AĐLE ĐÇĐ ETKĐLĐ ĐLETĐŞĐM "Đnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar." atasözü kişiler arası iletişimin önemini vurgulamaktadır. Đletişimin niteliği ve niceliği, geliştirdiğimiz çeşitli sosyal becerilere ve dinleme alışkanlıklarına bağlıdır. Okul, sosyal çevre ve ev ortamlarında, çocuklar çeşitli sosyal becerileri (selamlaşma, paylaşma, grup içinde sorumluluk alma, problem çözme, yardımlaşma, duygulan anlama, duyguları ifade etme vb.) geliştirirler. Ayrıca, kendilerine ve çevreye karşı temel güven duygularını da kazanmaya başlarlar. Çocukların gelişiminde en küçük sosyal grup olan ailenin rolü çok önemlidir. Aile, toplumun en küçük sosyal grubu olmakla birlikte, çocukların gelişiminde ve sosyalleşme sürecinde ilk belirleyici kurumdur. Ev ortamında, anne babanın ve diğer aile bireylerinin birbirleriyle ve çevreleri ile iletişimi, çocuklarına yaklaşım biçimleri, onların bir çok tutum ve davranışları kazanmasında belirgin bir işleve sahiptir. Çocukların farklı ortamlardaki tepkileri, aile içindeki iletişimin, anne babalarının onlara karşı davranışlarının yansımasıdır. Anne baba tutumları, çocuğun sağlıklı kişiler arası ilişkiler geliştirmesinde çok önemlidir. Çocuklarına ve birbirine değer veren, onları dinleyen anne babaların çocukları da çevreleriyle ilişkilerinde daha duyarlı olurlar. Ailelerin çocukları ile ilişkilerinde sergiledikleri tutumlar genellikle üç grupta toplanabilir: Aşırı kuralcı, kontrollü ve ilişkilerin sıcak olmadığı ailelerde, çocuklar kuralların ve ailelerinin davranışlarının temelindeki nedenleri anlamakta güçlük çekerler. Böyle ortamlarda, çocuklar kendilerini ifade etme ve konuşmak için pek fırsat bulamamaktadırlar. Kuralların kesin, durumlara göre farklılaştırılmadan ve nedenleri açıklanmadan uygulanması da, aile içinde iletişimi olumsuz etkilemektedir. Çocuklar böyle bir ortamda yetişkinlerinde, sosyal ilişkilerinde daha az duyarlı olmakta ve kendilerine güvenleri tam olmamaktadır. Đkinci tip aile tutumlarında, aile içinde kurallar belirli ve tutarlıdır; karşılıklı saygı, sevgi ve sıcak bir iletişim söz konusudur. Demokratik bir ev ortamında, çocuklar kuralları ve nedenleri kavramakta zorluk çekmezler. Böyle ortamlarda çocuklar davranışlarının sorumluluğunu alırlar ve böylece kendi kararlarını verebilen, sosyal ilişkilerinde duyarlı ve kendilerine güvenli bireyler olarak gelişebilirler. Üçüncü tip aile tutumlarında ise, aile içinde belirgin kuralların olmadığı, kuralların tutarlı ve kararlı bir biçimde açıklanmadığı ve uygulanmadığı görülmektedir. Böyle ailelerin çocukları çoğunlukla, kuralların ve davranışların amaç ve önemini anlamakta
zorlanır. Bu tip ortamda yetişen çocukların, okul ortamı gibi, kuralların bir arada öğrenilmesini gerektiren ortamlara uyum sağlamada çok güçlük yaşadıkları bilinmektedir. Kısaca, aile içi iletişimin, esnek, demokratik; ancak belli kurallar çerçevesinde geliştiği durumlarda etkili iletişimden söz etmek mümkündür. Đletişim Kavramından Ne Anlıyoruz Đletişim, karşımızdaki kişilerle çok yönlü bir mesaj alışverişidir. Bu mesajlar sözlü olabileceği gibi, sözel olmayan biçimde de karşımızdakilere iletilebilir. Mesajlarımızı karşımızdakilere iletirken mimiklerimiz, jestlerimiz, diğer bir deyişle, vücut dilimiz, iletişimimizin çok önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Araştırmalar, verilmek istenen mesajın 65' inin sözel olmayan yollarla (beden dili, mimikler vb.), %35'inin ise sözel biçimde iletildiğini göstermektedir. Mesajlarımızın %90'ının sözel olmayan biçimde iletildiğini iddia eden araştırma sonuçlan da bulunmaktadır. Bir çalışma "Oh" kelimesinin değişik beden dilleriyle 13 farklı anlam (mesaj) verebileceğini göstermiştir. Kendi çevremizde oluşturduğumuz alan (mekân) yoluyla da iletişimde bulunuruz. Başka insanlara olan uzaklığımızı ayarlayarak, onlara uzak ya da yakın durmayı tercih ederken, daha az sevdiklerimiz ile aramızda biraz daha mesafe bulunmasına dikkat eder, hiç tanımadığımız insanlara ise daha da uzak dururuz. Karşımızdakilerle kuracağımız ilişkinin niteliği, temelde karşımızdakini olduğu gibi kabul edebilmemize ve olayları onun gözüyle, duygularıyla, hissettikleri ile görebilmemize ve hissetmemize bağlıdır. Đletişim sürecinde kişinin anlaşıldığını, değerli olduğunu hissetmesi ve kendine güveninin gelişmesi, bu sürecin etkili olduğunun göstergesidir. Başarılı bir iletişimin temel kurallarından biri, herkesin birbirinden farklı olduğunu hep hatırlamaktır. Etkili bir iletişim için, çocuklarımız ve çevremizdeki herkesin de kendine özgü olduğunu aklımızdan hiç çıkarmamamız gerekir. Etkili Đletişimin Temelleri Nelerdir? Etkili iletişimin ana unsurları olarak, etkin dinleme, tepki verme, olumlu yaklaşım ve ben dili kavramlarını ele alabiliriz. Kendinize bir sorun... Karşınızdakini dinlemeye başladığınızda nasıl bir tutum j içine giriyorsunuz? Karşınızdaki kişi ilk birkaç kelimesini söyledikten sonra, onun tüm söyleyeceklerini, anlatacaklarını dinlemeden, hemen cevabınızı ya da ne söyleyeceğinizi hazırlamaya başlıyorsanız, iyi bir dinleyici olmanız mümkün değildir. Dinleme:
Karşımızdakini etkili bir biçimde dinleyebilmek oldukça zordur. Bunun için Rikkate alınması gereken noktaların üzerinde birlikte duralım. Öncelikle, karşınızdakine ve söylemek istediklerine bütün dikkatinizi vermeye çalışın. Yalnızca onun söylediklerini değil, aynı zamanda nasıl söylediğini, el-yüz-vücut hareketlerini, ifadelerini, ses tonunu, kısacası, karşınızdakinin sözel olan ve olmayan mesajlarını anlamaya çalışın. Karşınızdakinin ne demek istediğini bildiğiniz zamanlarda bile sözünü kesmeden anlatmasına izin verin. Dikkatinizi dağıtacak şeyleri dışarıda bırakmaya çalışın. Kendi kendinize önemli noktaları dinleyip dinlemediğinizi ve hatırlayıp hatırlamadığınızı test edin. Konuşan insandan ya da onun anlattıklarından hoşlanmasanız bile onu dinleyin. Karşınızdaki ile göz teması içinde olmanız çok önemlidir. Göz teması olmadığı sürece etkili bir dinlemeden söz edilemez. Öncelikle göz teması kurun. Çocuklarla göz teması kurarken onların göz hizasına eğilmeyi ihmal etmeyin. Karşımızdakini dinlerken; Konuşanın temelde ne söylemek istediğini anlamaya çalışın. Açıklama yapması için soru sorun. Anlatılanları yargılamadan dinleyip tarafsızlığınızı korumaya çalışın. Basit ve anlaşılır bir biçimde ne anladığınızı karşınızdakine aktarın(örneğin/'yaşadıklarını seni şaşırttığını anlıyorum.", "Üzülmüşsün." vb.). Ne anladığınızı karşınızdakine aktardığınızda doğru olup olmadığını anlamak için onun tepkilerini gözleyin. Eğer yanlış anlamışsanız karşınızdakinin sizi düzeltmesine fırsat verin. Tepki Verme: Karşınızdaki kişinin yolladığı mesajlara sözel ya da sözel olmayan tepkiler vermeniz mümkündür. Onu anladığınızı sözel ya da sözel olmayan biçimde belirtmek, söylediklerine
ilişkin daha ayrıntılı konuşmaya teşvik etmek, tepki vermenin değişik yolları olabilir. Karşınızdakini daha ayrıntılı konuşmaya teşvik etmek ile ilgili olarak şu örnekleri verebiliriz: "Seni dinliyorum. Bu konuda biraz daha konuşmanı isterim." "Bu konu hakkındaki düşüncelerini merak ediyorum." "Üzüldüğün olayı biraz daha anlatmak ister misin?" "Şu ar\ bana söylemek istediğin şeyleri duymak isterim." Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi konuşmayı daha derinleştirmek için kullandığınız dil, iletişiminizin daha açık ve dinleyen için daha anlaşılır olmasına yardımcı olur. Böylece konuşan da kendini daha rahat hisseder. Olumlu Yaklaşım ve Ben Dili Olumlu yaklaşım etkili iletişimde esastır. Karşımızdaki kişinin kendini olumlu algılamasına yardımcı olmak ve benlik saygısını desteklemek iletişimde temel hedeflerimizden biri olmalıdır. Vermek istediğimiz mesajları, duyguları yargılamadan, genelleyici ve etiketleyici bir olumsuz dil kullanmadan ifade etmemiz, iletişimi geliştirmeye katkıda bulunur. Örneğin; "Bu davranışın beni çok mutlu etti". "Sen böyle bağırınca ben inciniyorum". "Kardeşine yaptığın o davranış beni çok rahatsız ediyor." "Arkadaşına bağırmak yerine ona neden kızdığını söyleyebilirsin." Bu örneklerde görüldüğü gibi, yalnızca davranış üzerinde konuşulmuş, çocuğun ya da kişinin kişiliğine bütünüyle bir genelleme yapılmamıştır. Oysa, "sana çok kızıyorum", "Sen hiç doğru davranmaz mısın?" vb. tepkiler, suçlama ve genelleme içermekte, karşımızdakinin kendini değersiz hissetmesine neden olabilmektedir. Olumlu ve destekleyici dil ile ilgili örnekleri artıracak olursak; "Yemek yemeyi beceremiyor" yerine "Yemek yemekte güçlükleri var, geliştirilmeye ihtiyacı var." "Çok tembellik ediyor" yerine "Daha düzenli ve etkili çalışmayı öğrenmeye ihtiyacı var." "Arkadaşlık kuramıyor" yerine "Arkadaşları ile olan ilişkilerinde bazı güçlükler yaşıyor." vb. Aile içi iletişimde fiziksel temasın çok önemli bir yeri vardır. Örneğin, çocuğumuzu kucaklamak, okşamak, sırtını sıvazlamak, öpmek, ona sarılmak sözel olmayan bir biçimde
ona olan duygularımızı ifade etmeye yardımcı olur. Kimi zaman bu mesajlar, sözel olan mesajlardan çok daha etkilidir. ÖNERĐLERĐMĐZ Karşınızdaki ile iletişiminize olumsuz duygularınızdan önce olumlu duygularınızı ifade ederek başlayın. Herkesin birbirinden farklı olduğunu, diğer bir deyişle, kendine özgü olduğunu unutmayın. Çocuklarınızı birbiri ile ya da farklı çocuklarla karşılaştırmayın. Onlara sevginizi ve olumlu duygularınızı ifade etmekten kaçınmayın ve bunu fiziksel temas (okşamak, kucaklamak vb.) ile destekleyin. Çocuklarınızın, anne baba olarak birbirinize karşı davranışlarınızdan etkilendiklerini ve davranış biçimlerinizi örnek aldıklarını unutmayın. Çocuklarınızın fikir ve önerilerine değer verin, onları ilgilendiren konularda görüşlerini almaya dikkat edin. Aile içi iletişimde, hoşgörünün esas olduğu; ancak belirli kuralların bulunduğu ve bunların tutarlı biçimde uygulandığı durumlarda etkili iletişimden söz edilebileceğini unutmayın.