Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri 1
|
|
|
- Yonca Bilgili
- 9 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri 1 Hatice TOKSÖZ, Uzm. Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Atıf- Toksöz, H. (2007). Osmanlı nın klasik döneminde felsefe ve değeri. Değerler Eğitimi Dergisi, 5(13), Değerler Eğitimi Merkezi Özet- Osmanlı Türk düşüncesinde felsefe, kelâm ve tasavvuf arasındaki sınırlar ortadan kalkmış, bu üç alanın problemleri âdeta iç içe girmiştir. Osmanlı bilginlerinin felsefeye karşı tavrını ve bu dönemde felsefeye ilginin olup olmadığını belirlerken bu durumun dikkate alınması gerekir. Çalışmamızda, klâsik dönem Osmanlı bilginlerinin felsefeye genelde müspet yönde ilgi gösterdikleri ortaya konulmuştur. Bu bağlamda Tehâfüt yazma geleneğinin devam ettirilmesi, birtakım felsefî problemlerin incelenmesi, çeşitli eserlerde felsefî meselelerin yer alması, felsefeye karşı müspet tavrı belirleyen hususlar olarak değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra Osmanlı toplumunda felsefeye karşı bazı menfi tavırlar da sergilenmiştir. Anahtar kelimeler- İslâm Felsefesi, Osmanlı da Felsefe, Osmanlı Düşüncesi. Giriş Klasik dönemde Osmanlı nın felsefî düşüncesinin anlaşılması, öncelikle bu düşünce yapısının temellerinin ve bu düşüncesinin yapısının genel karakteristiğinin dikkate alınıp analiz edilmesiyle mümkündür. Bu bağlamda gerek İbn Sina felsefesinin gerekse kelâm ve tasavvuf disiplinlerinin Gazzalî (ö.1111) sonrası geçirmiş olduğu dönüşümlerin dikkate alınması ve bunun Osmanlı ya intikalinin incelenmesi oldukça önem arz etmektedir. Dolayısıyla İslâm düşüncesindeki yeni ve farklı bir paradigmanın 1 Bu makale, eğitim öğretim yılında Değerler Eğitimi Merkezi de yürütülen Osmanlı Yükseliş Dönemi Değerleri başlıklı projede kapsamında yapılan çalışmaya dayalı olarak hazırlanmıştır.
2 Hatice TOKSÖZ XIII. yüzyıldaki niteliğinin ve Osmanlı ya ulaşmasının ne şekilde ve hangi kanallarla gerçekleştiğinin bilinmesi zorunluluğu söz konusudur. Bilindiği üzere, İslâm dünyasında düşünce alanındaki dinamizm XII. yüzyıldan itibaren yapısal değişikliğe uğrayarak devam etmiştir. İslâm düşüncesinin XII. yüzyıl sonrası uğradığı yapısal değişikliğin Osmanlı ya nasıl intikal ettiğinin bilinmesi, Osmanlı düşüncesinin yapısını ve Osmanlı bilginlerinin felsefî düşünceye karşı tutumunu belirlemede önemli bir etkendir. Bu bakımdan, İslâm düşüncesindeki yapısal değişikliğin nedenlerine kısaca değinmek istiyoruz. Gazzalî (2002), önce Makâsıdu l-felâsife (Filozofların Maksadları) adlı esrinde İslâm filozoflarının maksatlarını belirlemeye çalışmıştır. O daha sonra da Tehâfütü l-felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) adlı eserinde de Farabî (ö.950) ve İbn Sina nın şahsında Yunan felsefesiyle hesaplaşma amacıyla Meşşaî felsefeyi tenkit etmiştir (Gazzalî, 2005). Gazzalî nin almış olduğu bu tavır sebebiyle Eş ârî lik giderek yaygınlaşma eğilimi göstererek Mâtürîdilik anlayışının ve metodolojisinin yerini almaya başlamıştır. Düşünce perspektifinden bu hususa bakıldığında ise işaret edilen böyle bir keyfiyet, birtakım menfi tavırları da beraberinde getirerek Osmanlı Türk düşüncesi üzerinde etkilerini gösterdiği görülmektedir (Sözen, 2001b: 8). İbn Sina felsefesi, öğrencileri vasıtasıyla İslâm dünyasında yayılma imkânı bulmuştur. İbn Sina nın felsefesi özellikle, öğrencisi Behmenyâr b. Merzuban (ö.1267) ile yayılmış, daha sonra öğrencileri vasıtasıyla Nasiruddin Tûsî ye ulaşmıştır. Tûsî nin öğrenci silsilesinden olan Necmeddin Katıbî el-kazvinî (ö.1267) ve Kutbeddin Şirazî (ö. 1311), XIII. yüzyıldaki fikrî anlamdaki yeni bir oluşumun Şiî İran bölgesi ile Sunnî Memlûk ve Osmanlı sahasına taşınmasında aktif rol oynamışlardır (Karlığa, 2000: 32-33). Benzer şekilde tasavvuf da XII. ve XIII. yüzyıllarda Şihâbüddin Sühreverdî ve Muhyiddin İbn Arabî gibi sûfî filozoflar elinde felsefî bir nitelik kazanmış ve İbn Arabî nin öğrencisi Sadreddin Konevî nin öğrencisi silsilesi vasıtasıyla Osmanlı bilim dünyasına taşınmıştır (Ebûl-A lâ el-afîfî, 1999: 11 vd.; Kutluer, 1998: 523). İslâm düşüncesinde, XII. ve XIII. yüzyıllardaki yapılanma ve oluşumlar, yerini, XV. ve XVI yüzyıllarda Osmanlı da oldukça canlı bir düşünce hayatı ve buna paralel olarak tartışma ortamına bırakmıştır. Çünkü bu dönemde kelâm, ilk dönemlerdeki savunmacı karakterini gitgide kaybederek, yepyeni bir oluşum ortaya çıkmıştır. Kelâm alanına ilişkin eserlerde felsefeye ait problemler yer almakla birlikte, bu eserler bir anlamda 124
3 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri ansiklopedik bir hüviyete bürünmüştür. Çünkü bunlar, çeşitli gruplara mensup düşünürlerin problemler hakkındaki görüşlerinin özet olarak bir araya getirildiği eserler olarak kaleme alınmışlardır (Arslan, 1976: 30). Ancak bununla birlikte, XVI. yüzyıl sonrasında Osmanlı düşünce hayatında, gerek kurumsal etkenlerden kaynaklanan gerekse felsefenin algılanışında sergilenen menfi tavırların etkisiyle, bir ilmî duraklama dönemi yaşanmıştır. Bu ilmî duraklamanın felsefenin yanlış algılanışından kaynaklanıp kaynaklanmadığının irdelenmesi gerekir. Osmanlı klasik dönemde felsefe ve değerini, bu dönemdeki bilginlerin felsefeye karşı olumlu olumsuz ilgileriyle ve felsefî nitelikli eserlerden hareketle ele almak istiyoruz. Ancak öncelikle Osmanlı ya intikal eden düşünce yapısının temellerini ve Osmanlı düşünce yapısı içindeki niteliğini inceleyelim. 1. Felsefenin Osmanlı ya İntikali ve Osmanlı daki Niteliği İslâm düşüncesi, Gazzalî ye kadar mütekellimûn, mutasavvife ve felâsife eliyle üç ayrı koldan ilerlemiş, gerek bunların birbirleriyle ilişkileri, gerekse her birinin kendi içinde oluşan fırka, tarik ve ekoller arasındaki rekabet ve tartışmalar İslâm ilim ve tefekkür hayatına büyük bir canlılık ve dinamizm getirmiştir. Ancak daha sonra Gazzalî ile birlikte, kelâm, felsefe ve tasavvuf arasındaki sınırların giderek ortadan kalkmaya başladığı, bu alanlarla ilgili ele alınan problemlerin ve her bir bilimin prensiplerinin âdeta tek noktada birleşme eğilimi gösterdiği görülmektedir (Sözen, 2002, s. 94). Gazzalî, bir hakikat arayıcısı olarak, kelâm, felsefe, Batınîlik ve tasavvufu eleştirel bir yaklaşımla incelemiş ve bir taraftan kendisinden önceki kelâmcıları uzak durdukları Aristo mantığını yöntem olarak kullanılmasında dinen hiçbir sakınca olmadığını ve mantık bilmeyenin bilgisine güven olamayacağını savunmuş, diğer taraftan da yine kelâmcıların subjektif olduğu için başkalarını bağlamayacağını kabul ettikleri keşf ve ilham ı hakikate ermenin en güvenilir yolu kabul ederek, kelâmın kapılarını hem mantık ve felsefeye hem de tasavvufa açmıştır. Akıl ile inancı karşı karşıya getirerek yaptığı tenkitlerin neticesinde Gazzalî, metafizik kesinliğe götürecek olan yegâne bilginin tasavvufî bilgi olduğunu belirtmiştir (Ülken, 1998: 117). Konuyla ilgili olarak, İbn Haldun (ö.1406), kelâm ve felsefe ilminin problemlerine sanki tek bir ilmin meseleleri gözüyle bakıldığını, dolayısıyla 125
4 Hatice TOKSÖZ mezkûr sahalara dair meselelerin birbirine karıştırıldığını ve bu sürecin daha sonraki dönemlerde de devam ettiğini ifade etmektedir (İbn Haldun, 1954: ). Benzer şekilde Katip Çelebi (ö.1655) de aynı konuya temas etmektedir. Zira o, kelâm ilminin salt inanç problemlerini ele alan bir bilim dalı olduğunu, ancak son dönem kelâmcılarının (müteahhirîn) felsefe konularını kelâm ilmine karıştırdıklarını ifade etmektedir (Kâtip Çelebi, 1993: 7). Başından beri felsefe meseleleri ile içli dışlı olan kelam ilmi müteahhirin kelamcıların kaleminde sistematik felsefe kitaplarını andırır bir literatür geliştirmeye başlamış ve bu şekilde Osmanlı düşünce hayatına intikal etmiştir. İbn Haldun ise kelâm ve felsefenin konularının birbirinden farklı olduğuna işaret etmektedir (İbn Haldun, 1954: 655). İbn Haldun a göre, Gazzalî sonrasında kelâm ve felsefede görülen memzûc dönem aynı şekilde tasavvuf için de geçerlidir. Nitekim o, ağırlıklı olarak kelâm ve felsefe ilişkisi üzerinde dursa da benzer gelişmenin tasavvuf için de söz konusu olduğunu belirtir (İbn Haldun, 1954: 657). Tasavvufun da benzer şekilde, ilk dönemlerden itibaren kelâm ve felsefe ile etkileşim içinde olduğunu görmek mümkündür. Bu etkiye örnek olarak, vahdet-i vücûd anlayışının bir yandan sudûrla, diğer yandan da kelâmcıların cevher-araz görüşüyle olan irtibatı verilebilir. Dolayısıyla bu etkileşim süreci neticesinde önceki dönemdeki züht ağırlıklı tasavvuf ile birlikte kısmen kelâm, ancak özellikle felsefenin konusu olan varlık meseleleriyle ilgilenen tasavvuf bilim sınıflamasındaki yerini almıştır. Bu bağlamda kelâm tarihinde söylenen mütekaddimîn-müteahhirîn ayrımı tasavvuf için de söz konusu olabilir. Tasavvufun bu iki dönemi arasında hem nicelik hem de nitelik farkı olduğunu gerek İbn Arabî gerekse Sadreddin Konevî dile getirmektedir (Demirli, 2005: 54 vd.). Tasavvuf XII. ve XIII. yüzyıllarda Şihâbeddin Sühreverdî ve Muhyiddin İbn Arabî gibi sûfî filozofların elinde felsefî bir nitelik kazanmıştır. İbn Arabî nin öğretisi, öğrencisi Sadreddin Konevî (ö. 1274) ve onun öğrencisi Abdürrezzak Kâşânî (ö. 1329) nin yetiştirdiği Dâvûd-ı Kayserî vasıtasıyla Osmanlı bilim dünyasına aktarılmıştır. Ayrıca İbn Arabî nin öğretisi, öğrencisi Sadreddin Konevî, daha sonra onun öğrencisi Dâvûd-ı Kayserî gibi şahsiyetler tarafından sistematik hale getirmeye çalışılmış ve Sadreddin Konevî nin Miftâhu l-gayb adlı eserini Misbâhu l-üns adıyla şerheden Molla Fenârî ile de güçlü bir şekilde savunulmuştur. Bu öğreti Molla Fenârî den sonra öğrencisi Kutbeddin İznikî (ö. 1450) ve daha başka Yazıcızâde kardeşlerden Muhammediyye nin yazarı Ahmed Bîcân (ö. 1450), Envâru l- 126
5 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri âşıkîn adlı eserin müellifi Mehmed Bîcân (ö. 1466?), Şeyh Akşemseddin (ö. 1459), Eşrefoğlu Rûmî (ö. 1470?), Molla Abdullah-ı İlâhî (ö. 1491) gibi ileri gelen mutasavvıf âlim tarafından belli ölçülerde benimsenerek daha sonraki asırlara taşınmıştır (Kılıç, 1999: ). Sünnî İslâm düşüncesi alanında Fahreddin Râzî nin, Şiî İslâm düşüncesi sahasında da Nasîruddin Tûsî nin gerek İbn Sina nın eserlerine yazmış oldukları şerhlerle ve gerekse kendi eserleriyle Meşşaî felsefeyi dinî bilimlerin hemen her alanına yaymaları sebebiyle Aristoteles felsefesinin belli konuları kelâm ilminin temel problemleri arasında yer almıştır. Dolayısıyla başta Râzî olmak üzere Kadı Beydavî (ö.1292), Adudiddin el-ici (ö.1355), Sa deddin Teftazanî (ö.1350), Seyit Şerif Cürcanî (ö.1413), Celâleddin Devvanî (ö.1512) gibi bilginler felsefî terminoloji içinde yeni bir kelâm modeli geliştirmişlerdir (Karlığa, 1991: 290). Gazzalî sonrası dönemde, oluşan bu yeni düşünce akımları, Osmanlı Devleti nin kuruluş dönemlerine rastlamakta ve Devletin kuruluş döneminin fikrî yapısı üzerinde etkili olmaktadır. Bu anlayış zamanla, Ferîdüddin-i Attar (ö.1233), Sadi-i Şirazî (ö.1291), Mevlana Celâleddin-i Rumî (ö.1273), Yunus Emre (ö.1320?), Hacı Bektaş-ı Veli (ö.1337), Hacı Bayram Veli (ö.1430), Molla Cami (ö.1492) gibi düşünürler vasıtasıyla bir hayat felsefesi haline dönüştürülmüştür. Ayrıca Şehabeddin Sühreverdî (ö.1191), Muhyiddin İbnu l-arabî (ö.1240) ve Sadreddin Konevî (ö.1272) kanalıyla geliştirilmiş bulunan vahdet-i vücûdcu anlayış, Osmanlı Devleti nin yönetim mekanizmalarından medreselerine kadar hemen her alanında hâkim bir konuma gelmiştir (Karlığa, 1991: ). Büyük Selçuklular dönemini genel olarak değerlendirdiğimizde, bu dönem, Ehl-i Sünnet doktrininin sistematik bir yapıya kavuştuğu ve Gazzalî tarafından tasavvufla terkibinin gerçekleştirildiği bir devir niteliğindedir. Zira o dönemde, devletin hâkim olduğu Maveraünnehir, Harezm ve Horasan bölgelerinde bilim ve felsefenin oldukça yüksek bir seviyede olduğu görülmektedir. Diğer taraftan Irak, Suriye, Mısır ve Hicaz bölgelerinde de benzer özellikler söz konusudur. Dolayısıyla Osmanlı Devleti nin kuruluşuna kadar olan devrede zikredilen bölgeler bilim ve düşünce hayatı bakımından oldukça canlı ve yetkin bir niteliğe sahiptirler. Bu bölgelerde yetişen bilginler ise Anadolu ya gelerek, kaleme aldıkları eserler ve eğitimöğretim etkinlikleriyle Anadolu daki bilim ve düşüncenin gelişmesine katkı sağlamışlardır (Ocak, 1989: 30). Bunun neticesinde de Anadolu da ilmî ve dinî hayat oldukça yüksek bir noktaya ulaşmıştır. Ayrıca XIII. ve 127
6 Hatice TOKSÖZ XIV. yüzyıllarda ortaya çıkan birtakım siyasî problemlere rağmen, bilim ve düşünce alanındaki canlılık belli bir düzeyde devam etmiştir. Nitekim, Fahreddin Râzî ekolünden olan ve bu ekolün XIII. yüzyıldaki en önemli temsilcisi konumundaki Kadı Siraceddin Urmevî (ö.1283), filozof ve mantıkçı kimliğiyle öne çıkan Esirüddin el-ebherî (ö.1264), XIV. yüzyılda ise Dâvûdu l-kayserî (ö.1350) gibi bazı bilginler, Anadolu da bilim ve düşünceyi oldukça geliştirmişler ve daha sonraki döneme aktarılmasını sağlamışlardır (Bayrakdar, 1988: 2-3). Osmanlı düşünce geleneği, felsefe, kelâm ve tasavvufun bir terkibi niteliği taşımaktadır. Fatih Sultan Mehmed in Molla Câmî ye hakikati arayan gruplar diye nitelediği felsefeciler, kelâmcılar ve sûfîlerin görüşlerini birlikte değerlendiren bir risâle yazdırması, bu üç bilimin de Osmanlı düşüncesi içindeki varlığını göstermektedir (Öngören, 2007: 542). Osmanlı düşünce geleneği içinde, Farabî ve İbn Sina nın görüşleri İdris-i Bitlisî, İbn Kemal ve tabiat bilimlerinde şöhret kazanmış belli otoriteler tarafından temsil edilmiştir. Aynı zamanda Platon ve Aristoteles in görüşleri, aslından oldukça farklılaşmış bir tarzda Osmanlı düşüncesinin hemen her alanında etkili olmuş ve bunun doğal bir sonucu olarak dönemin bilginleri bu görüşlerin etkisinde kalmışlardır. Diğer taraftan Batınî görüşler de Şeyh Bedreddin Simavî (ö.1420) ve onun takipçileri tarafından temsil edilmiştir. Bununla birlikte Gazzalî ye yaptığı tenkitlerle üne kavuşan İbn Rüşd ün görüşleri de Nasireddin Tûsî kanalıyla Kadızade-i Rumî, Alaaddin Tusî ve Nev î Efendiler tarafından sürdürülerek devam ettirilmeye çalışılmıştır. Bütün bunlara rağmen, Gazzalî nin tesiriyle oluşan zihniyetin düşünce alanında etkili olduğu ve bu oluşumun siyasî otoritenin de yakın desteğini alarak hâkim bir konuma geldiği görülmektedir (Akgündüz, 1997: ). Osmanlı medreselerinde aklî ilimler ile ilgili gelişmeler İstanbul un fethinden sonra hız kazanmıştır. Zira bu dönemde daha sonra zikredeceğimiz gibi Fatih, aklî ilimlerle alâkalı oldukça çok teşvikte bulunmuştur. Aynı konuya Kâtip Çelebi de değinmekte ve Osmanlı Devleti nde felsefe ve hikmetin, fetihten sonra geliştiğini ve bu gelişmenin devletin orta dönemlerine kadar devam ettiğini belirtmektedir. Ona göre, bu dönemlerde bir ilim adamının değeri, aklî ve naklî ilimlerdeki kariyeri ve bilgi düzeyi ile ölçülmekteydi. Bu birikimleri şahsında toplamış olan bilginler arasında, Molla Fenari, Kadızade-i Rûmî, Hocazade, Ali Kuşçu, Müeyyedzade, Kınalızade Ali Efendi gibi bilginler zikredilebilir. Bu 128
7 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri bilginlerden sonuncusu, Kınalızade dir ki, ondan sonraki dönemlerde Osmanlı Devleti nde ilim duraklamaya ve gerilemeye başlamıştır. Hatta bir dönem felsefe eğitiminin yasaklanmış olduğu bildirilmektedir. Bu hususa özellikle Kâtip Çelebi daha sonra da zikredeceğimiz gibi, işaret etmektedir (Katip Çelebi, 1941: 680). Görüldüğü üzere Osmanlı düşüncesi, felsefîleşmiş kelâm ve tasavvuf kültüründen oluşmaktadır. Bu düşünce geleneği, klasik kelâm ya da felsefe tarzından farklı bir seyir izleyerek sentezci bir tavır sergilemiştir. Burada önceki düşünce akımlarının terkibinde Osmanlı bilginlerinin müspet katkılarının bulunduğunun dikkatlerden uzak tutulmaması gerekir (Kalın, 2000: 44). Osmanlı düşünce geleneği içinde felsefe algısını, kelâm ve tasavvufla birlikte değerlendirip, Osmanlı düşünürlerinin felsefeye ait görüşlerini, felsefî nitelikli eserlerin yanı sıra kelâm ve tasavvuf bilimlerine ait eserlerde aramak gerekir. Ancak çalışmanın sınırları bakımından, Osmanlı Devleti içinde yaşayan bütün bilginleri incelememiz mümkün değildir. Bu yüzden öncelikle Davûd-ı Kayserî den başlayıp, Katip Çelebi ye kadar aklî ilimlerde şöhret kazanmış belli başlı bazı bilginlerin tavırlarını tarihsel sırayı takip ederek inceleyip, daha sonra medreselerde aklî ilimlerle ilgili okutulan birtakım eserleri ele alacağız. 2. Klasik Dönemde Aklî İlimlere Karşı Takınılan Tavırlar Osmanlı Devleti nde bir eğitim kurumu olarak medrese, ilk defa Orhan Gazi döneminde 1336 yılında İznik de açılmıştır. Bu medreseye dönemin önde gelen ilim merkezlerinden biri niteliğini taşıyan Mısır da yetişmiş bir âlim olan Dâvûdu l-kayserî ilk müderris olarak atanmıştır. Dâvûdu l-kayserî, devrinde gerek aklî gerekse naklî ilimlerde yetkin ve şöhret sahibi bir kimsedir. Onun yaşamış olduğu dönemde Anadolu, bir taraftan siyasî ve sosyal istikrarsızlık yaşarken, diğer taraftan da birçok ilmin merkezi haline gelmiştir. Zira bu dönemde diğer ilim merkezlerinden ve özellikle de tıp, astronomi ve matematikte oldukça bilimsel ilerleme gösteren Merağa mektebinde yetişmiş birçok âlim Anadolu ya gelmiş ve bu âlimlerden birçoğu, bir veya birkaç bilim dalında değil, bütün bilim alanlarında az çok bilgisi olan ve dolayısıyla ansiklopedist bir bilim adamı kimliği taşıyan kimselerdir. Dâvûdu l-kayserî de böyle bir ortamda benzer niteliklere sahip bir ilim adamı olarak yetişmiştir. Onun 129
8 Hatice TOKSÖZ bu ilmî kişiliği de ona, ilk Osmanlı medresesinde müderris olma fırsatını vermiştir (Bayrakdar, 2004: ). Dâvûdu l-kayserî, hem aklî hem de naklî ilimlerdeki birikimiyle İznik medresesinde birçok öğrenci yetiştirmiş ve dersleri ve eserleriyle İbnu l- Arabî felsefesinin Osmanlı Devleti nde yayılmasına ve bu anlayışın meşrûiyet kazanmasına katkıda bulunmuştur. O, kendisiyle başlayıp Molla Fenarî ile yerleşen kelâmî- irfânî çizgiyi medrese diliyle yeniden inşa etmiştir (Karlığa, 2000: 36; İ. Fazlıoğlu, 1999: 371). Dâvûdu l-kayserî ile beraber ve ondan sonra da aklî ve naklî ilimler Osmanlı Devleti nde gelişmeye devam etmiştir. Dâvûdu l-kayserî, zikredilen ilimlerle ilgili birçok eser kaleme almıştır. Onun en önemli eserlerinden biri Mukaddimât dır. O, bu eserini İbn Arabî nin Fusûsü l-hikem adlı meşhur eseri üzerine yaptığı Matla u Husûsi l-kilem fî Ma an-i Fusûsi l-hikem adlı şerhin Giriş i olarak kaleme almıştır. Bu eserde tasavvuf felsefesinin temel meselelerine yer verilmiş, öneminden dolayı ayrı bir kitap olarak değerlendirilmiş ve çeşitli isimler altında çoğaltılmıştır (Bayrakdar, 1988: 19). Dâvûdu l-kayserî, zikredilen bu eserinde felsefenin çeşitli temel konularına yer vermektedir. Örneğin, felsefenin temel konularından biri olan varlık (vücûd) kavramının analizini yapmaktadır. O, varlık ve varlığın Hakk oluşu konusunu felsefî terminolojiyi kullanarak ele almakta, Mutlak Varlık (Tanrı) ın hem zihnî hem de haricî varlıklardan farklı olduğunu ortaya koymakta, dolayısıyla O nun niteliklerine değinmektedir. Diğer taraftan, bütün varlıkların Mutlak Varlık sayesinde varlık ve gerçeklik kazandığını, bu bakımdan Hakk ın her mertebede zuhur eden varlığın özü ve gerçeği olduğunu belirtmektedir. Yine bu eserde ilâhi isim ve sıfatların konumunu, oluş ve bozuluş âlemi açısından değerlendirerek aradaki ilişkiye değinmektedir. Ayan-ı sabite, cevher ve araz, küllî âlemler, misâl âlemi, âlemin insanî hakikatin sureti oluşu, ruh ve ruhun melekeleri gibi konuları ontolojik bir çerçevede ele almaktadır (Davud el-kayserî, 1997: 14 vd.). Bu bakımdan da Dâvûdu l-kayserî, Osmanlı Türk düşüncesinde vahdet-i vücûd felsefesinin sergilenmesinde önemli bir yere sahiptir. Dâvûdu l-kayserî nin, aynı zamanda eserinde felsefî bir problem olan zaman meselesini de incelediği görülmektedir. Zira o, Nihâyetü l-beyân fî Dirâyeti z-zaman adlı eserinde Antik çağ Yunan filozofu Aristoteles (M.Ö ) in ve XII. yüzyıl İslâm dünyasının önde gelen düşünürlerinden olan Ebu l-berekât el-bağdadî (ö.1152) nin zaman teorilerini eleştirmiş, kendine özgü yeni bir zaman görüşü ortaya koymuştur. Bu bağlamda 130
9 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri Dâvûdu l-kayserî, Aristoteles in, zamanı öncelik ve sonralığa göre hareketin sayısı olarak tanımlamasına (Aristoteles, 1996: 17) itiraz etmektedir. Diğer taraftan o, Ebu l-berekât ın, zamanı müddet olarak değerlendirmesine katılmakla birlikte, onu varlığın ölçüsü şeklinde tanımlamasına (Sözen, 2001a: ) karşı çıkmaktadır. Neticede zamanı varlıklardaki olayların birbirleriyle olan ilişkisi ve bu ilişkinin müddeti ve ölçüsü olarak tanımlayan (Dâvûdu l-kayserî, vr. No: 67 b den zikreden Bayrakdar, 1988: 32) Dâvûdu l-kayserî ye göre varlıkların miktar olarak ölçümüyle zaman arasında bir bağ yoktur ve zaman salt varlığın ölçüsü olamaz (Dâvûdu l- Kayserî, vr. No: 68 b, 71 b den zikreden Bayrakdar, 1988: 33). Osmanlı Devleti nin kuruluş döneminde Dâvûdu l-kayserî ile başlayan ilmî faaliyet devletin yükseliş sürecinde, özellikle de Fatih Sultan Mehmet döneminde oldukça hız kazanmıştır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul u fethettiği zaman buranın bir ilim ve kültür merkezi olması için oldukça büyük gayret göstermiştir. Bu bağlamda Fatih, İstanbul a bir medrese kurulmasını sağlamış ve devrin önde gelen âlimlerini de buraya davet etmiştir. Fatih in bu gayretleriyle XV. yüzyılın sonlarına doğru seçkin bilim adamları yetişerek, gerek müderris sıfatıyla gerekse kaleme aldıkları eserlerle dönemin ilmî ve fikrî yapısında önemli derecede etkili olmuşlardır (Ocak, 1989: 30-31). Özellikle Fatih in ilmî kişiliği, bilim adamlarına büyük bir önem ve değer atfetmesi sebebiyle onları himaye edişi, özgür düşünceye imkân tanıyarak bilimsel tartışmalara yer vermesi, Osmanlı Türk düşüncesi açısından önemli bir husustur. Zira Fatih in bu yaklaşımları, İstanbul da kültürel etkinliklerin canlanmasının ve XIV. yüzyıldaki ilmî akımların devamının sebebi sayılabilir (Uzunçarşılı, 1983: 629). Dolayısıyla bu çalışmalar neticesinde o dönemde bilim, düşünce ve kültür sahasında büyük bir canlılık ortaya çıkmıştır (Sarıkavak, 1997: 4; Kunt ve diğerleri, 1993: 180). Fatih döneminde diğer bilim alanlarında olduğu gibi, ilmî ve felsefî düşünce açısından da sürekli ilerleme ve gelişme görülmüştür. Zira Fatih, bilim ve felsefeye karşı duyduğu ilginin bir yansıması olarak dönemin önde gelen bilginleriyle tartışmalar yapmış ve bu geleneği sürekli olarak devam ettirmiştir. Kendisi felsefe öğretilerini incelemekle beraber, bu konulardaki bilgisini derinleştirmek için sahanın uzmanlarını özel olarak yanına çağırmıştır. O, aynı zamanda Yunanca ve Farsça dan Arapça ya tercüme edilen felsefe eserlerini okumuş ve bunları bilginlerle tartışmıştır. Fatih in felsefî nitelikli bu tartışmalarda, özellikle Aristoteles in görüşle- 131
10 Hatice TOKSÖZ ri ile meşgul olduğu kaynaklarda zikredilmektedir. Konuyla ilgili olarak Fatih, bazı bilginleri İstanbul a davet etmekle birlikte hem onlara büyük ilgi göstermiş hem de onları himaye etmiştir. Fatih in İstanbul a davet ettiği bilginler arasında Trabzon lu şair ve filozof Yorgi Amiroki de vardır ki, Fatih, ona birtakım imkânlar sağlamış, onun düşüncelerinden istifade etmiştir (Uzunçarşılı, 1983: 629). Fatih in İstanbul a davet ettiği bilginler arasında dönemin önde gelen âlimlerinden biri olan Uluğ Bey in öğrencisi Ali Kuşçu (ö.1474) da vardır. Ali Kuşçu, Semerkand da dünyaya gelmiş ve devrin seçkin bilim adamlarının yanında yetişmiştir. Dönemin üstün ve çok yönlü ilmî kişiliğine sahip Ali Kuşçu, çağdaşı birçok âlimden farklı olarak, dil ve edebiyat, kelâmî felsefe, mekanik, botanik, matematik ve astronomi gibi pek çok sahada uzmandır (İ. Fazlıoğlu, 2003a: 138 vd.). Ali Kuşçu, ilk olarak, Ayasofya Medresesi ne müderris olarak tayin edilmiş ve burada astronomi ve matematik alanlarındaki çalışmaların gelişimine katkıda bulunmuştur. O, astronomi alanında birtakım yenilikler yaparak İstanbul un boylamını, eskiden belirlenmiş olan 60 derecelik değeri düzelterek 59 derece ve enlemini de 41 derece 14 dakika olarak tespit etmiştir (Aydın, 1989: ). Ayrıca o, Semerkant Rasathanesi nde Uluğ Bey tarafında hazırlanan Zîc lere önemli katkılarda bulunmuştur. Zira o, buradaki rasathanede Uluğ Bey den dersler almış ve Uluğ Bey in ölümünden sonra Fatih in İstanbul a davet etmesine kadar, onun yerine geçerek Zîc lerin tamamlanmasına önemli katkılar sağlamıştır. Ali Kuşçu, astronomi alanı ile ilgili ikisi Farsça, yedisi Arapça olmak üzere dokuz eseri bulunmaktadır (İ. Fazlıoğlu, 2003a: 139; İnalcık, 2006: 184; Saliba, 2006: 156 vd.). Ali Kuşçu, aynı zamanda uzmanı olduğu matematik sahasında da önemli eserler vermiştir. Zira onun matematik ilmine dair en önemli eseri olan el-muhammediyye, medreselerde en çok okutulan kitaplardan biridir (İ. Fazlıoğlu, 2003a: 140; Demir, 2005: 132). Ali Kuşçu nun felsefî yönü de büyük bilgin ve filozof Nasirûddin Tûsî nin Tecrîdü l-kelâm isimli eserine yazmış olduğu haşiye ile ortaya çıkar. O, eserinde felsefenin temel konularını ele almakla birlikte devrin hem felsefe hem de kelâm içerikli eser yazma geleneğine uygun olarak, eserinde aynı zamanda kelâm konularına da yer vermektedir. Eserin içeriğinde ağırlıklı olarak felsefe konularına yer verildiği zikredilmektedir. O, İbn Sina ve Gazzalî geleneğini Osmanlı medreselerinde temsil etmiş ve bu geleneğin medreselerde yerleşmesi için yeni modeller geliştirmiştir. Onun aklî ilim- 132
11 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri lerle ilgili geliştirdiği bu yeni model, uzun yıllar Osmanlı medreselerinde devam ettirilmiştir (İ. Fazlıoğlu, 2003a: 138). Aklî ilimlere karşı üst seviyede bir ilgisi olan Fatih, din ve felsefe arasındaki ilişkiyi bilimsel manada analiz etmek ve problemi çözmek amacıyla Hocazade olarak üne kavuşmuş olan Muslihiddin Mustafa (ö.1488) ile Alaaddin Tusî (ö.1455) ye birer eser yazmalarını emrederek bilimsel tartışmalara zemin hazırlamıştır (Katip Çelebi, 1941: 513; Köse, 1998: 208). Hocazade nin Tehâfütü l-felâsife si 2 ve Alaaddin Tusî nin Kitâbu z-zuhr u, 3 Gazzalî ile İbn Rüşd ün Tehâfüt leri incelenerek karşılaştırma amacıyla kaleme alınmış olmakla birlikte gerçekte bu eserler, din ile felsefe arasındaki ilişkiyi ortaya koymak maksadıyla yazılmıştır (Türker, 1956: 56-61). Ayrıca Tehâfüt lerin yazılış amacı olarak, felsefe ve kelâm ilimleri arasında ortak olan temel problemleri bilimsel seviyede tartışma, Gazzalî ve ibn Rüşd ün Tehâfüt lerini karşılaştırma arzusu, fikrî alandaki dinamizmin yeniden canlandırılarak devam ettirilmesi isteği ve düşünce alanındaki tenkitçi ortamın hazırlanmasını sağlayarak, taklitten uzak orijinal fikirler ileri sürülerek çözümlerinin üretilmesi zikredilebilir (Bolay, 2000: 29). Fatih in adı geçen bilginlere Tehafüt yazdırması, farklı görüşler içeren kitapların medreselerde okutulması ve eğitim-öğretim alanındaki gelişmelerin daha da hızlandırılmasına yönelik çalışmalar, bilim adamlarına özgür ve bilimsel düşüncenin bir hak olarak verildiğinin kanıtı olarak değerlendirilebilmesine imkân tanırken, aynı zamanda fikrî alandaki her çeşit düşüncenin serbestçe tartışılmasına yol açmıştır (Koçer, 1991: 11). Zira Fatih in yazdırmış olduğu Tehafüt ler, felsefe ve kelâm arasında ortak olan temel birkaç problemi üst seviyede tartışan birer eser niteliği taşımaktadırlar (Sarıoğlu, 1999: 222). Dolayısıyla Tehâfüt tartışmalarının genel amacının da, Gazzalî sonrasında yaşanan felsefî inkırazın yeniden canlandırılmasına yönelik olduğu söylenebilir. Çünkü bu eserlerde tartışılan meseleler, özü dikkate alındığında birer felsefî düşünce özelliği taşımaktadır (Sözen, 2005: 6). 2 Bu eser 1302 (h.) yılında Mısır da A lâmiyye Matbaası nda basılmıştır. S.K., Şehit Ali Paşa böl., 1583 no da kayıtlı nüshası mevcuttur. Ragıp Paşa Kitaplığı, 684/824 ve /1457 no da kayıtlı nüshaları mevcuttur. (Mubahat Türker, Üç Tehâfüt bakımından Felsefe ve Din Münasebeti, TTK Basımevi, Ankara 1956, s ). 3 Alâaddin, et-tusî (1990). Tehâfütü l-felâsife (tah. ve ta lil: Rıza Saade). Beyrut: Daru l-fikri l- Lübnanî; Alâaddin, Ali Tusî (1990). Tehâfütü l-felâsife (Kitâbu z-zuhr) (çev. Recep Duran). Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. 133
12 Hatice TOKSÖZ Tehâfüt lerdeki konular genel olarak tabiiyyat ve ilâhiyata ait meseleler olmak üzere iki kategoride değerlendirilmektedir. Buna göre, tabiiyyat bölümündeki meseleler, mucize ve insana ait konulardır ki, insanla ilgili konular da insan ruhunun kendi kendine kaim ve maddeden mücerred bir cevher oluşu, ebedîliği ve cesetlerin haşri gibi meselelerdir. İlâhiyata ait meseleler ise Tanrı, âlem ve gök hakkındaki konulardır (Karlığa, 1981: XXV-XXVI). Görüldüğü üzere, Tehâfüt lerde ele alınan konular genel olarak Tanrı-âlem ilişkisi, Tanrı ile ilgili meseleler ve tabiata (salt âlem) ilişkin problemlerdir. 4 Tehâfütlerde tartışılan meseleler, genel olarak felsefenin sahasına ait konulardır. Zira tabiyyat grubuna giren meseleler ile gök hakkındaki konular tabiat felsefesini ilgilendiren hususlardır. Âlemle ilgili meselelerin, Tanrı ile ilişkisinden dolayı felsefe kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Tanrı nın varlığı, birliği ve bilgisi gibi konular ise sadece ilâhiyata ait olmayıp, felsefenin konusudur. Bu bakımdan felsefe-din ilişkisi kapsamında ortaya konulan düşünceleri felsefî saymamak yanlış bir tutumdur (Bolay, 2000: 29). Hocazade, Gazzalî yi yer yer tenkit ederek, Tehâfütü l-felâsife adlı eserinde Gazzalî nin Tehâfüt ündeki meselelerin sayısını yirmi ikiye çıkarmış ve problemler üzerinde tartışırken, genel bir yöntemden istifade yoluna gitmemiştir. Gazzalî nin Tehafüt ündeki meseleler, Hocazade nin eserinde canlılığını ve diriliğini kaybederek, bir mantık gösterisine dönüşmüştür. Aynı zamanda o, yeri geldiğinde Gazzalî yi eleştirmekten ve kendi görüşlerini bildirmekten de geri kalmamıştır. Konuyla ilgili olarak Kemâlpaşazâde (ö.1534), hâşiyesinde 5 bu meseleye temas etmekte ve Ancak yazar (Hocazâde) bu söylediği şeyin gerektirdiği şekilde davranmamıştır. Çünkü o, bu kitabını, Gazzalî den naklen, yanlışlıkları en küçük bir temyiz yetkisine sahip olan biri için gizli olmayan boş öncüllere dayanan itirazlar ve cevaplarla doldurmuştur. Sonra bunları çürütmeye çalışmıştır. Ama bu kitabı yazmaktan amacı bu değildi. Çünkü o, bu kitabını, filozofların tutarsızlıklarını ortaya koymak için yazmıştır. Gazzalî nin tutarsızlıklarını ortaya koymak için değil. demektedir (Kemal Paşa-zâde, 1987: 511). Dolayısıyla ne Hocazâde de ne de Kemal Paşa-zâde de körü körüne bir teslim veya taklit eğilimi vardır (Demir, 2005: 54-56). 4 Tehâfütlerde konuların işlenişindeki bölüm farklılıkları için bkz. Güzel A. (1991). Karabağî ve Tehâfüt ü içinde (ss. 7, 15-17). Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları Ankara. 5 Kemal Paşa-zâde, Hocazâde nin şerhi üzerine bir hâşiye yazmış ve Karabağî ise aynı şerhe bir ta likât yazmıştır. 134
13 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri Alaaddin Tusî ise Gazzalî nin yolundan giderek filozofların görüşlerinin doğruluğunu tetkik etmiştir. O, Kitâb el-zuhr da, Gazzalî nin Tehâfütü l- Felâsife sinde olduğu gibi, meseleleri yirmi başlık altında incelemiş ve meselelerin sıralanışı dışında temel bir değişiklik yapmamıştır. Fakat Gazzalî ve Tusî nin eserlerinin içeriğinde, kanıtlama ve çürütme gibi tahkike dayalı temel aklî işlemler bakımından büyük farklılıklar da mevcuttur (Alâaddin Tusî, 1990: 4-7). Dolayısıyla Alaaddin Tusî, eserinde, Gazzalî nin yaptığı gibi filozofların görüşlerinin doğruluğunu araştırarak incelemiştir. Fatih in huzurunda kurulan jüri tarafından Hocazâde ile Alaaddin Tusî nin eseri karşılaştırılmış ve Hocazâde nin Tehâfütü daha üstün kabul edilmiştir. Her iki müellif de Fatih tarafından ödüllendirilmiştir. Ancak Hocazâde ye ilâve olarak değerli bir kaftan hediye edilmiştir (Katip Çelebi, 1941: 513; ayrıca Tehâfütlerin geniş bir şekilde değerlendirmesi için bkz. Sözen, 2001b: 29-35). Hocazâde nin eserine sonraki dönemlerde hâşiyeler ve ta likâtlar yazılması, onun eserinin Osmanlı uleması tarafından, üstün kabul edildiğinin bir diğer kanıtıdır. Zira devrin önde gelen âlimlerinden biri olan Kemal Paşa-zâde (Kemal Paşa-zâde, 1987), Hocazade nin eserine bir hâşiye, Karabağî (Güzel, 1991) de aynı eser üzerine bir ta likât yazmıştır. Dolayısıyla Osmanlı âlimleri arasında Hocazade nin şerhi tasvip görmüş ve takip edilmiştir (Demir, 2005: 52). Osmanlı Türk düşüncesinde, bunların haricinde kaynakların zikretmesine rağmen içerikleri hakkında yeterince bilgiye sahip olamadığımız başka Tehâfüt nitelikli eserler de yazılmıştır. Örneğin, bunlar arasında Saîd b. Abdullah b. Hüseyin b. Hibetullah b. Hasan er-ravendî nin Tehâfüt ü, Necmeddin Ali b. Ömer el-kazvinî (ö. 1503) ye ait Tehâfüt, Yahya b. Ali Nasûh el-kostantinî Nev î Efendi (ö. 1599) nin Hocazade nin Tehâfüt üne yazdığı haşiye, Abdu l-vahhab b. Abdurrahman b. Ali el-amasyavî Müeyyedzade (ö. 1563) nin Tehâfüt ü zikredilebilir (Güzel, 1991: 12-13). Mestcizade Abdullah Efendi (ö. 1736) nin el-mesâlik fi l-hilâfiyat beyne l- Mütekellimîn ve l-hukema (Kelâmcılarla Filozoflar Arasındaki İhtilâf Konuları) (Öktem, 1993) adlı eseri bu geleneğin bir devamı niteliğindedir. Bütün bu Tehâfütler yanında hâlen varlığından haberdar olamadığımız, ancak yapılacak araştırmalar sonucunda ortaya çıkabilecek eserlerin de var olabileceğini belirtmek durumundayız (Sözen, 2001b: 29 vd.). Müspet ilimlere karşı olumlu tavır, eğilim ve ilgi, Fatih in ölümünden sonra da devam etmiştir (Adıvar, 1943: 44). Sultan Bayezid ( ) de dönemin bilim adamlarının çalışmalarını teşvik ederek, babasının çizgi- 135
14 Hatice TOKSÖZ sini takip etmeye çalışmıştır. Ancak, onun, babasının düşünceye ve araştırmaya duyduğu ilgiyi aynı düzeyde sürdürememiş olmasından dolayı, düşünce alanındaki dinamizmin giderek eski canlılığını yitirdiği şeklinde bir değerlendirme yapılmaktadır (Stanford, 1982: 118). Kanuni Sultan Süleyman dönemi ( ) ise Osmanlı Devleti nin bilim sanat ve edebiyat alanlarında en parlak olduğu dönemlerden biridir. XVI. yüzyılda devletin büyümesiyle orantılı olarak bilim, düşünce, kültür, edebiyat ve sanat başta olmak üzere diğer bütün sahalarda ilerleme ve yükselmenin kaydedildiği görülmektedir. Bunun bir sonucu olarak da o dönemde büyük bilim adamları, tarihçiler, şairler ve nesir ustaları yetişmiş ve kültür ve edebiyat alanlarında büyük canlılık yaşanmıştır. Padişahın bilim ve sanatı desteklemesi, onların temsilcilerini takdir ve himaye etmesi bilim ve sanatın ülke çapında dinamizm kazanmasına sebep olmuştur (Sözen, 2002: 98). Kendi adına kurdurduğu külliyede Kanuni Sultan Süleyman, aklî ve naklî ilimlere vâkıf ve bunlara ilişkin problemleri her düzeyde tartışacak yetenek ve bilgi birikimine sahip müderrislerin yer almasını şart koşmuştur. Osmanlı bilim literatürüne dair çalışmalar medrese çevrelerinde oluşturulmuş, medreselerde okutulmak üzere hazırlanan ders kitaplarının yanında İslâmî ilimlerde, matematik, astronomi ve tıp sahalarında olmak üzere orijinal nitelikli birçok telif eserler kaleme alınmıştır. Bütün bunların yanı sıra tercüme etkinliklerine de yer verilmiştir (İhsanoğlu, 2000: ). Osmanlı düşünce geleneği içinde felsefe ve kelâm tartışmaları belli dönemlerde yapılmıştır ki, bu tarz uygulamalar, İbn Kemal (Kemal Paşa-zâde) ile beraber yüksek bir seviyeye ulaşmıştır (Sözen, 2002: 97). İbn Kemal, Fahreddin Razî ekolünün temsilcisi konumundadır ve o, felsefeyi kelâmî bir hüviyete büründürmek suretiyle, kelâmla ilgili problemleri felsefî bir bakış açısıyla ele alarak, onlara felsefî bir tarzda derinlik kazandırmaya çalışmış, farklı yorum ve izahlarıyla bazı sonuçlara ulaşmayı hedeflemiştir (Yazıcıoğlu, 2001:138). XVI. yüzyıl Osmanlı Türk düşüncesinde önemli bir yere sahip olan İbn Kemal, felsefe alanına ilişkin pek çok meseleyi araştırma konusu yapmıştır. Örneğin o, Mutlak Varlık olan Tanrı nın nitelikleri, varlık ve yokluk kavramları, mümkün ün, varlık ve yokluğa göre durumu, varlık-mahiyet ilişkisi, akıl ve aklın önemi, ruhun tanımı ve mahiyeti, ruh-beden ilişkisi gibi felsefenin temel konularını kelâmî ve felsefî bakış açısıyla incelemiştir. 136
15 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri Onun kelâmî-felsefî problemleri analitik bir yaklaşım sergileyerek, bilimsel tenkitçilik çerçevesinde rasyonel bir metotla çözme yolunu tercih ettiğini, kozmolojik ve teolojik nitelikli problemlere karşı ilgisinin olduğunu kaleme aldığı eserlerinden anlamak mümkün olmaktadır (İbn Kemal in Felsefî görüşleri için bkz. Sözen, 2001b; Öçal, 2000). XVI. yüzyılın önemli düşünürlerinden biri de Kınalızâde Ali Efendi dir. O, birçok bilim dalında söz sahibi bir kişidir. Ahlâk sahası ile ilgili yazdığı Ahlâk-ı Alâî adlı kitap onun en önemli eseridir. Zira bu eser, dönemin Osmanlı devlet, aile ve toplum yapısını yansıtmaktadır. Yazar, bu eserinde hikmetin, yani felsefenin amelî bölümü ile ilgilenmiştir. Zira bu eserde, Platon ve Aristoteles gibi Yunan filozoflarının düşünceleri ile birlikte Farabî, İbn Sina, Sühreverdî-i Maktûl, Gazzali ve Muhyiddîn İbn Arabî gibi İslâm filozoflarının da düşüncelerinden yararlanmış ve âdetâ Yunan ve İslâm dönemlerine ait amelî hikmetin mükemmel bir terkibini yapmıştır (Demir, 2005: ; ayrıca bkz. Oktay, 2005). Kınalızâde Ali Efendi, dinî ilimlerin yanı sıra matematik ve astronomi ilimlerinde de tam malûmat sahibi bir kişidir. Ayrıca Arapça, Farsça ve Türkçe olmak üzere üç dilde de akıcı şiirler yazmış, dolayısıyla hem şer î hem de edebî ilimlerde söz sahibi olduğunu göstermiştir. O aynı zamanda, döneminde Osmanlı da felsefe ve hikmet ilimleriyle meşgul olan ender kişilerden biridir (Oktay, 2005: 57). Aynı konuya Kâtip Çelebi de değinerek, onu dönemindeki felsefe ve hikmet ile uğraşan ender kişilerden biri, hatta ilimle uğraşan son kişi olarak zikreder (Katip Çelebi, 1941: 680). Kınalızâde Ali Efendi nin felsefeyle ilgi eseri, Nasireddin Tusî nin Tecrîdü l-kelâm adlı eserinin haşiyesine yazdığı haşiyedir (Oktay, 2005: 62 vd.). Osmanlı klasik dönemin önemli bilginlerinde biri de Taşköprülüzâde (ö.1561) dir. O, eş-şakâiku n-nu mâniyye fî ulemâi d-devleti l-osmâniyye adlı eserinde Osmanlı ilim ve düşünce hayatını ulemânın biyografileri ve ilmî şahsiyetleri bağlamında sergilemeye çalışmış, diğer eseri Miftâhu s-sa âde ve misbâhu s-siyâde de de ilim ve düşünce tarihinin yaşadığı döneme kadar olan devresinde temel disiplinler ve alt dalları ile sanat, zanaat ve meslek olarak nazarî (teorik) ve amelî (pratik) düzeyde oluşan birikimi, üç yüzü aşkın bilgi alanı halinde ve her birini ilim kabul ederek kapsamlı bir şekilde tasnif etmiştir (Taşküprülüzâde, 1968: naşirlerin mukaddimesi, I, 64). Taşköprülüzâde ye göre ilimlerin çok çeşitli disiplinleri ve alt dalları olmakla birlikte bunları dört ana grupta toplamak mümkündür. O, bunları İbn Sina yı takip ederek, varlığın dış dünyada (fi l-a yân), zihin- 137
16 Hatice TOKSÖZ de (fi l-ezhân), sözde (fi l- ibâre) ve yazıda (fi l-kitâbe) olmak üzere dört mertebesinin bulunduğuna dayandırmaktadır. Ona göre, dış dünyadaki varlık gerçek anlamda varlıktır ve bu varlığı inceleyen ilimler de hakîki ilimler dir. Bunun yanı sıra zihinde varlık, sözde varlık ve yazıda varlık mertebelerini inceleyen mantık, dil ve yazı ilimleri ise hakîki ilimler için birer vasıta durumunda bulunan âlet ilimleridirler (Sarıoğlu, 2006: 61). Bu ilimler, ontolojik realiteyi konu edindikleri için gerçek anlamda ilim sayılması gerektiği görüşünde olan Taşköprülüzâde ye göre, ontolojik realitenin hakikati değişmeyeceği için bu ilimler de zamanın değişmesiyle değişmez. Aynı şekilde dinlerin ve dinî geleneklerin değişmesiyle de değişmez. Ona göre, şayet sonuçlarına salt akılla ulaşılıyorsa bu ilimler felsefîdir, ancak İslâm ın nasları esas alınarak ulaşılıyorsa bunlar şer î ilimlerdir (Taşköprülüzâde, 1968: 68-69; Kutluer, 2000: 25-26) Taşköprülüzâde, felsefî ilimleri nazarî (teorik) ve amelî (pratik) olmak üzere iki kısma ayırmakta ve bunların her birini alt dallarına ayırarak tasnif etmektedir. O, ilimleri bu şekilde tasnif ederken dayandığı temel kaynak olarak, İbn Sina nın Aksâmu l-ulûmi l- akliyye yi zikretmektedir (Taşköprülüzâde, 1968: 324). Dolayısıyla Taşköprülüzâde nin Miftâhu ssa âde adlı eserini İbn Sina nın mezkur eserinden hareketle kaleme aldığı söylenebilir. Ancak Taşköprülüzâde nin söz konusu eseri temel kaynak olarak kullanması felsefî ilimlerde söz konusu olduğu kabul edilmelidir (Kutluer, 2000: 26). Görüldüğü üzere Taşköprülüzâde, mezkur ansiklopedik eserinde, şer î, felsefî ve tasavvufî disiplinleri bütüncül bir bilgi sistemi içinde ilişkilendirerek, Osmanlı âlimlerinin ilmî zihniyeti hakkında zengin veriler sunmaktadır. Dolayısıyla Taşköprülüzâde nin söz konusu eseri, Osmanlı medrese çevresinde yetişmiş bir âlimin felsefî bilimlere bakışını yansıtması bakımından oldukça önem arzetmekte ve o dönemde din ilimleri ile felsefî ilimlerin gerçekte barışık ve uzlaşık olduğunu vurgulayan pasajlar içermektedir (Kutluer, 2005a: 19). Şair ve âlim sıfatıyla ün kazanmış olan Nev î Efendi (ö.1598) de XVI. yüzyılın önemli düşünürlerinden biridir. Çeşitli konularda pek çok eser kaleme alan Nev î Efendi, Netâyicül-Fünûn ve Mehâsinü l-mütûn adlı eserinde, hem XVI. yüzyıl Osmanlı bilim ve kültür karakteristiği hakkında, hem de tarih, felsefe, astronomi, kelâm, fıkıh usûlü, tefsir, tasavvuf, rüya yorumu, tıp, çiftçilik, astroloji ve fal gibi çeşitli konularda bilgiler vermektedir. Bu bakımdan Netâyicü l-fünûn ansiklopedik bir eser niteliği de taşımaktadır (Nev î Efendi, 1995). 138
17 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri Netâyicü l-fünûn un muhtevası incelendiğinde, Nev î Efendi nin, ilm-i tarih bölümünde yer alan Mesele fî Ma rifeti l-hukemâ bahsinde felsefe tarihine ilişkin bazı bilgiler verdiği görülmektedir. Zira bu kısımda Nev î Efendi, Antik çağ Yunan filozoflarından bazılarına yer vermekte, Aristoteles in eserlerinin Abbasi halifesi Me mun (ö.833) tarafından tercüme ettirilmesine, Farabî nin muallim-i sânî unvanını alış nedenine, İbn Sina nın, Kitabu ş-şifa adlı eserini yazarken nelerden yararlandığına, Meşşâî ile İşrakî ekol arasındaki farka değinmektedir (Nev î Efendi, 1995: ). Eserin ilm-i hikmet bölümünde ise hikmetin, nazarî ve amelî olarak ikiye ayrıldığı; nazarî hikmetin, ilâhî, riyazî ve tabiî ilimlerden; amelî hikmetin de ahlâk, tedbir-i menzil ve siyasetten müteşekkil olduğu açıklanmaktadır. Cismin heyulâ ve sûretten oluştuğu, sudûr teorisi, nefs-i natıkanın maddeden mücerret olduğu, onun kalb, akıl, ruh ve sır gibi çeşitli yönlerden aldığı isimler, akıl çeşitleri, filozofların, insan nefsinin bedeni terk ettikten sonraki durumuna ilişkin görüşler de bu bölümde yer almaktadır (Nev î Efendi, 1995: ). Görüldüğü üzere, Osmanlı klasik döneminde gerek bilim adamlarının ve gerekse padişahların genelde aklî ilimlere özelde ise felsefeye karşı oldukça yoğun ilgileri vardır. Bu ilginin ipuçlarını, padişahların ilimler ile ilgili gösterdikleri hoşgörü, takdir ve teşviklerinde görmek mümkün olduğu gibi, özellikle Osmanlı nın klasik döneminde yaşamış olan bilim adamlarının eserleri incelendiğinde de görmek mümkündür. Ancak felsefeye karşı olumlu yönde ilginin olmasının yanında olumsuz bazı tavırlar da söz konusudur. Felsefeye karşı takınılan olumsuz bazı tavırlara XVII. yüzyıl Osmanlı bilginlerinden Kâtip Çelebî (ö.1657) işaret etmektedir. Zira Kâtip Çelebî ye göre Osmanlı Devleti nin kuruluşundan Kanuni Sultan Süleyman dönemine ( ) kadar olan devrede, din ile felsefeyi uzlaştıran gerçek bilginler şöhret kazanmıştır. Ancak diğer taraftan Fatih, Medâris-i Semâniye diye adlandırılan sekiz medreseyi yaptırmış, vakfiyesinde Haşiye-i Tecrid ve Şerh-i Mevâkıf okutulmasını kayıt altına aldırtmıştır. Fakat daha sonraki dönemlerde ise Bunlar felsefiyâttır. gerekçesiyle programdan kaldırılarak yerine fıkıh kitapları olan Hidaye ve Ekmel okutulmuş ve bir süre sonra da bunlar tamamen okutulmaz hâle gelmiştir (Katip Çelebi, 1993: 9). Belirtilmelidir ki, Kâtip Çelebî, bir taraftan felsefenin medrese programlarından kaldırıldığını söylerken diğer yandan da yıllarında öğrencilerin tıp, hikmet (felsefe) ve riyâziyat (matematik) derslerini okuduklarını ifade 139
18 Hatice TOKSÖZ etmektedir (Katip Çelebi, 1993: 118). Buradan hareketle yapılan bir değerlendirmeye göre, Osmanlı medreselerinde bilim ve felsefe dersleri programdan hiç kaldırılmamıştır. Dolayısıyla Kâtip Çelebî nin tanık olduğu bazı medreselerde felsefenin programdan çıkarılmış olabileceği düşünülmektedir. Onun böyle bir uygulamadan etkilenerek genelleme yaptığına, yani felsefenin tüm Osmanlı medreselerinin programlarından kaldırıldığını söylemiş olabileceği ihtimalinin bulunduğuna işaret edilmektedir. Zaten Kâtip Çelebî nin, programdan kaldırılan felsefe olarak nitelendirdiği hususun da Haşiye-i Tecrîd ve Şerh-i Mevâkıf gibi bazı kelâm kitapları olduğu ve felsefe ile ilgili bütün ders kitaplarının olmadığı vurgulanmaktadır (Bolay, 2005: 44-45). Felsefî ilimlerle ilgili bu gelişmeleri Kâtip Çelebî, ilmî gerilemenin bir sebebi olarak göstermektedir. Katip Çelebî, ayrıca bütün bu gelişmelerden rahatsız olan yetenekli kimselerin kendi döneminde hikmet öğrenmek istediklerini, kendisinin de onları teşvik ettiğini belirtmektedir. Bu hususu da, Yoklama ve ders okutma sırasında istidadı olan öğrencileri Sokrat ın Eflatun u heveslendirdiği gibi, varlıkların gerçeğini araştıran bilimi öğrenmeleri için heveslendirdim. (Katip Çelebi, 1993: 10) ifadeleriyle dile getirmektedir. Dolayısıyla görülmektedir ki Kâtip Çelebî, felsefî zihniyete yatkın bir tavır sergilemektedir. O, hem felsefeye karşı olumlu bir tavır sergilemekte hem de felsefî yöntemi benimsemeleri hususunda başkalarını özendirmeye gayret etmektedir (Sözen, 2005: 12). Katip Çelebî, İslâm ın ilk dönemlerinde aklî ilimlere karşı olumsuz bir bakış açısı olduğunu, ancak bu düşünceden hareketle bunların dine aykırı olduğu yönünde bir sonuca gidilmemesi gerektiğini belirterek, daha sonraki dönemlerde her bilimin öneminin fark edilip felsefe geleneği ile din bilimlerini metodolojik bir bütünlük ve özgünlük içinde buluşturan büyük bilginler yetiştiğini ifade etmektedir. Gazzalî, Fahreddîn Râzî, Îcî, Şîrâzî, Kudbuddîn Râzî, Taftezânî, Cürcânî ve Devvânî bu büyük âlimlerden bazılarıdır. Osmanlı eğitim sisteminde, din bilimleriyle felsefî ilimler arasındaki paralelliği koruyan bu anlayış, Kanuni dönemine kadar belirleyici olmuş, ancak daha sonra bazı din bilginleri tarafından aklî ilimler, bu dersler felsefiyyâttır denilerek eğitim sistemi dışına itilmiştir. Bu çabalar büyük ölçüde başarılı olmuş ve Osmanlı ulemâ çevresinde bu bilimlere karşı kayıtsızlık doğmuştur (Katip Çelebî, 1993: 9;Kutluer, 2000: 81). Fakat Katip Çelebî, eserinde, din ilimleri ile felsefî ilimler arasında burhân a dayalı metodolojik bir bütünlük sağlamanın, ülkede düşünce, bilim ve eğitim alanında yaşanan tıkanıklığın 140
19 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri aşılması yolunda hayatî bir önem taşıdığını vurgulamaktadır (Kutluer, 2000: 81-82). Dolayısıyla Katip Çelebî ye göre, o dönemde yaşanan fikrî bunalımın sebebi, aklî ve naklî ilimler arasında olması gereken uyumun gereklerinden uzaklaşılmasıdır (Kutluer, 2005b: 217). Kâtip Çelebî nin, Osmanlı da felsefenin algılanışına dair bazı örnekler verdiğini görüyoruz. Zira o, Osmanlı toplumunda Selefiyye akımının temsilcisi olan İmam Birgivî (ö. 1573) hakkında birtakım bilgiler vermektedir. Onun mantık ilmini çok iyi öğrendiğini, hatta ömrünün yarısını bu uğurda geçirdiğini belirtmektedir. Fakat karakterine uygun olmaması sebebiyle mantık haricindeki felsefî ilimleri eserlerinde inkâr ettiğini söylemektedir (Katip Çelebi, 1993: 105). Diğer taraftan, Kadızâde Mehmed Efendi (ö.1636) nin derslerini takip ettiğini belirten Kâtip Çelebî, onun hakkında da bazı değerlendirmelerde bulunarak, çoğu derslerini basit bir şekilde ve yüzeysel olarak verdiğini belirtmektedir. İlmî açıdan ise, Ma kulât semtini bilmezdi. değerlendirmesini yapmaktadır. Bunun yanı sıra, ders okuturken, Kadı Beydavî nin tefsirindeki felsefî yorumlara sıra gelince, Kadı buralarda felsefilik eylemiş. dediğini zikretmektedir. Ayrıca o, Kadızâde nin şu ifadelerine de yer vermektedir: Kelâm-ı felsefe fülse değer mi? Ana sarrâf-ı keyyis baş eğer mi? Mantıkîler olur ise gam değil, Zira onlar ehl-i imandan değil. (Felsefe sözü bir para eder mi? Akıllı bir sarraf ona baş eğer mi? Mantıkçılar olursa aldırma, çünkü onlar iman ehlinden değildir.) Kadızâde nin, bu ve benzeri sözler söylediğini belirten Kâtip Çelebî, onun Kişi bilmediği nesnenin düşmanıdır. sözüne uygun bir tavır sergilediğini söylemektedir (Katip Çelebi, 1993: 111). Görüldüğü üzere, Kadızâde nin felsefeye karşı menfi bir tavır takınmasının sebebi, bu konuda yeterince bilgi donanımına sahip olmamasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca bu bağlamda, Kadı Beydavî nin, ünlü Kur an tefsirinde bazı filozofların görüşlerine yer vermesi nedeniyle Kadızâde tarafından tenkit edildiği görülmektedir. Hâlbuki Kâtip Çelebî ye göre, bu şekilde davranmayan kimseler de mevcuttur. Zira, Ayasofya dersiâmlarından Abdullah Efendi (ö. 1654) nin derslerine de katılan Kâtip Çelebî, ders esnasında felsefî konulara gelindiği zaman onun, Bizim bildiğimiz yer değil, bilir varsa söylesin. diyerek açık bir şekilde itirafta bulun- 141
20 Hatice TOKSÖZ duğunu, Kadızâde gibi bilmediğini reddedip kötülemediğini ifade etmektedir (Katip Çelebi, 1993: 114 vd.). Felsefe okumanın dinî açıdan hükmünün ne olduğuna dair, XVI. yüzyılda Şeyhülislâm Ebussuud Efendi (ö. 1574) tarafından bir fetva verilmiştir. Zeyd-i imam, dânişmend olan Amr a, hep okuduğunuz mühmelâttır, dedikten sonra, felsefiyyat okursuz dese ne lâzım olur? Elcevap: Küfür lâzım olmaz. (Düzdağ, 1972: 180 vd.) şeklindeki bu fetva metnini, dönemin ilmî zihniyetini yansıtan bir veri olarak değerlendirmek mümkündür. Verilen fetvadan, felsefe ile ilgili bilgi ve düşüncelerin bazı kimseler tarafından boş ve anlamsız olarak değerlendirildiği ve felsefeye karşı bir tedirginliğin olduğu, fakat o günün toplumunda felsefî eserlerin de okunduğu şeklinde bazı sonuçlar çıkarılabilir (Sözen, 2005: 17). Klasik dönemde Osmanlı da felsefeye karşı müspet tavırların yanı sıra bazı menfi tutum ve yanlış değerlendirmelerin olduğu görülmektedir. Ayrıca bu olumsuz tutum ve yanlış değerlendirmelerden hareketle, Osmanlı nın felsefeye karşı olumsuz bir yaklaşım sergilediği iddia edilmektedir. Görüldüğü üzere, felsefeye karşı takınılan menfi tavırların temelinde bilgisizlikten kaynaklanan taassup yatmaktadır. Zira kişi, aldığı yetersiz eğitim ve yanlış yönlendirme neticesinde herhangi bir sahaya karşı ön yargılı bir tutum sergileyebilir. Bu bakımdan felsefî konuların yeterince kavranamaması benzer tavra yol açar. Düşünce tarihine baktığımızda da bilgisizlikten kaynaklanan bir husus olarak felsefeye ve filozoflara karşı sergilenen birtakım olumsuz tavır örneklerini görmek mümkündür. Dolayısıyla felsefenin algılanışıyla ilgili bazı olumsuz yaklaşımlar sergileyen kimselerin varlığı sadece Osmanlı toplumuna özgü değildir. Ancak konumuz çerçevesinde incelediğimiz kadarıyla, Osmanlı toplumunda, gerçekte sanıldığı gibi felsefeye karşı tamamen olumsuz bir tavır sergilenmemektedir. 3. Medreselerde Okutulan Felsefî Nitelikli Eserler Osmanlı ilim dünyasında felsefe ve felsefî nitelikli problemlere duyulan ilginin yanı sıra, medreselerde okutulan ders kitaplarına baktığımızda da aynı ilgiyi yoğun olarak görebiliriz. Zira kelâm veya İslâm felsefesi gibi aklî düşünce ya da tefekküre dayalı bilimler medrese programlarında yer almıştır. Diğer taraftan, İslâm dininin inanç sistemini ele alan kelâm meselelerinde pek çok felsefî kavram ve problem analiz edilmiş ve bunun neticesinde de aklî bir tefekkür ortamı doğmuştur. Kelâm ve felsefenin 142
21 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri sınırlarının ortadan kalkarak, problemlerinin iç içe girdiği bir dönemde telif edilen kelâmî eserlerin niteliğine bakıldığında, felsefî kavram ve izahlara çokça yer verildiği görülmektedir. Örneğin, altı bölümden oluşan bir kelâm kitabının ilk dört bölümü felsefî nitelikli kavram ve problemlere ayrılmış iken, diğer iki bölümde de kelâmî meseleler incelenmiştir (Yazıcıoğlu, 2001: 128). Osmanlı medreselerinde genel itibariyle dersler, ulûm-ı âliye (âlet ilimleri) ve ulûm-ı âliyye (yüksek ilimler) olmak üzere iki kısma ayrılmakta ve ayrıca ulûm-ı cüz iyye denilen muhtasar dersler de verilmektedir. Bu bağlamda yüksek ilimler kabul edilen dersler, Kur an ilimleri, akâid, tefsir ve fıkıhtır. Alet ilimleri ve cüz iyyât dersleri ise mantık, belâgât, lügat, nahiv, hendese, hesab, hey et, ilm-i hikmet, tarih ve coğrafyadır (Yakuboğlu, 2006: ). Medreselerde okutulan ders kitapları incelendiğinde, aklî ilimlerle alâkalı kitapların felsefî nitelikli kelam kitapları olduğu görülecektir. Zira söz konusu kitaplar, felsefe, kelâm ve tasavvufun her birinin konularını içeren eserlerdir. Bu eserlerde felsefe konuları, hikmet adı altında ve genellikle de kelâmî eserler içinde sunulmuştur (Sözen, 2005: 14). Dolayısıyla klasik dönem Osmanlı düşüncesinde felsefe konularını, öncelikli olarak kelâm kitapları içinde aramak durumundayız. Osmanlı Devleti nin ilk devirlerinde yaygın bir şekilde şerh ve hâşiye 6 yazma geleneği vardır. Bu gelenek klasik dönemde de devam etmiştir. İlk devirlerde müderrisler öncelikli olarak medreselerde kendi yazdıkları eserleri okutmuşlardır. Bundan dolayı da dersin konusu derin bir şekilde tahlil edilmekte ve eserlerde ortaya konan fikirler enine boyuna tartışılmaktadır. Dolayısıyla ilk dönemlerde okutulan ders kitaplarında muhtevaya hâkim durumda olan müderrislerden bazıları, önceki dönemlerde yazılmış olan eserlere şerh ve hâşiye yazarak bilim dünyasına önemli katkılar sağlamışlardır. Ancak daha sonraki dönemlerde (XVI. yüzyıl sonrası) aynı kalitede âlimlerin yetişmemesi veya ehil olmayan kişiler tarafında eserler yazılması, ders kitaplarının konulara vâkıf olmayan müderrisler tarafından okutulması eğitimde kısır bir sürece girilmesine sebep olmuştur. Ayrıca birçok müderrisin zikredilen eserleri aslından okuyup anlatabilecek kadar ilmî yeterliliğe sahip olmaması nedeniyle, medreselerde kendilerinden önceki âlimlerin yazdıkları şerh ve hâşiyeleri okutmakla yetinmek durumunda kalmışlardır. Bu durum da zaman içinde söz konu- 6 Şerh; bir eserin metninin izahı, haşiye de şerhinin izahı ve talikât ise eserin herhangi bir konusunun izahı demektir (Uzunçarşılı, 1983: 630). 143
22 Hatice TOKSÖZ su eserlerin âdeta tartışılmaz doğruları ortaya koyan eserler olarak görülmesine ve satır aralarında hikmetler aranmasına neden olmuştur (Yakuboğlu, 2006: 159). İki ayrı disiplin olarak gelişen ve müstakil eserler veren kelâm ve felsefe ilmi, Gazzalî den sonra aynı kavramların tartışılmaya başlandığı eserlerde birbirinden ayırt edilemez duruma gelmiştir. Gazzalî sonrası dönemde yetişen âlimler de Gazzalî nin yolundan giderek felsefenin konularını ve kavramlarını kelâmın içine karıştırarak eserler kaleme almışlardır (Taftazânî, 1999: ). Daha sonraki dönemlerde ise bu eserler Osmanlı medreselerine intikal etmiştir. Osmanlı medreselerinde felsefî nitelikli bazı eserler ders kitabı olarak okutulmuştur. Söz konusu eserlerden bazılarını zikretmek gerekirse bunlar; Necmeddîn el-kâtibî el-kazvînî nin Hikmeti l-ayn ı Esiruddin Mufaddal İbn Ömer el-ebherî nin Hidâyetu l-hikme si Adudiddin el-ici nin el-mevâkıf ı Kadı Beydâvî nin Tavâli ul-envâr ı Sa deddin Teftazanî nin Tehzîbu l-mantık ve l-kelâm ı Nasiruddin Tûsî nin Tecrîdü l-kelâm adlı eseridir. Zikredilen bu eserler üzerine birçok, âlim şerh, hâşiye ve ta lik yazmıştır. Yazılan şerh ve hâşiyelerin en meşhurları arasında Seyyid Şerif el-cürcânî nin Şerhu l-mevâkıf ı ve Hâşiye alâ Şerhi Hikmeti l-ayn ı, Muhammed İbn Mübarekşâh ın Şerhu l-hidâyetü l-hikme si, Kudbeddin er- Razî nin Şerhu l-hikmetü l-ayn ı zikredilebilir. Ayrıca bu eserlerden bazılarına Osmanlı uleması içinden de hâşiye yazanlar olmuştur. Örneğin, Şerhu l-mevâkıf a, Şemseddin Muhammed b. Hamza el-fenârî (ö.1430) ve Alâaddin Ali et-tûsî (ö.1480) nin hâşiye yazdığı görülmektedir (Bilge, 1984: 55). Örneklerini verdiğimiz şerh ve hâşiyeler, Osmanlı Devleti nin her yönden zirvede olduğu klasik dönemde oldukça yaygın olarak okutulmuştur. Bu bakımdan burada kısaca zikredilen eserlerden bazılarının içerikleri hakkında bilgi vereceğiz. Seyyit Şerif Cürcânî nin Şerhu l-mevâkıf adlı eseri, Adududdin el-icî nin el-mevâkıf adlı muhtasar eserine yazılmış bir şerhtir. Eser, temel olarak mevkıf adı verilen altı ana bölüm ve mersad, maksad, mezheb, fasl, nev, kısım başlığı taşıyan alt bölümlerden oluşmuştur. Birin- 144
23 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri ci mevkıf, kelâm ilminin tanımı, konusu, önemi ve yararı; bilginin tanımı, kaynağı ve türleri, akıl yürütmenin (nazar) tanımı ve şekilleri (kıyas, istikrâ, temsil v.b.), öncül, delil ve çeşitleri gibi aslında mantığın konuları olan meseleleri içermekte ve eserin giriş bölümü mahiyeti taşımaktadır. İkinci mevkıfın konusu, el-umûru l-âmme olarak isimlendirilen ilimlerin sınıflandırılması, varlık, yokluk, mahiyet, kavramlar, zorunluluk, imkân ve imkânsızlık, öncesizlik, sonradanlık, birlik, çokluk, sebep ve sebepli gibi metafiziğin ve kısmen de kelâmın temel kavramlarıdır. Üçüncü mevkıfta ise el-a râz ana başlığı altında kelâmcı ve filozoflara göre arazın tanımı ve kısımları, nicelik, nitelik, nisbet, izâfet, zaman, mekân gibi kategorilerle beş duyu gücüne konu olan nesneler ele alınmıştır. Dördüncü mevkıfta, cismin tanımı, mahiyeti, madde ve sûret, basit cisimler ve dört unsur, birleşik cisimler, felekler teorisi, Güneş sistemi ile ay ve güneş tutulması, nefsin varlığı ve çeşitleri ile akıl ve kısımları gibi fizik ve psikolojinin temel konuları el-cevâhir başlığı altında incelenmiştir. Beşinci mevkıf, ilâhiyât üst başlığı ile mersad alt başlığını taşıyan beş alt bölüm halinde Allah ın varlığı, birliği, sıfat ve fiilleri gibi klasik kelâmın temel konularına, altıncı mevkıf ise aynı şekilde klasik kelâmın sem iyyât adı altında toplanan nübüvvet, meâd, iman ve inkâr ile imamet bahislerine ayrılmıştır (Seyyit Şerif el-cürcânî, 1991). Şerhu l-mevâkıf, Osmanlı medreselerinin temel kaynaklarından ve ders kitaplarından biri olma özelliğine sahiptir. Zira eserin genel içeriğine bakıldığında, klasik kelâmın problemleri ile Meşşâî felsefeye ait kavramların bir bütünlük içinde değerlendirildiği ve hatta zaman zaman tasavvufî ve Bâtınî izahlara yer verildiği görülmektedir. Ayrıca bu eser, temel kaynak konumunda bulunmasından dolayı Osmanlı bilginleri tarafından üzerine kırka yakın hâşiye kaleme alınmıştır (İ. Fazlıoğlu, 2003b: ; Sinanoğlu, 2004: ). Seyyid Şerif Cürcânî nin bu eseri, Fahreddîn Râzî çizgisinin izlenerek kaleme alınan ve Osmanlı medrese eğitimi müfredatı içinde kelâm sahasında ileri derecede okutulan bir eserdir. Bu bakımdan eser, Osmanlı ulemasının kelâmî felsefe-bilim sahasındaki zihniyetini belirleyen en önemli metin olarak kabul edilebilir. 7 7 Eserin Osmanlı medrese müfredatı içindeki yeri hakkında geniş bilgi için bkz. Cevat İzci, Osmanlı Medreselerinde İlim, Cilt 1, İz Yayıncılık, İstanbul 1997, s ; Şükran Fazlıoğlu, Manzume fi Tertib el-kutub fi el-ulum ve Osmanlı Medreseleri ndeki Okutulan Ders Kitapları, Değerler Eğitimi Dergisi, Ocak 2003, Cilt 1, Sayı 1, s ; Mustafa Sinanoğlu, el- Mevâkıf, DİA, C. 29, Ankara 2004, s
24 Hatice TOKSÖZ Osmanlı medreselerinde en çok okutulan felsefî nitelikli kelâm eserlerinden biri de Teftâzânî nin Şerhu l-akâid idir. Eser, Teftâzânî nin Ebu Hafs Ömer en-nesefî nin Akâid adlı eseri üzerine yazdığı bir şerhtir. Şerhu l- Akâid, yazıldığı yüzyıldan günümüze kadar Teftâzânî nin en çok ilgi gören eseridir. Eser, Şerhu l-mevâkıf gibi maksad adı verilen altı ana bölüm ve fasl, mebhas, menhec, kısım, nev, makâle ve bazı bölümlerin başına ve sonuna konulan mukaddime ve hâtime başlıklar alt bölümlerden oluşmaktadır (Taftâzânî, 1999). Şerhu l-akâid, Osmanlı medreselerinde asırlarca okunmuş ve okutulmuştur. Bu yüzden de üzerinde en çok durulan eserlerden biri olmuş ve hakkında birçok haşiye ve ta likat yazılmıştır. Bu haşiyelerden bazıları, Ahmed İbn Mustaf el-hayâlî nin Hâşiye alâ Şerhi l-akâid i, Muslihuddîn Mustafa el-kestelî nin Hâşiye alâ Şerhi l- Akâid i, Kırım lı Ahmed İbn Muhammed el-hanefî nin Keşfu l-kırımî ale l- Hayâlî sidir (Taftâzânî, 1999: 64-67). Felsefî nitelikli kelâm kitaplarının yanı sıra kelâm konularını içermekle birlikte felsefe eseri sayılan birtakım kitaplar da vardır. Bunlar da aynı şekilde Osmanlı medreselerinde okutulan temel kitaplardandır. Bunların başında Esirüddin Mufaddal İbn Ömer el-ebherî nin Hidâyetü l-hikme adlı eseri gelir. Eser mantık, fizik ve metafizik olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır. Eserin başında mantık bölümü olmakla birlikte daha çok fizik ve metafizik bölümleri üzerinde durulmuş ve bu bölümleri içeren şerh ve haşiye yazılmıştır (Kâtip Çelebi, 1941: ). Yazılan şerhlerden en çok ilgi gören ve üzerine birçok haşiye yazılan Kâdîmîr olarak tanınan Mir Hüseyin b. Muînüddin Meybudî nin (ö. 1475) şerhidir. Şerh, daha çok İbn Sina nın Uyûnü l-hikme ve İşârât ve t-tenbîhat adlı eserlerini örnek alınarak yazılmış ve eserin ikinci bölümü olan fizik ve üçüncü bölümü metafizik kendi içinde fen başlığı altında üç ana bölüm ile fasl adı verilen alt bölümlerden oluşmuştur. Ayrıca eserde, önemli görülen bazı hususların vurgulandığı hidâye başlığı taşıyan ara bölümler yer almaktadır (Meybudî, 1283). Fizik bölümünün birinci fenni on fasıldan oluşmakta ve burada, cisimlerin genel özellikleri başlığı altında cevher-i ferdin (atom) iptali; madde ve sûret; mekân ve hayyiz; şekil; hareket ve sükûn ile zaman kavramları ele alınmaktadır. İkinci fende ise felekiyyât konu edilerek, sekiz fasılda feleklerin yapı, hareket ve ilkeleri işlenmiştir. Unsuriyyât başlığı taşıyan üçüncü fende de dört unsur, atmosfer olayları, madenler, bitki, hayvan ve insan nefsi konuları altı fasılda incelenmiştir. Ancak bu bölüm- 146
25 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri de, Ebherî nin, başka hususlarda büyük ölçüde İbn Sina nın yanında yer alırken, aklın bilgi üretme sürecinde geçirdiği aşamalar konusunda ondan ayrılması insan aklına feyz gönderdiğini iddia ettiği fa âl akıl dan söz etmemesi dikkat çekmektedir (Sarıoğlu, 1999: 222). Üç fenne ayrılan ilâhiyyât bölümünün birinci fenninde varlığın sınıflandırılması üst başlığında yedi fasıl olarak küllî ve cüz î, bir ve çok, önce ve sonra, öncesiz ve sonrasız, güç ve fiil, sebep ve sebepli ile cevher ve araz gibi klasik ontolojinin temel kavramları incelenmektedir. Yaratıcı ve sıfatlarının bilgisi nin ele alındığı ikinci fen on fasıl içermektedir. Burada ele alınan meseleler, İbn Sina felsefesiyle karışık kelâmcı anlayışı ile açıklanmaktadır. Üçüncü fen ise dört fasıldan oluşmakta ve ayrık akıllar/ melekler ana başlığı altında Tanrı-âlem ilişkisi ele alınmaktadır. Eserin sonunda ise âhiret ve diriliş ahvâli nin ele alındığı altı hidâye den oluşan hâtime bölümü yer almaktadır (Sarıoğlu, 1999: 222). Ebherî nin zikredilen eseri, Osmanlı medreselerindeki aklî-felsefî ilimlerin temel kitaplarından biri olarak kabul edilmiş ve medreselerde en çok rağbet gören kitaplardan biri olmuştur. Zira bu eser ve şerhleri, Osmanlı medreselerinin eğitim sistemi kademeleri olan iktisar (başlangıç) ve iktisad (orta) kademelerinde okutulmuştur. Dolayısıyla bu eser üzerine birçok bilim adamı tarafından çok sayıda şerh ve hâşiye yazılmıştır. Bunların en önemlilerinden bazıları, Kutbeddîn el-cîlî nin Şerhü Hidâyeti l- Hikme si, Muhammed İbn Mübârekşâh ın Şerhu Hidâyetu l-hikme si, Seyyid Şerif el-cürcânî nin Şerhu Hidâyeti l-hikme sidir. Ayrıca Kâdîzâde Salâhaddin Mûsâ İbn Mahmûd, Hızırşâh İbn Abdullatîf el-menteşevî gibi pek çok âlim tarafından da haşiye yazılmıştır (Sarıoğlu, 1995: 4; Yormaz, 2003: 36 vd.). Kelâm konularını içermekle birlikte felsefe eseri sayılan Necmeddin el- Kazvînî nin Hikmetü l-ayn adlı eseri de Hidayetü l-hikme den sonra Osmanlı medreselerinde yaygın olarak okutulan ders kitapları arasındadır. Eser, mantık, tabîiyyât ve ilâhiyât bölümlerinden teşekküldür. Eserin tabîiyyât bölümünde, cisim, cevher, madde, suret ve heyûla vb. felsefî kavramlara yer verilmekte ve ilâhiyât bölümünde de varlıkların taksimi yapılarak birlik-çokluk, tümel-tikel, öncelik-sonralık gibi kavramlar açıklanmakta ve daha sonra da isbat-ı vâcib, sıfatullah, melekler ve ahiret gibi kelâm konuları işlenmektedir. Bu eser üzerine de bir çok şerh ve hâşiye yazılmıştır (Yakuboğlu, 2006: ). 147
26 Hatice TOKSÖZ Yapılan bir değerlendirmeye göre, zikredilen eserlerin ve onlara yapılan şerh ve hâşiyelerin, İslâm düşüncesinin üç temel disiplini olan felsefe, kelâm ve tasavvufu bir arada mezcetmesi bakımından önceki dönemlere kıyasla orijinal bir özelliğe sahip olmasına rağmen tek tek konuları ele alış tarzı itibariyle orijinal bir düşünce ortaya koymadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu düşünceye göre, İslâm dünyasında XIV. yüzyıldan itibaren yaygın bir şekilde devam eden şerh ve hâşiye geleneği kuru bir taklitten ibaret sayılmaz; fakat ilmî gelişmeyi sağlayacak, kısır döngüyü ve tıkanıklığı giderecek nitelikte yeni düşünceler ve metotlar geliştirmeyi de başaramamıştır (Yakuboğlu, 2006: 184). Nitekim böyle bir yaklaşım, bazı bilginler ve eserler için geçerli olsa da, Osmanlı düşüncesinin bütününü kapsayan bir tespit olarak değerlendirilemez. Zira Osmanlı Devleti nde diğer sahalarda olduğu gibi hiç kuşkusuz bilim alanında da birtakım iniş ve çıkışlar gerçekleşmiştir. Kaleme alınan eserler içinde sadece taklit özelliği taşıyanlar olmakla birlikte orijinal özelliğe sahip eserler de mevcuttur. Bu bakımdan bilginleri ve eserlerini incelerken daha dikkatli değerlendirmeler yapılması gerekir. Ulûm-i cüz iyye denilen aklî ilimlerin alanlarıyla da alâkalı birçok eser, Osmanlı medreselerinde okutulmuştur. Örneğin, hendeseden Allâme Şemseddin Mehmet Semerkandî nin Eşkâlü t-te sis adlı eseri ve bunun şerhi olan Kadı-zâde-i Rumî nin kitabı okutulmuştur. Aritmetikten Ali Kuşçu nun Risale-i Muhammediyye si, heyet ilminden Cağminî nin el- Mülahhas adlı eseri ve onun şerhleri, mantıktan Şerh-i Şemsiyye, Şerh-i İsagoji ve Şerh-i Metâlî, belâgattan Sekkâkî nin Miftahü l-ulûm u ve İbn Hâcib in Telhisü l-miftah ve buna yapılan şerh ve haşiyeler okutulmuştur (Uzunçarşılı, 1988:20-21). Klasik dönemde, Osmanlı medreselerinde aklî ilimlerden astronomi ve matematik ilminin ayrı bir önemi vardır. Zira Nasîreddin Tûsî nin kurduğu Merağa mektebi ve Uluğ Bey in kurduğu Semerkand mektebinde yetişen âlimlerin kaleme aldığı eserler, Uluğ Bey in öğrencisi Ali Kuşçu ve Fethullah Şirvânî tarafından Osmanlı bilim dünyasına taşınarak ve yeniden üretilerek Osmanlı medreselerinde okutulmuştur. Dolayısıyla Osmanlı medreselerinde bu ilimlere ait okutulan eserler, Merağa ve Semerkand mekteblerinde yetişen âlimlerin kaleme aldıkları eserlerdir (Yakuboğlu, 2006: ). Ancak bununla birlikte, XVI. yüzyılın sonlarında İstanbul a gelerek burada astronomiyi geliştiren Takiyyeddin Mehmet (ö.1585) de Osmanlı medreseleri için orijinal eserler kazandıran ve astronomide birçok yenilik yapan kişilerden biridir (Fazlıoğlu, 2007: 554). 148
27 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri Görüldüğü üzere Osmanlı Devleti nin klasik dönemini kapsayan süreçte oldukça canlı bir ilim hayatı yaşanmıştır. Osmanlı medreseleri, kültür ve düşünce hayatı bakımından belli bir döneme kadar fonksiyonunu iyi bir şekilde icra etmiş kurumlardır. Müderrisler ise çeşitli vesilelerle toplumla iç içe olmuşlar, kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili konularda halkı aydınlatmışlardır. Diğer taraftan medreseler, bilim ve düşünce adamlarının sıkça ziyaret ettikleri kurumlar olması nedeniyle, buralarda çeşitli bilimsel toplantılar tertip edilmiştir. Bu toplantılarda ise birtakım felsefî ve dinî meseleler akademik bir düzeyde tartışılmıştır (Yazıcıoğlu, 2001: 126 vd.). Sonuç Gazzalî nin, Meşşaî felsefeyi tenkidi neticesinde İslâm düşüncesi, XII. yüzyıldan itibaren yapısal bir değişikliğe uğramıştır. Zira kelâmın felsefîleşme süreci başlamış, sonuçta felsefe, kelâm ve tasavvuf arasındaki sınırlar ortadan kalkmış, bu üç alanın konuları âdeta iç içe girmiştir. İşte Osmanlı Türk düşüncesinin genel karakteristiği de benzer şekildedir. Bu bakımdan klâsik dönem Osmanlı bilginlerinin felsefe ve felsefî problemler karşısındaki tavrını belirlemede bu niteliğin dikkate alınması gerekir. Başka bir deyişle söylemek gerekirse, Osmanlı da felsefenin var olup olmadığı hakkında verilecek hüküm, bu üç alana ilişkin eserlerin incelenmesiyle mümkündür. Klâsik dönem Osmanlı bilginleri, kendilerine ulaşan geleneği takip ederek felsefe-kelâm ve tasavvufun birlikte ele alındığı eserler kaleme alarak felsefî problemlere karşı ilgilerini göstermişlerdir. Ayrıca onlar, Gazzalî ile başlayan Tehâfüt yazımını devam ettirmişler, bu nitelikteki eserlerde kelâmî-felsefî problemleri tartışmışlardır. Dâvûdu l-kayserî, İbn Kemal, Nev î Efendi ve Kâtip Çelebî gibi bilginler, felsefeyle ilgili bazı meseleleri incelemişlerdir. Diğer taraftan klasik dönemdeki Osmanlı padişahları da aklî ilimlere özellikle ilgi göstermişler ve konuyla ilgili olarak bilim adamlarına birçok imkân tanıyarak, onlara özgür düşünme ve çalışma ortamı sunmuşlardır. Bu hususta özellikle Fatih in ve Kanuni Sultan Süleyman ın gayretleri dikkatleri çekmektedir. Bütün bu verilerden hareketle denilebilir ki, klâsik dönemde hem Osmanlı padişahları hem de Osmanlı bilginleri genel olarak felsefeye karşı müspet bir tavır sergilemişlerdir. Osmanlı toplumunda felsefeye karşı olumlu yaklaşımların yanı sıra, bilgisizlikten ve zihniyet yapısından kaynaklanan bir tavır olarak İmam 149
28 Hatice TOKSÖZ Birgivî, ve Kadızâde Mehmed Efendi gibi bazı kimselerin ise felsefeyi algılama bağlamında menfi tavır takındıklarını görüyoruz. Bu bakımdan, bazı menfi tutumlardan hareketle, Osmanlı bilginlerinin felsefeye hiç ilgi duymadıklarını, felsefenin toplumsal anlamda kabul görmediğini söylemek mümkün değildir. Zira klasik dönem Osmanlı bilginlerinin kaleme aldıkları eserler dahi incelendiğinde gerçekte Osmanlı düşünürlerinin felsefeye ilgileri görülmektedir. Dolayısıyla Osmanlı Devleti nde ne kadar önemli bilimsel gelişmelerin olduğu, hem Osmanlı bilginlerinin yaptığı faaliyetlerden ve kaleme aldıkları eserlerden hem de Padişahların düşünürlere sağladıkları özgür düşünce ortamından anlaşılabilir. Kaynakça Adıvar, A. (1943), Osmanlı Türklerinde ilim, İstanbul: Maarif Matbaası. Akgündüz, H. (1997). Klasik dönem Osmanlı medrese sistemi. İstanbul: Ulusal Yayınları. Aristoteles-Augustinus-Heidegger (1996). Zaman Kavramı, (çev. S. Babür). Ankara: İmge Kitabevi Yayınları. Arslan, A., Kemal paşa-zâde nin hâşiye alâ tahâfut al-falasifesi, Araştırma. C.10, A.Ü. Basımevi: Ankara Aydın, C. (1989), Ali Kuşçu, DİA, C. II, İstanbul: TDV Yayınları. Bayrakdar, M. (1988). Kayserili Davud (Dâvûdu l-kayserî). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Bayrakdar, M. (2004), İslâm Düşüncesi Yazıları, Ankara: Elis Yayınları. Bilge, M. (1984). İlk Osmanlı medreseleri. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları. Bolay, S. H. (2000). Klâsik dönem Osmanlı düşüncesi ve Osmanlı da tehafüt tutkusu. Yeni Türkiye, Osmanlı Özel Sayısı III (Düşünce ve Bilim), 33, Bolay, S. H. (2005). Osmanlılarda düşünce hayatı ve felsefe. Ankara: Akçağ Yayınları. Cürcânî, Seyyit Şerif (1991). Şerhu l-mevâkıf, C. VII, (tsh. Muhammed Bedreddin en- Na sânî). Kum. Davudu l-kayserî (1997). Mukaddemat (çev. H. Şahin, T. Koç & S. Sevim). Kayseri: Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayınları. Davudu l-kayserî, Nihâyetü l-beyân fî Dirâyeti z-zamân, Esad Efendi, AY. No: 1682/8, vr. No: 67 b. Demir, R. (2005). Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türk felsefesi. C. I. Ankara: Lotos Yayınları. Demirli, E. (2005). Sadreddin Konevî de bilgi ve varlık. İstanbul: İz Yayıncılık. Düzdağ, M. E. (1972). Şeyhülislâm Ebussuud Efendi fetvaları ışığında 16. asır Türk hayatı. İstanbul: Enderun Kitabevi. 150
29 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri Ebû l-alâ el-afîfî. (1999). Muhyiddin İbnü l-arabî de tasavvuf felsefesi (çev., M. Dağ). İstanbul. Fazlıoğlu, İ. (2003a). Ali Kuşçu nun el-muhammediyye fî el-hisâb ının çift yanlış ile tahlil hesâbı bölümü. Kutadgubilig, Felsefe-Bilim Araştırmaları. Sayı 4, s Fazlıoğlu, İ. (2003b). Osmanlı düşünce geleneğinde siyasî metin olarak kelâm kitapları. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi. 1(2), s Fazlıoğlu, İ. (2007). Osmanlılar (İlim ve Kültür). DİA, c. 23. İstanbul: TDV Yayınları. Fazlıoğlu, İ. (1999). Davud-ı Kayserî, YAYOSA, c. I, İstanbul. Fazlıoğlu, Ş. (2003). Manzume fi tertib el-kutub fi el-ulum ve Osmanlı Medreseleri ndeki okutulan ders kitapları. Değerler Eğitimi Dergisi. 1(1), Gazalî (1981). Tehâfüt el-felâsife, Filozofların Tutarsızlığı (çev. H. Bekir Karlığa). İstanbul: Çağrı Yayınları. Gazalî (2002). Makasıd el- Felasife, Felsefenin Temel İlkeleri (çev. C. Erdemci). İstanbul: Vadi Yayınları. Gazalî (2005). Tehâfüt el-felâsife, Filozofların Tutarsızlığı (çev. M. Kaya & H. Sarıoğlu) İstanbul: Klasik Yayınları. Güzel, A. (1991). Karabağî ve Tehâfüt ü. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. İbn Haldun (1954). Mukaddime, c. II (çev. Z. Kadiri Ugan). Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. İhsanoğlu, E. (2000). Osmanlı bilimine toplu bakış. Yeni Türkiye, Osmanlı Özel Sayısı III (Düşünce ve Bilim), 6(33), İnalcık, H. (2006). Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ ( ) (çev., R. Sezer). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. İzci, C. (1997). Osmanlı Medreseleri nde ilim. c.1, İstanbul: İz Yayıncılık. Kalın, İ. (2000). Osmanlı düşünce geleneğinin oluşumu. Yeni Türkiye, Osmanlı Özel Sayısı III (Düşünce ve Bilim), 6(33), Karlığa, B. (1981). Gazzâlî ve tehâfüt el-falâsife. İmâm Gazâlî, Tehâfütü l-felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) (çev. B. Karlığa) içinde (ss.xvii-xxxi), İstanbul: Çağrı Yayınları. Karlığa, B. (2000). Osmanlı düşüncesinin oluşumu. Yeni Türkiye, Osmanlı Özel Sayısı III (Düşünce ve Bilim), 6(33), Karlığa, B. (1991). Yirmisekiz Mehmet Çelebî nin yeni bulunan bir fizik kitabı tercümesi ve onsekizinci yüzyılın başında Osmanlı Düşüncesi. Bilim-Felsefe-Tarih, Sayı I. İstanbul: Hikmet Neşriyat, s Katip Çelebi (1941). Keşfü z-zunûn an Esâmi l-kütübi l-fünûn, Cilt I., (çev. Ş. Yaltkaya & R. Bilge) İstanbul: Maarif Matbaası. Katip Çelebi (1993). Mizânü l-hak fi İhtiyâri l-ahak. (çev. O. Şaik Gökyay). İstanbul: M.E.B. Basımevi. Kemal Paşa-zâde (1987). Tehâfüt Haşiyesi (Hâşiya alâ Tehâfüt al-falâsifa) (çev. A. Arslan). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Kılıç, M. E. (1999). İbnü l-arabî. DİA, C. 23. İstanbul: TDV Yayınları. Koçer, H. A. (1991). Türkiye de modern eğitinin doğuşu ve gelişimi ( ). İstanbul: M.E.B. Basımevi. 151
30 Hatice TOKSÖZ Köse, S. (1998). Hocazâde Muslihuddin Efendi. DİA, C. 28. İstanbul: TDV Yayınları. Kurt, M., Akşin, S., Ödekan, A., Toprak, Z. & Yurdaydın, H. G. (1993). Türkiye Tarihi, Osmanlı Devleti ( ). c. II. İstanbul: Cem Yayınevi. Kutluer, İ. (2005a). Miftâhu s-saâde. DİA, C. 30. İstanbul: TDV Yayınları. Kutluer, İ. (2005b). Mîzânü l-hak. DİA, C. 30. İstanbul: TDV Yayınları. Kutluer, İ. (2000). Fârâbî den Taşköprîzâde ye: Uygarlık, din ve bilim. Akademik Araştırmalar Dergisi (Osmanlı Özel Sayısı). 4-5, Kutluer, İ. (1998). Hikmetü l-işrâk. DİA, C. 27. İstanbul: TDV Yayınları. Meybudî, Mir Hüseyin (1283). Şerhu Hidayeti l-hikme. İstanbul: Matbaa-i Amire. Nev î Efendi (1995). Netâyic el-fünûn (İlimlerin Özü) (çev. Ö. Tolgay). İstanbul: İnsan Yayınları. Ocak, A. Y. (1989). İbn Kemal in yaşadığı XV. ve XVI. asırlar Türkiye sinde ilim ve fikir hayatı. Şeyhülislam İbn Kemal Sempozyumu. Ankara TDV Yayınları. Oktay, A. S. (2005). Kınalızâde Ali Efendi ve Ahlâk-ı Alâî. İstanbul: İz Yayınları. Öçal, Ş. (2000), Kemal Paşazâde nin felsefî ve kelâmî görüşleri. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Öktem, Ü. (1993). Mestcizade nin Al-Hilafiyyat bayna al-hukama ma a al-mutakallimin ve al-hilafiyyat bayna al-mu tazila ma a al-asa ira ve al-hilafiyyat bayna al-aşa ira ma a al-maturidiyya adlı eseri. Yayınlanmamış doktora tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Öngören, R. (2007). Osmanlılar (Tasavvuf ve Tarikatlar). DİA, C. 33. İstanbul: TDV Yayınları. Saliba, G. (2006). Miladi II. yüzyıldan sonra müslümanların gezegen teorileri. R. Raşid, İslam Bilim Tarihi C. I (çev. H. Türker & C. İpar) içinde (85-159) İstanbul: Litera Yayıncılık. Sarıkavak, K. (1997). XVIII. yüzyılda bir Osmanlı düşünürü Yanyalı Es ad Efendi. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Sarıoğlu, H. (1999). Osmanlı da felsefe-kelâm-tasavvuf ilişkileri. Osmanlı, C. 8. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. Sarıoğlu, H. (1995). el-ebherî nin kelâm ve felsefeye ilişkin bir eseri. İstanbul. Sarıoğlu, H. (2006). Taşköprülüzâde nin ilim ve felsefe anlayışı. Osmanlı Bilim Tarihinde Taşköprülüzadeliler Sempozyumu. Kastamonu: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Sinanoğlu, M. (2004). el-mevâkıf. DİA, C. 29, Ankara: TDV Yayınları. Sözen, K. (2001a). Ebu l-berkât el-bağdâdî nin zaman teorisi. Dinî Araştırmalar, 4(10), s Sözen, K. (2005). Klâsik dönem Osmanlı bilginlerinin felsefeye karşı tutumu. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1(14),1-23. Sözen, K. (2002). Klasik dönem Osmanlı Türk düşüncesi. Yeni Türkiye, 8(46), Sözen, K. (2001b). İbn Kemal de metafizik. Isparta: Fakülte Kitabevi. Stanford, J. S. (1982). Osmanlı İmparatorluğu ve modern Türkiye, C. I. (çev. M. Harmancı). İstanbul: E. Yayınları. 152
31 Osmanlı nın Klasik Döneminde Felsefe ve Değeri Taftazânî (1999). Şerhu l-akâid, kelâm ilmi ve islâm akâidi (çev. S. Uludağ). İstanbul: Dergah Yayınları. Taşköprülüzâde (1968). Miftâhü s-sa âde ve misbâhü s-siyâde fî mevzû âti l-ulûm, nşr. K. Kâmil Bekrî-A. Ebunnûr, C. I, Kahire: Dârü l-kütübi l-hadise. Tusî, Alâaddin (1990). Tehâfütü l-felâsife (Kitâbu z-zuhr) (çev. R. Duran). Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Tusî, Alâaddin (1990). Tehâfütü l-felâsife (tah. ve ta lil: Rıza Saade). Beyrut: Daru l- Fikri l-lübnanî. Türker, Mübahat (1956). Üç Tehâfüt bakımından felsefe ve din münasebeti. Ankara: TTK Basımevi. Uzunçarşılı, İ. H. (1983). Osmanlı Tarihi, C. II. Ankara: TTK. Basımevi. Uzunçarşılı, İ. H. (1988). Osmanlı Devleti nin ilmiye teşkilâtı. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. Ülken, H. Z. (1998). İslâm felsefesi. İstanbul: Ülken Yayınları. Yakuboğlu, K. (2006). Osmanlı medrese eğitimi ve felsefesi. İstanbul: Gökkubbe Yayınları. Yazıcıoğlu, M. S. (2001). İslâm düşüncesinin tarihsel gelişimi. Ankara: Akçağ Yayınları. Yormaz, A. (2003). Ebherî nin Hidâyetü l-hikme si ve Osmanlı Türk düşüncesinde yeri. Yayınlanmamış yüksek lisans tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Estitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Bilim Dalı. 153
32 Center for Values Education Journal of Values Education Turkey-, 2007, 5 (13), Philosophy and Its Importance in Ottoman Classical Era Hatice TOKSÖZ, M.A.* Marmara University Institute of Social Sciences Citation- Toksöz, H. (2007). Philosophy and Its Importance in Ottoman Classical Era. Journal of Values Education-Turkey, 5 (13), Center for Values Education Abstract- The boundries among philosophy, theology and mysticism in the Ottoman Turkish thought are not clear, in addition, the problems of these fields are mixed with each other. It is necessary to take this into account to clarify the attitudes of the Ottoman scholars towards philosophy and during that period, whether there is an interest in philosophy. In this study, it is put forward that the Ottoman scholars of the classical period showed, in general, positive attitudes towards philosophy. In this respect, continuation of the tradition of Tahafut writing, investigation of some philosophical problems, demonstrations of philosophical cases in several studies could be considered as positive attitudes towards philosophy. On the other hand, negative attitudes towards philosophy aslo can be found. Key Words- Islamic Philosophy, Philosophy in the Ottomans, Ottoman Thought. * Address for correspondence- Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ressam Namık İsmail Sk. No Bahçelievler, İstanbul- Türkiye [email protected]
İSLAM FELSEFESİ: Tarih ve Problemler Editör: M. Cüneyt Kaya. ISBN sayfa, 45 TL.
İSLAM FELSEFESİ: Tarih ve Problemler Editör: M. Cüneyt Kaya ISBN 978-605-4829-05-7 869 sayfa, 45 TL. VII. yüzyılın başlarında kadim medeniyet havzalarında canlılığını neredeyse kaybetmiş olan felsefe,
Editörler Prof.Dr. İsmail Erdoğan / Dr. Öğr. Üyesi Enver Demirpolat İSLAM FELSEFESİ
Editörler Prof.Dr. İsmail Erdoğan / Dr. Öğr. Üyesi Enver Demirpolat İSLAM FELSEFESİ Yazarlar Prof. Dr. Kemal Sözen Prof. Dr. Mevlüt Uyanık Doç. Dr. Ali Kürşat Turgut Doç. Dr. Aygün Akyol Doç. Dr. Hamdi
Editörler Prof.Dr. İsmail Erdoğan / Yrd.Doç.Dr. Enver Demirpolat İSLAM FELSEFESİ
Editörler Prof.Dr. İsmail Erdoğan / Yrd.Doç.Dr. Enver Demirpolat İSLAM FELSEFESİ Yazarlar Prof.Dr. Kemal Sözen Prof.Dr. Mevlüt Uyanık Doç.Dr. Aygün Akyol Doç.Dr. Hasan Akkanat Doç.Dr. İbrahim Çetintaş
Tefsir, Kıraat (İlahiyat ve İslâmî ilimler fakülteleri)
ARAŞTIRMA ALANLARI 1 Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı alanlarına dair araştırmaları kapsar. 1. Kur an tarihi 2. Kıraat 3. Memlükler ve
İslamî bilimler : Kur'an-ı Kerim'in ve İslam dininin doğru biçimde anlaşılması için yapılan çalışmalar sonucunda İslami bilimler doğdu.
Türk İslam Bilginleri: İslam dini insanların sadece inanç dünyalarını etkilemekle kalmamış, siyaset, ekonomi, sanat, bilim ve düşünce gibi hayatın tüm alanlarını da etkilemiş ve geliştirmiştir Tabiatı
MÂTÜRÎDÎ KELÂMINDA TEVİL
Önsöz Klasik ilimler geleneğimizin temel problemlerinden birine işaret eden tevil kavramını en geniş anlamıyla inanan insanın, kendisine hitap eden vahyin sesine kulak vermesi ve kendi idraki ile ilâhî
SİİRT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ CİLT: 4 SAYI 1 s MOLLA FENÂRÎ DE TASAVVUF METAFİZİĞİ
SİİRT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ CİLT: 4 SAYI 1 s. 183-188 MOLLA FENÂRÎ DE TASAVVUF METAFİZİĞİ Muammer İskenderoğlu, Değişim Yayınları, İstanbul-2016, s. 133. Yakup ÖZKAN* Geneli bakımından
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : İSLAM FELSEFE TARİHİ I Ders No : 0070040158 Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 3 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili
İSLÂM FELSEFESİ. TARİH ve PROBLEMLER. editör M. Cüneyt Kaya
İSLÂM FELSEFESİ TARİH ve PROBLEMLER editör M. Cüneyt Kaya İSAM Yayınları 152 İlmî Araştırmalar Dizisi 63 İSLÂM FELSEFESİ Tarih ve Problemler editör M. Cüneyt Kaya Bu kitap İsam Yönetim Kurulunun 21.10.2011
İslâm Felsefesi Tarihi 2
İslâm Felsefesi Tarihi 2 Genel Editör ve Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Eyüp Baş Editör Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya Yazarlar Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar Prof. Dr. Süleyman Hayri
Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl. Lisans İLAHİYAT ERCİYES Üniversitesi Y. Lisans Sosyal Bilimler Enstitüsü ANKARA Üniversitesi 1989
ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ Adı Soyadı: Nuri ADIGÜZEL Doğum Tarihi: YAHYALI 13 MART 1962 Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans İLAHİYAT ERCİYES Üniversitesi 1985 Y. Lisans Sosyal Bilimler
İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi
Ahlâk Düşüncesi Projesi İSLAM İSLAMAHLÂK AHLÂKDÜŞÜNCESİ DÜŞÜNCESİ PROJESİ PROJESİ düşüncesi düşüncesiiçerisinde içerisindepek pekçok çokdisiplin disiplintarafından tarafındantartıtartışılagelmiş şılagelmiş
AYP 2017 ÜÇÜNCÜ DÖNEM ALIMLARI
ALANLAR ve ÖNCELİKLER AYP 2017 ÜÇÜNCÜ DÖNEM ALIMLARI 1- Kur an İlimleri ve Tefsir Kur an ilimleri, Kur an tarihi, tefsir gibi Kur an araştırmalarının farklı na dair araştırmaları 1. Kur an tarihi 2. Kıraat
ÖZGEÇMİŞ KİŞİSEL BİLGİLER. Murat DEMİRKOL. Doç. Dr. (Assoc. Prof. Dr.) Reşadiye-Tokat/1969.
ÖZGEÇMİŞ KİŞİSEL BİLGİLER Adı-Soyadı: Unvan: Doğum Yeri ve Yılı: Bölüm: Murat DEMİRKOL Doç. Dr. (Assoc. Prof. Dr.) Reşadiye-Tokat/1969 Felsefesi) Tlf: 0312 324 15 55 Cep tlf: 0545 467 10 87 E-Posta: [email protected]
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ 1. BÖLÜM İSLÂM FELSEFESİNE GİRİŞ
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...9 1. BÖLÜM İSLÂM FELSEFESİNE GİRİŞ / Ömer Mahir Alper 1. İslâm Felsefesi nin Mâhiyeti ve İslâm Felsefesi Tabirinin Kullanımı...13 2. İslâm Felsefesinin Alanı ve Kapsamı...18 3. Felâsife
İSLAM FELSEFESİ DOKTORA YETERLİLİK OKUMA LİSTESİ
İSLAM FELSEFESİ DOKTORA YETERLİLİK OKUMA LİSTESİ I. Klasik Metinler 1. Kindî, Felsefî Risaleler, Mahmut Kaya (İstanbul: Klasik, 2013). 2. Âmirî, Kitabu l-emed ale l-ebed: Sonsuzluk Peşinde, çev. Yakup
İSMAİL TAŞ, MEHMET HARMANCI, TAHİR ULUÇ,
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : İSLAM AHLAK ESASLARI VE FELSEFESİ Ders No : 0070040072 Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 4 Ders Bilgileri Ders Türü
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : KELAM TARİHİ Ders No : 0070040093 Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 3 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili Öğretim
Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma
İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.
İslâm Felsefesi El Kitabı
İslâm Felsefesi El Kitabı Genel Editör ve Proje Yürütücüsü Prof. Dr. Eyüp Baş Editör Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya Yazarlar Prof. Dr. Ali Durusoy Prof. Dr. Alparslan Açıkgenç Prof. Dr. Bayram Ali Çetinkaya
KELAM DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI
7. KELAM DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMININ UYGULANMASI 7.1. KELAM DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMININ TEMEL FELSEFESİ VE GENEL AMAÇLARI Kelam; naslardan hareketle inanç esaslarını ve insanın düşünce yapısına ilişkin temel
Eşref Altaş * Ömer Mahir Alper. Osmanlı Felsefesi: Seçme Metinler. İstanbul: Klasik Yayınları, 2015, 503 sayfa. ISBN:
Ömer Mahir Alper. Osmanlı Felsefesi: Seçme Metinler. İstanbul: Klasik Yayınları, 2015, 503 sayfa. ISBN: 978-605-5245-65-8. Eşref Altaş * İslâm düşüncesiyle ilgili çalışmalar, klasik oryantalizmin Gazzâlî
SOSYOLOJİSİ (İLH2008)
DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. DİN SOSYOLOJİSİ (İLH2008) KISA ÖZET-2013
Merkez / Bitlis Temel İslam Bilimleri /Tasavvuf Ana Bilim Dalı.
Adı Soyadı Ünvan Doğum Yeri Bölüm E-posta : Bülent AKOT Doç. Dr. Merkez / Bitlis Temel İslam Bilimleri /Tasavvuf Ana Bilim Dalı. [email protected] EĞİTİM BİLGİLERİ Derece Bölüm Program Üniversite
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KELAM VE İSLAM MEZHEPLERİ ILH
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KELAM VE İSLAM MEZHEPLERİ ILH 210 4 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Lisans Yüz Yüze / Zorunlu Dersin
İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİ DERSLERİ
Klasik Metinler Üzerinden İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİ DERSLERİ 25 Mart 2016 Son Başvuru Tarihi klasikdusunceokulu.org Klasik Düşünce Okulu Klasik Düşünce Okulu, İslam medeniyetinin çeşitli disiplinlerinde üretilen
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ Eğitim-Öğretim Yılı 1.ve 2. Öğretim Eğitim Planları
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ 2018-2019 Eğitim-Öğretim Yılı 1.ve 2. Öğretim Eğitim Planları HAZIRLIK SINIFI (YILLIK) KODU DERSİN ADI Kredi İLH001 ARAPÇA 26 0 26 26 Konu Başlıkları (Yıllık) T
DERS ÖĞRETİM PLANI. Prof. Dr. Yaşar AYDINLI
DERS ÖĞRETİM PLANI TÜRKÇE 1 Dersin Adı: Ortaçağ ve Rönesans ta Felsefe 2 Dersin Kodu: FLS 1012 3 Dersin Türü: Zorunlu 4 Dersin Seviyesi: Lisans 5 Dersin Verildiği Yıl: 6 Dersin Verildiği Yarıyıl: 7 Dersin
Dersin Adı Kodu Yarıyılı T+U Kredisi Akts Felsefeye Giriş IV
Adı Kodu Yarıyılı T+U Kredisi Akts Felsefeye Giriş IV 2+0 2 2 Ön Koşul Dersler Yardımcıları Amacı Öğrenme Bu dersin genel amacı; felsefe adı verilen rasyonel faaliyetin ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı,
Şerhu l-fâtiha ve ba zı sûreti l-bakara
Şerhu l-fâtiha ve ba zı sûreti l-bakara (ö. 690 h. / 1291 m.) Tahkik TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Yayın No. 728 İSAM Yayınları 198 Klasik Eserler Dizisi 19 Her hakkı
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS İSLAM EĞİTİM TARİHİ ILA323 5 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Seçmeli Dersin
YIL / YEAR 13, SAYI / ISSUE 25 (BAHAR / SPRING 2015/1) ss
OSMANLI FELSEFESİ, ( ) ss. 287-294 NECMİ DERİN Yrd. Doç. Dr. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı [email protected] İnsanların düşüncelerini ifade ederken
Sahn-ı Semândan Dârülfünûn a
Sahn-ı Semândan Dârülfünûn a Osmanlı da İlim ve Fikir Dünyası Âlimler, Müesseseler ve Fikrî Eserler XVI. Yüzyıl SEMPOZYUM TEBLİĞLERİ Sahn-ı Semân dan Darülfünûn a 3 Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları
GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ
GÜMÜŞHANE ÜNİVERSİTESİ EDEBİYAT FAKÜLTESİ Felsefe Bölümü DERS İÇERİKLERİ I.SINIF I.YARIYIL FL 101 FELSEFEYE GİRİŞ I Etik, varlık, insan, sanat, bilgi ve değer gibi felsefenin başlıca alanlarının incelenmesi
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ARAB DİLİ VE BELAGATİ Arap Dili ve Belagati Anabilim Dalı, İslâm dininin temel kaynaklarını doğrudan anlayabilmek, temel İslâm bilimleri ve kültür tarihi alanlarında yazılmış olan
insan toplum Değerlendirmeler
insan toplum Değerlendirmeler the journal of humanity and society Cahid Şenel, Yeni Eflâtunculuğun İslâm Felsefesine Yansımaları, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2017, 331 s. Değerlendiren: Hatice Toksöz Ülkemizde
Abdullah Yıldırım * * Arş. Gör., İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü.
Şükran Fazlıoğlu, Dil Bilimlerinin Sınıflandırılması, (el-metalib el-ilahiyye fi mevzuat el-ulum el-luğaviyye) Eleştirel Metin, Çeviri ve İnceleme, Tokatlı Hasanoğlu Lütfullah [Molla Lütfi], İstanbul:
Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : TÜRK DİLİ I Ders No : 00700400 : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 2 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili Öğretim Tipi Ön Koşul
2.SINIF (2013 Müfredatlar) 3. YARIYIL 4. YARIYIL
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ 2014-2015 Eğitim Öğretim Yılı 1.ve 2.Öğretim (2010 ve Sonrası) Eğitim Planları HAZIRLIK SINIFI (YILLIK) KODU DERSİN ADI T U Kredi AKTS İLH001 ARAPÇA 26 0 26 26 Konu
NAZARİYAT İslâm Felsefe ve Bilim Tarihi Araştırmaları Dergisi
M. Cüneyt Kaya (ed.), İslâm Düşüncesinde Süreklilik ve Değişim: Seyyid Şerif Cürcânî Örneği, İstanbul: Klasik Yayınları, 2015. 238 sayfa. ISBN: 078-605-5245-60-3. İbrahim Halil Üçer * İslâm düşüncesinin
ORTAÇAĞ FELSEFESİ MS
ORTAÇAĞ FELSEFESİ MS.476-1453 Ortaçağ Batı Roma İmp. nun yıkılışı ile İstanbul un fethi ve Rönesans çağının başlangıcı arasındaki dönemi, Ortaçağ felsefesi ilkçağ felsefesinin bitiminden modern düşüncenin
Kelâm ve Mezhepler Tarihi II
Türkiye de İslami İlimler: Kelâm ve Mezhepler Tarihi II ISSN 1303-9369 Cilt: 14 Sayı: 28 2016 Yılda iki defa yayınlanır Sahibi Bilim ve Sanat Vakfı Yazı İşleri Müdürü Salih Pulcu Editör Yunus Uğur ISSN
İSLAM AHLAK ESASLARI VE FELSEFESİ
Editörler Prof. Dr. İsmail Erdoğan - Doç. Dr. Enver Demirpolat İSLAM AHLAK ESASLARI VE FELSEFESİ Yazarlar Prof. Dr. İsmail Erdoğan Doç.Dr. Enver Demirpolat Doç.Dr. İrfan Görkaş Dr. Öğr.Üyesi Ahmet Pirinç
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ Eğitim Öğretim Yılı 1.ve 2.Öğretim (2010 ve Sonrası) Eğitim Planları HAZIRLIK SINIFI (YILLIK)
ERCİYES ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ 01-014 Eğitim Öğretim Yılı 1.ve.Öğretim (010 ve Sonrası) Eğitim Planları HAZIRLIK SINIFI (YILLIK) KODU DERSİN ADI İLH001 ARAPÇA 0 Konu Başlıkları (Yıllık) T Sözlü
Ders Adı : DİN PSİKOLOJİSİ Ders No : Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 4. Ders Bilgileri. Ön Koşul Dersleri
Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : DİN PSİKOLOJİSİ Ders No : 00004003 Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 4 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili Öğretim
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı. Yayın Kataloğu
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayın Kataloğu 2013 2 TAHRÎRU USÛLİ L-HENDESE VE L-HİSÂB EUKLEIDES İN ELEMANLAR KİTABININ TAHRİRİ Nasîruddin Tûsî (ö. 1274) Meşhur Matematikçi Eukleides in (m.ö.
Halil Aydınalp. Nazarî Tasavvufun Kurucusu: Sadreddin Konevî Ekrem Demirli İstanbul: İSAM Yayınları, sayfa.
Kitâbiyat günümüzde internet siteleri vardır. Diğer taraftan bu sitelerin kimler tarafından kurulduğu, hangi amaca hizmet ettiği ve içeriğinin nasıl doldurulduğu kesinlik arz etmemektedir. Bilgiden ziyade
IÇERIK ÖNSÖZ. Giriş. Birinci Bölüm ALLAH A İMAN
IÇERIK ÖNSÖZ 13 Giriş DİN VE AKAİT Günümüzde Din Algısı Sosyal Bilimcilere Göre Din İslam Açısından Din Dinin Anlam Çerçevesi İslam Dini İslam ın İnanç Boyutu Akait İman İman-İslam Farkı İman Bakımından
Meâni l-esmâi l-ilâhiyye
Meâni l-esmâi l-ilâhiyye Afîfüddin et-tilimsânî (ö. 690 h. / 1291 m.) Tahkik TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Yayın No. 731 İSAM Yayınları 197 Klasik Eserler Dizisi 18 Her
ÖZGEÇMİŞ. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Ankara Üniversitesi 2015
ÖZGEÇMİŞ 1. Adı ve Soyadı: 2.Doğum Tarihi: 29 Ocak 1978 3.Ünvanı : Doç. Dr. 4.Öğrenim Durumu: Doktora DERECE ALAN ÜNİVERSİTE YIL Lisans İlahiyat Ankara 2000 Yüksek Lisans Doktora ve Din Bilimleri (İslam
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS HUKUK DOKTORİNLERİ VE İSLAM HUKUKU
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS HUKUK DOKTORİNLERİ VE İSLAM HUKUKU İLH322 6 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Türkçe Lisans Dersin Türü Yüz Yüze
İslâm Düşüncesinde Süreklilik ve Değişim: Seyyid Şerif Cürcânî Örneği M. Cüneyt Kaya (ed.) İstanbul: Klasik, 2015, 238 s.
Kitâbiyat İslâm Düşüncesinde Süreklilik ve Değişim: Seyyid Şerif Cürcânî Örneği M. Cüneyt Kaya (ed.) İstanbul: Klasik, 2015, 238 s. XIX. yüzyıla kadar Osmanlı dönemindeki hâkim düşüncenin başat unsuru
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS KURÂN A ÇAĞDAŞ YAKLAŞIMLAR ILH333 5 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Seçmeli
İslâm Düşüncesinin Dönüşüm Çağında. Editörler: Ömer Türker Osman Demir
Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Yayın No. 739 İSAM Yayınları 153 İlmî Araştırmalar Dizisi 65 Her hakkı mahfuzdur. İslâm Düşüncesinin Dönüşüm Çağında FAHREDDİN er-râzî Editörler: Ömer Türker Osman Demir
EK-3 ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Abdulkuddüs BİNGÖL 2. Doğum Tarihi : 28 Mart Unvanı : Prof. Dr. 4. Öğrenim Durumu : Doktora 5.
EK-3 ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı : Abdulkuddüs BİNGÖL 2. Doğum Tarihi : 28 Mart 1952 3. Unvanı : Prof. Dr. 4. Öğrenim Durumu : Doktora 5. Çalıştığı Kurum : Artvin Çoruh Üniversitesi Derece Alan Üniversite Yıl
OSMANLILAR. 23.03.2015 Yrd. Doç. Dr. Ali Gurbetoğlu. İstanbul Ticaret Üniversitesi
OSMANLILAR 1 2 3 Osmanlılarda Eğitimin Genel Özellikleri Medreseler çok yaygın ve güçlü örgün eğitim kurumları haline gelmiş, toplumun derinden etkilemişlerdir. Azınlıkların çocuklarını üst düzey yönetici
İBN SİNA'NIN BİLİMLER SINIFLAMASI
T.C. ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ İLÂHİYAT FAKÜLTESİ Sayı: 9, Cilt: 9, 2000 İBN SİNA'NIN BİLİMLER SINIFLAMASI Hidayet Peker * İbn Sina'nın bilimler sınıflaması, müstakil olarak bu konuya ayrıdığı "Aklî Bilimlerin
Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları Yayın No. 756 İSAM Yayınları 202 İlmî Araştırmalar Dizisi 90 Her hakkı mahfuzdur.
Mustafa Bülent Dadaş, Dr. 1979 da Adana da doğdu. Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ni bitirdi (2002). Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü nde Mecelle de Bulunan Hukuk-Dil İlişkisine Yönelik
Doç. Dr. Mustafa Alkan
Doç. Dr. Mustafa Alkan, Manisa nın Kula ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Manisa da tamamladı. 1988 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fatih Eğitim Fakültesi, Tarih Bölümü nden mezun oldu.
FARABİ DE BEŞ TÜMEL. Doktora Öğrencisi, Sakarya İlahiyat Fakültesi, İslam Felsefesi Bilim Dalı,
FARABİ DE BEŞ TÜMEL Yakup ÖZKAN Giriş Farabi (ö. 950) ortaçağın en önemli felsefecilerinden biridir. Eserlerinin arasında Mantık Bilimi ile ilgili olanları daha fazladır. Farabi, mantıkçı olarak İslam
Sultantepe Mah. Cumhuriyet Cad. Fısatıkağacı İş Merkezi, No 39/1, Üsküdar İstanbul
Klasik İslam Düşüncesinde İnsan Tanımları Çalıştayı Kütahya da Gerçekleştirildi Klasik İslam Düşüncesinde İnsan Tanımları Çalıştayı, İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi kapsamında, İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği,İlmi
Tahsin Görgün-Yayınlar ve Çalışmalar 1. Tahsin Görgün (Kısa Özgeçmiş)
Tahsin Görgün-Yayınlar ve Çalışmalar 1 Tahsin Görgün (Kısa Özgeçmiş) 1961 yılında Sivas ta doğdu. Sivas İmam-Hatip Lisesini bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi nde lisans eğitimi yaptı
ÖN SÖZ fel- sefe tarihi süreklilikte süreci fel- sefe geleneği işidir
ÖN SÖZ Hepimiz biliyoruz ki, felsefede cevaplardan çok sorular önemlidir. Bu, felsefede ortaya konulan görüşlerden çok, onların nasıl oluşturulduklarına dikkat çekmek bakımından son derece önemlidir. Felsefeyi
HİTİT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ 2007 VE SONRASI MÜFREDAT PROGRAMI AKTS KODU
HİTİT ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAÜLTESİ 2007 VE SONRASI MÜFREDAT PROGRAMI T U : Teorik ders saati : Uygulamalı ders saati : Dersin redisi : Avrupa redi Transfer Sistemi 1.SINIF 1.SINIF ODU I. YARIYIL/GÜZ
T.C. BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ İSLAMİ İLİMLER FAKÜLTESİ İSLAMİ İLİMLER BÖLÜMÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM PROGRAMI
Z/S K/ Z/S K/ EK-1 T.C. BİLECİK ŞEYH EDEBALİ ÜNİVERSİTESİ İSLAMİ İLİMLER FAKÜLTESİ İSLAMİ İLİMLER BÖLÜMÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM PROGRAMI ARAPÇA HAZIRLIK SINIFI PROGRAMI Hazırlık 1. Yarıyıl İİH001 Arapça Dilbilgisi
T.C. VELÎ SEMPOZYUMU. Prof. Dr. Ali Rafet ÖZKAN KASTAMONU
T.C. ST MO U VE S TES III. ULUSL SI EY -I VELÎ SEMPOZYUMU E T Prof. Dr. Ali Rafet ÖZKAN E T Y IMCIL I Doç. Dr. Burhan BALTACI Ar. r. Be a A i e D C r. Do. Dr. A o an A DO DU Ar. r. Nuran SARICI 06-0 Ma
Ahlâk ve Etikle İlgili Temel Kavramlar
Ahlâk Kavramı Yrd. Doç. Dr. Rıza DEMİR İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İnsan Yönetimine Etik Yaklaşım Dersi Etik Türleri Mesleki Etik Türleri 2017 Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim
Yayın Değerlendirme / Book Reviews
343-347 Yayın Değerlendirme / Book Reviews Divan-ı Hikmet Sohbetleri (Editör: Prof. Dr. Zülfikar Güngör.) (2018). Ankara: Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı Yayınları.* Bülent Kaya**
İçindekiler. Giriş Konu ve Kaynaklar 13 I. Konu 15 II. Kaynaklar 19
Önsöz Kur an tefsirleri üzerine yapılan araştırmalar bir hayli zenginleşmesine karşın, yüzlerce örneğiyle sekiz-dokuz asırlık bir gelenek olan tefsir hâşiyeciliği, çok az incelenmiştir. Tefsir hâşiye literatürü;
İBN RÜŞD PSİKOLOJİSİ -Fizikten Metafiziğe İbn Rüşd ün İnsan Tasavvuru- Atilla ARKAN, İz yay. 376 s. Sadi YILMAZ
sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi 15 / 2007, s. 203-208 kitap tanıtımı İBN RÜŞD PSİKOLOJİSİ -Fizikten Metafiziğe İbn Rüşd ün İnsan Tasavvuru- Atilla ARKAN, İz yay. 376 s. Sadi YILMAZ Gerek
Ýslâm Ahlak Teorileri (Ethical Theories in Islam)
ve referanslar ve elbette tarihsel ve entelektüel ardalan ileri derecede önemlidir. Çünkü genelde Batýlý kavramlar, kendilerinde ne olduklarý na bakýlmaksýzýn (aslýnda akademik ve entelektüel bir soruþturmanýn
Avrupa İslam Üniversitesi İSLAM ARAŞTIRMALARI. Journal of Islamic Research البحوث االسالمية
Avrupa İslam Üniversitesi İSLAM ARAŞTIRMALARI Journal of Islamic Research البحوث االسالمية Yıl 3 Sayı 1 Mayıs 2010 .. / Özet: Hadislerin anlaşılmasında aklın putlaştırılması Batıyla geniş bir etkileşim
YENİ BİR İSLAM MEDENİYETİ TASAVVURU İÇİN FELSEFEYİ ANADOLU DA YENİDEN YURTLANDIRMAK PROJESİ
YENİ BİR İSLAM MEDENİYETİ TASAVVURU İÇİN FELSEFEYİ ANADOLU DA YENİDEN YURTLANDIRMAK PROJESİ Mevlüt UYANIK Prof.Dr. Hitit üniversitesi 1 YENİ BİR İSLAM MEDENİYETİ TASAVVURU İÇİN FELSEFEYİ ANADOLU DA YENİDEN
Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak
Kazak Hanlığı nın kuruluşunun 550. yılı dolayısıyla Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümümüzce düzenlenen Kazak Hanlığı ve Kazakistan konulu bu toplantıda Kısaca Kazak
Takdim. 1 Hüseyin Atay, Osmanlılar da Yüksek Din Eğitimi, İstanbul: Dergâh Yay., 1983, s. 36.
Takdim Bir ilmin geçmişini bilmek, Müspet ilimlerde bile belki daha yakın bir tarihe inmeye lüzum gösterdiği halde, mânevî (beşerî) ilimlerde tarihin derinliklerine kadar inmeye ihtiyaç gösterir. 1 İnsanoğlunun
İÇİNDEKİLER. Yedinci Baskıya Önsöz 15 İkinci Baskıya Önsöz 16 Önsöz 17 GİRİŞ 19 I. BÖLÜM FELSEFE ÖĞRETİMİ 23
İÇİNDEKİLER Yedinci Baskıya Önsöz 15 İkinci Baskıya Önsöz 16 Önsöz 17 GİRİŞ 19 I. BÖLÜM FELSEFE ÖĞRETİMİ 23 I. Felsefe Eğitimi ve Öğretimi 23 A. Eğitim ve Öğretim 23 B. Felsefe Eğitimi ve Öğretimi 24 II.
Osmanlı Döneminde Hisabu s-sittinî
Osmanlı Döneminde Hisabu s-sittinî Bu hisab sisteminde rakamlar yerine Arap harfleri kullanıldığı için hisabü'lcümmel, altmış tabanlı konumlu sayı sitemi kullanıldığı için hisabü's-sittini, derece ve dakika
sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi 19 / 2009, s tanıtım-değerlendirme
sakarya üniversitesi ilahiyat fakültesi dergisi 19 / 2009, s. 251-255 tanıtım-değerlendirme KELÂM TARİHİNİN PROBLEMLERİ Muhit MERT, Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2008, 160 s. Necmettin KUZU Kitap adından
MARMARA ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ PDR ANA BİLİM DALI 2018 BAHAR YARIYILI TÜRK EĞİTİM TARİHİ DERSİ İZLENCESİ
MARMARA ÜNİVERSİTESİ ATATÜRK EĞİTİM FAKÜLTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ PDR ANA BİLİM DALI 2018 BAHAR YARIYILI TÜRK EĞİTİM TARİHİ DERSİ İZLENCESİ Dersi Veren: Osman SEZGİN Telefon: (216) 521 97 97 E-posta:
Kadir CANATAN, Beden Sosyolojisi, Açılım Yayınları, 2011, 720 s. İstanbul.
KİTAP TANITIM VE DEĞERLENDİRMESİ Devrim ERTÜRK Araş. Gör., Mardin Artuklu Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü. Kadir CANATAN, Beden Sosyolojisi, Açılım Yayınları, 2011, 720 s. İstanbul. Beden konusu, Klasik
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS FIKIH I İLH
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS FIKIH I İLH 307 5 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu Dersin Koordinatörü
Memlüklerin Son Asrında Hadis -Kahire 1392-1517- Halit Özkan
Cilt/Volume: I Sayı/Number: 1 Yıl/Year 2015 Meridyen Derneği hadisvesiyer.info Memlüklerin Son Asrında Hadis -Kahire 1392-1517- Halit Özkan İstanbul: Klasik Yayınları 2014 (İkinci Basım), 240 sayfa. İslâm
İçindekiler. Kısaltmalar 13 GİRİŞ I. ÇALIŞMANIN KONUSU VE AMACI 15 II. İÇERİK VE YÖNTEM 16 III. LİTERATÜR 17
İçindekiler Kısaltmalar 13 GİRİŞ I. ÇALIŞMANIN KONUSU VE AMACI 15 II. İÇERİK VE YÖNTEM 16 III. LİTERATÜR 17 BİRİNCİ BÖLÜM MUHAMMED EBÛ ZEHRE NİN HAYATI, İLMÎ KİŞİLİĞİ VE ESERLERİ I. MUHAMMED EBÛ ZEHRE
MEDRESE GELENEĞİNDE AKĀİD VE KELÂM İLMİ
KELAM ARAŞTIRMALARI 11:1 (2013), SS.253-270. MEDRESE GELENEĞİNDE AKĀİD VE KELÂM İLMİ -Science of Kalam and Akāid in the Tradition of Madrasa- Dr. Osman DEMİRCİ Abstract: In madrasas theological education,
1-Anlatım 2-Soru ve Cevap 3-Sunum 4-Tartışma
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAP DİLİ VE EDEBİYATI I İLH 103 1 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu
Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri
Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ TDE729 1 3 + 0 6 Sosyal bilimlerle ilişkili
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ İSLÂMÎ İLİMLER FAKÜLTESİ LİSANS PROGRAMI 1. Yıl / I. Dönem Ders. Kur'an Okuma ve Tecvid I
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ İSLÂMÎ İLİMLER FAKÜLTESİ LİSANS PROGRAMI 1. Yıl / I. Dönem 3801101 3802101 Kur'an Okuma ve Tecvid I 3801111 3802111 Arapça Dil Bilgisi I 2 2 3 3 3801112 3802112 Arapça Okuma-Anlama
10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ
EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin
İslâm Metafiziğinde Tanrı ve İnsan: İbnü l-arabî ve Vahdet-i Vücûd Geleneği. Ekrem Demirli İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2005, 343 sayfa.
İslâm Metafiziğinde Tanrı ve İnsan: İbnü l-arabî ve Vahdet-i Vücûd Geleneği Ekrem Demirli İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 2005, 343 sayfa. Modern dönem tasavvuf araştırmalarının en önemli eksikliklerinden
Hacı Bayram-ı Velî nin Torunlarından Şair Ahmed Nuri Baba Divanı ndan Örnekler, Ankara Şehrengizi ve Ser-Güzeşt i
Hacı Bayram-ı Velî nin Torunlarından Şair Ahmed Nuri Baba Divanı ndan Örnekler, Ankara Şehrengizi ve Ser-Güzeşt i Yazar Mustafa Erdoğan ISBN: 978-605-9247-81-8 1. Baskı Kasım, 2017 / Ankara 100 Adet Yayınları
Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS FELSEFEYE GİRİŞ DKB
DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS FELSEFEYE GİRİŞ DKB211 3 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Zorunlu Dersin Koordinatörü
T.C. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ENSTİTÜ KURULU TOPLANTI TUTANAĞI
T.C. RECEP TAYYİP ERDOĞAN ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ENSTİTÜ KURULU TOPLANTI TUTANAĞI Sayı : 47 Tarih : 04.09.2012 Toplantıda Bulunanlar : 1. Yrd. Doç. Dr. Süleyman TURAN, Müdür V. 2. Prof.
T.C. ERCİYES ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü
T.C. ERCİYES ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürlüğü *BE5FBY8BV* Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı Sayı :27306776/100/ 10770 30/01/2018 Konu :Eğitim - Öğretim İşleri (Genel)
EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIF FELSEFE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ
KASIM EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIF FELSEFE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı 1.ÜNİTE - FELSEFEYLE TANIŞMA A-Felsefe Nedir? Felsefenin
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS DERSLERİ DERSİN KODU VE ADI TEZ 5000 Yüksek Lisans Tezi TİB 5010 Seminer UAD 8000 Uzmanlık Alan
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS DERSLERİ TİB 5010 Seminer UAD 8000 Uzmanlık Alan Dersi I UAD 8001 Uzmanlık Alan Dersi-II TİB 5660 Hadiste Sened ve Metin Tenkidi TİB 5190 Mukayeseli Hadis
Abdullah Kartal, Tasavvufun Oluşumu: Şeriat- Hakikat İlişkisi, Bursa: Emin Yay., 2015, 272 s.
Abdullah Kartal, Tasavvufun Oluşumu: Şeriat- Hakikat İlişkisi, Bursa: Emin Yay., 2015, 272 s. Hacı Bayram BAŞER * İslâmî ilimlerin teşekkül devreleri, farklı disiplinlerde gerçekleştirilen araştırmalarla
İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ. Bu Beldede İlim Ölmüştür
İLİM ÖĞRETMENİN FAZİLETİ Bu Beldede İlim Ölmüştür Rivayet edildiğine göre Süfyan es-sevrî (k.s) Askalan şehrine gelir, orada üç gün ikamet ettiği halde, kendisine hiç kimse gelip de ilmî bir mesele hakkında
İbrahim Kalın Knowledge in Later Islamic Philosophy: Mulla Sadra on Existence, Intellect, and Intuition. Sümeyye PARILDAR
tığa yer verilmemektedir. Mantık bölümü olan eserlerde ise mantıktan sonra, varlık araştırmasına bir giriş olarak değerlendirilebilecek umûr-ı âmme başlığı bulunmaktadır. Bu başlıkta varlığın bölünebileceği
