ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ Onur TURGUT TÜRKİYE DE TURUNÇGİL TRİSTEZA VİRÜS HASTALIĞININ MEVCUT DURUMUNUN SEROLOJİK ve MOLEKÜLER YÖNTEMLERLE BELİRLENMESİ BİTKİ KORUMA ANABİLİM DALI ADANA-2008
ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TÜRKİYE DE TURUNÇGİL TRİSTEZA VİRÜS HASTALIĞININ MEVCUT DURUMUNUN SEROLOJİK ve MOLEKÜLER YÖNTEMLERLE BELİRLENMESİ Onur TURGUT YÜKSEK LİSANS TEZİ BİTKİ KORUMA ANABİLİM DALI Bu Tez / /2008 Tarihinde Aşağıdaki Jüri Üyeleri Tarafından Oybirliği ile Kabul Edilmiştir. İmza... Prof. Dr. Sadettin BALOĞLU Danışman İmza Yrd.Doç.Dr.Nihal BUZKAN Üye İmza Yrd. Doç. Dr. Muharrem Arap KAMBEROĞLU Üye Bu Tez Enstitümüz Bitki Koruma Anabilim Dalında hazırlanmıştır. Kod No: Prof. Dr. Aziz ERTUNÇ Enstitü Müdürü Bu Çalışma Çukurova Üniversitesi Araştırma Projeleri Birimi Tarafından Desteklenmiştir. Proje No: Not: Bu tezde kullanılan özgün ve başka kaynaktan yapılan bildirişlerin, çizelge ve fotoğrafların kaynak gösterilmeden kullanımı, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunundaki hükümlere tabidir.
ÖZ YÜKSEK LiSANS TEZi TÜRKİYE DE TURUNÇGİL TRİSTEZA VİRÜS HASTALIĞININ MEVCUT DURUMUNUN SEROLOJİK ve MOLEKÜLER YÖNTEMLERLE BELİRLENMESİ Onur TURGUT ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİTKİ KORUMA ANABİLİM DALI Danışman:Prof. Dr. Saadettin BALOĞLU Yıl :2008 Sayfa : 51 Juri :Prof. Dr. Saadettin BALOĞLU Doç. Dr. Nihal BUZKAN Yrd.Doç. Dr. Muharrem A. KAMBEROĞLU Bu çalışma Türkiye deki Turunçgil yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı Ege ve Akdeniz bölgesindeki 6 il ve 23 İlçede yürütülmüştür. Örnekler Adana, İçel (Mersin), Hatay, Antalya, İzmir ve Aydın illerinden toplanmıştır. Değişen şiddetlerde bodurluk, geriye doğru ölüm, zayıf gelişme ve karakteristik olarak aşı yerinde şişme, aşı yerinden kaldırılan kabuk parçasının altında odun dokusunda iğne ucu şeklinde çıkıntılar, karşılığında girintiler şeklinde belirti gösteren ağaçlardan örnekler alınmıştır. Bu amaçla 147 Turunçgil bahçesi gezilmiş, 51 bahceden 2006 da 105, 2007 de 171 olamk üzere 276 örnek toplanmıştır. Toplanan örneklerin tamamı DAS-ELIAS testine tabi tutulmuş ve İçel ilinden gelen 6 ve İzmir ilinden gele 2 olmak üzere toplam 8 örnekte hastalık kesin belirlenmiştir. Hasta olduğu belirlenen 4 farklı örnek Meksika laym indeks bitkisine aşılanmış, ancak belirgin bir sonuç elde edilememiştir. Ayrıca şüpheli ve infekteli olan bazı örnekler Polymerease Chain Reaction (RT-PCR) metodu ile testlenmiştir. İki yıllık çalışma sonucunda yirmi yıl once aynı bölgelerde yapılan çalışmalarda belirlenen ağaçlar haricinde yeni hastalıklı ağaçlar belirlenememiştir. Sonuç olarak geçtiğimiz 20-25 yıl süresinde ülkemizde CTV nin durumunun değişmediği belirlenmiştir. Ancak son yıllarda hastalığın etkin vektörünün (Toxoptera citricidus) Avrupa da Portekiz ve İspanya ya giriş yapmasından dolayı taşınma ve yayılma riski artmış olup, CTV Türkiye için hala önemli bir potansiyel tehlikedir ve bu tehlikenin önemi daha da artmıştır. Anahtar Kelimeler : CTV, DAS-ELISA, RT-PCR I
ABSTRACT MSc THESİS DETECTION OF CITRUS TRISTEZA VIRUS CURRENTLY SITUATION BY THE METHODS OF SEROLOGICAL AND MOLECULAR IN TURKEY Onur TURGUT DEPARTMENT OF PLANT PROTECTION INSTUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES UNIVERSITY OF CUKUROVA Supervısor : Prof. Dr. Saadettin BALOĞLU Year:2008 Page : 51 Juri : Prof. Dr. Saadettin BALOĞLU Ass. Prof. Dr. Nihal BUZKAN Ass. Prof. Dr. Muharrem A. KAMBEROĞLU This study was conducted at 23 districts of 6 different provinces are the most citrus growing areas of Mediterranean and Aegean region of Turkey. The samples were collected from Adana, Mersin, İçel, Antalya, İzmir and Aydın. Samples were collected form trees which showing symptoms like Dwarfing at different level, leaf yellowing, Slow or Quick Decline, Over-Growth at bud union, bark Stem Pitting and inverse pitting. For this aim 147 citrus orchards were surveyed and 105 and 171 leaves samples were collected in 2006 and 2007 respectively. All samples were tested by DAS-ELISA and results showed that totally 8 samples were CTV positive which are 6 samples from Mersin and 2 samples from İzmir. Four positive samples from different sources were inoculated to Mexican Lime but any typical symptoms have not been observed form indexing assay. However all positive and some suspected samples were analyzed by RT-PCR. As a result of this two years study, except the trees which founded as positive at two decades before, any new infection has not been determined in the region. Finally it is determined that the situation of CTV has no any significant change in Turkey during last 20-25 years. As a conclusion; due to the entry of the most harmful vector (Toxoptera citricidus ) of the disease to Europe like Spain and Portugal CTV is still remains as a big potential hazard for citiculture of Turkey. Key Words : CTV, DAS-ELISA, RT-PCR II
TEŞEKKÜR Çalışmalarımın yürütülmesinde bilgi ve deneyimleri ile beni yönlendiren danışman hocam Sn. Prof. Dr. Saadettin BALOĞLU na teşekkür ederim. Çalışmalarımın her aşamasında büyük bir özveri ile bana arazi ve labaratuar çalışmlarında yardımcı ve destek olan Dr. Nevzat BİRİŞİK, Yrd. Doç. Dr. Muharrem A.KAMBEROĞLU, Dr. Behçet Kemal ÇAĞLAR, Arş. Gör. Gökmen KOÇ, Zir. Yük. Müh. A.Filiz ÇALIŞKAN ve Zir. Müh. Aydın KEÇE ye teşekkür ederim. III
İÇİNDEKİLER SAYFA ÖZ....I ABSTRACT........II TEŞEKKÜRLER...... III İÇİNDEKİLER.....IV SİMGELER VE KISALTMALAR.....VI ÇİZELGELER DİZİNİ......VII ŞEKİLLER DİZİNİ.....VIII 1.GİRİŞ.... 1 2.ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR.........7 3.MATERYAL VE METOD... 15 3.1.Materyal.....15 3.1.1. Biyolojik Testler İçin Kullanılan İndikatör Test Bitkileri.....15 3.1.2. Survey Alanı Hakkında Bilgi..... 15 3.2.Metod.....17 3.2.1. Sürvey Çalışmaları: Arazi Gözlemleri ve Hastalıklı Bitki Materyallerinin Elde Edilmesi......17 3.2.2. İnfekteli Örneklerin Saklanması....17 3.2.3. ELISA Testinin Uygulanması....20 3.2.4. Total RNA Ekstraksiyonu.. 21 3.2.5. RT-PCR Çalışmaları......22 3.2.6. Agaroz Jel Elektroforez Çalışmaları...25 3.2.7. Biyolojik indeksleme metodu...26 4. ARAŞTIRMA BULGULARI ve TARTIŞMA...27 4.1.Arazi Gözlemleri ve Hastalıklı Bitki Materyallerinin Elde Edilmesi...27 4.2. Sürvey Çalışmalarında Gözlenen Hastalık Belirtileri...27 4.3. ELiSA Testi çalışmaları...... 31 4.4. Total RNA ekstarksiyonu ve RT-PCR çalışmaları...... 32 4.5. Biyolojik indekleme çalışmaları...34 5. SONUÇLAR VE ÖNERİLER...36 IV
6. KAYNAKLAR.. 41 ÖZGEÇMİŞ..48 EKLER. 49 V
SİMGELER ve KISALTMA C : Santigrad derece cdna : Komplementer Deoksiribonükleikasid CP : Coat Protein DNA : Dekosiribonükleikasit EDTA : Ethilenediaminetetraacetic acid ELISA : Enzim linked Immunosorbent Assey PNP : Paranithrophynl phosfat gr : Gram H 2 O : Su ph : Hidrojen iyonu konsantrasyonu PCR : Polymerease Chain Reaction RNA : Ribonülik asit VI
ÇİZELGELER DİZİNİ SAYFA Çizelge 1.1. Dünya ve Türkiye turunçgil üretim sıralaması.....1 Çizelge 1.2 Türkiye deki turunçgil ağaç varlığının türlere göre dağılımı......2 Çizelge 3.1 Sürvey çalışmalarında örnek alınan iller, ilçeler ve bahçe sayısı... 16 Çizelge 4.1.Toplanan turunçgil yaprak ve sürgün örneklerinin il ve ilçelere göre dağılımı...28 Çizelge 4.2. Çalışma kapsamında alınan örneklerin illere göre dağılımı ve ELISA testi sonucu bulaşık bulunan örnekler...31 Çizelge 4.3. Değişik zamanlarda yapılmış DAS-ELİSA Testi sonuçlarının 405 nm de okunan absorbans değerleri....32 VII
ŞEKİLLER DİZİNİ SAYFA Şekil 3.1 Turunçgil üretimi yapılan bölgeler.....18 Şekil 3.2 Tristeza için survey çalışmalarında şüpheli örnekler için aranan karakteristik belirtiler (Baloğlu, 1988)......19 Şekil 3.3. Hasta ağaçlarda aşı yeri şişmesi (over-growth) ve aşı yerinden kaldırılan kabuk ve odun dokudaki oluşumlar (honey combing, inverse pitting ) (Baloğlu, 1988) 19 Şekil 4.1 CTV ile bulaşık olduğu belirlenmiş ağaçlarda bodurlaşma ve çalılaşma görüntüleri (Mersin)..... 29 Şekil 4.2 CTV ile bulaşık olduğu belirlenmiş portakal ağaçlarında bodurlaşma ve aşı yerinde meydana gelen şişme (Over-growth) görüntüsü (Mersin)...30 Şekil 4.3 1980 li yıllarda Tristeza ile ilgili yapılan bir çalışmada hasta ağaç olarak kullanılan T21 kodlu portakal ağacından 20 yıl sonra benzer bir görüntü (Mersin ili Iğdır Köyü, Baloğlu, 1988)...30 Şekil 4.4 ELISA testi sonucu meydana gelen renk değişimleri, sarı renk oluşumu pozitif, hasta örneği göstermektedir...33 Şekil 4.5 Değişik dokulardan izole edilmiş CTV total RNA ları...33 Şekil 4.6 CTV nin 600bp boyutunda RT-PCR ile çoğaltılmış ürünleri (Örnekler,1: T3; 2: T9; 3: T12; 4:T21; 5: MT1; 6: MT2; 7: İz 1) (Dr. Bayram ÇEVİK, kişisel görüşme)...34 Şekil 4.7. Çalışmada CTV için aşılama yapılmış meksika laym bitkisi....35 VIII
1.GİRİŞ Onur TURGUT 1. GİRİŞ Türkiye, yıllık tarımsal üretimi ve tarımsal ticaretiyle dünyanın önde gelen tarım ülkelerinden biridir. Ülkemiz tarımı içerisinde meyvecilik ise insan beslenmesindeki yeri ve ihracat açısından oldukça önemlidir. Turunçgil üretimi yalnız ülkemiz için de değil dünya nüfusu içinde önem arz etmektedir. Çizelge 1 de önemli turunçgil yetiştiricisi ülkelerin yıllık üretim miktarları verilmiştir. Çizelgedende anlaşılacağı üzere Dünya daki toplam Turunçgil üretimi 1.069.540 hektarda yaklaşık olarak 71.370.000 ton civarında gerçekleşmiş (FAO, 2007) ve 2007 yılı verileri ile önemli turunçgil üreticisi ülkeler ve bu ülkelerin üretim miktarları Çizelge 1.1 de özetlenmiştir. Çizelgede yaklaşık 20.000.000 ton ile Brezilya birinci sırada yer alırken Türkiye bu ülkeler arasında 2.705.000 ton üretim miktarı ile 12. sırada yer almaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken noktalardan biri Brezilya daha çok endüstriyel turunçgil üretimi yaparken İspanya ve diğer birçok ülke sofralık turunçgil üretimi yapmaktadır. Çizelge 1.1 Dünya ve Türkiye Turunçgil Üretim Sıralaması (FAO, 2007) Ülke Toplam Üretim (Ton) 1. Brezilya 20 142 100 2. Çin 16 019 500 3. ABD 10 317 200 4. Meksika 6 475 411 5. İspanya 4 867 300 12.Türkiye 2 599 000 Dünya 71.370.840 Ülkemiz ekolojik ve ekonomik koşulların uygunluğu nedeniyle önemli bir turunçgil üreticisi ülke durumunda olup, üretimin tamamına yakını sofralık turunçgil çeşitlerinden oluşmaktadır. Portakal, mandarin, limon ve altıntop türlerinden değişik 1
1.GİRİŞ Onur TURGUT çeşitlerin yetiştirildiği ülkemizde turunçgiller dış satımı ülke ekonomisinde büyük bir öneme sahiptir. Çeşitlere bağlı olarak türler bazında turunçgil üretim miktarları Çizelge 1.2 de verilmiş olup en fazla portakal takiben mandarin, limon ve greyfurt üretiminin önemli olduğu görülmektedir. Çizelge 1.1 deki rakamdan fazla olarak bildirilen son çizelgedeki toplam rakam yıllar arasında farktan kaynaklanmaktadır. Turunçgil yetiştiriciliğinin Türkiye de yapıldığı alanlar Akdeniz Bölgesi nde Adana, Mersin, Hatay ve Antalya, Ege Bölgesi nde İzmir, Muğla ve Aydın illeri ve çok az miktarda Doğu Karadeniz şeklinde sıralanmaktadır. Yetiştirilen Turunçgil çeşitleri arasında Vaşington navel ve diğer erkenci yada geççi navel grubu portakallar (Lane Late, navelate, spring navel, nevhall, fukumoto ve navelina gibi), Yafa poratakalı, Valensiya portakalı (Citrus sinensis), greyfurtlarda eski çeşitlerden Marsh seedless, Redblush ve kırmızı çeşitler olarak Rio Red, Star Ruby ve Henderson gibi altıntop çeşitleri (Citrus paradisi), Klemantin ve Satsuma grubu mandarin çeşitleri (Rize, Okitsu, Dobashi beni vb.), Fremont ile bazı hibrit çeşitler (Nova, Robinson, Lee, Fortune vb), Enterdonat, Eureka ve Dikenli grubu (Citrus limon) ile Meyer Limonu gibi çeşitlerle beraber toprak ve iklim koşullarına uygun ve belli başlı hastalıklara dayanıklı ve yüksek verim ve kaliteye neden olan turunç (Citrus aurantium) anacı bazı olumsuzluklarına rağmen bölgede en yaygın anaç olarak kullanılmaktadır (AKİB, 2000; DİE (TÜİK), 2006). Çizelge 1.2. Türkiye deki Turunçgil Ağaç Varlığının Türlere Göre Dağılımı (DİE (TÜİK), 2006) Türkiye Toplamı Ağaç Sayısı Üretim (ton) Portakal 13.375.000 1.535.000 Limon 6.635.000 710.000 Mandarin 10.350.000 791.000 Greyfurt 1.037.000 179.000 Toplam 31.397.000 3.215.000 2
1.GİRİŞ Onur TURGUT Ülkemizde daha çok eski sayılabilecek çeşitlerin üretimde hakim olmasına rağmen son zamanlarda dış satım için talep ve rekabet koşulları gereği yetiştirilen çeşit sayısı artmış ve yeni çeşitlerin üretimi önem kazanmaya başlamıştır. Her ne kadar hala üretimin büyük kısmının eski çeşitlerden olması ve bu çeşitler ile bahçelerin kurulmaya devam etmesi ve buna bağlı olarak bilinçsiz şekilde yeni tesislerin oluşturulması hem arz fazlasına hem de dış pazarda rekabet gücü zayıf çeşitlerin üretilmesine neden olmaktadır. Ancak yine de tüm bu olumsuzluklara rağmen turunçgil yetiştiriciliği Akdeniz bölgesinin sembol ürünü olmaya devam etmektedir. Son yıllarda piyasa koşullarında meydana gelen değişiklikler, üretimin artması, buna paralel olarak değişik nedenlerden dolayı dış satımın arzu edilen düzeyde artmaması ve devletin hibe yöntemiyle diğer bazı ürünlere destek vermesi diğer ürünlerin gelişmesine neden olurken, turunçgil ekim alanlarının artışında bir yavaşlamaya neden olmuştur. Ayrıca değişik tarımsal destekler, özellikle damlama sulama sisteminin bölgede gelişmesi ile hem su daha dengeli, yeterli ve ekonomik olarak kullanılmakta, hem de üretim maliyetlerinde azalma gündeme gelmektedir. Bu yöntemle su israf olmadan ve ağaçlar herhangi bir stres yaşamadan üretim yapılmaya başlanmıştır. Ancak gelişen teknoloji ve artan verimlilikle beraber turunçgil üretiminde arz fazlası meydana gelmiştir. Bu artış sonucunda satış fiyatları düşmüş, dolayısıyla turunçgil dikim alanlarında son yıllarda oransal olarak düşüşler meydana gelmiştir. Bu gelişmelere rağmen yurt dışından değişik ülke veya bölgelerden sağlanan, üretim kalitesi yüksek, verimli ve yola dayanıklı, asit oranı düşük olan bazı yeni çeşitlerle bölgede bahçeler özellikle bilinçli üreticiler tarafından kurulmaya devam etmektedir. Diğer tüm bitkilerde olduğu gibi turunçgil üretiminde de birçok hastalık ve zararlı ile karşılaşılmaktadır. Son yıllarda sertifikalı, izlenebilir ve kontrollü üretim nedeniyle (Eurepgap Standartları, Globalgap Standartları, İyi Tarım Uygulamaları vb. sertifika uygulamaları) özellikle zararlılar için uygulanan kimyasalların eskisi kadar rahat kullanılamaması nedeniyle, doğal dengenin de bozulduğu Akdeniz Bölgesi turunçgil üretiminde problemler yaşanmaktadır. Ancak yine de zararlılara karşı kültürel önlemlerin uygulanması ve bazı yeni grup ilaçların kullanımıyla sorun aşılabilmektedir. Bazı fungal ve bakteriyel hastalıklara da gerekli önlemleri alma ve 3
1.GİRİŞ Onur TURGUT mücadele imkanları vardır. Ancak Turunçgillerde aşı yoluyla taşınan ve henüz kimyasal bir mücadele yönteminin geliştirilemediği virüs ve virüs benzeri hastalıklar önemini hala korumaktadır. Anaç-kalem ilişkileri göz önüne alınarak önlem alınmaya çalışılsa da her anacın ister iklim olsun, ister toprak koşulları olsun veya diğer hastalıklar ile ilişkisi olsun mutlaka bölge için bir olumsuz yanı bulunmakta ve sonuç olarak risklere rağmen belli anaçların kullanımı gerçekleşmekte veya halen devam etmektedir (Uygun, 2001; Kersting ve Özden, 2001). Turunçgillerde zarar yapan yaklaşık 78 adet virüs ve virüs benzeri hastalık vardır. Bunların bir kısmı vektör böceklerle taşınırken tamamı da aşı yoluyla taşınmakta ve yayılmaktadır. Söz konusu virüs hastalıkların bir kısmı önemli ekonomik kayıplara neden olurken bir kısmı sadece değişen oranlarda verim ve kalite kaybına neden olmaktadır (Uygun, 2001; Timmer ve ark, 2002). Özellikle turunç anacının kullanıldığı bölgelerde taşıyıcı vektörün bulunma durumuna göre turunçgillerde en fazla ekonomik kayba neden olmuş hastalık Türkçede Göçüren olarak isimlendirilmiş olan Tristeza Virüs Hastalığıdır (Citrus tristeza virus, CTV). Bu güne kadar yüz milyondan fazla ağacın ölümüne neden olan Tristeza Virüs Hastalığı bitki virüsleri içinde en önemlisidir (Baloğlu, 2001). CTV ilk olarak Arjantin de rapor edildikten sonra zamanla çevre ülkeleri daha sonraları vektörlerle Avrupa ya kadar, son zamanlarda ise ülkemiz ile sınır komşusu olan Yunanistan dahil olmak üzeri çoğu yerde görülmeye ve ekonomik kayıplara neden olmaya başlamıştır. Hastalığın yayılmasında T. citrudus, T. aurantii ve A. gossipii gibi vektörler çok önemli rol oynamışlardır. CTV nin yayılmasının aşırı hızlanmasında ayrıca dünyada taşımacılığın gelişmesi önemli bir faktör olmuş, farklı ülkelere taşınan hastalıklı aşı gözleri yayılmayı hızlandırmıştır. (Timmer ve ark, 2002). Hastalığının turunç anacı gibi duyarlı anaçlar üzerine aşılı ağaçlarda görülen simptomları bodurluk, geriye ölüm, solgunluk, yaprak dökümü ve sonucunda iki üç ay içerisinde ağacın hızlı ölümü (Quick decline) veya Akdeniz ülkelerinde ve ülkemizde olduğu gibi uzun yıllar bodur verimsiz kalma (Slow decline) şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ayırt edici bir diğer belirti de aşı yerinde meydana gelen şişme ve bu bölgeden kaldırılan kabuk iç yüzeyinde iğne ucu ile delinmiş gibi girintiler, 4
1.GİRİŞ Onur TURGUT karşılığında ise çıkıntılar oluşumudur. İletimin aksamasına neden olan bu belirti ağaçların bodur kalmasına veya ölmesine neden olmaktadır (Baloğlu, 2001). Toxoptera citricidus yaprak bitinin bulunduğu ve yetiştiriciliğin turunç anacı üzerinde yapıldığı Amerika kıtasında çok ciddi kayıplara neden olan Tristeza Virüs Hastalığı Akdeniz Bölgesi turunçgil yetiştiren ülkelerinde bir başka vektör Aphis gossypii isimli yaprak biti ile taşınmaktadır. Ancak bu bölgede Amerika kıtasında olduğu gibi CTV yıkıcı olmamış, ancak birçok ağacın ekonomik olmaktan çıkmasına neden olmuştur. İspanyada 1956, ülkemizde de 1960 lı yıllardan sonra varlığı saptanan Tristeza Virüs Hastalığı üzerinde en çok çalışma yapılmış hastalıklardan biridir.(yumruktepe,1993; D'Onghia ve Lacirignola, 1997). Vektör etkinliğinin zayıf olması yanında hastalığın hafif ırklarının varlığı nedeniyle bölgede fazla yayılamayan hastalık potansiyel tehlike olarak sürekli dikkate alınmıştır. Böyle olmasına rağmen özellikle İspanya da kayıplara neden olan hastalığın etkili vektörü T. citrisidus 2006 yıllında Portekiz e ulaşmış ve böylece Avrupa kıtasına girmiştir. Potansiyel tehlike olan Tristeza virüsü artık çok ciddi gerçek bir tehdit haline gelmiş ve çalışmalarda bu konuda son zamanlarda hızlanmıştır. Bu hastalık ile mücadelede en önemli konu hastalığın bölgeye gelmesini önlemek, bulaşık olduğu belirlenen ağaçları derhal imha etmek, dayanıklı anaçlar kullanmak, virüs ve virüs benzeri hastalıklardan ari üretim materyali ile bahçeleri tesis etmek ve ayrıca vektör takibi ve mücadelesi önem taşımaktadır. Tristeza virüsüne duyarlı olan anaçların yoğun olarak kullanıldığı bölgelerde özellikle hastalık önem taşımakta ve sürekli olarak durumu rutin testler ile takip edilmektedir. Tristeza dışında diğer tüm virüs ve benzeri hastalıkların turunçgil endüstrisi gelişmemiş ülkelerde verimi % 10-50 oranında azalttığı da rapor edilmiş olup Tristeza Virüsü de en tehlikeli turunçgil hastalığı olarak kabul edilmektedir (Baloğlu 2001). Ülkemizde 1960 lı yıllardan sonra simptomolojik olarak, 70 li yıllardan sonra da Meksika laymı bitkilerine indeksleme çalışmaları yoluyla biyolojik olarak varlığı saptanan CTV, 1980 li yıllardan sonra serolojik testlerden ELISA testi ve Elektron Mikroskobu Yöntemleri kullanılarak yaygınlığı saptanmış ve hastalık etmeni purifiye 5
1.GİRİŞ Onur TURGUT edilmiştir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda ülkemizde hastalığın yaygın olmadığı fakat yapılan testlerle var olduğu bilinmektedir (Baloğlu, 1988; 2001; Güllü, 1989). Takip eden yıllarda değişik araştırıcılar CTV ile ilgili çalışmalar yürütmüşler, ancak hastalığın son yirmi yılda değişmediği ve potansiyel tehlike olarak kaldığı görülmüştür. 2006-2007 yılları arasında yapılan çalışmalarda Güney Amerika da ve Atlas Okyanusundaki bazı adalarda bulunan ve Tristeza Virüsü için taşınma ve yayılmada en etkili vektörü olarak bilinen T.citrisidus un Avrupa kıtasına ulaştığı rapor edilmiştir. Bu vektörün girişi ile birlikte özellikle İspanya ve Portekiz de hastalığın yayılmasının artış eğilimine geçtiği belirlenmiştir. Ülkemize yurt dışından yasal olmayan yollarla yeni çeşitlerin üretim materyalinin yasal yada gayri yasal yollarla gizlice getirilmesi ile vektör ve etmenin şiddetli ırklarının gelmiş olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, bu çalışmada daha önce hastalığın bulunduğu alanlar başta olmak üzere, hastalık etmenin DAS-ELISA testi ve moleküler tanı yöntemlerinden Polymerase Chain Reaction (RT-PCR) kullanılarak 2005 yılından sonraki durumunun ne olduğu araştırılmıştır. Çalışmanın bu amaca ulaşması için ülkemizde yoğun turunçgil yetiştiriciliği yapılan alanlar önce simptomolojik olarak taranmış, şüpheli bitkilerden örnekler alınarak teşhis çalışmaları yapılmış, ayrıca daha önce hasta olduğu belirlenen alanlardaki ağaçlar ile çevresindeki ağaçlar da test edilerek son durum ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tristeza Virüs hastalığının en etkili ve tehlikeli taşıyıcısı ve yayıcısı olan ve Avrupa kıtasına ulaşmış bulunan bu önemli vektörü T. citricidus un ülkemize henüz gelip gelmediği ve CTV nin mevcut durumu bilinmemektedir. Bu nedenle çalışmanın amacı, CTV nin son yıllardaki durumunu belirlemek üzere ülkemizdeki turunçgil üretim alanlarının hastalık için yeniden DAS-ELISA ve diğer bazı yöntemlerle taranması ve mevcut tehlike boyutların ortaya konması olarak belirlenmiştir. 6
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Onur TURGUT 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR CTV, turunçgilde ekonomik öneme sahip zararlara yol açan closteroviridae familyasının bir üyesidir. CTV virüs partiküllerinin bir kısmı 2000x11 nm boyutunda, segmentsiz tek iplikçikli, iki kapsid proteinini kodlayan RNA genomundan (yaklaşık 20 kb) meydana gelmektedir. Bu iki kapsid proteini p25 ve p27 dir. p25 virionun % 95 ini, p27 ise virionun % 5 ini oluşturmaktadır ( Bar- Joseph ve ark., 1989 ; Febres ve ark., 1996; Baloğlu, 1988). Uzun yıllar turunç anacına aşılı portakal ağaçlarında hızlı ölümleri anaç-kalem uyuşmazlığına bağlanmış, fakat daha sonra Webber isimli araştırıcı 1925 yılında bu duruma bir patojenin neden olduğunu bildirmiştir. CTV hastalığının indikatör bitkiler kullanılarak biyolojik tanısı ancak 1950 li yıllarda başarılmıştır. Wallace ve Drake isimli araştırıcılar 1951 yılında yaprak veya kabuk dokusuyla virüsü meksika laym bitkisine taşımışlar ve laym bitkisinin indikatör olarak kullanımını sağlamışlardır. Bu gün bile biyolojik tanı amacıyla CTV nin tüm ırkları için Meksika laymı genel indikatör bitki olarak kullanılmaktadır. Tristeza hastalığının simptomları Meksika laymında 3-5 hafta içinde ortaya çıkmakta ve infekteli indikatör bitkilerin yapraklarında damar açılması, damar aralarının açılması, bazen damarların koyu yeşil renge dönüşmesi, yaprağın kaşıklanması ve şiddetli izolatlarda bor eksikliğine benzeyen damar bandlaşması şeklinde simptomlar görülmektedir ( Wallace, 1978). Hastalığının duyarlı anaçlar üzerine aşılı ağaçlarda görülen belirtileri özellikle hızlı göçüren için bodurluk, geriye ölüm, solgunluk, yaprak dökümü ve sonucunda iki üç ay içerisinde ağacın ölümü şeklinde ortaya çıkmaktadır (Wallace, 1978). CTV üzerine yapılan ayrıntılı çalışmalar sonucunda hastalığa ait birbirinden farklı hastalık görünümleri gözlenmiş, bunlar, decline (göçme), seedling yellows (çöğür sarılığı) ve stem pitting ırkları olarak rapor edilmiştir (Rocha-Pena ve ark., 1995). Eğer izolat seedling yellows ırkı ise turunç en iyi indikatör ve greyfurt çöğürleri de kullanılan diğer önemli indikatör bitkilerdir. Seedling yellows ırkının turunç ve greyfurt indikatör bitkilerindeki başlıca simptomları sürgünlerde kısalma, küçük sarı yaprakların oluşması, bitkilerde bodurluk şeklinde otaya çıkmaktadır. Diğer bir ırk olan stem pitting için kullanılan indikatör bitkiler başta altıntop olmak üzere, madam 7
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Onur TURGUT vinous ve pera çeşitleridir. İndikatör bitkilerde stem-pitting ırkının göstermiş olduğu en belirgin simptom gövde çukurlaşması görüntürsüdür (Roistacher, 1991). CTV hastalığının önemli bir görünümü olan quick decline yani hızlı göçüren iki şekilde gelişmekte ve bunlar hızlı geriye ölüm (quick decline) ve yavaş geriye ölüm (gradual decline) olarak isimlendirilmektedir. Bu ırklar özellikle turunç anacı üzerindeki portakal, mandarin ve greyfurtları etkilemektedir. Bu ırkın en karakteristik belirtisi aşı yerinde diz şeklinde şişme ve aşı yerinin hemen altındaki turunç anacının kabuk ve odun kambiyal yüzeylerinde bal peteği şeklinde veya iğne ucu şeklinde çıkıntı ve karşılığında girintiler şeklinde görüntülerdir (Schneider, 1954 ; Roistacher ve Moreno, 1991). CTV hastalığının teşhisi için Roistacher (1991) yaptığı bir çalışmada, 18-21 ºC de Meksika laym indikatör bitkisine bodurlaşma, sürgünlerin boğum aralarının kısalması nedeniyle bitki boyunda kısalma, yaprakların küçülmesi ve sararması şeklinde simptomlar gözlemlemiştir. Son 25 yıl içinde CTV nin tanılanması amacıyla çeşitli serolojik yöntemler geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Bu serolojik yöntemlerden en çok kullanılanı Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) dır. CTV, ELISA yöntemi ile ilk defa 1979 yılında saptanmıştır (Bar-Joseph ve ark., 1979) ve bu serolojik test günümüzde hastalığın tanılanmasında rutin olarak kullanılmaktadır. Tristezanın teşhisinde kullanılan diğer bir yöntem olan Double Stranded RNA (dsrna) analizi ise bulaşık bitkilerden dsrna elde edilerek bu nükleik asitlerin belirlenmesi ve jel elktroforez yöntemi ile analizi sonucu gerçekleştirilmektedir. Elektroforez tekniği ile RNA ların başarılı bir şekilde ayrımı 1960 lı yılların ortalarında başarılmıştır ve günümüzde rutin olarak kullanılmaktadır (Gierson, 1982). Elektroforez terimi genellikle elektrik yüklü bir alanın etkisi altında, belli bir solüsyon içerisinde küçük iyonların ve yüklü makromoleküllerin hareket ettirilmesini ifade etmektedir. Bu prensipten yararlanılarak RNA ların belirli bir büyüklükte ayrımı, farklı büyüklükteki porlara sahip jel ile başarılmaktadır ( Gierson, 1982). Morris ve Dodds (1979), virüs ve funguslarla infekteli bitkilerden dsrna analizi ve izolasyonu yoluyla bir yöntem geliştirmişlerdir. Bu yöntem sadece RNA 8
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Onur TURGUT virüsleriyle infekteli bitkiler tarafından oluşturulan dsrna ları tanımlamak için kullanılmaktadır (Dodds ve ark., 1984 ; Toley ve ark., 1989). Morris ve Dodds (1979) adlı araştırıcılar, daha kısa sürede sonuç veren, daha kaliteli dsrna ların, elde edilmesini sağlayan ve günümüzde kullanılan dsrna analizinin temelini oluşturmuşlar, 1-10 g arasında örnek kullanımıyla dsrna analiz yöntemini geliştirmişlerdir. Daha sonraki yapılan çalışmalarda arazide daha önce diğer metotlarla pozitif olarak test edilen ve seralarda bulunan CTV ile infekteli örneklerden yapılan dsrna analiz sonuçlarının hız kazanması sağlanmıştır (Dodds ve Bar-Joseph, 1983). Dodds ve ark. (1987) araziden aldıkları 16 izolatı biyolojik indekleme sonuçlarına göre değerlendirerek seedling yellows olarak belirlemişler ve bu izolatların dsrna analizleri yapıldığında tristezaya spesifik MW= 0.5x10 6 dalton büyüklüğünde bir bandının 16 örnekten 15 inde görüldüğünü belirtmişlerdir. Lee (1984), 5 farklı CTV izolatı ile yaptığı bir çalışma sonucunda virüsün farklı konukçulardan elde edilen dsrna analizlerine bakılarak her bir izolatın farklılığının ortaya çıkarılmasından sonra çalışmalar bu konuda yoğunlaşmıştır. Hastalıktan turunçgiller içerisinde en çok turunç üzerine aşılı portakal (C. sinensis), mandarin (C. reticula) ve altıntop (C. paradisi) çeşit ve türleri etkilenmektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda önceleri hastalığa bir çok grup dahil edilirken, son yıllarda hastalığın 3 farklı ırkının oluşturduğu bir kompleksten meydana geldiği kabul edilmiştir (McClean, 1974; Koizumi, 1991). Bu ırklar lime dieback (gradual= yavaş ve quick = hızlı olmak üzere iki formu mevcuttur), stem pitting adı verilen gövde çukurlaşması ve seedling yellows olarak değerlendirilen çöğür sarılığı ırkları olarak bildirilmektedir. CTV hastalığı Türkiye de ilk kez 1961 yılında Adana ve Mersin illerinde simptomolojik olarak saptanmıştır (Cengiz ve ark., 1976). Ege Bölgesi nde 1965 yılında İzmir de Satsuma Mandarinlerinde CTV belirlendiği rapor edilmiş (Özalp ve Azeri, 1967) ve yine Ege bölgesinde Satsuma mandarinlerde görülen virüs hastalıkları ile ilgili yapılan bir diğer çalışmada, simptomolojik olarak ve Meksika laym bitkisi üzerinde biyolojik indeksleme yolu ile doku boyama yöntemleri kullanılarak CTV hastalığına yakalanma oranınınege Bölgesi için %16.02 olduğu saptanmıştır ( Azeri 9
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Onur TURGUT ve Heper, 1978). Aynı araştırıcılar, Ege Bölgesi nde tristeza virüsünün zayıftan, çok şiddetliye kadar değişik şiddette ırklarının bulunduğunu ve bu virüs ile bulaşıklık oranının %16,02 olduğu belirlemişlerdir (Azeri ve Heper, 1978). Doğu Akdeniz Bölgesinde yetiştirilen turunçgillerde ise, CTV nin iki ayrı zayıf ırkının mevcut olduğu ve doğal yayılmanın söz konusu olabileceği belirtilmiştir (Baloğlu, 1988). 1981 yılında Azeri, turunç üzerine aşılanmış Satsuma mandarinlerde görülen simptomlara bakarak etmeni araştırmış, Meksika laymı ile yapılan indeksleme sonuçları ve makroskobik gözlemlere göre satsuma ağaçlarının ölümünün tristeza ve xyloprosis hastalıklarının karışık infeksiyonunun neden olduğunu belirtmiştir ( Azeri, 1981). Güllü (1989), Doğu Akdeniz Bölgesinde turunçgil virüs ve virüs benzeri hastalıkların belirlenmesi amacıyla gerçekleştirdikleri surveyde, 1985 ve 1990 yılları arasında 14 farklı hastalık teşhis etmiştir; Bu hastalıklardan CTV hastalığının navel portakalllarda % 0.5 ve satsuma mandarinlerde % 0.04 şeklinde çok düşük oranlarda belirlendiği bildirilmiştir. Ayrıca Doğu Akdeniz Bölgesi ndeki Navel ve Satsuma Turunçgil çeşitlerinde CTV nin görülme oranı, sırası ile, 0.06 % - 2.1 % ve 0.08 % olarak belirlenmiştir. Aynı çalışmada hastalığın 15-20 yaşından büyük ağaçlarda bireysel veya gruplar halinde görüldüğü belirtilmiştir. CTV hastalığının yakın mesafelere etkili bir biçimde taşınması aşı yoluyla ve vektörlerle olmaktadır (Lastra ve ark., 1992; Yokomi ve ark., 1995). Camp 1945 yılında Güney Amerika da belirli bölgelerde CTV hastalığının yol açmış olduğu turunçgil yetiştiricilik alanlarındaki görülen ani ölümlerin vektörler aracılığı ile olabileceği görüşünü öne sürmüştür (Hermoso de Mendosa ve ark., 1984). Güney Amerika da turunçgil alanlarında ağaçlardaki ani ölümlerle araştırıcılar vektörlerle ilgili çalışmalara başlamışlardır. Meneghini isimli bir araştırıcı 1946 yılında T. citricidus un CTV nin vektörü olduğuna dair ilk bulgular elde edilmiştir. 1970 yılından itibaren 10 yıl boyunca Kolombia, Peru ve Venezuela da milyonlarca ağacın ölümüne neden olmuştur (Norman ve Grant, 1956; Raccah ve ark.,1980; 1988; Yokomi ve ark., 1994). CTV vektörünün taşınmasında sıcaklık faktörü ele alındığında A. gossypi nin 10
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Onur TURGUT Florida da yaz boyunca kış mevsimine göre daha az taşıma yeteneği gösterdiği rapor edilmiştir ( Raccah ve ark., 1976; Norman ve ark., 1968). Yine aynı vektörler ile İspanya daki taşınma ve yayılma durumu da bir diğer araştırıcı grup tarafından incelenmiştir (Mendoza ve ark., 1984) Bölgemizde hastalığın vektörleri arasında sayılan A. gossypi ve A. spiraecola ya sıkça rastlanmaktadır. Ayrıca ülkemizde hastalığa oldukça duyarlı olan turunç anacının yoğun bir şekilde kullanımı ülkemizin hastalık açısında büyük bir tehlike altında olduğunun göstergesidir (Azeri ve Karaca, 1978; Azeri, 1981; Baloğlu, 1988). Yılmaz ve ark. (1990) Doğu Akdeniz Bölgesinde bulunan bazı CTV izolatlarının A. gossypii, A. rubarum ( Börner), A. solonella Theobald (?) ile taşıma denemelerinde, sadece A. gosyypii nin bir virüs izolatını Meksika laym bitkisine taşıdığını bildirmişlerdir. Bölgemizde bulunan farklı turunçgil tristeza virüs izolatlarının laboratuar şartlarında A. gossypii ile Madam Vinous portakalından Meksika laymına taşıma denemelerinin yapıldığı bir çalışmada yerli izolatlardan biri vektör ile hiç taşınamazken diğer izolat % 0 ile % 21.5 arasında değişebilen oranlarda taşınabilmiştir (Satar, 1997). 1930 lu ve 40 lı yıllarda meydana gelmiş olan Brezilya ve Arjantin deki turunç üzerine aşılı portakal ağaçlarının yıkımına neden olan CTV hastalık etmeninin hızlı yayılmasının sebebinin etkili taşıyıcı vektörü olan Toxopter citricidus yaprak biti olduğu bir çok araştırıcı tarafından bildirilmiştir (Roistacher ve ark, 1980). İspanya da bulunan mevcut CTV kompleksi için en etkin vektörün Aphis gossypii olduğu bildirilmiştir (Mendoza ve ark., 1984). A. gossypii, T. citricidus kadar etkili olmasa da bu yaprak biti türünün turunçgillerde yoğun koloniler oluşturduğu ve beslenmek için göç etmeye meyilli olduğu rapor edilmiştir (Bar-Joseph ve ark., 1989). CTV hastalığının bir diğer ırkı CTV-SP (Citrus Tristeza Virüs-Stem Pitting =gövde çukurlaşması) ise ilk kez 1949 yılında Güney Afrika da kaba limona (Citrus jamphiri Lush.) aşılı altıntoplarda saptanmıştır. Stem pitting Brezilya, Avusturya, Asya ve Güney Afrika da Citrus macrophyla gibi bazı anaçlar üzerinde yetiştirilen, genellikle laym (C. aurantifolia) ve altıntoplarda CTV hastalığının oluşturduğu 11
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Onur TURGUT önemli bir zarar şekli olarak tanımlanmaktadır (Knorr ve Price, 1957; Fraser 1968; Wallace, 1978). Stem pitting ırkının belirtisi olan gövde çukurlaşması yanında infekteli bitkilerde bodurlaşma, geriye ölüm, kalitesiz küçük meyve oluşumu, yaprak damarları arasında sararmanın meydana gelen diğer belirtileri olduğu rapor edilmiştir. Turunçgil tristeza virüsünün bir diğer ırkı olan CTV-SY (Citrus Tristeza Virus-Seedling Yellows = çöğür sarılığı) ilk olarak 1952 yılında Fraser isimli araştırıcı tarafından Avusturalya da rapor edilmiş ve diğer CTV ırklarından farklı olduğu bildirilmiştir. Araştırıcı araziden aldığı aşı gözlerini Eureka limon, turunç ve altıntop indikatör bitkilerine aşıladığında şiddetli bodurlaşma ve indikatör bitkilerde sararma simptomları belirlemiştir. Ek olarak yapraklarda küçülme, klorotiklenme, bazen sararma ve bunların sonucunda bodurlaşma oluşmuştur. Bu nedenle, araştırıcılar seedling yellows ırkının araziden çok indeksleme sonucunda belirlenebilen bir ırk olduğunu belirtmişlerdir (Roistacher, 1991) Doğu Akdeniz Bölgesi nde 9 izolat kullanılarak yapılan bir çalışmada ise, indikatör bitki yapraklar üzerinde damar açılmaları simptomları oluşturduğunu, seedling yellows ve stem pitting ırklarının simptomları biyolojik indeksleme ile belirlenmiş, izolatların indikatör bitki üzerindeki bodurlaşma oranı %11-%37 arasında gerçekleştiği, yapılan dsrna analizi sonuçlarında farklı bahçe içinde bulunan izolatların farklı dsrna yapıları, aynı bahçeden alınan izolatların benzer dsrna yapıları gösterdikleri bildirilmiştir ( İnce, 1999). CTV hastalığının karakteristik bir belirtisi aşı yerinde diz şeklinde çıkıntı veya şişme (overgrowth) ve kabuk kesiti alındığında gövdede bal peteği şeklindeki yada iğne ucu ile delinmiş gibi delikçikler ve karşılığında çıkıntılar (honeycombing) şeklindedir. Aşı yerinden aşı çizgisini içerecek şekilde bir kabuk kesiti alındığında turunç kabuğunun alt yüzeyinde topluiğne batırılmış gibi çukurluklar vardır. Bu çukurlukların karşıtı olarak odun silindiri yüzeyinde ince uçlu iğne ucu gibi çıkıntılar görülmektedir. Gövdede meydana gelen bu belirtilere ek olarak ağacın üst aksamında yapraklarda kıvrılma ve genel bir solgunluk, meyve verimi azalması ve meyve boyutu küçülmesi şeklinde simptomlar meydana gelmektedir (Salibe, 1986). Doğu Akdeniz Bölgesi nde ELISA testinin rutin çalışmalarda kullanılmasını amaçlayan bir çalışmayla 4 ayrı bölgedeki 7 Turunçgil bahçesinden seçilen 112 12
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Onur TURGUT örneğin 72 sinde yapılan ELISA testi sonucunda CTV belirlenmiş, saflaştırması yapılmış ve 10-12 X 1100-2044 nm boyutlarında partiküller EM de görülmüş ve polyklonal antiserum üretimi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca 1980 li yılların sonunda yapılan bu çalışmada CTV hastalığının bölgede doğal yayılmasının başladığı veya olabileceği ileri sürülmüştür (Baloğlu, 1988). Değişik araştırıcılar tarafından yine Doğu Akdeniz Bölgesinde Tristeza virüsü değişik amaçlarla çalışılmış, özellikleri, varlığı, surveyi, tanı ve antiserim eldesi gibi çalışmalar yapılmıştır (Çınar ve ark., 1993; İnce 1999; Kamberoğlu, 2000; Bozan, 2002) CTV 1930 yılında Arjantin de turunç anacı üzerine aşılı 19 milyon ve 15 yıl sonrasında 10 milyon turunçgil ağacının yok olmasına neden olmuştur. Brezilya da 12 yıl içerisinde 6 milyon, Kaliforniya da 3 milyon, Florida da çok sayıda turunçgil ağacının ölümüne neden olmuştur. CTV İsrail, İspanya, Kıbrıs ve Orta Amerika da yayılmaya ve zarar vermeye devam etmektedir. CTV hastalığın son 50 yıl içinde Güney Afrika, Güney Amerika, ABD ve İspanya da toplam 100 milyondan fazla turunç anacı üzerindeki portakal ( C. sinensis L.Osbeck) vd. ağacının ölümüne neden olduğu aynı araştırıcılar tarafından rapor edilmiştir.. (Cambra ve ark., 1988; Bar- Joseph ve ark., 1989; Roistacher, 1995; Bove, 1995). Günümüzde tristeza virüs hastalığı (citrus tristeza virüs = CTV), turunçgillere zarar veren hastalıklar içerisinde en yıkıcılarından birisi ve sınır tanımayan uluslararası bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dünya turunçgil yetiştiriciliğinde ekonomik olarak önemli kayıplara neden olmuş, çok tehlikeli bir hastalıktır (Whiteside ve ark., 1989 ; Bar-Joseph ve ark., 1989). Futch ve Brlansky (2004) virüs ve virus benzeri hastalıkların turunçgil endüstrisi gelişmemiş ülkelerde verimi yaklaşık % 10-50 oranında azalttığını, virüs ve virüs benzeri hastalıkların turunçgil yetiştiriciliğinde olumsuz etkilere neden olan ve ekonomik turunçgil üretimini sınırlayıcı en önemli faktörlerden olduklarını bildirmişlerdir. Dünyada turunçgil fidanlarının topraklı olarak deniz yolu ile bölgeler arası taşınması sonucu tuyrunçgillerde son derece önemli bir fungal bir hastalık etmeni olan Phytopthora citrophthora (Turunçgil Zamklanma Hastalığı) etmeni bir çok bölgeye kolayca yayılmış, ve önemli ağaç kayıplarına neden olmuştur (Fawcet, 1936; 13
2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR Onur TURGUT Wallace, 1978 den). Bunun sonucunda, bu fungal hastalık etmenine karşı önlem olarak hastalığa dayanıklı anaç olarak turunç kullanılmaya başlanmış, sonuçta dayanıklı olması nedeniyle bu anaç tüm Akdeniz Ülkeleri ve Güney Amerika da yaygın kullanılmaya başlamıştır (Bar-Joseph ve ark., 1981). 14
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT 3. MATERYAL VE METOD 3.1. Materyal Çalışmanın esas materyalini Turunçgil Trizteza Virüsü ile infekteli veya şüpheli olduğu düşünülen muhtelif turunçgil bitki örnekleri oluştururken çalışmalarda kullanılan plastik torbalar, ELISA kitleri, PCR primerleri (Dr. Bayram ÇEVİK, SDÜ-Isparta), RT ve PCR reaksiyonları için gerekli Enzimler (Taq- MMLV, RNase,), dntps, MgCl vb biyokimyasallar, elektroforez çalışmalarında kullanılan Agar, Ethidiüm bromide, markırlar, Loading dye vb. kimyasallar ile Thermocyler, Eloktroforez tankı, microsantrfüj, mikrosantrifüj tüpü vb. araç-gereç ve malzemeler diğer materyali oluşturmuştur. ELISA ve RT-PCR çalışmalarında kullanılan kimyasallar ve tampon çözeltiler Ek 1 ve 2 de verilmiştir. Toplanan örneklerin serolojik test yöntemiyle (DAS-ELISA) ve moleküler yöntem (RT PCR) tanısını gerçekleştirmek üzere BİOREBA firmasından temin edilen turunçgil tristeza virüsü kit ve antiserumları ile İONTEK firmasına sentezlettirilen primerler kullanılmıştır. 3.1.1. Biyolojik Testler İçin Kullanılan İndikatör Test Bitkileri Bu çalışmada virüslerin biyolojik tanılarını gerçekleştirmek amacıyla test bitkisi olarak kullanılan turunç (Citrus aurantium) ve meksika laymı (Citrus aurantifolia) çöğürleri Çukurova Üniversitesi Subtropik Meyveler Araştırma ve Uygulama Merkezinden sağlanmıştır. 3.1.2. Survey Alanı Hakkında Bilgi Çalışma, Akdeniz ve Ege Bölgesi nde turunçgil yetiştiriciliğinin yoğun yapıldığı 6 il ve bu illere bağlı turunçgil üretimi yapılan 21 ilçe veya merkezde yürütümüştür.survey yapılan iller, ilçeler ve bahçe sayısı Çizelge 3.1 de verilmiştir. 15
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT Çizelge 3.1. Sürvey Çalışmalarında Örnek Alınan İller, İlçeler ve Bahçe Sayısı Örneğin Alındığı Gezilen Örnek Bahçe Alınan İl İlçe-Belde Sayısı Bahçe Seyhan 10 3 Yüreğir 10 3 ADANA Kozan&Bucak 15 4 Karataş 10 3 İmamoğlu 5 2 HATAY Dörtyol 10 2 Erzin 10 2 Merkez 8 4 Tarsus 7 3 İÇEL Yenice 6 3 Davultepe 5 2 Alata 6 2 Silifke 4 2 Gümüldür 5 2 Seferhisar 5 2 İZMİR Güzelbahçe 5 2 Selçuk 5 2 AYDIN Kuşadası (Davutlar) Söke 5 2 Merkez-Serik 6 2 ANTALYA Alanya 5 2 Manavgat 5 2 TOPLAM 147 51 Çizelge 3.1 den de anlaşılacağı üzere çalışma Adana ilinin Seyhan, Yüreğir, Karataş, İmamoğlu, Kozan-Bucak, Hatay ilinin Dörtyol ve Erzin, İçel ilinin Merkez, Tarsus, Yenice, Davultepe, Alata ve Silifke, İzmir ilinin Gümüldür, Seferhisar, Selçuk ve Güzelbahçe, Aydın ilinin Söke ve Kuşadası (Davutlar) ile Antalya ilinin Merkez-Serik, Alanya ve Manavgat ilçeleri ve civarında turunçgil yetiştiriciliğinin 16
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT yoğun olduğu alanlardaki bahçelerde yürütülmüş ve bu bahçelerde mevcut ağaçlar araştırma materyalini oluşturmuştur. Turunçgil yetiştiriciliği açısından fazla öneme sahip olmayan Doğu Karadeniz Bölgesi survey dışında bırakılmıştır. Turunçgil üretimi yapılan ve çalışma süresince survey yapılmış yöreler Şekil 3.1. de gösterilmiştir. 3.2. Metod 3.2.1. Sürvey Çalışmaları: Arazi Gözlemleri ve Hastalıklı Bitki Materyallerinin Elde Edilmesi Arazi çalışmaları esnasında hastalığının turunç gibi duyarlı anaçlar üzerine aşılı ağaçlarda görülen belirtilerinden yapraklarda küçülme, damar açılması, kaşıklaşma, meyve boyutunun küçük kalması, değişen şiddetlerde bodurluk, geriye ölüm, solgunluk, yaprak dökümü ve en karakteristik belirti olarak ta aşı yerinde şişme ve aşı yerinden kaldırılan kabuk parçasının altında odun dokusunda iğne ucu şeklinde çıkıntılar (inverse pitting), buna karşılık gelen kabuk kambiyal yüzeyinde ise iğne ucu ile delinmiş gibi küçük delikler (honey combing), şeklinde belirtilerden bir veya bir kaçını gösteren ağaçlardan alınan yaprak ve sürgün örnekleri (Şekil 3.2, Şekil 3.3) ile bu şüpheli ağaçların yanından yada yakınında belirti göstermeyen sağlıklı görülen ağaçlardan örnekler alınmıştır. Bazı ağaçlardan ayrıca meyve örnekleri de alınmıştır. 3.2.2. İnfekteli Örneklerin Saklanması Örnek olarak seçilen ağaçların değişik yönlerini içerecek şekilde genç sürgünleri test materyali olarak alınmış ve ayrı ayrı plastik torbalara konulmuş, örneklerin konduğu torbaların üzerine tarih, örneğin alındığı yer ve numara yazılarak buz kutusunda laboratuara getirilmiş, biyolojik ve serolojik testlerde kullanmak üzere +4ºC de çalışan buzdolabında veya 20ºC de derin dondurucuda muhafaza edilmiştir. 17
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT T Ü R K İ Y E Şekil 3.1 Turunçgil üretimi yapılan bölgeler (Kırmızı Taranmış) 18
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT Şekil 3.2 Tristeza için survey çalışmalarında şüpheli örnekler için aranan karakteristik belirtiler (Baloğlu, 1988) Şekil 3.3. Hasta ağaçlarda aşı yeri şişmesi (over-growth) ve aşı yerinden kaldırılan kabuk ve odun dokudaki oluşumlar (honey combing, inverse pitting ) (Baloğlu, 1988 19
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT 3.2.3. ELISA Testinin Uygulanması Arazi çalışmaları ile belirtilere bakılarak şüpheli olarak seçilen veya tesadüfi olarak belirlenen CTV şüpheli örneklerden ELISA testi temel olarak Clark ve Adams (1977) ile Baloğlu (1988) in bildirdikleri Double Antibody Sandwich yöntemine ve ELISA kitinin ticari olarak temin edildiği firma önerileri dikkate alınarak yapılmıştır. ELİSA testi çalışmalarında aynı örneklerin hem yaprak orta damarı hem de sürgün kabuk dokusu ekstraktları, bazı örneklerin de meyve kabuğu ve albedosu test örneği olarak kullanılmıştır. Testin uygulanışı aşağıda verilen aşamalarda gerçekleştirilmiştir. 1. 96 çukurlu Mikrotiter platelerin her bir çukuruna kaplama tamponunda (Ek 1) 1/1000 oranında seyreltilmiş olan IgG çözeltisinden genellikle kenar çukurlar harici tutularak 200µl eklenmiş ve 37 ºC de 4 saat inkübe edilmiştir. 2. Çukurlar PBS-Tween (Ek 1) ile doldurularak en az üç kez yıkanmış ve her yıkama işleminde üçer dk. beklenmiştir. 3. Örnek tamponunda (Ek 1) 1/10 oranında sulandırılarak ekstrakte edilip tülbentten süzülerek hazırlanan test örneklerinden her bir çukura hazırlanmış şemaya göre 200 µl eklenerek +4 ºC de tüm gece boyu veya 37 ºC de 4 saat inkübe edilmiştir. Her bir plate içinde bir sağlıklı bitki ekstraktı, bir tampon çözelti kontrol ve ayrıca birde pozitif örnek ekstraktı kontrol amaçlı olarak kullanılmıştır. Her bir test örneği ve kontroller için için yan yana veya alt alta olmak üzere ikişer çukur kullanılmıştır. 4. Plateler 2. madde de açıklandığı şekilde yıkanmıştır. 5. Konjugate, 1/1000 oranında konjugat tamponu (Ek 1) içinde sulandırılarak her bir çukura 200 µl eklenerek yine 37 ºC de 4 saat inkübe edilmiştir. 6. Plateler tekrar PBS-Tween ile 3 kez yıkandıktan sonra her bir çukura 200µl substrat tamponunda (Ek 1) seyreltilmiş olan substrat (1mg/1ml) eklenmiştir. En az 30 dakika oda sıcaklığında inkübe edilmesini takiben görsel ve 405 nm de spektrofotometrik olarak değerlendirme yapılmıştır. 7. Renk oluşumundan sonra ayrıca her bir çukura 50 µl 3M NaOH eklenerek reaksiyon durdurulduktan sonra sonuçlar iki şekilde değerlendirilmiştir. 20
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT a. Çıplak gözle sarı renk oluşumu için gözlem ve kayıt yapılmış b. 405 nm dalga boyunda absorbans değerleri ölçülmüştür. Çıplak gözle her bir çukurdaki renk değişimi belirlenerek sarı renk oluşumu pozitif olarak değerlendirilmiştir. Absorbans değeri ölçümünde ise; öncelikle testin çalışıp çalışmadığı veya doğru olup olmadığı pozitif örneğin ve tampon çözeltinin kullanıldığı çukurların verdiği sonuçlar dikkate alınarak karar verilmiştir. Pozitif kontrolun çok yüksek absorbans değeri, buna karşılık tampon çözeltinin çok düşük absorbans değeri vermesi durumunda testin uygun olduğu ve çalıştığı kabul edilmiştir. Bu durumda değerlendirme yapılmış ve sağlıklı örnek için elde edilen absorbans değerinin en az iki katı absorbans değeri veren çukurlardaki örneklerin hastalık ile bulaşık olduğu kabul edilmiştir (Bar-Joseph ve ark., 1979 ; Roistacher, 1991). 3.2.4. Total RNA Ekstraksiyonu ELISA testi sonucunda CTV ile infekteli olduğu saptanan bazı seçilmiş arazi örneklerinden ve indeksleme amacı ile CTV bulaştırılmış indikatör bitkilerden alınan genç yapraklar kullanılarak yapılan total RNA izolasyon çalışmaları, Astruc ve ark., (1996) nın önerdiği yönteme göre yürütülmüştür. Total RNA ekstraksiyonu yönteminde izlenen basamaklar: 1. İnfekteli olduğu belirlenen turunçgil bitki örnekleri ekstraksiyon tamponu (Ek 2) (100mM Tris-HCI ph.8.0, 50mM EDTA b-ph. 7.0, 500 NaCI, 10mM 2. mercapto-ethanol (1/1000) ) içerisinde 1:2 (w/v) oranında sulandırılarak havanhavaneli kullanılarak ekstrakte edilmiş ve bitki özsuyu steril tülbentten süzülmüştür. 2. Elde edilen bitki özsuyundan 1 ml alınmış, eppendorf tüpleri içerisine konmuş ve örnekleri içeren tüpler 3 dakika 4.000 rpm de santrifüj edilmiştir. 3. Süpernatant (üst sıvı) üzerine % 20 lik sodium dodecyl sulfat (SDS) den 50 µl ilave edilerek vortekste karıştırılmış ve sonra tüpler 65 ºC de 30 dakika su banyosunda tutularak inkübe edilmiştir. 4. İnkubasyonu takiben tüplere 250 µl potasyum asetat (5M) ilave edilerek 20 dakika buz içerisinde bekletilmiş ve daha sonra 15 dakika 13.000 rpm de santrifüj yapılmıştır. 21
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT 5. Santrifüj sonrası elde edilen sıvı kısım, yani süpernatant iki kısma ayrılmış ve 500 µl si yeni hazırlanmış eppendorf tüplerine konarak -70 C de saklanmıştır. Geriye kalan 500 µl süpernatant yeni hazırlanan eppendorf tüplerine konulmuş, üzerine % 100 lük hazırlanmış ethanolden 500 µl ilave edilerek 1 ml ye tamamlanmış ve vortekste karıştırılmıştır. 6. Daha sonra tüplere 50 µl 3 M sodyum asetat ilave edilmiş ve örnekler tekrar karıştırılarak -70 ºC de bir gece beklemeye bırakılmıştır. 7. İnkubasyondan sonra örnekler 15 dakika 14.000 rpm de santrifüj edilerek süpernatant kısmı tüplerden uzaklaştırılmıştır. 8. Daha sonra eppendorf tüpleri filtre kağıdı üzerinde ters çevrilerek 5 dakika kurutulmuş ve tüp dibinde kalan pellet üzerine % 70 lik ethanolden 1 ml ilave edilmiştir. 9. Tüpler RNA ları çöktürmek amacıyla 5 dakika 13.000 rpm de santrifüj edilmiş ve tüp içerisindeki ethanol atılarak eppendorf tüpleri kurutma kağıtları ile dikkatlice kurutulmuştur. 10. Sonuçta elde edilen total RNA lar 50 µl RNAse free saf su ile sulandırılarak, 15µl ve 35 µl olmak üzere ikiye bölünmüş ve eppendorf tüpleri içerisinde -70 ºC de muhafaza edilmiştir. Daha sonra agaroz jel elektroforez çalışmasıyla total RNA ların varlığı kontrol edilmiştir. 3.2.5. RT-PCR Çalışmaları Polimeraz Chain Reaction (PCR) veya Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR), 1980 li yıllardan itibaren in vitro ortamda spesifik bir DNA parçasının kopyalarının kısa zincirli oligonükleotid primerler yardımı ile yönlendirilerek enzimatik olarak sentezlenmesi şeklinde ortaya konmuş bir yöntemdir. DNA molekülündeki dizisi bilinen iki bölge arasındaki spesifik DNA parçasını çoğaltmak için, çok az miktarda mrna dan cdna lar oluşturarak bitki patojenlerinin nükleik asit dizileri belirlenebilmektedir. PCR, çift iplikli bir DNA molekülünde hedef dizilere iki oligonükleotid primerin bağlanması ve uzaması esasına dayanmaktadır. Nükleik asit materyali RNA olan bir hedef çoğaltılmak isteniyorsa, önce RNA dan Reverse 22
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT Transcriptase (RT) enzimi yardımı ile cdna lar elde edilmekte ve daha sonra bu cdna lar PCR işlemiyle çoğaltılmaktadır (RT-PCR). Bu tez çalışmasında kullanılan CTV izolatının moleküler yöntem ile tanılanması ve ELISA testi ile karşılaştırılması ve sonuçların teyit edilmesi amacıyla RT-PCR çalışmaları yapılmıştır. Çalışmada kullanılan CTV izolatının moleküler olarak tanılanmasına yönelik olarak CTV için indeksleme amacıyla aşılanan indikatör bitkilerden alınan dokularından elde edilen total RNA preparasyonları CTV ye spesifik primerler yardımıyla RT-PCR işlemine tabi tutulmuştur. Çalışmada iki aşamada yapılan RT-PCR yönteminde I. aşamada; RT (Reverse transcription) işlemi ile cdna'lar elde edilmiş, II. aşamada ise, bu cdna' lar kullanılarak PCR işlemi yapılmıştır. I. RT aşamasında; her PCR tüpüne, elde edilmiş total RNA dan 3 µl konulmuş ve üzerine 2 µl reverse primer ve 10 µl ddh 2 O ilave edilerek 95 C' de 3 dakika bekletilmiştir. Daha sonra tüpler buz üzerine alınmış ve bu PCR tüplerine, 3.6 µl saf su, 5 µl RT tampon çözeltisi (250 mm Tris- HCl (ph 8.3), 250 mm KCl, 20 mm MgC12, 50 mm DTI), 1 µl dntp (10 mm), 0.3 µl RNAse ve 0.1 µl RT enzimi ilave edilerek, 42 C' de 60 dakika inkübe edilmiştir. Sonuçta, cdna sentezi gerçekleştirilmiştir. II. PCR aşamasında ise, ayrı bir PCR tüpüne, yukarıdaki işlemlerden elde edilen cdna' dan 10 µl konulmuş, üzerine 26.5 µl saf su, 5 µl 10X PCR tampon çözeltisi (100 mm) Tris- HCl (ph 8.8),500 mm KCl, % 0.8 Nonidet P40), 3 µl MgCl2 (25mM), 2 µl dntp (10 mm), 0.5 µl Taq DNA polymerase, 2 µl forward primer ve 1 µl reverse primer ilave edilmiştir. Daha sonra tüpler; 94 C'de 4 dakika... 1 döngü 94 C ' de 30 saniye... 35 döngü 56-62 C' de 1 dakika... 35 döngü 72 C ' de 2 dakika... 35 döngü 72 C'de 10 dakika... 1 döngü olacak şekilde ayarlanmış termocycler'a yerleştirilerek PCR aşaması tamamlanmıştır. 23
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT RT-PCR çalışmalarının sonuçları, agaroz jel elektroforez yöntemi kullanılarak gözlenemiştir. RT-PCR yönteminin I. aşamasında tüp içerisindeki karışımın toplam hacmi 25 µl, II. aşamasındaki toplam hacim ise, 50 µl olacak şekilde hesaplanarak hazırlanmıştır. Çalışmada kullanılan farklı sıcaklıklar ve bunların neden kullanılacakları aşağıda verilmiştir. a. 42 C de 1 saat; Amplifikasyonu yapılacak olan CTV nin RNA sından komplementer DNA (cdna) elde etmek amacıyla kullanılmıştır. 42 C CTV reverse transcriptase enziminin çalışma sıcaklığıdır. b. 94 C de 4 dakika; Virüsün RNA sına komplementer olarak elde edilmiş olan cdna yı virüse ait olan RNA dan ayırmak amacıyla ayarlanmıştır. Çift iplikli nükleik asitteki zincirler 94 C de birbirinden ayrılmaktadır. PCR aşamasında bu cdna çoğaltılmıştır. c. 94 C de 30 saniye; Amplifikasyonda b deki programın çalıştırılması sırasında birbirinden ayrılmayan RNA ve cdna ların ayrılması ve daha sonra oluşacak çift ipliklerin sürekli birbirinden ayrılması için ayarlanmıştır. d. 52 C de 1 dakika; Kullanılan primerlerdeki G, C, A ve T baz miktarları göz önünde bulundurularak Tm=(G+C)x4+(A+T)x2 formülü (Tm=melting temperature=erime ısısı) ile ayarlanmıştır ve bu sıcaklıktan 5 C aşağısı kullanılmıştır. (Dr. Bayram ÇEVİK ile kişisel görüşme, SDÜ-Isparta). Bu programdaki sıcaklık seviyesi; primerlerin, çoğaltılması hedeflenen nükleik asitte bulunan ve primerlere spesifik yerlere bağlanması için gerekli olan sıcaklıktır. e. 72 C de 2 dakika; DNA Taq polimeraz enziminin çalışma sıcaklığı olup, d deki programın çalışması ile spesifik bölgelere bağlanan primerlerin uzaması için ayarlanmıştır. Bu sıcaklıkta DNA Taq polimeraz enzimi dntp leri kullanarak amplifikasyonu gerçekleştirir. c, d ve e deki programlar 35 defa çalışacak şekilde ayarlanmıştır. f. 72 C de 10 dakika; Amplifikasyon sonunda çoğaltılan nükleik asit ipliklerinde tamamlanmayan bölgelerin tamamlanması amacıyla ayarlanmıştır. 24
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT 3.2.6. Agaroz Jel Elektroforez Çalışmaları Total nükleik asit ve RT-PCR işlemlerinin sonuçları aşağıdaki şekilde hazırlanmış %l lik agaroz jel elektroforez yöntemine tabi tutulmuştur. Gallitelli ve Minafra (1994) e göre uygulanan yöntemde; 1. Cam erlen içerisine 300 mg agaroz ve 30 ml l X TBE veya 1 X TAE tampon çözeltisi (4.84 gr Tris, 2 ml 0.5 M Na 2 EDTA, 1.142 ml Glucial Asetic Acid/1lt) konulacak ve agaroz tam olarak eriyinceye kadar mikrodalga fırında tutulacaktır. Daha sonra, üzerine tampon çözeltiden ilave edilerek son hacim 30 ml olacak şekilde ayarlanmıştır. 2. Karışım bir süre soğumaya bırakılmıştır ve elektroforez aparatında jel hazırlanan kısma boşaltılarak tarak takılmıştır. 3. Jel donduktan sonra tarak dikkatlice çekilecek ve bu kısım elektroforez tankına yerleştirilerek üzerine jeli l-2 mm geçecek kadar 1 X TAE tampon çözeltisi ilave edilmiştir. 4. Örnekler, 15 µl örnek ve 3 µl 6x Loading buffer olacak şekilde hazırlandıktan sonra toplam 18 µl karışım jeldeki kuyulara dikkatli bir şekilde yüklenmiştir. İlk kuyuya marker (5 µl marker, l µl loading buffer) konulmuştur. 5. Loading buffer içerisindeki turuncu renk (Orange G) jelin sonuna gelene kadar elektroforez tankına 40 V elektrik akımı verilmiştir. 6. Jel, elektroforez işlemi sonunda, oda sıcaklığında 10 dk. süre ile 30 µl ethidium bromid/ 100 ml saf su (l0 mg/ml saf su) çözeltisinde çalkalanarak boyanmış ve daha sonra fazla ethidium bromidi uzaklaştırmak için 5 dk. saf su içerisinde tutulmuştur. 7. Yıkanan jel, UV Transilluminatör üzerine konularak, UV ışıkta ortaya çıkan bantlar gözlenmiş ve fotoğrafı çekilmiştir 25
3.MATERYAL VE METOD Onur TURGUT 3.2.7. Biyolojik indeksleme metodu. CTV ile bulaşık olduğu saptanmış yada simptomolojik olarak şüpheli olduğu düşünülen örneklerden alınan bir yıllık sürgün kabuk dokusu parçaları ve/veya aşı gözleri Meksika laym indeks bitkisi çöğürlerine doku parçası veya aşı gözü olarak Roistacher (1991) in bildirdiği şekilde aşılanmıştır. Her bir örnek için üç adet maksika laym çöğürü kullanılmış ve iki adet te kontrol bitki bırakılmıştır. Aşılamadan 3-4 hafta sonra aşı bağları açılmış ve indeks bitkilerin aşı noktasından 15 cm üzerinden tepesi vurularak sürgün vermesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bitkiler özel hazırlanmış, sıcaklığı ayarlanabilir ve ışıklandırılan klima odasında gözlem amacıyla tutulmuştur. Aşılamadan sonra bitkilerin normal bakım ve beslemeleri yapılmış ve aylık peryotlar halinde yaprak belirtileri olarak damar açılması ve bantlaşması belirtileri için gözlemler yapılmıştır. 26
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT 4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA 4.1. Arazi Gözlemleri ve Hastalıklı Bitki Materyallerinin Elde Edilmesi Bu çalışma kapsamında 2006 ve 2007 yılllarında toplam 6 il ve 21 ilçede yapılan sörvey çalışmaları sonucunda 147 bahçe gezilmiş ve bu bahçelerde toplam 51 bahçeden 276 test amaçlı örnek alınmıştır. Bu örneklerin illere, ilçelere göre dağılımı aşağıda Çizelge 4.1. de verilmiştir. Daha önceki yıllarda hastalıklı olduğu belirlenmiş bahçelerde iptal edilmemiş örnek ağaçlarda herhangi bir değişiklik olmaksızın aynı şekilde bahçelerde durduğu görülmüştür. 4.2. Sürvey Çalışmalarında Gözlenen Hastalık Belirtileri Arazi gözlemlerinde karekteristik hastalık belirtileri olarak damar açılması yapraklarda küçülme ve kaşıklaşma, aşı yerinde şişme, aşı yerinde meydana gelen şişmenin olduğu bölümde anaç ve kalem kısmını içerecek şekilde alınan bir kabuk parçasında odun dokusu kısmında iğne ucu şeklinde çıkıntılar (inverse pitting), buna karşılık gelen kabuk kambiyal yüzeyinde ise iğne ucu ile delinmiş gibi küçük delikçikler (honey combing), değişen şiddetlerde bodurluk, geriye ölüm, mat ve solgun görünüm ve çalılaşma belirtileri gözlenmiştir. (Şekil 4.1; Şekil 4.2) Ağaçların yaşı hayli ileri olmasına rağmen uzun yıllar bodur, gelişmemiş şekilde hayatta kalan ağaçlarda meydana gelen az sayıdaki meyve boyutları da oldukça küçük kalmıştır. Bu tip karakteristik belirtiler gösteren ve daha öncede hastalıkla bulaşık olduğu değişik araştırıcılar tarafından çok önceleri belirlenmiş olan (Baloğlu, 1988; Güllü, 1989; Azeri ve Karaca 1978) ağaçlar ELİSA testinde aynı şekilde pozitif sonuç vermiştir. Daha öncede rapor edildiği gibi (Baloğlu, 1988) tüm Akdeniz Bölgesi ülkelerdekine benzer şekilde CTV nin ülkemizdeki ırkı da hızlı göçüren değil, yavaş seyereden, öldürmeyen ama şiddetli bodur bırakan hafif ırklardan olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim yıllar önce hasta olarak belirlenmiş olan bu ağaçlar yirmi yıl sonra bile hala bodur olarak yaşamaya devam etmiştir. Hatta yirmi yıl önceki fototğraflar ile şu andaki görüntü bile bire bir benzeşmektedir (Şekil 4.3). 27
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT Çizelge 4.1. Toplanan Turunçgil Yaprak ve Sürgün Örneklerinin İl ve İlçelere Göre Dağılımı Örneğin Alındığı Gezilen Örnek Bahçe Alınan Örnek Testelenen Pozitif İl İlçe-Belde Sayısı Bahçe Sayısı Örnek örnek Seyhan 10 3 23 23 0 Yüreğir 10 3 20 20 0 ADANA Kozan&Bucak 15 4 19 19 0 Karataş 10 3 17 17 0 İmamoğlu 5 2 6 6 0 HATAY Dörtyol 10 2 18 18 0 Erzin 10 2 9 9 0 Merkez 8 4 28 28 6 Tarsus 7 3 10 10 0 İÇEL Yenice 6 3 8 8 0 Davultepe 5 2 12 12 0 Alata 6 2 11 11 0 Silifke 4 2 9 9 0 Gümüldür 5 2 10 10 1 Seferhisar 5 2 11 11 1 İZMİR Güzelbahçe 5 2 9 9 0 AYDIN Selçuk (Davutlar) 5 2 9 9 0 Söke 5 2 14 14 0 Merkez 6 2 17 17 0 ANTALYA Alanya 5 2 9 9 0 Manavgat 5 2 7 7 0 TOPLAM 147 51 276 276 8 Yapılan gözlemlerde hasta ağaçların etrafındakiler normal veya normale yakın gelişmişler, hastalık için zayıf pozitif verseler de uzun yıllar içinde değişim olamamıştır. Dolayısıyla hastalığın yayılımı konusu şimdilik yok veya oldukça yavaştır, ancak 2000 li yıllarda T. citrisidus yaprak bitinin Avrupa kıtasına girişi 28
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT sonucu ülkemize gelmesi durumunda muhtemelen tablo değişebilecek, hala potansiyel tehlike olan CTV hastalığı bölgede yaygın olarak turuncun kullanılıyor olması nedeni ile ciddi tehdit oluşturabilecektir. Bu nedenle hastalığın ve vektör olan yaprak bitinin mutlak surette sürekli takip edilmesi gerekmektedir. Her ne kadar son zamanlarda bazı üreticiler bu tehdide karşı turunç anacı yerine diğer bazı anaçları (Carrizo Sitranj, C35 vb) kullanmaya başlamış olasalarda bu anaçlarında diğer bazı sınırlayıcı faktörleri mevcuttur. Fakat en azından bu hastalık artık aydın üreticiler tarafından analşılmış ve bilinmektedir. Şekil 4.1. CTV ile bulaşık olduğu belirlenmiş ağaçlarda bodurlaşma ve çalılaşma görüntüleri (Mersin) 29
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT Şekil 4.2. CTV ile bulaşık olduğu belirlenmiş portakal ağaçlarında bodurlaşma ve aşı yerinde meydana gelen şişme (Over-growth) görüntüsü (Mersin) Şekil 4.3. 1980 li yıllarda Tristeza ile ilgili yapılan bir çalışmada hasta ağaç olarak kullanılan T21 kodlu portakal ağacından 20 yıl sonra benzer bir görüntü (Mersin ili Iğdır Köyü, Baloğlu, 1988) 30
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT 4.3. ELISA Testi Çalışmaları Çalışmalar esnasında değişik şiddetlerde farklı olumsuz belirtiler gösteren doğrudan veya şüpheli olarak seçilmiş yada çalışma gereği gezilen bahçeden tesadüfen alınmış 276 farklı çeşitlerden turunçgil ağaç örneği DAS-ELISA yöntemi ile test edilmiştir. Çizelge 4.1 ve 4.2. den anlaşılacağı üzere bu çalışmalarda Mersin ili merkez ilçeye bağlı Iğdır köyü ve civarında ki bir işletmeden ve İzmir in Gümüldür ve Seferhisar yörelerinden alınan bazı örnek seçilmiş ağaçlar hastalık ile bulaşık olarak bulunmuştur. Testlerde bazı örnekler absorbans değeri olarak sağlıklı kontrolun tam iki katı değil, kontrol örneğin absorbans değerinden yüksek absorbans değeri vermesine rağmen, ağaçların durumu da dikkate alınarak pozitif kabul edilmemişler, dolayısıyla bildirilen bu örneklerin dışında alınan herhangi başka bir örnekte CTV nin kesin varlığı saptanamamıştır. Çizelge 4.2. Çalışma Kapsamında Alınan Örneklerin İllere Göre Dağılımı ve ELISA Testi Sonucu Bulaşık Bulunan Örnekler Örnek alınan iller Örnek saysı Bulaşık örnek sayısı Adana 85 0 Antalya 33 0 İçel 78 6 Aydın 23 0 İzmir 30 2 Hatay 27 0 Toplam 276 8 ELISA çalışmaları esnasında görsel değerlendirme dışında spektrofotometrik ölçümler ile değerlendirme yapılmıştır. CTV ile bulaşık bulunan örneklere ait 405 nm dalga boylu filtre ile ELISA değerlendirme sonucunda Optical density (OD) absorbans değerleri yaklaşık 60. ve 120. dakikalarda olmak üzere Çizelge 4.3. te verildiği gibi ölçülmüştür. Toplanan örneklere yapılan DAS-ELISA testi sonucunda, CTV için negatif kontrolün altındaki absorbans değerleri temiz, yani sağlıklı, bu değerlerin en az iki katı ve üzeri değerler ise hastalıkla bulaşık olarak değerlendirilmiştir. Negatif kontrolden yüksek, ama iki katından az absorbans değeri veren örnekler sağlıklı olarak kabul edilmiştir. ELİSA testinde aynı örneğin yaprak 31
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT orta damarı ile sürgün kabukların ayrı ayrı teste tabi tutulmuş ve her iki dokudan da testlerde benzer sonuçlar alınırken floemce yoğun sürgün kabuk dokusu daha yüksek absorbans değerleri vermiştir. Meyve kabuğu ve albedosu kullanılan örneklerden ise pozitif sonuç alınamamıştır. Çizelge 4.3. Değişik zamanlarda yapılmış DAS-ELİSA Testi sonuçlarının 405 nm de okunan absorbans değerleri Örnek Alındığı Yer ve Kodu NegatifKontrol/ Pozitif Kontrol Absorbans Değerleri (60 dk) 405 nm En Düşük 60 dk Örnek Absorbans Değeri Yaprak Sürgün En En Yüksek Düşük 120 dk 60 dk En Yüksek 120 dk M. Iğdır 1 (T 3) 0.179/1.296 0.494 0.980 0.401 1.601 M. Iğdır 2 (T 9) 0.179/1.296 0.428 1.090 0.430 1.245 M. Iğdır 3 (T 12) 0.179/1.296 0.405 0.897 0.519 0.922 M. Iğdır 4 (T 21) 0.148/1.342 0.615 1.210 0.593 1.411 Mersin 1 (MT 1) 0.148/1.342 0.446 1.186 0.418 1.198 Mersin 2 (MT 2) 0.148/1.342 0.439 1.106 0.410 0.953 İ.Seferhisar (İz 1) 0.099/0.783 0.349 0.911 0.469 1.016 İ. Gümüldür (İz 2) 0.099/0.783 0.375 0.710 0.515 1.091 4. 4. Total RNA Ekstarksiyonu ve RT-PCR Çalışmaları Çalışmada simptomoljik olarak karakteristik belirtiler gösteren örnekler ile ELISA testi sonuçlarına gore pozitif, yani hasta olduğu belirlenmiş örnekler için RT- PCR çalışması yapılmıştır. Bu amaçla alınan örneklerden öncelikle Astruc ve ark. (1996) na göre Total RNA izolasyonu yapılmıştır. Elde edilen toltal RNA ile yapılan RT (Rewerse Transkriptase) çalışmaları sonucunda cdna lar elde edilmiş ve bu cdna RT-PCR için çalışmalarıda kalıp olarak kullanılmıştır. PCR çalışması sonucunda elde edilen CTV amplifikasyon materyakli %1 lik agaroz jelde koşularak DNA boyaması yapılmış ve sonuçlar görüntülenmiştir. Elde edilen görüntüler Markır 32
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT aracılığı ile elde edilen DNA amplifkasyon materyalinin büyüklüğü ölçülmüş ve beklenen boyutlarda amplifiye materyal elde edilmiştir. Şekil 4.4. ELISA testi sonucu meydana gelen renk değişimleri, sarı renk oluşumu pozitif, hasta örneği göstermektedir. CTV ye ait total nükleik asit bantları Şekil 4.5 Değişik dokulardan izole edilmiş CTV total RNA ları 33
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT 1 2 3 4 5 6 7 Değişik İzolatlara ait 600 bp CTV RT-PCR ürünleri. Şekil 4.6 CTV nin 600bp boyutunda RT-PCR ile çoğaltılmış ürünleri (Örnekler,1: T3; 2: T9; 3: T12; 4:T21; 5: MT1; 6: MT2; 7: İz 1) (Dr. Bayram ÇEVİK, kişisel görüşme) 4.5. Biyolojik İndekleme Çalışmaları Sürvey çalışmaları esnasında karakteristik belirtiler gösteren ve ELİSA testinde pozitif sonuç veren Mersin civarından gelen 3 ve İzmir den alınan 1 örnek virüsün biyolojik yöntemle tanılanması ve diğer çalışmaların teyid edilmesi amacıyla 2007 de Meksika laymı indikatör test bitkilerine doku parçasıve /veya aşı gözü olarak aşılanmış ve kontrollu koşullarda tutulan indikatör bitkiler üzerinde özellikle yapraklarda CTV spesifik damar açılması belirtileri için sürekli takip edilmiştir. Ancak Mersin den gelen bir örneğe ait indeks bitki yaprağında çok hafif derecede damar açılması gözlenmiştir. Belirti oluşmamasının veya çok hafif görülmesinin nedenleri indeksleme çalışma koşullarının yeterli uygunlukta olamaması, dokularda virüs konsantrasyonunun çok düşük düzeyde olması veya çok hafif ırkların bölgede bulunması şeklinde açıklanabilir. Nitekim bölge örnekleri için Baloğlu (1988) tarafından da benzer şekilde açıklamalar yapılmıştır. Bir başka neden 34
4. ARAŞTIRMA BULGULARI VE TARTIŞMA Onur TURGUT de gözlem süresinin yetersiz kalması olabilir, bu amaçla çalışma sonlanmasına rağmen söz konusu indeks bitkilerde gözlem yapılmaya devam etmektedir. Meksika laym İndeks bitkilerinden aşılamadan yaklaşık 6 ay sonra deneme amacıyla yapılan ELİSA testi çalışmalarında özellikle Mersin örnekleri için düşük absorbans değeri ile pozitif sonuç alınmış olması da hastalığın bitkilere bulaştığını, fakat yeterli konsantrasyona ulaşmadığını göstermektedir. Şekil 4.7. Çalışmada CTV için aşılama yapılmış meksika laym bitkisi 35
5. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Onur TURGUT 5. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Bu çalışma Adana ilinin Seyhan, Yüreğir, Karataş, İmamoğlu, Kozan-Bucak, Hatay ilinin Merkez, Dörtyol ve Erzin, İçel ilinin Merkez, Tarsus, Yenice, Davultepe, Alata ve Silifke, İzmir ilinin Güzelbahçe ve Selçuk, Aydın ilinin Söke ve Kuşadası (Davutlar) ile Antalya ilinin Merkez-Serik, Alanya ve Manavgat ilçeleri veya bölgeleri civarında turunçgil yetiştiriciliğinin yoğun olduğu alanlardaki bahçelerde 2006 ve 2007 yıllarında yürütülmüştür. Çalışma süresince farklı vejetasyon dönemlerinde sürveyler yapılmış, sürgün, çiçek ve meyve örnekleri toplanmıştır. Alınan örnekler, indikatör test bitkilerine biyolojik indeksleme yöntemi ile aşılanmış aynı zamanda DAS-ELISA ve RT-PCR yöntemleri ile test edilerek alınan örneklerde Tristeza virüs hastalığının varlığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Akdeniz ve Ege bölgelerinde yapılan incelemeler ve Tarım İl Müdürlükleri ile yapılan görüşmeler sonucunda Akdeniz bölgesinde yeni turunçgil bahçeleri tesisinde son yıllarda düşüş olduğu, özellikle Adana ve çevresinde ekonomik getirisinin azalmasından dolayı turunçgil yetiştiriciliğinde önemli bir azalma kaydedildiği görülmüştür. Bu azalmada; son yıllarda düşük soğuklama ihtiyacı ve erkencilik nedeniyle bazı sert ve yumuşak meyve çeşitlerinin yetiştiriciliği önem kazanmaya ve dolayısıyla turunçgillere alternatif olmaya başlaması önemli rol oynamaktadır. Akdeniz Bölgesi nde ne yazık ki sertifikalı fidan kullanımının oldukça sınırlı olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Oysa son zamanlarda turunçgil yetiştiriciliğinde meyve çeşit, anaç damızlığı, üretim parselleri ve fidan hastalık ve zararlıları ile ilgili standartlarda turunçgil virus ve virus benzeri hastalıklardan ari olması zorunluluğu getirilmiştir. Çalışmada ele alınan virüsün aşı ile taşındığı düşünülürse sertifikalı fidan kullanımının önemi net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın ilk yılı olan 2007 sonbaharında Hatay, Adana ve Mersin (İçel) illerinden toplanan örnekler testlemeye tabi tutulurken 2007-2008 baharında ise bu iller yanında Antalya, İzmir ve Aydın illerinde çalışmalar yapılmıştır. 2006-2007 yılında 105 örnek testlemeye tabi tutulurken 2007-2008 yılında 171 örnek, toplam olarak 276 örnek ağaç ELISA testine tabi tutulmuştur. 36
5. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Onur TURGUT Sürvey çalışmalarında hastalık belirtileri, en karakterisitk olarak aşı yerinde şişme ve aşı yerinden kaldırılan kabuk parçasında odun dokusunda iğne ucu şeklinde çıkıntılar (inverse pitting), buna karşılık gelen kabuk kambiyal yüzeyinde ise iğne ucu ile delinmiş gibi küçük delikler (honey combing), bodurluk, geriye ölüm, solgunluk, yaprak dökümü, damar açılması, küçük ve kaşıklaşmış yapraklar ile çalılaşma belirtileri gözlenmiştir. ELISA testine tabi tutulan 276 örnekten 8 tanesinde tristeza için pozitif sonuç alınmıştır. Pozitif örnekler incelendiğinde 6 tanesi daha önceleri de pozitif saptanmı olan ve Mersin ilinden, 2 tanesi de yine daha önce hastalığın saptandığı İzmir ilinin Gümüldür ve Seferhisar yörelerinde saptanmış ve bu ağaçlarda karakteristik belirtilerin varlığı belirlenmiştir. Bu konuda daha önceki yıllarda yapılan çalışmalarda hastalığın Mersin, İzmir, Adana ve çevresinde varlığı belirlenmiş ve değişik çalışmalar yürütülmüştür. Son dönemde Akdeniz Bölgesi ülkelerde etkili vektörün giriş yapması nedeniyle son durumun ne olduğunu belirlemek üzere yapılan çalışmada daha önce hastalığın saptandığı aynı bölgelerde aynı bahçelere ve aynı örneklere ulaşılmış, ayrıca bir program dahilinde ve imkanlar ölçüsünde bölge yeniden gezilerek taranmıştır. Hastalığın daha önce varlığının bildirildiği bahçelerde aynı örneklerden hem simptomolojik hem de serolojik olarak pozitif sonuç alınırken survey yapılan diğer bölgelerden alınan örneklerin hiçbirinde Tristeza hastalığına rastlanmamıştır. İlginç olan bir konu 20 yıl öncesi ile bu çalışmada da tristeza için hasta olduğu saptanan ağaçların değişmeden ve yayılmadan ve ölmeden kalmış, hala aynı şekilde yaşıyor olmalarıdır (Baloğlu, 1988; S. Baloğlu ve M. A. Kamberoğlu ile kişisel görüşmeler). Sonuç olarak çalışma boyunca Adana, Hatay, Antalya, İzmir, Mersin illerinde 147 bahçe kontrol edilmiş ve 51 bahçeden toplam 276 örnek alınmış ve tamamı ELISA testine tabi tutulmuştur. Alınan örneklerden yalınızca daha önceki yıllarda ((Baloğlu, 1988) tarafından yapılan çalışmalarda Tristeza ile bulaşık bulunan Mersin ili merkez ilçeye bağlı Iğdır köyü ve Dikilitaş mevkiinden alınan 6 örnek ve İzmir den alınan 2 örnekte CTV ile bulaşık bulunmuştur. Dolayısıyla bu çalışma kapsamında alınan toplam 276 örnekten 8 tanesi CTV pozitif bulunmuş ve çalışmada 37
5. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Onur TURGUT testlemeye alınan örnekler üzerinden genel bulaşıklık oranı % 2,89 olarak belirlenmiştir. Pozitif sonuç alınan örneklerden seçilen 4 tanesi biyolojik indekleme amacıyla Meksika laymına aşılanmıştır. Yaklaşık 7 aylık bir gözlem süresi sonucunda tristezaya spesifik çok hafif yapraklarda damar açılması belirtisi dışında herhangi bir belirti gözlenmemiştir. Aşılamanın başarılı olup olmadığının anlaşılması için aşılanan bitkilerden alınan örneklerle ELISA testi çalışmaları yapılmış ve testler sonucunda aşılanan bitkiler CTV için düşük absorbans değeri ile pozitif olarak bulunmuştur. İndeks bitkilere tristeza hastalığı bulaştırıldığı halde herhangi bir simptom gözlenmemesi virüs ırkının şiddetli olmamasına, alınan dokudaki virüs partikül sayısının az olmasına ve indeks bitkinin hastalık belirtilerini göstermesi için yeterli sürenin geçmemesine veya yetiştirme koşullarının yeterli uygunlukta olmamasına bağlanabilir. Sonuç olarak Mersin ili Iğdır köyünde daha önceden belirlenmiş ve T3- T24 arasında kodlanmış (Bazı çalışmalarda I 1, I 2 ve I 3 diye isimlendirilmiş) örnekler uzun süre aradan sonra aynı şekilde pozitif sonuç verirken bu bulaşık ağaçların etrafında bulunan örneklerden herhangi bir bulaşıklılık saptanmamıştır. Bu sonuçlar trunçgiller için çok önemli olan Tristeza virüs hastalığın bölgemizde hali hazırda potansiyel tehlike olarak durduğunu, ancak aradan geçen 20-25 yıllık bir süreçte bir yayılma göstermediği anlaşılmaktadır. Ancak yinede ülkemizde önceki yıllarda yapılan çalışmalar neticesinde CTV bulaşık bulunan alanların sürekli olarak rutin şekilde en azından ELISA testi ile ilgili kurumlarca taranması gereklidir. Son yıllarda Tristezanın vektörleri ile ilgili gelişmelere bağlı olarak dünya için, Adeniz bölgesi ülkeleri ve ülkemiz için de tehlikenin daha da önem kazandığı söylenebilir. Bu konuda uluslar arası gelişmeler olup en son 2006 yılı sonunda Adana da Akdeniz havzası ülkelerinin katılımı ve FAO desteği ile uluslararası bir proje hazırlanarak Akdeniz Bölgesi Ülkelerinde Tristeza hastalığının ve vektörünün kontrolüne yönelik çalışmaların yapılması planlanmıştır. 38
5. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Onur TURGUT Ülkemiz açısından bu proje sonuçları da göz önünde bulundurulduğunda Tristeza için henüz bir doğal yayılmanın olmadığı görülmektedir. Fakat ülkemizde şiddetli ırkının ve etkili vekörünün bulunmadığı kabul edilen bu hastalığa karşı sürekli ve etkili önlemler alınması bir zorunluluktur. Çünkü trsitezanın şiddetli ırkları ve etkili vektörleri ülkemizin de çok yoğun ticari ve turizm faaliyetlerinin bulunduğu Portekiz ve İspanya ya ulaşmış, doğuya doğru ilerlemektedir. Dolayısıyla ülkemiz için önemli olan trunçgil endüstrisinin korunması amacıyla ve tristezanın kontrolüne yönelik olarak aşağıdaki önlemlerin alınması önerilmektedir. Tristeza hastalığı ve vektörlerinin ülkemizdeki varlığı planlı ve sürekli olarak değişik yöntemler, özellikle ELISA testi kullanılarak takip edilmelidir Mevcut tristeza bulaşık ağaçların tespit edilmesi ve derhal imha edilmesi gereklidir, zorunluluk haline getirilmelidir. Yeni tesis bahçelerde hastalıktan ari ve ismine doğru sertifikalı fidan kullanımı zorunlu hale getirilmelidir. Konu ile ilgili kuruluşlarla işbirliği yapılarak eğitim ve yayım çalışmalarına ağırlık verilmeli, hastalık her düzeyde üreticiye tanıtılmalıdır. İç ve Dış Karantina uygulamalarına ve kısıtlamalarına son derece duyarlı olunmalı, çeşit geliştirme ve ıslahı amacı ile bile olsa getirilen çeşitler gereği şekilde kontrol edilip daha sonra üretime verilmelidir. Üreticilerin ülkeler ve bölgeler arası turunçgil üretim materyali hareketi kısıtlanmalı, yasaklanmalıdır. Tristezaya dayanıklı veya tolerant anaçların bölgede geliştirilmesi ve bu anaçların kullanımın sağlanması önemlidir Vektör mücadelesine ve kontrolune önem verilmelidir Tristeza için yapılan bu önerilerin dışında söz konusu benzer virüs hastalıklarının mücadelesinde genel olarak şu öneriler doğrultusunda hareket etmek yerinde olacaktır. 1. Üreticilere sertifikalı fidan kullanmanın önerilmesi ve kendilerinin rast gele fidan üretimine teşebbüs etmemeleri için gerekli kontrolün sağlanması amacıyla eğitim verilmelidir. 39
5. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Onur TURGUT 2. Diğer tip patojenlerden kaynaklanan hastalıklar yanında bahçeler virüs ve virüs benzeri hastalıklar bakımından gözlenmeli ve enfekteli bitki artıkları ve hasta ağaçlar yok edilmelidir. 3. Söz konusu virüsler veya daha sonra ortaya çıkabilecek hastalıklar bakımından biyolojik, serolojik ve moleküler tanı yapabilecek bir araştırıcı kadrosunun oluşturulmalı ve ayrıca teknik personel bu konuda eğitilmelidir. 4. Virüs hastalıklarının zararı, teşhisi ve mücadelesine yönelik olarak sürekli olarak eğitim ve yayım çalışmaları yapılmalıdır. 5. Turunçgil fidancılığı hastalığın görülmediği alanlarda ve gereği şekilde yapılmalıdır. 40
KAYNAKLAR AKİB, AKDENİZ İHRACATÇILAR BİRLİĞİ, 2000.Turunçgil Dünyası. Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Mersin, 120s. ASTRUC, N., MARKOS, J.F., MACQUARIE, G., CANDRESSE,G.T., and VICENT, P., 1996. Studies on the Diagnosois of Hop Stunt Viroid in Fruit Trees: Identification of New Host and Application of a Nucleic Acid Extraction Procedure Based on Non-Organic Solvents. European Journal of Plant Pathology, 102:837-846 AZERİ, T., 1981. Decline of satsuma mandarin orange in Turkey. J. Turkish Phytopath. Vol. 10, Num. 1, 37-44, 1987., HEPER, E., 1978. Ege Bölgesinde Satsuma Mandarinlerde Görülen Virüs Hastalıklarının Tanımı, Yayılışı, Ekonomik Önemi Üzerine Araştırmalar., KARACA, I., 1978. Investigations on the tristeza virüs disease in the satsuma mandarins: Its defination crop losses and determination of the strains in İzmir province J. Turkish Phytopth. Vol. 7, Num. 2-3, 51-68, 1978. BALOĞLU, S., 1988 Doğu Akdeniz Bölgesi Turunçgillerde Zararlı ve Serolojik: Yöntemlerle ( ELISA ve SDS- Immunodiffusion Testleri ) Saptaması Doktora Tezi, Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana, 188 s..2001, Turunçgillerde Virüs ve Virüs Benzeri Hastalıklar ve Entegre Mücadelesi, Edt., N. Uygun, Türkiye Turunçgil Bahçelerinde Entegre Mücadele (Zararlılar- Nematodlar-Hastalıklar-Yabancı Otlar). TÜBİTAK, Türkiye Tarımsal Araştırma Projesi Yayınları, Ankara, 157 s. BAR-JOSEPH, M., GARNSEY, S.M., GONSALVES D., 1979. The closteroviruses: A distinct group of elongated plant viruses. Adv. Virus Res. 25:93-168, ROISTACHER, C.N., and GUMPF, D.J., 1981. A Review on Going Threat to Citruculture. In Proc. Int. Soc. Citruculture, Tokyo, Japan, 419-423 p., MARCUS, R., and LEE, R.F., 1989. The Continuous Challenge of Citrus Tristeza Virus Control. Ann. Rev. Phytopathology 75: 291-316 BLUM, H., BEIER, H., and GROSS, H.J., 1987. Improved silver stuinin of plant proteins, RNA and DNA in polyacrilamide gels, Electrophoresis, 8, 93, 1987. 41
BOVE, J.M., 1995. Virus and virüs-like disease of citrus in thr Near East Region.pp.518. Food and Agricultural Organization of the United Nations.Rome, 1995. BOZAN, O., 2002. Aşağı seyhan Ovasında Trunçgil Tristeza Virus (CTV) Hastalığının Sörveyi ve Tanısı Üzerine Araştırmalar, Doktora Tezi, Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana, 88 p CAMBRA, M., SERRA, J.,VILALBA, D., and MORENO, P., 1988. Present Situation of the Citrus Tristeza Virus in the Valencian Community. p 1-7. In; Proc. 10 th Conf. IOCV. IOCV, Riverside, GORRIS, M.T., MARROQUIN, C., ROMAN, M.P., OLMOS, A., MARTINEZ, M.C., HERMOSO DE MENDOZA, A., LOPEZ, A., and NAVARRO A., 2000. Incidence and epidemiology of citrus tristeza virus in the Valencian Community of Spain. Virus Research 71: 85-95 CENGİZ, A., TEKİNEL, N., DOLAR, M.S., ve NAS, Y.Z., 1976. Akdeniz Bölgesinde Turunçgil Virüs Hastalıkları Üzerinde Çalışmalar. Bitki Koruma Bülteni. Cilt: 16, No. 2, 63-79 CLARK, M.F., and ADAMS,A.N., 1977. Characteristics of the Microplate Method of Enzym-Linked Immunosorbent Assay for the detection of plant viruses. J. Gen.Virol., 34:475-483. ÇINAR, A., KERSTING, U., ÖNELGE, N., KORKMAZ, S., and ŞAŞ, G., 1993. Citrus virus and virus-like diseases in the Eastern Mediterranean region of Turkey. In: Proc. 12th Conf. IOCV. (P. Moreno, J.V.daGraça and L.W. Timmer and J.A. Doods, eds. Univ.Calif.Press, Riverside, California. DİE, DEVLET İSTATİSTİK ENSTÜTÜSÜ, (TÜİK). 2005.Tarımsal Yapılar ve Üretim. DİE, TC.Başbakanlık Devlet İstatistik Matbaası, Ankara. DODDS, J.A., and BAR-JOSEPH, M., 1983. Double Stranded RNA from Plants Infected with Closteroviruses. Phytopathology, 73: 419-423 p., T.JARUPAT, J.G. LEE and C.N. ROISTACHER 1987.Effects of Strain,Host, Time of Harvest, and Virus Concentration on Double-Stranded RNA Analysis of Citrus Tristeza Virus.Phytopathology 77:442-447. 42
, R.L., JORDAN, J.A. HEICK and S.J. TAMAKI, 1984. Double-stranded RNA of the Diagnosis of Citrus and AvacadoViruses. In Prc. 9 th. Conf. IOCV (S.M. Garnsey, L.W. Timmer, J.A. Dodds, eds)pp. 330-336, Univ. California, Dep. Plant Path., Riverside, California, 377 p.., T. JARUPAT, J.G. LEE,C.N. ROISTACHER, 1987. Effects of Strain Host, Time of Harvest,and Virus Concentartion on Double-Stranded RNA Analysis of Citrus Tristeza Virus, Phytopathology, 17:442-447 D'ONGHIA, A.-M. and LACIRIGNOLA, C. Proceedings of the Mediterranean network on certification of citrus. 1995-1997, Bari : CIHEAM-IAMB, 1998. 182 p. (Options Méditerranéennes, Series B. CIHEAM publications). FAO, 2007. http://faostat.fao.org/site/567/desktopdefault.aspx?pageid=567#ancor FEBRES, V.J., ASHOULIN, L., MAWASSI, M., FRANK, A., BAR-JOSEPH, M., MANJUNATH, K. L., R.F., and NIBLETT, C.L., 1996. The P 27 Protein is Present at One End of Citrus Tristeza Virus Particles. Phytopathology 86 :1331-1335 FRASER. L., 1968. Recent Advances in the Study of Tristeza and Seedling-yellows. J.F.L. CHİLDS, eds., ın Proc.4 th. Conf. IOCV Univ. Fllorida, Gainesville, 21-27 p. FUTCH, S.H and BRLANSKY, R.H., 2004. Field Diagnosis of Citrus Tristeza Virus, Citrus Industry Magazine 85 (7) : 22-23 GALİTELLİ, D., MİNAFRA, A., 1994. Elektrophoresis.Course on Plant Viruses Diagnosis. University of Çukurova, Dept. Plant Protection, Adana, Turkey, 89-114 s. GARNSEY, S.M. and LEE, R.F.,1988. Trista Compendium of Citrus Diseases 48-50 GIERSON, D., 1982. Gel electrophoresis of RNA. Pp. 1-38. In: Gel Electrophoresis of Nucleic Acids. A.practical Approach. IRL Pres. GILDOW, F.E., BALLINGER, M.E., and ROCHOW, W.F., 1983. Identification of Double-stranded RNAs associated with barley yellow dwarf virus infection in oats. Phytopathology, 73, 1570. 43
GÜLLÜ, M., 1989. Doğu Akdeniz Bölgesi Navel Grubu Portakal ve Satsuma Mandarin Ağaçlarında Yaygın Virüs ve İndekslenmesi Üzerinde Çalışmalar, Doktora Tezi, Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana. HERMOSO DE MENDOZA, A., BALLASTER-OLMOS, J.F., and PINA, J.A., 1984 Transmission of citrus tristeza virus by aphids ( Homoptera: Aphididae) in Spain In: Proc. 9th. Conf. IOCV, 23-27 IOCV, Riverside, C.A. İNCE, E., 1999. Doğu Akdeniz Bölgesinde Turunçgil Triteza Hastalığının(CTV) dsrna Analizi ile Tanısı, Streynlerinin Belirlenmesi, Farklı Konukçularının dsrna oluşumu Üzerine Etkileri ve Doğal Koşullarda Uygun Örnekleme Zamanını Belirlenmesi Üzerine Araştırmalar. Doktora Tezi, Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana, 91 s. KAMBEROĞLU, A.M., 2000. Turunçgil Tristeza Virüs (CTV) Irklarına Spesifik Monoklonal Antibodylerin Üretilmesi ve CTV Irklarının Tanılanmasında Kullanılması. Doktora Tezi, Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Bitki koruma Anabilim Dalı, 93 s. KERSTİNG, U., Ö. ÖZDEN., 2001. Turunçgil Zararlıları. Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Mersin, 119s. KNORR, and PRICE, W.C., 1957. Is Stem pitting of Grapefruit a Threat to the Florida Growers? THE Citrus Industry. June 11, 13-14 pp. KOIZUMI, M., 1991. Citrus Tristeza Virus Field. Isolats from Decline or Dwarfed Citrus Trees in Japan p 25-30. In, Proc. 11 th Conf. IOCV. IOCV, Riverside. LASTRA, R.,LEE, R., ROCHA-PENA, M., NIBLETT, C.L., OCHAO, F., GARNSEY, SM, and YOKOMI, R.K., 1992. citrus tristeza virus and Toxoptera citrisidus in Central America: Development of management strategies and use of biotechnology for conto. LEE, R.F., 1984. Use of double-stranded RNAs to diagnose citrus tristeza virus strain. Proc. Fla. State. Hort. Soc. 97:53-56. 1984. McCLEAN, A.P.D., 1974. The Tristeza Virus Complex, p 59-66. in; Proc. 6 th Conf. IOCV. IOCV, Riverside. MENDOZA., A.H., OLMOS, J.F.B., LORCA, J.A.P., 1984. Transmission of Citrus Tristeza Virus by Aphids in Spain. L.W. Timmer, S.M. Garnsey and J.A. 44
Doods, eds., In Proc. 9th Conf. IOCV, Univ. Calif.Dep. Plant. Path., Riverside, California, 23-27 p. MORRIS,T.J., and DODDS, J.A., 1979. İsolation and analysis of double-stranded RNA from virus infected plant and fungal tissue. Phytopathology 69: 854-858. NORMAN, P.A., and GRANT, T.J., 1956. Transmission of Tristeza Virus by Aphids in Florida. Proc. Fla. State Hort. Soc. 69 : 38-42., SUTTON, R.A., and BURDETT, A.K., 1968. Factors Affecting Transmisson of Tristeza Virus by Melon Aphids. Journal of Economic Entomolgy, 61:238-242 p. ÖZALP, O., AZERİ,., 1967. Ege Bölgesinde Turunçgil Virüs Hastalıkları Surveyi, Bitki Koruma Bülteni, 7(4) 167-187 RACCAH, B., LOEBENSTEIN, G., and BAR-JOSEPH; M., 1976. Transmission of Citrus Tristeza Virus by the Melon Aphid, Phytopathology 66:1 102-1 104., LOEBENTSTEIN, B.G., and SINGER, S., 1980. Aphid Transmissibility Variants of Citrus Tristeza Virus in Infected Citrus Trees. Phytopathology 70:89-93., ROISTACHER, C.N., and BARBAGALLO; S., 1988. Semipersistent Transmission of Viruses by Vectors with Special Emphasis on Citrus Tristeza Virus. Series of the Agricultural Research Organization, 1988, Bet Dagan, Israel. ROCHA-PENA, M. A., LEE, R.F., NİBLETT, C.L., 1995. Development of a Dot- İmmunobinding Assay for Detection of Citrus Virus. J. Virol Methods,34:297-309 ROISTACHER, C.N., 1991. Graft-transmissible Diseases of Citrus. Handbook for detection and diagnosis. International Organization of Citrus Virologists (IOCV) and the Food and Agriculture Organization of the United Nations, Publ. Div., FAO, Rome, Italy, 286 pp, 1995. Tristeza. A Historical Review of the Major Graft- Transmissible Diseases of Citrus. FAO, 65-78 45
, KISHABA, A., and CALAVAN, E.C., 1980. Transmission of Citruys Tristeza Virus by Aphis gossypii Reflecting Changes in Virus Transmissişbiltuy in California. E.C. Calavan, S.M. Garnsey and L.W. Timmer, eds., Proc. 8 th. Conf. IOCV, Univ. California, Riverside, California, 76-82, DOODS, J.A., BASH, J.A., 1988. Means of obtaining and testing protective strains of seedling yellows and stem pitting tristeza virus: A preliminary report. Phytophylactica 19, 199-203, MORENO, P., 1991. The worldwide threat from destrustive isolates of Citrus Tristeza Virus- A Review In: Proc.11th Conf. IOCV. (H. Brlansky, R.F. Lee and L.W. Timmer eds.) p. 7-9 Univ. California Pres. Riverside. SALIBE, A.A., 1986. A. Programme of Citrus Improve and Protection in Turkey. Report to Goverment of Turkey, FAO.Rome, 1986. SATAR, S., 1997. Turunçgil Tristeza virüsünün farklı izolatlarının Aphis Gosyypii ile laboratuar şartlarında taşınması. Yüksek Lisans Tezi Ç. Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü, Adana, 62 s. SCHINEDER, H., 1954. Anatomy of bark of bud union, trunk and roots of quick decline affected sweet orange trees on sour orange rootstock. Hilgardia 22,16: 567-581. TIMMER, L.W., GARNSEY, S.M. and GRAHAM, J.H.. 2002. Compendium of Citrus Diseases, Second Edition. American Phytopathological Society. TOOLEY, P.W., HEWINGS, A.D., and FALKENSTEIN, K.F., 1989. Detection of double- stranded RNA in Phytophthora infestans. Phytopathology, 79:470-474. UYGUN, N., 2001. Türkiye Turunçgil Bahçelerinde Entegre Mücadele (Zararlılar- Nematodlar-Hastalıklar-Yabancı Otlar). TÜBİTAK, Türkiye Tarımsal Araştırma Projesi Yayınları, Ankara, 157 s. WALLACE, JM., and DRAKE, R.J., 1951. Newly discovered symptoms of quick decline and related diseases. Citrus Leaves 31: 8-9, 30. WALLACE, J.M., 1978. Virüs and Virus Like Disease. In: W. Reuther, E.C. Calavan, and G.E. Carmen eds., The Citrus Industry. Vol. 4. University of California, Berkeley, 67-184 p 46
WHİTESIDE, J.O., S.M. GARNSEY, L.W. TİMMER, 1989 Compendium of Citrus Diseases. APS Press, The American Phytopatholgy Society, 3340 Pilot Konob Road, St. Paul, Mi,nnesota,80 p YAKOMİ, R.K., LASTRA, R., STOETZEL, M.B., DAMSTEEGT, V.D., LEE, R.F., GARNSEY, S.M., GOTTWALD, T.R., ROCHA PENA, M.A. and NIBLETT, C.L., 1994. Establishment of the brown and transmission of the citrus tristeza virüs. J. Econ. Entomol. 87: 1078-1085. YILMAZ, M.A., BALOĞLU, S., UYGUN, N., ve ÇINAR, A., 1990. Doğu Akdeniz Bölgesi Turunçgillerde Zararlı Tristeza Virus Hastalığının Yaprak Bitleri ile Taşınması. Ç.Ü.Z.F. Dergisi, 5(3); 81-94. YOKOMI, R.K., 1995. why the concern abaut spread of Brown citrus aphids into new citrus areas. In: Proceedings of the 3rd International Workshop on CTV and BrCA. 27-31 PP. 1995. YUMRUKTEPE, R., 1993. Doğu Akdeniz Bölgesi Turunçgil Bahçelerinde Zararlı Yaprak Biti (Hom., Aphididae) Türleri, Tanınmaları, Yayılışları, Doğal Düşmanları, Populasyon Dalgalanmaları ve Kimyasal Mücadelesi Üzerinde Araştırmalar.Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü,(Doktora Tezi) ADANA. 47
ÖZGEÇMİŞ 1983 yılında Adana nın Yüreğir ilçesinde doğdum. İlk öğrenimimi Özel Akdeniz Kolejinde, orta ve lise öğrenimim Bilfen Kolejinde tamamladım. 2005 yılında Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri bölümünden mezun oldum. Aynı yıl Ç.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsün Bitki Koruma Anabilim dalı öğrencisi olarak kayıt oldum. 2005 yılında başlayan yüksek lisans öğrenimimi 2006-2008 yılları arasında devam ettim veb Kasım 2008 de Yüksek Lisans Tezimi tamamlayıp mezun oldum. 48
EK 1 ELİSA TESTLERİNDE KULLANILAN TAMPON ÇÖZELTİLER VE İÇRERİKLERİ 1. Kaplama tamponu (ph=9.6) g Na 2 CO 3 2.39 g NaHCO 3 0.2 g NaN 3 1000 ml distile su 2. Fosfat- TuzTamponu(PBS) (ph=7.4) 8 g NaCl 0.2 g KH 2 PO 4 2.9 g Na 2 HPO 4 x 12 H 2 O 0.2 g NaN 3 0.2 KCL 1000 ml distile su 3. Yıkama Tamponu (PBS-T) 999.5 ml PBS 0.5 ml Tween 20 4.Örnek Tamponu (PBS-T-PVP-Ovalbumin) PBS-T + %2 Polyvinypyroliodne 5. Enzim lgg Tamponu (PBS-T + PVP-Ovalbumin PBS-T + %2 Polyvinypyroliodne + %0.2 Ovalbumin 6.Substrat Tamponu 98 ml Dietanolamin 49
0.2g NaN 3 800 ml distile su ph 9.8 e ayarlanarak 1000 ml suya tamamlanmıştır. 50
EK2 Total RNA Analizlerinde Kullanılan Çözeltiler ve içerikleri 1.Ekstraksiyon Tampon Çözeltisi (0.1 M glycine- NaOH, ph 9.0; 50mM NaCI; 10mM EDTA; % 2 sodium dodecyl sulfate [SDS]; % 0,2 sodium diethlydithiocarbomate [DİECA-NA] ve % 1 sodium lauryl sacosine) 0.750 gr glycine 80 ml saf su içerisinde eritilmiş ve NaOH kullanılarak ph sı 9.0 olarak ayarlanmıştır. Daha sonra bunun üzerine 0.292 gr NaCI ve 0.288 gr EDTA ilave edilerek eriyinceye kadar karıştırılmıştır. Karışım iyice eridikten sonra üzerine 2 gr SDS, 0.2 gr DİECA ve 1 gr sodium lauryl sarcosine ilave edilmiş bütün karışımlar eridikten sonra son hacim 100 ml ye tamamlanmıştır. 2.Phenol/chloroform/isoamylalkol (25: 24: 1) 25 ml 1X TAE buffer ile sature edilmiş phenol, 24 ml chloroform ve 1 ml isoamylalkol karıştırılmıştır. 3.Sodyum asetate CH 3 COONa (3M) 40.824 gr sodium asetate 60 ml su içerisinde çözülmüş ve volum 100 ml ye tamamlanmıştır. 4. 1X TE Tampon Çözeltisi (10mM Tris-HCI, 1mM EDTA; ph 8,0) 0.157 gr Tris-HCI ve 0.037 gr EDTA 80 ml saf su içerisinde eritilmiştir. Çözeltinin ph sı 8,0 olarak ayarlanıp sonra son hacim 100 ml ye tamamlanmıştır. 51