KSS Söyleşileri Temiz üretimin altı çizilmeli ve algılanması sağlanmalıdır Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) Çevre Projeleri Koordinatörü Ferda Ulutaş ile Vakfın faaliyetleri, kurumsal sosyal sorumluluk ve çevre ayağında destek verdikleri, tekstil sektörünü bilinçlendirmeye yönelik uygulanan proje üzerine konuştuk. Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı ndan (TTGV) ve kurumsal sosyal sorumluluk odaklı çalışmalarından söz eder misiniz? Ferda Ulutaş: TTGV 1991 yılında, reel sektör-kamu işbirliği olarak kurulan bir vakıf. Amacı, inovasyon altyapısının geliştirilerek sanayicinin rekabet gücünün arttırılması. Burası, Türkiye de ilk kez Ar- Ge desteklerinin uygulandığı kurum. Aslında çevre konusu da kuruluşumuzdan bu yana faaliyetlerimizin ayrılmaz bir parçası. Vakıf, yürüttüğü projelerin yanı sıra, 2006 yılında çevre teknolojileri, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında destekler de vermeye başladı. Çalışmalarımızın temel yaklaşımı ise sürdürülebilirlik. Özellikle çevre ve ekonomi ayaklarını bir araya getiren; eko verimlilik, temiz üretim, sürdürülebilir üretim ve tüketim kavramlarına yoğunlaşarak söz konusu destekler verilmeye başlandı. Bu noktada sadece finansal destek sağlamak yeterli değil. Dolayısıyla çeşitli projeler de gündeme geldi. Son dönemde kurumsal sosyal sorumluluk konusunun daha çok altını çizmeye başladık. Örneğin, kaynak kıtlığı ve sürdürülebilirlik konularındaki farkındalığı artırmaya çalışıyor, eğitimler veriyoruz ve bunların sanayici üzerinde ciddi bir etkisi olduğunu görüyoruz. KSS, özel sektörün kendini ifade edilmesi açısından çok önemli bir kavram. Örnek olarak gösterdiğimiz güncel bir çalışmamız da var. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı Şirketi nin bir sosyal sorumluluk projesini yürütüyoruz. Özel sektöre verebildiğimiz hizmetler çerçevesinde sosyal sorumluluk projelerini özellikle vurguluyoruz. 2008-2011 arasında Birleşmiş Milletler Ortak Programı içinde yer aldık ve Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı (UNIDO) ile birlikte Seyhan Havzası nın pilot bölge olarak belirlendiği Eko-verimlilik (Temiz Üretim) Programını yürüttük. Bu bizim için de önemli bir fırsat oldu. Bölgesel bir program gibi görünse de sürekli altını çizdiğimiz temiz üretim kavramını, ulusal bazda uygulama ve konuyu gündeme getirme şansımız oldu. Sonrasında da bağlantılı başka projeler de gündeme geldi. TTGV, kurumsal sosyal sorumluluk ilkeleri konusunda tekstil sektörün bilinçlendirilmesine yönelik uygulanan projenin içinde yer alıyor. Projenin sizin açınızdan işleyişini ve hedeflerini anlatır mısınız? Ferda Ulutaş: Bu da bir Birleşmiş Milletler Ortak Programı ve Birleşmiş Milletler in insan hakları, çalışma koşulları, çevre ile ilgili ilkelerini göz önüne alarak, bunların tekstil sektöründe uygulanmasını içeriyor. TTGV bu projede UNIDO ile beraber çevre 30
ile ilgili faaliyetleri yürütüyor. Tekstil sektörüne yönelik birkaç sene önce çıkmış bir strateji belgesi var. Burada sektörün emek yoğun bölümünün doğuya doğru kayması (Gaziantep, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya) öngörüldü. Proje, söz konusu stratejiyi de dikkate alarak, bölgede sektörün geliştirilmesi ve desteklenmesine yönelik oluşturuldu. Bu, uluslararası bazı kriterler ve Türkiye nin tekstil sektörü üzerine öngörülerinin birleştirilmesiyle oluşturulan bir proje ve aynı zamanda bir bölgesel kalkınma projesi olarak da adlandırılabilir. Proje, çalışılan bölgedeki üreticilerin ulusal ve uluslararası tedarik zincirine entegre olabilmelerini sağlamayı hedefliyor. Bildiğiniz gibi sektör üzerindeki baskılar ve standartlar giderek artıyor. Daha önce sadece maliyetler ön plandayken, bugün sosyal ve çevresel konuları da konuşuyoruz. Projenin bu zamana kadar yürütülen bölümünde, kurumsal sosyal sorumluluk kilit kavram olarak ortaya çıkıyor. Kavramın sosyal ve çevresel ayakları ayrı odak noktaları şeklinde ele alındı, biz de TTGV olarak çevre ayağını detaylı olarak çalıştık. Planlanan sürece göre projenin neredeyse sonuna gelindi. Değerlendirmeleriniz nedir? Ferda Ulutaş: Projenin iki aşaması var diyebiliriz. İlk aşama, bir durum değerlendirme çalışmasıydı. Yapılacak olan, odaklandığımız bölgedeki firmaların çevre açısından durumunu tespit etmek, onları nereden nereye getirmeye çalışacağımızı anlamaktı. Bu firmaları bağımsız düşünmek mümkün değil. Çünkü tedarikçisi oldukları büyük firmalar, uluslararası markalar var ki bunlar da ayrı bir hedef grup. Bunun dışında da tekstil sektörüne odaklı bir takım kurumsal yapılar ve bunların, hem yasal hem finansal olarak sağladığı destekler var. Biz tüm bunları ayrı ayrı ele alarak kapsamlı bir değerlendirme çalışması yaptık. Yüz yüze görüşmelerimiz oldu. Sonuçlar da bilimsel yöntemlerle analiz edilerek bölgenin ve sektörün çevreyle ilgili genel profilini ortaya çıkardık. Tekstil dediğimizde oldukça geniş bir üretim ağından bahsediyoruz. Sosyal konular üzerinden gidince konfeksiyon ayağı daha aktif oluyor. Fakat çevre söz konusu olduğunda, ıslak işlem dediğimiz alana daha fazla yoğunlaşmak gerekiyor çünkü çevre etkisi bu kısımda daha fazla. Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse; bölgede genel atık yönetimi, atıkların bertarafı konusunda durum çok kötü değil. Fakat bizim istediğimiz, atığın baştan önlenmesi. Dolayısıyla buna yönelik neler yapılabileceğini tespit etmek ve anlatmak gerekiyor. Buna çalışırken referans olması adına tekstil yönünden daha gelişmiş olduğunu bildiğimiz bölgelerdeki firmalarla da benzer durum tespit çalışmaları yaptık. Sonucunda da, aradaki farkı daha net olarak gördük. Temiz üretim konusunun önemle üstünde durulması gerekliliğini raporumuzda da ortaya koyduk. Markalar daha efektif çalışmaya başladı K onunun uluslararası markalar kısmı da enteresan. Bu şirketler, KSS konusunda hali hazırda çalışıyorlar fakat bugüne kadar ağırlıkla sosyal konular üstünde durmuşlar. Son dönemde ise, çevre
konusundaki çalışmalar artmaya başladı. Çevre konusuna artık olması gerektiği gibi yani daha teknik olarak bakmaya başladıklarını gördük. Gördüğümüz bir başka değişim de; bu şirketlerin konuya tedarikçilerimizle beraber ne yapabiliriz şeklinde bakmaya başlamalarıdır. Bizimle işbirliği yaparak, tedarikçilerini nasıl destekleyebilecekleri üzerine çalışır duruma geldiler. Bunun yöntemi; eğitim çalışmaları, finansal destekler, proje üretmek olabilir. Birlikte aynı hedefe gidebilmek noktasında yaklaşımlarının artık daha farklı olduğunu gözlemledik. Kurumsal sosyal sorumluluk, sosyal konulara eğilme gerekliliğinin yanında, rekabet açısında da olmazsa olmaz bir konu ve bu noktada KSS nin çevre ayağı daha da önemli bir hale geliyor. Temiz üretim zorunluluğu Kurumsal ve yasal konular kısmında, tam da bu dönemde bir gelişme oldu. O da, tekstil sektörüyle ilgili bir tebliğ yayımlanmasıydı. İlk defa temiz üretimi konu eden bir tebliğ yayımlandı ve bu da tekstil sektörü için oldu. Buna göre, belli bir kapasitede ıslak işlem yapan firmalar, temiz üretim konusunu anlamak ve buna yönelik planlama yapmak durumundalar. Yüzeysel çözümler aramanın fayda getirmeyeceğini, sorunun derinlemesine ele alınıp net olarak çözülmesi gerektiğini algılatmak Türkiye de çok kolay olmuyor. Tebliğin bu noktada faydası olabileceğini, doğru şekilde uygulanırsa temiz üretim anlayışını çevre yönetiminin bir parçası haline getirme konusunda etkili olabileceğini düşünüyorum. TTGV olarak daha önceki çalışmalarımızdan edindiğimiz ciddi bir birikim ve örnek olarak ortaya koyabileceğimiz temiz üretim uygulama projelerimiz de var. Örneğin, Bursa da bir tekstil firmasında uyguladığımız su ve enerji tasarrufuna yönelik proje, üç ayda kendini geri ödedi. Sanayiciyi temiz üretim konusunda teşvik etmek açısından bundan daha iyi bir gerekçe olamaz sanıyorum. Biz öneriler getirirken tüm bunları dikkate aldık. Projenin uygulandığı bölgelerde birebir çalıştınız. Neler yapıldı ve şirketlerin tavrı nasıldı? Karşılaştığınız zorluklar oldu mu? Ferda Ulutaş: O noktaya gelmek bile kolay olmadı. Söz konusu illerde çalıştaylar düzenlendi, bunlara firmaların katılımı, kurumsal sosyal sorumluluğun anlatılması ve anketler yapılması sağlandı fakat yeterince ilgi gördüğümüzü söyleyemem ki biz bu duruma alışkınız. Sonrasında ayrıca bir gayret gösterdik. Organize Sanayi Bölgeri ve Sanayi Odalarıyla işbirliği yaparak firmalarla birebir görüşmeye çalıştık. Anket sorularında ne demek istediğimizi bile özellikle anlatmak zorunda olduğumuz firmalar da oldu. İl bazında bakarsak Gaziantep nispeten daha gelişmiş sanayiye sahip, Kahramanmaraş ta da çok ilgili firmalar var. Mavi yakalılar önemli Bizim çalışmamızda, durum tespitinin ardından eğitim ve danışmanlık kısmı geliyor. Bu anlamda, bölgedeki ihtiyaçlara yönelik eğitimler yapıldı, halen de devam ediyor. Eğitimler, yöneticiler, beyaz yakalılar, mavi yakalılar gibi farklı hedef kitlelere yönelik düzenlendi. Onlara bizim ve projenin bakış açısını anlatmaya çalıştık. Mavi yakalılara yönelik eğitimlerde de farklı bir sıkıntı yaşadık. Gittiğimiz 100 kişilik bir firmada ancak 15-20 kişilik katılımlar olduğunu gördük. Yöneticiler, uzman ve mühendislerin katılımı konusunda sıkıntı yaşanmıyordu fakat mavi yakalılar söz konusu olduğunda, 1-2 saatliğine de olsa makinaların boş kalacak olması sorun olarak karşımıza çıktı. Oysa ki, en önemlisi de üretimde çalışanların eğitimlere katılımıydı. Çünkü konu en çok onlarla ilgili. Mavi yakalı eğitimlerinde özellikle vurguladığımız bir konu vardı. Yurtdışındaki sendikaların temiz üretim konusundaki yaklaşımları. Bununla ilgili çok iyi örnekler var. Temiz üretimi özellikle teşvik eden, firmalarda uygulanma zorunluluğunu bir şart olarak ekleyen sendikalar var. Çünkü temiz üretim aynı zamanda çalışma koşullarını da iyileştiren bir durum. Mavi yakalıların bu nedenle de temiz üretime sahip çıkması gerekiyor. Bunların yanı sıra, sektörle bağlantısı olabilecek şirket ve kurumlara yönelik uzman eğitimleri de verildi. Çok önemli uluslararası markalar ile birlikte çalışmalarımız oldu; kendileri ve tedarikçileri için ayrıca eğitim programları da düzenledik. Uluslar arası markaların tedarikçiler üzerindeki etkisi önemli, çevre konusunda da önemli bir itici güç olabiliyorlar. Şu zamana kadar gerçekleştirdiğimiz eğitimlere toplamda 315 kişi katıldı. Katılımın %61 lik kısmı Kahramanmaraş tan %39 luk kısmı ise İstanbul bölgesindeki tekstil firmalarından sağlandı. Katılımcıların %74 ünü mavi yaka ve %24 ünü de beyaz yakalar oluşturdu. Cinsiyet dağılımlarına baktığımızda ise %74 oranında erkek çalışana ve %26 oranında da kadın çalışana ulaştık. Eğitimlere ek olarak UNIDO nun, çevre yönetimiyle temiz üretimin entegre edildiği metodolojisine dayanarak, çalışılan bölgede, danışmanlık hizmeti de veriyoruz. Proje kapsamında örnek bir çalışma olarak bir işletmenin proseslerine bakıp, verilerini değerlendirerek çevresel anlamda iyileştirmek için hangi olanaklar olduğuna ve neler yapılabileceğine dair raporlar hazırlıyoruz. Bu şekilde durum değerlendirmenin ardından, gerekli eğitimlerin verilmesi ve uygulama noktasında danışmanlık hizmeti sağlayarak süreci tamamlamış oluyoruz. 32