SİSTEMİK ÖNEME SAHİP BANKALAR: TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ İÇİN GÖSTERGE BAZLI BİR YÖNTEM ÖNERİSİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "SİSTEMİK ÖNEME SAHİP BANKALAR: TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ İÇİN GÖSTERGE BAZLI BİR YÖNTEM ÖNERİSİ"

Transkript

1 T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME ANABİLİM DALI SİSTEMİK ÖNEME SAHİP BANKALAR: TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ İÇİN GÖSTERGE BAZLI BİR YÖNTEM ÖNERİSİ Doktora Tezi Özge ÜLKÜTAŞ SAÇCI Ankara-2014

2 T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İŞLETME ANABİLİM DALI SİSTEMİK ÖNEME SAHİP BANKALAR: TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ İÇİN GÖSTERGE BAZLI BİR YÖNTEM ÖNERİSİ Doktora Tezi Özge ÜLKÜTAŞ SAÇCI Tez Danışmanı Prof. Dr. Güven SAYILGAN Ankara-2014

3

4

5 İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER... i TABLOLAR LİSTESİ... iv GRAFİKLER LİSTESİ... vi ŞEKİLLER LİSTESİ... vii EKLER LİSTESİ... viii KISALTMALAR... x GİRİŞ... 1 BİRİNCİ BÖLÜM SİSTEMİK ÖNEME SAHİP BANKALAR Sistemik Risk ve Sistemik Önem Sistemik Öneme Sahip Banka Kavramı Sistemik Öneme Sahip Bankaların Tanımlanmasında Kriterler Büyüklük İç İçe Geçmişlik İkâme Edilemezlik Karmaşıklık Bankaların Sistemik Öneme Sahip Hâle Gelme Gerekçeleri Batırılamayacak Kadar Büyük Algısı Büyüme Güdüsünün Artması Finansal Piyasaların Küreselleşmesi Finansal Yenilikler Sistemik Öneme Sahip Bankalara Yapılan Müdahalelerin Sonuçları Ahlâki Tehlike Sorunu... 36

6 Rekabetin Bozulması Kamusal Maliyetler İKİNCİ BÖLÜM SİSTEMİK ÖNEME SAHİP BANKALARDAN KAYNAKLANAN RİSKLERİN AZALTILMASINA YÖNELİK ÖNLEMLER Bankaların Zarar Karşılama Güçlerinin Artırılması Basel III Sermaye Düzenlemeleri Sermaye Koruma Tamponu Döngüsel Sermaye Tamponu İlave Sermaye Yükümlülüğü Şarta Bağlı Sermaye Bail In Yükümlülükler Yapısal Önlemler Banka Büyüklüklerine Sınır Getirilmesi Banka Gruplarının Organizasyonel Yapılarının Basitleştirilmesi: İştirakleştirme Dar Bankacılık Uygulaması Volcker Kuralı Benzeri Yaklaşımlar Perakende Çitleme Uygulaması Yoğunlaştırılmış ve Etkin Denetim Temel Finansal Piyasa Altyapılarının Güçlendirilmesi Çözümleme Kapasitesinin Artırılması Sistemik Harç Uygulaması Diğer ii

7 Likidite Rasyoları Kaldıraç Oranı Veri Eksiklikleri Çalışması Tüzel Kişilik Numarası ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ NDE SİSTEMİK ÖNEME SAHİP YEREL BANKALARIN BELİRLENMESİ Literatür Taraması Türk Bankacılık Sektörüne Genel Bakış Ampirik Uygulama Araştırmada Kullanılan Veri Seti Araştırmada Kullanılan Kategori ve Göstergeler Büyüklük İç İçe Geçmişlik İkâme Edilemezlik Karmaşıklık Yerel Duyarlılık Araştırma Yöntemi Araştırma Sonucu SONUÇ ve DEĞERLENDİRME KAYNAKÇA EKLER ÖZET ABSTRACT iii

8 TABLOLAR LİSTESİ Tablo 1. Krizde Gerçekleşen Kamu Müdahalelerine İlişkin Ülke Örnekleri ( ) Tablo 2. İngiltere de Bankalara Yönelik Gerçekleşen Kamu Müdahaleleri Tablo 3. Basel III Asgari Sermaye Yükümlülükleri ve Sermaye Tamponları (Yüzde) Tablo 4. Şarta Bağlı Sermaye Araçlarında Son İhraçlar Tablo 5. Volcker Kuralı ve Perakende Çitleme Uygulaması Tablo 6. Sistemik Harç Ülke Uygulamaları Tablo 7. G-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler: Basel Komite Tablo 8. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler: Avustralya Tablo 9. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler: Çek Cumhuriyeti Tablo 10. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler: Kanada Tablo 11. Yıllar İtibarıyla Türk Bankacılık Sektörü nde Faaliyet Gösteren Banka Sayıları Tablo 12. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler Tablo 13. İç Borç Stokunun Elinde Bulunduranlara Göre Dağılımı Tablo 14. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Göstergeler ve Gösterim Şekilleri 161 Tablo 15. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergelerin Ağırlıkları iv

9 Tablo 16. Skor Hesaplamalarında Kullanılan Farklılaştırılmış Kategori Ağırlıkları Tablo 17. Kategoriler Açısından İki Küme Arasındaki İstatistiksel Farklılık Tablo 18. Bankaların Sistemik Önem Derecelerine Göre Sıralaması (Eşit Ağırlık) v

10 GRAFİKLER LİSTESİ Grafik 1. Yıllar İtibarıyla Türk Bankacılık Sektörü Aktif Büyüklüğü Grafik 2. Yıllar İtibarıyla Türk Bankacılık Sektörü nde Yoğunlaşma Oranları Grafik 3. Yıllar İtibarıyla Türk Bankacılık Sektörü nde Sermaye Yeterliliği Rasyosu vi

11 ŞEKİLLER LİSTESİ Şekil 1. Bankaların Sistemik Önem Derecelerine İlişkin Dendogram (Eşit Ağırlık) vii

12 EKLER LİSTESİ Ek 1: 2011 Yılı G-SIB Listesi Ek 2: 2012 Yılı G-SIB Listesi Ek 3: 2013 Yılı G-SIB Listesi Ek 4: Sermaye Yükümlülüklerine İlişkin Karşılaştırma: Basel III ve İsviçre Uygulamaları Ek 5: Türk Bankacılık Sektörü nde Faaliyet Gösteren Bankalar Ek 6: Çalışmada Kullanılan Banka İsimleri Ek 7: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine Göre Sıralaması (Büyüklük %40) Ek 8: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine Göre Sıralaması (İç İçe Geçmişlik %40) Ek 9: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine Göre Sıralaması (İkâme Edilemezlik %40) Ek 10: Bankaların Sistemin Önem Derecelerine Göre Sıralaması (Karmaşıklık %40) Ek 11: Bankaların Sistemik Öneme Derecelerine Göre Sıramalası (Yerel Duyarlılık %40) Ek 12: Bankaların Sistemik Öneme Derecelerine İlişkin Dendogram (Büyüklük %40) Ek 13: Bankaların Sistemik Öneme Derecelerine İlişkin Dendogram (İç İçe Geçmişlik %40) Ek 14: Bankaların Sistemik Öneme Derecelerine İlişkin Dendogram (İkâme Edilemezlik %40) viii

13 Ek 15: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine İlişkin Dendogram (Karmaşıklık %40) Ek 16: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine İlişkin Dendogram (Yerel Duyarlılık %40) ix

14 KISALTMALAR ABD BCBS : Amerika Birleşik Devletleri : Basel Bankacılık Denetim Komitesi (Basel Committee on Banking Supervision) BCP : Basel Temel İlkeleri (Basel Core Principles for Effective Banking Supervision) BDDK BIS BIST CCP CDO : Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu : Uluslararası Ödemeler Bankası (Bank for International Settlements) : Borsa İstanbul : Merkezi Karşı Taraf (Central Counterparty) : Teminatlandırılmış Borçlanma Yükümlülüğü (Collateralized Debt Obligation) CDS CPSS : Kredi Temerrüt Swapı (Credit Default Swap) : Ödeme ve Mutabakat Sistemleri Komitesi (Committe on Payment and Settlement Systems) D-SIB : Sistemik Öneme Sahip Yerel Banka (Domestic Systemically Important Bank) EBA EBU ECB EFSF : Avrupa Bankacılık Otoritesi (Europen Banking Authority) : Avrupa Bankacılık Birliği (European Banking Union) : Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank) : Avrupa Finansal İstikrar Kuruluşu (European Financial Stability Facility) ESFS : Avrupa Finansal Denetim Sistemi (European System of Financial Supervision) x

15 ESM FDIC Fed FİK FSA FSAP : Avrupa İstikrar Mekanizması (European Stability Mechanism) : Federal Mevduat Sigorta Fonu (Federal Deposit Insurance Corporation) : ABD Merkez Bankası (Federal Reserve Bank) : Finansal İstikrar Komitesi : Finansal Hizmetler Otoritesi (Financial Services Authority) : Finansal Sektör Değerlendirme Programı (Financial Sector Assessment Program) FSB FSOC : Finansal İstikrar Kurulu (Financial Stability Board) : Finansal İstikrar Gözetim Konseyi (Financial Stability Oversight Council) G-SII : Sistemik Öneme Sahip Küresel Sigorta Şirketi (Global Systemically Important Insurer) G-SIB : Sistemik Öneme Sahip Küresel Banka (Global Systemically Important Bank) G-SIFI : Sistemik Öneme Sahip Küresel Finansal Kuruluş (Global Systemically Important Financial Institution) GSYH : Gayri Safi Yurtiçi Hasıla G-10 : G-10 Ülkeleri (Group of Ten) G-20 : G-20 Ülkeleri (Group of Twenty) IAIS : Uluslararası Sigorta Denetçileri Birliği (International Association of Insurance Supervisors) ICP IIF IMF : Sigortacılık Temel İlkeleri (Insurance Core Principles) : Uluslararası Finans Enstitüsü (Institute of International Finance) : Uluslararası Para Fonu (International Monetary Fund) xi

16 IOSCO : Uluslararası Menkul Kıymet Komisyonları Örgütü (International Organization of Securitites Commissions) İMKB KA : İstanbul Menkul Kıymetler Borsası : Etkin Çözümleme Sistemleri için Temel Özellikler (Key Attributes for Effective Resolution Regimes) LCFI : Büyük ve Karmaşık Yapılı Finansal Kuruluş (Large and Complex Financial Institution) LCR LEI MAG : Likidite Karşılama Oranı (Liquidity Coverage Ratio) : Tüzel Kişilik Numarası (Legal Entitity Identifier) : Makroekonomik Değerlendirme Grubu (Macroeconomic Assessment Group) NSFR OTC RRP SES SIB SIFI : Net İstikrar Fonlama Oranı (Net Stable Funding Ratio) : Tezgâhüstü (Over the Counter) : Toparlanma ve Çözümleme Planı (Recovery and Resolution Plan) : Sistemik Beklenen Kayıp (Systemic Expected Shortfall) : Sistemik Öneme Sahip Banka (Systemically Important Bank) : Sistemik Öneme Sahip Finansal Kuruluş (Systemically Important Financial Institution) SII SSB SSM TARP TBTF TCMB : Sistemik Etki Endeksi (Systemic Impact Index) : Standart Koyucu Kuruluşlar (Standard Setting Bodies) : Tek Denetim Mekanizması (Single Supervisory System) : Sorunlu Varlıkları Kurtama Programı (Troubled Asset Relief Program) : Batırılamayacak Kadar Büyük (Too Big to Fail) : Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası xii

17 TCTF TITF TImTF TL TMSF TMTF TR TSTF TÜİK VI : Batırılamayacak Kadar Karmaşık (Too Coplex To Fail) : Batırılamayacak Kadar İç İçe Geçmiş (To Interconnected To Fail) : Batırılamayacak Kadar Önemli (Too Important To Fail) : Türk Lirası : Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu : Batırılamayacak Kadar Çok (Too Many To Fail) : İşlem Kayıt Merkezi (Trade Repository) : Batırılamayacak Kadar Sistemik (Too Systemic To Fail) : Türkiye İstatistik Kurumu : Kırılganlık Endeksi (Vulnerability Index) xiii

18 GİRİŞ 2007 yılının Temmuz ayında Amerika Birleşik Devletleri nde (ABD) ipotekli konut kredilerinden kaynaklı bir kriz olarak başlayan ve hemen ardından likidite krizine dönüşen küresel finansal kriz, bütünleşik finansal piyasalar aracılığıyla pek çok ülkeyi etkilemiş ve bu ülkelerde faaliyet gösteren çok sayıda finansal kuruluşu iflas noktasına getirmiştir. Ancak bu kuruluşların, finansal sistemin işleyişi açısından sistemik önem arz eden fonksiyonlara sahip olması ve iflaslarının sistemin bütünü açısından büyük risk yaratması, kamunun bu kuruluşlara müdahale etme gerekliliğini doğurmuştur. Nitekim, kriz süresince sistemik öneme sahip olduğu düşünülen pek çok finansal kuruluş için hükümetler, likidite desteği, sermaye enjeksiyonu, sorunlu varlık alımı, mevduat güvenceleri, devlet garantileri gibi doğrudan veya dolaylı müdahalelerde bulunmuşlar ve bu durum bir yandan piyasalarda batırılamayacak kadar büyük (TBTF-Too Big To Fail) algısını pekiştirerek piyasa disiplininin bozulmasına neden olmuş, diğer yandan da vergi mükellefleri üzerinde yüksek maliyetler doğurmuştur. Sistemik öneme sahip finansal kuruluşlardan (SIFI-Systemically Important Financial Institution) kaynaklanan söz konusu olumsuz gelişmeler, bu kuruluşlara yönelik çalışmaları gündeme getirmiş ve G-20 (Group of 20) 1 önderliğinde pek çok uluslararası kuruluş bünyesinde SIFI ların belirlenmesi ve SIFI lardan kaynaklanan 1 25 Eylül 1999 tarihinde Vaşington da gerçekleştirilen G-7 Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları toplantısında kurulmasına karar verilen G-20 platformunun temel amacı; önemli ekonomik ve finansal konularda uluslararası düzeyde gayri resmi işbirliği ortamının oluşturulmasına imkân vererek, küresel ekonomik istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmaktır. G-20 platformunun üyeleri arasında; Türkiye, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, İngiltere, ABD ve Avrupa Birliği bulunmaktadır. 1

19 risklerin ele alınması konusunda çalışmalar başlamıştır. Bu çalışmalar kapsamında ilk olarak Finansal İstikrar Kurulu (FSB-Financial Stability Board) 2 tarafından, SIFI lardan kaynaklanan risklerin azaltılmasına ilişkin tavsiyeleri içeren bir rapor hazırlanmış ve rapor 2010 yılı Kasım ayında G-20 Liderler Zirvesi nde kabul edilmiştir. Söz konusu raporda yer alan tavsiyeler, finansal sistemde faaliyet gösteren sistemik öneme sahip olarak nitelendirilebilecek tüm finansal kuruluşlara (bankalar, sigorta şirketleri vs.) yönelik olmakla birlikte, SIFI lara ilişkin çalışmalar, ilk olarak bankacılık sektörü üzerinden başlamıştır. Bu kapsamda Basel Komite (BCBS-Basel Committee on Banking Supervision) 3, 2011 yılı Kasım ayında, sistemik öneme sahip küresel bankaların (G-SIB-Global Systemically Important Bank) belirlenmesine yönelik kapsamlı yöntemi ve bu bankalara uygulanacak ilave sermaye yükümlülüğüne ilişkin hususları içeren raporunu kamuoyu ile paylaşmıştır. Basel Komite nin geliştirdiği yöntem kapsamında G-SIB olarak belirlenen 29 banka ismi ile bu bankalardan kaynaklanan risklerin ele alınmasında kullanılabilecek önlemler seti de, yine aynı tarihte FSB tarafından kamuoyu ile paylaşmıştır (Ek 1). Basel Komite ve FSB tarafından her yıl güncellenmesine karar verilen G-SIB listesi, 2012 yılı Kasım ayında, 2011 yıl sonu verileri doğrultusunda gözden geçirilmiş ve yenilenen liste tekrar kamuoyu ile paylaşılmıştır. 28 bankanın G-SIB 2 3 FSB, finansal sektör düzenlemelerinin geliştirilmesi ve uygulanmasının teşvik edilmesi kapsamında, ulusal yetkililer ve uluslararası standart koyucu kuruluşlar (SSB-Standard Setting Bodies) arasındaki çalışmaların koordinasyonunu yürüten uluslararası bir yapıdır. Küresel kriz sonrası üyelik yapısı ve görev tanımı güçlendirilen FSB, G-20 nin finansal sektör reformu gündeminde yer alan konular ile ilgili çalışmaların koordinasyonununda ve yürütülmesinde önemli role sahiptir. 24 ülkenin, 6 uluslararası kuruluşun ve 6 standart koyucu kuruluşun üyesi olduğu FSB ye Türkiye, 2009 yılında üye olmuştur. Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS-Bank for International Settlements) bünyesinde kurulmuş olan BCBS, Türkiye nin de içinde bulunduğu 28 ülkenin merkez bankalarının ve bankacılık denetim otoritelerinin temsilcilerinin düzenli olarak bir araya gelerek, bankacılık sektörünün düzenlenmesine ve denetimine ilişkin konuları görüştükleri bir platformdur. 2

20 olarak değerlendirildiği 2012 yılı listesinde, 2011 yılı listesinden farklı olarak, 2 banka listeye dahil olmuş ve 3 banka listeden çıkmıştır. Ayrıca 2012 yılı listesinde bankalar sistemik önem derecelerine göre gruplara ayrılmışlardır (Ek 2). En son, 2013 yılı Kasım ayında yayımlanan G-SIB listesinde ise 29 bankaya yer verilmiş; bu listeye 2012 yılı listesindekine ilave olarak bir banka dahil olmuştur (Ek 3). Aynı zamanda bu yeni listede, bazı bankaların sistemik önem derecelerinde değişiklikler gözlenmiştir. Basel Komite, G-SIB olarak belirlenen bankalara, FSB tavsiyeleri ile paralel şekilde 2016 yılından itibaren, bankaların sahip oldukları sistemik önem derecelerine göre, aşamalı olarak ilave sermaye yükümlülüğü uygulamayı planlamakta olup; bu bankaların ayrıca yoğunlaştırılmış denetime tabi olmaları ve etkin çözümleme sistemlerine sahip olmaları da öngörülmektedir. Küresel açıdan sistemik öneme sahip olmayan bir bankanın, yerel finansal piyasalar ve yerel ekonomi açısından önemli olabileceği gerçeğinden hareketle, SIFI lara yönelik devam eden çalışmalar, 2012 yılında sistemik öneme sahip yerel bankaları (D-SIB-Domestic Systemically Important Bank) içerecek şekilde genişletilmiş ve bu kapsamda, D-SIB lara yönelik, ulusal otoritelere uygun ölçüde takdir yetkisi bırakan ve G-SIB çerçevesi ile uyumlu asgari bir grup prensibi içeren çerçeve, 2012 yılı Ekim ayında Basel Komite tarafından yayımlanmıştır. Söz konusu çerçevede, ulusal otoritelerin D-SIB ların belirlenmesinde kullanacağı yöntemin sahip olması gereken temel hususlara yer verilmiş ve D-SIB ların zarar karşılama güçlerinin artırılmasını teminen yerel otoritelerce uygulanacak ilave sermaye yükümlülüğünün içeriğine ilişkin değerlendirmelerde bulunulmuştur. D-SIB çerçevesinde aynı zamanda ulusal otoritelere, D-SIB lardan kaynaklanan risklerin ele 3

21 alımı konusunda ilave sermaye yükümlülüğüne ek olarak, ülke koşullarına uygun başka önlemler alma yetkisi de verilmiştir. D-SIB çerçevesinin, G-SIB çerçevesini tamamlayıcı nitelikte olması sebebiyle, ulusal otoriteleri tarafından D-SIB olarak belirlenen bankaların, otoritelerince belirlenen yükümlülükleri, G-SIB takvimi ile uyumlu bir şekilde, 2016 yılı başından itibaren aşamalı olarak yerine getirmeleri beklenmektedir. Bu kapsamda pek çok ülkede D-SIB lara yönelik düzenlemeler konusunda çalışmalara başlanmış durumdadır. SIFI lar ile ilgili çalışmalar bankacılık sektörü dışında da devam etmekte olup, 2013 yılı Temmuz ayında Uluslararası Sigorta Denetçileri Birliği (IAIS- International Association of Insurance Supervisors) sistemik öneme sahip küresel sigorta şirketlerinin (G-SII-Global Systemically Important Insurer) belirlenmesine yönelik geliştirdiği yöntemi ve bu kuruluşlara yönelik alınacak önlemleri içeren raporunu kamuoyu ile paylaşmıştır. FSB de, geliştirilen bu yönteme dayalı olarak, IAIS ve ulusal otoriteler ile işbirliği içinde belirlediği G-SII niteliğindeki 9 banka ismini kamuoyuna açıklamıştır. FSB ve Uluslararası Menkul Kıymet Komisyonları Örgütü (IOSCO-International Organization of Securitites Commissions) bünyesinde ise banka ve sigorta şirketleri dışındaki sistemik öneme sahip finansal kuruluşların belirlenmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir. FSB ve IOSCO, banka ve sigorta şirketleri dışındaki sistemik öneme sahip finansal kuruluşların belirlenmesine yönelik hazırladığı taslak yöntemi, 2014 yılı Ocak ayında kamuoyu görüşüne sunmuştur. 4

22 Bu çalışmada, Basel Komite tarafından D-SIB lar için yayımlanan ilkeler çerçevesinde, G-SIB yöntemi de dikkate alınarak, Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren D-SIB lar belirlenmeye çalışılmıştır. Sektörde hâlihazırda kamuoyu ile paylaşılmış resmi bir D-SIB çerçevesi bulunmamakla birlikte, ilgili otoriteler, D- SIB ların belirlenmesine yönelik bir yöntem geliştirmek üzere çalışmalarına devam etmektedir. Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümünde, sistemik risk, sistemik önem ve sistemik öneme sahip banka tanımlamaları yapılarak, sistemik öneme sahip bankaların oluşmasına neden olan faktörler ile bu bankalardan kaynaklanan sorunlar ele alınmış; ikinci bölümde sistemik öneme sahip bankalardan kaynaklı risklerin azaltılmasında söz konusu olabilecek önlemler değerlendirilmiş ve üçüncü bölüm olan son bölümde, Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren bankalardan D-SIB olarak nitelendirilebilecekler belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada D-SIB ların belirlenmesinde, öncelikle gösterge bazlı bir yöntem geliştirilerek, kamuya açık veriler dahilinde bankaların sistemik önem dereceleri hesaplanmıştır. Daha sonra bankalar, kümeleme analizi yardımıyla sistemik önem derecelerine göre gruplandırılmış ve bu yolla sektörde faaliyet gösteren D-SIB lar tespit edilmiştir. 5

23 BİRİNCİ BÖLÜM SİSTEMİK ÖNEME SAHİP BANKALAR Son yirmi yıldır özellikle gelişmiş ülkelerde, banka büyüklüklerinde ve faaliyetlerinde önemli artışlar gözlenmiş, banka bilançoları, teknolojik gelişmelerin ve finansal yeniliklerin de etkisiyle giderek daha karmaşık bir yapıya bürünmüştür. Ayrıca, bu süreçte deregülasyon eğilimleri, finansal kuruluşların sınır ötesi faaliyetlerini artırmış; bu kuruluşların birbirleri ile olan ilişkilerini daha iç içe hâle getirmiştir. Bu gelişmeler bir yandan bankaların ölçek ekonomilerinden kaynaklı maliyet avantajı elde etmelerini ve artan çeşitlendirme imkânı ile risk yönetim faaliyetlerini etkinleştirmelerini sağlarken, diğer yandan bu bankaların finansal şoklara karşı daha kırılgan hâle gelmelerine neden olmuştur. Nitekim 2007 yılında başlayan son küresel krizle birlikte, geçen yirmi yılda sayılarında artış gözlenen büyük, karmaşık yapılı, birbiri ile iç içe geçmiş, sınır ötesi faaliyetlere sahip bankalardan kaynaklanan sıkıntıların finansal sistemin bütünü ve ekonomi üzerinde yaratabileceği olumsuzluklar açıkça görülmüştür. Özellikle kriz döneminde finansal istikrarın tesisi amacıyla bu bankalara yönelik olarak yapılan geniş çaplı kamu müdahaleleri, ülkelere önemli finansal ve ekonomik maliyetler yüklemiş ve piyasalarda ahlâki tehlikeye yol açarak, piyasa disiplinin bozulmasına neden olmuştur. Bu durum, uluslararası platformlarda sistemik öneme sahip olarak tanımlanan bu bankalara yönelik çalışmaları gündeme getirmiştir. 6

24 Söz konusu çalışmalar kapsamında ilk olarak FSB tarafından, 2010 yılında SIFI lardan kaynaklanan risklerin ele alınmasına ilişkin tavsiyeleri içeren bir rapor yayımlanmıştır 4. Her ne kadar başlangıçta yayımlanan bu rapor tüm finansal kuruluşlara (bankalar, sigorta şirketleri vs.) yönelik olsa da, SIFI larla ilgili daha sonraki çalışmalar ilk olarak bankacılık sektörü üzerinden devam etmiştir. Bu kapsamda Basel Komite, 2011 yılında G-SIB ların belirlenmesine ve bu bankalara ilave sermaye yükümlülüğü uygulanmasına ilişkin önlemleri içeren kapsamlı çerçevesini; 2012 yılında ise G-SIB çerçevesini tamamlayıcı nitelikteki ilke bazlı D-SIB çerçevesini kamuoyu ile paylaşmıştır. Bu gelişmeler ışığında, çalışmanın bu bölümünde öncelikle sistemik risk, sistemik önem ve sistemik öneme sahip banka (SIB-Systemically Important Bank) tanımlamaları yapılacak, bu bankaların tanımlanmasında kullanılan kriterlere yer verilecektir. Daha sonra sistemik öneme sahip bankaların ortaya çıkmasına neden olan gelişmeler irdelenecek ve bu bankalardan kaynaklanan sorunlar ele alınacaktır Sistemik Risk ve Sistemik Önem Sistemik riske ilişkin literatürde pek çok tanım bulunmaktadır. Lepetit (2010), reel ekonomi üzerinde önemli negatif sonuçları olabilecek nitelikteki finansal istikrarsızlıkları; Whelan (2009), finansal kuruluşlar arasındaki sıkı ilişkiler nedeniyle, finansal sistemde ortaya çıkabilecek aksaklıkları; Murphy (2012), bireysel olarak piyasa katılımcılarından ziyade finansal sisteminin geneline ilişkin 4 Söz konusu tavsiyelere göre SIFI niteliğini haiz finansal kuruluşlar; (i) ilave sermaye yükümlülüğü, (ii) etkin çözümleme sistemi, (iii) yoğunlaştırılmış denetim, (iv) güçlü finansal altyapı ve (v) ulusal otoriteler tarafından belirlenen diğer ihtiyati yükümlülüklerden oluşan bir politika çerçevesine sahip olmalıdır. 7

25 istikrarsızlıkları sistemik risk olarak tanımlamaktadır. De Bandt ve Hartmann (2000) ise sistemik riski, bir finansal kuruluşa ilişkin kötü bir haberin ya da bir finansal kuruluşun iflasının etkilerinin, sistem geneline yayılarak, sistemde daha fazla finansal kuruluşun iflasına yol açma riski olarak ifade etmektedir. Son dönemlerde literatürde sıklıkla kullanılan bir diğer sistemik risk tanımı ise Uluslararası Para Fonu (IMF-International Monetary Fund), Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS-Bank for International Settlements) ve FSB (2009) tarafından geliştirilmiş olandır. IMF&BIS&FSB (2009) sistemik riski, finansal sistemin tamamında veya bir bölümünde meydana gelen sıkıntılar nedeniyle finansal hizmetlerin aksamaya uğraması ve bu aksaklıkların reel ekonomiye olumsuz bir şekilde yansıması olarak tanımlamaktadır. Bu kuruluşlara göre sistemik riske neden olabilecek finansal sistemde meydana gelebilecek sıkıntılar, finansal kuruluşlardan kaynaklanabileceği gibi, finansal araçlardan ya da finansal piyasalardan da kaynaklanabilecektir. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken en önemli husus, tüm finansal kuruluşların, araçların ya da piyasaların sistem için risk unsuru olmayacağı, ancak sistemin işleyişi açısından önemli role sahip olan kuruluşların, araçların ya da piyasaların sistemik riske neden olabileceğidir. Dolayısıyla, (i) negatif dışsal etkilere sahip, (ii) finansal hizmetlerin işleyişinde aksaklıklara yol açan ve (iii) reel ekonomi üzerinde olumsuz yansımalara neden olan olaylar, sistemik öneme sahiptir. Literatürde finansal kuruluşların ve piyasaların sistemik önemlerinin değerlendirilmesinde çoğunlukla üç temel kritere yer verilmektedir: (i) finansal sistemin bireysel bileşenleri tarafından sağlanan hizmet hacmini gösteren büyüklük (size) (ii) sistemin bileşenlerinin birbirleri ile ilişki derecelerini gösteren iç içe 8

26 geçmişlik (interconnectedness) ve (iii) sistemin herhangi bir bileşenin yaşayacağı finansal sıkıntı durumunda, söz konusu bileşenin verdiği hizmetin başka bir bileşen tarafından yerine getirilebilirlik derecesini gösteren ikâme edilemezlik (nonsubstitutability) 5. Tanımlanan bu kriterler, finansal piyasaların bileşenlerinin sistemik önem derecelerinin belirlenmesinde temel olmakla birlikte, bir finansal kuruluştan ya da piyasadan kaynaklanan sistemik riskin derecesi aynı zamanda finansal sistemin yapısına ve işleyişine de bağlıdır. Örneğin; güçlü çözümleme çerçevesinin olduğu, ödeme ve takas sistemlerinin etkin bir şekilde işlediği bir sistemde, sistemik öneme sahip bir bankanın iflasının etkisi göreli olarak daha düşük olacaktır. Bunun yanı sıra, sistemik önem derecesi, değerlendirmenin yapıldığı zamandaki ekonomik çevrenin özelliklerine bağlı olarak da değişebilecek, yapısal trendler ve döngüsel faktörler değerlendirmenin sonucunu etkileyecektir. Öyle ki bazen zayıf ekonomik koşullar altında, finansal sektörün çok küçük bir parçasındaki aksaklık, piyasada genel bir güven sorununa neden olarak, çok büyük problemlere neden olabilmektedir (IMF&BIS&FSB, 2009). 5 Literatürdeki pek çok çalışmada (BCBS, 2012a; IMF&BIS&FSB, 2009) ikâme edilemezlik (non-substitutability) kriteri yerine ikâme edilebilirlik (substitutability) ifadesinin kullanıldığı görülmektedir. Nitekim BCBS (2011b) tarafından G-SIB ların belirlenmesine yönelik yayımlanan orijinal yöntemde de bu kriter, ikâme edilebilirlik şeklinde yer almaktadır. Ancak bu çalışmalarda ikâme edilebilirlik ile ifade edilmek istenen; herhangi bir finansal kuruluşun faaliyetlerinin bir başka finansal kuruluş tarafından kısa sürede yerine getirilebilmesinin mümkün olmaması (lack of substitutability), yani ikâme edilemezlik olduğundan, çalışmanın bundan sonraki bölümlerinde, SIFI ların tanımlamasına ilişkin atıfta bulunulan kaynaklarda ikâme edilebilirlik olarak geçen tüm ifadeler, anlatımda kolaylık olması açısından, ikâme edilemezlik olarak değiştirilmiştir. 9

27 1.2. Sistemik Öneme Sahip Banka Kavramı Sistemik riske neden olan finansal hizmetlerde meydana gelen aksamalar, yukarıda da değinildiği üzere finansal kuruluşlardan, finansal araçlardan ya da finansal piyasalardan kaynaklanabilmektedir. Finansal kuruluşlar, gerçekleştirdikleri kredi aracılık ve fon toplama faaliyetleri, risk yönetim hizmetleri ve ödeme işlemleri, birincil ve ikincil piyasaların işleyişinde üstelendikleri roller itibarıyla finansal piyasalarda kritik öneme sahiptir. Finansal piyasalar ve araçlar ise tasarruf sahiplerinden yatırımcılara fon aktarımında diğer bir kanalı oluşturmakta, riskin yönetimini ve fiyatlamasını sağlamaktadır. Aynı zamanda bu hizmetler, finansal işlemlerin takasını ve mutabakatını sağlayan finansal altyapı kuruluşları ile desteklenmektedir. Dolayısıyla ilke olarak, tüm finansal aracılar ve piyasalar sistemik öneme sahip olabilir (IMF&BIS&FSB, 2009). Ancak son küresel krizde yaşanan temel sorunların, sistemik öneme sahip olarak nitelendirilen kuruluşlardan; özellikle sistem genelinde riskin hızlı bir şekilde yayılmasına neden olan, sınır ötesi faaliyetlere sahip, büyük, finansal açıdan iç içe geçmiş ve karmaşık yapılı bankalardan kaynaklanması, uluslararası platformlarda yürütülen çalışmaların öncelikle sistemik öneme sahip bankalar üzerinden başlamasına neden olmuştur. Nitekim başlangıçta, G-20 nin talebi üzerine, FSB tarafından, SIFI lardan kaynaklanan risklerin ele alınmasına ilişkin, tüm finansal kuruluşlara yönelik tavsiyeleri içeren bir rapor hazırlanmış olmakla birlikte (FSB, 2010a), SIFI lara yönelik uygulamalar ilk olarak bankacılık sektörü üzerinden başlamış ve bu kapsamda Basel Komite, 2011 yılı Kasım ayında, G-SIB ların belirlenmesine yönelik kapsamlı yöntemi ve bu bankalara uygulanacak ilave sermaye yükümlülüğüne ilişkin 10

28 raporunu; 2012 yılı Ekim ayında ise D-SIB lara ilişkin, ulusal otoritelere uygun ölçüde takdir yetkisi bırakan ve G-SIB çerçevesi ile uyumlu asgari bir grup prensibi içeren çerçeveyi yayımlamıştır. Sistemik öneme sahip banka kavramı, 2008 yılında Lehman Brothers ın iflasıyla başlayan ve takip eden süreçte pek çok büyük bankaya yönelik gerçekleşen yüksek miktarlı kamu müdahaleleriyle gündeme gelmiş ve yoğun olarak tartışılmaya başlanmıştır. Ancak, söz konusu kavramın temeli aslında ABD nin yedinci büyük bankası Continental Illionis e yönelik olarak 1984 yılında gerçekleşen kamu müdahalesine dayanmaktadır. Söz konusu dönemde finansal istikrarın korunması amacıyla Batırılamayacak Kadar Büyük-TBTF olarak adlandırılan Continental in tüm mevduatlarına Federal Mevduat Sigorta Fonu (FDIC-Federal Deposit Insurance Corporation) sınırsız garanti vermiş ve daha sonra bu garantinin kapsamını en büyük 11 ABD bankasını kapsayacak şekilde genişletmiştir. Continental ın iflasından yedi yıl sonra gerçekleşen Bank of New England ın iflasında da yine, finansal istikrarın korunması gayesiyle FDIC devreye girerek, Bank of England ın tüm mevduatlarına sınırsız garanti vermiştir (Rime, 2005). Daha sonraki dönemlerde ise TBTF nin yanı sıra, Büyük ve Karmaşık Yapılı Finansal Kuruluş (LCFI-Large and Complex Financial Institutios) ifadesinin literatürde kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Bu kapsamda LCFI ifadesi ilk olarak, 2000 yılında Finansal İstikrar Forumu, G-10 (Group of Ten) Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları ile Basel Komite den oluşan bir görev gücü tarafından yapılan çalışmada dile getirilmiştir (Hüpkes, 2005) yılında yayımlanan, 1990 lı yıllardaki konsalidasyon faaliyetlerinin incelendiği G-10 Raporu nda da, çalışmaya 11

29 konu olan ülkelerde 1990 lı yıllarda gerçekleşen yüksek düzeydeki konsolidasyon faaliyetlerine değinilmiş ve bu faaliyetlerin LCFI ların oluşumuna neden olduğu ifade edilmiştir. Söz konusu dönemlerde gündeme gelen TBTF ve LCFI kavramları aslında piyasalarda yarattıkları algı ve sonuçlar itibarıyla SIB tanımı ile örtüşmektedir. Bununla birlikte TBTF de finansal kuruluşların özellikle büyüklük lerine; LCFI larda ise büyüklük ve karmaşıklık larına vurgu yapılmaktadır. Aşağıda detaylarını değinilecek olan SIB tanımlamasında ise büyüklük ve karmaşıklığın yanı sıra, bu bankaların ikâme edilebilirlikleri, finansal sistemin geri kalanı ile iç içe geçmişlikleri, sınır ötesi faaliyetleri gibi kriterler de dikkate alınmaktadır. Finansal kuruluşların diğer finansal kuruluşlar ile olan ilişkilerinin arttığı, faaliyet alanlarının genişlediği, organizasyon yapılarının karmaşıklaştığı günümüzde, kavramlarda ortaya çıkan bu değişimin, söz konusu gelişmelerin doğal bir sonucu olduğu değerlendirilmektedir. SIB ların tanımlanmasına yönelik olarak, literatürde farklı tanımlara rastlanmaktadır 6. Bazı çalışmalarda, finansal sistemden çıkışları, sistemde önemli aksaklıklara yol açan bankalar, sistemik açıdan önemli olarak nitelendirilmiş ve bir bankanın sistemik önemi, söz konusu kuruluşun finansal sistemden çıkmasına bağlı olarak sisteme vereceği zarar ile ilişkilendirilmiştir (Weistroffer, 2011). Benzer şekilde FSB (2013a), büyüklüğü, karmaşıklığı, sistemik açıdan iç içe geçmişliği 6 Literatürdeki çalışmaların büyük bir kısmında, SIFI tanımına gidildiği görülmektedir. Ancak SIFI lar kapsam itibarıyla SIB ları da içerdiğinden, bu çalışmada SIFI lar için yapılan tanımlamalar ve SIFI ların tanımlanmasında kullanılan kriterler, doğrudan SIB lar için de kullanılmıştır. 12

30 nedeniyle, iflası, yerel ya da küresel açıdan finansal sistemin bütününde veya ekonomik faaliyetlerde önemli aksaklıklara yol açan bankaları sistemik açıdan önemli olarak değerlendirmiştir. Gary (2009) SIB ları tanımlamada, bu bankaların finansal ve operasyonel açıdan yaşadıkları sıkıntının diğer finansal kuruluşlara, sermaye piyasalarına ve ekonomin geri kalanına yayılma potansiyelini dikkate almıştır. FINMA ya (2011) göre; bir banka, (i) tüm ekonomi için temel bir hizmeti yerine getiriyorsa ve (ii) yapmış olduğu bu temel hizmet belli bir zaman dilimi içerisinde başka piyasa oyuncuları tarafından ikâme edilemiyorsa, bu banka sistemik öneme sahiptir (FINMA, 2011). Komarkova vd. (2012) SIB ları mikro ve makro açıdan ele almış, mikro açıdan bakıldığında, iflası, kreditörler ve hissedarlar açısından önemli maliyetler yaratacak olan bankalar; makro açıdan bakıldığında ise, sistemik risk birikimine önemli derecede katkıda bulunan, iflası halinde ilişkide olduğu finansal kuruluşlarda önemli maliyetlere neden olabilen ve finansal sistemin işleyişinde önemli aksaklıklara yol açarak, reel ekonomi üzerinde olumsuz yansımalara sebebiyet verebilen bankalar sistemik öneme sahip olarak nitelendirilmiştir. Basel Komite ise (2011b; 2012a) SIB ların tanımlamasında, bir bankanın iflasından kaynaklanacak potansiyel etkinin büyüklüğünü yerel ve küresel ekonomi açısından değerlendirmiş ve G-SIB ve D-SIB ayrımına gitmiştir. Komiteye göre, küresel ölçekte sistemik öneme sahip olmayan bir banka, yerel finansal piyasalar ve yerel ekonomi açısından sistemik öneme sahip olabilecek; söz konusu bankanın yaşayacağı herhangi bir finansal sıkıntının yerel finansal piyasalar ve yerel ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi oldukça büyük olabilecektir. 13

31 Yukarıda açıklamalardan da görüleceği üzere sistemik öneme sahip banka lara ilişkin tüm tanımlamalarda, bu bankaların iflaslarından ya da yaşayacakları diğer finansal sıkıntılardan kaynaklanabilecek sorunların, sistemin geri kalanı üzerinde yaratacağı etkinin büyüklüğüne; bir başka ifadeyle bu bankalardan kaynaklanabilecek negatif dışsallıkların derecesine odaklanılmaktadır Sistemik Öneme Sahip Bankaların Tanımlanmasında Kriterler Bankaları sistemik öneme sahip hâle getiren kriterlerin tanımlanması, bu bankaların belirlenmesinde ve bu bankalardan kaynaklanan risklerin ele alınmasında büyük önem taşımaktadır. Aynı zamanda tanımlanan bu kriterler, SIB lara yönelik, düzenleyici çerçevenin ve denetim çerçevesinin temelini oluşturacak, bu bankalardan kaynaklanan potansiyel risklerin daha etkin bir şekilde ele alınmasını sağlayacaktır. SIFI ların tanımlanmasında kullanılabilecek değişkenlere ilişkin en temel çalışmalardan birisini oluşturan IMF&BIS&FSB (2009) tarafından hazırlanan çalışmada, bankaların sistemik önem derecelerinin belirlenmesinde büyüklük, ikâme edilemezlik ve iç içe geçmişlik olmak üzere üç ana kriter ele alınmaktadır. Çalışmada ayrıca, finansal kırılganlık göstergeleri olan kaldıracın, likiditenin, vade uyumsuzluklarının ve karmaşıklığın da sistemik önem kapsamında değerlendirilebilecek kriterler olduğu ifade edilmektedir. Thomson (2010) çalışmasında, SIFI ları belirlemede büyüklüğün yanı sıra, sistemik önemin 4C si olarak tanımladığı bankanın yoğunlaşma düzeyini (concentration), bankaların varlık yapıları arasındaki korelasyonu (correlation), 14

32 mevcut finansal koşulları (conditions) ve bankadan kaynaklanabilecek bulaşma riskini (contagion risk) SIFI kriterleri olarak kullanmıştır. Basel Komite (2011b), G- SIB ları belirlemeye yönelik çalışmasında beş ayrı kritere yer vermiştir: büyüklük, iç içe geçmişlik, ikâme edilemezlik, karmaşıklık ve sınır ötesi faaliyetler. Komite (2012a), D-SIB ların belirlenmesinde ise ulusal otoritelerin, büyüklük, iç içe geçmişlik, ikâme edilemezlik ve karmaşıklık kriterlerini dikkate almaları gerektiğini ifade etmiştir. FSA (2009a), bir bankanın sistemik önemini, bankanın büyüklüğü, finansal açıdan iç içe geçmişlik derecesi ve sistemdeki diğer kuruluşlarla varlık yapıları, iş modelleri açısından benzerliği ile değerlendirmiştir. FINMA (2010), D- SIB ları belirlemede; bankanın mevduat toplama, kredi verme gibi sistemik öneme sahip faaliyetlerinin piyasa payını, mevduat sigortası kapsamı dışında kalan mevduat tutarınını, bilanço büyüklüğü ile GSYH ilişkisini ve bankanın risk profilini dikkate almıştır. Dünya Bankası tarafından 2011 yılında tamamlanan 135 ülkeyi kapsayan araştırmada, ülkelerin SIB lara ilişkin riskleri değerlendirmede; sermaye yeterlilik oranı, kaldıraç oranı, likidite oranı, kârlılık oranı, kredi büyüme hızı, yabancı para pozisyonu, takipteki kredi büyüklüğü, kredilerin sektörel dağılımı, karşılık oranları, hisse senedi fiyatları, konut fiyatları gibi göstergelerden yararlandıkları ifade edilmektedir. Sun (2011) tarafından yapılan çalışmada ise, son yaşanan krizde hükümet desteği alan ve almayan finansal kuruluşların ayırt edilmesinde hangi bilanço verilerinin daha açıklayıcı olduğu tespit edilmeye çalışılmış ve çalışmanın sonucunda 15

33 kaldıraç oranının, likidite düzeyinin ve finansal kuruluşun faaliyetlerinin kapsamının belirleyici göstergeler olduğunu ifade etmiştir. Bankaların sistemik önem derecelerinin değerlendirilmesinde yukarıdaki çalışmalarda değinilen kaldıraç oranı, likidite düzeyi, vade uyumsuzluğu gibi finansal kırılganlık göstergeleri katkı sağlamakla birlikte, literatürde SIB ların tanımlanmasında ağırlıklı olarak dört temel kritere yer verildiği görülmektedir. Bu kapsamda çalışmada, SIB ların tanımlanmasında sıklıkla kullanılan büyüklük, iç içe geçmişlik, ikâme edilemezlik ve karmaşıklık kriterleri ele alınacaktır Büyüklük Bankaların sistemik önemlerinin değerlendirilmesinde en önemli kriterlerden birisi, söz konusu kuruluşların büyüklüğüdür. Büyüklük, genellikle finansal piyasalarda sağlanan finansal hizmetlerin derecesi ile ilgilidir. Bu kapsamda bankanın bilanço içi ve dışı toplam varlık büyüklüğü, gerçekleştirdiği işlem hacmi, yönettiği varlık büyüklüğü, büyüklük kapsamında değerlendirilebilir. Büyüklük tek başına sistemik önemin belirlenmesinde önemli bir kriter olsa da, bankanın diğer finansal kuruluşlarla olan ilişkisinin derecesi, finansal yapısının karmaşıklığı ya da faaliyetlerinin ikâme edilebilirlik derecesi, büyüklüğünün etkisini değiştirebilmektedir. Örneğin; daha basit iş modellerine sahip yüksek sermayeli büyük bir banka, finansal stres dönemlerinde piyasaların istikrarının sağlanmasında önemli bir rol üstlenebilir. Ya da sektörün belli bir alanında (konut kredi piyasası, 7 Basel Komite tarafından G-SIB ların tanımlanmasında, sınır ötesi faaliyetlere (cross jurisdictional activity) de yer verilmiş olmakla birlikte, bu çalışmada söz konusu kriter iç içe geçmişlik kriteri kapsamında ele alınmıştır. 16

34 KOBİ kredi piyasası) önemli paya sahip küçük bir bankanın yaşayacağı sıkıntı, tüm sistemi etkileme potansiyeline sahip olabilecektir. Literatürde sistemik önem ile büyüklük arasındaki ilişkiyi ele alan pek çok çalışma bulunmaktadır. Moore ve Zhou (2012) çalışmalarında, finansal kuruluşların sistemik önemlerinin değerlendirilmesinde, büyüklüğün en önemli belirleyicilerden olduğunu, ancak büyüklük ile sistemik önem derecesi arasındaki ilişkinin her zaman doğrusal olmadığını ifade etmektedir. Söz konusu çalışmada sistemik önem derecesi ve büyüklük arasındaki doğrusal ilişkinin kesit boyutunda orta büyüklükteki işletmeler için söz konusu olduğu; zaman boyutunda ise bu ilişkinin farklı dönemlerde değişkenlik gösterdiği ifade edilmiştir. Tarashev vd. (2010) çalışmalarında, büyüklükle birlikte sistemik önemin arttığını, hatta sistemik önem derecesindeki artışın, büyüklük artışından daha hızlı gerçekleştiğini değerlendirmiştir. Drehmann ve Trashev de (2011b), büyüklüğün tek başına sistemik önemin değerlendirilmesinde güvenilir bir ölçüt olduğuna dikkat çekmektedir. Buna karşın, Zhou (2010) büyüklük ile sistemik önem arasındaki ilişkiyi incelediği çalışmasında, büyüklüğün her zaman sistemik önemin belirleyicisi olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Benzer şekilde Thomson (2010), büyüklüğün SIFI ların belirlenmesinde tek başına yeterli bir kriter olmadığı, gerçekleşen faaliyetlerin düzeyi kadar, niteliğinin de önemli olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Gravelle ve Li (2011), Kanada Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren SIB ları belirlemeye yönelik yaptıkları çalışmada büyüklüğün, sistemik önemin belirleyicisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunmuştur. 17

35 Bankaların bireysel olarak büyüklükleri, sistemik önemin değerlendirilmesinde önemli olmakla birlikte, büyüklüğüne ilişkin dikkate alınması gereken bir başka husus da, bireysel olarak küçük, benzer iş modellerine sahip bankaların, herhangi bir finansal şokta bir bütün olarak büyük bir etki yaratabileceğine ilişkindir. Örneğin aynı veya benzer varlık yapılarına sahip (benzer kredi veya menkul kıymet portföyü gibi), varlık değerleri arasında yüksek korelasyonun olduğu bankalar, herhangi bir sistemik şoktan eşanlı olarak etkileneceklerdir. Yine bu bankalardan birisinin, yaşadığı finansal sıkıntıya bağlı olarak sahip olduğu finansal varlıkları piyasa değerinin altında satması (fire sales), söz konusu varlıkların piyasa değerini aşağı çekerek, bilançolarında bu varlıkları taşıyan diğer tüm finansal kuruluşların da sıkıntı içerisine girmesine neden olabilecektir. Literatürde sürü davranışı (herding behavior) olarak adlandırılan bu durum, büyüklüğün her zaman SIB ların tespitinde yeterli olmayabileceğine dikkat çekmektedir. Bankaların benzer risk pozisyonlarına sahip olma eğilimleri, Acharya ve Yorulmazer (2007) tarafından ele alınmış ve bu davranışın, herhangi bir finansal şokta, politika yapıcıların çok sayıda bankanın batmasına izin vermeyeceğine ilişkin piyasada oluşan algıdan kaynaklandığı ifade edilmiştir. Çalışmalarında batırılamayacak kadar çok (TMTF-Too Many To Fail) olarak adlandırılan bu durumun, bankaların sürü davranışı göstermelerini teşvik ettiğine ve pek çok bankanın aynı anda iflas etme riskini ortaya çıkardığına dikkat çekilmiştir. Nitekim son küresel krizde portföylerinde yüksek miktarda eşik altı (subprime) ipotek kredisi, ipoteğe dayalı menkul kıymet ve ipoteğe dayalı türev ürün taşıyan finansal 18

36 kuruluşlarda benzer bir sürü davranışı gözlendiği değerlendirilmektedir (Thomson, 2010) İç İçe Geçmişlik Son küresel finansal krizde, finansal açıdan iç içe geçmişliğin, finansal istikrar açısından ne derece önemli olduğu görülmüş, büyüklüğün tek başına bulaşma riskinin ele alınmasında yeterli olmadığı açık bir şekilde anlaşılmıştır. İç içe geçmişlik, finansal kuruluşlar arasındaki sıkı ilişkiler nedeniyle bir finansal kuruluştaki sıkıntının diğer bir finansal kuruluşa geçme ihtimalini artırmakta, özellikle kriz dönemlerinde domino etkisi yaratarak, krizin etkilerinin daha da büyümesine neden olmaktadır. Kuruluşlar arasında daha fazla ilişki, bulaşma riskinin daha fazla olması anlamına gelmektedir. İç içe geçmişlik, temelde finansal kuruluşlar arasındaki karmaşık sözleşme ilişkilerinden kaynaklanmaktadır. Bu ilişki özellikle, bir ya da birden fazla finansal kuruluşun iflasının, bulaşma riskine neden olarak, finansal hizmetlerde bozulmalara yol açması ve ekonominin bütünü üzerinde maliyet oluşturması durumunda büyük önem taşımaktadır. Çünkü sistemin bütününe yayılan risk, finansal istikrara olumsuz bir şekilde yansımaktadır. Özellikle son yıllarda giderek artan finansal yenileşme olgusu, bankaların diğer finansal kuruluşlar ile olan iç içe geçmişliğini artıran en önemli faktörlerdendir. Menkul kıymetleştirme ve türev piyasalarındaki gelişmeler, yeni finansal ürünleri gündeme getirmiş ve bu ürünler, finansal kuruluşlar arasındaki ilişkilerin şeklini değiştirerek, karmaşıklaştırmıştır. Kriz öncesi dönemle karşılaştırıldığında, bu 19

37 ürünlerin kullanımında büyük artışların olduğu; 2000 yılında 300 milyar ABD Dolarının altında büyüklüğe sahip teminatlandırılmış borçlanma yükümlülüklerinin (CDO-Collateralized Debt Obligation) nominal değerinin 2007 yılında 1,4 trilyon ABD Dolarına ulaştığı; benzer şekilde kredi temerrüt swaplarının (CDS-Credit Default Swap) büyüklüğünün ise 2004 yılındaki değerini ona katlayarak 2007 yılında 60 trilyon ABD Dolarına ulaştığı görülmektedir (Yellen, 2013). Ayrıca son yıllarda bankaların, düzenleyici çerçeve kapsamı dışında faaliyet gösteren gölge bankalar ile olan ilişkilerindeki artış da, bankaların sistemik önem derecelerinin artmasında etkili olmuştur. Gölge bankalar, bankaların kredi aracılık faaliyetlerinin bir parçasını oluşturmakta ve doğrudan bankalar ile fonlama ilişkisine sahip bulunmaktadır. Gölge bankaların, bankacılık sektörü ile benzer risk pozisyonlarına sahip olmaları, her iki sektörü ortak karşı taraf riskine maruz bırakmakta, dolayısıyla iki sektör arasıdaki bulaşma riskini artırmaktadır. Avro Bölgesi ülkelerini ve 20 gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeyi içeren örnekleme ilişkin veriler, 2012 yılında gölge bankacılık sektörünün varlık büyüklüğünün 5 trilyon ABD Doları artarak 71,2 trilyon ABD Dolarına ulaştığını göstermektedir (FSB, 2013d). Son yıllarda sınır ötesi faaliyet gösteren banka sayılarında yaşanan artış da, küresel açıdan finansal kuruluşlar arasındaki iç içe geçmişliği artıran bir başka faktördür. Nitekim bugün, gelişmekte olan Avrupa ve Latin Amerika ülkelerinde, yabancı sermayeli bankalar, bankacılık sektörü aktif büyüklüğünün yaklaşık %30 ila %40 nı oluşturmaktadır (IMF, 2011c). Finansal kuruluşların sınır ötesi ilişkilerindeki artış, ülke ölçeğinde riskin çeşitlendirilmesini sağlayarak, yerel şoklara karşı finansal 20

38 kuruluşların kırılganlığını azaltsa da, küresel ölçekte bu ilişkiler, finansal şokların yayılımını kolaylaştırmıştır. Özellikle temel küresel finansal ağlardaki bir kopukluk, tüm sistemi tehdit eder hâle gelmiştir. Otoriteler açısından da söz konusu karmaşık ve yoğun ilişkileri kontrol etmek, sistemde oluşan riski değerlendirmek güçleşmiştir. Finansal kuruluşlar arası ilişkilerin kaçınılmaz olduğu günümüzde, söz konusu ilişkilerin düzeyinin ne olması gerektiği konusu literatürde ele alınmıştır. Allen ve Gale (2010) çalışmalarında, tüm bankaların birbirileri ile alacak ve borç ilişkisinde olduğu tamamlanmış sistemlerde (complete network), herhangi bir bankada yaşanan likidite şokunun etkisinin sistemdeki tüm bankalara dağılacak olmasından, bu bankalarda önemli bir sıkıntıya yol açmayacağını; buna karşın her bankanın sistemdeki bir bankadan borçlandığı ve sistemdeki bir bankaya borç verdiği eksik sistemlerde (incomplete networks) herhangi bir bankada yaşananacak likidite şokunun etkisinin bankanın ilişkide olduğu az sayıdaki bankaya daha çok oranda yansıyacağını değerlendirmiştir. Nier vd. (2007) tarafından ise bankalararası para piyasası aracılığıyla birbirleriyle ilişki içerisinde olan bankalardan oluşan bir bankacılık sisteminde, sistemik riskin finansal sistemin yapısı ile olan ilişkisi incelenmiş ve çalışmanın sonucunda, bankaların birbirleriyle olan ilişki derecelerinin etkisinin monotonluk göstermediği, başlangıçta ilişki derecesindeki küçük bir artışın, sistemdeki bulaşma riskini artırdığı, ancak belli bir eşik değerden sonra bankalar arasındaki iç içe geçmişliğin, bankacılık sisteminin şokları absorbe etme kapasitesini artırdığı görülmüştür. Buna karşın Cihak vd. nin (2011) yerel bankacılık sektörünün, küresel bankacılık sistemi ile daha ilişkili hâle gelmesinin, sektörün istikrarınına ne yönlü etkide bulunacağını değerlendirdikleri çalışmalarında; sektörün küresel 21

39 bankacılık sistemi ile çok ilişkili olmadığı durumlarda, ilişki derecesindeki artışın, finansal istikrarı artırdığı; ancak belli bir eşik değerden sonra, ilişki derecesindeki artışın, finansal istikrarı artırmaktan ziyade sektörün kırılganlığını artırdığı ifade edilmiştir İkâme Edilemezlik Bazı bankalar tarafından gerçekleştirilen hizmetlerin nitelik ve nicelik bakımından diğer bankalarca gerçekleştirilmesi zordur. Örneğin ödeme sistemlerinde büyük role sahip ya da yüksek miktarda emanet hizmeti veren bir bankanın, vermiş olduğu hizmetlerin diğer bankalarca kısa sürede yerine getirilmesi mümkün olmayabilmektedir. Dolayısıyla, bir bankanın herhangi bir nedenle sistemden çıkması durumunda, bu bankanın gerçekleştirdiği hizmetlerin bir başka banka tarafından aynı veya benzer şekilde yerine getirilememesi nedeniyle sistemde aksaklıklar ortaya çıkıyorsa, söz konusu banka sistem açısından ikâme edilemez olarak değerlendirilebilir. Bankanın ikâme edilemezlik derecesinin artması, sistem açısından öneminin arttığı ve iflasının piyasalarda yaratacağı etkinin daha büyük olacağı anlamına gelmektedir. İkâme edilemezlik açısından, bir bankanın piyasadaki payı, gerçekleştirdiği işlemlerin değeri önemli olmakla birlikte, söz konusu bankanın gerçekleştirdiği işlemlerin finansal sistem açısından ne ifade ettiği de önemlidir. Bir bankanın piyasadaki işlem hacmi çok yüksek olsa da, bu banka sistemin işleyişi için vazgeçilmez olmayabilir. Bu nedenle ikâme edilemezlik kapsamında bankanın, sahip olduğu varlık büyüklüğü ve gerçekleştirdiği işlem hacmi kadar, piyasadan çekilmesi 22

40 halinde sistemde neden olabileceği aksaklıkların değerlendirilmesi de gereklidir. Bir başka ifadeyle ikâme edilemezlik kapsamında bankanın sistemik öneme sahip piyasa payının değerlendirilmesi daha uygun olacaktır (Weistroffer, 2011). Bu anlamda ikâme edilemezliğin ölçülmesi diğer göstergelere göre daha zordur. Literatürdeki çalışmalarda, bir bankanın ikâme edilemezliğinin, söz konusu bankanın finansal piyasalarda, piyasa katılımcısı ve hizmet sağlayıcısı olarak diğer finansal kuruluşlar açısından önemi; ya da finansal sektör dışında yer alan ve para ve sermaye piyasalarına doğrudan erişimi bulunmayan müşteriler açısından önemi şeklinde değerlendirildiği görülmektedir. Bu çalışmalara göre; belli bir iş kolunda veya mevcut piyasa alt yapısında (ödeme sistemleri vs.) önemli role sahip olan bir bankanın iflasının etkisi, hem hizmetlerde yaşanacak boşluk, hem de piyasa likiditesinin akışkanlığında gözlenecek düşüş anlamında oldukça büyük olabilecek (BCBS, 2011b); benzer şekilde finansal sektör dışındaki müşterilerle yüksek tutarlarda kredi ilişkisine sahip bir bankanın yaşayacağı finansal sıkıntı da, bu müşterilerin alternatif kaynak temin etmesinde sorun yaşamasına sebebiyet vererek, ekonomik faaliyetleri olumsuz yönde etkileyebilecektir (Brämer ve Gischer, 2012) Karmaşıklık 1990 lı yıllarla birlikte finansal kuruluşların faaliyet alanlarında ve faaliyet düzeylerinde önemli değişimler yaşanmıştır (G-10, 2001). Özellikle son yıllarda, bankaların faaliyet alanlarını giderek genişlettiği, bankacılık faaliyetlerinin yanında, sermaye piyasası ve sigortacılık faaliyetlerini de yerine getirmeye başladığı görülmektedir. Nitekim, Almanya da Allianz; Hollanda da ING ve Fortis; İsviçre de 23

41 Credit Suisse; Amerika da Citibank bankacılık faaliyetlerinin yanı sıra sigortacılık faaliyetlerini de yerine getirmek üzere, önemli satın almalar gerçekleştirmiştir. Temelde, ölçek ekonomilerinden kaynaklanan maliyet avantajından faydalanmak, çeşitlendirme imkânından yararlanmak ve piyasa gücünü artırmak amacıyla gerçekleşen bu birleşme ve satın almalar, beraberinde büyük ve karmaşık yapılı bankaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bugün bu bankalar, kendilerine bağlı tüzel kişileri aracılığıyla pek çok alanda ve bölgede faaliyet göstermektedir yılı sonu verilerine göre; IMF ve İngiltere Merkez Bankası tarafından belirlenen büyük ve karmaşık yapılı 15 finansal kuruluştan her biri ortalama 44 ülkede faaliyet göstermekte ve her bir finansal kuruluşun ortalama 1005 iştiraki bulunmaktadır. Söz konusu finansal kuruluşlar içinde en çok iştirake sahip olan Citibank, 2435 iştiraki ile 84 ülkede faaliyet göstermektedir (Herring ve Carmassi, 2010). Bankaların organizasyonel yapılarında ve faaliyet alanlarında meydana gelen bu değişikliklerin yanı sıra, finansal yeniliklerin ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle ortaya çıkan ve büyük bankalar tarafından sıklıkla kullanılmaya başlayan yapılandırılmış ürünlerin de bankaların karmaşıklık derecelerinin artmasında etkisi olmuştur. Söz konusu ürünler bankalar açısından bir yandan risk çeşitlendirmesini sağlamakla birlikte, diğer yandan riskin bir bütün olarak değerlendirilmesini zorlaştırmıştır. Karmaşıklığın sistemik önemin belirlenmesinde bir kriter olarak değerlendirilmesi temelde, herhangi bir finansal sıkıntı durumunda karmaşık yapılı bankaların çözümleme süreçlerinde karşılaşılabilecek zorluklardan kaynaklanmaktadır. Çünkü bankanın varlık yapısı karmaşıklaştıkça, çözümleme 24

42 sırasında bu varlıkların elden çıkarılması zorlaşmakta; bankanın organizasyonel yapısı büyüdükçe ve daha karmaşık hâle geldikçe tasfiye süreci uzamaktadır. Aynı zamanda karmaşık bir yapıda, bankanın sistemik öneme sahip faaliyetlerini, diğerlerinden ayırmak ve bu faaliyetlerin sürekliliğini sağlamak daha zor olmaktadır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında, farklı tüzel kişiler (iştirak, şube vs.) aracılığıyla, eşanlı olarak birden çok alanda (bankacılık, sigortacılık, sermaye piyasalar vs.) faaliyet gösteren, sınır ötesi ilişkilere sahip olan, portföyünde güvenirliği henüz yeterinde test edilmemiş yeni ve karmaşık ürünler bulunduran bankalar ya da banka grupları, karmaşık yapılı olarak nitelendirilebilir (IMF&BIS&FSB, 2009). Bankaların karmaşıklık derecesinin artması, bu bankaların mevcut finansal durumlarının ve risk alma eğilimlerinin değerlendirilmesini zorlaştırmakta, bu durum piyasada ahlâki tehlikenin oluşumuna ortam yaratmaktadır. Ayrıca bankaların karmaşıklık düzeyi arttıkça, bu bankalar birbirleri ile daha sıkı ilişkilere girmekte, bu durum bankaların sistemik önem derecelerinin daha da artmasına neden olmaktadır Bankaların Sistemik Öneme Sahip Hâle Gelme Gerekçeleri Küresel kriz öncesi dönemde, finansal sistemde kritik role sahip bankalara yönelik piyasalardaki TBTF algısı ve bu bankalara verilen zımni devlet garantileri, bankaların büyümeleri, kaldıraç oranlarını yükseltmeleri, riskli faaliyetlere girmeleri konusunda teşvik edici olmuştur. Bunun yanı sıra, bir yandan evrensel bankacılık modellerin sağladığı çeşitlendirme imkânı ile bankaların, temel bankacılık faaliyetlerinin yanı sıra yatırım bankacılığı faaliyetlerine yönelmeleri; diğer yandan 25

43 finansal yenilikler ile birlikte ortaya çıkan yeni finansal araçlar, banka bilançolarının büyümesine ve daha karmaşık hâle gelmesine neden olmuştur. Küreselleşme, teknolojik gelişmelerin de katkısıyla finansal piyasalar arasındaki sınırları kaldırmış, finansal kuruluşlar ve piyasalar arasındaki iç içe geçmişliği artırarak bulaşma riskini daha belirgin bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Aşağıda detaylarına değinilecek olan bu gelişmeler, piyasalarda birbiriyle iç içe geçmiş, karmaşık yapılı, sınır ötesi faaliyetlere sahip büyük bankaların ortaya çıkmasına neden olmuş ve son küresel krizde söz konusu bankalardan kaynaklanan riskler, bu bankaların oluşumuna neden olan faktörlerin değerlendirilmesi ihtiyacını doğurmuştur Batırılamayacak Kadar Büyük Algısı TBTF kavramı ilk olarak 1980 lerde, Amerika nın enerji ve kurumsal kredi sektöründe uzman yedinci büyük bankası olan Continental Illionis e yönelik devlet tarafından gerçekleştirilen kapsamlı kurtarma paketiyle birlikte açık bir şekilde dile getirilmeye başlanmıştır. Söz konusu banka, ilgili dönemde FDIC tarafından kurtarılan en büyük banka olarak literatüre geçmiş ve Continental Illionis ile birlikte, 1980 lerin sonu ile 1990 ların başında gerçekleşen diğer kamu müdahalelerinden kaynaklanan sorunlar, ABD de piyasa disiplinin artırılmasına yönelik olarak düzenleyici çerçevede bazı reform çalışmalarını gündeme getirmiştir. Bu kapsamda 1990 lı yıllarda ABD de piyasa disiplinin tekrar tesis edilmesi amacıyla Federal Mevduat Sigorta Fonu İyileştirme Kanunu (FDICIA-Federal Deposit Insurance Corporation Improvement Act-1991) ve Ulusal Mudi Önceliği Kanunu (National 26

44 Depositor Preference Law-1993) kabul edilerek, bir dizi yeni kural uygulamaya konmuştur. Ancak söz konusu dönemden bugüne kadar gerçekleşen tüm reform çabaları, son küresel krizde finansal sıkıntı içerisine girmiş finansal kuruluşlara yönelik gerçekleştirilen yüksek tutarlı kamu müdahalelerine engel olamamış ve bu dönemde pek çok ülkede finansal sıkıntı içerisine giren kuruluşlar için farklı kurtarma paketleri devreye sokulmuştur. Yaşanan bu gelişmeler ise, piyasadaki mevcut TBTF algısını pekiştirmiştir. Özellikle son küresel krizde TBTF konusu ülkeler için büyük bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Normalde yükümlülüklerini yerine getiremez noktaya gelen bankaların tasfiye sürecine girmeleri beklenir. Ancak, sistem için önem arz eden büyük ve karmaşık yapılı bankaların normal tasfiye sürecine girmelerine izin verilmesi, finansal istikrar açısından tahrip edici sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenle kriz dönemlerinde, ülkeler tarafından finansal sıkıntı içerisindeki bankalara yönelik olağanüstü tedbirlerin alınması çoğu zaman finansal istikrar açısından en iyi çözüm olmaktadır (FSA, 2009a). Nitekim, son küresel krizde de piyasalarda güvenin tekrar temin edilmesi, mevduat sahiplerinin haklarının korunması ve yayılma etkisi ile krizin boyutlarının büyümesine engel olunması amacıyla pek çok ülkede (Amerika, İngiltere, İzlanda, Belçika, İrlanda, İsviçre, Fransa, Hollanda) bankalara yönelik olarak kapsamlı kamu müdahaleleri gündeme gelmiştir. TBTF olarak algılanan, sistemin işleyişi açısından önem arz eden bankaların sorun yaşamaları halinde, iflaslarını önlemeye yönelik olarak devlet tarafından sağlanan fonlar ve verilen garantiler, piyasada oluşan TBTF algısına olan güveni daha da güçlendirmekte ve bir yandan piyasa disiplinin bozulmasına neden olurken, 27

45 diğer yandan bankaların büyüklüklerini ve risklilik düzeylerini artırmaları yönünde teşvik edici olmaktadır. Nitekim, krizle birlikte bankaların konsantrasyon oranlarında artış gözlenmiş, 10 büyük küresel bankanın pazar payı 1999 ve 2007 de sırasıyla %14 ve %19 iken, bu oran 2009 yılı itibarıyla %26 düzeyine ulaşmıştır (Ötker-Robe vd., 2011). Son yıllarda finansal sistem için önem arz eden kuruluşların tanımlamasında büyüklük ün yanı sıra başka kriterlerin de dikkate alınmaya başlanması, TBTF kavramının kullanım şeklini de değiştirmiştir. Nitekim yakın zamanda literatürde yapılan pek çok çalışmada iç içe geçmişlik, karmaşıklık gibi diğer SIFI faktörlerine de vurgu yapıldığı görülmektedir. Bu kapsamda Bernanke (2009) batırılamayacak kadar iç içe geçmiş (TITF-Too Interconnected to Fail) ; Herring&Camassi (2010) batırılamayacak kadar karmaşık (TCTF-Too Complex to Fail) ; Rajan (2009) batırılamayacak kadar sistemik (TSTF-Too Systemic to Fail) ; Ötker-Robe vd. (2011) batırılamayacak kadar önemli (TImTF-To Important to Fail) ifadelerini çalışmalarında kullanmıştır Büyüme Güdüsünün Artması Son 30 yılda özellikle ABD bankacılık sektöründe dikkat çekici birleşmeler gözlenmiş; bankalar bu süreçte daha da büyüyerek, sektörde konsantrasyon oranı artmıştır. ABD de 1980 lerde sektörde faaliyet gösteren banka sayısı lerde iken, bugün bu sayı lere düşmüş ve sektörde ilk beş bankanın konsantrasyon oranı, 1980 lerdeki %20 düzeyinden, %50 lere yükselmiştir (Mester, 2012). Benzer şekilde yılları arasında, Avrupa, Asya, Kanada, Brezilya ve ABD de 28

46 faaliyet gösteren yerel, bölgesel ya da küresel açıdan sistemik öneme sahip olarak nitelendirilebilecek bankaların varlık büyüklüğünün iki katına çıktığı görülmektedir (Ötker-Robe, 2011). Krizle birlikte banka büyüklüklerinde gözlenen bu değişim, dikkatleri daha çok piyasada mevcut olan TBTF algısına yoğunlaştırmıştır. Finansal sitemin istikrarı açısından önem arz eden bir finansal kuruluşun iflasına, devlet tarafından izin verilmeyeceğine dair bu algı, bankaların TBTF olarak algılanacak büyüklüğe erişmeleri konusunda teşvik edici olmuştur. Nitekim bankaların TBTF kapsamında değerlendirilecek büyüklüğe erişmek için, birleşme ve satın almalara yöneldikleri hususu son yıllarda literatürde sıklıkla yer almaktadır. Brewer ve Jagtiani (2013), birleşme faaliyetlerinin tavan yaptığı yılları arasını içeren çalışmalarında, bankaların birleşme aşamasında TBTF olarak algılanacak büyüklüğe erişmek için, ilave prim ödemeye razı olduklarını ifade etmektedir. Kane ise (2000), yılları arasında gerçekleşen büyük banka birleşmelerini (megamergers) incelediği çalışmasında, bankaların birleşme faaliyetlerinde devlet desteği alabilecek büyüklüğe erişme güdüsünün etkili olduğunu değerlendirmektedir. TBTF algısının söz konusu değişimde önemli bir etken olmasının yanı sıra, bankaların büyüklükle birlikte artan ölçek ekonomilerinden faydalanma istekleri de bu değişimi tetiklemiştir. Özellikle ölçek ekonomilerinin getirdiği maliyet avantajı, bankaların büyüklüklerini artırmaları konusunda teşvik edici olmuştur (IIF, 2010). G-10 (2001) tarafından hazırlanan raporda, finansal kuruluşların birleşme faaliyetlerinde, ölçek ekonomilerinin getirdiği maliyet avantajından faydalanma güdüsünün etkili olduğu değerlendirilmektedir. 29

47 Ölçek ekonomileri, bankaların fonlama maliyetini düşürmekte, riskin daha iyi çeşitlendirilmesine imkân tanımakta, dolayısıyla risk yönetim maliyetlerini düşürmektedir. Ölçek ekonomilerinin varlığına ilişkin literatürdeki çalışmalar incelendiğinde, 1980 li yıllara ilişkin verilerin kullanıldığı ampirik çalışmalar, bankacılık sektöründe ölçek ekonomilerinin varlığına ilişkin bir delil sunmamakla birlikte, günümüz verilerini içeren ve daha modern yöntemleri kullanan çalışmalar, ölçek ekonomilerinin varlığına işaret etmektedir 8. Wheelock ve Wilson (2009), ABD Bankacılık Sektörü üzerine yaptıkları çalışmalarında, sektörde faaliyet gösteren pek çok bankanın ölçeğe göre artan getiri ile çalıştığını ifade etmekte ve bankalarda gözlenen büyüme eğiliminde ölçek ekonomilerinin önemli etkenlerden biri olduğunu değerlendirmektedir. Yeni teknolojik gelişmelerin yüksek sabit maliyet içermesi ve bu maliyetlerin daha geniş bir müşteri kesimine paylaştırılması gerekliliği de finansal kuruluşların büyümeleri konusunda teşvik edici olmaktadır. Aynı zamanda haberleşme ve bilgi süreçlerinin hızındaki ve kalitesindeki artış, finansal hizmet sağlayıcılarının daha geniş bir alanda ürün ve hizmet sunmalarını sağlayarak, finansal kuruluşların büyümelerine imkân vermektedir (G-10, 2001) Finansal Piyasaların Küreselleşmesi Son 20 yıldır finansal piyasalarda artan küreselleşme eğilimleri, ülkeler arası engelleri kaldırmış, pek çok ülkede düzenlemelerde esneklikler getirerek, büyük ve 8 Mester a göre (2010) söz konusu farklılık bir yandan ölçek ekonomilerinin ölçülmesinde kullanılan yöntemlerin gelişiminden; diğer yandan da bankacılık teknolojilerindeki ve çevresel faktörlerdeki (örneğin düzenlemelerde getirilen bazı esneklikler) değişikliklerden kaynaklanmaktadır. 30

48 sınır ötesi bankaların oluşumuna katkıda bulunmuştur. Nitekim 2000 li yıllardan itibaren finansal sektörde sınır ötesi birleşme ve satın alma faaliyetlerinde önemli artışlar gözlenmiş; 1997 yılında finansal sektör büyüklüğünün %3 üne karşılık gelen sınır ötesi banka birleşme ve satın alma işlemleri, 2006 yılında, %40 lar düzeyine ulaşmıştır (IMF, 2007). Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin ve finansal yeniliklerin yanı sıra, finansal kuruluşlar açısından fonlara daha kolay ve ucuz erişim imkânı; yüksek kamu borcuna sahip ülkeler açısından ise yeni kaynak arayışları bu sürecin hızlanmasında etkili olmuştur. Finansal kuruluşların küreselleşmesi, bir yandan kredi ve likidite riskinin daha etkin dağılımı, ölçek ekonomilerinden faydalanma gibi avantajlar sağlarken, diğer yandan finansal kuruluşlar arasında bulaşma riskini artırarak, finansal istikrara ilişkin endişeleri gündeme getirmiştir (Komarkova, 2012). Nitekim son küresel krizde, finansal kuruluşların sahip olduğu yoğun sınır ötesi ilişkiler, bir ülkedeki finansal sıkıntının kolaylıkla diğer ülkelere yayılmasına neden olmuş ve bu durum finansal piyasaların kırılganlığını artırmıştır (Cihak vd., 2011). Bugün bankaların sınır ötesi ilişkilerinin geldiği nokta değerlendirildiğinde; BIS e veri ve bilgi aktarımında bulunan ülkelerin bankacılık sektörlerine ilişkin yurtdışı alacaklarının tutarının, 2013 yılı Haziran ayında 30 trilyon ABD Dolarına ulaştığı, bu tutarın 2001 yılındaki değerinin (11,5 trilyon ABD Doları) üç katını aştığı görülmektedir. Ayrıca, pek çok ülkede bankacılık sektöründe yabancı sermayenin payının giderek arttığı; Doğu Avrupa ülkelerinde yabancı sermayenin payının 1990 lardaki %25 lik düzeyinden 2000 li yıllarda %60 lara; Latin Amerika 31

49 ülkelerinde ise bu oranın %18 lerden %38 lere çıktığı değerlendirilmektedir (IMF, 2007). Uluslararası ölçekte faaliyet gösteren bankaların sınır ötesi ilişkilerindeki bu artış, bankaların bilançolarının büyümesine ve daha karmaşık hâle gelmesine neden olmuş ve ulusal otoriteler açısından bu bankaların risklilik düzeylerinin değerlendirilmesini zorlaştırmıştır. Özellikle son küresel krizde, pek çok ülkede ulusal düzenleme ve denetim çerçeveleri, sınır ötesi faaliyet gösteren bankalardan kaynaklanan risklerin ele alınmasında yetersiz kalmış; büyük ve sınır ötesi bankaların iflaslarından kaynaklanan çözümleme maliyetlerinin finansmanı ve bu maliyetlerin ülkeler arasında paylaşımı konusunda anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Bu durum küresel ölçekte mevcut düzenleme ve denetim çerçevesinde yapılacak reformların ve alınacak tedbirlerin ülkelerce koordineli ve eş zamanlı uygulanması ihtiyacını doğurmuş ve G-20, IMF, FSB, BCBS, IOSCO gibi uluslararası arenada etkin olan platform ve kuruluşların önemini artırmıştır. Nitekim, küresel krizle birlikte mevcut uluslararası kuruluşlar (IMF, Basel Komite vs.) için yeni roller ve görevler tanımlanmış, küresel düzenleme ve denetim çerçevesinin oluşturulmasında koordinasyon ve işbirliğinin sağlanmasına yönelik olarak FSB gibi yeni uluslararası kuruluşlar kurulmuştur 9 (Moshiran, 2012). Söz konusu kuruluşlar tarafından oluşturulacak gözetim mekanizmasının finansal küreselleşmeden kaynaklanan olumsuzlukları azaltması; böylelikle finansal küreselleşmenin sermayenin etkin bir şekilde dağılımına ve riskin çeşitlendirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir (Lane, 2012). 9 FSB 2009 yılında, Finansal İstikrar Forumu nun (FSF-Financial Stability Forum) yerine kurulmuştur. 32

50 Finansal Yenilikler Yeni finansal araçlar, kuruluşlar, piyasalar olarak tanımlanabilecek finansal yenilikler, özellikle 1990 lı yıllarla birlikte, büyüme ihtiyacında olan ekonomilerin artan bir ivmeyle büyüyen fon ihtiyacını karşılayabilmek için küreselleşme, deregülasyon eğilimleri ve teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Son küresel finansal krize kadar, finansal piyasaların işleyişine ve ekonomik büyümeye katkı sağladığı değerlendirilen bu yenilikler, küresel krizde krizin temel nedenlerinden biri olarak tartışılmaya başlanmıştır. Turner (2010), finansal yenileşmenin, finansal krizin temel nedenlerinden olduğunu ileri sürmekte, bankaların sahip olduğu CDO lar, türev ürünler ve yapılandırılmış yatırım araçları gibi karmaşık yapıdaki ürünlerin bankaların risklilik düzeylerini artırdığı görüşünü dile getirmektedir. Volcker ise (2009), iddia edilenin aksine finansal yeniliklerin ekonomik büyüme üzerindeki olumlu etkisine ilişkin herhangi bir bulgunun olmadığını ileri sürmektedir. Kredilerin menkul kıymetleştirilmesi ve bu yolla kredi riskinin transferinin sağlanması, özellikle ipotekli konut finansmanı piyasalarının derinleşmesini ve gelişmesini sağlamak amacıyla, 1930 lara ABD de Fannie Mae nin (daha sonra da 1970 lerde kurulan Freddie Mac) kurulmasına kadar gitmektedir ların ortalarına kadar, ABD konut piyasasında önemini artarak koruyan menkul kıymetleştirme faaliyetleri, daha sonraki süreçte yatırımcıların daha yüksek getiri arayışı, bankaların artan fon ihtiyaçları ve gelişen teknoloji gibi nedenlerle karmaşıklaşmış ve kredi riskinin transferinde yeni araçlar gündeme gelmiştir. 33

51 Kullanımı giderek artan CDO, CDS ve daha gelişmiş yapılandırılmış finansal ürünler gibi araçlar, bir yandan kredi riskinin transfer edilmesine imkân verirken, diğer yandan bankaların artan risklilik ve borçluluk düzeylerinin takip edilmesini oldukça güç hâle getirmiştir. Bu durum banka bilançolarını daha da büyümesine neden olmuş, kimi zaman ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılalarından (GSYH) daha büyük bankaların ortaya çıkmasına ortam yaratmıştır. Nitekim, FSB tarafından 2012 yılında G-SIB olarak belirlenen bankalardan HSBC, BNP Paribas, UBS, Credit Suisse ve Nordea Bank, ana merkezlerinin bulunduğu ülkelerin GSYH nın sırasıyla %110,3 ünü, %96,5 ini, %159,5 ini ve %168,8 ini oluşturmaktadır (Bart vd., 2013). Literatürde de finansal yeniliklerin finansal kuruluşların faaliyetleri üzerindeki etkisine ilişkin pek çok çalışma bulunmaktadır. Kero (2013) finansal yeniliklerin, bankaların birincil ve ikincil piyasalarda risk alma eğilimlerini artırdığını, bu etkinin düşük makroekonomik risk ortamında daha güçlü olduğunu ve bankaların bireysel olarak portföy risklerinde meydana gelen artışın, bankacılık sisteminin istikrarına olumsuz yansıdığını ifade etmektedir. Shin (2009) çalışmasında, menkul kıymetleştirme faaliyetlerinin finansal sistemin genelinde kaldıraç oranını artırdığını ve böylelikle kredi genişlemesine imkân verdiğini; ancak kredi kuruluşlarının yeni varlık arayışının kredi standartlarını düşürerek, daha düşük kalitedeki kredileri finanse etmelerini beraberinde getirdiğini ileri sürmektedir. Lumpkin ise (2009), finansal yenilikler ile birlikte, büyük ve karmaşık yapılı finansal kuruluşların, özellikle küresel ölçekte faaliyet gösterenlerin, aracılık faaliyetlerinin, artık kredi aracılığından, risk aracılığına dönüştüğünü; bu kuruluşların kredi 34

52 türevlerini yoğun olarak kullandığını ve fonlama yapılarının giderek daha karmaşık hâle geldiğini değerlendirmektedir Sistemik Öneme Sahip Bankalara Yapılan Müdahalelerin Sonuçları Kriz döneminde pek çok ülkede, finansal sıkıntı içerisinde olan sistemik öneme sahip bankalara yönelik olarak kapsamlı kamu müdahaleleri gerçekleşmiştir. Sistemin işleyişi açısından kritik fonksiyonlara sahip bu bankaların iflaslarının, finansal sistemin bütünü için risk oluşturması, yapılan müdahalelerin temel gerekçesini oluşturmuştur. Ancak söz konusu müdahaleler, kısa vadede finansal istikrarın tesisine katkı sağlamakla birlikte, uzun vadede bir yandan TBTF algısını pekiştirerek piyasa disiplininin ve dolayısıyla rekabetin bozulmasına neden olmuş; diğer yandan da kamu sektörü üzerinde yüksek maliyetler doğurmuştur. Nitekim kamu müdahalelerinden kaynaklanan bu olumsuzluklar, uluslararası platformlarda, düzenleyici ve denetleyici çerçevenin güçlendirilmesine yönelik çalışmalara hız kazandırmıştır. Bu kapsamda bu başlık altında kısaca, hükümetler tarafından sistemin işleyişi açısından önemli fonksiyonlara sahip bankalara yönelik yapılan müdahalelerin piyasalarda yarattığı olumsuzluklara değinilecek ve söz konusu maliyetlerin azaltılması konusunda literatürde yer alan bazı çözüm önerilerine yer verilecektir. 35

53 Ahlâki Tehlike Sorunu SIB lardan kaynaklanan ahlâki tehlike probleminin temeli aslında yukarıdaki başlıklarda değinilen TBTF algısına dayanmaktadır. Herhangi bir bankanın büyüklüğü, karmaşıklığı, iç içe geçmişliği arttıkça, bir başka ifadeyle söz konusu bankanın, finansal sistemin bütünün istikrarını tehdit edici hâle gelmesi durumunda, piyasa bu bankayı TBTF olarak algılamaya başlamakta ve bu noktada piyasa disiplin mekanizması zayıflayarak, ahlâki tehlike problemi ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda, kreditörler, bu bankaların kredi riskini tam olarak fiyatlayamamakta; piyasalar, bu bankaları daha düşük maliyetlerden fonlamakta ve bu durum, bankaların daha da büyümeleri ve karmaşık bir yapıya bürünmeleri konusunda teşvik edici olmaktadır. Literatürde, kamu müdahaleleri nedeniyle ortaya çıkan TBTF algısının piyasa disiplini üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi ölçmeye yönelik pek çok çalışma bulunmaktadır. Völz ve Wedöw ün (2009), TBTF ye ilişkin beklentilerin, bankaların CDS spreadlerini etkileyip etkilemediğini tespit etmek amacıyla yaptıkları çalışmada, bankaların büyüklüklerinde gerçekleşen %1 lik artışın, bankaların CDS spreadlerini yaklaşık 2 baz puan azalttığı sonucu ortaya çıkmıştır. Çalışmada ayrıca, TBTF algısından kaynaklı CDS spreadlerindeki bozulmaların banka belli bir büyüklüğe eriştikten sonra, bir başka ifadeyle banka, piyasa tarafından kurtarılamayacak kadar 36

54 büyük (too big to rescue) olarak algılanmaya başladığı büyüklükte, azalmaya başladığını da belirtilmiştir 10. Soussa (2000), 6 ülkeden 120 bankanın yer aldığı çalışmasında bankaları, küçük ve TBTF niteliğinde olanlar şeklinde ikiye ayırmış ve çalışmasında bu bankaların Fitch tarafından verilen bireysel kredi derecelerini ve uzun vadeli kredi derecelerini karşılaştırmıştır 11. Çalışmanın sonucunda, TBTF niteliğindeki bankaların uzun vadeli kredi derecelerinin daha yüksek olduğu; aynı bireysel kredi derecesine sahip küçük bir banka ile TBTF niteliğindeki bir banka arasında uzun vadeli kredi derecesi bakımından üç not fark olduğu ifade edilmiştir. Çalışmada ayrıca kredi derecelerinden kaynaklanan bu avantajın fonlama maliyetine ne şekilde yansıdığı değerlendirilmiş ve 5 yıl vadeli bir borçlanma aracında TBTF niteliğindeki bankanın 23 baz puan daha düşük maliyete katlandığı görülmüştür. Rime ise (2005), 21 gelişmiş ülkede faaliyet gösteren ve Moody s ve Fitch tarafından derecelendirilen bankalara yönelik yaptığı çalışmasında, TBTF kriteri olarak değerlendirilebilecek büyüklük ve piyasa payının bankaların kredi dereceleri üzerindeki etkisini incelemiştir. Çalışmada, TBTF algısının kredi dereceleri üzererinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğu ifade edilmiş; örneklemde yer alan en büyük bankanın, Moodys den yaklaşık bir not, Fitch den ise yaklaşık üç not ilave TBTF primi aldığı belirtilmiştir Bankaların büyüklüklerinin, otoritelerin müdahale etmelerine imkân vermeyecek düzeye erişmesi literatürdeki bazı çalışmalarda kurtarılamayacak kadar büyük (too big to rescue/too big to save) olarak adlandırılmaktadır. Bir bankanın bireysel kredi derecesi (individual ratings), bankanın herhangi bir dışsal destek almayacağı varsayımıyla sahip olduğu kredi görünümünü ifade ederken; uzun vadeli kredi derecesi (long term credit ratings) bankanın herhangi bir kriz durumunda dışarıdan destek alacağı varsayımıyla sahip olduğu kredi derecesini ifade etmektedir. 37

55 Soussa (2000) ve Rime ın (2005) çalışmasına benzer bir çalışma daha sonra Ueda ve Mauro (2013) tarafından gerçekleştirilmiş, bu çalışmada ise hem 2007 krizi öncesinde hem de kriz süresince piyasalardaki SIFI algısından kaynaklı devlet garantisine ilişkin beklentinin bankaların fonlama maliyetlerinde yarattığı avantaj kredi dereceleri aracılığıyla ölçülmüştür. Çalışmada, SIFI niteliğindeki kuruluşların, kredi derecelerinden kaynaklanan fonlama avantajlarının 2007 yılı sonunda 60 baz puan olduğu, bu avantajın 2009 yılı sonunda 80 baz puana çıktığı ifade edilmektedir. Abreu ve Gulamhussen da (2013), Ueda ve Mauro (2013) tarafından yapılan çalışmayı destekler şekilde çalışmalarında, FSB tarafından yayımlanan G-SIB listesine ve listede yer alan bankalara yönelik açıklanan tedbirlere rağmen, piyasalarda TBTF algısının ortadan kalkmadığını, piyasaların bu açıklamalardan sonra da bu bankalara yönelik TBTF algılarını sürdürdüklerini değerlendirmiştir. Beyhaghi vd. (2013) tarafından Kanada Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren 6 büyük ve 15 küçük bankaya yönelik yapılan çalışmada ise, büyük bankaların, küçük bankalara göre fonlama avantajına sahip olup olmadıkları incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, büyük bankaların mevduatlar için 80 baz puan, ikincil borçlar (subordinated debt) için ise 70 baz puan daha az maliyete katlandıkları görülmüştür. Yukarıda değinilen çalışmalarda da görüldüğü üzere, piyasalarda oluşan TBTF algısı, piyasa disiplinin bozulmasına neden olarak SIB niteliğindeki bankaların göreli avantajlar elde etmelerini sağlamaktadır. Piyasada oluşan bu algının giderilmesinde SIB lara yönelik güçlü bir düzenleyici çerçevenin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda, literatürdeki çalışmaların bir kısmında, düzenleyici çerçeve kapsamında alınabilecek önlemler ile ilgili olarak bazı önerilerde 38

56 bulunulmaktadır. Hüpkes (2005) çalışmasında, sıkıntı içerisindeki LCFI ların, finansal sistemin işleyişi açısından kritik olan fonksiyonlarının korunması koşuluyla, düzenli ve sistematik bir şekilde çözümlenmesine izin verilmesinin, piyasadaki mevcut TBTF algısını ortadan kaldırarak, ahlâki tehlike riskini azaltacağını ileri sürmektedir. Ancak Hüpkes e göre bunun için düzenleyici çerçevede bu kuruluşların sistematik bir şekilde çözümlenmesine izin verecek araç ve yöntemlerin tesis edilmiş olması gerekmektedir. Flannery (2010) TBTF algısından kaynaklı olumsuz dışsallıkların ele alınmasında, hem finansal kuruluşların kendi içerisinde hem de finansal piyasa altyapılarında bazı düzenlemelere gidilebileceğini ifade etmektedir. Bu kapsamda, Flannery e göre; tezgâhüstü (OTC-Over the Counter) türev işlemlerin merkezi takasının sağlanmasının, denetim sürecine piyasa bilgilerinin dahil edilmesinin, bankaların değişken yatırımlarının sınırlandırılmasının ve bankalara daha yüksek sermaye oranları uygulanmasının TBTF algısından kaynaklı piyasa bozulmalarının giderilmesinde etkisi olabilecektir. Ueda ve Weder ise (2013), IMF (2010a) tarafından önerilen ancak G-20 de destek bulmadığı için küresel ölçekte uygulaması gündemden kalkan finansal kuruluşlara yönelik harç (levy) uygulamasının, SIFI ların sahip olduğu maliyet avantajının ele alınmasında kullanılabileceğini, ancak söz konusu harcın belirlenmesinde, kısa dönemli piyasa hareketlerinin değil, uzun dönemli ortalama maliyet avantajının dikkate alınması gerektiğini ifade etmektedir Rekabetin Bozulması Finansal sektörün etkin bir şekilde işleyişinin sağlanmasında, istikrarın tesisi kadar, rekabetin korunması da önemlidir. Ancak kimi zaman hem istikrarı hem de 39

57 rekabeti eşanlı olarak sağlamak mümkün olmayabilmektedir. Nitekim, kriz dönemlerinde finansal istikrarın sağlanmasına yönelik yapılan kamu müdahaleleri, piyasalarda mevcut TBTF algısını güçlendirmekte, özellikle fonlama piyasalarında rekabeti bozucu etkilere yol açmaktadır. Bir önceki başlıkta da değinildiği üzere literatürdeki pek çok çalışma, bankalara yönelik gerçekleştirilen kamu müdahaleleri neticesinde ortaya çıkan TBTF algısından kaynaklı fonlama avantajına değinmektedir (Soussa, 2000; Wedöw, 2009; Rime, 2005; Ueda ve Mauro, 2013; Abreu ve Gulamhussen, 2013; Beyhangi vd., 2013). Söz konusu çalışmalarda büyük bankaların, CDS spreadlerine, kredi derecelerine yansıyan ilave TBTF primi sayesinde küçük bankalara göre daha ucuz fonlama imkânına sahip oldukları değerlendirilmektedir. Maliyet avantajının yanı sıra büyük bankalar, piyasalardaki TBTF algısı sayesinde daha riskli araçlara yönelebilmekte ve rakiplerine göre daha çok kâr elde etme imkânına sahip olabilmektedir. Duchin ve Sosyura (2013) tarafından ABD de Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı (TARP-Troubled Asset Relief Program) kapsamında sermaye desteği alan bankaların risk alma eğilimlerininin incelendiği çalışmada, söz konusu bankaların, sermaye desteği sonrasında portföylerinde daha riskli menkul kıymetlere yer verdikleri ve daha riskli kredileri finanse ettikleri görülmüştür. Çalışmada bankaların risk alma davranışlarındaki değişim, perakende krediler, kurumsal krediler ve menkul kıymet yatırımları aracılığıyla ölçülmüş; sermaye desteği sonrasında kullandırılan konut kredilerinde kredi gelir (LTI-Loan to Income) oranının %5,4 yükseldiği, kurumsal kredilerin risklilik düzeyinin arttığı ve riskli menkul kıymet yatırımlarında %4,3 lük artış olduğu gözlenmiştir. Black ve 40

58 Hazelwood (2012) tarafından yapılan benzer bir çalışmada ise, TARP kapsamında sermaye desteği alan büyük bankaların kriz süresince vermiş oldukları kredi miktarlarında bir değişiklik olmadığı, ancak söz konusu kredilerin risklilik düzeylerinde artışların gözlendiği ifade edilmiştir. Calderon ve Schaeck da (2012) kriz dönemlerinde verilen likidite desteklerinin bankaları daha yüksek getiri arayışına yönelterek, bankaların risk alma eğilimlerini artırdığını ifade etmektedir. Kriz dönemlerinde kamu müdahaleleri kapsamında alınan bir takım önlemler de, niteliği itibarıyla doğrudan rekabeti bozucu etki yaratabilmektedir. Bankaların ulusallaştırılması, her ne kadar kriz sürecinde pratik ve etkin bir çözüm olsa da uzun vadede kamu sahipliğinden kaynaklanan göreli avantaj nedeniyle piyasada rekabeti ve etkinliği azaltıcı etkiye sahip olabilmektedir. Nitekim literatürde kamu bankalarının rekabeti azaltıcı etkilerine sıklıkla değinilmekte, ayrıca bu bankaların politik kararlara açık olmaları nedeniyle finansal piyasaların gelişimini yavaşlattıkları değerlendirilmektedir. Yine, kriz dönemlerinde gerçekleşen banka birleşmeleri, bankaların piyasa gücünü artırmakta ve uzun vadede rekabeti bozucu sonuçlar doğurabilmektedir. Ayrıca birleşme sonucu TBTF algısının güçlenmesi, bankaların risk alma eğilimlerininin daha da artmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla kriz sonrası dönemde, kriz süresince yapılan kamu müdahalelerine aşamalı olarak son verilmesi rekabetin korunması açısından büyük önem taşımaktadır (OECD, 2009). 41

59 Kamusal Maliyetler Büyük, finansal açıdan iç içe geçmiş ve karmaşık yapılı bankaların iflasları, kimi zaman finansal piyasalar ve ekonomi üzerinde öylesine tahrip edici sonuçlar doğurmaktadır ki, böyle durumlarda bu bankalara devlet tarafından müdahale edilmesi kaçınılmaz olmaktadır. Nitekim 2007 yılında Amerika da ipotek kredi piyasasında başlayan ve akabinde hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılan kriz, pek çok ülkede sistemik bankacılık krizlerine neden olmuştur. Özellikle bu krizin uluslararası piyasalarla bütünleşmiş, TBTF olarak algılanan finansal kuruluşlara sahip gelişmiş ülkelerden kaynaklanması, krizin önemini artırmıştır. Çünkü bu kuruluşların sahip olduğu uluslararası ilişkiler ve sınır ötesi bağlar, krizin hızlı bir şekilde diğer ülkelere yayılmasına neden olmuş ve herhangi bir SIFI niteliğindeki kuruluşun iflasının diğer ülkeler üzerinde yaratabileceği riskler, finansal sektörde geniş çaplı kamu müdahalelerini gündeme getirmiştir. Bu dönemde pek çok ülke, finansal sıkıntı içerisindeki bankaların kurtarılmasına ve finansal istikrarın sağlanmasına yönelik olarak likidite destekleri vermiş, mevduat sigorta limitlerini artırmış, varlık alımlarına gitmiş, banka yükümlülüklerini garanti altına almış, bazı bankaları ulusallaştırmış ve pek çok bankanın yeniden yapılandırılması kapsamında bu bankalara sermaye desteği sağlamıştır (Tablo 1). Ancak alınan bu önlemler, kamu sektörü üzerinde önemli yükler oluşturmuş, bazı ülkelerde mali sürdürülebilirlik endişelerini gündeme getirmiştir. 42

60 Tablo 1. Krizde Gerçekleşen Kamu Müdahalelerine İlişkin Ülke Örnekleri* ( ) Ülkeler Likidite Desteği (Merkez bankasının, finansal kuruluşların mevduat ve yabancı yükümlülükler üzerinden olan alacaklarındaki yüzdelik artış) Yeniden Yapılandırma Maliyeti (Likidite desteği dışında kalan yeniden sermayelendirme ve diğer yeniden yapılandırma maliyetleri; GSYH yüzdesi olarak ifade edilmiştir.) Varlık Alımları ve Garantiler (Hazine ve Merkez Bankalarınca fonlama; GSYH yüzdesi olarak ifade edilmiştir.) Belçika 14,1 6 Garantiler: 7,7 Fransa 7,4 1 Garantiler: 0,3 Almanya 3,5 1,8 Garantiler: 6,1 Alımlar: 11,1 Yunanistan 42,3 25,4 _ İrlanda 16,3 40,7 Garantiler: 19,1 Alımlar: 20,3 Banka Yükümlülüklerine Verilen Garantiler (Banka yükümlülüklerine verilen garantiler ve mevduat sigortası limitinde artışlar) Mevduat sigortası limitinin 20 bin Avro'dan 100 bin Avro'ya çıkarılması Interbank kredilerine ve kısa vadeli borçlara verilen garantiler Dexia'ya özel verilen garantiler Kredi kuruluşlarının yeniden finansmanı için 360 milyar Avro garanti Dexia'nın 55 milyar Avroluk borcuna verilen garanti Hanehalkı mevduatları için sınırsız garanti 400 milyar Avro'ya kadar interbank kredilerine ve banka borçlarına garanti Mevduat sigortası limitinin 20 bin Avro'dan 100 bin Avro'ya çıkarılması Fonlama garantilerinin 15 milyar Avro'ya çıkarılması 10 bankanın pek çok yükümlülüğüne sınırsız garanti verilmesi Ulusallaştırmalar (Devlet tarafından finansal kuruluşlarının yönetimlerinin ele alınması) Fortis (2008), Dexia Bank Belçika (2011) _ Hypo Real Estate (2009) _ Anglo Irish Bank (2009) EBS Limited and Irish Nationwide Building Society (2010) Irish Life and Permanent (2011) 43

61 Tablo 1 in devamı Ülkeler Likidite Desteği (Merkez bankasının, finansal kuruluşların mevduat ve yabancı yükümlülükler üzerinden olan alacaklarındaki yüzdelik artış) Yeniden Yapılandırma Maliyeti (Likidite desteği dışında kalan yeniden sermayelendirme ve diğer yeniden yapılandırma maliyetleri; GSYH yüzdesi olarak ifade edilmiştir.) Varlık Alımları ve Garantiler (Hazine ve Merkez Bankalarınca fonlama; GSYH yüzdesi olarak ifade edilmiştir.) Rusya 23,9 1,9 _ İsviçre 0,7 1,1 Alımlar: 6,7 İngiltere 5,6 6,9 Alımlar: 16,3 Garantiler: 14,5 Amerika 4,7 4,5 Alımlar: 13 Banka Yükümlülüklerine Verilen Garantiler (Banka yükümlülüklerine verilen garantiler ve mevduat sigortası limitinde artışlar) Mevduat sigortasının 400 bin Ruble'den 700 bin Ruble'ye yükseltilmesi Interbank kredilerine garanti Mevduat sigortası limitinin 30 bin İsviçre Frangı'ndan 100 bin İsviçre Frangı'na yükseltilmesi Mevduat sigortası limitinin 35 bin Pound'dan 50 bin Pound'a çıkarılması 250 milyar Pound'a kadar olan kısa ve orta vadeli borçlara garanti verilmesi Northern Rock ve Bradford&Bingley'in toptan mevduatlarına kapsamlı garanti Mevduat sigortası limitinin 100 bin ABD Dolarından 250 bin ABD Dolarına çıkarılması 50 bin ABD Dolarına kadar olan para piyasası fonlarına garanti verilmesi Vadesiz mevduatlara tam garanti Yeni ihraç edilmiş olan garanti kapsamı dışındaki imtiyazlı borçlarına verilen garanti * 2007 Küresel Krizinde Türk Bankacılık Sektörü nde hiçbir temerrüt yaşanmamış ve hiçbir bankaya yönelik kamu müdahalesi gerçekleşmemiştir. Kaynak: Laeven ve Valancia, (2012), s Ulusallaştırmalar (Devlet tarafından finansal kuruluşlarının yönetimlerinin ele alınması) Northern Rock (2008) RBS (2008) Fannie Mae (2008) Freddie Mac (2008) AIG (2008) 44

62 Nitekim, Leaven ve Valancia nın (2010) yakın dönemli ve geçmiş dönemli krizleri değerlendirdikleri çalışmalarında, yakın dönemde yaşanan krizlerin hem üretim kaybı hem de kamu borcundaki artış anlamında, ekonomik maliyetlerinin yükseldiği ifade edilmektedir. Çalışmada, gerçekleşen üretimin normal trendinden sapması olarak tanımlanan üretim kaybı için, medyan büyüklüğü, geçmiş dönemlerde yaşanan krizler için GSYH nın %20 si olarak hesaplanırken, bu değer son küresel kriz için GSYH nın %25 i olarak hesaplanmıştır. Benzer şekilde kamu borcundaki artışın, geçmiş dönemli krizlerde medyan değeri GSYH nın %16 sı iken, son küresel krizde bu değerin, GSYH nın %24 üne ulaştığı görülmüştür. Bununla birlikte çalışmada, uygulanan genişletici para ve maliye politikası gibi finansal sistemi destekleyici nitelikteki dolaylı politikaların etkisiyle, son küresel krizde sermaye desteklerinden, varlık alımlarından ve varlıklara yönelik verilen garantilerden kaynaklanan doğrudan maliyetlerin geçmiş krizlere göre düştüğü de belirtilmektedir. Küresel krizin kamusal maliyetlerine ilişkin olarak İngiltere örneğine bakıldığında ise, kriz döneminde bankacılık sektörünün istikrarının sağlanmasına yönelik olarak, hükümet tarafından yapılan nakdi, gayri nakdi desteklerin ve verilen garantilerin toplam tutarının, krizin en yoğun olduğu dönemde 1162 milyar Pound a ulaştığı, bu tutarın 513 miyar Pound unun sektörün geneline, kalanının ise belirli bankalara (Royal Bank of Scotland, Lloyds Banking Group, Bradford&Bingley, Northern Rock ve iflas etmiş kuruluşlar) verildiği görülmektedir yılı Mart ayı itibarıyla ise mevcut desteklerin tutarı, 141 milyar Pound a gerilemiş bulunmaktadır (Tablo 2). 45

63 Tablo 2. İngiltere de Bankalara Yönelik Gerçekleşen Kamu Müdahaleleri Destek Verilen Kuruluşlar Desteğin Maksimum Olduğu Dönem (Milyar Pound) Mevcut Durum (31 Mart 2013) (Milyar Pound) Sektör Geneline Yönelik Destekler 513 Royal Bank of Scotland Lloyds Banking Group Northern Rock Bradford&Bingley İflas Eden Kuruluşlar Toplam Kaynak: ( ) Finansal krizle birlikte gündeme gelen söz konusu kamu müdahaleleri aynı zamanda vergi mükellefleri üzerinde yük oluşturmakta, bu durum sosyal adalet kavramına ters düşmektedir. İngiltere örneği tekrar değerlendirilecek olursa, fırsat maliyetleri ve riskler dahil edildiğinde -RBS ve Lloyds hissse senetlerinden kaynaklı temettü ve sermaye getirisi kayıpları hariç olmak üzere yılından beri, İngiltere de vergi mükelleflerinden finansal sektöre, en az 5 milyar Pound aktarılmıştır. Son dönemlerde SIB lardan kaynaklanabilecek olumsuz dışsallıkların, kamu kaynaklarına başvurulmaksızın ve vergi mükellefleri üzerinde herhangi bir yük oluşturmaksızın giderilmesine yönelik bazı çalışmalar yürütülmektedir. Detaylarına ikinci bölümde değinilecek olan bail in, sistemik harç gibi uygulamalar ile SIB lardan kaynaklanacak olası maliyetlerin, doğrudan finansal sektör tarafından karşılanması amaçlanmaktadır. 46

64 İKİNCİ BÖLÜM SİSTEMİK ÖNEME SAHİP BANKALARDAN KAYNAKLANAN RİSKLERİN AZALTILMASINA YÖNELİK ÖNLEMLER Son yaşanan kriz sürecinde ülkeler, finansal istikrarın sağlanmasını teminen, SIB lardan kaynaklanan risklerin azaltımına yönelik olarak olağanüstü politikalar uygulamıştır. Söz konusu politikalar kapsamında gerçekleşen likidite desteği, sermaye enjeksiyonu, sorunlu varlık alımları, kapsamlı devlet garantileri ve genişletilen mevduat güvenceleri gibi doğrudan veya dolaylı kamu müdahaleleri, bir yandan piyasa disiplinin bozulmasına neden olmuş, diğer yandan vergi mükellefleri üzerinde büyük maliyetler doğurmuştur. Yaşanan bu olumsuzluklar, SIB lara ilişkin mevcut düzenleme ve denetim çerçevesinin gözden geçirilmesi ihtiyacını açık bir şekilde ortaya çıkarmış ve bu kapsamda ulusal ve uluslararası platformlarda SIB lardan kaynaklanan risklerin azaltımına yönelik olarak pek çok önlem değerlendirmeye alınmıştır. Söz konusu önlemler, bir yandan bankaların iflas riskini azaltma; diğer yandan da bu bankaların iflas etmeleri halinde iflasın, finansal sistem üzerinde yaratacağı olumsuz etkiyi hafifletme amacı taşımaktadır. Aslında tüm bu önlemler ile hedeflenen ortak amaç piyasa disiplinine zarar vermeden kamu fonları dışındaki tedbirlerle, finansal sektörde ortaya çıkan sorunların çözülmesine imkân sağlamak tır. Bu bölümde detaylarına değinilecek olan bu önlemlerin bir kısmı üzerinde politika yapıcılar tarafından uzlaşmaya varılmış ve bu önlemler uygulanmaya başlanmış olmakla birlikte, bir kısmı üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Söz 47

65 konusu önlemler ile ilgili olarak dikkat çekilmesi gereken en önemli husus, bu önlemlerin birbirinin ikâmesi olmaktan ziyade, çoğunlukla birbirinin tamamlayıcısı olduğu ve alınacak önlemlerin, ülke koşullarına bağlı olarak farklı yapısal özellikler gösteren yerel açıdan sistemik öneme sahip bankalar için ülkeden ülkeye farklılık gösterebileceğidir. Her ne kadar Basel Komite tarafından belirlenen benzer yapılara sahip, sınır ötesi faaliyet gösteren G-SIB ların tamamı için ilave sermaye yükümlülüğü uygulanması, kurtarma ve çözümleme planlarının oluşturulması, kriz yönetim gruplarının kurulması gibi bazı ortak yükümlülükler getirilmiş olsa da, finansal sistemlerinin gelişmişlik düzeyleri birbirinden oldukça farklılık gösteren ve farklı koşullara sahip ülkelerin kendi sistemleri içerisinde belirledikleri D-SIB lar için benzer şekilde ortak yükümlülükler getirmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Nitekim Basel Komite, D-SIB lara yönelik geliştirdiği çerçevede, bu bankaların çekirdek ana sermayeden oluşan ilave sermaye yükümlülüğüne tabi olmaları gerektiğini ifade etmekle birlikte, bu yükümlülüğün belirlenme şeklini ve miktarını ülke otoritelerinin takdirine bırakmıştır. Dolayısıyla D-SIB lara yönelik alınacak önlemleri değerlendirirken, ülke koşullarını dikkate alan kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşım izlemenin daha uygun olacağı; bu bankaları belirleme yönteminde olduğu gibi ülke otoritelerine yeterli derecede takdir yetkisi bırakan bir yaklaşımın benimsenmesinin, alınacak önlemlerin etkinliği açısından daha olumlu olacağı değerlendirilmektedir Bankaların Zarar Karşılama Güçlerinin Artırılması Son yaşanan küresel krizde, sorun yaşayan bankaların bilançolarında yer alan sermayenin, zararları karşılama bakımından yetersiz kalması, yüksek miktarda kamu 48

66 müdahalelerini gündeme getirmiş ve bu durum vergi mükellefleri üzerinde önemli yükler doğurmuştur. Yaşanan bu tecrübeden hareketle, banka bilançolarının güçlendirilmesine ve bankaların zarar karşılama kapasitelerinin artırılmasına yönelik farklı önlemler üzerinde çalışmalara başlanmıştır. Aşağıda detaylarına değinilecek olan bu önlemlerden sadece Basel III sermaye düzenlemeleri, doğrudan SIB lar özelinde gündeme gelmemiş olup, bu düzenlemeler bankacılık sektörünün geneline ilişkin yeni uygulamaları içermektedir. Genel itibarıyla Basel III düzenlemeleri, spesifik olarak SIB lardan kaynaklanan dışsallıkları ele almasa da, bu düzenlemelerinin, sermayenin niteliğinin, niceliğinin ve risk kapsamının güçlendirilmesi bakımından getirdiği yeni hükümler ile, SIB ların zarar karşılama kapasitelerinin artırılmasına önemli katkı sağlayacağı beklenmektedir. Bu nedenle bu başlık altında kısaca Basel III sermaye düzenlemelerine de yer verilmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir Basel III Sermaye Düzenlemeleri Küresel kriz öncesinde gelişmiş ülkelerin bankacılık sektörlerinin sermaye yapıları incelendiğinde; sektördeki bankaların genellikle düşük miktarda kaliteli sermaye ile yüksek düzeyde sermaye yeterlilik oranlarını tutturdukları görülmüştür. Ancak, kriz döneminde bankaların sahip oldukları bu sermayenin, özellikle sermaye içerisinde önemli yer tutan Hibrit Enstrüman (Hybrid Instruments) ların adi hisse senedi gibi hareket etmediği ve varlıkların değer düşüklüklerinden ve kredi kayıplarından kaynaklanan zararları emme gücü bakımından yetersiz kaldığı; söz 49

67 konusu zararların ağırlıklı olarak adi hisse senetlerinden ve dağıtılmamış kârlardan karşılandığı tecrübe edilmiştir. Bu kapsamda Basel Komite tarafından, sermayenin kalitesinin artırılmasını teminen daha muhafazakâr bir sermaye tanımına gidilmiştir. Bu yeni tanım ile, ana sermaye 12 içerisinde yer alan çekirdek ana sermaye (Common Equity Tier I) nin ağırlıklı olarak adi hisse senetlerinden ve dağıtılmamış kârlardan oluşması; daha önceden sermayeden veya ana sermayeden indirilen değerlerin, büyük oranda çekirdek ana sermayeden indirilmesi ve sermaye içerisinde önemli yer tutan hibrit enstrümanlar ın zarar karşılama kapasitelerinin artırılması sağlanmıştır. Sermayenin niceliğinin güçlendirilmesi kapsamında ise mevcut sermaye oranlarında artışa gidilmiştir. Buna göre 1 Ocak 2013 tarihinde başlayan 6 yıllık geçiş süreci sonrasında; - çekirdek ana sermayenin risk ağırlıklı varlıklara oranının %2 13 den %4,5 a, - ana sermayenin risk ağırlıklı varlıklara oranının %4 ten % 6 ya çıkarılmasına karar verilmiş, toplam sermayenin risk ağırlıklı varlıklara oranında, bir başka ifadeyle, asgari sermaye yeterlilik rasyosunda bir değişikliğe gidilmeyerek, bu oranın %8 seviyesinde korunması sağlanmıştır (Tablo 3) Özkaynak = Ana Sermaye (Tier I) + Katkı Sermaye (Tier II) Ana Sermaye (Tier I) = Çekirdek Ana Sermaye + İlave Ana Sermaye (Additional Tier I) Basel III te bahsi geçen %2 lik çekirdek sermaye oranı, 17 Kasım 2009 da CRD de (Capital Requirement Directive) yapılan değişiklikle AB mûktesabatına dahil edilmiştir. 50

68 Basel III düzenlemeleri, sadece sermayenin tanımını ve miktarını değiştirmemekte, aynı zamanda sermaye yeterlilik rasyosunun paydasında yer alan risk ağırlıklı aktiflerin hesaplanmasında da bazı değişikliklere gitmektedir. Bu kapsamda, bankaların türev, repo ve menkul kıymet finansmanı işlemlerinden kaynaklanan karşı taraf kredi riskine ilişkin sermaye ve teminat yükümlülükleri güçlendirilmiş, OTC türev ürün işlemlerinde merkezi karşı tarafların (CCP-Central Counterparty) kullanımının teşvik edilmesine yönelik olarak bazı düzenlemelere gidilmiştir. Sermaye çerçevesinin güçlendirilmesi ile ilgili olarak Basel III kapsamında getirilen bir diğer önemli düzenleme de sermaye tamponlarıdır. Aşağıda detaylarına değinilecek olan bu tamponlardan sermaye koruma tamponu temelde, bankacılık sektöründe gerekli sermaye birikimini sağlama; döngüsel sermaye tamponu ise, aşırı kredi genişlemesinden kaynaklı riskleri azaltma amacı taşımaktadır Sermaye Koruma Tamponu (Capital Conversation Buffer) Krizin başlangıç aşamalarında bankalar, finansal durumlarındaki ve sektörün görünümündeki bozulmaya rağmen, finansal durumları ile ilgili olarak piyasaya olumlu sinyal verme kaygısıyla temettü ve ikramiye dağıtımına devam etmiş; ancak ilerleyen süreçte bu durum, bankaların finansal koşullarının daha da kötüleşmesine yol açarak, bankaların kredi faaliyetlerinin azalmasına ve sistemdeki döngüselliğin artmasına neden olmuştur (BCBS, 2011a). Söz konusu sorunu ele almak ve olumsuz finansal ve ekonomik koşullara karşı bankacılık sektöründe gerekli sermaye birikimini sağlamak amacıyla, Basel Komite tarafından bankaların, asgari sermaye 51

69 yeterlilik rasyolarına ilave olarak %2,5 oranında sermaye koruma tamponu bulundurmasına karar verilmiştir. Söz konusu yükümlülüğün, çekirdek ana sermaye niteliğinde olması öngörülmüş ve böylece bankaların bulundurmaları gereken toplam çekirdek sermaye oranı %7 ye (%4,5 çekirdek ana sermaye + %2,5 sermaye koruma tamponu); toplam sermaye yükümlülüğü ise %10,5 a (%8 asgari sermaye yeterlilik + %2,5 sermaye koruma tamponu) yükselmiştir. Komite ayrıca, banka bünyesinde bulundurulan sermaye koruma tamponu miktarının %2,5 düzeyinden aşağı düşmesi durumunda, düşüş miktarına bağlı olarak bankalara, çeşitli oranlarda kâr dağıtım sınırlamaları da getirmektedir Döngüsel Sermaye Tamponu (Countercyclical Capital Buffer) 14 Aşırı kredi genişlemeleri, bir takım finansal kırılganlıkları beraberinde getirmekte, özellikle aşırı kredi büyümesinden sonra yaşanan ekonomik daralmalar, bankacılık sektöründe büyük kayıplara neden olabilmektedir (BCBS, 2011a). İş çevrimlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan kredi hareketlerinin kontrol altına alınması, özellikle aşırı kredi büyümesinden kaynaklanan sistemik riskin sınırlandırılması amacıyla Basel Komite tarafından banka bünyesinde döngüsel nitelikli bir sermaye tamponunun bulundurulmasına karar verilmiştir. Ülke otoritelerinin inisiyatiflerine bağlı olarak uygulanacak olan döngüsel sermaye tamponunun, sermaye koruma tamponu aralığını genişleterek %0-%2,5 arasında uygulanması ve çekirdek ana sermaye niteliğinde olması planlanmıştır. Buna göre 14 Çeşitli kaynaklarda Döngüsel Sermaye Tamponu yerine Konjonktür Karşıtı Sermaye Tamponu, İktisadi Çevrim Karşıtı Sermaye Tamponu gibi ifadeler de kullanılmaktadır. Ancak bu çalışmada kullanımda birliğin sağlanması açısından, BDDK nın Sermaye Koruma Tamponu ve Döngüsel Sermaye Tamponlarına İlişkin Yönetmeliği nde geçen Döngüsel Sermaye Tamponu ifadesinin kullanımı tercih edilmiştir. 52

70 ülke otoritesi tarafından belirlenen aşırı kredi genişlemesi seviyesinin gerçekleşmesi halinde, bankanın kâr dağıtımına sınır getirilerek sermaye tamponunun oluşması sağlanacak; kayıpların ve kredi daralmasının gözlenmesi halinde ise söz konusu tampon yine ülke otoritesinin inisiyatifi dahilinde kullanılacaktır. Böylelikle döngüsel sermaye tamponunun, ekonomik döngünün daralma ve genişleme dönemlerinde stabilizör olarak görev yapması beklenmektedir. Tablo 3. Basel III Asgari Sermaye Yükümlülükleri ve Sermaye Tamponları (Yüzde) Çekirdek Ana Sermaye Ana Sermaye Toplam Sermaye Asgari Sermaye Yükümlülüğü 4,5 6 8 Sermaye Koruma Tamponu 2,5 Asgari Sermaye Yükümlülüğü + Sermaye Koruma Tamponu Döngüsel Sermaye Tamponu 0-2,5 Kaynak: BCBS, (2011a), s ,5 10,5 Basel Komite, Basel III sermaye düzenlemelerinin otoritelerce ulusal mevzuata kazandırılması ve uygulanması sürecine ilişkin periyodik gözden geçirmeler yapmakta ve ilerleme raporları yayımlamaktadır. Bu kapsamda Komite tarafından yayımlanan son ilerleme raporunda (BCBS, 2013d); Komite üyesi 27 ülkeden Endonezya dışında tamamının Basel III sermaye yükümlülüklerine ilişkin nihai düzenlemelerini yayımladığı, bu ülkelerden 12 sinin ise düzenlemeleri uygulamaya başladığı ifade edilmektedir. Raporda pek çok bankanın, belirlenen asgari sermaye yükümlülüklerini, Basel III için öngörülen takvimden önce karşılayabilecek yeterlilikte oldukları da ayrıca belirtilmektedir. 53

71 İlave Sermaye Yükümlülüğü SIB ların zarar karşılama kapasitelerinin artırılması kapsamında değerlendirilebilecek uygulamalardan ilki, bu bankaların sistemik önem derecelerine bağlı olarak, mevcut düzenlemelerin gerektirdiği sermaye büyüklüğünün üzerinde sermaye bulundurmalarının sağlanmasıdır. İlave sermaye yükümlülüğü uygulaması, bankaların bilanço yapılarını güçlendirmesinin yanı sıra, bankaların sistemik riske olan katkılarını somut bir şekilde maliyetlendirerek, riskli faaliyetlere girmelerine engel olmakta; dolayısıyla bankaların sıkıntı yaşama riskini azaltmaktadır. İlave sermaye yükümlülüğü uygulaması ile ilgili olarak üzerinde durulması gereken temel konular, yükümlülüğün miktarının nasıl belirleneceği ve yükümlülük kapsamında hangi araçların değerlendirilmesi gerektiği ile ilgilidir. İlave sermaye yükümlülüğünün hesaplanmasına ilişkin literatürde farklı yöntemler önerilmektedir. Örneğin IMF (2010b), risk bazlı ilave sermaye yükümlülüğünün hesaplanmasında iki ayrı yöntemden bahsetmektedir. İlk yöntemde düzenleyici otorite, her bir finansal kuruluşa, sistemik risk derecesi tahsis etmekte ve tahsis ettiği bu dereceye göre ilave sermaye yükümlülüğünü belirlemekte; ikinci yöntemde ise düzenleyici otorite, finansal kuruluşun sistemik riske olan marjinal katkısı ve temerrüt olasılığı (probability of default) ölçüsünde yükümlülük miktarını hesaplamaktadır. İlave sermaye yükümlülüğünün kapsamına ilişkin olarak ise, farklı araçlar değerlendirmeye alınabilmektedir. Söz konusu yükümlülük, Basel III ile tanımlanan sermaye araçlarından (çekirdek ana sermaye, ana sermaye, katkı sermaye) oluşabileceği gibi; bir sonraki başlıklarda özellikleri açıklanacak olan şarta bağlı 54

72 sermaye ve/veya bail in yükümlülüklerden de oluşabilecektir. Yükümlülüğün kapsamının belirlenmesi, daha çok ülke otoritesinin inisiyatifinde olacak bir husustur. Örneğin Basel Komite tarafından belirlenen G-SIB ların, sahip oldukları sistemik önem derecelerine göre %1 ile %2,5 arasında değişen ilave sermaye yükümlülüğünün, çekirdek ana sermayeden oluşması istenmiştir 15. Benzer şekilde, yine Basel Komite (2012a) tarafından D-SIB lar için geliştirilen çerçevede de, D-SIB niteliğindeki bankalara uygulanacak olan ilave sermaye yükümlülüğünün tamamının çekirdek ana sermayeden oluşması öngörülmüştür. İsviçre örneğinde, ülkenin sistemik öneme sahip iki bankasına (UBS, Credit Suisse) uygulanacak olan ilave sermaye yükümlülüğünün bail in yükümlülüklerden oluşmasına karar verilmiştir. Buna göre her iki banka risk ağırlıklı varlıklarının %6 sı oranında bilançolarında bail in yükümlülükleri bulunduracaklardır 16 (FINMA, 2011). Kanada, Danimarka ve İsveç te ise D-SIB olarak belirlenen bankalara uygulanacak sırasıyla %1, %1 ile %3,5 ve %5 (2015 yılı itibarıyla) düzeyindeki ilave sermaye yükümlülüğünün Basel Basel Komite tarafından, G-SIB olarak belirlenen bankalar, sistemik önem derecelerine göre eşit aralıklı 4 gruba ayrılmış ve bu bankaların ait oldukları grubun gerektirdiği büyüklükte, %1 ile %2,5 arasında değişen oranlarda ilave sermaye yükümlülüğüne tabi olmaları öngörülmüştür. Ayrıca bu 4 grubun üzerine, bankaların daha çok sistemik öneme gelmesini caydırıcı olması amacıyla ilave %1 lik sermaye yükümlülüğü içeren boş bir grup daha eklenmiştir. Hâlihazırda boş olan bu gruba herhangi bir bankanın girmesi durumunda, mevcut grup sayısına (4+1) ilave bir grubun ekleneceği de ayrıca ifade edilmiştir. Basel Komite tarafından öngörülen ilave sermaye yükümlülüğü uygulaması, 2016 yılında başlayacak olup, 2019 yılına kadar aşamalı olarak yerine getirilecektir. Her ne kadar %6 lık yükümlülük, FINMA tarafından düşük eşik değere sahip şarta bağlı sermaye aracı (low trigger contingent capital) olarak nitelendirilse de, tetikleyici olayın bankanın yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği bir noktada tanımlanması; dolayısıyla bu araçların, çözümleme aşamasında veya çözümleme aşamasından hemen önce kullanılmak üzere tasarlanması nedeniyle, bu yükümlülüklerin bail in olarak nitelendirilebileceği değerlendirilmiştir (Ek 4). 55

73 Komite tarafından önerilen şekilde çekirdek ana sermayeden oluşmasına karar verilmiştir 17. İlave sermaye yükümlülüğü ile ilgili olarak tartışılan en önemli konu, söz konusu yükümlülüklerin ekonomik faaliyetler üzerindeki olası olumsuz etkisi ile ilgilidir. Konuya ilişkin yapılan pek çok çalışmada, bankaların ilave sermaye yükümlülüğüne tabi olmalarının kısa vadede kredi maliyetlerine yansıyarak, yatırım ve tüketimin azalmasına, dolayısıyla toplam çıktı miktarının düşmesine neden olacağı değerlendirilmekte; uzun vadede ise iflas riskini azaltarak, hem finansal istikrara hem de makroekonomik büyüklüklere katkı sağlayacağı vurgulanmaktadır. Örneğin Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF-International Financial Institute) tarafından yapılan çalışmada; ilave sermaye yükümlülüğü uygulamasının 2014 yılında başlayacağı varsayımıyla, çekirdek ana sermayeden oluşan %1 lik ilave sermaye yükümlülüğünün, uygulamanın başladığı ilk iki yılda ABD, Avro Bölgesi, Japonya, İsviçre ve İngiltere de ekonomik büyümenin sırasıyla ortalama %0,08, %0,06, %0,05, %0,06 ve %0,1 düşmesine neden olacağı ifade edilmektedir (IIF, 2011). Basel Komite ve FSB tarafından kurulan Makroekonomik Değerlendirme Grubu nun (MAG-Macroeconomic Assessment Group) yapmış olduğu benzer bir çalışmada ise; G-SIB olarak belirlenen otuz bankanın sermaye yeterlilik rasyosunda sekiz yıllık geçiş sürecinde yapılacak %1 lik artışın maksimum etkisinin 36. çeyrekte 17 İsveç te D-SIB lar için söz konusu olan ilave sermaye yükümlülüğünün 2013 yılı sonu itibarıyla %3; 2015 yılı sonu itibarıyla ise %5 olarak uygulanması öngörülmüştür. Danimarka da ise, %1 ile %3,5 luk bu oran, bankanın daha fazla sistemik öneme sahip hâle gelmesi durumunda %4 e kadar çıkabilecektir. 56

74 gözleneceği ve bu aşamada GSYH nın, artışın yapılmadığı durumdaki GSYH düzeyine göre %0,06 düşeceği belirtilmekte, söz konusu geçiş sürecinde yıllık büyüme hızında gözlenecek düşüşün ise %0,01 den az olacağı ifade edilmektedir. %2 lik bir ilave sermaye yükümlülüğünün Basel III sermaye yükümlülükleri ile birlikte sekiz yıllık geçiş sürecinde uygulanması halinde ise maksimum etkinin, artışın yapılmadığı durumda tahmin edilen GSYH ya göre %0,34 lük düşüş ile gözleneceği belirtilmektedir. Bununla birlikte çalışmada ilave sermaye yükümlülüğünün finansal krizlerin olma ihtimali azaltarak olası çıktı kayıplarına engel olacağına dikkat çekilmekte, uzun vadede gözlenecek bu faydanın, geçici GSYH düşüşlerinden kaynaklanan maliyetleri fazlasıyla bertaraf edeceği değerlendirilmektedir (MAG, 2011) Şarta Bağlı Sermaye (Contingent Capital) Krizle birlikte bankaların zarar karşılama kapasitelerinin artırılması kapsamında gündeme gelen araçlardan birisi şarta bağlı sermayedir. İyi zamanlarda normal borçlanma aracı olarak işlev gören bu araçlar, banka faaliyetlerine devam ederken (going concern) önceden belirlenen tetikleyici olayın (trigger event) gerçekleşmesi durumunda zorunlu olarak adi hisse senedine dönüşmekte veya zarar yazılmaktadır 18. Bu araçların, tetikleyici olaya ve dönüşüm oranına bağlı olarak, sermaye tamponları, ilave sermaye yükümlülükleri ya da sermayenin yeniden yapılandırılması kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Örneğin İsviçre 18 Dönüşümdeki bu zorunluluk, şarta bağlı sermaye araçlarını, hisse senedine çevrilebilir tahvil lerden farklılaştırmaktadır. Hisse senedine çevrilebilir tahvilde yatırımcının, elinde bulunan borçlanma aracını hisse senedine çevirme opsiyonu bulunmakta ve bu opsiyon tamamen yatırımcının inisiyatifi dahilinde kullanılmaktadır. 57

75 uygulamasında, ülkenin sistemik öneme sahip olarak nitelendirilen iki bankası (UBS ve Credit Suisse) için sermaye koruma tamponu aralığı, Basel III de öngörülenden daha yüksek düzeyde belirlenmiş (%8,5) ve bu yükümlülüğün %3 lük kısmının şarta bağlı sermayeden oluşması istenmiştir (Ek 4). Basel III te ise, banka faaliyetlerine devam ediyorken, ilave ana sermaye (Additional Tier I) kapsamında değerlendirilen borçlanma araçlarının, şarta bağlı sermaye aracı niteliğini haiz olması istenmiştir. Şarta bağlı sermayenin etkinliği, hem tetikleyici olaya hem de dönüşüm oranına bağlıdır. Söz konusu tetikleyici olaylar, bankalara özgü göstergeler aracılığıyla mekanik olarak önceden tespit edilebileceği gibi, denetim otoritesinin takdir yetkisi ile uygulama aşamasında da belirlenebilecektir. Bu kapsamda mekanik tetikleyiciler (i) bilanço büyüklüklerine dayalı olarak hesaplanan bazı temel rasyoların (sermaye yeterlilik oranları, likidite oranı vs.) belirlenen eşik değerleri veya (ii) piyasa bazlı göstergelerin (CDS spreadleri, hisse senedi fiyatı vs.) tanımlanan değerleri olabilecektir (Adjiev vd., 2013). Bunlara ilave olarak, otomatik tetikleyici olarak da tanımlanan ve dönüşüm ün kendiliğinden gerçekleştiği mekanik tetikleyiciler ile denetim otoritesinin kararı birlikte (dual conversion triggers) tetikleyici olay olarak tanımlanabilecektir. Ancak temel rasyoların gecikmeli olması, hesaplamalarında bankaların içsel risk modellerinden kaynaklanabilecek farklılıkların ortaya çıkması ve stres zamanlarında denetim ve muhasebe otoriteleri üzerinde baskı unsuru oluşturabilmesi; piyasa bazlı göstergelerin ise manipülasyona açık olması ve fiyatlamalarının zor olması, mekanik tetikleyiciler konusunda tereddütleri de gündeme getirmektedir. 58

76 Literatürdeki bazı çalışmalarda (IMF, 2010b; Pazarbaşıoğlu vd., 2011) tetikleyici olay olarak, sisteme özgü durumlar ın da (piyasa oynaklık endeksi, piyasanın likidite durumu vs.) değerlendirilebileceği ifade edilmekte ve tanımlanan bu tarz tetikleyicilerin, tüm sektörde aynı anda sermaye düzeyini artıracağından, sistemik riskin ele alınmasında etkin sonuçlar sağlayabileceği belirtilmektedir. Ancak böyle bir değerlendirme, sektördeki tüm bankaların bu araçları bilançolarında taşımaları hâlinde mümkün olabilecektir. Ayrıca banka özelinde bir finansal sıkıntı gündeme geldiğinde, bu tarz bir tetikleyici, ancak banka özelindeki sıkıntının tüm sisteme yayılması ve finansal istikrarsızlığa yol açması durumunda devreye girebilecektir. Uygulamaya bakıldığında ise pek çok bankanın basit ve fiyatlamasının kolaylığı nedeniyle, mekanik tetikleyicilerden genellikle sermaye yeterlilik oranlarını tetikleyici olay kapsamında değerlendirildiği görülmektedir (Tablo 4). 59

77 Tablo 4. Şarta Bağlı Sermaye Araçlarında Son İhraçlar* Banka BBVA** Barclays Credit Suisse Robobank Lloyds İhraç Tarihi Nisan 2013 Nisan 2013 Kasım Şubat Şubat 2011 Ocak 2011 Mart 2010 Kasım 2009 Miktar 1,5 milyar 1 milyar ABD 3 milyar ABD 2 milyar ABD 2 milyar ABD 1,25 milyar 7,5 milyar 6 milyar CHF ABD Doları Doları Doları Doları Doları Avro Pound Vade Vadesiz 10 yıl 10 yıl 30 yıl Vadesiz Vadesiz 10 yıl yıl vadeli Faiz Oranı %9 %7,75 %7,625 %7,875 %9-%9,5 %8,375 %6,875 Başlangıç kupon oranının baz puan üzeri Tetikleyici Olay Tetikleyici Olayın Gerçekleşmesi Durumunda Ana sermaye oranının %5,125 in altına düşmesi Sermayeye dönüşecek. Çekirdek ana sermaye oranının %7 nin altına düşmesi Tamamı zarar yazılacak. Çekirdek ana sermaye oranın %7'nin altına düşmesi Tamamı zarar yazılacak. Çekirdek ana sermaye oranının %7'nin altına düşmesi veya denetim otoritesinin kararı Çekirdek ana sermayeye dönüşecek. Çekirdek ana sermaye oranının %7'nin altına düşmesi veya denetim otoritesinin kararı Çekirdek ana sermayeye dönüşecek. Sermaye yeterlilik oranının %8 in altına düşmesi Tamamı zarar yazılacak. * İhraçlar genellikle ana sermaye (Tier I) ve katkı sermaye (Tier II) nin yeniden yapılandırılması amacıyla gerçekleşmiştir. ** BBVA: Banco Bilbao Vizcaya Argentaria Kaynak: Murphy vd., (2012); AFME, (2010). Sermaye yeterlilik oranının %7 nin altına düşmesi %75 i zarar yazılıp, geri kalanı nakit olarak itfa edilecek. Çekirdek ana sermaye oranın %5'in altına düşmesi Sermayeye dönüşecek. 60

78 Şarta bağlı sermaye araçlarında dönüşüm oranı, hissedarlar ile şarta bağlı sermaye aracı sahiplerinin maliyeti nasıl paylaştıklarının belirlenmesi açısından önemlidir. Örneğin hisse senedine dönüşüm oranının, bir başka ifadeyle sulandırmanın (dilution) düşük olması, mevcut hissedarlar açısından olumlu; tahvil yatırımcıları açısından ise olumsuz bir durumdur. Benzer şekilde, dönüşüm oranının şarta bağlı sermaye aracının ihracı sırasında belirlenmesi, hissedarların lehine bir durum yaratacaktır. Çünkü böylelikle hissedarlar, hisselerinin ne kadarının sulandırılacağı bilgisine önceden sahip olmuş olacak, piyasanın bu bilgiyi hisse senedi fiyatlarına yansıtma imkânı olacak ve mevcut hissedarların zararları, dönüşüm sonrası hisse senedi fiyatındaki düşüş ile sınırlı kalacaktır. Dönüşüm oranının, tetikleyici olayın gerçekleştiği sırada belirlenmesi halinde ise, hissedarların ne oranda sulandırma ile karşı karşıya kalacaklarını önceden bilmemeleri nedeniyle, hisse senedi fiyatlarında manipülasyon gerçekleşebilecek ve hisse senedi değerleri sıfıra kadar düşebileceğinden, hissedarların zararları önceki duruma göre çok daha büyük olabilecektir (Pazarbaşıoğlu vd., 2011). Şarta bağlı sermaye uygulaması ile bankanın kurumsal paydaşlarının, bankanın taşıdığı riskleri daha yakından izleyerek, piyasa disiplininin sağlanmasına katkıda bulunması beklenmektedir. Buna göre bankanın hissedarları, şarta bağlı sermaye araçlarının hisse senedine dönüşmesinden kaynaklanacak sulandırma etkisi nedeniyle; bu araçlara sahip olan yatırımcılar ise hisse senedine dönüşümün gerçekleşmesi ile maruz kalacakları kayıpları önlemek amacıyla yatırım yaptıkları şirketi daha dikkatli olarak izleyecekler ve böylelikle piyasa disiplini kendiliğinden sağlanmış olacaktır (BCBS, 2011b). Ayrıca, şarta bağlı sermaye araçlarına ilişkin 61

79 faiz giderlerinin vergi matrahından düşülebilmesi (borçlanmanın vergi tasarrufu etkisi), bankaların sermaye maliyetlerinin düşmesine de imkân verecektir (AFME, 2010). Bununla birlikte, borçlanma aracı olarak tanımlanan ve genellikle belli bir vadeye sahip olarak ihraç edilen bu araçların, zarar karşılama kapasitelerinin bu vade süresi ile sınırlı olduğu dikkate alındığında, vade bitiminde bu yükümlülüklerin çevrilebilirliği (rollover) konusunda bir risk ortaya çıkmaktadır (Murphy vd., 2012). Aynı zamanda piyasaya yeni sürülen bu araçlara yönelik talep ve fiyat oluşumlarının nasıl gerçekleşeceği de hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Söz konusu araçların likiditelerinin düşük olması, sermayeye dönüşüm özelliği nedeniyle bazı yatırımcı sınıfları için uygun olmaması ve genellikle kredi derecelendirme kuruluşları tarafından değerlendirmeye alınmaması veya yatırım yapılabilir seviyenin altında değerlendirilmesi, bu araçlara yönelik yatırımcı tabanı konusunda endişeleri gündeme getirmektedir. Ayrıca, şarta bağlı sermaye araçlarının özelliklerinin açık bir şekilde tanımlanmaması, daha düşük maliyetli ancak zarar karşılama kapasitesi düşük bazı araçların bu kapsamda değerlendirilmesine neden olabilecektir. Dolayısıyla bankaların zarar karşılama kapasitelerinin artırılmasına yönelik olarak gündeme gelen bu araçların, amaçlananın dışında bankaların sermaye çerçevelerini karmaşıklaştırarak, söz konusu çerçevenin piyasa katılımcıları, denetçiler ve banka yönetimi tarafından anlaşılması zor bir hâle gelmesine neden olma ihtimali de bulunmaktadır. Hâlihazırda, temelde Basel III ile getirilen düzenleyici gerekliliklerin karşılanabilmesi amacıyla ihraç edilen bu araçlara yönelik piyasa küçük olmakla 62

80 birlikte gün geçtikçe büyümektedir. Nitekim, 2009 yılından itibaren bankaların ihraç etmiş olduğu şarta bağlı sermaye aracı tutarı 70 milyar ABD Dolarına ulaşmıştır. Bu ihraçların yaklaşık %80 i Avrupa Bankaları tarafından gerçekleştirilmekte olup, İngiltere ve İsviçre bu konuda öncü konumdadır. Temmuz 2013 te Basel III düzenlemelerinin Avrupa Birliği mevzuatına dahil edilerek yürürlüğe girmesinin ardından, şarta bağlı sermaye araçlarına yönelik Avrupa Bankaları tarafından gerçekleşen ihraçların artması beklenmektedir. Şarta bağlı sermaye araçlarına yönelik talep değerlendirildiğinde ise, genellikle perakende yatırımcıların ve özel küçük bankaların bu araçlara yatırım yaptığı görülmektedir. Varlık yatırım şirketleri, sigorta şirketleri ve emeklilik fonları gibi kurumsal yatırımcılar, genellikle kredi derecesine sahip olmayan ve ülkeler arasında farklı düzenlemelere tabi olan bu araçlara yatırım konusunda mevcut durumda çekimser davranmaktadır (Adjiev vd., 2013) yılından bu yana bankalar tarafından ihraç edilen şarta bağlı sermaye araçlarının vade yapıları incelendiğinde ise, söz konusu araçların üçte ikisinin belli bir vadeye sahip olduğu ve bu vadenin ortalama 10 yıl olduğu görülmektedir. Ayrıca, ihraç edilmiş olan şarta bağlı sermaye araçlarının yarısından fazlası da kredi derecelendirme kuruluşları tarafından değerlendirmeye alınmamış bulunmaktadır. Örneğin, Rabobank tarafından Mart 2010 da ihraç edilen şarta bağlı sermaye araçları hiç bir derecelendirme kuruluşu tarafından değerlendirmeye alınmamış; Kasım 2009 da Lloyds tarafından ihraç edilen şarta bağlı sermaye araçları ise yatırım yapılabilir seviyenin altında derecelendirilmiştir. Yakın zamana kadar sadece Fitch ve Standard&Poor s tarafından derecelendirilen bu araçlar, Mayıs 2013 ten itibaren 63

81 Moody s tarafından da derecelendirilmeye başlansa da, piyasaya yeni sürülen bu araçların derecelendirilmesine kredi derecelendirme kuruluşları oldukça ihtiyatlı yaklaşmaktadır. Örneğin, Standard&Poor s tarafından kullanılan yönteme göre; şarta bağlı sermaye araçlarının alacağı kredi derecesi, ihraççının kredi derecesinden iki ya da üç not aşağı olmalı ve BBB+ seviyesini geçmemelidir (Adjiev vd., 2013) Bail In Yükümlülükler 19 Bail in yükümlülükler, bankaların zarar karşılama kapasitelerinin artırılması kapsamında gündeme gelen bir diğer araçtır. Bail in uygulamasında, banka yükümlülüklerini karşılayamaz noktaya geldiğinde (at the point of non viability) veya bu noktaya gelmeden hemen önce, bankalara borç veren kreditörlerin alacaklarının, zarar yazılması ya da bu alacaklara belirli iskontolar uygulanarak, iskonto sonrası kalan tutarın adi hisse senedine dönüşmesi söz konusudur. İmtiyazlı alacaklar da dahil olmak üzere, ağırlıklı olarak sigorta kapsamı dışındaki ve teminatsız alacaklar için söz konusu olması düşünülen bail in uygulamasının, bankanın sermaye ve sermaye benzeri borçlarının zararları karşılama kapasitesinin bittiği aşamada devreye girmesi öngörülmektedir 20. Piyasa disiplininin sağlanması ve kamu müdahalelerinden kaynaklanan olası sosyal maliyetlerin önlenmesi bakımından şarta bağlı sermaye araçları ile temelde aynı amaca hizmet eden bail in yükümlülüklerin, şarta bağlı sermaye araçlarından temel farkı bu yükümlülüklerin, Bail in yükümlülüklerin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından yayımlanan bazı çalışmalarda Türkçe ye otofinansman olarak çevrildiği görülmektedir. Mevduat sigortası kapsamındaki sigortalı mevduatlar, teminat tutarı kadar teminatlandırılmış yükümlülükler, emanette tutulan varlıklara ilişkin yükümlülükler, çalışanlar ile vergi ve sosyal güvenlik kurumlarına ilişkin yükümlülükler genel olarak bail in kapsamında değerlendirilmemektedir. Kısa vadeli yükümlülüklerin, türev ürünlerin ve grup içi fonlamaların bail in kapsamında değerlendirilmesi hususu ise tartışmalıdır. 64

82 imtiyazlı alacaklar dahil bankanın yükümlülüklerinin tamamına uygulanabilirliği ve sadece bankanın yeni ihraç etmiş olduğu borçlanma araçları için değil, bankanın sahip olduğu mevcut tüm borçlanma araçları için söz konusu olabilirliğidir. Hâlihazırda, üzerinde ağırlıklı olarak durulan bail in türü; çözümleme rejimleri kapsamında, kullanım şekli ve zamanı yasal olarak kamu otoritelerinin takdirine bırakılan yasal bail in (statutory bail in) dir. Bunun dışında bankalar, otoriteleri tarafından sözleşmeye dayalı bail in (contractual bail in) yükümlülüklere de tabi tutulabilecektir. Sözleşmeye dayalı bail in de bankanın yükümlülüklerini yerine getiremediği noktada gerçekleşen zarar yazma ya da hisse senedine dönüşüm, banka ile yatırımcılar arasındaki sözleşme hükümlerinden kaynaklanmaktadır. Bu iki bail in türü arasındaki en önemli farklılık ise, yasal bail in uygulaması kapsamında, sadece yeni ihraç edilen yükümlülüklerin değil, eski yükümlülüklerin de bail in kapsamında değerlendirilebilecek olmasıdır. Bail in yükümlülüklerin uygulamada, bankanın çözümleme aşamasında veya çözümleme aşamasına geçmeden hemen önce devreye girmesi düşünülmüştür (D Souza vd., 2010). Bu kapsamda bail in uygulamasından, çözümleme sürecine girmiş bankanın yeniden yapılandırılması (köprü banka kurulması vs.) suretiyle sistemik öneme sahip fonksiyonlarının sürekliliğinin sağlanmasında veya sıkıntı içerisindeki bankanın, sermayesinin yeniden yapılandırılması yoluyla faaliyetlerinin sürekliliğinin sağlanmasında faydalanılabilecektir (FSB, 2011b). Böylelikle, bankanın düzenli olmayan bir şekilde tasfiyesinden kaynaklanan zararların önüne geçilebileceği değerlendirilmektedir. Konuya ilişkin olarak Calello ve Ervin (2010) tarafından yapılan varsayımsal çalışmada, Lehman Brothers ın iflasında bail in 65

83 yükümlüklerden faydalanılmasının iflas sürecini nasıl değiştirebileceği incelenmiş ve çalışmanın sonucunda bail in mekanizması aracılığıyla, Lehman Brothers ın iflasının önlenebileceği, hatta daha güçlü bir mali bünye ile faaliyetlerine devam etmesinin sağlanabileceği değerlendirilmiştir 21. Bail in konusundaki ülke uygulamalarına bakıldığında ise, hâlihazırda sadece birkaç ülke otoritesinin (ABD ve İsviçre) kanuni olarak, batmak üzere olan finansal kuruluşun yükümlülüklerini zarar yazma veya hisse senedine çevirme yetkisinin olduğu görülmektedir (FSB, 2013a). Bunun dışında Avrupa Birliği tarafından kredi kuruluşları ile yatırım şirketlerinin toparlanma ve çözümleme süreçlerine ilişkin bir çerçeve oluşturulmasını teminen hazırlanan taslak direktifte de (Recovery and Resolution Directive) ulusal çözümleme otoritelerine bail in araçlardan faydalanma yetkisi verilmektedir. Ülke uygulamalarının yanı sıra, Basel Komite düzenlemelerinde de bail in uygulamasına yer verilmiştir. Buna göre; bankaların yükümlülüklerini karşılayamaz 21 Çalışmada, Lehman Borthers ın likit olmayan aktiflerinden ötürü sorun yaşadığı ilk dönemlerde, henüz gerçekleşmemiş olan zararlarının piyasa tahminlerine göre tutarı 25 milyar ABD doları iken, bankanın iflasının istenmesi ile bu zararın 6 kat artarak, yaklaşık 150 milyar ABD dolarına çıktığı ifade edilmekte ve bu süreçte bail in uygulamasını içeren ve aşağıda detayları verilen önlemlerin alınmış olmasının, yaşanan süreci farklı şekilde sonlandırabileceği iddia edilmektedir. Çalışmaya göre; ilk olarak değerlemeye ilişkin endişelerin giderilebilmesi için 25 milyar ABD doları tutarındaki aktif, zarar yazılarak bilançodan çıkarılmış (bu zarar tutarına karşılık gelen mevcut hisseler de bu kapsamda silinmiş), daha sonra, yaklaşık 25 milyar ABD doları tutarındaki mevcut imtiyazlı hisse senedi ile ikincil sermaye benzeri borçlar yüzde 50 dönüştürme oranıyla hisse senedine dönüştürülmüş, 120 milyar ABD doları tutarındaki teminatsız imtiyazlı borçların yüzde 15 i dönüştürülerek yüzde 50 sine karşılık gelen tutar için yeni hisse senedi verilmiş ve bu borçların geriye kalan yüzde 85 i olduğu gibi korunmuş olsaydı, bazı operasyonel değişikliklerin (banka yönetiminin değiştirilmesi vs.) de katkısıyla güçlendirilen Yeni Lehman Brothers ın eski sermaye tabanı yaklaşık iki katına çıkarılarak özkaynaklarının 43 milyar ABD doları olması sağlanmış olabilecekti. 66

84 noktaya geldiğinde, tüm sermaye kalemlerinin zarar karşılama özelliğine sahip olmasını teminen, ilave ana sermaye (Additional Tier I) ve katkı sermaye (Tier II) kapsamında ihraç edilen sermaye araçlarının, tetikleyici olayın gerçekleştiği anda zarar yazılabilme veya hisse senedine dönüşebilmesi için gerekli olan sözleşme hükümlerini içermesi öngörülmüştür. Her ne kadar bu düzenlemede Basel Komite tarafından, söz konusu sermaye araçlarının bail in özelliğine sahip olması gerektiği açık bir şekilde ifade edilmese de, tetikleyici olayın ilgili otorite tarafından bankanın yükümlülüklerini karşılayamaz duruma gelmesini önlemek üzere alınacak zarar yazma ve kamu müdahalesi kararından hemen önce gerçekleşiyor olması, bu araçların aslında bail in niteliğini haiz olmasının istendiği şeklinde değerlendirilmiştir. FSB de (2011b) etkin bir çözümleme sisteminin temel özellikleri kapsamında, çözümleme otoritelerinin yasal olarak bail in yükümlülükleri kullanma yetkisine sahip olması gerektiğinin altını çizmektedir. Bail in uygulamasının, bankaların çözümleme sürecinden kaynaklanan maliyetlerin mümkün olduğunca piyasadan karşılanmasına imkân vermesi ve vergi mükelleflerinin maruz kalabileceği maliyetleri ortadan kaldırması beklenmekle birlikte, uygulamadan istenen sonucun alınabilmesi için bazı hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. Bail in kapsamında değerlendirilecek araçların sigorta kapsamında olmayan belli araçlarla sınırlı tutulması, yükümlülük arbitrajına yol açabilecek ve yatırımcıların daha çok sigorta kapsamındaki araçlara ya da bail in kapsamında değerlendirilmesi düşünülmeyen kısa vadeli araçlara yönelmesine neden olabilecektir. Bunun yanı sıra, bail in in sadece birkaç ülke tarafından 67

85 uygulanması, düzenleme arbitrajı sorununu ortaya çıkarabilecek ve bankanın faaliyetlerinin hızlı bir şekilde bail in çerçevesinin olmadığı ülkelere doğru kayması ile sonuçlanabilecektir (Akdağ, 2011). Bail in uygulaması, bulaşma riskini ve bankaların fonlama maliyetlerine ilişkin endişeleri de gündeme getirebilecektir. Çözümleme sürecine giren bankanın bail in kapsamında değerlendirilen yükümlülüklerini finanse eden diğer finansal kuruluşlar, bail in uygulaması nedeniyle belli zararlara maruz kalabilecekler, bu durum söz konusu finansal kuruluşların bir yandan mali durumlarının bozulmasına diğer yandan da bozulan mali durumları nedeniyle fonlama maliyetlerinin artmasına neden olabilecektir (Zhou vd., 2012). Bunun dışında bazı düzenleyici otoritelerin, kreditörlerin bilançolarında bail in niteliğini haiz alacak bulundurmalarına izin vermemesi ve kreditörlerin zımni veya açık devlet garantisinden mahrum kalmaları sebebiyle, alacaklarının zarar yazılma ya da hisse senedine dönüşme ihtimaline karşı daha yüksek risk primi talep etmeleri de, bankaların fonlama imkânlarının daralmasına ve fonlama maliyetlerinin artmasına neden olabilecektir (KPMG, 2012). Bail in uygulamasında, hukuki olarak bazı belirsizliklerin giderilmesini teminen, uygulamanın yasal çerçevesinin de ayrıntılı bir şekilde belirlenmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü dönüşümün gerçekleştiği aşamada kreditörler, bankanın azami değerinin korunması ve faaliyetlerinin normal bir şekilde devamı karşılığında mevcut yasal haklarının tamamından vazgeçmektedir. Otoritelere, böyle bir dönüşümün gerçekleşebilmesi için yasal olarak açık tanımlanmış yetkilerin verilmemesi durumunda, bu uygulama mülkiyet hakları ile çelişebilecektir (Ötker- Robe, 2011). 68

86 2.2. Yapısal Önlemler Krize gelinen süreçte, evrensel bankacılık modellerinin sağladığı çeşitlendirme imkânı, bankaları, perakende bankacılık işlemlerinin yanı sıra, yatırım bankacılığı ve toptan bankacılık işlemlerine yöneltmiş; ancak bankaların bu piyasalarda gerçekleştirildiği aşırı riskli işlemler piyasalarda büyük kayıpların yaşanmasına neden olmuştur. Ayrıca, kriz öncesi dönemde büyük bankalara yönelik piyasalarda oluşan zımni devlet garantisi algısı, bankaların büyümeleri ve daha karmaşık işlemler yapmaları yönünde teşvik edici olmuştur (Chov ve Surti, 2011). Yaşanan bu gelişmeler, banka büyüklüklerinin kontrol altına alınmasına, bankaların gerçekleştirdiği aşırı riskli faaliyetlerin sınırlandırılmasına ve bankaların karmaşık organizasyonel yapılarının basitleştirilmesine yönelik farklı yapısal önlemleri gündeme getirmiştir. Yapısal nitelikli önlemlerin amacı temelde, bankacılık sektörünün ekonominin işleyişi açısından da önem arz eden geleneksel faaliyetlerinin sürekliliğini sağlamak ve piyasada TBTF, TCTF ya da TITF algısından kaynaklı ahlâki tehlike riskini azaltarak, piyasa disiplinin sağlanmasına yardımcı olmak, dolayısıyla vergi mükelleflerini finansal sektör kaynaklı zararlardan korumaktır Banka Büyüklüklerine Sınır Getirilmesi Çalışmanın birinci bölümünde de ifade edildiği üzere bankalar, büyümeden kaynaklanan avantaj ile bir yandan çeşitlendirme imkânından faydalanabilmekte, diğer yandan da daha düşük maliyetlerden borçlanabilmektedir. Ayrıca büyüklükten 69

87 kaynaklı piyasadaki TBTF algısı ve zımni devlet garantisi, bankaları büyüklüklerini artırmaları konusunda teşvik edici olmaktadır. Nitekim Brewer ve Jagtiani (2013) tarafından yapılan çalışmada, bankaların TBTF olarak algılanacak varlık büyüklüğüne erişmek için, yüksek tutarlarda ilave birleşme primi ödemeye razı oldukları görülmüştür. Bu kapsamda banka büyüklüklerine sınır getirilmesi, SIB lardan kaynaklanan risklerin ele alınmasında gündeme gelen önlemlerden bir diğeridir. Büyüklük sınırlamasıyla, bankaların piyasa hâkimiyeti elde etmelerine engel olunması ve piyasada TBTF algısından kaynaklı aşırı risk alımlarının önüne geçilerek, ahlâki tehlike riskinin azaltılması amaçlanmaktadır (FSOC, 2011). Söz konusu büyüklük sınırlamaları, bankanın bilanço büyüklüğüne (mutlak bir büyüklükte veya ülke GSYH sının belli bir oranı ölçüsünde) ya da piyasa payına belli limitler getirmek şeklinde olabilecektir. Örneğin, ABD de yürürlüğe giren Dodd-Frank Kanunu 22 ile, finansal kuruluşların birleşme ve satın alma faaliyetlerine konsantrasyon limiti getirilmektedir. Söz konusu düzenlemeye göre, bir finansal kuruluşun birleşme ve satın alma sonrası konsolide yükümlülükleri toplamı, finansal sektörün toplam yükümlülüklerinin %10 unu aşmamalıdır. Yine aynı düzenlemeye göre, Amerikan Merkez Bankası (Fed-Federal Reserve Bank), denetimine tabi banka dışı finansal kuruluşlar ile 50 milyar ABD Doları ve üzeri varlık büyüklüğüne sahip banka sahibi holding şirketlerinin finansal istikrarı tehdit eder hâle gelmeleri durumunda, büyüklüklerine ve faaliyet alanlarına sınır getirebilecektir. 22 Dodd- Frank Wall Street Reformu ve Tüketicinin Korunması hakkındaki Kanun (Dodd-Frank Wall Street Reform and Consumer Protection Act of 2010) 70

88 Banka büyüklüklerine sınır getirilmesi ile ilgili olarak bankaların maruz kalabileceği en büyük maliyet, ölçek ekonomilerinden ve çeşitlendirme imkânından faydalanamamaktan kaynaklanacaktır. Hughes ve Mester (2011) çalışmalarında, büyüklüğe ilişkin katı sınırlamaların, serbest piyasa ekonomisinin işleyişini zedeleyerek, banka maliyetlerini artıracağını ifade etmekte ve bankaların risk alma eğilimlerinde herhangi bir değişiklik yaratmayan bu tarz katı sınırlamaların, riskin elimine edilmesinden ziyade, düzenleme kapsamı dışındaki başka alanlara kaymasına neden olabileceğine dikkat çekmektedir. Makroekonomik açıdan bakıldığında da, kanuni düzenlemelerle bankaların bilanço büyüklüklerine sınır getirmek, SIB larla mücadelede açık ve etkin bir sonuç getirmeyebilecektir. Finansal sistemin büyüklüğünün arz ve talep ile birlikte belirlendiği dikkate alındığında, sistemdeki mevcut talep değişmediği sürece, bankanın büyüklüğünü sınırlandırmak, söz konusu banka faaliyetlerinin sistemde bulunan diğer küçük bankalara kaymasına neden olacaktır. Bu küçük bankalar, risk bağlamında benzer strateji ve faaliyetleri izleyeceklerinden, sistemik öneme sahip olduğu düşünülen bankanın büyüklüğünü sınırlandırmak, söz konusu bankanın risk düzeyini azaltsa da, finansal sistemin bütünündeki riski ortadan kaldırmayacaktır. Hatta finansal sistemin bütününe yayılan risk nedeniyle, küçük bankaların grup halinde sıkıntı yaşamaları, kriz yönetimini daha karmaşık hâle getirebilecektir (FINMA, 2011). Dolayısıyla, büyüklüğe ilişkin katı sınırlamalar getirmek, finansal sistemi güçlendirmede her zaman uygun bir yol olmayabilecektir. 71

89 Banka Gruplarının Organizasyonel Yapılarının Basitleştirilmesi: İştirakleştirme Kriz süresince sınır ötesi faaliyet gösteren bankaların, ana ülke ile ev sahibi ülke otoriteleri arasındaki işbirliği ve bilgi paylaşımındaki eksiklikten kaynaklanan problemler, söz konusu banka yapılanmalarında iştirakleştirme uygulamasını gündeme getirmiştir. İştirakleştirme ile sınır ötesi bankalar, faaliyette bulundukları ülkenin düzenleyici gerekliliklerine (sermaye, likidite düzenlemeleri gibi) tabi olmakta ve ev sahibi ülke otoritesinin iştirakin, ana ortağı ile olan ilişkilerine sınır getirme yetkisi bulunmaktadır. Her ne kadar sınır ötesi bankanın, şube şeklinde faaliyet göstermesinin ana ortaklık bakımından, grup içi fon akış kolaylığı, maliyet avantajı ve verimlilik nedeniyle daha anlamlı olabileceği değerlendirilse de; iştirak şeklindeki yapılanma, ev sahibi ülke açısından tasfiyenin ve çözümlemenin kolaylığı bakımından daha etkin sonuçlar doğurmaktadır. İştirakleştirme ile iştirak, ana bankadan yasal olarak bağımsız bir yapıya sahip olmakta, dolayısıyla ana banka bir sorun yaşadığında iştirak bundan doğrudan etkilenmemektedir. Benzer şekilde iştirak bir sorun yaşadığında da, ne ana ortak bankanın ne de ana ülke otoritesinin iştiraki destekleme gibi yasal bir yükümlülüğü bulunmaktadır. Oysaki şube yapılanmasında şube, ana ortaktan ayrılmaz bir parça olduğu için, ana ülke otoritesinin grubun tüm çözümleme faaliyetlerini yönetmesi gerekmekte olup, kimi zaman bu yükümlülük ana ülkenin çok büyük maliyetler ile karşı karşıya kalmasına neden olabilmektedir (Fiechter vd., 2011). Nitekim kriz döneminde İzlanda Bankaları iflaslarıyla, İzlanda Otoritelerini, 72

90 sahibi oldukları yurtdışı şubelerdeki sigortalı mevduatlardan kaynaklanan, ülkenin GSYH sini aşan tutarlardaki zararları karşılama yükümlülüğü altında bırakmıştır. Bunun yanı sıra, ana ortaktan bağımsız bir yapılanma, grubun yasal ve finansal yapısını basitleştirmekte; ana ortağın yaşayacağı herhangi bir finansal sıkıntıda, sağlıklı yapıya sahip olan iştirakin sorun yaşayan ana ortak ve diğer iştiraklerden ayrışarak, faaliyetlerine devam etmesine imkân vermektedir. İştirak yapısında bir nevi, grup içi küresel yapılanmalar arasına "koruyucu duvar (firewall)" örülmekte; böylelikle sistemdeki bulaşma riski azaltılmaya çalışılmaktadır. Ancak bu şekildeki müdahaleler, piyasa davranışlarında değişiklik yaratarak çitleme (ringfencing) olarak tabir edilen sonuçlara neden olabilmekte ve bu durum grup içi sermaye akışını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Çünkü ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan iştirak, ev sahibi ülke otoritesinin düzenlemelerine tabi olmakta ve ev sahibi ülke otoritesinin gerekli gördüğünde iştirakin, ana ortağı ya da grubun diğer iştirakleri arasında gerçekleşen fon akışına sınırlama getirme yetkisi bulunmaktadır Dar Bankacılık Uygulaması Küresel krizle birlikte bankaların riskli faaliyetlere girmelerinden kaynaklanan sıkıntıların azaltılmasına yönelik olarak gündeme gelen önerilerden bir diğerini de dar bankacılık yaklaşımı oluşturmaktadır. Dar bankacılık yaklaşımının temeli aslında, 1933 de Büyük Buhran dan sonra ABD de yürürlüğe giren, yatırım bankacılığı ve ticari bankacılık faaliyetlerini birbirinden ayıran Glass Steagall 73

91 Yasası na dayanmaktadır. Ancak söz konusu döneme göre bugün, finansal koşullarda ortaya çıkan değişiklikler, hâlihazırda üzerinde tartışılan dar bankacılık uygulamasının tanımını da değiştirmiştir. Bugün dar bankacılık yaklaşımı ile amaçlanan, bankacılık faaliyetlerinin fonksiyonel olarak fayda sağlama derecelerine göre -faydalı ve faydalı olmayan şeklinde 23 - kurumsal düzeyde birbirinden ayrılmasıdır. Söz konusu ayrıma ilişkin en uç öneri ise, ödeme sistemlerine erişimi olan sigorta kapsamındaki mevduat bankaları ile diğer bankacılık faaliyetlerinde bulunan bankaların faaliyetlerinin tamamen birbirinden bağımsız çatılar altında gerçekleştirilmesine ilişkindir (Kay, 2010). Bu yaklaşıma göre, sigorta kapsamındaki mevduat bankaları (dar bankalar veya faydalı faaliyetlerde bulunan bankalar) daha güvenilir sektörlere ve araçlara (devlet borçlanma senetleri, konut kredileri, daha likit menkul kıymetler) yatırım yapmalı; kendilerini genellikle borç ve sermaye piyasalarından finanse eden riskli bankalar ise diğer tüm bankacılık faaliyetlerini yapmada serbest olmalıdır. Bu yaklaşımda dikkat çekilmesi gereken en önemli husus, söz konusu fonksiyonel ayrımın, ayrı tüzel, finansal ve yönetsel çatılar altında gerçekleşiyor olmasıdır. Bu tarz bir fonksiyonel ayrım, yatırım bankacılığı faaliyetleri gerçekleştiremeyecek olan mevduat bankalarının kaldıraç düzeylerini düşürecek; bankaların yatırım yapılabilir varlıklarının yüksek likiditeye sahip kaliteli varlıklar ile sınırlandırılmasını sağlayacak; banka bilançolarının varlık-yükümlülük dengesini iyileştirecek ve fayda sağlayıcı faaliyetlerde bulunmayan bankalardan kaynaklanan 23 Faydalı faaliyet in ne olduğu konusunda literatürde açık bir tanım yer almamaktadır. Bununla birlikte Chow ve Surti (2011) faydalı faaliyeti, reel sektöre ve sürdürülebilir büyümeye katkı sağlayan hizmetler olarak değerlendirmektedir. 74

92 risklerin, sistemin geri kalanına geçmesine engel olacaktır. Ayrıca piyasaların rasyonel bir şekilde işlediği varsayımı altında bu şekildeki bir ayrım, kreditörlerin fayda sağlayıcı faaliyetlerde bulunmayan bankaları daha yakından izlemelerini sağlayacak ve bu durum piyasada ahlâki tehlike riskinin azalmasına imkân verecektir (Chov ve Surti, 2011). Ancak dar bankacılık yaklaşımından istenen amaca ulaşabilmesi, söz konusu önerinin tüm ülkelerde tutarlı bir şekilde uygulanmasına bağlıdır. Düzenleyici otoriteler, faydalı ve faydalı olmayan faaliyet ayrımını açık bir şekilde yapsalar bile, ülkelerin finansal gelişmişlik düzeyindeki farklılıklar nedeniyle uygulamada, düzenleyici rejimler arasındaki uyumun yakalanması mümkün olmayabilecektir. Bu durum, faydalı olmayan riskli faaliyetlerin daha esnek düzenlemelerin olduğu ülkelere kaymasına neden olabilecektir. Bunun yanı sıra, yatırımcıların risk alma eğilimlerinin devam etmesi, sistemik riskin bankacılık sektörü dışında, düzenleyici çerçeve kapsamında olmayan sektörlere -gölge bankalara- kaymasına neden olabilecektir. Her ne kadar söz konusu yaklaşımda riskli faaliyetler, devlet garantisi kapsamında olmasa da, oluşacak riskin reel ekonomiyi ve perakende yatırımcıları etkileyecek olumsuz bir büyüklüğe erişmesi hâlinde yine kamu müdahalesi kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca evrensel bankacılık modellerinin benimsendiği, kendi içlerinde iç içe geçmişliğin oldukça fazla olduğu karmaşık yapılı banka sahibi holding şirketlerinde, dar bankacılık yaklaşımının benimsenerek, faaliyetlerin ayrıştırılması oldukça maliyetli ve zaman alıcı olabilecektir. Fonlamaları büyük ölçüde yerel sermaye piyasalarına dayanan, devlet tahvil piyasasının yeterince derin ve gelişmiş olmadığı 75

93 gelişmekte olan ülkelerde ise dar bankacılık yaklaşımının uygulanması, kredi aracılık faaliyetlerini olumsuz yönde etkileyebilecektir Volcker Kuralı Benzeri Yaklaşımlar Son küresel krizde, bankaların kâr elde etme amacıyla varlık piyasalarındaki yanlış fiyatlamalardan ve düzenleme çerçevesindeki boşluklardan faydalanarak toptan fonlama piyasalarında kendi nam ve hesaplarına yapmış oldukları riskli alım satım işlemleri (propriatery trading), söz konusu bankaların doğrudan veya dolaylı olarak yüksek maliyetlere maruz kalmasına neden olmuş ve kimi zaman bu maliyetler, vergi mükellefleri tarafından finanse edilmek zorunda kalmıştır (Kay, 2010). 21 Temmuz 2010 tarihinde ABD de yürürlüğe giren Dodd-Frank Kanunu çerçevesinde kabul edilen Volcker kuralı temelde, bazı yatırım bankacılığı faaliyetlerini, ticari bankacılık faaliyetlerinden ayırmayı amaçlamaktadır. Kanunda belirtilen bazı istisnalar dışında söz konusu kurala göre; genel olarak mevduat toplayan bankaların, banka sahibi holding şirketlerinin ve ABD de faaliyet gösteren banka sahibi yabancı holding şirketlerinin iştirak ve şubelerinin, banka sermayesini kullanarak müşteri çıkarı gözetmeyen, riskli olarak nitelendirilebilecek bazı faaliyetleri (propriatery trading) kendi nam ve hesaplarına yapmaları; hedge fonlar ve özel sermaye fonları ile yatırım ve ortaklık ilişkisine girmelerini yasaklamaktadır. Aslında Volcker kuralı amacı itibari ile dar bankacılık yaklaşımıyla benzerlik göstermekle birlikte, getirilen sınırlamaların kapsamı noktasında dar bankacılık 76

94 yaklaşımından farklılaşmaktadır. Dar bankacılık yaklaşımı, Volcker kuralına göre ticari bankalara daha fazla sınırlama getirmektedir. Kuralın ortaya atılmasının temel nedeni, kriz sürecinde önemli rol oynadığı düşünülen riskli olarak nitelendirilen bu tür işlemlerin, ticari bankalar tarafından yapılmasının önüne geçmektir. Ancak uygulamada, hangi işlemlerin riskli olduğunun belirlenmesi, yapılan işlemlerden asıl amaçlananın ne olduğunun tespit edilmesi oldukça güçtür. Dolayısıyla finansal kuruluşlardan sağlanan ilave finansal bilgiler çerçevesinde düzenleyici otoriteler tarafından, denetçilerin kullanımı için bazı kıstasların oluşturulması gerekmektedir. Volcker kuralı şeklindeki düzenlemelerde dikkat edilmesi gereken diğer bir önemli husus da; söz konusu riskli faaliyetlerin bankalar tarafından yapılmasının yasaklanmasının, bu faaliyetlerin, piyasanın diğer alanlarına, özellikle finansal sektörün düzenleme ve denetim çerçevesi dışındaki alanlarına (gölge bankalar) kaymasına neden olabileceğidir (Chow ve Surti, 2011) Perakende Çitleme Uygulaması (Retail Ringfencing) Bankacılık faaliyetlerinin kapsamının yeniden düzenlenmesine ilişkin bir başka yaklaşım da İngiltere Bağımsız Bankacılık Komisyonu (UK Independent Commission on Banking) 24 tarafından önerilen ve İngiltere Bankacılık Reform Yasası (Banking Reform Bill) taslağında yer alan Perakende Çitleme (Retail Ringfencing) uygulamasıdır. Perakende çitleme uygulamasında, dar bankacılık yaklaşımında olduğu gibi perakende bankacılık işlemlerinin, yatırım bankacılığı 24 İngiltere Bağımsız Bankacılık Komisyonu, 2010 yılı Haziran ayında kurulmuştur. Komisyonun görevi; İngiliz Bankacılık Sistemini gözden geçirerek, sistemin yapısına ilişkin önerilerde bulunmak ve finansal istikrarın sağlanması ve sektörde rekabetin artırılması kapsamında neler yapılabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapmaktır. 77

95 işlemlerinden kurumsal anlamda ayrılması gerekmemekte; belirlenen sınırlar dahilinde bu faaliyetler, aynı banka çatısı altında gerçekleştirilebilmektedir. Grup içi fonksiyonel iştirakleştirme olarak da adlandırılan bu yaklaşımda, her ne kadar bankanın tüm faaliyetleri tek bir çatı altında gerçekleştirilebiliyorsa da, perakende çitleme kapsamında değerlendirilen faaliyetlerinin bulaşma riskine karşı korunması amacıyla, söz konusu faaliyetlerin banka grubu içerisinde ayrı tüzel kişiliği olan bir yapı içerisinde, iştirak olarak değerlendirilmesi önerilmektedir. Böylelikle çitlenen banka, bireysel olarak ait olduğu gruptan bağımsız düzenleyici yükümlülüklere (sermaye, likidite, kaldıraç oranları vs.) tabi olacak, ait olduğu gruptan bağımsız bir yönetime sahip olacak, dolayısıyla grubun diğer faaliyetlerinde sıkıntı yaşanması halinde çitlenen banka faaliyetlerine devam edebilecektir. Yasada perakende çitleme kapsamında değerlendirilen faaliyetler, bankanın bireyler ve küçük ve orta ölçekli işletmeler ile arasında gerçekleştirdiği mevduat, kredi ve ödeme işlemleridir. Bu yaklaşımda çitlenen bankanın, grubun diğer iştirakleri ile belli sınırlar dahilinde ilişkiye girmesine izin verilmektedir. Buna göre; çitlenen bankaya grubun diğer iştirak ve bağlı ortaklıklarından sermaye ve likidite transferlerinin gerçekleşmesi mümkün kılınmış, ancak bankadan tersi yönde likidite ve sermaye transferlerinin gerçekleşmesi belli sınırlamalara tabi tutulmuştur. Bu yaklaşım Volcker Kuralı ile karşılaştırıldığında gerçekleştirilebilecek faaliyetler kapsamında daha kısıtlayıcı olmakla birlikte, belli sınırlar dahilinde grup içi işlemlere izin vermesi ve çitlenen bankanın dahil olduğu grubun diğer iştiraklerinin yatırım bankacılığı işlemleri gerçekleştirebilmesine imkân vermesi sayesinde grubun çeşitlendirme imkânından faydalanmasına olanak vermektedir. 78

96 Volcker kuralı ve perakende çitleme uygulaması Tablo 5 te karşılaştırmalı olarak sunulmaktadır. Tablo 5. Volcker Kuralı ve Perakende Çitleme Uygulaması Düzenlemelerin Uygulanacağı Kuruluşlar Kuralın Uygulanacağı Bankaların Gerçekleştirebileceği Faaliyetler Yasaklanan Faaliyetler Kurumsal Yapı Yasaklanan Hizmetleri Sunan Kuruluşlar ile Ekonomik İlişkiler Kaynak: Chow ve Surti, (2011), s. 29. Volcker Kuralı ABD bankaları ve banka sahibi holding şirketleri ile ABD'de faaliyet gösteren yabancı bankalar ve banka sahibi yabancı holding şirketlerinin iştirak ve şubeleri Mevduat toplama, kredi aracılık faaliyetleri ve sıklıkla olmamakla birlikte aracılık, piyasa yapıcılığı ve yüklenim hizmetleri Bankaların kendi nam ve hesaplarına yaptıkları alımsatım işlemleri, hedge fonlar ve özel yatırım fonları ile ortaklık ilişkileri, diğer yatırım bankacılığı faaliyetleri Kurala tabi banka ve banka sahibi holding şirketleri bünyelerinde, bağımsız ve ayrı düzenleyici yükümlülüklere tabi olsalar bile yasaklanan faaliyetleri gerçekleştiren iştirakleri bulunduramazlar. Açık olarak tanımlanan bir sınırlama söz konusu olmamakla birlikte, yasaklanan faaliyetleri ihlâl edici nitelikte ilişkiler kurulamaz. Perakende Çitleme Çitleme kapsamında değerlendirilen hizmetleri sunan İngiliz bankaları ve banka sahibi holding şirketleri ile İngiltere'de bu hizmetleri sunan yabancı banka sahibi holding şirketlerinin iştirakleri Bireyler ile orta ve küçük ölçekli işletmeler ile mevduat, kredi ve ödeme ilişkileri Alım-satım, piyasa yapıcılığı, menkul kıymet yüklenim işlemleri ile piyasa ve karşı taraf kredi riskine neden olacak hizmetler, Avrupa Ekonomik Bölgesi dışında sunulan hizmetler Çitlenen bankalar, yasaklanan işlemleri sunan grup içerisinde ayrı düzenleyici yükümlülüklere tabi ve bağımsız yönetime sahip iştirak olarak yer alabilir. Grup içi kuruluşlarla, grup içi risklere karşı ihtiyati sınırlamalar dahilinde ekonomik ilişkiler tesis edilebilmekle birlikte, diğer kuruluşlar ile düzenleyici otoriteden izin almaksızın ilişki kurulamaz. 79

97 2.3. Yoğunlaştırılmış ve Etkin Denetim Kriz süresince, yüksek sermaye yeterlilik oranlarına sahip, likidite düzeyleri yüksek finansal kuruluşların, denetim sistemlerindeki boşlukların etkisiyle gerçekleştirdikleri aşırı riskli faaliyetlerin, bu kuruluşları iflas riski ile karşı karşıya bırakabileceği görülmüştür. Bu durum, sistemin bütününe yönelik olarak uygulanan düzenleyici çerçevenin, her bir finansal kuruluşun sahip olduğu kendine özgü risk profilini ele almada yetersiz kalabileceğini, dolayısıyla finansal sistemde güçlü bir denetim sisteminin gerekliliğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Güçlü bir denetim sisteminde, denetçilerin yeterli derecede yetki, kaynak ve operasyonel bağımsızlığa sahip olması; erken müdahalede bulunmalarını ve gerekli önlemleri almalarını sağlayıcı güçlerinin bulunması; finansal kuruluşları ve sistemleri ele almada gelişmiş denetim standartlarına ve tekniklerine sahip olması önemlidir. Ancak kriz döneminde bazı denetim sistemlerinin, özellikle SIFI lardan kaynaklanan risk birikimlerini belirlemede ve ele almada, sahip oldukları kaynak, yetki ve teknik itibarıyla yetersiz kaldıkları görülmüştür. Bu durum, mevcut denetim standartlarının SIFI lar bağlamında ele alınarak, bu kuruluşlara yönelik denetim faaliyetlerinin daha yoğun ve etkin hâle getirilmesini gündeme getirmiştir. Bu kapsamda FSB (2010c) tarafından, SIFI lara yönelik denetim çerçevesinin güçlendirilmesi konusunda bir rapor hazırlanmış ve raporda, hem ulusal otoritelere hem de uluslararası standart koyucu kuruluşlara (SSB-Standart Setting Bodies) bazı tavsiyelerde bulunulmuştur. Söz konusu tavsiyeler, SIFI ların denetimi ile ilgili yeni standartlar geliştirmekten ziyade, ilgili uluslararası denetim otoriteleri (BCBS, IAIS, 80

98 IOSCO) tarafından geliştirilmiş olan mevcut ilkeleri, temelde bankacılık sektörüne yönelik olanlarını, SIFI lar bağlamında ele almakta ve kimi zaman bu ilkelerin geliştirilmesi yönünde değerlendirmelerde bulunmaktadır. Nitekim, FSB tarafından geliştirilen tavsiyeler ve krizden edinilen tecrübeler çerçevesinde, Basel Komite (2012d), 2012 yılında ülkelerin bankacılık sistemlerinin denetiminde asgari standartları oluşturan Etkin Bankacılık Denetimi için Basel Temel İlkeleri ni (BCP-Basel Core Principles for Effective Banking Supervision) güncellemiştir 25. Güncelleme kapsamında, özellikle kriz süresince denetim uygulamalarında ve risk yönetim faaliyetlerinde gözlenen zayıf alanlara ve kırılganlıklara odaklanılmış, aynı zamanda makro ihtiyati denetim, etkin kriz yönetimi, SIB lara yönelik yoğunlaştırılmış denetim gibi denetim alanındaki yeni gelişmeler de değerlendirmeye alınmıştır. Her ne kadar güncellenen ilkelerde, SIB lar özelinde yeni bir uygulamaya yer verilmesine ihtiyaç duyulmamış olsa da, güçlendirilen orantılılık ilkesi (proportionality principle) çerçevesinde, ülke otoritelerinin denetim uygulamalarında bankaların risk profillerini ve sistemik önem derecelerini dikkate almaları beklenmektedir. SIB lara yönelik denetimde, denetçilerin ihtiyaç duyduklarında, erken müdahalede bulunmalarını sağlayacak yetkilere sahip olmaları büyük önem taşımaktadır. Çünkü denetim otoriteleri tarafından riskler henüz gerçekleşmeden, önleyici amaçlı olarak devreye sokulması düşünülen bazı uygulamalar konusunda banka üst yönetimini ikna etmek kolay olmayabilmektedir. Özellikle banka yılında (25 ilke) yayımlanan bu ilkeler, ilk olarak 2006 yılında (25 ilke) güncellenmiştir yılında gerçekleşen ikinci güncellemede ise ilke sayısı 25 ten 29 a çıkarılmıştır. BCP dışında, IAIS tarafından 2003 yılında yayımlanan, sigortacılık sektörünün düzenlenmesinde ve denetiminde temel çerçeveyi oluşturan Sigortacılık Temel İlkeleri de (ICP-Insurance Core Principles) 2011 yılında FSB tavsiyeleri çerçevesinde gözden geçirilmiştir. 81

99 faaliyetlerine başarılı bir şekilde devam ederken bu gibi önlemleri almak, denetim otoritelerini kimi zaman sıkıntıya sokabilmektedir. Bu nedenle denetim otoritelerinin erken müdahalede bulunmalarını sağlayacak açık yetkiler ile donatılması, önlemlerin riskler büyümeden alınmasına imkân verecektir (Ötker-Robe vd., 2011). Denetim otoritelerinin, denetim yetkileri kadar gerekli denetim tekniklerine sahip olmaları da önemlidir. Bu anlamda denetim otoritelerinin, bankaların yönetim kurulları ile yakın ilişkide olmaları (yönetim kurulu üyeleri ile periyodik görüşmeler yapmak, yönetim kurulu toplantılarına katılmak, yönetim kurulu üyelerinin görevleri, rolleri ve sorumlulukları konusunda zorunlu eğitimler getirmek gibi), özellikle büyük bankalar tarafından teknolojik gelişmeler paralelinde sunulan yeni ürünlerin ve bu bankaların risk yönetimlerinde kullandıkları karmaşık yapılı sayısal modellerin anlaşılması bakımından faydalı olacaktır. Yönetim kurulları ile sağlanacak olan yakın ilişki aynı zamanda denetçilerin, bankaların kullandıkları stres testleri hakkında detaylı bilgi sahibi olmalarına ve gerekli analiz ve değerlendirme yapmalarını sağlayacak verilere ulaşmalarına imkân verecektir (FSB, 2010c). Denetim sürecinde, sistem için risk unsuru oluşturduğu kanaatine varılan bankalar için alınacak önlemlerde denetim otoritesinin gerekli araçlara sahip olması bir diğer önemli husustur. Bu kapsamda, denetim otoritesi, söz konusu bankalara daha yüksek sermaye ve likidite yükümlükleri uygulayabilmeli, bu bankaların kâr dağıtımlarına ya da bazı riskli faaliyetlerine sınırlamalar getirebilmelidir. Ayrıca denetim otoritelerinin operasyonel ve mali açıdan bağımsız olmaları, bu bankalara yapılacak olan denetimin güvenirliliğini ve etkinliğini artıracaktır. Operasyonel anlamda bağımsızlık, denetim otoritelerinin siyasi ve sektörel baskıdan uzak bir 82

100 şekilde denetimlerini gerçekleştirmelerini; mali bağımsızlık ise, özellikle SIB lar için ihtiyaç duyulan yeterli kaynak (denetçi, sektör uzmanı) teminini sağlayacaktır. SIB lar, genellikle grup yapısına sahip olduklarından, sadece ana bankanın değil, ana bankanın yurtiçinde veya dışında faaliyet gösteren bağlı ortaklıklarının, iştiraklerinin, şube ve temsilciliklerinin de sağlıklı bir şekilde denetimlerinin gerçekleştirilmesi gereklidir. Çünkü grup yapısı içerisinde ana ortak bankanın dışında faaliyet gösteren yapılardan kaynaklanan riskler, kimi zaman ana ortak bankayı olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle ana bankanın denetim otoritesi tarafından, grup ölçeğinde gerçekleştirilecek konsolide denetim, risklerin daha iyi bir şekilde analiz edilmesine imkân verecektir. Ancak uygulamada çoğu zaman konsolide denetime tabi kuruluşların gözetim ve denetim yetkisi, ana ortak bankanın denetim otoritesi dışındaki otoritelerde bulunmakta, bu durum konsolide denetim sırasında otoriteler arası yetki karmaşasına yol açabilmektedir. Bu sorunun aşılabilmesini teminen, ilgili otoriteler arasında işbirliği ve bilgi paylaşımını sağlayıcı mekanizmaların geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Denetim otoriteleri arasında işbirliği ve bilgi paylaşımını artırmaya yönelik mekanizmalar, otoriteler arasında imzalanacak protokoller ya da anlaşmalar ile sağlanabileceği gibi, banka özelinde oluşturulan denetim grupları (supervisory colleges) aracılığıyla da sağlanabilmektedir. Denetim grupları, uluslararası banka gruplarının denetiminde önemli bir bileşendir. Bu gruplar, sınır ötesi faaliyet gösteren banka gruplarının denetimi sırasında ulusal otoriteler arasında iletişimi, işbirliğini ve bilgi paylaşımını artırmak amacıyla, ana bankanın denetim otoritesi tarafından oluşturulmaktadır. Krizle birlikte daha çok önem kazanan bu yapılar, 83

101 konsolide denetim esnasında ev sahibi ülke otoritelerinden ana ülke otoritesine bilgi akışını sağlayarak, ev sahibi ülkeden kaynaklanabilecek risklerin, daha etkin ve verimli bir şekilde izlenmesini, değerlendirilmesini ve bu risklere gerekli karşı önlemlerin alınmasını sağlamaktadır 26 (BCBS, 2010d). Denetim grupları, karar alma yapıları olarak değerlendirilmemekle birlikte, bu gruplar, denetçilerin banka grubunun risk profili hakkında ortak bir anlayış geliştirmesine imkân vermektedir. Temelde ana ülke denetim otoritesinin sorumluluğunda oluşturulan ve faaliyet gösteren bu grupların yapısı, bankanın karmaşıklık derecesine ve denetçilerin ihtiyaçlarına göre değişebilmektedir. Kimi denetim gruplarının yapısı dar tutularak (core colleges), grupta sadece ana bankanın sistemik öneme sahip faaliyetlerini sürdürdüğü veya önemli iştirak ya da şubelerinin bulunduğu ülkelerin denetim otoriteleri yer almakta, kimi denetim gruplarının yapısı ise daha geniş tutularak (universal college), ilgili tüm denetçilerin grupta yer alması sağlanmaktadır. Denetim otoriteleri, denetim fonksiyonları çerçevesinde sadece bireysel bankalardan değil, sistemden kaynaklanabilecek risklere de odaklanmalıdır. Çünkü sistemik riskler, çoğu zaman bireysel bankaların risk profillerini de olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla, denetim otoriteleri tarafından sektörünün bütününe yönelik gerçekleştirilecek makro ihtiyati gözetimler, banka bazında gerçekleştirilen mikro ihtiyati denetimlerin tamamlayıcısı olacak ve denetimin daha kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacaktır. 26 Krizle birlikte, BCBS (2010d) denetim gruplarının faaliyetlerinin iyileştirilmesi amacıyla ilkeler oluşturmuş; IAIS (2009) grup şirketlerinin denetiminde otoriteler arasında işbirliği ve bilgi paylaşımını artırma mekanizması olarak denetim gruplarının kullanımına yönelik bir kılavuz hazırlamış; IOSCO ise (2013) uluslararası faaliyet gösteren kredi derecelendirme kuruluşları için denetim grupları oluşturulmasına yönelik bir kılavuz hazırlamıştır. 84

102 SIB lara yönelik etkin ve yoğunlaştırılmış denetim kapsamında, denetim sistemlerinin zayıf ve eksik yanlarının tespit edilmesi için uluslararası kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen periyodik gözden geçirmeler, denetim sistemlerinin gelişiminde önemli role sahiptir. Bu çerçevede, IMF ve Dünya Bankası tarafından, Finansal Sektör Değerlendirme Programı (FSAP- Financial Sector Assessment Program) 27 kapsamında yürütülen, ülkelerin denetim sistemlerinin ve uygulamalarının uluslararası denetim standartlarına (BCP, ICP, IOSCO ilkeleri) uygunluğu değerlendirmesi ile FSB tarafından üye ülkelere yönelik yapılan ülke gözden geçirmelerinin (country peer reviews) 28 ülkelerin denetim sistemlerinin gözetiminde önemli katkı sağladığı değerlendirilmektedir. Küresel krizle birlikte, ülkelerde de denetim uygulamalarının iyileştirilmesine yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. ABD de Dodd-Frank Kanunu ile toplam konsolide varlık tutarı 50 milyar ABD Doları ve üzeri olan banka sahibi holding şirketleri ile Finansal İstikrar Gözetim Konseyi (FSOC-Financial Stability Oversight Council) tarafından sistemik öneme sahip olarak nitelendirilen banka dışı finansal şirketlere güçlendirilmiş denetim kapsamında Fed tarafından daha sıkı ihtiyati düzenlemeler uygulanabilecektir. Fed, kendi inisiyatifiyle ya da FSOC un tavsiyesi üzerine, bankanın sermaye yapısına, risklilik düzeyine, karmaşıklık derecesine, finansal faaliyetlerine, büyüklüğüne ve diğer risk faktörlerine bağlı olarak bankalar Ülkelerin finansal sektörlerinin değerlendirilmesine yönelik, temelde gönüllülük esasına dayalı olarak gerçekleşen FSAP, küresel kriz sonrası IMF nin gözetim fonksiyonunun güçlendirilmesi kapsamında, Türkiye nin de içinde yer aldığı sistemik önem arz eden finansal sektöre sahip 25 ülke için, 5 yılda bir gerçekleştirilmek üzere zorunlu hâle getirilmiştir yılında başlayan FSB ülke gözden geçirmelerinin, FSAP kapsamında bankacılık, sigortacılık ve sermaye piyasası alanlarında ülkelere verilmiş olan tavsiyelerde, ülkelerin sağlamış olduğu ilerlemeleri değerlendirmek üzere, FSAP programının tamamlanmasını takiben 2-3 yıl içerisinde yapılması öngörülmüştür. 85

103 arasında farklılaştırılmış önlemler getirebilecektir. Söz konusu önlemler, risk bazlı sermaye yükümlülüklerini, kaldıraç sınırlamalarını, likidite yükümlülüklerini, risk yönetimi gerekliliklerini, çözümleme planlarını, karşı taraf kredi riskine ilişkin sınırlamaları ve stres testlerini içermektedir (Dodd-Frank Act, 2010). Hâlihazırda, bu önlemlerin uygulanmasına yönelik getirilecek kurallar konusunda çalışmalar devam etmektedir. Avrupa Birliği nde ise, Birliğin mevcut denetim çerçevesinin güçlendirilmesini teminen, 2011 yılı Ocak ayında Avrupa Finansal Denetim Sistemi (ESFS-European System of Financial Supervision) 29 kapsamında Avrupa Bankacılık Otoritesi (EBA-European Banking Authority) kurulmuştur. EBA, bağımsız bir otorite olarak, Avrupa Bankacılık Sektörü nde ihtiyati düzenleme ve denetim faaliyetlerinin etkin ve tutarlı bir şekilde gerçekleştirilmesinden sorumlu olup, temel görevleri arasında; (i) Avrupa Birliği nde faaliyet gösteren finansal kuruluşlar için geçerli tek bir ihtiyati kurallar seti oluşturmak, (ii) ulusal otoritelerin denetim uygulamaları arasında yakınsama sağlamak, (iii) banka stres testlerini gerçekleştirmek yer almaktadır. Ayrıca, Avro Bölgesinde oluşturulması planlanan Avrupa Bankacılık Birliği (EBU-European Banking Union) 30 kapsamında gündeme gelen, 12 Eylül 2013 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Tek Denetim Mekanizması (SSM-Single Supervisory Mechanism) çerçevesinde Avro Bölgesinde faaliyet gösteren tüm kredi kuruluşlarının denetiminden, Avrupa Merkez Avrupa Finansal Denetim Sistemi (ESFS-European System of Financial Supervision) kapsamında, EBA nın yanı sıra, Avrupa Sigortacılık ve Mesleki Emeklilik Otoritesi (EIOPA- European Insurance and Occupational Pension Authority), Avrupa Menkul Kıymet Piyasaları Otoritesi (ESMA-European Securities and Market Authority) ve Avrupa Sistemik Risk Kurulu (ESRB-European Systemik Risk Board) kurulmuştur. EBU kapsamında tek denetim mekanizması nın yanı sıra (i) ihtiyati kurallar setinin, (ii) ortak mevduat güvencesinin ve (iii) tek çözümleme mekanizmasının oluşturulması öngörülmektedir. 86

104 Bankası nın (ECB-European Central Bank) sorumlu olması öngörülmektedir. Buna göre ECB, (i) 30 milyar Avro nun üzerinde varlık büyüklüğüne sahip, (ii) 5 milyar Avro dan az olmamak koşuluyla ülkesinin GSYH nın en az %20 sini oluşturan, (iii) Avrupa Finansal İstikrar Kuruluşu (EFSF-European Financial Stability Facility) ya da Avrupa İstikrar Mekanizması (ESM-European Stability Mechanism) tarafından doğrudan kamu finansman desteği alan veya alma talebinde bulunan, (iv) ülkesinde en yüksek sistemik öneme sahip üç banka içeresinde yer alan bankaları doğrudan denetleme yetkisine sahip olacaktır. Bunun yanı sıra ulusal denetim otoriteleri tarafından daha az öneme sahip bankalar için gerçekleşen denetim faaliyetleri ECB tarafından izlenebilecek ve ECB, yüksek denetim standartlarının tutarlı bir şekilde uygulanmasını sağlamak üzere istediği zaman bu bankaları doğrudan denetleyebilecektir. ECB aynı zamanda bankacılık sektörünün denetiminde her türlü araç ve yetkiye sahip olacak ve gerekli gördüğünde bankalara daha ihtiyati yükümlülükler uygulayabilecektir. Böylelikle ulusal sınırlar dahilinde kalan ve entegre olmuş bankacılık sistemi için yeterli olmayan mevcut denetim mekanizması, tek bir elden işletilmiş olacaktır. Söz konusu mekanizma çerçevesinde ECB, ulusal denetim otoriteleri ve EBA ile yakın ilişki içerisinde olacak; ulusal denetim otoriteleri, ECB nin denetim faaliyetleri kapsamında gerekli olan hizmetleri sağlarken, EBA ise kendisi için tanımlanmış olan görevleri yerine getirmeye devam edecektir Temel Finansal Piyasa Altyapılarının Güçlendirilmesi Küresel krizle birlikte, önemli piyasa katılımcılarının birbirleri ile olan yoğun ilişkilerinden kaynaklanan bulaşma etkisinin ve karşı taraf ilişkisine yönelik sahip 87

105 olunan kısıtlı bilginin ortaya çıkarabileceği olumsuzluklar açıkça görülmüştür. Bu dönemde özellikle diğer finansal kuruluşlarla iç içe geçmiş ilişkilere sahip SIB ların karşı karşıya kaldığı finansal sıkıntılar, bulaşma riskini ortaya çıkarmış ve bu durum yapılan kamu müdahalelerinin bir diğer gerekçesini oluşturmuştur (FSB, 2010a). Krizden edinilen bu tecrübeler, SIB ların diğer finansal kuruluşlarla yaptıkları işlemlerden kaynaklanan karşı taraf riskinin ve bu kuruluşların birbirleri ile olan yoğun ilişkilerinden ortaya çıkan bulaşma riskinin ele alınmasında bir diğer önlem olarak, temel finansal piyasa altyapılarının güçlendirilmesini gündeme getirmiştir 31. Nitekim, kriz süresince pek çok finansal kuruluşun iflasına ve piyasada oluşan belirsizliğe rağmen, finansal piyasa altyapılarının başarılı bir şekilde kritik fonksiyonlarını gerçekleştirmeye devam etmesi, krizin etkilerinin daha fazla yayılmasının önlenmesine yardımcı olmuştur. Örneğin Lehman Brothers ın iflasında, OTC faiz türevlerinin büyük bölümünün merkezi takasının gerçekleştiği Londra Takas Merkezi nin (London Clearing House) Lehman ın iflasını iyi bir şekilde yönetmesi, iflasın etkilerinin daha da büyümesini önlemiştir (Cote, 2013). Finansal piyasa altyapıları, finansal işlemlerin takasının, mutabakatının ve kaydının gerçekleştiği sisteme kayıtlı kuruluşların ve sistem işleticisinin dahil olduğu çok taraflı sistemlerdir. Bu yapılar, tüm katılımcıların tabi olacağı genel kurallar ve prosedürler seti çerçevesinde faaliyet göstermekte ve sahip oldukları teknik altyapı 31 Karşı taraf riskinin, dolayısıyla bulaşma riskinin azaltılmasında aynı zamanda, finansal işlemler için teminat ya da sermaye yükümlülükleri getirilebileceği gibi, belirli bazı finansal kuruluşlarla yapılacak işlemlerin miktarlarına sınırlar konulabilir. Nitekim, ABD de Dodd Frank Kanunu ile Fed e, FSOC tarafından SIFI olarak belirlenen kuruluşların, diğer kuruluşlar ile gerçekleştirecekleri işlemlerin miktarına, söz konusu kuruluşun sermayesinin %25 i oranında sınır getirme yetkisi verilmektedir. Yine aynı kanunla, karşı taraf riskinin azaltılmasını teminen belirli bazı takas işlemlerinin borsalarda veya takas kuruluşlarında yerine getirilmesi öngörülmektedir (Labonte, 2013). 88

106 sayesinde katılımcılar arasındaki işlemlerin merkezi bir taraf aracılığı ile gerçekleşmesine imkân vermektedir. İşlemlerin merkezileşmesi, maliyetlerin azalmasını ve etkinliğin artmasını sağlamakta, aynı zamanda piyasa katılımcılarının maruz kaldığı bir takım risklerin giderilmesine olanak vermektedir. Aynı zamanda bu yapılar, gerçekleşen işlemlerin şeffaflığının artırılmasını sağlamaktadır (CPSS&IOSCO, 2012a). Literatürde, genellikle ödeme sistemleri, borsalar, takas kuruluşları ve menkul kıymet saklama kuruluşları finansal altyapı kuruluşları olarak nitelendirilmektedir (Payments Risk Committee, 2007) Yukarıda da ifade edildiği üzere kriz süresince temel finansal piyasa altyapıları başarılı bir şekilde faaliyetlerini sürdürerek, piyasaların değişken olduğu dönemlerde yüksek miktarlardaki mutabakat işlemlerini yerine getirmiş, karşı taraf iflaslarından kaynaklı sorunların üstesinden gelmiş ve günlük ödeme transferlerini yerine getirmeye devam etmiştir. Ancak, krizden edinilen tecrübeler aynı zamanda finansal altyapı kuruluşlarının işleyişine yönelik mevcut standartların güncellenmesi ve güçlendirilmesi gerekliliğini de ortaya çıkarmıştır. Özellikle söz konusu dönemde, büyük bankaların yüksek miktarlarda gerçekleştirdikleri OTC türev işlemlerinden kaynaklı karşı taraf riskinin ve gerçekleşen bu işlemlere ilişkin bilgi eksikliğinin önemi açıkça görülmüştür (Löber, 2012). Bu kapsamda, Ödeme ve Mutabakat Sistemleri Komitesi (CPSS-Committee on Payment and Settlement Systems) ve IOSCO (2013a) tarafından, temel finansal altyapı kuruluşları olarak tanımlanan ödeme sistemlerine, menkul kıymet mutabakat sistemlerine, menkul kıymet saklama kuruluşlarına ve OTC türev ürünlerine ilişkin uygulamaları da içerecek şekilde CCP lere ilişkin mevcut standartlar, söz konusu kuruluşların risk yönetim 89

107 faaliyetlerinin güçlendirilmesini teminen güncellenerek, toplulaştırılmıştır. Finansal alt yapı kuruluşlarına yönelik 24 tavsiyeyi ve düzenleyici ve denetleyici otoritelere ilişkin 5 temel sorumluluk alanını içeren bu yeni standartlar setinde, OTC türev piyasalarında giderek daha fazla önem kazanan işlem kayıt merkezleri de (TR-Trade Repository) finansal altyapı kuruluşu olarak değerlendirilmiştir 32. Ayrıca OTC özelinde CCP kullanımı ve işlem kayıt merkezlerine raporlama konusunda G-20 platformunda verilen tüm taahhütlerin 33 yerine getirilmesi amacıyla, FSB tarafından IOSCO, BIS ve diğer ilgili uluslararası kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışmalara başlanmıştır. SIB lar bağlamında güçlü finansal piyasa altyapıları ile amaçlanan, finansal kuruluşlar arasındaki iç içe geçmişliğin, dolayısıyla herhangi bir finansal sıkıntı durumunda karşı taraf riskinden kaynaklı ortaya çıkabilecek bulaşma riskinin azaltılarak, finansal istikrarın sağlanmasıdır. Bu nedenle bu başlık altında yukarıda anılan finansal altyapı kuruluşlarından bulaşma riskinin azaltılmasında giderek daha fazla öneme sahip olan CCP lere ve TR lere değinilecektir. CCP ler, bir veya birden fazla piyasada işlem gören finansal sözleşmelerin tarafları arasında alıcıya karşı satıcı, satıcıya karşı da alıcı rolünü üstlenerek işlemlerin tamamlanmasını taahhüt eden kuruluşlardır. CCP ler, alım-satım Finansal altyapı kuruluşlarına yönelik revize edilen eski standartları; (i) 2001 yılında CPSS tarafından hazırlanan Sistemik Öneme Sahip Ödeme Sistemleri için Temel İlkeler, (ii) 2001 yılında CPSS ve IOSCO tarafından hazırlanan Menkul Kıymet Mutabakat Sistemlerine yönelik Tavsiyeler, (iii) 2004 yılında CPSS ve IOSCO tarafından hazırlanan CCP lere ilişkin Tavsiyeler oluşturmaktadır. G-20 Pittsburgh Zirvesi nde Liderler tarafından, tüm standart OTC türev sözleşmelerinin en geç 2012 yılı sonuna kadar, uygunsa borsalar ve elektronik alım-satım platformlarında işlem görmesi ve CCP lerce takas edilmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca söz konusu işlemlerin merkezi kayıt kuruluşlarına raporlanması ve merkezi takası gerçekleştirilmeyen sözleşmelerin daha yüksek sermaye yükümlülüğüne tabi olması öngörülmüştür (G-20, 2009). 90

108 işlemlerinin çok taraflı netleştirilmesi suretiyle, katılımcıların herhangi birinin iflası nedeniyle söz konusu olabilecek karşı taraf riskini azaltmakta, faaliyet gösterdikleri piyasaların likiditesini artırmakta ve daha etkin risk kontrolleri sağlamaktadır. Örneğin, CCP ler tarafından yapılan işlemlere bağlı olarak ortaya çıkan yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak amacıyla oluşturulan teminatlandırma süreçleri -başlangıç marjinleri, değişim marjinleri ve garanti fonları- karşı taraf riskinin en az seviyeye indirilmesine imkân vermektedir. Ayrıca CCP ler, finansal sistemin karmaşık yapısını basitleştirmekte, finansal kuruluşlar arasındaki iç içe geçmişliği azaltmaktadır. CCP ler, uzun yıllardır türev ürün işlemlerinde ve bazı menkul kıymet işlemlerinde kullanılmakta olup, son yıllarda bu kuruluşlar para piyasalarında ve OTC piyasalarında da sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır (CPSS&IOSCO, 2004). Özellikle, OTC türev piyasalarında oluşan sistemik riskin, CCP ler ile kontrol altına alınabileceğine ve CCP lerin OTC türev piyasalarındaki riskin yönetilmesinde ve piyasaların şeffaflaşmasında bir araç olarak kullanılabileceğine ilişkin uluslararası kuruluşlar bünyesindeki hakim görüş, bu kuruluşların önemini artırmış ve kullanımının yaygınlaştırılması konusundaki çalışmaları hızlandırmıştır. Nitekim 2004 yılında CPSS ve IOSCO tarafından yayımlanan ve CCP lerin işleyiş esaslarına ilişkin çeşitli önerilerin geliştirildiği rapor, 2010 yılında OTC türev piyasalarında CCP kullanımını sağlamak üzere gözden geçirilmiş ve daha sonra da, diğer finansal alt yapı kuruluşlarına ilişkin standartları içeren raporlarla birlikte toplulaştırılarak, güncellenmiştir (TCMB, 2011). Bunun yanı sıra Basel Komite nin, G-20 taahhütleri ile paralel bir şekilde, bankaların CCP aracılığı ile gerçekleştirilmeyen iki taraflı 91

109 yapılan işlemleri için, CCP aracılığı ile gerçekleştirilenlere göre daha yüksek düzeyde risk ağırlığı getirmesine (BCBS, 2013b) ve Basel Komite ile IOSCO nun tüm finansal kuruluşlar ile sistemik öneme sahip finansal nitelikte olmayan kuruluşların, merkezi takası gerçekleştirilmeyen türev işlemleri için, merkezi takası gerçekleştirilen için öngörülenden daha yüksek düzeyde başlangıç teminatı ve sürdürme teminatı getirmesine (BCBS&IOSCO, 2013) ilişkin çalışmaları, tüm türev işlemlerinde CCP kullanımını teşvik edici nitelikteki gelişmelerdir. Ancak, CCP kuruluşlarından istenen amacın sağlanması, bu kuruluşların sağlam bir yasal temele dayalı olarak kurulması, faaliyetlerine ilişkin temel hususların açık bir şekilde tanımlanması (teminat uygulamaları, erişim imkânları, mutabakat işlemleri vs.) ve etkin risk yönetimlerinin ve kontrollerinin sağlanması ile mümkün olabilecektir. Her ne kadar kriz süresince bu yapılarla ilgili herhangi bir sorun yaşanmamış olsa da, krizden edinilen tecrübeler, bu yapılarda etkin risk yönetiminin önemine işaret etmektedir. Çünkü bu yapılar kurallara uygun bir şekilde yönetilmediği takdirde, aracılık etmiş oldukları yüksek miktarlı işlemler nedeniyle, kendileri bizzat sistemik risk kaynağı haline gelebilecek ve sistemde finansal şoklar (büyük kredi kayıpları vs.) yaratarak, bu şokların bulaşma etkisi ile finansal piyasaların tamamına yayılmasına neden olabilecektir. Özellikle CCP nin herhangi bir katılımcısının iflası durumunda ortaya çıkabilecek yüksek miktarlı likidite ihtiyacının, sahip olunan kaynaklarla karşılanamaması piyasalarda büyük sorunların ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Hâlen, merkezi takas kuruluşlarının ödeme güçlüğü içerisine düşmeleri durumunda, merkez bankası likidite kaynaklarına erişimleri konusunda tartışmalar devam etmekte olup, tartışmalar ağırlıklı olarak 92

110 böyle bir imkânın para politikası uygulamalarına etkisi ve piyasada yaratabileceği ahlâki tehlike üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu noktada, kritik fonksiyonlara sahip CCP lerin, herhangi bir finansal sıkıntı yaşadıklarında, kendi kendilerini ayakta tutabilecek güçlü üyelik mekanizmalarına ve yükümlülüklerini yerine getiremeyecek noktaya geldiklerinde, ilişkili oldukları diğer finansal altyapı kuruluşlarına zarar vermeden, düzenli bir şekilde çözümlemelerine imkân verecek sağlam çözümleme rejimlerine sahip olmaları büyük önem taşımaktadır. Nitekim CPSS ve IOSCO (2012b, 2013b), FSB (2011b) tarafından belirlenen temel unsurlar ile uyumlu olacak şekilde, finansal piyasa altyapı kuruluşlarının çözümlemesinde, çözümleme rejimlerinin sahip olması gereken temel özellikler üzerinde çalışmalarına devam etmektedir. Yukarıda anılan tüm bu hususların yanı sıra, CCP ler aracılığı ile gerçekleşen küresel nitelikteki işlemlerde, farklı ülkelerde faaliyet gösteren CCP ler arasında düzenleyici arbitraja neden olmamak için, bu kuruluşlara yönelik uluslararası nitelikte asgari risk yönetim standartlarının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu anlamda, CPSS ve IOSCO tarafından CCP lere yönelik, ilk olarak 2004 yılında yayımlanan, daha sonra 2010 yılında revize edilen ve son olarak 2012 yılında diğer finansal altyapı kuruluşlarına ilişkin standartlar ile toplulaştırılarak bir araya getirilen standartlar bütünü, küresel anlamda merkezi karşı taraf kuruluşlarının faaliyetlerinin ortak bir paydada düzenlenmesinde büyük role sahiptir. Yeni bir finansal altyapı kuruluşu olan TR ler ise, türev piyasalarında gerçekleşen işlemlerin elektronik ortamda kaydının tutulmasını sağlamaktadır. Özellikle son yıllarda OTC türev piyasalarında önem kazanan bu kuruluşlar, verilerin 93

111 merkezi bir şekilde toplanmasını, depolanmasını ve dağılımını sağlayarak, gerçekleşen işlemlere ilişkin bilgilerin daha detaylı, tutarlı ve şeffaf bir şekilde, otoriteler ve piyasa katılımcıları tarafından kullanılmasına imkân vermektedir (CPSS&IOSCO, 2012a). Böylelikle, finansal işlemlerden kaynaklanan risklerin hem ilgili otoritelerce hem de diğer piyasa katılımcıları tarafından daha iyi bir şekilde analiz edilmesi sağlanarak, piyasa suistimallerinin gerçekleşmesine engel olunmaktadır. Aynı zamanda bu kuruluşlar aracılığıyla veri temininde sağlanan operasyonel anlamdaki verimlilik ve etkinlik, otoriteler ve piyasa katılımcıları açısından maliyet avantajı da sağlamaktadır. TR lerden istenen amacın elde edilmesi, öncelikle bu kuruluşlar bünyesinde üretilen veriye, tüm kullanıcıların adil ve eşit bir şekilde erişiminin sağlanması ile mümkün olacaktır. Özellikle piyasaların sağlıklı bir şekilde işleyişinden sorumlu olan merkez bankalarının, düzenleyici otoritelerin, ihtiyati denetim otoritelerinin ve çözümleme otoritelerinin görevleri ile ilgili gerekli olan her türlü bilgiye, bu kuruluşlar aracılığıyla ulaşabilmelerinin sağlanması önemlidir. Veriye erişimin yanı sıra, toplanan verinin kullanıcıların ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olması ve verinin doğruluğunun, tutarlılığının ve sürekliliğinin sağlanması, veri kullanıcılarının yapacakları değerlendirmelerin sağlıklı olması açısından dikkat edilmesi gereken diğer bir husustur. Bu noktada, otoriteler tarafından TR lerin düzenlenmesini ve denetimini sağlayacak bir çerçeve oluşturulması, bu kuruluşlardan istenen fonksiyonların sağlanmasında büyük fayda sağlayacaktır (FSB, 2010b). Oluşturulacak çerçeve kapsamında mevcut ve eski verinin depolanacağı güvenli bilgi sistemlerinin kurulması, verinin toplanmasında ve ilgili otoritelerin kullanımına 94

112 sunumunda standart raporlama formatlarının oluşturulması 34 ve veri paylaşımında gerekli prosedür ve süreçlerin tanımlanması 35 işlem kayıt merkezlerinden kaynaklanabilecek operasyonel riskin azaltılmasını sağlayacaktır Çözümleme Kapasitesinin Artırılması SIB lardan kaynaklanan risklerin azaltılmasına yönelik yukarıda değinilen önlemler, mevcut düzenleyici ve denetleyici çerçevenin güçlendirilmesini sağlayarak, SIB ların finansal sıkıntıya girme ya da iflas risklerini azaltmaktadır. Ancak kimi zaman tüm bu önlemlere rağmen, finansal başarısızlık kaçınılmaz olmakta ve bu kuruluşların sisteme zarar vermeden çözümlenmeleri gerekmektedir. Son yaşanan krizde, sıkıntı yaşayan finansal kuruluşların karmaşık yapıları ve diğer finansal kuruluşlarla olan sıkı bağları, çözümleme süreçlerinde bazı sorunlarla karşılaşılmasına neden olmuştur. Otoritelerin çözümlemenin gerçekleşmesini sağlayacak araçlardan yoksun olması ve özellikle sınır ötesi faaliyet gösteren finansal kuruluşların ana ülke ve ev sahibi ülke otoriteleri arasında çözümleme maliyetlerinin paylaşılmasına ilişkin anlaşmaların eksikliği, çözümleme süreçlerinde kamu müdahalelerini gerektirmiş ve bu durum bir yandan vergi mükellefleri üzerinde OTC türev işlemlerine ilişkin verilerin hem TR lere, hem de TR lerden ilgili otoritelere raporlanmasında, asgari gerekliliklerin geliştirilmesini, standart formatların oluşturulmasını ve küresel ölçekte verinin toplulaştırılmasında çeşitli mekanizma ve yöntemlerin geliştirilmesini sağlamak üzere CPSS ve IOSCO (2012c) tarafından bir rapor hazırlanmıştır. CPSS ve IOSCO (2013a) tarafından, otoritelerin OTC türev işlemlerine ilişkin veriye erişimlerinde, otoritelere ve TR lere yol gösterici olması bakımından taslak bir rapor hazırlanmıştır. 95

113 büyük yüklerin oluşmasına, diğer yandan da piyasalarda ahlâki tehlike sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Etkin bir çözümleme rejiminin amacı, finansal kuruluşların, sistemik sorunlara yol açmadan ve vergi mükelleflerine maliyet yüklemeden, hayati ekonomik işlevlerinin devamını sağlayarak düzenli ve hızlı bir şekilde çözümlenmesini mümkün kılmaktır. Ancak, son küresel krizde tecrübe edildiği üzere, mevcut çözümleme rejimleri, SIB lardan kaynaklanan finansal sıkıntının yayılmasını önleyecek ve finansal sıkıntı içerisindeki kuruluşların temel finansal fonksiyonlarını yerine getirmelerini sağlayacak nitelikte değildir. Bir başka ifadeyle, söz konusu rejimler, sıkıntı içerisindeki finansal kuruluşlara erken müdahale yapılmasını ve bu kuruluşların yeniden yapılandırılmasını sağlayacak bilgi ve araçlardan yoksundurlar. Düzenleyici çerçevedeki bu boşluklar, FSB (2011b) tarafından hazırlanan Etkin Çözümleme Sistemleri İçin Temel Özellikler (KA-Key Attributes of Effective Resolution Regimes for Financial Institutions) başlıklı raporda ele alınmış ve bu raporda etkin bir çözümleme sisteminin sahip olması gereken 12 unsura yer verilmiştir. Ulusal otoritelerin 2015 yılı sonuna kadar uyum sağlamalarının beklendiği bu unsurlar, finansal sektörün bütününe (bankalar, sigorta şirketleri ve finansal altyapı kuruluşları) yönelik olmakla birlikte, bazı unsurlar (kriz yönetim grupları gibi) sadece küresel ölçekte faaliyet gösteren finansal kuruluşlar için öngörülmüştür. Bu kapsamda, FSB Raporunda yer alan unsurlara ilişkin daha genel bir sınıflamaya gidildiğinde, etkin bir çözümleme sisteminde olması gereken üç temel 96

114 özellikten bahsedilebilir (Ötker-Robe, 2011): (i) geniş yetkiler ile donatılmış bağımsız bir çözümleme otoritesi, (ii) çözümleme otoriteleri arası işbirliği ve bilgi paylaşımını sağlayacak mekanizmalar ve (iii) bu otoritelerin çözümlemeyi sistematik ve kontrollü bir şekilde gerçekleştirmelerini sağlayacak toparlanma ve çözümleme planları (RRP-Recovery and Resolution Plan). Ulusal otoritelerin, finansal kuruluşların yükümlülüklerini yerine getiremediği noktada (at the point of non-viability) çözümleme faaliyetlerini gerçekleştirecek, operasyonel anlamda bağımsız bir çözümleme otoritesine sahip olması ve bu otoritenin kapsamlı araç ve yetkilerle donatılması, finansal istikrarın sağlanması, mevduat sahiplerinin haklarının korunması ve sistemdeki ahlâki tehlike riskinin azaltılması bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu amaç doğrultusunda çözümleme otoritesinin, bankanın varlık ve yükümlülüklerini başka bir finansal kuruluşa devretme, satma veya başka bir finansal kuruluş ile birleştirme; bankanın temel ve kritik fonksiyonlarının yerine getirilmesini teminen köprü banka 36 kurma ve belirli varlık ve yükümlülüklerini bu bankaya devretme; bankanın sermayesinin yeniden yapılandırılması ya da yeni kurulacak köprü bankanın sermayelendirilmesi kapsamında bail in yükümlülüklerden faydalanma ve bankanın ekonomik değerinin çok fazla yitirilmesine neden olmadan, tamamının veya bir bölümünün hızlı bir şekilde tasfiyesini gerçekleştirme yetkisi bulunmalıdır (FSB, 2011b). 36 Köprü banka (bridge bank), çözümleme sürecinin bir parçası olarak yükümlülüklerini yerine getiremeyecek noktada olan bankanın kritik fonksiyonlarının devamlılığının sağlanması amacıyla, belirli varlık ve yükümlülüklerinin geçici olarak devredildiği, ulusal mevzuat çerçevesinde kurulan bankadır. 97

115 Ancak, kimi zaman ulusal otoritelerin tek başlarına kapsamlı çözümleme araçlarını içeren rejimlere sahip olmaları, çözümlemenin etkin bir şekilde gerçekleşmesini sağlamaya yetmemektedir. Özellikle farklı iş kollarında (bankacılık, sigortacılık vs.) faaliyet gösteren şirketlere sahip yerel banka grupları ile sınır ötesi faaliyet gösteren uluslararası banka gruplarının karmaşık yapıları ve tabi oldukları farklı düzenleyici rejimler, çözümleme aşamasında kimi zaman yetki ve sorumluluk karmaşasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla, aynı ülkede farklı düzenleyici rejimlere tabi olarak faaliyet gösteren yerel banka grupları ile farklı ülkelerde farklı düzenleyici rejimlere tabi olarak faaliyet gösteren uluslararası banka gruplarının çözümleme süreçlerinin etkin ve koordineli bir şekilde gerçekleştirilebilmesi ancak, otoriteler arasında işbirliği ve bilgi paylaşımını sağlayıcı mekanizmaların varlığı ile mümkün olabilecektir. Söz konusu mekanizmalar aracılığıyla, kriz süresince ve kriz öncesi dönemde, otoriteler arası işbirliği ve bilgi paylaşımının kapsamı önceden belirlenmiş ve otoritelerin bu süreçlerdeki rolleri ve sorumlulukları başlangıçta tanımlanmış olacaktır. Nitekim FSB (2011b) tarafından etkin çözümleme sistemlerinin sahip olması gereken temel özellikleri içeren raporda, Basel Komite tarafından G-SIB olarak belirlenen sınır ötesi faaliyet gösteren bankalar için kriz yönetim gruplarının (Crisis Management Groups) 37 oluşturulması ve bu gruplar aracılığı ile banka özelinde sınır ötesi işbirliği anlaşmalarının (cross border cooperation agreements) imzalanması gerekliliğinin altı çizilmiştir. 37 Kriz yönetim gruplarının, olası krizlere karşı hazırlıklı olunmasını ve gerekli olduğunda çözümleme faaliyetlerinin düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesini teminen, G-SIB ların faaliyet gösterdiği ana ülke ve ev sahibi ülkelerdeki ilgili otoritelerin bir araya gelmesi suretiyle oluşturulması öngörülmüştür. 98

116 RRP ler ise, banka faaliyetlerine devam ederken karşılaşacağı herhangi bir sıkıntıda, toparlanma veya çözümleme senaryoları için atılacak adımların önceden belirlenmesini sağlayarak, bir nevi banka ve otoriteler açısından kılavuz görevi görmektedir. Bankalar tarafından hazırlanması öngörülen toparlanma planları, henüz çözümleme aşamasına geçmemiş, gerekli önlemlerin alınması halinde toparlanma ihtimali olan bankaların risklerini azaltıcı, sermayelerini koruyucu ve yükümlülüklerini yeniden yapılandırıcı nitelikte önlemleri içermektedir. Çözümleme planları ise, sistemik bozulmalara ve vergi mükellefleri üzerinde herhangi bir maliyete yol açmaksızın, bankaların temel fonksiyonlarını yerine getirmelerini ve düzenli ve kontrollü bir şekilde çözümlemelerini sağlamak amacıyla otoriteler tarafından hazırlanan planlardır. Bu planlar ile varsayımsal belirli stres senaryoları altında, bankalar ve otoriteler tarafından alınması gerekli olan önlemler detaylı bir şekilde tanımlanarak, herhangi bir finansal sıkıntı durumunda, banka yöneticilerinin ve otoritelerin hızlı bir şekilde hareket etmeleri sağlanmış ve böylelikle bulaşma riski ve krizin olası maliyetleri azaltılmış olmaktadır. Ancak bu planların başarısı, bir yandan kullanılan banka verilerinin doğruluğuna ve güncelliğine, diğer yandan oluşturulan varsayımların gerçekçiliğine ve esnekliğine bağlıdır. Bu nedenle RRP lerden istenen sonucun alınabilmesi için bankalar ile otoriteler arasında işbirliği ve koordinasyonun sağlanması önemlidir. FSB de, G-SIB veya ulusal otoriteleri tarafından D-SIB olarak belirlenen bankalar için RRP hazırlama yükümlülüğü getirmiş ve söz konusu planların hazırlanmasında yol gösterici olması amacıyla bir kılavuz hazırlamıştır (FSB, 2013b). 99

117 Ancak, otoriteler tarafından yukarıdaki özellikleri içeren çözümleme rejimlerinin oluşturulması, birçok ülkede kapsamlı mevzuat değişiklikleri gerektirmektedir. Ayrıca öngörülen bir takım önlemler, ulusal sistemlerin yapısına uygun olmayabilecektir. FSB tarafından, üye ülkelerin mevcut çözümleme rejimlerini değerlendirmeye ve etkin çözümleme sistemlerinin temel özelliklerine uyum derecelerini belirlemeye yönelik yapılan gözden geçirmede; (i) bazı üye ülkelerde yeni çözümleme rejimlerinin oluşturulmasına ya da mevcut çözümleme rejimlerinin iyileştirilmesine yönelik gelişmelerin yaşandığı ancak bu çalışmaların henüz başlangıç aşamasında olduğu, (ii) pek çok ülkede çözümleme otoritelerinin çözümlemeyi gerçekleştirecek yetki ve araçlara (zarar yazma, bail in yükümlülüklerden faydalanma, geçici olarak bazı finansal sözleşmeleri askıya alma vs.) sahip olmadığı, (iii) birçok ülkenin finansal sıkıntı yaşayan kuruluşun ana ortağının ya da iştiraklerininin yönetimini ele geçirme yetkisinden yoksun olduğu, (iv) çoğu ülkenin, iflasları halinde sistemik risk unsuru olabilecek banka dışı finansal kuruluşların (merkezi karşı taraf vs.) çözümlemesini sağlayacak otoritelere ve araçlara sahip olmadığı, (v) pek çok ülkede çözümleme planlarının oluşturulmasına yönelik yasal bir yükümlülüğün bulunmadığı veya otoritelerin çözümleme rejimlerini iyileştirmeye yönelik organizsyonel ve finansal yapılarında değişiklik yapmalarını sağlayacak yetkilerden yoksun olduğu, (vi) sadece birkaç ülkenin yurtdışı çözümleme faaliyetlerine ilişkin hususlara hız verdiği ve yabancı otoriteler ile gizli bilgilerin paylaşılmasını ve bu otoriteler ile işbirliğine girilebilmesini teminen yasal altyapılarını oluşturduğu görülmüştür (FSB, 2013a). 100

118 2.6. Sistemik Harç Uygulaması 38 SIB ların çözümleme maliyetlerinin finansmanı kapsamında gündeme gelen sistemik harç uygulamasıyla temelde, bankanın çözümleme maliyetlerinin, kamu kaynaklarına başvurulmaksızın finansal sektör tarafından karşılanması amaçlanmaktadır. Yukarıda zarar karşılama kapasitesinin artırılması başlığı altında ele alınan bail in uygulaması ile benzer bir amaca hizmet eden sistemik harçların, bail in uygulamasından temel farkı, bu yükümlülüklerin banka bilançosu dışında ayrı bir fon da ya da genel bütçe içerisinde değerlendiriliyor olmasıdır. SIB lar üzerine konulacak harç, herhangi bir finansal sıkıntı nedeniyle gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel bir maliyetin finansmanı konusunda belirli bir kaynak yaratmasının yanı sıra, bankaların sistemik riske katkıları ölçüsünde uygulanması halinde, bu kuruluşların riskli faaliyetlere girmeleri konusunda da caydırıcı olabilecektir. Bu noktada, uygulanacak olan harcın kapsamı, büyüklüğü, zamanlaması önem arz etmektedir. Sistemik harç, finansal sektörün bütününe uygulanabileceği gibi sadece bankacılık sektörüne ya da sadece sektörde faaliyet gösteren SIB lara uygulanabilecektir. SIB lar gibi yalnızca belirli kuruluşlara uygulanacak bir harç, piyasada bu bankaların batmasına izin verilmeyeceği algısını yaratarak ahlâki tehlike riskini artırabilecektir. Buna karşın tüm bankalara uygulanacak aynı düzeydeki bir harç ise, bankaların sistemik önem derecelerini dikkate almamış olacaktır. Bu 38 Ülke uygulamalarında sistemik harç ifadesi yerine banka harcı (bank levy), çözümleme harcı (resolution levy) gibi farklı ifadelerin kullanıldığı görülmektedir. 101

119 nedenle, tüm bankaları içine alacak ve bankaların sistemik riske olan katkılarını yansıtacak şekilde risk temelli bir yaklaşımın benimsenmesi uygulamada etkinliğin artmasını sağlayacaktır (IMF, 2010a). Harcın konusunu bilanço kalemleri (varlık ve yükümlülükler) oluşturabileceği gibi, finansal işlem hacmi gibi değişkenler de oluşturabilecektir. Ülke uygulamaları incelendiğinde, harcın konusunu genellikle sermaye ve sigortalı mevduat dışında kalan yükümlülüklerin oluşturduğu görülmektedir. Kimi ülkelerde bilanço dışı türev ürünler de harcın konusu kapsamında değerlendirilmektedir (Tablo 6). Harçlar aracılığıyla toplanan katkıların, genel bütçede ya da genel bütçe dışında özel amaçlı bir çözümleme fonunda değerlendirilmesi mümkündür. Ancak söz konusu katkıların genel bütçe içerisinde değerlendirilmesi, bu katkıların amaçlanın dışında genel kamu harcamalarının finansmanında kullanılması riskini gündeme getirmektedir. Dolayısıyla ayrı bir çözümleme fonunun oluşturulması, hem fonun kullanımının kolaylığı hem de yönetiminde etkinliğin sağlanması bakımından daha yerinde bir yaklaşım olacaktır. Harçlar, ex ante veya ex post şeklinde finanse edilebilmektedir. Ex ante fonlama, herhangi bir finansal sıkıntı durumunda gerekli olan fon kaynağının önceden mevcut olmasını sağlayacak; ancak böyle bir kaynağın varlığı sistemde ahlâki tehlike yaratabilecektir. Ex post fonlama ise bankaların birbirlerinin iflası halinde oluşacak maliyetin kendilerinden finanse edileceğini bilmelerinden dolayı, birbirlerini daha sıkı gözetmelerini sağlayacak; ancak herhangi bir finansal sıkıntı durumunda maliyetin, maliyeti yaratan bankalardan ziyade daha az risk almış, güçlü 102

120 bankalardan karşılanmasına neden olacaktır. Ayrıca ex post fonlamada, karşı karşıya kalınan maliyet, sektörün ödeme gücünün zayıfladığı dönemde finanse edildiğinden, sistemdeki döngüsel etki artabilecektir. Ülke örnekleri incelendiğinde, ülkeler tarafından her iki uygulamanın da benimsendiği görülmektedir (Tablo 6). 103

121 Tablo 6. Sistemik Harç Ülke Uygulamaları Ülke Almanya İngiltere İsveç ABD* Banka Harcı Banka Harcı İstikrar Harcı Finansal Kriz Sorumluluk Harcı Uygulamanın Adı (Bank Levy) (Bank Levy) (Stability Fee) (Financial Crisis Responsibility Fee) Uygulanacak Kuruluşlar Uygulamanın Tabanı Oran Bankalar Mevduat, özkaynak ve belli rezervler dışındaki yükümlülükler ile bilanço dışı türev ürünler Bankanın büyüklüğüne ve iç içe geçmişliğine bağlı olarak belirlenecek olup; bilanço dışı türev ürünler için %0,00015'lik oran; yükümlülükler için ise yükümlülüğün büyüklüğüne göre %0,02 ile %0,04 arasında değişen oran Toplam yükümlülükleri 20 milyar Poundun üzerinde olan bankalar ve konut finansman şirketleri Ana sermaye, sigortalı mevduat, repo işlemleri gibi kanunda belirtilen kalemler dışında kalan yükümlülükler 2013 yılı için kısa vadeli yükümlülükler için %0,142; uzun vadeli yükümlükleri için %0,071 Bankalar ve diğer kredi kuruluşları Özkaynak ve ikincil borçlar dışındaki yükümlülükler 14 Ocak 2010 tarihi itibarıyla konsolide varlık tutarı 50 milyar ABD Dolarının üzerinde olan bankalar, tasarruf kuruluşları, banka veya tasarruf kuruluşu sahibi holding şirketleri, broker ve dealer kuruluşları Ana sermaye ve sigortalı mevduat dışındaki yükümlülükler %0,036 %0,17 Harcın Toplanacağı Yer Yeniden Yapılandırma Fonu Genel Bütçe İstikrar Fonu Genel Bütçe Uygulama Zamanı Ex-ante Ex-ante Ex-ante Ex-post *Söz konusu uygulama tasarı halindedir. Kaynak: OECD, (2012), s.7, ( ) 104

122 SIFI ların sıkıntı yaşamaları halinde söz konusu olabilecek maliyetlerin finansmanında sistemik harçlarla birlikte gündeme gelen diğer iki araç da finansal işlem vergisi (financial transaction tax) ve finansal faaliyetler vergisi (financial activities tax olmuştur. Finansal kuruluşların birbirleriyle gerçekleştirdikleri işlemlere vergi getirilmesi suretiyle uygulanması öngörülen finansal işlem vergisinin, finansal sektör kaynaklı olumsuz dışsallıklarda düzeltici etkisinin olduğu kabul edilse de, bu tarz bir verginin; (i) finansal istikrarsızlığın temel kaynaklarına odaklanmaması, (ii) verginin konusunu oluşturan işlem hacimlerinin finansal kuruluşların ortaya koyduğu fayda ve maliyetleri gösteren iyi bir araç olmaması ve (iii) pratikte verginin nihai yüklenicisinin genellikle finansal kuruluştan ziyade finansal tüketici olması nedeniyle, uygulamanın amacına hizmet etmediğine yönelik değerlendirmeler bulunmaktadır (IMF, 2010a). Kriz sonrasında bazı ülkelerde banka kârları ve ücretleri üzerine yükümlülük getirilmesi suretiyle uygulaması görülen (İngiltere, Fransa, İngiltere vs.) finansal faaliyetler vergisinin ise, kriz maliyetlerinin karşılanmasında kaynak yaratması bakımından sistemik harçları tamamlayıcı nitelikte, olumlu bir uygulama olduğu literatürdeki bazı çalışmalarda değerlendirilmektedir (ECB, 2011) Diğer Yukarıda anılan önlemlerin dışında, doğrudan SIB lara yönelik olmamakla birlikte, Basel Komite tarafından tüm bankalara yönelik getirilen likidite ve kaldıraç rasyolarının, FSB ve IMF tarafından veri eksikliklerine yönelik yürütülen 105

123 çalışmaların ve FSB bünyesinde finansal kuruluşlara özgü tüzel kimlik numarası geliştirilmesine yönelik girişimlerin, SIB lardan kaynaklanan risklerin azaltılmasına katkı sağlayacağı düşüncesiyle bu başlık altında bu çalışmalara kısaca yer verilmiştir Likidite Rasyoları Küresel kriz öncesi dönemde piyasalardaki likidite bolluğuna bağlı olarak bankaların işlemlerinde yüksek miktarda karmaşık yapılandırılmış ürünlere ve toptan fonlamaya ağırlık vermeleri, uzun dönem likidite riskine yönelik stres testi yapmamaları ve bilanço dışı yükümlülüklerin likidite üzerindeki etkilerini doğru bir şekilde değerlendirememeleri nedeniyle, bankacılık sektörü finansal krize yeterli miktarda likidite yedekleri olmadan girmiş ve kriz süresince merkez bankaları piyasalara likidite desteği sağlamak zorunda kalmıştır (TCMB, 2009). Bu kapsamda Basel Komite, krizden çıkarılan dersler paralelinde, likidite riskinin düzenlenmesine, yönetimine ve denetimine ilişkin uluslararası yapının güçlendirilmesini teminen iki yeni likidite oranı belirlemiştir (BCBS, 2010b): (i) Likidite Karşılama Oranı (LCR- Liquidity Coverage Ratio) ve (ii) Net İstikrar Fonlama Oranı (NSFR-Net Stable Funding Ratio) 39. LCR, belirlenen bir likidite stres senaryosu çerçevesinde, bankanın sahip olduğu yüksek kaliteli likit varlık stokunun, otuz gün içerisinde gerçekleşecek net nakit çıkışlarına oranı olarak tanımlanmakta ve bu oranın en az %100 olması 39 Basel Komite tarafından getirilen yeni likidite düzenlemeleri, uluslararası düzenleyiciler tarafından önerilen ilk likidite düzenlemelerini oluşturmaktadır. Basel I ve Basel II de likiditeye ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. 106

124 öngörülmektedir. Rasyonun payında yer alan yüksek kaliteli likit varlıklar kapsamında temel olarak; nakit, bankaların merkez bankasındaki rezervleri, devlet borçlanma senetleri ve belirli iskonto tutarlarının uygulanması suretiyle dikkate alınacak olan konut kredilerine dayalı menkul kıymetler ve özel sektör borçlanma araçları değerlendirilmektedir. Paydada yer alan otuz gün içerisinde gerçekleşecek net nakit çıkışları ise, belirlenen stres senaryosu altında bankanın gerçekleşmesi beklenen nakit çıkışları ile nakit girişleri arasındaki fark olarak ifade edilmektedir. LCR ile bankaların, daha güvenilir ve likit varlıklara yönelmesi, dolayısıyla daha güçlü likidite tamponları ile faaliyet göstermesi beklenmektedir. LCR yi desteklemek, yapısal likidite uyumsuzluklarını sınırlandırmak ve çekirdek fonlamayı belirli bir düzeyin üzerinde tutmak amacıyla önerilen NSFR ise, banka özelinde stres şartlarının mevcudiyeti altında, bir bankanın mevcut istikrarlı fonlama tutarının, ihtiyaç duyulan istikrarlı fonlama tutarına oranı olarak tanımlanmakta ve bu rasyonun % 100 ve üzerinde olması öngörülmektedir. Söz konusu rasyonun payında yer alan mevcut istikrarlı fonlama tutarı, bankanın pasifinde yer alan kalemlerin vade ve kalitelerine göre belirlenen oranlarda ağırlıklandırılması; ihtiyaç duyulan istikrarlı fonlama tutarı ise bankaların aktifinde yer alan kalemlerin vadelerine ve likiditelerine göre ağırlıklandırılması suretiyle elde edilmektedir. NSFR, bankaların aktiflerini nasıl fonladıkları üzerine yoğunlaşmakta ve özellikle piyasada likidite bolluğunun yaşandığı dönemlerde, kısa vadeli toptan fonlamaya olan aşırı bağımlılığı azaltmayı amaçlamaktadır. 107

125 Söz konusu rasyoların tanımlanmasına ilişkin olarak gözlem süresi devam etmekte olup, 2015 yılı itibarıyla LCR nin; 2018 yılı itibari ile ise NSFR ın uygulamaya geçmesi planlanmaktadır Kaldıraç Oranı Küresel krizin temel nedenlerinden bir diğeri de, bankacılık sisteminde gözlenen aşırı borçluluk düzeyi olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeye göre, kaldıracın döngüsel niteliği, krizin en şiddetli olduğu dönemlerde piyasaların, bankalar üzerinde borçluluk düzeylerini azaltmaları yönünde baskı kurmalarına neden olmuş, borçluluğun azaltılmasına yönelik bu çaba, varlık fiyatlarını olumsuz etkilemiş ve bu durum kayıpların artmasına, sermayenin ve kredi olarak kullandırılabilecek kaynakların azalmasına neden olmuştur (BCBS, 2011a). Bu kapsamda, bankacılık sistemindeki aşırı borçluluktan kaynaklanan risklerin sınırlandırılmasını ve risk bazlı yasal gerekliliklerinin belirlenmesinde modelleme ve ölçme hatalarından kaynaklan sorunların önlenmesini teminen Basel Komite tarafından, sermaye yeterlilik rasyosunu destekleyici nitelikte basit, şeffaf ve risk bazlı olmayan yeni bir kaldıraç oranı tanımlanmıştır. Ana sermayenin aktifler ve belirli dikkate alınma oranlarıyla bilanço dışı kalemler toplamına bölünmesi suretiyle hesaplanacak olan kaldıraç oranının, hâlihazırda %3 olarak uygulanması öngörülmekle birlikte, oran nihai halini yürürlüğe girmesi planlanan 1 Ocak 2018 tarihinde alacaktır. 108

126 Veri Eksiklikleri Çalışması Küresel kriz, uluslararası finansal piyasalarda aktif rol oynayan SIFI lara ilişkin veri boşluklarından kaynaklanabilecek sorunları açıkça ortaya koymuştur. Özellikle bireysel banka verilerindeki boşluklar, önemli finansal kuruluşların birbirleri ve diğer finansal kuruluşlar ile olan ilişkilerinden ve belirli fonlama kaynakları ve varlık sınıfları nedeniyle maruz kaldıkları benzer pozisyonlardan kaynaklanan risklerin analiz edilmesini zorlaştırmış ve bu durum uluslararası bankacılık sektöründeki risklerin önceden tespit edilmesine, dolayısıyla gerekli önlemlerin zamanında alınmasına engel olarak, krizin etkilerinin hızlı bir şekilde diğer kuruluşlara ve piyasalara yayılmasına neden olmuştur (Heath, 2013). Aynı zamanda, sınır ötesi faaliyet gösteren finansal kuruluşların, faaliyet gösterdikleri ülkelerdeki otoriteler arasındaki yetersiz veri ve bilgi paylaşımları, risklerin sağlıklı bir şekilde analiz edilmesini zorlaştırmıştır. Bu hususlar G-20 önderliğinde, FSB ve IMF tarafından yürütülen Veri Eksiklikleri Girişimi (Data Gaps Initiative) 40 kapsamında ele alınmış ve bireysel olarak finansal kuruluşların birbirleriyle olan bağlantılarına ilişkin verinin toplanmasına ve paylaşımına ilişkin faaliyetlerin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar gündeme gelmiştir. Söz konusu girişim kapsamında aynı zamanda, G-SIFI ların farklı sektörlere ve ulusal piyasalara olan pozisyonlarının daha iyi anlaşılmasını 40 Veri Eksiklikleri ile ilgili çalışmalar kapsamında IMF ve FSB (2009), (i) finansal sektördeki risk birikimlerine, (ii) uluslararası finansal bağlantılara, (iii) yerel ekonomilerin şoklara karşı kırılganlıklarının ele alınmasında veri kalitesinin iyileştirilmesine ve (iv) resmi istatistikler arası iletişimin güçlendirilmesine ilişkin 20 adet tavsiyeyi içeren raporunu kamuoyu ile paylaşmıştır. Raporda yer alan tavsiyelerden uluslararası finansal bağlantılar başlığı altında yer alanlardan iki tanesi (8 ve 9 nolu tavsiyeler) G-SIFI lara yöneliktir. 109

127 teminen, ilgili merkez bankalarının, ulusal denetim otoritelerinin ve diğer uluslararası finansal kuruluşların bir araya getirilmesi suretiyle, bu kuruluşlar için bir ortak veri şablonu oluşturulmasına karar verilmiştir (FSB & IMF, 2009). Hâlihazırda G-SIFI lara ilişkin veri eksiklikleri konusundaki çalışmalar G- SIB lar üzerinden yürütülmekte olup, FSB (2011c), G-SIB ların birbirleri ve diğer ulusal piyasalar, sistemler ve sektörler ile olan karşılıklı kredi ve fonlama ilişkilerinden kaynaklı risklerin analiz edilebilmesi için gerekli verinin tutarlı bir şekilde toplanmasını ve toplanan verinin karşılaştırmaya imkân verecek şekilde tek bir elde -BIS bünyesinde- depolanmasını teminen bir veri şablonu üzerinde çalışmaktadır. G-SIB lara yönelik yürütülen bu çalışma, risklerin tespit edilmesinde ve yönetilmesinde olumlu olmakla birlikte, bu girişimden istenen etkinliğin sağlanması, ancak veri temini ve paylaşımı konusunda bazı ülke mevzuatlarında yer alan gizlilik kurallarının ve kanuni sınırlamaların giderilmesi ile mümkün olabilecektir (IMF, 2011b). Ayrıca toplanan verinin, sistemik riskin değerlendirilmesine katkı sağlaması için, kapsamlı ve analitik analiz tekniklerinin geliştirilmesi de büyük önem taşımaktadır (TCMB, 2012) Tüzel Kişilik Numarası Küresel finansal veri altyapısının güçlendirilmesine yönelik olarak, veri eksiklikleri girişiminin yanı sıra, G-20 nin talebi üzerine, FSB bünyesinde yürütülen bir diğer çalışma da finansal işlemlere taraf olan kuruluşların daha net bir şekilde tanımlanmasına imkân verecek olan tüzel kişilik numarası (LEI-Legal Entity 110

128 Identifer) sistemidir. LEI sistemi ile küresel finansal piyasalarda faaliyet gösteren her bir tüzel kişi, Uluslararası Standartlar Örgütü nün (ISO-International Organization for Standardization) ISO:17442:2002 no lu standardı ile tanımlanan, harf ve rakamlardan oluşan 20 karakterli bir koduna sahip olacak ve bu kod kapsamında, söz konusu kuruluşun resmi adı, adresi, kuruluş şekli, ticaret sicil kayıt numarası gibi bazı referans bilgileri tanımlanacaktır. Özellikle farklı isim veya kodlarla anılan aynı finansal kuruluşlara (Örneğin J.P. Morgan; Morgan, JP Morgan, JPM) ilişkin finansal verinin toplulaştırılmasında önemli fayda sağlaması beklenen bu sistem, aynı zamanda karmaşık yapıdaki büyük finansal kuruluşların kendi içlerindeki bağlantılara (iştirak, şube vs.) ilişkin verilerin de daha sağlıklı bir şekilde bir araya getirilmesine imkân verecektir. Böylelikle, finansal işlemlerin karşı taraflarına ilişkin daha sağlıklı bilgiler edinilerek, mikro ve makro açıdan risklerin daha iyi bir şekilde izlenmesi ve yönetilmesi mümkün olabilecektir. Söz konusu sistemin aynı zamanda, karmaşık yapılı finansal kuruluşların içsel yapılanma biçimlerini daha açık bir şekilde tanımlamak suretiyle, bu kuruluşların düzenli bir şekilde çözümlenmelerine katkı sağlaması beklenmektedir (FSB, 2012a). 111

129 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM TÜRK BANKACILIK SEKTÖRÜ NDE SİSTEMİK ÖNEME SAHİP YEREL BANKALARIN BELİRLENMESİ Küresel krizle birlikte küresel ölçekte faaliyet gösteren büyük, karmaşık yapılı ve diğer finansal kuruluşlarla iç içe geçmiş bankalardan kaynaklanan sorunlar, bu bankalara yönelik çalışmaları gündeme getirmiş ve G-SIB ların belirlenmesine ve bu bankalardan kaynaklanan risklerin azaltılmasına yönelik çalışmalar Basel Komite ve FSB bünyesinde hız kazanmıştır. Nitekim, 2011 yılı Kasım ayında Basel Komite tarafından hazırlanan G-SIB ların belirlenmesine yönelik yöntemi ve bu bankalara uygulanacak ilave sermaye yükümlülüğüne ilişkin gereklilikleri içeren çerçeve, kamuoyu ile paylaşılmıştır. Ancak sistemik önem kavramının sadece küresel ekonomi perspektifinden değil, yerel ekonomi perspektifinden de değerlendirilmesi gerekliliği; küresel finansal piyasalar ve küresel ekonomi açısıdan sistemik öneme sahip olmayan bir bankanın, yerel finansal piyasalar ve yerel ekonomi açısından büyük öneme sahip olabileceği gerçeği, D-SIB kavramını ortaya çıkarmış ve Basel Komite, D-SIB ların belirlenmesine ve bu bankalara uygulanacak ilave sermaye yükümlülüğüne ilişkin temel prensipleri içeren çerçeveyi 2012 yılı Ekim ayında kamuoyu ile paylaşmıştır. G-SIB lara yönelik geliştirilene tamamlayıcı nitelikte olan bu çerçeve G-SIB çerçevesinden, D-SIB ların belirlenmesinde kullanılacak yöntem ve D-SIB olarak belirlenen bankalara uygulanacak ilave sermaye yükümlülüğünde, ülkeler özelindeki 112

130 yapısal farklılıkları değerlendirmek üzere, ülke otoritelerine verdiği uygun derecede takdir yetkisi ile farklılaşmaktadır. Her ne kadar ülke otoriteleri tarafından D-SIB lara yönelik geliştirilecek çerçeve konusunda, net bir takvim ortaya konulmasa da Basel Komite, ulusal otoriteleri tarafından D-SIB olarak belirlenen bankaların, otoritelerince belirlenen yükümlülükleri, G-SIB takvimi ile uyumlu bir şekilde, 2016 yılı başından itibaren aşamalı olarak yerine getirmelerini beklemektedir. Dolayısıyla uygulamada paralelliğin sağlanması açısından, ulusal otoritelerin bir an evvel uygun D-SIB çerçevelerini oluşturmaları ve bu çerçeveyi uygulamaya koymaları önem arz etmektedir. Hâlihazırda, pek çok ülkede Basel Komite nin ana hatlarını çizdiği ilkeler çerçevesinde D-SIB lara yönelik çalışmalar başlamış durumdadır. Bu kapsamda, İsviçre de D-SIB yükümlülükleri uygulamaya konulmuş; Avrupa Birliği, Kanada ve Güney Afrika da ise D-SIB yükümlülüklerine ilişkin nihai düzenlemeler yayımlanmakla birlikte henüz uygulamaya geçilmemiştir. Çin de, 2010 yılından bu yana en büyük beş Çin Bankasına %1 lik ilave sermaye yükümlülüğü uygulanmaktadır. Suudi Arabistan da, taslak D-SIB çerçevesi tamamlanma aşamasına gelmiştir. Hong Kong SAR da D-SIB yükümlülüklerinin 2014 yılında yayımlanması beklenmekte; Endonezya ve Rusya da ise, D-SIB çerçevesinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar devam etmektedir (BCBS, 2013d). Türkiye de ise hâlihazırda, D-SIB ların belirlenmesine ve bu bankalara yönelik alınacak önlemler 113

131 konusunda geliştirilmiş ve kamuoyu ile paylaşılmış resmi bir çerçeve bulunmamaktadır 41. Çalışmanın bu bölümünde, Basel Komite tarafından önerilen D-SIB ilkeleri temel alınarak, Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren D-SIB lar belirlenmeye çalışılacaktır. Bu kapsamda, öncelikle Basel Komite nin G-SIB lar için hazırlamış olduğu gösterge bazlı yöntem dikkate alınarak, bankaların sistemik önem dereceleri belirlenecektir. Daha sonra kümeleme analizi yardımıyla bu bankalar sistemik önem derecelerine gruplandırılacak ve bu yolla çalışmanın sonucunda sektörde faaliyet gösteren D-SIB lar belirlenecektir Literatür Taraması Son yıllarda, finansal kuruluşların sistemik önem derecelerinin belirlenmesine yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Bu çalışmaların bir kısmında araştırmacılar, piyasa bazlı ölçüm tekniklerine dayalı, karmaşık modellerden faydalanırken, bir kısmında banka düzeyindeki bilanço verilerine dayalı gösterge bazlı yöntemleri tercih etmektedir. Her ne kadar bu çalışmada gösterge bazlı bir ölçüm tekniği kullanılacak olsa da, genel bir bakış açısı oluşturması bakımından, literatürde yer alan her iki yaklaşıma ilişkin bazı önemli çalışmalara bu başlık altında kısaca değinilecektir Kasım 2013 tarihinde TCMB tarafından yayımlanan Finansal İstikrar Raporu nda, otoriteler tarafından bankacılık sektöründe D-SIB ların belirlenmesine yönelik bir yöntem üzerinde çalışıldığı ifade edilmektedir. 114

132 Literatürde piyasa bazlı ölçüm tekniklerine dayalı modellerden faydalanılarak yapılan çalışmalar incelendiğinde, bu çalışmaların temelde ikiye ayrıldığı görülmektedir. Bir kısım çalışmada finansal kuruluşların sistemik önem derecesi belirlenirken, öncelikle sistemin bütününde oluşan risk hesaplanmakta ve ardından bu risk bireysel bazda finansal kuruluşlara tahsis edilmekte (Shapley değeri vs.); diğer bir kısım çalışmada ise finansal kuruluşun sıkıntı yaşamasına bağlı olarak sistemdeki beklenen kayba veya sistemin riske maruz değerine göre sistemik önem derecesi belirlenmektedir (CoVar vs.). Bu kapsamda, Adrian ve Brunnermeier (2011) bir finansal kuruluşun sistemik riske olan katkısını ölçmede koşullu riske maruz değer (CoVaR) yöntemini kullanmıştır. Finansal kuruluşların sıkıntı içerisinde olması nedeniyle, finansal sistemin hesaplanan riske maruz değeri (VaR) şeklinde tanımlanan CoVaR yönteminde; bir finansal kuruluşun sistemik riske katkısı, finansal kuruluş sıkıntı içerisindeyken ölçülen CoVar değeri ile ortanca (median state) CoVaR değeri arasındaki fark olarak ifade edilmektedir. Ancharya vd. (2010), finansal kuruluşların sistemik riske olan katkısını ölçmede, Sistemik Beklenen Kayıp (SES-Systemic Expected Shortfall) yöntemini kullanmışlar ve SES i, ileride yaşanabilecek bir sistemik olayda finansal sistemin tamamı yetersiz sermayeli iken (undercapitalized), bir finansal kuruluşun yetersiz sermaye bulundurma eğilimi olarak tanımlamışlardır. Talaslı (2013) tarafından yapılan çalışmada ise Acharya vd. (2010) tarafından ortaya konulan SES yönteminin, Türk Bankacılık Sektörüne uygulanabilirliği ve etkinliği araştırılmıştır. Çalışmanın 115

133 sonucunda SES in, kriz dönemlerinde yaşanan finansal sektör kayıplarını açıklamada beklenen kayıp, hisse senedi beta değeri ve yıllıklandırılmış oynaklık gibi genel kabul gören ölçülerden daha iyi bir yöntem olduğu ve bu yöntemin finansal kuruluş hisselerinin potansiyel riskliliğinin ölçülmesinde güçlü bir alternatif olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Sistem genelinde oluşan riskin, bireysel finansal kuruluşlara dağıtılması yoluyla her bir finansal kuruluşun sistemik önem derecesinin belirlenmesinde, Tarashev vd. (2010) tarafından bir oyun teorisi uygulaması olan Shapley Değeri önerilmektedir. Shapley Değeri ile her bir finansal kuruluşa tahsis edilen risk, o finansal kuruluşun sistemde oluşan toplam riske yaptığı marjinal katkıyı göstermekte ve söz konusu marjinal katkıların toplamı sistemde oluşan toplam riski vermektedir. Çalışma, Shapley Değerini sistemik risk alanına kazandırmasının yanı sıra, sistemik önemin belirleyicileri konusunda da bazı tespitlerde bulunmaktadır. Çalışmaya göre, finansal kuruluşun sistemik riske katkısının şekillenmesinde büyüklük, risk görünümü ve sistemsel şoklara dayanıklılık belirleyici olmakta ve finansal kuruluşun büyüklüğü, temerrüt riski ve sistemik şoklara olan maruziyeti arttıkça, sistemik önem derecesi de artmaktadır. Akkoyun vd. (2013) tarafından yapılan çalışmada ise, Türk Bankacılık Sektörü nde İstanbul Menkul Kıymetler Borsası nda (İMKB) 42 işlem gören bankaların sistemik önemleri, bu bankaların sistem genelinde oluşan riske yaptıkları 42 İstanbul Menkul Kıymetler Borsası A.Ş. (İMKB) nin ünvanının Borsa İstanbul A.Ş. (BİAŞ) olarak değişmesiyle İMKB kısaltması da BİAŞ olarak değişmiştir. Ancak burada, çalışmadaki kullanım şekline bağlı kalınmıştır. 116

134 marjinal katkı ile ölçülmüştür. Çalışmada öncelikle, Koşullu Alacak Analizi (Contingent Claim Analysis) yoluyla sistem genelinde oluşan risk hesaplanmış ve daha sonra bu risk, Shapley Değeri kullanılarak, bireysel olarak bankalara dağıtılmıştır. Çalışmada, her bir bankanın sistemik risk ölçütü olan beklenen kayba katkısını gösteren Shapley Değeri, aynı zamanda her bir bankanın sistemik önemini ifade etmektedir. Çalışmanın sonucunda, krizlerinde tüm bankaların, beklenen kayba olan katkısının oldukça yüksek gerçekleştiği değerlendirilmiş; 2008 küresel krizinde ise, sistemik riskin bankalar arasındaki dağılımında dönemler itibariyle bazı farklılıkların olduğu ifade edilmiştir. Sistemik risk göstergesi olarak finansal sıkıntı sigorta primi ni önerdikleri çalışmalarında Huang vd. (2011), finansal sıkıntı sigorta primi ni herhangi bir finansal sıkıntı durumunda, bankacılık sektöründe yaşanabilecek kayıplara karşı, korunma amaçlı yapılan sigortanın fiyatı olarak tanımlamaktadır. Çalışmada, her bir bankanın sistemik önemi ise, söz konusu bankanın bankacılık sektörünün toplam sigorta primine yaptığı marjinal katkı ile ölçülmektedir. Çalışmada ayrıca, bir bankanın sistemik riske olan katkısının, temerrüt riski ile doğrusal bir ilişkiye; büyüklük ve varlık korelasyonu ile ise doğrusal olmayan bir ilişkiye sahip olduğu da belirtilmektedir. Zhou (2010) çalışmasında, daha önceden Segoviano ve Goodhart (2009) tarafından kullanılan ve bir bankanın iflası halinde, en az bir bankanın finansal sıkıntıya girme ihtimali (PAO- Probability that at least one bank becomes distressed) olarak tanımlanan göstergeden yola çıkmış ve finansal kuruluşların 117

135 sistemik önemlerinin değerlendirilmesinde iki yeni gösterge önermiştir: Sistemik Etki Endeksi (SII-Systemic Impact Index) ve Kırılganlık Endeksi (VI- Vulnerability Index). SII, bir bankanın iflası halinde, bankacılık sektöründe gerçekleşmesi beklenen banka iflaslarının sayısını ifade etmekte; VI ise, sistemde en az bir bankanın iflası durumunda, diğer bir bankanın iflas etme ihtimali olarak tanımlanmaktadır. Çalışmada, Uç Değer Teorisinden (EVT-Extreme Value Theory) faydalanılarak önerilen bu üç gösterge, 28 ABD Bankası ndan oluşan bir örneklem üzerinde uygulanmış ve daha sonra sistemik önem göstergeleri ile büyüklük göstergeleri arasındaki korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonucunda, sistemik önemin değerlendirilmeside SII nın, PAO ve VI göstergelerine göre daha çok açıklama gücüne sahip olduğu ifade edilmiş; büyüklüğün ise sistemik önemin ele alınmasında her zaman geçerli bir gösterge olmayabileceği değerlendirmesi yapılmıştır. Yukarıda bir kısmına değinilen model bazlı yaklaşımlar, finansal kuruluşların sistemik önemlerinin belirlenmesinde önemli role sahip olmakla birlikte, modellerde kullanılan piyasa verilerinin sadece halka açık şirketler için söz konusu olması ve bu verilerin istikrarlı olmaması; kullanılan modellerin kendine özgü kısıtlayıcı bazı varsayımları içermesi ve sınırlı sayıdaki veri grubuna dayanması nedeniyle, kimi zaman sistemik önemin kapsamlı bir şekilde ele alınmasına imkân vermeyebilmektedir. Bu durum bazı çalışmalarda gösterge bazlı yaklaşımların tercih edilmesine neden olmaktadır. Gösterge bazlı yaklaşımlar, piyasa verilerine göre daha az sıklıkla güncellenen ve temin edilebilen finansal tablo verilerine dayalı olmakla birlikte, halka açık olan ve olmayan tüm finansal kuruluşlara kolaylıkla 118

136 uygulanabilmektedir (Brämer&Gischer, 2012; Weistroffer, 2012; Masciantonio, 2013). Ayrıca, bu yaklaşımlar, daha anlaşılır ve şeffaf olmaları bakımından, finansal kuruluşların, sistemik önem derecelerini bizzat kendilerinin değerlendirmesine ve yönetmesine imkân vermektedir (Drehmann&Tarashev, 2011b). Literatürde SIFI lara ilişkin gösterge bazlı çalışmalar incelendiğinde, Basel Komitenin G-SIB ların belirlenmesine yönelik geliştirdiği ve çalışmamıza da temel teşkin eden yöntemi dikkat çekmektedir. Basel Komite tarafından geliştirilen G-SIB yönteminde, küresel açıdan sistemik önem arz eden bankaların belirlenmesinde büyüklük, ikâme edilemezlik, iç içe geçmişlik, karmaşıklık ve sınır ötesi faaliyetlerden oluşan eşit ağırlıklı beş temel kategori kullanılmıştır. Büyüklük kategorisi dışında, tüm kategorilerin altında ise, yine kendi içlerinde eşit ağırlığa sahip birden fazla göstergeye yer verilmiştir (Tablo 7). 119

137 Tablo 7. G-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler: Basel Komite Kategori Gösterge Ağırlık Sınır Ötesi Sınır Ötesi Alacaklar %10 Faaliyetler (%20) Sınır Ötesi Borçlar %10 Büyüklük (%20) Basel III Kaldıraç Oranı Tanımına Göre Toplam Pozisyon %20 İç İçe Geçmişlik (%20) İkâme Edilemezlik (%20) Karmaşıklık (%20) Finansal Sistemden Alacaklar (Finansal kuruluşlara verilen krediler, diğer finansal kuruluşlarca ihraç edilen menkul kıymetlerden bilançoda taşınanlar, diğer finansal kuruluşlarla yapılan ters repo %6,67 işlemlerinden doğan alacaklar, finansal kuruluşlara ödünç verilen menkul kıymetler, finansal kuruluşlarla gerçekleşen OTC türev işlemlerinden doğan alacaklar toplamı) Finansal Sisteme Borçlar (Finansal kuruluşlara ait mevduat, banka tarafından ihraç edilen menkul kıymetler, diğer finansal kuruluşlarla yapılan repo işlemlerinden doğan yükümlülükler, diğer finansal %6,67 kuruluşlardan ödünç alınan menkul kıymetler, finansal kuruluşlarla gerçekleşen OTC türev işlemlerinden doğan borçlar toplamı) Toptan Fonlama Oranı* %6,67 Emanette Tutulan Varlıklar %6,67 Ödeme Sistemleri Yoluyla Takası ve Mutabakatı Yapılan %6,67 Ödemeler Borç ve Sermaye Piyasalarında Yüklenimi Yapılan İşlemler %6,67 OTC Türev İşlemleri %6,67 3. Seviye Varlıklar %6,67 Alım Satım Amaçlı ve Satılmaya Hazır Finansal Varlıklar %6,67 *2013 yılında Basel Komite tarafından G-SIB yönteminde yapılan güncellemede "toptan fonlama oranı" yerine "tedavüldeki menkul kıymetler" göstergesi getirilmiştir. Kaynak: BCBS, (2011), s.5. Kamuya açık olan ve olmayan 2009 yıl sonu verilerinin kullanıldığı çalışmaya, Basel Komite üyesi denetim otoritelerinin de görüşleri alınarak, aktif büyüklüklerine göre küresel ölçekteki en büyük 73 banka konu edilmiş ve bu bankaların her bir göstergeye ilişkin skoru, bankanın ilgili gösterge büyüklüğünün, örneklemde yer alan tüm bankaların söz konusu gösterge büyüklüklerinin toplamına bölünmesi suretiyle elde edilmiştir. Daha sonra bu skorlar Tablo 7 de yer alan gösterge ağırlıkları ile ağırlıklandırılmış ve ağırlıklandırılan değerler toplanarak, söz konusu bankanın toplam skor büyüklüğüne erişilmiştir. Ülke denetim otoritelerinin 120

138 bazı ek göstergeleri de kullanarak yaptığı niteliksel değerlendirmeler sonrasında belirledikleri de dahil olmak üzere, banka skor büyüklüklerinin kümelenmesi suretiyle elde edilen eşik değerin (cut off threshold) üzerinde kalan toplam 29 banka G-SIB olarak nitelendirilmiş ve bu bankaların isimleri alfabetik sırayla 2011 yılında kamuoyu ile paylaşılmıştır 43 (Ek 1). Her yıl güncel veriler ışığında revize edilecek olan G-SIB listesi, 2012 yılında 2011 yıl sonu verileri ile güncellenmiş ve yeni veriler ışığında 28 banka G-SIB olarak nitelendirilmiştir (Ek 2) yılı listesinde, 2011 yılı listesinden farklı olarak bankalar, sistemik önem derecelerine göre gruplara ayrılmışlar ve her bir banka ait olduğu grubun gerektirdiği ölçüde ilave sermaye yükümlülüğüne tabi tutulmuştur. Ayrıca 2011 yılı ve 2012 yılı listeleri birlikte değerlendirildiğinde, 2012 yılı listesinde göze çarpan değişiklik, 2 yeni bankanın mevcut listeye girmiş olması ve 3 bankanın da listeden çıkmış olmasıdır ve 2012 yılları G-SIB listesinin belirlenmesine temel teşkil eden Basel Komitesi nin yukarıda değinilen yönteminde, uygulamadan edinilen tecrübeler çerçevesinde 2013 yılında bazı değişikliklere gidilmiştir. Söz konusu değişiklikler kapsamında; örneklem büyüklüğü genişletilmiş, iç içe geçmişlik kategorisi altındaki toptan fonlama oranı göstergesi yerine tedavüldeki menkul kıymetler göstergesi getirilmiş 44, karmaşıklık kategorisi altındaki alım satım amaçlı ve satılmaya hazır bankanın 27 tanesi gösterge bazlı yöntem ile; 2 tanesi ise (Nordea ve Bank of China) denetim otoritelerinin değerlendirmeleri sonrasında G-SIB listesine dahil olmuştur. Denetim otoritesi, gösterge bazlı yaklaşımı destekleyecek şekilde, somut ve tutarlı kanıtlar sunarak, G-SIB listesine yeni bir banka eklenmesini veya gösterge bazlı yöntemle belirlenen bankaların sistemik önem sıralamalarında değişiklik yapılmasını önerebilecektir. 121

139 menkul kıymetler göstergesinin kapsamı daraltılmış ve ikâme edilemezlik kategorisinin alabileceği değer için bir üst sınır getirilmiştir. Aynı zamanda G-SIB yönteminde yer alan oniki göstergeye ilişkin verinin toplanmasında kullanılan veri şablonu ve raporlama kılavuzu yayımlanmış ve Basel III kaldıraç oranı tanımına göre toplam pozisyon tutarı 200 milyar Avroyu aşan bankalara ait oniki gösterge verisinin bankalar tarafından yılından itibaren; G-SIB ların belirlenmesinde kullanılan eşik değerin ve skorların hesaplanmasında kullanılan örneklem büyüklüğünün ise 2013 yılı itibarıyla Basel Komite tarafından kamuoyu ile paylaşılmasına karar verilmiştir 46 (BCBS, 2013a). Yöntemde yapılan bu değişiklikler çerçevesinde, 2013 yılı Kasım ayında yeni bir G-SIB listesi yayımlanmıştır (Ek 3) yıl sonu verilerinin kullanıldığı güncellenen listede, 29 banka G-SIB olarak belirlenmiştir yılı listesinde, 2012 yılı listesinden farklı olarak, listeye yeni bir banka eklenmiş ve bazı bankaların sistemik önem derecelerindeki değişiklikle birlikte, ilave sermaye yükümlülüğüne 44 Basel Komite nin 2011 yılı yönteminde toptan fonlama oranı ile, bankaların çekirdek mevduat dışında kalan ve kriz durumunda yenilenmesinde sorun yaşanması kuvvetle muhtemel olan fonlara bağımlılığı ölçülmeye çalışılmış ve söz konusu oran, toplam yükümlülüklerden toplam perakende fonlama tutarının çıkarılarak toplam yükümlülüklere bölünmesi suretiyle hesaplanmıştır. Oranın normalize edilmesinde ise örneklemde bulunan bankaların ortalama oran değeri kullanılmıştır. Ancak 2013 yılı Temmuz ayında güncellenen G-SIB yönteminde, orana ilişkin mevcut tanımın çok geniş olması, oranın normalize edilmesinde diğer göstergelere göre farklılık bulunması ve bu oranın sadece kısa vadeli yükümlülükleri dikkate almasının daha doğru olacağı gerekçesiyle, toptan fonlama oranı G-SIB yönteminden çıkarılmıştır yılında ilave sermaye yükümlülüğü uygulanacak olan ilk G-SIB listesinin 2013 yıl sonu verilerine dayalı olarak belirlenmiş 2014 yılı bankaları olması öngörülmektedir. Bu nedenle Basel Komite, bankaların 2013 yıl sonu verilerinin kamuya açık hâle getirilmesi amacıyla, ulusal otoritelerin konuyla ilgili raporlama ve açıklama yükümlülüklerine ilişkin düzenlemelerini 1 Ocak 2014 tarihi itibarıyla ulusal mevzuatlarına kazandırmaları konusunda uzlaşmaya varmıştır. G-SIB listenin belirlenmesine temel teşkil eden yöntem ve eşik değerler, Basel Komite tarafından, bankacılık sektöründeki gelişmeleri ve sistemik önemin ölçülmesinde sağlanan ilerlemeleri yansıtmak üzere her 3 yılda bir gözden geçirilecektir. 122

140 tabi oldukları gruplarda değişiklikler meydana gelmiştir. Bu kapsamda, üç bankanın ilave sermaye yükümlülüğü düşmüş, bir bankanın ise yükselmiştir. Ayrıca bu liste ile birlikte Basel Komite tarafından, G-SIB ların belirlenmesinde kullanılan eşik değer ve göstergelere ilişkin skorların normalize edilmesini sağlayan her bir göstergeye ilişkin örneklem büyüklüğü kamuoyu ile paylaşılmıştır. Basel Komite nin Ekim 2012 de yayımlanan D-SIB ların belirlenmesine yönelik ilke bazlı çerçevesinde ise, G-SIB lar için önerilen yöntemde yer alan kategorilere paralel şekilde dört kategori tespit edilmiştir: büyüklük, iç içe geçmişlik, ikâme edilemezlik ve karmaşıklık. Söz konusu çerçevede, sınır ötesi faaliyetler kategorisi doğrudan D-SIB çerçevesi ile ilgili olmadığından Basel Komite tarafından değerlendirmeye alınmamıştır. Çerçevede belirlenen dört kategoriye ilişkin alt göstergelerin belirlenmesi ise, ülkeye özgü yapısal koşulların değerlendirilebilmesini teminen, ülke otoritelerinin takdirine bırakılmıştır (BCBS, 2012a). Masciantonio (2013) tarafından yapılan çalışmada, Basel Komite nin G- SIB lar için geliştirdiği yöntem benimsenmiş ve sadece kamuya açık veriler kullanılarak, küresel ölçekte, Avrupa Birliği nde ve Parasal Birliğe üye ülkelerde SIB lar belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonuçlarının Basel Komite tarafından elde edilen sonuçlar ile karşılaştırılabilmesi amacıyla, çalışma 2010 yıl sonu verilerinin yanı sıra 2011 yıl sonu verileri için de tekrarlanmıştır. Çalışmada hem 2011 yılı hem de 2012 yılı için 27 banka G-SIB olarak belirlenmiştir. Basel Komite tarafından G-SIB olarak belirlenen bankaların tamamı 123

141 2011 yılı listesinde yer alırken, 2012 yılı listesinde Basel Komite listesinde yer almayan iki banka (Lloyds Banking Group ve ICBC) listeye dahil olmuştur. Çalışmada ayrıca bankaların sistemik önem derecelerinin sıralamasında, Basel Komite nin sıralamasına göre bazı farklılıklar olduğu gözlenmiştir. Çalışmadan elde edilen 2011 ve 2012 yılı G-SIB listeleri kıyaslandığında ise, listede yer alan bankalar açısından çok farklılık olmadığı, sadece bankaların sistemik önem sıralamalarında bazı değişikliklerin söz konusu olduğu görülmüştür. Çalışmada Avrupa Birliği ülkeleri için yapılan analizlerde, hem 2011 hem de 2012 yılı için 35 banka; Parasal Birliğe üye ülkeler için yapılan değerlendirmede ise 2011 ve 2012 yılları için sırasıyla 30 ve 40 banka sistemik öneme sahip olarak belirlenmiştir. Çalışmada Parasal Birliğe üye ülkelerde sistemik öneme sahip banka sayısında gözlenen farklılığın nedeni, yöntemdeki istikrarsızlıktan ziyade, Parasal Birlik Bankacılık Sistemindeki değişikliklerden kaynaklı, bulunan eşik değerlerdeki farklılık ile açıklanmıştır. Brämer ve Gischer (2012) tarafından yapılan çalışmada, Basel Komite tarafından küresel bankalara yönelik geliştirilen yöntemin bir benzeri kullanılarak, kamuya açık veriler ışığında Avustralya bankacılık sektöründe faaliyet gösteren D- SIB lar tespit edilmeye çalışılmıştır yılı Eylül ayı itibarıyla sektörde faaliyet gösteren 58 banka içerisinden 4 Avustralya bankasının (Westpac Banking Group, Commonwealth Bank, National Australia Bank, ANZ Banking Group) D-SIB olarak belirlendiği çalışmada tanımlanan kategoriler, Basel Komite nin çalışması ile büyük ölçüde paralellik göstermekle birlikte, kategorilerin altında yer alan göstergeler, bazı 124

142 bilanço büyüklüklerinin kamuya açık olmaması, bazılarının ise D-SIB ların belirlenmesinde uygun olmaması nedeniyle, Basel Komite nin çalışmasından farklılık arz etmektedir (Tablo 8). Çalışmada ayrıca, Basel Komite nin 2011 ve 2012 yılları için kullandığı yöntemden farklı olarak, D-SIB ların belirlenmesinde bir sonraki değerlendirmelerde de kullanılmak üzere belirli bir eşik değer tanımlanmıştır. Tablo 8. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler: Avustralya Kategori Büyüklük (%20) İç İçe Geçmişlik (%20) İkâme Edilemezlik (%20) Karmaşıklık (%20) Gösterge Yurtiçi Varlıklar Finansal Kuruluşlara Verilen Krediler Finansal Kuruluşlar Mevduatı Hanehalkına Verilen Krediler Reel Sektöre Verilen Krediler Genel Hükümete Verilen Krediler* Kâr Amacı Gütmeyen Kuruluşlara Verilen Krediler Yatırım Amaçlı Menkul Kıymetler Alım Satım Amaçlı Menkul Kıymetler Yerel Duyarlılık (%20) Hanehalkı Mevduatı * Brämer ve Gischer in (2012) 2013 yılında güncelledikleri çalışmalarında genel hükümete verilen krediler göstergesi yer almamaktadır. Kaynak: Brämer ve Gischer, (2012), s. 10. IMF (2012b) tarafından Avustralya da sistemik riskin ele alınmasına yönelik hazırlanan teknik notta ise D-SIB ların belirlenmesinde, Brämer ve Gischer in (2012) çalışmasından farklı olarak, büyüklük dışında sadece karmaşıklık ve iç içe geçmişlik kategorileri kullanılmıştır. IMF ye göre; Brämer ve Gischer in yönteminde yer alan yerel duyarlılık kapsamındaki hanehalkı mevduatı ile ikâme edilemezlik kapsamındaki farklı sektörlere ilişkin kredi büyüklüklerinin piyasa payı, yöntemde yer alan diğer göstergeler ile yüksek korelasyona sahip olup, söz konusu 125

143 kategorilerin yöntemden çıkarılması, bankaların göreli sistemik önem derecelerinde çok fazla değişiklik yaratmamaktadır. Brämer ve Gischer (2013) daha sonra D-SIB lara yönelik çalışmalarını genişletmiş, hem geliştirmiş oldukları yöntemin sağlamlığını ve hem de bankaların sistemik önem derecelerindeki göreli değişiklikleri test etmek için, yöntemde yer alan kategorilerin ağırlıklarında farklılaştırmaya gitmiştir. Buna göre; ayrı ayrı her bir kategorinin ağırlığı iki katına çıkarılarak (%20 den %40 a) ve kalan kategorilere eşit ağırlık verilerek (%15), bankaların orijinal skorları dışında beş ayrı skor değeri elde edilmiştir. Söz konusu skor büyüklüklerine göre; sistemik öneme sahip bankaların sistemik önem sıralamalarında bir değişiklik olmazken, mutlak değer olarak sistemik önem derecelerinde farklılıklar ortaya çıkmıştır. Komarkova vd. (2012) tarafından yapılan çalışmada, yine Basel Komite tarafından G-SIB lar için önerilen yöntem çerçevesinde, Çek Bankacılık Sisteminde faaliyet gösteren D-SIB lar belirlenmeye çalışılmıştır. Merkezi Çek Cumhuriyeti nde bulunan 23 bankanın konsolide olmayan bilanço verilerinin kullanıldığı çalışmada değerlendirmeye alınan kategoriler ve kategorilere ait göstergeler Tablo 9 da yer almaktadır. Çalışmanın sonucunda, örneklemde yer alan çok az sayıda bankanın D- SIB olarak nitelendirilebileceği ifade edilmiştir. Çalışmada ayrıca, bankaların sistemik öneme derecesi sıralamaları ile büyüklük sıralamalarının birbiriyle örtüşmediğine; büyüklük kriterinin sistemik önem derecesinin belirlenmesinde önemli role sahip olmakla birlikte, tek başına yeterli bir kriter olmadığına dikkat çekilmektedir. 126

144 Tablo 9. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler: Çek Cumhuriyeti Kategori Büyüklük ve Faaliyet (%20) İç İçe Geçmişlik (%20) İkâme Edilemezlik (%20) Gösterge Brüt Kredi Büyüklüğü Faiz, Harç ve Komisyon Gelirleri Kredi Kuruluşlarından Alacaklar Kredi Kuruluşlarına Verilen Krediler Interbank Piyasasındaki Önem* Emanette Tutulan Varlıklar Ödeme Sistemleri Aracılığıyla Takası ve Mutabakatı Yapılan İşlemler Bankalararası Ödeme Sistemlerindeki Önem* Karmaşıklık (%20) Alım Satım Defteri ve Satılmaya Hazır Varlıklar Yurtdışı Yerleşiklerden Alacaklar Sınır Ötesi Faaliyet (%20) Yurtdışı Yerleşiklere Borçlar * Bu göstergeler network analizinden faydalanarak hesaplanmıştır. Kaynak: Kamarkova vd., (2012), s Sektörde faaliyet gösteren en büyük 6 bankanın (Bank of Montreal, Bank of Nova Scotia, Canadian Imperial Bank of Commerce, National Bank of Canada, Royal Bank of Canada, and Toronto-Dominion Bank) D-SIB olarak nitelendirildiği Kanada da, söz konusu bankaların tespit edilmesinde Basel Komite tarafından önerilen kategorilerden büyüklük, iç içe geçmişlik ve ikâme edilemezlik kullanılmıştır (Tablo 10). Her bir kategori ve her bir kategori altında belirlenen göstergelere ilişkin büyüklüklerin mutlak değer olarak ele alındığı bu yöntem çerçevesinde belirlenen bankaların her biri için sistemik önem derecelerini gösteren tek bir skor tanımlanmamış; farklı kategoriler altında farklı derecelerde sistemik öneme sahip olan bu bankalar birbirinden ayırt edilmeksizin aynı derecede sistemik öneme sahip olarak değerlendirilmiştir. 127

145 Tablo 10. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler: Kanada Kategori Gösterge Büyüklük Toplam Konsolide Varlıklar Yurtiçi Varlıklar Yurtdışı Varlıklar Finansal Sistemden Alacaklar (Finansal kuruluşlarda bulunan mevduat, finansal kuruluşlara konut kredi dışında verilen krediler, finansal kuruluşlarla yapılan ters repo işlemlerinden olan alacaklar, iştirak konumunda olan yatırım aracıları ile gerçekleştirilen ters repo işlemlerinden olan alacaklar ve türev işlemlerden doğan alacaklar toplamı) İç İçe Geçmişlik Finansal Sisteme Borçlar (Yerleşik finansal kuruluşlar mevduatı, yurtdışında faaliyet gösteren mevduat kuruluşların mevduatı, ödünç alınan menkul kıymetlere ilişkin yükümlülükler, repo işlemlerinden kaynaklanan yükümlülükler, türev işlemlerden doğan borçlar, mevduat sertifikaları, ikincil borçlar, bankalar tarafından ihraç edilen ciro edilebilir sabit vadeli senetler toplamı) İkâme Edilemezlik Ödeme Sistemleri Aracılığıyla Tranferi ve Mutabakatı Yapılan Menkul Kıymet ve Fon Tutarı Kaynak: ( ) Danimarka da D-SIB ların belirlenmesinde iki kategori dikkate alınmıştır: Büyüklük ve ikâme edilemezlik. Söz konusu kategoriler kapsamında her bir kredi kuruluşunun, konsolide bilanço büyüklüğü üzerinden, varlık büyüklüğünün GSYH ya oranı, mevduat tutarının sektörün toplam mevduat tutarına oranı ve kredi tutarının sektörün toplam kredi tutarına oranı hesaplanmıştır. Danimarka da bir bankanın D-SIB olarak nitelendirilmesi için, hesaplanan bu göstergelerin herhangi birinde belirlenen eşik değeri aşması yeterli görülmüştür. Buna göre, varlık büyüklüğüne ilişkin eşik değer %10; mevduat ve kredi büyüklüğüne ilişkin eşik değer ise %5 olarak belirlenmiştir. Geliştirilen bu yaklaşım çerçevesinde 6 banka (Danske Bank, Nykredit, Nordea Bank Denmark, Jyske Banj, BRFkredit, Sydbank), D-SIB olarak nitelendirilmiştir. Danimarka uygulamasında ayrıca, nicel 128

146 değerlendirmenin yanında nitel değerlendirmeye de yer verilmiş ve nitel değerlendirmeler sonrasında bir bankanın daha (DLR Kredit) D-SIB listesinde yer almasının uygun olabileceği ifade edilmiştir. İsviçre otoriteleri tarafından ise D-SIB ların belirlenmesinde dört kriter temel alınmıştır: (i) bankanın sistemik önem arz eden mevduat toplama, kredi verme, takas işlemleri gibi faaliyetlerdeki piyasa payı, (ii) bankanın mevduat sigortası kapsamında olmayan mevduatlarının tutarı, (iii) bankanın bilanço büyüklüğü ile GSYH arasındaki ilişki ve (iv) bankanın risk profili. Bu kriterlere göre yapılan değerlendirmede, iki İsviçre Bankası (UBS, Credit Suisse Group) D-SIB olarak değerlendirilmiştir (FINMA, 2011) yılında ECB tarafından, Avro Bölgesi nde finansal aracılık, risk transformasyonu ve risk yönetimi süreçlerinde önemli role sahip, büyük ve karmaşık yapılı banka gruplarını belirlemeye yönelik yapılan çalışmada (ECB, 2006), merkezi Avro Bölgesi nde bulunan veya bulunmayan 260 banka değerlendirmeye alınmış ve varlık büyüklüklerine, hisse senedi, tahvil ve sendikasyon kredisi piyasasındaki paylarına ve emanet hizmetlerindeki rollerine göre incelenen söz konusu bankalardan 33 tanesi büyük ve karmaşık yapılı olarak belirlenmiştir. Çoklu gösterge yaklaşımının benimsendiği çalışmada bankaların değerlendirilmesinde; geleneksel bilanço büyüklükleri (krediler, konut kredileri, diğer gelir getirici varlıklar, mevduatlar ve şarta bağlı yükümlülükler), bankacılık faaliyetlerine ilişkin geleneksel göstergeler (net faiz gelirleri ve net faiz dışı gelirler), bankalararası piyasalardaki varlık ve yükümlülükler, küresel ölçekte emanet altındaki yerli ve yabancı varlıklar 129

147 ve Avrupa Bölgesi hisse senedi, tahvil ve sendikasyon kredi piyasalarındaki işlem hacmi dikkate alınmıştır. Avrupa Birliği tarafından 26 Haziran 2013 tarihinde yayımlanan kredi kuruluşlarının faaliyetlerine ve kredi kuruluşları ile yatırım şirketlerinin ihtiyati denetimine ilişkin 2013/36 nolu Direktifte ise, D-SIB ların belirlenmesinde (i) büyüklük, (ii) sınır ötesi faaliyetler, (iii) iç içe geçmişlik ve (iv) Birlik ve ülke ekonomisi açısından önem kriterleri dikkate alınmıştır Türk Bankacılık Sektörüne Genel Bakış Türkiye de bankacılık sektörü, sahip olduğu %87,4 lük pay ile finansal sektörün en önemli kısmını oluşturmaktadır. Sektörün aktif büyüklüğü, 2013 yılının ilk dokuz ayında %20,3 artarak, milyar TL seviyesine ulaşmıştır. Sektörün toplam varlıklarının GSYH ya oranı ise 2013 yılının ilk yarısı sonunda %103,1 olarak gerçekleşmekle birlikte bu oran, dünya ortalaması ve gelişmekte olan ülke ortalaması ile kıyaslandığında hâlâ düşük seviyelerde seyretmektedir. 130

148 Grafik 1. Yıllar İtibarıyla Türk Bankacılık Sektörü Aktif Büyüklüğü Milyar TL % Kaynak: BDDK ve TÜİK Toplam Aktifler Toplam Aktifler/GSYH (Sağ Eksen) Sektörde 33 ü mevduat; 4 ü katılım, 13 ü kalkınma ve yatırım bankası olmak üzere toplam 50 banka faaliyet göstermektedir (Tablo 11, Detaylı Banka Listesi İçin Bakınız Ek 5) yılı Eylül ayı itibarıyla, aktif büyüklüğü bakımından mevduat bankaları sektörün %90,5 ini, katılım bankaları %5,5 ini, kalkınma ve yatırım bankaları ise %4 ünü oluşturmaktadır. Yabancı hissedarların, bankacılık sektörü aktif büyüklüğü içerisindeki payları, 2012 yılı sonunda %44,9 iken, bu oran 2013 yılı Mart ayında %46,1 e ulaşmıştır (TCMB, 2013a). 131

149 Tablo 11. Yıllar İtibarıyla Türk Bankacılık Sektörü nde Faaliyet Gösteren Banka Sayıları Ekim Mevduat Bankaları Kamusal Sermayeli Özel Sermayeli Yabancı Sermayeli TMSF Bünyesindeki Bankalar Kalkınma ve Yatırım Bankaları Katılım Bankaları Toplam Kaynak: BDDK, TBB Yabancı bankalar, sektörde iştirak ya da şube biçiminde faaliyet göstermekte olup, bu bankaların tamamı 5411 sayılı Bankacılık Kanunu na tabidir. Sektörde konsantrasyon oranı oldukça yüksek olup, 2013 yılı Haziran ayı itibarıyla sektörde faaliyet gösteren bankalardan en büyük ilk beşinin payı %55,8; en büyük ilk onun payı ise %81,5 dir (Grafik 2). Grafik 2. Yıllar İtibarıyla Türk Bankacılık Sektörü nde Yoğunlaşma Oranları (Aktif Büyüklüğü) 90% /6 Kaynak: BDDK, TBB İlk Beş Banka İlk On Banka 132

150 Sektörün Basel II kriterlerine göre hesaplanan sermaye yeterlilik rasyosu, 2012 yılı sonuna göre %2,1 düşerek, 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla %15,7 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu rasyo hâlihazırda uygulanmakta olan %8 lik asgari sermaye yeterlilik rasyosunun ve %12 lik hedef rasyonun üzerinde seyrini devam ettirmektedir (Grafik 3). Grafik 3. Yıllar İtibarıyla Türk Bankacılık Sektörü nde Sermaye Yeterliliği Rasyosu % 35,0 30,0 25,0 20,0 15,0 10,0 5,0 0, IV 2003-II 2003-IV Kaynak: BDDK 2004-II 2004-IV 2005-II 2005-IV 2006-II 2006-IV 2007-II 2007-IV 2008-II 2008-IV 2009-II 2009-IV 2010-II 2010-IV Sektör Hedef Oran Yasal Oran 2011-IV 2012-II 2012-IV Sektörün bilanço yapısı daha detaylı incelendiğinde, 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla aktifler içerisinde en büyük plasman kalemlerini 990,4 milyar TL ile kredilerin ve 288,2 milyar TL ile menkul değerlerin oluşturduğu görülmektedir. Bankaların bilançolarının yaklaşık %61 ine karşılık gelen kredilerin %32,3 ünü bireysel, %25,7 sini KOBİ, %42 sini ise kurumsal ve ticari krediler oluşturmaktadır. Kamu borç stokunun yaklaşık %48,2 sine denk gelen tutardaki kamu borçlanma 133

151 senetleri ise bankaların menkul kıymet potföyünde taşınmakta olup, bu tutar bankaların menkul kıymet portföyünün %96,3 üne karşılık gelmektedir. Yabancı kaynakların içerisinde %54,7 lik oranla en çok paya sahip olan mevduat, 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla 902,7 milyar TL düzeyine ulaşmıştır. Mevduatın %85,4 ü vadesiz ve 3 aya kadar vadeli olup, mevduatın krediye dönüşüm oranı %113 seviyesindedir. Aynı dönemde yurtdışı bankalardan temin edilen kredilerin toplamı ise 132,2 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. Sektörde, bankalar tarafından gerçekleştirilen menkul kıymet ihraçları artmaya devam etmekte olup, bu yolla sağlanan kaynak miktarı bir önceki döneme göre %57,7 artarak, sektör bilançosunun %3,6 sına ulaşmıştır. Sektörün özkaynak tutarı, 2013 yılının üçüncü çeyreğinde 2012 yılı sonuna göre %3,8 artarak 189 milyar TL ye ulaşmıştır. Özkaynaklar içerisinde ana sermayeninin payı %85,3 seviyesindedir. Özkaynaklarda gözlenen artışta, BDDK nın kâr dağıtımının sınırlandırılması ve kârların bünyede bırakılmasının teşvik edilmesi yönündeki kâr dağıtım politikası etkili olmuştur. Dönem net kârı ise bu dönemde yaklaşık 19 milyar TL ye yükselmiştir. Bilanço dışı işlemlerden olan ve genellikle faiz ve kur riskinden korunma amaçlı gerçekleştirilen türev işlemler, 2012 yılı sonuna göre TL bazında %69,7 artarak, 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla 531,4 milyar TL ye ulaşmıştır. Türev işlemlerin yaklaşık %99,45 i tezgâhüstü piyasalarda gerçekleştirilmektedir. 134

152 Sektördeki bankalar, ağırlıklı olarak geleneksel bankacılık faaliyetleri yürütmekte olup, banka bilançolarında risk unsuru olabilecek karmaşık yapılı finansal ürünler çok fazla yer almamaktadır. Mevcut durumda bankaların özkaynaklarının önemli bir kısmının ödenmiş sermaye ve dağıtılmamış kârlardan oluşması; özkaynaklar içerisinde sermaye benzeri borçların oranının oldukça düşük olması sektörün bilançosunu finansal şoklara karşı dayanıklı hâle getirmektedir. Sektörde üç ayrı likidite rasyosu uygulanmakta olup, söz konusu rasyolar, belirlenen asgari sınırın oldukça üzerinde seyretmektedir 47. Sektördeki bankaların büyük çoğunluğu %7 nin üzerinde kaldıraç oranına sahip olup, sektörün kaldıraç oranı 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla %7,8 olarak gerçekleşmiştir 48,49. Bankacılık sektörünün bu güçlü yapısı, bankacılık sektöründe son küresel krizin etkilerinin sınırlı olmasını sağlamış; bu dönemde, pek çok ülkede gerçekleşenin aksine, sektörde herhangi bir temerrüt yaşanmamış ve hiçbir bankaya devlet desteği verilmemiştir. Özellikle krizleri sonrası bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması kapsamında mevcut düzenleme ve denetim çerçevesinin güçlendirilmesine yönelik alınan önlemler, ayrıca kriz süresince Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Bankacılık Düzenleme ve Türk Bankacılık Sektörü nde, haftalık ve aylık olmak üzere iki farklı vade dilimine ilişkin yabancı para ve toplam likidite yeterlilik rasyoları hesaplanmaktadır. Likit varlıkların ve nakit girişlerinin nakit çıkışlarına bölünmesi suretiyle hesaplanan bu rasyolardan, yabancı para likidite yeterlilik rasyosunun asgari %80; toplam likidite yeterlilik rasyosunun ise asgari %100 olması gerekmektedir. Bu rasyolara ilave olarak hesaplanan stok likidite yeterlilik rasyosunun da %7 seviyesinde olması gerekmektedir. Kaldıraç oranı ana sermayenin toplam aktifler, gayri nakdi krediler ve yükümlülükler, cayılamaz taahhütler, cayılabilir taahhütlerin %10 u ve türevlerin kredi dönüştürme oranıyla çarpılmış tutarları toplamına bölünmesi suretiyle hesaplanmaktadır (BDDK, 2013b) yılı Eylül ayına ilişkin bankacılık sektörü verilerinin temininde, BDDK tarafından yayımlanan Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü (Eylül 2013) raporundan faydalanılmıştır. 135

153 Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından alınan makro ihtiyati nitelikteki önlemler, kriz döneminde sektörün sağlıklı bir şekilde işleyişine devam etmesine imkân vermiştir 50. Türk Bankacılık Sektörü nde Basel II ve Basel II.5 düzenlemeleri uygulanmakta olup, Basel III çerçevesinde getirilen sermaye gerekliliklerine ve sermaye yeterliliği ölçüm tekniklerine, sermaye tamponlarına ve kaldıraç oranına ilişkin düzenlemeler, Resmi Gazete de yayımlanmış durumdadır. Söz konusu düzenlemelerden, Bankaların Özkaynaklarına İlişkin Yönetmelik, Bankaların Sermaye Yeterliliğin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Sermaye Koruma ve Döngüsel Sermaye Tamponlarına İlişkin Yönetmelik ile Bankaların Kaldıraç Düzeyinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik -%3 olarak belirlenen kaldıraç oranının tutturulmasına ilişkin maddeleri hariç- 1 Ocak 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bankaların Kaldıraç Düzeyinin Ölçülmesine ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik in %3 olarak belirlenen kaldıraç oranının tutturulmasına ilişkin maddeleri ise 1 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bunun dışında Basel III likidite karşılama oranına ilişkin yayımlanmış olan yönetmelik taslağı henüz nihai hâle getirilmemiştir. 50 Küresel kriz döneminde, bankaların kâr dağıtımları BDDK nın iznine tabi tutulmuş, likidite ve karşılık düzenlemelerinde değişikliklere gidilmiş, kredi büyümesine sınırlamalar getirilmiş, sermaye yeterliliği rasyosunun hesaplanmasında değişiklikler yapılmış, mevduat sigortasının kapsam ve tuarını belirleme yetkisi geçici süreyle Bakanlar Kuruluna verilmiş ve döviz piyasaları ile bankacılık sistemi döviz likiditesine yönelik olarak bir takım tedbirler alınmıştır. 136

154 Basel Komite tarafından G-SIB olarak nitelendirilen bankalardan hiçbiri Türkiye merkezli olmayıp, bu bankaların sektördeki yapılanmaları, ağırlıklı olarak iştirak biçimindedir. Şube şeklinde faaliyetlerini sürdürenler ise sektörün küçük bir kısmını oluşturmaktadır 51 (Ek 1, Ek 2, Ek 3). Yurtdışı merkezli bankaların, sektörde faaliyet gösteren iştirak ve şubelerinin de 5411 sayılı Bankacılık Kanunu na tabi olması, bu bankalarla ilgili alınacak önlemler konusunda BDDK nın esnekliğini artırmakta, BDDK ya gerektiğinde bu bankalara yönelik ilave önlemler alabilme imkânı vermektedir. Ayrıca, sektörde iştirak şeklinde faaliyet gösteren yabancı bir bankanın ana bankasının herhangi bir nedenle faaliyet izninin kaldırılması ya da iflasına karar verilmesi durumunda, iştirakin faaliyet izninin kaldırılması ya da iflası kararı tamamen BDDK ya aittir. Dolayısıyla, Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren yabancı bir banka iştiraki, faaliyet iznini kaldırmayı gerektirecek herhangi bir finansal sıkıntı ile karşı karşıya kalmadığı sürece, ana bankası iflas etse dahi, sektörde bankacılık faaliyetlerine devam edebilmektedir. D-SIB lar konusunda ise hâlihazırda sektörde resmi bir D-SIB ayrımı yapılmamakta olup, bu bankaların belirlenmesine ve bu bankalardan kaynaklanan risklerin ele alınmasına yönelik kamuoyu ile paylaşılmış resmi bir çerçeve de bulunmamaktadır. Bununla birlikte, 2011 yılında 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunu na eklenen Ek 4. Madde ile kurulmuş olan, Hazine 51 Türk Bankacılık Sektörü nde iştirakleri ve şubeleri aracılığıyla faaliyet gösteren G-SIB niteliğindeki bankaların bankacılık sektörünün toplam aktifleri içerisindeki payı %12,6 düzeyindedir (TCMB, 2013b). 137

155 Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan, Hazine Müsteşarı, TCMB Başkanı, BDDK Başkanı, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanından oluşan Finansal İstikrar Komitesi nin (FİK) görevleri arasında yer alan finansal sistemin bütününe sirayet edebilecek sistemik risklerin belirlenmesi, izlenmesi ve bu tür risklerin azaltılması için gerekli tedbir ve politika önerilerinin tespit edilmesi hususu, D-SIB lar özelinde de değerlendirilebilir. Bir başka ifadeyle, söz konusu görev tanımı kapsamında, finansal sistemin bütünü için risk unsuru olabilecek bir banka, FİK gündemine taşınabilecek ve bu bankaya yönelik olarak alınması planlanan tedbirler söz konusu Komitede tartışılabilecektir. Ayrıca, D-SIB lar özelinde tesis edilmiş olmamakla birlikte, Bankacılık Kanunu nda yer alan bazı düzenlemeler de, D-SIB ların ele alınmasında değerlendirilebilir. Bu kapsamda, Bankacılık Kanunu nun Koruyucu Hükümler başlığı altındaki 43. Maddesi gereğince BDDK nın, her bir banka ya da banka grubu için, belirlenmiş asgari veya azami standart oran ve sınırlardan farklı, daha ihtiyatlı bir oran ya da sınır tesis etmeye veya genel olarak belirlenmemiş oran veya sınırlar tespit etmeye yetkili olması, D-SIB lardan kaynaklanan risklerin ele alınmasında değerlendirilebilecek bir düzenleme olarak nitelenebilir. Her ne kadar söz konusu hükümde açık olarak sistemik öneme sahip banka ifadesi geçmese de, bu hüküm ile birlikte BDDK, D-SIB olarak belirleyebileceği banka ya da banka gruplarına daha ihtiyatlı yükümlülükler (sermaye yeterliliği, likidite yeterliliği vs.) getirebilecektir. Dolayısıyla Basel Komite tarafından D-SIB lar için öngörülen ilave sermaye yükümlülüğü uygulamasına ilişkin mevzuatta herhangi bir engelin söz konusu olmadığı değerlendirmesinde bulunulabilir. 138

156 BDDK nın denetim faaliyetlerinde benimsemiş olduğu Risk Odaklı Denetim yaklaşımının da SIB lar için öngörülen kapsamlı ve yoğunlaştırılmış denetim anlayışı ile paralel özelliklere sahip olduğu görülmektedir. Nitekim risk odaklı denetim yaklaşımında, denetimin şekli, kapsamı, zamanı, yoğunluğu, denetim kaynaklarının tahsisi ve denetim faaliyetleri, her bir bankanın risk profili ile iç denetim ve risk yönetim sistemlerinin mevcudiyeti ve bunların yeterliliği baz alınarak şekillenmektedir. Dolayısıyla BDDK, D-SIB olarak belirlenecek bir bankanın denetimini, daha yoğun ve kapsamlı bir şekilde gerçekleştirebilecektir. Bankacılık Kanunun 66. Maddesinde yer alan Konsolide Denetime ilişkin hükmün ve konuya ilişkin 28 Şubat 2008 tarih ve 2493 sayılı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurul Kararı nın da, D-SIB olarak belirlenecek bankalara yönelik gerçekleştirilecek denetimlerde önemli olduğu düşünülmektedir. Söz konusu düzenlemelerde, konsolide bazda sınırlama ve oranlara tâbi olan ana ortaklık bankaların ve bunların yurtiçi ve yurtdışı bağlı ortaklıklarının, birlikte kontrol edilen ortaklıklarının, şube ve temsilciliklerinin konsolide denetime tâbi olduğu belirtilmekte ve gerek duyulması halinde bu denetimin BDDK ve konsolide denetime tâbi kuruluşların gözetim ve denetiminden sorumlu yetkili mercileri ile birlikte gerçekleştirilebileceği ifade edilmektedir. Konsolide denetim ile banka veya konsolide denetime tabi kuruluşlar bünyesinde taşınan ve ana ortak bankayı etkileyebilecek tüm risklerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sağlanmış olmaktadır. 139

157 Sektörde bankalara yönelik mevcut çözümleme sistemi, D-SIB niteliğindeki bir bankanın çözümlemesine imkân verecek özelliklere büyük ölçüde sahip olmakla birlikte, mevzuatta bu bankaların daha etkin bir şekilde çözümlemesini sağlayacak RRP, bail in, köprü banka gibi uygulamalara ilişkin eksiklikler bulunmaktadır. Türk Bankacılık Sektörü nde, bankaların çözümleme faaliyetleri Bankacılık Kanunu çerçevesinde TMSF tarafından gerçekleştirilmekte olup, TMSF nin banka çözümleme faaliyetleri kapsamında (i) bankanın uygun göreceği aktiflerini, teşkilatını ve personeli ile sigortaya tabi mevduat ve katılım fonunu başka bir bankaya devretmeye ve sonrasında bankanın faaliyet izninin kaldırılmasını BDDK dan istemeye, (ii) bankanın hisselerinin çoğunluğuna veya tamamına sahip olmak ve banka mali bünyesinin güçlendirilmesi ve yeniden yapılandırılması kapsamında sigortalı mevduat veya katılım fonu tutarını aşmamak kaydıyla sermaye artırmak, bankaya mevduat koymak, iştirak, gayrimenkul ve diğer aktifleri satın almak gibi tedbirleri almaya; banka hisselerini, varlık ve yükümlülüklerini devretmeye, satmaya ve bankayı başka bir bankayla birleştirmeye, (iii) bankanın doğrudan faaliyet izninin kaldırılmasını BDDK dan istemeye yetkisi bulunmaktadır (TMSF, 2012). TMSF nin anılan bu kapsamlı yetkileri D-SIB ların çözümlenmesinde önemli olmakla birlikte, köprü banka, RRP ve bail in uygulamalarının mevzuata kazandırılması, özellikle D-SIB lar açısından çözümleme sürecinin etkinliğini artırılabilecektir. Zira, köprü banka uygulaması ile, D-SIB niteliğindeki bir bankanın çözümleme sırasında iyi nitelikteki varlık ve yükümlülüklerinin kurulacak köprü 140

158 bankaya aktarılması sağlanabilecek ve böylelikle söz konusu bankanın sistem için kritik fonksiyona sahip faaliyetlerinin sürekliliği temin edilmiş olacaktır. D-SIB ların karşılaşacağı bir sıkıntıda, toparlanma veya çözümleme sürecinde atılacak adımların önceden belirlenmesini sağlayan RRP ler ise, bankalar ve otoriteler açısından yol gösterici olacak; böylelikle mevcut düzenlemede azami 9+3 ay olarak belirlenen ve maliyet etkinliği açısından uzun olarak nitelendirilebilecek çözümleme süreci, daha kısa hâle gelebilecektir. Bail in yükümlülükler ile ise çözümleme maliyetlerinin finansmanında ilave kaynak yaratılmış olacak, bu yolla bir yandan kamu kaynakları üzerinde oluşabilecek olası maliyetlerin azalması, diğer yandan piyasa disiplinin güçlenmesi sağlanmış olacaktır. D-SIB ların çözümleme süreci ile ilgili olarak değinilmesi gereken bir diğer husus da, bu bankaların iştirakleri aracılığıyla finansal sektörün diğer alanlarında faaliyet göstermeleri halinde çözümleme sürecinin nasıl gerçekleşeceğidir. Türk Finans Sektörü nün farklı alanlarında faaliyet gösteren kuruluşların birbirinden farklı çözümleme ve tasfiye süreçlerine sahip olması; bankaların çözümleme faaliyetlerinin TMSF; sermaye piyasası kuruluşlarının çözümleme faaliyetlerinin Yatırımcı Tazmin Merkezi 52 tarafından yürütülmesi; sigorta şirketlerinin çözümleme süreçlerinin ise Türk Ticaret Kanunu ve İcra İflas Kanunu çerçevesinde gerçekleşmesi, ana ortak bankanın herhangi bir nedenle çözümleme sürecine girmesi durumunda, otoriteler arasında yetki karmaşasına neden olabilecek, bu durum çözümlemenin olası maliyetlerini artırabilecektir. Dolayısıyla otoriteler arasında önceden sağlanacak Aralık 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 83'üncü maddesi ile Yatırımcıları Koruma Fonu yerine, bir kamu tüzel kişisi olarak Yatırımcı Tazmin Merkezi kurulmuştur. 141

159 işbirliği, olası bir finansal sıkıntıda çözümleme sürecinin nasıl yürütüleceğinin önceden belirlenmesine imkân verecektir. Finansal sektörün birbiriyle iç içe geçmiş bu yapısı göz önünde bulundurulduğunda, D-SIB lara yönelik alınacak önlemlerde otoriteler arası işbirliği ve bilgi paylaşımının tesis edilmesi büyük önem taşımaktadır. Sektörde otoriteler arası sağlıklı bilgi alışverişinin ve işbirliğinin sağlanmasına yönelik olarak farklı mekanizmalar hâlihazırda mevcut olup, bunlar D-SIB lar bağlamında da ele alınabilir. Bu kapsamda, sistemik riske neden olabilecek muhtemel gelişmelerin önceden tespit edilebilmesini ve gerekli önlemlerin alınabilmesini teminen, kurumlar arası koordinasyon, işbirliği ve bilgi paylaşımını güçlendirmek üzere Hazine Müsteşarlığı, TCMB, BDDK, SPK ve TMSF arasında imzalanan Finansal İstikrar Komitesi Sistemik Risk Değerlendirme Grubu Protokolü ve bu Protokol ile kurulan Sistemik Risk Değerlendirme Grubu D-SIB lara ilişkin hususların ele alınmasında önemli rol üstlenebilecektir 53. D-SIB lara yönelik önlemler kapsamında yakın zamanda mevzuatta gerçekleşen tek değişiklik, 29 Eylül 2011 tarihinde Sigortaya Tabi Mevduat ve Katılım Fonları ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunca Tahsil Olunacak Primlere 53 Bankacılık Kanunu nun Sistemik Risk başlıklı 72. Maddesinin, 6 Aralık 2012 tarihinde yürürülüğe giren 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu nun 145. Maddesi ile yürürülükten kaldırılmasıyla, mülga 72. madde uyarınca 2009 yılında kurulmuş olan Sistemik Risk Koordinasyon Komitesi nin de faaliyetleri sonlanmış, Komitenin yerini Sistemik Risk Değerlendirme Grubu almıştır. 142

160 Dair Yönetmelik te yapılan değişiklikle, sigorta prim tarifesi hesaplamalarına, ilave bir risk faktörü olarak büyüklük 54 faktörünün eklenmesidir. TMSF tarafından kredi kuruluşlarının sigorta prim tutarlarının hesaplanmasında risk esaslı bir yaklaşım söz konusu olup; bu kapsamda prim oranları sermaye yeterliliği, aktif kalitesi, kârlılık, likidite ve diğer risk faktörleri olmak üzere, beş başlık altında yer alan toplam 14 risk faktörü üzerinden belirlenmektedir yılında yapılan değişiklik ile söz konusu risk faktörlerine büyüklük faktörü eklenmiş ve büyüklük faktörü 120 milyar TL ve üzeri olan kredi kuruluşları için onbinde iki, büyüklük faktörü 50 milyar TL (dahil) ile 120 milyar TL arası olan kredi kuruluşları için on binde bir prim oranı ilave edilerek sigorta prim oranının belirleneceği hükme bağlanmıştır. Yönetmelik değişikliğinde ayrıca, büyüklük faktörlerinin her yıl Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yıl sonu itibarıyla hesaplanan üretici fiyatları genel endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artışı oranında artırılacağı ifade edilmekte olup; nitekim 120 milyar TL ve 50 milyar TL olarak belirlenen büyüklük faktörleri, 2012 yılında sırasıyla milyon TL ve milyon TL (dahil) olarak değiştirilmiştir (TMSF, 2012) Ampirik Uygulama Finansal kuruluşların kendi faydalarını maksimuma çıkarma çabaları, kimi zaman yarattığı negatif dışsallıklar sebebiyle sistem açısından olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. Nitekim küresel krizde, büyük, iç içe geçmiş, karmaşık yapılı 54 Büyüklük faktörü; kredi kuruluşunun bilançosundaki aktif, gayrinakdi kredi ve yükümlülükler ile taahhütler (cayılabilir taahhütler hariç) toplamından oluşmaktadır (TMSF, 2012). 143

161 ve genellikle sınır ötesi faaliyetlere sahip SIB lardan kaynaklanan sıkıntıların, finansal sistem üzerinde yarattığı olumsuzluklar açık bir şekilde görülmüştür. Özellikle bu bankalara yönelik gündeme gelen olağanüstü kamu müdahaleleri ile birlikte ortaya çıkan ahlâki tehlike problemi, piyasa disiplininin azalmasına ve rekabet koşullarının bozulmasına neden olmuştur. Yaşanan bu tecrübeler, SIB lara ilişkin çalışmalara hız kazandırmış ve bu kapsamda ilk olarak Basel Komite tarafından G-SIB lara yönelik gösterge bazlı bir yöntem geliştirilmiştir. Daha sonra Basel Komite, küresel açıdan sistemik öneme sahip olmayan bir bankanın, yerel açıdan sistemik öneme sahip olabileceği gerçeğinden hareketle, D-SIB lara yönelik bir çerçeve hazırlamış; bu çerçevede, D- SIB ların belirlenmesi amacıyla ulusal otoriteler tarafından geliştirilecek olan yöntemde bulunması gereken temel hususları genel hatlarıyla ortaya koymuştur. D- SIB çerçevesi kapsamında geliştirilecek yöntemin detayları ise, ülke otoritelerinin takdirine bırakılmıştır. Nitekim bu gelişmelerden sonra, pek çok ülkede, ulusal D- SIB yöntemlerinin geliştirilmesine ilişkin çalışmalar başlamıştır (Kanada, Suudi Arabistan, Rusya, Danimarka, Endonezya vs.). Türkiye de ise hâlihazırda D- SIB ların belirlenmesine yönelik yayımlanmış resmi bir yöntem bulunmamaktadır. Çalışmanın bu bölümünde, uluslararası arenada devam eden çalışmalara paralel bir şekilde, Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren D-SIB ların belirlenmesine yönelik gösterge bazlı bir yöntem geliştirilmeye çalışılacaktır. Söz konusu yöntemin geliştirilmesinde temelde Basel Komite tarafından D-SIB lar için hazırlanan çerçevede yer alan hususlar dikkate alınacak olmakla birlikte, yöntemin 144

162 detaylarının belirlenmesinde G-SIB yönteminden de faydalanılacaktır. Çalışmada, yöntemin şeffaflığını sağlamak ve kullanıcılar açısından anlaşılırlığını artırmak amacıyla, kamuya açık veriler kullanılmış, dolayısıyla gösterge seçimleri, bu kısıt dahilinde gerçekleşmiştir Araştırmada Kullanılan Veri Seti Çalışmada, bankaların kamuya açıklanan 2012 yıl sonu mali tablo verileri kullanılmıştır. Veri temininde, Basel Komite nin D-SIB lar için yayımladığı çerçevede de önerildiği üzere, konsolide mali tablolardan ve bunlara ilişkin açıklama ve dipnotlardan faydalanılmıştır. Ancak, konsolide mali tablo hazırlama yükümlülüğü bulunmayan bankalarda, konsolide olmayan mali tablo verileri dikkate alınmıştır 55. Çalışma kapsamında kalkınma ve yatırım bankalarına mevduat toplamamaları, bankacılık sektörü aktif toplamı ve toplam krediler içerisindeki paylarının düşük olması nedeniyle yer verilmemiştir. Ayrıca, sektör içerisinde aktif payları oldukça düşük olan küresel şube biçimindeki yabancı sermayeli mevduat bankaları ile TMSF ye devredilen ve hâlihazırda aktif bankacılık faaliyetleri gerçekleştirmeyen bankalar da bu çalışma çerçevesinde değerlendirmeye 55 Fibabanka A.Ş., Citibank A.Ş., Deutsche Bank A.Ş., Odea Bank A.Ş. ve Turkland A.Ş. nin 31 Aralık 2012 tarihi itibarıyla bağlı ortaklık, iştirak ve birlikte kontrol edilen ortaklığı bulunmadığından, veri temininde bu bankaların konsolide olmayan mali tablolarından faydalanılmıştır. Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. ve Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. nin ise iştirak ve/veya bağlı ortaklıkları önemlilik ilkesi çerçevesinde konsolidasyona tabi değildir. Dolayısıyla bu iki bankanın verilerinde de konsolide olmayan mali tablolardan faydalanılmıştır. 145

163 alınmamıştır. Bu kapsamda 2012 yılında Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren 49 bankadan 28 tanesi bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur (Ek 6) Araştırmada Kullanılan Kategori ve Göstergeler D-SIB niteliğindeki bankaların belirlenmesinde kullanılan yöntemin, bu bankalardan kaynaklanabilecek olumsuz dışsallıkların ulusal ekonomi üzerinde yaratacağı etkinin büyüklüğünü yansıtacak özellikte olması önemlidir. Bu nedenle yöntem kapsamında kullanılacak kategorilerin ve bu kategoriler altında değerlendirilen göstergelerin, her ülkenin kendine özgü finansal koşullarına göre belirlenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Nitekim Basel Komite (2012a) tarafından D-SIB lara yönelik geliştirilen yöntemde 4 kategori (büyüklük, iç içe geçmişlik, ikâme edilemezlik, karmaşıklık) tanımlanmakla birlikte, tanımlanan bu kategorilerin içeriklerine ilişkin alt göstergelerin belirlenme yetkisi yerel otoritelere bırakılmıştır. Son dönemlerde ülke otoriteleri tarafından geliştirilen D-SIB yöntemleri incelendiğinde, yöntemlerin büyük kısmında Basel Komite tarafından belirlenen kategorilerin temel alındığı, hatta kategorilerin altında yer alan göstergelerin tespitinde, G-SIB yönteminden faydalanıldığı görülmektedir. Buna göre ülke otoriteleri, ulusal sistemleri açısından uygun olan G-SIB göstergelerinden bazılarını, sahip oldukları veri seti dahilinde, yöntemlerinde kullanmıştır. Bunun dışında ülkeler geliştirdikleri yöntemlerde, kendi sistemleri açısından önem arz eden bazı faaliyet alanlarına ilişkin yeni kategori ve göstergelerden de faydalanmıştır. 146

164 Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren D-SIB ların belirlenmesine yönelik hazırlanan bu çalışmada da, bankaların sistemik önem derecelerinin değerlendirilmesinde kullanılacak yönteme ilişkin kategori ve göstergelerin tespitinde, literatürdeki diğer çalışmalar ile paralel bir şekilde, Basel Komite tarafından yayımlanan D-SIB ilkeleri temel alınmış; göstergelerin seçiminde ise G- SIB yönteminden faydalanılmıştır. Ancak G-SIB yönteminin sistemik öneme, küresel açıdan odaklanması nedeniyle, bazı göstergelere (örneğin sınır ötesi alacaklar, sınır ötesi borçlar) bu çalışmada yer verilmemiştir. Ayrıca, Basel Komite tarafından kullanılan göstergelerden bir kısmına ilişkin verinin, bireysel bankalar bazında kamuya açık olmaması (örneğin ödeme sistemleri yoluyla takası ve mutabakatı yapılan ödemeler), bir kısmının ise uygulaması çok sık bulunmayan faaliyetlere (örneğin borç ve sermaye piyasalarında yüklenimi yapılan işlemler) ilişkin olması, bu göstergelerin geliştirilen yönteme dahil edilememesine neden olmuştur. Bazı göstergeler ise (örneğin OTC işlemler) kamuya açık veri kısıtı nedeniyle belirli varsayımlar altında yöntemde yer almıştır. Bu kapsamda çalışmada, bankaların sistemik önem derecelerinin belirlenmesinde Basel Komite nin D-SIB lar için önerdiği çerçeve de dikkate alınarak, büyüklük, iç içe geçmişlik, ikâme edilemezlik, karmaşıklık ve yerel duyarlılık olmak üzere 5 kategori kullanılmış, bu 5 kategorinin altında ise toplam 13 göstergeye yer verilmiştir (Tablo 12). Yöntemde kullanılan kategori ve göstergelere ilişkin detaylı açıklamalar aşağıda yer almaktadır: 147

165 Tablo 12. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergeler Kategori Gösterge Büyüklük Toplam Aktifler İç İçe Geçmişlik İkâme Edilemezlik Karmaşıklık Yerel Duyarlılık Finansal Sistemden Alacaklar - Mali Kesime Verilen Krediler - Para Piyasalarından Alacaklar - Yurtiçi Bankalar Finansal Sisteme Borçlar - Bankalara Ait Mevduat ve Fonlar - Para Piyasalarına Borçlar - Yurtiçi Banka ve Kuruluşlardan Kullanılan Krediler Yurtiçi Kredi Stoku Devlet Borçlanma Senetleri Emanet Kıymetler OTC Türev İşlemler Alım Satım Amaçlı ve Satılmaya Hazır Finansal Varlıklar Hanehalkı Mevduatı Büyüklük Bir bankanın büyüklüğü, söz konusu bankanın reel ekonomideki ve finansal piyasalardaki faaliyetlerinin derecesini göstermektedir. Bir bankanın büyüklüğü arttıkça, o bankanın iflasının ya da yaşayacağı herhangi bir finansal sıkıntının, finansal piyasalara ve ekonomiye vereceği zarar daha büyük olacaktır. Çünkü büyük bir bankanın yürütmekte olduğu faaliyetlerin kısa bir süre içerisinde başka bir banka tarafından yerine getirilmesi mümkün olmayabilecek, bu durum piyasa güveninin azalmasına neden olabilecektir. Literatürdeki çalışmalarda banka büyüklüğünün ölçümünde farklı göstergelerin kullanıldığı görülmektedir. Örneğin, geliştirdikleri D-SIB 148

166 yöntemlerinde büyüklük kategorisi için Basel Komite, Basel III kaldıraç oranı tanımına göre toplam pozisyon tutarını kullanırken; İsviçre kredi, mevduat ve toplam varlık değerlerinin GSYH ya oranını; Kanada yurtiçi, yurtdışı ve toplam konsolide varlık büyüklüğünü; Danimarka toplam varlıkların GSYH ya oranı ile kredi ve mevduat tutarının sektörün kredi ve mevduat tutarına oranını kullanmaktadır. Dolayısıyla SIB ların belirlenmesinde büyüklüğe ilişkin tek bir gösterge tanımlamak söz konusu değildir. Bu çalışmada, bankaların faaliyetlerinin tümünü önemli ölçüde kapsayan toplam aktif büyüklüğü, büyüklük kategorisi altında değerlendirilmiştir. Toplam aktif büyüklüğü bankaların sadece sistemik öneme sahip faaliyetlerini değil, tüm faaliyetlerini içermekle birlikte, diğer kategorilerin altında değerlendirilen göstergelerin, sistemik öneme ilişkin daha spesifik değerlendirmelere imkân vermesi, ayrıca herhangi bir tasfiye durumunda bankanın sadece sistemik öneme sahip olan değil, tüm faaliyetlerinin çözümleme kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle, bu kategori altında daha bütüncül bir yaklaşımın izlenmesi uygun bulunmuştur. Söz konusu bu gösterge çalışmada (AKTİF i ) şeklinde ifade edilmiştir İç İçe Geçmişlik Finansal kuruluşlar arasında karşılıklı alacak ve yükümlülüklerin artması, bir finansal kuruluşta yaşanan sıkıntının kolaylıkla diğerine geçme ihtimalini 149

167 artırmaktadır. Dolayısıyla, bir bankanın sistemik etkisi, diğer finansal kuruluşlar ile olan ilişki derecesine de bağlıdır. Literatürde bu kategori altında genellikle, finansal kuruluşların birbirleriyle olan alacak-borç ilişkisi değerlendirilmekte olup, bu kapsamda finansal kuruluşlara verilen krediler, finansal kuruluşlar mevduatı, finansal kuruluşlarla yapılan repo-ters repo işlemlerinden doğan borç ve alacaklar, finansal kuruluşlarla gerçekleştirilen türev işlemlerden doğan borç ve alacaklar, toptan fonlama oranı, menkul kıymet stoku gibi göstergeler kullanılmaktadır. Bu çalışmada iç içe geçmişlik kategorisi, Basel Komite nin G-SIB yöntemindekine benzer şekilde, finansal sistemden alacaklar ve finansal sisteme borçlar olmak üzere iki ana başlığa ayrılmış, finansal sistemden alacaklar başlığı altında; (i) mali kesime verilen krediler, (ii) para piyasalarından alacaklar ve (iii) yurtiçi bankalar; finansal sisteme borçlar altında ise (i) bankalara ait mevduat ve fonlar, (ii) para piyasalarına borçlar ve (iii) yurtiçi banka ve kuruluşlardan kullanılan krediler alt göstergeleri kullanılmıştır. Mali kesime verilen kredilerde, kamuya açık verilerden yurtiçi ve yurtdışı ayrımına ulaşılamadığı için toplam tutar dikkate alınmıştır. Bankacılık sektörü kredi hacminin neredeyse tamamının (%99,5) yurtiçi kredilerden oluştuğu dikkate alındığında, bu yaklaşımın yerinde olduğu düşünülmektedir. Mali kesime verilen kredi tutarı, bankaların faaliyet raporlarında, ihtisas dışı kredilerin altında yer almakta olup, bu gösterge çalışmada (MKVK i ) şeklinde ifade edilmiştir. 150

168 Para piyasalarından alacaklar ve para piyasalarına borçlar göstergeleri bankaların, TCMB Bankalararası Para Piyasası ve İMKB Takas ve Saklama Bankası (Takasbank) 56 aracılığıyla gerçekleştirdikleri işlemleri ve repo ve ters repo işlemlerinden kaynaklanan borç ve alacakların tutarını içermektedir. Bankalar, TCMB Bankalararası Para Piyasasında gerçekleştirilen Türk Lirası (TL) depo, TL depo alım ihalesi, gün içi limit ve geç likidite penceresi işlemlerine taraf olabilmekte ve bu kapsamda gün içinde TCMB den borçlanabilmekte ve gün sonunda ya da belirli vade dilimleri itibariyle TCMB den borç alıp, TCMB ye borç verebilmektedir. Takasbank Para Piyasası ise, aracı kurum ve bankalardan fon fazlası ve fon ihtiyacı olanların talep ve tekliflerinin karşılanmasını sağlayan, Takasbank tarafından kurulan ve işletilen organize bir piyasa olup, bu piyasada Takasbank Para Piyasası Taahhütnamesini imzalamış olan, İMKB ve görev verilecek diğer borsalara üye bankalar, aracı kurumlar ve TCMB işlem yapabilmektedir. Bu piyasada Takasbank, borç alan tarafa karşı borç verici, borç veren tarafa karşı ise alıcı konumunda bir role sahip bulunmaktadır. Menkul kıymetlerin geri alım ve geri satım vaadiyle gerçekleştirilen repo ve ters repo işlemlerinden kaynaklı borç ve alacak ilişkilerinin karşı tarafını ise merkez bankaları, bankalar, aracı kurumlar, diğer mali kurum ve kuruluşlar, gerçek kişiler ve diğer kurum ve kuruluşlar oluşturabilmektedir. Ayrıca söz konusu işlemler, yurtiçi kaynaklı olabileceği gibi yurtdışı kaynaklı da olabilmektedir. Ancak kamuya açık banka bilanço ve faaliyet raporlarında, repo ve 56 İstanbul Menkul Kıymetler Borsası A.Ş. nin ünvanının Borsa İstanbul A.Ş. olarak değişimine paralel bir şekilde, İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş. nin ünvanı da, İstanbul Takas ve Saklama Bankası A.Ş. olarak değişmiştir. Ancak veri temininde kullanılan 2012 yılı mali tablolarında, İMKB kısaltması yer aldığından, bu çalışmada BİAŞ yerine İMKB kısaltması kullanılmıştır. 151

169 ters repo işlemlerine ilişkin bu ayrıntıda bir veriye erişim sağlanamadığından, çalışmada repo işlemlerinden sağlanan fonlara ve ters repo işlemlerinden kaynaklanan alacaklara ilişkin tutarların tamamı dikkate alınmıştır. Bu kapsamda çalışmada para piyasalarından alacaklar (PPA i ) olarak ifade edilirken, para piyasalarına borçlar (PPB i ) şeklinde ifade edilmiştir. Banka faaliyet raporlarında aktif hesaplar içerisinde Bankalar ve Diğer Mali Kuruluşlara İlişkin Bilgiler başlığı altında yer alan Yurtiçi Bankalar hesabı, bankaların yurtiçindeki diğer bankalara, katılım bankalarına ve özel kanunlarına göre mevduat kabulüne yetkili bulunan kuruluşlara yatırdıkları mevduat ile anılan kurum ve kuruluşlarla yapılan işlemlerden doğan borç ve alacakların tutarını içermekte olup, çalışmada yurtiçi bankalar göstergesi (YİB i ) olarak ifade edilmiştir. Bankalara Ait Mevduat ve Fonlar göstergesi, TCMB ve yurtiçi ve yurtdışında faaliyet gösteren bankalar ile özel kanunlarına göre mevduat kabulüne yetkili bulunan kuruluşlara ait hesapları içermekte olup, çalışmada bu tutarın hesaplanmasında bankaların faaliyet raporlarından faydalanılmıştır. Bu kapsamda, mevduat bankaları için bankalar mevduatı tutarı, katılım bankaları için ise bankalar ve katılım bankalarına ait özel cari hesaplar ile katılma hesapları tutarı dikkate alınmıştır. Söz konusu büyüklüklere ilişkin kamuya açık verilerde yurtiçiyurtdışı ayrımı bulunmadığından, çalışmada toplam büyüklüklerden faydalanılmıştır. Ticari mevduat altında değerlendirilen sigorta şirketlerine ve banka dışı diğer mali kesime ait mevduata ilişkin verinin ise kamuya açık olmaması nedeniyle, bu veri 152

170 çalışma kapsamında değerlendirmeye alınamamıştır. Bankalara Ait Mevduat ve Fonlar göstergesi çalışmada (BMF i ) olarak ifade edilmiştir. Yurtiçi Banka ve Kuruluşlardan Kullanılan Krediler kapsamında, bankaların diğer banka ve kuruluşlardan sağladığı kredi tutarı esas alınmıştır. Bankaların faaliyet raporlarından temin edilen bu büyüklük, pasif hesaplar kapsamında Bankalar ve Diğer Mali Kuruluşlara İlişkin Bilgiler altında yer almakta olup, çalışmada (YİBKKK i ) şeklinde gösterilmiştir İkâme Edilemezlik Bir bankanın iflasının ya da yaşadığı finansal sıkıntının etkisi, bu bankanın sağladığı hizmetlerin ikâme edilebilirlik derecesine bağlıdır. Eğer banka tarafından gerçekleştirilen faaliyetlerin, kısa süre içerisinde diğer finansal kuruluşlar tarafından yerine getirilmesinde sorun yaşanıyorsa, bu banka sistem açısından önemli hâle gelmekte ve bankanın yaşadığı finansal sıkıntının sistemin bütününe sirayet etme riski ortaya çıkmaktadır. Literatürde, ikâme edilemezlik başlığı altında değerlendirilen göstergelerin çoğunlukla bankaların diğer finansal kuruluşlar ile olan ilişkileri bağlamında ele alındığı görülmektedir. Nitekim Basel Komite çalışmasında ikâme edilemezlik göstergeleri olarak; emanette tutulan varlıkları, ödeme sistemleri yoluyla takası ve mutabakatı yapılan ödemeleri, borç ve sermaye piyasalarında yüklenimi yapılan işlemleri dikkate almıştır. Benzer şekilde Kamarkova vd. (2012) ikâme edilemezlik 153

171 kategorisi altında emanette tutulan varlıklara, ödeme sistemleri aracılığıyla takası ve mutabakatı yapılan işlemlere ve bankanın bankalararası ödeme sistemlerindeki önemine yer vermiştir. Buna karşılık Brämer ve Gischer (2012) ikâme edilemezliği, bankanın finansal sektör dışında bulunan müşterileri açısından önemi olarak değerlendirmiş ve bu kategori altında hanehalkına verilen kredileri, reel sektör kredilerini, genel hükümete ve kâr amacı gütmeyen kuruluşlara verilen kredileri dikkate almıştır. Kredi aracılık faaliyetlerinin bankalar için temel aktivitelerden olduğu, özel sektör tahvil piyasalarının hâlâ gelişmediği, bireysel kredilerdeki artış eğiliminin devam ettiği Türk Bankacılık Sektörü örneğinde ise, ikâme edilemezlik kapsamında ele alınan ilk gösterge kredi büyüklüğüne ilişkindir. Türk Bankacılık Sektörü nün toplam aktifleri içerisinde kredi portföy büyüklüğünün yaklaşık %61 düzeyinde olduğu ve söz konusu kredilerin neredeyse tamamının yurtiçinde kullandırıldığı dikkate alındığında, kredi aracılık faaliyetlerinde büyük öneme sahip bir bankanın yaşayacağı herhangi bir finansal sıkıntıda, söz konusu bankanın faaliyetlerinin kısa sürede ikâme edilmesi mümkün olmayabilecek ve bu durum yerel ekonomi üzerinde hem arz hem de talep yönlü büyük bir etki yaratabilecektir. Bu kapsamda çalışmada, kredi büyüklüğü olarak bankaların faaliyet raporlarından temin edilen toplam yurtiçi kredi tutarı alınmış olup, bu büyüklük (YKS i ) şeklinde ifade edilmiştir. 154

172 Çalışmada ikâme edilemezlik kapsamında değerlendirilen diğer bir gösterge de, bankaların menkul kıymet portföyleri içerisinde yer alan devlet borçlanma senetleri olmuştur. Tablo 13 de görüldüğü üzere, Hazine tarafından iç borç stoku kapsamında ihraç edilen borçlanma araçlarının temel alıcısını bankaların oluşturması, ayrıca Hazine tarafından uluslararası piyasalarda ihraç edilen borçlanma araçlarının önemli bir bölümünün sektörde faaliyet gösteren bankaların portföyünde taşınması, bankaların devlet borçlanma senedi piyasasında sahip olduğu öneme işaret etmektedir. Nitekim Eylül 2013 itibarıyla, bankaların portföylerinde bulunan menkul değerlerin %96,3 ü devlet borçlanma senetlerinden oluşmaktadır (BDDK, 2013d). Dolayısıyla, bu piyasada önemli role sahip bir bankanın yaşayacağı herhangi bir finansal sıkıntı, söz konusu bankanın menkul kıymet portföyünde taşıdığı devlet borçlanma senetlerinin diğer bankalar tarafından piyasa koşullarında finanse edilmesini zorlaştıracak, bu durum beraberinde likidite sıkışıklığını ve faiz riskini de gündeme getirebilecektir 57. Çalışmada, devlet borçlanma senetleri kapsamında; banka bilançolarında alım satım amaçlı finansal varlıklar, satılmaya hazır finansal varlıklar ve vadeye kadar elde tutulacak finansal varlıklar kalemleri altında muhasebeleştirilen devlet borçlanma senetlerinin toplam büyüklüğü alınmıştır. Söz konusu gösterge (DBS i ) şeklinde ifade edilmiştir. 57 Bu gösterge, ikâme edilemezlik ile bağlantılı olarak, finansal sistemin genelinde ortaya çıkabilecek likidite riski ve faiz riski tehlikesi nedeniyle, içi içe geçmişlik kategorisiyle de ilişkilendirilebilirse de, çalışmada sadece ikâme edilemezlik kapsamında ele alınmıştır. 155

173 Tablo 13. İç Borç Stokunun Elinde Bulunduranlara Göre Dağılımı Ocak Şubat Mart Nisan Mayıs Haziran Temmuz Ağustos Eylül Ekim I. Yurtiçi Yerleşikler 91,4 87,5 82,7 76,8 75,8 75,8 75,8 74,3 74,7 75,5 76,4 76,6 76,7 77,0 I.1.Bankacılık Kesimi 63,4 62,9 56,7 50,5 49,3 49,4 49,1 47,6 47,8 48,5 49,6 49,2 49,1 49,0 I.2.Banka Dışı Kesim 25,7 22,6 24,1 24,4 24,7 24,6 24,6 24,6 25,1 25,2 25,1 25,5 25,6 25,9 I.3.TCMB 2,3 2,0 2,0 1,9 1,9 1,9 2,1 2,1 1,8 1,8 1,7 1,8 2 2,1 II. Yurtdışı Yerleşikler 8,6 12,5 17,3 23,2 24,2 24,2 24,2 25,7 25,3 24,5 23,6 23,4 23,3 23,0 III.Toplam Kaynak: Hazine Müsteşarlığı, (2013), s.14. Müşterileri adına varlık bulunduran büyük emanetçi bir bankanın iflası da ekonomomiye olumsuz yansımaları olacak şekilde, finansal piyasaların işleyişini aksatacaktır. Banka ile müşteri arasındaki emanet ilişkisi, bankanın finansal varlıklara ilişkin müşterisi adına işlem yapması sürecinde, ilgili varlıkların saklanmasını, raporlanmasını ve söz konusu varlıklara ilişkin diğer gerekli operasyonel ve idari işlemlerin yerine getirilmesini içermektedir. Emanet ilişkisi kapsamındaki hizmetler arasında menkul kıymet işlemlerinin mutabakatı, sözleşmeden kaynaklanan ödemelerin transferi, teminat işlemleri, yabancı para işlemlerin yerine getirilmesi, ilgili nakit bakiyelerin tutulması ve diğer nakit yönetimi hizmetlerinin yerine getirilmesi sayılabilir. Ayrıca banka tarafından temettü ve gelir ödemeleri, müşteri abonelikleri ve itfalar ile önceden belirlenmiş olan müşteri fonlarının dağıtımı ve ücretlerin, vergilerin ve diğer giderlerin ödenmesi hizmetleri verilebilmektedir (BCBS, 2010b). Türk Bankacılık Sektörü nde bankalar tarafından gerçekleştirilen emanet hizmetleri kapsamındaki kıymetler nazım hesaplarda muhasebeleştirilmekte olup, emanet kıymetler hesabı altında özellikle; emanete alınan menkul değerler, tahsile alınan çekler, tahsile alınan ticari senetler ve müşteri fon ve portföy mevcutları 156

174 önemli yer tutmaktadır. Çalışmada emanet kıymetler hesabının toplam tutarı dikkate alınmış olup, bu gösterge (EMANET i ) şeklinde ifade edilmiştir Karmaşıklık Bir bankanın işlevsel, operasyonel ve yapısal olarak karmaşıklığının artması, bu bankanın herhangi bir finansal sıkıntı yaşaması veya iflası halinde çözümlemesinin daha uzun ve maliyetli olmasına neden olabilecektir. Bir bankanın karmaşıklığı, genel olarak bankanın büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Çünkü bir bankanın büyüklüğü artıkça, organizasyon yapısı da büyümekte, faaliyet gösterdiği iş kollarının sayısı da artmaktadır. Her ne kadar büyüklük kategorisi altında değerlendirilen toplam varlık büyüklüğü, bankanın karmaşıklığı hakkında fikir verse de, bankanın bilanço dışında muhasebeleştirilen bir kısım faaliyetleri de bankanın karmaşıklığına katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle çalışmada, karmaşıklık kategorisi altında ilk gösterge olarak OTC türev işlemleri kullanılmıştır. Son yıllarda OTC piyasalarında gerçekleşen türev işlemlerin miktarında gözlenen hızlı artış, bu işlemlerin özellikle taşıdığı karşı taraf riski sebebiyle yakından izlenmesini gerektirmektedir 58. Nitekim 2008 küresel krizinde finansal kuruluşların OTC türev işlemlerinden doğan karşı taraf yükümlülüğünü yerine getirememesi, krizin diğer finansal kuruluşlara yayılmasına neden olmuş; ayrıca yılı Haziran ayı itibarıyla küresel düzeyde gerçekleşen OTC türev işlemlerin tutarı 693 trilyon ABD Dolarına ulaşmıştır. 157

175 gerçekleşen bu işlemlerde CCP kullanımının yaygın olmaması, finansal kuruluşlar arasındaki bu işlemlerden kaynaklı karmaşık ilişkilerden dolayı bankaların çözümleme süreçlerinde büyük sıkıntılar yaratmıştır. Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren bankaların kamuya açıklanan mali tablolarında türev işlemler, organize piyasalarda gerçekleşenler ve OTC piyasalarda gerçekleşenler şeklinde ayrıştırılmamakla birlikte, sektörde gerçekleşen türev işlemlerin yaklaşık %99,45 i OTC piyasalarında yapılmaktadır. OTC piyasalarında yapılan bu işlemlerin 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla %64,9 unu swaplar, %23,7 sini opsiyonlar ve %10,2 sini ise forward (vadeli alım-satım) işlemleri oluşmaktadır 59 (BDDK, 2013d). Her ne kadar gerçekleşen işlemler, finansal riskten korunma amaçlı olarak yapılsalar da, muhasebesel gereklilikler nedeniyle alım-satım amaçlı olarak muhasebeleştirilmektedir. %79 u yurtdışı yerleşikler ile gerçekleşen bu işlemlerin karşı tarafı ise genellikle başka bir banka olmaktadır (BDDK, 2013a). Organize piyasalarda gerçekleşen türev işlem hacminin ihmal edilebilir büyüklükte olmasından dolayı OTC türev işlem hacminin hesaplanmasında, nazım hesaplar tablosunda yer alan Türev Finansal Araçlar kaleminden faydalanılmıştır. Bu kapsamda çalışmada, Türev Finansal Araçlar başlığı altında yer alan Alım- Satım Amaçlı işlemlerden; (i) Vadeli Döviz Alım-Satım İşlemleri, (ii) Para ve Faiz Swap İşlemleri ve (iii) Para, Faiz ve Menkul Değer Opsiyonlarının toplam değeri 59 Türkiye deki bankaların gerçekleştirdiği toplam türev işlemlerin büyüklüğü (tek bacaklı işlem olarak) 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla 532 milyar ABD Dolarını aşmıştır. 158

176 alınarak, OTC türev işlem hacmine ulaşılmıştır. Söz konusu bu büyüklük çalışmada (OTC i ) şeklinde gösterilmiştir. Çalışmada karmaşıklık kategorisi altında değerlendirilen bir diğer gösterge de alım satım amaçlı ve satılmaya hazır finansal varlık büyüklüğüdür. Bir bankanın ciddi bir finansal sıkıntı yaşaması durumunda, bilançosunda taşıdığı alım satım amaçlı ve satılmaya hazır finansal varlıkların piyasa değerindeki düşüş ve akabinde banka tarafından bu varlıklara ilişkin gerçekleştirilen satış işlemi, bankanın satış miktarına ve piyasanın etkinliğine de bağlı olarak, söz konusu varlıkların piyasa fiyatının daha da düşmesine yol açabilecek ve bu durum bilançolarında aynı varlıkları taşıyan diğer finansal kuruluşların bu varlıkları, değer düşüşünden ötürü zarar yazmasına neden olabilecektir (BCBS, 2011b). Dolayısıyla, sıkıntı yaşayan bir bankanın menkul kıymet portföyü ne derece büyükse, bulaşma riski de o derece büyük olacaktır. Çalışmada, banka bilançolarından temin edilen alım satım amaçlı ve satılmaya hazır finansal varlıkların toplam tutarı dikkate alınmış ve bu büyüklük (FİNVARLIK i ) şeklinde gösterilmiştir Yerel Duyarlılık (Domestic Sentiment) Çalışmada, bir bankanın yerel açıdan sistemik önemini belirlemede kullanılan son gösterge, yerel duyarlılık kategorisi altında değerlendirilen Hanehalkı Mevduatı olmuştur. Bu gösterge ile, bir bankanın yaşayacağı finansal sıkıntı 159

177 durumunda söz konusu olacak yerel etki konusunda hanehalkının algısı ölçülmeye çalışılmıştır. Çünkü yüksek tutarlarda mevduata sahip bir bankanın yaşayacağı finansal sıkıntı, diğer banka mudilerini de tedirgin edebilecek ve bu durum bankacılık sisteminin tamamında güven sorunu yaratarak, sistemden önemli mevduat kaçışlarına neden olabilecektir (Brämer ve Gischer, 2012). Çalışmada, hanehalkı mevduatının hesaplanmasında bankaların faaliyet raporlarından faydalanılmış olup, mevduat bankaları için mevduat sigorta limiti kapsamında bulunan ve mevduat sigorta limitini aşan tasarruf mevduatı, tasarruf mevduatı niteliğini haiz döviz tevdiat hesabı ve tasarruf mevduatı niteliğini haiz diğer hesapların toplamı; katılım bankaları için ise, gerçek kişilerin mevduat sigorta kapsamında bulunan ve mevduat sigorta limitini aşan ticari işlemlere konu olmayan özel cari ve katılma hesapları tutarı dikkate alınmıştır. Kamuya açık bilgilerde söz konusu hesaplara ilişkin banka düzeyinde yurtiçi-yurtdışı yerleşiklik ayrımı bulunmamakla birlikte, sektörde mevduat bankalarında tasarruf mevduatının yaklaşık %96 sı; katılım bankalarında ise, gerçek kişilere ait fon tutarının yaklaşık %99,5 i yurtiçi yerleşiklere ait olduğundan, hesaplamalarda toplam tutarın alınmasında bir sakınca görülmemiştir 60. Yerel Duyarlılık kategorisi altında değerlendirilen bu gösterge çalışmada (HHMEVDUAT i ) şeklinde yer almıştır. 60 Sektörde yurtiçi yerleşiklere ait oranların hesaplanmasında TCMB Elektronik Veri Dağıtım Sistemi nde Haftalık Para ve Banka İstatistikleri altında yer alan Bankacılık Sektörü Mevduatlarına ilişkin veri tabanından faydalanılmıştır. Oranlara ilişkin veriler 25 Ekim 2013 tarihine aittir (http://evds.tcmb.gov.tr/cbt.html). 160

178 Tablo 14. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Göstergeler ve Gösterim Şekilleri Kategori Gösterge Terim Büyüklük Toplam Aktifler AKTİF İç İçe Geçmişlik İkâme Edilemezlik Karmaşıklık Yerel Duyarlılık Mali Kesime Verilen Krediler Para Piyasalarından Alacaklar Yurtiçi Bankalar Bankalara Ait Mevduat ve Fonlar Para Piyasalarına Borçlar Yurtiçi Banka ve Kuruluşlardan Kullanılan Krediler Yurtiçi Kredi Stoku Devlet Borçlanma Senetleri Emanet Kıymetler OTC Türev İşlemler Alım Satım Amaçlı ve Satılmaya Hazır Finansal Varlıklar Hanehalkı Mevduatı MKVK PPA YİB BMF PPB YİBKKK YKS DBS EMANET OTC FİNVARLIK HHMEVDUAT Araştırma Yöntemi Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren sistemik öneme sahip bankaları tespit etmeye yönelik bu çalışmada öncelikle, bankaların sistemik önem derecelerinin belirlenmesini teminen, yukarıda 5 ayrı kategori altında tanımlanan gösterge büyüklüklerinden hareketle her bir bankanın toplam skor (Skor i ) değerine ulaşılmaya çalışılmıştır. Bunun için ilk olarak, örneklemde yer alan bankaların her bir göstergeye ilişkin sahip olduğu skor değeri hesaplanmıştır. Gösterge skor büyüklüğü, bankanın ilgili gösterge büyüklüğünün, söz konusu göstergeye ilişkin örneklem büyüklüğüne bölünmesi suretiyle bulunmuştur. Daha sonra da hesaplanan bu skor değerleri Tablo 15 de yer alan gösterge ağırlıkları ile ağırlıklandırılmıştır. 161

179 Basel Komite tarafından yayımlanan D-SIB çerçevesinde, kategorilerin göreli ağırlıkları konusunda ülke otoritelerine inisiyatif verilmiş olmakla birlikte, çalışmada, literatürdeki diğer çalışmalarla benzer bir yol izlenmiş (BCBS, 2011; Brämer ve Gischer, 2012; Masciantonio, 2013) ve her bir kategori ve her bir kategori altında yer alan göstergeler kendi içlerinde eşit olarak ağırlıklandırılmıştır. Bu kapsamda çalışmada yer alan 5 kategorinin her birine %20 olmak üzere eşit ağırlık verilmiştir (Tablo 15). Büyüklük ve yerel duyarlılık dışındaki kategoriler altında yer alan göstergeler de kendi içlerinde eşit olarak ağırlıklandırılmıştır. Örneğin karmaşıklık kategorisinin altında 2 gösterge (OTC türev işlemler ve alım-satım amaçlı ve satılmaya hazır finansal varlıklar) yer aldığından, bu göstergelerden her birine %10 ağırlık verilmiştir. Tablo 15. D-SIB ları Belirlemede Kullanılan Kategori ve Göstergelerin Ağırlıkları Kategori Gösterge Gösterge Ağırlığı Kategori Ağırlığı Büyüklük Toplam Aktifler %20 %20 İç İçe Geçmişlik Finansal Sistemden Alacaklar Finansal Sisteme Borçlar Mali Kesime Verilen Krediler %3,33 Para Piyasalarından Alacaklar %3,33 Yurtiçi Bankalar %3,33 Bankalara Ait Mevduat ve Fonlar %3,33 Para Piyasalarına Borçlar %3,33 Yurtiçi Banka ve Kuruluşlardan Kullanılan Krediler %3,33 %20 İkâme Edilemezlik Yurtiçi Kredi Stoku %6,66 Devlet Borçlanma Senetleri %6,66 Emanet Kıymetler %6,66 %20 Karmaşıklık Yerel Duyarlılık OTC Türev İşlemler %10 Alım Satım Amaçlı ve Satılmaya Hazır Finansal Varlıklar %10 %20 Hanehalkı Mevduatı %20 %20 162

180 Çalışmanın bir sonraki aşamasında ise ağırlıklandırılan gösterge skor değerleri, ait oldukları kategoriler altında (1) no lu eşitlikler aracılığıyla toplanarak, her bir bankaya ait beş ayrı kategori skor değerine (Skor_Büyük i, Skor_İçiçe i, Skor_İkâme i, Skor_Karma i, Skor_Yerel i ) ulaşılmıştır. Skor_Büyük i = 0,20 ( AKTİF i n i AKTİF i ) Skor_İçiçe i = 0,033 ( n i MKVKi PPA i n i PPA i YİB i n YİB i i BMF i n i BMF i PPB i n i PPB i YİBKKK i n YİBKKK i i ) Skor_İkâme i = 0,066 ( YKS i Skor _ Karma i = 0,10 ( OTC i n + DBS i i YKS i n + EMANET i i DBS i n i EMANET i n + FİNVARLIK i n i OTC i FİNVARLIK i i Skor Yerel i = 0,20 ( HHMEVDUAT i n i HHMEVDUAT i ) i:1,2,...n n, banka sayısını göstermektedir. (1) ) ) Her bir bankaya ait kategori skor değerlerinin (2) no lu eşitlik aracılığıyla toplanması suretiyle de bankaların toplam skor değerine (Skor i ) ulaşılmıştır. Bankaların toplam skor değerleri, bankanın finansal sıkıntı içerisine girmesi veya iflas etmesi halinde, bankacılık sektöründe yaratacağı etkinin derecesini, bir başka ifadeyle bankanın sistemik önem derecesini vermiştir. Skor i =Skor_Büyük i +Skor_İçiçe i +Skor_İkâme i +Skor_Karma i +Skor_Yerel i i:1,2,...n n, banka sayısını göstermektedir. (2) 163

181 Çalışmanın son aşamasında ise bankalar, literatürde yer alan diğer çalışmalar (ECB, 2006; BCBS, 2011b; Masciantonio, 2013) ile paralel bir şekilde kümeleme analizi kullanılarak, sistemik önem derecelerine göre gruplandırılmış ve bu yolla Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren D-SIB lar belirlenmiştir. Çok değişkenli istatistiksel bir yöntem olan kümeleme analizi, örneklem içerisinde yer alan birimleri, birimlerin sahip oldukları özellikleri yansıtan değişkenlere göre homojen gruplara ayırmaktadır. Bu analizde birimler, kendi içlerinde benzer, ancak diğer kümeler ile farklı özelliklere sahip olacak şekilde kümelenmektedir. Kümeleme analizi, birimlerin birbirleriyle olan benzerlikleri veya uzaklıkları kullanılarak gerçekleşmektedir. Birimlerin değişkenlere göre birbirleri arasındaki uzaklıkları, farklı uzaklık ölçüleri ile hesaplanabilmektedir. Literatürde sıklıkla kullanılan ölçüler arasında; öklid uzaklığı, kareli öklid uzaklığı, Manhattan (Cityblock) uzaklığı, Minkowski uzaklığı, Mahalolonobis uzaklığı, Pearson korelasyon ölçüsü yer almaktadır. Bu çalışmada, birimler arası uzaklıkların hesaplanmasında kareli öklid uzaklığı (Squared Euclidean Distance) ndan faydalanılmıştır. Kümeleme analizinde birimlerin kümelenmesi, hiyerarşik ya da hiyerarşik olmayan kümeleme yöntemlerine göre gerçekleşebilmektedir. Hiyerarşik olmayan kümeleme yönteminde, küme sayısı konusunda önsel bir bilgi mevcut olup, analizin başında küme sayısı belirlenmektedir. Bu yöntemde, sayısı önceden belirlenen her bir küme için başlangıç merkezleri oluşturulmakta ve daha sonra birimler başlangıç merkezlerine olan uzaklıklarına göre ait oldukları kümeye atanmaktadır (Alpar, 164

182 2011). Hiyerarşik kümeleme yönteminde ise, küme sayısı başlangıçta belli olmayıp, birimler birbirleriyle olan uzaklıklarına veya benzerlik ve farklılıklarına göre aşamalı bir şekilde kümelenmekte; nihai küme sayısına ise analizin sonunda ulaşılmaktadır. Hiyerarşik kümeleme yöntemi, kendi içinde yığılmalı (agglomerative) ve bölünmeli (divisive) hiyerarşik kümeleme olmak üzere ikiye ayrılmakta, bölünmeli hiyerarşik kümelemede, başlangıçta tüm birimlerin tek bir küme oluşturduğu kabul edilerek, birimler, birbirleri arasındaki farklılıklara göre aşamalı olarak alt kümelere ayrılmaktadır. Yığılmalı hiyerarşik kümelemede ise başlangıçta, örneklemdeki her birim ayrı bir küme olarak düşünülmekte ve daha sonra bu birimler, birbirleriyle olan uzaklık veya benzerliklerine göre gruplandırılarak ana kümeye ulaşılmaktadır. Yığılmalı hiyerarşik kümeleme yönteminde, küme oluşumu sırasında kümeler arasındaki uzaklıkların değerlendirilmesinde kullanılan farklı yöntemler (tek bağlantı, tam bağlantı, ortalama bağlantı vs.) mevcuttur. Bu yöntemlerden en yakın komşuluk olarak da isimlendirilen tek bağlantı (single linkage) yönteminde, kümelerin oluşumunda birimler arasında en yakın uzaklık dikkate alınırken, en uzak komşuluk olarak da bilinen tam bağlantı (complete linkage) yönteminde, en büyük uzaklık dikkate alınmaktadır. Tek bağlantı ve tam bağlantı yöntemlerini birleştiren ve bu çalışmada kullanılan ortalama bağlantı (average linkage) yönteminde ise, farklı kümelerdeki tüm birimlerin ortalama uzaklıkları dikkate alınarak kümeleme gerçekleşmektedir (ECB, 2006). 165

183 Hiyerarşik kümeleme yönteminde küme sayısının belirlenmesinde, ağaç veri yapısı olarak da bilinen, görsel olarak kümelerin oluşunu gösteren dendogramlar kullanılmakta; dendogramdaki yatay çizgiler mesafeyi, dikey çizgiler ise birleşen kümeleri ifade etmektedir. Bu kapsamda çalışmada, bankaların sistemik önem derecelerini belirleyen kategori skor değerlerinden hareketle SPSS 20 İstatistiksel Paket Programı kullanılarak kümeleme analizi gerçekleştirilmiş ve bu analiz yardımıyla bankalar sistemik önem derecelerine göre gruplandırılmıştır. Çalışmada ayrıca, her bir kategorinin bankanın sistemik önem derecesi üzerindeki etkisini görmek ve kategori ağırlıklarındaki değişikliğin D-SIB olarak belirlenen banka grubunda bir değişikliğe neden olup olmadığını incelemek üzere, kategori ağırlıklandırmalarında farklılaştırmaya gidilmiştir. Bir başka ifadeyle, ağırlıklandırmalarda yapılan bu farklılıkların, bankaların sistemik önem sıralamasını ne şekilde değiştirdiği gözlenmiştir (Brämer ve Gischer, 2013). Bu kapsamda, çalışmada kullanılan her bir kategorinin ağırlığı ayrı ayrı %20 den %40 a çıkarılmış ve kalan kategorilere eşit ağırlık verilmiştir (Tablo 16). Örneğin büyüklük kategorisine %40 ağırlık verildiği durumda, iç içe geçmişlik, ikâme edilemezlik, karmaşıklık ve yerel duyarlılık kategorilerine %15 er ağırlık verilmiştir. Her bir kategorinin altında yer alan göstergeler ise, kendi içlerinde eşit olarak ağırlıklandırılmaya devam edilmiştir. Dolayısıyla, her bir banka için orijinal skor değerinin yanı sıra, beş ayrı toplam skor değeri (Skor_1 i, Skor_2 i, Skor_3 i, Skor_4 i, Skor_5 i ) daha hesaplanmıştır. 166

184 Tablo 16. Skor Hesaplamalarında Kullanılan Farklılaştırılmış Kategori Ağırlıkları Skor i Skor_1 i Skor_2 i Skor_3 i Skor_4 i Skor_5 i Büyüklük %20 %40 %15 %15 %15 %15 İç İçe Geçmişlik %20 %15 %40 %15 %15 %15 İkâme Edilemezlik %20 %15 %15 %40 %15 %15 Karmaşıklık %20 %15 %15 %15 %40 %15 Yerel Duyarlılık %20 %15 %15 %15 %15 % Araştırma Sonucu Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren D-SIB ların belirlenmesine yönelik yapılan bu çalışmada, bankaların kategori skor değerlerinden (Tablo 18) hareketle gerçekleştirilen kümeleme analizinin sonucunda elde edilen dendogram incelendiğinde, örneklemi oluşturan 28 bankanın 2 kümeye ayrıştığı; en yüksek toplam skor değerine sahip ilk 7 bankanın bir kümede, kalan 21 bankanın ise ayrı bir kümede yer aldığı görülmüştür (Şekil 1). Şekil 1. Bankaların Sistemik Önem Derecelerine İlişkin Dendogram (Eşit Ağırlık) 167

185 Yöntemde kullanılan kategoriler açısından iki küme arasındaki istatistiksel anlamda farklılığa bakıldığında da, en yüksek skoru alan 7 bankanın oluşturduğu kümenin, diğer kümeye göre tüm kategorilerde daha yüksek istatistiksel değer aldığı görülmüştür (Tablo 17). Tablo 17. Kategoriler Açısından İki Küme Arasındaki İstatistiksel Farklılık Küme 1 n=7 Küme 2 n=21 ort±ss ort±ss P Büyüklük 0,0216±0,0051 0,0023±0,0025 <0,001 İç İçe Geçmişlik 0,0195±0,0064 0,0030±0,0027 <0,001 İkâme Edilemezlik 0,0224±0,0041 0,0021±0,0021 <0,001 Karmaşıklık 0,0210±0,0118 0,0025±0,0037 0,006 Yerel Duyarlılık 0,0211±0,0077 0,0025±0,0024 0,001 Bu kapsamda çalışmada, en yüksek toplam skor değerine sahip 7 banka, Türkiye İş Bankası A.Ş, Türkiye Garanti Bankası A.Ş., Akbank A.Ş., T.C. Ziraat Bankası A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. ve Türkiye Halk Bankası A.Ş., D-SIB olarak değerlendirilmiştir 61 (Tablo 18). 61 Bankaların sistemik önem derecelerine göre gruplandırılmasına yönelik bu çalışma, hiyerarşik olmayan kümeleme analizi yöntemlerinden k ortalama (k-means) yöntemi kullanılarak da tekrarlanmış ve analizin sonucunda yine sistemik önem derecesine göre en yüksek toplam skor büyüklüğüne sahip 7 bankanın, kalan 21 bankadan ayrıştığı görülmüştür. Söz konusu yöntemde küme sayısı 2 olarak belirlendiğinde (k=2), bankalar arasındaki kırılım 7. bankadan sonra gerçekleşmiş; k=3 olarak belirlendiğinde ise kırılımlar 3. ve 7. bankadan sonra gerçekleşmiştir. Bir başka ifadeyle k=3 durumunda en yüksek toplam skor değerine sahip ilk 3 banka bir kümede; en yüksek skor değerine sahip 4.,5.,6. ve 7. banka ikinci bir kümede; kalan 21 banka da üçüncü bir kümede yer almıştır. Dolayısıyla k=2,3 durumlarının her ikisinde de en düşük skoru alan 21 banka ayrı bir kümede gruplanmıştır. Küme sayısının k=4,5 olduğu durumlarda da bu sonuç değişmemiş, en düşük skoru alan 21 banka ayrı bir kümede yer alırken, ilave kümeler en yüksek skora sahip ilk 7 banka içerisinde oluşmuştur. 168

186 Tablo 18. Bankaların Sistemik Önem Derecelerine Göre Sıralaması (Eşit Ağırlık) Önem Banka Adı Sırası Skor_Büyük Skor_İçiçe Skor_İkâme Skor_Karma Skor_Yerel Skor 1 Türkiye İş Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 0, , , , , , Akbank A.Ş. 0, , , , , , T.C. Ziraat Bankası A.Ş. 0, , , , , , Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Halk Bankası A.Ş. 0, , , , , , Finansbank A.Ş. 0, , , , , , Denizbank A.Ş. 0, , , , , , Türk Ekonomi Bankası A.Ş. 0, , , , , , HSBC Bank A.Ş. 0, , , , , , ING Bank A.Ş. 0, , , , , , Citibank A.Ş. 0, , , , , , Asya Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Şekerbank A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Anadolubank A.Ş. 0, , , , , , Alternatifbank A.Ş. 0, , , , , , Arap Türk Bankası A.Ş. 0, , , , , , ODEA Bank A.Ş. 0, , , , , , Deutsche Bank A.Ş. 0, , , , , , Burganbank A.Ş. 0, , , , , , Fibabanka A.Ş. 0, , , , , , Tekstil Bankası A.Ş. 0, , , , , , Turkland Bank A.Ş. 0, , , , , , Türkish Bank A.Ş. 0, , , , , ,00185 TOPLAM 0, , , , , ,00000 D-SIB olarak belirlenen 7 banka kendi içinde değerlendirildiğinde, en yüksek toplam skor değerine sahip Türkiye İş Bankası A.Ş, büyüklük, iç içe geçmişlik ve ikâme edilemezlik kategorilerinde de diğer 6 bankaya göre en yüksek değeri almıştır. Karmaşıklık kategorisinde Türkiye Garanti Bankası A.Ş. ve Akbank A.Ş.; yerel duyarlılık kategorisinde ise Ziraat Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş. ye göre daha yüksek skor değeri almıştır. Bu durum sırasıyla Türkiye Garanti Bankası A.Ş. ve Akbank A.Ş. nin daha yüksek OTC türev işlem hacmine ve alım satım amaçlı ve satılmaya hazır finansal varlığa sahip olmasından; T.C. Ziraat Bankası A.Ş nin ise tasarurruf mevduatı sahipliği bakımından en büyük banka olmasından kaynaklanmaktadır. 169

187 Sistemik öneme sahip 7 bankanın toplam skor değerlerinde hangi kategorinin göreli olarak daha etkili olduğu değerlendirildiğinde, Türkiye Garanti Bankası A.Ş. ve Akbank A.Ş için karmaşıklık kategorisinin; T.C. Ziraat Bankası A.Ş. için yerel duyarlılık kategorisinin; Yapı Kredi Bankası A.Ş. için iç içe geçmişlik kategorisinin; Türkiye İş Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. ve Türkiye Halk Bankası A.Ş. için ikâme edilemezlik kategorisinin daha etkili olduğu görülmüştür. Sistemik öneme sahip ilk 7 bankanın toplam skor değerlerine ve kategori değerlerine göre yapılan sıralamalar bir arada değerlendirildiğinde, toplam skor değerine göre yapılan sıralama ile göreli olarak daha paralel sonuç veren kategorinin büyüklük olduğu görülmektedir. Her ne kadar, büyüklük kategorisi sıralamasında çok küçük skor farkları nedeniyle Akbank A.Ş. ile T.C. Ziraat Bankası A.Ş. nin ve Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. ile Türkiye Halk Bankası A.Ş. nin sıralamaları, toplam skor sıralamasına göre yer değiştirmiş olsa da, söz konusu skor farklarının ihmal edilebilir düzeyde olması, büyüklük ün sistemik önem derecesinin belirlenmesinde önemli bir kriter olduğu sonucuna ulaştırmaktadır. Bankaların sistemik önem derecelerine ilişkin dendogram incelendiğinde, D- SIB olarak nitelendirilen 7 bankanın yaklaşık 6-10 mesafe aralığında iki kümeden oluştuğu görülmektedir. Bu mesafede, en yüksek sistemik öneme derecesine sahip ilk 4 banka (Türkiye İş Bankası A.Ş., Türkiye Garanti Bankası A.Ş., Akbank A.Ş., T.C. Ziraat Bankası A.Ş.) bir kümeyi, daha az sistemik önem derecesine sahip kalan 3 banka da (Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş) diğer bir kümeyi oluşturmaktadır. Bu durumdan hareketle, D-SIB 170

188 niteliğindeki bankalara ilave sermaye yükümlülüğü uygulanması halinde, bu yükümlülük, ilk 4 banka ve kalan 3 banka arasındaki farklılaştırılabilecek ve ilk 4 bankaya, diğer 3 bankaya göre daha yüksek oranda sermaye yükümlülüğü getirilebilecektir. Nitekim, bankaların toplam skor büyüklükleri mutlak değer olarak değerlendirildiğinde de, D-SIB olarak nitelendirilen 7 banka içerisinde en yüksek skoru alan Türkiye İş Bankası A.Ş. nin skorunun, söz konusu grupta en düşük skoru alan Türkiye Halk Bankası A.Ş. nin skorundan iki kat daha fazla olduğu görülmekte, dolayısıyla, D-SIB lar açısından herhangi bir ilave sermaye yükümlülüğü uygulamasında böyle bir farklılaştırmaya gidilmesinin yerinde olacağı değerlendirilmektedir. Çalışmada, her bir kategorinin göreli olarak bankaların sistemik önem dereceleri üzerindeki etkisini görmek ve D-SIB olarak belirlenen banka grubunda bir değişikliğe neden olup olmadığını incelemek üzere kategori ağırlıklarında farklılaştırmaya gidildiğinde de (Ek 7, Ek 8, Ek 9, Ek 10, Ek 11) kümeleme analizinin sonucunun, karmaşıklık kategorisi için geçerli olan tek bir durum dışında değişmediği; toplam skor değerlerine göre en yüksek sistemik önem derecesine sahip ilk 7 bankanın, kalan 21 bankadan ayrı bir kümede yer aldığı görülmüştür (Ek 12, Ek 13, Ek 14, Ek 15, Ek 16). Ayrıca yapılan analizlerde, bu iki küme içerisinde yer alan bankalarda da bir değişiklik olmadığı, yine en yüksek skor değerini alan 7 bankanın, Türkiye İş Bankası A.Ş, Türkiye Garanti Bankası A.Ş., Akbank A.Ş., T.C. Ziraat Bankası A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. ve Türkiye Halk Bankası A.Ş. den oluştuğu gözlenmiştir. Karmaşıklık kategorisine %40 ağırlık verildiği durumda ise, en yüksek toplam skor değerine, bir başka ifadeyle en 171

189 yüksek sistemik önem derecesine sahip ilk 5 banka (Türkiye İş Bankası A.Ş, Türkiye Garanti Bankası A.Ş., Akbank A.Ş., T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.) kalan 23 bankadan ayrışmıştır. Dolayısıyla çalışmada, kategori ağırlıklarındaki değişikliklerin, genel itibarıyla D-SIB listesinde bir değişikliğe neden olmadığı değerlendirilmiştir. Kategori ağırlıklarındaki değişiklikler neticesinde, D-SIB niteliğindeki bankaların sistemik önem sıralamalarında bir değişiklik olup olmadığı incelendiğinde ise, Skor_1 ve Skor_3 değerlerine göre yapılan sistemik önem sıralamasının orijinal sıralamayla aynı olduğu görülmüştür. İç içe geçmişlik kategorisinin %40 ağırlıklandırıldığı durumda hesaplanan Skor_2 değerlerine göre yapılan sıralamada Yapı Kredi Bankası A.Ş., T.C. Ziraat Bankası A.Ş. nin; karmaşıklık kategorisinin %40 olarak ağırlıklandırıldığı Skor_4 değerlerine göre yapılan sıralamada Türkiye Garanti Bankası A.Ş., T.C. İş Bankası nın; yerel duyarlılık kategorisinin %40 olarak ağırlıklandırıldığı Skor_5 değerlerine göre yapılan sıralamada da, TC. Ziraat Bankası A.Ş, Akbank A.Ş. nin, Türkiye Halk Bankası A.Ş. de Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. nin önüne geçmiştir. Yapı Kredi Bankası A.Ş. nin finansal kuruluşlar ile iç içe geçmişlik düzeyinin diğer bankalara göre daha yüksek olduğu; Türkiye Garanti Bankası A.Ş. nin yüksek miktarda OTC türev işlem hacmine sahip olduğu; T.C. Ziraat Bankası A.Ş. nin mevduat sahipliği bakımından en büyük banka olduğu ve Türkiye Halk Bankası A.Ş. nin diğer göstergelere göre mevduat büyüklüğünün yüksekliği dikkate alındığında, sırasıyla Skor_2, Skor_4 ve Skor_5 sıralamalarındaki bu farklılıkların olması çalışmadan beklenen bir sonuçtur. 172

190 SONUÇ ve DEĞERLENDİRME Bu çalışmada, Türk Bankacılık Sektöründe faaliyet gösteren bankaların sistemik önem dereceleri değerlendirilerek, bu bankalar arasından sistemik öneme sahip olanlar belirlenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışmanın uygulama bölümünde ilk olarak, Basel Komite nin D-SIB ilkeleri çerçevesinde G-SIB lar için geliştirdiği yöntem de dikkate alınarak, Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren bankaların sistemik önem derecelerinin değerlendirilmesine yönelik gösterge bazlı bir yöntem geliştirilmiştir. Örneklemi oluşturan 28 bankanın 2012 yıl sonu mali tablo verilerinin kullanıldığı çalışmada, geliştirilen bu yöntem yardımıyla her bir bankanın sistemik önem derecesi hesaplanmış ve daha sonra bu bankalar, sistemik önem derecelerine göre kümeleme analizi kullanılarak gruplandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda 28 bankanın iki kümeye ayrıştığı; en yüksek sistemik önem derecesine sahip 7 bankanın, kalan 21 bankadan ayrı olarak kümelendiği görülmüş ve en yüksek sistemik önem derecesine sahip bu 7 banka (Türkiye İş Bankası A.Ş., Türkiye Garanti Bankası A.Ş., Akbank A.Ş., T.C. Ziraat Bankası A.Ş, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş.) çalışmada D-SIB olarak nitelendirilmiştir. Çalışmada ayrıca, hem bankaların sistemik önem derecelerinin belirlenmesinde kullanılan her bir kategorinin bankaların sistemik önem derecelerinde yarattığı etkiyi görmek, hem de D-SIB niteliğindeki banka grubunda bir değişiklik yaratıp yaratmadığını değerlendirmek üzere kategori ağırlıklarında 173

191 farklılıklara gidilmiştir. Kategori ağırlıklarında yapılan farklılıklar; D-SIB niteliğindeki banka grubunda, karmaşıklık kategorisine %40 ağırlık verilen durum dışında, bir değişiklik yaratmamış, bir başka ifadeyle kategorilerin eşit olarak ağırlıklandırıldığı başlangıç durumunda D-SIB olarak belirlenen 7 banka, kategori ağırlıklarındaki farklılıklar sonrasında da yine D-SIB olarak tespit edilmiştir. Karmaşıklık kategorisine %40 ağırlık verildiğinde ise, en yüksek sistemik önem derecesine sahip ilk 5 banka (Türkiye İş Bankası A.Ş., Türkiye Garanti Bankası A.Ş., Akbank A.Ş., T.C. Ziraat Bankası A.Ş, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.) D-SIB olarak belirlenmiştir. 7 bankanın sistemik önem sıralamasında ortaya çıkan değişiklik incelendiğinde; iç içe geçmişlik, karmaşıklık ve yerel duyarlılık kategorilerinin %40 olarak ağırlıklandırıldığı durumlarda, bankaların sistemik önem sıralamalamalarında küçük değişikliklerin olduğu görülmüştür. Çalışmada D-SIB olarak belirlenen 7 banka, 2013 yılı Haziran ayı itibarıyla bankacılık sektörü aktif büyüklüğünün %71,1 ini oluşturmakta olup, bu bankalar kredi ve mevduat piyasalarında da önemli role sahip bulunmaktadır. Söz konusu bankalar, sektörün toplam kredi büyüklüğünün %71,4 ünü; toplam mevduat büyüklüğünün ise %79 unu oluşturmaktadır. D-SIB olarak belirlenen 7 bankanın tamamı mevduat bankası olup, bu bankaların 3 tanesi (T.C. Ziraat Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş.) kamusal sermayeli, diğer 4 tanesi (Türkiye İş Bankası A.Ş., T.C. Garanti Bankası A.Ş., Akbank A.Ş., Yapı Kredi Bankası A.Ş.) ise özel sermayeli bankalardır. Ayrıca bu bankaların tamamı grup yapısına sahip olup, bizzat 174

192 ve/veya iştirakleri aracılığıyla sermaye piyasalarında ve sigortacılık sektöründe faaliyet göstermektedir 62. Hâlen Türk Bankacılık Sektörü nde D-SIB ların belirlenmesine ve bu bankalardan kaynaklanan risklerin ele alınmasına yönelik geliştirilmiş resmi bir çerçeve bulunmamaktadır. Ancak Basel Komite, D-SIB çerçevesinin, G-SIB çerçevesini tamamlayıcı nitelikte olması sebebiyle, ulusal otoriteleri tarafından D- SIB olarak belirlenen bankaların, G-SIB lar için öngörülen takvimle uyumlu olacak şekilde otoritelerince belirlenen yükümlükleri uygulamalarının yerinde olacağını değerlendirmiştir. Nitekim bu hususa TCMB (2013b) tarafından yayımlanan son Finansal İstikrar Raporu nda da yer verilmiş ve sektörde resmi bir D-SIB belirleme yönteminin geliştirilmesi konusunda çalışmaların devam ettiği ifade edilmiştir. Türk Bankacılık Sektörü nde her ne kadar D-SIB lar özelinde geliştirilmiş resmi bir çerçeve bulunmasa da, ileriki dönemlerde otoriteler tarafından D-SIB niteliğinde bankaların belirlenmesi halinde, mevcut düzenleme ve denetim çerçevesinin bu bankalardan kaynaklanan riskleri ele almada, büyük oranda yeterli kaynak ve araca sahip olduğu değerlendirilebilir. Zira, krizi sonrası bankacılık sektöründe yapılan düzenlemeler, sektörün güçlü bir yapıya kavuşmasını 62 D-SIB olarak belirlenen bankaların tamamı sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak üzere yetkilendilmiş olup, ayrıca söz konusu bankalarının tamamının sektörde faaliyet gösteren aracı kurumlarla (İş Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Garanti Yatırım Menkul Kıymetler A.Ş., Ak Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Ziraat Yatırım Menkul Değerler A.Ş, Yapı Kredi Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Vakıf Yatırım Menkul Değerler A.Ş., Halk Yatırım Menkul Değerler A.Ş.) ortaklık ilişkisi bulunmaktadır. Benzer şekilde D-SIB olarak belirlenen bankaların neredeyse tamamı sigorta ve emeklilik şirketlerinde (Halk Sigorta A.Ş., Güneş Sigorta A.Ş, Ziraat Sigorta A.Ş., Yapı Kredi Sigorta A.Ş., Anadolu Hayat Emeklilik A.Ş., Garanti Emeklilik ve Hayat A.Ş., Ziraat Hayat ve Emeklilik A.Ş., Yapı Kredi Emeklilik A.Ş., Vakıf Emeklilik A.Ş., Halk Hayat ve Emeklilik A.Ş.) hakim ortak konumundadır. 175

193 sağlamış; bu sayede son küresel krizde Türk Bankacılık Sektöründe hiç bir temerrüt yaşanmamış ve hiçbir banka devlet desteği almak zorunda kalmamıştır. Bununla birlikte Türkiye de bankacılık sektörünün büyüklüğü, gelişmiş ülkelere göre hâla küçüktür yılı verilerine göre bankacılık sektörünün toplam aktiflerinin GSYH ya oranı, dünya ortalamasında %162; gelişmekte olan ülkelerde %106; Türkiye özelinde ise %96 düzeyindedir. Dolayısıyla, sektörde D-SIB lara yönelik alınacak önlemlerin değerlendirilmesinde, bu önlemlerin sektörün büyüme potansiyeli üzerindeki etkisi mutlaka dikkate alınmalıdır. Çünkü SIB lara yönelik alınabilecek önlemler kapsamında değerlendirilen büyüklüğe sınır getirme, faaliyet alanı daraltma, daha sıkı ihtiyati rasyolar uygulama gibi önlemler, sektörün gelişmesine ve derinleşmesine engel olabilecek, bankaların küresel ölçekte rekabet gücünü azaltabilecektir. Aynı zamanda bu önlemler, bankaların ölçek ekonomilerinden faydalanma imkânlarını daraltacağından, bankaların fonlama maliyetlerini artırabilecek ve bu durum kredi faaliyetlerine olumsuz bir şekilde yansıyarak, reel ekonomi üzerinde istenmeyen sonuçlara neden olabilecektir. Bu nedenle, mevcut gözetim ve denetim çerçevesinin güçlendirilmesi, çözümleme sistemlerin geliştirilmesi gibi önlemlerin, sektörün büyüme potansiyeli de dikkate alındığında, D-SIB ların ele alınmasında daha yapıcı olacağı değerlendirilebilir. Türk Bankacılık Sektörü nde D-SIB olarak nitelendirilebilecek büyük bankaların grup yapısına sahip olarak faaliyetlerini sürdürdükleri dikkate alındığında, söz konusu bankalardan herhangi birinde yaşanacak finansal sıkıntının, sistemin geri kalanına yansıyarak, finansal sisteminin bütünü için risk oluşturma ihtimali 176

194 bulunmaktadır. Bu nedenle, D-SIB lara ilişkin alınacak önlemlerde etkinliğin sağlanmasında, ulusal otoriteler arasında işbirliği ve bilgi paylaşımının tesisi büyük önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra, Basel Komite tarafından G-SIB olarak belirlenen bankalar sektörde iştirak ya da şube şeklinde faaliyet göstermekte olup, bu bankaların tamamının ana bankaları ile aralarında sermaye aktarımı, fonlama gibi finansal ilişkileri mevcuttur. Her ne kadar bu bankalar 5411 sayılı Bankacılık Kanuna tabi olsalar ve de BDDK nın herhangi bir risk gördüğünde ana banka ile iştirak arasındaki finansal ilişkilere sınır getirme yetkisi bulunsa da, ana bankanın yaşayacağı finansal sıkıntının iştiraklerine yansıma ihtimali bulunmaktadır. En azından ana bankada ortaya çıkan finansal sıkıntı, iştirakler açısından itibar riski ne neden olabilecektir. Dolayısıyla ana ortak bankadan kaynaklanabilecek risklerin etkin bir şekilde değerlendirilmesinde ve bu risklere karşı gerekli önlemlerin alınmasında ana ortak bankanın denetim otoritesi ile BDDK arasında gerekli işbirliği ve bilgi paylaşımının sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, bankaların sistemik önem derecelerinin belirlenmesi amacıyla geliştirilen yöntemde, kullanıcılar açısından anlaşılması kolay ve şeffaf olması amacıyla, bankaların kamuya açık verilerinin kullanılabileceği göstergelerden faydalanılmıştır. D-SIB ların belirlenmesine yönelik olarak ilgili otoriteler tarafından herhangi bir yöntem geliştirilmesi halinde de, bu yöntemin en azından ana hatları ile kamuoyu ile paylaşılması, şeffaflığı sağlamasının yanı sıra, uygulamanın kredibilitesini de artıracaktır. Aynı zamanda bankalar bu yolla, yürüttükleri 177

195 faaliyetlerin sistemik önem derecelerinde yapacağı etkiyi daha iyi bir şekilde takip etme imkânına sahip olacaklar, bu durum bir anlamda piyasa disiplinine de katkıda bulunmuş olacaktır. Nitekim, Basel Komite tarafından da D-SIB çerçevesinde bu hususa yer verilmiş ve bankaların sistemik önem derecelerini azaltmaları konusunda teşvik edici olması bakımından D-SIB yönteminin kamuoyu ile paylaşılmasının yerinde olacağı değerlendirilmiştir. Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyeli çerçevesinde sektörde faaliyet gösteren bankaların büyüme süreçlerinin devam ettiği dikkate alınırsa, zaman içerisinde bu bankaların sistemik önem derecelerinde bazı değişikliklerin olması muhtemeldir. Dolayısıyla, bankaların sistemik önem derecelerinin periyodik aralıklarla değerlendirilmesi, sektördeki değişimin izlenmesi ve alınacak önlemlerin etkinliğinin sağlanması bakımından önem taşımaktadır. Benzer şekilde, D-SIB ların belirlenmesinde kullanılan yöntemin de sektördeki değişimi yansıtacak şekilde periyodik aralıklarla gözden geçirilmesi; kullanılan kategori ve göstergeler ile bu kategori ve göstergelere verilen ağırlıkların değerlendirilmesi, yapılan analizin sağlıklı olması bakımından yerinde bir uygulama olacaktır. Bu çalışmada, Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet gösteren D-SIB ların belirlenmesinde, kamuya açık verilerin kullanılabileceği gösterge bazlı bir yöntem geliştirilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda çalışma, Türk Bankacılık Sektörü özelinde D-SIB ların belirlenmesine yönelik yapılan ilk gösterge bazlı çalışma olması bakımından önem taşımaktadır. Hâlihazırda ilgili otoriteler tarafından resmi bir D- SIB belirleme yöntemi üzerinde de çalışıldığı göz önünde bulundurulduğunda, 178

196 çalışmanın konuya ilişkin olarak yapılacak bundan sonraki çalışmalara katkı sağlaması beklenmektedir. 179

197 KAYNAKÇA Abreu, J. F., Gulamhussen, M. A., (2013), The Stock Market Reaction to the Public Announcement of a Supranational List of Too Big to Fail Banks During the Financial Crisis, Journal of International Financial Markets, Institutions and Money, Volume: 25, s Acharya, V. V., Yorulmazer, T., (2007), Too Many to Fail: An Analysis of Time- Inconsistency in Bank Closure Policies, Journal of Financial Intermediation, Volume: 16(1), p: Acharya, V. V. Et al., (2010), Measuring Systemic Risk, New York University. Adjiev, S., Kartasheva, A., Bogdanova, B., (2013), CoCos: A Primer, BIS Quarterly Review, September 2013, s AFME, (2010), Prevention and Cure: Securing Financial Stability After the Crisis, s Akdağ, Ç., (2011), Sistemik Önemi Haiz Finansal Kuruluşların Çözümlenmesinde Bail-in Uygulamaları, TMSF Çatı Dergisi, Sayı: 27. Akkoyun, H. Ç., Karaşahin, R., Keleş, G., (2013), Systemic Risk Contribution of Individual Banks, TCMB, Working Paper: 13/

198 Allen, F., Dougles, G., (2000), Financial Contagion, Journal of Political Economy, Volume: 108, s Alpar, R., (2011), Uygulamalı Çok Değişkenli İstatistiksel Yöntemler, Detay Yayıncılık, 3. Baskı, Ankara. Arregui, N. Et al., (2013), Addressing Interconnectedness: Concepts and Prudential Tools, IMF Working Paper: 13/199. Barth, J., R. Et al., (2013), Systemically Important Banks in the Post Crisis Era, Milken Institute. BCBS, (2010a), An Assessment of the Long-Term Economic Impact of Stronger Capital and Liquidity Requirements. BCBS, (2010b), Basel III: An International Framework for Liquidity Risk Measurement, Standards and Monitoring. BCBS, (2010c), Report and Recommendations of the Cross Border Bank Resolution Group. BCBS, (2010d), Good Practice Principles on Supervisory Colleges. 181

199 BCBS, (2011a), Basel III: A Global Regulatory Framework for More Resilient Banks and Banking Systems-Revised Version. BCBS, (2011b), Global Systemically Important Banks: Assessment Methodology and the Additional Loss Absorbency Requirement-Rules Text. BCBS, (2012a), A Framework for Dealing with Domestic Systemically Important Banks. BCBS, (2012b), Core Principles for Effective Banking Supervision. BCBS, (2013a), Global Systemically Important Banks: Updated Assessment Methodology and the Higher Loss Absorbency Requirement. BCBS, (2013b), Capital Treatment of Bank Exposures to Central Counterparties-Consultative Document. BCBS, (2013c), Report to G-20 Leaders on Monitoring Implementation of Basel III Requirements. BCBS, (2013d), Progress Report on Implementation of the Basel Regulatory Framework. 182

200 BCBS&IOSCO, (2013), Margin Requirements for Non-Centrally Cleared Derivatives. BDDK, (2013a), Finansal Piyasalar Raporu (Aralık 2012), Sayı 28. BDDK, (2013b), Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü (Mart 2013), Sayı: 2013/2. BDDK, (2013c), Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü (Haziran 2013), Sayı: 2013/3. BDDK, (2013d), Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü (Eylül 2013), Sayı: 2013/4. Bernanke, B. S., (2007), Regulation and Financial Innovation, 2007 Financial Markets Conference, The Federal Reserve Bank of Atlanta. Bernanke, B. S., (2009), The Financial Crisis and the Community Banking, Speech at the Independent Community Bankers of America's National Convention and Techworld. Beyhaghi, M., D Souza M., Roberts, G. S., (2013), Funding Advantage and Market Discipline in the Canadian Banking Sector, Journal of Banking & Finance (Article in Press). 183

201 Black, L., Hazaelwood, L., (2012), The Effect of TARP on Bank Risk-Taking, Fed, International Financial Discussion Paper: Bramer, P., Gischer, B., (2012), Domestic Systemically Important Banks: An Indicator Based Measurement Approach for Australian Banking System, Otto von Guericke University Magdeburg, Working Paper No: 3/2012. Bramer, P., Gischer, B., (2013), An Assessment Methodology for Domestic Systemically Important Banks in Australia, The Australian Economic Review, Volume:46, No:2, s Brewer, E., Jagtiani, J. A., (2013), How Much Did Banks Pay to Become Too-Big- To-Fail and to Become Systemically Important?, Journal of Financial Services Research, Vol: 43, Issue:1, s Calello, P., Wilson, E., (2010), From Bail-out to Bail-in, The Economist. Calderon, C., Schaeck, K., (2012), Bank Bailouts, Competitive Distortions and Consumer Welfare. Chow, J. T. S., Surti, J., (2011), Making Banks Safer: Can Volcker and Vickers Do It?, IMF Working Paper, No: 11/

202 Cihak, M., Munoz, S., Scuzzarella, R., (2011), The Bright and the Dark Side of Cross-Border Banking Linkages, IMF Working Paper No: 11/186. Claessens, S. Et al., (2011), Criris Management and Resolution: Early Lessons fron the Financial Crises, IMF Staff Discussion Note: 11/05. Cote, A., (2013), Toward a Stronger Financial Market Infrastructure for Canada-Taking Stock, Remarks to the Association for Financial Professionals of Canada. CPSS&IOSCO, (2004), Recommendations for Central Counterparties. CPSS&IOSCO, (2012a), Principles for Financial Market Infrastructures. CPSS&IOSCO, (2012b), Recovery and Resolution of Financial Market Infrastructures-Consultative Report. CPSS&IOSCO, (2012c), Report on OTC Derivatives Data Reporting and Aggregation Requirements. CPSS&IOSCO, (2013a), Authorities Access to Trade Repository Data- Consultative Document. 185

203 CPSS&IOSCO, (2013b), Recovery of Financial Market Infrastructures- Consultative Document. De Bandt, O., Hartmann, P., (2000), Systemic Risk: A Survey, European Central Bank, Working Paper Series, No: 35. Drehmann, D., Tarashev, N., (2011a), Measuring Systemic Importance of Interconnected Banks, BIS Working Papers No: 342. Drehmann, D., Tarashev, N., (2011b), Systemic Importance: Some Simple Indicators, BIS Quarterly Review, March D Souza, C., Gravelle, T., (2010), Contingent Capital and Bail-In Debt: Tools for Bank Resolution, Financial System Review, Bank of Canada. Duchin, R., Sosyura, D., (2013), Safer Ratios, Riskier Portfolios: Banks Response To Government Aid, Ross School of Business Working Paper, Working Paper No: ECB, (2006), Identifying Large and Complex Banking Groups for Financial System Stability Assessment, Financial Stability Review December. Fabiana, P., (2001), Bank Mergers and Too-Big-to-Fail Policy, Phd Thesis, University of Maryland College Park. 186

204 Fietcher, J. Et al., (2011), Subsidiaries or Branches: Does One Size Fits All?, IMF, Monetary and Capital Markets Department. FINMA, (2011), Addressing Too Big to Fail The Swiss SIFI Policy. Flannery, M., J., (2010), What to do about TBTF?, University of Florida, Warrington College of Business. FSA, (2009a), A Regulatory Response to the Global Banking Crisis: Systemically Important Banks and Assessing the Cumulative Impact, Turner Review Conference Discussion Paper, No: 4. FSA, (2009b), A Regulatory Response to the Global Banking Crisis, Turner Review Conference Discussion Paper, No: 2. FSB, (2010a), Reducing the Moral Hazard Posed by Systemically Important Financial Institutions - FSB Recommendations and the Timelines. FSB, (2010b), Implementing OTC Derivatives Market Reforms. FSB, (2010c), Intensity and Effectiveness of SIFI Supervision. FSB, (2011a), Policy Measures to Adress Systemically Important Financial Institutions. 187

205 FSB, (2011b), Key Attributes of Effective Resolution Regimes for Systemically Important Financial Institutions. FSB, (2011c), Understanding Financial Linkages: A Common Data Template for Global Systemically Important Banks. FSB, (2012a), A Global Legal Entity Identifier for Financial Markets. FSB, (2012b), Increasing the Intensity and the Effectiveness of SIFI Supervision, Progress Report to the G-20 Ministers and Governors. FSB, (2013a), Thematic Review on Resolution Regimes. FSB, (2013b), Recovery and Resolution Planning for Systemically Important Financial Institutions. FSB, (2013c), Consultative Document: Assessment Methodology for Key Attributes of Effective Resolution Regimes for Financial Institutions. FSB, (2013d), Global Shadow Banking Monitoring Report FSB&IMF, (2009), The Financial Crisis and Information Gaps, Report to the G- 20 Finance Ministers and Central Bank Governors. 188

206 FSOC, (2011), Study of the Effects of Size and Complexity of Financial Institutions on Capital Market Efficiency. Gary, H. S., (2009), Addressing the Too Big to Fail Problem, Statement Submitted to the Committee on Banking, Housing, and Urban Affairs, U.S. Senate. Goodhart, C., (2010), Are Cocos from Cloud Cuckoo-Land? Güven, D., (2010), Küresel Kriz ve Uluslarararası Para Fonu nun Gözetim Rolünün Yeniden Tanımlanması, Hazine Müsteşarlığı, Uzmanlık Tezi. Gravelle, T., Li, F., (2011), Measuring Systemic Importance of Financial Institutions: An Extreme Value Theory Approach, Bank of Canada, Working Paper No: 2011/19. G-10, (2001), Report on Consolidation in the Financial Sector. G-20, (2009), Leader s Declaration, Pittsburgh Summit. Hazine Müsteşarlığı, (2013), Kamu Borç Yönetimi Raporu, No: 100. Heath, R., (2013), Why Are the G-20 Data Gaps Initiative and the SDDS Plus Relevant for Financial Stability Analysis?, IMF Working Paper No: 13/6. 189

207 Heller, D., Vause, N., (2012), Colleteral Requirements for Mandotory Central Clearing Over the Counter Derivatives, BIS Working Papers No: 373. Herring, R., Carmassi, J., (2010), The Corporate Structure of International Financial Conglomerates: Complexity and Its Implications for Safety and Soundness, Oxford Handbook of Banking, Oxford University Press, s Huang, X., Zhou, H., Zhu, H., (2011), Systemic Risk Contributions, Finance and Economic Discussion Series, Federal Reserve Board, Washington. Hughes, J. P., Mester, L. J., (2011), Who Said Large Banks Don t Experience Scale Economies? Evidence from a Risk-Return Driven Cost Function, Federal Reserve Bank of Philadelphia, Working Paper No: Hüpkes, E. H. G., (2005), Too Big to Save-Toward a Functional Approach to Resolving Crises in Global Financial Institutions, s IAIS, (2009), Guidance Paper on the Use of Supervisory Colleges in Group Wide Supervision. IAIS, (2011), Insurance Core Principles and Methodology. ICB, (2011), Final Report and Recommendations. 190

208 IIF, (2010), Systemic Risk and Systemically Important Firms: An Integrated Approach. IIF, (2011), SIFI Surcharges: Fundemental Issues and Emprcal Estimates. IMF, (2007), Global Financial Stability Report (April). IMF, (2010a), A Fair and Substantial Contribution by the Financial Sector. IMF, (2010b), Global Financial Stability Report (April). IMF, (2011a), Sweden: Finacial Sector Stability Assessment. IMF, (2011b), IMF Executive Board Discusses Monitoring Financial Interconnectedness, Including the Data Template for Globally Systemically Important Financial Institutions, Public Information Notice No: 11/61. IMF, (2011c), Mapping Cross Border Finacial Linkages: A Supporting Case for Global Financial Safety Nets. IMF, (2012a), Turkey: Financial System Stability Assessment. IMF, (2012b), Australia: Adressing Systemic Risk Through Higher Loss Absorbency, Techinical Note. 191

209 IMF, (2012c), Report to the Executive Boards of the IMF and the World Bank on the New CPSS-IOSCO Principles for Financial Market Infrastructures. IMF, (2013), Euro Area Policies: 2013 Article IV Consultations, Country Report No: 13/231. IMF&BIS&FSB, (2009), Guidance to Assess the Systemic Importance of Financial Institutions, Markets and Instruments: Initial Considerations. IOSCO, (2013), Supervisory Colleges for Credit Rating Agencies. Johnstan, R. B. Et al., (2009), Adressing Information Gaps, IMF Position Note: 09/06. Kane, E., (2000), Incentives for Banking Megamergers: What Motives Might Regulators Infer From Event-Study Evidence?, Journal of Money, Credit and Banking, Volume: 32, Issue: 3, s Kay, J., (2010), Should We Have Narrow Banking?, The Future of Finance Conference. Kero, A., (2013), Bank s Risk Taking, Financial Innovation amd Macroecenomic Risk, The Quarterly Review of Economics and Finance, Volume: 53, s

210 Komarkova, Z., Hausenblas, V., Frait, J., (2012), How to Identify Systemically Important Financial Institutions, Financial Stability Report 2011/2012, s KPMG, (2012), Bail In Liabilities: Replacing Public Subsidy with Private Insurance. Labonte, M., (2013), Systemically Important or Too Big to Fail Financial Institutions, Congressional Research Service. Laeven, L., Valancia, F., (2010), Resolution of Banking Crisis: The Good, The Bad and The Ugly, IMF Working Paper No: 10/146. Laeven, L., Valancia, F. (2012), Systemic Banking Crises Database: An Update, IMF Working Paper No: 12/163. Lane, P. R. (2012), Financial Globalisation anf the Crisis, Trinity College Dublin. Lepetit, J. F., (2010), Report on Systemic Risk. Lopez-Espinosa, G. Et al., (2012), Short Term Wholesale Funding and Systemic Risk: A Global CoVar Approach, IMF Working Paper No: 12/46. Löber, K., (2012), Recent Activities of the CPSS, Global Payments Week 2012, Bank for International Settlements. 193

211 Lumpkin, S. A., (2009), Regulatory Issues Related to Financial Innovation, Financial Market Trends, OECD, Volume: 2009/2. MAG, (2010), Assessing the Macroeconomic Impact of the Transition to Stronger Capital and Liquidity Requirements-Final Report. MAG, (2011), Assessment of Macroeconomic Impact of Higher Loss Absorbency for Global Systemically Important Banks. Masciantonio, S., (2013), Identfying Ranking and Tracking Systemically Important Financial Institutions, from a Global, EU and Eurozone Perspective, Munich Personal RePec Archieve. Mathers, D., (2011), Contingent Capital in the New T-Regulatory Regime- Challange or Opportunity?, Credit Suisse. Mester, L. J., (2010), Scale Economies in Banking and Financial Regulatory Reform, Federal Reserve Bank of Philadelphia. Mester, L. J., (2012), Banks: Is Big Beautiful or Do Good Things Come In Small Packages?, Columbia University Conference on Financial Risk and Regulation. Moore, K., Zhou, C., (2012), Identifying Systemically Important Financial Institutions: Size and Other Determinants, DNB Working Paper, No:

212 Moshirian, F., (2012), The Future Dynamics of Global Systemically Important Banks, Journal of Banking and Finance, Volume: 36, s Murdock, C. W., The Big Bank: Background, Deregulation, Financial Innovation and Too Big to Fail, Loyola University Chicago. Murphy, E. V., (2012), What is Systemic Risk? Does It Apply to Recent JP Morgan Losses?, Congressional Research Service. Murphy, G., Walsh, M., Willison, M., (2012), Precautionary Contingent Capital, Bank of England, Financial Stability Paper No: 16. Nier, E., Baumann, U., (2003), Market Discipline, Disclosure and Moral Hazard in Banking, Bank of England. Nier, E. Et al., (2007), Network Models and Financial Stability, Journal of Economic Dynamics and Control, Volume:31, Issue 6, s Normann, P., (2007), The Role of Too Big to Fail Status in Bank Merger Activity, Phd Thesis, George Mason University. OECD, (2009), Competition and the Financial Crises. OECD, (2011), Competition Issues in the Financial Sector. 195

213 OECD, (2012), Funding Systemic Risk Crisis Resolution, Meeting of the Investment Committee. Ötger-Robe, İ. Et al., (2011), The Too-Important-Too-Fail Conundrum: Impossible to Ignore and Difficult to Resolve, IMF, Monetary and Capital Markets Department. Öz, B., Taban, S., Kar, M., Kümeleme Analizi ile Türkiye ve AB Ülkelerinin Beşeri Gösterge Sermayeleri Açısından Karşılaştırılması, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, No: 10 (1). Payments Risk Committee, (2007), Financial Market Infrastructure Risk, Federal Reserve Bank of Newyork. Pazarbaşıoğlu, C. Et al., Contingent Capital: Economic Rationale and Design Features, IMF Staff Discussion Note No: 11/01. Penas, M. F., Unal, H. (2004), Gains in Bank Mergers: Evidence from the Bond Market, Journal of Financial Economics, Vol: 74, s PWC, (2011), Basel III and Beyond Systemically Important Financial Institutions. 196

214 Rajan, G. R., (2009), Too Systemic to Fail: Consequences, Causes, and Potential Remedies. Rime, B., (2005), Do Too Big To Fail Expectations Boost Large Banks Issuer Ratings?, Swiss National Bank. Sánchez, M., (2010), Financial Innovation and Global Crises, International Journal of Business and Management, Volume: 5, No:11. Segoviano, M. A., Goodhart, C., (2009), Banking Stability Measures, IMF Working Paper No: 09/04. Shin, H. S., (2009), Securitization and Financial Stability, The Economic Journal, Volume: 119, s Soussa, F., (2000), Too Big to Fail: Moral Hazard and Unfair Competition? Selected Issues For Financial Safety Nets And Market Discipline, Centre for Central Bank Studies, Bank of England. Sun, T., (2011), Identifying Vulnerabilities in Systemically Important Financial Institutions in a Macro-financial Linkages Framework, IMF Working Paper No:11/

215 Talaslı, İ., (2013), Systemic Risk Analysis of Turkish Financial Institutions with Systemic Expected Shortfall, TCMB, Working Paper:13/11. Tarashev, N., Borio, C., Tsatsaronis, K., (2010), Attributing Systemic Risk to Individual Institutions, BIS Working Paper No: 308. Tarullo, T. K., (2013), Dodd-Frank Implementation, Federal Reserve Board, Testimony. Thomson, J., (2009), On Systemically Financial Institutions and Progressive Systemic Mitigation, FRB of Cleveland Policy Discussion Paper No: 7. Turner, A., (2010), After the Crises: Assessing the Costs and Benefits of Financial Liberalisation, 14th C.D. Deshmukh Memorial Lecture, The Reserve Bank of India. TBB, (2013), Türkiye de Bankacılık Sektörü Haziran. TCMB, (2009), Finasal İstikrar Raporu, Kasım Sayısı. TCMB, (2011), Finansal İstikrar Raporu, Mayıs Sayısı. TCMB, (2012), Finansal İstikrar Raporu, Mayıs Sayısı. 198

216 TCMB, (2013a), Finansal İstikrar Raporu, Mayıs Sayısı. TCMB, (2013b), Finansal istikrar Raporu, Kasım Sayısı. Thomson, J. B., (2010), On Systemically Important Financial Institutions and Progressive Systemic Mitigation. TMSF, (2012), 2012 Yılık Faaliyet Raporu. TMSF, (2013), Nisan-Haziran Faaliyet Raporu. Ueda, K., Di Mauro B. W., (2013), Quantifying Structural Subsidy Values for Systemically Important Financial Institutions, Journal of Banking and Finance, Volume: 37, s Uluşahin, M., (2013), Finansal Sektörün Sürdürülebilir Büyümedeki Rolü ve Türkiye nin Bölgesel Merkez Olma Potansiyeli, Beşinci İzmir İktisat Kongresi. Wheelock, D. C., Wilson, P. W., (2011), Do Large Banks Have Lower Costs? New Estimates of Returns to Scale for U.S. Banks, Federal Reserve Bank of St. Louis, Working Paper E. Whelan, K., (2009), Containing Systemic Risk, European Parliament, Directorate General for Internal Policies. 199

217 Weistroffer, C., (2011), Identifying Systemically Important Financial Institutions (SIFIs), Deutsche Bank Research. Vinals, J. Et al., (2010), The Making of Good Supervision: Learning to Say No, IMF Staff Position Note, No: 10/08. Vinals, J. Et al., (2013), Creating a Safer Financial System: Will the Volcker, Vickers, and Liikanen Structural Measures Help?, IMF Staff Discussion Note, No: 13/14. Völz, M., Wedow, M., (2009), Does Banks Size Distort Market Prices? Evidence for Too Big to Fail in CDS Market, Deutsche Bundesbank, Discussion Paper Series 2: Banking and Financial Studies No:06/2009 Yellen, J., L., (2013), Interconnectedness and Systemic Risk: Lessons from the Financial Crisis and Policy Implications, Speech. Zhou, C., (2010), Are Banks Too Big to Fail? Measuring Systemic Importance of Financial Institutions, International Journal of Central Banking, Volume: 6, No: 4, s Zhou, J. Et al., (2012), From Bail-out to Bail-in: Mandatory Debt Restructuring of Systemic Financial Institutions, IMF Staff Discussion Note, No: 12/3. 200

218 ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) 125-billion-contingent-capital-notes.html ( ) ( ) ( ) ( ) 201

219 ( ) Related-Developments.pdf ( ) ( ) ( ) 1-buffer-capital-notes.html ( ) https://www.creditsuisse.com/investors/doc/buffer_capital_notes_information_memorandum.pdf ( ) ( ) df ( ) ( ) ( ) ( ) summary e.pdf ( ) 202

220 ( ) ( ) ( ) ( ) temp/1_october_2011 IAIS_updates_the_Insurance_Co re_principles.pdf ( ) ( ) https://www.financialstabilityboard.org/activities/peer_reviews.htm ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Piyasasi-TPP.PDF ( ) ( ) ( ) 203

221 ( ) ( ) asin_aciklamasi agustos_2013_.pdf ( ) ralik2012denetimraporu.pdf ( ) ( ) imsiz_denetim_raporu.pdf ( ) Olmayan-Denetim-Raporu-Donem-1.pdf ( ) ( ) u_ pdf ( ) aporu.pdf ( ) finansal-tablolar---konsolide-(konsolidasyona-tabi-finansal-kuruluslar-dahil)/1221 ( ) ( ) 204

222 _duyurusu_basel_iii_1_temmuz.pdf ( ) 2internet22nisan.pdf ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) zenlemeler/12492kaldiracyonetmeligi.pdf ( ) f ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) 205

223 ( ) ( ) ( ) 93.pdf ( ) ( ) 715BDDK_Tarafindan_Yapilacak_Denetime_iliskin_Yonetmelik.pdf ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) ( ) Explanations-FY2014.pdf ( ) ( ) 206

224 EKLER Ek 1: 2011 Yılı G-SIB Listesi* Bank of America Bank of China Bank of New York Mellon Banque Populaire CdE Barclays BNP Paribas** Citigroup** Commerzbank Credit Suisse Deutsche Bank** Dexia*** Goldman Sachs Group Credit Agricole*** HSBC** ING Bank** JP Morgan Chase** Lloyds Banking Group Mitsubishi UFJ FG**** Mizuho FG Morgan Stanley Nordea Royal Bank of Scotland** Santander Societe Generale** State Street Sumitome Mitsui FG UBS Unicredit Group** Wells Fargo * Banka isimleri alfabetik sıraya göre listelenmiştir. ** Türkiye'de iştirak ya da şubesi bulunan bankalar *** 2011 yılı G-SIB listesi yayımlandığında Dexia iştirak şeklinde Türkiye de faaliyet göstermekte iken, hisselerinin 12 Eylül 2012 tarihinde Sberbank'a devriyle Dexia nın Türkiye deki faaliyetleri sonlanmıştır. Benzer şekilde Group Credit Agricole, G-SIB listesi yayımlandığında Türkiye de faaliyet göstermekte iken, 4 Kasım 2012 tarihinde sermayesinin tamamının Standard Chartered Bank'a devriyle bankanın Türkiye deki faaliyetleri sonlanmıştır. **** Mitsubishi UFJ FG, 2011 yılı G-SIB listesi yayımlandığında Türkiye de faaliyet göstermemekte iken, BDDK nın 24 Eylül 2013 tarih ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan kararı ile Türkiye de faaliyet göstermeye başlamıştır. Kaynak: ( ) 207

225 Ek 2: 2012Yılı G-SIB Listesi Grup* 5 (3,5%) 4 (2,5%) 3 (2,0%) 2 (1,5%) 1 (1,0%) G-SIB İsimleri** Boş Citigroup*** Deutsche Bank*** HSBC*** JP Morgan Chase*** Barclays BNP Paribas*** Bank of America Bank of New York Mellon Credit Suisse Goldman Sachs Mitsubishi UFG FG*** Morgan Stanley Royal Bank of Scotland*** UBS Bank of China BBVA Groupe BPCE Group Credit Agricole**** ING Bank*** Mizuho FG Nordea Santander Societe Generale*** Standard Chartered*** State Street Sumitomo Mitsui FG Unicredit Group*** Wells Fargo * Parantez içindeki yüzdeler, bankaların bulundurmaları gereken ilave sermaye yükümlülüğünü ifade etmektedir. İlave sermaye yükümlülüğü, risk ağırlıklı varlıkların yüzdesi olarak ifade edilmiştir. ** Grup içinde bankalar, alfabetik sıraya göre listelenmiştir yılı listesinde, 2011 yılı listesine göre, iki banka (BBVA and Standard Chartered) listeye dahil olmuş ve 3 banka (Dexia, Commerzbank, Lloyds) listeden çıkmıştır. *** Türkiye'de iştirak ya da şubesi bulunan bankalar **** Group Credit Agricole, G-SIB listesi yayımlandığında Türkiye de faaliyet göstermekte iken, 4 Kasım 2012 tarihinde sermayesinin tamamının Standard Chartered Bank'a devriyle bankanın Türkiye deki faaliyetleri sonlanmıştır. Kaynak: ( ) 208

226 Ek 3: 2013 Yılı G-SIB Listesi Grup* 5 (3,5%) 4 (2,5%) 3 (2,0%) 2 (1,5%) 1 (1,0%) G-SIB İsimleri** Kaynak: ( ) Boş HSBC*** JP Morgan Chase*** Barclays BNP Paribas*** Citigroup*** Deutsche Bank*** Bank of America Credit Suisse Goldman Sachs Group Credit Agricole Mitsubishi UFG FG*** Morgan Stanley Royal Bank of Scotland*** UBS Bank of China Bank of New York Mellon BBVA Groupe BPCE Industrial and Commercial Bank of China Limited ING Bank*** Mizuho FG Nordea Santander Societe Generale*** Standard Chartered*** State Street Sumitomo Mitsui FG Unicredit Group*** Wells Fargo * Parantez içindeki yüzdeler, bankaların bulundurmaları gereken ilave sermaye yükümlülüğünü ifade etmektedir. İlave sermaye yükümlülüğü, risk ağırlıklı varlıkların yüzdesi olarak ifade edilmiştir. ** Grup içinde bankalar, alfabetik sıraya göre listelenmiştir yılı listesinde, 2012 yılı listesine göre, bir banka (Industrial and Commercial Bank of China Limited) listeye dahil olmuştur. Ayrıca, Citigroup ve Deutsche Bank ın tabi olduğu ilave sermaye yükümlülüğü düzeyi, yüzde 2,5 tan yüzde 2 ye; Bank of New York Mellon ın ise yüzde 1,5 tan yüzde 1 e düşmüştür. Buna karşın Group Credit Agricole un ilave sermaye yükümlülüğü, yüzde 1 den 1,5 a çıkmıştır. *** Türkiye'de iştirak ya da şubesi bulunan bankalar 209

227 Ek 4: Sermaye Yükümlülüklerine İlişkin Karşılaştırma: Basel III ve İsviçre Uygulamaları % 10,5 Katkı Sermaye %2 % 8,5 İlave Ana Sermaye %1,5 Sermaye Koruma Tamponu % 2,5 Çekirdek Ana Sermaye Asgari Çekirdek Ana Sermaye %4,5 Basel III - Bütün Bankalar için Asgari Sermaye Kaynak: FINMA, (2011), s. 13. % 19 Bail-in Yükümlülük %6 (Tetikleme %5 Çekirdek Ana Sermaye) % 13 Şarta Bağlı Sermaye %3 (Tetikleme %7 Çekirdek Ana Sermeye) % 10 Sermaye Koruma Tamponu % 5,5 Çekirdek Ana Sermaye Asgari Çekirdek Ana Sermaye % 4,5 İsviçre Uygulaması Kademeli Bölüm Tampon Asgari 210

228 Ek 5: Türk Bankacılık Sektörü nde Faaliyet Gösteren Bankalar Mevduat Bankaları Özel Kamu Yabancı Küresel Şube Küresel Banka T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Türkiye Halk Bankası A.Ş. Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. Akbank T.A.Ş. Anadolubank A.Ş. Fibabanka A.Ş. Şekerbank T.A.Ş. Tekstil Bankası A.Ş. Turkish Bank A.Ş. Türk Ekonomi Bankası A.Ş. Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Türkiye İş Bankası A.Ş. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. Alternatif Bank A.Ş.* Arap Türk Bankası A.Ş. Bank of Tokyo M itsubishi UFJ Turkey A.Ş. Burgan Bank A.Ş. Citibank A.Ş. Denizbank A.Ş. Deutsche Bank A.Ş. Finansbank A.Ş. HSBC Bank A.Ş. ING Bank A.Ş. Odea Bank A.Ş. Turkland Bank A.Ş. Bank Mellat Habib Bank Limited JP M organ Chase Bank National Association Portigon A.G. Societe Generale S.A. The Royal Bank Scotland PLC. Kalkınma ve Yatırım Bankaları TMSF** Katılım Bankaları Kamu Özel Yabancı Kaynak: BDDK, TBB Birleşik Fon Bankası A.Ş. Adabank A.Ş. Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. Asya Katılım Bankası A.Ş. Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. İller Bankası İstanbul Takas ve Saklama Bankası A.Ş. Türkiye İhracat Kredi Bankası A.Ş. Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. Aktif Yatırım Bankası A.Ş. Diler Yatırım Bankası A.Ş. GSD Yatırım Bankası A.Ş. Nurol Yatırım Bankası A.Ş. Türkiye Sınai ve Kalkınma Bankası A.Ş. Taib Yatırım Bank A.Ş. *** Bankpozitif Kredi ve Kalkınma Bankası A.Ş. M errill Lynch Yatırım Bankası A.Ş. Standard Chartered Yatırım Bankası Türk A.Ş. *2013 yılında Alternatifbank A.Ş. nin %70,84 lük hissesinin Commercial Bank of Qatar a satılması nedeniyle, Alternatifbank A.Ş., yabancı sermayeli bankalar arasında sınıflandırılmıştır. **TMSF Bünyesindeki Bankalar altında yer alan Birleşik Fon Bankası, her ne kadar mevduat bankası olarak nitelendirilse de, mevcut durumda mevduat toplamamakta, kredi vermemekte, halihazırda hesapları olan mudilerle ilgili nakit ödeme ve EFT dışında diğer bankacılık hizmetleri yapmamaktadır. Benzer şekilde aynı başlık altında yer alan Uzan Grubuna ait Adabank'ın da temettü hariç ortaklık hakları TMSF'nin kontrolü altında olduğundan aktif bankacılık faaliyetleri yapmamaktadır. ***2013 yılında Taib Yatırım Bank AŞ.'nin %94,46'lık hissesinin Aksoy Holding A.Ş.'ye devredilmesi nedeniyle, Taib Yatırım Bank A.Ş. özel yatırım bankaları arasında sınıflandırılmıştır. 211

229 Ek 6: Çalışmada Kullanılan Banka İsimleri T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Arap Türk Bankası A.Ş. Türkiye Halk Bankası A.Ş. Burganbank A.Ş. Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. Citibank A.Ş. Akbank A.Ş. Denizbank A.Ş. Alternatifbank A.Ş. Deutsche Bank A.Ş. Anadolubank A.Ş. Finansbank A.Ş. Fibabanka A.Ş. HSBC Bank A.Ş. Şekerbank A.Ş. ING Bank A.Ş. Tekstil Bankası A.Ş. ODEA Bank A.Ş. Türkish Bank A.Ş. Turkland Bank A.Ş. Türk Ekonomi Bankası A.Ş. Asya Katılım Bankası A.Ş. Türkiye Garanti Bankası A.Ş. Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. Türkiye İş Bankası A.Ş. Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. 212

230 Ek 7: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine Göre Sıralaması (Büyüklük %40) Önem Banka Adı Sırası Skor_Büyük Skor_İçiçe Skor_İkâme Skor_Karma Skor_Yerel Skor_1 1 Türkiye İş Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 0, , , , , , Akbank A.Ş. 0, , , , , , T.C. Ziraat Bankası A.Ş. 0, , , , , , Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Halk Bankası A.Ş. 0, , , , , , Finansbank A.Ş. 0, , , , , , Denizbank A.Ş. 0, , , , , , Türk Ekonomi Bankası A.Ş. 0, , , , , , HSBC Bank A.Ş. 0, , , , , , ING Bank A.Ş. 0, , , , , , Citibank A.Ş. 0, , , , , , Asya Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Şekerbank A.Ş. 0, , , , , , Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Anadolubank A.Ş. 0, , , , , , Alternatifbank A.Ş. 0, , , , , , Arap Türk Bankası A.Ş. 0, , , , , , ODEA Bank A.Ş. 0, , , , , , Burganbank A.Ş. 0, , , , , , Deutsche Bank A.Ş. 0, , , , , , Fibabanka A.Ş. 0, , , , , , Tekstil Bankası A.Ş. 0, , , , , , Turkland Bank A.Ş. 0, , , , , , Türkish Bank A.Ş. 0, , , , , ,00156 TOPLAM 0, , , , , ,

231 Ek 8: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine Göre Sıralaması (İç İçe Geçmişlik %40) Önem Banka Adı Sırası Skor_Büyük Skor_İçiçe Skor_İkâme Skor_Karma Skor_Yerel Skor_2 1 Türkiye İş Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 0, , , , , , Akbank A.Ş. 0, , , , , , Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. 0, , , , , , T.C. Ziraat Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Halk Bankası A.Ş. 0, , , , , , Finansbank A.Ş. 0, , , , , , Denizbank A.Ş. 0, , , , , , Türk Ekonomi Bankası A.Ş. 0, , , , , , HSBC Bank A.Ş. 0, , , , , , Citibank A.Ş. 0, , , , , , ING Bank A.Ş. 0, , , , , , Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Şekerbank A.Ş. 0, , , , , , Asya Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Arap Türk Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Anadolubank A.Ş. 0, , , , , , Alternatifbank A.Ş. 0, , , , , , ODEA Bank A.Ş. 0, , , , , , Burganbank A.Ş. 0, , , , , , Deutsche Bank A.Ş. 0, , , , , , Türkish Bank A.Ş. 0, , , , , , Tekstil Bankası A.Ş. 0, , , , , , Turkland Bank A.Ş. 0, , , , , , Fibabanka A.Ş. 0, , , , , ,00237 TOPLAM 0, , , , , ,

232 Ek 9: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine Göre Sıralaması (İkâme Edilemezlik %40) Önem Banka Adı Sırası Skor_Büyük Skor_İçiçe Skor_İkâme Skor_Karma Skor_Yerel Skor_3 1 Türkiye İş Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 0, , , , , , Akbank A.Ş. 0, , , , , , T.C. Ziraat Bankası A.Ş. 0, , , , , , Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Halk Bankası A.Ş. 0, , , , , , Finansbank A.Ş. 0, , , , , , Denizbank A.Ş. 0, , , , , , Türk Ekonomi Bankası A.Ş. 0, , , , , , HSBC Bank A.Ş. 0, , , , , , Citibank A.Ş. 0, , , , , , ING Bank A.Ş. 0, , , , , , Asya Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Şekerbank A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Deutsche Bank A.Ş. 0, , , , , , Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Anadolubank A.Ş. 0, , , , , , Alternatifbank A.Ş. 0, , , , , , Burganbank A.Ş. 0, , , , , , Arap Türk Bankası A.Ş. 0, , , , , , ODEA Bank A.Ş. 0, , , , , , Tekstil Bankası A.Ş. 0, , , , , , Fibabanka A.Ş. 0, , , , , , Turkland Bank A.Ş. 0, , , , , , Türkish Bank A.Ş. 0, , , , , ,00154 TOPLAM 0, , , , , ,

233 Ek 10: Bankaların Sistemin Önem Derecelerine Göre Sıralaması (Karmaşıklık %40) Önem Banka Adı Sırası Skor_Büyük Skor_İçiçe Skor_İkâme Skor_Karma Skor_Yerel Skor_4 1 Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye İş Bankası A.Ş. 0, , , , , , Akbank A.Ş. 0, , , , , , T.C. Ziraat Bankası A.Ş. 0, , , , , , Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Halk Bankası A.Ş. 0, , , , , , Finansbank A.Ş. 0, , , , , , Denizbank A.Ş. 0, , , , , , Türk Ekonomi Bankası A.Ş. 0, , , , , , HSBC Bank A.Ş. 0, , , , , , ING Bank A.Ş. 0, , , , , , Citibank A.Ş. 0, , , , , , Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Asya Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Şekerbank A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Anadolubank A.Ş. 0, , , , , , Alternatifbank A.Ş. 0, , , , , , Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Burganbank A.Ş. 0, , , , , , Deutsche Bank A.Ş. 0, , , , , , Arap Türk Bankası A.Ş. 0, , , , , , ODEA Bank A.Ş. 0, , , , , , Fibabanka A.Ş. 0, , , , , , Tekstil Bankası A.Ş. 0, , , , , , Turkland Bank A.Ş. 0, , , , , , Türkish Bank A.Ş. 0, , , , , ,00147 TOPLAM 0, , , , , ,

234 Ek 11: Bankaların Sistemik Öneme Derecelerine Göre Sıramalası (Yerel Duyarlılık %40) Önem Banka Adı Sırası Skor_Büyük Skor_İçiçe Skor_İkâme Skor_Karma Skor_Yerel Skor_5 1 Türkiye İş Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Garanti Bankası A.Ş. 0, , , , , , T.C. Ziraat Bankası A.Ş. 0, , , , , , Akbank A.Ş. 0, , , , , , Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Halk Bankası A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Vakıflar Bankası A.Ş. 0, , , , , , Finansbank A.Ş. 0, , , , , , Denizbank A.Ş. 0, , , , , , Türk Ekonomi Bankası A.Ş. 0, , , , , , HSBC Bank A.Ş. 0, , , , , , ING Bank A.Ş. 0, , , , , , Asya Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Citibank A.Ş. 0, , , , , , Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Şekerbank A.Ş. 0, , , , , , Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş. 0, , , , , , Anadolubank A.Ş. 0, , , , , , Alternatifbank A.Ş. 0, , , , , , ODEA Bank A.Ş. 0, , , , , , Burganbank A.Ş. 0, , , , , , Arap Türk Bankası A.Ş. 0, , , , , , Deutsche Bank A.Ş. 0, , , , , , Fibabanka A.Ş. 0, , , , , , Tekstil Bankası A.Ş. 0, , , , , , Turkland Bank A.Ş. 0, , , , , , Türkish Bank A.Ş. 0, , , , , ,00155 TOPLAM 0, , , , , ,

235 Ek 12: Bankaların Sistemik Öneme Derecelerine İlişkin Dendogram (Büyüklük %40) 218

236 Ek 13: Bankaların Sistemik Öneme Derecelerine İlişkin Dendogram (İç İçe Geçmişlik %40) 219

237 Ek 14: Bankaların Sistemik Öneme Derecelerine İlişkin Dendogram (İkâme Edilemezlik %40) 220

238 Ek 15: Bankaların Sistemik Önem Derecelerine İlişkin Dendogram (Karmaşıklık %40) 221

Türkiye de Bankacılık Sektörü 1960-2013

Türkiye de Bankacılık Sektörü 1960-2013 Türkiye de Bankacılık Sektörü 196-213 Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye İstatistik Kurumu, Sermaye Piyasası Kurumu, Bankalararası Kart Merkezi,

Detaylı

Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2014 Mart

Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2014 Mart Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2014 Mart Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye İstatistik Kurumu, Sermaye Piyasası Kurumu, Bankalararası Kart

Detaylı

Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2013 Aralık

Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2013 Aralık Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2013 Aralık Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye İstatistik Kurumu, Sermaye Piyasası Kurumu, Bankalararası

Detaylı

Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2014 Aralık

Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2014 Aralık Türkiye de Bankacılık Sektörü 2009-2014 Aralık Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Türkiye İstatistik Kurumu, Sermaye Piyasası Kurumu, Bankalararası

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI TABLO LİSTESİ

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI TABLO LİSTESİ TABLO LİSTESİ Tablo I.1. Ödemeler Dengesi (Milyar ABD doları) 6 Tablo I.2. Cari İşlemler Açığını Finanse Eden Taraflar (Milyar ABD doları) 7 Tablo I.3. Seçilmiş Ekonomilerde Cari İşlemler Dengesinin GSYİH

Detaylı

GRAFİK LİSTESİ. Grafik I.7.

GRAFİK LİSTESİ. Grafik I.7. GRAFİK LİSTESİ Grafik I.1. VIX Endeksi 1 Grafik I.2. itraxx Europe Crossover Endeksi 1 Grafik I.3. Gelişmiş Ülke Borsa Endeksleri 2 Grafik I.4. Seçilmiş Bazı Ülkelerde Büyüme Oranları 2 Grafik I.5. Seçilmiş

Detaylı

NDEK LER I. Finansal stikrarın Makroekonomik Unsurları II. Bankacılık Sektörü ve Di er Finansal Kurulu lar

NDEK LER I. Finansal stikrarın Makroekonomik Unsurları II. Bankacılık Sektörü ve Di er Finansal Kurulu lar İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... i İÇİNDEKİLER... iii TABLO LİSTESİ... v GRAFİK LİSTESİ... vii KUTU LİSTESİ... xiv KISALTMA LİSTESİ.... xvi GENEL DEĞERLENDİRME... xvii I. Finansal İstikrarın Makroekonomik Unsurları...

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI GRAFİK LİSTESİ

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI GRAFİK LİSTESİ GRAFİK LİSTESİ Grafik I.1. VIX Endeksi 1 Grafik I.2. itraxx Europe Crossover Endeksi 1 Grafik I.3. Gelişmiş Ülke Döviz Kurları 2 Grafik I.4. ABD 10 Yıllık Devlet Tahvili Getirisi 2 Grafik I.5. Gelişmiş

Detaylı

Grafik I.1 Seçilmiş Ülkelerde Piyasa Güven Göstergeleri 1 Grafik I.2 Kredi İflas Takası Endeksleri 2 Grafik I.3 Gelişmiş Ülke Borsa Endeksleri 2

Grafik I.1 Seçilmiş Ülkelerde Piyasa Güven Göstergeleri 1 Grafik I.2 Kredi İflas Takası Endeksleri 2 Grafik I.3 Gelişmiş Ülke Borsa Endeksleri 2 GRAFİK LİSTESİ Grafik I.1 Seçilmiş Ülkelerde Piyasa Güven Göstergeleri 1 Grafik I.2 Kredi İflas Takası Endeksleri 2 Grafik I.3 Gelişmiş Ülke Borsa Endeksleri 2 Grafik I.4 Seçilmiş Gelişmekte Olan Ülkeler

Detaylı

DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Temel Bilgiler G20 Nedir? G-20 (Group of 20) platformunun kuruluş amacı küresel ekonomik istikrarın sağlanması ve teşvik edilmesi için gayri resmi bir görüş alışverişi

Detaylı

SİSTEMİK ÖNEMLİ BANKALAR HAKKINDA YÖNETMELİK TASLAĞI. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç ve Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

SİSTEMİK ÖNEMLİ BANKALAR HAKKINDA YÖNETMELİK TASLAĞI. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç ve Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan (Taslak): SİSTEMİK ÖNEMLİ BANKALAR HAKKINDA YÖNETMELİK TASLAĞI BİRİNCİ BÖLÜM Amaç ve Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç ve kapsam MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin

Detaylı

Türk Bankacılık Sektöründe Sistemik Öneme Sahip Yerel Bankaların Belirlenmesinde Gösterge Bazlı Bir Yöntem Önerisi

Türk Bankacılık Sektöründe Sistemik Öneme Sahip Yerel Bankaların Belirlenmesinde Gösterge Bazlı Bir Yöntem Önerisi Türk Bankacılık Sektöründe Sistemik Öneme Sahip Yerel Bankaların Belirlenmesinde Gösterge Bazlı Bir Yöntem Önerisi Öz Özge ÜLKÜTAŞ SAÇCI * Güven SAYILGAN ** Bu çalışmada, Türk Bankacılık Sektörü nde faaliyet

Detaylı

Grafik I.1. Seçilmiş Euro Bölgesi Ülkelerinde Faiz dışı Fazla ve Tahvil Getirisi Farkı 1

Grafik I.1. Seçilmiş Euro Bölgesi Ülkelerinde Faiz dışı Fazla ve Tahvil Getirisi Farkı 1 GRAFİK LİSTESİ Grafik I.1. Seçilmiş Euro Bölgesi Ülkelerinde Faiz dışı Fazla ve Tahvil Getirisi Farkı 1 Grafik I.2. Seçilmiş Ülkelerin 2010 Yılı Borç Stoku ve Bütçe Dengesi 1 Grafik I.3. Seçilmiş AB Ülkelerinin

Detaylı

Finansal Hesaplar 2013

Finansal Hesaplar 2013 Finansal Hesaplar 2013 İstatistik Genel Müdürlüğü Parasal ve Finansal Veriler Müdürlüğü İçindekiler I. Genel Değerlendirme...3 II. Mali Olmayan Kuruluşlar...5 III. Mali Kuruluşlar...6 IV. Genel Yönetim...8

Detaylı

GRAF K L STES. Kar lama Oran Grafik II.15 Faiz D Bütçe Dengesi 14 Grafik II.16 Bütçe Dengesi 14 Grafik II.17 Merkezi Yönetim Borç Stoku 15

GRAF K L STES. Kar lama Oran Grafik II.15 Faiz D Bütçe Dengesi 14 Grafik II.16 Bütçe Dengesi 14 Grafik II.17 Merkezi Yönetim Borç Stoku 15 GRAF K L STES Grafik I.1 Küresel Büyüme 2 Grafik I.2 Özel Kesim Tüketim Harcamalar n n Geli imi 2 Grafik I.3 G-20 Ülkeleri i sizlik Oranlar 3 Grafik I.4 G-20 Ülkeleri Enflasyon Oranlar 3 Grafik I.5 Kamu

Detaylı

Grafik I.3. ABD Enflasyon, İşsizlik ve Fed Bilanço Büyüklüğü Değişiminin Gelişimi 2

Grafik I.3. ABD Enflasyon, İşsizlik ve Fed Bilanço Büyüklüğü Değişiminin Gelişimi 2 GRAFİK LİSTESİ Grafik I.1. Seçilmiş Ülkelerde Yıllık Büyüme Oranları 1 Grafik I.2. 2012 Yılı için Yapılan Büyüme Tahminleri 1 Grafik I.3. ABD Enflasyon, İşsizlik ve Fed Bilanço Büyüklüğü Değişiminin Gelişimi

Detaylı

GENEL DEĞERLENDİRME TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI

GENEL DEĞERLENDİRME TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI GENEL DEĞERLENDİRME Küresel kriz sonrası özellikle gelişmiş ülkelerde iktisadi faaliyeti iyileştirmeye yönelik alınan tedbirler sonucunda küresel iktisadi koşulların bir önceki Rapor dönemine kıyasla olumlu

Detaylı

Bankacılık sektörü. 2011 değerlendirmesi ve 2012 yılı beklentileri

Bankacılık sektörü. 2011 değerlendirmesi ve 2012 yılı beklentileri Bankacılık sektörü 2011 değerlendirmesi ve 2012 yılı beklentileri Şubat 2012 İçerik Bankacılık sektörünü etkileyen gelişmeler ve yansımalar 2012 yılına ilişkin beklentiler Gündemdeki başlıca konular 2

Detaylı

AB Krizi ve TCMB Para Politikası

AB Krizi ve TCMB Para Politikası AB Krizi ve TCMB Para Politikası Erdem Başçı Başkan 28 Haziran 2012 Stratejik Düşünce Enstitüsü, Ankara Sunum Planı I. Küresel Ekonomik Gelişmeler II. Yeni Politika Çerçevesi III. Dengelenme IV. Büyüme

Detaylı

Grafik I.1.1 Küresel ve Gelişmiş Ülkelerde Büyüme Oranları... 5. Grafik I.1.2 İmalat Sanayi PMI Endeksleri... 6

Grafik I.1.1 Küresel ve Gelişmiş Ülkelerde Büyüme Oranları... 5. Grafik I.1.2 İmalat Sanayi PMI Endeksleri... 6 Grafikler I. Finansal İstikrarı Etkileyen Uluslararası ve Ulusal Gelişmeler I.1. Uluslararası Gelişmeler Grafik I.1.1 Küresel ve Gelişmiş Ülkelerde Büyüme Oranları... 5 Grafik I.1.2 İmalat Sanayi PMI Endeksleri...

Detaylı

F. Gülçin Özkan York Üniversitesi

F. Gülçin Özkan York Üniversitesi Finansal Đstikrar ve Makroekonomik Etkileşim F. Gülçin Özkan York Üniversitesi 1 Finansal kriz tanımı üzerinde hemfikir olunan bir tanım bulunmamakla birlikte, reel sektör etkisinin derecesi önemli bir

Detaylı

Basel II ve III nedir Basel II ve Türk Eximbank Semineri 2013

Basel II ve III nedir Basel II ve Türk Eximbank Semineri 2013 Basel II ve III nedir Basel II ve Türk Eximbank Semineri 2013 Basel II ve Türk Eximbank Semineri 2013 İçerik 1. Basel uzlaşısı Basel ve tarihçesi Basel II kapsamı Basel III ün getirdiği yenilikler 2. Basel

Detaylı

2001 2013 Döneminde Türk Bankacılık Sektörü

2001 2013 Döneminde Türk Bankacılık Sektörü 2001 2013 Döneminde Türk Bankacılık Sektörü Prof. Dr. Sudi Apak Beykent Üniversitesi İçerik 2 Slayt 1 - Türk Bankalarında kurum riski bulunmaktadır. 140,00% Türk Bankacılık Sektörünün Aktif Büyüklüğü /

Detaylı

II. MALİ SEKTÖRÜN GENEL YAPISI

II. MALİ SEKTÖRÜN GENEL YAPISI II. MALİ SEKTÖRÜN GENEL YAPISI Türk mali sektörü 27 yılının ilk altı ayında büyümesini sürdürmüştür. Bu dönemde bankacılık sektörüne yabancı yatırımcı ilgisi de devam etmiştir. Grafik II.1. Mali Sektörün

Detaylı

Ulusal Finans Sempozyumu Dr. İbrahim M. Turhan Başkan Yardımcısı

Ulusal Finans Sempozyumu Dr. İbrahim M. Turhan Başkan Yardımcısı Ulusal Finans Sempozyumu Dr. İbrahim M. Turhan Başkan Yardımcısı 13 Ekim 2011 Malatya KÜRESEL KRİZ ORTAMINA NASIL GELİNDİ? Net Bugünkü Değer Yöntemi Varlık fiyatlarının indirgenmiş nakit akımları (Net

Detaylı

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4

FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 FİNANSAL SERBESTLEŞME VE FİNANSAL KRİZLER 4 Prof. Dr. Yıldırım Beyazıt ÖNAL 6. HAFTA 4. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE ULUSLAR ARASI FON HAREKETLERİ Gelişmekte olan ülkeler, son 25 yılda ekonomik olarak oldukça

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

Küresel Kriz ve. Bekir Sıtkı ŞAFAK Sermaye Piyasası Kurulu

Küresel Kriz ve. Bekir Sıtkı ŞAFAK Sermaye Piyasası Kurulu Küresel Kriz ve Sermaye Piyasaları Bekir Sıtkı ŞAFAK Sermaye Piyasası Kurulu Sunum Akışı Küresel Krizin Oluşumu Kriz Neden Önlenemedi? Krize Karşı Tepkiler Düzenleyiciler Açısından Yapılması Gerekenler

Detaylı

TEB HOLDİNG A.Ş. 2013 YILI 2. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU

TEB HOLDİNG A.Ş. 2013 YILI 2. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU TEB HOLDİNG A.Ş. 2013 YILI 2. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2013 30.06.2013 Şirketin Ticaret Unvanı : TEB Holding A.Ş. Şirketin Ticaret Sicil Numarası : 176711 Genel

Detaylı

Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Eylül 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş.

Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Eylül 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Eylül 2013 Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. 1 Yönetim Kurulu Başkanı nın Eylül 2013 Dönemi Değerlendirmeleri ve Beklentileri Bank of America Merrill Lynch, küresel stratejisinin

Detaylı

Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi

Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi T.C İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Finans Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi Özeti Kurumsal Şeffaflık, Firma Değeri Ve Firma Performansları İlişkisi Bist İncelemesi Prof.

Detaylı

Para Politikaları ve Finansal İstikrar

Para Politikaları ve Finansal İstikrar Para Politikaları ve Finansal İstikrar Ekonomi Yaz Seminerleri 211 Pamukkale Üniversitesi Doç. Dr. Erdem Başçı Başkan 22 Temmuz 211 Denizli 1 Sabit mi, değil mi? Sabit Kur Rejimleri Sabit Getirili Borç

Detaylı

2015 HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

2015 HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ HAZİRAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ 13 Ağustos Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcuna ilişkin yılı ikinci çeyrek verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

Detaylı

Banka, Şube ve Personel Sayıları

Banka, Şube ve Personel Sayıları İÇİNDEKİLER Banka, Şube ve Personel Sayıları... 1 Seçilmiş Bilanço Kalemleri... 2 Bilanço İçi Büyüklükler... 4 Bilanço Dışı Büyüklükler 5 Temel Büyüklüklere İlişkin Gelişim 7 Kârlılık... 8 Krediler...

Detaylı

Banka, Şube ve Personel Sayıları

Banka, Şube ve Personel Sayıları İÇİNDEKİLER Banka, Şube ve Personel Sayıları... 1 Seçilmiş Bilanço Kalemleri... 2 Bilanço İçi Büyüklükler... 4 Bilanço Dışı Büyüklükler 5 Temel Büyüklüklere İlişkin Gelişim 7 Kârlılık... 8 Krediler...

Detaylı

Grafik I.3. Seçilmiş Ülkelerin 2011 Yılı Brüt Borç Stoku ve Bütçe Dengesi 2. Grafik I.4. Seçilmiş AB Ülkelerinin Alman Tahvilleriyle Getiri Farkı 2

Grafik I.3. Seçilmiş Ülkelerin 2011 Yılı Brüt Borç Stoku ve Bütçe Dengesi 2. Grafik I.4. Seçilmiş AB Ülkelerinin Alman Tahvilleriyle Getiri Farkı 2 GRAFİK LİSTESİ Grafik I.1. Seçilmiş Ülkelerde Yıllık Büyüme Oranları 1 Grafik I.2. 2012 Yılı için Yapılan Büyüme Tahminleri 1 Grafik I.3. Seçilmiş Ülkelerin 2011 Yılı Brüt Borç Stoku ve Bütçe Dengesi 2

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2015 LANSMANI 24 HAZİRAN 2015 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü nün (UNCTAD) Uluslararası Doğrudan Yatırımlar

Detaylı

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI İstanbul Ekonomi ve Finans Konferansı Dr. İbrahim Turhan Başkan Yardımcısı 20 Mayıs 2011 İstanbul 1 Sunum Planı I. 2008 Krizi ve Değişen Finansal Merkez Algısı II. III.

Detaylı

Büyüme, Tasarruf-Yatırım ve Finansal Sektörün Rolü. Hüseyin Aydın Yönetim Kurulu Başkanı

Büyüme, Tasarruf-Yatırım ve Finansal Sektörün Rolü. Hüseyin Aydın Yönetim Kurulu Başkanı Büyüme, Tasarruf-Yatırım ve Finansal Sektörün Rolü Hüseyin Aydın Yönetim Kurulu Başkanı Büyüme: Yatırım ve Tasarrufun Fonksiyonu Büyüme : Büyümenin Temel Unsuru : Üretimin Temel Faktörleri : Üretimin Diğer

Detaylı

Küresel Kriz Sonrası Türkiye de Finansal Sistem Bankacılık Sektörü

Küresel Kriz Sonrası Türkiye de Finansal Sistem Bankacılık Sektörü Küresel Kriz Sonrası Türkiye de Finansal Sistem Bankacılık Sektörü Ekrem Keskin Mayıs 2010 Sunum Uluslararası gelişmeler Türkiye deki gelişmeler Bankacılık sektörüne yansıma Sonuç 2 Yapılanlar Ortak çaba:

Detaylı

2015 MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

2015 MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ MAYIS ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ 14 Temmuz Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcuna ilişkin yılı Mayıs verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından

Detaylı

MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR

MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR MERKEZ BANKASI VE FİNANSAL İSTİKRAR Sermaye Hareketleri ve Döviz Kuru Politikaları Türkiye Ekonomi Kurumu Paneli Doç.Dr.Erdem BAŞÇI Başkan Yardımcısı, TCMB 11 Aralık 2010, Ankara 1 Konuşma Planı 1. Merkez

Detaylı

Yatırımcılara dünyayı vadediyoruz.

Yatırımcılara dünyayı vadediyoruz. Yatırımcılara dünyayı vadediyoruz. Akbank T.A.Ş. B Tipi Franklin Templeton Şemsiye Fonu na Bağlı Yabancı Menkul Kıymetler Alt Fonları Akbank - Franklin Templeton işbirliği ile dünya çapında yatırım fırsatı:

Detaylı

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015 Hazırlayan: Ekin Sıla Özsümer AB ve Uluslararası Organizasyonlar Şefliği Uzman Yardımcısı IMF Küresel Ekonomik

Detaylı

Abdi İpekçi Caddesi No : 57, Reasürans Han, E Blok 7.Kat Harbiye İstanbul Tel : +90 (212) 315 10 70

Abdi İpekçi Caddesi No : 57, Reasürans Han, E Blok 7.Kat Harbiye İstanbul Tel : +90 (212) 315 10 70 GÜNLÜK EKONOMİ TAKVİMİ SAAT ÜLKE VERİ ÖNEM BEKLENEN ÖNCEKİ 09:45 EUR Fransa Hükümeti Bütçe Dengesi (Ağu) AZ -79,8B 09:45 EUR Fransa Sanayi Üretimi (Aylık) (Ağu) AZ 0,5% -0,8% 11:00 EUR İtalya Sanayi Üretimi

Detaylı

BANKPOZİTİF KREDİ VE KALKINMA BANKASI ANONİM ŞİRKETİ

BANKPOZİTİF KREDİ VE KALKINMA BANKASI ANONİM ŞİRKETİ BANKPOZİTİF KREDİ VE KALKINMA BANKASI ANONİM ŞİRKETİ 31 Mart 2009 ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2009 31.03.2009 Bankanın Ticaret Ünvanı : Bankpozitif Kredi ve Kalkınma

Detaylı

28.06.2012 tarihli Bankaların İç Sistemleri Hakkında Yönetmelik in Risk Yönetimine İlişkin Düzenlemeleri

28.06.2012 tarihli Bankaların İç Sistemleri Hakkında Yönetmelik in Risk Yönetimine İlişkin Düzenlemeleri 28.06.2012 tarihli Bankaların İç Sistemleri Hakkında Yönetmelik in Risk Yönetimine İlişkin Düzenlemeleri Yönetici Özeti: 28.06.2012 tarihinde yayımlanan Bankaların İç Sistemleri Hakkında Yönetmelik ile

Detaylı

Global Krizin Bankalar ve Finans Sektörü Üzerine Etkileri ITU, Mart 2009

Global Krizin Bankalar ve Finans Sektörü Üzerine Etkileri ITU, Mart 2009 Global Krizin Bankalar ve Finans Sektörü Üzerine Etkileri ITU, Mart 2009 0 Bankacılık sektöründeki zararlar 1 trilyon $ ı aştı... :: :: IMF nin tahminlerine göre zararlar 2 trilyon $ ı aşabilir Hükümetler

Detaylı

Eylül 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. ve Bağlı Ortaklığı Merrill Lynch Menkul Değerler A.Ş.Bağlı 1

Eylül 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. ve Bağlı Ortaklığı Merrill Lynch Menkul Değerler A.Ş.Bağlı 1 Ara Dönem Özet Konsolide Faaliyet Raporu Eylül 2013 Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. ve Bağlı Ortaklığı Merrill Lynch Menkul Değerler A.Ş.Bağlı 1 Yönetim Kurulu Başkanı nın Eylül 2013 Dönemi Değerlendirmeleri

Detaylı

Finansal Hesaplar İstatistik Genel Müdürlüğü

Finansal Hesaplar İstatistik Genel Müdürlüğü Finansal Hesaplar İstatistik Genel Müdürlüğü Parasal ve Finansal Veriler Müdürlüğü İçindekiler I-Giriş... 2 II- Mali Kuruluşlar... 3 III. Genel Yönetim... 6 1 I-Giriş Son yıllarda uluslararası kuruluşlar

Detaylı

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU

CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU CİGNA FİNANS EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. PARA PİYASASI LİKİT KAMU EMEKLİLİK YATIRIM FONU 01.01.2015 30.06.2015 DÖNEMİ ALTI AYLIK RAPORU Bu rapor Cigna Finans Emeklilik ve Hayat A.Ş. Para Piyasası Likit Kamu

Detaylı

Grafikler. I. Uluslararası Gelişmeler. II. Ulusal Ekonomik Görünüm. III. Sektör Bazında Gelişmeler. III.1. Bankacılık Sektörü

Grafikler. I. Uluslararası Gelişmeler. II. Ulusal Ekonomik Görünüm. III. Sektör Bazında Gelişmeler. III.1. Bankacılık Sektörü Grafikler I. Uluslararası Gelişmeler Grafik I.1 Seçilmiş Gelişmiş Ekonomilerde Yıllık Büyüme Oranları... 4 Grafik I.2 Seçilmiş Gelişmekte Olan Ekonomilerde Yıllık Büyüme Oranları... 4 Grafik I.3 Seçilmiş

Detaylı

Genel Görünüm. ABD, Euro Bölgesi, İngiltere ve Japonya merkez bankaları da kısa dönemde faiz artırımı yapmayacaklarının sinyalini vermişlerdir.

Genel Görünüm. ABD, Euro Bölgesi, İngiltere ve Japonya merkez bankaları da kısa dönemde faiz artırımı yapmayacaklarının sinyalini vermişlerdir. Genel Görünüm 2008 yılı son çeyreğinde tüm dünya ekonomilerini ve finans piyasalarını derinden etkileyen küresel kriz, tüm ülke hükümetlerinin aldıkları mali ve para politikası önlemleri ile 2009 yılı

Detaylı

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık

Türk Bankacılık ve Banka Dışı Finans Sektörlerinde Yeni Yönelimler ve Yaklaşımlar İslami Bankacılık İÇİNDEKİLER FİNANS, BANKACILIK VE KALKINMA 2023 ANA TEMA SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA: FİNANS VE BANKACILIK ALT TEMALAR Türkiye Ekonomisinde Kalkınma ve Finans Sektörü İlişkisi AB Uyum Sürecinde Finans ve Bankacılık

Detaylı

BANK MELLAT Merkezi Tahran İstanbul Türkiye Merkez Şubesi 1 OCAK 31 MART 2010 ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU

BANK MELLAT Merkezi Tahran İstanbul Türkiye Merkez Şubesi 1 OCAK 31 MART 2010 ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU BANK MELLAT Merkezi Tahran İstanbul Türkiye Merkez Şubesi 1 OCAK 31 MART 2010 ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU 1 İ Ç İ N D E K İ L E R I. GENEL BİLGİLER 1. Şubenin Gelişimi Hakkında Özet Bilgi 2. Şubenin Sermaye

Detaylı

BASEL II BANKACILIK DÜZENLEMELERİ VE İÇ DENETİM Prof. Dr. Güler ARAS, Yıldız Teknik Üniversitesi aras@yildiz.edu.tr

BASEL II BANKACILIK DÜZENLEMELERİ VE İÇ DENETİM Prof. Dr. Güler ARAS, Yıldız Teknik Üniversitesi aras@yildiz.edu.tr BASEL II BANKACILIK DÜZENLEMELERİ VE İÇ DENETİM Prof. Dr. Güler ARAS, Yıldız Teknik Üniversitesi aras@yildiz.edu.tr İç denetim kredibilite kazandırır. Basel II Bankacılık Düzenlemeleri Son yıllarda globalleşme

Detaylı

SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ

SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ DERS İÇERİĞİ Ders Adı Ders Türü Finansın İlkeleri Zorunlu DERS HEDEFİ Finansın İlkeleri dersini alan öğrenciler aşağıdaki becerileri kazanacaktır: Finans nedir ve çalışma alanları nelerdir sorularına cevap

Detaylı

İÇİNDEKİLER BİRİNCİ ÜNİTE EKONOMİK VE FİNANSAL SİSTEM İKİNCİ ÜNİTE PARANIN ZAMAN DEĞERİ

İÇİNDEKİLER BİRİNCİ ÜNİTE EKONOMİK VE FİNANSAL SİSTEM İKİNCİ ÜNİTE PARANIN ZAMAN DEĞERİ İÇİNDEKİLER BİRİNCİ ÜNİTE EKONOMİK VE FİNANSAL SİSTEM 1 13 1. EKONOMİK SİSTEM 2 2. FİNANSAL SİSTEM 5 3. FİNANSAL SİSTEMİN UNSURLARI 8 4. FİNANSAL PİYASALARIN YAPISI 9 4.1. Borç ve Öz Sermaye Yapısı 9 4.2.

Detaylı

GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. ALTIN EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2013 YILI 6 AYLIK FAALİYET RAPORU 1-Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi 2013 ü genel olarak bir toparlanma dönemi olarak geride bıraktı.

Detaylı

GRAFİKLERLE FEDERAL ALMANYA EKONOMİSİNİN GÖRÜNÜMÜ

GRAFİKLERLE FEDERAL ALMANYA EKONOMİSİNİN GÖRÜNÜMÜ GRAFİKLERLE FEDERAL ALMANYA EKONOMİSİNİN GÖRÜNÜMÜ Hazırlayan: Fethi SAYGIN Mart 2014 Kaynak :DESTATIS (Alman İstatistik Enstitüsü) GENEL DEĞERLENDİRME Ekonomi piyasalarındaki durgunluk ve sorunlara rağmen,

Detaylı

SPK Konferansõ-Abant Aralõk-2003

SPK Konferansõ-Abant Aralõk-2003 SPK Konferansõ-Abant Aralõk-2003 VADELİ İŞLEM VE OPSİYON BORSASI TÜRK FİNANSAL PİYASALARINDA YENİ BİR SIÇRAMA İçindekiler 1) VOB Hakkõnda 2) Dünyada Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsalarõ 3) Neden Vadeli İşlemler?

Detaylı

II. MALİ SEKTÖRÜN GENEL YAPISI

II. MALİ SEKTÖRÜN GENEL YAPISI II. MALİ SEKTÖRÜN GENEL YAPISI Türk mali sektörü 27 yılında da büyümesini sürdürmüştür. Bu dönemde bankacılık sektörüne yabancı yatırımcı ilgisi de devam etmiştir. Grafik II.1. Mali Sektörün Bilanço Büyüklüğünün

Detaylı

2015 NİSAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ

2015 NİSAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ NİSAN ÖZEL SEKTÖRÜN YURT DIŞINDAN SAĞLADIĞI KREDİ BORCU GELİŞMELERİ 15 Haziran Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcuna ilişkin yılı verileri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından

Detaylı

Temel İlkeler: Genel Organizasyon İlke 1: Kanuni Temel İlke 2: Yönetim İlke 3: Kapsamlı Risk Yönetimi için Altyapı

Temel İlkeler: Genel Organizasyon İlke 1: Kanuni Temel İlke 2: Yönetim İlke 3: Kapsamlı Risk Yönetimi için Altyapı Temel İlkeler: Genel Organizasyon İlke 1: Kanuni Temel Finansal Piyasa Altyapıları (FPA) tarafından gerçekleştirilen tüm faaliyetlerin iyi tesis edilmiş, açık, şeffaf ve zorlayıcı bir kanuni temele sahip

Detaylı

IV.1. Elektronik Fon Transfer (EFT) Sistemi ve Elektronik Menkul Kıymet Transfer (EMKT) Sistemi

IV.1. Elektronik Fon Transfer (EFT) Sistemi ve Elektronik Menkul Kıymet Transfer (EMKT) Sistemi IV. FİNANSAL ALTYAPI Son yirmi yılda, hızlı teknolojik gelişim, kısıtlamaların azaltılması ve finansal piyasaların küreselleşmesi finansal faaliyetlerde artışa neden olmuş, artan finansal faaliyetler,

Detaylı

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2006

UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2006 UNCTAD DÜNYA YATIRIM RAPORU 2006 ULUSLARARASI YATIRIMCILAR DERNEĞİ 16.10.200.2006 İSTANBUL DÜNYADA DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR (milyar $) 1600 1400 1396 1200 1092 1000 800 693 826 716 710 916 600 400 331

Detaylı

Ekonomik Rapor 2011 I. MAKRO BÜYÜKLÜKLER AÇISINDAN DÜNYA EKONOMİSİNE GENEL BAKIŞ 67. genel kurul Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği / www.tobb.org.

Ekonomik Rapor 2011 I. MAKRO BÜYÜKLÜKLER AÇISINDAN DÜNYA EKONOMİSİNE GENEL BAKIŞ 67. genel kurul Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği / www.tobb.org. Ekonomik Rapor 2011 I. MAKRO BÜYÜKLÜKLER AÇISINDAN DÜNYA EKONOMİSİNE GENEL BAKIŞ 67. genel kurul 5 6 1. MAKRO BÜYÜKLÜKLER AÇISINDAN DÜNYA EKONOMİSİNE GENEL BAKIŞ Küresel ekonomiyi derinden etkileyen 2008

Detaylı

Şeffaflık, Sürdürülebilirlik ve Hesap Verilebilirlikte Yeni Yaklaşımlar: Finansal Raporlama ve Denetim Penceresinden Yeni TTK

Şeffaflık, Sürdürülebilirlik ve Hesap Verilebilirlikte Yeni Yaklaşımlar: Finansal Raporlama ve Denetim Penceresinden Yeni TTK Şeffaflık, Sürdürülebilirlik ve Hesap Verilebilirlikte Yeni Yaklaşımlar: Finansal Raporlama ve Denetim Penceresinden Yeni TTK Prof. Dr. Serdar ÖZKAN İzmir Ekonomi Üniversitesi İzmir Ticaret Odası Meclis

Detaylı

Küresel gelişmeler, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörü. 21 Ocak 2015

Küresel gelişmeler, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörü. 21 Ocak 2015 Küresel gelişmeler, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektörü 21 Ocak 2015 Sunum Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aydın ın değerlendirmesi Küresel ekonomi Türkiye ekonomisi Bankacılık sektörü 2 Değerlendirme

Detaylı

HALK HAYAT VE EMEKLİLİK A.Ş. GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU. Yatırım Ve Yönetime İlişkin Bilgiler

HALK HAYAT VE EMEKLİLİK A.Ş. GELİR AMAÇLI KAMU BORÇLANMA ARAÇLARI EMEKLİLİK YATIRIM FONU. Yatırım Ve Yönetime İlişkin Bilgiler A. TANITICI BİLGİLER Portföy Bilgileri Halka Arz Tarihi 13.06.2012 (*) 02 Ocak 2013 tarihi itibariyle Yatırım Ve Yönetime İlişkin Bilgiler Portföy Yöneticileri Murat Zaman, Kerem Yerebasmaz, Serkan Şevik,

Detaylı

Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Mart 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş.

Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Mart 2013. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. Ara Dönem Özet Faaliyet Raporu Mart 2013 Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. 1 Yönetim Kurulu Başkanı nın Mart 2013 Dönemi Değerlendirmeleri ve Beklentileri Bank of America Merrill Lynch, küresel stratejisinin

Detaylı

BANKACILIK SEKTÖRÜ YÖNETİCİ KESİMİ BEKLENTİ ANKETİ

BANKACILIK SEKTÖRÜ YÖNETİCİ KESİMİ BEKLENTİ ANKETİ BANKACILIK DÜZENLEME VE DENETLEME KURUMU BANKACILIK SEKTÖRÜ YÖNETİCİ KESİMİ BEKLENTİ ANKETİ BİLGİ YÖNETİMİ DAİRESİ EKİM 2011 25 Görüş ve Önerileriniz İçin: E-posta: beklentianketi@bddk.org.tr Tel: (312)

Detaylı

FİNANS KOÇ HOLDİNG 2013 FAALİYET RAPORU

FİNANS KOÇ HOLDİNG 2013 FAALİYET RAPORU FİNANS Koç-Amerikan Bank ile 1980 li yıllarda büyümeye başladığımız bankacılık sektöründe ülkemiz ekonomisi ve sektördeki değişimleri doğru okuduk ve 2005 yılında Yapı Kredi Bankası nı bünyemize katarak

Detaylı

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Dr. Vahdettin Ertaş IX. Kurumsal Yönetim Zirvesi Açılış Konuşması 14 Ocak 2016

Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Dr. Vahdettin Ertaş IX. Kurumsal Yönetim Zirvesi Açılış Konuşması 14 Ocak 2016 Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Dr. Vahdettin Ertaş IX. Kurumsal Yönetim Zirvesi Açılış Konuşması 14 Ocak 2016 Sayın başkanlar, iş dünyamızın ve basınımızın değerli temsilcileri, yurt dışından gelen kıymetli

Detaylı

Haftalık Para ve Banka İstatistikleri ne İlişkin Yöntemsel Açıklama

Haftalık Para ve Banka İstatistikleri ne İlişkin Yöntemsel Açıklama Haftalık Para ve Banka İstatistikleri ne İlişkin Yöntemsel Açıklama İstatistik Genel Müdürlüğü Parasal ve Finansal Veriler Müdürlüğü İçindekiler I- Tanım... 3 II- Amaç... 3 III- Yöntem... 3 IV- Yayımlama

Detaylı

TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME

TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME 1 TEMEL MAKROEKONOMİK GÖSTERGELER - BÜYÜME 12.0 Türkiye GSYİH Büyüme Oranları(%) 10.0 9.4 8.4 9.2 8.8 8.0 6.0 4.0 6.8 6.2 5.3 6.9 4.7 4.0 4.0 5.0 2.0 0.7 2.1 0.0-2.0-4.0-6.0-8.0-5.7-4.8 Tahmin(%) 2014

Detaylı

SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI SN. DOÇ. DR. TURAN EROL UN

SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI SN. DOÇ. DR. TURAN EROL UN BAŞKANI SN. DOÇ. DR. TURAN EROL UN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ NAZİLLİ İİBF İKTİSAT BÖLÜMÜ VE AVRUPA ARAŞTIRMALAR MERKEZİ TARAFINDAN DÜZENLENEN GÜNCEL EKONOMİK SORUNLAR KONGRESİ NDE YAPACAĞI Açılış Konuşmasının

Detaylı

TEB HOLDİNG A.Ş. 2014 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU

TEB HOLDİNG A.Ş. 2014 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU TEB HOLDİNG A.Ş. 2014 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2014 31.03.2014 Şirketin Ticaret Unvanı : TEB Holding A.Ş. Şirketin Ticaret Sicil Numarası : 176711 Genel

Detaylı

Sermaye Piyasaları: Eğilimler ve Hedefler. İbrahim TURHAN Borsa Başkanı 9 Nisan 2012

Sermaye Piyasaları: Eğilimler ve Hedefler. İbrahim TURHAN Borsa Başkanı 9 Nisan 2012 Sermaye Piyasaları: Eğilimler ve Hedefler İbrahim TURHAN Borsa Başkanı 9 Nisan 2012 Gündem Dünya Piyasalarında Ana Eğilimler Türkiye Sermaye Piyasalarının Genel Görünümü İMKB nin Yol Haritası 3 Sunum Planı

Detaylı

https://www.garantiemeklilik.com.tr/fon-ile-ilgili-duyurular.aspx internet adreslerinden

https://www.garantiemeklilik.com.tr/fon-ile-ilgili-duyurular.aspx internet adreslerinden GARANTİ EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. ALTERNATİF STANDART EMEKLİLİK YATIRIM FONU 2013 YILI 6 AYLIK FAALİYET RAPORU 1- Ekonominin Genel durumu Dünya ekonomisi 2013 ü genel olarak bir toparlanma dönemi olarak

Detaylı

TEB HOLDİNG A.Ş. 2013 YILI 3. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU

TEB HOLDİNG A.Ş. 2013 YILI 3. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU TEB HOLDİNG A.Ş. 2013 YILI 3. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2013 30.09.2013 Şirketin Ticaret Unvanı : TEB Holding A.Ş. Şirketin Ticaret Sicil Numarası : 176711 Genel

Detaylı

FİBA EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. KATKI EMEKLİLİK YATIRIM FONU NA AİT PERFORMANS SUNUŞ RAPORU. Fonun Yatırım Amacı

FİBA EMEKLİLİK VE HAYAT A.Ş. KATKI EMEKLİLİK YATIRIM FONU NA AİT PERFORMANS SUNUŞ RAPORU. Fonun Yatırım Amacı A. TANITICI BİLGİLER PORTFÖYE BAKIŞ YATIRIM VE YÖNETİME İLİŞKİN BİLGİLER Halka arz tarihi: 19 Aralık 2013 31 Aralık 2014 tarihi itibarıyla (Bu raporun hazırlanmasında 1 Ocak 2015 tarihinde geçerli olan

Detaylı

Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti

Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti TEPAV Değerlendirme Notu Şubat 2011 Cari işlemler açığında neler oluyor? Ekonomide gözlemlenen

Detaylı

Bankacılık sektörü. 2002-2008 Mart. Mayıs 2008

Bankacılık sektörü. 2002-2008 Mart. Mayıs 2008 Bankacılık sektörü 2002-2008 Mart Mayıs 2008 Sunumun içeriği I- Finansal sektörün büyüklüğü ve kamu ile ilişkisi II- Bankacılık sistemine ilişkin bilgiler III- Büyüme IV- Bilanço yapısında değişme V-Risk

Detaylı

Güncel Ekonomik Yorum

Güncel Ekonomik Yorum MAYIS 15 Güncel Ekonomik Yorum Nisan ayı genelinde finansal piyasalarda özellikle hisse senetlerinde yukarı yönlü olmakla beraber son aylardaki volatil durumunu korumaktadır. ABD de FED in uzun süredir

Detaylı

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı PERAKENDE. nerden, nereye? Sarp Kalkan. 20 Kasım 2013

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı PERAKENDE. nerden, nereye? Sarp Kalkan. 20 Kasım 2013 tepav Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı PERAKENDE nerden, nereye? Sarp Kalkan 20 Kasım 2013 Slayt 3 GSYH ile Perakende ve Toptan Ticarette Reel Büyüme (1998 fiyatlarıyla) 140,000 130,000 15,000

Detaylı

PARA POLİTİKASINI ANLAMAK

PARA POLİTİKASINI ANLAMAK PARA POLİTİKASINI ANLAMAK Hakan Kara BETAM Paneli 26 Aralık 2012 İstanbul Yeni Para Politikası Stratejisi TCMB 2010 Yılının sonlarından itibaren yeni bir politika stratejisi uygulamaya başlamıştır. Enflasyon

Detaylı

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER

21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER 21. YÜZYILDA TEMEL RİSKLER KÜRESEL EKONOMİYİ ROTASINDAN ÇIKARABİLECEK 10 BÜYÜK TEHLİKE DÜNYA EKONOMİSİ VE ABD EKONOMİSİNDE OLASI MAKRO DENGESİZLİKLER (BÜTÇE VE CARİ İ LEMLER AÇIĞI) (TWIN TOWERS) İSTİKRARSIZ

Detaylı

Esentepe Mah. Ali Kaya Sok. Polat Plaza A Blok No: 1A/52 Kat 4 Şişli / İstanbul Tel: (0212) 315 10 00

Esentepe Mah. Ali Kaya Sok. Polat Plaza A Blok No: 1A/52 Kat 4 Şişli / İstanbul Tel: (0212) 315 10 00 GÜNLÜK EKONOMİ TAKVİMİ SAAT ÜLKE VERİ ÖNEM BEKLENEN ÖNCEKİ 11:30 GBP Çekirdek Perakende Satışlar (Yıllık) (Eki) ORTA 3,9% 5,9% 11:30 GBP Perakende Satışlar (Aylık) (Eki) YÜKSEK -0,5% 1,9% 11:30 GBP Perakende

Detaylı

Borsa Istanbul Faiz Döviz

Borsa Istanbul Faiz Döviz Ekim 2015 Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık bazda %1,55, bir önceki yılın Aralık ayına göre %7,86, bir önceki yılın aynı ayına göre %7,58 ve on iki aylık ortalamalara göre %7,69 artış gerçekleşti. Ana

Detaylı

HAFTALIK BÜLTEN 28 ARALIK 2015 01 OCAK 2016

HAFTALIK BÜLTEN 28 ARALIK 2015 01 OCAK 2016 28 ARALIK 2015 01 OCAK 2016 HAFTANIN ÖZETİ ABD'de Noel tatilinin sonrasında geçtiğimiz hafta da yılsonu işlemleri nedeniyle yatay bantta dalgalı bir seyir izlendi. Avrupa piyasalarının, Noel tatilini yılbaşı

Detaylı

İDARE MERKEZİ ANKARA, 28 Ocak 2014

İDARE MERKEZİ ANKARA, 28 Ocak 2014 İDARE MERKEZİ ANKARA, 28 Ocak 2014 Cevaplarda şu işaretlerin tekrarını dileriz: B.02.2.TCM.0.00.00.00- Sayın Ali BABACAN BAŞBAKAN YARDIMCISI ANKARA Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (Merkez Bankası) Kanunu

Detaylı

ALLIANZ HAYAT VE EMEKLİLİK A.Ş. KATKI EMEKLİLİK YATIRIM FONU

ALLIANZ HAYAT VE EMEKLİLİK A.Ş. KATKI EMEKLİLİK YATIRIM FONU KATKI EMEKLİLİK YATIRIM FONU 1 OCAK - 30 HAZİRAN 2015 HESAP DÖNEMİNE AİT YATIRIM PERFORMANSI KONUSUNDA KAMUYA AÇIKLANAN BİLGİLERE İLİŞKİN RAPOR 1 ALLİANZ HAYAT VE EMEKLİLİK ANONİM ŞİRKETİ PERFORMANS SUNUŞ

Detaylı

Vahap Tolga KOTAN Murat İNCE Doruk ERGUN Fon Toplam Değeri 877.247,49 Fonun Yatırım Amacı, Stratejisi ve Riskleri

Vahap Tolga KOTAN Murat İNCE Doruk ERGUN Fon Toplam Değeri 877.247,49 Fonun Yatırım Amacı, Stratejisi ve Riskleri A. TANITICI BİLGİLER PORTFÖY BİLGİLERİ YATIRIM VE YÖNETİME İLİŞKİN BİLGİLER Halka Arz Tarihi 07/11/2008 Portföy Yöneticileri 31.03.2010 tarihi itibariyle Vahap Tolga KOTAN Murat İNCE Doruk ERGUN Fon Toplam

Detaylı

BANK MELLAT Merkezi Tahran Türkiye Şubeleri 2014 II. ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU

BANK MELLAT Merkezi Tahran Türkiye Şubeleri 2014 II. ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU BANK MELLAT Merkezi Tahran Türkiye Şubeleri 2014 II. ARA DÖNEM FAALİYET RAPORU 1 İ Ç İ N D E K İ L E R I. GENEL BİLGİLER 1. Şubenin Gelişimi Hakkında Özet Bilgi 2. Şubenin Sermaye ve Ortaklık Yapısı 3.

Detaylı

Halkbank 2009 Yılı I. Dönem Konsolide Faaliyet Raporu

Halkbank 2009 Yılı I. Dönem Konsolide Faaliyet Raporu 2009 YILI I. DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU Sunuş Bankamızın, 31 Mart 2009 dönemine ait solo finansal veriler üzerinden hazırlanan Ara Dönem Faaliyet Raporu, 14 Mayıs 2009 tarihinde web sitesinde yayımlanmıştır.

Detaylı

TEB MALİ YATIRIMLAR A.Ş. 2010 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU. Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2010 31.03.2010

TEB MALİ YATIRIMLAR A.Ş. 2010 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU. Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2010 31.03.2010 TEB MALİ YATIRIMLAR A.Ş. 2010 YILI 1. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2010 31.03.2010 Şirketin Ticaret Ünvanı : TEB Mali Yatırımlar A.Ş. Genel Müdürlük Adresi : Meclis-i

Detaylı

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL

24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL 24 HAZİRAN 2014 İSTANBUL UNCTAD Dünya Yatırım Raporu Türkiye Lansmanı Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü «UNCTAD» ın Uluslararası Doğrudan Yatırımlara ilişkin olarak hazırladığı Dünya Yatırım

Detaylı

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş PARA PİYASASI LİKİT EMEKLİLİK YATIRIM FONU(KAMU) YILLIK RAPOR

ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş PARA PİYASASI LİKİT EMEKLİLİK YATIRIM FONU(KAMU) YILLIK RAPOR ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş PARA PİYASASI LİKİT EMEKLİLİK YATIRIM FONU(KAMU) YILLIK RAPOR Bu rapor ANADOLU HAYAT EMEKLİLİK A.Ş Para Piyasası Likit Emeklilik Yatırım Fonu(KAMU) Emeklilik Yatırım Fonu nun

Detaylı

TEB HOLDİNG A.Ş. 2015 YILI 2. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU

TEB HOLDİNG A.Ş. 2015 YILI 2. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU TEB HOLDİNG A.Ş. 2015 YILI 2. ARA DÖNEM KONSOLİDE FAALİYET RAPORU Raporun Ait Olduğu Dönem : 01.01.2015 30.06.2015 Şirketin Ticaret Unvanı : TEB Holding A.Ş. Şirketin Ticaret Sicil Numarası : 176711 Genel

Detaylı