GENEL BOTANİK PROF. DR. BEDRİ SERDAR
GİRİŞ Biyoloji: Hayat bilimi Bios: Canlı Logos: Bilim (latince kelimelerinden türemiştir)
Biyoloji ilgili bazı terimler Morfoloji, anatomi, histoloji, organografi
Steneoik idiotip Evrioik idiotip
Homeostatis :Canlıların kendi benliğini değişik ortamlarda koruma yeteneklerine denir. Hücre : Canlıların çıplak gözle görülemeyen en küçük yapı taşına denir. Restitüsyon : Canlıların bazı kısımlarını onarması ve eksik olan kısımlarını tamamlaması olayına denir. Assimilasyon (özümleme)=anabolizma: Canlıların kendileri için yararlı maddeleri bünyelerine almalarına
Dissimilasyon (=Katabolizma): Enerji elde etmek için maddelerin parçalanması olayına denir. Metabolizma: Canlıların maddeleri değişime uğratma mekanizmasıdır (Assimilasyon + Dissimilasyon)
Canlılar; kendine benzerden doğar, dışarıdan madde ve enerji alarak bunları kayba uğratmadan değiştirebilir, bu sayede gelişir ve nihayet ölürler.
Biyoloji bilimi iki ana kola ayrılır: Canlı materyal olarak bitkileri kendisine konu edinen biyolojinin koluna BOTANİK adı verilir. Canlı materyal olarak hayvanları kendisine konu edinen biyolojinin kolu, buna da ZOOLOJİ adı verilir.
BİTKİ ve HAYVAN Canlılar iki gruba ayrılır: Bitkiler VE Hayvanlar
Bitki ile Hayvan arasındaki Farklar: 1. Bitkiler aktif hareket etmezler, ancak bazı ilksel bitkiler ve bazı bitkilerin eşey hücreleri hariç. 2. Bitkilerde sürekli büyümeyi sağlayan meristematik doku var 3. Bitkilerde sinir sistemi bulunmaz 4. Bitkiler autotrof, hayvanlar ise heterotrof. Bazı ilksel bitkiler parazit, saprofit ve simbiyoz yaşam gösterirler 5. Bitki hücrelerinde plasma zarından baska selüloz çeper bulunur. 6. Bitkiler osmoz yolu ile madde alır, hayvanlar ağız yolu ile 7. Hayvanlar atık maddeleri bir noktadan dışarı verirken, bitkilerin belli yerlerinde depolanır.
HAYAT ŞARTLARI Canlıların yaşaması bir takım şartlarla olasıdır. Bunlar, bireyin kendi özellikleri ve bu özelliklere etki eden dış faktörlerdir: a) İç Şartlar b) Dış Şartlar
İç Şartlar Bir canlı, yaşamı süresince bir takım reaksiyonlar göstermek kabiliyetindedir. Canlının bu kabiliyeti, onun sahip olduğu kalıtsal yükü yani idiotipinden kaynaklanmaktadır. Canlı, idiotipinin reaksiyon kabiliyeti sınırı içinde gelişir, şekillenir ve bu suretle kendine has fenotipini kazanır. İdiotipinden dolayı bazı canlılar, sıcak su kaynaklarında, çok tuzlu steplerde, hidrojen sülfür ihtiva eden sularda yaşayan canlılar gibi ancak belirli yerlerde, belirli şartlarda yaşayabilirler.
Dış Şartlar Su Sıcaklık Işık Hava Basınç Zeminin H iyonları yoğunluğu Zeminin Kimyasal Yapısı
Canlının yaşayabilmesi için gerekli olan dış şartlar hayatın farklı devrelerinde aynı önemi göstermez. Örneğin; Tohumun ihtiyacı olan su miktarı, tohumun uyku zamanında çok azdır fakat tohum, çimlenmesinde fazla miktarda suya ihtiyaç duyar.
Şartların değişikliği canlıda da bazı değişiklikler meydana getirebilir. Bu değişiklikler fenotipik (Modifikasyon) veya genotipik (Mutasyon) olabilirler. Fenotipik olan değişiklikler, kalıtsal değil, genotipik olan değişiklikler ise kalıtsaldır.
SU Hayat için elzem olan en önemli şart sudur. Fonksiyonel olan bir bitki hücresinin yaklaşık %75 i sudur. Yine bitkilerin fotosentezle meydana getirecekleri besin maddeleri olan karbonhidratları da su olmaksızın oluşturamayacakları aşikardır.
Bitkiler suya ihtiyaçlarına göre 4 gruba ayrılır a) Hidatofitler tamamen su içinde b) Higrofitler rutubet ve bataklıklarda c) Mesofitler evrioik idiotipe sahip d) Kserofitler kurakçıl bitkiler
Kseromorfik Strüktür a) Boy kısalması b) Yapraklarda tüylerin oluşması c) Yaprakların küçülmesi d) Yapıda sertlik e) Köklerin uzaması f) Erken çiçeklenme ve meyve verme g) İletim sisteminin gelişmemesi gibi bir takım morfolojik ve anatomik değişiklikler.
SICAKLIK Bitkilerin genellikle topraktan su emebilmesini, transpirasyonunu (Terleme), kimyasal ve fizyolojik olaylarının seyrini gerçekleştirebilmesi için sıcaklık gerekli bir şarttır. Her bitkinin yaşam faaliyetlerini sürdürebilmesi için gerekli olan en düşük (Minimum), en yüksek (Maksimum) ve en uygun (Optimum) dereceleri farklı olmakla beraber, genellikle yaşam 0o C ile 45o C arasında gerçekleşebilmektedir denilebilir.
IŞIK Çeşitli bitkilerin bir çok fizyolojik olaylarında etken olan ışık enerjisi, şiddeti, kalitesi ve süresi bakımından her organizmanın ya da bir organizmanın her bir organının yaşayıp gelişebilmesi için mutlak gerekli bir şart değildir.
HAVA Hava, gerek bulundurduğu gazlar ve gerekse mekanik etkisi bakımından oldukça önemlidir. Havada % 0.03 oranında karbondioksit vardır ki bu da C nun kaynağını oluşturur.
BASINÇ Bütün kimyasal olaylar belli bir basınç altında cereyan ederler.
ZEMİNİN HİDROJEN İYONLARI YOĞUNLUĞU Bitkilerin normal gelişebilmeleri için, bulundukları zeminin belirli bir asitliğe veya alkaliliğe sahip olması gerekir. Bu derecenin çok daha aşağı veya yukarısında bulunan asitlik veya alkalilik dereceleri bitkinin yaşamasına engel olur. Bu dereceler ph ile ifade edilir. ph =3 ve ph =9 arasında bitkiler yaşamlarını sürdürürler. Bu değerlerin dışındakiler öldürücüdür
ZEMİNİN KİMYASAL VASIFLARI Toprak, gerek bulundurduğu maddeler, gerekse suyu ve sıcaklığı tutma kabiliyeti bakımından bitkiler için ayrı bir önem taşır. Yeşil bitkiler yaşayabilmek için sudan ve havadan sağladıkları karbondioksitten başka topraktan birçok elementler daha alırlar ki bunlardan ancak bir kısmı yaşayabilmeleri için elzemdir.
Bitkilerin ihtiyaç duyduğu başlıca elementlere Organojen elementler denir. Bunlar; C, H, O, N, P, S, Ca, Mg, K, Fe dir. Bu elementler bitkilerin gelişmesinde önemli rol oynarlar. Ayrıca Si, Na, Cl bazı bitkiler için çok önemlidir. Ayrıca İz elementler dediğimiz, Bor, Cu, Zn, Al, Sn, Mn, Co, Ti, Br, I a da ihtiyaç vardır
MORFOLOJİ Canlıları şekil bakımından inceleyen bilim dalıdır. İç morfoloji (anatomi) ve dış morfoloji diye ikiye ayrılır.
SİTOLOJİ (HÜCRE BİLİMİ) Canlı organizmaların yapısını hücreler oluşturur. Sitoloji bu hücreleri inceleyen bilim koludur. İlk hücre deyimi 1667 yılında Robert HOOKE tarafından belirtilmiştir. Mantar hücrelerini görerek kullanılmıştır.
HÜCRE
BİTKİ HÜCRESİ 1- Selüloz Çeper 2- Protoplast olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiştir.
Bir bitki hücresinin enine kesitte görünüşü
Bir hayvan hücresinin enine kesiti
Protoplast, protoplasma ve ergastik maddelerden meydana gelmiştir. Protoplasma, hücre plasması (sitoplasma) ve nukleustan ibarettir. Sitoplasma içerisinde nukleustan başka ergastik maddeler (Salgı maddeleri) de bulunmaktadır. Bu salgı maddeleri, plasma cisimcikleri (Organeller) tarafından metabolik aktivite sonucunda oluşan ve hücre içinde biriken ürünlerdir
SİTOPLASMA Sitoplasma, renksiz, saydam, sıvı ve katı arasında değişen viskoz (yapışkan) bir yapıdadır ve ışık mikroskopunda homojen bir görünüştedir. Ancak elektron mikroskopunda bu homojen yapı kaybolur. Sitoplasma, çeşitli organik ve anorganik bileşiklerden oluşmuş kolloid bir karışımdır.
a) Genç hücre b) Yaşlı hücre
Plasma içinde ayrıca protoplasmik cisimcikler bulunmaktadır. Bunlar; -Mitokondriler -Golgi aygıtı -Plastidler -Ribozomlar -Lizozomlar -Mikrosomlar -Sentrozomlar -Vakuoller gibi cisimciklerdir.
Sitoplasmanın Kimyasal Özelliği Sitoplasma, kimyasal yönden hiçbir zaman tekdüze bir madde olmayıp, aksine çok sayıda, ekseriyetle organik, kısmen de anorganik bileşiklerden oluşmuş, gerçek katı ve de gerçek sıvı olmayan kolloid bir karışımdır.
Canlı ve aktif bir hücrenin sitoplasmasındaki su miktarı %75 den fazladır. Bu oran %90-95 e kadar çıkabilir. Sitoplasmanın geriye kalan kısmını kuru madde oluşturur. Sitoplasmadaki kuru maddenin %90 kadarı organik, %10 u da anorganiktir. Tohumların ve sporların sitoplasmalarında %10 kadar oranda su vardır.
Endoplasmik Retikulum Elektron mikroskopu ile yapılan incelemelerde submikroskopik yapıya sahip olan plasma zarının bir ağ gibi bütün endoplasmaya yayılarak endoplasmadaki bütün protoplasmik cisimciklerin yapısına iştirak ettikten sonra nukleusla sitoplasmayı ayıran nukleus zarını da meydana getirdiği ortaya konmuştur. Bu bütün hücre yapısını meydana getirmek üzere endoplasmaya yayılmış plasma zarından ibaret ağa Endoplasmik Retikulum veya Endoplasma Ağı denir
Endoplasmik retikulum, üzerinde ribozom olmasına göre (granüler özellik) Granüler (ger) veya olmamasına göre Agranüler (ager) endoplasmik retikulum diye ikiye ayrılır Dolaşım sistemi; nukleus ile sitoplasma arasında kanal görevi (RNA ve nukleoproteinlerin geçişini sağlar) vardır.
SİTOPLASMİK ORGANELLER Mitokondriler : Mitokondriler, hemen hemen bütün hayvan ve bitki hücrelerinde küre, iplik veya çubuk şeklinde görülen ve kondriyosom diye de adlandırılan taneciklerdir. Birçok enzim ve koenzim sistemlerini bulunduran mitokondrilerde hücre fonksiyonları için gerekli enerjiyi oluşturan oksidasyon merkezleri bulunmaktadır. Mitokondriler, hücrenin enerji üretim ve depo merkezidirler. Adenozintrifosfat (ATP) depo ederler. Aynı zamanda solunumun son safhası olan oksidasyon safhası da mitokondrilerde gerçekleşir
Bir mitokondrinin iç yapısı Mitokondriler iki zarla çevrilidirler. Dış zar genellikle düzgün bir yapıdadır. İç zarın mitokondrinin iç kısmına doğru meydana getirdiği lamel veya tüp şeklindeki uzantılara Krista adı verilir. Mitokondrinin içinde Matriks bulunur. Matriksin içeriğinde, eriyebilen proteinler, solunum enzimleri ve mitokondri DNA sı bulunmaktadır.
Ribozomlar Hücrede en fazla bulunan küre şeklindeki organellerdir. Nukleusta olusur ve sitoplazmaya geçerler. RNA ve proteinden oluşmuştur. Serbest ve Endoplasmik retikulum üzerinde bulunabilir. Işık mikroskobunda görülemeyecek kadar küçük boyutlu olup, hücrede protein sentezin yapıldığı yerlerdir.
GOLGİ CİSİMCİĞİ (GOLGİ AYGITI, DİKTİYOSOM) Bitki hücrelerindeki golgi cisimciğine Diktiyosom denir. Golgi cisimciği, yassı keseler ve vakuollerden (Vesikül) meydana gelir. Golgi cisimciğinin görevi, hücre içinde salgı maddelerini biriktirmek ve gerektiğinde hücre içine bırakmak, bazı enzimleri de vakuollerinde saklı tutmaktır
MİKROSOM Mikrosomlar, endoplasma zarı özelliğinde bir zarla çevrili, ince taneli bir madde ile dolu, 50-150 μm büyüklükteki cisimciklerdir. Mikrosomlar yapılarında lipid, protein ve ribonukleik asit ihtiva ederler. Yaşayan hücrelerde olmayıp, laboratuvar ortamında santrifüje sonucu elde edilebilen endoplasmik retikulum parçalarına verilen isimdir Mikrosomların hücre içerisinde lipid sentezinde rol oynadıkları tahmin edilmektedir.
SENTROZOM Sentrosomlara, hayvan hücrelerinde ve bazı aşağı bitkilerin hücrelerinde rastlanır. İnterfazda sentrosomlar bir veya iki tanecik halindedir, bunlara Sentriol adı verilir. Sentrioller, 0,1-0,2 µm çaplı ve 0,25-2 µm uzunlukta, granül veya çomak şeklinde yapılardır. Sentrioller genellikle çift olarak bulunur ve diplosom adını alır. Sentrioller telofazda ve interfazda sayılarını iki katına çıkarırlar ve mitos esnasında, yeni oluşan sentrosomlardan her biri bir kutba gider, kromozomların kutuplara çekilmelerinde etkili olurlar
LİSOSOM Lisosomlar, iç kısımlarında mitokondrilerdeki gibi iç zarın oluşturduğu uzantıların (Krista) bulunmayışı ve değişik enzimleri yönünden mitokondrilerden ayrılırlar. Lisosomlar bir çok hidrolitik enzim içermektedirler. Lisosomlar, sitoplasma içinde madde parçalanması ve sindirilmesi görevinde bulunurlar.
VAKUOLLER -Genç ve olgunlaşmamış hücrelerde, hücreyi tamamen doldurmuş sitoplasma içinde yağ damlacıkları şeklinde görülen çok sayıda vakuol bulunmaktadır. -Hücre olgunlaştığında vakuoller, hücrenin tüm lümenini kaplayacak şekilde birleşerek büyük bir vakuol oluştururlar. -Olgun hücrelerde oluşan böyle büyük bir vakuol de sitoplasmayı hücre çeperine doğru adeta ince bir tabaka şeklinde iter. -Vakuol, Tonoplast adı verilen bir zar ile çevrilidir. Vakuollerin içi hafif asidik ve alkalik reaksiyon gösteren hücre özsuyu ile doludur.
Vakuollerin içinde; İnce emilsiyon halinde yağlar Eterik yağ Eriyik halinde tuz Organik asit Şeker (Sakaroz, maltoz, glikoz, fruktoz) İnulin Taninli ve proteinli maddeler Fermentler Kristaller Su Azotlu bileşikler Alkoloidler Antosiyan pigmentleri bulunmaktadır.
Bitki hücrelerindeki vakuollere karşılık hayvan hücrelerindeki yapılara Vesikül denilmektedir. Vesiküller, genel olarak vakuollerle aynı yapıya sahiptir, ebatları vakuollere göre çok daha küçüktür. Vakuoller, öz sularından dolayı yoğunluk değişmeleri gösterebildikleri için, hücrenin su alış-verişinde önemli rol oynarlar. Su alış-verişi vakuollerin önemli özelliğidir.
Tonoplast yani vakuol zarının yarı geçirgen (Semipermeabl) özelliği su alış-verişi için çok önemlidir. Su moleküllerini kolaylıkla geçiren bu zar, daha büyük molekül ve iyonları zor geçirir. Bu zar, bu özelliğinden dolayı, hücrede plasmoliz ve deplasmoliz olaylarında rol oynar.
*** Canlı bir hücrenin öz suyu yoğunluğu, çevresindeki eriyiğin yoğunluğundan az olursa (Hipotonik), yoğunluğu çok olan tarafa doğru bir akım olacağından, hücre öz suyu kendi yoğunluğundan daha yoğun (Hipertonik) olan tarafa doğru akmaya başlar. Vakuoldeki suyun çıkmasıyla hücrenin selüloz çeperine dayalı bulunan plasmanın basıncı düşer, hücre büzülüp küçülmeye başlar. Vakuoldeki suyun çıkması devam ederse plasma daha da büzülür ve selüloz çeper bu büzülmeye eşlik edemez ve plasma çeperden ayrılır, bu olaya Plasmoliz denir. Plasmanın selüloz çeperden ilk ayrılma anına Sınır Plasmoliz adı verilir. Hücreden su çıkmaya devam ederse plasma büzülerek hücrenin ortasına çekilir, bazen de ince plasma köprücükleri ile çepere bağlı kalır. *** Plasmolize uğrayan hücre, bu defa kendinden daha az yoğun olan saf su içine konulursa, vakuoldeki eriyiğin yoğunluğu saf sudan daha yoğun olduğundan hücre bu defa dışarıdan (az yoğun ortamdan) su almaya başlar, plasma çepere doğru dayanır. Bu olaya da Deplasmoliz adı verilir.
a) Plasmoliz b) Deplasmoliz
Dış ortamdan su alma olayı devam ederse plasma selüloz çepere basınç yapar, hücrenin hacmi artar ve öyle bir an gelir ki hücre daha su alamayacak hale gelir. Bu durumda hücre Turgor (Doygun) haldedir denir. Hücre öz suyunun yoğunluğunu saptamak için bu olaydan yararlanılabilir
NUKLEUS Protoplast, bitkinin gerek metabolizma, gerekse bölünme ve büyümesinde önemli rol oynayan bir organel taşır ki buna Nukleus (Çekirdek) adı verilir. Nukleus ilk defa 1831 yılında Robert Brown tarafından orkide hücrelerinde görülmüştür.
Bütün yüksek hayvan ve bitki hücrelerinde nukleus mevcuttur. Böyle gerçek nukleusu bulunan hücrelere Eukaryotik hücreler denir. Buna karşın, bakteriler (Bacteriophyta), mavi-yeşil algler (Cyanophyceae) gibi bazı aşağı organizmaların hücrelerinde nukleus bulunmaz. Böyle gerçek nukleusu bulunmayan hücrelere de Prokaryotik hücreler adı verilir. Prokaryotik hücrelerde nukleusun esas maddesi, sitoplasma içine dağılmış durumda ve tanecikler halindedir.
Bir nukleusta aşağıdaki kısımlar vardır; - Karyoteka ( Nukleus Zarı) - Karyolenf ( Nukleus Öz suyu) - Nukleoluslar (Çekirdekçikler) - Kromonema (Kromatin İplik) ve bu ipliksi yapının meydana getirdiği Kromatin tanecikleri
Nukleus zarının (karyoteka) iki önemli özelliği var; Nukleus zarı, endoplasmik retikulum un zarları ile bağlantılı olup oldukça büyük porlu (delikli) bir plasma zar yapısı göstermektedir. Porlar, nukleus ile sitoplasma arasında bağlantı sağlayan bölgelerdir. Nukleus zarı, tüm sitoplasmik sistem ve onu oluşturan cisimcik (organel) lerle ilişkilidir. Bu ilişkiyi mikrotubulus denilen ince liflerin oluşturduğu bağlantılar sağlamaktadır.
Nukleus öz suyu (karyolenf), yapışkan ve homojen görünüşlü bir sıvıdır. Bu sıvı nukleusun saydam görünmesini sağlar. Eukaryotik hücrelerde, nukleusun içinde DNA ile bağlantılı iki tip protein bulunmaktadır. Bunlar, Histon ve Nonhiston kromozomal proteinleridir. Eukaryotik hücrelerin nukleuslarında, prokaryotik hücrelerdekinden daha fazla miktarda DNA bulunmaktadır.
Nukleusun hücre içinde iki önemli fonksiyonu vardır Bunlardan biri hücre içindeki metabolik aktivitelerin son kontrolü, diğeri hücre çoğalmasında kromatinin duplike edilmesidir. Hücre bölünmesinden önce DNA ve kromozomal protein ihtiva eden kromatinin tüm birimleri iki katına çıkar.
Çekirdekçik (Nukleolus) ler, karyolenf içerisinde bir veya birkaç parlak, düzensiz olarak görülen cisimciklerdir. Çekirdekçiklerin büyüklüğü ve görünüşü hücrelerin büyüme ve bölünme devrelerinde değişir. Nukleoluslar, RNA ve protein ihtiva ederler. Nukleusun karyolenfi içerisinde boyayı kuvvetle emen kromatin maddesinin kromonema denen ipliklerden yapılmış bir ağ sistemi oluşturduğu görülür. Kromonema iplikçiklerinin sayısı her canlı için sabittir. Bölünme halinde olmayan hücrenin nukleusu içinde bu iplikçikler, çok uzun olduklarından yumak biçiminde toplanmışlardır. Hücre bölünmesi sırasında bu ince iplikçikler, kalınlaşarak kromozomları meydana getirirler.
Kromozomlar Hücre bölünmesi sırasında kromatin iplikçikleri, spiraller oluşturarak kalınlaşır ve boylarını kısaltarak kromozom haline gelirler. Kromozom, renkli cisim anlamına gelmektedir. Kromozomlara bazı boya maddeleriyle hücrenin diğer kısımlarından daha kuvvetli boyandığı için bu isim verilmiştir Kromozomlar, birbirini takip eden nesiller arasında benzerlik meydana getirirler ve böylece biyolojik varyasyonun temelini oluştururlar.
Canlılarda kromozomların sayısı, büyüklüğü ve şekli cinsten cinse ve türden türe değişir. Örneğin; kromozom sayısı en düşük olan organizma; Ascaris megalocephalo univalens (Solucan) dir (2n = 2). Kromozom sayısı en yüksek olan organizma ise; Ophyoglossum vulgatum (Eğrelti) dur (2n = 500).
PLASTİDLER Genç hücrelerde plastidler yoktur, onların yerine proplastidler bulunmaktadır. Bu proplastidler, meristem hücresinin vereceği sürekli (yetkin) doku hücresinin yapacağı göreve göre farklı plastidler halinde gelişirler. Plastidlerin sınıflandırılmaları, yapılarındaki pigment maddelerinin varlığı ve özellikleri göz önünde bulundurularak yapılmaktadır. Renk maddesi taşıyan plastidlere KROMATOFOR, taşımayanlara ise LEVKOPLAST adı verilir.
Kromatoforlar, yüksek bitkilerde taşıdıkları renk maddesine göre isim alırlar. Yeşil renk maddesi (klorofil) bulunduran plastidlere KLOROPLAST, klorofil bulundurmayan renkli plastidlere ise KROMOPLAST adı verilir.
KLOROPLASTLAR Kloroplastlar, genellikle fotosentez olayının gerçekleştiği ışık gören organlarda ve bu olayda etken olan klorofil denilen pigment maddesini içeren organellerdir. Kloroplastlarda metal yığınları, protein, lipid, karbonhidrat, enzim, dezoksiribonukleik asit (DNA), ribonukleik asit (RNA) ve yeşil renk maddesi Klorofil A (C55H72O5N4Mg), Klorofil B (C55H70O6N4Mg) bulunmaktadır. Kloroplastlarda klorofil A ve klorofil B den başka yedi değişik klorofil çeşidi daha bulunduğu bilinmektedir. Bunlar; Klorofil C, Klorofil D, Klorofil E, Bakteriyoklorofil A, Bakteriyoklorofil B ile Klorobiyum Klorofil 650 ve 660 dır.
Yeşil pigment maddesi olan klorofiller, en fazla bitkilerin yapraklarındaki mezofili oluşturan dokulara ait hücrelerde bulunurlar. Bu nedenle fotosentez, bitkilerde en fazla yaprakta gerçekleşir. Bununla birlikte bitkilerin gövdelerinde ve çiçeklerin çanak yapraklarında da klorofil vardır ve bitkilerin bu kısımlarında az da olsa fotosentez cereyan eder.
Kloroplastlarda pigment olarak, klorofil A ve klorofil B den başka karotinoidler de bulunmaktadır. Karotinoidlerin en önemlileri, turuncu renkli karotin ler, sarı renkli ksantofil lerdir. Ksantofil, karotinin bir oksidasyon ürünüdür. Karotinoidler, güneş enerjisini absorbe edip klorofile aktarmak suretiyle fotosentez olayına katkıda bulunurlar
Kloroplastlar; DNA içerdiğinden kalıtsal özellik gösterirler. Kloroplastlar, ışık mikroskopunda incelendiğinde iki kısım görülür; 1- Renkli kısım (Grana) 2- Renksiz ve saydam kısım (Stroma)
Kloroplast ın Üç boyutlu Görünümü