ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ METİNLERİNDE DEVRİK CÜMLE MESELESİ

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ METİNLERİNDE DEVRİK CÜMLE MESELESİ"

Transkript

1 Ondokuzmayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ METİNLERİNDE DEVRİK CÜMLE MESELESİ Hazırlayan: Gamze Doğan İnan Danışman: Doç. Dr. Mehmet Aydın Doktora Tezi Samsun, 2008

2

3 Ondokuzmayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİ METİNLERİNDE DEVRİK CÜMLE MESELESİ Hazırlayan: Gamze Doğan İnan Danışman: Doç. Dr. Mehmet Aydın Doktora Tezi Samsun, 2008

4

5

6 i ÖN SÖZ Türk dilinin söz dizimini konu alan çalışmalarda devrik cümle konusunun ihmal edildiği görülmektedir. Devrik cümle, konuşma dilinde çok sık kullanıldığı gibi, yazı dilinde de kullanılır. Şiirin vezin, kafiye zorunluluğu devrik cümleyi şiirde vazgeçilmez kılar. Bilimsel yazıların dışında düz yazıda da devrik cümleye rastlanır. Türkçenin oynak bir dizimi vardır. Sözcüklerin dizilişi, anlamı güçlendirmek için farklı koşullar altında değişebilir. Sözcüklerin cümle içinde bulundukları yer, cümlenin anlamıyla doğrudan ilişkilidir. Ancak ögeler cümle içinde rastgele yer değiştiremezler. Değişiklik belli kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Eski Anadolu Türkçesi Metinlerinde Devrik Cümle Meselesi adlı bu çalışmada tarihî dönem düz yazı metinleri olan Tazarru nâme, Âşık Paşazâde Tarihi, Gülistan Tercümesi, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi devrik dizilişli yapılar açısından ele alınmıştır. Tez Giriş, İnceleme, Sonuç ve Kaynakça olmak üzere dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu ve amacı belirtilmiştir. Devrik cümlenin geleneksel ve modern (dilbilimsel) yöntemlerce nasıl değerlendirildiği anlatılmıştır. Geleneksel yönteme bağlı kalınmakla birlikte tezde dilbilimsel bakış açısı da kullanılmıştır. İncelenen metinlerden bir kısmı çeviri metinler olduğu için çeviri kuramına da kısaca değinilmiştir. İnceleme bölümünde telif eserler ile çeviri eserler iki ana başlık altında incelenmiştir. Bu başlıklar da devrik cümlenin çeşitli yapısal görünümlerine göre alt başlıklara ayrılmıştır. Sonuç bölümünde, devrik cümleler üzerinde yapılan incelemeler girişte verilen bilgiler doğrultusunda değerlendirilmiştir.

7 ii Kaynakça da ise doğrudan ya da dolaylı olarak yararlanılan kaynaklar verilmiştir. Bu tezin hazırlanması esnasında bana zaman ayıran, kaynak temininden kullanılacak yöntemlere kadar hiçbir zaman destek, ilgi ve yardımlarını esirgemeyen ve öğrencisi olmaktan her zaman gurur ve mutluluk duyduğum danışman hocam Doç. Dr. Mehmet Aydın a çok teşekkür ederim. Danışman hocamın Kırgızistan-Manas Üniversitesi nde görevli bulunduğu süre boyunca danışmanlığımı üstlenen ve pek çok konuda ilgi ve yardımlarını gördüğüm Prof. Dr. Mustafa Özbalcı hocama değerli katkıları dolayısıyla şükranlarımı sunarım. Ayrıca, tezi hazırlarken pek çok sıkıntımı paylaşan ve teşvikleriyle bana güç veren eşime teşekkürü bir borç bilirim. Gamze Doğan İnan

8 iii ÖZ [DOĞAN İNAN, Gamze]. [Eski Anadolu Türkçesi Metinlerinde Devrik Cümle Meselesi], [Doktora Tezi], Samsun, [2008]. Türk dilinin geleneksel yöntemle incelendiği dilbilgisi çalışmalarının çoğunda devrik cümle, söz diziminin kurallarına uymayan cümle yapısı olarak kabul edilmiştir. Ancak, son yıllarda dilbiliminin de etkisiyle devrik cümlenin öneminin anlaşıldığı görülmektedir. Devrik cümlenin -daha çok konuşma dilinde kullanılsa da- yazıya geçmiş örneklerinin bugünkü düz yazı metinlerinde olduğu kadar tarihî dönem düz yazı metinlerinde de sıklıkla yer aldığı belirlenmiştir. Bu çalışmada Eski Anadolu Türkçesi metinleri olan Âşık Paşazâde Tarihi, Tazarru nâme, Gülistan Tercümesi, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 1. Kısım), Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 2. Kısım) incelenmiştir. İnceleme bölümünde, metinlerde geçen devrik cümleler önce telif ve tercüme olarak iki ana başlığa ayrılmıştır. Daha sonra her ana başlık, yükleminin türüne ve yapısına göre devrik cümleler olarak ikiye ayrılmıştır. Yükleminin türüne göre devrik cümleler olan fiil ve isim cümleleri, yüklemden sonra gelen ögelerine göre sınıflandırılmıştır. Devrik cümleler yapıları bakımından basit isim ve fiil cümleleri ile şartlı birleşik, iç içe birleşik ve ki/kim li birleşik cümleler olarak incelenmiştir. Özellikle birleşik cümlelerin çok değişik ve esnek dizimleri tespit edilmiştir. Ancak hiçbir devrik dizimin rastgele ve kuralsız olduğu görülmemiştir. Metinlerde geçen bütün devrik cümleler belli bir kalıptadır. Tezde, devrik dizim sadece cümle düzeyinde ele alınmıştır. Yüklem ardı konum lanmanın (bir üslup özelliği olmakla birlikte) sadece konuşma dilinde değil, yazı dilinde de kullanıldığı belirlenmiştir. Eski Anadolu Türkçesinin Türkiye Türkçesinin ilk dönemi olması bakımından önemi büyüktür yüzyılların Anadolu Türkçesiyle yazılmış telif ve tercüme metinlerinde devrik cümlelere çok sık rastlanması, devrik cümlenin Türkçenin aslî bir cümle çeşidi olduğunu gösterir. Üstelik bu metinlerin üslubu akıcı ve konuşur gibidir. Dizimsel

9 iv özellikleriyle dönemin konuşma dilinin incelenen bu metinlere tam anlamıyla yansıdığı söylenebilir. Anahtar Sözcükler (5): Âşık Paşazâde Tarihi, Tazarru nâme, Gülistan Tercümesi, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi, devrik cümle.

10 v ABSTRACT [DOĞAN İNAN, Gamze]. [The Inverted Sentence Issue in Old Anatolian Turkish Texts], [Ph. D. Dissertation], Samsun, [2008]. In most of the grammar studies examining the Turkish language through traditional method the inverted sentence has been accepted as a sentence structure which does not observe syntax rules. However, the importance of the inverted sentence has recently been understood due to the studies in linguistics. Although inverted sentence was used more in spoken language, some examples used in written language are also often seen in the prose of the past as well as the prose of the present day. In this study, Âşık Paşazâde Tarihi, Tazarru nâme, Gülistan Tercümesi, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 1. Kısım), Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 2. Kısım) were examined which are Old Anatolian Turkish texts. In the examination part, the inverted sentences found in the texts were divided into two main titles as original and translation firstly. After that, every main title was divided into two parts according to the type of the predicate and the structure of the predicate. Verb and noun sentences are the type of predicate. These sentences were classified according to the elements coming after the predicate. Inverted sentences were examined as simple noun and simple verb sentences; conditional united, one inside the other united and united with ki/kim sentences according to the structure. Various and flexible compositions of the united sentences have been determined. However, it has been found out that none of the inverted composition is random and irregular, the inverted sentences found in the texts are in certain form. In this thesis, inverted composition was only considered on a sentence level. It was determined that locating after the predicate (being one of the characteristics of style) was not only used in spoken language but also used in written language. Old Anatolian Turkish is very important; since it is the first term of Turkey Turkish. Frequent use of inverted sentences in original and translation texts of 13-

11 vi 15. centuries Anatolian Turkish, shows that the inverted sentence is one of the fundamental sentence structures of Turkish. Furthermore, the style of these texts is fluent and speech-like. It can be said that the spoken language of this term was reflected to the examined texts completely with syntactical properties. Key Words (5): Âşık Paşazâde Tarihi, Tazarru nâme, Gülistan Tercümesi, Tarihi İbn-i Kesîr Tercümesi, inverted sentence.

12 vii İÇİNDEKİLER ÖN SÖZ... i ÖZ... iii ABSTRACT... v İÇİNDEKİLER... vii KISALTMALAR... xiv GİRİŞ ÇALIŞMANIN TANITIMI Konu ve Amaç Malzeme Konunun Kuramsal ve Yöntemsel Açıdan Yapılandırılması DEVRİK CÜMLE KONUSUNDAKİ BAŞLICA YAKLAŞIMLAR Terim Tanım ve Tartışmalar Geleneksel Yöntem Tanım Devrik Cümlelerin Yapısı Devrik Cümlelerin Sınıflandırılması Devrik Cümlelerin Anlam ve Anlatım Özellikleri Konuşma dili - Yazı dili Konuşma Dili ve Devrik Cümle Nurullah Ataç ve Devrik Cümle Tartışmaları Modern (Dilbilimsel) Yöntem Konum un İşlevselliği Cümlenin Bilgi Yapısı Devrik Dizim ÇEVİRİ VE ÇEVİRİ EŞDEĞERLİLİĞİ BÖLÜM: TELİF ESERLERDE DEVRİK CÜMLE Yüklemin Türüne Göre Devrik Cümleler Fiil Cümlesi... 48

13 viii Öznesi Sonda Devrik Cümleler Nesnesi Sonda Devrik Cümleler Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Zarf Tümleci Sonda Devrik Cümleler Birkaç Ögesi Sonda Devrik Cümleler Bir Ögenin Belirteni ya da Niteleyeni Sonda Devrik Cümleler Yüklemi Başta Devrik Cümleler İsim Cümlesi Öznesi Sonda Devrik Cümleler Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Zarf Tümleci Sonda Devrik Cümleler Birkaç Ögesi Sonda Devrik Cümleler Bir Ögenin Belirteni ya da Niteleyeni Sonda Devrik Cümleler Yüklemi Başta Devrik Cümleler Yapısına Göre Devrik Cümleler Basit Devrik Cümleler Basit İsim Cümlesi Basit Fiil Cümlesi Birleşik Devrik Cümleler Şartlı Birleşik Cümle Temel Cümlenin Yan Cümleden Önce Gelmesiyle Oluşan Devrik Cümleler Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda Yan Cümle Başta, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik İç İçe Birleşik Cümle Temel Cümle Başta, Yan Cümle Sonda + diyü Yapısındaki Cümleler

14 ix Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda + diyü Yapısındaki Cümleler TC +YC ( Devrik) + (diyü) + TC nin Yüklemi Yapısındaki Cümleler Temel Cümle Başta, Yan Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Olan Cümleler Yan Cümlesi Devrik Olan (eyitdi: didi.) Yapısındaki Cümleler Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda Olan Cümleler Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Olan Cümleler Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda Olan Cümleler Ki li/kim li Birleşik Cümle TC + ki/kim + YC Temel Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Temel Cümlenin ve Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Kim li Birleşik Cümlenin Temel Cümlesinin ve/veya Yan Cümlesinin Kendi İçinde Devrik, Yan Cümlesinin İç içe Birleşik Cümle Olduğu, İç içe Birleşik Cümlenin Temel Cümlesinin Başta, Yan Cümlesinin ve diyü Zarf-fiilinin Sonda Olduğu Cümleler [TC + kim + (YC ( Devrik): İç içe Birleşik Cümle: TC + YC + diyü ) ] İsim Unsuru + ki/kim + YC + TC Temel Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler İsim Unsuru + ki/kim + YC ( Devrik) + TC Yapısında Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Temel Cümlenin ve Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler

15 x Devrik Cümlelerde Cümle Başı Edatı Olarak Bir Sözcükle Birleşerek Kalıplaşan Ki/Kim li Yapılar Çü/Çün/Çün/Mādām/Vaktī/Kaçan Ki/Kim İle Kurulan Birleşik Cümle Çü/Çün/Çün/ Mādām/Vaktī/Kaçan ki/kim + YC + TC( Devrik) Çü/Çün/Çün/ Mādām ki/kim + YC( Devrik) + TC BÖLÜM: ÇEVİRİ ESERLERDE DEVRİK CÜMLE Yüklemin Türüne Göre Devrik Cümleler Fiil Cümlesi Öznesi Sonda Devrik Cümleler Nesnesi Sonda Devrik Cümleler Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Zarf Tümleci Sonda Devrik Cümleler Birkaç Ögesi Sonda Devrik Cümleler Bir Ögenin Belirteni ya da Niteleyeni Sonda Devrik Cümleler Yüklemi Başta Devrik Cümleler İsim Cümlesi Öznesi Sonda Devrik Cümleler Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Zarf Tümleci Sonda Devrik Cümleler Birkaç Ögesi Sonda Devrik Cümleler Bir Ögenin Belirteni ya da Niteleyeni Sonda Devrik Cümleler Yüklemi Başta Devrik Cümleler Yapısına Göre Devrik Cümleler Basit Devrik Cümleler Basit İsim Cümlesi Basit Fiil Cümlesi Birleşik Devrik Cümleler Şartlı Birleşik Cümle

16 xi Temel Cümlenin Yan Cümleden Önce Gelmesiyle Oluşan Devrik Cümleler YC + TC + YC Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda Yan Cümle Başta, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda İç İçe Birleşik Cümle Temel Cümle Başta, Yan Cümle Sonda + diyü Yapısındaki Cümleler Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda + diyü/di- Yapısındaki Cümleler TC +YC ( Devrik) + (diyü) + TC nin Yüklemi Yapısındaki Cümleler TC nin Bir/Birkaç Ögesi +YC ( Devrik) + (diyü) + TC nin Yüklemi + Bir/Birkaç Öge ( TC Devrik) Yapısındaki Cümleler Temel Cümle Başta, Yan Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Olan Cümleler Yan Cümlesi Devrik Olan (eyitdi: didi.) Yapısındaki Cümleler Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda Olan Cümleler Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda Olan Cümleler Yan Cümle Başta, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Olan Cümleler Ki li/kim li Birleşik Cümle TC + ki/kim + YC

17 xii Temel Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Temel Cümlenin ve Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Yan Cümle Başta ve (Temel Cümle + ki) Sonda Olan Cümleler Ki/kim li Birleşik Cümlenin Temel Cümlesinin ve/veya Yan Cümlesinin Kendi İçinde Devrik, Yan Cümlesinin İç içe Birleşik Cümle Olduğu, İç içe Birleşik Cümlenin Yan Cümlesinin Başta, Temel Cümlesinin Sonda ya da Temel Cümlesinin Başta, Yan Cümlesinin Sonda ve diyü Zarf-fiilinin Sonda Olduğu Cümleler [TC + ki/kim + YC (İç içe Birleşik Cümle: YC + TC + diyü/ıçun ) ] [TC ( Devrik) + kim + YC (İç içe Birleşik Cümle: YC + TC + diyü ) ] ya da Yüklemin Niteleyeni veya Belirteni [TC + kim + (YC ( Devrik): İç içe Birleşik Cümle: TC + YC + diyü ) ] tā ki/kim (TC+tā ki/kim + YC) TC Devrik YC Devrik TC + tā ki/ki tā/tā kim/tā şuña degin ki + YC + zarf-fiil/diyü İsim Unsuru + ki/kim + YC + TC Temel Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler İsim Unsuru + ki/kim + YC ( Devrik) + ki/kim + TC İsim Unsuru + ki/kim + YC ( Devrik) + TC) TC + İsim Unsuru + ki + YC ( Devrik) Yapısındaki Devrik Cümleler Temel Cümlenin ve Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler

18 xiii Devrik Cümlelerde Cümle Başı Edatı Olarak Bir Sözcükle Birleşerek Kalıplaşan Ki/Kim li Yapılar Çü/Çün/Çün/Mādām/Vaktī/Kaçan Ki/Kim İle Kurulan Birleşik Cümle TC + çü/çün/çün/mādām/meger ki/kim + YC (Çekimli fiil ya da ZF) TC ( Devrik) + çü/çün/çün/mādām/meger ki/kim + YC TC ( Devrik) + çü/çün/çün/mādām/meger ki/kim + YC ( Devrik) İsim Unsuru + çü/çün/çün/mādām ki/kim + YC + TC ( Devrik) Çü/Çün/Çün/Mādām/Vaktī/Kaçan ki/kim + YC + TC ( Devrik) Çü/Çün/Çün/Mādām ki/kim + YC( Devrik) + TC SONUÇ KAYNAKÇA ÖZ GEÇMİŞ

19 xiv KISALTMALAR * dil bilgisel ve anlamsal olmayan, kullanım dışı yapı. mutlaka Alm. Almanca AT Âşık Paşazâde Tarihi b. bab C cilt Çev. çeviren Doç. Doçent Dr. Doktor DT dolaylı tümleç Fr. Fransızca GT Gülistan Tercümesi H. hicrî İKT Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi İKT4/1 Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 1. Kısım) İKT4/2 Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 2. Kısım) İng. İngilizce M. miladî MÖ milattan önce N nesne Ö özne ÖNY özne-nesne-yüklem S sayı ST sıfat tamlaması s. sayfa TC temel cümle TN Tazarru nâme v. varak vb. ve benzeri vs. vesaire

20 xv Y YC Yrd ZT yüklem yan cümle yardımcı zarf tümleci

21 1 GİRİŞ Türkçenin geleneksel yöntemle incelendiği gramerlerin çoğu Türkçeyi ses ve şekil bakımından ayrıntılı bir şekilde ele alırken cümle konusuna fazla değinmemişlerdir. Gerek Türkçenin tarihî dönemleri gerekse Türkiye Türkçesi, ses ve şekil yapısı bakımından neredeyse tüm yönleriyle incelenmiştir. Söz dizimsel inceleme içinse durum aynı değildir. Ancak son yıllarda söz dizimi çalışmaları da yoğunlaşmıştır. Bu çalışmada, Eski Anadolu Türkçesi dönemine ait düz yazı metinlerindeki devrik cümle konusu ele alınmaktadır. 1. ÇALIŞMANIN TANITIMI Konu ve Amaç Türkçenin söz dizimi üzerine yapılan çalışmalarda bazı konular çok da derinlemesine ele alınmamıştır. Bunların başında da devrik cümle sorunu gelir. Özellikle devrik cümle, Türkçenin öz malı sayılmamış ve söz diziminde bozukluk, kuralsızlık için en çok gösterilen örnek olmuştur. Türkçenin bütün tarihî dönemleri için yapılan artzamanlı metin incelemelerinde vezin, kafiye ve duygusallık sebebiyle devrik cümlenin şiirde çok sık kullanıldığı görülür. Düz yazıdaki durum ise şiirden farklıdır. Düz yazıda devrik cümleyi zorlayıcı hiçbir biçimsel etken yoktur. Düz cümleye göre daha az kullanılan devrik cümle, metnin yapısını ve anlamını farklı yönde etkilemektedir. Konuşma dilinde olağan karşılanıp çok sık kullanılan devrik cümle, yazı dilinde de son zamanlarda belli bir kullanım sıklığına ulaşmıştır. Buna rağmen, devrik cümlenin Türkçenin genel yapısı içindeki yeri belirgin değildir. Dolayısıyla bu konudaki tartışmalar sürdürülmektedir. Bütün bu güncel sorunlar, Türkiye Türkçesinin tarihî dil bilgisi çerçevesinde yanıt bulabilir. Bu çalışmada, Gülistan Tercümesi, Tazarru nâme, Âşık Paşazâde

22 2 Tarihi, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi adlı Eski Anadolu Türkçesinin düz yazı metinlerinden hareketle devrik cümle sorunu ele alınmaktadır. Eski Anadolu Türkçesi dönemi düz yazı metinlerinde bulunan devrik cümle ve çeşitleri belirlenerek, bunların hangi yapılarla gerçekleştikleri kalıplar halinde ortaya konulmaktadır Malzeme Çalışmada, Batı Türkçesinin kuruluş dönemi olan Eski Anadolu Türkçesi döneminin bazı düz yazı metinleri üzerinde durulmuştur. Türkçenin bütün tarihî dönemlerinde şiirde devrik cümle yapısına rastlamak olağan olduğu için özellikle düz yazı metinlerinde geçen devrik cümleler incelenmiştir. Eski Anadolu Türkçesi, Batı Türkçesinin Eski Türkçe ile bağlarını çok canlı bir şekilde korur. Bu nedenle bu çalışmada aynı zamanda devrik cümlenin aslî bir cümle yapısı olup olmadığı ve söz dizimi kurallarına aykırı düşüp düşmediği araştırılmıştır. İncelenen metinler, yayımlanmış çevriyazılı metinlerdir. Bu metinlerin dil özellikleri, örneklerin fişlenmesi ve incelenmesi daha fazla sayıda metni ele alabilme imkânını azaltmıştır. İncelenen metinlerin künyeleri şöyledir: 1. Âşık Paşazade Osmanoğulları nın Tarihi. Hazırlayanlar: Kemal Yavuz-M. A. Yekta Saraç. İstanbul: Koç Kültür Sanat Tanıtım A. Ş. Âşık Paşazade (1393?-1485?) tarafından yazılan Osmanoğulları nın Tarihi, yazarı bilinen ilk Osmanlı tarihidir. Tevârîh-i Âl-i Osmân ya da Âşık Paşazade Tarihi adıyla da bilinir. Âşık Paşazade ise eserine Menâkıb u Tevârîh-i Âl-i Osmân adını vermiştir. Asıl adı Derviş Ahmed olan Âşık Paşazade, Garîb-nâme adlı mesnevinin yazarı Âşık Paşa nın soyundan gelmektedir (Yavuz-Saraç 2003: 25). Eserin konusunu Osmanlı sülalesinin şeceresi verildikten sonra bunların Anadolu ya gelmeden önceki maceraları, Anadolu ya gelişleri, kaç bölük oldukları, hangilerinin Anadolu da kaldığı ve kalanların Türk tarihinde

23 3 oynadıkları roller, Süleyman Şah tan II. Bayezid e gelinceye kadar (Yavuz-Saraç 2003: 25) Osmanlı hükümdarları ve onların çevresinde gelişen olaylar, savaşlar, barışlar, çeşitli ilginç ve önemli detaylar oluşturur. Âşık Paşazade anlattığı olayların bir kısmını bizzat yaşamış, bir kısmını okumuş ve/veya dinleyerek öğrenmiştir (Yavuz-Saraç 2003: 32-33). Uppsala, Murdtmann, Berlin, Dresden, Nikolsburg, Vatikan, İstanbul, Paris, Mısır, Kilisli Rıfat ın bahsettiği nüsha ve Ahmet Vefik Paşa nın bahsettiği nüsha eserin tam nüshaları; Oxford, Viyana ve Paris nüshaları ise eksik nüshalarıdır. Bunlardan başka, eserin Süleymaniye Kütüphanesi nde tam nüshası ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Kitaplığı nda eksik nüshası ortaya çıkarılmıştır (Yavuz-Saraç 2003: 42-45). Metin, İstanbul Arkeoloji Müzesi Kitaplığı 1504 numarada kayıtlı bulunan (A) ve Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Bölümü 4954 numarada kayıtlı olan (S) yazmalara dayanılarak hazırlanmıştır. İmlâ ve dil açısından A nüshası temel alınmıştır. A nüshasında bulunmayan bölümler S nüshasından tamamlanmıştır. A nüshasının bittiği yerden sonraki bölümler S nüshasından, ondan sonraki bölümler ise İstanbul Arkeoloji Müzesi Kitaplığı nda 478 numarada bulunan metinden (A1) aktarılmıştır (Yavuz-Saraç 2003: 27-28). 2. Yusuf Sinan Paşa Tazarru nâme. Hazırlayan: A. Mertol Tulum. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları: 2027, Bilim Ve Kültür Eserleri Dizisi: 338. Eski klâsik nesrin kurucusu ve en büyük temsilcisi olan Sinan Paşa (Tulum 2001: VII) tarihleri arasında Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezit zamanında yaşamıştır. Sinan Paşa birçok ferdi âlim olan bir soydan gelmektedir. Kendisi de döneminin en ünlü ve en önemli âlimlerinden biridir. Daha yirmi, yirmi bir yaşlarında Fatih e hoca olacak kadar saygınlık ve yetkinlik kazanmıştır. Vezirlik ve vezir-i âzâmlık yapmıştır. Özellikle felsefe ve tasavvuf konularında çalışmıştır (Tulum 2001: 1 17).

24 4 Tazarru nâme, Ma arifnâme ve Tezkiretü l-evliyâ Sinan Paşa nın Türkçe eserleridir (Tulum 2001: 1 17). Tazarru nâme, Tazarru ât adıyla da bilinmektedir. II. Bayezit döneminde ve 1482 den sonra yazılmıştır. Tazarru nâme, tasavvufî bir anlayışla yazılmış dinî bir eserdir. Mertol Tulum, pek çok nüshası bulunan Tazarru nâme nin Raif Yelkenci de bulunan orijinal nüshasına bağlı kalarak incelemesini yapmıştır (Tulum 2001: 1 17). 3. Mahmūd b. Kâdī-i Manyâs Gülistan Tercümesi (Giriş-İnceleme- Metin-Sözlük). Hazırlayan: Doç. Dr. Mustafa Özkan, Ankara: Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 562. Aslı Farsça olarak, ünlü İranlı sanatçı Sâdî tarafından 1258 de yazılan Gülistan ın Anadolu Türkçesine ilk tercümesini II. Murad devrinin âlimlerinden olan Mahmûd b. Kādî-i Manyâs ın yaptığı kabul edilmektedir (Özkan 1993: 2-3). Mahmûd b. Kādî-i Manyâs, yaptığı tercümeyi 1430 yılında padişah II. Murat a sunmuştur. Manzum ve mensur iki Gülistan tercümesi bulunan Kādî-i Manyâs ın mensur tercümesi kısaltılmış bir tercümedir. Hatta tercümesine aldığı hikâyeleri de kelime kelime aynen tercüme etmeyip bazı kısımları atlamıştır. Daha ziyade o hikâye ile anlatılmak istenen muhtevayı aktarmaya çalışmıştır (Özkan 1993: 15). Manzum yazılan bölümleri de nesir olarak tercüme etmiştir (Özkan 1993: 3). Gülistan sekiz bölümden oluşmaktadır: padişahların tabiatı, dervişlerin ahlakı, kanaatin fazileti, susmanın faydaları, aşk ve gençlik, zayıflık ve ihtiyarlık, terbiyenin tesiri, sohbet âdâbı ve görgü kuralları. Eser, bu başlıklarla ilgili hikayelerden oluşmaktadır (Özkan 1993: 1). Mustafa Özkan, çalışmasına esas olarak Gülistan tercümesinin Süleymaniye Kütüphanesi, Cârullah Bölümü, 1648 numarada kayıtlı bulunan nüshası (S) ile

25 5 Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Seminer Kitaplığı 3778 numarada bulunan nüshasını (F) almıştır (Özkan 1993: 16). 4. Şirvanlı Mahmud Târih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (Giriş-İnceleme- Metin-Sözlük). Hazırlayan: Doç. Dr. Muhammet Yelten. Ankara: Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 692. Şirvanlı Mahmūd Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 1. Kısım) (Dil Özellikleri-Metin-Sözlük), Hazırlayan: Dr. Arslan Tekin. Ankara: Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 700. Şirvanlı Mahmud Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (IV. Cilt, 2. Kısım) (Dil Özellikleri-Metin-Sözlük-Dizin). Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Mehdi Ergüzel. Ankara: Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları: 700/2. İncelenen Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi adlı metin, İbn-i Kesîr in Tarih-i İbn-i Kesîr adlı eserinin Şirvanlı Mahmut tarafından yapılan tercümesidir. Muhammet Yelten, Arslan Tekin ve Mehdi Ergüzel tarafından metnin çevriyazısı yapılmış ve metin Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanmıştır. İbn-i Kesîr, yılları arasında Şam da yaşamıştır. Hadis, fıkıh ve tefsir alanlarında döneminin en ünlü bilginlerindendir. El-Bidâye ve n-nihâye fi t- Tarih adlı eseri Türkçeye Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi adıyla çevrilmiştir. Şirvanlı Mahmut bu tercümeyi II. Murat a sunmuştur (Yelten 1998: 6 12). Tercümenin nüshaları şunlardır: 1. Süleymaniye Kütüphanesi, Damat İbrahim Paşa bölümü, 893, 894, 895, 896 numaralarda kayıtlı olan ve dört ciltten oluşan nüsha.

26 6 Bu nüshanın birinci cildi yaradılışla başlar, H. 212 yılına kadar olan olayları anlatır. İkinci cilt H yılları arasını, üçüncü cilt H yılları arasını, dördüncü cilt H. 658 yılından eserin bitiş yılına kadar olan olayları anlatır. Muhammet Yelten, bu nüshanın birinci cildini incelemiştir (Yelten 1998: 14-16). 2. Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih bölümü, 4265 numarada kayıtlı, iki ciltten oluşan nüsha. Bu nüshanın birinci cildi yaradılıştan H. 212 yılına kadar olan olayları anlatırken, ikinci cildinin başındaki ve sonundaki hadisenin hangi yılda olduğu belirtilmemiştir (Yelten 1998: 16). 3. Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya bölümü, 2996 ve 2997 numaralarında kayıtlı, üç ciltten oluşan nüsha numaralı cilt, H. 212 den H. 440 yılına kadar gerçekleşen olayları anlatır (Yelten 1998: 16-17). Arslan Tekin, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi nin 4. cildinin 1b-219a yaprakları arasını incelemiştir. Tekin, 4. cildin tek nüshasının Topkapı Sarayı Müzesi, Revan Bölümü, 1376 numarada bulunduğunu belirtmektedir (Tekin 1998: 33). Arslan Tekin in incelediği bölüm, H /M arasını (Emevî halifesi Abdülmelik bin Mervan zamanından Hişam bin Abdülmelik zamanına kadar olan olayları) içermektedir. 4. cilt, Abbasî halifesi El-Me mûn devriyle (H. 204/M. 819) sona ermektedir (Tekin 1998: 37). Mehdi Ergüzel ise Arslan Tekin in incelediği nüshanın 219. yapraktan sonuna kadar olan bölümü ele almıştır. Mehdi Ergüzel, 4 ciltte toplanan eserin aslında, kendi içinde, 12 ciltten oluştuğunu belirtmektedir (Ergüzel 1999: IX) Konunun Kuramsal ve Yöntemsel Açıdan Yapılandırılması Bu çalışma, kuramsal ve yöntemsel olarak geleneksel söz dizimi çalışmalarına bağlı kalınarak yapılandırılmıştır. Chomsky nin üretimsel-dönüşümlü dil bilgisi yöntemi de kısmî olarak uygulanmaya çalışılmıştır. Eski Anadolu Türkçesinin düz yazı metinlerinden hareketle devrik cümlenin yapısı, kuralları, ögelerinin diziliş kalıpları belirlenmek istenmiştir. Böylece Eski Anadolu Türkçesinin Eski

27 7 Türkçenin özelliklerini yaşatması itibariyle devrik cümlenin Türk dili içindeki yeri açıklığa kavuşmuş olacaktır. Bu çalışmanın başında, incelenecek konu hakkında daha önce yapılmış çalışmaları ve eleştirel yaklaşımları tespit etmek amacıyla araştırmalar yapılmıştır. Toplanan bilgiler çerçevesinde tezin ana yapısı oluşturulmuştur. Bütünceyi oluşturan metinlerde geçen devrik cümleler belirlenmiştir. Örnekler fişlenmiş, ortaya çıkan malzeme çerçevesinde fişler tasnif edilip inceleme aşamasına geçilmiştir. Çalışma, devrik cümle yapısını incelemeyi amaçladığı için devrik dizilmiş öbekler başka bir çalışmaya konu olmak üzere dışarıda bırakılmıştır. Örnekler, ilgili başlıkların altında yüklemden sonra gelen ögeye göre alfabetik olarak dizilmiştir. Yüklemden sonra aynı sözcük veya sözcüklerin bulunduğu durumlarda sıralama, örneklerin alındığı metnin adının alfabetik önceliğine göre yapılmıştır. Bazı devrik cümleler metinde arka arkaya geldiği için bunlar, eğer aynı cümle tipinde ise, ilgili olduğu başlık altında gösterilirken yine birlikte yazılmıştır. Alfabetik sıralamada, bu şekilde aynı başlığın örneği olan iki veya daha fazla devrik cümleden yalnızca birincisi dikkate alınmıştır. Çok az sayıdaki örnekte ise yüklemden sonra bir cümle dışı unsurun (genellikle bir hitap öbeği) geldiği görülmüştür. Bu yapıdaki cümlelerin sıralamasında cümle dışı unsur göz ardı edilmiştir. Metinde geçen devrik cümle örneğinin künyesi, ait olduğu metin adının kısaltması, yazmada geçtiği (varsa) bab ve varak numarası ile tez çalışmasına esas olan yayımda söz konusu devrik cümlenin bulunduğu sayfa numarası şeklinde verilmiştir. Âşık Paşazade Tarihi nden bir örnek: (AT-b. 141-v. 148/228a-s. 522)

28 8 Sadece Âşık Paşazade Tarihi nden alınan örneklerde varak numarasının yanında bir başka numara daha bulunmaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi 1504 numarada kayıtlı bulunan yazma (A nüshası) varak numarasına, Süleymaniye Yazma Bağışlar 4954 numarada kayıtlı yazma (S nüshası) ve İstanbul Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi 478 numarada kayıtlı olan yazma (A1 nüshası) sayfa numarasına göre numaralandırıldığı için eseri yayına hazırlayan Kemal Yavuz ve Yekta Saraç, yayımda her iki numarayı da göstermişlerdir. Bu nedenle tezde, örneklerin künyesinde varak ve sayfa numaralarına yer verilmiştir. Gülistan Tercümesi (GT) ve Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (İKT) nde devrik cümlenin varakta hangi satırda geçtiği de belirtilmiştir. Örneklerde birbirlerinden farklı transkripsiyon işaretleri kullanılmıştır. Bu durum, yararlandığımız yayımlarda metinlerin transkripsiyon alfabesini içerip içermemelerinden kaynaklanmaktadır. (n, ñ, â, ā, û, ū, vb.) Birkaç birleşik cümle içinde yer alan bir devrik cümle, içinde bulunduğu en alt basamaktaki birleşik cümleye göre değerlendirilmiştir. Birleşik cümlelerin iç içe geçtiği bu tür cümlelerin yapısı çok karmaşıktır. Basit devrik cümlede cümlenin tamamı italik gösterilmiştir. İçinde birden fazla devrik cümle bulunan birleşik cümleler hangi başlık altında inceleniyorsa o başlıkla ilgili olan devrik kısmı italik yazılmıştır. Birleşik cümlenin devrik olan öbür kısmı, ilgili olduğu başlık altında italik gösterilmiştir. Her durumda devrik cümle taksim işaretiyle belirginleştirilmiştir: / devrik cümle /. İncelenen metinlerde geçen devrik cümlelerin tamamının yazılmasına özen gösterilmiş, ancak neredeyse sözcüğü sözcüğüne aynı olan veya aynı yapıya sahip olan cümleler geçtiği başlığın sonunda sadece künyesi belirtilmek suretiyle gösterilmiştir.

29 9 Devrik cümlelerin Eski Anadolu Türkçesinden Türkiye Türkçesine çevirisi, sadece ilk geçtikleri konu başlığının altına yapılmıştır. Çeviri yaparken cümlenin dizimsel yapısı kesinlikle değiştirilmemiş, sadece Arapça ve Farsça sözcükler Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Böylece cümlenin anlamsal yapısının daha iyi anlaşılması sağlanmıştır. Dönemin dil özelliklerini yansıtan Türkçe sözcükler ve ekler ise Türkiye Türkçesindeki kullanıma göre bugünkü dile aktarılmışlardır. Örneklerden hareketle devrik cümlenin genel yapısı kalıplarla tespit edilmiştir. Tez hazırlanırken, bugüne kadar yapılmış söz dizimi çalışmaları kaynak olarak kullanılmıştır. Devrik cümlenin yapısal ve anlamsal yönü metinlerde karşılaşılan örnekler yoluyla belirginleştirilmeye çalışılmıştır. 2. DEVRİK CÜMLE KONUSUNDAKİ BAŞLICA YAKLAŞIMLAR Terim Dil bilgisi kitaplarında pek çok konuda görülen terim karmaşası devrik cümle konusunda görülmemektedir. Devrik cümle konusuna ilişkin yazılan makalelerde ve Türkiye Türkçesi dil bilgisini anlatan kaynaklarda genel bir uyum söz konusudur. Ancak yapılan çalışmaların niteliğine göre farklı adlandırmalar tercih edilmiştir. Dil bilgisini geleneksel yolla ele alan bilim adamları devrik cümle veya devrik tümce derken, dilbilimsel yaklaşımı temel alan görüşlerde oynak dizim, devrik yapı, devrik dizim gibi adlandırmalara gidilmiştir. Bazı yayımlarda da yöntem farkı gözetilmeksizin devrik cümle veya devrik tümce terimleri kullanılmıştır. Her iki durumda da aynı tür cümle yapısı anlatılmıştır Tanım ve Tartışmalar Dil bilgisi çalışmalarında devrik cümle konusunda terimde sağlanan birlik, tanım aşamasında görülmemektedir. Yine benimsenen yönteme bağlı olarak farklı devrik cümle tanımları bulunmaktadır. Türkiye Türkçesi ile ilgili yayımlanan terim sözlükleri ve geleneksel dil bilgisi kitaplarında devrik cümleye ya hiç değinilmemiş ya da kısaca üzerinden geçilmiştir.

30 Geleneksel Yöntem Tanım Neşe Atabay, Sevgi Özel, Ayfer Çam Türkiye Türkçesinin Sözdizimi nde Öğelerinin Dizilişine Göre Tümceler başlığı altında devrik cümle için Öğelerinin dizilişi açısından önemli bir tümce türü de devrik tümcedir. Anlatımdaki yargıyı etkin bir biçimde açıklamak amacıyla, yüklemin tümcenin öteki öğelerinden önce kullanıldığı tümcelere devrik tümce denir. (2003: 114) değerlendirmesini yaparlar. Burada devrik cümle önemli bir cümle tipi olarak kabul edilmiştir. Banguoğlu, Türkçenin Grameri adlı eserinde devrik cümleyi cümle ögelerinin sıralarının değişmesi olarak göstermiştir. Banguoğlu nun Yüklemin yerinden alınıp kimseye yaklaştırılması, hatta cümle başına getirilmesi diye tarif ettiği devrik cümle aykırı bir dizim olarak nitelendirilmiştir: Buna ters sıra (ordre inverse) deriz. Yeni zamanlarda yazı dilimizde tartışma konusu olan devrik cümle (phrase inverse) de budur. Ancak Banguoğlu devrik cümleyi tamamen reddetmemiş ve onu gramerce işleyiş in bir parçası olarak görmüştür (1998: ). Ediskun, Türk Dilbilgisi nin Cümlebilgisi bölümünde cümlede ögelerin dizilişini de incelemiş ve devrik cümleyi pek çok geleneksel çalışmaya göre daha ayrıntılı bir biçimde ele almıştır. Konuşmada ya da nesirde, özne ya da özne öbeği ile yüklem ya da yüklem öbeğinin anlam gereğine göre- yer değiştirdikleri görülür. Böyle cümlelere devrik cümle adı verilir. (2003: 366) dedikten sonra yazar, devrik cümleyi türlü yönleriyle incelemiştir. Ergin, Türk Dil Bilgisi adlı eserinde devrik cümleye hiç yer vermemiştir. Cümlenin unsurlarını anlattığı bölümde fiil için şöyle demektedir: Cümlenin en esaslı unsuru, ana unsuru, temel unsuru, cümlenin direğidir. Cümlenin bütün yapısı onun üzerine kurulur. Diğer bütün unsurlar fiilin etrafında toplanan, onu destekleyen, onu tamamlayan unsurlardır. Türkçede asıl unsurun tâli unsurdan sonra gelmesi prensibine uygun olarak, cümlenin esas unsuru olan fiil daima sonda bulunur. Kendisinden önce gelen diğer unsurların kesin bir sırası yoktur. Belirtilmek istenme derecelerine göre fiile yaklaştırılarak

31 11 kullanılırlar. Umumiyetle fiile en yakın unsur, fiilden önceki unsur en üzerinde durulan unsurdur. Cümlenin normal vurgusu da fiilin önünde, bu unsur üzerinde bulunur (1993: 377). Bu anlayışa göre, yüklem daima sonda bulunur ve Türkçenin normal cümle yapısı bu şekildedir. Ergin e göre, yüklem sadece sonda bulunursa cümle kurulmuş olur. Gencan, Dilbilgisi adlı kitabında dizilişlerine göre cümleleri kurallı cümle ve devrik cümle olmak üzere ikiye ayırdıktan sonra bunları açıklar ve devrik cümle için şöyle der: Yüklemi sonda bulunmayan tümcelere devrik denir (2001:139). Hatiboğlu, Türkçenin Sözdizimi nde, devrik cümleyi yapı bakımından cümle türlerini sınıflandırdığı genel başlık altında göstermiştir: Yargıdaki önemi belirtmek ve dikkati yargıya çekmek için, yüklemi, özne veya nesne ya da tümleçlerden önce kullanılan tümceye devrik tümce (Fr. Anacoluthe; İng. Anacoluthon; Alm. Anakoluth) denir. V. Hatiboğlu, devrik cümleyi Türkçenin öz malı sayar (1982: 158). Hengirmen, Dilbilgisi ve Dilbilim Terimleri Sözlüğü nde devrik cümle için Yüklemi sonda olmayan cümle derken, devrik cümlenin normal cümle yapısını bozan, aykırı bir cümle tipi olmadığını belirtmiştir (1999: 115). Karahan, Türkçede Söz Dizimi nde Devrik cümle, yüklemi sonda bulunmayan cümledir. tanımını yaptıktan sonra Bir dil, diğer dillerden gramer şekilleri ve cümle yapısı ile ayrılır. Türk cümle yapısının yardımcı unsurdan ana unsura doğru diziliş özelliği korunmalı, devrik cümle yaygınlaştırılmamalıdır. şeklindeki görüşüyle devrik cümleye olumsuz yaklaştığını göstermiştir (1995b: 70). Ancak Karahan aynı eserinin genişletilmiş yedinci baskısında bu düşüncesinden vazgeçmiştir (2004: 100). Koç, Yeni Dilbilgisi adlı çalışmasında, cümleyi dilbilimsel bakış açısıyla incelemesine rağmen devrik cümleye geleneksel dil bilgisi çerçevesinden bakmıştır. O da devrik cümleyi benzer şekilde tanımlamış ve Türkçede, söyleyişi güzelleştirmek ya da anlamı güçlendirmek için, zaman zaman bu kurallı tümcenin

32 12 yapısı bozulur. Eylem tümcenin başında ya da ortalarında yer alır. Bu tür cümlelere devrik tümce (Alm. Anakoluth; Fr. anacolthe; İng. anacoluthon) adı verilir. demiştir (1996: 556). Korkmaz, Gramer Terimleri Sözlüğü nde Türkçenin normal sözdizimine aykırı olarak yüklemi öteki cümle ögelerinden daha önce gelen cümle: Ne mutlu Türküm diyene. Gelmiyor işte bütün ısrarlarıma rağmen. Gönderecek yarın istediğimiz kitapları. Alıver şu işi üzerine. (1992: 42) diyerek Ahmet Topaloğlu ile aynı görüşü paylaşmıştır. Her ikisi de devrik cümleyi normal cümle yapısının bozulduğu, aykırı bir cümle tipi olarak göstermişlerdir. Kükey in hazırladığı Türkçe nin Sözdizimi nde (1975: 320) ve Şimşek in Örneklerle Türkçe Sözdizimi adlı çalışmasında (1987: 194) da devrik cümle benzer şekilde tanımlanmıştır. Topaloğlu, Dilbilgisi Terimleri Sözlüğü nde devrik cümleyi Türkçe nin tabii söz dizimine aykırı olarak yüklemi cümlenin öteki ögelerinden önce gelen cümle. diye tanımlamıştır (1989:54). Zülfikar, yüksek öğretim öğrencileri için hazırlanan Türk Dili ve Kompozisyon adlı kitapta cümleyi sınıflandırırken Dizilişlerine Göre Cümle Çeşitleri başlığı altında cümleleri kurallı cümle ve devrik cümle iki ana başlığı altında toplamış: Devrik cümle de, kurallı cümledeki sırayı göremeyiz. Devrik cümle yüklem öne alınarak nesnenin, öznenin, tümleçlerin yer değiştirmesidir. Böyle cümleler yapmakta yazarların amaçları vardır. ifadesini kullanmıştır (2005: 243). Bu kitaplarda devrik cümle genellikle, ya yüklemin yerine göre ya da dizilişlerine göre cümle çeşitleri başlığı altında kurallı cümleyle birlikte, ancak ona karşı, ona zıt bir cümle tipi olarak verilmiştir. Devrik cümle açıklanırken kurallı cümle ile karşılaştırılmış ve daha çok hangi anlatımlarda kullanıldığı belirtilmiştir.

33 13 Burdurlu Devrik Cümle adlı makalesinde Devrik cümle, yüklemi cümle sonunda bulunmayan cümledir. tanımını yaptıktan sonra konuyu çeşitli yönleriyle incelemiştir (1954a: 12). Cevdet Kudret (Solok) e göre sadece yüklemi sonda bulunmayan cümleler değil, cümle ögelerinden herhangi birinin yeri değiştirilerek kurulan cümleler de devriktir (1960a: 6) Devrik Cümlelerin Yapısı Kimi araştırmacılara göre devrik cümle kuralsızlığın göstergesidir. Ergin in asıl unsur sonda, yardımcı unsur başta yer alır diye açıkladığı (Ergin 1993), Bilgegil in "Türkçe bir söz dizisinde, esas unsurun ikinci derecedeki unsurlardan sonra gelmesi bir kanundur. (Bilgegil 1963: 51) şeklinde sınırladığı Türkçe söz dizimi, başka araştırmacılar (Karahan 1995b: 70; Karahan 2004: 100; Delice 2003: 141; Koç 1996: 556; Dizdaroğlu 1976: 11) tarafından da aynı şekilde nitelendirilmiştir. Bu durum, bir kural olarak kabul edilmiştir. Kurala uyan cümleler olağan ve olması gereken şeklinde algılanmış ve kurallı (düz) cümle diye adlandırılmıştır. Bu kurala uymayan cümleler ise kuralsız olduklarının bir göstergesi olarak devrik diye tanımlanmıştır. Kurallı bir cümle, özne-nesne-yüklem (ÖNY) dizilişinde olan cümledir (Demir, Yılmaz 2003: 215). Cümle içinde önem verilen ve vurgulanan öge yükleme yaklaştırılır. Yüklem her zaman sonda bulunur. Yüklemin bu kesin ve değişmez yerine karşın öteki ögelerin yeri anlama göre değişebilir (Bilgegil 1963: 51; Şimşek 1981: 24; Gencan 1979: 112, 113; Dizdaroğlu 1976: 255; Demir, Yılmaz 2003: 215; Hengirmen 1999: 114, 115). Şimşek, bu esnek cümle yapısına neden olarak, ad durum eklerinin zengin olmasını göstermiştir ve sözcüklerin cümle içinde yer değiştirmelerinin işlev değiştirmeleri anlamına gelmediğini belirtmiştir (1981: 24). Devrik cümle, Türkçe söz diziminin tamlananın tamlayandan, belirtilenin belirtenden, asıl unsurun yardımcı unsurdan sonra gelmesi gerektiği kuralını bozarak cümlenin en önemli ögesi olan yüklemi bazen cümle başına

34 14 bazen cümle ortasına getirmiş görünmektedir. Geleneksel dil bilgisi anlayışında bu durum, kurallı cümlenin yapısını bozmak şeklinde kabul edilmiştir. Kimi araştırmacılar 1 ise devrik cümleyi kurallı cümleyi tamamlayan, anlatımı monotonluktan kurtaran önemli bir dil birliği olarak görmüşlerdir (Kükey 1975: 320). Bunlara göre devrik cümle, kurallı cümlenin karşıtıdır. Ancak, kuralsız cümle değildir (Dizdaroğlu 1976: 248). Çünkü devrik cümlede yüklemin sonda bulunmaması demek, cümlenin ögelerinin rastgele değiştirilebileceği anlamına gelmez (Demir, Yılmaz 2003: 215). Mesela Hava güzel cümlesi, iki kelime arasındaki ilişki tamamıyla değişeceği için, aynı anlamı taşımak üzere *güzel hava şeklinde söylenemez. Ayrıca konuşma diliyle ilgili çalışmalar, yüklemden önceki yerin belirtisiz nesneye ayrılmış olduğunu göstermiştir: Buna göre Ahmet çay içti cümlesi İçti Ahmet çay şeklinde söylenemez (Demir, Yılmaz 2003: 215). Belirtisiz nesnenin her zaman yüklemin önünde bulunup ondan ayrılmadığına Gencan da değinmiştir (1979: 113). Devrik cümle de kurallı cümle gibi yargı bildirir (Dizdaroğlu 1976: 248). Yan yana dizilmiş sözcükler yargı bildirmeleri halinde cümleyi oluşturur. Cümle, tek tek sözcüklerin anlamının toplamı değildir. Bu nedenle kurallı cümlede de devrik cümlede de sözcüklerin değişik yerlerde bulunması belli anlam farkları yaratmak içindir. Acarlar a göre cümlede anlama nasıl bir yön verilmek isteniyorsa, öğeler ona göre önem kazanır, dizideki yerleri de ancak böyle bir gerekçeyle değiştirilebilir (Acarlar 1969: 755). Dizdaroğlu, devrik cümlenin ne denli kurallı ve güçlü bir yapısı olan özel bir anlatım biçimi olduğunu anlatmak için birkaç atasözü üzerinde kurallı (düz)-devrik cümle karşılaştırması yapmıştır. Kurallı cümle yapısındaki atasözlerinin devrik cümleye, devrik yapıdaki (Sakla samanı, gelir zamanı; açtırma kutuyu, söyletme kötüyü; vb.) atasözlerinin de kurallı cümleye çevrilemeyeceğini söylemiştir. Böyle bir dönüştürme, bu cümlelerin anlam güçlerini yitirmelerine neden olacaktır: Demek ki, devrik tümce, salt yüklemi sonda bulunmayan tümce demek değildir. Tümceye anlatım gücü 1 Acarlar, Dizdaroğlu, Ediskun, Gencan, Gökşen, Cevdet Kudret, araştırmacılardan bazılarıdır. Kükey, Şimşek bu

35 15 katmamış, bir düşünce ya da duyguyu daha etkili biçimde vermemişse, yüklemin sonda bulunmaması hiçbir önem taşımaz. Devrik tümcede bu noktanın göz önünde tutulması gerekir: Anlatımı güçlendirmek, söyleyişe özellik kazandırmak, başta gelen ilkelerdir devrik tümcede (Dizdaroğlu 1976: 252). Benzer bir uygulamayı Cevdet Kudret de yapmış ve Dizdaroğlu ile aynı sonuca ulaşmıştır. Kudret, devrik cümlenin de düz cümle gibi konuşmada kullanıldığını, devrik cümlenin gelişigüzel cümle demek olmadığını, onun da kendine göre kuralları olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle cümleleri kurallı cümle, devrik cümle şeklinde değil, düz ve devrik cümle diye adlandırmanın daha doğru olduğunu söylemiştir. Türkçede bazı duygu ve düşüncelerin yalnız devrik cümle ile anlatılabildiğini - Ayıkla pirincin taşını. Öp babanın elini. Al takke ver külâh. Çek arabanı. Vur abalıya. Var mı bize yan bakan? gibi örneklerle göstermiş, düz cümleye çevrildiğinde bu sözlerin anlamlarının değiştiğini bildirmiştir. -Bak terbiyesize! Al sana bir yumruk! Otur oturduğun yerde. Söyletme beni -Güleyim bari! (Kapı çalınır) Kim o! gibi bazı kalıplaşmış anlatımlarda da devrik cümle kullanılır: Bu örneklerde fiilleri sona, yahut da zarf ve zamirleri başa alalım; o zaman, anlatılmak istenen düşünce veya ruh hallerinin ya hiç anlatılmayacağını, ya da zayıflıyacağını göreceğiz: söyletme beni! sözünde şiddet ve tehdit gizlidir, beni söyletme! sözünde ise yalvarma ve rica vardır; (1960a: 6). Cümlenin en önemli ögesi yüklemdir. Bütün bir cümle hep yüklem etrafında şekillenir. Bazen cümle sadece yüklemden oluşabileceği gibi bazen de konuşanın belirlediği sayıda ögeden oluşur. Cümle içinde yer alan ögeler yüklemi açıklamakla görevlidir: yapan kimdir (özne), olay nerede olmuştur (dolaylı tümleç-yer tamlayıcısı), vb. Kurallı cümlenin olağan dizilişi için Bilgegil şu sıralamayı verir: özne, zaman bildiren zarf tümleci, hâl bildiren zarf tümleci, derece bildiren zarf tümleci, dolaylı tümleçler, nesne, yüklem (1963: 51). Cümle içinde vurgulanmak istenen, önem verilen öge hemen yüklemin önünde yer alır. Devrik cümlede ise ögelerin dizilişi daha farklı bir görünümdedir. Yükleme kurallı cümlenin yükleminden daha fazla önem verilir. Ögelerin dizilişi yüklemden önce değil, yüklemden sonra gelmeleriyle değerlendirilir. Geleneksel dil bilgisi anlayışında, sadece, bu cümle türünü önemli kabul eden bazı

36 16 araştırmacılar (Dizdaroğlu 1976: 253, 254; Ediskun 2003: ; Şimşek 1987: ; Hatiboğlu 1982: ; Karahan 2004: 101, 102) ögelerinin dizilişi açısından devrik cümleyi incelemişlerdir. Şimşek, devrik cümlenin yapısını açıklarken aslında devrik cümlenin tanımında da bir düzeltme yapmıştır: Devrik tümcede yüklemin en başta bulunması gerekmez. Herhangi bir tümcede yüklemden sonra tek bir öğe de gelse, o tümce devrik tümce kapsamına girer. Bu nedenle devrik tümce yi, yüklemi öteki öğelerinden önce gelen tümce diye tanımlamak yanlıştır. Çünkü devrik tümcede de, çoğu kez birkaç öğe yüklemden önce gelir; yüklemin sonuna tek kurucu öğe taşar. Gerçekten türlü yapıtlar bu açıdan incelenirse, ancak pek az örnekte yüklemin tümce başında yer aldığı görülür. Bundan ötürü, devrik tümcede yüklemin öteki öğelerin hepsinden önce geldiğini söylemek dilsel gerçekle bağdaşmaz (Şimşek 1987: 194). Hatiboğlu ise devrik cümlenin yapısını şöyle açıklamıştır: Yüklemden önce bazı sözcükler getirilebilirse de özne veya nesnenin ya da tümleçlerden birinin yüklemden sonra kullanılmasıyle devrik tümce meydana gelir. Kısaca, esas öğe olan öznenin, nesnenin ya da tümleçlerden birinin veya birkaçının yüklemden sonra kullanılmasıyle devrik tümce kurulur (1982: 158). Burdurlu, devrik cümlenin yapısal özelliklerine farklı bir yönden bakmıştır: Yüklem, cümle içinde herhangi bir yerdedir. Cümlenin diğer öğeleri (Özne, nesne, tümleç) ve bunların tamlayıcıları olan (Sıfatlar, isim tamlamaları, kelime grupları) anlamın belirmesine yarıyacak şekilde cümlede yer almışlardır. Herhangi bir öğenin eksik olması, cümleyi bozuk cümle durumuna sokar. Devrik cümle, bozuk cümle demek değildir. Bu noktada, devrik cümle ile öğeleri (Özne, nesne, tümleç) yerlerinde bulunmayan cümleyi birbirinden ayırmak gerektir. Devrik cümlenin kuruluşu özel bir cümle kuruluşudur, öğeleri yerlerinde bulunmıyan cümle ise tamamen ayrı bir özelliktedir. Bir cümle devrik olur fakat öğeleri yerli yerinde bulunur (Burdurlu 1954: 12). Devrik cümlede eylemin önemsenmesi (Şimşek 1987: 40) (Acarlar 1969: 756) nedeniyle yüklemin, cümle sonundan cümle başına veya ortasına getirildiği görülmektedir. Dikkat, yargı ya da soru biçimindeki yargının üzerine çekilmek istendiğinde veya yargı emir kipinde olduğunda ve ünlem cümlelerinde yüklem cümle sonundan cümle başına kayar (Ediskun 2003: ). Ancak bazı ögelerin yerleri değişmez. Soru sıfatlarıyla birlikte bulunan nesneler ya da tümleçler ile kendisinden sonra mi edatı gelen nesneler, tümleçler mutlaka

37 17 yüklemden önce bulunurlar (Ediskun 2003: 369). Özne ve nesnenin ise yüklemden sonra kullanılması bu ögelerin dikkati çekmesini sağlar (Hatiboğlu 1982: 159). Öte yandan cümle içinde kullanılan isim tamlaması gibi sözcük öbeklerinde ögelerin yerlerinin değişmesi cümlenin devrik veya kurallı oluşunu etkilemez ve değiştirmez (Burdurlu 1954a: 18). Hatiboğlu, ad cümlelerinde sıfat tamlamasıyla devrik cümlenin birbirine benzeyebildiğini bildirmiştir: yanlış iş sıfat tamlamasıdır, Yanlış, iş devrik tümcedir. geniş ev sıfat tamlamasıdır, Geniş, ev devrik tümcedir (1982: 160). Yazar, bu karışıklığı önlemek çok defa araya bir adıl veya belirteç getirilerek ifadenin belirginleştirildiğini söyler: Yanlış, iş yerine Yanlış, o iş, Açık, pencere yerine Açık, o pencere, Geniş, ev veya Geniş, o ev, Kapalı kapı yerine Kapalı bu kapı gibi devrik tümceler kullanılır (1982: ). Bazen de yardımcı fiil ile birlikte kullanılan düz tümleçlerin de yüklemden sonra geldiğini Niçin oldunuz öğretmen?, Neden ettin telâş!, Nihayet ettik istifa, kurtulduk (1982: 160) örnekleriyle göstermiştir. Devrik cümleler sıralı cümle, birleşik cümle ya da girişik veya kesik cümle biçimlerinde de kullanılır (1982: 161). Atabay, Özel, Çam da Her tümce türü devrik tümce biçiminde kullanılabilir (2003: 114) diyerek devrik cümlenin yapı bakımından değişik şekillerde kurulabileceğini belirtirler Devrik Cümlelerin Sınıflandırılması Dizdaroğlu, devrik cümleleri Devrik Tümcede Öğelerin Sırası ve Devrik Tümce Türleri olmak üzere iki farklı başlık altında incelemiştir. Devrik Tümcede Öğelerin Sırası başlığı altında devrik cümlede (1) öznenin, (2) nesnenin, (3) dolaylı tümlecin, (4) belirteç tümlecinin, (5) ilgeç tümlecinin, (6) birkaç ögenin sonda bulunabileceğini belirtir. Devrik Tümce Türleri başlığı altında ise (1) ad cümlelerine dayalı devrik cümle, (2) eylem cümlelerine dayalı devrik cümle, (3) yalın devrik cümle, (4) bileşik devrik cümle ayrımını yapar (1976: ).

38 18 Ediskun, devrik cümlelerde ögelerin sıralanışının çeşitlendiğini ifade ettikten sonra (1) öznesi yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (2) öznenin sıfatı yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (3) belirtili nesnesi yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (4) belirtisiz nesnesi yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (5) -e li tümleci yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (6) -de li tümleci yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (7) -den li tümleci yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (8) zarf tümleci yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (9) edat tümleci yüklemden sonra gelen devrik cümleler, (10) yan cümleciği özne görevinde bulunan bileşik devrik cümleler, (11) yan cümleciği nesne görevinde bulunan bileşik devrik cümleler, (12) yan cümleciği dolaylı tümleç görevinde bulunan bileşik devrik cümleler, (13) yan cümleciği zarf tümleci görevinde bulunan bileşik devrik cümleler, (14) yan cümleciği sebep tümleci görevinde bulunan bileşik devrik cümleler, (15) yan cümleciği şart tümleci görevinde bulunan bileşik devrik cümleler şeklinde devrik cümleleri sınıflandırır (2003: ). (1) Öznesi sonda devrik cümle, (2) nesnesi sonda devrik cümle, (3) dolaylı tümleci sonda devrik cümle, (4) belirteç tümleci sonda devrik cümle, (5) yüklemden sonra iki ya da daha çok öge bulunan devrik cümle, (6) yüklemden sonra bir ögenin belirteni ya da niteleyeni bulunan devrik cümle, (7) yüklemi en başta devrik cümle biçiminde devrik cümle türlerini ele alan Şimşek, devrik cümleleri yüklemin soyu ile anlam ve yapıya göre değil, yüklemi izleyen kurucu ögeler bakımından çeşitlendirdiğini söylemiştir (1987: ). Cevdet Kudret, cümlenin herhangi bir ögesinin yerinde bulunmamasını da devriklik olarak kabul etmiştir. Bu bakımdan Kudret in devrik cümle sınıflaması daha farklıdır: Ünlemler, özne, nesne, tümleçler ve yüklemin bulunması gereken yerde bulunmamasına göre beş başlık altında devrik cümle çeşitlerini incelemiştir (Kudret 1960b: 6-7). Karahan, verdiği örneklerde devrik cümlenin farklı yapılanışlarından söz etmiştir. Karahan, devrik cümlelerde cümlenin diğer ögelerinden biri, birkaçı veya hepsinin

39 19 yüklemden sonra gelebildiğini söyledikten sonra nesnenin, nesnenin bir parçasının, hitap unsurunun, yer tamlayıcısının, zarfın, birden fazla ögenin yüklemden sonra geldiği devrik cümle örnekleri vermiştir (2004: ) Devrik Cümlelerin Anlam ve Anlatım Özellikleri Devrik cümle, aslında, daha çok konuşma dilinde görülür. Konuşma sırasında düşünceler kimi zaman zihinde doğdukları sırayla söze dönüşür. Tasarlanmadan, dil kurallarını düşünmeden, gelişigüzel yapılan bu konuşmalarda sözcükler genellikle devrik dizilebilirler. Çünkü, Gelişigüzel konuşmalarda an, düzenle uğraşmayı gerekli saymaz, uğraşmaz. Onun için bu tür konuşmalarda sözcüklerin sıralanışı, düşüncelerin, anlamların doğuş sırasına göre olur (Gencan 1979: 114). Acarlar bu görüşe katılmaz ve söyleyen, yazan, konusunu, ana düşünce ve duygularının gerektirdiği bir düzende kafasında tasarlamış, kelimeleri doğuş sıralarına göre dizileyerek cümlesini o yolda biçimlendirmiştir. demektedir (Acarlar 1969: 755). Bu cümle yapısı içten geldiği gibi söylemek sonucu ortaya çıkar. Bu nedenle çok doğal bir anlatım yoludur (Acarlar 1969: 755). Devrik cümlenin dilin anlatım gücünü zenginleştirdiğini ve çeşitlendirdiğini ifade eden Cevdet Kudret, bir düşünce veya duyguyu daha belirli anlatmak gerektiği zaman bu cümle yapısının kullanıldığını ve bu nedenle de bir yazıyı baştan sona kadar devrik cümle ile yazmanın yazının doğallığını bozduğunu belirtmiştir (1960c: 19). Daha çok duygusal anlatımlarda 2 görülen devrik cümle, bir anlamı öne çıkarma, belirtme, vurgulama (Karahan 2004: 100), konuşma dilinde önemli bilgiyi en önce verme (Demir-Yılmaz 2003: 215) gibi amaçlarla kullanılan bir üslûp özelliğidir. Korku, öfke, coşku gibi duygusal durumlar konuşmada, sözcüklerin akla geliş sırasında da görülür. Heyecan, konuşanın dil kurallarını düşünmesine fırsat vermez ve böyle durumlarda da devrik cümle ortaya çıkar. Bundan dolayı da vurgunun, tonlamanın önem kazandığı kimi 2 Banguoğlu, duygusal anlatımlarda kullanılan devrik dizime duyguca sıra adını vermiştir: Verdiğimiz örneklerden de anlaşılacağı üzere ters sıra bir türlü değişik sıradır ki daha çok duygulu anlatışta ve kısa cümlelerde kullanılır, yukarıda duyguca sıra diye adlandırdığımız anlatışı karşılar. Konuşanın önyargısını taşıyan ve önemi önceden belirtilmiş olan yüklem de bu türlü yer değiştirmiş olarak görülebilir (1998: 534).

40 20 anlatımlarda da devrik dizim tercih edilir (Gencan 1979: 114). Devrik cümlelerde duygu ve heyecan daha öncelikli olduğu için bu tür cümleler kurallı (düz) cümleye çevrildiğinde anlam bozulur. Aynı sözcükler kullanıldığı halde devrik cümledeki anlam bu yeni ve kurallı cümlede bulunmaz. Devrik cümle anlatımdaki tekdüzeliği önler, yazıya konuşma havası katar, anlamı sınırlandırıp belirginleştirir, dikkati yargı üzerine çekip anlamı daha etkili kılar, değişik ruhsal durumları daha güçlü yansıtır, söze duygusallık katıp okuyanı duyguca etkiler (Dizdaroğlu 1976: ). Devrik cümlede ögelerin dizimsel konumlarının hangi anlamlara gelebileceği konusunda birkaç çalışma yapılmıştır. Cevdet Kudret yüklemin konumu üzerinde anlamsal çıkarımlarda bulunmuştur. Buna göre; -Çal kılıcını!, -Aç kapıyı!, - Bak terbiyesize! gibi anlatımlarda Bir emri veya isteği şiddetlendirmek, ya da alay, öfke, tehdit v.s. gibi halleri anlatmak için emir kipleri cümlenin başına alınır. -Görür müsün Dirse Han, neler oldu?, -Başladı üzerimize dolu gibi kurşun yağmağa. gibi anlatımlarda Şaşma, heyecan, merak, teşvik, güven, v.s. gibi ruh hallerini anlatmak için fiillerin öbür kipleri de cümle başına alınır. -Gel Karagöz gel!, -Gel keyfim gel!, -Koş babam koş!, -Anlatınız enişte anlatınız! tarzındaki anlatımlarda Bir halin sürekliliğini anlatmak için, aynı fiil cümlenin hem sonunda hem de başında kullanılır. -Dursun durduğu yerde!, - Koş koşabildiğin kadar., -Otur oturduğun yerde. şeklindeki anlatımlarda sürekliliği anlatmak için fiilin sadece cümlenin başında kullanıldığı görülür. - Kerem aldı sazı eline., -Ben bilirim öcümü almanın yolunu. gibi anlatımlarda Bir halin önemini, şiddetini bildirmek için, fiiller ortaya da alınabilir. Kimi aydur: Geyik tozudur. Kimi aydur: Yağı tozudur, Dediler: Akçamız ile almışız, bize helâldir. gibi anlatımlarda Kişilerin konuşmalarını anlatan cümlelerde, genel olarak konuşmaların sonuna getirilen dedi, demiş, dediler, der v.s. gibi fiiller konuşmanın başına da alınabilir. Bazı eski metinlerde fiil cümlenin hem başında hem de sonunda tekrarlanabilir: Dirse Han aydur: -Varın getirin öldüreyim! dedi.. Nedir bu kılık kıyafet?, Namazgâh mı burası? gibi

41 21 anlatımlarda ise Bir duygu, düşünce veya halin önemini belirtmek için, isim cümlelerindeki yüklemler de başa veya ortaya alınabilir (1960b: 6-7). Ediskun, dikkatin yargı ya da soru biçimindeki yargının üzerine çekilmek istendiğinde veya yargı emir olduğunda yüklemin cümle içindeki konumunun cümle başı olduğunu ifade etmiştir. Ah nerde o günler!, -Göreyim sizi çocuklar!, -Yetişin dostlar!, - Çek arabanı!, -Aşk olsun sana!, -Otur oturduğun yerde gibi ünlem cümlelerinde de yüklem cümle başında yer almaktadır. Bu durumda nesneler ya da tümleçler yüklem ardında konumlanmış olur (2003: ). Akçataş, Türkçede Devrik Cümlenin Kullanımı Üzerine Bir İnceleme adlı makalesinde Konuşma dilinde, cümle kuruluşunda yarım kalan bilginin tamamlanması için yüklemden sonra yeni ögeler eklenir. Bu ekleme, cümlenin anlamını değiştirmeyen veya anlatımın gelişiminden anlaşılabilecek ögelerdir. (2002a: 82) diyerek bu cümle türünün anlam özelliklerine değinmiştir. Buna göre, devrik cümlenin işlevlerini açıklama işlevi, betimleme işlevi, sıralama işlevi, geriye dönüş işlevi, aktarım işlevi, anlatımı kurma işlevi, geçiş işlevi, konu vurgulama işlevi olmak üzere yüklemden sonra gelen ögelerin görevlerine göre sekiz ana başlık halinde belirlemiştir. Devrik yapıdaki cümleler, önem verilen ve arka plana alınan ögeleri düzenleyerek verilecek mesajın daha sağlam bir şekilde iletilmesini sağlar. Yüklem sonrası ögelerin hem dikkati çekmek, hem de bazı ögeleri arka plana almak için kullanılması, devrik cümle yapısının en önemli işlevlerinden biridir (2002a: 83). Şiirde ölçü ve uyak nedeniyle cümle ögelerinin yeri değişebilir. Bu nedenle devrik cümle konusunda şiiri esas almak sağlıklı sonuçlara ulaşmaya yetmez. Devrik cümle konusunda düz yazı metinlerini incelemek daha doğru sonuçlara ulaştırabilir. Türk dilinin tarihî dönemlerindeki pek çok düz yazı metninde de devrik cümleye rastlandığı bilinmektedir. Buna göre; Orhun Yazıtları nda 2, Oğuz Kağan

42 22 Destanı nda 4, Dede Korkut Kitabı nda 61, Kabusnâme çevirisinde 273, Âşık Paşazade Tarihi nde 165 devrik cümle vardır (Dizdaroğlu 1976: 250). Duman, Vasiyetname deki devrik cümleleri ele aldığı yazısında Nazmü l- Hilâfiyât Tercümesi, Müntehab-ı Şifâ, Şirvanlı Mahmut un Kemâliye si, Münyetü l-ebrâr, Mukaddime-i fî İlmi l- İbâdât ta geçen devrik cümlelere de işaret etmiştir (2003: ). Gencan, devrik cümle konusunda Divanü Lugati t-türk, Dede Korkut Destanı, Kabusname, Âşık Paşazade Tarihi ile Sinan Paşa nın Tazarru name adlı eserinden, Ziya Paşa, Ahmet Rasim, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay dan örnekler vermiştir (1960: 46-56; 2001: 141). Ayrıca Demir-Yılmaz (2003: 216), Ediskun (2003: 366) ve Hengirmen (1999: 115) de eski düz yazı metinlerinde devrik cümlelerin görüldüğünü bildirmişlerdir. Bazı atasözleri ve deyimlerin devrik yapısı da devrik cümlenin Türk dilinin tarihî gelişimi içinde daima kullanıldığına kanıt kabul edilmiştir. Devrik cümlenin tarih boyunca Türkçede bulunması, araştırmacıları bu cümle türünün Türkçeye yabancı değil, onun öz malı ve Türkçenin yapısına uygun olduğu sonucuna ulaştırmıştır (Hatiboğlu 1982: 158; Hengirmen 1999: 115; Dizdaroğlu 1976: 250). Konuya daha farklı açıdan yaklaşan Banguoğlu ise devrik cümlenin eski metinlerdeki kullanımını sınırlamış ve metinde sadece konuşmanın geçtiği yerde devrik cümle kullanıldığını söylemiştir: Yazı dilinde vurgu şiveye, dolayısıyla okuyanın hayaline bırakılmış ve orada vurguyu pekitmeye yarayan değişik sıraya da eskiden beri pek yer verilmemiştir. Ancak bunun doğrudan söz (discours direct) ve karşılıklı konuşma aktarmalarında, dolayısıyla hikâye ve tiyatroda eski ve yeni yazı dilimizde örnekleri vardır: (1998: 534). Bu cümle türü, konuşma dilinde (Topaloğlu 1989: 54; Koç 1996: 556; Karahan 1995b: 70; Karahan 2004: 100; Hatiboğlu 1982: 158; Atabay, Özel, Çam 2003:

43 23 114; Demir, Yılmaz 2003: 215; Hengirmen 1999: 115; Kükey 1975: 320; Şimşek 1981: 26; Şimşek 1987: 194; Gencan 2001:139; Dizdaroğlu 1976: 255; Acarlar 1969: 755), atasözlerinde (Koç 1996: 556; Karahan 1995b: 70; Banguoğlu 1998: 534; Demir, Yılmaz 2003: 215; Hengirmen 1999: 115; Ediskun 2003: 366; Gencan 2001:141; Şimşek 1981: 27; Dizdaroğlu 1976: 255), deyimlerde (Banguoğlu 1998: 534; Demir, Yılmaz 2003: 215; Hengirmen 1999: 115; Ediskun 2003: 366; Gencan 2001:141; Şimşek 1981: 27; Dizdaroğlu 1976: 255), söylencelerde (Gencan 2001:141), günlük konuşmaların yansıtıldığı ya da sohbet üslubunun hakim olduğu roman, hikaye, tiyatro metni gibi eserlerde (Karahan 1995b: 70; Hatiboğlu 1982: 158; Demir, Yılmaz 2003: 215; Şimşek 1981: 26; Şimşek 1987: 194; Gencan 2001:140; Dizdaroğlu 1976: 255), yazı dilinde (Atabay, Özel, Çam 2003: 114), anlatımı daha güzel ve kıvrak duruma getirilmek istenen yazılarda (Hengirmen 1999: 115), en çok da şiirde (Bilgegil 1963: 52; Koç 1996: 556; Karahan 1995b: 70; Karahan 2004: 100; Hatiboğlu 1982: 158; Demir, Yılmaz 2003: 215; Hengirmen 1999: 115; Kükey 1975: 320; Şimşek 1981: 27; Şimşek 1987: 194; Gencan 2001:141; Dizdaroğlu 1976: 255) kullanılır Konuşma dili - Yazı dili Devrik cümlenin konuşma diliyle sınırlandırılması konuşma dili ve yazı dili arasındaki farkı incelemeyi gerektirir. Gerçekten de her dilde konuşma dili ile yazı dili olmak üzere iki farklı kullanım vardır. Konuşma dili, günlük hayatta, karşılıklı konuşmalarda bireylerin birbirleriyle konuşurken kullandıkları, tamamen sese dayanan dildir. Bu durum, konuşma diline doğallık kazandırır. Yazı dili ise, konuşulan dilin işaretlerle yani yazıyla ifade edilmesidir. Yazının biricik varlık nedeni dildeki sesleri göstermektir. Dilbilimin konusunu, yazıdaki sözcükle konuşmadaki sözcüğün birleşimi oluşturmaz. Onun konusu yalnız konuşmadaki sözcüktür (Saussure 1998: 57). Yazı dilinin konuşma dilini esas alan bu ikincil (Vardar 1998: 18) durumu, insan dilindeki göstergelerin öncelikle sesli olduğunu (Martinet 1998: 15) gösterir. O halde yazı dili konuşma diline eklenmiş bir üst katmandır. Konuşma dilinin işitsel ya da kulak için, yazı dilinin ise görsel ya da göz için olduğu söylenebilir.

44 24 Konuşurken pek çok dil dışı göstergeden yararlanmak mümkündür. İletişim eylemi içinde çevresel ve bireysel söz-dışı etmenlerin de katkısıyla oluşan bağlam, sözcelerin anlamsal çözümlemeleri için sözel bağlam kadar etkinlik taşır (Büyükkantarcıoğlu 1998: 59). Karşılıklı konuşmada jest ve mimikler, vurgu ve tonlama, bedenin duruş biçimi gibi sözel olmayan göstergeler konuşmanın anlamını ya pekiştirirler ya da doğrudan etkileyerek değiştiren bir gücü vardır. Konuşan birey söylemek istediklerini etraflıca açıklarken eksik kalan veya anlaşılmayan kısımları sonradan tamamlayabilir, yaptığı hatayı düzeltebilir. Öte yandan konuşma eylemi, yazma eylemi gibi üzerinde uzun uzun düşünülüp dil yanlışları giderildikten sonra ortaya konan bir eylem de değildir. Bu niteliği dolayısıyla konuşma dilinin gelişigüzel dil olduğu söylenmiştir. Onda dilin ölçülerine yüzde yüz uyulmaz, dil kaidelerine, kelime sırasına dikkat edilmez. Dilin kaideleri, icapları, kelime sırası konuşma dilinde konuşanların kafalarının içindedir, dillerinde değildir (Ergin 1993: 10). Konuşma dilinin gerek eşzamanlı gerekse artzamanlı incelemesini yapmak çok zordur. 3 Yazının konuşma dilini sınırlayan ve belli bir düzene sokan yapısı bunu engeller. Bu nedenle ağız araştırmaları ayrı bir önem taşımaktadır. Her yazı dili aslında bir konuşma dilinden doğar. Mevcut konuşma dillerinden (ağızlardan) bir tanesi yazı dilinin temelini oluşturur. Türkiye Türkçesinde yazı dili İstanbul ağzına dayanır. Ancak bir yazı dili dayandığı ağzı tam olarak yansıtmaz. Çünkü öbür ağızlardan da beslenmeye devam eder (Ergin 1993: 9). Mansuroğlu, Anadolu da Türk yazı dilinin oluşmasının ancak XV. yüzyılda mümkün olduğu ve bu dönemden önce yerli ağızların hâkim olduğu eserler yazıldığı yönündeki kimi düşüncelerin bulunduğunu söylemiştir. Ona göre, bunların da doğru olması mümkün olmakla birlikte, Türkler Anadolu ya gelmeden önce zaten belli bir yazı dili vardır (1951: ). 3 Bununla birlikte İsmail Hami Danişmend in Konuşma dilimizin tarih devirleri adlı makalesinde Osmanlı Türkçesi konuşma dilini incelediği görülmektedir. Yazar, İkinci Murat döneminden İkinci Bayezit dönemine kadar olan süreyi ele aldığı kısımda cümleden bahisle şöyle demektedir: Cümle içinde kelimelerin bugünkü tertip sırası ve meselâ fiilin sondaki vaziyeti tamamiyle takarrür etmiş değildir (Barış Dünyası, , S 6, s. 5). Danişmend in devrik cümleyi düz cümle yolundaki gelişim aşamalarından biri olarak gördüğü anlaşılmaktadır.

45 25 Yazı dilinin böyle konuşma dilinin çeşitli bölgelerdeki kullanımından sürekli beslenmesine rağmen değişime açık olmadığı görülür. Yazı dilinin Bağlı olduğu konuşma dilindeki değişme ve gelişmeler hemen yazı diline aksetmez (Ergin 1993: 9). Bu bağlamda, konuşma dilinde çok olağan karşılanan devrik cümlenin yazı dili tarafından, son zamanlara kadar, benimsenememesi yazı dilinin bu tutucu tavrıyla açıklanabilir. Özellikle 1950 lerden sonra, Nurullah Ataç ile yazı diline konuşma dilini sokma ve devrik cümleyi yazı dilinde de kullanma çabasının başladığı görülmektedir. Yazı dili, üzerinde düşünülmüş dildir. Konuşurken yapılan dil yanlışları, söyleyiş bozuklukları dışında fark edilmezken, yazılı dilde hemen dikkat çeker (Özkırımlı 2001: 37). Bu nedenle yazı dilinde cümle kuruluşlarına, yazım kurallarına özen göstermek gerekmektedir. Konuşma dilinde vurgu, tonlama, jest ve mimikler, sözcük sırası gibi özel anlatım yolları anlamı daha belirginleştirir. Ancak, aslı konuşma diline dayanan yazı dilinde bunları (sözcük sırası dışında) kullanma olanağı yoktur. Özel anlatım yollarının yardımıyla pekiştirilen konuşmadaki anlamı verebilmek için noktalama işaretlerine başvurulur. Yine de konuşma dilinin doğallığı sağlanamaz. Sözcük sırasındaki değişmelerle de bir dereceye kadar anlatıma vurgunun ve tonlamanın yarattığı etki verilmeye çalışılır. Ancak sözcük sırasındaki değişmeler, genellikle, yüklemden önce gelen ögelerin yerlerinin değişmesinden ibarettir. Konuşma dilinde, yüklemin cümle içinde başa veya ortaya kayarak yer değiştirmesiyle sağlanan anlam özellikleri yazı dilinde göz ardı edilir. Yazı dilinin devrik cümleye bakışı, onu konuşma dilinin özensiz konuşmadan kaynaklanan dil yanlışlarından saydığını göstermektedir. Yazı dilinin görsel olması, yazıda yazım ve dil kurallarına önem verilmesine neden olmuştur. Bu açıdan yazı dili, üzerinde çalışılmış, hem ses, hem kelime hazinesi, hem de sentaks bakımından işlenilmiş (Kaplan 1966: 4), son derece kurallı bir dildir. Araştırmacılardan bazıları (Ergin 1993: 11; Kaplan 1966: 5) yazı dilini dil bilgisi kurallarına uygunluğu nedeniyle en doğru, dili en iyi yansıtan, gerçeğe en uygun ve konuşma dilinden daha üstün bir dil olarak görmüşlerdir. Bu

46 26 nedenle yazı dili, araştırmacılar tarafından iyice incelenmiş, pek çok bilimsel yazıya konu olmuştur. Uzun zaman ihmal edilen konuşma dilinin ise gelişen teknoloji ile birlikte incelenmesi kolaylaşmış ve bu alandaki çalışmalar hız kazanmıştır Konuşma Dili ve Devrik Cümle Bir söyleyiş özelliği olarak, konuşma diline ait görülen devrik cümle, kuralsızlığın göstergesi olarak kabul edilmiştir. Oysa konuşma dili, başıboş konuşmaların toplamı değildir (Burdurlu 1954a: 18). Konuşma dilinde her zaman devrik cümle kullanılmaz. Hem düz hem devrik cümle konuşma dilinde vardır. Daha etkili bir anlatım veya duygusallığı yansıtmak gibi nedenlerle devrik cümle kullanılır. Yazı dilinin resmî, tekdüze ve mesafeli özelliği konuşma dilinin doğallığını yansıtan devrik cümle ile giderilir. Böylece vurgu ve tonlama gibi önemli ve sözel olmayan göstergelerin de eksikliği giderilmeye çalışılır. Yazı dili, konuşma dilinin gösterimi olduğuna göre konuşma dilinin bütün özellikleri yazı dilinde belirecektir. Cümle özellikleri de bunlardan biridir. Zaten, Gramer çalışmaları, gerçekte, topluluğun zihniyetini, eğilimlerini ve zevkini aksettiren eserlerin ve konuşulan dilin araştırılmasına dayanır (Sinanoğlu 1967a: 18). Devrik cümle her ne kadar düz cümlenin kurallara sıkı sıkıya bağlı yapısından farklı ise de onun da kullanımı belli amaçlar içindir. Bireyin düşünsel ve duygusal yapısını olabildiğince doğal bir şekilde yansıttığı için devrik cümle birey için bir ihtiyaçtır. Konuşma dilinin akıcı ve hareketli yapısı devrik cümle kullanımı için uygun koşullar yaratır. Konuşma dili, dil kurallarını göz ardı ediyor görünse de konuşanın ve dinleyenin bilişsel zekâsında bu kurallar saklıdır; konuşma esnasında yapılan dil yanlışları doğru biçimde algılanır. Bazen de belli anlatımlar için dil kurallarına özellikle uyulmadığı görülür. Bu bir tür yapı-bozuculuk değildir. Kullanımda kolaylıktan, en az çaba yasası ndan kaynaklanan, bazen de dikkati bir sözcüğe çekmek gibi tamamen üslûpla ilgili gerekçelerle dil kuralları ikinci plana itilebilir. Bu nedenle devrik cümle anlamsız cümle demek değildir.

47 27 Kuralsız da değildir, kendine göre belli kurallar çerçevesinde kullanılır. Yazı dilinin kuralcı ve baskıcı yapısı, devrik cümleyi düz cümleye çevirdiğinde devrik cümlede var olan anlam yok olur. Devrik cümlede, konuşma dilinin anlam inceliklerini yansıtan bir yapı vardır. Bu nedenle aslı konuşma diline dayanan yazı dili, konuşma dilinin en doğal özelliklerinden olan devrik cümleyi reddetmemelidir. Mademki yazı dili vurgu, tonlama, ezgi gibi dil unsurlarını gösterememektedir, o halde anlatımın çok önemli bir parçası olan devrik cümleyi kabul etmelidir Nurullah Ataç ve Devrik Cümle Tartışmaları Cumhuriyet in ilk yıllarında, birçok alanda yapılan devrimlerle ilişkili olarak devrik cümle de gündeme gelmiştir. Dil Devrimi nin sözcüklerin sadeleştirilmesi olarak kalmaması ve söz diziminde de bir devrim yapılması gerektiği yönündeki tartışmalar 1935 lerde başlamıştır. Abdülkadir İnan, Atatürk ve Devrik Cümle adlı makalesinde Atatürk ün Gagavuz Türkçesinin söz diziminin devrik yapısıyla ilgilendiğini, Dil Kurumu nun bazı üyelerinin söz diziminde de devrim yapılmasını istediğini, bunun için Gagavuz Türkçesini örnek gösterdiklerini yazmıştır. İnan, Gagavuz Türkçesinin Rusça söz diziminin etkisi altında kaldığını söyleyerek kendisinin devrik cümle taraftarı olmadığını, Atatürk ün de daha sonra İnan ı haklı bularak Türkçenin söz diziminde somut anlamın önce, soyut anlamın ise sonra geldiğini ve heyecan, korku, şaşkınlık gibi durumlarda bu dizimin bozulabileceğini söylediğini belirtmiştir (1960: 28). İnan ın o dönem kapandığını sandığı devrik dizim konusu, özellikle 1950 ve 1960 lı yıllarda büyük tartışmalara neden olmuştur. Kimi araştırmacılar devrik dizimi olağan kabul edip devrik cümleyi savunmuş, kimi araştırmacılar da devrik cümlenin Türkçede yeri olmadığını söylerken böyle cümleleri kullananları Türkçeyi bozmakla suçlamışlardır. Devrik cümle tartışmaları dönemin deneme, eleştiri ve çeviri ustası olan Nurullah Ataç ın çevresinde geçmiştir. Ataç

48 28 yazılarında sıkça kullandığı devrik cümlelerle kısa zamanda herkesin dikkatini çekmiştir. Devrik cümleyi kullanan ve savunan yazarlar Ataç tan ve dil devriminden yana; devrik cümleye karşı çıkan ve Türkçede hiçbir zaman böyle bir cümle tipinin olmadığını, Türkçenin ÖNY yapısının değişmez kural olduğunu söyleyen yazarlar ise gelenekçi, eski ve dar görüşlü dil anlayışından yana görülmüşlerdir. Nurullah Ataç, dil devrimini her yönüyle benimsemiş bir yazardır. Söz diziminde de bir devrim yapmanın şart olduğunu belirtmiş; bu nedenle yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması gerektiğini ve devrik cümlenin konuşma dilinin bir özelliği olduğunu dile getirmiştir (2000b: 40). Ataç için, neredeyse, konuşma dili devrik cümle, devrik cümle konuşma dili demektir. Çarşı pazar konuşması kitaplardaki dilden daha açık, daha canlı ve daha sıcaktır. Sadece Rumeli ağzında değil bütün Anadolu ağızlarında devrik cümle görülür (2000b: 40). Ataç, sürekli fiille biten cümlelerden bezdiğini ve öyle yazılan yazıların kolay kolay anlaşılamadığını söylemiştir. Daha canlı bir deyişe ermek için konuşurken zaten devrik cümleler kurulduğunu, hep fiille biten cümlelerin zorla kurulmuş, uydurma cümleler olduğunu belirtmiştir (2000b: 59). Bir cümlede sözcüklerin yeri değişince cümlenin anlamı değişir ama cümle anlamsızlaşmaz (2000a: 95-96). Gençleri etkileyerek onlara kötü örnek olduğu ve Türkçeyi bozduğu yönündeki eleştirilere kendisini hiç okumayan yaşlıların dahi devrik cümle kullandığını söyleyerek bu gelişimin doğal bir süreç olduğuna değinmiştir (2000b: 59). Ataç, Ahmed Ateş e karşı yazdığı yazıda, söz dizimi değişikliklerinin anlamı doğrudan etkilediğini ve halkı iyi ve kötü konuşanlar şeklinde ikiye ayırmanın doğru olmadığını savunmuştur. Halk dilinin söz dizimi bakımından yazı dilinden daha zengin olduğunu ve halk dilinde zarf, özne, tümleç, yüklem dizilişinin değişmez kural olmadığını söylemektedir. Sadece konuşma dilinde olduğu için değil, Türkçede ismin hallerinin çok zengin olmasının da onun devrik cümle kurmasını kolaylaştırdığını ifade etmektedir. Zira zengin hal ekleri ile bir sözcük, cümle içinde nerede bulunursa bulunsun cümledeki görevi anlaşılmaktadır. Ataç,

49 29 halkın konuşmasına değer vermeyen yazarlara inanmak nedeniyle dilin bu en tabiî biçimlerini kullanmaktan korkulduğunu düşünmektedir. Aslında Mercümek Ahmed, Âşık Paşazade gibi eski yazarların eserlerinde devrik cümlelere yer verdiklerini, yenilerden ise sadece kendisinin değil, Nizamettin Nazif Tepedelenli, Esat Mahmut Karakurt, Mahmut Makal ın da yazılarında devrik cümleler kullandıklarına işaret etmiştir (1953a: 75-78). Ataç a göre, dillerin değişmez kuralları yoktur. Dil kurallarına aykırılık, denilenin, söylenilenin anlaşılmaması şeklinde olur. Anlaşılıyorsa dilin kuralları değişmiş, dil artık öyle deyişleri benimsiyor demektir (1954a: 271). Ataç, şiirde de devrik cümle kullanıldığını, buna rağmen hiç kimsenin şiirin söz diziminden rahatsız olmadığını düşünmektedir. Üstelik sözcüklerin yeri değiştiği için şiir anlamsızlaşmamaktadır. Şiir dilinin sözleri Arapça, Farsça olsa da yapısı Türkçe olduğu için konuşma diline yani gerçek dile daha yakındır. Şiirin söz diziminden yola çıkarak Türkçede cümle ögelerinin cümlede belli bir yeri olduğu söylenemez. Cümle ögelerinin yeri değişse de cümle anlaşılacaktır. Bu nedenle bu tip cümlelere devrik denmemesi gerekir. Düşüncenin yürüyüşü gereği nesirde kullanılan devrik cümle doğaldır. Dile kazandırılması gereken yeni noktalama işaretleri ile konuştuğumuz gibi yazma daha kolaylaşacaktır ve devrik cümleler daha iyi anlaşılacaktır (2000b: 72, 111, 120, 198). Ataç, devrik cümle için nesirde konuşur gibilik (2000a: 223) tanımını yapmıştır. Devrik cümle tartışmalarının en yoğun olduğu bu dönemde araştırmacılar ve yazarlar, ya devrik cümleyi tartışıp olumsuz yönde eleştiren ve yazılarında devrik cümle kullandığı için doğrudan Ataç ı hedef alıp onun devrik cümle tutkusunu yeren 4 ya da devrik cümleyi dil devriminin bir şartı olarak gören ve Nurullah 4 Suat Salih Asral (1961: 5-6), Ahmed Ateş (1953: 72-74), Emin Bayrakdaroğlu (1966: 66-70), Behçet Kemal Çağlar (Ataç 2000c: 213), Samim Kocagöz (Ataç 2000b: 201), Orhan Okay (Ataç 2000a: 200), Munis Faik Ozansoy (1954: 3, 1964: 3-4, Ataç 2000a: 134), Altay Pamir (1968: ), Ahmet Hamdi Tanpınar (4 Haziran 1957), Hasan Âli Yücel (Ataç 2000a: 198).

50 30 Ataç ın bu ülkü doğrultusunda doğru ve haklı olduğunu belirten 5 yazmışlardır. 6 yazılar Modern (Dilbilimsel) Yöntem Konum un İşlevselliği Dilbilim dil bilgisinden farklı olarak, Yazı diliyle yazınsal dil karşısında sözlü dile, olanaklı bütün durumlarda konuşma diline öncelik ve üstünlük tanır. Gözlem alanı dışında kalan olgulara ya da doğrulanamayacak, dil içi gerçekliğin benimsenmesine olanak tanımadığı kurallara yer vermez (Vardar 1998: 41). Geleneksel dil bilgisi, kuralcıdır, buyurucudur. Sorunları doğru veya yanlış olup olmamalarına göre değerlendirir. Bu dar çerçeve içinde bile, dil düzeneğinin kendine özgü kuralları dilbilgicinin buyrultusundan doğan kurallarla sık sık çelişir. Dilbilgici kendi kurallarına üstünlük tanımaya kalkıştığı ölçüde de dil düzeneğine, toplumsal bildirişim aracının gereklerine ters düşer ve bir kısır döngüde sıkışır kalır (Vardar 1998: 42). Dilbilim ile dil bilgisi arasındaki yaklaşım farkı, Türkçede özellikle devrik cümle konusunda kendisini göstermektedir. Yukarıda geleneksel dil bilgisinin devrik cümleye karşı sergilediği tavrın devrik cümleyi ya tümden reddetmek ya da son zamanlarda kısmen kabul etmek şeklinde olduğu görülmüştü. Ayhan Sezer, bu durumu, Türk dil bilgisinin Hint-Avrupa dil bilgisi örnek alınarak yazıldığına bağlamaktadır (1979: 57). Sezer verdiği örnekle, İngilizce ile Türkçeyi karşılaştırmış ve İngilizcenin söz diziminin yerleşik, Türkçenin ise oynak olduğunu göstermiştir (1979: 56-57). 5 İbrahim Zeki Burdurlu (Ataç 2000a: 203, 204), Halit Çakır (Ataç 2000a: 315), Sabahattin Eyüboğlu (1981a: , 1981b: ), Memet Fuat (Ataç 2000a: 198) ve (2001: 24-26, 41, 47), Enver Naci Gökşen (1961: ), Z. İçen (1954: ), Yaşar Nabi Nayır (Ataç 2000a: 15, 200), Necmettin Özdesenli (1954: ), Oktay Rifat (Ataç 2000a: 95), Ömer Atilâ (Sav) (1959: ), Muvaffak Şeref (1957: 17-19), Haldun Taner (Ataç 2000a: 235), M. Esat Tozkoparan (Ataç 2000a: 307), Hüseyin Cahit Yalçın (Ataç 2000b: 265), Tahsin Yücel ( 1968: 89-94). 6 Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için şu kaynağa bakılabilir: TORUN, Yeter Nurullah Ataç ın Denemelerinde Devrik Yapılar. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Adana: Çukurova Üniversitesi.

51 31 Yapısal dilbilimci Nelson, söz diziminin sözcük sırası, çekim ekleri, türetme ekleri, yardımcı sözcükler ve vurgudan oluştuğunu; sözcüklerin de söz dizimi içinde ancak bu şekilde kullanılırlarsa anlamlı olacağını söylemiştir (Eldemir 1980: 134). Yapısal dilbilimciler, dilde her şeyden önce kullanım ın esas olduğunu söylerler. Kuralcılığa karşı çıkarak, dili anadili konuşucularının şekillendirdiğini ve onların her söylediklerinin doğru olduğunu savunurlar. Bu nedenle dil, belli kurallara göre konuşulması ve/veya kullanılması gereken bir araç değildir. Dil bilgisi kurallarına uygunluk dil kullanımının şartı değildir (Kocaman 1978: 10-11). Bağımsal dilbilimi, söz dizimi incelemelerine yüklemden başlar. Cümlenin en önemli ögesi yüklemdir. Cümlenin diğer ögeleri onu tamamlayan ögelerdir. Bağımsal dilbilimi Türkçenin söz dizimine uygun bulunmuştur. Çünkü o da tıpkı geleneksel dil bilgisi gibi cümlede yüklemi diğer ögelerden üstün tutmaktadır. Bağımsal dilbilimcilere göre Türkçede eylem egemenliğini kanıtlayan bir başka yön de, eylemin tümcenin sonunda yer alması, tümcenin öbür öğelerinden sonra gelmesidir (Ozil 1984: 21). Tamlayan tamlanandan, niteleyen nitelenenden önce gelir. Tıpkı yapısal dilbilim gibi üretici-dönüşümsel dilbilim de cümle ye büyük önem verir. Chomsky, insan zihninin tüm zamanlarda üretebileceği çekirdek cümlelerin (derin yapı) dönüşebileceği olası yeni cümlelerin (yüzey yapı) kurallarını ortaya koymaktadır. Dili anadili olarak konuşanlar, ilk defa işittikleri bu yeni cümleleri anlamakta zorluk çekmezler. Çünkü, dilin dönüşüm kuralları zihinlerindedir. Böylece daha önce hiç duymadıkları sonsuz sayıda cümle, anlamlı hale gelir. Bu edinçtir (Eldemir 1980: 143). Yine Chomsky e göre, dilbilgisinin ürettiği tümcelerin tümü, o dili anadili olarak kullananlarca onaylanabilir nitelikte olmalıdır (Eldemir 1980: 143). Derin yapıdaki cümlelerin yüzey yapıya çıkarken belli aşamalardan geçmesi gerekir. Bu dönüşüm, zorunlu (obligatory) ve seçimli (optional) kurallar ile gerçekleşir. Zorunlu kurallar çekirdek cümlelerin oluşması için gereklidir:

52 32 Zorunlu dönüşüm kuralları, tümceleri soyut olarak zihinde türetirler. Daha sonra tümcelerin bu zihinsel yapılarına ses kurallarını uygulayarak onları somutlaştırırlar (Eldemir 1980: 144). Daha sonra bu çekirdek tümcelerin zihinsel yapılarına, eğer istenirse, yine zorunlu ve seçimli kurallar uygulanabilir. Böylelikle yapılan adlaştırma, ekleme, çıkarma, yan tümceleştirme ya da birimlerin yerini değiştirme gibi işlemlerle yeni tümce türlerinin üretilmesine ulaşılabilmektedir (Eldemir 1980: 144). Chomsky nin bu açıklaması ile şu kanıya varılabilir: Devriklik, cümle birimlerinin yerinin değişmesi olduğuna göre çekirdek cümlenin dönüşümüyle ortaya çıkar. Üretici-dönüşümsel dilbilime göre Türkçenin cümle yapısı temelde ÖNY (öznenesne-yüklem) dir. Ancak bu, Türkçedeki tek sözcük diziliş sırası değildir. Türkçe esnek (İnce 1991: 44) yapısı sayesinde yüzey yapıda farklı dizilişleri de olanaklı kılar. Bazı araştırmacılar Türkçenin bu özelliğinin yapı kuralları ile ilgisi olmadığını ileri sürüp dil dışı nedenlere bağlamaktadır: Bu durum, dönüşümlü yaklaşım açısından düşünüldüğünde ise, sözcük dizilişindeki değişmeler stilistik amaçlarla ya da cümledeki bazı anlamları vurgulama sebebiyle yapılan dildeki temel sözcük dizilişinin dönüşümleri olarak ele alınabilir (İnce 1991: 44). Şimdiye kadar söz dizimi üzerinde yapılan çalışmalarda kesin yargılara varılamamış olması sözcüklerin yan yana dizilmelerine bağlanmıştır (Başkan 1980: 126). Söz dizimi, çizgisel yapısı ile dizimsel ilişkilerin karmaşık görünmesine neden olur. Oysa, yan yana dizilen sözcükler, hem yanındaki hem de uzaktaki sözcüklerle önemli anlamsal bağlarla kuşatılmıştır (Başkan 1980: 126). Cümle ögeleri arasındaki dizimsel ilişki rastlantısal ve yalın düzeyde bir ilişki değildir. Öyle ki, ögeler her ne kadar yan yana dizilseler de sadece yanlarındaki ögeler ile değil, uzaktaki ögelerle de doğrudan ve sıkı ilişkiler içindedir. Bu açıdan bakıldığında Türkçede bir cümlenin ögelerinin yerlerinin değişmesi, o cümlenin bozulması veya yapısal bağıntıların yok olması anlamına gelmez (Başkan 1980: 126).

53 33 [1] Ayşe okulda kırmızı kalemini kaybetti [2] Okulda kırmızı Ayşe kalemini kaybetti [1] cümlesinin birimlerinin yeri değiştirilerek oluşturulan [2] cümlesi mantıklı, kabul edilebilir ve dil bilgisel değildir. Yapısal bağımlılık adı verilen bu kural, dizimsel değişkenliğin sonsuz olmadığını, aksine sınırlı olduğunu gösterir (Aydın 1997: 27). Yapılan çalışmalar, dünya dillerinin tek tip olmadığını ortaya koymuştur. Diller yapı ve akrabalık bakımlarından sınıflandırılırken aslında fonolojik ve morfolojik açıdan incelenmiştir. Dillerin sözdizimi açısından bir sınıflamasına ise yakın yıllarda Amerikalı dilbilimci Greenberg girişmiş ve bu sınıflama özellikle Amerika da yaygın olarak benimsenmiştir (Çağlar 1978: 55). Bu sınıflamaya göre diller özne, nesne ve yüklemin cümle içindeki temel dizilişini gösteren Özne- Nesne-Yüklem, Nesne-Özne-Yüklem, Yüklem-Özne-Nesne, Yüklem-Nesne- Özne, Özne-Yüklem-Nesne, Nesne-Yüklem-Özne olmak üzere mümkün olan altı dizilişten yalnızca Özne-Yüklem-Nesne (ÖYN), Özne-Nesne-Yüklem (ÖNY) ve Yüklem-Özne-Nesne (YÖN) dizilişindedir (Çağlar 1978: 56). Greenberg 1963 yılında yaptığı çalışmayla dildeki temel sözcük dizilişinin bazı dilbilgisi özellikleriyle bir paralellik gösterdiğini kanıtlayarak sözcük dizilişine bağlı olarak bazı evrensel dilbilgisel genellemelere ulaşır (Çağlar 1978: 56). Bunlardan biri, özne ve nesnesi isim olan düz cümlelerin öznesinin genellikle nesnesinden önce gelmesidir. Düz cümlelerin temel dizilişi çoğunlukla bu şekilde olur (Çağlar 1978: 56). Greenberg, ayrıca, Sözcük dizilişine göre bazı dillerde öneklerin, bazılarında ise soneklerin hâkim olduğunu, bir ismi niteleyen sözcük veya sözcük gruplarının bazı dillerde niteledikleri isimden önce, diğerlerinde ise sonra geldiğini ileri sürer.

54 34 Soru ek ve sözcüklerinin tümcedeki yerlerinin dillerdeki sözcük dizilişiyle bağlantılı olduğunu gösterir (Çağlar 1978: 57). Türkçe, bir Özne-Nesne-Yüklem (ÖNY) dilidir. ÖNY dillerinde ekler sözcüğe sondan eklenir. Niteleyenler nitelenenlerden, tamlayanlar tamlananlardan önce gelir. 7 Bu dillerde eylemin aynı olduğu birbirine bağlı cümleciklerde önceki cümleciklerdeki eylemlerin atılarak sonuncusunun kullanılması mümkündür (Çağlar 1978: 58): Aslı kitap aldı, Nihal elbise aldı, Selin parfüm aldı. Aslı kitap, Nihal elbise, Selin parfüm aldı. Mehmet Ankara da okudu, Hasan İzmir de okudu, Can İstanbul da okudu. Mehmet Ankara da, Hasan İzmir de, Can İstanbul da okudu. Türkçede Özne-Nesne, Özne-Nesne, Özne-Nesne-Yüklem dizilişinden başka Özne-Nesne-Yüklem, Özne-Nesne, Özne-Nesne dizilişi de mümkündür: Aslı kitap aldı, Nihal elbise, Selin parfüm. Mehmet Ankara da okudu, Hasan İzmir de, Can İstanbul da. Çağlar, bu türden cümle kuruluşlarını sentaktik elipsis olarak nitelendirmektedir (Çağlar 1978: 58). Soru sözcüğünün cümle sonuna gelmesi, ÖNY dillerinin genel bir özelliğidir. Türkçede mi soru edatı, genelde cümlenin sonunda kullanılır. Ancak bazı durumlarda vurgulanmak istenen sözcüğün hemen arkasına da getirilebilir. kim, ne gibi soru sözcükleri de yerine kullanıldıkları ögenin vurgulanıp vurgulanmamasına göre yer değiştirebilirler (Çağlar 1978: 59). 7 Türkçe de sıfatların niteleme öbeği içindeki sıraları adlı makalesinde Ünsal Özünlü, bir sıfat tamlaması içinde birden fazla sıfatın ismin önünde belli bir sırayla bulunabileceğini ortaya koymuştur. Buna göre; bir sıfat tamlamasında soru-belgisiz-işaret-fiil kökenli-sayı-yaş-ölçübiçim-nitelik-renk-yer+ad dizilişi esastır (Özünlü 1978: 43-47).

55 35 Bir ÖNY dili olan Türkçe, bu dizimi herhangi bir ögenin vurgulanmadığı, sıradan anlatımlar için kullanır. Türkçede vurgulanan öge yükleme yaklaştırılır. Bununla birlikte, Türkçe söz diziminin katı olmadığı neredeyse bütün dilbilimcilerin ortak görüşüdür. Cümlede yansıtılmak istenen anlama, vurgulanmak istenen ögeye göre bir cümle mümkün olan bütün dizilişlerde kullanılabilir. Deniz kitabı evde unutmuş. şeklindeki gibi bir düz cümlede 8 en önemli öge yüklemin önüne gelir. 9 Cümle vurgusu da burada bulunan ögenin üzerine düştüğü için dikkat bu ögede toplanır. Tümcenin başında veya eylemin arkasında olan öğe ise bilinen, bahsedilen, yani hakkında yeni bir şey söylenen öğedir. Böylece Türkçede son derece serbest olan sözcük dizilişinin bilinen (topic) ve yeni verilen (focus) bilgi ayrımını yansıttığını görüyoruz (Çağlar 1978: 57). Yüklem vurgulanmak istenirse cümlenin en başına getirilir. Çağlar, Türkçenin böyle serbest bir dizilişe izin vermesini, onun ekler bakımından zengin olmasına bağlamaktadır. Ona göre, bağlantılı/eklemeli dillerde ek sistemi zengin olduğundan dizimde değişiklik yapılabilir: Özne, nesne gibi dilbilgisi ilişkilerinin hâl ekleriyle belirlendiği Türkçe gibi bir dilde tümcede çeşitli öğelerin vurgulanması için değişik bir dizilişte kullanılmaları mümkündür (Çağlar 1978: 57). Yine de Türkçe için temel sözcük dizilişi ÖNY dir. Sezer, Greenberg in dilleri söz dizimi özelliklerine göre sınıflandırmasını yetersiz görmektedir: Türkçe gibi kimi dillerin katı söz dizimi yapısı olmadığı için Greenberg in sınıflandırmasında bir ÖNY dili olarak gösterilse bile aslında Türkçe, bu dizime her zaman bütünüyle uymamaktadır. Bu, Greenberg in göz ardı ettiği bir özelliktir. Türkçe, ögelerinin serbestçe yer değiştirmesiyle kabul edilebilir, anlamlı ve mantıklı cümleler üretebiliyorsa Türkçenin bir ÖNY dili 8 Herhangi bir ögenin vurgulanmadığı cümleye düz cümle denir. 9 Bir cümlede özne, nesne (dolaysız nesne), dolaylı tümleç/ yer tamlayıcısı (dolaylı nesne) ve yüklemin bulunduğu durumlarda dizim özne-nesne-dolaylı tümleç-yüklem sıralaması şeklindedir. Bu dizim cümlenin bütün temel ögelerinin ayrıntılarıyla bulunduğu dizim olduğu için bu dizime uygun bir örnek cümle gösterilmiştir.

56 36 olduğunu ileri sürmemek gerekir (Sezer 1991: 56-57). Sezer, Türkçenin oynak söz diziminden hareketle Greenberg in dilleri sınıflama girişiminin yetersiz olduğunu savunmaktadır. Gerçekten de aşağıdaki cümlelerin hiçbiri öbürüyle aynı anlamı taşımaz. Ortada tek bir cümlenin farklı dizilişleri değil, derin yapıları ayrı olan (farklı anlamlar taşıyan) ayrı yüzey yapılar vardır (Sezer 1979: 60). Çeşitli dönüşüm kuralları 10 uygulanarak farklı derin yapılar farklı yüzey yapılara dönüşmüştür: Dizimsel yapı (Derin yapı) Kurallar: X Y D1 D2.. Yüzeysel yapı Dönüşümler Morfofonolojik kurallar Şekil Ali parayı harcadı. 2. Parayı Ali harcadı. 3. Ali harcadı parayı. 4. Parayı harcadı Ali. 5. Harcadı Ali parayı. 6. Harcadı parayı Ali. Sezer, Türkçenin cümle ögelerinin yer değiştirmesine olanak sağlayan bu yapısını özne ve nesnelere gelen ekler ile yükleme gelen, öznenin yerini tutan ve özneyi belirten kişi eklerine bağlamaktadır (1991: 60). Öyle ki, özne ve nesnenin hiçbir 10 Silinme (X+Y X), ekleme (X X+Y), değiştirme (X+Y Y+X), çıkarma (X+Y Z) gibi dönüşüm kuralları vardır (Kıran 1979: 25). 11 Şekil 1 (Kıran 1979: 19) dan alınmıştır.

57 37 ek almadığı cümlelerde cümle ögelerinin niteliğini konum ları belirlemektedir. 12 Hiçbir ek almayan, yalın haldeki nesne yüklemin hemen önünde yer alır ve ondan asla ayrılmaz 13 (Hoffmann 1992: 301). Özellikle Hint-Avrupa dillerinde görülen konumdan yararlanma Türkçede çok fazla başvurulan bir durum değildir. Türkçede ögelerin konumu değişse bile aldıkları ekler sayesinde işlevleri değişmez; yüklemin önünde ya da ardında yer almak işlev değişikliğine yol açmaz (Güzelşen 1983: 28). Türkçede yalnızca basit cümlelerde değil, birleşik cümlelerde de oynak dizim görülür. Temel cümle ve yan cümle hem kendi içlerinde hem de birbirleri arasında ögelerinin yer değiştirmesine izin verir (Okula gidersem) arkadaşlarımı görürüm. 2. Arkadaşlarımı (okula gidersem) görürüm. 3. (Okula gidersem) görürüm arkadaşlarımı. 4. Arkadaşlarımı görürüm (okula gidersem). 5. Görürüm arkadaşlarımı (okula gidersem). 6. Görürüm (okula gidersem) arkadaşlarımı. 7. (Gidersem okula) arkadaşlarımı görürüm. 8. Arkadaşlarımı (gidersem okula) görürüm. 9. (Gidersem okula) görürüm arkadaşlarımı. 10. Arkadaşlarımı görürüm (gidersem okula). 11. Görürüm arkadaşlarımı (gidersem okula). 12. Görürüm (gidersem okula) arkadaşlarımı. 13. Görürüm gidersem arkadaşlarımı okula.* Para mutluluk getirmez. (Para özne) Mutluluk para getirmez. (Mutluluk özne) Para getirmez mutluluk. (Para özne) Para getirmez mutluluk. (Mutluluk özne) Yukarıdaki cümleler (Sezer 1991: 60) tan alınmıştır. Buna benzer bir örneği Sumru Özsoy da vermektedir: Hareket bereket demektir. / Bereket hareket demektir (Özsoy 1991: 47). 13 Cümlenin birebir sözcük çevirisi değildir. 14 Temel cümle ile yan cümle arasında ögelerin yer değiştirmesine Hoffmann, long distance scrambling (Uzak mesafe yer değiştirmesi) adını vermektedir (Hoffmann 1995: 246).

58 Görürüm okula arkadaşlarımı gidersem.* 15. Okula arkadaşlarımı gidersem görürüm.* 16. Okula arkadaşlarımı görürüm gidersem.* 17. Okula görürüm arkadaşlarımı gidersem.* 18. Okula görürüm gidersem arkadaşlarımı.* 19. Arkadaşlarımı gidersem görürüm okula.* 20. Arkadaşlarımı okula görürüm gidersem.* 21. Gidersem arkadaşlarımı görürüm okula.* 22. Gidersem arkadaşlarımı okula görürüm.* 23. Gidersem görürüm arkadaşlarımı okula.* 24. Gidersem görürüm okula arkadaşlarımı.* Yukarıdaki cümlenin 24 farklı öge dizilişi olduğu (4!=4x3x2x1=24) halde bazı cümlelerin kullanım dışı olduğu dikkati çekmektedir. Cümle ögelerinin kaç farklı şekilde dizileceği matematiksel olarak hesaplanabilir; ancak bu dizilişlerin hepsinin kullanılabilir olduğu iddia edilemez. Türkçe, bağlantılı ve çekim ekli bir dil olduğu için, sözdizimsel bağlantılar gerisin geriye, çizgisel bir sıraya göre, sağdan sola doğru yapılır (Kıran 1979: 20). Bu kurala göre tamlayanlar, belirtenler tamlananların, belirtilenlerin soluna gelir (Kıran 1979: 21). Sıfat tamlaması gibi öbekler parçalanamayacağı için bir cümlenin kaç farklı şekilde dizilebileceği incelendiğinde bunlar göz önüne alınır. Öte yandan, ad öbeği yapısında olan bir yan cümle belirtili olursa (yükleme durum ekini alırsa) ögelerinin temel cümle içinde tam bir serbest dağılımına/dizilimine izin verir. Belirtili olmayan bir ad öbeği niteliğinde olan yan cümle kesinlikle yüklemin/temel cümlenin solundan ayrılamaz (Hoffmann 1995: 246). Sıfat tamlamasının parçalanamayan katı yapısına karşın belirtili isim tamlaması dizimsel değişkenlik gösterir. Ancak bu yer değiştirme koşulsuz değildir. Aşağıda görüldüğü gibi tamlayanın eylem öncesinde bulunması Türkçe için geçerli bir yapı değildir (Özsoy 1991: 50): 15 *Dil bilgisel ve anlamsal olmayan, kullanım dışı yapı.

59 39 1. Arabada çocuğun uykusu geldi. 2. Arabada uykusu geldi çocuğun. 3. Arabada çocuğun geldi uykusu.* Belirtili isim tamlamasının ögelerinin belli ölçüde yer değiştirebilmesine karşın belirtisiz isim tamlamasının ögeleri kesinlikle dizimsel sıralanmalarını bozamaz (Kornfilt 1994: 42). Bugün okula (tiyatro oyuncuları) geldi. Bugün (tiyatro oyuncuları) okula geldi. (Tiyatro oyuncuları) geldi bugün okula. Okula geldi (tiyatro oyuncuları) bugün. Geldi okula bugün (tiyatro oyuncuları). Geldi (tiyatro oyuncuları) okula bugün.. Bu cümlenin hesaplanabilecek farklı dizimleri 5! ( ) =120 değil, 4! ( )=24 tür. Cümlenin tiyatro oyuncuları ögesi bir öbektir. Ancak, öbeğin tamlayan kısmı ilgi durum eki almadığı için dizimsel değişkenlik engellenmiştir. Yükleme/belirtme durum eki almamış isimler, eylemin hemen solunda bulunur ve fiilden ayrılamaz (Kornfilt 1994: 42). Bütün gece televizyon izledim. Bütün gece izledim televizyon.* İzledim televizyon bütün gece.* İzledim bütün gece televizyon.* Televizyon izledim bütün gece. Televizyon bütün gece izledim.*

60 40 Türkçede çeşitli sınırlamalarla cümle ögelerinin yer değiştirmesi üreticidönüşümsel dil bilgisinin yapısal engel adını verdiği durumla ilgilidir. Yapısal engel kavramı dillerdeki kimi yer değiştirme yapılarında gözlemlenen kısıtlamayı amaçlamaktadır (Özsoy 1991: 51). Edatlarla oluşturulan öbeklerin ögeleri yer değiştiremez. İçinde edatların bulunduğu öbeklerin (gerek basit yapıda olsun gerekse yan cümle içersin) ögeleri yer değiştirdiğinde anlam bulanıklığı meydana gelir. Genellikle kullanım dışı ve dilbilgisel olmayan bir dizim ortaya çıkar (Özsoy 1991: 52-53). Bu durumun çok basit ve kolayca anlaşılabilir örnekleri şunlardır (işaretli cümleler dilbilgisel ve anlamlı değildir): 1. Senin için geldim. 2. İçin senin geldim.* 3. Senin geldim için.* 4. İçin geldim senin.* 5. Geldim senin için. 6. Geldim için senin.* Cümlenin Bilgi Yapısı Son yıllarda, cümlenin bilgi yapısı da söz dizimine etki eden unsurlardan biri olarak önem kazanmıştır. Cümlenin bilgi yapısı, devrikliğin sebeplerini açıklamaya çalışmaktadır. Buna göre; devrik cümle, verilmek istenen bilgi ile doğrudan ilişkilidir. Cümlenin işlevsel amacına bağlı olarak seçilen dizimsel görünüm, art alanda cümlenin taşıdığı anlam yükünü de yansıtır. Konu/İzlek (topic), yorum (comment), odak (focus) gibi terimler cümlenin bilgi yapısını açıklamaya yarar. Konu/İzlek, bir cümlenin veya konuşmanın neden bahsettiği, ne hakkında olduğudur (Erkü 1986: 180). Konu, hem konuşanın hem de dinleyenin bildiği bir bilgidir. Konu her zaman yorum dan önce gelir ve genellikle cümlenin en başında bulunur. Konu, dilbilgisel bir birim değildir; bu nedenle de konu ile

61 41 özne birbirine özdeş değildir (Erkü 1986: 189). Yorum, konu hakkında söylenen her şeydir (Erkü 1986: 180). 1. Tolga okula gitti. (Konu: Tolga- Yorum: okula gitti) 2. Okula Tolga gitti. (Konu: okula- Yorum: Tolga gitti) Odak, yorum birden fazla öğe içerdiğinde yüklemden/fiilden hemen önce yer alan, vurgulu ve en belirgin öğedir (Erkü 1986: 180). Odaklama ise, tümce içinde yeni bilgi veren öğenin bir hecesinde vurgu ve perde değişimi kullanarak onu ötekilerden ayırmaktır. Öyle heceyi içeren sözcük odak olur (Demircan 2000c: 12). Odak, aslında, yorumun bir parçasıdır. Bütün cümlenin en vurgulu birimi, yüklemden hemen önce gelen odak tır. Bu durumda Türkçede odağa özel ve büyük önem verildiği söylenebilir (Erkü 1986: 181). Odak, yorumun içinde yer almakla birlikte cümlenin yeni ve önemli bilgisini taşır (Hoffmann 1995: 246). Bazen yüklemin odaklandığı da olur (Demircan 2001b: 185). Odağın hangi sözcük olduğunu belirleyen herhangi bir ek yoktur. Yüklem de odaklanabilir, yüklemden sonra gelen ögeler de odaklanabilir (Demircan 2001b: ). Konuşurken olsun yazarken olsun öğeler odak seçilip seçilmemelerine göre yer değiştirirler. Uzun süre Türkçede varlığı reddedilen devriklik, böyle bir söz-içi dizimin doğal, ancak anlamlı bir işlemidir (Demircan 2000c: 12). Leyla, bugün araba aldı. (Konu: Leyla-Yorum: bugün araba aldı-odak: araba) Demircan, Türkçede durum eklerinin ve ezgilemenin belirlediği dizimsel ilişkilerin devrik dizime olanak sağladığını belirtmektedir (Demircan 2001b: 182). Ona göre, bir bilgi biriminde 16 yüklem önü alanda konu veya odak olarak işlev 16 Demircan, bilgi birimi için şöyle bir açıklama yapmaktadır: İletişim anında tümceler, daha doğrusu sözler, bilgi birimlerine ayrılarak bürünlenir, ya da daha dar anlamıyla ezgilenir. Bir bilgibirim, bağlamdan çıkarılabilecek bilgileri içeren verilmiş bir bölüm ile, bağlamdan çıkarılamayacak bilgileri taşıyan YENİ bir bölümden oluşur. Bilgi yüküne bağlı olarak bir tümce

62 42 taşımayan birimler cümlenin anlamını başka yönlerden tamamlar ve böylece yüklem ardında konumlanabilir (Demircan 2001b: 183) Devrik Dizim Demircan, devrik dizim için dizimsel alan dışına konumlama tanımını yapmaktadır (Demircan 2004b: 10). Devriklik tümce, tümcecik ve öbek düzeyinde uygulanabilir. Öbekler parçalanarak birimlerden biri yüklem ardına konumlanabilir. Bunun için birimlerin işlevlerinin belli olması gerekir (Demircan 2004b: 10). Devrik terimi aslında üç farklı işlevsel/edimsel anlatım için söz konusudur: devrik, onarım, açıklama (Demircan 2004b: 10). Derin yapının bu farklı anlatım yolları yüzeyde yüklem ardı konumlanmanın üç farklı türüdür. Onarım, bilgi akışındaki atlamaların tümcedeki olağan dizimsel konumunun dışına eklenmesi dir (Demircan 2004b: 11). Odaklanan öğe genellikle yüklemin kendisi olur, atlanmış olan tümleçler onun ardına dizilirler. Öyle bir tümce ister kurallı dizilsin isterse devrik, her ikisinde de odaktan sonra onarım vardır (Demircan 2005: 17). Onarım, aşırı duygusal değişimin bir sonucudur. Duygusallığa bağlı olarak önce odaklanan öge söylenir, ardından onu anlamca tamamlayan ögeler getirilir. Burada vurgu ön plandadır. Tek başına vurgu ile odak seçimi onarımsaldır (Demircan 2005: 20). Onarım yoluyla yüklem ardına konumlanan ögeler kurallı dizilmiş olabileceği gibi bozuk sıralanmış da olabilir. Bozuk sıralanmış olan dizim de anlamlanabilir ve anlamlanamaz diye ikiye ayrılabilir (Demircan 2004b: 14). Özne ile yüklem arasına giren uzun açıklamaların yüklem ardına konumlanması (Demircan 2004b: 11) açıklamadır. Bu da bir devrik dizim türüdür. Onarım, duygusal değişime bağlı bir devrik cümle türü iken devrik açıklama ve devrik en az bir; ya da birden çok bilgi birimine bölünebilir. Her bilgi biriminin verilmiş bilgi içermesi gerekmez. Bir birim tümüyle yeni bilgi taşıyabilir (Demircan 2001: ).

63 43 dizimde yüklem ardı konumlanmanın nedeni duygusallık değildir (Demircan 2005: 18). Devrik ile açıklama işlemleri metin üretimi/söylem öncesinde seçilirken, onarım üretim sırasında belirlenir (Demircan 2006b: 11). Demircan, devrik dizim, devrik açıklama ve onarım ile ilgili olarak devrik cümlenin anlam özelliklerini de belirlemiş olmaktadır. Çok-anlamlılığı giderme, odak-dışı kılma, duygusal değişim iletme, devrik açıklama, odak önceleme ve onarım devrik dizimin anlam özelliklerini ortaya koyar (Demircan 2006c: 12-13). Erkü, cümlenin ögelerinin yerlerini değiştirerek yüklem ardına konumlandırılan ögenin etkin hale getirildiğini ve böylece dikkatin üzerine çekildiğini ileri sürmektedir. Etkinleştirme ( Activation 17 ), psikolojik sebeplerle yapılır (Erkü 1986: 182). Etkinleştirme ile cümleye kazandırılan esneklik hiçbir zaman dilbilgisellik-dışına çıkmaya izin vermez (Erkü 1986: 187). Hoffmann, Erguvanlı yı kaynak göstererek yüklem ardı konumlanan ögelerin arka planda kalan, göz ardı edilen veya önemsiz görülen ögeler olduğunu ileri sürer. Yüklem ardı ögelerin bilgi yapısını böyle farklı değerlendirmesine rağmen Hoffmann da yüklem-son dizimin dilbilgiselliği bozmadığını dile getirmiştir (Hoffmann 1992: 300). Yüklem ardı yapılanma, verilen ya da yeni bilgiden doğrudan etkilenir. Yüklem ardı ögeler, her zaman daha önce söz edilen söylem durumlarını hatırlatır ve cümleyi bir önceki söylemle ilişkilendirir (Hoffmann 1995: 246). Bu durumda, Türkçede yüklemin sağında bulunan ögeler eski söylem bilgilerini içerir. KONU ODAK YORUM ESKİ BİLGİ Bugün küçük Ahmet i gördü Fatma. 18 Demircan, yüklem ardının önemsiz bilgi taşıdığını ileri sürenleri eleştirerek onların İngilizceden etkilendiklerini düşünmektedir. Ona göre, yüklem ardının 17 Bu terimi etkinleştirme olarak çevirdik. 18 Örnek, Beryl Hoffmann (1995: 249) dan alınmıştır.

64 44 önemsiz bilgi taşıması sadece tek bilgi birimi oluşturan tümcelerde olanaklıdır. Birden fazla bilgi biriminden oluşan cümlelerde yüklem ardında da odaklama yapılabildiği için böyle cümlelerde yüklem ardında konumlanan ögelerin önemsiz olduğu söylenemez 19 (Demircan 2004b: 12). Hiçbir durumda devriklik nedensiz yapılmaz (Demircan 2005: 20). Demircan, devrik dizime başvurma nedenlerini bilgi birimlerine bölme, bilgi birimi içindeki oynamalar, yüklemsel çekim, ussal durumda değişiklik, sesletim gücünün dağılımı 20 ve onarım olarak saptamıştır (Demircan 2001b: 185). 3. ÇEVİRİ VE ÇEVİRİ EŞDEĞERLİLİĞİ Devrik cümlenin sadece çeviri metinlerde bulunduğu ve çevirmenin kaynak metnin cümle yapısını (sözcüğü sözcüğüne çeviri nedeniyle) hedef metne yansıttığı düşüncesi pek çok araştırmacı tarafından ortaya atılmıştır. Tezde incelediğimiz eserlerden Âşık Paşazade Tarihi ve Tazarru nâme telif metin iken Târih-i İbn-i Kesîr Tercümesi ile Gülistan Tercümesi çeviri metinler olduğu için çeviri kuramına kısaca değinmek gerekmektedir. Günümüze gelene kadar çeviri kuramı pek çok görüşle zenginleştirilmiş ve en uygun yöntem bulunmaya çalışılmıştır. Ulaşılan genel yargı şöyle özetlenebilir: Çevirmen kaynak dil ve amaç dili çok iyi bilmelidir (Bengi 1993: 27). Çevirmenin görevi tek tek sözcükler ya da tümcelerden çok metinleri çevirmektir (Göktürk 2002: 17). Çeviri özgün metindeki düşüncelerin tamamını 19 Aslında cümlenin olağan bilgi odağı yüklemdir. Eylemden önce ayrı bir bilgi öbeği (ton öbeği) olması gereken bir birim eylem ardına kaydırılırsa, 1) ya ( ) ayrı bir bilgi birimi olarak özelliklerini korur, 2) ya da odak vurgusu silinerek önceki ton öbeğiyle birleşir (Demircan 2001: 213). // bunların bir Olmadığını // SEN de biliyorsun //. // SEN de biliyorsun // bunların bir Olmadığını //. // ortanca amcam // bahçeyi bile aydınlattı //. // bahçeyi bile aydınlattı ortanca amcam //. (Örnekler Demircan 2001: 213 ten alınmıştır.) 20 Devrik dizim, bir yandan tümcedeki en önemli bilgi ileten ögeyi odak işleviyle ortaya doğru çekerken, öte yandan, odaktan sonra söz akışını da yavaşlatır. En yüksek vurgu alan ögeden sonra geriye kalan güç düşerek, en alt düzeyde bir yayılımla söner. Sesletim odaktan önce görece hızlı, odaktan sonra görece yavaş olur (Demircan 2006a: 13).

65 45 içermeli ve özgün metin kadar rahat olmalıdır (Bengi 1993: 29). Çevirmen bu tavır doğrultusunda çevirisini ya kaynak-dizge normlarına öncelik vererek yapar ve yeterli çeviri üretir, ya erek-dizge normlarına öncelik vererek yapar ve kabul edilebilir çeviri üretir (Bengi 1993: 33). Göktürk, yapılan araştırmalar sonunda çeviri yöntemlerinin dörde ayrıldığını bildirir: Tanrı dilinin insan diline çevirisi, sözcüğü sözcüğüne çeviri, özgür çeviri, güvenilir çeviri (Göktürk 2002: 40). Göktürk, eserinde Çeviribilim İçinde Yazın Çevirisinin Yeri başlığının altında çeviri bilim kuramcılarından Ortega y Gasset in görüşlerine katılarak ondan şu alıntıyı yapmıştır: Çeviri özgün metnin tıpkısı değildir. Aynı yapıtın başka bir sözcük dağarcığıyla oluşması değildir, böyle olmayı da amaçlayamaz. Şunu özellikle belirtip vurgulamamız gerekir, çeviri kendine özgü ölçütleriyle, amaçlarıyla apayrı, bütün öbür yazın türlerinden başka, özel bir yazın türüdür (Göktürk 2002: 42). Yetkin bir çevirmenin görevi, bu yetkin dili anadilinde yeniden yaratmaktır (Karantay 1993: 23). Bir dile ait bir metni başka bir dile çevirirken bunların bozulmadan çevrilip çevrilemeyeceği büyük bir sorundur. Bu konuda İnce şöyle demektedir: Demek ki çevirmen özgün metin yazarının biçemini bozmadan aktarabilmek için kaynak metnin, metinle en çok ilgili özellik ve ilişkilerini yeniden, aynen yapılandırmalıdır. Oysa çeviri gerçekleri bize kaynak metin yazarının biçeminin bozmadan değil bozarak aktarılabileceğini gösteriyor. ( ) Yazınsal bir metnin çevirisinde kaynak metne sadakat tek amaç olamaz çünkü çevirinin yazınsal olması önemlidir. Yazınsal olmayı başaramamış bir çevirinin kaynak metne sadakatinin ne anlamı olabilir? (İnce 1993: 11) Târih-i İbn-i Kesîr Tercümesi ve Gülistan Tercümesi nin - birer çeviri metin olduğu için - telif metinler olan Âşık Paşazade Tarihi ve Tazarru nâme göre söz dizimsel bozuklular taşıyabilecekleri düşünülebilir. Öyle bile olsa dizimsel bozukluklar sadece cümle düzeyinde değil, sözcük öbekleri düzeyinde de görülmeli ve bu durum metnin geneline hâkim olmalıdır. Devrik cümle bakımından ise, böyle bir düşünce tarzı devrik cümlenin zaten dizimsel bir bozukluk olduğu görüşüne dayanır. Tercümeden kaynaklanan devrik cümleler sadece Târih-i İbn-i Kesîr Tercümesi nde vardır. Şirvanlı Mahmut, Târih-i İbn-

66 46 i Kesîr Tercümesi nin kimi cümlelerinde sözcüğü sözcüğüne çeviri yöntemi ile Kur an-ı Kerîm den çevirdiği ayetin ve/veya cümlenin anlamını olduğu gibi vermek istemiştir. Önce Arapça cümleyi yazmış, sonra da birebir sözcük çevirisini vermiştir. Ancak, bu tip cümleler başlarında bulunan yani sözcüğü sayesinde diğer cümlelerden ayrıldığı gibi, cümlelerin dizimsel yapısı da bunların satır-arası tercüme olduğunu açıkça göstermektedir. Burada satır-arası tercüme ve tefsirli tercüme terimlerine kısaca değinmek gerekir. Anadolu Türkçesine yapılan ilk Kur an tercümelerinin XIV. yüzyılın sonlarında başladığı tahmin edilmektedir. Bu tercümeler iki ayrı yöntemle yapılmaktadır: Tefsirli tercümeler, Bir Arapça kelimenin tek bir Türkçe kelime ile karşılanmasından ziyade, bütün bir âyetin uzun cümlelerle açıklanması esas alınmıştır (Topaloğlu 1976: 3). Cümle bir bütün olarak ele alınır ve genel olarak cümlenin anlamını vermek hedeflenir. Satır-arası tercümelerde, kaynak dilin metni, amaç dile sözcük sözcük çevrilir. Şu halde cümleler, zaruri olarak, unsurların dizilişi bakımından, Türkçe kaidelere göre değil, Arap dilinin sentaks hususiyetlerine göre tertiplenmiştir. Bu yüzden cümleler umumiyetle devrik cümleler halindedir. Bu, «satır-arası» tercüme tarzının bir neticesidir (Topaloğlu 1976: 21). Anadolu Sahasında Yapılmış Sure Tefsirleri ve Bu Tefsirlerin Türk Dili Açısından Önemi başlıklı makalesinde Muhammed Yelten şöyle demektedir: Biliyoruz ki Karahanlı döneminde ve Anadolu sahasında gerçekleştirilen ilk Kur an çevirileri genellikle kelime kelime yani satır-arası veya cümle cümle şeklinde çevirilmişlerdir. ( ) Bilhassa cümle cümle yapılan çevirilerde kaynak dilin söz dizimi sırasına çok dikkat edilmiştir. O kadar ki bazen Türkçe söz dizimi sırasına göre çevirdiklerini yine Arapça sıraya göre düzeltmişlerdir (Yelten 2000: 251). Arslan Tekin, Târih-i İbn-i Kesîr Tercümesi nin incelediği 4. cilt, 1. kısım ile ilgili olarak Mütercim, kısa cümleler ve diyaloglarla üslubu akıcı kılmıştır. Bu

67 47 da, eserin Arapça aslına bağlı kalınmadan Türkçeye aktarılmasından ileri gelmektedir. (Tekin 1998: 37) demektedir. Mehdi Ergüzel, incelediği 4. cilt, 2. kısım için Cümleler çoğu yerde kısa, düzgün ve zevkle okunur güzellikte, tercüme soğukluğu taşımayan bir ustalıkla kurulmuştur. (Ergüzel 1999: XVIII) tespitini yapmaktadır. Muhammet Yelten ise metnin tercüme özellikleri hakkında şu açıklamayı yapmaktadır: Mahmûd bin Muhammed tercümede muhteva bakımından eserin aslına bağlı kalmakla birlikte metnin aktarılışında serbest davranmıştır. Cümleler halinde tercüme edilmiş eserde, konunun gelişmesine uygun olarak karşılıklı konuşma parçalarına ve rivayetlere sık rastlanmaktadır. Bazen bu konuşma ve rivayet zincirleri birbirini destekleyen, birbirine eklenen veya birbiri ile zıtlaşan görüş ve hadiseler halinde hikâye dili ile anlatılmıştır. İşte tercüme, sade bir üslubun kullanılması, kısa ve kesik cümlelerin varlığı, rivayet silsilesi ve karşılıklı konuşmaların bol miktarda kullanılması yönüyle, konuşma dilinin yazıya aktarılmasından meydana gelmiş bir metin özelliğini taşımaktadır (Yelten 1998: 13). Anadolu sahasında yapılan ilk Gülistan Tercümesi olan Mahmûd bin Kādî-i Manyâs ın tercümesi kısaltılmış bir tercümedir. Mustafa Özkan metnin tercümesi için şu açıklamayı yapmıştır: Manyasoğlu bu tercümesinde, tercüme için seçip aldığı hikâyeleri Türkçe ye aktarırken aslına sadık kalarak, ilâve yapmadan tercümeye etmeye çalışmıştır. ( ) mütercim, bu defa bütün hikâyeleri tercüme etmeyerek bir seçme yapmak suretiyle, bazı hikâyeleri bu tercümesine almamıştır. Hatta tercümesine aldığı hikâyeleri de kelime kelime aynen tercüme etmeyip bazı kısımları atlamıştır. Daha ziyade o hikâye ile anlatılmak istenen muhtevayı aktarmaya çalışmıştır. Böylece muhtasar bir tercüme meydana getirmiştir (Özkan 1993: 15). Tezde sadece Eski Anadolu Türkçesi düz yazı metinlerinde devrik cümlenin yapısal incelemesi değil, aynı zamanda telif metinler ile tercüme metinlerdeki devrik cümleler de karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir.

68 48 1. BÖLÜM: TELİF ESERLERDE DEVRİK CÜMLE Yüklemin Türüne Göre Devrik Cümleler Bu çalışmaya malzeme olan Âşık Paşazâde Tarihi ve Tazarru nâme adlı telif metinler, Yüklemin Türüne Göre Devrik Cümleler ve Yapısına Göre Devrik Cümleler olmak üzere iki temel başlıkta incelenmiştir. Yüklemin türüne göre devrik cümleler, fiil ve isim cümlesi olarak alt başlıklara ayrılmıştır. Devrik cümleler, daha sonra sonda bulunan öge/ögelerine göre sınıflandırılmıştır Fiil Cümlesi Öznesi Sonda Devrik Cümleler lutf-ı amîm ve hulk-ı kerîminden sâat-i sâatte ve rûz-ı kıyâmette, hevâcir-i bevâdî-yi hayrette, şefâati bahrinden bir katre ve inâyeti nesîminden bir zerre bu ben zaîf kulından dırîğ itmeye kim, / [323] egerçi ana lâyık hizmetüm ve ümmetligine münâsib hasletüm yog-ise dahı ümmeti ziyyinde geçti cümle ömrüm / (TN-v. 323-s. 260). / eğer ki ona lâyık hizmetim ve ümmetliğine uygun özelliğim yok ise de ümmeti kılığında geçti bütün ömrüm / Pâdişâh buyurdı; / Mahmûd Paşa nuñ çadırını ve otagını başına yıkdurdı hünkâr /. (AT-b. 142-v. 150/231a-s. 524). / Mahmut Paşa nın çadırını ve otağını başına yıktırdı hünkâr / / Eger bî-ışk ola ru ye-i mahbûb /, kemâl-i cemâli olur mahcûb. / (TN-v. 226-s. 194). / Eğer aşksız ola sevgilinin yüzü / Karamanoglı dahı pâdişâhuñ bu fi line muttali oldı, kendü bir tezvîr ilçi göndürdü Mısr a kim Osmânoglı börke bahanesine Mekke sultânına yükler-ile fülori göndürdi kim / saña yagı oldı Osmânoglı. / diyü. (AT-b. 171-v. 371-s. 574). / sana düşman oldu Osmanoğlu / Eyitdi: Benüm bu küstâhlıguma kalma, kerem ve lutf eyle, / baña mürüvvet it sen dahı /. didi. (AT-b. 91-v. 90/124b-s. 442). / bana iyilik et sen üstelik /

69 49 Kılıç Arslan Beg eydür: Müsülmânlar! / Hayırlusı ne-y-ise tedârük idüñ siz dahı. / didi. (AT-b. 146-v. 152/236b-s. 528). / Hayırlısı ne ise hazırlayın siz de. / / İstanbol dan çıkdı Sultân Bâyezîd /, niyyet-i gazâ idüp lâvu leşker-ilen kurudan Kara Bogdan tarafına yöneldi. (AT-b. 161-v. 168/267a-s. 551). / İstanbul dan çıktı Sultan Bayezid / / Nakş-ı agyârdan eger pâk ola tahta-i dil /, keşf olur elbette anda her müşkil. / (TN-v. 258-s. 216). / Başka resimlerden (şekillerden) eğer temiz olursa gönül levhası / Nesnesi Sonda Devrik Cümleler Belirtili Nesnesi Sonda Devrik Cümleler ışk bir bî-karâr u şûr-engîzdür ki / kadem basıcak, şûr u gavgâya bırağur âlemi. / (TN-v. 217, 218-s. 188). / ayak basınca gürültü ve kavgaya bırakır âlemi /. bir mektûb-ıla şöyle dirler kim mektûb içinde İsmâîl Beg e kim: / Kerem lutf idesiz anı /, pâdişâh hâtırı-çün ve dostluk ve mahabbet izhâr itmek-içün anlaruñ maslahatlarını göriviresiz. diyü kuluñ eline bir mektûb virüp göndürdiler. (AT-b. 132-v. 136/205a-s. 505). / Cömertlik lutf edesiniz onu / * Ve / bu halk bilmezler anı /, şeytânî midür veyâ Rahmânî midür? (AT-b. 170-v. 366-s. 572). / bu halk bilmezler onu / / Şöyle kıralum anları / kim kendülerüñ vilâyetlerine habarlarını girü biz göndürelüm. (AT-b. 66-v. 66/82b-s. 409). / Şöyle kıralım onları / Eydür: Hanum! / Baña vir bu vilâyeti / kim bunlar girü yagı olmasunlar. (AT-b. 20-v. 22-s. 346). / Bana ver bu vilâyeti / * Bu çeviri cümle Türkiye Türkçesinde kabul edilebilir değildir.

70 50 Anı beyân ider kim / Sultân Muhammed Han-ı Gāzi Sınab ı ve Kastamonu yı ve cemî i vilâyetini pâdişâhı-y-ıla ve Koylı Hisâr ı ve Tarabuzon ı bir seferde mecmû ını ne sûret-ile feth itdi bunları /, anı bildirür. (AT-b. 132-v. 135/203b-s. 504). / Sultan Muhammed Han-ı Gâzi Sinop u ve Kastamonu yu ve bütün vilâyetini padişahıyla ve Koylı Hisar ı ve Trabzon u bir seferde hepsini ne suretle feth etti bunları / / Mahmûd Paşa yı ve Ahmed Paşa yı ve Mustafâ Paşa yı bu üçin dahı Sultân Muhammed Han-ı Gāzi bir araya cem [242a] itdi bunları. / (AT-b. 149-v. 155/241b, 242a-s. 532). / Mahmut Paşa yı ve Ahmet Paşa yı ve Mustafa Paşa yı bu üçünü dahi Sultan Muhammed Han-ı Gazi bir araya topladı bunları. / Bu habarı işitdiler, / hisâr halkı hemân girü muhkem ahd-ıla virdiler hisârı /. (AT-b. 43-v. 46/47b-s. 380, 381). / hisar halkı hemen sonra kuvvetli söz ile verdiler hisarı /. / Ekser halk andan bildiler hünkâruñ Allah emrine vâsıl oldugın. / (AT-b. 121-v. 121/177b-s. 484). / Halkın çoğu ondan sonra bildiler hünkârın Allah emrine kavuştuğunu. / / Yıkup yaksun ilini / ve halkını esîr eylesün. didi. (AT-b. 92-v. 90/125b-s. 443). / Yıkıp yaksın ilini / / Gāziler de kodılar kâfiri /, ordıya yakın geldi, ta kim aralıga girdi. (AT-b. 137-v. 142/217a-s. 513). / Gaziler de bıraktılar kâfiri / Anı beyân ider kim Sultân Muhammed Han-ı Gāzi kulı Gedük Ahmed i Kefe nüñ fethine göndürdi; / varup ne sûret-ile feth itdi Kefe yi /, anı bildirür ve hem anda dahı ne vilâyetler feth itdi? (AT-b. 151-v. 159/249a-s. 537). / varıp ne suret ile feth etti Kefe yi /, pâdişâh eydür: Fazlullah! Ol fülorücügi gine Halilürrahman a ve Kuds-i şerîf e ve Ka betullâh a ve Medîne-i Resûl e gönder kim Mevlânâ Yigan hacca niyyet itmiş ve / hem alsun ol füloriyi / anda Medîne-i Resûl üñ fakîrlerine virsünler kim anlara huccâc varıncaya degin intizârdadur. (AT-b. 169-v. 356-s. 566, 567).

71 51 / hem alsın o filoriyi / / Baçaroglı Hamza Beg sordı İsfendiyâroglı Hızır Beg e: / Cenk itmeden hünkâra niçün virdüñüz şehrüñüzi? / didi. (AT-b. 75-v. 76/102a-s. 424). / Savaşmadan hünkâra niçin verdiniz şehrinizi? / / Şöyle urdılar vilâyet-i Karaman ı / kim elek elek itdiler. (AT-b. 115-v. 112/161b-s. 472). / Şöyle vurdular Karaman vilâyetini / Işk bir sultân-ı kâhir ü tîzdür ki / alem çekicek, birbirine vurur vücûd-ile ademi / (TN-v. 217-s. 188) / bayrak çekince birbirine vurur varlık ile yokluğu / Gedük Ahmed dahı bunlaruñ hâlinden mütenebbih oldılar kim, hâl böyledür; / Sultân Bâyezîd tarafına tutdılar yüzi /. (AT-b. 159-v. 167/264b-s. 549). / Sultan Bayezid tarafına tuttular yüzü [yöneldiler] /. Belirtisiz Nesnesi Sonda Devrik Cümleler Diledün, dünyâ virürsin, diledün âhiret; / dilersen ikisinde de virürsün devlet /. (TN-v. 132-s. 126). / dilersen ikisinde de verirsin büyük saadet [baht] /. Elfâz-ı lâf ü tâmât mekr olur; şeytânî; / nite ki bevh ü şath olur ene l-hakk u sübhânî /. (TN-v. 212-s. 184). / nasıl ki sövme ve mizahî şiir olur ene l-hakk ve Allah la ilgili /. / Gönlüm çeker ilve, / nefsüm çeker sifle /; ben arada bîçâre. (TN-v. 107-s. 108). / Gönlüm çeker ilve [Allah ın gönülde görünmesi], / nefsim çeker alçaklık [bayağılık, âdîlik] /. / Sünnet diye tutaram, kuru sünnet ü âdet; / ibâdet diyü işlerem, hemîn adı ibâdet. / (TN-v. 106-s. 108). / Sünnet diye tutarım kuru sünnet ve âdet; / ibâdet diye işlerim tıpkı adı ibâdet. / Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Yönelmeli Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler didi ve / paşalar dahı eydürler agalara /. (AT-b. 80-v. 81/110b-s. 431). / paşalar dahi derler ağalara /. / Ne beñzer aña / kim herzeler söyledi. (AT-b. 117-v. 114/165a-s. 475).

72 52 / Ne benzer ona / Orhan Gāzi tekrâr gine adam göndürdi: Neçün gelmez ve / beni dahı niçün komaz anda varmaga /. (AT-b. 38-v. 40/37a-s. 373). / beni bile niçin bırakmaz oraya varmaya /. / Îsâ Beg vardı Arnavud a / künc illerine girdi. (AT-b. 110-v. 107/153a-s. 466). / İsa Bey gitti Arnavut a / / Ömürden bakıyye var-iken yitiş bana; / bu hâl-ile ölmedin iriş bana. / (TN-v. Ü168a-s. 292). / Ömürden geriye kalan var iken yetiş bana; / bu hâl ile ölmeden eriş bana. / / Zîrâ kim nâşâyiste hareket [149] itmiş-idi, bu Âl-i Osmân üzerine. / (AT-b v. 148, 149/229a-s. 522). / Çünkü yaraşıksız hareket etmişti bu Osmanlı sülâlesi üzerine. / / Zîrâ kim nâşâyiste hareket [149] itmiş-idi, bu Âl-i Osmân üzerine. / (AT-b v. 148, 149/229a-s. 522). / Çünkü yaraşıksız hareket etmişti bu Osmanlı sülâlesi üzerine. / / Mahfîce bu kişi sorar bu avratlara / kim: Hey bîçâreler! (AT-b. 128-v. 130/194b-s. 497). / Gizlice bu kişi sorar bu kadınlara / / Sultân dahı gâyetde ferahnâk oldı, bunlaruñ gelmesine. / (AT-b. 2-v. 5-s. 323). / Sultan da çok fazla sevindi, bunların gelmesi işine. / / Mısır sultânı dahı emr itdi Çerkez e. / (AT-b. 175-v. 378-s. 578). / Mısır sultanı da emretti Çerkez e. / Paşalar eyitdiler: / Bu hakîmler komazlar çıkmaga. / didiler. (AT-b. 80-v. 81/110a-s. 430). / Bu bilginler bırakmazlar çıkmaya. / / Andan soñra kızı teslîm itdiler, Dâdû Hatun-ıla Paşa Kireceye. / (AT-b. 93-v. 91/127a-s. 444). / Ondan sonra kızı telim ettiler Dâdû Hatun ile Paşa Kirece ye. / / Acâyib konukluklar itdiler düñürlere. / (AT-b. 107-v. 105/149a-s. 462). / Görülmedik misafirlikler ettiler dünürlere. / / Rûhum talabır Hakk a, / bedenüm ögrendi halka; / oldum arada âvâre. / (TN-v. 107-s. 108).

73 53 / Ruhum heyecanla çırpınır Hakk a [Hakk için], / bedenim öğrendi boğaza [boğaz için] / Külek hisârın ve Analakşan hisârın ve Mozalan [Molan] hisârın ve Barsbeyte hisârın ve Adana ve Tarsis ve dört hisâr dahı kâfir elinde-y-idi; / Müsülmânları komazlardı hisârına girmege /. (AT-b. 178-v. 262-s. 581). / Müslümanları bırakmazlardı hisarına girmek için /. / Andan soñra destûr olundı hôş-hanlara /; latîf ve garrâ medihler ve gazeller okundı. (AT-b. 127-v. 129/192b-s. 496). / Ondan sonra izin verildi güzel okuyanlara / Ve / dahı cihâzuñ kaziyyesin bildürdiler hünkâra / kim Vılkoglı dimiş-idi. (AT-b. 107-v. 105/149b-s. 463). / üstelik çeyizin meselesini bildirdiler hünkâra / Kaçan kim Koylıhisâr ı feth idicek Erzincan tarafına yörüdi, / bu tarafdan Uzun Hasan dahı kendü anasını ve Çimişkezek Beg i Şeyh Kürt Hasan ı anasına koşup Sultân Muhammed Han a göndürdi ilçilige /. (AT-b.135-v.140/212b-s.510). / bu taraftan Uzun Hasan da kendi anasını ve Çemişkezek Bey i Şeyh Kürt Hasan ı anasına ekleyip Sultan Muhammed Han a gönderdi elçiliğe /. Eydür: Kulum-ılan ve hem hâzır olan azab-ıla ve eyü yarak görüñ / dahı varuñ İnez e /, anuñ limonuna girüñ ve illâ ol araya varmayınca bu habarı kimseye bildürme. didi. (AT-b. 124-v. 126/186a-s. 491). / Bundan başka gidin İnez e / / Baçaroglı Hamza Beg sordı İsfendiyâroglı Hızır Beg e: / Cenk itmeden hünkâra niçün virdüñüz şehrüñüzi? / didi. (AT-b. 75-v. 76/102a-s. 424). / Baçaroğlu Hamza Bey sordu İsfendiyaroğlu Hızır Bey e / / Pâdişâh emr itdi, İshâk [235b] Paşa ya / Var didi, Karamanoglı nı sen ilden çıkar. didi. (AT-b. 145-v. 152/235b-s. 527). / Padişah emretti İshak Paşa ya / / Mahmûd Paşa aşagadan eydür İsmâ îl Beg e /: Hey begüm! Niçün (AT-b. 132-v. 137/207a-s. 506). / Mahmut Paşa aşağıdan der İsmail Bey e /

74 54 Ol dem kim / seferden geldi İstanbol a /, bu tarafda İshâk Paşa yı dahı Rûmili ne komışlar-ıdı, İshâk Paşa dahı soñra İstanbol a geldi. (AT-b. 136-v. 141/215a-s. 512). / seferden geldi İstanbul a / / İsmâ îl Beg eydür Karamanoglı na /: Bu senüñ sözüñ Müsülmânlıga sıgar söz degüldür (AT-b. 133-v. 138/209a-s. 508). / İsmail Bey der Karamanoğlu na / İshâk dahı ol araya geldügin işidicek karşuladı; / alup geldi Karaman vilâyetine /. (AT-b. 140-v. 147/225b-s. 520). / alıp geldi Karaman vilâyetine /. / Bu tarafda hemân Mahmûd Paşa[nuñ] karındaşı, habar göndürdi karındaşı Mahmûd Paşa ya / kim: Adamuñuz gönderüñ gelsün. Semendire yi zabt idüñ ve hisârına adam koñ, berkidüñ. didi. (AT-b. 130-v. 133/200a-s. 501). / Bu tarafta hemen Mahmut Paşa nın kardeşi, haber gönderdi kardeşi Mahmut Paşa ya / Sultân Murâd dahı kabûl itdi. Ve bade tekrâr Hızır Beg üñ hatununı ve Rûmuñ [174a] ayânlarınuñ hatununı göndürdiler. Ve / Rûmuñ ayân beglerinden bile vardılar kız almaga /. (AT-b. 120-v. 119/174a-s. 481). / Rum un ileri gelen beyleriyle birlikte gittiler kız almaya. / Ve / Engüri nevâhisinde Balık Hisârı dirler bir niçe köy vakf itdi Mekke ye /, hayli meblaglar hâsıl olur. (AT-b. 169-v. 356-s. 566). / Ankara taraflarında Balık Hisarı denilen bir nice köy bağışladı Mekke ye / Karamanoglı dahı pâdişâhuñ bu fi line muttali oldı, / kendü bir tezvîr ilçi göndürdü Mısr a / kim Osmânoglı börke bahanesine Mekke sultânına yükler-ile fülori göndürdi kim / saña yagı oldı Osmânoglı. diyü /. (AT-b. 171-v. 371-s. 574). / kendi bir arabozucu elçi gönderdi Mısır a / / Sultân Muhammed habar göndürdi oglı Mustafâ ya / kim: Var Karahisâr da otur. didi. (AT-b. 148-v. 155/240b-s. 531). / Sultan Muhammed haber gönderdi oğlu Mustafa ya / / Mevlânâ Hüsrev i kādı- asker itdi oglına / ve girü kalan tertîb yirlü yirinde. (ATb. 116-v. 113/164b-s. 474).

75 55 / Mevlânâ Hüsrev i Kazasker etti oğluna / Ve hem eyitdi: / Kızumuz aluñ ogluñ Bâyezîd Han a. / Ve / kızumuz-ıla bile birkaç pâre hisâr bile virelüm cihâzına tuta. / (AT-b. 49-v. 49/53b-s. 385). / Kızımızı alın oğlun Bayezit Han a. / Ve / birkaç yirden dahı küffâr geçürdi ol vilâyete /, mübâlaga helâklikler itdiler. (AT-b. 136-v. 141/216a-s. 513). / birkaç yerden dahi kafirler geçirdi o vilâyete / Dırakola, hünkâr öñince kulaguz olmış-ıdı, / bile çıkdı, ötedin [152b] berü gelişe /. (AT-b. 109-v. 106/152a-s. 465). / birlikte çıktı öteden bu tarafa gelmek için /. Pâdişâhuñ atâları hâllü hâlince bunlara dahı yitişdi ve bunlara dahı işâret olundı; / kānûn-ı fukârâ üzerine edeblerin gösterdiler pâdişâha /. (AT-b.127-v.130/193bs.496). / fakirlerin kanununa göre nezaketlerini gösterdiler padişaha /. / Habar geldi pâdişâha / kim: Uşda küffâr leşkeri geldi. didiler (AT-b. 128-v. 131/196a-s. 498). / Haber geldi padişaha / / Deryâ tarafına giden gemiler dahı gelüp yitişdi pâdişâhuñ hizmetine. / (AT-b. 161-v. 168/267b-s. 551). / Deniz tarafına giden gemiler dahi gelip yetişti padişahın hizmetine. / / Bir gün silihdârlar galebe itdiler paşalaruñ üzerine /: Pâdişâhumuz kanı? N oldı, çıkmaz? didiler. (AT-b. 80-v. 81/110a-s. 430). / Bir gün silahdarlar toplanıp yürüdüler paşaların üzerine / / Pâdişâh eydür Rûmili beglerbegisine / : Murâd! Sen var, / ilerü varuñ Mahmûdıla bile /. Görüñ kim hâl nedür. (AT-b. 149-v. 156/243b-s. 533). / Padişah der Rumeli beğlerbeyine / Çünkim Semendire yi zabt itdükden soñra çañlarını yıkdılar ve keliselerini mescidler itdiler, / içinde hutbe-i İslâm okundı Sultan Muhammed-i Gāzi Han adına /. (AT-b. 130-v. 133/200b-s. 501). / içinde İslâm hutbesi okundu Sultan Muhammed-i Gazi Han adına /. Cuma güni cuma namâzı kılındı ve / hutbe-i İslâm anda dahı okundı; Sultân Muhammed Han-ı Gāzi adına /. (AT-b. 151-v. 160/251b-s. 539).

76 56 / İslâm hutbesi orada dahi okundu Sultan Muhammed Han-ı Gazi adına /. / Germiyân bu vech-ilen feth olundı Sultân Murâd a. / (AT-b. 102-v. 100/142b-s. 457). / Germiyan bu vesileyle feth olundu Sultan Murat tarafından. / / Tîzcek Mevlânâ Hamza yı göndürdiler Sultân Murâd a. / (AT-b. 106-v. 104/147b-s. 461). / Çabucak Mevlânâ Hamza yı gönderdiler Sultan Murat a. / Eyitdi: Müsülmânlar! Pâdişâhumuz Rûmili nde. / Karamanoglı geliyorır üzerümüze. / didi. (AT-b. 70-v. 72/95a-s. 418). / Karamanoğlu geliyor üzerimize. / Ve / bu tarafda Simavna kādısı oglı kim [105a] agaç deñizine girmiş-idi, birkaç bedbaht sofıları göndürdi vilayetlere / kim: / Gelüñ baña / şimden girü pâdişâhlık benümdür, baña virildi. didi. (AT-b. 77-v. 78/104b, 105a-s. 426, 427). / bu tarafta Simavna kadısı oğlu ki ağaç denizine girmiş idi birkaç bahtsız sofuyu gönderdi vilâyetlere / adına - elinde - elinden li Kalıp İfadeler: (AT-b. 32-v. 37/31b-s. 368), (AT-b. 36-v. 39/35a-s. 371), (AT-b. 59-v. 57/68a-s. 398), (AT-b. 60-v. 58/69a-s. 399), (AT-b. 64-v. 62/76a-s. 404), (AT-b. 100-v. 99/140b-s. 455), (AT-b. 103-v. 101/143b-s. 457), (AT-b. 104-v. 102/144b-s. 459), (AT-b. 105-v. 103/147a-s. 461), (AT-b. 109-v. 107/153a-s. 465), (AT-b. 112-v. 110/158a-s. 469), (AT-b. 113-v. 111/160a-s. 471), (AT-b. 117-v. 115/167a, 167bs. 476), (AT-b. 119-v. 118/172b-s. 480), (AT-b. 122-v. 123/181b-s. 487), (AT-b. 125-v. 127/189b-s. 493), (AT-b. 128-v. 132/197b-s. 499), (AT-b. 131-v. 135/203a-s. 503), (AT-b. 135-v. 141/215a-s. 512), (AT-b. 137-v. 142/217b-s. 514), (AT-b. 139-v. 146/224a-s. 519), (AT-b. 140-v. 148/227b-s. 521), (AT-b. 141-v. 148/228a- s. 522), (AT-b. 142-v. 150/231b-s. 524), (AT-b. 143-v. 151/233b-s. 526), (AT-b. 146-v. 154/238b-s. 529), (AT-b. 148-v. 155/241b-s. 532), (AT-b. 152-v. 162/256a-s. 542), (AT-b. 153-v. 163/257a-s. 543), (AT-b. 159-v. 167/265b-s. 550), (AT-b. 161-v. 169/269b-s. 553), (AT-b. 163-v. 172-s. 556), (AT-b. 164-v. 174-s. 559).

77 57 Bulunmalı Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler / Yârı olur hemân nazarında; / görünen ol olur basarında. / (TN-v. 251-s. 211). / görünen o olur gözünde. / Evvel Mahmûd Paşa ya [232a] Gelibolı sancagın virdi ve buyurdı kim Mahmûd a Tûd a Tîz tut, gemileri tonat. / Irakda yakında hîç bir gemi kalmasun bir limonda. / didi. (AT-b. 143-v. 150/232a-s. 525). / Uzakta yakında hiçbir gemi kalmasın bir limanda. / / Niçeler fakîr geldi ganî gitdi bu pâdişâhuñ eyyâm-ı devletinde ve nizâm-ı saltanatında. / (AT-b. 127-v. 129/193a-s. 496). / Niceler fakir geldi, zengin gitti bu padişahın devleti zamanında ve saltanatı düzeninde. / / Ali Paşa hayrân u âciz kaldı bunlaruñ kurtulmasında. / (AT-b. 62-v. 60/72a-s. 401). / Ali Paşa hayran ve beceriksiz kaldı bunların kurtulmasında. / Gâh / bir serve serv çektürürsin bustânda; / gâh / bir serveri ser-nügûn idersin gûristânda. / (TN-v. 137-s. 130). / bir serve serv çektirisin bahçede; / / bir başkanı başaşağı edersin mezarlıkta. / Âhir fursat buldı; / Mekkî Aslan Beg i helâk itdi cum a mescidinde /. (AT-b v. 368-s. 573). / Mekkî Aslan Bey i öldürdü Cuma mescidinde /. / Bir gün pâdişâh devlet-ilen oturmış-ıdı Edrene de. / (AT-b. 154-v. 163/257b-s. 543). / Bir gün padişah saadetle oturmış idi Edirne de. / / Orhan uñ [93b] imâmı oglı Yahşı Fakıh evinde hasta oldum Geyve de /; anda kaldum. (AT-b. 69-v. 71/93a-s. 417). / Orhan ın imamı oğlu Yahşı Fakıh evinde hasta oldum Geyve de / / El-hâsıl-ı kelâm ehl-i İslâm [43a] hayli arkalandı / ve / kuvvet tutdı Hak ta âlâ inâyetinde /. (AT-b. 39-v. 43/43a-s. 377). / Sözün kısası İslâm topluluğu hayli güçlendi / ve / kuvvetlendi Hak taâlâ lûtfundan /. / Küffâr leşkeri sındı Hak Teâlâ inâyetinde /, Allahu ekber! (AT-b. 128-v. 131/196b-s. 498).

78 58 / Kâfirler[in] askeri kırıldı Hak Taâlâ lûtfuyla / / Kur ân okuram, hemîn lisânda /; tâ at iderem, gönül yabanda. / (TN-v. 106-s. 108). / Kuran okurum çok dilde / / Bir niçe günden soñra bu leşker kim komışdı hisâr üzerinde /, bunlar dahı vardılar hisârı bırakdılar gitdiler. (AT-b. 151-v. 161/252b-s. 540). / Bir nice günden sonra bu asker ki bırakmıştı hisar üzerinde / / Vılkoglı nuñ mübâlaga gümişin buldılar hisârda. / (AT-b. 125-v. 127/188b-s. 492). / Vılkoğlu nun çok fazla gümüşünü buldular hisarda. / / Cum a namâzı kılındı iki tarafda. / (AT-b. 66-v. 67/84b-s. 411). / Cuma namazı kılındı iki tarafta. / / Hakîm Ya kûb bir gün cum a mescidine varmış, İstanbol da. / (AT-b. 166-v. 176-s. 562). / Bilgin Yakup bir gün Cuma mescidine gitmiş, İstanbul da. / / Fakîr dahı gûşe-i ferâgatda teslîm-i rızâ küncinde fenâ ve sabır hırkasın geyüp oturmış-ıdum Kontantiniyye de / ve du â sofrası-y-ılan mütena îm olmış-ıdum. (AT-v. 2-s. 319). / Ben de dinlenme köşesinde Allah ın hoşnutluğuna kendimi teslim etme bucağında yokluk ve sabır elbisesini giyip oturmuş idim İstanbul da / / Ol kadar mâl buldılar ol hisârda / dahı haddin ve hisâbın Allah bilür ancak. / (AT-b. 125-v. 127/188b-s. 493). / O kadar mal buldular o hisarda / Mahmûd Paşa eydür: / Bizüm ne bilümüz ola pâdişâh huzûrunda? / (AT-b. 149-v. 155/242a-s. 532). / Bizim ne bilgimiz ola padişah huzurunda? / Ve / bu fethüñ târîhi sekiz yüz elli yidisiyle sekizi arasında vâki oldı Sultân Muhammed Han-ı Gāzi elinde /. (AT-b. 124-v. 126/187a-s. 491). / bu fethin tarihi sekiz yüz elli yedisiyle sekizi arasında gerçekleşti Sultan Muhammed Han-ı Gazi tarafından /. Ve / bu fethüñ târîhi hicretüñ sekiz yüz sekseninde vâki olundı; Sultân Muhammed kulı Ahmed Paşa elinde /. (AT-b. 151-v. 161/253b-s. 540).

79 59 / bu fethin tarihi hicretin sekiz yüz sekseninde gerçekleştirildi Sultan Muhammed kulı Ahmet Paşa aracılığında /. / Pâdişâh dahı anda [228a] saltanat-ılan bir hisâr yapdurdı, vilâyet-i Arnavud uñ ortasında. / (AT-b. 141-v. 148/228a-s. 522). / Padişah da orada saltanat ile [şatafatlı] bir hisar yaptırdı, Arnavut vilâyetinin ortasında. / Çıkmalı Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Ahmed vardı, üç yüz mikdârı gemileri tonatdı ve / hem eyü yarar yoldaşlar dahı bile aldı, atludan ve yayadan /. (AT-b. 151-v. 159/249b-s. 538). / hem güvenilir yoldaşlar da yanına aldı atlıdan ve yayadan /. / Sen sakla bu belâdan. / (TN-v. 131-s. 126). / Sen sakla [koru] bu belâdan. / / Sen halâs eyle bu ibtilâdan. / (TN-v. 131-s. 126). / Sen kurtar bu tiryakilikten. / / Sen sakla cemî -i belâlardan. / (TN-v. 88-s. 95). / Sen sakla belâların hepsinden. / Etrâfa okuyıcılar gönderildi ve cemî i sancak begleri geldiler ve her şehrüñ uluları ve a yânları geldiler, Edrene nüñ nevâhisine toldılar ve / bir nice günlük yollar leşker oldı dügüne gelenlerden /. (AT-b. 127-v. 129/192a-s. 495). / bir nice günlük yollar doldu düğüne gelenlerle /. Şol kadar olmış-ıdı / hîç bir kişi mahrûm kalmamış-ıdı esîrden ve mâldan /. (ATb. 139-v. 145/223b-s. 518). / hiçbir kişi mahrum kalmamıştı esirden ve maldan /. / Kızıl Ahmed destûr diledi hünkârdan /: Varayum Bolu dan evümi divşürüp hâzır ideyin. Devletlü hünkâr gelince hünkâr-ıla Rûmili ne bile geçeyüm. didi. (AT-b. 135-v. 140/214a-s. 511). / Kızıl Ahmet izin diledi hünkârdan / / Sen kurtarıvir ibtilâlardan. / (TN-v. 88-s. 95). / Sen kurtarıver tiryakiliklerden. / Tîzcek Ali Paşa dahı hünkâra varıp buluşdı, / gāyet temelluklar itdi İstanbol tekürinden /. (AT-b. 60-v. 58/68b-s. 398).

80 60 / çok fazla dalkavukluklar etti İstanbul tekfurundan /. / Bâyezîd Han a kim Temür vartası vâkı olıcak tekür ol mahalleyi sürdi İstanbol dan / ve ol mescidi yıkdı. (AT-b. 60-v. 58/69a-s. 398). / Bayezit Han a Timur tehlikesi baş gösterince tekfur o mahalleyi sürdü İstanbul dan / Ne ûzü bi llâh andan ki / kul kaça kulluktan. / (TN-v. 202-s. 180). / kul kaçsın kulluktan. / / Tesbîh iderem zübândan; / du â okuram lisândan. / (TN-v. 106-s. 108). / dua okurum dilden. / / Ulemâdan Mevlânâ Şerefeddîn-i Kırîmî geldi / ve / Mevlânâ Hayreddîn-i Kırîmî geldi / ve / Mevlânâ Ahmed-i Gûrânî geldi Mısır vilâyetinden / ve andan ders-i âm idüp geldi ve vilâyet-i Rûm da mu azzez müftî oldı. (AT-b. 170-v. 362-s. 570). / Âlimlerden Mevlânâ Şerefeddîn-i Kırîmî geldi / ve / Mevlânâ Hayreddîn-i Kırîmî geldi / ve / Mevlânâ Ahmed-i Gûrânî geldi Mısır vilâyetinden / / Bu fethüñ târîhi hicretüñ yidi yüz yigirmi altısında vâki olundı Orhan Gāzi elinden. / (AT-b. 23-v. 27/13b-s. 354). / Bu fethin tarihi hicretin yedi yüz yirmi altısında gerçekleştirildi Orhan Gazi tarafından. / / Bu Karacahisâr uñ fethi târihi hicretüñ altı yüz seksen yidisinde vâki olındı Osmân Gāzi elinden. / (AT-b. 7-v. 9-s. 330). / Bu Karacahisar ın fethi tarihi hicretin altı yüz seksen yedisinde gerçekleştirildi Osman Gazi tarafından. / Ve / bu fethüñ târîhi hicretüñ yidi yüz altmış birinde vâkı olundı Sultân Murad Han-ı Gāzi elinden / kim ol Orhan Gāzi Han oglıdur. (AT-b. 44-v. 46/49a-s. 382). / bu fethin tarihi hicretin yedi yüz altmış birinde gerçekleştirildi Sultan Murat Han-ı Gazi tarafından / ve biri hevâ-yı nefsânî ki / halâs [176] eyle mekrinden / ve biri gurûr-ı nâdânî ki / sen saklayuvir sükrinden. / (TN-v. 175, 176-s. 157). / sen saklayıver yürekte olan düşüncesinden. / Biri vesvâs-ı şeytânî ki / sana sığınuram şerrinden / ve (TN-v. 175, 176-s. 157).

81 61 / sana sığınırım kötülüğünden / / Bu kez ceng dahı ziyâde olınmaga başladı tarafeyinden. / (AT-b. 126-v. 128/190b-s. 494). / Bu kez savaş daha şiddetlenmeye başladı iki taraftan. / / Bu Ertoñrul Gāzi gelmesiyle ol kâfirlerüñ vilâyeti emîn olmış-ıdı Tatarlardan. / (AT-b. 2-v. 5-s. 323). / Bu Ertuğrul Gazi nin gelmesiyle o kâfirlerin vilâyeti korunmuş idi Tatarlardan. / / Bir gün Kara Rüstem dirler-imiş bir dânişmend geldi, vilâyet-i Karaman dan. / (AT-b. 45-v. 47/49b-s. 382). / Bir gün Kara Rüstem derler imiş bir bilgili geldi, Karaman vilâyetinden. / / Azîm leşker cem itdi, vilâyet-i Karasi den ve kendü vilâyetinden. / (AT-b. 42-v. 45/46a-s. 379). / Çok asker topladı Karasi vilâyetinden ve kendi vilâyetinden. / Zarf Tümleci Sonda Devrik Cümleler Tatarı şöyle kırdılar kim bî-hadd ü bî-kıyâs; / ammâ ekserinde tutup hayalarını kesdiler, / derisin birbirine dikdiler, / keçelere kapladılar, / hayvanlara atdılar; ad-ıçun. / (AT-b. 7-v. 9-s. 329). / ama çoğunda tutup hayalarını kestiler, derisini birbirine diktiler, keçelere kapladılar, hayvanlara attılar ad için. / Gâh / başın keserler ağzındağı dişi-y-içün; / gâh / karnın yararlar içindeki taşı-yiçün /. (TN-v. 138-s. 131). / başını keserler ağzındaki dişi için; / / karnını yararlar içindeki taşı için /. / Süleymân Paşa kim Tarakçı Yiñicesi ne vardı, hisârı ihtiyârıyla virdiler, ahdılan ve emân-ılan. / (AT-b. 34-v. 38/33a-s. 369). / Süleyman Paşa Tarakçı Yenicesi ne varınca hisarı kendi istekleriyle verdiler anlaşmayla ve güven duygusuyla. / / Bâyezîd Han sohbet esbâbını Laz kızından ögrendi, Ali Paşa mu âveneti-y-ile. / (AT-b. 62-v. 59/71a-s. 400). / Bayezit Han sohbet vasıtalarını Laz kızından öğrendi Ali Paşa yardımıyla. / / İznik de girü sohbete meşgûl oldı, Ali Paşa nuñ minnet şarabı-y-ılan. / (AT-b. 67-v. 69/90a-s. 414, 415).

82 62 / İznik te tekrar sohbetle meşgul oldu, Ali Paşa nın minnet şarabıyla. / Şeyh eydür: / Gāzilere geçüddür, Allah fazlı-y-ıla. / (AT-b. 10-v. 12-s. 333). / Gazilere geçittir, Allah yardımıyla. / / Ol kadar mâl buldılar ol hisârda dahı / haddin ve hisâbın Allah bilür ancak. / (AT-b. 125-v. 127/188b-s. 493). / sınırını ve hesabını Allah bilir ancak /. / İstanbol dan göçüp deryâyı geçdi; Anatolı vilâyetine seyr itmeg-içün. / (AT-b. 155-v. 165/260a-s. 545). / İstanbul dan göçüp deryayı geçti; Anadolu vilâyetine gitmek için. / Oglı dahı döndi kim / bâkıca kalmışları tagıda âsanlıg-ıla /. (AT-b. 95-v. 93/130- s. 447). / geriye kalanları dağıtsın kolaylıkla /. Didi kim: / Emre m sag olsun atamuz gitdi-y-ise. / didi. (AT-b. 67-v. 69/89b-s. 414). / Emre m sağ olsun atamız gitdiyse. / / Çün cülûs itdi Bâyezîd Han emr-ile / Laz vilâyetine Kıratova ma dinini nevâhisiyle ve cemi i ma dinleri bile Üsküb e Paşa Yigit Beg i göndürdiler kim ol İshâk Beg ün efendisidür. (AT-b. 57-v. 55/63a-s. 394). / Tahta çıktığında Bayezit Han emriyle / / Bunları fakîr andan teftîş idüp sordum: Bâyezîd Hanı niçe saklarlardı diyü. / (AT-b. 66-v. 68/87a-s. 412). / Bunları [ben] fakir ondan araştırıp sordum: Bayezit Han ı nasıl saklarlardı diye. / / Yaramazlıklardan nice korkarsam belâ ola diyü, / eylükleründen ol kadar korkaram ibtilâ ola diyü. / (TN-v. 100-s. 102). / Yaramazlıklardan nasıl korkarsam belâ olur diye, / iyiliklerden o kadar korkarım tiryakilik olur diye. / / Vaktları kâfir zamânından dahı eyü oldı [3a] belki. / (AT-b. 13-v. 2b/15-s. 337). / Vakitleri kâfir zamanından da iyi oldu belki. / / Hemân tekürüñ kendü halkı gitdi bile / ve sipâhîsinüñ ekseri gitmedi. (AT-b. 32- v. 36/30a-s. 367). / Hemen tekfurun kendisi halkıyla gitti birlikte /

83 63 / Şimdiki zamânda kim kādılar resm alurlar biñde yigirmi akça /, ol nesne Ali Paşa himmetidür, anuñ-içün anı bünyâd itdi kim kādılara düşelük çog ola. / (ATb. 62-v. 60/73a-s. 402). / Şimdiki zamanda kadılar vergi alırlar binde yirmi akça / / Bir ilçi-y-ile eyü hediyeler bile göndürdiler bir özürnâme-y-ile. / (AT-b. 172-v. 372-s. 575). / Bir elçiyle güzel hediyeler birlikte gönderdiler bir özürnameyle. / / Bir lahzadan soñra adamlar geldi [52] biribiri ardınca / kim: Hanum! Hak ta âlâ kudretiyle ol hisâr yıkıldı, zîr-ü-zeber oldı. (AT-b. 53-v. 52/59a-s. 389). / Bir müddet sonra adamlar geldi birbiri ardınca / / Bu tarafdan dahı ehl-i İslâm leşkeri dahı tekbîr getürdiler, bir kezden. / (AT-b. 112-v. 109/157a-s. 468). / Bu taraftan da İslâm topluluğunun askeri de tekbir getirdiler hep birlikte. / Sen ol Kādir sin ki / her nesneyi kudretün-ile idersin, bî-vâsıta-i mu în ü âlet / ve / her yirde hikmetün-ile işlersin, bî-şâyibe-i garaz u illet /. (TN-v. 58-s. 71). / her nesneyi kudretin ile edersin yardımcı ve âletin aracılığı olmadan / / her yerde bilginliğin ile işlersin kin ve hastalık şüphesi olmadan /. Ve / ol zamânda yaya olmag-içün eyü atlar peşkeş iderlerdi, bizi yaya yazuñ, diyü /. (AT-b. 166-v. 175-s. 560). / o zamanda yaya olmak için iyi atlar hediye ederlerdi, bizi yaya yazın, diye /. / Bizim tarafumuzdan bizi istemeyenlere cevâblar virürdün, bizüm eserimüz yoğ iken. / (TN-v. 186-s. 169). / Bizim tarafımızdan bizi istemeyenlere cevaplar verirdin bizim eserimiz yok iken. / / Bizim-çün melâyike ile mübâhase iderdün, bizüm haberimüz yoğ iken. / (TN-v. 186-s. 169). / Bizim için melekler ile bahse girerdin bizim haberimiz yok iken. / / Çün kim Allah fazlı-y-ıla hisâr kim feth olındı, teküri kız-ıla Gāzi Rahmân a virdiler, buları alup Orhan Gāzi ye ilede. / (AT-b. 27-v. 30/19a-s. 358). / Allah yardımıyla hisar fetholunduğu zaman tekfuru kız ile Gazi Rahman a verdiler bunları alıp Orhan Gazi ye iletsin [diye]. /

84 64 / Gayrı vilâyetlerden dahı adamlar gelmeye başladı bundagılaruñ râhatlıkların işidüp. / (AT-b. 13-v. 3a/15-s. 337). / Başka vilâyetlerden dahi adamlar gelmeye başladı buradakilerin rahatlıklarını işitip. / / Hisârı zabt itdiler bu vech-ile. / (AT-b. 26-v. 30/18b-s. 358). / Hisarı silah kuvvetiyle aldılar bu şekilde. / İshâk dahı Sultân [226a] Muhammed e Saru Ya kûboglı nı ilçi göndürdi kim: / Karundaşumı koma bunda gelmege /, Akşehr i size vireyüm. didi. (AT-b. 140-v. 147/226a-s. 520). / Kardeşimi bırakma buraya gelmek için / / Sultân Bâyezîd Han dahı tekrâr girü Konya ya çıkdı, Cem üñ ardınca. / (AT-b. 159-v. 167/265a-s. 549). / Sultan Bayezit Han da tekrar Konya ya çıktı, Cem in ardınca. / / Taleb-ile olmaz, cezben olmayınca; / istemeg-ile bulunmaz, sen istemeyince. / (TN-v. 62-s. 74). / İstek ile olmaz heyecanın olmayınca; / istemek ile bulunmaz sen istemeyince. / Ve hem eyitdi: / Kızumuz aluñ ogluñ Bâyezîd Han a. / Ve / kızumuz-ıla bile birkaç pâre hisâr bile virelüm cihâzına tuta. / (AT-b. 49-v. 49/53b-s. 385). / kızımızla birlikte birkaç parça hisarı birlikte verelim çeyizi olarak. / / Hünkâr cellâda işâret itdi, çal diyü. / (AT-b. 119-v. 117/171b-s. 479). / Hünkâr cellada işaret etti çal diye. / / Bu Kılıç Arslan Beg ol araya varaldan gözciligi kendüsi iderdi dâyim. / (AT-b. 146-v. 153/237b-s. 529). / Bu Kılıç Arslan Bey oraya gittiğinden beri gözcülüğü kendisi yapardı daima. / Geldi / Bursa da oldı; didükleri gibi /. (AT-b. 157-v. 166/262a-s. 547). / Bursa da oldu dedikleri gibi /. / İlim okudum dünyâ-y-içün; / ömri geçürdüm hevâ-y-içün. / (TN-v. 106-s. 108). / İlim okudum dünya için; / ömrü geçirdim heves için. / Gâzilere eydür: Hay gâziler! / Bu kâfirleri feth idelüm, eger Allahu ta âlâ virürse. / didi. (AT-b. 47-v. 48/51b-s. 384). / Bu kâfirleri fethedelim, eğer Allahu Taâlâ [izin] verirse. /

85 65 Babam hoş olınca belki sizüñ ile ben bile gidem, / siz yitersiz; eger babam hôş olmazsa da /. didi. (AT-b. 98-v. 96/135b-s. 451). / siz yetersiniz eğer babam iyi olmazsa da /. Tâ şol hadde vardı kim Bilecük kâfirlerinüñ avratları dahı Eskişehir üñ bâzârında gelürler, / bâzâr idüp maksûdlarını görüp giderlerdi emn ü emân-ıla /. (AT-b. 9-v. 11-s. 332). / alışveriş edip isteklerini görüp giderlerdi korkusuzca /. / Akça Koca etrâfuñ köylerini mukarrer itmiş-idi emn ü emân-ılan ve ahd-ılan. / (AT-b. 25-v. 29/16a-s. 356). / Akça Koca etrafın köylerini düzene koymuş idi güvenlik ve anlaşmayla. / Anı beyân ider kim Rûm pâdişâhına habar oldı kim / ol hisâr bekleyen kullarını kırdılar gaflet-ile /. (AT-b. 180-v. 384-s. 583). / o hisar bekleyen kullarını kırdılar gafletle /. / Bir şehirden bir şehre yolcılar gidemezlerdi galaba olmayınca. / (AT-b. 98-v. 96/134b-s. 450). / Bir şehirden bir şehre yolcular gidemezlerdi kalabalık olmayınca. / / Ol dahı Sultân Murâd a bir ilçi göndürdi, gazâ-nâme ve hem taht kutlulayı. / (AT-b. 87-v. 86/118b-s. 437). / O da Sultan Murat a bir elçi gönderdi, gazanâme [yazıp] ve hem padişahlığını kutlayarak. / Anuñ-ıçun kim / vilâyetüñ a yânları Bâyezîd Han a adam göndürdilerdi, gel diyü /. (AT-b. 65-v. 62/77a-s. 405). / vilâyetin seçkinleri Bayezit Han a adam gönderdilerdi, gel diye /. Karamanoglı hatunına eyitdi: Var / karındaşuñdan benüm suçumı dile, girü /. didi. (AT-b. 115-v. 112/162a-s. 472). / kardeşinden benim suçumu[n affını] dile, tekrar /. / Anlar dahı bir niçe adamlar gönderdiler gör buñlaruñ sözleri gerçek midür? diyü. / (AT-b.63-v.61/74a-s.403). / Onlar dahi bir nice adamlar gönderdiler gör, bunların sözleri gerçek midir? diye. / Cemî i Laz vilâyeti bile feth olındı ve hisârlarına kullar kodılar ve şehirlerinde kādılar nasb itdiler ve Semendire de Cum a namâzı kılındı ve / cemî i Laz

86 66 vilâyetinüñ hâkimi ehl-i İslâm oldı, Hak ta âlâ fazlı-y-ıla /. (AT-b. 112-v. 109/157b-s. 469). / bütün Laz vilâyetinin hâkimi İslam topluluğu oldu, Hak Taâlâ nın yardımıyla /. / Vilâyet-i Lâz temâm feth olundı, Hak te âlâ nuñ avn ü inâyetile. / (AT-b v. 133/200b-s. 501). / Laz vilâyetinin tümü fetholundı Hak Taâlâ nın yardımıyla. / / Âhir bir gün anı dahı feth itdiler, Hakk uñ avnilen. / (AT-b. 125-v. 127/188b-s. 492, 493). / Sonunda bir gün onu dahi fethettiler, Hakk ın yardımıyla. / / Pâdişâh adına hutbe-i İslâm anda dahı okundı, Hakk uñ avnı-y-ıla /, vallâhu a lem. (AT-b. 151-v. 161/253a-s. 540). / Padişah adına İslâm hutbesi orada da okundu Hakk ın yardımıyla / Âsâr-ı Kāsım Paşa: / İstanbol da bir cum a mescidi yapdı; hatunı Aleyye begi kızı mâlı-y-ıla. / (AT-b. 166-v. 177-s. 563). / İstanbul da bir Cuma mescidi yaptı hatunı Aleyye beyi kızı malıyla. / / Namâz diyü kıluram, hemîn sûrette /; bedenüm namâz kılur, gönlüm ma siyette. (TN-v. 106-s. 107). / Namaz diye kılarım tıpkı bu şekilde / Ve her kollar birbirine mukābil olup Sultân Muhammed Han-ı Gāzi ye Hak te âlâ inâyet itdi ve / devleti gālib oldı; hemîşe oldugı gibi /. (AT-b. 150-v. 157/246a-s. 535). / devleti galip oldu daima olduğu gibi /. / Bizümle mülâtefe idüp, hitâb ü itâb iderdün henûz Âdem yaradılmadın. / (TN-v. 186-s. 169). / Bizimle şakalaşıp [bize] hitap eder azarlardın henüz Âdem yaratılmadan. / / Bizimle mükâleme idüp, emr ü nehiy ve va d ü va îd iderdün henûz âlem olmadın. / (TN-v. 186-s. 169). / Bizimle konuşup emreder ve yasak eder ve iyi ve ürkütücü şeyler vaat ederdin henüz âlem olmadan. / / Hacı Bekdaş, Hatun Ana ya ısmarladı, her nesi var-ısa. / (AT-b. 170-v. 365-s. 571). / Hacı Bektaş, Hatun Ana ya ısmarladı her nesi varsa. /

87 67 / Her kimi kabûl idersen, azîz idersin, her ne mikdâr hasîs ise / ve / her kimi red idersen, hakîr idersin, her ne kadar nefîs ise /. (TN-v. 151-s. 139). / Her kimi kabul edersen saygıdeğer edersin her ne kadar değersiz ise / ve / her kimi reddedersen alçaltırsın her ne kadar çok güzel ise /. Dervîş eydür: / Bize mektûb vir imdi. / (AT-b. 4-v. 7-s. 326). / Bize mektup ver şimdi. / Hünkâr eydür: / Eyle it imdi. / dir. (AT-b. 108-v. 106/150b-s. 464). / Öyle yap şimdi. / / Sa y-ile nesne olmaz, inâyetün olmayınca; / çalışmak fâyide eylemez, hidâyetün olmayınca. / (TN-v. 62-s. 74). / Gayret ile bir şey olmaz yardımın olmayınca; / çalışmak fayda etmez sen doğru yolu göstermeyince. / Ben ne diyem ki / bunca mutî ü âsî, dânî vü kâzî yaradursın, izhâr-ı kârısâzlığun u kudretün-içün / ve / bu cümle-i semâvât ü arazîn, evvelîn ü âhirîni yoğ idersin [62] beyân-ı bî-niyâzlığun u izzetün-içün /. Ve / gine hikmetün mi mârı bu harâbâbâdı ma mûr idüp iki ev binâ ider ifrâz-ı kemâl-i ma diletün-içün /. (TN-v. 61, 62-s. 73, 74). / bunca itaat eden ve âsi, bilgin ve yerine getiren yaratırsın, becerikliliğin ve kudretini göstermek için / ve / bu gökler ve işaretlerin hepsini, öncekiler ve sonrakileri yok edersin ihtiyaçsızlığını ve yüceliğini bildirmek için /. Ve / yine bilginin mimarı bu haraplıkla dolu yeri bayındır edip iki ev yapar adaletin mükemmelliğini ayırmak için /. Çünkim Mûsî Rûmili nde tahta geçdi oturdı, / bunuñ târîhi sekiz yüz on üçinde-yidi, karındaşı [91b] Emir Süleymân dan sonra. / (AT-b. 67-v. 70/91a, 91b-s. 415). / bunun tarihi sekiz yüz on üçündeydi, kardeşi Emir Süleyman dan sonra. / / Yörgüç bunlara gelmedi karşulayu. / (AT-b. 98-v. 96/135b-s. 451). / Yörgüç bunları gelmedi karşılamak için. / / Nâgâh bir gün gözleyüp tururken deñiz tarafını, deñizden bir gemi geldi kenâra yakın. / (AT-b. 146-v. 153/237b-s. 529). / Ansızın bir gün gözleyip dururken deniz tarafını, denizden bir gemi geldi kenara yakın. /

88 68 / Ol iki hisâruñ aralıgı vilâyeti kim Sögüt dür, bunlara yurt gösterdiler kışlayıçun. / (AT-b. 2-v. 5-s. 323). / O iki hisarın arasındaki vilâyet olan Söğüt ü bunlara yurt gösterdiler kışlamaları için. / / Pâdişâh bu habarı işidicek hemân oradan ol hisârlaruñ üzerine yörüdi kudretile. / (AT-b. 153-v. 163/256b-s. 543). / Padişah bu haberi işitince hemen oradan o hisarların üzerine yürüdü güç ile. / / Bu kal alaruñ üzerine Anatolı beglerbegisi kondı leşkeri-y-ilen ve mi mârı-yılan. / (AT-b. 160-v. 168/266b-s. 550). / Bu kalelerin üzerine Anadolu beylerbeyi kondu askeriyle ve mimarıyla. / Ve / bir kal anuñ üzerine Rûmili beglerbegisi kondı, leşkeri-y-ilen ve mi mârı-yılan /. (AT-b. 160-v. 168/266b-s. 550). / bir kalenin üzerine Rumeli beylerbeyi kondu askeriyle ve mimarıyla /. / Günâhlarımuzdan geçe lutf-ı amîmi ile / ve / cerâyimimüzi afv ide hulk-ı kerîmiy-ile /. (TN-v. 204-s. 181). / Günahlarımızdan geçe kamu işlerinin düzenliliğiyle / ve / suçlarımızı affede ulu güzelliğiyle /. Ve / hem ol Rûm vezîr bozdugı teşrîfleri girü kânûn-ı Osmânî üzerine mukarrer itdi ma az -ziyâde /, gelen fakîr ganî olup gider oldı. (AT-b. 165-v. 174-s. 559). / hem o Rum vezir bozduğu şereflendirmeleri tekrar Osmanlı kanunu üzerine düzenledi fazlasıyla / / Pâdişâh eydür Rûmili beglerbegisine / : Murâd! Sen var, / ilerü varuñ Mahmûdıla bile /. Görüñ kim hâl nedür. (AT-b. 149-v. 156/243b-s. 533). / ileri gidin Mahmut ile birlikte /. Ve bu târîhden öñdince Bursa oda yandı; / çok Müsülmânlar helâk oldılar mâllarılan /. (AT-b. 129-v. 133/199b-s. 500). / çok Müslümanlar öldü mallarıyla /. Karamanoglı kaçup [162a] Taş a girdi ve / ol yıl niçe er oglan ve kızlar togdı mechûlü n-neseb /. (AT-b. 115-v. 112/162a-s. 472). / o yıl nice erkek ve kızlar doğdu babası belli olmayan /.

89 69 Tekür yanındagı kâfirlere eydür, yoldaşlara eydür: / Ben bu hisârı bu gelen müşterilere virürin minnet-ile /, yoh-ısa müft alurlar ve bizi dahı kırarlar. didi. (AT-b. 131-v. 134/202b-s. 503). / Ben bu hisarı bu gelen müşterilere veririm minnet ile / Laz kim / gidicek vilâyetine / Bâyezîd Han benümdür, didi ve / Vılakoglı dahı Bâyezîd Han a ilçi göndürdi, mübâlaga armagānlar-ıla /. (AT-b. 62-v. 59/70b-s. 400). / Vılakoğlu dahi Bayezid Han a elçi gönderdi, çok fazla armağanlar ile /. / Osmân Gāzi ayagın turdı nevbet urılınca. / (AT-b. 8-v. 10-s. 330). / Osman Gazi ayağa kalktı nevbet [resmî yerlerde belli zamanlarda çalınan bando] vurulunca. / / Hamza Beg üñ başını kesdi, niçe Müsülmânlaruñ bile /; Üngürüz üñ kıralına göndürdi kim Ben Türklere adû oldum. didi. (AT-b. 136-v. 141/216a-s. 513). / Hamza Bey in başını kesti, nice Müslümanların [başı] ile birlikte / / Abdal Mûsâ vilâyetine geldi; ol börk bile başında. / (AT-b. 170-v. 366-s. 571). / Abdal Musa vilâyetine geldi başında o şapka ile. / / Fakîr dahı ol zamânda kim Üsküb e [197a] varmış-ıdum pâdişâhuñ ihsânın uma; / ihsân dahı yitişdi ma a ziyâdetin. / (AT-b. 128-v. 131/197a-s. 498, 499). / Ben de o zamanda ki Üsküp e gitmiştim padişahın yardımını umarak, / yardım dahi yetişti fazlasıyla. / / Hemân pâdişâh dahı Mahmûd Paşa yı tîzcek göndürdi Rûmili leşkeri-y-ilen. / (AT-b. 129-v. 132/198a-s. 500). / Hemen padişah da Mahmut Paşa yı çabucak gönderdi Rumeli askeriyle. / Mısırlu dahı ol evvelki beg oglanlarınuñ tiz tiz birin azl eyledi, / birine beglik virdi rüşvet-ilen /. (AT-b. 162-v. 170-s. 554, 555). / birine beylik verdi rüşvet ile /. / Ceng-i azim oldı; sabâhdan kuşluga degin. / (AT-b. 177-v. 260-s. 580). / Büyük savaş oldu sabahtan kuşluğa değin. / / Âsîlerün ma sıyete kudret veya günâha âlet kanda bulurlar-idi, sen komasan; / veyâ / âbidlerün ibâdete kuvvet ve tâ ate istitâ at nerde bulurlar-idi, sen virmesen /. (TN-v.150-s.138).

90 70 / Âsilerin âsiliğe güç veya günaha alet nerede bulurlardı sen izin vermesen; / veya / kulluk edenlerin ibadete güç ve ibadete tâkat nerde bulurlardı sen vermesen /. / Bu mâcerânuñ târîhi hicretüñ sekiz yüz seksen yidisinde vâki oldı, Sultân Bâyezîd devrinde. / (AT-b. 177-v. 261-s. 580). / Bu maceranın tarihi hicretin sekiz yüz seksen yedisinde gerçekleşti Sultan Bayezit devrinde. / Ve / bu mâcerânuñ [?] târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış birinde vâki oldı; Sultân Muhammed Han-ı Gāzi devrinde /. (AT-b. 170-v. 367-s. 572). / bu maceranın tarihi hicretin sekiz yüz altmış birinde gerçekleşti Sultan Muhammed Han-ı Gazi devrinde /. Ve / bu mâcerâlaruñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış ikisinde vâki oldı, Sultân Muhammed-i Gāzi zamânında /. (AT-b.171-v.369-s.574). / bu maceraların tarihi hicretin sekiz yüz altmış ikisinde gerçekleşti Sultan Muhammed Han-ı Gazi zamanında /. / Bu mâcerânuñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış üçinde vâki oldı; Sultân Muhammed zamânında /. (AT-b. 171-v. 372-s. 574). / Bu maceranın tarihi hicretin sekiz yüz altmış üçünde gerçekleşti Sultan Muhammed zamanında. / / Bu mâcerânuñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış tokuzunda vâki oldı; Sultân Muhammed Han-ı Gāzi zamânında. / (AT-b. 174-v. 377-s. 577). / Bu maceranın tarihi hicretin sekiz yüz altmış dokuzunda gerçekleşti Sultan Muhammed Han-ı Gazi zamanında. / / Bu mâcerânuñ târîhi hicretüñ sekiz yüz seksen üçinde vâki oldı, Sultân Muhammed-i Gāzi devrinde. / (AT-b. 175-v. 379-s. 578). / Bu maceranın tarihi hicretin sekiz yüz seksen üçünde gerçekleşti Sultan Muhammed-i Gazi devrinde. / Ve berâtın dahı bile göndürdiler ve eyitdiler kim: Cehd eyle / oglanı egleyigör, tâ biz anda varınca /. didiler. (AT-b. 88-v. 87/120b-s. 439). / oğlanı oyalaya dur, ta biz oraya varıncaya kadar /. / Hünkâr dahı bunlara hîç bir vech-ilen [213b] cevâb virmedi ta deñizden Sinab dagı gemiler gelince. / (AT-b. 135-v. 140/213a, 213b-s. 511).

91 71 / Hünkâr da bunlara hiçbir şekilde cevap vermedi ta denizden Sinop taki gemiler gelinceye kadar. / / Anuñ yanında niçe zamânlar oldı, tâ devr-i Sultân Bâyezîd gelince. / (AT-b v. 141/214b-s. 511). / Onun yanında nice zamanlar geçti ta Sultan Bayezit devri gelinceye kadar. / Andan geldiler, / Selanik tarafın urdılar, tâ Karluili ne varınca /. (AT-b. 55-v. 53/61a-s. 391). / Selanik tarafını vurdular, tâ Karluili ne varıncaya kadar /. / Başlu başına beglik itdiler; tâ Mısır da Sultân Şeyhi sultân ölince. / (AT-b v. 170-s. 554). / Başlı başına beylik ettiler ta Mısır da Sultan Şeyhi sultan ölünceye kadar. / Eyitdi: / Benüm vefâtumı tuyurmayasız, tâ Murâd Han gelince. / didi. (ATb. 80-v. 80/109a-s. 430). / Benim vefatımı duyurmayasınız ta Murat Han gelinceye kadar. / / El-hâsıl-ı kelâm bu deñiz kenârında olan hisârcuklar kim vardur, şimdiye dek gâh kâfire dönerdi ve gâh Müsülmânlara dönerdi; tâ Murâd Han oglı Muhammed gelinceye degin. / (AT-b. 79-v. 79/108a-s. 429). / Sözün kısası bu deniz kenarında olan hisarcıklar, şimdiye de gah kâfire dönerdi ve gah Müslümanlara dönerdi; ta Murat Han oğlu Muhammed gelinceye değin. / / Mahmûd Paşa ol arada turdı ta pâdişâh gelince. / (AT-b. 129-v. 133/199a-s. 500). / Mahmut Paşa orada durdu ta padişah gelinceye kadar. / / Bu kavl ü karâr üzerine mukarrer olundı; tâ Temür vartasına degin. / (AT-b. 62- v. 59/71a-s. 400). / Bu söz ve karar üzerine kararlaştırılmış oldu ta Timur tehlikesine değin. / Ol vilâyetde Osmân Gāzi kim Lefke gazâsına gitdüginde bu Çavdar Tatar Karacahisâr uñ bâzârına segirtmiş, / Orhan Gāzi ye dahı habar itmişler, Tatar bâzârı urdı. diyü /. (AT-b. 21-v. 22-s. 347). / Orhan Gazi ye de haber etmişler Tatar pazarı vurdu. diye /. / Bir dahı yatdugı yirde tekrâr sançdı tâ yüreginde. / (AT-b. 89-v. 88/121b-s. 440). / Bir daha yattığı yerde tekrar sapladı ta yüreğinden. /

92 72 / Andan Konstantiniyye nüñ yaylaklarında seyr eyledi; târîhüñ sekiz yüz seksen beşine degin. / (AT-b. 154-v. 164/259b-s. 545). / Ondan sonra İstanbul un yaylaklarında gezindi; tarihin sekiz yüz seksen beşine değin. / / Şâhsüvâr öldükden soñra Budak kim beg oldı tekrâr /, Rûm pâdişâhı yanında bir kardaşı dahı var-ıdı Alâeddevle dirlerdi. (AT-b. 175-v. 378-s. 578). / Şahsüvar öldükten sonra Budak ki bey oldu tekrar / İsfendiyâr karşu vardı; / bile [84a] geldi; Temür ile Sarıkamış a degin /. (AT-b. 66-v. 66/84a-s. 410). / birlikte geldi; Timür ile Sarıkamış a değin /. / Bir nice günler acâyib cengler olındı; toplar-ılan ve oklar-ılan. / (AT-b. 143-v. 150/232b-s. 525). / Bir nice günler acayip savaşlar yapıldı toplar ile ve oklar ile. / / Âhir, hisâruñ handagını pâdişâhuñ kulları toldurdılar toprag-ılan. / (AT-b v. 169/268b-s. 552). / Sonunda hisarın hendeğini padişahın kulları doldurdular toprakla. / / Kâfir hisârdan çıkdılar, Türküñ kaçdugın görüben. / (AT-b. 22-v. 23-s. 349). / Kâfirler hisardan çıktılar Türk ün kaçdığını görerek. / Boynına zencîr dakdılar, / Mısr a iletdiler, üç kardaşıla /. (AT-b. 174-v. 377-s. 577). / Mısır a gönderdiler üç kardeşle /. / Bu Rûm vilâyetinde serahor Bâyezîd Han ihdâs itdi, vezîrleri mübâşereti-y-ilen. / (AT-b. 66-v. 67/84a-s. 410). / Bu Anadolu vilâyetinde ser-âhûr [orduyu nakletmekle görevli kişi] Bayezit Han meydana getirdi, vezirlerinin girişimiyle. / / Girü şehri ma mûr itdi vilâyetile. / (AT-b. 138-v. 143/219a-s. 515). / Tekrar şehri bayındır etti vilâyetiyle. / / Hemîn kim Sivâz dan bir niçe göç kim göçdiler, yöridiler yortım-ılan /; ale ssabâh Tokad uñ üzerine çıkageldiler. (AT-b. 148-v. 155/240b-s. 531). / Tıpkı böyle Sivas tan bir nice kafile yürüdüler sürekli / / Âşık gönli arş olur, zâhirde yirde ise; / Hak isteyen anda bulunur, her kanda ise /. (TN-v. 257-s. 215).

93 73 / Âşık gönlü yüksek olur görünüşte yerde ise; / Hak isteyen orada bulunur her nerede ise / Birkaç Ögesi Sonda Devrik Cümleler + Y + DT + DT: Habar geldi kim, Üngürüz kâfiri geldi, / Tuna kenârında hisârlar yapdı, Müsülmân memleketinüñ ucında, Semendire yanında /. (AT-b. 153-v. 163/256b-s. 542, 543). / Tuna kenarında hisarlar yaptı, Müslüman memleketinin ucunda, Semendire yanında /. + Y + DT + DT + DT: Ve / bu mübârek dügünüñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış birinde vâki olundı; Edrene de, Meriç suyınuñ arasında, Ada da /. (AT-b. 127-v. 130/194a-s. 497). / bu mübarek düğünün tarihihicretin sekiz yüz altmış birinde gerçekleştirildi; Edirne de, Meriç suyunun arasında, Ada da /. + Y + DT + ZT: / Her tarafuñ pâdişâhlarından ilçi geldi hana taht mübârek olsun, diyü / ve illâ Mısır sultânından ilçi gelmedi. (AT-b. 171-v. 367-s. 573). / Her tarafın padişahlarından elçi geldi hana, taht kutlu olsun, diye / + Y + Ö + DT: Ve hem ol zamânda re âyadan çift akçasın yigirmi iki alunırdı, / ol seferde uzak olmagın emr itdi pâdişâh sipâhîye /, otuz ikişer aluñ, didi. (AT-b. 128-v. 131/196b-s. 498). / o seferde uzak olmasını emretti padişah süvâri askerine / + Y + ZT + CDU: Ece Beg ve Gāzi Fâzıl eydürler: / Biz ikimüz geçelüm, buyurursañ hanum! / didiler. (AT-b. 38-v. 41/39b-s. 374). / Biz ikimiz geçelim buyurursan hanım! /

94 74 + Y + ZT + DT: / Yârı olur hemân nazarında; / görünen ol olur basarında. / (TN-v. 251-s. 211). / Sevdiği olur hemen gözünde / Anı beyân ider kim / Mısır sultânı leşker göndürdi tekrâr Şâhsüvâr üzerine /. (AT-b. 172-v. 372-s. 575). / Mısır sultanı asker gönderdi tekrar Şahsüvar üzerine /. + Y + ZT + ZT: / Yetmiş biñ mikdârı sün[n]î gāziler sürdiler leylü ve n-nehâr, nehâru ve l-leyl /; Kefe nüñ limonuna girdiler. (AT-b. 151-v. 159/250a-s. 538). / Yetmiş bin miktarı Sünnî gaziler sürdüler gece ve gündüz, gündüz ve gece / / Bir âlî [373] ilçi göndürdi, taht mübârek olsun diyü, bir niçe yıldan soñra. / (AT-b. 172-v. 373-s. 575). / Bir yüce elçi gönderdi, taht kutlu olsun diye, bir nice yıldan sonra. / / Pes kendü kalur yalunuz, bir karanulıkda belürsüz. / (TN-v. 130-s. 125). / Sonra kendi kalır yalnız, bir karanlıkta belirsiz. / Bir Ögenin Belirteni ya da Niteleyeni Sonda Devrik Cümleler / Rûhum talabır Hakk a, / bedenüm ögrendi halka; / oldum arada âvâre. / (TNv. 107-s. 108) (âvâre oldum) / oldum arada perişan. / ve / şol zâhidlerünün kerâmetlerîçün ki leylen ve nehâran nefislerini kahr idüben murâdlarından geçerler elüm al benüm / ki hayret denizine garîkam; / meded it bana / ki gayret odına harîkam. (TN-v. 274-s. 225) (benüm elüm) / şu sofularının ermişçesine yaptıkları hareketleri için ki geceleyin ve gündüzün nefislerini kahrederek amaçlarından geçerler elimi al benim / Her âteş, fürkatün âteş-i katında serd; / her ni met ki lutfun bile olmaya derd /. (TN-v. 149-s. 138) (derd olmaya) / her nimet ki lutfun ile birlikte olmaya dert /. / Mahmûd Paşa birkaç yüz yarar gāziler seçdi, gāyet üründisin. / (AT-b. 129-v. 132/198b-s. 500) (gāyet üründisin birkaç yüz yarar gāziler)

95 75 / Mahmut Paşa birkaç yüz işe yarar gazi seçti son derece seçkininden. / / Hemân-dem kondukları gibi yagma buyurdı, hisârları. / (AT-b. 153-v. 163/257as. 543) (hisârları yagma) / Hemen o anda kondukları gibi yağma [etmelerini] buyurdu hisarları. / / Kapusın yapdurdılar hisâruñ. / (AT-b. 38-v. 42/41b-s. 376) (hisâruñ kapusın) / Kapısını örttürdüler hisarın. / / Âşık gönli bir şehr olur, içi pür letâyif; / belki bir ka be olur, âlem anı tâyif. / (TN-v. 257-s. 215) (içi pür letâyif bir şehr), (âlem anı tâyif bir kabe) / Âşık gönlü bir şehir olur içi latifelerle dolu, / belki bir kabe olur âlem onu tavaf eder. / / Biz gine geldük kendü derdümüze /; başlayalum ol âh-ı [200] serdümüze. / (TNv. 199-s. 178). / Biz gine geldik kendi derdimize / / Eger bî-ışk ola ru ye-i mahbûb, / kemâl-i cemâli olur mahcûb. / (TN-v. 226-s. 194) (mahcûb olur) / yüz güzelliğinin mükemmelliği olur mahçup. / Sen ol Hakîm sin ki / niçe mahlûkātı hemîn sâcid yarattun, mâr u mahî emsâli gibi / ve / niçesin raki yarattun behâyim misâli gibi /. Ve / niçesin kā id yarattun cibâl-i râsiyât gibi / ve / niçesin kâyim yarattun eşcâr u nebâtât gibi /. (TN-v. 35- s. 53) (mâr u mahî emsâli gibi sâcid) / nice yaratığı tıpkı bu şekilde secde eden yarattın, yılan ve balık örneği gibi / ve / nicesini rükû eden yarattın dört ayaklı hayvan örneği gibi /. Ve / nicesini oturur yarattın büyük dağlar gibi / ve / nicesini ayakta duran yarattın ağaçlar ve bitkiler gibi /. Kimi Tanrı dir, kimi Hudâ; / kimi Allah diyü ider nidâ /. (TN-v. 132-s. 128) (nidâ ider) / kimi Allah diye eder nida [bağırır] /. / Şimdiki hînde dahı adı añılur ol azîzüñ. / (AT-b. 16-v. 19/8b-s. 342) (ol azîzüñ adı) / Şimdiki zamanda dahi adı anılır o azizin. / / Mahabbetün bir bustân olmıştur, reyâhîn-i havf ü recâ-y-ile ârâste. / (TN-v. 148-s. 137) (reyâhîn-i havf ü recâ-y-ile ârâste bir bustân)

96 76 / Sevgin bir bahçe olmuştur korku ve ümit kokularıyla süslü. / / Meveddetün bir gülüstân olmıştur, sad hezârân gülbün-i nâ-kâm-ile pîrâste. / (TN-v. 148-s. 137) (sad hezârân gülbün-i nâ-kâm-ile pîrâste bir gülüstân) / Sevgin bir gülistan olmuştur yüz binlerce amacına erişememiş gül kökü ile süslü. / Âsâr-ı Fazlullah Paşa: / Edrene de dârü s-siyâde yapdı, seyyidlere mahsûs /. (ATb. 166-v. 176-s. 561) (seyyidlere mahsûs dârü s-siyâde) / Edirne de seyitlik evi yaptı seyitlere özel / Yüklemi Başta Devrik Cümleler bir hâneye kethudâlık idebile ki / cem ola anda evvelîn ü âhirîn /. (TN-v s. 144). / toplana onda öncekiler ve sonrakiler /. Ve / bu tarafda Simavna kādısı oglı kim [105a] agaç deñizine girmiş-idi, birkaç bedbaht sofıları göndürdi vilayetlere / kim: / Gelüñ baña / şimden girü pâdişâhlık benümdür, baña virildi. didi. (AT-b. 77-v. 78/104b, 105a-s. 426, 427). / Gelin bana / ve / şol zâhidlerünün kerâmetlerîçün ki leylen ve nehâran nefislerini kahr idüben murâdlarından geçerler elüm al benüm / ki hayret denizine garîkam; / meded it bana / ki gayret odına harîkam. (TN-v. 274-s. 225). / yardım et bana / Cûdun denizi cihâna aktı / n ola ben kemtere bir katre irişse /; mihrün güneşi âlemi tuttı / n ola ben zerreye bir şu le yitişse /. (TN-v. Ü168a-s. 292). / n ola ben itibarsıza bir damla erişse /; / n ola ben zerreye bir alev yetişse /. Mahmûd Paşa eydür: / İşit benüm sözümi, karındaş! / didi. (AT-b. 149-v. 156/244a-s. 534). / İşit benim sözümü kardeş! / / N ola bir demünde bu ben bendeni yâd itsen; / [Ü169a] ne var bir nefeste bir sınuk gönli âbâd itsen. / (TN-v. Ü168b, Ü169a-s. 292). / N ola bir anında bu ben kulunu hatırlasan / Gâh / sayd iderler bir hüneri-y-içün; / gâh / habs iderler hüsn ü zîveri-y-içün /. (TN-v. 138-s. 131).

97 77 / avlarlar bir hüneri için; / / hapsederler güzelliği ve süsü için /. Demidür, göreyüm kim / ne ylersin bu bâbda /. (AT-b. 132-v. 136/204b-s. 504). / ne yaparsın bu konuda /. / Zîrâ kim saklayımazuz bu hisârı. / didiler. (AT-b. 151-v. 160/250b-s. 538). / Öyle ki koruyamayız bu hisarı. / / Gördi bu Temâşâlıg ı / kim bir acâyib garâyib binâlar temâşâ idüp birez tefekküre vardı. (AT-b. 38-v. 41/39a-s. 374). / Gördü bu Temaşalık ı / / Döndi bunlara tekür / eydür: Ne-y-çün böyle dirsiz? didi. (AT-b. 151-v. 160/250b-s. 539). / Döndü bunlara tekfur / Sokranı kakıyu eydür: / Canuma geçti bunlaruñ elinden / diyürek kapuya geldi ve Ahmed Beg i hisârdan çıkardı. (AT-b. 96-v. 94/132b-s. 449). / Bıktım bunların elinden / Bir gün Gelibolı nuñ kâfirleri cem oldılar, / tedbîr itdiler bunlaruñ üzerine gelmege /. (AT-b. 38-v. 42/41a-s. 375, 376). / hazırlık yaptılar bunların üzerine gelmek için /. / Emr olındı ceng olına. / (AT-b. 143-v. 150/232b-s. 525). / Emrolundu savaşıla [diye]. / Gâh / öldürürler derisi-y-içün / ve gâh / tutarlar bâl ü peri-y-içün /. (TN-v. 138-s. 131). / öldürürler derisi için / / tutarlar kolu ve kanadı için /. Orhan Gāzi dahı bu sözi kabûl itdi, / du â aldı dervîşden /. (AT-b. 38-v. 41/38b-s. 373). / dua aldı dervişten /. Hünkâr dahı kendü kulların kodı, / döndi devlet-ile /. (AT-b. 63-v. 61/75a-s. 403). / döndü saadetle /. / Nakş-ı agyârdan eger pâk ola tahta-i dil, / keşf olur elbette anda her müşkil. / (TN-v. 258-s. 216). / meydana çıkar elbette orada her zorluk /. / Geldi Erzurum dan / dahı Erzincan a indi ve Erzincan dan Rûm vilâyetine girdiler. (AT-b. 2-v. 4-s. 322).

98 78 / Geldi Erzurum dan / Bir gemi eline girdi; / bindi gemiye /, taraf-ı deryâya gitdi. (AT-b. 159-v. 167/265a-s. 549). / bindi gemiye / / Döndi girü Turahan Beg / eydür: Sultânum! / Ol hisâra varıcak üç yirden savaş virmek gerekdür her birisine. / (AT-b. 113-v. 110/158b-s. 470). / Döndü tekrar Turahan Bey / / Kur ân okuram, hemîn lisânda; / tâ at iderem, gönül yabanda. / (TN-v. 106-s. 108). / ibadet ederim gönül yabandayken. / / Yörüdiler, Hamidili ne girmege. / (AT-b. 148-v. 155/240b-s. 531). / Yürüdüler Hamidili ne girmek için. / / Pâdişâh evvelden kānûn kim idegelmiş-idi her hisâra /, bu Tarabuzon a [214a] dahı anuñ gibi itdiler. (AT-b. 135-v. 140/213b-s. 511). / Padişah önceden kanun ki koyagelmiş idi her hisara / Rumca bir mektûb yazdı, düşüñ mâcerâsın dahı bile yazdı ve dahı eyitdi kim Göçüñ varuñ / gidüñ hisâr üzerinden /. (AT-b. 26-v. 30/17b-s. 357). / gidin hisar üzerinden /. / Çıkdı hisârdan /, Ahmed Paşa ya geldi, aña teslîm itdi. (AT-b. 146-v. 153/236bs. 528). / Çıktı hisardan / / Döndi hünkâr / eydür: Allah inâyetinde senüñ bu söyledügüñ nesnelere benüm hîç ihtiyâcum yok-durur. dir. (AT-b. 119-v. 117/171a-s. 479). / Döndü hünkar / İshâk Beg çagırtdı kim Hey gāziler! Yiter kırduñuz, / esîr idüñ, imden girü /. didi. (AT-b. 112-v. 109/157a-s. 468). / esir edin şimdiden sonra / Tâkatler bunda tâk ki dil-i ehl-i da vî pür nifâk ve cân-ı ehl-i ma mî pür iştiyâk; pes dost nerde, / n ola ittifâk /. (TN-v. 96-s. 100). / ne ola birlik /. / Müzâkere iderem, izzet hevâsıyçün; / mutâla a iderem, nefsün safâsıy-çün. / (TN-v. 106-s. 108).

99 79 / Danışırım saygı istediğim için; / okurum nefsin zevki için. / / Bilinmez kandalıgı. / (AT-b. 159-v. 167/265a-s. 549). / Bilinmez nerede olduğu. /..., / umaram kendü keremünden / ki anı bana sen teysîr idesin; (TN-v. 99-s. 101). / umarım kendi cömertliğinden / Ne kadar günâhum çirki var-ise, / umaram keremün deryâsı mahv ide /. (TN-v. 112-s. 113). / umarım iyiliğinin deryası mahvede diye /. Eyitdiler kim: / Kırıldı, kimi cenkde ve kimisi açlıkdan. / (AT-b. 32-v. 36/30a-s. 367). / Kırıldı kimi savaşta ve kimisi açlıktan. / Osmân Gāzi vardı, Ulubat [10b] köprisinden geçdi, / kondı köpri başında /. (ATb. 17-v. 19/10b-s. 343). / kondu köprü başında/. ve bir yanadın hidâyetün çâvuşları önünce segrişürler ve inâyetün münâdîleri yanınca çağrışurlar ki: / Gidün kulumun yolından, / ırılun önünden. / (TN-v. 93- s. 97). / Gidin kulumun yolundan, / uzaklaşın önünden /. Biri vesvâs-ı şeytânî ki / sana sığınuram şerrinden / ve biri hevâ-yı nefsânî ki / halâs [176] eyle mekrinden / ve biri gurûr-ı nâdânî ki / sen saklayuvir sükrinden /. (TN-v. 176-s. 157). / kurtar hilesinden / / N oldı mülûk-ı Acem ve anda geçen şâhlar, / n oldı Hind ilinde olan pâdişâhlar? / (TN-v. 120-s. 118). / N oldu Acem hükümdarları ve orada geçen şahlar, / n oldu Hint ülkesinde olan padişahlar? / / Bilürem n itmek gerek /, ammâ idemezem. (TN-v. 107-s. 108). / Bilirim ne yapmak gerektiğini / Ceddi dahı bilmiş-idi, işbu sözi dimiş-idi ki: / Bir yir var behiştte, gāyette yuca, / irişmez oğlum ana şehîd olmayınca. / (TN-v. 353-s. 278). / ulaşmaz oğlum ona şehit olmayınca /.

100 80 / Biz gine geldük kendü derdümüze; / başlayalum ol âh-ı [200] serdümüze. / (TNv. 199-s. 178). / başlayalım o soğuk âhımıza /. / Neylerem ol derûnı / ki râzı yok. (TN-v. 103-s. 105). / Neylerim o gönlü / / Neylerem ol namâzı / ki niyâzı yok. (TN-v. 103-s. 105). / Neylerim o namazı / / Neylerem ol rukû ı / ki huzû ı yok; / neylerem ol sücûdı / ki huşû ı yok. (TN-v. 105-s. 107). / Neylerim o eğilmeyi / ; / neylerim o secde edenleri / Işk oldur ki / dâyim ola ol sende /. (TN-v. 239-s. 204). / sürekli ola o sende /. / Neylerem ol sırrı / ki esrârı yok; / neylerem ol rûhı / ki envârı yok. (TN-v. 104-s. 106). / Neylerim o sırrı / ; / neylerim o ruhu / / Neylerem ol tekbîri / ki tekrîmsüz ola; / neylerem ol kıyâmı / ki ta zîmsüz ola. (TN-v. 105-s. 107). / Neylerim o tekbiri / ; / neylerim o ayağa kalkmayı / / Neylerem ol virdi / ki derd ü ışkı yok; / neylerem [105] ol zikri / ki sûz u şevki yok. (TN-v. 104, 105-s. 107). / Neylerim o müridi / ; / neylerim o zikri / / Neylerem ol vuzû ı / ki nûrsuz ola; / neylerem ol tâ ati / ki huzûrsuz ola. (TN-v. 105-s. 107). / Neylerim o nefsini alçaltmayı / ; / neylerim o ibadeti / / İşitdi Osmân Gāzi / dahı geldi. (AT-b. 6-v. 8, 9-s. 328). / İşitti Osman Gazi / Bu kâfirler azîm leşker cem itdiler, / yöridiler Osmân Gāzi nüñ üzerine /. (ATb. 17-v. 19/9b-s. 343). / yürüdüler Osman Gazi nin üzerine /. Bir gün Osmân Gāzi eydür: / Gel sen / var bu gāziler-ile Karaçepüş e ve Karatikin e. / didi. (AT-b. 22-v. 23-s. 348). / Gel sen / git bu gazilerle Karaçepüş e ve Karatikin e. /

101 81 Tekür eydür: Eger siz eyle dirseñüz ben dahı sizüñileyin, / muhalefet itmezin size /. didi. (AT-b v. 160/251a-s. 539). / muhalefet etmem size /. Temür eydür: Eyle olsun / kabûl itdüm sözüñi /. dir. (AT-b. 66-v. 69/88a-s. 413). / kabul ettim sözünü /. / Döndi Sultân Muhammed e Sara Hatun /, eydür: Hey ogul! Bir Tarabuzonçün (AT-b. 135-v. 140/213a-s. 510). / Döndü Sultan Muhammed e Sara Hatun / Gâh / depelerler şahmı-y-içün, / gâh / boğazlarlar lahmı-y-içün /. (TN-v. 138-s. 131). / tepelerler yağı için, / / boğazlarlar eti için /. / Yörüdi Temür / Haleb e vardı. (AT-b. 66-v. 66/82b-s. 409). / Yürüdü Timur / Yanınca derdi olan bile yanar; / semâ ider turuban ehl-i diller /. (TN-v. 254-s. 213). / işitir durunca gönül dilinden anlayanlar /. Leşker-i Mısır Temür e mukābil olmadı, / münhezim oldı, Türkmân hıyânâtlıgı sebebinden /. (AT-b. 66-v. 66/83a-s. 409, 410). / bozguna uğradı Türkmen ihaneti sebebinden /. Cemî Rûmili nüñ akıncısı bile Vidin den geçdiler, / yörüdiler Üngürüz iline /. (AT-b. 109-v. 106/152a-s. 465). / yürüdüler Macar iline /. / Görünmezsin, ziyâde nûrundan. / (TN-v. 112-s. 113). / Görünmezsin fazla nurundan. / / Tesbîh iderem zübândan; / du â okuram lisândan. / (TN-v. 106-s. 108). / Allah a saygı gösteririm dilden / İsim Cümlesi Öznesi Sonda Devrik Cümleler Bir Kâdir dür ki / kudreti tahrîrinden âciz kalem-i a lâ /; bir Âlim dür ki / ma lûmâtı ihâtasında kâsır levh-i mu allâ /. (TN-v. 4-s. 32).

102 82 / gücünü yazmaktan âciz en yüce kalem / / bilgisi çevresinde kısa yüce levha /. Ve / eger cebr-ile alursam hôd ma lûm nice olacagı /. didi. (AT-b. 146-v. 153/236b-s. 528). / eğer zorla alırsam kendisi belli nasıl olacağı /. Î matlûb, ki / gine sen tâlib-i kemâlün /; î mahbûb, ki / gine sen muhibb-i cemâlün /. Î ma şûk, ki / gine sen âşık-ı envâr-ı zâtun /, v î maksûd, ki / gine sen kasıd-ı izhâr-ı sıfâtun /. (TN-v. 273-s. 225). / gine sensin mükemmeliği isteyen / / gine sensin güzel yüzünün seveni /. / gine sensin kendinin nurlarının âşığı / / gine sensin özelliğini göstermeyi bilerek isteyen / Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Yönelmeli Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Saroz eydür: / Bir niçe sebeb vardur buñalmamuza ve hisârı virdügümüze. / didi. (AT-b. 23-v. 27/12b-s. 353). / Bir nice sebep vardır bunalmamıza ve hisarı verdiğimize. / / Döndi girü Turahan Beg / eydür: Sultânum! / Ol hisâra varıcak üç yirden savaş virmek gerekdür her birisine. / (AT-b. 113-v. 110/158b-s. 470). / O hisara varınca üç yerden savaş vermek gerektir her birisi için. / Gelmege sebeb budur kim / Âl-i Abbâs zamânından tâ Süleymân Şâh zamânına degin nesl-i celî [ Arab] gâlib-idi nesl-i Yafis üzerine. / (AT-b. 2-v. 4-s. 321). / Abbas sülâlesi zamanından ta Süleyman Şah zamanına değin belli soy [Arap] üstündü Yafes soyu üzerine. / Dırakola ya bu habar varıcak eydür: Devletlü han! / Ben hâzıram sultânumuñ atın ve itin yitmeye. / didi. (AT-b. 109-v. 106/152a-s. 465). / Ben hazırım sultanımın atını ve itini yetiştirmeye. / Bulunmalı Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Osmân Gāzi geldi / Kadurayık [Kaldırık] dirler bir dere var, Bilecük e yakın yirde /. Anda gelicek turdı. (AT-b. 12-v. 14-s. 336). / Kaldurayık [Kaldırık] dirler bir dere var Bilecik e yakın yerde /.

103 83 ve sen ol rasûlsin ki / henûz ne mâh vardı firâz-ı semâda ve ne mâhî vardı şîb-i serâda / (TN-v. 310-s. 251). / henüz ne ay vardı göğün yükseğinde ve ne balık vardı toprağın alçağında /. Akçaylu oglına dönüp hünkâr eydür: / Benüm anuñ yardımına ihtiyâcum yokdur, Hak ta âlâ inâyetinde. / didi. (AT-b. 119-v. 116/169b-s. 478). / Benim onun yardımına ihtiyacım yoktur Hak Taâlâ iyiliğinden [dolayı]. / / Sözüm aşağadur hazretünde. / (TN-v. 195-s. 176). / Sözüm aşağıdır yakınında. / / Yüzüm karadur kapunda. / (TN-v. 195-s. 176). / Yüzüm karadır kapında. / Akıl bir murgdur ki havâ yüzinde; / ışk bir hevâdur murg içinde /. (TN-v. 225-s. 193). / aşk bir arzudur kuş içinde /. Sordılar kim: / Bu Bilecük kâfirlerinüñ nice hürmeti var senüñ yanuñda? / dirler. (AT-b. 10-v. 12-s. 334). / Bu Bilecik kâfirlerinin nasıl saygısı var senin yanında? / / Oynaşhisârı dirler bir virânca [23] hisâr vardur taglar arasında. / (AT-b. 21-v. 22, 23-s. 347). / Oynaşhisarı denilen bir yıkık hisar vardır dağlar arasında. / Çıkmalı Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Eydür: / Hele ümîdümüz vardur Allah dan / kim Hak ta âlâ saglık vire. didi. (AT-b. 80-v. 81/110b-s. 431). / Hele ümidimiz vardır Allah tan / Ve / bir kiçücük karındaşı var-ıdı, İsfendiyâr kızından /; anı dahı makâmına göndürdi. (AT-b. 121-v. 121/177b-s. 484). / bir küçücük kardeşi vardı İsfendiyar kızından / / Her mümkinden münezzehsin, kemâl-i bî-niyâzlığundan / ve / her mevcûd-ile bilesin, temâm-ı bende-nevâzlığundan /. (TN-v. 61-s. 73). / Her olabilenden uzaksın ihtiyaçsızlığının mükemmelliğinden / ve / her var olanla birliktesin kulunun gönlünü hoş etmenin doğruluğundan /.

104 Zarf Tümleci Sonda Devrik Cümleler Şeyh eydür: / Gāzilere geçüddür, Allah fazlı-y-ıla. / (AT-b. 10-v. 12-s. 333). / Gazilere geçittir Allah yardımıyla. / / N ola bir demünde bu ben bendeni yâd itsen; / [Ü169a] ne var bir nefeste bir sınuk gönli âbâd itsen. / (TN-v. Ü169a-s. 292). / ne var bir nefeste bir kırık gönlü şenlendirsen. / / Sıhhat hoş ni met-idi, eger dehr-i dûn münaggas itmeye-y-idi / ve / yigitlik hoş zînet idi, eger pîrlik gelüp bozmaya-y-idi /. (TN-v. 126-s. 123). / Sağlık hoş bağış idi, eğer aşağılık dünya sıkıntılı yaşam etmeyeydi / ve / yiğitlik hoş süs idi, eğer yaşlılık gelip bozmayaydı /. / Hil at-i zindigânî-yi âdemî hoş dîbâ-yı zîbâ-y-idi, eger dest-i rûzigâr çıkarmayay-idi / ve / nihâl-i ömr-i girâmî hoş kāmet-i ra nâ-y-idi, eger tünd-bâd-ı gerdîş-i devvâr koparmaya-y-idi /. (TN-v. 124-s. 121). / İnsanoğlunun yaşamının kaftanı güzel süslü elbiseydi, eğer rüzgarın eli çıkarmayaydı / ve / saygın ömrün fidanı hoş güzel boyuydu, eğer çok dönen kasırga koparmayaydı /. / Vuslat-ı yâr hoş safâ-y-idi, eger fürkati olmaya-y-idi / ve / ışk-ı mecâzî dahı hoş lezzet idi, eger dâyim dura-y-idi /. (TN-v. 126-s. 123). / Sevgilinin kavuşması hoş zevk idi, eğer ayrılığı olmayaydı / ve / gerçek olmayan aşk dahi hoş lezzet idi, eğer sürekli duraydı /. Amasrı hisârınuñ teküri gördi kim / müşterî be-gāyet kerimdür eger satsa /; [202b] satmasa da cebrî alur. (AT-b. 131-v. 134/202a-s. 503). / müşteri çok fazla cömerttir eğer satsa / Bu şimdiki sofılar dahı: / Biz dervîşlerüz, Hak-ıçun. / dirler. (AT-b. 77-v. 78/105a-s. 427). / Biz dervişleriz Allah için. / / Rûm dahı maglûb-ıdı ve Acem dahı maglûb-ıdı nesl-i Yafes oldukları sebebden. / (AT-b. 2-v. 4-s. 321). / Rum da yenilmiş idi ve Acem de yenilmiş idi Yafes soyundan oldukları sebepten. / ve bir pâdişâh-ı nâmüdâr gözügür ki / âlem tolu sît ü sadâsı /. (TN-v. 77-s. 85). / âlem dolu şöhret ve sesi /.

105 85 Sekiz medrese, orta yirinde bir ulu câmi mukâbelisinde bir âlî imâret ve bir tarafında dâr ü-şifâ ve / bu medreseler ardında her birinüñ bir tetimmesi dahı vardur; sûhteyân-içün /. (AT-b. 123-v. 124/184b-s. 489). / bu medreseler ardında her birinin bir ek binası da vardır; medrese öğrencileri için /. Demidür, / himmet gerek, şâyed inâyet irdi ola /; vaktidür, / ikdâm gerek, bâşed hidâyet yitişti ola /. (TN-v. Ü168b-s. 292). / çalışmak gerek, şayet yardım ulaştı ise / / devamlı çalışmak gerek, eğer doğru yolu göstermek başladı ise /. Orhan zamânında Gāzi Murâd Han zamânında ulemâ var-ıdı ve / illâ müfsidler degüller-idi; tâ Çandırlu Halîl e gelince /. (AT-b. 62-v. 60/71b-s. 401). / yalnız, fesatlık edenler değillerdi ta Çandarlı Halil e gelinceya kadar. / Birkaç Ögesi Sonda Devrik Cümleler + Y + DT + DT: Ol zamânda bir Ahı Hasan var-ıdı kim / anuñ tekyesi de var, Bursa hisârında Beg sarâyına yakın yirde /. (AT-b. 29-v. 31/21a-s. 360). / onun tekkesi de var, Bursa hisarında Bey sarayına yakın yerde /. + Y + DT + ST nin Sıfatı: Ceddi dahı bilmiş-idi, işbu sözi dimiş-idi ki: / Bir yir var behiştte, gāyette yuca /, irişmez oğlum ana şehîd olmayınca /. (TN-v. 353-s. 278). / Bir yer var cennette çok yüce / Bir Ögenin Belirteni ya da Niteleyeni Sonda Devrik Cümleler Yörgüc e Bunlardan günâh var mıdur? diyü sordılar kim: / Ne kadar şerri varıdı ola bunlaruñ /, böyle kırdılar? didiler. (AT-b. 98-v. 97/137b-s. 452) (bunlaruñ ne kadar şerri) / Ne kadar kötülüğü vardı bunların / bir gün geldiler Osmân Gāzi ye eyitdiler: / Hassa kim bir senüñ gibi hanumuz var, gayretlü. / didiler. (AT-b. 20-v. 21-s. 345) (bir senüñ gibi gayretlü hanumuz)

106 86 / Özellikle ki bir senin gibi hanımız var çalışkan. / / Ney hod bir âvâredür, gurbete düşmiş; / ney bir bî-çâredür fürkate düşmiş. / (TN-v. 254-s. 213) (gurbete düşmiş bir âvâredür), (fürkate düşmiş bir bîçâredür) / Ney kendisi bir serseridir gurbete düşmüş; / ney bir çaresizdir ayrılığa düşmüş. / / Işk âlemde revân gibidür tende; / mahabbet âdemde kan gibidür bedende. / (TNv. 244-s. 207) (tende revân gibidür), (bedende kan gibidür) / Aşk âlemde can gibidir tende; / sevgi insanda kan gibidir bedende. / Yüklemi Başta Devrik Cümleler / Yoldaşıdur âdem oğlanını azıdan; / işidür kişiye dürlü iş iden. / (TN-v. 192-s. 175). / Yoldaşıdır insanoğlunu azıtan; / eşidir kişiye türlü iş eden. / / Işktur âdemi ma mûr iden; / ışktur âlemi pür nûr iden. / (TN-v. 250-s. 211). / Aşktır insanı şen eden; / aşktır âlemi pür nur eden. / / Işktur Aden de dürr-ile mercân iden; / ışktur bedende mercânı dendân iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır Aden de inci ile mercan eden; / aşktır bedende mercanı dişler eden. / / Selâm dur âfâttan; / Mü min dür âhâttan. / (TN-v. 8-s. 33). / Geçici değil dir felaketlerden; / İman eden dir belalardan. / / Câmi durur âhirette; / Hâzır durur her vakitte. / (TN-v. 7-s. 33). / Toplayan dır âhirette; / Hazır dır her vakitte. / / Kanı âl-i Abbâs u şevketleri; / kanı âl-i Mervân ü devletleri? / (TN-v. 120-s. 118). / Hani Abbas ın sülâlesi ve büyüklükleri; / hani Mervân ın sülâlesi ve devletleri? / / Kanı âl-i Selçuk u hanları; / kanı âl-i Osmân ü hâkānları? / (TN-v. 120-s. 118). / Hani Selçuk un sülâlesi ve hanları; / hani Osman ın sülâlesi ve hakanları? / / Işktur âlemi lâle, yâsemin iden; / ışktur insânı sîmîn-beden iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır âlemi lâle, yasemin eden; / aşktır insanı gümüşten beden eden. / / Işktur arûsân-ı çemene zer ü zîver viren; / ışktur cihân bâgına zîb ü fer viren. / (TN-v. 246-s. 208).

107 87 / Aşktır çimenlik çiçeklerine altın ve süs veren; / aşktır cihan bağına süs ve parlaklık veren./ / Işktur bâd-ı sabâyı Mesîh-dem iden; / ışktur lâleyi mübârek[246]-kadem iden. / (TN-v. 245, 246-s. 208). / Aşktır sabah rüzgarını nefesi etkili eden; / aşktır lâleyi uğurlu eden. / / Fettâh tur bağlu dilleri; / Vedûd dur uyanuk gönülleri. / (TN-v. 6-s. 33). / Açan dır bağlı gönülleri; / Çok seven dir uyanık gönülleri. / / Kâbız durur bastında gurûr ideni; / Bâsıt durur kabzında şükr eyleyeni. / (TN-v. 6-s. 33). / Alan dır anlatışında gurur edeni; / Yayan dır aldığında şükür eyleyeni. / / Vay benüm hâlüme /, eger bu hâlde kalam; / toprak bildügüme /, eger kâlde kalam. (TN-v. Ü168a-s. 292). / Vay benim halime / / [vay] toprak bildiğime / Sultân Bâyezîd eydür: / Ne aceb bu Mısırlu! / Babamıla dostlık itmediler, benümle dahı adâvete başladılar. didi. (AT-b. 177-v. 380-s. 579). / Ne tuhaf bu Mısırlı! / / Işktur bülbülleri ırladan; / ışktur dôlâbları inleden. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır bülbüllere şarkı söyleten; / aşktır dolapları inleten. / / Kanı Cem ü câmı; / kanı Ferîdûn u eyyâmı? / Kanı Şeddâd ü şevketi; / kanı Kārûn u kuvveti? / Kanı Dârâ vü devleti; / kanı Fir avn ü izzeti? / Kanı Buht-ı Nasrun bahtı; / kanı Erdeşîrün tahtı? / Kanı Rüstem ün remzi; / kanı Hüsrev ün bezmi? / Kanı Efrasiyâbun leşkeri; / kanı bu şâhların kalanları? / (TN-v. 120-s. 118). / Hani Cem ve kadehi; / hani Ferîdûn ve günleri? / Hani Şeddât ve büyüklüğü; / hani Kārûn ve kuvveti? / Hani Dârâ ve devleti; / hani Firavun ve yüceliği? / Hani Buht-ı Nasr ın bahtı; / hani Erdeşîr in tahtı? / Hani Rüstem in işareti; / hani Hüsrev in eğlence meclisi? / Hani Efrasiyâb ın askeri; / hani bu şahların kalanları? / / Işktur cemâllere zînet viren; / ışktur güzellere izzet viren. / (TN-v. 247-s. 209). / Aşktır yüz güzelliklerine süs veren; / aşktır güzellere değer veren. / / Kanı Cengîz ü evlâdı anun; / kanı bunca ebnâ vü ahfâdı anun? / (TN-v. 120-s. 118).

108 88 / Hani Cengiz ve çocukları onun; / hani bunca oğulları ve torunları onun? / / Işktur çarha koyan felegi; / ışktur temcîd okudan melegi. / (TN-v. 245-s. 208). / Aşktır tekerleğe koyan feleği; / aşktır sabah namazından önce minarede dua okutan meleği. / / Işktur çemende reyhânlar açan; / ışktur zülüfleri reyhân gibi saçan. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır çimende fesleğenler açan; / aşktır zülüfleri fesleğen gibi saçan. / / Kanı çetr-i Dakyanûs /, ki şemsesi Şems e irmiş-idi ve hümâ-yı vâkı i Nesr-i tâyiri geçmiş-idi. (TN-v. 119-s. 118). / Hani Dakyanûs un çadırı / / Işktur dil hânesin pâk ittüren; / ışktur insânı sahîh-idrâk ittüren. / (TN-v. 250-s. 211). / Aşktır gönül evini temiz ettiren; / aşktır insanı gerçeği anlayan ettiren. / / Işktur dili âbâd iden; / ışktur derûnı şâd iden. / (TN-v. 247-s. 209). / Aşktır gönlü bayındır eden; / aşktır içeriyi sevinçli eden. / / Işktur dili Hakk a sezâ-vâr ittüren; / ışktur gönli ana yarar ittüren. / (TN-v s. 215). / Aşktır dili Hakk a uygun ettiren; / aşktır gönlü ona yarar ettiren. / / Işktur dôst yolında fenâ viren; / ışktur gine ol fenâda bekā viren. / (TN-v. 250-s. 211). / Aşktır dost yolunda yokluk veren; / aşktır gine o yoklukta devamlılık veren. / / Mübdî durur dünyâda; / Mu îd durur ukbâda. / (TN-v. 8-s. 33). / Yeni şeyler bulan dır dünyada; / Hazırlayan dır âhirette. / / Mümît durur ebdânı; / Muhyî durur gine ânı. / (TN-v. 8-s. 33). / Öldüren dir bedenleri; / Canlandıran dır gine onu. / Bir gün inâyet-i Sübhânî ire diyü umaram, / âh eger irmezse /. (TN-v. Ü168a-s. 292). / ah eğer ermezse /. Bir vakit tevfîk-i Rabbânî yitişe sanuram, / vâh eger yitişmezse /. (TN-v. Ü168a-s. 292). / vah eğer yetişmezse /.

109 89 / Işktur elest şarâbından ser-hoş iden; / ışktur ezel kadehinden bî-hûş iden. / (TNv. 250-s. 211). / Aşktır elest şarabından sarhoş eden; / aşktır ezel kadehinden sersem eden. / / Velî dür evliyâsına; / Vekîl dür asfiyâsına. / (TN-v. 8-s. 34). / Sahip tir erenlerine; / Vekil dir içi temiz, doğru kimselerine. / / Gizlüsin, gāyet zuhûrundan. / (TN-v. 112-s. 113). / Gizlisin çok göründüğünden. / Zîrâ nice varmasun / gāyet hürmetlü ilçidür gelen / ve hem sulh u maslahata gelmişdür. (AT-b. 60-v. 58/68b-s. 398). / çok saygın elçidir gelen / / Söz kesen ve dil tutandur getürdükleri. / (AT-b. 60-v. 58/68b-s. 398). / Söz kesen ve dil tutandır getirdikleri. / / Işk-iledür gögün döndügi; / ışk-iledür yirün turduğı. / (TN-v. 245-s. 208). / Aşk iledir göğün döndüğü; / aşk iledir yerin durduğu. / / Işktur gönül gözin açturan; / ışktur ma rifet çiçeklerin saçturan. / (TN-v. 247-s. 209). / Aşktır gönül gözünü açtıran; / aşktır marifet çiçeklerini saçtıran. / / Işktur gönüli gülşen iden; / ışktur içi vü taşı rûşen iden. / (TN-v. 247-s. 209). / Aşktır gönlü gül bahçesi eden; / aşktır içi ve dışı parlak eden. / / Işktur gözleri sâkî iden; / ışktur güzelligi bâkî iden. / (TN-v. 247-s. 209). / Aşktır gözleri sâkî eden; / aşktır güzelliği devamlı eden. / / Işktur gülleri peydâ iden; / ışktur gül yüzlüleri hüveydâ iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır gülleri meydana getiren; / aşktır gül yüzlüleri belli eden. / / Işktur gülşende servi âzâd iden; / ışktur servi boylu âdemi zâd iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır gül bahçesinde selviyi serbest bırakan; / aşktır selvi boylu kişiyi azık eden. / / Bâdî durur halkı; / Kâsım durur rızkı. / (TN-v. 8-s. 33). / Sebep olan dır halkı; / Paylaştıran dır rızkı. / / Kanı haşmet-i Zü l-karneyn /, ki şark u garb elinde-y-idi ve cemî -i dünyâ taht-ı yedinde [120] idi? (TN-v. 119, 120-s. 118).

110 90 / Hani Zü l-karneyn in büyüklüğü / / Vâhib durur hayâtı; / Ba is durur emvâtı. / (TN-v. 7-s. 33). / Bağışlayan dır hayatı; / Sebep olan dır ölüleri. / / Hamîd dür her dilde; / Şehîd dür her gönülde. / (TN-v. 7-s. 33). / Övülmeye değer dir her dilde; / Şehit tir her gönülde. / / Muğnî durur, her ganî andan; / Celîl dür, celâli zâtından. / (TN-v. 7-s. 33). / Zengin eden dir her zengin ondan; / Ulu dur ululuğu kendisinden. / / Habîr dür her gizlü sırrı; / Hasîb dür her hayr ü şerri. / (TN-v. 6-s. 33). / Bilen dir her gizli sırrı; / Hesap eden dir her iyiyi ve kötüyü. / / Işktur her murga âvâz ittüren; / ışktur mutriblere sâz ittüren. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır her kuşa ses ettiren; / aşktır çalgıcılara çalgı çaldıran. / / Musavvir dür her sûreti; / Müheymin dür her sîreti. / (TN-v. 7-s. 33). / Resmeden dir her şekli; / Korkudan koruyan dır her ahlâkı. / / Kanı Hıta vü Huten iklîminün hânları; / kanı Mısır şehrinün sultânları? / (TN-v. 120-s. 118). / Hani Hıta ve Huten memleketinin hanları; / hani Mısır şehrinin sultanları? / / Kâfî dür her mihimmi; / Dâfî dür her mülimmi. / (TN-v. 6-s. 33). / Yetiştiren dir her gerekliyi; / Savuşturan dır her felâketi. / / Işktur hüsn ehline kadr viren; / ışktur dil gülşenine nevr viren. / (TN-v. 247-s. 209). / Aşktır güzellik sahiplerine itibar veren; / aşktır gönlün gül bahçesine parlaklık veren. / / Işktur iki cihânı salduran; / ışktur Hak yolına yildüren. / (TN-v. 250-s. 211). / Aşktır iki cihanı gönderen; / aşktır Hakk yoluna koşturan. / / Muksit tur iline; / Müntakim dür ehline. / (TN-v. 7-s. 33). / Doğru hareket eden dir iline; / İntikam alan dır ehline. / / Işktur kaşları kemân ittüren; / ışktur gamzelere kasd-ı cân ittüren. / (TN-v s. 208). / Aşktır kaşları keman ettiren; / aşktır yan bakışlara cana kasd ettiren. / / Işk-iledür kâyinâtun zuhûrı; / ışk-iledür mevcûdâtın nûrı. / (TN-v. 244-s. 207). / Aşk iledir evrenin meydana gelmesi; / aşk iledir varlıkların parıltısı. /

111 91 / Işktur ke s-i şakâyıkı pür şarâb iden; / ışktur dîde-i nergesi nîm-hâb iden. / (TNv. 245-s. 208). / Aşktır gelinciğin çanağını pür şarap eden; / aşktır nergisin gözünü yarı uykulu eden. / / Işktur kıdem meyhânesinden mest iden; / ışktur bunda dahı mey-perest iden. / (TN-v. 250-s. 211). / Aşktır eskilik meyhanesinden sarhoş eden; / aşktır bunda dahi sürekli şarap içen eden. / / Settâr dur kullarınun günâhını; / Mücîb dür mazlûmların âhını. / (TN-v. 6-s. 33). / Örten dir kullarının günahını; / Cevaplandıran dır zulme uğrayanların âhını. / / Kanı kûs-ı Keykâvûs /, ki tanîn-i sadâsı felek gûşını ker itmiş-idi ve tantana-i âvâzesi etrâf-ı âleme irişmiş-idi. (TN-v. 119-s. 118). / Hani Keykâvûs un kösü [davulu] / / Işktur ma dende ahcârı la l ü yâkût iden; / ışktur la l-i nigârı cân kūt iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır madende taşları lâl ve yakut eden; / aşktır sevgilinin dudağını can için gıda eden. / / Işktur mahbûblara ân viren; / ışktur [247] mürde gönle cân viren. / (TN-v. 246, 247-s. 208). / Aşktır sevgililere cazibe veren; / aşktır ölü gönle can veren. / / Vâlî durur milketinde; / Müte âlî dür izzetinde. / (TN-v. 7-s. 33). / Vâli dir ülkesinde; / Yüce dir gücünde. / / Işktur müjeleri tîr eyleyen; / ışktur iki gönli bir eyleyen. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır kirpikleri kılıç eyleyen; / aşktır iki gönlü bir eyleyen. / / Rabb i durur mümkinâtun; / Nûr ı durur mevcûdâtun. / (TN-v. 8-s. 34). / Rabb idir olabilen şeylerin; / Nur udur varlıkların. / / Müzill dür müte azzizîni; / Mü izz dür mütezellilîni. / (TN-v. 6-s. 33). / Yanlış yaptıran dır yücelik kazananları; / İzzet ve ikram edici dir alçaklığa katlananı. / / Işktur nebâtâtı bitüren; / ışktur çiçekleri getüren. / (TN-v. 245-s. 208). / Aşktır bitkileri bitiren; / aşktır çiçekleri getiren. /

112 92 / Kullık mıdur ol / ki biz eylerüz; / ibâdet midür ol / ki biz iderüz. / (TN-v. 113-s. 113). / Kulluk mudur o / / ibadet midir o / / Göz midür ol / ki her zerrede seni görmeye. (TN-v. 161-s. 147). / Göz müdür o / / Kulak mıdur ol / kim her sadâdan seni işitmeye. / (TN-v. 161-s. 147). / Kulak mıdır o / Ol eydür: Hey Bâyezîd Han! / Kanı ol güvendügüñ ogullaruñ? / Ya / kanı ol güvendügüñ sancaguñ begleri / veyahud / kanı ol serhoş vezîrlerüñ?/ didi. (AT-b. 66-v. 67/85b-s. 411). / Hani o güvendiğin oğulların? / Ya / hani o güvendiğin sancağın beyleri / veyahut / hani o sarhoş vezirlerin? / / Kanı ol kasr-ı Kayser /, ki küngüre-i eyvânı evc-i Keyvân a irmiş-idi; / kanı şol milk-i Anûşirevân /, ki şevket ü adl-ile cihânı tutmış-idi. (TN-v. 119-s. 117). / Hani o Kayser in kasrı / / hani şu Anûşirevân mülkü / / Kanı ol lâf-ı cebbârî ve mübâhât-ı cihân-dârî idenler /, ne-y-içün [26] ol günde ol lâftan dem urmazlar, ve / kanı ol da vî-yi mansıb u câh ve temeddüh-i rif at-i bârigâh idenler /, nîçün ol demde ol da vâya kadem basmazlar? (TN-v. 25, 26-s. 46). / Hani o zorlayıcı laf ve padişahlıkla övünenler /, / hani o rütbe ve makam davası ve izin alınarak girilebilen yerin büyük büyük rütbesinin böbürlenenleri / / Kanı ol mülûk-i âlem ve ol selâtîn-i benî-âdem? Ol sâhib kırân-ı cihânlar ol pâdişâh-ı devrânlar ol husrevân-ı âyîn-cemler ol gerden-keşân-ı gerdûnhaşemler? / (TN-v. 118-s. 117). / Hani âlemin hükümdarları ve ādemoğullarının sultanları? O cihanın her zaman başarı ve üstünlük kazanan hükümdarlar o zamanın padişahı o ahbapça toplanıp eğlenen sultanlar o dünya ailesinin inatçıları? / / Mukaddim dür ön geçeni; / Mu ahhir dür son kalanı. / (TN-v. 8-s. 34). / Öne geçiren dir ön geçeni; / Sona bırakan dır sona kalanı. / / Kanı Rûm a vâlî olan ekâsıra; / kanı cihâna hükm iden ekâsire? / (TN-v. 120-s. 118).

113 93 / Hani Rum a vâli olan daha kısalar; / hani cihana hükmeden eski Acem padişahları? / / Reşîd durur rüşd umanları; / Mürşid durur îmân bulanları. / (TN-v. 7-s. 33). / Doğru yola kılavuzlar doğru yolu bulmayı umanları; / Doğru yola kılavuzlayan dır îmân bulanları. / / Işktur safâ kapusın feth ittüren; / ışktur gine kendüyi medh ittüren. / (TN-v s. 209). / Aşktır neşe kapısını fethettiren; / aşktır gine kendisini övdüren. / / Işktur safâ vü şevk viren; / ışktur râhat ü zevk viren. / (TN-v. 250-s. 211). / Aşktır neşe ve şevk veren; / aşktır rahat ve zevk veren. / / Hâşâ senün kerem-i amîm ve hulk-ı kerîmünden / ki, ezel bahârı ve kıdem murgızârında, gülüstân-ı kudüs ve bustân-ı üns içinde, elest sohbet-gâhı ve vahdet bârigâhında, celîsân-ı bisât-ı kurbet ve hem-nişînân-ı hengâm-ı işret ittügün kullarunı hazretünden bi l-külliye matrûd ve rahmetüni anlardan mesdûd ve visâlün kûyından temâm dûr ve cemâlün tecellîsinden ebedî mehcûr idüp, cehennem âteşinde harîk ve heyûlâ denizinde garîk koyasın. (TN-v. 176-s. 158). / Uzak olsun senin umuma ait cömertliğin ve eli açık tabiatinden / Ammâ / hâşâ senün keremünden / ki, ol günde gayret haşemlerine ol hâneyi harâb ü vîrân ve hamiyyet hâmîlerine ol haremi târâc ü tâlân ittürüp, dil bünyâdın yakup yıkıp ve derûn evini yıkup yakup ol âteşün dûdını ve ol dûdun nüfûdunı bin âh-ı ciger-sûz-ile göklere çıkarasın. (TN-v. 195-s. 176). / uzak olsun senin cömertliğinden / / Kanı Sultân Muhammed ü şevketi; / kanı bunca izzet ü heybeti? / Kanı kudret ü kuvveti; / kanı şol savlet ü satveti? / Kanı siyâset ü salâbetleri; / kanı celâlet ü şecâ atleri? (TN-v. 120-s. 118). / Hani Sultan Muhammed ve büyüklüğü; / hani bunca gücü ve heybeti? / Hani kudret ve kuvveti; / hani şu şiddetli hücumu ve ezici kuvveti? / Hani siyâset ve sağlamlıkları; / hani büyüklük ve yüreklilikleri? / / Işktur sûretleri mahbûb iden; / ışktur mahbûbları mergûb iden. / (TN-v. 247-s. 209). / Aşktır görünüşleri sevgili eden; / aşktır sevgilileri herkesçe sevilen eden. /

114 94 / Şekûr dur şekûr olan kullarına /; Raûf tur, / rahmet ider mücrimlerine /. (TN-v. 7-s. 33). / Çok şükreden dir çok şükreden kullarına /; / Acıyan dır suçlularına /. / Kanı şevket-i Süleymân /, ki yillere emr iderdi, tahtını yil götürüp âlemi gezerdi. (TN-v. 119-s. 118). / Hani Süleyman ın heybeti / / Kanı şol hulefâ-yı İslâmiyân; / kanı şol ümerâ-yı âlemiyân? / (TN-v. 120-s. 118). / Hani şu Müslüman halifeleri; / hani şu âlemin emirleri? / / Hâfız durur tereffü ehlini; / Râfi durur tevâzu eyleyeni. / (TN-v. 6-s. 33). / Koruyan dır yükselen kişileri; / Yükselten dir alçakgönülüleri. / / Kâzî durur yalvaranun hâcetini; / Semî dür her fakîrün münâcâtını. / (TN-v. 6-s. 33). / Yerine getiren dir yalvaranın dileğini; / İşiten dir her fakirin duasını. / / Işktur yâr yarını müdâm iden; / ışktur hâlini dâne, zülfini dâm iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Aşktır sevgili uçurumunu sürekli eden; / aşktır benini tek, zülfünü tuzak eden. / / Işktur yılduzları seyr ittüren; / ışktur ay ü güni devr ittüren. / (TN-v. 245-s. 208). / Aşktır yıldızları seyrettiren; / aşktır ay ve günü döndüren. / / Işk-iledür yir ü gögün binâsı; / ışk-iledür dü cihânun bekâsı. / (TN-v. 244-s. 207). / Aşk iledir yer ve göğün yapılması; / aşk iledir iki cihânın devamı. / / Işktur zemîn yüzini pür envâr iden; / ışktur havâyı külbe-i attar iden. / (TN-v. 245-s. 208). / Aşktır yer yüzünü pür aydınlık eden; / aşktır havayı güzel kokular kulübesi eden. / Yapısına Göre Devrik Cümleler Yapısına göre devrik cümleler, öncelikle basit veya birleşik olmaları açısından incelenmiştir. Basit devrik cümleler isim ve fiil cümlesi diye ikiye ayrılmıştır. Birleşik devrik cümleler ise her birinin çeşitli alt başlıklarının olduğu şartlı, iç içe, ki/kim li, çü/çün/çün/mādām/vaktī/kaçan ki/kim li birleşik cümleler olarak dört başlıkta değerlendirilmiştir.

115 Basit Devrik Cümleler Basit İsim Cümlesi / Yoldaşıdur âdem oğlanını azıdan; / işidür kişiye dürlü iş iden. / (TN-v. 192-s. 175). / Işktur âdemi ma mûr iden; / ışktur âlemi pür nûr iden. / (TN-v. 250-s. 211). / Işktur Aden de dürr-ile mercân iden; / ışktur bedende mercânı dendân iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Selâm dur âfâttan; / Mü min dür âhâttan. / (TN-v. 8-s. 33). / Câmi durur âhirette; / Hâzır durur her vakitte. / (TN-v. 7-s. 33). / Kanı âl-i Abbâs u şevketleri; / kanı âl-i Mervân ü devletleri? / (TN-v. 120-s. 118). / Kanı âl-i Selçuk u hanları; / kanı âl-i Osmân ü hâkānları? / (TN-v. 120-s. 118). / Işk âlemde revân gibidür tende; / mahabbet âdemde kan gibidür bedende. / (TNv. 244-s. 207). / Işktur âlemi lâle, yâsemin iden; / ışktur insânı sîmîn-beden iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Işktur arûsân-ı çemene zer ü zîver viren; / ışktur cihân bâgına zîb ü fer viren. / (TN-v. 246-s. 208). / Işktur bâd-ı sabâyı Mesîh-dem iden; / ışktur lâleyi mübârek [246]-kadem iden. / (TN-v. 245, 246-s. 208). / Fettâh tur bağlu dilleri; / Vedûd dur uyanuk gönülleri. / (TN-v. 6-s. 33). / Kâbız durur bastında gurûr ideni; / Bâsıt durur kabzında şükr eyleyeni. / (TN-v. 6-s. 33). / Işktur bülbülleri ırladan; / ışktur dôlâbları inleden. / (TN-v. 246-s. 208). / Kanı Cem ü câmı; / kanı Ferîdûn u eyyâmı? / Kanı Şeddâd ü şevketi; / kanı Kārûn u kuvveti? / Kanı Dârâ vü devleti; / kanı Fir avn ü izzeti? / Kanı Buht-ı Nasrun bahtı; / kanı Erdeşîrün tahtı? / Kanı Rüstem ün remzi; / kanı Hüsrev ün bezmi? / Kanı Efrasiyâbun leşkeri; / kanı bu şâhların kalanları? / (TN-v. 120-s. 118). / Işktur cemâllere zînet viren; / ışktur güzellere izzet viren. / (TN-v. 247-s. 209).

116 96 / Kanı Cengîz ü evlâdı anun; / kanı bunca ebnâ vü ahfâdı anun? / (TN-v. 120-s. 118). / Işktur çarha koyan felegi; / ışktur temcîd okudan melegi. / (TN-v. 245-s. 208). / Işktur çemende reyhânlar açan; / ışktur zülüfleri reyhân gibi saçan. / (TN-v. 246-s. 208). / Işktur dil hânesin pâk ittüren; / ışktur insânı sahîh-idrâk ittüren. / (TN-v. 250-s. 211). / Işktur dili âbâd iden; / ışktur derûnı şâd iden. / (TN-v. 247-s. 209) / Işktur dili Hakk a sezâ-vâr ittüren; / ışktur gönli ana yarar ittüren. / (TN-v s. 215). / Işktur dôst yolında fenâ viren; / ışktur gine ol fenâda bekā viren. / (TN-v. 250-s. 211). / Mübdî durur dünyâda; / Mu îd durur ukbâda. / (TN-v. 8-s. 33). / Mümît durur ebdânı; / Muhyî durur gine ânı. / (TN-v. 8-s. 33). / Işktur elest şarâbından ser-hoş iden; / ışktur ezel kadehinden bî-hûş iden. / (TNv. 250-s. 211). / Velî dür evliyâsına; / Vekîl dür asfiyâsına. / (TN-v. 8-s. 34). / Gizlüsin, gāyet zuhûrundan. / (TN-v. 112-s. 113). Zîrâ nice varmasun / gāyet hürmetlü ilçidür gelen / ve hem sulh u maslahata gelmişdür. (AT-b. 60-v. 58/68b-s. 398). / Söz kesen ve dil tutandur getürdükleri. / (AT-b. 60-v. 58/68b-s. 398). / Işk-iledür gögün döndügi; / ışk-iledür yirün turduğı. / (TN-v. 245-s. 208). / Işktur gönül gözin açturan; / ışktur ma rifet çiçeklerin saçturan. / (TN-v. 247-s. 209). / Işktur gönüli gülşen iden; / ışktur içi vü taşı rûşen iden. / (TN-v. 247-s. 209). / Işktur gözleri sâkî iden; / ışktur güzelligi bâkî iden. / (TN-v. 247-s. 209). / Ney hod bir âvâredür, gurbete düşmiş; / ney bir bî-çâredür fürkate düşmiş. / (TN-v. 254-s. 213). / Işktur gülleri peydâ iden; / ışktur gül yüzlüleri hüveydâ iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Işktur gülşende servi âzâd iden; / ışktur servi boylu âdemi zâd iden. / (TN-v. 246-s. 208).

117 97 / Bâdî durur halkı; / Kâsım durur rızkı. / (TN-v. 8-s. 33). / Kanı Hıta vü Huten iklîminün hânları; / kanı Mısır şehrinün sultânları? / (TN-v. 120-s. 118). / Vâhib durur hayâtı; / Ba is durur emvâtı. / (TN-v. 7-s. 33). / Sözüm aşağadur hazretünde. / (TN-v. 195-s. 176). / Hamîd dür her dilde; / Şehîd dür her gönülde. / (TN-v. 7-s. 33). / Muğnî durur, her ganî andan; / Celîl dür, celâli zâtından. / (TN-v. 7-s. 33). / Habîr dür her gizlü sırrı; / Hasîb dür her hayr ü şerri. / (TN-v. 6-s. 33). / Kâfî dür her mihimmi; / Dâfî dür her mülimmi. / (TN-v. 6-s. 33). / Işktur her murga âvâz ittüren; / ışktur mutriblere sâz ittüren. / (TN-v. 246-s. 208). / Musavvir dür her sûreti; / Müheymin dür her sîreti. / (TN-v. 7-s. 33). / Işktur hüsn ehline kadr viren; / ışktur dil gülşenine nevr viren. / (TN-v. 247-s. 209). / Işktur iki cihânı salduran; / ışktur Hak yolına yildüren. / (TN-v. 250-s. 211). / Muksit tur iline; / Müntakim dür ehline. / (TN-v. 7-s. 33) Ve / bir kiçücük karındaşı var-ıdı, İsfendiyâr kızından /; anı dahı makâmına göndürdi. (AT-b. 121-v. 121/177b-s. 484). / Yüzüm karadur kapunda. / (TN-v. 195-s. 176). / Işktur kaşları kemân ittüren; / ışktur gamzelere kasd-ı cân ittüren. / (TN-v s. 208). / Işk-iledür kâyinâtun zuhûrı; / ışk-iledür mevcûdâtın nûrı. / (TN-v. 244-s. 207). / Her mümkinden münezzehsin, kemâl-i bî-niyâzlığundan / ve / her mevcûd-ile bilesin, temâm-ı bende-nevâzlığundan /. (TN-v. 61-s. 73). / Işktur ke s-i şakâyıkı pür şarâb iden; / ışktur dîde-i nergesi nîm-hâb iden. / (TNv. 245-s. 208). / Işktur kıdem meyhânesinden mest iden; / ışktur bunda dahı mey-perest iden. / (TN-v. 250-s. 211). / Settâr dur kullarınun günâhını; / Mücîb dür mazlûmların âhını. / (TN-v. 6-s. 33). / Işktur ma dende ahcârı la l ü yâkût iden; / ışktur la l-i nigârı cân kūt iden. / (TN-v. 246-s. 208).

118 98 / Işktur mahbûblara ân viren; / ışktur [247] mürde gönle cân viren. / (TN-v. 246,247-s. 208). / Vâlî durur milketinde; / Müte âlî dür izzetinde. / (TN-v. 7-s. 33). Akıl bir murgdur ki havâ yüzinde; / ışk bir hevâdur murg içinde /. (TN-v. 225-s. 193). / Işktur müjeleri tîr eyleyen; / ışktur iki gönli bir eyleyen. / (TN-v. 246-s. 208). / Rabb i durur mümkinâtun; / Nûr ı durur mevcûdâtun. / (TN-v. 8-s. 34). / Müzill dür müte azzizîni; / Mü izz dür mütezellilîni. / (TN-v. 6-s. 33). / Işktur nebâtâtı bitüren; / ışktur çiçekleri getüren. / (TN-v. 245-s. 208). / Rûm dahı maglûb-ıdı ve Acem dahı maglûb-ıdı nesl-i Yafes oldukları sebebden. / (AT-b. 2-v. 4-s. 321). / Kanı ol lâf-ı cebbârî ve mübâhât-ı cihân-dârî idenler /, ne-y-içün [26] ol günde ol lâftan dem urmazlar, ve / kanı ol da vî-yi mansıb u câh ve temeddüh-i rif at-i bârigâh idenler /, nîçün ol demde ol da vâya kadem basmazlar? (TN-v. 25, 26-s. 46). / Kanı ol mülûk-i âlem ve ol selâtîn-i benî-âdem? Ol sâhib kırân-ı cihânlar ol pâdişâh-ı devrânlar ol husrevân-ı âyîn-cemler ol gerden-keşân-ı gerdûnhaşemler? / (TN-v. 118-s. 117). / Mukaddim dür ön geçeni; / Mu ahhir dür son kalanı. / (TN-v. 8-s. 34). / Kanı Rûm a vâlî olan ekâsıra; / kanı cihâna hükm iden ekâsire? / (TN-v. 120-s. 118). / Reşîd durur rüşd umanları; / Mürşid durur îmân bulanları. / (TN-v. 7-s. 33). / Işktur safâ vü şevk viren; / ışktur râhat ü zevk viren. / (TN-v. 250-s. 211). / Işktur safâ kapusın feth ittüren; / ışktur gine kendüyi medh ittüren. / (TN-v s. 209). / Işktur sûretleri mahbûb iden; / ışktur mahbûbları mergûb iden. / (TN-v. 247-s. 209). Sekiz medrese, orta yirinde bir ulu câmi mukâbelisinde bir âlî imâret ve bir tarafında dâr ü-şifâ ve / bu medreseler ardında her birinüñ bir tetimmesi dahı vardur; sûhteyân-içün. / (AT-b. 123-v. 124/184b-s. 489).

119 99 / Kanı Sultân Muhammed ü şevketi; / kanı bunca izzet ü heybeti? / Kanı kudret ü kuvveti; / kanı şol savlet ü satveti? / Kanı siyâset ü salâbetleri; / kanı celâlet ü şecâ atleri? / (TN-v. 120-s. 118). / Şekûr dur şekûr olan kullarına /; Raûf tur, / rahmet ider mücrimlerine /. (TN-v. 7-s. 33). / Kanı şol hulefâ-yı İslâmiyân; / kanı şol ümerâ-yı âlemiyân? / (TN-v. 120-s. 118). Orhan zamânında Gāzi Murâd Han zamânında ulemâ var-ıdı ve / illâ müfsidler degüller-idi; tâ Çandırlu Halîl e gelince. / (AT-b. 62-v. 60/71b-s. 401). / Oynaşhisârı dirler bir virânca [23] hisâr vardur taglar arasında. / (AT-b. 21-v. 22, 23-s. 347). / Hâfız durur tereffü ehlini; / Râfi durur tevâzu eyleyeni. / (TN-v. 6-s. 33). / Kâzî durur yalvaranun hâcetini; / Semî dür her fakîrün münâcâtını. / (TN-v. 6-s. 33). / Işktur yâr yarını müdâm iden; / ışktur hâlini dâne, zülfini dâm iden. / (TN-v. 246-s. 208). / Işktur yılduzları seyr ittüren; / ışktur ay ü güni devr ittüren. / (TN-v. 245-s. 208). / Işk-iledür yir ü gögün binâsı; / ışk-iledür dü cihânun bekâsı. / (TN-v. 244-s. 207). / Işktur zemîn yüzini pür envâr iden; / ışktur havâyı külbe-i attar iden. / (TN-v. 245-s. 208) Basit Fiil Cümlesi Tatarı şöyle kırdılar kim bî-hadd ü bî-kıyâs; / ammâ ekserinde tutup hayalarını kesdiler, / derisin birbirine dikdiler, / keçelere kapladılar,/ hayvanlara atdılar; ad-ıçun. / (AT-b. 7-v. 9-s. 329). didi ve / paşalar dahı eydürler agalara /. (AT-b. 80-v. 81/110b-s. 431). Gâh / başın keserler ağzındağı dişi-y-içün /; gâh / karnın yararlar içindeki taşı-yiçün /. (TN-v. 138-s. 131). / Bâyezîd Han sohbet esbâbını Laz kızından ögrendi, Ali Paşa mu âveneti-y-ile. / (AT-b. 62-v. 59/71a-s. 400). / İznik de girü sohbete meşgûl oldı, Ali Paşa nuñ minnet şarabı-y-ılan. / (AT-b. 67-v. 69/90a-s. 414, 415).

120 100 / İstanbol dan göçüp deryâyı geçdi; Anatolı vilâyetine seyr itmeg-içün. / (AT-b. 155-v. 165/260a-s. 545). Ve / bu halk bilmezler anı /, şeytânî midür veyâ Rahmânî midür? (AT-b. 170-v. 366-s. 572) / Îsâ Beg vardı Arnavud a / künc illerine girdi. (AT-b. 110-v. 107/153a-s. 466). Ahmed vardı, üç yüz mikdârı gemileri tonatdı ve / hem eyü yarar yoldaşlar dahı bile aldı, atludan ve yayadan /. (AT-b. 151-v. 159/249b-s. 538). / Ömürden bakıyye var-iken yitiş bana; / bu hâl-ile ölmedin iriş bana. / (TN-v. Ü.168a-s. 292). / Vaktları kâfir zamânından dahı eyü oldı [3a] belki. / (AT-b. 13-v. 2b/15-s. 337). / Hemân tekürüñ kendü halkı gitdi bile / ve sipâhîsinüñ ekseri gitmedi. (AT-b. 32- v. 36/30a-s. 367). Gâh / sayd iderler bir hüneri-y-içün /; gâh / habs iderler hüsn ü zîveri-y-içün /. (TN-v. 138-s. 131). / Bu tarafdan dahı ehl-i İslâm leşkeri dahı tekbîr getürdiler, bir kezden. / (AT-b. 112-v. 109/157a-s. 468). / Bir ilçi-y-ile eyü hediyeler bile göndürdiler bir özürnâme-y-ile. / (AT-b. 172-v. 372-s. 575). / Bizim tarafumuzdan bizi istemeyenlere cevâblar virürdün, bizüm eserimüz yoğ iken. / (TN-v. 186-s. 169). / Bizim-çün melâyike ile mübâhase iderdün, bizüm haberimüz yoğ iken. / (TN-v. 186-s. 169). / Zîrâ kim nâşâyiste hareket [149] itmiş-idi, bu Âl-i Osmân üzerine. / (AT-b v. 148,149/229a-s. 522). / Sen sakla bu belâdan. / (TN-v. 131-s. 126). / Sen halâs eyle bu ibtilâdan. / (TN-v. 131-s. 126). / Niçeler fakîr geldi ganî gitdi bu pâdişâhuñ eyyâm-ı devletinde ve nizâm-ı saltanatında. / (AT-b. 127-v. 129/193a-s. 496). / Hisârı zabt itdiler bu vech-ile. / (AT-b. 26-v. 30/18b-s. 358). / Gayrı vilâyetlerden dahı adamlar gelmeye başladı bundagılaruñ râhatlıkların işidüp. / (AT-b. 13-v. 3a/15-s. 337).

121 101 / Döndi bunlara tekür / eydür: Ne-y-çün böyle dirsiz? didi. (AT-b. 151-v. 160/250b-s. 539). / Mahmûd Paşa yı ve Ahmed Paşa yı ve Mustafâ Paşa yı bu üçin dahı Sultân Muhammed Han-ı Gāzi bir araya cem [242a] itdi bunları. / (AT-b. 149-v. 155/241b,242a-s. 532). / Sultân dahı gâyetde ferahnâk oldı, bunlaruñ gelmesine. / (AT-b. 2-v. 5-s. 323). / Ali Paşa hayrân u âciz kaldı bunlaruñ kurtulmasında. / (AT-b. 62-v. 60/72a-s. 401). Bir gün Gelibolı nuñ kâfirleri cem oldılar, / tedbîr itdiler bunlaruñ üzerine gelmege /. (AT-b. 38-v. 42/41a-s. 375, 376). Gâh / bir serve serv çektürürsin bustânda /; gâh / bir serveri ser-nügûn idersin gûristânda /. (TN-v. 137-s. 130). / Sen sakla cemî -i belâlardan. / (TN-v. 88-s. 95). / Sultân Bâyezîd Han dahı tekrâr girü Konya ya çıkdı, Cem üñ ardınca. / (AT-b. 159-v. 167/265a-s. 549). / Taleb-ile olmaz, cezben olmayınca; / istemeg-ile bulunmaz, sen istemeyince. / (TN-v. 62-s. 74). Âhir fursat buldı; / Mekkî Aslan Beg i helâk itdi cum a mescidinde /. (AT-b v. 368-s. 573). / Mısır sultânı dahı emr itdi Çerkez e. / (AT-b. 175-v. 378-s. 578). / Andan soñra kızı teslîm itdiler, Dâdû Hatun-ıla Paşa Kireceye. / (AT-b. 93-v. 91/127a-s. 444). / Bu Kılıç Arslan Beg ol araya varaldan gözciligi kendüsi iderdi dâyim. / (AT-b. 146-v. 153/237b-s. 529). Gâh / öldürürler derisi-y-içün / ve gâh / tutarlar bâl ü peri-y-içün /. (TN-v. 138-s. 131). Orhan Gāzi dahı bu sözi kabûl itdi, / du â aldı dervîşden /. (AT-b. 38-v. 41/38b-s. 373). Hünkâr dahı kendü kulların kodı, / döndi devlet-ile /. (AT-b. 63-v. 61/75a-s. 403). Geldi / Bursa da oldı; didükleri gibi /. (AT-b. 157-v. 166/262a-s. 547).

122 102 Etrâfa okuyıcılar gönderildi ve cemî i sancak begleri geldiler ve her şehrüñ uluları ve a yânları geldiler, Edrene nüñ nevâhisine toldılar ve / bir nice günlük yollar leşker oldı dügüne gelenlerden /. (AT-b. 127-v. 129/192a-s. 495). / Acâyib konukluklar itdiler düñürlere. / (AT-b. 107-v. 105/149a-s. 462). / İlim okudum dünyâ-y-içün; / ömri geçürdüm hevâ-y-içün. / (TN-v. 106-s. 108). / Bir gün pâdişâh devlet-ilen oturmış-ıdı Edrene de. / (AT-b. 154-v. 163/257b-s. 543). Ve / bu mübârek dügünüñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış birinde vâki olundı; Edrene de, Meriç suyınuñ arasında, Ada da /. (AT-b. 127-v. 130/194a-s. 497). / Akça Koca etrâfuñ köylerini mukarrer itmiş-idi emn ü emân-ılan ve ahd-ılan. / (AT-b. 25-v. 29/16a-s. 356). / Geldi Erzurum dan / dahı Erzincan a indi ve Erzincan dan Rûm vilâyetine girdiler. (AT-b. 2-v. 4-s. 322). Şol kadar olmış-ıdı / hîç bir kişi mahrûm kalmamış-ıdı esîrden ve mâldan. / (ATb. 139-v. 145/223b-s. 518). / Bir şehirden bir şehre yolcılar gidemezlerdi galaba olmayınca. / (AT-b. 98-v. 96/134b-s. 450). / Mahmûd Paşa birkaç yüz yarar gāziler seçdi, gāyet üründisin. / (AT-b. 129-v. 132/198b-s. 500). / Ol dahı Sultân Murâd a bir ilçi göndürdi, gazâ-nâme ve hem taht kutlulayı. / (AT-b. 87-v. 86/118b-s. 437). Bir gemi eline girdi; / bindi gemiye /, taraf-ı deryâya gitdi. (AT-b. 159-v. 167/265a-s. 549). / Orhan uñ [93b] imâmı oglı Yahşı Fakıh evinde hasta oldum Geyve de /; anda kaldum. (AT-b. 69-v. 71/93a-s. 417). / Döndi girü Turahan Beg / eydür: Sultânum! / Ol hisâra varıcak üç yirden savaş virmek gerekdür her birisine. / (AT-b. 113-v. 110/158b-s. 470). Cemî i Laz vilâyeti bile feth olındı ve hisârlarına kullar kodılar ve şehirlerinde kādılar nasb itdiler ve Semendire de Cum a namâzı kılındı ve / cemî i Laz vilâyetinüñ hâkimi ehl-i İslâm oldı, Hak ta âlâ fazlı-y-ıla /. (AT-b. 112-v. 109/157b-s. 469).

123 103 / El-hâsıl-ı kelâm ehl-i İslâm [43a] hayli arkalandı / ve / kuvvet tutdı Hak ta âlâ inâyetinde /. (AT-b. 39-v. 43/43a-s. 377). / Küffâr leşkeri sındı Hak Teâlâ inâyetinde /, Allahu ekber! (AT-b. 128-v. 131/196b-s. 498). / Vilâyet-i Lâz temâm feth olundı, Hak te âlâ nuñ avn ü inâyetile. / (AT-b v. 133/200b-s. 501). / Pâdişâh adına hutbe-i İslâm anda dahı okundı, Hakk uñ avnı-y-ıla /, vallâhu a lem. (AT-b. 151-v. 161/253a-s. 540). / Âhir bir gün anı dahı feth itdiler, Hakk uñ avnilen. / (AT-b. 125-v. 127/188b-s. 492, 493). / Rûhum talabır Hakk a, / bedenüm ögrendi halka; / oldum arada âvâre. / (TN-v. 107-s. 108). / Yörüdiler, Hamidili ne girmege. / (AT-b. 148-v. 155/240b-s. 531). Âsâr-ı Kāsım Paşa: / İstanbol da bir cum a mescidi yapdı; hatunı Aleyye begi kızı mâlı-y-ıla. / (AT-b. 166-v. 177-s. 563). / Yârı olur hemân nazarında; / görünen ol olur basarında. / (TN-v. 251-s. 211). / Namâz diyü kıluram, hemîn sûrette /; bedenüm namâz kılur, gönlüm ma siyette. (TN-v. 106-s. 107). / Kur ân okuram, hemîn lisânda; / tâ at iderem, gönül yabanda. / (TN-v. 106-s. 108). Ve her kollar birbirine mukābil olup Sultân Muhammed Han-ı Gāzi ye Hak te âlâ inâyet itdi ve / devleti gālib oldı; hemîşe oldugı gibi /. (AT-b. 150-v. 157/246a-s. 535). / Bizümle mülâtefe idüp, hitâb ü itâb iderdün henûz Âdem yaradılmadın. / (TN-v. 186-s. 169). / Bizimle mükâleme idüp, emr ü nehiy ve va d ü va îd iderdün henûz âlem olmadın. / (TN-v. 186-s. 169). / Vılkoglı nuñ mübâlaga gümişin buldılar hisârda. / (AT-b. 125-v. 127/188b-s. 492). / Çıkdı hisârdan /, Ahmed Paşa ya geldi, aña teslîm itdi. (AT-b. 146-v. 153/236bs. 528).

124 104 Bu habarı işitdiler, / hisâr halkı hemân girü muhkem ahd-ıla virdiler hisârı /. (AT-b. 43-v. 46/47b-s. 380, 381). Külek hisârın ve Analakşan hisârın ve Mozalan [Molan] hisârın ve Barsbeyte hisârın ve Adana ve Tarsis ve dört hisâr dahı kâfir elinde-y-idi; / Müsülmânları komazlardı hisârına girmege /. (AT-b. 178-v. 262-s. 581). / Hemân-dem kondukları gibi yagma buyurdı, hisârları. / (AT-b. 153-v. 163/257as. 543). / Kapusın yapdurdılar hisâruñ. / (AT-b. 38-v. 42/41b-s. 376). / Andan soñra destûr olundı hôş-hanlara /; latîf ve garrâ medihler ve gazeller okundı. (AT-b. 127-v. 129/192b-s. 496). / Döndi hünkâr / eydür: Allah inâyetinde senüñ bu söyledügüñ nesnelere benüm hîç ihtiyâcum yok-durur. dir. (AT-b. 119-v. 117/171a-s. 479). Pâdişâh buyurdı; / Mahmûd Paşa nuñ çadırını ve otagını başına yıkdurdı hünkâr /. (AT-b. 142-v. 150/231a-s. 524). / Kızıl Ahmed destûr diledi hünkârdan /: Varayum Bolu dan evümi divşürüp hâzır ideyin. Devletlü hünkâr gelince hünkâr-ıla Rûmili ne bile geçeyüm. didi. (AT-b. 135-v. 140/214a-s. 511). / Ekser halk andan bildiler hünkâruñ Allah emrine vâsıl oldugın. / (AT-b. 121-v. 121/177b-s. 484). / Sen kurtarıvir ibtilâlardan. / (TN-v. 88-s. 95). / Âşık gönli bir şehr olur, içi pür letâyif; / belki bir ka be olur, âlem anı tâyif. / (TN-v. 257-s. 215). / Cum a namâzı kılındı iki tarafda. / (AT-b. 66-v. 67/84b-s. 411). Kaçan kim Koylıhisâr ı feth idicek Erzincan tarafına yörüdi, / bu tarafdan Uzun Hasan dahı kendü anasını ve Çimişkezek Beg i Şeyh Kürt Hasan ı anasına koşup Sultân Muhammed Han a göndürdi ilçilige /. (AT-b. 135-v. 140/212b-s. 510). / Gönlüm çeker ilve, / nefsüm çeker sifle /; ben arada bîçâre. (TN-v. 107-s. 108). / Sa y-ile nesne olmaz, inâyetün olmayınca; / çalışmak fâyide eylemez, hidâyetün olmayınca. / (TN-v. 62-s. 74). / Pâdişâh emr itdi, İshâk [235b] Paşa ya / Var didi, Karamanoglı nı sen ilden çıkar. didi. (AT-b. 145-v. 152/235b-s. 527).

125 105 Tîzcek Ali Paşa dahı hünkâra varıp buluşdı, / gāyet temelluklar itdi İstanbol tekürinden /. (AT-b. 60-v. 58/68b-s. 398). / Hakîm Ya kûb bir gün cum a mescidine varmış, İstanbol da. / (AT-b. 166-v. 176-s. 562). Tâkatler bunda tâk ki dil-i ehl-i da vî pür nifâk ve cân-ı ehl-i ma mî pür iştiyâk; pes dost nerde, / n ola ittifâk /. (TN-v. 96-s. 100). / Müzâkere iderem, izzet hevâsıyçün; / mutâla a iderem, nefsün safâsıy-çün. / (TN-v. 106-s. 108). / Gāziler de kodılar kâfiri /, ordıya yakın geldi, ta kim aralıga girdi. (AT-b. 137-v. 142/217a-s. 513). / Bilinmez kandalıgı. / (AT-b. 159-v. 167/265a-s. 549). İshâk dahı ol araya geldügin işidicek karşuladı; / alup geldi Karaman vilâyetine /. (AT-b. 140-v. 147/225b-s. 520). / Yörgüç bunlara gelmedi karşulayu. / (AT-b. 98-v. 96/135b-s. 451). / Nâgâh bir gün gözleyüp tururken deñiz tarafını, deñizden bir gemi geldi kenâra yakın /. (AT-b. 146-v. 153/237b-s. 529). / Biz gine geldük kendü derdümüze; / başlayalum ol âh-ı [200] serdümüze. / (TNv. 199-s. 178). Sultân Murâd dahı kabûl itdi. Ve bade tekrâr Hızır Beg üñ hatununı ve Rûmuñ [174a] ayânlarınuñ hatununı göndürdiler. Ve / Rûmuñ ayân beglerinden bile vardılar kız almaga /. (AT-b. 120-v. 119/174a-s. 481). / Fakîr dahı gûşe-i ferâgatda teslîm-i rızâ küncinde fenâ ve sabır hırkasın geyüp oturmış-ıdum Kontantiniyye de / ve du â sofrası-y-ılan mütena îm olmış-ıdum. (AT-v. 2-s. 319). Osmân Gāzi vardı, Ulubat [10b] köprisinden geçdi, / kondı köpri başında /. (ATb. 17-v. 19/10b-s. 343). / Pâdişâh bu habarı işidicek hemân oradan ol hisârlaruñ üzerine yörüdi kudretile. / (AT-b. 153-v. 163/256b-s. 543). / Sünnet diye tutaram, kuru sünnet ü âdet; / ibâdet diyü işlerem, hemîn adı ibâdet. / (TN-v. 106-s. 108). / Bu kal alaruñ üzerine Anatolı beglerbegisi kondı leşkeri-y-ilen ve mi mârı-yılan. / (AT-b. 160-v. 168/266b-s. 550).

126 106 / Yetmiş biñ mikdârı sün[n]î gāziler sürdiler leylü ve n-nehâr, nehâru ve l-leyl /; Kefe nüñ limonuna girdiler. (AT-b. 151-v. 159/250a-s. 538). / Günâhlarımuzdan geçe lutf-ı amîmi ile / ve / cerâyimimüzi afv ide hulk-ı kerîmiy-ile /. (TN-v. 204-s. 181). Ve / hem ol Rûm vezîr bozdugı teşrîfleri girü kânûn-ı Osmânî üzerine mukarrer itdi ma az -ziyâde /, gelen fakîr ganî olup gider oldı. (AT-b. 165-v. 174-s. 559). Ve bu târîhden öñdince Bursa oda yandı; / çok Müsülmânlar helâk oldılar mâllarılan /. (AT-b. 129-v. 133/199b-s. 500). Karamanoglı kaçup [162a] Taş a girdi ve / ol yıl niçe er oglan ve kızlar togdı mechûlü n-neseb /. (AT-b. 115-v. 112/162a-s. 472). Ve / Engüri nevâhisinde Balık Hisârı dirler bir niçe köy vakf itdi Mekke ye /, hayli meblaglar hâsıl olur. (AT-b. 169-v. 356-s. 566). / Ulemâdan Mevlânâ Şerefeddîn-i Kırîmî geldi / ve / Mevlânâ Hayreddîn-i Kırîmî geldi / ve / Mevlânâ Ahmed-i Gûrânî geldi Mısır vilâyetinden / ve andan ders-i âm idüp geldi ve vilâyet-i Rûm da mu azzez müftî oldı. (AT-b. 170-v. 362-s. 570). Laz kim / gidicek vilâyetine / Bâyezîd Han benümdür, didi ve / Vılakoglı dahı Bâyezîd Han a ilçi göndürdi, mübâlaga armagānlar-ıla /. (AT-b. 62-v. 59/70b-s. 400). / N oldı mülûk-ı Acem ve anda geçen şâhlar /, n oldı Hind ilinde olan pâdişâhlar? / (TN-v. 120-s. 118). / Osmân Gāzi ayagın turdı nevbet urılınca. / (AT-b. 8-v. 10-s. 330). / Hamza Beg üñ başını kesdi, niçe Müslümânlaruñ bile /; Üngürüz üñ kıralına göndürdi kim Ben Türklere adû oldum. didi. (AT-b. 136-v. 141/216a-s. 513). Kimi Tanrı dir, kimi Hudâ; / kimi Allah diyü ider nidâ /. (TN-v. 132-s. 128). / Mevlânâ Hüsrev i kādı- asker itdi oglına / ve girü kalan tertîb yirlü yirinde. (ATb. 116-v. 113/164b-s. 474). / Şimdiki hînde dahı adı añılur ol azîzüñ. / (AT-b. 16-v. 19/8b-s. 342). / Abdal Mûsâ vilâyetine geldi; ol börk bile başında. / (AT-b. 170-v. 366-s. 571). / Ol kadar mâl buldılar ol hisârda / dahı haddin ve hisâbın Allah bilür ancak. / (AT-b. 125-v. 127/188b-s. 493).

127 107 Ve / birkaç yirden dahı küffâr geçürdi ol vilâyete /, mübâlaga helâklikler itdiler. (AT-b. 136-v. 141/216a-s. 513). / Bu fethüñ târîhi hicretüñ yidi yüz yigirmi altısında vâki olundı Orhan Gāzi elinden. / (AT-b. 23-v. 27/13b-s. 354). / İşitdi Osmân Gāzi / dahı geldi. (AT-b. 6-v. 8,9-s. 328). / Bu Karacahisâr uñ fethi târihi hicretüñ altı yüz seksen yidisinde vâki olındı Osmân Gāzi elinden. / (AT-b. 7-v. 9-s. 330). Bu kâfirler azîm leşker cem itdiler, / yöridiler Osmân Gāzi nüñ üzerine /. (ATb. 17-v. 19/9b-s. 343). Dırakola, hünkâr öñince kulaguz olmış-ıdı, / bile çıkdı, ötedin [152b] berü gelişe /. (AT-b. 109-v. 106/152a-s. 465). Ve hem ol zamânda re âyadan çift akçasın yigirmi iki alunırdı, / ol seferde uzak olmagın emr itdi pâdişâh sipâhîye /, otuz ikişer aluñ, didi. (AT-b. 128-v. 131/196b-s. 498). Pâdişâhuñ atâları hâllü hâlince bunlara dahı yitişdi ve bunlara dahı işâret olundı; / kānûn-ı fukârâ üzerine edeblerin gösterdiler pâdişâha /. (AT-b. 127-v. 130/193bs. 496). / Deryâ tarafına giden gemiler dahı gelüp yitişdi pâdişâhuñ hizmetine. / (AT-b. 161-v. 168/267b-s. 551). / Bir gün silihdârlar galebe itdiler paşalaruñ üzerine /: Pâdişâhumuz kanı? N oldı, çıkmaz? didiler. (AT-b. 80-v. 81/110a-s. 430). / Mahabbetün bir bustân olmıştur, reyâhîn-i havf ü recâ-y-ile ârâste. / (TN-v. 148-s. 137). / Hemân pâdişâh dahı Mahmûd Paşa yı tîzcek göndürdi Rûmili leşkeri-y-ilen. / (AT-b. 129-v. 132/198a-s. 500). Mısırlu dahı ol evvelki beg oglanlarınuñ tiz tiz birin azl eyledi, / birine beglik virdi rüşvet-ilen /. (AT-b. 162-v. 170-s. 554, 555). / Ceng-i azim oldı; sabâhdan kuşluga degin. / (AT-b. 177-v. 260-s. 580). / Meveddetün bir gülüstân olmıştur, sad hezârân gülbün-i nâ-kâm-ile pîrâste. / (TN-v. 148-s. 137). Âsâr-ı Fazlullah Paşa: / Edrene de dârü s-siyâde yapdı, seyyidlere mahsûs. / (ATb. 166-v. 176-s. 561).

128 108 / İstanbol dan çıkdı Sultân Bâyezîd /, niyyet-i gazâ idüp lâvu leşker-ilen kurudan Kara Bogdan tarafına yöneldi. (AT-b. 161-v. 168/267a-s. 551). / Bu mâcerânuñ târîhi hicretüñ sekiz yüz seksen yidisinde vâki oldı, Sultân Bâyezîd devrinde. / (AT-b. 177-v. 261-s. 580). / Bu mâcerânuñ târîhi hicretüñ sekiz yüz seksen üçinde vâki oldı, Sultân Muhammed-i Gāzi devrinde. / (AT-b. 175-v. 379-s. 578). Cuma güni cuma namâzı kılındı ve / hutbe-i İslâm anda dahı okundı; Sultân Muhammed Han-ı Gāzi adına /. (AT-b. 151-v. 160/251b-s. 539). Ve / bu mâcerânuñ [?] târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış birinde vâki oldı; Sultân Muhammed Han-ı Gāzi devrinde /. (AT-b. 170-v. 367-s. 572). Ve / bu fethüñ târîhi sekiz yüz elli yidisiyle sekizi arasında vâki oldı Sultân Muhammed Han-ı Gāzi elinde /. (AT-b. 124-v. 126/187a-s. 491). Ve / bu mâcerâlaruñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış ikisinde vâki oldı, Sultân Muhammed-i Gāzi zamânında /. (AT-b. 171-v. 369-s. 574). / Bu mâcerânuñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış tokuzunda vâki oldı; Sultân Muhammed Han-ı Gāzi zamânında. / (AT-b. 174-v. 377-s. 577). Ve / bu fethüñ târîhi hicretüñ sekiz yüz sekseninde vâki olundı; Sultân Muhammed kulı Ahmed Paşa elinde /. (AT-b. 151-v. 161/253b-s. 540). / Bu mâcerânuñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış üçinde vâki oldı; Sultân Muhammed zamânında. / (AT-b. 171-v. 372-s. 574). / Döndi Sultân Muhammed e Sara Hatun /, eydür: Hey ogul! Bir Tarabuzonçün (AT-b. 135-v. 140/213a-s. 510). / Germiyân bu vech-ilen feth olundı Sultân Murâd a. / (AT-b. 102-v. 100/142b-s. 457). / Tîzcek Mevlânâ Hamza yı göndürdiler Sultân Murâd a. / (AT-b. 106-v. 104/147b-s. 461). Gâh / depelerler şahmı-y-içün /, gâh / boğazlarlar lahmı-y-içün /. (TN-v. 138-s. 131). / Hünkâr dahı bunlara hîç bir vech-ilen [213b] cevâb virmedi ta deñizden Sinab dagı gemiler gelince. / (AT-b. 135-v. 140/213a, 213b-s. 511). / Anuñ yanında niçe zamânlar oldı, tâ devr-i Sultân Bâyezîd gelince. / (AT-b v. 141/214b-s. 511).

129 109 Andan geldiler, / Selanik tarafın urdılar, tâ Karluili ne varınca /. (AT-b. 55-v. 53/61a-s. 391). / Başlu başına beglik itdiler; tâ Mısır da Sultân Şeyhi sultân ölince. / (AT-b v. 170-s. 554). / Mahmûd Paşa ol arada turdı ta pâdişâh gelince. / (AT-b. 129-v. 133/199a-s. 500). / Bu kavl ü karâr üzerine mukarrer olundı; tâ Temür vartasına degin. / (AT-b. 62- v. 59/71a-s. 400). / Bir dahı yatdugı yirde tekrâr sançdı tâ yüreginde. / (AT-b. 89-v. 88/121b-s. 440). / Bu kez ceng dahı ziyâde olınmaga başladı tarafeyinden. / (AT-b. 126-v. 128/190b-s. 494). / Andan Konstantiniyye nüñ yaylaklarında seyr eyledi; târîhüñ sekiz yüz seksen beşine degin. / (AT-b. 154-v. 164/259b-s. 545). / Bu Ertoñrul Gāzi gelmesiyle ol kâfirlerüñ vilâyeti emîn olmış-ıdı Tatarlardan. / (AT-b. 2-v. 5-s. 323). / Yörüdi Temür / Haleb e vardı. (AT-b. 66-v. 66/82b-s. 409). İsfendiyâr karşu vardı; / bile [84a] geldi; Temür ile Sarıkamış a degin /. (AT-b. 66-v. 66/84a-s. 410). / Bir nice günler acâyib cengler olındı; toplar-ılan ve oklar-ılan. / (AT-b. 143-v. 150/232b-s. 525). / Âhir, hisâruñ handagını pâdişâhuñ kulları toldurdılar toprag-ılan. / (AT-b v. 169/268b-s. 552). Yanınca derdi olan bile yanar; / semâ ider turuban ehl-i diller /. (TN-v. 254-s. 213). Leşker-i Mısır Temür e mukābil olmadı, / münhezim oldı, Türkmân hıyânâtlıgı sebebinden /. (AT-b. 66-v. 66/83a-s. 409, 410). / Kâfir hisârdan çıkdılar, Türküñ kaçdugın görüben. / (AT-b. 22-v. 23-s. 349). Boynına zencîr dakdılar, / Mısr a iletdiler, üç kardaşıla /. (AT-b. 174-v. 377-s. 577). Cemî Rûmili nüñ akıncısı bile Vidin den geçdiler, / yörüdiler Üngürüz iline /. (AT-b. 109-v. 106/152a-s. 465).

130 110 / Bu Rûm vilâyetinde serahor Bâyezîd Han ihdâs itdi, vezîrleri mübâşereti-y-ilen. / (AT-b. 66-v. 67/84a-s. 410). / Bir gün Kara Rüstem dirler-imiş bir dânişmend geldi, vilâyet-i Karaman dan. / (AT-b. 45-v. 47/49b-s. 382). / Azîm leşker cem itdi, vilâyet-i Karasi den ve kendü vilâyetinden. / (AT-b. 42- v. 45/46a-s. 379). / Girü şehri ma mûr itdi vilâyetile. / (AT-b. 138-v. 143/219a-s. 515). / Pes kendü kalur yalunuz, bir karanulıkda belürsüz. / (TN-v. 130-s. 125). / Görünmezsin, ziyâde nûrundan. / (TN-v. 112-s. 113). / Tesbîh iderem zübândan; / du â okuram lisândan. / (TN-v. 106-s. 108) Birleşik Devrik Cümleler Şartlı Birleşik Cümle Temel Cümlenin Yan Cümleden Önce Gelmesiyle Oluşan Devrik Cümleler Didi kim: / Emre m sag olsun atamuz gitdi-y-ise. / didi. (AT-b. 67-v. 69/89bs. 414). Cûdun denizi cihâna aktı / n ola ben kemtere bir katre irişse /; mihrün güneşi âlemi tuttı / n ola ben zerreye bir şu le yitişse /. (TN-v. Ü168a-s. 292). / N ola bir demünde bu ben bendeni yâd itsen; / [Ü169a] ne var bir nefeste bir sınuk gönli âbâd itsen. / (TN-v. Ü168b, Ü169a-s. 292). Ece Beg ve Gāzi Fâzıl eydürler: / Biz ikimüz geçelüm, buyurursañ hanum! / didiler. (AT-b. 38-v. 41/39b-s. 374). Gâzilere eydür: Hay gâziler! / Bu kâfirleri feth idelüm, eger Allahu ta âlâ virürse. / didi. (AT-b. 47-v. 48/51b-s. 384). Babam hoş olınca belki sizüñ ile ben bile gidem, / siz yitersiz; eger babam hôş olmazsa da. / didi. (AT-b. 98-v. 96/135b-s. 451). / Sıhhat hoş ni met-idi, eger dehr-i dûn münaggas itmeye-y-idi / ve / yigitlik hoş zînet idi, eger pîrlik gelüp bozmaya-y-idi /. (TN-v. 126-s. 123). / Hil at-i zindigânî-yi âdemî hoş dîbâ-yı zîbâ-y-idi, eger dest-i rûzigâr çıkarmayay-idi / ve / nihâl-i ömr-i girâmî hoş kāmet-i ra nâ-y-idi, eger tünd-bâd-ı gerdîş-i devvâr koparmaya-y-idi /. (TN-v. 124-s. 121).

131 111 / Vuslat-ı yâr hoş safâ-y-idi, eger fürkati olmaya-y-idi / ve / ışk-ı mecâzî dahı hoş lezzet idi, eger dâyim dura-y-idi /. (TN-v. 126-s. 123). Bir gün inâyet-i Sübhânî ire diyü umaram, / âh eger irmezse. / (TN-v. Ü168a-s. 292). Amasrı hisârınuñ teküri gördi kim / müşterî be-gāyet kerimdür eger satsa /; [202b] satmasa da cebrî alur. (AT-b. 131-v. 134/202a-s. 503). Bir vakit tevfîk-i Rabbânî yitişe sanuram, / vâh eger yitişmezse. / (TN-v. Ü168a-s. 292). / Her kimi kabûl idersen, azîz idersin, her ne mikdâr hasîs ise / ve / her kimi red idersen, hakîr idersin, her ne kadar nefîs ise /. (TN-v. 151-s. 139). / Hacı Bekdaş, Hatun Ana ya ısmarladı, her nesi var-ısa. / (AT-b. 170-v. 365-s. 571). / Âsîlerün ma sıyete kudret veya günâha âlet kanda bulurlar-idi, sen komasan; / veyâ / âbidlerün ibâdete kuvvet ve tâ ate istitâ at nerde bulurlar-idi, sen virmesen /. (TN-v. 150-s. 138). Demidür, / himmet gerek, şâyed inâyet irdi ola /; vaktidür, / ikdâm gerek, bâşed hidâyet yitişti ola /. (TN-v. Ü168b-s. 292) Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda / Vay benüm hâlüme, eger bu hâlde kalam; / toprak bildügüme, eger kâlde kalam. / (TN-v. Ü.168a-s. 292) Yan Cümle Başta, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Diledün, dünyâ virürsin, diledün âhiret; / dilersen ikisinde de virürsün devlet. / (TN-v. 132-s. 126). / Her kimi kabûl idersen, azîz idersin, her ne mikdâr hasîs ise / ve / her kimi red idersen, hakîr idersin, her ne kadar nefîs ise /. (TN-v. 151-s. 139). Ne kadar günâhum çirki var-ise, / umaram keremün deryâsı mahv ide. / (TN-v. 112-s. 113). Ve / eger cebr-ile alursam hôd ma lûm nice olacagı /. didi. (AT-b. 146-v. 153/236b-s. 528).

132 112 Kılıç Arslan Beg eydür: Müsülmânlar! / Hayırlusı ne-y-ise tedârük idüñ siz dahı. / didi. (AT-b. 146-v. 152/236b-s. 528) Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik / Yaramazlıklardan nice korkarsam belâ ola diyü, / eylükleründen ol kadar korkaram ibtilâ ola diyü. / (TN-v. 100-s. 102). / egerçi ana lâyık hizmetüm ve ümmetligine münâsib hasletüm yog-ise dahı / ümmeti ziyyinde geçti cümle ömrüm / (TN-v. 323-s. 260). / Eger bî-ışk ola ru ye-i mahbûb, / kemâl-i cemâli olur mahcûb. / (TN-v. 226-s. 194). / Nakş-ı agyârdan eger pâk ola tahta-i dil, / keşf olur elbette anda her müşkil. / (TN-v. 258-s. 216) İç İçe Birleşik Cümle Temel Cümle Başta, Yan Cümle Sonda + diyü Yapısındaki Cümleler / Bunları fakîr andan teftîş idüp sordum: Bâyezîd Hanı niçe saklarlardı diyü. / (AT-b. 66-v. 68/87a-s. 412). Ve / ol zamânda yaya olmag-içün eyü atlar peşkeş iderlerdi, bizi yaya yazuñ, diyü /. (AT-b. 166-v. 175-s. 560). / Hünkâr cellâda işâret itdi, çal diyü. / (AT-b. 119-v. 117/171b-s. 479). / Anuñ-ıçun kim vilâyetüñ a yânları Bâyezîd Han a adam göndürdilerdi, gel diyü. / (AT-b. 65-v. 62/77a-s. 405). / Anlar dahı bir niçe adamlar gönderdiler gör buñlaruñ sözleri gerçek midür? diyü. / (AT-b. 63-v. 61/74a-s. 403). Ol vilâyetde Osmân Gāzi kim Lefke gazâsına gitdüginde bu Çavdar Tatar Karacahisâr uñ bâzârına segirtmiş, / Orhan Gāzi ye dahı habar itmişler, Tatar bâzârı urdı. diyü. / (AT-b. 21-v. 22-s. 347) Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda + diyü Yapısındaki Cümleler

133 113 / Her tarafuñ pâdişâhlarından ilçi geldi hana; taht mübârek olsun, diyü / ve illâ Mısır sultânından ilçi gelmedi. (AT-b. 171-v. 367-s. 573). / Bir âlî [373] ilçi göndürdi, taht mübârek olsun diyü, bir niçe yıldan soñra. / (AT-b. 172-v. 373-s. 575) TC +YC ( Devrik) + (diyü) + TC nin Yüklemi Yapısındaki Cümleler Evvel Mahmûd Paşa ya [232a] Gelibolı sancagın virdi ve buyurdı kim Mahmûd a Tîz tut, gemileri tonat. / Irakda yakında hîç bir gemi kalmasun bir limonda. / didi. (AT-b. 143-v. 150/232a-s. 525). Bu şimdiki sofılar dahı: / Biz dervîşlerüz, Hak-ıçun. / dirler. (AT-b. 77-v. 78/105a-s. 427) Temel Cümle Başta, Yan Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Olan Cümleler Şeyh eydür: / Gāzilere geçüddür, Allah fazlı-y-ıla. / (AT-b. 10-v. 12-s. 333). Orhan Gāzi tekrâr gine adam göndürdi: Neçün gelmez ve / beni dahı niçün komaz anda varmaga. / (AT-b. 38-v. 40/37a-s. 373). / Döndi girü Turahan Beg / eydür: Sultânum! / Ol hisâra varıcak üç yirden savaş virmek gerekdür her birisine. / (AT-b. 113-v. 110/158b-s. 470). Dervîş eydür: / Bize mektûb vir imdi. / (AT-b. 4-v. 7-s. 326). Ve hem eyitdi: / Kızumuz aluñ ogluñ Bâyezîd Han a. / Ve / kızumuz-ıla bile birkaç pâre hisâr bile virelüm cihâzına tuta /. (AT-b. 49-v. 49/53b-s. 385). pâdişâh eydür: Fazlullah! Ol fülorücügi gine Halilürrahman a ve Kuds-i şerîf e ve Ka betullah a ve Medîne-i Resûl e gönder kim Mevlânâ Yigan hacca niyyet itmiş ve / hem alsun ol füloriyi / anda Medîne-i Resûl üñ fakîrlerine virsünler kim anlara huccâc varıncaya degin intizârdadur. (AT-b. 169-v. 356-s. 566, 567). Mahmûd Paşa eydür: / Bizüm ne bilümüz ola pâdişâh huzûrunda? / (AT-b. 149-v. 155/242a-s. 532).

134 Yan Cümlesi Devrik Olan (eyitdi: didi.) Yapısındaki Cümleler Eydür: / Hele ümîdümüz vardur Allah dan / kim Hak ta âlâ saglık vire. didi. (AT-b. 80-v. 81/110b-s. 431). Mahmûd Paşa eydür: / İşit benüm sözümi, / karındaş! didi. (AT-b. 149-v. 156/244a-s. 534). Sultân Bâyezîd eydür: / Ne aceb bu Mısırlu! / Babamıla dostlık itmediler, benümle dahı adâvete başladılar. didi. (AT-b. 177-v. 380-s. 579). Saroz eydür: / Bir niçe sebeb vardur buñalmamuza ve hisârı virdügümüze. / didi. (AT-b. 23-v. 27/12b-s. 353). Sokranı kakıyu eydür: / Canuma geçti bunlaruñ elinden / diyürek kapuya geldi ve Ahmed Beg i hisârdan çıkardı. (AT-b. 96-v. 94/132b-s. 449). Ece Beg ve Gāzi Fâzıl eydürler: / Biz ikimüz geçelüm, buyurursañ hanum! / didiler. (AT-b. 38-v. 41/39b-s. 374). Paşalar eyitdiler: / Bu hakîmler komazlar çıkmaga. / didiler. (AT-b. 80-v. 81/110a-s. 430). Gâzilere eydür: Hay gâziler! / Bu kâfirleri feth idelüm, eger Allahu ta âlâ virürse. / didi. (AT-b. 47-v. 48/51b-s. 384). bir gün geldiler Osmân Gāzi ye eyitdiler: / Hassa kim bir senüñ gibi hanumuz var, gayretlü. / didiler. (AT-b. 20-v. 21-s. 345). Karamanoglı hatunına eyitdi: Var / karındaşuñdan benüm suçumı dile, girü. / didi. (AT-b. 115-v. 112/162a-s. 472). Akçaylu oglına dönüp hünkâr eydür: / Benüm anuñ yardımına ihtiyâcum yokdur, Hak ta âlâ inâyetinde. / didi. (AT-b. 119-v. 116/169b-s. 478). Hünkâr eydür: / Eyle it imdi. / dir. (AT-b. 108-v. 106/150b-s. 464). Eydür: Kulum-ılan ve hem hâzır olan azab-ıla ve eyü yarak görüñ / dahı varuñ İnez e /, anuñ limonuna girüñ, ve illâ ol araya varmayınca bu habarı kimseye bildürme. didi. (AT-b. 124-v. 126/186a-s. 491). Tekür yanındagı kâfirlere eydür, yoldaşlara eydür: / Ben bu hisârı bu gelen müşterilere virürin minnet-ile /, yoh-ısa müft alurlar ve bizi dahı kırarlar. didi. (AT-b. 131-v. 134/202b-s. 503).

135 115 Ol eydür: Hey Bâyezīd Han! / Kanı ol güvendügüñ ogullaruñ? / [85b] Ya / kanı ol güvendügüñ sancaguñ begleri / veyahud / kanı ol serhoş vezîrlerüñ? / didi. (AT-b. 66-v. 67/85b-s. 411). Bir gün Osmân Gāzi eydür: / Gel sen / var bu gāziler-ile Karaçepüş e ve Karatikin e. / didi. (AT-b. 22-v. 23-s. 348). Eyitdi: Benüm bu küstâhlıguma kalma, kerem ve lutf eyle, / baña mürüvvet it sen dahı /. didi. (AT-b. 91-v. 90/124b-s. 442). Kılıç Arslan Beg eydür: Müsülmânlar! / Hayırlusı ne-y-ise tedârük idüñ siz dahı. / didi. (AT-b. 146-v. 152/236b-s. 528). Tekür eydür: Eger siz eyle dirseñüz ben dahı sizüñileyin, / muhalefet itmezin size /. didi. (AT-b. 151-b. 160/251a-s. 539). Temür eydür: Eyle olsun / kabûl itdüm sözüñi. / dir. (AT-b. 66-v. 69/88a-s. 413). Dırakola ya bu habar varıcak eydür: Devletlü han! / Ben hâzıram sultânumuñ atın ve itin yitmeye. / didi. (AT-b. 109-v. 106/152a-s. 465). Eyitdi: / Benüm vefâtumı tuyurmayasız, tâ Murâd Han gelince. / didi. (AT-b. 80-v. 80/109a-s. 430). Eyitdi: Müsülmânlar! Pâdişâhumuz Rûmili nde. / Karamanoglı geliyorır üzerümüze. / didi. (AT-b. 70-v. 72/95a-s. 418) Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda Olan Cümleler / Mahmûd Paşa aşagadan eydür İsmâ îl Beg e /: Hey begüm! Niçün (AT-b. 132-v. 137/207a-s. 506). / İsmâ îl Beg eydür Karamanoglı na /: Bu senüñ sözüñ Müsülmânlıga sıgar söz degüldür (AT-b. 133-v. 138/209a-s. 508) Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Olan Cümleler / Baçaroglı Hamza Beg sordı İsfendiyâroglı Hızır Beg e /: / Cenk itmeden hünkâra niçün virdüñüz şehrüñüzi? / didi. (AT-b. 75-v. 76/102a-s. 424).

136 116 / Pâdişâh eydür Rûmili beglerbegisine /: Murâd! Sen var, / ilerü varuñ Mahmûdıla bile. / (AT-b. 149-v. 156/243b-s. 533) Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda Olan Cümleler Dahı gemiler gitmedin İsmâîl Beg e kul göndürdiler kim bir mektûb-ıla şöyle dirler kim mektûb içinde İsmâîl Beg e kim: / Kerem lutf idesiz anı /, pâdişâh hâtırı-çün ve dostluk ve mahabbet izhâr itmek-içün anlaruñ maslahatlarını göriviresiz. diyü kuluñ eline bir mektûb virüp göndürdiler. (AT-b. 132-v. 136/205a-s. 505). Didi kim: / Emre m sag olsun atamuz gitdi-y-ise. / didi. (AT-b. 67-v. 69/89b-s. 414). Ve / bu tarafda Simavna kādısı oglı kim [105a] agaç deñizine girmiş-idi, birkaç bedbaht sofıları göndürdi vilayetlere / kim : / Gelüñ baña / şimden girü pâdişâhlık benümdür, baña virildi. didi. (AT-b. 77-v. 78/104b,105a-s. 426, 427). / Zîrâ kim saklayımazuz bu hisârı. / didiler. (AT-b. 151-v. 160/250b-s. 538). / Yıkup yaksun ilini / ve halkını esîr eylesün. didi. (AT-b. 92-v. 90/125b-s. 443). İshâk Beg çagırtdı kim Hey gāziler! Yiter kırduñuz, / esîr idüñ, imden girü. / didi. (AT-b. 112-v. 109/157a-s. 468). Yörgüc e Bunlardan günâh var mıdur? diyü sordılar kim: / Ne kadar şerri varıdı ola bunlaruñ /, böyle kırdılar? didiler. (AT-b. 98-v. 97/137b-s. 452). Sordılar kim: / Bu Bilecük kâfirlerinüñ nice hürmeti var senüñ yanuñda? / dirler. (AT-b. 10-v. 12-s. 334). Ve berâtın dahı bile göndürdiler ve eyitdiler kim: Cehd eyle / oglanı egleyigör, tâ biz anda varınca /. didiler. (AT-b. 88-v. 87/120b-s. 439) Ki li/kim li Birleşik Cümle TC + ki/kim + YC Temel Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Eydür: / Hele ümîdümüz vardur Allah dan / kim Hak ta âlâ saglık vire. didi. (AT-b. 80-v. 81/110b-s. 431). / Ne beñzer aña / kim herzeler söyledi. (AT-b. 117-v. 114/165a-s. 475).

137 117 / Şöyle kıralum anları / kim kendülerüñ vilâyetlerine habarlarını girü biz göndürelüm. (AT-b. 66-v. 66/82b-s. 409). ve / şol zâhidlerünün kerâmetlerîçün ki leylen ve nehâran nefislerini kahr idüben murâdlarından geçerler elüm al benüm / ki hayret denizine garîkam; / meded it bana / ki gayret odına harîkam. (TN-v. 274-s. 225). / Bir lahzadan soñra adamlar geldi [52] biribiri ardınca / kim: Hanum! Hak ta âlâ kudretiyle ol hisâr yıkıldı, zîr-ü-zeber oldı. (AT-b. 53-v. 52/59a-s. 389). / Mahfîce bu kişi sorar bu avratlara / kim: Hey bîçâreler! (AT-b. 128-v. 130/194b-s. 497). / Gördi bu Temâşâlıg ı / kim bir acâyib garâyib binâlar temâşâ idüp birez tefekküre vardı. (AT-b. 38-v. 41/39a-s. 374). / Baña vir bu vilâyeti / kim bunlar girü yagı olmasunlar. (AT-b. 20-v. 22-s. 346). / Kanı çetr-i Dakyanûs /, ki şemsesi Şems e irmiş-idi ve hümâ-yı vâkı i Nesr-i tâyiri geçmiş-idi. (TN-v. 119-s. 118). / Kanı haşmet-i Zü l-karneyn /, ki şark u garb elinde-y-idi ve cemî -i dünyâ taht-ı yedinde [120] idi? (TN-v. 119, 120-s. 118). Ve / dahı cihâzuñ kaziyyesin bildürdiler hünkâra / kim Vılkoglı dimiş-idi. (AT-b. 107-v. 105/149b-s. 463). / Bu tarafda hemân Mahmûd Paşa[nuñ] karındaşı, habar göndürdi karındaşı Mahmûd Paşa ya / kim: Adamuñuz gönderüñ gelsün. Semendire yi zabt idüñ ve hisârına adam koñ, berkidüñ. didi. (AT-b. 130-v. 133/200a-s. 501)...., / umaram kendü keremünden / ki anı bana sen teysîr idesin; (TN-v. 99-s. 101). / Kanı kûs-ı Keykâvûs /, ki tanîn-i sadâsı felek gûşını ker itmiş-idi ve tantana-i âvâzesi etrâf-ı âleme irişmiş-idi. (TN-v. 119-s. 118). Karamanoglı dahı pâdişâhuñ bu fi line muttali oldı, / kendü bir tezvîr ilçi göndürdü Mısr a / kim Osmânoglı börke bahanesine Mekke sultânına yükler-ile fülori göndürdi kim saña yagı oldı Osmânoglı. diyü. (AT-b. 171-v. 371-s. 574). / Sultân Muhammed habar göndürdi oglı Mustafâ ya / kim: Var Karahisâr da otur. didi. (AT-b. 148-v. 155/240b-s. 531).

138 118 / Kullık mıdur ol / ki biz eylerüz; / ibâdet midür ol / ki biz iderüz. / (TN-v. 113-s. 113). / Göz midür ol / ki her zerrede seni görmeye. (TN-v. 161-s. 147). / Kulak mıdur ol / kim her sadâdan seni işitmeye. / (TN-v. 161-s. 147). / Neylerem ol derûnı / ki râzı yok. (TN-v. 103-s. 105). / Kanı ol kasr-ı Kayser /, ki küngüre-i eyvânı evc-i Keyvân a irmiş-idi; / kanı şol milk-i Anûşirevân /, ki şevket ü adl-ile cihânı tutmış-idi. (TN-v. 119-s. 117). / Neylerem ol namâzı / ki niyâzı yok. (TN-v. 103-s. 105). / Neylerem ol rukû ı / ki huzû ı yok; / neylerem ol sücûdı / ki huşû ı yok. (TN-v. 105-s. 107). / Neylerem ol sırrı/ ki esrârı yok; / neylerem ol rûhı / ki envârı yok. (TN-v. 104-s. 106). / Neylerem ol tekbîri / ki tekrîmsüz ola; / neylerem ol kıyâmı / ki ta zîmsüz ola. (TN-v. 105-s. 107). / Neylerem ol virdi / ki derd ü ışkı yok; / neylerem [105] ol zikri / ki sûz u şevki yok. (TN-v. 104, 105-s. 107). / Neylerem ol vuzû ı / ki nûrsuz ola; / neylerem ol tâ ati / ki huzûrsuz ola. (TN-v. 105-s. 107). / Habar geldi pâdişâha / kim: Uşda küffâr leşkeri geldi. didiler (AT-b. 128-v. 131/196a-s. 498). / Hâşâ senün kerem-i amîm ve hulk-ı kerîmünden / ki, ezel bahârı ve kıdem murgızârında, gülüstân-ı kudüs ve bustân-ı üns içinde, elest sohbet-gâhı ve vahdet bârigâhında, celîsân-ı bisât-ı kurbet ve hem-nişînân-ı hengâm-ı işret ittügün kullarunı hazretünden bi l-külliye matrûd ve rahmetüni anlardan mesdûd ve visâlün kûyından temâm dûr ve cemâlün tecellîsinden ebedî mehcûr idüp, cehennem âteşinde harîk ve heyûlâ denizinde garîk koyasın. (TN-v. 176-s. 158). / Ammâ hâşâ senün keremünden / ki, ol günde gayret haşemlerine ol hâneyi harâb ü vîrân ve hamiyyet hâmîlerine ol haremi târâc ü tâlân ittürüp, dil bünyâdın yakup yıkıp ve derûn evini yıkup yakup ol âteşün dûdını ve ol dûdun nüfûdunı bin âh-ı ciger-sûz-ile göklere çıkarasın. (TN-v. 195-s. 176). Ve / bu fethüñ târîhi hicretüñ yidi yüz altmış birinde vâkı olundı Sultân Murad Han-ı Gāzi elinden / kim ol Orhan Gāzi Han oglıdur. (AT-b. 44-v. 46/49a-s. 382).

139 119 / Kanı şevket-i Süleymân /, ki yillere emr iderdi, tahtını yil götürüp âlemi gezerdi. (TN-v. 119-s. 118). / Şöyle urdılar vilâyet-i Karaman ı / kim elek elek itdiler. (AT-b. 115-v. 112/161b-s. 472) Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler bir hâneye kethudâlık idebile ki / cem ola anda evvelîn ü âhirîn /. (TN-v s. 144). Oglı dahı döndi kim / bâkıca kalmışları tagıda âsanlıg-ıla /. (AT-b. 95-v. 93/130- s. 447). Ceddi dahı bilmiş-idi, işbu sözi dimiş-idi ki: / Bir yir var behiştte, gāyette yuca, / irişmez oğlum ana şehîd olmayınca. / (TN-v. 353-s. 278). Sen ol Kādir sin ki / her nesneyi kudretün-ile idersin, bî-vâsıta-i mu în ü âlet / ve / her yirde hikmetün-ile işlersin, bî-şâyibe-i garaz u illet /. (TN-v. 58-s. 71). Demidür, göreyüm kim / ne ylersin bu bâbda /. (AT-b. 132-v. 136/204b-s. 504). İshâk dahı Sultân [226a] Muhammed e Saru Ya kûboglı nı ilçi göndürdi kim: / Karundaşumı koma bunda gelmege /, Akşehr i size vireyüm. didi. (AT-b. 140-v. 147/226a-s. 520). Anı beyân ider kim / Sultân Muhammed Han-ı Gāzi Sınab ı ve Kastamonu yı ve cemî i vilâyetini pâdişâhı-y-ıla ve Koylı Hisâr ı ve Tarabuzon ı bir seferde mecmû ını ne sûret-ile feth itdi bunları /, anı bildirür. (AT-b. 132-v. 135/203b-s. 504). Ol zamânda bir Ahı Hasan var-ıdı kim / anuñ tekyesi de var, Bursa hisârında Beg sarâyına yakın yirde /. (AT-b. 29-v. 31/21a-s. 360). Amasrı hisârınuñ teküri gördi kim / müşterî be-gāyet kerimdür eger satsa /; [202b] satmasa da cebrî alur. (AT-b. 131-v. 134/202a-s. 503). Tâ şol hadde vardı kim Bilecük kâfirlerinüñ avratları dahı Eskişehir üñ bâzârında gelürler, / bâzâr idüp maksûdlarını görüp giderlerdi emn ü emân-ıla /. (AT-b. 9-v. 11-s. 332). Anı beyân ider kim Rûm pâdişâhına habar oldı kim / ol hisâr bekleyen kullarını kırdılar gaflet-ile /. (AT-b. 180-v. 384-s. 583).

140 120 Rumca bir mektûb yazdı, düşüñ mâcerâsın dahı bile yazdı ve dahı eyitdi kim Göçüñ varuñ / gidüñ hisâr üzerinden /. (AT-b. 26-v. 30/17b-s. 357). Ben ne diyem ki / bunca mutî ü âsî, dânî vü kâzî yaradursın, izhâr-ı kârısâzlığun u kudretün-içün / ve / bu cümle-i semâvât ü arazîn, evvelîn ü âhirîni yoğ idersin [62] beyân-ı bî-niyâzlığun u izzetün-içün /. Ve / gine hikmetün mi mârı bu harâbâbâdı ma mûr idüp iki ev binâ ider ifrâz-ı kemâl-i ma diletün-içün /. (TN-v. 61,62-s. 73, 74). Bir Kâdir dür ki / kudreti tahrîrinden âciz kalem-i a lâ /; bir Âlim dür ki / ma lûmâtı ihâtasında kâsır levh-i mu allâ /. (TN-v. 4-s. 32). Anı beyân ider kim Sultân Muhammed Han-ı Gāzi kulı Gedük Ahmed i Kefe nüñ fethine göndürdi; / varup ne sûret-ile feth itdi Kefe yi /, anı bildirür ve hem anda dahı ne vilâyetler feth itdi? (AT-b. 151-v. 159/249a-s. 537). Eyitdiler kim: / Kırıldı, kimi cenkde ve kimisi açlıkdan. / (AT-b. 32-v. 36/30a-s. 367). Ne ûzü bi llâh andan ki / kul kaça kulluktan /. (TN-v. 202-s. 180). ve bir yanadın hidâyetün çâvuşları önünce segrişürler ve inâyetün münâdîleri yanınca çağrışurlar ki: / Gidün kulumun yolından, / ırılun önünden. / (TN-v. 93- s. 97). Sen ol Hakîm sin ki / niçe mahlûkātı hemîn sâcid yarattun, mâr u mahî emsâli gibi / ve / niçesin raki yarattun behâyim misâli gibi /. Ve / niçesin kā id yarattun cibâl-i râsiyât gibi / ve / niçesin kâyim yarattun eşcâr u nebâtât gibi /. (TN-v. 35- s. 53). Sultân Murâd a habar virdiler kim / kādı geçüd gösterivirdügin Mustafa ya /. (AT-b. 85-v. 84/116a-s. 435). Habar geldi kim, Üngürüz kâfiri geldi, / Tuna kenârında hisârlar yapdı, Müsülmân memleketinüñ ucında, Semendire yanında /. (AT-b. 153-v. 163/256b-s. 542, 543). Gelmege sebeb budur kim / Âl-i Abbâs zamânından tâ Süleymân Şâh zamânına degin nesl-i celî [ Arab] gâlib-idi nesl-i Yafis üzerine /. (AT-b. 2-v. 4-s. 321). Işk oldur ki / dâyim ola ol sende /. (TN-v. 239-s. 204). ve / bir pâdişâh-ı nâmüdâr gözügür ki âlem tolu sît ü sadâsı /. (TN-v. 77-s. 85).

141 121 Biri vesvâs-ı şeytânî ki / sana sığınuram şerrinden / ve biri hevâ-yı nefsânî ki / halâs [176] eyle mekrinden / ve biri gurûr-ı nâdânî ki / sen saklayuvir sükrinden /. (TN-v. 176-s. 157). Î matlûb, ki / gine sen tâlib-i kemâlün /; î mahbûb, ki gine sen muhibb-i cemâlün /. Î ma şûk, ki gine sen âşık-ı envâr-ı zâtun /, v î maksûd, ki / gine sen kasıd-ı izhâr-ı sıfâtun /. (TN-v. 273-s. 225). Anı beyân ider kim / Mısır sultânı leşker göndürdi tekrâr Şâhsüvâr üzerine /. (AT-b. 172-v. 372-s. 575). Işk bir sultân-ı kâhir ü tîzdür ki / alem çekicek, birbirine vurur vücûd-ile ademi /; [218] ışk bir bî-karâr u şûr-engîzdür ki / kadem basıcak, şûr u gavgâya bırağur âlemi /. (TN-v. 217, 218-s. 188). Gedük Ahmed dahı bunlaruñ hâlinden mütenebbih oldılar kim, hâl böyledür; / Sultân Bâyezîd tarafına tutdılar yüzi /. (AT-b. 159-v. 167/264b-s. 549) Temel Cümlenin ve Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Ve / bu tarafda Simavna kādısı oglı kim [105a] agaç deñizine girmiş-idi, birkaç bedbaht sofıları göndürdi vilayetlere / kim : / Gelüñ baña / şimden girü pâdişâhlık benümdür, baña virildi. didi. (AT-b. 77-v. 78/104b,105a-s. 426, 427) Kim li Birleşik Cümlenin Temel Cümlesinin ve/veya Yan Cümlesinin Kendi İçinde Devrik, Yan Cümlesinin İç içe Birleşik Cümle Olduğu, İç içe Birleşik Cümlenin Temel Cümlesinin Başta, Yan Cümlesinin ve diyü Zarf-fiilinin Sonda Olduğu Cümleler [TC + kim + (YC ( Devrik): İç içe Birleşik Cümle: TC + YC + diyü ) ] Karamanoglı dahı pâdişâhuñ bu fi line muttali oldı, kendü bir tezvîr ilçi göndürdü Mısr a kim Osmânoglı börke bahanesine Mekke sultânına yükler-ile fülori göndürdi kim / saña yagı oldı Osmânoglı. diyü /. (AT-b. 171-v. 371s. 574) İsim Unsuru + ki/kim + YC + TC Temel Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler

142 122 / Süleymân Paşa kim Tarakçı Yiñicesi ne vardı, hisârı ihtiyârıyla virdiler, ahdılan ve emân-ılan. / (AT-b. 34-v. 38/33a-s. 369). ve / şol zâhidlerünün kerâmetlerîçün ki leylen ve nehâran nefislerini kahr idüben murâdlarından geçerler elüm al benüm / ki hayret denizine garîkam; / meded it bana / ki gayret odına harîkam. (TN-v. 274-s. 225). Her âteş, fürkatün âteş-i katında serd; / her ni met ki lutfun bile olmaya derd. / (TN-v. 149-s. 138). / Bâyezîd Han a kim Temür vartası vâkı olıcak tekür ol mahalleyi sürdi İstanbol dan / ve ol mescidi yıkdı. (AT-b. 60-v. 58/69a-s. 398). / Ol iki hisâruñ aralıgı vilâyeti kim Sögüt dür, bunlara yurt gösterdiler kışlayıçun. / (AT-b. 2-v. 5-s. 323). / El-hâsıl-ı kelâm bu deñiz kenârında olan hisârcuklar kim vardur, şimdiye dek gâh kâfire dönerdi ve gâh Müsülmânlara dönerdi; tâ Murâd Han oglı Muhammed gelinceye degin. / (AT-b. 79-v. 79/108a-s. 429). Ve / bu tarafda Simavna kādısı oglı kim [105a] agaç deñizine girmiş-idi, birkaç bedbaht sofıları göndürdi vilayetlere / kim : / Gelüñ baña / şimden girü pâdişâhlık benümdür, baña virildi. didi. (AT-b. 77-v. 78/104b-105a-s. 426, 427). / Hemîn kim Sivâz dan bir niçe göç kim göçdiler, yöridiler yortım-ılan /; ale ssabâh Tokad uñ üzerine çıkageldiler. (AT-b. 148-v. 155/240b-s. 531) İsim Unsuru + ki/kim + YC ( Devrik) + TC Yapısında Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler / Şimdiki zamânda kim kādılar resm alurlar biñde yigirmi akça /, ol nesne Ali Paşa himmetidür, anuñ-içün anı bünyâd itdi kim kādılara düşelük çog ola. / (ATb. 62-v. 60/73a-s. 402). / Pâdişâh evvelden kānûn kim idegelmiş-idi her hisâra /, bu Tarabuzon a [214a] dahı anuñ gibi itdiler. (AT-b. 135-v. 140/213b-s. 511). / Bir niçe günden soñra bu leşker kim komışdı hisâr üzerinde /, bunlar dahı vardılar hisârı bırakdılar gitdiler. (AT-b. 151-v. 161/252b-s. 540). / Ol dem kim seferden geldi İstanbol a /, bu tarafda İshâk Paşa yı dahı Rûmili ne komışlar-ıdı, İshâk Paşa dahı soñra İstanbol a geldi. (AT-b. 136-v. 141/215a-s. 512).

143 123 / Şâhsüvâr öldükden soñra Budak kim beg oldı tekrâr /, Rûm pâdişâhı yanında bir kardaşı dahı var-ıdı Alâeddevle dirlerdi. (AT-b. 175-v. 378-s. 578). / Laz kim gidicek vilâyetine / Bâyezîd Han benümdür, didi ve / Vılakoglı dahı Bâyezîd Han a ilçi göndürdi, mübâlaga armagānlar-ıla /. (AT-b. 62-v. 59/70b-s. 400) Temel Cümlenin ve Yan Cümlenin Devrik Olduğu Örnekler / Fakîr dahı ol zamânda kim Üsküb e [197a] varmış-ıdum pâdişâhuñ ihsânın uma; / ihsân dahı yitişdi ma a ziyâdetin. / (AT-b. 128-v. 131/197a-s. 498, 499) Devrik Cümlelerde Cümle Başı Edatı Olarak Bir Sözcükle Birleşerek Kalıplaşan Ki/Kim li Yapılar / Zîrâ kim nâşâyiste hareket [149] itmiş-idi, bu Âl-i Osmân üzerine. / (AT-b. 142-v. 148, 149/229a-s. 522). / Zîrâ kim saklayımazuz bu hisârı. / didiler. (AT-b. 151-v. 160/250b-s. 538). Elfâz-ı lâf ü tâmât mekr olur; şeytânî; / nite ki bevh ü şath olur ene l-hakk u sübhânî /. (TN-v. 212-s. 184). / Hassa kim bir senüñ gibi hanumuz var, gayretlü. / (AT-b. 20-v. 21-s. 345). / Anuñ-ıçun kim vilâyetüñ a yânları Bâyezîd Han a adam göndürdilerdi, gel diyü. / (AT-b. 65-v. 62/77a-s. 405). / Anuñ-ıçun esîr almadılar, halkı kendülere tâbi itmek-içün. / (AT-b.10-v.12- s.333). / Hemîn kim Sivâz dan bir niçe göç kim göçdiler, yöridiler yortım-ılan /; ale ssabâh Tokad uñ üzerine çıkageldiler. (AT-b. 148-v. 155/240b-s. 531) Çü/Çün/Çün/Mādām/Vaktī/Kaçan Ki/Kim İle Kurulan Birleşik Cümle Çü/Çün/Çün/ Mādām/Vaktī/Kaçan ki/kim + YC + TC( Devrik) Çün kim Allah fazlı-y-ıla hisâr kim feth olındı, / teküri kız-ıla Gāzi Rahmân a virdiler, buları alup Orhan Gāzi ye ilede /. (AT-b. 27-v. 30/19a-s. 358). Çünkim Mûsî Rûmili nde tahta geçdi oturdı, / bunuñ târîhi sekiz yüz on üçinde-yidi, karındaşı [91b] Emir Süleymân dan sonra /. (AT-b. 67-v. 70/91a, 91b-s. 415).

144 124 Çünkim Semendire yi zabt itdükden soñra çañlarını yıkdılar ve keliselerini mescidler itdiler, / içinde hutbe-i İslâm okundı Sultan Muhammed-i Gāzi Han adına /. (AT-b. 130-v. 133/200b-s. 501) Çü/Çün/Çün/ Mādām ki/kim + YC( Devrik) + TC / Çün cülûs itdi Bâyezîd Han emr-ile / Laz vilâyetine Kıratova ma dinini nevâhisiyle ve cemi i ma dinleri bile Üsküb e Paşa Yigit Beg i göndürdiler kim ol İshâk Beg ün efendisidür. (AT-b. 57-v. 55/63a-s. 394).

145 BÖLÜM: ÇEVİRİ ESERLERDE DEVRİK CÜMLE Yüklemin Türüne Göre Devrik Cümleler Bu çalışmaya malzeme olan Gülistan Tercümesi ve Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi adlı tercüme metinler, Yüklemin Türüne Göre Devrik Cümleler ve Yapısına Göre Devrik Cümleler olmak üzere iki temel başlıkta incelenmiştir. Yüklemin türüne göre devrik cümleler, fiil ve isim cümlesi olarak alt başlıklara ayrılmıştır. Devrik cümleler, daha sonra sonda bulunan öge/ögelerine göre sınıflandırılmıştır Fiil Cümlesi Öznesi Sonda Devrik Cümleler Ve / bu yılda a yāndan [430b] (1) vefāt itdi Aliyyi bni Mūsā / -ki atasından dahı ġayrdan hadīs rivāyet (2) itmişdür. (İKT4/2-v. 430a/21; 430b/1-s. 500). / bu yılda ileri gelenlerden vefat etti Aliyyi bni Mūsā / Pes ma lūm oldı kim güneş (7) seyr iderken secde idermiş, / anuñ-ıçun didi, Allāhu Ta ālā /: (İKT-v. 18a/7-s. 152). / onun için dedi Allahu Taâlâ / Ben eyitdüm: (10) / Sizüñ üzerüñüze olsun Allāh uñ ināyatı. / (İKT4/1-v. 189a/10-s. 579). / Sizin üzerinize olsun Allah ın yardımı. / / meyl itdi; arz-ı ekber den kitāb deminde; fasl-ı hitāb güninde / kaçan kim / hükm (8) ide kadīr; / şehādet ide nezīr ü beşīr; / bulunmaya nasīr; / zāhir ola taksīr; / bir bölük bula (9) cennetde harīr; / bir bölük bula ashābü s-sa īr / ve ol oldur kim (İKT-v. 169b/7, 8, 9-s. 405). / bir bölük bula diğer dostlar / Anuñ bābında eytdi: / Baña habar virdi atam, / ol dahı rivāyet itdi atasından, / (9) ol dahı Mansūr dan, / ol dahı atasından, / ol dahı Ali b. Abdullāh dan, / ol dahı atasından / (10) ol dahı eytdi ki: (İKT4/2-v. 425a/8, 9-s. 492). / Bana haber verdi babam / Ve / bu yılda a yāndan vefāt itdi Ayās b. Mu āviye /, (8) Benī Adnān dandur, ulu tābı īndur, dedesi sahābedendür. (İKT4/2-v. 250a/7-s. 185).

146 126 / bu yılda ileri gelenlerden vefat etti Ayās b. Muāviye / Ol gitdükden soñra Mehdī / V allāhi bilürin (13) ben / ki Itāb hadīsde ziyāda idüp Peyġāmbara yalan söyledi. diyüp buyurdı. (İKT4/2-v. 374a/12, 13-s. 400). / Allah için bilirim ben / Bazılar: (12) Seni kavmuñ ululadıklarına sebeb nedür? diyü sorup, Dilemedügüm işi terk itmeg-ile. / Nitekim seni (13) incidür benüm işlerümden sen dilemedügüñ nesne. / (İKT4/1-v. 47b/12, 13-s. 357). / Nitekim seni incitir benim işlerimden senin dilemediğin şey. / Ve / bu yılda vefāt itdi Bilāli bni Sa d / -ki ulu zāhıd-ıdı- Gündüz oruc dutup gice (15) namāz kılurdı. (İKT4/2-v. 258b/14-s. 199). / bu yılda vefat etti Bilāli bni Sad / / Yokaru giçdi bu hikāyat / ki, Yezīd bin Mu āviye öldükden soñra halāyık Basra da ve Kūfe de (16) İbn-i Ziyād a bey at idüp, (İKT4/1-v. 18a/15-s. 309). / Yukarıda geçti bu hikayeler / Eyitdi: Ol (21) bir kuyıdur kim hergiz soġulmaz, anı kimse cihānda zem kılmaz, / andan su içiserler cümle huccāc / (1) içicegez andan tok olısar ac /. (İKT-v. 178a/21; 178b/1-s. 423). / ondan su içecekler bütün hacılar / içince ondan tok olacak aç /. / Ne kıla düşmen / çü dosttur mihribân? / (GT-v. 11a/13-s. 136). / Ne yapa düşman / dost olduğuna göre şefkatli? / Ve / bu yılda vefāt itdi Ebū Abdıllāh-ı Muhammedi bni Şāfi ī / -ki (14) menākıbı çokdur. (İKT4/2-v. 431a/13-s. 501). / bu yılda vefat etti Ebū Abdıllāh-ı Muhammedi bni Şāfiī / / Medāyinī rivāyat ider Hasan-ı Basrī den /: (9) / Beni yakdı Haccāc uñ işbu sözleri / kim: Allāh ta ālā bize virdügi ömrüñ iy dirīġā ki, (10) bir sā atın gendü emr itdügi yirde geçürmedüñ; tā kim kıyāmat güninde dīdārın görmege (11) lāyık olavuz (İKT4/1-v. 142b/8, 9-s. 509). / Beni yaktı Haccac ın işte bu sözleri / / Şeyh Ebū l-fidā İmādü d-dīn b. Kesīr, te līf itdügi (2) Bidāye ve n-nihāye adlu tevārīhdan bu mücelledde beyān ider (3) Evvel işbunı / ki / tārīh-i Nebeviyye nüñ yüz yigirmi altıncı yılında a yāndan müteveffā oldı (4) Hālidi bni Abdullāh b.

147 127 Yezīdi bni Kürz Ebū l-heysemü l-beccelü l-kuşerri d-dımışku /. (İKT4/2-v. 272a/1, 2, 3, 4-s. 221, 222). / Peygamberler tarihinin yüz yirmi altıncı yılında ileri gelenlerden ölmüş oldu Hālidi bni Abdullāh b. Yezīdi bni Kürz Ebū l-heysemü l-beccelü l-kuşerri d- Dımışku /. / Anlaruñ alāmeti kara (16) olmakdan zāyıl olmadı. İşbu güne degin / nite ki görür-imiş hatībler / Cum a güninde ve bayramlarda kara geyürler. (İKT4/2-v. 297b/15, 16-s. 266). / nasıl ki görürmüş hatipler / Ba zılar: / İbn-i Zübeyr den mektūb aldı, İbn-i Mutī a / -ki Kūfe nüñ nāyıbı-y-dı. Varup zāhırā (2) İbn-i Zübeyr i medh idüp, bātına zem idüp, sögüp, Muhammed bin Hanīfe yi medh idüp, halāyıkı (3) aña davat iderdi. (İKT4/1-v. 21b/1-s. 314). / İbn-i Zübeyr den mektup aldı İbn-i Mutīa / Yūşa ol balıġuñ hālin Mūsā ya zikr idüp (19) eyitdi: Ben saña habar virmege (21) unutdum; / bu nesneyi baña unutdurmadı, illā şeytān /. (İKT-v. 108a/21-s. 307). / bu nesneyi bana unutturmadı mutlaka şeytan /. Nāgāh bir ter ü taze ravzaya yitişdüm ki dürlü dürlü reyāhīn ve ezhār-ile müzeyyen olmış (18) ve eşcār ve enhār-ıla mu ayyen olmış, / evrāk üzerine düşmiş jāleler; / şebnemden kadeh pür itmiş (19) lāleler /. (İKT-v. 171a/18, 19-s. 409). / yapraklar üzerine düşmüş çiğler; / çiğden kadeh doldurmuş lâleler /. Peyġāmbar, Cebrāyıl a İbn-i Abbās-ıçun / Giyeceği olmış kir /, bundan soñra oġlı tiz zamānda kara (9) giyse gerek. didi. (İKT4/2-v. 297b/8-s. 265). / Giyeceği olmuş kir / Ve karşu mesel idüp bu sözi didi ki: / Senüñ gözüñde olsun melekü ül-mevt / (6) ve avān-ı hāzır olup ve ruhuñ kabz itmege geleler, ol vakta nazar it ki nice olursın? (İKT4/2-v. 366a/5-s. 384). / Senin gözünde olsun ölüm meleği /

148 128 Ve / bu yılda [254b] (1) vefāt itdi Muhammedi bni Ali / -ki halkdan bey at bunuñ-ıçun alurlardı- yirine oġlı Ebū l- Abbās-ı (2) Seffāh ı nasb itdiler. (İKT4/2- v. 254a/21; 254b/1-s. 192). / bu yılda vefat etti Muhammedi bni Ali / Ve / bu yılda a yāndan vefāt (13) itdi, Muhammed b. Alī / ki Seffāh-ıla Mansūr anuñ oġlanlarıdır.- Abdıllāhi bni Muhammed-i Hanefī Ahbār da ma lūm (14) itmişdi ki hılāfatı gine gendülerüñ olsa gerek. (İKT4/2-v. 265a/12, 13-s. 210). / bu yılda ileri gelenlerden vefat etti Muhammed b. Alī / Bazılar eydür: / Hatta vardı Mukātıl /, Cehmi bni Safvān ı Tirmid e sürdürdi. (İKT4/2-v. 260a/8-s. 202). / Hatta gitti Mukātıl / Bekāya tamā itme ki mevt seni isteyü durur. / Nice güler ol / ki ölüp bilmez ki Cennet e mi gider (11) veyāhūd Nār a. Ve / unutma anı / ki / mevt saña gelse gerek, ya gicede ya gündüzde /. İ vah (12) diyüp, haykırup gendüden gitdi. (İKT4/2-v. 366a/10, 11-s. 384). / Nasıl güler o / Nite-kim dimişlerdür: / Ne hoş didi ol eli boş silâhşör / (12) ki; / arpa kadar altun yigrekdür elli batman kuvvetden /. (GT-v. 45b/11-s. 187). / Ne hoş dedi o eli boş silahşör / / Mülk üzerine olmasun ol melik / kim buyrugın buyurur ve Tañrı nuñ buyruk dutıcı (3) kulından olmaya. (GT-v. 69b/2-s. 222). / Mülk üzerine olmasın o hükümdar / Nite-kim dimişlerdür: / Devletsüzüñ çün arkasın sıgayasın (7) senüñ devletüñe günâh işler ortaklık. / (GT-v. 67b/6, 7-s. 219). / Uğursuzun arkasını okşadığından senin mutluluğuna günah işler [bu] ortaklık. / / Anuñ-ıçun didi Peyġambar Hazratı (s.a.v. )- / nice (16) diñleyin kim İsrāfīl sūrı aġzına aldı, alnını egdi muntazırdur kim destūr vireler. (İKT-v. 25a/15-s. 165). / Onun için dedi Peygamber Hazreti (s.a.v.)- / Ve / ışk tarîkını şöyle bilür Sa dî / ki (4) Bagdâd da tâzî dilârâmuñ ki vardur göñlüni aña bagla ve cemî i âlemden gözüñi bagla! (GT-v. 57b/3-s. 205). / aşk yolunu şöyle bilir Sadî /

149 129 Bilmediler kim fazl Allāh elinde, kime dilerse virür ve / buña delālet (13) ider ş ol / kim Muhammedi bni Ka b Kurzī eyitdi: (İKT-v. 67b/12, 13-s. 237). / buna işaret eder şu / / Nice ola şol gişinüñ hālı / ki müslimānlar mālını isrāf ide. (14) didi. (İKT4/2-v. 394b/13-s. 439). / Nasıl ola şu kişinin durumu / / Bu söze delālet ider ş ol hadīs / (2) kim / A maş rivāyat itdi İbrāhīmi bni Yezīd den, / ol atası Yezīd-i Teymī den / kim Ebū Zer eyitdi, (İKT-v. 68b/1, 2- s. 238). / Bu söze işaret eder şu hadis / / Ne işüñe yarar tabak-ıla gül? / (GT-v. 4a/10-s. 130). / Ne işine yarar tabak ile gül? / Eyitdi: / Ne hoş eyitdi (6) Tabıġa-yı Zubyanī /, Nu māni bni Münzer hakkına didi, bu iki beyti okudı: (İKT4/2-v. 313a/5, 6-s. 294). / Ne hoş söyledi Tabıga-yı Zubyanī / kim eydürdi:, / (5) bugün va zın didi vā ız; / uyandı ol / kim / işidür mevā ız; / gerek olan sordı, (İKT-v. 169b/5-s. 405). / bugün dini öğüt dedi vâiz / Ve / bu yılda vefāt itdi Yahyā b. Zekeriyyā / ki Medāyin kāzīsı-y-ıdı.- / (13) Ve / Yūnus b. Habīb / ki nahvīlaruñ ulularınuñ birisi-y-idi.- nahvı Ebū Amri bni Ala dan hāsıl itmişdi. (İKT4/2-v. 393b/12, 13-s. 438). / bu yılda vefat etti Yahyā b. Zekeriyyā / / Yūnus b. Habīb / / El kıssa Hālid e şol mıkdār (9) ukūbat itdi Yūsuf b. Ömer / ki vasf olınamaz. (İKT4/2-v. 272b/8, 9-s. 223). / Sözün kısası Hālit e şu kadar eziyetler etti Yūsuf b. Ömer / Ve / bu yılda vefāt itdi / yapısında öznesi sonda olan devrik cümleler: (İKT4/2-v. 402b/3, 4-s. 453), (İKT4/2-v. 403b/2, 3-s. 454), (İKT4/2-v. 404a/12, 13-s. 455), (İKT4/2-v. 404b/1, 2-s. 456), (İKT4/2-v. 404b/10-s. 456), (İKT4/2-v. 405a/8-s. 457), (İKT4/2-v. 405b/17-s. 458), (İKT4/2-v. 407b/17-s. 462), (İKT4/2- v. 408b/21-s. 464), (İKT4/2-v. 409a/10-s. 464), (İKT4/2-v. 409a/11-s. 464), (İKT4/2-v. 409b/7-s. 465), (İKT4/2-v. 409b/12, 13-s. 465), (İKT4/2-v. 409b/15-s.

150 ), (İKT4/2-v. 410a/6-s. 466), (İKT4/2-v. 410a/8-s. 466), (İKT4/2-v. 411a/1-s. 467), (İKT4/2-v. 411a/5, 6-s. 467), (İKT4/2-v. 416a/14, 15-s. 476), (İKT4/2-v. 416a/21; 416b/1-s. 476), (İKT4/2-v. 416b/3, 4-s. 477), (İKT4/2-v. 417a/13, 14-s. 478), (İKT4/2-v. 417a/20, 21-s. 478), (İKT4/2-v. 417b/1, 2-s. 478), (İKT4/2-v. 418b/1-s. 479) Nesnesi Sonda Devrik Cümleler Belirtili Nesnesi Sonda Devrik Cümleler Bir vech dahı oldur kim, / şeytān (1) Yūsuf a unutdurdı Allāh ı zikr itmegi /, Yūsuf Allāh a i timād etmegi unutdı, mahlūkdan (2) yardım istedi. (İKT-v. 81a/21; 81b/1-s. 261). / şeytan Yūsuf a unutturdu Allah ı anmayı / Hasan eyitdi: / Biz severiz; Allah uñ tā atında olup (17) itā at idenleri. / Düşmen dutaruz; Allāh a āsī olup isyān idenleri. / (İKT4/1-v. 170b/16, 17-s. 551). / Biz severiz Allah ın ibadetinde olup itaat edenleri. / Ben şimdi bir dīn üzerineyem kim / tahkīk bildüm anı / kim hakdur, geldüm ki (İKT-v. 168b/4-s. 404). / doğru bildim onu / ki: İbn-i Hanefiyye eydür: İlāhī! / Sen bilürsin (10) anı / ki, baña ögretdüklerüñden ben bilürin ki (İKT4/1-v. 56b/9, 10-s. 373). / Sen bilirsin onu / Eved, / Allāh Taālā bir kimesneyi alaca (3) itse olur alaca / ve kimi ki / Allāh Taālā hor ide anı / kimdür ki azīz ide? (İKT4/2-v. 295b/2, 3-s. 261). / Allah Taâlâ değersiz etse onu / Asma ī eydür: / Bir gün gördüm anı / bir mest pīrüñ başı ucında turur. (İKT4/2- v. 406a/3-s. 458). / Bir gün gördüm onu / Pes buña eyitdiler: / Neden bilürsin, anlar bu (18) oġlana şefkat idecegin? / (İKT-v. 92b/17, 18-s. 279). / Nasıl bilirsin onların bu oğlana şefkat edeceğini? / / Nitekim (15) geliserdür anuñ beyānı. / (İKT-v. 177b/14, 15-s. 421).

151 131 / Nitekim gelecektir onun anlatımı. /, eydür: / Allāh bilür anuñ hālını. / (14) didi. (İKT4/2-v. 313a/13-s. 294). / Allah bilir onun durumunu. / Ve dahı eydür: (12) / Ben size habar vireyin anuñ sıfatlarını / kim size mahfī kalmaya: Ol orta boylu ve orta sakalludur, / (13) dahı Peyġāmbarlık mühri vardur iki yaġırnı arasında /, adı Ahmed dür, (İKT-v. 174b/12, 13-s. 415). / Ben size haber vereyim onun özelliklerini / / Muhammed aldı başı / Fazli bni Sehl e ki Zi r-riyāsetdür- virdi. (İKT4/2-v. 425a/15-s. 492). / Muhammet aldı başı / Ol avrat eyitdi: ; dilerdüm kim ol nūr bende zāhir ola-y-ıdı, / Allāhu Ta ālā dilemedi (1) bende olmaġı /; nirde diledi-y-ise anda kıldı diyüp bu kıt a i inşā eyledi: (İKT-v. 183a/21; 183b/1-s. 431). / Allahu Taâlâ dilemedi bende olmasını / / Eyü incitdüñ beni / ki ol sen vasf itdügüñ (10) benüm zâhirümdür, bâtınumı bilmezsin. (GT-v. 6a/9-s. 156). / İyi incittin beni / Rivāyat olundı kim: Hālat-ı nezi de Haccāc bunı dir-idi kim: (14) İy Çalabum! / Sen yarlıġa beni / kim, halāyık baña rahmat olmaz, diyü zan iderler. (İKT4/1-v. 150b/14-s. 521). / Sen bağışla beni / Zührī eydür: / Ol gişi aldı beni / halīfa (14) katına vardı. (İKT4/2-v. 258a/13- s. 198). / O kişi aldı beni / Ömer eyitdi: / Sen işitdüñ mi benüm hükmümi / ki (3) ümm-i veled-i bahāsına dutup āzād itmek gerek. (İKT4/2-v. 258b/2-s. 199). / Sen işittin mi benim kararımı / Mūsā ya eyitdi: Yanī şunuñ-ıçun mı geldüñ kim bizi (1) sıhruñ-ıla yirümüzden ve şehrümüzden çıkarasın? / Pes bize va de it, bir güni / kim ne sen ve ne (2) biz ayruk yire gitmeyevüz. (İKT-v. 96b/1-s. 286). / Öyle ise bize söz ver bir günü /

152 132 Bunlar anuñ cevābında eyitdiler: Ya nī / kılduġuñ namāzları mı buyurur saña / (9) atalarumuz, dedelerümüz ibādet itdüginden men idesin. Bizi / ve dahı māllarumuzda göñlümüz (10) dilegin işlemekden men eyleyesin? (İKT-v. 74a/8- s. 248). / atalarımızın, dedelerimizin ibadet ettiğinden men edesin bizi / Ol A rābī Ne am bilürin, / Cerīr (17) diyüp durur bu beyti /. didi. (İKT4/2-v. 221b/16, 17-s. 137). / Cerīr demiştir bu beyti /. Dahı ol oldur ki / Bişşār-ı şā ır (20) anuñ hakkında didi bu beyti / okudı ki: (İKT4/2-v. 317a/19, 20-s. 301). / Bişşār-ı şā ır onun hakkında dedi bu beyti / Ne am bilürin diyüp, / Cerīr dimişdür bu beyti dahı. / diyüp okıdı ki: (İKT4/2-v. 221b/19-s. 137). / Cerir demiştir bu beyti de. / / İbn-i Irs, (4) Esed e mersiyye dimişdür bu beytleri / ki zikr olınur: (İKT4/2- v. 244b/3, 4-s. 176). / İbn-i Irs, Eset e ağıt demiştir bu beytleri / / Rebī Şāfi ī den rivāyet ider bu beytleri / ki: (İKT4/2-v. 431a/18-s. 502). / Rebī Şāfiī den rivayet eder bu beytleri / rivāyat itdi kim: Hazrat-ı Risālet aña eyitdi: Saña destūr virdüm ki hicābı (5) götüresin, benüm sözüm dinleyesin; tā kim / saña ögredem bu hadīsi /. (İKT4/1- v. 146a/5-s. 514). / sana öğreteyim bu hadisi /. İblīs eyitdi: Beni her nesnede āciz itdüñ, / anuñ-ıçun itdüm bu işi / (3) kim seni kakıdam. (İKT-v. 89a/2-s. 273). / onun için yaptım bu işi / Ol vakt eyitmişdür kim, içene halāl iderin, ġusul idene halāl itmezin, ravā görmedi (8) ve / ġāyet şeni gördüginden bu nesneyi / kim bir kimse Mescid-i Harām içinde gire (9) dahı cenābetden ġusl eyleye ve avratın aça. (İKT-v. 180b/8-s. 426). / çok ayıp gördüğünden bu şeyi /

153 133 Alī aña eyitdi: / Sen mi didüñ bunı / kim, Peyġāmbar eyitdi ki: (20) Halkuñ üzerine yüzünci yıl girdükde yir üzerinde bir nefes kalmaya. Ümmetüñ hoz hoşlıġı (21) yüzünci yıldan soñradur. (İKT4/1-v. 181b/19-s. 567). / Sen mi dedin bunu / Bir rivāyatda İbn-i Mes ūd oġlı Abdullāh a eyitdi: / Sen mi didüñ [182a] (1) bunı / ki, Peyġāmbar eyitdi kim: Halkuñ üzerine yüzinci yıl girdükde yir üzerinde bir bakar göz (2) bulınmaya. (İKT4/1-v. 181b/21; 182a/1-s. 567). / Sen mi dedin bunu / / Anañ mı buyurdı bunı? / didi. (İKT4/1-v. 214a/17-s. 623). / Annen mi buyurdu bunı? / Yüri / gireceñe vir bunı /, fercine dürtsin. didi. (İKT4/2-v. 412a/4-s. 469). / cariye(?)ne ver bunı / / Pes Mūsā Aleyhi s-selām- aldı, bunları / Tūr-ı Sīnā ya vardı. (İKT-v. 105a/10- s. 302). / Sonra Mūsā ona selam olsun- aldı bunları / / Abdu l-muttalib aldı, bunları / Ka be nüñ (12) içine girdi, Hübel katına ok bırakdı. (İKT-v. 181a/11-s. 427). / Abdu l-muttalib aldı bunları / Andan ashābına sordı ki: / Nice gördüñüz bunları? / (İKT4/1-v. 152b/19-s. 525). / Nasıl gördünüz bunları? / / Yine Cerīr nakl ider Muhālid oġlı Süleymān dan / ki: / Mansūr diledi (5) Ebū Hanīfe yi / ki Nu mān b. Sābit dür- Baġdād a kāzī ola. (İKT4/2-v. 335a/4, 5-s. 329). / Mansūr diledi Ebū Hanīfe yi / Allāhu Taālā buyurur: / Allāhu Ta ālā habar virür, gökleri nice yaratduġını ve ne vechile vāsi yaratduġını ve dahı ġāyet (13) hüsünde ve nihāyet bahāda itdügini. / (İKT-v. 16b/12, 13-s. 149). / Allahu Taâlâ haber verir gökleri nasıl yarattığını ve ne şekilde geniş yarattığını ve dahi uç güzellikte ve nihayet değerde ettiğini. / / Niçe ola hālı? / didiler. (İKT-v. 175b/14-s. 417). / Nasıl ola durumu? /

154 134 Ol pīr eydür:, / hoş gördüm devenüñ (21) hālını, / şeşdüm ikālini, / bindüm üzerine / gitdüm. (İKT-v. 171a/20, 21-s. 409). / güzel gördüm devenin durumunu / Ve dahı Abdu l-muttalib mādām ki (10) hayatda idi / gendüzi suvarurdı huccācı ve halāyıkı /. (İKT-v. 180b/9, 10-s. 426). / kendisi sulardı hacıları ve hizmetçileri /. Firavn anuñ cevābında eyitdi: Ya nī / ben size göstermezin, illā ben gördügümi /; ve / dahı ben sizi kulavuzlamazın; illā reşād (8) yolına /. (İKT-v. 98b/7-s. 290). / ben size göstermem yalnız benim gördüğümü / İbn-i Zübeyr eydür: Sakalebi yi feth itdi, begleri Burcān ı sıdı, geldi, / yine muhāsara (20) itdi Konstantıniyye yi /. (İKT4/2-v. 246a/19, 20-s. 179). / yine kuşattı İstanbul u /. Rasūl Hazratı bunlara sordı: / Kankıñuz bilür Kussu bni Sā ide -i Eyād ı? / didi. (İKT-v. 167a/7, 8-s. 401). / Hanginiz bilir Kussu bni Sā ide -i Eyād ı? / Sa īdi bni Afv dan rivāyat olınur ki Peyġāmbar Hazratı Aleyhi s-selāmbuyurdı ki / (1) Hak Ta ālā baña cennetde tezvīc Meryem i ve Āsiye yi ve Mūsā nuñ kız karındaşını /. (İKT-v. 139a/1-s. 356). / Hak Taâlâ bana cennette eş kıldı Meryem i ve Āsiye yi Mūsā nın kızkardeşini /. Bazılar eydür: (9) Üç gün gitdiler biri birine söylemediler, üç günden soñra söyleşdiler, (11) biri birin bilmediler / her biri ta accub itdiler, mezheblerinde bunca muhālefet var-iken bir araya (12) cem olduklarını /. (İKT4/2-v. 251a/11, 12-s. 186, 187). / her biri şaşırdılar mezheplerinde bunca muhalefet varken bir araya toplandıklarına /. / Hattā Rasūl (3) Hazratı dahı yā on altı ay, yā on yidi ay Beyte l-makdis den yaña kıldı namāzı. / (İKT-v. 118a/2, 3-s. 322). / Hatta Peygamber Hazreti de ya on altı ay, ya on yedi ay Mescid-i Aksa dan yana kıldı namazı. / İbn-i Ebī Meryem (17) eyitdi: / Vallāhi bilmezin n olduġını. / (İKT4/2-v. 411b/17-s. 469).

155 135 / Allah için bilmem ne olduğunu. / Çün gice oldı, yine yatup uyudı; / (13) irteye kaldı okıyacak evrādı / kim var-ıdı, fevt oldı. (İKT-v. 129a/13-s. 340). / yarına kaldı okuyacak yaprakları / Zührī eyitdi: Ġam degül. / Bir dahı yazayın ol ehādısı. / (İKT4/2-v. 256a/4-s. 194). / Bir daha yazayım o hadisi. / Babam aña nazar idüp: / Allāh ta ālā nūrlandırsın (7) ol gişinüñ gözüni / ki, bunuñ gibi ammısı oġlı ola didi. (İKT4/1-v. 28a/6, 7-s. 326). / Allah Taâlâ aydınlatsın o kişinin gözünü / / Yokaru Delāyıl-ı Nübüvvet de (3) zikr itdük ol hadīsi / ki, Ebū Dāvūd Sünen inde rivāyat idüp durur kim: (İKT4/1-v. 197a/2, 3-s. 592). / Yukarıda Peygamberlik Kanıtları nda bildirdik o hadisi / / Dahı acabladum ol kimesneyi / kim ölümi añar dahı Lā ilāha illā llāh kelimesinden (7) ġāfil olur. (İKT-v. 109b/6-s. 309). / Bundan başka şaşırdım o kimseye / Alī bin (4) Hüseyn eydür kim: / Allāhu ta ālā sever ol mü mini / kim, günāhkār ola; dahı tevbe eyleye. (İKT4/1-v. 138a/4-s. 502). / Allah Taâlâ sever o inananı / / Bunlaruñ üzerine musallat eyle (12) ol Sakıf dan kopanı / kim, zālımdur; tā kim yaşların yiye ve kuruların giye. (İKT4/1-v. 147b/11, 12-s. 517). / Bunların üzerine ilişen eyle o Sakıf tan kopanı / / Dahı añuñ ol sizden öñdin geçen (20) ümmetlerüñ hālını / ki dünyāya aldanup, ahireti unudup tūl-ı emel iderlerdi. (İKT4/2-v. 351a/19, 20-s. 358). / Bundan başka anın o sizden önce geçen ümmetlerin durumunu /, ol İbn-i Ömer den kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (7) eyitdi: / Allāh Ta ālā Ād kavmına göndermedi ol yili / kim / anları (8) helāk eyledi; illā ş ol yüzük delüginden çıkacak kadar. / (İKT-v. 54b/7-s. 214). / Allah Taâlâ Âd kavmine göndermedi o yeli / Andan soñra eydürdi: İy Çalab um! / Eger ben bilsem saña sevgülü olan vechi, / (5) ol vech üzere tapardum saña /, līkin bilmezin dir-idi. (İKT-v. 172a/4, 5-s. 410).

156 136 / Eğer ben bilsem sana sevgili olan tarzı / / Rivāyet olınur Ebū Zübeyr den ve Sābit Benāyin den ve İbrāhīm den ve Abdullāhi bni ve Muhammedi bni Aliyyi bni (20) Abdullāhi bni Abbās dan /, İbn-i Asākir zıyāda eyledi şeyhlerinden Muhammedi bni Ali ve Abdurrahmān b. (21) Harmeletle yi ve Akirmete yi / ki Ebū Müslim İbn-i Abbās uñ kulıdur.- / (İKT4/2-v. 309a/19, 20, 21-s. 287). / İbn-i Asākir ekledi şeylerinden Muhammedi bni Ali ve Abdurrahmān b. (21) Harmeletle yi ve Akirmete yi /. Ma nīsi budur ki / Biz kılmaduk şol düşleri / ki / gösterdük (9) saña / illā fitne kılduk halka /. (İKT4/2-v. 297a/8, 9-s. 264). / Biz kılmadık şu düşleri / Yine ancılayın zāhıdlardan bazısı Mansūr a gelüp, nasīhat idüp Yā halīfa, (14) / añ şol giceyi / ki kabr içinde giceleseñ gerek. Ancılayın dahı gice görmeyesin. / Dahı añ şol (15) kıyāmet günin /, nice mutī lara savāb virilüp ve nice āsīlere ıkāb ideler. (İKT4/2-v. 355a/14, 15-s. 364). / Bundan başka an şu kıyamet gününü / Ve / dahı acabladum ş ol nesneyi / kim cehennem adınuñ varlıġını bilür, dahı ferah (6) olup güler. (İKT-v. 109b/5-s. 309). / bundan başka şaşırdım şu şeye / Ya nī / Allāh Ta ālā sever şunları / ki gendü yolında saf olup mukātala (10) ideler. (İKT4/2-v. 331b/9-s. 324). / Allah Taâlâ sever şunları / El-āya, ma nīsi dimek olur ki: / Allāhu Ta ālā sever şunları / ki Allāh yolında mukātala (14) ider. (İKT4/2-v. 426b/13-s. 494). / Allahu Taâlâ sever şunları / Bu āyetüñ ma nīsinde iki vech zikr itmişlerdür: Bir ol kim / sākīye şeytān unutdurdı, Yūsuf un hālını pādişāh katında zikr itmegi /. (İKT-v. 81a/19, 20-s. 261). / sâkîye şeytan unutturdu Yūsuf un durumunu padişah yanında bildirmeyi / Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Yönelmeli Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler

157 137 / Ol avrat vardı Abdu llāhı bni Ömer e / dahı sordı. (İKT-v. 182a/12-s. 429). / O kadın gitti Abdullahı bni Ömer e / melā ike eytdiler: Yā Meryem! / (8) Allāhu Ta ālā seni ihtiyār itdi ālemüñ hatunları üzerine; / dahı seni mutahhar kıldı yaramaz (9) hulklardan / ve saña gökçek sıfatlar ve eyü hulklar virdi; dahı / berī kıldı seni şehevāt-ı (10) dünyādan yimekde ve içmekde ve geymekde / -ki Meryem hācat mıkdārı isti māl (11) iderdi. (İKT-v. 138b/8, 9, 10-s. 356). / Allahu Taâlâ seni seçti âlemin kadınları üzerine / Ol avrat cevāb virüp: / Ben Allāh dan utanurın, Allāh nazar itmedügine nazar (12) eylemege. / (İKT4/1-v. 150a/11, 12-s. 520). / Ben Allah tan utanırım Allah ın itibar etmediğine itibar etmeye. / / Pâdişâh ni meti (14b) harâm olur aña / ki fursat vaktını gözlemeye, (GT-v. 14a/15; 14b/1-s. 140). / Padişah nimeti haram olur ona / Sizden birüñüz (11) taġa çıkduġın, yā anda izin görürsem / vallāhı bir iş idem aña / ki, aña azāb ola, soñra (12) kalana edeb ola. (İKT4/1-v. 68b/10, 11-s. 392). / Allah için bir iş ederim ona / / Zīrā Ebū Müslim vasiyyet itmişdi aña / ki Saña (4) benüm mührüm yakın gelicek, bilesin ki benümdür, kabūl idesin. (İKT4/2-v. 314a/3-s. 295). / Çünkü Ebu Müslim vasiyet etmişti ona / Ba zısı (3) / Nice itā at idelüm aña? / didiler. (İKT4/2-v. 325b/3-s. 315). / Nasıl boyun eğelim ona? / Andan Haccāc ashābına: (2) Gördüñüz mi, biz mutī laruz, anlar āsīlardur. (3) / Dahı nekbetler irişür anlara / diyüp, ehl-i Şām a gine mancınıklar diküp hisār itmege meşġūl oldılar. (İKT4/1-v. 49b/3-s. 360). / Ve felaketler erişir onlara / Atası eyitdi: (5) Ve / ammā (6) ta ām halı buyurġıl aşçıña /, envā ı aşlar bişürsin. (İKT4/2-v. 262a/5, 6-s. 205). / ama yemek durumu buyur aşçına / anaları Yakūb a eyitdi: atañ istedügi gibi ta ām bişür, / kardaşuñdan öñdin ilet babaña /, yisün, saña du ā (19) kılsun didi. (İKT-v. 76b/18-s. 253). / kardeşinden önce ilet babana /

158 138 eyitdi: İy ata! / Allāh dan ilm geldi baña /, saña gelmedi. didi.(ikt-v. 58b/17-s. 221). / Allah tan ilim geldi bana / İy Mehdī! / Cevāb-nāme yaz baña / ki senüñ (5) re yüñ-ile amal idüp, saña uyup anuñ üzerine olam, ve s-selām. (İKT4/1-v. 10b/4-s. 297). / Cevap yazısı yaz bana / Yahyā bin Ebī Kesīr rivāyat ider: / Ebū Kulābe habar (11) virdi baña / ki: (İKT4/1-v. 59b/10, 11-s. 378). / Ebu Kulabe haber verdi bana / Haccāc: (9) Vallāh yā Şa bī! / Sen sevgülüreksin baña (?) / ki, / bizüm üzerümüze girür ol (10) hālda / ki, kılıçdan bizüm kanumuz tama turur. (İKT4/1- v. 100a/9, 10-s. 441). / Sen en sevimlisin bana (?) / / Biregü eydür baña /: Bir yirde ki on biñ velī ola, andan nireye gidersin? [340a] (1) didi. (İKT4/2-v. 339b/21-s. 337). / Bir kişi der bana / / Pes (16) bu ni met şükrānesi İbrāhīm bir kurbān boġazlayacak yir yapdı Beytü l- Makdis üñ gün (17) toġusından yaña /, andan Bilād-ı Teymen e vardı kim (İKT-v. 62a/15, 16, 17-s. 228). / Sonuç olarak bu nimete şükran işareti olarak İbrahim bir kurban boğazlayacak yer yaptı Mescid-i Aksa nın gün doğusundan yana / Veheb eydür: Çünki Benī İsrā īl de şer ve yalan tanuklık çok oldı, / (2) Hak Ta ālā gökden bir zencīr indürdi Beytü l-mukaddes üñ sahrāsı üzerine /; altundan kaçan iki (3) gişi da vāya gelseler, ellerin ol zencīre uzadurlardı. (İKT-v. 130a/2-s. 341). / Hak Taâlâ gökten bir zincir indirdi Mescid-i Aksa nın ovası üzerine / / Hatīb-i Baġdādī rivāyet ider Muttalib b. Ukāşe-yi Baġdādī Müzenī den / ki: / Ebū Muhammed-i Hādī ye (18) tanukluġa varduk bir kimse üzerine / ki Kureyş e sögüp Hazret-i Risālet i sallāhu aleyhi ve sellem- (19) yaramaz añdı-y-ıdı. (İKT4/2-v. 378a/17, 18-s. 408). / Ebu Muhammet-i Hadi ye tanıklığa gittik bir kimse üzerine /

159 139 Dahı (3) Musannıf eydür: / Ol Velīd kim, Cāmı -ı Dımışk ı yapdı biz didügümüz vech üzerine /. Anuñ (4) dünyāda nazīrı mı vardur kim, Beytü l-makdes üñ sahrāsın yapdı, üzerine (5) kubba baġlatdı. (İKT4/1-v. 166b/3-s. 544). / O Velit [ ] Şam Camii sini yaptı bizim dediğimiz şekilde / Eyitdi: / Di, imdi çaġır bunlara. / (İKT-v. 127a/6-s. 337). / Haydi, şimdi bağır bunlara. / Anlar dahı cevāb virüp: Biz Allāh uñ evine koñşılar-ıduk [138a] (1) diyüp, / Ne-y-ile müstahık olduñuz buña / diyü gine sordılar. (İKT4/1-v. 138a/1-s. 501). / Neyle hak kazandınız buna / Bundan soñra Muhtār hutba okıyup, ashābını hutbasında, Kūfe de Hüseyin depelendügine [9a] (1) hāzır olanlar üzerine kındurup: / Ben Allāh dan yardım talab iderin bunlaruñ üzerine. / diyüp, dürlü dürlü öldürmeg-ile buyurdı, (İKT4/1-v. 9a/3-s. 294). / Ben Allah tan yardım isterim bunların üzerine. / Nefsüm bundan a lā talab (16) ider kim, / ol cennetden yaña yardım idüñ cennete girmem üzerine / didi. (İKT4/1-v. 180a/16-s. 565). / o cennetten yana yardım edin cennete girmem üzerine / / Pes bu iki (8) yigit kasd itdiler deveyi öldürmege /; kavmlarında sa y eylediler, (İKT-v. 56b/7, 8-s. 218). / Sonra bu iki yiğit niyetlendiler deveyi öldürmeye / Ol Muhammed dür kim / Peyġāmbar viribinildi, esvede ve ebyaza ve ahmara /. (İKT-v. 171a/9-s. 409). / Peygamber gönderildi karaya ve beyaza ve kırmızıya /. / Andan kasd itdi eyü fikr-ile, bir gökçek (19) ġarīb vech-ile yapmasına / kim, bundan öñdin geçenlerde bunuñ gibi binā kimse görmemiş ola. (İKT4/1-v. 156b/18, 19-s. 530). / Ondan niyet etti iyi fikir ile, bir güzel bambaşka şekil ile yapmasına / Bir dahı fikr iderem (13) ki, / düşmen şamatası ne beñzer fakr zahmetine /. (GT-v. 15a/13-s. 141). / düşman gürültüsü nasıl benzer fakirlik sıkıntısına /. / Şol (45b) kimsene irilik ider garîbe / ki kendüsi gurbetde olmamış ola. (GT-v. 45a/15; 45b/1-s. 187).

160 140 / Şu kimse kaba ve sert davranır gurbette bulunana / / Pes vardı halīfaya /, üzerine yürüdi. (İKT4/2-v. 314b/15-s. 297). / Sonra gitti halifeye / / Ali oġlı Abdullāh buyurdı halka /, (9) atdan indiler. (İKT4/2-v. 292b/8-s. 256). / Ali oğlu Abdullah buyurdu halka / Ma nīsi budur ki / Biz kılmaduk şol düşleri / ki / gösterdük (9) saña / illā fitne kılduk halka /. (İKT4/2-v. 297a/8, 9-s. 264). / yalnız, bela verdik halka /. / Pes Ād kavmı yitmiş yakın (17) gişi gönderdiler Harām a / tā ki Ka be katında bunlarıñ-çün istiskā ideler. (İKT-v. 52a/16, 17-s. 210). / Sonra Ad kavmi yetmişe yakın kişi gönderdiler Haram a / Ma nīsi budur kim: / Benüm rahmetüm vāsi oldı; her nesneye / ben ol rahmeti (13) yazısarın ş ol kimselere / ki muttakī olurlar; dahı zekāt virürler; dahı ş ol kimselere yazısarın (14) ki (İKT-v. 116b/12, 13-s. 320). / Benim acımam [korumam] çok oldu her nesneye / ben o acımayı [korumayı] yazacağım şu kimselere / Rāvī eydür: / Zeyd rücū idüp Mekke ye geldi, ş ol (10) halda / kim eydürdi: İy Çalabum! / Ben senüñ itā atuñ üzerine kāyım olmışamdur hak olduġuñ cihetden /, (11) saña ibādet idüben saña kullık eyleyüben senden eylük taleb iderin, muhāl istemezin, saña ibādet (12) iden-ile uyuyan bir degüldür. / Ben īmān getürdüm her nesneye / kim İbrāhīm īmān getürdi. (İKT-v. 174a/9, 10, 12-s. 414). / Ben inandım her şeye / / Pes vardılar (16) Horāsān a /, Āsım -ki amal-dār-ıdı- halīfa tarafından bir beg gelince bir beg dikdiler. (İKT4/2-v. 315b/15, 16-s. 299). / Sonra gittiler Horasan a / / Kaysar dahı mektūb yazdı İbn-i (8) Hafna ya / - kim Şām Arabı nuñ meliki-yidi emr itdi kim çeri cem idüp vara Kurayş kavmı-y-ıla (9) cenk eyleye. (İKT-v. 177a/7, 8-s. 420). / Kayser de mektup yazdı İbn-i Hafna ya / Sālimi bni Abdi llāhi bni Amr dan rivāyat (10) itdi kim / Zeydi bni Amr Şam a gitdi, İbrāhīm dīnini taleb itmege /. (İKT-v. 175a/10-s. 416). / Zeydi bni Amr Şam a gitti İbrahim dinini istemeye /.

161 141 İbn-i Asākir eydür: «Cafer i kardaşı Fazl-ıla halīfa kapusında buldı, / destūr istediler (4) içerü girmege /. (İKT4/2-v. 400b/3, 4-s. 449). / izin istediler içeri girmeye /. / Hāfızı bni Asākir rivāyat itdi (9) Mücāhid den / kim Ādem çünkim günāh işledi, / Allāhu Ta ālā buyurdı iki ferişteye / (10) Ādem i ve Havvā yı gendünüñ konşılıġından çıkaralar. (İKT-v. 34b/8, 9, 10-s. 181). / Allahu Taâlâ buyurdu iki meleğe / Ya nī / ben size göstermezin, illā ben gördügümi /; ve / dahı ben sizi kulavuzlamazın; illā reşād (8) yolına /. (İKT-v. 98b/7-s. 290). / üstelik ben sizi kılavuzlamam [size yol göstermem] yalnız doğru yola /. / Mansūr eyitdi Īsā ya /: (13) / Şükr iderin şol Allāh a / ki beni ni mete tuş getürdi, zahmete tuş getürmedi. didi. (İKT4/2-v. 311b/12, 13-s. 291). / Mansur dedi İsa ya /, / Allāh Ta ālā buyurur İsrāfīl e / sūrı urur, kaçan kim ura cānlar (12) çıka. (İKT-v. 25a/11-s. 165). / Allah Taâlâ buyurur İsrafil e /, bir avrat İbn-i Abbās dan sorup eyitdi: / Ben nezr eyledüm (10) Kabe katında oġlumı boġazlamaġa / nice ideyin, ne buyurursın? didi. (İKT-v. 182a/9, 10-s. 429). / Ben adadım Kabe nin yanında oğlumu boğazlamayı /, ol Şemīzi bni Atıyye den kim Hilāli bni Yesār (17) ben hāzır-ıdum, / İbn-i Abbās, Allāhu Ta ālā: * didüginüñ ma nīsı sordı (18) Ka bü l-ahbār a /. (İKT-v. 42a/17, 18-s. 193). / İbn-i Abbas, Allahu Taâlâ: dediğinin anlamını sordu Kabü l-ahbar a /. / Biz yine geldük kıssanuñ evveline /: (İKT4/2-v. 425a/12-s. 492). / Biz yine geldik hikayenin öncesine / Ey ehl-i Medīne, / habar virüñ (10) baña ol sekiz nasībden / ki / Allāh Ta ālā anları farz itdi Kitāb ında kavīlar üzerine (11) ve za īfler üzerine /. (İKT4/2-v. 287b/9, 10, 11-s. 247). / Allah Taâlâ onları farz etti Kitap ında güçlüler üzerine ve zayıflar üzerine /. * Meryem 19/57.

162 142 / Ol vakt kim Allāh Ta ālā feriştehleri gönderdi; Lūt (18) kavmın helāk itmege, / ol feriştehler güzel oġlanlar sūratında Lūt peyġambaruñ evine geldiler, bunları (19) imtihan itmeg-içün /, aşaġada gele. (İKT-v. 22a/17, 18, 19-s. 160). / O zaman ki Allah Taâlâ melekleri gönderdi Lût kavmini mahvetmeye / / Allāhu Ta ālā sorar Melekü l- Mevt e / kim kim kaldı? diyü. (İKT-v. 26a/17-s. 167). / Allah Taâlâ sorar Ölüm Meleği ne / / Ol beşārete şükr idüp tekbīr eyledi ma būda. / (İKT-v. 178b/8-s. 423). / O müjdeye şükür edip ululadı Allah ı. / / Hak Ta ālā rahmet itsün (6) Muhammed e / -ki Abdullāh b. Amr b. Osmān b. Affān-ı Emevī dür- Ebū Abdullāh Medenī dür. (İKT4/2-v. 322a/5, 6-s. 309). / Hak Taâlâ acısın Muhammed e / / Andan soñra Allāh Ta ālā emr itdi (13) Mūsā ya / tā kim ine, Benī İsrā īl e buyura, taġa yakın geleler. (İKT-v. 103a/12, 13-s. 298). / Ondan sonra Allah Taâlâ emretti Musa ya / Ya nī / Allāh rahmet itsün Mūsā ya / bundan dahı ziyāde aña īzā itdiler, sabr eyledi. (İKT-v. 120a/8-s. 326). / Allah acısın Musa ya / Ve ol iki başı Muhammed bin Hanefiyye ye gönderüp, nāme yazup: (20) / Ben hamd iderin ol Allāh a / ki andan artuk Tañrı yokdur. (İKT4/1-v. 10a/20-s. 296). / Ben şükrederim o Allah a / / Andan soñra işāret eyledi, ol amellere / ki dünyāda ve āhıratda salāh-ı ibādet anuñ-ıladır. (İKT-v. 148a/10-s. 372). / Ondan sonra işaret eyledi o işlere / / Dahı yardım ider ol gişiye / ki azġunuñ eli altındadur. (İKT4/2-v. 310b/1-s. 289). / Bundan başka yardım eder o kişiye / eytdiler: / Niçün nasīhat idersiz, ol kavma / Hak Ta ālā anları helāk idecekdür, (8) yāhūd bir vech-ile azāb idecekdür? (İKT-v. 147a/7-s. 370). / Niçin öğüt verirsiniz o kavme / Rivāyet olundı ki bu kaziyyelerden soñra (17) Reşīd / Allāh la nat itsün ol kimselere / ki Berāmige yi baña (18) kovladı. dir-idi. (İKT4/2-v. 398b/17-s. 447).

163 143 / Allah lanet etsin o kimselere / Ol pīr bu resme Kuss uñ ahvālın beyān idicek Rasūl Aleyhi s-selām- eyitdi: / - Allāh rahmet (11) itsün- Ol Kuss a / kıyāmet güninde ol dahı başına bir ümmet kopısardur didi. (İKT-v. 170b/10, 11-s. 408). / Allah acısın o Kuss a / / Tāhir leşkerile geçdi öte yaña. / (İKT4/2-v. 422b/14-s. 487). / Tahir asker ile geçti öte yana. / / Ben tanuklık (4) virürin Peyġāmbar üzerine / ki, Sakafī den kezzāb ve zālım çıksa (5) gerek. (İKT4/1-v. 57a/3, 4-s. 373). / Ben tanıklık ederim Peygamber üzerine / Ma nīsi budur kim: / Zikr eyle yā Muhammed! Ş ol vaktı / kim / Hak Ta ālā va de eyledi (59 peyġāmbarlara / ki eger size kitāb ve hikmet, ya nī şerī at virürsem, andan soñra size bir Peyġāmbar getürse ki (6) sizünle olan kitābı girçekleyesiz; (İKT-v. 110b/4, 5-s. 311). / Hak Taâlâ söz verdi peygamberlere / Ma nīsi budur ki: Biz saña çok ümmet virdük, / pes (20) namāz kıl ve ibadet eyle Rabb uña ve Hālık uña /. (İKT4/2-v. 274a/19, 20-s. 225). / öyle ise namaz kıl ve ibadet eyle Rabb ine ve Yaratıcı na /., ol Ubādeti bni Sāmit den eydür: / Çünkim Eyād ilçisi geldi (14) Rasūlü llāh Hazratı na (s. a.v. )- / Rasūl Hazratı eytdi: İy Eyād bölügi! / N eyler (15) Kussu bni Sā ide-i Eyādī / bunlar helāk oldı? (İKT-v. 167b/13, 14, 15-s. 402). / Eyâd elçisi geldiğinde Rasûlüllah Hazreti ne (s.a.v.)- / Bunlar anuñ cevābında eyitdiler: Ya nī / kılduġuñ namāzları mı buyurur saña / (9) atalarumuz, dedelerümüz ibādet itdüginden men idesin. Bizi / ve dahı māllarumuzda göñlümüz(10) dilegin işlemekden men eyleyesin? (İKT-v. 74a/8-s. 248). / kıldığın namazları mı buyurur sana / / Eger ta ām yiseñ atyab ta āmlar getürürdük saña /; ve / eger şarāb içseñ şarāblaruñ lezizini (10) getürürdük saña /; evet ne yirde olsañ saña toprak ve su eksük itmeyevüz. (İKT-v. 133b/9, 10-s. 348). / Eğer yemek yesen en güzel yemekler getirirdik sana / / eğer şarap içsen şarapların lezzetlisini getirirdik sana /

164 144 Andan soñra eydürdi: İy Çalab um! / Eger ben bilsem saña sevgülü olan vechi, / (5) ol vech üzere tapardum saña /, līkin bilmezin dir-idi. (İKT-v. 172a/4, 5-s. 410). / o şekil üzere tapardım sana / Hikāyat Abdülmelik e irişüp, Haccāc a nāme yazup: / Esmā ya söyledüginden ötürü (7) n oldı saña / ki, bir recül-i sālıh kızına söylersin diyü itāb eyledi. (İKT4/1-v. 57a/6, 7-s. 373). / Esma ya söylediğinden ötürü ne oldu sana / Hasan / Sögme baña, / Allāh rahmet itsün saña /. didi. (İKT4/2-v. 296b/9-s. 263). / Allah acısın sana /. Mansūr / Kaçan emr itdüm saña? / (9) diyüp inkār eyledi. (İKT4/2-v. 341b/8-s. 340). / Ne zaman emrettim sana? / Bir nesne bulmayup bu edim pāresin getürüp (12) kül içinden bir kömür pāresile / Beş biñ akça virem saña. / diyü yazdum. (İKT4/2-v. 375a/12-s. 402). / Beş bin akçe vereyim sana. / Kāla llāhu Taālā: Yanī / Hak Taālā senā ider Süleymān a / eydür kim: (17) / Ne gökçek kuldur Süleymān / ki Allāh a rucū idicidür. (İKT-v. 132a/16, 17-s. 345). / Hak Taâlâ övgü söyler Süleyman a / / Ol yıl içinde Hayberī den soñra havārıc (18) cem oldılar Şeybānī üzerine / -ki ol Abdül azīz oġlıdur.- Abdül azīz Humeys (19) olup oġlıdur ki leşker-i hāricīdür. (İKT4/2-v. 282b/17, 18-s. 239). / O yıl içinde Hayberi den sonra asiler toplandılar Şeybani üzerine / Ya nī / ben sıġındum ş ol Allāh a / kim benüm ve sizüñ Rabb ıñuz oldur, hīç yir yüzinde deprenür cānavar (14) yokdur. (İKT-v. 51b/13-s. 209). / ben sığındım şu Allah a / Eyitdi: / Niçün taparsız ş ol bütlere / kim gendü elüñüz-ile (11) aġaçdan ve taşdan yonarsız, nice dilerseñüz idersiz. (İKT-v. 60a/10-s. 224). / Niçin taparsınız şu putlara /

165 145 / İtā at kanatların (6) açuñ şol kimse üzerine / ki sizüñ üzerüñüze adl idüp, zulm ve cevr tomarın dürüp (7) eyü dirlikler olur. (İKT4/2-v. 373b/5, 6-s. 399). / İtaat kanatlarını açın şu kimse üzerine / / Ulu ve (8) âkıl dimesünler şol kimseneye / kim ulularuñ adını eylüg-ile yâd itmeye. (GT-v. 23b/7, 8-s. 153). / Ulu ve akıllı demesinler şu kimseye / İy ata! / Niçün ibādet idersin ş ol nesneye / kim işitmez ve görmez, saña fāyıdası (15) degmez? (İKT-v. 58b/14-s. 221). / Niçin ibadet edersin şu şeye / / Yirine Bişri bni Dāvūd ı beg gönderdi. Şol şart üzerine / ki (14) yılda biñ gez biñ akça göndere. (İKT4/2-v. 431b/13-s. 502). / Yerine Bişri bni Davut u bey [olarak] gönderdi şu şart üzerine / Allāh Taālā eydür: Ya nī / Yūsuf didi ş ol yigide / kim anı kurtılur (16) zann itdi kim ol sākīdur. (İKT-v. 81a/15-s. 260). / Yusuf dedi şu yiğide /, musannıf eydür: / Eger bu āyet delālet iderse şuña / kim yıldızlar dünyā göginde (18) murassa dur. (İKT-v. 18b/17-s. 153). / Eğer bu ayet işaret ederse şuna /, eyitdi: (5) Bunı bilicek Sefrā dahı Velīd i sevdi, / (13) ne beñzer Velīd anı sevdügine /. (İKT4/2-v. 266a/13-s. 212). / nasıl benzer Velit in onu sevdiğine /. Nusayb eyitdi: / Benüm dilüm istedüginden halīfanuñ eli (13) artuk ögrenmişdür virmege. / (İKT4/2-v. 246b/12, 13-s. 180). / Benim gönlümün istediğinden halifenin eli artık öğrenmiştir vermeye. / Cemī -i yir yüzi suya ġark oldı, Allāh Ta ālā nuñ düşmenleri helāk oldı, / gine emr eyledi (15) yire /, suyını yutdı ve göge emr eyledi, yaġmurı dindi (İKT-v. 46b/14, 15-s. 201). / gine emretti yere / Bu geldi, (8) eyitdi: Yā Rabb ī! Sen bilürsin kim ben aña virdüm, elin uzatdı, / bu dahı irişdi zencīre /. (İKT-v. 130a/8-s. 341). / bu da erişti [ulaştı] zincire /.

166 146 Bulunmalı Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler / belki ben anuñla Mervān oġlanlarından başumı saklamaklık (6) dilerin; tā Allāh a irişince / kim, / ol vaktda Allāhu ta ālā hükm eyleye anlaruñla bizüm aramuzda /. (İKT4/1-v. 131b/5, 6-s. 491). / o zamanda Allahu Taâlâ karar vere onlarla bizim aramızda /. Bu kazıyyeye sebeb oldı ki: Abdülmelik bu yıluñ evvelinde çeri [36a] (1) cem idüp kasd-ı Karkısıyā kıldı ki, / Züfer bin Hāris-i Kelābi yi hisār ide Ayn-verd de /. (İKT4/1-v. 36a/1-s. 339). / Züfer bin Haris-i Kelabi yi kuşata Ayn-verd de /. Rasūl Aleyhi s-selām- eyitdi: / Yaluñuz bir ümmet haşr olınısar benümle Īsa bni Meryem arasında / (16) didi. (İKT-v. 175b/15-s. 417). / Yalnız bir ümmet toplanacak benimle Meryem oğlu İsa arasında / Ve / dahı Zeydi bni Amr uñ eşārındandur bu kasīde / kim / birkaç beytin (13) zikr itdük evvelinde.- / (İKT-v. 176a/12, 13-s. 418). / -birkaç beytini andık öncesinde-. / Musannıf eydür: / Biz zikr itdük, bu ayetüñ tefsīrinde / kim Allāhu Ta ālā didi: (İKT-v. 7a/3-s. 133). / Biz bildirdik bu ayetin yorumunda / / Hattā müfessirlerüñ (2) ba zısı dimişler bu āyetüñ tefsīrinde /: Yanī ol vakt (İKT-v. 139a/1, 2-s. 356). / Hatta Kur ân ı yorumlayan dim âlimlerinin kimisi demişler bu âyetin yorumunda / Eyitdi kim: / Atā b. (19) Rabāh eydürdi bu āyetüñ tefsīrinde / -ki (İKT4/2-v. 234b/18, 19-s. 159). / Ata b. Rabah derdi bu ayetin yorumunda / Cābir (5) Cu afı dan sordı ki: / Fukahā-i Irāk ne dirler bu āyetüñ tevcīhinde / ki: (İKT4/2-v. 236a/5-s. 161). / Irak ın din alimleri ne derler bu ayetin yorumlamasında / Ebū Ca fer eydür: Karındaşum (7) Seffāh baña / Sen ne fikr idersin bu işde? / diyü sorup, ben cevāb virüp Fikir senüñdür. didüm. (İKT4/2-v. 299a/7-s. 268). / Sen ne düşünürsün bu işte? /

167 147 Anlar dahı virmediler, eyitdiler: Suyumuz nāgāh dükene / biz dahı sizüñ gibi olavuz (1) diyü korkaruz bu susuz yirde / didiler. (İKT-v. 178b/21; 179a/1-s. 424). / biz de sizin gibi oluruz diye korkarız bu susuz yerde / Ka bü l-ahbār eydür: / Cennetde kimesnenüñ sakalı olmaz, (21) Ādem den ġayrı; / Ādem üñ kara sakalı olur, göbegine degin. / Ve / dahı cennetde kimse künyet-ile söylenmez (1) Ādem den ġayrı /. Ādem e dünyāda Ebü l-beşer dirler cennetde. / (İKT-v. 41a/20, 21; 41b/1-s. 192). / Âdem e dünyada İnsanların Babası derler cennette. / Rasūl aleyhi s-selām- buyurdı ki: / Bir şehr binā olınur Dicle ve Furat ıla kutrılı (7) arasında / ki yirüñ hazīneleri aña müteveccih ola ve mülüki zālımlar ola. (İKT4/2-v. 339a/6, 7-s. 336). / Bir şehir kurulur Dicle ve Fırat ile yanları arasında / Alī bin Zeyd eydür: / İki gişi görmedüm dünyāda / ki, (2) od anlaruñ-ıçun yaradılmış ola, illā Hasan-ıla Ömer bin Abdül azīz i gördüm. (İKT4/1-v. 196a/1-s. 590). / İki kişi görmedim dünyada / Eytdi: Belī / işbu koyunuñ bir kuzusın aldı idi, fülān yirde /. (İKT-v. 166b/14-s. 400). / işte bu koyunun bir kuzusunu aldıydı, fülan yerde /. ; dahı ş ol kimselere yazısarın (14) ki bizüm āyetümüze īmān getürürler ve anlar ş ol kimesnelerdür ki / tābi olurlar. Ümmī Nebī ye / ki / anı yazılmış (15) bulurlar. Gendüler katındaġı Tevrīt da dahı İncil de /. (İKT-v. 116b/14, 15-s. 320). / onu yazılmış bulurlar kendilerinin yanındaki Tevrat ta ve İncil de /. İbn-i Hanefiyye cevāb yazup (17): / Allāh a mutī ol, gizlü āşıkāra işüñde / (2) ve bunı bilgil ki diyüp, (4) Sālıh bin Mesūd a ısmarladı ki Muhtār a eyit, didi. (İKT4/1-v. 12b/1-s. 300). / Allah a bağlı ol gizli açık işinde / Andan soñra Arafāt dan inerdi ve kanda dilerse giderdi. (6) Ş ol hālda ki Lebbeyk müte ammiden merkūmen didi. Ya nī / senüñ itā atuñ üzerine kāyım

168 148 olmışamdur; ibādet (7) idici kul olduġum hālda / dir-idi. (İKT-v. 174b/5, 6, 7-s. 415). / senin emrine göre çalışmışımdır ibadet edici kul olduğum hâlde / Ümîzdür ki / muhlis (3) kullar nâ-ümîz olmayalar ilâhuñ dergâhında /. (GT-v. 24b/2, 3-s. 154). / samimi kullar ümitsiz olmayalar tanrının katında /. / Vallāh bir gişi bilmezin işbu (21) kabrlar içinde / ki, Allāh ta ālānuñ azābından emīn olup rahmatına muntazır ola. (İKT4/1-v. 195a/20, 21-s. 589). / Allah için bir kişi bilmem işte bu mezarlar içinde / / Allāh Ta ālā senüñ ecrüñ ulu kılsun, karındaşuñ oġlı hakkında. / didi. (İKT4/2- v. 303b/11-s. 277). / Allah Taâlâ senin sevabını ulu kılsın kardeşin oğlu hakkında. / / Āhır anda Şām da oldı, Kaysar katında. / (İKT-v. 177a/5-s. 420). / Sonunda orada Şam da oldu Kayser in yanında. / / Tabarānī rivāyat ider İbn-i Abbās dan / kim / Mūsā hac (14) itdi kızıl öküz üzerinde /, bu söz garībdür. (İKT-v. 120b/13, 14-s. 327). / Musa hac etti kızıl öküz üzerinde / Bu hadīsi Beyhākī ve Taberānī ve Muhammedi bni Cerīr rivāyat itdi, / Ebū Mūsā Medīnī bu hadīsi getürdi Kitāb-ı Tılāvat da / (9) dahı bir ġarīb geleci ziyāde itdi kim (İKT-v. 26b/8-s. 168). / Ebu Musa Medini bu hadisi getirdi Kitab-ı Tilavet te / Bu mertebe īmān mertebesinüñ ednāsıdur ve / bu nesneye (17) işāret olundı Kur ān da / ki: Andan bir kimse ki (İKT-v. 148a/16, 17-s. 372). / bu şeye işaret olundu Kur ân da / / İbn-i Ebī Hātim rivāyat itdi, (19) Ebū Zer a dan, / ol Osmāni bni Ebī Şeybe den, / ol Cerīr den, / ol Sa īd den / kim İbn-i (20) Abbās eyitdi: / Ādem Dahnā adlu yire düşdi, Mekke ile Tā if arasında. / (İKT-v. 34b/18, 19, 20-s. 181). / Âdem Dahna adlı yere düştü Mekke ile Taif arasında. / Ya nī / Süleymān, Dāvud a vāris oldı nubuvvatda ve ilmde /; mālda degül. (İKTv. 130b/18-s. 343). / Süleyman, Davut a vâris oldu peygamberlikte ve ilimde /

169 149 / Hasan-ı Basrī nüñ ve İbn-i Sīrin üñ menākıbların getürdük ol (6) kitābda / -ki adı Tekmīl dür.- (İKT4/2-v. 226a/5, 6-s. 146). / Hasan-ı Basri nin ve İbn-i Sirin in hikayelerini getirdik o kitapta / Müslim Dāvūd bin Reşīd den, / ol Tāvūs dan (19) rivāyat ider Sahīh inde / ki: (İKT4/1-v. 214a/18, 19-s. 623). / o Tavus tan rivayet eder Sahih inde / Bir gün ola ki / fıstuk (20) yaġı-y-ıla bişmiş pālūza yiye sahn içinde. / didi. (İKT4/2-v. 390b/19, 20-s. 433). / fıstık yağıyla pişmiş pelte yiye sahan içinde. / Andan kitāb-ı Süleymān ı açup, bunı yazılmış (16) buldı ki: / Ben Allāh a sıġınurın senden kesilmekde ve hurmatum hetk itmekde (21) ve baña ihsān eylemegi terk kılmakda ve benüm senüñle vuslatumda ve senden diledügümde [120b] (1) icābat itmekde. / (İKT4/1-v. 120a/20, 21; 120b/1-s. 473). / Ben Allah a sığınırım senden kesilmekte ve haramımı yırtmakta ve bana bağışlananı terk etmekte ve benim seninle kavuşmamda ve senden dilediğimde kabul etmekte. / Rasūl eytdi: / Ne hūb inşā itdi Sūk-ı ükāz da. / (İKT-v. 167a/9-s. 401). / Ne güzel inşa etti Sûk-ı Ükaz da. / / Nitekim geçdi ş ol hadīsde / kim Ebū Hüreyre rivāyat itdi (1) kim (İKT-v. 38a/21-s. 187). / Nitekim geçti şu hadiste / Rāvī eydür: / Zeyd rücū idüp Mekke ye geldi, ş ol (10) halda / kim eydürdi: İy Çalabum! / Ben senüñ itā atuñ üzerine kāyım olmışamdur hak olduġuñ cihetden /, (11) saña ibādet idüben saña kullık eyleyüben senden eylük taleb iderin, muhāl istemezin, saña ibādet (12) iden-ile uyuyan bir degüldür. / Ben īmān getürdüm her nesneye / kim İbrāhīm īmān getürdi. (İKT-v. 174a/9, 10, 12-s. 414). / Zeyd geri dönüp Mekke ye geldi şu halde / Tāvūs: Bir gişi görmedüm ki / [İbn-i] Abbās dan eşed ola, Tañrı nuñ harām kılduġı (14) nesnelere ta zīm itmekde /. Ol Tañrı hakkı-çun eger kudratum yitse anı añıcak aġlamaġa aġlar-ıdum didi. (İKT4/1-v. 33a/13, 14-s. 335). / [İbn-i] Abbas tan daha sert ola Tanrı nın haram kıldığı şeyleri ululamakta /.

170 150 Ammā Ebū Ca fer Muhammedi bni Cerīr-i Taberī tevārīhinde zikr itmişdür (4) kim / Havvā, Ādem içün kırk oġlan toġurdı, yigirmi batında /. (İKT-v. 41a/4-s. 191). / Havva Âdem için kırk oğlan doğurdu yirmi karında /. Çıkmalı Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler / Sevrī rivāyet ider Abdıllāh b. Velīd den. / (İKT4/2-v. 234b/21-s. 159). / Servi rivayet eder Abdullah b. Velit ten. / / Vākıdī rivāyat (14) ider Abdullāh dan / ki, Esmā nuñ kulıdur. (İKT4/1-v. 56b/13, 14-s. 373). / Vakıdi rivayet eder Abdullah tan / Ammā Nūh peyġāmbaruñ kabri / Muhammedi bni Cerīr ve Erzakī rivāyat itdiler Abdu rrahmāni bni (11) Sābıt dan / kim, Nūh uñ kabri Cebel-i Lübnān uñ altında Gerek adlu şehirdedür. (İKT-v. 50b/10, 11-s. 207). / Muhammedi bni Cerir ve Erzakî rivayet ettiler Abdurrahmani bni Sabıt tan / / İmām Ahmed bu hadīsi bir tarīkdan dahı rivāyat itdi Abdu r-razzāk dan, / ol Mi mer den, / ol Aliyyi bni Zeyd den, / ol (8) Ebī Nazra dan, / ol Ebī Şa be den, / ol Rasūlü llāh dan (s. a.v. )- geçen hadīs gibi / ve dahı eyitdi kim (İKT-v. 4b/7, 8-s. 128). / İmam Ahmet bu hadisi bir yoldan da rivayet etti Abdurrazzak tan, / o Mi mer den, / o Aliyyi bni Zeyd den, / o Ebi Nazra dan, / o Ebi Şa be den / / Muhammed bin [ ] rivāyat ider (11) Abdülmelik bin Firdevs den / ve / ol Abdullāh bin Ziyād uñ hācıbından / ki: (İKT4/1-v. 18a/10, 11-s. 309). / Muhammed bin [ ] rivayet eder Abdülmelik bin Firdevs ten / ve / o Abdullah bin Ziyad ın vezirinden / Hatīb-i Baġdādī Seyf oġlı (4) Ammār uñ tarīkından rivāyet eyledi ki Ve / bir ġayrı (19) vech-ile dahı rivāyet olundı Ali b. Tālib den ve İbn-i Mes ūd dan ve Sevbān dan (20) ve İbn-i Abbās dan / ba zı rivāyetde Süfyān zikri rivāyetde yiter. dinildi. (İKT4/2-v. 339a/18, 19, 20-s. 336). / bir başka sebeple de rivayet olundu Ali b. Talip ten ve İbn-i Mesut tan ve Sevban dan ve İbn-i Abbas tan /

171 151 Andan eyitdi: / Baña habar virdi atam dedesinden, / ol dahı Aliyyi bni Ebī Tālib (8)den / eyitdi ki: (İKT4/2-v. 236a/7, 8-s. 162). / o da Aliyyi bni Ebi Talip ten / Ve / dahı Muhammedi bni (2) Cerīr rivāyat eyledi, Aliyyi bni Zeydi bni Hud āñ tarīkından, İbn-i Abbās dan / kim havāriyyǖn Īsā peyġāmbara (3) eyitdiler: (İKT-v. 48b/1, 2-s. 204). / dahi Muhammedi bni Cerir rivayet eyledi Aliyyi bni Zeydi bni Hudan yolundan olan İbn-i Abbas tan / Melekü l-mevt eyitdi: / Ben dahı Allāh a sıġınuram, Allāh ıñ (20) buyruġın yirine getürmeyüp girü dönmekden / didi. (İKT-v. 36a/19, 20-s. 184). / Ben de Allah a sığınırım Allah ın buyruğunu yerine getirmeyip geri dönmekten / Hīç yirüñ var mıdur ki / beni anda gizleyesin Allahu ta ālā dan / didi. (İKT4/1-v. 33b/5-s. 335). / beni orada gizleyesin Allahu Taâlâ dan / Ammā ş ol hadīs kim / Buhārī rivāyat Amri bni Ās dan / kim Rasūlü llāh (13) (s. a.v. )- buyurdı: (İKT-v. 3b/12-s. 127). / Buhari rivayet [eder] Amri bni Âs tan / Ve / dahı habar virdi Muhammedi bni Osmāni bni Ebī Şeybe, Ahmedi bni Tārīk dan, / ol Amrı bni Atıyye den, / (14) ol atasından, / ol İbn-i Ömer den, / ol Zeydü bni Amru bni Nüfeyl den / eydür kim: (İKT-v. 173a/13, 14-s. 413). / o Amrı bni Atıyye den, / o babasından, / o İbn-i Ömer den, / o Zeydü bni Amru bni Nüfeyl den / / Ammā oġlı Muhammed ki Medīne de hurūc itdi-y-idi- rivāyet itdi. Anasından ve Nāfi den [333a] (1) ve Ebī z-zinnād dan ve Ebī z-zinnād A rec den / ve / ol Ebū Hüreyre den sucūduñ keyfiyyetinde / ve bir (2) cemā at dahı Muhammed den habar virdi ki Nesāyī ve İbn-i Cihān tasdīk idüp muhkem (3) kıldılar. (İKT4/2-v. 332b/21; 333a/1-s. 326). / Ama oğlu Muhammed [ ] rivayet etti annesinden ve Nafi den ve Ebi z- Zinnat tan ve Ebi z-zinnat Areç ten / / Eger saña ok gibi (10) togrı yol gösterürse, sen dön andan / sol koluñdan yaña git. (GT-v. 69a/9, 10-s. 221). / Eğer sana ok gibi doğru yol gösterirse sen dön ondan /

172 152 / Tabarānī rivāyat ider andan / ki: (İKT4/1-v. 137b/7-s. 501). / Tabarani rivayet eder ondan / / Rebaşī rivāyat ider Asma ī den /: (İKT4/1-v. 141a/1-s. 506). / Rebaşi rivayet eder Asmai den / / Asma ī rivayet ider atasından / ki: (İKT4/2-v. 275a/11-s. 227). / Asmai rivayet eder babasından / / Abdussamed, hadīs rivāyet (11) idüp durur atasından, / atası dedesinden, / dedesi Abdullāh b. Abbās dan / ve / ol Hazret-i Risālet den / (12) ki eyitdi: / Eyülik, dahı sıla-yı rahım ömri uzun ider ve memleketleri ma mūr eyler (13) ve mālı arturur. Egerçi bunı işleyen gişi fāsık dahı olursa. / (İKT4/2-v. 395a/10, 11, 12, 13-s. 440). / Abdüssamet hadis rivayet etmiştir babasından, / babası dedesinden, / dedesi Abdullah b. Abbas tan / / o Hazret-i Peygamber den / / Hammād habar virür atasından / ki Hazret-i Risālet (19) buyurmışdur ki: (İKT4/2-v. 420b/18-s. 484). / Hammat haber verir babasından / Anuñ bābında eytdi: / Baña habar virdi atam, / ol dahı rivāyet itdi atasından, / (9) ol dahı Mansūr dan, / ol dahı atasından, / ol dahı Ali b. Abdullāh dan, / ol dahı atasından / (10) ol dahı eytdi ki: (İKT4/2-v. 425a/8, 9-s. 492). / o da rivayet etti babasından, / o da Mansur dan, / o da babasından, / o da Ali b. Abdullah tan, / o da babasından / / Ammā kardaşı (9) Abdullāh ki Hasan b. Ali b. Ebī Tālib Kureyşī ve Hāşimī oġlıdur, tābı dur- rivāyet (10) eyledi atasından ve anası Fātıma dan ki Hüseyn kızıdur.- dahı Abdullāh oġlı (11) Ca fer den ki Ebū Tālib oġlıdur, büyük sahābīdur- ve ġayrısından / dahı bir cemā at (12) rivāyet itdiler: (İKT4/2-v. 332b/8, 9, 10, 11-s. 325). / Ama kardeşi Abdullah [ ] rivayet eyledi babasından ve annesi Fatıma dan [ ] ve Abdullah oğlu Cafer den [ ] ve başkasından / Benī Abbās uñ devleti gelmesinüñ ibtidāsında vārıd (18) olan ahbār-ı Nebeviyye dendür ki / bu hadīsi A meş dahı rivāyet itdi Atiyye den /, ol (9) Ebū Sa īd den rivāyet itdi. (İKT4/2-v. 296a/18-s. 263). / bu hadisi Ameş de rivayet etti Atiyye den /

173 153 Eyitdi: And içdüm ki / Kur ān ı ezberlemeyince bunı gidermeyem ayaġumdan /. (21) didi. (İKT4/2-v. 225a/20-s. 145). / Kur ân ı ezberlemeyince bunı gidermeyeyim ayağımdan /. / Ba zılar rivāyet iderler Ayās dan / kim (17) eyitdi: (İKT4/2-v. 250b/16-s. 186). / Bazılar rivayet ederler Ayas tan / / Taberānī rivāyet ider Ayās dan / kim: Bir gişi (21) eyitdi: Bir [gişi] deñiz kenārında gün tolunı yürürken bülend-āvāz-ıla çok tekbīr itse [253b] (1) Allāh Ta ālā aña ol deñizüñ her katrası saġışınca on hasene vire ve on günāhın (2) yuya ve on derecesin ref ide ki / her iki derecenüñ arası bir yıllık yol ola (3) yörigen atlu gidiş-ile /. (İKT4/2-v. 253a/20; 253b/2, 3-s. 190). / Taberani rivayet eder Ayas tan / / Yine rivāyet ider Bakıyye tarīkından İbrāhīm b. Edhem den, / ol Ebū İshak-ı (3) Hemedanī den, / ol Ammāre b. Una dan, / ol Ebū Hüreyre den / ki: (İKT4/2-v. 362b/2, 3-s. 378). / Yine rivayet eder Bakıyye yolundan olan İbrahim b. Ethem den, / o Ebu İshak-ı Hemedani den, / o Ammare b. Una dan, / o Ebu Hüreyre den / / Nitekim Rasūl Aleyhi s-selām- Mekke yi feth itdügi vakt deve-y-ile (4) girdi; rukū -ıla, şükr-ile, / hatta mubārak sakalı devenǖn rahlına irişürdi; başların aşaġa tutduġından /. (İKT-v. 123b/3, 4-s. 331). / hatta beğenilen sakalı devenin semerine erişirdi başını aşağı tuttuğundan /. Ol didiler bunuñ isnādı Arabī dür, / bu cihetden (16) tahkīk-ıla rivāyat itdi Bezzāz-ı Tabarānī-y-ile Beyhakī rivāyat itdügini Muhammedi bni Haccāc (17) hadīsinden / ki geçdi- Ve dahı (İKT-v. 167b/15, 16, 17-s. 402). / bu nedenle gerçek şekilde rivayet etti Bezzaz-ı Tabaranî ile Beyhakî rivayet ettiğini Muhammedi bni Haccac hadisinden / / Hāfız Ebū Na īm (13) rivāyat ider bir gişiden /, aña Ebū Nüfeyil dirler. (İKT4/1- v. 3a/12, 13-s. 285). / Hafız Ebu Naim rivayet eder bir kişiden / kim Rasūlü llāh (9) (s. a.v. )- eyitdi: / Allāhu Ta ālā Ādem i yaratdı bir kabzadan / kim ol kabzayı (10) cemī -i yiriñ yüzinden kabz itdi. (İKT-v. 36a/9-s. 184).

174 154 / Allahu Taâlâ Âdem i yarattı bir tutam şeyden / Anlara söyleyüp: / Baña habar virüñ bir kavmdan / ki, sefere gitmek isterler, dahı gündüz (18) yoldan çıkup gice uyurlar. (İKT4/1-v. 73b/17-s. 400). / Bana haber verin bir kavmden / / Ebū Āsım rivāyat ider Bişr bin Āsım dan / kim: Tāvūs eyitdi: Hīç bir gişi görmedüm kim, (5) gendü nefsine emīn ola, bir gişiden ġayrı. (İKT4/1-v. 214a/4, 5-s. 622). / Ebu Asım rivayet eder Bişr bin Asım dan / Bu gişi eyitdi: / Ne istersin (18) bu hatun gişiden? / (İKT4/2-v. 255a/17, 18-s. 193). / Ne istersin bu kadından? / / Bu hadīsi Müslim dahı rivāyat itdi, (17) Buhārī rivāyat itdügi tarīkından. / (İKTv. 27a/16, 17-s. 169). / Bu hadisi Müslim de rivayet etti Buhari nin rivayet ettiği yoldan. / kim ol eyitdi: Her ki anı saklaya, kıyāmet güninde aña nūr olur, (14) dahı huccat olur, / dahı necāt olur cehennemden / ve her ki saklamaya, aña nūr olmaz ve (İKT-v. 119a/14-s. 324). / üstelik kurtuluş olur cehennemden / / Bu ahırgı hadīsi İbn-i Asākir dahı isnād (3) eyledi Ebī Bekri bni Ebī Dāvud tarīkından, / ol Īsā bni Hamādı bni Leys den ve Hişām dan ve atasından (4) ve Esmā dan bu zikr olınan gibi. / (İKT-v. 175b/2, 3, 4-s. 416). / Bu sonuncu hadisi İbn-i Asakir de dayandırdı Ebi Bekri bni Ebi Davut yolundan / / Nitekim Sahīhayn da rivāyat olundı, Zāyide hadīsinden Meysere-i Eşce ī den, / (21) ol Ebī Hāzım dan, / ol Ebī Hüreyre den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (1) eyitdi: (İKT-v. 32b/20, 21-s. 178). / o Ebi Hazım dan, / o Ebi Hüreyre den / Ve / dahı (13) Süddī-yi Kebīr rivāyat itdi, Ebī Mālik den ve Ebī Sālıh dan, / anlar rivāyat ider, İbn-i Abbās dan (14) ve dahı Merre den / rivāyat ider, Merre, İbn-i Mes ūd dan / kim eyitdi: (İKT-v. 36a/12, 13, 14-s. 184). / dahi Süddi-yi Kebir rivayet etti Ebi Malik ten ve Ebi Salih ten, / onlar rivayet eder İbn-i Abbas tan ve de Merre den /

175 155 Ve / dahı rivāyat itdiler. İbn-i Derestūya Ebū Na īm-ıla Kelbī tarīkından, / (18) ol Ebī Sālıh dan, / ol İbn-i Abbās dan / bu tarīk evvelki tarīkdan yigrekdür ve hem bu (19) (İKT-v. 167b/17, 18-s. 402). / o Ebi Salih ten, / o İbn-i Abbas tan / / Ş ol hadīsi kim Müslim rivāyat itdi Ebī Tāhir den, / (7) ol Ebū Hān-ı Havlānī den, / ol Ebū Abdu rrahmāni bni Cebelī den / kim Abdu llahi bni Amri bni Ās eydür: (İKT-v. 5b/6, 7-s. 130). / Şu hadisi ki Müslim rivayet etti Ebi Tahir den, / o Ebu Han-ı Havlani den, / o Ebu Abdurrahmani bni Cebeli den / / Bu hadīsi Nesāyī çıkardı (11) Ebī Üsāme tarīkından. / (İKT-v. 172a/10, 11-s. 411). / Bu hadisi Nesayi çıkardı Ebi Üsame yolundan. / / İmām Ahmed nakl eyledi, Ebū Abdu r-rahmān-ı Nisā ī den / ki / tefsīrde nakl eyledi Abdu llāhi bni Muhammed den, / (9) ol dahı nakl eyledi Yezīdi bni Hārūn dan, / ol dahı nakl eyledi Asbaġı bni Zeyd den, / ol dahı nakl (10) eyledi Kāsımı bni Ebī Eyyǖb den, / ol dahı nakl eyledi Sa īdi bni Cübeyr den /, ol eyitdi: (İKT-v. 111a/8, 9, 10-s. 312). / İmam Ahmet nakleyledi Ebu Abdurrahman-ı Nisaâî den / / yorumda nakleyledi Abdullahi bni Muhammet ten, / o da nakleyledi Yezidi bni Harun dan, / o da nakleyledi Asbagı bni Zeyt ten, / o da nakleyledi Kasımi bni Ebi Eyyüp ten, / o da nakleyledi Saidi bni Cübeyr den / / Ādem bin Ebī Eyas dan ol rivāyat ider Ebū Alī Servān dan / -ki Ömer bin Abdül azīz üñ (16) kulı-y-ıdı-: (İKT4/1-v. 185b/15-s. 574). / Adem bin Ebi Eyas tan o rivayet eder Ebu Ali Servan dan / / Gine ancılayın rivāyat olundı Ebū Bekr bin İyāş dan, dahı Şāfi ī (10)den, dahı nice gişilerden / ki, mecmū ulamā ittifāk bunuñ üzerine idüp dururlar kim (11) eyimme-i adıldan dahı Hulafā-i Rāşidīn den, dahı eyimme-i mehdiyīnden birisi Ömer bin Abdül azīz dür. (İKT4/1-v. 192a/9, 10-s. 584). / Gine öylece rivayet olundu Ebu Bekir bin İyaş tan, ve Şafii den, ve nice kişilerden / / Tabarānī rivāyat ider Ebū Dāvūd dan / kim: Tāvūs oġlanlarına: İy oġlancuklarum! (4) / Sāhıb-ı akılla musāhabat idüp anlara mensūb oluñ anlardan

176 156 degülseñüz de. / Ve / (5) cāhıllar-ıla musāhabat idüp anlara mensūb olmañ anlardan degülseñüz dahı. / dirdi. (İKT4/1-v. 210b/3, 4, 5-s. 617). / Tabarani rivayet eder Ebu Davut tan / ve hem bu (19) tarīkda vardur kim / bu kıssanuñ nazmını ve nesrini kemāli-yile nakl iden Ebū Bekr idi, (20) Rasūlü llāh huzūrında / ve / dahı rivāyat itdi Ebū Na īm Ahmedi bni İshāk-i Hıtāmī Aliyyi bni Hüseyni bni (21) Muhammed-i Mahzūmī den, / ol Ebū Hātem-i Sicistānī den, / ol Vehbi bni Cerīr den, / ol Muhammedi bni (1) İshāk dan, / ol Zührī den, / ol Sa īdi bni Müseyyeb den, / ol İbn-i Abbās dan / eytdi kim : (İKT-v. 167b/19, 20, 21; 168a/1-s. 402). / o Ebu Hatem-i Sicistani den, / o Vehbi bni Cerir den, / o Muhammedi bni İshak tan, / o Zühri den, / o Saidi bni Müseyyep ten, / o İbn-i Abbas tan / / Sevrī (19) rivāyat itdi Ebū İshāk dan, / bir rivāyat da Tabarānī rivāyat itdi andan / kim: (20) (İKT4/1-v. 145b/18, 19-s. 514). / Sevri rivayet etti Ebu İshak tan, / bir rivayet de Tabarani rivayet etti ondan / / Peyġāmbara merfūġ oldıġı hālda dahı Luhey a oġlı (20) rivāyet itdi, Ebū Kubeyl den / ve / ol rivāyet itdi Muhib den / ki Muhib eyitdi: (İKT4/2-v. 296a/19, 20-s. 263). / Peygambere yükseltildiği durumda da Luheya oğlu rivayet etti Ebu Kubeyl den / / o rivayet etti Muhip ten / / Beyhakī rivāyat (7) ider Ebū Nasra dan / ki, ol eydür: (İKT4/1-v. 28b/6, 7-s. 327). / Beyhaki rivayet eder Ebu Nasra dan / Ve / dahı (4) habar virdi bize Ebū l- Abbās-ı Ahmedi bni Ebī Tālib Ca feri bni Aliyi Hemedānī den, / ol Ebū Tāhir (5) Ahmedi bni Muhammedi bni Sülfī den, / ol Ebū Abdi llāh-ı Zehebī den, / ol Hasanı bni Ebī Bekir (6) Hallāl dan / ol Muhammedi bni Ahmedi bni İbrāhīm-i Razī dan, / ol Ebü l Fazl-ı Muhammedi bni Ahmedi bni (7) Īsā-yı Sa dī den, / ol Ebü l-kāsım Ubeydu llāhi bni Ahmedi bni Aliyy-i Mukrī den, / ol dahı (8) Derestūye-i Nehavī den, / ol İsmā īli bni İbrāhīm-i Sa dī den ki Kazı Fārisi di, / ol Süleymāni bni (9) Seyf-i Tāyī dan ki Ehl-i Harrān dandur, / ol Sa īdi bni Bezeyġī dan, / ol Muhammedi bni İshāk dan, / (10) ol Hasani bni Ebi l-hasan-ı Basrī den / eytdi kim (İKT-v. 168a/3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10-s. 402).

177 157 / o Ebu Tahir Ahmedi bni Muhammedi bni Süfli den, / o Ebu Abdullah-ı Zehebi den, / o Hasani bni Ebi Bekir Hallal dan, / o Muhammedi bni Ahmedi bni İbrahim-i Razi den, / o Ebü l-fazl-ı Muhammedi bni Ahmedi bni İsa-yı Sadi den, / o Ebü l-kasım Ubeydullahi bni Ahmedi bni Aliyy-i Mukri den, / o da Derestuye-i Nehavi den, / o İsmaili bni İbrahim-i Sadi den [ ], / o Süleymani bni Seyf-i Tayi den [ ], / o Hassani bni Ebi l-hasan-ı Basri den / / Hāris rivāyat ider Ebū Vāyıl dan /: Huzeyfe den işitdüm ki: Ashāb-ı Muhammed den uluları (11) bildiler kim, / ol yakındur Allāh a vesīle cihetinden /. (İKT4/1-v. 146a/11-s. 514). / Haris rivayet eder Ebu Vayıl dan / / İbn-i Ebī Hātim rivāyat itdi, (19) Ebū Zer a dan, / ol Osmāni bni Ebī Şeybe den, / ol Cerīr den, / ol Sa īd den / kim İbn-i (20) Abbās eyitdi: / Ādem Dahnā adlu yire düşdi, Mekke ile Tā if arasında. / (İKT-v. 34b/18, 19, 20-s. 181). / İbn-i Ebi Hâtim rivayet etti Ebu Zera dan, / o Osmani bni Ebi Şeybe den, / o Cerir den, / o Sait ten / / Tirmīdī bir vech-ile dahı rivāyat eyledi Emāre bin Umeyr den / ki: (İKT4/1- v. 18b/10-s. 310). / Tirmidi bir sebeple dahi rivayet eyledi Emare bin Umeyr den / Rāvī eydür: / Leys (19) yazdı Hişāmi bni Urve ye atasından, / ol Esmā bint-i Ebū Bekr den / kim Esmā eyitdi: (20) / Gördüm Zeydi bni Amr ı / öri turup arkasını Ka be ye virüp eydürdi: (İKT-v. 175a/18, 19, 20-s. 416). / o Ebu Bekir kızı Esma dan / / Mehdī bin Meymūn rivāyat ider Ġaylān bin Cerīr den / ki / [ol dahı] Ubeyd bin Ömer den /: (İKT4/1-v. 66b/1-s. 389). / Mehdi bin Meymun rivayet eder Gaylan bin Cerir den / / [o da] Ubeyd bin Ömer den / Ebū Huseyme oġlı Ebū Bekir eydür: / Ma īn oġlı Yahyā habar virdi Ġuyār oġlı Abdullāh dan, / ol (7) Süfyān-ı Sevrī den, / ol Zeyd oġlı Ali den, / ol Müseyyeb oġlı Sa īd den /: Tañrı Taālā nuñ kavlına (İKT4/2-v. 297a/6, 7-s. 264). / Main oğlu Yahya haber verdi Guyar oğlu Abdullah tan, / o Süfyan-ı Sevri den, / o Zeyt oğlu Ali den, / o Müseyyep oğlu Sait ten /

178 158 Rāvī eydür: / Zeyd rücū idüp Mekke ye geldi, ş ol (10) halda / kim eydürdi: İy Çalabum! / Ben senüñ itā atuñ üzerine kāyım olmışamdur hak olduġuñ cihetden /, (11) saña ibādet idüben saña kullık eyleyüben senden eylük taleb iderin, muhāl istemezin, saña ibādet (12) iden-ile uyuyan bir degüldür. / Ben īmān getürdüm her nesneye / kim İbrāhīm īmān getürdi. (İKT-v. 174a/9, 10, 12-s. 414). / ben senin emrine göre davrandığım için ayakta durabiliyorum doğru olduğun nedenden / / Nidâ geldi Hak Ta âlâ cânibinden / ki bu (13) pâdişâh dervîşleri sevmeg-ile cennete girdi ve bu dervîş pâdişâh tekarrübi-y-le cehenneme (14) girdi. (GT-v. 6b/12-s. 157). / Ses geldi Hak Taâlâ tarafından / / Nite ki rivāyet olundı Hālid-i Ka neyi (10) oġlından / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 320a/9, 10-s. 306). / Nasıl ki rivayet olundu Halid-i Kaneyi oğlundan / Muhammedi bni Hātemi bni Hayyān eyitdi: / Bize habar virdi Ömeri bni Sa īdi t-tāyī (13) Menīh de / ol rivāyat itdi, Hāmidi bni Yahyā Belhī den, / ol Süfyān dan, / ol Mutarrıfı bni Tarīf dan (14) ve Abdu l-meliki bni Ebcer den, / bu iki sālıh şeyh rivāyat itdiler Şa bī den /, ol eyitdi: (İKT-v. 105b/12, 13, 14- s. 303). / o rivayet etti Hamidi bni Yahya Belhi den, / o Süfyan dan, / o Mutarrıfı bni Tarif ten ve Abdulmeliki bni Ebcer den, / bu iki dinin emrettiklerine uygun davranan şeyh rivayet ettiler Şabi den / / Medāyinī rivāyat ider Hasan-ı Basrī den /: (9) / Beni yakdı Haccāc uñ işbu sözleri / kim: Allāh ta ālā bize virdügi ömrüñ iy dirīġā ki, (10) bir sā atın gendü emr itdügi yirde geçürmedüñ; tā kim kıyāmat güninde dīdārın görmege (11) lāyık olavuz (İKT4/1-v. 142b/8, 9-s. 509). / Medayini rivayet eder Hasan-ı Basri den / Ammā kürsī, / Muhammedi bni Cerīr rivāyat (6) itdi Hasan-ı Basrī den /: Kürsī ve arş ikisi birdür. (İKT-v. 7b/5, 6-s. 134). / Muhammedi bni Cerir rivayet etti Hasan-ı Basri den / Ya nī / ben Allāh a sıġınuram, her mütekebbirüñ (4) şerrinden / kim kıyāmet günine īmān getürmeye. (İKT-v. 98a/3, 4-s. 289).

179 159 / ben Allah a sığınırım her kibirlinin kötülüğünden / Vâh ki ölü yine dirilüp kabilesi arasına geleydi, / mîrâs-hôralara mîrâs (3) döndürmek gussası ziyâde olaydı hısımları öldüginden /. (GT-v. 39b/2, 3-s. 180). / mirasyedilere aldığı mirası geri vermek üzüntüsü fazla olaydı akrabaları öldüğünden /. / Buhārī-rahmatu llāhi aleyhi- nakl eyledi Humeydī den, / ol (18) dahı nakl eyledi Süfyān dan, / ol dahı nakl eyledi Amri bni Dīnār dan, / ol dahı nakl (19) eyledi Sa īdi bni Cübeyr den / kim ol eyitdi: (İKT-v. 107b/17, 18, 19-s. 307). / Buhari-Allah ın rahmeti onun üzerine olsun- nakleyledi Humeydi den, / o da nakleyledi Süfyan dan, / o da nakleyledi Amri bni Dinar dan, / o da nalkeyledi Saidi bni Cübeyr den / / Aliyyi bni (21) Ebī Talha rivāyat itdi İbn-i Abbās dan / kim / rūh bir feriştedür, kalan feriştehlerden ulu. / (İKT-v.23b/20, 21-s. 163). / Aliyyi bni Ebi Talha rivayet etti İbn-i Abbas tan / / Tabarānī rivāyat ider İbn-i Abbās dan / kim / Mūsā hac (14) itdi kızıl öküz üzerinde /, bu söz garībdür. (İKT-v. 120b/13, 14-s. 327). / Tabarani rivayet eder İbn-i Abbas tan / Ve / hem İbn-i Cerīr dahı bu kavlı ihtiyār itdi, İbn-i (10) Abbās dan ve Ikrime den / ve Mücāhid den rivāyat olundı kim şehādet iden (11) erinüñ hısımı idi. (İKT-v. 80b/9, 10-s. 259). / hem İbn-i Cerir dahi bu sözü seçti İbn-i Abbas tan ve Ikrime den / / İbn-i Asākir rivāyet ider İbn-i Cerrāh dan, / ol dahı Hazret-i Rasūl dan / ki (20) eyitdi: / Benüm ümmetüm arasında adl götürülmez ta anlara Benī Ümeyye den bir gişi halīfa olmayınca. / (İKT4/2-v. 265b/20-s. 211). / İbn-i Asakir rivayet eder İbn-i Cerrah tan, / o da Hazret-i Resül den / / Buhārī hikāyat ider İbn-i Cüreyh den / ki: Ubeyd bin (6) Ömer den öñdün vefāt itdi. (İKT4/1-v. 66b/5-s. 389). / Buhari anlatır İbn-i Cüreyh ten / / Hamīdī rivāyat ider İbn-i Münkedir den / ki: (İKT4/1-v. 52b/1-s. 365). / Hamidi rivayet eder İbn-i Münkedir den / / Ebū Ya la ve Müslim rivāyat idüp dururlar İbn-i Ömer den / ki: İbn-i Ziyād uñ üzerine girüp (İKT4/1-v. 17b/16-s. 308).

180 160 / Ebu Yala ve Müslim rivayet etmişlerdir İbn-i Ömer den / Sahīh ında gelmişdür kim / (3) İmām Mālik rivāyat itdi İbn-i Şehāb dan, / ol Sālim den / kim / Abdu llāhi bni Muhammedi bni Ebī Bekri bni Ömer e (4) habar virdi Āyişe den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- aña eyitdi: / Görmedüñ mi senüñ (5) ş ol vakt / kim Ka be yi yapdılar? (İKT-v. 66b/3, 4, 5-s. 234). / İmam Malik rivayet etti İbn-i Şehap tan, / o Salim den / / Abdullahi bni Muhammedi bni Ebi Bekri bni Ömer e haber verdi Ayişe den / / Tabarānī rivāyat ider İbrāhīm-i Teymī den / ki: (16) Şüreyh: / Zālımlar bilse gerek her kimüñ hakkın naks itdilerse. / Ve dahı: / Zālım muntazırdur ikāba, / (17) mazlūm muntazırdur nusrata / dirdi. (İKT4/1-v. 79b/15, 16, 17-s. 409). / Tabarani rivayet eder İbrahim-i Teymi den / / Bu söze delālet ider ş ol hadīs / (2) kim / A maş rivāyat itdi İbrāhīmi bni Yezīd den, / ol atası Yezīd-i Teymī den / kim Ebū Zer eyitdi, (İKT-v. 68b/1, 2- s. 238). / Amaş rivayet etti İbrahim bni Yezit ten, / o babası Yezid-i Teymi den / Rāvī eydür: Kaçan sen bir heybetlü pādışāh [35a] (1) katına varup anuñ hışmından korksañ üç gez eyit: / Allāh uludur, ġālıbdur cemī-i halkdan / (2) Dahı ben korkduġumdan Allāh a sıġınurın insden ve cinden ve kuluñ fulānuñ şerrinden. / (3) Anuñ ki, / yir gök zā ıl olmasından dutıçı oldur gök yire düşmesin diyü /. (İKT4/1-v. 35a/1, 2, 3-s. 338). / Dahi ben korktuğumdan Allah a sığınırım insandan ve cinden ve kulun fülanın kötülüğünden. / / Buhārī Kitāb-ı bed -i halk da rivāyat ider, Īsā bni Mūsā Ġuncār dan, / ol Rakabe den, / (9) ol Kaysi bni Müslim den, / ol Tārıkı bni Şihāb dan / kim - Ömeri bni Hattāb eydür: (İKT-v. 4a/8, 9-s. 127). ( Buhari Yaratılışın Başlangıcı Kitabı nda rivayet eder İsa bni Musa Guncar dan, / o Rakabe den, / o Kaysi bni Müslim den, / o Tarıkı bni Şihab dan / Zīrā bundan öñdin çok vakt olurdı kim, / namāz te hīr olınurdı, (2) iş çoklıġından ve çok şuġuldan /. (İKT4/1-v. 180b/1, 2-s. 565). / namaz ertelenirdi iş çokluğundan ve çok dertlerden /. İbn-i Cerīr eydür: Kalemden soñra rakīk bulut yaradıldı, andan soñra (21) arş yaradıldı, huccatları ş ol hadīsdür kim / İmām Ahmed ve Ebū Dāvūd ve Tirmīdī

181 161 rivāyāt itdiler, (1) İyādeti bni Sāmıt dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 5b/21-s. 130). / İmam Ahmet ve Ebu Davut ve Tirmidi rivayet ettiler, İyadeti bni Samıt tan / / Lākin anı (21) takvā men eyledi, kardaşına el uzatmakdan. / (İKT-v. 39a/20, 21- s. 188). / Ancak onu Allah korkusu engelledi kardeşine el uzatmaktan. / / Dahı rivāyat olundı (11) Katāde den ve Süvār bin Abdullāh dan ve Ubeyd bin Hassān dan ve Mu āz bin Mu āz Anberī den / (12) ve ashāb-ı hadīsden çok gişi sayup cümlesinden birisi Ebū Ubeyd idi, İshāk bin (13) Rāheveye idi kim: Bu cāyızdur didi. (İKT4/1-v. 189b/10, 11-s. 580). / Bundan başka rivayet olundu Katade den ve Süvar bin Abdullah tan ve Ubeyt bin Hassan dan ve Muaz bin Muaz Anberi den / Ol (21) gişi: / Sizi kurtarduk kullaruñuz elinden ve ashāb-ı Muhtār dan / didi. (İKT4/1-v. 11a/21-s. 298). / Sizi kurtardık kullarınızın elinden ve Muhtar ın arkadaşlarından / / Bu hadīsi Tirmizi dahı rivāyet (14) itdi Mahmūdi bni Ġaylān dan /, ol Ebū Dāvūd-ı Tabālisī den rivayet itdi. (İKT4/2-v. 296b/13, 14-s. 264). / Bu hadisi Tirmizi de rivayet etti Mahmudi bni Gaylan dan / / Ebū l-kāsım Beġavī rivāyat ider Mansūr bin Zādān dan /: (13) (İKT4/1-v. 52b/12-s. 366). / Ebu l-kasım Begavi rivayet eder Mansur bin Zadan dan / Ebū Dāvūd-ı Tabālısī eydür: / Fazl oġlı Kāsım rivāyet itdi Māzinī Rāsī (8) oġlı Yūsuf dan / ki: (İKT4/2-v. 296b/7, 8-s. 263). / Fazl oğlu Kasım rivayet etti Mazini Rasi oğlu Yusuf tan / / Ahmed rivāyet ider Meymūn dan / ki eyitdi: / Gişi hālıs halāl yimez hattā gendü-y-ile (3) harām arasında halālı hicāb itmeyince. / (İKT4/2-v. 239b/2, 3-s. 167). / Ahmet rivayet eder Meymun dan / / Abdullāh rivāyet itdi Meymūn dan / ki, eyitdi: Ne begi bil ne begi (8) bileni bil. (İKT4/2-v. 239b/7-s. 168). / Abdullah rivayet etti Meymun dan /

182 162 / İmām Ahmed rivāyet ider (10) Mi mer den, / ol dahı Meymūn b. Mihrān dan / ki, eyitdi: (İKT4/2-v. 239a/9, 10-s. 167). / İmam Ahmet rivayet eder Mimer den, / o da Meymun b. Mihran dan / / Ebū Zür a rivāyet ider Mi mer den, / ol dahı Zührī den / ki eyitdi: Ālim (2) üzerine okumaġ-ıla diñlemek barabardur. (İKT4/2-v. 257a/1-s. 196). / Ebu Züra rivayet eder Mimer den, / o da Zühri den / / Yine Cerīr nakl ider Muhālid oġlı Süleymān dan / ki: / Mansūr diledi (5) Ebū Hanīfe yi / ki Nu mān b. Sābit dür- Baġdād a kāzī ola. (İKT4/2-v. 335a/4, 5-s. 329). / Yine Cerir nakleder Muhalit oğlu Süleyman dan / / İmām Ahmed bu kavlı ihtiyār itmişdür Muhammedi bni Cerīr ve müteahhırlardan /; bir tā ife dahı bu kavlı (9) ihtiyār itmişlerdür, (İKT-v. 8b/8- s. 136). / İmam Ahmet bu sözü seçmiştir Muhammedi bni Cerir ve sonra gelenlerden / Tabarānī Mu cem-i Kebīr inde eydür: / Muhammedi bni Süddi bni Mihrān Nākıdi l-baġdādī (5) habar virdi bize, Muhammedi bni Hassān-ı Teymī den, / ol Muhammedi bni Haccān dan, / ol Mücādil den, / ol (6) Şa bī den, / ol İbn-i Abbās dan (r.a.)- / eydür: (İKT-v. 167a/4, 5, 6-s. 400). / o Muhammedi bni Haccan dan, / o Mücadil den, / o Şabi den, / o İbn-i Abbas tan (r.a.)- / ve dahı / Muhammedi bni Cerīr hikāyet Muhammedi bni İshāk dan / kim Allāhu Ta ālā evvel nūrı ve zulmeti halk (3) itdi, andan soñra nūr ve zulmeti karañu gice kıldı ve nūrı (4) aydın gündüz kıldı. (İKT-v. 6a/2-s. 131). / Muhammedi bni Cerir hikaye [eder] Muhammedi bni İshak tan / / Ammā Beyhakī ile İbn-i Asākir bir vech-ile dahı rivāyat eylediler Muhammedi bni (14) Īsī hadīsinden /, didiler kim / Muhammedi bni Sa īd-i Kuraşī habar virdi atasından, / ol Aliyyi bni (15) Süleymān dan, / ol Aliyyi bni Abdi llāh dan, / ol Abdu llāhi bni Abbās dan / kim Cārūd ibni Abdi llāh (16) geldi, (İKT-v. 170b/13, 14, 15-s. 408). / Ama Beyhaki ile İbn-i Asakir bir sebeple de rivayet eylediler Muhammedi bni İsa hadisinden / / Muhammedi bni Said-i Kuraşi haber verdi babasından, / o

183 163 Aliyyi bni Süleyman dan, / o Aliyyi bni Abdullah tan, / o Abdullahi bni Abbas tan / / Taberānī rivāyat Muhammedi bni Osmāni bni (12) Ebī Şeybe den, / ol Müncābi bni Hāris den, / ol İbrāhīmi bni Yūsuf dan, / ol Ziyādi bni Abdu llāh dan, / ol Leys den, / (13) ol Abdu l-meliki bni Sa īdi bni Cübeyr den /, ol İbn-i Abbās dan rivāyat itdi kim (14) Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKTv. 8a/11, 12-s. 135). / Taberani rivayet [etti] Muhammedi bni Osmani bni Ebi Şeybe den, / o Müncabi bni Haris ten, / o İbrahimi bni Yusuf tan, / o Ziyadi bni Abdullah tan, / ol Leys ten, / o Abdulmeliki bni Saidi bni Cübeyr den / delīl oldur ki / (11) Bezzāz rivāyat eyledi isnād-ıla Yahyā bni Mu allāb ni Mansūr dan, / ol Muhammedi bni s-salt dan, / (12) ol Kays dan, / ol Sālim den, / ol Sa īdi bni Abbās dan / ki eytdi: (İKT-v. 163a/11, 12-s. 394). / o Muhammedi bni s-salt tan, / o Kays tan, / o Salim den, / o Saidi bni Abbas tan / / Ammā ol hadīs kim Buhārī rivāyat itdi Muhammedi bni Teymī den / kim atası Ebū Zer den rivāyat itdi kim bir gün güneş tolunduġı (5) vakt Rasūlü llāh (s. a.v. )- Ebū Zer e eyitmiş: (İKT-v. 17b/3-s. 151). / Ama o hadis ki Buhari rivayet etti Muhammedi bni Teymi den / / Hatīb-i Baġdādī rivāyet ider Muttalib b. Ukāşe-yi Baġdādī Müzenī den / ki: / Ebū Muhammed-i Hādī ye (18) tanukluġa varduk bir kimse üzerine / ki Kureyş e sögüp Hazret-i Risālet i sallāhu aleyhi ve sellem- (19) yaramaz añdı-y-ıdı. (İKT4/2-v. 378a/17, 18-s. 408). / Hatip-i Bağdadi rivayet eder Muttalip b. Ukaşe-yi Bağdadi Müzeni den / / Hāfızı bni Asākir rivāyat itdi (9) Mücāhid den / kim Ādem çünkim günāh işledi, / Allāhu Ta ālā buyurdı iki ferişteye / (10) Ādem i ve Havvā yı gendünüñ konşılıġından çıkaralar. (İKT-v. 34b/8, 9, 10-s. 181). / Hafızı bni Asakir rivayet etti Mücahit ten / / Bu dahı rivāyat (4) olundı Mücāhid den / ki: (İKT4/1-v. 30b/3, 4-s. 330). / Bu da rivayet olundu Mücahit ten / / Çok hadīsler dahı rivāyat idüp dururdı nice sahāba (11) cemā atından. / (İKT4/1-v. 175a/10, 11-s. 557).

184 164 / Çok hadisler dahi rivayet etmişti nice dostlar topluluğundan. /, eytdüm: / Baña habar vir (2) ol gelecek Rasūl den. / (İKT-v. 165b/1, 2-s. 398). / Bana haber ver o gelecek Peygamber den. / Anlar eytdiler: / (3) Ol gişiye soruñ, ol kavmdan / kim evvel zamānda geçmişdür kimse anlaruñ ne itdügüni bilmez (4) ve / dahı soruñ ol gişiden / kim yir yüzinde tavāf idüp maġrıbı ve maşrıkı kim tutmışdur? (İKT-v. 145b/3, 4-s. 367). / O kişiye sorun o kavmden / / dahi sorun o kişiden / / İbnü Cerīr rivāyat ider (18) Ömer den, / Ömer Alī den, ya nī Muhammed Medāyinī oġlından / ki: (İKT4/1-v. 165b/17, 18-s. 543). / İbnü Cerir rivayet eder Ömer den / / Abdürrezzāk (3) habar virdi Ömeri bni Abdil azīz den / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 256b/2, 3-s. 195). / Abdürrezzak haber verdi Ömeri bni Abdilaziz den / / Bu sābıt olur durur Ömer İbn-i Hattāb dan / ki: (İKT4/1-v. 27b/7-s. 325). / Bu ispat edilmiştir Ömer İbn-i Hattap tarafından / / İbnü Ebī d-dünyā rivāyat ider Ömer üñ hatunı Fātıma dan / ki - Abdülmelik kızıdur- ol eyitdi: (İKT4/1-v. 196b/6-s. 592). / İbnü Ebi d-dünya rivayet eder Ömer in hatunu Fatıma dan / / Sabâh olınca aslâ râhat olmadı perîşân (10) sözler söylemekden / ki; fülân enbâzum Türkistân a gitdi ve bu kadar kumâş (11) Hindûstân a göndürdüm ve bu kadar gulâmum fülân iklîme gönderdüm ve fülân (12) nesneye fülân kişi boyundur. (GT-v. 38a/9, 10-s. 178). / Sabah olunca asla rahat olmadı karışık sözler söylemekten / / Ebū Hüreyre rivāyat kılur, Rasūl Hazratı ndan / ki eytdi: Himyer iye sögmeñ ki evvel Ka be yi (5) ol örtdi ve müsülmān oldı. (İKT-v. 155b/4-s. 383). / Ebu Hüreyre rivayet eder Peygamber Hazreti nden / / ol Abbās eyitdi, Rasūlü llāh Evzā ī dan, / (6) ol Atā dan / kim İbn-i Abbās eyitdi (İKT-v. 24a/5, 6-s. 163). / o Abbas söyledi Rasulü llāh Evza i den, / o Ata dan / Dahı eydürdi ki: Gerekdür ki / gişinüñ Allāhu Ta ālā dan (12) havfı artuk ola recāsından /. (İKT4/2-v. 432b/11, 12-s. 504).

185 165 / kişinin Allahu Taâlâ dan korkusu fazla ola isteğinden /. / İmām (18) Ahmed rivāyat [ider] Rüfā a bin Şeddād dan. / (İKT4/1-v. 22a/17, 18-s. 316). / İmam Ahmet rivayet [eder] Rüfaa bin Şeddat tan. / Levi sāfī (3) olmakda ve tatlu olmakda, bu degil kim hakīkata uçmakdan çıka, / nitekim Tirmīdī rivāyat itdi, (4) Sa īdi bni Ās tarīkından / kim Ebū Hüreyre eyitdi kim: (İKT-v. 15a/3, 4-s. 147). / nitekim Timidi rivayet etti Saidi bni Âs yolundan / / Muhammedi bni Cerīr-i Taberī tārihinde rivāyat itdi, Sa īdi bni Cübeyr den / (20) kim / İbn-i Abbās a sordılar, Allāhu Ta ālā nun kavlından / kim: (İKT-v. 7b/19, 20-s. 135). / Muhammedi bni Cerir-i Taberi tarihinde rivayet etti Saidi bni Cübeyr den / / İbn-i Abbas a sordular Allahu Taâlâ nın sözünden / Şimdiki hālda halīfa eydür: / Ben bu bābda bir hadīs işidüp dururdum. Sa īdi bni (12) Müseyyeb den / ki emīre l-mü minin Ömer den nakl iderdi. (İKT4/2-v. 258a/11, 12-s. 198). / Ben bu konuda bir hadis işitmiştim Saidi bni Müseyyep ten / / Asma ī rivāyet ider (21) Süfyān b. Uyeyne den / ki: (İKT4/2-v. 219b/20, 21- s. 134). / Asmai rivayet eder Süfyan b. Uyeyne den / / Rebī rivāyat [ider] Şafī ī den / (9) ki: Sa īd üñ hadīsde irsāli benüm katumda hasendür didi. (İKT4/1-v. 130b/8-s. 489). / Rebi rivayet eder Şafii den / / Ben utanmayayın mı şol Allāh dan / kim (14) her nefs anuñ kudratı elindedür? (İKT4/2-v. 236a/13-s. 162). / Ben utanmayayım mı şu Allah tan /, Zeydi bni Amr eyitdi: İy kardaşum oġlı! / Ben yimezin ş ol nesneden / ki nusub üzerine ola. (İKT-v. 174a/18-s. 414, 415). / Ben yemem şu şeyden / İbn-i Ömer den rivāyat olınur ki eytdi: Īsā Āleyhi s-selām- oġlancuklar-ıla (15) oynar-ıdı, ve bunlara habar virürdi kim / atañuz size buncılayın ve buncılayın nesne sakladı ta āmdan /. (İKT-v. 140a/15-s. 358, 359).

186 166 / babanız size bunun gibi ve bunun gibi şey sakladı yemekten /. / Kuteybe rivāyat ider Tāvūs dan / kim: / Yigidüñ dīnde yolı toġrı (11) olmaz; mādām ki evlenmeye. / (İKT4/1-v. 213a/10, 11-s. 621). / Kuteybe rivayet eder Tavus tan / / Hadīs dahı rivāyat itdi Temīm-i (5) Dārī den. / (İKT4/1-v. 171a/4, 5-s. 551). / Hadis de rivayet etti Temim-i Dari den. / / Rivāyat oldı (21) Muhammedi bni l-müşnī den, / ol Ubeydi bni Vākıd dan, / ol Muhammedi bni Īsā bni Kīsān dan, / ol Muhammedi bni l-münkedir den, / ol (1) Cābir den / kim (İKT-v. 16a/20, 21; 16b/1-s. 149). / o Ubeydi bni Vakıt tan, / o Muhammedi bni İsa bni Kisan dan, / o Muhammedi bni l-münkedir den, / o Cabir den / / Abdurrezzak rivāyet ider Veheb den / kim: (12) (İKT4/2-v. 231a/11-s. 154). / Abdurrezzak rivayet eder Vehep ten / / Ebū Bekr bin Ebī Haysime (10) rivāyat ider Yahyā bin Bekir den, / ol rivāyat ider Leys den, / (11) eydür kim: (İKT4/1-v. 185b/9, 10-s. 573). / Ebu Bekir bin Haysime rivayet eder Yahya bin Bekir den, / o rivayet eder Leys ten / / Müslim bu hadīsi Sahīh ında Kitāb-ı Fiten de rivāyat itdi; Ya kūbi bni İbrāhīm Devrakī dan (18) ve Haccāci bni Sa ir den, / ol ikisi Ebī Āsım-ı Nebīl den, / ol Urve den, / ol Ulyā dan, / ol Ebī (19) Zeyd-i Ensārī den, / ol Rasūlü llāh dan geçen hadīs gibi. / (İKT-v. 4a/17, 18, 19-s. 128). / Müslim bu hadisi Sahih inde Fitneler Kitabı nda rivayet etti Yakubi bni İbrahim Devraki den ve Haccaci bni Sa ir den, / o ikisi Ebi Âsım-ı Nebil den, / o Urve den, / o Ulya dan, / o Ebi Zeyd-i Ensari den /, İbn-i Abbās didi kim Rasūlü llāh (5) (s. a.v. )- eyitdi: / Allāh Ta ālā sizi nehy ider yalıncak olmakdan. / Pes imdi utanıñ Allāh Ta ālā nuñ (6) feriştehlerüñden / kim sizden hīç ayrılmazlar; illā üç hāletde: (İKT-v. 28a/5, 6- s. 170). / Allah Taâlâ sizi yasaklar çıplak olmaktan. / Öyle ise şimdi utanın Allah Taâlâ nın meleklerinden / melā ike eytdiler: Yā Meryem! / (8) Allāhu Ta ālā seni ihtiyār itdi ālemüñ hatunları üzerine; / dahı seni mutahhar kıldı yaramaz (9) hulklardan / ve saña

187 167 gökçek sıfatlar ve eyü hulklar virdi; dahı / berī kıldı seni şehevāt-ı (10) dünyādan yimekde ve içmekde ve geymekde / -ki Meryem hācat mıkdārı isti māl (11) iderdi. (İKT-v. 138b/8, 9, 10-s. 356). / üstelik seni temizlenmiş kıldı yaramaz huylardan / Andan başladı ki / Hammādi bni Seleme (17) habar virdi Yezīd-i Rakkāşī den / ol dahı Enesi bni Mālik den / ki Rasūl Hazreti buyurdı ki: (18) (İKT4/2-v. 418b/16, 17-s. 480). / Hammadi bni Seleme haber verdi Yezid-i Rakkaşi den / o da Enesi bni Malik ten / / İmām-ı Ahmed rivāyat ider, Yezīdi bni Hārūn dan ve (20) Affān dan / bu ikisi dahı Hamādi bni Seleme den, / ol Aliyyi bni Zeyd den / kim Ebū Sa īd Huzrī eydür: / Rasūlü llāh (s. a.v. )- bize hutbe okıyıvirdi, ikindi namāzından soñra tā güneş tolınmaġa yakın (1) olınca /; hıfz iden itdi, unıdan unıtdı. (İKT-v. 4a/19, 20-s. 128). / İmam-ı Ahmet rivayet eder Yezidi bni Harun dan ve Affan dan / bu ikisi de Hamadi bni Seleme den, / o Aliyyi bni Zeyd den / / Ş ol hadīs kim İmām Ahmed rivāyat itdi, Yezīdi bni Hārūn dan, / ol Avvāmi bni (7) Cevşeb den, / ol bir şeyhden / kim sāhil-i bahrda murābıt idi. (İKT-v. 13a/6, 7- s. 144). / Şu hadis ki İmam Ahmet rivayet etti Yezidi bni Harun dan, / o Avvami bni Cevşep ten, / o bir şeyhten / / Beyhākī rivāyat itdi Yūnusu bni Bekir tarīkından, İbn-i İshāk dan / eydür: (İKT-v. 182b/19-s. 430). / Beyhaki rivayet etti Yunusi bni Bekir yolundan olan İbn-i İshak tan / / Ben saña habarluyın yüz biñ gişiden / ki, senüñ katuñda saña nasīhat iderler. (İKT4/1-v. 111b/21-s. 459). / Ben seni bilgilendireyim yüz bin kişiden / ; üçünci ol avratdur kim, Endelüs kapusı üzerinde (4) altında birez oturur kim, / aña nazar ider yüz fersah yirden /. (İKT4/1-v. 160b/4-s. 535). / ona bakar yüz fersah yerden /. / Tabarānī rivāyat itdi bu habarı bir ġayrı vech-ile (12) A meş den, / ol Zeyd bin Veheb den /: (İKT4/1-v. 146b/11, 12-s. 515).

188 168 / o Zeyt bin Vehep ten / / İmām Māliki bni Enes Mūtā adlu kitābında (16) rivāyat itdi Zeydi bni Ebī Enīse den, / ol Abdu l-hāmidi bni Abdu r-rahmāni bni l-hattāb dan, / ol Müslimi bni (17) Yesāri Cüheni bni den / kim / Ömeri bni Hattab a su āl itdiler, bu āyetden / kim Allāh Taālā buyurur: (İKT-v. 37a/15, 16, 17-s. 185). / İmam Maliki bni Enes Muta adlı kitabında rivayet etti Zeydi bni Ebi Enise den, / o Abdulhamidi bni Abdurrahmani bni l-hattap tan, / o Müslimi bni Yesari Cüheni bni den / / Ömeri bni Hattap a sordular bu ayetten /, Cābir den rivāyat itdi kim / Rasūl e (12) Aleyhi s-selām- sordılar Zeydü bni Amri bni Nüfeyl den /. (İKT-v. 175b/11, 12-s. 417). / Rasûl e ona selam olsun- sordular Zeydü bni Amri bni Nüfeyl den /. / Evzā ī rivāyet ider Zührī den / ki, eyitdi: / Ālimden edebin ögrenmek (14) sevgülü gelür baña ilmin ögrenmekden / didi. (İKT4/2-v. 257b/13, 14-s. 197). / Evzai rivayet eder Zühri den / / Ebū Hātim rivāyet ider Zührī den / ki: (İKT4/2-v. 258a/3-s. 198). / Ebu Hatim rivayet eder Zühri den / rivāyat/nakl itdi/ider dan ve rivāyat/nakl itdi/ider dan, ol dan, ol dan yapısındaki cümleler: (İKT-v. 5a/9, 10-s. 129), (İKT-v. 5a/16, 17-s. 129, 130), (İKT-v. 6a/12, 13, 14-s. 131), (İKT-v. 6b/6, 7-s. 132), (İKT-v. 7b/11-s. 134), (İKT-v. 9a/12-s. 138), (İKTv. 9b/4, 5-s. 138), (İKT-v. 9b/12, 13, 14-s. 138), (İKT-v. 10b/6, 7-s. 140), (İKT-v. 10b/13, 14-s. 140), (İKT-v. 11a/1, 2-s. 141), (İKT-v. 11a/6-s. 141), (İKT-v. 11b/1, 2, 3-s. 141), (İKT-v. 12a/8, 9-s. 142), (İKT-v. 13a/10, 11-s. 144), (İKT-v. 14b/16, 17-s. 146), (İKT-v. 14b/20, 21-s. 146, 147) (İKT-v. 15b/9-s. 148), (İKT-v. 17b/9- s. 151), (İKT-v. 18a/18-s. 152), (İKT-v. 19a/21; 19b/1-s. 154), (İKT-v. 19b/3-s. 154), (İKT-v. 20b/20, 21-s. 158), (İKT-v. 21a/1, 2-s. 158), (İKT-v. 21a/4-s. 158), (İKT-v. 21a/12, 13-s. 158), (İKT-v. 21b/3, 4, 5-s. 159), (İKT-v. 21b/14, 15, 16-s. 159), (İKT-v. 22a/2-s159), (İKT-v. 22b/19-s. 161), (İKT-v. 23a/4, 5-s. 161), (İKTv. 23a/7, 8-s. 161), (İKT-v. 23a/13, 14, 15-s. 162), (İKT-v. 23a/21; 23b/1, 2-s. 162), (İKT-v. 23b/21; 24a/1, 2-s. 163), (İKT-v. 24a/4, 5-s. 163), (İKT-v. 24b/1, 2- s. 164), (İKT-v. 24b/4, 5-s. 164), (İKT-v. 24b/8, 9-s. 164), (İKT-v. 24b/11-s. 164),

189 169 (İKT-v. 24b/19-s. 165), (İKT-v. 25a/1-s. 165), (İKT-v. 25a/20, 21; 25b/1-s. 166), (İKT-v. 26a/6-s. 167), (İKT-v. 26b/18, 19-s. 168), (İKT-v. 27b/9-s. 169), (İKT-v. 28a/12, 13-s. 170), (İKT-v. 28a/17, 18-s. 170), (İKT-v. 30b/6-s. 174), (İKT-v. 30b/8, 9-s. 174), (İKT-v. 30b/16, 17-s. 175), (İKT-v. 30b/21; 31a/1-s. 175), (İKTv. 31a/5, 6-s. 175), (İKT-v. 31a/11, 12-s. 175), (İKT-v. 31a/16, 17-s. 175), (İKTv. 34a/15, 16-s. 180), (İKT-v. 34b/1, 2-s. 181), (İKT-v. 35a/5, 6, 7-s. 182), (İKTv. 35a/15-s. 182), (İKT-v. 35b/8, 9-s. 183), (İKT-v. 36a/7, 8-s. 184), (İKT-v. 37a/7, 8-s. 185), (İKT-v. 37a/9, 10-s. 185), (İKT-v. 37b/19, 20-s. 186), (İKT-v. 38a/4-s. 186), (İKT-v. 38b/8-s. 187), (İKT-v. 39b/12, 13-s. 189), (İKT-v. 41a/8, 9- s. 191), (İKT-v. 42a/15, 16-s. 193), (İKT-v. 43a/12, 13-s. 195), (İKT-v. 45b/16, 17, 18-s. 199), (İKT-v. 49a/11, 12, 13-s. 205), (İKT-v. 49a/19, 20-s. 206), (İKT-v. 50a/2, 3, 4-s. 206), (İKT-v. 50a/8, 9-s. 206), (İKT-v. 51a/3, 4-s. 208), (İKT-v. 53a/12, 13-s. 212), (İKT-v. 54b/5, 6-s. 214), (İKT-v. 54b/11, 12, 13-s. 214), (İKTv. 56b/17, 18-s. 218), (İKT-v. 56b/20, 21; 57a/1-s. 218), (İKT-v. 57b/12, 13-s. 219), (İKT-v. 60b/5-s. 225), (İKT-v. 61a/3-s. 226), (İKT-v. 61a/6, 7-s. 226), (İKTv. 61b/8-s. 227), (İKT-v. 66a/14-s. 234), (İKT-v. 67a/21; 67b/1-s. 236), (İKT-v. 68b/13, 14-s. 238), (İKT-v. 69b/2-s. 240), (İKT-v. 69b/7, 8, 9, 10-s. 240), (İKT-v. 76a/10, 11-s. 252), (İKT-v. 84b/3, 4-s. 266), (İKT-v. 85b/8, 9-s. 268), (İKT-v. 87a/6-s. 270), (İKT-v. 87a/15, 16, 17-s. 270), (İKT-v. 87b/16, 17-s. 271), (İKT-v. 88a/14-s. 272), (İKT-v. 89a/4, 5-s. 273), (İKT-v. 91b/1-s. 277), (İKT-v. 91b/6, 7- s. 277), (İKT-v. 101a/3, 4, 5-s. 295), (İKT-v. 101b/19, 20-s. 296), (İKT-v. 106a/5, 6-s. 304), (İKT-v. 106a/16, 17, 18-s. 304), (İKT-v. 118a/4, 5-s. 322), (İKT-v. 119a/10, 11, 12-s. 324), (İKT-v. 126b/12, 13, 14-s. 336), (İKT-v. 133a/18-s. 347), (İKT-v. 142a/10-s. 362), (İKT-v. 142b/1, 2-s. 362), (İKT-v. 147b/19, 20, 21-s. 371), (İKT-v. 164b/15, 16-s. 397), (İKT-v. 171b/21; 172a/1-s. 410), (İKT-v. 172a/6-s. 410), (İKT-v. 175b/8, 9-s. 417), (İKT-v. 177b/15, 16, 17-s. 421), (İKTv. 182a/7, 8, 9-s. 429), (İKT4/1-v. 18a/13-s. 309), (İKT4/1-v. 20b/17, 18-s. 313), (İKT4/1-v. 22b/16-s. 317), (İKT4/1-v. 25b/6-s. 321), (İKT4/1-v. 27a/9-s. 324), (İKT4/1-v. 27b/5, 6-s. 325), (İKT4/1-v. 27b/17-s. 325), (İKT4/1-v. 27b/18, 19-s. 325), (İKT4/1-v. 28b/21; 29a/1-s. 327), (İKT4/1-v. 29a/8, 9-s. 327), (İKT4/1-v. 29b/10-s. 328), (İKT4/1-v. 29a/19-s. 328), (İKT4/1-v. 30b/1-s. 330), (İKT4/1-v. 30b/5, 6-s. 330), (İKT4/1-v. 30b/9, 10-s. 330), (İKT4/1-v. 30b/13-s. 330),

190 170 (İKT4/1-v. 30b/16, 17-s. 331), (İKT4/1-v. 34a/6-s. 336), (İKT4/1-v. 34a/9, 10-s. 336), (İKT4/1-v. 34b/5, 6-s. 337), (İKT4/1-v. 34b/14, 15-s. 337), (İKT4/1-v. 34b/17-s. 337), (İKT4/1-v. 35a/5, 6-s. 338), (İKT4/1-v. 35b/18, 19-s. 339), (İKT4/1-v. 49a/1, 2-s. 360), (İKT4/1-v. 52a/12-s. 365), (İKT4/1-v. 52a/13-s. 365), (İKT4/1-v. 54a/8-s. 368), (İKT4/1-v. 54b/18, 19-s. 369), (İKT4/1-v. 56a/13-s. 372), (İKT4/1-v. 56a/16-s. 372), (İKT4/1-v. 56b/2-s. 372), (İKT4/1-v. 56b/9-s. 373), (İKT4/1-v. 57b/15, 16-s. 375), (İKT4/1-v. 63b/10-s. 384), (İKT4/1-v. 66a/13-s. 389), (İKT4/1-v. 79b/17-s. 409), (İKT4/1-v. 80a/3-s. 409), (İKT4/1-v. 80b/1-s. 410), (İKT4/1-v. 80b/7-s. 410), (İKT4/1-v. 80b/17, 18-s. 411), (İKT4/1- v. 81a/2-s. 411), (İKT4/1-v. 81b/13, 14-s. 412), (İKT4/1-v. 83b/13-s. 416), (İKT4/1-v. 85a/17-s. 418), (İKT4/1-v. 90a/18, 19-s. 426), (İKT4/1-v. 97a/14, 15- s. 437), (İKT4/1-v. 100a/18-s. 441), (İKT4/1-v. 106b/2-s. 451), (İKT4/1-v. 110b/14-s. 458), (İKT4/1-v. 118b/1-s. 470), (İKT4/1-v. 129a/5-s. 487), (İKT4/1-v. 135b/7, 8-s. 498), (İKT4/1-v. 138a/7-s. 502), (İKT4/1-v. 145b/16, 17-s. 514), (İKT4/1-v. 145b/21-s. 514), (İKT4/1-v. 146b/2, 3-s. 515), (İKT4/1-v. 146b/6-s. 515), (İKT4/1-v. 146b/6, 7-s. 515), (İKT4/1-v. 146b/7-s. 515), (İKT4/1-v. 146b/18, 19-s. 515), (İKT4/1-v. 147a/10, 11-s. 516), (İKT4/1-v. 147b/14-s. 517), (İKT4/1-v. 149b/2-s. 519), (İKT4/1-v. 150b/2-s. 521), (İKT4/1-v. 150b/3-s. 521), (İKT4/1-v. 151a/5-s. 522), (İKT4/1-v. 158a/14-s. 532), (İKT4/1-v. 161b/19-s. 537), (İKT4/1-v. 162b/4-s. 538), (İKT4/1-v. 176b/8, 9-s. 559), (İKT4/1-v. 176b/11-s. 559), (İKT4/1-v. 177a/1, 2-s. 560), (İKT4/1-v. 178a/9-s. 562), (İKT4/1-v. 181b/17, 18-s. 567), (İKT4/1-v. 183b/21-s. 570), (İKT4/1-v. 184a/6-s. 571), (İKT4/1-v. 187b/15-s. 577), (İKT4/1-v. 191a/19, 20-s. 582), (İKT4/1-v. 191b/21-s. 583), (İKT4/1-v. 196a/8-s. 590), (İKT4/1-v. 202a/18-s. 602), (İKT4/1- v. 202b/10-s. 602), (İKT4/1-v. 207b/5, 6-s. 611), (İKT4/1-v. 210a/15, 16-s. 616) (İKT4/1-v. 210b/10-s. 617), (İKT4/1-v. 210b/17-s. 617), (İKT4/1-v. 211a/6-s. 617), (İKT4/1-v. 211b/4-s. 618), (İKT4/1-v. 211b/6-s. 618), (İKT4/1-v. 211b/15- s. 619), (İKT4/1-v. 211b/18, 19-s. 619), (İKT4/1-v. 213a/1-s. 620), (İKT4/1-v. 213a/11-s. 621), (İKT4/1-v. 213a/13, 14-s. 621), (İKT4/1-v. 213b/8, 9-s. 622), (İKT4/1-v. 213b/10, 11-s. 622), (İKT4/1-v. 214a/7-s. 622), (İKT4/1-v. 214a/11, 12-s. 623), (İKT4/1-v. 214a/19, 20-s. 623), (İKT4/1-v. 215a/9, 10-s. 624), (İKT4/1-v. 215b/14, 15-s. 625), (İKT4/1-v. 215b/16, 17-s. 626), (İKT4/1-v.

191 a/15-s. 626), (İKT4/1-v. 218b/20-s. 631), (İKT4/2-v. 221b/7-s. 137), (İKT4/2- v. 224b/16-s. 144), (İKT4/2-v. 228a/17, 18-s. 150), (İKT4/2-v. 228b/13-s. 150), (İKT4/2-v. 229b/9-s. 151), (İKT4/2-v. 230a/8-s. 152), (İKT4/2-v. 235a/8-s. 160), (İKT4/2-v. 235b/3-s. 160), (İKT4/2-v. 235b/13-s. 161), (İKT4/2-v. 236a/3-s. 161), (İKT4/2-v. 238b/6-s. 166), (İKT4/2-v. 239a/14, 15-s. 167), (İKT4/2-v. 239b/11-s. 168), (İKT4/2-v. 239b/12, 13-s. 168), (İKT4/2-v. 239b/15-s. 168), (İKT4/2-v. 240a/7-s. 169), (İKT4/2-v. 240a/12-s. 169), (İKT4/2-v. 240a/18-s. 169), (İKT4/2- v. 240a/20, 21-s. 169), (İKT4/2-v. 240b/5-s. 169), (İKT4/2-v. 240b/7-s. 169), (İKT4/2-v. 240b/20-s. 170), (İKT4/2-v. 248b/11, 12-s. 183), (İKT4/2-v. 250b/13, 14-s. 186) (İKT4/2-v. 255b/21-s. 194), (İKT4/2-v. 256a/13-s. 195), (İKT4/2-v. 256b/19-s. 196), (İKT4/2-v. 257a/2, 3-s. 196), (İKT4/2-v. 257b/1, 2-s. 197), (İKT4/2-v. 257b/11, 12-s. 197), (İKT4/2-v. 260b/9, 10-s. 202), (İKT4/2-v. 261b/12-s. 204), (İKT4/2-v. 262a/20-s. 206), (İKT4/2-v. 262b/1-s. 206), (İKT4/2- v. 262b/15, 16-s. 206), (İKT4/2-v. 265b/11-s. 211), (İKT4/2-v. 265b/16-s. 211), (İKT4/2-v. 265b/19-s. 211), (İKT4/2-v. 266b/14-s. 213), (İKT4/2-v. 272b/11, 12- s. 223), (İKT4/2-v. 287b/19, 20-s. 248), (İKT4/2-v. 295/3, 4-s. 262), (İKT4/2-v. 295b/7-s. 262), (İKT4/2-v. 297a/2, 3-s. 264), (İKT4/2-v. 361a/15-s. 376), (İKT4/2-v. 362a/19, 20-s. 378), (İKT4/2-v. 363b/1-s. 379), (İKT4/2-v. 367a/16, 17, 18, 19-s. 387), (İKT4/2-v. 389b/15-s. 431), (İKT4/2-v. 434b/3-s. 507) Zarf Tümleci Sonda Devrik Cümleler / Fazli bni Yahyā ya dahı atālar eyleyüp, Reşīd katında Fazl uñ mertebesi (17) ziyāda oldı, Abbāsīler-ile Fātımīler arasında sulh itdügiçün. / (İKT4/2-v. 382b/16, 17-s. 417). / Fazli bni Yahya ya da hediyeler verip Reşit yanında Fazl ın rütbesi arttı Abbasiler ile Fatımiler arasında barış yaptığı için. / İbn-i Asākir menākıb-ı Haccāc da rivāyat ider ki / Haccāc İbn-i Zübeyr i depeledüginde Mekke nüñ içi feryād u (3) figān toldı Abdullāh bin Zübeyir den ötürü /. (İKT4/1-v. 51a/2, 3-s. 363). / Haccac İbn-i Zübeyir i tepelediğinde Mekke nin içi bağırış çağırışla doldu Abdullah bin Zübeyir den ötürü /. Ya nī / kime dokınacaġı üzerinde yazılmış-ıdı adlu adı. / (İKT-v. 73a/2-s. 246).

192 172 / kime dokunacağı üzerinde yazılmış idi adlı adınca. / İbn-i Abbās eyitdi: Bir aġaç kabın aldı, çeynedi, / suyın sordı, aġzınuñ kokusı gitsün içün /. (İKT-v. 103b/18-s. 299). / suyunu emdi ağzının kokusu gitsin diye /. Bidevî at ivmeg-ile bir nefes yürür ve / deve gice gündüz (12) yürür âheste /. (GT-v. 59b/11, 12-s. 208). / deve gece gündüz yürür yavaş /. Eved, / Allāh Taālā bir kimesneyi alaca (3) itse olur alaca / ve kimi ki / Allāh Taālā hor ide anı / kimdür ki azīz ide? (İKT4/2-v. 295b/2, 3-s. 261). / Allah Taâlâ bir kimseyi karışık renkli yapsa olur karışık renkli / nakl iderler: Rasūlü llāh (14) uyandı, du ā kıldı, / güneş turdı, Ali namāzını tamām idince /. (İKT-v. 123a/14-s. 331). / güneş durdu Ali namazını tamamlayıncaya kadar /. Baña dönüp nazar itdi, eyitdi: Korkma bunlar dahı Allāh uñ mahlūkātındandur, / (14) kimseye ne ziyān, ne assı iderler. Allāh emir itmedin /. (İKT-v. 170a/14-s. 407). / kimseye ne zarar ne fayda ederler Allah emretmeden /. / Sabāh (17) gördiler kim kapusında yazılmış: Allāh Kefl i yarlıġadı diyü. / (İKTv. 89a/16, 17-s. 273). / Sabah gördüler ki kapısında yazılmış Allah Kefl i bağışladı diye. / Ma nīsi Allāhu a lam- dimek olur ki: Halkdan ba zı vardur, / fısk (6) işlerin akçasıla satun alurlar. Allāh Ta ālā buyurduġı yoldan çıkmak içün / (İKT4/2-v. 239a/5, 6-s. 167). / ahlaksızlık işlerini akçesiyle satın alırlar Allah Taâlâ nın buyurduğu yoldan çıkmak için /. / Bunda on ikinci cild tamām oldı Allāh Ta ālā nuñ avnı-y-ıla. / (İKT4/2-v. 438b/13-s. 514). / Burada on ikinci cilt tamamlandı Allah Taâlâ nın yardımıyla. / eyitdüm: (3) İy Emīr! Halk baña buyurdı ki, / saña özr idem Allāh a hak olan nesnenüñ ġayrı-la /, vallāh işbu (4) makāmda ben saña hakdan ġayrı nesne dilemezin, diyüp, (İKT4/1-v. 100a/3-s. 441). / senden özür dileyim Allah a hak olan bir şeyin başkasıyla /

193 173 Gine eydür: / Kullar gendü nefsine ikrām eylemezler Allāh a itā at (6) itdügi gibi / ve / hakārat itmezler āsī olduġı gibi /. (İKT4/1-v. 131a/5, 6-s. 490). / Kullar kendi nefsine ikram etmezler Allah a boyun eğdiği gibi / / Ammısı oġlı Süleymān bin Abdülmelik den soñra halāyık aña bey at idüp gendünüñ habarı (6) yoġ-iken halīfa dikdiler. Altmış birinci yılda / ki Hüseyin bin Alī Ebī Tālib (7) bu yılda depelendi-y-idi. (İKT4/1-v. 185b/5, 6-s. 573). / Amcası oğlu Süleyman bin Abdülmelik ten sonra hizmetçiler ona bağlılıklarını sunup kendisinin haberi yok iken halife diktiler altmış birinci yılda / Benī İsrā īl dört yanında tururlar-ıdı / (5) kapusına bir pāra bulut gelürdi, amūd gibi /. (İKT-v. 117b/5-s. 321). / kapısına bir parça bulut gelirdi sütun gibi /. İbn-i Cerīr rivāyet itdi ki: (6) «/ İmām-ı Mālik halka fetvā virdi. Aña itā at idüñ. diyü. / (İKT4/2-v. 323a/6-s. 311). / İmam-ı Malik halka fetva verdi Ona boyun eğin. diye. / / Getürüp ol gişinüñ evinde kodı, (5) aña tīmār ide diyü. / (İKT4/1-v. 212a/4, 5-s. 619). / Getirip o kişinin evinde bıraktı ona baka diye. / Hālid bin Ebī İmrān rivāyat (6) ider ki: / İbn-i Zübeyir bir ayda üç gün iftār iderdi ancak / ve kırk yıl arkasından tonın çıkarmadı. (İKT4/1-v. 53a/6-s. 366). / İbn-i Zübeyir bir ayda üç gün yemek yerdi ancak / Ba zılar: / Hūd - aleyhi s-selām- (7) kıbla dīvārın yapdı ancak / didiler. (İKT4/1-v. 161a/6, 7-s. 536). / Hud ona selam olsun- güney duvarını yaptı ancak / / Andan Mühelleb Abdu(15)rrahmān a biñ biñ akçalar atā itdi, anda gendüye yardım itdüginden ötürü. / (İKT4/1-v. 79a/14, 15-s. 408). / Ondan sonra Mühellep Abdurrahman a bin bin akçeler hediye etti orada kendisine yardım ettiğinden ötürü. / / Devletlüler (2) kendülerden öñ geçenler vâkı aları-y-ıla ögüt tutarlar andan öñdin / (3) ki kendüye vâkı a ugraya ve soñra gelenlerüñ vâkı asından ögüt (4) dutarlar. (GT-v. 77a/1, 2-s. 234). / Makam sahipleri kendilerinden önce geçenlerin olaylarıyla öğüt tutarlar ondan önce /

194 174 / Şöyle ki müselmânlaruñ dirligi acı oldı (11) anı görmeg-ile. / (GT-v. 62a/10, 11- s. 211). / Şöyle ki Müslümanların hayatı huzursuz oldu onu görmek ile. / / Halk arasında (20) meşhūr oldı, Anı havārıc öldürdi. diyü. / (İKT4/2-v. 299a/19, 20-s. 268). / Halk arasında ünlü oldu Onu asiler öldürdü. diye. / Eger (19) diyecek olursañ ki Senüñ emrüñle ve icāzetüñle öldürdüm., ola ki inkār idüp / Ben saña (20) kaçan emr eyledüm anı öldürmege? / diye, sen dahı isbāt (21) itmege ācız olasın. (İKT4/2-v. 341/19, 20-s. 340). / Ben sana ne zaman emrettim onu öldürmeyi? / buyurdı: Ya nī dünyāñuz çok ola; şöyle kim sizden öñdin gelenlere best (2) olundı ve / siz dahı aña raġbet idesiz; anlar itdügi gibi / ve sizi helāk eyleye. (İKT-v. 119b/2-s. 325). / siz de ona isteyesiniz onların yaptığı gibi / / Tabarānī rivāyat ider Ebū Dāvūd dan / kim: Tāvūs oġlanlarına: İy oġlancuklarum! (4) / Sāhıb-ı akılla musāhabat idüp anlara mensūb oluñ anlardan degülseñüz de. / Ve / (5) cāhıllar-ıla musāhabat idüp anlara mensūb olmañ anlardan degülseñüz dahı /. dirdi. (İKT4/1-v. 210b/3, 4, 5-s. 617). / Akıl sahipleriyle konuşup onların içinde olun onlardan değilseniz de. / / cahillerle konuşup onlara bağlanmayın onlardan değilseniz de. / Çünki namāzdan fārıġ oldı, Ömer den yaña dönüp, ġazab idüp eyitdi: Saña (7) ne vakt yitişdi ki, / Allāh ta ālā ehl-i Bedr e ġazab itdi; anlardan rāzī olduklarından soñra /. (İKT4/1-v. 186a/7-s. 574). / Allah Taâlâ Bedr de oturanlara öfkelendi onlardan razı olduktan sonra /. Ol eyitdi: / Sizüñle ādam oġlanları azdurup, kāfır idüp cehenneme koyarın. (19) Anlardan rāzī sevdükleri-çün baña ve būte tapmazlarsa dahı / didi. (İKT4/1-v. 33a/18, 19-s. 335). / Sizinle insanoğullarını azdırıp, kâfir edip cehenneme koyarım onlardan boyun eğen sevdikleri için bana ve puta tapmazlarsa dahi / Rivāyat olındı ki: / Abdülmelik kardaşı Bişir öldükden soñra ehl-i (7) Irāk üzerine Haccāc ı vālī kıldı. Anları andan artuk kimse yigmez diyü /. (İKT4/1-v. 67b/6, 7-s. 391).

195 175 / Abdülmelik kardeşi Bişir öldükten sonra Irak ta oturanlar üzerine Haccac ı vali yaptı onları ondan fazla kimse engellemez diye /. / Zīrā geçen yıl içinde Ebū Müslim üñ sözin işitmedilerdi, anlaruñ arasında (13) geçirek olduġıçun. / (İKT4/2-v. 284b/12, 13-s. 242). / Çünkü geçen yıl içinde Ebu Müslim in sözünü işitmediydiler onların arasında daha geç bulunduğu için. / Ebū Hātim rivāyet ider Zührī den ki: / Ben de vardum, anlaruñ-ıla. / (İKT4/2-v. 258a/4-s. 198). / Ben de gittim onlarla. / / Hakîr göründi anuñ hükmi-y-ile / ki / ednâ harem hidmet(10)kârları hüsn ü cemâl-ıla andan ziyâde idi ziyneti-y-ile /, (GT-v. 56b/9, 10-s. 204). / Aşağı göründü onun kararıyla / / Allāh [sizi] azīz eylemesün anuñla / ki; andan izzet istersiz. / Allāh size yardım virmesün (5) anuñla / ki, andan yardım istersiz. (İKT4/1-v. 75b/4, 5-s. 402). / Allah sizi sevgili eylemesin onunla / / Allah size yardım vermesin onunla / kim: Peyġāmbar eyitdi: Halkuñ okımakda gökçegi oldur kim, / Kur ān ı (16) okıya anuñ-ıla tahazzun idici olduġı hālda /. (İKT4/1-v. 214a/15, 16-s. 623). / Kur ân ı okuya onunla hüzünlendiği durumda /. Ashābı Nūh peyġambara eyitdiler kim: Biz bunda nice mutma in (20) olavuz, / bu cānavarlar nice mutma in olurlar, aralarında arslan var-iken? / (İKT-v. 45b/20-s. 199). / bu yaratıklar nasıl içi rahat olurlar aralarında arslan var iken? / İbn-i Zübeyir anlara: / Biz sizden, siz bizden ayırtlaşmazuz aramuzda bey at olmayınca / didi. (İKT4/1-v. 13a/1-s. 301). / Biz sizden, siz bizden ayrılmayız aramızda kabul sözleşmesi olmayınca / Abdullāh / Yalan söyler İbn-i (4) Zurayk, / güneş zāyıl olmaz at ayaġı-y-ıla Mervān a varmayınca. / didi. (İKT4/2-v. 292b/3, 4-s. 256). / güneş batmaz at ayağıyla Mervan a ulaşmayınca. / Mansūr: / Bir dīnārdan ya bir dirhemden saklamak (15) sevmezin atā itmekde virmeg-ile lezzet bulup, fakīruñ hātırı yapılduġın bildügümden (16) ötürü. / didi. (İKT4/2-v. 356b/14, 15, 16-s. 367).

196 176 / Bir dinardan ya da bir dirhemden saklamayı sevmem hediye etmekte vermek ile lezzet bulupi fakirin gönlünün yapıldığını bildiğimden ötürü. / Haccāv gişi-y-di, / (10) Abdullāh bin Ziyād anı depelemek diledi atası Ziyād ı heciv itdüginden ötürü /. (İKT4/1-v. 40b/10-s. 346). / Abdullah bin Ziyat onu tepelemek diledi babası Ziyat ı alaya aldığından ötürü /. / Yine Mekke den muhācarat idüp Habeşe ye vardı avratı-y-ıla bile / -kim aña (21) Ümm-i Habībe dirlerdi, Ebī Süfyān uñ kızı idi (İKT-v. 177a/20-s. 420). / Yine Mekke den göç edip Habeşe ye gitti karısıyla birlikte / / Ol yılda Mehdī oġlı Mūsā-yı Hādī yi (12) Curcān a gönderdi. Azīm leşker-ile / anuñ gibi çeri kimse görmemişdür. (İKT4/2-v. 371b/11, 12-s. 396). / O yılda Mehdi oğlu Musa-yı Hadi yi Curcan a gönderdi çok asker ile / Şehirlerde nāyıblar anlar ıdı kim, / yokaru zikr itdük, (9) azl olunup yirlerine ġayrı gişiler dikilenlerden ġayrı /. (İKT4/1-v. 183b/8, 9-s. 570). / yukarıda bildirdik işinden çıkarılıp yerlerine başka kişiler dikilenlerden ayrı /. / Dervîş evüne kimse gelmez, (8) bâg ve yir harâcın vir diyü. / (GT-v. 15b/7, 8-s. 142). / Derviş evine kimse gelmez, bağ ve yer haracını ver diye. / İbrāhīm anı ihtiyār itdi ki / Horāsān halkı da vet ide. Bahādur olup (7) fehm[i] kavī ve zihni tīz olduġıçun /. (İKT4/2-v. 284b/6, 7-s. 242). / Horasan halkı davet ede cesur olup anlayışı güçlü ve zihni çabuk olduğu için /. dahı buyurur: (19) Ya nī biz gökde burclar yaratduk ve / dahı biz gökleri bezedük bakanlar içün / ve dahı gökleri şeytāndan (20) sakladuk. (İKT-v. 16b/19-s. 150). / bundan başka biz gökleri süsledik bakanlar için / Andan turup, (4) yüzin açup eyitdi ki: / Vallāhı sizi yüzerin balık yüzer gibi. / Ve / sizi dögerin vahşī develeri (12) döger gibi /. (İKT4/1-v. 68a/11, 12-s. 392). / Allah için sizi yüzerim balık yüzer gibi. / Ve / sizi döverim vahşi develeri döver gibi /. Çünkim gemiye bindiler, Hızır eglenmedi, / fi l-hāl ol geminüñ bir tahtasını (14) kopardı balta-y-ıla /. (İKT-v. 108b/13, 14-s. 308). / bu anda o geminin bir tahtasını kopardı baltayla /.

197 177 / Nasr, İbn-i Hübeyre ye habar göndürdi. Baña on biñ gişi (6) yardımcı göndür. diyü. / (İKT4/2-v. 288b/5, 6-s. 249). / Nasri İbn-i Hübeyre ye haber gönderdi Bana on bin kişi yardımcı gönder. diye. / / İmdi vallāhı seni terk itmezin baña yüz biñ akça (16) virmeyince / diyüp, Mu āviye dahı varup, andan Mervān gelüp: Yā Emīre l-mü minīn! Vallāhı ben senüñ (17) gibi görmedüm. İbn-i Zübeyir n eyledi ki aña beytü l-māl divānından yüz biñ akça (18) virdüñ didi. (İKT4/1-v. 55a/15, 16-s. 370). / Şimdi Allah için seni terk etmem bana yüz bin akçe vermeyince / / Kitâb-ı Gülistân tamâm (15) oldı Bârî Ta âlâ- azze ve celle- tevfîkı-y-ıla. / (GTv. 79a/14, 15-s. 239). / Gülistan kitabı tamamlandı Yüce Yaratıcı -muhterem ve büyük olan- yardımıyla. / Evzā ī eydür: Bu hālda-y-iken buña baş aġrısı ġalaba itdi. / (21) Rūm begi buña bir takya gönderdi. Başı üstine kosun, hemān aġrısı gider. diyü. / (İKT4/2-v. 246a/21-s. 179). / Rum beyi buna bir başlık gönderdi Başının üstüne koysun, hemen ağrısı gider. diye. / Rasūl Aleyhi s-selām- eyitdi: / Senüñ atañ kıyāmet güninde bir ümmet (16) olısardur başına / didi. (İKT-v. 174a/15, 16-s. 414). / Senin baban kıyamet gününde bir ümmet olacaktır [kendi/tek] başına / Ebū Şihāb rivāyat (18) ider ki: İbn-i Ömer e sorup: / İbn-i Zübeyr ve havārıc ve Habeşiyye zamānlarında her birinüñ (19) ardında namāz kılur mıduñ, ba zısı ba zısını depelerken? / diyü sordılar. (İKT4/1-v. 63b/18, 19-s. 385). / İbn-i Zübeyir ve âsiler ve Habeşiye zamanlarında her birinin ardında namaz kılar mıydın bazısı bazısını öldürürken? / Reşīd kāġıd yazdı: / Ben hīç bir gün geçürmedüm belā vü mihnet-ile / ki illā sen; / ol günleri göñül [393b] (1) hoşluġu-y-ıla geçürdüm. Tā şol güne dek / ki ol günde bātıl üzerine olanlar ziyān itseler gerek. didi. (İKT4/2-v. 393a/21; 393b/1- s. 437). / Ben hiçbir gün geçirmedim bela ve sıkıntı ile / / o günleri gönül hoşluğuyla geçirdim ta şu güne dek /

198 178 Vardılar, anda gömdiler / ammā dört yanına aġaçlar dikdiler bellü olsun diyü /. (İKT4/2-v. 248a/3-s. 182). / ama dört yanına ağaçlar diktiler belli olsun diye /. / İbn-i Kirmānī Ebū Müslim e nāme (13) göndürdi Ben senüñleyin. diyü. / (İKT4/2-v. 285b/12, 13-s. 244). / İbn-i Kirmani Ebu Müslim e mektup gönderdi Ben seninleyim. diye. / / Halīfa (5) aġladı Benüm şom nefsümden ötürü bunca māl telef olınur. diyü. / (İKT4/2-v. 413a/4, 5-s. 471). / Halife ağladı Benim uğursuz nefsimden ötürü bunca mal yok edilir. diye. / diyü çaġırup, soñra: / Mālik i depelemeñ benümle / diyü çaġırdı. (İKT4/1-v. 54b/3-s. 368). / Malik i öldürmeyin benimle / Benī İsrā īl çıkup gitmege (4) yaraklanmışlar-ıdı; emr olundılar kim / āl-i Fir avn dan āriye altun ve incüler alalar bezek içün /. (İKT-v. 100a/4-s. 293). / Firavun un sülalesinden ödünç altın ve inciler alalar süs için /. / Rebī -i hācıb yüz kabr kazdurup āhıru l-emr ġayrında (16) defn eyledi, bilinmesün diyü. / (İKT4/2-v. 357b/15, 16-s. 369). / Rebi-i hacip yüz mezar kazdırıp en sonunda başkasında defnetti bilinmesin bilinmesin diye. / Andan Revāyi eydür: / Çünkim Ömer bin Abdül azīz halīfa oldı, (19) hılāfat merkeblerinden çekdiler binmek içün. / (İKT4/1-v. 189b/18, 19-s. 580). / Ömer bin Abdülaziz halife olunca halifelik bineklerinden aldılar binmek için. / Ba zılar didiler: / Feriştehler bürüdiler, bir aġacı karġa bürür (8) gibi. / (İKTv. 22b/7, 8-s. 161). / Melekler sardılar bir ağacı karga sarar gibi. / / Ebū Amru b. Alārī rivāyet ider: Bir bedevī gördüm ki hazrada namāz kılurken [225b] (1) çok tura. İllā Rubata b. Icān ı ve Ferezdak ı gördüm. diyü. / (İKT4/2-v. 225a/21; 225b/1-s. 145). / Ebu Amru b. Alari rivayet eder: Bir göçebe gördüm ki yeşillikte namaz kılarken çok dura. Yalnız Rubata b. Ican ı ve Ferezdak ı gördüm. diye. /

199 179 Sebeb oldı ki: Bir gün (3) Abdullāh hutba okuyup hutbasında: Gördüñüz mi / Allāhu taālā sālıh kavmı-y-ıla ne işledi (4) bir deveden ötürü / ki, kıymatı biş akça degerdi. (İKT4/1-v. 3a/3, 4-s. 285). / Allah Taâlâ dine uygun davrana kavmiyle ne yaptı bir deveden ötürü / Allāhu Taālā didi: Ya nī / ferişteler ve dahı (5) rūh aña urūc ider, bir günde / kim ol gün elli biñ yıl kadarıncadur. (İKT-v. 7a/4, 5-s. 133). / melekler ve de ruh ona yükselir bir günde / Vaktī ki Haccāc Eş as a ġālıb oldı, / ol kaçup, (8) Isfahān tarafına gidüp her yılda iki kerre Mekke ye gelürdi; bir hacc ıçun ve bir umra-(9)y-ıçun /. (İKT4/1-v. 129a/7, 8, 9-s. 487). / o kaçıp İsfahan tarafına gidip her yılda iki kere Mekke ye gelirdi bir hac için ve bir umre için /. Çünki Tālūt çeri çekdi, gitdi ve kavmına eyitdi: / Allāhu Ta ālā sizi imtihān ider. Bir ırmaġ-ıla / (6) kim aña nehr-i Erden dirlerdi. (İKT-v. 128b/5-s. 339). / Allahu Taâlâ sizi imtihan eder bir ırmak ile / / İbn-i Asākir, İbrāhīm üñ ibtidā-yı (5) emrinden rivāyet ider bir isnād-ıla / ki anda nazar var. (İKT4/2-v. 363a/4, 5-s. 379). / İbn-i Asakir, İbrahim in İbtida-yı Emr inden rivayet eder bir dayanak ile / Sebeb ol-ıdı ki, / Osmān bin Affān kısās talab idüp dururdı (8) bir şabladan ötürü / ki, aña urdıdı. (İKT4/1-v. 98a/7, 8-s. 438). / Osman bin Affan işlenen suça karşılık aynı şekilde verilen cezayı istemişti bir tokattan ötürü / Hak Ta ālā eyitdi: (3) Alāmet oldur kim / saña sükūt ārız ola, bir vech-ile / kim üç gün üç gice söylemege (4) kudretüñ olmaya; līkin (İKT-v. 137a/3-s. 353). / sana sessizlik gele bir şekilde / (5) ol Sa īdi bni Müseyyeb den şöyle habar virdi kim, / Abdu l-muttalibi bni Hāşim Zemzem i (6) kazup zāhir eyleyicek iki havz eyledi; birin içmeg-içün ve birin ābdest almaġ-ıçun /. (İKT-v. 180b/5, 6-s. 426). / Abdülmuttalib bni Haşim Zemzem i kazıp ortaya çıkarınca iki havuz yaptı birini içmek için ve birini abdest almak için /.

200 180 / Kaçan yörise halāyık güçüçük oġlancuk sanurlardı (3) boyı kısa olduġından ötürü. / (İKT4/1-v. 217b/2, 3-s. 628). / Ne zaman yürüse hizmetçiler küçücük oğlancık sanırlardı boyu kısa olduğundan ötürü. / ve eyitdi: / Ra iyyet oglanların ne-y-çün artuk dögmezsin böyle / ki benüm oglum (15) incidürsin? (GT-v. 61b/14-s. 211). / Tebaa oğlanlarını niçin fazla döğmezsin böyle / İbn-i Ömer den rivāyāt ider ki: / Velāyatullāh a sen mālik olmazsın böyle (3) itmeyince. / didi. (İKT4/1-v. 63b/2, 3-s. 384). / Allah ın dostluğuna sen sahip olmazsın böyle yapmayınca. / Hatta Mūsā sorardı kim / (21) Hak Ta ālā saña ne vahy itdi bu gün? / (İKT-v. 121b/21-s. 329). / Hak Taâlâ sana ne bildirdi bu gün? / / İmām Ahmed Ebū Hüreyre den rivāyat itdi bu hadīs misli /, Taberānī dahı (13) rivāyat itdi İbn-i Mes ūd Abbās dan bu hadīs gibi /; pes bu hadīslerden (14) ma lūm olur kim (İKT-v. 11a/12, 13-s. 141). / İmam Ahmet Ebu Hüreyre den rivayet etti bu hadis gibi / Rāvī rivāyat ider ki: Düşenbe ve pençşenbe gün oruç dutup, (16) severin ki, / amalum ref olınsa bu hālda / ki ben oruç olam dir-idi. (İKT4/1-v. 30b/16-s. 330). / işlerim yükseltilse bu durumda / rivāyat ider ki: Resūl Hazratı aleyhi s-selām- (11) buyurdı ki: / Her gişi ki, halāyıkı bir söze yā bir işe da vat itse bu hālda / ki, gendü (12) anuñla amal eylemeye. / Allāh uñ ġazābından kurtılmaz, ol didügini yā da vat itdügini işlemeyince, (13) yā gendüyi da vatdan yıġmayınca. / (İKT4/1-v. 66a/11, 12, 13- s. 389). / Her kişi [ki] hizmetçileri bir söze ya da bir işe davet etse bu durumda / / Allah ın öfkesinden kurtulmaz o dediğini ya da davet ettiğini yapmayınca ya da kendisini davetten men etmeyince. / / Feryād işidüp sordı: Bu nedür? diyü. / (İKT4/1-v. 150b/11-s. 521). / Gürültü işitip sordu: Bu nedir? diye. /

201 181 Pâdişâh buyurdı; istediler, / bir bâgbânuñ oglın buldılar (4) bu sûret-ile /, buyurdılar atasını ve anasını getürdiler, çok mâl ve ni met virüp râzî itdiler. (GTv. 19a/3, 4-s. 147). / bir bahçıvanın oğlunu buldular bu şekilde / / Ebū Abbās-ı Seffāh ı getürüp hılāfatı aña (21) teslīm itdiler. Bu yıluñ Rebī ülāhırınuñ on üçünci gicesi geçdükden soñra Cum a gicesi. / (İKT4/2-v. 290b/20, 21-s. 253). / Ebu Abbas-ı Seffah ı getirip halifeliği ona teslim ettiler bu yılın rebiülahirinin on üçüncü gecesi geçtikten sonraki Cuma gecesi. / Andan (11) dutdılar, / İbrāhīm i depelediler bu yıluñ safer ayında /, sahıh rivāyet budur. (İKT4/2-v. 290b/11-s. 253). / İbrahim i öldürdüler bu yılın safer ayında / Kütüb-i Mütekaddıma āsārında şöyle geldi ki: / Vaktī ki büyük oldı (4) Zü ddevānık didiler, buhlı olduġıçun. / (İKT4/2-v. 339b/3, 4-s. 336). / büyüdüğü zaman Mangırsahibi dediler cimriliği olduğu için. / / Karın tenûrını toldurmak musîbet olur (15) bulmadugı günde. / (GT-v. 34a/14, 15-s. 173). / Karın fırınını doldurmak sıkıntı olur bulmadığı günde. / Ol vakt kim / Allāh Ta ālā feriştehleri gönderdi; Lūt (18) kavmın helāk itmege, / ol feriştehler güzel oġlanlar sūratında Lūt peyġambaruñ evine geldiler, bunları (19) imtihan itmeg-içün /, aşaġada gele. (İKT-v. 22a/17, 18, 19-s. 160). / O vakit / / o melekler güzel oğlanlar kılığında Lût peygamberin evine geldiler, bunları imtihan etmek için / Rivāyet olundı ki: (21) / İbrāhīm ba zı ashābıla iki ay turup yiyicek nesne hāsıl olmadı bunlaruñ-ıçun / [364b] (1) ki yiyelerdi. (İKT4/2-v. 364a/21-s. 381). / İbrahim bazı arkadaşlarla iki ay durup yiyecek bir şey ortaya çıkmadı bunların için / Ali oġlı Abdullāh İbn-i Zubāra sögüp / Seni (3) Mu āviye oġlı katına ne nesne getürdi. Bunuñ-ıla Emīre l-mü minine Mervān ortasında muhālefet vardıġın (4) bilürken? / didi. (İKT4/2-v. 286a/2, 3, 4-s. 245). / Seni Muaviye oğlu yanına hangi şey getirdi bununla Emire l-müminine Mervan arasında düşmanlık olduğunu bilirken? /

202 182 Didiler kim: / Zeyd kıbleye istikbāl iderdi, (13) Cāhiliyyet zamānında dahı. / (İKT-v. 175b/12, 13-s. 417). / Zeyt kıbleye yönelirdi Cahiliye zamanında bile. /, (17) ol Ebī Seleme den eyitdi: Ka bi bni Lüveyy üñ ādeti bu idi kim, / Kurayş kavmını cem iderdi (18) cum a güninde / -kim anlar aña yemü l- arūba dirlerdi- o günde (İKT-v. 177b/17, 18-s. 421). / Kureyş kavmini toplardı Cuma gününde / / Me mūn Dīnāri bni Abdullāh ı (7) gönderdi. Çok leşker-ile / ve / bir nāme yazdı ki Eger Abdurrahmān (8) beglik da vāsından vaz gelürse ki mutī ola, amān viresiz. diyü /. (İKT4/2-v. 435a/6, 7, 8-s. 508). / Memun Dinari bni Abdullah ı gönderdi çok asker ile / ve / bir mektup yazdı ki Eğer Abdurrahman beylik iddiasından vazgeçerse ki boyun eğe, ılımlı yaklaşıp izin veresiniz. diye /. / Oña Rāhib-i Kureyşī dirlerdi çok namāz kılduġından ötürü. / (İKT4/1-v. 138b/12-s. 503). / Ona Kureyşli Rahip derlerdi çok namaz kıldığından ötürü. / Bilmedüñ mi ki / ayaġuñ (10) bende geçecekdür; çün nasīhat kulaġuña girmedi /. (GT-v. 17a/9, 10-s. 144). / ayağın tuzağa düşecektir öğüt kulağına girmediğine göre /. Hatīb-i Baġdādī: / Mus ab kardaşı Abdullāh ı Irākayn a beg itmiş-idi. Dahı Abdülmelik (18) Mesken de Çatılık kelsiyāsı katında depelenince. / Kabrı dahı şimdi ol arada bellüdür diyü rivāyāt (19) eyledi. (İKT4/1-v. 43a/17, 18-s. 350). / Musap kardeşi Abdullah ı Irakayn a bey yapmıştı hem de Abdülmelik Mesken de Çatılık kilisesi yanında tepeleninceye kadar. / kaçan kim Kabe ye girse eydürdi: (19) Lebbeyk lebbeyk hakkan teabbüden ve rıkkan. Ya nī / ben senüñ itā atuña turmışamdur def at-ıla, / hak (20) olduġuñ cihetden saña ibādet kıluben, kullık eyleyüben sıġındum ben ş ol kimseye / kim (21) İbrāhīm aña sıġındı, dir-idi. (İKT-v. 173b/19, 20-s. 414). / ben sana boyun eğmişimdir defalarca / buyurdı ki: Ve / ol şehr tīz zamānda (8) yire geçe, demür kazuk yumuşak yire nice geçerse /. (İKT4/2-v. 339a/7, 8-s. 336). / o şehir en kısa zamanda yere geçe demir kazık yumuşak yere nasıl geçerse /.

203 183 / Allāhu Ta ālā kullarına minnet ider, deñizler ve ırmaklar yaratduġı-y-ıla. / (İKT-v. 12b/5-s. 143). / Allahu Taâlâ kullarına teşekkür eder denizleri ve ırmakları yaratmasıyla. / Ol (6) kıssadan ma lūm oldı ki / Hızır, Peyġāmbar ola, dört vech-ile /; evvel vech budur kim: (İKT-v. 124a/5, 6-s. 332). / Hızır, peygamber ola dört nedenle / diyü çaġırdı, eyitdi: Yā Mūsā! / (21) Beni öldürmek mi istersin, dün bir gişi öldürdügüñ gibi / didi. (İKT-v. 113a/21-s. 315). / Beni öldürmek mi istersin dün bir kişi öldürdüğün gibi / İbn-i Ca fer eydür: Meymūn dan işiddüm, eydürdi ki: / Kur ān ı, gişi var ki sermāye (19) idinmişdür dünyā hāsıl itmeg-içün /. (İKT4/2-v. 239a/18, 19-s. 167). / Kur ân ı kişi var ki dayanak kabul edinmiştir dünyayı kazanmak için /. / Bu dahı senüñ olsun dünyā-y-ıla bile. / didi. (İKT-v. 142a/5-s. 362). / Bu da senin olsun dünya ile birlikte. / İbn-i Cerīr eydür: / Andan soñra Nasr çok çeri göndürdi Ebū Müslim e cenk itmeg-içün. / (İKT4/2-v. 284a/19-s. 242). / Ondan sonra Nasr çok asker gönderdi Ebu Müslim e savaşmak için. / / Halīfa, beglere buyurdı Ebū Müslim i karşulañ. (4) diyü. / (İKT4/2-v. 308a/3, 4-s. 285). / Halife beylere buyurdu Ebu Müslim i karşılayın. diye. / / Seffāhdan nice kerre dilek itmişdi Ebū Müslim i öldür. diyü. / (İKT4/2-v. 310a/13-s. 289). / Seffah tan nice kere istemişti Ebu Müslim i öldür. diye. / Ve / şol beglere ki Mansūr, Ebū Müslim e gönderürdi nesneler (12) va da iderdi, Ebū Müslim üñ baña gelmesini hoş görüñ. diyü /. (İKT4/2-v. 311a/11, 12-s. 290). / şu beylere / / bir şeyler söz verirdi Ebu Müslim in bana gelmesini hoş görün. diye. / Ma nā-yı āyet budur: Şeytān gibi kim, insāna bir belā gelse gelüp: Senüñ (19) yoldaşuñın. / Seni bu belādan kurtarayın. Eger Allāh a şirk getürüp kāfır olursañ / (20) dir. (İKT4/1-v. 212a/19-s. 620). / Seni bu beladan kurtarayım eğer Allah a ortak koşup kâfir olursan /

204 184 Ya kūb uñ didügi ya nī / (14) ben Yūsuf kokusın bilürin. Eger baña bunaduñ, akluñ gitdi, ne gerekse söylersin (15) dimezseñüz /. (İKT-v. 84a/14, 15-s. 265). / ben Yusuf kokusunu bilirim eğer bana bunadın, aklın gitti, ne gerekse söylersin demezseniz /. bundan ötürüdür kim eyitdi: Ya nī / baña Allāhu Ta ālā nuñ azābından (5) kim yardım ider, eger ben bunları sürecek olursam? / (İKT-v. 44b/4, 5-s. 197). / bana Allahu Taâlâ nın işkencesinden kim yardım eder eğer ben bunları sürecek olursam? / Yemīn idüp: (8) / Şefā at-ı Muhammed den mahrūm olayın, eger ben cemī -i ömrümde tonumı harām yire (9) çözdüm-ise / didi. (İKT4/1-v. 60a/8, 9-s. 379). / Muhammet in suçumun affedilmesi için yapacağı aracılıktan mahrum olayım eğer ben ömrümün tamamında elbisemi haram yere çıkardıysam / Andan and içüp: / Şefā at-ı Muhammed den mahrūm olayın, eger (20) benüm ışkum evvel güninden āhır günine dek ve dünyā günlerinüñ āhır günine degin aña (21) ben şübhe-y-ile yapışmış olursam / diyüp, dahı: Ben yirümden turugelmedin ki, fevt oldı [97a] (1) didi. (İKT4/1-v. 96b/19, 20, 21-s. 436). / Muhammet in aracılığından mahrum olayım, eğer benim aşkım ilk gününden son gününe dek ve dünya günlerinin son gününe değin ona ben şüphe ile tutunmuş olursam / Kesā ī (2) / Allāh Ta ālā dilüm kessün eger bilmedügüm söylersem. / didi. (İKT4/2-v. 405a/2-s. 456, 457). / Allah Taâlâ dilimi kessin eğer bilmediğimi söylersem. / Bârî, / ne bilürsiz, eger cümle harâmîlerden biri bu-y-ısa? / (GT-v. 45a/8-s. 187). / nasıl bilirsiniz eğer bütün haydutlardan biri buysa? / / Hikâyeti diñleyici mizâcına münâsib söyle (8) eger diñlerse. / (GT-v. 75b/7, 8-s. 232). / Hikayeyi dinleyici huyuna uygun söyle eğer dinlerse. / Yûsuf 12/94.

205 185 Ve dahı eydürdi ki: Eger ecelüm ne vakt gelecegin (10) bilsem aklum gide, diyü korkar-ıdum. / Lākin Allāhu ta ālā kullarına ġaflat-ıla mevtden minnet itdi, (11) eger ġaflat olmayaydı./ (İKT4/1-v. 78b/10, 11-s. 407). / Ancak Allah Taâlâ kullarına dalgınlıkla ölümden minnet etti eğer dalgınlık olmayaydı. / Gün tolınduġı vakt geldiler, Lūt a konuk oldılar, / Lūt peyġāmbar (16) korkdı. Eger gendü konuklıġa almazsa ol fāsıklara varup konuk olalar diyü /, bunları (17) ādem oġlanlarından sanup ġāyet tarıldı. (İKT-v. 71b/15, 16-s. 244). / Lût peygamber korktu eğer kendi konukluğa almazsa o sapkınlara gidip konuk olalar diye / Nūh a eyitdi: Ya nī iy Nūh! Bizümle cidāl itdüñ, cidāli (21) çok eyledüñ, / bize va de itdügün azābı getür, eger gerçek iseñ /. (İKT-v. 44b/21-s. 198). / bize söz verdiğin işkenceyi getir eğer gerçek isen /. / Kimse baykuş gölgesine gelmeye, eger hümây aslı (3) cihânda kalmazsa. / (GTv. 11a/2, 3-s. 135). / Kimse baykuş gölgesine gelmeye, eğer saadetin aslı cihanda kalmazsa. /, merkez (17) bir noktadur kim her tarafdan sıkli anuñ üzerine düşer; / aġır nesne düşse (18) aña varur, eger men nesne olmasa /. (İKT-v. 11a/17, 18-s. 141). / ağır bir şey düşse ona gider, eğer yasak edilmiş nesne olmazsa /. ve eyitdi: Ya nī / Allāhu Ta ālā dan korkuñ (19) eger mü min iseñüz. / (İKTv. 141a/18, 19-s. 360). / Allah Taâlâ dan korkun eğer inanan iseniz. / Ömer e işbu vech-ile biti yazdı ki: / Vallāh ben (6) senüñ zindānuñdan kaçmazdum eger ölmeyecegüñ bilsem. / (İKT4/1-v. 185a/5, 6-s. 572). / Allah için ben senin zindanından kaçmazdım eğer ölmeyeceğini bilsem. / Benī İsrā īl e eytdi: / Ben Cerīh i (19) yoldan azdurayın, eger rāzī olursañuz. / (İKT-v. 149b/18, 19-s. 374). / Ben Cerih i yoldan çıkarayım eğer razı olursanız. / / Âlimüñ sözin cân kulagı-y-ıla diñle eger saña verhem dahı (30a) görinürse. / (GT-v. 29b/15; 30a/1-s. 166). / Alimin sözünü can kulağıyla dinle eğer sana acı söz dahi görünürse. /

206 186 Ermiyā Allāhu Ta ālā ya du ā itdi, Hak Ta ālā vahy (13) eyledi kim: / Tevbelerini kabūl eyleyem; eger senüñle Beytü l-mukaddes de tururlarsa. / (İKT-v. 135a/13-s. 350). / Tövbelerini kabul eyleyim eğer seninle Mescid-i Aksa da dururlarsa. / / Vaktı hoşdur ol kişinüñ / ki / senüñ zikrüñ anuñ mûnisi ola, eger Yûnus gibi (11) balık karnında olursa dahı. / (GT-v. 76b/10, 11-s. 234). / senin anılman onun için alışılmış ola eğer Yunus gibi balık karnında olursa dahi. / / Bir it bir lokmayı unutmaz eger yüz nevbet taş-ıla urursañ dahı. / (GT-v. 76a/9-s. 233). / Bir köpek bir lokmayı unutmaz eğer yüz kere taş ile vurursan dahi. / Yunus b. Ubeyd rivāyet ider kim: / Bir kimse Hasan a nazar (3) itse andan fāyıda dutardı. Egerçi amalın görmeyüp andan nesne işitmese dahı. / (İKT4/2- v. 226b/2, 3-s. 147). / Bir kimse Hasan a baksa ondan faydalanırdı eğer ki işlerini görmeyip ondan bir şey işitmese dahi. / / Hûb sûretlü her yire ki vara (15) hürmet, izzet görür; egerçi atası ve anası dahı kahr-ıla sürerlerse. / (GT-v. 41b/14, 15-s. 183). / Güzel yüzlü her gittiği yerde saygı, ikram görür gerçi babası ve annesi bile zorla sürerlerse. / / Abdussamed, hadīs rivāyet (11) idüp durur atasından, / atası dedesinden, / dedesi Abdullāh b. Abbās dan / ve / ol Hazret-i Risālet den / (12) ki eyitdi: / Eyülik, dahı sıla-yı rahım ömri uzun ider ve memleketleri ma mūr eyler (13) ve mālı arturur. Egerçi bunı işleyen gişi fāsık dahı olursa. / (İKT4/2-v. 395a/10, 11, 12, 13-s. 440). / İyilik ve ana, babayı ziyaret ömrü uzun eder ve memleketleri bayındır eder ve malı artırır eğer ki bunu yapan kişi Allah ın emirlerini tanımayan dahi olursa. / Rasūl -aleyhi s-selām- eytdi: Ve / cennet, Allāh a mutī olanlaruñdur (18) eger Habeşī kul olursa dahı /; ve nār-ı cehennem şunlaruñdur ki / Allāh a āsī ola. Egerçi, Kureyş üñ (19) ulusı dahı olursa /. (İKT4/2-v. 351b/17, 18, 19-s. 358). / Allah a asi ola eğer ki Kureyş in ulusu dahi olursa /.

207 187 / Fi l-hāl, Mansūr ihtiyātından Mūsā oġlı Īsā ya (15) nāme yazup viribidi, Elbet de baña irişsün, yohsa iş harāba gitdi. diyü. / (İKT4/2-v. 330b/14, 15-s. 322). / Hemen Mansur yedeğinden Musa oğlu İsa ya mektup yazıp gönderdi Elbette bana yetişsin, yoksa iş bozuldu. diye. / Ba zılar eydürler: / Seyrümüzde (8) İbrāhīm Zāyıġ uñ menzilin cennetde ālī gördük. Emr-i ma rūf ve nehy-i münker üzerine sabrı sebibile. / (İKT4/2-v. 310a/7, 8-s. 288). / Yolculuğumuzda İbrahim Zayığ ın evini cennette yüce gördük Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan ve dinin yasakladıklarını yaptırmama üzerine sabrı sebebiyle. / Avratları geldiler, / yüzlerin açdılar, (13) erleri raġbet itdürmek içün /. (İKT-v. 56b/12, 13-s. 218). / yüzlerini açtılar erleri rağbet ettirmek için /. İbnü Abbās rivāyat ider kim: / Abdülmelik Haccāc a biti yazdı: (11) Eslem bin Abd-ı Bekrī nüñ başın kesüp baña gönder diyü /. (İKT4/1-v. 143a/10, 11-s. 510). / Abdülmelik Haccac a mektup yazdı: Eslem bin Abd-ı Bekri nin başını kesip bana gönder diye /. Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Soñra turup tahāret idüp āb-dest alup (11) dün namāzına meşġūl olurdı fecr vaktına degin. / (İKT4/2-v. 355b/10, 11-s. 365). / Sonar durup temizlenip abdest alıp gece namazıyla uğraşırdı tan yerinin ağardığı zamana değin. / İbn-i Asākir eydür: «/ Bundan soñra ne deñlü küylerin aldısa gine virdi fi lcümle. / (İKT4/2-v. 437b/11-s. 512). / Bundan sonra ne denli köylerini aldıysa gine verdi sonunda. / Mansūr dahı aña bir mektūb [311a] (1) göndürdi ki / Halkı depelersin Fir avn depeler gibi. / Mazlūmlara yapışursın, cabbārlar (5) yapışur gibi. / Cevr-ile hükm idersin müfsidler gibi. / Māl virürsin, ġayrı mahallına müsrifler fi li (6) gibi. / (İKT4/2-v. 311a/4, 5, 6-s. 290). / Halkı öldürürsün Firavun öldürür gibi. / Mazlumlara yapışırsın zorbalara yapışır gibi. / Zulüm ile hükmedersin fesatlık edenler gibi. /

208 188 / Bu mü min (12) korkdı, Fir avn uñ Mūsā ya zıyānı dege diyü /, Fir avn ı ol kasddan döndermeg-içün (13) telāttuf itdi. (İKT-v. 98a/11, 12-s. 290). / Bu inanan korktu Firavun un Musa ya zararı değe diye / / Herseme ye ādam gönderdi, Fulān gice saña varam. diyü. / (İKT4/2-v. 423b/17-s. 489). / Herseme ye adam gönderdi Filan gece sana geleyim. diye. / / Allāhu Ta ālā (13) Kur ān da Mūsā nuñ kıssasın çok yirde zikr eyledi; gāh mutavval, gāh muhtasar. / (İKT-v. 91b/12, 13-s. 278). / Allahu Taâlâ Kur ân da Musa nın hikayesini çok yerde andı gah uzun gah kısa. / / O pīri gözedürdi, gele diyü. / (İKT-v. 88b/8-s. 272). / O yaşlıyı gözlerdi gele diye. / Andan soñra yüz atlu-y-ıla sahrāya çıkdı, / Nasr a nāme göndürdi. (16) Gelsün, kavl idelüm. diyü /. (İKT4/2-v. 285b/15, 16-s. 244). / Nasr a mektup gönderdi Gelsin, konuşalım. diye /. Ömer bin (18) Abdülazīz bunlaruñ sözlerin Velīd e bildürüp, Velīd rızā göstermeyüp emr eyledi ki, (19) / evleri yıkup mescid yapalar. Gendi buyurduġı gibi / ve sakfın yüceldeler. / Ömer (20) çāra bulmayup, yıkmaġa başlayup, Benī Haşim den ve ġayrıdan eşrāf cem olup, zārī vü (21) efgān idüp aġlaşdılar Peyġāmbar öldügi gün gibi. / (İKT4/1-v. 117a/19, 20, 21-s. 469). / evleri yıkıp mescit yapalar kendi buyurduğu gibi / / Ömer çare bulmayıp yıkmaya başlayıp Haşim oğullarından ve başkalarından ileri gelenler toplanıp sızlayıp bağrışıp ağlaştılar Peygamber öldüğü gün gibi. /, Kuteybe: Ben sizüñ (17) ögütçüñüzin diyüp, odı eline alup: / Ben yakarum gendü elümle / diyüp, mecmū Etrāk (18) kaçup, müsülmānlar tekbīr getürüp, ol sanamları oda yakup, gendüler alduklarından (19) ġayrı sanamları yakduklarından soñra elli biñ miskāl altun dahı çıkardılar. (İKT4/1-v. 125a/17-s. 481). / Ben yakarım kendi elimle / Andan turup, (4) yüzin açup eyitdi ki: Ben celā oġlıyın. Vaktī ki, imāmamı başuma koyam, beni bilesiz dahı / vallāhı (5) ben bir nesneyi götürürin, gendü götürdügi-le /. Ve / cezā iderin gendü fi li-le /, dahı ben (6) başlar görürin kesilmiş yaturlar. (İKT4/1-v. 68a/4, 5, 6-s. 391, 392). / Allah için ben şeyi götürürüm kendi götürdüğüyle /.

209 189 Ammā bu Medāyinī rivāyetince Ebū Hamza bir gün Peyġāmbaruñ -aleyhi sselām- (14) minberine çıkup eyitdi: Anuñ evvel ferāyızdan (12) bir nasīb yok, / ol nasībi aldı. Gendü nefsiçün Tañrı sıyla cenk eyleyüp /. (İKT4/2-v. 287b/12-s. 248). / o hisseyi aldı kendi nefsi için Tanrı sıyla savaşıp /. eydür: İbn-i Mes ūd didi kim / Rasūlü llāh (6) (s. a.v. )- Cebrā īl i gördi, gendü sūratında /; altı yüz kanadı var-ıdı, (İKT-v. 24b/5, 6-s. 164). / Rasûlüllah (s. a. v.)- Cebrâil i gördü kendi şeklinde / / Buzaġuya tapanlaruñ Allāh Ta ālā tevbelerin kabūl itmedi; gendülerini öldürmeyince. / (İKT-v. 105a/3-s. 302). / Buzağıya tapanların Allah Taâlâ tövbelerini kabul etmedi kendilerini öldürmeyince. / Ve / bu yılda Me mūn (12) Yahyā b. Āmir i depeledi. Gendüye Yā Emīre lkāfirīn didügiçün /. (İKT4/2-v. 428a/11, 12-s. 496). / bu yılda Memun Yahya b. Âmir i öldürdü kendisine Ya kâfirlerin emiri dediği için /. / Ol büti bir ak biz-ile örte kodı, gendü-y-ile Yūsuf-ıla (11) geçen hālın görmesün diyü. / (İKT4/2-v. 236a/10, 11-s. 162). / O putu bir ak bez ile örtekoydu kendisiyle Yusuf arasında geçen durumunu görmesin diye. / / Kazâ bir dürlü dahı olmaz, gerekse biñ âh u (6) nâle it ve gerekse söyleyüp şikâyet eyle. / (GT-v. 74a/5, 6-s. 230). / Allah tarafından takdir olunan bazı şeyler bir türlü dahi olmaz, gerekse bin ah et ve inle ve gerekse söyleyip şikayet et. / Altunuñdan (9) ve gümişüñden halka râhat irişdür ve kendüñ dahı fâyidelen, / ol vakt (10) ki bu ev senden girü kala gerekse bir gerpüci altundan ve biri gümişden (11) olsun /. (GT-v. 39a/9, 10, 11-s. 179). / o zaman ki bu ev senden sonraya kalır gerekse bir kerpici altından ve biri gümüşten olsun /. Hattā (12) ulemānuñ ba zısı eyitmişler, / livāta ideni taş-ıla depeleyeler, gerekse evlü olsun, gerekse (13) ergen olsun /. (İKT-v. 73a/12, 13-s. 246). / livata edeni taşla tepeleyeler gerekse evli olsun gerekse ergen olsun /.

210 190 Pes Yūsuf eyitdi: Ya nī istiftā (12) itdügüñüz iş tamām oldı, / didügüm nesne vākı olacakdur, gerekse siz nesne görüñ, (13) gerekse görmeñ /. didi. (İKT-v. 81a/12, 13-s. 260). / dediğim şey gerçek olacaktır gerekse siz bir şey görün, gerekse görmeyin. / / İnmege (17) dahı korkarın, gine binemem, diyü. / (İKT4/2-v. 248b/16, 17-s. 183). / İnmeye dahi korkarım, gine binemem, diye. / Zīrā Hazrat-ı Risālet den ben işitdüm ki: (12) / Andan ol horlık (14) anlardan zāyıl olmaya, gine dīnlerine rücū itmeyince. / (İKT4/1-v. 63a/13, 14-s. 384). / Ondan sonra o değersizlik onlardan uzak olmaya gine dinlerine dönmeyince. / Ka bü l-ahbār eydür: / Cennetde kimesnenüñ sakalı olmaz, (21) Ādem den ġayrı; / Ādem üñ kara sakalı olur, göbegine degin. / Ve / dahı cennetde kimse künyet-ile söylenmez (1) Ādem den ġayrı /. Ādem e dünyāda Ebü l-beşer dirler cennetde. / (İKT-v. 41a/20, 21; 41b/1-s. 192). / Âdem in kara sakalı olur göbeğine değin. / Ömer: Eyle dime. (16) Şöyle di ki, / Allāh seni diri tutsun gökçek dirligi-le /. (İKT4/1-v. 194b/16-s. 588). / Allah seni diri tutsun güzel yaşam ile /. Bir gice Hābil (3) koyun gütmekde eglendi, / Ādem Kābil i gönderdi, gör ne-yiçün eglendi diyü /, varup Hābil e (4) sataşdı, eyitdi: (İKT-v. 39b/3-s. 189). / Âdem Kâbil i gönderdi gör ne için eğlendi diye / / Ömer bin Abdül aziz Velīd i Sa īd (11) turduġı yirden karşu dönderürdi, görmesün diyü. / (İKT4/1-v. 122b/10, 11-s. 477). / Ömer bin Abdülaziz Velit i Sait in durduğu yerden karşıya döndürürdü, görmesin diye. / Rast dilersin / anuñ gibi biñ göz (5) kör olsun güneş kararınca /. (GT-v. 11b/4, 5- s. 136). / onun gibi bin göz kör olsun güneş kararınca /. / Ömri habsda geçdi halīfa ölince. / (İKT4/2-v. 399b/5-s. 448). / Ömrü hapiste geçti halife ölünceye kadar. / / Ömer b. Abdil azīz, Nāfi i bir def a Mısr a göndürdi halka sünnet ta līm itmegiçün. / (İKT4/2-v. 238a/21-s. 166).

211 191 / Ömer b. Abdülaziz, Nafii bir defa Mısır a gönderdi halka iyi ahlak öğretmek için. / / Ebū Müslim dahı (16) aña nāme gönderdi. Halkı cem itdüm, korkarın biş yüz gişi azdur. diyü. / Seffāf nāme gönderdi (17) Biñ gişi-y-ile gel. diyü. / (İKT4/2-v. 301b/15, 16, 17-s. 273). / Ebu Müslim de ona mektup gönderdi Halkı topladım, korkarım beş yüz kişi azdır. diye. / Seffaf mektup gönderdi Bin kişiyle gel. diye. / Ol İbrāhīm dür ki da vet aña (11) oldı ve / Ebū Müslim i Horāsān a gönderdi halkı gendüye bey ata kıġırmaġ-ıçun /. (İKT4/2-v. 290a/11-s. 252). / Ebu Müslim i Horasan a gönderdi halkı kendisine boyun eğmeye çağırmak için /. / Bir gişi dahı Benī (15) Sükūn e gönderdi. Hamla itsünler diyü. / (İKT4/2-v. 292b/14, 15-s. 256). / Bir kişi de Sükun oğlanlarına gönderdi saldırsınlar diye. / Bu kim / Allāh Nūh peyġambaruñ oġlını helāk ide kāfir olduġ-ıçun, atası (21) Peyġāmbar-iken ve ehl-i īmānuñ ulusı iken, / Ūc bin Unuk helāk olmaya, harām-zāde ve kāfir-iken (1) ve Peyġāmbar ın istihzā iderken / bu söz ġāyet yalandur, hāl budur kim (İKT-v. 47a/20, 21; 47b/1-s. 202). / Ūc bin Unuk yok olmaya hileci ve kâfir iken ve peygamberini alaya alırken / Süleymān: Yā Emīre l-mü minīn! / Vallāhi göndermezin, hattā ben bile (5) varmayınca / didi. (İKT4/1-v. 120a/4, 5-s. 473). / Allah için göndermem, hatta ben bile gitmeyince / / Ahmed rivāyet ider Meymūn dan / ki eyitdi: / Gişi hālıs halāl yimez hattā gendü-y-ile (3) harām arasında halālı hicāb itmeyince. / (İKT4/2-v. 239b/2, 3-s. 167). / Kişi hilesiz helal yemez hatta kendisiyle haram arasında helalı örtmeyince. / diyüp, İbn-i [Ebī] Atīk: Ben size fidā olayın. / İş bunuñ avratın bir gişi dahı çiftlenmek hayurludur (6) bir müsülmān gişiyi anuñ ışkı-la alup helāk olmakdanısa, / vallāhı ben bu aradan gitmezin; (7) hattā ol avratın metā ı Kays evine taşınmayınca / didi. (İKT4/1-v. 40b/5, 6, 7-s. 346). / Allah için ben buradan gitmem hatta o kadının eşyası Kays ın evine taşınmayınca /

212 192 İbn-i Asākir, (15) İbrāhīmi bni Mehdī den rivāyet ider ki, eyitdi: «/ Ol gün aġladı, hattā öyle vaktınuñ ezānı virilince. / (İKT4/2-v. 413a/6-s. 471). / O gün ağladı hatta öğle vaktinin ezanı verilinceye kadar. / Ebū Mu āb (18) rivāyet ider: Mālik den işitdüm ki: / Bir kimseye fetvā virmedüm. Hattā yitmiş gişi şehādet (19) idüp Sen buña ehilsin. dimeyince /. dir-idi.» (İKT4/2-v. 386b/18, 19-s. 425). / Bir kimseye fetva vermedim hatta yetmiş kişi şahitlik edip Sen buna ehilsin. demeyince /. / Rebī ü l-āhıruñ on üçünci gicesi İbrāhīmi bni Mehdī yi dutdılar (19) hatun gişi sūretinde /; bilesine iki hatun gişi sūretinde dahı pāsubānlar. (İKT4/2-v. 437a/18, 19-s. 511). / Rebiülahirin on üçüncü gecesi İbrahimi bni Mehdi yi tuttular kadın kılığında / kim İshāki bni Yesār eyitdi: Allāh Ta ālā İbrāhīm i Halīl idinicek göñline korkı düşdi, / şöyle kim (4) yüregi oynaduġı, bir milde işidilürdi, havāda kuş kanadı āvāzı gibi /. (İKT-v. 69b/4-s. 240). / yüreği oynadığı bir milden işitilirdi havada kuş kanadı sesi gibi /. / Anlara bir gişi gönderdi Havārıc (16) kosun, Kūfe de benüm yanuma gelsün. diyü. / (İKT4/2-v. 329b/15, 16-s. 321). / Onlara bir kişi gönderdi Asileri bıraksın, Kufe de benim yanıma gelsin. diye. / / Andan (13) Abdülmelik gine nāme yazdı: Her ne dilerseñ işle diyü. / (İKT4/1-v. 144b/12, 13-s. 512). / Ondan sonra Abdülmelik gine mektup yazdı: Her ne dilersen yap diye. / / Bu hālda-y-iken Esed e çasus (5) geldi Hikāyet şöyle. diyü. / (İKT4/2-v. 242b/4, 5-s. 173). / Bu durumda iken Eset e casus geldi Hikaye şöyle. diye. / Ammā İbrāhīm hurūc itmekde ta cīl itdügine sebep (21) ol-ıdı ki / kardaşı aña nāme viribidi. Hurūc itmekde ta cīl idesin, müst [329b] (1) olmayasın. diyü /. (İKT4/2-v. 329a/21; 329b/1-s. 320). / kardeşi ona mektup gönderdi Ayaklanmakta acele edesin, yavaş davranmayasın. diye /.

213 193 Musannıf eydür: / Andan soñra Ümeyye oġlanlarınuñ (18) devletlerinde alāmat-ı za f ve sustlık zāhır oldu; husūsā Ömer bin Abdül azīz (19) öldükden soñra. / (İKT4/1-v. 183a/17, 18, 19-s. 570). / Ondan sonra Ümeyye oğlanlarının devletlerinde zayıflık işaretleri ve gevşeklik ortaya çıktı; özellikle Ömer bin Abdülaziz öldükten sonra. / Ba zılar rivāyat ider kim: Velīd hālıs altundan bir kubba (9) baġlaya. / Anuñ sebebi-le kim, bu bināya ta zīm olınsun ıçun /. (İKT4/1-v. 157b/8, 9-s. 531). / Onun sebebiyle ki bu binayı yüceltsin diye /. Ve her hāl bundan (10) ma lūm olur kim / atanuñ salāhıyyatı-y-ıla zürriyet mahfūz olurmış; ıraġ olursa (11) dahı /. (İKT-v. 109b/10, 11-s. 309). / babanın hakkı ile soy saklı olurmuş uzak olursa da /. / Allāh Taālā ol yirleri (7) bunlaruñ içün yazmış-ıdı, İbrāhīm lisānı üzere ve Mūsā Kelīm-i lisānı üzere. / (İKT-v. 102a/6, 7-s.297). / Allah Taâlâ o yerleri bunlar için yazmıştı İbrahim lisanı üzerine ve Musa Kelim in lisanı üzerine. / / Mervān Dımışk nāyibine (15) nāme gönderdi. İbrāhīm dut, baña gönder. diyü. / (İKT4/2-v. 290a/14, 15-s. 252). / Mervan Şam kadı vekiline mektup gönderdi İbrahim i tut, bana gönder. diye. / / Ka be ye yakın (19) bir yirde kodılar, ibret içün. / (İKT-v. 160a/18, 19-s. 390). / Kabe ye yakın bir yerde koydular ibret için. / Bunlar eyitdiler: Yā Rasūlü llāh (16) bize çok beşāret itdüñ, / atā it didiler, iki gez /. (İKT-v. 9a/15, 16-s. 138). / bağışla dediler iki kez /. / Getürüp, (15) ol atlara binüp, Benū Kelb den bir gişi kim adına Abdülcebbār bin Yezīd eydürlerdi (16) öñine düşüp, yol gösterüp habar Haccāc a irdi, İki günden soñra Yezīd Şām (17) tarafına gitdi. diyü. / (İKT4/1- v. 119b/14, 15, 16, 17-s. 472). / Getirip o atlara binip Benu Kelp ten bir kişi - kim adına Abdülcebbar bin Yezit derlerdi önüne düşüp, yol gösterip haber Haccac a ulaştı İki günden sonra Yezit Şam tarafına gitti. diye. / eydür: / Kaçan zevāl vaktı ola-y-ıdı Ka be ye istikbāl idüp bir rek at namāz kılurdı (2) iki secde-y-ile. / (İKT-v. 174b/1, 2-s. 415).

214 194 / Öğle vakti olduğunda Kabe ye yönelip bir rekat namaz kılardı iki secdeyle. / Bir zamandan soñra Abdu l-muttalib eyitdi:, / ola kim Allāhu Ta ālā bize su rūzī kıla, ilerü varıcak / didi. (İKT-v. 179a/8-s. 424). / Allahu Taâlâ bize su nasip eder ileri gidince /, ol İbn-i Ömer den kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (7) eyitdi: / Allāh Ta ālā Ād kavmına göndermedi ol yili / kim / anları (8) helāk eyledi; illā ş ol yüzük delüginden çıkacak kadar /. (İKT-v. 54b/7-s. 214). / onları mahvetti yalnız şu yüzük deliğinden çıkacak kadar /. Ba zılar eydürler ki: / İbn-i Zübeyir (17) gicenüñ evvelinden rükū da tururdı irte olınca /. (İKT4/1-v. 52a/16, 17-s. 365). / İbn-i Zübeyir gecenin başından rükuda dururdu sabah oluncaya kadar /. / İbn-i Mūsā Sünen inde rivāyat itdi isnādı-y-ıla / kim Ukbeti bni l-münzir (14) eyitdi: (İKT-v. 94a/13-s. 282). / İbn-i Musa Sünen inde rivayet etti dayanağıyla / Şāfi ī eydür: / Recā b. Hayāt, Zührī ye (6) ıtāb itdi İsrāf idersin diyü. / (İKT4/2-v. 257a/5, 6-s. 196). / Reca b. Hayat, Zühri yi azarladı Gereksiz yere harcarsın diye. / / Anlaruñ alāmeti kara (16) olmakdan zāyıl olmadı. İşbu güne degin / nite ki görür-imiş hatībler / Cum a güninde ve bayramlarda kara geyürler. (İKT4/2-v. 297b/15, 16-s. 266). / Onların işareti kara olmaktan kurtulmadı işte bu güne değin / Mūsā çerisinden (4) yüz bahādur ādam alup, şehre girüp, ol begüñ ta āmın yidüklerinden soñra Mūsā dār-ı (5) imāratda yanın yatup: / Vallāh bu aradan turmazın. İşbu menzil benüm menzilüm veyā kabrum olmayınca / (6) didi. (İKT4/1-v. 105a/5-s. 449). / Allah için burada durmam işte bu ev benim evim veya kabrim olmayınca / / Birisi da vet eyledi, işbu nesneyi bu gişi benden ġasb itdi diyü. / (İKT-v. 129b/14-s. 341). / Birisi davet etti işte bu şeyi bu kişi benden zorla aldı diye. / Hattā bir gün geçerdüm, bir cüllāha uġradum ki ırlardı, / kulaġumı dıkdum. İşidüp (17) hātırumda kalmasun diyü /. (İKT4/2-v. 361a/16, 17-s. 376). / kulağımı tıkadım işitip zihnimde kalmasın diye /.

215 195 / Hasan-ı Basrī nüñ bu habarı Abdülmelik bin Mühelleb kulaġına degüp, turup, halka (11) hutba okıyup eyitdi: İşitdüm kim, ol bir mürāyi koca ki sizi azdurup cengden men (12) idermiş. Anuñ sözin kulaġuñuza koyup aña uyacak olursañuz, hāluñuz bir dürlü olur. (13) Eyle bilesiz diyü. / (İKT4/1-v. 204b/10, 11, 12, 13-s. 606). / Hasan-ı Basri nin bu haberi Abdülmelik bin Mühellep in kulağına ulaşıp, durup, halka hutbe okuyup dedi: İşittim ki bir o ikiyüzlü yaşlı ki sizi azdırıp savaştan engellermiş. Onun sözünü kulağınıza koyup ona uyacak olursanız durumunuz bir türlü olur. Öyle bilesiniz diye. / Muhtār buyurdı, / meş alalar yakup ashābına (8) çıġırdı: İy Hüseyn üñ kanın talab idenler! diyü /. (İKT4/1-v. 5b/7, 8-s. 289). / meşaleler yakıp dostlarına bağırdı Ey Hüseyin in kanını isteyenler! diye /. Ebū Hüreyre den rivāyat olınur ki ol eyitdi: / Mūsā ya Melekü l-mevt geldi kabz itmege. / (İKT-v. 120b/15-s. 327). / Musa ya Ölüm Meleği geldi ruhunu teslim almaya. / Sasaa cevāb virüp: (9) Yā Emīre l-mü minīn! Üç nesneyi alıcıdur ve üç nesneyi terk idicidür. / Evvel alduġı (10) halāyıkuñ göñülleridür; kaçan söz söylese; / ikinçi gökcek işdür, kaçan söz söyleseler /; üçünci ki / (11) işüñ geñezin ider, kaçan muhālafat olınsa /; didi. (İKT4/1-v. 28b/9, 10, 11-s. 327). / işin kolayını yapar ne zaman karşı gelinse / / Recā b. Bükā (2) töhmet iderdi Kaderiyye nedür? diyü. / (İKT4/2-v. 259a/1, 2- s. 200). / Reca b. Büka suçlardı Kaderiye nedir? diye. / Hāsılı bu-y-ıdı : / Andan (12) Benü Ümeyye aña la nat iderlerdi. Kāfirler namāzda la nat itdükleri gibi. / (İKT4/2-v. 325a/11, 12-s. 314). / Ondan sonra Ümeyye oğulları ona lanet ederdi kâfirlerin namazda lanet ettikleri gibi. / / Bir er bunlara habar virdi, Kahtabe (10) öldi. diyü. / (İKT4/2-v. 289b/9, 10-s. 251). / Bir er bunlara haber verdi Kahtabe öldü. diye. /

216 196 / Andan Abdullāh [a] Seffāh uñ nāmesi geldi ki Karındaşuñ Ali oġlı (6) Sālih, Mervān ı gönderdi, gitdi. Sen Şām da nāyib ol. diyü. / (İKT4/2-v. 294b/5, 6-s. 260). / Ondan sonra Abdullah a Seffah ın mektubu geldi ki Kardeşin Ali oğlu Salih Mervan ı gönderdi, gitti. Sen Şam da kadı vekili ol. diye. / / Bir nice gez icābet (16) oldukdan soñra korkdum, Katı za īf olam. diyü. / (İKT4/2-v. 248b/15, 16-s. 183). / Bir nice kez kabul ettikten sonra korktum, Çok zayıf olurum. diye. / Bazılar rivāyat ider ki: Şübeyb-ile kimseler var-ıdı. / Anı düşmen tutup dururlardı (16) kavmların ve kabīlelerin öldürdüginden ötürü. / (İKT4/1-v. 77a/15, 16-s. 405). / Onu düşman görmüşlerdi kavimlerini ve kabilelerini öldürdüğünden ötürü. / kim: Ömer e meleke l-mevt hāzır olduġı vakt eydürdi kim: İlāhī! / Beni rāzī eyle (16) kazañ-ıla, / mübārak eyle kadruñ-ıla. / (İKT4/1-v. 201b/15, 16-s. 601). / Beni kabul et kararınla / Zührī (17) eydür: Çıkdı, / toġrı ol ben koduġum eve vardı. Ke ennehü bir kimse kulavuzlamış (3) gibi. / (İKT4/2-v. 255b/2, 3-s. 193). / doğru o benim koyduğum eve gitti sanki bir kimse yol göstermiş gibi. / ve anlar eydürlerdi: / Biz pādışāhlık mīrās (11) yimekden zāyil olmaduk, Keyümers zamānından berü. / (İKT-v. 49b/10, 11-s. 206). / Biz padişahlık mirasını yemeği bırakmadık Keyümers zamanından beri. / Ba zılar eydürler kim: / Ol yılda safer ayından on gün kaldukda vefāt (15) itdi, kırk beş yaşında. / (İKT4/1-v. 175a/14, 15-s. 557). / O yılda safer ayından on gün kaldığında öldü kırk beş yaşında. / Rasūl Hazratı eyitdi kim: (5) / Zeyd dahı başına bir ümmet olısardur kıyāmet güninde / didi. (İKT-v. 173b/5-s. 413). / Zeyt de [kendi/tek] başına bir ümmet olacaktır kıyamet gününde / Ol dahı cevābında: / Ben anı Amr-ıla bile defin eyledüm. Kıyāmet güninde Allāh katında (13) senüñ-ile muhāsama itmekden ötürü / didi. (İKT4/1-v. 38a/12, 13-s. 342).

217 197 / Ben onu Amr ile birlikte defnettim kıyamet gününde Allah katında senin ile düşmanlık etmekten ötürü / Rivāyat olundı kim: / Haccāc, Hüseyin Resūl zürriyetinden (20) idügine inkār eyledi kızı oġlı olduġından ötrü /. (İKT4/1-v. 144a/19, 20-s. 511). / Haccac, Hüseyin in Peygamber soyundan olduğunu reddetti kızının oğlu olduğundan ötürü /. Ammā Hişām (5) kabūl itmezdi, / halkdan utanurdı ki Ahdine turmadı. diyeler diyü / ve hem leşker (6) halkından incinürdi. (İKT4/2-v. 264a/5-s. 208). / halktan utanırdı ki Sözünde durmadı. diyeler diye / Muhammedi bni (9) Vāsi vardı / aña melāmet itdi ki Beglerüñ virdügi mālı niçün alursın? diyü. / (İKT4/2-v. 254a/8, 9-s. 191). / ona çıkıştı ki Beylerin verdiği malı niçin alırsın? diye. / / Eger beni cehenneme gönderürseñ (8) cehennem ehline habar virürin ki ben Allāh ı seven kullardanın. diyü. / (İKT4/2-v. 433a/7, 8-s. 504). / Eğer beni cehenneme gönderirsen cehennemde oturanlara haber veririm ki Ben Allah ı seven kullardanım. diye. / / Bābil de nidā itdiler ki Benī İsrā īl den kim var-ısa Şām a (7) varsunlar diyü /; ve Dāvud aslından bunlara bir beg kodı ve (İKT-v. 136a/6, 7-s. 352). / Babil de bağırdılar ki İsrail oğullarından kim varsa Şam a gitsinler diye / / Bir gün Bişr-i Merisī Ferrā dan sordı ki Bir gişi (7) secde-i sehv itse hüküm ne? diyü. / (İKT4/2-v. 436a/6, 7-s. 509). / Bir gün Bişr-i Merisi Ferra dan sordu ki Bir kişi namazda yapılan bir yanlış için secde etse karar ne? diye. / Açup gördük / yazılmış ki: Bi-smi llāhı r-rahmānı Rahīm. Ömer bin Abdül azīz e (9) cehennem odından amān virildi diyü /. (İKT4/1-v. 199b/8, 9-s. 597). / yazılmış ki: Bismillahirrahmanırrahim. Ömer bin Abdülaziz e cehennem ateşinden korkusuzluk verildi diye /. / Dahı Mekke de ne deñlü (15) māl-dār gişiler var-ısa mālların aldı ki Bunı Abbāsīler koyup durur. diyü. / (İKT4/2-v. 427a/14, 15-s. 495). / Bundan başka Mekke de ne denli zengin kişiler varsa mallarını aldı ki Bunu Abbasiler bırakmıştır. diye. /

218 198 / Hasan buña ādam gönderüp kakıdı ki Bunuñ [426b] (1) gibi fitneyi niçün basmadı? diyü. / (İKT4/2-v. 426a/21; 426b/1-s. 494). / Hasan buna adam gönderip kızdı ki Bunun gibi belayı niçin basmadı? diye. / Meymūn bin Mihrān rivāyat ider kim: / Ömer bin Abdül azīz [193a] (1) beni bir yire amala gönderüp ısmarladı ki: Eger benden saña bir biti varsa, ġayr-ı hak üzerine (2) olsa yire ur diyü. / (İKT4/1-v. 192b/21; 193a/1, 2-s. 585). / Ömer bin Abdülaziz beni bir yere işlere gönderip ısmarladı ki: Eğer benden sana bir mektup varsa, haksız olsa yere at diye. / / Andan Muhammed, (21) Medīne de ashābın yaraklayup, Basra da kardaşı İbrāhīm e habar gönderdi ki Fulan gice [322b] (1) hurūc iderüz. diyü. / (İKT4/2-v. 322a/20, 21; 322b/1-s. 310). / Ondan sonra Muhammet, Medine de arkadaşlarını hazırlayıp, Basra da kardeşi İbrahim e haber gönderdi ki Filan gece ayaklanırız. diye. / / Bundan soñra Ehvāz habar gönderdi ki Gelsünler baña bey at itsünler. (19) diyü. / (İKT4/2-v. 330a/18, 19-s. 322). / Bundan sonra Ehvaz haber gönderdi ki Gelsinler, bana boyun eğsinler. diye. / Velīd bin Müslim Ebū Abdurrahmān dan rivāyat ider kim: / Allāh ta ālā [161a] (1) Cebel-i Kāsıyūn a vahy eyledi ki, gölgeñi ve bereketüñi Beytü l-makdis e vir, diyü /. (İKT4/1-v. 160b/21; 161a/1-s. 536). / Allah Taâlâ Kasıyun Dağı na vahiy eyledi ki gölgeni ve bereketini Mescid-i Aksa ya ver, diye /. Anuñ azlına sebeb oldı ki / Mansūr aña nāme viribidi ki Hasan oġlı (12) Abdullāh uñ oġlı İbrāhīm e bey at iden gişilerüñ mālların alup evlerin yıksın. diyü /. (İKT4/2-v. 340b/11, 12-s. 339). / Mansur ona mektup gönderdi ki Hasan oğlu Abdullah ın oğlu İbrahim e bağlı olan kişilerin mallarını alıp evlerini yıksın. diye /. / Zīrā Hamīd (13) bundan öñdün yemīn itmişdi ki Her ne vakt ki anı görsem, öldürem. diyü. / (İKT4/2-v. 327b/12, 13-s. 318). / Çünkü Hamit bundan önce yemin etmişti ki Her ne zaman ki onu görsem öldüreyim. diye. /

219 199 / O ne dise kabūl idüp Ebū Müslim e buyurup hükm virüp dururın ki Horāsān da (9) eli irdügin yire hükm eyleye. diyü. / Kaçan ki Ebū Müslim Horāsān a geldi, mektūbını (10) Horāsān kavmına okıdı. (İKT4/2-v. 281b/8, 9-s. 237). / O ne dese kabul edip Ebu Müslim e buyurup Emir vermişim ki Horasan da eli erdiği yere komuta ede. diye. / Cevāb: Ya Resūlu(9)llāh! / İçdüm ki, ilmüm ve imānum ziyāda olup cesed-i Resūl den benüm cesedüme nesne irişsün (10) diyü / ki, / benüm cesedüm lāyıkdur aña yirden ise / didi. (İKT4/1-v. 52a/10-s. 365). / İçtim ki ilmim ve inancım artıp Peygamber in cesedinden benim cesedime bir şeyler ulaşsın diye / / Her gün çaġırdurdı ki; / kanı haklular, / kanı nākıhlar, / kanı miskinler, / kanı yetimler? / Tā kim bunlardan (17) küllisin ganī kılayum diyü. / (İKT4/1-v. 192a/16, 17-s. 584). / Her gün çağırtırdı ki; hani haklılar, hani hastalıktan yeni kalkmışlar, hani zavallılar, hani yetimler? Ta ki bunlardan hepsini zengin kılayım diye. / / Bāb-ı şarkīdan Bāb-ı Cābiye den yaña tā böyük köprüyi geçüp dört zirā ilerü (20) kenīse ol yirde bile alınmış çıkup nasārāya Velīd habar gönderdi ki: Kenīse (21) bizüm yirde çıkdı; bizümdür diyü. / (İKT4/1-v. 156a/19, 20, 21-s. 529). / Doğu kapısından, Cabiye kapısından yana ta büyük köprüyü geçip dört endaze [ cm] ileride kilise o yerde birlikte alınmış çıkıp Hıristiyanlara Velit haber gönderdi ki: Kilise bizim yerde çıktı; bizimdir diye. / / Koyunuñ kuzusın boġazladı ki koyunuñ südin bu içer bize nesne kalmaz diyü- / (İKT4/2-v. 255a/7-s. 193). / Koyunun kuzusunu boğazladı ki koyunun sütünü bu içer bize bir şey kalmaz diye /. / diyüp, İbn-i Hanefiyye ye nāme yazup Sālih bin Mes ūd-ıla gönderdi ki: (20) Medīne ye çeri gönderdüm; yardım itsün diyü. / (İKT4/1-v. 12a/19, 20-s. 300). / deyip, İbn-i Hanefiyye ye mektup yazıp Salin bin Mesut ile gönderdi ki Medine ye asker gönderdim; yardım etsin diye. / / Hattā andan ötürü Īsā ya sırr-ıla nice mektūblar ve ādamlar gönderdi (3) ki oġlı Muhammed e bey at itsün diyü / ve hem havās ve ām ve ümerā Mehdī den ġayrı gişiye (4) bey at itmege rızāları yoġ-ıdı. (İKT4/2-v. 342a/2, 3-s. 341).

220 200 / Hatta ondan ötürü İsa ya sır ile nice mektuplar ve adamlar gönderdi ki oğlu Muhammet e bağlı olsun diye / / Mansūr hacca teveccüh idüp giderken yolda nāme gönderdi ki (14) Saña ısmarladuġum n itdüñ, n eyledüñ? diyü. / (İKT4/2-v. 341a/13, 14-s. 340). / Mansur hacca doğru hareket edip giderken yolda mektup gönderdi ki Sana ısmarladığımı ne ettin, ne yaptın? diye. / / Hem begler tahrīk itdiler ki Senden soñra bunları velī- ahd (3) idiñ. diyü. / (İKT4/2-v. 271a/2, 3-s. 220). / Hem beyler kışkırttılar ki Senden sonra bunları veliaht yapın. diye. / / Hişām, dāyım korku habarların virürdi ki Seni şöyle itsem gerek, böyle itsem (11) gerek. diyü. / (İKT4/2-v. 263b/10, 11-s. 208). / Hişam, sürekli korku haberlerini verirdi ki Seni şöyle etsem gerek, böyle etsem gerek. diye. /, Fir avn avratı korkdı (11) kim ol oġlancuk açlıkdan helāk ola, / bazara çıkardı ki şāyad bir dāye bulına, eme diyü /. (İKT-v. 112a/11-s. 314). / pazara çıkardı ki şayet bir süt anne bulına, eme diye /. / Andan Mervān, Irāk nāyibi Yezīdi bni Ömer b. Hübeyr e nāme yazdı ki (5) Şehirlerüñde ne kadar havārıc var-ısa depele. diyü. / (İKT4/2-v. 283a/4, 5-s. 239). / Ondan sonra Mervan Irak kadı vekili Yezidi bni Ömer b. Hübeyr e mektup yazdı ki Şehirlerinde ne kadar asi varsa öldür. diye. / / Çünki (12) Şübeyb ahşam namāzın kıldı, katlandı ki; tā ay toġup, aydınlık olup meymene ve meysere (13) görinür olınca. / (İKT4/1-v. 75a/11, 12, 13-s. 402). / Şübeyb akşam namazını kılınca bekledi ki ta ay doğup aydınlık olup sağ ve sol görünür oluncaya kadar. / / Zīrā Me mūn a bildürdiler ki Tāhir hutbede senüñ aduñı añmadı. (13) diyü. / (İKT4/2-v. 435a/12, 13-s. 508). / Çünkü Memun a bildirdiler ki Tahir hutbede senin adını anmadı. diye. / / Andan soñra Velīd den (12) Nasr a habar vardı ki Tīz gelsin, irişsin, ve baña barbutlar ve muġannıya cāriyeler ve toġanlar (13) ve eyü atlar ve dahı ne kadar sāz āleti var-ısa alı gelsün. diyü. / (İKT4/2-v. 264b/11, 12, 13-s. 209).

221 201 / Ondan sonra Velit ten Nasr a haber verdi ki Çabuk gelsin, ulaşsın ve bana çalgılar ve şarkıcı cariyeler ve doğanlar ve iyi atlar ve de ne kadar saz aleti varsa alarak gelsin. diye. / / Ol bir gün bir avāz işidildi ki: Yā halāyık! İgende (10) maġrūr olmañ. Sizüñ arañuza cehennem kapularından bir kapu açıldı (11) diyü. / (İKT4/1-v. 171b/9, 10, 11-s. 552). / O bir gün bir ses işitildi ki: Ya hizmetçiler! Çok gururlu olmayın. Sizin aranıza cehennem kapılarından bir kapı açıldı diye. / / Velīd, (3) Nasri bni Seyyār a nāme yazdı ki Yahyā yı zindān[dan] çıkarsın, ashābıyla baña göndersin. diyü. / (İKT4/2-v. 265b/2, 3-s. 211). / Velit, Nasri bni Seyyar a mektup yazdı ki Yahya yı zindandan çıkarsın, arkadaşlarıyla bana göndersin. diye. / / Ebū Müslim aña va da itmişdi ki (3) Zuhūr bulduġum vakt, ikāmet, hudūd ve adl senüñ ola diyü. / (İKT4/2-v. 310a/2, 3-s. 288). / Ebu Müslim ona söz vermişti ki Ortaya çıktığım zaman, oturma, sınırlar ve adalet senin ola diye. / Rafazīlardan birisi (4) Hasan a: / Peyġāmbar dimedi mi kim, ben kimüñ mevlāsı olsam Alī dahı anuñ mevlāsıdur, (5) diyü. / (İKT4/1-v. 170b/4, 5-s. 551). / Peygamber demedi mi ki, ben kimin yardımcısı olsam Ali de onun yardımcısıdır, diye. / / Zehebī A lam da zikr itdi kim: Bu yılda vefāt itdi diyü. / (İKT4/1-v. 181a/12-s. 566). / Zehebi Alam da bildirdim ki: Bu yılda öldü diye. / Yine Evzāī eydür: Yemāme ye (5) vardum, gördüm ki bir begi var. / Rasūlullāh uñ ashābından bir gişiçün halkı ilhāh (6) ider kim Buña munāfık diñ diyü. / (İKT4/2-v. 235b/5, 6-s. 161). / Resulüllah ın dostlarından bir kişi için halkı zorlar ki Buna ikiyüzlü deyin diye. / eyitdi:, ben girü evüme vardum, / bunlaruñ içün kefāret virdüm kim bunlar Allāh adını (5) haksuz zikr itdiler diyü /. (İKT-v. 87b/4, 5-s. 270). / bunlar için günaha karşılık yemin ettim ki bunlar Allah adını haksız andılar diye. /

222 202 / Hem dahı Yezīd bin Abdülmelik and içüp dururdı kim: Eger ben halīfa olursam Yezīd (8) bin Mühelleb üñ aslından bir gişi komayup depeleyem diyü. / (İKT4/1- v. 185a/7, 8-s. 572). / Hem de Yezit bin Abdülmelik yemin etmişti ki: Eğer ben halifa olursam Yezit bin Mühellep in aslından bir kişi bırakmayıp öldüreyim diye. / / Nāmeyi getüren gelüp, anuñ ba zı kumalarına tuş olup, nāmeyi elinden (8) alup, içindekin taġyīr idüp yazdılar kim: Fulānayı işitdüm. Yad gişi-y-ile mu āmalası var-ımış. (9) Anı evden çıkarup kovasın diyü. / (İKT4/1-v. 216b/7, 8, 9-s. 627). / Mektubu getiren gelip, onun bazı kumalarına rastgelip, mektubu elinden alıp, içindekini değiştirip yazdılar ki: Filan kadını işittim. Yabancı kişiyle işi varmış. Onu evden çıkarıp kovasın diye. / / Gine ancılayın ālımlarına (21) yazup eydürdi kim: Kaçan namāz vaktı gelse kalan işlerüñüzi terk idüp [197b] (1) namāza meşġūl oluñ diyü. / (İKT4/1-v. 197a/20, 21; 197b/1-s. 593). / Gine onun gibi âlimlerine yazıp derdi ki: Ne zaman namaz zamanı gelse kalan işlerinizi bırakıp namazla uğraşın diye. / / Ayās, Basra ya kāzī olduġı vakt, ulemā sevindiler kim Mansıb mahallın (8) bulmadı diyü. / (İKT4/2-v. 252a/7, 8-s. 188). / Ayas, Basra ya kadı olduğu zaman âlimler sevindiler ki Mansıp yerini bulmadı diye. / / Ol hatun-ıçun nāme içinde ısmarladı kim: Nazaruñ anuñ üzerinde olsun. Anı oñat (7) ri āyat it diyü. / (İKT4/1-v. 216b/6, 7-s. 627). / O kadın için mektup içinde ısmarladı ki: Gözün onun üzerinde olsun. Onu layıkıyla gözet diye. / / Ol biti virdügi gişi gine anuñ kumalarına gelüp, (11) bitiyi dahı taġyīr idüp içine yazdılar kim: Ol avrat fācıradur. Zinādan oġlan (12) toġurdı diyü. / (İKT4/1-v. 216b/10, 11, 12-s. 627). / O mektubu verdiği kişi gine onun kumalarına gelip, mektubu da değiştirip içine yazdılar ki: O kadın erkek düşkünüdür. Zinadan oğlan doğurdu diye. / / Ehl-i tārīh ittifāk idüp dururlar kim: (17) Toksan tokuzıncı yılda Medīne de vefāt itdi diyü. / (İKT4/1-v. 181a/16, 17-s. 566). / Tarihçiler birleşmiştirler ki: Doksan dokuzuncu yılda Medine de öldü diye. /

223 203 / Dahı Leys rivāyat ider kim: Velīd toksan sekizinci yıl içinde Rūm şehrlerine ġazā (3) itdi. Dahı ol yılda halk-ıla hac itdi diyü. / (İKT4/1-v. 165a/2, 3-s. 542). / Bundan başka Leys rivayet eder ki: Velit doksan sekizinci yıl içinde Rum şehirlerine din uğruna savaş açtı ve o yılda halk ile hac etti diye. / / Mūsā ol şehrde korkı-y-ıla yürürdi kim ol öleni gendü öldürdügin Fir avn ve cemā atı (15) bileler diyü. / (İKT-v. 93a/14, 15-s. 280). / Musa o şehirde korkuyla yürürdü ki o öleni kendi öldürdüğünü Firavun ve toplumu bileler diye. / Safā yakında bir taġ idi, varup Safā ya çıkdı, / ol aradan dereye nazar (21) eyledi, kimesne görinür mi diyü /. (İKT-v. 64a/20, 21-s. 231). / o aradan dereye baktı kimse görünür mü diye /. eydür: ; / belki zikr itdüm, kitāba zīnet olmaġ-ıçun /. (İKT-v. 3b/3-s. 126). / belki andım kitaba süs olması için /. ve hınzīr etin yimekdür ve ş ol ki ibādet itmek isteye; evlenmek harāmdur dimek; (16) dahı bunuñ gibi nesneler ki kitāblarında yokdur, / gendüler ihtirā itmişlerdür. Kostantini bni (17) Kostantin zamānında / ki Kostantanıyye yi yapmışdur. (İKT-v. 152b/16, 17-s. 379). / kendileri benzeri görülmemiş şeyler icat etmişlerdir Konstantini bni Konstantin zamanında / Medāyinī eydür: / Hālid e bir gişi getürdiler, (17) Kūfe de da vā-yı nübüvvet ider diyü. / (İKT4/2-v. 274a/16, 17-s. 225). / Halit e bir kişi getirdiler Kufe de peygamberlik davası eder diye. / Rivāyat (9) olındı ki: Abdülmelik oġlanlarınuñ mu allımlarına kim İsmā īl bin Ubeyd dür-: / Bunlara sıdk (10) ögret Kur ān ögretdügüñ gibi. / Ve buyurur kim: didi. (İKT4/1-v. 112a/9, 10-s. 460). / Bunlara doğruluk öğret Kur ân öğrettiğin gibi. /, / Mūsā dahı özr itdi, Kur ān da (18) zikr olunduġı gibi /. (İKT-v. 114a/17, 18-s. 317). / Musa da özür diledi Kur ân da bildirildiği gibi / Abdu l-muttalib cema atına eyitdi: Ben bir nesne fikr itdüm. (2) Gerekdür kim / her biriñüz bir çukur kaza kuvvatı var-iken /, gire ol çukur içinde otura, öldügi (3) vakıt ashāb anı göme koyalar. (İKT-v. 179a/2-s. 424).

224 204 / her biriniz bir çukur kaza gücü var iken / / Pes gözlerine sürme çekdiler; kuvvatlu olsun diyü. / (İKT-v. 49b/1-s. 205). / Sonra gözlerine sürme çektiler kuvvetli olsun diye. / / Ebū Müslim (6) anlara hiyle idüp Kahtabe oġlı Hasan a meymenesi begiydiemr eyledi: Leşkerüñüñ çoġın al, sol (7) tarafa var. diyü. / (İKT4/2-v. 305b/5, 6, 7-s. 280). / Ebu Müslim onlara hile edip Kahtabe oğlu Hasan a ordunun sağ kanadının beyiydi- emretti: Askerinin çoğunu al, sol tarafa git. diye. / Manīsi (4) Vallāhu ekber, dimek olur kim, / bir gişi (5) dise kabūl olup göge aġmaz, mādamki amal-ı sālıh olmaya /. (İKT4/2-v. 259b/5-s. 201). / bir kişi dese kabul olup göğe yükselmez madem ki doğru işler olmaya /. Andan soñra halīfa and içdi ki / Ben anı (16) zindāndan çıkarmazın. Mādām ki Baña bunı aña kim ögretdi eydi virmeye. / (İKT4/2-v. 412a/15, 16-s. 469). / Ben onu zindandan çıkarmam madem ki bana bunu ona kim öğretti söyleyivermiyor. / diyüp, / Vallāhı ben ölmezin mādām ki bu diridür / diyüp öldürdi. (İKT4/1-v. 89b/13-s. 425). / Allah için ölmem madem ki bu canlıdır / / Kuteybe rivāyat ider Tāvūs dan / kim: / Yigidüñ dīnde yolı toġrı (11) olmaz; mādām ki evlenmeye /. (İKT4/1-v. 213a/10, 11-s. 621). / Yiğidin dinde yolu doğru olmaz madem ki evlenmek istemez /. Gine İbn-i Ömer eydür: / Bir gişi ehl-i ilmden olmaz, (17) mādām ki, gendüden yokaruya hasedi terk idüp ve gendüden aşaġayı horlamaġı terk (18) idüp ilmi-le dünyā izzetin ve ululıġın istemegi terk itmeyince. / (İKT4/1-v. 64a/16, 17, 18-s. 386). / Bir kişi ilim sahibi olmaz madem ki kendisinden yukarıya kıskançlığı terk edip ve kendisinden aşağıyı değersiz görmeyi terk edip ilmiyle dünya ikramını ve ululuğunu istemeyi terk etmeyince. / Ve dahı Mūsā ya emr itdi kim, üçünci olıcak taġun çevre yanında (6) cem olalar, kimesne taġa yakın varmaya, yakın varan helāk ola. / Hattā cānavarlardan (7) dahı yakın varmaya. Mādām ki Kur ān āvāzın işideler /; kaçan kim Kur ān āvāzın sākin ola, (8) ol vakt taġa çıkmak helāl ola. (İKT-v. 103a/6, 7-s. 298).

225 205 / Hatta zararlı hayvanlardan da yakın gitmeye madem ki Kur ân sesini işiteler / / Ahduña vefā itmege harīs oluruz. Mādām ki sen ahduñı (3) saklayasın. / Biz dahı senüñ emrüñ dutup saña itā at itmege lāyık oluruz, mādām ki itā at (4) idesin. / (İKT4/2-v. 307a/2, 3, 4-s. 283). / Sözünde durmaya hırslı oluruz madem ki sen sözünü saklayasın. / Biz de senin emrini yerine getirip sana boyun eğmeye layık oluruz madem ki boyun eğesin. / / Biz size eylügi unutmazuz. Mādām ki (16) siz bizüm fazlumuzı añasız. / (İKT4/2- v. 312b/15, 16-s. 293). / Biz size iyiliği unutmayız madem ki siz bizim erdemimizi anasınız. / / Dürlü (10) dürlü cezālar itdi, Mālı çıkar diyü. / (İKT4/2-v. 266b/9, 10-s. 213). / Türlü türlü cezalar verdi Malı çıkar diye. / Allāh Ta ālā eydür: Ya nī / Allāh Ta ālā İbrāhīm i imtihān eyledi, (21) maşakkatlu teklifler-ile /, İbrāhīm ol buyrukları yirine getürdi. (İKT-v. 68b/20, 21- s. 239). / Allah Taâlâ İbrahim i imtihan eyledi zorlu teklifler ile / / Verā tamām olmaz mecmū -ı halāyıkı göñülde pīr tutup ayblarından ferāġ gösterüp (6) gendü günāhın añup lafz-ı cemīl-ile kalb-i zelīlden Rabb-ı celīle zārı kılup tevbe idüp (7) Allāh dan ġayrı kimseden ümizin kesmeyince. / dir-idi. (İKT4/2-v. 366b/5, 6, 7-s. 385). / Haramdan kaçınma tamamlanmaz insanların hepsini gönülde bir tutup ayıplarından uzak gösterip kendi günahını anıp güzel söz ile aşağı kalpten Ulu Allah a ağlayıp sızlayarak tövbe edip Allah tan başka kimseden umudunu kesmeyince. / Hasan bu söze rāzī olmayup and içdi ki / Bu gice Mekke den (11) taşra yetmezin meger ki ölem. / didi. (İKT4/2-v. 325b/10, 11-s. 315). / Bu gece Mekke den dışarı yetişemem meğer ki öleyim. / Vezîr eyitdi: Pes çün-ki halk dirilmek pâdişâhlıġı mûcib(12)dür, / pes ne-çün halkı taġıtduñ, meger ki pâdişâhlık idecek başuñ yokdur? / (GT-v. 11b/12-s. 136). / öyle ise ne için halkı dağıttın, meğer ki padişahlık edecek başın yoktur? / / Bunuñ üzerine Hadīs-i Nebevī dahı gelmişdür merfū olıben (6) Abdu llāhı bni Amr dan. / (İKT-v. 177b/5, 6-s. 421).

226 206 / Bunun üzerine Peygamberlerin Hadisleri de gelmiştir yüceltilerek Abdullahi bni Amr dan. / / Ol yılda Rūm Şam da (13) olanlar üzerine hurūc idüp ġalaba eyledi Mervān oġlanları-la İbn-i Zübeyir arasına (14) muhālafat girdüginden ötürü. / (İKT4/1-v. 39b/12, 13, 14-s. 345). / O yılda Rum Şam da olanlar üzerine ayaklanıp akın etti Mervan oğlanlarıyla İbn-i Zübeyir arasına düşmanlık girdiğinden ötürü. / Andan İbrāhīm aña İy (4) za īf yakınlu, / sabr eyleseñ ya nī rutab-ı ceni ya nī dirilmiş tāze hurma bulurduñ (5) Meryem bulduġı gibi /. didi.» (İKT4/2-v. 364b/4, 5-s. 381). / sabretsen yani rutab-ı ceni yani toplanmış taze hurma bulurdun Meryem in bulduğu gibi /. Zemzem zāhir olıcak dükeli halk kalan kuyuları terk itdiler, / her birisi Zemzem den (9) içer oldılar; Mescid-i Haram içinde olduġı-y-ıçun ve dahı kalan kuyular üzerine çok (10) dürlü fazīleti olduġı-y-ıçun ve hem İsmā īl peyġāmbar kuyusı olduġı-y-ıçun /. (İKT-v. 180a/8, 9, 10-s. 425, 426). / her birisi Zemzem den içer oldular; Mescid-i Haram içinde olduğu için ve de kalan kuyular göre çok çeşitli erdemi olduğu için ve hem İsmail peygamber kuyusu olduğu için /. / Vallāh eger ben size (11) buyursam, mescidüñ şu kapusından çıkuñ, diyü /, siz bir ġayrı kapudan çıksañuz sizüñ (12) kanuñuz ve māluñuz baña helāldur. (İKT4/1-v. 145a/10, 11-s. 513). / Allah için eğer ben size emretsem mescidin şu kapısından çıkın, diye / Vaktā ki kardaşın öldürdiler, / gendü nefsine da vet itmege başladı, (10) mezkūr tārīhuñ şevvālı ayında /. (İKT4/2-v. 329a/9, 10-s. 320). / kendi nefsine çağırmaya başladı adı geçen tarihin şevval ayında /. İbn-i Abbās eydür: (4) / Bunuñ ölümin arzu (5) iderler-idi; mīrāsın almaġıçun. / (İKT-v. 107a/4, 5-s. 305). / Bunun ölümünü arzu ederlerdi mirasını almak için. / Ve Ulemā-i Siyer dimişler ki: / Yemen beglerinden biri zamān-ı kadīmde (2) ol iki taġuñ arasına bu suya bir sedd yapdurdı, muhkem binā-y-ıla. / (İKT-v. 153b/1, 2-s. 380).

227 207 / Yemen beylerinden biri eski zamanda o iki dağın arasına bu suya bir set yaptırdı sağlam bina ile. / Andan soñra şöyle vākı oldı ki / (5) Mansūr aña ġāyet hışm idüp Süfyān a ki nāyibdür- nāme yazdı, Mukaffa oġlın öldürsin diyü /. (İKT4/2-v. 334a/5-s. 327). / Mansur ona çok kızıp Süfyan a ki kadı vekilidir- mektup yazdı, Mukaffa oğlunu öldürsün diye /. Ehl-i Kitāb eydürler kim: / Benī İsrā īl Allāh uñ kelāmını fehm itmediler; Mūsā (16) anlatmayınca /, tā kim Mūsā ya Allāh uñ sözin bize irişdür, biz korkaruz kim ölevüz didiler. (İKT-v. 103a/15, 16-s. 298). / İsrail oğulları Allah ın sözünü anlamadılar Musa anlatmayınca / / Yigirmi üç yıl hılāfat itdi, Mūsā-yı Hādī den soñra /, (8) v allāhu alam. (İKT4/2-v. 411b/7, 8-s. 468). / Yirmi üç yıl halifelik etti Musa-yı Hadi den sonra / İmdi bu göñül sayrulıklarından bir sayrulıkdur, kul olan gişiye eyle gerekdür kim, / (5) anuñ gibi nesnelerden nefsini men idüp güci yitdügince gendüyi ve ġayrıyı hayr nesneye irşād (6) ide mutābıkla /. (İKT4/1-v. 213a/5, 6-s. 621). / onun gibi şeylerden nefsini engelleyip gücü yettiğince kendisini ve başkasını iyi şeye yol göstere uygunlukla /. / Zīrā İbrāhīm anı ġāyet sever-idi; müsülmān olduġ-içün / ve hem gendünüñ hısımı idi (18) ve hem ġāyet güzel-idi. (İKT-v. 62b/17-s. 229). / Çünkü İbrahim onu çok severdi Müslüman olduğu için / Ben Hazrat-ı Risālet den (2) aleyhi s-salātu ve s-selām- işitdüm ki: / Cennet kapusından gişi men olınur müsülmānlardan bi-ġayrı (3) hak kan dökdügine itdükden soñra / diyüp tururdı. (İKT4/1-v. 110a/2, 3-s. 456, 457). / Cennet kapısından kişi engellenir Müslümanlardan haksız olarak kan döktükten sonra / / Sa īd aña biş biñ (16) fulorī telaffuzın idüp yigirmi biñ fılorī virdi Nafaka idin diyü. / (İKT4/1-v. 131a/15, 16-s. 491). / Sait ona beş bin filori sözünü edip yirmi bin filori verdi Geçimlik yapın diye. / / Dahı (20) ol zamānda mü ezzinler ezānlarından soñra: Es-selāmu aleyk yā Emīre l-mü minīn ve rahmatu llāhı (21) berekātuhu. Hayyā alā s-salāt, hayyā

228 208 alā l-felāh. Namāz vaktı yakın oldı dirlerdi [180b] (1) namāz te hīr olınmasun diyü. / (İKT4/1-v. 180a/19, 20, 21; 180b/1-s. 565). / Bundan başka o zamanda ezan okuyanlar ezanlarından sonra: Es-selamu aleyk ya Emire l-müminin ve rahmatullahı berekatuhu. Haya ala s-salat, haya ala lfelah. Namaz zamanı yaklaştı derlerdi namaz ertelenmesin diye. / / Bir gün bir ma mūr mescide vardum, namāz kılayın diyü. / (İKT4/2-v. 401b/19- s. 452). / Bir gün bir bayındır mescide gittim namaz kılayım diye. / eytdi: Ne okıdursam (1) unıduram, illā anı unutmazam kim Sūk-ı ükāz da kızıl deve üzerinde durup hutbe okurdı (2) kim / yukaruda zikr olundı, nazm-ıla ve nesr-ile /. (İKT-v. 170a/2-s. 406). / yukarıda bildirdik nazım ile ve nesir ile /. / Bir gişi īmān lezzetin bulmaz ne deñlü namāzı ve orucı çok idecek olursa, (4) bu hāl-ıla muttasıf olmayınca /, bunuñ gibi itmek gişiyi ehlinden utandurmaz didi. (İKT4/1-v. 63b/3, 4-s. 384). / Bir kişi inanç lezzetini bulmaz ne denli namazı ve orucu çok edecek olursa, bu durumu taşımayınca / / Yarındası halīfa sordı: Ne hāsıl itdüñ? diyü. / (İKT4/2-v. 412a/10-s. 469). / Ertesi gün halife sordu Ne elde ettin? diye. / / Andan cāriyeye emr itdi Nesne eyit. diyü. / (İKT4/2-v. 414b/16-s. 474). / Ondan sonra cariyeye emretti Bir şey söyle. diye. / Dahı bilüñ iy Tañrı kulları kim / Kur ān sizden şeytānuñ ıġvāsın, (7) vesvesesin giderür. Niteki subh olup, gün toġup subh aydınlıġı (8) gice karañusın giderdügi gibi /. (İKT4/1-v. 176b/6, 7, 8-s. 559). / Kur ân sizden şeytanın ayartmasını, kuruntusunu giderir nasıl ki sabah olup, gün doğup sabah aydınlığı gece karanlığını giderdiği gibi /. eydürdi kim: Yā müzāhım! Korkarın kim, Medīne taşra (11) atduklarından olam, ya nī Peyġāmbar sallā llāhu aleyhi ve sellem- diyüp durur kim: / Medīne (12) yaramazını taşra atar. Nitekim demürci körügi demürüñ yaramazın taşra atup (13) eyüsin koduġı gibi. / (İKT4/1-v. 187b/11, 12, 13-s. 577). / Medine kötüsünü dışarı atar nasıl ki demirci körüğü demirin kötüsünü dışarı atıp iyisini bıraktığı gibi. /

229 209 Taberānī, Veheb den rivāyet ider ki: / Kaçan Allāhu Ta ālā ya itā at idüp (21) amal itmek dileseñ gendü amaluñda cehd eyle nush-ıla / zīrā nāsıhı olmayanuñ [229a] (1) amalı kabūl olmaz. (İKT4/2-v. 228b/21-s. 150). / Ne zaman Allahu Taâlâ ya boyun eğip iş yapmak dilesen kendi işlerinde çabala öğüt ile / / Mervān, İbn-i Hübeyre ye nāme yazdı Nusrat it. diyü. / (İKT4/2-v. 288b/7-s. 249). / Mervan, İbni Hübeyre ye mektup yazdı Yardım et. diye. / Asākir oġlı Hāfız rivāyet ider Nevbān dan ki: Peyġāmbar- aleyhi s-selām- eyitdi: Ya nī; Hılāfat Benī Ümeyye den gitmez, / biri biriyle atışurlar, oġlanlar top atışur gibi /. (İKT4/2-v. 295b/9-s. 262). / birbiriyle atışırlar oğlanların karşılıklı top attığı gibi /. Eyitdi kim benüm meylüm buña artug-ıdı ki bir zamânda bir yazıda (3) yorılmışıdum bu beni deveye bindürdi ve / anuñ elinden bir tâzıyâne yidüm (4) idi oglanlık vaktında /. (GT-v. 24a/3, 4-s. 153). / onun elinden bir kırbaç yediydim oğlanlık zamanında /. Alāı ol gişiye: İy karındaş! / (19) Allāhu ta ālā saña habar virsün, ol benümçün gördügüñ düşden ötürü / didi. (İKT4/1-v. 82a/19-s. 413). / Allahu Taâlâ sana haber versin o benim için gördüğün düşten ötürü / Ol yılda Mehdī ol kasra geldi (5) ki Dārü s-selām dur- adına Īsā-bād eydürler, / keremid-ile yapdurdı. Ol evvelki kasrdan (6) soñra / ki kerpüc-ile yapdılardı. (İKT4/2-v. 371b/5, 6-s. 395). / kiremit ile yaptırdı o önceki kasrdan sonra / / Andan Abdülmelik Haccāc a habar gönderdi: Ol gişiyi koyı (4) virüp, ol kızcuġaza çok atālar eyle diyü. / (İKT4/1-v. 143b/3, 4-s. 510). / Ondan sonra Abdülmelik Haccac a haber gönderdi: O kişiyi bırakıp, o kızcağıza çok hediyeler ver diye. / Haccāc: (9) Vallāh yā Şa bī! / Sen sevgülüreksin baña (?) / ki, / bizüm üzerümüze girür ol (10) hālda / ki, kılıçdan bizüm kanumuz tama turur. (İKT4/1- v. 100a/9, 10-s. 441). / bizim üzerimize girer o durumda /

230 210 / Peyġāmbar bu kavme sormış-ıdı: Ol kara kuluñ hālı n oldı? diyü. / (İKT-v. 90a/3-s. 274). / Peygamber bu kavme sormuştu O kara kulun durumu ne oldu? diye. / Ashāb-ı kürsī İbn-i Eşter-ile bile gidüp, (19) İbn-i Eşter: İy Çalabum! / Bize ikāb eyleme ol nesne-y-ile / ki, / bizden sefīhler işlediler, Benī İsrā il işledügi (20) gibi / diyüp, İbn-i Eşter ve ashābı köprüyi giçdükde ashāb-ı kürsī gine döndi. (İKT4/1-v. 13a/19, 20-s. 301). / Bize eziyet etme o nesneyle / / bizden zevk düşkünleri yaptılar İsrail oğullarının yaptığı gibi / / Pes Muhtār uñ işi muhkem (16) ve kavī olup felāh ve rıf at buldı ol vaktda de[k] / ki Abdullāh İbn-i Zübeyr Kūfe den Abdullāh (17) bin Yezīd [i, Basra dan] Abdullāh bin Muhammed i azıl idüp, Abdullāh bin Mutī [ı] yirlerine Kūfe ye nāyıb diküp (18) Basra ya niyābat-ıçun Hārıs bin Abdullāh ı gönderdi. (İKT4/1- v. 4a/15, 16-s. 287). / Sonuç olarak Muhtar ın işi sağlam ve güçlü olup mutluluk ve yücelik buldu o zamana kadar / / Şī a anı düşmen dutdılar ol vakta dek / ki, Müslim bin ākıl (16) Ebī Tālib üñ hikāyatı vākı oldı, ol vaktda Muhtār Kūfe beglerinüñ birisi-y-di. (İKT4/1-v. 21a/15-s. 314). / Şiiler onu düşman gördüler o zamana kadar / / Andan geçüp gitmediler (10) ol vakta dek / ki, Süleymān uñ öldügin ve Ömer bin Abdül azīz beg olduġın işitdiler. (İKT4/1-v. 173b/9, 10-s. 555). / Ondan sonra geçip gitmediler o zamana dek / / Gelüp Kureyş uluları-la ve ālımları-la oturup, tahsīla meşġūl olup, ilmi-le ve diyānatı-la meşhūr (21) olup Medīne den gitmedi ol vakta dek / ki, atası ölüp, ammısı kim halīfa [186b] (1) ıdı, Abdülmelik bin Mervān ıdı- katına alup, işde aña rücū idüp, ihtılāt (2) idüp, haylī kimse üzerine takdīm idüp, kızı Fātıma yı aña nikāh idüp virdi. (İKT4/1-v. 186a/20, 21-s. 574, 575). / Gelip Kureyş in ulularıyla ve âlimleriyle oturup, eğitimle uğraşıp, ilmiyle ve dindarlığıyla ünlenip Medine den gitmedi ta o zamana dek / Gine ancılayın: / Biz, dahı bizüm ammumuz oġlanları kim Benū Hāşim dürgāh dost ve gāh düşmen (4) olup, biz anlara sıġınup anlar bize sıġındılar ol vakta

231 211 dek / ki, / kesād oldı her nāfık, / dilsiz (5) oldı her münāfık, / tınmaz oldı her nātık / didi. (İKT4/1-v. 194b/3, 4, 5-s. 587). / Biz de bizim amcamız oğlanları ki Haşim oğullarıdır gah dost ve gah düşman olup, biz onlara sığınıp onlar bize sığındılar o zamana dek / ve andan soñra eyitdi: (2) Baña kitāb virdi ve / beni Peyġāmbar kıldı, ol zınāy-ıla töhmet idenlerüñ kelāmını red itmeg-içün /. (İKT-v. 140a/2-s. 358). / beni Peygamber yaptı o zinayla suçlayanların lafını reddetmek için /. Ve / bu yılda Velīd Kuteybe ye nāme yazdı: Olduġuñ iş kim, katl-ı küffār ve fethi bilād ve kahr-ı a dādur. (7) Anuñ üzerine ber-karār ol deyü /. (İKT4/1-v. 139a/6, 7-s. 503). / bu yılda Velit Kuteybe ye mektup yazdı: Üzerinde olduğun iş ki kafirlerin katli ve beldelerin fethidir, onun üzerinde kararlı ol diye /. Andan soñra eydürdi: Bu İbrāhīm ve İsmā īl kabīlesidür. Ben taşa tapmazın, (3) taş-ıçun namāz kılmazın, taş-ıçun boġazlananı yimezin, dahı ezlām-ıla kısmet taleb itmezin, / ben bu eve namāz kılurın olınca / (4) dir-idi. (İKT-v. 174b/3-s. 415). / ben bu eve namaz kılarım olduğu kadar / Geldeç yıl hīç nesne bulmadı kardaşı Abbās a: / On biñ akça dahı (14) vir ödünç / gelesi yıla degin cemī māluñı virem didi. (İKT-v. 180b/13, 14-s. 426). / On bin akçe daha ver ödünç / Semānī kim nākıl-ı ahbārdur- eyle rivāyat ider kim: Hayvānātı evlādından ayırup, müsülmānlardan ehl-i zimmetden bir yüce yire çıkup buyurdı, / (4) Allāh a niyāz idüp, buña irüp du ālar itdiler öyle vaktına degin /. (İKT4/1-v. 172b/4-s. 553). / Allah a yalvarıp, buraya ulaşıp dualar ettiler öğle vaktine değin /. Allāh Ta ālā bu feriştelere emr itmiş-idi kim (4) / ol halkı helāk itmeyeler, peyġāmbarları dört gez tanuklık virmeyince /. (İKT-v. 72a/4-s. 244). / o halkı öldürmeyeler peygamberleri dört kez tanıklık vermeyince /. Ka be yapılduġı anlardandur, / anı Kurayş yapdı Rasūl gelmezden öñdin /, (4) nitekim geliserdür -İnşā allāh.- (İKT-v. 177b/3-s. 421). / onu Kureyş yaptı Peygamber gelmeden önce /

232 212 kim Hārice eydür: / İşitdüm, Sa īdi bni Müseyyeb den / (18) kim eydürdi: / Zeydü bni Amri bni Nüfeyl vefāt itdi. Ş ol hālda / kim / Kurayş kavmı Ka be yi (19) yaparlardı, Rasūlü llāh a vahy gelmezden biş yıl öñdün /. (İKT-v. 175b/17, 18, 19-s. 417). / Kureyş kavmi Kabe yi yaparlardı Resulüllah a vahiy gelmeden beş yıl önce. / / Allāhu ta ālā eydür: Peyġāmbar mü minlere gendü nefslerinden (9) yigrekdür. Avratları mü minlerüñ anasıdur. Siz bu iki azġunlık arasında tereddüd idersiz. (10) İhtiyār idüñ; kankısın dilersüz? diyü. / (İKT4/1-v. 35b/8, 9, 10-s. 339). / Allahu Taâlâ der Peygamber inananlara kendi nefislerinden daha iyidir. Karıları inananların annesidir. Siz bu iki azgınlık arasında tereddüt edersiniz. Seçin; hangisini dilersiniz? diye. / Ba zılar eydür: / Ebū Osmān a sordılar: Peyġāmbar a yitişdüñ mi? diyü /. (İKT4/1-v. 184b/7-s. 572). / Ebu Osman a sordular: Peygamber e yetiştin mi? diye /. / Halāyık korkdılar, Sa īd e el uzadup öldüreler diyü. / (İKT4/1-v. 140b/18-s. 506). / Hizmetçiler korktular Sait e el uzatıp öldüreler diye. / / Ebū Kāsım rivāyat ider: Sa īd i (19) toksan beşinci yılda depelediler diyü. / (İKT4/1-v. 129b/18, 19-s. 488). / Ebu Kasım rivayet eder Sait i doksan beşinci yılda öldürdüler diye. / eyitdi: (1) Ya nī / Rahmān uñ arşı ditredi Sa īdi bni Mu āz olduġı-y-ıçun. / (İKT-v. 7a/1-s. 133). / Merhametli Allah ın göğü titredi Saidi bni Muaz olduğu için. / eyitdi: İy Abdu llāh! / Senüñ-içün kurban olınan deve deñlü deve vireyin saña dek /, (3) şimdi gel baña yakınlık idüp cimā eyle didi. (İKT-v. 182b/2-s. 429). / Senin için kurban olunan deve denli deve vereyin sana ancak / Ve ol yılda vefāt idenlerden biri Sāyib bin Yezīd ki, / atası (2) anuñla Hazrat-ı Risālet-ile bile hacc eyledi Sāyib yedi yaşında iken /. (İKT4/1-v. 123a/1, 2-s. 477). / babası onunla Hazret-i Peygamber ile birlikte hac eyledi Sayip yedi yaşında iken /.

233 213 Evvel yazılmış kim: Ve toġurduġuñuz [162b] (1) oġlanlardan size menfaat irişmez; / hayāt-ı ġanīmat gerek ölmezden öñdin /. / Kuvvat-ı (2) hoş gerek zafat irmezden öñdin / ve / sıhhatuñ kadrın bilüñ sayrulık (3) irişmedin /. (İKT4/1-v. 162b/1, 2, 3-s. 538). / sağlığın değerini bilin hastalık ulaşmadan /. Ol Yahūdı eyitdi: / Bizüm dīnümüze girmezsin sen Allāh ġazābından (13) nasībüñ olmayınca. / (İKT-v. 175a/12, 13-s. 416). / Bizim dinimize girmezsin sen Allah ın öfkesinden nasibin almayınca. / Yahūdı eyitdi: / Ben seni gendü dīnüme koymazın sen Allāh uñ ġazābından nasībüñi kabūl (18) itmeyince / didi. (İKT-v. 173a/17, 18-s. 413). / Ben seni kendi dinime koymam sen Allah ın öfkesinden nasibini kabul etmeyince / Nasrānī (20) eyitdi: / Ben seni dīnüme koymazın, sen dalālatdan nasībüñi kabūl itmeyince / didi. (İKT-v. 173a/20-s. 413). / Ben seni dinime koymam sen doğru yoldan sapmaktan nasibini kabul etmeyince / Bir ayaġın (18) üzengüye koyup: / Vallāhı binmezin senüñ yirüñi od üzerinde kılmayınca / diyüp, buyurdı, boynın urdılar. (İKT4/1-v. 128a/18-s. 485). / Allah için binmem senin yerini ateş üzerinde yapmayınca / Fuzayl eydürdi ki: / Eger dünyā (17) kamu halāl olsa hīç sorusı, hısābı olmasa ben dünyādan i rāz iderdüm sizden (18) birüñüz şol necisden i rāz itdügi gibi /. (İKT4/2-v. 402b/16, 17, 18-s. 453). / Eğer dünyanın hepsi helal olsa hiç sorgusu, hesabı olmasa ben dünyadan yüz çevirirdim sizden biriniz şu pislikten yüz çevirdiği gibi /. Bunlar dahı anlara sögüp şenī sözler-ile çıġırup, uş Rasūlullāh oġlı bizümiledür. / (5) Biz anuñ-ıçun cenk iderüz sizüñ-ile. / dirlerdi. (İKT4/2-v. 327a/5-s. 317). / Biz onun için savaşırız sizinle. / Bunlar dahı bu habarı işidüp mekr ü (7) hīle itmege meşġūl olup, Müslime bin Abdülmelik e biti yazup didiler kim: / Yun bizden yardım (8) ister sizüñle ceng itmege /. (İKT4/1-v. 179b/7, 8-s. 564). / Yun bizden yardım ister sizinle savaşmak için /.

234 214 Dahı Süleymān uñ gökçek sözlerinden(9)dür kim, eydür: / Kemāl-ı (10) akl bulınmaz söylemeyince. / (İKT4/1-v. 177a/9, 10-s. 560). / Aklın olgunluğu bulunmaz söylemeyince. / / Nite ki rivāyet olundı: Şeytān anda yumurtlayup yavruladı. diyü. / (İKT4/2-v. 340b/2-s. 339). / Nasıl ki rivayet olundu Şeytan orada yumurtlayıp yavruladı. diye. / Ezrākī eydür: / Kavā idinden şimāli tarafından içeri eylediler, şimdiki yapusı gibi. / (İKT-v. 66b/2-s. 234). / Kaidelerin kuzeyi tarafından içeri yaptılar şimdiki yapısı gibi. / Heykel oldur kim / göklerüñ kenārlarını, yiri ve deñizleri çevre ihāta ider; ş ol çadır tınabları (4) gibi /. dimiş. (İKT-v. 8a/3-s. 135). / göklerin kenarlarını, yeri ve denizlerin etrafını kuşatır şu çadır ipleri gibi /. / Cennet yirdedür diyenler istidlāl itdiler, ş ol eser-ile / kim Abdu llāhi bni Ahmed zıyāratda (16) Hediyye bni Hālid den rivāyat eyledi, (İKT-v. 33b/15-s. 180). / Cennet yerdedir diyenler delillendirdiler şu eserle / / Bunlar dükelisi hazır oldılar ş ol (17) gün / kim bayramları idi. (İKT-v. 172a/16, 17-s. 411). / Bunların hepsi hazır oldular şu gün / Var / cihân (7) içinde teferrüc kıl şol günden öñdin / ki dünyâdan gidersin. (GTv. 41a/6, 7-s. 182). / cihan içinde seyret şu günden önce / / Yemāniyye den kudrat yitdügi eyüce tonların (9) giyüp anlara vardı şol hālda / ki; anlar öyleye yakın rāhat olup yaturlardı. (İKT4/1-v. 35a/8, 9-s. 338). / Yemaniyye den güç yettiği iyice giysileri alıp onlara gitti şu şekilde / Gine döndi / ehl-i islām çerisine (14) geldi şol hālda / ki, kılıcından kan damardı. (İKT4/1-v. 174a/13, 14-s. 555, 556). / Müslümanların askerine geldi şu durumda / Īsā bunları görüp (21) eyitdi: Ya nī: / N oldı size /, [343a] (1) ki / benüm üzerüme cem olduñuz, şol Mecnūn üzerine cem olduġuñuz gibi? / (İKT4/2-v. 342b/21; 343a/1-s. 343). / benim üzerime toplandınız şu Mecnun üzerine toplandığınız gibi? /

235 215 / Eger baña ıkābet iderse şol nesneden ötürü / ki benüm elüm irmişdür Allāh Ta ālā kullarına zulm (2) eylemez. (İKT4/2-v. 307b/1-s. 283). / Eğer bana eziyet ederse şu şeyden ötürü / aña habar gönderdi, eytdi: / Kal anuñ kapusını açayın ş ol şart-ıla / kim beni (11) tezvīc idesin. didi. (İKT-v. 159b/10-s. 389). / Kalenin kapısını açayım şu şartla / / Ben dahı sizüñ hükmüñüze itā at itmekden ötürü bunı işledüm. Şol vakta degin ki / Allāh Ta ālā size (20) mutī kıldı. (İKT4/2-v. 307a/19-s. 283). / Ben de sizin kararınıza boyun eğmekten ötürü bunu yaptım şu zamana değin / dürr-i sadaf-i ıstıfā, Muhammed-i Mustafā üzerine olsun kim / Allāhu Ta ālā anı gönderdi ş ol vaktda / kim halk zulumāt-ı cehāletde cāyir ve beydā -i dalāletde bāyir olmışlar-ıdı. (İKT- v. 1b/11-s. 123). / Allahu Taâlâ onu gönderdi şu zamanda / / Andan Yezīd Cürcān ı hisār idüp dururdı şuña (18) dek / kim harāc boyunlarına alup, yidi yüz biñ (19) filorī, iki yüz biñ ton, dört yüz biñ (20) za farān, dört yüz baş esīr virüp sulh itdiler. (İKT4/1-v. 174a/17, 18-s. 556). / Ondan sonra Yezit Cürcan ı kuşatmıştı şuna dek / / gördüm Zeydi bni Amr ı. Ş ol (21) hālda / kim / ben büt katında dururdum, şundan soñra / kim Şam dan rucū idüp gemiş-idi, turup (1) güneşi gözler-idi. (İKT-v. 174a/20, 21-s. 415). / ben putun yanında dururdum şundan sonra / / Ben senden (17) kurtılmak isterin şunuñla / ki, Meryem anuñla kurtuldı diyicek, Meryem ne-y-ile kurtuldı? didi. (İKT4/1-v. 129a/16, 17-s. 487). / Ben senden kurtulmak isterim şununla / İbn-i Asākir, (15) İbrāhīmi bni Mehdī den rivāyet ider ki, eyitdi: «Andan ikindü namāzın kıldı, / gine aġladı, tā ahşam namāzı vaktına degin /. (İKT4/2-v. 413a/9-s. 471). / gine ağladı ta akşam namazı vaktine değin /. / Pes başın ayruk kaldurmadı, tā Allāh Ta ālā belāsın keşf itmeyince. / (İKT-v. 87a/15-s. 270). / Sonuç olarak başını bir daha kaldırmadı ta Allah Taâlâ belasını keşf etmeyinceye kadar. /

236 216 / belki ben anuñla Mervān oġlanlarından başumı saklamaklık (6) dilerin; tā Allāh a irişince / kim, / ol vaktda Allāhu ta ālā hükm eyleye anlaruñla bizüm aramuzda /. (İKT4/1-v. 131b/5, 6-s. 491). / belki ben onunla Mervan oğlanlarından başımı saklamak isterim ta Allah a ulaşıncaya [ölünceye] kadar / Mūsā ya eyitdiler: / Biz saña īmān getürmezüz tā Allāh ı (17) āşikāre görmeyince / didiler. (İKT-v. 105a/16, 17-s. 302). / Biz sana inanmayız ta Allah ı açıkça görmeyince / İbn-i Hanefiyye cevāb yazup (17): [12b] (1) / Lākin fārıġ sabır iderin; tā Allāh uñ hükmi baña gelince. / diyüp (4) Sālıh bin Mesūd a ısmarladı ki Muhtār a eyit, didi. (İKT4/1-v. 12b/3-s. 300). / Ancak rahatça sabredin ta Allah ın kararı bana gelinceye kadar. / Īsā / V allāhi yirümden deprenmezin, tā aña degin / ki (16) Allāh baña feth ide, yāhūd ben ölem. didi. (İKT4/2-v. 331b/15-s. 324). / Allah için yerimden hareket etmem ta ona değin / Kaçan ki Benī Subay a (12)dan Basra ya geldi, / Ziyād b. Hassan uñ ki Yahyā-yı Benatı oġlıdur- evine varup anda (13) dahı gendüzin kimseye göstermeyüp bir nice zamān turdı. Tā aña degin / ki ol yılda (14) Ebī Ferve evine varup anda zuhūr buldı. (İKT4/2-v. 329a/12, 13-s. 320). / Ziyat b. Hassan ın ki Yahya-yı Benatı oğludur- evine gidip orada bile kendisini kimseye göstermeyip nice zaman durdu ta ona değin / / Soñra azup, gine (11) ardına dönüp hızbullāh-ı müflihīnden ayrılup, şeytāna uyup, ġāvīlardan olup, şeytān ardından (12) dönmedi; tā anı dīninde ve dünyāsında husrāna koyup, unutdurup şakīler kısmından eylemeyince. / (İKT4/1- v. 83b/10, 11, 12-s. 415, 416). / Sonra azıp, gine ardına dönüp selamete çıkan ve Allah emrine bağlılık için birleşen zümreden ayrılıp, şeytana uyup, çok azgınlardan olup, şeytanın arkasından dönmedi ta onu dininde ve dünyasında üzüntüye koyup, unutturup kötü davranışlılar kısmından eylemeyinceye kadar. / Halīfa Ömer Kūfe nāyıbı Abdülhamīd e (5) buyurdı, vara / ol hārıcīları Hakk a da vat idüp, eyü söz söyleyüp mukātala itmeye; tā anlar (6) fesād itmeyince /. (İKT4/1-v. 182a/5, 6-s. 567).

237 217 / o asileri Hakk a çağırıp, iyi söz söyleyip öldürmeye; ta onlar kötülük etmeyince /. / İbn-i Asākir rivāyet ider İbn-i Cerrāh dan, / ol dahı Hazret-i Rasūl dan / ki (20) eyitdi: / Benüm ümmetüm arasında adl götürülmez ta anlara Benī Ümeyye den bir gişi halīfa olmayınca. / (İKT4/2-v. 265b/20-s. 211). / Benim ümmetimin arasından adalet götürülmez ta onlara Ümeyye oğlanlarından bir kişi halife olmayınca. / Ve / baña şimden girü yimek içmek siñmez; tā anlardan kankı (7) şehirde var-ısa öldürüp yir yüzin anlardan arıtmayınca / diyüp, Kūfe de olanları getürdüp, (8) öñinde durġurup, dürlü dürlü öldürmeg-ile buyurdı, (İKT4/1-v. 9a/6, 7-s. 294). / bana şimdiden sonra yemek içmek sinmez ta onlardan hangi şehirde varsa öldürüp yeryüzünü onlardan temizlemeyince / / Andan Mervān, İbn-i (17) Zubāra üç biñ er-ile artlarınca göndürüp, İbn-i Zubāra dahı artlarına uyup artda kalanın (18) depeleyüp artlarından gelmedi tā anları taġıtmayınca. / (İKT4/2-v. 283a/16, 17, 18-s. 240). / Ondan sonra Mervan, İbn-i Zubara yı üç bin er ile artlarınca gönderip, İbn-i Zubara da artlarına uyup sonda kalanını öldürüp arkalarından gelmedi ta onları dağıtmayınca. / / Ben üç gün bu aradan gitmezin, tā anlaruñ göñüllerin korku-y-ıla öldürmeyince / didi. (İKT4/1-v. 8b/7-s. 294). / Ben üç gün buradan gitmem ta onların gönüllerini korkuyla öldürmeyince / Taberānī, Veheb den rivāyet ider ki: «/ Ne ihsān idüp gendü nefsine (13) andan ücret umup kuru söz-ile maġrūr olmaya. Tā anuñla gökcek fi l (14) bile mukārın olmayınca. / (İKT4/2-v. 229a/12, 13, 14-s. 150). / Ne iyilik edip kendi nefsine ondan ücret umup kuru söz ile gururlanmaya ta onunla güzel hareket birleşmeyince. / / Sālih deñiz kenārınca gidüp gemileri bilesince yitdürdi ta Artiş e gelince. / (İKT4/2-v. 294b/9-s. 260). / Salih deniz kenarınca gidip gemileri beraberinde ulaştırdı ta Artiş e gelinceye kadar. /

238 218 Çıkup Mālik bin Misma : / Seni koyuvirmezüz; tā atalarumuz virmeyince / (12) diyüp, Abdullāh atalara mültezim olup, Hamza Basra dan dönüp, (İKT4/1-v. 23b/11-s. 318). / Seni bırakmayız ta babalarımız vermeyinceye kadar / Kaçan kim güneşe tamām mukābil ola, nūrı tamām olup bedr olur, / andan soñra mukābele eksildügince (9) nūrı eksilür, tā ayuñ āhırına varınca /, pes böyle olmaġ-ıla aylar ve yıllar ma lūm olur. (İKT-v. 18b/8, 9-s. 153). / ondan sonra camide halka Kur ân okuma biterken parlaklığı eksilir ta ayın sonuna varıncaya kadar / / Ol sebebden aña çok zahmetler ulaşdı. Tā beglik gendüye ve Benī Abbās a mukarrar [306a] (1) olınca. / (İKT4/2-v. 305b/21; 306a/1-s. 281). / O sebepten ona çok sıkıntılar ulaştı ta beylik kendisine ve Abbas oğullarında kararlaştırılmış oluncaya kadar. / Taberānī, Veheb den rivāyet ider ki: «/ Ol dahı gendünüñ her hācetinde anı yardımcı zann idüp (4) aña ziyāda raġbet gösterür, tā bilinince. / (İKT4/2-v. 229b/3, 4-s. 151). / O da kendisinin her isteğinde onu yardımcı sanıp onu fazla iyi karşılar ta bilininceye kadar. / Maksūd budur ki, / İbn-i Ömer vefāt bulmadı, tā biñ kul azād itmeyince /. (İKT4/1-v. 62a/20-s. 382). / İbn-i Ömer ölmedi ta bin kul serbest bırakmayınca /. Yemen e yakın varıcak Himyer meliki çeri-y-ile (16) karşu geldi, eytdi: Sen bizüm dīnümüze muhālefet itdüñ, / bu memlekete girmeñ olmaz, (17) tā bizüm dīnümüze dönmeyince /. (İKT-v. 155a/16, 17-s. 383). / bu memlekete giremezsin ta bizim dinimize dönmeyince /. / Andan soñra aña dahı hāllar geldi (2) tā bu yılda ölinceye degin. / (İKT4/2-v. 306a/1, 2-s. 281). / Ondan sonra ona da belalar geldi ta bu yılda ölünceye değin. / Bunlar eyitdiler: / Biz suvarmazuz, tā bunlar koyunların (11) suvarup gitmeyince /; atamuz ulu pīrdür, gendü gelimez, anuñ-ıçun suvarmaġa biz gelirüz didiler. (İKT-v. 93b/10, 11-s. 281). / Biz su vermeyiz ta bunlar koyunlarını sulayıp gitmeyince /

239 219 Dahı eydürdi: Ve / her kim Kur ān ı terk ide, Kur ān anı terk itmez, tā cehenneme (2) iletmeyince /. (İKT4/2-v. 239b/1, 2-s. 167). / her kim Kur ân ı bıraka, Kur ân onu bırakmaz ta cehenneme iletmeyince /. eydür: / bize halkuñ ibtidāsından habar virdi; tā cennet ehli menzillerine (11) varup cehennem ehli menzillerine varıncaya degin /, hıfz iden hıfz itdi, unudan unıtdı. (İKT-v. 4a/10, 11-s. 127). / bize halkın başlamasından haber verdi ta cennette oturanlar evlerine varıp cehennemde oturanlar evlerine varıncaya değin / diyüp, ġazāya (17) kındurup, hutbā okuyup: / Bir gişi-y-ile mukātala itmeñ; tā da vat itmeyince / diyüp, Muhammed bin Mervān ki nāyıb-ı Cezīre dür- (18) anuñ atların alup, kuvvatlanup, bir yirde, bir ev içinde on üç gice turup, gidüp sanasın ki (İKT4/1-v. 71a/17-s. 396). / Bir kişiyle vuruşma ta davet etmeyince / Rivāyāt olundı ki: / Andan gice oldukda (8) Ebū Ömer çerisine silāhların geydürüp, bindürüp, gelüp, Şimr i basup, Şimir yalıncak çıkup, süñü-y-ile (9) bunlara hamle idüp, varup yine çādırına girüp, kılıç çıkarup, bunlaruñ aralarında bahādırlık eyledi; (10) tā depelemeyince. / (İKT4/1-v. 8b/7, 8, 9, 10-s. 294). / Ondan sonra gece olduğunda Ebu Ömer askerine silahlarını giydirip, bindirip, gelip, Şimir i basıp, Şimir çıplak çıkıp, mızrak ile bunlara saldırıp, varıp yine çadırına girip, kılıç çıkarıp, bunların aralarında kahramanlık etti ta tepelemeyince. / Ya nī / güneş toġup (5) tolınmakdan zāyil olmaz, tā dünyānın āhır vaktına degin /, İbn-i Abbās kırā atında budur kim (İKT-v. 18a/4, 5-s. 152). / güneş doğup batmaktan tükenmez ta dünyanın son vaktine değin / Rivāyet olundı ki: / Bu nesneyi fikr idüp ol yüzügi bir vech-ile tasarruf itmedi tā fevt (5) olunca. / (İKT4/2-v. 394b/4, 5-s. 439). / Bu şeyi düşünüp o yüzüğü bir nedenle kullanmadı ta ölünceye kadar. / / Kahtabe İbn-i Hübeyre ye yakın irişdükçe İbn-i Hübeyre (2) ardına göçmekden hālī olmadı ta Furat ı geçince. / (İKT4/2-v. 289b/1, 2-s. 250). / Kahtabe İbn-i Hübeyre ye yaklaştıkça İbni Hübeyre arkasına göç etmekten kurtulamadı ta Fırat ı geçinceye kadar. /

240 220 / Kuteybe nasīhat ider Birkān dan / ki: Meymūn b. Mihrān ı işitdüm eydür (19) ki: / Gişi muttakīndan olmaz tā gendü nefsini hısāb eylemeye şol iki şerīk biribirini (20) hısāb itdügi gibi /. (İKT4/2-v. 240a/19, 20-s. 169). / Kişi iyice bilenlerden olmaz ta kendi nefsini hesap etmedikçe şu iki ortak birbirini hesap ettiği gibi /. / Şöyle kim eger bir gözi sahīh kimesne göge nazar kılsa, tā gözi (14) yorulınca / andan soñra girü nazar eylese, tā girü gözleri kelīl olınca / hergiz göklerde (15) bir noksān bulmaya-y-dı ve hergiz bir ayba muttalı olmaya-y-dı. (İKT-v. 16b/13, 14-s. 149). / Şöyle ki eğer bir gözü kusursuz kimse göğe baksa ta gözü yoruluncaya kadar / ondan sonra tekrar baksa ta tekrar gözleri iyi görmez oluncaya kadar / Velīd b. Müslim (6) eydür: / Evzā ī kaçan irte namāzın kılsa, zikr iderdi tā gün toġınca. / (İKT4/2-v. 350a/6-s. 355). / Evzai ne zaman sabah namazını kılsa anardı ta gün doğuncaya kadar. / Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Kaçan fecr namāzın cemā at-ıla kılsa verādın okurdı (12) tā gün toġuncaya degin. / (İKT4/2-v. 355b/11, 12-s. 365). / Ne zaman tan yerini ağarması namazını toplulukla kılsa gerisini okurdu ta gün doğuncaya değin. / eydür:, andan soñra (16) çıkdı, / hutbe okudı; tā güneş ġāyıb olınca /, olmışı ve olacaġı bize habar virdi. (İKT-v. 4a/16-s. 128). / hutbe okudu ta güneş kayboluncaya kadar / Osmān bin Ebī Şeybe rivāyat ider Hübeyre den ki: / Her biri nesne (4) su āl idüp, anlaruñ her biri dahı aña su āl idüp birbiri-le söyleşdiler; tā güneş kubba-ı (5) feleke dikilince. / (İKT4/1-v. 80b/3, 4, 5-s. 410). / Her biri bir şey sorup, onların her biri de ona soru sorup birbiriyle söyleştiler ta güneş gökyüzüne dikilinceye kadar. / Ol eyitdi: / Ol kapu yapılmaz tā güneş (18) maġrıbdan toġmayınca. / didi. (İKT4/2-v. 225a/17, 18-s. 145). / O kapı kapanmaz ta güneş batıdan doğmayınca. /

241 221 Pes güz faslınuñ evvelinde gice ve gündüz barābar olur, / andan (14) soñra gice uzanur, gündüz kısalur, tā güz faslınuñ āhırına degin /, andan soñra girü döner, (İKT-v. 18a/14-s. 152). / ondan sonra gece uzar, gündüz kısalır ta güz mevsiminin sonuna değin / Rivāyāt olundı ki: / Ashābı dahı bile hamle eyleyüp ol halkı sürdiler; tā Hacūn a varınca. / (İKT4/1-v. 50b/15-s. 362). / Arkadaşları da birlikte saldırıp o halkı sürdüler ta Hacun a varıncaya kadar. / Leys b. Sad eydür: / İrte olunca ol tas elinden gitmedi, tā hadīsi (9) tezekkür idince. / (İKT4/2-v. 257b/8, 9-s. 197). / Sabah olunca o tas elinden gitmedi ta hadisi hatırlayıncaya kadar. / / Yahyā atası Zeyd öldügi vakt Horāsān da Hurayş b. Amru katında gizlendi ta Hişām (20) ölince. / (İKT4/2-v. 265a/19, 20-s. 210). / Yahya babası Zeyt öldüğü zaman Horasan da Hurayş b. Amru yanında gizlendi ta Hişam ölünceye kadar. / / Mervānīlerden kimse bunı istemedi tā Hişām zamānı olınca. / (İKT4/2-v. 261a/11-s. 203). / Mervanilerden kimse bunu istemedi ta Hişam zamanı oluncaya kadar. / İbn-i Cerīr (8) eydür: / Ammā gövdesi (10) yirinde aslu turdı, tā Hişām uñ begligi zamānı āhır olınca. / (İKT4/2-v. 248a/9, 10-s. 182). / Ama gövdesi yerinde asılı durdu ta Hişam ın beyliği zamanı sona erinceye kadar. / Andan Huzeyfe: Bir gişi (16) bilmezin kim / hidāyatda ve alāmatda Resūlullāh a yakın ola; tā İbnü Ümmü Abd evinüñ (17) dīvārına yakın varmayınca / didi. (İKT4/1-v. 146a/16, 17-s. 514, 515). / doğru yola kılavuzlamada ve işaretlerde Resulüllah a yakın ola; ta İbnü Ümmü Abd ın evinin duvarının yanına gitmeyince / Mansūr kakıyup Şimdi baña ne (7) avratlar kayusıdur. / Ben bu hāldan zāyıl olmazın tā İbrāhīm üñ başın öñümce ya benüm (8) başum aña iletmeyince. / didi. (İKT4/2-v. 331a/7, 8-s. 323). / Ben bu durumdan kurtulmam ta İbrahim in başını önümde görmeyince ya da benim başımı ona iletmeyince. /

242 222 Eytdi: / Ben dahı ol bizā atı kabūl itmezem, tā kalan halkdan ne kadar alduñ-ısa (1) benden dahı almayınca. / (İKT-v. 165b/21; 166a/1-s. 399). / Ben de o sermayeyi kabul etmem ta kalan halktan ne kadar aldın ise benden de almayınca. / Andan Mühelleb Haccāc a dahı nāme yazup: Ehl-i Irāk (19) senüñ üzerüñe yokuşdan seyl gibi geldiler. / Bir nesne anları red idemez; tā karārına (20) irişmeyince. / Ehl-i Irāk uñ ol hurūcından kimesne men idemez; tā ki oġlanlarına ve avratlarına (21) yitişüp, hatunları-la inbisāt idüp, oġlanların yiylemeyince. / didi. (İKT4/1-v. 90b/19, 20, 21-s. 427). / Bir şey onları reddedemez ta kararına ulaşmayınca. / Irak ta oturanların o ayaklanmasını kimse engelleyemez ta ki oğlanlarına ve karılarına yetişip, kadınlarıyla yayılıp, oğlanlarını koklamayınca. / Ve eydürdi ki; (19) Günāh tevbe-y-ile yarlıġanur / ammā sahīfa-i amaldan gitmez ta kıyāmet güninde ol anı görmeyince /. (İKT4/2-v. 259b/19-s. 201). / ama işlerin sayfasından gitmez ta kıyamet gününde o onu görmeyince /. Ol şehr eyitdi: ve anda (16) sākin olanlar helāk oldı, ve / halāldan harāmdan cem itdükleri māl bende kaldı, tā (17) kıyāmet günine degin /. (İKT-v. 142a/16, 17-s. 362). / helalden ve haramdan topladıkları mal bende kaldı ta kıyamet gününe değin /. İmām Ahmed Ebū Hibbān-ı Teymī den rivāyat ider ki: / Kaçan Şüreyh üñ evinde bir (13) kedicük ölse evi içinde kor-ıdı; tā ki anuñ rāyıha-ı kerīhesinden müsülmānlar incinmesünler, (14) diyü /. (İKT4/1-v. 80b/12, 13, 14-s. 411). / Ne zaman Şüreyh in evinde bir kedicik ölse evinin içinde kordu ta ki onun kötü kokusundan Müslümanlar rahatsız olmasızlar diye /. / Bir gice katında bir miskīn aġşam(20)layup, katında yaturup ol gice koyuvirmedi; tā ki çıkup, ol gice nesne dileyüp (21) müsülmānları incitmesün, diyü. / (İKT4/1-v. 39a/19, 20, 21-s. 344). / Bir gece yanında bir miskin akşamlayıp, yanında yatırıp o gece bırakmadı ta ki çıkıp, o gece bir şey isteyip Müslümanları incitmesin, diye. / Aña varup [365a] (1) selām virüp hātırın teselli idüp Baña irişdi ki / bir kimse derece-yi muttakına irişmez, tā ki düşmeni andan (2) dost emīn olduġı gibi emīn olmayınca /. didi. (İKT4/2-v. 365a/1, 2-s. 382).

243 223 / bir kimse iyice bilen derecesine erişmez ta ki düşmanı ondan dostun emin olduğu gibi emin olmayınca /. / Bu habar ol çeri halkına irişüp, (7) binitlerine binüp, her biri bir tarafa gidüp görinmediler; tā ki Haccāc Irāk a Bişir bin (8) Mervān yirine beg olmayınca. / (İKT4/1-v. 61a/6, 7, 8-s. 380). / Bu haber o askerin halkına ulaşıp, atlarına binip, her biri bir tarafa gidip [bir daha] görünmediler ta ki Haccac Irak a Bişir bin Mervan yerine bey olmayınca. / Haccāc anlara el irgürmedi (18) ve / anlardan talab itdügi mālları terk idüp fārıġ olup Yezīd Süleymān katından gitmedi; (19) tā ki Haccāc toksan beşinci yılda helāk olmayınca /. (İKT4/1-v. 120b/18, 19-s. 474). / onlardan istediği malları terk edip vazgeçip Yezit Süleyman yanından gitmedi ta ki Haccac doksan beşinci yılda ölmeyince /. / Biz ayırtlayup (15) hāsılın alup, Kitāb-ı Tekmīl de getürüp işāret itdük, tā ki hālın bileler, sözlerine (16) maġrūr olup, girçek sanup yoldan azmasunlar diyü. / (İKT4/2-v. 320a/14, 15, 16-s. 306, 307). / Biz seçip özünü alıp, Kitab-ı Tekmil de getirip işaret ettik ta ki durumunu bileler, sözlerinden gururlanıp, gerçek sanıp yoldan azmasınlar diye. / / Andan Ya kūb, (12) Mehdī katında ol takarrubdan zāyıl olmadı, ta ki Mehdī nüñ Hasan b. İbrāhīm den korkusı gitmeyince. / (İKT4/2-v. 358b/11, 12-s. 371). / Ondan sonra Yakup, Mehdi yanında o yakınlıktan kurtulmadı ta ki Mehdi nin Hasan b. İbrahim den korkusu gitmeyince. / Çeri çeküp, Büst i ortaya alup āmılına ādam gönderdi ki: (11) / Eger İbn-i Eş as a nesne idecek olursañ senüñ üzerüñden gitmezin; tā ki seni ve şehrüñde (12) kim var-ısa mecmū ın depelemeyince / didi. (İKT4/1-v. 99a/11, 12-s. 440). / Eğer İbn-i Eşas a bir şey yapacak olursan senin üzerinden gitmem ta ki seni ve şehrinde kim varsa hepsini öldürmeyince / / Andan Müslime gine gitmedi; tā kim Kostantanıyye nüñ içinde bir muhkem gökcek (12) yüksek mescid yapdurmayınca. / (İKT4/1-v. 173b/11, 12-s. 555). / Ondan sonra Müslime gine gitmedi; ta ki Konstantanıyye nin içinde bir sağlam güzel yüksek mescit yaptırmayınca. /

244 224 Eydür kim: İbnü Ömer eyitdi: Acab budur kim, halk eyle zu m (6) ider ki, / dünyā geçmez; tā kim Ömer aslından bir gişi gelüp Ömer işledügi gibi işlemeyince /. (İKT4/1-v. 188b/6-s. 578). / dünya affetmez; ta ki Ömer aslından bir kişi gelip Ömer in yaptığı gibi yapmayınca /. / Hāfız-ı Beyhakī rivāyat ider Delāyıl-ı Nübüvvet de (17) Habīb bin Sābit den / kim: Alī bir gişiye eyitdi: / Sen ölmezsin; tā kim Sakīf dan (18) kopan yigidi görmeyince. / (İKT4/1-v. 147b/16, 17, 18-s. 517). / Sen ölmezsin ta ki Sakif ten kopan yiğidi görmeyince. / / Hattā ol aġaç ki anda ol Mesīh sūratında olan (2) gişiyi asmışlardı, / mezbele altında kaldı, tā Kostantīn zamānına degin / ve anuñ anası var-ıdı (İKT-v. 143b/1, 2-s. 364). / Hatta o ağaç ( ) süprüntülük altında kaldı ta Konstantin zamanına değin / Rāvī eydür: kaçan kim (13) geldügin bilelerdi anı incidürlerdi, / Mekke den anı çıkarurlardı, tā Kurayş dan kimse anuñ sözine (14) uyup dönmesün diyü /. (İKTv. 172b/13, 14-s. 411). / Mekke den onu çıkarırlardı ta Kureyş ten kimse onun sözüne uyup dönmesin diye /. Süleymān eyitdi: / Eger ben olaydum baġ (20) issine koyunı virürdüm, tā kuzusıy-ıla ve südü-y-ile /, tā gendünüñ zıyānı kadar manfa atlana-y-ıdı, (21) andan soñra koyunı gine issine red ide-y-idi. (İKT-v. 132b/19, 20-s. 346). / Eğer ben olaydım bağ sahibine koyunu verirdim ta kuzusuyla ve sütüyle / Vākıdī rivāyat ider ki: / Muhtār bin Zübeyr e (14) muvāfakat izhār itmekden zāyıl olmadı; tā Mus ab bin Zübeyir altmış yidinçi yıluñ evvelinde (15) Basra ya gelmeyince /. (İKT4/1-v. 23a/13, 14, 15-s. 318). / Muhtar bin Zübeyir e uzlaşma göstermeyi bırakmadı ta Musap bin Zübeyir altmış yedinci yılın öncesinde Basra ya gelmeyinceye kadar /. / Habsda yatdı; tā ol (14) vakta dek / ki, Ömer e maraz-ı mevt gelüp, ol maraz içinde yaturken zindāndan kaçup Ömer e (15) mektūb yazdı. (İKT4/1-v. 182b/13, 14-s. 569). / Hapiste yattı; ta o zamana dek /

245 225 Çünki irte oldı, / (17) Mūsā bu seferden maşakkat görmedi idi; tā ol yirden geçmeyince / ki Allāh Ta ālā (18) Hızır-ıla Mūsā buluşmaġa va de itdi idi. (İKT-v. 108a/16, 17, 18-s. 307). / Musa bu seferden zorluk görmediydi ta o yerden geçmeyince / Ol (13) hadīs budur kim: / Benüm ümmetimüñ işi müstakīm olmaya; tā on iki halīfa gelmeyince / kim (14) küllüsi Kureyş den olalar. (İKT4/1-v. 192a/13-s. 584). / Benim ümmetimin işi doğru olmaya; ta on iki halife gelmeyince / Avrat eytdi: İşbu kabr issi kızumdur, dahı bundan artuk (21) oġlum kızum yoġıdı, ahd itdüm ki / bu aradan gitmeyem tā ölince /, yāhūd kızum dirile, ben anuñ yüzine bakam. (İKT-v. 140b/21-s. 360). / buradan gitmeyeyim ta ölünceye kadar / Anlardan bir yigit: / Zīrā gündüz oynayup gice uyuruz diyüp, anuñ ardına düşüp dāyım (21) anuñla ibādat itmekden hālī olmadı; tā ölince. / didi. (İKT4/1-v. 73b/20, 21-s. 400). / Çünkü gündüz oynayıp gece uyuruz deyip, onun ardına düşüp sürekli onunla ibadet etmekten boş durmadı ta ölünceye kadar. / / Velīdi bni Abdülmelik tārīh-ı Nebeviyye nüñ seksen tokuzıncı yılda [272b] (1) Hicāz a nāyib kalup dururdı tā ölince. / (İKT4/2-v. 272a/21; 272b/1-s. 222). / Velidi bni Abdülmelik Peygamberler tarihinin seksen dokuzuncu yılında Hicaz a kadı vekili kalmıştı ta ölünceye kadar. / Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Andan tedbīr-i memlekete ve mesālıh-ı müslimīne meşġūl olurdı tā öyleye degin. / (İKT4/2-v. 355b/5-s. 365). / Ondan sonra ülkenin idaresi ve Müslümanların işleri ile uğraşırdı ta öğleye değin. / / Ol dahı turup bile kıldı; tā sabāh olunca. / (İKT4/1-v. 74b/8-s. 401). / O da durup birlikte kıldı ta sabah oluncaya kadar. / ve ol nāhiyetüñ beglerine bitiler (10) yazdı ki / bu gişileri ol tarafa alup varalar, tā sedde varınca /. (İKT-v. 145a/10-s. 367). / bu kişileri o tarafa alıp gideler ta sedde ulaşıncaya kadar /. / Abdullāh b. Ali ki Mansūr uñ (6) ammusı-y-ıdı, Benī Ümeyye elinden Şām ı alup vālī oldı, tā Seffāh ölince. / (İKT4/2-v. 341a/5, 6-s. 339).

246 226 / Abdullah b. Ali ki Mansur un amcasıydı- Ümeyye oğulları elinden Şam ı alıp vali oldu ta Seffah ölünceye kadar. / Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Andan turup ehlile yaturdı tā sülüs-i āhıra degin. / (İKT4/2-v. 355b/10-s. 365). / Ondan sonra durup ailesiyle yatardı ta son üçte bire değin. / Yūşa (19) eyitdi: Vardur evet, mülki kosuñ, / Allāh yolına mukātele ve cihād itsün, tā şehīd olınca / didi. (İKT-v. 129a/19-s. 340). / Allah yolına öldürsün ve savaşsın ta şehit oluncaya kadar / / Cüneyd: (8) / V ay size /, biz sizüñle anuñçun cenk iderüz kim sanemden yüz döndürüp ol Allāh a (9) tapasız kim birdür, şerīki yokdur. diyüp, hamle idüp gine cenk oldı, tā şehīd (10) olınca. / (İKT4/2-233a/8, 9, 10-s. 156). / Cüneyt / / deyip saldırıp gine savaş oldu ta şehit oluncaya kadar. / / Andan soñra halk eksilmekden zāyil olmadı. Tā şimdiye degin / bundan fehm (15) olınur kim Ādem evvelden altmış arşun ola. (İKT-v. 37a/14-s. 185). / Ondan sonra halk azalmaktan sona ermedi ta şimdiye değin / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: Allāh Ta ālā Ādem i yaratdı, uzunlıġı (9) altmış arşun-ıdı, / andan soñra halk eksildi; tā şimdiye degin /. (İKT-v. 47b/9-s. 202). / ondan sonra halk kısaldı ta şimdiye değin /. Bazılar: / Bu işi itmekden hālī olmadı; tā şol vakta dek teşbī tarīk-ıla (4) ve Hüseyn üñ kanın almaġa tālıb olmaġı izhār itmeg-ile. / (İKT4/1-v. 21b/3, 4-s. 314). / Bu işi yapmaktan boş durmadı ta şu zamana kadar karnını doyurma yoluyla ve Hüseyin in kanın almaya istekli olmayı belli etmekle. / Pes Ya kūb ı esirgeyüp eyitdiler: / Yūsuf ı (8) añmakdan zāyil olmazsın. Tā şuña degin / kim bedenüñ arık ola, kuvvatuñ za īf ola, yāhūz (9) helāk olasın. (İKT-v. 83b/7, 8-s. 264). / Yusuf u anmaktan kurtulmazsın ta şuna değin / Eyitdi: / Eger ok oġlan üzerine (14) çıkarsa deve i dahı ziyāde eyleñ. Tā şuña degin / kim Tañrı ñuz rāzī ola, (İKT-v. 181b/13, 14-s. 428). / Eğer ok oğlan üzerine çıkarsa deveyi de ekleyin ta şuna değin /

247 227 / Ben dahı dünyā ehlini size mutī kıldum, tā şuña degin / ki sizi bilmeyenler bildiler. (İKT4/2-v. 310b/18-s. 290). / Ben de dünya adamlarını size bağlı kıldım ta şuna değin / / Ol dahı kabūl itdi. (8) Tā şuña degin / ki hendege yolı olan dıvār tamām olup andan fārıġ olalar. (İKT4/2-v. 335a/7, 8-s. 329). / O da kabul etti ta şuna değin / / Ol dahı anlar hatā söyleyüp kā ıda-yı nahv üzerine söylemedüklerinden ötürü çıkmaġa (10) rāzī olmadı. Tā şuña degin / ki bir nahvcı gişi geldi, eyitdi: (İKT4/2-v. 343a/9, 10-s. 343). / O da onlar yanlış söyleyip sözdizimi kuralı üzerine söylemediklerinden ötürü çıkmaya razı olmadı ta şuna değin / Her bölügini bir bege ısmarladı ki / bināsınuñ üzerine kāyım ola. Ta (9) tamām olınca /. (İKT4/2-v. 334b/8, 9-s. 328). / binasının üzerinde ayakta dura ta tamamlanıncaya kadar /. / Kaçan bir fakīr görse (11) nazarın üzerinden ayırmazdı tā tolanup gitmeyince. / (İKT4/2-v. 360b/10, 11-s. 374). / Ne zaman bir fakir görse gözünü üzerinden ayırmazdı ta dolanıp gitmeyince. / Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Kaçan (7) ikindü namāzın kılsa, ehl-i beyti katına girüp gendünüñ ve ayālınuñ mesālıhın görürdi (8) tā yatsu vaktına degin. / (İKT4/2-v. 355b/6, 7, 8-s. 365). / Ne zaman ikindi namazını kılsa ailesinin yanına girip kendisinin ve eşinin işlerini görürdü ta yatsı vaktine değin. / Nitekim evvel bahārda gice ve gündüz barābar olur, andan soñra başlar / gice eksilür, gündüz (13) uzanır, tā yazuñ āhırına degin /. (İKT-v. 18a/12, 13-s. 152). / gece eksilir, gündüz uzar ta yazın sonuna değin /. Ehl-i (15) hey et eyitdiler: / Yirler birbirini kaplamışdur; tā yedinci yire varınca /, (16) yedinci yirüñ içi yokdur, (İKT-v. 11a/15-s. 141). / Yerler birbirini kaplamıştır ta yedinci yere varıncaya kadar / Ehl-i Tevārīh eyitdi: / Ādem ölmedi; (7) tā zürriyetinden dört yüz gişi görmeyince /, ba zılar dört yüz biñ gişi görmeyince didiler. (İKT-v. 41a/6, 7-s. 191). / Âdem ölmedi ta soyundan dört yüz kişi görmeyince /

248 228 Ba zılar: / Haccāc, İbn-i Zübeyr i depeledü(13)ginden soñra İbn-i Hanefiyye ādam gönderdi: Tañrı düşmeni depelendi. Gel, bey at (14) it diyü. / (İKT4/1-v. 92b/12, 13, 14-s. 429). / Haccac ın İbn-i Zübeyir i öldürdüğünden sonra İbn-i Hanefiye adam gönderdi Tanrı düşmanı öldürüldü. Gel, bağlılığını sun diye. / Eyitdi: / Nitekim (15) Kabe ye Tañrı evi dirler tazīm içün, / bu āyet delīldür benüm sözüm gerçek olduġına. / didi. (İKT-v. 56a/14, 15-s. 217). / Nitekim Kabe ye Tanrı evi derler ululamak için / / Kardaşını bile zikr eyledi, te kīd içün ve hem bunlar ikisine bile hased (4) itdüklerine tenbīh itmeg-içün. / (İKT-v. 84a/3, 4-s. 265). / Kardeşini bile andı sağlamlaştırmak için ve hem bunların ikisini bile kıskandıklarına tenbih etmek için. / Dahı İbn-i Abbās dan rivāyat olınur ki, Peyġāmbar (16) Hazratı Şād secdesin itdi ve eyitdi: / Dāvud secde itdi tevbe içün; / ben secde (17) itdüm şükr içün. / (İKT-v. 130a/16, 17-s. 342). / Davut secde etti tövbe için / ben secde ettim şükür için. / Allāhu Ta ālā eydür: / Ol kavm kim cemā atı-y-ıla helāk oldı (20) Tevrīt gelmezden öñdin / Ashāb-ı Ras dur. (İKT-v. 89a/19, 20-s. 273). / O kavim toplumuyla yok oldu Tevrat gelmeden önce / / Eli-le baña işārat eyledi, tınma, diyü. / (İKT4/1-v. 145b/8-s. 513). / Eliyle bana işaret etti, söz söyleme, diye. / Rivāyat olundı kim: / Bir gün İbnü Muhayrīz bezzāz dükkānına (6) vardı ton satun almaġ-ıçun /. (İKT4/1-v. 181a/5, 6-s. 566). / Bir gün İbnü Muhayriz kumaşçı dükkanına gitti elbise satın almak için /. Müberred (5) eydür: / Bir yigidi Hālid e getürdiler uġrı diyü. / (İKT4/2-v. 274b/5-s. 226). / Bir yiğidi Halit e getirdiler hırsız diye. / ve gitdi ve / Mekke vilāyeti Hazā a da müstemirr oldı; (6) üç yüz yıl /. (İKT-v. 160b/5, 6-s. 390). / Mekke vilayeti Hazaa da devam etti üç yüz yıl /. Andan: / Ceng gişiye ölüm getürmez vakt gelmeyince. / (İKT4/1-v. 113a/19-s. 462).

249 229 / Savaş kişiye ölüm getirmez zaman gelmeyince. / / Yezīdi bni Velīd den intikām (2) almak isterdi, Velīd b. Yezīd i öldürdüginden ötürü. / (İKT4/2-v. 276a/1,2-s. 228, 229). / Yezidi bni Velit ten intikam almak isterdi Velit b. Yezit i öldürdüğünden ötürü. / Pes Kadāri bni Sālıf ilerü vardı, kılıç-ıla siñirin çaldı, (14) deve düşdi, / bir kerre katı āvāz eyledi, veledin korkutmaġ-ıçun /. (İKT-v. 56b/14-s. 218). / bir kere çok bağırdı çocuğunu korkutmak için /. Bir gün anası geldi, / kapudan (5) çaġırdı: Yā Cerīh! diyü /. (İKT-v. 149b/14, 15-s. 374). / kapıdan çağırdı Ya Cerih! diye /. / Dahı ādam gönder yardım (21) itmek-çün / didi. (İKT4/1-v. 45b/20, 21-s. 355). / Bundan başka adam gönder yardım etmek için / ve Kādir dür; hīç nesne i yaratmakda ācız degüldür ve / dahı Allāhu Ta ālā gökleri (17) bezerdi yılduzlar-ıla /. (İKT-v. 16b/16, 17-s. 149). / dahi Allahu Taâlâ gökleri süslerdi yıldızlarla /. / İbn-i Asākir rivāyat (12) itdi yine / kim Peyġāmbar Hazratı - Aleyhi s-selāmeyitdi: (İKT-v. 125b/11, 12-s. 334). / İbn-i Asakir rivayet etti yine / Haccāc korkup: (4) Yā ehli s-semi ve t-tāa! / İşbu bir katılıġa sabr idüñ. Yir ü gök Tañrısı hakkı-çun. / Fethden (5) ġayrı nesne yokdur diyü çaġırdı. (İKT4/1- v. 76a/4-s. 403). / İşte bu bir güçlüğe sabredin yer ve gök Tanrısı hakkı için. / Mi mār aña: Senüñ (10) bunuñ gibi nesneye gücüñ yitmez didigi-çün elli kamçı urup: / Beni bundan ācız mı zan (11) idersin yir yüzinüñ harācı ve emvālı benüm katuma gelürken / didi. (İKT4/1-v. 157b/10, 11-s. 531). / Beni bundan güçsüz mü sanırsın yeryüzünün haracı ve mülkleri benim önüme gelirken / / Pes İshāk peyġāmbar anuñ-ıçun dahı du ā kıldı, yirüñ kalıñı anuñ olsun (8) ve rızkı ve zürriyeti çok olsun diyü. / (İKT-v. 77a/7, 8-s. 254).

250 230 / Sonuç olarak İshak peygamber onun için de dua etti yerin çoğu onun olsun ve rızkı ve soyu çok olsun diye. / İmām Ahmed Ebū Hibbān-ı Teymī den rivāyat ider ki: / Evinüñ olukların dahı evinüñ içine (15) akıdurdı, yoldan geçen müsülmānlar incinmesün, diyü. / (İKT4/1-v. 80b/14, 15-s. 411). / Evinin oluklarını da evinin içine akıtırdı yoldan geçen Müslümanlar rahatsız olmasın diye. / / Taberānī rivāyet ider Ayās dan / kim: Bir gişi (21) eyitdi: Bir [gişi] deñiz kenārında gün tolunı yürürken bülend-āvāz-ıla çok tekbīr itse [253b] (1) Allāh Ta ālā aña ol deñizüñ her katrası saġışınca on hasene vire ve on günāhın (2) yuya ve on derecesin ref ide ki / her iki derecenüñ arası bir yıllık yol ola (3) yörigen atlu gidiş-ile /. (İKT4/2-v. 253a/20; 253b/2, 3-s. 190). / her iki derecenin arası bir yıllık yol ola yürüyen atlının gidişiyle /. Ba zılar / Kesāyī Tus da (5) vefāt itdi, yüz seksen ikinci yılda. / Ba zılar eydür: (İKT4/2-v. 405a/4, 5-s. 457). / Kesayi Tus ta öldü yüz seksen ikinci yılda. / / Āhır hālına koyup, Hālid ol diyārı terk idüp Dımışk dan ikāmet itdi. (7) Yüz yigirmi altıncı yıluñ muharremine degin. / (İKT4/2-v. 272b/6, 7-s. 222). / Sonunda olduğu gibi bırakıp, Halit o diyarı terk edip Şam da oturdu yüz yirmi altıncı yılın muharremine değin. / / Ehl-i Şām dan bir gişi ġazāya çıkmadı (5) za fından ve azlıġından ötürü. / (İKT4/1-v. 83b/4, 5-s. 415). / Şam da oturanlardan bir kişi din uğruna yapılan savaşa çıkmadı zayıflığından ve azlığından ötürü. / Çünki Süleymān livechi llāh ol atları fidā itdi, Hak Ta ālā nuñ (3) ıvazı aña yili musahhar kıldı ki / gice ve gündüz iki aylık yol yürürdi; zahmatsuz ve maşakkatsuz /. (İKT-v. 132b/3-s. 346). / gece ve gündüz iki aylık yol yürürdü rahat ve sıkıntısız /. İbn-i İshāk eydür: Tāyıf da bir ev var-ıdı, (17) Lāt dirlerdi, / anı katı ta zīm iderlerdi. Zamān-ı cāhiliyyetde Ka be yi ta zīm itdükleri (18) gibi / Ebrehe anı yıkmaġa kasd eyledi. (İKT-v. 157a/17, 18-s. 386). / onu çok ulularlardı cahiliye zamanında Kabe yi ululadıkları gibi /

251 231 Anası duā itdi, eytdi: Ya nī iy Çalabum! / Sen Cerīh i öldürme zāniyeler yüzin (18) görmeyince. / (İKT-v. 149b/17, 18-s. 374). / Sen Cerih i öldürme fahişeler yüzünü görmeyince. / Ebū Müslim: Almak dilemedüm / lākin korkdum zāyı ola diye /. didi. (İKT4/2-v. 312a/6-s. 292). / fakat korktum kaybola diye /. Bu sābıt olup durur ki: / Osman İbn-i Zübeyr i mesāhıfı nesh idenler bölüginden (11) kılıp durur; Zeyd bin Sābit-ile ve Sa īd bin Ās-ıla ve Abdurrāhmān bin Hāris bin Hişām-ıla /. (İKT4/1-v. 53a/10, 11-s. 366, 367). / Osman İbn-i Zübeyr i sahife halinde Kur ân da sonda gelen âyetin öncekini kaldırdığını savunanlar bölüğünden kılmıştır Zeyt bin Sabit ile ve Sait bin Âs ile ve Abdurrahman bin Haris bin Hişam ile /. / Yarındası olıcak İbn-i Amru ölüleri araşdurdı Zeyd i bulmaġ-ıçun. / (İKT4/2-v. 248a/4-s. 182). / Ertesi gün olunca İbn-i Amru ölüleri araştırdı Zeyt i bulmak için. / Çünki Meryem üñ hamlı münteşir oldı, / Benī İsrā īl zındīkları (4) töhmet itdiler, zınā itdi diyü /. (İKT-v. 139b/3, 4-s. 357). / Allahsız İsrail oğulları suçladılar zina etti diye /. / Ol yılda Şām da (5) ve Basra da ve Vāsıt da tā ūn olup, aña: Tā ūn-ı kaynāt didiler. Zīrā evvel avratlardan (6) başladuġından ötrü. / (İKT4/1-v. 109a/4, 5, 6- s. 455). / O yılda Şam da ve Basra da ve Vasut ta veba olup ona Taun-ı kaynat dediler çünkü önce kadınlardan başladığından ötürü. / Birkaç Ögesi Sonda Devrik Cümleler + Y + DT + DT: Asılmış iken Hālid karşusına didi. Yanī Biz saña dār aġacı (3) virdük. / Pes sen ibādet eyle aġac üzerinde Rabb uña. / (İKT4/2-v. 274b/3-s. 226). / Öyle ise sen ibadet et ağaç üzerinde Rabb ine. / / İbnü Cerīr rivāyat ider (18) Ömer den, / Ömer Alī den, ya nī Muhammed Medāyinī oġlından / ki: (İKT4/1-v. 165b/17, 18-s. 543). / Ömer Ali den, yani Muhammet Medayini oğlundan /

252 232 Tabarānī Mu cem-i Kebīr inde eydür: / Muhammedi bni Süddi bni Mihrān Nākıdi l-baġdādī (5) habar virdi bize, Muhammedi bni Hassān-ı Teymī den, / ol Muhammedi bni Haccān dan, / ol Mücādil den, / ol (6) Şa bī den, / ol İbn-i Abbās dan (r.a.)- / eydür: (İKT-v. 167a/4, 5, 6-s. 400). / Muhammedi bni Süddii bni Mihran Nâkıdi l-bağdâdî haber verdi bize, Muhammedi bni Hassan-ı Teymî den, / / Hāfız-ı Beyhakī rivāyat ider Delāyıl-ı Nübüvvet de (17) Habīb bin Sābit den / kim: Alī bir gişiye eyitdi: / Sen ölmezsin; tā kim Sakīf dan (18) kopan yigidi görmeyince. / (İKT4/1-v. 147b/16, 17, 18-s. 517). / Hafız-ı Beyhaki rivayet eder Delayıl-ı Nübüvvet te Habip bin Sabit ten / / Beyhakī dahı böyle rivāyat itdi Delāyil inde Muhammedi bni Hassān-ı Teymī tarīkından /, ammā (İKT-v. 167b/6-s. 402). / Beyhaki de böyle rivayet etti Delayil inde Muhammedi bni Hassan-ı Teymi yolundan / Ve / dahı Müslim Sahīh ında rivāyat itdi Ebī Mālik-i (19) Eşcā ı hadīsinde Ebī Hāzım dan, / ol Ebū Hüreyre den ve Ebū Mālik-i Rıb ī dan rivāyat itdi, (İKTv. 33a/18, 19-s. 179). / dahi Müslim Sahih ında rivayet etti Ebi Malik-i Eşcâı hadisinde Ebi Hazım dan / / Ammā oġlı Muhammed ki Medīne de hurūc itdi-y-idi- rivāyet itdi. Anasından ve Nāfi den [333a] (1) ve Ebī z-zinnād dan ve Ebī z-zinnād A rec den / ve / ol Ebū Hüreyre den sucūduñ keyfiyyetinde / ve bir (2) cemā at dahı Muhammed den habar virdi ki Nesāyī ve İbn-i Cihān tasdīk idüp muhkem (3) kıldılar. (İKT4/2-v. 332b/21; 333a/1-s. 326). / o Ebu Hüreyre dan secde etme hususunda / Dahı eydürdi; İlāhi, / saña sıġınurın göñül (16) yaramazlıġından, günāha uymakdan, dahı yoz amaldan /. (İKT4/2-v. 259b/15, 16-s. 201). / sana sığınırım gönül yaramazlığından, günaha uymaktan ve zararlı işlerden /. Rāvī eydür: / Leys (19) yazdı Hişāmi bni Urve ye atasından, / ol Esmā bint-i Ebū Bekr den / kim Esmā eyitdi: (20) / Gördüm Zeydi bni Amr ı / öri turup arkasını Ka be ye virüp eydürdi: (İKT-v. 175a/18, 19, 20-s. 416). / Leys yazdı Hişami bni Urve ye babasından, /

253 233 Sebebi ol-ıdı kim / Buhārī rivāyat itdi, İbn-i Abbās dan bu āyetüñ tefsīrinde / kim Allāhu Ta ālā didi: (İKT-v. 43a/7-s. 194). / Buhari rivayet etti İbn-i Abbas tan bu ayetin yorumunda / ve / Süddī Mürre-i Hemedānī den rivāyat itdi, İbn-i Mes ūd dan Allāhu Ta ālā nuñ kavlında / kim (İKT-v. 10a/5-s. 139). / Süddi Mürre-i Hemedani den rivayet etti İbn-i Mesut tan Allahu Taâlâ nın sözünde / Ya nī / beni māl mahabbatı men itdi Rabb um zikrinden, ya nī namāzdan /. (İKT-v. 132a/21-s. 346). / beni mal sevgisi yasak etti Rabb imi anmaktan, yani namazdan /. / Nitekim Sahīhayn da rivāyat olundı, Zāyide hadīsinden Meysere-i Eşce ī den, / (21) ol Ebī Hāzım dan, / ol Ebī Hüreyre den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (1) eyitdi: (İKT-v. 32b/20, 21-s. 178). / Nitekim Sahîhayn da rivayet olundu Zâyide hadisinden Meysere-i Eşceî den / + Y + DT + N: Zīrā Hak Ta ālā anuñ hakkında buyurdı ki: Ya nī / biz İlyās üzerine terk itdük, andan soñra gelen ümmete (5) işbu kelimeyi / ki selāmuñ ala İlyāsīndür. (İKT-v. 126b/4, 5-s. 336). / biz İlyas üzerine bıraktık ondan sonra gelen ümmete işte bu kelimeyi / Seffāh: Bu iş eger Ebū Müslim üñ fikirleriyse (6) bize ulu belādur. / Meger Allāh Ta ālā def ide bizden bunı. / didi. (İKT4/2-v. 299a/6-s. 268). / Ancak Allah Taâlâ giderir bizden bunı. / + Y + DT + N nin niteleyeni: / Evzā ī rivāyet ider Zührī den / ki, eyitdi: / Ālimden edebin ögrenmek (14) sevgülü gelür baña ilmin ögrenmekden / didi. (İKT4/2-v. 257b/13, 14-s. 197). / Alimden edebini öğrenmek sevgili gelir bana ilmini öğrenmekten / + Y + DT + Ö: Ziyān ol gişiyedür ki, Allāh ta ālānuñ himāyatından (9) çıka, / dahı haram ola aña ol cennet / ki, ini yirler ve göklercedür. (İKT4/1-v. 191a/9-s. 582).

254 234 / ve haram ola ona o cennet / / vay ol gişiye / kim / yüzin döndi; hakk-ı esherden / gözin yumdı; (7) nūr-ı ezherden / meyl itdi; arz-ı ekber den kitāb deminde; fasl-ı hitāb güninde / kaçan kim / hükm (8) ide kadīr; / şehādet ide nezīr ü beşīr; / bulunmaya nasīr; / zāhir ola taksīr; / bir bölük bula (9) cennetde harīr; / bir bölük bula ashābü s-sa īr / ve ol oldur kim (İKT-v. 169b/7, 8, 9-s. 405). / bir topluluk bula cennette ipek / / Bu sözi imāmlar rivāyat itdiler tefsīrlerinde Abdu llāhi bni (18) Ahmed ve İbn-i Hātim ve Muhammed İbn-i Cerīr ve İbn-i Merdeveyh /, bunlar Ebū Ca fer-i Rāzī (19) tarīkından rivāyat itdiler. (İKT-v. 38a/17, 18-s. 187). / Bu sözü imamlar rivayet ettiler yorumlarında (Abdullahi bni Ahmet ve İbn-i Hatim ve Muhammed İbn-i Cerir ve İbn-i Merdeveyh) / + Y + DT + Ö + DT: / Zīrā ahbar virdi (8) baña İmām İbrāhīm Ebū Tālib oġlı Ali den ve ol Peyġāmbar dan sallallāhu aleyhi ve sellem- / ki Peyġāmbar (9) eyitdi: (İKT4/2-v. 303b/7, 8-s. 276, 277). / Çünkü haberler verdi bana İmam İbrahim Ebu Talip oğlu Ali den ve o Peygamber den -sallallahu aleyhi ve sellem- / Ve / dahı (4) habar virdi bize Ebū l- Abbās-ı Ahmedi bni Ebī Tālib Ca feri bni Aliyi Hemedānī den, / ol Ebū Tāhir (5) Ahmedi bni Muhammedi bni Sülfī den, / ol Ebū Abdi llāh-ı Zehebī den, / ol Hasanı bni Ebī Bekir (6) Hallāl dan / ol Muhammedi bni Ahmedi bni İbrāhīm-i Razī dan, / ol Ebü l Fazl-ı Muhammedi bni Ahmedi bni (7) Īsā-yı Sa dī den, / ol Ebü l-kāsım Ubeydu llāhi bni Ahmedi bni Aliyy-i Mukrī den, / ol dahı (8) Derestūye-i Nehavī den, / ol İsmā īli bni İbrāhīm-i Sa dī den ki Kazı Fārisi di, / ol Süleymāni bni (9) Seyf-i Tāyī dan ki Ehl-i Harrān dandur, / ol Sa īdi bni Bezeyġī dan, / ol Muhammedi bni İshāk dan, / (10) ol Hasani bni Ebi l-hasan-ı Basrī den / eytdi kim (İKT-v. 168a/3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10-s. 402). / bundan başka haber verdi bize Ebu l-abbas-ı Ahmedi bni Ebi Talip Caferi bni Ali-yi Hemedani den /

255 235 + Y + DT + ZT + ZT: / Karındaşı öldükden soñra Mervān uñ dirliginde [302b] (1) hılāfat aña bey at olundı. Kūfe de Rebī ü l-evvel ayınuñ on ikinci güninde cum a gün. / (İKT4/2-v. 302a/21; 302b/1-s. 274). / Kardeşi öldükten sonra Mervan ın hayatında halifelik ona bağlandı Kufe de rebiülevvel ayının on ikinci gününde Cuma günü. / + Y + DT + ZT: / Süfyān (19) rivāyat ider andan: Cengde bir gişi dahı öldürmedi diyü. / (İKT4/1-v. 129a/18, 19-s. 487). / Süfyan rivayet eder ondan Savaşta bir kişi bile öldürmedi diye. / / Ammā Ahmed dahı rivāyat itdi Ebū Hüreyre den (2) bu hadīs misli / murādı Va llāhü a lem.- oldur kim (İKT-v. 15a/1, 2-s. 147). / Ama Ahmet de rivayet etti Ebu Hüreyre den bu hadis gibi / Mansūr dahı aña bir mektūb [311a] (1) göndürdi ki: / Halkı depelersin Fir avn depeler gibi. / Mazlūmlara yapışursın, cabbārlar (5) yapışur gibi. / Cevr-ile hükm idersin müfsidler gibi. / Māl virürsin, ġayrı mahallına müsrifler fi li (6) gibi. / (İKT4/2-v. 311a/4, 5, 6-s. 290). / Mal verirsin başka yere gereksiz yere harcayanların hareketi gibi. / / Yüz altıncı yıl olıcak Hişām ki buñlaruñ (3) kardaşıdur halīfa olup, Hālid i nāyib itdi. Irāk a, yüz yigirmi altıncı yıla degin. / (İKT4/2-v. 272b/2, 3-s. 222). / Yüz altıncı yıl olunca Hişam ki bunların kardeşidir- halife olup Halit i vekil yaptı Irak a yüz yirmi altıncı yıla değin. / / İmām Ahmed Ebū Hüreyre den rivāyat itdi bu hadīs misli, / Taberānī dahı (13) rivāyat itdi İbn-i Mes ūd Abbās dan bu hadīs gibi /; pes bu hadīslerden (14) ma lūm olur kim (İKT-v. 11a/12, 13-s. 141). / Taberani de rivayet etti İbn-i Mesut Abbas tan bu hadis gibi / / Müslim bu hadīsi Sahīh ında Kitāb-ı Fiten de rivāyat itdi; Ya kūbi bni İbrāhīm Devrakī dan (18) ve Haccāci bni Sa ir den, / ol ikisi Ebī Āsım-ı Nebīl den, / ol Urve den, / ol Ulyā dan, / ol Ebī (19) Zeyd-i Ensārī den, / ol Rasūlü llāh dan geçen hadīs gibi. / (İKT-v. 4a/17, 18, 19-s. 128). / o Resulüllah tan geçen hadis gibi /.

256 236 / İmām Ahmed bu hadīsi bir tarīkdan dahı rivāyat itdi Abdu r-razzāk dan, / ol Mi mer den, / ol Aliyyi bni Zeyd den, / ol (8) Ebī Nazra dan, / ol Ebī Şa be den, / ol Rasūlü llāh dan (s. a.v. )- geçen hadīs gibi / ve dahı eyitdi kim (İKT-v. 4b/7, 8-s. 128). / o Resulüllah tan geçen hadis gibi / Bir (7) sâhib-dil buña eyitdi: / Ulûfe ne virürler saña Kur ân okuduguñ içün? / (GT-v. 49b/7-s. 194). / Maaş ne verirler sana Kur ân okuduğun için? / Meryem eytdi: Ya nī / ben Rahmān a sıġınuram, (10) senden eger sen muttakīlardan iseñ dahı. / (İKT-v. 139a/9, 10-s. 357). / ben Merhamet eden e [Allah a] sığınırım senden eğer sen Allah tan korkanlardan isen dahi. / / Öldükden soñra kardaşı Süleymān halīfa olup (2) Hālid i nāyib itdi, tā Hicāz a, yüz altıncı yıla dek. / (İKT4/2-v. 272b/1, 2-s. 222). / Öldükten sonra kardeşi Süleyman halife olup Halit i vekil yaptı ta Hicaz a yüz altıncı yıla dek. / / / Buhārī rivāyat eyledi tarīk-ı Mu āviye den, / ol Mālikī bin Muhāmir-i (19) Süksükī den, / ol Mu āz bin Cebelden /: Ol tā ıfa ki, Hak üzerinedür, anlar Şām da(20)dur diyü. / (İKT4/1-v. 40b/18, 19, 20-s. 347). / Buhari rivayet etti Muaviye yolundan, o Maliki bin Muhamir-i Süksüki den, o Muaz bin Cebel den: O kavim ki Hak yolundadır, onlar Şam dadır diye. / + Y + N + DT: Ve Hak Ta ālā buyurdı ki: Ya nī / ben sakladum anı ve anuñ zürriyetini şeytān-ı racīmden. / (İKT-v. 138a/14-s. 355). / ben sakladım onu ve onun soyunu kovulmuş şeytandan. / Peyġāmbar (s. a.v. )- eyitdi: Yā Āyişe! / (18) Ne nesne emīn ider beni içinde azāb olmakdan /, bir kavm yil-ile mu azzab oldı, bir kavm dahı (19) azābı gördiler? (İKT-v. 54b/18-s. 214). / Hangi şey emin eder beni içinde kederli olmaktan / eyitdiler: / Kim eyledi bu işi, bizüm (16) tañrılarumuza? / didiler. (İKT-v. 59b/15, 16-s. 223).

257 237 / Kim yaptı bu işi bizim tanrılarımıza? / çünkim İbrāhīm geldi (1) eyitdiler: / Sen mi eyledüñ bu işi tañrularumuza / (2) yā İbrāhīm? (İKT-v. 60a/1, 2-s. 223). / Sen mi yaptın bu işi tanrılarımıza ya İbrahim? / Halīfa eyitdi: / Saña (8) rızk vire bunı evinde / ben şu deñlü ölince dirildüm, hīç senüñ vazıfañ yimedüm, şimden (9) girü dahı ihtıyācum yokdur. didi. (İKT4/2-v. 404a/7, 8-s. 455). / Sana rızk vere bunu evinde / Ba zılar eyitdiler: (4) Mescūr dimek, men olunmış dimek olur, ya nī / Allāhu Ta ālā men ider, deñizleri artıp yir yüzini (5) bürimekden /. (İKT-v. 13a/4, 5-s. 144). / Allahu Taâlâ engeller denizleri çoğalıp yeryüzünü örtmekten /. + Y + N + ZT + DT: / Tabarānī rivāyat itdi bu habarı bir ġayrı vech-ile (12) A meş den, / ol Zeyd bin Veheb den /: (İKT4/1-v. 146b/11, 12-s. 515). / Tabarani rivayet etti bu haberi bir başka şekilde Ameş ten, / + Y + Ö + DT: / Bu işde ittifāk eyledi Abbāsī, Abbāsiyye kızına / -ki Abdülmelik b. Mervāniçün iki halīfā (21) toġurdı ki biri Velīd ve biri Süleymān ıdı. Gine ancılayın ittifāk eyledi. (İKT4/2-v. 380a/20-s. 412). / Bu işte birleşti Abbasi, Abbasiye kızı hakkında / Andan eyitdi: / Baña habar virdi atam dedesinden, / ol dahı Aliyyi bni Ebī Tālib (8)den / eyitdi ki: (İKT4/2-v. 236a/7, 8-s. 162). / Bana haber verdi babam dedesinden / Ya nī / ben senüñ itā atuña turmışamdur def at-ıla / hak (20) olduġuñ cihetden saña ibādet kıluben, kullık eyleyüben sıġındum ben ş ol kimseye / kim (21) İbrāhīm aña sıġındı, dir-idi. (İKT-v. 173b/19, 20-s. 414). / doğru olduğun sebepten sana ibadet ederek, kulluk ederek sığındım ben şu kimseye /

258 238 ve hem bu (19) tarīkda vardur kim / bu kıssanuñ nazmını ve nesrini kemāli-yile nakl iden Ebū Bekr idi, (20) Rasūlü llāh huzūrında / ve / dahı rivāyat itdi Ebū Na īm Ahmedi bni İshāk-i Hıtāmī Aliyyi bni Hüseyni bni (21) Muhammed-i Mahzūmī den, / ol Ebū Hātem-i Sicistānī den, / ol Vehbi bni Cerīr den, / ol Muhammedi bni (1) İshāk dan, / ol Zührī den, / ol Sa īdi bni Müseyyeb den, / ol İbn-i Abbās dan / eytdi kim : (İKT-v. 167b/19, 20, 21; 168a/1-s. 402). / dahi rivayet etti Ebu Naim Ahmedi bni İshak-i Hıtami Aliyyi bni Hüseyni bni Muhammedi bni Mahzumi den, / / Gine ancılayın hikāyat itdi Hālid bin Yezīd bin Ebī Mālik atasından / (9) kim bu kavl Leys bin Sa d uñ, dahı fukahā u Mısır dan ve fukahā u Maġrıb dan buña muvāfakat (10) idenlerüñ, dahı fukahā-ı ehl-i Basra nuñ ve kāzīlarınuñ mezhebidür. (İKT4/1-v. 189b/8-s. 580). / Gine onun gibi anlattı Halit bin Yezit bin Ebi Malik babasından / Ve / dahı rivāyat itdiler. İbn-i Derestūya Ebū Na īm-ıla Kelbī tarīkından, / (18) ol Ebī Sālıh dan, / ol İbn-i Abbās dan / bu tarīk evvelki tarīkdan yigrekdür ve hem bu (19) (İKT-v. 167b/17, 18-s. 402). / bundan başka rivayet ettiler İbn-i Derestuya Ebu Naim ile Kelbi yolundan / Ve / dahı habar virdi Muhammedi bni Osmāni bni Ebī Şeybe, Ahmedi bni Tārīk dan, / ol Amrı bni Atıyye den, / (14) ol atasından, / ol İbn-i Ömer den, / ol Zeydü bni Amru bni Nüfeyl den / eydür kim: (İKT-v. 173a/13, 14-s. 413). / bundan başka haber verdi Muhammedi bni Osmani bni Ebi Şeybe, Ahmedi bni Tarik tan / / Ne hoş didi ol hatun kişi (2) kendü oglına / çün ki pil tenlü kablan aktarıcı gördi. (GT-v. 60b/1, 2-s. 209). / Ne güzel dedi o kadın kendi oğluna / Muhammedi bni Hātemi bni Hayyān eyitdi: / Bize habar virdi Ömeri bni Sa īdi t-tāyī (13) Menīh de / ol rivāyat itdi, Hāmidi bni Yahyā Belhī den, / ol Süfyān dan, / ol Mutarrıfı bni Tarīf dan (14) ve Abdu l-meliki bni Ebcer den, / bu iki sālıh şeyh rivāyat itdiler Şa bī den /, ol eyitdi: (İKT-v. 105b/12, 13, 14-s. 303). / Bize haber verdi Ömeri bni Saidi t-tayi Menih te /

259 239 + Y + Ö + N: / Acab görürin (19) ben bu halkı / kim giderler girü dönmezler, makāmlarına rāzī olup kāyım oldılar. (İKT-v. 167a/18, 19-s. 401). / Tuhaf görürüm ben bu halkı / + Y + Ö + ZT: / Bu sözi Ebü l-kāsım-ı Süheylī Muhammedi bni l-hasani n-nakkāş dan rivāyat itmiş İmām Ahmed (19) isnādı-y-ıla /, Enesi bni Mālik rivāyat itdi kim (İKT-v. 25b/18, 19-s. 166). / Bu sözü Ebü l-kasım-ı Süheyli Muhammedi bni l-hasani n-nakkaş tan rivayet etmiş İmam Ahmet dayanağıyla / + Y + ZT + DT: Andan kayyımlara: Size / kimse komañ bu gice mescidde / dimedüm (21) mi? didi. (İKT4/1-v. 161a/20, 21-s. 536). / kimse bırakmayın bu gece mescitte / Ol Muhammed dür kim Peyġāmbar viribinildi, esvede ve ebyaza ve ahmara. / Rasūl (10) kılındı Ehl-i Veber-ile, Ashāb-ı Meder e ve Hacar a. / (İKT-v. 171a/9, 10-s. 409). / Peygamber yapıldı tüylülere, kuru çamurun arkadaşlarına ve taşa. / / İmām Ca fer Muhammedi bni Cerīr-i Taberī ve İmām Ebū Muhammedi bni (19) Ebī Hātim tefsīrlerinde rivāyat itdiler isnādı-y-ıla Āyişe den / kim Rasūlü llāh (20) (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 46b/18, 19-s. 201). / İmam Cafer Muhammedi bni Cerir-i Taberi ve İmam Ebu Muhammedi bni Ebi Hatim yorumlarında rivayet ettiler dayanağıyla Ayişe den / / Ebū Dāvud rivāyat itdi, isnādı-y-ıla Cābiri bni Abdi llāh dan / kim Rasūlü llāh (3) (s. a.v. )- buyurdı: (İKT-v. 7b/2-s. 134). / Ebu Davut rivayet etti dayanağıyla Cabiri bni Abdullah tan / Ve / dahı Ebū Bekr-i Bezzāzī rivāyat itdi isnādı-y-ıla Ebū Hüreyre den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (12) eyitdi: (İKT-v. 48a/11-s. 203). / bundan başka Ebu Bekr-i Bezzazi rivayet etti dayanağıyla Ebu Hüreyre den /

260 240 / Bezzāz rivāyat itdi isnādı-y-ıla, Enesi bni Mālik den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (3) eyitdi: (İKT-v. 28b/2-s. 171). / Bezzaz rivayet etti dayanağıyla Enesi bni Malik ten / / İmām Ahmed rivāyat eyledi isnādı-y-ıla Enesi bni Mālik den / (13) kim Peyġāmbar (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 104a/12-s. 300). / İmam Ahmet rivayet etti dayanağıyla Enesi bni Malik ten / / Buhārī rivāyat itdi isnād-ıla İbn-i Abbās dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (17) Cebrā īl e eyitdi: (İKT-v. 24b/16-s. 165). / Buhari rivayet etti dayanağıyla İbn-i Abbas tan / Huccatları ş ol hadīsdür kim / İmām Ahmed rivāyat itdi isnādı-y-ıla İbn-i Abbās dan / (15) kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 73a/14-s. 246). / İmam Ahmet rivayet etti dayanağıyla İbn-i Abbas tan / / Süddī rivāyat itdi isnādı-y-ıla İbn-i Abbās dan ve İbn-i Mes ūd dan / kim, Ādem (10) her batnuñ dişisini erkegine çiftlendürdi. (İKT-v. 39a/9-s. 188). / Süddi rivayet etti dayanağıyla İbn-i Abbas tan ve İbn-i Mesut tan / / Beyhakī rivāyat ider (21) isnādı-y-ıla Ömeri bni Hattāb dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: Ādem (1) çünkim hatıyye işledi, eyitdi: (İKT-v. 35a/20, 21-s. 182). / Beyhaki rivayet eder dayanağıyla Ömeri bni Hattap tan / / İmām Ahmed rivāyat itdi isnādı-y-ıla Semreti bni Cündüb den / kim Peyġambar (s. a.v. )- (8) eyitdi: (İKT-v. 48a/7-s. 203). / İmam Ahmet rivayet etti dayanağıyla Semreti bni Cündüp ten / / Buhārī rivāyat eyledi (5) isnādı-y-ıla Ümm-i Şerīk den / kim Rasūlü llāh emr eyledi: (İKT-v. 61a/4, 5-s. 226). / Buhari rivayet etti dayanağıyla Ümm-i Şerik ten / delīl oldur ki / (11) Bezzāz rivāyat eyledi isnād-ıla Yahyā bni Mu allāb ni Mansūr dan, / ol Muhammedi bni s-salt dan, / (12) ol Kays dan, / ol Sālim den, / ol Sa īdi bni Abbās dan / ki eytdi: (İKT-v. 163a/11, 12-s. 394). / Bezzaz rivayet etti dayanağıyla Yahya bni Muallab ni Mansur dan / / Evvel gendünüñ kulluġına i tirāf itdi, (1) Rabb ını tenzīh itmeg-içün. Ol zālımlar kavlından / kim aña İbni llāh didiler ve andan soñra eyitdi: (İKT-v. 139b/21; 140a/1-s. 358).

261 241 / Önce kendisinin kulluğunda kusur ve eksiğini kabul edip açıkladı Rabb ine kusur kondurmamak için o zalimler sözünden / (3) ol Abdu llāhı bni Ömer den rivāyat itdi kim / Rasūl Aleyhi s-selāmbuluşdı, Zeydi bni Amrı bni (4) Nüfeyl-ile Baldah dirler bir yir vardur, anuñ altında / vahy gelmezden öñdin Rasūl Aleyhi s-selām- ileyine (5) bir sofra getürdüm. (İKT-v. 175a/3, 4-s. 416). / Resul Ona selam olsun- buluştu Zeydi bni Amrı bni Nüfeyl ile Baldah denilen bir yer vardır, onun altında / + Y + ZT + DT + DT: / Zīrā (17) ehl-i Medīne müddet-i vilāyatında kim, dört yıl mıkdār andan tururdı, yaramaz işler (18) iderdi, husūsā Sa īd bin Müseyyeb e, Alī bin Hüseyn e ve ehl-i beytine. / (İKT4/1-v. 115a/16, 17, 18-s. 465). / Çünkü Medine de oturanlar valiliğinin zamanında [ ] yaramaz işler ederlerdi, özellikle Said bin Müseyyep e, Ali bin Hüseyn e ve ailesine. / + Y + ZT + DT + ZT: / Ammā Beyhakī ile İbn-i Asākir bir vech-ile dahı rivāyat eylediler Muhammedi bni (14) Īsī hadīsinden /, didiler kim / Muhammedi bni Sa īd-i Kuraşī habar virdi atasından, / ol Aliyyi bni (15) Süleymān dan, / ol Aliyyi bni Abdi llāh dan, / ol Abdu llāhi bni Abbās dan / kim Cārūd ibni Abdi llāh (16) geldi / Rasūlü llāh (s. a.v. )- dahı hikāyet itdi, yukaruda zikir (17) olunduġı gibi nazmında ve nesrinde dahı ziyādelerle / ve ol devesin yavu ġılan pīrden şöyle (18) nakl itdi kim (İKT-v. 170b/16, 17-s. 408). / Rasülüllah (s.a.v.)- da anlattı yukarıda bildirildiği gibi nazmında ve nesrinde daha fazlasıyla / + Y + ZT + N: / Şeyh Ebū l-fidā İmādü d-dīn b. Kesīr, te līf itdügi (2) Bidāye ve n-nihāye adlu tevārīhdan bu mücelledde beyān ider (3) Evvel işbunı / ki / tārīh-i Nebeviyye nüñ yüz yigirmi altıncı yılında a yāndan müteveffā oldı (4) Hālidi bni Abdullāh b.

262 242 Yezīdi bni Kürz Ebū l-heysemü l-beccelü l-kuşerri d-dımışku /. (İKT4/2-v. 272a/1, 2, 3, 4-s. 221, 222). / Şeyh Ebu l-fida İmadü d-din b. Kesir yazdığı Bidaye ve n-nihaye adlı tarihlerden bu ciltte anlatır önce işte bunu / + Y + ZT + N / + Y+ ZT + N: Bu kitābuñ musannıfı İbn-i Kesīr eydür: / Bu kitābda zikr eyledüm, Allāhu Taālā nuñ (7) yardımı-y-ıla ve tevfīkı-y-ıla şol nesneleri / kim / Allāhu Taālā halk itdi; arş ve kürsi gibi ve dahı yirleri (8) ve gökleri ve yirlerde ve göklerde olan feriştehleri ve cinnileri ve şeytānları ve dahı yir ile gök (9) arasında olan bulutları ve yelleri / ve (İKT-v. 3a/7, 8-s. 126). / Bu kitapta bildirdim Allahu Taâlâ nın yardımıyla şu şeyleri / / Allahu Taâlâ yarattı arş ve kürsü gibi ve de yerleri ve gökleri ve yerlerde ve göklerde olan melekleri ve cinleri ve şeytanları ve de yer ile gök arasında olan bulutları ve yelleri / + Y + ZT + N nin niteleyeni: Ehl-i Kitāb eyitdiler: ve / bir tābūt düzdi Allāh Ta ālā nuñ emri-y-ile, şimşād aġacından, uzunı iki buçuk zirā (1) ve ini iki zirā ve yüksekligi bir buçuk zirā ve mıhları hālıs altundan / ve dört köşesinde (2) dört halka var-ıdı ve (İKT-v. 117a/21; 117b/1-s. 321). / bir sandık yaptı Allah Taâlâ nın emriyle şimşir ağacından, uzunluğu iki buçuk endaze ve eni iki endaze ve yüksekliği bir buçuk endaze ve çivileri saf altından / + Y + ZT + Ö: Andan Rūm pādişāhı ol sözi işidüp: Bunı (2) Abdülmelik dimeyüp durur. / Ehl-i beyt-i nübüvvetden çıkmış kelām ancak bu / didi. (İKT4/1-v. 93a/2-s. 430). / peygamberin ailesinden çıkmış söz(dür) ancak bu / + Y + ZT + ZT: / İmām-ı Ahmed rivāyat ider, Yezīdi bni Hārūn dan ve (20) Affān dan / bu ikisi dahı Hamādi bni Seleme den, / ol Aliyyi bni Zeyd den / kim Ebū Sa īd Huzrī

263 243 eydür: / Rasūlü llāh (s. a.v. )- bize hutbe okıyıvirdi, ikindi namāzından soñra tā güneş tolınmaġa yakın (1) olınca /; hıfz iden itdi, unıdan unıtdı. (İKT-v. 4a/19, 20-s. 128). / Resulüllah (s. a. v. )- bize hutbe okuyuverdi ikindi namazından sonra ta güneşin batması yakın oluncaya kadar / Bu kim / Allāh Nūh peyġambaruñ oġlını helāk ide kāfir olduġ-ıçun, atası (21) Peyġāmbar-iken ve ehl-i īmānuñ ulusı iken /, Ūc bin Unuk helāk olmaya, harāmzāde ve kāfir-iken (1) ve Peyġāmbar ın istihzā iderken / bu söz ġāyet yalandur, hāl budur kim (İKT-v. 47a/20, 21; 47b/1-s. 202). / Allah Nuh peygamberin oğlunu mahvede kâfir olduğu için, babası peygamber iken ve iman sahiplerinin ulusu iken / / Ammā Varakatü bni Nevfel üñ kıssası (3) geliserdür, Rasūl Hazratları Aleyhi s-selām- bi set olunduġında, ya nī Peyġāmbarlık virildüginüñ (4) evvelinde / -İnşā allāhu l-azīz.- (İKT-v. 177a/2, 3, 4-s. 420). / Ama Varakatü bni Nevfel in hikayesi gelecektir, Resul Hazretleri- Ona selam olsun- gönderildiğinde, yani Peygamberlik verildiğinin öncesinde / / Nitekim Rasūl Aleyhi s-selām- Mekke yi feth itdügi vakt deve-y-ile (4) girdi; rukū -ıla, şükr-ile, / hatta mubārak sakalı devenǖn rahlına irişürdi; başların aşaġa tutduġından. / (İKT-v. 123b/3, 4-s. 331). / Nitekim Peygamber Ona selam olsun- Mekke yi fethettiği zaman deve ile girdi öne doğru eğilmiş halle, şükür ile / eyitdi: Ya nī / İbrāhīm (16) gendüzini sünnet eyledi, seksen yaşında keserile. / (İKT-v. 68b/15, 16-s. 239). / İbrahim kendisini sünnet etti seksen yaşında keser ile. / Eytdi: / Ben and içip dururın talāka ve (15) atāka dahı mālumı sadaka itmege. Eger ol cāriyeyi satarsam ya baġışlarsam diyü. / (İKT4/2-v. 391b/14, 15-s. 434). / Ben yemin etmişim boşamaya ve azat etmeye ve bilineni sadaka etmeye eğer o cariyeyi satarsam ya da bağışlarsam diye. / + Y + ZT + ZT + ZT: / İbn-i Mübārek anuñ kāzī olduġın işidüp dāyım anı melāmet iderdi (19) nesr-ile nazm-ıla ki Niçün kāzī olduñ? diyü. / (İKT4/2-v. 416a/18, 19-s. 476).

264 244 / İbn-i Mübarek onun kadı olduğunu işitip sürekli onu azarlardı nesir ile, nazım ile ki Niçin kadı oldun? diye. / + Y + DT + DT / + Y + ZT + ZT + ZT: Ve dahı Kuss oldur kim eydürdi: Kamuñuza gerek kim / ola ma ād, / Kuss and içer Rabb ı ibāda; sātıh-ı mihāda; / elbette haşr olısar her (3) bir gez ala linfirād; ş ol günde / ki / adıdur yevmi t-tenād / ve ş ol günde ki nefh-i sūr (4) ve nakrınā kor olısar, ehlü llāhi dizāra iştiyāk idiser ve yir yüzi nūru llāh-ıla işrāk idiser, (İKT-v. 169b/2, 3-s. 405). / Kuss yemin eder kulların Rabb ine; yatağın dış yüzünde; / elbette toplanacak her bir kez yalnız olarak şu günde / Bir Öğenin Belirteni ya da Niteleyeni Sonda Devrik Cümleler Ol dahı: / Vallahı bir gişi görmedüm / ki, / (8) derisi etine, eti siñirine yapışup siñiri süñügine yapışmış ola / Abdullāh bin Zübeyr gibi / (9) [didi]. (İKT4/1-v. 52b/7, 8-s. 365) ( Abdullāh bin Zübeyr gibi bir gişi) / Allah için bir kişi görmedim Abdullah bin Zübeyir gibi / Ka bü l-ahbār eydür: / Cennetde kimesnenüñ sakalı olmaz, (21) Ādem den ġayrı; / Ādem üñ kara sakalı olur, göbegine degin. / Ve / dahı cennetde kimse künyet-ile söylenmez (1) Ādem den ġayrı /. Ādem e dünyāda Ebü l-beşer dirler cennetde. / (İKT-v. 41a/20, 21; 41b/1-s. 192) (Ādem den ġayrı kimesne/ Ādem den ġayrı kimse) / Cennette kimsenin sakalı olmaz Âdem den başka / / bundan başka cennette kimse künye ile söylenmez Âdem den başka /. kim Rasūlü llāh (s.a.v.)- eyitdi: Ya nī / Allāhu Ta ālā bir levh yaratdı ak incüden, safhaları kızıl yākūtdan /, kalemi (17) nūrdur ve yazısı nūrdur; (İKTv. 8a/16-s. 135) (ak incüden, safhaları kızıl yākūtdan bir levh) / Allahu Taâlâ bir levha yarattı ak inciden, sayfaları kızıl yakuttan / İbn-i İshāk eydür: / Ebrehe San ā da bir kenīse yapdı (21) ak mermerden /, içinde ācdan ve abanūsdan minber düzdiler. (İKT-v. 156b/20, 21-s. 385) (ak mermerden bir kenīse) / Ebrehe Sana da bir kilise yaptı ak mermerden /

265 245 Dār-ı Kutnī eydür: / Şemañ (10) adlu mü min kimse bilinmez, āl-i Firavn dan ġayrı. / (İKT-v. 98a/9, 10-s. 289) (āl-i Firavn dan ġayrı Şemañ adlu mü min kimse) / Şeman adlı inanan kimse bilinmez Firavun sülalesinden başka. / Çünkim geregi gibi kazdılar, / (2) ol Zemzem içinde Abdu l-muttalib iki geyik buldı altundan /. (İKT-v. 179b/2-s. 424) (altundan iki geyik) / o Zemzem içinde Abdulmuttalip iki geyik buldu altından /. İbn-i Abbās: Vakt olur ki / dünyādan ayrılup (18) Allāh hükmine varup soñuña koduġın nesne saña fāyıda itmez; amaluñdan ġayrı / didi. (İKT4/1-v. 31b/17, 18-s. 332) (amaluñdan ġayrı nesne) / dünyadan ayrılıp Allah emrine varıp sonuna bıraktığın şey sana fayda etmez işlerinden başka / Eyitdi: / Bu halk (7) töhmetini çekmegi âsân gördüm anuñ dîdârınsuz olmaga sabr itmekden. / (GT-v. 52a/6, 7-s. 198) (anuñ dîdârınsuz olmaga sabr itmekden âsân) / Bu halkın suçlamasını çekmeyi kolay gördüm onun yüzünü görmemeye sabretmekten. / Ba zılar eyitdi: / Üç yıl oldı, artuk ve eksük. / (İKT-v. 86b/14-s. 269) (artuk ve eksük üç yıl) / Üç yıl oldu fazla ve eksik. / Eyitdi: Bildüm ki Abdumenāf oġlanlarından imiş ve / anlarda bu işe yarar kimse bilmez-idüm, Atabe den (6) ġayrı /. (İKT-v. 165b/5, 6-s. 398) (Atabe den ġayrı bu işe yarar kimse) / onlarda bu işe yarar kimse bilmezdim Atabe den başka /. / Bir kişi (4) gördüm ayaksuz. / (GT-v. 37a/3, 4-s. 176) (ayaksuz bir kişi) / Bir kişi gördüm ayaksız. / / Evzā ī rivāyet ider Zührī den / ki, eyitdi: / Ālimden edebin ögrenmek (14) sevgülü gelür baña ilmin ögrenmekden / didi. (İKT4/2-v. 257b/13, 14-s. 197) (ilmin ögrenmekden sevgülü) / Âlimden edebini öğrenmek sevgili gelir bana ilmini öğrenmekten /

266 246 eydürdi: / Hīç sizden birüñüz İbrāhim peyġāmbar dīni üzerine olmaduñuz, benden ġayrı. / dir-idi. (İKT-v. 172a/3-s. 410) (benden ġayrı hīç sizden birüñüz) / Hiç sizden biriniz İbrahim peygamber dini üzerine olmadınız benden başka. / Andan döndi / oġlı Abdu llāh uñ eline yapışup (20) giderken bir avrata uġradılar, Benī Esedi bni Abdu l- Uzzā bni Aksā kabīlesinden / -kim (21) Varakati bni Nevfel üñ kız karındaşı-y-ıdı- Ka be katında tururdı. (İKT-v. 182a/19, 20-s. 429) (Benī Esedi bni Abdu l- Uzzā bni Aksā kabīlesinden bir avrat) / oğlu Abdullah ın eline yapışıp giderken bir kadına tesadüf ettiler Beni Esedi bni Abduluzza bni Aksa kabilesinden / Rivāyat olındı ki: / Kuteybe ye gelüp, halvat isteyüp mecmūı anda olanlara destūr virdi. (17) Bir gişiden ġayrı / ki, aña Zarār bin Husayn eydürlerdi. (İKT4/1-v. 115b/16, 17-s. 466) (bir gişiden ġayrı anda olanlar) / Kuteybe ye gelip, yalnız kalmak isteyip bütün orada olanlara izin verdi bir kişiden başka / / Ebū Āsım rivāyat ider Bişr bin Āsım dan / kim: Tāvūs eyitdi: / Hīç bir gişi görmedüm / kim, / (5) gendü nefsine emīn ola, bir gişiden ġayrı /. (İKT4/1-v. 214a/4, 5-s. 622) (bir gişiden ġayrı hīç bir gişi) / Hiçbir kişi görmedim bir kişiden başka /. Eyitdiler: Biz ta ām üzerine sabr idemezüz, Allāh dan dile / bize yirden (10) nesneler virsün; buġday ve mercimek gibi ve soġan ve sarımsak gibi /. (İKT-v. 103b/9, 10-s. 299) (buġday ve mercimek gibi ve soġan ve sarımsak gibi nesneler) / bize yerden bir şeyler versin buğday ve mercimek gibi ve soğan ve sarımsak gibi /. kim Āyişe eyitdi: Rasūl Hazratı (s. a.v. )- (10) eyitdi kim Cennete girdüm gördüm, / Zeydi bni Amri bni Nüfeyl içün iki büyük aġaçlar virmişler (11) cennet aġaclarından /. (İKT-v. 176a/10, 11-s. 417, 418) (cennet aġaçlarından iki büyük aġaçlar) / Zeydi bni Amri bni Nüfeyl için iki büyük ağaç vermişler cennet ağaçlarından /.

267 247 Hāfız Ahmed eydür: Ba zı (9) şüyūhdan işitdüm ki: / Müsülmānlar Dımışk a girdüklerinde Miklāt kenīsesinde (10) bir direk başında bir sanam gördiler; eli yumlu /. (İKT4/1-v. 162b/9, 10-s. 538) (bir direk başında eli yumlu bir sanam) / Müslümanlar Şam a girdiklerinde Miklat kilisesinde bir direk başında bir put gördüler eli yumulu /. / Bu ömrüm içinde bir münker nesneye mürtekib olmadum emelümden ġayrı / (13) kim, hāl üzerine şöyle durur buldum dir-idi. (İKT4/1-v. 184b/12-s. 572) (emelümden ġayrı bir münker nesne) / Bu ömrüm içinde bir reddedilmiş şey yapmadım arzumdan başka / Ammā ol şekilden taġyīr oldukdan soñra (8) bir gişi görmedi ki, / sahābadan anda kimse namāz kıla Enes Bin Mālik den ġayrı /. (İKT4/1-v. 161b/8-s. 537) (Enes Bin Mālik den ġayrı kimse) / Hazreti Muhammet i görmüş ve onun sohbetinde bulunmuş olan inanan kimselerden orada kimse namaz kıla Enes bin Malik ten başka /. Urve bir gün oġlanlarına nasīhat idüp eydür: (3) / Kaçan bir gişi görseñüz eyü iş işler /; bilgil ki ol gişi dāyım eyü iş işler. / Kaçan (4) görseñüz bir kimse yaramaz iş işler /; bilgil ki ol gişi dāyım yaramaz iş işler. (İKT4/1-v. 133a/3, 4-s. 493) (eyü iş işler bir gişi) / Ne zaman bir kişi görseniz iyi iş yapan / / Ne zaman görseniz bir kimse zararlı iş yapan / / Mûsâ- aleyhi s-(3)selâm- bir dervîş gördi; gâyet yalıncak, kuma gömülmiş /, Mûsâ ya (4) eyitdi: (GT-v. 36a/2, 3-s. 175) (gâyet yalıncak, kuma gömülmiş bir dervîş) / Musa ona selam olsun- bir derviş gördü tamamen çıplak, kuma gömülmüş / Ve / dahı andan ġayrı Peyġāmbar kalmadı gelecek / didiler. (İKT-v. 174b/19-s. 415) (andan ġayrı gelecek Peyġāmbar) / de ondan başka peygamber kalmadı gelecek /, / o kitāblardan neyi gerekse rivāyat itdi, gerek marūf gerek (9) münker; gerek makbūl gerek merdūd /. (İKT-v. 13b/8, 9-s. 145) (gerek marūf gerek münker; gerek makbūl gerek merdūd neyi gerekse) / o kitaplardan neyi gerekirse rivayet etti gerek bilinen gerek inkar edilen; gerek kabul edilen gerek reddedilen /.

268 248 Rivāyatdur kim: / Tāvūs bir gün bir gişi gördi, gözi (9) çapaklu ve tonı kir /. (İKT4/1-v. 210b/8, 9-s. 617) (gözi çapaklu ve tonı kir bir gişi) / Tavus bir gün bir kişi gördü gözü çapaklı ve elbisesi kir /. Biri eyitdi: / Şundan bir cāriye aldum, (7) hafīfetü l- akl. / (İKT4/2-v. 252b/6, 7-s. 189) (hafīfetü l- akl bir cāriye) / Şundan bir cariye aldım aklı hafif. / ki Rasūl Hazratı (8) (s.a.v.)- eytdi: / Ol ferişte aña bir deve virdi, hāmile / ve hem du ā itdi ve eytdi: (İKT-v. 151a/12-s. 376, 377) (hāmile bir deve) / O melek ona bir deve verdi hamile / Hemān Ebū Amru ve Şeybānī eydür: / Eger (4) Ebū Nuvās şi rinde mühmelāt añmasa; hamr gibi, oġlan hikāyeti gibi /, kitāblarumuzda anuñ (5) şi ri-y-ile temessük iderdük. (İKT4/2-v. 419a/3, 4-s. 480) ( hamr gibi, oġlan hikāyeti gibi mühmelāt ) / Eğer Ebu Nuvas şiirinde boş sözler anmasa, şarap gibi, çocuk hikayesi gibi / / Beytü l-makdīs de (8) hıyār kimseler sākin olmışlar-ıdı; Haysānīler den ve Ferzānīler den ve Kenanīler den. / (İKT-v. 102a/7, 8-s.297) (Haysānīler den ve Ferzānīler den ve Kenanīler den hıyār kimseler) / Mescid-i Aksa da hayırlı kimseler oturmuşlardı Haysaniler den ve Ferzaniler den ve Kenaniler den. / Bu muhâldür ki hünermendler öleler (11a) / bî-hünerler yirlerin tutalar hünermendlerüñ /. (GT-v. 10b/15; 11a/1-s. 135) (hünermendlerüñ yirlerin) / bilmeyenler yerlerini tutalar bilenlerin /. Ehl-i Mekke den amān dileyüp, çıkan emīn olup, anda turup, Mekke ehline çıġırup: (6) / Biz bir gişi-y-ile ceng idüp depeleşmezüz İbn-i Zübeyr den ġayrı. / didiler. (İKT4/1-v. 57b/6-s. 374) (İbn-i Zübeyr den ġayrı bir gişi-y-ile) / Biz bir kişi ile savaşıp birbirimizi öldürmeyiz İbn-i Zübeyir den başka. / ki eyitdi: Pes ol aġacdan bir asā düzdi, ve cinnīleri da vet itdi; / sırçadan bir kubbe (3) düzdiler kapusuz /, anuñ içinde Süleymān namāza turdı ve (İKTv. 133b/2, 3-s. 348) (kapusuz sırçadan bir kubbe) / camdan bir kubbe yaptılar kapısız / Çünki Mekke ye irişdiler, / bir taġ gördiler; koyun-ıla (18) apak olmış /. (İKT4/1- v. 58a/17, 18-s. 376) (koyun-ıla apak olmış bir taġ)

269 249 / bir dağ gördüler koyun ile apak olmuş /. Eydürdi kim: Bizüm üzerümüze habarlar sordılar ki, biz (17) anı bilmezüz, / dahı andan nesne bilmezüz Kur ān okımakdan ġayrı /. (İKT4/1-v. 110b/16, 17-s. 458) (Kur ān okımakdan ġayrı nesne) / ve ondan sonra bir şey bilmeyiz Kur ân okumaktan başka /. / İbn-i Ebī Hātim rivāyat itdi, (19) Ebū Zer a dan, / ol Osmāni bni Ebī Şeybe den, / ol Cerīr den, / ol Sa īd den / kim İbn-i (20) Abbās eyitdi: / Ādem Dahnā adlu yire düşdi, Mekke ile Tā if arasında. / (İKT-v. 34b/18, 19, 20-s. 181) (Mekke ile Tā if arasında Dahnā adlu yir) / Âdem Dahna adlı yere düştü Mekke ile Taif arasında. / Vehbi bni Münebbih den rivāyat olınur kim / (10) Mūsā - Aleyhi s-selām- bir tā ifeye uġradı melā ikeden / kim kabr kazarlardı. (İKT-v. 121b/10-s. 328) (melā ikeden bir tā ife) / Musa ona selam olsun- bir kavme uğradı meleklerden / / Zīrā bir sāat ferāġat bulmaz-ıdı mesālıh bitürmekden / ki, ehline (10) ulaşa-yıdı. (İKT4/1-v. 190a/9-s. 580, 581) (mesālıh bitürmekden ferāġat) / Çünkü bir saat dinlenmezdi işleri bitirmekten / Allāh Taālā bu kavmuñ cemīisini helāk itdi, / hīç kimesne kurtulmadı, ne irkeginden ve ne (4) dişisinden; ne büyüginden ve ne güçüginden /. (İKT-v. 73a/3, 4-s. 246) (ne irkeginden ve ne dişisinden; ne büyüginden ve ne güçüginden hīç kimesne) / hiç kimse kurtulmadı ne erkeğinden ve ne dişisinden; ne büyüğünden ve ne küçüğünden /. Emīn üñ hālı ġāyet za īf oldı, / hīç akçası kalmadı, ne leşkere virecek ne (21) gendü yiyecek /. (İKT4/2-v. 422b/20, 21-s. 488) ( ne leşkere verecek ne gendü yiyecek hīç akçası ) / hiç akçesi kalmadı ne askere verecek ne kendisi yiyecek /. Ya nī Kārūn bilmedi mi ki / (20) Hak Ta ālā geçen ümmetlerden helāk itdi ol kimseyi / ki kuvvatda andan artuk idi; mālı dahı (21) andan ziyāde idi. (İKT-v. 118a/20-s. 323) (geçen ümmetlerden ol kimse) / Hak Taâlâ geçen ümmetlerden mahvetti o kimseyi /

270 250 Peyġāmbar eyitdi: (6) / Tiz zamānda sen bu ümmete mālik olursın, ol Süreyyā saġışınca. / (İKT4/2-v. 297b/6-s. 265) (ol Süreyyā saġışınca bu ümmet) / En kısa zamanda sen bu ümmete sahip olursun o Süreyya sayısınca. / Hurmā budaġından alçak ve dīvārları kerpüçden (14) ve kapuları sıvalu, beni hālı üzerine terk itmek yigdür ki, / hācīlar ve müsāfırlar ve Peyġāmbar (15) evlerin ziyārat idiciler görüp, ibret tutup, dünyāda zühde meşġūl olup, evler, (16) imāratlar itmeyeler sākin olacak mıkdārdan ġayrı /. (İKT4/1-v. 117a/14, 15, 16- s. 468) (sākin olacak mıkdārdan ġayrı evler, imāratlar) / hacılar ve misafirler ve peygamber evlerini ziyaret edenler görüp, ibret alıp, dünyada her türlü zevke karşı koyup kendini ibadete verip, evler, aşevleri yapmayalar oturacak kısımdan başka /. Ve / mekteb-hâneye bir zâhid kişi getürdiler; selîm-nefs ve yavaş /. (GT-v. 62a/15- s. 212) (selîm-nefs ve yavaş bir zâhid kişi) / okula bir kaba sofu kişi getirdiler temiz yaratılışlı ve yavaş /. / Bir köşk yapdılar sırçadan / ve ferşi su üzerinde (8) idi ve ol su içinde (İKT-v. 132a/7-s. 345) (sırçadan bir köşk) / Bir köşk yaptılar camdan / Bir müneccim sefere varmış-ıdı, girü evine geldi, gördi ki / avratınuñ katında bir yâd er oturur sohbete meşgûl /. (GT-v. 48b/12-s. 192) (sohbete meşgûl bir yâd er) / karısının yanında bir yabancı erkek oturur sohbet eden /. Ol eyitdi kim: Bir gün bir cezīreye yitişdüm. / Ol cezīrede (19) on altı yeşil bardak buldum; Süleymān bin Dāvūd- aleyhi s-selām- mühri-le mühürlü. / (İKT4/1-v. 171b/18, 19-s. 552) (Süleymān bin Dāvūd- aleyhi s-selām- mühri-le mühürlü on altı yeşil bardak) / O adada on altı yeşil bardak buldum Süleyman bin Davut ona selam olsunmührüyle mühürlü. / İsmāīl dahı: / Vallāh ben de senüñle mülākat olmaġı severin. Şimdiki hālda saña (3) getürdügümden ġayrı. / (İKT4/1-v. 149a/2, 3-s. 519) (şimdiki hālda saña getürdügümden ġayrı mülākat olmak) / Allah için ben de seninle görüşmeyi severim şimdiki durumda sana getirdiğimden başka. /

271 251 Şeyh Sa dî rahmetü llahi aleyh- eydür: / Arab diyârında bir mu allim gördüm; turş yüzlü (10) ve acı sözlü ve bed-hû /. (GT-v. 62a/9, 10-s. 211) (turş yüzlü ve acı sözlü ve bed-hû bir mu allim) / Arap ülkesinde bir öğretmen gördüm ekşi yüzlü ve acı sözlü ve kötü huylu /. Ben dükeli şehirleri (17) gezdüm, İbrāhīm peyġāmbar dīnini taleb eyledüm, / her kime sordum-ısa Yahūdılardan ve Nasrānīlar dan (18) ve Mecūsīler den / dükelisi baña bu dīnden habar virdiler. (İKT-v. 174b/17, 18-s. 415) (Yahūdılardan ve Nasrānīlar dan (18) ve Mecūsīler den her kim) / her kime sorduysam Yahudilerden ve Hırıstiyanlardan ve ateşe tapanlardan / İbnü Asākir (2) eydür: / Ol dāra bir saru kubba (3) yapdurdurdı, yeşil kubba gibi. / (İKT4/1-v. 175b/2, 3-s. 557) (yeşil kubba gibi bir saru kubba) / O eve bir sarı kubbe yaptırdı yeşil kubbe gibi. / Atabī eydür: / Ömer dünyāda bir nesneye hased (7) itmezdi yörümekde, sükūnetde, dahı nimetde sehā vü kerem göstermekden ġayrı. / (İKT4/1-v. 186b/6, 7-s. 575) (yörümekde, sükūnetde, dahı nimetde sehā vü kerem göstermekden ġayrı bir nesneye) / Ömer dünyada bir şeye kıskançlık etmezdi yürümekte, sessizlikte ve iyilikte cömertlik ve bağış göstermekten başka. / Vaktî Hicâz dan yine geldüm, / iki menzil karşu geldi, zâhir hâli dervîşler (10) hey etinde /. (GT-v. 16b/9, 10-s. 143) (zâhir hâli dervîşler hey etinde iki menzil) / iki konak yeri karşıladı dış görünüşü dervişler kıyafetinde /. Bu āfatdan kurtılıcak gerekdür ki (10) / lāzım olan haklar çıkarıla, zekāt gibi sadaka gibi /. (İKT4/2-v. 240b/10-s. 170) (zekāt gibi, sadaka gibi lāzım olan haklar) / gereken haklar çıkarıla zekat gibi, sadaka gibi / Yüklemi Başta Devrik Cümleler / Rivāyat olundı Abdullāh bin Ahmed bin Hanbel den / kim: (İKT4/1-v. 211a/16-s. 618). / Rivayet olundu Abdullah bin Ahmet bin Hanbel den / / Vardı Abdullāh a /, (5) sıdı. (İKT4/2-v. 306b/4-s. 282). / Gitti Abdullah a /

272 252 Andan soñra Allāh Ta ālā feriştelere / secde eyleñ Ādem e / (15) diyü emr eyledi, cemī isi secde itdiler, İblīs eylemedi. (İKT-v. 32a/14-s. 177). / secde edin Âdem e / Hişām buña ikrām itdi, (13) bilesince oturdı, yüz otuz biñ akça virdi, / besledi Aliyy b. Abdıllāh oġlanlarını Hişām a (14) vasiyyet itmege / ki bunlar halīfa olsalar gerekdür. (İKT4/2-v. 242a/3, 4-s. 172). / besledi Aliyyi b. Abdullah oğlanlarını Hişam a vasiyet etmek için / çaġırdı ki: Yā fülāna! Kūmī bi-izni llāh. (3) Ya nī / tur, Allāh izni-y-ile / (İKT-v. 141a/3-s. 360). / dur, Allah ın izniyle / Bu sözi (5) işidüp, aġlayup: / N olaydı Allāh ta ālā beni işe mübtelā kılmayaydı / didi. (İKT4/1-v. 203b/5-s. 604). / N olaydı Allah Taâlâ beni işe düşkün kılmayaydı / şöyle rivāyet ider ki: Hālidi bni Abdıllāh bir gün (9) Kurbān bayramında hutbe okıyup / Kurbān idüñ, Allāh Ta ālā[ya] kurbānlaruñuzı. / Ben (10) Ca di bni Dirhem kurbān itsem gerek. Zīrā İbrāhīm peyġāmbara aleyhi s-selām- (11) Halīlullāh degüldür ve Mūsā peyġāmbara Kelīmullāh degüldür. diyü zu m ider. diyüp, (12) hutbeyi tamām idüp indi. (İKT4/2-v. 273b/9-s. 224). / Kurban edin Allah Taâlâ ya kurbanlarınızı. / / Şükür olsun Allāh a / ki, sizüñ kātıllaruñuzı depeleyüp ve size yaramazlık idenler üzerine [bize] yardım [idüp] (2) saña Ömer bin Sa d uñ ve oġlınuñ başın gönderüp Hüseyn üñ ve ehl-i beytinüñ katında şerīk olanları (3) gücümüz yitdükçe depeledük. (İKT4/1-v. 10b/1-s. 296). / Şükür olsun Allah a / / Şükür olsun Allāh a / ki Alī oldur didi. (İKT4/1-v. 29a/5-s. 327). / Şükür olsun Allah a / Avrat dahı ol hālı aña diyüp, eri dahı: / İnandum (6) Allāh a, / girçekledüm Tañrı nuñ takdīrını / [didi] (İKT4/1-v. 34a/5, 6-s. 336). / İnandım Allah a, / onayladım Tanrı nın ezelde olmasını istediği şeyleri / Gine ancılayın rāfızıyyeye Hasan eyitdi: / Biz severiz; Allah uñ tā atında olup (17) itā at idenleri. / Düşmen dutaruz; Allāh a āsī olup isyān idenleri. / (İKT4/1- v. 170b/16, 17-s. 551).

273 253 / Düşman görürüz Allah a âsi olup isyan edenleri. / / Korkuñ Allāh dan / ki, azāb katıdur. (İKT4/1-v. 203b/11-s. 604). / Korkun Allah tan / / Rivāyat (15) ider A meş Nāfi den, / ol Ömer den. / (İKT4/1-v. 63a/14, 15-s. 384). / Rivayet eder Ameş Nafi den, / o Ömer den. / / Didüm aña / ki (6) Bûstân gülini bilürsin kim bekâsı yok ve gülistân ahdinüñ vefâsı yok. (GT-v. 4a/5-s. 130). / Dedim ona / Hasan-ı Basrī eydür: Ya nī / (9) eyidüñ aña / kim, senüñ Rabb uñ var ve senüñ varacak yirüñ var ve (İKT-v. 95b/9-s. 284). / söyleyin ona / / Şükr olsun aña / ki altısı dahı diridür didi. (İKT4/1-v. 132b/12-s. 493). / Şükür olsun ona / Ashābından bir gişi bir gün gelür görüp / Tamā itme (9) aña / ki olmaz nesnedür. / Unutma anı / ki olacak nesnedür. (İKT4/2-v. 366a/8,9-s. 384). / Açgözlülük etme ona / / Unutma onu / / Rivāyat olundı andan / ki: (İKT4/1-v. 95b/6-s. 434). / Rivayet olundu ondan / Gendü kızın öldürmek isteyene: Öldürme / ko anı / gendü geñine bisle. diridi. (İKT-v. 172a/9-s. 411). / bırak onu / Kavmuñ ba zı[sı]: / Söyleşmezüz anı /, ba zı: Söyleşürüz (14) didiler. (İKT4/1-v. 35a/13-s. 338). / Konuşmayız onu / / Dut anı / kim, sen anuñ üzerindesin. (İKT4/1-v. 196b/20-s. 592). / Tut onu / Nite ki Zührī den (6) rivāyet olunmışdur ki İlm erkekdür. / Sevmezler anı / illā erenler ve andan kaçmazlar illā avratlar. (İKT4/2-v. 356a/6-s. 366). / Sevmezler onu / Bekāya tamā itme ki mevt seni isteyü durur. / Nice güler ol / ki ölüp bilmez ki Cennet e mi gider (11) veyāhūd Nār a. Ve / unutma anı / ki / mevt saña gelse

274 254 gerek, ya gicede ya gündüzde /. İ vah (12) diyüp, haykırup gendüden gitdi. (İKT4/2-v. 366a/10, 11-s. 384). / unutma onu / Vaktī kim anlara amal ısmarladuk, / işidürüz anları / ki, fısk iderlermiş. (İKT4/1- v. 202a/17-s. 602). / işitiriz onları / / N olaydı [219a] (1) anlaruñ gibi sözleri benüm hakkumda ve benüm emsālum hakkında diyeydüñ. / (İKT4/1-v. 218b/21; 219a/1-s. 631). / N olaydı onların gibi sözleri benim hakkımda ve benim benzerlerim hakkında diyeydin. / Līkin ol ki / i timād itmişlerdür; (14) anuñ nesebinde / işbu vech-iledür; Adnānhi bni Mukavvimi bni Nāhūr ibni (İKT-v. 161b/13, 14-s. 392). / güvenmişledir onun soyuna / / vay ol gişiye / kim / yüzin döndi; hakk-ı esherden / gözin yumdı; (7) nūr-ı ezherden / meyl itdi; arz-ı ekber den kitāb deminde; fasl-ı hitāb güninde / kaçan kim / hükm (8) ide kadīr; / şehādet ide nezīr ü beşīr; / bulunmaya nasīr; / zāhir ola taksīr; / bir bölük bula (9) cennetde harīr; / bir bölük bula ashābü s-sa īr / ve ol oldur kim (İKT-v. 169b/7, 8, 9-s. 405). / meyletti en büyük topraktan kitap zamanında hitap mevsimi gününde / / emrede kudret sahibi / şahitlik ede doğru yola sokmak için korkutan ve müjde veren / bulunmaya yardım eden / belli ola günahlar / Gine eydür: / Kullar gendü nefsine ikrām eylemezler Allāh a itā at (6) itdügi gibi / ve / hakārat itmezler āsī olduġı gibi /. (İKT4/1-v. 131a/5, 6-s. 490). / hakaret etmezler âsi oldukları gibi /. / Rivāyet itdi (6) atasından dahı Akrı dan dahı Ebī Bürede den / (7) ki Ebī Mūsā oġlıdur- dahı Ebī Bürede den cemā at rivāyet itdi ki ol cemā atdan ba zı oġlanları Ca fer idi ve Muhammed idi (8) ve Zeynep idi ve Asma ī idi ki yigirmi yaşınday-iken sakalı aġarup dururdı. (İKT4/2-v. 318b/5, 6, 7-s. 304). / Rivayet etti babasından ve Akrı dan ve Ebi Bürede den / Hişām b. (5) Kelbī eydür: / N olaydı azl itmiş olaydı. / (İKT4/2-v. 263a/15-s. 207). / N olaydı işinden çıkarmış olaydı. /

275 255 / N olaydı baldırlaruñ ince olmayaydı. / diyüp, Yā Emīre l-mü minīn, (6) saña gerek olan bunlardan yukarudur, anı görmezsin. diyüp, Mehdī ye anuñ cevābı hoş gelüp (7) satın alup nice zamān hızmat itdürüp soñra nikāh idüp hatun idindi. (İKT4/2-v. 380b/5-s. 412). / N olaydı baldırların ince olmayaydı. / Namâz kıldı ve du â (10) diledi ve / döndi baña / eyitdi: Himmetüñ bize yoldaş eyle ki (GT-v. 13a/10-s. 138). / döndü bana / / Döndi baña / eydür: Sa dî! Bir seferüm dahı vardur (GT-v. 38a/13-s. 178). / Döndü bana / Vasıf dan (15) yaña bakup arkuncak: Hikāyatı aña bildür; / (16) irişsün baña / didi. (İKT4/1-v. 36b/16-s. 341). / ulaşsın bana / Hasan / Sögme baña, / Allāh rahmet itsün saña. / didi. (İKT4/2-v. 296b/9-s. 263). / Sövme bana / İsmāīl eydür: / Döndi baña / Bu dört akçayı çok mı sanursın? Sen bunuñla dört (9) biñ dīnār alacaksın. didi. (İKT4/2-v. 408b/8-s. 463). / Döndü bana / Ma nīsı budur ki: / N oldı baña / ki beni yaradan Tañrı ya ibādet itmezin? (İKT4/2-v. 411b/16-s. 469). / N oldu bana / / Uyuñ baña, ben Allāh a uyduġum gibi / diyüp, menberden inüp ne deñlü hulāfadan kalmış fāhır (17) tonlar ki var-ıdı, buyurdı, satdılar, bahāsın beyte lmāla katdılar. (İKT4/1-v. 200a/16-s. 598). / Uyun bana, benim Allah a uyduğum gibi / Ve / habar virdi baña ol kimse / ki, Amr bin (13) Sa īd bin Ās, Resūlullāh uñ sallā llāhu aleyhi ve sellem- minber üzerine çıkup salār(14)ların akar gördi. (İKT4/1-v. 38b/12-s. 343). / haber verdi bana o kimse /

276 256 Ömer bin Abdülazīz baña gelüp eyitdi kim: (6) Senüñ-ile kadīmī dostlaruvuz ve yoldaşlaruvuz. Ol dostlık hakkı / eyit baña ol kitābuñ içindekini / (7) diyüp and virdi. (İKT4/1-v. 178b/6-s. 562). / söyle bana o kitabın içindekini / Ey ehl-i Medīne, / habar virüñ (10) baña ol sekiz nasībden / ki / Allāh Ta ālā anları farz itdi Kitāb ında kavīlar üzerine (11) ve za īfler üzerine /. (İKT4/2-v. 287b/9, 10, 11-s. 247). / haber verin bana o sekiz kısmetten / / Çıkardı barmaġından /, bir yākūt yüzügi var-ıdı. (İKT4/2-v. 437a/20-s. 511). / Çıkardı parmağından / Ya nī / tanuklık virürin bedürüstī vü rastī / kim Allāh dan ġayrı Allāh yokdur, yaluñuz olduġı (11) hālda hīç anuñ şerīki yokdur ve dahı (İKT-v. 168b/10-s. 404). / tanıklık ederim dürüstçe ve doğruca / Rivāyat olındı ki: Abdülmelik hālat-ı nez inde itdügi işlere (7) peşīmān olup, eliy-ile başın urup: / Sever-idüm ben / ki, bir kesb ehli olup her günde (8) kuvvatum elüme getürüp, hālıkuma ibādat idüp anuñ tā atında olaydum didi. (İKT4/1-v. 113b/7-s. 462). / Severdim ben / Andan Abdülmelik: / N olaydı ben dahı bir kāzūr (4) olup elüm emegi-le dirileydüm / didi. (İKT4/1-v. 113b/3, 4-s. 462). / N olaydı ben de bir pislik olup elimin emeğiyle yaşasaydım / / Temsīl iderin ben seni işbu beyt-ile / ki, (21) şā ır diyüp durur didi. (İKT4/1-v. 194b/20-s. 588). / Benzetirim ben seni işte bu beyt ile / Dahı: / Acabların ben şol kimseye / ki, iki kerre bevil yolından gele. (İKT4/1-v. 47b/9-s. 357). / Şaşarım ben şu kimseye / kim Esmā eydür: / İşitdüm ben Zeydi bni Amri bni Nüfeyl den ş ol hālda / (6) kim Zeyd arkasın Ka be ye yastamış-ıdı, (İKT-v. 175b/5-s. 416). / İşittim ben Zeydi bni Amri bni Nüfeyl den şu durumda /

277 257 Uġrılaruñ begi bu sözi işidüp güldi ve eyitdi: / Dile benden / (6) ne dilersin! (GT-v. 48b/5-s. 192). / Dile benden / Halīfa dahı aña / Dile benden /, ne dilersin. didi. (İKT4/2-v. 348b/8-s. 352). / Dile benden / Yā şeyh, / dile benden ne dilerseñ /. didi. Amr eyitdi: / Dilerin senden / ki, beni ben gelmeyince (7) kıġırtmayasın ve dahı senden bir nesne dilemeyince virmeyesin. diyüp; vidā laşup, Amr b. Ubeyd Mansūr uñ (8) katından gidüp, Mansūr ardınca bakup bu beyti okudı: (İKT4/2-v. 355a/6-s. 364). / dile benden ne dilersen /. / Dilerim senden / Ya nī Fir avn (21) didi kim: / Koñ beni / Mūsā yı öldüreyin, korkarın kim dīnüñüzi tebdīl ide, yāhūz (1) yirde fesād izhār eyleye. (İKT-v. 97b/21-s. 289). / Bırakın beni / Bu nesne Allāhu Ta ālā nuñ fazlıdur; tā kim / sınaya beni / ki şükr ider miyem, yāhūd itmez miyem? (İKT-v. 132a/3-s. 345). / sınaya beni / / Koñ beni /, nüsüküm edā ideyin, soñra çıkayın, gideyin diyü habar (8) gönderüp, bile develer sürüp dururdı. (İKT4/1-v. 92b/7-s. 429). / Bırakın beni / Ol eyitdi: / Ko beni / yā Ebā Eyyūb! (İKT4/1-v. 202a/11-s. 601). / Bırak beni / Varmaġa rāzī olmayup: Yā Emīre l-mü minīn, / ıraġ (8) eyle beni ol kimseden / ki halāyık ortasında rüsvāy idüp Arab-ı arbā arasında (9) teşhīr itdi. diyüp imtinā eyledi. (İKT4/2-v. 220a/7, 8-s. 134). / uzak tut beni o kimseden / Mūsā eyitdi: / N ola-y-ıdı beni te hīr (17) ideydüñ /, tā ol gişinüñ ümmetinden olaydum. (İKT-v. 116b/16, 17-s. 320). / N olaydı beni erteleyeydin / Söyleşdügi (6) gişilerüñ ba zına: / Nazar itmez misin benüm hāluma / ki maksūdum ebedi añlamakdur ve şükr olınur (7) ni met üzerine olınur ve yardım olınur devlet üzerine olmakdur. (İKT4/2-v. 296a/6-s. 262). / Bakmaz mısın benim durumuma /

278 258 / Sorgıl bilmedügüñ nesneyi / ki sormak horlıgı ilm izzetinüñ yolına senüñ kulavuzuñ (4) olur. (GT-v. 75b/3-s. 232). / Sor bilmediğin şeyi / Didi ki / n ola bir kaç gün mukīm (4) olsañuz, / tā ki hidmet ile müstefīd olsavuz. (GT-v. 55a/3, 4-s. 201). / n ola birkaç gün otursanız / Ben eyitdüm: (11) / N ola birez sohbet itsevüz? / (İKT4/2-v. 363a/11-s. 379). / N ola biraz sohbet etsek? / / Geldük biz Herseme kıssasına. / (İKT4/2-v. 427b/18-s. 496). / Geldik biz Herseme hikayesine. / Eyitdi: / Okımaduñ mı bu āyeti / kim: (İKT-v. 130a/12-s. 342). / Okumadın mı bu ayeti / Birez güldi eytdi: / İşitmedüñüz mi bu beyti / ki: (İKT4/2-v. 411b/4-s. 468). / İşitmediniz mi bu beyti / Eyitdi: / Koñ (16) bu deve i / Allāh yirinde yürisün. didi. (İKT-v. 56a/15, 16- s. 217). / Bırakın bu deveyi / Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: / Diñ bu hadīsi. / (İKT-v. 25a/18-s. 165). / Dinleyin bu hadisi. / Eyitdüm: / Mukîm olmazam bu hikâyet (5) hükmi-y-ile. / (GT-v. 55a/4, 5-s. 201). / Oturmam bu hikayenin emriyle. / Musannıf eydür: (8) / N olaydı bu işlerüñ āhırı ve ākıbatı n olur, bileydüm. / (İKT4/2-v. 338a/8-s. 334). / N olaydı bu işlerin sonu ve sonucu ne olur, bileydim. / Bârî pâdişâh eyitdi: / Sürüñ bu (3) müsrif devletsüzi / ki ben buña bunca ni met virdüm, isrâf itdi. (GT-v. 14b/2, 3-s. 140). / Sürün bu geresiz yere harcayan uğursuzu / İmām Ahmed eydür: İbn-i Ebī (4) Merzūk Meymūn uñ kaftanı içinde bir abā gördi, / sordı: Bu nedür? diyü /. (İKT4/2-v. 240b/4-s. 169). / sordu Bu nedir? diye /.

279 259 Birbirine: / Görür misin bunı / kim, gendüden soñra bir gendü gibi dahı terk itdi didi. (İKT4/1-v. 146b/9-s. 515). / Görür müsün bunu / Cibrīl Nesne yok yā halīfa, asġas-ı ahlamdur, / (19) unut bunı / gitsün. didi. (İKT4/2-v. 411a/19-s. 468). / unut bunu / Bir Arab gelüp (18) Yā Emīre l-mü minīn, / buyur bunlara / ben āb-dest alınca katlatsunlar. diyüp, mihrābda Mehdī turup birez (19) muntazır oldı. (İKT4/2-v. 374b/18-s. 401). / buyur bunlara / Rivāyat olundı ki: (4) Süleymān bin Abdilmelik hacca varduġında bir gişi gördi kim, / tavāf iderdi cemāl ve kemāl birle (5) müzeyyen /. (İKT4/1-v. 211a/4, 5-s. 617). / etrafında dolaşırdı güzel yüz ve olgunlukla süslü /. Anlara: / Yörüñ (9) cennete / diyeler. (İKT4/1-v. 137b/8, 9-s. 501). / Yürüyün cennete / Halāyıkdan bir bölügi turup (15) anlara dahı: / Yörüñ cennete / dinilüp, melā ike karşulayup şimdiki gibi soralar, anlar dahı (İKT4/1-v. 137b/15-s. 501). / Yürüyün cennete / Anlara: / Yörüñ cennete / dinilüp, melā ike karşu(21)layup hāllarından soralar. (İKT4/1-v. 137b/20-s. 501). / Yürüyün cennete / Ol pīr eydür: / Tutdum deveyi; / yapışdum hıtāmına, / bindüm senāmına, / (16) otladı bir dem kılup itā at, / hareket itdürdüm bir sā at, tā şuña degin / kim karnum açdı. (İKT-v. 171a/15, 16-s. 409). / Tuttum deveyi; / yapıştım dizginine, / bindim hörgücüne, / otladı bir süre boyun eğip, / hareket ettirdim bir saat ta şuna değin /, hutbe okısa hıtābında beyān var-ıdı ve kitābet itse, kitābında burhān (12) varıdı, / delālet iderdi diyānete / ve / da vet kılurdı emānete /. (İKT-v. 169a/12-s. 405). / yol gösterirdi dindarlığa / / çağırırdı emanete /.

280 260 / İncinürem dostlar sohbetinden / (12) ki yavuz hulkumı eyü gösterürler, aybumı hüner ve kemâl bilürler. (GT-v. 49a/11-s. 193). / İncinirim dostların sohbetinden / / Rivāyat ider Ebū Abdullāh-ı Hākim / [ki]: (İKT4/1-v. 130a/19-s. 489). / Rivayet eder Ebu Abdullah-ı Hâkim / İmām-ı Ahmedi bni (12) Hanbel eydür; / itdi Ebū Āsım dan, / ol Urve bni Sābit den, / ol Ulyā bni Ahmed-i Şükri den / kim (İKT-v. 4a/12-s. 127). / [rivayet] etti Ebu Âsım dan, / o Urve bni Sabit ten, / o Ulya bni Ahmed-i Şükri den / / Hikāyet eyledi Ebū Dāvūd Sicistānī Ebī Avane den / (8) ki İbrāhīm ve kardaşı Muhammed harıcīlerdür. (İKT4/2-v. 333a/7-s. 326). / Anlattı Ebu Davut Sicistani Ebi Avane den / / Rivāyat ider Ebū Na īm / ki: (İKT4/1-v. 129a/11-s. 487). / Rivayet eder Ebu Naim / / N olaydı, Ebū Nuvās uñ (14) şol iki [beyti] benüm olaydı / ki, dimişdür: (İKT4/2-v. 419a/13, 14-s. 481). / N olaydı Ebu Nuvas ın şu iki beyti benim olaydı / Ebū l-kāsım-ı Kuşeyrī (2) eydür: «/ Hikāyet olundı Ebū Süleymān-ı Darānī den / ki: (İKT4/2-v. 432a/2-s. 503). / Anlatıldı Ebu Süleyman-ı Darani den / / Rivāyet olınur Ebū Zübeyr den ve Sābit Benāyin den ve İbrāhīm den ve Abdullāhi bni ve Muhammedi bni Aliyyi bni (20) Abdullāhi bni Abbās dan /, İbn-i Asākir zıyāda eyledi şeyhlerinden Muhammedi bni Ali ve Abdurrahmān b. (21) Harmeletle yi ve Akirmete yi / ki Ebū Müslim İbn-i Abbās uñ kulıdur.- (İKT4/2-v. 309a/19, 20, 21-s. 287). / Rivayet olunur Ebu Zübeyir den ve Sabit Benayin den ve İbrahim den ve Abdullahi bni ve Muhammedi bni Aliyyi bni Abdullahi bni Abbas tan / Firavn eyitdi: Ya nī / (16) getür, eger girçeklerden-iseñ. / (İKT-v. 96a/16- s. 286). / getir eğer gerçeklerdensen. /

281 261 Çünkim Merve üzerine (4) çıkdı, bir āvāz işitdi, gendü gendüye epsem didi, diñledi, girü āvāz işitdi, eyitdi (5) / İşitdürdüñ, eger mededüñ var-ısa / didi. (İKT-v. 64b/5-s. 231). / İşittirdin eğer yardımın varsa / İbrāhīm eyitdi: Yanī / Soruñ eger söylerse. / (İKT-v. 60a/4-s. 223). / Sorun eğer söylerse. / / Geldük ehl-i Dımışk kaziyyesine. / (İKT4/2-v. 277b/4-s. 231). / Geldik Şam da oturanların meselesine. / Manīsi budur ki: / İ rāz eyle ehl-i küfrden ve ashāb-ı fucūrdan. / (İKT4/2-v. 274a/21-s. 225, 226). / Yüz çevir küfredenlerden ve günahkârlardan. / Rasūl Hazratı eytdi: / Götür elüñi / yā A var! (İKT-v. 152a/19-s. 378). / Götür elini / Ammā ol hadīs ki Beyhākī zikr (6) itmişdür kim / rivāyat ider Enesi bni Mālik den / ki, ol eyitdi: (İKT-v. 126a/6-s. 335). / rivayet eder Enesi bni Malik ten / / Geldük Fazli bni Rebī kaziyyesine. / (İKT4/2-v. 436b/15-s. 510). / Geldik Fazli bni Rebi meselesine. / Yahyā bunı işitdi, / and virdi Gel. diyü /. (İKT4/2-v. 436b/20-s. 511). / yeminle söz verdi Gel. diye. / Ehl-i Kitāb zikr itdiler kim Allāhu Ta ālā Nūh peyġāmbara eyitdi: / Çık gemiden / sen avratuñ ve (4) oġullaruñ ve oġullaruñuñ avratları ve gemide olan cānavarlar artuñ, çok oluñ. (İKT-v. 49b/3-s. 205). / Çık gemiden / Allāh Taālā eydür: Ya nī / in gemiden sālim ve mubārek olduġuñ hālda. / (İKT-v. 48a/1-s. 203). / in gemiden sağlam ve mutlu olduğun durumda. / Vaktī ki, imāmamı başuma koyam, beni bilesiz dahı / vallāhı (5) ben bir nesneyi götürürin, gendü götürdügi-le /. Ve / cezā iderin gendü fi li-le /, dahı ben (6) başlar görürin kesilmiş yaturlar. (İKT4/1-v. 68a/4, 5, 6-s. 391, 392). / cezalandırırım kendi hareketiyle /

282 262 eydürdi kim: İy Kurayş Bölügi! / Sakınuñ gendüzüñüzi (7) zinā itmekden / kim ol gişiye yoksullık getürür dir-idi. (İKT-v. 175b/6, 7-s. 417). / Sakının kendinizi zina etmekten / / Rivāyat olundı gine andan / ki: (İKT4/1-v. 214a/16-s. 623). / Rivayet olundu gine ondan / Eyitdiler: / Sorma hâlini / ki (13) oglı süci içdi ve âdem depeledi ve kendü kaçdı. Ve atasını zindâna saldılar ve (14) ayagına agır demürler urdılar. (GT-v. 64b/12- s. 214). / Sorma durumunu / Hişām b. (5) Kelbī eydür: Mekke ye varıcak korkdı, / (13) cür et idemedi halk korkusından /. (İKT4/2-v. 263a/13-s. 207). / cesaret edemedi halk korkusundan /. / Hikāyet ider Halkān oġlı İbn-i Kuteybe den / (İKT4/2-v. 301a/1-s. 272). / Anlatır Halkan oğlu İbn-i Kuteybe den / / Rivāyat ider Harmele Yezīd bin Esleme den / ki: (İKT4/1-v. 208a/7-s. 612). / Rivayet eder Harmele Yezit bin Esleme den / / Rivāyat ider hatunı Fātıma / ki: (İKT4/1-v. 192b/12-s. 585). / Rivayet eder hatunu Fatıma / Gine ancılayın: / Biz, dahı bizüm ammumuz oġlanları kim Benū Hāşim dürgāh dost ve gāh düşmen (4) olup, biz anlara sıġınup anlar bize sıġındılar ol vakta dek / ki, / kesād oldı her nāfık, / dilsiz (5) oldı her münāfık, / tınmaz oldı her nātık / didi. (İKT4/1-v. 194b/3, 4, 5-s. 587). / yokluk oldu her nâfık, / dilsiz oldu her ikiyüzlü, / söz söylemez oldu her konuşan / Medāyinī (19) eydür: / Aldı Hişām kuşı /, sarāyı içine (21) koyu virdi. (İKT4/2-v. 261a/20-s. 204). / Aldı Hişam kuşu / / Gördi (20) Hişām ı / ki sarayında oturur kuşı eline vir[di]. (İKT4/2-v. 261a/19, 20-s. 204). / Gördü Hişam ı /

283 263 / Rivāyat olundı İbāde bin Sāmit den ve Ebū Sa īd den (17) ve Mu āviye den ve Mükhūl den, dahı Hassān bin Atıyye den ve Zehrī den, dahı nice gişilerden / (18) ki: (İKT4/1-v. 180b/16, 17-s. 565). / Rivayet olundu İbade bin Samit ten ve Ebu Sait ten ve Muaviye den ve Mükhûl den, bundan başka Hassan bin Atıyye den ve Zehri den, bundan başka nice kişilerden / / Döndi İbn-i Ebī Meryem /, (6) Abbās a / Nedür bu getürdügüñ nesne? / didi. (İKT4/2-v. 412a/5, 6-s. 469). / Döndü İbn-i Ebi Meryem / Andan halīfa güldi, namāzı kat itdi, / döndi İbn-i Ebī (18) Meryem e / Namāzda, Kur ān da tınma, ġayrı yirde söyle. didi. (İKT4/2-v. 411b/17, 18-s. 469). / döndü İbn-i Ebi Meryem e / / Rivāyat ider İbn-i Ebī Şeybe Tāvūs dan / kim: (İKT4/1-v. 213a/8-s. 621). / Rivayet eder İbn-i Ebi Şeybe Tavus tan / / Rivāyat olundı İbn-i Ömer den / ki: (İKT4/1-v. 66a/14-s. 389). / Rivayet olundu İbn-i Ömer den / Abdullāh / Yalan söyler İbn-i (4) Zurayk, / güneş zāyıl olmaz at ayaġı-y-ıla Mervān a varmayınca. / didi. (İKT4/2-v. 292b/3, 4-s. 256). / Yalan söyler İbn-i Zurayk / / Rivāyat ider (12) İbnü Asākir /: (İKT4/1-v. 165a/11, 12-s. 542). / Rivayet eder İbnü Asakir / Andan taşra çıkup bir cemā at bulup anlara: (8) / Gelüñ içerü. / didüm. (İKT4/1-v. 211b/8-s. 618). / Gelin içeri. / Ol pīr eydür:, / hoş gördüm devenüñ (21) hālını, / şeşdüm ikālini, / bindüm üzerine / gitdüm. (İKT-v. 171a/20, 21-s. 409). / çözdüm bağını, / bindim üzerine / Aña delālet iden ş ol hadīsdür kim (12) / rivāyat eyledi. İmām Ahmed, Hüseyni bni Muhammed den, / ol Cerīri bni Hāzım dan, / ol Gülsümi bni (13) Cübeyr den, / ol İbn-i Abbās dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 37b/11, 12, 13-s. 186).

284 264 / rivayet etti İmam Ahmet, Hüseyni bni Muhammet ten, / o Ceriri bni Hazım dan, / o Gülsümi bni Cübeyr den, / o İbn-i Abbas tan / / Geldük imdi /, Hasan İbn-i Ebīl-Hasan dur ki atası adı Yesār-ıdı (8) ol Ebū Sa īd-ı Basrī dür ki Zeydi bni Sābit üñ kulıdur. (İKT4/2-v. 226a/7-s. 146). / Geldik şimdi / Mansūr / Getür imdi. / didi. (İKT4/2-v. 341b/14-s. 340). / Getir şimdi. / / Geldük imdi /, Muhammed-i Mehdī-i hılāfat Mansūr aña ahd idüp dururdı. (İKT4/2-v. 357b/16-s. 369). / Geldik şimdi / / Tur imdi. / didiler. (İKT4/2-v. 361b/12-s. 376). / Dur şimdi / / Al imdi benden biş at ve iki yüz deve, ne kadar dilerseñ māl / ve eger (17) ayruk nesne isterseñ. Gendü nefsüñi ve kavmıñı helāk idersin. didi. (İKT4/2-v. 280b/16-s. 236). / Al şimdi benden beş at ve iki yüz deve, ne kadar dilersen mal / / Emr (17) eylemiş İrte namāzın ve Bayram namāzın sen kılı vir. diyü. / (İKT4/2- v. 303b/16, 17-s. 277). / Emretmiş Sabah namazını ve bayram namazını sen kılıver. diye. / / Rivāyet olundı Īsā dan / ki Havārıyyına eyitdi: (İKT4/2-v. 333b/10-s. 327). / Rivayet olundu İsa dan / / Döndi Īsā ya / eytdi: (İKT-v. 141a/6-s. 360). / Döndü İsa ya / Bir kişi oglına vasıyyet (5) eyledi ki; iy cüvânmerd, / ögren işbu ögüdi /: Şol kimse ki (GT-v. 64b/5-s. 214). / öğren işte bu öğüdü / Sizi tanuk tutarın ki Haccāc dan ol bey atı bozdum diyüp, halāyık (5) her tarafdan: / Kov işbu Tañrı düşmenin / didiler. (İKT4/1-v. 90b/5-s. 426). / Kov işte bu Tanrı düşmanını / kim: Ömer e meleke l-mevt hāzır olduġı vakt eydürdi kim: İlāhī! / Beni rāzī eyle (16) kazañ-ıla, / mübārak eyle kadruñ-ıla /. (İKT4/1-v. 201b/15, 16-s. 601).

285 265 / uğurlu eyle verdiğin değer ile /. İbn-i Zubāra (5) dahı gitdi. / Vardı, Kahtabe ye var. diyü. / (İKT4/2-v. 289a/5- s. 250). / Gitti Kahtabe ye git. diye. / Āyişe Hevdec üñ (4) çevresinde yüriyenlere eyitdi: Ol Mūsā ibni İmrān dur kim / şafā at itdi kardaşına / (5) kardaşı Peyġāmbar oldı. didi. (İKT-v. 95b/4-s. 284). / dileği yerine gelsin diye aracılık etti kardeşine / Ve dahı eydür: (12) / Sakınuñ kendüzüñüzi andan aldanup kalmakdan. / (İKTv. 174b/16-s. 415). / Sakının kendinizi ondan, [ona] aldanıp kalmaktan. / Gördi ki çeri azdur, / buyurdı ki Gice nirede yaturlarsa çok od yakalar, ırakdan gören gişi (14) çok çeri sansun. diyü /. (İKT4/2-v. 330b/13, 14-s. 322). / buyurdu ki Gece nerede yatarlarsa çok ateş yakalar, uzaktan gören kişi çok asker sansın. diye /. Merve ye geldi, Merve nüñ üzerine çıkdı, / (2) nazar itdi kimesne görinür mi diyü /, kimesne göremedi. (İKT-v. 64b/2-s. 231). / baktı kimse görünür mü diye / Ya nī / ikrām idüñ, Kirāmen Kātibīn e / kim sizden hīç (2) ayrılmaz, illā cenābet vaktında veyā kazā-ı hācat vaktında; (İKT-v. 28a/1-s. 170). / saygı gösterin Şerefli Yazıcılar a [insanların yaptıkları iyi, kötü her şeyi kayda geçiren melekler] / Ya nī yā Muhammed! / Añ Kur ān da İdrīs i /, ol sıddīk idi ve peyġambar idi, biz anı yüce mekāna (6) ref itdük. (İKT-v. 42a/5-s. 193). / An Kur ân da İdris i /, ol Ubādeti bni Sāmit den eydür: / Çünkim Eyād ilçisi geldi (14) Rasūlü llāh Hazratı na (s. a.v. )- / Rasūl Hazratı eytdi: İy Eyād bölügi! / N eyler (15) Kussu bni Sā ide-i Eyādī / bunlar helāk oldı? (İKT-v. 167b/13, 14, 15-s. 402). / Ne yapar Kussu bni Saide-i Eyadi / Rivāyat olundı ki: Bir gün Abdülmelik Kureyş den bir gişiye: (15) Sen hoş gişisin. / N olaydı lehhān olmayayduñ / didi. (İKT4/1-v. 165b/15-s. 543). / N olaydı okurken çok yanlışlık yapmayaydın /

286 266 Rasūl Hazratı Aleyhi s-selām- eytdi: / İşitmedüñüz mi Lokmān uñ (4) sözini? / -ki eytdi: (İKT-v. 148a/3, 4-s. 371). / İşitmediniz mi Lokman ın sözünü? / Kamuñuza gerek kim / ola ma ād, / Kuss and içer Rabb ı ibāda; sātıh-ı mihāda; / elbette haşr olısar her (3) bir gez ala l-infirād; ş ol günde / ki / adıdur yevmi ttenād / ve (İKT-v. 169b/2, 3-s. 405). / ola dönüş / Yine Cerīr nakl ider Muhālid oġlı Süleymān dan ki: / Vardı Mansūr / (7) Ebū Hanīfe yi binālar ve iş işleyenler üzerine nāzır kıldı. (İKT4/2-v. 335a/6-s. 329). / Gitti Mansur /, İdrīs ol ferişteye eyitdi: / Sor Melekü l-mevt e / kim benüm ömrümden ne kadar kalmışdur? (İKT-v. 42b/7-s. 194). / Sor Ölüm Meleği ne / Ve / dahı (13) Süddī-yi Kebīr rivāyat itdi, Ebī Mālik den ve Ebī Sālıh dan, / anlar rivāyat ider, İbn-i Abbās dan (14) ve dahı Merre den / rivāyat ider, Merre, İbn-i Mes ūd dan / kim eyitdi: (İKT-v. 36a/12, 13, 14-s. 184). / rivayet eder Merre, İbn-i Mesut tan / Çünki Şām tamām Mervān uñ oldı, / döndi Mervān /, Harrān a geldi. (İKT4/2-v. 277a/12-s. 230). / döndü Mervan / İbn-i Halkān eydür: / Geldi Mesrūr / (16) içerü girdi. (İKT4/2-v. 397a/15, 16- s. 444). / Geldi Mesrur / Eydürdi ki: Mansūr ı işitdüm, / rivāyet iderdi Muhammed den / (16) eydürdi ki: (İKT4/2-v. 236a/15-s. 162). / rivayet ederdi Muhammet ten / / Döndi Mūsā /, Sāmirī ye eyitdi: (İKT-v. 116a/17-s. 319). / Döndü Musa / Çünkim deñiz bu hāl-ıla oldı, / emr itdi Mūsā ya / kim Benī İsrā īl-ile (6) geçeler. (İKT-v. 100b/5-s. 294). / emretti Musa ya / / Rivāyat ider Mücāhid / kim: (7) (İKT4/1-v. 206b/6-s. 609).

287 267 / Rivayet eder Mücahit / / Rivāyat ider oġlı /: (İKT4/1-v. 181b/9-s. 567). / Rivayet eder oğlu / Andan Behlül e (21) / Söyle ne söylerseñ. / didi. (İKT4/2-v. 403b/21-s. 455). / Söyle ne söylersen. / Rasūl Aleyhi s-selām- (9) / N eyler ol? / didi. (İKT-v. 167a/9-s. 401). / Ne yapar o? /, / (5) bugün va zın didi vā ız; / uyandı ol / kim / işidür mevā ız /; gerek olan sordı, (İKT-v. 169b/5-s. 405). / uyandı o / / işitir öğütler / / Şükr olsun ol (4) Allāh a / ki, bize kılıç virdi ki; bunlara uravuz. (İKT4/1-v. 9a/3, 4-s. 294). / Şükür olsun o Allah a / / Şükür olsun ol Allāh a / ki, yaratmak anuñdur. (İKT4/1-v. 44a/14-s. 352). / Şükür olsun o Allah a / Ma nāsı budur ki: / Şükür olsun (18) ol Allāh a / ki, ölmek vaktında anları bize kaçar kılup bizi anlara kaçar kılmadı. (İKT4/1-v. 67a/17, 18-s. 391). / Şükür olsun o Allah a / Andan İbn-i Hanefiyye ashābı ortasında turup: / Şükr olsun ol Allāh a / ki (3) sizüñ kanlaruñuz dökdürmeyüp dīnüñüzi sakladı. (İKT4/1-v. 92b/2-s. 429). / Şükür olsun o Allah a / Bu habar Sa īd bin Müseyyeb e irişüp: / Şükr olsun (5) ol Allāh a / ki, öldükleri vaktda anları bizden yaña kaçar kılup, bizi anlardan yaña (6) kaçar kılmadı didi. (İKT4/1-v. 113b/4, 5-s. 462). / Şükür olsun o Allah a / Rāvī-i (9) ahbar rivāyat eyler ki: Hālat-ı nez inde oġlanların okıdup, vasıyyet eyleyüp, (10) andan: / Şükr olsun ol Allāh a / ki, böyüginden ve güçücüginden birin unıtmaz didi. (İKT4/1-v. 113b/10-s. 462). / Şükür olsun o Allah a / Ol köşkden [197a] (1) çıkup eydürdi: / Şükür olsun ol Allāh a / ki bize yardım eyledi. (İKT4/1-v. 197a/1-s. 592). / Şükür olsun o Allah a /

288 268 Ol (2) dahı eydür ki: / Şükür olsun ol Allāh a / kim bize rahmat eyledi. (İKT4/1- v. 197a/2-s. 592). / Şükür olsun o Allah a / : Süleymān halīfa olduġında evvel bu sözi didi kim: / Şükür [176b] (1) olsun ol Allāh a / ki, kimi dilerse kaldurur ve kimi dilerse indürür. (İKT4/1-v. 176a/21; 176b/1-s. 559). / Şükür olsun o Allah a / Anuñ bu sözi (21) aña hoş gelüp, iki gözinde öpüp: / Şükür olsun ol Allāh a / kim, benüm belümden bunuñ gibi [200b] (1) kimse getürdi ki, dīnde baña yardım ider didi. (İKT4/1-v. 200a/21-s. 599). / Şükür olsun o Allah a / Ebū Abbās-ı Seffāh uñ menberde evvel söyledügi (5) bu-y-ıdı ki: / Şükr olsun ol Allāh a / ki İslām ı Hazret-i Risālet e sallallāhu aleyhi ve sellem- (6) dīn kılup, müşerref ve mükerrem ve mu azzam kıldı ve (İKT4/2-v. 291a/5-s. 253). / Şükür olsun o Allah a / Dahı / Şükr olsun ol Allāh a / ki (15) bizüm fazlumuz anlara bildürüp bizüm hakkumuzı ve dostluġumuzı anlaruñ üzerine (16) vācıb kılup ġanīmetden bize nasīb atā itdi. (İKT4/2-v. 291a/14-s. 254). / Şükür olsun o Allah a / Ba zılar; Mansūr: / Şükr olsun ol Allāh a / ki bize senüñ öldügüñ gösterdi, (9) iy Tañrı nuñ düşmeni. didi. diyü rivāyet itdiler. (İKT4/2-v. 312b/8-s. 293). / Şükür olsun o Allah a / Ol keşīş eyitdi: Ya nī Müslim-idi, Yahūdı degüldi ve Nasrānī degüldi, namāz kılurdı, / secde iderdi, ol eve / (15) kim senüñ şehrüñdedür. (İKT-v. 173b/14-s. 413). / secde ederdi o eve / Gine ancılayın āmıllarınuñ birine nāme yazup gönderdi kim: / Añ ol giceyi / ki, sabāh kıyāmat (6) güni olup, Allāh ta ālā kāzī olup ol gün kāfırlar üzerine hāl düşvār ola. (İKT4/1-v. 197b/5-s. 593). / An o geceyi / Gine ol hinda (14) Azarbayıcan dan bir gişi gelüp Ömer e eyitdi: Yā Emīre lmü minīn! / Añ ol güni / kim, kıyāmat güni ola. (İKT4/1-v. 203a/14-s. 603).

289 269 / An o günü / / Anuñ ol güni / kim ol günde (2) hakdan ve sıdkdan ġayrı nesne fāyıda itmez diyüp ol deñlü aġladı ki mescidde hāzır (3) olanlar bile aġlaşdılar. (İKT4/1-v. 218b/1-s. 630). / Anın o günü / ; uzak amel kılan amelin terk (20) eylesün; / birlesün ol İlāh-ı Vāhidī / ki ne mevlūd var ne (21) vālidī, ol ki mu īd ü mübdi dür; (İKT-v. 169a/20-s. 405). / birliğini kabul etsin o Bir İlahı / Dahı eydürdi ki: / Felāh buldı ol kimse / ki, hısdan ve ġazābdan ve ta āmdan berīdür. (İKT4/1-v. 198a/9-s. 594). / Kurtuldu o kimse / / Melūl itme ol kimseyi / ki, sen fereh idüp durursın. (İKT4/1-v. 102b/1-s. 445). / Üzme o kimseyi / / Helāk it ol kimseyi / ki, ümmet-i Muhammed üñ işinüñ ifsādındadur. (İKT4/1- v. 198a/8-s. 594). / Yok et o kimseyi / / Lāzım oluñ ol mushafuñuza / (18) kim, İmām-ı Mazlūm ı sizüñ-içün anuñ üzerine cem eyledi didi. (İKT4/1-v. 110b/17-s. 458). / Gerekli olun o kitabınıza / Bu dahı anuñ kelāmındandur ki: (7) / Acabların ol mü mini / kim, īmān getürüp anı bilür ki, Allāhu ta ālā aña rızk eksük (8) eylemez. (İKT4/1-v. 106b/7-s. 451). / Şaşarım o inanana / Zinhār ve zinhār nā-hak yire kimseden nesne almañ. / Aluñ ol vakt / ki, kāzī (4) Allāh ola. (İKT4/1-v. 183a/3-s. 569). / Alın o zaman / Eyitdi: Velī, / okıyı viremezin on biñ (13) akça ile bir kul virmeyince /. (İKT4/2-v. 274b/12, 13-s. 226). / okuyamam on bin akçe ile bir köle vermeyince /. Baña eyitdi: / Añ öñceyi / kim, (8) sabāh kıyāmat güni olsa gerek didi. (İKT4/1- v. 187b/7-s. 577). / An önceyi /

290 270 Âyişe eyitdi: / İşitdüm Peyġāmbar dan (s. a.v. )- / eyitdi: (İKT-v. 61a/9-s. 226). / İşittim Peygamber den / Ol pīr eyitdi kim: / Sorma, Peyġāmbar uñ ashābı oġlanlarından öldürdüklerin. / (İKT4/1-v. 141b/7-s. 507). / Sorma Peygamber in dostlarının oğlanlarından öldürdüklerini. / işbu āyetde (5) Hak Taālā Īsā hakkında didi ki: Ya nī / kuvvetlendürdük (6) Rūh-ı Kuds sebebi-y-ile. / (İKT-v. 140b/5, 6-s. 359). / kuvvetlendirdik Kutsal Ruh sebebiyle. / Fi l-hāl emr itdi, / (1) tutdılar saçından / bir at kuyruġına baġladılar, (İKT-v. 160a/1-s. 390). / tuttular saçından / kim Hārice eydür: / İşitdüm, Sa īdi bni Müseyyeb den / (18) kim eydürdi: / Zeydü bni Amri bni Nüfeyl vefāt itdi. Ş ol hālda / kim / Kurayş kavmı Ka be yi (19) yaparlardı, Rasūlü llāh a vahy gelmezden biş yıl öñdün /. (İKT-v. 175b/17, 18, 19-s. 417). / İşittim Saidi bni Müseyyep ten / / Rivāyat olundı, Sālim bin (6) Abdullāh dan / kim: (İKT4/1-v. 189b/5, 6-s. 580). / Rivayet olundu Salim bin Abdullah tan / Cehennem (2) ehli bunuñ katına cem olalar, eyideler kim / n oldı saña / emr-i ma rūf nehy-i münker itmez midüñ diyeler. (İKT-v. 74b/2-s. 249). / n oldu sana /, Abdu llāh aña eyitdi: / N oldı saña / kim dünki sözi söylemezsin? (14) didi. (İKT-v. 182b/13-s. 430). / N oldu sana / Andan Resūl Hazratı: / Beşārat (11) olsun saña / ki ebedī saña od degmeyiser. (İKT4/1-v. 52a/10, 11-s. 365). / Müjde olsun sana / Andan Alī çıkup: Yā Eş as! / N oldı saña? / / Kimdür ol yā Emīre lmü minīn? / didi. (İKT4/1-v. 148a/2-s. 517). / N oldu sana? /

291 271 Baña eyitdi: / N oldı saña? / (İKT4/2-v. 261b/14-s. 204). / N oldu sana? / Ma nīsi budur ki / Biz kılmaduk şol düşleri / ki / gösterdük (9) saña / illā fitne kılduk halka /. (İKT4/2-v. 297a/8, 9-s. 264). / gösterdik sana / Ve dahı (20) / Beşāret olsun saña / yā Emīre l-mü minīn ki bunda hulāfādan hīç bir gişi olmaz. (21) didüm. (İKT4/2-v. 335b/20-s. 330). / Müjde olsun sana / Bu hengāmeden bir hokkabaz (15) Yahyā yı görüp, öñine gelüp dizginine yapışup İ emīr-zāde / beşāret olsun saña. / didi. (İKT4/2-v. 352b/15-s. 360). / müjde olsun sana. / / N oldı saña / yā Emīre l-mü minīn? diyü sordum. (İKT4/2-v. 374a/16-s. 400). / N oldu sana / Reşīd aña Senden hayrlu gişi benden yaramaz gişiye Allāh Ta ālā viribidi, / (2) n oldı saña / lutf-ıla söyle. didi. (İKT4/2-v. 413b/2-s. 471). / n oldu sana / Ebū Yūsuf halīfaya / Beşaret (13) olsun saña / ki ol geçen günlerde sarf olan māl-ıçun saña savāb yazılur. (İKT4/2-v. 413a/12, 13-s. 471). / Müjde olsun sana / diyüp, Zeyd Muhtār a: / Hakīr ve helāk (15) olduñ sen. / Andan horsın Allāh katında / ki Resūl ine yalan söylersin, iftirā idersin (16) didi. (İKT4/1- v. 22b/14, 15-s. 317). / Değersiz ve mahvoldun sen. / Andan eyitdi: [311b] (1) Saña nesne yokdur. / Yüri sen /, ben senüñ arduñca varurın. didi. (İKT4/2-v. 311b/1-s. 291). / Yürü sen / Rivāyat olınur Āyişe (r.a.)- (17) Fātımā ya eytdi: / Gördüm seni / ki Peyġāmbar Hazratı Aleyhi s-selām- hasta-y-iken üstine düşdüñ, (İKT-v. 138b/17-s. 356). / Gördüm seni / diyüp, ol gişi: / Acabların seni yā İbn-i Abbās! / didi. (İKT4/1-v. 27a/11-s. 324).

292 272 / Şaşırırım sana ya İbn-i Abbas! / Yarındası ol gişi Ayās a özr itdi: Ma zūr dut, / gördüm seni / ki (2) sūkīlar libāsın geymişsin ammā ulular sözin söylersin. (İKT4/2-v. 250b/1-s. 185). / gördüm seni / Eyitdi: Her kimi ki dilersen Mısr a gönder, sen Şām da tur, / mukīm ol, seni (16) görmek diledügüm vakt yakın olmaġ-ıçun /. didi. (İKT4/2-v. 306b/15, 16-s. 282). / otur seni görmek dilediğim zaman yakın olmak için / melā ike eytdiler: Yā Meryem! / (8) Allāhu Ta ālā seni ihtiyār itdi ālemüñ hatunları üzerine; / dahı seni mutahhar kıldı yaramaz (9) hulklardan / ve saña gökçek sıfatlar ve eyü hulklar virdi; dahı / berī kıldı seni şehevāt-ı (10) dünyādan yimekde ve içmekde ve geymekde / -ki Meryem hācat mıkdārı isti māl (11) iderdi. (İKT-v. 138b/8, 9, 10-s. 356). / temiz kıldı seni dünyanın aşırı isteklerinden yemekte ve içmekte ve giymekte / eyitdi: Yakındur ki Muhammed size talāk virürse Rabb ı aña sizüñ bedelüñüz hatunlar (5) vire ki / tayyibe olalar ve tāhire olalar. Seyyibden ve bikrden / dimişlerdür kim (6) seyyibden murād Āsiyedür ve bikrden murād Meryem dür. (İKT-v. 139a/5-s. 356). / güzel olalar ve temiz olalar dul kadından ve bekaretten / Ya nī / ol vakt kim bürürdi Sidre yi ş ol nesne / kim bürürdi. (İKT-v. 22b/5-s. 161). / o zaman kaplardı Sidre yi şu şey / Pes (13) melā ike anlara: / Yörüñ, siz cennete / ki, ne eyü nesne kesb idenlerden imişsiz diyeler. (İKT4/1-v. 137b/13-s. 501). / Yürüyün siz cennete / Muhtār dahı bunlara va dalar ve minnetler idüp: / Beşārat olsun size / ki, eger ben (20) çıkarsam maşrık-ıla maġrıb arasından düşmenüñüzi arıdup yoġ idem didi. (İKT4/1-v. 3b/19-s. 287). / Müjde olsun size / / N oldı size /, kankıñuzın? didüm. (İKT4/1-v. 22b/11-s. 317). / N oldu size /

293 273 Bir gün bir kavma uġrayup, ol kavmı oynar görüp: (13) / N oldı size / ki, oynarsız didi. (İKT4/1-v. 80a/13-s. 410). / N oldu size / Ya nī: / N oldı size /, [343a] (1) ki / benüm üzerüme cem olduñuz, şol Mecnūn üzerine cem olduġuñuz gibi /? (İKT4/2-v. 342b/21; 343a/1-s. 343). / N oldu size / / Yörüñ, sizler dahı cennete / ki, ne hoş nesne kesb idenlerden imişsiz diyeler. (İKT4/1-v. 137b/18-s. 501). / Yürüyün sizler de cennete /, Rasūl anlara eytdi: (3) / N eyler sizüñ halīfañuz? Ya nī fasīhuñuz / kim aña Kussu bni Sā ıde-i Eyādī dirler didi. (İKT-v. 168a/3-s. 402). / Ne yapar sizin halifeniz yani bozucunuz / / Rivāyat ider Süfyān Zehrī den / ki: Eger sen (18) Tāvūs bin Keysān ı görseñ bilürdüñ ki, yalan söylemezdi. (İKT4/1-v. 211b/17-s. 619). / Rivayet eder Süfyan Zehri den / ki: Seyf oġlı Ammār eyitdi: Ben Āsım oġlı Ahvāl dan (5) işitdüm ki / habar virürdi Süfyān-ı Sevrī den, / ol dahı Abdullāh b. Cerīr den / rivāyet (6) ider ki; (İKT4/2-v. 339a/5-s. 336). / haber verirdi Süfyan-ı Servi den, / o da Abdullah b. Cerir den / / Geldük Süleymāni bni Hişām kaziyyesine. / (İKT4/2-v. 276b/3-s. 229). / Geldik Süleymani bni Hişam meselesine. / / Rivāyat olundı Şerīh bin Ubeyd den / ki: (İKT4/1-v. 147a/21-s. 516). / Rivayet olundu Şerih bin Ubeyt ten / / Mansūr eyitdi Īsā ya /: (13) / Şükr iderin şol Allāh a / ki beni ni mete tuş getürdi, zahmete tuş getürmedi. didi. (İKT4/2-v. 311b/12, 13-s. 291). / Şükrederim şu Allah a / Yine ancılayın zāhıdlardan ba zısı Mansūr a gelüp, nasīhat idüp Yā halīfa, / (14) añ şol giceyi / ki kabr içinde giceleseñ gerek. (İKT4/2-v. 355a/14-s. 364). / an şu geceyi / Ya nī dimek olur ki: (11) / Vakt olmadı mı şol gişilere / ki īmān getürmişlerdür. (İKT4/2-v. 402b/11-s. 453). / Vakit gelmedi mi şu kişilere /

294 274 Pes Sālıh (17) peyġāmbar bunları Allāh a da vet eyledi, / añuñ ş ol güni / kim Allāh Ta ālā Ād kavmını (18) helāk eyledi, sizi anlardan soñra getürdi. (İKT-v. 55a/17-s. 215). / anın şu günü / / Añ şol kadar kıyāmet günin / ki yevm-i azīmdur. diyüp, Mansūr (18) evvelkiden dahı rıkkat idüp, aġlayup, kirpükleri biri birine karışdı. (İKT4/2-v. 354b/17-s. 363). / An şu kadar kıyamet gününü / andan soñra bu hadīslerden anuñ sahīh idügine, yalan idügine (5) delālet ider hadīs getürürüz, / kalur ş ol kısım / kim anlara ne yalan dinür ve ne gerçek, bu kısmuñ sıhhatına ve fesādına ta arruz (6) itmezüz. (İKT-v. 10b/5-s. 140). / kalır şu kısım / Ma nīsi şöyle dimekdür kim: / Acabladum (4) ş ol kimesneyi / kim yakın bilür kim Allāh Ta ālā takdīr itdüginden taşra nesne vāki olmaz, nice (5) ta ab çeker. (İKT-v. 109b/3, 4-s. 309). / Şaşırdım şu kimseye / Ma nīsi budur ki: / Okı şol kimsenüñ habarın /, (6) aña biz āyetlerümüzi gönderdük. (İKT4/2-v. 310b/5-s. 289). / oku şu kimsenin haberini / / Namâz kılma şol kimsenüñ üstine / ki hiç namâz kılmadı ve ömrini (6) mâl hâsıl itmekde harc itdi ve yimedi ve öldi. (GT-v. 66b/5-s. 217). / Namaz kılma şu kimsenin üstüne / Mü min mücādele idüp eydür kim / kāfir mi olduñ ş ol kimseye / kim seni toprakdan yaratdı, soñra nutfeden yaratdı, niçe tavrlar (2) geçdüginden soñra, seni ākıl gişi kılup sem ve basar virdi ve tutmaġa ve yürimege kuvvat (3) virdi. (İKTv. 146b/1-s. 369). / kâfir mi oldun şu kimseye / A rabī Hālid katından çıkduġından soñra (11) Hālid saña ne ihsān itdi? diyicek, A rabī: / İsterdüm şol nesneyi / kim (12) benüm müştahām ve benüm hāluma lāyıġ-ıdı. (İKT4/2-v. 273a/11-s. 224). / İsterdim şu şeyi /

295 275 Andan Recā (7) eyitdi: Halkı hoş dut, / rāzī eyle şol nesne-y-ile / kim senüñ nefsüñ anuñ-ıla rāzī (8) ve hoş olur. (İKT4/1-v. 190b/7-s. 581). / razı et şu şeyle / Bir gün ehl-i ilimden (21) bir gişi Reşīd e eyitdi: Yā halīfa, / gör şu gişileri / ki Ebū Bekr i, Ömer i severler. (İKT4/2-v. 412a/21-s. 470). / gör şu kişileri / Ol gişi ol aradan deprenmeyüp İbn-i Zübeyir (2) aña / Git şu gölgeden / diyüp ol gişi incinerek birez ilerü vardı. (İKT4/1-v. 54a/2-s. 368). / Git şu gölgeden / kim İbn-i Abbās eyitdi: / İnkār mı idersiz şuña / kim hullat İbrāhīm üñ ola, Kelām Mūsā nuñ (20) ola, Allāh ı görmek Muhammed üñ ola? (İKT-v. 69b/19- s. 241). / Ret mi edersiniz şunu /, eyitdi: / Anuñ şunı / kim Allāh Ta ālā Nūh kavmını (17) helak eyledi, (İKT-v. 51a/16-s. 208). / Anın şunu / eyitdi: Ya nī / anuñ şunı / kim (4) azıduñuz, Allāh Ta ālā sizi çok eyledi ve dahı bunlara emr itdi kim (İKT-v. 74a/3-s. 248). / anın şunı /, ol avrat (13) eyitdi: / Olmaz tā baña ism-i a zam ögretmeyince. / (İKT-v. 20b/13-s. 157). / Olmaz ta bana en büyük adı [Allah ın bilinmeyen yüzüncü adını] öğretmeyince. / Dāvūd eydür: (14) / Ölmedi; tā ben anı ol vech-ile görmeyince. / (İKT4/1-v. 186a/14-s. 574). / Ölmedi ta ben onu o şekilde görmeyince. / diyüp, gine gelmeyüp: / Varmazın, tā beni saçumdan çiken gelmeyince / (14) diyüp, Haccāc: Baña sögeni baña gösterüñ diyüp, iki na layn alup, segirdi gelüp, üzerine girüp: (15) Beni nice görürsin didi. (İKT4/1-v. 57a/13-s. 374). / Varmam ta beni saçımdan çeken gelmeyince / Dīnu llāh-çun olunca sizüñ murāduñuz budur ki, / ceng idesiz, tā dīnu llāh (5) ġayratı-çun olınca / didi. (İKT4/1-v. 66a/4, 5-s. 388).

296 276 / savaşasınız ta Allah dini çabası için olabildiğince / rivāyet ider ki: (14) «Rasūl eyitdi: / Kıyāmet kopmaz, tā Irāk ehlinüñ eyüleri Şām a ve Şām (15) halkınuñ yavuzları Irāk a varmayınca. / (İKT4/2-v. 338b/14, 15-s. 335). / Kıyamet kopmaz ta Irak ta oturanların iyileri Şam a ve Şam halkının kötüleri Irak a gitmeyince. / Bir rivāyatda: Sen kezzāblardan ve deccāllardansın ki, Peyġāmbar anlardan (9) habar virüp: / Kıyāmat kopmaz; tā otuz deccāl ve kezzāb çıkup her biri gendüyi peyġāmbar (10) zu m itmeyince / didi. (İKT4/1-v. 84b/9, 10-s. 417). / Kıyamet kopmaz ta otuz deccal ve çok yalan söyleyen çıkıp her biri kendisini peygamber sanmayınca / Zīrā Hazrat-ı Risālet buyurup durur ki: / Kıyāmat kopmaz: tā otuz deccāl (20) ve kezzāb çıkup her biri gendüyi peyġāmbar zu m itmeyince /. didi. (İKT4/1-v. 85a/19, 20-s. 418). / Kıyamet kopmaz ta otuz deccal ve çok yalan söyleyen çıkıp her biri kendisini peygamber sanmayınca / Bir gün Abdülmelik (6) b. Mervān varup şikāyet eyledi: Abdülmelik / Hükm eylemezin, tā kim Küseyr üñ (7) şi rinden okumayınca / didi. (İKT4/2-v. 219b/6, 7-s. 133). / Karar vermem ta ki Küseyir in şiirinden okumayınca / Seffāh aña / Yüri Tañrı nuñ (16) berekātı-y-ıla. / diyüp ol dahı çok leşker-ile yüridi, Ebū Avn a geldi. (İKT4/2-v. 292a/15, 16-s. 256). / Yürü Tanrı nın bereketleriyle. / Allāh eyitdi: / İnanmaduñ mı uluları diri kılduġuma? / (İKT-v. 70a/2-s. 241). / İnanmadın mı uluları canlandırdığıma? / ; dahı ş ol kimselere yazısarın (14) ki bizüm āyetümüze īmān getürürler ve anlar ş ol kimesnelerdür ki / tābi olurlar. Ümmī Nebī ye / ki / anı yazılmış (15) bulurlar. Gendüler katındaġı Tevrīt da dahı İncil de /. (İKT-v. 116b/14, 15-s. 320). / bağlı olurlar Ümmi Nebi ye [okuma yazması olmayan Peygambere e] / / Rivāyet olundı Veheb den / : (İKT4/2-v. 231a/21-s. 154). / Rivayet olundu Vehep ten /

297 277 Gördüm ki / geldi vidâ itmege / ve telattuf kıldı (15) ve hayli te essüf yidi ki (GT-v. 54b/14-s. 201). / geldi veda etmeye / / Çaġırdılar Yā Mūsā, yā Mansūr! diyü. / (İKT4/2-v. 425b/8-s. 492, 493). / Bağırdılar Yâ Musa, Yâ Mansur! diye. / / Çıksun yavuz sanılu kişinüñ gözi / ki hüner (9) anuñ katında aybdur ve eger yitmiş dürlü aybuñ olursa dost görmez illâ (10) bir hünerüñi görer. (GT-v. 51b/8- s. 197). / Çıksın kötü düşünceli kişinin gözü / / Habar virdiler Yezīd e ki: Bir kīse aldı. İçinde yüz fılorī (17) vardı diyü. / (İKT4/1-v. 174b/16, 17-s. 556). / Haber verdiler Yezit e ki Bir kese aldı. İçinde yüz fülori vardı. diye. / Muāf b. Zekeriyyā-yı Cerīri rivāyet ider ki: «Andan halīfa ol cāriyeyi azād itdi, / nikāh kıldı yigirmi biñ dīnāra /. (İKT4/2-v. 391b/20-s. 435). / nikah kıydı yirmi bin dinara /. Rāvī eydür: / Leys (19) yazdı Hişāmi bni Urve ye atasından, / ol Esmā bint-i Ebū Bekr den / kim Esmā eyitdi: / (20) Gördüm Zeydi bni Amr ı / öri turup arkasını Ka be ye virüp eydürdi: (İKT-v. 175a/18, 19, 20-s. 416). / Gördüm Zeydi bni Amr ı / / gördüm Zeydi bni Amr ı. Ş ol (21) hālda / kim / ben büt katında dururdum, şundan soñra / kim Şam dan rucū idüp gemiş-idi, turup (1) güneşi gözler-idi. (İKT-v. 174a/20, 21-s. 415). / gördüm Zeydi bni Amr ı şu durumda / / Geldiler zindāna / bunlaruñ-ıla (18) Benī Abbās uñ bey atına da vet itdiler. (İKT4/2-v. 254a/17-s. 192). / Geldiler zindana / / Rivāyat ider Ziyād / kim İbn-i Abbās uñ kulı-y-dı: (İKT4/1-v. 203a/18-s. 604). / Rivayet eder Ziyat / (Y + CDU + öteki ögeler) Diziliminde Olan Devrik Cümleler:

298 278 Ruhi bni Mukbıl, Yezīd e / Şükr it, iy halīfa, buncılayın fāsık öldügine. / didi. (İKT4/2-v. 268a/19-s. 216). / Şükret, ey halife, bunun gibi günahkârın öldüğüne. / Ya nī / okı yā Muhammed bunlaruñ üzerine Ādem üñ iki oġlınuñ habarını, / ş ol vakt kim ikisi dahı kurbān (6) itdiler. Birisinden kabūl oldı, birisinden kabūl olmadı. (İKT-v. 39a/5-s. 188). / oku, ya Muhammet, bunların üzerine Âdem in iki oğlunun haberini / Ya nī Hak Ta ālā eydür: / Zikr eyle yā Muhammed! Ol vaktı / ki melā ike eytdiler: Yā Meryem! (İKT-v. 138b/7-s. 356). / An, ya Muhammet, o zamanı / Ya nī / añ yā Muhammed ş ol vaktı / kim Rabb uñ feriştelerine (5) eyitdi: (İKT-v. 31b/4-s. 176). / an ya Muhammet şu zamanı / Ma nīsi budur kim: / Zikr eyle yā Muhammed! Ş ol vaktı / kim / Hak Ta ālā va de eyledi (59 peyġāmbarlara / ki eger size kitāb ve hikmet, ya nī şerī at virürsem, andan soñra size bir Peyġāmbar getürse ki (6) sizünle olan kitābı girçekleyesiz; (İKT-v. 110b/4, 5-s. 311). / An, ya Muhammet, şu zamanı / Allāh Ta ālā eydür: Ya nī / añ yā Muhammed şunı / kim İbrāhīm eyitdi: Yā Rabbī! / Göster baña / uluları nice diri kılursın. (İKT-v. 70a/1-s. 241). / an ya Muhammet şunu / İsim Cümlesi Öznesi Sonda Devrik Cümleler diyüp, İbn-i Ömer: [66a] (1) / Allāh benüm üzerüme bir müsülmānuñ kanını harām itdügidür beni bu mu ārazadan men iden / (2) diyicek ol gişi: (İKT4/1-v. 66a/1-s. 388). / Allah ın benim üzerime bir Müslümanın kanını haram ettiğidir beni bu kavgadan engelleyen / İbn-i Sīrin bu düşüñ ta bīrinde: / Hasan-ı Basrī den ġayrı kimseye sālıh degüldür bu (20) düş. / didi. (İKT4/2-v. 227b/19, 20-s. 149). / Hasan-ı Basri den başka kimseye iyi değildir bu düş. /

299 279 Ve / dahı Zeydi bni Amr uñ eşārındandur bu kasīde / kim / birkaç beytin (13) zikr itdük evvelinde.- / (İKT-v. 176a/12, 13-s. 418). / bundan başka Zeydi bni Amr ın şiirlerindendir bu kaside / Ve dahı Kuss oldur kim eydürdi: İy kavm-ı Eyādīn! Semūd ve Ād kanı? / Ebābile kanı ecdād? / (İKT-v. 169b/1-s. 405). / Ebabil ile hani atalar? / Bu manīden sūfīlerüñ bazısı eyitmişler: Ya nī / Allāh sakladuġındandur, (15) gişinüñ güci yitmemek. / (İKT-v. 80b/14, 15-s. 259). / Allah ın korumasındandır kişinin gücünün yetmemesi. / Eyitdi: / Subhana l-lah kanı halk? / (İKT4/2-v. 247b/6-s. 181). / Süphanallah hani halk? / / Bu ma nīye munāsıbdur işbu Fārsī beyt dahı / ki: (İKT4/2-v. 274b/16-s. 226). / Bu anlama uygundur işte bu Farsça beyt de / / Bu ma nīye yakındur işbu Fārsī beyt ma nāsı dahı / ki: (İKT4/2-v. 274b/18-s. 227). / Bu anlama yakındır işte bu Farsça beytin anlamı da / / Ne kıla düşmen / çü dosttur mihribân? / (GT-v. 11a/13-s. 136). / Ne yapsın düşman dost olduğuna göre sevgili? / / Ne işüñe gerek pâdişâhlık / ki öldügüñ yigdür âdem incitdügüñden. (GT-v. 13b/6-s. 139). / Ne işine gerek padişahlık / Şeytān eytdi: / Yā nedür ol taş / ki yasduk idindüñ? (İKT-v. 142a/4-s. 361). / Ya nedir o taş / / Buña yakındur ş ol hadīs / kim Peyġāmbar (3) (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 106b/2-s. 304). / Buna yakındır şu hadis / / Tahkîk cehennem azâbı-y-ıla (7) berâberdür uçmaga konşı ayagı-y-ıla varmak. / (GT-v. 33a/6, 7-s. 171). / Gerçek cehennem işkencesiyle beraberdir cennete komşu ayağıyla gitmek. / Ve / ol yılda a yāndan müteveffā olanlardandur Yezīd-i Ebī Sinān ve Ma bed oġlı Ebū Ukayl-ı Zühre (14) ve Atta-yı Horāsānī /. (İKT4/2-v. 301b/13, 14-s. 273).

300 280 / o yılda ileri gelenlerden ölmüş olanlardandır Yezid-i Ebi Sinan ve Mabet oğlu Ebu Ukayl-ı Zühre ve Atta-yı Horasani /., aña eyitdi: / İbrāhīm üñ kankı oġlı-y-ıdı zebīh olan? / (İKT-v. 67b/16-s. 237). / İbrahim in hangi oğlu idi kurban olan? / Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Yönelmeli Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Muhammedi bni (20) İshak eydür: Zührī eydür: Di ki / şeytānuñ ulu iġvāsı budur ālime / ki amalı terk (21) itdüre; varı varı ilmin dahı terk itdürür. (İKT4/2-v. 256b/20-s. 196). / şeytanın büyük ayartması budur alime / / Yigit ki bir köşeyi ihtiyâr itmiş ola, (11) şîr-i merddür Allah Ta âlâ yolına. / (GT-v. 78b/10, 11-s. 238). / Yiğit / / erkek arslandır Allah Taâlâ yoluna. / Mansūr gendü elile bir kerpüc vaz eyledi. didi. Ben Allāh ismile başların dahı / hakīkat hamd sābitdür, Allāh a / dahı yir anuñdur, (13) kime dilerse kullarından virür. (İKT4/2-v. 334b/12-s. 328). / gerçek şükür ispatlanmıştır Allah a / / Senüñle cehennemde yanmak yigrekdür baña / kim ayruklarla cennetde olmakdan. (GT-v. 59a/4-s. 207). / Seninle cehennemde yanmak daha iyidir bana / Haccāc: (9) Vallāh yā Şa bī! / Sen sevgülüreksin baña (?) / ki, / bizüm üzerümüze girür ol (10) hālda / ki, kılıçdan bizüm kanumuz tama turur. (İKT4/1- v. 100a/9, 10-s. 441). / Sen en sevimlisin bana (?) / Eyitdi: / Nitekim (15) Kabe ye Tañrı evi dirler tazīm içün, / bu āyet delīldür benüm sözüm gerçek olduġına. / didi. (İKT-v. 56a/14, 15-s. 217). / bu ayet delildir benim sözümün gerçek olduğuna. / kim işitdüm, Zeydi bni Amrı bni Nüfeyl eydürdi: / Ben muntazırın (9) bir nebīye / kim İsmā īl evlādından, Abdu l-muttalib oġlanlarından ola, (İKT-v. 174b/8, 9-s. 415).

301 281 / Ben bekleyenim bir peygamberi / Pes Peyġāmbar (s. a.v. )- (18) eyitdi: / Mūsā ya ben ehakkın bu güni oruç dutmaġa / ve ben lāyıkın didi, ashābına eyitdi: (İKT-v. 49a/18-s. 205). / Musa ya ben daha layığım bu gün oruç tutmaya / Müsannıf eydür: / Bu hikāyat (16) zāhırdur fikr iden kimselere. / (İKT4/1-v. 149b/15, 16-s. 520). / Bu hikayeler açıktır düşünen kimselere. / Zīrā Peyġāmbar Hazratı (19) -Aleyhi s-selām- buyurdı ki: Ya nī biz enbiyā bölügiyüz; (20) mīras terk itmezüz; / bizden ne kalursa sadakadur, fukarāya /. (İKT-v. 130b/20-s. 343). / bizden ne kalırsa sadakadır fakirlere /. / Tabarānī rivāyat ider İbrāhīm-i Teymī den / ki: (16) Şüreyh: / Zālımlar bilse gerek her kimüñ hakkın naks itdilerse. / Ve dahı: / Zālım muntazırdur ikāba, / (17) mazlūm muntazırdur nusrata / dirdi. (İKT4/1-v. 79b/15, 16, 17-s. 409). / Zulmeden bekleyendir eziyeti, / zulme uğrayan bekleyendir yardımı / / Bu söz işāretdür, īmānı makbūl olmaduġına. / (İKT-v. 101a/12-s. 295). / Bu söz işarettir inancı hoş karşılanmadığına. / Çünki ulemā ve zāhidler (9) işitdiler: / Hak Ta ālā nuñ sevābı yigrekdür; mü minlere ve sālıhlara ve amel-i sālıh isteyenlere / ve āhıratda (10) bākī kalan oldur didi. (İKT-v. 118b/9-s. 323). / Hak Taâlâ nın sevabı daha iyidir inananlara ve dinin emrettiğine göre yaşayanlara ve dinin emrettiği işleri isteyenlere / Ebü l-feth-i İzdī eyitdi: / Anuñ hadīse (9) mutāba atı yokdur, ne metninde ve ne isnādına. / (İKT-v. 21b/8, 9-s. 159). / Onun hadise bağlı kalması yoktur ne metinde ve ne dayanağına. / / Bu rūşendür ol kimselere / ki, [219b] (1) bu bābda te emmüli ola. (İKT4/1-v. 219a/21-s. 632). / Bu bellidir o kimselere / / Sizüñ-çün ben mālik degülin ol nesneye / ki, takdīrda (17) yazıldı. (İKT4/1-v. 11a/16-s. 298). / Sizin için ben sahip değilim o şeye /

302 282 Ve dahı eyitdi: / Pes siz ne yaramaz aşīre idüñüz, (9) Peyġāmbar uñuza. / (İKT-v. 58a/8, 9-s. 220). / Öyle ise siz ne yaramaz kabile idiniz Peygamber inize. / / Bu Allāh Ta ālā nuñ (17) emānetidür Rasūl a / ki, ümmetine irişdüre. (İKT4/2- v. 256b/16, 17-s. 196). / Bu Allah Taâlâ nın emanetidir Peygamber e / Dervîş eyitdi: / Öyleye degin uyumak efdaldür saña /, tâ kim ol vakt (9) içinde halkı incitmeyesin. (GT-v. 13b/8-s. 139). / Öğleye değin uyumak daha iyidir sana / Hāsılı budur ki, / halās yok saña / ve ölümden kurtılmaġa tedbīr mutasavvar degüldür. (İKT4/2-v. 274b/4-s. 226). / kurtuluş yok sana / Dervîş eyitdi: / Bu du â hayr du âdur, saña ve müsülmânlara. / (GT-v. 13b/3-s. 138). / Bu dua iyi duadır sana ve Müslümanlara. / Ömer aña sorup eyitdi kim: Benüm üzerüme (10) niçün hurūc itdüñüz? Eger eydürseñüz kim: Allāh taālā size ġazab idüp bizi üzerüñüze (11) gönderdi. / Bu sözi biz lāyıkuz size dimege. / (İKT4/1-v. 182a/11-s. 568). / Bu söz bize yakışır size demeye. / / Andan soñra bu uzunlık kim vasf iderler, muhālifdür ş ol hadīse / kim Sahīhayn da sābit (8) olmışdur kim (İKT-v. 47b/7-s. 202). / Ondan sonra bu uzunluk / / karşıdır şu hadise / / Arudan söylemek fâyidesi yok şol (2) kişiye / ki ömrinde aru sokmamış ola. (GT-v. 57a/1, 2-s. 204). / Arıdan konuşmanın faydası yok şu kişiye / Bulunmalı Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler Ol keşīş eyitdi: ; / ol dükeli halkuñ ekremidür (17) Allāh katında / didi. (İKTv. 173b/16, 17-s. 414). / o bütün halkın en cömertidir Allah huzurunda /

303 283 diyüp, Zeyd Muhtār a: / Hakīr ve helāk (15) olduñ sen. / Andan horsın Allāh katında / ki Resūl ine yalan söylersin, iftirā idersin (16) didi. (İKT4/1- v. 22b/14, 15-s. 317). / Ondan aşağısın Allah huzurunda / / Medīne-y-ile Tūr arasında Eyke dirlerdi bir köy (18) var-ıdı, deñiz kenārında. / (İKT-v. 146b/17, 18-s. 369). / Medine ile Tur arasında Eyke dedikleri bir köy vardı deniz kenarında. / Eyitdi (6) kim: Āgāh oluñ, / dünyāñuzuñ bākī kalanınuñ meseli geçmişi katında bu günüñ bākīsı gibidür geçmişi katında /.» (İKT-v. 4b/6-s. 128). / dünyanızın geri kalanının hikayesinin geçmişi yanında bugünün geri kalanı gibidir geçmişi yanında /. Allāh a hamd u senā idüp eyitdi: / Mahlūka tā at (2) yokdur Hālık uñ ma sıyatında. / (İKT4/1-v. 191a/1, 2-s. 582). / Yaratılmışa ibadet yoktur Yaratan ın asiliğinde. / İbn-i İshāk eydür: ve birisine dahı Zü l-ka bān (6) dirler-idi, / bu yigregüñ ve taġlībuñ idi, Hūznuk yanında /; Hūznuk ol kasırdur kim Nu mān (7) Ekber yapmışdı. (İKT-v. 161b/6-s. 392). / bu daha iyisinin ve ilgiden dolayı bir kelimeyi başka bir kelimeyi içne alacak şekilde kullanan idi Huznuk yanında / / Ne ki var-ısa içinde / helāk oldı. (İKT4/2-v. 424a/3-s. 490). / Ne varsa içinde / Ve dahı eydür: (12) / Ben size habar vireyin anuñ sıfatlarını / kim size mahfī kalmaya: Ol orta boylu ve orta sakalludur, / (13) dahı Peyġāmbarlık mühri vardur iki yaġırnı arasında /, adı Ahmed dür, (İKT-v. 174b/12, 13-s. 415). / bundan başka peygamberlik mührü vardır iki küreği arasında / Andan sünnet geldi ki, / hılāf (13) yokdur, müsülmānlar arasında /, didi ki: Ana atasıdur, ana kardaşına ve ata kız kardaşına mīrās yokdur. (İKT4/2-v. 324b/12, 13-s. 313). / karşıtlık yoktur Müslümanlar arasında / Böyle olsa İbn-i Kirmānī dahı Ebū Müslim e habar göndürdi: / Ben saña yardımcıyın (5) Nasr ıla cenk itmekde. / didi. (İKT4/2-v. 285a/4, 5-s. 243). / Ben sana yardımcıyım Nasr ile savaşmakta. /

304 284 Ebü l-feth-i İzdī eyitdi: / Anuñ hadīse (9) mutāba atı yokdur, ne metninde ve ne isnādına. / (İKT-v. 21b/8, 9-s. 159). / Onun hadise bağlı kalması yoktur ne metinde ve ne dayanağına. / Ammā Nil bir ırmakdur kim / dünyā ırmaklarında (8) anuñ nāzīrı yokdur, ne sıfatda ve ne letāfetde ve ne yolı uzun olmakda /. (İKT-v. 15a/7, 8-s. 147). / dünya ırmaklarında onun benzeri yoktur ne özellikte ve ne güzellikte ve ne yolu uzun olmakta /. / Ulemānuñ ihtilāfı var şunda / kim: Bu īmānuñ anlara āhıratda fāyıdası ola mı, (21) olmaya mı? (İKT-v. 90a/20-s. 275). / Alimlerin anlaşmazlığı var şunda / İbn-i İshāk eydür: ve birisine (2) dahı Lāt dirler-idi, / bu Sekīf uñ idi Tāyıf da / ve anuñ hādimleri Benū Müġīs idi ve birisine (3) dahı Menāt dirler-idi ve / bu Evsile -i Hazercegüñ idi deñiz kenārında / ve birisine dahı (İKT-v. 161b/2, 3-s. 392). / bu Sekif in idi Tayıf ta / / bu Evsile-i Hazerceg in idi deniz kenarında / / İbrāhīm üñ sözlerindendür bu / ki Bizüm evümüz, imānumuzdur ve / dirlügümüz ölümümüzdür. (5) Ya Cennet de veya Nār da /. (İKT4/2-v. 366a/4, 5- s. 384). / hayatımız ölümümüzdür ya cennette veya cehennemde /. Lūt eyitdi: / Bir köy (14) var yakında /, ol köye varalum. didi. (İKT-v. 72b/13, 14-s. 245). / Bir köy var yakında / Ali eyitdi: / Bu bir (17) mesciddür yidinci kat gökde /, hurmatı yirde (18) Ka be hurmatı gibidür. (İKT-v. 22b/16, 17-s. 161). / Bu, bir mescittir yedinci kat gökte / Çıkmalı Dolaylı Tümleci Sonda Devrik Cümleler / Ol firişte ki yil hazîne(7)sine vekîldür, ne gam aña karıcuguñ çırâgı söyündüginden. / (GT-v. 74a/7-s. 230). / O meleğe / / ne gam yaşlı kadının kandili söndüğünden. /

305 285 Gine bu isnād-ıla rivāyat olundı kim: Tāvūs: / Ol gişi ki, söyleye (8) ve Tañrı dan korka. Hayırludur andan / kim, tınmaya ve Tañrı dan korka dirdi. (İKT4/1-v. 213b/7, 8-s. 622). / O kişi / / iyidir ondan / İbn-i İshāk ve ġayrı rāvīler şöyle rivāyat itdiler kim / Bu Vehb ol vaktda Benī Zühre (7) kabīlesinüñ ulusı-y-ıdı; hem yaş cihetinden hem şeref cihetinden. / (İKT-v. 182b/6, 7-s. 429). / Bu Vehp o zamanda Zühre oğulları kabilesinin ulusuydu hem yaş yönünden hem üstünlük yönünden. / ve biri dahı budur ki yā Mūsā! / Söz söyleyen gişinüñ melāli azdur. (4) İşiden gişiden /, kaçan halka söz söyleseñ çok söyleyüp melūl kılma ki çok söylemek (5) aybdur, (İKT-v. 124b/3, 4-s. 333). / Söz söyleyen kişinin sıkıntısı azdır işiten kişiden / Buhārī, Efāl-ı İbād adlu kitābda (8) ve İbn-i Ebī Hātem, Kitāb-ı Sünnet de şöyle rivāyet ider ki: / Allāh Ta ālā münezzehdür (19) mekāndan ve zamāndan. / (İKT4/2-v. 273b/18, 19-s. 225). / Allah Taâlâ arıdır mekandan ve zamandan. / Ben eytdüm: / Kankısı a lamdur, (21) ol ikisinden? / (İKT4/2-v. 349b/20, 21-s. 355). / Hangisi başkandır o ikisinden? / kim Muhammedi bni Kab Kurzī eyitdi: / Şām da bir gişi var-ıdı Yahūdī dan /, müsülmān olmış-ıdı, sālih idi, (İKT-v. 67b/15-s. 237). / Şam da bir kişi vardı Yahudi den / Zarf Tümleci Sonda Devrik Cümleler İbn-i İshāk ve andan ġayrı haylī gişiler eyitdiler kim, / zemzem zāhir olmazdan (6) öñdin Mekke de çok kapular var-ıdı, Abdu l-muttalib zamānında /. (İKT-v. 180a/5, 6-s. 425). / zemzem belli olmadan önce Mekke de çok kapılar vardı Abdülmuttalip zamanında /. Ba zılar: / Ömer efzaldur adlından ve zühdinden ve (19) ibādatından ötürü / didiler. (İKT4/1-v. 192a/18, 19-s. 584).

306 286 / Ömer üstündür adaletinden ve her türlü zevke karşı koyup kendini dine vermesinden ve ibadetinden ötürü / Muhammedi bni Vāsi eyitdi: / Bunlaruñ baña (5) ne men[fa] atı var, Allāh Ta ālā beni cehenneme sokacak olursa. / (İKT4/2-v. 254a/4, 5-s. 191). / Bunların bana ne faydası var Allah Taâlâ beni cehenneme sokacak olursa. / Şek yokdur kim, / emvāl-ı (14) kānıyanuñ gişiye vefāsı yokdur Allāh dan ināyat olmayınca /. (İKT4/1-v. 198b/13, 14-s. 595). / inanmışların mülklerinin kişiye vefası yoktur Allah tan yardım olmayınca /. / Avām (6) katında merġūbdur ancak. / (İKT4/2-v. 250a/5, 6-s. 185). / Ayaktakımı yanında sevilendir ancak. / Velīd eyitdi: / Bunlar hod Hişām uñ elçileri ancak. / (İKT4/2-v. 263b/16-s. 208). / Bunların kendi Hişam ın elçileridir ancak. / Ve eydürdi ki:, / (13) bu dünyādan nakl itseñüz gerek. Atañuz bilinden anañuz rahmına nakl itdügüñüz gibi. (14) Ve anañuz rahmından dünyāya ve dünyādan kabra ve kabrdan mahşere ve mahşerden cennete (15) ya cehenneme /. (İKT4/2- v. 259a/13, 14, 15-s. 200). / bu dünyadan taşısanız gerek babanızın belinden ananızın rahmine taşıdığınız gibi ve ananız rahminden dünyaya ve dünyadan kabre ve kabirden mahşere ve mahşerden cennete ya da cehenneme /. Haccāc bir gün hutba(6)sında eyitdi kim: / Allāh taālānuñ harām itdükleri nesneye sabr itmek geñezdür azābına (7) sabr itmekden-ise. / (İKT4/1-v. 143b/6, 7-s. 510). / Allah Taâlâ nın haram ettikleri şeye sabretmek kolaydır işkencesine sabretmektense. / / Lākin bu hadīslerüñ isnādı sahīh [339b] (1) degüldür. Ba zısında halel olduġından ötürü. / (İKT4/2-v. 339a/21; 339b/1-s. 336). / Ancak bu hadislerin dayanağı doğru değildir bazısında bozukluk olduğundan ötürü. / / İş bunuñ avratın bir gişi dahı çiftlenmek hayurludur (6) bir müsülmān gişiyi anuñ ışkı-la alup helāk olmakdan-ısa, / vallāhı ben bu aradan gitmezin; (7) hattā ol avratın metā ı Kays evine taşınmayınca / didi. (İKT4/1-v. 40b/5, 6, 7-s. 346).

307 287 / Bunun karısını bir kişi daha karı olarak alması yararlıdır bir Müslüman kişiyi onun aşkıyla alıp mahvolmakdansa / Ol eyitdi: / Eger bu dedügüñ olursa buña destūr olsa gerek biz mahcūb olıcak / (11) ve / bu hāzır olsa gerek biz ġāyıb olıcak /. (İKT4/1-v. 146b/10, 11-s. 515). / Eğer bu dediğin olursa buna izin olsa gerek biz utanınca / ve / bu hazır olsa gerek biz kaybolunca /. Çünkim Velīd ol mimāruñ (16) sözinüñ gerçekligin bildi, elli biñ fılorī virüp eyitdi kim: / Buña harc idecegümüz Allāh yolına harc (18) eylemek hayırludur böyle itmekdense. / (İKT4/1-v. 157b/17, 18-s. 531). / Buna harcayacağımızı Allah yoluna harcamak yararlıdır böyle yapmaktansa. / / Zīrā āhır zamānda dünyā fesāda vardukda ol hurūc idüp yir yüzini adl-ıla (2) toldursa gerek, cevr-ile ve zulm-ıla tolduġı gibi. / (İKT4/2-v. 373a/1, 2-s. 398). / Çünkü son zamanda dünya kötülüğe ulaştığında o ayaklanıp yeryüzünü adalet ile doldursa gerek eziyet ile ve zulm ile dolduğu gibi. / / Katuñda bir hācetüm var, devā idecek olursan. / didi. (İKT4/2-v. 370b/10- s. 394). / Huzurunda bir ihtiyacım var çare bulacak olursan. / Ve eydürdi ki: Zikr iki dürlüdür; / biri zikrdür dil-ile /, biri halāl ve harām vaktında añmakdur (18) ki andan bu efzaldur. (İKT4/2-v. 259a/17-s. 200). / biri, anmaktır dil ile / / Hişām uñ hālı müşkildür eger Allāh Ta ālā yarlıġamazsa. / didi. (İKT4/2-v. 262b/10-s. 206). / Hişam ın durumu zordur eğer Allah Taâlâ bağışlamazsa. / Abdülmelik aña dönüp: / Ne tatlu īşumuz var-ıdı, eger bākī kalurum-ısa /, (19) lākin evvelkiler didügi gibidür diyüp bu beyti okudı. (İKT4/1-v. 42b/18-s. 350). / Ne tatlı yaşayışımız vardı eğer kalıcı olabilseydim / Fir avn uñ musāhıblarınuñ (16) ba zısı eyitdi: / Hak Ta ālā nuñ İbrāhīm e va de itdügi acabdur, eger bu degülse / didi. (İKT-v. 112b/16-s. 315). / Hak Taâlâ nın İbrahim e söz vermesi tuhaftır eğer bu değilse / / Gül sohbeti hoş-idi eger diken korkusı olmayaydı. / (GT-v. 56a/12-s. 203). / Gül sohbeti hoş idi eğer diken korkusu olmayaydı. /

308 288 ki: Resūl Hazratı sallā llāhu aleyhi ve sellem-: / İbn-i Ömer (18) sālıh gişidür, eger gice tururmıssaydı. / (İKT4/1-v. 62b/17, 18-s. 383). / İbn-i Ömer dinin emrettiğine göre davranan kişidir eğer gece dursaydı. / Rasūl -aleyhi s-selām- eytdi: Ve / cennet, Allāh a mutī olanlaruñdur (18) eger Habeşī kul olursa dahı /; ve nār-ı cehennem şunlaruñdur ki / Allāh a āsī ola. Egerçi, Kureyş üñ (19) ulusı dahı olursa /. (İKT4/2-v. 351b/17, 18, 19-s. 358). / cennet, Allah a bağlı olanlarındır eğer Habeşli kul olursa bile / / Deñiz fâyidesi eyü-y-idi eger mevc (12) korkusı olmayaydı. / (GT-v. 56a/11, 12- s. 203). / Denizin faydası iyiydi eğer dalga korkusu olmayaydı. / / Yirinde nā-hoş kimse var, eger şarābda (17) ġark degül imişse / didi. (İKT4/1- v. 174a/16, 17-s. 556). / Yerinde beğenilmeyen kimse var eğer şarapta boğulmamışsa / / Elbetde anı Mushaf dan koparmak gerek, eger toñuz tuynaġı-la dahı olursa. / (İKT4/1-v. 146a/21-s. 515). / Elbette onu Kur an dan koparmak gerek eğer domuz tırnağı ile dahi olursa. / / Beytü l-māl dan nesne alduġı rivāyetine (3) mānı degül eger vākı oldısa dahı. / dirler-idi. (İKT4/2-v. 233b/2, 3-s. 157). / Maliye hazinesinden bir şey aldığı söylentisine engel değildir eğer gerçekleştiyse de. / eyitdi: Üç nesneye nefsüñüzi mübtelā (11) itmeñ. / Biri Sultan katına varmak, egerçi Allāh uñ kullıġına buyurmaġa varursañuz dahı. / (12) Biri hatun gişi katına varmak, egerçi kitābullāh ögretmege de varursañuz. / (İKT4/2-v. 239a/11, 12-s. 167). / Biri, sultan huzuruna gitmek her ne kadar Allah ın kulluğuna buyurmaya giderseniz dahi. / Biri, kadın yanına gitmek her ne kadar Kur an öğretmeye de giderseniz. / Nesā ī ve İbn-i Māce [22b] (1) Abdülmelik bin Umerī den [bu] hadīsi rivāyat ider ki: / Bir gişi bir gişiyi nefsi üzerine emīn kılsa, (2) ol dahı anı öldürse, ol öldüren gişiden ben beriyin; egerci öldürdügi kafır-ısa dahı / (3) diyü nakl eyledi. (İKT4/1-v. 22b/1, 2-s. 316).

309 289 / Bir kişi bir kişiyi nefsi üzerine emin kılsa, o da onu öldürse, o öldüren kişiden ben bu yanayım; eğerki öldürdüğü kâfirse de / Çünki bu habar Abdullāh bin (20) Abdülmelik e ve Muhammed bin Mervān a irişdi, Haccāc a: / Şimden girü senüñ emrüñdeyüz. (21) Emīre l-mü minīn buyurduġı gibi / diyüp, yine Haccāc ı çeriye beg diküp, öñdün ne vech-ileyse [95a] (1) mukarrar kılup, (İKT4/1-v. 94b/20, 21-s. 433). / Şimdiden sonra senin emrindeyiz Emire l-müminin buyurduğu gibi / Meryem bildi ki / bu elbette olacak nesnedür, gereg-ise dilesün, gerekse (15) imtinā itsün /, nāçār rāzī oldı. (İKT-v. 139a/14, 15-s. 357). / bu elbette olacak şeydir gerekse dilesin, gerekse çekinsin / Rāvī eydür: Kaçan sen bir heybetlü pādışāh [35a] (1) katına varup anuñ hışmından korksañ üç gez eyit: / Allāh uludur, ġālıbdur cemī-i halkdan / (2) Dahı ben korkduġumdan Allāh a sıġınurın insden ve cinden ve kuluñ fulānuñ şerrinden. / (3) Anuñ ki, / yir gök zā ıl olmasından dutıçı oldur gök yire düşmesin diyü /. (İKT4/1-v. 35a/1, 2, 3-s. 338). / yerin göğün sona ermesinden tutucu O dur gök yere düşmesin diye /. didügi gibidür kim eyitdi: Benüm murādum degüldür, / illā (7) ıslāh itmekdür gücüm yitdügi kadar /, andan soñra bunları korkutmaġa intikāl itdi, (8) eyitdi (İKT-v. 74b/6, 7-s. 249). / yalnız, düzeltmektir gücüm yettiği kadar / Musannıf eydür, / Dımışk dahı (17) Baġdād gibi toludur. Halk-ıla ulemā-y-ıla ve hāfızlar-ıla ve avratlar-ıla ve oġlancuklar-ıla ve mescidlerle (18) ve ibādet ehlile ve hākimler-ile ve ümerā-y-ıla ve çeri-y-ile rızk u emn-ile; / vāfırdur dīn ü diyānet / (19) ve fesād azdur. (İKT4/2-v. 337a/16, 17, 18-s. 333). / Şam da Bağdat gibi doludur halkla, alimlerle ve hafızlarla ve kadınlarla ve çocuklarla ve mescitlerle ve ibadet edenlerle ve hâkimlerle ve emirlerle ve askerle bereket ve güvenle / Şeytān eytdi: Yā Īsā! / Va llāhi yirüñ ve gögüñ Rabb ı sensin hemān / kim (12) böyle didi. (İKT-v. 140b/11, 12-s. 359). / Allah için yerin ve göğün Rabb i sensin böylece /

310 290 Allāhu Tebāreke ve Taālā Kitāb-ı Azīz ında buyurur: ve yirden çıkanı bilür ve gökden ineni ve göge aġanı bilür (17) ve / ol sizüñle biledür her kanda olsañuz / ve dahı (İKT-v. 4b/17-s. 129). / O sizinle birliktedir her nerede olsanız / / Tabarānī rivāyat ider İbrāhīm-i Teymī den / ki: (16) Şüreyh: / Zālımlar bilse gerek her kimüñ hakkın naks itdilerse. / Ve dahı: / Zālım muntazırdur ikāba, / (17) mazlūm muntazırdur nusrata / dirdi. (İKT4/1-v. 79b/15, 16, 17-s. 409). / Zulmedenler bilse gerek her kimin hakkını eksilttilerse. / İbnü Cevzī ve anuñ ġayrı eyitdi: Ol Ömer bin Abdül azīz dür kim, (7) yüzinci yıluñ başında geldi. Hılāfata ol lāyıkdur; / imāmata ol evlādur ictihād olduġından (8) ötürü; icrā-yı şerī at idüp hakkı yirine getürdüginden ötrü. Ömer bin Hattāb adlı gibi (9) adl idüp her işde aña öykündüginden ötrü. / (İKT4/1-v. 197a/7, 8, 9-s. 592). / imamlığa o daha uygundur gücü yettiği kadar çalıştığından ötürü, din kurallarını uygulayıp doğruyu yerine getirdiğinden ötürü. Ömer bin Hattap adaleti gibi adalet edip her işte ona öykündüğünden ötürü. / Ol gişi gendüsi Hāris [85a] (1) olduġı eve varup, kapuda turanlara: Tañrı peyġambarın ziyārat idelüm diyüp, / Şimdi (2) destūr yokdur irte olmayınca / diyüp, ol gişi çaġırdı ki, şem aları yakdılar. (İKT4/1-v. 85a/1, 2-s. 417). / Şimdi izin yoktur sabah olana kadar/ / Buña uyup bunı tasdīk itmek yigdür, işbu Hak dan dönücilere uymakdan-ısa /, belki (3) Haccāc ve ehl-i hevādan kim anuñ ġayrıdur- sözleri kizb ve iftirādur. (İKT4/1-v. 147a/2-s. 516). / Buna uyup bunu onaylamak iyidir işte bu Hak tan dönücülere uymaktansa / Sasaa cevāb virüp: (9) Yā Emīre l-mü minīn! Üç nesneyi alıcıdur ve üç nesneyi terk idicidür. / Evvel alduġı (10) halāyıkuñ göñülleridür; kaçan söz söylese; / ikinçi gökcek işdür, kaçan söz söyleseler /; üçünci ki / (11) işüñ geñezin ider, kaçan muhālafat olınsa /; didi. (İKT4/1-v. 28b/9, 10, 11-s. 327). / İlkin aldığı hizmetçilerin gönülleridir ne zaman söz söylese; / ikinci güzel iştir ne zaman söz söyleseler /

311 291 Lokmān eytdi: / Dilden ve yürekden (10) tayyīb yokdur, kaçan tayyib olsalar; / ve / bunlardan habīs dahı yokdur, kaçan habīs olsalar /. (İKT-v. 147b/9, 10-s. 371). / Dilden ve yürekten temiz yoktur ne zaman temiz olsalar / ve / bunlardan pis de yoktur ne zaman pis olsalar /. / Bu yıluñ evvelinde halīfa Abdülmelik oġlı Velīd üñ oġlı (19) İbrāhīm-idi. Kardaşı Yezīd-i Nākıs uñ vasiyyetiyle ve Hıms kavmından ġayrı cemi -i ümerānuñ (20) ve ehl-i Şām uñ itā atlarıyla ve bey atlarıyla. / (İKT4/2-v. 275b/19, 20-s. 228). / Bu yılın başında halife Abdülmelik oğlu Velit in oğlu İbrahim idi kardeşi Yezidi Nakıs ın vasiyetiyle ve Hımıs kavminden başka emirlerin tümünün ve Şam da oturanların boyun eğmeleriyle ve hakimiyetini kabul etmeleriyle. / Ol mabadı yapdılar kim, / şimdi cāmıdur, kutb cihetinden yaña /. (İKT4/1-v. 153b/21-s. 526). / şimdi camidir kutup yönünden yana /. Eydürdi ki: / Kaçan bir gişinüñ göñline bir nesne (9) ilhām olınsa anuñla amal eylemek cāyız degüldür. Mādām ki hadīsde görmeye. / (İKT4/2-v. 432a/8, 9-s. 503). / Ne zaman bir kişinin gönlüne bir şey ilham olunsa onunla iş yapmak uygun değildir madem ki hadiste görmeye. / Ve eydürdi ki: Üç nesne vardur ki şerīf (9) vazī itmez. Bir ciftlikler, bir tavr-ı ma īşet bilmek, / biri hakkın taleb itmek, ne kadar az (10) olursa /. (İKT4/2-v. 261b/9, 10-s. 204). / biri, hakkını istemek ne kadar az olursa [bile] /. İşbu izārdan ġayrı setr-i avrat idecegümüz yokdur ve / (15) işbu mezbelede bıraġılandan ġayrı yemege mālik degilüz, nice eyyāmdur ki /. (İKT4/2-v. 389a/15- s. 430). / işte bu süprüntülükte bırakılandan başka yemeğe sahip değiliz nice günlerdir ki /. Kalanı virmekde dahı Allāh, ācız degüldür ve / ben anları kor degülin (4) ol vakta dek / ki, anlardan yir yüzinde bir kimse kalmaya. (İKT4/1-v. 10b/3, 4-s. 297). / ben onları bırakır değilim o zamana dek /

312 292 Dünyāda bir nesne cem olmaz, / (14) illā gine taġılsa gerek ol vakta dek / ki, Hak ta ālā yire ve yir yüzindekine vārıs olup (15) mālik ola. (İKT4/1-v. 195a/14-s. 589). / yalnız, gine dağılsa gerek o zamana dek / Evvel yazılmış kim: Ve toġurduġuñuz [162b] (1) oġlanlardan size menfaat irişmez; / hayāt-ı ġanīmat gerek ölmezden öñdin /. / Kuvvat-ı (2) hoş gerek zafat irmezden öñdin / ve / sıhhatuñ kadrın bilüñ sayrulık (3) irişmedin /. (İKT4/1-v. 162b/1, 2, 3-s. 538). / ganimet hayat gerek ölmeden önce /. / İyi kuvvet gerek zayıflık ulaşmadan önce / / Ben bir miskīn ve za īf gişiyin şimdiki hālda / ki ben bu işüñ üzerineyin. (İKT4/2-v. 224a/7-s. 143). / Ben bir zavallı ve zayıf kişiyim şimdiki durumda / Abbās razıyallāhu anhu-: / Vilāyet bundan soñra Seffāh uñ, Seffāh dan soñra Mansūr uñ, Mansūr dan (14) soñra Mehdī nüñ, andan soñra evlādınuñdur. Tā Īsī b. Meryem e teslīm olunca. / didi. (İKT4/2-v. 353a/13, 14-s. 361). / İl bundan sonra Seffah ın, Seffah tan sonra Mansur un, Mansur dan sonra Mehdi nin, ondan sonra çocuklarınındır ta Meryem oğlu İsa ya teslim oluncaya kadar. / Bekāya tamā itme ki mevt seni isteyü durur. / Nice güler ol / ki ölüp bilmez ki Cennet e mi gider (11) veyāhūd Nār a. Ve / unutma anı / ki / mevt saña gelse gerek, ya gicede ya gündüzde /. İ vah (12) diyüp, haykırup gendüden gitdi. (İKT4/2-v. 366a/10, 11-s. 384). / ölüm sana gelse gerek ya gecede ya gündüzde /. / Kişinüñ (6) eli dünyâdan kısa gerekdür; yiñ gerekse kısa olsun gerekse uzun (7) olsun. / (GT-v. 75a/5, 6, 7-s. 231). / Kişinin elinin dünyadan kısa olması gerekir yen gerekse kısa olsun gerekse uzun olsun. / / Hakîr göründi anuñ hükmi-y-ile / ki / ednâ harem hidmet(10)kârları hüsn ü cemâl-ıla andan ziyâde idi ziyneti-y-ile /, (GT-v. 56b/9, 10-s. 204). / pek aşağı harem hizmetkârları iyilik ve yüz güzelliğiyle ondan fazla idi süsüyle /

313 Birkaç Ögesi Sonda Devrik Cümleler + Y + DT + DT: / Hāris rivāyat ider Ebū Vāyıl dan /: Huzeyfe den işitdüm ki: Ashāb-ı Muhammed den uluları (11) bildiler kim, / ol yakındur Allāh a vesīle cihetinden /. (İKT4/1-v. 146a/11-s. 514). / o yakındır Allah a sebep yönünden /. Eydürler kim: / Ankabūtuñ (16) tılsımı dahı var-ıdı anda ev yapmaya. / (İKT4/1-v. 162a/15, 16-s. 538). / Örümceğin tılsımı dahi vardı orada ev yapmaya. / Pes Rasūlü llāh -(s. a.v. )- ashābına eyitdi: / Siz ahaksız Mūsā ya (3) āşūre günin oruç dutmaġa / didi. (İKT-v. 101b/2, 3-s. 296). / Siz layıksınız Musa ya aşure günü oruç tutmaya / + Y + DT + Yüklemin Niteleyeni: Dahı rivāyet itdi ki: / Beytu l-māl a emīn olmak yigdür baña andan / ki bir hatun gişiye (9) emīn olam. (İKT4/2-v. 239b/8-s. 168). / Maliye hazinesine güvenmek iyidir bana ondan / Ebu Ba lā eydürdi ki: / Bir gözüm çıkup bir gözüm-üle diri yürümek yigdür (10) baña andan / ki elümde bir hükm ola. (İKT4/2-v. 239b/9, 10-s. 168). / Bir gözüm çıkıp bir gözüm ile canlı yürümek iyidir bana ondan / + Y + DT + ZT: Cevāb: Ya Resūlu(9)llāh! İçdüm ki, ilmüm ve imānum ziyāda olup cesed-i Resūl den benüm cesedüme nesne irişsün (10) diyü ki, / benüm cesedüm lāyıkdur aña yirden ise / didi. (İKT4/1-v. 52a/10-s. 365). / benim cesedim layıktır ona yerden ise / Tañrı dan kork / ol seni ıhtıyār eylemek hayrludur saña sen gendü nefsüñ ıhtıyār (17) eylemekdense /. diyüp, bu beytleri okudı ki: (İKT4/2-v. 368a/16, 17-s. 389). / O nun seni seçmesi yararlıdır sana sen kendi nefsini seçmektense /. + Y + Öznenin niteleyeni + DT:

314 294 arkasını Kabe ye virüp eydürdi: İy Kurayş Bölügi! / Va llāhi (21) hīç sizden kimse yokdur benden ġayrı İbrāhīm dīni üzerine / dir-idi. (İKT-v. 175a/20, 21-s. 416). / Allah için hiç sizden kimse yoktur benden başka İbrahim dini üzerine / + Y + Yüklemin niteleyeni + DT: eyitdi: / Lūt kavmı hōd (12) degüldür, sizden ne zamānda ve ne mekānda ve ne efdalda. / (İKT-v. 74b/11, 12-s. 249). / Lut kavmi başka değildir sizden ne zamanda ve ne mekanda ve ne üstünlükte. / + Y + ZT + DT: Ammā teftīş idüp gördiler kim / şehirden (18) taşra kenīseler var-ıdı. Deyr-i Merān gibi. Kāsyūn eteginde / dahı (19) Kenīse-i Rāhıb ve Kenīse-i Tevmā ki, Bābu Tevmā dan taşradur ve (İKT4/1-v. 159b/17, 18-s. 534). / şehirden dışarı kiliseler vardı Deyr-i Meran gibi Kasyun eteğinde / + Y + ZT + ki + ZT: / Mescidleri (7) ahsan-ı mesācıd olup ezān-ıla ve salavāt-ıla tolu-y-iken, medreseleri ve hān-kahları ve (8) hammāmları ve bāzārları müretteb ve müzeyyen-iken ve latīf gölgeleri ve tatlu sözleri (9) vāfır-iken, el-hāsıl anuñ gibi şehr etrāf-ı ālemde yoġ-ıdı, tā şuña degin ki (10) Hak Ta ālā aña ve ehline ukūbat-ı kaderiyye ve musālat-ı kahriyye musallat idince /. (İKT4/2-v. 337b/9, 10-s. 333). / Mescitleri mescitlerin en güzeli olup ezanla ve namazlarla dolu iken, medreseleri ve tekkeleri ve hamamları ve pazarları dizilmiş ve süslü iken ve güzel gölgeleri ve tatlı sözleri bol iken, kısacası onun gibi şehir dünyanın etrafında yok idi ta şuna değin ki Hak Taâlâ ona ve ehline kaderi inkar eden mezhebin eziyetlerini ve kahırla ilgili ilişmeleri rahat bırakmayınca / Bir Ögenin Belirteni ya da Niteleyeni Sonda Devrik Cümleler Nite-kim zarîfler dimişler; / tokluġ-ıla ölmek yigdür açlık çekmekden /. (GT-v. 34b/2-s. 173) (açlık çekmekden yigdür)

315 295 / toklukla ölmek iyidir açlık çekmekten /. Ne işüñe gerek pâdişâhlık ki / öldügüñ yigdür âdem incitdügüñden /. (GT-v. 13b/6-s. 139) (âdem incitdügüñden yigdür) / öldüğün iyidir insan incittiğinden /. Peyġāmbar Hazratı -Aleyhi s-selām- buyurdı ki: / Hīç bir (18) kimse yokdur Ādem oġlanlarından /, illā ol günāh itmişdür, (İKT-v. 137a/17, 18-s. 354) (Ādem oġlanlarından hīç bir kimse) / Hiçbir kimse yoktur insanoğullarından / Ehl-i Kitāb eydürler: (17) Kızlıkda Yūsuf Mısr ehline ta ām satdı, / ne kadar malları var-ısa altundan ve gümişden ve (18) emlākdan / cemī isin Yūsuf aldı. (İKT-v. 85a/17-s. 267) (altundan ve gümişden ve emlâkdan ne kadar mallar) / ne kadar malları varsa altından ve gümüşten ve emlaktan / Şeyh, Mehdī ye hıtāb idüp İy oġul, / kaçan ki babañ-ıla ammuñ and içseler, babañ hanīs (4) olmak yigrekdür ammuñ hānıs olmakdan /. didi. (İKT4/2-v. 355a/3, 4-s. 364) (ammuñ hānıs olmakdan yigrekdür) / ne zaman ki babanla amcan yemin etseler babanın yeminini bozup altından çıkmaması daha iyidir amcanın yemini bozup altından çıkmamasından /. Eydürdi ki: / Göñli pāk olup tonı kir olan gişi hayırludur andan / ki, tonı (10) pāk ola ve göñli kir ola. (İKT4/1-v. 89a/9-s. 424) (andan hayırludur) / Gönlü temiz olup giysisi kirli olan kişi iyidir ondan / Ol oġrıya eyitdi: / Gendü hālında olmak yig degül midi (15) andan / ki bir suç işleyesin dahı getüreler. A zāñdan birisini keseler. (İKT4/1-v. 144b/14, 15-s. 512) (andan yig degül midi) / Kendi halinde olmak iyi değil miydi ondan / Atā eydür: / Ben evümde (15) şeytān görmek yigdür andan / ki yastuk görem. (İKT4/2-v. 235b/14, 15-s. 161) (andan yigdür) / Benim evimde şeytan görmek iyidir ondan / Dahı eydürdi ki: / Ben hayātumda bir akça tasadduk itmek (3) hayrludur andan / ki öldügümden soñra yüz biñ akça tasadduk idem. (İKT4/2-v. 240a/2, 3-s. 168) (andan hayrludur) / Benim hayatımda bir akçe sadaka vermek yararlıdır ondan /

316 296 / Kişi kendü eski hırkasın yamamak yigdür âriyete ton dilemekden. / (GT-v. 79b/3- s. 239) (âriyete ton dilemekden yigdür) / Kişinin kendi eski hırkasını yamaması iyidir ödünç elbise istemekten. / Tahtanuñ başında altun-ıla (10) yazmışlar ki; / üstâd cevri yigdür atanuñ şefkatinden /. (GT-v. 62b/10-s. 212) (atanuñ şefkatinden yigdür) / ustanın eziyeti iyidir babanın şefkatinden /. / Sirke ve tere kendü eli emeginden, yigrekdür ayruk kişinüñ kuzı biryânından. / (GT-v. 75a/10-s. 231) (kendü eli emeginden sirke ve tere), (ayruk kişinüñ kuzı biryânından yigrekdür) / Sirke ve tere kendi elinin emeğinden daha iyidir başka kişinin kuzu kebabından. / Dahı rivāyet itdi ki: / Beytu l-māl a emīn olmak yigdür baña andan / ki bir hatun gişiye (9) emīn olam. (İKT4/2-v. 239b/8-s. 168) (andan yigdür) / Maliye hazinesine güvenmek iyidir bana ondan / Ebu Ba lā eydürdi ki: / Bir gözüm çıkup bir gözüm-üle diri yürümek yigdür (10) baña andan / ki elümde bir hükm ola. (İKT4/2-v. 239b/9, 10-s. 168) (andan yigdür) / Bir gözüm çıkıp bir gözüm ile canlı yürümek iyidir bana ondan / Bundan soñra Muhtār hutba okıyup, ashābını hutbasında, Kūfe de Hüseyin depelendügine [9a] (1) hāzır olanlar üzerine kındurup: Āl-ı Muhammed yardım anlaruñ, siz yaramazlardansız, / pes siz kezzābsız, (3) baña kezzāb didigüñüz gibi /. diyüp, Kūfe de olanları getürdüp, (İKT4/1-v. 9a/2, 3-s. 294) (baña kezzāb didigüñüz gibi kezzābsız) / öyle ise siz çok yalancısınız bana çok yalancı dediğiniz gibi /. Nitekim acem dimişdür: Yek hil at-ı zîbâ bih ez-hil at-ı dîbâ. / Bir yaraşık (13) ak kaftân yigrekdür biñ kimhâdan yaraşıksuz ola. / (GT-v. 40a/12, 13-s. 181) (yaraşıksuz ola(n) biñ kimhâdan yigrekdür) / Bir yakışan ak kaftan daha iyidir bin ipekli kumaştan yakışmayan. / Ol söz budur ki işitdüm, kendü hısmum ve kavmum eydürlerdi (12) ki / yigit kişinüñ yanında uyanuk durmak yigrekdür, bir koca kişi yanında (13) yatmakdan /. (GT-v. 58b/12, 13-s. 206) (bir koca kişi yanında yatmakdan yigrekdür)

317 297 / yiğit kişinin yanında uyanık durmak daha iyidir bir yaşlı kişi yanında yatmaktan /. ve eytdiler kim, / anda bir büyük kapu vardur, bir muhkem kilid (12) urulmış / ve ol tarafuñ begleri pāsbānlar komışlar ki (İKT-v. 145a/11, 12-s. 367) (bir muhkem kilid urulmış bir büyük kapu) / orada bir büyük kapı vardır bir sağlam kilit vurulmuş / Rāvī rivāyat ider ki: (17) İbn-i Abbās biñ akçalık ton giyürdi. / İki oġlı var-ıdı. Biri Abbās ve biri Alī adlu. / (İKT4/1-v. 32b/17-s. 334) (biri Abbās ve biri Alī adlu iki oġlı) / İki oğlu vardı biri Abbas ve biri Ali adlı. / / İki oġlı, biri Muhammed ve biri Abdülvehhāb idi, bunlardan (2) ġayrı dahı. / (İKT4/2-v. 290b/1, 2-s. 252) (bunlardan ġayrı dahı iki oġlı) / İki oğlu, biri Muhammet ve biri Abdülvehhap idi bunlardan başka daha. / Pâdişâh sordı ki / sebeb (14) nedür bunlaruñ düşmenligine? / (GT-v. 11a/13, 14- s. 136) (bunlaruñ düşmenliğine sebep) / sebep nedir bunların düşmanlığına? / Pâdişâh bu sözi işitdi ve gözlerinden yaş (13) revân oldı ve eyitdi: / Ben helâk olmak yigdür bunuñ gibi bî-günâh tıfluñ kanın (14) dökmekden / didi. (GT-v. 19a/13, 14-s. 147) (bunuñ gibi bî-günâh tıfluñ kanın dökmekden yigdür) / Benim mahvolmam iyidir bunun gibi günahsız çocuğun kanını dökmekten / Rivāyet olundı (10) ki / Zīrā Efzal uñ mālı (6) çoġ-ıdı, Ca fer üñ mālından. / (İKT4/2-v. 401a/5, 6-s. 450) (Ca fer üñ mālından çoġ-ıdı) / Çünkü Efzal ın çok idi Cafer in malından. / Hasan uñ avāzın işidüp, kapuyı açup, Hasan içerü girdi: İy karındaşum! / (6) Degüldür cennet illā mü minler-içün / ve Allāhu ta ālā katında mü minler-içün dahı efzal nesneler vardur. diyü ol deñlü söyledi ki, nesnecük yidürdi ve içürdi. (İKT4/1-v. 82b/6-s. 414) (illā mü minler-içün degüldür) / Değildir cennet yalnızca inananlar için / Taberānī eydür: Ayās a eyitdiler: / Sende birkaç haslet vardur; çirkinlik gibi, (11) çok söylemek gibi, ucub gibi dahı fazl-ı hukūmatı ta cīl itmek gibi. / (İKT4/2-v. 253a/10, 11-s. 190) (çirkinlik gibi, çok söylemek gibi, ucub gibi dahı fazl-ı hukūmatı ta cīl itmek gibi birkaç haslet)

318 298 / Sende birkaç huy vardır çirkinlik gibi, çok konuşmak gibi, kendini beğenmişlik gibi ve hükümetin iyiliklerini acele ettirmek gibi. / Bir gişi eyitdi: / Senüñ hīç aybuñ yok, çok (7) söyledügüñden artuk. / (İKT4/2- v. 251b/6, 7-s. 187) (senüñ çok söyledügüñden artuk hīç aybuñ) / Senin hiç kusurun yok çok konuşmandan başka. / Andan eyitdi: / Vallāhı sizüñ giçilerüñüz, büyüklerüñüzle korkıdup (20) kullaruñuzı ve azādlularıñuzı dögsem gerek demürci demürin dögdügi (21) gibi ve etmekçi hamīrın yoġurduġı gibi. / (İKT4/1-v. 67b/19, 20, 21-s. 391) (Vallāhı sizüñ giçilerüñüz, büyüklerüñüzle korkıdup kullaruñuzı ve azādlularıñuzı demürci demürin dögdügi gibi ve etmekçi hamīrın yoġurduġı gibi dögsem) / Allah için, sizin küçüklerinizi büyüklerinizle korkutup kullarınızı ve serbest bıraktıklarınızı döğsem gerek demirci demirini döğdüğü gibi ve ekmekçi hamurunu yoğurduğu gibi. / Abdullāh bin Ömer: / Vallāhı vücūda geldüginde işitdügüm tekbīr hayırlu-yıdı depelendüginde (5) işitdügüm tekbīrden / didi. (İKT4/1-v. 52a/4, 5-s. 364) (depelendüginde işitdügüm tekbīrden hayırlu-y-ıdı) / Allah için, doğduğunda işittiğim tekbir iyiydi öldürüldüğünde işittiğim tekbirden / / Göz karañulıkda (11) kılıç görmek yigdür düşmenler yüzin görmekden. / (GT-v. 54a/10, 11-s. 200) (düşmenler yüzin görmekden yigdür) / Gözün karanlıkta kılıç görmesi iyidir düşmanların yüzünü görmekten. / / Eli-y-ile kızmış demüri yogurmak yigrekdür (14) elin gögsine koyup emîr öñine turmakdan. / (GT-v. 22b/13, 14-s. 151) (elin gögsine koyup emîr öñine turmakdan yigrekdür) / Eliyle kızmış demiri yoğurmak daha iyidir elini göğsüne koyup emir önüne durmaktan. / Nite-kim dimişlerdür: / Ne hoş didi ol eli boş silâhşör / (12) ki; / arpa kadar altun yigrekdür elli batman kuvvetden /. (GT-v. 45b/12-s. 187) (elli batman kuvvetden yigrekdür) / arpa kadar altın daha iyidir elli batman kuvvetten /. Ve ısmarladı ki / Fursat bizümdür, er gibi. / didi. (İKT4/2-v. 330b/19-s. 322) (er gibi fursat)

319 299 / Fırsat bizimdir er gibi. / Dahı eydürdi ki: / Tā at ehlinüñ gice (9) itdügi ibādet tatludur, fısk ehlinüñ gündüz itdügi fısk-ı fucūrından. / (İKT4/2-v. 433b/8, 9-s. 505) (fısk ehlinüñ gündüz itdügi fısk-ı fucūrından tatludur) / İbadet edenlerin gece ettiği ibadet tatlıdır Allah a isyan edenlerin gündüz ettiği günahkarlığın sefahatinden. / Rāvī eydür: Kaçan sen bir heybetlü pādışāh [35a] (1) katına varup anuñ hışmından korksañ üç gez eyit: / Allāh uludur, ġālıbdur cemī-i halkdan / (2) Dahı ben korkduġumdan Allāh a sıġınurın insden ve cinden ve kuluñ fulānuñ şerrinden. / (3) Anuñ ki, / yir gök zā ıl olmasından dutıçı oldur gök yire düşmesin diyü /. (İKT4/1-v. 35a/1, 2, 3-s. 338) ( cemī-i halkdan uludur, ġālıbdur) / Allah uludur, daha kuvvetlidir halkın tamanından / / Kişinüñ kendü sofrası uvagı dahı lezîzdür gayrı kişinüñ (9) kuzı biryânından. / (GT-v. 75a/8, 9-s. 231) (gayrı kişinüñ kuzı biryânından lezîzdür) / Kişinin kendi sofrası kırıntısı daha lezzetlidir başka kişinin kuzu kebebından. / Dirler kim / Dāvud uñ cenāzesinde kırk biñ rāhib var-ıdı, girü kalan halkdan ġayrı / (12) ol gün ġāyet issi oldı. (İKT-v. 130b/11-s. 342) (girü kalan halkdan ġayrı kırk biñ rāhib) / Davut un cenazesinde kırk bin rahip var idi geri kalan halktan başka / / Kuru etmeg-ile ve pâre pâre hırka-y-ıla kanâ at itmek yigrekdür ve kendü mihneti (14) yükin çekmek yigrekdür, halkuñ minneti yükin çekmekden. / (GT-v. 32b/13, 14-s. 171) (halkuñ minneti yükin çekmekden yigrekdür) / Kuru ekmek ile ve parça parça hırka ile yetinmek daha iyidir ve kendi zahmeti yükünü çekmek daha iyidir halkın zahmeti yükünü çekmekten. / / Yazılarda kalmış dermândeye (37a) bişmiş şalgam yigdür ham gümişden. / (GTv. 36b/15; 37a/1-s. 176) (ham gümişden yigdür) / Issız kırda kalmış zavallıya pişmiş şalgam iyidir ham gümüşten. / Gine İbn-i Ömer eydür: / Bir bardak (14) issi su içüp helāk olmak yigrekdür. Ve benüm katumda sevgülüdür hamr içmekden. / (İKT4/1-v. 64a/13, 14-s. 385) (hamr içmekden yigrekdür / hamr içmekden sevgülüdür) / Bir bardak sahibinin su içip ölmesi daha iyidi ve benim yanımda sevimlidir şarap içmekten. /

320 300 eyitdi: / Hemān iki (20) gişi var-ıdı has dostlarından /; anlar sabāh ve ahşām gelürler-idi, (İKT-v. 87a/19, 20-s. 270) (has dostlarından iki gişi) / Böylece iki kişi var idi has dostlarından / dirler kim / ol şehirlerüñ içinde (17) yüz biñ ādemī var-ıdı, hayvānātdan ġayrı /. (İKT-v. 72b/16, 17-s. 246) (hayvānātdan ġayrı yüz biñ ādemī) / o şehirlerin içinde yüz bin insan vardı hayvanlardan başka /. / Sabr köşesinde hırkasın yamayup epsem oturmak (6) yigrekdür hocalara kaftâniçün ruk a yazmakdan. / (GT-v. 33a/5, 6-s. 171) (hocalara kaftân-içün ruk a yazmakdan yigrekdür) / Sabır köşesinde hırkasını yamayıp sessiz oturmak daha iyidir hocalara kaftan için dilekçe yazmaktan. / Hükemâ eydür ki; eger câhil âb-ı hayâtı yüz suyına satsa, âkıl (10) anı satun almaz ki / izzet-ile ölmek yigdür horlıg-ıla dirlik sürmekden /. (G.T-v. 35a/10-s. 174) (horlıg-ıla dirlik sürmekden yigdür) / saygınlıkla ölmek iyidir değersizce yaşam sürmekten /. Şek degüldür kim, / (10) Ādem - aleyhi s-selām- kerāmatludur İbn-i Zübeyr den; / cennet hurmat cihetinden a zamdur (11) Ka be den /. (İKT4/1-v. 141a/10, 11-s. 506) (İbn-i Zübeyr den kerāmatludur / Kabe den azamdur) / Adem ona selam olsun- iyilikseverdir İbn-i Zübeyr den; / cennet saygı yönünden büyüktür Kabe den /. / Süleymān uñ cemi i oġlanlarından büyük bir oġlı var-ıdı İbrāhīm adlu /, anı depelediler. (İKT4/2-v. 279a/10-s. 233) (Süleymān uñ cemi i oġlanlarından büyük İbrahīm adlu bir oġlı) / Süleyman ın bütün oğullarından büyük bir oğlu vardı İbrahim adlı / Atam eyitdi: İy ciger-kûşem! / Sen dahı (12) uyusañ yigrek-idi iki rek at namâz kılup kendüzüñi görmekden. / (GT-v. 25b/11, 12-s. 156) (iki rek at namâz kılup kendüzüñi görmekden yigrek-idi) / Sen de uyusan daha iyiydi iki rekat namaz kılıp kendini görmekten. / Bazı meşāyıh-ı (11) Demāşıka rivāyat ider kim: / Cāmıda ruhāma yoġ-ıdı, yanī ak mücellā taş yoġ-ıdı (12) ikiden ġayrı / kim, arş-ı Belkīs dan getürüp makāmda kodılar. Kalanı mermer idi dirler. (İKT4/1-v. 158a/11, 12-s. 532) (ikiden ġayrı ruhāma, ikiden ġayrı ak mücellā taş)

321 301 / Camide mermer yok idi, yani ak parlak taş yok idi ikiden başka / / Aliyyi bni (21) Ebī Talha rivāyat itdi İbn-i Abbās dan / kim / rūh bir feriştedür, kalan feriştehlerden ulu. / (İKT-v.23b/20, 21-s. 163) (kalan feriştelerden ulu bir feriştedür) / ruh bir melektir kalan meleklerden ulu. / / Sipâhî ki dervîş (13) sîretlü ola, yigrekdür şol fakîhden ki halk incidicidür. / (GTv. 74b/12, 13-s. 231) (şol fakîhden yigrekdür) / Atlı asker / / daha iyidir şu din bilimlerini bilenden ki hakli inciticidir. / / Söylememek yigdür kişi (3) göñül sırrını bir kimseye diyüp dahı kimseye dime dimekden. / (GT-v. 68a/2, 3-s. 219) (kişi göñül sırrını bir kimseye diyüp dahı kimseye dime dimekden yigdür) / Söylememek iyidir kişi gönül sırrını bir kimseye deyip daha kimseye deme demekten. / / Halīfa durduġı yire varmaġa kimse kādır degüldür. (2) Köprüsüz / ve ol mevzı da binā itmezden öñdin Mansūr bir nice gice yatdı uyudı. (İKT4/2-v. 334b/1, 2-s. 328) (Halīfa durduġı yire köprüsüz varmaġa) / Halifenin durduğu yere gitmeye kimsenin gücü yetmez köprüsüz / Behrâm-ı Gûr uñ kabrinde yazılmışdur; / kerem eli yigrekdür kuvvetlü (3) bâzûdan /. (GT-v. 32a/2, 3-s. 169) (kuvvetlü bâzûdan yigrekdür) / cömertlik eli daha iyidir kuvvetli pazıdan /. Ve hükemâ (13) dimişlerdür: / Kanâ at-ıla gedâ olmak yigrekdür mâl-ıla ganî olmakdan. / (GT-v. 70b/13-s. 224) (mâl-ıla ganî olmakdan yigrekdür) / Yetinmeyle yoksul olmak daha iyidir mal ile zengin olmaktan. / / Biñ kez otlak yiri (5) yigdür meydândan. / (GT-v. 78a/4, 5-s. 236) (meydândan yigdür) / Bin kez otlak yeri iyidir meydandan. / Nasārā bir dīn dahı ihtirā eylediler kim, / mürekkebdür. Nasrāniyye-i dīn-ile (15) abede-i evsān dīninden /. (İKT4/1-v. 154b/14, 15-s. 527) (Nasrāniyye-i dīn-ile abede-i evsān dīninden mürekkebdür) / karıştırılmıştır Hırıstiyan dini ile puta tapanların dininden /.

322 302 Dervîş eyitdi: İy (2) azîz söyleme ki / yohsullıkda ölmek yigdür, nesne uma kimsenüñ katına (3) varmakdan /. (GT-v. 33a/2, 3-s. 171) (nesne uma kimsenüñ katına varmakdan yigdür) / yoksullukta ölmek daha iyidir bir şey umarak kimsenin huzuruna gitmekten /. Dimişler kim Andan soñra Hak Ta ālā Ebābil kuşını (15) viribidi, deñizden çıkdı, / her birinüñ üç taşı var-ıdı, nohud ve mercimek mıkdārı, birisi (16) aġzında ve ikisi iki ayaġında, / kime dokunsa helāk olurdı. (İKT-v. 158a/15, 16-s. 387) (her birinüñ nohud ve mercimek mıkdārı üç taşı) / her birinin üç taşı vardı nohut ve mercimek mikdarı, birisi ağzında ve ikisi iki ayağında / / Vaktı hoşdur ol kişinüñ / ki senüñ zikrüñ anuñ mûnisi ola, eger Yûnus gibi (11) balık karnında olursa dahı. (GT-v. 76b/10-s. 234) (ol kişinüñ vaktı) / Zamanı hoştur o kişinin / Andan Sılā (5) ashābına: / Bu efzaldur ol siz diledügüñüzden. / Zīrā siz aña sögersiz, ol dahı size söger (6) didi. (İKT4/1-v. 74a/5-s. 400) (ol siz diledügüñüzden efzaldur) / Bu daha üstündür o sizin dilediğinizden. / / Bir ġussanuñ ki soñı şâdumânlık ola yigrekdür ol şâdılıkdan ki (3) soñı ġussa ola. / (GT-v. 77b/2, 3-s. 235) (ol şâdılıkdan yigrekdür) / Sonu sevinç olan bir sıkıntı daha iyidir o sevinçlilikten / Genç mahbûbeye kuvvet gerekdür altun gerekmez ki / aña bir darb sevgülüdür on batman altundan /. (GT-v. 61a/3-s. 209) (on batman altundan sevgilidür) / ona bir vuruş sevimlidir on batman altından /. Ba zılar: / Şol bir gün ki, Mu āviye Resūl üñ yüzine bakdı. Yigrekdür Ömer den (21) ve evlādından ve etbā ından / didiler. (İKT4/1-v. 192a/20, 21-s. 584) ( Ömer den ve evlādından ve etbā ından yigrekdür) / Şu gün / / daha iyidir Ömer den ve çocuklarından ve hizmetçilerinden / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: Bir fitne olacakdur kim / ol fitnede oturan yigdür (10) öri turandan; / örü turan yigdür, yüriyenden; / yüriyen yigdür, segirdenden /. (İKT-v. 39b/9, 10-s. 189) (öri turandan yigdür/yüriyenden yigdür/segirdenden yigdür)

323 303 / o karışıklıkta oturan iyidir ayakta durandan; / ayakta duran iyidir yürüyenden; / yürüyen iyidir koşandan /. Nitekim hükemâ dimişlerdür: / Arpa etmegin yiyüp oturmak yigrekdür râhat-ıla, (9) altunlu kor kuşak kuşanup kendü gibi bir âdem oglanına (10) kulluk itmekden. / (GT-v. 22b/8, 9, 10-s. 151) (râhat-ıla, altunlu kor kuşak kuşanup kendü gibi bir âdem oglanına kulluk itmekden yigrekdür) / Arpa ekmeğini yiyip oturmak daha iyidir rahat ile altınlı kor kuşak kuşanıp kendi gibi bir insanoğluna kulluk etmekten. / Andan baña eyitdi ki: Yā Zehrī! Sen didügüñ (10) gibi degüldür, belki oruç kırk vech üzerinedür; / onı vācıbdur, ramazān ayı gibi /; (11) onı harāmdur; on dördinüñ sāhıbı muhayyardur. (İKT4/1-v. 138a/10-s. 502) (ramazān ayı gibi vācıbdur) / onu gereklidir ramazan ayı gibi / Eyitdi: İşitmedüñ mi ki sâhib(7)diller dimişlerdür: / Yorılup oturmak ve diñlenmek yigdür; segirdüp yorılup (8) yatmakdan. / (GT-v. 59b/7, 8-s. 208) (segirdüp yorılup yatmakdan yigdür) / Yorulup oturmak ve dinlenmek iyidir koşup yorulup yatmaktan. / Girü gel beni depele ki / öñüñde ölmek yigrekdür (13) senden soñra diri olmakdan /. (GT-v. 52b/12, 13-s. 199) (senden soñra diri olmakdan yigrekdür) / önünde ölmek daha iyidir senden sonra diri olmaktan /. Pâdişâh bu sözi işitdi ve yüzin çevürdi ve (12) eyitdi: / Anuñ yalan sözi yigrekdür senüñ gerçek sözüñden. / (GT-v. 9b/12-s. 134) (senüñ gerçek sözüñden yigrekdür) / Onun yalan sözü daha iyidir senin gerçek sözünden. / eyitdi: / Lūt kavmı hōd (12) degüldür, sizden ne zamānda ve ne mekānda ve ne efdalda. / (İKT-v. 74b/11, 12-s. 249) (sizden hod degüldür) / Lut kavmi başka değildir sizden ne zamanda ve ne mekanda ve ne üstünlükte. / / Yigit perhîz itmek gerekdür (14) şehvetden /; pîrüñ hod âleti kalkmaz, perhîzi nedür. (GT-v. 78b/13, 14-s. 238) (yigit şehvetden perhîz itmek) / Yiğit perhiz etmelidir şehvetten /

324 304 Ebū Ca fer (16) eydür: / V allāhi bir ālim olmañ sevgülüdür şeytāna biñ zāhıd olmañdan. / (İKT4/2-v. 237a/16-s. 164) (şeytāna biñ zāhıd olmañdan sevgülüdür) / Allah için, bir âlim olman sevimlidir şeytana bin kaba sofu olmandan. / Ya nī / ş ol işler kim olur takdīridür, ş ol Allāh uñ / kim Azīz dur, cemī -i (17) eşyā aña musahhar ve mutī olmışdur; (İKT-v. 18a/16-s. 152) (ş ol Allah uñ takdīridür) / şu işler / / olmasını istediği şeylerdir şu Allah ın / / Dili kesilmiş kişi bucakda oturmış, yigrekdür şol kimseden / ki dili kendü hükminde (9) olmaya. (GT-v. 3b/8, 9-s. 129) (bucakta oturmuş, dili kesilmiş kişi), (şol kimseden yigrekdür) / Dili kesilmiş kişi köşede oturmuş, daha iyidir şu kimseden / Nitekim âkıllar dimişler: / Yalan söz ki maslahat-âmiz ola, yigrekdür şol togru sözden ki fitne-engîz ola /. (GT-v. 9b/13-s. 134) (şol togru sözden yigrekdür) / Yalan söz / / daha iyidir şu doğru sözden ki fesat çıkaran ola /. Gördüm ki / içinde sebzevāt var; tere gibi, (15) tarhūn gibi /. (İKT4/2-v. 248b/14, 15-s. 183) (tere gibi, tarhūn gibi sebzevāt) / içinde sebzeler var tere gibi, tuzla otu gibi /. İttifâk-ıla it yidügin (7) bilür, / pes it yigdür tuz etmek bilmez âdemden. / (GT-v. 76a/7-s. 233) (tuz etmek bilmez âdemden yigdür) / öyle ise köpek iyidir tuz ekmek bilmez insandan. / / Dostlar katında ayak zencîrde olmak (7) yigrekdür yâdlar-ıla bûsitânda olmakdan. / (GT-v. 26b/6, 7-s. 162) (yâdlar-ıla bûsitânda olmakdan yigrekdür) / Dostların yanında ayak zincirde olmak daha iyidir yabancılarla bahçede olmaktan. / Eydürler ki; / ümîz yigdür yimekden /. (GT-v. 77b/14-s. 236) (yimekden yigdür) / ümit iyidir yemekten /. Vaktî Hicâz dan yine geldüm, / iki menzil karşu geldi, zâhir hâli dervîşler (10) hey etinde /. (GT-v. 16b/9, 10-s. 143) (zâhir hâli dervîşler hey etinde iki menzil) / iki konak yeri karşıladı dış görünüşü dervişlerin şeklinde /.

325 Yüklemi Başta Devrik Cümleler Īsā / Kanı Abdullāh? / Sen baña nāme göndericek (8) ki katl idesin diyü emr eyledüñ.- ben anı katl itdüm. didi. (İKT4/2-v. 341b/7-s. 340). / Hani Abdullah? / Ne gökcek müfessir-i Kurān dur Abdullāh İbn-i Abbās didi. (İKT4/1-v. 27b/8-s. 325). / Ne güzel Kur ân ı yorumlayıcısıdır Abdullah İbn-i Abbas / Yūnusu bni Bekir İbn-i İshāk dan rivāyat ider kim / Abbās-ıdı, Abdu llāh ı (2) atası elinden çekip alan / dir. (İKT-v. 181b/1, 2-s. 428). / Abbas idi Abdullah ı babasının elinden çekip alan / Ve biri dahı Abdurrahmān bin Mu āviye idi ki, / Mısr uñ (17) kāzīsı-y-ıdı Abdül azīz bin Mervān tarafından /. (İKT4/1-v. 138b/16, 17-s. 503). / Mısır ın kadısıydı Abdülaziz bin Mervan tarafından /. Bir gişi dahı çıkup çaġırdı ki: / Kanı Alī bin Ebī (15) Tālib? / (İKT4/1-v. 196b/14, 15-s. 592). / Hani Ali bin Ebi Talip? / İbn-i Asākir rivāyet ider kim Bir gün (10) Hüseyn kızı Sekīne, Küseyr öñinden geçüp, Küseyr aña söz söyleyüp, (11) Sekīne aña: / Kanı Azze ye muhabbetüñ? / diyü sordı. (İKT4/2-v. 220a/11-s. 134). / Hani Azze ye sevgin? / Ben eyitdüm: Yā Resūlallāh! / Lāyık mıdur benüm gibi gişiye /, senüñ ileyüñde tura, sen (5) namāz kılasın. Sen Tañrı nuñ Resūlısın didüm. (İKT4/1-v. 26b/4, 5- s. 323). / Yakışır mı benim gibi kişiye / Eyitdi: / Kanı benümle itdügüñ ahd? / (İKT4/2-v. 257a/9-s. 196). / Hani benimle ettiğin yemin? / Dānıyāl eyitdi: / Kimdür bu? / (İKT-v. 135b/5-s. 351). / Kimdir bu? / rivāyat ider ki: Bir gün (10) İbn-i Ömer e kebere getürüp: / Nedür bu /, neye gerekdür? diyü sorup, Ta ām hazm ider didiler. (İKT4/1-v. 64b/10-s. 386). / Nedir bu /

326 306 İbn-i Halkān eydür: / Anuñ halk arasında (3) meşhūr şi irlerindendür bu / kim zikr olınur: (İKT4/2-v. 241b/2, 3-s. 171). / Onun halk arasında ünlü şiirlerindendir bu / / İbrāhīm üñ sözlerindendür bu / ki Bizüm evümüz, imānumuzdur ve / dirlügümüz ölümümüzdür. (5) Ya Cennet de veya Nār da /. (İKT4/2-v. 366a/4, 5-s. 384). / İbrahim in sözlerindendir bu / / Cümle hīlelerindendür bu / ki: Mervān-ı Hımār bir gün İbrāhīm b. Muhammed i (14) habs itdi. (İKT4/2-v. 396a/13-s. 443). / Bütün hilelerinden biridir bu / / Ca fer üñ letāyıfındandur bu / ki (4) Bir gün bir Yehūdī müneccim Halīfa, sen bu yıl içinde vefāt itseñ (5) gerek. didi. (İKT4/2-v. 399a/3-s. 447). / Cafer in şakalarındandır bu / / Ol kasīdanuñ cümlesi ebyātındandur bu / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 401a/11-s. 450). / O kasidenin bütün beyitlerinden biridir bu / Namāzdan soñra / Ne luġatdur bu? / didi (19) Yañıldum ya Emīre lmü minīn. didüm. (İKT4/2-v. 404b/18-s. 456). / Nasıl sözdür bu? / İbn-i Dāye eydür: / Ne sözdür bu? / didüm. (İKT4/2-v. 420a/21-s. 483). / Nasıl sözdür bu? / / Sehel bu beyt / diyüp begenmedi. (İKT4/1-v. 175b/12-s. 558). / Basit bu beyit / / Süleymān uñ eş ārındandur bu beytler / ki, bir (17) musāhıb var-ıdı, öldi. (İKT4/1-v. 177a/16-s. 560). / Süleyman ın şiirlerindendir bu beyitler / / Döndi İbn-i Ebī Meryem /, (6) Abbās a / Nedür bu getürdügüñ nesne? / didi. (İKT4/2-v. 412a/5, 6-s. 469). / Nedir bu getirdiğin şey? / Mellâh güldi ve eyitdi (24a) ki / gerçek ve yakîndir bu söz /, velîkin bir sebeb dahı vardur. (GT-v. 24a/1-s. 153). / gerçek ve sağlam bilgidir bu söz /

327 307 Andan ol pīre Haccāc eyitdi: Haccāc ı göricek bilür misin? didi. (10) Bilürin, / lanat cānına / didi. (İKT4/1-v. 141b/10-s. 507). / lanet [olsun] canına / Musannıf eydür, / Dımışk dahı (17) Baġdād gibi toludur. Halk-ıla ulemā-y-ıla ve hāfızlar-ıla ve avratlar-ıla ve oġlancuklar-ıla ve mescidlerle (18) ve ibādet ehlile ve hākimler-ile ve ümerā-y-ıla ve çeri-y-ile rızk u emn-ile; / vāfırdur dīn ü diyānet / (19) ve fesād azdur. (İKT4/2-v. 337a/16, 17, 18-s. 333). / çoktur din ve din duygusu / Andan bir gişi (12) dahı çıkup çaġırdı kim: / Kanı Ebū Bekr-i Sıddīk? / (İKT4/1- v. 196b/12-s. 592). / Hani Ebu Bekr-i Sıdık? / / Ne gam eger nasrânî kuyısınuñ suyı murdar-ısa. / (GT-v. 38a/2-s. 178). / Ne gam eğer Hıristiyan kuyusunun suyu pis ise. / / Ol tāyıfadandur ehl-i Kanesrin. / (İKT4/2-v. 297b/20-s. 266). / O takımdandır Kanesrin de oturanlar. / Bu Ümeyye-i Kureyşī-i Emevī dür ki / (2) meşhūrdur Eşdak-ıla /. (İKT4/1-v. 38b/2-s. 343). / ünlüdür Eşdak ile /. / Nedür hācetüñ? / didüm. (İKT4/2-v. 375b/1-s. 402). / Nedir ihtiyacın? / / Her gün çaġırdurdı ki; / kanı haklular, / kanı nākıhlar, / kanı miskinler, / kanı yetimler? / Tā kim bunlardan (17) küllisin ganī kılayum diyü. / (İKT4/1-v. 192a/16, 17-s. 584). / hani haklılar, / hani hastalıktan yeni kurtulmuş olanlar, / hani zavallılar, / hani yetimler? / İbn-i Cerīr rivāyet ider ki: / Mansūr a dinilen mersiyyelerdendür (9) Hāsir-i şā ıruñ işbu kavlı / ki: (İKT4/2-v. 357b/8, 9-s. 369). / Mansur a söylenilen ağıtlardandır tutuk şairin işte bu sözü / bir arabî hikâyet ider ki; Nâgâh bir kîse buldum; / tolu incü /. (GT-v. 36b/2-s. 176). / dolu(dur) inci. /

328 308 İçerüden (3) bu habarı işidürlerdi kim: / Merhabā işbu yüzlere / ki, ne ādam yüzine beñzer ve ne cinnī yüzine beñzer (4) diyüp bu āyeti okurdı kim: (İKT4/1-v. 199a/3-s. 596). / Merhaba işte bu yüzlere / / İmām-ı hümām idi, luġatda ve (2) nahıvda ve ilm-i kırā atda. / (İKT4/2-v. 342b/1, 2-s. 342). / azimli imam idi sözcükte ve sözdiziminde ve okuma ilminde. / Varup, anuñla bulışup, yazduġı mektūbı (4) okıyup: / Kanı māl? / diyüp, Bu gice virmezin, sabāh virem didüm. (İKT4/1-v. 106b/4-s. 451). / Hani mal? / Selām virüp andaġını Mehdī sanup söyledüm. / Kanı Mehdī? / Allāh aña (14) rahmet itsün. didiler. (İKT4/2-v. 371a/13-s. 395). / Hani Mehdi? / Andan ol köşkden bir gişi çıkup: / Kanı Muhammed bin Abdullāh, / kanı Resūlullāh sallā llāhu aleyhi (11) ve sellem- / diyü çaġırdı. (İKT4/1-v. 196b/10, 11-s. 592). / Hani Muhammet bin Abdullah, / hani Resulüllah -sallallahu aleyhi ve sellem- / Andan Alī çıkup: Yā Eş as! / N oldı saña? / / Kimdür ol / yā Emīre lmü minīn? didi. (İKT4/1-v. 148a/2-s. 517). / Kimdir o / / Kanı ol ahd / ki benümle itdüñ? (İKT4/2-v. 400b/21-s. 450). / Hani o yemin / Bir gün (3) İbn-i Zübeyr e varup, medh diyüp, nesne virmeyüp: / Lanat ol deveye / ki beni saña getürdi didi. (İKT4/1-v. 121b/3-s. 475). / Lanet [olsun] o deveye / Ve dahı / Ne bahtlu ol (18) gişi / ki halkdan uzlet idüp halkı-y-ıla enīs ola. (İKT4/2-v. 403a/17, 18-s. 454). / Ne şanslı o kişi / Cāriye, Hārūn a / Kanı ol içdügüñ (11) andlar? / diyüp, Reşīd Senüñ-içün dahı benüm-içün dahı kefāret itdüm. diyüp çiftlendi. (İKT4/2-v. 381a/10, 11-s. 413). / Hani o içtiğin andlar? /

329 309 eydür: Hazrat-ı Risālet sallā llāhu (15) aleyhi ve sellem- eyitdi ki: / Mü min degüldür ol kimse / ki, evinde gendü tok yata ve yanında konşısı aç (16) ola. (İKT4/1-v. 56a/15-s. 372). / İnanan değildir o kimse /, İbn-i Bahīrīr-ı Cemhī dahı (6) anuñla bile bulınup Abbās İbn-i Bahīrīr a: / Kanı ol Kur ān okıyup Allāhu ta ālānuñ rızāsın (7) isteyenler /, çaġır gelsünler diyüp, (İKT4/1-v. 117a/6, 7-s. 468). / Hani o Kur ân okuyup Allahu Taâlâ nın memnunluğunu isteyenler / İbrāhīm / Nedür ol sır? / didi. (İKT4/2-v. 399a/19-s. 448). / Nedir o sır? / Bir gişi dahı çıkup çaġırdı kim: (14) / Kanı Osmān bin Affān? / (İKT4/1-v. 196b/14-s. 592). / Hani Osman bin Affan? / Ba zılar İbrāhīm hutbe okurken (7) v allāhi yüzinde ölüm alāmeti görinür, / acab degül ölmezse /. didiler. (İKT4/2-v. 330b/7-s. 322). / tuhaf değil ölmezse /. Çaġırdı: / Kanı Ömer bin Abdül azīz? / didi. (İKT4/1-v. 196b/15-s. 592). / Hani Ömer bin Abdülaziz? / Bir gişi dahı (13) çıkup çaġırdı ki: / Kanı Ömer bin Hattāb? / (İKT4/1-v. 196b/13-s. 592). / Hani Ömer bin Hattap? / Ammâ / lâyık degüldür pâdişâhuñ (14) âlî himmetine / ki benüm gedâlıg-ıla arpa arpa cem itdügüm habîs malı alup (15) kabûl ide. (GT-v. 37b/13, 14-s. 177). / yakışmaz padişahın yüksek iradesine / / Kanı Rasūlü llāh? / diyü sordı. (İKT-v. 126a/10-s. 335). / Hani Allah ın elçisi? / Andan cāriye eyitdi: Yā şakī / nedür saña bunca yaşamak / ki şunuñ gibi (14) yaramaz zamāna kalduñ? didi. (İKT4/2-v. 238b/13-s. 166). / nedir senin böyle yaşaman / Ayās eyitdi: / Nicedür seni şu bir avuç topraġ-ıla (13) dövsem /, acıdur mı? (İKT4/2-v. 251b/12, 13-s. 187). / Nasıldır seni şu bir avuç toprak ile dövsem /

330 310 Andan ol cārıye eyitdi: Yā seyidī! / Kanı senüñ (6) baña evvel izhār itdügüñ muhabbatuñ? / (İKT4/1-v. 192b/5, 6-s. 584). / Hani senin bana önceden gösterdiğin sevgin? / eyitdi: Yā İbrāhīm! / Ne hoş Tañrı dur senüñ (18) Rabb uñ / yā İbrāhīm! didi. (İKT-v. 60b/17, 18-s. 225). / Ne güzel Tanrı dır senin Rabb in / Ve / rivâyetdür server-i kâyinâtdan ve mefhar-i mevcûdâtdan ve ol âlemîlerüñ (3) rahmeti ve âdemîlerüñ safveti Muhammed Mustafâ dan -salla llahu aleyhi ve sellem- /. (GT-v. 2b/2, 3-s. 128). / anlatısıdır kainatın en büyüğünden ve varlıkların övünmelerine sebep olandan ve o insanların koruyan ve insanoğullarının temizi Muhammet Mustafa dan - sallallahu aleyhi ve sellem- /. / Cüneyd: (8) / V ay size /, biz sizüñle anuñçun cenk iderüz kim sanemden yüz döndürüp ol Allāh a (9) tapasız kim birdür, şerīki yokdur. diyüp, hamle idüp gine cenk oldı, tā şehīd (10) olınca. / (İKT4/2-233a/8, 9, 10-s. 156). / Vay size / / Kanı süd? / didi. (İKT4/2-v. 255a/9-s. 193). / Hani süt? / Kāla llāhu Taālā: Yanī / Hak Taālā senā ider Süleymān a / eydür kim: (17) / Ne gökçek kuldur Süleymān / ki Allāh a rucū idicidür. (İKT-v. 132a/16, 17-s. 345). / Ne güzel kuldur Süleyman / Medāyinī eydür: Ayās (10) anasına eyitdi: / N eydi şol āvāz / kim sen baña hāmile-y-iken işi[t]düm-idi? (İKT4/2-v. 250b/10-s. 186). / Neydi şu ses / Pes aña sorup eyitdiler ki: / Nedür takvā? / (İKT4/1-v. 131b/18-s. 491). / Nedir takva [Allah korkusuyla dinin yasak ettiği şeylerden kaçınma]? / Maġrıbda bir kapu vardur kim / açukdur tevbelerçün /. (İKT4/2-v. 225a/17-s. 145). / açıktır tövbeler için /. Fitne uyumışdur / la net uyarana! / (GT-v. 13b/10-s. 139). / lanet [olsun] uyandırana! /

331 311 Kamuñuza gerek kim / ola ma ād, / Kuss and içer Rabb ı ibāda; sātıh-ı mihāda; / elbette haşr olısar her (3) bir gez ala l-infirād; ş ol günde / ki / adıdur yevmi ttenād / ve (İKT-v. 169b/2, 3-s. 405). / adıdır kıyamet günü / Pes İbrāhīm şükr içün secde itdi, güldi ve eyitdi: / Ne acab yüz yıldan soñra oġlum (18) olursa ve Sāra toksan yaşına varduġından soñra toġurursa / didi. (İKT-v. 68a/17, 18-s. 238). / Ne tuhaf yüz yıldan sonra oğlum olursa ve Sara doksan yaşına vardığından sonra doğurursa / / Kanı yüzügüñ ıssı? / didi. (İKT4/2-v. 394a/15-s. 439). / Hani yüzüğün sahibi? / Şa be rivāyet ider ki: Halāyık zühd-ile ve (14) ilm-ile ulu olur. diyüp, Ashāb-ı mezāhıb üçdür: / İbn-i Abbās ıdı zamānında / ve / Şa be-y-idi zamānında / ve / (15) Sevrī-y-idi zamānında. / (İKT4/2-v. 361a/14, 15-s. 376). / İbn-i Abbas idi zamanında / ve / Şabe idi zamanında / ve / Sevrî idi zamanında. / Ol yılda vefāt idenlerden biri Alī bin Hüseyn bin Alī (12) bin Ebī Tālīb-i Hāşimī Kureyşī dür ki, / meşhūr ıdı Zeynü l- Ābidīn dimek-ile /. (İKT4/1-v. 133a/12-s. 494). / ünlü idi Zeynü l-abidin demekle / Yapısına Göre Devrik Cümleler Yapısına göre devrik cümleler öncelikle basit veya birleşik olmaları açısından incelenmiştir. Basit devrik cümleler isim ve fiil cümlesi diye ikiye ayrılmıştır. Birleşik devrik cümleler ise her birinin çeşitli alt başlıklarının olduğu şartlı, iç içe, ki/kim li, çü/çün/çün/mādām/vaktī/kaçan ki/kim li birleşik cümleler olarak dört başlıkta değerlendirilmiştir Basit Devrik Cümleler Basit İsim Cümlesi / Avām (6) katında merġūbdur ancak. / (İKT4/2-v. 250a/5, 6-s. 185). / Kişi kendü eski hırkasın yamamak yigdür âriyete ton dilemekden. / (GT-v. 79b/3- s. 239).

332 312 / Sirke ve tere kendü eli emeginden, yigrekdür ayruk kişinüñ kuzı biryânından. / (GT-v. 75a/10-s. 231). / Lākin bu hadīslerüñ isnādı sahīh [339b] (1) degüldür. Ba zısında halel olduġından ötürü. / (İKT4/2-v. 339a/21; 339b/1-s. 336). / İki oġlı, biri Muhammed ve biri Abdülvehhāb idi, bunlardan (2) ġayrı dahı. / (İKT4/2-v. 290b/1, 2-s. 252). / Zīrā āhır zamānda dünyā fesāda vardukda ol hurūc idüp yir yüzini adl-ıla (2) toldursa gerek, cevr-ile ve zulm-ıla tolduġı gibi. / (İKT4/2-v. 373a/1, 2-s. 398). / Göz karañulıkda (11) kılıç görmek yigdür düşmenler yüzin görmekden. / (GT-v. 54a/10, 11-s. 200). / Ol tāyıfadandur ehl-i Kanesrin. / (İKT4/2-v. 297b/20-s. 266). / Eli-y-ile kızmış demüri yogurmak yigrekdür (14) elin gögsine koyup emîr öñine turmakdan. / (GT-v. 22b/13, 14-s. 151). / Kişinüñ kendü sofrası uvagı dahı lezîzdür gayrı kişinüñ (9) kuzı biryânından. / (GT-v. 75a/8, 9-s. 231). / Kuru etmeg-ile ve pâre pâre hırka-y-ıla kanâ at itmek yigrekdür ve kendü mihneti (14) yükin çekmek yigrekdür, halkuñ minneti yükin çekmekden. / (GT-v. 32b/13, 14-s. 171). / Yazılarda kalmış dermândeye (37a) bişmiş şalgam yigdür ham gümişden. / (GTv. 36b/15; 37a/1-s. 176). / Sabr köşesinde hırkasın yamayup epsem oturmak (6) yigrekdür hocalara kaftâniçün ruk a yazmakdan. / (GT-v. 33a/5, 6-s. 171) / Süleymān uñ cemi i oġlanlarından büyük bir oġlı var-ıdı İbrāhīm adlu /, anı depelediler. (İKT4/2-v. 279a/10-s. 233). / Bu söz işāretdür, īmānı makbūl olmaduġına. / (İKT-v. 101a/12-s. 295). / Bu yıluñ evvelinde halīfa Abdülmelik oġlı Velīd üñ oġlı (19) İbrāhīm-idi. Kardaşı Yezīd-i Nākıs uñ vasiyyetiyle ve Hıms kavmından ġayrı cemi -i ümerānuñ (20) ve ehl-i Şām uñ itā atlarıyla ve bey atlarıyla. / (İKT4/2-v. 275b/19, 20-s. 228). / Halīfa durduġı yire varmaġa kimse kādır degüldür. (2) Köprüsüz / ve ol mevzı da binā itmezden öñdin Mansūr bir nice gice yatdı uyudı. (İKT4/2-v. 334b/1, 2-s. 328).

333 313 / İmām-ı hümām idi, luġatda ve (2) nahıvda ve ilm-i kırā atda. / (İKT4/2-v. 342b/1, 2-s. 342). / Biñ kez otlak yiri (5) yigdür meydândan. / (GT-v. 78a/4, 5-s. 236). Ve / rivâyetdür server-i kâyinâtdan ve mefhar-i mevcûdâtdan ve ol âlemîlerüñ (3) rahmeti ve âdemîlerüñ safveti Muhammed Mustafâ dan-salla llahu aleyhi ve sellem- /. (GT-v. 2b/2, 3-s. 128). / Yigit perhîz itmek gerekdür (14) şehvetden /; pîrüñ hod âleti kalkmaz, perhîzi nedür. (GT-v. 78b/13, 14-s. 238). İttifâk-ıla it yidügin (7) bilür, / pes it yigdür tuz etmek bilmez âdemden /. (GT-v. 76a/7-s. 233). / Tahkîk cehennem azâbı-y-ıla (7) berâberdür uçmaga konşı ayagı-y-ıla varmak. / (GT-v. 33a/6, 7-s. 171). Fitne uyumışdur / la net uyarana! / (GT-v. 13b/10-s. 139). / Dostlar katında ayak zencîrde olmak (7) yigrekdür yâdlar-ıla bûsitânda olmakdan. / (GT-v. 26b/6, 7-s. 162). Ve / ol yılda a yāndan müteveffā olanlardandur Yezīd-i Ebī Sinān ve Ma bed oġlı Ebū Ukayl-ı Zühre (14) ve Atta-yı Horāsānī /. (İKT4/2-v. 301b/13, 14-s. 273) Basit Fiil Cümlesi / Fazli bni Yahyā ya dahı atālar eyleyüp, Reşīd katında Fazl uñ mertebesi (17) ziyāda oldı, Abbāsīler-ile Fātımīler arasında sulh itdügiçün. / (İKT4/2-v. 382b/16, 17-s. 417). / Sevrī rivāyet ider Abdıllāh b. Velīd den. / (İKT4/2-v. 234b/21-s. 159). / Vardı Abdullāh a /, (5) sıdı. (İKT4/2-v. 306b/4-s. 282). / Ol avrat vardı Abdu llāhı bni Ömer e / dahı sordı. (İKT-v. 182a/12-s. 429). Ya nī / kime dokınacaġı üzerinde yazılmış-ıdı adlu adı. / (İKT-v. 73a/2-s. 246). Bidevî at ivmeg-ile bir nefes yürür ve / deve gice gündüz (12) yürür âheste. / (GTv. 59b/11, 12-s. 208). Eved, / Allāh Taālā bir kimesneyi alaca (3) itse olur alaca / ve kimi ki / Allāh Taālā hor ide anı / kimdür ki azīz ide? (İKT4/2-v. 295b/2, 3-s. 261). / Bunda on ikinci cild tamām oldı Allāh Ta ālā nuñ avnı-y-ıla. / (İKT4/2-v. 438b/13-s. 514).

334 314 / Rivāyat (15) ider A meş Nāfi den, / ol Ömer den. / (İKT4/1-v. 63a/14, 15-s. 384). / Andan Mühelleb Abdu(15)rrahmān a biñ biñ akçalar atā itdi, anda gendüye yardım itdüginden ötürü. / (İKT4/1-v. 79a/14, 15-s. 408). / Zīrā geçen yıl içinde Ebū Müslim üñ sözin işitmedilerdi, anlaruñ arasında (13) geçirek olduġıçun. / (İKT4/2-v. 284b/12, 13-s. 242). / Nitekim (15) geliserdür anuñ beyānı. / (İKT-v. 177b/14, 15-s. 421). Haccāv gişi-y-di, / (10) Abdullāh bin Ziyād anı depelemek diledi atası Ziyād ı heciv itdüginden ötürü /. (İKT4/1-v. 40b/10-s. 346). / Bir kişi (4) gördüm ayaksuz. / (GT-v. 37a/3, 4-s. 176). Ve / bu yılda a yāndan vefāt itdi Ayās b. Mu āviye /, (8) Benī Adnān dandur, ulu tābı īndur, dedesi sahābedendür. (İKT4/2-v. 250a/7-s. 185). / Ol yılda Mehdī oġlı Mūsā-yı Hādī yi (12) Curcān a gönderdi. Azīm leşker-ile / anuñ gibi çeri kimse görmemişdür. (İKT4/2-v. 371b/11, 12-s. 396). Çünkim gemiye bindiler, Hızır eglenmedi, / fi l-hāl ol geminüñ bir tahtasını (14) kopardı balta-y-ıla /. (İKT-v. 108b/13, 14-s. 308). Namâz kıldı ve du â (10) diledi ve / döndi baña / eyitdi: Himmetüñ bize yoldaş eyle ki (GT-v. 13a/10-s. 138). / Döndi baña / eydür: Sa dî! Bir seferüm dahı vardur (GT-v. 38a/13-s. 178). / Kitâb-ı Gülistân tamâm (15) oldı Bârî Ta âlâ- azze ve celle- tevfîkı-y-ıla. / (GTv. 79a/14, 15-s. 239). / Çıkardı barmaġından /, bir yākūt yüzügi var-ıdı. (İKT4/2-v. 437a/20-s. 511). / Muhammed aldı başı / Fazli bni Sehl e ki Zi r-riyāsetdür- virdi. (İKT4/2-v. 425a/15-s. 492). / Pes (16) bu ni met şükrānesi İbrāhīm bir kurbān boġazlayacak yir yapdı Beytü l- Makdis üñ gün (17) toġusından yaña /, andan Bilād-ı Teymen e vardı kim (İKT-v. 62a/15, 16, 17-s. 228). / Hāfız Ebū Na īm (13) rivāyat ider bir gişiden /, aña Ebū Nüfeyil dirler. (İKT4/1- v. 3a/12, 13-s. 285). Ve / bu yılda vefāt itdi Bişri bni Muzıl ve Abdüsselāmi bni Harb ve Abdül azīzi bni (3) Muhammede d-dār Aver di /. (İKT4/2-v. 403b/2, 3-s. 454). / Geldük biz Herseme kıssasına. / (İKT4/2-v. 427b/18-s. 496).

335 315 Ve / dahı (4) habar virdi bize Ebū l- Abbās-ı Ahmedi bni Ebī Tālib Ca feri bni Aliyi Hemedānī den, / ol Ebū Tāhir (5) Ahmedi bni Muhammedi bni Sülfī den, / ol Ebū Abdi llāh-ı Zehebī den, / ol Hasanı bni Ebī Bekir (6) Hallāl dan / ol Muhammedi bni Ahmedi bni İbrāhīm-i Razī dan, / ol Ebü l Fazl-ı Muhammedi bni Ahmedi bni (7) Īsā-yı Sa dī den, / ol Ebü l-kāsım Ubeydu llāhi bni Ahmedi bni Aliyy-i Mukrī den, / ol dahı (8) Derestūye-i Nehavī den, / ol İsmā īli bni İbrāhīm-i Sa dī den ki Kazı Fārisi di, / ol Süleymāni bni (9) Seyf-i Tāyī dan ki Ehl-i Harrān dandur, / ol Sa īdi bni Bezeyġī dan, / ol Muhammedi bni İshāk dan, / (10) ol Hasani bni Ebi l-hasan-ı Basrī den / eytdi kim (İKT-v. 168a/3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10-s. 402). / İmām Ahmed Ebū Hüreyre den rivāyat itdi bu hadīs misli /, Taberānī dahı (13) rivāyat itdi İbn-i Mes ūd Abbās dan bu hadīs gibi /; pes bu hadīslerden (14) ma lūm olur kim (İKT-v. 11a/12, 13-s. 141). Pâdişâh buyurdı; istediler, / bir bâgbânuñ oglın buldılar (4) bu sûret-ile /, buyurdılar atasını ve anasını getürdiler, çok mâl ve ni met virüp râzî itdiler. (GTv. 19a/3, 4-s. 147). / Ebū Abbās-ı Seffāh ı getürüp hılāfatı aña (21) teslīm itdiler. Bu yıluñ Rebī ülāhırınuñ on üçünci gicesi geçdükden soñra Cum a gicesi. / (İKT4/2-v. 290b/20, 21-s. 253). Andan (11) dutdılar, / İbrāhīm i depelediler bu yıluñ safer ayında /, sahıh rivāyet budur. (İKT4/2-v. 290b/11-s. 253). / Bu hadīsi Müslim dahı rivāyat itdi, (17) Buhārī rivāyat itdügi tarīkından. / (İKTv. 27a/16, 17-s. 169). / Karın tenûrını toldurmak musîbet olur (15) bulmadugı günde. / (GT-v. 34a/14, 15-s. 173). / Pes Mūsā Aleyhi s-selām- aldı, bunları / Tūr-ı Sīnā ya vardı. (İKT-v. 105a/10- s. 302). / Abdu l-muttalib aldı, bunları / Ka be nüñ (12) içine girdi, Hübel katına ok bırakdı. (İKT-v. 181a/11-s. 427). / Kuteybe rivāyet ider Ca fer b. Birkān dan / eyitdi ki: (13) (İKT4/2-v. 240a/12-s. 169).

336 316 / Me mūn Dīnāri bni Abdullāh ı (7) gönderdi. Çok leşker-ile / ve / bir nāme yazdı ki Eger Abdurrahmān (8) beglik da vāsından vaz gelürse ki mutī ola, amān viresiz. diyü /. (İKT4/2-v. 435a/6, 7, 8-s. 508). / Beyhakī dahı böyle rivāyat itdi Delāyil inde Muhammedi bni Hassān-ı Teymī tarīkından /, ammā (İKT-v. 167b/6-s. 402). / Medīne-y-ile Tūr arasında Eyke dirlerdi bir köy (18) var-ıdı, deñiz kenārında. / (İKT-v. 146b/17, 18-s. 369). / Allāhu Ta ālā kullarına minnet ider, deñizler ve ırmaklar yaratduġı-y-ıla. / (İKT-v. 12b/5-s. 143). / Pes bu iki (8) yigit kasd itdiler deveyi öldürmege /; kavmlarında sa y eylediler, (İKT-v. 56b/7, 8-s. 218)., hutbe okısa hıtābında beyān var-ıdı ve kitābet itse, kitābında burhān (12) varıdı, / delālet iderdi diyānete / ve / da vet kılurdı emānete /. (İKT-v. 169a/12-s. 405). Ve / dahı Müslim Sahīh ında rivāyat itdi Ebī Mālik-i (19) Eşcā ı hadīsinde Ebī Hāzım dan, / ol Ebū Hüreyre den ve Ebū Mālik-i Rıb ī dan rivāyat itdi, (İKTv. 33a/18, 19-s. 179). / Bu hadīsi Nesāyī çıkardı (11) Ebī Üsāme tarīkından. / (İKT-v. 172a/10, 11-s. 411). / İbn-i Ebī d-dünyā rivāyet ider Ebū Ca fer den. / (İKT4/2-v. 236a/3-s. 161). / Ammā Ahmed dahı rivāyat itdi Ebū Hüreyre den (2) bu hadīs misli / murādı Va llāhü a lem.- oldur kim (İKT-v. 15a/1, 2-s. 147). / Ahmed rivāyet ider Ebū Muhammed-i Berberī den /, eyitdi (8) ki: (İKT4/2-v. 240a/7-s. 169). / Rivāyet olınur Ebū Zübeyr den ve Sābit Benāyin den ve İbrāhīm den ve Abdullāhi bni ve Muhammedi bni Aliyyi bni (20) Abdullāhi bni Abbās dan /, İbn-i Asākir zıyāda eyledi şeyhlerinden Muhammedi bni Ali ve Abdurrahmān b. (21) Harmeletle yi ve Akirmete yi / ki Ebū Müslim İbn-i Abbās uñ kulıdur.- / (İKT4/2-v. 309a/19, 20, 21-s. 287). / Geldük ehl-i Dımışk kaziyyesine. / (İKT4/2-v. 277b/4-s. 231). Avratları geldiler, / yüzlerin açdılar, (13) erleri raġbet itdürmek içün /. (İKT-v. 56b/12, 13-s. 218).

337 317 / Geldük Fazli bni Rebī kaziyyesine. / (İKT4/2-v. 436b/15-s. 510). / Allāhu Ta ālā (13) Kur ān da Mūsā nuñ kıssasın çok yirde zikr eyledi; gāh mutavval, gāh muhtasar. / (İKT-v. 91b/12, 13-s. 278). / Mûsâ- aleyhi s-(3)selâm- bir dervîş gördi; gâyet yalıncak, kuma gömülmiş /, Mûsâ ya (4) eyitdi: (GT-v. 36a/2, 3-s. 175). / Buzaġuya tapanlaruñ Allāh Ta ālā tevbelerin kabūl itmedi; gendülerini öldürmeyince. / (İKT-v. 105a/3-s. 302). Ve / bu yılda Me mūn (12) Yahyā b. Āmir i depeledi. Gendüye Yā Emīre lkāfirīn didügiçün /. (İKT4/2-v. 428a/11, 12-s. 496). / Ömri habsda geçdi halīfa ölince. / (İKT4/2-v. 399b/5-s. 448). / Pes vardı halīfaya /, üzerine yürüdi. (İKT4/2-v. 314b/15-s. 297). / Ali oġlı Abdullāh buyurdı halka /, (9) atdan indiler. (İKT4/2-v. 292b/8-s. 256). / Ömer b. Abdil azīz, Nāfi i bir def a Mısr a göndürdi halka sünnet ta līm itmegiçün. / (İKT4/2-v. 238a/21-s. 166). / Beytü l-makdīs de (8) hıyār kimseler sākin olmışlar-ıdı; Haysānīler den ve Ferzānīler den ve Kenanīler den. / (İKT-v. 102a/7, 8-s. 297). / Ebū Üsāme dahı böyle rivāyet itdi Hişām dan / ol dahı ziyāde nakl (7) itdi, Zeydü bni Amr Ka be yi şerrefeha llāh- öperdi eydürdi kim: (İKT-v. 172a/6- s. 410). / Pes vardılar (16) Horāsān a /, Āsım -ki amal-dār-ıdı- halīfa tarafından bir beg gelince bir beg dikdiler. (İKT4/2-v. 315b/15, 16-s. 299). Ve / hem İbn-i Cerīr dahı bu kavlı ihtiyār itdi, İbn-i (10) Abbās dan ve Ikrime den / ve Mücāhid den rivāyat olundı kim şehādet iden (11) erinüñ hısımı idi. (İKT-v. 80b/9, 10-s. 259). / Döndi İbn-i Ebī Meryem /, (6) Abbās a / Nedür bu getürdügüñ nesne? / didi. (İKT4/2-v. 412a/5, 6-s. 469). Andan halīfa güldi, namāzı kat itdi, / döndi İbn-i Ebī (18) Meryem e / Namāzda, Kur ān da tınma, ġayrı yirde söyle. didi. (İKT4/2-v. 411b/17, 18-s. 469). / Allāh Taālā ol yirleri (7) bunlaruñ içün yazmış-ıdı, İbrāhīm lisānı üzere ve Mūsā Kelīm-i lisānı üzere. / (İKT-v. 102a/6, 7-s.297). / Ka be ye yakın (19) bir yirde kodılar, ibret içün. / (İKT-v. 160a/18, 19-s. 390).

338 318 / Bu sözi Ebü l-kāsım-ı Süheylī Muhammedi bni l-hasani n-nakkāş dan rivāyat itmiş İmām Ahmed (19) isnādı-y-ıla /, Enesi bni Mālik rivāyat itdi kim (İKT-v. 25b/18, 19-s. 166). / Zīrā gendü yukaruda hadīs rivāyat itdi, İmām Ahmed den ve Tabarānī den /, Vādi-yi Asfān a (15) varıcak Ebū Bekr e eyitdi: (İKT-v. 66a/14-s. 234). / Geldük imdi /, Hasan İbn-i Ebīl-Hasan dur ki atası adı Yesār-ıdı (8) ol Ebū Sa īd-ı Basrī dür ki Zeydi bni Sābit üñ kulıdur. (İKT4/2-v. 226a/7-s. 146). / Geldük imdi /, Muhammed-i Mehdī-i hılāfat Mansūr aña ahd idüp dururdı. (İKT4/2-v. 357b/16-s. 369). / Döndi Īsā ya / eytdi: (İKT-v. 141a/6-s. 360)., / Allāh Ta ālā buyurur İsrāfīl e / sūrı urur, kaçan kim ura cānlar (12) çıka. (İKT-v. 25a/11-s. 165). / Anlaruñ alāmeti kara (16) olmakdan zāyıl olmadı. İşbu güne degin / nite ki görür-imiş hatībler / Cum a güninde ve bayramlarda kara geyürler. (İKT4/2-v. 297b/15, 16-s. 266). / Lākin anı (21) takvā men eyledi, kardaşına el uzatmakdan. / (İKT-v. 39a/20, 21- s. 188). / Dahı rivāyat olundı (11) Katāde den ve Süvār bin Abdullāh dan ve Ubeyd bin Hassān dan ve Mu āz bin Mu āz Anberī den / (12) ve ashāb-ı hadīsden çok gişi sayup cümlesinden birisi Ebū Ubeyd idi, İshāk bin (13) Rāheveye idi kim: Bu cāyızdur didi. (İKT4/1-v. 189b/10, 11-s. 580). / Āhır anda Şām da oldı, Kaysar katında. / (İKT-v. 177a/5-s. 420). / Biz yine geldük kıssanuñ evveline /: (İKT4/2-v. 425a/12-s. 492). Bu hadīsi Beyhākī ve Taberānī ve Muhammedi bni Cerīr rivāyat itdi, / Ebū Mūsā Medīnī bu hadīsi getürdi Kitāb-ı Tılāvat da / (9) dahı bir ġarīb geleci ziyāde itdi kim (İKT-v. 26b/8-s. 168)., / Mūsā dahı özr itdi, Kur ān da (18) zikr olunduġı gibi /. (İKT-v. 114a/17, 18-s. 317). / Pes gözlerine sürme çekdiler; kuvvatlu olsun diyü. / (İKT-v. 49b/1-s. 205). / Karındaşı öldükden soñra Mervān uñ dirliginde [302b] (1) hılāfat aña bey at olundı. Kūfe de Rebī ü l-evvel ayınuñ on ikinci güninde cum a gün. / (İKT4/2-v. 302a/21; 302b/1-s. 274).

339 319 / Ol beşārete şükr idüp tekbīr eyledi ma būda. / (İKT-v. 178b/8-s. 423). / Bu hadīsi Tirmizi dahı rivāyet (14) itdi Mahmūdi bni Ġaylān dan /, ol Ebū Dāvūd-ı Tabālisī den rivayet itdi. (İKT4/2-v. 296b/13, 14-s. 264). / Bunuñ üzerine Hadīs-i Nebevī dahı gelmişdür merfū olıben (6) Abdu llāhı bni Amr dan. / (İKT-v. 177b/5, 6-s. 421). / Ol yılda Rūm Şam da (13) olanlar üzerine hurūc idüp ġalaba eyledi Mervān oġlanları-la İbn-i Zübeyir arasına (14) muhālafat girdüginden ötürü. / (İKT4/1-v. 39b/12, 13, 14-s. 345). Zemzem zāhir olıcak dükeli halk kalan kuyuları terk itdiler, / her birisi Zemzem den (9) içer oldılar; Mescid-i Haram içinde olduġı-y-ıçun ve dahı kalan kuyular üzerine çok (10) dürlü fazīleti olduġı-y-ıçun ve hem İsmā īl peyġāmbar kuyusı olduġı-y-ıçun /. (İKT-v. 180a/8, 9, 10-s. 425, 426). / Hāfız-ı Ebū Bekr-i Hātīb (17) rivāyet ider kāzī Ebū Muhammed den ki Hasan b. Muhammed b. Ramin-i Isfara Bādı dur- / ol rivāyet ider (18) Muhammed b. Hamīd-i Sirazī den, / ol kāzī b. Mahmūd b. Hurzād-i Ehvāzī den, / ol Aliyyi bni Muhammed Kasrī den / (19) ol Ahmed b. Muhammed b. Hammād dan / eydür: (İKT4/2-v. 367a/16, 17, 18, 19-s. 387). / İmām Ahmed bu kavlı ihtiyār itmişdür Muhammedi bni Cerīr ve müteahhırlardan /; bir tā ife dahı bu kavlı (9) ihtiyār itmişlerdür, (İKT-v. 8b/8- s. 136). / Ammā Beyhakī ile İbn-i Asākir bir vech-ile dahı rivāyat eylediler Muhammedi bni (14) Īsī hadīsinden /, didiler kim / Muhammedi bni Sa īd-i Kuraşī habar virdi atasından, / ol Aliyyi bni (15) Süleymān dan, / ol Aliyyi bni Abdi llāh dan, / ol Abdu llāhi bni Abbās dan / kim Cārūd ibni Abdi llāh (16) geldi, (İKT-v. 170b/13, 14, 15-s. 408). / Taberānī rivāyat Muhammedi bni Osmāni bni (12) Ebī Şeybe den /, ol Müncābi bni Hāris den /, ol İbrāhīmi bni Yūsuf dan /, ol Ziyādi bni Abdu llāh dan /, ol Leys den /, (13) ol Abdu l-meliki bni Sa īdi bni Cübeyr den /, ol İbn-i Abbās dan rivāyat itdi kim (14) Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKTv. 8a/11, 12-s. 135). / Döndi Mūsā /, Sāmirī ye eyitdi: (İKT-v. 116a/17-s. 319).

340 320 / Yigirmi üç yıl hılāfat itdi, Mūsā-yı Hādī den soñra /, (8) v allāhu alam. (İKT4/2-v. 411b/7, 8-s. 468). / Zīrā İbrāhīm anı ġāyet sever-idi; müsülmān olduġ-içün / ve hem gendünüñ hısımı idi (18) ve hem ġāyet güzel-idi. (İKT-v. 62b/17-s. 229). / Hattā Rasūl (3) Hazratı dahı yā on altı ay, yā on yidi ay Beyte l-makdis den yaña kıldı namāzı. / (İKT-v. 118a/2, 3-s. 322). Allāh Taālā bu kavmuñ cemīisini helāk itdi, / hīç kimesne kurtulmadı, ne irkeginden ve ne (4) dişisinden; ne büyüginden ve ne güçüginden /. (İKT-v. 73a/3, 4-s. 246). Emīn üñ hālı ġāyet za īf oldı, / hīç akçası kalmadı, ne leşkere virecek ne (21) gendü yiyecek /. (İKT4/2-v. 422b/20, 21-s. 488). / Çok hadīsler dahı rivāyat idüp dururdı nice sahāba (11) cemā atından. / (İKT4/1-v. 175a/10, 11-s. 557). Ya nī / Süleymān, Dāvud a vāris oldı nubuvvatda ve ilmde /; mālda degül. (İKTv. 130b/18-s. 343). rivāyat ider ki: Resūl Hazratı aleyhi s-selām- (11) buyurdı ki: / Her gişi ki, halāyıkı bir söze yā bir işe da vat itse bu hālda / ki, gendü (12) anuñla amal eylemeye. / Allāh uñ ġazābından kurtılmaz, ol didügini yā da vat itdügini işlemeyince, (13) yā gendüyi da vatdan yıġmayınca. / (İKT4/1-v. 66a/11, 12, 13- s. 389). / İmām Ahmed rivāyet ider Ömeri bni Hattāb dan /, eyitdi: (12) (İKT4/2-v. 265b/11-s. 211). / Tāhir leşkerile geçdi öte yaña. / (İKT4/2-v. 422b/14-s. 487). Ömer bin (18) Abdülazīz bunlaruñ sözlerin Velīd e bildürüp, Velīd rızā göstermeyüp emr eyledi ki, (19) / evleri yıkup mescid yapalar. Gendi buyurduġı gibi / ve sakfın yüceldeler. / Ömer (20) çāra bulmayup, yıkmaġa başlayup, Benī Haşim den ve ġayrıdan eşrāf cem olup, zārī vü (21) efgān idüp aġlaşdılar Peyġāmbar öldügi gün gibi. / (İKT4/1-v. 117a/19, 20, 21-s. 469). Ka be yapılduġı anlardandur, / anı Kurayş yapdı Rasūl gelmezden öñdin /, (4) nitekim geliserdür -İnşā allāh.- (İKT-v. 177b/3-s. 421).

341 321 / Ammā Varakatü bni Nevfel üñ kıssası (3) geliserdür, Rasūl Hazratları Aleyhi s-selām- bi set olunduġında, ya nī Peyġāmbarlık virildüginüñ (4) evvelinde / -İnşā allāhu l-azīz.- (İKT-v. 177a/2, 3, 4-s. 420). / Nitekim Rasūl Aleyhi s-selām- Mekke yi feth itdügi vakt deve-y-ile (4) girdi; rukū -ıla, şükr-ile, / hatta mubārak sakalı devenǖn rahlına irişürdi; başların aşaġa tutduġından. / (İKT-v. 123b/3, 4-s. 331). / İmām (18) Ahmed rivāyat [ider] Rüfā a bin Şeddād dan. / (İKT4/1-v. 22a/17, 18-s. 316). Fi l-hāl emr itdi, / (1) tutdılar saçından / bir at kuyruġına baġladılar, (İKT-v. 160a/1-s. 390). Ve / bu yılda vefāt itdi (6) Sa īd-i Cüreyrī /. (İKT4/2-v. 411a/5, 6-s. 467). Ve / mekteb-hâneye bir zâhid kişi getürdiler; selîm-nefs ve yavaş /. (GT-v. 62a/15- s. 212). / Nitekim Abdu rrazzāk tefsīrinde zikr eyledi Sevrī den, / ol İbn-i Ömer den, / ol Ka bü l-ahbār dan / (İKT-v. 26b/18, 19-s. 168). / Bir köşk yapdılar sırçadan / ve ferşi su üzerinde (8) idi ve ol su içinde (İKT-v. 132a/7-s. 345). / Esbāt nakl eyledi Süddī den, / ol dahı nakl (13) eyledi Ebū Mālik den, / ol dahı nakl eyledi Ebū Sālıh dan, / ol dahı nakl eyledi İbn-i Abbās dan, / (14) dahı nakl itdiler Merve den, / ol dahı nakl itdi İbn-i Mes ūd dan, işbu āyetüñ tefsīrinde /: (İKT-v. 126b/12, 13, 14-s. 336). / Geldük Süleymāni bni Hişām kaziyyesine. / (İKT4/2-v. 276b/3-s. 229). / Pes başın ayruk kaldurmadı, tā Allāh Ta ālā belāsın keşf itmeyince. / (İKT-v. 87a/15-s. 270). / Soñra azup, gine (11) ardına dönüp hızbullāh-ı müflihīnden ayrılup, şeytāna uyup, ġāvīlardan olup, şeytān ardından (12) dönmedi; tā anı dīninde ve dünyāsında husrāna koyup, unutdurup şakīler kısmından eylemeyince. / (İKT4/1- v. 83b/10, 11, 12-s. 415, 416). Halīfa Ömer Kūfe nāyıbı Abdülhamīd e (5) buyurdı, vara / ol hārıcīları Hakk a da vat idüp, eyü söz söyleyüp mukātala itmeye; tā anlar (6) fesād itmeyince /. (İKT4/1-v. 182a/5, 6-s. 567).

342 322 / Andan Mervān, İbn-i (17) Zubāra üç biñ er-ile artlarınca göndürüp, İbn-i Zubāra dahı artlarına uyup artda kalanın (18) depeleyüp artlarından gelmedi tā anları taġıtmayınca. / (İKT4/2-v. 283a/16, 17, 18-s. 240). / Sālih deñiz kenārınca gidüp gemileri bilesince yitdürdi ta Artiş e gelince. / (İKT4/2-v. 294b/9-s. 260). Kaçan kim güneşe tamām mukābil ola, nūrı tamām olup bedr olur, / andan soñra mukābele eksildügince (9) nūrı eksilür, tā ayuñ āhırına varınca /, pes böyle olmaġ-ıla aylar ve yıllar ma lūm olur. (İKT-v. 18b/8, 9-s. 153). / Ol sebebden aña çok zahmetler ulaşdı. Tā beglik gendüye ve Benī Abbās a mukarrar [306a] (1) olınca. / (İKT4/2-v. 305b/21; 306a/1-s. 281). / Andan soñra aña dahı hāllar geldi (2) tā bu yılda ölinceye degin. / (İKT4/2-v. 306a/1, 2-s. 281). Ya nī / güneş toġup (5) tolınmakdan zāyil olmaz, tā dünyānın āhır vaktına degin /, İbn-i Abbās kırā atında budur kim (İKT-v. 18a/4, 5-s. 152). / Kahtabe İbn-i Hübeyre ye yakın irişdükçe İbn-i Hübeyre (2) ardına göçmekden hālī olmadı ta Furat ı geçince. / (İKT4/2-v. 289b/1, 2-s. 250). Pes güz faslınuñ evvelinde gice ve gündüz barābar olur, / andan (14) soñra gice uzanur, gündüz kısalur, tā güz faslınuñ āhırına degin /, andan soñra girü döner, (İKT-v. 18a/14-s. 152). / Yahyā atası Zeyd öldügi vakt Horāsān da Hurayş b. Amru katında gizlendi ta Hişām (20) ölince. / (İKT4/2-v. 265a/19, 20-s. 210). / Mervānīlerden kimse bunı istemedi tā Hişām zamānı olınca. / (İKT4/2-v. 261a/11-s. 203). / Öldükden soñra kardaşı Süleymān halīfa olup (2) Hālid i nāyib itdi, tā Hicāz a, yüz altıncı yıla dek. / (İKT4/2-v. 272b/1, 2-s. 222). / Velīdi bni Abdülmelik tārīh-ı Nebeviyye nüñ seksen tokuzıncı yılda [272b] (1) Hicāz a nāyib kalup dururdı tā ölince. / (İKT4/2-v. 272a/21; 272b/1-s. 222). / Ol dahı turup bile kıldı; tā sabāh olunca. / (İKT4/1-v. 74b/8-s. 401). / Andan soñra halk eksilmekden zāyil olmadı. Tā şimdiye degin / bundan fehm (15) olınur kim Ādem evvelden altmış arşun ola. (İKT-v. 37a/14-s. 185). Nitekim evvel bahārda gice ve gündüz barābar olur, andan soñra başlar / gice eksilür, gündüz (13) uzanır, tā yazuñ āhırına degin /. (İKT-v. 18a/12, 13-s. 152).

343 323 / Ne işüñe yarar tabak-ıla gül? / (GT-v. 4a/10-s. 130). / Kardaşını bile zikr eyledi, te kīd içün ve hem bunlar ikisine bile hased (4) itdüklerine tenbīh itmeg-içün. / (İKT-v. 84a/3, 4-s. 265). / Hadīs dahı rivāyat itdi Temīm-i (5) Dārī den. / (İKT4/1-v. 171a/4, 5-s. 551). ve gitdi ve / Mekke vilāyeti Hazā a da müstemirr oldı; (6) üç yüz yıl /. (İKT-v. 160b/5, 6-s. 390). Pes Kadāri bni Sālıf ilerü vardı, kılıç-ıla siñirin çaldı, (14) deve düşdi, / bir kerre katı āvāz eyledi, veledin korkutmaġ-ıçun /. (İKT-v. 56b/14-s. 218). / Yezīdi bni Velīd den intikām (2) almak isterdi, Velīd b. Yezīd i öldürdüginden ötürü. / (İKT4/2-v. 276a/1,2-s. 228, 229). / Ebū Bekr bin Ebī Haysime (10) rivāyat ider Yahyā bin Bekir den, / ol rivāyat ider Leys den /, (11) eydür kim: (İKT4/1-v. 185b/9, 10-s. 573). / Müslim bu hadīsi Sahīh ında Kitāb-ı Fiten de rivāyat itdi; Ya kūbi bni İbrāhīm Devrakī dan (18) ve Haccāci bni Sa ir den, / ol ikisi Ebī Āsım-ı Nebīl den, / ol Urve den, / ol Ulyā dan, / ol Ebī (19) Zeyd-i Ensārī den, / ol Rasūlü llāh dan geçen hadīs gibi. / (İKT-v. 4a/17, 18, 19-s. 128). ve Kādir dür; hīç nesne i yaratmakda ācız degüldür ve / dahı Allāhu Ta ālā gökleri (17) bezerdi yılduzlar-ıla /. (İKT-v. 16b/16, 17-s. 149). Cemī -i yir yüzi suya ġark oldı, Allāh Ta ālā nuñ düşmenleri helāk oldı, / gine emr eyledi (15) yire /, suyını yutdı ve göge emr eyledi, yaġmurı dindi (İKT-v. 46b/14, 15-s. 201). / Beyhākī rivāyat itdi Yūnusu bni Bekir tarīkından, İbn-i İshāk dan / eydür: (İKT-v. 182b/19-s. 430). / Āhır hālına koyup, Hālid ol diyārı terk idüp Dımışk dan ikāmet itdi. (7) Yüz yigirmi altıncı yıluñ muharremine degin. / (İKT4/2-v. 272b/6, 7-s. 222). / Ehl-i Şām dan bir gişi ġazāya çıkmadı (5) za fından ve azlıġından ötürü. / (İKT4/1-v. 83b/4, 5-s. 415). / İbnü Asākir rivāyat ider Zeyd bin Vākıd dan. / (İKT4/1-v. 161b/19-s. 537). / Yarındası olıcak İbn-i Amru ölüleri araşdurdı Zeyd i bulmaġ-ıçun. / (İKT4/2-v. 248a/4-s. 182). / Geldiler zindāna / bunlaruñ-ıla (18) Benī Abbās uñ bey atına da vet itdiler. (İKT4/2-v. 254a/17-s. 192).

344 324 rivāyat itdi dan, rivāyat itdi dan, ol dan, ol dan yapısındaki cümleler: (İKT-v. 4b/7, 8-s. 128), (İKT-v. 53a/12, 13-s. 212), (İKT-v. 147b/19, 20, 21-s. 371), (İKT-v. 167b/17, 18-s. 402), (İKT-v. 171b/21; 172a/1-s. 410), (İKT-v. 173a/13, 14-s. 413), (İKT-v. 175b/2, 3, 4-s. 416), (İKT-v. 177b/15, 16, 17-s. 421), (İKT-v. 182a/7, 8, 9-s. 429) Birleşik Devrik Cümleler Şartlı Birleşik Cümle Temel Cümlenin Yan Cümleden Önce Gelmesiyle Oluşan Devrik Cümleler Muhammedi bni Vāsi eyitdi: / Bunlaruñ baña (5) ne men[fa] atı var, Allāh Ta ālā beni cehenneme sokacak olursa. / (İKT4/2-v. 254a/4, 5-s. 191). Bu sözi (5) işidüp, aġlayup: / N olaydı Allāh ta ālā beni işe mübtelā kılmayaydı / didi. (İKT4/1-v. 203b/5-s. 604). / Tabarānī rivāyat ider Ebū Dāvūd dan / kim: Tāvūs oġlanlarına: İy oġlancuklarum! (4) / Sāhıb-ı akılla musāhabat idüp anlara mensūb oluñ anlardan degülseñüz de. / Ve / (5) cāhıllar-ıla musāhabat idüp anlara mensūb olmañ anlardan degülseñüz dahı. / dirdi. (İKT4/1-v. 210b/3, 4, 5-s. 617). Ol eyitdi: / Sizüñle ādam oġlanları azdurup, kāfır idüp cehenneme koyarın. (19) Anlardan rāzī sevdükleri-çün baña ve būte tapmazlarsa dahı / didi. (İKT4/1-v. 33a/18, 19-s. 335). / N olaydı [219a] (1) anlaruñ gibi sözleri benüm hakkumda ve benüm emsālum hakkında diyeydüñ. / (İKT4/1-v. 218b/21; 219a/1-s. 631). Haccāc bir gün hutba(6)sında eyitdi kim: / Allāh taālānuñ harām itdükleri nesneye sabr itmek geñezdür azābına (7) sabr itmekden-ise. / (İKT4/1-v. 143b/6, 7-s. 510). Andan Abdülmelik: / N olaydı ben dahı bir kāzūr (4) olup elüm emegi-le dirileydüm / didi. (İKT4/1-v. 113b/3, 4-s. 462). Mūsā eyitdi: / N ola-y-ıdı beni te hīr (17) ideydüñ /, tā ol gişinüñ ümmetinden olaydum. (İKT-v. 116b/16, 17-s. 320).

345 325 Didi ki / n ola bir kaç gün mukīm (4) olsañuz, / tā ki hidmet ile müstefīd olsavuz. (GT-v. 55a/3, 4-s. 201). diyüp, İbn-i [Ebī] Atīk: Ben size fidā olayın. / İş bunuñ avratın bir gişi dahı çiftlenmek hayurludur (6) bir müsülmān gişiyi anuñ ışkı-la alup helāk olmakdanısa, / vallāhı ben bu aradan gitmezin; (7) hattā ol avratın metā ı Kays evine taşınmayınca / didi. (İKT4/1-v. 40b/5, 6, 7-s. 346). Çünkim Velīd ol mimāruñ (16) sözinüñ gerçekligin bildi, elli biñ fılorī virüp eyitdi kim: / Buña harc idecegümüz Allāh yolına harc (18) eylemek hayırludur böyle itmekdense. / (İKT4/1-v. 157b/17, 18-s. 531). Musannıf eydür: (8) / N olaydı bu işlerüñ āhırı ve ākıbatı n olur, bileydüm. / (İKT4/2-v. 338a/8-s. 334). buyurdı ki: Ve / ol şehr tīz zamānda (8) yire geçe, demür kazuk yumuşak yire nice geçerse /. (İKT4/2-v. 339a/7, 8-s. 336). / N olaydı, Ebū Nuvās uñ (14) şol iki [beyti] benüm olaydı / ki, dimişdür: (İKT4/2-v. 419a/13, 14-s. 481). / Hişām uñ hālı müşkildür eger Allāh Ta ālā yarlıġamazsa. / didi. (İKT4/2-v. 262b/10-s. 206). Ma nā-yı āyet budur: Şeytān gibi kim, insāna bir belā gelse gelüp: Senüñ (19) yoldaşuñın. / Seni bu belādan kurtarayın. Eger Allāh a şirk getürüp kāfır olursañ / (20) dir. (İKT4/1-v. 212a/19-s. 620). Abdülmelik aña dönüp: / Ne tatlu īşumuz var-ıdı, eger bākī kalurum-ısa /, (19) lākin evvelkiler didügi gibidür diyüp bu beyti okudı. (İKT4/1-v. 42b/18-s. 350). Ya kūb uñ didügi ya nī / (14) ben Yūsuf kokusın bilürin. Eger baña bunaduñ, akluñ gitdi, ne gerekse söylersin (15) dimezseñüz /. (İKT-v. 84a/14, 15-s. 265). bundan ötürüdür kim eyitdi: Ya nī / baña Allāhu Ta ālā nuñ azābından (5) kim yardım ider, eger ben bunları sürecek olursam? / (İKT-v. 44b/4, 5-s. 197). Yemīn idüp: (8) / Şefā at-ı Muhammed den mahrūm olayın, eger ben cemī -i ömrümde tonumı harām yire (9) çözdüm-ise / didi. (İKT4/1-v. 60a/8, 9-s. 379). Yûsuf 12/94.

346 326 Andan and içüp: / Şefā at-ı Muhammed den mahrūm olayın, eger (20) benüm ışkum evvel güninden āhır günine dek ve dünyā günlerinüñ āhır günine degin aña (21) ben şübhe-y-ile yapışmış olursam / diyüp, dahı: Ben yirümden turugelmedin ki, fevt oldı [97a] (1) didi. (İKT4/1-v. 96b/19, 20, 21-s. 436). Kesā ī (2) / Allāh Ta ālā dilüm kessün eger bilmedügüm söylersem. / didi. (İKT4/2-v. 405a/2-s. 456, 457). Fir avn uñ musāhıblarınuñ (16) ba zısı eyitdi: / Hak Ta ālā nuñ İbrāhīm e va de itdügi acabdur, eger bu degülse / didi. (İKT-v. 112b/16-s. 315). Bârî, / ne bilürsiz, eger cümle harâmîlerden biri bu-y-ısa? / (GT-v. 45a/8-s. 187). / Gül sohbeti hoş-idi eger diken korkusı olmayaydı. / (GT-v. 56a/12-s. 203). / Hikâyeti diñleyici mizâcına münâsib söyle (8) eger diñlerse. / (GT-v. 75b/7, 8-s. 232). Nūh a eyitdi: Ya nī iy Nūh! Bizümle cidāl itdüñ, cidāli (21) çok eyledüñ, / bize va de itdügün azābı getür, eger gerçek iseñ /. (İKT-v. 44b/21-s. 198). ki: Resūl Hazratı sallā llāhu aleyhi ve sellem-: / İbn-i Ömer (18) sālıh gişidür, eger gice tururmıssaydı. / (İKT4/1-v. 62b/17, 18-s. 383). Firavn eyitdi: Ya nī / (16) getür, eger girçeklerden-iseñ. / (İKT-v. 96a/16- s. 286). Rasūl -aleyhi s-selām- eytdi: Ve / cennet, Allāh a mutī olanlaruñdur (18) eger Habeşī kul olursa dahı /; ve nār-ı cehennem şunlaruñdur ki / Allāh a āsī ola. Egerçi, Kureyş üñ (19) ulusı dahı olursa /. (İKT4/2-v. 351b/17, 18, 19-s. 358). / Kimse baykuş gölgesine gelmeye, eger hümây aslı (3) cihânda kalmazsa. / (GTv. 11a/2, 3-s. 135). Çünkim Merve üzerine (4) çıkdı, bir āvāz işitdi, gendü gendüye epsem didi, diñledi, girü āvāz işitdi, eyitdi (5) / İşitdürdüñ, eger mededüñ var-ısa / didi. (İKT-v. 64b/5-s. 231)., merkez (17) bir noktadur kim her tarafdan sıkli anuñ üzerine düşer; / aġır nesne düşse (18) aña varur, eger men nesne olmasa /. (İKT-v. 11a/17, 18-s. 141). / Deñiz fâyidesi eyü-y-idi eger mevc (12) korkusı olmayaydı. / (GT-v. 56a/11, 12- s. 203).

347 327 ve eyitdi: Ya nī / Allāhu Ta ālā dan korkuñ (19) eger mü min iseñüz. / (İKTv. 141a/18, 19-s. 360). / Ne gam eger nasrânî kuyısınuñ suyı murdar-ısa. / (GT-v. 38a/2-s. 178). Ömer e işbu vech-ile biti yazdı ki: / Vallāh ben (6) senüñ zindānuñdan kaçmazdum eger ölmeyecegüñ bilsem. / (İKT4/1-v. 185a/5, 6-s. 572). Benī İsrā īl e eytdi: / Ben Cerīh i (19) yoldan azdurayın, eger rāzī olursañuz. / (İKT-v. 149b/18, 19-s. 374). / Âlimüñ sözin cân kulagı-y-ıla diñle eger saña verhem dahı (30a) görinürse. / (GT-v. 29b/15; 30a/1-s. 166). Ermiyā Allāhu Ta ālā ya du ā itdi, Hak Ta ālā vahy (13) eyledi kim: / Tevbelerini kabūl eyleyem; eger senüñle Beytü l-mukaddes de tururlarsa. / (İKT-v. 135a/13-s. 350). / Yirinde nā-hoş kimse var, eger şarābda (17) ġark degül imişse / didi. (İKT4/1- v. 174a/16, 17-s. 556). / Elbetde anı Mushaf dan koparmak gerek, eger toñuz tuynaġı-la dahı olursa. / (İKT4/1-v. 146a/21-s. 515). / Beytü l-māl dan nesne alduġı rivāyetine (3) mānı degül eger vākı oldısa dahı. / dirler-idi. (İKT4/2-v. 233b/2, 3-s. 157). / Vaktı hoşdur ol kişinüñ / ki / senüñ zikrüñ anuñ mûnisi ola, eger Yûnus gibi (11) balık karnında olursa dahı. / (GT-v. 76b/10, 11-s. 234). / Bir it bir lokmayı unutmaz eger yüz nevbet taş-ıla urursañ dahı. / (GT-v. 76a/9-s. 233). eyitdi: Üç nesneye nefsüñüzi mübtelā (11) itmeñ. / Biri Sultan katına varmak, egerçi Allāh uñ kullıġına buyurmaġa varursañuz dahı. / (12) Biri hatun gişi katına varmak, egerçi kitābullāh ögretmege de varursañuz. / (İKT4/2-v. 239a/11, 12-s. 167). Yunus b. Ubeyd rivāyet ider kim: / Bir kimse Hasan a nazar (3) itse andan fāyıda dutardı. Egerçi amalın görmeyüp andan nesne işitmese dahı. / (İKT4/2- v. 226b/2, 3-s. 147). / Hûb sûretlü her yire ki vara (15) hürmet, izzet görür; egerçi atası ve anası dahı kahr-ıla sürerlerse. / (GT-v. 41b/14, 15-s. 183).

348 328 / Abdussamed, hadīs rivāyet (11) idüp durur atasından, / atası dedesinden, / dedesi Abdullāh b. Abbās dan / ve / ol Hazret-i Risālet den / (12) ki eyitdi: / Eyülik, dahı sıla-yı rahım ömri uzun ider ve memleketleri ma mūr eyler (13) ve mālı arturur. Egerçi bunı işleyen gişi fāsık dahı olursa. / (İKT4/2-v. 395a/10, 11, 12, 13-s. 440). / Kazâ bir dürlü dahı olmaz, gerekse biñ âh u (6) nâle it ve gerekse söyleyüp şikâyet eyle. / (GT-v. 74a/5, 6-s. 230). Altunuñdan (9) ve gümişüñden halka râhat irişdür ve kendüñ dahı fâyidelen, / ol vakt (10) ki bu ev senden girü kala gerekse bir gerpüci altundan ve biri gümişden (11) olsun /. (GT-v. 39a/10, 11-s. 179). Pes Yūsuf eyitdi: Ya nī istiftā (12) itdügüñüz iş tamām oldı, / didügüm nesne vākı olacakdur, gerekse siz nesne görüñ, (13) gerekse görmeñ /. didi. (İKT-v. 81a/12, 13-s. 260). Ve her hāl bundan (10) ma lūm olur kim / atanuñ salāhıyyatı-y-ıla zürriyet mahfūz olurmış; ıraġ olursa (11) dahı /. (İKT-v. 109b/10, 11-s. 309). / Buña uyup bunı tasdīk itmek yigdür, işbu Hak dan dönücilere uymakdan-ısa /, belki (3) Haccāc ve ehl-i hevādan kim anuñ ġayrıdur- sözleri kizb ve iftirādur. (İKT4/1-v. 147a/2-s. 516). Sasaa cevāb virüp: (9) Yā Emīre l-mü minīn! Üç nesneyi alıcıdur ve üç nesneyi terk idicidür. / Evvel alduġı (10) halāyıkuñ göñülleridür; kaçan söz söylese; / ikinçi gökcek işdür, kaçan söz söyleseler /; üçünci ki / (11) işüñ geñezin ider, kaçan muhālafat olınsa /; didi. (İKT4/1-v. 28b/9, 10, 11-s. 327). Lokmān eytdi: / Dilden ve yürekden (10) tayyīb yokdur, kaçan tayyib olsalar; / ve / bunlardan habīs dahı yokdur, kaçan habīs olsalar /. (İKT-v. 147b/9, 10-s. 371). Rivāyat olundı ki: Bir gün Abdülmelik Kureyş den bir gişiye: (15) Sen hoş gişisin. / N olaydı lehhān olmayayduñ / didi. (İKT4/1-v. 165b/15-s. 543). Ve eydürdi ki: Üç nesne vardur ki şerīf (9) vazī itmez. Bir ciftlikler, bir tavr-ı ma īşet bilmek, / biri hakkın taleb itmek, ne kadar az (10) olursa /. (İKT4/2-v. 261b/9, 10-s. 204). / Kişinüñ (6) eli dünyâdan kısa gerekdür; yiñ gerekse kısa olsun gerekse uzun (7) olsun. / (GT-v. 75a/5, 6, 7-s. 231).

349 329 Pes İbrāhīm şükr içün secde itdi, güldi ve eyitdi: / Ne acab yüz yıldan soñra oġlum (18) olursa ve Sāra toksan yaşına varduġından soñra toġurursa / didi. (İKT-v. 68a/17, 18-s. 238) YC + TC + YC Nesā ī ve İbn-i Māce [22b] (1) Abdülmelik bin Umerī den [bu] hadīsi rivāyat ider ki: / Bir gişi bir gişiyi nefsi üzerine emīn kılsa, (2) ol dahı anı öldürse, ol öldüren gişiden ben beriyin; egerci öldürdügi kafır-ısa dahı / (3) diyü nakl eyledi. (İKT4/1-v. 22b/1, 2-s. 316)., / o kitāblardan neyi gerekse rivāyat itdi, gerek marūf gerek (9) münker; gerek makbūl gerek merdūd /. (İKT-v. 13b/8, 9-s. 145). / Tabarānī rivāyat ider İbrāhīm-i Teymī den / ki: (16) Şüreyh: / Zālımlar bilse gerek her kimüñ hakkın naks itdilerse. / Ve dahı: / Zālım muntazırdur ikāba, / (17) mazlūm muntazırdur nusrata / dirdi. (İKT4/1-v. 79b/15, 16, 17-s. 409) Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda / Bir gişi īmān lezzetin bulmaz ne deñlü namāzı ve orucı çok idecek olursa, (4) bu hāl-ıla muttasıf olmayınca /, bunuñ gibi itmek gişiyi ehlinden utandurmaz didi. (İKT4/1-v. 63b/3, 4-s. 384). Tañrı dan kork / ol seni ıhtıyār eylemek hayrludur saña sen gendü nefsüñ ıhtıyār (17) eylemekdense /. diyüp, bu beytleri okudı ki: (İKT4/2-v. 368a/16, 17-s. 389). Meryem eytdi: Ya nī / ben Rahmān a sıġınuram, (10) senden eger sen muttakīlardan iseñ dahı. / (İKT-v. 139a/9, 10-s. 357) Yan Cümle Başta, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Şeyh, Mehdī ye hıtāb idüp İy oġul, / kaçan ki babañ-ıla ammuñ and içseler, babañ hanīs (4) olmak yigrekdür ammuñ hānıs olmakdan /. didi. (İKT4/2-v. 355a/3, 4-s. 364). / Eger saña ok gibi (10) togrı yol gösterürse, sen dön andan / sol koluñdan yaña git. (GT-v. 69a/9, 10-s. 221).

350 330 Ol eyitdi: / Eger bu dedügüñ olursa buña destūr olsa gerek biz mahcūb olıcak / (11) ve / bu hāzır olsa gerek biz ġāyıb olıcak /. /İKT4/1-v. 146b/10, 11-s. 515). / Kaçan yörise halāyık güçüçük oġlancuk sanurlardı (3) boyı kısa olduġından ötürü. / (İKT4/1-v. 217b/2, 3-s. 628). Hükemâ eydür ki; / eger câhil âb-ı hayâtı yüz suyına satsa, âkıl (10) anı satun almaz ki izzet-ile ölmek yigdür horlıg-ıla dirlik sürmekden /. (GT-v. 35a/10-s. 174). Atam eyitdi: İy ciger-kûşem! / Sen dahı (12) uyusañ yigrek-idi iki rek at namâz kılup kendüzüñi görmekden. / (GT-v. 25b/11, 12-s. 156). Andan İbrāhīm aña İy (4) za īf yakınlu, / sabr eyleseñ ya nī rutab-ı ceni ya nī dirilmiş tāze hurma bulurduñ (5) Meryem bulduġı gibi /. didi.» (İKT4/2-v. 364b/4, 5-s. 381). Taberānī, Veheb den rivāyet ider ki: / Kaçan Allāhu Ta ālāya itā at idüp (21) amal itmek dileseñ gendü amaluñda cehd eyle nush-ıla / zīrā nāsıhı olmayanuñ [229a] (1) amalı kabūl olmaz. (İKT4/2-v. 228b/21-s. 150). / Eger ta ām yiseñ atyab ta āmlar getürürdük saña /; ve / eger şarāb içseñ şarāblaruñ lezizini (10) getürürdük saña /; evet ne yirde olsañ saña toprak ve su eksük itmeyevüz. (İKT-v. 133b/9, 10-s. 348). Fuzayl eydürdi ki: / Eger dünyā (17) kamu halāl olsa hīç sorusı, hısābı olmasa ben dünyādan i rāz iderdüm sizden (18) birüñüz şol necisden i rāz itdügi gibi /. (İKT4/2-v. 402b/16, 17, 18-s. 453). Ömer aña sorup eyitdi kim: Benüm üzerüme (10) niçün hurūc itdüñüz? Eger eydürseñüz kim: Allāh taālā size ġazab idüp bizi üzerüñüze (11) gönderdi. / Bu sözi biz lāyıkuz size dimege. / (İKT4/1-v. 182a/11-s. 568). Velīd b. Müslim (6) eydür: / Evzā ī kaçan irte namāzın kılsa, zikr iderdi tā gün toġınca. / (İKT4/2-v. 350a/6-s. 355). Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Kaçan fecr namāzın cemā at-ıla kılsa verādın okurdı (12) tā gün toġuncaya degin. / (İKT4/2-v. 355b/11, 12-s. 365). Süleymān eyitdi: / Eger ben olaydum baġ (20) issine koyunı virürdüm, tā kuzusıy-ıla ve südü-y-ile /, tā gendünüñ zıyānı kadar manfa atlana-y-ıdı, (21) andan soñra koyunı gine issine red ide-y-idi. (İKT-v. 132b/19, 20-s. 346).

351 331 Eyitdi: / Eger ok oġlan üzerine (14) çıkarsa deve i dahı ziyāde eyleñ. Tā şuña degin / kim Tañrı ñuz rāzī ola, (İKT-v. 181b/13, 14-s. 428). / Kaçan bir fakīr görse (11) nazarın üzerinden ayırmazdı tā tolanup gitmeyince. / (İKT4/2-v. 360b/10, 11-s. 374). Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Kaçan (7) ikindü namāzın kılsa, ehl-i beyti katına girüp gendünüñ ve ayālınuñ mesālıhın görürdi (8) tā yatsu vaktına degin. / (İKT4/2-v. 355b/6, 7, 8-s. 365) Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Andan soñra eydürdi: İy Çalab um! / Eger ben bilsem saña sevgülü olan vechi, / (5) ol vech üzere tapardum saña /, līkin bilmezin dir-idi. (İKT-v. 172a/4, 5-s. 410) Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda Ehl-i Kitāb eydürler: (17) Kızlıkda Yūsuf Mısr ehline ta ām satdı, / ne kadar malları var-ısa altundan ve gümişden ve (18) emlākdan / cemī isin Yūsuf aldı. (İKT-v. 85a/17-s. 267). Urve bir gün oġlanlarına nasīhat idüp eydür: (3) / Kaçan bir gişi görseñüz eyü iş işler /; bilgil ki ol gişi dāyım eyü iş işler. / Kaçan (4) görseñüz bir kimse yaramaz iş işler /; bilgil ki ol gişi dāyım yaramaz iş işler. (İKT4/1-v. 133a/3, 4-s. 493). Hemān Ebū Amru ve Şeybānī eydür: / Eger (4) Ebū Nuvās şi rinde mühmelāt añmasa; hamr gibi, oġlan hikāyeti gibi /, kitāblarumuzda anuñ (5) şi ri-y-ile temessük iderdük. (İKT4/2-v. 419a/3, 4-s. 480). / Vallāh eger ben size (11) buyursam, mescidüñ şu kapusından çıkuñ, diyü /, siz bir ġayrı kapudan çıksañuz sizüñ (12) kanuñuz ve māluñuz baña helāldur. (İKT4/1-v. 145a/10, 11-s. 513)., musannıf eydür: / Eger bu āyet delālet iderse şuña / kim yıldızlar dünyā göginde (18) murassa dur. (İKT-v. 18b/17-s. 153). / Şöyle kim eger bir gözi sahīh kimesne göge nazar kılsa, tā gözi (14) yorulınca / andan soñra girü nazar eylese, tā girü gözleri kelīl olınca / hergiz göklerde (15)

352 332 bir noksān bulmaya-y-dı ve hergiz bir ayba muttalı olmaya-y-dı. (İKT-v. 16b/13, 14-s. 149). Ben dükeli şehirleri (17) gezdüm, İbrāhīm peyġāmbar dīnini taleb eyledüm, / her kime sordum-ısa Yahūdılardan ve Nasrānīlar dan (18) ve Mecūsīler den / dükelisi baña bu dīnden habar virdiler. (İKT-v. 174b/17, 18-s. 415) İç İçe Birleşik Cümle Temel Cümle Başta, Yan Cümle Sonda + diyü Yapısındaki Cümleler İbn-i Cerīr rivāyet itdi ki: (6) «/ İmām-ı Mālik halka fetvā virdi. Aña itā at idüñ. diyü. / (İKT4/2-v. 323a/6-s. 311). / Getürüp ol gişinüñ evinde kodı, (5) aña tīmār ide diyü. / (İKT4/1-v. 212a/4, 5-s. 619). / Halk arasında (20) meşhūr oldı, Anı havārıc öldürdi. diyü. / (İKT4/2-v. 299a/19, 20-s. 268). / Dervîş evüne kimse gelmez, (8) bâg ve yir harâcın vir diyü. / (GT-v. 15b/7, 8-s. 142). / Nasr, İbn-i Hübeyre ye habar göndürdi. Baña on biñ gişi (6) yardımcı göndür. diyü. / (İKT4/2-v. 288b/5, 6-s. 249). Evzā ī eydür: Bu hālda-y-iken buña baş aġrısı ġalaba itdi. / (21) Rūm begi buña bir takya gönderdi. Başı üstine kosun, hemān aġrısı gider. diyü. / (İKT4/2-v. 246a/21-s. 179). Vardılar, anda gömdiler / ammā dört yanına aġaçlar dikdiler bellü olsun diyü /. (İKT4/2-v. 248a/3-s. 182). / İbn-i Kirmānī Ebū Müslim e nāme (13) göndürdi Ben senüñleyin. diyü. / (İKT4/2-v. 285b/12, 13-s. 244). / Halīfa (5) aġladı Benüm şom nefsümden ötürü bunca māl telef olınur. diyü. / (İKT4/2-v. 413a/4, 5-s. 471). / Rebī -i hācıb yüz kabr kazdurup āhıru l-emr ġayrında (16) defn eyledi, bilinmesün diyü. / (İKT4/2-v. 357b/15, 16-s. 369).

353 333 / Ebū Amru b. Alārī rivāyet ider: Bir bedevī gördüm ki hazrada namāz kılurken [225b] (1) çok tura. İllā Rubata b. Icān ı ve Ferezdak ı gördüm. diyü. / (İKT4/2-v. 225a/21; 225b/1-s. 145). / Feryād işidüp sordı: Bu nedür? diyü. / (İKT4/1-v. 150b/11-s. 521). İmām Ahmed eydür: İbn-i Ebī (4) Merzūk Meymūn uñ kaftanı içinde bir abā gördi, / sordı: Bu nedür? diyü /. (İKT4/2-v. 240b/4-s. 169). / Halīfa, beglere buyurdı Ebū Müslim i karşulañ. (4) diyü. / (İKT4/2-v. 308a/3, 4-s. 285). / Seffāhdan nice kerre dilek itmişdi Ebū Müslim i öldür. diyü. / (İKT4/2-v. 310a/13-s. 289). Ve / şol beglere ki Mansūr, Ebū Müslim e gönderürdi nesneler (12) va da iderdi, Ebū Müslim üñ baña gelmesini hoş görüñ. diyü /. (İKT4/2-v. 311a/11, 12-s. 290). Gün tolınduġı vakt geldiler, Lūt a konuk oldılar, / Lūt peyġāmbar (16) korkdı. Eger gendü konuklıġa almazsa ol fāsıklara varup konuk olalar diyü /, bunları (17) ādem oġlanlarından sanup ġāyet tarıldı. (İKT-v. 71b/15, 16-s. 244). / Fi l-hāl, Mansūr ihtiyātından Mūsā oġlı Īsā ya (15) nāme yazup viribidi, Elbet de baña irişsün, yohsa iş harāba gitdi. diyü. / (İKT4/2-v. 330b/14, 15-s. 322). İbnü Abbās rivāyat ider kim: / Abdülmelik Haccāc a biti yazdı: (11) Eslem bin Abd-ı Bekrī nüñ başın kesüp baña gönder diyü /. (İKT4/1-v. 143a/10, 11-s. 510). / Bu mü min (12) korkdı, Fir avn uñ Mūsā ya zıyānı dege diyü /, Fir avn ı ol kasddan döndermeg-içün (13) telāttuf itdi. (İKT-v. 98a/11, 12-s. 290). / Herseme ye ādam gönderdi, Fulān gice saña varam. diyü. / (İKT4/2-v. 423b/17-s. 489). Yahyā bunı işitdi, / and virdi Gel. diyü /. (İKT4/2-v. 436b/20-s. 511). / O pīri gözedürdi, gele diyü. / (İKT-v. 88b/8-s. 272). Andan soñra yüz atlu-y-ıla sahrāya çıkdı, / Nasr a nāme göndürdi. (16) Gelsün, kavl idelüm. diyü /. (İKT4/2-v. 285b/15, 16-s. 244). / Ol büti bir ak biz-ile örte kodı, gendü-y-ile Yūsuf-ıla (11) geçen hālın görmesün diyü. / (İKT4/2-v. 236a/10, 11-s. 162). / İnmege (17) dahı korkarın, gine binemem, diyü. / (İKT4/2-v. 248b/16, 17-s. 183).

354 334 Bir gice Hābil (3) koyun gütmekde eglendi, / Ādem Kābil i gönderdi, gör ne-yiçün eglendi diyü /, varup Hābil e (4) sataşdı, eyitdi: (İKT-v. 39b/3-s. 189). / Ömer bin Abdül aziz Velīd i Sa īd (11) turduġı yirden karşu dönderürdi, görmesün diyü. / (İKT4/1-v. 122b/10, 11-s. 477). / Ebū Müslim dahı (16) aña nāme gönderdi. Halkı cem itdüm, korkarın biş yüz gişi azdur. diyü. / Seffāf nāme gönderdi (17) Biñ gişi-y-ile gel. diyü. / (İKT4/2-v. 301b/15, 16, 17-s. 273). / Bir gişi dahı Benī (15) Sükūn e gönderdi. Hamla itsünler diyü. / (İKT4/2-v. 292b/14, 15-s. 256). / Anlara bir gişi gönderdi Havārıc (16) kosun, Kūfe de benüm yanuma gelsün. diyü. / (İKT4/2-v. 329b/15, 16-s. 321). / Andan (13) Abdülmelik gine nāme yazdı: Her ne dilerseñ işle diyü. / (İKT4/1-v. 144b/12, 13-s. 512). / Bu hālda-y-iken Esed e çasus (5) geldi Hikāyet şöyle. diyü. / (İKT4/2-v. 242b/4, 5-s. 173). Ammā İbrāhīm hurūc itmekde ta cīl itdügine sebep (21) ol-ıdı ki / kardaşı aña nāme viribidi. Hurūc itmekde ta cīl idesin, müst [329b] (1) olmayasın. diyü /. (İKT4/2-v. 329a/21; 329b/1-s. 320). / Mervān Dımışk nāyibine (15) nāme gönderdi. İbrāhīm dut, baña gönder. diyü. / (İKT4/2-v. 290a/14, 15-s. 252). / Getürüp, (15) ol atlara binüp, Benū Kelb den bir gişi kim adına Abdülcebbār bin Yezīd eydürlerdi (16) öñine düşüp, yol gösterüp habar Haccāc a irdi, İki günden soñra Yezīd Şām (17) tarafına gitdi. diyü. / (İKT4/1- v. 119b/14, 15, 16, 17-s. 472). / Emr (17) eylemiş İrte namāzın ve Bayram namāzın sen kılı vir. diyü. / (İKT4/2- v. 303b/16, 17-s. 277). Şāfi ī eydür: / Recā b. Hayāt, Zührī ye (6) ıtāb itdi İsrāf idersin diyü. / (İKT4/2-v. 257a/5, 6-s. 196). / Birisi da vet eyledi, işbu nesneyi bu gişi benden ġasb itdi diyü. / (İKT-v. 129b/14-s. 341). Hattā bir gün geçerdüm, bir cüllāha uġradum ki ırlardı, / kulaġumı dıkdum. İşidüp (17) hātırumda kalmasun diyü /. (İKT4/2-v. 361a/16, 17-s. 376).

355 335 / Hasan-ı Basrī nüñ bu habarı Abdülmelik bin Mühelleb kulaġına degüp, turup, halka (11) hutba okıyup eyitdi: İşitdüm kim, ol bir mürāyi koca ki sizi azdurup cengden men (12) idermiş. Anuñ sözin kulaġuñuza koyup aña uyacak olursañuz, hāluñuz bir dürlü olur. (13) Eyle bilesiz diyü. / (İKT4/1-v. 204b/10, 11, 12, 13-s. 606). Muhtār buyurdı, / meş alalar yakup ashābına (8) çıġırdı: İy Hüseyn üñ kanın talab idenler! diyü /. (İKT4/1-v. 5b/7, 8-s. 289). / Recā b. Bükā (2) töhmet iderdi Kaderiyye nedür? diyü. / (İKT4/2-v. 259a/1, 2- s. 200). / Bir er bunlara habar virdi, Kahtabe (10) öldi. diyü. / (İKT4/2-v. 289b/9, 10-s. 251). İbn-i Zubāra (5) dahı gitdi. / Vardı, Kahtabe ye var. diyü. / (İKT4/2-v. 289a/5- s. 250). / Bir nice gez icābet (16) oldukdan soñra korkdum, Katı za īf olam. diyü. / (İKT4/2-v. 248b/15, 16-s. 183). Medāyinī eydür: / Hālid e bir gişi getürdiler, (17) Kūfe de da vā-yı nübüvvet ider diyü. / (İKT4/2-v. 274a/16, 17-s. 225). Safā yakında bir taġ idi, varup Safā ya çıkdı, / ol aradan dereye nazar (21) eyledi, kimesne görinür mi diyü /. (İKT-v. 64a/20, 21-s. 231). Merve ye geldi, Merve nüñ üzerine çıkdı, / (2) nazar itdi kimesne görinür mi diyü /, kimesne göremedi. (İKT-v. 64b/2-s. 231). / Ebū Müslim (6) anlara hiyle idüp Kahtabe oġlı Hasan a meymenesi begiydiemr eyledi: Leşkerüñüñ çoġın al, sol (7) tarafa var. diyü. / (İKT4/2-v. 305b/5, 6, 7-s. 280). / Dürlü (10) dürlü cezālar itdi, Mālı çıkar diyü. / (İKT4/2-v. 266b/9, 10-s. 213). / Vallāh eger ben size (11) buyursam, mescidüñ şu kapusından çıkuñ, diyü /, siz bir ġayrı kapudan çıksañuz sizüñ (12) kanuñuz ve māluñuz baña helāldur. (İKT4/1-v. 145a/10, 11-s. 513). Andan soñra şöyle vākı oldı ki / (5) Mansūr aña ġāyet hışm idüp Süfyān a ki nāyibdür- nāme yazdı, Mukaffa oġlın öldürsin diyü /. (İKT4/2-v. 334a/5-s. 327). / Sa īd aña biş biñ (16) fulorī telaffuzın idüp yigirmi biñ fılorī virdi Nafaka idin diyü. / (İKT4/1-v. 131a/15, 16-s. 491).

356 336 / Bir gün bir ma mūr mescide vardum, namāz kılayın diyü. / (İKT4/2-v. 401b/19- s. 452). / Dahı (20) ol zamānda mü ezzinler ezānlarından soñra: Es-selāmu aleyk yā Emīre l-mü minīn ve rahmatu llāhı (21) berekātuhu. Hayyā alā s-salāt, hayyā alā l-felāh. Namāz vaktı yakın oldı dirlerdi [180b] (1) namāz te hīr olınmasun diyü. / (İKT4/1-v. 180a/19, 20, 21; 180b/1-s. 565). / Yarındası halīfa sordı: Ne hāsıl itdüñ? diyü. / (İKT4/2-v. 412a/10-s. 469). / Andan cāriyeye emr itdi Nesne eyit. diyü. / (İKT4/2-v. 414b/16-s. 474). / Mervān, İbn-i Hübeyre ye nāme yazdı Nusrat it. diyü. / (İKT4/2-v. 288b/7-s. 249). / Andan Abdülmelik Haccāc a habar gönderdi: Ol gişiyi koyı (4) virüp, ol kızcuġaza çok atālar eyle diyü. / (İKT4/1-v. 143b/3, 4-s. 510). / Peyġāmbar bu kavme sormış-ıdı: Ol kara kuluñ hālı n oldı? diyü. / (İKT-v. 90a/3-s. 274). Ve / bu yılda Velīd Kuteybe ye nāme yazdı: Olduġuñ iş kim, katl-ı küffār ve fethi bilād ve kahr-ı a dādur. (7) Anuñ üzerine ber-karār ol deyü /. (İKT4/1-v. 139a/6, 7-s. 503). / Allāhu ta ālā eydür: Peyġāmbar mü minlere gendü nefslerinden (9) yigrekdür. Avratları mü minlerüñ anasıdur. Siz bu iki azġunlık arasında tereddüd idersiz. (10) İhtiyār idüñ; kankısın dilersüz? diyü. / (İKT4/1-v. 35b/8, 9, 10-s. 339). Ba zılar eydür: / Ebū Osmān a sordılar: Peyġāmbar a yitişdüñ mi? diyü /. (İKT4/1-v. 184b/7-s. 572). / Halāyık korkdılar, Sa īd e el uzadup öldüreler diyü. / (İKT4/1-v. 140b/18-s. 506). / Ebū Kāsım rivāyat ider: Sa īd i (19) toksan beşinci yılda depelediler diyü. / (İKT4/1-v. 129b/18, 19-s. 488). / Nite ki rivāyet olundı: Şeytān anda yumurtlayup yavruladı. diyü. / (İKT4/2-v. 340b/2-s. 339). Rāvī eydür: kaçan kim (13) geldügin bilelerdi anı incidürlerdi, / Mekke den anı çıkarurlardı, tā Kurayş dan kimse anuñ sözine (14) uyup dönmesün diyü /. (İKTv. 172b/13, 14-s. 411).

357 337 Ba zılar: / Haccāc, İbn-i Zübeyr i depeledü(13)ginden soñra İbn-i Hanefiyye ādam gönderdi: Tañrı düşmeni depelendi. Gel, bey at (14) it diyü. / (İKT4/1-v. 92b/12, 13, 14-s. 429). / / Buhārī rivāyat eyledi tarīk-ı Mu āviye den, / ol Mālikī bin Muhāmir-i (19) Süksükī den, / ol Mu āz bin Cebelden /: Ol tā ıfa ki, Hak üzerinedür, anlar Şām da(20)dur diyü. / (İKT4/1-v. 40b/18, 19, 20-s. 347). / Eli-le baña işārat eyledi, tınma, diyü. / (İKT4/1-v. 145b/8-s. 513). Müberred (5) eydür: / Bir yigidi Hālid e getürdiler uġrı diyü. / (İKT4/2-v. 274b/5-s. 226). Bir gün anası geldi, / kapudan (5) çaġırdı: Yā Cerīh! diyü /. (İKT-v. 149b/14, 15-s. 374). / Çaġırdılar Yā Mūsā, yā Mansūr! diyü. / (İKT4/2-v. 425b/8-s. 492, 493). / Pes İshāk peyġāmbar anuñ-ıçun dahı du ā kıldı, yirüñ kalıñı anuñ olsun (8) ve rızkı ve zürriyeti çok olsun diyü. / (İKT-v. 77a/7, 8-s. 254). İmām Ahmed Ebū Hibbān-ı Teymī den rivāyat ider ki: / Evinüñ olukların dahı evinüñ içine (15) akıdurdı, yoldan geçen müsülmānlar incinmesün, diyü. / (İKT4/1-v. 80b/14, 15-s. 411). Çünki Meryem üñ hamlı münteşir oldı, / Benī İsrā īl zındīkları (4) töhmet itdiler, zınā itdi diyü /. (İKT-v. 139b/3, 4-s. 357) Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda + diyü/di- Yapısındaki Cümleler / Süfyān (19) rivāyat ider andan: Cengde bir gişi dahı öldürmedi diyü. / (İKT4/1-v. 129a/18, 19-s. 487). / Söylememek yigdür kişi (3) göñül sırrını bir kimseye diyüp dahı kimseye dime dimekden. / (GT-v. 68a/2, 3-s. 219). Eytdi: / Ben and içip dururın talāka ve (15) atāka dahı mālumı sadaka itmege. Eger ol cāriyeyi satarsam ya baġışlarsam diyü. / (İKT4/2-v. 391b/14, 15-s. 434) TC +YC ( Devrik) + (diyü) + TC nin Yüklemi Yapısındaki Cümleler

358 338 Īsā / Kanı Abdullāh? / Sen baña nāme göndericek (8) ki katl idesin diyü emr eyledüñ.- ben anı katl itdüm. didi. (İKT4/2-v. 341b/7-s. 340). Andan soñra Allāh Ta ālā feriştelere / secde eyleñ Ādem e / (15) diyü emr eyledi, cemī isi secde itdiler, İblīs eylemedi. (İKT-v. 32a/14-s. 177). Ba zılar: / Ömer efzaldur adlından ve zühdinden ve (19) ibādatından ötürü / didiler. (İKT4/1-v. 192a/18, 19-s. 584). Asılmış iken Hālid karşusına didi. Yanī Biz saña dār aġacı (3) virdük. / Pes sen ibādet eyle aġac üzerinde Rabb uña. / (İKT4/2-v. 274b/3-s. 226). şöyle rivāyet ider ki: Hālidi bni Abdıllāh bir gün (9) Kurbān bayramında hutbe okıyup / Kurbān idüñ, Allāh Ta ālā[ya] kurbānlaruñuzı. / Ben (10) Ca di bni Dirhem kurbān itsem gerek. Zīrā İbrāhīm peyġāmbara aleyhi s-selām- (11) Halīlullāh degüldür ve Mūsā peyġāmbara Kelīmullāh degüldür. diyü zu m ider. diyüp, (12) hutbeyi tamām idüp indi. (İKT4/2-v. 273b/9-s. 224). Avrat dahı ol hālı aña diyüp, eri dahı: / İnandum (6) Allāh a, / girçekledüm Tañrı nuñ takdīrını / [didi] (İKT4/1-v. 34a/5, 6-s. 336). Şeyh, Mehdī ye hıtāb idüp İy oġul, / kaçan ki babañ-ıla ammuñ and içseler, babañ hanīs (4) olmak yigrekdür ammuñ hānıs olmakdan /. didi. (İKT4/2-v. 355a/3, 4-s. 364). Ba zısı (3) / Nice itā at idelüm aña? / didiler. (İKT4/2-v. 325b/3-s. 315). Ba zılar: / Hūd - aleyhi s-selām- (7) kıbla dīvārın yapdı ancak / didiler. (İKT4/1-v. 161a/6, 7-s. 536). Andan Rūm pādişāhı ol sözi işidüp: Bunı (2) Abdülmelik dimeyüp durur. / Ehl-i beyt-i nübüvvetden çıkmış kelām ancak bu / didi. (İKT4/1-v. 93a/2-s. 430). Gendü kızın öldürmek isteyene: Öldürme / ko anı / gendü geñine bisle. diridi. (İKT-v. 172a/9-s. 411). Kavmuñ ba zı[sı]: / Söyleşmezüz anı /, ba zı: Söyleşürüz (14) didiler. (İKT4/1-v. 35a/13-s. 338). Eger (19) diyecek olursañ ki Senüñ emrüñle ve icāzetüñle öldürdüm., ola ki inkār idüp / Ben saña (20) kaçan emr eyledüm anı öldürmege? / diye, sen dahı isbāt (21) itmege ācız olasın. (İKT4/2-v. 341a/19, 20-s. 340).

359 339 Andan Haccāc ashābına: (2) Gördüñüz mi, biz mutī laruz, anlar āsīlardur. (3) / Dahı nekbetler irişür anlara / diyüp, ehl-i Şām a gine mancınıklar diküp hisār itmege meşġūl oldılar. (İKT4/1-v. 49b/3-s. 360). İbn-i Zübeyir anlara: / Biz sizden, siz bizden ayırtlaşmazuz aramuzda bey at olmayınca / didi. (İKT4/1-v. 13a/1-s. 301). Mansūr: / Bir dīnārdan ya bir dirhemden saklamak (15) sevmezin atā itmekde virmeg-ile lezzet bulup, fakīruñ hātırı yapılduġın bildügümden (16) ötürü. / didi. (İKT4/2-v. 356b/14, 15, 16-s. 367). İbn-i Asākir rivāyet ider kim Bir gün (10) Hüseyn kızı Sekīne, Küseyr öñinden geçüp, Küseyr aña söz söyleyüp, (11) Sekīne aña: / Kanı Azze ye muhabbetüñ? / diyü sordı. (İKT4/2-v. 220a/11-s. 134). / N olaydı baldırlaruñ ince olmayaydı. / diyüp, Yā Emīre l-mü minīn, (6) saña gerek olan bunlardan yukarudur, anı görmezsin. diyüp, Mehdī ye anuñ cevābı hoş gelüp (7) satın alup nice zamān hızmat itdürüp soñra nikāh idüp hatun idindi. (İKT4/2-v. 380b/5-s. 412). Vasıf dan (15) yaña bakup arkuncak: Hikāyatı aña bildür; / (16) irişsün baña / didi. (İKT4/1-v. 36b/16-s. 341). Hasan / Sögme baña, / Allāh rahmet itsün saña /. didi. (İKT4/2-v. 296b/9-s. 263). Bundan soñra Muhtār hutba okıyup, ashābını hutbasında, Kūfe de Hüseyin depelendügine [9a] (1) hāzır olanlar üzerine kındurup: Āl-ı Muhammed yardım anlaruñ, siz yaramazlardansız, / pes siz kezzābsız, (3) baña kezzāb didigüñüz gibi /. Ben Allāh dan yardım talab iderin bunlaruñ üzerine. / Ve / baña şimden girü yimek içmek siñmez; tā anlardan kankı (7) şehirde var-ısa öldürüp yir yüzin anlardan arıtmayınca / diyüp, Kūfe de olanları getürdüp, (8) öñinde durġurup, dürlü dürlü öldürmeg-ile buyurdı, (İKT4/1-v. 9a/2, 3, 6, 7-s. 294). Ebū Şihāb rivāyat (18) ider ki: İbn-i Ömer e sorup: / İbn-i Zübeyr ve havārıc ve Habeşiyye zamānlarında her birinüñ (19) ardında namāz kılur mıduñ, ba zısı ba zısını depelerken? / diyü sordılar. (İKT4/1-v. 63b/18, 19-s. 385). Halīfa dahı aña / Dile benden /, ne dilersin. didi. (İKT4/2-v. 348b/8-s. 352).

360 340 diyüp, İbn-i Ömer: [66a] (1) / Allāh benüm üzerüme bir müsülmānuñ kanını harām itdügidür beni bu mu ārazadan men iden / (2) diyicek ol gişi: (İKT4/1-v. 66a/1-s. 388). diyü çaġırup, soñra: / Mālik i depelemeñ benümle / diyü çaġırdı. (İKT4/1-v. 54b/3-s. 368). Seffāh: Bu iş eger Ebū Müslim üñ fikirleriyse (6) bize ulu belādur. / Meger Allāh Ta ālā def ide bizden bunı. / didi. (İKT4/2-v. 299a/6-s. 268). rivāyat ider ki: Bir gün (10) İbn-i Ömer e kebere getürüp: / Nedür bu /, neye gerekdür? diyü sorup, Ta ām hazm ider didiler. (İKT4/1-v. 64b/10-s. 386). Namāzdan soñra / Ne luġatdur bu? / didi (19) Yañıldum ya Emīre lmü minīn. didüm. (İKT4/2-v. 404b/18-s. 456). Ol A rābī Ne am bilürin, / Cerīr (17) diyüp durur bu beyti /. didi. (İKT4/2-v. 221b/16, 17-s. 137). Ne am bilürin diyüp, / Cerīr dimişdür bu beyti dahı. / diyüp okıdı ki: (İKT4/2-v. 221b/19-s. 137). İbn-i Sīrin bu düşüñ ta bīrinde: / Hasan-ı Basrī den ġayrı kimseye sālıh degüldür bu (20) düş. / didi. (İKT4/2-v. 227b/19, 20-s. 149). / Döndi İbn-i Ebī Meryem /, (6) Abbās a / Nedür bu getürdügüñ nesne? / didi. (İKT4/2-v. 412a/5, 6-s. 469). Andan kayyımlara: Size / kimse komañ bu gice mescidde / dimedüm (21) mi? didi. (İKT4/1-v. 161a/20, 21-s. 536). Ebū Ca fer eydür: Karındaşum (7) Seffāh baña / Sen ne fikr idersin bu işde? / diyü sorup, ben cevāb virüp Fikir senüñdür. didüm. (İKT4/2-v. 299a/7-s. 268). Anlar dahı cevāb virüp: Biz Allāh uñ evine koñşılar-ıduk [138a] (1) diyüp, / Ne-y-ile müstahık olduñuz buña / diyü gine sordılar. (İKT4/1-v. 138a/1-s. 501). Ruhi bni Mukbıl, Yezīd e / Şükr it, iy halīfa, buncılayın fāsık öldügine. / didi. (İKT4/2-v. 268a/19-s. 216). Cibrīl Nesne yok yā halīfa, asġas-ı ahlamdur, / (19) unut bunı / gitsün. didi. (İKT4/2-v. 411a/19-s. 468). Ali oġlı Abdullāh İbn-i Zubāra sögüp / Seni (3) Mu āviye oġlı katına ne nesne getürdi. Bunuñ-ıla Emīre l-mü minine Mervān ortasında muhālefet vardıġın (4) bilürken? / didi. (İKT4/2-v. 286a/2, 3, 4-s. 245).

361 341 Bir Arab gelüp (18) Yā Emīre l-mü minīn, / buyur bunlara / ben āb-dest alınca katlatsunlar. diyüp, mihrābda Mehdī turup birez (19) muntazır oldı. (İKT4/2-v. 374b/18-s. 401). Kāle llāhu Taālā: Ya nī / okı yā Muhammed bunlaruñ üzerine Ādem üñ iki oġlınuñ habarını, / ş ol vakt kim ikisi dahı kurbān (6) itdiler. Birisinden kabūl oldı, birisinden kabūl olmadı. didi. (İKT-v. 39a/5-s. 188). Anlara: / Yörüñ (9) cennete / diyeler. (İKT4/1-v. 137b/8, 9-s. 501). Halāyıkdan bir bölügi turup (15) anlara dahı: / Yörüñ cennete / dinilüp, melā ike karşulayup şimdiki gibi soralar, anlar dahı (İKT4/1-v. 137b/15-s. 501). Anlara: / Yörüñ cennete / dinilüp, melā ike karşu(21)layup hāllarından soralar. (İKT4/1-v. 137b/20-s. 501). Hatīb-i Baġdādī: / Mus ab kardaşı Abdullāh ı Irākayn a beg itmiş-idi. Dahı Abdülmelik (18) Mesken de Çatılık kelsiyāsı katında depelenince. / Kabrı dahı şimdi ol arada bellüdür diyü rivāyāt (19) eyledi. (İKT4/1-v. 43a/17, 18-s. 350). Abdullāh bin Ömer: / Vallāhı vücūda geldüginde işitdügüm tekbīr hayırlu-yıdı depelendüginde (5) işitdügüm tekbīrden / didi. (İKT4/1-v. 52a/4, 5-s. 364). Çünki bu habar Abdullāh bin (20) Abdülmelik e ve Muhammed bin Mervān a irişdi, Haccāc a: / Şimden girü senüñ emrüñdeyüz. (21) Emīre l-mü minīn buyurduġı gibi / diyüp, yine Haccāc ı çeriye beg diküp, öñdün ne vech-ileyse [95a] (1) mukarrar kılup, (İKT4/1-v. 94b/20, 21-s. 433)., Kuteybe: Ben sizüñ (17) ögütçüñüzin diyüp, odı eline alup: / Ben yakarum gendü elümle / diyüp, mecmū Etrāk (18) kaçup, müsülmānlar tekbīr getürüp, ol sanamları oda yakup, gendüler alduklarından (19) ġayrı sanamları yakduklarından soñra elli biñ miskāl altun dahı çıkardılar. (İKT4/1-v. 125a/17-s. 481). İbn-i Hanefiyye cevāb yazup (17): [12b] (1) / Allāh a mutī ol, gizlü āşıkāra işüñde / (2) ve bunı bilgil ki diyüp, (4) Sālıh bin Mesūd a ısmarladı ki Muhtār a eyit, didi. (İKT4/1-v. 12b/1-s. 300). Süleymān: Yā Emīre l-mü minīn! / Vallāhi göndermezin, hattā ben bile (5) varmayınca / didi. (İKT4/1-v. 120a/4, 5-s. 473). diyüp, İbn-i [Ebī] Atīk: Ben size fidā olayın. / İş bunuñ avratın bir gişi dahı çiftlenmek hayurludur (6) bir müsülmān gişiyi anuñ ışkı-la alup helāk olmakdan-

362 342 ısa, / vallāhı ben bu aradan gitmezin; (7) hattā ol avratın metā ı Kays evine taşınmayınca / didi. (İKT4/1-v. 40b/5, 6, 7-s. 346). Abdullāh / Yalan söyler İbn-i (4) Zurayk, / güneş zāyıl olmaz at ayaġı-y-ıla Mervān a varmayınca. / didi. (İKT4/2-v. 292b/3, 4-s. 256). Ehl-i Mekke den amān dileyüp, çıkan emīn olup, anda turup, Mekke ehline çıġırup: (6) / Biz bir gişi-y-ile ceng idüp depeleşmezüz İbn-i Zübeyr den ġayrı. / didiler. (İKT4/1-v. 57b/6-s. 374). Andan taşra çıkup bir cemā at bulup anlara: (8) / Gelüñ içerü. / didüm. (İKT4/1-v. 211b/8-s. 618). / Tabarānī rivāyat ider İbrāhīm-i Teymī den / ki: (16) Şüreyh: / Zālımlar bilse gerek her kimüñ hakkın naks itdilerse. / Ve dahı: / Zālım muntazırdur ikāba, / (17) mazlūm muntazırdur nusrata / dirdi. (İKT4/1-v. 79b/15, 16, 17-s. 409). Mansūr / Getür imdi. / didi. (İKT4/2-v. 341b/14-s. 340). Ol gişi gendüsi Hāris [85a] (1) olduġı eve varup, kapuda turanlara: Tañrı peyġambarın ziyārat idelüm diyüp, / Şimdi (2) destūr yokdur irte olmayınca / diyüp, ol gişi çaġırdı ki, şem aları yakdılar. (İKT4/1-v. 85a/1, 2-s. 417). Mūsā çerisinden (4) yüz bahādur ādam alup, şehre girüp, ol begüñ ta āmın yidüklerinden soñra Mūsā dār-ı (5) imāratda yanın yatup: / Vallāh bu aradan turmazın. İşbu menzil benüm menzilüm veyā kabrum olmayınca / (6) didi. (İKT4/1-v. 105a/5-s. 449). Sizi tanuk tutarın ki Haccāc dan ol bey atı bozdum diyüp, halāyık (5) her tarafdan: / Kov işbu Tañrı düşmenin / didiler. (İKT4/1-v. 90b/5-s. 426). Ol dahı cevābında: / Ben anı Amr-ıla bile defin eyledüm. Kıyāmet güninde Allāh katında (13) senüñ-ile muhāsama itmekden ötürü / didi. (İKT4/1-v. 38a/12, 13-s. 342). Peyġāmbar, Cebrāyıl a İbn-i Abbās-ıçun / Giyeceği olmış kir /, bundan soñra oġlı tiz zamānda kara (9) giyse gerek. didi. (İKT4/2-v. 297b/8-s. 265). Ol (21) gişi: / Sizi kurtarduk kullaruñuz elinden ve ashāb-ı Muhtār dan / didi. (İKT4/1-v. 11a/21-s. 298). Varup, anuñla bulışup, yazduġı mektūbı (4) okıyup: / Kanı māl? / diyüp, Bu gice virmezin, sabāh virem didüm. (İKT4/1-v. 106b/4-s. 451).

363 343 Andan ol köşkden bir gişi çıkup: / Kanı Muhammed bin Abdullāh, / kanı Resūlullāh sallā llāhu aleyhi (11) ve sellem- / diyü çaġırdı. (İKT4/1-v. 196b/10, 11-s. 592). Andan Behlül e (21) / Söyle ne söylerseñ. / didi. (İKT4/2-v. 403b/21-s. 455). Rasūl Aleyhi s-selām- (9) / N eyler ol? / didi. (İKT-v. 167a/9-s. 401). Alāı ol gişiye: İy karındaş! / (19) Allāhu ta ālā saña habar virsün, ol benümçün gördügüñ düşden ötürü / didi. (İKT4/1-v. 82a/19-s. 413). Cāriye, Hārūn a / Kanı ol içdügüñ (11) andlar? / diyüp, Reşīd Senüñ-içün dahı benüm-içün dahı kefāret itdüm. diyüp çiftlendi. (İKT4/2-v. 381a/10, 11-s. 413)., İbn-i Bahīrīr-ı Cemhī dahı (6) anuñla bile bulınup Abbās İbn-i Bahīrīr a: / Kanı ol Kur ān okıyup Allāhu ta ālānuñ rızāsın (7) isteyenler /, çaġır gelsünler diyüp, (İKT4/1-v. 117a/6, 7-s. 468). İbrāhīm / Nedür ol sır? / didi. (İKT4/2-v. 399a/19-s. 448). Andan Sılā (5) ashābına: / Bu efzaldur ol siz diledügüñüzden. / Zīrā siz aña sögersiz, ol dahı size söger (6) didi. (İKT4/1-v. 74a/5-s. 400). Geldeç yıl hīç nesne bulmadı kardaşı Abbās a: / On biñ akça dahı (14) vir ödünç / gelesi yıla degin cemī māluñı virem didi. (İKT-v. 180b/13, 14-s. 426). Ba zılar İbrāhīm hutbe okurken (7) v allāhi yüzinde ölüm alāmeti görinür, / acab degül ölmezse /. didiler. (İKT4/2-v. 330b/7-s. 322). Mansūr / Kaçan emr itdüm saña? / (9) diyüp inkār eyledi. (İKT4/2-v. 341b/8-s. 340). Bu hengāmeden bir hokkabaz (15) Yahyā yı görüp, öñine gelüp dizginine yapışup İ emīr-zāde / beşāret olsun saña. / didi. (İKT4/2-v. 352b/15-s. 360). Bir nesne bulmayup bu edim pāresin getürüp (12) kül içinden bir kömür pāresile / Beş biñ akça virem saña. / diyü yazdum. (İKT4/2-v. 375a/12-s. 402). Reşīd aña Senden hayrlu gişi benden yaramaz gişiye Allāh Ta ālā viribidi, / (2) n oldı saña / lutf-ıla söyle. didi. (İKT4/2-v. 413b/2-s. 471). diyüp, Zeyd Muhtār a: / Hakīr ve helāk (15) olduñ sen. / Andan horsın Allāh katında / ki Resūl ine yalan söylersin, iftirā idersin (16) didi. (İKT4/1- v. 22b/14, 15-s. 317). diyüp, ol gişi: / Acabların seni / yā İbn-i Abbās! didi. (İKT4/1-v. 27a/11-s. 324).

364 344 Bir ayaġın (18) üzengüye koyup: / Vallāhı binmezin senüñ yirüñi od üzerinde kılmayınca / diyüp, buyurdı, boynın urdılar. (İKT4/1-v. 128a/18-s. 485). Bunlar dahı anlara sögüp şenī sözler-ile çıġırup, uş Rasūlullāh oġlı bizümiledür. / (5) Biz anuñ-ıçun cenk iderüz sizüñ-ile. / dirlerdi. (İKT4/2-v. 327a/5-s. 317). Ol gişi ol aradan deprenmeyüp İbn-i Zübeyir (2) aña / Git şu gölgeden / diyüp ol gişi incinerek birez ilerü vardı. (İKT4/1-v. 54a/2-s. 368). İbn-i Hanefiyye cevāb yazup (17): [12b] (1) / Lākin fārıġ sabır iderin; tā Allāh uñ hükmi baña gelince. / diyüp, (4) Sālıh bin Mesūd a ısmarladı ki Muhtār a eyit, didi. (İKT4/1-v. 12b/3-s. 300). / Çıkup Mālik bin Misma /: / Seni koyuvirmezüz; tā atalarumuz virmeyince / (12) diyüp, Abdullāh atalara mültezim olup, Hamza Basra dan dönüp, ol gişilerüñ (14) mecmūı ehl-i kitābdan bir gişiden ġayrısı emānata inkāe eylemeyüp ol gişi virdi. (İKT4/1-v. 23b/11-s. 318). diyüp, gine gelmeyüp: / Varmazın, tā beni saçumdan çiken gelmeyince / (14) diyüp, Haccāc: Baña sögeni baña gösterüñ diyüp, iki na layn alup, segirdi gelüp, üzerine girüp: (15) Beni nice görürsin didi. (İKT4/1-v. 57a/13-s. 374). diyüp, ġazāya (17) kındurup, hutbā okuyup: / Bir gişi-y-ile mukātala itmeñ; tā da vat itmeyince / diyüp, Muhammed bin Mervān ki nāyıb-ı Cezīre dür- (18) anuñ atların alup, kuvvatlanup, bir yirde, bir ev içinde on üç gice turup, gidüp sanasın ki (İKT4/1-v. 71a/17-s. 396). Mansūr kakıyup Şimdi baña ne (7) avratlar kayusıdur. / Ben bu hāldan zāyıl olmazın tā İbrāhīm üñ başın öñümce ya benüm (8) başum aña iletmeyince. / didi. (İKT4/2-v. 331a/7, 8-s. 323). Abbās razıyallāhu anhu-: / Vilāyet bundan soñra Seffāh uñ, Seffāh dan soñra Mansūr uñ, Mansūr dan (14) soñra Mehdī nüñ, andan soñra evlādınuñdur. Tā Īsī b. Meryem e teslīm olunca. / didi. (İKT4/2-v. 353a/13, 14-s. 361). Andan Mühelleb Haccāc a dahı nāme yazup: Ehl-i Irāk (19) senüñ üzerüñe yokuşdan seyl gibi geldiler. / Bir nesne anları red idemez; tā karārına (20) irişmeyince. / Ehl-i Irāk uñ ol hurūcından kimesne men idemez; tā ki oġlanlarına ve avratlarına (21) yitişüp, hatunları-la inbisāt idüp, oġlanların yiylemeyince. / didi. (İKT4/1-v. 90b/19, 20, 21-s. 427).

365 345 Bir rivāyatda: Sen kezzāblardan ve deccāllardansın ki, Peyġāmbar anlardan (9) habar virüp: / Kıyāmat kopmaz; tā otuz deccāl ve kezzāb çıkup her biri gendüyi peyġāmbar (10) zu m itmeyince / didi. (İKT4/1-v. 84b/9, 10-s. 417). Anlardan bir yigit: / Zīrā gündüz oynayup gice uyuruz diyüp, anuñ ardına düşüp dāyım (21) anuñla ibādat itmekden hālī olmadı; tā ölince. / didi. (İKT4/1-v. 73b/20, 21-s. 400). Seffāh aña / Yüri Tañrı nuñ (16) berekātı-y-ıla. / diyüp ol dahı çok leşker-ile yüridi, Ebū Avn a geldi. (İKT4/2-v. 292a/15, 16-s. 256). Haccāc korkup: (4) Yā ehli s-semi ve t-tāa! / İşbu bir katılıġa sabr idüñ. Yir ü gök Tañrısı hakkı-çun. / Fethden (5) ġayrı nesne yokdur diyü çaġırdı. (İKT4/1- v. 76a/4-s. 403). Mi mār aña: Senüñ (10) bunuñ gibi nesneye gücüñ yitmez didigi-çün elli kamçı urup: / Beni bundan ācız mı zan (11) idersin yir yüzinüñ harācı ve emvālı benüm katuma gelürken / didi. (İKT4/1-v. 157b/10, 11-s. 531). Ebū Müslim: Almak dilemedüm / lākin korkdum zāyı ola diye /. didi. (İKT4/2-v. 312a/6-s. 292). Aşağıdaki yan cümlesi devrik iç içe birleşik cümlelerin temel cümlelerinin yüklemi yoktur. Yüklemler eksiltilmiştir. Temel cümlenin yükleminin yan cümleden önce mi yoksa sonra mı gelmesi gerektiği bilinmemektedir. Ancak bu tip cümleleri bu başlık altında toplamak daha uygun olacaktır. Ol avrat cevāb virüp: / Ben Allāh dan utanurın, Allāh nazar itmedügine nazar (12) eylemege. / (İKT4/1-v. 150a/11, 12-s. 520). Bazılar: (12) Seni kavmuñ ululadıklarına sebeb nedür? diyü sorup, Dilemedügüm işi terk itmeg-ile. / Nitekim seni (13) incidür benüm işlerümden sen dilemedügüñ nesne. / (İKT4/1-v. 47b/12, 13-s. 357). Ba zılar: / İbn-i Zübeyr den mektūb aldı, İbn-i Mutī a / -ki Kūfe nüñ nāyıbı-y-dı. Varup zāhırā (2) İbn-i Zübeyr i medh idüp, bātına zem idüp, sögüp, Muhammed bin Hanīfe yi medh idüp, halāyıkı (3) aña davat iderdi. (İKT4/1-v. 21b/1-s. 314).

366 346 Rivāyat (9) olındı ki: Abdülmelik oġlanlarınuñ mu allımlarına kim İsmā īl bin Ubeyd dür-: / Bunlara sıdk (10) ögret Kur ān ögretdügüñ gibi. / Ve buyurur kim: didi. (İKT4/1-v. 112a/9, 10-s. 460). Andan Alī çıkup: Yā Eş as! / N oldı saña? / / Kimdür ol yā Emīre lmü minīn? / didi. (İKT4/1-v. 148a/2-s. 517). İsmāīl dahı: / Vallāh ben de senüñle mülākat olmaġı severin. Şimdiki hālda saña (3) getürdügümden ġayrı. / (İKT4/1-v. 149a/2, 3-s. 519). Yine ancılayın zāhıdlardan bazısı Mansūr a gelüp, nasīhat idüp Yā halīfa, (14) / añ şol giceyi / ki kabr içinde giceleseñ gerek. Ancılayın dahı gice görmeyesin. / Dahı añ şol (15) kıyāmet günin /, nice mutī lara savāb virilüp ve nice āsīlere ıkāb ideler. (İKT4/2-v. 355a/14, 15-s. 364). Bazılar: / Bu işi itmekden hālī olmadı; tā şol vakta dek teşbī tarīk-ıla (4) ve Hüseyn üñ kanın almaġa tālıb olmaġı izhār itmeg-ile. / (İKT4/1-v. 21b/3, 4-s. 314). Andan: / Ceng gişiye ölüm getürmez vakt gelmeyince. / (İKT4/1-v. 113a/19-s. 462). Ba zılar / Kesāyī Tus da (5) vefāt itdi, yüz seksen ikinci yılda. / Ba zılar eydür: (İKT4/2-v. 405a/4, 5-s. 457) TC nin Bir/Birkaç Ögesi +YC ( Devrik) + (diyü) + TC nin Yüklemi + Bir/Birkaç Öge ( TC Devrik) Yapısındaki Cümleler / Cüneyd: (8) / V ay size /, biz sizüñle anuñçun cenk iderüz kim sanemden yüz döndürüp ol Allāh a (9) tapasız kim birdür, şerīki yokdur. diyüp, hamle idüp gine cenk oldı, tā şehīd (10) olınca. / (İKT4/2-233a/8, 9, 10-s. 156) Temel Cümle Başta, Yan Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Olan Cümleler Nite-kim zarîfler dimişler; / tokluġ-ıla ölmek yigdür açlık çekmekden /. (GT-v. 34b/2-s. 173). Ka bü l-ahbār eydür: / Cennetde kimesnenüñ sakalı olmaz, (21) Ādem den ġayrı; / Ādem üñ kara sakalı olur, göbegine degin. / Ve / dahı cennetde kimse

367 347 künyet-ile söylenmez (1) Ādem den ġayrı /. Ādem e dünyāda Ebü l-beşer dirler cennetde. / (İKT-v. 41a/20, 21; 41b/1-s. 192). İbn-i Abbās eyitdi: Bir aġaç kabın aldı, çeynedi, / suyın sordı, aġzınuñ kokusı gitsün içün /. (İKT-v. 103b/18-s. 299). kim Rasūlü llāh (s.a.v.)- eyitdi: Ya nī / Allāhu Ta ālā bir levh yaratdı ak incüden, safhaları kızıl yākūtdan /, kalemi (17) nūrdur ve yazısı nūrdur; (İKTv. 8a/16-s. 135). İbn-i İshāk eydür: / Ebrehe San ā da bir kenīse yapdı (21) ak mermerden /, içinde ācdan ve abanūsdan minber düzdiler. (İKT-v. 156b/20, 21-s. 385). Dār-ı Kutnī eydür: / Şemañ (10) adlu mü min kimse bilinmez, āl-i Firavn dan ġayrı. / (İKT-v. 98a/9, 10-s. 289). melā ike eytdiler: Yā Meryem! / (8) Allāhu Ta ālā seni ihtiyār itdi ālemüñ hatunları üzerine; / dahı seni mutahhar kıldı yaramaz (9) hulklardan / ve saña gökçek sıfatlar ve eyü hulklar virdi; dahı / berī kıldı seni şehevāt-ı (10) dünyādan yimekde ve içmekde ve geymekde / -ki Meryem hācat mıkdārı isti māl (11) iderdi. (İKT-v. 138b/8, 9, 10-s. 356). nakl iderler: Rasūlü llāh (14) uyandı, du ā kıldı, / güneş turdı, Ali namāzını tamām idince /. (İKT-v. 123a/14-s. 331). Baña dönüp nazar itdi, eyitdi: Korkma bunlar dahı Allāh uñ mahlūkātındandur, / (14) kimseye ne ziyān, ne assı iderler. Allāh emir itmedin /. (İKT-v. 170a/14-s. 407). Ehl-i Kitāb eyitdiler: ve / bir tābūt düzdi Allāh Ta ālā nuñ emri-y-ile, şimşād aġacından, uzunı iki buçuk zirā (1) ve ini iki zirā ve yüksekligi bir buçuk zirā ve mıhları hālıs altundan / ve dört köşesinde (2) dört halka var-ıdı ve (İKT-v. 117a/21; 117b/1-s. 321). Gine eydür: / Kullar gendü nefsine ikrām eylemezler Allāh a itā at (6) itdügi gibi / ve / hakārat itmezler āsī olduġı gibi /. (İKT4/1-v. 131a/5, 6-s. 490). Ben eyitdüm: (10) / Sizüñ üzerüñüze olsun Allāh uñ ināyatı. / (İKT4/1-v. 189a/10-s. 579). Gine ancılayın rāfızıyyeye Hasan eyitdi: / Biz severiz; Allah uñ tā atında olup (17) itā at idenleri. / Düşmen dutaruz; Allāh a āsī olup isyān idenleri. / (İKT4/1-v. 170b/16, 17-s. 551).

368 348 Ehl-i Kitāb eyitdiler: Benī İsrā īl dört yanında tururlar-ıdı / (5) kapusına bir pāra bulut gelürdi, amūd gibi /. (İKT-v. 117b/5-s. 321). Velīd eyitdi: / Bunlar hod Hişām uñ elçileri ancak. / (İKT4/2-v. 263b/16-s. 208). Asma ī eydür: / Bir gün gördüm anı / bir mest pīrüñ başı ucında turur. (İKT4/2- v. 406a/3-s. 458). Pes buña eyitdiler: / Neden bilürsin, anlar bu (18) oġlana şefkat idecegin? / (İKT-v. 92b/17, 18-s. 279). buyurdı: Ya nī dünyāñuz çok ola; şöyle kim sizden öñdin gelenlere best (2) olundı ve / siz dahı aña raġbet idesiz; anlar itdügi gibi / ve sizi helāk eyleye. (İKT-v. 119b/2-s. 325). Eyitdi: / Bu halk (7) töhmetini çekmegi âsân gördüm anuñ dîdârınsuz olmaga sabr itmekden. / (GT-v. 52a/6, 7-s. 198). Ba zılar eyitdi: / Üç yıl oldı, artuk ve eksük. / (İKT-v. 86b/14-s. 269). Atası eyitdi: (5) Ve / ammā (6) ta ām halı buyurġıl aşçıña /, envā ı aşlar bişürsin. (İKT4/2-v. 262a/5, 6-s. 205). Anuñ bābında eytdi: / Baña habar virdi atam, / ol dahı rivāyet itdi atasından, / (9) ol dahı Mansūr dan, / ol dahı atasından, / ol dahı Ali b. Abdullāh dan, / ol dahı atasından / (10) ol dahı eytdi ki: (İKT4/2-v. 425a/8, 9-s. 492). Andan eyitdi: / Baña habar virdi atam dedesinden, / ol dahı Aliyyi bni Ebī Tālib (8)den / eyitdi ki: (İKT4/2-v. 236a/7, 8-s. 162). Hişām b. (5) Kelbī eydür: / N olaydı azl itmiş olaydı. / (İKT4/2-v. 263a/15-s. 207). dahı buyurur: (19) Ya nī biz gökde burclar yaratduk ve dahı / biz gökleri bezedük bakanlar içün / ve dahı gökleri şeytāndan (20) sakladuk. (İKT-v. 16b/19-s. 150). Allāh Ta ālā eydür: Ya nī / añ yā Muhammed şunı / kim İbrāhīm eyitdi: Yā Rabbī! / Göster baña / uluları nice diri kılursın. (İKT-v. 70a/1-s. 241). Ol avrat eyitdi: ; dilerdüm kim ol nūr bende zāhir ola-y-ıdı, / Allāhu Ta ālā dilemedi (1) bende olmaġı /; nirde diledi-y-ise anda kıldı diyüp bu kıt a i inşā eyledi: (İKT-v. 183a/21; 183b/1-s. 431).

369 349 Uġrılaruñ begi bu sözi işidüp güldi ve eyitdi: / Dile benden / (6) ne dilersin! (GT-v. 48b/5-s. 192). Ol eyitdi: / Ko beni yā Ebā Eyyūb! / (İKT4/1-v. 202a/11-s. 601). Zührī eydür: / Ol gişi aldı beni / halīfa (14) katına vardı. (İKT4/2-v. 258a/13- s. 198). Peyġāmbar (s. a.v. )- eyitdi: Yā Āyişe! / (18) Ne nesne emīn ider beni içinde azāb olmakdan /, bir kavm yil-ile mu azzab oldı, bir kavm dahı (19) azābı gördiler? (İKT-v. 54b/18-s. 214). Eyitdi: / Kanı benümle itdügüñ ahd? / (İKT4/2-v. 257a/9-s. 196). Nitekim acem dimişdür: Yek hil at-ı zîbâ bih ez-hil at-ı dîbâ. / Bir yaraşık (13) ak kaftân yigrekdür biñ kimhâdan yaraşıksuz ola. / (GT-v. 40a/12, 13-s. 181). Ba zılar didiler: / Feriştehler bürüdiler, bir aġacı karġa bürür (8) gibi. / (İKTv. 22b/7, 8-s. 161). Ben eyitdüm: (11) / N ola birez sohbet itsevüz? / (İKT4/2-v. 363a/11-s. 379). Tabarānī Mu cem-i Kebīr inde eydür: / Muhammedi bni Süddi bni Mihrān Nākıdi l-baġdādī (5) habar virdi bize, Muhammedi bni Hassān-ı Teymī den, / ol Muhammedi bni Haccān dan, / ol Mücādil den, / ol (6) Şa bī den, / ol İbn-i Abbās dan (r.a.)- / eydür: (İKT-v. 167a/4, 5, 6-s. 400). Dānıyāl eyitdi: / Kimdür bu? / (İKT-v. 135b/5-s. 351). Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: / Diñ bu hadīsi. / (İKT-v. 25a/18-s. 165). Bu gişi eyitdi: / Ne istersin (18) bu hatun gişiden? / (İKT4/2-v. 255a/17, 18-s. 193). Eyitdüm: / Mukîm olmazam bu hikâyet (5) hükmi-y-ile. / (GT-v. 55a/4, 5-s. 201). çünkim İbrāhīm geldi (1) eyitdiler: / Sen mi eyledüñ bu işi tañrularumuza (2) yā İbrāhīm? / (İKT-v. 60a/1, 2-s. 223). Eyitdiler: Biz ta ām üzerine sabr idemezüz, Allāh dan dile / bize yirden (10) nesneler virsün; buġday ve mercimek gibi ve soġan ve sarımsak gibi /. (İKT-v. 103b/9, 10-s. 299). Eyitdi: / Di, imdi çaġır bunlara. / (İKT-v. 127a/6-s. 337). Rāvī eydür: Kaçan sen bir heybetlü pādışāh [35a] (1) katına varup anuñ hışmından korksañ üç gez eyit: / Allāh uludur, ġālıbdur cemī-i halkdan. / (2)

370 350 Dahı ben korkduġumdan Allāh a sıġınurın insden ve cinden ve kuluñ fulānuñ şerrinden. / (3) Anuñ ki, / yir gök zā ıl olmasından dutıçı oldur gök yire düşmesin diyü /. (İKT4/1-v. 35a/1, 2, 3-s. 338). Taberānī eydür: Ayās a eyitdiler: / Sende birkaç haslet vardur; çirkinlik gibi, (11) çok söylemek gibi, ucub gibi dahı fazl-ı hukūmatı ta cīl itmek gibi. / (İKT4/2-v. 253a/10, 11-s. 190). Bir gişi eyitdi: / Senüñ hīç aybuñ yok, çok (7) söyledügüñden artuk. / (İKT4/2- v. 251b/6, 7-s. 187). kaçan kim Kabe ye girse eydürdi: (19) Lebbeyk lebbeyk hakkan teabbüden ve rıkkan. / Ya nī / ben senüñ itā atuña turmışamdur def at-ıla, / hak (20) olduġuñ cihetden saña ibādet kıluben, kullık eyleyüben sıġındum ben ş ol kimseye / kim (21) İbrāhīm aña sıġındı, dir-idi. (İKT-v. 173b/19, 20-s. 414). Andan eyitdi: / Vallāhı sizüñ giçilerüñüz, büyüklerüñüzle korkıdup (20) kullaruñuzı ve azādlularıñuzı dögsem gerek demürci demürin dögdügi (21) gibi ve etmekçi hamīrın yoġurduġı gibi. / (İKT4/1-v. 67b/19, 20, 21-s. 391). Ba zılar eyitdiler: (4) Mescūr dimek, men olunmış dimek olur, ya nī / Allāhu Ta ālā men ider, deñizleri artıp yir yüzini (5) bürimekden /. (İKT-v. 13a/4, 5-s. 144). Ol pīr eydür:, / hoş gördüm devenüñ (21) hālını, / şeşdüm ikālini, / bindüm üzerine / gitdüm. (İKT-v. 171a/20, 21-s. 409). Ol pīr eydür: / Tutdum deveyi; / yapışdum hıtāmına, / bindüm senāmına, / (16) otladı bir dem kılup itā at, / hareket itdürdüm bir sā at, tā şuña degin / kim karnum açdı. (İKT-v. 171a/15, 16-s. 409). Rast dilersin / anuñ gibi biñ göz (5) kör olsun [diye] güneş kararınca. / (GT-v. 11b/4, 5-s. 136). İbn-i Cerīr eydür: / Andan soñra Nasr çok çeri göndürdi Ebū Müslim e cenk itmeg-içün. / (İKT4/2-v. 284a/19-s. 242). Ve dahı Kuss oldur kim eydürdi: İy kavm-ı Eyādīn! Semūd ve Ād kanı? / Ebābile kanı ecdād? / (İKT-v. 169b/1-s. 405). İbrāhīm eyitdi: Yanī / Soruñ eger söylerse. / (İKT-v. 60a/4-s. 223). Rasūl Hazratı eytdi: / Götür elüñi yā A var! / (İKT-v. 152a/19-s. 378).

371 351 Ba zılar eydürler: / Seyrümüzde (8) İbrāhīm Zāyıġ uñ menzilin cennetde ālī gördük. Emr-i ma rūf ve nehy-i münker üzerine sabrı sebibile. / (İKT4/2-v. 310a/7, 8-s. 288). Müsannıf eydür: / Bu hikāyat (16) zāhırdur fikr iden kimselere. / (İKT4/1-v. 149b/15, 16-s. 520). İbn-i Asākir eydür: «/ Bundan soñra ne deñlü küylerin aldısa gine virdi fi lcümle. / (İKT4/2-v. 437b/11-s. 512). Eytdi: Belī / işbu koyunuñ bir kuzusın aldı idi, fülān yirde /. (İKT-v. 166b/14-s. 400). Ehl-i Kitāb zikr itdiler kim Allāhu Ta ālā Nūh peyġāmbara eyitdi: / Çık gemiden / sen avratuñ ve (4) oġullaruñ ve oġullaruñuñ avratları ve gemide olan cānavarlar artuñ, çok oluñ. (İKT-v. 49b/3-s. 205). Allāh Taālā eydür: Ya nī / in gemiden sālim ve mubārek olduġuñ hālda. / (İKT-v. 48a/1-s. 203). Ammā bu Medāyinī rivāyetince Ebū Hamza bir gün Peyġāmbaruñ -aleyhi sselām- (14) minberine çıkup eyitdi: Anuñ evvel ferāyızdan (12) bir nasīb yok, / ol nasībi aldı. Gendü nefsiçün Tañrı sıyla cenk eyleyüp /. (İKT4/2-v. 287b/12-s. 248). Hattā (12) ulemānuñ ba zısı eyitmişler, / livāta ideni taş-ıla depeleyeler, gerekse evlü olsun, gerekse (13) ergen olsun /. (İKT-v. 73a/12, 13-s. 246). Bu manīden sūfīlerüñ bazısı eyitmişler: Ya nī / Allāh sakladuġındandur, (15) gişinüñ güci yitmemek. / (İKT-v. 80b/14, 15-s. 259). Allāhu Taālā buyurur: / Allāhu Ta ālā habar virür, gökleri nice yaratduġını ve ne vechile vāsi yaratduġını ve dahı ġāyet (13) hüsünde ve nihāyet bahāda itdügini. / (İKT-v. 16b/12, 13-s. 149). didügi gibidür kim eyitdi: Benüm murādum degüldür, / illā (7) ıslāh itmekdür gücüm yitdügi kadar /, andan soñra bunları korkutmaġa intikāl itdi, (8) eyitdi (İKT-v. 74b/6, 7-s. 249). Dahı eydürdi; İlāhi, / saña sıġınurın göñül (16) yaramazlıġından, günāha uymakdan, dahı yoz amaldan /. (İKT4/2-v. 259b/15, 16-s. 201). Biri eyitdi: / Şundan bir cāriye aldum, (7) hafīfetü l- akl. / (İKT4/2-v. 252b/6, 7-s. 189).

372 352 Rāvī eydür: / Zeyd rücū idüp Mekke ye geldi, ş ol (10) halda / kim eydürdi: İy Çalabum! / Ben senüñ itā atuñ üzerine kāyım olmışamdur hak olduġuñ cihetden /, (11) saña ibādet idüben saña kullık eyleyüben senden eylük taleb iderin, muhāl istemezin, saña ibādet (12) iden-ile uyuyan bir degüldür. / Ben īmān getürdüm her nesneye / kim İbrāhīm īmān getürdi. (İKT-v. 174a/9, 10, 12-s. 414). Allāh a hamd u senā idüp eyitdi: / Mahlūka tā at (2) yokdur Hālık uñ ma sıyatında. / (İKT4/1-v. 191a/1, 2-s. 582). Eyitdi: / Subhana l-lah kanı halk? / (İKT4/2-v. 247b/6-s. 181). Hişām b. (5) Kelbī eydür: Mekke ye varıcak korkdı, / (13) cür et idemedi halk korkusından /. (İKT4/2-v. 263a/13-s. 207). Musannıf eydür, / Dımışk dahı (17) Baġdād gibi toludur. Halk-ıla ulemā-y-ıla ve hāfızlar-ıla ve avratlar-ıla ve oġlancuklar-ıla ve mescidlerle (18) ve ibādet ehlile ve hākimler-ile ve ümerā-y-ıla ve çeri-y-ile rızk u emn-ile; / vāfırdur dīn ü diyānet / (19) ve fesād azdur. (İKT4/2-v. 337a/16, 17, 18-s. 333). ki Rasūl Hazratı (8) (s.a.v.)- eytdi: / Ol ferişte aña bir deve virdi, hāmile / ve hem du ā itdi ve eytdi: (İKT-v. 151a/12-s. 376, 377). Gine İbn-i Ömer eydür: / Bir bardak (14) issi su içüp helāk olmak yigrekdür. Ve benüm katumda sevgülüdür hamr içmekden. / (İKT4/1-v. 64a/13, 14-s. 385). eyitdi: / Hemān iki (20) gişi var-ıdı has dostlarından /; anlar sabāh ve ahşām gelürler-idi, (İKT-v. 87a/19, 20-s. 270). / Ahmed rivāyet ider Meymūn dan / ki eyitdi: / Gişi hālıs halāl yimez hattā gendü-y-ile (3) harām arasında halālı hicāb itmeyince. / (İKT4/2-v. 239b/2, 3-s. 167). İbn-i Asākir, (15) İbrāhīmi bni Mehdī den rivāyet ider ki, eyitdi: «/ Ol gün aġladı, hattā öyle vaktınuñ ezānı virilince. / (İKT4/2-v. 413a/6-s. 471). kim İshāki bni Yesār eyitdi: Allāh Ta ālā İbrāhīm i Halīl idinicek göñline korkı düşdi, / şöyle kim (4) yüregi oynaduġı, bir milde işidilürdi, havāda kuş kanadı āvāzı gibi /. (İKT-v. 69b/4-s. 240). Allāhu Tebāreke ve Taālā Kitāb-ı Azīz ında buyurur: ve yirden çıkanı bilür ve gökden ineni ve göge aġanı bilür (17) ve / ol sizüñle biledür her kanda olsañuz / ve dahı (İKT-v. 4b/17-s. 129).

373 353 Medāyinī (19) eydür: / Aldı Hişām kuşı /, sarāyı içine (21) koyu virdi. (İKT4/2-v. 261a/20-s. 204). Musannıf eydür: / Andan soñra Ümeyye oġlanlarınuñ (18) devletlerinde alāmat-ı za f ve sustlık zāhır oldu; husūsā Ömer bin Abdül azīz (19) öldükden soñra. / (İKT4/1-v. 183a/17, 18, 19-s. 570). İbn-i İshāk eydür: ve birisine dahı Zü l-ka bān (6) dirler-idi, / bu yigregüñ ve taġlībuñ idi, Hūznuk yanında /; Hūznuk ol kasırdur kim Nu mān (7) Ekber yapmışdı. (İKT-v. 161b/6-s. 392). İbnü Cevzī ve anuñ ġayrı eyitdi: Ol Ömer bin Abdül azīz dür kim, (7) yüzinci yıluñ başında geldi. Hılāfata ol lāyıkdur; / imāmata ol evlādur ictihād olduġından (8) ötürü; icrā-yı şerī at idüp hakkı yirine getürdüginden ötrü. Ömer bin Hattāb adlı gibi (9) adl idüp her işde aña öykündüginden ötrü. / (İKT4/1-v. 197a/7, 8, 9-s. 592). İbn-i Asākir eydür: «Cafer i kardaşı Fazl-ıla halīfa kapusında buldı, / destūr istediler (4) içerü girmege /. (İKT4/2-v. 400b/3, 4-s. 449). Atam eyitdi: İy ciger-kûşem! / Sen dahı (12) uyusañ yigrek-idi iki rek at namâz kılup kendüzüñi görmekden. / (GT-v. 25b/11, 12-s. 156). eydür: / Kaçan zevāl vaktı ola-y-ıdı Ka be ye istikbāl idüp bir rek at namāz kılurdı (2) iki secde-y-ile. / (İKT-v. 174b/1, 2-s. 415). Ve dahı eydür: (12) / Ben size habar vireyin anuñ sıfatlarını / kim size mahfī kalmaya: Ol orta boylu ve orta sakalludur, / (13) dahı Peyġāmbarlık mühri vardur iki yaġırnı arasında /, adı Ahmed dür, (İKT-v. 174b/12, 13-s. 415). / İmām-ı Ahmed rivāyat ider, Yezīdi bni Hārūn dan ve (20) Affān dan / bu ikisi dahı Hamādi bni Seleme den, / ol Aliyyi bni Zeyd den / kim Ebū Sa īd Huzrī eydür: / Rasūlü llāh (s. a.v. )- bize hutbe okıyıvirdi, ikindi namāzından soñra tā güneş tolınmaġa yakın (1) olınca /; hıfz iden itdi, unıdan unıtdı. (İKT-v. 4a/19, 20-s. 128). Firavn anuñ cevābında eyitdi: Ya nī / ben size göstermezin, illā ben gördügümi /; ve / dahı ben sizi kulavuzlamazın; illā reşād (8) yolına /. (İKT-v. 98b/7-s. 290).

374 354 Yūşa ol balıġuñ hālin Mūsā ya zikr idüp (19) eyitdi: Ben saña habar virmege (21) unutdum; / bu nesneyi baña unutdurmadı, illā şeytān /. (İKT-v. 108a/21-s. 307). Ebū Hüreyre den rivāyat olınur ki ol eyitdi: / Mūsā ya Melekü l-mevt geldi kabz itmege. / (İKT-v. 120b/15-s. 327). Hāsılı bu-y-ıdı : / Andan (12) Benü Ümeyye aña la nat iderlerdi. Kāfirler namāzda la nat itdükleri gibi. / (İKT4/2-v. 325a/11, 12-s. 314). ki eyitdi: Pes ol aġacdan bir asā düzdi, ve cinnīleri da vet itdi; / sırçadan bir kubbe (3) düzdiler kapusuz /, anuñ içinde Süleymān namāza turdı ve (İKTv. 133b/2, 3-s. 348). Zührī (17) eydür: Çıkdı, / toġrı ol ben koduġum eve vardı. Ke ennehü bir kimse kulavuzlamış (3) gibi. / (İKT4/2-v. 255b/2, 3-s. 193). Ve dahı eydür: (12) / Sakınuñ kendüzüñüzi andan aldanup kalmakdan. / (İKTv. 174b/16-s. 415). ve anlar eydürlerdi: / Biz pādışāhlık mīrās (11) yimekden zāyil olmaduk, Keyümers zamānından berü. / (İKT-v. 49b/10, 11-s. 206). eydür: ; / belki zikr itdüm, kitāba zīnet olmaġ-ıçun /. (İKT-v. 3b/3-s. 126). İbn-i Zübeyr eydür: Sakalebi yi feth itdi, begleri Burcān ı sıdı, geldi, / yine muhāsara (20) itdi Konstantıniyye yi /. (İKT4/2-v. 246a/19, 20-s. 179). Kāle llāhu Taālā: (5) Ya nī yā Muhammed! / Añ Kur ān da İdrīs i /, ol sıddīk idi ve peyġambar idi, biz anı yüce mekāna (6) ref itdük. (İKT-v. 42a/5-s. 193)., ol Ubādeti bni Sāmit den eydür: / Çünkim Eyād ilçisi geldi (14) Rasūlü llāh Hazratı na (s. a.v. )- / Rasūl Hazratı eytdi: İy Eyād bölügi! / N eyler (15) Kussu bni Sā ide-i Eyādī / bunlar helāk oldı? (İKT-v. 167b/13, 14, 15-s. 402). Behrâm-ı Gûr uñ kabrinde yazılmışdur; / kerem eli yigrekdür kuvvetlü (3) bâzûdan /. (GT-v. 32a/2, 3-s. 169). Ve hükemâ (13) dimişlerdür: / Kanâ at-ıla gedâ olmak yigrekdür mâl-ıla ganî olmakdan. / (GT-v. 70b/13-s. 224). Allāh Ta ālā eydür: Ya nī / Allāh Ta ālā İbrāhīm i imtihān eyledi, (21) maşakkatlu teklifler-ile /, İbrāhīm ol buyrukları yirine getürdi. (İKT-v. 68b/20, 21- s. 239).

375 355 / İbn-i Ebī Hātim rivāyat itdi, (19) Ebū Zer a dan, / ol Osmāni bni Ebī Şeybe den, / ol Cerīr den, / ol Sa īd den / kim İbn-i (20) Abbās eyitdi: / Ādem Dahnā adlu yire düşdi, Mekke ile Tā if arasında. / (İKT-v. 34b/18, 19, 20-s. 181). İbn-i Halkān eydür: / Geldi Mesrūr / (16) içerü girdi. (İKT4/2-v. 397a/15, 16- s. 444). Bazılar eydür: (9) Üç gün gitdiler biri birine söylemediler, üç günden soñra söyleşdiler, (11) biri birin bilmediler / her biri ta accub itdiler, mezheblerinde bunca muhālefet var-iken bir araya (12) cem olduklarını /. (İKT4/2-v. 251a/11, 12-s. 186, 187). İbn-i Abbās eydür: (4) / Bunuñ ölümin arzu (5) iderler-idi; mīrāsın almaġıçun. / (İKT-v. 107a/4, 5-s. 305). Bazılar eydür: / Hatta vardı Mukātıl /, Cehmi bni Safvān ı Tirmid e sürdürdi. (İKT4/2-v. 260a/8-s. 202). Rasūlü llāh ġazab itdi, hattā ġazabı eseri mubārek (7) beşeresinde zāhir oldu, eyitdi: (8) Ya nī / Allāh rahmet itsün Mūsā ya / bundan dahı ziyāde aña īzā itdiler, sabr eyledi. (İKT-v. 120a/8-s. 326). Ebü l-feth-i İzdī eyitdi: / Anuñ hadīse (9) mutāba atı yokdur, ne metninde ve ne isnādına. / (İKT-v. 21b/8, 9-s. 159). İbn-i Ebī Meryem (17) eyitdi: / Vallāhi bilmezin n olduġını. / (İKT4/2-v. 411b/17-s. 469). Asākir oġlı Hāfız rivāyet ider Nevbān dan ki: Peyġāmbar- aleyhi s-selām- eyitdi: Ya nī; Hılāfat Benī Ümeyye den gitmez, / biri biriyle atışurlar, oġlanlar top atışur gibi /. (İKT4/2-v. 295b/9-s. 262). Zührī eyitdi: Ġam degül. / Bir dahı yazayın ol ehādısı. / (İKT4/2-v. 256a/4-s. 194)., eytdüm: / Baña habar vir (2) ol gelecek Rasūl den. / (İKT-v. 165b/1, 2-s. 398). Ben eytdüm: / Kankısı a lamdur, (21) ol ikisinden? / (İKT4/2-v. 349b/20, 21-s. 355). eytdiler: / Niçün nasīhat idersiz, ol kavma / Hak Ta ālā anları helāk idecekdür, (8) yāhūd bir vech-ile azāb idecekdür? (İKT-v. 147a/7-s. 370).

376 356 Peyġāmbar eyitdi: (6) / Tiz zamānda sen bu ümmete mālik olursın, ol Süreyyā saġışınca. / (İKT4/2-v. 297b/6-s. 265). ve andan soñra eyitdi: (2) Baña kitāb virdi ve / beni Peyġāmbar kıldı, ol zınāy-ıla töhmet idenlerüñ kelāmını red itmeg-içün /. (İKT-v. 140a/2-s. 358). Eyitdi: Velī, / okıyı viremezin on biñ (13) akça ile bir kul virmeyince /. (İKT4/2-v. 274b/12, 13-s. 226). Muhammedi bni Hātemi bni Hayyān eyitdi: / Bize habar virdi Ömeri bni Sa īdi t-tāyī (13) Menīh de / ol rivāyat itdi, Hāmidi bni Yahyā Belhī den, / ol Süfyān dan, / ol Mutarrıfı bni Tarīf dan (14) ve Abdu l-meliki bni Ebcer den, / bu iki sālıh şeyh rivāyat itdiler Şa bī den /, ol eyitdi: (İKT-v. 105b/12, 13, 14- s. 303). Âyişe eyitdi: / İşitdüm Peyġāmbar dan (s. a.v. )- / eyitdi: (İKT-v. 61a/9-s. 226). Ve dahı eyitdi: / Pes siz ne yaramaz aşīre idüñüz, (9) Peyġāmbar uñuza. / (İKT-v. 58a/8, 9-s. 220). Ve dahı Kuss oldur kim eydürdi: (2) Kamuñuza gerek kim / ola ma ād, / Kuss and içer Rabb ı ibāda; sātıh-ı mihāda; / elbette haşr olısar her (3) bir gez ala linfirād; ş ol günde / ki / adıdur yevmi t-tenād / ve ş ol günde ki nefh-i sūr (4) ve nakrınā kor olısar, ehlü llāhi dizāra iştiyāk idiser ve yir yüzi nūru llāh-ıla işrāk idiser, (İKT-v. 169b/2, 3-s. 405). Hattā gün tolundı, (20) ikindi namāzı fevt oldı, dahı eyitdi: Ya nī / beni māl mahabbatı men itdi Rabb um zikrinden, ya nī namāzdan. / (İKT-v. 132a/21-s. 346). Nitekim hükemâ dimişlerdür: / Arpa etmegin yiyüp oturmak yigrekdür râhat-ıla, (9) altunlu kor kuşak kuşanup kendü gibi bir âdem oglanına (10) kulluk itmekden. / (GT-v. 22b/8, 9, 10-s. 151). eyitdi: (1) Ya nī / Rahmān uñ arşı ditredi Sa īdi bni Mu āz olduġı-y-ıçun. / (İKT-v. 7a/1-s. 133). Dervîş eyitdi: / Öyleye degin uyumak efdaldür saña /, tâ kim ol vakt (9) içinde halkı incitmeyesin. (GT-v. 13b/8-s. 139). Baña eyitdi: / N oldı saña? / (İKT4/2-v. 261b/14-s. 204).

377 357 Bunlar anuñ cevābında eyitdiler: Ya nī / kılduġuñ namāzları mı buyurur saña / (9) atalarumuz, dedelerümüz ibādet itdüginden men idesin. Bizi / ve dahı māllarumuzda göñlümüz(10) dilegin işlemekden men eyleyesin? (İKT-v. 74a/8-s. 248). Bir (7) sâhib-dil buña eyitdi: / Ulûfe ne virürler saña Kur ân okuduguñ içün? / (GT-v. 49b/7-s. 194). Dervîş eyitdi: / Bu du â hayr du âdur, saña ve müsülmânlara. / (GT-v. 13b/3-s. 138). Eyitdi: İşitmedüñ mi ki sâhib(7)diller dimişlerdür: / Yorılup oturmak ve diñlenmek yigdür; segirdüp yorılup (8) yatmakdan. / (GT-v. 59b/7, 8-s. 208). eyitdi: Ya nī / İbrāhīm (16) gendüzini sünnet eyledi, seksen yaşında keserile. / (İKT-v. 68b/15, 16-s. 239). Ol Yahūdı eyitdi: / Bizüm dīnümüze girmezsin sen Allāh ġazābından (13) nasībüñ olmayınca. / (İKT-v. 175a/12, 13-s. 416). Ayās eyitdi: / Nicedür seni şu bir avuç topraġ-ıla (13) dövsem /, acıdur mı? (İKT4/2-v. 251b/12, 13-s. 187). Andan ol cārıye eyitdi: Yā seyidī! / Kanı senüñ (6) baña evvel izhār itdügüñ muhabbatuñ? / (İKT4/1-v. 192b/5, 6-s. 584). Pâdişâh bu sözi işitdi ve yüzin çevürdi ve (12) eyitdi: / Anuñ yalan sözi yigrekdür senüñ gerçek sözüñden. / (GT-v. 9b/11, 12-s. 134). eyitdi: / Lūt kavmı hōd (12) degüldür, sizden ne zamānda ve ne mekānda ve ne efdalda. / (İKT-v. 74b/11, 12-s. 249). Dahı Süleymān uñ gökçek sözlerinden(9)dür kim, eydür: / Kemāl-ı (10) akl bulınmaz söylemeyince. / (İKT4/1-v. 177a/9, 10-s. 560). Rasūl eytdi: / Ne hūb inşā itdi Sūk-ı ükāz da. / (İKT-v. 167a/9-s. 401). Kāla llāhu Taālā: Yanī / Hak Taālā senā ider Süleymān a / eydür kim: (17) / Ne gökçek kuldur Süleymān / ki Allāh a rucū idicidür. (İKT-v. 132a/16, 17-s. 345). Ebū Ca fer (16) eydür: / V allāhi bir ālim olmañ sevgülüdür şeytāna biñ zāhıd olmañdan. / (İKT4/2-v. 237a/16-s. 164). Ezrākī eydür: / Kavā idinden şimāli tarafından içeri eylediler, şimdiki yapusı gibi. / (İKT-v. 66b/2-s. 234).

378 358 Nitekim âkıllar (13) dimişler: / Yalan söz ki maslahat-âmiz ola, yigrekdür şol togru sözden ki fitne-engîz ola. / (GT-v. 9b/12, 13-s. 134). İbn-i Asākir, (15) İbrāhīmi bni Mehdī den rivāyet ider ki, eyitdi: «Andan ikindü namāzın kıldı, / gine aġladı, tā ahşam namāzı vaktına degin /. (İKT4/2-v. 413a/9-s. 471). / İbn-i Asākir rivāyet ider İbn-i Cerrāh dan, / ol dahı Hazret-i Rasūl dan / ki (20) eyitdi: / Benüm ümmetüm arasında adl götürülmez ta anlara Benī Ümeyye den bir gişi halīfa olmayınca. / (İKT4/2-v. 265b/20-s. 211)., ol avrat (13) eyitdi: / Olmaz tā baña ism-i a zam ögretmeyince. / (İKT-v. 20b/13-s. 157). Dāvūd eydür: (14) / Ölmedi; tā ben anı ol vech-ile görmeyince. / (İKT4/1-v. 186a/14-s. 574). Yemen e yakın varıcak Himyer meliki çeri-y-ile (16) karşu geldi, eytdi: Sen bizüm dīnümüze muhālefet itdüñ, / bu memlekete girmeñ olmaz, (17) tā bizüm dīnümüze dönmeyince /. (İKT-v. 155a/16, 17-s. 383). Dahı eydürdi: Ve / her kim Kur ān ı terk ide, Kur ān anı terk itmez, tā cehenneme (2) iletmeyince /. (İKT4/2-v. 239b/1, 2-s. 167). eydür: / bize halkuñ ibtidāsından habar virdi; tā cennet ehli menzillerine (11) varup cehennem ehli menzillerine varıncaya degin /, hıfz iden hıfz itdi, unudan unıtdı. (İKT-v. 4a/10, 11-s. 127). eydür:, andan soñra (16) çıkdı, / hutbe okudı; tā güneş ġāyıb olınca /, olmışı ve olacaġı bize habar virdi. (İKT-v. 4a/16-s. 128). Leys b. Sad eydür: / İrte olunca ol tas elinden gitmedi, tā hadīsi (9) tezekkür idince. / (İKT4/2-v. 257b/8, 9-s. 197). İbn-i Cerīr (8) eydür: / Ammā gövdesi (10) yirinde aslu turdı, tā Hişām uñ begligi zamānı āhır olınca. / (İKT4/2-v. 248a/9, 10-s. 182). rivāyet ider ki: (14) «Rasūl eyitdi: / Kıyāmet kopmaz, tā Irāk ehlinüñ eyüleri Şām a ve Şām (15) halkınuñ yavuzları Irāk a varmayınca. / (İKT4/2-v. 338b/14, 15-s. 335). Eytdi: / Ben dahı ol bizā atı kabūl itmezem, tā kalan halkdan ne kadar alduñ-ısa (1) benden dahı almayınca. / (İKT-v. 165b/21; 166a/1-s. 399).

379 359 Ol şehr eyitdi: ve anda (16) sākin olanlar helāk oldı, ve / halāldan harāmdan cem itdükleri māl bende kaldı, tā (17) kıyāmet günine degin /. (İKT-v. 142a/16, 17-s. 362). kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: Allāh Ta ālā Ādem i yaratdı, uzunlıġı (9) altmış arşun-ıdı, / andan soñra halk eksildi; tā şimdiye degin /. (İKT-v. 47b/9-s. 202). Ehl-i (15) hey et eyitdiler: / Yirler birbirini kaplamışdur; tā yedinci yire varınca /, (16) yedinci yirüñ içi yokdur, (İKT-v. 11a/15-s. 141). Ehl-i Tevārīh eyitdi: / Ādem ölmedi; (7) tā zürriyetinden dört yüz gişi görmeyince /, ba zılar dört yüz biñ gişi görmeyince didiler. (İKT-v. 41a/6, 7-s. 191). Eyitdi: / Ne hoş eyitdi (6) Tabıġa-yı Zubyanī /, Nu māni bni Münzer hakkına didi, bu iki beyti okudı: (İKT4/2-v. 313a/5, 6-s. 294). İbn-i İshāk eydür: ve birisine (2) dahı Lāt dirler-idi, / bu Sekīf uñ idi Tāyıf da / ve anuñ hādimleri Benū Müġīs idi ve birisine (3) dahı Menāt dirler-idi ve / bu Evsile -i Hazercegüñ idi deñiz kenārında / ve birisine dahı (İKT-v. 161b/2, 3-s. 392). Dahı İbn-i Abbās dan rivāyat olınur ki, Peyġāmbar (16) Hazratı Şād secdesin itdi ve eyitdi: / Dāvud secde itdi tevbe içün; / ben secde (17) itdüm şükr içün. / (İKT-v. 130a/16, 17-s. 342). Şeyh Sa dî rahmetü llahi aleyh-eydür: / Arab diyârında bir mu allim gördüm; turş yüzlü (10) ve acı sözlü ve bed-hû. / (GT-v. 62a/9, 10-s. 211). Allāh eyitdi: / İnanmaduñ mı uluları diri kılduġuma? / (İKT-v. 70a/2-s. 241). Ve dahı Kuss oldur kim eydürdi:, / (5) bugün va zın didi vā ız; / uyandı ol / kim / işidür mevā ız; / gerek olan sordı, (İKT-v. 169b/5-s. 405)., eyitdi: (5) Bunı bilicek Sefrā dahı Velīd i sevdi, / (13) ne beñzer Velīd anı sevdügine /. (İKT4/2-v. 266a/13-s. 212). Nusayb eyitdi: / Benüm dilüm istedüginden halīfanuñ eli (13) artuk ögrenmişdür virmege. / (İKT4/2-v. 246b/12, 13-s. 180). kim Muhammedi bni Kab Kurzī eyitdi: / Şām da bir gişi var-ıdı Yahūdī dan /, müsülmān olmış-ıdı, sālih idi, (İKT-v. 67b/15-s. 237).

380 360, İbn-i Abbās didi kim Rasūlü llāh (5) (s. a.v. )- eyitdi: / Allāh Ta ālā sizi nehy ider yalıncak olmakdan. / Pes imdi utanıñ Allāh Ta ālā nuñ (6) feriştehlerüñden / kim sizden hīç ayrılmazlar; illā üç hāletde: (İKT-v. 28a/5, 6- s. 170). İbnü Asākir (2) eydür: / Ol dāra bir saru kubba (3) yapdurdurdı, yeşil kubba gibi. / (İKT4/1-v. 175b/2, 3-s. 557). Ali eyitdi: / Bu bir (17) mesciddür yidinci kat gökde /, hurmatı yirde (18) Ka be hurmatı gibidür. (İKT-v. 22b/16, 17-s. 161). Atabī eydür: / Ömer dünyāda bir nesneye hased (7) itmezdi yörümekde, sükūnetde, dahı nimetde sehā vü kerem göstermekden ġayrı. / (İKT4/1-v. 186b/6, 7-s. 575). İbn-i İshāk eydür: Tāyıf da bir ev var-ıdı, (17) Lāt dirlerdi, / anı katı ta zīm iderlerdi. Zamān-ı cāhiliyyetde Ka be yi ta zīm itdükleri (18) gibi / Ebrehe anı yıkmaġa kasd eyledi. (İKT-v. 157a/17, 18-s. 386). Anası duā itdi, eytdi: Ya nī iy Çalabum! / Sen Cerīh i öldürme zāniyeler yüzin (18) görmeyince. / (İKT-v. 149b/17, 18-s. 374)., aña eyitdi: / İbrāhīm üñ kankı oġlı-y-ıdı zebīh olan? / (İKT-v. 67b/16-s. 237). Rāvī eydür: / Leys (19) yazdı Hişāmi bni Urve ye atasından, / ol Esmā bint-i Ebū Bekr den / kim Esmā eyitdi: (20) / Gördüm Zeydi bni Amr ı / öri turup arkasını Ka be ye virüp eydürdi: (İKT-v. 175a/18, 19, 20-s. 416) Yan Cümlesi Devrik Olan (eyitdi: didi.) Yapısındaki Cümleler Ol keşīş eyitdi: ; / ol dükeli halkuñ ekremidür (17) Allāh katında / didi. (İKTv. 173b/16, 17-s. 414). Melekü l-mevt eyitdi: / Ben dahı Allāh a sıġınuram, Allāh ıñ (20) buyruġın yirine getürmeyüp girü dönmekden / didi. (İKT-v. 36a/19, 20-s. 184)., eydür: / Allāh bilür anuñ hālını. / (14) didi. (İKT4/2-v. 313a/13-s. 294). eyitdi: atañ istedügi gibi ta ām bişür, / kardaşuñdan öñdin ilet babaña /, yisün, saña du ā (19) kılsun didi. (İKT-v. 76b/18-s. 253).

381 361 eyitdi: İy ata! / Allāh dan ilm geldi baña /, saña gelmedi. didi.(ikt-v. 58b/17-s. 221). İsmāīl eydür: / Döndi baña / Bu dört akçayı çok mı sanursın? Sen bunuñla dört (9) biñ dīnār alacaksın. didi. (İKT4/2-v. 408b/8-s. 463). / Evzā ī rivāyet ider Zührī den / ki, eyitdi: / Ālimden edebin ögrenmek (14) sevgülü gelür baña ilmin ögrenmekden / didi. (İKT4/2-v. 257b/13, 14-s. 197). Rasūl Aleyhi s-selām- eyitdi: / Senüñ atañ kıyāmet güninde bir ümmet (16) olısardur başına / didi. (İKT-v. 174a/15, 16-s. 414). eydürdi: / Hīç sizden birüñüz İbrāhim peyġāmbar dīni üzerine olmaduñuz, benden ġayrı. / dir-idi. (İKT-v. 172a/3-s. 410). arkasını Kabe ye virüp eydürdi: İy Kurayş Bölügi! / Va llāhi (21) hīç sizden kimse yokdur benden ġayrı İbrāhīm dīni üzerine / dir-idi. (İKT-v. 175a/20, 21-s. 416). Ben eyitdüm: Yā Resūlallāh! / Lāyık mıdur benüm gibi gişiye /, senüñ ileyüñde tura, sen (5) namāz kılasın. Sen Tañrı nuñ Resūlısın didüm. (İKT4/1-v. 26b/4, 5- s. 323). Rasūl Aleyhi s-selām- eyitdi: / Yaluñuz bir ümmet haşr olınısar benümle Īsa bni Meryem arasında / (16) didi. (İKT-v. 175b/15-s. 417). Eyitdi: / Koñ (16) bu deve i / Allāh yirinde yürisün. didi. (İKT-v. 56a/15, 16- s. 217). Pes Peyġāmbar (s. a.v. )- (18) eyitdi: / Mūsā ya ben ehakkın bu güni oruç dutmaġa / ve ben lāyıkın didi, ashābına eyitdi: (İKT-v. 49a/18-s. 205). eyitdiler: / Kim eyledi bu işi, bizüm (16) tañrılarumuza? / didiler. (İKT-v. 59b/15, 16-s. 223). Anlar dahı virmediler, eyitdiler: Suyumuz nāgāh dükene / biz dahı sizüñ gibi olavuz (1) diyü korkaruz bu susuz yirde / didiler. (İKT-v. 178b/21; 179a/1-s. 424). Halīfa eyitdi: / Saña (8) rızk vire bunı evinde / ben şu deñlü ölince dirildüm, hīç senüñ vazıfañ yimedüm, şimden (9) girü dahı ihtıyācum yokdur. didi. (İKT4/2-v. 404a/7, 8-s. 455).

382 362 Pâdişâh bu sözi işitdi ve gözlerinden yaş (13) revân oldı ve eyitdi: / Ben helâk olmak yigdür bunuñ gibi bî-günâh tıfluñ kanın (14) dökmekden / didi. (GT-v. 19a/13, 14-s. 147). diyü çaġırdı, eyitdi: Yā Mūsā! / (21) Beni öldürmek mi istersin, dün bir gişi öldürdügüñ gibi / didi. (İKT-v. 113a/21-s. 315). Bir zamandan soñra Abdu l-muttalib eyitdi:, / ola kim Allāhu Ta ālā bize su rūzī kıla, ilerü varıcak / didi. (İKT-v. 179a/8-s. 424)., bir avrat İbn-i Abbās dan sorup eyitdi: / Ben nezr eyledüm (10) Kabe katında oġlumı boġazlamaġa / nice ideyin, ne buyurursın? didi. (İKT-v. 182a/9, 10-s. 429). Rasūl Hazratı bunlara sordı: / Kankıñuz bilür Kussu bni Sā ide -i Eyād ı? / didi. (İKT-v. 167a/7, 8-s. 401). Pes Rasūlü llāh -(s. a.v. )- ashābına eyitdi: / Siz ahaksız Mūsā ya (3) āşūre günin oruç dutmaġa / didi. (İKT-v. 101b/2, 3-s. 296). Ol pīr bu resme Kuss uñ ahvālın beyān idicek Rasūl Aleyhi s-selām- eyitdi: / - Allāh rahmet (11) itsün- Ol Kuss a / kıyāmet güninde ol dahı başına bir ümmet kopısardur didi. (İKT-v. 170b/10, 11-s. 408). Andan soñra eydürdi: Bu İbrāhīm ve İsmā īl kabīlesidür. Ben taşa tapmazın, (3) taş-ıçun namāz kılmazın, taş-ıçun boġazlananı yimezin, dahı ezlām-ıla kısmet taleb itmezin, / ben bu eve namāz kılurın olınca / (4) dir-idi. (İKT-v. 174b/3-s. 415). eyitdi: İy Abdu llāh! / Senüñ-içün kurban olınan deve deñlü deve vireyin saña dek /, (3) şimdi gel baña yakınlık idüp cimā eyle didi. (İKT-v. 182b/2-s. 429). Andan eyitdi: [311b] (1) Saña nesne yokdur. / Yüri sen /, ben senüñ arduñca varurın. didi. (İKT4/2-v. 311b/1-s. 291). Yahūdı eyitdi: / Ben seni gendü dīnüme koymazın sen Allāh uñ ġazābından nasībüñi kabūl (18) itmeyince / didi. (İKT-v. 173a/17, 18-s. 413). Nasrānī (20) eyitdi: / Ben seni dīnüme koymazın, sen dalālatdan nasībüñi kabūl itmeyince / didi. (İKT-v. 173a/20-s. 413).

383 363 Eyitdi: Her kimi ki dilersen Mısr a gönder, sen Şām da tur, / mukīm ol, seni (16) görmek diledügüm vakt yakın olmaġ-ıçun /. didi. (İKT4/2-v. 306b/15, 16-s. 282). eyitdi: Yā İbrāhīm! / Ne hoş Tañrı dur senüñ (18) Rabb uñ / yā İbrāhīm! didi. (İKT-v. 60b/17, 18-s. 225). Mūsā ya eyitdiler: / Biz saña īmān getürmezüz tā Allāh ı (17) āşikāre görmeyince / didiler. (İKT-v. 105a/16, 17-s. 302). Bunlar eyitdiler: / Biz suvarmazuz, tā bunlar koyunların (11) suvarup gitmeyince /; atamuz ulu pīrdür, gendü gelimez, anuñ-ıçun suvarmaġa biz gelirüz didiler. (İKT-v. 93b/10, 11-s. 281). Ol eyitdi: / Ol kapu yapılmaz tā güneş (18) maġrıbdan toġmayınca. / didi. (İKT4/2-v. 225a/17, 18-s. 145). Yūşa (19) eyitdi: Vardur evet, mülki kosuñ, / Allāh yolına mukātele ve cihād itsün, tā şehīd olınca / didi. (İKT-v. 129a/19-s. 340). Eyitdi: / Nitekim (15) Kabe ye Tañrı evi dirler tazīm içün, / bu āyet delīldür benüm sözüm gerçek olduġına. / didi. (İKT-v. 56a/14, 15-s. 217). Lūt eyitdi: / Bir köy (14) var yakında /, ol köye varalum. didi. (İKT-v. 72b/13, 14-s. 245) Temel Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Yan Cümle Sonda Olan Cümleler / Ahmed rivāyat ider Abdurrezzāk dan, / ol atasından, / ol Vehb bin Münebbih den /: [192a] (1) Eger ümmet-i Muhammed de Mehdī ola ıdı, Ömer bin Abdül azīz olurdı. (İKT4/1-v. 191b/21-s. 583). Pes ma lūm oldı kim güneş (7) seyr iderken secde idermiş, / anuñ-ıçun didi, Allāhu Ta ālā /: (İKT-v. 18a/7-s. 152). / Rebaşī rivāyat ider Asma ī den /: (İKT4/1-v. 141a/1-s. 506). / Biregü eydür baña /: Bir yirde ki on biñ velī ola, andan nireye gidersin? [340a] (1) didi. (İKT4/2-v. 339b/21-s. 337). / Hattā müfessirlerüñ (2) ba zısı dimişler bu āyetüñ tefsīrinde /: Yanī ol vakt (İKT-v. 139a/1, 2-s. 356).

384 364 / Tabarānī rivāyat itdi bu habarı bir ġayrı vech-ile (12) A meş den, / ol Zeyd bin Veheb den /: (İKT4/1-v. 146b/11, 12-s. 515). / Veheb rivāyet ider Dāvūd-ı Nebī den / aleyhi s-selām- (14) (İKT4/2-v. 228b/13-s. 150). / Tirmidī rivāyat [ider] Ebū İshāk dan /: (8) (İKT4/1-v. 146b/7-s. 515). / Hāris rivāyat ider Ebū Vāyıl dan /: Huzeyfe den işitdüm ki: Ashāb-ı Muhammed den uluları (11) bildiler kim, / ol yakındur Allāh a vesīle cihetinden /. (İKT4/1-v. 146a/11-s. 514). Ebū Huseyme oġlı Ebū Bekir eydür: / Ma īn oġlı Yahyā habar virdi Ġuyār oġlı Abdullāh dan, / ol (7) Süfyān-ı Sevrī den, / ol Zeyd oġlı Ali den, / ol Müseyyeb oġlı Sa īd den /: Tañrı Taālā nuñ kavlına (İKT4/2-v. 297a/6, 7-s. 264). / Hikāyet ider Halkān oġlı İbn-i Kuteybe den / (İKT4/2-v. 301a/1-s. 272). / Ammā kürsī, Muhammedi bni Cerīr rivāyat (6) itdi Hasan-ı Basrī den /: Kürsī ve arş ikisi birdür. (İKT-v. 7b/5, 6-s. 134). / Medāyinī rivāyat ider Hasan-ı Basrī den /: (9) / Beni yakdı Haccāc uñ işbu sözleri / kim: Allāh ta ālā bize virdügi ömrüñ iy dirīġā ki, (10) bir sā atın gendü emr itdügi yirde geçürmedüñ; tā kim kıyāmat güninde dīdārın görmege (11) lāyık olavuz (İKT4/1-v. 142b/8, 9-s. 509). / Sa īd bin Cübeyr rivāyat (10) ider İbn-i Abbās dan /: Eyü, yaramaz her gişiye (İKT4/1-v. 34a/9, 10-s. 336). / Rivāyat ider (12) İbnü Asākir /: (İKT4/1-v. 165a/11, 12-s. 542). / Mansūr eyitdi Īsā ya /: (13) / Şükr iderin şol Allāh a / ki beni ni mete tuş getürdi, zahmete tuş getürmedi. didi. (İKT4/2-v. 311b/12, 13-s. 291). / Muhammed bin İshāk rivāyat ider İsmā īl bin Ebī Hakim den /: (İKT4/1-v. 187b/15-s. 577). / Ebū l-kāsım Beġavī rivāyat ider Mansūr bin Zādān dan /: (13) (İKT4/1-v. 52b/12-s. 366). / Rivāyat ider oġlı /: (İKT4/1-v. 181b/9-s. 567). / İmām Ahmed rivāyet ider Ömer b. Düzd den /: (İKT4/2-v. 235b/13-s. 161). / Anuñ-ıçun didi Peyġambar Hazratı (s. a.v. )- / nice (16) diñleyin kim İsrāfīl sūrı aġzına aldı, alnını egdi muntazırdur kim destūr vireler. (İKT-v. 25a/15-s. 165).

385 365 / Mehdī bin Meymūn rivāyat ider Ġaylān bin Cerīr den / ki / [ol dahı] Ubeyd bin Ömer den /: (İKT4/1-v. 66b/1-s. 389). / İbn-i Cüreyc rivāyat ider Tāvūs dan /: Buhl oldur kim, gişi gendü elindekine (2) buhl ide. (İKT4/1-v. 213a/1-s. 620). / Abdurrezzāk rivāyat ider (14) Tāvūs dan /: (İKT4/1-v. 213a/13, 14-s. 621). / Rivāyet olundı Veheb den / : (İKT4/2-v. 231a/21-s. 154) Yan Cümle Başta ve Kendi İçinde Devrik, Temel Cümle Sonda Olan Cümleler Ne gökcek müfessir-i Kurān dur Abdullāh İbn-i Abbās didi. (İKT4/1-v. 27b/8-s. 325). Yūnusu bni Bekir İbn-i İshāk dan rivāyat ider kim / Abbās-ıdı, Abdu llāh ı (2) atası elinden çekip alan / dir. (İKT-v. 181b/1, 2-s. 428). Mansūr gendü elile bir kerpüc vaz eyledi. didi. Ben Allāh ismile başların dahı / hakīkat hamd sābitdür, Allāh a / dahı yir anuñdur, (13) kime dilerse kullarından virür. (İKT4/2-v. 334b/12-s. 328). / Uyuñ baña, ben Allāh a uyduġum gibi / diyüp, menberden inüp ne deñlü hulāfadan kalmış fāhır (17) tonlar ki var-ıdı, buyurdı, satdılar, bahāsın beyte lmāla katdılar. (İKT4/1-v. 200a/16-s. 598). Ömer bin Abdülazīz baña gelüp eyitdi kim: (6) Senüñ-ile kadīmī dostlaruvuz ve yoldaşlaruvuz. Ol dostlık hakkı / eyit baña ol kitābuñ içindekini / (7) diyüp and virdi. (İKT4/1-v. 178b/6-s. 562). / İmdi vallāhı seni terk itmezin baña yüz biñ akça (16) virmeyince / diyüp, Mu āviye dahı varup, andan Mervān gelüp: Yā Emīre l-mü minīn! Vallāhı ben senüñ (17) gibi görmedüm. İbn-i Zübeyir n eyledi ki aña beytü l-māl divānından yüz biñ akça (18) virdüñ didi. (İKT4/1-v. 55a/15, 16-s. 370). Yā şeyh, / dile benden ne dilerseñ /. didi. Amr eyitdi: / Dilerin senden / ki, beni ben gelmeyince (7) kıġırtmayasın ve dahı senden bir nesne dilemeyince virmeyesin. diyüp; vidā laşup, Amr b. Ubeyd Mansūr uñ (8) katından gidüp, Mansūr ardınca bakup bu beyti okudı: (İKT4/2-v. 355a/6-s. 364). / Koñ beni /, nüsüküm edā ideyin, soñra çıkayın, gideyin diyü habar (8) gönderüp, bile develer sürüp dururdı. (İKT4/1-v. 92b/7-s. 429).

386 366 İbn-i Ömer den rivāyāt ider ki: / Velāyatullāh a sen mālik olmazsın böyle (3) itmeyince. / didi. (İKT4/1-v. 63b/2, 3-s. 384). İbn-i Dāye eydür: / Ne sözdür bu? / didüm. (İKT4/2-v. 420a/21-s. 483). / Sehel bu beyt / diyüp begenmedi. (İKT4/1-v. 175b/12-s. 558). / Anañ mı buyurdı bunı? / didi. (İKT4/1-v. 214a/17-s. 623). Yüri / gireceñe vir bunı /, fercine dürtsin. didi. (İKT4/2-v. 412a/4-s. 469). Andan ol pīre Haccāc eyitdi: Haccāc ı göricek bilür misin? didi. (10) Bilürin, / lanat cānına / didi. (İKT4/1-v. 141b/10-s. 507). Hasan uñ avāzın işidüp, kapuyı açup, Hasan içerü girdi: İy karındaşum! / (6) Degüldür cennet illā mü minler-içün / ve Allāhu ta ālā katında mü minler-içün dahı efzal nesneler vardur. diyü ol deñlü söyledi ki, nesnecük yidürdi ve içürdi. (İKT4/1-v. 82b/6-s. 414). Nefsüm bundan a lā talab (16) ider kim, / ol cennetden yaña yardım idüñ cennete girmem üzerine / didi. (İKT4/1-v. 180a/16-s. 565). / Katuñda bir hācetüm var, devā idecek olursan. / didi. (İKT4/2-v. 370b/10- s. 394). / Bu dahı senüñ olsun dünyā-y-ıla bile. / didi. (İKT-v. 142a/5-s. 362). Ve ısmarladı ki / Fursat bizümdür, er gibi. / didi. (İKT4/2-v. 330b/19-s. 322). Ve / dahı andan ġayrı Peyġāmbar kalmadı gelecek / didiler. (İKT-v. 174b/19-s. 415). / Nedür hācetüñ? / didüm. (İKT4/2-v. 375b/1-s. 402). / Niçe ola hālı? / didiler. (İKT-v. 175b/14-s. 417). Andan soñra Arafāt dan inerdi ve kanda dilerse giderdi. (6) Ş ol hālda ki Lebbeyk müte ammiden merkūmen didi. Ya nī / senüñ itā atuñ üzerine kāyım olmışamdur; ibādet (7) idici kul olduġum hālda / dir-idi. (İKT-v. 174b/5, 6, 7-s. 415). / Tur imdi. / didiler. (İKT4/2-v. 361b/12-s. 376). / Al imdi benden biş at ve iki yüz deve, ne kadar dilerseñ māl / ve eger (17) ayruk nesne isterseñ. Gendü nefsüñi ve kavmıñı helāk idersin. didi. (İKT4/2-v. 280b/16-s. 236).

387 367 / Allāh Ta ālā senüñ ecrüñ ulu kılsun, karındaşuñ oġlı hakkında. / didi. (İKT4/2- v. 303b/11-s. 277). Rasūl Hazratı eyitdi kim: (5) / Zeyd dahı başına bir ümmet olısardur kıyāmet güninde / didi. (İKT-v. 173b/5-s. 413). / Verā tamām olmaz mecmū -ı halāyıkı göñülde pīr tutup ayblarından ferāġ gösterüp (6) gendü günāhın añup lafz-ı cemīl-ile kalb-i zelīlden Rabb-ı celīle zārı kılup tevbe idüp (7) Allāh dan ġayrı kimseden ümizin kesmeyince. / dir-idi. (İKT4/2-v. 366b/5, 6, 7-s. 385). Selām virüp andaġını Mehdī sanup söyledüm. / Kanı Mehdī? / Allāh aña (14) rahmet itsün. didiler. (İKT4/2-v. 371a/13-s. 395). Çünki ulemā ve zāhidler (9) işitdiler: / Hak Ta ālā nuñ sevābı yigrekdür; mü minlere ve sālıhlara ve amel-i sālıh isteyenlere / ve āhıratda (10) bākī kalan oldur didi. (İKT-v. 118b/9-s. 323). Ben Hazrat-ı Risālet den (2) aleyhi s-salātu ve s-selām- işitdüm ki: / Cennet kapusından gişi men olınur müsülmānlardan bi-ġayrı (3) hak kan dökdügine itdükden soñra / diyüp tururdı. (İKT4/1-v. 110a/2, 3-s. 456, 457). Böyle olsa İbn-i Kirmānī dahı Ebū Müslim e habar göndürdi: / Ben saña yardımcıyın (5) Nasr ıla cenk itmekde. / didi. (İKT4/2-v. 285a/4, 5-s. 243). Çaġırdı: / Kanı Ömer bin Abdül azīz? / didi. (İKT4/1-v. 196b/15-s. 592). / Kanı Rasūlü llāh? / diyü sordı. (İKT-v. 126a/10-s. 335). Cehennem (2) ehli bunuñ katına cem olalar, eyideler kim / n oldı saña / emr-i ma rūf nehy-i münker itmez midüñ diyeler. (İKT-v. 74b/2-s. 249). / N oldı saña / yā Emīre l-mü minīn? diyü sordum. (İKT4/2-v. 374a/16-s. 400). / N oldı size /, kankıñuzın? didüm. (İKT4/1-v. 22b/11-s. 317). / Kanı süd? / didi. (İKT4/2-v. 255a/9-s. 193). / Ben üç gün bu aradan gitmezin, tā anlaruñ göñüllerin korku-y-ıla öldürmeyince / didi. (İKT4/1-v. 8b/7-s. 294). Zīrā Hazrat-ı Risālet buyurup durur ki: / Kıyāmat kopmaz: tā otuz deccāl (20) ve kezzāb çıkup her biri gendüyi peyġāmbar zu m itmeyince /. didi. (İKT4/1-v. 85a/19, 20-s. 418). / Dahı ādam gönder yardım (21) itmek-çün / didi. (İKT4/1-v. 45b/20, 21-s. 355).

388 368 / Kanı yüzügüñ ıssı? / didi. (İKT4/2-v. 394a/15-s. 439) Yan Cümle Başta, Temel Cümle Sonda ve Kendi İçinde Devrik Olan Cümleler / Oña Rāhib-i Kureyşī dirlerdi çok namāz kılduġından ötürü. / (İKT4/1-v. 138b/12-s. 503). Bunlar eyitdiler: Yā Rasūlü llāh (16) bize çok beşāret itdüñ, / atā it didiler, iki gez /. (İKT-v. 9a/15, 16-s. 138). / Ol yılda Şām da (5) ve Basra da ve Vāsıt da tā ūn olup, aña: Tā ūn-ı kaynāt didiler. Zīrā evvel avratlardan (6) başladuġından ötrü. / (İKT4/1-v. 109a/4, 5, 6- s. 455) Ki li/kim li Birleşik Cümle TC + ki/kim + YC Temel Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler / Medāyinī rivāyet eyledi Abbās dan, / ol (20) Hārūn dan, evvel ceddesinden / ki Ebū Hamza-yı Hārıcī Medīne ehli arasında hālını hoş idüp (21) ehl-i Medīne aña meyl itdiler. (İKT4/2-v. 287b/19, 20-s. 248). / Bu işde ittifāk eyledi Abbāsī, Abbāsiyye kızına / -ki Abdülmelik b. Mervāniçün iki halīfā (21) toġurdı ki biri Velīd ve biri Süleymān ıdı. Gine ancılayın ittifāk eyledi. (İKT4/2-v. 380a/20-s. 412). Ve / bu yılda vefāt itdi Abbāsi bni Ahnef / -ki meşhūr şā ır-ıdı, Horāsān dan-ıdı. (İKT4/2-v. 409b/15-s. 465). / İbn-i Asākir rivāyet ider Abdullāh b. Abdurrahmān Cezerī tarīkından İbrāhīm b. Edhem den, / (20) ol Muhammed b. Ziyād dan, / ol Ebū Hüreyre den / ki (İKT4/2-v. 362a/19, 20-s. 378). / Rivāyat olundı Abdullāh bin Ahmed bin Hanbel den / kim: (İKT4/1-v. 211a/16-s. 618). Ve / bu yılda vefāt idüp durur Abdullāh b. İdrīs / -ki (12) bir gün Reşīd anı okudı ki kāzīlık vire. (İKT4/2-v. 409a/11-s. 464). / Sevrī rivāyat [ider] Abdullāh bin Müşāvir den / (14) ki: (İKT4/1-v. 56a/13- s. 372).

389 369 Ol dahı: Vallahı bir gişi görmedüm ki, / (8) derisi etine, eti siñirine yapışup siñiri süñügine yapışmış ola Abdullāh bin Zübeyr gibi / (9) [didi]. (İKT4/1-v. 52b/7, 8-s. 365). / Vākıdī rivāyat (14) ider Abdullāh dan / ki, Esmā nuñ kulıdur. (İKT4/1-v. 56b/13, 14-s. 373). / Osmān rivāyat ider ki (3) Abdullāh dan /: /İKT4/1-v. 146b/2, 3-s. 515). / Bezzāz dahı bu hadīsi rivāyat itdi, Abdu llāhi bni Dabāh tarīkından / kim Abdu llāh eyitdi: (İKT-v. 19b/3-s. 154). / Nitekim İbn-i Merdeveyh (8) rivāyat eyledi Abdu r-rahīmi bni Muhammedi bni Müslim den, / ol İsmā īli bni Ahmedi bni Asīd den, / (9) ol İbrāhīmi bni Ya kūbi bni Cürcānī den, / ol Abdu llāhi bni Hanefī den, / ol Zem a bni Sālıh dan, / ol Müzlümetü bni (10) Vehram dan, / ol İkrime den / kim İbn-i Abbās eyitdi: (İKT-v. 69b/7, 8, 9, 10-s. 240). Ammā Nūh peyġāmbaruñ kabri / Muhammedi bni Cerīr ve Erzakī rivāyat itdiler Abdu rrahmāni bni (11) Sābıt dan / kim, Nūh uñ kabri Cebel-i Lübnān uñ altında Gerek adlu şehirdedür. (İKT-v. 50b/10, 11-s. 207). / Muhammed bin [ ] rivāyat ider (11) Abdülmelik bin Firdevs den / ve / ol Abdullāh bin Ziyād uñ hācıbından / ki: (İKT4/1-v. 18a/10, 11-s. 309). / İmām Ahmed rivāyat itdi Alī bin Hafs dan, / (18) ol Mensūr dan, / Mensūr Minhāl bin Amr dan, / Minhāl Na īm bin Decāce den / ki: (İKT4/1-v. 181b/17, 18-s. 567). / Haşīm rivāyat (17) ider Alī bin Zeyd den, / ol Yūsuf bin Mihrān dan, / ol İbn-i Abbās dan / ki: (İKT4/1-v. 30b/16, 17-s. 331). / İbn-i Hadesān rivāyat ider Alī den / kim: (İKT4/1-v. 147b/14-s. 517). Muhammedi bni (20) İshak eydür: Zührī eydür: Di ki / şeytānuñ ulu iġvāsı budur ālime / ki amalı terk (21) itdüre; varı varı ilmin dahı terk itdürür. (İKT4/2-v. 256b/20-s. 196). Hişām buña ikrām itdi, (13) bilesince oturdı, yüz otuz biñ akça virdi, / besledi Aliyy b. Abdıllāh oġlanlarını Hişām a (14) vasiyyet itmege / ki bunlar halīfa olsalar gerekdür. (İKT4/2-v. 242a/3, 4-s. 172). Ve / bu yılda a yāndan [430b] (1) vefāt itdi Aliyyi bni Mūsā / -ki atasından dahı ġayrdan hadīs rivāyet (2) itmişdür. (İKT4/2-v. 430a/21; 430b/1-s. 500).

390 370 diyüp, Zeyd Muhtār a: / Hakīr ve helāk (15) olduñ sen. / Andan horsın Allāh katında / ki Resūl ine yalan söylersin, iftirā idersin (16) didi. (İKT4/1- v. 22b/14, 15-s. 317)., İbn-i Abbās didi kim Rasūlü llāh (5) (s. a.v. )- eyitdi: / Allāh Ta ālā sizi nehy ider yalıncak olmakdan. / Pes imdi utanıñ Allāh Ta ālā nuñ (6) feriştehlerüñden / kim sizden hīç ayrılmazlar; illā üç hāletde: (İKT-v. 28a/5, 6- s. 170). / Şükür olsun Allāh a / ki, sizüñ kātıllaruñuzı depeleyüp ve size yaramazlık idenler üzerine [bize] yardım [idüp] (2) saña Ömer bin Sa d uñ ve oġlınuñ başın gönderüp Hüseyn üñ ve ehl-i beytinüñ katında şerīk olanları (3) gücümüz yitdükçe depeledük. (İKT4/1-v. 10b/1-s. 296). / Şükür olsun Allāh a / ki Alī oldur didi. (İKT4/1-v. 29a/5-s. 327). / Korkuñ Allāh dan / ki, azāb katıdur. (İKT4/1-v. 203b/11-s. 604). / Ammısı oġlı Süleymān bin Abülmelik den soñra halāyık aña bey at idüp gendünüñ habarı (6) yoġ-iken halīfa dikdiler. Altmış birinci yılda / ki Hüseyin bin Alī Ebī Tālib (7) bu yılda depelendi-y-idi. (İKT4/1-v. 185b/5, 6-s. 573). Ve / dahı Müslim rivāyat (9) itdi A maş tarīkından / kim Cābiri bni Abdu llāh rivāyat itdi kim Rasūlü llāh eyitdi: (İKT-v. 30b/8, 9-s. 174). / Bekkār (4) oġlı Zübeyr rivāyet ider ammusı Abdullāh oġlı Mus ab dan / ki Benī Ümeyye hılāfat gendülerden (5) gidicek sizerlerdi. Anası cāriye olan kimsene halīfa olduġı vakt bu hılāfat bizden (6) nakl idicekdür. dirlerdi. (İKT4/2- v. 295/3, 4-s. 262). / Didüm aña / ki (6) Bûstân gülini bilürsin kim bekâsı yok ve gülistân ahdinüñ vefâsı yok. (GT-v. 4a/5-s. 130). / Pâdişâh ni meti (14b) harâm olur aña / ki fursat vaktını gözlemeye, (GT-v. 14a/15; 14b/1-s. 140). Hasan-ı Basrī eydür: Ya nī / (9) eyidüñ aña / kim, senüñ Rabb uñ var ve senüñ varacak yirüñ var ve (İKT-v. 95b/9-s. 284). Sizden birüñüz (11) taġa çıkduġın, yā anda izin görürsem / vallāhı bir iş idem aña / ki, aña azāb ola, soñra (12) kalana edeb ola. (İKT4/1-v. 68b/10, 11-s. 392). / Şükr olsun aña / ki altısı dahı diridür didi. (İKT4/1-v. 132b/12-s. 493).

391 371 / Zīrā Ebū Müslim vasiyyet itmişdi aña / ki Saña (4) benüm mührüm yakın gelicek, bilesin ki benümdür, kabūl idesin. (İKT4/2-v. 314a/3-s. 295). Ashābından bir gişi bir gün gelür görüp / Tamā itme (9) aña / ki olmaz nesnedür. / Unutma anı / ki olacak nesnedür. (İKT4/2-v. 366a/8,9-s. 384). Ziyān ol gişiyedür ki, Allāh ta ālānuñ himāyatından (9) çıka, / dahı haram ola aña ol cennet / ki, ini yirler ve göklercedür. (İKT4/1-v. 191a/9-s. 582). Eydürdi ki: / Göñli pāk olup tonı kir olan gişi hayırludur andan / ki, tonı (10) pāk ola ve göñli kir ola. (İKT4/1-v. 89a/9-s. 424). / Rivāyat olundı andan / ki: (İKT4/1-v. 95b/6-s. 434). Ol oġrıya eyitdi: / Gendü hālında olmak yig degül midi (15) andan / ki bir suç işleyesin dahı getüreler. A zāñdan birisini keseler. (İKT4/1-v. 144b/14, 15-s. 512). / Ebū Dāvūd rivāyat ider andan / kim: (İKT4/1-v. 145b/21-s. 514). / Cürcānī rivāyat (6) ider andan / kim, eyitdi: (İKT4/1-v. 207b/5, 6-s. 611). Gine bu isnād-ıla rivāyat olundı kim: Tāvūs: / Ol gişi ki, söyleye (8) ve Tañrı dan korka. Hayırludur andan / kim, tınmaya ve Tañrı dan korka dirdi. (İKT4/1-v. 213b/7, 8-s. 622). Atā eydür: / Ben evümde (15) şeytān görmek yigdür andan / ki yastuk görem. (İKT4/2-v. 235b/14, 15-s. 161). Dahı eydürdi ki: / Ben hayātumda bir akça tasadduk itmek (3) hayrludur andan / ki öldügümden soñra yüz biñ akça tasadduk idem. (İKT4/2-v. 240a/2, 3-s. 168). / Devletlüler (2) kendülerden öñ geçenler vâkı aları-y-ıla ögüt tutarlar andan öñdin / (3) ki / kendüye vâkı a ugraya ve soñra gelenlerüñ vâkı asından ögüt (4) dutarlar. (GT-v. 77a/1, 2-s. 234). Zīrā Hak Ta ālā anuñ hakkında buyurdı ki: Ya nī / biz İlyās üzerine terk itdük, andan soñra gelen ümmete (5) işbu kelimeyi / ki selāmuñ ala İlyāsīndür. (İKT-v. 126b/4, 5-s. 336). Ben şimdi bir dīn üzerineyem kim / tahkīk bildüm anı / kim hakdur, geldüm ki (İKT-v. 168b/4-s. 404). ki: İbn-i Hanefiyye eydür: İlāhī! / Sen bilürsin (10) anı / ki, baña ögretdüklerüñden ben bilürin ki (İKT4/1-v. 56b/9, 10-s. 373). / Dut anı / kim, sen anuñ üzerindesin. (İKT4/1-v. 196b/20-s. 592).

392 372 Ve dahı eydür: (12) / Ben size habar vireyin anuñ sıfatlarını / kim size mahfī kalmaya: Ol orta boylu ve orta sakalludur, / (13) dahı Peyġāmbarlık mühri vardur iki yaġırnı arasında /, adı Ahmed dür, (İKT-v. 174b/12, 13-s. 415). / Allāh [sizi] azīz eylemesün anuñla / ki; andan izzet istersiz. / Allāh size yardım virmesün (5) anuñla / ki, andan yardım istersiz. (İKT4/1-v. 75b/4, 5-s. 402). / Abdullāh rivāyet ider Atā dan / kim (9) eyitdi: (İKT4/2-v. 235a/8-s. 160). / Yine Evzā ī rivāyet ider Atā dan / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 235b/3-s. 160). / Mu āviye bni Ebī Süfyān rivāyat ider (16) atası Ebū Süfyān dan / kim eytdi: (İKT-v. 164b/15, 16-s. 397). / Ammā Beyhakī ile İbn-i Asākir bir vech-ile dahı rivāyat eylediler Muhammedi bni (14) Īsī hadīsinden /, didiler kim / Muhammedi bni Sa īd-i Kuraşī habar virdi atasından, / ol Aliyyi bni (15) Süleymān dan, / ol Aliyyi bni Abdi llāh dan, / ol Abdu llāhi bni Abbās dan / kim Cārūd ibni Abdi llāh (16) geldi, (İKT-v. 170b/13, 14, 15-s. 408). / Asma ī rivayet ider atasından / ki: (İKT4/2-v. 275a/11-s. 227). / Abdussamed, hadīs rivāyet (11) idüp durur atasından, / atası dedesinden, / dedesi Abdullāh b. Abbās dan / ve / ol Hazret-i Risālet den / (12) ki eyitdi: / Eyülik, dahı sıla-yı rahım ömri uzun ider ve memleketleri ma mūr eyler (13) ve mālı arturur. Egerçi bunı işleyen gişi fāsık dahı olursa. / (İKT4/2-v. 395a/10, 11, 12, 13-s. 440). / Hammād habar virür atasından / ki Hazret-i Risālet (19) buyurmışdur ki: (İKT4/2-v. 420b/18-s. 484). / Ammā kardaşı (9) Abdullāh ki Hasan b. Ali b. Ebī Tālib Kureyşī ve Hāşimī oġlıdur, tābı dur- rivāyet (10) eyledi atasından ve anası Fātıma dan ki Hüseyn kızıdur.- dahı Abdullāh oġlı (11) Ca fer den ki Ebū Tālib oġlıdur, büyük sahābīdur- ve ġayrısından / dahı bir cemā at (12) rivāyet itdiler: (İKT4/2-v. 332b/8, 9, 10, 11-s. 325). / Yine Mekke den muhācarat idüp Habeşe ye vardı avratı-y-ıla bile / -kim aña (21) Ümm-i Habībe dirlerdi, Ebī Süfyān uñ kızı idi (İKT-v. 177a/20-s. 420). / Ebū Bekri bni Ebī d-dünyā rivāyet (14) ider Ayās dan / kim eyitdi: (İKT4/2-v. 250b/13, 14-s. 186).

393 373 / Ba zılar rivāyet iderler Ayās dan / kim (17) eyitdi: (İKT4/2-v. 250b/16-s. 186). / Taberānī rivāyet ider Ayās dan / kim: Bir gişi (21) eyitdi: Bir [gişi] deñiz kenārında gün tolunı yürürken bülend-āvāz-ıla çok tekbīr itse [253b] (1) Allāh Ta ālā aña ol deñizüñ her katrası saġışınca on hasene vire ve on günāhın (2) yuya ve on derecesin ref ide ki / her iki derecenüñ arası bir yıllık yol ola (3) yörigen atlu gidiş-ile /. (İKT4/2-v. 253a/20; 253b/2, 3-s. 190). / Mus ab bin Abdullāh-ı Zübeyrī rivāyat ider Āyişe den / -ki Talha kızıdur- (21) Küseyr-i Uzze ye: (İKT4/1-v. 218b/20-s. 631). / Mansūr rivāyet ider, Ba i b. Harrās dan / ki: (İKT4/2-v. 363b/1-s. 379). / Yine rivāyet ider Bakıyye tarīkından İbrāhīm b. Edhem den, / ol Ebū İshak-ı (3) Hemedanī den, / ol Ammāre b. Una dan, / ol Ebū Hüreyre den / ki: (İKT4/2-v. 362b/2, 3-s. 378). İy Mehdī! / Cevāb-nāme yaz baña / ki senüñ (5) re yüñ-ile amal idüp, saña uyup anuñ üzerine olam, ve s-selām. (İKT4/1-v. 10b/4-s. 297). Yahyā bin Ebī Kesīr rivāyat ider: / Ebū Kulābe habar (11) virdi baña / ki: (İKT4/1-v. 59b/10, 11-s. 378). Haccāc: (9) Vallāh yā Şa bī! / Sen sevgülüreksin baña (?) / ki, / bizüm üzerümüze girür ol (10) hālda / ki, kılıçdan bizüm kanumuz tama turur. (İKT4/1- v. 100a/9, 10-s. 441). Ma nīsı budur ki: / N oldı baña / ki beni yaradan Tañrı ya ibādet itmezin? (İKT4/2-v. 411b/16-s. 469). Dahı rivāyet itdi ki: / Beytu l-māl a emīn olmak yigdür baña andan / ki bir hatun gişiye (9) emīn olam. (İKT4/2-v. 239b/8-s. 168). Ebu Ba lā eydürdi ki: / Bir gözüm çıkup bir gözüm-üle diri yürümek yigdür (10) baña andan / ki elümde bir hükm ola. (İKT4/2-v. 239b/9, 10-s. 168). / Zīrā ahbar virdi (8) baña İmām İbrāhīm Ebū Tālib oġlı Ali den ve ol Peyġāmbar dan sallallāhu aleyhi ve sellem- / ki Peyġāmbar (9) eyitdi: (İKT4/2-v. 303b/7, 8-s. 276, 277). Ve / habar virdi baña ol kimse / ki, Amr bin (13) Sa īd bin Ās, Resūlullāh uñ sallā llāhu aleyhi ve sellem- minber üzerine çıkup salār(14)ların akar gördi. (İKT4/1-v. 38b/12-s. 343).

394 374 Ya nī / tanuklık virürin bedürüstī vü rastī / kim Allāh dan ġayrı Allāh yokdur, yaluñuz olduġı (11) hālda hīç anuñ şerīki yokdur ve dahı (İKT-v. 168b/10-s. 404). Ve / bu yılda vefāt itdi Bekri bni Nekkāh-ı Hanefī / -ki meşhūr [409a] (1) şā ır-ıdı, Reşīd zamānında Baġdād da olurdı. (İKT4/2-v. 408b/21-s. 464). Reşīd kāġıd yazdı: / Ben hīç bir gün geçürmedüm belā vü mihnet-ile / ki illā sen; / ol günleri göñül [393b] (1) hoşluġu-y-ıla geçürdüm. Tā şol güne dek / ki ol günde bātıl üzerine olanlar ziyān itseler gerek. didi. (İKT4/2-v. 393a/21; 393b/1- s. 437). Rivāyat olındı ki: Abdülmelik hālat-ı nez inde itdügi işlere (7) peşīmān olup, eliy-ile başın urup: / Sever-idüm ben / ki, bir kesb ehli olup her günde (8) kuvvatum elüme getürüp, hālıkuma ibādat idüp anuñ tā atında olaydum didi. (İKT4/1-v. 113b/7-s. 462). Ol gitdükden soñra Mehdī / V allāhi bilürin (13) ben / ki Itāb hadīsde ziyāda idüp Peyġāmbara yalan söyledi. diyüp buyurdı. (İKT4/2-v. 374a/12, 13-s. 400). / Acab görürin (19) ben bu halkı / kim giderler girü dönmezler, makāmlarına rāzī olup kāyım oldılar. (İKT-v. 167a/18, 19-s. 401). / Temsīl iderin ben seni işbu beyt-ile / ki, (21) şā ır diyüp durur didi. (İKT4/1-v. 194b/20-s. 588). kaçan kim Kabe ye girse eydürdi: (19) Lebbeyk lebbeyk hakkan teabbüden ve rıkkan. / Ya nī / ben senüñ itā atuña turmışamdur def at-ıla, / hak (20) olduġuñ cihetden saña ibādet kıluben, kullık eyleyüben sıġındum ben ş ol kimseye / kim (21) İbrāhīm aña sıġındı, dir-idi. (İKT-v. 173b/19, 20-s. 414). Dahı: / Acabların ben şol kimseye / ki, iki kerre bevil yolından gele. (İKT4/1-v. 47b/9-s. 357). kim Esmā eydür: / İşitdüm ben Zeydi bni Amri bni Nüfeyl den ş ol hālda / (6) kim Zeyd arkasın Ka be ye yastamış-ıdı, (İKT-v. 175b/5-s. 416). / Eyü incitdüñ beni / ki ol sen vasf itdügüñ (10) benüm zâhirümdür, bâtınumı bilmezsin. (GT-v. 6a/9-s. 156). Rivāyat olundı kim: Hālat-ı nezi de Haccāc bunı dir-idi kim: (14) İy Çalabum! / Sen yarlıġa beni / kim, halāyık baña rahmat olmaz, diyü zan iderler. (İKT4/1-v. 150b/14-s. 521).

395 375 Andan döndi / oġlı Abdu llāh uñ eline yapışup (20) giderken bir avrata uġradılar, Benī Esedi bni Abdu l- Uzzā bni Aksā kabīlesinden / -kim (21) Varakati bni Nevfel üñ kız karındaşı-y-ıdı- Ka be katında tururdı. (İKT-v. 182a/19, 20-s. 429). Varmaġa rāzī olmayup: Yā Emīre l-mü minīn, / ıraġ (8) eyle beni ol kimseden / ki halāyık ortasında rüsvāy idüp Arab-ı arbā arasında (9) teşhīr itdi. diyüp imtinā eyledi. (İKT4/2-v. 220a/7, 8-s. 134). Söyleşdügi (6) gişilerüñ ba zına: / Nazar itmez misin benüm hāluma / ki maksūdum ebedi añlamakdur ve şükr olınur (7) ni met üzerine olınur ve yardım olınur devlet üzerine olmakdur. (İKT4/2-v. 296a/6-s. 262). Ol didiler bunuñ isnādı Arabī dür, / bu cihetden (16) tahkīk-ıla rivāyat itdi Bezzāz-ı Tabarānī-y-ile Beyhakī rivāyat itdügini Muhammedi bni Haccāc (17) hadīsinden ki geçdi- / Ve dahı (İKT-v. 167b/15, 16, 17-s. 402). Ve / bu yılda vefāt itdi Bilāli bni Sa d / -ki ulu zāhıd-ıdı- Gündüz oruc dutup gice (15) namāz kılurdı. (İKT4/2-v. 258b/14-s. 199). / Sorgıl bilmedügüñ nesneyi / ki sormak horlıgı ilm izzetinüñ yolına senüñ kulavuzuñ (4) olur. (GT-v. 75b/3-s. 232). Sebeb oldı ki: Bir gün (3) Abdullāh hutba okuyup hutbasında: Gördüñüz mi / Allāhu taālā sālıh kavmı-y-ıla ne işledi (4) bir deveden ötürü / ki, kıymatı biş akça degerdi. (İKT4/1-v. 3a/3, 4-s. 285). / Müs ir (9) rivāyat ider bir gişiden / ki: (İKT4/1-v. 213b/8, 9-s. 622). Rivāyat olındı ki: / Kuteybe ye gelüp, halvat isteyüp mecmūı anda olanlara destūr virdi. (17) Bir gişiden ġayrı / ki, aña Zarār bin Husayn eydürlerdi. (İKT4/1-v. 115b/16, 17-s. 466). Allāhu Taālā didi: Ya nī / ferişteler ve dahı (5) rūh aña urūc ider, bir günde / kim ol gün elli biñ yıl kadarıncadur. (İKT-v. 7a/4, 5-s. 133). Mūsā ya eyitdi: Yanī şunuñ-ıçun mı geldüñ kim bizi (1) sıhruñ-ıla yirümüzden ve şehrümüzden çıkarasın? / Pes bize va de it, bir güni / kim ne sen ve ne (2) biz ayruk yire gitmeyevüz. (İKT-v. 96b/1-s. 286). Çünki Tālūt çeri çekdi, gitdi ve kavmına eyitdi: / Allāhu Ta ālā sizi imtihān ider. Bir ırmaġ-ıla / (6) kim aña nehr-i Erden dirlerdi. (İKT-v. 128b/5-s. 339).

396 376 / İbn-i Asākir, İbrāhīm üñ ibtidā-yı (5) emrinden rivāyet ider bir isnād-ıla / ki anda nazar var. (İKT4/2-v. 363a/4, 5-s. 379). kim Rasūlü llāh (9) (s. a.v. )- eyitdi: / Allāhu Ta ālā Ādem i yaratdı bir kabzadan / kim ol kabzayı (10) cemī -i yiriñ yüzinden kabz itdi. (İKT-v. 36a/9-s. 184). Anlara söyleyüp: / Baña habar virüñ bir kavmdan / ki, sefere gitmek isterler, dahı gündüz (18) yoldan çıkup gice uyurlar. (İKT4/1-v. 73b/17-s. 400). kim işitdüm, Zeydi bni Amrı bni Nüfeyl eydürdi: / Ben muntazırın (9) bir nebīye / kim İsmā īl evlādından, Abdu l-muttalib oġlanlarından ola, (İKT-v. 174b/8, 9-s. 415). Ol pīr eydür: / Tutdum deveyi; / yapışdum hıtāmına, / bindüm senāmına, / (16) otladı bir dem kılup itā at, / hareket itdürdüm bir sā at, tā şuña degin / kim karnum açdı. (İKT-v. 171a/15, 16-s. 409). Sebeb ol-ıdı ki, / Osmān bin Affān kısās talab idüp dururdı (8) bir şabladan ötürü / ki, aña urdıdı. (İKT4/1-v. 98a/7, 8-s. 438). Hak Ta ālā eyitdi: (3) Alāmet oldur kim / saña sükūt ārız ola, bir vech-ile / kim üç gün üç gice söylemege (4) kudretüñ olmaya; līkin (İKT-v. 137a/3-s. 353). / Kuteybe nasīhat ider Birkān dan / ki: (İKT4/2-v. 240a/18-s. 169). / Kuteybe nasīhat ider Birkān dan / ki: Meymūn b. Mihrān ı işitdüm eydür (19) ki: / Gişi muttakīndan olmaz tā gendü nefsini hısāb eylemeye şol iki şerīk biribirini (20) hısāb itdügi gibi /. (İKT4/2-v. 240a/19, 20-s. 169). / Ebū Āsım rivāyat ider Bişr bin Āsım dan / kim: Tāvūs eyitdi: Hīç bir gişi görmedüm kim, (5) gendü nefsine emīn ola, bir gişiden ġayrı. (İKT4/1-v. 214a/4, 5-s. 622). ve eyitdi: / Ra iyyet oglanların ne-y-çün artuk dögmezsin böyle / ki benüm oglum (15) incidürsin? (GT-v. 61b/14-s. 211). İbn-i Halkān eydür: / Anuñ halk arasında (3) meşhūr şi irlerindendür bu / kim zikr olınur: (İKT4/2-v. 241b/2, 3-s. 171). / İbrāhīm üñ sözlerindendür bu / ki Bizüm evümüz, imānumuzdur ve / dirlügümüz ölümümüzdür. (5) Ya Cennet de veya Nār da /. (İKT4/2-v. 366a/4, 5-s. 384).

397 377 / Cümle hīlelerindendür bu / ki: Mervān-ı Hımār bir gün İbrāhīm b. Muhammed i (14) habs itdi. (İKT4/2-v. 396a/13-s. 443). / Ca fer üñ letāyıfındandur bu / ki (4) Bir gün bir Yehūdī müneccim Halīfa, sen bu yıl içinde vefāt itseñ (5) gerek. didi. (İKT4/2-v. 399a/3-s. 447). / Ol kasīdanuñ cümlesi ebyātındandur bu / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 401a/11-s. 450). Eyitdi: / Okımaduñ mı bu āyeti / kim: (İKT-v. 130a/12-s. 342). Musannıf eydür: / Biz zikr itdük, bu ayetüñ tefsīrinde / kim Allāhu Ta ālā didi: (İKT-v. 7a/3-s. 133). Eyitdi kim: / Atā b. (19) Rabāh eydürdi bu āyetüñ tefsīrinde / -ki (İKT4/2-v. 234b/18, 19-s. 159). Cābir (5) Cu afı dan sordı ki: / Fukahā-i Irāk ne dirler bu āyetüñ tevcīhinde / ki: (İKT4/2-v. 236a/5-s. 161). Birez güldi eytdi: / İşitmedüñüz mi bu beyti / ki: (İKT4/2-v. 411b/4-s. 468). / Süleymān uñ eş ārındandur bu beytler / ki, bir (17) musāhıb var-ıdı, öldi. (İKT4/1-v. 177a/16-s. 560). / İbn-i Irs, (4) Esed e mersiyye dimişdür bu beytleri / ki zikr olınur: (İKT4/2- v. 244b/3, 4-s. 176). / Rebī Şāfi ī den rivāyet ider bu beytleri / ki: (İKT4/2-v. 431a/18-s. 502). Rāvī rivāyat ider ki: Düşenbe ve pençşenbe gün oruç dutup, (16) severin ki, / amalum ref olınsa bu hālda / ki ben oruç olam dir-idi. (İKT4/1-v. 30b/16-s. 330). / Yokaru giçdi bu hikāyat / ki, Yezīd bin Mu āviye öldükden soñra halāyık Basra da ve Kūfe de (16) İbn-i Ziyād a bey at idüp, (İKT4/1-v. 18a/15-s. 309). İblīs eyitdi: Beni her nesnede āciz itdüñ, / anuñ-ıçun itdüm bu işi / (3) kim seni kakıdam. (İKT-v. 89a/2-s. 273). Bârî pâdişâh eyitdi: / Sürüñ bu (3) müsrif devletsüzi / ki ben buña bunca ni met virdüm, isrâf itdi. (GT-v. 14b/2, 3-s. 140). Ol vakt eyitmişdür kim, içene halāl iderin, ġusul idene halāl itmezin, ravā görmedi (8) ve / ġāyet şeni gördüginden bu nesneyi / kim bir kimse Mescid-i Harām içinde gire (9) dahı cenābetden ġusl eyleye ve avratın aça. (İKT-v. 180b/8-s. 426).

398 378 Birbirine: / Görür misin bunı / kim, gendüden soñra bir gendü gibi dahı terk itdi didi. (İKT4/1-v. 146b/9-s. 515). Alī aña eyitdi: / Sen mi didüñ bunı / kim, Peyġāmbar eyitdi ki: (20) Halkuñ üzerine yüzünci yıl girdükde yir üzerinde bir nefes kalmaya. Ümmetüñ hoz hoşlıġı (21) yüzünci yıldan soñradur. (İKT4/1-v. 181b/19-s. 567). Bir rivāyatda İbn-i Mes ūd oġlı Abdullāh a eyitdi: / Sen mi didüñ [182a] (1) bunı / ki, Peyġāmbar eyitdi kim: Halkuñ üzerine yüzinci yıl girdükde yir üzerinde bir bakar göz (2) bulınmaya. (İKT4/1-v. 181b/21; 182a/1-s. 567). Rivāyet olundı ki: (21) / İbrāhīm ba zı ashābıla iki ay turup yiyicek nesne hāsıl olmadı bunlaruñ-ıçun / [364b] (1) ki yiyelerdi. (İKT4/2-v. 364a/21-s. 381). / İbn-i Asākir (15) rivāyat ider Cemīl den / ki: (İKT4/1-v. 97a/14, 15-s. 437). Ve / bu yılda vefāt itdi Cerīri bni Abdılhamīd ve Reşīd b. Sa d ve Abde b. Süleymān ve Ukbe b. (2) Hālid ve Ömeri bni Eyyūb / ki Ahmed-i Hanbel üñ şākirtlerinden-idi- bir kavulca Īsā b. (3) Yūnus dahı bu yıl vefāt itdi. (İKT4/2-v. 404b/1, 2-s. 456)., (17) ol Ebī Seleme den eyitdi: Ka bi bni Lüveyy üñ ādeti bu idi kim, / Kurayş kavmını cem iderdi (18) cum a güninde / -kim anlar aña yemü l- arūba dirlerdi- o günde (İKT-v. 177b/17, 18-s. 421). / Hāfız-ı Beyhakī rivāyat ider Delāyıl-ı Nübüvvet de (17) Habīb bin Sābit den / kim: Alī bir gişiye eyitdi: / Sen ölmezsin; tā kim Sakīf dan (18) kopan yigidi görmeyince. / (İKT4/1-v. 147b/16, 17, 18-s. 517). Rasūl aleyhi s-selām- buyurdı ki: / Bir şehr binā olınur Dicle ve Furat ıla kutrılı (7) arasında / ki yirüñ hazīneleri aña müteveccih ola ve mülüki zālımlar ola. (İKT4/2-v. 339a/6, 7-s. 336). / İncinürem dostlar sohbetinden / (12) ki yavuz hulkumı eyü gösterürler, aybumı hüner ve kemâl bilürler. (GT-v. 49a/11-s. 193). Alī bin Zeyd eydür: / İki gişi görmedüm dünyāda / ki, (2) od anlaruñ-ıçun yaradılmış ola, illā Hasan-ıla Ömer bin Abdül azīz i gördüm. (İKT4/1-v. 196a/1-s. 590). / Ebū Bekir Hāfız rivāyet ider Ebī (10) Abdırrahmān dan / ol dahı Hazrat-ı Rasūl dan / ki eyitdi: Yüz yigirmi bişinci yıl giricek (11) dünyānuñ ziyneti götrile. (İKT4/2-v. 260b/9, 10-s. 202).

399 379 / İbn-i Ebī Füdeyk rivāyet ider (16) Ebī Abdırrahmān dan / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 262b/15, 16-s. 206). Ve / dahı (13) Süddī-yi Kebīr rivāyat itdi, Ebī Mālik den ve Ebī Sālıh dan, / anlar rivāyat ider, İbn-i Abbās dan (14) ve dahı Merre den / rivāyat ider, Merre, İbn-i Mes ūd dan / kim eyitdi: (İKT-v. 36a/12, 13, 14-s. 184). / Muhammedi bni Ābid, rivāyet ider Ebī Mervān dan / (12) ol dahı Battāl dan / ki, eyitdi: (İKT4/2-v. 248b/11, 12-s. 183). / Ādem bin Ebī Eyas dan ol rivāyat ider Ebū Alī Servān dan / -ki Ömer bin Abdül azīz üñ (16) kulı-y-ıdı-: (İKT4/1-v. 185b/15-s. 574). İmām-ı Ahmedi bni (12) Hanbel eydür; / itdi Ebū Āsım dan, / ol Urve bni Sābit den, / ol Ulyā bni Ahmed-i Şükri den / kim (İKT-v. 4a/12-s. 127). / Gine ancılayın rivāyat olundı Ebū Bekr bin İyāş dan, dahı Şāfi ī (10)den, dahı nice gişilerden / ki, mecmū ulamā ittifāk bunuñ üzerine idüp dururlar kim (11) eyimme-i adıldan dahı Hulafā-i Rāşidīn den, dahı eyimme-i mehdiyīnden birisi Ömer bin Abdül azīz dür. (İKT4/1-v. 192a/9, 10-s. 584). / Hikāyet eyledi Ebū Dāvūd Sicistānī Ebī Avane den / (8) ki İbrāhīm ve kardaşı Muhammed harıcīlerdür. (İKT4/2-v. 333a/7-s. 326). / Tabarānī rivāyat ider Ebū Dāvūd dan / kim: Tāvūs oġlanlarına: İy oġlancuklarum! (4) / Sāhıb-ı akılla musāhabat idüp anlara mensūb oluñ anlardan degülseñüz de. / Ve / (5) cāhıllar-ıla musāhabat idüp anlara mensūb olmañ anlardan degülseñüz dahı. / dirdi. (İKT4/1-v. 210b/3, 4, 5-s. 617). Ve / bu yılda vefāt itdi Ebū İshāk Fızārī / ki ehl-i Şām uñ imāmı-y-ıdı ve / İbrāhīm Musılī / ki (13) halīfanuñ nedīmi-y-idi.- Kūfe de toġup dururdı.. (İKT4/2-v. 404a/12, 13-s. 455). / Sevrī (19) rivāyat itdi Ebū İshāk dan, / bir rivāyat da Tabarānī rivāyat itdi andan / kim: (20) (İKT4/1-v. 145b/18, 19-s. 514). / Vākıdī rivāyat ider Ebū Ka b dan / kim: (15) (İKT4/1-v. 110b/14-s. 458). / Peyġāmbara merfūġ oldıġı hālda dahı Luhey a oġlı (20) rivāyet itdi, Ebū Kubeyl den / ve / ol rivāyet itdi Muhib den / ki Muhib eyitdi: (İKT4/2-v. 296a/19, 20-s. 263).

400 380 / Ebū Mesher rivāyat ider Ebū Müslim den / -ki Selime bin (12) Fizārī oġlıdur- Muhammed bin Sīre bin Süleymān bin Abdullāh tarahhum idüp eydürdi kim: (13) (İKT4/1-v. 176b/11-s. 559). / Rivāyat ider Ebū Na īm / ki: (İKT4/1-v. 129a/11-s. 487). / Beyhakī rivāyat (7) ider Ebū Nasra dan / ki, ol eydür: (İKT4/1-v. 28b/6, 7-s. 327). Ve / bu yılda vefāt itdi Ebū Nuvās şā ır / -ki avām biri birine Bu Nuvāz lemtü dimek (2) andan kalmışdur. (İKT4/2-v. 418b/1-s. 479). / Abdullāh rivāyat ider Ebū Sıddīku Nācī den / ki: Haccāc bin Yūsuf Ebū Bekir kızı (17) Esmā nuñ oġlı Abdullāh ı öldürüp (İKT4/1-v. 22b/16-s. 317). Ebū l-kāsım-ı Kuşeyrī (2) eydür: «/ Hikāyet olundı Ebū Süleymān-ı Darānī den / ki: (İKT4/2-v. 432a/2-s. 503). / İbn-i Düreyd rivāyet ider Ebū Ubeyde den / ki: (İKT4/2-v. 221b/7-s. 137). Bundan ġarībrak budur kim, / Şehāb bin Harāş rivāyat ider Ebū Zāhiriyye den / (7) kim: (İKT4/1-v. 184a/6-s. 571). / İbn-i Ebī Hātim rivāyat itdi, (19) Ebū Zer a dan, / ol Osmāni bni Ebī Şeybe den, / ol Cerīr den, / ol Sa īd den / kim İbn-i (20) Abbās eyitdi: / Ādem Dahnā adlu yire düşdi, Mekke ile Tā if arasında. / (İKT-v. 34b/18, 19, 20-s. 181). / İbn-i Habān (4) Sahīh ında rivāyat itdi Ebū Zer den / kim Peyġāmbar uñ dördi Arāb dandur: Hūd ve Sālıh ve Şu ayb (5) ve Muhammed. (İKT-v. 51a/3, 4-s. 208). / Abdullāh b. Hanbel (15) rivāyet ider Ebū l-melīh den / ki eyitdi: (İKT4/2- v. 239a/14, 15-s. 167). / Tirmīdī bir vech-ile dahı rivāyat eyledi Emāre bin Umeyr den / ki: (İKT4/1- v. 18b/10-s. 310). / Bu ömrüm içinde bir münker nesneye mürtekib olmadum emelümden ġayrı / (13) kim, hāl üzerine şöyle durur buldum dir-idi. (İKT4/1-v. 184b/12-s. 572). Ammā ol hadīs ki Beyhākī zikr (6) itmişdür kim / rivāyat ider Enesi bni Mālik den / ki, ol eyitdi: (İKT-v. 126a/6-s. 335). / Andan kasd itdi eyü fikr-ile, bir gökçek (19) ġarīb vech-ile yapmasına / kim, bundan öñdin geçenlerde bunuñ gibi binā kimse görmemiş ola. (İKT4/1-v. 156b/18, 19-s. 530).

401 381 Ve / ol yılda Mekke de vefāt itdi (4) Fuzayli bni Iyazi / -ki ālim ve ābıd ve zāhıd gişi-y-idi, hem evliyādan-ıdı- Horāsān da toġdı, (5) soñra Kūfe de mukīm oldı. (İKT4/2-v. 402b/3, 4-s. 453). / Şol (45b) kimsene irilik ider garîbe / ki kendüsi gurbetde olmamış ola. (GT-v. 45a/15; 45b/1-s. 187). / Mehdī bin Meymūn rivāyat ider Ġaylān bin Cerīr den / ki / [ol dahı] Ubeyd bin Ömer den /: (İKT4/1-v. 66b/1-s. 389). eydürdi kim: İy Kurayş Bölügi! / Sakınuñ gendüzüñüzi (7) zinā itmekden / kim ol gişiye yoksullık getürür dir-idi. (İKT-v. 175b/6, 7-s. 417). / Rivāyat olundı gine andan / ki: (İKT4/1-v. 214a/16-s. 623). / Yahyā bin Mu īn rivāyat ider Haccāc bin (9) Muhammed den, / ol rivāyat ider Ebū Ma şer den, / ol rivāyat ider Muhammed bin Kays dan / (10) ki: (İKT4/1-v. 176b/8, 9-s. 559). / Medāyinī rivāyat ider Hasan-ı Basrī den /: (9) / Beni yakdı Haccāc uñ işbu sözleri / kim: Allāh ta ālā bize virdügi ömrüñ iy dirīġā ki, (10) bir sā atın gendü emr itdügi yirde geçürmedüñ; tā kim kıyāmat güninde dīdārın görmege (11) lāyık olavuz (İKT4/1-v. 142b/8, 9-s. 509). / Nidâ geldi Hak Ta âlâ cânibinden / ki bu (13) pâdişâh dervîşleri sevmeg-ile cennete girdi ve bu dervîş pâdişâh tekarrübi-y-le cehenneme (14) girdi. (GT-v. 6b/12-s. 157). / Gine ancılayın hikāyat itdi Hālid bin Yezīd bin Ebī Mālik atasından / (9) kim bu kavl Leys bin Sa d uñ, dahı fukahā u Mısır dan ve fukahā u Maġrıb dan buña muvāfakat (10) idenlerüñ, dahı fukahā-ı ehl-i Basra nuñ ve kāzīlarınuñ mezhebidür. (İKT4/1-v. 189b/8-s. 580). Eyitdiler: / Sorma hâlini / ki oglı süci içdi ve âdem depeledi ve kendü kaçdı. Ve atasını zindâna saldılar ve (14) ayagına agır demürler urdılar. (GT-v. 64b/12-s. 214). / Rivāyat ider Harmele Yezīd bin Esleme den / ki: (İKT4/1-v. 208a/7-s. 612). İbn-i Cerīr rivāyet ider ki: / Mansūr a dinilen mersiyyelerdendür (9) Hāsir-i şā ıruñ işbu kavlı / ki: (İKT4/2-v. 357b/8, 9-s. 369). / Rivāyat ider hatunı Fātıma / ki: (İKT4/1-v. 192b/12-s. 585).

402 382 Tāvūs eyitdi: / Ebū Mūsā rivāyat ider Hazrat-ı Risālet den / kim: (İKT4/1-v. 211a/6-s. 617). Şeytān eytdi: Yā Īsā! / Va llāhi yirüñ ve gögüñ Rabb ı sensin hemān / kim (12) böyle didi. (İKT-v. 140b/11, 12-s. 359). Ya nī / ben Allāh a sıġınuram, her mütekebbirüñ (4) şerrinden / kim kıyāmet günine īmān getürmeye. (İKT-v. 98a/3, 4-s. 289). / Gördi (20) Hişām ı / ki sarayında oturur kuşı eline vir[di]. (İKT4/2-v. 261a/19, 20-s. 204). / Muhammed bin Merdāne -ki kitāb-ı Mücālese nüñ sāhıbıdur- rivāyat ider Hişām-ı Mahzūmī dan / ve / ol (19) atasından / ki: (İKT4/1-v. 54b/18, 19-s. 369). Rāvī eydür: / Leys (19) yazdı Hişāmi bni Urve ye atasından, / ol Esmā bint-i Ebū Bekr den / kim Esmā eyitdi: (20) / Gördüm Zeydi bni Amr ı / öri turup arkasını Ka be ye virüp eydürdi: (İKT-v. 175a/18, 19, 20-s. 416). / Buhārī-rahmatu llāhi aleyhi- nakl eyledi Humeydī den, / ol (18) dahı nakl eyledi Süfyān dan, / ol dahı nakl eyledi Amri bni Dīnār dan, / ol dahı nakl (19) eyledi Sa īdi bni Cübeyr den / kim ol eyitdi: (İKT-v. 107b/17, 18, 19-s. 307). / Osmān bin Ebī Şeybe rivāyat ider Hübeyre den / ki: (İKT4/1-v. 80b/1-s. 410). / Rivāyat olundı İbāde bin Sāmit den ve Ebū Sa īd den (17) ve Mu āviye den ve Mükhūl den, dahı Hassān bin Atıyye den ve Zehrī den, dahı nice gişilerden / (18) ki: (İKT4/1-v. 180b/16, 17-s. 565). / Sa īdi bni Yahyā l-emvā, (11) Müġāzī sinde rivāyat eyledi İbn-i Abbās dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (12) eyitdi: (İKT-v. 76a/10, 11-s. 252). / Mücāhid rivāyat eyler İbn-i Abbās dan / kim Īsā peyġāmbar Aleyhi s-selāmbir harāb (11) şehre irişdi. (İKT-v. 142a/10-s. 362). / Bir [ ] rivāyat ider İbn-i Abbās dan / ki: İbn-i Abbās: Ben (2) rāsıhūne fi l- ilimdenin ki, anlara Allāh ta ālā te vīl ögredüp dururlardı. (İKT4/1-v. 30b/1-s. 330). / Hasan rivāyat [ider] (19) İbn-i Abbās [dan] / ki: Şol suyı çok bulut gibi ve çok sular böyük koġa gibi-y-idi. (İKT4/1-v. 35b/18, 19-s. 339).

403 383 Sebebi ol-ıdı kim / Buhārī rivāyat itdi, İbn-i Abbās dan bu āyetüñ tefsīrinde / kim Allāhu Ta ālā didi: (İKT-v. 43a/7-s. 194). / İbn-i Asākir rivāyet ider İbn-i Cerrāh dan, / ol dahı Hazret-i Rasūl dan / ki (20) eyitdi: / Benüm ümmetüm arasında adl götürülmez ta anlara Benī Ümeyye den bir gişi halīfa olmayınca. / (İKT4/2-v. 265b/20-s. 211). / Buhārī hikāyat ider İbn-i Cüreyh den / ki: Ubeyd bin (6) Ömer den öñdün vefāt itdi. (İKT4/1-v. 66b/5-s. 389). / Kaysar dahı mektūb yazdı İbn-i (8) Hafna ya / - kim Şām Arabı nuñ meliki-yidi emr itdi kim çeri cem idüp vara Kurayş kavmı-y-ıla (9) cenk eyleye. (İKT-v. 177a/7, 8-s. 420). ve / Süddī Mürre-i Hemedānī den rivāyat itdi, İbn-i Mes ūd dan Allāhu Ta ālā nuñ kavlında / kim (İKT-v. 10a/5-s. 139). / Ebū Ya la ve Müslim rivāyat idüp dururlar İbn-i Ömer den / ki: İbn-i Ziyād uñ üzerine girüp (İKT4/1-v. 17b/16-s. 308). / Rivāyat olundı İbn-i Ömer den / ki: (İKT4/1-v. 66a/14-s. 389). Sahīh ında gelmişdür kim / (3) İmām Mālik rivāyat itdi İbn-i Şehāb dan, / ol Sālim den / kim / Abdu llāhi bni Muhammedi bni Ebī Bekri bni Ömer e (4) habar virdi Āyişe den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- aña eyitdi: / Görmedüñ mi senüñ (5) ş ol vakt / kim Ka be yi yapdılar? (İKT-v. 66b/3, 4, 5-s. 234). / Tabarānī rivāyat ider İbrāhīm-i Teymī den / ki: (16) Şüreyh: / Zālımlar bilse gerek her kimüñ hakkın naks itdilerse. / Ve dahı: / Zālım muntazırdur ikāba, / (17) mazlūm muntazırdur nusrata / dirdi. (İKT4/1-v. 79b/15, 16, 17-s. 409). Bazı meşāyıh-ı (11) Demāşıka rivāyat ider kim: / Cāmıda ruhāma yoġ-ıdı, yanī ak mücellā taş yoġ-ıdı (12) ikiden ġayrı / kim, arş-ı Belkīs dan getürüp makāmda kodılar. Kalanı mermer idi dirler. (İKT4/1-v. 158a/11, 12-s. 532). / İbn-i Ebī Şeybe (10) rivāyat ider İkrime den / kim: İbn-i Abbās benüm ayaġuma bukaġu vurup baña ilm ve sünnet (11) ögredürdi. (İKT4/1-v. 215a/9, 10-s. 624). Aña delālet iden ş ol hadīsdür kim (12) / rivāyat eyledi. İmām Ahmed, Hüseyni bni Muhammed den, / ol Cerīri bni Hāzım dan, / ol Gülsümi bni (13) Cübeyr den, / ol İbn-i Abbās dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 37b/11, 12, 13-s. 186).

404 384 / Buhārī Kitāb-ı bed -i halk da rivāyat ider, Īsā bni Mūsā Ġuncār dan, / ol Rakabe den, / (9) ol Kaysi bni Müslim den, / ol Tārıkı bni Şihāb dan / kim - Ömeri bni Hattāb eydür: (İKT-v. 4a/8, 9-s. 127). / Rivāyet olundı Īsā dan / ki Havārıyyına eyitdi: (İKT4/2-v. 333b/10-s. 327). / Ebū d-dünyā oġlı rivāyat ider İshāk bin İsmā īl den, / ol rivāyat (2) ider Cerīr den, / ol rivāyat ider Atā bin Sāyib den / ki: (İKT4/1-v. 177a/1, 2-s. 560). Ve / bu yılda vefāt itdi, (15) İsmā ili bni Aliye / -ki ashāb-ı hadīsden-idi.- İmām-ı Şāfi ī dahı (16) Ahmed-i Hanbel hadīs nakl itmişlerdi. (İKT4/2-v. 416a/14, 15-s. 476). / Abdu llāhi bni Mübārek rivāyat itdi İsmā ili bni Ebī Hālid den / kim Hakīmi bni Cābir (4) eyitdi: (İKT-v. 61a/3-s. 226). / Buhārī rivāyat itdi isnād-ıla İbn-i Abbās dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (17) Cebrā īl e eyitdi: (İKT-v. 24b/16-s. 165). delīl oldur ki / (11) Bezzāz rivāyat eyledi isnād-ıla Yahyā bni Mu allāb ni Mansūr dan, / ol Muhammedi bni s-salt dan, / (12) ol Kays dan, / ol Sālim den, / ol Sa īdi bni Abbās dan / ki eytdi: (İKT-v. 163a/11, 12-s. 394). / İmām Ca fer Muhammedi bni Cerīr-i Taberī ve İmām Ebū Muhammedi bni (19) Ebī Hātim tefsīrlerinde rivāyat itdiler isnādı-y-ıla Āyişe den / kim Rasūlü llāh (20) (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 46b/18, 19-s. 201). Huccatları ş ol hadīsdür kim / İmām Ahmed rivāyat itdi isnādı-y-ıla İbn-i Abbās dan / (15) kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 73a/14-s. 246). / Süddī rivāyat itdi isnādı-y-ıla İbn-i Abbās dan ve İbn-i Mes ūd dan / kim, Ādem (10) her batnuñ dişisini erkegine çiftlendürdi. (İKT-v. 39a/9-s. 188). / Ebū Dāvud rivāyat itdi, isnādı-y-ıla Cābiri bni Abdi llāh dan / kim Rasūlü llāh (3) (s. a.v. )- buyurdı: (İKT-v. 7b/2-s. 134). Ve / dahı Ebū Bekr-i Bezzāzī rivāyat itdi isnādı-y-ıla Ebū Hüreyre den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (12) eyitdi: (İKT-v. 48a/11-s. 203). / Bezzāz rivāyat itdi isnādı-y-ıla, Enesi bni Mālik den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (3) eyitdi: (İKT-v. 28b/2-s. 171). / İmām Ahmed rivāyat itdi isnādı-y-ıla Semreti bni Cündüb den / kim Peyġambar (s. a.v. )- (8) eyitdi: (İKT-v. 48a/7-s. 203).

405 385 / Buhārī rivāyat eyledi (5) isnādı-y-ıla Ümm-i Şerīk den / kim Rasūlü llāh emr eyledi: (İKT-v. 61a/4, 5-s. 226). / Bu ma nīye munāsıbdur işbu Fārsī beyt dahı / ki: (İKT4/2-v. 274b/16-s. 226). / Bu ma nīye yakındur işbu Fārsī beyt ma nāsı dahı / ki: (İKT4/2-v. 274b/18-s. 227). / Vallāh bir gişi bilmezin işbu (21) kabrlar içinde / ki, Allāh ta ālānuñ azābından emīn olup rahmatına muntazır ola. (İKT4/1-v. 195a/20, 21-s. 589). İçerüden (3) bu habarı işidürlerdi kim: / Merhabā işbu yüzlere / ki, ne ādam yüzine beñzer ve ne cinnī yüzine beñzer (4) diyüp bu āyeti okurdı kim: (İKT4/1-v. 199a/3-s. 596). İbn-i Cerīr eydür: Kalemden soñra rakīk bulut yaradıldı, andan soñra (21) arş yaradıldı, huccatları ş ol hadīsdür kim / İmām Ahmed ve Ebū Dāvūd ve Tirmīdī rivāyāt itdiler, (1) İyādeti bni Sāmıt dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 5b/21-s. 130). / Hāfız-ı Ebū Bekr-i Hātīb (17) rivāyet ider kāzī Ebū Muhammed den ki Hasan b. Muhammed b. Ramin-i Isfara Bādı dur- / ol rivāyet ider (18) Muhammed b. Hamīd-i Sirazī den, / ol kāzī b. Mahmūd b. Hurzād-i Ehvāzī den, / ol Aliyyi bni Muhammed Kasrī den / (19) ol Ahmed b. Muhammed b. Hammād dan / eydür: (İKT4/2-v. 367a/16, 17, 18, 19-s. 387). Ya nī / ikrām idüñ, Kirāmen Kātibīn e / kim sizden hīç (2) ayrılmaz, illā cenābet vaktında veyā kazā-ı hācat vaktında; (İKT-v. 28a/1-s. 170). ve hınzīr etin yimekdür ve ş ol ki ibādet itmek isteye; evlenmek harāmdur dimek; (16) dahı bunuñ gibi nesneler ki kitāblarında yokdur, / gendüler ihtirā itmişlerdür. Kostantini bni (17) Kostantin zamānında / ki Kostantanıyye yi yapmışdur. (İKT-v. 152b/16, 17-s. 379). Bu mertebe īmān mertebesinüñ ednāsıdur ve / bu nesneye (17) işāret olundı Kur ān da / ki: (İKT-v. 148a/16, 17-s. 372). Rasūl Hazratı Aleyhi s-selām- eytdi: / İşitmedüñüz mi Lokmān uñ (4) sözini? / -ki eytdi: (İKT-v. 148a/3, 4-s. 371). Vehbi bni Münebbih den rivāyat olınur kim / (10) Mūsā - Aleyhi s-selām- bir tā ifeye uġradı melā ikeden / kim kabr kazarlardı. (İKT-v. 121b/10-s. 328).

406 386, İdrīs ol ferişteye eyitdi: / Sor Melekü l-mevt e / kim benüm ömrümden ne kadar kalmışdur? (İKT-v. 42b/7-s. 194). / Zīrā bir sāat ferāġat bulmaz-ıdı mesālıh bitürmekden / ki, ehline (10) ulaşa-yıdı. (İKT4/1-v. 190a/9-s. 580, 581). / Ahmed rivāyet ider Meymūn dan / ki eyitdi: / Gişi hālıs halāl yimez hattā gendü-y-ile (3) harām arasında halālı hicāb itmeyince. / (İKT4/2-v. 239b/2, 3-s. 167). / Abdullāh rivāyet itdi Meymūn dan / ki, eyitdi: Ne begi bil ne begi (8) bileni bil. (İKT4/2-v. 239b/7-s. 168). / İmām Ahmed rivāyet ider (10) Mi mer den, / ol dahı Meymūn b. Mihrān dan / ki, eyitdi: (İKT4/2-v. 239a/9, 10-s. 167). / Ebū Zür a rivāyet ider Mi mer den, / ol dahı Zührī den / ki eyitdi: Ālim (2) üzerine okumaġ-ıla diñlemek barabardur. (İKT4/2-v. 257a/1-s. 196). / Abdürrezzāk rivāyet ider Mi mer den, / ol dahı (3) Zührī den / ki eyitdi: Meclis uzansa, şeytānuñ anda nasībi hazz olur. (İKT4/2-v. 257a/2, 3-s. 196). / A maş nakl eyledi Minhādi bni Amr dan, / ol dahı nakl eyledi Sa īdi bni (5) Cübeyr den, / ol dahı nakl eyledi İbn-i Abbās dan / ki İbn-i Abbās eyitdi: (İKT-v. 118a/4, 5-s. 322). / Vākıdī rivāyat [29a] (1) ider Mu āviye dan / ki: Vallāhı İbn-i Abbās ölenlerden ve diri olanlardan a lemdür. dirdi. (İKT4/1-v. 28b/21; 29a/1-s. 327). / Şerik rivāyat ider Muġīre den / ki: Mercāne oġlına: (14) Yā habīs! Sen Resūl üñ kızı oġlın öldürdüñ. Sen cenneti ebeden görmeseñ gerek didi. (İKT4/1- v. 18a/13-s. 309). / Yine Cerīr nakl ider Muhālid oġlı Süleymān dan / ki: / Mansūr diledi (5) Ebū Hanīfe yi / ki Nu mān b. Sābit dür- Baġdād a kāzī ola. (İKT4/2-v. 335a/4, 5-s. 329). Ve / bu yılda a yāndan vefāt (13) itdi, Muhammed b. Alī / ki Seffāh-ıla Mansūr anuñ oġlanlarıdır.- Abdıllāhi bni Muhammed-i Hanefī Ahbār da ma lūm (14) itmişdi ki hılāfatı gine gendülerüñ olsa gerek. (İKT4/2-v. 265a/12, 13-s. 210). / Ebū Mahnef rivāyat ider Muhammed (18) bin Yūsuf dan / ki: (İKT4/1-v. 20b/17, 18-s. 313).

407 387 / Hak Ta ālā rahmet itsün (6) Muhammed e / -ki Abdullāh b. Amr b. Osmān b. Affān-ı Emevī dür- Ebū Abdullāh Medenī dür. (İKT4/2-v. 322a/5, 6-s. 309). Ve / bu yılda [254b] (1) vefāt itdi. Muhammedi bni Ali / -ki halkdan bey at bunuñ-ıçun alurlardı- yirine oġlı Ebū l- Abbās-ı (2) Seffāh ı nasb itdiler. (İKT4/2- v. 254a/21; 254b/1-s. 192). Ve / bu yılda vefāt itdi, [416b] (1) Muhammedi bni Ca fer / -ki ehl-i hadīsdenidi.- Şa be den dahı Sa īdi bni Ebī Urve den (2) dahı çok cemā atdan hadīs rivāyet itmişdür. (İKT4/2-v. 416a/21; 416b/1-s. 476). ve / dahı Muhammedi bni Cerīr hikāyet Muhammedi bni İshāk dan / kim Allāhu Ta ālā evvel nūrı ve zulmeti halk (3) itdi, andan soñra nūr ve zulmeti karañu gice kıldı ve nūrı (4) aydın gündüz kıldı. (İKT-v. 6a/2-s. 131). / Vākıdī rivāyat ider Mus ab (2) bin Sābit den, / ol Nāfī den / ki, Benī Esed üñ kulı-y-ıdı. (İKT4/1-v. 49a/1, 2-s. 360). / Ebū Mahnef rivāyat ider Mutrif bin (19) Āmir bin Vāyile-i Kenānī den / ki: (İKT4/1-v. 90a/18, 19-s. 426). / Hatīb-i Baġdādī rivāyet ider Muttalib b. Ukāşe-yi Baġdādī Müzenī den / ki: / Ebū Muhammed-i Hādī ye (18) tanukluġa varduk bir kimse üzerine / ki Kureyş e sögüp Hazret-i Risālet i sallāhu aleyhi ve sellem- (19) yaramaz añdı-y-ıdı. (İKT4/2-v. 378a/17, 18-s. 408). / Rivāyat ider Mücāhid / kim: (7) (İKT4/1-v. 206b/6-s. 609). / Hāfızı bni Asākir rivāyat itdi (9) Mücāhid den / kim Ādem çünkim günāh işledi, / Allāhu Ta ālā buyurdı iki ferişteye / (10) Ādem i ve Havvā yı gendünüñ konşılıġından çıkaralar. (İKT-v. 34b/8, 9, 10-s. 181). / Bu dahı rivāyat (4) olundı Mücāhid den / ki: (İKT4/1-v. 30b/3, 4-s. 330). / Ebū Bekir bin Hayseme rivāyat ider Münzir-i Sevrī den / ki: İbn-i Hanefiyye eydür: (İKT4/1-v. 56b/9-s. 373). Çün gice oldı, yine yatup uyudı; / (13) irteye kaldı okıyacak evrādı / kim var-ıdı, fevt oldı. (İKT-v. 129a/13-s. 340). Bekāya tamā itme ki mevt seni isteyü durur. / Nice güler ol / ki ölüp bilmez ki Cennet e mi gider (11) veyāhūd Nār a. Ve / unutma anı / ki / mevt saña gelse gerek, ya gicede ya gündüzde /. İ vah (12) diyüp, haykırup gendüden gitdi. (İKT4/2-v. 366a/10, 11-s. 384).

408 388 / Kanı ol ahd / ki benümle itdüñ? (İKT4/2-v. 400b/21-s. 450). / Şükr olsun ol (4) Allāh a / ki, bize kılıç virdi ki; bunlara uravuz. (İKT4/1-v. 9a/3, 4-s. 294). Ve ol iki başı Muhammed bin Hanefiyye ye gönderüp, nāme yazup: (20) / Ben hamd iderin ol Allāh a / ki andan artuk Tañrı yokdur. (İKT4/1-v. 10a/20-s. 296). / Şükür olsun ol Allāh a / ki, yaratmak anuñdur. (İKT4/1-v. 44a/14-s. 352). Ma nāsı budur ki: / Şükür olsun (18) ol Allāh a / ki, ölmek vaktında anları bize kaçar kılup bizi anlara kaçar kılmadı. (İKT4/1-v. 67a/17, 18-s. 391). Andan İbn-i Hanefiyye ashābı ortasında turup: / Şükr olsun ol Allāh a / ki (3) sizüñ kanlaruñuz dökdürmeyüp dīnüñüzi sakladı. (İKT4/1-v. 92b/2-s. 429). Bu habar Sa īd bin Müseyyeb e irişüp: / Şükr olsun (5) ol Allāh a / ki, öldükleri vaktda anları bizden yaña kaçar kılup, bizi anlardan yaña (6) kaçar kılmadı didi. (İKT4/1-v. 113b/4, 5-s. 462). Rāvī-i (9) ahbar rivāyat eyler ki: Hālat-ı nez inde oġlanların okıdup, vasıyyet eyleyüp, (10) andan: / Şükr olsun ol Allāh a / ki, böyüginden ve güçücüginden birin unıtmaz didi. (İKT4/1-v. 113b/10-s. 462). : Süleymān halīfa olduġında evvel bu sözi didi kim: / Şükür [176b] (1) olsun ol Allāh a / ki, kimi dilerse kaldurur ve kimi dilerse indürür. (İKT4/1-v. 176a/21; 176b/1-s. 559). Ol köşkden [197a] (1) çıkup eydürdi: / Şükür olsun ol Allāh a / ki bize yardım eyledi. (İKT4/1-v. 197a/1-s. 592). Ol (2) dahı eydür ki: / Şükür olsun ol Allāh a / kim bize rahmat eyledi. (İKT4/1- v. 197a/2-s. 592). Anuñ bu sözi (21) aña hoş gelüp, iki gözinde öpüp: / Şükür olsun ol Allāh a / kim, benüm belümden bunuñ gibi [200b] (1) kimse getürdi ki, dīnde baña yardım ider didi. (İKT4/1-v. 200a/21-s. 599). Ebū Abbās-ı Seffāh uñ menberde evvel söyledügi (5) bu-y-ıdı ki: / Şükr olsun ol Allāh a / ki İslām ı Hazret-i Risālet e sallallāhu aleyhi ve sellem- (6) dīn kılup, müşerref ve mükerrem ve mu azzam kıldı ve (İKT4/2-v. 291a/5-s. 253). Dahı / Şükr olsun ol Allāh a / ki (15) bizüm fazlumuz anlara bildürüp bizüm hakkumuzı ve dostluġumuzı anlaruñ üzerine (16) vācıb kılup ġanīmetden bize nasīb atā itdi. (İKT4/2-v. 291a/14-s. 254).

409 389 Ba zılar; Mansūr: / Şükr olsun ol Allāh a / ki bize senüñ öldügüñ gösterdi, (9) iy Tañrı nuñ düşmeni. didi. diyü rivāyet itdiler. (İKT4/2-v. 312b/8-s. 293). / Andan soñra işāret eyledi, ol amellere / ki dünyāda ve āhıratda salāh-ı ibādet anuñ-ıladır. (İKT-v. 148a/10-s. 372). Bir gün (3) İbn-i Zübeyr e varup, medh diyüp, nesne virmeyüp: / Lanat ol deveye / ki beni saña getürdi didi. (İKT4/1-v. 121b/3-s. 475). Ol keşīş eyitdi: Ya nī Müslim-idi, Yahūdı degüldi ve Nasrānī degüldi, namāz kılurdı, / secde iderdi, ol eve / (15) kim senüñ şehrüñdedür. (İKT-v. 173b/14-s. 413). Ol yılda Mehdī ol kasra geldi (5) ki Dārü s-selām dur- adına Īsā-bād eydürler, / keremid-ile yapdurdı. Ol evvelki kasrdan (6) soñra / ki kerpüc-ile yapdılardı. (İKT4/2-v. 371b/5, 6-s. 395). Gine ancılayın āmıllarınuñ birine nāme yazup gönderdi kim: / Añ ol giceyi / ki, sabāh kıyāmat (6) güni olup, Allāh ta ālā kāzī olup ol gün kāfırlar üzerine hāl düşvār ola. (İKT4/1-v. 197b/5-s. 593). Ve dahı / Ne bahtlu ol (18) gişi / ki halkdan uzlet idüp halkı-y-ıla enīs ola. (İKT4/2-v. 403a/17, 18-s. 454). Babam aña nazar idüp: / Allāh ta ālā nūrlandırsın (7) ol gişinüñ gözüni / ki, bunuñ gibi ammısı oġlı ola didi. (İKT4/1-v. 28a/6, 7-s. 326). / Dahı yardım ider ol gişiye / ki azġunuñ eli altındadur. (İKT4/2-v. 310b/1-s. 289). Gine ol hinda (14) Azarbayıcan dan bir gişi gelüp Ömer e eyitdi: Yā Emīre lmü minīn! / Añ ol güni / kim, kıyāmat güni ola. (İKT4/1-v. 203a/14-s. 603). / Anuñ ol güni / kim ol günde (2) hakdan ve sıdkdan ġayrı nesne fāyıda itmez diyüp ol deñlü aġladı ki mescidde hāzır (3) olanlar bile aġlaşdılar. (İKT4/1-v. 218b/1-s. 630). / Yokaru Delāyıl-ı Nübüvvet de (3) zikr itdük ol hadīsi / ki, Ebū Dāvūd Sünen inde rivāyat idüp durur kim: (İKT4/1-v. 197a/2, 3-s. 592). ; uzak amel kılan amelin terk (20) eylesün; / birlesün ol İlāh-ı Vāhidī / ki ne mevlūd var ne (21) vālidī, ol ki mu īd ü mübdi dür; (İKT-v. 169a/20-s. 405). Anlar eytdiler: / (3) Ol gişiye soruñ, ol kavmdan / kim evvel zamānda geçmişdür kimse anlaruñ ne itdügüni bilmez (4) ve / dahı soruñ ol gişiden / kim yir yüzinde tavāf idüp maġrıbı ve maşrıkı kim tutmışdur? (İKT-v. 145b/3, 4-s. 367).

410 390 / Dahı acabladum ol kimesneyi / kim ölümi añar dahı Lā ilāha illā llāh kelimesinden (7) ġāfil olur. (İKT-v. 109b/6-s. 309). eydür: Hazrat-ı Risālet sallā llāhu (15) aleyhi ve sellem- eyitdi ki: / Mü min degüldür ol kimse / ki, evinde gendü tok yata ve yanında konşısı aç (16) ola. (İKT4/1-v. 56a/15-s. 372). Dahı eydürdi ki: / Felāh buldı ol kimse / ki, hısdan ve ġazābdan ve ta āmdan berīdür. (İKT4/1-v. 198a/9-s. 594). / Bu rūşendür ol kimselere / ki, [219b] (1) bu bābda te emmüli ola. (İKT4/1-v. 219a/21-s. 632). Rivāyet olundı ki bu kaziyyelerden soñra (17) Reşīd / Allāh la nat itsün ol kimselere / ki Berāmige yi baña (18) kovladı. dir-idi. (İKT4/2-v. 398b/17-s. 447). Ya nī Kārūn bilmedi mi ki / (20) Hak Ta ālā geçen ümmetlerden helāk itdi ol kimseyi / ki kuvvatda andan artuk idi; mālı dahı (21) andan ziyāde idi. (İKT-v. 118a/20-s. 323). / Melūl itme ol kimseyi / ki, sen fereh idüp durursın. (İKT4/1-v. 102b/1-s. 445). / Helāk it ol kimseyi / ki, ümmet-i Muhammed üñ işinüñ ifsādındadur. (İKT4/1- v. 198a/8-s. 594). / Hasan-ı Basrī nüñ ve İbn-i Sīrin üñ menākıbların getürdük ol (6) kitābda / -ki adı Tekmīl dür.- (İKT4/2-v. 226a/5, 6-s. 146). / Mülk üzerine olmasun ol melik / kim buyrugın buyurur ve Tañrı nuñ buyruk dutıcı (3) kulından olmaya. (GT-v. 69b/2-s. 222). / Lāzım oluñ ol mushafuñuza / (18) kim, İmām-ı Mazlūm ı sizüñ-içün anuñ üzerine cem eyledi didi. (İKT4/1-v. 110b/17-s. 458). Bu dahı anuñ kelāmındandur ki: (7) / Acabların ol mü mini / kim, īmān getürüp anı bilür ki, Allāhu ta ālā aña rızk eksük (8) eylemez. (İKT4/1-v. 106b/7-s. 451). Alī bin (4) Hüseyn eydür kim: / Allāhu ta ālā sever ol mü mini / kim, günāhkār ola; dahı tevbe eyleye. (İKT4/1-v. 138a/4-s. 502). / Sizüñ-çün ben mālik degülin ol nesneye / ki, takdīrda (17) yazıldı. (İKT4/1-v. 11a/16-s. 298). / Bunlaruñ üzerine musallat eyle (12) ol Sakıf dan kopanı / kim, zālımdur; tā kim yaşların yiye ve kuruların giye. (İKT4/1-v. 147b/11, 12-s. 517).

411 391 / Dahı añuñ ol sizden öñdin geçen (20) ümmetlerüñ hālını / ki dünyāya aldanup, ahireti unudup tūl-ı emel iderlerdi. (İKT4/2-v. 351a/19, 20-s. 358). / Bir ġussanuñ ki soñı şâdumânlık ola yigrekdür ol şâdılıkdan / ki (3) soñı ġussa ola. (GT-v. 77b/2, 3-s. 235). Şeytān eytdi: / Yā nedür ol taş / ki yasduk idindüñ? (İKT-v. 142a/4-s. 361). Zinhār ve zinhār nā-hak yire kimseden nesne almañ. / Aluñ ol vakt / ki, kāzī (4) Allāh ola. (İKT4/1-v. 183a/3-s. 569). / Pes Muhtār uñ işi muhkem (16) ve kavī olup felāh ve rıf at buldı ol vaktda de[k] / ki Abdullāh İbn-i Zübeyr Kūfe den Abdullāh (17) bin Yezīd [i, Basra dan] Abdullāh bin Muhammed i azıl idüp, Abdullāh bin Mutī [ı] yirlerine Kūfe ye nāyıb diküp (18) Basra ya niyābat-ıçun Hārıs bin Abdullāh ı gönderdi. (İKT4/1- v. 4a/15, 16-s. 287). Kalanı virmekde dahı Allāh, ācız degüldür ve / ben anları kor degülin (4) ol vakta dek / ki, anlardan yir yüzinde bir kimse kalmaya. (İKT4/1-v. 10b/3, 4-s. 297). / Şī a anı düşmen dutdılar ol vakta dek / ki, Müslim bin ākıl (16) Ebī Tālib üñ hikāyatı vākı oldı, ol vaktda Muhtār Kūfe beglerinüñ birisi-y-di. (İKT4/1-v. 21a/15-s. 314). / Andan geçüp gitmediler (10) ol vakta dek / ki, Süleymān uñ öldügin ve Ömer bin Abdül azīz beg olduġın işitdiler. (İKT4/1-v. 173b/9, 10-s. 555). Dünyāda bir nesne cem olmaz, / (14) illā gine taġılsa gerek ol vakta dek / ki, Hak ta ālā yire ve yir yüzindekine vārıs olup (15) mālik ola. (İKT4/1-v. 195a/14-s. 589). / Gelüp Kureyş uluları-la ve ālımları-la oturup, tahsīla meşġūl olup, ilmi-le ve diyānatı-la meşhūr (21) olup Medīne den gitmedi ol vakta dek / ki, atası ölüp, ammısı kim halīfa [186b] (1) ıdı, Abdülmelik bin Mervān ıdı- katına alup, işde aña rücū idüp, ihtılāt (2) idüp, haylī kimse üzerine takdīm idüp, kızı Fātıma yı aña nikāh idüp virdi. (İKT4/1-v. 186a/20, 21-s. 574, 575). Ya nī Hak Ta ālā eydür: / Zikr eyle yā Muhammed! Ol vaktı / ki melā ike eytdiler: Yā Meryem! (İKT-v. 138b/7-s. 356). / Hatīb-ı Baġdādī rivāyat ider Ömer bin Abdül azīz den / kim, eyitdi: (İKT4/1-v. 202b/10-s. 602).

412 392 / Rahmetullāh-Asma ī rivāyet (12) itdi Ömer b. Hayseme den / ki: (İKT4/2-v. 272b/11, 12-s. 223). / Bu sābıt olur durur Ömer İbn-i Hattāb dan / ki: (İKT4/1-v. 27b/7-s. 325). / Abdürrezzāk (3) habar virdi Ömeri bni Abdil azīz den / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 256b/2, 3-s. 195). / İbnü Cerīr rivāyat ider (18) Ömer den, / Ömer Alī den, ya nī Muhammed Medāyinī oġlından / ki: (İKT4/1-v. 165b/17, 18-s. 543). / İbnü Ebī d-dünyā rivāyat ider Ömer üñ hatunı Fātıma dan / ki - Abdülmelik kızıdur- ol eyitdi: (İKT4/1-v. 196b/6-s. 592). Baña eyitdi: / Añ öñceyi / kim, (8) sabāh kıyāmat güni olsa gerek didi. (İKT4/1- v. 187b/7-s. 577). / Ammâ lâyık degüldür pâdişâhuñ (14) âlî himmetine / ki benüm gedâlıg-ıla arpa arpa cem itdügüm habîs malı alup (15) kabûl ide. (GT-v. 37b/13, 14-s. 177). / Sabâh olınca aslâ râhat olmadı perîşân (10) sözler söylemekden / ki; fülân enbâzum Türkistân a gitdi ve bu kadar kumâş (11) Hindûstân a göndürdüm ve bu kadar gulâmum fülân iklîme gönderdüm ve fülân (12) nesneye fülân kişi boyundur. (GT-v. 38a/9, 10-s. 178). / Ben tanuklık (4) virürin Peyġāmbar üzerine / ki, Sakafī den kezzāb ve zālım çıksa (5) gerek. (İKT4/1-v. 57a/3, 4-s. 373). / Evvel gendünüñ kulluġına i tirāf itdi, (1) Rabb ını tenzīh itmeg-içün. Ol zālımlar kavlından / kim aña İbni llāh didiler ve andan soñra eyitdi: (İKT-v. 139b/21; 140a/1-s. 358). / Ebū Hüreyre rivāyat kılur, Rasūl Hazratı ndan / ki eytdi: Himyeri ye sögmeñ ki evvel Ka be yi (5) ol örtdi ve müsülmān oldı. (İKT-v. 155b/4-s. 383). / Bu Allāh Ta ālā nuñ (17) emānetidür Rasūl a / ki, ümmetine irişdüre. (İKT4/2- v. 256b/16, 17-s. 196). / Andan soñra müte addid tarīklar-ıla nakl itdi Rasūl dan (9) Aleyhi s-selām- / kim Zeyd hakkında: Kıyāmet güninde ol yaluñuz bir ümmet kopısardur didi. (İKT-v. 175b/8, 9-s. 417). / İbn-i Cerīr eyle rivāyat ider Recā dan / -kim Hayāt oġlıdur- Benī Ümeyye (10)nüñ vezīri-y-idi. Ol eydür: (İKT4/1-v. 178a/9-s. 562).

413 393 Ve / ışk tarîkını şöyle bilür Sa dî / ki (4) Bagdâd da tâzî dilârâmuñ ki vardur göñlüni aña bagla ve cemî i âlemden gözüñi bagla! (GT-v. 57b/3-s. 205). Müslim Dāvūd bin Reşīd den, / ol Tāvūs dan (19) rivāyat ider Sahīh inde / ki: (İKT4/1-v. 214a/18, 19-s. 623). / Medenī oġlı Ali rivāyet ider Sa īd (3) oġlı Yahyā dan, / ol Süfyān-ı Sevrī den, / ol Zeyd oġlı Ali den, / ol Müseyyeb oġlı Sa īd den / (4) ki bedürüsti, Peyġāmbar sallallaāhu aleyhi ve sellem- eyitdi: (İKT4/2-v. 297a/2, 3-s. 264). Levi sāfī (3) olmakda ve tatlu olmakda, bu degil kim hakīkata uçmakdan çıka, / nitekim Tirmīdī rivāyat itdi, (4) Sa īdi bni Ās tarīkından / kim Ebū Hüreyre eyitdi kim: (İKT-v. 15a/3, 4-s. 147). / Muhammedi bni Cerīr-i Taberī tārihinde rivāyat itdi, Sa īdi bni Cübeyr den / (20) kim / İbn-i Abbās a sordılar, Allāhu Ta ālā nun kavlından / kim: didiler. (İKT-v. 7b/19, 20-s. 135). kim Hārice eydür: / İşitdüm, Sa īdi bni Müseyyeb den / (18) kim eydürdi: / Zeydü bni Amri bni Nüfeyl vefāt itdi. Ş ol hālda / kim / Kurayş kavmı Ka be yi (19) yaparlardı, Rasūlü llāh a vahy gelmezden biş yıl öñdün /. (İKT-v. 175b/17, 18, 19-s. 417). Şimdiki hālda halīfa eydür: / Ben bu bābda bir hadīs işidüp dururdum. Sa īdi bni (12) Müseyyeb den / ki emīre l-mü minin Ömer den nakl iderdi. (İKT4/2-v. 258a/11, 12-s. 198). / Rivāyat olundı, Sālim bin (6) Abdullāh dan / kim: (İKT4/1-v. 189b/5, 6-s. 580). / İbn-i Ebī d-dünyā rivāyet ider Sālim den / -ki Hişām uñ kātıbıdur- eydürdi ki: (İKT4/2-v. 262b/1-s. 206). Dervîş eyitdi: / Öyleye degin uyumak efdaldür saña /, tâ kim ol vakt (9) içinde halkı incitmeyesin. (GT-v. 13b/8-s. 139)., Abdu llāh aña eyitdi: / N oldı saña / kim dünki sözi söylemezsin? (14) didi. (İKT-v. 182b/13-s. 430). Andan Resūl Hazratı: / Beşārat (11) olsun saña / ki ebedī saña od degmeyiser. (İKT4/1-v. 52a/10, 11-s. 365).

414 394 Hikāyat Abdülmelik e irişüp, Haccāc a nāme yazup: / Esmā ya söyledüginden ötürü (7) n oldı saña / ki, bir recül-i sālıh kızına söylersin diyü itāb eyledi. (İKT4/1-v. 57a/6, 7-s. 373). Ve dahı (20) / Beşāret olsun saña / yā Emīre l-mü minīn ki bunda hulāfādan hīç bir gişi olmaz. (21) didüm. (İKT4/2-v. 335b/20-s. 330). Ebū Yūsuf halīfaya / Beşaret (13) olsun saña / ki ol geçen günlerde sarf olan māl-ıçun saña savāb yazılur. (İKT4/2-v. 413a/12, 13-s. 471). Andan cāriye eyitdi: Yā şakī / nedür saña bunca yaşamak / ki şunuñ gibi (14) yaramaz zamāna kalduñ? didi. (İKT4/2-v. 238b/13-s. 166). Yā şeyh, / dile benden ne dilerseñ /. didi. Amr eyitdi: / Dilerin senden / ki, beni ben gelmeyince (7) kıġırtmayasın ve dahı senden bir nesne dilemeyince virmeyesin. diyüp; vidā laşup, Amr b. Ubeyd Mansūr uñ (8) katından gidüp, Mansūr ardınca bakup bu beyti okudı: (İKT4/2-v. 355a/6-s. 364). Rivāyat olınur Āyişe (r.a.)- (17) Fātımā ya eytdi: / Gördüm seni / ki Peyġāmbar Hazratı Aleyhi s-selām- hasta-y-iken üstine düşdüñ, (İKT-v. 138b/17-s. 356). Yarındası ol gişi Ayās a özr itdi: Ma zūr dut, / gördüm seni / ki (2) sūkīlar libāsın geymişsin ammā ulular sözin söylersin. (İKT4/2-v. 250b/1-s. 185). melā ike eytdiler: Yā Meryem! / (8) Allāhu Ta ālā seni ihtiyār itdi ālemüñ hatunları üzerine; / dahı seni mutahhar kıldı yaramaz (9) hulklardan / ve saña gökçek sıfatlar ve eyü hulklar virdi; dahı / berī kıldı seni şehevāt-ı (10) dünyādan yimekde ve içmekde ve geymekde / -ki Meryem hācat mıkdārı isti māl (11) iderdi. (İKT-v. 138b/8, 9, 10-s. 356). / Abdürrezzāk rivāyet ider Sevrī den / ki, eydürdi: (İKT4/2-v. 361a/15-s. 376). Pes (13) melā ike anlara: / Yörüñ, siz cennete / ki, ne eyü nesne kesb idenlerden imişsiz diyeler. (İKT4/1-v. 137b/13-s. 501). Muhtār dahı bunlara va dalar ve minnetler idüp: / Beşārat olsun size / ki, eger ben (20) çıkarsam maşrık-ıla maġrıb arasından düşmenüñüzi arıdup yoġ idem didi. (İKT4/1-v. 3b/19-s. 287). Bir gün bir kavma uġrayup, ol kavmı oynar görüp: (13) / N oldı size / ki, oynarsız didi. (İKT4/1-v. 80a/13-s. 410).

415 395 / Yörüñ, sizler dahı cennete / ki, ne hoş nesne kesb idenlerden imişsiz diyeler. (İKT4/1-v. 137b/18-s. 501)., Rasūl anlara eytdi: (3) / N eyler sizüñ halīfañuz? Ya nī fasīhuñuz / kim aña Kussu bni Sā ıde-i Eyādī dirler didi. (İKT-v. 168a/3-s. 402). / Asma ī rivāyet ider (21) Süfyān b. Uyeyne den / ki: (İKT4/2-v. 219b/20, 21- s. 134). / Rivāyat ider Süfyān Zehrī den / ki: Eger sen (18) Tāvūs bin Keysān ı görseñ bilürdüñ ki, yalan söylemezdi. (İKT4/1-v. 211b/17-s. 619). / Zīrā İmām Ahmed rivāyat itdi Süfyān dan, / ol Mansūr dan, / (1) ol Şāfi den / kim Sāfiyye bint-i Şeybe eyitdi, (İKT-v. 67a/21; 67b/1-s. 236). Kāla llāhu Taālā: Yanī / Hak Taālā senā ider Süleymān a / eydür kim: (17) / Ne gökçek kuldur Süleymān / ki Allāh a rucū idicidür. (İKT-v. 132a/16, 17-s. 345). / İmām Ahmed rivāyat itdi (4) Süleymāni bni Harab dan, / ol Hammādi bni Seleme den, / ol Aliyyi bni Zeyd den, / ol Yūsufi bni Mihrān dan, / (5) ol İbn-i Abbās dan / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 101a/3, 4, 5-s. 295). Ve / dahı (4) habar virdi bize Ebū l- Abbās-ı Ahmedi bni Ebī Tālib Ca feri bni Aliyi Hemedānī den, / ol Ebū Tāhir (5) Ahmedi bni Muhammedi bni Sülfī den, / ol Ebū Abdi llāh-ı Zehebī den, / ol Hasanı bni Ebī Bekir (6) Hallāl dan / ol Muhammedi bni Ahmedi bni İbrāhīm-i Razī dan, / ol Ebü l Fazl-ı Muhammedi bni Ahmedi bni (7) Īsā-yı Sa dī den, / ol Ebü l-kāsım Ubeydu llāhi bni Ahmedi bni Aliyy-i Mukrī den, / ol dahı (8) Derestūye-i Nehavī den, / ol İsmā īli bni İbrāhīm-i Sa dī den ki Kazı Fārisi di, / ol Süleymāni bni (9) Seyf-i Tāyī dan ki Ehl-i Harrān dandur, / ol Sa īdi bni Bezeyġī dan, / ol Muhammedi bni İshāk dan, / (10) ol Hasani bni Ebi l-hasan-ı Basrī den / eytdi kim (İKT-v. 168a/3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10-s. 402). / Rebī rivāyat [ider] Şafī ī den / (9) ki: Sa īd üñ hadīsde irsāli benüm katumda hasendür didi. (İKT4/1-v. 130b/8-s. 489). / Rivāyat olundı Şerīh bin Ubeyd den / ki: (İKT4/1-v. 147a/21-s. 516). / Ol yıl içinde Hayberī den soñra havārıc (18) cem oldılar Şeybānī üzerine / -ki ol Abdül azīz oġlıdur.- Abdül azīz Humeys (19) olup oġlıdur ki leşker-i hāricīdür. (İKT4/2-v. 282b/17, 18-s. 239).

416 396 / Rivāyet olınur Ebū Zübeyr den ve Sābit Benāyin den ve İbrāhīm den ve Abdullāhi bni ve Muhammedi bni Aliyyi bni (20) Abdullāhi bni Abbās dan /, İbn-i Asākir zıyāda eyledi şeyhlerinden Muhammedi bni Ali ve Abdurrahmān b. (21) Harmeletle yi ve Akirmete yi / ki Ebū Müslim İbn-i Abbās uñ kulıdur.- / (İKT4/2-v. 309a/19, 20, 21-s. 287). / Ben bir miskīn ve za īf gişiyin şimdiki hālda / ki ben bu işüñ üzerineyin. (İKT4/2-v. 224a/7-s. 143). Bilmediler kim fazl Allāh elinde, kime dilerse virür ve / buña delālet (13) ider ş ol / kim Muhammedi bni Ka b Kurzī eyitdi: (İKT-v. 67b/12, 13-s. 237). Ya nī / ben sıġındum ş ol Allāh a / kim benüm ve sizüñ Rabb ıñuz oldur, hīç yir yüzinde deprenür cānavar (14) yokdur. (İKT-v. 51b/13-s. 209). / Mansūr eyitdi Īsā ya /: (13) / Şükr iderin şol Allāh a / ki beni ni mete tuş getürdi, zahmete tuş getürmedi. didi. (İKT4/2-v. 311b/12, 13-s. 291). / Ben utanmayayın mı şol Allāh dan / kim (14) her nefs anuñ kudratı elindedür? (İKT4/2-v. 236a/13-s. 162). Medāyinī eydür: Ayās (10) anasına eyitdi: / N eydi şol āvāz / kim sen baña hāmile-y-iken işi[t]düm-idi? (İKT4/2-v. 250b/10-s. 186). Eyitdi: / Niçün taparsız ş ol bütlere / kim gendü elüñüz-ile (11) aġaçdan ve taşdan yonarsız, nice dilerseñüz idersiz. (İKT-v. 60a/10-s. 224). / Cennet yirdedür diyenler istidlāl itdiler, ş ol eser-ile / kim Abdu llāhi bni Ahmed zıyāratda (16) Hediyye bni Hālid den rivāyat eyledi, (İKT-v. 33b/15-s. 180). Yine ancılayın zāhıdlardan bazısı Mansūr a gelüp, nasīhat idüp Yā halīfa, (14) / añ şol giceyi / ki kabr içinde giceleseñ gerek. Ancılayın dahı gice görmeyesin. / Dahı añ şol (15) kıyāmet günin /, nice mutī lara savāb virilüp ve nice āsīlere ıkāb ideler. (İKT4/2-v. 355a/14, 15-s. 364). Ya nī dimek olur ki: (11) / Vakt olmadı mı şol gişilere / ki īmān getürmişlerdür. (İKT4/2-v. 402b/11-s. 453). / Nice ola şol gişinüñ hālı / ki müslimānlar mālını isrāf ide. (14) didi. (İKT4/2-v. 394b/13-s. 439). / Bunlar dükelisi hazır oldılar ş ol (17) gün / kim bayramları idi. (İKT-v. 172a/16, 17-s. 411).

417 397 Var / cihân (7) içinde teferrüc kıl şol günden öñdin / ki dünyâdan gidersin. (GTv. 41a/6, 7-s. 182). Pes Sālıh (17) peyġāmbar bunları Allāh a da vet eyledi, / añuñ ş ol güni / kim Allāh Ta ālā Ād kavmını (18) helāk eyledi, sizi anlardan soñra getürdi. (İKT-v. 55a/17-s. 215). / Bu söze delālet ider ş ol hadīs / (2) kim / A maş rivāyat itdi İbrāhīmi bni Yezīd den, / ol atası Yezīd-i Teymī den / kim Ebū Zer eyitdi, (İKT-v. 68b/1, 2- s. 238). / Buña yakındur ş ol hadīs / kim Peyġāmbar (3) (s. a.v. )- eyitdi: (İKT-v. 106b/2-s. 304). / Nitekim geçdi ş ol hadīsde / kim Ebū Hüreyre rivāyat itdi (1) kim (İKT-v. 38a/21-s. 187). Rāvī eydür: / Zeyd rücū idüp Mekke ye geldi, ş ol (10) halda / kim eydürdi: İy Çalabum! / Ben senüñ itā atuñ üzerine kāyım olmışamdur hak olduġuñ cihetden /, (11) saña ibādet idüben saña kullık eyleyüben senden eylük taleb iderin, muhāl istemezin, saña ibādet (12) iden-ile uyuyan bir degüldür. / Ben īmān getürdüm her nesneye / kim İbrāhīm īmān getürdi. (İKT-v. 174a/9, 10, 12-s. 414). / Yemāniyye den kudrat yitdügi eyüce tonların (9) giyüp anlara vardı şol hālda / ki; anlar öyleye yakın rāhat olup yaturlardı. (İKT4/1-v. 35a/8, 9-s. 338). Gine döndi / ehl-i islām çerisine (14) geldi şol hālda / ki, kılıcından kan damardı. (İKT4/1-v. 174a/13, 14-s. 555, 556). / Añ şol kadar kıyāmet günin / ki yevm-i azīmdur. diyüp, Mansūr (18) evvelkiden dahı rıkkat idüp, aġlayup, kirpükleri biri birine karışdı. (İKT4/2-v. 354b/17-s. 363). andan soñra bu hadīslerden anuñ sahīh idügine, yalan idügine (5) delālet ider hadīs getürürüz, / kalur ş ol kısım / kim anlara ne yalan dinür ve ne gerçek, bu kısmuñ sıhhatına ve fesādına ta arruz (6) itmezüz. (İKT-v. 10b/5-s. 140). Ma nīsi şöyle dimekdür kim: / Acabladum (4) ş ol kimesneyi / kim yakın bilür kim Allāh Ta ālā takdīr itdüginden taşra nesne vāki olmaz, nice (5) ta ab çeker. (İKT-v. 109b/3, 4-s. 309). / İtā at kanatların (6) açuñ şol kimse üzerine / ki sizüñ üzerüñüze adl idüp, zulm ve cevr tomarın dürüp (7) eyü dirlikler olur. (İKT4/2-v. 373b/5, 6-s. 399).

418 398 / Dili kesilmiş kişi bucakda oturmış, yigrekdür şol kimseden / ki dili kendü hükminde (9) olmaya. (GT-v. 3b/8, 9-s. 129). Ma nīsi budur kim: / Benüm rahmetüm vāsi oldı; her nesneye / ben ol rahmeti (13) yazısarın ş ol kimselere / ki muttakī olurlar; dahı zekāt virürler; dahı ş ol kimselere yazısarın (14) ki (İKT-v. 116b/12, 13-s. 320). / Ulu ve (8) âkıl dimesünler şol kimseneye / kim ulularuñ adını eylüg-ile yâd itmeye. (GT-v. 23b/7, 8-s. 153). / Namâz kılma şol kimsenüñ üstine / ki hiç namâz kılmadı ve ömrini (6) mâl hâsıl itmekde harc itdi ve yimedi ve öldi. (GT-v. 66b/5-s. 217). Mü min mücādele idüp eydür kim / kāfir mi olduñ ş ol kimseye / kim seni toprakdan yaratdı, soñra nutfeden yaratdı, niçe tavrlar (2) geçdüginden soñra, seni ākıl gişi kılup sem ve basar virdi ve tutmaġa ve yürimege kuvvat (3) virdi. (İKTv. 146b/1-s. 369). / Arudan söylemek fâyidesi yok şol (2) kişiye / ki ömrinde aru sokmamış ola. (GT-v. 57a/1, 2-s. 204)., Zeydi bni Amr eyitdi: İy kardaşum oġlı! / Ben yimezin ş ol nesneden / ki nusub üzerine ola. (İKT-v. 174a/18-s. 414, 415). / Eger baña ıkābet iderse şol nesneden ötürü / ki benüm elüm irmişdür Allāh Ta ālā kullarına zulm (2) eylemez. (İKT4/2-v. 307b/1-s. 283). İy ata! / Niçün ibādet idersin ş ol nesneye / kim işitmez ve görmez, saña fāyıdası (15) degmez? (İKT-v. 58b/14-s. 221). Ve / dahı acabladum ş ol nesneyi / kim cehennem adınuñ varlıġını bilür, dahı ferah (6) olup güler. (İKT-v. 109b/5-s. 309). A rabī Hālid katından çıkduġından soñra (11) Hālid saña ne ihsān itdi? diyicek, A rabī: / İsterdüm şol nesneyi / kim (12) benüm müştahām ve benüm hāluma lāyıġ-ıdı. (İKT4/2-v. 273a/11-s. 224). Andan Recā (7) eyitdi: Halkı hoş dut, / rāzī eyle şol nesne-y-ile / kim senüñ nefsüñ anuñ-ıla rāzī (8) ve hoş olur. (İKT4/1-v. 190b/7-s. 581). / Yirine Bişri bni Dāvūd ı beg gönderdi. Şol şart üzerine / ki (14) yılda biñ gez biñ akça göndere. (İKT4/2-v. 431b/13-s. 502). aña habar gönderdi, eytdi: / Kal anuñ kapusını açayın ş ol şart-ıla / kim beni (11) tezvīc idesin. didi. (İKT-v. 159b/10-s. 389).

419 399 / Ben dahı sizüñ hükmüñüze itā at itmekden ötürü bunı işledüm. Şol vakta degin ki / Allāh Ta ālā size (20) mutī kıldı. (İKT4/2-v. 307a/19-s. 283). dürr-i sadaf-i ıstıfā, Muhammed-i Mustafā üzerine olsun kim / Allāhu Ta ālā anı gönderdi ş ol vaktda / kim halk zulumāt-ı cehāletde cāyir ve beydā -i dalāletde bāyir olmışlar-ıdı. (İKT- v. 1b/11-s. 123). Ya nī / añ yā Muhammed ş ol vaktı / kim Rabb uñ feriştelerine (5) eyitdi: (İKT-v. 31b/4-s. 176). Ma nīsi budur kim: / Zikr eyle yā Muhammed! Ş ol vaktı / kim / Hak Ta ālā va de eyledi (59 peyġāmbarlara / ki eger size kitāb ve hikmet, ya nī şerī at virürsem, andan soñra size bir Peyġāmbar getürse ki (6) sizünle olan kitābı girçekleyesiz; (İKT-v. 110b/4, 5-s. 311). Allāh Taālā eydür: Ya nī / Yūsuf didi ş ol yigide / kim anı kurtılur (16) zann itdi kim ol sākīdur. (İKT-v. 81a/15-s. 260). Bir gün ehl-i ilimden (21) bir gişi Reşīd e eyitdi: Yā halīfa, / gör şu gişileri / ki Ebū Bekr i, Ömer i severler. (İKT4/2-v. 412a/21-s. 470)., musannıf eydür: / Eger bu āyet delālet iderse şuña / kim yıldızlar dünyā göginde (18) murassa dur. (İKT-v. 18b/17-s. 153). kim İbn-i Abbās eyitdi: / İnkār mı idersiz şuña / kim hullat İbrāhīm üñ ola, Kelām Mūsā nuñ (20) ola, Allāh ı görmek Muhammed üñ ola? (İKT-v. 69b/19- s. 241). / Andan Yezīd Cürcān ı hisār idüp dururdı şuña (18) dek / kim harāc boyunlarına alup, yidi yüz biñ (19) filorī, iki yüz biñ ton, dört yüz biñ (20) za farān, dört yüz baş esīr virüp sulh itdiler. (İKT4/1-v. 174a/17, 18-s. 556). / Ulemānuñ ihtilāfı var şunda / kim: Bu īmānuñ anlara āhıratda fāyıdası ola mı, (21) olmaya mı? (İKT-v. 90a/20-s. 275)., eyitdi: / Anuñ şunı / kim Allāh Ta ālā Nūh kavmını (17) helak eyledi, (İKT-v. 51a/16-s. 208). Allāh Ta ālā eydür: Ya nī / añ yā Muhammed şunı / kim İbrāhīm eyitdi: Yā Rabbī! / Göster baña / uluları nice diri kılursın. (İKT-v. 70a/1-s. 241). eyitdi: Ya nī / anuñ şunı / kim (4) azıduñuz, Allāh Ta ālā sizi çok eyledi ve dahı bunlara emr itdi kim (İKT-v. 74a/3-s. 248).

420 400 Ya nī / Allāh Ta ālā sever şunları / ki gendü yolında saf olup mukātala (10) ideler. (İKT4/2-v. 331b/9-s. 324). El-āya, ma nīsi dimek olur ki: / Allāhu Ta ālā sever şunları / ki Allāh yolında mukātala (14) ider. (İKT4/2-v. 426b/13-s. 494). / Ben senden (17) kurtılmak isterin şunuñla / ki, Meryem anuñla kurtuldı diyicek, Meryem ne-y-ile kurtuldı? didi. (İKT4/1-v. 129a/16, 17-s. 487). / Hasan bin Süfyān rivāyat ider (14) Şüreyh den, / ol Bedriyyūn dan / ki, biri Ömer bin Hattāb dur ki: (İKT4/1-v. 81b/13, 14-s. 412). Kaçan ki Benī Subay a (12)dan Basra ya geldi, / Ziyād b. Hassan uñ ki Yahyā-yı Benatı oġlıdur- evine varup anda (13) dahı gendüzin kimseye göstermeyüp bir nice zamān turdı. Tā aña degin / ki ol yılda (14) Ebī Ferve evine varup anda zuhūr buldı. (İKT4/2-v. 329a/12, 13-s. 320). Īsā / V allāhi yirümden deprenmezin, tā aña degin / ki (16) Allāh baña feth ide, yāhūd ben ölem. didi. (İKT4/2-v. 331b/15-s. 324). / Habsda yatdı; tā ol (14) vakta dek / ki, Ömer e maraz-ı mevt gelüp, ol maraz içinde yaturken zindāndan kaçup Ömer e (15) mektūb yazdı. (İKT4/1-v. 182b/13, 14-s. 569). Ol (13) hadīs budur kim: / Benüm ümmetimüñ işi müstakīm olmaya; tā on iki halīfa gelmeyince / kim (14) küllüsi Kureyş den olalar. (İKT4/1-v. 192a/13-s. 584). Pes Ya kūb ı esirgeyüp eyitdiler: / Yūsuf ı (8) añmakdan zāyil olmazsın. Tā şuña degin / kim bedenüñ arık ola, kuvvatuñ za īf ola, yāhūz (9) helāk olasın. (İKT-v. 83b/7, 8-s. 264). / Ben dahı dünyā ehlini size mutī kıldum, tā şuña degin / ki sizi bilmeyenler bildiler. (İKT4/2-v. 310b/18-s. 290). / Ol dahı kabūl itdi. (8) Tā şuña degin / ki hendege yolı olan dıvār tamām olup andan fārıġ olalar. (İKT4/2-v. 335a/7, 8-s. 329). / Ol dahı anlar hatā söyleyüp kā ıda-yı nahv üzerine söylemedüklerinden ötürü çıkmaġa (10) rāzī olmadı. Tā şuña degin / ki bir nahvcı gişi geldi, eyitdi: (İKT4/2-v. 343a/9, 10-s. 343). / Sevrī rivāyat ider Tāvūs dan / kim: Ehl-i Irāk ı ben acabların kim, (3) Haccāc a müsülmān dirler didi. (İKT4/1-v. 150b/2-s. 521).

421 401 / Tabarānī (20) rivāyat ider Tāvūs dan, / ol Enes bin Mālik den / ki: (İKT4/1- v. 214a/19, 20-s. 623). / Hişām rivāyat ider Urve den, / ol atasından / ki: (İKT4/1-v. 29a/19-s. 328). / Muhammed b. Ömer rivāyet ider Ümm-i Seleme den, / ol dahı anasından / ki (17) eyitdi: (İKT4/2-v. 265b/16-s. 211). Ve / bu yılda vefāt itdi Yahyā b. Zekeriyyā / ki Medāyin kāzīsı-y-ıdı.- / (13) Ve / Yūnus b. Habīb / ki nahvīlaruñ ulularınuñ birisi-y-idi.- nahvı Ebū Amri bni Ala dan hāsıl itmişdi. (İKT4/2-v. 393b/12, 13-s. 438). / Çıksun yavuz sanılu kişinüñ gözi / ki hüner (9) anuñ katında aybdur ve eger yitmiş dürlü aybuñ olursa dost görmez illâ (10) bir hünerüñi görer. (GT-v. 51b/8- s. 197). / İmām-ı Ahmed rivāyat ider, Yezīdi bni Hārūn dan ve (20) Affān dan / bu ikisi dahı Hamādi bni Seleme den, / ol Aliyyi bni Zeyd den / kim Ebū Sa īd Huzrī eydür: / Rasūlü llāh (s. a.v. )- bize hutbe okıyıvirdi, ikindi namāzından soñra tā güneş tolınmaġa yakın (1) olınca /; hıfz iden itdi, unıdan unıtdı. (İKT-v. 4a/19, 20-s. 128). Andan başladı ki / Hammādi bni Seleme (17) habar virdi Yezīd-i Rakkāşī den / ol dahı Enesi bni Mālik den / ki Rasūl Hazreti buyurdı ki: (18) (İKT4/2-v. 418b/16, 17-s. 480). / İbn-i Asākir rivāyat (12) itdi yine / kim Peyġāmbar Hazratı - Aleyhi s-selāmeyitdi: (İKT-v. 125b/11, 12-s. 334). / El kıssa Hālid e şol mıkdār (9) ukūbat itdi Yūsuf b. Ömer / ki vasf olınamaz. (İKT4/2-v. 272b/8, 9-s. 223). / Ben saña habarluyın yüz biñ gişiden / ki, senüñ katuñda saña nasīhat iderler. (İKT4/1-v. 111b/21-s. 459). / Cerīr rivāyat ider Za rā dan, / ol İbn-i Mes ūd dan / kim: (İKT4/1-v. 146b/6-s. 515). / Süfyān rivāyat ider Zehrī den / kim: (İKT4/1-v. 138a/7-s. 502). / gördüm Zeydi bni Amr ı. Ş ol (21) hālda / kim / ben büt katında dururdum, şundan soñra / kim Şam dan rucū idüp gemiş-idi, turup (1) güneşi gözler-idi. (İKT-v. 174a/20, 21-s. 415).

422 402 / İmām Māliki bni Enes Mūtā adlu kitābında (16) rivāyat itdi Zeydi bni Ebī Enīse den, / ol Abdu l-hāmidi bni Abdu r-rahmāni bni l-hattāb dan, / ol Müslimi bni (17) Yesāri Cüheni bni den / kim / Ömeri bni Hattab a su āl itdiler, bu āyetden / kim Allāh Taālā buyurur: (İKT-v. 37a/15, 16, 17-s. 185). / Rivāyat ider Ziyād / kim İbn-i Abbās uñ kulı-y-dı: (İKT4/1-v. 203a/18-s. 604). / Muhalledi bni Hüseyin rivāyet itdi Zührī den / ki eyitdi: Sünnete yapışmak necātdur. (İKT4/2-v. 256b/19-s. 196). / Abdullāhi bni Ahmed rivāyet (12) ider Zührī den / ki, eyitdi: Sa īdi bni Müseyyeb e üç yıl tahsīl-i hadīs-içün (13) hızmat itdüm. (İKT4/2-v. 257b/11, 12- s. 197). / Evzā ī rivāyet ider Zührī den / ki, eyitdi: / Ālimden edebin ögrenmek (14) sevgülü gelür baña ilmin ögrenmekden / didi. (İKT4/2-v. 257b/13, 14-s. 197). / İmām Ahmed rivāyet ider Zührī den / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 266b/14-s. 213). rivāyat ider dan ki/kim; rivāyat ider dan, ol dan ki/kim yapısındaki cümleler: (İKT-v. 16a/20, 21; 16b/1-s. 149), (İKT-v. 23a/13, 14, 15-s. 162), (İKT-v. 32b/20, 21-s. 178), (İKT-v. 35a/20, 21-s. 182), (İKT-v. 68b/13, 14-s. 238), (İKT-v. 69b/2- s. 240), (İKT-v. 84b/3, 4-s. 266), (İKT-v. 85b/8, 9-s. 268), (İKT-v. 87a/6-s. 270), (İKT-v. 87a/15, 16, 17-s. 270), (İKT-v. 87b/16, 17-s. 271), (İKT-v. 88a/14-s. 272), (İKT-v. 91b/1-s. 277), (İKT-v. 91b/6, 7-s. 277), (İKT-v. 94a/13-s. 282), (İKT-v. 101b/19, 20-s. 296), (İKT-v. 104a/12-s. 300), (İKT-v. 106a/5, 6-s. 304), (İKT-v. 106a/16, 17, 18-s. 304), (İKT-v. 119a/10, 11, 12-s. 324), (İKT-v. 133a/18-s. 347), (İKT-v. 142b/1, 2-s. 362), (İKT4/1-v. 25b/6-s. 321), (İKT4/1-v. 27a/9-s. 324), (İKT4/1-v. 27b/5, 6-s. 325), (İKT4/1-v. 27b/17-s. 325), (İKT4/1-v. 27b/18, 19-s. 325), (İKT4/1-v. 29a/8, 9-s. 327), (İKT4/1-v. 29b/10-s. 328), (İKT4/1-v. 30b/5, 6-s. 330), (İKT4/1-v. 30b/9, 10-s. 330), (İKT4/1-v. 30b/13-s. 330), (İKT4/1-v. 34b/5, 6-s. 337), (İKT4/1-v. 34b/14, 15-s. 337), (İKT4/1-v. 34b/17-s. 337), (İKT4/1-v. 35a/5, 6-s. 338), (İKT4/1-v. 52a/12-s. 365), (İKT4/1-v. 52a/13-s. 365), (İKT4/1-v. 52b/1-s. 365), (İKT4/1-v. 54a/8-s. 368), (İKT4/1-v. 56a/16-s. 372), (İKT4/1-v. 56b/2-s. 372), (İKT4/1-v. 57b/15, 16-s. 375), (İKT4/1-

423 403 v. 63b/10-s. 384), (İKT4/1-v. 66a/13-s. 389), (İKT4/1-v. 79b/17-s. 409), (İKT4/1- v. 80a/3-s. 409), (İKT4/1-v. 80b/7-s. 410), (İKT4/1-v. 80b/17, 18-s. 411), (İKT4/1-v. 81a/2-s. 411), (İKT4/1-v. 83b/13-s. 416), (İKT4/1-v. 85a/17-s. 418), (İKT4/1-v. 106b/2-s. 451), (İKT4/1-v. 100a/18-s. 441), (İKT4/1-v. 118b/1-s. 470), (İKT4/1-v. 129a/5-s. 487), (İKT4/1-v. 130a/19-s. 489), (İKT4/1-v. 135b/7, 8-s. 498), (İKT4/1-v. 137b/7-s. 501), (İKT4/1-v. 145b/16, 17-s. 514), (İKT4/1-v. 146b/6, 7-s. 515), (İKT4/1-v. 146b/18, 19-s. 515), (İKT4/1-v. 147a/10, 11-s. 516), (İKT4/1-v. 149b/2-s. 519), (İKT4/1-v. 150b/3-s. 521), (İKT4/1-v. 151a/5-s. 522), (İKT4/1-v. 158a/14-s. 532), (İKT4/1-v. 162b/4-s. 538), (İKT4/1-v. 183b/21-s. 570), (İKT4/1-v. 191a/19, 20-s. 582), (İKT4/1-v. 196a/8-s. 590), (İKT4/1-v. 202a/18-s. 602), (İKT4/1-v. 210a/15, 16-s. 616), (İKT4/1-v. 210b/10-s. 617), (İKT4/1-v. 210b/17-s. 617), (İKT4/1-v. 211b/4-s. 618), (İKT4/1-v. 211b/6-s. 618), (İKT4/1-v. 211b/15-s. 619), (İKT4/1-v. 211b/18, 19-s. 619), (İKT4/1-v. 213a/8-s. 621), (İKT4/1-v. 213a/11-s. 621), (İKT4/1-v. 213b/10, 11-s. 622), (İKT4/1-v. 214a/7-s. 622), (İKT4/1-v. 214a/11, 12-s. 623), (İKT4/1-v. 215b/14, 15-s. 625), (İKT4/1-v. 215b/16, 17-s. 626), (İKT4/1-v. 216a/15-s. 626), (İKT4/2- v. 224b/16-s. 144), (İKT4/2-v. 228a/17, 18-s. 150), (İKT4/2-v. 229b/9-s. 151), (İKT4/2-v. 230a/8-s. 152), (İKT4/2-v. 231a/11-s. 154), (İKT4/2-v. 239b/11-s. 168), (İKT4/2-v. 239b/12, 13-s. 168), (İKT4/2-v. 239b/15-s. 168), (İKT4/2-v. 240a/20, 21-s. 169), (İKT4/2-v. 240b/5-s. 169), (İKT4/2-v. 240b/7-s. 169), (İKT4/2-v. 240b/20-s. 170), (İKT4/2-v. 255b/21-s. 194), (İKT4/2-v. 256a/13-s. 195), (İKT4/2-v. 257b/1, 2-s. 197), (İKT4/2-v. 258a/3-s. 198), (İKT4/2-v. 261b/12-s. 204), (İKT4/2-v. 262a/20-s. 206), (İKT4/2-v. 265b/19-s. 211), (İKT4/2-v. 295b/7-s. 262), (İKT4/2-v. 296b/7, 8-s. 263), (İKT4/2-v. 318b/5, 6, 7- s. 304), (İKT4/2-v. 320a/9, 10-s. 306), (İKT4/2-v. 389b/15-s. 431), (İKT4/2-v. 404b/10-s. 456), (İKT4/2-v. 405a/8-s. 457), (İKT4/2-v. 405b/17-s. 458), (İKT4/2- v. 407b/17-s. 462), (İKT4/2-v. 409a/10-s. 464), (İKT4/2-v. 409b/7-s. 465), (İKT4/2-v. 409b/12, 13-s. 465), (İKT4/2-v. 410a/6-s. 466), (İKT4/2-v. 410a/8-s. 466), (İKT4/2-v. 411a/1-s. 467), (İKT4/2-v. 416b/3, 4-s. 477), (İKT4/2-v. 417a/13, 14-s. 478), (İKT4/2-v. 417a/20, 21-s. 478), (İKT4/2-v. 417b/1, 2-s. 478), (İKT4/2-v. 431a/13-s. 501), (İKT4/2-v. 434b/3-s. 507).

424 Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler İbn-i Asākir menākıb-ı Haccāc da rivāyat ider ki / Haccāc İbn-i Zübeyr i depeledüginde Mekke nüñ içi feryād u (3) figān toldı Abdullāh bin Zübeyir den ötürü /. (İKT4/1-v. 51a/2, 3-s. 363). İbn-i İshāk ve andan ġayrı haylī gişiler eyitdiler kim, / zemzem zāhir olmazdan (6) öñdin Mekke de çok kapular var-ıdı, Abdu l-muttalib zamānında /. (İKT-v. 180a/5, 6-s. 425). Ve biri dahı Abdurrahmān bin Mu āviye idi ki, / Mısr uñ (17) kāzīsı-y-ıdı Abdül azīz bin Mervān tarafından /. (İKT4/1-v. 138b/16, 17-s. 503). Peyġāmbar Hazratı -Aleyhi s-selām- buyurdı ki: / Hīç bir (18) kimse yokdur Ādem oġlanlarından /, illā ol günāh itmişdür, (İKT-v. 137a/17, 18-s. 354). Bir gişi dahı çıkup çaġırdı ki: / Kanı Alī bin Ebī (15) Tālib? / (İKT4/1-v. 196b/14, 15-s. 592). Hatīb-i Baġdādī Seyf oġlı (4) Ammār uñ tarīkından rivāyet eyledi ki Ve / bir ġayrı (19) vech-ile dahı rivāyet olundı Ali b. Tālib den ve İbn-i Mes ūd dan ve Sevbān dan (20) ve İbn-i Abbās dan / ba zı rivāyetde Süfyān zikri rivāyetde yiter. dinildi. (İKT4/2-v. 339a/18, 19, 20-s. 336). çaġırdı ki: Yā fülāna! Kūmī bi-izni llāh. (3) Ya nī / tur, Allāh izni-y-ile / (İKT-v. 141a/3-s. 360). Ma nīsi Allāhu a lam- dimek olur ki: Halkdan ba zı vardur, / fısk (6) işlerin akçasıla satun alurlar. Allāh Ta ālā buyurduġı yoldan çıkmak içün / (İKT4/2-v. 239a/5, 6-s. 167). eyitdüm: (3) İy Emīr! Halk baña buyurdı ki, / saña özr idem Allāh a hak olan nesnenüñ ġayrı-la /, vallāh işbu (4) makāmda ben saña hakdan ġayrı nesne dilemezin, diyüp, (İKT4/1-v. 100a/3-s. 441). / Hāris rivāyat ider Ebū Vāyıl dan /: Huzeyfe den işitdüm ki: Ashāb-ı Muhammed den uluları (11) bildiler kim, / ol yakındur Allāh a vesīle cihetinden /. (İKT4/1-v. 146a/11-s. 514). Şek yokdur kim, / emvāl-ı (14) kānıyanuñ gişiye vefāsı yokdur Allāh dan ināyat olmayınca /. (İKT4/1-v. 198b/13, 14-s. 595).

425 405 Bir vech dahı oldur kim, / şeytān (1) Yūsuf a unutdurdı Allāh ı zikr itmegi /, Yūsuf Allāh a i timād etmegi unutdı, mahlūkdan (2) yardım istedi. (İKT-v. 81a/21; 81b/1-s. 261). Hīç yirüñ var mıdur ki / beni anda gizleyesin Allahu ta ālā dan / didi. (İKT4/1-v. 33b/5-s. 335). İbn-i Abbās: Vakt olur ki / dünyādan ayrılup (18) Allāh hükmine varup soñuña koduġın nesne saña fāyıda itmez; amaluñdan ġayrı / didi. (İKT4/1-v. 31b/17, 18-s. 332). Hālid bin Ebī İmrān rivāyat (6) ider ki: / İbn-i Zübeyir bir ayda üç gün iftār iderdi ancak / ve kırk yıl arkasından tonın çıkarmadı. (İKT4/1-v. 53a/6-s. 366). Eydürler kim: / Ankabūtuñ (16) tılsımı dahı var-ıdı anda ev yapmaya. / (İKT4/1-v. 162a/15, 16-s. 538). Eved, / Allāh Taālā bir kimesneyi alaca (3) itse olur alaca / ve kimi ki / Allāh Taālā hor ide anı / kimdür ki azīz ide? (İKT4/2-v. 295b/2, 3-s. 261). Nite ki Zührī den (6) rivāyet olunmışdur ki İlm erkekdür. / Sevmezler anı / illā erenler ve andan kaçmazlar illā avratlar. (İKT4/2-v. 356a/6-s. 366). Ve Hak Ta ālā buyurdı ki: Ya nī / ben sakladum anı ve anuñ zürriyetini şeytān-ı racīmden. / (İKT-v. 138a/14-s. 355). Çünki namāzdan fārıġ oldı, Ömer den yaña dönüp, ġazab idüp eyitdi: Saña (7) ne vakt yitişdi ki, / Allāh ta ālā ehl-i Bedr e ġazab itdi; anlardan rāzī olduklarından soñra /. (İKT4/1-v. 186a/7-s. 574). Ebū Hātim rivāyet ider Zührī den ki: / Ben de vardum, anlaruñ-ıla. / (İKT4/2-v. 258a/4-s. 198). kim: Peyġāmbar eyitdi: Halkuñ okımakda gökçegi oldur kim, / Kur ān ı (16) okıya anuñ-ıla tahazzun idici olduġı hālda /. (İKT4/1-v. 214a/15, 16-s. 623). Ashābı Nūh peyġambara eyitdiler kim: Biz bunda nice mutma in (20) olavuz, / bu cānavarlar nice mutma in olurlar, aralarında arslan var-iken? / (İKT-v. 45b/20-s. 199). Eyitdi: Bildüm ki Abdumenāf oġlanlarından imiş ve / anlarda bu işe yarar kimse bilmez-idüm, Atabe den (6) ġayrı /. (İKT-v. 165b/5, 6-s. 398). Tahtanuñ başında altun-ıla (10) yazmışlar ki; / üstâd cevri yigdür atanuñ şefkatinden /. (GT-v. 62b/10-s. 212).

426 406 Ve eydürdi ki:, / (13) bu dünyādan nakl itseñüz gerek. Atañuz bilinden anañuz rahmına nakl itdügüñüz gibi. (14) Ve anañuz rahmından dünyāya ve dünyādan kabra ve kabrdan mahşere ve mahşerden cennete (15) ya cehenneme /. (İKT4/2- v. 259a/13, 14, 15-s. 200). Benī Abbās uñ devleti gelmesinüñ ibtidāsında vārıd (18) olan ahbār-ı Nebeviyye dendür ki / bu hadīsi A meş dahı rivāyet itdi Atiyye den /, ol (9) Ebū Sa īd den rivāyet itdi. (İKT4/2-v. 296a/18-s. 263). Eyitdi: And içdüm ki / Kur ān ı ezberlemeyince bunı gidermeyem ayaġumdan. (21) didi. (İKT4/2-v. 225a/20-s. 145). Bu kazıyyeye sebeb oldı ki: Abdülmelik bu yıluñ evvelinde çeri [36a] (1) cem idüp kasd-ı Karkısıyā kıldı ki, / Züfer bin Hāris-i Kelābi yi hisār ide Ayn-verd de /. (İKT4/1-v. 36a/1-s. 339). Şehirlerde nāyıblar anlar ıdı kim, / yokaru zikr itdük, (9) azl olunup yirlerine ġayrı gişiler dikilenlerden ġayrı /. (İKT4/1-v. 183b/8, 9-s. 570). İbrāhīm anı ihtiyār itdi ki / Horāsān halkı da vet ide. Bahādur olup (7) fehm[i] kavī ve zihni tīz olduġıçun /. (İKT4/2-v. 284b/6, 7-s. 242). Andan turup, (4) yüzin açup eyitdi ki: / Vallāhı sizi yüzerin balık yüzer gibi. / Ve / sizi dögerin vahşī develeri (12) döger gibi /. (İKT4/1-v. 68a/11, 12-s. 392). Ya nī Fir avn (21) didi kim: / Koñ beni / Mūsā yı öldüreyin, korkarın kim dīnüñüzi tebdīl ide, yāhūz (1) yirde fesād izhār eyleye. (İKT-v. 97b/21-s. 289). Benī İsrā īl çıkup gitmege (4) yaraklanmışlar-ıdı; emr olundılar kim / āl-i Fir avn dan āriye altun ve incüler alalar bezek içün /. (İKT-v. 100a/4-s. 293). / Ebū Āsım rivāyat ider Bişr bin Āsım dan / kim: Tāvūs eyitdi: Hīç bir gişi görmedüm kim, / (5) gendü nefsine emīn ola, bir gişiden ġayrı /. (İKT4/1-v. 214a/4, 5-s. 622). Ol söz budur ki işitdüm, kendü hısmum ve kavmum eydürlerdi (12) ki / yigit kişinüñ yanında uyanuk durmak yigrekdür, bir koca kişi yanında (13) yatmakdan /. (GT-v. 58b/12, 13-s. 206). ve eytdiler kim, / anda bir büyük kapu vardur, bir muhkem kilid (12) urulmış / ve ol tarafuñ begleri pāsbānlar komışlar ki (İKT-v. 145a/11, 12-s. 367). Rāvī rivāyat ider ki: (17) İbn-i Abbās biñ akçalık ton giyürdi. / İki oġlı var-ıdı. Biri Abbās ve biri Alī adlu. / (İKT4/1-v. 32b/17-s. 334).

427 407 (5) ol Sa īdi bni Müseyyeb den şöyle habar virdi kim, / Abdu l-muttalibi bni Hāşim Zemzem i (6) kazup zāhir eyleyicek iki havz eyledi; birin içmeg-içün ve birin ābdest almaġ-ıçun /. (İKT-v. 180b/5, 6-s. 426). Dahı ol oldur ki / Bişşār-ı şā ır (20) anuñ hakkında didi bu beyti / okudı ki: (İKT4/2-v. 317a/19, 20-s. 301). Hatta Mūsā sorardı kim / (21) Hak Ta ālā saña ne vahy itdi bu gün? / (İKT-v. 121b/21-s. 329). Mellâh güldi ve eyitdi (24a) ki / gerçek ve yakîndir bu söz /, velîkin bir sebeb dahı vardur. (GT-v. 24a/1-s. 153). Andan ashābına sordı ki: / Nice gördüñüz bunları? / (İKT4/1-v. 152b/19-s. 525). Pâdişâh sordı ki / sebeb (14) nedür bunlaruñ düşmenligine? / (GT-v. 11a/13, 14- s. 136). Rivāyet olundı (10) ki / Zīrā Efzal uñ mālı (6) çoġ-ıdı, Ca fer üñ mālından. / (İKT4/2-v. 401a/5, 6-s. 450). Didiler kim: / Zeyd kıbleye istikbāl iderdi, (13) Cāhiliyyet zamānında dahı. / (İKT-v. 175b/12, 13-s. 417). Rivāyat olundı ki: (4) Süleymān bin Abdilmelik hacca varduġında bir gişi gördi kim, / tavāf iderdi cemāl ve kemāl birle (5) müzeyyen /. (İKT4/1-v. 211a/4, 5-s. 617). kim Āyişe eyitdi: Rasūl Hazratı (s. a.v. )- (10) eyitdi kim Cennete girdüm gördüm, / Zeydi bni Amri bni Nüfeyl içün iki büyük aġaçlar virmişler (11) cennet aġaclarından /. (İKT-v. 176a/10, 11-s. 417, 418). Eyitdi: Ol (21) bir kuyıdur kim hergiz soġulmaz, anı kimse cihānda zem kılmaz, / andan su içiserler cümle huccāc / (1) içicegez andan tok olısar ac /. (İKT-v. 178a/21; 178b/1-s. 423). Bilmedüñ mi ki / ayaġuñ (10) bende geçecekdür; çün nasīhat kulaġuña girmedi /. (GT-v. 17a/9, 10-s. 144). Ammā teftīş idüp gördiler kim / şehirden (18) taşra kenīseler var-ıdı. Deyr-i Merān gibi. Kāsyūn eteginde / dahı (19) Kenīse-i Rāhıb ve Kenīse-i Tevmā ki, Bābu Tevmā dan taşradur ve (İKT4/1-v. 159b/17, 18-s. 534).

428 408 Ve eydürdi ki: Zikr iki dürlüdür; / biri zikrdür dil-ile /, biri halāl ve harām vaktında añmakdur (18) ki andan bu efzaldur. (İKT4/2-v. 259a/17-s. 200). Ol (6) kıssadan ma lūm oldı ki / Hızır, Peyġāmbar ola, dört vech-ile /; evvel vech budur kim: (İKT-v. 124a/5, 6-s. 332). İbn-i Ca fer eydür: Meymūn dan işiddüm, eydürdi ki: / Kur ān ı, gişi var ki sermāye (19) idinmişdür dünyā hāsıl itmeg-içün /. (İKT4/2-v. 239a/18, 19-s. 167). Andan bir gişi (12) dahı çıkup çaġırdı kim: / Kanı Ebū Bekr-i Sıddīk? / (İKT4/1- v. 196b/12-s. 592). Manīsi budur ki: / İ rāz eyle ehl-i küfrden ve ashāb-ı fucūrdan. / (İKT4/2-v. 274a/21-s. 225, 226). Hāfız Ahmed eydür: Ba zı (9) şüyūhdan işitdüm ki: / Müsülmānlar Dımışk a girdüklerinde Miklāt kenīsesinde (10) bir direk başında bir sanam gördiler; eli yumlu /. (İKT4/1-v. 162b/9, 10-s. 538). Ammā ol şekilden taġyīr oldukdan soñra (8) bir gişi görmedi ki, / sahābadan anda kimse namāz kıla Enes Bin Mālik den ġayrı /. (İKT4/1-v. 161b/8-s. 537). Ammā ol hadīs ki Beyhākī zikr (6) itmişdür kim / rivāyat ider Enesi bni Mālik den / ki, ol eyitdi: (İKT-v. 126a/6-s. 335). Ol Muhammed dür kim / Peyġāmbar viribinildi, esvede ve ebyaza ve ahmara. / Rasūl (10) kılındı Ehl-i Veber-ile, Ashāb-ı Meder e ve Hacar a. / (İKT-v. 171a/9, 10-s. 409). Bu Ümeyye-i Kureyşī-i Emevī dür ki / (2) meşhūrdur Eşdak-ıla /. (İKT4/1-v. 38b/2-s. 343). Bir dahı fikr iderem (13) ki, / düşmen şamatası ne beñzer fakr zahmetine /. (GT-v. 15a/13-s. 141). Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Soñra turup tahāret idüp āb-dest alup (11) dün namāzına meşġūl olurdı fecr vaktına degin. / (İKT4/2-v. 355b/10, 11-s. 365). Dahı eydürdi ki: / Tā at ehlinüñ gice (9) itdügi ibādet tatludur, fısk ehlinüñ gündüz itdügi fısk-ı fucūrından. / (İKT4/2-v. 433b/8, 9-s. 505). Mansūr dahı aña bir mektūb [311a] (1) göndürdi ki / Halkı depelersin Fir avn depeler gibi. / Mazlūmlara yapışursın, cabbārlar (5) yapışur gibi. / Cevr-ile hükm

429 409 idersin müfsidler gibi. / Māl virürsin, ġayrı mahallına müsrifler fi li (6) gibi. / (İKT4/2-v. 311a/4, 5, 6-s. 290). Zīrā Peyġāmbar Hazratı (19) -Aleyhi s-selām- buyurdı ki: Ya nī biz enbiyā bölügiyüz; (20) mīras terk itmezüz; / bizden ne kalursa sadakadur, fukarāya /. (İKT-v. 130b/20-s. 343). Eyitdi (6) kim: Āgāh oluñ, / dünyāñuzuñ bākī kalanınuñ meseli geçmişi katında bu günüñ bākīsı gibidür geçmişi katında /.» (İKT-v. 4b/6-s. 128). Ömer bin (18) Abdülazīz bunlaruñ sözlerin Velīd e bildürüp, Velīd rızā göstermeyüp emr eyledi ki, (19) / evleri yıkup mescid yapalar. Gendi buyurduġı gibi / ve sakfın yüceldeler. / Ömer (20) çāra bulmayup, yıkmaġa başlayup, Benī Haşim den ve ġayrıdan eşrāf cem olup, zārī vü (21) efgān idüp aġlaşdılar Peyġāmbar öldügi gün gibi. / (İKT4/1-v. 117a/19, 20, 21-s. 469). eydür: İbn-i Mes ūd didi kim / Rasūlü llāh (6) (s. a.v. )- Cebrā īl i gördi, gendü sūratında /; altı yüz kanadı var-ıdı, (İKT-v. 24b/5, 6-s. 164). Meryem bildi ki / bu elbette olacak nesnedür, gereg-ise dilesün, gerekse (15) imtinā itsün /, nāçār rāzī oldı. (İKT-v. 139a/14, 15-s. 357). Zīrā Hazrat-ı Risālet den ben işitdüm ki: (12) / Andan ol horlık (14) anlardan zāyıl olmaya, gine dīnlerine rücū itmeyince. / (İKT4/1-v. 63a/13, 14-s. 384). Dirler kim / Dāvud uñ cenāzesinde kırk biñ rāhib var-ıdı, girü kalan halkdan ġayrı / (12) ol gün ġāyet issi oldı. (İKT-v. 130b/11-s. 342). Ömer: Eyle dime. (16) Şöyle di ki, / Allāh seni diri tutsun gökçek dirligi-le /. (İKT4/1-v. 194b/16-s. 588). Rivāyatdur kim: / Tāvūs bir gün bir gişi gördi, gözi (9) çapaklu ve tonı kir /. (İKT4/1-v. 210b/8, 9-s. 617). Ma nīsi budur ki / Biz kılmaduk şol düşleri / ki / gösterdük (9) saña / illā fitne kılduk halka /. (İKT4/2-v. 297a/8, 9-s. 264). Ol İbrāhīm dür ki da vet aña (11) oldı ve / Ebū Müslim i Horāsān a gönderdi halkı gendüye bey ata kıġırmaġ-ıçun /. (İKT4/2-v. 290a/11-s. 252). Ebū Mu āb (18) rivāyet ider: Mālik den işitdüm ki: / Bir kimseye fetvā virmedüm. Hattā yitmiş gişi şehādet (19) idüp Sen buña ehilsin. dimeyince /. dir-idi.» (İKT4/2-v. 386b/18, 19-s. 425).

430 410 dirler kim / ol şehirlerüñ içinde (17) yüz biñ ādemī var-ıdı, hayvānātdan ġayrı /. (İKT-v. 72b/16, 17-s. 246). İbn-i İshāk ve ġayrı rāvīler şöyle rivāyat itdiler kim / Bu Vehb ol vaktda Benī Zühre (7) kabīlesinüñ ulusı-y-ıdı; hem yaş cihetinden hem şeref cihetinden. / (İKT-v. 182b/6, 7-s. 429). Ma nīsi budur kim: / Benüm rahmetüm vāsi oldı; her nesneye / ben ol rahmeti (13) yazısarın ş ol kimselere / ki muttakī olurlar; dahı zekāt virürler; dahı ş ol kimselere yazısarın (14) ki (İKT-v. 116b/12, 13-s. 320). Hükemâ eydür ki; / eger câhil âb-ı hayâtı yüz suyına satsa, âkıl (10) anı satun almaz ki izzet-ile ölmek yigdür horlıg-ıla dirlik sürmekden /. (GT-v. 35a/10-s. 174). Hükemâ eydür ki; eger câhil âb-ı hayâtı yüz suyına satsa, âkıl (10) anı satun almaz ki / izzet-ile ölmek yigdür horlıg-ıla dirlik sürmekden /. (G.T-v. 35a/10-s. 174). Ammā İbrāhīm hurūc itmekde ta cīl itdügine sebep (21) ol-ıdı ki / kardaşı aña nāme viribidi. Hurūc itmekde ta cīl idesin, müst [329b] (1) olmayasın. diyü /. (İKT4/2-v. 329a/21; 329b/1-s. 320). Bu muhâldür ki hünermendler öleler / (11a) bî-hünerler yirlerin tutalar hünermendlerüñ /. (GT-v. 10b/15; 11a/1-s. 135). Ve her hāl bundan (10) ma lūm olur kim / atanuñ salāhıyyatı-y-ıla zürriyet mahfūz olurmış; ıraġ olursa (11) dahı /. (İKT-v. 109b/10, 11-s. 309). Şek degüldür kim, / (10) Ādem - aleyhi s-selām- kerāmatludur İbn-i Zübeyr den; / cennet hurmat cihetinden a zamdur (11) Ka be den /. (İKT4/1-v. 141a/10, 11-s. 506). Eger sende hüner var-ısa göstergil ki / gül (7) dikenden gelmişdür, İbrâhim Âzer den /. (GT-v. 73a/6, 7-s. 228). Sālimi bni Abdi llāhi bni Amr dan rivāyat (10) itdi kim / Zeydi bni Amr Şam a gitdi, İbrāhīm dīnini taleb itmege /. (İKT-v. 175a/10-s. 416). Ümîzdür ki / muhlis (3) kullar nâ-ümîz olmayalar ilâhuñ dergâhında /. (GT-v. 24b/2, 3-s. 154). bir arabî hikâyet ider ki; Nâgâh bir kîse buldum; / tolu incü. / (GT-v. 36b/2-s. 176).

431 411 Ba zılar eydürler ki: / İbn-i Zübeyir (17) gicenüñ evvelinden rükū da tururdı irte olınca /. (İKT4/1-v. 52a/16, 17-s. 365). Zīrā bundan öñdin çok vakt olurdı kim, / namāz te hīr olınurdı, (2) iş çoklıġından ve çok şuġuldan /. (İKT4/1-v. 180b/1, 2-s. 565). Bir kişi oglına vasıyyet (5) eyledi ki; iy cüvânmerd, / ögren işbu ögüdi /: Şol kimse ki (GT-v. 64b/5-s. 214). ve biri dahı budur ki yā Mūsā! / Söz söyleyen gişinüñ melāli azdur. (4) İşiden gişiden /, kaçan halka söz söyleseñ çok söyleyüp melūl kılma ki çok söylemek (5) aybdur, (İKT-v. 124b/3, 4-s. 333). Nāgāh bir ter ü taze ravzaya yitişdüm ki dürlü dürlü reyāhīn ve ezhār-ile müzeyyen olmış (18) ve eşcār ve enhār-ıla mu ayyen olmış, / evrāk üzerine düşmiş jāleler; / şebnemden kadeh pür itmiş (19) lāleler /. (İKT-v. 171a/18, 19-s. 409). ve / dahı Muhammedi bni Cerīr rivāyat itdi Yūnusi bni Abdu l-a lā dan, / ol İbn-i Veheb den, / (16) ol Cerīri bni Hārizm den, / ol Aġmaş dan, / ol Şemīzi bni Atıyye den kim Hilāli bni Yesār (17) ben hāzır-ıdum, / İbn-i Abbās, Allāhu Ta ālā: * didüginüñ ma nīsı sordı (18) Ka bü l-ahbār a /. (İKT-v. 42a/17, 18-s. 193). Bu kim / Allāh Nūh peyġambaruñ oġlını helāk ide kāfir olduġ-ıçun, atası (21) Peyġāmbar-iken ve ehl-i īmānuñ ulusı iken, / Ūc bin Unuk helāk olmaya, harāmzāde ve kāfir-iken (1) ve Peyġāmbar ın istihzā iderken / bu söz ġāyet yalandur, hāl budur kim (İKT-v. 47a/20, 21; 47b/1-s. 202). Āyişe Hevdec üñ (4) çevresinde yüriyenlere eyitdi: Ol Mūsā ibni İmrān dur kim / şafā at itdi kardaşına / (5) kardaşı Peyġāmbar oldı. didi. (İKT-v. 95b/4-s. 284). Bazılar rivāyat ider ki: Şübeyb-ile kimseler var-ıdı. / Anı düşmen tutup dururlardı (16) kavmların ve kabīlelerin öldürdüginden ötürü. / (İKT4/1-v. 77a/15, 16-s. 405). * Meryem 19/57.

432 412 kim: Ömer e meleke l-mevt hāzır olduġı vakt eydürdi kim: İlāhī! / Beni rāzī eyle (16) kazañ-ıla, / mübārak eyle kadruñ-ıla. / (İKT4/1-v. 201b/15, 16-s. 601). Ba zılar eydürler kim: / Ol yılda safer ayından on gün kaldukda vefāt (15) itdi, kırk beş yaşında. / (İKT4/1-v. 175a/14, 15-s. 557). Rivāyat olundı kim: / Haccāc, Hüseyin Resūl zürriyetinden (20) idügine inkār eyledi kızı oġlı olduġından ötrü /. (İKT4/1-v. 144a/19, 20-s. 511). Eydürdi kim: Bizüm üzerümüze habarlar sordılar ki, biz (17) anı bilmezüz, / dahı andan nesne bilmezüz Kur ān okımakdan ġayrı /. (İKT4/1-v. 110b/16, 17-s. 458). Ol mabadı yapdılar kim, / şimdi cāmıdur, kutb cihetinden yaña /. (İKT4/1-v. 153b/21-s. 526). Abdu l-muttalib cema atına eyitdi: Ben bir nesne fikr itdüm. (2) Gerekdür kim / her biriñüz bir çukur kaza kuvvatı var-iken /, gire ol çukur içinde otura, öldügi (3) vakıt ashāb anı göme koyalar. (İKT-v. 179a/2-s. 424). Ve dahı Kuss oldur kim eydürdi: Kamuñuza gerek kim / ola ma ād, / Kuss and içer Rabb ı ibāda; sātıh-ı mihāda; / elbette haşr olısar her (3) bir gez ala linfirād; ş ol günde / ki / adıdur yevmi t-tenād / ve ş ol günde ki nefh-i sūr (4) ve nakrınā kor olısar, ehlü llāhi dizāra iştiyāk idiser ve yir yüzi nūru llāh-ıla işrāk idiser, (İKT-v. 169b/2, 3-s. 405). / Yine Cerīr nakl ider Muhālid oġlı Süleymān dan / ki: / Vardı Mansūr / (7) Ebū Hanīfe yi binālar ve iş işleyenler üzerine nāzır kıldı. (İKT4/2-v. 335a/6-s. 329). Buhārī, Efāl-ı İbād adlu kitābda (8) ve İbn-i Ebī Hātem, Kitāb-ı Sünnet de şöyle rivāyet ider ki: / Allāh Ta ālā münezzehdür (19) mekāndan ve zamāndan. / (İKT4/2-v. 273b/18, 19-s. 225). Ve karşu mesel idüp bu sözi didi ki: / Senüñ gözüñde olsun melekü ül-mevt / (6) ve avān-ı hāzır olup ve ruhuñ kabz itmege geleler, ol vakta nazar it ki nice olursın? (İKT4/2-v. 366a/5-s. 384). Sa īdi bni Afv dan rivāyat olınur ki Peyġāmbar Hazratı Aleyhi s-selāmbuyurdı ki / (1) Hak Ta ālā baña cennetde tezvīc Meryem i ve Āsiye yi ve Mūsā nuñ kız karındaşını /. (İKT-v. 139a/1-s. 356).

433 413 Eydürdi ki: Mansūr ı işitdüm, / rivāyet iderdi Muhammed den / (16) eydürdi ki: (İKT4/2-v. 236a/15-s. 162). Ve Ulemā-i Siyer dimişler ki: / Yemen beglerinden biri zamān-ı kadīmde (2) ol iki taġuñ arasına bu suya bir sedd yapdurdı, muhkem binā-y-ıla. / (İKT-v. 153b/1, 2-s. 380). İmdi bu göñül sayrulıklarından bir sayrulıkdur, kul olan gişiye eyle gerekdür kim, / (5) anuñ gibi nesnelerden nefsini men idüp güci yitdügince gendüyi ve ġayrıyı hayr nesneye irşād (6) ide mutābıkla /. (İKT4/1-v. 213a/5, 6-s. 621). Andan sünnet geldi ki, / hılāf (13) yokdur, müsülmānlar arasında /, didi ki: Ana atasıdur, ana kardaşına ve ata kız kardaşına mīrās yokdur. (İKT4/2-v. 324b/12, 13-s. 313). Nasārā bir dīn dahı ihtirā eylediler kim, / mürekkebdür. Nasrāniyye-i dīn-ile (15) abede-i evsān dīninden /. (İKT4/1-v. 154b/14, 15-s. 527). eytdi: Ne okıdursam (1) unıduram, illā anı unutmazam kim Sūk-ı ükāz da kızıl deve üzerinde durup hutbe okurdı (2) kim / yukaruda zikr olundı, nazm-ıla ve nesr-ile /. (İKT-v. 170a/2-s. 406). Ammā Nil bir ırmakdur kim / dünyā ırmaklarında (8) anuñ nāzīrı yokdur, ne sıfatda ve ne letāfetde ve ne yolı uzun olmakda /. (İKT-v. 15a/7, 8-s. 147). Dervîş eyitdi: İy (2) azîz söyleme ki / yohsullıkda ölmek yigdür, nesne uma kimsenüñ katına (3) varmakdan. / (GT-v. 33a/2, 3-s. 171). Dahı bilüñ iy Tañrı kulları kim / Kur ān sizden şeytānuñ ıġvāsın, (7) vesvesesin giderür. Niteki subh olup, gün toġup subh aydınlıġı (8) gice karañusın giderdügi gibi /. (İKT4/1-v. 176b/6, 7, 8-s. 559). eydürdi kim: Yā müzāhım! Korkarın kim, Medīne taşra (11) atduklarından olam, ya nī Peyġāmbar sallā llāhu aleyhi ve sellem- diyüp durur kim: / Medīne (12) yaramazını taşra atar. Nitekim demürci körügi demürüñ yaramazın taşra atup (13) eyüsin koduġı gibi. / (İKT4/1-v. 187b/11, 12, 13-s. 577). Dimişler kim Andan soñra Hak Ta ālā Ebābil kuşını (15) viribidi, deñizden çıkdı, / her birinüñ üç taşı var-ıdı, nohud ve mercimek mıkdārı, birisi (16) aġzında ve ikisi iki ayaġında, / kime dokunsa helāk olurdı. (İKT-v. 158a/15, 16-s. 387).

434 414 Eyitdi kim benüm meylüm buña artug-ıdı ki, bir zamânda bir yazıda (3) yorılmışıdum bu beni deveye bindürdi, ve / anuñ elinden bir tâzıyâne yidüm (4) idi oglanlık vaktında /. (GT-v. 24a/3, 4-s. 153). Genç mahbûbeye kuvvet gerekdür altun gerekmez ki / aña bir darb sevgülüdür on batman altundan /. (GT-v. 61a/3-s. 209). Bir gişi dahı çıkup çaġırdı kim: (14) / Kanı Osmān bin Affān? / (İKT4/1-v. 196b/14-s. 592). Evvel yazılmış kim: Ve toġurduġuñuz [162b] (1) oġlanlardan size menfaat irişmez; / hayāt-ı ġanīmat gerek ölmezden öñdin /. / Kuvvat-ı (2) hoş gerek zafat irmezden öñdin / ve / sıhhatuñ kadrın bilüñ sayrulık (3) irişmedin /. (İKT4/1-v. 162b/1, 2, 3-s. 538). Bir gişi dahı (13) çıkup çaġırdı ki: / Kanı Ömer bin Hattāb? / (İKT4/1-v. 196b/13-s. 592). Semānī kim nākıl-ı ahbārdur- eyle rivāyat ider kim: Hayvānātı evlādından ayırup, müsülmānlardan ehl-i zimmetden bir yüce yire çıkup buyurdı, / (4) Allāh a niyāz idüp, buña irüp du ālar itdiler öyle vaktına degin /. (İKT4/1-v. 172b/4-s. 553). kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- eyitdi: Bir fitne olacakdur kim / ol fitnede oturan yigdür (10) öri turandan; / örü turan yigdür, yüriyenden; / yüriyen yigdür, segirdenden /. (İKT-v. 39b/9, 10-s. 189). Allāh Ta ālā bu feriştelere emr itmiş-idi kim (4) / ol halkı helāk itmeyeler, peyġāmbarları dört gez tanuklık virmeyince /. (İKT-v. 72a/4-s. 244). Ol pīr eyitdi kim: / Sorma, Peyġāmbar uñ ashābı oġlanlarından öldürdüklerin. / (İKT4/1-v. 141b/7-s. 507). Ma nīsi budur ki: Biz saña çok ümmet virdük, / pes (20) namāz kıl ve ibadet eyle Rabb uña ve Hālık uña /. (İKT4/2-v. 274a/19, 20-s. 225). Andan baña eyitdi ki: Yā Zehrī! Sen didügüñ (10) gibi degüldür, belki oruç kırk vech üzerinedür; / onı vācıbdur, ramazān ayı gibi /; (11) onı harāmdur; on dördinüñ sāhıbı muhayyardur. (İKT4/1-v. 138a/10-s. 502). ve hem bu (19) tarīkda vardur kim / bu kıssanuñ nazmını ve nesrini kemāli-yile nakl iden Ebū Bekr idi, (20) Rasūlü llāh huzūrında / ve / dahı rivāyat itdi Ebū Na īm Ahmedi bni İshāk-i Hıtāmī Aliyyi bni Hüseyni bni (21) Muhammed-i

435 415 Mahzūmī den, / ol Ebū Hātem-i Sicistānī den, / ol Vehbi bni Cerīr den, / ol Muhammedi bni (1) İshāk dan, / ol Zührī den, / ol Sa īdi bni Müseyyeb den, / ol İbn-i Abbās dan / eytdi kim : (İKT-v. 167b/19, 20, 21; 168a/1-s. 402). Dahı eydürdi ki: Gerekdür ki / gişinüñ Allāhu Ta ālā dan (12) havfı artuk ola recāsından /. (İKT4/2-v. 432b/11, 12-s. 504). işbu āyetde (5) Hak Taālā Īsā hakkında didi ki: Ya nī / kuvvetlendürdük (6) Rūh-ı Kuds sebebi-y-ile. / (İKT-v. 140b/5, 6-s. 359). Bir gün ola ki / fıstuk (20) yaġı-y-ıla bişmiş pālūza yiye sahn içinde. / didi. (İKT4/2-v. 390b/19, 20-s. 433). Hurmā budaġından alçak ve dīvārları kerpüçden (14) ve kapuları sıvalu, beni hālı üzerine terk itmek yigdür ki, / hācīlar ve müsāfırlar ve Peyġāmbar (15) evlerin ziyārat idiciler görüp, ibret tutup, dünyāda zühde meşġūl olup, evler, (16) imāratlar itmeyeler sākin olacak mıkdārdan ġayrı /. (İKT4/1-v. 117a/14, 15, 16- s. 468). Hāsılı budur ki, / halās yok saña / ve ölümden kurtılmaġa tedbīr mutasavvar degüldür. (İKT4/2-v. 274b/4-s. 226). Ve ol yılda vefāt idenlerden biri Sāyib bin Yezīd ki, / atası (2) anuñla Hazrat-ı Risālet-ile bile hacc eyledi Sāyib yedi yaşında iken /. (İKT4/1-v. 123a/1, 2-s. 477). Eyitdi: İşitmedüñ mi ki sâhib(7)diller dimişlerdür: / Yorılup oturmak ve diñlenmek yigdür; segirdüp yorılup (8) yatmakdan. / (GT-v. 59b/7, 8-s. 208). Andan kitāb-ı Süleymān ı açup, bunı yazılmış (16) buldı ki: / Ben Allāh a sıġınurın senden kesilmekde ve hurmatum hetk itmekde (21) ve baña ihsān eylemegi terk kılmakda ve benüm senüñle vuslatumda ve senden diledügümde [120b] (1) icābat itmekde. / (İKT4/1-v. 120a/20, 21; 120b/1-s. 473). Girü gel beni depele ki / öñüñde ölmek yigrekdür (13) senden soñra diri olmakdan /. (GT-v. 52b/12, 13-s. 199). eyitdi: Yakındur ki Muhammed size talāk virürse Rabb ı aña sizüñ bedelüñüz hatunlar (5) vire ki / tayyibe olalar ve tāhire olalar. Seyyibdeb ve bikrden / dimişlerdür kim (6) seyyibden murād Āsiyedür ve bikrden murād Meryem dür. (İKT-v. 139a/5-s. 356).

436 416 Bunlar dahı bu habarı işidüp mekr ü (7) hīle itmege meşġūl olup, Müslime bin Abdülmelik e biti yazup didiler kim: / Yun bizden yardım (8) ister sizüñle ceng itmege /. (İKT4/1-v. 179b/7, 8-s. 564). Bir müneccim sefere varmış-ıdı, girü evine geldi, gördi ki / avratınuñ katında bir yâd er oturur sohbete meşgûl /. (GT-v. 48b/12-s. 192). ki: Seyf oġlı Ammār eyitdi: Ben Āsım oġlı Ahvāl dan (5) işitdüm ki / habar virürdi Süfyān-ı Sevrī den, / ol dahı Abdullāh b. Cerīr den / rivāyet (6) ider ki; (İKT4/2-v. 339a/5-s. 336). Ol eyitdi kim: Bir gün bir cezīreye yitişdüm. / Ol cezīrede (19) on altı yeşil bardak buldum; Süleymān bin Dāvūd- aleyhi s-selām- mühri-le mühürlü. / (İKT4/1-v. 171b/18, 19-s. 552). Heykel oldur kim / göklerüñ kenārlarını, yiri ve deñizleri çevre ihāta ider; ş ol çadır tınabları (4) gibi /. dimiş. (İKT-v. 8a/3-s. 135). Ma nīsi budur ki: / Okı şol kimsenüñ habarın /, (6) aña biz āyetlerümüzi gönderdük. (İKT4/2-v. 310b/5-s. 289). Taberānī, Veheb den rivāyet ider ki: «/ Ne ihsān idüp gendü nefsine (13) andan ücret umup kuru söz-ile maġrūr olmaya. Tā anuñla gökcek fi l (14) bile mukārın olmayınca. / (İKT4/2-v. 229a/12, 13, 14-s. 150). Taberānī, Veheb den rivāyet ider ki: «/ Ol dahı gendünüñ her hācetinde anı yardımcı zann idüp (4) aña ziyāda raġbet gösterür, tā bilinince. / (İKT4/2-v. 229b/3, 4-s. 151). Maksūd budur ki, / İbn-i Ömer vefāt bulmadı, tā biñ kul azād itmeyince /. (İKT4/1-v. 62a/20-s. 382). Rivāyāt olundı ki: / Andan gice oldukda (8) Ebū Ömer çerisine silāhların geydürüp, bindürüp, gelüp, Şimr i basup, Şimir yalıncak çıkup, süñü-y-ile (9) bunlara hamle idüp, varup yine çādırına girüp, kılıç çıkarup, bunlaruñ aralarında bahādırlık eyledi; (10) tā depelemeyince. / (İKT4/1-v. 8b/7, 8, 9, 10-s. 294). Dīnu llāh-çun olunca sizüñ murāduñuz budur ki, / ceng idesiz, tā dīnu llāh (5) ġayratı-çun olınca / didi. (İKT4/1-v. 66a/4, 5-s. 388). Rivāyet olundı ki: / Bu nesneyi fikr idüp ol yüzügi bir vech-ile tasarruf itmedi tā fevt (5) olunca. / (İKT4/2-v. 394b/4, 5-s. 439).

437 417 / Kuteybe nasīhat ider Birkān dan / ki: Meymūn b. Mihrān ı işitdüm eydür (19) ki: / Gişi muttakīndan olmaz tā gendü nefsini hısāb eylemeye şol iki şerīk biribirini (20) hısāb itdügi gibi /. (İKT4/2-v. 240a/19, 20-s. 169). Osmān bin Ebī Şeybe rivāyat ider Hübeyre den ki: / Her biri nesne (4) su āl idüp, anlaruñ her biri dahı aña su āl idüp birbiri-le söyleşdiler; tā güneş kubba-ı (5) feleke dikilince. / (İKT4/1-v. 80b/3, 4, 5-s. 410). Rivāyāt olundı ki: / Ashābı dahı bile hamle eyleyüp ol halkı sürdiler; tā Hacūn a varınca. / (İKT4/1-v. 50b/15-s. 362). Andan Huzeyfe: Bir gişi (16) bilmezin kim / hidāyatda ve alāmatda Resūlullāh a yakın ola; tā İbnü Ümmü Abd evinüñ (17) dīvārına yakın varmayınca / didi. (İKT4/1-v. 146a/16, 17-s. 514, 515). Ve eydürdi ki; (19) Günāh tevbe-y-ile yarlıġanur / ammā sahīfa-i amaldan gitmez ta kıyāmet güninde ol anı görmeyince /. (İKT4/2-v. 259b/19-s. 201). Vākıdī rivāyat ider ki: / Muhtār bin Zübeyr e (14) muvāfakat izhār itmekden zāyıl olmadı; tā Mus ab bin Zübeyir altmış yidinçi yıluñ evvelinde (15) Basra ya gelmeyince /. (İKT4/1-v. 23a/13, 14, 15-s. 318). Avrat eytdi: İşbu kabr issi kızumdur, dahı bundan artuk (21) oġlum kızum yoġıdı, ahd itdüm ki / bu aradan gitmeyem tā ölince /, yāhūd kızum dirile, ben anuñ yüzine bakam. (İKT-v. 140b/21-s. 360). Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Andan tedbīr-i memlekete ve mesālıh-ı müslimīne meşġūl olurdı tā öyleye degin. / (İKT4/2-v. 355b/5-s. 365). ve ol nāhiyetüñ beglerine bitiler (10) yazdı ki / bu gişileri ol tarafa alup varalar, tā sedde varınca /. (İKT-v. 145a/10-s. 367). Ve dahı Mansūr halīfa hakkında rivāyet iderler ki: «/ Andan turup ehlile yaturdı tā sülüs-i āhıra degin. / (İKT4/2-v. 355b/10-s. 365). Her bölügini bir bege ısmarladı ki / bināsınuñ üzerine kāyım ola. Ta (9) tamām olınca. / (İKT4/2-v. 334b/8, 9-s. 328). İbn-i Ömer den rivāyat olınur ki eytdi: Īsā Āleyhi s-selām- oġlancuklar-ıla (15) oynar-ıdı, ve bunlara habar virürdi kim / atañuz size buncılayın ve buncılayın nesne sakladı ta āmdan /. (İKT-v. 140a/15-s. 358, 359). Pes aña sorup eyitdiler ki: / Nedür takvā? / (İKT4/1-v. 131b/18-s. 491).

438 418 Tāvūs: Bir gişi görmedüm ki / [İbn-i] Abbās dan eşed ola, Tañrı nuñ harām kılduġı (14) nesnelere ta zīm itmekde /. Ol Tañrı hakkı-çun eger kudratum yitse anı añıcak aġlamaġa aġlar-ıdum didi. (İKT4/1-v. 33a/13, 14-s. 335). Gördüm ki / içinde sebzevāt var; tere gibi, (15) tarhūn gibi /. (İKT4/2-v. 248b/14, 15-s. 183). Maġrıbda bir kapu vardur kim / açukdur tevbelerçün /. (İKT4/2-v. 225a/17-s. 145). Rivāyat olundı kim: / Bir gün İbnü Muhayrīz bezzāz dükkānına (6) vardı ton satun almaġ-ıçun /. (İKT4/1-v. 181a/5, 6-s. 566). ; dahı ş ol kimselere yazısarın (14) ki bizüm āyetümüze īmān getürürler ve anlar ş ol kimesnelerdür ki / tābi olurlar. Ümmī Nebī ye / ki / anı yazılmış (15) bulurlar. Gendüler katındaġı Tevrīt da dahı İncil de /. (İKT-v. 116b/14, 15-s. 320). Gördüm ki / geldi vidâ itmege / ve telattuf kıldı (15) ve hayli te essüf yidi ki (GT-v. 54b/14-s. 201). / İbrāhīm üñ sözlerindendür bu / ki Bizüm evümüz, imānumuzdur ve / dirlügümüz ölümümüzdür. (5) Ya Cennet de veya Nār da /. (İKT4/2-v. 366a/4, 5- s. 384). Ammā Ebū Ca fer Muhammedi bni Cerīr-i Taberī tevārīhinde zikr itmişdür (4) kim / Havvā, Ādem içün kırk oġlan toġurdı, yigirmi batında /. (İKT-v. 41a/4-s. 191). Muāf b. Zekeriyyā-yı Cerīri rivāyet ider ki: «Andan halīfa ol cāriyeyi azād itdi, / nikāh kıldı yigirmi biñ dīnāra /. (İKT4/2-v. 391b/20-s. 435). Eydürler ki; / ümîz yigdür yimekden /. (GT-v. 77b/14-s. 236). / Taberānī rivāyet ider Ayās dan / kim: Bir gişi (21) eyitdi: Bir [gişi] deñiz kenārında gün tolunı yürürken bülend-āvāz-ıla çok tekbīr itse [253b] (1) Allāh Ta ālā aña ol deñizüñ her katrası saġışınca on hasene vire ve on günāhın (2) yuya ve on derecesin ref ide ki / her iki derecenüñ arası bir yıllık yol ola (3) yörigen atlu gidiş-ile /. (İKT4/2-v. 253b/2, 3-s. 190). / Ammā Beyhakī ile İbn-i Asākir bir vech-ile dahı rivāyat eylediler Muhammedi bni (14) Īsī hadīsinden /, didiler kim / Muhammedi bni Sa īd-i Kuraşī habar virdi atasından, / ol Aliyyi bni (15) Süleymān dan, / ol Aliyyi bni

439 419 Abdi llāh dan, / ol Abdu llāhi bni Abbās dan / kim Cārūd ibni Abdi llāh (16) geldi, / Rasūlü llāh (s.a.v.)- dahı hikāyet itdi, yukaruda zikir (17) olunduġı gibi nazmında ve nesrinde dahı ziyādelerle / ve ol devesin yavu ġılan pīrden şöyle (18) nakl itdi kim (İKT-v. 170b/16, 17-s. 408). Bu āyetüñ ma nīsinde iki vech zikr itmişlerdür: Bir ol kim / sākīye şeytān unutdurdı, Yūsuf un hālını pādişāh katında zikr itmegi /. (İKT-v. 81a/19, 20-s. 261). ; üçünci ol avratdur kim, Endelüs kapusı üzerinde (4) altında birez oturur kim, / aña nazar ider yüz fersah yirden /. (İKT4/1-v. 160b/4-s. 535). Çünki Süleymān livechi llāh ol atları fidā itdi, Hak Ta ālā nuñ (3) ıvazı aña yili musahhar kıldı ki / gice ve gündüz iki aylık yol yürürdi; zahmatsuz ve maşakkatsuz /. (İKT-v. 132b/3-s. 346). Şa be rivāyet ider ki: Halāyık zühd-ile ve (14) ilm-ile ulu olur. diyüp, Ashāb-ı mezāhıb üçdür: / İbn-i Abbās ıdı zamānında / ve / Şa be-y-idi zamānında / ve / (15) Sevrī-y-idi zamānında. / (İKT4/2-v. 361a/14, 15-s. 376). Bu āfatdan kurtılıcak gerekdür ki (10) / lāzım olan haklar çıkarıla, zekāt gibi sadaka gibi /. (İKT4/2-v. 240b/10-s. 170). Bu geldi, (8) eyitdi: Yā Rabb ī! Sen bilürsin kim ben aña virdüm, elin uzatdı, / bu dahı irişdi zencīre /. (İKT-v. 130a/8-s. 341). Bu sābıt olup durur ki: / Osman İbn-i Zübeyr i mesāhıfı nesh idenler bölüginden (11) kılıp durur; Zeyd bin Sābit-ile ve Sa īd bin Ās-ıla ve Abdurrāhmān bin Hāris bin Hişām-ıla /. (İKT4/1-v. 53a/10, 11-s. 366, 367). (3) ol Abdu llāhı bni Ömer den rivāyat itdi kim / Rasūl Aleyhi s-selāmbuluşdı, Zeydi bni Amrı bni (4) Nüfeyl-ile Baldah dirler bir yir vardur, anuñ altında / vahy gelmezden öñdin Rasūl Aleyhi s-selām- ileyine (5) bir sofra getürdüm. (İKT-v. 175a/3, 4-s. 416)., Cābir den rivāyat itdi kim / Rasūl e (12) Aleyhi s-selām- sordılar Zeydü bni Amri bni Nüfeyl den /. (İKT-v. 175b/11, 12-s. 417). Ol yılda vefāt idenlerden biri Alī bin Hüseyn bin Alī (12) bin Ebī Tālīb-i Hāşimī Kureyşī dür ki, / meşhūr ıdı Zeynü l- Ābidīn dimek-ile /. (İKT4/1-v. 133a/12-s. 494).

440 Temel Cümlenin ve Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler Bu kitābuñ musannıfı İbn-i Kesīr eydür: / Bu kitābda zikr eyledüm, Allāhu Taālā nuñ (7) yardımı-y-ıla ve tevfīkı-y-ıla şol nesneleri / kim / Allāhu Taālā halk itdi; arş ve kürsi gibi ve dahı yirleri (8) ve gökleri ve yirlerde ve göklerde olan feriştehleri ve cinnileri ve şeytānları ve dahı yir ile gök (9) arasında olan bulutları ve yelleri / ve (İKT-v. 3a/7, 8-s. 126). Bekāya tamā itme ki mevt seni isteyü durur. / Nice güler ol / ki ölüp bilmez ki Cennet e mi gider (11) veyāhūd Nār a. Ve / unutma anı / ki / mevt saña gelse gerek, ya gicede ya gündüzde /. İ vah (12) diyüp, haykırup gendüden gitdi. (İKT4/2-v. 366a/10, 11-s. 384). / Hakîr göründi anuñ hükmi-y-ile / ki / ednâ harem hidmet(10)kârları hüsn ü cemâl-ıla andan ziyâde idi ziyneti-y-ile /, (GT-v. 56b/9-s. 204). Ey ehl-i Medīne, / habar virüñ (10) baña ol sekiz nasībden / ki / Allāh Ta ālā anları farz itdi Kitāb ında kavīlar üzerine (11) ve za īfler üzerine /. (İKT4/2-v. 287b/9, 10, 11-s. 247). Ve / dahı Zeydi bni Amr uñ eşārındandur bu kasīde / kim / birkaç beytin (13) zikr itdük evvelinde.- / (İKT-v. 176a/12, 13-s. 418). / İmām Ahmed nakl eyledi, Ebū Abdu r-rahmān-ı Nisā ī den / ki / tefsīrde nakl eyledi Abdu llāhi bni Muhammed den, / (9) ol dahı nakl eyledi Yezīdi bni Hārūn dan, / ol dahı nakl eyledi Asbaġı bni Zeyd den, / ol dahı nakl (10) eyledi Kāsımı bni Ebī Eyyǖb den, / ol dahı nakl eyledi Sa īdi bni Cübeyr den /, ol eyitdi: (İKT-v. 111a/8, 9, 10-s. 312). / Şeyh Ebū l-fidā İmādü d-dīn b. Kesīr, te līf itdügi (2) Bidāye ve n-nihāye adlu tevārīhdan bu mücelledde beyān ider (3) Evvel işbunı / ki / tārīh-i Nebeviyye nüñ yüz yigirmi altıncı yılında a yāndan müteveffā oldı (4) Hālidi bni Abdullāh b. Yezīdi bni Kürz Ebū l-heysemü l-beccelü l-kuşerri d-dımışku /. (İKT4/2-v. 272a/1, 2, 3, 4-s. 221, 222). Ve dahı Kuss oldur kim eydürdi: Kamuñuza gerek kim / ola ma ād, / Kuss and içer Rabb ı ibāda; sātıh-ı mihāda; / elbette haşr olısar her (3) bir gez ala linfirād; ş ol günde / ki / adıdur yevmi t-tenād / ve ş ol günde ki nefh-i sūr (4) ve nakrınā kor olısar, ehlü llāhi dizāra iştiyāk idiser ve yir yüzi nūru llāh-ıla işrāk idiser, (İKT-v. 169b/2, 3-s. 405).

441 421 / Aliyyi bni (21) Ebī Talha rivāyat itdi İbn-i Abbās dan / kim / rūh bir feriştedür, kalan feriştehlerden ulu. / (İKT-v.23b/20, 21-s. 163). / Tabarānī rivāyat ider İbn-i Abbās dan / kim / Mūsā hac (14) itdi kızıl öküz üzerinde /, bu söz garībdür. (İKT-v. 120b/13, 14-s. 327). Cevāb: Ya Resūlu(9)llāh! / İçdüm ki, ilmüm ve imānum ziyāda olup cesed-i Resūl den benüm cesedüme nesne irişsün (10) diyü / ki, / benüm cesedüm lāyıkdur aña yirden ise / didi. (İKT4/1-v. 52a/10-s. 365)., / (5) bugün va zın didi vā ız; / uyandı ol / kim / işidür mevā ız; / gerek olan sordı, (İKT-v. 169b/5-s. 405). Nite-kim dimişlerdür: / Ne hoş didi ol eli boş silâhşör / (12) ki; / arpa kadar altun yigrekdür elli batman kuvvetden. / (GT-v. 45b/11-s. 187). / vay ol gişiye / kim / yüzin döndi; hakk-ı esherden / gözin yumdı; (7) nūr-ı ezherden / meyl itdi; arz-ı ekber den kitāb deminde; fasl-ı hitāb güninde / kaçan kim / hükm (8) ide kadīr; / şehādet ide nezīr ü beşīr; / bulunmaya nasīr; / zāhir ola taksīr; / bir bölük bula (9) cennetde harīr; / bir bölük bula ashābü s-sa īr / ve ol oldur kim (İKT-v. 169b/7, 8, 9-s. 405). / Vaktı hoşdur ol kişinüñ / ki / senüñ zikrüñ anuñ mûnisi ola, eger Yûnus gibi (11) balık karnında olursa dahı. / (GT-v. 76b/10-s. 234). Ashāb-ı kürsī İbn-i Eşter-ile bile gidüp, (19) İbn-i Eşter: İy Çalabum! / Bize ikāb eyleme ol nesne-y-ile / ki, / bizden sefīhler işlediler, Benī İsrā il işledügi (20) gibi / diyüp, İbn-i Eşter ve ashābı köprüyi giçdükde ashāb-ı kürsī gine döndi. (İKT4/1-v. 13a/19, 20-s. 301). Gine ancılayın: / Biz, dahı bizüm ammumuz oġlanları kim Benū Hāşim dürgāh dost ve gāh düşmen (4) olup, biz anlara sıġınup anlar bize sıġındılar ol vakta dek / ki, / kesād oldı her nāfık, / dilsiz (5) oldı her münāfık, / tınmaz oldı her nātık / didi. (İKT4/1-v. 194b/3, 4, 5-s. 587)., ol İbn-i Ömer den kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (7) eyitdi: / Allāh Ta ālā Ād kavmına göndermedi ol yili / kim / anları (8) helāk eyledi; illā ş ol yüzük delüginden çıkacak kadar. / (İKT-v. 54b/7-s. 214). / Ne işüñe gerek pâdişâhlık / ki / öldügüñ yigdür âdem incitdügüñden. / (GT-v. 13b/6-s. 139).

442 422 Īsā bunları görüp (21) eyitdi: Ya nī: / N oldı size /, [343a] (1) ki / benüm üzerüme cem olduñuz, şol Mecnūn üzerine cem olduġuñuz gibi? / (İKT4/2-v. 342b/21; 343a/1-s. 343). Ma nīsi budur ki / Biz kılmaduk şol düşleri / ki / gösterdük (9) saña / illā fitne kılduk halka /. (İKT4/2-v. 297a/8, 9-s. 264). kim Hārice eydür: / İşitdüm, Sa īdi bni Müseyyeb den / (18) kim eydürdi: / Zeydü bni Amri bni Nüfeyl vefāt itdi. Ş ol hālda / kim / Kurayş kavmı Ka be yi (19) yaparlardı, Rasūlü llāh a vahy gelmezden biş yıl öñdün /. (İKT-v. 175b/17, 18, 19-s. 417). ; / belki ben anuñla Mervān oġlanlarından başumı saklamaklık (6) dilerin; tā Allāh a irişince / kim, / ol vaktda Allāhu ta ālā hükm eyleye anlaruñla bizüm aramuzda /. (İKT4/1-v. 131b/5, 6-s. 491). / Kuteybe rivāyat ider Tāvūs dan / kim: / Yigidüñ dīnde yolı toġrı (11) olmaz; mādām ki evlenmeye. / (İKT4/1-v. 213a/10, 11-s. 621). ; dahı ş ol kimselere yazısarın (14) ki bizüm āyetümüze īmān getürürler ve anlar ş ol kimesnelerdür ki / tābi olurlar. Ümmī Nebī ye / ki / anı yazılmış (15) bulurlar. Gendüler katındaġı Tevrīt da dahı İncil de /. (İKT-v. 116b/14, 15-s. 320) Yan Cümle Başta ve (Temel Cümle + ki) Sonda Olan Cümleler İşbu izārdan ġayrı setr-i avrat idecegümüz yokdur ve / (15) işbu mezbelede bıraġılandan ġayrı yemege mālik degilüz, nice eyyāmdur ki /. (İKT4/2-v. 389a/15- s. 430) Ki/kim li Birleşik Cümlenin Temel Cümlesinin ve/veya Yan Cümlesinin Kendi İçinde Devrik, Yan Cümlesinin İç içe Birleşik Cümle Olduğu, İç içe Birleşik Cümlenin Yan Cümlesinin Başta, Temel Cümlesinin Sonda ya da Temel Cümlesinin Başta, Yan Cümlesinin Sonda ve diyü Zarf-fiilinin Sonda Olduğu Cümleler [TC + ki/kim + YC (İç içe Birleşik Cümle: YC + TC + diyü/ıçun ) ]

443 423 Ammā Hişām (5) kabūl itmezdi, / halkdan utanurdı ki Ahdine turmadı. diyeler diyü / ve hem leşker (6) halkından incinürdi. (İKT4/2-v. 264a/5-s. 208). Muhammedi bni (9) Vāsi vardı / aña melāmet itdi ki Beglerüñ virdügi mālı niçün alursın? diyü. / (İKT4/2-v. 254a/8, 9-s. 191). / Eger beni cehenneme gönderürseñ (8) cehennem ehline habar virürin ki ben Allāh ı seven kullardanın. diyü. / (İKT4/2-v. 433a/7, 8-s. 504). / Bābil de nidā itdiler ki Benī İsrā īl den kim var-ısa Şām a (7) varsunlar diyü /; ve Dāvud aslından bunlara bir beg kodı ve (İKT-v. 136a/6, 7-s. 352). / Bir gün Bişr-i Merisī Ferrā dan sordı ki Bir gişi (7) secde-i sehv itse hüküm ne? diyü. / (İKT4/2-v. 436a/6, 7-s. 509). Açup gördük / yazılmış ki: Bi-smi llāhı r-rahmānı r-rahīm. Ömer bin Abdül azīz e (9) cehennem odından amān virildi diyü /. (İKT4/1-v. 199b/8, 9-s. 597). / Dahı Mekke de ne deñlü (15) māl-dār gişiler var-ısa mālların aldı ki Bunı Abbāsīler koyup durur. diyü. / (İKT4/2-v. 427a/14, 15-s. 495). / Hasan buña ādam gönderüp kakıdı ki Bunuñ [426b] (1) gibi fitneyi 21 niçün basmadı? diyü. / (İKT4/2-v. 426a/21; 426b/1-s. 494). / Me mūn Dīnāri bni Abdullāh ı (7) gönderdi. Çok leşker-ile / ve / bir nāme yazdı ki Eger Abdurrahmān (8) beglik da vāsından vaz gelürse ki mutī ola, amān viresiz. diyü /. (İKT4/2-v. 435a/6, 7, 8-s. 508). Meymūn bin Mihrān rivāyat ider kim: / Ömer bin Abdül azīz [193a] (1) beni bir yire amala gönderüp ısmarladı ki: Eger benden saña bir biti varsa, ġayr-ı hak üzerine (2) olsa yire ur diyü. / (İKT4/1-v. 192b/21; 193a/1, 2-s. 585). / Andan Muhammed, (21) Medīne de ashābın yaraklayup, Basra da kardaşı İbrāhīm e habar gönderdi ki Fulan gice [322b] (1) hurūc iderüz. diyü. / (İKT4/2-v. 322a/20, 21; 322b/1-s. 310). / Bundan soñra Ehvāz habar gönderdi ki Gelsünler baña bey at itsünler. (19) diyü. / (İKT4/2-v. 330a/18, 19-s. 322). Gördi ki çeri azdur, / buyurdı ki Gice nirede yaturlarsa çok od yakalar, ırakdan gören gişi (14) çok çeri sansun. diyü /. (İKT4/2-v. 330b/13, 14-s. 322). 21 Metinde, okunamayan bir sözcüğün Osmanlıca yazımı var.

444 424 Velīd bin Müslim Ebū Abdurrahmān dan rivāyat ider kim: / Allāh ta ālā [161a] (1) Cebel-i Kāsıyūn a vahy eyledi ki, gölgeñi ve bereketüñi Beytü l-makdis e vir, diyü /. (İKT4/1-v. 160b/21; 161a/1-s. 536). Anuñ azlına sebeb oldı ki / Mansūr aña nāme viribidi ki Hasan oġlı (12) Abdullāh uñ oġlı İbrāhīm e bey at iden gişilerüñ mālların alup evlerin yıksın. diyü /. (İKT4/2-v. 340b/11, 12-s. 339). / Zīrā Hamīd (13) bundan öñdün yemīn itmişdi ki Her ne vakt ki anı görsem, öldürem. diyü. / (İKT4/2-v. 327b/12, 13-s. 318). / O ne dise kabūl idüp Ebū Müslim e buyurup hükm virüp dururın ki Horāsān da (9) eli irdügin yire hükm eyleye. diyü. / Kaçan ki Ebū Müslim Horāsān a geldi, mektūbını (10) Horāsān kavmına okıdı. (İKT4/2-v. 281b/8, 9-s. 237). Cevāb: Ya Resūlu(9)llāh! / İçdüm ki, ilmüm ve imānum ziyāda olup cesed-i Resūl den benüm cesedüme nesne irişsün (10) diyü / ki, / benüm cesedüm lāyıkdur aña yirden ise / didi. (İKT4/1-v. 52a/10-s. 365). / Her gün çaġırdurdı ki; / kanı haklular, / kanı nākıhlar, / kanı miskinler, / kanı yetimler? / Tā kim bunlardan (17) küllisin ganī kılayum diyü. / (İKT4/1-v. 192a/16, 17-s. 584). / Andan Abdullāh [a] Seffāh uñ nāmesi geldi ki Karındaşuñ Ali oġlı (6) Sālih, Mervān ı gönderdi, gitdi. Sen Şām da nāyib ol. diyü. / (İKT4/2-v. 294b/5, 6-s. 260). / Bāb-ı şarkīdan Bāb-ı Cābiye den yaña tā böyük köprüyi geçüp dört zirā ilerü (20) kenīse ol yirde bile alınmış çıkup nasārāya Velīd habar gönderdi ki: Kenīse (21) bizüm yirde çıkdı; bizümdür diyü. / (İKT4/1-v. 156a/19, 20, 21-s. 529). / Koyunuñ kuzusın boġazladı ki koyunuñ südin bu içer bize nesne kalmaz diyü- / (İKT4/2-v. 255a/7-s. 193). / diyüp, İbn-i Hanefiyye ye nāme yazup Sālih bin Mes ūd-ıla gönderdi ki: (20) Medīne ye çeri gönderdüm; yardım itsün diyü. / (İKT4/1-v. 12a/19, 20-s. 300). / Hattā andan ötürü Īsā ya sırr-ıla nice mektūblar ve ādamlar gönderdi (3) ki oġlı Muhammed e bey at itsün diyü / ve hem havās ve ām ve ümerā Mehdī den ġayrı gişiye (4) bey at itmege rızāları yoġ-ıdı. (İKT4/2-v. 342a/2, 3-s. 341). / Mansūr hacca teveccüh idüp giderken yolda nāme gönderdi ki (14) Saña ısmarladuġum n itdüñ, n eyledüñ? diyü. / (İKT4/2-v. 341a/13, 14-s. 340).

445 425 / Hem begler tahrīk itdiler ki Senden soñra bunları velī- ahd (3) idiñ. diyü. / (İKT4/2-v. 271a/2, 3-s. 220). / Hişām, dāyım korku habarların virürdi ki Seni şöyle itsem gerek, böyle itsem (11) gerek. diyü. / (İKT4/2-v. 263b/10, 11-s. 208)., Fir avn avratı korkdı (11) kim ol oġlancuk açlıkdan helāk ola, / bazara çıkardı ki şāyad bir dāye bulına, eme diyü /. (İKT-v. 112a/11-s. 314). / Andan Mervān, Irāk nāyibi Yezīdi bni Ömer b. Hübeyr e nāme yazdı ki (5) Şehirlerüñde ne kadar havārıc var-ısa depele. diyü. / (İKT4/2-v. 283a/4, 5-s. 239). / Zīrā Me mūn a bildürdiler ki Tāhir hutbede senüñ aduñı añmadı. (13) diyü. / (İKT4/2-v. 435a/12, 13-s. 508). / Andan soñra Velīd den (12) Nasr a habar vardı ki Tīz gelsin, irişsin, ve baña barbutlar ve muġannıya cāriyeler ve toġanlar (13) ve eyü atlar ve dahı ne kadar sāz āleti var-ısa alı gelsün. diyü. / (İKT4/2-v. 264b/11, 12, 13-s. 209). / Ol bir gün bir avāz işidildi ki: Yā halāyık! İgende (10) maġrūr olmañ. Sizüñ arañuza cehennem kapularından bir kapu açıldı (11) diyü. / (İKT4/1-v. 171b/9, 10, 11-s. 552). / Velīd, (3) Nasri bni Seyyār a nāme yazdı ki Yahyā yı zindān[dan] çıkarsın, ashābıyla baña göndersin. diyü. / (İKT4/2-v. 265b/2, 3-s. 211). / Ebū Müslim aña va da itmişdi ki (3) Zuhūr bulduġum vakt, ikāmet, hudūd ve adl senüñ ola diyü. / (İKT4/2-v. 310a/2, 3-s. 288). Rafazīlardan birisi (4) Hasan a: / Peyġāmbar dimedi mi kim, ben kimüñ mevlāsı olsam Alī dahı anuñ mevlāsıdur, (5) diyü. / (İKT4/1-v. 170b/4, 5-s. 551). Ba zılar rivāyat ider kim: Velīd hālıs altundan bir kubba (9) baġlaya. / Anuñ sebebi-le kim, bu bināya ta zīm olınsun ıçun /. (İKT4/1-v. 157b/8, 9-s. 531). / Zehebī A lam da zikr itdi kim: Bu yılda vefāt itdi diyü. / (İKT4/1-v. 181a/12-s. 566). Yine Evzāī eydür: Yemāme ye (5) vardum, gördüm ki bir begi var. / Rasūlullāh uñ ashābından bir gişiçün halkı ilhāh (6) ider kim Buña munāfık diñ diyü. / (İKT4/2-v. 235b/5, 6-s. 161). eyitdi:, ben girü evüme vardum, / bunlaruñ içün kefāret virdüm kim bunlar Allāh adını (5) haksuz zikr itdiler diyü /. (İKT-v. 87b/4, 5-s. 270).

446 426 / Hem dahı Yezīd bin Abdülmelik and içüp dururdı kim: Eger ben halīfa olursam Yezīd (8) bin Mühelleb üñ aslından bir gişi komayup depeleyem diyü. / (İKT4/1- v. 185a/7, 8-s. 572). / Nāmeyi getüren gelüp, anuñ ba zı kumalarına tuş olup, nāmeyi elinden (8) alup, içindekin taġyīr idüp yazdılar kim: Fulānayı işitdüm. Yad gişi-y-ile mu āmalası var-ımış. (9) Anı evden çıkarup kovasın diyü. / (İKT4/1-v. 216b/7, 8, 9-s. 627). / Gine ancılayın ālımlarına (21) yazup eydürdi kim: Kaçan namāz vaktı gelse kalan işlerüñüzi terk idüp [197b] (1) namāza meşġūl oluñ diyü. / (İKT4/1-v. 197a/20, 21; 197b/1-s. 593). / Ayās, Basra ya kāzī olduġı vakt, ulemā sevindiler kim Mansıb mahallın (8) bulmadı diyü. / (İKT4/2-v. 252a/7, 8-s. 188). / Ol hatun-ıçun nāme içinde ısmarladı kim: Nazaruñ anuñ üzerinde olsun. Anı oñat (7) ri āyat it diyü. / (İKT4/1-v. 216b/6, 7-s. 627). / Ol biti virdügi gişi gine anuñ kumalarına gelüp, (11) bitiyi dahı taġyīr idüp içine yazdılar kim: Ol avrat fācıradur. Zinādan oġlan (12) toġurdı diyü. / (İKT4/1-v. 216b/10, 11, 12-s. 627). / Mūsā ol şehrde korkı-y-ıla yürürdi kim ol öleni gendü öldürdügin Fir avn ve cemā atı (15) bileler diyü. / (İKT-v. 93a/14, 15-s. 280). / Ehl-i tārīh ittifāk idüp dururlar kim: (17) Toksan tokuzıncı yılda Medīne de vefāt itdi diyü. / (İKT4/1-v. 181a/16, 17-s. 566). / Dahı Leys rivāyat ider kim: Velīd toksan sekizinci yıl içinde Rūm şehrlerine ġazā (3) itdi. Dahı ol yılda halk-ıla hac itdi diyü. / (İKT4/1-v. 165a/2, 3-s. 542) [TC ( Devrik) + kim + YC (İç içe Birleşik Cümle: YC + TC + diyü )] ya da Yüklemin Niteleyeni veya Belirteni / Senüñle cehennemde yanmak yigrekdür baña / kim ayruklarla cennetde olmakdan. (GT-v. 59a/4-s. 207). / Allāhu Ta ālā sorar Melekü l- Mevt e / kim kim kaldı? diyü. (İKT-v. 26a/17-s. 167). / İbn-i Mübārek anuñ kāzī olduġın işidüp dāyım anı melāmet iderdi (19) nesr-ile nazm-ıla / ki Niçün kāzī olduñ? diyü. (İKT4/2-v. 416a/18, 19-s. 476).

447 427 / Habar virdiler Yezīd e / ki: Bir kīse aldı. İçinde yüz fılorī (17) vardı diyü. (İKT4/1-v. 174b/16, 17-s. 556) [TC + kim + (YC ( Devrik): İç içe Birleşik Cümle: TC + YC + diyü ) ] Sabāh (17) gördiler kim / kapusında yazılmış: Allāh Kefl i yarlıġadı diyü. / (İKTv. 89a/16, 17-s. 273). Rivāyat olındı ki: / Abdülmelik kardaşı Bişir öldükden soñra ehl-i (7) Irāk üzerine Haccāc ı vālī kıldı. Anları andan artuk kimse yigmez diyü /. (İKT4/1-v. 67b/6, 7-s. 391). Rāvī eydür: Kaçan sen bir heybetlü pādışāh [35a] (1) katına varup anuñ hışmından korksañ üç gez eyit: / Allāh uludur, ġālıbdur cemī-i halkdan / (2) Dahı ben korkduġumdan Allāh a sıġınurın insden ve cinden ve kuluñ fulānuñ şerrinden. / (3) Anuñ ki, / yir gök zā ıl olmasından dutıçı oldur gök yire düşmesin diyü /. (İKT4/1-v. 35a/1, 2, 3-s. 338) tā ki/kim (TC+tā ki/kim + YC) TC Devrik / Pes Ād kavmı yitmiş yakın (17) gişi gönderdiler Harām a / tā ki Ka be katında bunlarıñ-çün istiskā ideler. (İKT-v. 52a/16, 17-s. 210). Ehl-i Kitāb eydürler kim: / Benī İsrā īl Allāh uñ kelāmını fehm itmediler; Mūsā (16) anlatmayınca /, tā kim Mūsā ya Allāh uñ sözin bize irişdür, biz korkaruz kim ölevüz didiler. (İKT-v. 103a/15, 16-s. 298). / Andan soñra Allāh Ta ālā emr itdi (13) Mūsā ya / tā kim ine, Benī İsrā īl e buyura, taġa yakın geleler. (İKT-v. 103a/12, 13-s. 298) YC Devrik Bu nesne Allāhu Ta ālā nuñ fazlıdur; tā kim / sınaya beni / ki şükr ider miyem, yāhūd itmez miyem? (İKT-v. 132a/3-s. 345). rivāyat itdi kim: Hazrat-ı Risālet aña eyitdi: Saña destūr virdüm ki hicābı (5) götüresin, benüm sözüm dinleyesin; tā kim / saña ögredem bu hadīsi /. (İKT4/1- v. 146a/5-s. 514).

448 TC + tā ki/ki tā/tā kim/tā şuña degin ki + YC + zarf-fiil/diyü / Çünki (12) Şübeyb ahşam namāzın kıldı, katlandı ki; tā ay toġup, aydınlık olup meymene ve meysere (13) görinür olınca. / (İKT4/1-v. 75a/11, 12, 13-s. 402). İmām Ahmed Ebū Hibbān-ı Teymī den rivāyat ider ki: / Kaçan Şüreyh üñ evinde bir (13) kedicük ölse evi içinde kor-ıdı; tā ki anuñ rāyıha-ı kerīhesinden müsülmānlar incinmesünler, (14) diyü /. (İKT4/1-v. 80b/12, 13, 14-s. 411). / Bir gice katında bir miskīn aġşam(20)layup, katında yaturup ol gice koyuvirmedi; tā ki çıkup, ol gice nesne dileyüp (21) müsülmānları incitmesün, diyü. / (İKT4/1-v. 39a/19, 20, 21-s. 344). Aña varup [365a] (1) selām virüp hātırın teselli idüp Baña irişdi ki / bir kimse derece-yi muttakına irişmez, tā ki düşmeni andan (2) dost emīn olduġı gibi emīn olmayınca /. didi. (İKT4/2-v. 365a/1, 2-s. 382). / Bu habar ol çeri halkına irişüp, (7) binitlerine binüp, her biri bir tarafa gidüp görinmediler; tā ki Haccāc Irāk a Bişir bin (8) Mervān yirine beg olmayınca. / (İKT4/1-v. 61a/6, 7, 8-s. 380). Haccāc anlara el irgürmedi (18) ve / anlardan talab itdügi mālları terk idüp fārıġ olup Yezīd Süleymān katından gitmedi; (19) tā ki Haccāc toksan beşinci yılda helāk olmayınca /. (İKT4/1-v. 120b/18, 19-s. 474). / Biz ayırtlayup (15) hāsılın alup, Kitāb-ı Tekmīl de getürüp işāret itdük, tā ki hālın bileler, sözlerine (16) maġrūr olup, girçek sanup yoldan azmasunlar diyü. / (İKT4/2-v. 320a/14, 15, 16-s. 306, 307). / Andan Ya kūb, (12) Mehdī katında ol takarrubdan zāyıl olmadı, ta ki Mehdī nüñ Hasan b. İbrāhīm den korkusı gitmeyince. / (İKT4/2-v. 358b/11, 12-s. 371). Andan Mühelleb Haccāc a dahı nāme yazup: Ehl-i Irāk (19) senüñ üzerüñe yokuşdan seyl gibi geldiler. / Bir nesne anları red idemez; tā karārına (20) irişmeyince. / Ehl-i Irāk uñ ol hurūcından kimesne men idemez; tā ki oġlanlarına ve avratlarına (21) yitişüp, hatunları-la inbisāt idüp, oġlanların yiylemeyince. / didi. (İKT4/1-v. 90b/19, 20, 21-s. 427). Çeri çeküp, Büst i ortaya alup āmılına ādam gönderdi ki: (11) / Eger İbn-i Eş as a nesne idecek olursañ senüñ üzerüñden gitmezin; tā ki seni ve şehrüñde (12) kim var-ısa mecmū ın depelemeyince / didi. (İKT4/1-v. 99a/11, 12-s. 440).

449 429 / Andan Müslime gine gitmedi; tā kim Kostantanıyye nüñ içinde bir muhkem gökcek (12) yüksek mescid yapdurmayınca. / (İKT4/1-v. 173b/11, 12-s. 555). Bir gün Abdülmelik (6) b. Mervān varup şikāyet eyledi: Abdülmelik / Hükm eylemezin, tā kim Küseyr üñ (7) şi rinden okumayınca / didi. (İKT4/2-v. 219b/6, 7-s. 133). Eydür kim: İbnü Ömer eyitdi: Acab budur kim, halk eyle zu m (6) ider ki, / dünyā geçmez; tā kim Ömer aslından bir gişi gelüp Ömer işledügi gibi işlemeyince /. (İKT4/1-v. 188b/6-s. 578). / Hāfız-ı Beyhakī rivāyat ider Delāyıl-ı Nübüvvet de (17) Habīb bin Sābit den / kim: Alī bir gişiye eyitdi: / Sen ölmezsin; tā kim Sakīf dan (18) kopan yigidi görmeyince. / (İKT4/1-v. 147b/16, 17, 18-s. 517). / Mescidleri (7) ahsan-ı mesācıd olup ezān-ıla ve salavāt-ıla tolu-y-iken, medreseleri ve hān-kahları ve (8) hammāmları ve bāzārları müretteb ve müzeyyen-iken ve latīf gölgeleri ve tatlu sözleri (9) vāfır-iken, el-hāsıl anuñ gibi şehr etrāf-ı ālemde yoġ-ıdı, tā şuña degin ki (10) Hak Ta ālā aña ve ehline ukūbat-ı kaderiyye ve musālat-ı kahriyye musallat idince /. (İKT4/2-v. 337b/9, 10-s. 333) İsim Unsuru + ki/kim + YC + TC Temel Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler / Yigit ki bir köşeyi ihtiyâr itmiş ola, (11) şîr-i merddür Allah Ta âlâ yolına. / (GT-v. 78b/10, 11-s. 238). / Ol firişte ki yil hazîne(7)sine vekîldür, ne gam aña karıcuguñ çırâgı söyündüginden. / (GT-v. 74a/7-s. 230). / Ammā oġlı Muhammed ki Medīne de hurūc itdi-y-idi- rivāyet itdi. Anasından ve Nāfi den [333a] (1) ve Ebī z-zinnād dan ve Ebī z-zinnād A rec den / ve / ol Ebū Hüreyre den sucūduñ keyfiyyetinde / ve bir (2) cemā at dahı Muhammed den habar virdi ki Nesāyī ve İbn-i Cihān tasdīk idüp muhkem (3) kıldılar. (İKT4/2-v. 332b/21; 333a/1-s. 326). Gine bu isnād-ıla rivāyat olundı kim: Tāvūs: / Ol gişi ki, söyleye (8) ve Tañrı dan korka. Hayırludur andan / kim, tınmaya ve Tañrı dan korka dirdi. (İKT4/1-v. 213b/7, 8-s. 622).

450 430 / Ammā kardaşı (9) Abdullāh ki Hasan b. Ali b. Ebī Tālib Kureyşī ve Hāşimī oġlıdur, tābı dur- rivāyet (10) eyledi atasından ve anası Fātıma dan ki Hüseyn kızıdur.- dahı Abdullāh oġlı (11) Ca fer den ki Ebū Tālib oġlıdur, büyük sahābīdur- ve ġayrısından / dahı bir cemā at (12) rivāyet itdiler: (İKT4/2-v. 332b/8, 9, 10, 11-s. 325). Kütüb-i Mütekaddıma āsārında şöyle geldi ki: / Vaktī ki büyük oldı (4) Zü ddevānık didiler, buhlı olduġıçun. / (İKT4/2-v. 339b/3, 4-s. 336). kim ol eyitdi: Her ki anı saklaya, kıyāmet güninde aña nūr olur, (14) dahı huccat olur, / dahı necāt olur cehennemden / ve her ki saklamaya, aña nūr olmaz ve (İKT-v. 119a/14-s. 324). Ve / şol beglere ki Mansūr, Ebū Müslim e gönderürdi nesneler (12) va da iderdi, Ebū Müslim üñ baña gelmesini hoş görüñ. diyü /. (İKT4/2-v. 311a/11, 12-s. 290). / Hûb sûretlü her yire ki vara (15) hürmet, izzet görür; egerçi atası ve anası dahı kahr-ıla sürerlerse. / (GT-v. 41b/14, 15-s. 183). Andan turup, (4) yüzin açup eyitdi ki: Ben celā oġlıyın. Vaktī ki, imāmamı başuma koyam, beni bilesiz dahı / vallāhı (5) ben bir nesneyi götürürin, gendü götürdügi-le /. Ve / cezā iderin gendü fi li-le /, dahı ben (6) başlar görürin kesilmiş yaturlar. (İKT4/1-v. 68a/4, 5, 6-s. 391, 392). / Muhammed bin Merdāne -ki kitāb-ı Mücālese nüñ sāhıbıdur- rivāyat ider Hişām-ı Mahzūmī dan / ve / ol (19) atasından / ki: (İKT4/1-v. 54b/18, 19-s. 369). / Zīrā (17) ehl-i Medīne müddet-i vilāyatında kim, dört yıl mıkdār andan tururdı, yaramaz işler (18) iderdi, husūsā Sa īd bin Müseyyeb e, Alī bin Hüseyn e ve ehl-i beytine. / (İKT4/1-v. 115a/16, 17, 18-s. 465). / Yüz altıncı yıl olıcak Hişām ki buñlaruñ (3) kardaşıdur halīfa olup, Hālid i nāyib itdi. Irāk a, yüz yigirmi altıncı yıla degin. / (İKT4/2-v. 272b/2, 3-s. 222). / Bir ġussanuñ ki soñı şâdumânlık ola yigrekdür ol şâdılıkdan ki (3) soñı ġussa ola. / (GT-v. 77b/2, 3-s. 235). Ba zılar: / Şol bir gün ki, Mu āviye Resūl üñ yüzine bakdı. Yigrekdür Ömer den (21) ve evlādından ve etbā ından / didiler. (İKT4/1-v. 192a/20, 21-s. 584).

451 431 Ya nī / ş ol işler kim olur takdīridür, ş ol Allāh uñ / kim Azīz dur, cemī -i (17) eşyā aña musahhar ve mutī olmışdur; (İKT-v. 18a/16-s. 152). / Sipâhî ki dervîş (13) sîretlü ola, yigrekdür şol fakîhden ki halk incidicidür. / (GTv. 74b/12, 13-s. 231). / Andan soñra bu uzunlık kim vasf iderler, muhālifdür ş ol hadīse / kim Sahīhayn da sābit (8) olmışdur kim (İKT-v. 47b/7-s. 202). Nitekim âkıllar (13) dimişler: / Yalan söz ki maslahat-âmiz ola, yigrekdür şol togru sözden ki fitne-engîz ola. / (GT-v. 9b/13-s. 134). / Hattā ol aġaç ki anda ol Mesīh sūratında olan (2) gişiyi asmışlardı, mezbele altında kaldı, tā Kostantīn zamānına degin / ve anuñ anası var-ıdı (İKT-v. 143b/1, 2-s. 364). / Abdullāh b. Ali ki Mansūr uñ (6) ammusı-y-ıdı, Benī Ümeyye elinden Şām ı alup vālī oldı, tā Seffāh ölince. / (İKT4/2-v. 341a/5, 6-s. 339) Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler İsim Unsuru + ki/kim + YC ( Devrik) + ki/kim + TC / Ammā ş ol hadīs kim Buhārī rivāyat Amri bni Ās dan / kim Rasūlü llāh (13) (s. a.v. )- buyurdı: (İKT-v. 3b/12-s. 127). rivāyat ider ki: Resūl Hazratı aleyhi s-selām- (11) buyurdı ki: / Her gişi ki, halāyıkı bir söze yā bir işe da vat itse bu hālda / ki, gendü (12) anuñla amal eylemeye. / Allāh uñ ġazābından kurtılmaz, ol didügini yā da vat itdügini işlemeyince, (13) yā gendüyi da vatdan yıġmayınca. / (İKT4/1-v. 66a/11, 12, 13- s. 389). / Ş ol hadīsi kim Müslim rivāyat itdi Ebī Tāhir den, / (7) ol Ebū Hān-ı Havlānī den, / ol Ebū Abdu rrahmāni bni Cebelī den / kim Abdu llahi bni Amri bni Ās eydür: (İKT-v. 5b/6, 7-s. 130). / Ammā ol hadīs kim İmām Ahmed rivāyat itdi, Esbāti bni Muhammed den, / ol A māş dan, / ol (5) Abdu llāhi bni Abdu llāh dan, / ol Talha nuñ mevlāsı Sa īd den / kim İbn-i Ömer eyitdi: (İKT-v. 89a/4, 5-s. 273). / Ammā ol hadīs kim Buhārī rivāyat itdi Muhammedi bni Teymī den / kim atası Ebū Zer den rivāyat itdi kim bir gün güneş tolunduġı (5) vakt Rasūlü llāh (s. a.v. )- Ebū Zer e eyitmiş: (İKT-v. 17b/3-s. 151).

452 432 Ya nī / ol vakt kim bürürdi Sidre yi ş ol nesne / kim bürürdi. (İKT-v. 22b/5-s. 161). / Ş ol hadīs kim İmām Ahmed rivāyat itdi, Yezīdi bni Hārūn dan, / ol Avvāmi bni (7) Cevşeb den, / ol bir şeyhden / kim sāhil-i bahrda murābıt idi. (İKT-v. 13a/6, 7- s. 144) İsim Unsuru + ki/kim + YC ( Devrik) + TC / Līkin ol ki i timād itmişlerdür; (14) anuñ nesebinde / işbu vech-iledür; Adnānhi bni Mukavvimi bni Nāhūr ibni (İKT-v. 161b/13, 14-s. 392). Dahı (3) Musannıf eydür: / Ol Velīd kim, Cāmı -ı Dımışk ı yapdı biz didügümüz vech üzerine /. Anuñ (4) dünyāda nazīrı mı vardur kim, Beytü l-makdes üñ sahrāsın yapdı, üzerine (5) kubba baġlatdı. (İKT4/1-v. 166b/3-s. 544). / Ne ki var-ısa içinde / helāk oldı. (İKT4/2-v. 424a/3-s. 490). Allāhu Ta ālā eydür: / Ol kavm kim cemā atı-y-ıla helāk oldı (20) Tevrīt gelmezden öñdin / Ashāb-ı Ras dur. (İKT-v. 89a/19, 20-s. 273) TC + İsim Unsuru + ki + YC ( Devrik) Yapısındaki Devrik Cümleler / Altunuñdan (9) ve gümişüñden halka râhat irişdür ve kendüñ dahı fâyidelen, ol vakt (10) ki bu ev senden girü kala gerekse bir gerpüci altundan ve biri gümişden (11) olsun. / (GT-v. 39a/9, 10, 11-s. 179) Temel Cümlenin ve Yan Cümlenin Devrik Olduğu Cümleler / Bu kim Allāh Nūh peyġambaruñ oġlını helāk ide kāfir olduġ-ıçun, atası (21) Peyġāmbar-iken ve ehl-i īmānuñ ulusı iken /, Ūc bin Unuk helāk olmaya, harāmzāde ve kāfir-iken (1) ve Peyġāmbar ın istihzā iderken / bu söz ġāyet yalandur, hāl budur kim (İKT-v. 47a/20, 21; 47b/1-s. 202). / Ol vakt kim Allāh Ta ālā feriştehleri gönderdi; Lūt (18) kavmın helāk itmege, / ol feriştehler güzel oġlanlar sūratında Lūt peyġambaruñ evine geldiler, bunları (19) imtihan itmeg-içün /, aşaġada gele. (İKT-v. 22a/17, 18, 19-s. 160).

453 Devrik Cümlelerde Cümle Başı Edatı Olarak Bir Sözcükle Birleşerek Kalıplaşan Ki/Kim li Yapılar / Şöyle ki müselmânlaruñ dirligi acı oldı (11) anı görmeg-ile. / (GT-v. 62a/10, 11- s. 211). buyurdı: Ya nī dünyāñuz çok ola; şöyle kim sizden öñdin gelenlere best (2) olundı ve / siz dahı aña raġbet idesiz; anlar itdügi gibi / ve sizi helāk eyleye. (İKT-v. 119b/2-s. 325). / Nite ki rivāyet olundı Hālid-i Ka neyi (10) oġlından / ki eyitdi: (İKT4/2-v. 320a/9, 10-s. 306). / Anlaruñ alāmeti kara (16) olmakdan zāyıl olmadı. İşbu güne degin / nite ki görür-imiş hatībler / Cum a güninde ve bayramlarda kara geyürler. (İKT4/2-v. 297b/15, 16-s. 266). kim İshāki bni Yesār eyitdi: Allāh Ta ālā İbrāhīm i Halīl idinicek göñline korkı düşdi, / şöyle kim (4) yüregi oynaduġı, bir milde işidilürdi, havāda kuş kanadı āvāzı gibi /. (İKT-v. 69b/4-s. 240). / vay ol gişiye / kim / yüzin döndi; hakk-ı esherden / gözin yumdı; (7) nūr-ı ezherden / meyl itdi; arz-ı ekber den kitāb deminde; fasl-ı hitāb güninde / kaçan kim / hükm (8) ide kadīr; / şehādet ide nezīr ü beşīr; / bulunmaya nasīr; / zāhir ola taksīr; / bir bölük bula (9) cennetde harīr; / bir bölük bula ashābü s-sa īr / ve ol oldur kim (İKT-v. 169b/7, 8, 9-s. 405). Vezîr eyitdi: Pes çün-ki halk dirilmek pâdişâhlıġı mûcib(12)dür, / pes ne-çün halkı taġıtduñ, meger ki pâdişâhlık idecek başuñ yokdur? / (GT-v. 11b/12-s. 136). eydürdi kim: Yā müzāhım! Korkarın kim, Medīne taşra (11) atduklarından olam, ya nī Peyġāmbar sallā llāhu aleyhi ve sellem- diyüp durur kim: / Medīne (12) yaramazını taşra atar. Nitekim demürci körügi demürüñ yaramazın taşra atup (13) eyüsin koduġı gibi. / (İKT4/1-v. 187b/11, 12, 13-s. 577). / Nitekim Rasūl Aleyhi s-selām- Mekke yi feth itdügi vakt deve-y-ile (4) girdi; rukū -ıla, şükr-ile, / hatta mubārak sakalı devenǖn rahlına irişürdi; başların aşaġa tutduġından. / (İKT-v. 123b/3, 4-s. 331).

454 434 Levi sāfī (3) olmakda ve tatlu olmakda, bu degil kim hakīkata uçmakdan çıka, / nitekim Tirmīdī rivāyat itdi, (4) Sa īdi bni Ās tarīkından / kim Ebū Hüreyre eyitdi kim: (İKT-v. 15a/3, 4-s. 147). / Nitekim Abdu rrazzāk tefsīrinde zikr eyledi Sevrī den, / ol İbn-i Ömer den, / ol Ka bü l-ahbār dan / (İKT-v. 26b/18, 19-s. 168). / Nite ki rivāyet olundı: Şeytān anda yumurtlayup yavruladı. diyü. / (İKT4/2-v. 340b/2-s. 339). / Nitekim geçdi ş ol hadīsde / kim Ebū Hüreyre rivāyat itdi (1) kim (İKT-v. 38a/21-s. 187). Eyitdi: / Nitekim (15) Kabe ye Tañrı evi dirler tazīm içün, / bu āyet delīldür benüm sözüm gerçek olduġına. / didi. (İKT-v. 56a/14, 15-s. 217). / Nitekim Sahīhayn da rivāyat olundı, Zāyid e hadīsinden Meysere-i Eşce ī den, / (21) ol Ebī Hāzım dan, / ol Ebī Hüreyre den / kim Rasūlü llāh (s. a.v. )- (1) eyitdi: (İKT-v. 32b/20, 21-s. 178) Çü/Çün/Çün/Mādām/Vaktī/Kaçan Ki/Kim İle Kurulan Birleşik Cümle TC + çü/çün/çün/mādām/meger ki/kim + YC (Çekimli fiil ya da ZF) Bilmedüñ mi ki / ayaġuñ (10) bende geçecekdür; çün nasīhat kulaġuña girmedi /. (GT-v. 17a/9, 10-s. 144). Manīsi (4) Vallāhu ekber, dimek olur kim, / bir gişi (5) dise kabūl olup göge aġmaz, mādamki amal-ı sālıh olmaya. / (İKT4/2-v. 259b/5-s. 201). Andan soñra halīfa and içdi ki / Ben anı (16) zindāndan çıkarmazın. Mādām ki Baña bunı aña kim ögretdi eydi virmeye. / (İKT4/2-v. 412a/15, 16-s. 469). diyüp, / Vallāhı ben ölmezin mādām ki bu diridür / diyüp öldürdi. (İKT4/1-v. 89b/13-s. 425). / Kuteybe rivāyat ider Tāvūs dan / kim: / Yigidüñ dīnde yolı toġrı (11) olmaz; mādām ki evlenmeye. / (İKT4/1-v. 213a/10, 11-s. 621). Gine İbn-i Ömer eydür: / Bir gişi ehl-i ilmden olmaz, (17) mādām ki, gendüden yokaruya hasedi terk idüp ve gendüden aşaġayı horlamaġı terk (18) idüp ilmi-le

455 435 dünyā izzetin ve ululıġın istemegi terk itmeyince. / (İKT4/1-v. 64a/16, 17, 18-s. 386). Eydürdi ki: / Kaçan bir gişinüñ göñline bir nesne (9) ilhām olınsa anuñla amal eylemek cāyız degüldür. Mādām ki hadīsde görmeye. / (İKT4/2-v. 432a/8, 9-s. 503). Ve dahı Mūsā ya emr itdi kim, üçünci olıcak taġun çevre yanında (6) cem olalar, kimesne taġa yakın varmaya, yakın varan helāk ola. / Hattā cānavarlardan (7) dahı yakın varmaya. Mādām ki Kur ān āvāzın işideler /; kaçan kim Kur ān āvāzın sākin ola, (8) ol vakt taġa çıkmak helāl ola. (İKT-v. 103a/6, 7-s. 298). / Ahduña vefā itmege harīs oluruz. Mādām ki sen ahduñı (3) saklayasın. / Biz dahı senüñ emrüñ dutup saña itā at itmege lāyık oluruz, mādām ki itā at (4) idesin. / (İKT4/2-v. 307a/2, 3, 4-s. 283). / Biz size eylügi unutmazuz. Mādām ki (16) siz bizüm fazlumuzı añasız. / (İKT4/2- v. 312b/15, 16-s. 293). Hasan bu söze rāzī olmayup and içdi ki / Bu gice Mekke den (11) taşra yetmezin meger ki ölem. / didi. (İKT4/2-v. 325b/10, 11-s. 315) TC ( Devrik) + çü/çün/çün/mādām/meger ki/kim + YC / Ne hoş didi ol hatun kişi (2) kendü oglına / çün ki pil tenlü kablan aktarıcı gördi. (GT-v. 60b/1, 2-s. 209) TC ( Devrik) + çü/çün/çün/mādām/meger ki/kim + YC ( Devrik) / Ne kıla düşmen / çü / dosttur mihribân? / (GT-v. 11a/13-s. 136) İsim Unsuru + çü/çün/çün/mādām ki/kim + YC + TC ( Devrik) / Hāfızı bni Asākir rivāyat itdi (9) Mücāhid den / kim Ādem çünkim günāh işledi, / Allāhu Ta ālā buyurdı iki ferişteye / (10) Ādem i ve Havvā yı gendünüñ konşılıġından çıkaralar. (İKT-v. 34b/8, 9, 10-s. 181). / Devletsüzüñ çün arkasın sıgayasın (7) senüñ devletüñe günâh işler ortaklık. / (GT-v. 67b/6, 7-s. 219).

456 Çü/Çün/Çün/ Mādām/Vaktī/Kaçan ki/kim + YC + TC( Devrik) Çünkim geregi gibi kazdılar, / (2) ol Zemzem içinde Abdu l-muttalib iki geyik buldı altundan /. (İKT-v. 179b/2-s. 424). Şeyh, Mehdī ye hıtāb idüp İy oġul, kaçan ki babañ-ıla ammuñ and içseler, / babañ hanīs (4) olmak yigrekdür ammuñ hānıs olmakdan /. didi. (İKT4/2-v. 355a/3, 4-s. 364). Vaktī kim anlara amal ısmarladuk, / işidürüz anları / ki, fısk iderlermiş. (İKT4/1- v. 202a/17-s. 602). Veheb eydür: Çünki Benī İsrā īl de şer ve yalan tanuklık çok oldı, / (2) Hak Ta ālā gökden bir zencīr indürdi Beytü l-mukaddes üñ sahrāsı üzerine /; altundan kaçan iki (3) gişi da vāya gelseler, ellerin ol zencīre uzadurlardı. (İKT-v. 130a/2-s. 341). Andan Revāyi eydür: Çünkim Ömer bin Abdül azīz halīfa oldı, / (19) hılāfat merkeblerinden çekdiler binmek içün. / (İKT4/1-v. 189b/18, 19-s. 580). Vaktī ki Haccāc Eş as a ġālıb oldı, / ol kaçup, (8) Isfahān tarafına gidüp her yılda iki kerre Mekke ye gelürdi; bir hacc ıçun ve bir umra-(9)y-ıçun /. (İKT4/1-v. 129a/7, 8, 9-s. 487). Vaktī ki, imāmamı başuma koyam, beni bilesiz dahı / vallāhı (5) ben bir nesneyi götürürin, gendü götürdügi-le /. Ve / cezā iderin gendü fi li-le /, dahı ben (6) başlar görürin kesilmiş yaturlar. (İKT4/1-v. 68a/4, 5, 6-s. 391, 392). Ve dahı Abdu l-muttalib mādām ki (10) hayatda idi / gendüzi suvarurdı huccācı ve halāyıkı /. (İKT-v. 180b/9, 10-s. 426). / Hāfızı bni Asākir rivāyat itdi (9) Mücāhid den / kim Ādem çünkim günāh işledi, / Allāhu Ta ālā buyurdı iki ferişteye / (10) Ādem i ve Havvā yı gendünüñ konşılıġından çıkaralar. (İKT-v. 34b/8, 9, 10-s. 181). Çünki Mekke ye irişdiler, / bir taġ gördiler; koyun-ıla (18) apak olmış /. (İKT4/1- v. 58a/17, 18-s. 376). Çünki Şām tamām Mervān uñ oldı, / döndi Mervān /, Harrān a geldi. (İKT4/2-v. 277a/12-s. 230). Vaktā ki kardaşın öldürdiler, / gendü nefsine da vet itmege başladı, (10) mezkūr tārīhuñ şevvālı ayında /. (İKT4/2-v. 329a/9, 10-s. 320).

457 437 Çünkim deñiz bu hāl-ıla oldı, / emr itdi Mūsā ya / kim Benī İsrā īl-ile (6) geçeler. (İKT-v. 100b/5-s. 294). Kaçan ki Benī Subay a (12)dan Basra ya geldi, / Ziyād b. Hassan uñ ki Yahyā-yı Benatı oġlıdur- evine varup anda (13) dahı gendüzin kimseye göstermeyüp bir nice zamān turdı. Tā aña degin / ki ol yılda (14) Ebī Ferve evine varup anda zuhūr buldı. (İKT4/2-v. 329a/12, 13-s. 320). Çünki irte oldı, / (17) Mūsā bu seferden maşakkat görmedi idi; tā ol yirden geçmeyince / ki Allāh Ta ālā (18) Hızır-ıla Mūsā buluşmaġa va de itdi idi. (İKT-v. 108a/16, 17, 18-s. 307). Çünki Meryem üñ hamlı münteşir oldı, / Benī İsrā īl zındīkları (4) töhmet itdiler, zınā itdi diyü /. (İKT-v. 139b/3, 4-s. 357) Çü/Çün/Çün/ Mādām ki/kim + YC( Devrik) + TC, ol Ubādeti bni Sāmit den eydür: / Çünkim Eyād ilçisi geldi (14) Rasūlü llāh Hazratı na (s. a.v. )- / Rasūl Hazratı eytdi: İy Eyād bölügi! / N eyler (15) Kussu bni Sā ide-i Eyādī / bunlar helāk oldı? (İKT-v. 167b/13, 14, 15-s. 402).

458 438 SONUÇ Bu çalışmada, Eski Anadolu Türkçesi nin Âşık Paşazâde Tarihi, Tazarru nâme, Gülistan Tercümesi, Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi adlı düz yazı metinlerinde geçen devrik cümleler incelenmiştir. Yaptığımız çalışma bizi şu sonuçlara ulaştırmıştır: 1. İncelenen metinlerde çok çeşitli devrik cümle yapılarına rastlanmıştır. Bu yapılar öncelikle metnin telif ya da tercüme olmasına göre sınıflandırılmıştır. Telif metinlerde belirlenen devrik cümleler tercüme metinlerde belirlenenlere göre sayıca daha azdır. Yüklemin türüne bakıldığında da en çok devrik fiil cümlelerinin kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı devrik fiil cümleleri devrik isim cümlelerinden daha fazla yapısal çeşitlilik göstermektedir. 2. Hem telif metinlerde hem de tercüme metinlerde öznenin sonda olduğu devrik cümleler daha azdır. Özneyi yüklemden sonra getirmenin pek tercih edilmediği anlaşılmaktadır. 3. Telif bir metin olan Âşık Paşazâde Tarihi nde geçen nesnesi sonda devrik fiil cümlelerinin hepsinde sonda bulunan nesne belirtilidir. Zira belirtisiz nesne böyle konumlandırılamaz. Tazarru nâme de ise hem belirtili hem de belirtisiz nesne yüklemden sonra gelebilmektedir. Tercüme metinler olan Gülistan Tercümesi ve Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (İKT, İKT4/1, İKT4/2) nde sonda olan nesnelerin tamamı belirtilidir. Belirtililik metinlerin hepsinde daha çok i, bazen de n yükleme hâli ekiyle sağlanmıştır. 4. Dolaylı tümleci sonda olan devrik fiil ve isim cümlelerinde yönelme, bulunma ve çıkma/uzaklaşma ekinin üçü de kullanılmıştır. AT de / Bu fethüñ târîhi hicretüñ yidi yüz yigirmi altısında vâki olundı Orhan Gāzi elinden. / (AT-b. 23- v. 27/13b-s. 354) gibi kalıp ifadelere sıkça yer verilmiştir. adına - elinde - elinden li kalıp ifadelerin tamamı aynı yapıdadır. Bu çalışma temelde devrik cümleleri yapısal olarak incelemeyi amaçladığı için Orhan Gāzi tekrâr

459 439 gine adam göndürdi: Neçün gelmez ve / beni dahı niçün komaz anda varmaga /. (AT-b. 38-v. 40/37a-s. 373) şeklindeki cümleler anlamdan ziyade yapısal olarak değerlendirilmiştir. Ancak bazı cümlelerin Türkiye Türkçesine çevirisi mecburen zarf tümleci sonda anlamı verilecek şekilde yapılmıştır: Dırakola, hünkâr öñince kulaguz olmış-ıdı, / bile çıkdı, ötedin [152b] berü gelişe /. (AT-b. 109-v. 106/152a-s. 465) / birlikte çıktı öteden bu tarafa gelmek için /. Öte yandan zaman bildiren yapılar olan Ve / bu mâcerâlaruñ târîhi hicretüñ sekiz yüz altmış ikisinde vâki oldı, Sultân Muhammed-i Gāzi zamânında /. (AT-b.171-v.369- s.574), / Rûm dahı maglûb-ıdı ve Acem dahı maglûb-ıdı nesl-i Yafes oldukları sebebden. / (AT-b. 2-v. 4-s. 321) gibi cümlelerde yüklem ardında olan sözcük veya sözcüklerin taşıdıkları bulunma ve çıkma hâli eki değil, anlam göz önüne alınmıştır. 5. Sadece Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (İKT, İKT4/1 ve İKT4/2) nde görülen değişik bir cümle yapısı vardır. / Buhārī Kitāb-ı bed -i halk da rivāyat ider, Īsā bni Mūsā Ġuncār dan, / ol Rakabe den, / (9) ol Kaysi bni Müslim den, / ol Tārıkı bni Şihāb dan / kim - Ömeri bni Hattāb eydür: (İKT-v. 4a/8, 9-s. 127) ( rivāyat ider dan, ol dan, ol dan, ol dan) şeklinde belirlenebilecek bu kalıp anlatım tarzı bütün İKT, İKT4/1 ve İKT4/2 ye hâkimdir. Rivayet silsilesini anlatan bu kalıpta ilk cümlede kullanılan yüklem sonraki cümlelerde kullanılmaz. Sentaktik ellipsis (Çağlar 1978: 58) ile ilk cümlenin yapısı devrik olduğu için ardından gelen yüklemi eksiltili cümlelerin de devrik olduğu kanaatine varılır. Çünkü yüklemin aynı olduğu birbirinin ardından gelen cümlelerde yüklem eksiltilebilir. İlk cümlenin yüklemi rivāyat it-, hikāyet it-, nakl it-, habar vir-, hatta bazen sadece rivāyat ve hikāyet tir. Çok nadir olarak rivayet silsilesini anlatan yapıların eksiksiz sıralandığı görülür: / Buhārīrahmatu llāhi aleyhi- nakl eyledi Humeydī den, / ol (18) dahı nakl eyledi Süfyān dan, / ol dahı nakl eyledi Amri bni Dīnār dan, / ol dahı nakl (19) eyledi Sa īdi bni Cübeyr den / kim ol eyitdi: (İKT-v. 107b/17, 18, 19-s. 307) Rivayet silsilesini aktaran bu cümleden sonra genellikle ki/kim ve anlatılan ifade gelmektedir. Başka bir deyişle, bu kalıp ifadeler genellikle ki/kim li birleşik cümlenin temel cümlesi olarak kullanılmışlardır.

460 Birkaç cümlenin ortak bir ögesi de yüklemin ardında konumlanabilmektedir: Tatarı şöyle kırdılar kim bî-hadd ü bî-kıyâs; / ammâ ekserinde tutup hayalarını kesdiler, / derisin birbirine dikdiler, / keçelere kapladılar, / hayvanlara atdılar; ad-ıçun. / (AT-b. 7-v. 9-s. 329), / Rûm dahı maglûb-ıdı ve Acem dahı maglûbıdı nesl-i Yafes oldukları sebebden. / (AT-b. 2-v. 4-s. 321) / Abdussamed, hadīs rivāyet (11) idüp durur atasından, / atası dedesinden, / dedesi Abdullāh b. Abbās dan / ve / ol Hazret-i Risālet den / (12) ki eyitdi: / Eyülik, dahı sıla-yı rahım ömri uzun ider ve memleketleri ma mūr eyler (13) ve mālı arturur. Egerçi bunı işleyen gişi fāsık dahı olursa. / (İKT4/2-v. 395a/10, 11, 12, 13-s. 440) Bu devrik fiil ve isim cümlelerinde ortak olan zarf tümleci en sondaki cümlenin yükleminin ardına gelmiştir. 7. Zarf tümleci sonda olan devrik fiil ve isim cümlelerinde sonda bulunan zarf, tek tek sözcüklerden oluşabildiği gibi zarf-fiil öbekleri veya şart yan cümlesi de olabilir. Kimi zaman iç içe birleşik cümlenin yan cümlesi de ( Y + diyü. ) yüklemden sonra gelmiştir. 8. Bazı zarf tümleci sonda devrik fiil cümlelerinde TC + ki/kim +YC + diyü. yapısı tespit edilmiştir. Bu tip cümlelerde gereksiz yere ki veya kim bağlacının kullanıldığı, bu bağlaç cümleden çıkarıldığında cümlenin daha iyi anlaşıldığı görülmektedir: / Mūsā ol şehrde korkı-y-ıla yürürdi kim ol öleni gendü öldürdügin Fir avn ve cemā atı (15) bileler diyü. / (İKT-v. 93a/14, 15-s. 280) Ki/kim in bulunmadığı TC +YC + diyü. dizimindeki cümleler de metinlerde sıklıkla geçmektedir: / Feryād işidüp sordı: Bu nedür? diyü. / (İKT4/1-v. 150b/11-s. 521) gibi. Bu iki cümle yapısının kesinlikle yüklem seçmediğini, hatta aynı yüklemin hem ki/kim li hem de ki/kim siz cümlede kullanılabildiği örneklere rastlanmıştır: / Anlara bir gişi gönderdi Havārıc (16) kosun, Kūfe de benüm yanuma gelsün. diyü. / (İKT4/2-v. 329b/15, 16-s. 321), / Bundan soñra Ehvāz habar gönderdi ki Gelsünler baña bey at itsünler. (19) diyü. / (İKT4/2-v. 330a/18, 19-s. 322)

461 Yüklemden sonra bir öge bulunabileceği gibi birkaç ögenin de bulunabileceği görülmüştür. Bu ögeler tek bir sözcükten ya da birden fazla sözcükten oluşabilir. İster öbek olsun ister tek sözcük olsun yüklemden sonra gelen ögeler farklı cinslerden olmak zorunda değildir. + Y + ZT + ZT veya + Y + ZT + DT gibi bir dizim her zaman mümkündür. Ancak yüklem ardında en çok konumlanan ögeler, dolaylı tümleç ile zarf tümlecidir. Yüklemden sonra gelen ögelerin sayısı da önemli değildir. 10. Özellikle belirtili isim tamlamalarında tamlayan, sıfat tamlamalarında sıfat, yükleme öbeklerinde yükleme hâli ekli isim unsuru, isim+yardımcı fiil yapısındaki birleşik fiiller ve çıkma öbeğinde çıkma ekli isim unsuru yüklemden sonra gelebilmektedir. Öbek yapısının şeklen bozulmasına rağmen anlamca sağlam olduğu ortaya çıkmaktadır: / Kapusın yapdurdılar hisâruñ. / (AT-b. 38-v. 42/41b-s. 376) (hisâruñ kapusın) Bu muhâldür ki hünermendler öleler (11a) / bî-hünerler yirlerin tutalar hünermendlerüñ /. (GT-v. 10b/15; 11a/1-s. 135) (hünermendlerüñ yirlerin) / Mahabbetün bir bustân olmıştur, reyâhîn-i havf ü recâ-y-ile ârâste. / (TN-v. 148-s. 137) (reyâhîn-i havf ü recâ-y-ile ârâste bir bustân) Çünkim geregi gibi kazdılar, / (2) ol Zemzem içinde Abdu l-muttalib iki geyik buldı altundan /. (İKT-v. 179b/2-s. 424) (altundan iki geyik) / Hemân-dem kondukları gibi yagma buyurdı, hisârları. / (AT-b. 153-v. 163/257as. 543) (hisârları yagma) Kimi Tanrı dir, kimi Hudâ; / kimi Allah diyü ider nidâ /. (TN-v. 132-s. 128) (nidâ ider) / Eli-y-ile kızmış demüri yogurmak yigrekdür (14) elin gögsine koyup emîr öñine turmakdan. / (GT-v. 22b/13, 14-s. 151) (elin gögsine koyup emîr öñine turmakdan yigrekdür) Rivāyet olundı (10) ki / Zīrā Efzal uñ mālı (6) çoġ-ıdı, Ca fer üñ mālından. / (İKT4/2-v. 401a/5, 6-s. 450) (Ca fer üñ mālından çoġ-ıdı)

462 Türkçenin zengin ek sisteminin oynak dizime izin verdiği kabul edilmektedir. Belirtili isim tamlamaları bu açıdan unsurlarının birbirinden uzaklaşmasına izin verirken eksiz tamlamalar/öbekler olan sıfat tamlamalarında özellikle sıfat unsurunun da yüklemden sonra gelebildiği görülmüştür. Oysa edatlar kesinlikle bağlı olduğu öbekten ayrı veya yüklem ardında kullanılmamıştır. 12. Metinlerin hepsinde yüklemi başta bulunan cümleler genellikle kısa cümlelerdir. Yüklemin, cümlenin başında kullanılması ile dikkat yükleme çekilmiştir. Odaklanan sözcük, yüklemdir. Başta bulunan yüklem, daha çok geniş zaman, görülen geçmiş zaman ve emir kipinde karşımıza çıkmaktadır. 13. İncelenen metinlerde geçen devrik cümle örneklerinin büyük bir kısmı birleşik cümle yapısındadır. Birleşik devrik cümleler çok çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Şartlı birleşik cümlelerde devriklik kimi zaman temel cümlenin önce, yan cümlenin sonra gelmesiyle, kimi zaman temel cümle başta ve kendi içinde devrik, yan cümle sonda olacak şekilde, kimi zaman da yan cümle başta, temel cümle sonda ve kendi içinde devrik dizilmek suretiyle sağlanmıştır. YC + TC + YC dizimiyle yan cümlenin bir parçasının temel cümleden sonra geldiği çok az örnek tespit edilmiştir. Bazen de yan cümle başta ve kendi içinde devrik, temel cümle sonda ve kendi içinde devriktir. 14. İç içe birleşik cümleler temel cümle başta, yan cümle sonda + diyü yapısında dizilebileceği gibi başta bulunan temel cümle yan cümlenin sınırlarına girmeden kendi içinde devrik de olabilir. Böylelikle yüklem ardında temel cümlenin bir veya birkaç ögesi ile yan cümle ve diyü bulunmaktadır. 15. Bir başka iç içe birleşik devrik cümle yapısı ise TC +YC ( Devrik) + (diyü) + TC nin Yüklemi dir. Burada yan cümle mutlaka devriktir. diyü ise kimi cümlelerde varken kimilerinde bulunmaz. Birleşik cümlenin yüklemi en sonda bulunur.

463 TC +YC ( Devrik) + (diyü) + TC nin Yüklemi yapısına benzeyen kimi cümlelerde (bu şekilde on adet cümle tespit edilmiştir) temel cümlenin yüklemi yoktur. Yüklemler eksiltilmiştir. Temel cümlenin yükleminin yan cümleden önce mi yoksa sonra mı gelmesi gerektiği bilinmemektedir. Bu tip cümleleri bu başlık altında toplamak daha uygun görülmüştür. Ol avrat cevāb virüp: / Ben Allāh dan utanurın, Allāh nazar itmedügine nazar (12) eylemege. / (İKT4/1-v. 150a/11, 12-s. 520) Bazılar: (12) Seni kavmuñ ululadıklarına sebeb nedür? diyü sorup, Dilemedügüm işi terk itmeg-ile. / Nitekim seni (13) incidür benüm işlerümden sen dilemedügüñ nesne. / (İKT4/1-v. 47b/12, 13-s. 357) 17. Bazı iç içe birleşik devrik cümlelerde temel cümle başta bulunurken, yan cümle sonda ve kendi içinde devriktir. Bu tarz devrik cümlelerde temel cümlenin yüklemi genellikle eyit- fiilinin geniş zaman veya görülen geçmiş zaman üçüncü tekil şahıs çekimidir. 18. eyit- fiilinin di- fiili ile pekiştirildiği iç içe birleşik cümlelerde yan cümle devriktir. Yan cümlesi devrik olan (eyitdi: didi.) yapısındaki bu cümlelerde eyit- ve di- fiilleri istisnasız olarak her zaman kullanılmıştır. Her iki fiil de geniş zaman veya görülen geçmiş zaman çekimleri ile metinlerde yer almaktadır. 19. Temel cümle başta ve kendi içinde devrik, yan cümle sonda olan cümlelerde ise temel cümleden sonra aktarılan/söylenilen cümle yer almaktadır. / İbn-i Cüreyc rivāyat ider Tāvūs dan /: Buhl oldur kim, gişi gendü elindekine (2) buhl ide. (İKT4/1-v. 213a/1-s. 620) 20. Bazı örneklerde ise ki/kim li birleşik cümlenin yan cümlesi niteliğinde olan bir iç içe birleşik cümle vardır. Bu iç içe birleşik cümlenin yan cümlesi başta ve kendi içinde devrik, temel cümlesi sondadır. Bu yapı TC + ki /kim + YC (İç içe birleşik cümle: YC ( Devrik) + TC) şeklinde formüle edilebilir: Didi kim: / Emre m sag olsun atamuz gitdi-y-ise. / didi. (AT-b. 67-v. 69/89b-s. 414) Bu tarz iç

464 444 içe birleşik devrik cümlelerde temel cümle genellikle sadece yüklemden oluşur ve di- fiilidir. Bu çalışmada birleşik cümlelerin fazla karmaşık yapısı nedeniyle sadece en alt düzeydeki birleşiklik temel alındığı için böyle ki/kim li yapıların içinde geçen iç içe birleşik cümleler burada olduğu gibi iç içe birleşik cümle başlığı altında değerlendirilmiştir. Öte yandan, daha sade bir görünümle aynı kalıpta olan yan cümlesi başta ve devrik, temel cümlesi sonda ve genellikle tek sözcükten (yüklemden) oluşan iç içe birleşik cümle örnekleri de tespit edilmiştir. 21. Temel cümlenin başta ve kendi içinde devrik, yan cümlenin sonda ve kendi içinde devrik olduğu iç içe birleşik cümlelerde, asıl unsur olan temel cümlenin birleşik cümlenin başında bulunması bile aslında devriklik için yeterli nedendir. Birleşik cümlelerde görülen çok çeşitli devrik dizilişlerde konuşur gibi yazmanın etkisi büyüktür. Konuşma aktarımlarında bu durum daha belirgindir. Konuşma aktarımlarının çoğu devrik cümle şeklindedir. 22. Ki/kim li birleşik cümlelerde gerek temel cümlede gerekse yan cümlede devrik dizilmiş çok fazla örnek belirlenmiştir. En çok kullanılan ki/kim li birleşik cümle yapısı olan TC + Kİ/KİM + YC de özellikle temel ve yan cümle, daha az olmakla birlikte hem temel hem yan cümle devriktir. Bu tip birleşik cümleler içinde yan cümlesi bir iç içe birleşik cümle olan karmaşık dizilişler de vardır. Yan cümlenin bir iç içe birleşik cümle olduğu ve iç içe birleşik cümlenin yan cümlesi başta ve devrik, temel cümlesi sonda ve genellikle di- olan zamana ve şahsa bağlanmış çekimli bir fiil olduğu cümlelerden farklı olarak bu cümlelerin yapısı TC + kim + (YC ( Devrik): İç içe Birleşik Cümle: YC + TC( yüklem: diyü ) şeklindedir. diyü istisnasız olarak temel cümlenin yükleminin yerini tutar. Aslında bu tip cümlelerde ki veya kim e ihtiyaç yoktur. İki farklı cümleyi bağlayacakmış gibi temel ve yan cümlenin arasına giren ki/kim kaldırılırsa cümle daha rahat anlaşılacak ve devriklik daha belirginleşecektir. Bu çeşit bir cümle kuruluşu üslûp özelliği olmalıdır. 23. TC + Kİ/KİM + YC yapısında olup da sadece tek bir cümlede tespit edilebilen şu dizim ilginçtir: / Osmān rivāyat ider ki (3) Abdullāh dan /: /İKT4/1-v.

465 b/2, 3-s. 515) Bu cümlede temel cümlenin yükleminden sonra ki bağlacının, ondan sonra da temel cümlenin bir ögesinin geldiği görülmektedir. Ki den sonra gelen bölüm ki li birleşik cümlenin yan cümlesidir. Ancak burada, sadece bu örnekte görülen bir dizimle cümlenin anlamının elverdiği her şekilde sözcüklerin esnek dizilebildiği belirlenmiştir. Öte yandan özellikle Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (İKT, İKT4/1, İKT4/2) nde ki/kim li birleşik cümlelerin temel cümlesinin yüklemi genellikle rivayāt it- tir. Temel cümlenin ardından aktarılan ifade yer almaktadır. 24. İşit-, eyit-, rivāyat it-, sor-, di-, çaġır- gibi fiiller ki/kim li birleşik cümlelerin temel cümlesinin yüklemi olursa yan cümlede mutlaka konuşma aktarımının yapıldığı görülmüştür. 25. TC+tā ki/kim + YC kalıbındaki ki/kim li birleşik cümle yapısı sadece Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (İKT, İKT4/1 ve İKT4/2) nde vardır. Bu cümle yapısı devrik dizilebilme yönünden ki/kim li birleşik cümleden farklı değildir. 26. Metinlerde İsim unsuru + Kİ/KİM + YC + TC yapısındaki ki/kim li birleşik cümleler gerek yan cümle gerek temel cümle gerekse hem yan hem temel cümlenin devrik dizimiyle karşımıza çıkabilmektedir. Ancak daha karmaşık olarak sadece Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (İKT ve İKT4/1) nde şöyle bir dizim vardır: (İsim Unsuru + ki/kim + YC( Devrik) + ki/kim + TC). Örnek: / Ammā ol hadīs kim Buhārī rivāyat itdi Muhammedi bni Teymī den / kim atası Ebū Zer den rivāyat itdi kim bir gün güneş tolunduġı (5) vakt Rasūlü llāh (s. a.v. )- Ebū Zer e eyitmiş: (İKT-v. 17b/3-s. 151) Bir örnekte de şu dizim görülür: TC + İsim Unsuru + ki + (YC Devrik). Örnek: / Altunuñdan (9) ve gümişüñden halka râhat irişdür ve kendüñ dahı fâyidelen, ol vakt (10) ki bu ev senden girü kala gerekse bir gerpüci altundan ve biri gümişden (11) olsun. / (GT-v. 39a/9, 10, 11-s. 179) 27. Cümle başı edatı olarak bir sözcükle birleşerek kalıplaşan hassa kim, anuñıçun kim, zîrâ kim, hemîn kim, nite ki/kim, şöyle ki gibi ki/kim li yapıların devrik

466 446 cümlelerin başında kullanıldığı kimi örnekler tespit edilmiştir. Bu sözcüklerde ki veya kim bağlacının etkisi hissedilmez. 28. Çü/çün/çün/mādām/vaktī/kaçan ki/kim ile kurulan birleşik cümlelerin devrik yapısı tıpkı ki/kim li devrik birleşik cümlelere benzemektedir. Bu tip devrik birleşik cümlelerde görülen devrik dizim de çeşitlilik göstermektedir. 29. Yüklemden sonra gelen cümle dışı unsurlar cümleyi devrik yapmayacağı düşüncesiyle değerlendirmeye alınmamıştır. Cümlenin ögeleri arasında kabul edilmeyen hitaplar, bağlama edatları, ünlemler, ara sözler cümle dışı unsurlardır. 30. Örneklerden hareketle devrik cümlenin genel yapısı kalıplarla tespit edilmiştir. Çalışma sonunda, devrik cümlenin nitelikleri, türleri, ögelerinin nasıl dizildiği açıklık kazanmıştır. Devrik cümlenin ögelerin rastgele dizildiği bir cümle çeşidi olmadığı ortaya çıkmıştır. Tespit edilen devrik cümle örneklerinin dilin dizim yapısının izin verdiği (yani anlaşılabilir olan) belli kalıplar çerçevesinde şekillendiği görülmüştür. Bu kalıplar hem telif hem de tercüme metinlerde kullanılmıştır. Genellikle doğrudan konuşma aktarımlarında geçmekle birlikte doğrudan konuşma aktarımı olmayan cümleler de devrik dizilebilmişlerdir. 31. Uzak mesafe yer değiştirmesi (Hoffmann 1995: 246) ile birleşik cümlelerde temel ve yan cümlenin ögelerinin hem kendi sınırları içinde hem de birbirlerinin sınırlarına girmek suretiyle devrik dizildikleri görülmüştür. 32. İncelenen cümlelerin hiçbirinde anlamsızlık veya tutarsızlık belirlenmemiştir. Bütün devrik cümleler anlaşılabilir ve sıklıkla kullanılan cümle yapılarındandır. Derin yapının yüzey yapıya dönüşmesi olan devrik cümle de dilbilgiseldir. Belli kuralları vardır. Bu kurallar kullanım ile belirlenmiştir. Ancak, anlaşılmaz olan dil yapıları kullanım dışıdır ve dilbilgisel değildir. 33. Tercüme metinlerde her ne kadar telif metinlerden çok devrik cümle tespit edilmişse de bu durum hem tercüme metinlerin hacminin fazlalığından hem de

467 447 doğrudan konuşma aktarımlarına çok yer verdiğinden kaynaklanmaktadır. Yer yer Kur an-ı Kerim den alıntı yoluyla gösterilen ayetlerin orijinalinin yanında Türkçe tercümesi de verilmiştir. Bu tercümelerdeki devriklik satır-arası tercüme tekniği ile ilişkilidir. Böyle cümlelerin başında bulunan yanī sözcüğü satır-arası tercümeyi gösterse de başında her yanī bulunan cümle de satır-arası tercüme değildir. (Örnek: İKT-v. 130b/18- s. 343) Tercüme metinlerdeki devrik cümlelerin yapılarının telif metinlerdeki devrik cümle yapıları ile özdeşleşmesi, devrik cümlelerin özellikle tercüme metinlerde bulunduğu iddiasını çürütmektedir. Bir ÖNY dili olan Türkçede devrik cümle türünün Eski Anadolu Türkçesinin hâkim olduğu XIII. yüzyıldan XV. yüzyılın ikinci yarısına kadar olan dönemde düz yazı metinlerinde de mevcut olduğu yargısına ulaşılmıştır yüzyılları kapsayan bu dönem Türkiye Türkçesinin temelini atan özellikleri taşır. Bu açıdan bakıldığında incelenen metinlerin devrik cümle yapısı standart Türkiye Türkçesindeki devrik cümle yapısının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

468 448 KAYNAKÇA A. Birincil Kaynaklar Âşık Paşazade Osmanoğulları nın Tarihi. Hazırlayanlar: Kemal Yavuz, M. A. Yekta Saraç. İstanbul: Koç Kültür Sanat Tanıtım A. Ş. Mahmūd b. Kâdī-i Manyâs Gülistan Tercümesi (Giriş-İnceleme-Metin- Sözlük). Hazırlayan: Mustafa Özkan. Ankara: Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Şirvanlı Mahmūd Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (4. Cilt, 1. Kısım) (Dil Özellikleri-Metin-Sözlük). Hazırlayan: Arslan Tekin, Ankara: Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Şirvanlı Mahmud Târih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (Giriş-İnceleme-Metin- Sözlük). Hazırlayan: Muhammet Yelten, Ankara: Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Şirvanlı Mahmud Tarih-i İbn-i Kesîr Tercümesi (IV. Cilt, 2. Kısım) (Dil Özellikleri-Metin-Sözlük-Dizin). Hazırlayan: Mehdi Ergüzel, Ankara: Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Yusuf Sinan Paşa Tazarru nâme. Hazırlayan: A. Mertol Tulum. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. B. İkincil Kaynaklar Abdullaev, Elövset Z Türk Dillerinde Bağımlı Birleşik Cümlelerin Evrimi Üzerine. Bilimsel Bildiriler Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s Acarlar, Kevser Devrik Cümle. Türk Dili. Mart, S 210, s Çıkma Durumunda ( den halinde) Sözcüklerin Tümcede Türlü Kullanılışları. Türk Dili. S 223, s Akalın, Şükrü Haluk Eski Anadolu Türkçesinde Cümle Başı Edatlarıyla Kurulmuş Cümleler. Türk Dili. Şubat, S 518, s

469 449 Akçataş, Ahmet. 2002a. Türkçede Devrik Cümlenin Kullanımı Üzerine Bir İnceleme. Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. C 4, S 1, s b. Türkçede İşlev Bakımından Devrik Cümleler. Türk Dili. Eylül, C 84, S 609, s Aksan, Doğan Anlambilim, İlgili Alanlar ve Türkçe. Dil Dergisi Doğan Aksan Özel Sayısı. Şubat, S 16, s Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilim). Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları Türkiye Türkçesinin Dünü, Bugünü, Yarını. Ankara: Bilgi Yayınevi Dil, Şu Büyülü Düzen Ankara: Bilgi Yayınevi. Aksoy, Ekrem Yazı Dili-Konuşma Dili Etkileşimi ve Dilde Doğru. Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü Dergisi. Mart, s Aktaş, Tahsin Çeviri İşlemi ve Eş Değerlilik. Türk Dili. Haziran, S 522, s Alkaç, Gül Işık Yapısal Sözdizimi Açısından Türkçede Eylem Kategorisi. Türk Dilbilimi Konferansı Bildirileri 9-10 Ağustos 1984 (Proceedings of the Turkish Linguistics Conference). Editörler: Ayhan Aksu Koç, Eser Erguvanlı Taylan. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, s Alyılmaz, Cengiz Orhun Yazıtlarının Söz Dizimi. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi. Asral, Suat Salih Devrik Cümle Üstüne. Çağrı, Aylık Sanat ve Fikir Dergisi. Ağustos, S 43, s Atabay, Neşe, Sevgi Özel, Ayfer Çam Türkiye Türkçesinin Sözdizimi. İstanbul: Papatya Yayıncılık. Ataç, Nurullah. 1953a. Ataç ın Cevabı. Türk Dili. Kasım, C 3, S 26, s b İlke çözümlenir mi? - Neden kabarıyor koltukları? Türkçesini söyleseler - Türkçede devrik cümle var mıdır?

470 450 Kimlerden korkmalı? Doğulunun adını Batılı koymıyalım. Yılan. Ulusal.. Son Havadis Gazetesi. 28 Haziran, s. 2, a. Ahmet Ateş e Cevap. Türk Dili. Şubat, C 3, S 29, s b. Dergilerde. Türk Dili. Temmuz, C 3, S 34, s c. Yanıt. Türk Dili. Ağustos, C 3, S 35, s d. Yanıt Türk Dili. C 4, S 39, s e. Ekim. 3. Devrik Tümce. Son Havadis. 3 Ekim, s Bir Soruşturmanın Cevapları (Dergilerden). Türk Dili. Ocak, C 4, S 40, s a Söz Dizimi. Ulus Gazetesi. 19 Nisan, s b Devrik Tümce. Ulus Gazetesi. 05 Ağustos, s. 2, a. Dergilerde. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları b. Günce İstanbul: Yapı Kredi Yayınları c. Günce İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Ateş, Ahmed Nurullah Ataç ve Türkçenin Nahvi. Türk Dili. Kasım, C 3, S 26, s Türkçenin Söz-Dizimi ve Nurullah Ataç. Türk Dili. Ocak, C 3, S 27, s Aydın, Mehmet Kaybolan Seslere Ağıt. Virgül. Mart, S 60, s Dilbilim El Kitabı. İstanbul: 3F Yayınevi. Aydın, Özgür Anadili Eğitimi, Yabancı Dil Öğretimi ve Evrensel Dilbilgisi. Dil Dergisi. S 54, s Banguoğlu, Tahsin Türkçenin Grameri. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Başkan, Özcan Sözdizimi. Dilbilim ve Dilbilgisi Konuşmaları-I. Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s Bayrakdaroğlu, Emin Devrik Cümle Hastalığı. Türk Dili İçin III, Türk Basınında Çıkan Türk Dili ile İlgili Makaleler. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, s Bayraktar, Sibel Kutadgu Bilig de Bulunma Hâli Ekinin Fonksiyonları. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1999/I-II. S 42, s

471 451 Bazin, Louis Başlangıcından Bu Güne Türk Yazı Dili. Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler). C 2, S 1, s Bengi, Işın Çeviri Eleştirisi Bağlamında Eleştirel Bilincin Oluşması ve Eleştiri, Üst-Eleştiri, Çeviribilim İlişkileri. Dilbilim Araştırmaları s Bilgegil, M. Kaya Türkçe Dilbilgisi (Edebiyat Bilgi ve Teorilerine Giriş). Ankara: Güzel İstanbul Matbaası. Bolulu, Osman Türkçede Eklerin Önemi ve den Eki. Türk Dili Dergisi. Mart-Nisan, C 4, S 23, s Tümcede Önemsenen-Artsanan Öğeler. Türk Dili Dergisi. Mart-Nisan, C 6, S 35, s Börekçi, Muhsine Atatürk ün Nutuk unda Söz Dizimi. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Erzurum: Atatürk Üniversitesi. Burdurlu, İbrahim Zeki. 1954a. Devrik Cümle. Hisar. Mart, C 3, S 47, s. 12, 13, b. Devrik Cümle. Hisar. Haziran, C 3, S 50, s c. Devrik Cümle. Hisar. Ekim, C 3, S 54, s d. Devrik Söyleşimlerde Vurgu. Varlık. Mayıs, C 21, S 406, s Dede Korkut Hikayeleri nde Cümle Yapısı. Türk Dili. S 183, s a. Atasözlerimizin Cümle Yapıları. Türk Dili. Nisan, S 187, s b. Atasözlerimizin Cümle Yapıları. Türk Dili. Mayıs, S 188, s Yeşil Gece nin Dil Yapısı. Türk Dili. Eylül, C 18, S 204, s Büyükkantarcıoğlu, Nalan Konuşma Çözümlemesinde Sözel-Olmayan Göstergelerin İşlevleri Üzerine. Dilbilim Araştırmaları s Cemiloğlu, İsmet Yüzyıla Ait Bir Kısas-ı Enbiya Nüshası Üzerinde Sentaks İncelemesi. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları.

472 Eski Anadolu Türkçesi Söz Diziminde Çün lü Cümleler. Türk Dili. S 510, s Cümle Tahlilinin Önemi ve Metot. Türk Dili. Kasım, S 587, s Dede Korkut Hikâyeleri Üzerinde Söz Dizimi Bakımından Bir İnceleme. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Chomsky, Noam Aspects Of The Theory Of Syntax. Cambridge, Massachusetts: The MIT Press. Chung, Sandra Günümüz Sözdiziminde Üretimsel Yaklaşımlar. Dilbilim Araştırmaları Çev. Ahmet KOCAMAN. s Comrie, Bernard Dil Evrensellikleri ve Dilbilim Tipolojisi. Çev. İsmail Ulutaş. Ankara: Hece Yayınları. Csató, Èva Ágnes On Word Order Differences Between Turkish and Karaim. Dilbilim Araştırmaları s Çağatay, Saadet Türkçede ki < erki. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten s Çağlar, Güray Türkçe de Sözcük Dizilişi ve Dil Tipolojisi. Genel Dilbilim Dergisi. Şubat, C 1, S 1, s Danişmend, İsmail Hami. 1944a. Konuşma Dilimizin Tarih Devirleri. Barış Dünyası. Mart, S 5, s b. Konuşma Dilimizin Tarih Devirleri. Barış Dünyası. Mart, S 6, s c. Konuşma Dilimizin Tarih Devirleri. Barış Dünyası. Mart, S 7, s. 7, 12. Dede, Müşerref Dil Genelceleri. Dilbilim ve Dilbilgisi Konuşmaları-I. Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s Delice, İbrahim Türkçe Sözdizimi. İstanbul: Kitabevi Yayınları. Demir, Nurettin, Emine Yılmaz Türk Dili El Kitabı. Ankara: Grafiker Yayınları.

473 453 Demircan, Ömer Türkçede Oynak Dizim ve Oynak Vurgulama. Bağlam S 3, s A Systemic Approach To Non-Echoic-Base Reduplications. Studies on Turkish Linguistics, Proceedings of the Fourth International Conference on Turkish Linguistics August (Bildiri Metni) Ankara: Orta Doğu Teknik Üniversitesi, s Devşirmenin Sözdizimi. IV. Dilbilim Sempozyumu Bildirileri Mayıs Editörler: A. Sumru Özsoy, Hikmet Sebüktekin. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, s a. Devrik Dizimin Kuralları. Dilbilim Yazıları s b. Devrik Tümce Üzerine Tartışmalar. Metis Çeviri. S 15, s c. Devriklik Devşirme mi?. Çağdaş Türk Dili. Eylül, S 43, s Dil Devrimi ve Devrik Tümce. Dil Dergisi. Ocak, S 4, s a. Odak-Bağımlı Sözdizimi. Türk Dili Dergisi. Mayıs- Haziran, S 77, s b. Türkçede Odak Öbeği. Çağdaş Türk Dili. Aralık, C 13, S 154, s c. Türkçede Olağan-Odak Konumu. Türk Dili Dergisi. Temmuz-Ağustos, s a. Odak Konumlayıcıları ve Devrik-Dizim. Türk Dili Dergisi. Nisan-Mayıs, s b. Türkçenin Ezgisi. İstanbul: Yıldız Teknik Üniversitesi Basım- Yayın Merkezi a. Bile ile Yüklem Ardında Odaklama. Türk Dili Dergisi. Temmuz-Ağustos, C 18, S 103, s b. Devrik Tümce Neyin Nesi?. Türk Dili Dergisi. S 105, s c. Dizimsel İlişkilere Giriş. Türk Dili Dergisi. Ocak-Şubat, C 17, S 100, s

474 Söz Dizimine Duygusal Yansımalar: Atasözleri, Deyimler ve Deyişlerde Devrik Dizim. Türk Dili Dergisi. Mart-Nisan, C 18, S 107, s a. Devrik Dizim siz Bir Betiğe Tüm-Okur Odaklanabilir mi?. Türk Dili Dergisi. Mart-Nisan, C 19, S 113, s b. Öyküsü-Devrik Tümce. Türk Dili Dergisi. Ocak-Şubat, C 19, S 112, s c. Şiir Cümlesi mi yoksa Devrik Dize mi?. Türk Dili Dergisi. Temmuz-Ağustos, C 20, S 115, s Deny, Jean Türk Dili Grameri (Osmanlı Lehçesi). Çev. Ali Ulvi Elöve. İstanbul: Maarif Matbaası. Devellioğlu, Ferit Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları. Dilaçar, Agop Sentaks ve Millî Zihniyet. Varlık. Mart, C 11, S 185, s Dizdaroğlu, Hikmet Konuşma Dilimiz. Yücel. Mart, s Tümcebilgisi. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Duman, Musa Devrik Cümle ve Vasiyetname deki Örnekleri Üzerine. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi. C 30 ( ). s Eckmann, János Kur an ın Doğu Türkçesine Tercümeleri. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi. 31 Aralık 1973, C 21, s Doğu Türkçesinde Bir Kur an Çevirisi (Rylands nüshası. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten s Satırarası Farsça ve Türkçe Tercümeli Bir Kur an Yazmasının İki Parçası. Çev. Ayşe Gül Sertkaya. İlmî Araştırmalar 9. s Ediskun, Haydar Devrik Cümle Üzerinde Bir Araştırma. Türk Dili. Ocak, C 9, S 100, s Türk Dilbilgisi. İstanbul: Remzi Kitabevi.

475 455 Eldemir, Aysu Saussure den Sonra Yapısal Dilbilimde Sözdizimi Konusundaki Tutumlar, Yöntemler ve Dönüşümlü Üretimsel Dilbilgisinde Chomsky. Dilbilim ve Dilbilgisi Konuşmaları-I. Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s Emre, Ahmet Cevat. 1988a. Türkçede Cümle. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten s b. Türkçede Cümle 2. İsim Cümlesi. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten s Ergenç, İclal Konuşma Dilinde Sözdizimiyle Bürün Olgularının İlişkisi Üzerine. IV. Dilbilim Sempozyumu Bildirileri Mayıs Editörler: A. Sumru Özsoy, Hikmet Sebüktekin. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, Ergin, Muharrem Edebiyat ve Eğitim Fakültelerinin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri için Türk Dil Bilgisi. İstanbul: Bayrak Basım/Yayım/Tanıtım. Erkul, Rasih Cümle ve Metin Bilgisi. Ankara: Anı Yayıncılık. Erkü, Feride Discourse Pragmatics and Syntactic Description in Turkish. Türk Dilbilimi Konferansı Bildirileri 9-10 Ağustos 1984 (Proceedings of the Turkish Linguistics Conference). Editörler: Ayhan Aksu Koç, Eser Erguvanlı Taylan. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, s Ersoy, Feyzi Hüseyin Rahmi Gürpınar ın Romanlarında Devrik Cümle Kullanımı Üzerine. Türk Dili. Ekim, S 598, s Türkçenin Söz Dizimi Üzerine Bir Bibliyografya Denemesi. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 2001/I-II. S 44, s Esin, Osman Abdülhak Şinasi Hisar ın Çamlıca daki Eniştemiz Adlı Eserindeki Cümle Tipleri Üzerine Bir İnceleme. Yayımlanmamış Doktora Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi. Eyüboğlu, Sabahattin. 1981a. Yazı Dilimiz Üstüne. Sanat Üzerine Denemeler ve Eleştiriler. İstanbul: Cem Yayınevi, s

476 b. Yine Devrik Cümle. Sanat Üzerine Denemeler ve Eleştiriler. İstanbul: Cem Yayınevi, s Fuat, Memet Dil Üstüne. İstanbul: Adam Yayınları. Gabain, Annemarie von Eski Türkçenin Grameri. Çev. Mehmet Akalın. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Gece, Mehmet Türkçe Sözdizimin Temel Mantığı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. Aralık, S 8, s Gencan, Tahir Nejat Devrik Cümle. 8. Türk Dil Kurultayında Okunan Bilimsel Bildiriler Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s Dilbilgisi. Ankara: Ayraç Yayınevi. Göknel, Yüksel Üretici Dönüşümlü Dilbilgisi ve Türkçe Sözdizimi. Türk Dili. Nisan, C 33, S 295, s Gökşen, Enver Naci Tarih Boyunca Devrik Cümle. Türk Dili. Kasım, C 11, S 122, s Göktürk, Akşit Çeviri: Dillerin Dili. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları. Grönbech, Kaare Türkçenin Yapısı. Çev. Mehmet Akalın. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Günay, V. Doğan Dil Konuşanın Özelliğini Ne Oranda Yansıtır?. Dilbilim Araştırmaları s Metin Bilgisi. İstanbul: Multilingual Yayınları. Gürgendereli, Rifat Kerderli Mahmud un Nehcü l-ferâdîs Adlı Eseri Üzerinde Cümle Bilgisi. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Edirne: Trakya Üniversitesi. Güzelşen, Sema Rifat İşlevsel Dilbilimde Sözdizim Sorunları. İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Yüksek Okulu Fransızca Bölümü Dergisi Dilbilim (Linguistique). S 6, s Türkçede Sözdizimsel İşlevler. Yazko Çeviri Dil Çalışmaları Eki. Temmuz-Ağustos, S 13, s Hacıeminoğlu, Necmettin Türk Dilinde Edatlar. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları.

477 457 Hatiboğlu, Vecihe Türkçenin Sözdizimi. Ankara: Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Basımevi. Hengirmen, Mehmet Dilbilgisi ve Dilbilim Terimleri Sözlüğü. Ankara: Engin Yayınevi. Hoffman, Beryl A CCG Approach To Free Word Order Languages. In Proceedings of the 30th Annual Meeting of the ACL (Association for Computational Linguistics), Student Session. İndirildiği tarih: 14 Ağustos s Integrating Free Word Order Syntax and Information Structure. In Proceedings of the 1995 Conference of the European Chapter of Association for Computational Linguistics. Dublin, Ireland. İndirildiği tarih: 14 Ağustos s Hudaybergenova, Zilale Türkiye Türkçesi ve Özbekçede Devrik Tümce. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi. S 18, s İçen, Z Devrik Tümce Üzerine Düşünceler. Türk Dili. C 4, S 39, s İnan, Abdülkadir Atatürk ve Devrik Cümle. Türk Yurdu. Temmuz, C 2, S 286, s Kur an ın Eski Türkçe ve Oğuz-Osmanlıca Çevrileri Üzerine Notlar. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten s İnce, Işıl Türkçenin Çekirdek Tümcelerindeki Kurucu Yapılara Üretimsel- Dönüşümlü Dilbilgisi Açısından Bir Yaklaşım. Dilbilim Araştırmaları s İnce, Ülker Çeviriyi Eleştirmeden Önce. Dilbilim Araştırmaları s Johanson, Lars Araştırma Konusu Olarak Konuşulan Türkçe. İlmî Araştırmalar 12. Çev. Nurettin Demir. s

478 458 Kaplan, Mehmet Konuşma ve Yazı Dili. Fikirde ve San atta Hareket. Ağustos, S 8, s Karahan, Leylâ. 1995a. Türkçede Birleşik Cümle Problemi. Türk Gramerinin Sorunları Toplantısı (22-23 Ekim 1993). Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s b. Türkçede Söz Dizimi. Ankara: Akçağ Yayınları Yapı Bakımından Cümle Sınıflandırmaları Üzerine. Türk Dili. Temmuz, S 583, s Anadolu da Türk Yazı Dilinin Gelişimi. Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. C 3, s Türkçede Söz Dizimi. Ankara: Akçağ Yayınları. Karantay, Suat Çeviri Eleştirisinin Bilimsel Konumu Üzerine Eleştirel Görüşler ve Bir Model Önerisi. Dilbilim Araştırmaları s Karaörs, Metin Cümle Bilgisinde İsimlendirme, Sınıflandırma ve Tahlil Metotlarının Birliği. Türk Gramerinin Sorunları Toplantısı (22-23 Ekim 1993). Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s Türkiye Türkçesi ile Azerbaycan Türkçesinin Kelime Grupları, Cümle ve Cümle Çeşitleri (Sentaks) Bakımından Karşılaştırılması. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten s Kaynak, Oya Türkçede Bağlaçlar. Türk Dili. S 209, s Kıran, Zeynel Üretici-Dönüşümlü Dilbilgisi Açısından Türkçede Çekirdek-Tümce. Genel Dilbilim Dergisi. C 2, S 5-6, s Kıran, Zeynel, Ayşe (Eziler) Kıran Dilbilime Giriş. Ankara: Seçkin Yayıncılık. Kocaman, Ahmet Uygulamalı Dilbilimi Üzerine: Kuramsal Bir Yaklaşım Denemesi. Genel Dilbilim Dergisi. Şubat, C 1, S 1, s Dil Dizgesi Üzerine Gözlemler. Türk Dili. Ekim, S 358, s Çeviri, Çeviri Eleştirisi, Dilbilim. Dilbilim Araştırmaları s. 1-4.

479 459 Koç, Nurettin Tümce Konusundaki Karmaşa. Varlık. Kasım, S 1070, s Yeni Dilbilgisi. İstanbul: İnkılâp Kitabevi. Korkmaz, Zeynep Gramer Terimleri Sözlüğü. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları Türk Dili Üzerine Araştırmalar I, Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları Gramer Konularımızla İlgili Bazı Sorunlar. Türk Dili. Temmuz, S 535, s Korkmaz, Zeynep v.d Türk Dili ve Kompozisyon. Ankara: Ekin Kitabevi Yayınları. Kornfilt, Jaklin Türkçe de Geçişim ve Sözcük Dizimine Etkisi. Dilbilim Araştırmaları s Küçük, Nabi Yaşar Kemal in Kuşlar Da Gitti Adlı Eserinde Devrik Yapı. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: İstanbul Üniversitesi. Kükey, Mazhar Türkçenin Sözdizimi. Ankara: Kardeş Matbaası. Külebi, Oya Dilbilim ve Dil Felsefesinde Bir Dönüm Noktası: Noam Chomsky. Dilbilim Araştırmaları s Lupyan, Gary, Morten H. Christiansen Case, Word Order, and Language Learnability: Insights from Connectionist Modeling. İndirildiği tarih: 06 Aralık s Mansuroğlu, Mecdut Anadoluda Türk Yazı Dilinin Başlaması ve Gelişmesi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi. Haziran, C 4, S 3, s Türkçede Cümle Çeşitleri ve Bağlayıcıları. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten s Martinet, André İşlevsel Genel Dilbilim. Çev. Berke Vardar. İstanbul: Multilingual Yayınları.

480 460 Memmedov, Azad, Vefa Azimova Türk Dillerinin Sözdizimsel Sistemi ve Bileşik Sözdizimsel Bütünlerin Sözdizimsel Birim Olarak İncelenmesi. Dil Dergisi. Kasım, S 109, s Ozansoy, Munis Faik Dilde Soysuzlaşma. Hisar. Ağustos, C 3, S 52, s Sarsak Cümleler İnmeli Mısralar. Hisar. Ağustos, C 5, S 8, s Ozil, Şeyda Türkçede Tümce Yapıları. Yazko Çeviri Dil Çalışmaları Eki. Temmuz-Ağustos, S 13, s Bağımsal Dilbilgisi Açısından Türkçede Tümce Yapı Biçimleri. Türk Dilbilimi Konferansı Bildirileri 9-10 Ağustos 1984 (Proceedings of the Turkish Linguistics Conference). Editörler: Ayhan Aksu Koç, Eser Erguvanlı Taylan. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları. s Özdesenli, Necmettin Devrik Cümle Üzerine. Türk Dili. Ağustos, C 3, S 35, s Özezen, Muna Yücel Namık Kemal in Romanlarında Cümle. Yayınlanmamış doktora tezi. Adana: Çukurova Üniversitesi. Özkırımlı, Atilla Türk Dili Dil ve Anlatım. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. Özsoy, Sumru Üretici Dilbilim Kuramı Çerçevesinde Türkçenin Sözdizimi/Türkçenin Sözdizimi ve Kuramsal Dilbiliminde Evrensellik Kavramı. Dilbilim ve Türkçe. Ankara: Dil Derneği Yayınları, s Chomsky nin Sözdizim Kuramına Bir Bakış. Dilbilim Araştırmaları s Özünlü, Ünsal Türkçe de Sıfatların Niteleme Öbeği İçindeki Sıraları. Genel Dilbilim Dergisi. Şubat, C 1, S 1, s Deyişbilim Alanları. Genel Dilbilim Dergisi. Ekim, C 2, S 5-6, s Deyişbilim ve Yazınsal Değerlerin Bulunması. Dilbilim ve Türkçe. Ankara: Dil Derneği Yayınları, s Edebiyatta Dil Kullanımları. İstanbul: Multilingual Yayınları.

481 461 Pamir, Altay Türkçeyi Ataç Yıkmıştır. Türk Dili İçin VI, Türk Basınında Çıkan Türk Dili ile İlgili Makaleler. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, s Ruhi, Şükriye Yazılı Metin Oluşturmada Devrik Tümcenin İşlevi Üzerine Bir Gözlem. Dilbilim Araştırmaları s Sarıca, Bedri Ağız Çalışmalarının Dil Öğretimine Katkıları. Sözlü Dil Yapısı. Yay. Hz. Mustafa Sarıca. İstanbul: Multilingual Yayınları, s Saussure, Ferdinand de Genel Dilbilim Dersleri. Çev. Berke Vardar. İstanbul: Multilingual Yayınları. Sav, Ömer Atilâ Devrik Tümcede Ataç. Türk Dili. Nisan, C 8, S 91, s Savran, Hülya Birleşik Cümle Üzerine. Türk Dili. S 568, s Eski Türkiye Türkçesinde Kim Bağlaçlı Yardımcı Cümleler. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1999/I-II. S 42, s Sezer, Ayhan Türkçe Tümcelerde Sözdiziminin İşlevi. Genel Dilbilim Dergisi. Ekim, C 2, S 5-6, s Türkçe Sözdizimi. Dilbilim ve Türkçe. Ankara: Dil Derneği Yayınları, s Sinanoğlu, Samim. 1967a. Dilbilgisinin Önemi. Dilbilgisi Sorunları. Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s b. Gene Dilbilgisinin Önemi Üzerine. Dilbilgisi Sorunları. Türk Dil Kurumu. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları, s Solok, Cevdet Kudret. 1960a. Devrik Cümle Üzerine I. Varlık. S 526, s b. Devrik Cümle Üzerine II. Varlık. S 527, s c. Devrik Cümle Üzerine III. Varlık. S 528, s Sönmez, Sevim Sözlü Dil/Yazılı Dil. Dilbilim Araştırmaları s Şeref, Muvaffak Devrik Cümle. Forum. C 6, S 65, s Şimşek, Rasim Türkçe Anlatım. Trabzon: Özkan Ofset Matbaacılık.

482 Örneklerle Türkçe Sözdizimi (Tümceler-Belirtme Öbekleri- Çözümleme). Trabzon: Kuzey Gazetecilik Matbaacılık ve Ambalaj San. A.Ş. Tanpınar, Ahmet Hamdi. 1957, Haziran, 4. Nurullah ATAÇ İçin. Cumhuriyet. 4 Haziran, s. 2, 4. Tekin, Talat Orhon Türkçesi Grameri. Ankara: Sanat Kitabevi. Tepeli, Yusuf VIII. Yüzyıldan XV. Yüzyıla Kadar- Dini Metinler ve Türkçe. Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi. S 8, s Timurtaş, Faruk Kadri Eski Türkiye Türkçesi. İstanbul: Enderun Kitabevi. Topaloğlu, Ahmet XV. Yüzyıl Başlarında Yapılmış «Satır-Arası» Kur an Tercümesi. C. 1. İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayınları Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü. İstanbul: Ötüken Yayınları. Torun, Yeter Nurullah Ataç ın Denemelerinde Devrik Yapılar. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Adana: Çukurova Üniversitesi. Tulum, Mertol Sinan Paşa - Ma arif-nâme, Metin ve Ki li Birleşik Cümleler Üzerinde Bir İnceleme. Yayımlanmamış Doçentlik Tezi. İstanbul. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Türk Dil Kurumu Yeni Tarama Sözlüğü. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları. Uygur, Nermi Dilin Gücü. İstanbul: Kabalcı Yayınları. Uzun, Nadir Engin Anaçizgileriyle Evrensel Dilbilgisi ve Türkçe. İstanbul: Multilingual Yayınları Dünya Dillerinden Örnekleriyle Dilbilgisinin Temel Kavramları Türkçe Üzerine Tartışmalar. İstanbul: Kebikeç Yayınları. Üstüner, Ahat Boğaç Han Hikâyesinde Cümlelerin Yapısı. Türk Dili. Aralık, S 576, s Vardar, Berke Dilbilimin Temel Kavram Ve İlkeleri. İstanbul: Multilingual Yayınları.

483 a. Dilbilim Yazıları. İstanbul: Multilingual Yayınları b. Dilbilimden Yaşama: Yapısalcılık. İstanbul: Multilingual Yayınları. Yalçıner, Neclâ İstanbul Türkçesi Konuşma Dili Hakkında Bir Araştırma ( Yılları Arası). Türk Dili. Eylül, C 84, S 609, s Yelten, Muhammet Anadolu Sahasında Yapılmış Sure Tefsirleri ve Bu Tefsirlerin Türk Dili Açısından Önemi. İlmî Araştırmalar 9. s Yücel, Tahsin Dil Devrimi ve Kurallar. Türk Dili. Mayıs, C 18, S 200, s Zülfikar, Hamza Girişik Cümle Sorunu. Türk Dili. Haziran, S 522, s

484 464 ÖZ GEÇMİŞ Kişisel Bilgiler Adı Soyadı : Gamze Doğan İnan Doğum Yeri ve Tarihi : Polatlı 1976 Eğitim Durumu Lisans Öğrenimi : Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrenimi : Ondokuz Mayıs Üniversitesi Bildiği Yabancı Diller : İngilizce, Almanca Bilimsel Etkinlikleri : Kitab-ı Gunya ve Mecmuatu n-nezair de Ünlü Değişmeleri (Yüksek lisans tezi) İş Deneyimi Uygulamalar : Projeler: Çalıştığı Kurumlar: *Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü *Polis Akademisi Ondokuz Mayıs Polis Meslek Yüksekokulu İletişim E-Posta Adresi : [email protected] Telefon İş: Ev: Cep: Tarih:

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci;

Öğrenim Kazanımları Bu programı başarı ile tamamlayan öğrenci; Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : TÜRKİYE TÜRKÇESİNİN SÖZ DİZİMİ Ders No : 8107010023 Teorik : 3 Pratik : 0 Kredi : 3 ECTS : 0 Ders Bilgileri Ders Türü - Seçiniz

Detaylı

Ders Adı : TÜRK DİLİ II: CÜMLE VE METİN BİLGİSİ Ders No : Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 3. Ders Bilgileri.

Ders Adı : TÜRK DİLİ II: CÜMLE VE METİN BİLGİSİ Ders No : Teorik : 2 Pratik : 0 Kredi : 2 ECTS : 3. Ders Bilgileri. Image not found http://bologna.konya.edu.tr/panel/images/pdflogo.png Ders Adı : TÜRK DİLİ II: CÜMLE VE METİN BİLGİSİ Ders No : 3464 Teorik : Pratik : Kredi : ECTS : 3 Ders Bilgileri Ders Türü Öğretim Dili

Detaylı

TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE TARİH İFADE ETMEK İÇİN KULLANILAN YAPILARIN SÖZ DİZİMİ BAKIMINDAN İNCELENMESİ *

TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE TARİH İFADE ETMEK İÇİN KULLANILAN YAPILARIN SÖZ DİZİMİ BAKIMINDAN İNCELENMESİ * TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE TARİH İFADE ETMEK İÇİN KULLANILAN YAPILARIN SÖZ DİZİMİ BAKIMINDAN İNCELENMESİ * EXAMINATION OF THE WORDS DESCRIBING DATE IN TERMS OF SYNTAX IN TURKEY TURKISH Sedat BALYEMEZ ** Özet:

Detaylı

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 BÖLÜM 2

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 BÖLÜM 2 İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 ÖNSÖZ DİL NEDİR? / İsmet EMRE 1.Dil Nedir?... 1 2.Dilin Özellikleri.... 4 3.Günlük Dil ile Edebî Dil Arasındaki Benzerlik ve Farklılıklar... 5 3.1. Benzerlikler... 5 3.2. Farklılıklar...

Detaylı

Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Ortak Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri

Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Ortak Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Ortak Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri 1. Yıl Ders Planı Türkiye Türkçesi ETO703 1 2 + 1 8 Türk dilinin kaynağı, gelişimi; Türkiye Türkçesinin diğer dil ve lehçelerle

Detaylı

Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri

Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans Programı Ders İçerikleri 1. Yıl Ders Planı 1. Yarıyıl Türkçe Öğretiminde Çağdaş Yaklaşımlar ETO701 1 2 + 1 7 Türkçe öğretiminde geleneksel uygulamalardan

Detaylı

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...7 KISALTMALAR GİRİŞ İran ve Türk Edebiyatlarında Husrev ü Şirin Hikâyesi BİRİNCİ BÖLÜM Âzerî nin Biyografisi...

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...7 KISALTMALAR GİRİŞ İran ve Türk Edebiyatlarında Husrev ü Şirin Hikâyesi BİRİNCİ BÖLÜM Âzerî nin Biyografisi... İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...7 KISALTMALAR...11 GİRİŞ İran ve Türk Edebiyatlarında Husrev ü Şirin Hikâyesi...13 BİRİNCİ BÖLÜM Âzerî nin Biyografisi...27 5 İKİNCİ BÖLÜM Husrev ü Şirin Mesnevisinin İncelenmesi...57

Detaylı

Bir duygu, düşünce veya durumu tam olarak anlatan sözcük ya da söz öbeklerine cümle denir. Şimdi birbirini tamamlayan öğeleri inceleyeceğiz.

Bir duygu, düşünce veya durumu tam olarak anlatan sözcük ya da söz öbeklerine cümle denir. Şimdi birbirini tamamlayan öğeleri inceleyeceğiz. CÜMLENİN ÖĞELERİ Bir duygu, düşünce veya durumu tam olarak anlatan sözcük ya da söz öbeklerine cümle denir. Şimdi birbirini tamamlayan öğeleri inceleyeceğiz. Bir cümlenin oluşması için en önemli şart,

Detaylı

» Ben işlerimi zamanında yaparım. cümlesinde yapmak sözcüğü, bir yargı taşıdığı için yüklemdir.

» Ben işlerimi zamanında yaparım. cümlesinde yapmak sözcüğü, bir yargı taşıdığı için yüklemdir. CÜMLENİN ÖĞELERİ TEMEL ÖĞELER Yüklem (Fiil, Eylem) Cümledeki işi, hareketi, yargıyı bildiren çekimli unsura yüklem denir. Yükleme, cümlede yargı bildiren çekimli öge de diyebiliriz. Yüklem, yukarıda belirttiğimiz

Detaylı

CÜMLE ÇEŞİTLERİ. Buna yükleminin türüne göre de denebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır.

CÜMLE ÇEŞİTLERİ. Buna yükleminin türüne göre de denebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır. CÜMLE ÇEŞİTLERİ Cümleler, kendini oluşturan sözcüklerin anlamlarına, cümlede bulundukları yerlere, türlerine göre değişik özellikler gösterir. İşte bu özelliklere göre cümleler değişik gruplar altında

Detaylı

ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI:

ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: Bu formun ç kt s n al p ço altarak ö rencilerinizin ücretsiz Morpa Kampüs yarıyıl tatili üyeli inden yararlanmalar n sa layabilirsiniz.! ISBN NUMARASI: 65482464 ISBN NUMARASI: 65482464! ISBN NUMARASI:

Detaylı

GEÇİŞLİ FİLLERLE KURULMUŞ DEYİMLEŞMİŞ BİRLEŞİK FİLLER İN YÜKLEM OLDUĞU CÜMLELERDE NESNE MESELESİ Selma GÜLSEVİN

GEÇİŞLİ FİLLERLE KURULMUŞ DEYİMLEŞMİŞ BİRLEŞİK FİLLER İN YÜKLEM OLDUĞU CÜMLELERDE NESNE MESELESİ Selma GÜLSEVİN - International Periodical For The Languages, Literature, p. 1150-1154, TURKEY GEÇİŞLİ FİLLERLE KURULMUŞ DEYİMLEŞMİŞ BİRLEŞİK FİLLER İN YÜKLEM OLDUĞU CÜMLELERDE NESNE MESELESİ Selma GÜLSEVİN ÖZET Bir cümlede

Detaylı

RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK ÜZERİNE

RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK ÜZERİNE A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 51, ERZURUM 2014, 471-475 RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK ÜZERİNE ABOUT RİSÂLE-İ MÛZE-DÛZLUK Ahmet DEMİRTAŞ * Resim 1: Kitaba ait kapak görüntüsü Çizmecilik /

Detaylı

CJ MTP11 AYRINTILAR. 5. Sınıf Türkçe. Konu Tarama Adı. 01 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - I. 02 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - II

CJ MTP11 AYRINTILAR. 5. Sınıf Türkçe. Konu Tarama Adı. 01 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - I. 02 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - II 5. Sınıf Adı Öğrenme Alanı 01 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - I 02 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - II 03 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - III (Sözcükte Anlam) 04 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam -

Detaylı

ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? IS IT PARENT LANGUAGE OR OR MOTHER TONGUE?

ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? IS IT PARENT LANGUAGE OR OR MOTHER TONGUE? ANA DİL Mİ, ANA DİLİ Mİ? Prof. Dr. Mukim SAĞIR ÖZET Bu makalede ana dil ve ana dili terimlerinin kullanımları üzerinde durulacaktır. Aralarında nüans olan bu iki terimin Türkçe ve Türk Dili öğretiminde

Detaylı

REŞAT NURİ GÜNTEKİN İN ÇALI KUŞU ROMANINDAKİ SIFAT TAMLAMALARININ DERİN YAPISI VE ÖĞRETİMİ ÜZERİNE

REŞAT NURİ GÜNTEKİN İN ÇALI KUŞU ROMANINDAKİ SIFAT TAMLAMALARININ DERİN YAPISI VE ÖĞRETİMİ ÜZERİNE 35 REŞAT NURİ GÜNTEKİN İN ÇALI KUŞU ROMANINDAKİ SIFAT TAMLAMALARININ DERİN YAPISI VE ÖĞRETİMİ ÜZERİNE TEACHING AND THE STRUCTURE OF THE ADJECTIVE PHRASES IN ÇALI KUŞU BY REŞAT NURİ GÜNTEKİN Öğrt. Turgut

Detaylı

Türkiye Türkçesinde Dakikalı Saat İfadeleri ve Saat Grubu

Türkiye Türkçesinde Dakikalı Saat İfadeleri ve Saat Grubu Dil Araştırmaları Dergisi Sayı: 2 Bahar 2008, 87-92 ss. Türkiye Türkçesinde Dakikalı Saat İfadeleri ve Saat Grubu Sedat BALYEMEZ 1 ÖZET Saat ifadeleri, günlük dilde kullanımı çok fazla olan ifadelerdir.

Detaylı

Konumuz CÜMLENİN ÖĞELERİ çocuklar.

Konumuz CÜMLENİN ÖĞELERİ çocuklar. Konumuz CÜMLENİN ÖĞELERİ çocuklar. Mustafa Öğretmenim, cümlenin asıl öğeleri Yüklem ve Özne dir. Öğretmenim, Zarf Tümleci, Dolaylı Tümleç ve Nesne (Belirtili Nesne Belirtisiz Nesne) de yardımcı öğeleridir.

Detaylı

Türk Dili I El Kitabı

Türk Dili I El Kitabı Türk Dili I El Kitabı Editörler Osman Gündüz Osman Mert Yazarlar Sıddık Bakır Yasin Mahmut Yakar Osman Mert Kürşad Çağrı Bozkırlı Erhan Durukan Nurşat Biçer Oğuzhan Yılmaz M. Abdullah Arslan Osman Gündüz

Detaylı

BASICS OF ENGLISH SENTENCE STRUCTURE

BASICS OF ENGLISH SENTENCE STRUCTURE BASICS OF ENGLISH SENTENCE STRUCTURE What must we remember? (Neyi hatırlamalıyız?) 1. Sentence Structure / Word Order Cümle Yapısı / Sözcük Sırası Bilindiği gibi İngilizce Cümleler Türkçe gibi yazılmamaktadır.

Detaylı

SȖDȂN SEYAHȂTNȂMESİ: METİN VE İNCELEME

SȖDȂN SEYAHȂTNȂMESİ: METİN VE İNCELEME T.C. FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI SȖDȂN SEYAHȂTNȂMESİ: METİN VE İNCELEME Khalid Khater Mohemed Ali 130101036 TEZ DANIŞMANI Prof.

Detaylı

Dil Araştırmaları, Sayı 2, Bahar 2008

Dil Araştırmaları, Sayı 2, Bahar 2008 Dil Araştırmaları, Sayı 2, Bahar 2008 www.dilarastirmalari.com TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE DAKİKALI SAAT İFADELERİ VE SAAT GRUBU Sedat BALYEMEZ ÖZET Saat ifadeleri, günlük dilde kullanımı çok fazla olan ifadelerdir.

Detaylı

Sosyal Bilimler Dergisi 1

Sosyal Bilimler Dergisi 1 Sosyal Bilimler Dergisi 1 NESNENİN ETKİ ALANI Ahmet AKÇATAŞ * ÖZET Nesne, cümlede önemli bir yere sahiptir. Nesnenin etki alanı, cümlenin gücünü de gösterir. Cümlede nesneler, yüklemin sonucunu, öznenin

Detaylı

PENTRU DISCIPLINA LIMBA ŞI LITERATURA TURCĂ MATERNĂ

PENTRU DISCIPLINA LIMBA ŞI LITERATURA TURCĂ MATERNĂ C E N T R U L NAŢIONAL DE EVALUARE ŞI E X A M I N A R E PROGRAMA DE EXAMEN PENTRU DISCIPLINA LIMBA ŞI LITERATURA TURCĂ MATERNĂ BACALAUREAT 2011 TIP PROGRAMĂ: PROFIL TEOLOGIC ŞI PEDAGOGIC Pagina 1 din 5

Detaylı

VURGULAMA İŞLEVLİ DİL BİRİMLERİ ÜZERİNE

VURGULAMA İŞLEVLİ DİL BİRİMLERİ ÜZERİNE VURGULAMA İŞLEVLİ DİL BİRİMLERİ ÜZERİNE Leylâ KARAHAN Türkçe söz diziminde özne, nesne, zarf ve yer tamlayıcısı gibi yüklemle doğrudan bağlantılı olan ögelerin dışında yüklemle bağlantısı olmayan ancak

Detaylı

TÜRKİYE TÜRKÇESİ VE TATAR TÜRKÇESİNİN KARŞILAŞTIRMALI SÖZ DİZİMİ

TÜRKİYE TÜRKÇESİ VE TATAR TÜRKÇESİNİN KARŞILAŞTIRMALI SÖZ DİZİMİ TÜRKİYE TÜRKÇESİ VE TATAR TÜRKÇESİNİN KARŞILAŞTIRMALI SÖZ DİZİMİ Caner Kerimoğlu (2014), Türkiye Türkçesi ve Tatar Türkçesinin Karşılaştırmalı Söz Dizimi, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 299 s. Vahide

Detaylı

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI 8. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ DERS SAATİ

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI 8. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ DERS SAATİ AY HAFTA 016-017 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI 8. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE DERS SAATİ KONU ADI 1 FİİLİMSİLER SÖZCÜKTE ANLAM KAZANIMLAR Fiilimsiyle, fiil ve isim soylu kelimeler arasındaki farkları kavrar.

Detaylı

Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Selçuk Üniversitesi 1979-1984. Y. Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Cumhuriyet Üniversitesi 1992-1993

Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Selçuk Üniversitesi 1979-1984. Y. Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Cumhuriyet Üniversitesi 1992-1993 1. Adı Soyadı: H. İbrahim DELİCE 2. Doğum Tarihi: 01 Nisan 1964 3. Unvanı: Prof. Dr. 4. Öğrenim Durumu: Derece Alan Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edebiyatı Selçuk Üniversitesi 1979-1984 Y. Lisans

Detaylı

Tezkire-i Şeyh Safî (İnceleme-Metin-Dizin) Cilt I

Tezkire-i Şeyh Safî (İnceleme-Metin-Dizin) Cilt I Tezkire-i Şeyh Safî (İnceleme-Metin-Dizin) Cilt I Yazar Feyza Tokat ISBN: Takım Numarası: 978-605-9247-50-4 (Tk) Cilt I: 978-605-9247-51-1 (1.c) 1. Baskı Nisan, 2017 / Ankara 100 Adet Yayınları Yayın No:

Detaylı

CÜMLE TÜRLERİ YÜKLEMİNİN TÜRÜNE GÖRE. Fiil Cümlesi. *Yüklemi çekimli fiil olan cümlelere denir.

CÜMLE TÜRLERİ YÜKLEMİNİN TÜRÜNE GÖRE. Fiil Cümlesi. *Yüklemi çekimli fiil olan cümlelere denir. CÜMLE TÜRLERİ YÜKLEMİNİN TÜRÜNE GÖRE Fiil Cümlesi *Yüklemi çekimli fiil olan cümlelere denir. İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye erişemez. Seçilmiş birkaç kitaptan güzel ne olabilir. İsim

Detaylı

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler

İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI. XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESINDE GELIŞEN TÜRK EDEBIYATI XIII - XIV yy. Olay Çevresinde Gelişen Metinler OLAY ÇEVRESINDE GELIŞEN EDEBI METINLER Oğuz Türkçesinin Anadolu daki ilk ürünleri Anadolu Selçuklu Devleti

Detaylı

Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri

Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri Türk Dili Anabilim Dalı- Tezli Yüksek Lisans (Sak.Üni.Ort) Programı Ders İçerikleri 1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ TDE729 1 3 + 0 6 Sosyal bilimlerle ilişkili

Detaylı

Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım

Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR 1. İletişim 2. İnsan, İletişim ve Dil 3. Dil Kültür İlişkisi DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 1. Dillerin Sınıflandırılması

Detaylı

Kaynak ve Dipnot Gösterme Kuralları

Kaynak ve Dipnot Gösterme Kuralları Kaynak Gösterme Rapor içerisinde kullanılan farklı kaynaklardan edinilen bilgilerin nereden alındığının gösterilmesi gerekir. Raporda farklı bir kaynaktan alınan ve olduğu gibi kullanılan cümlelerin ya

Detaylı

BİÇİMBİRİMLER. Türetim ve İşletim Ardıllarının Sözlü Dildeki Kullanım Sıklığı. İslam YILDIZ Funda Uzdu YILDIZ V. Doğan GÜNAY

BİÇİMBİRİMLER. Türetim ve İşletim Ardıllarının Sözlü Dildeki Kullanım Sıklığı. İslam YILDIZ Funda Uzdu YILDIZ V. Doğan GÜNAY BİÇİMBİRİMLER Türetim ve İşletim Ardıllarının Sözlü Dildeki Kullanım Sıklığı İslam YILDIZ Funda Uzdu YILDIZ V. Doğan GÜNAY BİÇİMBİRİMLER Türetim ve İşletim Ardıllarının Sözlü Dildeki Kullanım Sıklığı

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM 6. SINIF TÜRKÇE İ KURS I VE LERİ AY 1 Biçim Bilgisi Biçim Bilgisi Biçim Bilgisi 4 5 Çok anlamlılık (temel, yan, mecaz ve terim anlam) Çok anlamlılık (temel, yan, mecaz ve terim anlam) Kök ve eki kavrar.

Detaylı

SBS İlköğretim 6 Türkçe Müfredatı

SBS İlköğretim 6 Türkçe Müfredatı SBS İlköğretim 6 Türkçe Müfredatı TÜR VE ŞEKİL BİLGİSİ Düz Yazı Bilgisi Efsane Destan Masal Hikâye Tiyatro Gezi Yazısı Anı (Hatıra) Günlük (Günce) Deneme Biyografi Otobiyografi Mektup Münazara Şiir Bilgisi

Detaylı

Danışman: Prof. Dr. H.Ömer KARPUZ

Danışman: Prof. Dr. H.Ömer KARPUZ ÖZGEÇMİŞ VE ESERLER LİSTESİ ÖZGEÇMİŞ Adı Soyadı: Ahmet AKÇATAŞ Doğum Tarihi: 22 Şubat 1970 Öğrenim Durumu: Derece Bölüm/Program Üniversite Yıl Lisans Türk Dili ve Edeb. Öğr. Selçuk Üniversitesi 1992 Y.

Detaylı

BİLİMSEL ARAŞTIRMA NASIL YAPILIR II YRD. DOÇ. DR. İBRAHİM ÇÜTCÜ

BİLİMSEL ARAŞTIRMA NASIL YAPILIR II YRD. DOÇ. DR. İBRAHİM ÇÜTCÜ BİLİMSEL ARAŞTIRMA NASIL YAPILIR II YRD. DOÇ. DR. İBRAHİM ÇÜTCÜ 1 SUNUM PLANI 1. Giriş 2. Makale İncelemeleri 3. Araştırma Metninin Biçimsel Yapısı 3.1. Ön Kısım 3.2. Metin Kısmı 3.3. Son Kısım 4. Araştırma

Detaylı

ÖZNE YÜKLEM UYUMU BAKIMINDAN FARKLI BĐR CÜMLE TĐPĐ

ÖZNE YÜKLEM UYUMU BAKIMINDAN FARKLI BĐR CÜMLE TĐPĐ ÖZNE YÜKLEM UYUMU BAKIMINDAN FARKLI BĐR CÜMLE TĐPĐ Caner KERĐMOĞLU ÖZET Bu çalışmada Türkiye Türkçesinin söz dizimiyle ilgili olarak özne-yüklem uyumu konusu ele alınmıştır. Yüklemi 1. ve 2. kişi zamiri

Detaylı

BAĞLAÇ. Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere "bağlaç" denir.

BAĞLAÇ. Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere bağlaç denir. BAĞLAÇ Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere "bağlaç" denir. Bağlaçlar da edatlar gibi tek başlarına anlamı olmayan sözcüklerdir. Bağlaçlar her

Detaylı

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÜZ DÖNEMİ PROGRAMI

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜMÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI GÜZ DÖNEMİ PROGRAMI I. SINIF / I. YARIYIL YDİ101 YDF101 Temel Yabancı Dil (İngilizce) Temel Yabancı Dil (Fransızca YDA101 Temel Yabancı Dil (Almanca) 4 0 4 4 1 ATA101 Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 2 0 2 2 1 TDİ101 Türk

Detaylı

Türk Dili, TDK, 9/2001, s. 257-264. Dr. Ayfer Aktaş. -DIktAn/-DUktAn sonra ZARF-FİİLİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

Türk Dili, TDK, 9/2001, s. 257-264. Dr. Ayfer Aktaş. -DIktAn/-DUktAn sonra ZARF-FİİLİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA 1 Türk Dili, TDK, 9/2001, s. 257-264. Dr. Ayfer Aktaş -DIktAn/-DUktAn sonra ZARF-FİİLİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA 1. Giriş -DIktAn/-DUktAn sonra zarf-fiili çeşitli araştırmalarda birçok kez ele alınmıştır.

Detaylı

PROF. DR. HÜLYA SAVRAN. [email protected]. 4. ÖĞRENİM DURUMU Derece Alan Üniversite Yıl Lisans

PROF. DR. HÜLYA SAVRAN. hsavran@balikesir.edu.tr. 4. ÖĞRENİM DURUMU Derece Alan Üniversite Yıl Lisans PROF. DR. HÜLYA SAVRAN ÖZGEÇMİŞ 1. Adı Soyadı Hülya SAVRAN İletişim Bilgileri Adres Telefon Mail Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Bölümü 10145 Çağış Yerleşkesi / BALIKESİR 0 266 612 10 00

Detaylı

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 6. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 6. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ KASIM EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 6. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı Kazanımlar Test No Test Adı BİÇİM BİLGİSİ (Kök, Ek ve

Detaylı

T.C. NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ. Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı İLGİLİ MAKAMA

T.C. NEVŞEHİR HACI BEKTAŞ VELİ ÜNİVERSİTESİ. Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı İLGİLİ MAKAMA Sayı : 10476336-100-E.531 29/01/2019 Konu : Ders İçerikleri-Çağdaş Türk Lehçerleri ve Edebiyatları Bölümü İLGİLİ MAKAMA Bu belge 5070 Elektronik İmza Kanununa uygun olarak imzalanmış olup, Fakültemiz Çağdaş

Detaylı

TÜRKÇE CÜMLE BİL- GİSİ TDE 203U

TÜRKÇE CÜMLE BİL- GİSİ TDE 203U TÜRKÇE CÜMLE BİL- GİSİ TDE 203U KISA ÖZET DİKKAT Burada ilk 4 sahife gösterilmektedir. Özetin tamamı için sipariş veriniz www.kolayaof.com 1 1. ÜNİTE Türkçede Kelime Gruplarının Yapısı ve Kullanılışı Biçimleri:

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAPÇA I DKB

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAPÇA I DKB DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS ARAPÇA I DKB 03 +2 2 4 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Lisans Yüz Yüze / Zorunlu Dersin Koordinatörü Dersi

Detaylı

CÜMLENİN ÖGELERİ YÜKLEM / ÖZNE

CÜMLENİN ÖGELERİ YÜKLEM / ÖZNE CÜMLENİN ÖGELERİ YÜKLEM / ÖZNE YÜKLEM Cümlede işi, oluşu, durumu bildiren öğeye yüklem denir. Diğer öğeleri bulmak için bütün sorular yükleme yöneltilir. Dilimizde her türlü sözcük ve söz öbeği yüklem

Detaylı

Satıcı burnu havada, kendini beğenmiş biri. Yaklaşık beş yıl kadar bu Edirne'de oturduk.

Satıcı burnu havada, kendini beğenmiş biri. Yaklaşık beş yıl kadar bu Edirne'de oturduk. ANLATIM BOZUKLUKLARI Her cümle belli bir düşünceyi, duyguyu aktarmak için kurulur. Bu cümlenin, ifade edeceği anlamı açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koyması gerekir. Ayrıca cümle mümkün olduğunca

Detaylı

Selahittin Tolkun, Özbekçede Fiilimsiler, Dijital Sanat Yayıncılık, Kadıköy, İstanbul, 2009, s. 269.

Selahittin Tolkun, Özbekçede Fiilimsiler, Dijital Sanat Yayıncılık, Kadıköy, İstanbul, 2009, s. 269. Selahittin Tolkun, Özbekçede Fiilimsiler, Dijital Sanat Yayıncılık, Kadıköy, İstanbul, 2009, s. 269. Birçok dilde olduğu gibi Türkçede de kelimeler isim ve fiil olarak iki temel gruba ayrılır. Diğer kelime

Detaylı

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar

OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar OSMANLICA öğrenmek isteyenlere kaynaklar Eda Yeşilpınar Hemen her bölümün kuşkusuz zorlayıcı bir dersi vardır. Öğrencilerin genellikle bu derse karşı tepkileri olumlu olmaz. Bu olumsuz tepkilerin nedeni;

Detaylı

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

10.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 EDEBİYAT TARİHİ / TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER 1.Edebiyat tarihinin uygarlık tarihi içindeki yerini.edebiyat tarihinin

Detaylı

RUS DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR PROGRAMI

RUS DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI BAHAR PROGRAMI ANADAL EĞİTİM PROGRAMI ZORUNLU DERSLERİ 1. YIL 2.YARIYIL 3 1 2 TDİ102 ATA102 YDİ102 YDA102 YDF102 Türk Dili II (Turkish Language II) Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi (History of the Republic of Turkey)

Detaylı

T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖLÇME, DEĞERLENDİRME VE SINAV HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖLÇME, DEĞERLENDİRME VE SINAV HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖLÇME, DEĞERLENDİRME VE SINAV HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 8. SINIF MERKEZÎ ORTAK SINAVLARI TÜRKÇE DERSİ AÇIK UÇLU SORU VE YAPILANDIRILMIŞ CEVAP ANAHTARI ÖRNEKLERİ Örnek Soru

Detaylı

Şimdi noktalama işaretlerinin neler olduğunu ayrıntılarıyla görelim. Anlamca tamamlanmış cümlelerin sonunda kullanılır.

Şimdi noktalama işaretlerinin neler olduğunu ayrıntılarıyla görelim. Anlamca tamamlanmış cümlelerin sonunda kullanılır. NOKTALAMA İŞARETLERİ Dilimizde ilk kez Tanzimat döneminde kullanılan noktalama işaretleri, yazının daha kolay anlaşılmasını sağlar. Yazının okunmasını kolaylaştırır ve anlam karışıklığına düşülmesine engel

Detaylı

Cümle, bir düşünceyi, bir dileği, bir haberi ya da duyguyu tam olarak anlatan, bir veya birden çok sözcükten oluşmuş anlatım birimidir.

Cümle, bir düşünceyi, bir dileği, bir haberi ya da duyguyu tam olarak anlatan, bir veya birden çok sözcükten oluşmuş anlatım birimidir. CÜMLENİN ÖĞELERİ Cümle, bir düşünceyi, bir dileği, bir haberi ya da duyguyu tam olarak anlatan, bir veya birden çok sözcükten oluşmuş anlatım birimidir. Cümle içindeki sözcüklerin tek başlarına ya da

Detaylı

Başkent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Doç. Dr. S. EKER

Başkent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Doç. Dr. S. EKER TÜRK DİLİ ÜZERİNE BİRKAÇ NOT Başkent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Doç. Dr. S. EKER 1 Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir Dilin millî ve zengin olması millî

Detaylı

Ekonometri Ders Notları İçin Önsöz

Ekonometri Ders Notları İçin Önsöz Ekonometri Ders Notları İçin Önsöz Yrd. Doç. Dr. A. Talha YALTA Ekonometri Ders Notları Sürüm 2,0 (Ekim 2011) Açık Lisans Bilgisi İşbu belge, Creative Commons Attribution-Non-Commercial ShareAlike 3.0

Detaylı

TÜRKÇE DİL BİLGİSİ KURALLARI-Dil Yapısı

TÜRKÇE DİL BİLGİSİ KURALLARI-Dil Yapısı Pazar, 27 Eylül 2009 0949 - Son Güncelleme Pazar, 27 Eylül 2009 0950 TÜRKÇE DİL BİLGİSİ KURALLARI-Dil Yapısı Dil İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler

Detaylı

(Dış Kapak Örneği) T.C. ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ ve EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ TEZ ADI BİTİRME TEZİ

(Dış Kapak Örneği) T.C. ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ ve EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ TEZ ADI BİTİRME TEZİ (Dış Kapak Örneği) T.C. ÖMER HALİSDEMİR ÜNİVERSİTESİ FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ ve EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ TEZ ADI BİTİRME TEZİ Hazırlayan Adı Soyadı Danışman Unvan Adı Soyadı Niğde Ay, Yıl

Detaylı

Karamanlıca Resimli Bir Çocuk Dergisi: Angeliaforos Çocuklar İçün (1872)

Karamanlıca Resimli Bir Çocuk Dergisi: Angeliaforos Çocuklar İçün (1872) Karamanlıca Resimli Bir Çocuk Dergisi: Angeliaforos Çocuklar İçün (1872) Yazar Hayrullah Kahya ISBN: 978-605-9247-66-5 Ağustos, 2017 / Ankara 100 Adet Yayınları Yayın No: 238 Web: grafikeryayin.com Kapak,

Detaylı

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ KASIM EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 7. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı Kazanımlar Test No Test Adı FİİLLER (Anlam-Kip-Kişi- Anlam

Detaylı

AHMET TURAN SİNAN, TÜRKÇENİN DEYİM VARLIĞI, KUBBEALTI YAYINCILIK, MALATYA 2001, 516 S.

AHMET TURAN SİNAN, TÜRKÇENİN DEYİM VARLIĞI, KUBBEALTI YAYINCILIK, MALATYA 2001, 516 S. AHMET TURAN SİNAN, TÜRKÇENİN DEYİM VARLIĞI, KUBBEALTI YAYINCILIK, MALATYA 2001, 516 S. Yavuz TANYERİ * Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği 1 olarak

Detaylı

RESEARCH ON THE LITERATURE ABOUT THE PROBLEMS OF THE SENTENCE

RESEARCH ON THE LITERATURE ABOUT THE PROBLEMS OF THE SENTENCE Article History Received / Geliş Accepted / Kabul Available Online / Yayınlanma 25.09.2017 15.10.2017 15.10.2017 RESEARCH ON THE LITERATURE ABOUT THE PROBLEMS OF THE SENTENCE CÜMLE PROBLEMLERİNE DAİR BİR

Detaylı

CÜMLENİN ÖĞELERİ. Özne Yüklem Tümleç Nesne

CÜMLENİN ÖĞELERİ. Özne Yüklem Tümleç Nesne CÜMLENİN ÖĞELERİ Özne Yüklem Tümleç Nesne 1 Sözcüklerin cümle içerisindeki görev adlarına cümlenin öğeleri denir. Cümle öğelerini, temel öğeler ve yardımcı öğeler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.

Detaylı

TÜRKÇE BİÇİM KISA ÖZET. www.kolayaof.com

TÜRKÇE BİÇİM KISA ÖZET. www.kolayaof.com DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. TÜRKÇE BİÇİM BİLGİSİ KISA ÖZET www.kolayaof.com

Detaylı

TÜRKĐYE TÜRKÇESĐNDE ÖZNE DURUM BĐÇĐMBĐRĐMĐ ALABĐLĐR MĐ?

TÜRKĐYE TÜRKÇESĐNDE ÖZNE DURUM BĐÇĐMBĐRĐMĐ ALABĐLĐR MĐ? TÜRKĐYE TÜRKÇESĐNDE ÖZNE DURUM BĐÇĐMBĐRĐMĐ ALABĐLĐR MĐ? Erdoğan BOZ ÖZET Genel bir kural olarak, Türkçede özne, yükleme çokluk, iyelik ve atilik eki dışında çekim eki almadan bağlanır. Bunu, Türkçede özne

Detaylı

TÜRK DİL BİLGİSİ ÖĞRETİMİNDE ÜNLÜLERİN SINIFLANDIRILMASINA YÖNELİK ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME. 2. Araştırmanın Kapsamı ve Kaynakları

TÜRK DİL BİLGİSİ ÖĞRETİMİNDE ÜNLÜLERİN SINIFLANDIRILMASINA YÖNELİK ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME. 2. Araştırmanın Kapsamı ve Kaynakları TÜRK DİL BİLGİSİ ÖĞRETİMİNDE ÜNLÜLERİN SINIFLANDIRILMASINA YÖNELİK ELEŞTİREL BİR DEĞERLENDİRME 1. Araştırmanın Amacı Mustafa Altun Sakarya Üniversitesi [email protected] Araştırmada, akademik dil bilgisi

Detaylı

REŞAT NURİ GÜNTEKİN İN ÇALI KUŞU ROMANINDAKİ İSİM TAMLAMALARININ DERİN YAPISI VE CÜMLEDEKİ GÖREVLERİ

REŞAT NURİ GÜNTEKİN İN ÇALI KUŞU ROMANINDAKİ İSİM TAMLAMALARININ DERİN YAPISI VE CÜMLEDEKİ GÖREVLERİ 27 REŞAT NURİ GÜNTEKİN İN ÇALI KUŞU ROMANINDAKİ İSİM TAMLAMALARININ DERİN YAPISI VE CÜMLEDEKİ GÖREVLERİ THE DEEP STRUCTURE OF NOUN MODIFIERS AND THEIR FUNCTIONS IN SENTENCE IN ÇALI KUŞU WHICH IS WRITTEN

Detaylı

Makbul Re y Tefsirinin Yöneldiği Farklı Alanlar. The Different Fields Twords That The Commentary By Judgement Has Gone

Makbul Re y Tefsirinin Yöneldiği Farklı Alanlar. The Different Fields Twords That The Commentary By Judgement Has Gone Ahmet ALABALIK *1 Özet Bilindiği üzere re y tefsiri makbul ve merdut olmak üzere iki kısma ayrılır. Bu makalede makbul olan re y tefsirlerindeki farklı yönelişleri ele aldık. Nitekim re y tefsiri denildiğinde

Detaylı

1. Yarıyıl. Türk Dili ve Edebiyatı Programı Ders Listesi KODU DERSİN ADI Z/S T P K AKTS İNG127 TEMEL İNGİLİZCE I Z

1. Yarıyıl. Türk Dili ve Edebiyatı Programı Ders Listesi KODU DERSİN ADI Z/S T P K AKTS İNG127 TEMEL İNGİLİZCE I Z 1. Yarıyıl Türk Dili ve Edebiyatı Programı Ders Listesi KODU DERSİN ADI Z/S T P K AKTS İNG127 TEMEL İNGİLİZCE I Z 2 2 3 3 TDE111 TÜRKİYE TÜRKÇESİ I Z 3 0 3 4 TDE113 TÜRKÇE KOMPOZİSYON I Z 2 0 2 3 TDE115

Detaylı

ORTA ASYA (ANONİM) KURAN TERCÜMESİ ÜZERİNDE ÖZBEKİSTAN DA YAPILMIŞ BİR İNCELEME. ТУРКИЙ ТAФСИР (XII-XII acp) *

ORTA ASYA (ANONİM) KURAN TERCÜMESİ ÜZERİNDE ÖZBEKİSTAN DA YAPILMIŞ BİR İNCELEME. ТУРКИЙ ТAФСИР (XII-XII acp) * - International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, p.981-986, TURKEY ORTA ASYA (ANONİM) KURAN TERCÜMESİ ÜZERİNDE ÖZBEKİSTAN DA YAPILMIŞ BİR İNCELEME ТУРКИЙ ТAФСИР

Detaylı

CÜMLENİN ÖGELERİ. YÜKLEM Cümlede anlatılan iş, olay, duygu, düşünce ya da yargıyı içeren temel öğeye yüklem denir.

CÜMLENİN ÖGELERİ. YÜKLEM Cümlede anlatılan iş, olay, duygu, düşünce ya da yargıyı içeren temel öğeye yüklem denir. CÜMLENİN LERİ YÜKLEM Cümlede anlatılan iş, olay, duygu, düşünce ya da yargıyı içeren temel öğeye yüklem denir. ÖZNE Yüklemin bildirmiş olduğu iş, oluş, hareket veya yargıyı gerçekleştiren, cümlede yargının

Detaylı

EKLER VE SÖZCÜĞÜN YAPISI

EKLER VE SÖZCÜĞÜN YAPISI EKLER VE SÖZCÜĞÜN YAPISI *KÖK * YAPIM EKLERİ * ÇEKİM EKLERİ * YAPILARINA GÖRE SÖZCÜKLER K Ö K Sözcüğü oluşturan en küçük anlamlı dil birimine kök denir. Kök halinde bulunan sözcükler yapım eki almamıştır

Detaylı

YAPI BAKIMINDAN CÜMLE SINIFLANDIRMALARI ÜZERİNE- Prof Dr. Leyla KA.RAHAN

YAPI BAKIMINDAN CÜMLE SINIFLANDIRMALARI ÜZERİNE- Prof Dr. Leyla KA.RAHAN YAPI BAKIMINDAN CÜMLE SINIFLANDIRMALARI ÜZERİNE- Prof Dr. Leyla KA.RAHAN "Yapılarına göre", "yapı bakımından", "yapıca", "bağlanışlarına göre", "biçimlerine göre" başlıklan altında bugüne kadar birbirinden

Detaylı

DERGİ YAYIN İLKELERİ

DERGİ YAYIN İLKELERİ 471 DERGİ YAYIN İLKELERİ 1. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, yılda iki sayı (Haziran-Aralık) yayımlanan hakemli bir dergidir. 2. Derginin yayın dili Türkçe'dir, ancak Türkçe özet verilerek

Detaylı

KKTC de ilkokulda zihin engelli öğrencilere okuma öğretiminde uygulanan yöntem cümle çözümleme yöntemidir. Bu yöntem Türkiye deki Eğitim Uygulama

KKTC de ilkokulda zihin engelli öğrencilere okuma öğretiminde uygulanan yöntem cümle çözümleme yöntemidir. Bu yöntem Türkiye deki Eğitim Uygulama CÜMLE YÖNTEMİ KKTC de ilkokulda zihin engelli öğrencilere okuma öğretiminde uygulanan yöntem cümle çözümleme yöntemidir. Bu yöntem Türkiye deki Eğitim Uygulama Okulları için de kullanılmaktadır. Bu yöntemde

Detaylı

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS MESLEKİ Y.DİL DKB

Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS MESLEKİ Y.DİL DKB DERS BİLGİLERİ Ders Adı Kodu Yarıyılı T+U Saati Ulusal Kredisi AKTS MESLEKİ Y.DİL DKB265 3 2+0 2 3 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Türkçe Lisans Yüz Yüze / Seçmeli Dersin Koordinatörü

Detaylı

İÇİNDEKİLER 1: DİL VE DÜŞÜNCE ARASINDAKİ İLİŞKİ...

İÇİNDEKİLER 1: DİL VE DÜŞÜNCE ARASINDAKİ İLİŞKİ... İÇİNDEKİLER Bölüm 1: DİL VE DÜŞÜNCE ARASINDAKİ İLİŞKİ... 1 1.1. Bir İleti Kodu Olarak Dil... 1 1.1.1. Dilin Bireysel ve Toplumsal Yönü / Uzlaşımsal Niteliği... 4 1.1.2. Dilin Yapısal Yönü / Dizge Olma

Detaylı

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 12. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 12. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR TEST NO TEST ADI 1 2 EDEBİ BİLGİLER (ŞİİR BİLGİSİ) 1. İncelediği şiirden hareketle metnin oluşmasına imkân sağlayan zihniyeti 2. Şiirin yapısını çözümler. 3. Şiirin

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ TÜRKÇE DERSİ EĞİTİM PLANI

BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ TÜRKÇE DERSİ EĞİTİM PLANI BİREYSELLEŞTİRİLMİŞ TÜRKÇE DERSİ EĞİTİM PLANI Bireyselleştirilmiş Eğitim Planı Hazırlanan Öğrencinin; Adı: Soyadı: Doğum Tarihi: Yaşı: Öğrencinin Ailesine Ait Bilgiler: ADI- SOYADI BABA ANNE MESLEĞİ ADRES

Detaylı

T. C. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ YAYIN İLKELERİ

T. C. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ YAYIN İLKELERİ T. C. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER DERGİSİ YAYIN İLKELERİ T.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi nde, aşağıda belirtilen şartlara uyan eserler yayınlanır. 1. Makalelerin, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler

Detaylı

SIFATLAR. ÖN ADLAR (Sıfatlar)

SIFATLAR. ÖN ADLAR (Sıfatlar) SIFATLAR ÖN ADLAR (Sıfatlar) Varlıkları niteleyen, onların durumlarını açıklayan, onları değişik yollarla belirten kelimelere ön ad (sıfat) denir. Ön ad, isim soylu bir kelimedir. Bir isim başka bir ismi

Detaylı

ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık Sınıfı Dersleri. Dersin Türü. Kodu

ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık Sınıfı Dersleri. Dersin Türü. Kodu ABANT İET BAYAL ÜNİVERİTEİ OYAL BİLİMLER ENTİTÜÜ Yüksek Lisans Bilimsel Hazırlık ınıfı Dersleri ANABİLİM DALI :Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı : Türk Dili Birinci Yarıyıl/First emester Dersi Adı T U

Detaylı

TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE CÜMLEDE TÜMLEÇLER ÜZERİNE. On the Sentence Complements in Turkey Turkish

TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE CÜMLEDE TÜMLEÇLER ÜZERİNE. On the Sentence Complements in Turkey Turkish TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE CÜMLEDE TÜMLEÇLER ÜZERİNE On the Sentence Complements in Turkey Turkish Cüneyt AKIN ÖZET Çalışmamızda, Türkiye Türkçesinde cümlede tümleç türlerini nesne, dolaylı tümleç, zarf tümleci

Detaylı

İDV ÖZEL BİLKENT ORTAOKULU SINIFLARINA KONTENJAN DAHİLİNDE ÖĞRENCİ ALINACAKTIR.

İDV ÖZEL BİLKENT ORTAOKULU SINIFLARINA KONTENJAN DAHİLİNDE ÖĞRENCİ ALINACAKTIR. İDV ÖZEL BİLKENT ORTAOKULU 5-6-7-8.SINIFLARINA KONTENJAN DAHİLİNDE ÖĞRENCİ ALINACAKTIR. ORTAOKUL 5.6.7.8.SINIFLAR Kontenjan İlanı : 07.06.2018 Başvuru Tarihleri : 07-11 Haziran 2018 Başvuru Evrakları :

Detaylı

ZAMİR Varlıkların veya onların isimlerinin yerini geçici veya kalıcı olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle, bazı eklere zamir denir. Zamirlerin Özellikleri: İsim soyludur.

Detaylı

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ

ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ ESKİ TÜRK EDEBİYATI TARİHİ- 14.YÜZYIL TEMSİLCİLERİ a. 14.Yüzyıl Orta Asya Sahası Türk Edebiyatı ( Harezm Sahası ve Kıpçak Sahası ) b. 14.Yüzyılda Doğu Türkçesi ile Yazılmış Yazarı Bilinmeyen Eserler c.

Detaylı

AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ -

AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ - T.C. Hitit Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı AİLE İRŞAT VE REHBERLİK BÜROLARINDA YAPILAN DİNİ DANIŞMANLIK - ÇORUM ÖRNEĞİ - Necla YILMAZ Yüksek Lisans Tezi Çorum

Detaylı

tarih ve 06 sayılı Akademik Kurul tutanağının I nolu ekidir. İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEZ YAZIM KILAVUZU

tarih ve 06 sayılı Akademik Kurul tutanağının I nolu ekidir. İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEZ YAZIM KILAVUZU İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEZ YAZIM KILAVUZU İSTANBUL 2017 1 GİRİŞ İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü ne teslim edilecek Yüksek Lisans ve Doktora tezleri

Detaylı

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 10. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI... ANADOLU LİSESİ 10. SINIF TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI KAZANIMLAR 1. Edebiyat tarihinin incelediği konuları açıklar. 2. Edebî eserlerin yazıldığı dönemi temsil eden belge olma niteliğini sorgular 3. Uygarlık tarihiyle edebiyat

Detaylı

ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ DÖRT YILLIK-SEKİZ YARIYILLIK DERS PROGRAMI

ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ DÖRT YILLIK-SEKİZ YARIYILLIK DERS PROGRAMI ARDAHAN ÜNİVERSİTESİ İNSANİ BİLİMLER VE EDEBİYAT FAKÜLTESİ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERİ VE EDEBİYATLARI BÖLÜMÜ DÖRT YILLIK-SEKİZ YARIYILLIK DERS PROGRAMI ZORUNLU DERSLER BİRİNCİ YIL BİRİNCİ YARIYIL 1 YDİ 101

Detaylı

TÜRKLER İÇİN TÜRKÇE DİLBİLGİSİ

TÜRKLER İÇİN TÜRKÇE DİLBİLGİSİ 2. İÇİNDEKİLER.qxp_Layout 1 8.01.2019 7.8 Page V İÇİNDEKİLER Bu kitapla ilgili birkaç söz XVII-XVIII 1. BÖLÜM: DİLBİLGİSİ, DİL BİLİNCİ, DİL SEZGİSİ 19-30 Doğru ve iyi anlatımın önemi 19 Bilginin davranışa

Detaylı

İNGİLİZCENİN SEVİYELERİ

İNGİLİZCENİN SEVİYELERİ İNGİLİZCENİN SEVİYELERİ A1 Beginners Elementary Dil Eylemleri Gramer Konuşma İşaretleri Kelime Hazinesi Konular Yönler; Alışkanlıkların ve rutin düzeninin Kendinden bahsetme (kişisel bilgilerin paylaşımı);

Detaylı

İSLÂMİYET ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI İSLÂMİ İLK ESERLER SORU PROĞRAMI AHMET ARSLAN

İSLÂMİYET ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI İSLÂMİ İLK ESERLER SORU PROĞRAMI AHMET ARSLAN İSLÂMİYET ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI İSLÂMİ İLK ESERLER SORU PROĞRAMI AHMET ARSLAN 1) XI. Yüzyıl dil ürünlerinden olan bu eserin değeri, yalnızca Türk dilinin sözcüklerini toplamak, kurallarını ve

Detaylı

1: İLETİŞİM, DİLVE KÜLTÜR

1: İLETİŞİM, DİLVE KÜLTÜR ÖNSÖZ İÇİNDEKİLER III Bölüm 1: İLETİŞİM, DİLVE KÜLTÜR 15 1.1. Dilin Tanımı 16 1.1.1. Dil Tabii Bir Vasıtadır 17 1.1.2. Dil, Kendi Kanunları Olan Canlı Bir Varlıktır 17 1.1.3. Dil, Temeli Bilinmeyen Zamanlarda

Detaylı

YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE DEVRİK CÜMLE KULLANIMININ İŞLEVSELLİĞİ. Anahtar Kelimeler: Yabancılara Türkçe Öğretimi, Cümle Çeşitleri, Devrik Cümle

YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE DEVRİK CÜMLE KULLANIMININ İŞLEVSELLİĞİ. Anahtar Kelimeler: Yabancılara Türkçe Öğretimi, Cümle Çeşitleri, Devrik Cümle YABANCILARA TÜRKÇE ÖĞRETİMİNDE DEVRİK CÜMLE KULLANIMININ İŞLEVSELLİĞİ Samira Osmanbegović-Bakšić Seyran Akay Özet Yabancılara Türkçe öğretiminin tarihi çok eski yıllara dayanmaktadır ve bu alanda kullanılan

Detaylı