KİTAP TAHLİLLERİ / BOOK REVIEWS



Benzer belgeler
SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

5. ULUSLARARASI MAVİ KARADENİZ KONGRESİ. Prof. Dr. Atilla SANDIKLI

ULUSLARARASI KARADENİZ-KAFKAS KONGRESİ

ORTADOĞU DA BÖLGESEL GELIŞMELER VE TÜRKIYE-İRAN İLIŞKILERI ÇALIŞTAYI TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ. No.12, ARALIK 2016

JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI GÜVENLİK VE TERÖRİZM YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI

TÜRKİYE - ARJANTİN YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

Çepeçevre Karadeniz Devam Eden Sorunlar, Muhtemel Ortakl klar - Güney Kafkasya ve Gürcistan aç s ndan

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

KAPİTALİZMİN İPİNİ ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER Mİ ÇEKECEK?

1 TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÖNEMİ (TÜRKİYE) EKONOMİSİNİN TARİHSEL TEMELLERİ

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Dünya siyasi, ekonomik sorunların daha da arttığı, kutuplaşmanın ve karşıtlığın güçlendiği bir dönemi yaşıyor.

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

OCAK-EYLÜL 2017 DÖNEMİ TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRMESİ

Orta Asya daki satranç hamleleri

İSLAM ÜLKELERİNDE NÜFUS ÖNGÖRÜLERİ 2050 ARALIK 2011

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

İÇİNDEKİLER EDİTÖR NOTU... İİİ YAZAR LİSTESİ... Xİ

VİZYON BELGESİ (TASLAK) TÜRKİYE - MALEZYA STRATEJİK DİYALOG PROGRAMI Sivil Diplomasi Kapasite İnşası: Sektörel ve Finansal Derinleşme

Merkez Strateji Enstitüsü. Türkiye-Rusya İlişkileri Mevcut Durumu ve Geleceği

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA SORUNSUZ ALAN KALDI MI?

TÜRKİYE - POLONYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

OCAK-AĞUSTOS 2017 DÖNEMİ TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ

Yaşar ONAY* Rusya nın Orta Doğu Politikasını Şekillendiren Parametreler

AZERBAYCAN MİLLİ GÜVENLİK STRATEJİSİ BELGESİ

ABD Seçimleri ve Sonrası. Mümin Bumin SEZEN Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM) ABD Masası Direktörü

SAĞLIK DİPLOMASİSİ Sektörel Diplomasi İnşası

Amerikan Stratejik Yazımından...

KGAÖ NÜN KOLEKTİF GÜVENLİK SİSTEMİ

OCAK-EKİM 2017 DÖNEMİ TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRMESİ

OCAK-KASIM 2017 DÖNEMİ TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRMESİ

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi

İktisat Tarihi

NAZİLLİ İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİLER BÖLÜMÜ(TÜRKÇE) 2016/2017 EĞİTİM-ÖĞRETİM PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ

ÖZGEÇMİŞ. Derece Alan Üniversite Yıl

2017 YILI TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU

GÜNLÜK BÜLTEN 23 Mayıs 2014

Dr. Zerrin Ayşe Bakan

2010 OCAK MART DÖNEMİ HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ

TEMMUZ 2018 TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU

Duygusal birliktelikten stratejik ortaklığa Türkiye Azerbaycan ilişkileri

Yükselen Güç: Türkiye-ABD İlişkileri ve Orta Doğu Tayyar Arı, Bursa: MKM Yayıncılık, 2010, 342 sayfa, 18,00 TL ISBN:

TÜRKİYE DE SİYASET VE DEMOKRASİ

HAZİRAN 2018 TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU

Devrim Öncesinde Yemen

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

Erkan ERDİL Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştırma Merkezi ODTÜ-TEKPOL

1 1. BÖLÜM ASKERLİKTE ÖZELLEŞTİRMENİN TARİHİ

DÜNYA BANKASI TÜRKİYE DÜZENLİ EKONOMİ NOTU TEMMUZ Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer. Uluslararası İlişkiler Müdürlüğü

EYLÜL 2018 TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU

Yrd. Doç. Dr. Tevfik Sönmez KÜÇÜK Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi PARTİ İÇİ DEMOKRASİ

Türk araçlarının taşıma yaptığı ülkelere göre yoğunlukları gösterilmektedir. Siyah: ilk 15 ülke

Şenol KANTARCI. Kitap Değerlendirme

ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI

İTKİB Genel Sekreterliği AR&GE ve Mevzuat Şubesi

IMF KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜMÜ

EKİM 2018 TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI, (1)

VİZYON BELGESİ (TASLAK)

JENS STOLTENBERG İLE SÖYLEŞİ: NATO-RUSYA İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL İSTİKRARSIZLIK

2010 YILI OCAK-MART DÖNEMİ TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ

Deri ve Deri Ürünleri Sektörü

ULUSLARARASI STRATEJİK ARAŞTIRMALAR KURUMU

DÜŞÜNCE KURULUŞLARI. Şubat 2018

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL

ANAYASA DERSĐ ( ) ( GÜZ DÖNEMĐ YILSONU SINAVI) CEVAP ANAHTARI

TÜRKİYE - İTALYA YUVARLAK MASA TOPLANTISI - 1

MAYIS 2018 TAŞIMACILIK İSTATİSTİKLERİ DEĞERLENDİRME RAPORU

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

MECLİS TOPLANTISI. Ender YORGANCILAR Yönetim Kurulu Başkanı

Yrd.Doç.Dr. MERVE İREM YAPICI

Deri ve Deri Ürünleri Sektörü 2016 Mayıs Ayı İhracat Bilgi Notu

tarih ve 495 sayılı Eğitim Komisyonu Kararı Eki

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

2010 ŞUBAT AYI HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ

JAPON EKONOMİSİNİN ANA BAŞLIKLAR İTİBARİYLE ANALİZİ

Siyasi Parti. Siyasi iktidarı ele geçirmek ya da en azından ona ortak olmak amacıyla örgütlenmiş insan topluluklarına siyasi parti denir.

ULUSLAŞMA SÜRECİNDE SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ ROLÜ: ÖZBEKİSTAN HALK HAREKETİ ÖRNEĞİ *

2010 OCAK AYI HALI SEKTÖRÜ İHRACATININ DEĞERLENDİRMESİ

İÇİNDEKİLER. ÖNSÖZ..i. İÇİNDEKİLER.iii. KISALTMALAR..ix GİRİŞ...1 BİRİNCİ BÖLÜM DEMOKRASİ - VESAYET: TEORİK VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE

1. Gün: Finlandiya Hükümetinin Strateji Araçları

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

KARİKATÜRLERİN DİLİNDEN IRAK I ANLAMAK - 1

JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KAMU YÖNETİMİ (YÖNETİM VE LİDERLİK) YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI

Yrd.Doç.Dr. UTKU YAPICI

2014 YILI EYLÜL AYI TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ

Toplam Erkek Kadin Ermenistan Azerbaycan Gürcistan Kazakistan Kırgızistan Moldova Cumhuriyeti. Rusya Federasyonu

İÇİMİZDEKİ KOMŞU SURİYE

ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ. Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Uluslararası İlişkiler Ana Gazi Üniversitesi 2004

İ Ç İ N D E K İ L E R

Dünyada ve Türkiye de Doğrudan yabancı Sermaye Yatırımları

3 Temmuz 2009 İngiltere Büyükelçiliği Konutu, Ankara Saat: 16:00. Çevre ve Orman Bakanlığı nın Saygıdeğer Müsteşar Yardımcısı,

2014 YILI EKİM AYI TÜRKİYE DERİ VE DERİ ÜRÜNLERİ İHRACATI DEĞERLENDİRMESİ

Transkript:

Tartışma Platformu / C. Mutuş KİTAP TAHLİLLERİ / BOOK REVIEWS Rus Dış Politikasını Oluşturan İç Etkenler Merve İrem Yapıcı, Ankara, USAK Yayınları, 2010, ISBN: 6054030385, 564 s. Bülent Sarper AĞIR Rusya Federasyonu nun (RF) Soğuk Savaş ın bitimi ile birlikte siyasi ve ekonomik sisteminde geçirdiği dönüşümün ayrıntılı bir analizini ortaya koyan kitap, bu dönüşüm sürecinde etkili olan farklı grupları ve bu grupların Rus iç ve dış politikası üzerindeki belirleyici etkilerini Yeltsin ve Putin dönemlerini karşılaştırmalı olarak incelenmesi yoluyla ortaya koymaktadır. Adnan Menderes Üniversitesi nde Yardımcı Doçent olan Merve İrem Yapıcı nın doktora tezinin kitaplaşmış hali olan bu eserin giriş bölümünde ele alınan kavramsal tartışmada realizmin devleti öncelleyen fakat dış politika eylemlerinin belirlenmesinde devlet içi etkenleri dışarıda bırakan anlayışını eleştirilerek, RF gibi önemli bir aktörün dış politikasının tam anlamıyla anlaşılabilmesi için iç siyasi ve ekonomik faktörlerin de incelenmesi gerektiği iddia edilmiştir. Kitap, bu temel iddia çerçevesinde organize edilmişken, analizinde bununla kendisini sınırlandırmamıştır. RF nun dış politikası üzerinde belirleyici etkisi olan fakat RF nun ancak tepkisel kaldığı ve diğer uluslararası aktörlerin inisiyatiflerinde gelişen gelişmeleri de, temel iddiası ile ilişkilendirerek çalışmaya dahil etmektedir. Böylece kitap, RF nun dış politika yönelimlerini iç etkenler açısından incelerken geniş perspektifli bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Bu yönüyle bilimsel çalışmalara kaynaklık edebilecek bu kitap, RF nun ekonomik ve siyasi alanlarda geçirdiği dönüşm sürecinin objektif bir değerlendirmesini sunmaktadır. Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi 181

Ekonomik Sistem başlıklı ilk bölümde, kapitalizmi yerleştirme çabaları doğrultusunda izlenen ekonomi politikaları, bu politikalar sonucunda oluşan ve ülke siyaseti üzerinde söz sahibi olan ekonomik çıkar grupları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Siyasi Sistem başlıklı ikinci bölümde ise, dış politika üzerinde etkili olan siyasi ve askeri unsurlar üzerine odaklanılmıştır. Dış Politika başlıklı bölüm, ilk iki bölümde analiz edilen ülke içi faktörlerin sonucu olarak dış politikada yaşanan değişimleri ele almaktadır. Bu bölümde, ülke ekonomisi ve siyasetindeki dönüm noktalarının dış politika üzerindeki etkisi, incelenen dış politika uygulamaları aracılığıyla kanıtlanmaya çalışılmıştır. Kitabın her üç bölümünde de Yeltsin ve Putin iktidarları arasında karşılaştırmalı bir analize gidilmiş ve önce Yeltsin ardından Putin dönemi ele alınarak, söz konusu iki dönem arasında iç etkenler ve buna bağlı olarak dış politikada yaşanan farklılığın ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. RF nin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği nin (SSCB) ardılı olduğu gerçeğinden hareketle, tüm bölümlerde ilk olarak SSCB nin son yıllarındaki gelişmeler incelenmiş, böyle bir incelemenin Yeltsin iktidarının ilk yıllarını anlamak açısından gerekli olduğu düşünülmüştür. SSCB nin varisi olarak uluslararası sistemdeki yerini almış olan RF, süper güç statüsünü kaybetmiş olsa bile, coğrafyası, nüfusu, doğal zenginlikleri ve nükleer gücü sayesinde etkili bir uluslararası aktör olma potansiyelini korumuştur. Fakat 1990 lar boyunca yaşadığı ekonomik ve siyasi dönüşümden dolayı bu potansiyelini uygulamaya geçirememiştir. Yeltsin döneminde kapitalist sisteme eklemlenme çabası içine giren Rusya da uygulanan reformlar ekonomik çöküş ve siyasi kargaşayı beraberinde getirmiş ve RF nin uluslararası arenadaki etkinliğini sınırlandırmıştır. Rusya nın uluslararası arenaya etkili bir aktör olarak yeniden dönüşü, Putin iktidarı ile özdeşleştirilmiştir. 2000 li yıllarda ülke içinde sağlanan ekonomik ve siyasi istikrar, daha etkin bir dış politikayı beraberinde getirmiştir (ss.6-7). 1990 lar boyunca Batı ya bağımlı bir görüntü sergileyen RF nin 2000 li yıllarda uluslararası sistemin etkili aktörlerinden biri olarak belirmesinde ülke içi faktörlerin etkisi büyüktür. RF dış politikasında yaşanan dönüşümün, ülke ekonomisi ve siyasetinde yaşanan dönüşümler ile örtüşmesi, bu yargının en önemli göstergesidir. Devletlerin sahip oldukları ekonomik gelişmişlik düzeyi ile ürettikleri dış politika seçenekleri arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır ve zayıf ekonomili devletlerin bağımsız bir dış politika izlemelerini beklemek zordur. Nitekim, Yeltsin döneminde uygulanan şok terapi reform programı, piyasa ekonomisine hızlı bir geçişi amaçlamış, fakat yaşanan ekonomik kriz RF nun dış politika tercihlerini sınırlamıştır. Batı nın ekonomik yardımına dayanan bu plan çerçevesinde, Yeltsin döneminde Batılı devlet ve örgütlerle işbirliği ekonomik istikrarın ayrılmaz bir gereği olarak görülmüş ve bunun sonucunda Rusya, Batı merkezli bir dış politika anlayışının takipçisi olmuştur (ss.15-17). Yeltsin döneminde Batı yanlısı bir dış politikanın hâkim olmasına karşın, ülke içindeki siyasi gruplar arasında değişen güç dengelerine, gerçekleştirilen seçimlere ve ordunun artan et- 182

kinliğine bağlı olarak zaman zaman bu Batı yanlısı eğilimin dozunun azaldığı gözlenmiştir. Bir devletin siyasi sistemi, o devletin dış politikasını belirleyen en önemli iç etkenlerden biridir. Zira hangi kurum ya da aktörlerin dış politika karar alma sürecinde etkili olacağı ülkede varolan siyasi sistem ile doğrudan bağlantılıdır. 1990 yılında RF anayasasında yapılan değişiklikler ile oluşturulan siyasi sistemde başkanın otoritesine yönelik en önemli tehdit Parlamento dan gelmekteydi. Aralık 1993 de kabul edilen yeni anayasa sonrasında güçlü-başkanlık olarak adlandırılan Yeltsin döneminin siyasi sistemi, başkanı siyasetinin temel belirleyicisi haline getirmiştir. Ancak bu, dış politika yapımında Yeltsin in muhalif grupların baskı ve taleplerini gözardı ettiği anlamına gelmemiştir. Zira ülkenin ekonomik ve siyasi koşulları sonucunda başkanı sınırlandıran ordu, oligarklar, Parlamento ve bölge liderleri ülke siyasetinde etkili olmuşlardır (ss.123-144). Yeltsin in söz konusu aktörler tarafından sınırlandırılması, zaman zaman dış politikadaki Batı yanlısı eğilimin dozunda değişikliklere neden olsa da, ekonomik ve askeri sınırlılıklar Batı ile bir cepheleşme içine girilmesini engellemiştir. Atlantikçiler, demokrasi, insan hakları ve serbest piyasa ekonomisi gibi Batı değerlerinin Rusya da uygulanması gerektiğini ileri sürmüş ve içerideki reform sürecini kolaylaştırmak için Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini düşünmüştür. Ekonomik reform sürecinde Batı yardımına duyulan ihtiyaç, Batı nın bir müttefik olarak algılanması sonucunu doğurmuştur. Temelinde Batı karşıtlığı anlayışının yer aldığı komünistler ile radikal milliyetçilerden oluşan otoriterler, devletçi bir ekonomiyi ve otoriter bir siyasi sistemi savunmuş, Rusya yı Doğu ile Batı arasında Avrasyalı bir medeniyet olarak tanımlamış ve Rusya nın, Batı ya güvenmek yerine kendi gücünü arttırması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Atlantikçiler, hâkim oldukları Başkanlık İdaresi ni güçlendirmeye çalışırken, otoriterler ise, etkin oldukları Parlamento nun güçlendirilmesini amaçlamışlardır (ss.146-159). Bu iki zıt grubun dengeleyicisi niteliğinde olan merkezciler ise, ne tam olarak demokrat ne de otoriter dir. Piyasa ekonomisine yavaş bir geçişi savunan grup, Rusya nın, Doğu ile Batı uygarlıkları arasında köprü işlevi gördüğü görüşündedir. Merkezcilere göre, Rusya, tekrar büyük güç statüsüne kavuşmalı ve eski Sovyet Cumhuriyetleri yle yeniden bütünleşmenin yollarını aramalıdır. Rusya, Amerika Birleşik Devletleri nin (ABD) üstünlüğüne dayanan tek kutupluluğu ve ABD nin gücünü dengeleyecek ittifaklara girişmelidir. Ancak bu durum Rusya nın tamamen Batı karşıtı olması gerektiği anlamına gelmez. Rus çıkarlarına dayalı olarak Batılı ülkelerle pragmatik işbirliği olasılığı her zaman mevcuttur (ss.160-166). Merkezci grup, hem Başkanlık İdaresi nde hem de Parlamento içerisinde temsil edilmiştir. Dış politika açısından bu grubun en önemli başarısı olarak Nisan 1993 de ilân edilen Dış Politika Konsepti gösterilmektedir. 183

Ordunun 1993 Ekimi ne kadar Sovyet coğrafyasında Rus kontrolünü yeniden sağlama çabaları, ilân edilen Askeri Doktrin ile resmileşmiştir. Yakın Çevre de aktif bir siyasetin izlenmesi gerekliliğine vurgu yaparak, Atlantikçi görüşe karşı merkezci görüşü ön plana çıkaran bu doktrin, Yeltsin iktidarının 1993 yılı başlarında merkezci çizgiye kayan dış politika eğilimini ordunun da baskısıyla devam ettirdiğinin bir göstergesidir. Ülkeye yönelik temel tehdidin ülke içindeki ekonomik çöküşten kaynaklandığını ileri süren Yeltsin Yönetimi, bu tehditle mücadele çerçevesinde özellikle 1992 yılı boyunca Batı yanlısı bir dış politika izlemiştir. Bu politika, ABD ile işbirliğine gidilmesini, NATO ile ilişkilerin geliştirilmesini ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve G-7 gibi uluslararası kurumlara üyeliği öngörmüştür. Buna karşılık, otoriter ve merkezci grupların Batı yanlısı dış politikaya yönelik tepkileri, 1992 yılının ikinci yarısından itibaren dış politikadaki Batı yanlısı eğilimin az da olsa sınırlandırılmasına yol açmıştır (ss.277-284). Merkezci bir isim olan Çernomırdin in Aralık 1992 de başbakanlığa getirilmesi, bu eğilimi açıkça ortaya koymuştur. Merkezcilerin etkisi altında şekillenen ve 1993 yılında ilan edilen Dış Politika Konsepti, Rus dış politikasının önceliğine BDT ülkelerini yerleştirmiş ve Batı ile Rusya arasındaki çıkar farklılıklarına vurgu yapmıştır. Nisan 1993 te yapılan referandumda halkın uygulanan ekonomi politikalarına destek vermesi sonucunda liberaller, özelleştirmelere hız vermişler ve Mayıs 1993 te IMF ile anlaşma imzalanmasını sağlamışlardır. Ancak, Aralık 1993 teki Parlamento seçimlerinden Yeltsin muhalifi güçlerin galip çıkması, Yeltsin i söylemlerinde değişiklik yapmaya itmiştir. 1996 Haziranı nda gerçekleştirilecek başkanlık seçimlerini kazanabilmek için Yeltsin in Çeçenya yı bombalama kararı alması, onun yeni milliyetçi ve sertlik yanlısı eğiliminin en açık göstergesi olmuştur. Fakat Ekim 1994 teki ruble krizi, dış borçlanma ihtiyacı doğurduğu için hükümetin daha reformist bir çizgiye kaymasına yol açarak, Rusya nın Batılı finans kuruluşları ile ilişkilerini sıkılaştırmasına yol açmıştır (ss.44-55). Bu dönem boyunca ekonomide liberalleşmenin hız kazanmasına rağmen, I. Çeçenya Savaşı dolayısıyla generallerin Rus siyasetinde devam eden etkinliği tamamen Batı yanlısı bir politikanın izlenmesini engellemiştir. Orta Asya yı Rusya için ekonomik, siyasi ve askeri bir kambur olarak gören Yeltsin iktidarı, 1992 yılı boyunca bölgeyle ilişkilere fazla önem vermemişti. Ancak 1993 yılı itibariyle Rusya nın Orta Asya politikası daha aktif bir hal almaya başlamıştır. Bunda içeride artan muhalefet kadar, Türkiye ve İran ın bölge ülkeleri üzerinde giderek artan etkisi, bölgede artan askeri, ekonomik, politik istikrarsızlıklar ve İslami fundamentalizm tehlikesi de etkili olmuştur. Ayrıca merkezci grubun ekonomik temelini oluşturan sanayi lobisinin, Rus malları için eski pazarını koruma amacı ile enerji lobisinin, bölgedeki enerji kaynaklarına yönelik ilgisi, söz konusu yönelimi hızlandırmıştır (ss.309-310). 184

Rusya, 1993 yılı itibariyle Batı ya özellikle ABD ye koşulsuz destek politikasından vazgeçerken, Irak ve Libya ya yönelik ABD yaptırımlarını eleştirmiş ve İran, Suriye ve Çin e yönelik silah satışını artmıştır. Buna karşın Yeltsin iktidarının, bu dönemde ABD yi gözardı ettiğini söylemek mümkün değildir. Zira Clinton un izlediği Rusya öncelikli dış politika, Rus enerji lobisinin ABD ile işbirliği çabaları ve Rus ekonomisinin içinde bulunduğu zorluklar iki ülke arasında bir kutuplaşmanın yaşanmasını engellemiştir (ss.329-333). Bununla birlikte ABD, 1990 lı yılların ortalarına kadar izlediği önce Rusya stratejisinden uzaklaşarak, özellikle Orta Asya ve Kafkasya Cumhuriyetleri ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır. Böylece 1995 yılı itibariyle bölge ülkeleri üzerindeki etkinliğini kaybetmeye başlayan Yeltsin iktidarı, 1996 yazında yapılacak başkanlık seçimlerinde Züganov karşısında oy kazanabilmek amacıyla Yakın Çevre ye yönelik bazı girişimlerde bulunmuştur. 1996 yılındaki başkanlık seçimlerinde oligarkların Yeltsin e yönelik desteklerinin sonucunda başkan üzerinde etkili olan generaller yerlerini oligarklara bırakmışlardır. Nitekim, Yeltsin döneminde oligarklar, Rus iç ve dış politikasının temel belirleyicileri haline gelmişlerdi. Bunun en açık göstergesi ise, Çeçenya Savaşı nın arkasındaki güçlerin görevlerinden alınması ve oligarkların, Çeçenya da barışın sağlanmasında etkili olmalarıydı (ss.186-199). Oligarklar, genel olarak Atlantikçi çizgiyi savunmuşlar ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi amaçlayarak, bu doğrultuda NATO genişlemesine yönelik muhalefeti ortadan kaldırmaya çabalamışlardır. Bu çabaların sonucunda, Rusya ve NATO arasında Kurucu Senet belgesi imzalanmış ve Moskova, G-7 forumuna üye olarak kabul edilmiştir. Yeltsin iktidarı, 1997-1998 yıllarında Yakın Çevre olarak adlandırılan coğrafyadaki etkinliğini büyük ölçüde kaybetmiştir. Bunun en açık göstergesi, Rusya karşıtlığı temelinde biraraya gelen bölge Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan, Özbekistan ve Moldova nın ABD nin desteğiyle GUUAM adlı yeni bir oluşum meydana getirmeleridir. Ayrıca, 1997 yılında Washington un Baltık devletlerinin NATO üyeliğini desteklemeye başlaması, Moskova nın bu devletlere karşı ılımlı bir politika izlemesini beraberinde getirmiştir. Genel olarak oligarkların etkinliği, dış borca dayalı ekonomi politikası ve Atlantikçi dış politika çizgisi, bu kayıpların Moskova tarafından gözardı edilmesine yol açmıştır (ss.349-362). 1998 yılında meydana gelen ekonomik krizin etkisiyle oligarkların etkinliğinin azalmasına paralel olarak merkezci görüşün temsilcisi olan başbakan Primakov, dış politika yapımında temel aktör olarak belirmiştir. Bu çerçevede, Rusya, NATO nun Kosova müdahalesine tepki olarak Barış İçin Ortaklık (BİO) programı ve Kurucu Senet bağlamında yürüttüğü faaliyetleri askıya almış ve ABD hegemonyasına karşı Çin, İran ve Irak gibi farklı güç odakları ile ilişkileri geliştirme yoluna gitmiştir. Primakov hükümetinin, başta Berezovski olmak üzere oligarkların bir kısmına karşı giriştiği mücadelesi, sistem içerisinde hâlâ etkili olan oligarkların baskıları sonucunda, Primakov un başbakanlıktan alın- 185

ması ile sonuçlanmış ve bu görevden alma ile dış politikada, özellikle de Kosova politikasında bazı değişimlerin yaşandığı gözlenmiştir (ss.362-366). 2000 yılında başkan seçilen Putin in temel amacı, Rusya da düzeni ve istikrarı sağlamaktı. Bunun için de bölge liderlerinin ve oligarkların artan gücüne karşı merkezi otoriteyi tesis ederek, devleti güçlendirmeyi amaçlamıştı. Putin, oligarklara karşı mücadelesinde tüm oligarklara cephe almak yerine, siyasete bulaşarak iktidarın gücünü sarsacak eylemlere girişenleri safdışı etmeye çabalamıştır. Buna karşın, oligarklar ile devlet arasındaki ilişkide bir dönüm noktası olarak kabul edilen Yukos Olayı sonrasında devletin büyük iş çevreleri üzerindeki tam hâkimiyeti sağlanmışır (ss.85-105). Putin, kendinden önceki dönemde başkan üzerinde etkili olan aktörleri etkisiz hale getirirken, bu aktörlerin yerine yenilerini yerleştirmiştir. Putin döneminde Rus siyasetinde etkili olan aktörlerin başında, ordu ve güvenlik servisleri gelmektedir. Ordunun bu dönemde etkisini arttırdığının en temel göstergesi 2000 yılında kabul edilen Ulusal Güvenlik Konsepti dir. Bu yeni konsept, ekonomik tehditler kadar askeri tehditlere de vurgu yapmıştır. Konsepte göre uluslararası ekonomik ve mali kurumlarla işbirliğini geliştirmesi gereken RF, kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi, uluslararası terörizm ile mücadele ve bölgesel ihtilafların çözümü gibi konularda diğer ülkelerle ortak çıkarlara sahiptir. Böylece 1997 Konsepti ne benzer biçimde bu konseptte de merkezci görüşün hâkim olduğunu söylemek mümkündür (s.23 6). Siloviki olarak adlandırılan güvenlik yapılarından gelme siyasetçiler, özellikle Putin iktidarının ikinci döneminden itibaren ülke siyasetinde ve ekonomisinde ağırlıklarını hissettirmişlerdir. 2000 yılında ilan edilen Dış Politika Belgesi nde tek kutuplu uluslararası düzen RF ye yönelik bir tehdit olarak değerlendirildi ve RF nin, Birleşmiş Milletler in (BM) etkisizleştirilmesi girişimlerine kararlılıkla direnmesi öngörüldü. Bu konseptte, bir yandan NATO ve ABD nin RF için oluşturduğu tehditlerden bahsedilirken, diğer yandan belli konularda ve koşullarda bu aktörler ile işbirliğinin mümkün olduğu vurgulanmıştır. Ekonomik hassasiyetlerden dolayı Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilere öncelik tanıyan bu belge ile Yeltsin döneminde ABD merkezli olan dış politika bu dönemde AB merkezli hale gelmiştir (s.239). Bununla birlikte Putin, BDT ve Asya coğrafyasını da gözardı etmemiş, çok yönlü bir dış politika yaklaşımını savunmuştur. Genel olarak bu belge, Putin in merkezci yaklaşımını gözler önüne sermiştir. 2001 sonrası dönemde Moskova, Yakın Çevre ülkeleri üzerindeki etkinliğini arttırmaya çalışmıştır. Bu dönemde Putin iktidarı, sadece ekonomi değil, güvenlik düzleminde de bölgedeki etkinliğini arttırmayı hedeflemiştir. Rusya nın Orta Asya cumhuriyetleri üzerindeki etkinliğini arttırma girişimleri çerçevesinde Putin, Özbekistan Devlet Başkanı Kerimov un Andican Olayları nın arkasında dış güçlerin olduğu şeklindeki iddiasını desteklemiştir. Rusya ile yakınlaşan Özbekistan, 2005 yılında GUUAM dan ayrıldığını açıklamıştır. 186

Putin iktidarının ABD liderliğindeki tek kutupluluğa karşı farklı güç odakları ile yakınlaşma çabalarına karşılık olarak Bush yönetiminin izlediği sertlik yanlısı politika, ABD ile Rusya arasındaki ilişkilere gerginliğin hâkim olmasını kolaylaştırmıştır. Ekonomide yaşanan düzelme, Rus liderin Washington u ikinci plana atmasını kolaylaştırmıştır (s.393). 11 Eylül öncesinde sorunlu ilişkilere sahip olan Rusya ile ABD, 11 Eylül sonrasında terörizmle mücadelede işbirliği doğrultusunda yakınlaşmışlardır. Putin iktidarının ABD ile işbirliği, uzun dönemli bir strateji olmaktan çok, taktik bir hareket niteliğindedir. Nitekim, 2003 yılındaki Yukos Operasyonu ve ABD nin Irak müdahalesi iki devlet arasındaki işbirliği sürecini sonlandırmış, taraflar arasındaki ilişkilere rekabetin hâkim olduğu yeni bir dönemi başlatmıştır. Nitekim bu dönemde diğer dönemlerden farklı olarak Moskova nın hem ABD hem de AB ile ilişkilerine belli bir mesafe koyduğunu söylemek mümkündür (s.414). Ülke içinde yaşanan gelişmelerin yanı sıra, uluslararası sistemde yaşanan gelişmeler de bu dönemde dış politikanın belirlenmesinde etkili olmuştur. Özellikle 2003 yılında Gürcistan da, 2004 yılında Ukrayna da gerçekleştirilen iktidar değişiklikleri ve 2004 yılında AB ile NATO nun eş zamanlı olarak Baltık ülkelerini içerecek şekilde genişleme girişimleri Moskova nın tepkisini çekmiştir. Bu dönemde Suriye ve İran ile ilişkilerini geliştiren Moskova, diğer yandan ABD karşıtı politikalar izleyen Latin Amerika ülkeleri ile temaslarını arttırmıştır. Rusya nın ABD ile yaşadığı bu sorunlar, Moskova nın Washington ile bağlarını tamamen kopardığı anlamına gelmemektedir. Putin döneminde Batı tarafından yönetilen demokrasi olarak adlandırılan RF deki siyasi sistem, ABD ile RF arasında bir dış politika konusu haline dönüşmüştür. Başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler, Rusya yı yönetilen demokrasi olmakla suçlarken, Putin iktidarı bu suçlamalara egemen demokrasi kavramı ile cevap vermiştir. Yönetilen demokrasi, demokrasilerde varolan parlamento, yargı, parti sistemi, düzenli seçimler, bağımsız medya ve sivil toplum gibi unsurların merkezi otorite tarafından düzenlendiği ve sınırlandırıldığı bir sistemi tanımlamaktadır. Putin iktidarı tarafından ileri sürülen egemen demokrasi kavramı ise, egemen bir devlet olarak Rusya nın kendine özgü ihtiyaçlarına cevap veren, Batı modelinden farklı bir siyasi sistemi ifade etmektedir (s.262-265). Sonuçta 11 Eylül sonrasında Moskova ile oluşan terörizme karşı işbirliğinin etkisiyle Rusya daki iç siyasi gelişmelerin Rusya nın iç meselesi olduğunu ileri süren ABD yönetimi, Rusya ile ilişkilerin gerginleştiği ikinci Putin döneminde Moskova yı demokrasi ve insan hakları söylemleriyle baskı altında tutmaya çalışmıştır. Moskova bu dönemde bir kurum olarak AB ile ilişkilerini geliştirmekten çok, Avrupa ülkeleri ile ikili ilişkileri geliştirmeye odaklanarak AB içindeki ayrılıkları derinleştirmeyi planlamıştır. ABD nin Irak a yönelik müdahalesinde Rusya nın hedeflediği AB içi ayrımlaşma gerçekleşmiş, Almanya, Fransa ve Belçika gibi devletler Rusya ile beraber bu müdahalenin karşısında yer almışlardır. Putin ik- 187

tidarının ikinci dönemi ilk döneminden farklı olarak AB ile ilişkilerde sorunların yaşandığı bir dönem olmuştur. Brüksel, Gürcistan ve Ukrayna daki iktidar değişikliklerini desteklemiş, bundan dolayı Moskova nın tepkisini çekmiştir. Bu dönemde AB nin Baltık ülkelerini içerecek şekilde genişlemesi ve Moskova nın AB ye karşı enerji silahını kullanması taraflar arasındaki ilişkileri daha da sorunlu hale getirmiştir. AB ile Rusya arasında yaşanan sorunlara rağmen, Moskova, başta Almanya olmak üzere eski Avrupa ülkeleri ile ikili ekonomik ilişkilerini korumaya özen göstermiştir. Görüldüğü üzere, Putin iktidarının ilk döneminde merkezci bir çizgiyi takip eden Rus dış politikası, 2004 yılı itibariyle ülke içinde ve dışında yaşanan gelişmelerin etkisiyle otoriter bir çizgiye kayma eğilimi göstermiştir. Ancak ekonomide varolan kırılganlıklar ve Putin iktidarının ekonomik çıkar odaklı politikası, ABD ve Avrupa ülkeleri ile ilişkilerin devam ettirilmesini gerekli kılmıştır. Bu bağlamda önceki döneme göre Batı ya karşı daha sert bir politika izlense de, ilişkiler tamamen kopma noktasına gelmemiştir. Kitaptan çıkarılan sonuç, Yeltsin ve Putin dönemlerinde varolan farklı ülke içi koşulların dış politikada değişime yol açtığıdır (s.460). Yeltsin ve Putin dönemlerinde bu etkenlerde yaşanan farklılaşma, dış politika eğilimlerinde değişime yol açmıştır. Nitekim ekonomik ve askeri çöküşün yaşandığı, merkezi iktidarın giderek güç kaybına uğradığı ve başta oligarklar olmak üzere çıkar gruplarının karar alma mekanizmasında ön plana çıkarıldığı Yeltsin döneminde genel olarak Batı merkezli bir dış politika izlenirken, ekonomide yaşanan düzelmenin, askeri gücün ve merkezi kontrolün tesisine bağlı olarak Putin döneminde daha dengeli bir dış politika izlenmiştir. Üstelik Yeltsin döneminden farklı olarak bu dönemde dış politika üzerinde etkili olan aktör sayısında yaşanan düşüş, dış politikanın daha istikrarlı bir seyir izlemesine yol açmıştır. RF dış politikası ile ilgili pek çok akademik çalışma ortaya konmuştur. Bu çalışmalar, ağırlıklı olarak RF dış politikasına uluslararası sistemde yaşanan değişimler, uluslararası aktörlerin davranışları ve geliştirdikleri inisiyatifler ve RF nu çevreleyen gelişmeler doğrultusunda yaklaşmışlardır. Bu nedenle, RF nun dış politika yönelimlerine iç etkenlerin etkisini derinlemesine ele alan bu çalışma, konu ile ilgilenen okura daha bütünsel bir RF portresi oluşturmasına katkı sağlamaktadır. Geniş bir literatür incelemesi ile konuyu ele alan kitap, Rusya çalışmaları ile ilgilenen herkesin okuması gereken bir eserdir. 188