Eğitimin Psikolojik Temelleri II Ünite 7 Pedagojik Formasyon EĞİTİM BİLİMLERİNE GİRİŞ Dr. Öğr. Üyesi Yüksel GÜNDÜZ 1
Ünite 7 EĞİTİMİN PSİKOLOJİK TEMELLERİ II Dr. Öğr. Üyesi Yüksel GÜNDÜZ İçindekiler 7.1. GIRIŞ... 3 7.1.1. Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler... 3 7.2. ÖĞRENME KURAMLARI... 4 7.3. DAVRANIŞÇI YAKLAŞIMLAR... 5 7.3.1. Klasik Koşullama (Pavlov)... 5 7.3.2. Bitişiklik Kuramı... 6 7.3.3. Edimsel Koşullama... 7 7.3.4. Sosyal (Gözlem Yoluyla) Öğrenme Kuramı... 8 7.4. BILIŞSEL YAKLAŞIMLAR...10 7.4.1. Gestalt Kuramı...10 7.4.2. Bilgiyi İşleme Kuramı...11 7.5. KAYNAKÇA...13
Eğitimin Psikolojik Temelleri II Ünite 7 7.1. GIRIŞ Günümüzde ulaşmış olduğumuz gelişmişlik düzeyinin, daha önce yaşamış olan insanlardan daha zeki ya da daha yetenekli olmamızla değil, daha çok şey öğrenmiş olmamızla, daha fazla bilgiye sahip olmamızla yakından ilişkili olduğunu söylemek mümkündür. İnsan davranışlarının büyük bir bölümü öğrenilmiş davranışlardır. Bu nedenle eğitim sistemi içinde öğrenmenin çok önemli bir yeri vardır ve öğrenmenin nasıl ortaya çıktığı, nelerden etkilendiği, uygun öğrenme ve öğretme yöntemlerinin bilinmesi önem taşımaktadır. Organizmanın yaşamını sürdürmesi, büyük ölçüde çevresindeki değişikliklere başarılı bir şekilde uyum sağlama yeteneğine bağlıdır. Etkili bir şekilde uyum sağlama ise öğrenmeyle mümkündür. Öğrenme, büyüme ve vücutta değişik etkilerle oluşan geçici değişikliklerle nitelendirilemeyecek, yaşantı ürünü olarak davranışta ya da potansiyel davranışta meydana gelen nispeten kalıcı izli değişmedir. Başka bir ifadeyle öğrenme, çevreyle etkileşim ve yaşantı sonucunda davranışlarda meydana gelen kalıcı değişikliktir. 7.1.1. Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri öğrenme kapasiteleridir. Öğrenme; öğrenen, öğrenilen malzeme, öğrenme yöntemi, öğreten, öğrenme ortamı gibi pek çok faktörden etkilenmektedir. Öğrenenle İlgili Faktörler: Öğrenen kişinin öğrenmeyi gerçekleştirebilmesi için sahip olması gereken türe özgü hazıroluş, olgunlaşma, genel uyarılmışlık hali ve kaygı gibi özellikler vardır. Ayrıca bireyin ne kadar dikkatli ve güdülenmiş olduğu, sahip olduğu eski bilgileri de öğrenmeyi önemli ölçüde etkileyen faktörlerdir. Türe Özgü Hazıroluş: Organizmanın istenilen davranışı öğrenebilmesi için gerekli biyolojik donanıma sahip olmasıdır. Eğer organizmanın herhangi bir davranışı yerine getirmek için gerekli biyolojik donanımı yani türe özgü hazıroluşluğu yoksa o davranışı öğrenmesi mümkün değildir. Olgunlaşma: Organizmanın herhangi bir davranışı öğrenilebilmesi için o davranış için gerekli olgunlaşma düzeyine ulaşmış olması gerekmektedir. Genel Uyarılmışlık Hali ve Kaygı: Uyarılmışlık düzeyi, bireyin dıştan gelen uyarıcıları alma derecesi olarak tanımlanabilir. Kişi dışarıdan çok az uyarıcı alıyorsa, genel olarak uyarıcılara kapalı ise uyarılmışlık düzeyinin düşük (örneğin uyku), çok fazla uyarıcı alıyorsa (örneğin panik) uyarılmışlık düzeyinin yüksek olduğu söylenebilir. İyi bir öğrenme için uyarılmışlık düzeyinin orta düzeyde olması gerekmektedir. Yüksek ya da düşük kaygı düzeyi de, öğrenmeyi genel uyarılmışlık düzeyi ile aynı şekilde etkilemektedir. Aşırılı kaygılı durumlarda ya da kaygı düzeyi çok düşük olduğunda, bireyin öğrenmesi olumsuz yönde etkilenmektedir. Güdülenme: Güdü, organizmayı harekete geçiren, davranışı bir amaca doğru başlatan ve 3
Eğitim Bilimlerine Giriş sürdüren bir iç koşuldur. Güdüler açlık, susuzluk gibi doğuştan getirilen ve organizmanın yaşamını sürdürmesi için gerekli olan birincil güdüler ile başarı güdüsü gibi yaşamsal önem taşımayan ancak organizmayı yine de davranışa yönlendiren ikincil güdüler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Güdülenme iki şekilde gerçekleşmektedir. İçten güdülenme, kişinin bir faaliyeti yapmak için içten duyduğu bir ilgi ve istekle harekete geçmesidir. Müziğe yoğun ilgisi olduğu ve iyi bir müzisyen olmak istediği için bireyin müzikle uğraşması içten güdülenmeye örnek olarak verilebilir. Dıştan güdülenme ise bireyi harekete geçiren kendi dışında bir birey ya da etkenin olduğu durumları ifade etmektedir. Öğrencinin ailesini mutlu etmek için eğitim fakültesinde okuması gibi. Aktarım (transfer/eski yaşantılar): Daha önce öğrendiklerimiz, daha sonra öğreneceklerimizi etkileyebilmektedir. Bireyin önceden sahip olduğu bazı bilgiler öğrenmesini kolaylaştırabilir ya da zorlaştırabilir. Eski öğrenmelerin yeni öğrenmeyi kolaylaştırdığı duruma olumlu aktarımdenirken, eski öğrenmelerin yeni öğrenmeleri zorlaştırdığı duruma ise olumsuz aktarım (transfer) denmektedir. Olumsuz aktarmada yeni bilgilerin eski bilgileri karıştırmasına geriye ket vurma, eski bilgilerin yeni bilgileri karıştırmasına ise ileriye ket vurma adı verilmektedir. Dikkat: Bilincin belli bir noktada toplanmasıdır. Dikkat olmaksızın öğrenmenin gerçekleşmesi mümkün değildir. Öğrenme Malzemesi ile İlgili Faktörler: Öğrenme malzemesi özellikleri de öğrenmeyi önemli ölçüde etkileyen faktörlerdir. Öğrenilecek olan malzemenin algısal ayırt edilebilirliği, etraftaki diğer uyarıcılardan ayırt edilmesi önemlidir. Örneğin belli bir konu ya da konu içinde bazı kısımlar özel olarak vurgulanıyor ise, o kısmın daha iyi öğrenilebileceği söylenebilir. Algısal çağrışım da öğrenme malzemesinin önemli bir özelliğidir. Bir konunun ya da bilginin bir başka bilgiyi çağrıştırması, konunun öğrenilmesini kolaylaştırabilir. Öğrenilen malzemenin birtakım gruplar halinde birleştirilmesi, yani kavramsal gruplandırma da konunun öğrenilmesine yardımcı olmaktadır. Öğrenme Yöntemi ile İlgili Faktörler: Öğrenmeye ayrılan zaman dikkate alındığında, öğrenme yöntemleri aralıklı çalışma ve toplu çalışma olarak sınıflandırılabilir. Aralıklı çalışma konunun belirli zaman aralıklarında tekrar edilmesi, konuya sistematik bir şekilde çalışılması anlamına gelmektedir. Toplu çalışma ise öğrenilecek malzemenin tamamının belli bir sürede öğrenilmeye çalışılmasıdır. Öğrenilen konunun yapısına göre öğrenme malzemesi parçalara bölünerek ya da bütün olarak öğrenilebilir. Hangisinin daha yararlı olacağı öğrenilen konunun özelliklerine göre değişiklik göstermektedir. Öğrenene öğrenme sonucu ile ilgili olarak bilgi verme olarak tanımlanabilen geribildirim (dönüt) de öğrenmede önemli bir faktördür; çünkü geribildirim vererek öğrenme düzeyi hakkında öğrenene bilgi verilmekte, böylece öğrenmeye karşı motivasyonun artması sağlanmaktadır. 7.2. ÖĞRENME KURAMLARI Öğrenmeyi açıklayan kuram ya da yaklaşımları belli başlıklar altında toplamak mümkündür. 4
Eğitimin Psikolojik Temelleri II Ünite 7 Öğrenme kuramları en temelde davranışçı ve bilişsel kuramlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Davranışçı kuramlar, öğrenmeyi doğrudan gözlenebilen uyarıcı ile davranış arasındaki ilişki kurma işi olarak açıklamaktadır. Davranışçı kuramcılar davranışlarda meydana gelen değişiklik ve bu değişikliğe neden olan uyarıcılarla ilgilenmektedirler. Bilişsel kuramcılar ise öğrenmenin içsel bir süreç olduğu ve doğrudan gözlenemeyeceği görüşünü öne sürmektedirler. Öğrenmenin doğrudan gözlenemeyen algı, bellek, duyuş, yaratıcılık, hatırlama gibi içsel süreçleri ile ilgilenen bilişsel kuramcılar, bireyde meydana gelen davranış değişikliğini, içsel süreçlerin dışa yansıması olarak kabul etmektedirler. Bu iki yaklaşım öğrenmenin farklı boyutlarını açıklamaktadır. Bu bölümde davranışçı ve bilişsel kuramlardan bazılarına yer verilmektedir. 7.3. DAVRANIŞÇI YAKLAŞIMLAR Davranışçı kuramcılar, öğrenmeyi uyarıcı ile davranış arasında bağ kurma işi olarak görmektedirler. Uyarıcı organizmayı harekete geçiren iç ve dış olaylardır. Bir uyarıcı karşısında organizmada meydana gelen fizyolojik ya da psikolojik değişme davranım ya da tepki olarak adlandırılmaktadır. Davranımların bir araya gelmesiyle oluşan eylem ise davranış olarak nitelendirilmektedir. Klasik koşullama, bitişiklik, edimsel koşullama ve sosyal öğrenme davranışçı yaklaşımın önemli öğrenme süreçleridir. 7.3.1. Klasik Koşullama (Pavlov) Modern öğrenme teorisinin babası olarak kabul edilen Pavlov, uzun yıllar fizyoloji alanında araştırmalar yapmış, 1904 yılında sindirim sistemine ilişkin çalışması ile Nobel ödülü almıştır. Pavlov sonraki yıllarda, köpeklerin salya salgılamasına ilişkin çalışmasında tesadüfen keşfettiği koşullanma tepkisi ile büyük bir üne kavuşmuştur. Doğal koşullarda köpekler yiyeceğe dokunduklarında salya salgılamaktadırlar ve bu doğuştan gelen kalıtımsal bir tepkidir. Bununla birlikte Pavlov, köpeklerin yiyeceği henüz ağızlarına almadan, yiyeceğin geldiğini gördüklerinde, hatta yiyeceği getiren kişinin ayak seslerini duyduklarında da salya salgıladıklarını fark etmiştir. Pavlov, öğrenmeyi objektif bir şekilde uyarıcı ile tepki arasında bitişiklik ve tekrar yoluyla gerçekleştirilen aşamalı bir süreç olarak kabul etmektedir. Pavlov a göre organizma, doğuştan veya daha sonra olgunlaşma nedeniyle bazı uyaranlar ve tepkiler arasında doğal bir bağ ile donatılmıştır. Bazı uyaranlar, bazı doğal tepkilere eşlik etmektedir. Organizmanın yapısına uygun uyarana koşulsuz uyaran, bu uyarana karşı organizmanın gösterdiği tepkiye koşulsuz tepki adı verilmektedir. Eğer, organizmada doğal tepkiye yani koşulsuz tepkiye neden olan koşulsuz uyarıcı, söz konusu koşulsuz tepkiye neden olmayan nötr uyarıcı ile birlikte verilirse, bir süre sonra koşulsuz tepki nötr uyarıcıya da verilir hale gelmektedir. Nötr uyarıcı, koşulsuz tepkiye neden olduğunda bu uyarıcıya koşullu uyarıcı, ortaya çıkan tepkiye de koşullu tepki adı verilmektedir. Koşullamanın meydana gelebilmesi için koşullama sürecinde bazı ilkelere dikkat etmek gerekmektedir. Klasik koşullamanın gerçekleşmesi için, öncelikle doğal bir uyarıcı-tepki 5
Eğitim Bilimlerine Giriş bağının halihazırda var olması zorunludur. Bunun yanı sıra koşulsuz uyaranın yoğunluğu, koşullu uyaranla koşulsuz uyaran arasındaki verilme zamanı ve birlikte verilme sıklığı öğrenmeyi etkilemektedir. Koşullu ve koşulsuz uyarıcıların art arda verilmesi durumuna bitişiklik ilkesi adı verilmektedir. Klasik koşullamada tepki, koşulsuz uyarıcı için verilir. Koşullu uyarıcıya tepki, koşulsuz uyarıcı beklentisi ile verilmektedir. Daha önce verilen örnekle açıklanacak olursa, köpeğin salya tepkisi vermesi etin verilmesine bağlıdır. Köpeğin zil sesine salya tepkisi vermesi, bütünüyle zil sesinden sonra et verileceğini bilmesine dayanmaktadır. Zil sesine koşullanma gerçekleştikten sonra, bir süre sadece zil sesi verilir, arkasından et verilmezse, sonrasında köpek zil sesine salya tepkisi vermemeye başlayacaktır. İşte koşullu uyarıcının, koşulsuz uyarıcı olmaksızın bir süre verilmesinden sonra artık tek başına koşullu tepkiyi oluşturmamasına sönme denilmektedir. Sönme gerçekleştikten sonra, deney işlemine bir süre ara verilirse ve sonra tekrar koşullu uyarıcı tek başına verilirse, geçici olarak koşullu tepki meydana gelmektedir. Bu duruma da kendiliğinden geri gelme denilmektedir. Organizma, koşullu uyarıcıya benzer diğer uyarıcılara da aynı tepkide bulunma eğilimindedir. Başka bir ifadeyle, köpek koşullamanın yapıldığı zil sesinin dışındaki zil seslerine de salya tepkisi verme eğilimini taşımaktadır. Buna genelleme adı verilmektedir. Eğer organizmaya sadece koşullamanın yapıldığı koşullu uyarıcı sonrasında koşulsuz uyarıcı veriliyorsa, bir süre sonra sadece koşullandığı uyarıcıya tepki vermeye başlayacaktır. Organizmanın koşullama sürecinde kullanılan koşullu uyarıcıyı diğerlerinden ayırt ederek tepkide bulunması ayırt etme olarak tanımlanmaktadır. Bu durum koşullu tepkinin tek bir koşullu uyarıcıya karşı meydana gelmesidir. Klasik koşullama, doğal uyarıcı-tepki bağını ve uyarıcı ile tepki arasıdaki bitişikliği temel alan bir öğrenmedir. Doğal uyarıcıya verilen tepki, bir süre sonra doğal uyarıyla birlikte verilen nötr uyarıcıya da gösterilir duruma gelmektedir. Bu durum günlük yaşamdaki birçok davranışta kendini gösterebilmektedir. 7.3.2. Bitişiklik Kuramı Bitişiklik, iki uyarıcının aynı anda tekrar tekrar ortaya çıkmasıyla, uyarıcının bitişik duruma gelmesi ve birinin diğerini hatırlatmasıdır. Bazı bilim adamları, insanın öğrenmesini tamamen bitişiklik ilkesine dayandırarak açıklamışlardır. Bu kuramcılardan en önemlileri John Watson ve Edwin Ray Guthrie dir. 1913 te yazdığı manifestosu ile psikolojide büyük bir etki yaratan Watson a göre psikoloji gözlenebilen ve ölçülebilen davranışlarla ilgilenmeliydi; ancak bu şekilde psikoloji, diğer doğal bilimler gibi bir bilim olabilirdi. Doğuştan zihinsel özelliklerle donanık olma ve doğuştan gelen yatkınlıkları reddeden Watson, insan gelişimini ve öğrenmesini belirleyen tek unsurun çevre olduğunu ileri sürmüştür. Bana rasgele bir düzine sağlıklı bebek verin, soyu-sopu, yetenekleri, eğilimleri, becerilerine bakmaksızın onlardan istediğim şeyi yapacağıma garanti veririm; bir doktor, avukat, sanatçı, tüccar ve hatta bir dilenci, bir hırsız. Öğrenmede pekiştirme, ödüllendirme gibi kavramlardan söz etmeyen Watson a göre bir uyarıcıya verilecek tepki, o uyarıcıya karşı en son yapılmış ve en sık tekrarlanmış tepkidir. 6
Eğitimin Psikolojik Temelleri II Ünite 7 Bu ilkeye en son ve en sık tepki ilkesi adı verilmektedir. Örneğin, kapıyı açmak için birçok deneme yapılır; ancak kapıyı açan en son hamle öğrenilmekte ve sonraki durumlarda kapı ile karşılaşıldığında aynı davranış tekrar edilmektedir. Tıpkı Watson gibi Guthrie de bir uyarıcıya karşı yapılan tepkinin daha sonra aynı uyarıcıyla karşılaşıldığında gösterileceğini ileri sürmektedir. Guthrie eğer belli bir durumda bir davranış yapılırsa, başka bir zaman aynı durumla karşılaşıldığında aynı hareketi yapmaya yönelirsiniz demektedir. Günlük yaşamdaki birçok bilginin bitişiklik yolu ile öğrenildiğini söylemek mümkündür; Türkçe kelimelerin yabancı dil karşılıkları, 1+1=2, noktadan sonra büyük harfle başlama, yazı yazıldıktan sonra kalemin kapağını kapama gibi (Fidan, 1985). Watson gibi Guthrie de öğrenmenin, uyarıcı ile tepki arasındaki bitişikliğin bir sonucu olduğunu kabul etmektedir. Ancak Watson dan farklı olarak öğrenmenin, uyarıcı ile tepki arasında eşleşme meydana geldikten sonra tamamlandığını, bu nedenle tekrar yapmanın uyarıcı-tepki bağının gücünü ya da öğrenmeyi artırmadığını öne sürmektedir. Guthrie, bunu öğrenmede tek deneme kavramı ile tanımlamaktadır. 7.3.3. Edimsel Koşullama Edimsel koşullama yolu ile öğrenmeyi ortaya koyan Skinner a göre tüm insan davranışları ya biyolojik doğal seçimin ya da psikolojik edimsel koşullanmanın ürünüdür. Skinner a göre davranışların çok azı klasik koşullama yolu ile kazanılmaktadır. Klasik koşullama yalnızca var olan bir davranışın yeni bir uyarıcı ile nasıl eşleştiğini açıklamaktadır. Yeni bir edimsel davranışın nasıl kazanıldığını açıklamamaktadır. Klasik koşullanma yoluyla öğrenmeyi sağlamak için, yapılan bir davranışa neden olan uyarıcının bilinmesi gerekir; ancak bunu her zaman tahmin etmek mümkün değildir. Davranışa neden olan uyarıcıdan çok, isteyerek ortaya çıkan davranışlarla ilgilenen Skinner a göre tepkisel ve edimsel olmak üzere iki çeşit davranış bulunmaktadır. Tepkisel davranışa neden olan uyarıcı her zaman bilinirken, edimsel davranışa neden olan uyarıcı çok belirgin değildir. Koşulsuz uyarıcının neden olduğu koşulsuz tepkiler birinci tür davranışa girmektedir. Bunlar refleks türü davranışlardır, klasik koşullanma ile öğrenilmektedir. Tepkisel davranışlar bir uyarıcı tarafından oluşturulmaktadır; ancak edimsel davranışta önce tepki yapılır, sonra tepkinin doğurduğu uyarıcı gelmekte ve tepki bu uyarıcılar tarafından kontrol edilmektedir. Davranıştan sonra gelen uyarıcı organizmada haz yarattığında davranış tekrar yapılmaktadır. Davranıştan sonra gelen uyarıcı organizmada acı, elem yaratırsa davranış tekrar edilmemektedir. Edimsel koşullamada, davranıştan sonra gelen uyarıcı, davranışın tekrarlanma sıklığını belirleyen önemli bir unsurdur. Davranışın sıklığını artıran uyarıcılara pekiştireç, pekiştireç verme işlemine de pekiştirme adı verilmektedir. Pekiştireçler, iki gruba ayrılmaktadır. Olumlu pekiştireçler, ortama konulduğunda belirli bir davranışın yapılma olasılığını artıran uyarıcılardır. Olumsuz pekiştireçler ise ortamdan çıkarıldıklarında belirli bir davranışın yapılma olasılığını artıran uyarıcılardır. Pekiştirme işlemi, bir davranış sonucunda organizmaya hoşa giden bir uyarıcı verme yolu ile yapılabildiği gibi, organizmanın sevdiği bir etkinliğin pekiştireç olarak verilmesiyle de yapılabilir. Premack ilkesi olarak adlandırılan bu yöntemde, çok sık görülen (tercih edilen) davranışın pekiştireç olarak kullanılarak, az gösterilen (tercih edilmeyen) davranış ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Ödevini yaptıktan sonra çocuğun televizyon izlemesine, bilgi- 7
Eğitim Bilimlerine Giriş sayarla oynamasına ya da dışarıya çıkmasına izin verilmesi premack ilkesine örnek olarak verilebilir. Bir başka önemli kavram olan ceza, organizmaya istemediği bir şeyin verilmesi ya da istediği bir şeyin verilmemesidir. Ceza birinci ve ikinci tip olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Birinci tip ceza da davranışın arkasından olumsuz uyarıcı doğrudan doğruya verilmektedir. İkinci tip cezada ise ortamda bulunan olumlu bir uyarıcı ortamdan çekilerek, organizma için olumsuz bir durum yaratılmaktadır. Davranış üzerinde etkisini hemen gösteren ceza aslında uzun dönemde etkili bir yöntem değildir, çünkü ceza davranışın bastırılmasına neden olmaktadır. İstenmedik davranışın bastırılmasında etkili olan ceza, davranış değişikliğine neden olmamakta, cezanın yarattığı tehdit edici ortam değiştiği zaman davranış yeniden, hatta bazı durumlarda daha şiddetli olarak ortaya çıkmaktadır. Etkisinin sınırlı olmasının yanı sıra ceza, engellenme ve model alma yolu ile saldırganlığı da güçlendirmektedir. Ceza alan kişi, cezalandıran kişinin davranışlarını model alarak saldırgan davranışlar geliştirebilir. İkinci tip cezalar ise çocukta engellenme duygusu geliştirmektedir ve engellenme saldırgan davranışlara neden olmaktadır. Ayrıca ceza organizmaya ne yapmaması gerektiğini göstermekle birlikte, asıl önemli olan ne yapması gerektiğine ilişkin bilgi vermemektedir. Başka bir ifadeyle, ceza verme yolu ile yanlış davranışın ne olduğu öğretilirken, onun yerine yapması gereken doğru davranışa ilişkin bilgi verilmemektedir. Cezalandırmaya alternatif, en etkili süreçlerden biri sönmedir. Edimsel koşullamaya göre davranışın sıklığı pekiştirme yolu ile artırılmaktadır. Eğer davranış pekiştirilmezse davranışın ortadan kalkması, sönmesi mümkündür. Sönmede, pekiştirmenin yapılmamasıyla, davranış pekiştirilmeden önceki düzeyine düşmektedir. Edimsel koşullamada davranış kazandırma, oluşturma yöntemi biçimlendirmedir. Biçimlendirme tepkiyi farklılaştırma, tepkiyi istenen şekilde oluşturmaktır. Biçimlendirme, kademeli yaklaşma yöntemiyle yapılmaktadır. Önce, gösterilen davranışlardan istenilen davranışa en yakın olan davranış pekiştirilmekte, bir müddet sonra daha yakını ve giderek daha yakını pekiştirilerek, böylece en sonunda beklenen davranışın gösterilmesi sağlanmaktadır. Biçimlendirme, beklenen tepkiye yakın olarak görülen bir tepkinin pekiştirilmesiyle başlayan ve giderek kademeli bir şekilde daha yakın bir tepkinin, bir sonrakinde daha yakın bir tepkinin ve en sonunda istenilen tepkinin pekiştirilmesiyle sonlanan bir süreçtir. 7.3.4. Sosyal (Gözlem Yoluyla) Öğrenme Kuramı Davranışçı yaklaşımlar, ilk tepkilerin nasıl kazanıldığını, pekiştirilmeyen davranışların nasıl ortaya çıktığını açıklamakta yetersiz kalmaktadırlar. Bu tür öğrenmeleri en iyi şekilde açıklayan kuramlardan biri sosyal öğrenme kuramıdır. En popüler öğrenme psikologlarından biri olan Albert Bandura nın sosyal öğrenme kuramı, modern öğrenme kavramının bir özeti olarak bilinmektedir. Bu kurama göre birey ile çevre arasında sürekli etkileşim bulunmaktadır. Bireyin içinde bulunduğu durumsal süreç, bireyin 8
Eğitimin Psikolojik Temelleri II Ünite 7 düşüncesini, gereksinimlerini ve güdülerini belirlemektedir. Birey kendi bilişsel sürecinde durumları, uyaranları ve olayları seçmekte, kritik önemi olanları algılamakta ve değerlendirmektedir. Bireyin davranışları bu algı doğrultusunda ortaya çıkmaktadır. Sosyal öğrenme kuramı, düşünmeyen robotlar olmadığımızı, çevremizdeki diğer insanlara mekanik tepkiler vermediğimizi savunmaktadır. Bandura, diğerlerinin ne yaptığını gözleme yoluyla da öğrendiğimizi ileri sürmektedir. Bandura ya göre çocuklar, yaşantıların soyut temsilcileri olan bilgileri ve günlük yaşamdaki davranışları, diğer insanların yaptıklarını izleyerek, söylediklerini dinleyerek, nesne ve olaylara bakarak ve gazete, dergi, kitapları okuyarak, kısaca gözlem yoluyla öğrenmektedirler. Sosyal öğrenmede, yalnız davranış yapma değil, karşılaşılan durumlarda değişik davranışların ne gibi sonuçlar getireceği de öğrenilmektedir. Bu yolla öğrenme, insan zihnine yerleştirilmekte ve davranışlara içinde bulunulan durumun özelliklerine ve olası sonuçlarına göre anlam verilmektedir. İnsanlar, özellikle çocuklar, genellikle başkalarının davranışlarını ve davranışlarının sonuçlarını gözleyerek öğrenmektedirler. Yani insanların dolaylı öğrenme kapasiteleri bulunmaktadır. Sosyal Öğrenme Kuramının dayandığı en önemli ilkelerden biri karşılıklı belirleyiciliktir. Bireyler davranışları ile çevreyi etkilemekte, değiştirmekte, sonra bu çevreden etkilenmektedirler. Örneğin, sürekli problem yaratan birey, olumsuz bir çevre yaratır ve sonra bu çevreden etkilenir. Sosyal öğrenmeyi sağlayan dolaylı yaşantılar bulunmaktadır. Bunlardan ikisi dolaylı pekiştirme ve dolaylı cezadır. Dolaylı pekiştirmeye göre davranışı pekiştirilen modeli izleyen bireyler modelin davranışını daha sıklıkla ve kısa sürede taklit etmektedirler. Dolaylı ceza yani modelin olumsuz davranışlarının cezalandırılması ise gözleyenlerin benzer davranışlarda bulunmasını engellemektedir. Bandura, yapılan davranış sonucunda bireyin ödüllendirilmesi konusuna değinmemiş, modelin ödüllendirilmesinin yeterli olacağını belirtmiştir. Modelin ödüllendirilmesi ya da bir işin üstesinden gelme duygusunu yaşamanın bir tür pekiştireç olduğunu belirtmektedir. Bu açıdan ele alındığında sosyal öğrenme kuramında da pekiştirmenin önemli olduğu görülmektedir: Davranışın kazanılması sürecinde bireyler modelin pekiştirilen davranışlarını gözlemlemekte ve aynı davranışı yaptıklarında kendilerinin de pekiştirileceği beklentisine sahip olmaktadırlar. Ayrıca, pekiştirme öğrenilmiş olan davranışın performansa dönüşmesine, davranışın ortaya konulmasına da yardımcı olmaktadır. Birey için bir başkasının ödüllendirilmesi ve cezalandırılması kendi davranışının pekiştirilmesi ve cezalandırılması kadar etkili olmaktadır. Gözlenen ürünler, bireyi sadece bilgilendirmemekte, aynı zamanda onu elde etmeye de güdülemektedir. Eğer gözlenen davranış, değer verilen bir ürünle sonuçlanırsa, gözleyen kişi o davranışı yapmak için istek duyar. Buna dolaylı güdülenme adı verilmektedir. Dolaylı yaşantılar yolu ile sadece bilgi ya da davranış değil duygu da öğrenilmektedir. Birçok duygu gözlem yoluyla kazanılmaktadır. Dolaylı duyguya örnek olarak birçok insanın doğrudan kendileri zarar görmedikleri halde, diğerlerinin davranışlarını gözleyerek fareden, kediden, yılandan hatta sınavdan korkmaları 9
Eğitim Bilimlerine Giriş verilebilir. Bandura ya göre sosyal öğrenme süreci, bireyin, modelin davranışını dikkatle izlemesiyle başlamaktadır. Model, toplum tarafından ne kadar beğenilen onaylanan bir birey ise dikkat edilme olasılığı o kadar artmaktadır. Ayrıca bireyler yaş, cinsiyet, statü vb. açısından kendilerine benzeyen bireylerin davranışlarına da dikkat etmektedirler. Birey dikkat ettiği davranışı zihnine yerleştirmekte, daha sonra kendi fiziksel ve psiko-motor özelliklerinin izin verdiği ölçüde gözlemlediği davranışı yapabilir hale gelmektedir. Bireyin davranışı ortaya koyması için de davranışı yapmaya ihtiyaç duyması, güdülenmesi gerekmektedir. 7.4. BILIŞSEL YAKLAŞIMLAR 20. Yüzyılın başlarında Amerika da davranışçı yaklaşımı benimseyen uzmanlar öğrenmeyi uyarıcı ile davranış arasındaki bağ kurma işi olarak kabul ederken, Almanya da bir grup bilim adamı, öğrenmede önemli rol oynayan ancak doğrudan gözlenemeyen bilişsel süreçler üzerinde çalışmaya başlamışlardır. Kendilerine Gestalt Psikologları adını veren bu bilim adamlarının algı üzerine yaptıkları çalışmalar diğer birçok bilişsel öğrenme modeline öncülük etmiş ve zamanla bu modeller bilişsel kuramlar adı altında birleşmiştir. Modern bilişsel öğrenme kuramları, öğrenenin kafasının içinde olup biten süreçleri, bu süreçlerin özelliklerini ve işlevlerini belirleyen ilkeleri, yasaları ortaya koymaya çalışmaktadırlar. 7.4.1. Gestalt Kuramı Öncülüğünü Kohler, Wertheimer ve Koffka nın yaptığı Gestalt Kuramının 1912 yılında Max Wertheimer ın görünüşte devinimle ilgili yazdığı makale ile başladığını söylemek mümkündür. Gestalt hareketi, adını biçim, şekil, form, bütün anlamına gelen Almanca gestalt sözcüğünden almıştır. Gestalt kuramcılarına göre bütün, parçaların toplamından farklı ve fazla bir şeydir. Bütün, sadece parçaları değil onların bir araya geliş biçimlerini de içermektedir. Bu nedenle tek tek parçaları inceleyerek bütünü anlamak mümkün değildir. Gestalt kuramcılarının öğrenmeye ilişkin görüşleri algılamaya dayanmaktadır ve algısal örgütleme yasaları öğrenmeyi de açıklamaktadır. Algı, insanların çevrelerinden duyu organlarına gelen ayrı ayrı uyarımları anlamlı bir biçimde örgütlemesi, duyumlarını anlamlı hale getirmesi olarak tanımlanabilir. İnsanlar, duyu organlarına gelen uyarımlara anlam vermek için onları örgütler ve her bireyin algıladığı uyarımları örgütleme biçimi farklıdır. Bu nedenle iki kişi aynı uyarıcıya baktığında farklı şeyler görebilmektedir. Gestalt kuramının algıya ilişkin ilkeleri toplayan genel yasası Prägnanz yasasıdır. Bu yasaya göre her psikolojik örgütlenme, iyi bütün, iyi biçim, iyi şekil olma eğilimindedir. Başka bir ifadeyle her psikolojik olayda anlamlı olma, basit olma ve tam olma eğilimi bulunmaktadır. Gestalt psikologlarının ortaya koyduğu öğrenme yöntemi içgörüsel öğrenmedir. İçgörüsel öğrenme, öğrenmenin, organizmanın hazır olduğunda bir anda gerçekleşen bir olay olduğunu iddia eden öğrenme psikologlarının dayanaklarından ve gestalt psikolojisinin öğ- 10
Eğitimin Psikolojik Temelleri II Ünite 7 renmeye getirdiği önemli açıklamalardan biridir. İçgörüsel öğrenme, aktif olarak deneme yanılma yapmadan, zihinsel deneme yanılmalar sonucu uygun çözümü bulduğunda organizmanın harekete geçmesidir. Burada çözüm ani ve tamdır. İçgörüsel öğrenme, öğrencinin bütün durumu, amaç ile araç, parça ile bütün arasındaki mantıksal ilişkileri kavrayarak, tam ve kesin bir sonuca ulaşmasıdır. İçgörünün oluşabilmesi için geçmiş deneyimlerin önemi büyüktür. Aynı geçmiş deneyimlere sahip olmamaktan ya da akıl yürütme ve problem çözme stratejilerindeki farklılıklardan dolayı elde edilen içgörüler bireyden bireye değişebilir. Aynı probleme ilişkin içgörü bireyde de farklı zamanlarda değişiklik gösterebilmektedir. Bazı öğrenmeler, öğrenme amacı olmaksızın, hatta kişi farkında olmadan gerçekleşir. Bu tür öğrenmelere gizil öğrenme adı verilmektedir. Özel bir çaba harcanmadan, öğrenildiğinin farkında olunmayan, ihtiyaç duyulduğunda öğrenilmiş olduğu fark edilen öğrenmeler bu tür öğrenmeleri ifade etmektedir. 7.4.2. Bilgiyi İşleme Kuramı Bilgiyi işleme kuramı, çevreden gelen uyarıcıların algılanması, anlamlı bilgilere dönüştürülmesi, bellekte saklanması ve bilgilerin yeniden kullanılmak üzere geri getirilmesi ve gözlenebilen davranışlara dönüştürülmesi süreçlerini inceleyerek öğrenmeyi açıklamaktadır. Bilgiyi işleme kuramı temelde şu dört soruya cevap aramaktadır. *Yeni bilgi dışarıdan nasıl alınmaktadır? *Alınan yeni bilgi nasıl işlenmektedir? *Bilgi uzun süreli olarak nasıl depolanmaktadır? *Depolanan bilgi nasıl geriye getirilip hatırlanmaktadır? Bilgiyi işleme modeli temelde, bilgi depolarını ve bilişsel süreçleri açıklayan bir kuramdır. Bireyin dış dünyadan duyu organları yoluyla aldığı uyarıcılar üç farklı aşamadan geçerek depolanırlar. Bilgi depoları ya da bellek türleri, duyusal kayıt, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Bilişsel süreçler ise, bilginin alınmasını ve bir bilgi deposundan diğerine aktarılmasını sağlayan bilişsel etkinlikleri kapsamaktadır. Bunlar; bilginin duyusal kayıttan kısa süreli belleğe geçişinde etkili olan süreçler, kısa süreli bellekte depolama için gerekli olan süreçler ve uzun süreli belleğe transfer etmek için gerekli süreçlerden oluşmaktadır. Duyusal Bellek: Bilgi edinmenin ilk aşaması duyusal kayıttır. Bu aşamada çevredeki uyarıcılar, uyarıcının özelliğine göre beş duyu organından biri tarafından alınarak sinirleri uyarmaktadır. Duyusal kayda gelen bilgiler çok kısa zamanda silinmektedir. Duyulara kaydolan bilgilerin bilinçli ve anlamlı bir hale dönüşmesi için kısa süreli belleğe geçmesi gerekmektedir. Dikkat ve seçici algı süreçleri ile belirli izlenimlerin kısa süreli belleğe geçmesi sağlanmaktadır. Geri kalanlar silinmekte, kaybolmaktadır. Öğrenme, dikkat etme süreciyle başlamaktadır. Dikkat, çok sınırlı bir kaynaktır. Bu nedenle aynı anda duyusal kayda gelen tüm farklı uyarıcılara dikkat etmek mümkün değildir. Algılama, duyusal bilginin anlamlandırılması, yorumlanması sürecidir. Bu anlamlandırma, kısmen nesnel gerçeklere, kısmen de bireyin zihinsel kuruluşu, geçmiş yaşantıları, ön bilgileri, güdülenmişlik düzeyi gibi öznel 11
Eğitim Bilimlerine Giriş bilgilerimize dayalı olarak yapılmaktadır. Kısa Süreli Bellek: Dikkat edilen ve algılanan bilgi, duyusal kayıttan kısa süreli belleğe geçirilmektedir. Bu bellek duyusal belleğe gelen bilgilerin davranışa dönüşmesini ya da uzun süreli belleğe kodlanmasını sağlamaktadır. Oldukça sınırlı, 5 ila 9 birimlik (harf, sayı, obje vb) kapasitesi vardır ve bilgiyi koruma süresi yaklaşık 20-30 saniyedir. Bu belleğin iki temel işlevi bulunmaktadır. Birincisi bilgiyi sınırlı bir süre kısa süreli bellekte depolamaktır. İkinci işlevi ise zihinsel fonksiyonları yapmasıdır. Kısa süreli bellekteki bilgi, zihinsel ve sesli olarak sürekli tekrar etme yoluyla kısa süreli bellekte daha uzun süre tutulabilmektedir. Tekrar edilmediğinde, bilgi kısa süreli bellekten kaybolur. Kısa süreli bellekte tutulan birim sayısı oldukça sınırlı olduğu için bilgiyi gruplayarak birim sayısını azaltmak, böylelikle bilgi sayısını çoğaltmak mümkündür. 1 5 9 7 6 1 6 5 8 rakamlarının her biri birer birimdir. Bu birimler 159 761 658 gibi gruplandırılarak yeni birimler oluşturulabilmekte, böylelikle daha fazla bilgiyi kısa süreli bellekte saklamak mümkün olabilmektedir Uzun Süreli Bellek: Uzun süreli bellek, iyi öğrendiğimiz bilgiyi sürekli olarak depoladığımız bellek türüdür. Uzun süreli bellekte bilgiler sürekli olarak durur ve kapasitesi sınırsızdır. Gerektiğinde kullanmaya hazır olarak saklanan, düzenlenmiş, organize edilmiş bilgilerin depolandığı bir kütüphaneye benzetilmektedir. Bilginin hatırlanmasının büyük ölçüde materyalin uygun bir şekilde kodlanarak, uygun yere yerleştirilmesine bağlı olduğu düşünülmektedir. Bazı bilgiler yeterince tekrar edilerek uzun süreli belleğe aktarılabilmektedir. Tekrar etme, bilginin kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçişini kolaylaştırmaktadır. Uzun süreli bellekte bilginin saklanmasında kodlama ve anlamlandırma süreçleri de önemlidir. Kodlama, bilginin zihnin onu saklayabileceği biçime dönüştürülmesidir. Anlamlandırma, öğrenilecek yeni bilgi ile bireyin önceki bilgileri arasında ilişkiler kurulması, yeni bilginin anlamlı hale gelmesini sağlamaktır. Bilgi, uzun süreli belleğe ne kadar iyi bir şekilde yerleştirilirse, yani iyi bir kodlama, anlamlandırma, örgütleme yapılırsa, geri getirme yani hatırlama süreci de o kadar kolay gerçekleşmektedir. 12
Eğitimin Psikolojik Temelleri II Ünite 7 7.5. KAYNAKÇA Bacanlı, H. (2002). Gelişim ve öğrenme. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Baymur, F. (1994). Genel psikoloji. İstanbul: İnkılap Kitabevi. Çelen, N. (1998). Öğrenme psikolojisi. Ankara: İmge Kitabevi. Charles, C. M. (2000). Öğretmenler için Piaget ilkeleri. (Çev. G. Ülgen). Ankara: Pegem A Yayıncılık. Crain, W. (2005). Theories of development. New Jersey: Pearson, Prentice Hall. Erden, M. ve Y. Akman. (2002). Gelişim ve öğrenme. Ankara: Arkadaş Kitabevi. Ersoy, N. M. (1997). Adalet alanında çalısan ve bu konuda egitim görenlerin ahlaki gelişim evrelerinin incelenmesi. Yayımlanmamıs Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi. Fidan, N. (1985). Okulda öğrenme ve öğretme. Ankara: Alkım Kitabevi. Koç, G. (2003). Edimsel koşullanma. A. Ulusoy (Ed.), Gelişim ve öğrenme. Ankara: Anı Yayıncılık. Morgan, C. T. (1993). Psikolojiye giriş. Ankara: Meteksan AŞ. Rodgers, J. L. ve Bard, D. E. (2003). Genetics and adolescent development: a review of recent literature. G. R. Adams& M. D. Berzonsky (Ed.), Blackwell hand- book of adolescence. Oxford: Blackwell Publishing. Santrock, J. W. (1996). Child development. Dubuque: Brown, Benchmark Publishers. Selçuk, Z. (2004). Gelişim ve öğrenme. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. Senemoğlu, N. (2004). Gelişim, öğrenme ve öğretme. Ankara: Gazi Kitabevi. Ulusoy, A. (2003). Eğitim öğrenme ilişkisi ve temel kavramlar. A. Ulusoy öğrenme. Ankara: Anı Yayıncılık. (Ed.), Gelişim ve Ünver, G. (2003). Bedensel ve devinsel gelişim. A. Ulusoy (Ed.), Gelişim ve öğrenme. Ankara: Anı Yayıncılık. Yanbastı, G. (1990). Kişilik kuramları. İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi. Yavuzer, H. (1998). Bedensel, zihinsel ve sosyal gelişimiyle çocuğunuzun ilk altı yılı. İstanbul: Remzi Kitabevi. Yöndem, Z ve Taylı, A. (2007). Bilişsel gelişim ve dil gelişimi. A. Kaya (Ed.), Eğitim psikolojisi. Ankara: Pegem A Yayıncılık. 13
Eğitim Bilimlerine Giriş 14