söz konusu iken, günümüzde vasıflı beyin göçü şeklindedir.

187 4.3. Zorunlu Göç (Doğal Olmayan Göç) Nüfusun yaşadığı bölgede yaşanan sorunlar nedeniyle, kendi isteği dışında bu bölgeyi terk etmesi ya da bölgenin koşullarının ve ortamının yaşanılır olmaktan çıkması sonucu yaşanan göçtür Gönüllü Göç Göç eden insan açısından göçün maliyet ve faydalarının karşılaştırılarak kendi hesabına göre, fayda maksimizasyonu çerçevesinde gerçekleştirilen göçtür. 5. ERZURUM İLİ DURUM ANALİZİ Haritaya göre, 4. derecede gelişmiş iller içerisinde yer alan Erzurum ilinde yaşanan göç olgusunda, ekonomik gerekçelerin önemli olduğu ifade edilebilir. Tablo 1. Erzurum ili nüfusundaki değişimler Yıllar Şehir Köy Toplam Kentleşme Oranı(%) , , ,86 Tabloyu şu şekilde yorumlamak olanaklıdır; Erzurum ilinde Türkiye genelindeki kentleşmeye paralel olarak köy nüfusunda bir azalma, şehir nüfusunda da bir artış söz konusudur. Toplam nüfusta ise 1990 a göre 2000 yılında artış, 2000 e göre ise 2007 yılında kişi azalmıştır. Yaşanan bu gelişmeler paralel olarak 1990 daki %47,27 lik kentleşme

188 oranı %59,79 a çıkmıştır. Bu durum, il içinde dahi olsa kırsaldan kente doğru önemli bir göç sürecinin yaşandığını göstermektedir. Yine nüfus yoğunlu açısından 2007 yılı itibarıyla Türkiye ortalaması 92 kişi iken, Erzurum da bu rakam 31 dir. Erzurum il nüfusunun 2000 yılına göre 2007 yılında kişi azalmasının temel gerekçeleri olarak şunlar belirtilebilir; Daha önceki sayımlarda il nüfusu abartılı yazılmış olabilir, İlde çok yoğun bir göç yaşanıyor olabilir, Sayım hatası yapılmış olabilir. Erzurum ili kentleşme oranındaki artışa rağmen, Türkiye ortalamasının gerisindedir. Tüm Doğu Anadolu Bölgesi ortalaması ise yaklaşık %50 dir. Yani bölge nüfusunun yaklaşık %50 si kırsalda yaşamaktadır. Konuyla ilgili 21 Kasım 2007 tarihindeki yerel gazetelerden birisinde ise şu haber dikkat çekiciydi (Doğu Ekspres, 1); Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan Adrese Dayalı Nüfus Sayımı nın kesin olmayan sonuçlarına göre, Erzurum un genel nüfusu ciddi anlamda geriledi yılında yapılan sayımda 937 bin olarak belirlenen Erzurum un nüfusu, bu süre içinde en az 200 bin azaldı. Nüfusun azalmasında göçün büyük rol oynadığı belirtildi. İlçe ve köyleri boşalan Erzurum un nüfusu 700 bini biraz geçiyor. Tablo 2. Erzurum ilinde yaşanan göçün seyri Aldığı göç Aldığı göç hızı (binde) 45,59 40,42 46,53 61,55 Verdiği göç Verdiği göç hızı (binde) 106,88 100,67 148,66 111,59 Tablo 2 ye göre, Erzurum ilinin hem aldığı hem de verdiği göç artmaktadır. Ancak bütün dönemlerde verilen göçün miktar ve hızının yüksek olduğu görülmektedir. Diğer taraftan, dönemindeki alınan göç hızının diğer dönemlere göre yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumun temel gerekçesi şunlar olabilir; a- Erzurum ili gittikçe yaşanılabilir bir kent olmaya başlamıştır. b- Göçün yönü kırsaldan metropollere doğru değil, kırsaldan yakın kent merkezine doğru olmuştur ki, bu da a şıkkıyla ilişkilidir.

189 Tablo 3. Erzurum ilinde döneminde yaşanan göç gerekçeleri ( ) Erzurum İlinin Diğer İllere Erzurum İlinin Diğer İllerden Aldığı Verdiği Göç Göç Göç Nedeni Kişi Sayısı Göç Nedeni Kişi Sayısı İş Arama İş Arama 2973 Tayin,Atama Tayin,Atama Bağımlı Göç Bağımlı Göç 9586 Eğitim 7638 Eğitim Evlilik 7551 Evlilik 2431 Deprem 160 Deprem 1476 Güvenlik 563 Güvenlik 180 Diğer Diğer 6613 Bilinmeyen 1108 Bilinmeyen 1094 Toplam Toplam Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı üzere, Erzurum a göç yoluyla gelmede de Erzurum dan ayrılmada da öncelikli nedenler; iş arama, tayin ve bağımlı göç tür. Diğer bir anlatımla Erzurum ilindeki göçün temel gerekçeleri ekonomiktir. Bu temel göç literatürüyle uyumlu bir sonuçtur. Bu durumu Erzurum unda içinde bulunduğu Kuzey Doğu Anadolu Bölgesi nin Ağrı, Ardahan, Iğdır ve Kars illerinden oluşan Ağrı Alt bölgesi nde yapılan göç ile ilgili çalışmayla (Güllülü ve diğ., 2007) karşılaştırınca, farklı bir sonuç ortaya çıkmaktadır. Yapılan ampirik çalışmayla elde edilen, Ağrı Alt Bölgesi ndeki göç eğiliminin temel gerekçeleri; Sağlık hizmetlerinin yetersizliği, Eğitim hizmetlerinin yetersizliği, Sosyal faaliyetlerin azlığı, İklim koşullarının zorluğu, Daha iyi iş bulma imkanı şeklinde sıralanırken, Erzurumda bu gerekçeler; İş arama İş olanağının olmaması Tayin/iş değişikliği Kazancın yetmemesi İklim şartlarının zorluğu Sosyal faaliyetlerin yetersizliği Eğitim hizmetlerinin yetersizliği şeklinde sıralanmaktadır. Erzurum da ekonomik gerekçelerin, Bölgenin diğer illerinde ise sosyal gerekçelerin ön plana çıkması doğal bir sonuçtur. Çünkü Erzurum, bölgenin sosyal hizmet alma bakımından en gelişmiş ve merkezi konumundaki bir ilidir. Diğer illerde ise bu hizmetler yetersizdir. Dolayısıyla, insanlar sağlık ve eğitim gibi geleceği kurtarabilecek alanlarda iyi yetişmeyi umdukları için bunları göç sebebi olarak görmektedirler. Kısaca, göçün önlenebilmesi için mevcut kentlerin asgari yaşanabilir bir yer haline dönüştürülmesi gerekmektedir.

190 6. ERZURUM İLİ GÖÇ EĞİLİMİ ÜZERİNE UYGULAMA SONUÇLARI Araştırma Erzurum il merkezini kapsamaktadır. Veri setini oluşturmak için 2000 yılı Genel Nüfus sayımına göre Erzurum merkezdeki nüfus temel alınmıştır. Erzurum merkez için %5 önem düzeyinde %5 hata payı ile 600 anket yapılmasına karar verilmiştir. Çalışmada kullanılan veri seti, Erzurum il merkezlerinde yaşayan kişilere uygulanan bir anket yardımıyla elde edilen yatay kesit verilerinden oluşmaktadır. Analizler sonucunda elde edilen temel sonuçlar aşağıdaki tablolarda özetlenmiştir. Tablo 4. Katılımcıların cinsiyet dağılımı Cinsiyet Sayı % Kadın ,7 Erkek ,3 Katılımcıların cinsiyet dışı genel özellikleri ise şöyledir; Katılımcıların %38,5 i yaş, %22,3 ü 24 ve altı yaş, %21,3 ü yaş, %10,7 si yaş ve %7,2 si de 55 ve üstü yaş grubuna mensuptur. Yine yaklaşık %60 ı evli ve 540 ı da bekardır. Eğitim düzeyine bakıldığında, %40 ı lise mezunu + Üniversite terk, %32 si Üniversite + Lisans üstü, %19 u İlkokul mezunu+ortaokul terk ve %9 u da diğer şeklinde bir eğitim düzeyine sahiptir. Katılımcılara temel de Erzurum ilinden göç etme isteğinde olup olmadıkları ve göç etme eğiliminde olanlarda ise iklimin ve dolayısıyla karın bu göç eğiliminde ne derece önemli olduğu sorulmuştur. Buna göre oluşturulan tablolar aşağıda verilmiştir. Tablo 5. Göç ile gelme ve göç etme eğiliminin dağılımı Erzurum merkeze göç ile mi geldiniz? Sayı % Evet ,8 Hayır ,2 Erzurum dan göç etmek istiyor musunuz? Sayı % Evet ,8 Hayır ,2 Tablo 5 de görüldüğü gibi, Erzurum a göç ile gelenlerin oranı ile Erzurum dan göç etme eğiliminde olanların oranı birbirine eşittir (%35,8). Mevcut nüfusun 1/3 ünden daha çoğunun göç etme eğiliminde olması önemli bir sorundur. Ancak, bölgenin daha az gelişmiş Kars, Ardahan, Iğdır ve Ağrı illerinden oluşan Ağrı Alt Bölgesi nde göç etme eğiliminde olan nüfus oranının %74,5 gibi çok yüksek bir oranda olması (Güllülü ve diğ., 2007). Doğu Anadolu Bölgesi ortalamasının çok yüksek olduğunun göstergesidir. Göç etmenin ve göç etme eğiliminde olmanın temel gerekçelerine yönelik olarak sorulan soruya verilen cevaplara göre oluşturulan tablo ise aşağıdaki gibidir. Tablo 6. Erzurum a göç ile gelme ve göç eğiliminde olma gerekçeleri

191 Erzurum a göç ile gelme nedenleri Erzurum dan göç etme eğiliminde (öncelik sırasına göre) olma nedenleri (öncelik sırasına göre) Tayin/iş değişikliği İş arama İş arama İş olanağının olmaması Eğitim nedeniyle Tayin/iş değişikliği İş olanağının olmaması Kazancın yetmemesi Kazancın yetmemesi İklim şartlarının zorluğu Evlilik Sosyal faaliyetlerin yetersizliği Eğitim hizmetlerinin yetersizliği Eğitim hizmetlerinin yetersizliği Görüldüğü gibi, Erzurum a göç ile gelmede ilk üç sırayı tayin/iş değişikliği, iş arama ve eğitim gerekçesi almaktadır. Erzurum dan göç ile gitme eğiliminde olmada ise iş arama, iş olanağının olmaması ve tayin/iş değişikliği ilk üç sırayı almaktadır. Bu sonuçlara göre, Erzurum dan giden göçte daha çok ekonomik gerekçelerin ön planda olduğu anlaşılmaktadır. İklim koşullarının zorluğu, Erzurum dan göç etme eğiliminde olanlarda 5. derecede, Ağrı Alt Bölgesi nden göç etme eğiliminde olanlarda ise 4. derecede öncelikli bir gerekçedir. Erzurum merkezde göç eğilimine sahip olanlardan iklimi bir gerekçe olarak gösterenlere iklimin zorluğunun gerekçeleri sorulmuş ve verilen cevaplar doğrultusunda öncelik sırasına göre; Kışın çok uzun ve soğuk geçmesi Rakım yüksekliğinin sağlığı olumsuz etkilemesi Çok karlı kış aylarının yaşanması ilk üç gerekçe olarak gösterilmiştir. Karın göç sebebi olarak etkili olmaması için sizce nasıl önlemler alınmalıdır şeklinde sorulan soruya verilen cevaplarda da öncelik durumuna göre ilk üç sırayı; Kar maddi getiri sağlayan bir unsur olarak bana yansırsa, Kar yaşamımı zorlaştıran bir unsur olmaktan çıkarılırsa, Kardan dolayı devlet önemli katkıda bulunursa göç etmem şeklindeki cevaplar almıştır. Görüldüğü gibi 1. gerekçe ekonomik, 2. ve 3. gerekçeler ise devletin kar ile ilgili alacağı önlemlerle ilgilidir. Buna göre, bölge insanının yaşadığı konutlar ve normal yaşamı engellemeyecek alt yapı yatırımlarının yapılarak karın göçe olan olumsuz etkisi giderilebilir. Yine çok uzun, soğuk ve karlı kış aylarının yaşandığı Doğu Anadolu Bölgesi nin tüm illerinde uygulanabilecek pozitif ayrımcılıklarla olumsuz etki giderilebilir. Atatürk Üniversitesi Öğretim üyelerinin iyi lojman olanaklarının beyin göçünün önemli düzeyde yaşanmasını engellemesi örnek alınabilir. 7. SONUÇ ve ÖNERİLER Yaşanan göç süreci doğal seyri dışında olursa hem ayrılınan yerde hem de gidilen yerde değişik sosyo-ekonomik sorunlar doğurmaktadır. Erzurum ve bölgenin diğer illerinden yaşanan göçün doğal seyrine ilaveten doğal olmayan gerekçeleri de

192 mevcuttur. Örneğin, iklim ve terör gibi gelişmeler doğal olmayan gerekçeler olarak kabul edilebilir. Erzurum merkezde yaşayanların yaklaşık %36 sı, göç etme eğilimindedir. Ağrı Alt Bölgesi nde bu oran yaklaşık %75 tir. Erzurum daki göç etme eğiliminde olanların temel gerekçeleri ekonomik iken, Ağrı Alt Bölgesi nde sosyal gerekçeler ön plana çıkmaktadır. Diğer taraftan, hem Erzurum hem de Ağrı Alt Bölgesi nde iklim koşullarının zorluğu göç etme eğilimi üzerinde etkili olan ilk üç gerekçe içerisinde yer almamaktadır. İklim koşullarının zorlu içerisinde karın etkisi de yine 3. derecede etkili bir gerekçe olmaktadır. Buna göre, Erzurum daki göç eğiliminde kar çok etkili olan bir gerekçe olarak algılanmamaktadır. Karı bir göç gerekçesi olarak görenler ise ekonomik bir getiri ya da devletin etkin politikası sonucu bu sürecin önlenebileceğini düşünmektedirler. Elde edilen bu temel verilere göre, il ve bölge için aşağıdaki öneriler yapılabilir. Erzurum da ve bölgenin diğer illerinde ekonomik ve sosyal gerekçelerin düzeltilmesi göçü önleyecektir. Bunun için işsizliğin giderilmesine yönelik kamu ve özel sektör yatırımları teşvik edilmeli, eğitimde fırsat eşitliği sağlanmalı, sağlık hizmetlerinden kaliteli, adil ve eşit faydalanma ilkesine işlerlik kazandırılmalıdır. Bölgede olumsuz bir neden olarak algılanan iklim koşulları, göçü önlemede pozitif katkı yapan bir unsura dönüştürülebilir. Örneğin, kar sporları, kar ile ilgili sanatsal ve eğitim faaliyetleri vb. uygulamalar yapılabilir. Ağrı dağı, ve Sarıkamış, 2011 kış olimpiyatlarında, palandöken ile birlikte dünyaya sunulmalıdır. Böylece hem il hem de bölge kazanacak ve göç konusunda anlamlı katkı olacaktır. Bölgedeki etnik yapının göç sebebi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır. Mevcut etnik yapının korunmasının göçü önleyeceği düşünülmektedir. Bu amaçla mevcut yapının korunmasını sağlayacak politikalar üretilmelidir. Bölgedeki gelir dengesizliğinin giderilmesi için uygun ortam hazırlanmalı ve uygulamalar yapılmalıdır. Örneğin, 1990 sonrası bölgede ortaya çıkan dış ticaret potansiyeli, bölge için önemli bir avantaj olarak görünmektedir. Sınır komşusu ülkelerle bu tür potansiyellerin (ticaret, eğitim, sağlık, turizm vb.) geliştirilmesi uygun bir çözüm olabilir. Yaşanan göçün, göçün tersine çevrilmesi çabalarıyla bölgesel kalkınmaya katkı yapan bir unsur haline dönüştürülmesi mümkündür. Bunun için model konutlar ve çeşitli altyapı yatırımları tamamlanarak geriye göç için uygun ortam hazırlanmalıdır. Çünkü göç eden bölge insanları çoğunlukla ayrıldığı yerdeki durumundan daha üst bir gelir seviyesine ulaşmakta buna rağmen bölgeye olan duygusal bağlılıkları devam etmektedir.

193 8. KAYNAKLAR Uğur Güllülü, Kerem Karabulut, Dilek Polat Ağrı Alt Bölgesi ndeki Göç Eğilimi ve Sosyo-Ekonomik Nedenleri, Atatürk Üniversitesi Yayınları No:962, İİBF Yayınları No:113. TÜİK, Bölgesel Göstergeler Polat, D., Ağrı Alt Bölgesi nde (Ağrı, Ardahan, Iğdır ve Kars) Gelir Dağılımı ve Göç (Bir Uygulama), Atatürk üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erzurum. Friedlander, D., Occupational Structure, Wages and Migration in Late Nineteenth-Century England and Wages, Economic Development and Cultural Change, V.40, N.2, January. Mustafa Sönmez Bölgesel Eşitsizlik (Türkiye de Doğu-Batı Uçurumu), Alan Yayıncılık, 1. Baskı. DPT, İllerin ve Bölgelerin Sosyo- Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması.

194 DOĞU ANADOLU BÖLGESİNDE KARLA MÜCADELE KARAKTER VE STRATEJİLERİNİN TRAFİK GÜVENLİĞİ VE ÇEVRESEL ETKİLERİ AÇISINDAN ANALİZİ E. AVCI 1 ÖZET Ülkemizde kullanılan motorlu taşıt sayısı; ihtiyaç, artan nüfus ve ekonomik şartlar doğrultusunda hızla artmaktadır. Taşıt trafiğinde meydana gelecek yoğunluklar her ne kadar sosyal açıdan bireysel bir gelişme sağlasa da; toplumsal ve ekolojik olarak çevreye etkileri küçümsenmeyecek kadar fazladır. Karayolu insan ve çevre ilişkilerinde en önemli mühendislik yapılarındandır. Yerleşim alanlarını birbirine bağlayarak sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamda etkili rol oynamaktadır. Mamul taşımacılığının %90 ının ve insan taşımacılığının da %95 inin karayolu ile gerçekleştirildiği ülkemizin, kışların çok ağır geçtiği Doğu Anadolu Bölgesinde büyük zorluklar yaşanmaktadır. Kar yığılmaları sonucu seyir hızı %20 azalır, görüş mesafesi kısalır, şeritler daralır, 20 cm üzeri kalınlıkta trafik durur. Türkiye koşullarında tipi şeklinde yağan toz kar (yoğunluğu kg/m3 arasındadır) hakim rüzgar yönüne göre savrulur ve özellikle yarmalarda biriken bazen m derinlikteki kar yolu kapatır. Tipili havalarda sürücülerin oryantasyonu da bozulur.kar yağışı öncesi ve sonrasında meydana gelebilecek ani ısı değişimleri sonucu sathi kaplama yollarda asfaltın yüzeye çıkmasına (kusmasına) neden olur, yol üst yapısı kayganlaşır, hasara uğrayan yoldan serilen agrega araçlar için tehlike yaratır. Artan trafik yoğunluğu bölgemizde hüküm süren sert kış koşullarıyla birleştiğinde vahim sonuçlara yol açmaktadır. Nitekim ülkemize ait istatistiklere bakıldığında Avrupa Birliği ülkelerine göre çok daha yüksek kaza, ölü ve yaralı sayımız olduğu görülmektedir. Karayolunda seyreden araçların oluşturacağı trafik yoğunluğu nedeniyle meydana gelebilecek olumsuz etkilerin en önemlileri hava ve gürültü kirliliğidir. Ayrıca açığa çıkan emisyonların çökelmesi nedeniyle oluşan asitlenme ve karla mücadele sırasında kullanılan maddelerin yarattığı kirliliğin (Tuz, kül, kum v.b.) toprak ve su kaynaklarına etkileri de önemlidir. Anahtar Kelimeler: Doğu Anadolu Bölgesi, karla mücadele, trafik güvenliği, çevre, kar siperleri, iklim sistemleri, hidroloji ANALYSIS OF THE CHARACTERS AND STRATEGIES OF SNOW FIGHTING ON TRAFFIC SAFETY AND ENVIRONMENTAL EFFECTS IN EASTERN ANATOLIA REGİON ABSTRACT The number of motor vehicles used in our country; speedily increaes according to the necessity, ascending population and economic conditions. Although the intensities that ocur in the vehicle traffic provide an improvement individually in social point of view, their effects on the society and the environment ecologically are so much. The highway is among the most important engineering structures in human environment relations and it connects the residential areas to each other and has an important role in the social, economic and cultural life. The 90 percentage of goods transport and the 95 percentage of human transport realizing with highways in our country, the winters pass very hard in Eastern Anatolia region was living big difficulties. Because of snowdrifts the cruising speed decreases 20 percentage, 1 Ulaştırma Bakanlığı, Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü, Erzurum

195 visibility distance becomes shorter, the lanes becomes narrow, after 20 cm snow thickness traffic halts.in the turkey conditions the dust snow has been winnowed to the prevailing wind direction in snowstorms (density is between kg/m3) and especially drifting in splits sometimes m depth snow close the road. The orientation of drivers deteriorate in snowstorms. Because of the sudden heat exchanges which ocur before and after snowfall; the asphalt get out of the surface (vomit) in surface dressing highways, the road superstructure become more slipperiness, the spreading aggregate from damaged road constitute danger to the vehicles. İncreasing traffic intensity unites with the hard winter conditions reigning in our region, it makes way for perilious results.likewise our country statistical values shows that the numbers of accident, death and wounded much higher than European Union countries. The most important negative effects of traffic intesity when the vehicles travel on highway, are air and noise pollution.besides due tothe precipitating released emissions, the acid come into the existence and the pollution of used materials during snow fighting (Salt, ash, sand etc.) which influence the soil and water resourches are important. Keywords: Eastern Anatolia Region, snow fighting, traffic safety, environment, snow fences, climate systems, hydrology 1. GİRİŞ Doğu Anadolu Bölgesinde mevcut karayolu ağı içinde bulunan farklı yol türlerinden (devlet yolu, il yolu, köy yolu, orman yolu ve kentiçi yollar) farklı kuruluşlar sorumludur. Her ilde bulunan il özel idareleri devlet ve il karayolu ağının dışında bulunan kırsal alanlardaki köy yollarının yapım, bakım ve onarımından sorumludur. Ormanlık alanlardan geçen yollarla ise Orman Bakanlığı ilgilenmektedir. Kentiçi ulaşımdan sorumlu belediyelerde kendi sorumluluk alanları içinde kalan bölgeyi kontrol eder yılından günümüze Karayolları 12.Bölge Müdürlüğü, bölgede Km2 lik bir alanda, 5 ilin tamamını (Erzurum, Ağrı, Iğdır, Kars, Ardahan) ve 3 ilin de (Artvin, Bayburt, Erzincan) bir kısmını kapsayacak şekilde faaliyetlerini sürdürmektedir nüfusa sahip bu alanda 2587 km devlet yolu, 946 km il yolu olmak üzere toplam 3533 km lik karayolu ağında 9 adet şube, 25 adet Bakımevi ile 137 teknik personel, 32 adet idari personel, 919 adet sanat sınıfı olmak üzere toplam 1091 personel ve 704 adet makine parkı ile hizmet veren kurumumuz; Devlet ve İl yolları ağını tespit eder ve bu ağdaki değişiklikleri hazırlar, Yol ağı üzerindeki yol ve köprüleri inşa ve ıslah eder, onarır ve emniyetle kullanmalarını sağlayacak şekilde sürekli bakım altında bulundurur ve burada belirtilen görevlerin etkin bir şekilde yapılabilmesi için her yıl periyodik olarak personeline gerekli eğitimi verir. 2. İKLİMİN ULAŞIMA ETKİSİ Türkiye Alp-Himalaya dağ kuşağında yer almakta, ülke genelinin yaklaşık 2/3 ünü dağlık alanlar kapsamaktadır. Yükseklik olarak bakıldığında da ülke alanının %46 sı m kotlarındaki dağlarla kaplıdır. Doğu Anadolu Bölgesinde de platoların deniz seviyesine göre yükseklikleri 2000 m yi bulur, bunların üstünde yer alan dağların yükseklikleri ise 3000 m ve daha yüksektir. Plato ve dağlar arasında yükseklikleri yaklaşık 1500 ile 1800 metrelere ulaşan depresyon ovalarıyla oluklar yerleşmiştir. Dağ sadece yüksek bir kütle olmayıp, bulunduğu iklim bölgesi içersinde ayrı bir ekosisteme damgasını vurmaktadır. Dağlık kütlenin

196 uzanışı ve bakışı hidrolojik çevrimi oluşturan parametreler (yağış, sıcaklık, rüzgar, bulutluluk, sis oluşumu gibi) üzerinde etkilidir (Gürbüz, 2002). Bunun yanında yerüstü kar örtüsünün iklim sistemleri üzerinde etkilerinin olduğu bilinmektedir. Bir kar kütlesi atmosferik hava akımlarını ve yer altı tabakalarını etkiler. Crosfer tabakasının en önemli bileşeni kar örtüsü, bu tabakanın değişkenlerini büyük ölçüde belirler. Permafrost hidrolojisinin durumunu da yine kar tayin eder. Bölgede yaklaşık 70 yılı bulan gözlem sonuçlarına göre, en soğuk ay ortalaması -8,6 ºC, en düşük sıcaklık -35 ºC olarak ölçülmüştür. Yıllık yağış tutarı 453 mm, kar yağışlı gün sayısı 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi ise ortalama 6 ay kadardır. DSİ VIII. Bölge Müdürlüğü hudutlarında halen işletilmekte olan 12 adet kar gözlem istasyonu mevcuttur. Bu istasyonların istatistiki değerleri incelenecek olursa dikkati çeken iki özellik vardır. Birincisi, maksimum değerler şubat ve mart aylarında, minimum değerler ise aralık ve ocak aylarında meydana gelmektedir.bu, şunu ifade etmektedir. Aralık ve ocak aylarında yağan karların pek erimediği sürekli üzerine ilave olduğu, şubat ve mart aylarında ise maksimuma ulaştığı dikkati çekmektedir.ikinci özellik ise, maksimum kar derinliği değerlerinde her zaman maksimum kar su eşdeğeri elde edilmiyor. Minimum kar derinliğinde de minimum kar su eşdeğeri elde edilmeyebiliyor.yani her zaman çok kar çok su demek değildir.su potansiyeli için kar yoğunluğuna dolayısıyla kar su eşdeğerine bakmak gerekir (Durmaz, 1998). Yol trafik güvenliği bölgenin iklim koşulları ve özellikle kış mevsimindeki meteorolojik koşullarla yakından ilgilidir. Kış döneminde kar yağışı, tipi, buzlanma, kürtün, ve sis gibi meteorolojik olaylar aynı şekilde sürücüleri dolayısıyla trafik güvenliğini olumsuz yönden etkilemektedir. Kışın, dağlık yüksek bölgelerdeki yollarda karşılaşılan en büyük sorunlardan biri yağan karla birlikte yolların kapanmasıdır. Türkiye de yollar normal olarak yağan kardan ziyade rüzgar ile taşınan karın yarmalarda birikmesinden etkilenmektedir. Tipiler yollarda görüş kaybına ve yol üzerinde buzlanmalara neden olur ve yolların zamanında temizlenmesini engeller. Taşınan karın yamaçlarda birikmesi çığ oluşumuna da sebep olmakta ve yolların daha uzun süreler kapanmasına sebep olmaktadır. Havaların ısınmasıyla yolun üzerinde eriyen kar suyu ise asfaltın altına sızarak yol üst yapısında çeşitli çatlamalara, kırılmalara ve tahribata neden olur. Türkiye koşullarında tipi şeklinde yağan toz kar (genelde yoğunluğu kg/m 3 arasında değişmektedir) hakim rüzgar yönüne göre savrulur ve özellikle kara yollarının yarmalarında biriken bazen m derinliğindeki kar yol kapanmalarına sebep olur (Gürer, 2004). Yol klimatolojisi hava ve karayolu yüzey sıcaklıklarını ve nem miktarlarının alansal ve zamansal değişimini veren bir uygulamalı klimatoloji konusudur. Bu çok önemli iki parametre karayolundaki belli kesimlerdeki yerel kayma riskini belirlemede, bakım personelini uyarmada ve kullanıcının yol güvenliği hakkında bilgi sahibi olmasına yardımcı olmaktadır. Bu konuda bilgi içeren ilk yol iklim enformasyon sistemleri 1970 lerde başlatılmıştır. Bu sistemlerin esas amacı yoldaki kayma tehlikesini önceden bildirmektir. Bu yol kıyısına kurulan arazi ölçüm istasyonlarıyla karayolu yüzeyinde buzlanmayı takip eder. Yapılan sıcaklık ölçümleriyle hem karayolu yüzeyinde hem de yolun kıyısındaki açık alan veya ormanlık alanda yüzeyden itibaren 6 m. yüksekliğe kadar sıcaklık değişimini

197 takip etmek mümkündür. Yol yüzey sıcaklığı çevre açık alandaki arazi sıcaklığından yaklaşık 8 ºC daha fazladır (Gürer, 2004). İsveç te yapılan RWIS (Road Weather Information System-Yol Hava Bilgi Sistemi) çalışması kapsamında kurulan algılayıcılardan elde edilen ölçüm değerleri ile gerçek değerler karşılaştırıldığında, aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir; 1.Yapılan ölçümlerin yol yüzeyindeki sıcaklıklardan daha düşük olduğu 2.En büyük farkın bulutsuz günlerde ve siyah renkli algılayıcılarda olduğu 3. Gri renkli algılayıcıların daha az sapma gösterdiği 4.En büyük sapmanın sıcaklıkta ani bir değişim olması durumunda ortaya çıktığı görülmüştür (Gürer, 2004). Aşağıdaki tablolarda iklim koşullarının ulaşıma etkisi çeşitli yönlerden irdelenmiştir: Hava Koşulları Tablo 1 Farklı Hava Koşularının Serbest Akış Hızına Etkisi Önerilen Değer (km/h) Hava Koşulları Önerilen Değer (km/h) Temiz ve Kuru Hafif yağmur ve hafif kar yağışlı Şiddetli yağmur Şiddetli kar Tablo 2 Havanın Karayolu Kapasitesi ve Hızına Ortalama Etkisi İklim Yoğunluk değişkenleri 0 Yağmur 0/ mm/h 0.25/ 6.35 mm/h > 6.35 mm/h 0 <= 1.27 mm/h Kar 1.524/ 2.54 mm/h 2.55/ 12.7 mm/h > 12.7 mm/h > 10 Sıcaklık 10 / 1 0 / (eksi20 ) <eksi20 < 16 km/h Rüzgar Hızı 16/ 32 km/h > 32 km/h > 1.6 km Görüş mesafesi 1.6/ km 0.816/ 0.4 km (sis) < 0.4 km Kapasite (veh/h) Temiz yol ile karşı. yüzde indirim 2% 7% 14% 4% % % % % % % % 1% % % % Hız (MPH) Temiz yol ile karşılaştırmadaki yüzde indirim 2% 4% 6% 4% 8% 9% 13% 1% 1% 2% 1% 1% 7% 7% 12% (Xiancai et al., Transpn Sys Eng & IT, 2007)

198 Trafik akım parametreleri ile MATLAB analiz yazılımının kullanılması ile oluşan tablolardan görüleceği üzere; a) Kar yağışlı günlerde görüş mesafesi oldukça kısalır. Karın güneş ışığını yüksek yansıtma gücü, sürücüleri zor durumda bırakır. b) Buzlu yollarda yokuş yukarı tırmanırken, harekete başlarken ve dururken yol yüzeyi ile lastik arasında sürtünme büyük oranda düşer, kaymalar ve yoldan çıkmalar yaşanabilir. c) Ani hızlanma ve yavaşlamalarda büyük kaza riski oluşur.çünkü karlı-buzlu yollardaki tehlike normal yola göre 2-4 kat daha fazladır. Mesela 70 km hızla seyreden bir aracın kuru asfaltta 58 m de durması gerekirken buzlu yolda durma mesafesi 216 m, karlı yolda 117 m olur. d) Motorsuz araçlar ve yayalar karın kendi kısımlarını kapatmasından ötürü araç yoluna taşabilirler (Jıang, 2007).

199 3. KIŞ ŞARTLARI NEDENİYLE ULAŞIMDA YAŞANAN SORUNLAR Karayollarının güvenliğini etkileyen deprem dışında doğal problemler; taşkın, çığ, heyelan, kar sürüklenmesi, kaya düşmesi, buzlanma ve sis olarak sıralanabilir. Bu problemlerin çoğu kış mevsiminde veya kar erime döneminde yaşanmaktadır Çığ Doğal afetler içerisinde yer alan kar çığları, dağların üst kısımlarında kar kütlelerinin hızla kayması yada düşmesi sonucu oluşurlar. Çığlar ölümler ile birlikte yerleşim birimleri, tarım arazileri, haberleşme, ulaşım ve enerji iletim hatları, sanayi, askeri ve diğer benzeri tesisler için büyük tehlikeler oluşturabilmektedir. Çığ olayının yeterince bilinememesi ve çığa karşı alınacak önlemlerin zamanında alınamaması can ve mal kaybını artırır. Kar çığlarının oluşması ve hareketi topografya, iklim ve bitki örtüsü gibi doğal koşullarla ilgilidir. Dağlarda yüksek yerlerdeki dik ve bütünüyle çıplak yada yetersiz bitki örtüsüyle kaplı olan yamaçlar, çığın oluşmasını kolaylaştırmaktadır. Sırtlar, arazi engebeleri ve tepecikler de çığın düşmesini durdururlar, yavaşlatırlar yada kar kitlelerinin yolunu değiştirirler (Okuroğlu, Yağanoğlu, 1998). Çığ oluşumuna etkili olan etmenler değişken olan ve olmayan etkenler olarak sınıflandırılırlar. Değişken etkenlerden meteorolojik koşullar; kar örtüsünü oluşturan yağışların periyodu, kar örtüsünün yoğunluğu ve bu örtünün plastisitesi ile kararlılığını etkileyen kar metamorfizmasının hidrolojik koşulları, rüzgar ve sıcaklık olarak sıralanabilir. Değişken olmayan etkenler ise, doğrudan yeryüzü ile ilgili olup bunlar; yamacın eğimi, yamacın yüzey özelliği, yamaç profili, bakı, bitki örtüsü, toprak örtüsü, yamaç üzerindeki ufalanmış malzeme ve yerçekimidir. Çığ olasılığı yüksek olan yamaçlarda ortaya çıkacak büyük çığların ve zararların önlenmesi için yapay, küçük çığlar oluşturulmalı ve yerleşim birimleri ile karayolları bu yöntemle elden geldiğince korunmalıdır. Çığ bölgelerinin tanınması, kar örtüsünün durumu ile meteorolojik koşulların incelenmesi gibi yöntemler yardımıyla çığ oluşumunun önceden kestirilebilmesi çığdan korunmayı sağlamaktadır (Okuroğlu, Yağanoğlu, 1998). Ayrıca çığın önlenmesi karayollarının bakımından sorumlu kuruluşları da büyük bir mali külfetten kurtaracaktır. Çığ nedeniyle yola inen kar tabakasının yoğunluğu sıkışmadan dolayı normal karın yoğunluğundan birkaç misli daha fazla olduğundan (yoğunluk kg/m 3 a erişir), çığ mücadelesi kar mücadelesine nazaran daha pahalı, zor ve zaman alıcıdır. Karayollarını bu büyük afetten korumak için kurumumuz maliyeti yüksek olsa da gerekli yerlere çığ tünelleri inşa etmektedir Taşkın Doğal afet olarak sel, bir akarsuyun muhtelif nedenlerle yatağından taşarak, çevresindeki arazilere, yerleşim yerlerine, altyapı tesislerine ve canlılara zarar vermek suretiyle, etki bölgesinde normal sosyo-ekonomik faaliyeti kesintiye uğratacak ölçüde bir akış büyüklüğü oluşturması olayı, şeklinde ifade edilmektedir. Bu tanımı, deniz sahillerine mücavir bölgelerdeki dalga hareketlerinden kaynaklanan kıyı taşkınları, göllerdeki seviye değişiklikleri ile dalga etkilerinden kaynaklanan göl taşkınları ve buzul erime ve parçalanmalarından kaynaklanan buz hareketi taşkınları ile genişletmek mümkündür. Taşkın, yaşandığı bölgenin iklim koşullarına, jeoteknik ve topografik niteliklerine bağlı olarak gelişen doğal bir oluşumdur.ancak taşkın

200 problemi veya tamamen insan aktivitelerinin bir sonucu olarak meydana gelmektedir.taşkın riski bulunan sahalarda önceden tedbir alınmaksızın süregelen kontrolsüz kentleşme faaliyetleri sel afetinin önemli nedenidir (Uşkay, Aksu, 2002). Taşkınların önlenmesi ve olumsuz etkilerinin azaltılması için bazı tedbirler alınabilir; Akarsu yatakları içerisinde suyun kabarmasına sebebiyet veren akım rejimini değiştiren bent ve kabartıcı tesis yapılmasının önlenmesi, Taşkın riski taşıyan alanların önceden belirlenmesi ve afet planlarının yapılması, Taşkın risiki taşıyan sahalardaki altyapı standartları ile ilgili düzenlemelerin yapılması, Taşkın tesislerinin plan, proje, inşaat, bakım ve onarımlarında yerel yönetimlerin ve tesisin hizmet alanında kalacak yerleşim birimlerinde yaşayanların katılımının sağlanması, Dere yataklarında; yatak stabilitelerinin temelini bozacak ve kıyı oyulmalarına meydan verecek şekilde kum ve çakıl ocaklarının açılmasının ve kontrolsüz, aşırı malzeme alımlarının önlenmesi v.b (Uşkay, Aksu, 2002) Heyelan ve Kaya Düşmesi Heyelanlar jeolojik, klimatolojik, sismolojik ve topografik nedenlere bağlıdır ve otoyolları ve demiryollarına daha fazla zarar verirken, daha az ölümlere neden olmaktadır. Heyelanların tamamı yamaçta mevcut ve yüzeye yakın olan yeraltı ve yüzey altı suyunun yeterince drene edilmemesinden kaynaklandığı bilinmektedir. Öncelikle yamaçtaki görünen ve görünmeyen su noktalarının ortaya çıkarılması ve akışın başka tarafa yönlendirilmesi gereklidir. Büyük heyelanlarda yol güzergâhının da yeniden belirlenmesini gerektirebilir. Heyelanların kontrol altına alınması masraflı ve uzun soluklu işlerdir (Gürer, 2004). Yağışlı mevsimlerde ve kar erime dönemlerinde, gece gündüz ısı farkından dolayı ve yeraltı su tablasının yüzeye yakın olması sebebiyle, özellikle patlatma yapılan yarmalarda Yerçekimi etkisiyle kaya düşmesi sorunu ortaya çıkmakta ve bu trafik güvenliğini olumsuz etkilemektedir Bu problemi önlemek amacıyla tel örtü ile yamaçların kaplanması için projeler hazırlanmıştır.(gürer,n. 2004) 4. KARLA MÜCADELE AÇISINDAN YOLUN PLAN VE İNŞAAT KARAKTERLERİ Yolun plan ve inşaatında ilk olarak dikkat edilmesi gereken husus yolu kar fırtınalarına maruz kalacak açık alanlarda değil derin vadilerden veya ormanlık alanlardan geçirilmeye çalışılmalıdır. Eğer yol açık kar yığın alanlarından geçecekse geçki toprak seviyesinin üstünden geçirilmelidir. Taki kar yağışı sonrası kar yüksekliği yola ulaşamasın. Bu yollarda hızı 4 m/s yi geçen rüzgâr ile biriken kar 0 C nin altındaki sıcaklarda yolu kapatabilir. Alınacak önlem ise yol kenarlarına yeterli siperleri koymaktır. İnşaat öncesi yolun uygulama alanındaki rüzgâr yönleri anemograf bilgisinden veya iklim atlasından alınmalıdır. Ayrıyeten kar yığın yönleri de hava fotoğrafları, ağaç eğilmeleri v.b. unsurlara bakarak üzerinde çalışılabilir. Yolun yarma ve dolgu kısımları yerel rüzgar yönlerini değiştirebilir. Derin yarma kısımları yoldaki kar yığılmalarını önleyebilir. Buna ek olarak kritik bölgelerde kar yığılmalarına karşın devamlı rüzgâr oluşmasını da sağlar. Dolayısıyla kar siperlerine ihtiyaç duyulmadan yolların daha projelendirilmesi aşamasında hakim rüzgar yönüne göre en ekonomik güzergahın seçimi yapılır ve yol bakım maliyetleri önemli ölçüde azaltılır (Gürer, 2002).

201 5. KIŞ ŞARTLARINDA TRAFİK KAZALARI Taşımacılık bir uygarlık aracı ve göstergesidir. Trafik ise bu taşımacılığın ilkelerini ve kurallarını saptayan ve düzenleyen bir uygulamadır. Karayolu Trafiği ise tüm dünyada en çok başvurulan bir taşımacılık aracıdır. Taşımacılıkta karayolunun payı Amerika da 27,2%, dir. Almanya da 58,2% dir. Türkiye de ise eşya taşımacılığının 90% kadarı ve insan taşımacılığının 95% ı karayolu iledir. Görülüyor ki ülkemizde taşımacılığın 90%-95% i karayolu iledir. Ülkemize ait istatistiklere bakıldığında Avrupa Birliği ülkelerine göre çok daha fazla kaza, ölü ve yaralı sayımız olduğu aşikârdır.

202 Trafik kazalarına sebep olan ana faktörler insan, taşıt, yol ve çevre koşulları olmak üzere 4 grupta toplanabilir. Bu sebeplerden biri olan ve bizim bildiri içeriğimizi kapsayan çevre koşulları kar ve buzun beraberinde getirdiği tehlikeleri içerir. Kış mevsiminde özellikle orta ve doğu Anadolu nun karlı kesimlerdeki yollarda ve soğuk havada, uzun yol sürücülerinin gerilimi artar, çünkü görüş mesafesi azalır, yol çizgileri görünmez olur, hava koşulları her an değişebilir ve tipi ye dönüşebilir, yollar kar ve buzla kaplıdır. Ayrıca tipiden dolayı sürücünün oryantasyonu da bozulur. Bunu engellemek için, genelde sürücü önünde seyreden arabanın arka ışıklarını takip ederek oryantasyon sağlamaya çalışır (Gürer, 2004). Japonya da yapılan araştırmalara göre, yaşlı sürücüler gerek buz, gerek kar koşullarında ve görüş mesafesinin azaldığı durumlarda aniden fren yapmak, direksiyonu aniden çevirmek gibi uç hareketlerde daha sık bulunurlar. İyi havalarda işaretli geçitlerde normalde sabit hız ile seyahat edilirken tipi durumlarında hız daha düşük ve değişkendir. Kış koşullarında araba kullanmaya alışık olmayan sürücüler görüş mesafesinin kısıtlanmasından daha fazla etkilenirler. Kışın hız, görüş mesafesinin azalmasına paralel olarak azalır. Buna karşın sürücünün gaz verme ve gaz kesme ve direksiyon kullanma davranışları artan bir değişim gösterir. Tipi olan kesimlerde sürücüler daha yavaş, özellikle durulma ihtimali olan kavşaklarda daha dikkatlidir ve ışıklı kavşaklarda fren yapmaları iyi havalara oranla daha sıktır (Gürer, 2004) lı yılların başından beri trafik kazalarını önlemek için 3E formülünü uygulamak gerektiği bilinir. Egineering (Mühendislik) :Araç,yol, ve Trafik Mühendisliği hakkında alınacak tedbirler. Education (Eğitim) :Sürücülerin eğitimi, okulda Trafik Güvenliği dersinin verilmesi vb. Enforcement (Denetleme) :Trafik Kanununu uygulama 6. KAR VE BUZA KARŞI YOL GÜVENLİK STRATEJİLERİ Soğuk hava koşullarında uygulanan, bilgi hazırlığı trafik kontrolü ve karbuz işletmesi unsurlarını içeren stratejiler genel olarak 4 gruba ayrılabilir: 6.1. Yol Bakım Stratejileri Uzmanlar karlı-buzlu havalarda gerçek zamanlı bilgi görüntüleme ve hava tahmin raporları ile yol bakım kaynaklarının konuşlandırılması, personel düzenlemeleri gibi konularda stratejilerini belirler. Erken Uyarı sistemleri ve Akıllı Ulaştırma sistemleri yöneticilere ihtiyaç duydukları doneleri verir.

203 6.2. Acil Tedavi Stratejileri Acil tedavi yöneticileri karar destekleme sistemi ile mevcut yol durumu ve hava tahminlerini elde ederler.karar destekleme sistemi hava koşullarını, demografik bilgi, topoğrafik bilgi, yol ve köprü konumları ve trafik akış bilgileri vasıtasıyla tespit eder Trafik Yönetim Stratejileri Yol koşulları trafik komuta merkezi tarafından görüntülenir.trafik kontrol birimlerine ulaşan hava tahmin sonuçları neticesinde profesyoneller trafik akımı ve yol ile ilgili stratejilerini belirler Yolcular ve Yol Kullanıcıları için Yönetim Stratejileri Trafik yöneticileri yol durumunu ve hava tahminlerini bütün karayolu kullanıcılarına kendi karalarını verebilmeleri için iletmeleri gerekmektedir (Jıang,X. 2007). Dünyanın çeşitli ülkelerinde karla ilgili eğitim ve bilgi akışının sağlandığı birimler bulmak mümkündür. Ülkemizde de bu tarz kuruluşların teşkil edilmesi yılın büyük bölümünü kar altında geçiren bölgeler için faydalı olacağı aşikârdır. Bunlardan bazıları sıralanacak olursa; 1- İngiltere'de bulunan The Snow Intitute (British Snowsports School. Web adresi: 2- İsviçre'de bulunan Swiss Federal Institute for Snow and Avalanche Research Davos (web adresi: 3- Yeni Zelanda'da bulunan New Zealand Snow Safety Institute (web adresi: 4- Amerika'da bulunan Institute of Snow Research (web adresi: 5-Japonya'da bulunan Snow And Ice Research Center (web adresi:

204 (Çomaklı, Ş.E. 2007) 7. KARAYOLLARININ KIŞ BAKIMI Türkiye de mevcut yasalara göre, kış koşullarında karayollarının kar ve buz kontrolünün etkin olarak gerçekleştirilmesi devletin sorumluluğudur. Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü devlet ve il yolları kış bakım programını hazırlar. Kış bakım programı içine alınacak yolların durumunu ödenek miktarı, malzeme, personel ve fiziki koşullar belirler. Hüküm süren meteorolojik olaylar programın gerçekleşmesini ve zamanını tayin eder. Kış programı açısından mevcut yol şebekesi üç grupta değerlendirilir: 1. Daimi açık tutulan yollar (devamlı kar ve buz mücadelesi yapılan) 2. İmkan bulundukça açık tutulan yollar (imkan bulundukça kar -buz mücadelesi yapılan yollar) 3. Kış mücadele programına dahil olmayan yollar. Bir yolun kış mücadele programına alınmasında kullanılan öncelik belirleyici kriterler: 1. Uzun dönem ortalaması günlük trafik kapasitesi (AADT), 2. Yolun endüstriyel ve askeri önceliği, 3. Yörenin sosyal ve çevre koşulları ile diğer ulaşım olanaklarının varlığıdır. Yağışın sıvı veya kar şeklinde oluşunun yolda seyreden trafiği etkilediği bir gerçektir.yağış nedeni ile yol ve tekerlek arasında sürtünme katsayısı azaldığından, trafiğin güvenli seyretmesi zorlaşır ve yağışlardan sonra trafik kazaları artar.yola, yağış ve sürüntü ile gelen karın kalınlığı 5 cm yi aştığında, yoldaki trafik etkilenir ve yola devamda güçlük çekilir.kar kalınlığı 10 cm yi aştığında küçük otomobillerin yolda kalabileceği ve yolu kapatacağı bilinen bir gerçektir. Kışın meteorolojik koşullarına, trafik yoğunluğuna ve yolun fiziksel ve geometrik yapısıyla yakından ilişkili olan kar temizliği ve buz kontrolü genel olarak aşağıdaki üç evreyi içermektedir; *Yolun tasarımı ve inşası kar yığınlarının rüzgâr tarafından taşınmasına uygun olmalı *Karayollarında kar yığılmalarını önlemek için kar siperleri yapılmalı * Biriken kar ve buzu kar kalınlığına göre seçilecek makine ve ekipmanlarla yoldan uzaklaştırmalı, kayganlık azaltılmalı ve lastik ile yol yüzeyi arasındaki sürtünmeyi güvenli değer olan 0,45 e çıkarmalıyız (Gürer, 2002). Karayolları 12. Bölge Müdürlüğü bu kış Doğu Anadolu Bölgesinde 3533 km lik yolda yapılan kar mücadelesinde yaklaşık toplam 48 milyon m 3 kar ve 1.9 milyon m 3 çığ kürümüştür yılı değerleri ile karla mücadele kapsamında 2639 YTL/km, bakım giderleri için 1 km yol bakım maliyeti olarak YTL/km harcama, araç başına 1 saat gecikme gideri olarak 11,75 $ ekonomik kayıp gerçekleşmiştir. Kar mücadelesi: Kar, mücadelesi ve buz mücadelesi, olmak üzere ikiye ayrılır; 7.1. Karla Mücadele Kar temizleme işinde, bıçakların randımanlı olarak çalışabilmeleri için, yol üzerinde biriken kar yeterli yüksekliğe ulaşınca hemen çalışmaya başlanmalıdır. Bu

205 yükseklik takriben 5 cm dir. Kar temizleme çalışması; kaplama sathında, banketlerde, şehir geçişlerinde, köprülerde, küçük drenaj yapılarında, demiryolu geçitlerinde ve yokuşlarda yapılır. Kar mücadelesinde düz bıçak, V bıçak ve rotatifler kullanılır. Karın bilhassa yollarda birikmesine sebep olan savruntu olayı kontrol edilmediği takdirde, yollar trafiğe uzun müddet kapanır. Yolu tekrar trafiğe açmak için, masraflı bir kar temizleme çalışması yapılması gerekir. Yolu kapatma durumuna getiren kar, yola yağış veya sürüntü ile gelmektedir. Bunun için kar mücadelesi programına alınan yollarda gerekli incelemeleri yaparak, yola sürüntü ile kar gelmesi muhtemel yerlere yeteri kadar kar siperi konarak, sürüntü ile gelen karın yola gelmesi önlenir. Yolların kardan kapanmaları, yağıştan çok, sürüntü karla olmaktadır. Bu nedenle kar mücadelesinde kar siperlerinin özel bir yeri vardır. Kar siperleri ile kar mücadelesi en etkin ve ekonomik bir yöntemdir. Karın bilhassa yanlarda birikmesine sebep olan sürüntü olayı kontrol edilmediği takdirde, yoların trafiğini uzun müddet kesintiye uğratacak şekilde kapanmalar ve en masraflı kar temizleme işi meydana gelir. Karın birikmesine sebep olan faktörler; 1. Yol güzergahının, hakim olan rüzgar yönlerine dik olarak geçirilmiş olması. 2. Yol kamulaştırma sınırlarında yol eksenine paralel tel örgü, tahta, çalılık gibi suni veya tabii çitlerin bulunması. 3. Bazı tip korkuluklar. 4. Yarma şevlerinin çok dik olması. 5. Banketlerin ot niteliğindeki yüksek bitkilerle kaplı olması. Birikmenin kontrolünü ve önlenmesini sağlayacak başlıca tedbirler şunlardır: 1. Kar siperleri dikilmesi. 2. Rüzgârların şiddetini azaltacak veya kar siperi vazifesi görecek şekilde yeşil ağaçlardan çitler tesis edilmesi. 3. Yol profillerinin dolgu ve alçak yarma kesitlerden meydana gelmelerini veya genellikle düzlük araziden geçmelerini sağlayacak şekilde düzeltilmeleri. 4. Yol eksenlerinin hakim rüzgar istikametlerine takriben paralel olacak şekilde planda gerekli düzeltmelerin yapılması. 5. Yarma şevlerinin yatırılması. Söz konusu şevlerin, karın üfürülebilmesi için (4/1-8/1) arasında olması gerekir. 6. Sonbahar sonunda banketlerdeki yüksek ot, çimen veya bitkilerin kesilmesi Kar Siperleri Kar birikmesini kontrol etmek için müracaat edilen başlıca usul, kar siperlerinin tesisidir. Genellikle yolların kapanmasına neden olan kar, yolun bitişiğinde bulunan arazideki karın, hakim rüzgarların etkisi ile sürüntü halinde yola gelerek birikmesinden olmaktadır. Yol üzerindeki karın temizlenmesi külfetli ve pahalı bir çözüm olduğu için, temizleme esnasında yol ve tesisleri zarar görmektedir.ayrıca karın yol kenarında biriktirilmesi, yola zarar verdiği gibi, mücadeleden hemen sonra karın yağması halinde, karın birikmesine yer kalmamaktadır. Bu gibi hallerde yol kenarında biriken karın yoldan uzaklaştırılması

206 ( rotatif ile uzağa atılması veya taşıma suretiyle uzaklaştırılması ) mali külfeti bir yana büyük sorunlar yaratmaktadır. Yolda bozulma fazla olmaktadır. Bu mücadele yol dışında olursa hem ekonomik olmakta hem de yolda bozulmalar azalmaktadır. Söz konusu nedenlerle kar mücadelesinde kar siperlerine ağırlık vermek her yönüyle en uygun ve ekonomik bir çözümdür. Kar siperleri yolun en fazla kar birikmesinin muhtemel olduğu kesimlerine dikilmelidir. Birikinti oluşan yol kesimleri dikkatli bir kontrole tabi tutulmalı arazinin özelliklerini, hakim rüzgar yönlerini tespit ederek, alınacak önleyici tedbirler bu donelere dayanarak tayin edilmelidir. Kar siperleri canlı ve cansız olmak üzere ikiye ayrılır. Geçmişten günümüze 4 farklı tipte kar siperi kullanılmıştır. Bunlar Kanada tipi, Rus tipi, İsveç tipi ve ülkemizde hâlihazırda kullanılan prefabrik beton siperlerdir. Kar siperinin kullanılacağı bölgenin koşulları ve kullanılabilirliği yapılacak seçimi tayin eder. Kanada ve Rus tipi siperler dikey, İsveç tipi siper ise yatay bileşenlerden oluşur. Prefabrik beton siperler küçük gözenekli, yüksek kar yakalama kapasiteli ve dayanıklı olmasına karşın fiyatı diğerlerinin iki katıdır. Ağaç veya plastikten yapılmış siperler hasat sezonunu sonunda yakılan anız ateşlerinde zarar görmeleri nedeniyle kullanışlı değildir (Gürer, 2002). Kar siperlerinin kapasitesi hesaplanabilir. Çift kat takviyeli ve uzun ömürlüdür. Hızlı ve çabuk monte edilebilir. İstenilen açı verilerek rüzgârın geliş yönüne göre tasarlanabilir. Kar siperi tasarımında faktörler; yükselti, yoğunluk, uzunluk, arka ve ön alan mesafeleridir. Bariyer uçlarında kar birikiminin daha az olacağı, savrulmanın daha çok olacağı göz önüne alınarak uçların 30 derece uzatılması önerilir. Kar siperliği ölçüleri, yoğunluğa bağlı olarak değişir. Araştırmalar yoğunluğu %77 ile %92 arasında değişen siperlerin arkasında ortalama siper yüksekliğinin 9 katı mesafede biriktirme yaptığını ortaya koymuştur. Bu mesafe siperlik yoğunluğunun %64 olması halinde siper yüksekliğinin 12 katına çıkmaktadır. Yoğunluk %50 olduğunda ise, siper arkası biriktirme alanı uzunluğu siper yüksekliğinin katı arasında değişmektedir. Kar siperliği boyları korunmak istenen alan ve kar miktarına göre ayarlanmalıdır. Yükseklik ile siperlik yoğunluğu, kar siperliğinin yol ve konumu sağlanacak alan ile olan mesafenin belirlenmesi açısından önem taşır. Siperlerin yola veya konacak alana mümkün olduğu kadar yakın, ancak bariyerin her iki tarafından gelecek rüzgâr etkisi altında kalmayacak kadar uzak olması gerekir. %50 geçirgen kar siperliklerinin yoldan asgari 10 m. uzaklıkta olması gerekir. Kar siperliği kar temizleme çalışmalarından doğan ekonomik yükü önemli ölçüde azaltacağı gibi yollardaki kapanmaları da büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır Yol Drenajı Güvenli trafik akışı için doğru boyutlandırılmış, güvenilir ve dayanıklı yol esastır. Bir yolun ömrü ve dayanıklılığı üzerinde en önemli ve zararlı rolü oynayan su etkilerini ortadan kaldırmak ve her türlü suyu yol gövdesinden en kısa zamanda uzaklaştırmak amacıyla yol güzergâhı boyunca çeşitli drenaj sistemleri kurulmaktadır. Bu sistemler, suyun doğada bulunuş biçimine göre yüzeysel drenaj ve yeraltı suyu drenajı olarak gerçekleştirilmektedir (Gürer, 2004).

207 Buzla Mücadele Kış mevsimi süresince Karayolları ağındaki yolların hizmete açık tutulması, Karayolları çalışmalarının en önemli problemlerinden birini teşkil eder. Buz mücadelesi bu problemin esas unsurlarından biridir. Yol sathında kayganlık iki şekilde meydana gelir; * Yağan karın buzlaşması, * Yol sathındaki nemin ve suyun buzlaşması. Kar mücadelesine kar yüksekliği yol platformunda 5 cm. olduğunda başlanılmaması halinde, kar trafik altında sıkışarak buzlaşır. Yol, donmuş yağmur veya satıh suları ve kardan temizlendikten sonra trafiğe açılır. Ancak, yol platformundan temizlenmeyen birkaç cm. yüksekliğinde kar kalır ve bu kar trafik altında sıkışarak buzlaşır. Bu nedenle trafik güvenliği tehlikeye girer. Özellikle yokuş olan kesimlerde araçlar kayarak yolda kalırlar ve yolu tıkarlar. Tekerlek ile yol arsındaki sürtünme katsayısı normal hava şartlarındaki sürtünme katsayısının (1/5-1/10) na kadar düşer. Oluşlarda zincir takmadan çıkılması mümkün olmayan bu durumlarda yolun sirkülasyonunu sağlamak ve trafiğin güvenliğini artırmak için buz tutan yollara kaymaya engel olacak maddeler aşındırıcı, pürüzlülüğü artırıcı malzeme ve kimyasal maddeler sermek genel bir mücadele metodu haline gelmiştir. Buzla mücadelede aşındırıcı olarak kullanılan en uygun malzemeler; kum, kömür tozu, taş kırıntıları, cüruf kırıntıları, maden cevheri artıkları ve kok fırınlarından arta kalan artıklardır. Bunlara aşındırıcılar denir. Tecrübeler aynı büyüklükteki danelerden teşekkül etmiş malzemelerin daha iyi netice verdiğini göstermektedir. Malzeme hiçbir zaman araçlar için tehlike teşkil edecek büyüklükte daneler ihtiva etmemelidir. Buz mücadelesinde kullanılan karışım (kum veya kırma taş ve Kimyevi malzemelerden) ibarettir. Karışımdaki kum veya kırma taş yoldaki buza batarak yolda pürüzlülüğü (sürtünme katsayısını) artırır. Ayrıca buzu aşındırır ve kimyevi maddenin nüfuz etme oranını artırır.kimyevi maddenin buzu çözme işlemi dakika sonra mümkün olur. Bu yarım saatlik müddet içinde karışımdaki kum veya mıcır yoldaki kaymayı önler. Buzla mücadelede kullanılan kimyasal maddeler ve buzu çözmedeki etkileri şu şekildedir; Sodyum Klorür:-21 C, Kalsiyum Klorür:-40 C, Üre:-10 C, Kalsiyum Fosfat:-13 C dir. Sıcaklığın O C ile -12 C arasında olduğu zamanlarda, kaya tuzu NaCl ile yapılan mücadelede serpme tuzun dozajı aşağıdaki değerlerde uygulanmalıdır: Önleyici olarak 5-15 gr/m 2 Kaygan buzda gr/m 2 Kar yağışının başlaması ve devamı sırasında gr/m 2 Agrega (kırılmış çakıl) dozajı gr/m 2 Tuzu kamyon üzerinden insan gücüyle ve kürekle yola serpmek mümkündür. Fakat çok zaman alacağından arzu edilen çabukluk sağlanamaz ve tuz zayiatı fazla olur. Bu sebeple de tuz serici kullanılması zorunlu olmaktadır. 8. KARLA MÜCADELENİN ÇEVRESEL ETKİLERİ Trafiğin sebep olacağı çevre etkilerinin başında gürültü ve hava kirliliği gelmektedir. Trafikte araçların kullanımıyla oluşan gürültü genellikle araçların motorlarında, egzozdan ve süspansiyondan kaynaklanan gürültüdür. Trafik gürültüsü motor gücüne, hızına, seyreden taşıtların cinsine, yol eğim derecelerine ve kaplama

208 özelliğine bağlı olarak değişmektedir. Tüm bu nedenlerle oluşan trafik gürültüsü insan yaşamıyla içice olması sebebiyle hem çevre açısından hem de insanların sağlığı açısından önemli etkiler yaratmaktadır. Trafiğin olumsuz çevre etkilerinden bir diğeri de çevre kirliliğinin en önemli parametrelerinden biri olan, canlıların içinde yaşadığı ortamı oluşturan hava kirliliğidir. Benzinli ve dizel motorların egzoz gazları hava kirliliğine neden olan kaynakların başında gelmektedir. Açığa çıkan bu emisyonlar nedeniyle çevre kalitesi düşmekte, canlıların sağlığı tehlikeye girmektedir. Yoğun trafikten kaynaklanan ve kişiler üzerinde psikolojik ve fizyolojik olarak olumsuz etki yaratacak olan diğer bir faktör de görsel kirliliktir. Kar ve buz mücadelesinde aşırı şekilde kullanılabilecek kimyasallar toprak ve su kaynaklarının kirliliğini büyük ölçüde etkileyecektir (Dülgeroğlu, 2004). Söz konusu olacak yol nedeniyle araçlardan kaynaklanacak başlıca emisyonlar NO 2, CO, HC, SO 2, PM ve PM içindeki kurşundur. Özellikle egzoz gazlarından kaynaklanan PM emisyonları az olmasına rağmen içerdikleri kurşun nedeniyle insan sağlığını ve doğayı tehdit etmeleri açısından önemle incelenmelidir. Araçlardan kaynaklanan bu emisyonlar aracın yaşı, motorun çalışma devri, çalışma sıcaklığı, ortam sıcaklığı, ortam basıncı, yakıt türü ve kalitesi gibi parametrelere bağlıdır. Açığa çıkan bu emisyonlar nedeniyle meydana gelebilecek olan asitlenme de toprak ve su kaynaklarına etkileri bakımından önemlidir. Bunlarla ilgili olarak çökelme hesapları yapılmalı ve çökelme debisi hesaplanmalıdır. Yoldan geçen araçların egzozlarından havaya atılan emisyonlar içindeki kurşun ile lastiklerin aşınmasından kaynaklanan PM nin yer seviyesi konsantrasyonları hesaplarının yanı sıra yaş ve kuru çökelme mekanizmaları ile oluşan toplam çökelme de ihmal edilmemelidir. Bu emisyonlar havada nem, sıcaklık gibi etkilerle asitleşerek toprak ve su kaynaklarının özelliklerinin değişmesine yol açarlar. Toprakta ve suda meydana gelen bu olumsuzluklar besin zinciri ve hava yoluyla tüm canlıları ve ekolojide meydana gelen değişimlerle de tüm ekosistemi yaşanmaz hale getirebilir (Dülgeroğlu, 2004).

209 Bazı çalışma şartları için emisyon değerleri 9. SONUÇ Sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapılaşmanın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkan ulaştırma talebi değerlendirilirken, ulaştırma sistemlerinin bir bütün olarak ele alınarak incelenmesi gereklidir. Gerek yolcu, gerekse yük taşımacılığı için seçilecek olan ulaştırma sisteminin hızlı, ekonomik, güvenli, çevreye az zarar veren ve ülke koşullarına uygun bir ulaştırma sisteminin olması arzu edilir. Büyük yatırımlar ülke genelinde tesis edilirken ileriye yönelik çok kapsamlı planlamalar yapılmalıdır. Ayrıca ülke kaynaklarının ulaştırma sistemleri arasında akılcı bir şekilde nasıl dağıtılması gerektiği araştırılmalı ve ulaştırma sistemleri arasında koordineli çalışmayı sağlayacak bir ulaşım planı hazırlanmalıdır (Başol, 1983). Kurumumuz bünyesinde AR-GE ve bilimsel çalışmalara ağırlık vererek teorik ve pratiği birleştiren daha işlevsel ve daha ekonomik karla mücadele yöntemlerinin geliştirilmesine çalışılmalıdır. 10. KAYNAKLAR TCK, Karayolu Bakım El Kitabı, sf , KGM Bakım Dairesi Başkanlığı, Ankara. Gürer, N Trafikte Yol, Çevre ve Meteorolojik Faktörler, 2. Trafik Şurası Bildiri, sf , Ankara. Gürer, İ The Snow Drıft Problem And Its Effects On Road Safety In Turkey, International Traffic and Road Security Congress and Fair, sf.1-4, Ankara.

210 Jiang, X., Peı, Y Analysis of the Characters and Strategies of Road Transportation Safety in the Cold Region of China, J Transpn Sys Eng & IT, 7(4), pg.82 89, Harbin / China Dülgeroğlu, A Trafik ve Çevre Etkisi, 2. Trafik Şurası Bildiri, sf. 1-6, Ankara Durmaz, Z DSİ 8. Bölge Kar Ölçüm Çalışmaları, I.Ulusal Kar Kongresi, sf.31-32, Köy Hiz. Gen. Müd. Erzurum Araşt. Ens. Müd. Yayın No: 70, Erzurum Okuroğlu,M.,Yağanoğlu,V., Kocaman B.C Kar Çığlarının Oluşması ve Oluşmasında Etkili Olan Etmenler, I.Ulusal Kar Kongresi, sf.61-71, Köy Hiz. Gen. Müd. Erzurum Araşt. Ens. Müd. Yayın No: 70, Erzurum. Uşkay,S., Aksu,S Ülkemizde Taşkınlar, Nedenleri, Zararları ve Alınması Gereken Önlemler, Türkiye Mühendislik Haberleri, sf , Sayı /4-5-6, TMMOB İnşaat Müh. Odası, Ankara. Ege, R Trafik Kazaları Üzerine Bildiri, 2. Trafik Şurası, sf. 1-17, Ankara. Çomaklı, Ş.E Erzurum Kar Üniversitesi" veya "Erzurum Kar Enstitüsü", Yerel Gazetede yayınlanan Köşe Yazısı, sf. 1-2, Erzurum. Başol, K Türkiye Ekonomisi, Dokuz Eylül Üniversitesi, No: 2, İzmir. Çelik, F "Ulaştırma-Toplumsal Kalkınma İlişkisi ve Türkiye'nin Ulaştırma Politikaları" TMMOB Makine Mühendisleri Odası Ankara Şubesi III. Ulaşım ve Trafik Kongre-Sergisi , Ankara TCK, Bakım Maliyet İstatistikleri, KGM Bakım Dairesi Başkanlığı.

Doğu Anadolu Bölgesi İçin Hidrometeorolojik Tahmin Çalışmalarının Değerlendirilmesi

Doğu Anadolu Bölgesi İçin Hidrometeorolojik Tahmin Çalışmalarının Değerlendirilmesi VI. Ulusal Hidroloji Kongresi, 22-24 Eylül 2010, Pamukkale Üniversitesi, Denizli Doğu Anadolu Bölgesi İçin Hidrometeorolojik Tahmin Çalışmalarının Değerlendirilmesi Şensoy A. 1, Şorman A.A. 2, Uysal G.

Detaylı

TÜRKİYE ULUSAL HİDROLOJİ KOMİSYONU YÜRÜTME KURULU TOPLANTISI ve ÇALIŞTAYI

TÜRKİYE ULUSAL HİDROLOJİ KOMİSYONU YÜRÜTME KURULU TOPLANTISI ve ÇALIŞTAYI TÜRKİYE ULUSAL HİDROLOJİ KOMİSYONU YÜRÜTME KURULU TOPLANTISI ve ÇALIŞTAYI UZAKTAN ALGıLAMA VE BILGI TRANSFERI ÇALıŞMA GRUBU ODTU PROF. DR. ZUHAL AKYÜREK 10-11.02.2014 DSI-Ankara UZAKTAN ALGıLAMA VE BILGI

Detaylı

EUMETSAT H-SAF PROJESİ VE ÜRETİLEN UYDU ÜRÜNLERİNİN KULLANIM ALANLARI

EUMETSAT H-SAF PROJESİ VE ÜRETİLEN UYDU ÜRÜNLERİNİN KULLANIM ALANLARI TMMOB AFET SEMPOZYUMU 167 EUMETSAT H-SAF PROJESİ VE ÜRETİLEN UYDU ÜRÜNLERİNİN KULLANIM ALANLARI Ali Ümran Kömüşcü 1, Aydın Gürol Ertürk 1, Erdem Erdi 1, Fatih Demir 1, İbrahim Sönmez 1 SUMMARY Turkey is

Detaylı

MERİÇ NEHRİ TAŞKIN ERKEN UYARI SİSTEMİ

MERİÇ NEHRİ TAŞKIN ERKEN UYARI SİSTEMİ T.C. ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü MERİÇ NEHRİ TAŞKIN ERKEN UYARI SİSTEMİ Dr. Bülent SELEK, Daire Başkanı - DSİ Etüt, Planlama ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı, ANKARA Yunus

Detaylı

Entegre Su Havzaları Yönetimi

Entegre Su Havzaları Yönetimi 2018 Entegre Su Havzaları Yönetimi RAPOR NO: 13 Yazan 1 Hydropolitics Academy 19.5.2018 H. Yaşar Kutoğlu Meteoroloji Y. Müh. Mühendislik Hidrolojisi M.Sc., DIC SPD Hidropolitik Akademi Merkezi Bu yayının

Detaylı

Karadeniz ve Ortadoğu Bölgesel Ani Taşkın Erken Uyarı Projesi

Karadeniz ve Ortadoğu Bölgesel Ani Taşkın Erken Uyarı Projesi Karadeniz ve Ortadoğu Bölgesel Ani Taşkın Erken Uyarı Projesi Hayreddin BACANLI Araştırma Dairesi Başkanı 1/44 İçindekiler Karadeniz ve Ortadoğu Ani Taşkın Erken Uyarı Projesi. Gayesi. Model Genel Yapısı.

Detaylı

YÜZEYSULARI ÇALIŞMA GRUBU

YÜZEYSULARI ÇALIŞMA GRUBU 1/23 HEDEFLER Mühendislerimiz ve akademisyenlerimiz ile birlikte gelişmiş yöntem ve teknikleri kullanarak; su kaynaklarımızın planlama, inşaat ve işletme aşamalarındaki problemlere çözüm bulmak ve bu alanda

Detaylı

UYDU KAR ÜRÜNÜ VERİLERİYLE TÜRKİYE İÇİN BÖLGESEL VE MEVSİMSEL KARLA KAPLI ALAN TREND ANALİZİ

UYDU KAR ÜRÜNÜ VERİLERİYLE TÜRKİYE İÇİN BÖLGESEL VE MEVSİMSEL KARLA KAPLI ALAN TREND ANALİZİ UYDU KAR ÜRÜNÜ VERİLERİYLE TÜRKİYE İÇİN BÖLGESEL VE MEVSİMSEL KARLA KAPLI ALAN TREND ANALİZİ İbrahim SÖNMEZ 1, Ahmet Emre TEKELİ 2, Erdem ERDİ 3 1 Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Meteoroloji Mühendisliği Bölümü,

Detaylı

HİDROLOJİ Doç.Dr.Emrah DOĞAN

HİDROLOJİ Doç.Dr.Emrah DOĞAN HİDROLOJİ Doç.Dr.Emrah DOĞAN 1-1 YARDIMCI DERS KİTAPLARI VE KAYNAKLAR Kitap Adı Yazarı Yayınevi ve Yılı 1 Hidroloji Mehmetçik Bayazıt İTÜ Matbaası, 1995 2 Hidroloji Uygulamaları Mehmetçik Bayazıt Zekai

Detaylı

3. Ulusal Taşkın Sempozyumu, 29-30 Nisan 2013, İstanbul

3. Ulusal Taşkın Sempozyumu, 29-30 Nisan 2013, İstanbul 3. Ulusal Taşkın Sempozyumu, 29-30 Nisan 2013, İstanbul Taşkınların Sebepleri, Ülkemizde Yaşanmış Taşkınlar ve Zararları, CBS Tabanlı Çalışmalar Taşkın Tehlike Haritaları Çalışmaları Sel ve Taşkın Strateji

Detaylı

Operational Hydrological Forecasting of Snowmelt Runoff by Remote Sensing and Geographic Information Systems Integration

Operational Hydrological Forecasting of Snowmelt Runoff by Remote Sensing and Geographic Information Systems Integration BACKGROUND Name and Surname: AHMET EMRE TEKELİ Date of Birth: 17 Eylül 1975 Education Degree Department/Program University Grad. Year B.S. Civil Engineering Dep. Middle East Technical University 1997 M.Sc.

Detaylı

TÜRKİYE RÜZGAR ENERJİSİ POTANSİYELİ. Mustafa ÇALIŞKAN EİE - Yenilenebilir Enerji Kaynakları Şubesi Müdür Vekili

TÜRKİYE RÜZGAR ENERJİSİ POTANSİYELİ. Mustafa ÇALIŞKAN EİE - Yenilenebilir Enerji Kaynakları Şubesi Müdür Vekili TÜRKİYE RÜZGAR ENERJİSİ POTANSİYELİ Mustafa ÇALIŞKAN EİE - Yenilenebilir Enerji Kaynakları Şubesi Müdür Vekili Dünya nüfusunun, kentleşmenin ve sosyal hayattaki refah düzeyinin hızla artması, Sanayileşmenin

Detaylı

BÜYÜK MELEN HAVZASI ENTEGRE KORUMA VE SU YÖNETİMİ. Prof. Dr. İzzet Öztürk İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü

BÜYÜK MELEN HAVZASI ENTEGRE KORUMA VE SU YÖNETİMİ. Prof. Dr. İzzet Öztürk İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü BÜYÜK MELEN HAVZASI ENTEGRE KORUMA VE SU YÖNETİMİ Prof. Dr. İzzet Öztürk İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü GÜNDEM Büyük Melen Havzası nın Konumu ve Önemi Büyük Melen Havzası ndan İstanbul a Su Temini Projesi

Detaylı

Hidrolojik Erken Uyarı Sistemleri ve DSİ Genel Müdürlüğü Uygulamaları

Hidrolojik Erken Uyarı Sistemleri ve DSİ Genel Müdürlüğü Uygulamaları T.C. ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Hidrolojik Erken Uyarı Sistemleri ve DSİ Genel Müdürlüğü Uygulamaları Akif ÖZKALDI DSİ Genel Müdür Yardımcısı II. Ulusal Taşkın Sempozyumu/Afyonkarahisar

Detaylı

Republic of Turkey Ministry of Environment and Forestry General Directorate of State Hydraulic Works (DSI)

Republic of Turkey Ministry of Environment and Forestry General Directorate of State Hydraulic Works (DSI) Republic of Turkey Ministry of Environment and Forestry General Directorate of State Hydraulic Works (DSI) April 2009 Turkey is located on the crossroads of Europe and Asia Turkey DSI DSI is a state organization

Detaylı

Türkiye deki karla kaplı alanların uydulardan takibi ve uzun yıllar trend analizi

Türkiye deki karla kaplı alanların uydulardan takibi ve uzun yıllar trend analizi Türkiye deki karla kaplı alanların uydulardan takibi ve uzun yıllar trend analizi İbrahim Sönmez 1, Ahmet Emre Tekeli 2, Erdem Erdi 3 1 Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Meteoroloji Mühendisliği Bölümü, Samsun

Detaylı

EROZYONUN KANTİTATİF OLARAK BELİRLENMESİ. Dr. Şenay ÖZDEN Prof.Dr. Nuri MUNSUZ

EROZYONUN KANTİTATİF OLARAK BELİRLENMESİ. Dr. Şenay ÖZDEN Prof.Dr. Nuri MUNSUZ EROZYONUN KANTİTATİF OLARAK BELİRLENMESİ Dr. Şenay ÖZDEN Prof.Dr. Nuri MUNSUZ Havza koruma projelerinde erozyonun azaltılması ile sediment problemlerinin ıslahı, temel amaçları oluşturmaktadır. Bunun için

Detaylı

Karadeniz Ve Ortadoğu Ani Taşkın Erken Uyarı Projesi

Karadeniz Ve Ortadoğu Ani Taşkın Erken Uyarı Projesi Karadeniz Ve Ortadoğu Ani Taşkın Erken Uyarı Projesi Küresel olarak ani taşkınlar çok önemli afetlerdir. Her sene 5000 den fazla kişinin ölümüne neden olmaktadır. Kayıpların azaltılması için yapılan çalışmalar

Detaylı

HİDROLOJİ DERS NOTLARI

HİDROLOJİ DERS NOTLARI Balıkesir Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü [email protected] HİDROLOJİ DERS NOTLARI Yrd. Doç. Dr. Umut OKKAN Hidrolik Anabilim Dalı Ders Kapsamında Yararlanılabilecek Bazı Kaynaklar Balıkesir

Detaylı

Tablo : Türkiye Su Kaynakları potansiyeli. Ortalama (aritmetik) Yıllık yağış 642,6 mm Ortalama yıllık yağış miktarı 501,0 km3

Tablo : Türkiye Su Kaynakları potansiyeli. Ortalama (aritmetik) Yıllık yağış 642,6 mm Ortalama yıllık yağış miktarı 501,0 km3 Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyar km3 tür. Bu suyun % 97'si denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu sulardan oluşmaktadır. Geriye kalan yalnızca % 2'si tatlı su kaynağı olup çeşitli amaçlar için kullanılabilir

Detaylı

(Change of Water Masses-Dust Storms Interaction in Syria and Iraq) Suriye ve Irak taki Su Kütlelerindeki Değişimin Toz Fırtınaları ile İlişkisi

(Change of Water Masses-Dust Storms Interaction in Syria and Iraq) Suriye ve Irak taki Su Kütlelerindeki Değişimin Toz Fırtınaları ile İlişkisi V. ULUSLARARASI KUM VE TOZ FIRTINASI ÇALIŞTAYI ORTA DOĞU TOZ KAYNAKLARI VE ETKİLERİ 23-25 EKİM 2017, İSTANBUL (Change of Water Masses-Dust Storms Interaction in Syria and Iraq) Suriye ve Irak taki Su Kütlelerindeki

Detaylı

Hidroelektrik Enerji. Enerji Kaynakları

Hidroelektrik Enerji. Enerji Kaynakları Hidroelektrik Enerji Enerji Kaynakları Türkiye de kişi başına yıllık elektrik tüketimi 3.060 kwh düzeylerinde olup, bu miktar kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkeler ortalamasının çok altındadır. Ülkemizin

Detaylı

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KURAKLIK ANALİZİ. Bülent YAĞCI Araştırma ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanı

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KURAKLIK ANALİZİ. Bülent YAĞCI Araştırma ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanı T.C. ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI DEVLET METEOROLOJİ İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KURAKLIK ANALİZİ Bülent YAĞCI Araştırma ve Bilgi İşlem Dairesi Başkanı İklim Değişikliği 1. Ulusal Bildirimi,

Detaylı

National Hydrologic Information Network

National Hydrologic Information Network Seminar on Water Information Systems of Turkey & EMWIS 15 December 2005 General Directorate of State Hydraulic Works (DSI) Ankara / TURKIYE National Hydrologic Information Network Hamza ÖZGÜLER Person

Detaylı

YAĞIŞ AKIŞ MODELLEMESİ (IHACRES); KONYA KAPALI HAVZASI, KOZANLI VE SAMSAM GÖLLERİ HAVZASI ÖRNEĞİ

YAĞIŞ AKIŞ MODELLEMESİ (IHACRES); KONYA KAPALI HAVZASI, KOZANLI VE SAMSAM GÖLLERİ HAVZASI ÖRNEĞİ YAĞIŞ AKIŞ MODELLEMESİ (IHACRES); KONYA KAPALI HAVZASI, KOZANLI VE SAMSAM GÖLLERİ HAVZASI ÖRNEĞİ İbrahim Gürer 1, Murat Öncü 2 Özet Konya Kapalı Havzası, kuraklık tehlikesi nedeniyle, su kaynaklarının

Detaylı

Su Yapıları I Su Kaynaklarının Geliştirilmesi

Su Yapıları I Su Kaynaklarının Geliştirilmesi Su Yapıları I Su Kaynaklarının Geliştirilmesi Yrd. Doç. Dr. Burhan ÜNAL Bozok Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Yozgat Su, tüm canlılar için bir ihtiyaçtır. Su Kaynaklarının

Detaylı

Ders Kitabı. Doç. Dr. İrfan Yolcubal Kocaeli Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü htpp:/jeoloji.kocaeli.edu.tr/

Ders Kitabı. Doç. Dr. İrfan Yolcubal Kocaeli Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü htpp:/jeoloji.kocaeli.edu.tr/ HİDROLOJİ Doç. Dr. İrfan Yolcubal Kocaeli Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü htpp:/jeoloji.kocaeli.edu.tr/ Ders Kitabı Hidroloji Mehmetçik Bayazıt Birsen Yayınevi 224 sayfa, 3. Baskı, 2004 Yardımcı

Detaylı

ORMAN YOLLARININ UZAKTAN ALGILAMA VE CBS İLE PLANLANMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ

ORMAN YOLLARININ UZAKTAN ALGILAMA VE CBS İLE PLANLANMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ ORMAN YOLLARININ UZAKTAN ALGILAMA VE CBS İLE PLANLANMASININ DEĞERLENDİRİLMESİ Arş. Gör. Burak ARICAK Arş. Gör. Erhan ÇALIŞKAN Öğrt. Gör. Dr. Selçuk GÜMÜŞ Prof. Dr. H.Hulusi ACAR KAPSAM Giriş Orman yollarının

Detaylı

İSTANBUL BOĞAZI SU SEVİYESİ DEĞİŞİMLERİNİN MODELLENMESİ. Berna AYAT. İstanbul, Türkiye

İSTANBUL BOĞAZI SU SEVİYESİ DEĞİŞİMLERİNİN MODELLENMESİ. Berna AYAT. İstanbul, Türkiye 6. Ulusal Kıyı Mühendisliği Sempozyumu 271 İSTANBUL BOĞAZI SU SEVİYESİ DEĞİŞİMLERİNİN MODELLENMESİ Burak AYDOĞAN [email protected] Berna AYAT [email protected] M. Nuri ÖZTÜRK [email protected]

Detaylı

MOCKUS HİDROGRAFI İLE HAVZA & TAŞKIN MODELLENMESİNE BİR ÖRNEK: KIZILCAHAMAM(ANKARA)

MOCKUS HİDROGRAFI İLE HAVZA & TAŞKIN MODELLENMESİNE BİR ÖRNEK: KIZILCAHAMAM(ANKARA) MOCKUS HİDROGRAFI İLE HAVZA & TAŞKIN MODELLENMESİNE BİR ÖRNEK: KIZILCAHAMAM(ANKARA) Tunç Emre TOPTAŞ Teknik Hizmetler ve Eğitim Müdürü, Netcad Yazılım A.Ş. Bilkent, Ankara, Öğretim Görevlisi, Gazi Üniversitesi,

Detaylı

YELİ VE MEVCUT YATIRIMLAR

YELİ VE MEVCUT YATIRIMLAR TÜRKİYE RÜZGAR R ENERJİSİ POTANSİYEL YELİ VE MEVCUT YATIRIMLAR RÜZGAR ENERJİSİ VE SANTRALLERİ SEMİNERİ Rahmi Koç Müzesi Konferans Salonu - İstanbul (27 MAYIS 2011) MUSTAFA ÇALIŞKAN Makine Yüksek Mühendisi

Detaylı

Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar. (Özet)

Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar. (Özet) 4 Yüz Tanımaya Dayalı Uygulamalar (Özet) Günümüzde, teknolojinin gelişmesi ile yüz tanımaya dayalı bir çok yöntem artık uygulama alanı bulabilmekte ve gittikçe de önem kazanmaktadır. Bir çok farklı uygulama

Detaylı

FIRAT HAVZASI AKIMLARINDA GÖRÜLEN TRENDLERİN NEDENLERİNİN ARAŞTIRILMASI

FIRAT HAVZASI AKIMLARINDA GÖRÜLEN TRENDLERİN NEDENLERİNİN ARAŞTIRILMASI V. ULUSAL HİDROLOJİ KONGRESİ Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Ankara 5 7 Eylül 2007 FIRAT HAVZASI AKIMLARINDA GÖRÜLEN TRENDLERİN NEDENLERİNİN ARAŞTIRILMASI Kasım Yenigün 1, Veysel Gümüş 2 1 Harran Üniversitesi

Detaylı

TAMBİS Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

TAMBİS Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Taşkın, Arıza ve Müdahale Bilgi Sistemi Ülkemizde depremlerden sonra en çok can ve mal kaybına sebep veren doğal afet olantaşkınlar, ülkemizin farklı coğrafi yapısıve yağış

Detaylı

Onur ELMA TÜRKIYE DE AKILLI ŞEBEKELER ALT YAPISINA UYGUN AKILLI EV LABORATUVARI. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği

Onur ELMA TÜRKIYE DE AKILLI ŞEBEKELER ALT YAPISINA UYGUN AKILLI EV LABORATUVARI. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği 1 TÜRKIYE DE AKILLI ŞEBEKELER ALT YAPISINA UYGUN AKILLI EV LABORATUVARI SMART HOME LABORATORY FOR SMART GRID INFRASTRUCTURE IN TURKEY Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Sunan Onur ELMA 2

Detaylı

TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU TÜBİTAK, bilimsel ve teknolojik alanlarda araştırma ve teknolojik gelişmeyi, ulusal ekonomik kalkınma hedeflerine göre düzenlemek, koordine etmek ve özendirmekle

Detaylı

AVRUPA BİRLİĞİ SU ÇERÇEVE DİREKTİFİ VE BU ALANDA TÜRKİYE DE YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR

AVRUPA BİRLİĞİ SU ÇERÇEVE DİREKTİFİ VE BU ALANDA TÜRKİYE DE YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR AVRUPA BİRLİĞİ SU ÇERÇEVE DİREKTİFİ VE BU ALANDA TÜRKİYE DE YÜRÜTÜLEN ÇALIŞMALAR Ayla EFEOGLU Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü AB İle İlişkiler Şube Müdürü İÇERİK AB Su Çerçeve Direktifi hakkında genel

Detaylı

THE DESIGN AND USE OF CONTINUOUS GNSS REFERENCE NETWORKS. by Özgür Avcı B.S., Istanbul Technical University, 2003

THE DESIGN AND USE OF CONTINUOUS GNSS REFERENCE NETWORKS. by Özgür Avcı B.S., Istanbul Technical University, 2003 THE DESIGN AND USE OF CONTINUOUS GNSS REFERENCE NETWORKS by Özgür Avcı B.S., Istanbul Technical University, 2003 Submitted to the Kandilli Observatory and Earthquake Research Institute in partial fulfillment

Detaylı

ILISU (HASANKEYF) BARAJINA ALTERNATİF OLARAK GÜNEŞ ENERJİSİ

ILISU (HASANKEYF) BARAJINA ALTERNATİF OLARAK GÜNEŞ ENERJİSİ ILISU (HASANKEYF) BARAJINA ALTERNATİF OLARAK GÜNEŞ ENERJİSİ Ülkemiz, coğrafi konumu nedeniyle sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli açısından birçok ülkeye göre şanslı durumdadır. Devlet Meteoroloji

Detaylı

Havza Ölçeğinde Sektörel Su Tahsis Planı Uygulaması

Havza Ölçeğinde Sektörel Su Tahsis Planı Uygulaması Havza Ölçeğinde Sektörel Su Tahsis Planı Uygulaması Su Politikaları Derneği Hidropolitik Akademi Su Yönetiminde Değişim Etkinlikleri 6 Şubat 2016 Sunan: Hamza Özgüler Proje Teknik Koordinatörü ALFAR Proje

Detaylı

Sevim Yasemin ÇİÇEKLİ 1, Coşkun ÖZKAN 2

Sevim Yasemin ÇİÇEKLİ 1, Coşkun ÖZKAN 2 1078 [1025] LANDSAT 8'İN ADANA SEYHAN BARAJ GÖLÜ KIYI ÇİZGİSİNİN AYLIK DEĞİŞİMİNİN BELİRLENMESİNDE KULLANILMASI Sevim Yasemin ÇİÇEKLİ 1, Coşkun ÖZKAN 2 1 Arş. Gör., Erciyes Üniversitesi, Harita Mühendisliği

Detaylı

2229 Ayrıntılı Etkinlik Eğitim Programı SAAT/ GÜN

2229 Ayrıntılı Etkinlik Eğitim Programı SAAT/ GÜN 9.08.206, Cuma Tanışma ve Oryantasyon Yaz okulu öğrencilerinin tanışması, çalışma gruplarının oluşturulması, çalışma konularının verilmesi, görev ve sorumlulukların anlatılması. 2229 Ayrıntılı Etkinlik

Detaylı

TÜRKİYE NİN BİTKİ ÖRTÜSÜ DEĞİŞİMİNİN NOAA UYDU VERİLERİ İLE BELİRLENMESİ*

TÜRKİYE NİN BİTKİ ÖRTÜSÜ DEĞİŞİMİNİN NOAA UYDU VERİLERİ İLE BELİRLENMESİ* TÜRKİYE NİN BİTKİ ÖRTÜSÜ DEĞİŞİMİNİN NOAA UYDU VERİLERİ İLE BELİRLENMESİ* Determination the Variation of The Vegetation in Turkey by Using NOAA Satellite Data* Songül GÜNDEŞ Fizik Anabilim Dalı Vedat PEŞTEMALCI

Detaylı

MONITORING COASTAL STRUCTURES THROUGH RADAR INTERFEROMETRY TECHNIQUE

MONITORING COASTAL STRUCTURES THROUGH RADAR INTERFEROMETRY TECHNIQUE RADAR İNTERFEROMETRİ TEKNİĞİ KIYI YAPILARINDAKİ DEFORMASYONLARIN İZLENMESİ H.Ş. KUTOĞLU 1, İ.H. ÖZÖLÇER 1, H. KEMALDERE 1 1 Bülent Ecevit Üniversitesi, Afet Uygulama ve Araştırma Merkezi, Zonguldak, İstanbul,

Detaylı

EK-3 NEWMONT-OVACIK ALTIN MADENİ PROJESİ KEMİCE (DÖNEK) DERESİ ÇEVİRME KANALI İÇİN TAŞKIN PİKİ HESAPLAMALARI

EK-3 NEWMONT-OVACIK ALTIN MADENİ PROJESİ KEMİCE (DÖNEK) DERESİ ÇEVİRME KANALI İÇİN TAŞKIN PİKİ HESAPLAMALARI EK-3 NEWMONT-OVACIK ALTIN MADENİ PROJESİ KEMİCE (DÖNEK) DERESİ ÇEVİRME KANALI İÇİN TAŞKIN PİKİ HESAPLAMALARI Hydrau-Tech Inc. 33 W. Drake Road, Suite 40 Fort Collins, CO, 80526 tarafından hazırlanmıştır

Detaylı

Türkiye nin Su Potansiyelinin Belirlenmesi Çalışmaları

Türkiye nin Su Potansiyelinin Belirlenmesi Çalışmaları T.C. ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Türkiye nin Su Potansiyelinin Belirlenmesi Çalışmaları Türkiye Su Bütçesinin Belirlenmesi Çalıştayı 16 20 Mart 2015 / İstanbul A.Deniz

Detaylı

Resmî Gazete Sayı : 29361

Resmî Gazete Sayı : 29361 20 Mayıs 2015 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 29361 TEBLİĞ Orman ve Su İşleri Bakanlığından: HAVZA YÖNETİM HEYETLERİNİN TEŞEKKÜLÜ, GÖREVLERİ, ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA TEBLİĞ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam,

Detaylı

Bolu 6 Adet Tesisin Açılış ve Temel Atma Merasimi 20 Temmuz 2014, Pazar 19:00

Bolu 6 Adet Tesisin Açılış ve Temel Atma Merasimi 20 Temmuz 2014, Pazar 19:00 Bolu 6 Adet Tesisin Açılış ve Temel Atma Merasimi 20 Temmuz 2014, Pazar 19:00 Sayın Bakanım, Sayın Valim, Sayın Milletvekillerim, Sayın Belediye Başkanım, Genel Müdürlerim, değerli konuklar, hanımefendiler,

Detaylı

Meteoroloji. IX. Hafta: Buharlaşma

Meteoroloji. IX. Hafta: Buharlaşma Meteoroloji IX. Hafta: Buharlaşma Hidrolojik döngünün önemli bir unsurunu oluşturan buharlaşma, yeryüzünde sıvı ve katı halde farklı şekil ve şartlarda bulunan suyun meteorolojik faktörlerin etkisiyle

Detaylı

KİŞİSEL BİLGİLER EĞİTİM BİLGİLERİ

KİŞİSEL BİLGİLER EĞİTİM BİLGİLERİ KİŞİSEL BİLGİLER Adı Soyadı Dr. Nil KORKMAZ Ünvan Ziraat Yüksek Mühendisi Telefon (232) 832 10 02 E-mail [email protected] Doğum Tarihi - Yeri 1962-İzmir Doktora Üniversite Adı EĞİTİM BİLGİLERİ Ege

Detaylı

TARIM YILI KURAKLIK ANALİZİ VE BUĞDAYIN VERİM TAHMİNİ

TARIM YILI KURAKLIK ANALİZİ VE BUĞDAYIN VERİM TAHMİNİ METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TARIM YILI KURAKLIK ANALİZİ VE BUĞDAYIN VERİM TAHMİNİ Dr. Osman ŞİMŞEK ANTALYA 7-10 MART 2013 TARIM YILI KURAKLIK ANALİZİ Tarım atmosfer şartlarında çalışan bir fabrikadır.

Detaylı

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞINDA COĞRAFİ BİLGİ SİSTEM TARIMSAL ÜRETİMİ GELİŞTİRME GENEL MÜDÜRLÜĞÜNDE TAMAMLANMIŞ VEYA MEVCUT OLAN ÇALIŞMALAR

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞINDA COĞRAFİ BİLGİ SİSTEM TARIMSAL ÜRETİMİ GELİŞTİRME GENEL MÜDÜRLÜĞÜNDE TAMAMLANMIŞ VEYA MEVCUT OLAN ÇALIŞMALAR TUCBS TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANLIĞINDA TÜGEM TAGEM TRGM KKGM COĞRAFİ BİLGİ SİSTEM ANKARA 2010 1 TARIMSAL ÜRETİMİ GELİŞTİRME GENEL MÜDÜRLÜĞÜNDE TAMAMLANMIŞ VEYA MEVCUT OLAN ÇALIŞMALAR 1-1/25 000 Ölçekli

Detaylı

ArcGIS ile Su Yönetimi Eğitimi

ArcGIS ile Su Yönetimi Eğitimi ArcGIS ile Su Yönetimi Eğitimi http://facebook.com/esriturkey https://twitter.com/esriturkiye [email protected] Kursun Süresi: 5 Gün 30 Saat ArcGIS ile Su Yönetimi Genel Bir platform olarak ArcGIS,

Detaylı

EFFECT OF SPATIAL RESOLUTION ON WATERSHED CHARACTERISTICS: AFYONKARAHISAR CAY STREAM WATERSHED

EFFECT OF SPATIAL RESOLUTION ON WATERSHED CHARACTERISTICS: AFYONKARAHISAR CAY STREAM WATERSHED EFFECT OF SPATIAL RESOLUTION ON WATERSHED CHARACTERISTICS: AFYONKARAHISAR CAY STREAM WATERSHED Afyon Kocatepe Üniversitesi [email protected] ÖZET: Hidrol (DEM) edilmektedir. DEM 0 m Anahtar sözcükler:

Detaylı

İçerik. Türkiye de Su Yönetimi. İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi Çalışmaları

İçerik. Türkiye de Su Yönetimi. İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi Çalışmaları İçerik Türkiye de Su Yönetimi İklim Değişikliğinin Su Kaynaklarına Etkisi Çalışmaları 2 Türkiye nin Su Potansiyeli Yıllık Yağış : 501 milyar m 3 Yıllık Kullanılabilir Yerüstü Suyu : 98 milyar m 3 Yıllık

Detaylı

Türkiye de Havza Su Bütçesi Hesaplamalarında Uzaktan Algılama ve Evapotranspirasyon Haritalama Tekniklerinin Kullanılma Olanakları

Türkiye de Havza Su Bütçesi Hesaplamalarında Uzaktan Algılama ve Evapotranspirasyon Haritalama Tekniklerinin Kullanılma Olanakları Türkiye de Havza Su Bütçesi Hesaplamalarında Uzaktan Algılama ve Evapotranspirasyon Haritalama Tekniklerinin Kullanılma Olanakları Eyüp Selim Köksal Ersoy Yıldırım Türkiye Su Bütçesinin Belirlenmesi Çalıştayı

Detaylı

2008 YILI DEVLET METEOROLOJĠ ĠġLERĠ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ FAALĠYETLERĠ

2008 YILI DEVLET METEOROLOJĠ ĠġLERĠ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ FAALĠYETLERĠ 1 2008 YILI DEVLET METEOROLOJĠ ĠġLERĠ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ FAALĠYETLERĠ 2 METEOROLOJĠK ÇALIġMALAR 1935 yılından beri Devlet Meteoroloji ĠĢleri Genel Müdürlüğü; baģta ulaģtırma, silahlı kuvvetler, çevre, orman,

Detaylı

HEC serisi programlarla Ardışık barajların taşkın önleme amaçlı işletilmesi Seyhan Havzasında Çatalan-Seyhan barajları örneği

HEC serisi programlarla Ardışık barajların taşkın önleme amaçlı işletilmesi Seyhan Havzasında Çatalan-Seyhan barajları örneği HEC serisi programlarla Ardışık barajların taşkın önleme amaçlı işletilmesi Seyhan Havzasında Çatalan-Seyhan barajları örneği Prof. Dr. Osman Nuri Özdemir Gazi Üniversitesi-Mühendislik Fakültesi-İnşaat

Detaylı

Fatih TOSUNOĞLU Su Kaynakları Ders Notları Su Kaynakları Ders Notları, Su Kaynakları Ders Notları

Fatih TOSUNOĞLU Su Kaynakları Ders Notları Su Kaynakları Ders Notları, Su Kaynakları Ders Notları Fatih TOSUNOĞLU Su Kaynakları Ders Notları, Prof.Dr. Ercan KAHYA, İTÜ Su Kaynakları Ders Notları, Prof. Dr. Recep YURTAL, Çukurova Üniversitesi Su Kaynakları Ders Notları, Yrd.Doç.Dr. Selim ŞENGÜL, Atatürk

Detaylı

Hidroloji Disiplinlerarası Bir Bilimdir

Hidroloji Disiplinlerarası Bir Bilimdir HİDROLOJİ KAPSAM Hidrolojik Çevrim ve Elemanları Hidrolojik Değişkenlerin Ölçülmesi ve Analizi Yağış Buharlaşma Terleme Sızma Analizleri Akım Ölçümleri ve Verilerin Analizi Yüzeysel Akış Yağış-Akış İlişkisi

Detaylı

TÜRKİYE ULUSAL HİDROLOJİ KOMİSYONU 2015 Yılı Yürütme Kurulu Toplantısı 16 Mart 2015

TÜRKİYE ULUSAL HİDROLOJİ KOMİSYONU 2015 Yılı Yürütme Kurulu Toplantısı 16 Mart 2015 T.C. ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TÜRKİYE ULUSAL HİDROLOJİ KOMİSYONU 2015 Yılı Yürütme Kurulu Toplantısı 16 Mart 2015 Dr. Hakan AKSU TUHK Sekreteri TÜRKİYE ULUSAL HİDROLOJİ

Detaylı

Proje No: 105Y283. Tuz Gölü ve Yakın Çevresinin Yer ve Uydu Verileri ile Kuraklık ve Su Kalitesi Bakımından Zamansal Analizi

Proje No: 105Y283. Tuz Gölü ve Yakın Çevresinin Yer ve Uydu Verileri ile Kuraklık ve Su Kalitesi Bakımından Zamansal Analizi Proje No: 105Y283 Tuz Gölü ve Yakın Çevresinin Yer ve Uydu Verileri ile Kuraklık ve Su Kalitesi Bakımından Zamansal Analizi Prof.Dr. Cankut ÖRMECİ Prof.Dr. Doğan KANTARCI Prof.Dr. Cumali KINACI Dr. Süleyman

Detaylı

1.GİRİŞ. Şevki İSKENDEROĞLU 1, Bahadır İbrahim KÜTÜK 2, Şerife Pınar GÜVEL 3, Aynur FAYRAP 4,Mehmet İrfan ASLANKURT 5

1.GİRİŞ. Şevki İSKENDEROĞLU 1, Bahadır İbrahim KÜTÜK 2, Şerife Pınar GÜVEL 3, Aynur FAYRAP 4,Mehmet İrfan ASLANKURT 5 SULAMA PROJELERİ TABANSUYU İZLEME FAALİYETİNİN COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİNDE İNCELENMESİ VE DEĞERLENDİRİLMESİNDE AŞAĞI SEYHAN OVASI SOL SAHİL SULAMA PROJESİ ÖRNEĞİ Şevki İSKENDEROĞLU 1, Bahadır İbrahim KÜTÜK

Detaylı

DERS BİLGİLERİ HİDROLOJİ VE SU YAPILARI CE CE 252 Fluid Mechanics and Hydraulics. Yrd. Doç. Dr. M. Adil Akgül

DERS BİLGİLERİ HİDROLOJİ VE SU YAPILARI CE CE 252 Fluid Mechanics and Hydraulics. Yrd. Doç. Dr. M. Adil Akgül DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyıl D+U+L Saat Kredi AKTS HİDROLOJİ VE SU YAPILARI CE 353 5 2+2+0 3 6 Ön Koşul Dersleri CE 252 Fluid Mechanics and Hydraulics Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin

Detaylı

Avrupa Birliği Taşkın Direktifi ve Ülkemizde Taşkın Direktifi Hususunda Yapılan Çalışmalar

Avrupa Birliği Taşkın Direktifi ve Ülkemizde Taşkın Direktifi Hususunda Yapılan Çalışmalar ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI Su Yönetimi Genel Müdürlüğü Taşkın ve Kuraklık Yönetim Planlaması Dairesi Başkanlığı Avrupa Birliği Taşkın Direktifi ve Ülkemizde Taşkın Direktifi Hususunda Yapılan Çalışmalar

Detaylı

2013/101 (Y) BTYK nın 25. Toplantısı. Üstün Yetenekli Bireyler Stratejisi nin İzlenmesi [2013/101] KARAR

2013/101 (Y) BTYK nın 25. Toplantısı. Üstün Yetenekli Bireyler Stratejisi nin İzlenmesi [2013/101] KARAR 2013/101 (Y) Üstün Yetenekli Bireyler Stratejisi nin İzlenmesi [2013/101] BTYK nın 2009/102 no.lu kararı kapsamında hazırlanan ve 25. toplantısında onaylanan Üstün Yetenekli Bireyler Stratejisi nin koordinasyonunun

Detaylı

SU YÖNETİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURAKLIK YÖNETİMİ İHTİSAS HEYETİ 2.TOPLANTISI

SU YÖNETİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURAKLIK YÖNETİMİ İHTİSAS HEYETİ 2.TOPLANTISI SU YÖNETİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURAKLIK YÖNETİMİ İHTİSAS HEYETİ 2.TOPLANTISI TOPRAK MUHAFAZA VE HAVZA ISLAHI DAİRESİ BAŞKANLIĞI FAALİYETLERİ DR.HAVVA KAPTAN ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TOPRAK MUHAFAZA VE HAVZA

Detaylı

Ziraat Yüksek Mühendisi. [email protected]. Ankara Üniversitesi. Ziraat Fakültesi. Tarımsal Yapılar ve Ana Bilim Dalı/2009

Ziraat Yüksek Mühendisi. itekeli@tagem.gov.tr. Ankara Üniversitesi. Ziraat Fakültesi. Tarımsal Yapılar ve Ana Bilim Dalı/2009 KİŞİSEL BİLGİLER Adı Soyadı İnci TEKELİ Ünvan Ziraat Yüksek Mühendisi Telefon 3157623/289 E-mail [email protected] Doğum Tarihi - Yeri 1962-Polatlı Doktora Yüksek Lisans Lisans Diğer Eğitimler Ankara

Detaylı

KIZILIRMAK NEHRİ TAŞKIN RİSK HARİTALARI VE ÇORUM-OBRUK BARAJI MANSABI KIZILIRMAK YATAK TANZİMİ

KIZILIRMAK NEHRİ TAŞKIN RİSK HARİTALARI VE ÇORUM-OBRUK BARAJI MANSABI KIZILIRMAK YATAK TANZİMİ KIZILIRMAK NEHRİ TAŞKIN RİSK HARİTALARI VE ÇORUM-OBRUK BARAJI MANSABI KIZILIRMAK YATAK TANZİMİ Sunan Dr. Burak Turan NFB Mühendislik ve Müşavirlik Dr. Burak TURAN 1, Fayik TURAN 2, M. Denizhan BÜTÜN 3

Detaylı

Uzaktan Algılama Verisi

Uzaktan Algılama Verisi Uzaktan Algılama (2) Yrd. Doç. Dr. Özgür ZEYDAN http://cevre.beun.edu.tr/zeydan/ Uzaktan Algılama Verisi Raster Veri Formatı 1 Uzaktan Algılama Verisi http://www.tankonyvtar.hu/hu/tartalom/tamop425/0027_dai6/ch01s03.html

Detaylı

2016 Yılı Buharlaşma Değerlendirmesi

2016 Yılı Buharlaşma Değerlendirmesi 2016 Yılı Buharlaşma Değerlendirmesi GİRİŞ Tabiatta suyun hidrolojik çevriminin önemli bir unsurunu teşkil eden buharlaşma, yeryüzünde sıvı ve katı halde değişik şekil ve şartlarda bulunan suyun meteorolojik

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: MEHMET SAİT ŞAHİNALP Doğum Tarihi: 21. 04. 1973 Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Coğrafya Öğretmenliği Marmara Üniversitesi 1992-1996

Detaylı

Dünya Su Günü 2008 Etkinlik Programı

Dünya Su Günü 2008 Etkinlik Programı 0/5 Dünya Su Günü 2008 Etkinlik Programı 1. GÜN Dünya Su Günü Panelleri 21 Mart 2008 DÜNYA SU GÜNÜ PANELLERİ 09.00 09.20 AÇILIŞ 09.30 11.30 Kocatepe Salonu İnönü Salonu PANEL 1: Küresel Değişimler ve Risk

Detaylı

SU MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ YRD. DOÇ. DR. FATİH TOSUNOĞLU

SU MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ YRD. DOÇ. DR. FATİH TOSUNOĞLU SU MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ YRD. DOÇ. DR. FATİH TOSUNOĞLU DERS HAKKINDA GENEL BİLGİLER Görüşme Saatleri:---------- Tavsiye edilen kitaplar: 1-Kavramsal su mühendisliği, Prof.Dr. A.Melih Yanmaz, Prof. Dr. Nurunnisa

Detaylı

Araziye Çıkmadan Önce Mutlaka Bizi Arayınız!

Araziye Çıkmadan Önce Mutlaka Bizi Arayınız! Monthly Magnetic Bulletin March 2014 z BOĞAZİÇİ UNIVERSITY KANDİLLİ OBSERVATORY and EARTHQUAKE RESEARCH INSTITUTE GEOMAGNETISM LABORATORY http://www.koeri.boun.edu.tr/jeofizik/default.htm Magnetic Results

Detaylı

ArcGIS ile Tarımsal Uygulamalar Eğitimi

ArcGIS ile Tarımsal Uygulamalar Eğitimi ArcGIS ile Tarımsal Uygulamalar Eğitimi Kursun Süresi: 5 Gün 30 Saat http://facebook.com/esriturkey https://twitter.com/esriturkiye [email protected] ArcGIS ile Tarımsal Uygulamalar Eğitimi Genel

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Ahmet Emre TEKELİ 2. Doğum Tarihi ve Yeri: , Ankara 3. Unvanı: Doçent 4. Öğrenim Durumu:

ÖZGEÇMİŞ. 1. Adı Soyadı: Ahmet Emre TEKELİ 2. Doğum Tarihi ve Yeri: , Ankara 3. Unvanı: Doçent 4. Öğrenim Durumu: ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı: Ahmet Emre TEKELİ 2. Doğum Tarihi ve Yeri: 17.09.1975, Ankara 3. Unvanı: Doçent 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Civil Engineering Middle East Technical University

Detaylı

COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ

COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ HRT 105 HARİTA MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ Ders 8 COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİ Yrd.Doç.Dr. H. Ebru ÇOLAK Kamu Ölçmeleri Anabilim Dalı www.gislab.ktu.edu.tr/kadro/ecolak Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) Geographical

Detaylı

ÇORUH NEHRİ GENEL GELİŞME PLANI BOYKESİTİ

ÇORUH NEHRİ GENEL GELİŞME PLANI BOYKESİTİ TMMOB 2. Su Politikaları Kongresi 33 ÇORUH HAVZASI PROJELERİ Sezai SUCU Bölge Müdürü DSİ 26. Bölge Müdürlüğü, Artvin Talha DİNÇ İnşaat Mühendisi ÖZET Ülkemiz sınırları içerisinde Bayburt ilinde doğan ve

Detaylı

YELİ EMO SAMSUN ŞUBESİ-04-05 EYLÜL 2007. MUSTAFA ÇALIŞKAN Makine Yüksek Mühendisi EİE - Yenilenebilir Enerji Kaynakları Şube Müdür V.

YELİ EMO SAMSUN ŞUBESİ-04-05 EYLÜL 2007. MUSTAFA ÇALIŞKAN Makine Yüksek Mühendisi EİE - Yenilenebilir Enerji Kaynakları Şube Müdür V. ORTA KARADENİZ Z BÖLGESB LGESİ RÜZGAR ENERJİSİ POTANSİYEL YELİ EMO SAMSUN ŞUBESİ-04-05 EYLÜL 2007 MUSTAFA ÇALIŞKAN Makine Yüksek Mühendisi EİE - Yenilenebilir Enerji Kaynakları Şube Müdür V. TÜRKİYE RÜZGAR

Detaylı

TARIMSAL DRENAJ HAVZALARINDA SU BÜTÇESİ HESABI: SEYHAN ALT HAVZASI ÖRNEĞİ

TARIMSAL DRENAJ HAVZALARINDA SU BÜTÇESİ HESABI: SEYHAN ALT HAVZASI ÖRNEĞİ TARIMSAL DRENAJ HAVZALARINDA SU BÜTÇESİ HESABI: SEYHAN ALT HAVZASI ÖRNEĞİ Mahmut ÇETİN Ç. Ü. Ziraat Fakültesi, Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü, Adana E-Mail: [email protected] T.C. ORMAN VE SU İŞLERİ

Detaylı

T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü ÇIĞDAN KORUNMA S-1A. ÜÇ AYLIK RAPOR (17 Haziran Eylül 2014) Eylül 2014-Ankara.

T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü ÇIĞDAN KORUNMA S-1A. ÜÇ AYLIK RAPOR (17 Haziran Eylül 2014) Eylül 2014-Ankara. T.C. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü ÇIĞDAN KORUNMA S-1A ÜÇ AYLIK RAPOR (17 Haziran 2014-17 Eylül 2014) Eylül 2014-Ankara agrin İÇİNDEKİLER 1. Giriş 2 2. Yönetici özeti 3 3. Dönem içerisinde

Detaylı

10-11 Şubat 2014 DSİ ETLİK EĞİTİM TESİSLERİ ANKARA

10-11 Şubat 2014 DSİ ETLİK EĞİTİM TESİSLERİ ANKARA 10-11 Şubat 2014 DSİ ETLİK EĞİTİM TESİSLERİ ANKARA ÇALIŞMA GRUBU Adı Soyadı Görevi Çalıştığı Kurum Dr. Ozan DENİZ Başkan Çanakkale Onsekiz Mart Üni. Jeoloji Mühendisliği Bölümü Birol ÖZER Başkan Yardımcısı

Detaylı

12 Mayıs 2016 PERŞEMBE

12 Mayıs 2016 PERŞEMBE 12 Mayıs 2016 PERŞEMBE Resmî Gazete Sayı : 29710 YÖNETMELİK Orman ve Su İşleri Bakanlığından: TAŞKIN YÖNETİM PLANLARININ HAZIRLANMASI, UYGULANMASI VE İZLENMESİ HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam,

Detaylı

GAP BÖLGESİNDE YER ALAN İLLERİN YATIRIM FAALİYETLERİ BÖLGESEL TOPLANTISI

GAP BÖLGESİNDE YER ALAN İLLERİN YATIRIM FAALİYETLERİ BÖLGESEL TOPLANTISI T.C. ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI GAP BÖLGESİNDE YER ALAN İLLERİN YATIRIM FAALİYETLERİ BÖLGESEL TOPLANTISI Prof. Dr. Veysel EROĞLU Çevre ve Orman Bakanı 18 Ağustos 2009 - Şanlıurfa GÜNEYDOĞU ANADOLU PROJESİ

Detaylı

TAŞKIN YÖNETİMİNDE MODELLEME ÇALIŞMALARI

TAŞKIN YÖNETİMİNDE MODELLEME ÇALIŞMALARI T.C. ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI SU YÖNETİMİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TAŞKIN YÖNETİMİNDE MODELLEME ÇALIŞMALARI Tuğçehan Fikret GİRAYHAN Orman ve Su İşleri Uzmanı 17.11.2015- ANTALYA İÇERİK Taşkın Kavramı ve Türkiye

Detaylı

TÜRKİYE DE TAŞKIN GERÇEĞİ VE METEOROLOJİK ERKEN UYARI SİSTEMLERİ

TÜRKİYE DE TAŞKIN GERÇEĞİ VE METEOROLOJİK ERKEN UYARI SİSTEMLERİ TÜRKİYE DE TAŞKIN GERÇEĞİ VE METEOROLOJİK ERKEN UYARI SİSTEMLERİ YALÇIN ÜN Meteoroloji Mühendisi Meteoroloji Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanlığı Çevre Şube Müdür V. Nisan 2013 - İstanbul SUNUM

Detaylı

Antalya Kepez 1 Mart 9 Adet Tesisin Açılış ve Temel Atma Merasimi (1 adedi baraj, 3 adedi içme suyu tesisi, 5 adedi taşkın koruma tesisi)

Antalya Kepez 1 Mart 9 Adet Tesisin Açılış ve Temel Atma Merasimi (1 adedi baraj, 3 adedi içme suyu tesisi, 5 adedi taşkın koruma tesisi) Sayın Valim, Sayın Milletvekillerim, Sayın Müsteşarım, Değerli Genel Müdürlerim, Sayın Belediye Başkanlarım, Antalya Kepez 1 Mart 9 Adet Tesisin Açılış ve Temel Atma Merasimi (1 adedi baraj, 3 adedi içme

Detaylı

ÇEVRESEL TEST HİZMETLERİ 2.ENVIRONMENTAL TESTS

ÇEVRESEL TEST HİZMETLERİ 2.ENVIRONMENTAL TESTS ÇEVRESEL TEST HİZMETLERİ 2.ENVIRONMENTAL TESTS Çevresel testler askeri ve sivil amaçlı kullanılan alt sistem ve sistemlerin ömür devirleri boyunca karşı karşıya kalabilecekleri doğal çevre şartlarına dirençlerini

Detaylı

KENTLERDE SU YÖNETİMİ İLE UYUM POLİTİKALARI. Dr. Tuğba Ağaçayak

KENTLERDE SU YÖNETİMİ İLE UYUM POLİTİKALARI. Dr. Tuğba Ağaçayak KENTLERDE SU YÖNETİMİ İLE UYUM POLİTİKALARI Dr. Tuğba Ağaçayak İÇERİK Türkiye Ortalama Sıcaklık, Yağış Değerleri İklim Değişikliği ve Su Sorunları Kentler ve İklim Değişikliği Türkiye de Su Kaynakları

Detaylı

Türkiye de Kar Çalışmaları Başlangıcı

Türkiye de Kar Çalışmaları Başlangıcı Türkiye de Kar Çalışmaları Başlangıcı Krasser, M.A.L.,1966. Preperation of the National Snow Survey in Turkey, DSI, Ankara Krasser, M.A.L.,1966. Funsementals of Snow and Avalanche Research, DSI, Ankara

Detaylı

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ Öğrenim Durumu ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ Derece Bölüm/proğram Üniversite Yıl Lisans Denizli Müh. Fak./İnşaat Dokuz Eylül Üniversitesi 1992 Y. Lisans İnşaat/Hidrolik Dokuz Eylül Üniversitesi 1995 Doktora

Detaylı

PROJE AŞAMALARI. Kaynak Envanterinin Oluşturulması. Emisyon Yükü Hesaplamaları

PROJE AŞAMALARI. Kaynak Envanterinin Oluşturulması. Emisyon Yükü Hesaplamaları PROJENİN AMACI Bölgesel Temiz Hava Merkezlerinden olan Ankara merkez olmak üzere; Bartın, Bolu, Çankırı, Düzce, Eskişehir, Karabük, Kastamonu, Kırıkkale, Kırşehir, Kütahya, Yozgat ve Zonguldak illerinde

Detaylı

COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİNİN İNŞAAT ALANINDAKİ UYGULAMALARI

COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİNİN İNŞAAT ALANINDAKİ UYGULAMALARI COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİNİN İNŞAAT ALANINDAKİ UYGULAMALARI Ali Baran AKGÜN Egemen ÇAKIR Melike ERSOY Özlem PALABIYIK Danışman: Y. Doç. Dr. Esin ERGEN 1 İçerik CBS nedir? CBS nin inşaatta kullanım alanları

Detaylı

Türkiye deki En Büyük Taşkınların Zarf Eğrileri *

Türkiye deki En Büyük Taşkınların Zarf Eğrileri * İMO Teknik Dergi, 004 15-10, Yazı 09 Türkiye deki En Büyük Taşkınların Zarf Eğrileri * Mehmetçik BAYAZIT * Bihrat ÖNÖZ ** ÖZ Büyük taşkın debilerinin yağış alanına göre değişimini noktalayarak elde edilen

Detaylı

İGABİS. İGDAŞ Altyapı Bilgi Sistemi

İGABİS. İGDAŞ Altyapı Bilgi Sistemi İGABİS İGDAŞ Altyapı Bilgi Sistemi İGDAŞ * 12 milyonluk bir Mega Kent te * 1,7 milyonu bulan abonesiyle * İstanbul un %55 ine ulaşan * Hızla büyüyen ve gelişen bir DOĞALGAZ DAĞITIM kuruluşudur. İGDAŞ IN

Detaylı

ÖZET OTOMATİK KÖKLENDİRME SİSTEMİNDE ORTAM NEMİNİN SENSÖRLERLE HASSAS KONTROLÜ. Murat ÇAĞLAR

ÖZET OTOMATİK KÖKLENDİRME SİSTEMİNDE ORTAM NEMİNİN SENSÖRLERLE HASSAS KONTROLÜ. Murat ÇAĞLAR vii ÖZET OTOMATİK KÖKLENDİRME SİSTEMİNDE ORTAM NEMİNİN SENSÖRLERLE HASSAS KONTROLÜ Murat ÇAĞLAR Yüksek Lisans Tezi, Tarım Makinaları Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Saadettin YILDIRIM 2014, 65 sayfa

Detaylı

ÇOK ZAMANLI UYDU GÖRÜNTÜLERİ VE CBS İLE ALİBEYKÖY BARAJI VE YAKIN ÇEVRESİNİN ARAZİ KULLANIMI ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ

ÇOK ZAMANLI UYDU GÖRÜNTÜLERİ VE CBS İLE ALİBEYKÖY BARAJI VE YAKIN ÇEVRESİNİN ARAZİ KULLANIMI ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ ÇOK ZAMANLI UYDU GÖRÜNTÜLERİ VE CBS İLE ALİBEYKÖY BARAJI VE YAKIN ÇEVRESİNİN ARAZİ KULLANIMI ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ Yasemin Özdemir, İrfan Akar Marmara Üniversitesi Coğrafya Bölümü Marmara Üniversitesi

Detaylı