ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I"

Transkript

1 T.C. ANADOLU ÜN VERS TES YAYINI NO: 2645 AÇIKÖ RET M FAKÜLTES YAYINI NO: 1612 ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Yazar Prof.Dr. Tayyar ARI (Ünite 1-8) Editörler Prof.Dr. Tayyar ARI Yrd.Doç.Dr. Elif TOPRAK ANADOLU ÜN VERS TES

2 Bu kitab n bas m, yay m ve sat fl haklar Anadolu Üniversitesine aittir. Uzaktan Ö retim tekni ine uygun olarak haz rlanan bu kitab n bütün haklar sakl d r. lgili kurulufltan izin almadan kitab n tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kay t veya baflka flekillerde ço alt lamaz, bas lamaz ve da t lamaz. Copyright 2012 by Anadolu University All rights reserved No part of this book may be reproduced or stored in a retrieval system, or transmitted in any form or by any means mechanical, electronic, photocopy, magnetic tape or otherwise, without permission in writing from the University. UZAKTAN Ö RET M TASARIM B R M Genel Koordinatör Doç.Dr. Müjgan Bozkaya Genel Koordinatör Yard mc s Yrd.Doç.Dr. rem Erdem Ayd n Ö retim Tasar mc lar Doç.Dr. Murat Ataizi Yrd.Doç.Dr. Mestan Küçük Grafik Tasar m Yönetmenleri Prof. Tevfik Fikret Uçar Ö r.gör. Cemalettin Y ld z Ö r.gör. Nilgün Salur Dil Yaz m Dan flman Okt. Ayd n F nd ko lu Kitap Koordinasyon Birimi Uzm. Nermin Özgür Kapak Düzeni Prof. Tevfik Fikret Uçar Ö r.gör. Cemalettin Y ld z Dizgi Aç kö retim Fakültesi Dizgi Ekibi Uluslararas liflkiler Kuramlar -I ISBN Bask Bu kitap ANADOLU ÜN VERS TES Web-Ofset Tesislerinde adet bas lm flt r. ESK fieh R, Nisan 2013

3 çindekiler iii çindekiler Önsöz... vi Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik)... 2 G R fi... 3 REAL ZM N VARSAYIMLARI VE TEMEL ÖZELL KLER... 3 REAL ZM N FELSEF KÖKENLER... 6 KLAS K REAL ZM... 9 NEOREAL ZM VE KENNETH WALTZ Özet Kendimizi S nayal m Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar S ra Sizde Yan t Anahtar Yararlan lan Kaynaklar Liberalizm ve Yeni Liberalizm G R fi L BERAL DÜfiÜNCEN N FELSEF TEMELLER KLAS K L BERAL ZM VE TEMEL VARSAYIMLARI ULUSLARARASI L BERAL TEOR /NEOL BERAL ZM L BERAL ZM VE ULUSLARARASI fib RL L BERAL ZM VE BARIfiIN KORUNMASI Özet Kendimizi S nayal m Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar S ra Sizde Yan t Anahtar Yararlan lan Kaynaklar Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri G R fi MARKS ST TEOR EMPERYAL ZM TEOR LER BA IMLILIK VE MERKEZ ÇEVRE TEOR LER MODERN MARKS ST YAKLAfiIMLAR VE MERKEZ ÇEVRE TEOR LER Galtung un Yap salc Emperyalizm Teorisi Wallerstein n Dünya Sistemi Modeli Özet Kendimizi S nayal m Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar S ra Sizde Yan t Anahtar Yararlan lan Kaynaklar Jeopolitik Teoriler G R fi CO RAFYA VE JEOPOL T K TEOR GÜÇ VE JEOPOL T K TEOR JEOPOL T K DETERM N ZM VE DIfi POL T KA ÜN TE 2. ÜN TE 3. ÜN TE 4. ÜN TE

4 iv Uluslararas liflkiler Kuramlar -I JEOPOL T K TEOR VE EMPERYAL ZM JEOPOL T K (ÇEVRESEL) OLASILIK JEOPOL T K DÜfiÜNCE OKULU Özet Kendimizi S nayal m Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar S ra Sizde Yan t Anahtar Yararlan lan Kaynaklar ÜN TE 6. ÜN TE Oyun Teorisi G R fi OYUN TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI flbirli i, Ortak Ç kar, Güven ve letiflim Faktörleri letiflim ve Güven Durumu Rekabet ve Güvensizlik Durumu Ortak Ç karlar Durumu Z t Ç karlar Durumu OYUN TEOR S MODELLER S f r Toplaml Oyunlar S f r Toplaml Olmayan Oyunlar Tavuk Oyunu Modeli Geyik Av Modeli Mahkumun kilemi Modeli OYUN MODELLER N N DE ERLEND R LMES OYUN TEOR S NE YÖNEL K ELEfiT R LER Özet Kendimizi S nayal m Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar S ra Sizde Yan t Anahtar Yararlan lan Kaynaklar Uluslararas Sistem Teorisi G R fi S STEM KAVRAMI VE S STEM TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI ULUSLARARASI S YASAL S STEMLER ULUSLARARASI S STEM MODELLER Güç Dengesi Sistemi (Balance of Power) Gevflek ki Kutuplu Sistem S k ki Kutuplu Sistem Evrensel Sistem Hiyerarflik Sistem Birim Veto Sistemi S STEM TEOR S N N DE ERLEND R LMES S STEM MODELLER NE YÖNEL K ELEfiT R LER Özet Kendimizi S nayal m Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar S ra Sizde Yan t Anahtar Yararlan lan Kaynaklar

5 çindekiler v Karar Verme Teorisi G R fi KARAR VERME TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI KARAR VERME SÜREC NDE RASYONELL K KARAR VERMEDE K fi SEL ÖZELL KLER N ETK S KARAR VERME SÜREC NDE ALGILAMANIN ROLÜ KARAR VERME TEOR S N N MODELLER Küçük De ifliklikler Modeli: ki Ad m leri, Bir Ad m Geri Rastgele Ad mlar: Sarhofl Yürüyüflü Modeli Risk ve Baflar n n Hesaplanmas : Kumarbaz n flas Modeli Küçük Gruplarla Karar Verme Standart Uygulama Prosedürleri Rasyonel Politika Modeli Örgütsel Süreç Modeli Bürokratik Politika Modeli fielale Modeli Özet Kendimizi S nayal m Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar S ra Sizde Yan t Anahtar Yararlan lan Kaynaklar Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar G R fi EP STEMOLOJ K TARTIfiMALAR EMP R ZM RASYONAL ZM PRAGMAT ZM POZ T V ZM MANTIKÇI POZ T V ZM NEOPOZ T V ZM VE ELEfiT REL RASYONAL ZM POST MODERN ZM, POST POZ T V ZM Özet Kendimizi S nayal m Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar S ra Sizde Yan t Anahtar Yararlan lan Kaynaklar ÜN TE 8. ÜN TE

6 vi Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Önsöz nan lmaz bir h zla de iflen ve oldukça dinamik ve interdisipliner bir bilim dal olan Uluslararas liflkilerin önemi ve cazibesi her geçen gün artmaktad r. Yer küremizde insanl ilgilendiren hemen bütün konular, ayn zamanda uluslararas iliflkileri de ilgilendirmektedir. Çünkü küreselleflmenin artmas na paralel olarak, sorunlar da ülke içiyle s n rl kalmamakta, tüm uluslararas toplumu ve halklar ilgilendirmektedir. Bu durum, ortak çözümler aramay da zorunlu k lmaktad r. Böyle karmafl klaflan bir yap da, giderek artan gündemi ile uluslararas iliflkilerin rastgele bir bilim dal olmad n ve olaylar n, olgular n belli bir düzenlilik içinde cereyan etti ini ifade etmek tek bafl na yeterli de ildir. Do a bilimlerinde ve di er sosyal bilim alanlar nda oldu u gibi Uluslararas liflkilerin de ba ms z bir bilim dal olarak dikkate al nabilmesi ancak bu alandaki geliflmelerin ve olgular aras ndaki etkileflimlerin belli bir düzenlilik içinde ve genelleme yapmaya uygun oldu- unu göstermekle mümkündür. Uluslararas liflkiler ayr bir disiplin ve bilim dal oldu unu 1960 l y llarda teori alan ndaki yo un çal flmalarla kan tlam fl ve bu konudaki tart flmalar sonland rm flt r. Uluslararas iliflkiler alan nda teori konusundaki çal flmalar n özellikle kinci Dünya Savafl sonras döneme rastlad n ve bu tür çal flmalar n Anglo-Sakson dünyada bafllad n görüyoruz. Buna ra men, alan n daha ziyade Amerika merkezli olarak yürütüldü ünü söylemek mümkündür. Hatta bu durum Uluslararas liflkilere Amerikan merkezli bir sosyal bilim denmesine de yol açm flt r. Teorik tart flmalarla ilgili olarak, bu çal flmalar n ABD nin politikalar n meflrulaflt rmay amaçlad yolunda elefltiriler s kça dile getirilmifltir. Bütün bu elefltirilerin ne anlama geldi i, kitap okundu unda daha rahat anlafl lacakt r. Benzeri tart flmalara kitap içinde de yer verilmektedir. Bu akademik tart flmalar, disiplinin gelifliminin yeni oldu u gerçe ini de ifltirmemektedir. Uluslararas iliflkilerin tarihi, devletlerin ortaya ç kt zamana kadar geri gitmekle beraber; yani bir anlamda insanl k tarihi kadar eski olmakla beraber, bir bilim dal ve ayr bir disiplin olarak dikkate al nmas çok daha yenidir. Bu durum esas olarak kinci Dünya Savafl sonras dönemde dünyan n giderek küreselleflmesi ve ortaya ç kan So uk Savafl ortam nda ABD nin artan ç karlar ve ilgisi çerçevesinde, diplomasi ve d fl politika konular na daha profesyonel yaklaflmas yla beraber söz konusu olmufltur. Ancak günümüzde ABD ye özgü bir bilim dal olmaktan ç karak, Amerikan politikalar n n da çok s k tart fl lmas na vesile olan, daha ziyade uluslararas alanda bar fl n korunmas ve güvenli in sa lanmas na odaklanan, genifl bir gündeme sahip bir bilim dal haline gelmifltir. Uluslararas liflkiler Kuramlar -I kitab sekiz üniteden oluflmaktad r. Birinci ünitede, Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) ele al nmaktad r. Bu çerçevede realizmin, uluslararas iliflkilerde, politikay güç ve ç kar mücadelesi olarak gören bir yaklafl m n ad oldu u ifade edilmektedir. Bu teoriye göre, uluslararas politika, özünde güç ve ç kar mücadelesi olarak tan mlanabilecek bir siyasal süreçtir. Bu ayn zamanda realizmin ya da di er ad yla siyasal gerçekçili in ilk ve temel varsay m d r. Bu teori esas olarak I. Dünya Savafl sonras süreçte idealizmin temel düflüncesinin ve uluslararas bar fl ve güvenli i

7 Önsöz vii sa lamaya dönük varsay mlar n n iflas etmesi üzerine, idealizme bir meydan okuma fleklinde gündeme gelmifltir. Bu ünitede realizmin (siyasal gerçekçili in) temel kavramlar, siyasal gerçekçili in ana varsay mlar, siyasal gerçekçili in (realizmin) felsefe ve bilim dünyas ndaki temsilcileri, klasik realizm ile neorealizm (yeni gerçekçilik) aras ndaki temel farklar ve benzerlikler ve realizmin güvenlik meselesine yaklafl mlar tart fl lmaktad r. kinci ünitede, Liberalizm ve Yeni Liberalizm konusu ifllenmektedir. Esas olarak birey özgürlü ü üzerinde duran ve bireyin do ufltan gelen haklar n n hiçbir gerekçeye feda edilemeyecek kadar önemli oldu unu düflünen bir ayd nlanma dönemi felsefesi olan liberalizm, mutlakiyetçi ve otoriter rejimlere karfl olup, demokrasiyi öne ç karmaktad r. Liberalizm, özgür bireylerden meydana gelen devletlerin (demokrasilerin) oluflturdu u bir dünyan n daha bar flç l oldu unu varsaymaktad r. Karfl l kl ba ml l k, artan demokratikleflme ve kurumsal iflbirli i neoliberalizmin bar fl ve güvenlik sorununa yaklafl m nda temel unsurlar ve araçlar oluflturmaktad r. Bu ünitede, liberalizmin amaçlar ve hedefleri incelenmektedir. Birey özgürlü- ünün ve temel haklar n n liberalizmin temelini oluflturdu u ifade edilmekte; demokrasinin, birey özgürlü ünün garanti alt na al nd siyasal sistemler oldu u vurgulanmakta; otoriter rejimlerin olmad bir dünyan n daha bar flç l bir dünya olaca na iliflkin liberal düflünceler tart fl lmaktad r. Ayr ca, karfl l kl ba ml l n savafllar n azalmas ndaki önemi üzerinde durulmakta; liberal devletler aras nda uluslararas iflbirli ini gerçeklefltirmenin daha kolay oldu u gösterilmekte ve liberal teorilerin kurumsal iflbirli inin ve bar fl n tesisine iliflkin yaklafl m aç klanmaktad r. Konu, liberal düflüncenin felsefi temelleri, klasik liberalizm ve temel varsay mlar, uluslararas liberal teori, liberalizm ve uluslararas iflbirli i ve son olarak liberalizm ve bar fl n korunmas ana bafll klar alt nda ele al nmaktad r. Üçüncü ünitede, Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri incelenmektedir. Daha ziyade Marksist yazarlar veya Marksist felsefeden esinlenen bilim adamlar taraf ndan gündeme getirilen fikirlerin ve bu ba lamda Merkez Çevre teorilerinin ele al nd bu ünitede, öncelikle Marksizm ve temel varsay mlar üzerinde durulmaktad r. Marksizm ve merkez çevre teorilerinin ortak özelli i, uluslararas iliflkileri ve d fl politikay maddi unsurlarla ve daha ziyade siyasal ve askeri güç yerine ekonomik verilerle aç klamalar d r. Özellikle Marks n (Marx) s n f çat flmas ve sömürü yaklafl m, yeni Marksistler taraf ndan dünya politikas n ve emperyalizm olgusunu aç klarken temel referans olarak al nm flt r. Marks n kendisi emperyalizme iliflkin bir kuram gelifltirmemifl olmakla beraber, ondan sonra gelen baflta Lenin olmak üzere yeni Marksistlerin bu konuya yo unlaflt klar dikkati çekmektedir. Marks ve izleyicilerinin bir baflka temel özelli i ise toplumsal iliflkileri ve dünya politikas n tarihselci bir bak fl aç s yla ele almalar d r. Bu ba lamda Marksist teori ve onun temel varsay mlar n kabul eden ba ml l k ve merkez-çevre teorileri, uluslararas iliflkileri, üretim araçlar ve onlar n belirledi i üretim iliflkilerine ba l olarak ortaya ç kan s n fsal iliflki temelinde ele almaktad r. Ülke içindeki zengin/yoksul, ezen/ezilen veya daha somut ifadeyle burjuvazi/proleterya ay r - m n n küresel anlamda karfl l geliflmifl/azgeliflmifl ayr m d r. Bu ünitede Marksist felsefenin temel kavramlar tart fl lmakta; Karl Marks n s n f mücadelesi ve diyalektik tarihselcili ine yer verilmektedir. Ayr ca, Marksist felsefeden yola ç karak

8 viii Uluslararas liflkiler Kuramlar -I çat flma ve emperyalizm kavramlar tan mlanmakta; Marksist ve yeni (neo) Marksistlerin bak fl aç lar ndaki farkl l klar aç klanmakta; ba ml l k ve emperyalizm aras ndaki iliflkiye dikkat çekilerek merkez çevre teorilerinin; emperyalizm, ba- ml l k ve çat flma sorunlar na yaklafl mlar de erlendirilmektedir. Ünite, ana bafll klar halinde Marksist teori, emperyalizm teorileri, ba ml l k ve merkez çevre teorileri ve modern Marksist yaklafl mlar alt nda incelenmektedir. Dördüncü ünitede, Jeopolitik Teoriler konusu incelenmektedir. Jeopolitik teori, devletlerin co rafi özellikleri ve dünya üzerindeki konumlar yla, izledikleri d fl politika aras nda do rudan deterministik bir iliflki kurmaktad r. Di er faktörler sabit kalmak üzere, ülkenin co rafyas n n d fl politikay belirledi i savunulmaktad r. Buna göre, ülkenin kara ülkesi olmas ya da okyanuslarla çevrili olmas veya önemli nehirlere ve deniz ticaret yollar na sahip olmas, o ülkenin d fl politikas nda belirleyici bir etki yapmaktad r. Dolay s yla devletler aras ndaki rekabette, bu tür co rafyalara sahip olman n sa layaca avantaj, önemli rol oynamaktad r. Ayr ca devletlerin dünya üzerindeki konumu, devletin d fl politika gündemini ve önceliklerini belirlemektedir. Bu çerçevede, jeopolitik ve co rafya kavramlar aras ndaki iliflki, jeopolitik teorinin temel varsay mlar, jeopolitik teori ile realist (gerçekçi) teori aras ndaki benzerlikler, jeopolitik teori ve emperyalizm aras ndaki iliflki, jeopolitik teorinin kendi içindeki farkl l klar ve bak fl aç lar üzerinde durulmaktad r. Ünitenin ana bafll klar, co rafya ve jeopolitik teori, güç ve jeopolitik teori, jeopolitik determinizm ve d fl politika, jeopolitik teori ve emperyalizm, jeopolitik (çevresel) olas l k ve jeopolitik düflünce okuludur. Beflinci ünitede, Oyun Teorisi ele al nmaktad r. Oyun teorisi, farkl amaçlar ve ç karlar olan iki veya daha fazla oyuncu (aktör) aras ndaki iliflkileri inceler. Hiçbir oyuncu, oyunu tamamen kontrol edebilme imkân na sahip de ildir ve sonuçlar taraflar n izleyecekleri stratejiler belirler. Her bir oyuncu ya da taraf, di er taraf n izleyece i olas politikalar dikkate alarak politikas n ve stratejisini belirler. Her oyunda oyuncular için tehdit, hile, blöf ve karfl blöf gibi olas politikalar ve davran fllar bulunabilir. Bununla beraber, aktörler aras ndaki iliflkilerde her zaman çat flma söz konusu olmamakta, iflbirli inin mümkün oldu u durumlar da gündeme gelebilmektedir. Bu ünitede oyun teorisinin temel varsay mlar ve realizmle iliflkisi, oyun teorisinin devletler aras ndaki iflbirli ine, ortak ç kar ve çat flma durumlar na nas l uyguland ve oyun teorisinin modelleri tart fl lmaktad r. Ünite, oyun teorisinin temel varsay mlar, oyun teorisi modelleri, oyun modellerinin de- erlendirilmesi ve oyun teorisinin elefltirisi ana bafll klar ndan oluflmaktad r. Alt nc ünitede, Uluslararas Sistem Teorisi, anlat lmaktad r. Siyaset biliminde ve Uluslararas liflkilerde yayg n olarak kullan lan sistem teorisi, ayn zamanda sistem yaklafl m veya sistem analizi olarak da an lmaktad r. Sistem teorisi veya uluslararas sistem teorisi, devletler aras ndaki güç da l m n n ve iliflkilerin belirledi i ve aralar nda ba ml l k iliflkisi olan egemen ulus devletlerin oluflturdu u yap y inceler. Teorinin bafll ca varsay m, uluslararas sistem denilen bu yap n n, devletlerin d fl politikalar n belirlemesidir. Bu anlamda, sistem ve yap ile onun unsurlar olan devletlerin d fl politikalar aras nda tek tarafl, tayin edici ve belirleyici bir iliflkinin oldu u kabul edilmektedir. Dolay s yla, yap ile devletlerin d fl politikalar aras nda deterministik bir iliflki kurulmaktad r. Bu ünitede, sistem kav-

9 Önsöz ix ram tan mlanmakta, sistem teorisinin temel varsay mlar aç klanmakta, uluslararas siyasal sistemler ortaya konmakta ve uluslararas sistem teorisinin modelleri analiz edilmektedir. Ünite, sistem kavram, uluslararas siyasal sistemler, uluslararas sistem modelleri, sistem teorisinin de erlendirilmesi ve sistem teorisinin elefltirisi ana bafll klar ndan oluflmaktad r. Yedinci ünitede, Karar Verme Teorisi incelenmektedir. Uluslararas iliflkilerde karar verme teorisi, uluslararas politika alan nda araflt rma yürütürken, bireylerin ekonomik ve siyasal tercihlerinin nas l olufltu unu da inceleyen bir yaklafl md r. kinci Dünya Savafl ndan sonra, siyasal süreci analiz eden siyaset bilimciler taraf ndan bu yaklafl ma duyulan ilgide belirgin bir art fl olmufltur. Bu ba lamda yap lan çal flmalarla, Uluslararas liflkilerde d fl politika çözümlemelerinin alan genifllemifltir. Uluslararas politikan n anlafl lmas nda karar verme yaklafl m n n kullan lmas yeni bir olgu de ildir. Modern zamanlar dikkate al nd nda karar verme süreci, sistematik bir araflt rma konusu olarak ilk defa siyaset biliminin d - fl nda di er alanlarda söz konusu olmufltur. Ünitede karar verme teorisi ve temel varsay mlar, karar verme sürecinde rasyonelli in önemi, karar vermede kiflisel özelliklerin etkisi, karar verme sürecinde alg laman n rolü ve karar verme teorisinin modelleri ele al nmaktad r. Bu ünite, karar verme teorisinin temel varsay mlar, karar verme sürecinde rasyonellik, karar vermede kiflisel özelliklerin etkisi, karar verme sürecinde alg laman n rolü ve karar verme teorisinin modelleri ana bafll klar ndan oluflmaktad r. Sekizinci ünitede, Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar konusu ele al nm flt r. Bilim tarihine bak ld nda, temel epistemolojik ve metodolojik pozisyonlar n esas olarak empirizm ve rasyonalizm olarak iki ana gruba ya da ekole ayr ld - görülmektedir. Bunlara epistemoloji olarak pragmatizm de dahil edilmektedir. Bunlardan empirizmin, sosyal bilim alan na yans mas pozitivizm fleklinde olmufltur. Pozitivizm, sosyal bilimlerin de do a bilimleri gibi empirist yöntemlerle araflt - r labilece i ve bilginin deney ve gözleme dayand ölçüde bilimsel olabilece i iddias na dayanmaktad r. Bu anlamda de erden ar nm fl olma, olgusall k ve nesnellik, pozitivizmin temel özellikleridir. Buna karfl l k, rasyonalizm, bilimsel bilginin deney ve gözlemden ziyade akla dayanmas gerekti ini savunmaktad r. De erden ar nm fl olma ve olgusall k gibi temel iddialara karfl ç kan rasyonalistler, bilimsel araflt rmaya rehberlik eden bir ön bilgiye sahip olundu unu iddia etti inden tümdengelimcidir. Bu ünitede, empirizm ve rasyonalizm kavramlar, pragmatizmin bilimsel bilgi, teori ve deney gibi temel konulara yaklafl m, pozitivizmin temel varsay mlar ve neopozitivizm yaklafl m ele al nmaktad r. Ünite, epistemolojik tart flmalar, empirizm, rasyonalizm, pragmatizm, pozitivizm, mant kç pozitizm, neopozitivizm ve post modernizm/post pozitivizm tart flmalar ndan oluflmaktad r. Editörler Prof.Dr. Tayyar ARI Yrd.Doç.Dr. Elif TOPRAK

10 1ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Amaçlar m z Bu üniteyi tamamlad ktan sonra; Realizmin (siyasal gerçekçili in) temel kavramlar n tan mlayabilecek; Siyasal gerçekçili in ana varsay mlar n aç klayabilecek; Siyasal gerçekçili in (realizmin) felsefe ve bilim dünyas ndaki temsilcilerini sayabilecek; Klasik realizm ile neorealizm (yeni gerçekçilik) aras ndaki temel farkl l klar ay rt edebilecek; Realizmin güvenlik meselesine yaklafl m n aç klayabileceksiniz. Anahtar Kavramlar Güç Ç kar Ulusal kapasite Ulusal ç kar Güç dengesi Anarfli Uluslararas sistem Do a Durumu Alçak Politika Yüksek Politika çindekiler Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) G R fi REAL ZM N VARSAYIMLARI VE TEMEL ÖZELL KLER REAL ZM N FELSEF KÖKENLER KLAS K REAL ZM NEOREAL ZM VE KENNETH WALTZ

11 Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) G R fi Realizm, esas olarak I. Dünya Savafl sonras süreçte idealizmin temel düflüncesinin ve uluslararas bar fl ve güvenli i sa lamaya dönük varsay mlar n n iflas etmesi üzerine ona bir meydan okuma olarak geliflmifltir. lk ortaya ç kmas da asl nda idealizmin elefltirisiyle bafllam fl ve özellikle II. Dünya Savafl sonras süreçte güvenlik meselesinin, uluslararas sistemin ana gündemini oluflturmas yla oldukça çekici hale gelmifltir. Dolay s yla So uk Savafl boyunca devam eden çat flma eksenli dünyadaki siyasal süreci ve d fl politika yaklafl mlar n aç klamada baflvurulan temel teorik çerçeve realizm olmufltur. REAL ZM N VARSAYIMLARI VE TEMEL ÖZELL KLER Realizm, uluslararas iliflkilerde, politikay güç ve ç kar mücadelesi olarak gören yaklafl m n ad d r. Bu teoriye göre, uluslararas politika, özünde güç ve ç kar mücadelesi olarak tan mlanabilecek bir siyasal süreçtir. Bu ayn zamanda realizmin ya da di er ad yla siyasal gerçekçili in ilk ve temel varsay m d r. Uluslararas Politika alan nda özellikle 1940 dan 1970 lere kadarki çal flmalar n a rl k noktas n oluflturan klasik realist yaklafl mda güç kavram ve ulusal güç, merkezi bir öneme sahip olmufltur. Siyasal gerçekçilik ad verilen realist paradigmada gerek uluslararas çat flmalar n sonucunun belirlenmesinde gerekse di er devletlerin davran fllar n etkileme konusunda devletlerin sahip olduklar kapasiteler büyük bir önem tafl maktad r. Realist yaklafl m benimseyen yazarlar her ne kadar devletin kapasitesi ile askeri gücünü özdefllefltirseler de genelde ulusal gücün ö elerinin askeri olmayan unsurlar da kapsad n kabul etmektedirler. Konular aras nda hiyerarfli gözeterek, askeri konulara ve güvenlik konular na öncelik veren realist teoriler için güç uluslararas iliflkileri anlamada en temel kavramd r. Uluslararas istikrar n sa lanmas ve anlaflmazl klar n çözülmesi de gücün kullan m yla iliflkilendirilmektedir. Realizmin ikinci varsay m, uluslararas iliflkilerin temel aktörünün egemen ulus devletler olarak görülmesidir. Yani uluslararas politika ya da uluslararas iliflkiler, esas olarak, devletler aras nda gerçekleflen bir etkileflim ve mücadele sürecidir. Devletlerin d fl nda baflka aktörlerin olup olmad üzerinde durulmaz. Bu anlamda devletlerin d fl ndaki uluslararas örgütler, ulusal ve uluslararas sivil toplum kurulufllar, ulusal ve uluslararas medya kurulufllar n n rolü dikkate al nmaz. Dolay s yla realizme göre devletler, uluslararas politikan n temel aktörleridir. Çok uluslu flirketler, uluslararas çevre ya da insan haklar örgütleri gibi uluslarafl - r örgütler aktör olarak kabul edilmedikleri gibi; NATO, Birleflmifl Milletler gibi Güç: Uluslararas sistemde aktörlerin siyasi, askeri, ekonomik kapasitelerine dayal olarak, birbirlerinin davran fllar na etki edebilme potansiyellerdir.

12 4 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I uluslararas örgütler de üyesi olan devletlerden ayr varl klar ve egemenlikleri olmad gerekçesiyle aktör olarak kabul edilmezler. Tek uluslararas politika aktörü olarak, otonom, egemen ve ba ms z hareket edebilme yetene ine sahip siyasal varl klar olarak gördükleri devleti kabul ederler. D KKAT Siyasi ve askeri konular en önemli konular olarak gören realistlere göre devletler, ulusal ç kar maksimum k lmak için çaba gösterirler. SIRA S ZDE 1 Avrupa da egemen ulus devletlerin do uflu, Otuz Y l Savafllar n sona erdiren 1648 Westfalya Anlaflmas yla bafllam flt r. Realizmin üçüncü temel varsay m ise devletlerin d fl politikada rasyonel karar veren birimler olarak kabul edilmesidir. Buna göre, her devlet gücü oran nda ç - karlar n maksimum k lmay amaçlayan bir politika takip eder. Devleti rasyonel aktörler olarak kabul eden realistlere göre, belli amaçlar do rultusunda hareket eden devlet, mevcut kapasitesini dikkate alarak, bunlara uygun araçlarla amac na ulaflmaya çal fl r. Realistlere göre, uluslararas iliflkilerin ana gündemini ulusal güvenlik konular oluflturmaktad r. Realistler için devletin varl n sürdürmeye iliflkin olan ulusal güvenlik konusu yüksek politika (high politics) olarak; ticari, mali, parasal, sa l kla vb. ilgili konularsa alçak politika (low politics) olarak nitelenmektedir. Realistlere göre, yukar da da belirtildi i gibi devletlerin amaçlar na ulaflmak ve ç karlar n gerçeklefltirmek için kullanacaklar temel unsur güçtür. Bu nedenle genelde realistler için güç mücadelesi uluslararas iliflkilerin temelini oluflturmaktad r. Yöntem aç s ndan bak ld nda realist teoriyi benimseyenlerin genelleme ve yararl l k özelli ine önem verdikleri görülmektedir. Realistlere göre bir teoriyi oluflturan varsay mlar n do rulu u ya da yanl fll tart fl lmamal d r. Tart fl lmas gereken bu varsay mlar n gerçek dünya karfl s nda s nanmaya uygun olup olmad d r. Buna karfl l k davran flsalc lar özellikle klasik realizmi bilimsellik aç s ndan yeterli bulmamaktad r. Davran flsalc l n elefltirisi karfl s nda varsay mlar n gözden geçirmek durumunda kalan klasik realizme, bilimsel bir nitelik kazand rma çabas n n da etkisiyle 1970 li y llar n sonunda Kenneth Waltz n 1979 daki çal flmas yla neorealizm ortaya ç km flt r. Yap sal realist olarak da bilinen Waltz, realizmin temel varsay m n insan do as na dayand rmamas ve analiz düzeyi olarak sistem ve yap y esas almas bak m ndan daha bilimsel (davran flsalc ) bir teori gelifltirmeye çal flm flt r (Buzan, 1996: 49; Forde, 1995: ). Realizmin (özellikle neorealizmin) önemli bir varsay m ysa devletlerin, tek tek güvenli ini sa layacak bir merkezi otoritenin olmad uluslararas yap n n, anarflik oldu udur. Realistler, bu yap içinde, her bir devletin kendi güvenli ini kendisi sa lamak zorunda oldu unu varsayarak (kendine güvenme-self-help), di er devletlerin de ayn flekilde davranaca n ve dolay s yla her bir devletin kendi ç kar do rultusunda hareket edece ini ileri sürmektedir. Realistlere göre, uluslararas yap daki istikrars zl klar devletlerin güvenli i için tehdit oluflturmakta olup, devletler olas tehditlere karfl destek sa lamak için ittifak antlaflmalar imzalayabilirler. Ancak devletler güvenlikleri için bunlara çok fazla güvenmezler ve kendi güvenliklerini kendileri sa layabilecek bir güce eriflmeye çal fl rlar (Lopez ve Stohl, 1989: 9-10; Grieco, 1995: 153; Kegley, 1995: 4-5; Stone, 1994: ). Realistler (klasik ve neo realistler) maksimum güce ulaflmak arzusuyla hareket eden tüm devletlerin birbirlerinin bu tür amaçlar na engel olmaya çal flt klar n ; bunun sonucunda ortaya ç kan güç dengesininse istikrar sa layan önemli bir unsur oldu unu iddia etmektedirler. Klasik realizme göre, uluslararas sistemde merkezi bir otoritenin bulunmamas (anarflik yap ) istikrar için hangi önlemleri gerektirmektedir?

13 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 5 Birkaç önemli noktaya tekrar dikkat çekmek gerekirse realizme göre, e er devlet hayati ç karlar n gözetmede baflar s z olursa içinde bulundu u uluslararas ortam taraf ndan ac mas zca cezaland r l r. Çünkü; realistlere göre, rasyonel bir aktör olan devlet d fl politikada maliyet unsurunu dikkate almak durumundad r. Özellikle neorealistlere göre; uluslararas anarfli devletlerin davran fllar n belirleyen önemli bir öge oldu undan, ortak ç karlar söz konusu olsa bile net kazanç yoksa anarfli durumu devletlerin iflbirli i yapmas n engellemektedir. Bununla beraber, tüm realistler için uluslararas kurumlaflman n iflbirli inin geliflmesine etkisi oldukça marjinal düzeydedir (Grieco, 1995: 153). Oysa liberallere göre, devletler mahkûmun ikilemi türü bir iliflkide dahi iflbirli- i yapabilirler. Bu durumda taraflar n, karfl l kl istenmeyen bir durumdan kaç nmalar için iflbirli i yapmalar gerekmekte, ancak aralar nda iletiflim olmad için, di er tarafa güvenmeleri hatta di erinin iflbirli inden kaç nabilece i riskini göze almalar gerekecektir. Böyle bir durumda, iflbirli inin getirisi art r larak ya da iflbirli- inden kaç nma cezaland r larak, taraflara, iflbirli inin kendileri için rasyonel bir seçim oldu u anlat labilir. Realistler, bu tür çözümlerin ifle yaramayaca n, bunlar n hem maliyetli hem de etkisi zay f olan faktörler oldu unu düflünmektedirler. Uluslararas anarflik yap da istikrar sa layan ve devletleri iflbirli ine, kurumsallaflmaya yönelten en önemli faktör, birbirlerini dengelemeye dönük davran fllard r (Stone, 1994: ). Tüm realistler, iç politika ile uluslararas politikay birbirinden ay rarak ele almaktad rlar. Fakat klasik realistler, uluslararas politikay da güç mücadelesi ve bundan kaynaklanan güç dengesiyle aç klarken neorealistler, bu noktada anarfli kavram na baflvurarak, anarflinin devletlerin davran fllar n belirledi ini varsaymaktad r. Baflka bir deyiflle anarfli, güvensizli i ve belirsizli i do urmakta, bu ise taraflar aras ndaki iliflkiyi, mahkûmun ikilemi türü bir iliflkiye dönüfltürdü ü için, olas iflbirli i giriflimlerine engel olmaktad r. Sonuç olarak dört noktada özetlenebilecek realizmin temel varsay mlar na iliflkin yazarlar n yaklafl mlar aras nda az çok farkl l klar bulunmaktad r. Vasquez, realizmin varsay mlar n üç bafll k alt nda toplamaktad r. 1) Devlet, uluslararas politikan n temel aktörüdür. 2) ç politika ve uluslararas politika ayr d r. 3) Uluslararas iliflkiler güç mücadelesidir (Vasquez, 1998: 37). Bu çerçevede realizm mücadeleyi do uran sebepler ve onlar n ortadan kald r lma yollar üzerinde durmaktad r. Keohane da realizmin varsay mlar n araflt rma program n n çetin özü (hard core) olarak niteledi i üç noktada özetlemektedir. Bunlar: 1) devlet merkezcilik varsay - m, 2) rasyonellik varsay m, 3) güç varsay m d r (Shimko, 1992: ). Son olarak realist teorinin özünü oluflturan güç kavram na yüklenen anlamlar oldukça farkl d r. Güç kavram n en s k kullanan ve uluslararas politika analizinin merkezine yerlefltiren Morgenthau, politikay güç mücadelesi olarak tan mlamaktad r. Morgenthau ya göre güç, politikan n temel amac n ve herhangi bir siyasal davran fl n temel güdüsünü oluflturmaktad r. Bir baflka yerde de güç kavram n n bir iliflki biçimi ya da amac gerçeklefltirmek için bir araç oldu unu ifade edebilmektedir. Kenneth Waltz ise (1992: 36) gücü, bir amaç olmaktan ziyade bir araç olarak, devletin varl n sürdürmesinin ve güvenli inin sa lamas n n arac olarak görmektedir. Waltz a göre devletin nihai amac güç de il güvenliktir ve bu noktada Morgenthau dan farkl düflünmektedir. Waltz a göre güç, devletin daha fazla güvenli e sahip olmas n n bir arac d r. Bunun d fl nda gücün ne oldu u konusuna realistler aç kl k getirmifllerdir. Morgenthau ya göre güç, bir ulusu di er uluslar karfl s nda güçlü k lan faktörler

14 6 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Klasik realistler gücü uluslararas politika ve d fl politikan n bafll bafl na bir amac olarak görmekteyken neorealistler gücü devletin temel amac olan hayatta kalma ve varl n sürdürme amac n gerçeklefltirmeye yönelik bir araç olarak de erlendirmektedir. SIRA S ZDE 2 ve do rudan ulusal güç olarak kabul edilen nicel ve nitel unsurlardan oluflmaktad r. Bunlar aras nda co rafya, do al kaynaklar, endüstriyel kapasite, askeri haz rl k derecesi ve nüfus nicel unsurlar ; ulusal moral, ulusal karakter, diplomasinin niteli i ve hükümetin niteli i ise niteliksel unsurlar oluflturmaktad r (Morgenthau, 1970: ). Yukar da da ifade edildi i gibi, geleneksel ya da klasik realistler gücü bir devletin sahip oldu u fiziksel unsurlar olarak ifade etmekte, buradan yola ç karak daha çok ulusal güç ve bunu meydana getiren ö eler üzerinde durmaktad r. Dolay - s yla genelde realistlerin gücün tan m konusunda belli bir noktada birleflemedikleri gözlense de Morgenthau ve Niebuhr gibi klasik realistler, gücü, bir devletin sahip oldu u baflta askeri ve ekonomik güç olmak üzere, bu kapasitelerin toplam olarak görürler. Ancak realistlerin gücü, sadece fiziksel kapasite toplam olarak görmedikleri, gücün maddi olmayan unsurlar da içerdi ine dikkat çektikleri görülmektedir. Ekonomik ve askeri gücün di er unsurlardan ayr lamayaca n kabul eden Waltz gibi neorealistler, gücün sürekli de iflen ve dinamik bir yap ya sahip oldu una da dikkat çekmektedir. Dolay s yla devletleri bir güç skalas na (ölçe ine) yerlefltirmek kolay bir ifl de ildir (Senarclens, 1991: 9-10). Klasik realizm insan do as ndan hareket ederek devletin güç peflinde koflmas ndan kaynaklanan güç mücadelesi üzerinde yo unlafl rken, neorealizm, uluslararas yap daki anarfli olgusu üzerinde durmaktad r. Bu arada realist düflünce uluslararas politikay devletleraras bir etkileflim süreci olarak tan r ve devletlerin bu do rultuda kendi askeri, siyasal ve ekonomik kaynaklar n kulland klar n belirtir. Bir ortak otorite ya da merkezi hükümetin olmad uluslararas sistemin yap s bu haliyle anarfliktir. Bu nedenle bir taraftan uluslararas yap da sürekli bir düzenin bulunmamas, di er taraftan devletlerin farkl ç karlara sahip olmalar savafllara yol açmaktad r. Uluslararas sistemin anarflik yap s n n yol açt korku ve güvensizlik, uluslararas iliflkilerin temelini oluflturmaktad r. Güç unsuru hem klasik realizmde hem de neorealizmde ana unsur olmaya devam etmektedir. Neorealistlerin, klasik realistlerin alçak politika olarak nitelendirdikleri iktisadi konular gündeme tafl malar n n nedenlerini düflününüz. REAL ZM N FELSEF KÖKENLER XX. yüzy l realizminin ortaya ç k fl ndaki felsefi geri plan dikkate al nd nda bunun eski Yunana kadar götürülebilece i görülmektedir. M.Ö 5. yüzy lda (MÖ ), yaklafl k Platonla ayn dönemde yaflayan Thucydides, Helen dünyas na hakimiyet konusunda aralar nda rekabet bulunan Atina ve Sparta kent devletleri aras nda 424 te patlak veren Peloponezya Savafllar s ras nda bir Atina generali olarak Trakya da görevliydi. Fakat flehrin Sparta taraf ndan al nmas na engel olamad için yirmi y l sürgüne mahkûm edilmiflti. Thucydides bundan sonraki zaman n savafl izleyerek, gözlemlerde bulunarak, ve taraflarla görüflerek geçirmifltir. Savafl n bütün nedenlerini, taraflar n motivasyonlar n, liderlerin politikalar n inceleyerek geçmiflten gelece e aktar labilecek dersler ç karmay amaçlam flt (Viotti ve Kauppi, 1993: 37-38). Thucydides e göre savafl n nedeni Atina n n güçlenmesinin Sparta da yaratt kuflku ve güvenlik kayg s yd. Dolay s yla güç dengesindeki bozulma kuflkuyla birleflince, savafl için yeterli sebep de oluflmufltu. Sparta, Helen dünyas ndaki egemen konumunu kaybetmek endiflesine kap lm fl ve gücünü art rmaya, bunun için ittifaklar oluflturmaya dönük karfl önlemlere baflvurmufl, Atina da buna ayn flekilde

15 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 7 karfl l k vermiflti. Thucydides in çal flmas nda silahlanma yar fl, ittifak, cayd rma, güç dengesi ve strateji gibi al fl k oldu umuz pek çok kavrama rastlamak mümkündü (Viotti ve Kauppi, 1993: 38; Forde, 1992: 374). Asl nda Thucydides, savafla baflvurmay ve emperyalizmi meflrulaflt rmaktayd. Sparta n n Atina ya sald rmas n Atina n n güçlenmesine ba layarak, ortaya ç kan korku ve kuflkunun sald r y kaç n lmaz bir davran fl haline getirdi ini ifade etmekteydi. Hukuksal anlamda Sparta ve müttefikleri anlaflmalar ihlal eden taraf olmakla beraber, realizmin ilk temsilcisine göre as l sorumlu, Atina n n güçlenmesi ve onun yol açt korkuydu. Böylece moral ve hukuksal ilkeler d fllanarak zorunluluk ve gereklilik gibi kavramlarla devletlerin politikalar aklanmaya ve meflrulaflt - r lmaya çal fl lmaktayd. Çünkü; Thucydides e göre Sparta, anlaflmalar ihlal etmeye zorlanm flt. Adalet ve insanl k gibi kavramlar, devletin ç kar, zorunluluklar karfl s nda gereksiz ve lükstü (Forde, 1992: 374, ). Yaklafl mlar yla realizmin düflünsel temelinde önemli bir yeri olan, bir talyan siyaset felsefecisi olan Niccolo Machiavelli ( ) ise ayr ayr kent devletlerine bölünmüfl olan XVI. yüzy l talya s nda yaflam fl olup, Floransa Cumhuriyeti nin 1512 de y k lmas na kadar bürokrat ve diplomat olarak görev yapm flt. Gücün nas l kazan laca, nas l korunaca ve nas l sürdürülece ine iliflkin el kitab niteli inde olan Prens adl çal flmas n Floransa yöneticisi olan Lorenzo di Meccini ye atfen yazm flt. Rönesans talya s ndaki yoz uygulamalar kaleme alan yap tta, o günkü düflük ahlaksal uygulamalara felsefi aklama getirmekte, kitleler üzerinde güç kazanmay ve sürdürmeyi amaçlayan devlet adamlar na, uygulamalar nda yol gösterecek bir k lavuz sunmaktayd. Bu nedenle amaç arac aklar diyen bir felsefi anlay fl temsil eden Machiavellizm baz lar na göre yüz k zart c bir terimdir. E er bir insan en yüksek politik erki (gücü) kazanmay baflaracaksa o zaman, bunu nas l kazand n n pek önemi olmayacakt r. Çünkü; aldat lmalar na izin veren kitleler, o zaman, egemenlerine boyun e ip sayg göstereceklerdir. Biricik (tek) günah politik erki ele geçirmeyi baflaramamaktan oluflur. Çünkü; baflaramayan kifli yok edilebilir (Sahakian, 1995: 116). Machiavelli, t pk modern felsefeci Nietzche gibi, güce bafll bafl na bir amaç olarak hayranl k duydu ve onu ahlaksal ölçülere ya da etik unsurlara bak lmaks z n kazan lacak bir fley olarak gördü. Machiavelli nin çal flmas nda güç, güç dengesi, ittifak ve karfl ittifak oluflumu ve kent devletleri aras ndaki çat flmalar n nedenleri üzerine ilginç dersler bulunmaktad r. Machiavelli, prensin iktidar n sürdürebilmesi için, içten ve d fltan gelecek tehditlere karfl koyabilecek güce sahip olmas gerekti ini ortaya koymaktad r. Devlet güvenli inin esas al nd Machiavelli de, prensin bu konuda öncelikli bir sorumluluk sahibi oldu una dikkat çekilmektedir. ki tür ahlak anlay fl üzerinde duran Machiavelli ye göre, biri bireysel ahlak (bu kiflinin kendini korumas - na yöneliktir ve dinsel bir taraf bulunmaktad r) di eriyse prensin devletin ç karlar n ve ulusal güvenli i korumas na iliflkin ahlaki sorumlulu udur. Bunlar aras nda bir çat flma oldu unda prensin ikinciyi tercih etmesi sorumluluk ahlak n n bir gere i olarak düflünülmektedir. Bu nedenle iyi yönetici, sorumluluk ahlak do rultusunda hareket eden, devletin bekas n sa layan yöneticidir. Klasik anlamda iyi ve ahlakl biri olsa bile, bu noktada becerikli de ilse kötüdür (Viotti ve Kauppi, 1993: 39). Machiavelli ye göre bir prens iyi yürekli, sad k, insanc l, namuslu ve dindar görünebilir; hatta gerçekten öyle de olabilir; fakat gerekti inde tam tersini yapabilmeye haz r olmal d r. Ancak, bir prensin, e er bir de yeni prens olmuflsa bunlar Niccolo Machiavelli ( )

16 8 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I yerine getirmesi, bunlar n tersini yapmas ndan daha zordur. Bir prensin esas görevi, devlet erkini elinde tutmak oldu una göre bu meziyetleri (insanlar övgüye de- er k lan tüm bu fleyleri) yerine getiremez. Çünkü; devleti elinde tutmak için s k s k verdi i söze karfl, iyilikseverli e karfl, insanl a karfl, dine karfl davranmak zorunda kal r (Machiavelli, 1994: 110). Demek ki prens, merhametli, dindar, namuslu, insanc l görünmelidir; fakat mutlaka böyle olmas gerekmez. Prenslerin eylemlerini yarg lamak söz konusu oldu unda araçlara de il amaca bak l r. O halde, bir prens, amaç olarak devletin ele geçirilmesi ve elde tutulmas n seçerse o zaman, araçlar hep övgüye de er bulunacak ve herkesçe övülecektir. Prensin dilinde bar fl ve sadakat gibi sözcükler eksik olmamal d r; bu sözcüklerin düflman bile olsa; çünkü halk gördü üne inan r; gerçe i ise pek az kifli fark eder (Machiavelli, 1994: 111). Thomas Hobbes ( ) Hobbes, Yurttafl Üzerine ve Leviathan adl çal flmalar nda ortaya koydu u gibi insana naturalist bir antropoloji ile yaklafl r. nsan n kendi varl n ayakta tutma ve sürdürme güdüsünün tüm eylemlerini belirledi ini savunur. Machiavelli ye göre, devletin varl n sürdürme ve hayatta kalma amac di er tüm amaçlar n n önünde gelir. Moral, ideolojik ve di er tüm amaçlar bu amaca göre ikinci derecededir. Machiavelli de XX. yüzy l realizmi gibi ulusal ç kar öncelikli görmektedir. Machiavelli ayn zamanda Thucydides gibi devletin ve devlet adam n n uluslararas politikan n gereklerine göre hareket edece ini varsaymaktad r. Realizmin felsefi kökenine ve düflünce dünyas ndaki geri plan na bakarken Thomas Hobbes in katk s göz ard edilemez. Liberal felsefenin ortaya ç kmas nda ve temellerinin at lmas nda John Locke ne ise realizmin temel felsefesinin ortaya konmas nda da Thomas Hobbes çok önemlidir. Her ikisi de Toplumsal Sözleflme kuramlar yla, realizmin ve liberalizmin ana çerçevelerini ortaya koymufllar ve söz konusu teorilerin üzerinde yükselebilece i sa lam bir temel oluflturmufllard r. Bir ngiliz siyaset felsefecisi ve soylu bir ailenin mensubu olan Thomas Hobbes ( ), Oxford u bitirdikten sonra yazmaya bafllam flt r de hükümetin kendi aleyhine çal flt suçlamas yüzünden ülkeyi terk ederek bir süre Fransa da yaflam fl, ancak 1651 de, cumhuriyetçi rejime sadakat sözü vererek ngiltere ye geri dönmüfltür. Machiavelli nin Prens i gibi, Hobbes da Leviathan, II. Charles memnun edece i umuduyla yazm flt. Çal flma 1651 de Londra da bas ld. Kilisenin devlete ba l olmas n savunmufl olsa da yurttafllar için, bar fl ve güvenlik sa layamayan tüm hükümetlerin de ifltirilmesini savundu u için söz konusu çal flma Hobbes un beklentisinin tersine Charles rahats z etmifltir (Sahakian, 1997: 120; Viotti ve Kauppi, 1993: 40). Hobbes un ünlü eseri Leviathan, siyaset alan nda ilk genel teori olarak kabul edilmektedir. Machiavelli gibi Hobbes un da insan n do as na yaklafl m olumsuzdur. Asl nda Hobbes un devlet ö retisine iliflkin görüfllerini ortaya koyarken Thucydides ten de etkilendi i görülmektedir. nsan yap s olabildi ince ç karc d r. Bundan dolay ister istemez insanlar birbirinin düflman olur ve herkesin herkese karfl savafl durumu (Latince: bellum omnium contra omnes) bafllar. Bu durumda insan insan n kurdu dur (Latince: homo homini lupus). Ancak genel bir güvensizlik oluflturan bu durum, insan n ana güdüsü olan kendi varl n korumay istemesine ayk r d r, bu bak mdan çok tehlikelidir. Bu varl n koruma güdüsü, insanlar bir sözleflmeyle ellerinde bulunan güce baflvurma yetkisinden bir devlet ad na vazgeçmeleri ve onu bir egemene devretmelerine yol açm flt r. Böylece bir sözleflmeyle devlet kurulmufl ve do a durumundan yurttafll k durumuna geçilmifltir (Gökberk, 1974: 293).

17 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 9 Esas olarak iç politika üzerinde durmufl olmakla beraber, Hobbes un ç kard ilkeler uluslararas iliflkilere de uygulanabilecek niteliktedir. Yukar da ifade edildi- i gibi, Hobbes a göre insanlar bir toplum haline gelmeden önce do a durumunda yaflamaktayd. Do a durumu (state of nature) herkesin herkesle savaflt ; kuflku, korku ve fliddetin söz konusu oldu u oldukça güvensiz bir ortamd r. Bu durumdan kurtulmak için insanlar, her türlü yetkilerinden vazgeçerek, bunlar Leviathan a (devlet otoritesine ya da egemen otorite) devrederek commonwealth (devlet) oluflturdular. Gerçekten böyle toplum ve devlet öncesi bir dönemin olup olmad kuflkuludur. Ancak, oluflturulan bu kurgu hipotetik olmakla beraber gerçekten bir do a durumu olsayd insanlar n baflka türlü hareket etmeyecekleri varsay m na dayanmaktad r. Hükümet otoritesinin olmad bir ortamda düzenden söz edilemeyece i gibi, düzenin olmad anarflik bir ortamda bilimsel ilerleme, uygarl n geliflmesi ve bunlar n sonuçlar ndan insanl n yararlanmas gibi fleyler de mümkün olmayacakt (Knutsen, 1992: 88-89; Viotti ve Kauppi, 1993: 40-41). nsanlar sürekli korku içinde yaflad klar bu do a durumundan kurtulmak için aralar ndaki bir sözleflmeyle tüm yetkilerinden (egemenliklerinden) vazgeçerek commonwealthi olufltururlar. Commonwealth, tüm yetkileri kullanan egemenin (leviathan) bu konuda kimseye hesap vermek durumunda olmad ve s n rs z, mutlak egemenli e sahip oldu u bir duruma iflaret etmektedir. Bir toplumsal sözleflme bir tür yurttafllar yasas olarak, karfl l kl anlaflma yoluyla tüm kiflilerin özgürlüklerini s n rlar. Realizmin temel varsay m olan ve Hobbes taraf ndan da benimsenen insan n do al kötülü ü ve günahkârl onun bu do al kötülü ünün s n rlanmas n gerektirdi inden bir üstün otoritenin varl gerekir. Dolay s yla devletin olmamas ya da herhangi bir flekilde y k lmas halinde toplum yeniden savafl durumu olan do a durumuna geri döner ve tekrar bir üstün otorite ç kar r. Hobbes tan yola ç k larak bir üstün otoritenin olmad ve do a durumunun devam etti i uluslararas sistemde de, her devletin birbiriyle savafl halinde oldu u ve dolay s yla sistemin anarflik bir özelli e sahip oldu u varsay lmaktad r. Mahkûmun ikilemi modelindeki mahkûmlar gibi, her devlet d fl dünyadan izole olmufl gibidir. Niyetleri hakk nda bilgi sahibi olmad di er devletlere karfl kuflkuyla yaklaflmakta ve kararlar n kendi mant na dayand rmaktad r. Üstün otoritenin olmad yerde üstün kötülü ün hüküm sürece ini varsayan Hobbes a göre, insanlar böyle bir ortamda sadece güçlerine güvenebilirler. Realizmde do a durumu, hangi yönleriyle uluslararas sisteme benzetilmektedir? KLAS K REAL ZM Yukar da ortaya konmaya çal fl lan temel varsay mlar ve felsefi geri plan asl nda hem realizm (klasik realizm) için hem de neorealizm (yeni gerçekçilik) için geçerli olan ana varsay mlar ve düflüncelerdir. Ancak bunlar n d fl nda sadece klasik realizme ya da neo realizme özgü varsay mlar da bulunmaktad r. Güç ve ç kar politikan n oda na yerlefltiren ve ona merkezi bir önem atfeden realizmde gücün bafll bafl na bir amaç gibi göründü ünü söylemekte yarar vard r. Zira devletler güç ve ç kar peflinde koflan siyasi yap lar olarak görülürken uluslararas politikada da güç ve ç kar mücadelesi olarak tan mlanmaktad r. Oysa güç, neorealizm (yeni gerçekçilik) için amaç olmaktan ziyade güvenli e ulaflmak için bir araç olarak görülecektir. 3 SIRA S ZDE

18 10 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Klasik realizmde devletlerin do as yla insan do as aras nda do rudan iliflki kurulmaktad r. Buna göre, devletlerin do as, insanlar n do as ndan ayr tutulamaz ve dolay s yla devletlerin bencil ve ç karc olmalar, onlar oluflturan insanlar n do- as ndan kaynaklanmaktad r. Devletin do as n ve dolay s yla politikan n do as n anlamak için insan do as na bakmak gerekir. Dolay s yla realizme göre, insan unsurunun uluslararas politikaya yönelik önemli sonuçlar bulunmaktad r. Di er bir deyiflle insan unsuru, liberal ya da idealist yaklafl m ve teorilerden farkl bir boyutta ele al nmaktad r. Realistler insan n kötü, günahkâr, ç karc, sald rgan ve iliflkilerinde gücü ön plana ç karan olumsuz bir do aya sahip oldu unu düflünmektedirler. Özellikle klasik realizm, uluslararas politikay insan do as yla aç klamaktad r. nsana yönelik de erlendirmesi oldukça negatif olan realizme göre, insan do ufltan kötü, açgözlü ve h rsl d r. Uluslararas politikay insan do as na bak fllar yla uyumlu flekilde aç klayan savafl sonras realistler Morgenthau ve Niebuhr, t pk bireyler gibi devletlerin de d fl politikada güç ve ç kar peflinde olduklar n belirtmifllerdir. Sürekli kapasitelerini art rma güdüsüyle hareket eden devletler, imkânlar ölçüsünde di erlerini egemenlikleri alt na almaya çal fl rlar. Dolay s yla böyle bir yap da savafl ve çat flma ola an hale gelmektedir. Realizme göre devlet adam n yönlendiren faktörler korku, kuflku, güvensizlik, güvenlik ikilemi, üne kavuflma, sayg nl k ve ç kar gibi unsurlard r. Özellikle bunlar aras nda korku ve bunun yol açt güvenlik ikilemi devletleri savafla zorlayan nedenlerin bafl nda gelmektedir. Kald ki realistler di er bir devletin (e er ki bu ayn zamanda potansiyel bir düflmansa) güçlenmesine seyirci kalmaktansa onu önlemek için savafla baflvurmay meflru saymaktad r. Bunun en önemli örne i Thucydides in çal flmas nda görülmektedir. Thucydides Atina n n güçlenerek güç dengesini bozma olas l na karfl, Sparta ve müttefiklerinin savafla baflvurmas n bir zorunluluk olarak görmektedir. Çünkü; bu anlay fla göre vücudun herhangi bir yerinde varl anlafl lan bir tümörün henüz küçükken ortadan kald r lmas ne kadar gerekliyse bu da o kadar gereklidir. Bu yaklafl ma Machiavelli de de rastlanmaktad r. Machiavelli de hakl ve haks z savafl gibi kavramlar üzerinde durmamaktad r. Bu kavramlar ayn zamanda sald r ve sald rgan kavramlar n da tan mlamay gerektirir ki realizm bunun üzerinde durmay gerekli görmez. E er bir savafl, ulusal ç kar n korunmas için gerekliyse yap lmal d r. Kendini savunma kavram oldukça genifl bir çerçevede ele al nd ndan realizmde emperyalizme meflruluk tan nmaktad r. Zira tehdit aç kça alg lanabiliyorsa karfl taraf n sald r s n beklemeye gerek yoktur, böyle bir savafl gereklidir ve meflru kabul edilmelidir (Forde, 1992: ). Realizme göre, politikac lar ahlaki ölçütlerden ziyade temelinde ç kar ve gücün maksimum k l nmas n öngören siyasal kriterlere göre davran rlar. dealist yaklafl m politikan n ahlaki standartlara uymas gerekti i üzerinde dururken realistler, soyut nitelikli ahlaki standartlar n siyasal eylemlere uygulanamayaca n ileri sürerler. Çünkü; karar verici durumundaki devlet adam, ulusal çevreden farkl olarak, gerek bir merkezi otoritenin, gerek tam anlam yla devletleri ba lay c hukuki yapt r mlar n, gerekse bütün devletlerce kabul edilmifl ilkelerin bulunmad bir uluslararas çevrede faaliyet göstermektedir. Ayr ca uluslararas alanda geçerli olan standartlar, ulusal düzeyde bir bireyin davran fllar n yönlendiren standartlardan da oldukça farkl d r. Realistlere göre, devlet adam, devletin ç kar n gözetmek zorunda oldu undan, bireysel iliflkilerinde uydu u ahlaki standartlara ço u zaman uymayabilir. Zira devlet adam, öncelikle ulusal ç kar gözetmek ve devleti d fl tehditlerden ne pahas na olursa olsun korumak zorundad r. Çünkü; merkezi bir otoritenin bulunmad bir uluslararas ortamda, sonucu belirleyen her zaman devletin

19 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 11 gücü olmaktad r. Bu nedenle devrimci, yay lmac ya da revizyonist davran fllara s k s k rastlanan bir uluslararas sistemde devleti düflmanlar ndan korumak zorunda olmas, devlet adam n uygar bir toplumda bireyler ve gruplar aras ndaki iliflkilerde hakim olan ahlaka ayk r ya da çirkin olarak kabul edilen birtak m yöntemleri benimsemek durumunda b rakmaktad r. Morgenthau ya göre, devlet, ulusal ç kar peflinde koflarken bireysel iliflkilerde geçerli olan ahlâki ilkeleri gözetmez. kisinin birbirine kar flt r lmamas gerekir. Devlet adam n n öncelikli sorumlulu u ulusal devletin varl n korumakt r ve onun yapmas gerekenler bu noktada bir vatandafl olarak bireysel iliflkilerinde dikkate ald ahlâki ilkelere ters düflebilir. Bireyler, özgürlük ve adalet gibi evrensel moral ilkeler u runa kendilerini feda etme hakk na sahip olduklar halde devlet adamlar n n geleceklerinden sorumlu olduklar insanlar ad na bunu yapmaya haklar yoktur. Dolay s yla ahlakç lara göre ayk r görülebilecek birçok uygulama devlet adam için gerekli bir davran fl olarak görülebilmektedir. Çünkü; devlet ya da devlet adam n yönlendiren unsur, moral unsurlardan ziyade devletin ç kar için yap lmas gerekenlerdir. Bu gereklilik ve zorunluluk unsuru amaca ulaflmak (güç dengesini korumak ya da varl n sürdürmek) için kullan lan arac n ahlaki kriterlere göre de erlendirilmesini engellemektedir (Forde, 1992: ). Morgenthau ya göre, devletler yine de kendi politikalar n n ahlâki, di er bir deyiflle evrensel moral ilkelere uygun oldu unu ileri sürme e ilimindedirler. Baz lar ise bunu hukuki ya da dini ilkelerle ba daflt rmaya çal fl r. Hatta bu flekilde tan mlanan d fl politikalara sahip devletlerin zamanla afl r l klara gittikleri olmufltur. Buna karfl l k, siyasal gerçekçili e (realizm) göre, d fl politikalar gücün ç kar olarak tan mland bir çerçeveye oturtuldu unda hem daha iyi anlafl lacak hem de devletleri bu tür siyasal ve moral afl r l klardan koruyacakt r. Bu yap ld nda di er uluslar t pk kendi ulusumuz gibi yarg layabilir ve di er uluslar n ç karlar na sayg l politikalar gelifltirme yetene i kazanabiliriz. Morgenthau ya göre ahlak n ve siyasetin alanlar ayr d r ve bunlar birbirine kar flt r lmamal d r. Siyaseti ve siyasal olan tan mlarken siyasal bir dil kullan lmal d r. Morgenthau ya göre, siyasetin dili ç karla ilgili olmal d r. Di er bir ifadeyle Morgenthau ya göre iktisatç lar n, hukukçular n ve ahlâkç lar n kendi alanlar nda yapt klar gibi, siyasal alan n da kendi bafl na ba ms z olmas gerekir. Devletin herhangi bir politikas hakk nda iktisatç, söz konusu politikan n toplumun refah n nas l etkiledi ini, hukukçu hukuksal kurallara uygun olup olmad n ve ahlâk bilimci moral ilkelere uyup uymad n araflt r rken realist (siyasal gerçekçi) ayn olay güç olarak tan mlanan ç kar aç s ndan düflünür. Yani bu politikan n, devletin gücünü ne yönde etkiledi i konusu üzerinde durur. Bununla beraber, siyasal gerçekçi ayn zamanda siyasal olmayan düflünce standartlar n n fark ndad r ve onlar bir tarafa b rakmaz, fakat siyasal olmayanlar n siyasal olaylar üzerinde kendilerini empoze etmelerini de kabul etmez ve siyasal olmayan standartlar bu noktada siyasal olanlara ba ml k lar. Geleneksel realizm ya da klasik realizm gibi adlarla an lan XX. yüzy l realizminin geliflmesine öncülük eden yazarlar n bafl nda Edward Carr ve Hans Morgenthau gelmektedir. Kenneth Waltz ise, neo realizmi gelifltirmesi aç s ndan, ad ndan en fazla söz ettiren realistlerdendir. Bunlar n d fl nda Nicholas Spykman, John Herz, Raymond Aron, Arnold Wolfers ve Norman Graebner gibi realizme önemli katk larda bulunan baflka yazarlar da bulunmaktad r. Kuram n Henry Kissinger, Zbigniew Brzezinski ve Brent Scowcroft gibi siyaset dünyas ndan da temsilcileri de vard r. D KKAT

20 12 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Ç karlar n uyumu doktrinine göre, birey kendi ç kar için çal fl rken toplum ç kar için de çal flm fl olur. Kendi ç kar peflinde koflan devlet, uluslararas toplumun ç kar na da çal flm fl olur. Hans J. Morgenthau Edward H. Carr, Uluslararas liflkiler alan nda temel klasikler aras na girmifl bulunan Yirmi Y l n Krizi: (The Twenty Years Crisis) adl çal flmas nda II. Dünya Savafl na giden süreci analiz ederken savafl n nedenleri üzerinde durmak yerine, genel bir kriti ini yaparak daha belirgin nedenler üzerinde durmay tercih etmifltir. Carr, 1919 tarihli Versay Antlaflmas n n üzerinden henüz yirmi y l geçmeden savafl n ç k fl n hayretle karfl lad n belirterek geleneksel idealist yaklafl m fliddetle elefltirmektedir. I. Dünya Savafl n n korku, endifle ve güvensizlikten kaynakland n belirterek di er realist yazarlar gibi o da güç unsurunun önemi üzerinde durmaktad r (Viotti ve Kauppi, 1993: 43-44). Carr, ilk baflta güvenlik endifleleriyle ve meflru savunma amac yla bafllayan I. Dünya Savafl n n bir süre sonra sald r savafl na dönüfltü üne dikkat çekerek, önce savunma amac yla savafla girmifl olan Avrupa devletlerinin de bir süre sonra baz topraklar ele geçirmek amac yla hareket etmeye bafllad klar n ifade etmektedir. Zaten, Thucydides in Atina-Sparta savafl nda da t pk böyle olmufltur. Carr, kendisinin ütopyac l k olarak adland rd idealist teorilerin ac mas z bir elefltirisini yapt çal flmas nda, de er ve güç unsurlar n n, ütopya ve gerçeklik gibi birbirinden farkl kavramlar ve olgular oldu unu ifade etmektedir. Carr a göre, politika eti in de il, etik politikan n bir fonksiyonudur. Eti i daha öncelikli gören idealistlere (liberallere) göre, bireyin görevi toplumun genel yarar na tabi olmak ve kendi ç kar n toplumun ç kar için feda etmektir. Bunlara göre, bireyin kendisi için iyi olan, her zaman toplum için iyi olana tabidir. Sadakat ve fedakârl k bu bak fl aç s na göre vazgeçilmez kavramlard r ve birey için kendi ç kar n n önünde gelmelidir. (Carr, 1972: 33). Ütopyac lar n (liberallerin veya idealistlerin) ç karlar n uyumu doktrinini elefltiren Carr a göre, idealistlerin böylece kendi ç karlar n, dünyan n geri kalan na kabul ettirmek amac yla bilinçli ya da bilinçsiz bir flekilde evrensel ç kar ad alt nda gizledi ini ileri sürmektedir. nsan do as gere i kendi için yararl oldu una inand bir fleyin di erleri için de yararl oldu una inan r. Hatta baz özel ç karlar n gizlemek için fl k maskeler bulur. Ülke içinde s k s k kullan lan kamusal yarar teorilerinin benzerlerine uluslararas iliflkilerde de s k s k rastlan r. Carr a göre idealist mutlak bir standart gelifltirmeye heveslidir. Fakat bunu yaparken kendi ç kar - n n dünyan n ç kar oldu unu aç kça söylemez. Önce Dünya için iyi olan n kendi ülkesi için de iyi olaca n savunur; arkas ndan da bu argüman tersine çevirerek kendi ülkesi için iyi olan n dünya için de iyi oldu unu söyler. Bunun tarihte y nla örne inin bulundu una iflaret eden Carr, ABD Baflkan Woodrow Wilson un Amerikan politikas yla evrensel adaletin ayn oldu una inand n ve Amerikan ç - karlar n insanlar n genel ç karlar gibi sundu unu belirtmektedir. Carr, ngilizce konuflan milletlerin kendi ç karlar n, insano lunun iyili i kisvesi alt nda gizlemekte usta olduklar n ve bu tip bir ikiyüzlülü ün Anglo Sakson akl na has bir özellik oldu unu belirtmektedir (Williams, Wright, Evans, 1996: ). dealizmi ütopya olarak niteleyerek a r flekilde elefltiren Carr n açt yoldan giderek kendini bir realist teori gelifltirmeye adam fl olmas ndan dolay XX. yüzy l realizminin as l babas say lan yazar Hans J. Morgenthau dur. Hans J. Morgenthau ya göre, dünya rasyonel bir bak fl aç s yla kusurlu ve noksand r. Bunun nedeni ise insan n do as nda aranmal d r. nsan kötü, günahkar ve iliflkilerinde ç kar ve gücü ön plana alan bir do aya sahiptir. Dünya, insan n do as nda var olan bu güçlerin bir yans mas ndan ibaret oldu undan, dünyay düzeltmek ve gelifltirmek için bu güçlere karfl ç kmak yerine bu güçlerle birlikte hareket etmek gerekir. Böyle bir dünya, ister istemez çat flan ç karlar dünyas olacak, moral ilkeler hiçbir zaman

21 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 13 tam olarak gerçeklefltirilemeyecek, olsa olsa, geçici ç kar dengelerinin ve her an y - k l p bozulabilecek çözümlerle giderilmifl çat flmalar n gölgesinde oluflan bir dünya elde edilebilecektir. Morgenthau, realist yaklafl m n ve siyasal gerçekçili in alt ilkesi üzerinde durmaktad r (Morgenthau, 1970: 2-14). Bu ilkelerden birincisi, genel olarak toplum gibi, politikan n da kökleri insan do as nda bulunan objektif yasalarca yönetildi ine inan lmas d r. kincisi, siyasal gerçekçili in hareket noktas n güç olarak tan mlanan ç kar kavram n n oluflturdu udur. Üçüncü olarak, siyasal gerçekçili e göre, ç kar kavram gerçekten de politikan n özüdür ve zaman ve mekana ba l de ildir. Dördüncüsü, Morgenthau, evrensel moral prensiplerin devletlerin d fl politikadaki eylemlerine aynen uygulanmas n n mümkün olmad n belirtmektedir ve bu prensiplerin zaman ve mekana ba l olarak ortaya ç kan somut flartlara göre ay klanmas gerekti ini belirtmektedir. Siyasal gerçekçili in beflinci ilkesine gelince, Morgenthau ya göre, siyasal gerçekçilik bir devletin siyasal eylemlerini, yani ahlâki hareket edip etmedi ini evrensel ahlâki prensiplerle ölçmeye kalkmaz. Alt nc ve son olarak Morgenthau, siyasal eylemlerin siyasal kriterlerle de erlendirilmesi gerekti i üzerinde durmaktad r. Di er gerçekçi yazarlar gibi Morgenthau da devletin sahip oldu u kapasitenin, devletin d fl politikas n n belirlenmesinde önemli bir faktör oldu u üzerinde durmaktad r. Morgenthau, ulusal gücün ögelerini, niceliksel ve niteliksel ögeler olmak üzere iki grupta toplamaktad r. Bunlardan co rafya, do al kaynaklar, endüstriyel kapasite, askeri haz rl k derecesi ve nüfus niceliksel ögeler olarak dikkate al n rken ulusal karakter, ulusal moral, diplomasinin niteli i ve hükümetin niteli i, niteliksel ö eler olarak dikkate al nmaktad r. Morgenthau da tüm di er gerçekçiler gibi, güç dengesinin uluslararas sistemde bar fl n korunmas bak m ndan etkin bir teknik oldu u üzerinde durmaktad r. Ancak Morgenthau ya göre, uluslararas bar fl koruyan güç dengesinin kendisi olmay p, esas önemli olan bu konuda devletler aras nda bir konsensüsün (fikir birli inin) bulunmas d r. Çünkü; güç dengesinin kurallar na uyulmas için, öncelikle devletler aras nda güç dengesinin korunmas konusunda ortak bir anlay fl n bulunmas gereklidir. Öte yandan, realizmin geliflmesine önemli katk larda bulunan Reinhold Niebuhr da Morgenthau gibi uluslararas politikaya insan do as ndan yola ç karak kötümser yaklaflmakta; devleti, üniter yap lar ve uluslararas politikan n temel aktörü olarak, uluslararas politikay ise güç ve ç kar mücadelesi olarak görmektedir. Niebuhr da Morgenthau gibi uluslararas yap da istikrar güç dengesinin sa lad na inanmaktad r. Ancak güç dengesi, devletlerin di erlerini alg lamalar na ba l olarak benimsedikleri politikalar n sonucu olarak ortaya ç kmaktad r. Düzeni sa lay - c bir unsur olarak görülen güç dengesi, Adam Smith in görünmez eli gibi bu mekanizman n do al sonucu olarak ve sanki devletler aras nda bunu sa lamak için gizli bir kontrat yap lm fl gibi ifllemektedir. Niebuhr da gücü, askeri ve ekonomik güç baflta olmak üzere kapasite toplam olarak görmektedir. Realizme göre, uluslararas sistemin anarflik yap s nda güç dengesi, istikrar nas l sa lamaktad r? NEOREAL ZM VE KENNETH WALTZ Kenneth Waltz n Uluslararas Politika Kuram (Theory of International Politics) adl 1979 da bas lan çal flmas, 1980 sonras döneme egemen olacak bir tart flmay bafllatm flt r. Kitab nda yer verdi i düflüncelerle neorealist düflüncenin öncüsü olan 4 SIRA S ZDE

22 14 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kenneth Waltz Waltz, ilginç fleyler üzerinde durmakta ve o güne kadar bir sonuç olarak bak lan ve anarflik bir ortam olarak görülen uluslararas yap n n devletlerin davran fllar n s n rlad n söylemekte; ayr ca güç kavram na yeni anlamlar yüklemektedir. Waltz, farkl siyasal sistemlere ve farkl ideolojilere sahip olan devletlerin benzer davran fllar ve politikalar benimsemesinin nedenini aç klamaya çal flm flt r. Waltz a göre bunun yan t yap kavram nda sakl d r. Uluslararas yap, devletlerin benzer koflullarda kendi özsel farkl l klar na ra men, benzer politikalar izlemesinin kayna- n ve nedenini oluflturmaktad r. Asl nda Waltz a göre indirgemeci olan yaln z d fl politikay insan do as na ve devletin kapasitesine dayand ran klasik realistler de ildir; d fl politikay bireye indirgeyen klasik liberallerle s n f çat flmas ve üretim biçimini temel alan Marksistler de benzer flekilde indirgemecidir. Waltz a göre tüm bunlar n temel hatas d fl politikayla devletlerin oluflturdu u sistemi birbirinden ay rmamalar d r. Waltz bu nedenle sistemin d fl politika üzerindeki s n rland r c ve koflulland r c etkisine dikkat çekmektedir (Waltz, 1982: 19-32; 1992: 33). Waltz a göre, uluslararas sistem; sistemin temel kurallar, sistemi oluflturan birimlerin niteli i ve birimler aras ndaki kapasite da l m gibi ögeler aç s ndan ulusal sistemden farkl l k göstermektedir. ç siyasal sistemde, sistemin temel kural hiyerarfli olmas na karfl l k uluslararas sistemin ana ilkesi anarflidir. Hiyerarflik bir yap ya sahip olan ulusal sistemde emir ve itaat iliflkisi hakimdir. Sistemdeki birimleri oluflturan bireyler karmafl k toplumsal yap içindeki iflbölümü çerçevesinde hangi alanda uzmanlaflacaklar na kendileri karar vermekte ve bu nedenle farkl alanlarda uzmanlaflabilmektedirler. Oysa uluslararas anarflik yap da ast üst iliflkisi ya da itaat eden-edilen iliflkisi söz konusu de ildir. Birimlerin fonksiyonlar nda benzerlik bulunmaktad r. Hiyerarflik bir nitelikteki ulusal yap da farkl kapasitelere sahip olan birimlerin fonsiyonlar farkl yken anarflik bir niteli e sahip olan uluslararas yap da farkl yetenekteki devletlerin fonksiyonlar büyük ölçüde benzerlik göstermektedir (Linklater, 1995, 244). Waltz a göre güç dengesi süreklilik göstermekte, denge bozulsa bile baflka bir flekilde yeniden kurularak devam etmektedir. ki kutuplu ya da çok kutuplu, her iki modelde de güç dengesi sistemin ana özelli idir. Bununla beraber, iki kutupluluk çok kutuplulu a göre daha istikrarl d r. Büyük güçlerin ihtiyatl bir d fl politika izlemelerinden, yaflamsal ç karlar n kesin bir flekilde tan mlanm fl ve etki alanlar n n belirgin olmas ndan ve nükleer silahlar n varl ndan dolay iki kutuplu yap da merkezi güçler aras nda savafl ç kma olas l daha azd r. Bu nedenle de daha istikrarl bir görünüme sahiptir. Çok kutuplu yap lardaysa sürekli de iflen askeri ittifaklar ve kapasite de iflimlerinde meydana gelen farkl laflmalar, yap n n istikrar n tehdit eden unsurlard r ve bundan dolay daha istikrars z bir nitelik göstermektedir. Çok kutuplu sistemlerde söz konusu olan karfl l kl ba ml l n artmas da istikrar azaltan bir di er unsur olarak de erlendirilmektedir (Linklater, 1995, ). Bu ba lamda yap ve sistem kavramlar üzerinde duran Waltz a göre devletler, uluslararas yap n n gereklerine göre hareket etmektedirler. ki kutuplu ya da çok kutuplu olarak da nitelenebilecek uluslararas sistem, özünde merkezi bir otoritenin bulunmamas ve do a durumunun devam etmesi nedeniyle anarfliktir. Waltz a göre bu anarflik yap daki uluslararas sistemde her bir devletin öncelikli amac egemenli ini ve güvenli ini korumakt r (Vayrynen, 1995: ; Forde, 1995: 142). Aç kças Kenneth Waltz n öncülü ündeki neorealist okul, dünyay daha önceki realist düflünürlerden pek çok yönüyle farkl tan ml yor ya da farkl görüyor. Realistler uluslararas politikay kabaca devletler aras bir etkileflim süreci olarak görmekteydi. Oysa, neo realistler devletler aras etkileflime bakarken sistem düze-

23 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) yindeki yap sal nedenleri (system-level: structural causes) ve tek tek devletlerin kendilerinden kaynaklanan birim düzeyindeki nedenleri (unit-level causes) ayr ayr ele al yorlar. Böylece neo realist düflüncede yap (structure) önem kazan yor ve özel bir inceleme ve tart flma konusu haline geliyor. Ayr ca, geleneksel realist düflünürler sadece sonuçlarla ilgilenerek buna devletlerin etkileflimlerinin do al bir sonucu ve bu iliflkinin bir ürünü olarak bakarken neo realist düflüncede sebep ve sonuçlar ve özellikle de amaç ve araçlar ayr ayr de erlendirilmektedir. Dolay s yla yeni yaklafl m yla realist bir uluslararas politika teorisi gelifltirmeye çal flan Kenneth N. Waltz a göre, klasik realistler, uluslararas politika ve d fl politika ay r m içinde a rl daha çok d fl politikaya vermektedirler. Yukar da da iflaret edildi i gibi Morgenthau söz konusu prensiplerden (siyasal gerçekçili in alt ilkesi) ziyade insan n niteli i, güç, ç kar ve ahlak konusu üzerinde durmaktad r. Waltz a göre, Morgenthau böylece devletler aras iliflkileri ve devletin d fl politikas n aç klamaya yarayacak kendince bir perspektif ve belki de bu anlamda kendi zaman nda olaylara anlaml aç klamalar getiren bir teorik çerçeve çizmeye çal flm flt r. Bununla beraber, Raymond Aron, Hans Morgenthau ve di er geleneksel realistler, devletlerin davran fllar na ve karfl l kl etkileflimine bakarak buradan uluslararas sonuçlara varmaya çal flt lar. Waltz a göre bu nedenle klasik realist düflünce tümevar mc, neorealizm ise daha çok tümdengelimcidir (Waltz, 1992: 33). Uluslararas politika, ancak geleneksel realizmin birim (devlet) düzeyindeki aç klamalar na yap n n etkisini de ekleyince tam olarak anlafl labilir ki Waltz a göre neorealizm bunu yapm flt r. En genel ifadeyle neorealizm, etkileflen birimlerle uluslararas sonuçlar aras ndaki nedensellik iliflkisini kurmaktad r. Oysa geleneksel realist düflünce sadece sonuçlarla ilgilenmifltir. Neorealist teoriye göre, ayr ca bu nedensellik iliflkisi tek tarafl da de ildir. Birim düzeyindeki nedenlerle uluslararas yap düzeyindeki nedenler birbirlerini etkilemektedir (Waltz, 1992: 34). Di er taraftan, klasik realistlerin büyük bir ço unlu una göre güç elde etme arzusu insan n do as nda var olan bir özsel durum olup güç mücadelesi buradan kaynaklanmaktad r. Morgenthau ve di er geleneksel realistlere göre, uluslararas alanda devletler kimin hakl kimin haks z oldu una karar verecek bir hakemin bulunmad bir ortamda rekabeti sürdürmekte ve bu durumda onlar engelleyen tek faktör di er devletlerin de ayn do rultuda hareket etmesi olmaktad r. Morgenthau nun olsun Hobbes un olsun buradan vard klar sonuç mücadelenin ve savafl n insan do- as ndan kaynakland d r. Bu nedenle bunlar anlamak için öncelikle insan n do- as nda gizli olan bu nitelikleri iyi kavramak gerekiyor. Morgenthau, sürekli güç peflinde koflan ve güç elde etmeye çal flan devlet adam n n rasyonel davrand n kabul etmektedir. Yine bu bak fl aç s na göre, güç her zaman bafll bafl na bir amaçt r. Bu çerçevede, devletlerin maksimum güç elde etmeye çal flma arzusunun evrensel oldu u fleklindeki Morgenthau nun sav, temeli insan do as nda aranmas gereken objektif yasalara dayanmaktad r. Waltz ise devletlerin pekçok davran - fl n n bu gerçekle çeliflti ini ileri sürmektedir (Waltz, 1992: 35; Forde, 1995: 143). 15 Klasik realizm uluslararas politikaya birim düzeyinde, devletlerin davran fllar na dayal olarak aç klama getirirken, neorealizm ise sistem düzeyinde ve sistemin anarflik yap s na dayal nedenlerle aç klama getirir. Devletlerin hangi davran fllar klasik realizmde bireyler ve devletler için temel güdü oldu- u belirtilen maksimum güç elde etme arzusuyla çeliflir? Neorealist düflünce okuluna göreyse güç, bafll bafl na bir amaç olmaktan ziyade, mümkün oldu unda ve gerekti inde baflvurulabilecek bir araçt r. Zay f olman n, güçlü devletlerin sald r s na davetiye ç karmas gibi, çok güçlü olmaya çal flmak da di er devletleri silahlanmaya ya da ittifak iliflkisi içine girerek güçlerini 5 SIRA S ZDE

24 16 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I birlefltirmeye itmektedir. Dolay s yla güç, ancak gerekti inde kullan lacak bir araç olup, ne kadar güce sahip olmak gerekti ine akl selim sahibi devlet adam karar verir. Ola anüstü durumlarda devletlerin nihai endiflesi güç de il güvenlik tir (Waltz, 1992: 36). Ayr ca devletler, hükümet biçimleri, idari yap lar, ideolojileri di er pek çok aç - lardan birbirlerinden farkl d r. Dolay s yla hem realistlere hem de neorealistlere göre, farkl özelliklere sahip olan devletlerin bir siyasal sonuç olarak farkl davranacaklar kabul edilmekle birlikte, neorealistlere göre, devletler kapasitelerinden kaynaklanan farkl l a ra men uluslararas yap n n s n rlamas ndan kaynaklanan ortak davran fllar gösterebilirler. Ayr ca neorealistlere göre uluslararas yap devletlerin davran fllar n yumuflatmaktad r. Elbette içsel ve d flsal durumlar de ifltikçe yap dan (sistemden) ya da devletten kaynaklanan nedenlerin a rl birinden di- erine kayabilir ya da de iflebilir. Baflka bir deyiflle, devletin davran fl üzerinde bazen yap n n etkisi daha fazla hissedilirken bazen devletin kendinden kaynaklanan nedenler daha aç klay c olabilir. Özetle etkileflimin çift tarafl oldu unu ifade eden Waltz a göre, yap devleti etkilerken devlet de yap y etkilemektedir ve bu nedenle bunlar aras nda kesin s n rlar çizmek pek olanakl de ildir (Waltz, 1992: 36-37). T pk di er realistler gibi Waltz da uluslararas yap y anarflik olarak nitelemektedir. Bunun uluslararas düzeyde mevcut merkezi otoritenin ve bireylerin ve kurumlar n ne zaman ne yapacaklar n n ayr nt l olarak yaz ld anayasal metinlerin ve bir ast üst iliflkisinin bulunmamas ndan -ki bu da devletlerin egemen olmas ndan kaynaklanmaktad r- ileri geldi ini belirtmektedir. Uluslararas yap bu haliyle merkezi bir niteli e sahip de ildir ve anarfliktir. Birinin di eriyle biçimsel süreklilik gösteren bir hiyerarflik iliflkisi yoktur. Önceki sat rlarda ifade edildi i gibi, neorealizmin klasik realizmden farkl l klar ; yap olarak tan mlanan sistemin devletlerin d fl politikas üzerindeki belirleyici ve s n rlay c etkisi üzerinde durmas, uluslararas politikada davran flsal düzenlilikler oldu unu varsaymas, d fl politikalardaki benzerliklere dikkat çekmesi, bilim felsefesinin ilkelerini önemsemesi, tarihsel bir yaklafl m yerine yap salc bir yaklafl m benimsemesi ve anarfli kavram na yükledi i anlamd r. Yukar da belirtildi i gibi genel olarak tüm realistlere göre, uluslararas iliflkilerin temel aktörü olan devletler bütüncül ve yekpare yap lard r. Bencil davranan ve sadece ulusal ç karlar do rultusunda hareket eden rasyonel birimlerdir. Ulusal ç - karlara göre biçimlenen devletlerin politikalar hayatta kalma, güvenlik, güç ve nispi kapasite gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Örne in; Morgenthau ya göre rasyonel bir d fl politika, riskin minimize edilmesi, kazanc nsa maksimum k l nmas - d r. Özel durumlarda ulusal ç kar de iflebilmekle beraber, ulusal ç kar peflinde olan liderleri yönlendiren ana motivasyonlar büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Morgenthau nun rasyonel politika varsay m nda ideoloji gibi unsurlara yer verilmemektedir. Realistler taraf ndan devletler üniter ve bütüncül yap lar olarak görüldü ünden bunlar n politikalar, iç siyasal koflullar n bir sonucu olmaktan ziyade d flsal geliflmelere verilen bir tepki olarak (bilardo topu varsay m ) düflünülmektedir. Ancak aras ra rasyonel politikalardan sapmalar aç klamak için klasik realistler iç politikaya iliflkin gerekçelendirmelerde bulunabilmektedirler. Bununla beraber, klasik realizmin temel özelliklerinden olan, moral unsurlar n siyaset d fl tutulmas ve etikten ar nd r lm fl bir siyaset anlay fl neo realizmde yeterince vurgulanmamaktad r. Oysa klasik realizm bu anlamda liberal idealizme bir tepki olarak do mufl ve onu ütopyac olarak nitelemesinde de bu görüflün de er unsuruna biçmifl oldu u rol öne ç km flt. Klasik realizmde önemli olan ve onu

25 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 17 idealizmden ay ran en önemli unsur olan moral unsurun dikkate al nmamas, neo realizmde gözard edilmifltir. Bu nedenle bir taraftan bilimsellik kayg s yla hareket ederken di er taraftan pozitivizmin önemli ilkelerinden biri olan de erden ar nd - r lm fl bilim ilkesini yads mas neorealizme yöneltilen önemli bir elefltiridir (Forde, 1995: 143). Devletin davran fllar n anarfli ile aç klayan neorealizme göre, bir devletin di- erleri taraf ndan egemenlik alt na al nma korkusu devletlerin davran fllar n belirlemektedir. nsan do as na dayanan klasik realizme göreyse devletlerin d fl politikalar n belirleyen ana unsur di erlerine egemen olma arzusudur. Uluslararas güç mücadelesi, anarfli modeline göre sistemin eksikliklerinden kaynaklan rken insan do as modelinde, insan n do as ndaki eksikliklerden kaynaklanmaktad r. Neorealist teoride anarfliden kaynaklanan baflkalar taraf ndan egemenlik alt na al nma korkusu, yani her devletin korktu u ya da her devletin di erlerini egemenlik alt na alma iste inde oldu u varsay m genellefltirilmektedir. En kötü durum varsay m na dayanan ve mahkûmun ikilemi, güvenlik ikilemi gibi oyun teorisinin kavramlar n kullanan neorealizmde; korkunun yanl fl anlamadan, ön yarg - dan ya da eksik bilgilenmeden kaynaklanabilece i dikkate al nmamaktad r (Shimko, 1992: 294). Her ne kadar anarfli kavram Morgenthau da ve klasik realizmde de yer almaktaysa da anarfli kavram na d fl politikay aç klamada bir ifllev yüklenmemekte; neden sonuç iliflkisi aç s ndan ele al nmamaktad r. Klasik realizmde anarfli, uluslararas alanda insanlar n ve dolay s yla devletlerin di erleri üzerinde hâkimiyet kurma çabalar na engel olacak bir üst otoritenin bulunmamas anlam na gelmekte; güç mücadelesinin nedeniyse baflka faktörlere dayand r lmaktad r. Dolay s yla klasik realizmde anarfli varsay m söz konusu olmakla beraber, d fl politikay belirleyen bir etken olarak, yani nedensel aç dan ele al nmamaktad r. Morgenthau ya göre devletlerin güç mücadelesi ya da üstünlük peflinde koflmalar anarflinin sonucu de- ildir. Bunun nedeni, insan n do as nda mevcut olan h rs, güç elde etme tutkusu ve üstün gelme arzusunun kollektif yans mas d r. Morgenthau ya göre insan n güçlü olma iste inin ve bencilli inin etkisi devlet politikas ve davran fl nda belirgin flekilde görülmektedir. Anarfli ise, insan n do as nda var olan bu özelliklerin ve objektif yasalar n devletin d fl politikas na egemen olmas na f rsat sa lamas bak m ndan önemlidir. Morgenthau ya göre güç dengesi mekanizmas n n d fl nda devletleri s n rlayan baflka bir merkezi otorite söz konusu de ildir. Anarflinin önemiyse bu duruma s n rlama getirmemesinden kaynaklanmakta; yoksa belli d fl politikalar n uygulanmas n dayatmamaktad r (Shimko, 1992: 293; Forde, 1995: ). Dolay s yla klasik realistler de neorealistler gibi, yap sal anarfli ya da sorunlar n çözümünü sa layacak merkezi bir otoritenin yoklu u üzerinde durmakla beraber, bunu bir sonuç olarak de erlendirerek, devletlerin d fl politikas üzerinde belirleyici bir etkisi oldu u üzerinde durmuyor. Oysa neorealistler anarfli olgusuna bir neden olarak bakarak, devletlerin d fl politikas n aç klamada önemli bir ç k fl noktas olarak kabul etmektedirler. Buradan yola ç karak güvenlik ikilemi (security dilemma) ve kendine güvenme (self help: kendine yard m) kavramlar üzerinde duran neorealistlere göre, herhangi bir devletin güvenli ini sa lamaya dönük faaliyetleri, mevcut ya da potansiyel düflmanlar n n güvenli ini tehlikeye sokmaktad r. Bir devletin mutlak güvenlik içinde olmas, di er devletlerin mutlak güvensizli i anlam na gelmekte ve bu durum, di er devletleri silahlanmaya ya da baflka türlü düflmanca davran fllara itmektedir. Dolay s yla nisbi kapasite (relative capabilities) sorununun realist yaklafl mda merkezi bir öneme sahip oldu unu vurgulamak

26 18 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I gerekir. Ayr ca idealistlerden ve liberallerden farkl olarak, realistler için devletler aras ndaki çat flmalar, kötü liderlerin hatalar ndan, bilgi eksikli inden, yanl fl alg - lamadan, e itimsizlikten, sosyo politik yap dan ve tarihsel nedenlerden kaynaklanan bir durum olmay p, tamam yla do al ve ola an bir durumdur (O. L. Holsti, 1995: 36-37; Buzan, 1996: 50-51; Nicholson, 1989: 26-27). Neorealizmin varsay mlar kabul edildi inde de sonuç yine uluslararas güç mücadelesi, kendine güvenme (self-help) ve güvensizlik olmaktad r. Yani her iki modelde de (klasik realizm ve neorealizm) sonuçta d fl politikaya kötümser (pessimistic) yaklafl lmaktad r. Fakat insan iliflkilerine indirgendi inde iki farkl durum ortaya ç kmaktad r. Birinde insan, ondan korkan insanlarla çevrili di erinde ise ona tahakküm etmeye ve denetim alt na almaya çal flan insanlarla doludur. Birinci durumda yani insanlar n korkusu yanl fl anlama ya da kuflkudan kaynakland - nda bunu gidermek olas d r; ancak ikinci durumun önlenebilmesi yaln zca ayn flekilde davranmakla mümkündür. Morgenthau ya göre, devletlerin di erlerine üstün gelme ve onlar egemenli i alt na alma arzusu, insan do as ndan kaynaklanmaktad r. Oysa neorealizmdeki korku, devletlerin içinde bulunduklar ortam n niteli inden ileri gelmektedir. Yani korku, insan do as ndan de il, ortamdan ve durumdan kaynaklanmaktad r. Sonuçta her ikisinde de güç mücadelesi söz konusu olmakla beraber buna neyin neden oldu u ve güç mücadelesinin biçimi farkl l k göstermektedir (Shimko, 1992: 295). SIRA S ZDE 6 Realist kuramlara göre (klasik ve neorealist), uluslararas sistemde devletler aras nda kurulan iflbirlikleri aç klanabilir mi?

27 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 19 Özet A MAÇ 1 A MAÇ 2 Realizmin (siyasal gerçekçili in) temel kavramlar n tan mlamak. Realizmin temel kavramlar ; güç, ulusal kapasite, ulusal ç kar, güç dengesi ve anarflidir. Realizme göre, uluslararas sistemde çat flmalar n sonucunun belirlenmesinde ve devletlerin di er devletlerin davran fllar n etkileyebilmelerinde sahip olduklar ulusal kapasite önemli rol oynamakta ve devletin gücünü belirlemektedir. Ulusal gücün, kapasitenin belirlenmesinde askeri ve askeri olmayan unsurlar (siyasi, ekonomik) etkilidir. Dolay s yla uluslararas politikan n temel aktörleri egemen ulus devletlerdir. Merkezi ve üstün bir otoritenin bulunmad uluslararas sistemin anarflik yap s nedeniyle devletler daima güç mücadelesi içindedir. Devletlerin d fl politikalar n ve davran fllar n belirleyen temel unsur kendi ulusal ç karlar olup, bu do rultuda ittifaklar da kurabilirler. Uluslararas sistemin anarflik yap s nedeniyle devletler, di er devletlerin maksimum güce ulaflma arzusuyla hareket edeceklerinden yola ç karak bu amaca ulafl lmas na engel olmak istemekte, güç da l m n korumaya, dengelemeye çal flmaktad rlar. Güç dengesi istikrar n sa lanabilmesi için önemlidir. A MAÇ 3 Siyasal gerçekçili in ana varsay mlar n aç klamak. Temel varsay mlar, güç ve ç kar mücadelesinin politikan n oda nda yer almas, devletlerin uluslararas iliflkilerin temel ve yegane aktörü olmas, devletlerin yekpare yap lar olarak kabul edilmesi ve devletlerin rasyonel davranan yap lar olarak kabul edilmesidir. Bunlar n d fl nda gerçekçi okul olarak da bilinen realizmin baflka varsay mlar da bulunmaktad r. Örne in insan do as n n kötü, bencil ve ç karc bir do aya sahip oldu u varsay larak, devlet do as n n da insan do as yla iliflkilendirilmesidir. Ayr ca realizme göre, politika ve ahlak ayr konulard r ve gerek devletlerin d fl politikalar gerekse uluslararas iliflkilerin analizinde ahlaki kriterlere baflvurulmamal d r. Bir di er varsay m ise uluslararas sistemde merkezi bir otorite olmamas dolay s yla sistemin anarflik olarak görülmesidir. Realizme göre, devletler aras nda mutlak güvensizlik söz konusudur ve güvenlik sorunu devletleri daha fazla güç elde ederek güvenlik sa lamak zorunda b rakmaktad r. Bu teorinin en önemli varsay mlar ndan biri de uluslararas politikan n iflbirli inden ziyade bir çat flma süreci olarak görülmesidir. Realizmde, di er devletlere ya düflman ya da potansiyel düflman olarak bak l r. Devletler her durumda di erine göre kendisini üstün k lacak politikalar peflindedir ve bu durum ister istemez güvensiz bir ortam n do mas na yol açar. Ayr ca realizmde güç dendi inde ilk olarak askeri güç akla gelmektedir. Realizm gücun unsurlar aras nda takip etti i hiyerarfliyi uluslararas gündemle ilgili de yapmakta ve askeri ve güvenlik konular n en bafla yerlefltirmektedir. Siyasal gerçekçili in (realizmin) felsefe ve bilim dünyas ndaki temsilcilerini saymak. Realizmin felsefi kökleri eski Yunana kadar uzanmaktad r. Önemli düflünürler aras nda Thucydides, Niccolo Machiavelli, Thomas Hobbes un isimleri say labilir l, 1950 li ve 1960 l y llara Edward H. Carr ve Hans Morgenthau nun çal flmalar damgas n vurmufltur. Bunlar n d fl nda Nicholas Spykman, Reinhard Niebuhr, Arnold Wolfers, Walter Lippmann, John Herz, Raymond Aron bu dönemdeki çal flmalar yla realizme önemli katk larda bulunmufl isimler aras nda yer alm fllard r. Öte yandan, Winston Churchill ve George F. Kennan gibi diplomat ve siyaset adamlar da uygulamalar yla ve politikalar yla realizmi savunanlar aras nda yer alm fllard r.

28 20 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I A MAÇ 4 Klasik realizm ile neorealizm (yeni gerçekçilik) aras ndaki temel farkl l klar ay rt etmek. Siyasal gerçekçili in temel varsay mlar ve felsefi kökenleri neorealizm için de geçerli olmakla beraber, neorealistler kuram uluslararas sistemdeki de iflimler ve realizme getirilen elefltiriler fl - nda revize etmifllerdir. Her iki yaklafl m n temel kavramlar güç mücadelesi, kendine güvenme (self-help) ve güvensizliktir ve d fl politikaya kötümser yaklafl lmaktad r. Yine her iki kurama göre, uluslararas iliflkilerin temel aktörü olan devletler bütüncül ve yekpare yap lard r. Bencil davranan ve sadece ulusal ç karlar do rultusunda hareket eden rasyonel birimlerdir. Ulusal ç - karlara göre biçimlenen devletlerin politikalar hayatta kalma, güvenlik, güç ve nispi kapasite üzerine kurulmaktad r. Klasik realizmin temel özelliklerinden olan, moral unsurlar n siyaset d fl tutulmas ve etikten ar nd r lm fl bir siyaset anlay fl neorealizmde ele al nmam flt r. Klasik realizm insan do as ndan hareket ederek devletin güç peflinde koflmas ndan kaynaklanan güç mücadelesi üzerinde yo unlafl rken, neo realizm uluslararas yap da merkezi bir otorite bulunmamas ndan kaynaklanan anarfli olgusu üzerinde durmaktad r. Geleneksel realist düflünürler, uluslararas politikay birim düzeyinde devletlerin d fl politikalar ve davran fllar yla aç klarken neorealistler sistemin yap sal etkilerini dikkate almakta ve gücün bir amaç de il, gerektikçe kullan lacak bir araç oldu unu vurgulamaktad rlar. Dolay s yla neorealizmin klasik realizmden farkl l klar ; yap olarak tan mlanan sistemin devletlerin d fl politikas üzerindeki belirleyici ve s n rlay c etkisi üzerinde durmas, uluslararas politikada davran flsal düzenlilikler oldu unu varsaymas, d fl politikalardaki benzerliklere dikkat çekmesi, bilim felsefesinin ilkelerini önemsemesi, tarihsel bir yaklafl m yerine yap salc bir yaklafl m benimsemesi, ahlak ve etik gibi normatif unsurlar üzerinde durmamas ve anarfli kavram na yükledi i anlamd r. A MAÇ 5 Realizmin güvenlik meselesine yaklafl m n aç klamak. Realistlere göre, uluslararas iliflkilerin ana gündemini ulusal güvenlik konular oluflturmaktad r. Realistler için devletin varl n sürdürmeye iliflkin olan ulusal güvenlik konusu yüksek politika (high politics) olarak; ticari, mali, parasal, sa l kla vb. ilgili konularsa alçak politika (low politics) olarak nitelenmektedir. Realizmin (özellikle neorealizmin) önemli bir varsay m ysa devletlerin tek tek güvenli ini sa layacak bir merkezi otoritenin olmad uluslararas yap n n anarflik oldu- udur. Realistler bu yap içinde her bir devletin kendi güvenli ini kendisi sa lamak zorunda oldu unu varsayarak (kendine güvenme-self-help), di er devletlerin de ayn flekilde davranaca n ve dolay s yla her bir devletin kendi ç kar do rultusunda hareket edece ini ileri sürmektedir. Realistlere göre, uluslararas yap daki istikrars zl klar devletlerin güvenli i için tehdit oluflturmakta olup, devletler olas tehditlere karfl destek sa lamak için ittifak antlaflmalar imzalayabilirler. Ancak devletler güvenlikleri için bunlara çok fazla güvenmezler ve kendi güvenliklerini kendileri sa layabilecek bir güce eriflmeye çal - fl rlar. Neorealistlere göre devletin nihai amac güç de il güvenliktir ve bu noktada klasik realistlerden farkl düflünmektedirler. Neorealizme göre güç, devletin daha fazla güvenli e sahip olmas n n bir arac d r.

29 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 21 Kendimizi S nayal m 1. Afla dakilerden hangisi realizmin temel kavramlar ndan de ildir? a. Ulus devlet b. Güç c. Karfl l kl ba ml l k d. Anarfli e. Ç kar 2. Realizme göre, devletlerin amaçlar na ulaflmak ve ç karlar n gerçeklefltirmek için kullanacaklar, nitel ve nicel unsurlardan oluflan kavram afla dakilerden hangisidir? a. Anarfli b. Güç c. ttifak d. Hiyerarfli e. Ç kar 3. Afla dakilerden hangisi, klasik realizmin ana varsay mlar ndan biri de ildir? a. nsan do as ve devlet do as anlafl lmadan uluslararas politika anlafl lamaz. b. Uluslararas politika güç ve ç kar mücadelesidir. c. Devlet, egemen olan ve ba ms z hareket edebilen tek aktördür. d. Uluslararas ekonomi, yüksek politika konular aras ndad r. e. Ahlak ve etik de erler politikay yönlendirmez. 4. Uluslararas sistemde, iç politikadaki hiyerarflinin tersine, merkezi bir otoritenin bulunmamas afla daki kavramlardan hangisiyle aç klanmaktad r? a. Ç kar çat flmas b. Güç dengesi c. Güvenlik paradoksu d. Mahkumun ikilemi e. Anarfli 5. Klasik realizmin, uluslararas politikada ahlaki (moral) standartlara uyulmas gerekmedi i argüman, afla daki realist düflünürlerden hangisiyle iliflkilendirilemez? a. Morgenthau b. Machiavelli c. Niebuhr d. Thucydides e. Waltz 6. Afla daki düflünürlerden hangisi neorealizmin temsilcileri aras nda yer almaktad r? a. Niccolo Machiavelli b. Kenneth Waltz c. Edward H. Carr d. Thomas Hobbes e. Hans Morgenthau 7. Thomas Hobbes un Leviathan isimli eserinde inceledi i, herkesin herkesle savaflt do a durumu, bireylerin egemenliklerini devlete devretmeleriyle son bulur. Uluslararas politikayla kurulan analojide, do a durumuna benzetilen kavram afla dakilerden hangisidir? a. Ulus devlet b. Uluslararas politika c. Ulusal güç d. Uluslararas sistem e. Ulusal ç kar 8. Afla daki ifadelerden hangisi klasik realizm ve neorealizmin ortak varsay m d r? a. Uluslararas sistemin, devletlerin d fl politikalar üzerinde belirleyici etkisi vard r. b. Uluslararas politikada güç, bafll bafl na bir amaçt r. c. Devletler, d fl politikada rasyonel karar veren birimlerdir. d. Devletler aras nda karfl l kl ba ml l k bulunmaktad r. e. Uluslararas politikada güç, güvenli i sa layan bir araçt r. 9. Realizme göre, devletlerin kendi güvenliklerini sa lamaya yönelik faaliyetleri, di er devletlerin güvenli ini tehlikeye sokar. Yap sal anarfliden do an ve di er devletlerin silahlanmas na neden olan bu durum, afla - daki kavramlardan hangisiyle iliflkilendirilemez? a. Kendine güvenme b. Mahkumun ikilemi c. Göreli kazanç d. Güvenlik ikilemi e. Ç karlar n uyumu 10. Afla dakilerden hangisi neorealizmin, realist kurama getirdi i elefltirilerden biridir? a. Uluslararas politikada temel aktörün ulus devlet olmas b. Analiz düzeyi olarak sadece birim düzeyini dikkate alarak indirgemeci bir yaklafl m benimsemesi c. Güç dengesinini istikrar sa lamas d. ç ve d fl politikan n ayr incelenmesi e. Uluslararas iliflkilerin güç mücadelesi olarak görülmesi

30 22 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar 1. c Yan t n z yanl fl ise, Realizmin Varsay mlar ve Temel Özellikleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. b Yan t n z yanl fl ise, Realizmin Varsay mlar ve Temel Özellikleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yan t n z yanl fl ise, Realizmin Varsay mlar ve Temel Özellikleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. e Yan t n z yanl fl ise, Realizmin Varsay mlar ve Temel Özellikleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yan t n z yanl fl ise, Realizmin Felsefi Kökenleri ve Neorealizm konular n yeniden gözden geçiriniz. 6. b Yan t n z yanl fl ise, Neorealizm ve Kenneth Waltz konusunu yeniden gözden geçiriniz. 7. d Yan t n z yanl fl ise, Realizmin Felsefi Kökenleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yan t n z yanl fl ise, Klasik Realizm ve Neorealizm konular n yeniden gözden geçiriniz. 9. e Yan t n z yanl fl ise, Neorealizm ve Kenneth Waltz konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. b Yan t n z yanl fl ise, Neorealizm ve Kenneth Waltz konusunu yeniden gözden geçiriniz. S ra Sizde Yan t Anahtar S ra Sizde 1 Uluslararas sistemdeki istikrars zl klar engellemek için devletler ittifak antlaflmalar imzalayabilirler. Ancak devletler daima kendi güvenliklerini kendileri sa layabilecek bir güce eriflmeye çal fl rlar. Güç dengesi politikalar yla devletlerin sistemdeki durumlar n di er devletlere göre konumland rarak daima dengenin korunmas ve hiçbir devletin di erleri üzerinde üstünlük kuramamas prensibiyle devletler (iki veya çok kutuplu sistemlerde) ç karlar n korurlar. S ra Sizde 2 Neorealizmin etkili olmaya bafllad 1980 li y llarda, uluslararas iliflkilerde siyasi ve askeri konular kadar ekonomik konular n da a rl ve etkileri yaflanmaya bafllanm flt r petrol krizi gibi uluslararas ticaret konular n n uluslararas politikaya her geçen gün artan flekilde gündem oluflturmas, uluslararas ekonomik örgütlerin artan rolleri ve etkileri; ekonomik, toplumsal iliflkileri içeren alçak politika konular n n da yüksek politika olarak tan mlanan siyasi, askeri güvenlik konular kadar önemli oldu unu göstermifltir. So uk Savafl n sona ermesi ve küreselleflmenin artan etkileriyle klasik realizmin bu s n fland rmas daha fazla elefltirilmektedir. S ra Sizde 3 Uluslararas sistemde merkezi, üstün bir otoritenin olmamas (anarflik yap ) ve devletlerin kendi güvenlikleri için güce gereksinim duymalar do a durumuna benzetilmektedir. dealist (liberal) kurama göre, realizm taraf ndan çat flma, kuflku, güvensizlik ve savafl n kaç n lmaz oldu u savunulan uluslararas sistemde her zaman savafl durumu bulunmamakta; istikrar ortak kurallar ve normlar ile sa lanabilmektedir. Neorealizmde, klasik realizmin varsay mlar artan iflbirliklerini ve ortak ç karlar aç klamak üzere ve yap sal (sistemden kaynaklanan) nedenlere ba lanarak aç klanmaktad r. S ra Sizde 4 Güç dengesi devletlerin birbirlerinin politika ve davran fllar konusunda tahmin edilebilirlik sa layan, temel mant varolan güç da l m n n, statükonun korunmas olan bir yaklafl md r. Herhangi bir devlet veya ittifak yapan devletler grubu (koalisyon) taraf ndan bozulan istikrar, yeni bir güç dengesine ulafl lmas ve baflat devletlerin öne ç kmas yla tekrar oluflur. S ra Sizde 5 Devletler aras nda imzalanan anlaflmalarla kurulan iflbirlikleri, ortak kurallar n, normlar n geliflmesi, uluslararas hukukun varl, klasik realizmin bu argüman yla çeliflmektedir. Neorealizmin savundu u gibi uluslararas arenadaki her davran fl birey veya devletlerin gücünü art rmas na yönelik de ildir. S ra Sizde 6 Realizme göre devletler için ulusal ç karlar önceliklidir. Birey veya sistem düzeyinde kaynaklanan nedenlerle, devletler için belli alanlarda iflbirli i yapmak devletlerin ortak ç kar na olabilir. Bu iflbirli i güvenlik, savunma alan nda olabilece i gibi ekonomik konularla ilgili de olabilir. Devletler aras nda geliflen karfl l kl ba ml l k durumu, realistler taraf ndan istikrar bozan, liberaller taraf ndan ise iflbirli i olanaklar n dolay s yla istikrar art ran bir faktör olarak de erlendirilir.

31 1. Ünite - Realizm ve Neorealizm (Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik) 23 Yararlan lan Kaynaklar Buzan, Barry. (1996), The Timeless Wisdom of Realism, Steve Smith, Ken Booth and Marysia Zalevski, International Theory: Pozitivism and Beyond. Cambridge: Cambridge University Press, içinde ss. ss Carr, Edward H. (1972), Utopian Background Robert L. Pfaltzgraff, Jr., (ed.) Politics and the International System, 2nd ed. New York: J.B.Lippincott Company, içinde ss Forde, Steven. (1995), International Realism and the Science of Politics: Thucydides, Machiavelli, and Neorealism, International Studies Quarterly. Vol. 39, No. 2 (June), ss Gökberk, Macit. (1974), Felsefe Tarihi. Ankara: Bilgi Yay nevi. Grieco, Joseph M. (1995), Anarchy and the Limits of Cooperation: A Realist Critique of the Newest Liberal Institutionalism, An Introduction, Charles W Kegley, Jr. (ed.) Contraversies in International Relations Theory, Realism and the Neoliberal Challenge. New York: St. Martin s Press, içinde ss Holsti, Ole R. (1995), Theories of International Relations and Foreign Policy: Realism and Its Challenge, Charles W Kegley, Jr. (ed.) Contraversies in International Relations Theory, Realism and the Neoliberal Challenge. New York: St. Martin s Press, içinde ss Kegley Jr., Charles W. (1995), Neoliberal Challenge to Realist Theories of World Politics: An Introduction, Charles W Kegley, Jr. (ed.) Contraversies in International Relations Theory, Realism and the Neoliberal Challenge. New York: St. Martin s Press, içinde ss Linklater, Andrew. (1995), Neo-realism in Theory and Practice, Ken Booth and Steve Smith (eds.) International Relations Theory Today. Cambridge: Polity Press, içinde ss Lopez, George A. ve Michael S. Stohl. (1989), International Relations: Contemporary Theory and Practice. Washington D.C.: Congressional Quarterly Inc. Knutsen, Torbjörn L. (1992), A History of International Relations Theory, An Introduction. Manchester: Manchester University Press. Machiavelli, Niccolo. (1994), Prens. Çev. Naz m Güvenç. stanbul: Anahtar Kitaplar Yay nevi. Morgenthau, Hans J. (1970), Uluslararas Politika. Cilt 1 Çev. Bask n Oran ve Ünsal Oskay. Ankara: Sevinç Matbaas. Nicholson, Michael. (1989), Formal Theories in International Relations. Cambridge: Cambridge University Press. Sahakian, William S. (1997), Felsefe Tarihi. Çev. Aziz Yard ml, 3. Bask stanbul: dea Yay nevi. Senarclens, Pierre de. (1991), The Realist Paradigm and International Conflicts, International Social Science Journal. Vol. 43, No. 127 (February), ss Shimko, Keith L. (1992), Realism, Neorealism and American Liberalism, The Review of Politics. Vol. 54, No. 2 (Spring), ss Stone, Alec. (1994), What Is a Supranational Constitution? An Essay in International Relations Theory, The Review of Politics Vol. 56, No. 3 (Summer), ss Vasques, John A. (1998), The Power of Power Politics. Cambridge: Cambridge University Press. Vayrynen, Raimo. (1995), Bipolarity, Multipolarity and Domestic Political Systems, Journal of Peace Research. Vol. 32, No. 3 (August), ss Viotti Paul R. ve Mark V. Kauppi. (1993), International Relations Theory: Realism, Pluralism, Globalism, 2nd ed. New York: Macmillan Publishing Co. Waltz, Kenneth N. (1992), Realist Thought and Neorealist Theory, Robert L. Rothstein ed. The Evolution of Theory in International Relations. South Carolina: University of South Carolina Press, içinde ss Waltz, Kenneth N. ve George H. Quester. (1982), Uluslararas liflkiler Kuram ve Dünya Siyasal Sistemi. Çev. Ersin Onulduran. Ankara : SBF Yay nlar. Williams, Howard, Moorhead Wright ve Tony Evans (der) (1996), Uluslararas liflkiler ve Siyaset Teorisi Üzerine Bir Derleme. Haz. Tolga Erdafl ve Fatih Durmufl. Ankara: Siyasal Kitabevi.

32 2ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Amaçlar m z Bu üniteyi tamamlad ktan sonra; Liberalizmin temel kavramlar n tan mlayabilecek; Liberalizmin temel varsay mlar n aç klayabilecek; Demokrasinin, birey özgürlü ünün garanti alt na al nd siyasal sistemlerde var oldu unu ay rt edebilecek; Liberal devletler aras nda uluslararas iflbirli ini gerçeklefltirmenin daha kolay oldu unu de erlendirebilecek; Liberal teorilerin, kurumsal iflbirli inin ve bar fl n tesisine iliflkin yaklafl m n aç klayabileceksiniz. Anahtar Kavramlar Özgürlük nsan haklar Eflitlik Nispi kazanç Mutlak kazanç Liberal pasifizm Liberal uluslararas c l k Ortak otorite Kurumsalc l k çindekiler Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Liberalizm ve Yeni Liberalizm G R fi L BERAL DÜfiÜNCEN N FELSEF TEMELLER KLAS K L BERAL ZM VE TEMEL VARSAYIMLARI ULUSLARARASI L BERAL TEOR /NEOL BERAL ZM L BERAL ZM VE ULUSLARARASI fib RL L BERAL ZM VE BARIfiIN KORUNMASI

33 Liberalizm ve Yeni Liberalizm G R fi Liberalizm, belli amaç ve idealleri olan bir siyasal düflünce gelene ini temsil etmektedir. Liberalizm, bir ideoloji oarak özellikle ngiltere ve Amerika Birleflik Devletlerinde XVIII. ve XIX. yüzy l siyasal ve ekonomik düflünce tarihinde etkili olmufltur. Klasik liberal düflünce, eflitlik, rasyonellik, özgürlük, ve mülkiyet kavramlar üzerine infla edilmifltir. Asl nda liberalizm ayd nlanma ça n n filozoflar n n temel felsefelerini oluflturmufltur. Ayd nlanma ça dendi nde 1688 ile 1789 y llar aras n kapsayan dönem akla gelmektedir. ngiltere den J. Locke, skoçya dan David Hume ve Adam Smith, Fransa dan Montesguieu, Voltaire ve Almanya dan Immanuel Kant bu döneme damgas n vuran bilim adamlar aras nda yer almaktad r. Liberalizme göre, tüm insanlar eflit yarat lm fllard r ve yaflama hakk, özgür olma ve mutlulu unu sürdürme hakk gibi birtak m dokunulmaz haklarla donat lm fllard r. Kaynaklar n ve zenginli in eflit da t ld anlam na gelmeyen f rsat eflitli i kavram, XIX. yüzy l liberalizminin birinci temel kural n oluflturmufltur. Liberalizmin ikinci kural bireyin do al gereksinimlerini rasyonel yollarla karfl lama ve isteme kapasitesine sahip oldu u ilkesidir. Do ru ve ahlaksal eylemin akla dayanaca n öngören yaklafl ma rasyonalizm denmifltir. Liberalizme göre kifli çevresinde olup biten fiziksel ve toplumsal gerçekleri kavrayacak kapasiteye sahiptir. Dolay s yla birey kendini gelifltirme yetisine sahiptir ve kendine güvenen ve bu kapasiteye sahip olan insana, kendi mutlulu unu arama hak ve özgürlü ü tan nmal d r. Üçüncü ilke bireyin temel al nmas ve özgürlefltirilmesidir. Toplumsal politikan n amac bireyin özgürlü ünü ve özerkli ini geniflletmektir. En iyi toplum, bireye daha fazla özgürlük tan yan toplumdur. Liberalizmin dördüncü ilkesi özel mülkiyetin önemidir. Özel mülkiyet sayesinde birey özel amaçlar na ulaflabilir. Bu durum bireyi çal flmaya teflvik eder ve çal flmas sayesinde birey sadece kendisinin de il, ayn zamanda toplumun zenginleflmesini de sa lar. L BERAL DÜfiÜNCEN N FELSEF TEMELLER Liberal düflünceden söz ederken öncelikle John Locke ile bafllamak gerekir. Zira Locke özellikle Toplumsal Sözleflme kuram yla liberal teorinin temellerini atm fl ve temel felsefesini ortaya koymufltur. Do a durumunda insanlar n eflit ve özgür olduklar n vurgulayan John Locke, Hobbes un düflüncelerinden bu noktada tamamen ayr lmaktad r. Locke a göre do a durumu savafl durumu de ildir. Ortak yarg da bulunma yetkisiyle donat lm fl bir üstleri olmad sürece usa göre yaflayan in- John Locke ( ) Hobbes için do al yasa; güç, zor ve aldatma yasas yken, Locke için, Tanr ve haklar, insan n Tanr ile iliflkisi ve tüm insanlar n rasyonel yarat klar olarak temel eflitlikleri üzerine düflünen insan akl taraf ndan bildirilen, evrensel olarak ba lay c olan bir ahlaksal yasa demekti. Herkesin do al haklar oldu una inanan Locke a göre, bu haklar kendini koruma, yaflama, özgür olma ve mülkiyet haklar yd.

34 26 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Hugo Grotius ( ) Jean Jacques Rousseau ( ) Rousseau ya göre devlet, yurttafllar n özgürlük ve eflitlik için do ufltan, vazgeçilmez haklar ve kendi yazg lar n belirleme güçleri yoluyla kat ld klar bir toplumsal sözleflme üzerine dayal politik bir örgüttür. sanlar do a durumunda bulunurlar. Haks z bir zorlama söz konusu oldu unda savafl yaflanabilir; fakat bu durum do a durumu ile özdefllefltirilmemelidir. Locke, do a durumunu bafl buyrukluktan ziyade özgürlük durumu olarak görmektedir. Do a durumunu, yöneten akl n yasalar olup, bunlar herkesin eflit ve ba ms z olduklar n, hiç kimsenin yaflam na, sa l na, özgürlük ya da mülkiyetine zarar vermemeyi öngörmektedir. Çünkü; tüm insanlar Tanr n n yarat klar d rlar. Do al yasa bu nedenle Locke için oldukça farkl bir anlama gelmektedir. Fakat Locke un Toplumsal Sözleflme kuram na ya da di er ad yla kontrat yasas na göre, insanlar bir do a durumunda özgür olsalar da bu herkesin birbirlerinin haklar na sayg gösterece i anlam na gelmedi inden, hak ve özgürlüklerinin daha etkili ve iyi korunmas için örgütlü bir toplum oluflturulur. Çünkü; bireyin kendini do al özgürlü ünden s y r p yurttafl toplumunun ba lar n üstlenmesinin biricik yolu, baflka insanlarla anlaflarak rahat, güven ve bar fl içinde yaflamak için uygun ortam haz rlamakt r. Fakat bireyler do al özgürlü ünden köle durumuna düflmek için de il, do al haklar ndan güven içinde ve daha özgür olarak yararlanmak amac yla vazgeçerler (Copleston, 1998: 139). Dikkat edilece i gibi, Hobbes için üst otoriteye ya da devlete duyulan gereksinim güvenlik kayg s yken Locke için özgürlü ün korunmas ve gelifltirilmesi kayg s d r. Dolay s yla liberal devlette birey devletle yapt sözleflme karfl l nda özgürlü ünün korunmas n garanti alt na al rken realist teoride, üst otoriteyi (devlet) güvenli i sa lamas için oluflturmufl ve devlet ad na özgürlü ünden vazgeçmifltir. Pozitif hukukun kurucusu say lan Hugo Grotius düflüncelerini Savafl ve Bar fl Hukuku Üzerine adl çal flmas nda ortaya koymufltur. Locke gibi, devleti bir sözleflmeden türeten Grotius un do al hukuk ö retisine göre, insan n birtak m haklar n n temeli insan do as na dayan r. Grotius a göre de insan n do as nda toplum içinde yaflama iste i vard r. Bu istek, akl n n verdi i ölçüde düzenli ve bar fl içinde yaflama iste idir. Ayr nt l olarak bu konuya girmese de Grotius un insan do as na olumlu yaklaflt söylenebilir (A ao ullar ve Köker, 2000: 88-89). Hukukun do al olabilmesi için insan do as na dayanmas gerekti ini savunan Grotius a göre, do- al haklar da insan do as gibi her yerde ve her dönemde de iflmez haklard r. Bu haklar hiçbir zaman tamamen ortadan kald r lamam fllard r. Ancak do al hukukun kendisini gerçeklefltirebilmesi için devlete gereksinimi vard r. Dolay s yla devlet, kendisinden önce ve var oluflunun nedeni olan hukuku korumakla yükümlüdür. Devlet hukukun koruyucusu ve garantisidir. Grotius a göre Machiavelli nin tersi bir argüman olarak hukuk, devletten de il devlet hukuktan do mufltur. Grotius un ö retisinde ç k fl noktas ve temel varl k bireydir. Bireyin do al haklar na insan eliyle meydana gelmifl olan her türlü düzenin üstünde olan haklara, dokunulamaz ve bunlar hiçbir kayg ya feda edilemez. Grotius a göre bir devlet düzeni olufltururken de do al haklar s n rlanamaz ve k s nt ya u rat lamaz. Grotius un bu düflünceleri liberalizmin ana dayana n oluflturmufltur (Gökberk, 1972: 218). Liberal düflüncenin savunucular aras nda yer alan ünlü Frans z filozofu Baron Charles L. Montesquieu Yasalar n Ruhu (Spirit of Laws) adl çal flmas nda dile getirdi i düflünceleriyle uluslararas iliflkiler teorisine önemli katk larda bulundu. Montesquieu, bu alanda savafl ile yönetim biçimleri aras nda do rudan iliflki kuran ilk kifli say labilir. Montesquieu, savaflla monarfliler aras nda kaç n lmaz bir iliflki oldu unu göstermeye çal flm fl ve otoriter rejimlerin savafla daha yatk n oldu unu ileri sürmüfltür. Dolay s yla demokratik rejimlerin artmas bar fl sa lay c önemli bir unsur haline gelmektedir. Bulundu u dönem itibariyle devrimci düflüncelere sahip olan Montesquieu güçler ay r m ilkesi üzerinde de durmufltur (Knutsen, 1992: ).

35 2. Ünite - Liberalizm ve Yeni Liberalizm Jean Jacques Rousseau, kendi toplumsal reform ilkelerine demokratik bir hükümet biçimi için sa lam bir ussal aklama getiren klasik çal flmas n, Toplumsal Sözleflme de (1762) ortaya koydu. Her insan özgür do ar. Aileyi toplumsal örgütlenmenin temeli olarak alan Rousseau ya göre devlet aileyi örnek almal d r. Çünkü; bir ailede ne eflitsizlik ne de kölelik vard r. Vazgeçilmez iradeleriyle özgür ve eflit insanlar n karfl l kl olarak anlaflarak bir devlet kurma haklar vard r. Çünkü; egemenlik yaln zca halk nd r. Kararlar oylama yoluyla demokratik yolla al nmal - d r. Kifli bencil ç karlar (selfish interest) için de il, ortak yarar için oy verir. Zira halk iyidir ve iyi olan için oy kullanacakt r. Halk devlete ve kendini yönetenlere, yönetme gücü ve yetkisi verse de egemenlik, genel iradeyi temsil eden halk n kendisine aittir ve terk edilmez (Sahakian, 1997: 156; Knutsen, 1992: ; Rousseau, 1994:15-90). Immanuel Kant n Sonsuz Bar fl (1795) adl eseri, onun toplumsal ve politik felsefesini aç kça ortaya koymaktad r. Kant, bir dünya devletinin; pek çok bak mdan Birleflmifl Milletlere benzeyen, federatif bir örgütlenmeyi benimseyen özgür devletler cumhuriyetinin kurulmas n savundu. Bu flekilde, ulusal politik örgütlere üyeliklerine bak lmaks z n, tüm bireyler kozmopolitan hak ve ayr cal klar olan yurttafllar olarak Dünya Devletine kat lacaklard. Kant da Montesquieu gibi savafllar önlemek için mutlakiyetçi yönetimlere son verilmesi ve tüm dünyada demokratik ideallerin ve halk egemenli inin geçerli hale gelmesi gerekti ini savundu. Uluslararas iliflkiler egemen devletler aras iliflkiler gibi görülse bile, devletin soyut, bireyinse somut varl klar oldu una iflaret ederek, bireyi esas alan, uluslararas toplum anlay fl n gelifltirdi. Böylece Kant, uluslararas politikay sadece egemen devletler aras iliflkiler olarak görmeyen modern uluslararas iliflkiler yaklafl m n n felsefi temellerini ortaya koymufltur (Knutsen, 1992: 112). Adam Smith i di erlerinden ay ran özelli i, ekonomik özgürlükle piyasa özgürlü ünün temellerini atm fl olmas d r. Buraya kadar sözü edilen liberal felsefeciler daha ziyade bireysel ve siyasal özgürlük ve demokrasi düflüncesi üzerinde yo- unlafl rken Adam Smith, piyasa özgürlü ü ya da kapitalizm olarak ifade edilen özel mülkiyetin s n rlanamaz özelli ine ve bireyin ekonomik kararlar n kendisinin verece i bir sisteme iflaret etmektedir. Smith in laissez faire anlay fl na göre, bireyin davran fllar nda kamu yarar n düflünerek hareket etmesi önemli de ildir. Sonuçta bu amaç görünmez el taraf ndan gerçeklefltirilmektedir. Dolay s yla toplum ve bireyin ç karlar birbirine ba lanmaktad r. Kendi için çal flan birey, toplum için de çal flm fl olmaktad r. Ç karlar n uyumu ilkesi, laissez faire liberalizminin temel unsurlar ndan birini oluflturmaktad r. Bu ilkeye göre, birey için do ru olan toplum için de do rudur. Bireyin kendi iyili i için çal flmas toplumun iyili i için çal flmas anlam na gelmektedir. Buradan yola ç karak kendi halk na hizmet eden bir devletin, insanl a hizmet etti i kabul edilmektedir. Kendi ç karlar için çal flan bir devlet bunu yaparken uluslararas toplumun ç karlar için de çal flm fl olmaktad r. Di- er bir ifadeyle toplum içinde bireyin ç karlar, toplumun di er ö elerinin ç karlar na ve mutlulu una ba lanmakta ve bir bütün olarak ele al nmaktad r. Bu ilkeye realizm taraf ndan karfl ç k lmakta ve özellikle Carr n eserlerinde ciddi flekilde elefltirilmektedir. Carr, hat rlanaca gibi, bu yaklafl m n geliflmifl ülkelerin kendi ç - karlar n tüm insanl n (evrensel) ç karlar ym fl gibi göstermek amac yla kullan ld n ve büyük bir aldatmacadan ibaret oldu unu ileri sürmektedir. Liberalizmin en önemli temsilcilerinden olan Herbert Spencer ( ) ise devlet ve toplumun iki temel flekli; askeri devlet ve endüstriyel devlet üzerinde durmufltur. Askeri devlet, toplumsal örgütlenmenin ilkel flekli olup ac mas z, bar- 27 Immanuel Kant ( ) Adam Smith ( ) Herbert Spencer ( )

36 28 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I bar ve savafl için her zaman haz rl kl d r. S k ve disiplinli bir toplumsal anlay fl n egemen oldu u bu yap da, bireyin konumu, tamamen otoriter ve militarist devlet taraf ndan ve onun gereksinimlerine göre belirlenir. Spencer a göre, askeri devlet, kendi topraklar n genifllettikçe ve belli bir süre sonra istikrar sa lay nca yavafl yavafl endüstriyel devlet ve toplum biçimine evrilir (dönüflür). Endüstriyel toplum her yönüyle askeri devletin karfl t olup, bireyin devlet ve toplumdaki konumu gönüllü iflbirli iyle belirlenir. Bu toplumun amac üyelerine en fazla özgürlü ü ve en yüksek mutlulu u sa lamakt r (Cevizci, 2000, 882). SIRA S ZDE 1 Liberalizme göre bireyin özgürlü ünü garanti eden en iyi yönetim biçimi demokrasidir. Ancak demokratik bir toplumda bireyin özgürlü ü ve temel haklar garanti alt na al nabilir ve sürdürülebilir. Liberal devletteki birey gibi, uluslararas sistemde de devletin bireycili i vard r. Bireycili in devlet için anlam egemenli e denk düflmektedir. Egemenlik, devletin kendi r zas d fl nda herhangi bir d fl müdahale ya da s n rlama olmadan karar alabilmesi ve bunun için özgür, otonom ve siyasal bak mdan ba ms z olmas anlam na gelmektedir. (Henkin, 1991:165; Zacher ve Matthew, 1995: 118). Uluslararas toplum anlay fl n, uluslararas sistem kavram yla karfl laflt r n z. KLAS K L BERAL ZM VE TEMEL VARSAYIMLARI Klasik liberalizm esas olarak bireyin özgürlü ünü temel alan bir yaklafl md r. Bireyin do ufltan özgür oldu unu ve bir tak m temel haklara sahip oldu unu varsayan liberalizme göre, hangi koflullarda olursa olsun bireyin özgürlü ü esast r, haklar - na dokunulamaz, hiçbir koflulda s n rlanamaz ve ortadan kald r lamaz. Bireyin kendi iradesiyle gelece ine karar verebilece ini varsayan liberalizme göre, insan özgür b rak l rsa kendi için en iyi olana karar verebilir. Liberalizmin temel varsay mlar ndan biri de mülkiyet hakk n n kutsall d r. Yaflam hakk ve mutlu olma hakk gibi, bireyin mülkiyet hakk da dokunulmaz haklardand r. Liberallere göre, savafllar önlemenin önemli bir yolu kamuoyuna kendisini ifade etme olana n vermektir, bu da ancak demokratik cumhuriyetlerin yayg nlaflt - r lmas yla gerçeklefltirilebilir. Bu anlay fl XIX. yüzy lda Bat Avrupa da do ru ve ahlaksal eylemin akla dayanaca n öngören rasyonalizm ad alt nda yay lmaya bafllad. Akl n bu flekilde öne ç kar lmas na entellektüel devrim dendi ve tüm toplumsal olaylar akla dayand r ld. Bir devletin s k s k savafla baflvurmas entellektüel bir topluma sahip olmamas na ba land. Dolay s yla toplumlardaki e itim seviyelerinin yükseltilmesi uluslararas bar fl sa lamada önemli bir unsur olarak görüldü. Liberal devlet anlay fl na göre, devlet ve birey aras nda benzerlikler bulunmaktad r. Liberal bir devlet teorisinde tüm bireyler eflit yarat l r ve Tanr taraf ndan verilmifl yaflama, özgürlük ve mutlu olma gibi do ufltan dokunulmaz haklara sahiptir. Birey bu haklar n güvence alt na almas için devleti oluflturmufltur ve devlet gücünü yönetti i bireylerden al r. Ayn flekilde tüm devletler de eflittir, var olma, ba ms zl k ve ulusal ç karlar n koruma gibi birtak m dokunulmaz haklara sahiptir. Baflka bir deyiflle liberal anlay fla göre devletler de t pk birey gibi, uluslararas sistemde statüleri, haklar ve sorumluluklar bak m ndan eflittir. Liberal devlet, kendi iyili i için de il, halk n iyili ini düflünerek ve onun için çal flmak zorunda oldu undan, gündeminde kendi için fayda sa lamak bulunmad ndan halk için iyi olan gerçeklefltirmeye çal fl r. Uluslararas sistemin de kendine özgü bir gündemi olamaz. Esas gündem, onu oluflturan devletlerin kendi halklar için iyi olan ve kendi de er sistemini gelifltirmesini, gerçeklefltirmesini sa layacak uygun bir ortam oluflturmakt r. Liberal bir devlette hukuk, bireylerin temsilcilerinin ortak r zas yla oluflmaktad r. Uluslararas hukukun da devletlerin ortak r zas yla oluflmas gerekir. Liberal devlet bireylerin laissez faire anlay fl na göre özgür davranmalar n sa lar. En iyi devlet en az yönetme iddias nda olan devlettir anlay fl egemen k l nmaya çal fl lmaktad r (Henkin, 1991: ). Liberalizme göre, bir devletin egemenli inden ödün vererek iflbirli ini tercih etmesi, ç karlar ndan ödün verdi i anlam na gelmemektedir. Uluslarafl r konularda devletlerin iflbirli i yapmas onlar n ç karlar na ayk r de ildir. Bir devletin ç kar

37 2. Ünite - Liberalizm ve Yeni Liberalizm 29 di er devletlerin ç kar na ba l olup, iflbirli i yapmama, bir devletin k sa görüfllü davranmas anlam na gelmektedir (Kegley, 1993: 142). Liberalizmin temelini oluflturan özgürlü ün gelifltirilmesi de uluslararas iflbirli ini gerektirmektedir. flbirli i, uluslararas etkileflimin ve karfl l kl ba ml l n do uraca olas zararlar azaltmak ve kazançlar art rmak için gerekli oldu u gibi bar fl, refah ve adaletin sa lanmas için de zorunludur (Zacher ve Matthew, 1995: 110, ). Liberal düflünürlere göre, devletin küçültülmesi mümkündür. Çünkü; bireylerin ortak ç karlar n n uyumlaflt r lmas bunu gerektirmektedir. Laissez faire liberalizmine göre, devlet ya da hükümet, özel sektörün hareket alan n geniflletmek için mümkün oldu unca s n rlanmas gereken bir ö edir (Zacher ve Matthew, 1995: 111). Rekabetin oldu u bir piyasada herkesin en iyi mal üretmeye çal flt gibi, daha iyi siyasal düflüncelerin ortaya ç kmas da rekabet ortam n n söz konusu oldu u bir düflünce piyasas n gerektirir. Kamuoyunun kat l m, liberal düflünceye göre, devletin daha iyi yönetilmesini, iç ve d fl politikada daha baflar l olunmas n sa lay c bir etki yapmaktad r. Liberal anlay fla göre devlet, kamuoyundan ba ms z, kendi bafl na hareket eden üniter bir yap de ildir. Aksine devlet, çok farkl ç - karlar n temsil edildi i bir topluluktur. Dolay s yla devletin bireyler ad na ald kararlardan onlar bilgilendirmesi ve onlar n kat l m n sa lamas gerekir (Viotti ve Kauppi,1993:231). Liberal teoriye göre, devlet tarafs z bir hakem rolü oynamakta, ç kar gruplar - n n ve bireylerin ç karlar n n do al olarak uyumlaflt r lmas söz konusu oldu undan, kamuoyu siyaset yap m sürecine kat lmaktad r. Bireyler taraf ndan oluflturulan ve say lar giderek artan ç kar gruplar aras ndaki rekabet ve çat flma, liberallere göre politika için olumlu ve vazgeçilmez niteliktedir. Ancak Carr a göre, XIX. yüzy lda düflünce düzeyindeki liberalizm devletler baz nda fazla yayg nlaflamad. XX. yüzy l n bafl na gelindi inde bu anlay fllar, yerlerini Wilson cu idealizme terk ederek sahneden çekildi. ki dünya savafl aras ndaki tüm uluslararas politika teorileri gibi liberal teorinin de Amerikan merkezli hale geldi i görüldü. Dolay s yla faydac l k ve laissez faire anlay fl etkisini sadece ticari ve endüstriyel geliflme alan nda gösterdi. Carr a bak l rsa liberalizm, sadece bir ütopya olarak var oldu ve asla gerçek yaflamda ifadesini bulamad. Dolay s yla 1919 düzenlemesiyle liberal demokrasinin tüm dünyaya yay laca beklentisi de ayn flekilde bir ütopyadan ibaretti. Milletler Cemiyeti de bu anlamda Locke liberalizminin ilkelerinin prati e geçirilmesi çabas ndan ibaretti ve baflar l olmad. Baflar l olmayan sadece bu de ildi; Carr a göre, Uluslararas Polis Gücü oluflturulmas ve Briand-Kellog Pakt gibi giriflimlerden de bir sonuç al namad ve dünyan n II. Dünya Savafl na do ru ilerlemesi durdurulamad (Carr, 1972: 27). Liberalizm ve realizmin, uluslararas sistemin anarflik yap s çerçevesinde, uluslararas iflbirli ine yaklafl mlar n karfl laflt r n z. ULUSLARARASI L BERAL TEOR /NEOL BERAL ZM Liberalizmin, uluslararas politika ve d fl politikay aç klamaya yönelik bir uluslararas iliflkiler teorisi olarak görülmesi, I. Dünya Savafl sonras nda, uluslararas bar fl ve güvenli in egemen k l nmas ve çat flmalar n önlenmesine iliflkin çabalar n bir sonucu olarak gündeme geldi. Uluslararas liberal teori olarak da ifade edilecek olan XX. yüzy l liberalizminin temel özelli i, klasik liberal teorinin insan unsuru ve bireye yaklafl m n esas alarak, uluslararas iliflkilerde bar fl ve iflbirli inin analiz edilmesidir. Bu ba lamda klasik liberal teoride birey temel analiz birimi olarak al - 2 SIRA S ZDE

38 30 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Neoliberalizmde uluslararas çat flmalar ve savafllar, sistem düzeyinde, devletlerin kapasiteleri aras ndaki farkl l klarla ve güç da l m yla analiz edilmek yerine, birim düzeyindeki (aktör düzeyi) de iflkenlerle analiz edilmektedir. (Stone, 1994: 460) D KKAT n rken liberal uluslararas iliflkiler teorisinde, analiz birimi sadece birey de ildir. Analiz düzeyi olarak pluralist bir yaklafl m benimsenerek, uluslararas iliflkiler ve devletin d fl politikas ; birey, ulusal bask gruplar, devlet, uluslararas örgütler ve uluslarafl r örgütlenmeler düzeyinde (yani aktör düzeyinde) analiz edilmektedir. Andrew Moravcsik, liberalizmin üç temel varsay m üzerinde durmaktad r. Birincisi; liberalizmde uluslararas iliflkilerin temel aktörleri yaln z devletler de ildir. Ayn zamanda bireyler ve sivil toplum kurulufllar d r. kincisi; tüm hükümetler toplumun belli bir kesiminin temsilcisidirler. Hangi kesimin ç karlar n n yans t ld veya temsil edildi i önemlidir. Üçüncüsü; uluslararas çat flma ve iflbirli iyle uluslarafl r ekonomik etkileflimler, devletlerin davran fllar n n yans malar ve tercihlerinin sonuçlar d r. Liberal teori, uluslararas çat flma ve iflbirli ini ve uluslararas politikay birim düzeyinde analiz etmektedir. Dolay s yla liberal uluslararas iliflkiler teorisi (neoliberalizm), birim (aktör) düzeyindeki nedenlerden yola ç karak, sistem düzeyindeki sonuçlara ulaflmaktad r. Uluslararas çat flmalar analiz edilirken ve nedenleri araflt r l rken bunun ülke içindeki toplumsal gruplar aras ndaki çat flmalardan da kaynaklanabilece i üzerinde durulmaktad r. Liberalizmin temel ilkesi olan demokrasi, neoliberalizmin de en temel ilkesi olmaya devam etmektedir. Demokrasinin, bar fl teflvik etmesi, tüm liberal görüflü savunanlar n üzerinde durdu u en önemli noktad r. Buna göre, demokrasiler birbirleriyle savaflmazlar. Temelleri Kantiyen liberalizme ve Wilson idealizmine dayanan neoliberal teoriye göre, iç politikadaki de ifliklikler, d fl politikay ve ulusal güvenli i etkilemektedir. Ayr ca self determinasyon ilkesi Wilson n da üzerinde durdu- u temel ilkelerden birisi olarak neoliberalizmin esaslar ndan biri olmaya devam etmektedir. Neoliberallere göre, s n rlar n anlam n yitirmeye bafllad bir dünyada art k iç politika d fl politika ay r m yap lmas anlams zd r. Birinci Dünya Savafl ndan sonra Milletler Cemiyetinin ve kinci Dünya Savafl n n ard ndan Birleflmifl Milletlerin kurulmas nda liberal felsefe etkili olmufltur. Uluslararas liberal teori (neoliberalizm), realizmden farkl olarak uluslararas çat flma yerine bar fl ve iflbirli i konular üzerinde yo unlaflmaktad r. Liberallere göre uluslararas iliflkilerin tek gündemi güvenlik konular de ildir. XX. yüzy ldan itibaren uluslararas iliflkilerin gündeminin çeflitlenmeye bafllad ; refah, modernleflme, çevre ve benzeri konular n en az güvenlik konular kadar d fl politik tutum ve tav rlar etkiledi i kabul edilmektedir. Di er bir deyiflle art k devletlerin d fl politikalar n yönlendiren tek unsur, sadece güvenlik faktörü olmaktan ç km fl; ticaret, para, göç, sa l k, çevre ve benzeri konular güvenlik konular kadar önemli hale gelmifltir. Liberallere göre, uluslararas iliflkilerde kurumsallaflma hem belirsizlik ve korkuyu azaltt ndan, hem de uluslararas e itim ve etkileflim, yanl fl bilgilenme ve yanl fl alg lamadan kaynaklanan korku ve düflmanl en aza indirdi inden, pozitif toplaml iliflkiler (iflbirli i olanaklar ) artm flt r. Nitekim, bilgi ve teknolojinin yay lmas ve iletiflimin küreselleflmesi insanlar n beklentilerini art rm flt r. Di er taraftan devletlerin, uluslararas iliflkilerin tek aktör olmasa bile en önemli aktörü olmaya devam ettikleri, bununla beraber, art k kendi kaderlerinin kendi ellerinde olmad gerçe i kabul edilmektedir. Zira, devlet d fl y nla aktör d fl politika sürecini öyle ya da böyle etkilemektedir. flte bu nedenle liberallere göre d fl politika art k tek bir aktöre dayal olarak aç klanamaz ve analiz edilemez (O. L. Holsti, 1995: 43-44).

39 2. Ünite - Liberalizm ve Yeni Liberalizm Çat flma ve bar fl konusuna yönelik farkl yaklafl m n d fl nda, liberalleri realistlerden ay ran önemli bir fark, realistlerin, devleti uluslararas politikan n temel aktörü olarak gören yaklafl m na karfl l k liberallerin, devletten baflka aktörlerin de varl n kabul etmeleridir. Dünya politikas n n yeni aktörleri liberal kurumsalc lardan örne in fonksiyonalistler için, uluslararas örgütler, onlar n teknik uzmanlar, neofonksiyonalistler için iflçi sendikalar, siyasal partiler, ticari örgütlenmeler ve supranasyonal bürokrasiler, karfl l kl ba ml l k okulu için çok uluslu flirketler ve uluslarafl r koalisyonlard r. Bununla beraber uluslararas rejim teorisi ve çoktarafl l k teorisini ya da Grotiyen yaklafl m olarak da bilinen uluslararas toplum yaklafl m n benimseyen neoliberaller, uluslararas sistemi egemen ulus devletlerden oluflan bir yap olarak görmektedirler. Neoliberaller devleti rasyonel ve yekpare (üniter) bir yap olarak görmezler. Bunlara göre otorite merkezi bir nitelik göstermez. Modern devlette karar alma süreci adem-i merkeziyetçi bir özelli e sahiptir. Fonksiyonalistlere göre, uluslararas iliflkilerde de benzer bir durum söz konusudur. Modern devletlerde, örne in karfl l kl ba ml l k teorilerine göre, kanallar n çoklu u nedeniyle kararlar n tek bir merkez taraf ndan al nd na iliflkin anlay fl tart flmal hale gelmifltir (Grieco, 1995:153-54; Keohane ve Nye, 1977: 25-26). Demokratikleflme, ticaret ve savafl n maliyeti üzerinde duran uluslararas liberal teoriyi realizmden farkl k lan ögelerden birisi de uluslararas örgütlerin bar fl ve güvenli i sa lay c unsurlar olarak görülmesidir. John Locke ve J. J. Rousseau dan Woodrow Wilson, John Atkinson Hobson, David Mitrany ye kadar birçok liberal düflünür uluslararas örgütlerle bar fl n korunmas, gelifltirilmesi ve garanti edilmesi aras nda do rudan iliflki kurma gere i duymufllard r (Zacher ve Matthew, 1995: 115). Neoliberaller silahs zlanma konusuna çok önem vermektedir ve silahs zlanman n ortak güvenli i sa layaca na inanmaktad rlar. Realistlerden farkl olarak neoliberallere göre, askeri harcamalarla ekonomik geliflme ve ulusal güvenlik aras nda ters bir korelasyon bulunmaktad r. Realistlerin tersine neoliberallere göre ekonomik güç askeri güçten daha önemlidir. Uluslararas hukukun gelifltirilmesi bar fl garanti eden önemli bir faktör olarak görülmektedir. Bunlar n yan nda neoliberaller, ikili ve çok tarafl diplomasinin insan haklar n gelifltirece ini düflünüyorlar. Realistlerin tersine, ahlak ve moral (etik) unsurlar n önemini kavr yor ve uluslararas bar fl gelifltirece ine inan yorlar. Neoliberalizmle neorealizm karfl laflt r ld nda baz benzerlikler yakalamak mümkündür. Her ikisi de uluslararas sistemi anarfli olarak tan ml yorlar. Nas l ulafl laca konusunda farkl l klar olmakla beraber, her ikisi de uluslararas iflbirli ini mümkün görüyorlar. Neoliberaller mutlak kazanç ve ortak ç kar (ya da ç karlar n uyumu) üzerinde dururken neorealistler, nisbi kazanç (relative gains) kavram üzerinde durmaktad r. Devletlerin güvenlik kayg s n n egemen oldu u bir ortamda, devletlerin nisbi ç kar peflinde koflmalar ndan dolay, neorealizm için anarfli, yine de uluslararas iflbirli inin önünde önemli bir engeldir. Ayr ca neorealizm ve neoliberalizmin her ikisi de ekonomik ve askeri gücün önemini kabul etmekle birlikte, öncelik s ralar n farkl görürler (liberalizme göre ekonomik güç, realizme göre askeri güç daha önemlidir). Her iki yaklafl m da, 1945 den beri h zla artan uluslararas rejimlerin önemine inan rlar. Fakat atfedilen önem derecesi her ikisinde de farkl d r (Kegley, 1995: 32; Grieco, 1995:152). Neoliberallerin uluslararas iliflkilere bak fl nda baflka baz aç lardan da neorealistlere benzedikleri görülmektedir. Neoliberaller de savafl n (ola an görmeseler de) uluslararas iliflkilerin temel özelliklerinden biri oldu una ve uluslararas sistemde anarfli durumunun devam etti ine iliflkin neorealist görüflleri paylaflmaktad rlar. Neoliberallere göre, uluslararas örgütlenmeler uluslararas bar fl n sa lanmas nda önemli bir unsurdur. Mutlak kazanç anlay fl nda taraflar, di erlerinin ne kadar kazand na bakmazlar. Nispi kazanç kavram ysa rakip taraftan daha fazla kazan ld takdirde iflbirli inin anlam kazand bir durumu anlat r. 31

40 32 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I SIRA S ZDE 3 Realistlere göre, biri devletlerin birbirlerini aldatabilece i olas l, di eri ise nisbi kazanç olgusu olmak üzere iflbirli inin önünde iki önemli engel bulunmaktad r. Neoliberal anlay fla göre uluslararas sistemin anarflik yap s nda savafllar n maliyetini art ran unsurlar nelerdir? L BERAL ZM VE ULUSLARARASI fib RL Modern geliflmifl demokrasiler ayn zamanda refah devletleri olup, güç ve prestij yerine ekonomik geliflme ve sosyal güvenlik konular na a rl k vermektedirler. Bu nedenle devletlerin birbirlerini potansiyel düflman olarak gördükleri için iflbirli inden kaç nd klar na iliflkin realist savlara karfl ç kan liberaller, devletlerin birbirlerini uluslararas güvenli i ve ülke içi refah art rmada iflbirli i yapabilecekleri ortaklar olarak gördüklerini belirtirler (Grieco, 1995:154). Uluslararas alanda devletlerin davran fllar n mikro ekonomik teori temelinde piyasadaki firmalar n davran fllar na benzeten R. Keohane, rasyonel davranan birimlerin kâr zarar hesab yaparak kâr n maksimum k lmay sa layacak flekilde hareket etti ini, di er taraftan taraflar n kay p ya da kazanc yla ilgilenmedi ini ifade etmektedir. Neoliberalizme göre rasyonel bireycilik, maksimum fayda üzerinde durmay gerektirmektedir. Bir devlet için söz konusu olan fayda, di er devletlerin elde edece i fayda ile ba lant l olarak ele al nmamaktad r (Grieco, 1995:159). Neoliberal ve neorealist teorinin uluslararas yap y anarflik olarak tan mlamalar bak m ndan yukar da da belirtildi i gibi baz benzerlikler bulunmaktad r. Ancak sistemi yorumlama biçimleri farkl laflmaktad r. Neoliberaller de neorealistler gibi anarfliyi bir ortak hükümetin yoklu u olarak görmekle beraber, liberaller esas olarak anarfliyi, devletleri iflbirli ine zorlayacak, iflbirli inden kaç nmay önleyecek ya da vaatlere yöneltecek bir ortak otorite yoklu u ve bir üst kurumlaflma eksikli i olarak alg lamaktad rlar. Oysa, neorealistlerde ortak hükümete ya da üst otoriteye, sadece iflbirli ine teflvik etmesi ya da yönlendirmesi aç s ndan bak lmamakta; daha ziyade güç kullanmay, güç kullanma tehdidinde bulunmay, ya da bir devleti iflgal etmeyi engellemesi aç s ndan bak lmaktad r. Di er bir ifadeyle do a durumunu savafl durumu olarak gören Hobesiyen anlay fl n uzant s olan neorealizm, uluslararas ortam (ve anarfliyi) güvenlik sorununun söz konusu oldu u, ya da devletlere tek tek güvenlik sa layacak bir üst otoritenin bulunmad bir yap olarak nitelemektedir. Do a durumunu, esas olarak, savafl durumu olarak görmeyen ve üst otoriteyi, ancak özgürlüklerin daha iyi korunup geliflmesi için gerçeklefltirilen iflbirli inin sonucunda ortaya ç kan bir yap olarak düflünen Locke ve Rousseau dan esinlenen liberal yaklafl m n gere i olarak, uluslararas ortamda merkezi otoriteye atfedilen rol, devletler aras nda iflbirli ine yöneltecek ve devletlerin ortak ç kar peflinde koflmalar n sa layacak ortam sa lamakt r. Neorealistlere göre anarflik bir özelli e sahip olan böyle bir yap içinde de devletlerin temel amaçlar varl klar n sürdürmektir. Realistler mutlak ç kar ya da kazançtan ziyade, göreceli kazanç üzerinde srar etmektedir. Devletler için mutlak kapasitelerden ziyade, göreceli kapasiteler önemlidir. Kenneth Waltz, E. H. Carr, Robert Gilpin ve Raymond Aron gibi realistlere göre, anarflik bir uluslararas yap - da kendine güvenme olgusu, ister istemez, devletleri varl n sürdürme sorunuyla karfl karfl ya b rakt için, bir devletin nihai amac kendi gücünü ço altmaktan ziyade göreceli olarak kendini daha güçlü k lacak politikalar izlemektir. Bu tür politikalar, devletlerin kendi güçlerini art r rken di erlerinin gücünü de azalt c politikalar olmal d r. (Grieco, 1995:160-61). Ayr ca realistlere göre, devletlerin, uluslararas yap içinde ayr ayr, birbirinden kopuk birimler gibi düflünülerek, mutlak kazanc n, taraflar iflbirli ine teflvik ede-

41 2. Ünite - Liberalizm ve Yeni Liberalizm 33 ce i yönündeki liberal savlar yanl flt r. Çünkü; devletler, kendi kazançlar kadar di- erlerinin kazançlar n da önemserler. Daha aç k bir ifadeyle bir devlet, di erinden daha fazla kazanacaksa yani net bir kazanç sa layacaksa iflbirli ine girer. Tersinden ifade etmek gerekirse bir iflbirli ine girmeye karar veren bir devlet, di er taraf n bundan göreceli olarak daha kazançl ç kaca n anlarsa bu iflbirli inden vazgeçer. Devletlerin böyle hareket etmesinde, uluslararas anarflik yap rol oynamakta ve bunun neden oldu u güvensizlik ve varl n sürdürme kayg s, devletlerin iflbirli ine gitmelerini zorlaflt rmaktad r. Devletler birbirlerine bugün için dost ama yar n için potansiyel düflman olarak bakt klar ndan, bir devlet için dost ülkenin sa layaca kazanç, flimdilik bir tehlike oluflturmasa bile, ileride düflman olmas halinde oldukça tehlikeli olabilir. Grieco ya göre, (1995: ) liberaller iflbirli ini zorlaflt ran bu önemli olguyu görmedikleri için, uluslararas kurumsallaflman n önündeki engeli de görememifl oluyorlar. Neoliberaller uluslararas anarfliyi, savafl do uracak bir tehlike olarak görmediklerinden, rakibin kazanc üzerinde durmaktan ziyade kendilerinin sa lad klar kazanc önemsiyorlar. Realistlerin uluslararas iliflkilere yönelik kötümser bak fl aç lar n kabul etmeyen liberal kurumsalc lardan, örne in fonksiyonalistler, Uluslararas Çal flma Örgütü (ILO) gibi uzmanl k kurulufllar n n iflbirli ini gelifltirici etkisi üzerinde durmaktad r. Neofonksiyonalist teori de Avrupa Birli i (AB) gibi supranasyonal örgütlenmeleri, ulusal devletlerin ulusal refah art rma amaçlar n bölgesel iflbirli iyle gerçeklefltirebilmelerine olanak sa layan yap lar olarak görmektedir (Grieco, 1995:154). Bu anlamda karfl l kl ba ml l k teorisine göre, uluslararas alanda çok say da konunun birbiriyle ba lant l hale gelmifl olmas, uluslarafl r ve hükümetsel olmayan koalisyonlar n ve örgütlenmelerin kurulmas na yol açt gibi, uluslararas kurumlaflmalar n politik pazarl k sürecine yönelik rolünü de art rm flt r. Yukar da da ifade edildi i gibi neoliberaller, uluslararas iflbirli i konusunda geleneksel liberallerle ayn düflünüyor, ancak realistlerin uluslararas anarflinin ve mahkûmun ikileminin iflbirli ini zorlaflt rd na yönelik argümanlar n kabul etmiyorlar. Neoliberallere göre, mahkûmun ikilemi söz konusu olsa bile, devletleri iflbirli ine zorlayan etkenler, iflbirli i yapmamalar n gerektiren etkenlere göre çok daha a r bas yor. Ayr ca, oyunun tekrarlanmas halinde karfl l kl iflbirli ine daha yatk n hale gelecekleri varsay larak, mahkûmun ikileminin koflullu iflbirli i olarak ifade edilen duruma yol açaca belirtilmektedir. Koflullu iflbirli i yapman n getirisi, iflbirli inden kaç nmaktan dolay u ranacak zarardan ya da rakibin iflbirli inden vazgeçme olas l ndan kaynaklanacak kay ptan daha fazla olunca, mahkûmun ikilemi türü bir iliflkide dahi taraflar aras nda iflbirli i anarfli ortam na ra men gerçekleflebilir (Grieco, 1995: ). Neoliberallere göre, mahkûmun ikilemi durumu, realistlerin iddia ettikleri gibi taraflar n iflbirli ini engelleyen bir model de ildir. Tam tersine yukar da üzerinde durulan tekrarlanma ve iliflkilerin aç k yürümesi ve koflullu iflbirli i gibi olgular n yan nda, di er taraf n kazanc ndan ziyade devletlerin rasyonel bir flekilde kendi kazanc yla ilgilenmesini ve kendi faydas n (kazanc n ) maksimum k lmas n sa layan bir oyun türüdür. Oysa realistler, mahkûmun ikileminde, rasyonel düflünmenin di er taraf n kazanc n da hesap etmeyi gerektirdi ini iddia etmektedirler. Oyun teorisine göre, taraflardan her biri, kendine en avantajl pozisyonu sa layacak stratejiyle ilgilenir. Rakibin durumuyla ilgilenmesi ise onun da kendisi için en avantajl stratejiyi seçmek isteyece ini ve iflbirli inden kaç nabilece ini varsaymas ndan kaynaklan r. Toplam stratejilerde nispi kazanç üzerinden hareket etseler de ayr ayr izleyecekleri her D KKAT

42 34 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I bir stratejide maksimum kazanç (ya da zarar n minimuma düflürülmesi) do rultusunda bir strateji izlerler. Elbette bunu yaparken rakibin kazanc n da minimuma indirmeye çal flarak dolayl olarak nispi kazançlar n artt rmay hedeflerler (Ayr nt için Ünite 5 te Oyun Teorisine bak n z) Realist ve Marksist paradigma taraf ndan benimsenen hegemonik istikrar teorisine göre, uluslararas anarflinin söz konusu oldu u bir yap da, iflbirli i ve düzenin sa lanmas bir hegemonyan n varl n gerektirmektedir. Ayr ca bu düzenin devam da hegemonyan n devam na ba l d r. Bu yaklafl ma göre hegemonya, iflbirli ini kolaylaflt rmaktad r. Bununla beraber Keohane e göre, iflbirli ine dönük iliflkiler için hegemonya gerekli bir koflul de ildir. Ayn zamanda iflbirli i bafllad ktan sonra bunun devam için de hegemonyaya gerek yoktur. Di er bir ifadeyle iflbirli i hegemonya sonras nda da devam edebilir (Keohane, 1984: 31-39). SIRA S ZDE 4 Ayr ca realistlere göre, uluslararas alandaki belirsizlik ortam, devletlerin birbirlerinin gelecekteki davran fllar n tahmin etmesini engellemektedir. Çünkü; devletlerin karar alma yap lar, siyasal liderleri ya da politik de erleri zaman içinde de iflim gösterebilmektedir. Oysa neoliberallere göre ortak siyasal, ekonomik ve askeri ç karlara yönelik olarak, özellikle liberal demokratik devletler aras nda iflbirli i mümkündür. Ayr ca devletleri karfl l kl olarak iflbirli ine raz edecek çok say da faktör bulunmaktad r. Özellikle kar fl k ç karlar n söz konusu oldu u iflbirli i süreçlerinde vazgeçme ya da rakibe karfl avantajl hale gelmeye çal flma gibi davran fllarda bulunman n oran daha az oldu undan, oyunun tekrar etmesi taraflar iflbirli ine daha fazla yönlendirmektedir. Ayr ca neorealistlerden farkl olarak, neoliberallere göre, uluslararas iliflkileri tek bir oyun modeline indirgemek do ru de ildir. Çünkü; iliflkiler bazen mahkûmun ikilemi gibi görünse de ço u zaman di er oyun modellerine benzemektedir. Ayr ca savafllar n ola an bir durum olmad, liberal devletler aras nda ola an olan n iflbirli i oldu u vurgulanmaktad r. Liberal teoriler realist teorilerden farkl olarak devletleri liberal olup olmamalar na göre ayr flt rmaktad r. Liberal devletlerde kurumlar halk temsil eder; toplum, medeni ve siyasal haklara sahiptir. Bu haklar n geliflmifl olmas, o ülkede mülkiyet özgürlü ünün de ayn oranda geliflmifl oldu u anlam na gelmektedir (Stone, 1994: 459). Neoliberallere göre, kurumsal iflbirli i nispi kazanç hesaplamalar na nas l engel olmaktad r? L BERAL ZM VE BARIfiIN KORUNMASI Liberal teoriye göre, liberal ve demokratik ülkelerde savafl n maliyeti, getirisinden daha fazla oldu undan ve toplumun tümünü etkileyece inden, savafl arzu edilen bir durum de ildir. Ayr ca devletler aras nda ekonomik iliflkilerin artmas, devletleri büyüme, tam istihdam ve fiyat istikrar gibi amaçlar n gerçeklefltirirken birbirlerine ba ml hale getirmifltir. Dolay s yla karfl l kl ekonomik ba ml l k, savafl n maliyetini artt rd için savafl olas l n n azalmas nda etkili olan önemli bir di er faktördür. Uluslararas karfl l kl ba ml l k devlet ve uluslararas sistem düzeyinde etkisini göstermektedir. Bu çerçevede devletler birbirlerine ba ml l klar artt ölçüde aralar nda savafl ç kma olas l azalmaktad r. Zira karfl l kl ba ml l kta devletler aras nda dinamik ekonomik güçlerin etkisi söz konusu olup, etkin ekonomik güçlerin deste ini kaybetme endiflesi tafl yan bir devletin savafla baflvurma olas l - da düflüktür. Bir devletin ekonomik olarak kendi partneri durumundaki bir devlete savafl açmas, bundan ülkedeki toplumsal gruplar n hemen hepsinin zarar görece i ve etkilenece i anlam na gelece inden devlet toplumsal deste i kaybetme riskini göze alamaz. Yüksek ekonomik karfl l kl ba ml l a sahip olan liberal devletler bir liberal bölge (Bat l sanayileflmifl ülkeler gibi) oluflturmaktad rlar (Stone, 1994: 461). Ayr ca liberallere göre, nükleer silahlar n varl ve kitlelerin savafl karfl t oluflu, devletler için savafl n maliyetini art rd ndan savafl olas l azalm flt r. Liberal teoriyi savunanlar n üzerinde durduklar en önemli ögelerden birisi de özgürlü ün geliflmesinin, bar fl n geliflmesini sa layaca d r. Buradan yola ç karak otoriter liderlerin, totaliter partilerin daha sald rgan olduklar ve savafla daha fazla

43 2. Ünite - Liberalizm ve Yeni Liberalizm 35 baflvurduklar iddia edilmektedir. Liberal devletlerde ise bireysel haklar n daha fazla geliflmifl oldu u, hukuk önünde bireyler eflit oldu u, ifade özgürlükleri ve özel mülkiyet hakk gibi di er haklardan yararland klar için, toplumlar taraf ndan seçilen temsilciler savafla karfl ç kmaktad r. Çünkü; savafl n yükünü çeken bireyler, genellikle savafl istemedi inden savafla karfl olan hükümetleri tercih etmektedirler. Ticari faaliyetler ve bunun sa lad imkânlardan yararlanmaksa ancak bar fl n sürmesine ba l d r. Bu nedenle liberal parlamenter sisteme sahip Bat l devletlerin bar fl korumaya çal flmas do ald r (Doyle, 1993: ). Liberal teoriye göre, özellikle liberal devletler aras nda savafl olas l oldukça düflük olmakla beraber, liberal devletlerle liberal olmayan devletler aras nda ya da liberal olmayan devletlerin kendi aralar nda savafl olas l her zaman yüksektir. Liberal devletlerin aras nda savafl ç kma olas l ysa karfl l kl ba ml l n derecesine ba l olarak de iflmektedir. fiüphesiz bunlardan en s k görüleni, liberal olmayan devletler aras ndaki savafllard r. Bu iki uç aras nda kalmakla beraber liberal devletlerle liberal olmayan devletler aras nda da savafllar yaflanabilir. (Stone, 1994: 461). Stone a göre (1994: 461) liberal devletlerin oluflturdu u bölgede (zone of liberalism) savafl ç kma olas l neredeyse yok denecek kadar azd r. Çünkü; bu bölgede yer alan ülkeler birbirleriyle iliflkilerini realistlerin öngördükleri gibi nispi kazanç temeline göre yürütmezler. Bunun en önemli nedeni güvenlik kayg s n ortadan kald rm fl olmalar d r. Bu bak fl aç s na göre, bu bölgede güç art k gündemden kalkm fl, d fl politikada fliddet ve fliddet araçlar geçerlili ini yitirmifltir. Uluslararas karfl l kl ba ml l k, toplumsal güçleri de birbirine ba ml hale getirdi i için, liberal olmayan politikalar takip eden hükümet ve siyasal partilere ilk seçimde oy verilmeyerek cezaland r lmakta ya da ekonomik aktivitelerini daha liberal devletlere kayd rmaktad rlar. Üretim faktörlerinin ve yat r m araçlar n n afl r hareketli hale gelmifl olmas, devletlerin ekonomi üzerindeki denetimlerini zay flatm fl, devletler makroekonomik politikalar n ve ekonomik hedeflerini, uluslararas iflbirli i olmaks z n gerçeklefltiremez hale gelmifllerdir (Stone, 1994: 462). Bu nedenler, devletin d fl politika davran fllar nda ulusal güçlerle uzlaflmas n ve uluslararas güçlerle iflbirli i yapmas n gerektirmektedir. Schumpeter n liberal pasifizmine göre, liberal kurumlar n geliflmesiyle ve kapitalist bir yap ya sahip olan liberal ilkelere dayal demokratik ülkelerin artmas yla savafllar n azalmas söz konusu olacakt r. Schumpeter, 1919 da kaleme ald Emperyalizmin Sosyolojisi (Sociology of Imperialism) adl çal flmas nda liberal kurumlar n ve ilkelerin, savafl ve sald rganl engelledi ini savunmaktad r. Schumpeter, kapitalizm ve demokrasi aras ndaki iliflkinin liberal pasifizmin temellerini oluflturdu una dikkat çekmekte; emperyalizmin, s n rs z geniflleme arzusunun bir d fla vurumu oldu unu ve temelinde atavizmin bulundu unu ifade etmektedir. Modern emperyalizmin üç nedeni üzerinde duran Schumpeter a göre bunlar, savafl makinas, sald rganl k iç güdüsü ve tekelcili in ihrac d r. Schumpeter, savafl makinas n n bir kere gelifltikten sonra devletlerin d fl politikalar n denetim alt na ald n iddia etmektedir. Savafllar n ortaya ç kard silahlar n varl n sürdürebilmek için yine savafllar gerektirdi ini, bu k s r döngü içinde silahlar n, bir anlamda kendi yaflamlar n sürdürmek için devletlerin d fl politikalar n denetim alt na ald n ifade etmektedir. Di er taraftan sald rganl k içgüdüsü asl nda ilkel bir karakter olarak nitelenmektedir. Ayr ca, modern tekelci kapitalizmin ihrac nda yeni pazarlar ele geçirmek için emperyalist genifllemecili e baflvurulmaktad r. Ancak savafl n ve emperyalizmin irrasyonel bir davran fl oldu unu ifade eden Schumpeter a göre, tümünün temelinde atavist toplumsal kültürün kal nt lar bulunmaktad r.

44 36 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Schumpeter, kapitalizm ve demokrasiyi bar fl teflvik eden unsurlar olarak görmekte; hatta daha da ileriye giderek, bunlar emperyalizmin panzehiri gibi sunmaktad r. Yani demokrasi ve kapitalizmin geliflmesiyle emperyalizmin kaybolaca- iddias söz konusudur. Toplumun demokratikleflmesiyle bireylerin daha rasyonel düflüneceklerini ifade eden Schumpeter, demokrasinin geliflmesiyle savafl e ilimlerinin de azalaca n ileri sürmektedir. Bu flekilde insanlar n enerjilerinin üretime aktar laca, endüstriyel yaflam n insanlar daha fazla hesap yapmak zorunda b rakaca ve bireycili in artaca ileri sürülerek, kapitalizmin geliflmesinin emperyalizme ve savafla engel olaca tezi temellendirilmeye çal fl lmaktad r. Daha rasyonel düflünen bireylerinse demokratik hükümetleri iflbafl na getirece i ve tüm bu nedenlerden ötürü demokratik kapitalizmin bar fl teflvik edece i savunulmaktad r (Kegley, 1993: 135). Temelleri Kant a dayanan liberal uluslararas c l k anlay fl na göreyse liberal devletler, genelde bar fl ve iflbirli ine daha yatk nd rlar. Bunlar n da hem kendi aralar nda hem de liberal olmayan devletlerle aralar nda zaman zaman çat flmalar yaflanm flt r. Ancak bunlar nihai aflamada anlaflmayla sonuçlanm fl ve liberal olmayan devletlere karfl iflbirli i yapabilmifllerdir. ngiltere ve Amerika Birleflik Devletleri (ABD) aras ndaki 1776 daki savafltan sonra 1783 de ngiltere nin ABD yi tan mas ; ngiltere ve Fransa n n aralar ndaki sömürge mücadelesine ra men Almanya karfl s nda I. Dünya Savafl s ras nda iflbirli ine gidebilmeleri; Almanya karfl s nda ABD nin I. Dünya Savafl nda ngiltere ve Fransa yan nda yer almas, talya n n önce Almanya ile anlaflmas - na ra men 1915 te ngiltere ve Fransa ile anlaflarak liberal devletler yan nda savaflmaya bafllamas ; ABD nin II. Dünya Savafl sonras dönemde di er liberal devletlerle baflta NATO nun kurulmas olmak üzere bar fl ve güvenli ini korumak için anlaflmalar imzalamas gibi örnekler bu argüman desteklemek için kullan lmaktad r. Liberal devletler aras nda savafl n pek s k rastlanan bir durum olmad, bu devletlerin birbirleriyle ancak yaklafl k 200 y ll k aralarla savaflt klar, feodal, faflist, komünist, totaliter ve otoriter ülkeler içinse böyle bir fleyin söz konusu olmad ifade edilmektedir. Liberal devletlerin zaman zaman liberal olmayan devletlerle savaflmak zorunda kalmalar n n da bir zorunluluktan kaynakland ve ço u zaman bir sald r ya u rad klar için gündeme geldi i iddia edilmektedir. Kant n anlay fl çerçevesinde, liberal devletlerin kendi aralar nda bar fl ve iflbirli ini kolayl kla gelifltirebileceklerine, kendi aralar nda yapt klar anlaflmalarla bir bar fl ve iflbirli i federasyonunu oluflturabileceklerine dikkat çekilmifl ve ebedi bar fl n gerçekleflebilece i üzerinde durulmufltur. Demokratik ülkelerin artmas durumunda, uluslararas ortam n daha bar flç olaca savunulmufltur. Demokrasinin geliflmesinin devletlerin sald rganl klar n azaltt liberalizmin temel savlar ndan biridir. Çok say da örnekle bu kan tlanmaya çal fl lmaktad r. Bu çerçevede, Latin Amerika ülkelerinden Kosta Rika ile Panama, Bolivya ile Paraguay, Peru ile Ekvator ve Honduras ile El Salvador un XX. yüzy l n ikinci yar s nda sürekli savafl halinde oldu una dikkat çekilmektedir. Bunlardan birisi de Arjantin deki askeri yönetimin ngiltere karfl s nda 1982 deki Falkland maceras olmufltur. Fakat bütün bu savafllar yaflan rken bu ülkelerin diktatörlüklerle yönetildi ine dikkat çekilmekte, ayn dönemde geliflmifl demokrasiler aras nda savafllar n yaflanmad ileri sürülmektedir. Nitekim Bat Yar küresi nde 1980 lerde demokrasinin geliflmesiyle beraber çat flmalar azalmaya bafllam fl ve bu bölgede neredeyse kan ksanm fl olan savafllar art k yaflanmaz olmufltur. Bu noktadan hareketle ABD D fliflleri (eski) Bakan Warren Christopher n da belirtti i gibi, art k büyük devletlerden hiçbiri, di erini bir askeri tehdit olarak görmüyor. Günümüzde de ABD ile Rusya ve Çin aras nda hat-

45 2. Ünite - Liberalizm ve Yeni Liberalizm 37 ta ngiltere, Fransa, Almanya ya da Japonya aras nda baz sorunlar bulunmaktaysa da bu sorunlar dünya politikas n polarize edecek nitelikte görülmemektedir (Talbott, 1995:7-10). Serbest piyasa ekonomisinin yay lmas, ticaretin serbestleflmesi ve demokrasinin geliflmesi uluslararas istikrar aç s ndan bir güvence olarak de erlendirilmeye bafllanm flt r. Bugün dünyada bafll ca büyük ekonomik ve askeri güçlere bak ld - nda, bunlar n çok partili sistemi ve serbest piyasa ekonomisini benimsemifl ülkeler olduklar görülüyor. flte bu aç dan, belki de hakl olarak, acaba So uk Savafl n sona ermesi mi demokrasi ve piyasa özgürlü üne neden oldu, yoksa bunlar m So- uk Savafl sona erdirdi sorusu sorulmaktad r. kincisi do ru kabul edildi inde özellikle büyük devletler aras nda bir çat flman n yaflanmas ancak bu ülkelerden birinin geri dönerek, yani serbest ticaret, aç k toplum ve serbest piyasa mant ndan uzaklaflarak, totaliter bir yap ya ve emir komuta ekonomisine geri dönmesi durumunda m söz konusu olacakt r? Ancak bir noktay gözden kaç rmamakta yarar var. Özellikle geliflmifl demokrasiler aras nda savafl n yaflanmayabilece i ileri sürülebilir. Fakat ülkelerin bu noktaya bir gecede gelemeyeceklerini de göz ard etmemek ve bu sürecin ülkeler aç - s ndan sanc l olabilece ini unutmamak gerekir. flte Mansfield ve Snyder (1995: 5-38) Demokratikleflme ve Savafl Tehlikesi (Democratization and the Danger of War) adl makalelerinde bu noktaya dikkat çekiyorlar ve demokratikleflme sürecini yaflayan ülkelerin bu geçifl döneminde d fl politikada sald rgan bir tav r içinde olabilece ini söylüyorlar. Hatta bu ba lamda geçifl demokrasilerinde savafla baflvurma e iliminin fazla olmas na örnek olarak da S rbistan ile H rvatistan, Azerbaycan ile Ermenistan aras nda yaflanan çat flmalar ve Rusya n n Çeçenistan a müdahalesi gösterilmektedir. Bu çerçevede, daha da önemlisi demokratikleflen ülkelerin geçifl sürecinde sadece geliflmifl demokrasilere göre de il, ayn zamanda geliflmifl otokrasilere göre de daha fazla savafl e ilimi içinde oldu u ileri sürülmektedir. Örne in; Rusya gibi otokrasiden demokrasiye geçen ülkelerde süreç bir kere bafllad ktan sonra bu süreci geri döndürmeye çal flmak bile savafla girme olas l n azaltmamaktad r. Öyle ki demokrasiden yeniden otokrasiye kaym fl rejimlerde savafla baflvurma olas l, rejiminde herhangi bir de ifliklik olmam fl olan ülkelerden daha yüksek oldu u kabul edilmektedir. Bunun, tarihte böyle oldu u ve bugün için de geçerli oldu u düflünülmektedir. Gerekçesi ortaya konurken de demokrasiye geçiflin bafllamas yla beraber, konumlar n kaybetme korkusunu yaflayan eski rejimin seçkin s n f n n, otokrasiyi yeniden geri getirece i beklentisiyle savafltan büyük yarar umdu u belirtilmektedir. Hatta bu seçkin s n f n, kendi pozisyonlar n korumak yolunda kitleleri harekete geçirmek amac yla ço u zaman ulusçuluk söylemlerini kulland klar ifade edilmektedir. Ancak bu flekilde bir kere harekete geçirilen kitleleri durdurmak mümkün olmamakta ve savafl kaç n lmaz hale gelmektedir. Doyle ise uluslararas iliflkiler tarihinin liberal devletlerin de bir sald r savafl na girifltikleri y nla örnekle dolu oldu unu düflünmektedir. ngiltere ve Fransa n n XIX. yüzy lda Afrika da girifltikleri sömürge savafllar, ABD ile Meksika aras nda aras nda söz konusu olan savafllar ve Amerikal lar n yerlilere karfl yürüttü ü savafllar ve yine Amerika n n II. Dünya Savafl sonras dönemde birçok ülkeye askeri müdahalede bulunmas ilk akla gelen örneklerdir (Doyle, 1993: 268). Doyle un çal flmas ndan sonra ABD nin 2003 te Irak iflgalinde her ne kadar, bir tarafta otoriter bir yönetimin söz konusu oldu u bir devlet olsa da uluslararas toplumun meflru saymad tek tarafl bir müdahale olmufltur.

46 38 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Özet A MAÇ 1 Liberalizmin temel kavramlar n tan mlamak; Liberalizm, belli amaç ve idealleri olan bir siyasal düflünce gelene ini temsil etmektedir. Liberalizm, bir ideoloji olarak, özellikle ngiltere ve Amerika Birleflik Devletlerinde XVIII. ve XIX. yüzy l siyasal ve ekonomik düflünce tarihinde etkili olmufltur. Klasik liberal düflünce, eflitlik, rasyonellik, özgürlük ve mülkiyet kavramlar üzerine infla edilmifltir. Asl nda liberalizm, ayd nlanma ça n n fiozoflar n n temel felsefelerini oluflturmufltur. Ayd nlanma ça dendi inde 1688 ile 1789 y llar aras n kapsayan dönem akla gelmektedir. ngiltere den J. Locke, skoçya dan David Hume ve Adam Smith, Fransa dan Montesquieu, Voltaire ve Almanya dan Immanuel Kant bu döneme damgas n vuran bilim adamlar aras nda yer almaktad r. Liberalizme göre, tüm insanlar eflit yarat lm fllard r. Yaflama hakk, özgür olma ve mutlulu unu sürdürme hakk gibi birtak m dokunulmaz haklarla donat lm fllard r. Kaynaklar n ve zenginli in eflit da t ld anlam na gelmeyen f rsat eflitli i kavram, XIX. yüzy l liberalizminin birinci temel kural n oluflturmufltur. Liberalizmin ikinci kural ; bireyin do al gereksinimlerini rasyonel yollarla karfl lama ve isteme kapasitesine sahip oldu u ilkesidir. Do ru ve ahlaksal eylemin akla dayanaca n öngören yaklafl ma rasyonalizm denmifltir. Liberalizme göre kifli çevresinde olup biten fiziksel ve toplumsal gerçekleri kavrayacak kapasiteye sahiptir. Dolay s yla birey, kendini gelifltirme yetisine sahiptir. Kendine güvenen ve bu kapasiteye sahip olan insana, kendi mutlulu unu arama hak ve özgürlü ü tan nmal d r. Üçüncü ilke; bireyin temel al nmas ve özgürlefltirilmesidir. Toplumsal politikan n amac, bireyin özgürlü ünü ve özerkli ini geniflletmektir. En iyi toplum, bireye daha fazla özgürlük tan yan toplumdur. Liberalizmin dördüncü ilkesi; özel mülkiyetin önemidir. Özel mülkiyet sayesinde birey, özel amaçlar na ulaflabilir, bireyselli ini ve mutlulu unu gerçeklefltirebilir. Bu durum, bireyi çal flmaya teflvik eder, çal flmas sayesinde birey, sadece kendisinin de il, ayn zamanda toplumun zenginleflmesini de sa lar. A MAÇ 2 Liberalizmin temel varsay mlar n aç klamak; Liberalizm bireyin özgürlü ünü temel alan bir yaklafl md r. Bireyin haklar na dokunulamaz, hiçbir koflulda s n rlanamaz ve ortadan kald r lamaz. Liberalizme göre, insan özgür b rak l rsa kendi için en iyi olana karar verebilir. Liberalizmin temel varsay mlar ndan biri de mülkiyet hakk n n kutsall d r. Yaflam hakk ve mutlu olma hakk gibi, bireyin mülkiyet hakk da dokunulmaz haklardand r. Liberal devlette birey devlet ile yapt sözleflme karfl l nda özgürlü ünün korunmas - n garanti alt na al r. Halk, devlete ve kendini yönetenlere, yönetme gücü ve yetkisi verse de egemenlik, genel iradeyi temsil eden halk n kendisine aittir ve terk edilmez. Bireyin temel al nd liberal düflüncede, toplum ve bireyin ç karlar birbirine ba lanmaktad r. Kendi için çal flan birey, toplum için de çal flm fl olmaktad r. Buradan yola ç karak, kendi halk na hizmet eden bir devletin, insanl a da hizmet etti i kabul edilmektedir. Liberallere göre, savafllar önlemenin önemli bir yolu, kamuoyuna kendisini ifade etme olana n vermektir. Bu da ancak demokratik cumhuriyetlerin yayg nlaflt r lmas yla gerçeklefltirilebilir. Liberalizme göre, bir devletin savafla s k baflvurmas entellektüel bir topluma sahip olmamas na ba l d r. Dolay s yla toplumlardaki e itim seviyelerinin yükseltilmesi uluslararas bar fl sa lamada önemli bir unsurdur.

47 2. Ünite - Liberalizm ve Yeni Liberalizm 39 A MAÇ 3 Demokrasinin, birey özgürlü ünün garanti alt - na al nd siyasal sistemlerde var oldu unu ay rt etmek; Liberalizme göre, bireye ve temel özgürlüklerinin korunmas na dayal yönetimlerde, vazgeçilmez iradeleriyle özgür ve eflit insanlar n, karfl l kl olarak anlaflarak, bir devlet kurma haklar vard r. Egemenlik halk nd r. Kararlar oylanarak demokratik yolla al nmal d r. Kifli bencil ç karlar için de il, ortak yarar için oy verir. Zira halk iyidir ve iyi olan için oy kullanacakt r. Halk devlete ve kendini yönetenlere, yönetme gücü ve yetkisi verse de egemenlik, genel iradeyi temsil eden halk n kendisine aittir ve terk edilmez. Liberal devlet anlay fl na göre, devlet ve birey aras nda benzerlikler bulunmaktad r. Liberal bir devlet teorisinde tüm bireyler eflit yarat l r ve Tanr taraf ndan verilmifl yaflama, özgürlük ve mutlu olma gibi do ufltan dokunulmaz haklara sahiptir. Birey bu haklar n güvence alt na almas için devleti oluflturmufltur ve devlet, gücünü yönetti i bireylerden al r. Ayn flekilde tüm devletler de eflittir ve var olma, ba ms zl k ve ulusal ç karlar n koruma gibi birtak m dokunulmaz haklara sahiptir. A MAÇ 5 maktad r. Özellikle kar fl k ç karlar n söz konusu oldu u iflbirli i süreçlerinde vazgeçme ya da rakibe karfl avantajl hale gelmeye çal flma gibi davran fllarda bulunman n oran daha az oldu- undan, oyunun tekrar etmesi taraflar iflbirli ine daha fazla yönlendirmektedir. Liberal teorilerin, kurumsal iflbirli inin ve bar - fl n tesisine iliflkin yaklafl m n aç klamak; Liberal teorilere göre; liberal ve demokratik ülkelerde savafl n maliyeti, getirisinden daha fazla oldu u için ve sonuçlar toplumun tümünü etkileyece inden savafl arzu edilen bir durum de ildir. Devletler aras nda ekonomik iliflkilerin artmas, devletleri büyüme, tam istihdam ve fiyat istikrar gibi amaçlar n gerçeklefltirirken birbirlerine ba ml hale getirmifltir. Karfl l kl ekonomik ba ml l k, hem savafl n olumsuz etkisini artt ran, hem de savafl olas l n n azalmas nda etkili oldu u düflünülen önemli bir faktördür. Uluslararas karfl l kl ba ml l k ve iflbirliklerinin kurumsallaflmas, devlet ve uluslararas sistem düzeyinde etkisini göstermektedir. Devletlerin birbirlerine ba ml l klar n n artt ölçüde, aralar nda savafl ç kma olas l da azalmaktad r. A MAÇ 4 Liberal devletler aras nda uluslararas iflbirli ini gerçeklefltirmenin daha kolay oldu unu de erlendirmek; Liberallere göre, uluslararas iliflkilerde kurumsallaflma hem belirsizlik ve korkuyu azaltt ndan, hem de uluslararas e itim ve etkileflim, yanl fl bilgilenme ve yanl fl alg lamadan kaynaklanan korku ve düflmanl en aza indirdi inden iflbirli i olanaklar artm flt r. Bilgi ve teknolojinin yay lmas, iletiflimin küreselleflmesi, insanlar n beklentilerini art rm flt r. Liberaller anarfliyi, devletleri iflbirli ine zorlayacak, iflbirli inden kaç nmay önleyecek ya da vaatlere yöneltecek bir ortak otorite yoklu u ve bir üst kurumlaflma eksikli i olarak alg lamaktad rlar. Uluslararas ortamda merkezi otoriteye atfedilen rol, devletleri iflbirli ine yöneltecek ve devletlerin ortak ç kar peflinde koflmalar n sa layacak ortam oluflturmakt r. Neoliberallere göre, ortak siyasal, ekonomik ve askeri ç karlara yönelik olarak özellikle liberal demokratik devletler aras nda iflbirli i mümkündür. Ayr ca devletleri karfl l kl olarak iflbirli ine raz edecek çok say da faktör bulun-

48 40 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kendimizi S nayal m 1. Afla dakilerden hangisi, liberal düflüncenin argümanlar ndan biridir? a. Devlet kamuoyundan ba ms z ve kendi bafl na hareket eden bir üst otoritedir. b. Uluslararas iliflkiler sistem düzeyinde incelenmelidir. c. Rasyonel düflünen insan, özgürlüklerini korumak ve gelifltirmek için üst otoriteye (devlete) ihtiyaç duyar. d. Uluslararas sistemin anarflik yap s iflbirli inin kurumsallaflmas n zorlaflt r r. e. Uluslararas iliflkilerin temel konusu güvenlik ve çat flmad r. 2. Afla daki düflünürlerden hangisi, liberal kuram n temsilcilerinden de ildir? a. Adam Smith b. Hugo Grotius c. Jean Jacques Rousseau d. Thomas Hobbes e. Immanuel Kant 3. Afla daki ifadelerden hangisi klasik liberalizmin, bireyin özgürlü üne dayal temel yaklafl m yla çeliflir? a. Yaflam hakk, mülkiyet hakk gibi temel haklar dokunulmazd r. b. Üst otoritenin olmad do a durumu zorlama ve eflitsizlik ortam d r. c. Demokratik cumhuriyetler savafla baflvurmazlar. d. Hukuk, ortak r zayla ve bireylerin haklar n korumak için oluflturulur. e. Kamuoyunun siyasete kat l m, ortak ç karlar n uyumlaflt r lmas için gereklidir. 4. Afla dakilerden hangisi, uluslararas liberal teorinin varsay mlar ndan biri de ildir? a. Ulusal bask gruplar ve uluslararas örgütlerin de aktör olarak dikkate al nmas gerekti i b. ç politika ve d fl politika konular n n bir arada incelenmesi gerekti i c. Uluslararas iliflkilerde kurumsallaflman n iflbirli i olanaklar n gelifltirdi i d. Devletlerin uluslararas iflbirliklerde her zaman nispi (göreceli) kazanç hesab yapt e. Uluslararas iliflkilerde ekonomik konular n en az siyasi ve güvenlik konular kadar önemli oldu u 5. Afla daki teorilerden hangisi liberal kurumsalc yaklafl mlar aras nda say lamaz? a. Fonksiyonalizm b. Karfl l kl ba ml l k c. Uluslararas rejim teorisi d. Çok tarafl l k teorisi e. Hegemonik istikrar teorisi 6. Kendisi için çal flan bireyin toplum için de fayda üretece i anlay fl, liberal teoride afla daki kavramlardan hangisiyle ifade edilmektedir? a. Ç karlar n uyumu b. Mutlak kazanç c. Nispi kazanç d. Göreceli kazanç e. Güçler ay r m 7. Uluslararas iliflkilerin simule edildi i oyun modellerinden mahkumun ikilemi için liberal bak fl aç s yla, afla dakilerden hangisi söylenemez? a. Koflullu iflbirli i, iflbirli i yapmamaktan kaynaklanacak zarar engeller b. Rakibin iflbirli inden vazgeçme olas l taraflar iflbirli ine yönlendirir c. Rasyonel hesaplarla taraflar kendi kazançlar n ön plana ç karabilir d. flbirli inde her zaman göreceli kazançlar dikkate al n r e. Maksimum kazanç anlay fl yla taraflar kendi zararlar n en aza indirmeye çal fl rlar 8. Liberalizme göre, demokratik ülkeler için savafl n maliyetini art ran temel faktör afla dakilerden hangisidir? a. Nükleer silahs zlanma b. Karfl l kl ba ml l k c. Pasifizm d. Uluslararas örgütler e. Vergiler 9. Afla dakilerden hangisi liberal pasifizmin temel kavramlar aras nda yer almaz? a. Demokrasi b. Kapitalizm c. Serbest piyasa ekonomisi d. Emperyalizm e. Bireycilik 10. Afla daki ifadelerden hangisi liberal uluslararas c - l k anlay fl n tan mlamaktad r? a. Uluslararas örgütler istikrar sa lar b. Geliflmekte olan demokrasilerde savafl e ilimi fazlad r c. Serbest piyasa ekonomisi rekabeti ve çat flmay do urur d. Karfl l kl ba ml l n artmas savafl riskini artt r r. e. Liberal devletler bar fl ve iflbirli ine daha yatk nd r

49 2. Ünite - Liberalizm ve Yeni Liberalizm 41 Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar 1. c Yan t n z yanl fl ise, Klasik Liberalizm ve Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. d Yan t n z yanl fl ise, Liberal Düflüncenin Felsefi Temelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 3. b Yan t n z yanl fl ise, Klasik Liberalizm ve Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. d Yan t n z yanl fl ise, Uluslararas Liberal Teori/Neoliberalizm konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yan t n z yanl fl ise, Uluslararas Liberal Teori/Neoliberalizm ve Liberalizm ve Uluslararas flbirli i konular n yeniden gözden geçiriniz. 6. a Yan t n z yanl fl ise, Uluslararas Liberal Teori/Neoliberalizm ve Liberal Düflüncenin Felsefi Temelleri konular n yeniden gözden geçiriniz. 7. e Yan t n z yanl fl ise, Liberalizm ve Uluslararas flbirli i konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. b Yan t n z yanl fl ise, Liberalizm ve Bar fl n Korunmas konusunu yeniden gözden geçiriniz. 9. d Yan t n z yanl fl ise, Liberalizm ve Bar fl n Korunmas konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. e Yan t n z yanl fl ise, Liberalizm ve Bar fl n Korunmas konusunu yeniden gözden geçiriniz. S ra Sizde Yan t Anahtar S ra Sizde 1 Uluslararas sistem kavram, uluslararas iliflkilerin egemen devletler aras iliflkiler olarak alg land, uluslararas toplum ise devletin soyut, bireyin ise somut varl klar oldu una iflaret ederek, bireyi esas alan bir anlay flt r. Uluslararas toplum anlay fl n n geliflmesi uluslararas hukuk ile beraber olup, toplumlar üzerinde ba lay c ortak norm ve kurallar n bulunmas, modern uluslararas iliflkiler yaklafl m n n temelini oluflturmufltur. Uluslararas politikan n sadece egemen devletler aras iliflkiler olmad kabul edilmifltir. S ra Sizde 2 Realizme göre uluslararas sistemde ortak ve merkezi bir otorite olmamas devletleri kendi güvenlikleri konusunda kendi bafllar na hareket etme durumunda b rakmaktad r. Uluslararas iflbirli i ancak devletlerin ç karlar do rultusunda ve ço u zaman göreceli kazanç durumlar da dikkate al narak yap l r. Liberaller ise sistemin anarflik yap s n n devletleri daha fazla iflbirli ine yönlendirdi ini ve farkl alanlarda gerçekleflen iflbirliklerinin kurumsallaflmas yla, devletlerin birbirlerine ba- ml hale geldiklerini aç klarlar. Bu karfl l kl ba ml - l k, savafl olas l n da azaltarak devletlerin güvenlik paradoksunu k rmaktad r. Realistler, anarflinin iflbirli ini engelledi ini savunurken, liberaller anarflinin devletlerin iflbirli ine yol açan temel faktör oldu unu savunurlar. S ra Sizde 3 Neoliberaller, demokratik devletlerin hem halk n egemenli ine dayal yönetim anlay fl hem de devletler aras karfl l kl ba ml l k nedeniyle bar flç l çözüm yollar - n tercih ederek, savafla baflvurmayacaklar n savunurlar. Farkl alanlarda kurumsallaflan devletler aras iflbirli i ve, uluslararas rejimlerin getirdi i ortak kazançlar, devletleri savafl tercihinden uzaklaflt r r. Neoliberalizme göre demokratik devletler ve halklar savafl n tahribat derecesi konusunda bilinçli olup, savafl karfl t d r. S ra Sizde 4 Devletler aras iliflkileri mahkûmun ikilemiyle aç klayan realistler, nispi kazanç üzerinde durarak, taraflardan her birinin di erinin daha fazla kazanaca n düflünmesinin iflbirli ini engelledi ini ve dolay s yla nispi kazanç faktörünün iflbirli inin gerçekleflmesinin önünde önemli bir engel oldu unu tart fl rlar. Liberal teorilere göre ise, kurumsal iflbirli i taraflar n birbirlerine yönelik endiflelerini ortadan kald rmaktad r zira devletlerin iflbirli i yapmamalar ndan do an kayb n iflbirli i yapman n getirisinden daha büyük oldu u iletiflim sayesinde fark edilmektedir.

50 42 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Yararlan lan Kaynaklar A ao ullar M. Ali ve Levent Köker. (2000). Kral Devlet ya da Ölümlü Tanr. Ankara: mge Kitabevi. Cevizci, Ahmet. (2000), Felsefe Sözlü ü. Paradigma Yay nlar Copleston, Frederick. (1998), Hobbes-Locke. Çev. Aziz Yard ml. stanbul: dea. Doyle, Michael W. (1993), Liberalism and World Politics Revisited, Paul R. Viotti ve Mark V. Kauppi (eds.) International Relations Theory: Realism, Pluralism, Globalism 2nd ed. New York: Macmillan Publishing Co., içinde ss Grieco, Joseph M. (1995), Anarchy and the Limits of Cooperation: A Realist Critique of the Newest Liberal Institutionalism, An Introduction, Charles W Kegley, Jr. (ed.) Contraversies in International Relations Theory, Realism and the Neoliberal Challenge. New York: St. Martin s Press, içinde ss Gökberk, Macit. (1974), Felsefe Tarihi. Ankara: Bilgi Yay nevi. Henkin, Louis. (1992), Law and Politics in International Relations: State and Human Values Robert L. Rothstein (ed.) The Evolution of Theory in International Relations. South Carolina: University of South Carolina Press, içinde ss Mansfield, Edward D. and Jack Snyder. (1995), Democratization and the Danger of War, International Security, Vol. 20, No. 1 (Summer), ss Talbott, Strobe. (1995), The new geopolitics: defending democracy in the post Cold War era, The World Today. Vol. 51, No. 1 (January), ss Kegley, Jr. Charles W. (1993), Neoidealist Moment in International Studies? Realist Myths and the New International Realities International Studies Quarterly. Vol. 37, No.2 ( June), ss Keohane, Robert O. (1984), After Hegemony. Princeton: Princeton University Press. Keohane, Robert O. ve Lisa Martin. (1995), The Promise of Institutionalist Theory, International Security. Vol. 20, No. 1 (Summer), ss Knutsen, Torbjörn L. (1992), A History of International Relations Theory, An Inroduction. Manchester: Manchester University Press. Rousseau, Jean-Jacques. (1994), Toplum Sözleflmesi. Çev. Vedat Günyol. stanbul: Adam Yay nlar. Sahakian, William S. (1997), Felsefe Tarihi. Çev. Aziz Yard ml, 3. Bask stanbul: dea Yay nevi. Stone, Alec. (1994), What Is a Supranational Constitution? An Essay in International Relations Theory, The Review of Politics Vol. 56, No. 3 (Summer), ss Viotti Paul R. ve Mark V. Kauppi. (1993), International Relations Theory: Realism, Pluralism, Globalism 2nd ed. New York: Macmillan Publishing Co. Zacher, Mark W. and Richard A. Matthew. (1995), Liberal International Theory: Common Needs, Divergent Strands, Charles W Kegley, Jr.(ed.) Contraversies in International Relations Theory, Realism and the Neoliberal Challenge. New York: St. Martin s Press, içinde ss

51

52 3ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Amaçlar m z Bu üniteyi tamamlad ktan sonra; Marksist felsefenin temel kavramlar n tart flabilecek; Karl Marks n s n f mücadelesi ve diyalektik tarihselcili ini aç klayabilecek; Marksist felsefeden yola ç karak çat flma ve emperyalizmi tan mlayabilecek; Marksist ve yeni (neo) Marksistlerin bak fl aç lar ndaki farkl l klar ay rt edebilecek; Ba ml l k ve emperyalizm aras ndaki iliflkiyi aç klayabilecek; Merkez çevre teorilerinin; emperyalizm, ba ml l k ve çat flma sorunlar na yaklafl mlar n de erlendirebileceksiniz. Anahtar Kavramlar S n f Mücadelesi Proleterya Burjuvazi Emperyalizm Merkez Periferi (Çevre) Hegemonya Kapitalist Dünya Sistemi çindekiler Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri G R fi MARKS ST TEOR EMPERYAL ZM TEOR LER BA IMLILIK VE MERKEZ ÇEVRE TEOR LER MODERN MARKS ST YAKLAfiIMLAR

53 Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri G R fi Marksizm ve merkez çevre teorilerinin ortak özelli i; uluslararas iliflkileri ve d fl politikay maddi unsurlardan daha ziyade siyasal, askeri güç yerine ekonomik verilerle aç klamalar d r. Özellikle Marks n s n f çat flmas ve sömürü yaklafl m n yeni Marksistler, dünya politikas n ve emperyalizm olgusunu aç klarken temel referans olarak alm fllard r. Marks n kendisi emperyalizme iliflkin bir kuram gelifltirmemifl olmakla beraber, ondan sonra gelen, baflta Lenin olmak üzere, yeni Marksistlerin bu konuya yo unlaflt klar dikkat çekmektedir. Marks ve izleyicilerinin bir baflka temel özelli iyse toplumsal iliflkileri ve dünya politikas n tarihsel bir bak fl aç s yla ele almalar d r. Bu ba lamda Marksist teori ve onun temel varsay mlar n kabul eden ba ml - l k ve merkez çevre teorileri, uluslararas iliflkileri, üretim araçlar ve onun belirledi i üretim iliflkilerine ba l olarak ortaya ç kan s n fsal iliflki temelinde ele almaktad r. Ülke içindeki zengin yoksul, ezen ezilen ya da daha somut ifadeyle burjuvazi proleterya ayr m n n küresel anlamda karfl l geliflmifl azgeliflmifl ayr m d r. Bu ba lamda, ülke içindeki emekten art de er ç karma, yani sömürü, uluslararas alanda azgeliflmifllerden geliflmifl ülkelere do ru gerçekleflmektedir. Bu metropol uydu iliflkisi, yeni Marksistler taraf ndan ba ml l k ve emperyalizm olarak nitelenmektedir. Wallerstein ve Galtung gibi merkez çevre teorilerini gelifltiren bilim adamlar kendilerini Marksist olarak nitelemeseler de kulland klar kavramlar ve dil aç s ndan Karl Marks ve Friedrich Engels in felsefesini yans tmaktad r. MARKS ST TEOR Diyalektik materyalizmi benimseyen Marks, Tanr inanc n yads yarak, her fleyin temelinde do an n kendisinin ve maddenin var oldu unu iddia etmektedir. Hegel in felsefesindeki töz (varl bir baflka fleye ba l olmayan, bizatihi var olan) kavram n benimsemeyerek do ay temel kabul etmektedir. Marks, toplumun kurumsal ve ideolojik yap s n n tamamen ekonomik üretim iliflkileri taraf ndan belirlendi ini varsayar. Bu ekonomik determinizm temelinde, ekonomik sistemi denetleyebilen siyasal sistemi de denetler. Marks ve Engels ö retisine göre, siyasal kurulufllar ekonomik alt yap ya göre flekillenen üst yap lard r. Bu nedenle devletler ekonomide var olan yap y sürdürmeye ve güçlendirmeye yaramaktad r. Sosyalizm bu ba lamda burjuvazinin ortadan kalkmas na yol açarak devletin de ortadan kalkmas n sa layacakt r. Karl Heinrich Marx ( )

54 46 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Tarihsel analizini tez, antitez, sentez kavramlar yla tan mlayan Marks, kapitalist sistemdeki çat flman n kendi sonunu getirece ini, zira iflçi s n f n n ya da proleteryan n yoksullaflmas n n sonucunda, yönetici kapitalist s n f n proleterya taraf ndan bir devrimle ortadan kald r laca n iddia etmektedir. Burada burjuvazi (tez) ile proleterya (antitez) aras ndaki çat flman n sosyalizme (sentez) yol açaca, çünkü tarihte her zaman egemen s n f (tez) ile halk y nlar (antitez) aras ndaki çat flman n yeni bir ekonomik, siyasal ve toplumsal yap n n (sentez) ortaya ç kmas n sa lad n ifade etmektedir. SIRA S ZDE 1 Marks ve Engels e göre tarih boyunca ekonomik ç karlar ve ihtiyaçlar güç iliflkilerini etkilemifl, bask alt nda tutulan ezilen s n flarla egemen güçler aras ndaki çat flma devam etmifltir. Tüm savafllar özgür insan ile köle, bey ile serf, lonca ustas ile kalfa, tek kelimeyle ezen ile ezilen aras nda süregelmifltir. Bu mücadele kimi zaman örtülü, kimi zaman aç ktan, ama daima varolmufl ve son aflamada burjuvazi ile proleteryan n savafl na dönüflmüfltür (Marks-Engels, 1997: 9-10). Dolay - s yla tarihi, bir s n f mücadelesi tarihi olarak alan Marks a göre, ezen s n f ile ezilen s n f aras ndaki mücadele daima yeni bir ekonomik, siyasal ve toplumsal sistemin do mas yla sonuçlanm flt r. Marksist görüfle göre s n f çat flmas toplumsal de iflimin ana nedenini oluflturmaktad r. Marks a göre, Sanayi Devrimi ve kapitalizmin yaratt burjuvazi s n f, farkl laflan ürünler için sürekli geniflleyen bir pazar gereksinmesiyle yeryüzünün dört bir yan na yay l r. Her yerde tutunmak, her yerde yerleflmek, her yerde ba lant lar kurmak zorundad r. Ancak burjuvazinin ve sermayenin geliflti i oranda, kendi karfl t olan proleterya ve modern iflçi s n f da geliflmektedir. Marks, kapitalist üretim iliflkileri içinde orta s n f n da proletaryaya dönüflece ini, çünkü yeni geliflen üretim araçlar n n yeterli sermayeye sahip olmayan bu s n f di erleriyle rekabet edemez hale getirece ini belirtmektedir. flçi s n f n n geliflmesi ve büyümesiyle burjuvazi ile proletarya aras ndaki çat flmalar n artaca n ve son aflamada iflçi s n f n n bir devrimle burjuvazinin egemenli ine son verece ini ileri sürmektedir. Marks a göre sosyalist devrim önce ulusal düzeyde olacakt r. Her ülkenin proletaryas kendi burjuvas n alt edecektir. (Marx-Engels, 1997: 14-26). Marksist teorideki ekonomik determinizm, klasik realizmin hangi varsay m yla çeliflmektedir? Marks n temel yap t olan Kapital de ayr nt l olarak ele ald art de er tezine göre iflçi, kapitalist sermaye birikimine yol açan ve kapitalist yeniden üretimin ana unsurunu oluflturan art de eri üretir. Art de er, dolafl ma konan paran n ilk de- erindeki art fl olup, bunun kayna ücretli emektir. flçi, günün belli bir k sm nda kendisinin ve ailesinin gereksinimi için çal fl r ve günün geri kalan k sm ndaysa karfl l ks z olarak kapitalist için (art de er için) çal fl r. Kapitalistler, iflçiye mümkün oldu u kadar az ücret vererek, üretimden ortaya ç kan de erin geri kalan na kendileri el koymaktad r. Dolay s yla Marksizme göre, kapitalist sistemde toplumun büyük bir k sm kölelefltirilmektedir. Kapitalist üretim biçiminde, üretim araçlar n kontrol eden burjuvazi, iflçi s n f n sürekli sömürdü ünden iki s n f aras ndaki uçurum ve art de er h zla büyümektedir. flte bu çeliflki iflçi s n f ile kapitalist burjuvazi aras nda çat flmaya ve yeni bir toplumsal düzenin ortaya ç kmas na yol açacakt r. Kapitalizmin ortadan kald r lmas na kadar geçen sürede tüm hükümet denetimi seferber edilerek, mevcut kapitalist üretim iliflkisi sürdürülmeye çal fl l r. Ancak teorinin temel varsay m bu çabalar n yeni bir ekonomik, politik ve toplumsal düzenin ortaya ç kmas n engelleyemeyece i yönündedir. Marks, argümanlar yla proletaryaya, sürekli kölelik durumundan kurtulman n yolunu göstermektedir. Proleterya, ortak amaç için, her yerde bir s n f savafl vererek e itilmekte ve bilinçlenmektedir. SIRA S ZDE 2 Marksizmdeki diyalektik tarihselcili e göre yeni bir toplumsal düzenin oluflmas n n ön flart nedir?

55 3. Ünite - Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri EMPERYAL ZM TEOR LER Liberal düflünür, ngiliz iktisatç John A. Hobson a göre, emperyalizm kapitalizm içindeki yanl fl uygulamalardan kaynaklanan yap sal bir sorundur. Kapitalist toplumlar afl r üretim ve yetersiz tüketim ikilemini yaflamaktad r. Hobson, kapitalist devletlerin ortaya ç kan zenginlik fazlas n bir tak m refah art r c önlemlerle yeniden bölüfltürecek bir sistem gelifltirmeleriyle bu yap sal sorunu çözebileceklerini savunmufltur. Pratikte kapitalist devletler bunu yapmak yerine, ortaya ç kan sermaye fazlas n ülke d fl nda kâr elde etmek amac yla yeniden yat r ma dönüfltürmeyi tercih etmektedir. Di er bir deyiflle ülke içinde kullan lmayan sermaye ve tüketilmeyen mal için, yeni yat r m ve pazar olanaklar n n araflt r lmas emperyalizme yol açmaktad r. Hobson, emperyalizmin kaç n lmazl n kabul etmeyerek halk n tüketim gücünü yükseltmek gerekti ini ileri sürmektedir. XIX. yüzy l n sonlar nda Avrupa n n geniflleme çabalar nda askeri, politik, psikolojik ve dini faktörler de etkili olmufltur. Ancak emperyalizme yol açan tüm unsurlar n arkas nda finans kapital vard r ve bu di er faktörler için itici rol oynamaktad r. Finans kapital, vatansever güçleri, politikac lar ve askerleri kendi amaçlar için etkileyebilmektedir. Zaten bu kesimlerde var olan geniflleme arzusu finansal ç karlar sayesinde harekete geçmektedir. Bu flekilde; hangi do rultuda nereye kadar genifllenece ini tayin eden, yani emperyalizmin gerçekleflmesini sa layan temel unsur finansal ç karlar olmaktad r. Hobson a göre, emperyalizm ve savafl, finans çevrelerinin aray p da bulamad klar fleyler olan savunma bütçesinin ve kamu borçlar n n artmas na ve menkul de erlerde dalgalanmalara yol açmaktad r. Kazançlar n art rmalar na yol açacak yeni kamu harcamalar na neden olaca ndan, savafl ve devrim gibi olaylar finans çevreleri için f rsatt r. Hobson dan sonra Lenin, emperyalizm ve savafllar n olmamas için, kapitalizmden kurtulmak gerekti ini ortaya koymufltur (Dougherty ve Pfaltzgraff, 1990: ). Vladimir Lenin, emperyalizm olgusuna ayn adla yay nlanan çal flmas nda yer vermifl ve daha sonra ayn okula mensup yazarlar taraf ndan kavram gelifltirilmeye çal fl lm flt r. Lenin e göre kapitalist tekel gruplar (karteller, tröstler) önce kendi ülkelerinin iç pazar n paylafl rlar. Ama kapitalist düzende iç pazar zorunlu olarak d fl pazara ba l d r. Bu yap n n ifllemesi, do al olarak sermaye ihrac n n artmas na ve büyük tekel gruplar n n yabanc ülkeler ve sömürgelerle iliflkilerine ve nüfuz (etki) bölgelerini geniflletmesine ba l d r. Bu gruplar aras nda genel bir anlaflmayla uluslararas karteller oluflturulmaktad r (Lenin, 1992: 72). Lenin in emperyalizm teorisine göre, sermayenin ihrac ndaki art fl, koloniyal ve d fl iliflkilerin geliflmesi, büyük tekelcilerin etki alan oluflturma endiflesiyle birleflince, uluslararas alanda da iç piyasada yap ld gibi iflbirli i yap lmakta ve oluflturulan uluslararas karteller arac l yla dünya pazar, tekelci kapitalistler aras nda paylafl lmaktad r. Çeflitli kapitalist gruplar aras ndaki mücadele, de iflik görünümlerde ortaya ç ksa da mücadelenin nedeni hep ayn kalacakt r. Bu ise s n f kavram - n n var oldu u sürece hiç de iflmeyecek olan s n f mücadelesidir (Lenin, 1972: 203). Bu anlay fla göre, modern kapitalizmin temel özelli i büyük kapitalistlerin bir araya gelerek oluflturduklar kartellerdir. Tüm hammadde kaynaklar tek bir grup taraf ndan kontrol edilebildi inde, bu tekelcilik daha ac mas z bir flekilde gündeme gelmektedir. Rakiplerinin kendileriyle rekabet etmesini olanaks z hale getirmek için petrol alanlar n n ve maden yataklar n n sat n al nmas ya da ortak iflletilmesi gibi yollarla kendi aralar nda iflbirli ini gelifltirmeye çal fl rlar. Do rudan çat flma riskini içerse de sömürge elde etmek, kapitalistler için rakipleri karfl s nda 47 John A. Hobson a göre yeni emperyalizm eskisinden ayr lmaktad r. Öncelikle, büyüyen tek bir imparatorlu un tutkusu yerine, herbiri ayn siyasal geniflleme ve ticari ç kar h rs yla hareket eden ve birbirlerine rakip birçok imparatorluk teori ve prati ini ortaya koymaktad r. kinci olaraksa, mali ç karlar n ve yat r m ç karlar n n ticari ç karlara egemen olmas bak m ndan farkl laflmaktad r. Vladimir Lenin ( )

56 48 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Marks ve Lenin e göre, finans kapital emperyalizmin kayna n ve uluslararas çat flmalar n temel nedenini oluflturur. Kapitalizm gelifltikçe daha fazla hammadde kaynaklar na gerek duyuldu undan, bu durum, daha fazla sömürgeye sahip olmay gerektirecektir. Denizafl r sömürgelere sahip olma, bir taraftan hammadde kaynaklar n n garanti alt na al nmas n sa larken ayn zamanda ucuz ifl gücü ve pazar imkan da sa lamaktad r. SIRA S ZDE 3 Ba ml l k ve sömürü iliflkisinin oluflmas n n nedeni geliflmifl ülkelerden azgeliflmifl ülkelere do ru olan ve onlar n geliflmelerini sa layaca beklenen sermaye transferinin asl nda son aflamada az geliflmifllerden geliflmifllere do ru olmas ndand r. baflar l olman n en kolay yolu olarak görülmüfltür. Kapitalizm gelifltikçe daha fazla hammadde kayna na ihtiyaç duyuldu undan, bu durum, rekabetin daha da keskinleflmesine, hammadde elde etmek için dünya genelinde bir sömürge aray - fl ve mücadelesinin yaflanmas na yol açmaktad r (Lenin, 1972: 204). Lenin e göre emperyalizm, kapitalizmin geliflmesinin zorunlu bir sonucu olarak ortaya ç km flt r. Emperyalizm kapitalizmin en ileri geliflme aflamas n simgelemektedir. Baflka bir deyiflle emperyalizm, kapitalizmin tekelci aflamas d r. Art k bu aflamada, serbest rekabetçi kapitalizm, yerini tekelci kapitalizme b rakmaktad r. Bir taraftan, büyük bankalar n ve üretici firmalar n birleflmesiyle finans kapital oluflurken di er taraftan, do rudan sömürgecilik politikas ndan do an rekabet, yerini büyük tekeller arac l yla dünyan n paylafl lmas na b rakmaktad r. Lenin, emperyalizm ve savafllar aras ndaki iliflkiyi aç klarken I. Dünya Savafl na kadar olan dönemdeki savafllar n, emperyalist güçlerin sömürge mücadelesinden kaynakland n ileri sürmektedir. Ancak, emperyalist devletler aras ndaki iflbirli inin, özellikle Asya ve Afrika daki azgeliflmifl bölgelerin sömürülmesi amac n tafl - d na da iflaret etmektedir. Emperyalist güçlerin ayr ayr etki alan oluflturma çabalar için yap lan ittifaklar, savafla, geçici olarak ara verilmesine neden olmufltur. Kapitalist devletlerin bu pazarlara ve hammadde kaynaklar na her zaman ihtiyaçlar oldu u için, kapitalist devletlerin var oldu u bir dünyada çat flma eksik olmayacakt r. Dolay s yla Lenin e göre, uluslararas çat flmalar ortadan kald rman n önkoflulu kapitalizmi ortadan kald rmakt r. Zira bir kapitalist ülkenin genifllemesi mutlaka di er bir ülkenin zarar na olaca ndan, kapitalist emperyalizm uluslararas savafllar kaç n lmaz hale getirmektedir (Dougherty ve Pfaltzgraff, 1990: ). Paul Sweezy de emperyalizmi dünya ekonomisinin gelifliminde bir aflama olarak tan mlamaktad r. Sweezy ye göre bu aflamada (a) endüstri mallar için dünya pazar nda ileri kapitalist ülkeler rekabet halindedir; (b) tekelci sermaye hakim sermaye fleklidir; (c) sermaye ihrac dünya ekonomik iliflkilerinin belirgin özelli idir. Bu temel ekonomik iliflkilerin sonucu olarak iki özellik daha bulunmaktad r: (d) dünya pazar nda ç kar çat flmalar ve uluslararas tekelci birleflmelere yol açan ciddi rekabet ve (e) dünyan n iflgal edilmemifl yerlerinin önde gelen kapitalist güçler (ve onlar n uydular ) taraf ndan paylafl lmas (Sweezy, 1975: 79). Sweezy nin argüman na göre dünya bir kere paylafl ld ktan sonra sömürgeci güçler, status quo (statüko) di er bir ifadeyle var olan durum ve dengeyle yetinmezler. Bu durumun nedenlerini aç klay n z. BA IMLILIK VE MERKEZ ÇEVRE TEOR LER Neo Marksist teoriler, emperyalizmi, bir sömürü iliflkisi olarak tan mlamaktad r. Azgeliflmifl yap lar n geliflip kapitalistleflerek, s n fsal dönüflümünün sa lanaca varsay lan sürecin sonucunda ortaya ç kan durumdur. Sermayenin uluslararas laflmas sürecinde çok uluslu flirketler de önemli rol oynamaktad r. Geliflmifl ülkelerin afl r kâr ve fazla sermayesinin azgeliflmifl ülkeleri sanayilefltirerek, proleter bir s - n f n do mas n haz rlayaca ve kominist enternasyonelin gerçekleflmesine giden sürecin haz rlay c s olaca varsay m na karfl ç k lmaktad r. Neo Marksistler bunun do ru olmad n, az geliflmifl ülkelerin çok uluslu sermaye eliyle ba ml hale getirilerek sürekli bir sömürü iliflkisinin kuruldu u modern emperyalizmin ortaya ç kt n ileri sürerler. Ba ml l k, emperyalizm ve sömürü iliflkisine yol açan süreçte üretici sermayenin uluslararas laflmas ve çok uluslu flirketlerin do mas, üç aflamadan oluflmakta-

57 3. Ünite - Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri 49 d r. Birinci aflamada; ticari iliflkiler azgeliflmifl ülkelerle kapitalistleflen ülkeler aras nda geliflir, kapitalistleflen bölgelerin gereksinimlerini karfl lamay amaçlar. kinci aflama; kapitalizmin yerleflti i ülkelerden azgeliflmifl ülkelere yap lan yat r mlarla ticaret sermayesinin geliflti i ve dünya ekonomisinin sürükleyici gücü oldu u dönemdir. Bu dönemde azgeliflmifl bölgelerdeki ticaret sermayesi kapitalist ülkelerdeki üretici sermayesinin gereksinimlerine uygun olarak hareket eder ve uluslararas lafl r. Üçüncü aflamada; 1930 lardan itibaren özellikle II. Dünya Savafl sonras nda h zlanarak artan üretici sermaye uluslararas lafl r. Uluslararas düzeyde iflbölümünü belirleyen unsur, sermayenin bütün dünya düzeyinde üretim kararlar alabilmesidir. Bütün dünya ekonomisinde gerçek kapitalist iliflkiler ve üretici sermayenin hâkim oldu u bu aflamada dünya düzeyinde ekonomik art de er, ücretli emekten art de er ç kar larak elde edilir (Keyder, 1979: 31-34). Kapitalist de erlenme süreci (emekten art de er elde edilmesi) bundan böyle dünya ekonomisi düzeyinde gerçekleflmeye bafllam flt r. Art k üretim kararlar al n rken dünya ekonomisi içinde herhangi bir ülke ya da bölge, olas bir üretim yeri olarak kabul edilmeye bafllanm flt r. Günümüzde ba ml l k teorileri kapsam nda bak ld nda, üretici sermayenin azgeliflmifl ülkelerdeki egemenli i ve sermayenin üretimi dünya pazar temelinde planlad görülüyor. Çok uluslu flirketler, üretim kararlar n dünya düzeyinde alan sermayenin örgütsel düzeyini oluflturmaktad r. Do al olarak en yüksek kâr oran - n arayan sermaye, üretimi dünya düzeyinde planlayarak endüstriyel üretimin azgeliflmifl ülkelere do ru kaymas n sa lamaktad r (Palloix, 1979: 63-86; Barren, 1979: 135). Yeni Marksistler için bu süreç, emekten sa lanan art de erin ülke içiyle s n rl kalmay p, dünya ölçe inde gerçeklefltirildi i ve azgeliflmifllerden geliflmifllere do ru aktar ld emperyalizmdir. Lenin e göreyse sermaye transferlerinin arkas nda yatan neden, kapitalist ülkelerin deniz afl r ülkelerde pazar kapatma ve do al kaynaklar kontrol etme yar fl n n bir sonucudur. Tam rekabetin bütün kurallar yla geçerli oldu u eski kapitalizmde, uluslararas mal ihrac sistemin temel niteli ini olufltururken tekelcilerin egemen oldu u tekelci kapitalizmde, mal ihrac n n yerini, uluslararas ölçekte sermaye ihrac al r (Alpar, 1978: 17). Harry Magdoff taraf ndan yeni emperyalizm olarak nitelenen bu dönemin temel özelli i, ekonomik gücün dev anonim flirketler ve finans kurumlar n n ellerinde yo unlaflmas d r. Sermaye uluslararas lafl rken bütün endüstrilerdeki yaflam savafl bir fethetme, hâkimiyetini kurma savafl olmufl ve bu savafltan kendi çevresine en iyi uyabilen dev anonim flirketler sa ç kabilmifllerdir. Ac ma duygusu olmayan rakiplerin bulundu u bir dünyada, emniyeti ve kontrolü devam ettirebilmenin birinci flart, mümkün oldu unca fazla hammadde kayna üzerinde kontrolün kazan lmas d r. Hammadde kaynaklar n n kontrolü bir taraftan rakiplerin bask lar na karfl koruyucu bir araç olup, di er taraftan bütünleflmelerini tamamlamam fl rakiplerin geliflimini önlemek için de bir sald r arac d r. Azgeliflmifl ülkelerdeki emek maliyetinin düflük olmas ayr bir çekicili e sahiptir. Düflük maliyetlerin yan s ra hammadde kaynaklar n n gelifltirilmesi, ihracat için talep yaratma ve tekel durumlar ndan yararlanma f rsatlar çok daha önemlidir. Tekel kurma aç s ndansa büyük iflletmelerin maliyet avantajlar, kendilerine ait patentler, üstün teknoloji ya da sat fllar n art r lmas yoluyla istenilen markalar n üretilmesi ve tercihli pazar talebinin harekete geçirilmesi gerekmektedir. Yabanc yat r mlar n geliflmesi de gümrük duvarlar ya da ticaret tercihleriyle korunmufl pazarlarda ticareti gelifltirmek için oluflan bask dan kaynaklanmaktad r (Magdoff, 1975: ).

58 50 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Yeni Marksistlerin emperyalizme yaklafl mlar, klasik Marksistlerden farkl l k göstermektedir. Neo Marksistler, emperyalizmi, emekten art de er ç karma iflleminin dünya ölçe inde gerçekleflti i ve üretici sermayenin uluslararas laflt dönemle iliflkilendirmektedir. Ayr ca uluslararas sermaye ihrac n n arkas nda yatan nedenler bak m ndan da klasik Marksistlerden ayr lmaktad rlar. Marks a göre, kapitalizmin ilk döneminde, sömürge ve di er azgeliflmifl bölgelerden k ymetli madenler ve hammaddeler fleklinde Bat n n kapitalist ülkelerine sermaye aktar lm fl, bu durum sermaye birikimini daha da h zland rm flt r. Daha sonra, kapitalizmin ileri aflamas nda metropollerde, bir yandan üretim içinde sermaye oran n n artmas sonucu kârlar düflmüfl, di er yandan azgeliflmifl ülkelerdeki ucuz iflgücü ve sermayenin k t faktör olmas nedeniyle kâr oranlar ndaki yükseklik, sermaye ihrac n n bu kez geliflmifl ülkelerden azgeliflmifl ülkelere do ru olmas na neden olmufltur. Dolay - s yla Marks a göre, azgeliflmifllerin sanayileflmifl Bat ekonomileriyle kapitalist sistem içinde birleflmeleri, bu iki grup ülke aras ndaki geliflmifllik fark n n azalmas na neden olur (Alpar, 1978: 18). Lenin de Emperyalizm adl çal flmas nda sermaye ihrac n n azgeliflmifl ülkelerin kapitalistleflmesini sa layaca n belirtmektedir. hraç edilmifl sermaye, ihraç edildi i ülkelerde, kapitalizmin geliflmesini etkiler, h zland r r. Böylece, sermaye ihrac, ihracatç ülkelerdeki geliflmeyi bir parça durdurma e ilimi tafl sa da bunun, bütün dünyadaki kapitalizmi derinlemesine ve genifllemesine yönelik olarak gelifltirmek pahas na oldu unu unutmamal (Lenin, 1992: 9). Oysa yeni Marksistlere göre sermaye ihrac ve birleflme, az geliflmifl ülkelerin aleyhinde geliflen ve artan bir ba ml l a neden olmaktad r. Bir di er düflünür Rosa Luxemburg a göre kapitalist ülkelerin geliflmesi ancak azgeliflmifl Üçüncü Dünya ülkelerinin varl yla gerçekleflmifltir. Kapitalist olmayan bu bölgeler Bat ülkelerinin gereksinim duydu u hammaddeyi sa lam fllard r. Bu tür bölgelerin varl, Bat kapitalizminin hareketlili ini sa lamak için gereklidir. Dolay s yla emperyalizm kapitalizmin vazgeçilmez bir sonucudur. Azgeliflmifllik olgusu da emperyalizmle birlikte düflünülmesi gereken bir olgudur. Zira bu süreç sonunda azgeliflmifl ülkeler geleneksel yap lar n yitirmektedirler (Cirhinlio lu, 1999: 126). Neo Marksistlerin sermaye ak m konusundaki görüflleri, klasik Marksist düflünceden oldukça farkl d r. Bu ak m n önde gelen isimleri Harry Magdoff, Paul Sweezy, Paul Baran ve Andre Gunder Frank t r. Ortak görüflleri, sermaye ihrac n n kapitalizmin ilk dönemlerinde de XX. yüzy lda ulaflt tekelci aflamada da daima tek yönlü olarak azgeliflmifllerden geliflmifllere do ru oldu udur. Bu tek yönlü hareket; önceleri do al kaynaklar n ifllenmesi sonucu elde edilen hammaddelerin düzenli bir flekilde sanayi merkezlerine aktar m, XX. yüzy lda ise yat r lan sermayeden daha fazlas n n; kâr, lisans ücreti, teknik hizmet karfl l ad alt nda, yeniden yat r mc ülkeye transferi ve sermaye ihrac ndaki art fla paralel olarak geliflen uluslararas ticaretten, azgeliflmifl ülkelerin d fl ticaret dengelerindeki bozulma nedeniyle zararl ç kmalar yla aç klanmaktad r. Paul Sweezy ye göre, sermaye ihrac yla ilgili olarak söylenenlerden, sermaye ihrac n n geri kalm fl bölgelerin süratle endüstrileflmelerine do rudan do ruya katk da bulundu u fleklinde bir sonuç ç kar lmamal d r. Sermayenin gelme e iliminde oldu u alanlar, hükümet garantili çeflitli bay nd rl k iflleri, devlet tahvilleri, demiryollar, kamu hizmetleri, tabii kaynaklar n kullan m ve ticarettir. Bu alanlar, ileri ülkelerden yap lacak mal ihrac yla rekabet edebilecek sektörler de ildir (1975: 77). Neo Marksistlere (yeni Marksistlere) göre, azgeliflmiflli in arkas nda yatan temel olgu, sermaye ihrac n n tersine ifllemesidir. Marksizme yap lan önemli bir elefltiri, bu durumun öngörülmemifl oldu udur. Frank, azgeliflmifllik sürecini, bir metropol

59 3. Ünite - Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri 51 uydu iliflkileri hiyerarflisinin, taban ndan tepesine do ru sürekli olarak ekonomik art n (art de erin) ak t lmas olarak aç klamaktad r. Bu yap y kapitalizm diye adland ran Frank, kapitalizmi bu hiyerarfli ile tan mlamaktad r. Dolay s yla sömürü de art n aktar lmas olarak tan mlan r. Uydu durumunda olma ve kendi art - ndan yoksun kal nmas azgeliflmiflli i do ururken metropol durumunda olmaysa geliflmeye neden olur (Gülalp,1979: 30-31). Neo Marksistlere göre, bir ülkenin neden geliflemedi i, iç faktörlere bak larak aç klanamaz. Örne in; Üçüncü Dünya ülkelerinin geliflmemiflli i, ne geleneksel yap n n korunmas, ne de feodalizmle aç klanabilir. Frank a göre azgeliflmifllerin gerikalm fll, geliflmifl kapitalist ülkelerin kolonilefltirme politikalar n n bir sonucudur. Kolonilefltirme hareketleri azgeliflmifl ülkelerin geliflmesinden çok, daha fazla azgeliflmelerine neden olmufltur. Azgeliflmifllik, kapitalist olmayan bir dünyan n, kapitalistlefltirilmeye çal fl lmas n n bir sonucudur. Tarihsel süreçte, geliflmifl ülkeler taraf ndan uydu haline getirilen ülkeler de kendi uydular n oluflturarak, art n aktar lmas sürecine arac l k etmeye devam ettiler. Zincirleme kurulan bu iliflkiler a sonucu, kapitalist ülkeler giderek zenginleflirken koloni ülkeleri yoksullaflt lar. Geliflmenin ancak azgeliflmifl ülkelerin, geliflmifl ülkelerle iliflki kurmas na ba land görüfllerin aksine Neo Marksistler, uydu ülkelerin geliflmelerinin ancak merkezle olan ba lar n gevfletmeleri durumunda gerçekleflebilece ini savunmaktad rlar (Cirhinlio lu, 1999: ). Metropol uydu ayr m na benzer bir di er analiz, Samir Amin taraf ndan yap lmaktad r. Amin de dünya ekonomisini merkez ve çevre sistemler olarak ikiye ay - rarak incelemektedir. Merkez sistemler, iç dinamiklerini kurmay baflarm fl, kendilerine yeterli ve d fl faktörlerden etkilenmeyen sistemlerdir. Oysa çevre sistemler, merkezin gereksinimlerini karfl lama ifllevini yerine getiren ekonomilerdir. Burada üretilen art de er, çeflitli flekillerde merkeze aktar lmaktad r. Düflük ücret politikalar güdülmekte, üst s n flar lüks tüketime yönlendirilmekte, alt kesimler çok ciddi yaflamsal zorluklarla karfl laflmakta ve çevredeki bu yoksulluk ayr cal kl s n flar beslemektedir. Merkez ve çevre ülkeler aras ndaki bu iliflki sonucunda, çevre ülkeler, hem ticaret hem de finans bak m ndan merkez ülkelere ba ml hale gelirken merkez ülkelerin ekonomik egemenli iyse pekiflmektedir. Böyle bir iliflkide, çevre ülkelerin geliflmesi hemen hemen imkans z gibi görünmektedir. Amin e göre bu tür ülkelerin merkez ülkelerin aras na girmeleri oldukça zordur. Bunun için çok a r faturalar göze almalar gerekmektedir. Çevre ülkelerin içinde bulunduklar sorunlar aflmalar merkezle olan ba lar n koparmalar na ba l d r. Daniel Singer da hammaddeleri ç karmak için sömürgelere gelen yabanc sermayenin, bu ülkelerin kalk nmalar na hiçbir katk da bulunmad n savunur. Çünkü; elde edilen hammaddeler, sermayenin geldi i ülkede ifllenmekte, bu hammaddeleri ihracat merkezlerine aktarmak için gereken alt yap hizmetleri de yerli ekonomiyle birleflmemektedir. Bu durumda, yat r m n ço altan etkisi yat r m n yap ld ülkede de il, sermayeyi ihraç eden geliflmifl ülkede meydana gelmektedir. Kapitalist ekonomiler yat rd klar ndan daha fazlas n kâr fleklinde ülkelerine götürdükleri için, azgeliflmifllerin kalk nmas Paul Baran a göre de kapitalist ülkelerle iliflkileri kopar lmadan ve yarat lan art de er kendi ülkelerinde üretken sektörlerde yat r ma dönüflmeden mümkün de ildir (Alpar, 1978: 22). Baflka bir deyiflle azgeliflmifl ülkelerin bu açmazdan kurtulmalar n n tek koflulu, kapitalist sistemin d - fl na ç kmalar d r. Baran n önerdi i yeni sistemse daha rasyonel ve planlamac olarak niteledi i sosyalist sistemdir.

60 52 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I SIRA S ZDE 4 Klasik ve yeni Marksist düflünürlerin, azgeliflmifllik sarmal ndan kurtulunmas için öne sürdükleri çözümleri karfl laflt r n z. MODERN MARKS ST YAKLAfiIMLAR VE MERKEZ ÇEVRE TEOR LER Kavram ilk defa kullanan Gramsci ye göre hegemonya hakim s n f n, yönetilen s n f n veya toplumun geri kalan n n hatta toplumsal yap n n tümü üzerinde siyasal, hukuksal, kültürel, ekonomik ve toplumsal araçlar kullanarak kurdu u bir hakimiyettir ve bir itaat ettirmedir. Marksizmde ise hegemonyaya s n fsal bir iliflki olarak bak l r ve iflçi s n f n n örgütlenmesi ve mücadelesi sonucunda, burjuvazinin hegemonyas n n sona erece i ve yerini proleteryan n hegemonyas n n alaca savunulur. Hegemonya kavram na Cox, Gilpin, Wallerstein ve Keohane nin çal flmalar nda da rastlan r. Galtung un Yap salc Emperyalizm Teorisi Galtung, uluslararas sistemi incelerken dünyay merkez (core) ve çevre (periferi) ülkeler olmak üzere ikiye ay rmaktad r. Bu s n fland rmay yaparken her ülkenin de kendi içinde merkez ve çevreye ayr labilece ini belirtir. Galtung a göre yap sal fliddeti do uran, bu merkez çevre ya da metropol uydu iliflkisidir. Galtung bu iliflkiyi emperyalizm olarak nitelemektedir. Hegemonik bir iliflki olarak gördü ü emperyalizm, merkez ülkenin merkeziyle çevre (periferi) ülkenin merkezi aras ndaki bir ortak ç kar iliflkisi üzerine kurulmaktad r. Bu iliflki bir devletin bir baflka devlet taraf ndan iflgal edilmesiyle sonuçlanan iliflkiden farkl d r. Bir ülkenin askeri yolla bir di er ülkeye egemen olmas, buna muhatap olan n iradesini s n rlayan ya da ortadan kald ran bir süreçtir. Ancak bunu, bir güç iliflkisi olarak görülebilecek olan emperyalist iliflkiden ay rmak gerekir. Galtung, klasik Marksist Leninist görüflleri, emperyalizmi sadece ekonomik iliflkilerle ve kapitalist yay lmac l kla aç klayarak, indirgeyici bir yöntemi benimsedikleri için elefltirmektedir. Galtung a göre emperyalizm yap sal bir iliflki biçimidir. Bu anlamda, uyum içinde olan ç karlar aras ndaki iliflkiyi ve uyumlaflt r lamayan ç karlar aras ndaki çat flmay içermektedir. Burada sözü edilen ç kar çat flmas, farkl amaçlar olan gruplar n ç karlar n n uzlaflt r lamamas d r. Yaflam koflullar ndaki farkl l n artmas iki grup aras ndaki çat flma olas l n art r rken bu fark n azalmas, çat flma olas l n azaltmaktad r. ktidarda bulunan hükümet, kendi yaflam koflullar n halk n geri kalan n n yaflam koflullar na ayk r flekilde artt r rsa bu iki taraf aras nda ç kar çat flmas na neden olur. Ç kar çat flmas n yaflam koflullar ndaki farkl laflma olarak de erlendiren Galtung, emperyalizmi de bu temel kavramla aç klamaktad r. Dolay s yla ç karlar n uyumlaflmas, uyumlaflmamas ya da çat flmas ; yaflam koflullar n n benzeflmesine, yak nlaflmas na ya da z t olmas na ba l olarak de iflmektedir. Ç karlar aç s ndan de erlendirildi inde, Galtung emperyalizmi merkez ülkelerin periferi ülkeler üzerindeki hegemonyas (hakimiyeti) sonucu oluflan ç kar farkl laflmas olarak tan mlamaktad r. Merkez ülkelerin merkezleri, periferi ülkelere ulaflmak için periferi ülkelerin merkezini bir köprü olarak görmektedirler. Merkez ülkelerin merkezi ile periferi ülkelerin merkezi aras nda bir ç kar benzeflmesi ve uyumu ortaya ç kmaktad r. Oysa yaflam düzeylerindeki farklardan dolay periferi ülkelerin kendi merkezi ile çevresi aras nda ç kar uyumsuzlu u bulunmaktad r. Ayr ca periferi ülkelerde merkez ile çevre aras ndaki uyumsuzluk, merkez ülkelerle karfl laflt r ld nda her zaman daha fazlad r. Çünkü; Galtung a göre, merkez ülkelerin merkezi ile çevresi (periferi) aras ndaki gelir da l m nda ciddi uçurumlar bulunmaz. Di er taraftan, periferi ülkenin merkezi ile çevresi aras ndaki uçurum büyüdükçe, periferi ülkelerin merkezi, merkez ülkeler için periferi ülkelere ulaflmada ve etkilemede daha fazla köprü görevini üstlenir hale gelmektedir. Bu yaklafl ma göre, periferi ülkenin merkezi ayn ülkenin çevresinden çok, merkez ülkenin merkezine yak nd r ve onunla uyumlu bir iliflki (ittifak) içindedir.

61 3. Ünite - Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri 53 Bütün olarak bak ld ndaysa asl nda merkez ülke ile periferi ülke aras nda bir ç - kar çat flmas söz konusudur. Merkez ve periferi ülkelerin kendi merkezi ile çevresi aras nda ciddi bir ç kar farkl l söz konusu olmamas halinde sözkonusu ittifak kurulamayaca için, emperyalistik bir iliflki de oluflmayacakt r. Emperyalist iliflki dikey ve asimetrik bir iliflkidir. Emperyalist iliflkide taraflardan biri di erine göre çok daha fazla kazançl ç kmaktad r. Galtung, bir devletin di eri üzerinde hâkimiyet kurdu u feodal bir iliflki olarak gördü ü emperyalizmi, yine merkez ve periferi ülkeler aras ndaki iliflkiden hareketle ekonomik, siyasal, askeri, iletiflimsel ve kültürel olmak üzere befl gruba ay rmaktad r. Bunlar n herhangi birisinin di erine göre önceli i bulunmamaktad r. Azgeliflmifl ülkeler kendi aralar nda iflbirli i yaparak, ortak ç karlar için politikalar gelifltirebilirler mi? So uk Savafl döneminde ABD ve SSCB aras nda oldu u gibi, geliflmifl ülkeler dünyay etki alanlar na ay rabilmektedir. Merkez ülkeler, birbirlerinin etki alanlar na sayg gösterdikleri gibi, birbirlerinin etki alanlar na müdahalede bulunduklar durumlar da yaflanm flt r. Bu çerçevede ABD nin, SSCB nin Macaristan, Çekoslovakya ve Polonya ya müdahalelerine fazla bir tepki göstermemesi, SSCB nin de ABD nin Latin Amerika ülkelerine müdahalelerinde tarafs z kalmas örnek olarak gösterilebilir. Küba Krizinde (1962) oldu u gibi çat flma ise bu gizli anlaflman n ihlal edildi i durumlarda söz konusu olmaktayd. Küba Krizi, bir merkez ülkenin, di er bir merkez ülkenin etki alan na girmeye çal flmas ndan kaynaklanm flt. Dolay s yla merkez ülkeler aras ndaki çat flma, ya etki alanlar n n s n rlar ndaki belirsizlikten ya da bu etki alanlar na sayg duyulmamas ndan ileri gelmektedir. Bu tür gri bölgeler I. Dünya Savafl öncesinde Almanya ve ngiltere aras ndaki çat flmalarda, II. Dünya Savafl sonras ndaysa ABD ile SSCB aras ndaki özellikle Orta Do u, Almanya, Kore, Vietnam, Tayvan ve Afganistan gibi ülkeler üzerindeki çat flmalarda belirleyici rol oynam flt r (Chan, 1984: 45). Wallerstein n Dünya Sistemi Modeli Wallerstein, dünya ekonomisi ve dünya sistemi kavramlar n, günlük dilde kullan - lan uluslararas ekonomi ya da dünya ekonomisi kavramlar ndan farkl anlamda kullanmaktad r. Klasik iktisad n tan m na göre, uluslararas ekonomi, ulusal ekonomilerin toplam ndan ibaret olan ve ulusluraras ekonomik etkileflimlerinden oluflan bir süreçter. Dünya ekonomisi ise bunun ulusal ekonomileri aflan bir nitelik kazand na ve çok uluslu sermaye hareketlerini, özel finans kurumlar n ve bireylerin ekonomik faaliyetlerini de içine alan daha karmafl k bir sürece dönüfltü ünü ifade etmek için kullan l r. Özellikle son zamanlarda dünyada meydana gelen küreselleflmeyle beraber bu sürecin dünya ölçe inde gerçekleflti ini ve bütün bölgeleri kapsad n ifade etmektedir. Oysa Wallerstein anlam nda dünya ekonomisi bir toplumsal ifl bölümüdür. Bu anlamda ne XX. yüzy la özgü bir fley ne de ulusal ekonomilerden oluflan bir ekonomidir. Daha do rusu Wallerstein a göre dünya ekonomisi kapitalist üretim sürecinin oluflturdu u bir sistemdir ve dolay s yla kapitalist bir yap ya sahiptir. Dünya sistemi modeline göre, daha önce baflka dünya sistemleri vard ; fakat modern dünya sisteminin özelli i, sermaye birikimini gerçeklefltirmeye yönelik olarak kapitalist üretim biçiminin hakimiyetidir. Öncelikle Avrupa da flekillenen kapitalist 5 SIRA S ZDE

62 54 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I dünya ekonomisi sistemi günümüzde evrensel bir boyut kazanm flt r. Temel mant -, d flar ya do ru ve mevcut s n rlar n ötesine do ru sürekli genifllemedir. Kapitalist dünya ekonomisi, belli bir siyasal birimin s n rlar yla ba l olmayan ve herhangi bir devletin kendi ülkesindeki faaliyetlere bütünüyle hakim olamad bir yap d r. Bu sistem, egemen devletlerden oluflur. Buradaki egemenlik, kararlar üzerinde mutlak otorite (otonomi) sahibi olmak anlam na gelmemektedir. Ancak yine de baz devletler di erlerine göre daha otonomdur. Wallerstein a göre kapitalist dünya ekonomisi tarihsel bir olgu olup, bir zaman sonra ortadan kalkacakt r. Kapitalist dünya ekonomisi emek ile sermaye aras ndaki uluslararas toplumsal iliflkiyi ifade eder. Marksist anlay flta oldu u gibi, art de er, bu iliflki sonucu, proleteryadan kapitaliste aktar lmaktad r. Bu aktar m ve emek sermaye iflbölümü sadece ülke içiyle s n rl kalmamakta; dünya ölçe inde gündeme gelmektedir. Bu ölçekte sermaye birikimi için, çok say da ülkede, üretim yapmaya yönelik bir mal zinciri oluflturulmas gerekmektedir. Bu üretim halkalar n n baz bölümlerinde, kâr ve üretim, daha fazla yo- unlaflma göstermektedir. Az say da ülkeyi içine alan bu tür bölgelere merkez ad verilmektedir. Daha az kârl olan üretim halkalar na periferi (çevre) denmektedir. Bu ay r m co rafik bir tan mlama gibi gözükse de asl nda bu bölünme esas olarak iliflkisel bir ay r md r. Merkez periferi iliflkisi; bu anlamda, üretimin daha tekelci sektörleriyle daha rekabetçi sektörleri aras ndaki, ayn zamanda yüksek kâr (yüksek ücret) getiren üretim faaliyetleriyle daha düflük kâr (düflük ücret) getiren üretim faaliyetleri aras ndaki iliflkidir. Dolay s yla, dünya çap nda sermaye ile emek aras ndaki, yani güçlü kapitalistler ile zay f kapitalistler aras ndaki iliflkidir. Bu iliflkinin sonucunda periferi bölgeden (çevreden) merkeze art de er transferi söz konusu olmaktad r. Bu ak fl, sadece emekçilerden üretim araçlar n n sahiplerine (kapitalistlere) do ru de il ayn zamanda, periferi bölgelerin kapitalistlerinden merkez bölgelerin kapitalistlerine do ru da bir gelir transferi fleklindedir. Kapitalist sermaye birikiminin sürekli hale gelmesini sa layan bu mekanizma iliflkileri yönlendirir. Merkez ve periferi ülkeler co rafi ay r mla belirlenmezler. Ancak merkez ülkelerin ve periferi ülkelerin belli co rafi bölgelerde yo unlaflm fl olduklar görülür. Merkez ve Periferi bölgelerin üretim biçimleri ve ekonomik faaliyetleri de farkl laflmaktad r. Ayn ürün sürekli olarak merkez ya da periferi ülkede üretilmemekte; üretim dönemleri (product cycles) teorisinde aç kland gibi, merkez ülkede üretilen bir ürün, daha sonra, maliyet hesaplamalar sonucunda periferiye kayabilmektedir (Wallerstein, 1996: 88). Wallerstein n modelindeki bir di er varsay m, kapitalist piyasan n ne tam serbest, ne de kapal bir piyasa oldu udur. Zira piyasa, her ikisinin karmas oldu u için, kapitalist yüksek kâr elde edebilmektedir. Bu durum eksik rekabet ortam na da ba l d r. Bu koflullarda baz güçlü kapitalistler, üretim faaliyetlerini birlefltirerek oluflturduklar tekellerle kârlar n maksimuma ç karabilmektedirler (Wallerstein, 1996: 89). Wallerstein, modern devlet sisteminin kapitalizm ile iç içe geçmifl bir bütün oldu unu savunur. Bu yap içinde proleterya ya da emekçiler, sermaye sahipleri için çal flmak zorundad r. Proleteryan n, iyilikle ya da zorla ama sonuçta sermaye sahibi kapitalistlerin istedikleri do rultuda, onlar ad na üretim faaliyetini sürdürmeleri sa lanmaktad r. Periferi (çevre) ülkelerde iflçilerin örgütlenerek taleplerini dile getirmelerine izin verilmemektedir. Ücretli iflçilerin yan nda bir de evinde yapt üretimle bir k s m kazanc n temin eden aileler (ev halk ) bulunmaktad r. Serbest çal flma sonucu elde edilen bu gelirlerin sahipleri yar proleterya (semi proleterya) kesimini oluflturur. Bu durum daha çok periferi ülkelerde görülmektedir. Merkez

63 3. Ünite - Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri 55 ülkelerde tüm emekçiler ücret gelirleriyle geçinir ve dolay s yla bu ülkelerde yar proleterya yok denecek kadar azd r. Yar proleteryan n geliri ücretli iflçiye göre daha azd r. Periferi ülkelerde yar proleteryan n oldukça fazla olmas, yani ücretli iflçi olmak isteyenlerin çoklu u, ücretlerin düflük olmas na ve kapitalistin daha fazla kâr elde etmesine yol açmaktad r (Wallerstein, 1996: 90-91). Wallerstein a göre merkez ve periferinin d fl nda bu iki bölgenin özelliklerini de yans tan ara bölgeye semi-periferi (yar -çevre) denmektedir. Semi-periferi bölge ve ülkelerde hem merkezdeki hem de periferideki ekonomik faaliyetlere benzer faaliyetler görülmektedir. Semi-periferi ülkeler zamanla periferileflebilecekleri gibi merkez özelli i gösteren bir bölge ya da devlete de dönüflebilirler. Bu tür devletler h zla semi-proleteryan n say s n azaltarak proleteryalaflmay sa lamaya çal fl rlar. Böylelikle yar -proleter s n ftan daha fazla gelir (ücret geliri) elde ederler. Ancak bu süreç, ailelerin (household: hane halk veya ev halk n n) ücret d fl gelirlerinin azalmas na ya da ortadan kalkmas na yol açmaktad r. Bununla beraber ücretli proleterya, sendikal hareketlere kat labilmektedir. D KKAT Wallerstein a göre, dünya sistemi tarihsel ve dönüflümseldir y ll k aralarla baz dönemlerde durgunluk, baz dönemlerdeyse üretkenlik hakim olmaktad r. Durgunluk dönemleri, kapitalistlerin (sermaye ve üretim araçlar sahiplerinin) kârlar n maksimum k lmaya çal flmalar ndan do an afl r üretime karfl l k, dünyadaki talep art fl n n ayn oranda geliflmemesinden kaynaklanmaktad r. Her durgunluk dönemi, üretim süreçleri a n n yeniden yap lanmas na yol açmakta ve sermaye birikimine yol açan toplumsal iliflkilerin yeniden gözden geçirilmesine yönelik bask lar gündeme getirmektedir. Bu durumda baz ürünlerin üretiminin, ücretin daha düflük oldu u bölgelere kayd r lmas, merkez ülkelerde üretilen ürünlerin bir üst aflamaya geçerek yeni ürünlerin piyasaya sürülmesi, periferi ve semi-periferi bölgelerdeki semi-proleteryan n proleteryalaflt r lmas gibi önlemlerle talep art fl - n n canland r lmas ve dünya ekonomik sisteminin fiziksel s n rlar n yeniden gözden geçirerek geniflletilmesine çal fl lmaktad r. Bu önlemler üretimin yeniden canlanmas ve durgunlu un afl lmas n amaçlar. Bu durgunluk ve üretkenlik dönemleri, hegemonik dönemler olarak da adland r l r. Belli dönemlerde hegemonik güçler de iflmektedir. Çünkü; hegemonik gücün üretim avantaj sürekli devam etmez. Eksik rekabet sistemi, bir dünya imparatorunun ortaya ç kmas na yol açmad gibi, sistemde tam bir anarflinin hâkim olmas na da izin vermez. Hegemonik güç, göreli üstünlü ünü korumak için farkl yollara baflvurur. Bilim ve e itim alan ndaki ve kitle iletiflimi alan ndaki üstünlü ünden yararlanarak, kültürel hegemonyay, mevcut konumunu meflrulaflt r c bir araç olarak kullanmaktad r. Siyasal ve ekonomik nedenlerden dolay güç dengesi mekanizmalar, tek bir gücün, sistemi tek bafl na kontrol etmesini engellemektedir. Sistem rekabete dayal d r. Sermaye birikiminin maksimum düzeye ç kar lmas olana n sa layan bu sistem, birbirlerine karfl kesin bir üstünlük sa layamayan çok say da büyük güçlerden olufltu u için, göreceli bir anarflinin hakim oldu u bir sistemdir. deal görüleni, oyunun kurallar n belirleyebilecek ve uyulmas n sa layabilecek bir hegemonik gücün merkezde bulunmas d r. Ancak, sistemdeki mücadelenin yerini hegemonyaya b rakmas da bu gücün, her istedi ini yapabilece i anlam na gelmemektedir. Hegemonik gücün istenmesinin as l nedeni, di erlerinin oyunun kurallar n de ifltirmelerini engellemek ve daha istikrarl bir ortamda rekabet edebilmektir (Wallerstein, 1993: 505; Wallerstein, 1996: 98).

64 56 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I D KKAT Gramsci nin hegemonya yaklafl m n uluslararas iliflkilere tafl yan Robert Cox a göre dünya hegemonyas, hakim üretim biçiminin sürmesini sa layan ve s n rlar aflan sivil toplum güçlerinin ve devletlerin davran fllar n etkileyen genel kurallar anlam na gelen evrensel normlar, kurumlar ve mekanizmalar temsil eder (Cox, 1983). D KKAT Cox a göre hegemonik güç, di eri üstünde mutlak üstünlü e sahip olan ve di erlerini sömüren ülke de ildir. Asl nda di erleriyle bu devletin ç karlar aras nda bir uzlaflma da söz konusu olabilir. Hegemonya, devletler aras iliflkilerde istikrar sa lamas bak m ndan önemlidir. Hegemonik güç, devletler aras çat flmalar engelleyerek düzeni sa lamaktad r. Üretim kapasitesi daha yüksek olan hegemonik güç (ülke içi hegemonik s n f n ç karlar n temsil eder) d fla do ru, periferi ülkelere do ru geniflleyerek, dünya hegemonyas aflamas na gelir. Azgeliflmifl ülkeler de benzer bir ekonomik ve toplumsal geliflme çizgisini göstermedikleri halde, hegemonik gücün baz ekonomik, kültürel ve siyasal özelliklerini benimsemeye çal fl rlar. Dolay s yla hegemonya dünya politikas ve dünya ekonomisi için düzen anlam na gelmektedir. Modern devlet sistemi (kapitalist dünya ekonomisi) tarihinde üç hegemonik güçten söz edilmektedir. Bunlar XVIII. yüzy ldaki Hollanda, XIX. yüzy ldaki ngiltere ve XX. yüzy l n ortalar ndan itibaren ABD dir. Bunlar n hegemonik pozisyonlar askeri güçlerinden ziyade ekonomik güçlerinden kaynaklanmaktayd. Bu ülkeler pazar üstünlü ünü ele geçirerek büyük ölçüde sermaye birikimini sa layacak mekanizmalardan faydaland lar (Wallerstein, 1996: 99). Kapitalist dünya sistemi modelinde güvenlik ikilemi, ulusçuluk ve devlet gibi kavramlar alan n marjinal konular d r. Öncelik kazanan konu ve kavramlar, kapitalizm ve azgeliflmifllik sorunudur. Kapitalizmin yeniden üretilmesi süreci ve bu ba lamda periferi ülkelerden (çevre) merkeze art de er aktar larak azgeliflmifl ülkelerin geri kalm fll n n sürekli hale getirilmesidir. Kapitalist dünya sistemi teorisine yöneltilen elefltirilerde, teorinin s n rl l klar üzerinde durulmaktad r. Dünya sistemini kapitalist olarak kabul eden teorinin, eski SSCB Blo u ve sosyalist ülkelerin durumunu gözard etti i belirtilmifltir. Bu ülkelerin bir k sm n n ayn zamanda sanayi ülkeleri oldu u da düflünüldü ünde, bunlar n periferi ülkeler olarak m yoksa merkez ülkeler olarak m düflünülece i de aç k de ildir. Kapitalist üretim sürecine kat lan Güney Kore, Tayvan ve Singapur gibi ülkeler sanayileflirken komflular olan Bangladefl, Kuzey Kore ve Filipinlerin nas l olup da geliflemedikleri ortaya konamamaktad r. O. L. Holsti ye (1995: 46) göre, semi periferi kavram bu geliflme farklar sorununa yan t verememektedir. Ayr ca Holsti ye göre kapitalist dünya sistemi modeliyle So uk Savafl dönemi boyunca söz konusu olan Do u Bat çat flmas aç klanamad gibi SSCB ile Do u Avrupa ülkeleri ve Çin Halk Cumhuriyeti aras ndaki iliflkiler ve çat flmalar da yeterince aç klanamam flt r. O. L. Holsti kapitalist dünya sistemi modelinin sadece Bat Güney iliflkilerini analiz etmeye çal flt n, Do u Do u, ya da Do u Güney iliflkilerine uygulanmad n iddia etmektedir. Cox göre, bir hegemonik dönemin yerini bir baflka hegemonyan n devralmas ndan önce, herhangi bir hegemonik gücün olmad (non-hegemonic) dönem yaflanmaktad r. XIX. yüzy ldan itibaren tarihi belli evrelere ay ran Cox, 1845 ten 1875 e kadar süren ilk dönemde ngiliz hegemonyas söz konusuyken arkas ndan gelen dönemini hegemonyan n olmad (non-hegemonic) dönem olarak nitelemektedir dönemi ise Amerikan hegemonyas n n sürdü ü dönemdir. Cox, 1960 lar n sonunu ve 1970 lerin bafl n Amerikan hegemonyas n n tam olarak ifllemedi i yeni bir (non-hegemonic) dönem olarak nitelemektedir. Yeni dönemde ya eski hegemonyan n gücünü yeniden kazanaca ya dünya ekonomisinin büyük güçler aras nda bölünmesinin artaca ya da Yeni Uluslararas Ekonomik Düzen taleplerinin gerçekleflmesiyle Üçüncü Dünya n n karfl hegemonyas n n söz konusu olaca gibi alternatifleri öne sürmüfltür (1983: 60).

65 3. Ünite - Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri 57 Özet A MAÇ 1 A MAÇ 2 Marksist felsefenin temel kavramlar n tart flmak; Karl Marx, toplumun kurumsal ve ideolojik yap - s n n tamamen ekonomik üretim iliflkileri taraf ndan belirlendi ini varsayar. Ekonomik determinizm temelinde ekonomik sistemi denetleyebilen güç, siyasal sistemi de denetler. Tarihi, bir s n f mücadelesi tarihi olarak gören Marksist felsefe, ezen s n f ile ezilen s n f aras ndaki mücadelenin daima yeni bir ekonomik, siyasal ve toplumsal sistemin do mas yla sonuçland n belirtir. Marksist görüfle göre s n f çat flmas, toplumsal de iflimin ana nedenini oluflturmaktad r. Marks n art de er tezine göre iflçi, kapitalist sermaye birikimine yol açan ve kapitalist yeniden üretimin ana unsurunu oluflturan art de eri üretir. Kapitalist üretim biçiminde, üretim araçlar n kontrol eden burjuvazi, iflçi s n f n sürekli sömürdü ünden, iki s n f aras ndaki uçurum ve art de er h zla büyümektedir. Bu çeliflki, iflçi s n f ile kapitalist burjuvazi aras nda çat flmaya ve yeni bir toplumsal düzenin ortaya ç kmas na yol açacakt r. Karl Marks n s n f mücadelesi ve diyalektik tarihselcili ini aç klamak; Marks, Tanr inanc n yads yarak, her fleyin temelinde do an n kendisinin ve maddenin var oldu unu belirtmektedir. Diyalektik materyalizmin temelinde maddi ihtiyaç ve ç karlar n öncelik ald materyalizm bulunmaktad r. Felsefesini tarihsel bir anlay fla dayand ran Karl Marks, tarih boyunca ekonomik ç karlar ve ihtiyaçlar n güç iliflkilerini etkiledi ini, bask alt nda tutulan ezilen s n flarla egemen güçler aras ndaki çat flman n devam etti ini savunmufltur. Bu mücadele son aflamada burjuvaziyle proleteryan n savafl na dönüflmüfltür. Kapitalizmin büyümek için do al olarak artt rd bu çat flma; iflçi s n f n n geliflmesi ve büyümesiyle burjuvaziyle proletarya aras ndaki uçurumu geniflletecek, iflçi s n f bir devrimle burjuvazinin egemenli ine son verecektir. Diyalektik anlay fl, kapitalizmin do as nda varoldu- u düflünülen bu karfl tl aç klamaktad r. Marks a göre sosyalist devrim önce ulusal düzeyde olacakt r. Her ülkenin proletaryas kendi burjuvas n alt edecektir. A MAÇ 3 A MAÇ 4 Marksist felsefeden yola ç karak çat flma ve emperyalizmi tan mlamak; Marks ve Lenin e göre, finans kapital, emperyalizmin kayna n ve uluslararas çat flmalar n temel nedenini oluflturur. Kapitalizm gelifltikçe daha fazla hammadde kaynaklar na gerek duyuldu undan bu durum, daha fazla sömürgeye sahip olmay gerektirecektir. Denizafl r sömürgelere sahip olma bir taraftan hammadde kaynaklar n n garanti alt na al nmas n sa larken ayn zamanda ucuz ifl gücü ve pazar imkan da sa lamaktad r. Bu flekilde, kapitalizmdeki s n f çat flmas uluslararas lafl rken emperyalizme yol açmaktad r. Marksist ve yeni (neo) Marksistlerin bak fl aç lar ndaki farkl l klar ay rt etmek; Yeni Marksistlerin emperyalizme yaklafl mlar, klasik Marksistlerden farkl l k göstermektedir. Neo Marksistler, emperyalizmi, emekten art de- er ç karma iflleminin dünya ölçe inde gerçekleflti i ve üretici sermayenin uluslararas laflt dönemle iliflkilendirmektedir. Ayr ca uluslararas sermaye ihrac n n arkas nda yatan nedenler bak m ndan da klasik Marksistlerden ayr lmaktad rlar. Marks a göre, kapitalizmin ilk döneminde, sömürge ve di er azgeliflmifl bölgelerden k ymetli madenler ve hammaddeler fleklinde Bat n n kapitalist ülkelerine sermaye aktar lm fl ve bu durum sermaye birikimini daha da h zland rm flt r. Daha sonra, kapitalizmin ileri aflamas nda metropollerde, bir yandan üretim içinde sermaye oran n n artmas sonucu kârlar düflmüfl, di er yandan azgeliflmifl ülkelerdeki ucuz iflgücü ve sermayenin k t faktör olmas nedeniyle kâr oranlar ndaki yükseklik, sermaye ihrac n n bu kez geliflmifl ülkelerden azgeliflmifl ülkelere do ru olmas na neden olmufltur. Marks a göre, azgeliflmifllerin sanayileflmifl Bat ekonomileriyle kapitalist sistem içinde birleflmeleri, bu iki grup ülke aras ndaki geliflmifllik fark n n azalmas na neden olmaktad r. Bu görüfl Neo Marksistler taraf ndan elefltirilmektedir.

66 58 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I A MAÇ 5 Ba ml l k ve emperyalizm aras ndaki iliflkiyi aç klamak; Üretici sermayenin azgeliflmifl ülkelerdeki egemenli i ve sermayenin üretimi dünya pazar temelinde planlamas Neo Marksistler taraf ndan emperyalizm olarak tan mlanmaktad r. Çok uluslu flirketler, üretim kararlar n dünya düzeyinde alan sermayenin, örgütsel düzeyini oluflturmaktad r. Yeni Marksistler için bu süreç, emekten sa lanan art de erin ülke içiyle s n rl kalmay p, dünya ölçe inde gerçeklefltirildi i ve azgeliflmifllerden geliflmifllere do ru aktar ld emperyalizmdir. Bu üretim flekli ve sermaye transferinin tekrar geliflmifl ülkelere dönmesi, azgeliflmifl ülkelerin geliflmifl ülkelere ba ml l na yol açmaktad r. Metropol uydu hiyerarflisini oluflturan bu durumda, art de erin aktar ld metropol geliflmekte, uydu ülke azgeliflmifl olarak kalmaktad r. A MAÇ 6 Merkez çevre teorilerinin; emperyalizm, ba ml - l k ve çat flma sorunlar na yaklafl mlar n de erlendirmek; Galtung taraf ndan metropol uydu ya da merkez periferi (çevre) olarak tan mlanan ba ml l k iliflkisi emperyalizm olarak aç klan r. Bu hegemonik iliflki, merkez ülkenin merkeziyle periferi ülkenin merkezi aras ndaki bir ortak ç kar iliflkisi üzerine kurulmaktad r. Merkez ve periferi ülkelerin kendi merkeziyle çevresi aras nda ciddi bir ç kar farkl l söz konusu olmamas halinde, ittifak kurulamayaca için, emperyalistik bir iliflki de oluflmayacakt r. Emperyalist iliflki dikey ve asimetrik bir iliflkidir ve taraflardan biri di erine göre çok daha fazla kazançl ç kmaktad r. Bu durumun ba ml l k ve s n f çat flmas n artt rd savunulmaktad r. Wallerstein n dünya sistemi modeliyle de kapitalizmin yeniden üretilmesi süreci, periferi (çevre) ülkelerden merkeze art de- er aktar larak azgeliflmifl ülkelerin geri kalm fll - n n sürekli hale getirilifli vurgulanmaktad r.

67 3. Ünite - Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri 59 Kendimizi S nayal m 1. Marksist teorinin uluslararas iliflkileri aç klarken dayand temel parametre afla dakilerden hangisidir? a. Siyasi güç b. Ekonomik güç c. Sosyo-kültürel güç d. Askeri güç e. Jeopolitik güç 2. Marks a göre, tarihteki toplumsal dönüflümler afla - daki kavramlardan hangisine ba l olarak gerçekleflmifltir? a. Siyasi güç dengesi b. Sanayi devrimi c. S n f mücadelesi d. Savafllar e. Co rafi keflifler 3. Marksist teoriye göre üretim araçlar n n sahibi olan s n f afla dakilerden hangisidir? a. Proleterya b. flçi c. Burjuvazi d. Bürokrasi e. Hiyerarfli 4. Emperyalizmin, ülke içinde kullan lmayan sermaye ve tüketilmeyen mallar için yat r m ve pazar aray fl n n sonucunda geliflti ini savunan düflünür afla dakilerden hangisidir? a. Karl Marx b. John A. Hobson c. Friedrich Engels d. Vladimir Lenin e. Paul Sweezy 5. Afla daki ifadelerden hangisi Lenin in emperyalizme yönelik gelifltirdi i argümanlar yla çeliflmektedir? a. Sektörlerinde tekel oluflturan kapitalistler dünyada nüfuz bölgelerine sahiptir. b. Sermayenin ihrac, uluslararas kartellerin oluflumuna yol açar. c. Emperyalizm, kapitalizmin do al bir sonucudur. d. Uluslararas çat flmalar n temel nedeni mali sermayedir. e. Kapitalizm, nüfuz alanlar na yönelik ittifaklar gerektirir ve çat flmay önler. 6. Afla dakilerden hangisi, neo-marksistlere göre tekelci kapitalizmin sonuçlar ndan biri de ildir? a. Hammadde aray fl b. Ucuz iflgücü tercihi c. Pazar geniflletme ihtiyac d. Azgeliflmifl ülkelerin kalk nmas e. Etki alan ihtiyac 7. Afla dakilerden hangisi, ba ml l k teorilerine göre, azgeliflmifl ülkelerin geliflememelerinin bafll ca nedenidir? a. Sermaye ihrac n n geliflmifl ülkelere do ru olmas b. Çok uluslu flirketlerin üretim kararlar n almas c. Emek maliyetinin düflük olmas d. Hammadde pazar oluflturma e. Ülkelerin iç dinamikleri 8. Yap sal aç klamas nda, Galtung un tan mlad merkez ve periferi ülkeler aras ndaki iliflki, afla daki kavramlardan hangisiyle ifade edilmektedir? a. Kapitalizm b. Emperyalizm c. Hegemonya d. Hiyerarfli e. Feodalizm 9. Dünya ekonomisinin küresel ölçekte toplumsal bir iflbölümü olarak tan mland yaklafl m afla dakilerden hangisidir? a. Kapitalist Koloniyalizm b. Uluslararas Ekonomi Politik c. Komünist Enternasyonel d. Yap salc Emperyalizm e. Dünya Sistemi Modeli 10. Afla dakilerden hangisi modern devlet sisteminde hegemonik gücün özelliklerinden biri de ildir? a. Üretim kapasitesinin yüksek olmas b. Devlerler aras iliflkilerde istikrar sa lamas c. Uluslararas toplumsal iliflkileri örgütlemesi d. Güç dengesini tek bafl na kontrol etmesi e. Merkez ülke özellikleri tafl mas

68 60 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar 1. b Yan t n z yanl fl ise, Marksist Teori konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. c Yan t n z yanl fl ise, Marksist Teori konusunu yeniden gözden geçiriniz. 3. c Yan t n z yanl fl ise, Marksist Teori konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. b Yan t n z yanl fl ise, Emperyalizm Teorileri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yan t n z yanl fl ise, Emperyalizm Teorileri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 6. d Yan t n z yanl fl ise, Ba ml l k ve Merkez-Çevre Teorileri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 7. a Yan t n z yanl fl ise, Ba ml l k ve Merkez-Çevre Teorileri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. b Yan t n z yanl fl ise, Galtung un Yap salc Emperyalizm Teorisi konusunu yeniden gözden geçiriniz. 9. e Yan t n z yanl fl ise, Wallerstein n Dünya Sistemi Modeli konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. d Yan t n z yanl fl ise, Wallerstein n Dünya Sistemi Modeli konusunu yeniden gözden geçiriniz. S ra Sizde Yan t Anahtar S ra Sizde 1 Marksist teorideki ekonomik determinizm, klasik realizmin hangi varsay m yla çeliflmektedir? Marksist felsefedeki ekonomik determinizm, di er bir ifadeyle ekonominin ve üretim iliflkilerinin uluslararas sistemde gücü ve iliflkileri belirleyen faktör olarak görülmesi klasik realizmin siyasi unsurlara tan d öncelik ile çeliflmektedir. Zira neo-realist düflünürlere kadar realist felsefede temel paradigmay siyasi güç ve ç karlar oluflturmufltur. S ra Sizde 2 Marksizmdeki diyalektik tarihselcili e göre yeni bir toplumsal düzenin oluflmas n n ön flart nedir? Marksizm, toplumsal de iflime çat flma temelinde bakmaktad r. Tarihin her döneminde s n flar aras çat flman n var oldu u, üretim iliflkilerine ba l olarak farkl bir s n f n hakim güç olmas ile toplumsal iliflkilerin ve kurumlar n de iflti i tart fl lmaktad r. Burada temel argüman, toplumdaki karfl tl n ve kapitalizmin att rd savunulan gerilimin, toplumsal dönüflümü aç klamak için kullan lmas d r ve yaklafl m n diyalektik olarak tan mlanmas da buradan kaynaklanmaktad r. S ra Sizde 3 Sweezy nin argüman na göre dünya bir kere paylafl ld ktan sonra sömürgeci güçler, status quo (statüko) di- er bir ifadeyle var olan durum ve denge ile yetinmezler. Bu durumun nedenlerini aç klay n z. Kapitalizmin do as gere i yeniden paylafl m kaç n lmazd r. Bunun nedeni kapitalizmin niteli i gere i rahat duramamas, aksine genifllemek zorunda olmas d r. Sweezy, dünya kapitalist ekonomisinin çeflitli kesimleri çok farkl h zlarla geniflledi i için bir veya daha fazla ülkenin bölgesel s n rlarla ilgili olarak status quo ya (statükoya) karfl ç kmalar n n olas oldu unu, ayr ca kendi ç karlar na uygun bulacaklar bir durumda var olan dengenin de bozulmas n n kaç n lmaz oldu unu savunmaktad r. Örne in I. Dünya Savafl ve II. Dünya Savafl - na varan süreçler, bu yeniden bölüflümün neden oldu- u savafllard r. S ra Sizde 4 Klasik ve yeni Marksist düflünürlerin, azgeliflmifllik sarmal ndan kurtulunmas için öne sürdükleri çözümleri karfl laflt r n z. Neo-Marksistler, metropol ile ba lar gevfletilmedi i sürece geliflmenin gerçekleflemeyece ini ileri sürmektedir. Fakat bu ba lar kapitalist dünya sistemi içinde yer ald sürece, uydu taraf ndan gevfletilemez. Metropolü bu ba lar gevfletmeye zorlayan bir neden olmal d r. Frank ve Baran, tarihte ba lar n gevfletilmesine neden olan fleyin yaflanan büyük ekonomik bunal m ve ard ndan gelen dünya savafl oldu unu belirtmektedir. Örne- in iki savafl aras dönemde azgeliflmifl ülkeler yerli sermaye birikimi ile geliflme sürecine girebilmifltir. Klasik Marksistler metropol-uydu iliflkilerinin uydu ülkeye katk s olabilece ini ve geliflmifllik fark n n azalmas n sa layaca n belirtmifltir. Ancak yine de çat flman n sona ermesinin ancak kapitalist sistemin sona ermesiyle sa lanaca n da ileri sürmüfllerdir. S ra Sizde 5 Azgeliflmifl ülkeler kendi aralar nda iflbirli i yaparak, ortak ç karlar için politikalar gelifltirebilirler mi? Galtung a göre azgeliflmifl ülkelerin ba ml olduklar geliflmifl ülkeler, azgeliflmifl ülkeler aras ndaki iliflkilerde de belirleyici konumdad r. Uluslararas arenada daha genifl kaynaklara sahip olan geliflmifl ülkeler, azgeliflmifl ülkelere yönelik bilgi ak fl n da kontrol edebilmektedirler. Geliflmifl ülkeler, kendi aralar ndaki iliflki-

69 3. Ünite - Marksizm ve Merkez Çevre Teorileri 61 leri çok daha kolay koordine etmekte ve bu iflbirli i sayesinde, azgeliflmifl ülkeler üzerinde hegemonyalar n sürdürme olana na kavuflmaktad rlar. Merkez ülkeler, So uk Savafl döneminde oldu u gibi, dünyay etki alanlar na bölebilmektedir. Oluflan ittifaklar, tüm ülkelerin birbirleriyle iliflkilerinde belirleyici rol oynar. Azgeliflmifl ülkeler uluslararas örgütlerde ve farkl platformlarda biraraya gelerek ortak kararlar alsalar da nisbi güç aç s ndan de erlendirildi inde etkileri ve kararlar n ba lay c l tart fl lmaktad r. Yararlan lan Kaynaklar Alpar, Cem. (1978), Çok Uluslu fiirketler ve Ekonomik Kalk nma. Ankara: A T A yay nlar. Barren, B. (1979), How International is Capital, Hugo Radice (ed.) International Firms and Modern Imperialism, England: Penguen Books, içinde ss Chan, Steve. (1984), International Relations in Perspective. New York: Macmillan Publishing Company. Cirhinlio lu, Zafer. (1999), Azgeliflmiflli in Toplumsal Boyutu. Ankara: mge Yay nevi. Cox, R. (1983), Gramsci, Hegemony and International Relations: An Essay in Method, Millenium, Vol. 12, No. 2 (49-66). Dougherty James E. ve Robert L. Pfaltzgraff. (1990), Contending Theories of International Relations, 3rd ed. New York: Harper Collins Publishers, Inc. Galtung, Johan. (1991), The Center-Periphery Theory of Imperialism, William Clinton Olson (ed.) The Theory and Practice of International Relations 8 th ed. New Jersey: Prentice Hall International, içinde ss Gülalp, Haldun. (1979), Yeni Emperyalizm Teorilerinin Elefltirisi. stanbul: Birikim Yay nlar. Holsti, Ole R. (1995), Theories of International Relations and Foreign Policy: Realism and Its Challenge, Charles W Kegley, Jr. (ed.) Contraversies in International RelationsTheory, Realism and the Neoliberal Challenge. New York: St. Martin s Press, içinde ss Keyder, Ça lar. (1979), Emperyalizm, Azgeliflmifllik ve Türkiye. stanbul: Birikim Yay nlar Lenin, V.. (1992-a), Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aflamas. Çev. Cemal Süreya 9. Bask. Ankara: Sol yay nlar. Lenin, V.. (1992-b), Sosyalizm ve Savafl. Çev. N. Solukçu 6. Bask. Ankara: Sol Yay nlar. Lenin, V.. (1997), Marx-Engels-Marksizm. Çev. Vahap Erdo du 3. Bask. Ankara: Sol Yay nlar. Marx-Engels. (1997), Komünist Parti Manifestosu. Ankara: Sol Yay nlar. Palloix, C. (1979), The Internationalization of Capital and the Circuit of Social Capital, Hugo Radice (ed.) International Firms and Modern Imperialism. England: Penguen Books içinde ss Sweezy, Paul. (1975) Emperyalizm, Ça dafl Kapitalizmin Bunal m, Ankara: Bilgi Yay nevi. Wallerstein, Immanuel. (1993) Patterns and Perspectives of the Capitalist World-Economy, Paul R. Viotti ve Mark V. Kauppi, (eds.) International Relations Theory: Realism, Pluralism, Globalism 2nd ed. New York: Macmillan Puplishin Co., içinde ss Wallerstein, Immanuel. (1996), The Inter-State Structure of the Modern World-System, Steve Smith, Ken Booth and Marysia Zalevski (eds.) International Theory: Pozitivism and Beyond Cambridge: Cambridge University Press, içinde ss

70 4ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Amaçlar m z Bu üniteyi tamamlad ktan sonra; Jeopolitik ve co rafya kavramlar aras ndaki iliflkiyi tan mlayabilecek; Jeopolitik teorinin temel varsay mlar n aç klayabilecek; Jeopolitik teori ile realist (gerçekçi) teori aras ndaki benzerlikleri ortaya koyabilecek; Jeopolitik teori ve emperyalizm aras ndaki iliflkiyi aç klayabilecek; Jeopolitik teorinin kendi içindeki farkl l klar n ve bak fl aç lar n de erlendirebileceksiniz. Anahtar Kavramlar Jeopolitik Dünya adas Heartland Kenar Kuflak D fl Hilal ç Hilal Hayat sahas Dinamik s n rlar çindekiler Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Jeopolitik Teoriler G R fi CO RAFYA VE JEOPOL T K TEOR GÜÇ VE JEOPOL T K TEOR JEOPOL T K DETERM N ZM VE DIfi POL T KA JEOPOL T K TEOR VE EMPERYAL ZM JEOPOL T K (ÇEVRESEL) OLASILIK JEOPOL T K DÜfiÜNCE OKULU

71 Jeopolitik Teoriler G R fi Jeopolitik teori; devletlerin co rafi özellikleri ve dünya üzerindeki konumlar yla izledikleri d fl politika aras nda, do rudan deterministik bir iliflki kuran bir teoridir. Di er faktörler sabit kalmak üzere, ülke cografyas n n d fl politikay belirledi i savunulmaktad r. Buna göre, ülkenin kara ülkesi ya da okyanuslarla çevrili olmas, önemli nehirlere ve deniz ticaret yollar na sahip olmas, o ülkenin d fl politikas nda belirleyici bir etki yapmaktad r. Dolay s yla devletler aras ndaki rekabette, bu tür co rafi özellikleri olan bölgelere sahip olman n sa layaca avantaj, önemli rol oynamaktad r. Ayr ca, devletlerin dünya üzerindeki konumu, devletin d fl politika gündemini ve önceliklerini belirlemektedir. Jeopolitik kuram, asl nda realist kuram n temel varsay mlar n benimsemesi dolay s yla, realist okul ya da realist paradigma içinde düflünülebilecek bir yaklafl md r. Zira devletin, uluslararas iliflkilerin temel aktörü olarak kabul edilmesi, devlete yekpare ve bütüncül bir yap olarak bak lmas, devletlerin rasyonel davranan birimler oldu unun varsay lmas bak m ndan realist (gerçekçi) kuramla aralar nda büyük benzerlikler bulunmaktad r. Ayr ca, devletlerin ç kar mücadelesine odaklanan ve yay lmac politikalar peflinde koflan birimler olarak ele al nmas da, ortak varsay mlard r. En önemli fark ise realist teoride güç dendi inde öncelikle askeri güç akla gelirken, jeopolitik teoride co rafi gücün akla gelmesidir. Di er taraftan, uluslararas politika çözümlemelerinde co rafyan n kullan lmas yeni bir olgu de ildir. Ancak günümüzde, özellikle XX. yüzy ldan itibaren, gerek teknolojide (askeri, silah, ulafl m ve iletiflim teknolojisi olmak üzere) meydana gelen bafl döndürücü geliflmeler, gerekse uluslararas politikada yaflanan de iflimlerin etkisiyle bu alanda yürütülen araflt rmalarda co rafya geri planda kalm fl ve yeterince vurgulanmam flt r. Özellikle Sovyetler Birli i nin da lmas n izleyen süreç, Avrasya ad verilen co rafyan n Dünya taraf ndan fark edilmesini sa lay nca, jeopolitik kavram Rus ve Amerikan karar vericilerinin d fl politikadaki davran fllar na yön vermeye ve tekrar XIX. yüzy ldaki çekicili ine kavuflmaya bafllam flt r. CO RAFYA VE JEOPOL T K TEOR Genelde uluslararas politika çözümlemelerinde s radan bir etmen olarak de inilip geçilen co rafyan n ve çevresel faktörlerin, insan davran fllar üzerinde etkili oldu- u geçmiflten günümüze bilim adamlar taraf ndan kabul edilen bir gerçektir. Hatta insan karakterlerinin iklimsel (climatic) de iflimlerden, do al yap dan ve tekno-

72 64 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Jeopolitikçiler co rafyan n bafll bafl na bir öge olarak d fl politikay belirledi i varsay m ndan hareket etmektedirler. Mackinder den Spykman a uzanan çizgide, co rafyan n d fl politikay belirledi i kabul edilmektedir. SIRA S ZDE 1 lojik geliflmelerden etkilendi i yolunda pekçok düflüncenin ifade edildi ine s k s k tan k olmaktay z. Do al olarak politika da bir davran fl biçimi oldu undan bunun da sözü edilen çevresel koflullardan etkilendi ini söylemek kuflkusuz ayk r bir düflünce de ildir. Nitekim insan çevre iliflkisini araflt ran pekçok yazar, çevresel faktörlerin siyasal davran fllar üzerindeki belirleyici ve koflulland r c etkisi üzerinde durmufllard r (Rosenau, 1972: ; Russett, 1969: ). Çevre, sadece insan davran fllar n s n rlamakla kalmay p, ona birtak m olanaklar da sunmaktad r. Bu ba lamda çevre kavram, devletin içerisinde faaliyet gösterdi i ve karar vericilerin kararlar n oluflturduklar ortam anlam nda kullan lmaktad r. Bu çevrede; di er devletlerin tutumu, bölgesel gruplaflmalar, teknolojik, ekonomik, siyasal, toplumsal ve askeri geliflmeler gibi ö eler de yer almaktad r. Bu kavramsal çerçevede, özellikle iklimsel ve co rafi faktörler ayr bir öneme sahiptir. Bu konu üzerinde duran bilim adamlar, devletlerin farkl iklim ve co rafyalara sahip olmalar n n, onlar n potansiyel güçlerini etkiledi ini belirtmektedirler. Ayr ca bu de iflkenler bazen birbirlerini de etkileyebilmektedir. Örne in; bir devletin genifl bir co rafyaya sahip olmas, zengin do al kaynaklara sahip olmas n etkileyebilece i gibi, iklimsel faktörler de bir ülkenin sahip oldu u kaynaklar n kullan m n etkileyebilmektedir. Do al olarak bu de iflkenlerde söz konusu olan herhangi bir de ifliklik, ülkenin siyasal yap s nda ve d fl politikadaki etkinli inde kendisini göstermektedir (Dougherty ve Pfaltzgraff, 1990: 53-76). Jeopoliti in, Rudolf Kjellen e göre tan m, co rafi oluflum ya da mekan içinde, devletin bilimsel olarak tetkik edilmesidir. Bu ba lamda jeopolitik, devletin varl - n n, do a kanunlar ve insanlar n davran fllar aç s ndan araflt r lmas ve de erlendirilmesidir. Haushofer a göreyse jeopolitik, co rafi bölgenin ve tarihsel geliflmelerin etkisi alt nda de iflen politikan n, devletin üzerinde yaflad toprak parças yla iliflkisinin araflt r lmas d r. Haushofer jeopoliti i, yeryüzündeki iliflkilerin siyasi geliflmelerle olan ba lant s n n araflt r lmas n n bilimi olarak da tan mlamaktad r ( lhan, 1989: 14). Jeopolitikçilerin co rafya ile d fl politika aras nda do rudan bir nedensellik iliflkisi kurmalar na karfl l k siyasal co rafyac lar, co rafya faktörünü di er unsurlarla birlikte incelemektedir. Ancak, bunlar aras nda, kesin bir ay r m çizgisi koymak pek de mümkün de ildir. Çünkü; siyasal co rafya kavram n kullanan baz bilim adamlar, determinist bir yaklafl m tercih ederken baz jeopolitikçilerse ekonomik, siyasi ve sosyokültürel de iflkenler gibi farkl unsurlar da dikkate alma çabas içindedirler. Jeopolitik teoride, co rafyan n temel belirleyici unsur olmas ne anlama gelmektedir? GÜÇ VE JEOPOL T K TEOR Güç, bir devlete bir fley yapt rmay ya da bir davran fltan vazgeçirmeyi sa layan bir araçt r. Karfl tarafta, davran fl de iflikli inin sa lanabilmesi için devletin kapasitesi önemlidir. Ulusal güç dendi inde, en baflta askeri güç akla gelmekle beraber siyasal altyap, ekonomik durum, co rafi konum, dolay s yla büyüklük, nüfus ve teknolojik düzey de ayn derecede önemlidir. Realist yazarlar için ulusal güç, uluslararas politika ve d fl politikan n oluflumunda ana ö e olup, hem bir araç, hem de do rudan do ruya bir amaç olarak uluslararas politikan n temelini oluflturmaktad r. D KKAT Devletler, gücü meydana getiren ö eler dikkate al narak süper devlet(ler), büyük devlet(ler), ortaboy devlet(ler) ve küçük devlet(ler) olarak s ralanmaktad r.

73 4. Ünite - Jeopolitik Teoriler 65 Bu ba lamda, realist yazarlarla jeopolitik yaklafl m benimseyen yazarlar aras nda önemli bir benzerlik, güç ve ulusal güç kavramlar na yer vermeleri ve ulusal gücün unsurlar n ele al fl biçimleridir. Realist bir kuramc olarak tan d m z Morgenthau gibi A.T. Mahan da ulusal gücün ögelerini s ralarken co rafik konum, topografik özellik, ülke büyüklü ü, nüfus, askeri güç, ulusal karakter ve hükümetin karakterini belirtmektedir. Deniz Gücünün Tarihe Etkisi (The Influence of Sea Power upon History: ) bafll n tafl yan ve uluslararas iliflkilerin temel klasiklerinden olan çal flmas nda, deniz gücünün unsurlar ad n verdi i bu ö elerin ilk üçü, do rudan co rafya ile ilgilidir (Mahan, 1904: 29-89). Realist Morgenthau ya göreyse ulusal gücün ö eleri; co rafya, do al kaynaklar, endüstriyel kapasite, askeri güç, nüfus, ulusal karakter, ulusal moral, diplomasinin niteli i ve hükümetin niteli idir. Mahan n tan m ndaki ulusal karakter, Morgenthau da ulusal karakter ve ulusal moral olarak hükümetin karakteriyse hükümetin niteli i ve diplomasinin niteli i olarak alt gruplara ayr larak incelenmifltir. Mahan taraf ndan deniz gücünün unsurlar ad verilen ö eler, Morgenthau nun çal flmalar nda ulusal gücün ö eleri olarak ifade edilmektedir. Di er kuramc lar n yapt klar tan mlar incelendi inde; Frederick H. Hartmann a göre ulusal gücün ö eleri; askeri durum, altyap (infrastructure), demografik yap, co rafya, ekonomik durum, bilimsel teknolojik düzey ve psikolojik durumdur. George M. Hall ise ulusal gücün ögelerini askeri güç, termonükleer güç ve konvensiyonel güç olarak üç alt gruba ay rm flt r. Psikolojik durum ise kültürel özellikler, inanç sistemleri ve moral unsurlar olarak (ethos) ifade edilmifltir. Bu ö eler, Mahan ve Morgenthau da ulusal karakter ve ulusal moral kavramlar alt nda ele al nmaktad r (Hall, 1990: 20-21). Realizm ile jeopolitik teoriler aras ndaki benzerlikler nedeniyle jeopoliti e realist anlay fl n egemen oldu u söylenebilir. Her iki yaklafl mda da ulusal gücün temel al nmas ve bunun devletlerin yay lmac ve emperyalist politikalar n n bir arac olarak görülmesi önemli bir benzerliktir. Savafl, realizm gibi, jeopoliti in de bir uzant s, bazen bir arac bazen de do al sonucudur (O Loughlin ve Heske, 1991: 37; Hall, 1990: 45-46). Di er bir deyiflle, jeopolitik teorilere göre de realizmde oldu u gibi, uluslararas iliflkiler bir mücadele sürecidir. Jeopolitik teoriler de realist teoriler gibi devlet merkezli paradigmay benimseyen teoriler grubuna girmekte ve bu çerçevede devlet, uluslararas iliflkilerin temel ve tek aktörü olarak görülmektedir. Bunun sonucu olarak her iki teoride de devlet, önemli bir analiz birimidir. Realistler de co rafyan n, d fl politikan n oluflmas nda etkili olan ö eler aras nda yer ald n belirtirler (Hopkins ve Mansbach, 1973: 148; Deutsch, 1988: 33). Örne in; realist okul mensuplar ndan Morgenthau ve Frankel, ulusal gücün ö elerini ele al rken co rafyan n, bir ülkenin d fl politikas n n belirlenmesinde önemli bir faktör oldu una de inmektedir. Morgenthau, ABD nin k ta geniflli indeki topraklar n n do uda üç bin, bat da alt bin milden fazla denizle ayr lm fl olmas n bu devletin dünyadaki konumunu belirleyen sürekli ve de iflmez bir faktör olarak de erlendirmektedir (Morgenthau, 1970: 130). Her ne kadar co rafyan n, ulafl m, haberleflme ve savafl teknolojisindeki geliflmelerden sonra, eski stratejik önemini kaybetti i öne sürülse de Avrupa ve Asya k talar ndan okyanuslarla ayr lm fl bir ABD ile örne in; Fransa, Çin ve Rusya ile kara s n rlar na sahip bir ABD aras nda büyük farklar olaca n kabul etmek gerekir. Ayn flekilde ngiltere nin Manfl Deniziyle Avrupa dan ayr lmas, yaklafl k üç yüz y l Avrupa güç dengesi sisteminde dengeleyici devlet rolünü baflar yla sürdürmesini kolaylaflt rm flt r.

74 66 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Sovyetler Birli i nin 8,5 milyon mil kare( 22,4 milyon kare) toprak parças na sahip olmas na karfl l k, ABD nin 9,8 milyon kilometre kare topra a sahip oldu una dikkat çeken Frankel, ngiltere nin de sahip oldu u toprak parças ile dünya politikas nda oynad rol aras nda do rudan bir paralelli in kurulamayaca n belirtmektedir. Dolay s yla Frankel, co rafyan n d fl politikadaki önemini kabul etmekle beraber, toprak geniflli iyle d fl politika aras nda sürekli bir ba lant n n kurulamayaca n ileri sürmektedir. Frankel (1979: 108) ise co rafyan n devletin sahip oldu u kapasiteler aras nda önemli bir yeri olmakla beraber, jeopolitikçilerin ileri sürdü ü anlamda ülkesel genifllikle d fl politika aras nda do rudan bir nedensellik iliflkisi kurulamayaca n belirtir. D fl politikan n belirlenmesinde önemli olmakla birlikte, ülkenin genifl bir co rafyaya sahip olmas n n yeterli ekonomik güce ve teknolojik geliflmeye sahip olmad takdirde sorun haline gelebilece i gerçe ine de iflaret etmektedir. Ayr ca Frankel e göre, iletiflim, ulafl m ve askeri teknolojideki geliflmeler, ülkenin co rafi ve topografik özelliklerinin geçmifl dönemlerdeki önemini azaltm flt r. Realist okulun önde gelen yazarlar ndan Strausz-Hupe, di er realist düflünürlerden biraz farkl olarak, co rafya ve çevresel faktörlere daha fazla önem vermekte ve bunun siyasal davran fl s n rlay c bir etkiye sahip oldu unu belirtmektedir. Bu çerçevede, teknolojik geliflmelere ra men, co rafyan n ulusal güce etki eden önemli bir faktör olmaya devam etti ini de vurgulamaktad r. Co rafyay ele al rken Mackinder in heartland kavram n kullanmas yla dikkat çeken Strausz-Hupe; Orta Avrupa, Balt k, Adriyatik ve Ege yi içine alan bölgeyi ele geçiren devletin Avrupa ya hâkim olaca n ifade etmektedir. Strausz-Hupe, Avrupa k tas n n tek bir gücün hakimiyeti alt na girmesinin ekonomik ve teknolojik dengeyi bozmas n n yan s ra, Amerika Birleflik Devletleri nin güvenli i aç s ndan da tehlikeli olaca na iflaret etmektedir. fiekil 4.1 Halford MacKinder, 1904 y l nda Geographical Journal dergisinde yay nlad The Geographical Pivot of History (Tarihin Co rafi Merkezi) bafll kl makalesinde pivot area (merkez üs) tan m n yapm fl ve haritada yukar daki gibi tan mlam flt r. Burada pivot area merkez üs; inner or marginal crescent iç (kenar) hilal; outer or insular crescent ise d fl hilal (ada) anlam ndad r. Kaynak: Colin S. Gray ve Geoffrey Sloan (ed.) Geopolitics, Geography and Strategy, Frank Cass Publications: SIRA S ZDE 2 Jeopolitik teorinin temel varsay mlar n dikkate alarak heartland-anakara (okunuflu: hartlend) kavram n aç klay n z. Yukar da de inilen kuramc lar n yaklafl mlar incelendi inde, çevresel faktörlerin siyasal davran fl ve uluslararas politikay etkiledi inin genelde paylafl lan bir görüfl haline geldi i görülmektedir. Ekolojik ve çevresel faktörlerin, insanlar n hemen her türlü davran fl (de erleri, al flkanl klar, zevkleri, tercihleri, kararlar, üretim ve tüketimleri) üzerindeki etkilerine de inen Harold ve Margaret Sprout (1965:

75 4. Ünite - Jeopolitik Teoriler 11-15), bu durumun uluslararas politikadaki yans malar n ele al rken co rafyan n, siyasal davran fllar ve kararlar üzerindeki etkilerine özellikle dikkat çekmektedir. Sprout lara göre co rafya, sadece politik kararlar n al nmas nda de il, uygulanmas aflamas nda da sürece getirdi i s n rlamalarla belirleyici bir etkiye sahiptir. Sprout lara göre her ulus için co rafi özellikler di erlerinden farkl oldu undan, bu durum her ulus için davran fllarda, yaflay fllarda, insanlarla iliflkilerde, diplomaside ve dolay s yla siyasal kararlarda farkl l beraberinde getirmektedir. Co rafya ile d fl politika ve uluslararas politika aras ndaki iliflkiye dikkat çeken yazarlar tek bir grupta ele almak yan lg lara yol açabilir. Çünkü; baz yazarlar, çevresel faktörleri ve co rafyay di er etkenlerden biri olarak dikkate al rken hatta d fl politika ile bu etkenler aras nda olas l k düzeyinde bir iliflki kurarken baz lar ysa co rafya ve jeopolitik ile d fl politika aras nda, nedensel bir iliflki kurmaktad rlar (Starr, 1992: 2). Bu ikinci gruba giren kuramc lar determinist ve indirgemeci bir yöntemi benimseyerek jeopoliti in d fl politikay tek bafl na koflulland rd ya da belirledi ini varsaymakta ve di er unsurlar n etkisini gözard etmektedirler. JEOPOL T K DETERM N ZM VE DIfi POL T KA Çevresel determinizme göre, d fl politika davran fllar n belirlemeye yönelik empirik araflt rmalarda çevresel koflullar ve co rafya temel veri olarak al nmaktad r. Jeopoliti i merkez alarak uluslararas politika ve d fl politikay aç klayanlar, asl nda determinist ve indirgemeci bir yaklafl m benimsemektedirler. Bu de erlendirmenin nedeni, di er belirleyici faktörleri göz ard etmeleridir. Jeopolitik teorisyenler, genelde d fl politikayla dünyadaki fiziki ve insani kaynaklar n eflit olmayan da l - m aras nda do rudan bir iliflki kurmalar nedeniyle özellikle gücü meydana getiren di er faktörlere önem veren, çözümlemelerinde bunlar dikkate alan düflünürlerden ayr lmaktad rlar. Birinci grup, bu çerçevede, ülkesel ve co rafi faktörlerin ülkenin d fl politikas yla uluslararas alandaki davran fllar aras nda do rudan iliflki kurmaktad r. Çevre ve özellikle co rafyan n, insan ve onun siyasal davran fl n etkiledi i ve koflulland rd üzerinde duran jeopolitik okulun önde gelen yazarlar ndan Alfred Thayer Mahan ( ) ve Sir Halford Mackinder ( ); jeopolitik çevrenin siyasal davran fl üzerindeki etkisini determinist bir yaklafl mla ele almaktad r. Jeopolitik okulun ilk temsilcileri olan ve bu alandaki çal flmalara öncülük eden Mahan ve Mackinder, co rafya ile d fl politika aras nda do rudan bir nedensellik iliflkisi kurmaktad rlar. Jeopolitik kuramc Mahan, Anglo-Amerikan okuluna mensup bir bilim adam d r. Analizini, ngiltere nin global politika izleyen büyük bir deniz gücü oldu u dönemden hareket ederek, denizler üzerindeki hakimiyete yo- unlaflt rmaktad r. Mahan, denizlerin ve özellikle stratejik su yollar n n denetimini elinde bulundurmay, büyük devlet olman n ön flart olarak kabul etmektedir. Yukar da da belirtildi i gibi, ngiliz mparatorlu unun yükselme dönemiyle ngiliz deniz gücünün geliflmesi aras ndaki paralelli e dikkat çekerek, dünyan n bafll ca deniz yollar n n imparatorlu un denetiminde bulunmas n n, bu yükseliflte en büyük rolü oynad n ifade etmektedir. Çal flmalar n yapt dönemde Panama Kanal d fl nda, Cebelitar k, Süveyfl Kanal, Ümit Burnu ve Singapur daki Malakka Bo- az (Malezya ile Endonezya n n Sumatra adas aras ndaki bo az) imparatorlu un elinde bulunmaktayd. Ayr ca o dönemlerde okyanusa ç k fl n sa lad kolayl n da etkisiyle ngiltere ve Amerika Birleflik Devletleri deniz ticaretinin avantajlar n- Sprout lara göre; güç dengesi, koalisyon, ittifak, uydu, blok, iki kutupluluk, Atlantik ttifak ve Yak n Do u gibi kavramlar co rafyan n uluslararas politikadaki yerine ve tafl d de ere iflaret eden örneklerdir. D KKAT 67 Çevresel determinizm de denilen jeopolitik determinizm ile klasik realizm aras ndaki önemli bir benzerlik, klasik realizmin uluslararas politikay güç kavram na indirgeyen ve d fl politikayla güç aras nda do rudan bir nedensellik iliflkisi kuran ortak yaklafl md r. Alfred Thayer Mahan ( ) Sir Halford Mackinder ( )

76 68 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Mahan, ulusal güçle co rafyay özdefllefltirirken, burada karalardan çok, denizlerin önemi üzerinde durmaktad r. Hatta Mahan, nüfus faktörüyle de ilgilenirken s radan nüfusla de il daha çok limanlarda çal flan vas fl iflgücüyle ve deniz gücüne etki edecek meslek gruplar n n demografik verileri üzerinde durmaktad r aras nda ABD Baflkan olan Theodore Roosevelt in yak n arkadafl ve dan flman olan Mahan n görüflleri, baflta ABD olmak üzere birçok ülkenin devlet adamlar taraf ndan ilgiyle karfl lanm flt r. dan Almanya ve Rusya ya göre çok daha fazla yararlanarak, mutlak bir üstünlü e sahip olmufllard (Dougherty ve Pfaltzgraff, 1990: 51-52). Mahan a göre, bir devletin büyük güç statüsüne sahip olmas, bu imkânlara sahip olmas na ba l d r. Bir devletin okyanuslarla çevrili olmas onun savunma imkânlar n kolaylaflt r r ve di er devletlerle iliflkilerinde daha genifl bir hareket serbestisi sa lar. Di er taraftan, karalara hapsolmufl ya da yar kara, yar denizlerle çevrili olan devletler, ister istemez hem savunma yeteneklerini bölmek, hem de daha fazla bir harcama yapmak durumunda kalacaklard r. Mahan n aç klamas na göre, di er devletler gibi s n rlar n korumak için genifl kara ordular bulundurmak zorunda olmayan ngiltere, Amerika Birleflik Devletleri ve Japonya n n di er devletlerle yapacaklar ittifaklar, ticari amaçlara yöneliktir. Bu nedenle di er devletlerle daha çok d fl tehditleri önlemeye yönelik ittifaklar yapmas gereken Fransa ve talya gibi devletlere göre, daha avantajl konumda bulunmaktad rlar. Mahan, analizlerinde, bir devletin k y lar n n uzunlu una ve önemli limanlara sahip olup olmamas na da büyük önem vermektedir. Mackinder de Mahan gibi, teknolojiyle co rafya aras ndaki iliflkiye dikkat çekerek, XIX. yüzy la kadar devam eden deniz gücünün kara gücüne göre üstünlü ünün, bu yüzy l n sonundan itibaren ve özellikle XX. yüzy lda teknolojinin geliflmesiyle birlikte yerini tekrar kara gücüne b rakt n belirtmektedir. Mackinder, demiryollar n n geliflmesinin ulafl m kolaylaflt rmas yla Avrasya n n iç bölgelerinin, hatta kuzeydeki buzullarla kapl olan Sibirya bölgesinin bile ulafl l r hale geldi ini belirterek, art k Orta Do u ya deniz yoluyla ngiltere den ulafl labildi i gibi, kara yoluyla Almanya dan da ulafl labildi ini vurgulam flt r. Dolay s yla Hindistan ve Uzak Do u nun, ngiltere için oldu u kadar, Rusya için de ulafl labilir alanlar haline geldi ine dikkat çekmifltir. Mackinder e göre tarih, deniz güçleriyle kara güçleri aras ndaki mücadelenin tarihi biçiminde geliflmifltir. Bu noktada tarihi, birtak m evrelere ay ran Mackinder e göre, birinci evrede Makedonyal lar Akdeniz e hâkim olarak kara üstünlü ünü sa lam flt r. kinci evrede Romal lar n Kartacal lar yenerek Akdeniz e hâkim olmas bir kere daha kara gücünün üstünlü üyle olmufltur (Mackinder, 1962: 35-39). Mackinder, modern dönemdeyse ngiltere nin ilk önemli deniz gücü olarak öne ç km fl olmas na ra men, XX. yüzy lda Avrupa n n büyük devletlerinin bask s yla zor anlar yaflad na ve bu konumunda önemli bir gerileme yafland na iflaret etmifltir. Ça dafl dünyadaysa deniz güçlerinin nispî üstünlü ünün geçici bir durum oldu unu belirterek, teknolojik geliflmeyle üstünlü ün zaman içerisinde tekrar kara gücüne geçece ini ileri sürmüfltür. Mackinder analizinde, Do u Avrupa ve Sibirya y (yani Çarl k Rusya s n n egemenli inde olan bölgeyi) merkezi stratejik bölge olarak adland rarak, buray uluslararas politikan n merkez üssü ( pivot area yani mihver bölge ) olarak adland rmaktad r. Pivot Area olarak tan mlad bu bölgeyi daha sonra heartland olarak ifade etmektedir. Bu bölge iç hilal ( inner crescent ) ad n verdi i ve Almanya, Türkiye, Hindistan ve Çin ile s n rl olup, d fl hilal ( outer crescent ) dedi i ngiltere, Güney Afrika ve Japonya n n yer ald ikinci bir bölgeyle çevrilidir.

77 4. Ünite - Jeopolitik Teoriler 69 fiekil 4.2 Mac Kinder in Anakara Teorisi (1904). Burada pivot/heartland area merkez üs bölgesi/anakara; inner crescent iç hilal ve outer crescent d fl hilal bölgeleri anlam ndad r. Kaynak: Mark Polelle, Raising Cartographic Consciousness, NY: Lexington Books, Mackinder in çizdi i bu çerçevede görüflleri ve öngörüleri flöyledir: (1) Do u Avrupa y ele geçiren Heartland a (Anakaraya) hâkim olur. (2) Heartland ele geçiren Dünya Adas na (Avrasya ya) hâkim olur. (3) Dünya Adas n ele geçiren Dünyaya hâkim olur. Mackinder, karalar n önemi üzerinde dururken denizleri tamamen d fllamamaktad r. Çünkü dünya devleti olabilmek için, denizlerin de ne kadar büyük önem tafl d bilinmektedir. Mackinder, XX. yüzy lda heartland n kontrolünü ele geçiren gücün Dünya Adas n da ele geçirece ini ve bu yolla da deniz gücünü egemenli i alt na alaca n ileri sürmektedir. XX. yüzy lda uluslararas politikada mücadelenin Heartland a ve Avrasya ya yak n olan bölgede denetimi ele geçirmek isteyen, Almanya ve Rusya aras nda yaflanaca n öne süren Mackinder, II. Dünya Savafl s ras nda Atlantik ülkelerinin Avrasya da önemli bir denge unsuru olarak ortaya ç kmalar üzerine teorisini tekrar gözden geçirmek durumunda kalm flt r. Çünkü; Sovyetler Birli i, II. Dünya Savafl ndan küresel anlamda önemli bir kara gücü olarak ç kmas na ra men, Kuzey Atlantik ülkeleri bir karfl denge oluflturabilecek yetene e eriflmifller, ABD, ngiltere ve Fransa herhangi bir durumda Almanya n n yay lmas n engelleyebilecek ve Sovyetler Birli- i ni dengeleyebilecek bir duruma gelmifllerdi (Mackinder, 1943: 601). Kenar kuflak teorisini ortaya atarak Mackinder in heartland kavram na tutarl bir alternatif gelifltiren Nicholas J. Spykman ( ) gibi baz jeopolitikçiler, rimland (kenar) kavram üzerinde durmufllard r. Bu kuramc lar, sanayi ve iletiflimin geliflmesiyle Avrasya y çevreleyen bölgenin (rimland) stratejik bak mdan heartland dan daha önemli olabilece ine dikkat çekmifllerdir. Amerikal bir jeopolitikçi olan Nicholas Spykman her ne kadar determinist bir yaklafl m benimsemese de jeopoliti e önemli katk larda bulunmaktad r. Spykman, Avrupa ve K ta Amerika s ndan oluflan Bat Yar küresinde Amerika Birleflik Devletleri nin tart fl lmaz üstünlü üne dikkat çekerek, ABD nin üstün gücünün Yeni Dünya da tart fl lmaz hegemonyas n kurmas na izin verdi ini belirtmifltir. Yeni Dünya n n Atlantik, Pasifik ve Hint Okyanusu nun da içinde bulundu u Eski Dünya ile çevrili olmas gibi, Es-

78 70 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I fiekil 4.3 Anakara ve Spykman in Rimland Bölgesi. Burada heartland anakara; Spykman s rimland Spykman n kenar olarak tan mlad bölge ve New World Yeni Dünya anlam ndad r. Kaynak: Mark Polelle, Raising Cartographic Consciousness, NY: Lexington Books, ki Dünya n n da bir anlamda Yeni Dünya ile çevrelenmifl durumda oldu unu belirten Spykman; co rafya, nüfus, do al kaynaklar ve kendi kendine yeterlilik bak mdan Eski Dünya n n göreceli üstünlü ünün söz konusu oldu unu, bu nedenle de burada ortaya ç kacak hegemonik bir gücün Yeni Dünya aç s ndan büyük bir tehdit oluflturaca n ve böyle bir durumda, Amerika Birleflik Devletleri nin de siyasal ve stratejik olarak kuflat lm fl olaca n belirtmektedir (Spykman, 1972: ). D KKAT Stratejik hammadde kaynaklar n n bulundu u bir bölge olan Asya ve Uzak Do u da güç dengesinin korunmas n n önemi üzerinde duran Spykman, herhangi bir gücün, güç dengesini bozarak bölgeyi egemenli i alt na almas n n, yaln z Amerikan ç karlar n tehdit etmekle kalmayaca n, bütün dünya aç s ndan bir tehdit haline gelebilece ini savunmaktad r. Spykman a göre, Eski Dünya, Yeni Dünya dan toprak bak m ndan 2,5 ve nüfus bak m ndan 7 kat daha büyüktür. Bunun yan nda endüstriyel kapasite bak m ndan dengede bulunsalar da, kendi kendine yeterlilik bak m ndan Avrasya, Afrika ve Avustralya n n da içinde bulundu u Eski Dünya daha iyi durumdad r. Geçti imiz yüzy la kadar dünya politikas nda Avrupa n n üstünlü ünün söz konusu oldu unu belirten, ancak gerek Bat Yar küresi nde gerekse Uzak Do u da yeni güç merkezlerinin ortaya ç kmas yla bu durumun de iflti ine dikkat çeken Spykman, güç merkezlerinin birbirlerini etkiledi ini ve hatta birbirini dengeledi ini belirtmektedir. Avrupa ve Asya da uzun bir süre güç dengesinin sürmesi nedeniyle Transatlantik ve Transpasifik te herhangi bir gücün tek bafl na egemenli i söz konusu olmam fl ve bu durum ABD nin bugünkü hegemonik pozisyonuna eriflmesinde oldukça önemli rol oynam flt r. Spykman, Avrupa devletlerinin güç dengesini korumaya yönelik politikalar n n sonucu olarak kendi kendileriyle u raflmak zorunda kalmalar n n ve bu nedenle Amerika Birleflik Devletleri aleyhine birleflememelerinin, ABD nin Bat Yar küresinde hegemonyas n kurmas na imkân tan d - n da belirtmektedir. ABD nin politikas n n Asya ve Avrupa da güç dengesinin bozulmas n önleyici ve bu nedenle de müdahaleci olmas gerekti ini ileri süren Spykman, II. Dünya Savafl nda müdahaleci politika sayesinde Almanya Japonya ittifak n n dünyay egemenli i alt na almas n n önlendi ini belirtmifltir. Savafl sonras dönemde de ABD nin

79 4. Ünite - Jeopolitik Teoriler politikas n n bu do rultuda olmas gerekti ine dikkat çekmifltir. Spykman 1942 de yay nlanan Dünya Politikas nda Amerikan Stratejisi adl eserinde, savafl sonras dönemde en önemli sorunun Almanya ve SSCB nin dengelenmesi olaca n belirterek, bunun en kolay yolunun, bu iki devletin ortak s n rlara sahip olmas n sa lamak oldu unu vurgulam flt r. Bu yap lamad takdirde Almanya ve SSCB aras nda kurulacak bir siyasal birli in, oldukça genifl bir co rafyay içine alan bir Do u Avrupa Federasyonu olaca na dikkat çekmifltir. Spykman n öngörüleri, II. Dünya Savafl n n Almanya için oldukça kötü bitmesi nedeniyle savafl sonras dönem için do ru ç kmam flt r. Ancak de iflen yap içerisinde, tekrar gözard edilmemesi gereken bir olas l k haline gelmifltir. Spykman, Amerikan kamuoyunda Japonya y bir tehdit olarak görmekten kaynaklanan bir Japonya karfl tl n n sözkonusu oldu unu, ancak Çin in ve SSCB nin (Rusya n n) bölge için bir tehdit haline gelmesi halinde, Japonya y koruyan bir politika izlenmesinin gerekli olabilece ini de ileri sürmekteydi. Çünkü; yüzy l öncesine dek Amerika n n düflman olarak görülen ngiltere ye karfl her iki Dünya Savafl nda da Avrupa güç dengesinin korunmas amac yla bu devlete yönelik korumac bir politika izlenmifltir. Alman jeopolitik okuluna mensup kuramc lardan olan co rafyac Friedrich Ratzel ( ) ile sveçli bir co rafyac olan ve jeopolitik kavram n ilk kez kullanan kifli olarak bilinen Rudolf Kjellen ( ), devletleri canl birer organizmaya benzetmektedirler. Devletlerin de t pk hayvanlar gibi, hayatta kalmak için mücadele etmek zorunda olduklar n ifade etmektedirler. Devletin sahip oldu u toprak parças yla gücü aras nda paralellik kuran Ratzel, bir devletin s n rlar n geniflletmesini normal bir olgu olarak görmektedir. Bu görüfl esas al nd nda, devletler aras ndaki çat flmalar devam etti i sürece s n rlar n da devaml de iflmesi do- ald r; bu durum sonradan jeopolitikçiler taraf ndan dinamik s n rlar kavram yla ifade edilmifltir (Dougherty ve Pfaltzgraff, 1990: 54). Ratzel, devlet s n rlar n, bir ülkenin genifllemesinin geçici olarak durdu unu gösteren hatlar olarak tan mlam flt r. Ratzel ile yak n görüflleri paylaflan ve devletlerin de s n rlara, sermayeye, iletiflim kanallar na ve bir kültüre sahip oldu unu belirten Kjellen, canl organizmalardan farkl olarak, devletlerin yaflam n n, bireylerin ellerinde oldu unu ileri sürmektedir. Dolay s yla büyük devletlerin ortaya ç k fl, bu yöndeki güçlü iradelerin bir sonucudur. Ratzel, Kjellen ve Hitler in siyasal dan flmanl n yapm fl olan Haushofer gibi yazarlar n flekillendirdi i jeopolitik teori, iki savafl aras dönemdeki Alman yay lmac politikas n n düflünsel temelini oluflturmufltur. Siyaset ile co rafya aras ndaki yak n iliflki ve ba lant ya dikkat çeken Karl Haushofer ( ), jeopoliti in, Alman liderlerin belli siyasal kararlar almalar na ve ulusal amaçlar gerçeklefltirmelerine yard m etti ine inanm flt r. Co rafya ile ulusal gücün özdefllefltirildi i Alman jeopolitik düflüncesi, uluslar n yeterli hammadde, sanayi ve pazarlara ulaflabilmek, büyük bir nüfusa ve özellikle lebensraum a ( hayat sahas : yeterli toprak parças na ) sahip olmak amac yla s n rlar n geniflletmelerini normal karfl lamaktad r. Büyük devletler aras ndaki çat flmalar kaç n lmaz gören Alman jeopolitik kuramc lar, bu çat flman n Japonya önderli indeki Pasifik grubu ve Almanya önderli indeki K ta Avrupa s grubundan oluflan ittifakla ngiltere ve Amerika Birleflik Devletleri nin önderli indeki Atlantik grubu aras nda yaflanaca n ileri sürmüfllerdir. Alman jeopolitikçilerinin bu öngörüleri II. Dünya Savafl nda gerçekleflmifl ve baflar s z olmufltur. 71 Friedrich Ratzel ( ) Ratzel, görüfllerini antropoloji, co rafya ve politikan n bir sentezini oluflturan Antropolojik Co rafya adl eserinde toplam flt r. D KKAT Adolf Hitler ( ) Alman Führer i Hitler, Alman yaflam alan n geniflletmek amac yla Polonya ya savafl açt.

80 72 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I SIRA S ZDE 3 Ratzel, lebensraum kavram n ilk kullanan kifli olarak Alman politikac lar n n yay lmac politikalar na zemin haz rlam flt r. D fl hilal ve rimland (kenar) kavramlar n karfl laflt r n z ve örnekler veriniz. JEOPOL T K TEOR VE EMPERYAL ZM Jeopolitik teori ve realist teori, savafl ve çat flmay, devletler aras ndaki mücadelenin bazen bir arac, bazen de do al bir sonucu olarak görmektedir. Çünkü; jeopolitik teori, realizmin, gücü esas alan yaklafl m ndan etkilenen bir teoridir. Emperyalist genifllemeyi ve yay lmac politikalar devletler için do al kabul eden klasik realizm gibi jeopolitik teori de emperyalizm ve yay lmac politikalara k lavuzluk eden bir uluslararas politika teorisidir. XVII. yüzy ldan XX. yüzy la kadar devam eden ngiliz emperyalizmi; Napolyon ve Hitler in yay lmac politikalar n aç klayan jeopolitik teori, II. Dünya Savafl sonras dönemde, Amerikan üstünlü ünü devam ettirmeye yönelik bir siyasal teori niteli i de kazanm flt r. Bu yönüyle uluslararas bar fl ve iflbirli ini aç klamaya çal flan teorilerden büyük ölçüde farkl l k göstermektedir. Co rafyan n, ayr bir disiplin olarak ortaya ç kmas nda, emperyalizmin etkili oldu u ileri sürülmektedir. Bu ba lamda Fransa Prusya savafl, co rafyan n bir akademik çal flma alan olmas nda önemli bir siyasal geliflmedir. Fransa bu yenilginin ard ndan co rafya enstitüleri ve örgütlerinin kurulmas n ve askeri akademide co rafya konusunda daha fazla bilimsel çal flma yap lmas n teflvik etmeye bafllam flt r. ngiltere ve talya da da co rafyac lar n say s artm fl ve co rafya bu tarihten sonra sömürgeci genifllemeye fl k tutan bir çal flma alan olarak popüler hale gelmifltir. Hatta co rafyac lar, bu y llardan itibaren, Afrika n n sömürgelefltirilmesi üzerinde durmaya bafllam fllard r. Bu yönüyle co rafya, sömürgeci politikalar n bilimsel alt yap s n haz rlad için, giderek emperyalizmin arac haline gelmifltir. Bu geliflmeler co rafyac lara, politikac larla birlikte çal flman n yollar n açm fl ve baz lar önemli bürokratik görevlere getirilmifllerdir. Friedrich Ratzel in do al geniflleme yasas na göre, savafllar devletlerin co rafi anlamda genifllemesinin gerekli bir arac d r. Devletlerin genifllemesini do al bir durum olarak gören Ratzel e göre, savafl bu ihtiyac n ola an bir sonucudur. Ratzel in do al geniflleme yasas, toplumsal Darwinist yaklafl ma dayanmaktad r. Ratzel e göre, genifllemeci politikalar n baflar s co rafya ile do ru orant l d r. Biyo co rafi bir anlay fla dayanan ve hayat sahas anlam na gelen lebensraum a göre devletler canl bir varl a benzetilmekte ve hayatta kalmas için genifllemesi do al karfl lanmaktad r. Ratzel in do al geniflleme paradigmas Alman politikac lar n n ve özellikle Hitler in politikalar nda belirgin flekilde etkili olmufltur. Ayn flekilde, Halford Mackinder in global güç dengesi teorisi de emperyalist politikalara kaynak oluflturan bir yaklafl md r. Dünya devletlerinin Orta Asya daki mücadelesini aç klayan Halford Mackinder e göre, dünya gücü olman n koflulu, bölgeye egemen olmaktan geçmektedir. II. Dünya Savafl na kadarki çat flmalar aç klayan teori, Amerikan karar vericilerinin savafl sonras nda bafllayan çevreleme politikas n n (containment) da temelini oluflturmufltur. Münih Üniversitesi nde profesörlük ve Alman ordusunda generallik görevlerinde bulunan Karl Haushofer ve di er Alman jeopolitikçiler; Mackinder gibi Anglo- Sakson jeopolitikçilere karfl bir tepki olarak Avrupa daki tüm Almanlar n birleflmesini savunmufllard r. Bu Pangernemik yaklafl mlar asl nda lebensraum politikalar na önemli ölçüde destek sa lam flt r. Dünyay dört bölgeye ay ran Haushofer a göre, bu bölgeler: (1) Japonya ve Çin in merkez ülkeleri Avusturya n n ise periferi ülkeyi oluflturdu u Panasya, (2) ABD nin önderli indeki Panamerika, (3) Almanya n n Afrika ve yak n do uyu kontrol etmesini öngören Panafro Avrupa ve (4)

81 4. Ünite - Jeopolitik Teoriler 73 SSCB nin önderli indeki Panavrasya bölgeleridir. Haushofer a göre büyük devletler aras ndaki iliflkilere ba l olarak pan bölgelerinde k smi de ifliklikler söz konusu olabilir. Amerikal jeopolitikçilerden Spykman ise ABD nin güvenli i için, kara ülkesinden çok uzakta olan geliflmelerle ilgilenmesinin ve daha aktif bir politika izlemesinin gerekti ini savunmufltur. ABD nin bir ada ülkesi olarak kalamayaca n ileri süren Spykman, bu anlamda iki kutuplu yap da ABD nin eski dünyadaki geliflmelere karfl müdahaleci bir politikay benimsemesine önemli bir alt yap oluflturmufltur. Ratzel in do al geniflleme yasas, hangi yönüyle toplumsal Darwinist yaklafl ma dayanmaktad r? 4 SIRA S ZDE JEOPOL T K (ÇEVRESEL) OLASILIK Çevresel kuramda Frans z okulu olarak bilinen ak m n ve posibilist (olas l kç ) düflüncenin temsilcisi olan Lucien Febvre ve Vidal de la Blache, Anglo Amerikan ve Alman jeopolitik kuramc lar n deterministik yaklafl m n reddetmektedirler. Frans z co rafya okuluna göre, insan kendi do al çevresini de ifltirebilen ve kendisine yönelik seçenekleri (opsiyonlar ) en sonunda kendisi belirleyebilen bir karaktere sahiptir. Bu nedenle çevre ve özellikle co rafya, insan n eylemlerini etkileyen çok say da unsurdan biri olarak görülmelidir (Sprout ve Sprout, 1965: 83-99). Öte yandan, XX. yüzy l n jeopolitikçilerinin ço u, bu iki uç (determinist ve posibilist yaklafl m) aras nda yer almaktad r. Bu üçüncü gruba göreyse çevre, insan davran fl n n s n rlar n tek bafl na belirleyemez ancak eylemler üzerinde s n rl da olsa koflulland r c bir etkiye sahip oldu unu kabul etmek gerekir. Posibilist (olas l kç ) düflünceyi savunan ve jeopolitik teorinin önde gelen yazarlar ndan Harold ve Margaret Sprout a göre, co rafya bize ne yapmam z emreden bir ö e olmay p tercihlerimizi oluflturmada yol göstericidir. Co rafya ve çevresel faktörler bu anlamda insan davran fllar n koflulland rmak yerine, d fl politika davran fllar n n oluflmas nda karar vericinin önündeki seçeneklere iflaret etmektedir. Lucien Febvre ve Vidal de la Blache dan etkilenmifl olan Amerikal siyaset bilimcilerden Sprout lar n jeopoliti e getirdikleri bu farkl bak fl aç s, 1930 lar ile 1970 ler aras dönemde uluslararas iliflkileri önemli ölçüde etkilemifltir. Dolay s yla olas l kç teori, sadece devlet çevre iliflkisi üzerinde duran deterministik teoriden farkl l k göstermektedir. Bu ba lamda, çevresel olas l kç lar co rafyan n, karar vericinin kararlar n belirledi i ya da kontrol etti i biçimindeki determinist bir anlay fla karfl ç karlar. Olas - l kç doktrine göre, çevre ve d fl ortam, karar vericiyi bir davran fla zorlayan bir unsur olmay p, karar vericinin önündeki imkânlara, seçeneklere ve s n rlamalara dikkat çekmektedir. Çevresel s n rlama, genifl ya da dar olabildi i gibi, alg ya göre de de iflebilir. Starr a göre, varl k çevre iliflkisinde, çevrenin varl k taraf ndan nas l alg land n n önemli oldu unun kabul edilmesi, determinist modelin varsay m na karfl ciddi bir argümand r. Gerçek dünyan n alg lan fl na ba l olarak, çevrenin birim üzerindeki etkisi de de iflir. Osterud a göre, jeopolitik genifllik; topografya, konum ve iklimi de içermektedir. Harold Sprout a göreyse jeopolitik varsay m, güç konfigürasyonu, kara ve denizlerin oran, do al kaynaklar n da l m ve iklimin yan s ra nüfus, toplumsal ve siyasal kurumlar ve davran fl biçimleri gibi çok say da toplumsal ö eyi de kapsamaktad r (Starr, 1992: 4). Özetlenirse jeopolitik faktörler, k s tlamalar ve imkânlara iflaret eden çevresel faktörlerdir. Co rafik yap y da içeren jeopolitik yap, karar vericilerin karfl karfl - Kristof a göre, dünya haritas na bakan bir modern jeopolitikçi, haritay ona ne yapmas n emreden bir nesne olarak de il, tercihlerini olufltururken öneriler sunan bir araç olarak görür.

82 74 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I ya olduklar d fl politikaya iliflkin olanak ve s n rlamalar anlam na gelmektedir. Bu çerçevede baz genellemeler de yap lm flt r; örne in co rafyan n birinci yasas da denen, mesafe uzad kça devletin etkisinin azalaca ya da devlet ülkesel (alansal) olarak büyüdükçe etkileyece i mesafenin artaca gibi yaklafl mlar say labilir. Ancak bu düflünceler elbette teknolojinin özellikle de bilgi, iletiflim ve ulaflt rma teknolojilerinin yüzy l m zda büyük h zla geliflmesi sonucunda de iflmektedir. SIRA S ZDE 5 Ülke büyüklü ü ve mesafe kavram n n d fl nda devletler aras ndaki çat flmalar aç klamada s n r kavram da önemli bir unsurdur. S n rlar, devletler için bazen yeni imkânlar anlam na gelmekte, bazen de d fl politikas na s n rlamalar getirmektedir. Devletler aras ndaki iliflkilere k s tlama getirmesi ve bu iliflkilerin çerçevesinin belirlenmesi anlam nda s n rlar oldukça önemlidir. S n rlar n oynayaca rol de di er co rafya faktörleri gibi dura an olmay p dinamiktir ve zamana göre de ifliklik gösterir. Teknolojik geliflmelerin jeopolitik öngörüleri nas l etkileyebilece ini tart fl n z. Siyasal co rafyan n uluslararas iliflkilere en önemli katk s, aktörlerin eylemlerini ve hareket alanlar n do ru bir flekilde belirlemede anlaml çerçeveler sunmas d r. Uluslararas iliflkiler bofllukta cereyan etmedi ine göre, mekan (yer) unsuru, analizin çerçevesini meydana getirmektedir. Uluslararas iliflkilere yönelik ikinci bir katk s ysa model kurmaya iliflkindir. Co rafya, d fl politika analizlerinde bir perspektif sa layarak, araflt rmalar kolaylaflt rmaktad r. Özellikle ittifak (bloklar) ve komfluluk iliflkilerine yönelik olarak devletlerin davran fllar n analiz etmeyi amaçlayan araflt rmalarda, jeopolitik modeller s kça kullan lmaya bafllam flt r. Jeopolitikçilerin üzerinde durdu u bir di er nokta da mekansal heterojenlik ve mekansal ba- ml l kt r. Örne in; mekansal heterojenli e göre, her bir bölgenin ve co rafyan n, tamamen olmasa da kendine özgü belirgin özellikleri bulunmaktad r. Ancak tamam yla heterojenlik hakim olsayd, co rafya ve jeopolitik konusunda bir genellemede bulunmak ve dolay s yla model kurmak da mümkün olmazd. Geleneksel jeopolitikçiler, determinist bir biçimde uluslararas çat flmalar (belli bir toprak parças üzerindeki çat flmalar ya da s n r çat flmalar n ) ve yay lmac politikalar di er tüm faktörleri d fllayarak sadece co rafya ögesiyle aç klamaktayd. Bu yaklafl m, halen özellikle stratejik ve askeri yaklafl mlarda geçerli olmakla beraber, co rafyac lar art k bunu bir ölçüde terk etmifltir. Çünkü; bu tür yaklafl mlarda co rafya d - fl ndaki siyasal, toplumsal ve ekonomik faktörler gözard edilmektedir. Bu çerçevede siyasal co rafyac lar, co rafyan n belirleyici bir etken olmad n, fakat posibilistlerden bir ad m daha ileri giderek en fazla koflulland r c bir etkiye sahip olabilece ini savunmaktad rlar (O Loughlin ve Anselin, 1992: 14). JEOPOL T K DÜfiÜNCE OKULU Jeopolitik düflünce okulu alt grupta de erlendirilebilir. Geofrey Parker n s n fland rmas na göre a) ikili düflünce (binarist), b) marjinalistler, c) üçlü düflünce (trinary), d) bölgeciler (zonalist), e) merkezciler ve f) ço ulcular (pluralist) olarak ele al nmaktad r. kili düflünceye (binarist) göre dünya, temel olarak iki güç oda na bölünmüfltür. Buna göre, güç merkezleri tarihsel çerçevede de iflmekte, ancak çat flma durumu hep devam etmektedir. Bu görüfl Halford Mackinder in ünlü Heartland kavramlaflt rmas nda ifadesini bulmaktad r. Bilindi i gibi, Mackinder, varsay m n kara gücü ve deniz gücü biçiminde yapt ikili ay r ma dayand rmaktad r. Bunlar aras nda da kara gücünün önemini öne ç karmakta, Asya n n merkezine Heartland ad n vererek tezini bu kavram üzerine kurmaktad r. Bu haliyle Mackinder in bu düflüncesi, de iflen koflullara ba l olarak, uluslararas iliflkilerde y ld z zaman zaman parlayan, zaman zaman önemi azalan bir çizgi izlemifltir. Marjinalist düflünceye gelince, Nicholas Spykman iyi bir örnek olabilir. Spykman bilindi i gibi dünyan n merkezi olarak, Avrasya kara parças n çevreleyen kenar kufla almaktad r. Bu görüfle göre, gerek deniz gerekse kara alanlar ndan birinin

83 4. Ünite - Jeopolitik Teoriler 75 tek bafl na dünyan n merkezi olarak dikkate al nmas do ru de ildir. Uzun vadede, her iki bölgede yer alan ülkeler, kenar kuflaktaki güçlerle iliflkilerinde çevre (periferi: ikincil) konumunda olacaklard r. Dolay s yla global anlamda esas mücadele ve çat flma; nüfusu, sahip oldu u kaynaklar ve jeostratejik konumu bak m ndan çok önemli olan kenar kufla n denetimini ele geçirmeye yönelik olacakt r. Üçlü düflünceye (trinary thinking) göreyse dünya jeopoliti i, bafll ca üç güç merkezine ayr lm flt r. Bunlar; okyanuslar ya da deniz alanlar (maritimes), k talar ya da kara parçalar (continentals) ve kenar kuflak (rimland) olup, dünya politikas hep bu üçü aras ndaki dengeye oturmufltur. kili düflüncede sözü edilen mücadelede güçlerden birinin tam hâkimiyeti, hep bu üçüncü güç taraf ndan engellenmifltir ve engellenmektedir. Dolay s yla bu görüfl, bu üç merkez aras nda sürekli bir dengenin varl n kabul etmektedir. Bölgeciler (zonalistler) ise dünyan n merkezi olarak, daha çok iklimsel özelliklerden hareket ederek kuzey yar kürenin l man ve alt tropikal kufla n almaktad r. Bu bölgede Kuzey Amerika ve Avrupa baflta olmak üzere Rusya ve Japonya bulunmaktad r. Bu düflünce daha çok Alman düflünce okuluna mensup yazarlardan Karl Haushofer n görüfllerine yak nd r. Günümüzde özellikle Kuzey Güney iliflkileri biçiminde ifade edilen yoksul ve zengin ülkeler ay r m, bu co rafik ay - r mla çak flmaktad r. Merkezci okulun (centralist school) düflüncesinin temelinde merkez çevre iliflkisi yatmaktad r. Özellikle Wallerstein ve Modelski gibi düflünürlere gönderme yap - labilecek olan bu görüfle göre, Bat l kapitalist ülkeler Üçüncü Dünya olarak bilinen yoksul ülkeleri sömürmektedirler. Azgeliflmifl ya da geliflmekte olan Do u Avrupa, Do u Akdeniz ve Orta Do u ülkeleriyse yar perifer (semi periferi) durumundad r. Bat, teknolojik üstünlü ü ve uluslararas sermayenin denetimini elinde bulundurmas sayesinde, baflat konumunu sürdürmektedir. Bat, Avrupa ve Kuzey Amerika menfleli çok uluslu flirketleri arac l yla bu konumunu devam ettirmektedir. Son olarak ço ulcu okula (pluralist school) gelince, bu düflünürler herhangi bir bölgenin do al üstünlü ü iddias na dayanan düflüncelere karfl ç kmaktad r. Tarihsel olarak co rafi güç merkezi, bir yerden bir baflka yere sürekli kaym fl ve kaymaktad r. Di er bir deyiflle güç merkezi sürekli de iflmekte, bazen bir bölge ya da ülke merkez olup, di eri çevre konumunda kal rken baflka bir zaman tam tersi olabilmekte ve süreç bu flekilde devam etmektedir.

84 76 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Özet A MAÇ 1 A MAÇ 2 Jeopolitik ve co rafya kavramlar aras ndaki iliflkiyi tan mlamak; Co rafya ile d fl politika aras ndaki iliflkinin varl - asl nda pek çok bilim adam taraf ndan kabul edilmektedir. Özellikle realist teoriyi benimseyen tüm yazarlar co rafyay da ulusal gücün unsurlar aras nda sayarlar. Morgenthau ve Frankel gibi yazarlar n çal flmas nda bu durum aç kça görülebilmektedir. Ancak jeopolitik teoriyi benimseyen yazarlar n bilim adamlar n n bunlardan en önemli farklar, co rafya kavram na ve co rafya unsuruna ayr ve özel bir anlam ve güç atfetmeleridir. Çünkü; di er yazarlar n co rafya ve çevresel faktörlerin politika üzerindeki s radan etkisinden daha ileri giderek, d fl politikay co rafya faktörü ile aç klama yoluna gitmifllerdir. Bu anlamda co rafyaya siyasal bir güç olarak bakm fllar ve d fl politikay tayin eden unsur ya da tayin edilmesinde en birincil faktör olarak görmüfllerdir. Bu ba lamda bir ülkenin dünya üzerindeki konumu, bir kara ülkesi ya da denizlerle çevrili olmas ya da deniz ulafl m yollar n kontrol etmesi önemlidir. Bu durum ülkeye avantaj ya da dezavantaj sa lamakta ve büyük devlet olmas nda belirleyici bir etkiye sahip olmaktad r. Jeopolitik teorinin temel varsay mlar n aç klamak; Jeopolitik teorinin temel varsay mlar, gerçekçi kuram n varsay mlar n n bir ço unu benimsemekle beraber, ondan ayr ld en önemli nokta co rafya kavram na yükledi i anlamd r. Jeopolitik teori co rafya ve d fl politika aras nda do rudan deterministik bir iliflki kurmas aç s ndan gerçekçi teoriden ayr lmaktad r. Jeopolitik teori, kendi içindeki farkl l klar da dikkate alacak olursak; bir ülkenin co rafik büyüklü ü, dünya üzerindeki konumu örne in Heartland da olmas, dünya adas nda olmas, kenar kuflakta bulunmas, iç hilal ya da d fl hilalde yer almas, bu bölgeleri kontrol etmesi halinde izleyece i d fl politikan n da farkl olaca n savunmaktad r. Bu ba lamda jeopolitik teori, devletlerin d fl politikalar - n yönlendiren ana unsurun co rafya faktörü oldu unu ileri sürmektedir. Ayn flekilde bir devletin denizlerle ya da okyanuslarla çevrili olmas, deniz ulafl m yollar na ve büyük nehirlere hâkim A MAÇ 3 olmas, o ülkeye di erleri karfl s nda avantaj sa lamaktad r. Jeopolitik teori, devletleri canl organizmalar gibi kabul etmekte ve hayatta kalmak için yeni kaynaklar kontrol etmek için genifllemeye ihtiyaç duyan yap lar olarak tan mlamaktad r. Bu yönüyle s n rlar da geçici olgular olarak görmektedir. Jeopolitik teorisyenler ülkesel co rafi faktörlerle ülkenin d fl politikas ve uluslararas alandaki davran fllar aras nda do rudan iliflki kurmaktad r. Çevre ve özellikle co rafyan n insan ve onun siyasal davran fl n etkiledi i ve koflulland rd üzerinde duran jeopolitik okulun önde gelen yazarlar ndan Mahan ve Mackinder, jeopolitik çevrenin siyasal davran fl üzerindeki etkisini determinist bir yaklafl mla ele alarak, co rafya ile d fl politika aras nda do rudan bir nedensellik iliflkisi kurmaktad rlar. Jeopolitik teori ile realist (gerçekçi) teori aras ndaki benzerlikleri ortaya koymak; Jeopolitik teori pek çok bak mdan realist (gerçekçi) teoriye benzemektedir. Özellikle güce verdikleri önem bak m ndan aralar nda büyük benzerlikler bulunmaktad r. Burada temel fark, gerçekçi teorinin daha çok askeri gücü öne ç karmas, jeopolitik teorinin ise co rafi gücü ve co rafya unsurunu temel almas d r. Bununla beraber ulusal gücün unsurlar n ele al rken aralar nda büyük benzerliklerin bulundu u, her iki teoride de ulusal gücün maddi ve maddi olmayan unsurlar na de inildi i görülmektedir. Co rafya, askeri güç, ekonomik güç, insan unsuru gibi maddi unsurlar n yan nda diplomasi, hükümetin niteli i ve ulusal karakter gibi unsurlar da dikkate ald klar görülmektedir. Ayr ca her iki teorinin ortak yönleri ve benzerlikleri aras nda devletleri rasyonel karar veren birimler olarak, yekpare ve egemen yap lar olarak görmeleri ve uluslararas iliflkilerin tek aktörü olarak devleti kabul etmeleri de yer almaktad r. Her iki teori de güç ve ç kar unsuruna önem vermekte ve devletlerin yay lmac politikalar n ola an karfl lamakta ve meflrulaflt rmaktad r.

85 4. Ünite - Jeopolitik Teoriler 77 A MAÇ 4 Jeopolitik teori ve emperyalizm aras ndaki iliflkiyi aç klamak; Jeopolitik teori de realist teori gibi, gücü ve güce eriflmeyi kutsad ve önemli bir amaç, hayatta kalman n temel arac olarak gördü ü için, devletleri daha fazla güce eriflme konusunda teflvik etmekte ve güç peflinde koflmay meflru hale getirmektedir. Özellikle Alman jeopolitik okuluna mensup yazarlardan Friedrich Ratzel ve Rudolf Kjellen gibi bilim adamlar n n, devletleri canl bir organizmaya benzetmeleri ve t pk hayvanlar gibi hayatta kalmak için mücadele etmek zorunda olduklar n ileri sürmeleri onlar n yay lmac ve emperyalist politikalar n ola an bir durum haline getirmekte ve bir anlamda bu tür politikalara kaynakl k etmektedir. Ulusal güç ile co rafyay özdefl gören jeopolitikçi okul için emperyalizm, devletler için kaç n lmaz bir politika haline gelmektedir. Dolay s yla devletin sahip oldu u toprak parças yla gücü aras nda paralellik kuran jeopolitik teoriyi benimseyen yazarlar için, bir devletin s n rlar n geniflletmesi normal bir olgu olarak görülmektedir. Bu çerçevede dinamik s n rlar yaklafl m n benimseyen jeopolitikçi bilim adamlar için devletler var oldu u sürece s n rlara sabit ve de iflmez bir olgu olarak bak lamaz. Özellikle co rafya ile ulusal gücün özdefllefltirildi i Alman jeopolitik düflüncesi, uluslar n yeterli hammadde, sanayi ve pazarlara ulaflabilmek, büyük bir nüfusa ve özellikle lebensraum a ( hayat sahas na) sahip olmak amac yla s n rlar n geniflletmelerini normal karfl lamaktad r. A MAÇ 5 Jeopolitik teorinin kendi içindeki farkl l klar ve bak fl aç lar n de erlendirmek; Jeopolitik teoriyi, öncelikle determinist ve olas - l kç yaklafl mlar olarak iki gruba ay rmak mümkündür. Anglo Sakson ve Alman jeopolitikçileri determinist okul içinde de erlendirilmektedir. Çünkü; bunlar co rafya ile d fl politika aras nda do rudan iliflki kurmakta, d fl politikay tek bafl - na co rafya unsuruyla aç klamakta, yani d fl politikay co rafya faktörüne indirgemektedirler. Oysa Frans z okulu olarak ifade edilen olas l kç okul taraf ndan, co rafya ile d fl politika aras nda bu denli bir do rudan iliflki kurulmuyor. Co rafya d fl politikay belirleyen önemli unsurlar n bafl nda gelse de tek bafl na co rafyan n d fl politikay belirledi i ileri sürülmüyor. Bununla beraber, Anglo Amerikan okulunun ve Alman okulunun da kendi içinde farkl l klar oldu u dikkati çekmektedir. Örne in; Mackinder, daha ziyade karalar n önemi ve bir devletin kara ülkesi olmas n n ona avantajlar sa layaca üzerinde dururken Mahan daha ziyade deniz gücü olmay avantajl görmektedir. Önemli deniz yollar n, ulafl m hatlar n kontrol etmenin bir devletin dünya gücü olmas n sa layaca n iddia etmektedir. Spykman ise daha ziyade kenar kuflak üzerinde durarak, ana kara yerine kenar kufla n jeopolitik önemi üzerinde durmaktad r. Alman okulunun di erlerinden temel fark devletleri canl bir organizmaya benzeterek hayatta kalmak için co rafi olarak genifllemeyi zorunlu görmesidir. Bu anlamda dinamik s n rlar kavram yla s n rlar de- iflken görmeleri, savafl ve yay lmac politikalara zemin teflkil etmifltir.

86 78 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kendimizi S nayal m 1. Afla daki ifadelerden hangisi realist (gerçekçi) teori ile jeopolitik teori aras ndaki benzerlikleri yans tan bir ifade de ildir? a. Co rafyan n da askeri ve ekonomik güç gibi ulusal gücün unsurlar aras nda say lmas b. Devletin rasyonel karar veren birimler olarak görülmesi c. Devletin yekpare (bütüncül) yap lar olarak kabul edilmesi d. Co rafyan n d fl politikay belirleyen temel faktör olmas e. Devletin uluslararas iliflkilerin temel aktörü olarak görülmesi 2. Dinamik s n rlar kavram ile afla daki ifadelerin hangisi aras nda iliflki kurulamaz? a. S n rlar n sabit ve de iflmez olmad b. Ekonomik ve askeri güç ile d fl politika aras nda do rudan iliflki kurulmas c. Emperyalizm ve yay lmac l a ilham kayna olmas d. Devletlerin canl bir organizmaya benzetilmesi e. Devletlerin hayatta kalmak için genifllemek zorunda oldu u 3. Heartland (anakara) kavram ilk defa afla daki jeopolitikçi yazarlar n hangisi taraf ndan kullan lm flt r? a. Mahan b. Lucien Febre c. Ratzel d. Mackinder e. Houshofer 4. Afla daki yazarlardan hangisi denizlere hâkim olma ile d fl politika aras nda do rudan bir iliflki kurmufltur? a. Spykman b. Mackinder c. Modelski d. Wallerstein e. Mahan 5. Hayat sahas (lebensraum) afla daki politikac lar n hangisine ilham kayna olmufltur? a. Wilson b. Bush c. Churchill d. Hitler e. Stalin 6. Kenar Kuflak (rimland) yaklafl m afla daki jeopolitikçi yazarlardan hangisi taraf ndan ortaya at lm flt r? a. Morgenthau b. Frankel c. Mahan d. Spykman e. Wallerstein 7. D fl politika ile co rafya aras nda determinist bir iliflki yerine olas l k düzeyinde bir iliflki kurulmas ne anlama gelmektedir? a. Cografyan n d fl politikay belirlemekten ziyade etkileyen faktörlerden biri olabilece i b. Kara ülkesi olman n d fl politika için avantaj oluflturaca c. Dünya adas na hakim olman n dünyaya hakim olmay sa layaca d. Denizlere hakim olma ile d fl politika aras nda do rudan bir iliflki kurulamayaca e. Devletlerin canl bir organizmaya benzeyebilece i 8. Olas l kç yazarlar determinist yaklafl m benimseyen yazarlardan farkl k lan afla dakilerden hangisidir? a. Co rafya ile d fl politika aras nda determinist bir iliflki kurulmamas b. Karalar n hakimiyeti ile d fl politika aras nda iliflki kurmalar c. Devletlerin sürekli geniflleyen siyasi yap lar olarak görülmesi d. Devletlerin hayatta kalmak için hammadde kaynaklar na ve yeni topraklara sahip olmas gerekti ini düflünmeleri e. Eski dünya ile yeni dünyan n birbirini çevreledi- ini ileri sürmeleri 9. Devletlerin genifllemesine do al bir gereklilik olarak bakan düflünce hangisidir? a. Frans z okulu b. Alman okulu c. ngiliz okulu d. Amerikan okulu e. Rus okulu 10. Hangisi Alman Jeopolitik Okulunun özelliklerinden de ildir? a. Determinist olmalar b. Denizlere daha fazla önem vermeleri c. Dinamik s n rlar kavram n benimsemeleri d. D fl politikay aç klarken co rafya üzerinde durmalar e. Savafl ve genifllemeyi ola an görmeleri

87 4. Ünite - Jeopolitik Teoriler 79 Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar 1. d Yan t n z yanl fl ise, Güç ve Jeopolitik Teori konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. b Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik Determinizm ve D fl Politika konusunu yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik Determinizm ve D fl Politika konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. e Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik Determinizm ve D fl Politika konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. d Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik Determinizm ve D fl Politika konusunu ve Jeopolitik Teori ve Emperyalizm konusunu yeniden gözden geçiriniz. 6. d Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik Determinizm ve D fl Politika konusunu yeniden gözden geçiriniz. 7. a Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik (Çevresel) Olas - l k konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. a Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik (Çevresel) Olas - l k konusunu yeniden gözden geçiriniz. 9. b Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik Determinizm ve D fl Politika konusunu ve Jeopolitik Teori ve Emperyalizm konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. b Yan t n z yanl fl ise, Jeopolitik Determinizm ve D fl Politika konusunu yeniden gözden geçiriniz. S ra Sizde Yan t Anahtar S ra Sizde 1 Jeopolitik teori, co rafyan n siyasal davran fllar üzerindeki etkilerini dikkate alarak co rafyay devletlerin d fl politikalar üzerinde temel belirleyici olarak kabul eder. Buradaki temel varsay m, co rafyan n bir devletin güç potansiyelini belirleyici temel faktör olarak görülmesidir. Ancak bu nedensellik iliflkisi (determinizm) jeopolitikçilerin di er faktörleri (siyasi, ekonomik ve sosyokültürel) göz ard etmelerine neden olmaktad r. S ra Sizde 2 Heartland (anakara) kavram, Mackinder taraf ndan co rafyan n ulusal güce etkisi dikkate al narak tan mlanan ve Do u Avrupa ile Sibirya y kapsayacak flekilde Avrasya diyebilece imiz bölgedir. Bu bölgeyi uluslararas politikada merkezi ve stratejik bulan Mackinder, bu topraklar elinde bulunduran devletin co rafi konumu, komflular ve kaynaklar ndan dolay politikada avantaj ve güç kazanaca n belirtmifltir. S ra Sizde 3 Mackinder, d fl hilal kavram yla heartland i çevreleyen ikinci bölgeyi tan mlam flt r. Zira iç hilal, anakaran n komflusudur ve Balkanlardan Çin e kadar uzan r. Türkiye de iç hilal bölgesindedir. D fl hilal ise anakaran n bu birinci komflusunu çevreleyen ABD den bafllay p, ngiltere, Afrika, Avustralya ve Japonya ya kadar uzanan bölgedir. Spykman n rimland (kenar) kavram ise iç hilal tan m yla örtüflmektedir ve anakaray çevreleyen ilk bölgedir. Spykman, teknolojik geliflmeler ile birlikte rimland n anakaradan çok daha h zl geliflti ine dikkat çekmektedir. S ra Sizde 4 Sosyal Darwinizme göre; bireyler, gruplar ve devletler aras ndaki rekabet, çevresel flartlara en fazla uyum sa layabilenin, dolay s yla üstün ve güçlü olan n ayakta kalmas yla sosyal evrime, de iflime yol açmaktad r. Ratzel in do al geniflleme yasas da, güçlü devletlerin co rafi olarak genifllemek durumunda oldu unu ve bu flekilde daha da güçlenece ini belirtmektedir. Bu yönüyle, toplumsal Darwinist yaklafl m n çevreye uyum sa layabilenin ve güçlü olan n ayakta kalabilece i argüman na dayanmaktad r. S ra Sizde 5 Teknolojik geliflmeler dendi inde özellikle bilgi ve iletiflim teknolojilerinin günümüzde kazand h z, jeopolitikçilerin öngörülerini en fazla etkiler durumdad r. Co rafyan n d fl politika üzerindeki etkileri, sa lad olanaklar ve yol açt s n rlamalar aç s ndan düflünüldü ünde, küreselleflen dünyadaki zaman ve mekan s - k flmas n n dikkate al nmas gerekir. Örne in mesafelerin devletlerin etkisini azaltt yarg s, dünyan n küçülmesi ve mekanlara ulaflman n kolaylaflmas, fiziksel oldu u kadar sanal eriflimin de kolaylaflmas, internet ve sosyal medyan n kamuoyunu ve karar vericileri k sa sürede etkilemesi nedeniyle de iflmifltir.

88 80 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Yararlan lan Kaynaklar Basiuk, Victor. (1972), The Impact of Technology in the Next Decades, Robert L. Pfaltzgraff, Jr. (ed.) Politics and the International System. 2nd ed. New York: J. B. Lippincott Company, içinde ss Deutsch, Karl W. (1988), The Analysis of International Relations. 3rd ed. Englewood Cliffs, N. J.: Prentice- Hall International, Inc. Dougherty James E. ve Robert L. Pfaltzgraff. (1990), Contending Theories of International Relations, 3rd ed. New York: Harper Collins Publishers, Inc. Frankel, Joseph. (1979), International Relations in a Changing World. Oxford: Oxford University Press. Gilpin, Robert. (1972-a), Has Modern Technology Changed International Politics, James N. Rosenau, et. al. (eds.) The Analysis of International Politics. New York: The Free Press, içinde ss Gray Colin S. & Geoffrey Sloan (eds.). (1999), Geopolitics, Geography and Strategy, Frank Cass Publications. Hall, George M. (1990), Geopolitics and the Decline of Empire. North Carolina: McFarland & Company, Inc. Hopkins, Raymond F. ve Richard W. Mansbach. (1973), Structure and Process in International Politics. New York: Harper and Row Puplishers. O Loughlin, John and Luc Anselin. (1992), Geography of International Conflict and Cooperation: Theory and Methods, Michael Don Ward (ed.) The New Geopolitics. Philadephia: Gordon and Breach Science Puplishers, içinde ss O Loughlin, John ve Henning Heske. (1991), From Geopolitik to Geopolique : Converting a Discpline for War to a Discipline for Peace, Nurit Kliot and Stanley Waterman (eds.) The Political Geography of Conflict and Peace. London: Belhaven Press, içinde ss Mackinder, Halford J. (1943), The Round World and the Winning of the Peace, Foreign Affairs. XXI (July), s Mackinder, Halford J. (1962), Democratic Ideals and Reality. New York: W. Norton and Company. Morgenthau, Hans J. (1970), Uluslararas Politika. Cilt 1. Çev. Bask n Oran ve Ünsal Oskay. Ankara: Sevinç Matbaas. Parker, Geoffrey. (1991), Continuity and change in Western geopolitical thought during the twentieth century, International Social Science Journal. Vol. 43, No. 127 (February), ss Mark Polelle. (1999), Raising Cartographic Consciousness. NY: Lexington Books. Rosenau, James N. (1972), External Environment as a Variable in Foreign Policy Analysis, James N. Rosenau et al. (eds.) The Analysis of International Politics. New York: The Free Press, içinde ss Russett, Bruce M. (1969), The Echology of Future International Politics, James N. Rosenau (ed.) International Politics and Foreign Policy. New York: The Free Press, içinde s Sprout, Harold ve Margaret Sprout. (1965), The Ecological Perspective on Human Affairs with Special Reference to International Politics. Princeton: Princeton University Press. Sprout, Harold ve Margaret Sprout. (1968), An Ecological Paradigm for the Study of International Politics. Princeton: Center for International Studies. Spykman, Nicholas J. (1972), Geography and Foreign Policy, Robert L. Pfaltzgraff, Jr. (ed.) Politics and the International System 2nd ed. New York: J. B. Lippincott Company, içinde ss Starr, Harvey. (1992), Joining Political and Geographic Perspective: Geopolitics and International Relations, Michael Don Ward (ed.) The New Geopolitics. Philadephia: Gordon and Breach Science Puplishers, içinde ss. 1-9.

89

90 5ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Amaçlar m z Bu üniteyi tamamlad ktan sonra; Oyun teorisinin temel varsay mlar n ve realizmle iliflkisini aç klayabilecek; Oyun teorisinin devletler aras nda iflbirli i, ortak ç kar ve çat flma durumlar - na nas l uyguland n tart flabilecek; Oyun teorisinin modellerini tan mlayabilecek; Oyun modellerini de erlendirebilecek; Oyun modellerini elefltirebileceksiniz. Anahtar Kavramlar Strateji Mahkûmun kilemi S f r Toplaml l k Maksimin/Minimaks Strateji Sabit Toplaml l k Optimal Denge çindekiler Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Oyun Teorisi G R fi OYUN TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI OYUN TEOR S MODELLER OYUN MODELLER N N DE ERLEND R LMES OYUN TEOR S N N ELEfiT R S

91 Oyun Teorisi G R fi 1940 l y llardan itibaren sosyal bilimlerde kullan lan oyun teorisi, özellikle uluslararas çat flmalar n analizine uygulanmaktad r. John Von Neumann ve Oscar Morgenstern in 1944 te kaleme ald klar Theory of Games and Economic Behavior adl çal flmayla oyun teorisi dikkatleri çekmeye bafllam flt r. Çat flmay ve rekabeti öngören karar verme süreçlerine ve iliflki biçimlerine uygulanacak bir teori olarak elefltiriler de alm flt r. Özellikle dünya politikas n n bir oyuna indirgenmesi, afl r basitlefltirme ve soyutlaflt rma olarak de erlendirilmektedir. Oyun teorisi, farkl amaçlar ve ç karlar olan iki ya da daha fazla oyuncu (aktör) aras ndaki iliflkileri inceler. Hiçbir oyuncu, oyunu tamamen kontrol edebilme imkân na sahip de ildir ve sonuçlar belirleyen, taraflar n izleyecekleri stratejilerdir. Her bir oyuncu ya da taraf, di er taraf n izleyece i olas politikalar dikkate alarak politikas n ve stratejisini belirler. Her oyunda oyuncular için tehdit, hile, blöf ve karfl blöf gibi olas politikalar ve davran fllar bulunabilir. Bununla beraber, her zaman çat flma söz konusu olmamakta, iflbirli inin mümkün oldu u durumlar da gündeme gelebilmektedir Oyun teorisinin modelleri, genelde iki oyuncu ya da iki grup (ittifak) aras ndaki iliflkilere uygulanmaktad r. fians oyunlar gibi, baz oyunlar tek kifliyle oynanabilirken pekçok oyun, en az iki ya da daha fazla kifliyi gerektirmektedir. Poker oyununda oldu u gibi, rekabeti ve çat flmay öngören baz oyunlarda, bir taraf n kazanc di er taraf n kayb anlam na gelmektedir. Ortak ekonomik yat r mlar yapan flirketler ya da uluslararas örgütlerin oluflmas gibi ittifak politikalar oluflmakta, dolay s yla baz oyunlar, taraflar n iflbirli i yapabilmesine imkân tan maktad r. Ayr ca baz oyunlarda, taraflar aras nda düzenli iletiflim sa lan rken baz lar nda, hiçbir iletiflim ve haberleflme kurulmamaktad r. Baz oyunlarda taraflar, birbirlerini tan makta ve güvenmekteyken baz oyunlarda taraflar aras nda tam bir güvensizlik ortam bulunmaktad r. Ayr ca baz oyunlar bir kere oynand halde, baz lar birçok defa tekrar edilmektedir. OYUN TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI Oyun teorisi, genel olarak realizmin varsay mlar yla analiz yapan bir teoridir. Öncelikle devletlerin rasyonel davrand klar n varsaymas, devletler aras ndaki iliflkileri ç - kar maksimizasyonuna dayand rmas ve uluslararas iliflkilerin temel aktörü olarak devleti kabul etmesi, realizmin özelliklerini yans tmaktad r. Ayr ca iliflkilerde belirsizlik ve güvensizlik, oyun teorisinin de temel varsay mlar aras nda yer almaktad r.

92 84 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Oyun teorisi, yukar da da belirtildi i gibi oyuncular n rasyonel davrand n, rakibin en olumsuz tutumuna göre stratejinin belirlendi ini ve ç kar n maksimum k l nmas ya da zarar n minimuma indirilmesinin temel amaç oldu unu varsayar. Optimal denge noktas, her iki oyuncu için de minimaks (maksimum zarar n minimuma indirildi i) ya da maksimin (minimum kazanc n maksimuma ç kar ld ) noktas d r. Oyun teorisi, taraflar (players), stratejiler (strategies), kurallar (rules) ve sonuçlar (payoffs) olmak üzere dört temel unsura dayanmaktad r. Oyunlar genellikle iki ya da daha fazla taraf aras nda geliflmekte ve taraflardan herbiri tek bir kifliden oluflabilece i gibi, bir grup ya da devlet de olabilmektedir. Oyunda taraflar n izleyecekleri strateji genellikle ikiyle s n rlanmakta ya da nihai aflamada ikiye indirilerek bir basitlefltirmeye gidilmektedir. Taraflar n izleyecekleri stratejiler, di er taraf n izleyece i olas stratejiye ba l d r. Oyunun bir defa oynanmas durumuyla birden fazla tekrarlanmas durumunda, izlenen stratejiler ve dolay s yla sonuçlar farkl l k göstermektedir. D KKAT Oyun teorisinde oyuncular kurallar kabul etmek ve önceden belirlenmifl kurallara göre hareket etmek zorundad rlar. Oyun teorisinde oyunlar, oyuncu say s na göre s n fland r labilir. Oyuncu tek kifli, iki kifli ya da ikiden fazla örne in -n- say da kifli olabilir. Tek kifliyle oynanan oyunlarda oyuncu, tek kiflilik iskambil oyunlar ya da flans oyunlar nda oldu u gibi, do aya ya da flansa karfl yar fl r. ki kiflilik oyunlardaysa ç karlar n n çat fl p çat flmad na ba l olarak, oyuncular ya iflbirli ine gitmeye ya da rakip karfl s nda kazançl ç kmaya çal fl rlar. Her oyuncu kazanc n di er oyuncunun hareketlerine ra men, maksimum k lmak için çaba gösterir. Di er taraftan, -n- kifliyle oynanan oyunlarda en az ndan oyuncular, baflka ortaklar ve izleyecekleri stratejileri seçmekte daha fazla opsiyona sahiptirler. Örne in; ittifaklar, böyle bir strateji gelifltirme ve uygulama sürecinde önemli rol oynarlar. Ayr ca oyunlar, oyuncular n sahip olabilecekleri enformasyona (bilgiye) göre de s n fland r labilmektedir. Oyun, taraflar n bilinçli hareketleri üzerine kurulabilece i gibi, flans faktörü üzerine kurulmufl da olabilir. Do aya karfl oynanan ya da tek kifliyle oynanan flans oyunlar bu ikinci kategoriye girmektedir. ki kifliyle oynanan tüm oyunlarsa taraflar n bilinçli ve rasyonel davran fllar na dayanmaktad r. Bu arada oyuncular aras nda haberleflme bulunabilir ya da bulunmayabilir. Yine baz oyunlar, iflbirli ini öngörmekle beraber, genellikle oyunlar rekabete dayanmaktad r. Özellikle iki taraf n yer ald oyunlarda, taraflardan birinin kazanc, di er taraf n kayb na eflittir. Fayda skalas (ölçe i) aç s ndan bak ld nda bu ikinci kategoride, her iki taraf n faydalar n n toplam s f rd r (Allan ve Dupont, 1999: 28-29). flbirli i, Ortak Ç kar, Güven ve letiflim Faktörleri Oyunun sonuçlar farkl kriterlere ba l olarak de iflik biçimler alabilir. Bir oyunda, oyuncular aras nda bilgi ak fl ve haberleflmenin olup olmamas na, oyuncular aras nda güvenin olup olmamas na, oyunun tekrarlan p tekrarlanmamas na ya da kaç defa tekrarland na göre sonuçlar de iflebilir. Ayr ca, oyuncular n güçlerinin simetrik ya da asimetrik oluflu, oyuncular n iflbirli ini isteyip istememeleri, taraflar n net kazanç ya da mutlak kazanç peflinde olufllar, oyuncular aras ndaki sorunun egemenli i ilgilendiren bir sorun olup olmamas, iflbirli ine zorlay c bir unsurun bulunup bulunmamas, iflbirli inden kaç nman n maliyetinin ya da getirisinin yüksek olup olmamas da yine sonuçlar etkileyebilecek önemli faktörlerdir.

93 5. Ünite - Oyun Teorisi 85 Örne in; taraflar aras nda iletiflimin tam ve düzenli olmas yla iletiflimin olmamas halinde, taraflar n izleyecekleri stratejiler farkl olacakt r. Taraflar aras nda iletiflimin olmas ve birbirlerinin stratejilerinden haberdar olmalar, iflbirli ini mümkün k lacak bir faktördür. Oysa briç ve poker gibi haberleflmenin söz konusu olmad oyunlar, iflbirli inden ziyade rekabeti öngören oyunlard r. Ayr ca ödüller ve kay plar n art p azalmas ; di er taraf n olas stratejilerinde u rayaca zararlar ya da kendi izleyece i stratejilerde elde edece i kazançlar, taraflar iflbirli ine yaklaflt rabilir ya da uzaklaflt rabilir. letiflim ve Güven Durumu flbirli i konusunda istekli, aralar nda güven unsurunun ve iletiflimin söz konusu oldu u iki oyuncunun nas l bir strateji izleyecekleri ve elde edecekleri sonuçlar Tablo 5.1 de görülmektedir. Tüm di er oyun modellerinde ve matrislerde oldu u gibi, burada da her iki oyuncu için, iki farkl strateji ve buna göre dört farkl sonuç söz konusudur. Kutular n sa (üst) köfledeki rakamlar B oyuncusu için olas sonuçlar (puanlar ), sol (alt) köfledeki rakamlar ise A oyuncusu için söz konusu olan sonuçlar (puanlar ) göstermektedir. Taraflar aras nda güven unsuru oldu unda, her iki oyuncu da II no lu stratejiyi (AII,BII) benimseyece i için sonuç 10,10 olacakt r. A Oyuncusunun Stratejisi I II 2 (A) 0 (A) B Oyuncusunun Stratejisi I II 2 (B) 13 (A) 13 (B) 10 (A) 0 (B) 10 (B) Tablo 5.1 Matris 1- letiflim ve Güven Durumu (AII, BII) Ortaya ç kan tablo, tamamen iletiflim ve güvenin varl na dayanmaktad r. Aksi halde sonuç AI, BI fleklinde olacak ve sonuçta taraflar n kazançlar 10 yerine 2 de kalacakt. Her iki taraf için iletiflim ve güven söz konusu oldu unda taraflar karfl l kl kazançl ç kmaktad r. Oysa tek bir taraf n iletiflim kurmas ve bilgi vermesi durumu do ald r ki güven ortam na uymayan taraf baflta kazançl k lacak ancak bu durum oyunu sona erdirecektir. Rekabet ve Güvensizlik Durumu Taraflar aras nda iletiflim ve güvenin bulunmamas halinde, di er bir ifadeyle taraflar aras nda iflbirli i yerine rekabetin, güven yerine güvensizli in ve iletiflim yerine iletiflimsizli in söz konusu oldu u durumlarda sonuç Tablo 5.2 deki gibi olacakt r. Taraflar aras nda güven ve haberleflme olmad için, taraflar rakibin en olumsuz tutumuna göre stratejilerini belirleyeceklerinden her iki oyuncu için de II nolu strateji daha rasyonel bir strateji olacak ve sonuç AII, BII (0,0) fleklinde gerçekleflecektir. A Oyuncusunun Stratejileri I II 10 (A) 11 (A) B Oyuncusunun Stratejileri I II 10 (B) -10 (A) -10 (B) 0 (A) 11 (B) 0 (B) Tablo 5.2 Matris 2- Rekabet ve Güvensizlik ( letiflim ve Güvenin Yoklu u AII, BII)

94 86 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Oysa taraflar iletiflim ve güveni sa layarak iflbirli i yapsalard izleyecekleri strateji I nolu strateji olaca ndan ortaya ç kan sonuç AI,BI (10,10) olacakt. Ortak Ç karlar Durumu Oyunlar oyuncular n ç karlar na göre de s n fland r labilir. Buna göre oyuncular benzeflen ç karlara, z t ç karlara ya da kar fl k ç karlara sahip olabilirler. Benzeflen ç karlara sahip olan iki oyuncunun durumu Tablo 5.3 teki gibi ifade edilirse A ve B oyuncular n n önlerinde iki strateji, yani A oyuncusu için AI ve AII, B oyuncusu için ise BI ve BII seçenekleri bulunmaktad r. Her iki oyuncunun da ç karlar ayn oldu undan A oyuncusu ne kadar kazan rsa B oyuncusunun kazanc da o oranda artmaktad r. Her iki oyuncunun da rasyonel davranmas ve I. stratejiyi seçmesi durumunda (AI, BI) matriste de görüldü ü gibi, her ikisinin de kazanc 20 olurken, di er stratejilerin seçilmesi durumunda kazanç bu kadar yüksek olmamaktad r. Bu tür oyunlar, oyuncular n iflbirli i yaparak kazançlar n art rmalar n öngören oyunlard r. Ancak, gerçek hayatta ç karlar n tamam yla ayn olmas, oldukça nadir rastlanan bir durum olmakla birlikte yaklafl k ayn olmas daha ola- an bir durumdur (Harsanyi, 1969: 372). Tablo 5.3 Matris 3- Ortak Ç karlar Matrisi (AI, BI) A Oyuncusunun Stratejileri B Oyuncusunun Stratejileri I II I +20, , +10 II 0,0 +5, +5 Z t Ç karlar Durumu Oyuncu ç karlar n n tamamen birbirine z t oldu u durumlardaysa oyun, iki kiflilik s f r toplaml oyunlara benzemektedir. Afla da daha ayr nt l ele al nacak olmakla beraber, bu tür durumlarda bir oyuncunun kazanc, di erinin kayb na eflit oldu- undan, birine X dersek di erininki -X olaca ndan toplam daima s f r [X+(-X)=0] ç kar. Ancak gerçek hayatta, taraflar n baz noktalarda ortak ç karlar söz konusu olabilece i için oyun, tam olarak s f r toplaml olmayabilir. Örne in; iki kiflilik poker oyunu para ile oynand nda, birinin kazanc di erinin kayb yla karfl lanacakt r. SIRA S ZDE 1 Tablolarda matrislerle ifade edilen iliflkiler, uluslararas politika için, sizce nas l durumlara uygulanabilir? OYUN TEOR S MODELLER Oyunlar iflbirli ine aç k olup olmamalar na göre s n fland r labilmektedir. Oyun teorisi ve modelleri, esas olarak sonuçlar üzerine kurulu oldu undan, bu çerçevede kazanc n yap s, oyunun niteli inin belirlenmesi aç s ndan ayr bir öneme sahiptir. Poker, briç ve dama gibi rekabete dayal oyunlar d fl nda, pekçok oyun, iflbirli ine yol açabilir hatta bunu gerektirir. Buradan yola ç karak oyunlar, sabit toplaml (s - f r toplaml ) ve de iflken toplaml oyunlar olarak, iki ana gruba ayr lmaktad r. Bunlardan sabit toplaml oyunlar, oyuncular aras nda tam rekabete dayal oyunlard r. Bu tür oyunlar; birinin kazanc di erinin kayb na eflit oldu u için, sonucun s f r ç kt, s f r toplaml oyunlar olarak nitelendirilmektedir. Oyunculardan birinin kazanc di erinin ayn oranda ve miktarda kayb anlam na geldi i için sonucun de- iflmemesi nedeniyle sabit toplaml oyunlar olarak nitelenebilir.

95 5. Ünite - Oyun Teorisi 87 S f r toplaml olmayan oyunlar da diyebilece imiz de iflken toplaml oyunlardaysa oyunun sonundaki toplam kazanç, taraflar n izleyecekleri ortak stratejilere ba l olarak de iflebilmektedir. Oyuncular aras nda yap lacak iflbirli i ya da izlenecek stratejinin koordinasyonu, oyunun sonunda elde edilecek kazanc art rabilir. Asl nda bu oyunlarda oyuncular, birbirlerinden ba ms z da hareket edebilecekleri için bunlar, iflbirli i kadar rekabete aç k oyunlard r. flbirli i yoluyla kazanc n art r lmas na örnek olarak, ticari anlaflmalar ve ekonomik entegrasyonu verebiliriz. Avrupa Birli i ne üye her ülke, serbest pazar oluflturma sürecine kat larak toplam kazanc n art rmaya çal fl rken üye ülkelerin toplam ticaret hacmi artmakta ve sonuçta üye ülkelerin yapt bu ekonomik iflbirli i, onlar n tek tek elde etmeye çal flt klar toplam kazanc n artmas na da yol açmaktad r. S f r Toplaml Oyunlar S f r toplaml (zero-sum) ya da sabit toplaml (fixed-sum) oyunlar n, birinin kazanc n n di erinin kayb anlam na gelen oyunlar oldu u yukar da belirtildi. fians oyunlar, dama ve iki kiflilik poker, s f r toplaml oyunlara verilebilecek klasik örneklerdir. Gerçek hayattan bir örnek vermek gerekirse iki aday n yar flt seçimlerde de ayn durum vard r. Adaylardan birinin ald her oy, di eri aç s ndan kaybedilmifl oy say ld ndan, sonuç s f r toplaml d r. ki oyuncuyla oynanan s f r toplaml bir oyunda, taraflardan biri için iyi olan fley di eri için kötüdür. Bu mant k, geçmifl yüzy llarda dinsel kökenli ideolojilerde kullan ld gibi, yak n geçmiflte So uk Savafl döneminde de kullan ld, Do u Blo u için iyi olan Bat Blo u için kötü ya da SSCB için iyi olan ABD için kötü anlam na geldi. Ayr ca dünyan n iki blo a ayr ld - dönemde, iki süper devletten birinin kaybetti i bir etki alan, di erinin kazanc anlam na gelmekteydi. Dolay s yla s f r toplaml oyunlar, uzlaflmas mümkün olmayan çat flmalara ve gerilimlere s kça uygulanan bir yöntemdir. Bloklar aras nda, Uzak Do u da, Orta Do u da, Hindi Çini nde ve Afrika daki çat flmalarda s f r toplaml oyunlara benzeyen çat flmalar olmufltur. Ancak 1950 lerin ortalar ndan itibaren Çin Halk Cumhuriyeti ve Ba lant s z ülkeler, bu çat flma ve paylafl m alan d fl - na belli ölçülerde ç kabilmifllerdir. S f r toplaml oyunlar n bir defa oynand varsay lmaktad r. Ayr ca, oyunun her bir aflamas, bir öncekinden ba ms z ele al nmaktad r. AOyuncusu çin Stratejiler B Oyuncusu çin Stratejiler I II I +4, -4-3, +3 II +3, -3-4, +4 Tablo 5.4 Matris 4- S f r Toplaml Oyunlar S f r toplaml oyunu gösteren Tablo 5.4 te de görüldü ü gibi, iki oyuncu ve her bir oyuncu için iki olas strateji bulunmaktad r. Matrise göre, A ve B oyuncusunun AI, BI stratejisini seçmesinde birinci oyuncu 4 kazan rken ikinci oyuncu 4 kaybetmekte, di er stratejilerde de görüldü ü gibi, dört defa oynanan oyunun sonunda her bir strateji için ortaya ç kan sonuç, bir oyuncunun kayb n n di erinin kazanc - na eflit olmas d r. Tabloda görüldü ü gibi, taraflardan biri oyunlar n sonunda kazançl ç kabilmekte, fakat birinin kazanc di erinin kayb na eflit olmaktad r. Taraflardan birinin daha avantajl ya da daha güçlü olmas halinde, di er taraf n stratejisi kendi zarar n minimumda tutmaya ya da di er taraf n kazanc n minimuma düflürmeye yönelik olmaktad r. Tablo 5.4 te B oyuncusu oyunun bafl nda daha avan-

96 88 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I S f r toplaml oyunlarda izlenen stratejiler maksimin ya da minimaks olarak ifade edilir. S f r toplaml oyunlarda oyuncular maksimum olabilecek zararlar n minimum ve minimum olabilecek kazançlar n da maksimum k lmaya çal flt klar ndan buna maksimin ya da minimaks strateji denmektedir. Di er bir deyiflle taraflar, rakibin maksimum kazanc n n minimum, minimum kayb n nsa maksimum olmas na çal fl rlar. Ayr ca bu tür bir oyunda, her bir oyuncunun di er bir stratejiyi seçmesini ya da iflbirli ine gitmesini gerektirecek bir durum söz konusu de ildir. tajl ya da daha güçlü taraf oldu undan, A oyuncusu strateji belirlerken B oyuncusunun maksimum kazanc n minimumda tutmaya, kendi maksimum zarar n minimuma düflürmeye çal flmaktad r. Günlük hayatta bunun pekçok örneklerine rastlamakla beraber, en basit ifadeyle maksimin ve minimaks strateji, elindeki kartlar iyi oldu u sürece kazanc n mümkün oldu u kadar art rmay, flans aleyhine döndü ü andaysa oyunu b rakarak zarar minimumda tutmay öngörmektedir. S f r toplaml oyunlardaki minimaks (maksimin) çözümlerde, yukar da da belirtildi i gibi, rakibin kazanc n maksimum k lmaya çal flaca varsay m yla hareket edilirken kayb n minimum düzeyde tutulmas yönünde bir stratejinin benimsenmesi öngörülmektedir. Böyle bir durumda oyuncu, ya alternatif kazan mlar aras ndan minimum kazanca raz olmakta ya da olas zararlar aras ndan minimum zarar (göreceli olarak kendisi için maksimum kazanç say lmakta) seçmektedir. Buna, kötünün en iyisini seçme de denebilir. Ancak, her iki oyuncu için öyle bir nokta vard r ki burada, bir taraf n minimum kazanc di er taraf n minimum kayb yla çak flmaktad r. Bu durum afla daki Tablo 5.5 te görülmektedir. Burada her iki oyuncunun da II nolu stratejiyi izlemesi ç kar nad r. A oyuncusu maksimum kayb n minimum, B oyuncusu da minimum kazanc n maksimum k lman n yolunu II nolu stratejide gördüklerinden bu nokta maksimin minimaks noktas d r. B oyuncusu II nolu stratejiyi izlerken A oyuncusu I nolu stratejiyi izlerse 4 kayb olacakt r. Her iki oyuncunun da I nolu stratejiyi izlemesi için de B oyuncusunun aptal olmas gerekir. Çünkü; bu durumda A, 7 kazan rken B, 7 kaybetmektedir. Tablo 5.5 Matris 5- S f r Toplaml Oyunlar (Maksimin/minimaks: AII,BII=+1,-1) A Oyuncusunun Stratejileri B Oyuncusunun Stratejileri I II I +7, -7-4, +4 II +2, -2 +1, -1 ster bir optimal denge olsun, ister olmas n bütün s f r toplaml oyunlar rekabet ve çat flmay öngören oyunlard r. Bu tür oyunlar taraflar aras nda iflbirli ine aç k de ildir. Baflka bir deyiflle s f r toplaml oyunlarda hem iflbirli i taraflar n avantaj na bir durum olmad ndan, hem de taraflar iflbirli ine yöneltecek bir faktör bulunmad ndan iflbirli i gerçekleflmez. Tablo 5.6 Matris 6- S f r Toplaml Oyunlar Fakat afla daki tabloda görüldü ü gibi, s f r toplaml oyunlarda bazen bir optimal denge noktas olmayabilir. Örnek matris üzerindeki durumda B oyuncusu II nolu stratejiyi izleyerek kayb n en aza indirmeye çal flacakt r (15 yerine 5 ya da 7). Bunu tahmin eden A oyuncusu ak ll davranarak II nolu stratejiyi izleyerek B nin kayb n n 5 yerine 7 olmas n (böylece rakibin minimum kayb n maksimize edecek) kendisininse 5 yerine 7 kazanmas n sa lamaya (minimum kazanc n maksimize edecek) çal flacakt r. Oysa bu durumda B oyuncusu için ak ll strateji I nolu strateji olaca ndan, kendinin 4 kazanmas n, A n n ise 4 kaybetmesini sa lamaya çal flacakt r. Bunu düflünen A oyuncuysa daha ak ll davranarak I no lu stratejiyi izleyerek kendi kazanc n n 15, B nin kayb n n ise 15 (maksimum) olmas n sa layacakt r. Taraflar n birbirlerinin davran fllar n takip ederek kar fl k bir strateji izledikleri böyle durumlarda, kesin bir optimal denge noktas belirlemek oldukça zordur. Taraflar birbirlerini, kendilerinin daha avantajl oldu u stratejiyi seçmeye zorlayacaklard r. Böyle durumlarda blöf oldukça ifle yaramaktad r (Kaplan, 157: ). A Oyuncusunun Stratejileri B Oyuncusunun Stratejileri I I +15, , -5 II -4, +4 +7, -7 II

97 5. Ünite - Oyun Teorisi 89 Tablolarda aç klanan iliflkilerin karmafl k yap s na ra men, rasyonalite (gerçekçilik) maksimin ve minimaks stratejinin temel unsurudur. Oyuncu böyle bir durumda rakibin en olumsuz pozisyonuna göre kendini ayarlar. Di er bir deyiflle di er oyuncunun en olumsuz tavr na karfl, kendisine en iyi savunmay sa layacak stratejiyi seçer. Dolay s yla her iki oyuncu da di eri karfl s nda kendisine en iyi kazanc sa layacak flekilde oyunu oynar ve bunu yaparken daha ziyade rakibin kapasitesine göre strateji gelifltirir. ABD ile SSCB aras nda So uk Savafl dönemindeki silahlanma yar fl nda, Amerikan hükümeti, SSCB nin gelifltirdi i SS-9 füzelerini ilk vurufl için kullanmas halinde, ABD nin misillemede bulunma yetene ini önemli ölçüde etkisizlefltirece i varsay m yla füzesavar füze (anti balistik füze) sistemini gelifltirmifltir. Burada ABD, Sovyetlerin ne yapaca üzerinde durmam fl, en olumsuz durum karfl s nda kendisini garanti alt na almaya çal flm flt r. Bu tutumda, Sovyetlerin bu füzeleri, gerçekten bir sald r amac yla m, yoksa pazarl k gücünü art rmak amac yla m gelifltirip konuflland rmaya bafllad fazla önemli olmam flt r. Di er bir deyiflle rakibin niyetiyle ilgilenilmemifl sadece rakibin sahip oldu u potansiyel dikkate al narak en kötü duruma göre hareket edilmifltir. Kuflkusuz oyuncular n böyle davranmas nda, iletiflim eksikli i, yoklu u ya da enformasyonun çarp t lm fl olabilece i ihtimali, rakibin niyetinin tam olarak bilinmesini engelledi i için önemli bir etkendir. Bu flartlarda rakibin kapasitesini tahmin etmek, niyetini tahmin etmekten daha kolayd r. Bu nedenle s f r toplaml oyunlar savafl durumunda izlenen stratejilere oldukça benzemektedir. Örne in; bir savafl s ras nda bir devlet, ya rakibin kapasitesinden yola ç karak ne yapabilece ini ya da niyetinin ne oldu unu tahmin etmeye çal flarak strateji gelifltirecektir. Kuflkusuz birinci yol ikincisine göre hem daha kolay hem de daha güvenlidir (Hopkins ve Mansbach, 1973: 362). S f r toplaml oyunlar n bir di er özelli i de taraflar, rakibe güvenmeyi öngören gerilimi azalt c politikalar izlemekten al koymas d r. Ayr ca bu tür oyunlarda, rakibin niyetini anlamak için de olsa ödül yöntemine ya da kendi niyetinin bar flç l oldu u konusunda di er taraf ikna etmeye çal flma gibi yöntemlere baflvurulmaz. Bu yönüyle karfl l kl kuflkuya dayan r. Rakibin de ayn flekilde davranaca varsay m yla hareket edildi inde, taraflar n buna göre hareket etmesi, var olan düflmanl n daha da artmas na neden olur. Ancak hemen belirtmek gerekir ki uluslararas politikadaki çat flmalar n s f r toplaml m (sabit toplaml ), yoksa de iflken toplaml m (s f r toplaml olmayan) olaca karar vericilerin alg lamas, sistemin yap s ve çat flman n boyutuna da ba l d r. Genellikle karar vericiler, verili koflullarda çat flmay alg lay fl biçimine göre bu stratejilerden birini benimsemekte, ya ortadaki kazanc paylaflmak için iflbirli ini seçmekte ya da zarar n en aza indirerek en fazla kazanan taraf olmak istemektedir. Ayr ca, birçok uluslararas etkileflimde, ister çat flan ç karlar olsun ister uzlaflan ç karlar olsun, toplam kazanc paylaflmak ya da zarar en aza indirmek için bir parça da olsa karfl l kl güven zorunludur. Örne in; bir spor müsabakas nda bu olmayabilir, çünkü; bu tür durumlarda bir kazanan bir de kaybeden taraf oldu undan, taraflar n her ikisi de mutlaka kazanmak için oynarlar. Oysa uluslararas politikada, devletlerin bu mant kla hareket etmesi, tehlikeli sonuçlar do urabilir (Hopkins ve Mansbach, 1973: 364). Uluslararas hukukun geliflmesi ve say s her geçen gün artan uluslararas örgütler aç s ndan, s f r toplaml oyunlar n uluslararas iliflkilere uyarlanmas n tart fl n z. 2 SIRA S ZDE

98 90 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I S f r Toplaml Olmayan Oyunlar Günlük yaflamdaki ve uluslararas politikadaki çat flmalar n hepsi s f r toplaml de- ildir. Bunlar n birço u de iflken toplaml (variable-sum) ya da s f r toplaml olmayan (non-zero-sum) oyun modellerine benzemektedir. De iflken toplaml oyunlarda birinin kazanc di erinin kayb na eflit olmad ndan, kay p ve kazançlar n toplam s f r olmak zorunda de ildir. S f r toplaml olmayan (de iflken toplaml ) oyunlarda s f r toplaml (sabit toplaml ) oyunlardan farkl olarak, oyuncular ikiden fazla da olabilir. Bu tür oyunlar, oyuncular n rekabet etmesini öngördü ü gibi, iflbirli ine de aç k oyunlar oldu undan, oyuncular n iflbirli ine gidip gitmemelerine ba l olarak farkl sonuçlar ortaya ç kabilmektedir. Dolay s yla oyuncular birlikte kaybedebilecekleri gibi, ortak ç karlar do rultusunda iflbirli ine gitmeleri halinde birlikte kazanabilirler. Gözden kaç r lmamas gereken durum, uluslararas iliflkilerde, seçenek ve sonuçlar n, her zaman oyun teorisinin teorik çerçevesine uymayabilece idir. Taraflardan birinin, iflbirli ini gerekli gördü ü durumu, di er taraflar ç karlar na ayk r bulabilir. Örne in; ABD ve SSCB aras nda imzalanan SALT II antlaflmas n n yürürlü e girememesine bir ölçüde taraflar n durumu farkl alg lamalar neden olmufltur. Dolay s yla bazen, çat flan taraflar n farkl alg lamalar nedeniyle de iflken toplaml bir oyun, s f r toplaml hale dönüflebilmektedir (Deutsch, 1988: ). De iflken toplaml (s f r toplaml olmayan) oyun modelleri aras nda özellikle üçü dikkat çekmektedir. Bunlar: Tavuk oyunu (chicken game) modeli, geyik av (stag hunt) modeli ve mahkûmun ikilemi (prisoners dilemma) modelidir y l nda James Dean ve Natalie Wood un baflrollerini oynad klar Asi Gençlik (Rebel Without A Cause) filminde, iki genç bir tür düelloya karar verirler. Kulland klar çal nt arabalar uçuruma do ru sürerek, arabadan önce atlayan taraf korkak tavuk diye itham ederler. James Dean in canland rd karakter arabadan zaman nda atlarken di er karakter (Buzz) montu arabaya tak ld için can n kurtaramaz. Tavuk Oyunu Modeli Karfl l kl tehdit alg lamas n n söz konusu oldu u bu modelde, oyuncular n ç karlar karfl l kl çat fl r. Klasik tavuk oyunu, de iflken toplaml (s f r toplaml olmayan) oyunlara verilebilecek en iyi örnektir. Tavuk oyunu (chicken game) modeli, ayn fleritten karfl yönde son h zla seyreden iki genç sürücünün cesaretlerini göstermek amac yla oynad klar ve y llar önceki bir Hollywood filminden esinlenerek gelifltirilen popüler bir oyun modelidir. Oyunun kural na göre, sürücülerden, di erine çarpmamak için son anda flerit d fl na ç kan oyunu kaybetti inden tavuk olarak adland r l p tak m arkadafllar n n gözünden düflerken flerit de ifltirmeyen oyuncu oyunu kazanm fl say lmakta, tak m arkadafllar taraf ndan kahraman olarak nitelenmektedir. Sürücülerin önünde duran opsiyonlardan (seçeneklerden) birincisi, iflbirli i yaparak her ikisinin birden flerit d fl na ç karak iflbirli ine gitmesi (ancak di- er oyuncunun bunu yapmama olas l söz konusu oldu undan oyuncu, tavuk olmay, arkadafllar n n gözünde küçük düflmeyi, oyunu kaybetme riskini göze almaktad r), ikincisi, flerit de ifltirmeyerek birbirlerine çarparak ölmeleri, üçüncüsü ise ölümü göze alarak flerit de ifltirmeyip di erinin flerit de ifltirmesini ve tavuk olmas n sa layarak oyunu kazan p kahraman olmakt r (Deutsch, 1988: 148). Bunu matematiksel olarak ifade etmek gerekirse Tablo 5.7 de de görüldü ü gibi dört olas sonuç söz konusudur: 1- A ve B sürücüleri son anda iflbirli ine giderek flerit de ifltirirler ve ikisi de -5,-5 al rlar (AI,BI); 2- A sürücüsü iflbirli ine gitmek isteyerek flerit de ifltirir, ancak B bunu yapmad ndan oyunu kaybeder ve A n n puan -10, B nin puan +10 olur (AI,BII); 3- B sürücüsü iflbirli ine gitmek isteyerek flerit de ifltirir, ancak A bunu yapmad ndan oyunu kaybeder ve arkadafllar n n gözünde küçük düfler ve bu durumda A n n puan +10 olurken B ninki -10 olur (AII,BI); 4- her iki oyuncu da flerit de ifltirmedi inden çarp flarak ölürler ve bu durumda puanlar -50, -50 olur (AII,BII). Dikkat edilirse 2 (AI,BII) ve 3 teki (AII,BI) stratejilerin izlenmesi durumunda oyun s f r toplaml ya dönüflmektedir. Bu nedenle oyun bütünü itibariyle de iflken toplaml bir oyun olarak nitelenmektedir.

99 5. Ünite - Oyun Teorisi 91 A Oyuncusunun Stratejisi B Oyuncusunun Stratejisi I II I -5, -5-10, +10 II +10, , -50 Tablo 5.7 Matris 7- Tavuk Oyunu (Chicken Game) Bu durumda her iki oyuncu için minimaks (maksimin) durumu birinci durum olup, -5 er puana raz olarak kayb minimize etmektir. Burada di er sürücü iflbirli- i yaparsa her ikisi de diskalifiye olmaktan kurtulur; di eri iflbirli ine gitmese bile en az ndan sa kalmas söz konusudur. Öbür alternatiflerdeyse di erinin davran - fl na ba l olarak kazanç olas l olsa da risk oldukça yüksektir. Görüldü ü gibi, iflbirli i için burada birinin karar yeterli olmay p ikisinin de ayn derecede bunu arzu etmesi, bunun için de di erinin niyetinden tam olarak emin olmas gerekir. Ancak bu oyunda son h zla birbirlerine karfl araba kullanan oyuncular n di erinin ne yapaca n görebilmesi mümkün olmad ndan, her iki oyuncu da ne yapacaklar konusunda önceden tasarlad klar stratejiyi uygularlar. Bu oyunda en rasyonel olan tercih (opsiyon), her iki oyuncunun da iflbirli ine yönelik bir strateji izlemesidir. Her iki oyuncu için de olumsuz sonuç yani 4. alternatifteki durumun söz konusu olabilmesi için oyuncular n her ikisinin de irrasyonel olmas gerekir; aksi takdirde birinin rasyonel olmas yetmemekte, fakat daha da kötü bir sonuçtan kurtulma imkân bulunmaktad r. Her iki oyuncunun da rasyonel olmas durumundaysa iflbirli i, yani 1 deki strateji tercih edilece inden oyuncular için mutlak kay p söz konusu olmamaktad r. So uk Savafl döneminde ABD ve SSCB aras ndaki çat flma genel olarak s f r toplaml olmayan bir flekilde geliflmifltir. Taraflar n rasyonel davranmas sonucunda, Küba ve Berlin Krizi örneklerindeki gibi, bir taraf n kesin üstünlü ünün söz konusu olmad biçimde uzlaflmayla çözümlenmifltir. Her iki çat flmada da taraflar rasyonel davranmam fl olsa, sonuç hem bu süper güçler hem de bütün dünya aç s ndan tam bir felaket olabilirdi. Söz konusu krizlerde taraflar iflbirli i yapmaya zorlayan neden, iflbirli inden kaç nman n her iki taraf için de nükleer savafl olas l dolay s yla topyekün mahvolmayla sonuçlanacak olmas yd. Dolay s yla taraflar n pozisyonlar t pk tavuk oyunu modelindeki yar flç lar n durumlar na benzemekteydi. Çünkü 1962 Küba Krizi esnas nda ABD ve SSCB nin karfl karfl ya olduklar iki strateji bulunmaktayd : Ya geri çekilecekler ya da kararl bir flekilde politikalar nda srar edeceklerdi. Ancak her ikisi de birinci stratejiyi seçtikleri için görünüflte kaybetmifl olsalar da felaketi önleme söz konusu oldu u için kazançl ç km fllard r. Fakat bu durumda birisi farkl bir politika izleseydi, di eri kayba u rayan taraf olacak ve oyun bir anda s f r toplaml ya dönüflecekti. ABD N N STRATEJ S Ödün Verme (I) Ödün Vermeme (II) Ödün Verme (I) SSCB N N STRATEJ S Ödün Vermeme (II) +2-8 Tablo 5.8 Matris 8- Küba Krizi (ABD ve SSCB nin stratejileri)

100 92 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Tablo 5.8 de de görüldü ü gibi, böyle bir durumda her iki taraf da iflbirli ini tercih ederek geri çekilmeye ya da taviz vermeye yanaflt nda taraflar n kay plar -1, -1 (I,I durumu) olurken, her iki taraf n da politikas nda srar etmifl olmas halinde bu kay p -8,-8 (II, II durumu) fleklinde gerçekleflecek ve dayan lmaz bir boyuta ulaflacakt r. Ancak taraflardan biri iflbirli ini tercih ederken yani ödüne yanafl rken di eri, politikas nda srar ederse ödün veren taraf kaybederken di er taraf kazanc n art rm fl olacakt r (I,II ya da II,I durumlar ) Geyik Av Modeli De iflken toplaml (s f r toplaml olmayan) ve ikiden fazla (n) oyuncunun söz konusu oldu u çat flmalarda kullan lan di er bir oyun teorisi modeli ise geyik av (stag hunt) örne indeki avc lar n durumudur. Buna göre tam ac km fl olan avc lar gördükleri geyi in etraf n çevirerek iflbirli i yaparlarsa avlayacaklar geyik hepsinin doymas na yetecek ölçüdedir. Burada avc lar bir araya getiren ortak ç kar açl kt r ve herhangi birinin iflbirli inden vazgeçmesi geyi in kaçmas na neden olaca- ndan istenen ortak amaca hiç ulafl lamayacakt r. Amaca ulafl lmas iflbirli inin tam olarak gerçekleflmesine ba l d r. Ancak her bir avc bir tavflanla da doyabilece inden (ç kar n tek bafl na baflka bir yolla gerçeklefltirebilece inden) pusu esnas nda gördü ü bir tavflan n pefline düflerek, pusuyu (iflbirli ini) terk etmesi durumunda, tek bafl na tavflan belki avlayacak belki de avlayamayacak fakat bu arada geyik de avlanmam fl olacakt r. Böylece iflbirli inden vazgeçilmesiyle ya yaln zca bireysel ç kar çok küçük ölçüde tatmin edilmifl olacak (Çünkü; geyikten bir kifliye düflecek pay, bir tavflandan çok daha fazlad r) ya da hem bireysel hem de ortak ç - kar gerçekleflememifl olacakt r. Oysa iflbirli ine gidilseydi ortak ç kar n gerçeklefltirilmesiyle bireysel ç kar da gerçekleflmifl olacakt. Dolay s yla her avc için iki alternatif söz konusudur; ya daha tatmin edici bir sonuca ulaflmak için iflbirli ini seçmek ya da bireysel ç kar küçük ölçüde tatmin etmeye çal flarak durumu riske sokmak. Çok tarafl uluslararas çat flmalar n birço una uygulanabilecek nitelikte olan bu tür oyunlarda, taraflar için en rasyonel olan iflbirli ini tercih etmektir (Deutsch, 1988:150). Hapisten kaçma girifliminde bulunan mahkûmlar önlemeye çal flan gardiyanlar n durumu da bu modele örnek olarak verilebilir. Mahkûmlar kaçmay planlarken gardiyanlar da bunu önlemeye çal fl rlar. E er az say daki gardiyan say ca çok olan mahkûmlar n kaçmas n önlemek için aralar nda iflbirli i yaparlarsa bunu önleyebilirler. Ayn flekilde mahkûmlar da kendi aralar nda iflbirli i yaparlarsa kaçma girifliminde baflar l olmalar mümkündür. Ancak bunlardan baz lar kendilerine hapishanede daha ayr cal kl davran lmas n isteyebilir ya da suçlar n n affedilmesi karfl l nda gardiyanlarla iflbirli ine gidebilirler. Bu durum günlük yaflamdaki grevlerde, sömürgeci ülkeye karfl yürütülen ba ms zl k hareketlerinde ve hükümet karfl t ayaklanmalarda da görülür. Ayr ca, uluslararas iliflkilerdeki kollektif güvenlik sorunlar na, ülkelerin yaklafl mlar ve bir büyük ülkeye karfl uluslararas koalisyon oluflturulmas da de- iflken toplaml oyunlardan geyik av oyununa benzemektedir. Mahkumun kilemi Modeli De iflken toplaml (s f r toplaml olmayan) oyunlara verilebilecek bir di er ilginç örnekse mahkûmun ikilemi (prisoners dilemma) oyunudur. ki devlet aras ndaki uluslararas çat flmalara uygulanabilecek ve gerçekçi say labilecek bir model olarak kabul edilen mahkûmun ikilemi modelinde taraflar n, karfl l kl istenmeyen bir

101 5. Ünite - Oyun Teorisi 93 durumdan kaç nmalar için iflbirli i yapmalar gerekmektedir. Ancak aralar nda iletiflim olmad için, di er tarafa güvenmemeleri ve di er taraf n iflbirli inden kaç - nabilece i riskini göze almalar gerekir. Oyuna göre, hapishanede tutulan, birlikte suç iflledikleri iddias yla yarg lanan iki mahkûmun hüküm giymesi, en az ndan birinin konuflarak suçu ifllediklerini itiraf etmesine ba l d r. Oyunun koflullar flu flekildedir: Ayr hücrelerde bulunan mahkûmlar n tek tek sorgulanmalar s ras nda, di erinden bir gün önce itiraf eden kiflinin bir miktar para ile ödüllendirilece i ayr ca serbest b rak laca vaadinde bulunulmaktad r. Taraflardan birinin idam edilebilmesi için gerekli suç tutana n n oluflturulmas n n sa lanm fl olaca belirtilmektedir. Arkadafl erken konuflursa ayn durum kendisi için söz konusu olacak olan ve arkadafl ödüllendirilerek serbest kal rken kendisi idama mahkûm olaca n düflünen her iki taraf ayn gün itiraf ederlerse idama mahkûm olmayacaklar fakat onar y l hapis yatacaklard r. Bununla beraber, ikisi de konuflmamay tercih ederlerse, para ödülü alamayacak ama ikisi de serbest kalacakt r. Her ikisine de düflünmeleri için ertesi güne kadar izin verilir. Mahkûmlar hücrelerine çekilerek yüz yüze kald klar ikilem üzerinde strateji gelifltirmeye bafllarlar. ki olas l k bulunmaktad r; (1) iflbirli i yaparak konuflmay p birlikte serbest kalmak, (2) itiraf ederek ölüm cezas ndan kurtulmak. Matematiksel olarak ifade edilirse, iki oyuncu için olas dört sonuç flu flekilde s ralanabilir: 1. Her iki oyuncunun da konuflmamay tercih etmesi ve bunun karfl l nda para ödülü alamasalar da serbest kalmalar. Tablo 5.9 da göstermek gerekirse bu durumda A ve B nin puanlar +1,+1 (AI,BI) fleklinde olacakt r. 2. A sessiz kal rken B konuflursa A idama mahkûm olurken B para ödülüyle beraber serbest kalacak ve puan durumlar -20, +20 (AI,BII) fleklinde olacakt r. 3. B sessiz kal rken bu defa A konuflursa B idama mahkûm olurken A para ödülüyle beraber serbest kalacak, bu defa da A ve B nin puanlar öncekinin tersine +20, -20 (AII,BI) olacakt r. 4. kisi de rasyonel davran r, di erinin de ayn fleyi yapaca n düflünüp ayn gün konuflurlarsa ikisi de 10 y l hapse mahkûm olacak, fakat idamdan kurtulacaklard r. Bu durumda puan durumlar -10, -10 (AII,BII) fleklinde gerçekleflecektir. Bu oyuncular için en rasyonel strateji sonuncusudur. Çünkü; aralar nda hiç bir haberleflme olmad ndan, ayr ca önceden böyle bir durumla karfl laflacaklar n bilmediklerinden, birbirlerine güvenmeleri için, karfl l kl olarak hakk nda herhangi bir ön bilgiye sahip olmad klar ndan oyuncular, di erinin ne yapaca n bilememektedir (Deutsch, 1988: 151). A Oyuncusunun Stratejileri B Oyuncusunun Stratejileri I II I +1, +1-20, +20 II +20, , -10 Tablo 5.9 Matris 9- Mahkûmun kilemi S f r toplaml olmayan oyunlardan olan mahkûmun ikilemi modelinde oyunun olas tüm stratejilerinde taraflar, birlikte kazanabilecekleri ya da kaybedebilecekleri gibi, taraflardan biri için kay p di eri için kazanç anlam na geldi inden s - f r toplaml ya (AI,BII ve AII,BI) dönüflebilmektedir.

102 94 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Mahkûmun ikileminde, genellikle oyuncular n önceden birbirlerini tan mad klar, birbirlerinin geçmiflleri hakk nda hiçbir fley bilmedikleri, daha sonra da görüflmeyecekleri, aralar nda haberleflmenin ve güvenin bulunmad, oyunun bir defa oynand, tekrar edilmeyece i varsay lmaktad r. Oysa oyuncular n ayn sosyal çevreye ait olmalar, oyunun daha sonra tekrar edilece ini bilmeleri halinde taraflar n tutumlar farkl olabilir. Taraflar, ilerde iflbirli i imkân n n söz konusu olabilece ini göz önünde bulundurarak, iflbirli ini tercih edebilirler, rakibin iflbirli ine yatk n biri oldu unun bilinmesi halinde de iflbirli inin tercih edilmesi ihtimali yüksektir. Ayn flekilde rakibin, iflbirli i yerine k sa vadeli ç karlar n düflünen biri olarak bilinmesi, iflbirli i olas l n ortadan kald r c bir faktördür. Ayr ca oyuncunun içinde bulundu u toplumsal ve siyasal çevresinin onu iflbirli ine zorluyor olmas, di er taraf n stratejisini belirlemesinde önemli bir unsurdur (Nicholson, 1989: 29-30). Tablo 5.10 bir silahlanma yar fl n mahkûmun ikilemi modeliyle aç klamaktad r. Buna göre her iki devletin de silahs zlanmas halinde elde edilecek kazanç 3,3 (AI,BI) iken, her ikisinin de silahlanmas halinde kazanç 2,2 (AII,BII) olacakt r. Fakat taraflar aras nda güven eksikli i ve haberleflme olana n n yeterli olmamas, bu devletleri, güvenliklerini tehlikeye atmama do rultusunda hareket etmeye itece- inden, her ikisi de rasyonel davranarak silahlanmaya devam edece i için sonuç 2,2 olacakt r. Kald ki taraflardan biri silahs zlan rken ya da silahlanmaktan vazgeçerken di eri silahlanmaya devam ederse silahs zlanan taraf n (4-1=3) kayb 3 olacakt r. Çünkü; BII,AI ve AII,BI de sonuç 4,1 dir (Bennett, 1995: 25). Taraflar aras nda haberleflme ve güven olmad sürece her bir devlet, izleyece i strateji sonunda elde edece i olas kazan mlar ve kay plar hesap edecektir. Bizim örne imizde A Devleti silahs zlan rken (AI) toplam kazan m 4 (B nin izleyece i BI ve BII stratejilerinin sonucuna göre olas kazan mlar toplam d r ve 3+1=4 tür), net kazanc ysa 3 (BI ve BII stratejilerine ba l olarak elde edece i kazan mlar fark d r ve 7-4= 3 tür), silahlan rken (AII) ise toplam kazanc 6 net kazanc ysa 3 olmaktad r. Ayn fley B Devleti için de geçerlidir. Tablo 5.10 Matris 10- Silahlanma Yar fl ve Mahkûmun ikilemi A Devletinin Stratejisi Silahs zlanma I Silahlanma II 3 (A) 4 (A) Silahs zlanma I B Devletinin Stratejisi 3 (B) 1 (B) 1 (A) 2 (A) Silahlanma II 4 (B) 2 (B) Rasyonel çözüm AII, BII (Silahlanma, Silahlanma) Ayr ca, iki devlet aras ndaki iliflkide taraflar, ilk baflta iflbirli ini tercih etse bile herhangi bir devletin (A) bir teknolojik yenili i uygulayarak yeni bir silah sistemini gelifltirmesi, di er taraf da (B) benzer flekilde hareket etmeye yöneltecektir. Bu durumda A devleti de tekrar B devletinin bu tutumuna tepki göstererek silahlanmaya devam edecek ve sonuç, her ikisi için de üçüncü aflamada silahlanma fleklini alaca ndan, bu noktada, taraflar n geriye dönmeleri art k oldukça zor olacakt r.

103 5. Ünite - Oyun Teorisi OYUN MODELLER N N DE ERLEND R LMES ki kiflilik tavuk oyunu ve -n- say da oyuncunun söz konusu oldu u geyik av modellerinde oyuncular n iflbirli ine gitmeleri, kendi aç lar ndan daha rasyonelken, mahkûmun ikilemi modelinde oyuncular n iflbirli i yapmaya çal flmalar oldukça risklidir. Çünkü; mahkûmun ikilemi modelinde oyuncular n iflbirli ine gitmeleri, birlikte serbest kalma gibi bir sonucu getirmesi yan s ra, di erinin iflbirli inden vazgeçmesi, iflbirli ini benimseyen aç s ndan idama mahkûm olma gibi bir felaketle sonuçlanmaktad r (-20, +20). flbirli ine gitmemeleri durumunda (-10, -10) her ikisi için de ayn fley söz konusu olacakt r. Oysa tavuk oyununda, tam tersine, oyuncular n iflbirli ine gitmemesi, onlar aç s ndan bir felaketle (çarp flarak ölmeyle) sonuçlanabilir (-50, -50). Dolay s yla tavuk oyununda iflbirli ine gitmenin riski yüksek de ildir. Çünkü; di eri iflbirli ine gitmese bile sonuç, iflbirli i yapan için bir felaketle sonuçlanmamaktad r, en kötü haliyle oyunu kaybetmifl say lmaktad r (-10, +10). Fakat büyük olas l kla di eri de ayn flekilde hareket edece inden, her iki oyuncu için ayn sonuç gerçekleflmifl olacak (-5, -5) ve net bir kay p söz konusu olmayacakt r. Dolay s yla ideolojik vb. nedenlerle bafllayan ve t rmanan çat flmalar, silâhlanma yar fllar gibi birtak m sorunlar n bir türlü çözülememesi mahkûmun ikilemi modeline benzemektedir. Böyle durumlarda aktörler gerçekten iflbirli i yapm fl olsalar kazançlar oldukça yüksek olacakt r (silahs zlanmadan sa lanan ekonomik kaynaklar ve karfl l kl güvene dayanan iliflkilerin kurulabilme sürecinin bafllamas gibi), fakat di er taraf cayd takdirde iflbirli ini arzulayan taraf için riskler çok yüksek (di- erine karfl silahlanmad için ç kacak bir savafl kaybetme ve egemenli ini yitirme gibi) olacakt r (Deutsch, 1988: 151; Dougherty ve Pfaltzgraff, 1990: 516). Mahkûmun ikilemi modelinde oyunun tekrarlanacak olmas kadar hangi zaman aral klar yla tekrarlanaca ve rakibin verece i tepkinin boyutlar, taraflar n iflbirli ini tercih edip etmemelerinde önemli bir unsurdur. Yukar daki silahlanma örne inde de görüldü ü gibi, bir taraf n silah sistemini modernize etmesi zaman al - c bir davran fl oldu undan, taraflar n iflbirli inden uzaklaflmalar na yol açabilmektedir. Çünkü; böyle durumlarda devletler, k sa vadeli kazan mlar n, daha fazla tercih etme e ilimi içinde olabilmektedir. Tek tarafl olarak silahlanmas söz konusu devlet geçici de olsa stratejik bir üstünlük sa layaca gibi, karfl taraf n bunu dengeleyecek ya da geçecek ölçüde bir modernizasyona gidip gidemeyece i de belli de ildir (Nicholson, 1989: 33-34). Mahkûmun ikilemi oyunlar nda, oyuncular iflbirli i yaparak her ikisinin de birlikte serbest kalmas ya da silahs zlanarak buradan elde edece i kayna toplumsal refah art rmaya yönelik kullanmas ve böylece silahlanma girdab ndan ve ikileminden kurtulmalar haberleflmedikleri için mümkün olmamaktad r. Taraflar n birbirlerine güvenmemelerine neden olan ana faktör de asl nda bu haberleflme eksikli idir. Haberleflme eksikli inin giderilmesi ve taraflar n birbirlerine olan güvensizliklerinin ortadan kalkmas halinde sonucun farkl olaca beklenebilir. Uluslararas politikada ve diplomatik alandaki çat flmalarda arka arkaya gündeme gelen olaylarda bu karfl l kl iflbirli inin sert ya da yumuflak flekilde karfl l k görece ini öngörme imkân yoktur. Silahlanma yar fllar esnas nda taraflar di er taraf n durumunu ve niyetini tam olarak bilemediklerinden, kendileri için en rasyonel strateji silahlanmay sürdürmektir. Bu noktada di erine güvenerek silahlanmadan vazgeçmek, taraflar aç s ndan riskli ve rasyonel bir davran fl olarak görülmemektedir. ABD nin Küba Krizi ndeki tutumu bu aç dan de erlendirildi inde tavuk oyunundaki rasyonel stratejiye benzemektedir. Ticari çat flmalar ve tarife görüflmele- 95 ABD ve SSCB, 1962 de Küba krizi esnas nda, muhtemel askeri çat flman n nükleer bir savafla dönüflece ini ve sonucun her iki taraf için de yok olmayla sonuçlanaca n bildikleri için karfl l kl taviz vererek krizi sona erdirmeyi tercih etmifllerdir. John F. Kennedy ve Nikita Khruschev, SSCB nin Küba da; ABD nin Türkiye de konuflland r lm fl füzelerinin karfl l kl kald r lmas sözlerini vererek ve ABD nin deniz ablukas n kald rmas yla krizi sonland rm flt r. So uk Savafl döneminde diyalo a ve yumuflamaya da neden olan kriz, s f r toplaml olmayan oyun modeline benzemektedir.

104 96 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Resim Haziran 1961; Viyana Zirvesi ABD Baflkan Kennedy ve Sovyet Lideri Khruschev rinde yaflananlarsa mahkûmun ikilemi durumuna benzemektedir. Çünkü; bir devletin tarifeye iliflkin politikas di er devletin tutumuna ba l d r ve bir suistimal ya da provokatör davran fl misillemeyle karfl l k görebilir. Uluslararas çat flmalarda taraflar n, her zaman rasyonel davranmalar n bekleyemeyiz. Ayn zamanda, s f r toplaml gibi gözüken bir çat flma, zamanla taraflardan birinin, di erinin rasyonel davran p davranmayaca na bakmaks z n, yok olma ile prestij kayb aras nda bir tercih yapmas yla s f r toplaml olmayan (özellikle tavuk oyunundaki rasyonel strateji gibi) bir biçime dönüflebilmektedir. Ayr ca pekçok sorunda, taraflar n durumu alg lamalar n n farkl laflmas yla s f r toplaml oyunlarda de ifliklik gündeme gelebilmektedir. Örne in; Fransa ile Almanya aras ndaki iliflkiler, Fransa ya karfl kazan lan savafl n ard ndan 1871 de Alman birli inin sa lanmas ndan sonra hep s f r toplaml olarak devam etmifl olmas na karfl - l k, kinci Dünya Savafl ndan sonra Avrupa Birli i süreciyle ve bu oluflum içinde birlikte yer almalar yla s f r toplaml olmayan bir modele dönüflmüfltür. Ayr ca uluslararas çat flmalar n birço unda (önce iki taraf aras nda bafllasa bile) taraflar ikiden fazla (-n. say da) olabildi inden ve taraflardan birinin kayb di er tüm taraflar n kazanc anlam na gelmedi inden, oyun s f r toplaml oyunlardan çok, geyik av oyununda oldu u gibi, s f r toplaml olmayan oyunlara benzemektedir. Bu durum uluslararas iliflkilerde iflbirliklerinin nitel ve nicel anlamda geliflmesine, artmas na olanak sa lamaktad r. SIRA S ZDE 3 Uluslararas iliflkilerde daha yayg n olarak görülen model, s f r toplaml olmayan oyun modelidir argüman n tart fl n z. OYUN TEOR S NE YÖNEL K ELEfiT R LER Oyun teorisine yöneltilen temel elefltiri, teorinin gerçekleri basitlefltirdi i, insan davran fl ve pratik hayattaki durumlar üzerinde yap lm fl genifl bir araflt rmaya dayanmad için empirik de erinin fazla olmad d r. Ayr ca oyun teorisinin baz varsay mlar n n günlük yaflamla paralellik göstermedi ine de dikkat çekilmektedir. So uk Savafl n da etkisiyle, 1950 lerde genifl bir flekilde kabul gören, karar verme süreçlerine uygulanan oyun teorisinin kullan m nda 1960 lara gelindi inde belirgin

105 5. Ünite - Oyun Teorisi 97 bir azalma gözlenmifltir. Bunun nedenleri aras nda, toplumsal olaylar n oyun teorisiyle analiz edilmeye çal fl l rken basitlefltirildi i ve çarp t ld elefltirisi, matematikçilerin karmafl k oyunlar çözmeye yönelik teknikleri gelifltirememeleri ve çeflitli toplum bilimcilerin oyun teorisinin temel mant n sorgulamaya bafllamalar say - labilir (Hopkins ve Mansbach, 1973: ). Oyun teorisine yöneltilen baz elefltiriler de afl r matematiksel oldu u, bu yönüyle matematikle ilgilenmeyenlere fazla hitap etmedi idir. Elefltiri sahiplerine göre, uluslararas iliflkilerin matematiksel olarak ifade edilmesi, gerçe in çarp t lmas - na yol açmaktad r. Oyun teorisi, uluslararas iliflkileri indirgemeci bir yöntemle analiz ettti i için de elefltirilmektedir. Oyun teorisine yöneltilen bir di er elefltiri ise uluslararas iliflkilerin, özellikle s f r toplaml ve mahkûmun ikilemi gibi iki ana modele indirgenmifl olmas d r. Her iki model de taraflar n bencil davranmas n ve iflbirli inden kaç nmas n gerektirmektedir. Oysa uluslararas iliflkilerde çat flman n esas oldu u Hobesiyen bir durum her zaman söz konusu de ildir. Oyun teorisi, bu varsay mlar yla realizmin etkisi alt nda kalm fl bir görüntü sergilemektedir. Realizmin öngördü ü gibi, oyun teorisinde de taraflar iflbirli ine yönelten ana unsur, toplam fayda de il net faydad r. Oysa gerçek hayatta durum böyle olsayd iflbirli- inin neredeyse hiç gerçekleflmemesi gerekirdi. Çünkü; devletler genellikle net faydadan çok kendi toplam faydas n (kazanc n ) dikkate almaktad r. Son olarak, oyun teorisi de realist teori gibi, uluslararas iliflkilerde moral unsurlara yer vermemektedir. Dolay s yla realizmde oldu u gibi, oyun teorisinin de temel özelliklerinden birisi, devleti uluslararas iliflkilerin temel aktörü olarak kabul ederek di er aktörleri gözard etmesi ve ulusal ç kar ön planda tutmas d r. Oyun teorisinde, taraflar n rasyonel davranaca varsay ld halde, taraflar n her zaman rasyonel davranmad da bilinmektedir. Di er taraf n da rasyonel davranaca n varsayan bir karar verici, aksi oldu u takdirde büyük zararlara u rayabilir. Dolay s yla di er taraf n olas davran fllar n, iletiflimin olmad bir ortamda, önceden tahmin etmek hiç mümkün olmad gibi, iletiflim olsa bile di er taraf n her zaman beklenen davran fl göstermesi söz konusu olmayabilir. Ayr ca, yanl fl alg lama ve eksik bilgilenme gibi rasyonel davranmay engelleyici di er öznel unsurlar, oyun teorisinde dikkate al nmamaktad r. Oyun teorisinin modellerinde genellikle oyuncular n iki alternatif stratejiye sahip olduklar varsay m ndan hareket edilmektedir. Oysa gerçek hayatta taraflar, ikiden fazla stratejiyi takip etme olana na sahip olabilirler. Bu nedenlerden dolay teoriyle gerçek aras ndaki fark dikkati çekecek boyutlardad r. Rakibin, en olumsuz flekilde davranaca varsay m na göre hareket etmeyi, rasyonel davran fl olarak gören oyun teorisi, taraflar n birlikte daha fazla kazanabilecekleri opsiyonlar rasyonel davran fl kapsam nda de erlendirmemektedir. Oyun teorisinin modellerinde rasyonel çözümler, genellikle iflbirli ini öngörmemektedir. Taraflar n iflbirli i yapabilmesi,yaln zca tavuk oyunu modelinde söz konusu olabilmektedir. Burada iflbirli ine zorlayan faktörse net kazançtan çok kayb n dayan lmaz olmas d r. Oyun teorisinde, ödül ve kay plar n azal p ço almas na göre, taraflar n iflbirli ine yönelme olas l göz önünde bulundurulmaktaysa da genelde, karfl l kl güvensizlik ve haberleflme eksikli i varsay mlar na dayal olan oyun modellerinde iflbirli inin sa lanmas, oldukça zor görünmekte ve günümüz koflullar na çok hitap edememektedir. Oyun modellerinin yo un olarak So uk Savafl döneminde kullan lm fl olmas n aç klay n z. 4 SIRA S ZDE

106 98 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Özet A MAÇ 1 A MAÇ 2 Oyun teorisinin temel varsay mlar n ve realizmle iliflkisini aç klamak; Oyun teorisinin, birçok varsay m, realist (gerçekçi) teorinin varsay mlar na benzemesi dolay - syla aralar nda benzerlikler bulunmaktad r. Uluslararas iliflkilerin temel aktörü olarak yaln z egemen devletleri kabul etmesi, ç kar mücadelesini ve ç kar maksimizasyonunu esas almas, devletlerin rasyonel karar veren birimler oldu unu varsaymas ve egemen devleti yekpare (bütüncül) bir yap olarak görmesi aç s ndan, ayn varsay mlar benimsemektedirler. Bu bak mdan, oyun teorisini, jeopolitik teori gibi, realist okul içinde de erlendirmek mümkündür. Bunlar n d fl nda, devletler aras nda güvenin bulunmad n n varsay lmas, daha çok güvensizlik, iletiflimsizlik ve çat flman n esas al nmas, oyun teorisini realizme yaklaflt rmaktad r. Bunlar n d fl nda, oyun teorisine göre, devletler rakibin en kötü tutumuna göre kâr n maksimum k lmaya ya da zarar n minimuma indirmeye çal fl r. Oyun teorilerinde dört temel unsur bulunmaktad r. Bunlar; oyuncular (devletler), kurallar, stratejiler ve bunlara ba l olarak devletlerin elde edece i sonuçlard r (kay plar ya da kazançlar). Oyun teorisinde, oyuncular n say lar na ba l olarak farkl modeller uygulanmaktad r. Oyuncular aras nda güvenin ya da güvensizli in, ç kar çat flmas n n ya da ç kar benzeflmesinin, iletiflimin ya da iletiflimsizli in bulunmas na göre izlenecek stratejiler ve elde edilecek sonuçlar de iflmektedir. A MAÇ 3 Oyun teorisinin devletler aras nda iflbirli i, ortak ç kar ve çat flma durumlar na nas l uyguland n tart flmak; Oyun teorisi esas olarak, devletler aras nda güvenin ve iletiflimin olmad n ve ç kar çat flmas - n n sözkonusu oldu unu varsayar. Özellikle s f r toplaml oyunlarda, mahkûmun ikilemi ve tavuk oyunu modellerinde durum böyledir. Ancak, oyunun ve iliflkinin niteli ine ba l olarak s f r toplaml oyun modellerinin uyguland iliflkilerde devletlerin biri kazan rken di er devlet ya da taraf kaybeder. Oysa gerek mahkûmun ikilemi, gerekse tavuk oyunu modellerinde, taraflar n birlikte kazanma ya da birlikte kaybetme durumlar da olabilir. Burada s f r toplaml oyunlarda, devletlerin birinin kazanc di erinin kayb na eflit oldu undan, model tamamen rekabete ve güvensizli e, iletiflimsizli e dayan r. Mahkûmun ikilemi ve tavuk oyununda rekabet, çat flma ve güvensizlik vard r. Ama mahkûmun ikilemi, iflbirli- inden kaç nmaya teflvik ederken, tavuk oyunu, iflbirli ini zorunlu k lan bir niteli e sahiptir. Ama buradaki iflbirli i, ç kar uyumundan çok iflbirli i yapmamaktan do acak kayb n, taraflar aç s ndan, dayan lmaz boyutlarda olmas ndan kaynaklanmaktad r. Dolay s yla oyun teorilerinin özünde iflbirli i yapmama esas olmakla beraber, kazanc n ve maliyetin artmas halinde taraflar, iflbirli ine mecbur kalabilmektedir. Özellikle oyunlar n tekrarlanmas durumunda taraflar n tutumu de iflebilmektedir. Oyun teorisinin modellerini tan mlamak; Oyun teorisinin d fl politikaya uygulanmas nda baz modellerden hareket edilmektedir. Asl nda söz konusu modeller, teorinin uygulamaya aktar lmas n kolaylaflt ran soyut genellemeler olmaktan çok somut pratiklerin analiz edilmesini sa layan, olgusal ve s nanabilir nitelikteki genellemelerdir. Bu çerçevede, devletler aras ndaki iliflkilerin niteli ine ba l olarak, bu modellerden biriyle iliflkiler analiz edilmektedir. fiayet ikili iliflkiler, tamamen rekabete ve çat flmaya dayan yorsa ve iflbirli i ihtimali söz konusu de ilse s f r toplaml oyun modelleriyle aç klanmakta ve analiz edilmektedir. S f r toplaml modellerde, taraflar n birinin kazanc di erinin kayb na eflit olaca ndan sonuç s f rd r ve s f r toplaml olarak nitelenmektedir. Tavuk oyunu, geyik av ve mahkûmun ikilemi tarz ndaki oyun modelleri s f r toplaml olmayan ya da kar fl k toplaml oyun modelleri olarak tan mlanmakta ve taraflar aras ndaki iliflkilere ba l olarak bunlardan biriyle aç klanmaktad r. Ancak s f r toplaml olmayan oyun modellerine benzeyen iliflkilerde, taraflardan birinin kazanc n n di erinin kayb na eflit olaca ya da biri kazan rken di eri kaybetmesi gibi, birlikte kazanmak ya da birlikte kaybetmek de mümkündür. Dolay s yla taraflar, ortaya ç kacak sonuca göre strateji belirlemekte ve hareket etmektedirler. Genellikle iflbirli i, maliyetin ve kazanc n büyüklü üne ba l olmaktaysa da taraflar n ortak hareket edebilmesi, aralar nda iletiflimin ve güvenin bulunmas na ba l d r. Bununla beraber, mahkûmun ikilemi oyun modellerinde taraflar n iflbirli inden kaç nmas, tavuk oyunu modelin-

107 5. Ünite - Oyun Teorisi 99 A MAÇ 4 deyse iflbirli ine gitmeleri olas l daha fazlad r ve rasyonel olan da budur. Geyik av modelindeyse sonuca (kazanca) ba l olarak, taraflar n iflbirli ine özendirilmesi mümkündür. A MAÇ 5 Oyun modellerini de erlendirmek; Oyun modellerinden s f r toplaml modellerin, uluslararas iliflkilerde, özellikle egemenli i ilgilendiren konulara uyguland n söylemek mümkündür. Bu ba lamda s n r sorunlar gibi daha çok bir taraf n kayb n n, di er taraf n kazanc anlam na gelece i durumlarda aç klay c olmaktad r. K br s sorununda ya da Ege sorununda, her konu ayr ayr ele al nd nda, bir taraf n kayb di er taraf n kazanc na eflit olaca ndan çözüm bulmak zorlaflmaktad r. Bu tür durumlarda, iliflkiyi s f r toplaml olmaktan ç karmak için, çok say da konuyu bir paket halinde ele almak tercih edilebilecek bir yöntem olabilir, ancak buna da taraflar yanaflmayabilir. Ayr ca güçlerin eflit olmad çat flma durumlar da s f r toplaml oyunlara benzemektedir. Bu tip durumlarda güçlü taraf n kazanaca belli oldu u için, zay f taraf, zarar n minimize etmeye çal flmaktad r. Savafl durumundaki devletlerin karfl l kl iliflkileri de s f r toplaml oyunlarla aç klanabilir. Çünkü; savafl sonunda bir taraf kazan rken di er taraf kaybetmektedir. Mahkûmun ikilemi oyunlar ysa daha çok, devletler aras ndaki silahlanma yar fllar na uygulanmaktad r. Burada da iflbirli inden ziyade rekabet ve güvensizlik oldu undan, taraflar n iliflkilerini koordine etmek yerine, her iki taraf n da kaybedece i bir oyunun sürdürülmesi söz konusu olmaktad r. Taraflar iliflkilerini koordine edebilseler, birlikte silahlanmadan vazgeçerek söz konusu kayna ülkenin refah ve kalk nmas için kullanmalar mümkün olabilecekken rekabet ve güvensizlik, bunu yapmalar n engellemektedir. Bununla beraber tavuk oyunu modelleri, devletler aras ndaki çat flman n daha fazla sürdürülmesinin her iki tarafa da dayan lmaz zarar verece i durumlarda aç klay c olmaktad r. Birçok defa savaflm fl ve yeni bir savafl n meydana getirece i tahribat n fark nda olan devletler, yeni bir savafl göze almaktansa belli konularda tavizler vererek iflbirli ine zorlanmaktad rlar. Fransa ve Almanya n n 1870, 1914 ve 1939 da üç defa savaflt ktan sonra yeni bir savafl n maliyetini düflünerek iflbirli ini kaç n lmaz görmeleri Avrupa Birli i sürecini bafllatmak zorunda kalmalar na yol açm flt r. Benzer flekilde ABD ve SSCB, 1962 de Küba krizi esnas nda, muhtemel askeri çat flman n nükleer bir savafla dönüflece ini ve sonucun her iki taraf için de yok olmayla sonuçlanaca n bildikleri için, karfl l kl taviz vererek, krizi sona erdirmeyi tercih etmifllerdir. Oyun modellerini elefltirmek; Oyun teorisine yöneltilen temel elefltirilerden biri, gerçe in afl r basitlefltirilmesi ve iliflkilerin matematiklefltirilerek soyutlaflt r lmas d r. Ayr ca bu yap l rken kazançlar, kay plar ve rakamlar belirlenirken subjektif davran labilece inden, sonucun, gerçe i yans tmama ihtimali de bulunmaktad r. Dolay s yla mevcut durumun çarp t lmas, sonucun istenildi i gibi manipule edilmesine imkan veren bir analiz yöntemi oldu u için elefltirilmektedir. Yap lan elefltirilerde insan ve devlet davran fllar n n matematiksel analizlerle ele al nmas n n sa l kl bir sonuca götürmeyebilece i üzerinde de durulmaktad r. Bu nedenle oyun teorisine yönelik elefltirilerde, teorinin tipik bir özelli i olarak gerçekleri basitlefltirdi i ve insan davran fl ve pratik hayattaki durumlar üzerinde yap lm fl genifl bir araflt rmaya dayanmad için ampirik de erinin fazla olmad ileri sürülmektedir. Bunlar n yan nda, karmafl k matematiksel modeller kullan lmas, modellerin anlafl lmas n zorlaflt rd ndan, oyun teorisiyle yap lan analizlerin genifl bir kesime hitap etmedi i de elefltiri konusu yap labilmektedir. Oyun teorisi, uluslararas iliflkileri indirgemeci bir yöntemle analiz ettti i için de elefltirilmektedir. Oyun teorisine yöneltilen bir di er elefltiriyse uluslararas iliflkilerin, özellikle s f r toplaml ve mahkûmun ikilemi gibi iki ana modele indirgenmifl olmas d r. Her iki model de taraflar n bencil davrand n ve iflbirli inden kaç nd n varsaymaktad r. Oysa uluslararas iliflkilerde çat flman n esas oldu u Hobesiyen bir durum söz konusu de ildir. Oyun teorisi bu varsay mlar yla realizmin etkisi alt nda kalm fl bir görüntü sergilemektedir. Dolay s yla devletler aras nda çat flman n n ve güvensizli in esas oldu unu varsayd için elefltirilmektedir. Çünkü; bu tür yaklafl mlar, devletler aras nda çok say da iflbirli i süreçlerini görmezden gelmekte, daha çok istisnai bir durum olan çat flma durumunu esas alarak ve daha yayg n bir durum olan iflbirli i ve kurumsal düzenlemeleri istisna gibi göstererek gerçe i çarp tmaktad r.

108 100 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kendimizi S nayal m 1. Afla dakilerden hangisi oyun teorisinin varsay mlar ndan biri de ildir? a. Oyuncular birbirleriyle haberleflmez b. Oyuncu say s tek, iki ya da daha fazla olabilir c. Minimaks strateji, maksimum zarar n minimize edilmesidir d. Oyun önceden belirlenmifl kurallara göre oynan r e. Oyuncular n birbirine z t ç karlar olabilir 2. Afla dakilerden hangisi oyun teorisinin temel unsurlar ndan de ildir? a. Kurallar b. Oyuncular c. Stratejiler d. Kazançlar e. Güvensizlik 3. Afla dakilerden hangisi oyun teorisinin realizmle ortak varsay mlar ndan de ildir? a. Devletlerin rasyonel aktörler olmas b. Uluslararas iliflkilerin ç kar mücadelesi olmas c. Devletlerin bütüncül yap lar olmas d. Devletlerin güven ve iflbirli iyle karfl l kl kazançlar n artt rmalar e. Uluslararas iliflkilerde temel aktörün egemen devletler olmas 4. flbirli ine aç k olan oyun modellerinin genel ad afla dakilerden hangisidir? a. Sabit toplaml oyunlar b. S f r toplaml oyunlar c. De iflken toplaml oyunlar d. Ortak kazançl oyunlar e. Stratejik oyunlar 5. Maksimin ya da minimaks strateji afla daki ifadelerden hangisi ile tan mlanmaktad r? a. Oyuncunun kazanan taraf olmaya çal flmas b. Oyuncunun mutlak kazanca önem vermesi c. Oyuncular n iflbirli ine giderek birlikte kazanmaya çal flmas d. Oyuncunun kendi kazanc n maksimum, zarar - n minimum k lmaya çal flmas e. Oyuncular n ortak ç karlar do rultusunda iflbirli ine gitmeleri 6. Afla daki oyun modellerinden hangisinde oyuncular prestij kayb n göze alarak ve karfl taraf n iflbirli i yapmayaca n ön görerek ödün verirler? a. S f r toplaml oyun b. Tavuk oyunu c. Mahkumun ikilemi d. Geyik av oyunu e. Sabit toplaml oyun 7. Afla dakilerden hangisi mahkumun ikilemi modelinin varsay mlar ndan biri de ildir? a. Oyunun bir defa oynanmas b. Oyuncular n birbirlerini tan mamalar c. Oyuncular n birbirlerine güvenmeleri d. Oyuncular n haberleflmemeleri e. Oyuncular n bir daha görüflmeyecek olmalar 8. Afla daki de iflken toplaml oyun modellerinden hangisinde oyuncular aç s ndan iflbirli i daha risklidir? a. Tavuk oyunu b. Mahkumun ikilemi c. Geyik av d. S f r toplaml oyun e. Rasyonel oyun 9. Oyun teorisine yöneltilen temel elefltiri afla dakilerden hangisidir? a. Teorinin sadece So uk Savafl Dönemini aç klayabilmesi b. Teorinin uluslararas iliflkileri basitlefltirmesi c. Teorinin afl r analitik olmas d. Teorinin etik de erlere fazla yer vermesi e. Teorinin iflbirli ini olanaks z görmesi 10. Afla daki oyun modellerinden hangisi taraflar n iflbirli ini imkans z k lmaktad r? a. Geyik av oyunu b. Silahlanma yar fl c. Mahkumun ikilemi d. Tavuk oyunu e. S f r toplaml oyun

109 5. Ünite - Oyun Teorisi 101 Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar 1. a Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. e Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. c Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisi Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. d Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisi Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 6. b Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisi Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 7. c Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisi Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. b Yan t n z yanl fl ise, Oyun Modellerinin De- erlendirilmesi konusunu yeniden gözden geçiriniz. 9. b Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisine Yönelik Elefltiriler konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. e Yan t n z yanl fl ise, Oyun Teorisi Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. S ra Sizde Yan t Anahtar S ra Sizde 1 Devletlerin d fl politikalar ve iliflkileri düflünüldü ünde, özellikle iletiflim ve güven ortam nda iflbirli ine gidilebildi i ve karfl l kl kazançlar n yüksek oldu u görülmektedir. Rekabet ve güvensizlik ortam n n ise haberleflmenin olmad durumlarda daha da taraflar güvensizli e iterek iflbirli i olas l klar n n düflünülmedi i ve çat flmalar n yafland durumlara yol açmaktad r. Ç - karlar n benzemesi ya da ortak olmas durumunda rasyonel olan davran fl iflbirli idir. Uluslararas politikada çat flma kadar hatta küreselleflen dünyada daha fazla iflbirli i (uluslararas rejimler ve örgütler) oldu u için, iflbirli ine aç k oyun modelleri uluslararas iliflkilere daha fazla uygulanabilir. S ra Sizde 2 Küreselleflmenin siyasi, ekonomik ve sosyokültürel boyutta devletlerin birbirlerine karfl l kl ba ml l klar n artt rd ve iflbirliklerini gerekli k ld günümüz dünyas nda; uluslararas hukuk, rejimler ve örgütlerin varl -, s f r toplaml olmayan oyunlar n uluslararas iliflkilere uyarlanmas n daha anlaml k lmaktad r. S f r toplaml oyunlar, taraflardan birinin kazanmas durumunda di- er taraf n kaybetmesi nedeniyle çat flma durumlar nda, egemenlik gibi devletlerin vazgeçilmez ç kar ve öncelikleri söz konusu oldu unda, iliflkileri incelemek için model olarak kullan labilir. S ra Sizde 3 Uluslararas iliflkilerde s f r toplaml olmayan oyun modeli, iflbirli iyle kazançlar n artt rmak isteyen devletler ve di er aktörler; ortak normlar, kurallar ve kurumsal yap larla (uluslararas rejim ve örgütler) iliflkilerini yürütmek tercihinde olduklar için daha yayg n uygulanabilecek bir modeldir denilebilir. Analiz çerçevesi oluflturarak farkl durum ve olaylar n (case-study) çal fl lmas ve incelenmesinde kullan labilir. Baflta siyasi, askeri ve ekonomik olmak üzere her alanda artan iflbirlikleri ve bu iliflkilerin kurumsallaflmas bu argüman (tezi) destekler. S ra Sizde 4 Oyun teorisi ve modellerinin So uk Savafl döneminde (özellikle 1950 li ve 60 l y llarda) kullan lm fl olmas, sözkonusu dönemin iki kutuplu dünyas nda ABD ve SSCB nin lider olduklar bloklararas iliflkilerin güç ve ç kar hesaplar na odakl olmas ndan kaynaklanmaktad r. Daha çok s f r toplaml iliflkilerin dolay s yla kazanç ve kay p hesap ve pazarl klar n n yap ld bir dönem olmufltur.

110 102 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Yararlan lan Kaynaklar Allan, Pierre ve Cedric Dupont. (1999), International Relations Theory and Game Theory: Baroque Modeling Choices and Empirical Robustness, International Political Science Review Vol. 20, No.1, ss Bennett, Peter G. (1995), Modelling Decisions in International Relations: Game Theory and Beyond, Mershon International Studies Review, Vol. 39, No.1 (April), ss Deutsch, Karl W. (1988), The Analysis of International Relations. 3rd ed. Englewood Cliffs, N. J.: Prentice-Hall International, Inc. Dougherty James E. ve Robert L. Pfaltzgraff. (1990), Contending Theories of International Relations, 3rd ed. New York: Harper Collins Publishers, Inc. Harsanyi, John C. (1969), Game Theory and the Analysis of International Conflict, James N. Rosenau (ed.) International Politics and Foreign Policy. A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, 1969, içinde s Hopkins, Raymond F. ve Richard W. Mansbach. (1973), Structure and Process in International Politics. New York: Harper and Row Puplishers. Kaplan, Morton A. (1957), System and Process in International Politics. New York: Wiley and Sons. Nicholson, Michael. (1989), Formal Theories in International Relations. Cambridge: Cambridge University Press. Sever, Ayflegül. Yeni Bulgular Ifl nda 1962 Küba Krizi ve Türkiye, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, cilt no: 52 (çevrimiçi eriflim:

111

112 6ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Amaçlar m z Bu üniteyi tamamlad ktan sonra; Sistem kavram n tan mlayabilecek ve sistem teorisinin temel varsay mlar n aç klayabilecek; Uluslararas siyasal sistemleri tan mlayabilecek; Uluslararas sistem modellerini aç klayabilecek; Sistem teorisini de erlendirebilecek; Uluslararas sistem teorisinin ve modellerinin elefltirisini yapabileceksiniz. Anahtar Kavramlar Hiyerarflik sistem Birim veto sistemi Anarfli kinci vurufl kapasitesi Cayd rma T rmanma Misilleme Detant çindekiler Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Uluslararas Sistem Teorisi G R fi S STEM KAVRAMI VE S STEM TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI ULUSLARARASI S YASAL S STEMLER ULUSLARARASI S STEM MODELLER S STEM TEOR S N N DE ERLEND R LMES S STEM MODELLER NE YÖNEL K ELEfiT R LER

113 Uluslararas Sistem Teorisi G R fi Siyaset biliminde ve uluslararas iliflkilerde yayg n olarak kullan lan sistem yaklafl - m ; sistem teorisi ya da sistem analizi olarak da an l r. Sistem yaklafl m, siyasal sistemler aras ndaki iliflkileri anlamak ve analiz etmek için yararl bir tekniktir. Sistem teorisi ya da uluslararas sistem teorisi, devletler aras ndaki güç da l m n n ve iliflkilerin belirledi i, aralar nda ba ml l k iliflkisi olan, egemen ulus devletlerin oluflturdu u yap y inceler. Teorinin bafll ca varsay m, uluslararas sistem denilen bu yap n n, devletlerin d fl politikalar n belirlemesidir. Bu anlamda sistem ve yap ile onun unsurlar olan devletlerin d fl politikalar aras nda tek tarafl, tayin edici ve belirleyici bir iliflkinin oldu u kabul edilmektedir. Dolay s yla yap yla devletlerin d fl politikalar aras nda, deterministik bir iliflki kurulmaktad r. Uluslararas sistem teorisi, devletlerin büyüklükleri, aralar ndaki iliflkiye ba l olarak gelifltirilen sistem modelleri ile devletlerin d fl politikalar n aç klar ve analiz eder. Buna göre, uluslararas yap n n; güç dengesi, iki kutuplu, çok kutuplu veya tek kutuplu olufluna göre devletlerin d fl politikalar de iflebilmekte, çat flma ve iflbirli i ihtimali artmakta ya da azalmakta, uluslarararas hukukun ve diplomasinin ifllevsel olup olmayaca na önceden karar verilebilmektedir. Sistem teorisi, farkl karakterlere sahip devletlerin ayn koflullarda benzer politikalar izleyece ini varsayarak, devletler aras ndaki farkl l klar göz ard edebilmektedir. Ayr ca sistem teorilerinde devletlerin içsel yap lar, bu konudaki farkl - l klar n d fl politikaya etkileri de dikkate al nmamaktad r. Sistem teorileri devlet merkezli oldu u, uluslararas iliflkilerin tek aktörü olarak devletleri kabul etti i için, siyasal süreçte etkili olan ulusal ya da uluslararas sivil toplum kurulufllar n, medya örgütlerini ve di er örgütlü örgütsüz ç kar gruplar n da dikkate almamaktad r. Her ne kadar makro genellemeler yapmaya uygun bir teori olsa da ayn koflullarda, devletlerin neden farkl politikalar izlediklerini aç klayamad için elefltirilmektedir. S STEM KAVRAMI VE S STEM TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI Sistem, aralar nda düzenli iliflkiler bulunan, ortak özelliklere sahip, birinde meydana gelen bir de iflikli in di erlerini de etkiledi i ba ml de iflkenler dizisidir. Sistem, önceden belirlenen bir flekilde, birbiriyle düzenli etkileflim halinde olan birimlerin oluflturdu u bir bütündür. Sistem, her bir parças bütünün özelliklerini az

114 106 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I çok yans tan, parçalar aras nda ortak özellikler bulunan bir yap d r. Örne in; günefl sistemi, günefl ve gezegenlerden oluflmakta, belirlenebilen bir yörüngede hareket etmekte, sistemi oluflturan gezegenler aras nda bir tak m ortak özellikler bulunmaktad r. Ekosistem ise bitki ve hayvanlar n oluflturdu u bir baflka sistemdir. Aralar nda baz ortak özellikler bulunan bu sistemin birimleri aras nda, önceden belirlenebilen sürekli bir etkileflim bulunmaktad r. Bir baflka örnek olan ekonomik sistemler, sürekli ve ba ml bir iliflki halinde olan bireyleri, gruplar ve yat r mc - lar içine alan bir di er sistem biçimidir. nsan yine biyolojik bir sistem, aile, toplumsal bir sistem, devletse siyasal bir sistemdir. Uluslararas sistemin özelli i tüm bunlar içine alan siyasal, toplumsal ve ekonomik bir sistem olufludur. D KKAT Uluslararas sistem, temel ögeleri belirli s n rlarla birbirinden ayr lan ve aralar nda düzenli ve ba ml iliflkiler bulunan devletlerin oluflturdu u bir yap d r (Young, 1995: 197) Sistem kavram, hemen hepsi de sistem yaklafl m n n temel varsay mlar n içerecek flekilde, de iflik yazarlar taraf ndan farkl flekillerde tan mlanm flt r. Örne in; Morton A. Kaplan a göre (1957: 4) sistem, kendilerine özgü, tan mlanabilen davran flsal düzenliliklerle d fl çevreden ayr lan ve aralar nda iliflkiler bulunan de iflkenler dizisidir. Kaplan a göre, de iflkenleri aras nda iliflki bulunmayan yap lar sistem olarak dikkate al namaz. Uluslararas iliflkiler alan nda sistem yaklafl m n temel alarak empirik çal flmalar yapan McClelland a göre (1966: 20) sistem, kendilerini d fl çevreden ay ran ve belirlenebilen s n rlar içinde etkileflmekte olan bir bütündür. Bu tan mlar art rmak mümkündür. Örne in; K. J. Holsti (1974: 29) uluslararas sistemi, kabileler, flehir devletleri, imparatorluklar ya da ulusal devletler gibi ba ms z siyasal varl klar n herhangi bir flekilde toplam olarak tan mlamaktad r. Richard N. Rosecrance a (1963: 220) göre uluslararas sistem, bozucu girdilerden, düzenleyici mekanizmalardan ve çevresel k s tlay c lardan meydana gelen bir yap d r. D KKAT Sistem birbiriyle etkileflim halinde olan ve aralar nda ba ml l k bulunan parçalar anlam - na geldi i için sistem yaklafl m, devletler aras ndaki bu özellikten yola ç karak, uluslararas politikay aç klama amac tafl maktad r. Sistem dendi inde, hem yap kavram n, hem de sistemin devam na ya da dönüflümüne yol açan süreç kavram n birlikte dikkate almak gerekir. Hatta sistem kavram n, sistemi oluflturan devletlerin davran fllar, sistemin yap s, iflleyifli, devletlerin eylemlerini ve sistemin iflleyiflini s n rlayan çevresel faktörlerle birlikte düflünmek gerekmektedir (Rosenau, 1969: 77). Di er taraftan sistem, gevflek ya da s - k örgütlenme yap s na sahip olabilir. Hemen her sistem, bir dengeye ulaflmaya ya da var olan dengesini korumaya çal fl r. Söz konusu bu denge, istikrarl bir yap olabilece i gibi, istikrars z da olabilir. stikrarl bir dengede sistem, normal ifllevini sürdürürken bozucu faktörlerin etkisine de karfl koyabilmektedir. Her sistemin, kendisinin de içinde yer ald, d fl çevreden ay ran bir s n r vard r. Ayr ca, her sistem bir anlamda, kendi kendini düzenlemeye yarayan bilgi ak fl n mümkün k lan bir iletiflim a d r ve dolay s yla girdi ve ç kt lar vard r. Örne in; bir biyolojik sistem olarak insan, kendi içinde alt sistemlere (dolafl m, sindirim ve solunum sistemi gibi) ayr l r. Her sistemin ö eleri aras nda, ba ml l k ve süreklilik arz eden bir iliflki bulunmaktad r. Sistemi oluflturan bir ö ede meydana gelen bir de ifliklik, sistem içinde yer alan di er ö eleri ve dolay s yla sistemin

115 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 107 bütününü olumlu ya da olumsuz etkiler. Alt sistemde meydana gelen bir de ifliklik de ayn flekilde üst sistemde de iflikli e yol açabilir. Bir sosyal örgütlenme olan aileyi oluflturan bireylerin birini etkileyen olumlu ya da olumsuz bir geliflme, aile bireylerinin geri kalan n da etkiler. Bazen bu de ifliklikler, sistemin de iflimine ya da y k lmas na dahi yol açabilir. Sistem, söz konusu de ifliklikleri ve olumlu/olumsuz geliflmeleri, kendi içinde bir dengeye oturtup, varl n sürdürebilir veya de iflimin, sistemin genel niteli ini ve karakterini bozmayacak flekilde olmas n sa layabilir. fiayet bu söz konusu olamazsa sistemin y k lmas da gündeme gelebilir. nsan hayat n tehdit eden hastal klar sonucunda, insan yaflam n n sona ermesi ya da ailenin da lmas gibi, devletlerin de kendi içlerinde meydana gelen geliflmelerin boyutuna göre varl klar sona erebilir, bir baflka karakterde devam edebilir. Örne- in; Yugoslavya ve SSCB nin da meydan gelen geliflmelerle da lmalar, 2011 de Arap dünyas nda meydana gelen geliflmelerle M s r, Tunus ve Libya gibi devletlerin varl klar n sürdürürken otoriter bir yap dan daha demokratik bir yap - ya dönüflmeleri söz konusu olmufltur. Ayn fley uluslararas sistem için de geçerlidir den 1991 e kadar iki kutuplu bir özelli e sahip olan uluslararas sistem, da meydana gelen geliflmelerle daha farkl bir yap ya dönüflmüfltür. Bununla beraber, ayn y llarda gerçekleflen geliflmelerden dolay Do u Blo u nun (ayr bir sistem olarak) varl tamamen sona ermifltir. Uluslararas sistemi tek ve yekpare bir bütün olarak görmemek, onun da alt sistemlerden olufltu unu dikkate almak gerekmektedir. Bu anlamda uluslararas sistem, çok say da sistemlerden oluflmaktad r. Daha büyük sistemler içinde her zaman, alt sistemler denilen daha küçük sistemler bulunabilir. Alt sistemler, co rafi ve fonksiyonel alt sistemler olarak kendi aralar nda ikiye ayr lmaktad r. Birleflmifl Milletler Örgütü ve NATO gibi örgütlenmeler fonksiyonel alt sisteme, Orta Do u sistemi, Latin Amerika sistemi, Güneydo u Asya sistemi, Bat Avrupa sistemi ise co rafi alt sisteme örnek olarak gösterilebilir. Alt sistemin herhangi bir yerindeki iliflkiler ve bu çerçevede meydana gelen de ifliklikler, sistemdeki di er iliflkileri etkiler. Ayr ca üst sistem ad verilen uluslararas sistemde meydana gelen önemli bir de ifliklik alt sistemi, alt sistemdeki bir de ifliklik de uluslararas sistemdeki geliflmeleri etkilemektedir. D KKAT Bu örneklerden yola ç karak, sistemin temel varsay mlar n n, karfl l kl ba ml - l k, sürekli iliflki, karfl l kl etkileflim, bütüncül bir yap ve ay rt edici (karakteristik) özellik oldu u söylenebilir. Bu varsay mlardan yola ç karak, devletler aras ndaki iliflkileri analiz etmek, anlamak, aç klamak ve daha sonraki geliflmeleri öngörmek mümkündür. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, her sistemin karakterinin, o sistem içindeki birimler ve ö eler aras ndaki iliflkinin niteli i, davran fl kurallar hakk nda bir fikir vermesidir. Bunlar, her insan bir di erinden farkl k lan, her aileyi di erinden farkl k lan, her toplumsal ve siyasal örgütlenmeyi, her devleti di erinden farkl k lan karakteristik özellikler ve buna ba l davran fl kurallar d r. Dolay s yla gelifltirilen uluslararas sistem modelleri, o sistem içindeki davran fl kurallar hakk nda bir fikir vermekte, buradan hareketle iliflkilerin aç klanmas, anlafl lmas ve ileriye dönük öngörülerde bulunulmas mümkün olabilmektedir. Sistem kavram n tan mlayarak günlük hayattan örnekler veriniz ve alt sistem üst sistem iliflkisinin nas l kuruldu unu aç klay n z. 1 SIRA S ZDE

116 108 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Resim 6.1 Berlin Duvar n n y k lmas (1989) ve iki Almanya n n birleflmesi So uk Savafl n sona ermesinin sembolü olmufltur. Kaynak: Morton A. Kaplan, Prof. Emeritus, University of Chicago, ABD ( ULUSLARARASI S YASAL S STEMLER Uluslararas iliflkiler alan ndaki sistemci yazarlar, genellikle tarihsel bir yaklafl m benimsemekle beraber, devletlerin say lar, yap lar, örgütlenifl biçimleri, davran fl kurallar ve iliflkileri gibi faktörleri dikkate alarak, farkl sistem modelleri ve türleri gelifltirmifltir. Örne in, Richard Rosecrance, sistem çözümlemesini ( aras ), Avrupa tarihini dokuz tarihsel döneme ay rarak yapmaktad r. Bu dokuz uluslararas sistemi de birtak m kriterlere göre, kendi aralar nda istikrarl ve istikrars z sistemler olarak ikiye ay rarak incelemektedir. Bozucu girdilerin a rl kta olmas, sistemi istikrars z, düzenleyici mekanizmalar n a rl kta olmas ysa istikrarl olarak nitelemektedir (Dougherty ve Pfaltzgraff, 1990: ). Rosecrance, Avrupa Ahengi (Concert of Europe), Milletler Cemiyeti (League of Nations) ve Birleflmifl Milletler Örgütü (United Nations) gibi mekanizmalar düzenleyici mekanizmalar olarak dikkate al rken devletler aras ndaki güç mücadelesi, ç kar çat flmalar ve ayr l kç hareketler gibi, sistemdeki istikrar tehdit eden geliflmeleri ise bozucu girdiler olarak adland rmaktad r. Di er taraftan yazar, emperyalizmin hâkim oldu u bir ortamda iflgal edilecek topraklar n kalmamas n, çevresel k s tlay c olarak de erlendirmektedir. K. J. Holsti ise tarihsel faktörlerin yan s ra, sistemin s n r n, sistemdeki siyasal birimler aras ndaki iliflkileri, gücün da l m n, siyasal birimlerin temel karakterlerini ve bunlar aras ndaki iliflkileri düzenleyen kurallar n iflleyifl biçimini dikkate alarak, befl uluslararas siyasal sistem modeli ortaya koymufltur. Bunlar s ras yla: 1) Hiyerarflik sistem, 2) güç dengesi sistemi, 3) gevflek iki kutuplu sistem, 4) s k iki kutuplu sistem ve 5) çok kutuplu sistemdir. Di er sistemci yazarlar gibi Holsti de devletlerin, farkl uluslararas sistemlerde farkl davran fllar ortaya koydu unu göstermeye çal flmaktad r. Di er bir deyiflle gücün yaklafl k olarak eflit bir flekilde da lm fl oldu u, bir güç dengesi sisteminde, devletlerin davran fllar, etkileflimin ald biçim, iki kutuplu ve çok kutuplu sistemlerden farkl l k göstermektedir (1974: 92-96). Sistem teorisini uluslararas iliflkilere uygulayarak bu alanda kapsaml bir teori gelifltiren Morton A. Kaplan ise alt uluslararas sistem modeli üzerinde durmaktad r. Kaplan da örgütlenme durumlar n, devletlerin say lar n, aralar ndaki davran fl kurallar n ve sistemin de iflimine ve dönüflümüne yol açacak faktörleri dikkate alarak modelleri gelifltirmifltir. Bunlar s ras yla, 1) güç dengesi sistemi, 2) gevflek iki kutuplu sistem, 3) s k iki kutuplu sistem, 4) evrensel sistem, 5) hiyerarflik sistem ve son olarak 6) birim veto sistemidir. Kaplan, güç dengesi ve gevflek iki kutuplu

117 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 109 sistem üzerinde daha ayr nt l durmaktad r. Yazara göre, zaten tarihsel olarak günümüze kadar gerçekleflen sistemler de bu son iki modeli yans tmaktad r. Farkl yazarlar n farkl sistem modelleri gelifltirirken dikkate ald klar hususlar nelerdir, bunlar aras nda benzerlikler var m d r? Kaplan daha sonraki çal flmalar nda, bir anlamda gevflek iki kutuplu sistemin ve birim veto sisteminin türevleri olarak dikkate al nabilecek dört uluslararas sistem modeli daha gelifltirmifltir. Bunlar, 1) çok gevflek iki kutuplu sistem, 2) istikrars z blok sistemi, 3) yumuflama sistemi ve 4) tamamlanmam fl nükleer yay lma sistemidir. 2 SIRA S ZDE D KKAT Kaplan n ortaya koydu u varsay msal nitelikteki uluslararas sistem modelleri, hipotezler kurabilmeyi ve bunlar s namay sa layacak bir kuramsal çerçeveyi sa lamaktad r. Kaplan, her sistemin durumunu incelemeye ve aç klamaya yarayan befl de iflken dizisi öngörmektedir. Bunlar: 1) Sistemde dengenin korunmas için gerekli davran fllar ifade eden temel kurallar, 2) Sistemin de iflimine neden olan girdilerle ilgili de iflim kurallar, 3) Aktörlerin yap sal özelliklerine iliflkin, aktörleri s n fland r c de iflkenler, 4) Silahlanma düzeyi, teknolojik geliflme, ekonomik durum gibi aktörlerin sahip olduklar güç ögelerine iliflkin kapasite de iflkenleri, 5) Aktörler aras ndaki iletiflim düzeyiyle ilgili enformasyon de iflkenleridir. Kaplan bu de iflkenlerden, en fazla temel kurallar üzerinde durmaktad r. Temel kurallar, sistemdeki devletlerin karakteristik davran fllar n ifade etmektedir. Bunlar sistemi karakterize eden rasyonel devlet davran fllar d r. stikrar n korunmas na yönelik bu temel kurallar, her sisteme göre de iflmektedir. Kurallar n herhangi birindeki aksama, sistemin istikrars zl yla sonuçlanabilmektedir. Bu kurallar, ayn zamanda, sistemde dengenin korunmas için gerekli davran fllar gösterdi inden, sistemin denge kurallar d r. Kaplan ve Holsti nin gelifltirdikleri sistem modelleri aras ndaki farkl l klar aç klay n z. ULUSLARARASI S STEM MODELLER Uluslararas sistem teorisini gelifltirerek, devletlerin ayn koflullarda neden benzer politikalar izledi ini göstermeyi amaçlayan Morton A. Kaplan, bunu yaparken devletlerin içsel yap lar n göz ard etmifl, daha çok devletleri d fl etkilere ba l olarak hareket eden kapal yap lar olarak görmüfltür. Bununla beraber, gelifltirdi- i s nanabilir nitelikteki varsay mlarla sistem teorisini bilimsel elefltirilere karfl dayan kl k lm fl, soyut genellemelerden ziyade, her bir model için öngördü ü varsay mlarla devletlerin belli durumlarda nas l davrand klar n, gelecekte nas l davranacaklar n aç klama ve öngörme imkân sa layan bir analiz çerçevesi oluflturmufltur. Afla da Morton Kaplan n gelifltirmifl oldu u sistem modellerinin genel karakteristi i üzerinden, uluslararas sistem teorisinin bafll ca modelleri ayr nt l bir flekilde anlat lmaktad r. Güç Dengesi Sistemi (Balance of Power) Kaplan n sistem modellerinden ilki olan güç dengesi sistemi, esas olarak XVIII. ve XIX. yüzy lda Avrupa da yaflanan klasik güç dengesi sisteminden yola ç k larak gelifltirilmifltir. Güç dengesi sistemi, say lar en az befl olmas gereken ve güçlerinin 3 SIRA S ZDE

118 110 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I yaklafl k olarak eflit oldu u varsay lan ulusal devletlerden oluflmaktad r. Sistem içindeki hiç bir koalisyonun ya da devletin, sistemin y k lmas na yol açacak flekilde üstünlük kurmas na izin verilmemektedir. Her bir devlet, kapasitesini art rma, sistemde baflat duruma geçme güdüsüyle hareket etti i için, di erlerinin bu do rultudaki amaçlar na engel olmaktad r. Dolay s yla hiç bir devlet, di erlerinin üzerinde sürekli bir hâkimiyet kuramaz. Bunda en önemli etken güçlerin yaklafl k olarak birbirine yak n olmas d r. Bazen bir devletin öne ç kt görülse de bu durum geçicidir. Öte yandan, ittifaklar geçici amaçlar için yap ld ndan k sa sürelidir ve amaçlar n gerçekleflmesiyle birlikte sona ermektedir. Güç dengesi sisteminde, devletler bu nedenle istikrarl bloklar oluflturamazlar. Çünkü; bunlar n temelini oluflturan ç karlar n her an de iflmesi söz konusudur. Ayr ca bu tür sistemlerde, devletler aras nda yaln zca ideolojiye dayanan ittifaklar görülmez. Baflka bir deyiflle güç dengesi sisteminde farkl ideolojilere sahip devletler ittifaklar oluflturabilecekleri gibi, benzer ideolojiyi benimsemifl devletler ittifak oluflturmak gere ini duymayabilirler. D KKAT Kaplan, güç dengesi sisteminin devam edebilmesi için, birbirine yak n güçte en az befl ulusal devletin bulunmas gerekti i üzerinde durmaktad r. Bu say n n alt na düflülmesi, sistemin y k lmas yla sonuçlanabilir. Örne in; Kaplan, bu say n n üçe inmesi durumunda, herhangi iki devletin, anlaflarak, di er devleti ortadan kald rma yoluna gidebileceklerine dikkat çekmektedir. Bununla beraber, bir güç dengesi sisteminin devam aç s ndan gerekli olan ve Kaplan n temel aktörler ad n verdi i bu devletlerin say lar hakk nda yazarlar farkl fleyler söylemektedir. Waltz ve Morgenthau gibi özellikle gerçekçi (realist) okula mensup yazarlar, bir güç dengesi sisteminin devam edebilmesi için, birbirine yak n güçte üç devletin yeterli olaca n belirtmektedirler (Waltz, 1969: ; Morgenthau, 1970: ). Di er taraftan K. J. Holsti, bir say vermekten ziyade, bunun yerine çok say da devlet ifadesini kullan rken Deutsch ve Singer, sistemde devlet say s n n artt ölçüde istikrar n artaca n belirtmektedirler (Deutsch ve Singer, 1969: ). Güç dengesi sisteminde, zorunlu olmamakla birlikte, sistemin devam etmesinde ç kar olan, statükonun bozulmas durumunda da zay f devlet ya da koalisyonun yan nda yer alarak, sistemin y k lmas n önleyen bir dengeleyici devlet bulunabilir. Dengeleyici devletin tek endiflesi dengenin bozulmas d r; yoksa kimin taraf ndan bozuldu u onun için önemli de ildir. Bu nedenle dengeleyici devlet sürekli ittifaklara girmez. Palmerston un süslü ifadesiyle, dengeleyicinin devaml dostu olmad gibi düflman da yoktur, sadece devaml bir ç kar vard r, bu da güç dengesinin sürdürülmesidir (Morgenthau, 1970: 252). Örne in; XVIII. ve XIX. yüzy llarda ngiltere, Avrupa güç dengesi sisteminin dengeleyicisi durumundayd. Bunun nedeni, ngiltere nin çat flma bölgesine olan uzakl, Avrupa da toprak elde etme emellerinin olmamas ve büyük bir deniz gücüne sahip olmas yd. Bu dengeleyici konumunu XX. yüzy l n bafl na kadar baflar l bir flekilde sürdüren ngiltere, Avrupa güç dengesi sisteminin taraflar ndan biri durumuna gelmifltir. Bunun nedeni, hem ngiltere nin eski gücünü kaybetmesi, hem co rafya faktörünün sa lad avantaj n ortadan kalkarak, Avrupa güç dengesi sisteminin ngiltere yi de içine alacak flekilde genifllemesi, hem de Sovyetler Birli inin gücünün artmas d r. Güç Dengesi Sisteminin temel davran fl kurallar afla daki gibi özetlenebilir:

119 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 111 Kapasiteyi (gücü) art rma güdüsüyle hareket ederken savafl yerine diplomatik görüflmeleri tercih etmek, Kapasiteyi art rma f rsat n kaç rmaktansa savafla girmeyi tercih etmek, Temel aktörlerden birinin ortadan kald r lmas söz konusuysa savafl durdurmak, Sistem içinde baflat (hegemon) duruma geçmeye çal flan devlet veya koalisyonlara karfl ç kmak, Uluslarüstü ilkelere ba lanma do rultusunda hareket eden devletleri s n rlama yönünde çaba göstermek, Yenilmifl ya da y k lm fl bir temel aktörün sisteme tekrar dönerek temel aktör konumunu kazanmas na, daha önce temel aktör durumunda olmayan bir devletin temel aktör s n fland rmas na kat lmas na çal flmak, Bütün aktörlere karfl kabul edilebilir ortaklar olarak davranmak. Kaplan, güç dengesi sistemi modelini XVIII. ve XIX. yüzy l Avrupa sisteminden yola ç karak gelifltirdi inden, örnekleri de bu dönemden seçmektedir. Avrupa Uyumu ( ) birinci kurala, XVIII. ve XIX. yüzy l genel olarak ikinci kurala, Bismark n 1866 da Sadova da Avusturya ya karfl takip etti i diplomasiyi üçüncü kurala, Frans z devrimi karfl s nda di er devletlerin tutumlar n beflinci kurala ve Napolyon sonras Fransa n n sisteme yeniden kabulünü alt nc kurala örnek olarak göstermektedir. Güç dengesi sisteminin temel özellikleri nelerdir, aç klay n z. Kaplan a göre, bir güç dengesi sisteminde, ittifaklar n d fl nda kalan devletlerin çok olmas istikrar unsurudur. Ayn fley, ittifaklar n gevflek yap l ve esnek oldu u durumlarla sistemdeki devlet say s n n çok oldu u durumlar için de geçerlidir. Çünkü; böyle durumlarda, hem devletlerin karfl ittifaka kat lmalar yoluyla güç da- l m n dengelemeleri, hem de dengeleyicinin ifllevini yerine getirmesi, çok daha kolay olmaktad r. Fakat tersinin söz konusu oldu u durumlarda, sistemdeki devlet say s azsa, sistemdeki dengeleyicinin rolü sürekli bir dengesizli e yol açabilmekte, hatta böyle durumlarda sistem çökebilmektedir (Kaplan, 1969: 295). Gevflek ki Kutuplu Sistem Güç dengesi sisteminden sonra Kaplan n üzerinde en fazla durdu u model, gevflek iki kutuplu sistemdir. Gevflek iki kutuplu sistem, birçok yönüyle güç dengesi sisteminden ayr lmaktad r. Bu tür sistemlerin en büyük özelli i devletlerin iki blok etraf nda yo unlaflm fl olmalar d r. Fakat bloklara kat lmayan, tarafs z politikalar izleyebilen devletler de vard r. So uk Savafl döneminde ABD ve SSCB yan nda yer almayarak, 1950 lerin ortalar ndan sonraki dönem itibariyle, Hindistan, M s r, Endonezya, Gana gibi ba lant s z devletler bunlar n örneklerini oluflturmufltur. Ayr - ca bu tür sistemlerin bir baflka özelli i, sistemde hemen hemen bütün devletlerin üye oldu u Birleflmifl Milletler gibi evrensel aktörlerin, örgütlerin bulunmas d r. Her iki blokta da ABD ve SSCB gibi blok önderleri ve NATO ile Varflova Pakt (VP) gibi blok örgütleri bulunmaktad r. Gevflek iki kutuplu sistemde, güç dengesi sisteminden farkl olarak, dengeleyici rolü yerine arabulucu rolü vard r. Bu ifllevi ya ba lant s zlar gibi blok d fl devletler ya da evrensel örgüt yerine getirmektedir. Gevflek iki kutuplu sistemde, bloklardan birinin askeri bak mdan güçlenmesi, sistemin istikrar n sarsaca ndan bu anlamda ikinci vurufl gücü önem kazanmaktad r. Nükleer silahlar n cayd r c etkisi sistemin istikrar aç s ndan önemlidir. 4 SIRA S ZDE Kaplan a göre, temel aktörlerin say lar n n belli bir s n r n alt na düflmesi, temel kurallardan herhangi birinin aksamas, di er bir deyiflle oyunun kurallar d fl na ç kan devletlerin davran fl, iletiflim eksikli i, aktörlerin kapasiteleri aras ndaki farkl l n büyümesi, rollerin tan mlanmas nda anlaflmazl k olmas ve dengeleme mekanizmas n n iflleyemez hale gelmesi sistemin istikrar n tehdit eden durumlard r. Kural d fl hareket eden devletlerin artmas, uluslarüstü örgütlenmelerin geliflmesi ve uluslararas ideolojilerin ortaya ç kmas da güç dengesi sisteminin y k lmas na yol açabilecek geliflmelerdir.

120 112 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Gevflek iki kutuplu sistem, bloklar n örgütlenme durumlar na göre baz sonuçlar gösterir. E er bloklar hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip de ilse sistem, bir ölçüde güç dengesi sistemine benzer ve devletlerin belli ölçüde hareket serbestlikleri vard r. Fakat ittifak de ifltirmeler de ancak iki blok etraf nda olabilece inden, bu noktada, güç dengesi sisteminden farkl l k göstermektedir. Bloklardan biri hiyerarflik örgütlenme yap s na sahipken di eri de ilse bu durumda baz sonuçlar ortaya ç kacakt r. Hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip olan blok, bütünleflme fazla oldu undan üyelerini bir arada tutar. Hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip olmayan blokta, ba lar gevflek oldu undan, devletlerin hareket serbestlikleri vard r. Bu durumda bloksuz devletlerle iliflki kurabilirler, hatta onlarla ekonomi ve güvenlikle ilgili alanlarda iflbirli ini öngören paktlar oluflturabilirler. Bununla beraber, hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip olan blo un varl di er blo u da etkilemekte, gerek blok içi, gerekse blok d fl hareket serbestisini s n rlamaktad r. Fakat her iki blok da hiyerarflik örgütlenme yap s na sahipse üyelik çok kat olacak, hareket serbestisi sadece bloksuz devletler için söz konusu olabilecektir. Gevflek iki kutuplu sistemin davran fl kurallar afla daki gibi özetlenebilir: Hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip olan blok, karfl blo u ortadan kald rmaya çal fl r. Savafl yerine görüflmeleri, büyük savafllar yerine küçük savafllar tercih eder. Karfl blo u yok etmede baflar s z olma durumu söz konusuysa büyük savafllar da tercih edilebilir. Hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip olmayan blo un üyeleri, kapasitelerini art rma güdüsüyle hareket ederken savafl yerine görüflmeleri, kapasiteyi art rmada baflar s z olmak söz konusuysa küçük savafllar tercih ederler. Fakat bunun için büyük savafllardan kaç n rlar. Hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip olsun olmas n, tüm blok üyesi devletler, di er blo un üyelerine göre kapasitelerini art rmaya çal fl rlar. Karfl blok sistem de üstünlük peflindeyse bunu kabul etmek yerine savafla girmeyi tercih ederler. Tüm blok üyesi devletler, kendi blo unun amaçlar n evrensel aktörün amaçlar na, evrensel aktörün amaçlar n da karfl blo un amaçlar na üstün tutarlar. Bloksuz devletlerse kendi amaçlar yla evrensel aktörün amaçlar n uzlaflt rmaya çal fl rlar. Fakat evrensel aktörün amaçlar n, blok devletlerin amaçlar na üstün tutarlar. Tüm blok üyesi devletler, kendi bloklar n n üye say s n art rmaya çal fl rlar. Fakat bu çaba, herhangi bir devleti karfl blo a yanaflmaya ya da onun amaçlar n desteklemeye itecekse bloksuz kalmas n tercih ederler. Bloksuz devletler, blok devletleri aras ndaki savafl tehlikesini azaltmaya çal fl rlar. Blok devletlerinden birini, di er blo un üyeleri karfl s nda, ancak evrensel aktörün amac do rultusunda hareket etti i zamanlarda desteklerler. Evrensel aktörler, bloklar aras ndaki uyuflmazl klar azaltmaya çal fl rlar ve sistemin istikrar n tehdit eden durumlarda bloksuz devletleri harekete geçirirler. D KKAT Gevflek iki kutuplu sistemde, güç dengesi sisteminden farkl olarak, blok devletleri, bloksuz devletler ve evrensel aktörler için farkl davran fl kurallar ortaya konmaktad r. Gevflek iki kutuplu sistemde, nükleer savafl tehlikesi ve nükleer t rmanma (silahlanma) korkusundan dolay, bir güç dengesi sisteminde oldu undan daha fazla savafltan kaç nma vard r. Ayr ca evrensel örgütün devletler aras nda uzlaflt r c ve

121 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 113 savafl önleyici bir ifllevi de bulunmaktad r. Bunun yan nda gevflek iki kutuplu sistemde ittifaklar, güç dengesi sisteminde oldu u gibi, k sa süreli amaçlara göre de- iflebilir nitelikte olmay p, daha uzun sürelidir. deoloji, ittifaklar n oluflmas nda bafll ca etkendir. Gevflek iki kutuplu sistemde, bloklardan birinin di erini ortadan kald rmas durumunda, sistem, hiyerarflik sisteme dönüflebilir. E er evrensel örgüt ifllevini afl r ve mükemmel bir flekilde yerine getirirse sistemin evrensel sisteme dönüflme olas l da büyüktür. Bunun d fl nda, her iki blok da hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip olursa s k iki kutuplu sisteme, hiyerarflik yap lar bozulursa gevflek iki kutuplu sistem, güç dengesi sistemine dönüflebilir. Gevflek iki kutuplu sistemi güç dengesi sisteminden ay ran belirgin özellikler nelerdir? S k ki Kutuplu Sistem Morton A. Kaplan n tan mlad uluslararas sistem modellerinden üçüncüsü olan, s k iki kutuplu sistem, pekçok yönüyle gevflek iki kutuplu sisteme benzemektedir. Ancak iki model aras nda önemli farkl l klar da vard r. S k iki kutuplu sistemde, aktör say s daha azd r, bütün aktörler bloklardan birine üyedir ya da taraftard r. Bu tür sistemlerde bloksuz aktörler ve evrensel aktörler ya yoktur ya da önemli bir etkileri görülmedi i için yok say lmaktad r. S k iki kutuplu sistemde, e er her iki blok da hiyerarflik örgütlenme yap s na sahip de ilse sistem, gevflek iki kutuplu sisteme dönüflebilir. Gevflek iki kutuplu sistemde blok devletleri için geçerli olan kurallar, s k iki kutuplu sistemdeki blok devletleri için de aynen geçerlidir. Bu tür sistemlerde, bütünlefltirici ve arabulucu rolü ya hiç görülmez ya da etkileri çok zay ft r. Bu nedenlerden dolay s k iki kutuplu sistemleri, çok istikrarl ve bütünleflme derecesi yüksek sistemler olarak düflünmek mümkün de ildir. Evrensel Sistem Kaplan n dördüncü modeli olan evrensel sistem, gevflek iki kutuplu sistemdeki evrensel aktörün ifllevinin genifllemesiyle ortaya ç kacak bir sistem olarak düflünülmektedir. Sistem konfederal bir siyasal sistem görünümündedir. Evrensel sistem, siyasal, ekonomik, idari ve yarg sal ifllevleri görecek bütünlefltirici bir yap ya sahiptir. Dolay s yla sistem, bütünleflmifl ve istikrarl bir sistem özelli i tafl maktad r. Fakat sistem, bu duruma gelinceye kadar, uzun bir istikrars zl k dönemi geçirebilir. Bu tür sistemlerde devletler, amaçlar na bar flç l yollardan varmaya çal fl rlar ve çat flmalar sistemin kurallar na göre çözümlenir. Uluslararas örgütlerde görev alanlar, öncelikle uluslararas sistemin gereklerine göre davran rlar ve kararlar n, ulusal gereklerin bask s alt nda kalmadan verirler. Bununla beraber, ulusal devletler, kendi toplumsal ve siyasal yap lar nda, sistemin iflleyifli için gerekli de ifliklikleri yapmak istemediklerinde ya da gerekti i ölçüde özveride bulunmad klar takdirde evrensel sistem, hiyerarflik, iki kutuplu ya da güç dengesi sistemine dönüflebilir. Hiyerarflik Sistem Kaplan n beflinci olarak ele ald hiyerarflik sistem, demokratik ya da otoriter nitelikte olabilir. E er hiyerarflik sistem, evrensel sistemdeki baflar l uygulamalardan do an memnuniyetin, daha bütünleflmifl bir sisteme olan talebi gündeme getirmesiyle ortaya ç km flsa demokratik, fakat sistemde herhangi bir devletin ya da bloklardan birinin di erlerine baflat duruma geçmesiyle ortaya ç km flsa otoriter niteliktedir. Hiyerarflik sistemler, bir dünya devleti ya da imparatorluk sistemi görünü- 5 SIRA S ZDE

122 114 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I mündedir. Bu tür sistemlerde, fonksiyonel örgütlenmeler co rafik örgütlenmelerden daha güçlüdür. Ayr ca hiyerarflik sistem, oldukça bütünleflmifl bir yap ya sahip oldu undan, istikrarl bir sistem olarak kabul edilmektedir. Sistemde geçerli olan kurallar merkezi yap dan ayr lmaya izin verdi i halde, entegrasyonun (bütünleflmenin) faydalar fazla oldu undan, sistemden kopma belirli bir maliyeti göze almay gerektirmektedir. Dolay s yla ayr lma pek söz konusu olmamaktad r. SIRA S ZDE 6 Hiyerarflik sistemlere tarihten ve günümüzden örnekler veriniz. Birim Veto Sistemi Morton A. Kaplan n uluslararas sistem modellerinden alt nc s olan birim veto sistemi, nükleer silahlar n yay lmas yla ortaya ç kacak bir sistem olarak düflünülmektedir. Nitekim bu tür sistemler, nükleer güce sahip, fakat dayan lmaz ilk vurufl kapasitesine sahip olmayan yirmi kadar devletin bir araya gelmesiyle ortaya ç kacakt r. Bu varsay ma göre, sistemde nükleer gücü elinde bulunduran her bir devlet, yapaca bir ilk vuruflla rakibin gücünü tamamen yok edememektedir. Fakat ilk vurufl planland gibi gerçekleflirse düflman n gücü önemli ölçüde zay flat labilir (Kaplan, 1957: 50). Bu tür sistemlerde, Sovyetler Birli i ve Çin gibi devletlerin devrimci e ilimleri azal rken nükleer devletler aras nda, ideolojiden kaynaklanmayan ayr l klar ön plana ç kabilir. ABD gibi devletlerse uluslararas statükolardaki de iflikliklere önceki kadar tepki göstermezler. Bu tür bir yap da, eriflilmesi hem tehlikeli hem de güç oldu undan hegemonik amaçlar güden devletlere rastlanmaz (Kaplan, 1969: 299). Birim veto sistemlerinde, devletlerin sahip olduklar nükleer silah kapasitesi di- erlerini cayd raca için, sistem genelde istikrarl say lmaktad r. Bu tür sistemlerde özel ittifaklara pek s k rastlanmaz, olanlar da ideolojik özellikler tafl maz. Bununla birlikte devletler, kendi aralar nda, bir nükleer sald rgan cayd rmak amac yla paktlar oluflturabilirler. Birim veto sistemlerinde nükleer savafllar görülmez, olsa olsa s n rl konvansiyonel bölgesel savafllar olabilir. Baflka bir deyiflle nükleer silahlar flayet kullan lacaksa bu uyar amac tafl yan s n rl misilleme ya da di er s - n rl amaç ve yollarla olur. Çünkü; t rmanma ve misilleme korkusu taraflar cayd rmaktad r. Sistemde arabulucu rolü oynayan evrensel aktörün etkisi, gevflek iki kutuplu sisteme göre daha zay ft r. Bunun nedeni, nükleer güce sahip olan devletlerin kendilerini güçlü hissetmelerinden dolay, evrensel örgütten gelen hiç bir bask y ya da d fl müdahaleyi kabul etmeme e ilimleridir. Sistem, belirtilmeye çal fl lan bütün bu özellikleriyle çok kutuplu bir görünüm sergiler. Morton A. Kaplan, gevflekten s k örgütlüye do ru s ralad bu alt uluslararas sistem modelinin d fl nda, çok gevflek iki kutuplu sistem, detant sistemi, istikrars z blok sistemi ve tamamlanmam fl nükleer yay lma sistemi diye adland rd dört sistem modeli daha gelifltirmifltir (Kaplan, 1969: ). Bu modellerden, çok gevflek iki kutuplu sistemde, bloklar varl klar n devam ettirmekle beraber zay flam fl durumdad rlar. So uk Savafl dönemi için düflünüldü- ünde, ABD ve SSCB aras nda iflbirli ini gerektiren ortak ç kar alanlar artar. Bir t rmanma söz konusu olmad sürece, nükleer denge ABD ve SSCB aras ndaki do rudan savafllar önler. Bununla birlikte, t rmanma ihtimalinin olmad ya da düflük oldu u bölgelerde s n rl savafllar da görülebilir. Bu arada Çin in, ABD ve SSCB için potansiyel bir tehdit olarak ortaya ç kt da görülmektedir. Bu tür sistemlerde, nükleer silahlarda s n rl da olsa bir yay lma söz konusudur.

123 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 115 Evrensel örgüt (BM) içinde, rk ay r m ve sömürgecilikle ilgili konularda bloksuz devletleri desteklemede iki blok rekabet halindedir. Her iki blok da uluslararas statükonun savunuculu unu yapmaktad r. Silahs zlanma çabalar, bloklar aras nda iflbirli inin artmas ve blok içindeki baz devletlerin blok politikalar na karfl ç kabilmesi de bu tür sistemlerin özellikleridir. Ancak bu tür sistemlerde, uluslararas hukuktaki müdahale etmeme ilkesi, gevflek iki kutuplu sisteme göre daha çok ihlal edilmektedir. Evrensel örgütün (BM) arabuluculuk fonksiyonundan siyasal de ifliklikleri denetleme fonksiyonu ön plana ç kmaktad r. Bu durumda örgüt, kapasitesini aflan durumlara müdahale etmeye zorlanmakta, blok liderleri aras ndaki ç kar çat flmalar na kar flmakta ve bu durumda evrensel örgüt için blok devletlerini desteklemek bafll bafl na bir soruna dönüflmektedir. E er sistemin istikrarl olmas arzu ediliyorsa blok devletlerinin, kendilerini s n rlama yönünde daha fazla çaba göstermeleri ve örgütün de arabuluculuk fonksiyonuna daha fazla a rl k vermesi gerekir. Kaplan n sonradan gelifltirdi i sistem modellerinden ikincisi olan detant sistemi (yumuflama sistemi), ABD ve SSCB de, birtak m olumlu de iflikliklerin oldu u varsay m na dayanmaktad r. Sovyetler art k daha aç k bir toplum ve daha az müdahaleci hale gelirken ABD de uluslararas statükonun savunulmas na yönelik eski tutuculu unu terk etmektedir. Genelde uluslararas sistemin bu modele yak n görüldü ü dönemler; Sovyet sisteminde bir iyileflme oldu u, Çin in kendi iç sorunlar na yöneldi i ya da en az ndan tehlike olmaktan ç kt, Üçüncü Dünyan n büyük bir k sm nda istikrar n hüküm sürdü ü dönemlerdir. ABD ve SSCB aras nda rekabet devam etmekle birlikte, iliflkiler çat flmaya dönüflecek boyutlarda gerilmemektedir. Silahlar n kontrolüne iliflkin önemli antlaflmalar kaydedilmekte ve gerginlik önemli ölçüde azalmaktad r. Helsinki Nihai Senedi nin imzaland dönem ve 1970 li y llarda iki blok aras ndaki iliflkiler, bu modelin özelliklerini yans tmaktad r. Detant sisteminin bir sonucu olarak, her iki blo un örgütlenmelerinde zay flamalar görülmektedir. Sovyetlerin uydusu durumundaki baz devletler, birtak m d fl politika konular nda Bat l devletlerle birlikte hareket ederken Bat Blo u içinde de çatlaklar artmaktad r. ABD anti komünist oligarflileri desteklemekten vazgeçerken SSCB de komünist blok d fl ndaki devletlerle birlikte yaflamay ö renmeye çal flmakta ve ulusal kurtulufl hareketlerini destekleme konusunda eski tutumunu terk etmektedir. Hukuk alan ndaysa, di er devletlerin içifllerine kar flmama, detant sis- Resim 6.2 Helsinki Nihai Senedi (Helsinki Final Act) görüflmeleri alt y l sürmüfltür y l nda 35 ülke taraf ndan imzalanan belge, So uk Savaflta yumuflama döneminin bafllang c olarak kabul edilmektedir. AG T Daimi Konseyi Toplant s, Viyana, Kaynak: Permanent_Council.JPG

124 116 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Macar devrimi, TIME dergisi taraf ndan 07 Ocak1957 say s nda kapak yap ld ve Macar halk, Y l n Adam seçildi. Kaynak: covers/0,16641, ,00. html teminin belirgin bir özelli i haline gelmektedir. Ayr ca, uluslararas hukuk kurallar hem güçlendirilmeye çal fl lmakta, hem de uygulama alan genifllemektedir. Evrensel örgüt (BM), uzay, gök cisimleri ve kutup bölgeleriyle ilgili konularda, sömürgecili in son bulmas nda, silah kontrolüne iliflkin düzenlemelerde ve uluslararas bar fl n korunmas nda önemli ifllevler yüklenmektedir. Sistemde, bar fl n bozulmas hatta savafl ç kma olas l az da olsa vard r. Fakat bu çat flmalar, ABD ile SSCB aras nda do rudan bir çat flma olmaktan çok, dolayl, yani bölgesel, s n rl amaçlara yönelik ve konvansiyonel savafllar olacakt r. ABD ve SSCB, savafllar n t rmanmas n önlemek için iflbirli i yapacak ya da en az ndan di erinin bu do rultudaki amac na engel olmayacakt r. Bu tür amaçlara yönelik olarak, daha çok evrensel örgütü devreye sokmaya çal flacaklard r. stikrars z blok sistemindeyse uluslararas iliflkiler, detant sisteminin tersine bir geliflme içindedir. Dünyada gerilim artarken ABD ve SSCB aras ndaki iliflkilerde kuflku hâkim olmaktad r. Silahs zlanmayla ilgili antlaflmalar yok denecek kadar azd r. Bölgesel düzeyde çat flmalara ve yer yer fliddet hareketlerine rastlamak mümkündür. Teknolojik geliflmeler, nükleer silahlar gelifltirmeyi ve daha ucuza elde etmeyi kolaylaflt rmaktad r. ABD ve SSCB nin nükleer sistemleri, dayan lmaz ilk vurufl gücüne sahip olmasa da cayd r c l klar yüksektir. Bunlar n yan nda, sistemde minimum cayd r c l k düzeyinde dört befl devlet daha vard r. Tüm devletler birtak m s n rl misilleme stratejileri gelifltirme çabas içindedirler. Fakat ABD ve SSCB için bu stratejileri kullanmak daha kolayd r. Sistem içindeki ittifak iliflkileri, askeri kapasitelerle ve politikalarla çok yak ndan ilgilidir. E er ABD, kendi ülkesi d fl ndaki müttefiklere yönelik olas nükleer sald r lar cayd racak kapasiteye sahip de- ilse ittifak içindeki krizlerin afl lmas zorlaflacakt r. Bu durumda ABD ile di er müttefiklerin toplam kapasitelerinin bu cayd rma için yeterli olmas gereklidir. Benzer sorunlar SSCB ve blo u için de geçerlidir. Bu modelde tan mlanan iliflkilerde, ABD ve SSCB nin d fl politikalar, müdahaleci özellik tafl maktad r. Bu devletler, detant sisteminden farkl olarak, ç karlar n uyumlaflt r lmas yerine çat flmay tercih etmektedirler. ABD, d fl politikada, tutucu devletlerin statükolar n n korunmas n savunurken SSCB nin d fl politikas, ulusal kurtulufl hareketlerinin desteklenmesine yöneliktir. Ancak bu tür müdahaleci sistemlerde, Macaristan olay n n (1956) benzeri her zaman yaflanabilir. Sovyet politikalar na karfl halk n ayakland Macar devrimi, SSCB taraf ndan bast r lm flt r. Ayr ca Sovyet d fl politikas Çin Sovyet iliflkilerinden etkilenmifltir. Bu iki devlet aras ndaki iliflkilerin düzelmesi, bloklar aras çat flma ve gerginli i art rmaktad r. ABD ve SSCB aras ndaki iliflkiler, bar fl tehdit eden boyutlara varmamakla beraber, sistemde çat flmalar ola an bir duruma gelmektedir. Hatta nükleer silahlar n s n rl düzeyde de olsa kullan lmas mümkündür. Evrensel örgüt (BM) arabuluculuk fonksiyonunu yerine getirmekle birlikte otoritesi zay flamaktad r. stikrars z blok sisteminde, içifllere müdahale etmeme ilkesi s k s k ihlal edilmektedir. Sistem, uluslararas hukukun geliflmesi için uygun bir ortam oluflturmayacak, mevcut standartlar afl n rken yerine yenileri konamayacakt r. Son olarak, üzerinde durulan tamamlanmam fl nükleer yay lma sistemi, daha ziyade istikrars z blok sisteminin de iflimiyle ortaya ç km fl bir sistem olarak tan mlanm flt r. Dolay s yla birçok yönüyle bu sisteme benzeyen tamamlanmam fl nükleer yay lma sisteminin fark, ABD ve SSCB nin yan s ra, nükleer güce sahip onbefl, yirmi devletin daha sistemde bulunmas d r. ABD ve SSCB nin sahip olduklar nükleer sistemler, dayan lmaz ilk vuruflu yapacak kapasitede olmamakla beraber, ilk kullanana baz avantajlar sa lar. Küçük devletlerin ellerinde bulunan nükleer sis-

125 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 117 temlerse minimum cayd r c l k düzeyindedir. Büyük nükleer güçlerle küçük nükleer güçler aras nda ve küçük nükleer güçlerin kendi aralar nda ittifaklar mümkündür. Savafllar s n rl kalmakla birlikte, hem gerginlik hem de t rmanma olas l, istikrars z blok sisteminden daha fazlad r. ABD ve SSCB aras nda, Avrupa d fl ndaki bölgelerde s n rl çat flma olabilir. Avrupa da do rudan bir çat flman n t rmanma olas l yüksek oldu undan, ABD ve SSCB böyle bir çat flman n ç kmamas na özen gösterirler. Evrensel örgütün (BM) arabuluculuk fonksiyonu, istikrars z blok sisteminden daha fazlad r. Ancak bunun d fl ndaki fonksiyonlar istikrars z blok sistemiyle karfl - laflt r ld nda daha az baflar l d r. Uluslararas hukukun uygulamada çok etkisiz kald, tamamlanmam fl nükleer yay lma sisteminde, içifllere müdahale çok yo undur. D fl politika genelde detant sistemine benzemekle birlikte, Amerikan politikas n n muhafazakâr niteli i ön plana ç karken Sovyetler de daha devrimci bir tutum içindedir. Kaplan taraf ndan tan mlanan uluslararas sistem modelleri, özellikle So uk Savafl n farkl dönemlerini aç klay c yönüyle dikkat çekmektedir. S STEM TEOR S N N DE ERLEND R LMES Sistem teorisi, devletlerin d fl politikalar n n, yine devletler taraf ndan oluflturulan yap taraf ndan etkilendi ini varsayan bir teoridir. Devletlerin büyüklükleri, aralar ndaki iliflkiler dikkate al narak gelifltirilen sistem modelleri ve tipolojileri, asl nda tarihsel deneyimlerden yola ç k larak gelifltirilmifl modellerdir. Bununla beraber baz lar, varsay msal nitelikte olup ortaya ç kmas belli koflullara ba lanm flt r. Sistem teorisi, Kenneth Waltz n yap salc realizm olarak tan mlanan sistemci yaklafl m ndan pek çok yönüyle farkl l k göstermektedir. Kenneth Waltz a göre uluslararas sistem bir üst otoritenin ya da merkezi bir devletin bulunmad anarflik bir yap d r. Üst otorite yoklu u devletler aras nda düzenin sa lanmas ve kurallara uyulmas n sa layacak bir otoritenin olmay fl olarak de erlendirildi i için, ciddi bir güvenlik sorunu bulunmaktad r. Devletlerin güvenlikleri kendileri taraf ndan sa lanaca ndan, güç, bu amaç için bafll ca araç niteli indedir. Dolay s yla güç, güvenli e ulaflmada tek araç oldu undan, güç elde etme amac ya da daha fazla güce eriflme amac, devletler aras nda güvensizli i daha da art rmaktad r. Bu durum, güvenlik paradoksu ve güvenlik ikilemi kavramlar yla ifade edilmektedir. Devletler bu tür sistemlerde di erlerine güvenmedikleri için, devletler aras iliflkilerde, mahkûmun ikilemi durumu hâkim oldu u için, iflbirli i imkân bulunmamaktad r. Her bir devletin sadece kendi gücüne güvenebilece i bir yap olarak tan mlanan uluslararas sistemin söz konusu do as, devletlerin askeri ve güvenlik merkezli bir d fl politika izlemesini zorunlu k ld için anarfliktir. Güvensizlik hakimdir ve sistem devletlere baflka bir seçenek de tan mamaktad r. Bu aç dan Kaplan n uluslararas sistem yaklafl m yla benzerlikler bulunsa da Kaplan n tan mlad sistem modelleri anarflik de ildir. ki yaklafl m n ortak yanlar, uluslararas sistemi devletlerden oluflan bir yap olarak görmeleri, yani uluslararas iliflkileri devlet merkezli olarak tan mlamalar d r. Di er bir ifadeyle her ikisi de ulus devletin d fl ndaki aktörleri göz ard etmektedir. Bununla beraber, Kaplan n modeli daha belirgin varsay mlardan oluflmakta ve bu yönüyle daha bilimsel ve daha davran flsalc d r. Zira, her bir model için ayr ayr ortaya konan varsay mlar s nanabilir ve yanl fllanabilir niteliktedir. Oysa Waltz, her ne kadar klasik realizmin devletin do as ndan yola ç karak yapt ve moral ilkeleri göz ard eden yaklafl m n n daha empirik oldu u iddias n tafl sa da sadece anarfli kavram yla devletlerin her türlü politikalar n aç klama iddias tafl d için davran flsalc ve bilimsel yaklafl mlar n elefltirisinden kendini kurtaramamaktad r.

126 118 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Di er taraftan, Wallerstein in sistem yaklafl m ndaysa dünya sistemi, ekonomik faktörlerle tan mlanmakta, uluslararas ifl bölümü ve üretim iliflkileri temel al narak, dünya sisteminin kapitalist oldu u, bu yap n n baz ülkelerin geliflmesine imkân tan rken di erlerinin geri kalmas na yol açt belirtilmektedir. Dolay s yla azgeliflmifllik ve ba ml l k olgusunu aç klamaya yönelik olan dünya sistemi yaklafl m devletlerin d fl politikalar n aç klamada yeterli bir analiz çerçevesi sa lamamaktad r. Daha ziyade ekonomik ba ml l n ve azgeliflmiflli i nedenini, dünya ekonomik sisteminin kapitalist özelli ine ba layan Wallerstein, bu yap n n devletlerin merkez ülke ya da çevre ülke olmas n belirledi ini varsaymaktad r. Bu anlamda, Waltz taraf ndan merkezi otorite yoklu una ba l anarflik olarak tan mlanan sistem, Wallerstein da ekonomik nedenlerle kapitalist olarak tan mlanmaktad r. Her üç sistemci yaklafl m n ortak özelli i devletlerin politikalar n n sistemin karakteriyle aç klanmaya çal fl lmas d r. Burada birimin yap y etkilemesinden ziyade yap n n birimi etkilemesi söz konusudur. Her üç varsay m n bir baflka ortak özelli i de devletleraras farkl l klar (Wallerstein n dünya sisteminde merkez, çevre ve yar çevre ay r m yap lmaktaysa da) göz ard ederek, benzer koflullarda tüm devletlerin benzer politikalar izleyeceklerini varsaymalar d r. Devletlerin güç ve kapasiteleri aras ndaki farkl l klar, devletlerin otoriter ya da demokratik bir karakterde olup olmay fllar, liderlik özellikleri ve kamuoylar analize dâhil edilmemektedir. Bununla beraber, tek bir de iflken yerine çok say da de iflkenin esas al nmas, sistem modellerinin her biri için ayr kurallar ve varsay mlar öngörülmesi ve genel geçer genellemelerden ziyade, belli bir durumda devletlerin nas l davranacaklar n belirlemede ve anlamada daha fazla veri sa lamas bak m ndan Kaplan n sistem yaklafl m, di erleriyle karfl laflt r ld nda, bilimsel kriterleri daha fazla karfl lamaktad r. SIRA S ZDE 7 Kaplan, Waltz ve Wallerstein n sistem yaklafl mlar aras ndaki temel benzerlikler nelerdir? S STEM MODELLER NE YÖNEL K ELEfiT R LER Kaplan n sistem modellerine yönelik elefltirilerde, söz konusu sistemlerden, özellikle güç dengesi ve gevflek iki kutuplu sistemin d fl nda kalan sistemlerin, büyük ölçüde, varsay msal nitelikte sistem modelleri oldu una dikkat çekilmektedir. Bu anlamda, s nama olana olmayan modeller olduklar için, bilimsel niteliklerinin oldukça tart flmal oldu u ifade edilmektedir. Özellikle bunlardan, birim veto sistemi ve s k iki kutuplu sistemin, di er sistem modellerinin bozulmas ya da geliflmesi sonucu ortaya ç kabilece i ileri sürülürken, hiyerarflik ve evrensel sistem modellerininse iç politika ve uluslararas politika aras ndaki ay r m çizgisinde yer ald klar, çünkü bu sistemlerin yap sal ve içsel (kurumsal ve hükümetsel) unsurlara birlikte iflaret etti i belirtilmektedir. Kaplan n sistem modellerine yöneltilen bir baflka elefltiriyse söz konusu modellerin statik soyutlamalar olduklar fleklindedir (Reynolds, 1979: 39). Ayr ca modeller ve varsay mlar, sistemin kurallar olarak belirtilen kurallar n devletlerin ç karlar gere i gösterdi i davran fllar m, yoksa uymalar gereken kurallar m oldu u yeterince aç k olmad için de elefltirilmektedir. Örne in; tarihte, geçmifl dönemlere bak ld nda, devletlerin güç dengesini korumak için mi bu kurallara uyduklar, yoksa bu kurallara uyduklar için mi güç dengesinin korundu u belli de ildir. Dolay s yla bu kurallar, tarihsel genellemelerden öteye bir anlam tafl makta m d r? Kaplan bunlar gerekli kurallar olarak nitelemektedir. Devletlerin davran fllar yla sistemin gerekli kurallar aras nda paralellik kurulmas n n, devletle-

127 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 119 rin gelecekteki davran fllar na iliflkin belirlemelerde bulunmada ne derece do ru bir yaklafl m oldu u da tart flmal d r. Çünkü; bunlar n davran fl m, yoksa kural m oldu u net olarak ortaya konmamaktad r; ya da tam olarak anlafl lmamaktad r. Devletlerin davran fllar ndan yola ç k larak, ortaya konan kurallar n tekrar devletlerin davran fllar na rehberlik edece ini varsaymak olanakl m d r? Güç dengesinin devam ya da korunmas için öngörülen kurallar, oldukça soyut olup bu kurallar n, de iflip de iflmeyece i belirtilmemektedir. Bunun yan nda, sistemin devam ya da korunmas için gerekli kurallar, neden sonuç iliflkisi kurmak için yeterli de de- ildir. Ayr ca, kurallar ya da davran fllarla ilgili olarak, devletler aras nda bir ayr ma gidilmemekte, bütün devletlerin benzer durumlarda ayn flekilde davranacaklar varsay lmaktad r (Reynolds, 1979: 42-43). Reynold, kapasite de iflkenleri kavramlar n n da ayn derece soyut nitelikte oldu una iflaret etmektedir. Çünkü; Kaplan n sistem modellerinde devletlerin kapasiteleriyle ne ifade edilmek istendi i, bunlar n fiziksel olmayan kapasite ve güç unsurlar n da kapsay p kapsamad, kapasite ve güç kavram n n hangi anlamda kullan ld aç kça belirtilmemektedir. Ayr ca bütün devletlerin kapasitelerini art rma güdüsüyle hareket edip etmeyece i, böyle bir durumda içsel ve d flsal koflullar n farkl davranmay gerektirebilece i gözard edilmektedir. Sistem modelleri s nama olana bulunmayan tarihsel genellemelerse, sistem teorisini davran flsal belirlemeler için kullan lacak bir bilimsel teori olarak kabul etmek olanakl m d r? Reynolds a göre, bu varsay mlar n, empirik aç klamalar için, kullan fll olmayan ideal dünya için öngörülmüfl modeller oldu unu ileri sürmek, daha anlaml gözükmektedir. Buradan yola ç karak, empirik s namalar için uygun olmad için, bilimsel bir teori olarak kabul etmenin de zor oldu u sonucuna ulaflmaktad r. Bunlar n d fl nda sistem teorisi, devletlerin davran fllar n yap sal nedenlere dayand rmas, devlet adamlar ve karar vericilerle ilgilenmemesi, rasyonel davran fl n sistemin kurallar do rultusunda hareket etmek oldu u, tüm devletlerin ayn flekilde davranaca n varsayarak irrasyonel unsurlar ya da öznel koflullar yads mas, ülkelerin farkl siyasal koflullara sahip oldu u gerçe ini gözard etmesi nedeniyle da elefltirilmektedir (1979: 43-47).

128 120 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Özet A MAÇ 1 A MAÇ 2 Sistem kavram n tan mlamak. Sistem, aralar nda düzenli iliflkiler bulunan, birinde meydana gelen bir de iflikli in di erlerini etkiledi i, onu di er sistemlerden ay ran kendine has tan mlanabilen özelliklere sahip, ba ml de- iflkenlerden oluflan bir yap d r. Her sistem daha alt sistemlerden oluflabilece i gibi, daha üst bir sistemin alt sistemi olabilir. Di er bir deyiflle sistemler bir araya gelerek daha büyük üst sistemleri olufltururken kendileri de bu sistemin alt sistemi olarak tan mlanmaktad rlar. Alt sistemleri oluflturan birimler ve ö elerin birinde meydana gelen olumlu ya da olumsuz bir geliflme ya da de ifliklik, sistemin di er ö elerini de etkiler. Ayn flekilde alt sistemlerde meydana gelen de ifliklikler ve geliflmeler üst sistemleri, üst sistemlerde meydana gelen geliflmeler de alt sistemleri etkiler. Her canl organizma biyolojik bir sistemdir ve onun da içinde yer ald bir baflka üst sistemin alt sistemi niteli i tafl r. nsan birçok alt sistemlerden oluflan bir biyolojik sistem olarak, do adaki canl lar n oluflturdu u daha büyük bir biyolojik sistemin alt sistemidir. nsan, ayn flekilde bir sosyal varl k olarak aile gibi, bir toplumsal sistemin alt sistemidir. Aile en küçük toplumsal sistem olarak, daha büyük sosyal örgütlenmelerin alt sistemidir. Bir ülkedeki toplumsal ve siyasal örgütlenmeler, daha büyük bir siyasal sistem olan devletin alt sistemleridir. Devletlerse bölgesel siyasal sistemin alt sistemleridir. Bu anlamda Türkiye, hem Avrupa bölgesinin bir alt sistemi, hem de Asya sisteminin bir alt sistemidir. Türkiye, ayr ca Orta Do u alt sisteminin de bir alt sistemidir. Ülke içindeki siyasal, sosyal ve ekonomik örgütlenmeler gibi, uluslararas alanda da bunlara benzer, devletlerin alt sistem olarak dikkate al nabilecek örgütlenmeler bulunmaktad r. A MAÇ 3 Uluslararas siyasal sistemleri tan mlamak. Farkl yazarlar farkl sistem modelleri üzerinde durmufllard r. Holsti ye göre uluslararas sistemleri befl grupta ele almak mümkündür. Bunlar; hiyerarflik sistem, güç dengesi sistemi, gevflek iki kutuplu sistem, s k iki kutuplu sistem ve çok kutuplu sistemdir. Rosecrance ise aras Avrupa tarihini, dokuz tarihsel döneme ay rarak ele almakta, bunlar istikrarl ve istikrars z sistemler olarak iki gruba indirgemektedir. Öte yandan, uluslararas iliflkilerde kapsaml bir sistem teorisi gelifltiren Morton A. Kaplan, alt uluslararas sistem üzerinde durmufltur. Bunlar, güç dengesi sistemi, gevflek iki kutuplu sistem, s k iki kutuplu sistem, evrensel sistem, hiyerarflik sistem ve birim veto sistemidir. Bunlardan, güç dengesi ve iki kutuplu sistemin tarihte örnekleri bulunmaktad r. Baflka bir deyiflle güç dengesi sistemi, onyedinci yüzy ldan yirminci yüzy l n bafl na kadar devam eden Avrupa sisteminden yola ç k larak gelifltirilmifltir. Gevflek ve iki kutuplu sistemlerse 1945 ten 1991 e kadar devam eden uluslararas yap dan (So uk Savafl dönemi) hareketle gelifltirilmifltir. Bununla beraber, di er dört sistem varsay msal nitelikte olup, ortaya ç kmalar belli koflullara ba l d r. Uluslararas sistem modellerini aç klamak. Uluslararas sistem modellerinden güç dengesi sistemi, büyük devlet kategorisinde, yaklafl k eflit güce sahip olan, herhangi birinin di erlerini tek bafl na ortadan kald racak gücü bulunmayan, befl devletin bulundu u bir yap olarak düflünülmüfltür. Onsekizinci ve ondokuzuncu yüzy l Avrupas ndan yola ç k larak gelifltirilmifl bir modeldir. O günün Avrupas nda ngiltere, Fransa, Rusya, Prusya ve Avusturya bafll ca büyük güçler olarak kabul edilmekteydi. Güç dengesinde, bu devletlerin d fl nda çok say da küçük devlet bulunsa da büyük güçler, say lan bu devletler oldu u için, say lar da önem tafl maktayd. Baz yazarlar, sistemde en az üç devlet olmas n yeterli bulmakta, bunlar n say lar ndaki art fl, sistemin devam aç - s ndan istikrar unsuru olarak görmektedir. Bu tür sistemlerde savafllar çok s k yaflanmakla beraber, diplomasinin geliflmesi de bu tür sistemlerde mümkün olabilmektedir. Bu tür sistemlerde devletler, sadece baflka araçlarla amaçlar na ulaflmalar mümkün de ilse savafl tercih etmekte, sistemin devam için gerekli olan büyük güçler, birbirini ortadan kald rmaya çal flmamaktad r. Bu modelde devletler oldukça esnek davranabilmektedir. Devletlerin içsel kapasitelerinin ve özelliklerinin, d fl politikaya yans mas da söz ko-

129 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 121 nusu olabilmektedir. Hiyerarflik sistemlerdeyse sisteme egemen olan bir merkezi devlet ya da karfl konulamaz bir büyük güç bulunmaktad r. mparatorluk sistemi de denilen bu tür sistemler (tek kutuplu olarak da nitelenebilir) baflat gücün ödül ve ceza mekanizmas n uygulayabilecek kapasiteye sahip olmas ndan dolay, istikrarl sistemler olarak nitelenmektedir. Merkezi güç izin vermeyece i için, devletler aras nda savafl pek ola an bir durum de ildir. Ancak bu tür sistemlerde, devletlerin esneklikleri söz konusu de ildir. Bütün iliflkiler merkezi devletin kontrolünde geliflir. Gevflek iki kutuplu sistemlerse kinci Dünya Savafl sonras ortaya ç kan yap dan yola ç k larak gelifltirilmifltir. Gevflek iki kutuplu sistemlerde devletler, iki kutup ya da iki blok halinde hareket ederler. Her blo a hâkim olan bir blok lideri ya da blok önderi bulunmaktad r. Do u Blo- una Sovyetler Birli i, Bat Blo una ABD önderlik etmekteydi. Her bir blok kendi içinde bir hiyerarflik sisteme benzemektedir. Ancak bu hiyerarflik yap, daha gevflek yap dad r. Devletler blok liderinin ç karlar (blok ç kar olarak görülür) do rultusunda hareket etseler de zaman, zaman kendi bafllar na hareket ettikleri de görülür. Çat flma olas l nisbeten az oldu undan, hiyerarflik sistemler kadar olmasa da istikrarl bir sistemdir. Her bir blo un, NATO ve Varflova Pakt gibi askeri örgütlenmeleri, BM gibi tüm devletlerin üye oldu u bir evrensel örgütü bulunmaktad r. Bu tür sistemlerde, blok d fl nda kalan, Ba lant s zlar ad verilen devletler de bulunabilmektedir. Nükleer silahlar n cayd r c özelli i, bu tür sistemlerde savafl olas l n azaltmaktad r. S k iki kutuplu sistemler, gevflek iki kutuplu sistemlerin tüm özelliklerini tafl makla beraber farkl olarak, blok d fl nda kalan ba lant s zlar ad verilen ülkelere rastlanmamakta ve her blokun hiyerarflik yap s daha s k olmaktad r. Bu nedenle bu tür sistemlerde savafl olas l azd r, ancak henüz ikinci vurufl kapasitesine sahip olmad klar ve ilk vuruflu yapana büyük avantaj sa layaca için, süper güçler denilen blok liderleri aras nda nükleer savafl olas l bulunmaktad r. Evrensel sistemlerse BM gibi evrensel örgütün ifllevinin artmas yla gönüllülük esas na göre kurulacak bir konfederasyona ya da gevflek yap l bir dünya federasyonuna iflaret etmektedir. Bu durumun, A MAÇ 4 güvenli in d fl ndaki alanlarda da devletlerin kendi egemenlik yetkilerini, BM ye devretmeleriyle gerçekleflece ine inan lmaktad r. Bu tür sistemler, bütün sorunlar n bar flç l yollarla çözülece i, güce baflvurulmayaca, BM nin güce ve fliddete baflvurmay engelleyece i bir sistem olarak tasavvur edilmifltir. Ortaya ç kmas, devletlerin BM ye olan güvenlerinin artmas na ba land - için varsay msal nitelikte bir sistemdir. Birim veto sistemine gelince, yirmi ya da daha fazla devletin nükleer silaha sahip olmas yla, sorunlar n t rmanma ihtimaliyle, topyekün bir nükleer savafla baflvurma ihtimalini bar nd ran bir modeldir. Bu silahlanma durumunun savafla baflvurmay engelleyece i varsay m ndan hareketle sisteme birim veto ya da topyekün veto sistemi denilmektedir. Sistemin yap s savafl olas l - n ortadan kald rmaktad r ve korkuya dayal bir savafltan kaç nma ve istikrar söz konusudur. Sistem teorisini de erlendirmek. Sistem teorisi, esas itibariyle sistemin yap s ndan yola ç k larak, devletlerin d fl politikalar n n aç klanabilece ini ve analiz edilebilece ini varsayan (ileri süren) bir teoridir. Rosecrance ve MacClelland n etkilerine ra men, esas olarak Kaplan taraf ndan gelifltirilen sistem yaklafl m nda, sistemin devletler taraf ndan olufltu u, onlar aras ndaki davran fl kurallar n, iliflkilerin biçimini sahip olduklar kapasitelere ba l olarak da sistemin farkl bir tan m n n yap ld, her bir sistemde, devletlerin farkl d fl politikalar izleyece i öngörülmektedir. Oysa Kenneth Waltz n yap salc realizm olarak da bilinen sistemci yaklafl m nda, uluslararas sistem, anarflik bir yap olarak tan mlanmakta, devletlerin bu yap da güç peflinde koflmalar, buna ba l olarak savafl ve yay lmac politikalar n ola an bir durum oldu u ileri sürülmektedir. Dolay s yla yap lan genellemeyle devletlerin farkl co rafyalarda ve farkl dönemlerde neden farkl politikalar izlediklerini aç klamada yetersiz kalmaktad r. Di er taraftan, Wallerstein n gelifltirdi i dünya sistemindeyse kapitalist bir sistem oldu u varsay lan dünya sisteminde devletler; merkez, çevre ve yar çevre olarak üç kategoriye ayr larak ele al nmaktad r. Dolay s yla Wallerstein in yaklafl m, sadece ekonomik faktörlerin dikkate al nmas ve uluslararas iliflkilerin siyasi ve askeri yönlerini göz ard etmesi dolay -

130 122 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I s yla yetersiz bulunmaktad r. Bununla beraber, her üç sistemci yaklafl m n da ortak yönü, devletlerin politikalar n n ve davran fllar n n, sistemin yap s taraf ndan belirlendi inin varsay lmas d r. Ayr ca her üç yaklafl mda da devletlerin içsel özellikleri ve farkl l klar dikkate al nmamaktad r. A MAÇ 5 Uluslararas sistem teorisinin ve modellerinin elefltirisini yapmak. Sistemci yaklafl mlara yöneltilen ortak elefltiri, bu tür teorilerin, devletlerin oluflturdu u yap n n, devletlerin davran fllar n belirledi inin varsay lmas d r. Bu indirgemeci yaklafl mda, devletler kara kutu ya da bilardo topu gibi d fl etkilere karfl bir tak m tepkiler veren monolitik yap lar olarak görülmektedir. Ayr ca içsel unsurlar ve her bir devlete özgü farkl nitelikleri göz ard edilerek, tüm devletlerin, benzer koflullarda benzer davran fllar sergileyeceklerinin kabul edilmesi de elefltirilmektedir. Ayr ca sistem yaklafl mlar nda, devletin d fl ndaki uluslararas aktörler de dikkate al nmamaktad r. Özellikle Kaplan n sistem modellerine yöneltilen elefltirilerde, güç dengesi ve gevflek iki kutuplu sistem modeli d fl ndaki söz konusu modellerin, varsay msal nitelikte oluflunun, bilimselliklerini tart flmal hale getirdi i ileri sürülmektedir. Ayr ca, sistemin kurallar olarak belirtilen kurallar n, devletler taraf ndan dikkate al nmas gereken kurallar m, yoksa zaten dikkate al nan kurallar m oldu u konusunun belirsiz oldu una, devletlerin bu kurallara uyduklar için mi güç dengesinin devam etti i, yoksa güç dengesi devam etti i için mi devletlerin belli flekilde davrand klar konusunun da net olmad - na dikkat çekilmektedir.

131 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 123 Kendimizi S nayal m 1. Afla dakilerden hangisi, sistem teorisinin temel varsay m d r? a. Uluslararas sistemin uluslararas aktörlerden oluflmas b. Sistemde temel aktör olan devletlerin yap y belirlemesi c. Sistemin devletlerin d fl politikalar n belirlemesi d. Sistemde devletlerin farkl l klar n n önemli olmas e. Sistemin devletlerin iç politikalar n belirlemesi 2. Afla dakilerden hangisi, uluslararas sistemin özelliklerinden biri de ildir? a. Hiyerarflik olmas b. Siyasal olmas c. Toplumsal olmas d. Ekonomik olmas e. Anarflik olmas 3. Afla dakilerden hangisi Morton A. Kaplan n sistem tan m na göre temel bir varsay md r? a. Sistemin ba ms z siyasal varl klar n toplam olmas b. Sistemi oluflturan de iflkenlerin etkileflim içinde olmalar c. Sistemin bozucu girdiler ve düzenleyici mekanizmalardan oluflmas d. Sistemin uluslararas toplumu oluflturmas e. Sistemin uluslararas hukuku gelifltirmesi 4. Afla daki kavramlardan hangisi, sistem teorisinin temel varsay mlar aras nda yer almaz? a. Karfl l kl ba ml l k b. Karfl l kl etkileflim c. Sürekli iliflki d. Devletlerin ortak özellikleri e. Bütüncül yap 5. Afla dakilerden hangisi Rosecrance in sistem tan - m na göre, bozucu girdilere örnek olamaz? a. Güç mücadelesi b. Ç kar çat flmalar c. Bölgesel ihtilaflar d. Uluslararas mahkemeler e. Ayr l kç hareketler 6. Güç dengesi sistemi, afla daki kavramlardan hangisiyle iliflkilendirilemez? a. Ulus devletler b. Ulusal ç karlar c. Bloklar d. Dengeleyici güç e. Evrensel sistem 7. Afla dakilerden hangisi, gevflek iki kutuplu sistemde hiyerarflik örgütlenen bir blo un özelli idir? a. Blok içinde bütünleflme fazlad r. b. deoloji blo un oluflmas nda etkili de ildir. c. Devletlerin hareket serbestlikleri vard r. d. Blok içinde ba lar gevflektir. e. Evrensel örgüt blo a üye kazand rmaya çal fl r. 8. Afla dakilerden hangisi, Kaplan n tan mlad uluslararas sistem modellerinden de ildir? a. Gevflek iki kutuplu sistem b. Detant sistem c. Anarflik sistem d. Hiyerarflik sistem e. Birim veto sistemi 9. Uluslararas sistemde, hiçbir ulus devletin veya koalisyonun, sistemi tehdit edecek güce ulaflmamas için, devletlerin birbirlerini dengeledikleri yap, afla daki kavramlardan hangisiyle ifade edilmektedir? a. Hiyerarflik denge b. Güç dengesi c. Evrensel sistem d. Dünya hükümeti e. Hegemonik istikrar 10. Afla dakilerden hangisi, sistem teorisine yöneltilen elefltirilerden biri de ildir? a. Karar verme mekanizmalar yla ilgilenilmemesi b. Devletlerin davran fllar n n yap sal nedenlere ba lanmas c. Devletlerin dengeleyici davran fllar n n genellenmesi d. Sistem modellerinin varsay msal olmalar e. Devletlerin farkl özelliklerinin dikkate al nmas

132 124 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar 1. c Yan t n z yanl fl ise, Sistem Kavram ve Sistem Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. e Yan t n z yanl fl ise, Sistem Kavram ve Sistem Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 3. b Yan t n z yanl fl ise, Sistem Kavram ve Sistem Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. d Yan t n z yanl fl ise, Sistem Kavram ve Sistem Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. d Yan t n z yanl fl ise, Uluslararas Siyasal Sistemler konusunu yeniden gözden geçiriniz. 6. e Yan t n z yanl fl ise, Uluslararas Sistem Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 7. a Yan t n z yanl fl ise, Uluslararas Sistem Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yan t n z yanl fl ise, Uluslararas Sistem Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 9. b Yan t n z yanl fl ise, Uluslararas Sistem Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. e Yan t n z yanl fl ise, Sistem Modellerine Yönelik Elefltiriler konusunu yeniden gözden geçiriniz. S ra Sizde Yan t Anahtar S ra Sizde 1 Sistem, aralar nda düzenli iliflkiler bulunan ve birinde meydana gelen bir de iflikli in di erlerini etkiledi i ba- ml de iflkenlerden oluflan bir yap olarak tan mlanmaktad r. Bu yap y di er benzer yap lardan ay ran kendine has özellikleri bulunmaktad r. Bu anlamda her bir biyolojik canl organizma bir sistem olarak tan mlanabilir. Ayn flekilde bir bitki, hayvan veya insan birer biyolojik sistemdir. nsan, hem bir biyolojik hem de sosyal bir sistemdir. Günlük yaflamda içinde yer ald m z toplumsal örgütlenmeler veya sivil toplum kurulufllar birer toplumsal, siyasal veya ekonomik sistemdir. Bunlar n her biri bir siyasal sistem olan devletin alt sistemleri iken devlet daha büyük örgütlenmelerin, bölgesel co rafik sistemlerin birer alt sistemi niteli indedir. Bütün sistemlerin kendi içindeki ögeler aras nda ba ml iliflki oldu undan, birinde meydana gelen bir de ifliklik, di er ögeleri ve birimleri etkiler. Ayn flekilde alt sistemlerde ve üst sistemlerde meydana gelen de ifliklikler de etkileflim içindedir. S ra Sizde 2 K. J. Holsti, tarihsel faktörlerin yan s ra, sistemin s n r - n, sistemdeki siyasal birimler aras ndaki iliflkileri, gücün da l m n, siyasal birimlerin temel karakterlerini ve bunlar aras ndaki iliflkileri düzenleyen kurallar n iflleyifl biçimini dikkate al rken, Kaplan örgütlenme durumlar - n, devletlerin say lar n, aralar ndaki davran fl kurallar - n ve sistemin de iflimine ve dönüflümüne yol açacak faktörleri dikkate almaktad r. Dolay s yla, sistemin temel özellikleri, devletlerin say lar, aralar ndaki iliflkiler, örgütlenme biçimleri ve devletler aras iliflkilere hâkim olan davran fl kurallar n n dikkate al nd görülmektedir. Bununla beraber, baz yazarlar, örne in Rosecrance bunlar n d fl nda sistemleri istikrarl olup olmamalar na göre de grupland rmaktad r. Bunu yaparken bozucu ve düzenleyici unsurlar n hangisinin daha belirleyici oldu unu dikkate almaktad r. S ra Sizde 3 Holsti, uluslararas sistemleri befl grupta ele almaktad r. Bunlar, hiyerarflik sistem, güç dengesi sistemi, gevflek iki kutuplu sistem, s k iki kutuplu sistem ve çok kutuplu sistemdir. Morton A. Kaplan ise alt uluslararas sistem üzerinde durmufltur. Bunlar, güç dengesi sistemi, gevflek iki kutuplu sistem, s k iki kutuplu sistem, evrensel sistem, hiyerarflik sistem ve birim veto sistemidir. Güç dengesi, hiyerarflik sistem, gevflek iki kutuplu ve s k iki kutuplu sistemlerin her iki yazar taraf ndan benzer varsay mlarla aç kland görülür. Ancak Holsti nin çok kutuplu sistemi, Kaplan n ise evrensel ve birim veto sistemi iki yazar birbirinden farkl k lan sistem modelleridir. Bununla beraber, Holsti nin çok daha yüzeysel bir flekilde ele ald sistem türleri, Kaplan taraf ndan ayr nt l bir flekilde ele al nmaktad r. Bu anlamda Kaplan taraf ndan güç dengesi ve gevflek iki kutuplu sistemler için sistemi karakterize eden özellikler, sistemin davran fl kurallar ve sistemin dönüflümünü etkileyen faktörler ba lam nda ortaya konan varsay mlar, sistem modellerini daha s nanabilir modeller haline getirmektedir. S ra Sizde 4 Daha ziyade onsekizinci ve ondokuzuncu yüzy l Avrupas temel al narak gelifltirilen güç dengesi sistemi, güçleri yaklafl k birbirine eflit olan befl büyük devletin sistemin istikrar ve devam için gerekli oldu u ve bunlar n d fl nda çok say da devletin yer ald bir yap olarak

133 6. Ünite - Uluslararas Sistem Teorisi 125 tan mlanm flt r. Söz konusu büyük devletlerin güçleri birbirine eflit oldu u için birbirlerini ortadan kald racak politikalar izlememektedirler. Devletler, güçlerini artt rma f rsat n kaç rmak istemedikleri için gerekirse savafla da baflvurmaktad rlar. Bu tür sistemlerde savafllar n ola an bir durum olmas n n yan nda diplomasinin geliflmesi de mümkün olabilmektedir. Bu anlamda onbeflinci yüzy l talyas ve onsekizinci yüzy l Avrupas bafll ca örnekleri oluflturmaktad r. Her iki dönemde de diplomasinin büyük bir geliflme gösterdi i görülmüfltür. Hiçbir devlet ve koalisyonun di er tarafa kesin üstünlük sa layamad bu tür sistemlerde, ittifaklar geçici ç - karlar için yap ld için k sa sürelidir ve ideoloji, ittifak olufltururken önemli bir rol oynamaz. S ra Sizde 5 Gevflek iki kutuplu sistemlerde devletler iki blok halinde örgütlenmifllerdir ve her blokun birer blok lideri bulunur. Bloklar n hiyerarflik yap lar na ba l olarak blok içi ve bloklar aras ndaki iliflkiler ya do rudan ya da blok lideri arac l yla sa lan r. Devletlerin d fl politikalar nda kendi ç karlar ndan ziyade blok ç karlar etkili olur. Blok liderlerinin ç karlar ço u zaman blok ç - kar gibi alg lan r. Dolay s yla devletler kendi ç karlar do rultusunda hareket etmek yerine blok liderinin ç - kar na göre hareket edebilir. Ayr ca bloklar n oluflumunda ideoloji etkili bir faktördür. ki kutuplu sistemlerde ittifaklar uzun sürelidir. Oysa güç dengesi sistemlerinde ittifaklar k sa sürelidir ve geçici amaçlar için yap l r. Devletler aras ndaki ba lar gevflektir ve her bir devlet kendi ç karlar do rultusunda hareket eder ve ittifaklar n oluflumunda ideoloji etkili de ildir. Bununla beraber güç dengesi sistemlerine göre gevflek iki kutuplu sistemler daha istikrarl sistemlerdir. Zira güç dengesi sistemlerinde büyük devletler aras nda oldukça s k yaflanan savafllar, gevflek iki kutuplu sistemlerde daha ziyade küçük devler aras nda görülür. Büyük devletler aras nda savafllar n t rmanma olas l dolay s yla pek yaflanmaz. S ra Sizde 6 Hiyerarflik sistemler daha ziyade büyük ve merkezi bir devletin aç k ve karfl konulamaz üstünlü ünün söz konusu oldu u sistemler oldu undan, tarihteki imparatorluklar n her biri hiyerarflik sisteme örnek verilebilir. Osmanl mparatorlu u, Rus mparatorlu u ve Avusturya- Macaristan mparatorlu u, ayr ca Do u ve Bat Bloklar n n her biri birer hiyerarflik sistem olarak düflünülebilir. Hiyerarflik sistemlere tek kutuplu sistemler de denmektedir. Bu nedenle Sovyetler Birli i ve Do u Blo unun da lmas yla So uk Savafl n 1991 de sona ermesi sonucu ortaya ç kan yeni sistemi baz bilim adamlar ABD nin hâkimiyetinde tek kutuplu sistem olarak adland rm fllard r. Ancak bu tür sistemlerde blok liderinin karfl konulamaz ve mutlak üstünlü e sahip olmas gerekti i için, zamanla ABD nin böyle bir pozisyona sahip olmad ortaya ç km fl ve bu tan mlama terk edilmifltir. S ra Sizde 7 Her üç sistem teorisinin (veya yaklafl m n n) temel benzerli i, devletlerin oluflturdu u bir yap n n devletlerin d fl politikalar n belirledi ini düflünmeleridir. Ayr ca her üçü de içsel faktörleri, devletlerin kendine has farkl l klar n ve liderlik özelliklerini göz ard etmektedir. Ayr ca her üçü de devlet merkezli bir anlay fla sahip olup, uluslararas iliflkilerin temel aktörü olarak devleti kabul etmekte ve dolay s yla devlet içi ve uluslararas alanda faaliyet gösteren çok say da siyasi, toplumsal ve ekonomik örgütlenmeyi dikkate almamaktad r.

134 126 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Yararlan lan Kaynaklar Deutsch, Karl W. ve J. David Singer. (1969), Multipolar Power Systems and International Stability, J. N. Rosenau (ed.) International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, içinde, ss Dougherty James E. ve Robert L. Pfaltzgraff. (1990), Contending Theories of International Relations, 3rd ed. New York: Harper Collins Publishers, Inc. Holsti, K. J. (1974), International Politics, A Framework for Analysis, 2nd ed. London: Prentice/Hall International. Kaplan, Morton A. (1957), System and Process in International Politics. New York: Wiley and Sons. Kaplan, Morton A. (1969), Variants on Six Models of the International System, James N. Rosenau (ed.) International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, içinde, ss McClelland, Charles A. (1966), Theory and the International System. New York: MacMillan. Morgenthau, Hans J. (1970), Uluslararas Politika. Cilt 1 Çev. Bask n Oran ve Ünsal Oskay. Ankara: Sevinç Matbaas. Reynold, Charles. (1973), Theory and Explanation in International Politics. London: Martin Robertson and Co. Ltd. Rosecrance, Richard N. (1963), Action and Reaction in World Politics. Boston: Little, Brown. Rosenau, James N. (1969), International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press. Waltz, Kenneth N. (1969), International Structure, National Force and Balance of World Power, James N. Rosenau (ed.) International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, içinde ss Young, Oran R. (1995), System and Society in World Affairs: Implications for International Organizations, International Social Science Journal. Vol. XLVII, No. 2 (June), ss

135

136 7ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Amaçlar m z Bu üniteyi tamamlad ktan sonra; Karar verme teorisi ve temel varsay mlar n aç klayabilecek; Karar verme sürecinde rasyonelli in önemini ay rt edebilecek; Karar vermede kiflisel özelliklerin etkisini aç klayabilecek; Karar verme sürecinde alg laman n rolünü tan mlayabilecek; Karar verme teorisinin modellerini de erlendirebileceksiniz. Anahtar Kavramlar Karar Verme Alg lama Rasyonellik Rasyonel Politika Modeli Örgütsel Süreç Modeli fielale Modeli çindekiler Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Karar Verme Teorisi G R fi KARAR VERME TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI KARAR VERME SÜREC NDE RASYONELL K KARAR VERMEDE K fi SEL ÖZELL KLER N ETK S KARAR VERME SÜREC NDE ALGILAMANIN ROLÜ KARAR VERME TEOR S N N MODELLER

137 Karar Verme Teorisi G R fi Uluslararas iliflkilerde karar verme yaklafl m, uluslararas politikay araflt r rken bireylerin ekonomik ve siyasal tercihlerinin nas l olufltu unu da inceleyen bir yaklafl md r. II. Dünya Savafl ndan sonra, siyasal süreci analiz eden siyasal bilimciler taraf ndan bu yaklafl ma duyulan ilgide belirgin bir art fl olmufltur. Bu ba lamda yap lan çal flmalarla uluslararas iliflkilerde d fl politika çözümlemelerinin alan genifllemifltir. Uluslararas politikan n anlafl lmas nda karar verme yaklafl m n n kullan lmas yeni bir olgu de ildir. Modern zamanlar dikkate al nd nda karar verme süreci, sistematik bir araflt rma konusu olarak ilk defa siyaset biliminin d fl ndaki di- er alanlarda söz konusu olmufltur. Örne in; psikoloji alan nda çal flan araflt rmac lar, kiflilerin kararlar n etkileyen motivasyonlar üzerinde durmufllar ve baz insanlar n karar verirken di erlerine göre daha fazla zorlanmas n n nedenlerini sorgulam fllard r. ktisatç lar, tüketicilerin, üreticilerin, yat r mc lar n ve ekonomiyi etkileyen di er aktörlerin davran fllar n incelemifller; ifl idaresi (iflletme) uzmanlar ysa yönetimin karar vermedeki etkinli ini art rman n yollar n araflt rm fllard r. Siyasal bilimcilerse, daha çok seçmenlerin, parlamenterlerin, yürütmenin, siyasal parti liderlerinin ve ç kar grubu önderlerinin davran fllar üzerinde durmufllar, bunu yaparken karar verme kavram, her zaman temel ilgi oda olmufltur. Dolay s yla d fl politikada karar verme konusundaki çal flmalar, genel olarak sosyal bilimlerde yaklafl ma duyulan ilginin bir sonucudur. Uluslararas iliflkilerde karar verme teorisinin kullan lma gelene ine bak ld nda, bir analiz çerçevesi olarak özellikle kriz çözümlemelerinde ve mikro analizlerde kullan ld dikkati çekmektedir. KARAR VERME TEOR S N N TEMEL VARSAYIMLARI Karar verme yaklafl mlar nda, analiz birimi olan devletlerin davran fllar analiz edilmektedir. Ancak realizm ve sistem teorisinde oldu u gibi, devletleri rasyonel davranan bütüncül ögeler olarak görmek yerine, devleti daha alt birimlerden oluflan ve politikalar n bu alt birimlerin belirledi i pluralist (ço ulcu) bir yap olarak görmek mümkündür. Dolay s yla uluslararas politika dendi inde hükümetlerin resmi kanallar arac - l yla yürüttükleri karfl l kl politikalar kastedilse de bu süreç analiz edilirken devletlerin siyasal bak mdan örgütlenifl biçimleri, karar alma süreçleri, bu süreçleri etkileyen bireyler, onlar n siyasal tutum ve davran fllar da dikkate al nmaktad r. Bunlar n göz önünde bulundurulmas devletler aras nda bir karfl laflt rma yapmay

138 130 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I kolaylaflt rd gibi, söz konusu devletin davran fllar n n daha sa l kl bir flekilde analiz edilmesine de imkân tan maktad r (Snyder et. al. 1969: ). Sistem yaklafl m ndan farkl olarak karar verme teorisi, uluslararas sistemde cereyan eden tüm olaylar n, bireylerin eylemlerine indirgenebilece i, bunun da bireylerin görüfl ve davran fllar ndan ayr tutulamayaca varsay m ndan hareket eder. Oysa sistem yaklafl m ve uluslararas sistem modellerinde, uluslararas iliflkilerin bafll ca aktörleri ulus devletlerdir, bireyler üzerinde fazla durulmaz. Asl nda karar vericilerin, bireylerin söz konusu politika ya da devletlerin di er devletlere karfl tutumunda rolleri ve önemleri belirsizse bunlar n üzerinde durulmas gerçekten gerekmeyebilir. Fakat uluslararas sistem modelleri, hemen her zaman, bireylerin ve karar vericilerin devletlerin d fl politikalar ndaki rollerini, önemli olup olmad klar na bakmaks z n, yok sayarlar. Karar verme yaklafl m bu tutuma karfl ç - karak, devletlerin d fl politikalar n bireylerin davran fllar ndan yola ç karak analiz eder ve bu davran fllar n uluslararas sistem üzerindeki etkilerini inceler. Karar verme teorisinde bireyler (individuals) kavram içine, uluslararas sistemi etkileyen, hükümetsel olan (governmental) ya da olmayan (non-governmental) tüm birey ve topluluklar (ve seçkinler/elit kesim) dâhil edilmektedir. Davran fllar (behaviors) kavram ysa, uluslararas sistemi etkileyen, uluslararas bir durumda ortaya konan görüfllerden, hükümetin kararlar n n al nmas nda do rudan rol alan bireylerin tutumlar na kadar genifl bir anlamda kullan lmaktad r. Uluslararas sistem (international system), ulus devletlerin eylemlerinden do an etkileflimlerin söz konusu oldu u ortam ya da yap olarak tan mlan rken herhangi bir devletin eylemiyle kastedilen, o devletin eyleminin oluflumunda etkili olan bireylerin eylem ve davran fllar d r. Karar verme teorisinde devletlerin davran fllar n n uluslararas sistemi etkiledi i, devletlerin davran fllar n nsa bireyler taraf ndan belirlendi i ifade edilmekte ve d fl politika analizlerinin hareket noktas n bireyler oluflturmaktad r. D KKAT Karar verme teorisi, devleti realist teorideki gibi rasyonel kararlar veren üniter, yekpare bir aktör olarak görmemekte; devlet dendi inde devlet ad na karar veren ve karar verme sürecine kat lan bireylere de iflaret edilmektedir. Dolay s yla neorealistlerin (yeni realistlerin) üzerinde durdu u gibi, rasyonel kararlar verdi i varsay lan devletin, d fl politikas - n aç klamak için sadece uluslararas sistemin anarflik do as na bakmak yeterli de ildir. Çünkü; devlet ad na hareket eden bireyler, gruplar ve örgütlenmeler, çeflitli durumlarda devletin kararlar n etkileyebilir ya da s n rlayabilirler. Karar verme teorisinde; kamuoyu, bask gruplar, ideolojik tercihler, seçim sistemleri, siyasal atmosfer ve bürokratik süreçler de dikkate al nmas gereken ö elerdir. Karar verme teorisine göre, ulusal ç kar kavram, yaln zca uluslararas sistemle ya da onun yap sal özellikleriyle aç klanamaz; bunun için devletin içsel özelliklerini de dikkate almak gerekir. Realistlerin ve sistem teorisyenlerinin varsayd klar gibi devlet, di er devletlerin politikalar na göre hareket eden ya da davran fllar uluslararas yap taraf ndan belirlenen bir tür bilardo topu (billiard ball) ya da kara kutu (black box) de ildir. Çünkü; bir devletin d fl politikas n anlamak için, esas olarak içsel geliflmelere, bu çerçevede karar vericilere ve onlar n durumu nas l tan mlad klar na bakmak gerekir. Di er bir deyiflle karar verme teorisine göre, d fl politika devlet ad na hareket eden karar vericilerin ve karar verme sürecinin analiz edilmesiyle anlafl labilir (O. L. Holsti, 1995: 47).

139 7. Ünite - Karar Verme Teorisi 131 Karar verme teorisini, uluslararas sistem teorisi ve realist teoriden ay ran özellikler nelerdir? KARAR VERME SÜREC NDE RASYONELL K Birey düzeyinde analizi ön plana ç karan karar verme teorisinde, karar vericinin farkl olufluna göre karar n farkl olmas nda, flüphesiz karar n alg lan fl biçimindeki farkl l k önemli rol oynamaktad r. Ayn olay ya da durum, farkl karar vericiler taraf ndan farkl alg lanabilmekte ve farkl tan mlanabilmektedir. Biri için tehdit olarak de erlendirilen bir geliflme ya da sorun, di er karar vericiler taraf ndan oldukça farkl bir de erlendirmeye tabi tutulabilmektedir. Politika ve kararlardaki farkl - l k, alg lama fark ndan kaynaklanmakla beraber, alg lamay farkl laflt ran esas faktör, karar vericilerin kiflisel özellikleridir. Karar verme, alternatifler aras nda bir tercih yapma davran fl oldu una göre, bu tercihin nas l yap laca ve yap lan tercihin rasyonel bir karar olup olmayaca önemlidir. Karar verme teorisini savunanlar n bir k sm, karar vericinin rasyonel davranaca ndan yola ç karak, rasyonel bir insan n tüm alternatiflerden haberdar olarak ve sonuçlar n iyi düflünerek en do ru ve faydal tercihi yapaca n varsaymaktad r. Burada fayda kavram ndan kastedilen, rasyonel insan n, beklenen fayday maksimum k lmaya çal flaca d r. Di er bir deyiflle tüm mevcut alternatifler araflt r lmakta, herbirinin gerçek de eri ölçülmeye çal fl lmakta, olas l klar üzerinde düflünülmekte ve karar verici en uygun tercihi yapmaktad r. Ancak mutlak anlamda rasyonelli in sa lanmas, neredeyse imkâns z bir durumdur. Çünkü; uluslararas iliflkilerde bilgilerin s n rl olmas, bilgiye ulaflman n ve bu arada geçen zaman n maliyeti, bunlar yaparken gizlili in korunmaya çal fl lmas, karar vericilerin, tüm alternatifleri dikkate almalar n önlemektedir. Bu nedenle rasyonellik, mutlak anlamda bir rasyonellik yerine, sadece görünen alternatifler aras nda, en tatmin edici olan seçme durumudur. Bu durumu yeterli bulanlar için, daha fazla araflt rma yaparak geçirilecek zaman n maliyeti, potansiyel kazan mlardan daha fazlad r. Zira bu yaklafl mda liderler için zaman n, karar vermede önemli bir unsur oldu una da dikkat çekilmektedir. Karar vericilerin rasyonel davranaca n varsayan rasyonel fayda modelinin (ya da yaklafl m n n) benimsenmesi halinde, kollektif karar vermenin söz konusu oldu u devletlerde ya da uluslararas örgütlerde, karar vermenin san ld ndan çok daha zor olaca n belirtmekte yarar vard r. Çünkü; farkl alternatiflerin de erini ve tüm olas l klar hesap etmek oldukça zordur. Ayr ca karar n kollektif al nd durumlarda, farkl karar vericiler, farkl görüfllere sahip olaca ndan, kararlarda bir çat flma ve uyumsuzlu un olmas da kaç n lmazd r. Bunun yan nda rasyonel fayda modelindeki karar verme sürecinin çeflitli aflamalar nda, karar vericiler üzerinde de iflik bask ve etkilerin söz konusu olaca da görmezlikten gelinmektedir (Hopkins ve Mansbach, 1973: 156). Karar verme teorisinde rasyonellik ne anlama gelmektedir? Karar verme teorisinin önde gelen yazarlar ndan Snyder ve arkadafllar, karar vericilerin kararlar n n rasyonelli ini kabul etmekte tereddüt etmektedirler. Daha do rusu bu akademisyenler, önceden bir kabullenmeyle karar vericinin her zaman rasyonel davranaca varsay m na kuflkuyla yaklaflmaktad rlar. Bu yazarlara göre, karar vericinin rasyonel davranaca n önkabul olarak varsaymak yerine, bu duru- 1 2 SIRA S ZDE SIRA S ZDE

140 132 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Bireyin davran fllar n esas alan karar verme teorisinde, baz kuramc lar, karar vericilerin rasyonel davrand n kabul ederken baz kuramc lar, rasyonelli i etkileyen olumsuz faktörleri dikkate alarak, karar vericilerin rasyonel davranamayabilece i üzerinde durmaktad r. Bu iki yaklafl mdan ikincisini benimseyenlere göre, karar vericiler nesnel olmayan etki ve bask lar alt nda karar verirler. Bunlar, d fl çevreden gelen bask lar olabilece i gibi, sorunla do rudan ilgisi olmayan, örne in karar vericinin çocukluk y llar nda edindi i deneyimler gibi faktörler de olabilir. Bu nedenle nesnel olmayan etkiler, karar vericinin fark nda olmad ya da dikkate almad, daha çok bireyin de er sistemleriyle ilgili etkiler olabilir (Verba, 1969: 218). Bir baflka ülkeye karfl sald rgan bir d fl politika izleyen ülkedeki karar vericilerin bireysel özelliklerinin bunu desteklemesi baflka faktörlerin bu süreçte daha etkili olmad anlam na gelmez. Ayr ca her sald rgan karaktere sahip bireyin d fl politika davran fl ayn olmayabilir. Çünkü; sald rganl n d fl politikaya yans mas, bireyden bireye de iflebilece i gibi, devlete göre, içinde yer al nan sisteme göre ve devletin karfl karfl ya oldu u ülkeye göre de de iflebilir. Bu konudaki araflt rmalar, bu tür faktörlerin birey davran fl üzerindeki etkisinin bir ulusal gruptan di erine de iflti i gibi uluslararas iliflkilerin ortam na göre de farkl olabildi ini göstermektedir. ma olgulardan hareket ederek karar vermek gerekmektedir. Çünkü; karar verici, karar n, içinde bulundu u sistemin kurallar n n, örgütsel deneyiminin, kendisine ulaflan bilgilerin ve kendi kiflisel özelliklerinin etkisi alt nda vermektedir. Özellikle Max Weber in bürokrasi teorisinden etkilenen, modern karar verme kuramc lar rasyonellik varsay m n kabul etmemektedirler. Bununla beraber, karar verme davran fl n n rastgele bir davran fl olmad n ve dolay s yla belli ölçüde süreçte rasyonel unsurlar bulunabilece ine dikkat çekmektedirler. Ancak bu kuramc lar n da üzerinde durdu u nokta, kiflinin kompleksleri vb. gibi birtak m irrasyonel ö elerin, kiflinin rasyonelli ini etkileyebilece idir. Örne in; J. David Singer n da aralar nda bulundu u birçok yazar, stres ve endifle gibi baz flartlar alt nda, karar vericinin, rasyonel davranmas n n zorlu una dikkat çekiyorlar. Çünkü; bu koflullar alt nda karar verici, yararl l k ilkesine tam olarak uyamayabilir. Bu tür kavramlaflt rmalar n genellikle gerçe i yans tmad n düflünen Braybrook ve Lindblom ise karar vericinin tüm kararlar n rasyonel ya da irrasyonel diye tek bir kavramla genellefltirmenin sak ncalar na iflaret etmektedirler. Bu nedenle zaman bask s, kiflisel sorun çözme yetene i, karar vericiye ulaflan bilgi ve buna benzer birçok faktörün hesaba kat larak yap lacak bir de erlendirmenin, daha do ru olaca n savunmaktad rlar. Karar vericinin daima rasyonel davrand n ileri süren kuramc lara göre, karar vericiler, uluslararas olaylar karfl s nda so ukkanl davran rlar ve neden-sonuç iliflkisini kurarak karar verirler. Karar verici kendisine gelen enformasyonlar aras ndan en iyisini, olas politika seçenekleri aras ndan da amaçlar n maksimum k lacak olan tercih eder. Örne in; uluslararas bir olay karfl s nda sald rgan bir tutum benimseyen karar vericinin bu davran fl, iyice hesap edilmifl ve ülke ç karlar aç - s ndan uygun görülmüfl bir davran flt r. Çünkü; bu davran fl, kendisine karfl ciddi bir tehdit oluflturan ya da ç karlar n olumsuz etkileyen bir tutuma ve gerçek bir düflmana yöneltilmifltir. Karar verici amaçlar na ancak bu flekilde ulaflaca na inanmaktad r. Ayr ca, bu karar n, karar verici üzerinde bir yan etkisi ya da psikolojik (suçluluk duygusu gibi) etkisi söz konusu de ildir. Karar vericinin rasyonel davrand varsay m ndan hareket eden yazarlar, karar vericinin karar n verirken belli kurallar çerçevesinde hareket etti ini kabul etmektedirler. Bu kurallar; karar vericinin ne tür bilgileri kullanaca n, daha ne kadar bilgiye gereksinimi oldu unu, izlenecek yöntemi ve verilecek karar belirler. Böylece, irrasyonel model gibi, rasyonel model de karar verme sürecini analiz ederken basitlefltirmeye giderek, bir tak m genellemelere ulaflmaya çal flmaktad r. Di er durumlar, di er bilgileri, di er yöntemleri, kiflilik yap s n ve alg lama farkl l klar n gözard etmektedir. Ayr ca, tüm karar vericileri ayn kabul eder. Çünkü; bu yaklafl ma göre, kurallar kimin uygulad önemli de ildir. Dolay s yla karar vericinin rasyonel karar verdi ini kabul eden birisi için, karar verme sürecini analiz ederken yo unlaflma, esas olarak karar vericinin davran fllar ndan ziyade olaylar üzerinde olacakt r (Verba, 1969: 225). Di er taraftan, karar vericinin her zaman rasyonel davranmad üzerinde duran yazarlar, esas olarak bireyin davran fl nda etkili olan, ancak kendisinin de hesap etmedi i ve aç kça fark edilmeyen etkilerin söz konusu oldu u düflüncesinden yola ç kmaktad rlar. Bunlar genellikle bireye özgü içsel etkenler ya da eski deneyimlerdir. nsanlar baz gereksinimlerini ya da sorunlar n uluslararas olaylar karfl s nda d fla vururlar. Örne in; di er ülkeye karfl sahip olunan sald rgan duygular n ortaya konmas savafl ilan yoluyla olabilir. Dolay s yla d fl politika her zaman uluslararas bir olaya tepki olarak ortaya konmuyor olabilir. Uluslararas sistem yar m kalm fl hesaplar n ve halledilmemifl kiflisel sorunlar n yans t ld bir arena olabilir. Yap lan

141 7. Ünite - Karar Verme Teorisi 133 araflt rmalar; kiflinin, çocukluk y llar nda edindi i deneyimlerle uluslararas iliflkiler konusundaki tutumu aras nda belirgin bir iliflki oldu unu ortaya koymaktad r. Di- er grup ya da ülkelere karfl düflmanca duygulara sahip olma, kiflisel güven duygusundan yoksunluktan ya da çocukluk y llar nda iflitilen bir tak m duyumlardan kaynaklanabilmektedir. Bu tür bir ba lant n n, her durumda kurulabilmesi mümkün olmamakla beraber, kiflisel özelliklerle uluslararas olaylar karfl s nda benimsenen tutum aras nda az çok bir iliflkinin var oldu u anlafl lmaktad r (Verba, 1969: 219). KARAR VERMEDE K fi SEL ÖZELL KLER N ETK S Karar verme sürecinde, olaylar n alg lanmas ndan bafllayarak, karar n verilmesine kadar geçen tüm süreci etkileyen önemli bir faktör, karar vericinin kiflisel özellikleridir. Di er bir deyiflle karar vericinin içinde yer ald siyasal sistem, yak n çevresi, kamuoyunun ve bask gruplar n n etkileri, devletin sahip oldu u kaynaklar, di er devletlerin politikalar, uluslararas sistemin yap s, bölgesel ve uluslararas güç da l m koflullar n n tümünün ayn kald varsay ld nda da farkl karar vericilere göre devletin karar ve politikalar (ba ml de iflken) de iflebilmektedir. Dolay s yla karar verici ve onun kiflisel özellikleri, karar verme teorisi için temel de iflken (ba ms z de iflken) olarak al nmaktad r. Bu ba lamda kiflinin kendi sosyo psikolojik yap s, karakteri, do ufltan sahip oldu u özellikler, so ukkanl ve rasyonel bir kiflili e sahip olup olmamas, duygusal olup olmamas, olaylar yorumlama kabiliyeti, inanç sistemi, siyasal ve kültürel de erleri, yetiflme tarz, ald e itimler, çocukluk y llar nda bafl ndan geçen olaylar, mesleki e itimi, ifl deneyimi ve daha önceki siyasal aktiviteleri gibi çok say da faktörün etkisini dikkate almak gerekmektedir. Tüm bu öznel unsurlar n her biri, karar vericinin, subjektif ve rasyonel olmayan bir karar almas na yol açabilir. Bu ba lamda, karar n rasyonelli ini olumsuz etkileyen subjektif faktörlerden oluflan kiflisel özelliklerin hangi durumlarda ne tür bir etkiye sahip olaca n n karar verme teorisi üzerinde çal flanlar taraf ndan ortaya konmaya çal fl ld gözlenmektedir. Bu çerçevede Verba (1969: ), karar vericinin kiflisel özelliklerinin uluslararas iliflkiler konusundaki kararlar n hangi koflullarda ve nas l etkileyece ine iliflkin baz varsay mlarda bulunmaktad r: Birinci varsay m; bireyin konuya ne kadar ilgi duydu una iliflkindir -di er de- iflkenler ayn kalmak kofluluyla- birey konuya ne kadar ilgi duyuyorsa, kiflisel özelliklerinin etkisi de o denli fazla olacakt r. Kiflinin konuya ilgisi artt kça, subjektif ve irrasyonel unsurlar a rl k kazand için bu durum, karar n rasyonel olmas - n olumsuz yönde etkiler. kinci varsay m; kiflinin söz konusu uluslararas olay hakk ndaki bilgi birikimine iliflkindir. Kiflinin bilgisi ne denli fazlaysa kiflisel özelliklerin etkisi o denli az olacakt r. Üçüncü varsay m; kiflinin uluslararas sorun çözme yetene ine iliflkindir. Bu yetene i ne denli fazlaysa kiflisel (subjektif) özelliklerinin karara etkisi o denli az olacakt r. Dördüncü varsay ma göre; kifli konuyu ne derece rasyonel bir de erlendirmeye tabi tutarsa bireysel özelliklerin etkisi o denli az olacakt r. Beflinci varsay ma göre; kiflinin olay etkileme gücünün fazla oldu unu bilmesi ölçüsünde, kiflisel özelliklerinin karara etkisi azal r. Alt nc varsay m; beflinci varsay mla da ilgili olup, kiflinin kararlar n n sonuçlar ndan sorumlu olmas ölçüsünde, kiflisel özelliklerin etkisinin azalaca do rultusundad r. Karar verme yaklafl mlar nda, karar vericinin kiflili i ve d fl politikayla ilgili geliflmeleri alg lay fl biçimi önemli oldu u kadar, bu karar n olufltu u içsel, d flsal çevrenin ve bürokrasinin etkisi de önemlidir. Ancak karar verme teorisine göre, içsel ve d flsal geliflmeler ve faktörleri nihai aflamada karar haline dönüfltüren ve d fl politikay belirleyen yine bireydir. Ayn koflullarda ve ayn durum karfl s nda farkl karar vericiler farkl karar verebilmektedir. Sidney Verba, Harvard Üniversitesi Emeritus Profesör.

142 134 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Bunlar n d fl nda, Verba (1969: ), konu detayland kça kiflisel özelliklerin subjektif etkisinin azalaca n, konu belirsizlefltikçe, de erlendirmeye iliflkin bilgi azald kça subjektif etkilerin artaca n, son olarak da grup taraf ndan al nan kararlarda bireylerin tek tek kiflisel özelliklerinin karara etkisinin azalaca n varsaymaktad r. Bu son duruma iliflkin olarak, grup beklentilerinin kiflisel beklentilerle ayn olmamas n n kararda önemli rol oynad n belirten yazar, grupta yer alan bireylerin ayn bask lar alt nda olmalar, ayn de erleri ve görüflleri paylaflmalar ya da sorunu ayn flekilde alg lamalar halindeyse durumun farkl olaca - n da belirtmektedir. SIRA S ZDE 3 Prof.Dr. Robert Jervis, Uluslararas Politikada Alg lama ve Yanl fl Alg lama (Perception and Misperception in International Politics) kitab n n yazar d r. Karar vericinin kiflisel özellikleri, kararlar n ne yönde etkilemektedir? KARAR VERME SÜREC NDE ALGILAMANIN ROLÜ Karar vericilerin, uluslararas sistem ya da di er devletler hakk nda sahip olduklar inançlar n, imajlar n görmezden gelerek, hayati kararlar ve politikalar aç klamak imkâns zd r. Bu tür biliflsel (kognitiv) yap lar, devletlerin davran fllar n n bafll ca sebebini oluflturabilir ve analiz yapana, baflka düzeylerdeki analizlerle ulaflamayaca bilgiler sunar. E er ayn koflullarda (ulusal ya da uluslararas ), karar vericiler ayn davransalard, karar vericilerin di erleri hakk ndaki imajlar, dolay s yla alg lamalar önemli olmayabilirdi. Fakat ço u zaman alg lamalarla gerçekler aras nda ciddi uçurumlar oldu u bilinmektedir. Tüm insanlar n ayn olay karfl s nda ayn davran fl göstermemeleri de alg lama fark ndan kaynaklanmaktad r. Sonuç itibariyle insanlar benzer durumlarda farkl flekilde hareket etmektedirler. Jervis in (1969: ) alg lama ya da yanl fl alg lamaya iliflkin varsay mlar ndan birincisine göre, karar vericilerin yaklafl mlar ve imajlar, edindikleri bilgileri belirlemekte ve etkilemektedir. Örne in; Sovyetler Birli i nin sald rgan oldu u inanc n tafl yan bir karar verici, bu devletin her hareketine kuflkuyla bakacak ve kendi ülkesine yönelik hareketlerini bir tehdit olarak de erlendirecektir. kinci varsay ma göre karar vericiler, yerleflik düflüncelere ba l kalma, kendi tezlerinin de iflmesine yol açacak yeni bilgilere karfl kapal davranma e ilimindedir. Üçüncü varsay ma göre aktörler, kendilerine ulaflan bilgileri toplu olarak de il de parça parça geldi- inde, bu bilgileri, mevcut bilgi ve imajlar yla çat flsa bile özümseyebilmektedirler. Dördüncü varsay ma göre, karar vericinin imaj, içinde bulundu u siyasal sistemin kazand rd deneyimlerden, kendi deneyimlerinden ya da dünya tarihiyle ilgili ö rendiklerinden etkilenmektedir. Beflinci varsay ma göre, karar vericilerin bafl ndan geçen baz olaylar ça r flt rmas dolay s yla ayn olay, farkl karar vericiler taraf ndan farkl alg lanabilmektedir. Alt nc varsay ma göreyse bir politikay belirleme konumunda olan bir karar verici, bunun karfl tarafça kendi istedi i biçimiyle alg land n varsayar. Yedinci varsay ma göre karar vericiler, kararlar n karfl taraf üzerinde öngörülen etkiyi yapamayacaklar n n fark nda olmayabilirler. Sekizinci varsay - ma göre karar vericiler, di er ülkelerin kendilerine yönelik düflmanl n, her zaman oldu undan biraz fazla abart rlar. Dokuzuncu varsay ma göre karar vericiler, di er ülkelerin davran fllar n oldu undan daha planl, daha disiplinli ve daha koordineli oldu unu san rlar. Onuncu varsay ma göre karar vericiler, di er ülkenin büyükelçisinin tutum ve davran fl n n, o ülkenin politikas n tamamen yans tt n düflünür. Onbirinci varsay ma göre karar vericiler, di er ülkelerin davran fllar n ve tepkilerini tamamen kendi politikalar n n flekillendirdi i noktas nda abart l bir de- erlendirme içinde olabilirler. Onikinci varsay ma göre karar vericiler, kendi ülkeleri hakk ndaki imajlar yla di erlerinin kendileri hakk ndaki imaj n n ayn oldu u-

143 7. Ünite - Karar Verme Teorisi 135 nu san rlar. Onüçüncü varsay ma göre karar vericiler, kendi aç lar ndan çok önemli olan bir olay n, di er ülke karar vericileri için de ayn derecede önemli oldu unu düflünürler. Ondördüncü varsay ma göre karar vericiler, kendi yaklafl mlar na uyan ve destekleyen verilerin ve kan tlar n, di er bak fl aç lar ve yaklafl mlar için de uygun kan tlar oldu unu düflünerek yan lg ya düflebilirler. Karar verme sürecinde alg n n rolü hakk nda bilgi veriniz. KARAR VERME TEOR S N N MODELLER Karar vericiye bilgi, çeflitli flekillerde ulaflm fl olabilece i gibi, karar vericinin karar vermesi de de iflik flekillerde olabilmektedir. Buna göre farkl karar verme modelleri gelifltirilmifltir. Bafll ca karar verme modellerinden baz lar afla da belirtilmektedir. Küçük De ifliklikler Modeli: ki Ad m leri, Bir Ad m Geri Roger Hilsman a göre, küçük de ifliklikler yöntemi d fl politika kararlar n n verilmesinde s kça görülen bir uygulamad r. Buna göre bir karar verici, bafltan verdi i kararlar daha sonraki aflamalarda revize ederek geniflletmekte ve gelifltirmektedir. Zaman içerisinde, verilen kararda, d fl çevrede meydana gelen de iflikliklerin etkisiyle daha önceden hesaplanmayan ve düflünülmeyen bir tak m de iflikliklere gidilmektedir. Normal koflullarda karar vericiler, rutin konular üzerinde durmakta, daha önceden kurulu iliflkilerin korunmas na yönelik kararlar almaktad rlar. Ancak, kimi karar vericiler, önceki kararlar nda de iflikli e gitme ve daha ileri ad mlar atma gere i duyabilmektedir. Yeterli bilgiye sahip olmamalar, verdikleri kararlar n sonuçlar n görme imkân na sahip olmamalar ya da yeterince ileriyi net görememeleri, karar vericileri temkinli hareket etmek zorunda b rakmaktad r. Ayr ca, radikal de ifliklikler yapmak istense de karfl etkiler ve s n rlamalar dolay s yla bu mümkün olmayabilmektedir. Dolay s yla karar verici, dar bir alanda, ancak ç karlar n n gerektirdi i ölçülerde ileri geri hareket etmek zorunda kalabilmektedir. E er karar, bir d fl etkiye karfl al nm fl bir kararsa burada rutin politika kararlar ndan daha ileri bir durum söz konusu olabilmektedir. Modern bürokratik devletlerde, d fl politikay etkileyen faktörlerin kayna oldukça farkl olabilmektedir. yi politika bu de iflik kaynaklardan gelen etkileri, bürokratik ve örgütsel süreçleri iflleterek, ülkedeki tüm gruplar n ç karlar n dikkate alacak flekilde formüle edilen politikad r (Hopkins ve Mansbach, 1973: 164). Küçük de ifliklikler modeli d fl politikada ne flekilde görülmektedir? Genellikle gündelik (rutin) politik kararlarda s kça görülen bu yöntem, sorunlar n kapsaml reform programlar ndan ziyade küçük ad mlarla ve aflama aflama gelifltirilen kararlarla çözülmesi anlam na gelmektedir. Bu modelin bir di er özelli i, sürecin aç k uçlu ve sürekli olmas, karar n ya da politikan n üzerinde devaml flekilde de ifliklik yap labilmesidir. Al nan bir karar, nihai bir karar olmay p, üzerinde de ifliklik yap larak gelifltirilebilir. Ortaya ç kan yeni durumlar ve hedeflerde meydana gelen de ifliklikler, politikan n gelifltirilmesini gerektirebilmektedir. Burada yap lan, daha önce belirlenen bir amaca do ru ad m ad m ilerleme olmay p, belli bir sorunu çözmek için bir ad m atmak, daha sonra arzu edildikçe, koflullar n gerektirdi i ölçüde bunu gelifltirmek ve gerekiyorsa de ifliklik yapmakt r. Verilen kararlarla karar verici kendini ba lamamakta; verilen kararlarda esnek 4 5 SIRA S ZDE SIRA S ZDE

144 136 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I davranmakta ve bunun de iflebilece ini de kabul etmektedir. Bu tür karar vericiler, geçmifl birikimlerden yola ç karak, gerçekleflebilecek politikalar üzerinde durmaktad r. Daha do rusu, gerçekleflip gerçekleflmeyece i düflünülmeden, s rf cazibesine kap larak, hayali kararlar almak, bu tür karar alma modelinde pek görülen bir durum de ildir. Politikayla ilgili at lacak yeni ad mlar, her aflamada tart fl larak farkl çat flan de erler, uzlaflt r lmaya çal fl lmaktad r (Braybrooke ve Lindblom, 1969: 212). Rastgele Ad mlar: Sarhofl Yürüyüflü Modeli Kald r mda yürüyen bir sarhoflun hareketinden yola ç k larak gelifltirilen bu modelde, devletlerin d fl politikas zikzaklar çizmekte, bir sarhoflun ad mlar gibi bir sonraki aflamay tahmin etme imkân bulunmamaktad r. Bu durum, yolda yürüyen bir sarhofla bakan birinin, sarhoflun bir sonraki ad m n nereye ataca n bilememesi gibidir. Böyle birinin sürekli ileriye gitme olas l ne kadar fazlaysa de iflik yönlere hatta geriye gitme olas l da bir o kadar fazlad r. Dolay s yla bazen karar vericilerin ald kararlarda ve politikalarda da böyle bir rastgelelik söz konusu olmaktad r. Rastgele ad mlar, devletlerin d fl politikalar ndaki öngörülemeyen de ifliklikleri aç klamada zaman zaman kullan lan bir modeldir. Her ad mda, devletlerin politikalar n n bir ç k fl ya da hareket noktas bulunmakta, bir sonraki ad m için de az ya da çok bir rastgelelik söz konusu olmaktad r. Politika sürekli farkl etkilere aç k oldu undan, her an de ifliklik gündeme gelebilmektedir. Dolay s yla politikan n sonucunu bafltan tahmin etme imkân bulunamamaktad r. Ayn flekilde, tarihi olaylar n da belli bir hareket ya da ç k fl noktas bulundu u, sonraki süreçlerin öngörüldü ünden farkl flekilde geliflmifl oldu u gözlenmektedir. Ulusal politikalar ve tarihi olaylar, belli bir noktadan bafllamakta, fakat daha sonra tasarlanan ya da rastgele geliflen olaylar n etkisiyle büyük de ifliklikler geçirerek farkl bir görünüm kazanmaktad rlar. Bu politikada de iflikli e yol açan etkiler, aktörlerin, sahip oldu u kaynaklarda, bir de ifliklikten ileri gelebilece i gibi, ülke içinden ve uluslararas ortamdan gelecek etki tepki süreçlerinden de kaynaklanabilir (Deutsch, 1988: 93-94). SIRA S ZDE 6 Sarhoflun yürüyüflü modelinin d fl politikada karfl l nedir, ne flekilde görülür? Risk ve Baflar n n Hesaplanmas : Kumarbaz n flas Modeli Uluslararas politika baz yönleriyle zaman zaman bir kumar oyununa benzemektedir. D fl politikada karar verici, kumarbaz n iflas teriminde de ifade edildi i gibi, karar verirken matematiksel hesaplar yapmaktad r. Uzun süren flans oyunlar nda, fazla kayna a sahip olmayan oyuncu, kartlar n n (ya da sahip oldu u kaynaklar n) durumundaki dalgalanmalardan dolay kaybeder. Zay f durumdaki oyuncu, bir oyunda flans ters gitti inde oyunu kaybeder ve daha sonraki oyunlarda ya da oyunun sonraki aflamalar nda, uygun kartlar gelse bile kazanma olas l düflük olur. Oysa oyuncu bir banka ise ya da zengin ve güçlü bir oyuncuysa oyunun baz anlar nda durum aleyhine dönse ya da bir kere flans yaver gitmese bile, sonraki aflamalarda oyunu kendi lehine çevirebilir ve uzun vadeli bir oyunda kazançl ç kabilir. Risk artt kça, oyuncular n varl nda (sahip oldu u kaynaklarda) dalgalanmalar ve belirsizlikler ço ald kça, küçük oyuncunun iflas etme ihtimali artmaktad r. Kaynaklar bol olan güçlü oyuncu ya da ülke hata yapsa ya da ifller bir an ters gider gibi olsa da oyunda kalmaya devam ederken zay f bir oyuncunun oyunu sürdürebilmesi çok flansl olmas na ya da çok yetenekli olmas na ba l d r. Oyunun yeteri

145 7. Ünite - Karar Verme Teorisi 137 kadar uzun sürdü ünü düflünen güçlü bir oyuncunun ya da bir bankan n oyuna istedi i zaman ara verme imkân varken küçük bir oyuncunun bunu yapmas oldukça zordur. Bu genel kural çerçevesinde uluslararas iliflkilerde, örne in bir konvansiyonel savafl esnas ndaki belirsizlik durumunda, zay f ülkeler karfl s nda güçlülerin daha avantajl oldu u ileri sürülmektedir. Bununla beraber, bu kural, nükleer savafl olas l nda bozulmaktad r ve nükleer silahlar n da kullan laca bir genel savaflta, silahlar n tahrip güçleri karfl s nda, büyük devletlerin fazla nüfusa ve kayna a sahip olmalar bir avantaj olmaktan ç kmaktad r (Deutsch, 1988: 94-95). Rasyonel ve sorumlu siyasal karar vericiler, bu s n rlar içinde karar vermek zorunda kalmaktad r. Karar vericiler, ülkeleri için tahmin edilen ya da edilemeyen olaylar karfl s nda kaynaklar n art rmaya çal fl rlar. D fl politikalar n olufltururken kendilerine büyük bir hareket alan sa layarak, herhangi bir hareket rastgelelik gösterse bile (rastgele ad mlar modelinde oldu u gibi), uçurumun kenar ndan uzak durmaya çal fl rlar. Düflmanlar karfl s nda eksik bilgilenme olas l na karfl dikkatli davran rlar ve di er taraf n hareketlerindeki rastgelelik tafl yan unsurlar do ru de erlendirir, geliflmeleri mümkün oldu unca denetimlerinde tutarlar. Kendi hareketlerinden flüpheye düfltüklerinde Edmund Burke n devlet adam kötülükte bulunma ve düflman kazanma konusunda her zaman cimri davranmal d r sözünü hat rlamal d rlar (Deutsch, 1988: 95). Kumarbaz n iflas modelini bir örnekle aç klay n z. Küçük Gruplarla Karar Verme Uluslararas kriz durumlar nda, normal mekanizmalar atlanarak, kararlar küçük bir lider grubu taraf ndan al nabilir. Bu tercihte; konunun önemi, zaman n azl, konunun gizlilik gerektirmesi ve küçük grupla konsensusa daha çabuk var lmas gibi nedenler, karar alma grubunu oluflturan kat l mc lar n say s nda s n rlamaya gidilmesine yol açmaktad r. Buna karfl l k, say n n az olmas gerekse bile, a r sorumluluk gerektiren durumlarda liderler, bu say y mümkün oldu unca art rarak, sorumlulu u paylaflmaya ve di er uzman kiflilerin görüfllerini almaya özen gösterirler (Hopkins ve Mansbach, 1973: 164). Küçük gruplarla karar alma, birçok yönden genifl örgütlenmelerdeki karar alma durumundan farkl l k göstermektedir. lk olarak, bürokratik örgütlenmelerde, kiflilerin bireysel ç karlar n öne ç karma e ilimi yerine, iflbirli i yapma e ilimi öne ç kmaktad r. Ayr ca, zaman n azl ve olay n do urdu u stres ve bask da önemli bir farkt r. Yo un stres alt nda insanlar n etkin çal flamad klar ifade edilse bile, yap - lan araflt rmalar, küçük gruplarda hafif bask alt nda bulunman n karar vericilerde verimlili i ve üretkenli i art rd, moralleri yükseltti i ve problem çözme yetene- ini gelifltirdi ini ortaya koymufltur. Belli bir noktaya kadar stresin, yeni fikirlerin do mas na yol açt, uyumlu davranmay art rd ; ancak belli bir noktadan sonra davran fl bozuklu una yol açt gözlenmifltir. Dolay s yla stresin, ne çok fazla, ne de çok az olmamas halinde, grubun yetene ini art r c bir etkiye sahip oldu u ileri sürülmektedir. Belli ölçüde stres, bireysel davranmay azalt rken grup içinde iflbirli ini art rmaktad r (Hopkins ve Mansbach, 1973: 164). Zaman bask s söz konusu oldu unda, bireyler aras nda daha çabuk uzlaflma sa lanmakta, bu iflbirli i karar al nmas n kolaylaflt rmaktad r. Fakat bunun bir olumsuz taraf da grupta hiç kimsenin farkl görüfl beyan etmemesi ya da etmekten kaç nmas d r. Ayr ca özellikle küçük gruplarda, karmafl k enformasyonla u raflabilme ve onlar mevcut bilgileriyle bütünlefltirebilme ve de erlendirme yetenek- 7 SIRA S ZDE

146 138 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I leri, bu tür gruplar n bir kriz an ndaki baflar lar n belirleyen önemli bir faktördür. Grup içindeki çok say da karar vericinin bunu yapabilecek yetenekte olmas, bireyler aras nda çat flmaya yol açma ihtimali olsa da bu çat flma, alternatif politikalar n bir araya getirilmesinde ve sentezinde önemli bir iflleve sahip olmaktad r. Farkl görüfllerin cezaland r ld ve hofl karfl lanmad bir gruptaysa de iflik görüfllerin ortaya konmas mümkün olmayacakt r. Stalin döneminde Sovyet bürokratlar n n ve Senatör McCarthy döneminde Amerikan D fliflleri Bakanl bürokratlar - n n durumu bir ölçüde buna benzemekteydi. Böyle durumlarda bürokratlar, sadece üstlerinin duymak istedi i görüflleri ifade ederken yeni fikirleri ve de iflik görüflleri ifade etmekten çekinirler ya da bunu nadiren yaparlar (Hopkins ve Mansbach, 1973: 165). SIRA S ZDE 8 Küçük gruplarla karar vermenin olumlu ve olumsuz taraflar nelerdir? Standart Uygulama Prosedürleri Bürokrasinin karmafl k yap s içinde gündelik politikalar yürütülürken çok say da bireyin davran fl aras nda bir koordinasyon sa lanmaya çal fl lmaktad r. Kuflkusuz bu koordinasyon, kimin nas l ve neye göre davranaca n gösteren baz standart davran fl kal plar yla kurallar n olmas n gerektirmektedir. Ayr ca belli bir baflar kapasitesine ulaflabilmek için, belli programlar n yap lm fl olmas gerekir. Örne in; bir futbol tak m nda, her bir oyuncu, önceden belirlenmifl kurallar n yerine, kafas na göre ya da di er oyunculardan alaca talimata göre oynamaya kalkamaz. Her bir örgüt için, her bir devlet için, ayr standart davran fl kurallar ve programlar bulunur. Dolay s yla bu örgütlerin ve hükümetin davran fllar, daha önceden belirlenmifl kurallara ve davran fl kal plar na uygun olmaktad r. Örgütler zaman içinde de- iflim gösterse de yeni kurallar n ve davran fl kal plar n n ö renilmesi söz konusudur. Fakat bazen, özellikle a r kriz durumlar nda, örgütsel de ifliklikler öyle ciddi boyutlardad r ki böyle durumlarda ö renme ve de iflime ayak uydurma, örgütün kapasitesine ba l olmaktad r (Allison, 1993: 353). Rutin sorunlarda genellikle standart kurallar daha fazla uygulanmaktad r. Bu tür yerleflik kurallar n olmas sürekli tekrarlanan sorunlar n çözümlenmesinde büyük kolayl k sa lar. Al fl lagelen konular için bürokratlar da ayr ve özel bir zaman harcamam fl olur. Genellikle rutin sorunlar, üstleri taraf ndan belirlenmifl kurallar do rultusunda daha alt tabakadaki bürokratlar taraf ndan çözülmektedir. Asl nda birçok d fl politika eylemi bu yöntemle kararlaflt r lmaktad r. Sadece gizlilik özelli i olan ya da beklenmeyen olaylarda, liderler devreye girer. Günlük politikalar ve rutin geliflmelerde kararlar, daha alt düzey bürokratlar taraf ndan al nmakta ve uygulanmaktad r. Fakat alt düzey bürokratlar n karar alabilmesi ve eylemde bulunabilmesi için, genel prosedürlerin bulunmas gerekir (Hopkins ve Mansbach, 1973: 170) Standart uygulama prosedürlerinin (yani kurallar n) kat olmas (yenili e ve geliflmeye aç k olmamas ya da esnek olmamas ) halinde, alt düzey bürokratlar n ola- and fl ya da önemli sorunlar çözme olana s n rlanm fl olur. Böyle durumlarda liderlerin do rudan soruna e ilmesi gerekir. SIRA S ZDE 9 Standart uygulama prosedürleri ne anlama gelmektedir, aç klay n z.

147 7. Ünite - Karar Verme Teorisi Rasyonel Politika Modeli Karar vericilerin, devlet ad na karar al rken rasyonel davrand klar n varsayan rasyonel politika modeli Graham Allison un (1993: ) üzerinde durdu u üç karar verme modelinden biridir. Di er modeller, örgütsel süreç modeli ve bürokratik modeldir. Allison a göre, Sovyetlerin Küba ya füze yerlefltirmesi rasyonel bir davran fl olup, bununla ABD nin nükleer üstünlü ünü sona erdirmeye çal flm fllard r. Ayn flekilde I. Dünya Savafl na yol açan geliflmelerde, taraflar n tutumlar n n da rasyonel olup olmad analiz edilebilir. Morgenthau, savafl n Avrupa daki güç dengesinin bozulmas korkusundan ç kt n ileri sürmektedir. Üçlü ttifak (Triple Alliance) Üçlü tilaf (Triple Entente) ile dengelenmifltir. Çünkü; Balkanlar da avantaj sa layan taraf, güç dengesinde avantajl duruma gelecekti. Thomas Shelling in çat flma analizi modelinde de devletlerin rasyonel davrand klar kabul edilmektedir. Terör dengesi ya da dehflet dengesi ortam ndaki istikrar, devletlerin rasyonel davranacaklar varsay m yla aç klanmaktad r. Nükleer savafl olas l n azaltan karfl l kl cayd r c l k, gerçek bir denge den (gücün birebir eflitli- inden) çok, taraflar n birbirlerini bir ilk vurufl yapmaktan cayd racak ölçüde ikinci vurufl kapasitesine sahip olmas ndan kaynaklanan istikrar la aç klanabilir. Gerçek bir denge durumunda, taraflardan ilk vuruflu yapan, karfl taraf ortadan kald rabilecek durumdaysa rasyonel davran fl ilk vuruflu gerçeklefltirme do rultusunda olacakt r ve bu durumda istikrardan söz edilemeyecektir. Çünkü; mevcut durumun ilk vurufla avantaj sa lamas, nükleer savafl teflvik etmektedir. Rasyonel modelde temel aktör olan devlet, stratejik sorunlar hesap ederek, belirlenmifl hedeflere, iyice tasarlanm fl bilinçli eylemlerle ulaflmaya çal flmaktad r. Rasyonel politika modeli, Morgenthau nun rasyonel devlet adam, Hoffmann n rulet oyuncusu ve Schelling in oyun teorisinde aç kça görülmektedir. Uluslararas iliflkilerde temel aktör olan ulusal devlet, ç karlar n maksimum k lmaya çal fl r ve stratejik sorunlara mant kl çözümler getirir. 139 Harvard Üniversitesi, Kennedy School of Government n kurucu Dekan olan Prof. Dr. Graham T. Allison, Karar n Özü: Küba Füze Krizini Aç klamak (Essence of Decision: Explaining the Cuban Missile Crisis) kitab n n yazar d r. D KKAT Örgütsel Süreç Modeli Devletler her zaman tek bafllar na rasyonel karar verecek kadar bütünsel bir yap içinde olmayabilirler. Devlet, birçok yar feodal gevflek yap l örgütsel toplulu un bir araya gelmesinden oluflmufl bir görünüme sahiptir. Hükümet liderleri, formel anlamda bu örgütsel yap n n en üstünde yer almaktad r. Bu yap, devletin sorunlar alg lamas n etkilemektedir. Devlet, seçenekleri tan mlay p olas sonuçlar tahmin etmeye çal fl rken örgütsel süreç arac l yla gelen enformasyondan etkilenmektedir. Dolay s yla devlet politikas, her zaman liderlerin temkinli davran fl n n sonucu olmay p, belirli davran fl kal plar na göre hareket eden örgütlerin ç kt lar olabilmektedir (Allison, 1993: 353). Devletler, herbiri belirli bir alanda faaliyet gösteren çok say da örgütten oluflmufl bir yap lard r. Her bir örgütün u raflt sorunlar farkl oldu u gibi, bu sorunlar çözerken genellikle yar ba ms z olarak hareket etmektedirler. Fakat baz sorunlar, bu örgütler içerisinde, sadece hükümet üstü örgütlenmenin çözebilece i sorunlardan oluflabilmektedir. Siyasi liderler, di er örgütlerin ç karlar n da dikkate alan kararlar vererek, oluflan politikan n herhangi tek bir örgütün ç kar na olmamas n sa larlar. Dolay s yla hükümetin ya da devletin davran fllar, bu örgütler taraf ndan etkilenmekle beraber, bu örgütlerin kontrolünde de ildir (Allison, 1993: 353). Devletin, her ne kadar bütüncül bir yap olarak düflünülse de yekpare bir yap olmad bilinmektedir. Devlet içindeki çeflitli birimlerin ve örgütlenmelerin (D flifl-

148 140 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I leri Bakanl, Savunma Bakanl ya da stihbarat Birimi gibi) her birinin tarihsel deneyimleri ve haberleflme kanallar yla kendine özgü bir karar alma yap s bulunmaktad r. Dolay s yla bir ulusal d fl politika karar, bu birimler aras ndaki mücadele ve rekabetin sonucunda al nd gibi, uzun vadeli politik amaçlar da bu rekabet ve mücadelenin sonucunda oluflmaktad r. Her bir örgüt; kendi tarihi, ulusal ve uluslararas sistemi de erlendirifli, kendi tercihleri ve karar alma yap s çerçevesinde d fl politika karar n etkilemeye çal flaca ndan ve ortaya ç kan karar üzerinde her bir örgütün etkisi olaca ndan, sonuçta tek bafl na hiç bir örgütün ya da birimin karar olmayacakt r (Deutsch, 1988: 87). Bürokratik Politika Modeli Allison un üçüncü modeli bürokratik politika modelidir. Buna göre, devletin tepe örgütünün bafl nda bulunan liderler, kuflkusuz monolitik bir grup oluflturmamakta, herbirinin kendi do rular bulunmaktad r. Ayr ca her biri, rekabetçi bir yap içerisinde, kendini merkezde görebilmekte ve kendi düflüncelerini tek do ru olarak kabul edebilmektedir. Bu oyunun ad na bürokratik politika ad verilmektedir. Buna göre, hükümetin hiyerarflik yap s içinde belli bir pozisyonu olan oyuncular aras nda sürekli bir pazarl k süreci yaflanmaktad r. Rasyonel politika modelinden farkl olarak, bürokratik politika modelinde, tek bir aktörden ziyade çok say da aktörden söz edilmektedir. Her biri sadece tek bir stratejik sorun üzerinde de il, ço u birbirine ters düflen ulusal sorunlar üzerinde yo unlaflmaktad r. Ço unlukla da uyumlu bir stratejik amaç bulunmamakta, daha çok ulusal, örgütsel ve kiflisel amaçlar çerçevesinde kavramlaflt rmalar söz konusu olmaktad r. Bu durumda, hükümetin politikas, rasyonel bir seçim olmaktan öteye, mücadele sonunda var lan bir politik uzlaflma halini almaktad r (Allison, 1993: 359). Her bir devlet ayg t, ulusal oyun için kompleks bir arena görünümündedir. Bu bürokratik ayg t n tepesinde bulunan siyasal liderlerle önemli örgütlenmelerin tepesinde yer alan insanlar, dairenin merkezindeki oyuncular olarak de erlendirilmektedir. Bu daire içinde üstün konumda olmak, belli hareket serbestîsine sahip olmak anlam na gelmektedir. Kararlar n, gerekti i ölçüde adem-i merkezileflmesi, d fl politika sorunlar nda her bir oyuncunun sa duyulu davranmas n sa lamaktad r. Böylece yetki de paylafl lm fl olmaktad r. D fl politika sorunlar n n niteli i dolay s yla makul insanlar aras nda bile, ne yap lmas gerekti i konusunda temel farkl l klar gündeme gelmektedir. Analizler, birbiriyle çeliflen sonuçlar sunabilmektedir. Sorumluluk, bireylerin omuzlar na ayr bir yük getirdi inden, alg lar ve öncelikler de iflebilmektedir. Yanl fl kararlar n geriye dönüflü ve tamiri olmad ndan, sorumlulu u olan kifli, kendisinin do rulu una ikna olmad bir davran flta bulunmaktan kaç nacakt r (Allison, 1993: 359). D KKAT Örgütsel süreç modelinde belirtildi i gibi devletler, çok say da örgüt aras nda kurulmufl gevflek yap l bir ittifak n ürünü olan, ço u zaman yar feodal yap lard r. Bürokratik politika modelindeyse böyle bir örgütler yuma halinde olan yap içerisinde karar alma süreci, bürokratik rekabetle aç klanmaktad r. Buna göre, politik kararlar nispeten ba ms z hükümetsel ya da hükümetsel olmayan örgütlenmeler ve gruplar aras ndaki rekabete dayanmaktad r. Uygulamada birçok d fl politika karar, hükümet içindeki siyasal örgütlenmelerce rekabet ve ittifak iliflkilerinin sonucunda al nmaktad r. Bürokratlar aras ndaki gücün da l m, karar da etkilemektedir. E er zaman varsa bürokratik örgütlenme-

149 7. Ünite - Karar Verme Teorisi 141 ler aras nda bir tak m koalisyonlar oluflabilmektedir. Bu tür koalisyonlar, parlamentodaki komiteler ya da komisyonlarda yaflanabilece i gibi, çeflitli bakanl klar aras nda da gündeme gelebilir. Bu tür koalisyonlar n ve ittifak iliflkilerinin al nacak karara göre sürekli de iflim gösterdi ini belirtmekte yarar vard r (Hopkins ve Mansbach, 1973: ). Bir devletteki ilgili bürokratik kurumlar n (D fliflleri Bakanl, siyasal partiler veya bafll - ca ç kar gruplar gibi) her biri, ayr tarihsel birikimi, kendine göre rutin iflleri ve ayr enformasyon kaynaklar olan birer alt sistemi oluflturmaktad r. Politik kararlar, bu alt sistemler aras ndaki rekabet sonucu al nmaktad r. Her bir yap, sistemin amaçlar n kendi amaçlar aç s ndan ve sistem içindeki konumuna uygun biçimde tan mlar ve de erlendirir. Örne in; Savunma Bakanl ulusal ç kar, ulusal güvenli in sa lanmas için daha fazla silahlanmada görürken ekonomik seçkinler ulusal ç kar, ulusal refah n art r lmas nda görebilirler. Bürokratik rekabeti önlemek için, yeni bir organizasyona gitmek tavsiye edilen bir yol olsa da seçilecek örgütlenme tipi, yine politik bir tercih olacakt r. Çünkü; bu durumda politikac, kendi istedi i flekilde kararlar n al nmas n sa layacak bir örgütlenme yap s n da tercih edebilir (Hopkins ve Mansbach, 1973: ). Örgütsel süreç modelinin bürokratik politika modelinden fark n aç klay n z. fielale Modeli Karl Deutsch a (1988:124-33) ait olan flelale modeline (cascade model) göre, ülke içinde kararlar, karmafl k, karfl l kl ba ml l k içeren ve yukar dan afla ya do ru befl ana grup aras nda iflleyen bir iletiflim a yla belirlenmektedir. Bu gruplar aras nda sürekli iletiflim ve etkileflim bulunmaktad r. Her bir grup kendi içinde kara kutu benzeri bir kapal sistemi and rmaktad r. Ancak her bir grup kendi de er sisteminin (ve kendi bilgisinin) etkisinin yan s ra, d flar dan gelen girdileri de (di er gruplardan gelen mesajlar, bilgiler ve onlar n deneyimlerini) de erlendirerek d flar ya bir ç kt (davran fl ya da karar) olarak vermektedirler. Bu ç kt lar, geri besleme (feedback) süreciyle hem kendisine yeniden girdi olarak dönerek daha sonraki karar ve davran fllar nda etkili olmakta, hem de di er grup ya da sistemler için yeni girdiler (di er gruplar için mesaj bilgi ve deneyim) haline gelmektedir. Bu gruplar n en üstünde, geliflmifl ülkelerde bile genel nüfusa oranlar yüzde 2-3 ü geçmeyen sosyo ekonomik seçkinler bulunmaktad r. Bu grup, toplumun refah ve gelir seviyesi ve sosyo ekonomik statü bak m ndan küçük bir az nl n oluflturmaktad r. Bu grupta büyük fabrikatörler, sermaye sahipleri, borsa yat r mc lar, iflverenler ve büyük flirketlerin üst düzey yöneticileri yer al r. Deutsch, bu gruplar dikkate al rken sistem içine bunlar n ailelerini, sahip olduklar kurumlar, bankalar ve flirketleri de dâhil etmektedir. Ancak bu gruplar n da bir bütün olarak bak ld nda, monolitik (yekpare/türdefl) bir özellik tafl mad klar görülmektedir. Bunlar bir tak m iletiflim kanallar yla birbirlerine ba l d rlar ve kendi içlerinde de bir haberleflme a na sahiptirler. Dolay s yla benzer düflüncelere, deneyimlere, tercihlere, yöntemlere, al flkanl klara, hatta alt grup kültürlerine bak ld nda benzer görüfllere, ç karlara ve davran fl biçimlerine sahip olduklar ve birbirleriyle oldukça s k temas içinde bulunduklar gözlenmektedir. Yukar dan afla ya ikinci grup, yine geliflmifl Bat toplumlar ndaki siyasal ve hükümetsel seçkinlerdir. Bu tür seçkin gruplar ulusal hükümetin merkezinde bulunurlar ve bunlar da bir önceki grup için söylendi i gibi monolitik de ildirler. Bu grup, kendi içinde yürütme bürokrasisi personeli, yasama üyeleri (parlamenterler), 10 D KKAT SIRA S ZDE Karl W. Deutsch ( )

150 142 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I yarg üyeleri, seçimle gelmifl üst düzey yöneticiler ve üst düzey sivil ve askeri bürokratlar gibi alt gruplara ayr lmaktad r. Ayr ca bunlar aras nda merkezde ve yerel düzeyde görevli siyasal seçkinler olarak ya da ç karlara göre, ulusal, eyalet, ya da belediyelerde görevli olmalar na göre ayr mlar da yap labilir. Öte yandan, iktidar ya da muhalefette olmaya göre ya da halen görev yap yor ya da daha önce görev yapm fl olmalar na göre de ayr mlara gidilebilir. Son olarak yap labilecek bir baflka ay r m da gücü ve yetkiyi elinde tutmaya göre (de iflen) gözde politikac lar ve bürokratlar gözden düflmüfl politikac lar ve bürokratlar aras ndaki ay r md r. Ancak bütün bu ay r mlara ra men, bu seçkinler sonuçta hükümet içinde olan ya da d - flar dan kararlar etkileyebilecek, hükümete en yak n duran siyasal seçkinlerdir. Aralar nda ortak davran fl kal plar ve kültürleriyle kendi içlerinde bir iletiflim a ve karar alma kapasiteleri bulunmaktad r. Üçüncü düzeydeki grubu kitle haberleflme seçkinleri; özellikle gazeteciler, magazin habercileri, televizyon, radyo çal flanlar, reklam flirketleri, ajanslar ve yay nc l k sektörüyle bu sektördeki kurulufllar oluflturmaktad r. Bu grup da öncekiler gibi kendi içinde girdi ç kt sürecinde oluflan karar ve davran fllar hem kendisine tekrar, hem de di er kara kutu niteli indeki gruplara ve d fl dünyaya ç kt olarak göndermektedir. Sistemin iflleyifl mant büyük ölçüde benzerlik gösterir (Deutsch, 1988: 126). Bu iletiflim a içinde, dördüncü düzeyde yerel kanaat önderleri ad verilen ve ülkeden ülkeye de iflmekle beraber, toplum içinde kitle iletiflim araçlar na ve d fl politikaya yak n ilgi duyan ve ülke nüfusunun yaklafl k yüzde 5-10 unu oluflturan grup yer almaktad r. Bunlar kad n ya da erkek olsun, kitle iletiflim araçlar n takip eden, d fl politika konular na yak n ilgileri dolay s yla da bu haberleri ve bilgileri yorumlama yetene ine sahip olan kiflilerdir. Komflular na ve çevrelerine kendi yorumlad klar bilgileri aktararak, onlar n kendi görüflleri çerçevesinde bir kan ya ve görüfle sahip olmalar n sa lamaktad rlar. Kitle iletiflim araçlar n n yayd klar görüflleri paylaflmalar halinde onlar n etkilerini daha da art r c bir etkiye sahip olmaktad rlar. Ayn kanaatte olmamalar, karfl olmalar ya da önemsememeleri halindeyse medyan n etkisini azalt c ya da etkilerini ortadan kald r c bir etkiye de sahip olmaktad rlar. Beflinci düzeydeki grubuysa siyasal konulara ilgi duyan daha genifl bir halk y - n oluflturmaktad r. Bu grup, politik konulara ilgi duyan, çevreleri üzerinde etkiye sahip, bu özellikleri benimsenmifl olan, genellikle de yetiflkin kiflilerden oluflmaktad r. Geliflmifl Bat l ülkelerde seçmen nüfusun yaklafl k yüzde 50 si ile 90 n oluflturan, politik bilinç sahibi seçmen kitlesi olan bu grup, kendi karar verme al flkanl klar yan nda di er gruplardan ve d fl çevreden gelen mesajlar karara ve davran fla dönüfltürerek, yine di er gruplara ve d fl dünyaya mesaj olarak ç kt fleklinde vermektedir (Deutsch, 1988: 126). Enformasyon ak fl ya da direk etkileflimin yönü, ilk dört düzeyden afla ya do ru gerçekleflmektedir. Sosyo ekonomik seçkinler, hükümetsel ve siyasal seçkinleri do rudan etkileme imkân na sahip bulunmaktad r. Bu grup üyelerinin birço u kolayca yasama ve yürütme organ n etkileyebilmektedir. Hatta medya dünyas yla da çok s k iliflki içinde olup, bunlarla da do rudan iletiflim kurma imkân na sahip bulunmaktad rlar. Bununla birlikte, yerel kanaat önderleri ve genifl seçmen gruplar yla çok az iletiflim kurabildikleri için, onlar do rudan etkileme imkânlar daha s - n rl hatta minimum düzeyde kalmaktad r. Bununla beraber, medya ya da kitle iletiflim seçkinleri grubu, yerel kanaat önderlerine daha do rudan ulaflma imkân na sahiptirler. Hatta al nan bilginin genifl seçmen grubuna aktar c lar olmalar yla da o

151 7. Ünite - Karar Verme Teorisi gruba ulafl lmas n sa lamaktad rlar. Bu nedenle, do rudan halka ulaflma ve etkileme kapasitesini ellerinde bulundururlar. Bu noktada, yerel kanaat önderleri de do rudan halkla iletiflim kuran kesim olarak, kitle iletiflim araçlar n n kendi yarg - lar n ve kanaatlerini güçlendirdi i ölçüde konumlar n gelifltirerek, etkilerini art rmaktad rlar. Ancak bu etkileme bazen kitle iletiflim araçlar n n etkisini azalt c yönde de olabilmektedir. Befl grubun herbiri kendi de er sistemine sahiptir ve karar verme bak m ndan özerk konumdad r. Herbiri d flar dan gelen etkileri ve mesajlar önemsiz görebilece i ya da de erlendirebilece i gibi ret de edebilir. Her bir grup yenilik yapma ve giriflimde bulunma kapasitesine sahiptir. Ayr ca her bir grup geri bildirim amaçl olarak daha üst gruplarla iletiflim halindedir. sosyo-ekonomik elit i o i hükümetsel ve siyasal elit o i medya o i kan önderleri o fiekil 7.1 fielale modeli: Kesik çizgiler iletiflimin dolayl yollardan gerçekleflti ini veya düflük düzeyde oldu u göstermektedir. I=Girdi (Input), O=Ç kt (Output) Kaynak: Karl W. Deutsch. The Analysis of International Relations. Englewood Cliffs, New Jersey: Prentice-Hall, Inc., 1988, s halk i o i d fl politika o Seçmen kitlesini oluflturan halk, yerel kanaat önderlerine olan tepkisini onlar n düflünceleri do rultusunda ya da farkl yönde hareket ederek gösterir. Kitle iletiflim seçkinlerineyse onlar n mesajlar na ilgi göstererek ya da ilgisiz kalarak gösterebilir. Bununla beraber, tüm demokrasilerde, halk n ve seçmen kitlesinin hükümete tepki gösterme biçimleri vard r ve bunun için farkl yöntemler kullan lmaktad r. Bunlar n sosyo ekonomik elitlerle iletiflimleri ve etkileri ya çok zay f ya da oldukça dolayl yollardan gerçekleflmektedir.

152 144 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Yerel kanaat önderleriyse medyay destekleyebilir, önemsemeyebilir ya da ona karfl olabilir, hatta siyasal liderlere karfl da benzer tutum içinde olabilirler. Bununla beraber sosyo ekonomik seçkinlerle iletiflimleri oldukça düflük düzeydedir. Oysa siyasal seçkinlerin sosyo ekonomik seçkinler grubuyla iletiflimleri daha do rudan oldu undan, bunlar etkileme imkân na sahip bulunmaktad rlar. Bunlara daha fazla ayr cal k tan yabilecekleri gibi ç kard klar yasalarla koyacaklar yeni vergilerle ve di er benzeri karar ve politikalarla bu kesimin sahip oldu u ayr cal klar s - n rlayabilirler ya da kald rabilirler (Deutsch, 1988: 132). SIRA S ZDE 11 Bir ülkede kamuoyunu oluflturan gruplar hangileridir? letiflim a içinde yer alan ve karfl l kl ba ml l k içinde olan gruplar aras nda ç karlar n gere i olarak farkl düzeylerde çapraz gruplaflmalar ve koalisyonlar oluflabilmektedir. Bu tür koalisyonlar, siyasal liderler, medya gruplar, bir k s m yerel kanaat önderleri ya da seçmenler aras nda söz konusu olabilir. Bunlar, d fl politika konusunda sertlik yanl lar ya da l ml lar olarak adland r labilirler. Elbette gruplar n ya da koalisyonlar n bu flekilde adland r lmalar konulara göre de iflebilir (Deutsch, 1988: 133).

153 7. Ünite - Karar Verme Teorisi 145 Özet A MAÇ 1 A MAÇ 2 A MAÇ 3 Karar verme teorisi ve temel varsay mlar n kavramak; Karar verme, karar vericinin önündeki seçenekler aras nda en rasyonel ve mant kl olan tercih etme davran fl d r. D fl politikan n d fl ndaki baflka alanlara da uygulanan karar verme teorisi, tüketici tercihlerinin, firma davran fllar n n ya da flirketlerin yat r m tercihlerinin analizinde de kullan lmaktad r. Karar verme teorisi, tüm di er koflullar ayn kalmak kofluluyla bireylerin ya da karar vericilerin de iflmesiyle kararlar n de iflece ini kabul eder. Karar verme sürecini, karar vericiler, liderler ya da bireyler üzerinden analiz eder. Bununla beraber, karar vericinin içsel ve d flsal çevresi karar n etkileyebilir. Karar vericinin içinde yer ald siyasal sistem, ya da dünya sistemi ya da kendi yak n çevresi, karar vericinin davran fllar üzerinde etkili olabilir. Ayr ca karar vericinin kiflisel özellikleri bu ba lamda deneyimi, inanç sistemi, psikolojik durumu, teknik bilgisi ve konuyla ilgili imaj, verece i karar olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Karar verme sürecinde rasyonelli in önemini fark etmek; Karar verme sürecinde rasyonellik, karar n, tüm seçeneklerin de erlendirilerek, hiçbir olumsuz ve subjektif etki alt nda kalmadan ülke için en uygun karar n verilmesidir. Di er bir ifadeyle tüm mevcut alternatifler araflt r lmakta, herbirinin gerçek de eri ölçülmeye çal fl lmakta, olas l klar düflünülmekte ve karar verici en uygun tercihi yapmaktad r. Karar verme sürecinin rasyonel olup olmad na iliflkin farkl görüfller söz konusudur. Baz lar bunun rasyonel bir süreç oldu unu savunurken baz lar, zaman bask s ve kiflisel özellikler gibi baz unsurlar n karar n rasyonel bir karar olmas n olumsuz yönde etkileyebilece ine dikkat çekmifllerdir. Çünkü; farkl alternatiflerin de erini ve tüm olas l klar hesap etmek oldukça zordur. Ayr ca karar n kollektif al nd durumlarda farkl karar vericiler, farkl görüfllere sahip olaca ndan, kararlarda bir çat flma ve uyumsuzlu un olmas da kaç n lmazd r. Karar vermede kiflisel özelliklerin etkisini anlamak; Karar verme teorisinde karar verici merkezi bir öneme sahip oldu u için, verilecek kararda karar vericinin kiflisel özelliklerinin etkisi oldukça büyük öneme sahiptir. ki farkl karar vericinin A MAÇ 4 A MAÇ 5 farkl kiflisel özelliklere sahip olmas ayn durumda verecekleri karar n farkl olmas n n nedenini de aç klamaktad r. Bu ba lamda karar vericinin kiflisel özellikleri, karar, olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Bir di er ifadeyle karar n rasyonel bir karar olup olmamas n etkiyebilir. Bu çerçevede kiflinin ilgisi yan nda, konu hakk nda teknik bilgisinin olmas, sorumlulu unun bulunmas, so ukkanl olmas, zaman bask s n n olmamas gibi faktörler, karar n rasyonel olmas n olumlu yönde etkilemektedir. Karar verme sürecinde alg laman n rolünü ortaya koymak; Karar vericiler, ayn olay farkl flekillerde alg layabildikleri için, alg, karar do rudan etkileyen bir faktördür. Verba, alg lamay etkileyen faktörleri belirtirken kiflinin daha önceki imajlar n n, tarihsel olaylar hakk ndaki önyarg lar n n, di er devletler ve kendi ülkesi hakk ndaki düflüncelerinin, alg lamas n etkileyece i üzerinde durmaktad r. Ayr ca kifliye ulaflan bilgilerin toplu olarak ya da parça parça gelmesi de alg y etkilemektedir. Bunlar n d fl nda kifliler, kendi politikalar n n karfl tarafça do ru okundu unu düflünebilir ya da di erlerinin davran fllar n oldukça bilinçli ve planl sanabilir. Karar vericiler di er ülkelerin kendileri hakk ndaki düflmanl klar n ya da dostluklar n abartabilirler. Di er ülkenin büyükelçisinin davran fllar n n, ilgili ülkenin politikas n tam olarak yans tt düflünülebilir. Karar vericiler, kendileri için önemli olan bir olay n, di er devletler ve karar vericiler için de ayn öneme sahip oldu unu düflünebilir. Karar vericilerin kendi hakk ndaki imaj yla baflkas n n onun hakk ndaki imaj aras nda uçurum da olabilir. Sonuç olarak tüm bu faktörler, karar vericinin verece i karar etkileyen unsurlard r. Karar verme teorisinin modelleri hakk nda bilgi sahibi olmak; Karar verme teorisi, karar verme sürecini analiz ederken bunu baz modeller yard m yla yapmaktad r. Bunlar aras nda, iki ad m ileri bir ad m geri ya da küçük de ifliklikler modeli, sarhofl yürüyüflü modeli, kumarbaz n iflas modeli, rasyonel politika modeli, örgütsel süreç modeli, bürokratik politika modeli, küçük gruplarla karar verme modeli, standart prosedürler modeli ve flelale modeli en fazla bilinendir ve kullan lanlard r.

154 146 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kendimizi S nayal m 1. Afla dakilerden hangisi, karar verme teorisini realizmden ay ran temel özelliktir? a. Devletleri monolitik yap lar olarak görmesi b. Devletleri bütüncül yap lar olarak görmesi c. Devletleri rasyonel yap lar olarak görmesi d. Devletleri pluralist/ço ulcu yap lar olarak görmesi e. Devletleri hiyerarflik yap lar olarak görmesi 2. Devletlerin d fl politikalar n aç klayabilmek için sadece sistemin yap s na de il, devletler ad na hareket eden bireylerin davran fllar n incelemek gerekti ini öne süren teori afla dakilerden hangisidir? a. Sistem teorisi b. Realist teori c. Karar verme teorisi d. Rasyonel teori e. Neorealist teori 3. Afla dakilerden hangisi, karar verme teorisinin, analiz düzeyi aç s ndan, ay rt edici bir özelli idir? a. Devletlerin davran fllar n n incelenmesi b. Uluslararas sistemin anarflik yap s n n incelenmesi c. Ulusal ç karlar n incelenmesi d. Bireylerin karar verme süreçlerine etkilerinin incelenmesi e. Güç iliflkilerinin incelenmesi 4. Uluslararas politikada, karar vericilerin ayn olay ve durum karfl s nda farkl davranmalar, afla daki kavramlardan hangisiyle aç klanabilir? a. Rasyonellik b. Kiflisel özellikler c. Yararl l k d. Hiyerarfli e. Karfl l kl ba ml l k 5. Afla dakilerden hangisi, karar vermede rasyonelli- in ba l oldu u düflünülen koflullardan biri de ildir? a. Sistem kurallar b. Bilgi düzeyi c. Örgütsel yap d. Bürokrasi e. Rastgelelik 6. Afla dakilerden hangisi, karar vericinin kiflisel özelliklerinin kararlar na etkileri konusunda Verba n n öne sürdü ü koflullardan biri de ildir? a. Bireyin konu hakk nda bilgi birikimi b. Bireyin konuya ilgisi c. Bireyin sorun çözme yetene i d. Bireyin konu üzerinde kontrolü e. Bireyin ekip içinde çal flma becerisi 7. Bireylerin, benzer durumlarda farkl flekillerde karar almalar, afla daki kavramlardan hangisiyle aç klanamaz? a. Alg da farkl l k b. Kiflisel özellikler c. Önceki yaflant ve deneyimler d. maj e. Bürokrasi 8. Karar vericinin, önceden verdi i kararlar, takip eden aflamalarda de ifltirmesini aç klayan model afla dakilerden hangisidir? a. Rastgele ad mlar modeli b. Standart uygulamalar modeli c. ki ad m ileri, bir ad m geri modeli d. Bürokratik politika modeli e. Rasyonel politika modeli 9. Afla daki karar verme modellerinden hangisi daha çok kriz ortamlar nda uygulanmaktad r? a. Küçük gruplarla karar verme b. Küçük de ifliklikler modeli c. Standart uygulama prosedürleri d. Bürokratik model e. Örgütsel süreç modeli 10. Karar verme sürecini, iletiflim a yla aç klayan flelale modeli afla daki varsay mlardan hangisiyle iliflkilendirilemez? a. Gruplar aras nda iletiflim olmas b. Gruplar aras nda hiyerarfli olmas c. Gruplar aras nda etkileflim olmas d. Gruplar aras nda ortak de erler olmas e. Gruplar aras nda geribildirim olmas

155 7. Ünite - Karar Verme Teorisi 147 Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar 1. d Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. c Yan t n z yanl fl ise, Girifl bölümünü yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Teorisinin Temel Varsay mlar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. b Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Sürecinde Rasyonellik konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. e Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Sürecinde Rasyonellik konusunu yeniden gözden geçiriniz. 6. e Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Sürecinde Kiflisel Özelliklerin Etkisi konusunu yeniden gözden geçiriniz. 7. e Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Sürecinde Kiflisel Özelliklerin Etkisi konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. c Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Teorisinin Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 9. a Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Teorisinin Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. d Yan t n z yanl fl ise, Karar Verme Teorisinin Modelleri konusunu yeniden gözden geçiriniz. S ra Sizde Yan t Anahtar S ra Sizde 1 Karar verme teorisinde, uluslararas sistem ve realist teoriden farkl olarak, analiz birimi devletler yerine bireylerdir. Karar verme teorisinde, devletin d fl politikas karar vericilerin davran fllar yla aç klanmaktad r. Oysa di- er iki teoride karar vericinin davran fllar yerine klasik realist teoride devletin ç karlar veya yeni realizmde uluslararas sistemin anarflik do as devletin d fl politikas n analiz ederken esas al nan temel faktörlerdir. Uluslararas sistem teorisinde ise devletin d fl politikas uluslararas sistemin yap s yla aç klanmaktad r. Ayr ca uluslararas sistem teorisi ve realist teoride devlet, yekpare bir bütün olarak al n rken, karar verme teorisinde devletin daha ço ulcu bir yap oldu unun kabul edildi- i görülmektedir. Bu ço ulcu yap içinde baflta karar vericiler olmak üzere kamuoyunu oluflturan di er gruplar da karar verme sürecinde önemli aktörlerdir. S ra Sizde 2 Karar verme sürecinde rasyonellik, karar n, tüm faktörler dikkate al narak, ülke ç kar için en do ru, en mant kl ve en ak lc flekilde al nmas anlam na gelmektedir. Ancak karar n rasyonel olmas n etkileyen birçok faktör söz konusu oldu u için, verilen kararlar her zaman rasyonel olmayabilir. Karar vericinin her zaman rasyonel davranaca varsay m na kuflkuyla yaklaflan karar verme teorisinin önde gelen yazarlar ndan Snyder ve arkadafllar na göre, karar vericinin rasyonel davranaca n önkabul olarak varsay lmamal, durum olgulardan hareket ederek de erlendirilmelidir. Çünkü karar verici karar n içinde bulundu u sistemin kurallar n n, örgütsel deneyiminin, kendisine ulaflan bilgilerin ve kiflisel özelliklerinin etkisi alt nda vermektedir. Bu tür kavramlaflt rmalar n genellikle gerçe i yans tmad n düflünen Braybrook ve Lindblom ise, karar vericinin tüm kararlar n, rasyonel veya irrasyonel diye tek bir kavramla genellefltirmenin sak ncalar na iflaret etmektedirler. Bu nedenle, zaman bask s, kiflisel sorun çözme yetene i, karar vericiye ulaflan bilgi düzeyi ve buna benzer birçok faktör hesaba kat larak yap lacak bir de erlendirmenin, daha do ru olaca n savunmaktad rlar. S ra Sizde 3 Karar vericinin kiflisel özellikleri, karar verme teorisinde merkezi bir öneme sahiptir. Kararlar do rudan kifli ile iliflkilendirildi i için, kiflisel özelliklerin karar olumlu ya da olumsuz yönde etkilemesi do ald r. Bu çerçevede kiflinin konu hakk nda bilgi sahibi olmas, deneyimli olmas, sorun çözme yetene ine sahip olmas, konuyu rasyonel bir de erlendirmeye tabi tutabilmesi, so- ukkanl davranabilmesi ve karar etkileme gücüne sahip olmas gibi faktörler karar olumlu yönde etkilerken, bu özelliklerin tersi olmas durumunda örne in konuya ilgisi olmakla beraber bilgi ve deneyimi yoksa veya so ukkanl de ilse ve sorumluluk sahibi de ilse, verece i karar rasyonel bir karar olmayabilir. S ra Sizde 4 Ayn olay iki farkl karar verici taraf ndan farkl alg land ndan, verecekleri kararlar da farkl olabilecektir. Dolay s yla karar verme sürecinde alg lama ve alg lamay etkileyen faktörler oldukça önemlidir. Karar vericilerin uluslararas sistem ya da di er devletler hakk nda sahip olduklar inançlar n ve imajlar n görmezden gelerek, hayati kararlar ve politikalar aç klamak im-

156 148 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I kâns zd r. E er ayn koflullarda karar vericiler ayn davransalard, karar vericilerin di erleri hakk ndaki imajlar ve dolay s yla alg lamalar önemli olmayabilirdi. S ra Sizde 5 Devletler ve karar vericiler, alm fl olduklar kararlarda zaman içinde de ifliklikler yapabilirler. Buna iki ad m ileri bir ad m geri modeli de denmektedir. Ancak özellikle demokratik ülkelerde karar vericiler, içerden veya d flar dan gelecek tepkilere ba l olarak kararlar n gözden geçirebilirler; ald klar kararlar n baz lar n de ifltirebilirler veya iptal edebilirler. Dolay s yla karar vericiler, kararlar nda her zaman bir esneklik pay b rak rlar. Bu hemen her d fl politika (hatta iç politika) kararlar nda görülebilir. ki ülke aras ndaki sorunlara yaklafl mda veya bölgesel sorunlara yaklafl mda devletler, di er devletlerden veya dünya kamuoyundan gelecek tepkilere ba l olarak kararlar n gözden geçirirler. S ra Sizde 6 Devletlerin ya da onlar ad na karar veren karar vericilerin verece i kararlar ço u zaman önceden tahmin etmek güç olabilir, hatta d flar dan bak ld nda rastgelelik görünebilir. Baflka bir deyiflle devletlerin ataca bir sonraki ad m n kestirilememesi söz konusu olabilir. Bu durum, sarhofl yürüyüflü modeliyle aç klanmaktad r. Bu durum bazen ikili iliflkilerde, bazen de dünya sorunlar na iliflkin tav rlarda görülebilir. S ra Sizde 7 Bu model daha ziyade güçleri eflit olmayan iki ülke aras ndaki iliflkileri analiz ederken kullan lmaktad r. Bu model güçlü taraf n ya da ülkenin her zaman uzun dönemde durumu kendi lehine çevirebilece ini anlatmak için kullan lmaktad r. Zay f ya da küçük ülkeler, uluslar aras aktörler oyunun baz aflamalar nda üstün görünseler veya oyun onlar n lehine gibi görünse de bu onlar n oyunun bütününde kazanacaklar anlam na gelmemektedir. Örne in El Kaide örgütü, ABD nin New York taki Dünya Ticaret Merkezini vurmas yla önemli bir galibiyet elde etmifl görünse de sonras nda ABD nin bu kayb kazanca dönüfltürdü ü görülmektedir. S ra Sizde 8 Küçük gruplarla verilen kararlar, genellikle kriz durumlar nda ve zaman bask s n n söz konusu oldu u durumlarda uygulanan bir yöntemdir. Zaman bask s söz konusu oldu unda bireyler aras nda daha çabuk uzlaflma sa lanmakta ve bu iflbirli i karar al nmas n kolaylaflt rmaktad r. Fakat bunun bir olumsuz taraf da, grupta hiç kimsenin farkl görüfl beyan etmemesi ya da etmekten kaç nmas d r. Ayr ca küçük gruplarda, karmafl k enformasyonla u raflabilme ve onlar mevcut bilgilerle bütünlefltirebilme ve de erlendirme yetenekleri, bu tür gruplar n bir kriz an ndaki baflar lar n belirleyen önemli bir faktördür. Farkl görüfllerin cezaland r ld ve hofl karfl lanmad bir grupta ise, de iflik görüfllerin ortaya konmas mümkün olmayacakt r. S ra Sizde 9 Birçok karar asl nda rutin kararlard r ve kim taraf ndan ve hangi yönteme göre al naca bellidir. Bu model daha ziyade devlet mekanizmas içinde gündelik ve rutin kararlar aç klamak için kullan lmaktad r. Rutin sorunlarda genellikle standart kurallar daha fazla uygulanmaktad r. Bu tür yerleflik kurallar n olmas sürekli tekrarlanan sorunlar n çözümlenmesinde büyük kolayl klar sa lar. Bu tür durumlarda bürokratlar da, bu kararlar için ayr ve özel bir zaman harcamam fl olmaktad r. Genellikle rutin sorunlar, üstleri taraf ndan belirlenmifl kurallar do rultusunda daha alt tabakadaki bürokratlar taraf ndan çözülmektedir. S ra Sizde 10 Örgütsel süreç modelinde, hangi örgütsel yap n n hangi kararlar alaca önceden bellidir ve bu kurumlaflma içinde kararlar ilgili kurumlar taraf ndan al n r. Oysa bürokratik politika modeli, daha ziyade devlet bürokrasisi içinde farkl karar alma merkezleri aras nda zaman zaman bir rekabetin yaflanaca n ve yafland n ifade etmek için ve bu tür bürokratik rekabetleri ve nedenlerini analiz etmek için kullan l r. Örgütsel süreç modelinde devletler, çok say da örgüt aras nda kurulmufl gevflek yap l bir ittifak n ürünü olan, ço u zaman yar feodal yap lard r. Ancak bürokratik politika modelinde böyle bir örgütler yuma halinde olan yap içerisinde karar al nmas bürokratik rekabetle aç klanmaktad r. Buna göre, politik kararlar nispeten ba ms z hükümetsel (governmental) ya da hükümetsel olmayan (nongovernmental) örgütlenmeler ve gruplar aras ndaki rekabete dayanmaktad r. S ra Sizde 11 Bunlar ekonomik seçkinler, siyasal ve hükümetsel seçkinler, medya seçkinleri veya kitle haberleflme seçkinleri, yerel kanaat önderleri ve halk y nlar d r.

157 7. Ünite - Karar Verme Teorisi 149 Yararlan lan Kaynaklar Allison, Graham T. (1993), Conceptual Models and the Cuban Missile Crisis, Paul R. Viotti ve Mark V. Kauppi (eds.) International Relations Theory: Realism, Pluralism, Globalism 2nd ed. New York: Macmillan Publishing Co., içinde ss Braybrooke, David ve Charles E. Lindblom. (1969), Types of Decision Making, J. N. Rosenau (ed.) International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, içinde ss Deutsch, Karl W. ve J. David Singer. (1969), Multipolar Power Systems and International Stability, J. N. Rosenau (ed.) International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, içinde, ss Holsti, Ole R. (1995), Theories of International Relations and Foreign Policy: Realism and Its Challenge, Charles W Kegley, Jr. (ed.) Contraversies in International Relations Theory, Realism and the Neoliberal Challenge. New York: St. Martin s Press, içinde ss Hopkins, Raymond F. ve Richard W. Mansbach. (1973), Structure and Process in International Politics. New York: Harper and Row Puplishers. Jervis, Robert. (1969), Hypotheses on Misperception, J. N. Rosenau ed. International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, içinde s Snyder, Richard C. H., W. Bruck ve Burton Sapin. (1969), The Decision Making Approach to the Study of International Politics, J. N. Rosenau (ed.) International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, içinde ss Verba, Sidney. (1969) Assumptions of Rationality and NonRationality in Models of International System, J. N. Rosenau ed. International Politics and Foreign Policy, A Reader in Research and Theory. New York: The Free Press, içinde ss

158 8ULUSLARARASI L fik LER KURAMLARI-I Amaçlar m z Bu üniteyi tamamlad ktan sonra; Empirizm ve rasyonalizm kavramlar n aç klayabilecek; Pragmatizmin bilimsel bilgi, teori ve deney gibi temel konulara yaklafl m n aç klayabilecek; Pozitivizmin temel varsay mlar n analiz edebilecek; Neopozitivizm ve elefltirel rasyonalizmi aç klayabilecek; Post pozitivizm ve post modernizmi ana hatlar yla de erlendirebileceksiniz. Anahtar Kavramlar Epistemoloji Ontoloji A Priori Bilgi A Posteriori Bilgi Metodoloji çindekiler Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar G R fi EP STEMOLOJ K TARTIfiMALAR EMP R ZM RASYONAL ZM PRAGMAT ZM POZ T V ZM MANTIKÇI POZ T ZM ELEfiT REL RASYONAL ZM NEOPOZ T V ZM POST MODERN ZM POST POZ T V ZM

159 Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar G R fi Günümüzün artan post pozitivist tart flmalar bir yana, sosyal bilimciler bilinçli ya da bilinçsiz bir flekilde pozitivizmin etkisinde kalm fllard r. Bu konudaki yaklafl mlar n aç kça ifade edenler ve etmeyen toplum bilimciler de asl nda pozitivizmi z mni bir kabullenme (örtülü bir flekilde kabul etme durumu) içindedirler. Bu durum, di er toplum bilim alanlar nda oldu u gibi, uluslararas iliflkilerde de böyledir. Birçok uluslararas iliflkiler teorisi pozitivizmin etkisi alt nda kalm fl ya da çal flma prensibi yöntemleri aç s ndan, metodolojik pozitivizmi benimsemifllerdir. Uluslararas iliflkiler disiplinindeki teorik tart flmalar, daha çok, idealizm realizm, gelenekselcilik davran flsalc l k ya da uluslarafl r c l k devlet merkezcilik ekseninde geliflmifltir. Asl nda do rudan epistemolojik (bilgi felsefesine, kuram na yönelik) bir tart flma söz konusu olmam fl olsa da disiplin, büyük ölçüde pozitivizmin etkisinde kalm flt r lerde bafllayan realizm, plüralizm ve globalizm biçimindeki paradigma tart flmalar nda, pozitivizmin temel varsay mlar örtülü bir flekilde (z mnen) kabul edilmekteydi. Ayn flekilde, son zamanlardaki neorealizm ve neoliberalizm aras ndaki tart flmada da pozitivizmin varsay mlar n n temel al nd bilinmektedir. Daha do rusu her iki teori de pozitivist oldu unu iddia etmektedir. Ancak normatif teorilerin, elefltirel teorilerin (Frankfurt okulunda oldu u gibi), postmodernistlerin, feminist teorilerin ve postyap salc yaklafl mlar n, pozitivist varsay mlar temel alan yaklafl mlara sald r s, pozitivizmin sorgulanmas na yol açm flt r. Bu argümanlara en önemli elefltiri, varsay mlar n n kullan fll olmad klar ve mevcut sorunlar çözmede, bir analiz çerçevesi sunmak yerine, sadece olan elefltirmeyi tercih ettikleri yönündedir. Bunlar aras nda popüler olanlar n pozitivist epistemolojiyi benimsemifl olmalar da önemlidir. Bu yeni yaklafl mlardan post yap salc lar ve post pozitivistler d fl nda feminist teorilerin önemli bir k sm, ngiliz okulu, Kopenhag okulu ve Alexander Wendt ekolündeki sosyal inflac yaklafl m n da pozitivist rasyonalist çizgiye yaklaflt klar dikkati çekmektedir. EP STEMOLOJ K TARTIfiMALAR Teoriler (kuramlar) bize sadece var olan aç klamakla kalmay p, ayn zamanda gelece e iliflkin öngörülerde bulunmam z da sa lamaktad r. Bu nedenle epistemolojik tart flmalar, di er bilimlerde oldu u gibi, siyasal bilimlerde de son derece önemli ve gereklidir (Smith, 1996: 11-12). Teorik tart flmalar n büyük ço unlu u pozitivizm temelinde yürütüldü ü için, öncelikle pozitivizm ile ilgili epistemolojik tart fl-

160 152 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I malara ve bu ba lamda öncelikle pozitivizmin tarihi geliflimini ve toplum bilimindeki yerini ortaya koymakta yarar vard r. Özellikle son elli altm fl y ld r, uluslararas iliflkiler alan ndaki akademik çal flmalara egemen olan pozitivizm, tarihi geliflimi içinde çeflitli özellikler kazanm flt r. Bacon, Locke ve Hume empirizmine dayanan pozitivizmin birinci döneminin, Comte ve Simon ile bafllad kabul edilirken ikinci dönem, Viyana Çevresi ya da yeni pozitivizm olarak bilinen pozitivist ak m n ortaya ç kt 1920 lerde bafllamaktad r. Saint Simon un kulland anlamda pozitivizm, toplumsal yap y bilimsel çal flmalar vas tas yla ve bilimsel yöntemler kullanarak, yeniden düzenlemeyi amaç edinen ve bu yönüyle bilimi metafizikten ar nd rmay amaçlayan bir tutumun ad d r. Pozitivizm bu ba lamda, bilimin tekli i üzerinde durmakta, toplumsal olaylar n do a bilimlerinin metodolojileriyle (yöntemleriyle) aç klanabilece ini ileri sürmekte ve olgularla de erlerin kesin olarak ayr lmas gerekti ini savunmaktad r. Zaman zaman pozitivizmin yerine kullan lan empirizm ise bilimsel bilginin duyu verilerimize yönelik önermelerden olufltu unu, do ufltan bilginin olmad n, tüm bilgilerimizin deneyimin ürünleri oldu unu ve bilimsel bilgiye tümevar m yöntemiyle ulafl ld n kabul eden bilgi teorisidir. Dolay s yla bilimde deney yöntemini kullanmay temel alan empirizmin görgücülük, olguculuk ya da deneycilik gibi kavramlarla da ifade edildi i bilinmektedir. D KKAT Pozitivist yaklafl mda, bilimsel bilginin geliflmesinde temel al nan iki temel epistemolojiden biri olan empirizmi (di eri rasyonalizm) esas alan metodolojik bak fl ya da felsefi yaklafl m benimseyenler, bu yaklafl mlar n empirist epistemolojiye dayand rd klar için, bu kuramc lara, do rudan do ruya empiristler ya da pozitivistler denebilmektedir. Asl nda bu yaklafl m, bilgi kuram na (epistemolojiye) iliflkindir, di eriyse yani pozitivizm toplum bilimlerini bu temele göre yeniden infla etmeyi amaçlayan ve dolay s yla toplum bilimlerinin geliflmesinde empirizmi temel alan bilim adamlar n ifade etmek için kullan lan bir kavramd r. Hempel ve Popper gibi bilim adamlar na göre pozitivizm, empirik epistemolojiden ayr düflünülemez. Pozitivizm ile empirizm kavramlar, toplum bilimin genelinde oldu u gibi, uluslararas iliflkilerde de yer yer birbirinin yerine kullan lmaktad r. Yukar da ifade edildi i gibi, genelde toplum biliminde pozitivizm, do a bilimlerinin metodolojilerinin kullan lmas biçiminde anlafl lmaktad r. Pozitivizmin uluslararas iliflkilerdeki anlam da ayn flekilde bilimsel analizler yap lmas ve bilimsel yöntemler, metodoloji kullan m yla ilgilidir. Pozitivizm ile empirizm, hem toplum bilimlerinde, hem de do a bilimlerinde birbirinin yerine kullan lsa da bu iki kavram aras ndaki çok da belirgin olmayan fark ortaya koymakta yarar var. Bu çerçevede yeni bir soruyla uluslararas iliflkilerde pozitivizmin ne anlama geldi ini sorarak ifle bafllamak gerekir. Pozitivizm, natüralizmi düzenliliklere olan inançla birlefltiren metodolojik bir anlay flt r. Dolay s yla uluslararas iliflkilerdeki düzenlilikleri aramakta ve genellemeler yapmaya çal flmaktad r. Bu durum, teori ve olgu aras ndaki iliflkiye nesnel (objektif) yaklafl lmas na iliflkin empirist epistemolojiyle ilgilidir. Bu ba lamda epistemoloji, metodoloji ve ontoloji kavramlar aras ndaki farka de inmek gerekir. Çünkü; öncelikle epistemolojinin, ontoloji ve metodolojiden fark n belirttikten sonra, pozitivizmi empirizmden ay rmaya çal flmak, daha yerinde bir tutum olabilir. Burada, empirizm = pozitivizm = epistemoloji + metodoloji biçimindeki denklemden ziyade, pozitivizmin empirist epistemolojiye dayanan bir metodolojik pozisyon oldu unu ifade etmek daha do rudur

161 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 153 (Smith, 1996: 17-18). Çünkü; empirist epistemoloji, bizim evren hakk ndaki bilgilerimizin, deneyimlerimizle do rulanmas n ve bunu yaparken de metodoloji ve ontolojiden yararlanmay gerektirir. Burada da empirizm ile epistemoloji aras nda s k bir iliflki bulunmaktad r. Bilindi i gibi epistemoloji, bilginin kayna yla ve bilimsel bilginin geliflimiyle ilgilidir ve bu çerçevede k saca bilgi teorisi olarak ifade edilebilir. Bu ba lamda rasyonalizmi, yani bilimsel bilginin ortaya ç k fl, geliflimiyle ilgili temel epistemolojilerden biri olan, gerçek bilginin ak l ve zihin yoluyla tümdengelim (didaktik) yöntemiyle ulafl lan bilgi oldu unu iddia eden, sonradan deney yoluyla elde edilen bilgiyi, bilimsel olarak kabul etmeyen ak lc yaklafl m benimsemeyenler ya da reddedenler için empirizm, epistemoloji ile özdefltir. Çünkü; empiristler için bilginin gerçek kayna duyu verilerimiz olup, a priori (önsel ya da do ufltan) bilgi söz konusu de ildir. Bu noktada; epistemoloji, metodoloji ve ontoloji aras ndaki iliflkiyi de yads mamak gerekir. Varl n kendisini, varl n temel özelliklerini konu alan, k saca varl n bilimi anlam na gelen ontoloji kavram, tek tek bilim dallar aç s ndan ele al nd nda, ilgili bilim dal n n ortaya ç k fl n, kayna n ve hangi kavramlara indirgenece ini ifade etmek için kullan lmaktad r. Dolay s yla her bir bilim dal için, ayr bir ontolojiden söz etmek mümkün oldu u gibi, ontoloji, söz konusu bilim dallar ndaki kavramlar n hangi anlam içinde var olduklar na iliflkin olarak da kullan lmaktad r. Metodoloji ise bilimsel araflt rmalarda ve bilimsel bilgiye ulaflmada yöntem kullan m yla ilgili bir kavramd r ve pozitivistler bilimin ve metodolojinin tekli i üzerinde durmaktad rlar. Pozitivizm ile empirizm aras ndaki kavramsal benzerli i ve farkl l aç klay n z. Epistemoloji ve ontoloji aras ndaki iliflkiye yönelik olarak, postmodernist felsefeciler ontolojinin epistemolojiden önce geldi ini ileri sürmektedir ancak, bunlardan biri di erinden önce gelmemektedir. Bazen epistemoloji, bazen de ontoloji öncelikli gibi görünebilir. Baflka bir deyiflle epistemoloji, bir bilim dal nda hangi bilgilerin ve kavramlar n ontolojik olarak bilimsel kabul edilebilece ini belirlemede oldukça önemliyken ontoloji de epistemolojik olarak kabul edilebilecek fleyleri etkilemektedir. Bilim felsefecileri epistemolojiyi öncelikli görürken postmodernistler ontolojiyi öncelikli görmektedir. Örne in; Kant, varl oldu u gibi inceleme düflüncesine karfl ç karak ontolojiyi epistemolojiye tabi k lm fl, varl k sorununun, bilginin koflullar n n incelenmesine (epistemolojiye) ba l oldu unu savunmufltur. Postmodernizmin öncülerinden Heidegger e göreyse ontoloji temel olup bilimsel bilgi buna dayan r. Bundan sonraki bölümde, öncelikle temel epistemolojiler (bilgi kuramlar ) ba lam nda, empirizm, rasyonalizm ve pragmatizm üzerinde durulacakt r. Daha sonraysa pozitivizm; yeni pozitivizm ve elefltirel pozitivizm de ele al narak incelenecektir. EMP R ZM Pozitivizmin temel ald empirizmi, ayd nlanma dönemi filozoflar ndan ngiliz empiristi Francis Bacon a ( ) dayand rmak mümkündür. Bacon, Aristotelesçi görüfllere karfl ç karak, gözlem ve deneyin temel al n p bilimin bu esaslara göre yeniden kurulmas gerekti ini savunmufltur. Ayn flekilde Thomas Hobbes ve John Locke n da empirizme katk lar yads namaz. Descartes n idealizmine karfl natüralist bir görüflün radikal temsilcisi olan Thomas Hobbes ( ), Kara Avrupas rasyonalizminin karfl s nda yer alan yeniça empirizminin do mas nda önemli bir iflleve sahip olmufl, bir ngiliz filozofudur. Büyük ölçüde Francis Ba- 1 SIRA S ZDE

162 154 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I con dan etkilenmifl olan Hobbes da kendisinden sonra gelen ngiliz empiristlerinden Locke ve Hume üzerinde oldukça etkili olmufltur. Felsefeye iliflkin görüfllerini Felsefenin Ö eleri (Elementa Philosophia) adl yap t nda toplayan Hobbes a göre, her fley -maddi olan da ruhi olan da, ayr ayr insanlarda olanlar da devletlerde olup bitenler de- do al nedenlere ba l d r ve do al nedenler taraf ndan zorunlu olarak belirlenmifllerdir. Hobbes a göre bütün bilgilerimiz, nesnelerin duyu organlar m z üzerindeki etkilerinden meydana gelir. Hobbes söz konusu düflünceleriyle tutarl bir natüralist ve materyalist oldu unu ortaya koymufltur (Gökberk, 1974: ). Do ufltan (a pirori) düflüncelerin olamayaca n, insan n tamam yla duyular na ve içgüdülerine ba l olan bir varl k oldu unu, dolay s yla bütün tasar mlar n kökünün duyularda aranmas gerekti ini savunan Hobbes gibi John Locke da ( ) nsan Anla Üzerine Bir Deneme adl çal flmas nda, bütün bilgilerimizin eninde sonunda deneye dayand n ve deneyden ç kt n savunmufltur. John Locke a göre zihin, bafllang çta üzerine hiçbir fley yaz lmam fl düz beyaz bir kâ t (tabula rasa: bofl tablet) gibidir. Dolay s yla empirizm do ufltan gelen bilgi (a priori) yerine, sonradan edinilen (a posteriori) bilgiyi önemser. Tüm edindi imiz bilgiler, do ufltan sonra, deney ve gözlemler yoluyla elde edilmektedir. Devlete ve bireye bak fl aç s ndan, Hobbes dan oldukça farkl laflan Locke, daha özgürlükçü ve liberal görüfllere sahiptir. Locke un empirist olmas onu Hobbes gibi materyalist ve tanr tan maz yapmam flt r (Gökberk, 1974: ). Nitekim ngiltere de Bacon ile bafllam fl olan empirizm David Hume da ( ) en yüksek noktas na varm flt r. Hume a göre, gerçeklerle ilgili olarak yap lan bütün genellemelerin aksini düflünmek daima mümkündür. Dolay s yla bu iliflkilerle ilgili anlay fl m z gelifltirmenin tek yolu empirik gözlemler yapmakt r. Bu gözlemlerle ilgili sonuçlar n da hiçbir zaman gerçe i yans tmad n, fakat sadece olas l klar gösterdi ini unutmamak gerekir. Ak lc l a (rasyonalizm) yani insan akl yla evrensel yasalar n bulunabilece i ilkesine karfl ç kan Hume, empirik yöntemlere inanmakta ve yasalara gözlemler yoluyla ulafl labilece ini ileri sürmekteydi (Savafl, 1999: 208). SIRA S ZDE 2 Empirizmi tan mlayarak bafll ca temsilcilerinden örnekler veriniz. RASYONAL ZM Bilim felsefesinde ve uluslararas iliflkilerde bir di er temel epistemoloji (bilgi teorisi) ise rasyonalizmdir. Gerçe e deney ve gözlem yerine ak l yoluyla ulafl labilece ini savunan bu görüflün temsilcileri, Kartezyenizm olarak bilinen okulun mensuplar ndan Descartes, Leibniz, Spinoza d r. Bu düflünürler Newton, Kepler ve Galileo nun bilimsel devriminden oldukça etkilenmifltir. Uluslararas iliflkiler alan - na katk lar aç s ndan Grotius ve Kant n da rasyonalizme önemli katk larda bulundu unu belirtmekte yarar vard r. Rasyonalizm, Hegel ile doru una ulaflm flt r. Bilimsel yöntem aç s ndan tümdengelimcili i benimseyen rasyonalistler, deney ve gözlem verileri yerine, zihin ve akl n verilerini temel alm fllar, do ufltan (a priori) bilgiye büyük önem vermifllerdir. Do an n belli kanunlar taraf ndan yönetildi ini savunan bu anlay fla göre, bunlar n kendilerinden ziyade sonuçlar n gözlemlemek mümkün olabilmektedir. Örne in; çekim kanununu göremesek de sonuçlar n gözlemleyebiliriz. Dolay s yla rasyonalistler, empirizmi, epistemoloji (bilgi kuram ) için, yani bilimsel bilgiye ulaflmada ve bilginin elde edilmesinde tamamen yetersiz bulduklar ndan, empirizm yerine akl ya da mant (reason) ikame etmektedirler.

163 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar Hugo Grotius ( ) XVII. yüzy lda hem genel felsefede, hem de siyaset teorisi alan nda önemli etkileri olan, rasyonalist yöntemi benimsemifltir. Grotius, deneyden ba ms z a priori, do rular ifade eden genel aksiyomlardan hareketle somutu anlamaya yönelik olan yöntemi uyar nca, ahlak ve siyasetin, matematik gibi evrensel ve tümdengelimsel bir bilim konusu olabilece ini savunmufltur. Böyle bir yöntem anlay fl n n gere i olarak Grotius, toplumsal ve siyasal sorunlar n incelenmesinde, evrensel do ru niteli inde olan somut, do ruluklar kendili inden belli ve tart fl lmaz bir önermeler kümesinden yola ç kmaktad r (A ao ullar ve Köker, 2000: 35). Rene Descartes ya da Renatus Cartesius ( ) ayn zamanda kendi ad yla yani Kartezyenizm olarak bilinen (di er temsilcileri Spinoza ve Leibniz) bir ak m n öncülü ünü yapm flt r. Kartezyen yöntem, gerçe i, akl n kullan m yoluyla bulma giriflimi olarak rasyonalizmin yöntemi olmufltur. Descartes e göre, ussal bilgi, anl n kendi öz varolufluna iliflkin kuflku duyulamaz ve aç k bilgisidir. Oysa duyular m za d fl dünyadan geliyor görünen sözde gerçeklikler, aç k ve seçik olmad klar için bunlara güvenilemez, olgusal nesnelere karfl l k düflüp düflmedikleri hiçbir zaman bilinemez. Do ufltan düflüncelerse aç k seçiktir, duyular taraf ndan bulan klaflt r lmam fllard r, zira kendi do am zdan türetilen gerçek düflüncelerdir. Bu ba lamda akl temel alan Descartes için düflünüyorum öyleyse var m (Cogito, ergo sum) önermesi, kendi yaklafl m n özetleyen ana varg s d r (Sahakian, 1997: ). Immanuel Kant ( ) için de a priori bilgi zorunlu ve tümel geçerli i olan bilgidir. A priori bilgiyi a posteriori bilgiden yani, deneyden türemifl olan bilgiden ay ran da bu kriterdir. Di er bir ifadeyle a priori bilgi kesin olmakla beraber, a posteriori bilgi sallant l d r ve de iflme olas l bulunmaktad r. Ancak bir noktada klasik rasyonalizmden ayr lan Kant, salt ak l içinde kapan p kalm fl bir mant k yerine, buradan deneye uzanan bir mant k gelifltirmifltir. Bir fleyi bilmek istersem kavramlar m görünün salt formlar yla duyu verilerine ba lamal y m diyerek duyu verilerini d fllamam flt r. Fakat ona göre deney, sadece a posteriori verilerden ibaretse hiçbir formu olmayan bofl bir s v ya benzer, dolay s yla kavranamaz niteliktedir. Bu formsuz s v y ancak önceden haz r olan (a priori) bir kap (anl n salt formlar ) içine yerlefltirmekle kavrayabiliriz (Gökberk, 1974: ). George Wilhelm Friedrich Hegel ( ) in felsefesi Kant dan sonraki rasyonalizmin doru udur. Hegel de as l gerçe e spekülatif olarak, yani deneye hiç baflvurmadan, salt düflünmenin s n rlar içinde kal narak var lma a çal fl l r. Çünkü; Hegel e göre, felsefe objelerin düflünceyle görülmesidir. Hegel, ak l d fl ndaki herhangi bir yetiyle bilgi edinmeyi reddeder. Di er bir ifadeyle duygu ya da duyum bizi öze götüremez. (Gökberk, 1974: 449). Hegel in yaklafl m flu ünlü ifadesinde özetlenmektedir. Gerçek olan her fley ussal, ussal olan her fley gerçektir 155 René Descartes ( ) A priori bilgiyle a posteriori bilgi aras ndaki fark aç klay n z. PRAGMAT ZM Empirizm ve rasyonalizm d fl nda üçüncü bir epistemoloji (bilgi kuram ) ise pragmatizmdir. Geleneksel pragmatizm daha çok Amerikal felsefecilerden William James ( ), Charles Peirce ( ) ve John Dewey ( ) taraf ndan ortaya at lan görüfllerden oluflmaktayd. Pragmatizm, empirizm ile rasyonalizm aras nda bir anlamda orta yolu temsil etmektedir. Deney ve gözlem yaparken akl n önemini kabul eden pragmatistler, rasyonalistlerden farkl olarak, deney ve gözlemlerin, insan n inanç ve de erlerinin de iflmesine yol açt n kabul etmekte- 3 SIRA S ZDE

164 156 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I dirler. Teori ve gözlemin birbirinden ayr lmazl üzerinde duran pragmatistlere göre, ayn anda birden fazla teori söz konusu olabilir ve bunlardan karfl karfl ya olunan olguya uyan birini seçmek durumunda kal nabilir. Ayr ca pragmatizm di- er epistemolojilerden farkl olarak, her türlü inanç ve varsay mlar m z n e er gerekiyorsa de iflebilece ini kabul etmektedir (Smith, 1996: 22-23). D KKAT Pragmatizm, bir düflünce ya da tezin pratik sonuçlar yla de erlendirilmesi gerekti ini ve bir düflünce, teori ya da teze ba lanman n, pratikte hiçbir yarar yoksa terk edilmesi gerekti ini savunur. Pragmatizme göre inançlar m z, eylemlerimizi do rudan ve arac s z olarak etkiler, ona yön verir. nançlar m z n eylemlerimiz üzerindeki bu etkisi, eylemi baflar l ve etkili bir eylem haline getiriyorsa do rudur. Bir inanç ya da ba lan lan teori ve görüfl, öngörülen amac n gerçekleflmesine yapt katk yla de erlendirilir, bu da ancak deneyimle bilinir. Dolay s yla bir görüfl ya da düflüncenin do rulu u, ancak uygulamadaki baflar s yla ölçülür. Buna k - saca pragmatik do rulama denmektedir. Teorinin varsay mlar, uygulamadaki sonuçlar taraf ndan sürekli destekleniyorsa yani, inanç uygulamada bir ifle yar yorsa giderek artan ölçülerde do ru bir inanç (teori) haline gelir. Özetlemek gerekirse pragmatizm, do rulu u ve gerçekli i yaln zca eylemlerin sonuçlar yla de erlendirir. William James a göre, dünya ve insan üzerine, yeni bilgi ve yorum getirme iddias nda olan birbirlerine rakip teoriler, yaln zca insan yaflam n n amac na göre de- erlendirilmelidir. James a göre pragmatizmin hiçbir dogmas, mutlak hiçbir ö retisi yoktur. O, yaflam n kesin ve kan tlanm fl olgular n ön plana ç kararak yaln zca yaflam ölçü al r. James a göre bilimde, felsefede ve teolojide hiçbir tan m ya da formül kesin, nihai ve de iflmez de ildir. nsan ve dünyay konu alan teorilerin anlamlar, sadece onlar n problemleri çözme kapasitesinde aranmal d r. Bir teori art k problem çözemiyorsa pratik bir yarar yoksa terk edilmelidir. John Dewey için de tasar m ve varsay mlar somut problemleri çözmenin araçlar d r ve bu amaca uygunlu u ölçüsünde do rudur ve geçerli kabul edilir (Cevizci, 2000: 527, 774). Pragmatizmin ça dafl temsilcilerinden Thomas Kuhn, Paul Feyerabend ve Richard Rorty de teori ya da paradigman n mevcut problemleri çözebildi i sürece geçerli olaca n savunmaktad r. Kuhn a göre, bir paradigman n hayatta kalmas, onun bulmaca (problemleri) çözmedeki baflar s na ba l d r. Feyerabend de ayn anda birden fazla teorinin bulunabilece ine ve bunlar n baflar s n n pratik sorunlar çözmedeki baflar s na göre de erlendirilece ini ileri sürmektedir. Rorty de yukar da ifade edilen pragmatik do ruluk ilkesini kabul ederek James ve Dewey i izlemifltir. SIRA S ZDE 4 Pragmatizm ve temel varsay mlar hakk nda bilgi veriniz. POZ T V ZM Pozitivizmin toplum bilimlerinde önemli bir yere sahip olmas Saint-Simon la bafllam flt r. Saint-Simon ( ), do a bilimlerindeki empirist epistemolojiyi temel alarak, topluma yeniden yön vermek istemifltir. Dolay s yla pozitivizmin arkas nda yatan temel düflünce, sosyal bilimlerin sekülerlefltirilmesi, metafizikten ar nd r lmas ve toplum bilimlerini do a bilimlerinin esaslar na göre yeniden yap land r lmaya çal fl lmas d r. Simon un görüfllerini yayan ve pozitivizmin geliflmesini sa layan düflünürse Auguste Comte olmufltur. Comte un ngiltere deki ça dafllar ndan olan Jeremy Bentham ( ) ve James Mill e ( ) göre de geçerli bilgi, ancak bilimsel yöntemlerle elde edilen bilgi türünde oland r (Ural, 1986: 20).

165 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar Auguste Comte un ( ) amac da sadece gözleme dayanan do a bilimlerinin metodunu (yöntemini) kullanarak bir toplum bilimi gelifltirmekti. Comte a göre teolojik, metafizik ve pozitif bilgi biçiminde s ralanabilecek üç tür bilgi bulunmaktad r. Pozitif bilgi, bilimsel geliflmenin evriminin üçüncü aflamas n oluflturmaktad r. Comte a göre, pozitif bilgi insanl k tarihine paralel bir geliflme çizgisi izlemektedir. Comte, bilimde bir hiyerarfli söz konusu olsa bunun en temelinde matemati in, en üstte ise toplum biliminin bulunaca n ifade etmektedir. Comte a göre, bütün bilimler yukar da belirlenen üç aflamadan oluflan tarihsel geliflim evrimini izlemifltir. Buna göre toplum bilimleri de dâhil olmak üzere, bütün bilimler, metodolojik anlamda birlikte ele al nabilirler. Bu yaklafl m n, tüm XIX. yüzy l boyunca toplum bilimlerinin geliflmesine büyük katk s olmufltur. Hatta bu anlay fl, günümüzde bile uluslararas iliflkilerde egemen bir yaklafl m olarak kabul görmekte ve bilim adamlar do al dünyay karakterize eden düzenliliklerin ve egemen olan yasalar n uluslararas yap da da bulunabilece ine iliflkin pozitivizmin varsay m yla çal flmalar n yürütmektedirler (Smith, 1996: 14-15). 157 Auguste Comte ( ) D KKAT Comte pozitivizmi, bilimde metodolojik bir birlikten söz etmekte ve tek geçerli bilgi türünün olgulara ve gözleme dayanan nesnel bilgi oldu unu kabul etmektedir. Pozitif bilgi, deney ve gözlemlerle do rulanabilen bilgidir. Bu durumuyla Comte büyük ölçüde Hume un empirizminden etkilenmifltir. Comte a göre pozitif bilgi, teoloji ve metafizi in etkisinden uzak, olgu ve deneye dayanan nesnel (objektif) bilgidir. Toplum bilimlerine ayr, do a bilimlerine ayr kurallar uygulanamaz diyen Comte a göre, bilimsel metodoloji tektir. Comte, yukar da ifade edildi i gibi, bir bilim ya da bilginin, pozitif ve bilimsel bilgi halini al ncaya kadar bir evrime tabi oldu unu belirtmektedir. Dolay s yla bu durum, di- er bilimler için ne kadar geçerliyse toplum bilimleri için de o kadar geçerlidir (Neufeld, 1995: 23-25). Simon ve Comte pozitivizminin izinden yürüyen di er bir düflünür John Stuart Mill dir ( ). Mill, bireysel geliflmeyi ve özgürlü ü savunmakla Comte un kat görüfllerinin d fl na ç km fl, fakat toplumun yeni esaslara göre yeniden düzenlenmesi gerekti ini savunmakla da Simon ve Comte pozitivizmini sürdürmüfltür. Mill, Comte un görüfllerinde önemli düzeltmeler yapm flt r. Pozitivizmin en önemli ilkelerinden olan deneycili i, yapt mant k çal flmalar yla desteklemifltir (Ural, 1986: 21). Mill, olgucu olmas yla deneyimden gelen bilgilere inanmas yla tümevar m benimsemesiyle Comte ve Hume un izinden gitmifltir. Bununla beraber Laissez Faire bireycili ini savunan J. S. Mill, birey karfl s nda toplumu yücelten Comte dan ayr lmaktad r. Zira Comte, insan yerine insanl tercih etmekteydi. Ayr ca Mill, tanr inanc n yads yan Comte ve Hume dan bu aç dan da farkl düflünmekteydi ve materyalizme karfl yd. MANTIKÇI POZ T V ZM Yukar da ifade edilen klasik ya da geleneksel pozitivistler denen ak m n d fl nda, 1920 lerde ortaya ç kan ak ma yeni pozitivistler ya da yeni empiristler denmektedir. Bu yeni yaklafl m, pozitivist ak m içinde ikinci nesil pozitivistleri oluflturmaktad r. Viyana çevresi ad verilen grup, 1922 y l ndan itibaren Viyana Üniversitesi nde Schlick in giriflim ve baflkanl nda, hepsi farkl alanlardan gelen bilim adamlar n n kat ld toplant lar düzenlemeye bafllam flt r. Toplant lar n Viyana da yap lmas yla bu yeni ak m, bafllang çta Viyana Çevresi ad yla an lm flt r. Daha sonraysa mant kç pozitivizm ve mant kç empirizm gibi kavramlarla da ifade edilmifltir.

166 158 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Yeni pozitivizmin çeflitli biçimleri ve çeflitlemeleri, Wittgenstein in Tractatus Logica-Philosophicus adl çal flmas nda ortaya konmufltur. Mant k ve dil analizini benimsemekle beraber, bu ak ma göre de deney ve gözlemlerle do rulanabilen önermeler, anlaml önermelerdir. Di er bir ifadeyle önermelerin olgusal içerikli, gerçek dünyaya iliflkin ve deneyimlerimizle do rulanabilecek önermeler olmas gerekmektedir. Moral ve estetik önermeler, deneyimlerimizle do rulanamayan önermeler oldu undan, anlams z önermelerdir. Bu tür önermeler kiflisel tercihleri, hisleri, duygular ifade etmektedir ve bilimsel bilgi olarak nitelenemez. D KKAT Bu akademisyenler aras nda, seminerlerin yöneticisi olan Moritz Schlick den ( ) baflka, pozitivistlerin en büyü ü diyebilece imiz Rudolf Carnap ( ) ve pozitivizmin en büyük propagandac s Otto Neurath ( ) say labilir. Mant kç pozitivizm asl nda, 1900 lar n daha genifl kapsaml bir felsefe ak m - n n parças olarak geliflmifltir. Bu y llarda çeflitli yerlerde, mant kç pozitivistlerden ba ms z ama pozitivist görüfllere çok benzer görüflleri olan düflünce okullar ortaya ç km flt r. Berlin de Hans Reichenbach ( ) ve Carl Gustav Hempel in de içinde bulundu u grup bunlar aras nda yer al r. Mant kç pozitivistler ngiltere den Bertrand Russel ( ) ve Ludwig Wittgenstein i ( ) kendi öncüleri olarak görmüfllerdir (Johansson, 1982: 6). Viyana Çevresini oluflturan düflünürlerin ortak tutumlar ndan birini, flu flekilde ifade etmek mümkündür: Gerçek bilgi bilimsel bilgi türünde olmal d r. Ayn flekilde felsefe de bilimsel karakterde olmal d r. Deneysel bilimlerde oldu u gibi, felsefede de aç kl k, mant ksal tutarl l k ve ispatlanabilirlik bulunmal d r. Böylece felsefeye, bilimde oldu u gibi, empirik bir nitelik kazand rmak mümkün olabilir. Fakat fiziktekine benzer bir flekilde felsefede deney yapmak flüphesiz söz konusu olmad ndan, felsefede bilimdeki deneyin yerini tutabilecek araç, o dönemde geliflmeye bafllayan mant k olmufltur. Viyana çevresinin geleneksel pozitivistlerden en önemli fark do rulama sürecine, mant k ve dil analizini dâhil etmeleridir. Bir önermenin mant ksal bak mdan ve dil yap s aç s ndan da ele al nmas gündeme gelmifltir. Bu durum, Viyana Çevresi düflünürlerinin temsil etti i anlay fl n niçin mant kç pozitivizm, mant kç empirizm gibi deyimlerle an ld n da izah etmektedir (Ural, 1986: 28). Anlaml ve anlams z olarak, önermeleri ikiye ay ran mant kç pozitivistlere göre bilim, anlaml önermelerle u rafl r. Bir önermenin anlams z olmas yanl fl olmas ndan daha kötü bir fleydir. Çünkü; bu tip önermelerden hiç bir fley anlafl lmamaktad r. Bunun ay r m ölçütüyse do rulamad r. Dolay s yla gözlem ve deneyimlerimizle do rulanabilen önermeler, anlaml yani bilimsel önermelerdir. Mant kç pozitivistler biraz ileride de de inilece i gibi, anlaml önermeleri sentetik önermeler ve analitik önermeler olarak iki grupta ele almaktad rlar. Bunlardan sentetik önermeler, deneyimlerimizle do rulanan ve olgusal dünyaya iliflkin önermelerdir. Analitik önermelerse teorik ve tan msal olarak do ru olan, ancak empirik verilere ve gözlemlenebilen nesnelere iliflkin olmayan önermelerdir. Ancak bunlar da dolayl olarak, empirik ve sentetik önermeler yard m yla do rulamak mümkündür. Bu nedenle baz empiristler, analitik önermeleri, bir sentetik önermeye ba l olarak do rulamaya çal flm fllarsa da her analitik önerme için bunu yapma olana bulunmamaktad r. Bu iki kategorinin d fl nda kalan bir baflka önerme biçimi de normatif önermelerdir ( özgürlük iyidir gibi). Bunlar ne anlams z, ne de yanl fl denebilecek kadar bofl ya da do ru olmayan cümlelerdir. Ancak mant ksal pozitivistlere göre bilim, anlams z ya da normatif önermelerle de il, anlaml ve do ru önermelerle ilgilenir. Bunlar n bilim d fl nda sahip olduklar önem ve oynad klar rolle bilim ilgilenmez. Bilimin ilgilendi i, gelece e iliflkin belirlemelerde bulunmam z sa layacak do rulanabilen önermelerdir (Neufeld, 1995: 26-28). Comte pozitivizmi ile mant kç pozitivistler aras nda temel baz benzerlikler bulunmaktad r. Bunlardan ilki, her ikisinin de deneye ve gözleme önem vermeleri, pozitif bilimin ilerlemesinin birikimci bir yol izledi ini ve olgularla desteklendi i ölçüde bilimin geliflme gösterece ini kabul etmeleridir. kincisiyse do a bilimlerinin araflt rma metotlar n n, toplum bilimlerine de uygulanabilece ini savunmalar d r. Bunlara göre, do a bilimlerindeki

167 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 159 düzenlilik toplum bilimlerinde de mevcuttur. Asl nda bunlara göre do a ve toplum bilimleri aras nda farkl metodolojilerin uygulanmas n gerektirecek bir fark yoktur. Toplum bilimindeki davran flsal düzenlilik do a bilimlerindeki obje ve süje aras ndaki belirgin ay r m n, toplum biliminde de yap lmas na imkân sa lamaktad r. Son olarak Comte pozitivizmi ile mant kç pozitivistlerin bir di er ortak yönüyse her ikisinin de bilimsel bilgiyi metafizikten etkilenmeyen, duygu ve de erlerimizden ar nm fl (value free) nesnel bilgi olarak görmeleridir. Ayr ca pozitivizmin temel özelliklerinden biri olan do rulamac l k, mant kç pozitivistler taraf ndan da benimsenmifltir (Neufeld, 1995: 28-39). Pozitivizmi karakterize eden temel bir kavram olan ve mant kç pozitivistler için de temel bir ölçüt olarak kabul edilen do rulamac l k (verification) ilkesine göre, bir ifadenin, bir görüflün ya da bir yarg n n geçerli olarak kabul edilebilmesi, onun denetlenebilir ve do rulu unun ispatlanabilir olmas na ba l d r. Esasen pozitivizmde empirizm esas al nd için, do rulama kavram da temeli oluflturmaktad r. Bir önermenin do ru olup olmad, o önermenin iliflkili oldu u duyumlar n gerçekleflip gerçekleflmedi ine ba l d r. Ayr ca bir önerme duyumlara iliflkin de ilse zaten o önermenin do ru olup olmad belirlenemez. Pozitivistlere göre, metafizi i bilimden ay ran as l ölçüt budur. Metafizik önermeler duyumlara iliflkin olmayan önermelerdir. Baflka bir deyiflle do ru olup olmad belirlenemeyen önermelerdir. Dolay s yla pozitivistlere göre, önermelerin metafizik nitelikte olmas anlams z olmas yla ayn fleydir. Do rulanabilirlik ilkesini savunan pozitivistlerden Wittgenstein üç türlü önermeden söz etmektedir. Bunlar; 1) sentetik önermeler (evren üzerine önermeler), 2) analitik önermeler (mant ksal önermeler) ve 3) metafiziksel önermelerdir. Bunlardan sentetik önermeler, (syntetic propositions) evrene iliflkin bir durumu, varolufl durumunu yans tan, varolufl durumuna iflaret eden önermelerdir. Bu önermeler olgulara (facts), olaylara iliflkin önermelerdir ve do ruluk ya da yanl fll klar evrene gidilerek denetlenebilir. Bunun için de deney, gözlem, say m, ölçme yapmak gerekir. Bilim bu türlü önermeler peflindedir ve bu türlü önermelerle ifl görür. Pozitivistlere göre bunlar bilimsel önermelerdir. Mant ksal ya da analitik önermeler, do ruluk (true) ya da yanl fll klar (false) evrene gidilmeden kendi içlerinde anlafl labilen totolojilerdir. Örne in; üçgen üç kenarl bir flekildir gibi. Metafizik önermelerse ne evren üzerine bilgi veren, ne de analitik (mant ksal) önermeler gibi do ruluk ya da yanl fll klar kendi içlerinde olan önermelerdir, yani bunlar ne do ru ne de yanl flt rlar (Özlem,1982: 44-45). Wittgenstein ve Schlick do rulanabilirlik ilkesini sentetik empirik önermelere yani evrene iliflkin önermelere uygulanabilir temel bir ölçüt olarak kabul etmektedir. Carnap da do rulanabilir önermelerin yaflant ve deneyimlerimize konu olan önermeler oldu unu belirtmektedir. Bu önermeler, do ru ya da yanl fl olduklar ortaya konabildi i için, empirik bilimlerin konusu olabilir. Metafizik önermelerse do rulanamaz nitelikte önermelerdir. Geleneksel pozitivizm ile mant kç pozitivizm aras ndaki benzerlikleri aç klay n z. NEOPOZ T V ZM VE ELEfiT REL RASYONAL ZM Ayd nlanma ça yla birlikte, pozitivizm ve rasyonalizm bir arada an lmaya bafllanm fl, metafizik ve dinsel referanslara bir meydan okuma olarak sosyal bilimlerin ana ak m ve felsefi yaklafl m haline gelmifltir. Temelde akla ve deneye dayanan ve do rulama yöntemini kullanan bu ak m, art k rasyonalizm ya da ak lc l k olarak adlan- 5 SIRA S ZDE

168 160 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I d r lmaya bafllanm flt r. Epistemolojik bir anlay fltan ziyade siyasal ve sosyolojik bir referansa sahip olan bu yaklafl m, felsefede yeni bir ak m haline gelmifltir. Akl, kurucu ilke olarak kabul eden yaklafl m, ayd nlanman n ölçütü haline gelmifl, akla uygun olan bilimsel olarak kabul etmifltir. Bu anlamda, sosyal ve siyasal yaflamda dinsel toplumsal örgütlenmeler yerine, ak lc kurumsal düzenlemeleri savunmufltur. Karl Popper, bu ortak felsefi gelene i elefltirmifltir. Di er bir ifadeyle pozitivizm ve rasyonalizmin ortak birikimi olan felsefi epistemolojik do rulamac yaklafl m sorgulam flt r. Bu elefltirel yaklafl m n en önemli temsilcisiyse Kant d r. Kantç rasyonalizm, bilimsel gerçeklere ulaflmada akl n ve deneyin birlikte kullan lmas n öngören yaklafl md r. A priori ve a posteriori bilgiyi kabul ederek, akla teslim olmadan ve deneyiminse tek bafl na ifle yaramayaca n ileri sürerek, elefltirel yaklafl m n ilk temsilcisi olmufltur. Bu anlamda Saf Akl n Elefltirisi adl çal flmas yla akla dayanan felsefenin s n rlar n ve deneyime olan gereksinimi ortaya koymufltur. Biraz ileride düflüncelerine yer verilecek olan bilim felsefecilerinden Karl Popper, Imre Lakatos, Thomas Kuhn ve Paul Feyerabend in ortak özelli i, geleneksel pozitivist anlay fla meydan okurken rasyonalizme yeni bir boyut getirmeleridir. Bunlar, tümevar m yerine tümdengelimcili i (indüksiyon yerine dedüksiyonu) savunmalar ve özellikle pozitivizmin do rulama anlay fl n elefltirmeleri, dolay s yla rasyonalizme yaklafl rken mutlak do ruya ulaflmak için, yine deney ve gözleme dayanmalar, nedeniyle pozitivizme yak n durmaktad rlar. Bu anlamda konumlar, daha ziyade rasyonalist gelene e yak n oldu u için, elefltirel rasyonalist olarak tan nmaktad rlar. Bu akademisyenlerden Popper elefltirel rasyonalist olarak, Lakatos u ise realist rasyonalist olarak konumland ranlar olmufltur. Bu ak m n ayn zamanda neopozitivist olarak adland r lmas da mümkündür. Bununla beraber, Popper la bafllayan bu gelene in pozitivizme yöneltti i y k c elefltirilerle postpozitivizme öncülük etti i de söylenebilir. Bu ekolün en ucunda Feyerabend bulunmaktad r ve akla veda ve yönteme hay r adl çal flmalar yla akl ve deneyi esas alan rasyonalist pozitivist gelene e meydan okuyarak postpozitivist ak ma öncülük etmifltir. D KKAT Elefltirel rasyonalistler, Comte u takip eden bilimsel bilginin birikimci (kümülâtif) bir yolla elde edinildi ini savunan görüfle karfl ç karak, tümdengelimcili i savunurken ayn zamanda her türlü bilimsel bilginin fizik ilkelerine dayanmas gerekti ini de savunmufllard r. Bu ak m n temel özellikleri flu flekilde özetlenebilir: Öncelikle mant ksall k (logicism) ilkesine göre, bilimsel teorilerin do rulanma ifllemi, tümdengelimci (dedüktif) mant k kurallar na uygun olarak yürütülmelidir. kinci ilke olan empirik do rulama (empirical verificationism) ilkesine göre, sadece deneysel olarak do rulanabilen önermeler bilimseldir. Üçüncü ilkeyse teoriyle gözlemin ayr ayr ele al nmas d r. Dördüncü ve son ilke nedensellik iliflkisidir. Buna göre, gözlemlenen olgular aras nda, sürekli ve de iflmeyen bir neden sonuç iliflkisi bulunmal d r (Smith, 1996: 15) ve 1960 larda toplum bilimlerinde popüler hale gelen bu tutumun temsilcileri Hempel ve Popper olmufltur. Bunlardan Carl Hempel e göre, bir olgu ancak genel bir yasa varsa aç klanabilir. Dolay s yla bilimsel süreçte öncelikle ç k fl noktas olacak ve araflt rmaya rehberlik edecek genel bir yasa bulunmal d r. Bu durum, Imre Lakatos taraf ndan araflt rma program, Thomas Kuhn da ise paradigma olarak tan mlanm flt r. Tüm bu bilim adamlar nca didaktik yöntem (tümdengelimcilik) tarihe ve toplum bilimlerine uygulanabilecek tek geçerli yöntem olarak görülmektedir.

169 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 161 Asl nda yap lmas gereken; kat empirizme dayanmayan bir uluslararas iliflkiler teorisi için, bir epistemolojik alan oluflturmakt r. Empirizm, buraya kadar ifade edilenlerden de anlafl ld gibi, bilimsel bilgiye ulaflmada deney ve gözlemi esas al r. Francis Bacon, John Locke ve David Hume la bafllayan empirizme göre, bilim ya da bilimsel bilgi saf gözleme dayanmal d r ve ancak tümevar mc bir yöntemle bilgiye ulafl labilir. Oysa empirist epistemolojinin alan na bak ld nda, ciddi s n rlamalarla karfl karfl ya olundu u dikkati çekmektedir. Bunlardan birincisi, e er empirizm taraf ndan sa lanan epistemolojik teminat gözleme dayanmaysa, toplumsal ya da uluslararas yap, hatta birçok toplumsal olgu, gerçek anlamda gözlemlenememektedir. Dolay - s yla birçok felsefeci, kat empirizmin, gerçe in bize ancak çok küçük bir k sm n anlamam za imkân tan d n ileri sürmektedir. kinci olarak kat empirizm ço u zaman gözlenmesi söz konusu olmayan nedenleri aç klamam zda bizi s n rlamaktad r. Üçüncü olarak -ki ayn zamanda empirizme bir elefltiridir- saf ve hiç bir fleyden etkilenmeyen bir alg laman n mümkün olmad d r. Çünkü; hiç bir zaman gerçek anlamda nesnel bir gözlem ve deney gerçeklefltirme olana bulunmamaktad r. Zira gözlem ve deneyler, her zaman daha önceki teorilerden ve kavramlardan etkilenir. Gözlemlerimiz ve deneyimlerimiz s ras nda, daha önceki kavramlar n a priori etkisi alt nda bulundu umuz bir gerçektir. Öte yandan, pozitivizme yöneltilen bir di er elefltiriyse (özellikle bilimsel bilgiye ulaflmada tümevar m benimseyen Viyana çevresine mensup mant kç pozitivistlere yönelik olarak) analitik ve sentetik önermeler aras nda ciddi bir ay r m yap lamayaca ve bir teori olmaks z n araflt rman n saf gözlemle bafllamas n n imkâns z oldu udur. Dolay s yla biz fark nda olsak da olmasak da araflt rma ve gözlemlerimizde bir teorinin etkisi alt nda bulunuruz. Di er taraftan, bilimsel ilerleme ve bilim sözde bilim/ideoloji (science-pseuda science/ideology) ay r m geleneksel pozitivist görüfl taraf ndan tümevar m (indüksiyon) ile do rudan ilgili bulunmufltur. Bunlara göre tikel önermelerden tümel gerçeklere ulafl l r. Yani, bilim adam olgulardan bafllayarak teorisini gelifltirir, deneylerle ifle bafllar, ortaya gözlemlenmifl deneylerden ileri düzeyde genel varsay mlar ç kar r. Bilim adam bu varsay mlar n olgularla do rulamay baflar rsa bunlar genel nitelikli teorilere dönüflür. Bilimsel geliflme bu sürecin böylece devam etmesiyle ilgilidir. Di er bir deyiflle bilimin geliflmesi birikimci bir yol izler. Popper, Kuhn, Lakatos ve Feyerabend ise tümevar mc l (indüksiyonu) elefltirerek teorilerden olgulara gidilmesini öngören tümdengelimcili i (dedüksiyon) benimsemifllerdir. Neopozitivizm ya da elefltirel rasyonalizm ad verilen yeni ak m n geleneksel ve mant ksal pozitivist/empiristlerden farklar nelerdir? 6 SIRA S ZDE Karl Popper a ( ) göre, bilimsel bilginin geliflmesi gözlemlenen olgular n toplanmas yla ilgili olamaz. Popper bunun bofl bir u rafl oldu unu ileri sürmektedir. Bilimsel bilginin geliflmesi, bilimsel kuramlar n elenmesi ve daha iyilerle yer de ifltirmesi sürecidir. Popper a göre teoriler s nan r ve bu s nama sonucunda terk edilenlerin yerine yenileri gelir. Tekrar gözlem ve deneylerimizi sürdürürüz ve bu süreç, bu flekilde devam eder. Bilimin ilerleyifline ve bilimsel bilginin geliflmesine elefltirel bakan Popper a göre, bu süreç yanl fllar n elenmesi sürecidir. Popper a göre, tüm di er tarihler gibi bilim tarihi de hatalarla doludur. Fakat bilimde hatalar sistematik olarak elefltirilir ve düzeltilir. flte bunun için hatalar m zdan ö reniyoruz diyoruz ve ilerlemenin böyle oldu unu ileri sürüyoruz (Popper, 1963: ). Karl Popper ( )

170 162 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Bilindi i gibi geleneksel pozitivist görüfle göre, bilimi di er alanlardan (ideoloji, mit, metafizik vb) ay ran kriter, tümevar m n kullan lmas yla ilgilidir. Popper a (1963: 256) göreyse bu ay r m kriteri do rulama olmay p, reddedilebilirlik ve yanl fllanabilirlik ilkesidir. Popper a göre bu durum, bilimde elefltirel yaklafl m olarak bilinir ve bilim adam teorinin elefltirilebilir olup olmad na ve kendisini elefltiriye sunup sunmad na bakmal d r. Popper a göre teori, bütün s namalardan sa lam olarak ç karsa onun, deneylerce teyit edildi ini ve güçlendi ini ileri sürebiliriz. Bilimsel bir teori, olabilecek her fleyi aç klayan bir teori de ildir. Tam tersine bilimsel bir kuram kendisini sürekli tehlike alt nda tutmaktad r. Olabilecek bütün durumlar bir teoriye uyuyorsa o zaman, olan hiç bir durum, hiç bir gözlem ve hiç bir deneysel sonuç o teoriyi destekleyen kan t diye ileri sürülemez. Bu gibi kuramlar n do ru olmas yla yanl fl olmas aras nda gözlenebilir hiç bir fark yoktur. Dolay - s yla hiç bir bilimsel bilgi tafl mamaktad r (Magee, 1982: 40). Popper a göre, bilimsel teorileri di erlerinden ay ran do rulama (verification) de il yanl fllama (falsification) ilkesidir. Bir teori için onu do rulayan istenildi i kadar say s z kan t ileri sürülebilir, ancak bilimsel olabilmesi için s nanabilir, yani yanl fllanabilir olmas gerekir. Bir önermenin yanl fllanabilir olmas, onun mekân ve zaman bak m ndan s n rlanabilir ve kesinlik içermesi ölçüsünde mümkündür. Bu özellikleri tafl mayan bir önerme bilimsel de ildir. Popper, tüm ku ular beyazd r gibi bir önermenin do rulanamayaca n, ancak bir siyah ku unun gösterilmesiyle yanl fllanabilece ini ileri sürerek, do rulaman n, bir önermeyi bilimsel k lmayaca n, ancak yanl fllanabilir flekilde formüle edilmesinin bilimsel hale getirebilece ini ileri sürer. SIRA S ZDE 7 Thomas Samuel Kuhn ( ) Karl Popper n yanl fllamac l k yaklafl m n aç klayn z. Thomas Kuhn ise bilimsel geliflmeyi, normal bilim ve devrimci bilim (ola anüstü bilim) dönemi olmak üzere iki döneme ay rarak incelemektedir. Bir paradigman n varl nda, onun yönlendirmesi do rultusunda yap lan bilim normal bilimdir. E er bu normal bilim döneminde, eldeki paradigma bulmaca çözmede yetersiz kal r ya da baflar s zl a u rar ve bu, bütün bilim dal n ilgilendiren ayk r l klar haline gelirse bunal m da bafllar. Bunal m, yeni paradigman n, yürürlükteki paradigman n yerini almas yla sona erer. Bu paradigma de iflikli ine Kuhn bilimsel devrim demektedir. Çok s k görülmedi i için buna ola anüstü bilim de denebilir. Kuhn için, kabul görmüfl olan bir model ya da örnek ya da bilim toplulu unca paylafl lan ortak inanç ve de erler sistemi ya da çerçeve olarak tan mlad bir paradigma önderli inde yap lan çal flmalar, normal bilimdir. Kuhn da paradigma kavram n n birden çok anlama geldi ini görmekteyiz. Bunu 21 de iflik anlamda kulland n kendisi de kabul etmektedir. Kuhn, paradigma için disipliner matriks denilebilece ini söylüyor. Disipliner matriks ad n verdi i paradigma, Kuhn a göre bir bilim dal na özgü çerçeve ya da kal p anlam n tafl maktad r ve dört ögeden oluflmaktad r (Kuhn, 1982: ). Bunlar; 1) simgesel genellemeler, 2) paradigman n metafizik k s mlar, 3) de erler ve 4) örnekliktir. Kuhn a göre bilimsel çal flmalar esas olarak normal bilim dönemlerinde yap lmaktad r. Çünkü; normal bilim dönemi, o alanda yap lan teori gelifltirme faaliyetlerine yön veren, sistematik çal flmalar n yap lmas n sa layan bir paradigman n söz konusu oldu u ve bilim adamlar n n ne yapt klar n bildikleri dönemdir. Teori gelifltirme, olgu toplama ve araflt rma yapma gibi faaliyetler, yürürlükteki paradigmadan yararlan larak yürütülmekte, dolay s yla mevcut paradigmaya zarar ver-

171 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 163 memektedir. Mevcut paradigmaya ters düflen geliflmeler ve anomalilerin (ayk r l klar n) ço almas yüzünden paradigman n sorgulanmas yla bunal m dönemi bafllamaktad r. Bunal m döneminde, bilim toplulu unda farkl paradigmalar ortaya at lmaktad r. Bunlardan birinin, eski paradigman n yerini almas yla bilimsel devrim gerçekleflmekte ve yeniden normal döneme geçilmektedir. Thomas Kuhn un paradigma kavram n aç klay n z. Kuhn a göre bilimsel ilerlemenin olabilmesi ve bilim bilim olmayan ay r m - n n yap labilmesi, bir paradigman n ve ona ba l olan bilimsel toplulu un varl yla ilgili bir olgudur. Bilimsel topluluksa ayn paradigmaya ba l kiflilerin oluflturduklar camia olarak belirtilmektedir. Bu topluluklar n en evrenseli, tüm do a bilimcileri toplulu udur. Daha alt düzeyde fizikçiler, kimyac lar, hayvan bilimciler ve gök bilimciler, birer bilimsel topluluk oluflturur. Bunlar organik kimyac lar, protein kimyac lar gibi daha alt gruplara da ayr labilir. Kuhn bu topluluklar n temel özelliklerinden bir kaç n flöyle belirtir: Bilim adam, do an n davran fllar hakk ndaki sorunlar çözmeye yönelmifl olmal d r. Buna ek olarak, do aya duydu u ilgi ne kadar genifl kapsaml olursa olsun, ele ald sorunlarda ayr nt ya inmelidir. Daha önemlisi yeterli buldu u çözümler, kiflisel olmaktan öte birçok kifli taraf ndan kabul edilmek zorundad r. Ancak ayn görüflleri paylaflacak topluluk, toplumdan rastgele seçilen kiflilerden de il, bilim adam n n meslektafllar ndan oluflan, kesinlikle tan mlanm fl bir topluluktur (Kuhn, 1982: 157). Kuhn, bilimin ve bilimsel bilginin geliflmesinde tümdengelimcili i benimser, birikimcili e karfl ç kar ve tümevar mc l fliddetle elefltirir. Bir paradigma olmadan yap lan gözlem ve olgu toplama ifllemlerinin veri zenginli iyle s n rl kalaca n söylemektedir. Hatta bu flekilde ortaya ç kan eserlere insan n ne de olsa bilim demeye dili varm yor demifltir (Kuhn, 1982: 49). Di er bir deyiflle paradigmadan ba- ms z yap lan veri toplama iflinin bir teori oluflturmada, yani bilimsel bilgi üretmede ifle yaramayaca n iddia etmektedir. Imre Lakatos da Popper ve Kuhn gibi bilimsel bilginin geliflmesinde birikimci bir yol izleyen tümevar mc l reddetmektedir. Bilindi i gibi, tümevar mc yöntemde olgulardan teoriler ve yasalar türetilmektedir. Sonra bunlar, olgularla kan tlanmakta ve do rulanmakta; olgularla do rulanmayan teorilerin bilimsel olmad ileri sürülerek bu teoriler terk edilmektedir. Oysa Lakatos a göre bilimsel bilgi olgulardan ba ms zd r. Lakatos, Popper n yanl fllamac l k ilkesine de karfl ç karak, olgular n yanl fllad teorilerin terk edilmesi fleklindeki görüfllerini elefltirmektedir. Lakatos, büyük bilimsel baflar lara araflt rma program ad n vermektedir. Her programda negatif heuristik ve pozitif heuristik dedi i metodolojik kurallar bulunmaktad r. Bunlardan negatif heuristik, nelerden kaç nmam zla pozitif heuristik ise neler yapmam z gerekti iyle ilgilidir. Ayr ca her programda çetin bir öz (hard core) vard r. Newton un program n n dört yasas (üçü mekanik biri yer çekimiyle ilgili olan) program n çetin özünü oluflturmaktayd. Bunun d fl nda program güçlü bir heuristik yap ya da sahipti. Bu anlamda Lakatos a göre örne in Einstein n görelilik (izafiyet) teorisi, kuantum mekani i, Marksizm ve Freud un teorisi birer araflt rma program d r (Warrall, Currie ve Lakatos, 1978: 5). Negatif heuristik e göre, program n çetin özü, koruyucu kuflak denen yard mc varsay mlarla yanl fllanmaktan sürekli korunur. Bu baflar ld sürece program ilerleyicidir. Baflar s z kal nd nda program dura anlaflma ve bozulma gösterir. Karfl örnekler ve ayk r l klar ç k p bunlar baflar yla çözüldükçe program n baflar s güç- 8 SIRA S ZDE Imre Lakatos ( )

172 164 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I lenerek sürer. Lakatos a göre buna en iyi örne i Newton un gravitasyon (yer çekimi) teorisidir. Her zorluk, program n zaferiyle sonuçlanm flt r. Her ad mda program n içeri i biraz daha artm fl ve program biraz daha güçlenmifltir. Negatif heuristikten kastedilen program n çetin özünün yanl fllanmaktan korunmas na yöneliktir. Fakat program yeni olgular aç klamakta zorlan r ve yeni belirlemelerde bulunamaz hale gelirse çetin öz de terk edilir (Warrall, Currie ve Lakatos,1978: 49-50). Araflt rma program n n pozitif heuristi i ise program n terk edilmesini önlemek için yanl fllanan yönlerin nas l tekrar formüle edilece i, nas l de ifltirilece i ve nas l yanl fllanabilir yard mc varsay mlar üretilebilece iyle ilgilidir. Bilim adam, bütün dikkatini programa yöneltir, karfl örnekleri dikkate almaz, yanl fllayan önermelerin düzeltilmesiyle ve baz de iflikliklerle program n (teorinin) ilerleyici özelli ini sürdürür. Dolay s yla araflt rma program, heuristik gücüyle de erlendirilir. Yani kaç tane yeni olguyu ortaya koydu una ve yanl fllamalara karfl aç klama getirme kapasitesine bak l r (Warrall, Currie ve Lakatos, 1978: 50-52). Lakatos, araflt rma programlar n bilimsel olup olmamalar na göre ilerlemeci (progressing) ya da gerilemeci (degenarating) diye ikiye ay rmaktad r. Bunun ay - r m kriteriyse araflt rma program n n, daha önce yürürlükte olan bir programla keflfedilmeyen, aç klanamayan yeni bir tak m olgular belirlemesi ve aç klamas d r. E er araflt rma program, bu özelli i tafl yorsa ilerlemeci, yani bilimseldir. E er program bu özelli i tafl m yorsa di er bir deyiflle bilinen ve yürürlükte olan kuramla ya da araflt rma program yla uyumlu flekilde formüle edilmiflse yeni hiç bir araflt rma ve keflifte bulunmuyorsa program gerilemecidir, yani bilimsel de ildir. Lakatos bu anlamda Marksizm in bilimsel olmad n, yani gerilemeci oldu unu, çünkü bu kriterleri sa lamad n ileri sürmektedir. Bir tak m belirlemeleri söz konusu olsa da bunlar n baflar s z belirlemeler oldu unu iddia etmektedir. Oysa, onun için Newton un program tam da bu özellikleri tafl yan ilerlemeci ve bilimsel bir araflt rma program d r (Warrall, Currie ve Lakatos, 1978: 5-7). SIRA S ZDE 9 Paul Feyerabend ( ) Imre Lakatos taraf ndan kullan lan araflt rma program kavram ile ne anlat lmak istenmektedir, aç klay n z. Paul Feyerabend e gelince, bilimsel ilerlemeyi, ancak yürürlükteki bir paradigma rehberli inde çal flmalar n yap ld normal bilim dönemlerine özgü bir durum olarak gören Kuhn u elefltirirken tek bir paradigmaya ba l l bir ideolojiye ba l l k gibi görmekte, normal bilim dönemlerinde yap lan çal flmay ideoloji (sözde bilim) olarak nitelemektedir. Genel ideoloji kavram gibi, genel teori de olamayaca n ifade eden Feyerabend e göre, genel ideoloji, bilginin geliflmesini s n rlad gibi, Kuhn un ve onu izleyenlerin de yapmak istedikleri fley elefltiriyi s n rlamak, teorileri teke indirmek, paradigma dedikleri bir tek teorinin yürürlükte olaca normal bilimi oluflturmakt r (Feyerabend, 1970: 197). Teorilerden olgulara gitme fleklindeki tümden gelimcili i benimsedi ini bildirirken tek bir teoriye körü körüne ba l l a karfl oldu unu ifade eden Feyerabend, ayn anda birden fazla teori ve birden fazla ideolojinin bulunmas n ço ulculuk (proliferation), bilim adam n n, bir dizi teoriden en iyi sonuç veren birini seçerek, çok ciddi güçlüklüklerle karfl laflmad sürece teorisini terk etmemesini, inat (tenacity: vazgeçmeme) ilkesi olarak niteleyerek, inat ve ço ulculu un birlikte bulunmas n n, bilimin gerçek geliflmesinin temel özelli i oldu unu vurgulamaktad r. Dolay s yla bulmaca çözmenin, bilimin geliflmesiyle ilgili olmad n ileri sürerek

173 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 165 ço ulculuktan sonra inat döneminin, yani bunal mdan sonra normal dönemin geldi i ve bilimin böyle geliflti i fleklindeki Kuhn un görüflüne karfl ç kar, ço ulculu- un ve vazgeçmemenin, bilimin geliflmesinde birlikte bulundu unu savunur (Feyerabend, 1970: ). Düflünce tarihine bütün olarak bak ld nda, bilime uygulanacak genel teorilerin olmad n ileri süren Feyerabend, Popper ve Lakatos tan farkl olarak bilimi, irrasyonel bulur ve bilimde genel standartlar olabilece i görüflüne kesinlikle karfl ç kar. Bilim, bilim olmayan ay r m n, keyfi oldu u kadar bilimin geliflmesi için de tehlikeli bulan Feyerabend e göre, do ay ve çevremizi anlamak istiyorsak, tüm ideolojileri, tüm düflünceleri ve tüm yöntemleri s n rlama yapmaks z n kullanmak zorunday z. Bilimsel yöntemde özerkli i savunan Feyerabend, bilime k staslar getirmenin, sadece beyin y kama oldu unu ileri sürer. Bilimin d fl nda bilgi olmaz düflüncesini saçma bulan Feyerabend, ilkel kabile dönemlerinden beri günümüz bilim adamlar n hayrete düflüren geliflmelerin oldu una dikkat çeker. lkel kabilelerin bitki ve hayvanlar s n fland rmalar, günümüzde bile hâlâ anlafl lamayan birtak m sorunlar çözüflleri, geliflmifl bir astronomiye sahip olmalar bunlar n en güzel örnekleridir. Birçok bilimsel geliflme, bunlardan yararlan larak baflar lm flt r. Örne- in; astronomi Pythagoreanism den (Pisagorculuk denen metafizik inançtan), t p ise psikolojiden, fizyolojiden ve metafizikten yararlanm flt r. Hemen her yerde bilim, bu bilim olmad iddia edilen yöntemlerle desteklenmifltir. Bunlar bilimin temel ve vazgeçilemez parçalar olmufltur (Feyerabend: ). Tüm bu yönleriyle epistemolojik anarflist olarak nitelenen Feyerabend, bir program benimsemedi i gibi, tüm programlara da karfl d r. Hiç bir metodu kabul etmez. Feyerabend, evrensel olarak nitelenen hemen her kavrama kuflkuyla bakar ve bu nedenle evrensel standartlar, evrensel yasalar ve evrensel düflüncelere karfl ç kar. Feyerabend e metodolojik (yöntemsel) anarflist denmesinin nedenini aç klay n z. POST MODERN ZM, POST POZ T V ZM Post modernizm, modernist olarak nitelenen, tüm bilimsel ve toplumsal durufllara karfl bir meydan okuma olarak da nitelenebilecek bir yaklafl m ifade etmektedir. Post modernizm, sadece uluslararas iliflkilere özgü olmay p, tüm toplum ve do a bilimlerine karfl alternatif bir bak fl aç s getirme çabas ndad r. Modernist olarak nitelenen, bilimin ve toplumun bir tak m evrensel kurallara göre yönetilmesi veya analiz edilmesini öngören, geleneksel yaklafl mlar kabul etmeyen post modernizmin etkisi, örne in dinsel alanda tüm inanç sistemlerine ve onlar n temel ilke ve kurallar na karfl ç kma, ahlak alan ndaysa bir toplum için ya da tüm toplumlar için geçerli ahlak ilkeleri olmas gerekti i biçimindeki egemen geleneksel anlay fla karfl ç kma biçiminde kendisini gösterir. Kiflisel yaflamda, kültürde, sanatta, mimaride, ayn flekilde, belli kal plara göre davranma, giyinme ve üretmeye karfl d r. Bilim alan ndaki yans mas ysa post pozitivizm olarak nitelenmektedir. En genel anlamda, bilimde metodoloji (yöntem) kullan m olarak özetlenebilecek olan pozitivizme karfl l k, post pozitivistler, bu tür yerleflik kurallar kabul etmemektedirler. Yaflam n di er alanlar nda oldu u gibi, bilimde de evrensel ilkeler konulamayaca n ileri sürerler. Tüm elefltirdikleri konulara karfl bir alternatif getirmeyen post modernist, post pozitivist anlay fl n en önemli katk s, bilime egemen olan tüm teori ve yaklafl mlar n yeni bafltan bir elefltiriye tabi tutulmas n sa lamak olmufltur. Bununla beraber 10 SIRA S ZDE

174 166 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Gerçeklik yerine yorumu, genellik yerine tikelli i, evrensellik yerine görelili i savunan post modernistler, mevcut sorunlara alternatif çözümler üretme yerine, mevcut sorun çözme yöntemlerini temelden sarsmaya çal flmaktad rlar. Jean-François Lyotard ( ) neyin bilimsel olarak kabul edilece ine yönelik yeni bir alternatif sunmamas -ki böyle bir fley yapmas kendisiyle de çeliflki olurdu- bilimsel çal flmalarda bir analiz çerçevesi olarak kullan lmas n olanaks z hale getirmektedir. Post modernizm bu anlamda bütünüyle çabas n modernizmin elefltirisi ve onun dayanaklar n çürütme ve olumsuzlama üzerine kurmufltur. Bu ba lamda, ayd nlanman n ürünü olan ne varsa reddedilmesini öngören post modernizm, tarihin belli bir perspektiften yorumlanmas n reddeder. Entellektüel bir çaba olmas n n ötesinde, bilimsel bir temele dayanmamas na ra men elefltirel duruflunun cazibesi, moderniteye karfl duruflunun ciddiye al nmas na yol açm flt r. Ancak tüm söylemini modernitenin elefltirisi üzerine kurdu undan ve modernite olmadan tamamen anlams zlaflaca ndan, modernitenin güçlenmesine de katk yapm flt r. Üst anlat lar reddeden, evrensellik yerine yerelli i savunan post modernizmin gözüyle bilimsel, tarihsel ve toplumsal sorunlar n anlafl lmas ve bunlara çözüm getirilmesi imkâns zlaflmaktad r. Post modernizmin kabul edilmesi halinde, tüm toplumsal ve bilimsel birikimi ve teknolojik baflar lar inkâr etmek gerekecektir. Meta anlat lar ve tüm toplumlara ve tüm bilimlere uygulanabilecek standartlar ve genel ilkeleri modernite olarak niteleyerek reddeden bir anlay fl olarak karfl m za ç kan post modernizm; toplum, bilim, tarih, ideoloji ve din karfl tlar için cazibesini sürdürmektedir. Özgürlefltirici bir yaklafl m olarak sunulan post modernizmin getirdi i sonuç, asl nda tek bir kavramla, anarfli kavram yla özetlenebilir. Post modernizmi kendi içinde post pozitivistler, post yap salc lar ve feministler gibi alt kategorilerde yeniden incelemek mümkündür. Jean-François Lyotard, Roland Barthes, Judith Butler, Gilles Deleuze, Luce Irigaray, Paul Feyerabend, Jacques Derrida, Michel Foucault ve Richard Rorty post modernizme önemli katk larda bulunmufl yazarlar aras nda yer almaktad r. Bunlar aras nda postmodernist teorinin öncüsü say lan, postmodernizm üzerine yap lan tart flmalarda en çok gönderme yap lan isimlerden birisi olan Jean-François Lyotard ( ), modernli i, bilim ve devleti meflrulaflt rmak amac yla kullan lan üst anlat lar n oynad rolle aç klamaktad r. Lyotard, temel eseri olan Postmodern Durum da, postmodernli i, endüstri sonras toplumun içinde bulundu umuz flu anki evresine karfl l k gelen bir durum olarak tan mlam flt r. Lyotard a göre postmodern durum, hem maddi koflullardaki de iflimleri, hem de düflünsel alandaki kopufllar içeren bir sürecin toplam ifadesidir. Buna yol açan, her fleyden önce, derin bir inançs zl k hali ya da baflka bir de iflle derin bir kuflkudur. Burada sözkonusu olan modernitenin ya da modernli in meflruiyetine dair bir kuflkudur ve tüm modern projenin kendisine ve temel nosyonlar na yöneliktir. Di er taraftan, post modernizm veya post yap salc l k olarak da adland r lan post pozitivizmin Uluslararas liflkiler alan ndaki sorunlar n çözümüne iliflkin kapsaml bir analiz çerçevesi sunmaktan ziyade mevcut teorileri elefltiren bir özelli e sahip oldu unu belirtmekte yarar vard r. Bu anlamda kendisini gözden geçirerek bu özellikleri sa lamada baflar l olan konstruktivizmle (sosyal inflac l k) karfl laflt r ld nda M. Foucault, J. Derrida, J. F. Lyotard, Der Derian ve Shapiro gibi yazarlar n düflüncelerine dayanan postmodernizmin daha zay f kald ve daha da n k bir görüntü sergiledi i ifade edilebilir. Bu çal flmalardan özellikle Der Derian ve Shapiro nun 1989 da yay nlanan International/Intertextual Relations; Postmodern Readings of World Politics adl çal flmalar oldukça ses getirmifl ve temel oluflturmufltur. Yazarlar uluslararas iliflkileri bir tür metinler aras iliflkiler olarak de erlendirmektedir. Çal flmada devletlerin rolü, di er üniter yap lar ve anarfli kavram tart fl lmakta ve dünya politikas postmodern bir gözlükle yeniden analiz edilmektedir.

175 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 167 Postpozitivistler, neorealizm ve neoliberalizm gibi ana ak m (geleneksel) Uluslararas liflkiler teorilerine (kuramlar na) yönelttikleri elefltirilerle bir anlamda kendi durufllar n ortaya koyuyorlar. Gerçi ayn flekilde karfl elefltiriden nasiplerini al - yorlar. Bunlara yöneltilen bafll ca elefltiriler aras nda nihilistik, göreli, gelifligüzel ve irrasyonel özelliklere sahip olmalar say lmaktad r. Öte yandan, Steve Smith e göre, pozitivist teorilerin dört temel özelli e sahip oldu u ifade edilebilir. Bunlar, bilimin (do a ve sosyal bilimler) tekli i, ayn ontolojik ve epistemolojik varsay mlar kullanmalar, ikincisi etik ve moralitenin olgulardan ayr tutulmas (de er-olgu ay r m ) ancak olgular n nesnel olarak analiz edilebilece i, üçüncüsü sosyal dünyada ancak do al yasalar n nesnel olarak gözlenebilece i, dördüncüsü ise bu yasa ve olgular n empirik çal flmalarla ve gerçek pozitivist araflt rmalarla yanl fllanabilece idir. Örne- in Ashly ye göre, Waltz, dünyay nesnel olarak gözlemlenebilir yasalara göre hareket eden üniter egemen devletlerin aras ndaki iliflkilerden ibaret görmektedir. Böyle bir analiz, ülke s n rlar n n bazen gelifligüzel ve istikrars z bir niteli e sahip oldu- unu veya intersubjektif unsurlar görmezden gelir. Morgenthau, klasik realizminde, etikten ar nd r lm fl tarafs z, nesnel ve do rulanabilir bir analiz yap labilece ini göstermeye çal flm flt r. Sonuç olarak pozitivistler, devletler aras ndaki (uluslararas ) etkileflimleri, do a bilimlerindeki gibi belli yasalar ve düzenlilikler çerçevesinde tekrarlanan etkileflimler olarak görmektedirler. Dolay s yla sadece empirik olarak (gözlemlenebilir) olgulara indirgenen araflt rmalar arac l yla yürütüldü ü için pozitivist epistemoloji Uluslararas liflkiler alan ndaki çal flmalar s n rlamaktad r. Dolay s yla s n rlar aflan ve gözlemlenmeyen toplumsal etkileflimler analiz d fl tutulmaktad r. Ayn flekilde sadece olgular üzerinden gidilerek indirgemeci bir yaklafl m benimsendi i için toplumsal olarak oluflturulan ve neden sonuç iliflkisi içinde ele al namayacak sosyal faktörler de dikkate al nmamaktad r. Postpozitivistler taraf ndan pozitivist teorilere yöneltilen elefltirilerin bafl nda, toplum bilimlerde teorilerin de erden ar nd r lm fl ve nesnel olmas gerekti i yaklafl m gelir. Post pozitivistler, pozitivist gelene in ihmal etti i bu unsurlar analize dâhil ederek söz konusu eksikli i doldurmaktad rlar.

176 168 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Özet A MAÇ 1 A MAÇ 2 Empirizm ve rasyonalizm kavramlar n aç klamak; Bilimsel bilgiye ulaflmada temel bilgi kuram olarak kabul edilen empirizm, bilimsel bilgiye ulaflmada deney ve gözlemi esas almakta ve do ufltan gelen a priori bilgiyi kabul etmemektedir. Tüm bilgilerimizin deney ve gözlemlerimizin sonucu oldu unu savunan empirizm, John Locke un ortaya koydu u gibi, insan zihninin do ufltan bofl bir levha biçiminde oldu unu, tüm bilginin deney ve gözlemler sonucunda elde edinildi- ini savunur. Empirizm, görgül dünyay esas alan bir felsefi düflünce olup, metafizi i reddeder, olgusal ve gerçek dünyaya iliflkin önermeleri bilimsel olarak kabul eder. Önermeleri anlaml ve anlams z önermeler olarak ikiye ay ran empiristler, olgusal önermelerden oluflan sentetik önermeleri anlaml ve bilimsel olarak kabul ederken metafizik önermeleri anlams z ve bofl önermeler olarak kabul etmektedir. Bilimsel bilgiye ulaflmada bir di er bilgi kuram (epistemoloji) ise rasyonalizmdir. Rasyonalizm, deney ve gözlem yerine, bilimsel bilgiye ulaflmada akl esas al r. Duyu verilerimizin gerçek bilgiye, hakikati anlamaya uygun ve güvenilir olmad n savunan rasyonalistler, akl n en güvenilir ve sa lam dayanak oldu- unu ileri sürerler. Bu anlamda, do ufltan gelen a priori bilgiyi esas alan rasyonalizm, Plato ve Aristo ya dayanmaktad r. Dekart (Descartes), Spinoza ve Leibniz ile yükselifle geçen rasyonalizm, ayn zamanda Kartezyenizm olarak bilinmektedir. Rasyonalistler empiristlerden farkl olarak metafizi i reddetmedikleri gibi, materyalist ve naturalist bir felsefeye de karfl d rlar. Pragmatizmin bilimsel bilgi, teori ve deney gibi temel konulara yaklafl m n aç klamak; Empirizm ve rasyonalizm aras nda orta yolu temsil eden pragmatistler, deney ve gözlemin yan s ra akl da dikkate almaktad rlar. Deney ve gözlemin, insan n inanç ve teorileri üzerinde etki ve de ifliklik yapabilece ini düflünen pragmatistler, bir teoriyi uygulamadaki baflar s na göre de erlendirmektedirler. Dolay s yla, tüm inanç ve teoriler, pratik sorunlarda ifle yarad sürece geçerlidir. Bafll ca temsilcileri William James, Charles Peirce ve John Dewey olan pragmatizmin, A MAÇ 3 ça dafl temsilcileri aras nda Kuhn ve Feyerabend de say lmaktad r. Çünkü; bu akademisyenler de bir teorinin sorunlar çözdü ü sürece geçerlili ini sürdürece ini, problem çözme özelli ini yitirdi indeyse terk edilece ini savunmaktad rlar. Dolay s yla empirizmden farkl olarak, deney ve gözlem yerine pratik sorunlar karfl s ndaki baflar s dikkate al nd için, teorinin anlam, olgusal genellemelerle s n rl de ildir. Her tür inanç ve varsay m, teori kavram içine dâhil edilebilmektedir. Pozitivizmin temel varsay mlar n analiz etmek; Pozitivizm, esas olarak empirik epistemolojiyi temel alan bir felsefedir ve toplum bilimlerin de do a bilimlerinin yöntemini benimsemesi gerekti ini savunur. Bir anlamda toplum bilimlerini sekülerlefltirme amac güden pozitivistler, toplumu, do a bilimlerinin yöntemini kullanarak yeniden kurmay amaçlar. Do a ve toplum bilimlerinin iki farkl metodolojiye sahip olmamas gerekti ini; bilimin tek oldu unu dolay s yla metodolojinin de tek olmas gerekti ini savunurlar. Bu anlamda nesnellik, olgusall k, s nama ve de erden ar nm fl olma bafll ca özelliklerdir. Metafizik önermeler yerine olgusal ve sentetik önermeleri esas alan pozitivizm, Saint-Simon a dayanmakla beraber, esas olarak, August Comte taraf ndan gelifltirilmifltir. Comte a göre pozitif bilgi, teoloji ve metafizi in etkisinden uzak, olgu ve deneye dayanan nesnel bilgidir. Mant kç pozitivizm, 1920 li y llarda, Viyana üniversitesinde bir grup bilim adam ve felsefeci taraf ndan bafllat lan tart flmalar n sonucu ortaya ç km fl bir ak md r. Temelinde empirizm üzerine yap lan tart flmalara dayand için, mant kç empirizm olarak da bilinmektedir. Esas olarak empirizmin, do rulama, nesnellik, olgusall k ve genellik gibi temel varsay mlar n kabul etmekle beraber, olgusal do rulaman n yan nda mant ksal do rulamay da dâhil etmeleri dolay - s yla kendilerine mant ksal pozitivistler denmifltir. Bir önermenin, dil ve kurgusal yap s, mant kç pozitivistler aç s ndan çok önemlidir. Bir bilimsel teori normatif kavramlara yer vermemeli ve tamamen (do rudan/dolayl ) yoldan s nanmaya uygun olgusal kavramlara dayanan önermelerden ve varsay mlardan oluflmal d r.

177 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 169 A MAÇ 4 Neopozitivizm ve elefltirel rasyonalizmi aç klamak; 1960 l y llarda pozitivizme yöneltilen a r elefltirilerle gündeme gelen ak m, farkl flekillerde tan mlanm flt r. Daha ziyade Thomas Kuhn, Karl Popper, Imre Lakatos ve Paul Feyerabend in düflüncelerine ve görüfllerine dayanan bu ak m, neopozitivizm ve elefltirel rasyonalizm ya da ça dafl pragmatizm olarak da tan mlanm flt r. Pozitivizme yönelik y k c elefltirileri dolay s yla post pozitivist olarak da adland r l r. Bu ak m n temsilcileri, tümevar m yerine tümdengelimcili i (indüksiyon yerine dedüksiyonu) savunmalar ve özellikle pozitivizmin do rulama anlay fl n elefltirmeleri dolay s yla rasyonalizme yaklaflt klar için elefltirel rasyonalist (özellikle Karl Popper) olarak nitelenmifllerdir. Bununla beraber, deney ve gözlemi esas almalar, olgusal s namalar üzerinde durmalar, bunlar n neopozitivist (Kuhn, Popper ve Lakatos) olarak nitelenmelerine de yol açm flt r. Teoriyi çok genifl tan mlamalar ve bunlara normatif varsay mlar da dahil etmeleri, hatta ayn anda birden fazla teorinin bulunabilece ini, bunlardan herhangi birinin reddedilebilece i bir yöntemin olmamas gerekti ini savunmalar (en uçta Paul Feyerabend), dolay s yla da post pozitivizmin öncüleri olarak görülmüfllerdir. Feyerabend akla veda ve yönteme hay r adl çal flmalar yla akl ve deneyi esas alan rasyonalist ve pozitivist gelene e meydan okuyarak bir anlamda post pozitivist ak ma öncülük etmifltir. A MAÇ 5 Post pozitivizm ve post modernizmi ana hatlar yla de erlendirmek; Post modernizm, modernist olarak nitelenen tüm bilimsel ve toplumsal durufllara karfl bir meydan okuma olarak nitelenebilecek bir yaklafl m ifade etmektedir. Post modernizm sadece uluslararas iliflkilere özgü olmay p tüm toplumsal ve do a bilimlerine karfl alternatif bir bak fl aç - s getirme çabas ndad r. Tüm elefltirdikleri konulara karfl bir alternatif getirmeyen post modernist ve post pozitivist anlay fl n en önemli katk s, bilime egemen olan tüm teori ve yaklafl mlar n yeni bafltan bir elefltiriye tabi tutulmas - n sa lamas olmufltur. Modernist olarak nitelenen ve bilimin ve toplumun bir tak m evrensel kurallara göre yönetilmesi ya da analiz edilmesini öngören geleneksel yaklafl mlar kabul etmeyen bu yaklafl m n bilim alan ndaki yans mas ysa post pozitivizm olup, en genel anlamda bilimde metodoloji kullan m olarak özetlenebilecek olan pozitivizme karfl l k, yönteme dayal yerleflik kurallar kabul etmemektedir.

178 170 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I Kendimizi S nayal m 1. Toplumsal olaylar n do a bilimlerinin yöntemleriyle çal fl lmas gerekti ini savunan yaklafl m afla dakilerden hangisidir? a. Epistemoloji b. Metodoloji c. Pozitivizm d. Post pozitivizm e. Rasyonalizm 2. Bilginin kayna ve bilimsel bilginin geliflimini aç klayan kavram afla dakilerden hangisidir? a. Metodoloji b. Epistemoloji c. Ontoloji d. Rasyonalizm e. Pozitivizm 3. nsanlar n do ufltan sahip olduklar varsay lan bilgi afla daki kavramlardan hangisiyle ifade edilmektedir? a. Bilimsel bilgi b. A posteriori bilgi c. Rasyonel bilgi d. A priori bilgi e. Empirik bilgi 4. Afla daki kavramlardan hangisi, temel bilgi kuramlar ndan (epistemolojilerden) biri de ildir? a. Empirizm b. Rasyonalizm c. Pragmatizm d. Pozitivizm e. Modernizm 5. Afla dakilerden hangisi, rasyonalizm ve empirizmin birbirinden farkl yaklafl mlar ndan biri de ildir? a. Birinin bilgi kuram, di erinin yöntem bilgisi olmas b. Birinin gerçe e deney ve gözlemle, di erinin ak l yürütmeyle ulafl laca n savunmas c. Birinin tümevar m, di erinin tümden gelim yöntemini kullanmas d. Birinin a priori, di erinin a posteriori bilgiye dayanmas e. Birinin empirik gözlemi, di erinin mant ön plana ç karmas 6. Hugo Grotius un, 17. yy da uluslararas iliflkileri incelerken kulland yaklafl m afla dakilerden hangisidir? a. Pozitivizm b. Rasyonalizm ve a priori bilgi c. Deney ve gözlemler d. Empirizm ve a posteriori bilgi e. Pragmatizm 7. Toplumsal olaylar incelerken, yap lan gözlemlerin ak l yoluyla (mant k ile) irdelenmesi gerekti ini savunan bilgi kuram, afla dakilerden hangisidir? a. Empirizm b. Realizm c. Rasyonalizm d. Materyalizm e. Pragmatizm 8. Afla dakilerden hangisi, mant kç pozitizmin empirik/bilimsel bilgiye ulaflma süreciyle ilgili varsay mlar ndan de ildir? a. Deney yap lamayan durumlarda bilginin mant k ve dil analizi ile do rulanmas b. Deneysel olmayan bilimlerde aç kl k ve ispatlanabilirli in bulunmamas c. Felsefenin de bilimsel karakterde olmas gerekti i d. Birikimci tümevar m yönteminin kullan lmas e. Önermelerin do rulanma yoluyla anlaml /bilimsel nitelik kazanmas 9. Neopozitivizme göre, afla dakilerden hangisi uluslararas iliflkilerin kat bir empirizme dayand r lamamas n n nedenlerinden biri de ildir? a. Bilimsel bilginin her zaman deney ve gözlemle do rulanamamas b. Analiz sürecinde bilim adam n n de er ve alg lar n n etkili olmas c. Uluslararas iliflkilerde genel geçerlili i olan bir teorinin bulunmamas d. Toplumsal olaylar n teoriler olmadan anlam kazanmamas e. Gözlem ve deneyimlerin önceki bilgi ve kazan mlardan etkilenmesi 10. Bilimde temel paradigma de iflimlerini, Thomas Kuhn hangi kavramla aç klamaktad r? a. Do rulama/yanl fllama b. Bunal m c. Reddedilebilirlik d. Bilimsel devrim e. Disipliner matriks

179 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 171 Kendimizi S nayal m Yan t Anahtar 1. c Yan t n z yanl fl ise, Epistemolojik Tart flmalar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 2. b Yan t n z yanl fl ise, Epistemolojik Tart flmalar bölümünü yeniden gözden geçiriniz. 3. d Yan t n z yanl fl ise, Epistemolojik Tart flmalar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 4. e Yan t n z yanl fl ise, Epistemolojik Tart flmalar konusunu yeniden gözden geçiriniz. 5. a Yan t n z yanl fl ise, Empirizm ve Rasyonalizm konular n yeniden gözden geçiriniz. 6. b Yan t n z yanl fl ise, Rasyonalizm konusunu yeniden gözden geçiriniz. 7. e Yan t n z yanl fl ise, Pragmatizm konusunu yeniden gözden geçiriniz. 8. b Yan t n z yanl fl ise, Mant kç Pozitivizm konusunu yeniden gözden geçiriniz. 9. c Yan t n z yanl fl ise, Neopozitivizm ve Elefltirel Rasyonalizm konusunu yeniden gözden geçiriniz. 10. d Yan t n z yanl fl ise, Neopozitivizm ve Elefltirel Rasyonalizm konusunu yeniden gözden geçiriniz. S ra Sizde Yan t Anahtar S ra Sizde 1 Pozitivizm, empirist epistemolojiyi temel alan bir metodolojik tutumun ad d r. Pozitivistler, bilimde ancak tek bir metodoloji olabilece ini savunduklar için empirizmle metodolojiyi efl de er, onu da epistemolojiyle efl de er görmektedirler. Bilimsel bilgiye ulaflmada rasyonalist ve pragmatist epistemolojinin varl dikkate al nd nda pozitivizmi, do a bilimlerinin yöntemlerinin temel al narak seküler bir toplum bilimi infla etme çabas n n bir ürünü olarak görmek de mümkündür. Bununla beraber, deney ve gözleme dayanma, tümevar m benimseme, ayr ca olgusall k ve nesnellik, empirizm ve pozitivizmin ortak özelli idir. Toplum bilimlerine ayr do a bilimlerine ayr kurallar uygulanamaz diyen Comte a göre bilimsel metodoloji tektir. S ra Sizde 2 Empirizm, bilimsel bilgiye ancak deney ve gözlem yoluyla ulafl labilece ini savunan bilgi kuram d r. Ak l yoluyla bilgiye ulaflmay reddeden empirizme göre, tüm bilgilerimiz deneyimin ürünüdür ve sonradan edinilir. Nesnellik, olgusall k, tümevar mc l k ve do rulamac l k bafll ca özellikleridir. Francis Bacon a dayanan empirizmin bafll ca temsilcileri, John Locke, David Hume ve Thomas Hobbes dur. S ra Sizde 3 A priori bilgi, do ufltan gelen bilgi olup, insan n bilgiye ulaflmas nda temeli oluflturur. nsan akl do ufltan bofl olmay p sezgi ve benzeri flekillerde birtak m ön bilgilere sahiptir. Bilgiye ulaflmada bu nedenle insan akl en güvenilir araçt r. A posteriori bilgi ise do ufltan sonra deney ve gözlem yoluyla edinilen bilgidir ve duyu organlar m z do ru bilgiye ulaflmada en güvenilir araçlard r. Bu kavramlardan birincisini savunanlara empiristler, ikincisini savunanlara ise rasyonalistler denilir. Empiristlere göre, a priori bilgi yoktur, insan zihni ilk baflta bofl bir levhaya benzetilir. S ra Sizde 4 Pragmatizm, teorinin do rulu unu ve gerçekli ini pratik sorunlardaki baflar s na göre de erlendiren bir felsefi bak flt r. K saca bir teorinin do rulu u, uygulamadaki baflar s yla ölçülür ve buna pratik do rulama denmektedir. Ayn anda birden fazla teorinin bir arada bulunabilece- ini de savunan ve bu aç dan Feyerabend in düflüncelerine de yak n olan pragmatizm, insan yaflam n n amac - na uygun olan teorilerin do ru ve geçerli kabul edilebilece ini öngörmektedir. K sacas insan ve dünyay konu alan teorilerin anlamlar, sadece onlar n problemleri çözme kapasitesinde aranmal d r. Bir teori art k problem çözemiyorsa, pratik bir yarar yoksa terk edilmelidir. S ra Sizde 5 Geleneksel pozitivistler ile mant kç pozitivistler aras ndaki temel benzerlik, olgusal önermelerin bilimsel kabul edilmesidir. Her ikisinde de bilimsel bilgi deney ve gözleme dayanmakla beraber mant kç pozitivistlere göre felsefede deney yapmak mümkün olmad için deneyin yerine mant ksal do rulama alm flt r. Bununla beraber deneysel bilimlerde oldu u gibi felsefede de aç kl k, mant ksal tutarl l k ve ispatlanabilirlik bulunmal d r.

180 172 Uluslararas liflkiler Kuramlar -I S ra Sizde 6 Neopozitivistlerin geleneksel pozitivistlerden bafll ca farklar, tümevar mc l k yerine tümdengelimcili i benimsemeleri, bilimsel bilgiye ulaflmada sadece kat olgusalc l a dayanmamalar ve teoriyi daha genifl tan mlamalar d r. Ayr - ca metafizik önermeleri anlams z ve bofl önermeler olarak görmemeleri ve bilimin birikimci bir yolla ilerledi ini kabul etmemeleri de iki yaklafl m n farklar ndand r. Ak m n temsilcilerinden Popper ve Lakatos, geleneksel pozitivistlerin bir önermenin bilimsel oldu unu kan tlaman n bafll - ca yöntemi olarak kabul ettikleri do rulamay reddederek, yanl fllama ve s nama üzerinde durmaktad rlar. S ra Sizde 7 Karl Popper a göre, bilim tarihi, geleneksel pozitivistlerin savunduklar do rulama fikrini reddeder. Do rulama yoluyla hiçbir bilginin gerçekten do ru oldu u sonucuna varamay z. Oysa yanl fllama ya da s nama, bilimsel bilgiye ulaflmada tek do ru yöntemdir. Klasik önerme üzerinden gidilecek olursa tüm ku ular beyazd r önermesinin yüzlerce ya da binlerce beyaz ku- unun gösterilmesiyle do rulanm fl olmayaca n, fakat tek bir siyah ku unun gösterilmesiyle yanl fllanabilece- ini ileri sürerek, do rulama yöntemiyle ulafl lan bilginin bilimsel bilgi olamayaca n ve güvenilemeyece ini savunur. Dolay s yla bir bilimsel bilgi ya da teori yanl fllanmaya aç k olmal d r ve yanl fllan nca terk edilmelidir. Aksi halde yanl fllanmalardan koruyarak ve seçili verilerle do rulayarak ulafl lan teori, bilimsel olmaktan ziyade ideoloji ya da sözde bilim olabilir. S ra Sizde 8 Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yap s ad yla yay nlanan çal flmas nda paradigma kavram n çok farkl anlamlarda kullanmaktad r. Paradigma bir bilim toplulu u taraf ndan ortaklafla kabul edilen bir teori olabilece i gibi, bir büyük teori, bir yasa, bir varsay m, ön bilgi veya ön kabul de olabilir. Söz konusu paradigma, yani bilimsel topluluk taraf ndan kabul edilen teori ya da yasa veya önbilgi, bilimsel çal flmalara rehberlik etmekte ve sorgulanmamaktad r. Paradigma, ancak, bilim toplulu- unun çal flmalar na rehberlik etme konusunda yetersiz kal rsa yani çok say da anomali ya da ayk r l k görülürse yerine yeni bir paradigman n almas yla terk edilir. Bu paradigma de iflimine devrim denmektedir. Kuhn, paradigma için ayn zamanda disipliner matriks denilebilece ini de ifade etmektedir. Disipliner matriks ad n verdi i paradigma, Kuhn a göre bir bilim dal na özgü çerçeve ya da kal p anlam n tafl maktad r. S ra Sizde 9 Imre Lakatos, teori ya da paradigma kavram yerine araflt rma program kavram n tercih etmektedir. Lakatos a göre, bir araflt rma program birçok varsay mdan oluflur. Bu varsay mlardan baz lar araflt rma program - n n (teorinin) çetin özünü oluflturur ve bunlara hayati varsay mlar denir. Bu varsay mlardan birinin yanl fllanmas, yani s namalarda baflar z olmas halinde araflt rma program terk edilir. Oysa koruyucu varsay mlar denen ikincil varsay mlardan birinin yanl fllanmas halinde araflt rma program terk edilmez. Söz konusu varsay m de ifltirilebilir veya yeniden formüle edilebilir. Ayr ca yeni koruyucu varsay mlar da ilave edilebilir. S ra Sizde 10 Feyerabend, ayn anda birden fazla teorinin olabilece- ini kabul etmesi ve bir bilimsel teorinin bir metodolojiye dayanarak reddedilmesine karfl ç kmas dolay s yla bilimsel anarflist olarak nitelenmektedir. En önemli çal flmas Yönteme Hay r da teorilerin bir yönteme dayanarak reddedilmesine karfl ç kar. Dolay s yla, geleneksel pozitivistlerin dayand klar empirist metodolojiye dayanarak yap lan teori tan mlamalar n n yerine teoriyi çok daha genifl anlamda ele al r. Yararlan lan Kaynaklar Cevizci, Ahmet. (2000), Felsefe Sözlü ü. Paradigma Yay nlar Eichorn, W., G. Klaus et al ed. (1985), Ça dafl Felsefe. Çev. Aziz Çal fllar. stanbul: Alt n Kitaplar Yay. Feyerabend, Paul. Democracy, Elitism and Scientific Method, Inquiry, No. 23, ss Feyerabend, Paul. Science, The Myth and its Role in Society, Inquiry, No.18, ss Feyerabend, Paul. (1970), Consolations for the Specialist, Imre Lakatos and Alan Musgrave (eds.) Criticism and the Growth of Knowledge. Cambridge: Cambridge University Press, içinde ss Feyerabend, Paul. (1975), Imre Lakatos, British Journal on Philosophy of Science, 26, ss Gökberk, Macit. (1974), Felsefe Tarihi. Ankara: Bilgi Yay nevi. Johansson, Ingvar. (1983), Anglosakson Bilim Felsefesi, Çev. fiahin Alpay, Yazko Felsefe Yaz lar 5. Kitap. stanbul: Yazko Yay nlar, ss

181 8. Ünite - Pozitivizm ve Epistemolojik Tart flmalar 173 Johansson, Ingvar. (1982), Anglosakson Bilim Felsefesi, Çev. fiahin Alpay, Yazko Felsefe Yaz lar 4. Kitap. stanbul, 1982, ss Kuhn, Thomas S. (1970), Logic of Discovery or Psychology of Research, Imre Lakatos and Alan Musgrave (eds.) Criticism and the Growth of Knowledge. Cambridge: Cambridge University Press, içinde ss Kuhn, Thomas. (1982), Bilimsel Devrimlerin Yap s. Çev. Nilüfer Kuyafl. stanbul: Alan Yay. Magee, Bryan. (1982), Karl Popper n Bilim Felsefesi ve Siyaset Kuram. Çev. Mete Tunçay. stanbul: Remzi Kitabevi. Neufeld, Mark. (1995), The Restructuring of International Relations Theory. Cambridge: Cambridge University Press. Özlem, Do an. (1982), Bilgi ve Bilimde Olguculuk- Tarihselcilik Tart flmas Üzerine Felsefe Yaz lar 4. Kitap. stanbul: A ao lu Yay, içinde ss Popper, Karl R. (1963), Conjectures and Refutations. London: Routledge and Kegan Paul. Popper, Karl R. (1970), Normal Science and Its Dangers, Lakatos and Musgrave (ed.) Criticism and the Growth of Knowledge Cambridge: Cambridge University Press, içinde ss Popper, Karl R. (1979), Bilim Felsefesi: Kiflisel Bir Bildiri Bilim Felsefesi. stanbul: Remzi Kitabevi. Sahakian, William S. (1997), Felsefe Tarihi. Çev. Aziz Yard ml, 3. Bask stanbul: dea Yay nevi. Savafl, Vural. (1999), ktisat n Tarihi. 3. Bask Ankara: Siyasal Kitabevi. Smith, Steve. (1996), Pozitivism and Beyond, Steve Smith, Ken Booth and Marysia Zalevski (eds.) International Theory: Pozitivism and Beyond. Cambridge: Cambridge University Press, içinde ss Ural, fiafak. (1986), Pozitivist Felsefe. stanbul: Remzi Kitabevi. Warrall, John and Gregory Currie, Imre Lakatos. (1978), The Methodology of Scientific Research Programs. Cambridge: Cambridge University Press.

MURAT YÜKSEL. FEM N ST HUKUK KURAMI VE FEM N ST DÜfiÜNCE TEOR LER

MURAT YÜKSEL. FEM N ST HUKUK KURAMI VE FEM N ST DÜfiÜNCE TEOR LER I MURAT YÜKSEL FEM N ST HUKUK KURAMI VE FEM N ST DÜfiÜNCE TEOR LER III DR. MURAT YÜKSEL Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ö retim Görevlisi FEM N ST HUKUK KURAMI VE FEM N ST DÜfiÜNCE TEOR LER IV Yay

Detaylı

ULUSLARARASI İLİŞKİLER KURAMLARI I

ULUSLARARASI İLİŞKİLER KURAMLARI I DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. ULUSLARARASI İLİŞKİLER KURAMLARI I KISA

Detaylı

Uygulama Önerisi 1110-2: ç Denetim Yöneticisi- Hiyerarflik liflkiler

Uygulama Önerisi 1110-2: ç Denetim Yöneticisi- Hiyerarflik liflkiler Uygulama Önerileri 59 Uygulama Önerisi 1110-2: ç Denetim Yöneticisi- Hiyerarflik liflkiler Uluslararas ç Denetim Meslekî Uygulama Standartlar ndan Standart 1110 un Yorumu lgili Standart 1110 Kurum çi Ba

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Olcay Bige AŞKUN. İşletme Yönetimi Öğretim ve Eğitiminde Örnek Olaylar ile Yazınsal Kurguları

Yrd. Doç. Dr. Olcay Bige AŞKUN. İşletme Yönetimi Öğretim ve Eğitiminde Örnek Olaylar ile Yazınsal Kurguları I Yrd. Doç. Dr. Olcay Bige AŞKUN İşletme Yönetimi Öğretim ve Eğitiminde Örnek Olaylar ile Yazınsal Kurguları II Yay n No : 2056 Hukuk Dizisi : 289 1. Bas Kas m 2008 - STANBUL ISBN 978-975 - 295-953 - 8

Detaylı

Merkezi Sterilizasyon Ünitesinde Hizmet çi E itim Uygulamalar

Merkezi Sterilizasyon Ünitesinde Hizmet çi E itim Uygulamalar Merkezi Sterilizasyon Ünitesinde Hizmet çi E itim Uygulamalar Hmfl. Sevgili GÜREL Emekli, Ac badem Sa l k Grubu Ac badem Hastanesi, Merkezi Sterilizasyon Ünitesi, STANBUL e-posta: [email protected] H

Detaylı

Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.11 De erlemelerin Gözden Geçirilmesi

Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.11 De erlemelerin Gözden Geçirilmesi K lavuz Notlar Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.11 De erlemelerin Gözden Geçirilmesi 1.0 Girifl 1.1 Bir de erlemenin gözden geçirilmesi, tarafs z bir hüküm ile bir De erleme Uzman n n çal flmas n

Detaylı

Tablo 2.1. Denetim Türleri. 2.1.Denetçilerin Statülerine Göre Denetim Türleri

Tablo 2.1. Denetim Türleri. 2.1.Denetçilerin Statülerine Göre Denetim Türleri 2 DENET M TÜRLER 2.DENET M TÜRLER Denetim türleri de iflik ölçütler alt nda s n fland r labilmektedir. En yayg n s n fland rma, denetimi kimin yapt na ve denetim sonunda elde edilmek istenen faydaya (denetim

Detaylı

.. 95. Çeviren: Dr. Almagül sina

.. 95. Çeviren: Dr. Almagül sina .. 95 Türkiye ile Kazakistan: Karfl l kl Kazan mlara Dayal Bir flbirli i Bektas Mukhamejanov * Çeviren: Dr. Almagül sina Kazakistan ba ms zl n kazand ndan itibaren, d fl politika stratejisinde çok yönlü

Detaylı

DR. NA L YILMAZ. Kastamonulular Örne i

DR. NA L YILMAZ. Kastamonulular Örne i I DR. NA L YILMAZ HEMfiEHR K ML Kastamonulular Örne i II Yay n No : 2039 Sosyoloji : 1 1. Bas - Ekim 2008 - STANBUL ISBN 978-975 - 295-936 - 1 Copyright Bu kitab n Türkiye deki yay n haklar BETA Bas m

Detaylı

ARAMALI VERG NCELEMES NDE SÜRE. Adalet ilkin devletten gelmelidir Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir.

ARAMALI VERG NCELEMES NDE SÜRE. Adalet ilkin devletten gelmelidir Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir. ARAMALI VERG NCELEMES NDE SÜRE Adalet ilkin devletten gelmelidir Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir. ARISTO 88 ARAMALI VERG NCELEMES NDE SÜRE 1. KONU 213 say l Vergi Usul Kanunu nun (VUK) 142, 143,

Detaylı

STRATEJ K V ZYON BELGES

STRATEJ K V ZYON BELGES STRATEJ K V ZYON BELGES BEYAZ K TAP S UNUfi Sivil toplum; demokrasi, insan haklar ve hukuk devleti kavramlar n n yerleflmesiyle ilgili taleplerden ekonomiyle ilgili endiflelere kadar sosyal yaflama dair

Detaylı

Ders 3: SORUN ANAL Z. Sorun analizi nedir? Sorun analizinin yöntemi. Sorun analizinin ana ad mlar. Sorun A ac

Ders 3: SORUN ANAL Z. Sorun analizi nedir? Sorun analizinin yöntemi. Sorun analizinin ana ad mlar. Sorun A ac Ders 3: SORUN ANAL Z Sorun analizi nedir? Sorun analizi, toplumda varolan bir sorunu temel sorun olarak ele al r ve bu sorun çevresinde yer alan tüm olumsuzluklar ortaya ç karmaya çal fl r. Temel sorunun

Detaylı

EVOK Güvenlik in hedefi daima bu kalite ve standartlarda hizmet sunmakt r. Hasan ERDEM R. Mustafa AL KOÇ. Yönetim Kurulu Baflkan.

EVOK Güvenlik in hedefi daima bu kalite ve standartlarda hizmet sunmakt r. Hasan ERDEM R. Mustafa AL KOÇ. Yönetim Kurulu Baflkan. EVOK Güvenlik, ülkemizde büyük ihtiyaç duyulan güvenlik hizmetlerine kalite getirmek amac yla Mustafa Alikoç yönetiminde profesyonel bir ekip taraf ndan kurulmufltur. Güvenlik sektöründeki 10 y ll k bilgi,

Detaylı

TÜRK YE B L MSEL VE TEKNOLOJ K ARAfiTIRMA KURUMU DESTEK PROGRAMLARI BAfiKANLIKLARI KURULUfi, GÖREV, YETK VE ÇALIfiMA ESASLARINA L fik N YÖNETMEL K (*)

TÜRK YE B L MSEL VE TEKNOLOJ K ARAfiTIRMA KURUMU DESTEK PROGRAMLARI BAfiKANLIKLARI KURULUfi, GÖREV, YETK VE ÇALIfiMA ESASLARINA L fik N YÖNETMEL K (*) TÜRK YE B L MSEL VE TEKNOLOJ K ARAfiTIRMA KURUMU DESTEK PROGRAMLARI BAfiKANLIKLARI KURULUfi, GÖREV, YETK VE ÇALIfiMA ESASLARINA L fik N YÖNETMEL K (*) Amaç ve Kapsam Madde 1- Bu Yönetmelik, Türkiye Bilimsel

Detaylı

Lima Bildirgesi AKADEM K ÖZGÜRLÜK VE YÜKSEK Ö RET M KURUMLARININ ÖZERKL

Lima Bildirgesi AKADEM K ÖZGÜRLÜK VE YÜKSEK Ö RET M KURUMLARININ ÖZERKL D ü n y a Ü n i v e r s i t e l e r S e r v i s i Lima Bildirgesi AKADEM K ÖZGÜRLÜK VE YÜKSEK Ö RET M KURUMLARININ ÖZERKL BAfiLANGIÇ nsan Haklar Evrensel Beyannamesinin 40. y ldönümünde 6-10 Eylül tarihleri

Detaylı

G ünümüzde bir çok firma sat fllar n artt rmak amac yla çeflitli adlar (Sat fl

G ünümüzde bir çok firma sat fllar n artt rmak amac yla çeflitli adlar (Sat fl 220 ÇEfi TL ADLARLA ÖDENEN C RO PR MLER N N VERG SEL BOYUTLARI Fatih GÜNDÜZ* I-G R fi G ünümüzde bir çok firma sat fllar n artt rmak amac yla çeflitli adlar (Sat fl Primi,Has lat Primi, Y l Sonu skontosu)

Detaylı

Yay n No : 1610 Hukuk Dizisi : Bas - Ekim 2005

Yay n No : 1610 Hukuk Dizisi : Bas - Ekim 2005 I B&M Prof. Dr. Erdener YURTCAN KABAHATLER KANUNU VE YORUMU stanbul 2005 Yay n No : 1610 Hukuk Dizisi : 718 1. Bas - Ekim 2005 ISBN 975-295 - 494-4 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye deki yay n

Detaylı

GENEL HUKUK B LG S (Hukuka Gir ifl)

GENEL HUKUK B LG S (Hukuka Gir ifl) I Dr. Leyla ÇAKICI GERÇEK Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Alapl MYO Ö retim Üyesi GENEL HUKUK B LG S (Hukuka Gir ifl) II Yay n No : 2323 Hukuk Dizisi : 1151 1. Bas - Eylül 2007 - STANBUL 2. Bas - Ekim

Detaylı

ÜN TE V SOSYAL TUR ZM

ÜN TE V SOSYAL TUR ZM ÜN TE V SOSYAL TUR ZM Bu ünitede turizmin çeflitlerinden biri olan sosyal turizmi daha ayr nt l bir flekilde ö renip, ülkemizdeki sosyal turizmin geliflimi hakk nda bilgiler edinece iz. Ç NDEK LER A. S

Detaylı

SÜRES NASIL HESAP ED MEL D R?

SÜRES NASIL HESAP ED MEL D R? HAKEMS Z YAZILAR MAL PART T ME ÇALIfiMALARDA DENEME SÜRES NASIL HESAP ED MEL D R? I. Girifl: Erol GÜNER * Sürekli bir ifl sözleflmesi ile ifle giren iflçi, ifli, iflvereni ve iflyerindeki iflçileri tan

Detaylı

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog

DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog KONYA KARAMAN BÖLGESİ BOŞANMA ANALİZİ 22.07.2014 Tarihsel sürece bakıldığında kalkınma,

Detaylı

önce çocuklar Türkiye için Önce Çocuklar önemlidir

önce çocuklar Türkiye için Önce Çocuklar önemlidir önce çocuklar Türkiye için Önce Çocuklar önemlidir 2002 May s ay nda yap lan Birleflmifl Milletler Çocuk Özel Oturumu öncesinde tüm dünyada gerçeklefltirilen Çocuklar çin Evet Deyin kampanyas na Türkiye

Detaylı

Hiçbir zaman Ara s ra Her zaman

Hiçbir zaman Ara s ra Her zaman Ö RETMEN ÖZ DE ERLEND RME FORMU K fi L K ÖZELL KLER flimi seviyorum. Sab rl y m. Uyumluyum. fl birli ine aç m. Güler yüzlüyüm. yi bir gözlemciyim. yi bir planlamac y m. Çocuklara, ailelere, meslektafllar

Detaylı

Proje Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet. Türkiye- EuropeAid/126747/D/SV/TR_Alina Maric, Hifab 1

Proje Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet. Türkiye- EuropeAid/126747/D/SV/TR_Alina Maric, Hifab 1 Proje Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet Türkiye- EuropeAid/126747/D/SV/TR_Alina Maric, Hifab 1 18 Aral k 1979 da Birle mi Milletler Genel cinsiyet ayr mc l n yasaklayan ve kad n haklar n güvence alt na alan

Detaylı

NTERNET ÇA I D NAM KLER

NTERNET ÇA I D NAM KLER Mustafa Emre C VELEK NTERNET ÇA I D NAM KLER www.internetdinamikleri.com STANBUL-2009 Yay n No : 2148 letiflim Dizisi : 55 1. Bas m - stanbul - Haziran 2009 ISBN 978-605 - 377-066 - 4 Copyright Bu kitab

Detaylı

CO RAFYA GRAF KLER. Y llar Bu grafikteki bilgilere dayanarak afla daki sonuçlardan hangisine ulafl lamaz?

CO RAFYA GRAF KLER. Y llar Bu grafikteki bilgilere dayanarak afla daki sonuçlardan hangisine ulafl lamaz? CO RAFYA GRAF KLER ÖRNEK 1 : Afla daki grafikte, y llara göre, Türkiye'nin yafl üzerindeki toplam nufusu ile bu nüfus içindeki okuryazar kad n ve erkek say lar gösterilmifltir. Bin kifli 5. 5.. 35. 3.

Detaylı

Kocaeli Üniversitesi ktisadi ve dari Bilimler Fakültesi Ö retim Üyesi. 4. Bas

Kocaeli Üniversitesi ktisadi ve dari Bilimler Fakültesi Ö retim Üyesi. 4. Bas 1 Prof. Dr. Yunus Kishal Kocaeli Üniversitesi ktisadi ve dari Bilimler Fakültesi Ö retim Üyesi Tekdüzen Hesap Sistemi ve Çözümlü Muhasebe Problemleri 4. Bas Tekdüzen Muhasebe Sistemi Uygulama Tebli leri

Detaylı

LET fi M ARAfiTIRMALARI ve KURAMLARI

LET fi M ARAfiTIRMALARI ve KURAMLARI Prof. Dr. fiermin TEK NALP Ruhdan UZUN LET fi M ARAfiTIRMALARI ve KURAMLARI T pk 4. Bask Yay n No : 2988 letiflim Dizisi : 106 3. Bask - Eylül 2009 - STANBUL 3. Bask dan (T pk 4. Bas m) Ekim 2013 - STANBUL

Detaylı

KOOPERAT FLERDE MAL B LD R M NDE BULUNMA YÜKÜMLÜLÜ Ü( 1 )

KOOPERAT FLERDE MAL B LD R M NDE BULUNMA YÜKÜMLÜLÜ Ü( 1 ) KOOPERAT FLERDE MAL B LD R M NDE BULUNMA YÜKÜMLÜLÜ Ü( 1 ) Kadir ÖZDEM R* 1-G R fi 3628 say l Mal Bildiriminde Bulunulmas, Rüflvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun, Mal Bildiriminde Bulunacaklar bafll

Detaylı

MESLEK MENSUPLARI AÇISINDAN TÜRK YE DENET M STANDARTLARININ DE ERLEND R LMES

MESLEK MENSUPLARI AÇISINDAN TÜRK YE DENET M STANDARTLARININ DE ERLEND R LMES MESLEK MENSUPLARI AÇISINDAN TÜRK YE DENET M STANDARTLARININ DE ERLEND R LMES Ahmet AKIN / TÜRMOB Yönetim Kurulu Üyesi 387 388 Genel Oturum III - Meslek Mensuplar Aç s ndan Türkiye Denetim Standartlar n

Detaylı

FİKİR MÜLKİYETİ HUKUKU

FİKİR MÜLKİYETİ HUKUKU I Av. Dilek KARAKUZU BAYTAN FİKİR MÜLKİYETİ HUKUKU KAVRAMLAR Fikir Hakları ve Sınai (Alanda) Haklara İlişkin Kavramlar Bilgisayar Kavramları Hukuk Yolları Uluslararası Sözleşmeler Fikir Mülkiyeti Kuruluşları

Detaylı

Prof. Dr. Neslihan OKAKIN

Prof. Dr. Neslihan OKAKIN I Prof. Dr. Neslihan OKAKIN Marmara Üniversitesi..B.F. Çal flma Ekonomisi ve Endüstri liflkileri Bölümü Yönetim ve Çal flma Psikolojisi Anabilim Dal Ç a l fl m a Y a fl a m n d a nsan Kaynaklar Yönetimi

Detaylı

ULAfiTIRMA S STEMLER

ULAfiTIRMA S STEMLER T.C. ANADOLU ÜN VERS TES YAYINI NO: 2505 AÇIKÖ RET M FAKÜLTES YAYINI NO: 1476 ULAfiTIRMA S STEMLER Yazarlar Yrd.Doç.Dr. Ergün KAYA (Ünite 1) Ö r.gör. Erkin KARADAYI (Ünite 2) Yrd.Doç.Dr. Meserret NALÇAKAN

Detaylı

İKİNCİ BÖLÜM EKONOMİYE GÜVEN VE BEKLENTİLER ANKETİ

İKİNCİ BÖLÜM EKONOMİYE GÜVEN VE BEKLENTİLER ANKETİ İKİNCİ BÖLÜM EKONOMİYE GÜVEN VE BEKLENTİLER ANKETİ 120 kinci Bölüm - Ekonomiye Güven ve Beklentiler Anketi 1. ARAfiTIRMANIN AMACI ve YÖNTEM Ekonomiye Güven ve Beklentiler Anketi, tüketici enflasyonu, iflsizlik

Detaylı

nsan Kaynaklar Geli imi

nsan Kaynaklar Geli imi nsan Kaynaklar Geli imi Motivasyon, Görev devri ve De erlendirme 1 Faaliyet yönetimi Faaliyet yönetimini sa lamak için a a daki yollar takip edilebilir: - Beklentilerin örneklendirilmesi - Tüm proje organizasyonu

Detaylı

JOHN DEWEY DEN ATATÜRK E Ö RENC ANDI VE YURTTAfiLIK

JOHN DEWEY DEN ATATÜRK E Ö RENC ANDI VE YURTTAfiLIK Otopsi Cengiz Özak nc JOHN DEWEY DEN ATATÜRK E Ö RENC ANDI VE YURTTAfiLIK Amerikan And : Herkes için adalet ve özgürlükle bölünmez tek ulusa dayanan Cumhuriyet e ve bayra ma ba l olaca ma and içerim. Yer

Detaylı

2. Projelerle bütçe formatlar n bütünlefltirme

2. Projelerle bütçe formatlar n bütünlefltirme 2. Projelerle bütçe formatlar n bütünlefltirme Proje bütçesi haz rlarken dikkat edilmesi gereken üç aflama vard r. Bu aflamalar flunlard r: Kaynak belirleme ve bütçe tasla n n haz rlanmas Piyasa araflt

Detaylı

Ekip Yönetimi çin Araçlar 85. Ekip olarak karfl laflt m z en büyük meydan okuma: Ekip olarak en büyük gücümüz:

Ekip Yönetimi çin Araçlar 85. Ekip olarak karfl laflt m z en büyük meydan okuma: Ekip olarak en büyük gücümüz: Yorumlar: Ekip olarak karfl laflt m z en büyük meydan okuma: Ekip olarak en büyük gücümüz: Ekibin yapt n görmekten en çok hoflland m fley: Ekip Yönetimi çin Araçlar 85 EK P K ML DE ERLEND RMES Ekibinizin

Detaylı

Yrd. Doç. Dr. Nurullah UÇKUN YATIRIMLARDA STRATEJ K KARAR VERME SÜREC

Yrd. Doç. Dr. Nurullah UÇKUN YATIRIMLARDA STRATEJ K KARAR VERME SÜREC Yrd. Doç. Dr. Nurullah UÇKUN YATIRIMLARDA STRATEJ K KARAR VERME SÜREC STANBUL-2010 Yay n No : 2332 flletme-ekonomi Dizisi : 386 1. Bas m - Mart 2009 2. Bas m - Nisan 2010 ISBN 978-605 - 377-253 - 8 Copyright

Detaylı

kitap Bireysel fl Hukuku fl Hukuku (Genel Esaslar-Bireysel fl Hukuku)

kitap Bireysel fl Hukuku fl Hukuku (Genel Esaslar-Bireysel fl Hukuku) kitap Bireysel fl Hukuku Prof. Dr. Öner Eyrenci, Porf. Dr. Savafl Taflkent ve Prof. Dr. Devrim Ulucan n birlikte haz rlad klar Bireysel fl Hukuku isimli kitab n ikinci bas s fiubat ay nda Legal Yay nevi

Detaylı

KAVRAMLAR. Büyüme ve Gelişme. Büyüme. Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır.

KAVRAMLAR. Büyüme ve Gelişme. Büyüme. Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır. KAVRAMLAR Büyüme ve Gelişme Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır. Büyüme Büyüme, bedende gerçekleşen ve boy uzamasında olduğu gibi sayısal (nicel) değişikliklerle ifade edilebilecek yapısal

Detaylı

3. SALON - PARALEL OTURUM VI

3. SALON - PARALEL OTURUM VI 3. SALON - PARALEL OTURUM VI Türk Denetim Uygulamalar n n Özel Konular Oturum Baflkan Musa P fik N / TÜRMOB Yönetim Kurulu Üyesi Osman D NÇBAfi / Güney Ba ms z Denetim ve SMMM A.fi. Denetimde Haks z Rekabet

Detaylı

9. Uluslararas Ceza Hukuku Kongresi (Lahey, 23-30 A ustos 1964)

9. Uluslararas Ceza Hukuku Kongresi (Lahey, 23-30 A ustos 1964) 9. Uluslararas Ceza Hukuku Kongresi (Lahey, 23-30 A ustos 1964) Çeviren Av. Aysun Dalk l ç * Konular: 1. Tekerrür ve birden fazla suç ifllenmesi d fl ndaki a rlat c nedenler 2. Aileye ve cinsel dokunulmazl

Detaylı

ANKARA ÜNİVERSİTESİ PSİKİYATRİK KRİZ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ

ANKARA ÜNİVERSİTESİ PSİKİYATRİK KRİZ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ PSİKİYATRİK KRİZ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ Kuruluş : 27 Ekim 1989 Adres : Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cebeci Kampüsü Dikimevi - Ankara Tel : 363 03 26-363 03 27 ANKARA ÜNİVERSİTESİ

Detaylı

AÇIKLAMALAR VE UYGULAMALAR

AÇIKLAMALAR VE UYGULAMALAR SEÇ LM fi TÜRK YE F NANSAL RAPORLAMA STANDARTLARI AÇIKLAMALAR VE UYGULAMALAR Prof. Dr. Cemal B fi (Marmara Üniversitesi) Doç. Dr. Yakup SELV ( stanbul Üniversitesi) Doç. Dr. Fatih YILMAZ ( stanbul Üniversitesi)

Detaylı

KOOPERAT F GENEL KURUL TOPLANTISINA KATILMA VE OY HAKKI BULUNAN K MSELER

KOOPERAT F GENEL KURUL TOPLANTISINA KATILMA VE OY HAKKI BULUNAN K MSELER KOOPERAT F GENEL KURUL TOPLANTISINA KATILMA VE OY HAKKI BULUNAN K MSELER Merdan ÇALIfiKAN* I. G R fi 1163 say l Kooperatifler Kanunu na göre kooperatiflerin zaruri 3 organ bulunmaktad r. Bunlardan en yetkili

Detaylı

SOSYAL GÜVENL K REHBER. SSK BAfiKANLI I

SOSYAL GÜVENL K REHBER. SSK BAfiKANLI I SOSYAL GÜVENL K REHBER Resul KURT SSK BAfiKANLI I Sigorta Müfettifli Hüseyin FIRAT SMMM SMMMO Baflkan Yard mc s MAYIS 2005 1 Yönetim Merkezi ve Yaz flma Adresi: SMMMO Kurtulufl Caddesi No: 152 Kurtulufl

Detaylı

Ö RETMENL K UYGULAMASI-I

Ö RETMENL K UYGULAMASI-I T.C. ANADOLU ÜN VERS TES YAYINI NO: 2213 AÇIKÖ RET M FAKÜLTES YAYINI NO: 1215 AÇIKÖ RET M FAKÜLTES OKULÖNCES Ö RETMENL L SANS PROGRAMI Ö RETMENL K UYGULAMASI-I Yazarlar Doç.Dr. Mehmet GÜLTEK N (Ünite 1)

Detaylı

B anka ve sigorta flirketlerinin yapm fl olduklar ifllemlerin özelli i itibariyle

B anka ve sigorta flirketlerinin yapm fl olduklar ifllemlerin özelli i itibariyle B anka ve sigorta flirketlerinin yapm fl olduklar ifllemlerin özelli i itibariyle bu ifllemlerin üzerinden al nan dolayl vergiler farkl l k arz etmektedir. 13.07.1956 tarih 6802 say l Gider Vergileri Kanunu

Detaylı

Ders 10: BEKLENEN ETK LER (SONUÇLAR/ÇIKTILAR)

Ders 10: BEKLENEN ETK LER (SONUÇLAR/ÇIKTILAR) Ders 10: BEKLENEN ETK LER (SONUÇLAR/ÇIKTILAR) Beklenen etkiler nedir? Proje yaparak bir amaca ulaflmak isteriz. Bu amaca ise, proje süresince yapaca m z faaliyetlerle yarataca m z etkiler, ürünler ve hizmetlerle

Detaylı

YEN DÖNEM DE DENET M MESLE NE HAZIRMIYIZ?

YEN DÖNEM DE DENET M MESLE NE HAZIRMIYIZ? YEN DÖNEM DE DENET M MESLE NE HAZIRMIYIZ? Yahya ARIKAN* Günümüzde; finansal anlamda ülkeleraras s n r n ortadan kalkmas, teknolojinin geliflimi ve bilgi toplumunun s n rs z imkânlar ile zaman ve mekân

Detaylı

Uluslararas De erleme K lavuz Notu No. 13 Mülklerin Vergilendirilmesi için Toplu De erleme

Uluslararas De erleme K lavuz Notu No. 13 Mülklerin Vergilendirilmesi için Toplu De erleme Uluslararas De erleme K lavuz Notu No. 13 Mülklerin Vergilendirilmesi için Toplu De erleme 1.0. Girifl 1.1. Bu K lavuz Notunun amac ; Uluslararas De erleme Standartlar Komitesine (UDSK) üye tüm ülkelerde,

Detaylı

United Technologies Corporation. Tedarikçilerden fl Hediyeleri

United Technologies Corporation. Tedarikçilerden fl Hediyeleri United Technologies Corporation Tedarikçilerden fl Hediyeleri Girifl UTC, malzeme ve hizmetleri bunlar n de erine bakarak sat n al r ve bu süreç içinde hem en iyi de er sa layan fiyat, hem de tedarikçilerle

Detaylı

T ürk Gelir Vergisi Sisteminde, menkul sermaye iratlar n n ve özellikle de

T ürk Gelir Vergisi Sisteminde, menkul sermaye iratlar n n ve özellikle de KURUMLARDAN ELDE ED LEN KAR PAYLARININ VERG LEND R LMES VE BEYANI Necati PERÇ N Gelirler Baflkontrolörü I.- G R fi T ürk Gelir Vergisi Sisteminde, menkul sermaye iratlar n n ve özellikle de flirketlerce

Detaylı

T bbi Makale Yaz m Kurallar

T bbi Makale Yaz m Kurallar .Ü. Cerrahpafla T p Fakültesi Sürekli T p E itimi Etkinlikleri Araflt rmalar ve Etik Sempozyum Dizisi No: 50 May s 2006; s. 7-11 T bbi Makale Yaz m Kurallar Dr. Sebahattin Yurdakul ÖZGÜN ARAfiTIRMA USULE

Detaylı

Animasyon Tabanl Uygulamalar n Yeri ve Önemi

Animasyon Tabanl Uygulamalar n Yeri ve Önemi Otomasyon Sistemleri E itiminde Animasyon Tabanl Uygulamalar n Yeri ve Önemi Murat Ayaz Kocaeli Üniversitesi Teknik E itim Fakültesi, Elektrik E itimi Koray Erhan Kocaeli Üniversitesi, Teknoloji Fakültesi,

Detaylı

Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor?

Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor? Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor? Doç.Dr. Nilgün GÖRER TAMER (Şehir Plancısı) Her fakülte içerdiği bölümlerin bilim alanına bağlı olarak farklılaşan öznel

Detaylı

Dr. Edin Güçlü Sözer POSTMODERN PAZARLAMA MARKA ÇA INDA L DERL K Ç N P M MODEL

Dr. Edin Güçlü Sözer POSTMODERN PAZARLAMA MARKA ÇA INDA L DERL K Ç N P M MODEL Dr. Edin Güçlü Sözer POSTMODERN PAZARLAMA MARKA ÇA INDA L DERL K Ç N P M MODEL STANBUL-2009 Yay n No : 2149 flletme-ekonomi Dizisi : 329 1. Bas m - stanbul - Haziran 2009 ISBN 978-605 - 377-067 - 1 Copyright

Detaylı

Ders 13: DO RULAMA KAYNAKLARI

Ders 13: DO RULAMA KAYNAKLARI Do rulama kaynaklar nedir? Do rulama kaynaklar, göstergelerde belirtilen bilginin bulunabilece i kayna a iflaret eder. Bu bilgi kaynaklar ayn zamanda projenin belgelenmesinin bir parças n oluflturur. Göstergede

Detaylı

SOSYAL S GORTALAR VE GENEL SA LIK S GORTASI KANUNLARI VE GERÇEKLER SEMPOZYUMU

SOSYAL S GORTALAR VE GENEL SA LIK S GORTASI KANUNLARI VE GERÇEKLER SEMPOZYUMU SOSYAL S GORTALAR VE GENEL SA LIK S GORTASI KANUNLARI VE GERÇEKLER SEMPOZYUMU 26-27.01.2007 stanbul Üniversitesi Merkez Bina Doktora Salonu stanbul Barosu stanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi STANBUL BAROSU

Detaylı

Araflt rma modelinin oluflturulmas. Veri toplama

Araflt rma modelinin oluflturulmas. Veri toplama 21 G R fi Araflt rman n amac na ba l olarak araflt rmac ayr ayr nicel veya nitel yöntemi kullanabilece i gibi her iki yöntemi bir arada kullanarak da araflt rmas n planlar. Her iki yöntemin planlama aflamas

Detaylı

F inansal piyasalar n küreselleflmesi, çokuluslu flirketlerin say lar nda yaflanan

F inansal piyasalar n küreselleflmesi, çokuluslu flirketlerin say lar nda yaflanan PERAKENDE SATIfi YÖNTEM NE GÖRE fiüphel T CAR ALACAKLAR VE B R ÖNER Yrd.Doç.Dr. Bar fl S PAH Marmara Üniversitesi,..B.F., flletme Bölümü, Ö retim Üyesi 1.G R fi F inansal piyasalar n küreselleflmesi, çokuluslu

Detaylı

2007 YILI VE ÖNCES TAR H BASKILI HAYVANCILIK B LG S DERS K TABINA L fik N DO RU YANLIfi CETVEL

2007 YILI VE ÖNCES TAR H BASKILI HAYVANCILIK B LG S DERS K TABINA L fik N DO RU YANLIfi CETVEL 2007 YILI VE ÖNCES TAR H BASKILI HAYVANCILIK B LG S DERS K TABINA L fik N DO RU YANLIfi CETVEL NOT: Düzeltmeler bold (koyu renk) olarak yaz lm flt r. YANLIfi DO RU 1. Ünite 1, Sayfa 3 3. DÜNYA HAYVAN POPULASYONU

Detaylı

1.2.1. Varolmak... 7 1.2.2. Ö renmek...7 1.2.3. Paylaflmak...7 1.2.4. Etkilemek ve Yönlendirmek...7 1.2.5. Mutlu Olmak...7

1.2.1. Varolmak... 7 1.2.2. Ö renmek...7 1.2.3. Paylaflmak...7 1.2.4. Etkilemek ve Yönlendirmek...7 1.2.5. Mutlu Olmak...7 V Ç NDEK LER BÖLÜM I TEMEL LET fi M B LG LER 1. LET fi M N KAVRAMSAL ÇERÇEVES, AMAÇ, TÜR VE ÖZELL KLER...2 1.1. letiflim Kavram...2 1.2. letiflimde Amaç...6 1.2.1. Varolmak... 7 1.2.2. Ö renmek...7 1.2.3.

Detaylı

filetme 1 ÜN TE III filetme YÖNET M I. flletme fllevleri a. Yönetim b. Üretim c. Pazarlama ç. Muhasebe d. Finansman e.

filetme 1 ÜN TE III filetme YÖNET M I. flletme fllevleri a. Yönetim b. Üretim c. Pazarlama ç. Muhasebe d. Finansman e. ÜN TE III I. flletme fllevleri a. Yönetim b. Üretim c. Pazarlama ç. Muhasebe d. Finansman e. Personel Yönetimi filetme YÖNET M BU BÖLÜMÜN AMAÇLARI Bu üniteye çal flt n zda; BU ÜN TEYE NEDEN ÇALIfiMALIYIZ?

Detaylı

MESLEK MENSUBU KURUMSALLAfiMA PROJES F Z B L TE VE YOL HAR TASI

MESLEK MENSUBU KURUMSALLAfiMA PROJES F Z B L TE VE YOL HAR TASI MESLEK MENSUBU KURUMSALLAfiMA PROJES F Z B L TE VE YOL HAR TASI Haz rlayanlar: Filiz BÜLBÜL Serbest Muhasebeci Mali Müflavir H d r ÖZDEN Serbest Muhasebeci Mali Müflavir Filiz KUMAN Serbest Muhasebeci

Detaylı

DOĞAN GRUBU TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ POLİTİKASI

DOĞAN GRUBU TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ POLİTİKASI DOĞAN GRUBU TEDARİK ZİNCİRİ YÖNETİMİ POLİTİKASI Sayfa : 1/7 1. AMAÇ Bu politikanın amacı Doğan Grubu nun tedarikçileri ile ilişkilerinde gözettiği standartları ve temel ilkeleri açıklamaktır. Doğan Grubu,

Detaylı

Kan tl yoruz: Dersim de Zehirli Gaz Kullan lmad

Kan tl yoruz: Dersim de Zehirli Gaz Kullan lmad OTOPS Cengiz Özak nc 1965 ten Günümüze DÜNYA DA VE TÜRK YE DE LK KEZ! İngiliz Devlet Arşivlerinden Gizli Belgelerle Kan tl yoruz: Dersim de Zehirli Gaz Kullan lmad Türkiye ye yöneltilen suçlama; özetle

Detaylı

F inans sektörleri içinde sigortac l k sektörü tüm dünyada h zl bir büyüme

F inans sektörleri içinde sigortac l k sektörü tüm dünyada h zl bir büyüme S GORTA KOM SYON G DER BELGES mali ÇÖZÜM 171 Memifl KÜRK* I-G R fi: F inans sektörleri içinde sigortac l k sektörü tüm dünyada h zl bir büyüme göstermifltir. Geliflmifl ekonomilerde lokomotif rol üstlenen

Detaylı

YARGITAY 19. HUKUK DA RES

YARGITAY 19. HUKUK DA RES YARGITAY 19. HUKUK DA RES 432 STANBUL BAROSU DERG S Cilt: 82 Say : 1 Y l 2008 YARGITAY 19. HUKUK DA RES E: 2007/2009 K: 2007/5577 T: 31.05.2007 HUKUK YARAR KOfiULU SIRA CETVEL SIRA CETVEL NE T RAZ TEDB

Detaylı

YEDİNCİ KISIM Kurullar, Komisyonlar ve Ekipler

YEDİNCİ KISIM Kurullar, Komisyonlar ve Ekipler YEDİNCİ KISIM Kurullar, Komisyonlar ve Ekipler Kurul, komisyon ve ekiplerin oluşturulması MADDE 107- (1) Okullarda, eğitim, öğretim ve yönetim etkinliklerinin verimliliğinin sağlanması, okul ve çevre işbirliğinin

Detaylı

YARGITAY 20. HUKUK DA RES

YARGITAY 20. HUKUK DA RES YARGITAY 20. HUKUK DA RES 2386 STANBUL BAROSU DERG S Cilt: 81 Say : 5 Y l 2007 YARGITAY 20. HUKUK DA RES E: 2006/7421 K: 2006/10706 T: 17.07.2006 TÜKET C HUKUKU TÜKET C HAKLARINA L fik N DAVALAR HER K

Detaylı

Ekonomi Alan ndaki Uygulamalar ve Geliflmeler 2

Ekonomi Alan ndaki Uygulamalar ve Geliflmeler 2 Atütürk ün Dünyas Cengiz Önal Ekonomik kalk nma, Türkiye'nin özgür, ba ms z ve daima daha kuvvetli olmas n n ve müreffeh bir Türkiye idealinin bel kemi idir. Tam ba ms zl k ancak ekonomik ba ms zl kla

Detaylı

ISI At f Dizinlerine Derginizi Kazand rman z çin Öneriler

ISI At f Dizinlerine Derginizi Kazand rman z çin Öneriler ISI At f Dizinlerine Derginizi Kazand rman z çin Öneriler Metin TUNÇ Seçici Olun ISI' n editoryal çal flanlar her y l yaklafl k olarak 2,000 dergiyi de erlendirmeye tabi tutmaktad r. Fakat de erlendirilen

Detaylı

Sermaye Piyasas nda Uluslararas De erleme Standartlar Hakk nda Tebli (Seri :VIII, No:45)

Sermaye Piyasas nda Uluslararas De erleme Standartlar Hakk nda Tebli (Seri :VIII, No:45) SMMMO MEVZUAT SER S 5 Sermaye Piyasas nda Uluslararas De erleme Standartlar Hakk nda Tebli (Seri :VIII, No:45) Dr. A. Bumin DO RUSÖZ Marmara Üniversitesi Mali Hukuk Ö retim Üyesi stanbul, Nisan 2006 1

Detaylı

İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ BURS YÖNERGESİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ BURS YÖNERGESİ. BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ BURS YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç: Madde 1. (1) Bu yönergenin amacı, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesinin önlisans, lisans ve lisansüstü

Detaylı

Mesle imizin ve hukuk devletinin teminat olan genç avukatlara arma and r. stanbul Barosu SEM Yürütme Kurulu

Mesle imizin ve hukuk devletinin teminat olan genç avukatlara arma and r. stanbul Barosu SEM Yürütme Kurulu Mesle imizin ve hukuk devletinin teminat olan genç avukatlara arma and r. stanbul Barosu SEM Yürütme Kurulu Cumhuriyeti ve onun gereklerini yüksek sesle anlat n z. Bunu yüreklere yerlefltirmek için elveriflli

Detaylı

İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ENGELSİZ ÜNİVERSİTE KOORDİNATÖRLÜĞÜ VE ENGELLİ ÖĞRENCİ BİRİMİ ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI BİRİNCİ BÖLÜM

İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ENGELSİZ ÜNİVERSİTE KOORDİNATÖRLÜĞÜ VE ENGELLİ ÖĞRENCİ BİRİMİ ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI BİRİNCİ BÖLÜM İZMİR KÂTİP ÇELEBİ ÜNİVERSİTESİ ENGELSİZ ÜNİVERSİTE KOORDİNATÖRLÜĞÜ VE ENGELLİ ÖĞRENCİ BİRİMİ ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak, Tanımlar ve Genel Esaslar Amaç Madde 1- (1)Bu

Detaylı

IV. BÖLÜM. Hac Bektafl Velî /

IV. BÖLÜM. Hac Bektafl Velî / IV. BÖLÜM TANITIM VE HABER YAZILARI Hac Bektafl Velî / 2005-35 293 Bofl 294 Hac Bektafl Velî / 2005-35 D METOKA DAN ERZ NCAN A B R ALEV Afifi RET: BALABANLILAR Baflflaak UYSAL Vatan Özgül, Dimetoka dan

Detaylı

ARAMALI VERG NCELEMES NDE CEZA MUHAKEMELER KANUNU NUN ARAMAYA L fik N HÜKÜMLER N N DURUMU. K l c n yapamad n adalet yapar. KANUN SULTAN SÜLEYMAN

ARAMALI VERG NCELEMES NDE CEZA MUHAKEMELER KANUNU NUN ARAMAYA L fik N HÜKÜMLER N N DURUMU. K l c n yapamad n adalet yapar. KANUN SULTAN SÜLEYMAN ARAMALI VERG NCELEMES NDE CEZA MUHAKEMELER KANUNU NUN ARAMAYA L fik N HÜKÜMLER N N DURUMU K l c n yapamad n adalet yapar. KANUN SULTAN SÜLEYMAN 80 ARAMALI VERG NCELEMES NDE CEZA MUHAKEMELER KANUNU NUN

Detaylı

Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.9. Pazar De eri Esasl ve Pazar De eri D fl De er Esasl De erlemeler için ndirgenmifl Nakit Ak fl Analizi

Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.9. Pazar De eri Esasl ve Pazar De eri D fl De er Esasl De erlemeler için ndirgenmifl Nakit Ak fl Analizi K lavuz Notlar Uluslararas De erleme K lavuz Notu, No.9 Pazar De eri Esasl ve Pazar De eri D fl De er Esasl De erlemeler için ndirgenmifl Nakit Ak fl Analizi 1.0 Girifl 1.1 ndirgenmifl nakit ak fl ( NA)

Detaylı

TÜRK YE Ç DENET M ENST TÜSÜ 2011 FAAL YET RAPORU 45 TÜRK YE Ç DENET M ENST TÜSÜ F NANSAL TABLOLAR VE DENET M RAPORLARI

TÜRK YE Ç DENET M ENST TÜSÜ 2011 FAAL YET RAPORU 45 TÜRK YE Ç DENET M ENST TÜSÜ F NANSAL TABLOLAR VE DENET M RAPORLARI TÜRK YE Ç DENET M ENST TÜSÜ 2011 FAAL YET RAPORU 45 TÜRK YE Ç DENET M ENST TÜSÜ F NANSAL TABLOLAR VE DENET M RAPORLARI 46 TÜRK YE Ç DENET M ENST TÜSÜ 2011 FAAL YET RAPORU BA IMSIZ DENET M RAPORU Türkiye

Detaylı

Aile flirketleri, kararlar nda daha subjektif

Aile flirketleri, kararlar nda daha subjektif Dr. Yeflim Toduk Akifl Aile flirketleri, kararlar nda daha subjektif flirket birleflmeleri ve sat nalmalar, türkiye deki küçük iflletmelerden, dev flirketlere kadar her birinin gündeminde olmaya devam

Detaylı

VERG NCELEMES & MÜKELLEF HAKLARI

VERG NCELEMES & MÜKELLEF HAKLARI VERG NCELEMES & MÜKELLEF HAKLARI Doç. Dr. Ahmet EROL (CPA, CFE) Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ö retim Üyesi SMMMO Yay n No 133 Grafik ve Uygulama: Evren Günay

Detaylı

5520 SAYILI KANUNA GÖRE KOOPERAT FLERDE VERG MUAF YET

5520 SAYILI KANUNA GÖRE KOOPERAT FLERDE VERG MUAF YET mali ÇÖZÜM 259 5520 SAYILI KANUNA GÖRE KOOPERAT FLERDE VERG MUAF YET Kürflat ÖDEN* I-G R fi T icaret flirketleri ticari bir organizasyon içinde kar sa lamak amac ile kurulup, elde ettikleri kar ortaklar

Detaylı

1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ

1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1. GİRİŞ Odamızca, 2009 yılında 63 fuara katılan 435 üyemize 423 bin TL yurtiçi fuar teşviki ödenmiştir. Ödenen teşvik rakamı, 2008 yılına

Detaylı

MALAT SANAY N N TEMEL GÖSTERGELER AÇISINDAN YAPISAL ANAL Z

MALAT SANAY N N TEMEL GÖSTERGELER AÇISINDAN YAPISAL ANAL Z MALAT SANAY N N TEMEL GÖSTERGELER AÇISINDAN YAPISAL ANAL Z Nisan 2010 ISBN 978-9944-60-631-8 1. Bask, 1000 Adet Nisan 2010 stanbul stanbul Sanayi Odas Yay nlar No: 2010/5 Araflt rma fiubesi Meflrutiyet

Detaylı

Yat r m Ortakl klar nda Vergi Rejimi. BFS - 2008/13 stanbul, 10.06.2008

Yat r m Ortakl klar nda Vergi Rejimi. BFS - 2008/13 stanbul, 10.06.2008 Yat r m Ortakl klar nda Vergi Rejimi BFS - 2008/13 stanbul, 10.06.2008 Menkul K ymet Yat r m Ortakl klar, Sermaye Piyasas Mevzuat gere ince sadece portföy iflletmecili i faaliyetlerinde bulunmakta ve buradan

Detaylı

256 = 2 8 = = = 2. Bu kez de iflik bir yan t bulduk. Bir yerde bir yanl fl yapt k, ama nerde? kinci hesab m z yanl fl.

256 = 2 8 = = = 2. Bu kez de iflik bir yan t bulduk. Bir yerde bir yanl fl yapt k, ama nerde? kinci hesab m z yanl fl. Bölünebilme B ir tamsay n n üçe ya da dokuza tam olarak bölünüp bölünmedi ini anlamak için çok bilinen bir yöntem vard r: Say - y oluflturan rakamlar toplan r. E er bu toplam üçe (dokuza) bölünüyorsa,

Detaylı

I Derleyen: Yrd. Doç. Dr. GÜLBU EROL MEDYA ÜZER NE ÇALIfiMALAR

I Derleyen: Yrd. Doç. Dr. GÜLBU EROL MEDYA ÜZER NE ÇALIfiMALAR I Derleyen: Yrd. Doç. Dr. GÜLBU EROL MEDYA ÜZER NE ÇALIfiMALAR II Yay n No : 1730 letiflim Dizisi : 29 1. Bas fiubat 2007 - STANBUL ISBN 978-975 - 295-624 - 7 Copyright Bu kitab n bu bas s n n Türkiye

Detaylı

Yay n No : 2351 letiflim Dizisi : Bask Aral k 2010 STANBUL

Yay n No : 2351 letiflim Dizisi : Bask Aral k 2010 STANBUL (FELSEFE, HUKUK, ÇALIfiMA EKONOM S, KENTLEfiME VE ÇEVRE, MAL YE) D S PL NLERARASI YAKLAfiIMLA NSAN HAKLARI ED TÖR: SELDA ÇA LAR Yay n No : 2351 letiflim Dizisi : 1162 1. Bask Aral k 2010 STANBUL ISBN 978-605

Detaylı

MESLEK ÖRGÜTLÜLÜ ÜMÜZDE 20 YILI GER DE BIRAKIRKEN

MESLEK ÖRGÜTLÜLÜ ÜMÜZDE 20 YILI GER DE BIRAKIRKEN MESLEK ÖRGÜTLÜLÜ ÜMÜZDE 20 YILI GER DE BIRAKIRKEN Yahya ARIKAN* Meslek yasam z n 20. y l n geride b rak rken,yeniliklerle dolu bir süreci yaflamaktay z. Toplumsal yaflamda ve meslek yaflam m zda sosyal

Detaylı

BYazan: SEMA ERDO AN. ABD ve Avrupa Standartlar nda Fact-Jacie Akreditasyon Belgesi. Baflkent Üniversitesi nden Bir lk Daha

BYazan: SEMA ERDO AN. ABD ve Avrupa Standartlar nda Fact-Jacie Akreditasyon Belgesi. Baflkent Üniversitesi nden Bir lk Daha Baflkent Üniversitesi nden Bir lk Daha ABD ve Avrupa Standartlar nda Fact-Jacie Akreditasyon Belgesi Baflkent Üniversitesi T p Fakültesi Adana Eriflkin Kemik li i Nakil ve Hücresel Tedavi Merkezi, Türkiye

Detaylı

Mehmet TOMBAKO LU* * Hacettepe Üniversitesi, Nükleer Enerji Mühendisli i Bölümü

Mehmet TOMBAKO LU* * Hacettepe Üniversitesi, Nükleer Enerji Mühendisli i Bölümü Nükleer Santrallerde Enerji Üretimi ve Personel E itimi Mehmet TOMBAKO LU* Girifl Sürdürülebilir kalk nman n temel bileflenlerinden en önemlisinin enerji oldu unu söylemek abart l olmaz kan s nday m. Küreselleflen

Detaylı

Uygulama Önerisi 2120.A1-3: Üç Ayl k Finansal Raporlama, Özel Durum Aç klamalar ve Yönetim Onaylar Konusunda ç Denetçinin Rolü

Uygulama Önerisi 2120.A1-3: Üç Ayl k Finansal Raporlama, Özel Durum Aç klamalar ve Yönetim Onaylar Konusunda ç Denetçinin Rolü Uygulama Önerileri 229 Uygulama Önerisi 2120.A1-3: Üç Ayl k Finansal Raporlama, Özel Durum Aç klamalar ve Yönetim Onaylar Konusunda ç Denetçinin Rolü Uluslararas ç Denetim Meslekî Uygulama Standartlar

Detaylı

Matematikte sonsuz bir s fatt r, bir ad de ildir. Nas l sonlu bir s fatsa, matematikte kullan lan sonsuz da bir s fatt r. Sonsuz, sonlunun karfl t d

Matematikte sonsuz bir s fatt r, bir ad de ildir. Nas l sonlu bir s fatsa, matematikte kullan lan sonsuz da bir s fatt r. Sonsuz, sonlunun karfl t d Matematik ve Sonsuz G erek konuflma vermeye gitti im okullarda, gerek bana gelen okur mektuplar nda, ö renci ve ö retmenlerin matematikteki sonsuzluk kavram n pek iyi bilmediklerini gözlemledim. Örne in,

Detaylı

YATIRIM ND R M HAKKINDAK ANAYASA MAHKEMES KARARININ DE ERLEND R LMES

YATIRIM ND R M HAKKINDAK ANAYASA MAHKEMES KARARININ DE ERLEND R LMES YATIRIM ND R M HAKKINDAK ANAYASA MAHKEMES KARARININ DE ERLEND R LMES mral DURAN* I- G R fi Anayasa Mahkemesi taraf ndan verilen bir Karar ile 5479 say l Gelir Vergisi Kanunu, Amme Alacaklar n n Tahsil

Detaylı

MADEN HUKUKU İLE İLGİLİ İDARİ YARGI KARARLARI VE MEVZUAT

MADEN HUKUKU İLE İLGİLİ İDARİ YARGI KARARLARI VE MEVZUAT I MADEN HUKUKU İLE İLGİLİ İDARİ YARGI KARARLARI VE MEVZUAT HARUN HAKAN BAŞ Ankara 2009 II Yay n No : 2195 Hukuk Dizisi : 1031 1. Bas Eylül 2009 - STANBUL ISBN 978-605 - 377-113 - 5 Copyright Bu kitab n

Detaylı

YARGITAY 15. HUKUK DA RES

YARGITAY 15. HUKUK DA RES YARGITAY 15. HUKUK DA RES YARGITAY 15. HUKUK DA RES E: 2005/6631 K: 2007/710 T: 08.02.2007 MARA AYKIRI NfiAAT ECR M S L UYGULAMASI Ö z e t : mara ayk r olarak yap lan ve y k lmas gereken tafl nmaz n ekonomik

Detaylı

KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL DERGİLER YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar

KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL DERGİLER YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Senato: 2 Mart 2016 2016/06-6 KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL DERGİLER YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç ve Kapsam MADDE 1- Bu Yönergenin amacı, Kahramanmaraş

Detaylı