ODTÜ Mezunlarõ Derneği Yayõnõdõr 169 aralõk 2007 odtülüler bülteni İnsan Haklarõ ve Değişen Dünya Dengeleri
169 İ Ç İ N D E K İ L E R ODTÜLÜLER BÜLTENİ ODTÜ Mezunlarõ Derneği aylõk yayõn organõdõr. Dernek üyelerine ücretsiz gönderilir. Aralõk 2007 Dernek Adõna Sahibi Himmet ŞAHİN (EDS 83) Yazõ İşleri Müdürü Bayraktar BAYRAKTAR (CE 87) Yayõn Kurulu Tülay ÜNLÜEVCEK (PSY 83) Nermin FENMEN (CHE 80) Çiğdem Berdi GÖKHAN (ARCH 71) Ümit ÇAĞLAR (EE 93) H. Nafi İPEK (PETE 82) Şule ŞAHİN (PSY 85) M. Nilgün EGEMEN (CHE 89) Melda TANRIKULU (CRP 06) Emrah DELİKAN (CE 06) Çağdaş EKİNCİ (CENG 06) Yayõna Hazõrlayan Yeliz DEDE yayin@odtumd.org.tr Reklam Sorumlusu Kemal BULUT Grafik Tasarõm ve Baskõ MRK Baskõ ve Tanõtõm Hizmetleri Uzayçağõ Cad. 355. Sok. No:2 Ostim / Ankara Baskõ Tarihi : 28/11/2007 İmzalõ yazõlardaki görüş ve düşünceler yazarlarõna ait olup, ODTÜ Mezunlarõ Derneği ni ve ODTÜ lüler Bülteni ni sorumlu kõlmaz. Yayõmlanan yazõlar ve fotoğraflar Derneğin ve yazarlarõn izni olmadan kullanõlamaz. ODTÜ Mezunlarõ Derneği Yönetim Kurulu Himmet ŞAHİN (EDS 83), Başkan Bayraktar BAYRAKTAR (CE 87), İkinci Başkan Burçin BÜYÜKPAMUKÇU (BIOL 88) Yazman Nevres DABIL (CE 98), Sayman Sedef SOMALTIN (EE 92) Taner ÖZDEMİR (EE 88) Mustafa SELÇUK (CE 87) Ödentileriniz İçin T. İş Bankasõ, ODTÜ Şubesi 4229/0528642 Garanti Bankasõ, Maltepe Şubesi 6201160-6 Burs ve Yardõmlar Fonu T. İş Bankasõ, ODTÜ Şubesi 4229/0422059 (YTL) 4229/3282408 (EUR) 4229/3165117 (USD) Garanti Banakasõ, Maltepe Şubesi 6299535-2 (YTL) Yönetim Yeri ODTÜ Mezunlarõ Derneği 428. Sok. 100.Yõl 06530 Ankara Tel: (312) 286 79 79 Faks: (312) 287 75 00 E-posta: odtumd@odtumd.org.tr www.odtumd.org.tr Kapak Konusu İnsan Haklarõ Yerel Süreli Yayõn ISSN 1303-7390 4 8 11 12 13 18 20 23 26 29 32 33 34 35 36 38 40 41 42 48 Ayõn konusu İnsan Haklarõ Üyelerimizden Mimarlõk Çalõşma Gruplarõndan Engelsiz Yaşam Felsefesi Bir Ölüm Edal İnönü Anõsõna Güncel Konsey Toplantõsõ Atamõzõn Huzurundaydõk Büyük ODTÜ Buluşmasõ Sivrihisar Uçağõ Aralõk Güncesi Bir Zamanlar Yerli Malõ Haftasõ Vardõ... Eğitim Tarihimiz Türk Eğitimine Tarihsel Bir Bakõş 3 Etkinlik İzlencesi Hocam İnecek Var Yine Kayseri Kültür Sanat Kahverengi ODTÜ den bir köşe ODTÜ nün İçinden Bir Dere Akar Anõlarla ODTÜ Türk Yükseköğretiminde Bir Yeniliğin Tarihi - Barakadan Kampüse Takvim Yapraklarõ Bir Şair Ömer Hayyam Mahzen Bitmiş Aşklar Müzesi... Kitaplar Arasõnda Bir Eğitim Devrimcisi... Festival 11. Uluslararasõ Ankara Caz Festivali Müziksel Isõnma Anma Erol Tümer i yitirdik... Dernekten Cumhuriyet Balosu Cumhuriyet Haftasõ ve Çocuklar Adõm Adõm Ilõmlõ İslam! konulu sunum Vişnelik e davet Arkeoloji seminerleri Başlõyor Aluç Dağõ THBT 100 YTL ye okul Hõzla Gelişen Projemiz 11 Aralõ k 2007 9 13 27 29 47 45 1
B İ Z D E N S İ Z E169 Burs fonuna yapacağõnõz ayda 10 YTL ve üzeri yardõmlar bir araya geldiğinde, kaynak yetersizliği yüzünden burs veremediğimiz birçok ODTÜ lü kardeşimizin yüzünü güldürecek... Dileriz, bu kampanyada bizi yalnõz bõrakmazsõnõz! ONLARI UNUTMAYINIZ Burs ve Yardõmlar Fonu T.İş Bankasõ ODTÜ Şubesi 0422059 (YTL) 3282408 (EUR) 3165117 (USD) Garanti Bankasõ Maltepe Şubesi 6299535-2 (YTL) Sevgili ODTÜ lüler, Bir tarafta özgür akõl, bilim ve felsefe, diğer tarafta aklõn, bilimin ve felsefenin dinsel sõnõrlar içinde yorumlanmasõnõn çatõşmasõnõ yaşõyoruz. Laik Türkiye Cumhuriyeti nin temelini oluşturan devrim yasalarõnõn hayata geçirilmesi sürecinde (1924 yõlõnda) Eğitim Birliği yasasõ çõkartõlarak medrese ve tekkeler kapatõlmõş, din eğitimi ile kamusal alan ayrõlmõş, din ve vicdan özgürlüğü güvence altõna alõnmõştõr. Atatürk e göre çağdaş kültüre ulaşmanõn tek çõkar yolu akõl ve bilimdir, çağdaş kültürün özünde ise özgürlük, katõlõmcõ demokrasi ve laiklik kavramlarõ vardõr. II. Dünya Savaşõndan sonra toprak ağalarõnõn baskõlarõ ve Aydõnlar Ocağõ nõn öne sürdüğü Türk İslam sentezinin savunucularõnõn yönlendirmeleri ile Köy Enstitüleri kapatõlmõş, yerlerine İmam Hatip Liseleri açõlmõştõr. 12 Eylül darbesi ile dini tavõr ve köken ideolojisi öne çõkmõş, eğitimin cemaatlerle iç içe olmasõ sağlanmõştõr. 24 Ocak kararlarõ, IMF ve Avrupa Topluluğu nun desteği ile uygulanmaya başlanan neo-liberal politikalar, temel insan hakkõ olan eğitim hakkõnõ da özelleştirerek fõrsat eşitliğine, sõnõfsal ayrõmcõlõğa, toplumsal dengelerin bozulmasõna katkõda bulunmuştur. İşbirlikçi burjuva ve emperyalistlerin desteği ile açõlan özel okullarda ve İmam Hatip Liseleri nde yetiştirilen bireyler, devletin bütün kurumlarõnõ sevk ve idare etmeye başlamõşlar, laikliğin çimentosu olan bilimi dinin, aklõ ise inancõn egemenliği altõna alma çabalarõ laik, antilaik ve mezhep çatõşmalarõnõn oluşmasõna katkõda bulunmuştur. Siyasi iktidar kendi dünya görüşünü, değer yargõlarõnõ ve çõkarlarõnõ toplumun bütününe aktarmaya çalõşmaktadõr. Rejimin temeline yönelik değişim talepleri kamu hizmetini, kamu alanõnõ, özel alanõ yeniden tanõmlama istekleriyle baskõ altõna alõnmaktadõr. Kendi siyasal alanõnõ gerçekleştirmek isteyen siyasi iktidarõn, laik toplumun sigortasõ olan Yüksek Öğretim Kurumlarõ nõn akademik özgürlüklerini kõsõtlayõcõ yaklaşõmlarla baskõ altõna alma çabalarõ toplumsal çatõşmanõn sebebi olmuş, bu durum öğrenci ve öğretim elemanlarõnõn temel özgürlüklerinin yara almasõna yol açmõştõr. Ülkenin çağdaş ve demokratik yapõya ulaşmasõ için eğitim politikalarõ yeniden gözden geçirilmeli, maneviyatçõ ve mukaddes yapõdan uzaklaştõrõlarak, çağdaş eğitim modeli bilimin ve aklõn özgürleşmesi için dogmalardan arõnmalõ, yeni bir eğitim politikasõ ve felsefesinin planlanmasõ gerekmektedir. Temel felsefe ise sürekli değişen, kendini yenileyen açõk bir sistem olmalõdõr. Öğrencinin, eğitimin her kademesinde yatay ve dikey geçişi yönlendirilmeli ve katõlõmcõlõğõnõ sağlayan demokratik bir sistem acilen yaşama geçirilmelidir. Eğitim kurumlarõ; õrk, din, cinsiyet, toplumsal köken, görüş farklõlõklarõ gözetilmeksizin bireylerin eğitim hakkõndan yararlanabildikleri özerk yapõlardan oluşmuş hale getirilmelidir. Yap-boz haline getirilen eğitim sistemi merkeziyetçi yönetimden arõndõrõlmalõ, pozitif bilimin silahõ ile donatõlmõş dinsel eğitim veren özel piyasa kurumlarõnõn üzerindeki denetim arttõrõlmalõ, medrese haline dönüştürülme çelişkisinden uzaklaştõrõlmalõdõr. İnsanõn gelişmesini engelleyen dinsel kurallarõn katõ tutuculuğu eğitim kurumlarõnõn dõşõnda tutulmalõdõr. Din ve vicdan özgürlüğü kamusal alandan çõkarõlarak, özgür bireylerin yetişmesine katkõda bulunulmalõdõr. Saygõlarõmõzla, Yönetim Kurulu Aralõ k 2007 3
ayõn konusu insan haklarõnõn dünden bugüne gelişimi Sürüden topluluğa yönelen insanõn, topluluktan topluma ve nihayet özgür bireye dönüşmesi aslõnda evrimleşmenin ta kendisidir. D oğanõn, insanlõk tarihinin ve kültürünün gelişimi sonucunda, doğal bir varlõk olan insan da nice değişim ve dönüşümlerden geçerek bugünkü insan seviyesine ulaşmõştõr. İnsanõn özgürleşmesinin tarihi, sürüden topluluğa, bağõmlõ bireyden özgür bireye dönüşümüdür. Her özgürleşme, yeni bir köleliğin de başlangõcõ olmuştur. İnsanõn özgürleşme süreci, aklõn özgürleşme süreciyle iç içe geçmiştir. İnsan aklõ köleleşirken, köleleştirdiği aklõn da kölesi olmuştur. Köleleşmiş aklõn kölesi olanlar ise toplumlara ve insanlõğa hükmetmeye çalõşarak, insanõn ürettiği insani değerleri yadsõmõşlardõr. Sürüden topluluğa yönelen insanõn, topluluktan topluma ve nihayet özgür bireye dönüşmesi aslõnda evrimleşmenin ta kendisidir. İnsanõ evrimleştiren yegâne durum ise bilincin gelişimidir ve bu ilerleme ile hak ve özgürlük talepleri de gündeme getirilmeye başlanmõştõr. Bu taleplerin, İnsan Haklarõ Kavramõ adõ altõnda görülmeye başlamasõ 1215 yõlõnda İngiltere de Kral John a karşõ haklarõnõ savunmak için ortaya çõkan vatandaşlara kadar uzanõr. Baskõlar karşõsõnda hazõrlanan bu Özgürlük Belgesi nin kabul edilmesiyle, İnsan Haklarõ yazõlõ olarak ortaya konmuştur. İnsanlarõn en basit ve doğal haklarõnõ güvence altõna alan İnsan Haklarõ Bildirgeleri zaman içinde ihtiyaçlara ve meydana gelen yeni olaylara göre yeniden şekillendirilerek yazõlmõş ve böylece her seferinde bir miktar daha ilerleme kaydedilmesi ve haklarõn güvence altõna alõnmasõ mümkün olmuştur. Örneğin 1776 yõlõnda Amerika da yayõnlanan Virginia Anayasasõ nõn başõndaki Haklar Bildirgesi, insanlõğõn özgürlüğe atfettiği önemi vurgulamasõ bakõmõndan bu alandaki önemli bağõmsõzlõk bildirgelerinden birisidir. İnsan Haklarõ temel olarak toplumda var olan eşitsizliklerin, toplum içinde yaşayan tüm halk katmanlarõ için olabildiğince eşit ve hakça olmasõ savõndan yola çõkmaktadõr. Bu bağlamda insanlarõn ekonomik, hukuksal, yönetimsel, politik ve sosyal olarak birbirine eşit, biri diğerinden üstün olmayan halk kitleleri şeklinde, özgürlük ve refah içinde yaşamalarõ ön plandadõr. Tarihte rastladõğõmõz pek çok başkaldõrõ, isyan ve hatta savaşlarõn kökenine baktõğõmõzda, eşitsizlikler içinde yaşamayõ içine sindiremeyen ve hak isteyen halk kitlelerinin, içine düştükleri bunalõm ve insanca yaşama arzularõnõn boy vermesiyle toplumsal çatõşmalarõn ortaya çõktõğõnõ ve daima egemen güçler tarafõndan, ellerindeki imtiyazlarõ bõrakmamak adõna, baskõ 4 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
ayõn konusu ve zulümle sindirilmeye çalõşõldõğõnõ görmekteyiz. On sekizinci yüzyõldaki 1789 Fransõz Devrimi bu konuda ortaya çõkan en bilinen ve önemli halk hareketlerinden birisidir. Yaşanan çalkantõlarõn ardõndan bağõt altõna alõnan İnsan ve Yurttaş Haklarõ Bildirgesi ile isimsiz ve güçsüz olduğu varsayõlan vatandaşlarõn gerektiğinde kendi seslerini yönetimlere nasõl duyurup, nasõl hak ettikleri yaşama biçimini elde edebilmek için toplumsal dengeleri kendi lehlerine değiştirebildiklerini göstermesi bakõmõndan çok önemli bir gelişmedir. İnsan haklarõ nõn, kazanõmlarõ açõsõndan, hukukla bir araya gelmesi ile bildirgeler çok daha donanõmlõ ve yeterli hale gelmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşõndan sonra, devletler, bireylere tanõnan hak ve özgürlüklerin güvence altõna alõnmasõ için hukuksal bazda da çalõşmalar yapmõş ve 24 Ekim 1945 te kurulan Birleşmiş Milletler Örgütü öncelikli amacõnõ dünyada barõşõ ve güvenliği sağlamak olarak belirlemiştir. Bu kapsamda 10 Aralõk 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü İnsan Haklarõ Evrensel Bildirgesi ni kabul ve ilan etmiş, Türkiye ise bu bildirgeyi onaylayan ilk ülkelerden biri olmuştur. Çağdaş ve eşitlikçi bir dünyada yaşayabilme arzusu ile insanlarõn her türlü ayõrõmcõlõğa ve adaletsizliğe karşõ çõkmalarõ kuşkusuz tüm insanlarõn ortak dileğidir ancak çoğu zaman lafta kalan bu söylemler uygulama aşamasõnda kesintiye uğramakta ve egemen güçlerin baskõ ve kontrolü kaybetmemek amacõyla bazõ konularõ göz ardõ etmesine sebep olmaktadõr. Bu durum aşağõda da görüleceği üzere 15 17 Kasõm 2002 de Ürgüp te yapõlan Türkiye İnsan Haklarõ Hareketi Konferansõ Yoksulluk ve İnsan Haklarõ nihai rapor ve sonuç bildirgesinde de ifade edilmiştir. Kapitalizmin geldiği aşamada üretim kültüründen tüketim kültürüne geçişle birlikte ortaya çõkan ve emeği değersizleştiren bu kültürel ortam, yoksulluğu değerdõşõ, dolayõsõyla insani olmayan bir yere yerleştirerek, bu olguyu tümüyle insani dünya dõşõnda bõrakmaktadõr. Böylece yoksulluğun insanõ ilgilendiren bir problem olarak tanõmlanmamasõnõ sağlayacak bir dil ve düşünme biçimi yaratõlmaktadõr... Kapitalist dünya ekonomisi, dünya nüfusunun önemli bir kõsmõnõ yoksulluğa mahkûm ederken, bir yandan da insanlarõ tüketime kõşkõrtarak yoksulluğun dõşlayõcõ etkisini daha yakõcõ hale getirecek mekanizmalar yaratmaktadõr. İnsan varlõğõnõn ve üretiminin tamamen değişim değeri üzerinden tanõmlanmasõ, bizzat insan varlõğõnõ nesneleştirerek, bu dõşlama mekanizmalarõnõ derinleştirmekte ve pekiştirmektedir... Bu ise, modern devletin en büyük vaadi olan fõrsat eşitliğinin hükümsüz kõlõndõğõnõn tescilidir... İnsanlõğõn büyük bir bölümünün insan-dõşõlõğa itildiği yeni zamanlar, insan haklarõ kavramõnõn içinin boşaltõldõğõ ve dolayõsõyla dünyanõn büyük kõsmõ için insan haklarõnõn kullanõlamaz hale geldiği bir dönemdir... İnsan haklarõnõn toplumsal yaşamõ dönüştürücü yönünü canlandõrmak, aynõ zamanda inayet kültüründen çõkmayõ, gerçek bir dayanõşma kültürü yaratmayõ sağlayacak yeni bir hak söylemi geliştirilmesi demektir. Kapitalist sistemde gücü ellerinde bulunduranlar, toplumlarõn hakça ve özgürlük içinde yaşama isteklerine kayõtsõz kalmakta ve bu durum gelir dengelerinin onarõlamayacak boyutlarda açõlmasõna, kaynaklarõn eşit bir şekilde dağõtõlmamasõna ve yoksulluğa sebep olmaktadõr. Bunun sonucunda adaletsiz bir paylaşõm olgusu içinde yaşayan halk kitleleri arasõnda hayattan dõşlama/dõşlanma, manevi dõşlama/dõşlanma, siyasal-toplumsal dõşlama/dõşlanma gibi çeşitli yurttaşlõk krizleri ortaya çõkmaktadõr. İnsanõ insan yapan en büyük değerlerden biri düşünebilmektir. Bu nedenle özgürce düşünme hakkõ, yaşama hakkõndan sonra gelen en önemli insan haklarõndan birisidir. Eşit ve özgür bir toplumda yaşamak için, sömürünün yok edildiği, otoriter bir yönetim yerine kardeşlik ve barõş içinde yaşanõlan, aynõ zamanda teokratik kültürden çõkarak gerçek bir dayanõşma kültürü yaratmayõ sağlayacak olan yeni bir HAK söylemi dile getirilerek, mevcut yönetimlerin yandaşõ veya karşõtõ olmaksõzõn, kendi doğrusunun tavizsiz gerçekleştirilmesi için yolunda durmadan ilerleyen güçlü ve bağõmsõz bir oluşum yakalanabilir. Gelecek nesillere İnsan Haklarõnõn gerçekten var olduğu bir dünya bõrakmak, bugünden gerekli bilinci ve düşünce yapõsõnõ oluşturmakla mümkün olacaktõr. İçinde yaşadõğõmõz süreçte ahlaki ve vicdani değerlerin çökerek, güç ve para ilişkisine dönüşmesi toplumlar için en büyük handikaplardan birisidir. Toplum içindeki her türlü yaptõrõm gücünün; Güç eşittir Adalet, Güç eşittir Özgürlük, Güç eşittir Ayrõmcõlõk, Güç eşittir Zulüm olgusuna dönüştürmemek ve sonuçta Güç eşittir İnsan Haklarõ kavramõnõ tüm insanlõk için yaratabilmek hepimizin ortak insani görevidir. İnsanõ insan yapan en büyük değerlerden biri düşünebilmektir. Bu nedenle özgürce düşünme hakkõ, yaşama hakkõndan sonra gelen en önemli insan haklarõndan birisidir. Himmet ŞAHİN (EDS 83) Aralõ k 2007 5
ayõn konusu ulusal birliğin ve başarõnõn panzehiri insan haklarõna ve demokrasiye saygõlõ mücadeledir. Dünya da ilk bağõmsõzlõk savaşõnõ vererek ulusal değerlerine sahip çõkmõş ve laik ve demokratik bir Cumhuriyet kurmuş olan Mustafa Kemal Atatürk ün Türkiyesi enerji tüketen büyük devletlerin kontrol edebileceği ve yönlendirebileceği bir ülke değildir. Türkiye uzunca bir süreden beri ekonomik, siyasal ve uluslararasõ ilişkiler anlamõnda kuşatõlarak zayõflatõlmaya çalõşõlmaktadõr. Bu kuşatma girişiminin çeşitli nedenleri ve amacõ vardõr. Ülkemizin jeopolitik konumunda, özellikle 1989 yõlõnda Sovyetler Birliği nin yõkõlmasõ sonrasõ önemli stratejik değişiklikler söz konusu oldu. Dünya siyasetinde ortaya çõkan gelişmeler ve yeni dengeler Türkiye nin bölgesel konumunda önemli değişiklere yol açtõ. Bu değişikliklerin en önemli unsuru kuşkusuz enerjidir. Bilindiği üzere bir tanõma göre sõnõrlarõ İran dan başlayan ve batõda Mõsõr da biten Ortadoğu; dünya ham petrol ve doğalgaz rezervlerinin yaklaşõk %62 sine sahiptir. Yine dünya doğalgaz rezervlerinin % 40 kadarõ da Ortadoğu dadõr. Sovyetler Birliği nin yõkõlmasõ sonrasõnda bu coğrafya Kafkaslardan Orta Asya ya kadar uzamõştõr. Rusya, Azerbaycan ve Türkmenistan gibi ülkelerin sahip olduğu petrol ve doğalgaz yataklarõnõn eklenmesiyle birlikte enerji yayõ içerisinde yer alan tüm rezervler, dünya rezervlerinin petrolde %75 lerine, doğalgazda ise %70 lerine ulaşmõştõr. İşte bu gelişme sonrasõnda Türkiye kendisini Kafkaslara ve Orta Asya ya kadar ulaşan bir enerji yayõnõn tam ortasõnda bulmuştur. Bu yeni stratejik konum Türkiye ye önemli uluslararasõ avantajlar sağladõğõ gibi ciddi sorunlarõn da ortaya çõkmasõna yol açmõştõr. Enerji, ülkelerin sanayileşmeleri, varolan sanayilerini geliştirmeleri ve ekonomik kalkõnmalarõnda ana unsurdur. Bu nedenle enerji güvenliğini sağlamak tüm ülkeler açõsõndan en temel amaçtõr. Daha 16 Kasõm 2007 Cuma günü Türkiye-Yunanistan doğalgaz boru hattõnõn açõlõşõ için ülkemize gelen Amerikan Enerji Bakanõ Samuel Botman Türk-Amerikan İş Konseyi nin düzenlediği yemekte yaptõğõ konuşmada Başkan Bush ile birlikte küresel enerji güvenliğini ABD ulusal güvenlik konseptinin merkezine yerleştirmeye karar verdik açõklamasõnõ yapmõştõr. Öte yandan dünya petrol ve doğalgaz yataklarõnõn dörtte üçünün bulunduğu enerji yayõnõn tam ortasõnda ve daha 6 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
ayõn konusu da önemlisi enerji yollarõnõn kesişme noktasõnda bulunan, Türkiye varolan enerjinin Avrupa ve dünyanõn diğer bölgelerine ñakli için ciddi bir enerji koridoru haline gelmiştir. Bu gelişmeler sonrasõ Türkiye nin uluslararasõ ilgilerin ve çõkarlarõn daha da fazla yarõştõğõ, çakõştõğõ ve üzerinde çeşitli oyunlarõn oynandõğõ bir ülke haline gelmiş olmasõ doğaldõr. Türkiye nin yaşadõğõ sõkõntõlarõn ve kuşatõlmõşlõğõn ana nedeni budur. Enerji açõsõndan stratejik önemi çok büyük olan bir ülkeyi kontrol altõnda tutarak yönlendirebilmek özellikle enerji tüketen ülkeler açõsõndan birincil önemde bir amaçtõr. Ancak Dünya da ilk bağõmsõzlõk savaşõnõ vererek ulusal değerlerine sahip çõkmõş ve laik ve demokratik bir Cumhuriyet kurmuş olan Mustafa Kemal Atatürk ün Türkiye si enerji tüketen büyük devletlerin kontrol ve yönlendirebileceği bir ülke değildir. Bu nedenle enerji tüketen ülkeler ve uluslararasõ enerji tekelleri açõsõndan Türkiye yi kontrol edilebilir ve yönlendirilebilir bir ülke haline getirmek bir zorunluluktur. Türkiye de uzun bir süreden beri yaşadõğõmõz sõkõntõlar ve büyük kavgalarõn altõnda esas olarak bu hesaplar yatmaktadõr. Laik ve demokratik Cumhuriyetimiz bu açõdan çok dikkatli olmak zorundadõr. Yüce önderimizin kurarak daha da ileriye götürmek üzere bizlere emanet ettiği Cumhuriyetimizi korumak ve kollamak hepimizin birincil görevidir. Bu görev yerine getirilirken devletimizin üzerinde duracağõ en hassas konulardan birisi bir yandan Cumhuriyetimizi hain saldõrõlardan korurken diğer yandan da vatandaşlarõmõzõn demokratik ve insan haklarõna zarar gelmesini önlemektir. Çünkü bu gibi dönemlerde rejimi korumak telaşõ zaman zaman vatandaşlarõn demokratik ve insan haklarõnõn unutulmasõna ya da korunmasõ konusunda gerekli duyarlõlõğõn gösterilmesine engel olabilir. Bu noktada Cumhuriyetimizin ve rejimimizin selameti açõsõndan bir kõsõr döngü ortaya çõkabilir: Bu gibi hassas ve sõkõntõlõ dönemlerde vatandaşlarõmõzõn devletine olan güvenini ve inancõnõ daha da arttõrmak ve toplumsal dayanõşmayõ güçlendirmek tehlikenin bertaraf edilmesi için ön koşuldur. Kuşkusuz bu güven ve inanç ise vatandaşlarõnõn demokratik ve insan haklarõna saygõlõ bir devlet yönetimi altõnda çok yüksek düzeylere çõkar. Vatandaşlar bir yandan demokratik ve insan haklarõna saygõ gösterirken, öte yandan da Cumhuriyete yönelik saldõrõlarõ, suçluyla günahsõz vatandaşõnõ birbirinden ayõrabilerek defeden bir devlete çok daha fazla inanarak ve güvenerek sahip çõkarlar. Oysa bu ayrõmõ yapmadan, Cumhuriyete yönelik saldõrõlarõ tüm vatandaşlarõn demokratik ve insan haklarõnõ askõya alarak yoketmeye çalõşan bir mücadele anlayõşõ, devlete güvenini ve inancõnõ yitiren yeni yeni hasõmlar yaratmaya ya da varolan sõkõntõlarõn güçlenmesine yol açabilir. Bu söylediğim, bir kõsõr döngüdür. Bu kõsõr döngünün kõrõlabilmesi ve tehlikelerle baş edebilmenin temel yolu vatandaşlarõnõn insan haklarõna ve demokrasiye saygõlõ bir mücadeleden geçer. Devlet bir yanda insan haklarõ ve demokrasi diğer yanda da tehlikelerle mücadele arasõndaki hassas dengeyi ne denli iyi ayarlarsa, mücadelede o denli başarõlõ olur. Bu dengeyi iyi koruyabilen ve vatandaşlarõnõn insan haklarõ ile demokratik değerlerine saygõ gösteren devlet, vatandaşlarõnõn her geçen gün güvenini ve saygõsõnõ çok daha fazla kazanõr. İşte bir devleti çeşitli saldõrõlara karşõ güçlü kõlan, vatandaşlarõnõn devletine olan güven ve inancõdõr. Ülkemiz, içinde bulunduğumuz bu büyük sõkõntõlarõ ve karşõ karşõya olduğumuz tehlikeli saldõrõlarõ kuşkusuz bertaraf edecek güçtedir. Ancak sõkõntõlardan ne kadar kõsa sürede ve ne kadar az acõyla kurtulacağõmõz ise belirttiğim gibi, devletimizin vatandaşlarõnõn haklarõna göstereceği saygõ, suçlu ile suçsuzu ayõrma yeteneği ve bu noktada topluma vereceği güven ile bağlantõlõ olacaktõr. İnanõyorum ki Devletimiz bu topraklardaki binlerce yõllõk yönetim deneyimlerinden de yararlanarak, bu hassas dengeyi kurabilecek ve insan haklarõ ile demokrasiye saygõlõ bir yönetim anlayõşõ ile vatandaşlarõna gereken güveni verip, tehlikeleri ülkemizden en kõsa sürede defedebilecek yeteneğe sahiptir. Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY (ECON-STAT 76) Devlet bir yanda insan haklarõ ve demokrasi diğer yanda da tehlikelerle mücadele arasõndaki hassas dengeyi ne denli iyi ayarlarsa mücadele de o denli başarõlõ olur. Aralõ k 2007 7
MİMARLIK, SANAT VE TOPLUM * 19. Yüzyõl ve Sonrasõ Yeni Gelişmeler Mimarlar, endüstri devriminden itibaren toplumun gereksinimi olan toplu konutlarõ da tasarladõlar, ancak bu yapõlarda ne işverenin, ne mimarõn simgesel bir yapõt yaratma iddiasõ yoktu, olamazdõ da. Yaratma süreci, son derece sancõlõ ve zaman tüketen bir süreç olup, ancak bedeli ödendiğinde verilecek bir emektir. Oysaki sanayileşme ve hõzlõ kentleşme sonucunda artan konut ihtiyacõ için talep sahibi çoğunlukla emek sõnõfõndan biri ya da bir grup olmak durumundadõr. Dolayõsõ ile mimar istese bile gerekli özeni gösterebilme durumunda olamamõştõr. Bu sebeple eğer işveren halk grubu ise, yapõlar batõda da bizde de birbirlerine benzer ve tekdüze olmuştur. Batõda kolonileşme ile ortaya çõkan zengin burjuva sõnõfõ Sanayi Devrimi sõrasõnda daha da güçlendi ve zenginleşti. Bu sõnõf, ekonomik ve kültürel geçmişinden koparak, kendini aristokrasi ile özdeşleştirmeye çalõşarak sõnõf atlama çabasõna girdi. Onlar gibi olmak için de benzer görkemli yapõlara sahip olmak ve kendi zenginliğini teşhir etmek istedi. Bu dõşavurum, Avrupa da Barok ve Rokokoda kristaller, aynalar, altõn varaklar ve olağanüstü işlemeli kartonpiyer süslemelerle kendini gösterdi ve Romantik dönem, koloni döneminde ya da neoklasik gibi dönemlerde süsler azalsa da önemini kaybetmedi. Günümüzdeki görkemli evler, villalar da bunlarõn benzerlerine örnek teşkil etmektedir. İmhotep ten sonra her ülkede uygulandõğõ halde, mimarlõğõn bir meslek olarak yaygõnlaşmasõ ve bir değer taşõmasõ, Eski Yunanõ kendi geçmişi ve tarihsel mirasõ olarak kabul eden Avrupa da, Vitrivius un Mimarlõk için 10 kitap (M.S. 50) eseri ile gerçekleşmiş ve bir öğreti ve yazõlõ belge temeline oturmuştur. M.Ö. 3. ve 4. yüzyõlda geliştirilen, sõrasõ ile Eski Grek, Eski Roma, Romanesk, Gotik mimari tarzlarõ 15. yüzyõlda Rönesans ta büyük bir patlama yaşayarak sanat ve bilim temeline oturmuştur. Batõ dünyasõnõn alõşkanlõğõ olan belgeleme ve bu belgeleri saklama alõşkanlõğõ, eski bilgi ve değerlerin üzerine yenilerinin eklenmesi ile öğretilebilir estetik ve teknik değerler bütünü olarak, çok büyük bir bilim ve bilgi yõğõnõ olarak harmanlanmõştõr. Oysaki bizim dünyamõzda bireysel çabalarõnõn dõşõnda böylesine örgütlü ve yaygõn mimarlõk eğitimi veren bir sistem yoktur. Osmanlõ da mimari bilgi ve beceri usta-çõrak ilişkisi yanõnda, mimarõn kendi çabasõ ile araştõrmasõ ve kendi dağarcõğõnõ geliştirmesine bağlõdõr. Günümüzde tüm dünyada ve doğal olarak ülkemizde artõk krallarõn ve ruhban sõnõfõnõn etkisi eskiden olduğu gibi değildir. Ancak büyük holdingler, uluslararasõ ticaret şirketleri ve merkezleri, kent yönetimleri, bir yandan bina gereksinimlerini karşõlamaya çalõşõrken bir yandan da binanõn görkemli ve etkileyici olmasõnõ istiyorlar. Yani kõsaca roller değişmiş olsa da mimar güçlü olana görkemli yapõ yapmaktadõr. Bu gerçekle eğitilen mimarlar da mesleklerini uygularken fonksiyonel uygunluk yanõnda en görkemli, en çarpõcõ ve akõlda kalõcõ binayõ yaratmak için yarõş halindedirler. Kendi ülkelerindeki güçlü sõnõfõn beklenti ve olanaklarõnõn çok üzerinde olanaklarõ olan birileri için tasarõm yapmak üzere yetiştirilmektedirler.. Peki, orta sõnõf ya da işçi sõnõfõ; onlar görkemli ve iyi yapõyõ hak etmiyorlar mõ? Toplumda bilinçlenme arttõkça, sosyal devlet ağõrlõğõnõ koydukça, kooperatif benzeri beklentiler arttõkça bu sõnõflar da iyi mimari yapõ ya kavuşabiliyorlar. Ama bu yapõlar, içlerinde yaşayanlarõn memnun olabileceği yapõlar olmasalar da mimarlarõnõ meşhur edebiliyorlar. Örneğin 20.yüzyõlõn en ünlü mimarlarõndan Le Corbusier in Marseille bloklarõ gibi. Mimar, felsefi yaklaşõmõ ve kendi mimari ve estetik gerçeklerine göre binayõ tasarladõğõ için, gerek mekân boyutlarõ, gerekse biçimlenme, mimarõn tasarõmõnda amaçladõğõ fakir halka çok garip ve çok sõkõntõlõ geldi ve oturmayõ reddettiler. Notre Dame du Haut, or Ronchamp, by Le Corbusier,at Ronchamp, France, 1955 price_tower 1952 FLW -Büyük Ankara oteli sanmayin * Bu yazõnõn ilk bölümü Kasõm Bülteni mizde yayõnlanmõştõr. 8 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
üyelerimizden Bazõ ilk yerleşmelerden sonra binalar yavaş yavaş boşaldõ ve yõllarca hurda vaziyetinde New Academic Building for the Cooper Union -Advancement of Science and Art 2008 -T Mayne kullanõlmadan durdu. Şimdi ise entellektüel kesim kendisi ile özdeşleştirebileceği bu binalara bir övünç kaynağõ olarak rağbet ediyor; Biliyor musun ben Marseilles blokta oturuyorum Harika bir yer. Osmanlõ da Ülkemize bakõldõğõnda da tüm Osmanlõ dönemindeki camiler, saraylar, medreseler padişahlõğõn gücünü temsil eder nitelikte uzun ömürlü yapõlardõr. 13, 14 ve 15.yüzyõllara ait pek çok Osmanlõ yapõsõ bu gün hala ayakta ve işlevine tamirlerle de olsa devam edebilmektedir. Oysaki o dönemlere ait ayakta kalabilmiş sivil mimari örneği dediğimiz konut örneklerinden pek eser yoktur. En eski konut örnekleri 18. yüzyõla ait birkaç geleneksel konuttan ibarettir. Pek çok kentimizde Türk konutu diye bildiğimiz mesken amaçlõ yapõlarõn bir kõsmõ 19. yüzyõla, çoğunluğu ise 20.yüzyõl başlarõna aittir. Çoğunun mimarõ değil ustasõ vardõr. Pek çoğunun da ne ustasõ ne de mimarõ hiç bilinmez. Acaba bu bilinmezlik Türk- İslam anlayõşõndan mõ kaynaklanmaktadõr: Yaptõğõn ile övün, kendinle övünme. Tabii hassa mimarõ yani padişahlõğõn mimarõ unvanõ alanlarõn eserleri Mimar Sinan da olduğu gibi bilinir. Ancak eseri tasarlayan mimar ya da usta gayrimüslim ise bilinme şansõ çoktur. Binalarõn giriş kapõlarõ civarõnda yer alan, bina hakkõnda bilgi veren kitabelerde daha çok yaptõranõn adõ geçer. Gerçekten, eseri yapanõn bilinmezliği, İslami anlayõşõn alçak gönüllüğünden mi yoksa Türk asõllõlar hiç bina yapmadõlar mõ, ne yazõk ki bu konuda detaylõ ve arşivlere girerek yapõlmõş ayrõntõlõ bir araştõrma yok. Onun için Türk asõllõlar mimari, ya da sanat eseri pek vermemişlerdir kanõsõ yaygõndõr. Ancak yukarõda da değindiğimiz gibi Türk-İslam mimarisi öncelikle faydacõdõr, ayrõca ben tutucu olduğunu da iddia etmek istiyorum. Bu belki de toplumun tutuculuğunu kõramayacağõnõ bilmekten geliyor, öyle ya Hazerfan Ahmet Çelebi kanat takõp uçtu ama sonunda bunu hayatõ ile ödemedi mi? Zaten yepyeni, bambaşka yaklaşõmla yapõlacak yapõyõ kim õsmarlar ki? Bu işverenmimar ikilemi işveren-sanatçõ ikilemi ile de örtüşür. Belki de çevresinin bu kõsõr yapõlaşmasõ, tüm kamu yapõlarõnõn devlet eliyle yaptõrõlõşõ, iyi bina, iyi mimari eserlerin çoğunluğunun İstanbul ve şehzadelerin yaşadõğõ şehirlerde oluşu, mimarõ besleyecek gelişmiş bir burjuva sõnõfõnõn olmayõşõ, dolayõsõ ile özel beğeni ile farklõ bir şeyler yapõlamayõşõ halkõn da beğenisini faydacõlõk üzerinde yoğunlaştõrarak kendini sanatõn ifade biçimlerine kapayõşõ, bugünkü beğeni çizgimizi oluşturuyor ve mimarlõk alanõnda uluslararasõ üne sahip bir eserimizin neden 20. yüzyõlda ortaya çõkamayõşõnõ açõklõyor mu dersiniz? Sanat, Estetik, Bugün ve Mimarlõk Sanat seyredende beğeni duygularõnõ, heyecanla hissetmesini sağlayan yapõt olarak tanõmlanõyor (Wikipedia). Sanat nedir i tartõşmak Eski Grek döneminden beri felsefecilerin tartõştõklarõ bir konu. Birbiri ile uyuşan ya da çelişen görüşler var, ama yine de özetlemeye çalõşõrsak, yenilikçi, estetik, farklõ, tek olan ve toplum tarafõndan güzel, ya da sanatsal bulunan, bir sanatçõ tarafõndan üretilmiş ürün olarak tanõmlayabiliyoruz. Görkemli yapõlarõn estetik değerlerini toplumlarõn beğenilerine göre değerlendirmekte yarar var. Bizler için acayip gelen, ya da değişik bir güzelliği var denilen bir Maya Tapõnağõ, bir Hindu Tapõnağõ, örneğin bir cami ile benzerlik göstermez. Bir katedral ile bir Hint Tapõnağõ kendi kültür ve değerleri çerçevesinde estetiktirler. Kabul etmek gerekir ki her toplumun kendi estetik değerleri, kendi iyi, güzel kõstaslarõ vardõr. Dolayõsõ ile simgesel değerler o toplumun sõnõfsal yapõsõ ve bu sõnõflarõ kabullenişi ve inanõşõ ile estetik değerler de toplumun genel kabul görmüş değer yargõlarõ ile yakõndan ilgilidir. Estetik değerler, görerek, üzerinde düşünerek, tartõşarak ve öğretilerek oluşur. Eğer çevrenizde iyi örnek yoksa eğitiminizde estetik değerler işlenmiyorsa toplumdan bir üstün beğeni düzeyi beklemek çok yanlõş olur. O toplumun estetik ve değer yargõlarõ çerçevesinde bile Özellikle estetik görsel değerler, görmeyi ve algõyõ güçlendirecek resim yapma, doğayõ kopyalama ile başlar, çevremizde gördüğümüz kuş, çiçek, dere, ağaç, hayvan görüntüleri yanõnda bina ile ve onlarõn çizgisel olarak ve boyalarla betimlenmesi ile devam eder, üzerinde tartõşõlarak pekişir. Eğer sizin resimheykel yapmanõz engellenmişse, çevrenizi nasõl doğru algõlayacaksõnõz, estetik oranlarõnõ nasõl yakalayacaksõnõz? İslam sanatõnda bunu geometri ile çözmeye çalõşmõşlar. Çok güzel, harika yapõtlar ortaya çõkmõş, özellikle süsleme sanatõnda ama Batõlõ anlamda ne kadar estetik olduğu tartõşõlõr. Bunlarõn yanõnda sanat eğitimi bir bütün olup sadece görsel sanatlarla ilgilenmek sanatõn temel kavramlarõnõ öğrenmenize yetmeyebilir, ritmi, seslerin kreşendosu ile duygularõn nasõl coşkulandõğõnõ müzikten daha kolay nasõl anlatabilirsiniz ki? Ritmi sadece şiir mi öğretir, bunlarõ okullarda öğretmek yeter mi? Kanõmca yetmemektedir. Estetik duygu eğitimle desteklenmelidir. Ancak mutlaka toplumsal ortamda da bu değerler benimsenmiş olmalõdõr ki kişi eğitimle bu bilgilerini doğru yerlere oturtsun ve benimsesin, içselleştirsin. Estetik, sanat ve mimarlõk Toplumsal değer yargõsõ, ülkeler arasõ iletişimin giderek arttõğõ dünyamõzda pek kabul görmemektedir. Toplum İslami görüşün etkisi ile yeni ve güzel bir şey yaratana değer verse de onun yaptõğõnõ Yaradan a rakip olarak görür. Eğer bir mimarõ bir padişah tutuyorsa beğeniyorsa iş yapma olasõlõğõ vardõr. İslam da Aralõ k 2007 9
üyelerimizden Zaha hadid, İspanya tren işletmeleri genel Müd. Ulslararsõ yarõşma 21 Koln Frank Gehry binasõ detay Şeyh-ül İslam varsa da bu Batõdaki kilise ile aynõ şey değildir. Bu yüzden dini yapõlarõ da genellikle padişahlar, şehzadeler, sultanlar, beyler, hayõr amacõ ile yaptõrõrlar. Yukarõda değindiğimiz gibi görkemi de kendileri ile özdeşleşir. Dolayõsõ ile Osmanlõ yõ, Batõ nõn aksine azõnlõklar hariç, iki sõnõflõ bir toplum olarak nitelemek pek yanlõş olmayacaktõr: Saray erkânõ (oransal olarak çok küçük bir grup) ve halk. 19. yüzyõl sonlarõna kadar hatta Cumhuriyetin başlarõnda bile bir burjuvaziden söz etmek mümkün değildir. Dolayõsõ ile Anadolu, Rumeli ve Arap yarõmadasõnda da olsa saray erkânõ tarafõndan yaptõrõlanlarõn dõşõnda mimarõ belli yapõya pek az rastlamaktayõz. Dolayõsõ ile halkla iç içe geçemeyen mimarlõk işleri, mimarlõktan beklenti olarak estetik değerlerin halkta yer edinmesini engellemiştir. Halkõn gözünde iyi mimarlõk, ayakta sağlam durabilen, işlevlere doğru cevap verebilen yapõ ile özdeşleşmiştir. Bu yargõ tabii ki uzun uzun tartõşõlabilir ancak bu Osmanlõ Mimarisini inceleyen pek çok kişi tarafõndan da kabul edilmektedir. Sanat ve estetik değerlerin bu mimarlõk, bu resim, bu heykel diye tam ayrõlamayacağõ kabul edilmelidir. Estetik ve sanatsal değerler, güzellik kavramõ, yüzyõllardõr gerek Doğu filozoflarõ, gerekse Batõ Dünyasõ filozoflarõ ve düşünürleri arasõnda tartõşõlan bir konudur. Ancak halkõn bu konuda eğitilebilmesi sadece eğitim ile değil daha çok da görgü ile yani görerek yaşayarak olmaktadõr. Tarihsel güzelliklere saygõ Batõ nõn kendisini geçmiş uygarlõklarla, herhalde özellikle de eski Grek ve Roma uygarlõğõ ile özdeşleştirmesi ile yakõndan ilgilidir. Öte taraftan Doğu, Osmanlõ da dâhil, eski Mõsõr, eski Yunan-Roma kültürlerini kõsmen kullansa da hemen hemen tamamen reddetmiştir. Oysaki bu kültürler Osmanlõ topraklarõnda geçmişte yeşermiş, yani Osmanlõ kültürel mirasõnõn ta kendisi değil midir? Tabii sahiplenirseniz. Ancak toplum, yöneten sõnõf bu mirasõ reddedince eski kültürün estetik ve sanatsal değerlerini nasõl benimseyebilir ki? Resmi görüş ve yaklaşõm böyle iken, halkõn içinde eski adetler farkõna varmadan devam edegelse de böyle bir toplum yapõsõnda nasõl mimar yetiştirilir ki? Mimarlõk Anlayõşõ, Mimarlõk Eğitimi ve İletişim Mimarlar, batõda Rönesans tan beri usta-çõrak ilişkileri yanõnda üniversitelerde felsefe eğitimi de alarak yetişmişler, daima ellerinde simgelerin, estetik değerlerin yapõ biçimlerinin kurallarõnõn olduğu eğitimlerden geçerek ve kendilerinin de ilaveleri ile modalar-tarzlar yaratmõşlardõr. Mimarlar her zaman toplumun saygõn bireyleri olarak aranan sanatçõlar olmuşlardõr. Bir mimari eseri, iç mekânõnõn mobilyalarõndan, boyalarõndan, süslerinden, heykellerinden ve resimlerinden ayrõ düşünemeyiz. Dolayõsõ ile mimar eserini gerçekleştirirken bu sanatçõlarõ da bir ekip olarak yanõna almõş ve değerlendirmiştir. Bu sanatçõ ve zanaatkârlar da işine saygõ duyulan, hüneri ve zevki takdir gören insanlar olmuşlardõr. Dolayõsõ ile mimar sadece kendi işini bilmez, kendi işinin tamamlayõcõsõ olan meslek dallarõ hakkõnda da bilgi ve görgü sahibidir. Ünlü Versailles (Versay) Sarayõ nõn mimarlarõ, bahçelerini düzenleyenler, kartonpiyerlerini yapanlar, altõn varak işlerini yapanlar ve mobilyacõlarõ hep özel olarak seçilmişlerdir. Bu işlerin ustalarõnõn yaptõklarõ sadece süsleme olarak değil mekân tanõmlayõcõlar olarak da mimari esere destek veriyordu. Dolayõsõ ile sanatçõ ve zanaatkârlar kendi ünleri ve tabii yüksek gelir beklentileri için de yaptõklarõ işin en iyisini yapmaya gayret ediyorlardõ. Osmanlõda da nakkaşlar, hat sanatçõlarõ minyatür ve ebru ustalarõ mimarõn yardõmcõsõydõlar. Ancak bu dayanõşma ve birliktelikler pek az sayõda eser için geçerliydi, Kõsaca müşteri sayõsõ yani, gerçek burjuva sõnõfõ oluşamadõğõ için kõsõtlõydõ. Bu süsleme boyutundaki sanat işleri de iyi mimari yapõ yõ, süslemesi çok ve güzel olan gibi bir anlayõşla özdeşleştiriyordu. Kõsaca en azõndan mimarlõğõn temel prensiplerinden, düzen, oran, orantõ, simetri, denge, tekrar, silsile, karşõtlõk gibi kavramlar ve özgün olma, çarpõcõ olma gibi değerler toplumsal bilinçte yerlerini pek bulamadõ. Sõradan olanlar beğenilir oldu, özgün ve çarpõcõ olanlar toplumdan dõşlandõ. Ankara Belediyesi eski başkanlarõndan Mimar Vedat Dalokay tarafõndan tasarlanan Ankara Kocatepe Camisi nin atõlan temelleri başka olduğu ve geleneksel olmadõğõ için dinamitle söküldü, yerine Süleymaniye nin benzeri kopya bir cami inşa edildi Ülkemizde ilk mimarlõk okulu 20. yüzyõlõn başõnda açõlmõştõr. 1970 lere kadar da sayõsõ pek azdõr. Sadece 4-5 tane. Bu sayõ 1990 lardan sonra taşra üniversitelerinin artõşõ ile epey artsa da meslek, ülkemiz için henüz çok yeni sayõlabilir. Tüm bu gelişmelere ve Batõ-Doğu anlayõş farklõlõklarõna bakõnca, ülkemizde böyle yeni bir mesleğin ürünlerinin Batõ standartlarõnõn altõnda olmasõnõ, kentlerimizin neden kimlikten yoksun birer taş yõğõnõ olduğunu anlamak, daha kolaylaşõyor. Ancak 1980 lerden sonra yurt dõşõna çõkõşta getirilen kõsõtlarõn kalkmasõ, teknolojideki yeni gelişmeler ve tabii TV programlarõnõn yaygõnlaşmasõ tüm insanlarõn birbirlerini tanõmasõna, anlamasõna ve ortak değer yargõlarõna sahip olmasõna yol açabilecek. Umuyoruz bu gelişmeler halkõmõzõn bu konudaki eksikliklerini hõzla telafi edecek olanaklar sunuyor olsun Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Berdi GÖKHAN*(ARCH 71) Not: Bu yazõ gelecek sayõda TV programlarõ ve mimarlõk ve sanat başlõğõ ile devam edecektir. * Yrd Doc Dr C. B. Gökhan 30 yõla yakõn akademik hayatõna, halen Çankaya Üniversitesi iç Mimarlõk Bölümü nde devam etmekte ve Tasarõm ve Mimarlõk ve sanat tarihi dersleri vermektedir. Yukarõdaki yazõ kendi özgün görüşlerini kapsamaktadõr, ancak Osmanlõ Mimarisi kitabõnõn da yazarõ Sn. Prof. Dr. Doğan Kuban õn çeşitli kitaplarõnda söz ettiği görüşlerini paylaştõğõnõ belirtmekte ve kendisine teşekkürlerini sunmaktadõr. 10 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
çalõşma gruplarõndan ENGELSİZ YAŞAM FELSEFESİ Eşit hak ve sorumluluklara sahip olmak istiyorum. Demokatik, laik ve insan haklarõna saygõlõ bir toplumda yaşamak istiyorum, çünkü ancak böyle bir toplumda engellilerin de eşit hak ve sorumluluklara sahip olacağõna inanõyorum. Bana engelli kimliğimle değil, eğitimim, sosyal ve iş yaşamõmdaki deneyimlerim ve ürettiklerimle bakõlmasõnõ istiyorum. Acõma ve sempati değil, herkes için empati istiyorum. Bana ayrõcalõklõ davranõlmasõnõ istemiyorum, ancak herhangi bir konuda engelli olmayan biri ile eşit koşullara sahip değilsem eşit koşullara sahip olacak kadar pozitif ayrõmcõlõk istiyorum. Engellilik kavramõnõ ve görselliğini kullanarak, maddi ve manevi kazanç sağlayan kurum ve kuruluşlarõ reddediyorum. Kişiyi engelli duruma düşüren her türlü nedene karşõ önlem alõnmasõnõ istiyorum. Kaldõrõmlarõn yüksek olmasõnõ istemiyorum. Engelli otoparklarõna, engelli olmayan kişilerin araçlarõnõn park etmesini, park edenlerle neden oraya park etmemesi konusunda gereksiz tartõşmalara girmek istemiyorum. Her yerde en azõndan bir adet engelli otoparkõ ve engelli tuvaleti olmasõnõ istiyorum. Her yerde tekerlekli sandalyenin çõkabileceği eğim derecesinde bir rampa olmasõnõ istiyorum. Çok katlõ mekanlarda asansör olmasõnõ istiyorum. Engelli mekanlar nedeni ile hareket güçlüğü çektiğimde, beni karga tulumba taşõmalarõnõ istemiyorum. Engellilerin de bir cinsel kimliği vardõr ve kendi bedensel yapõlarõna uygun biçimde cinsel ilişki yaşayabilirler. Engellilerin cinsel yaşamõ olamaz düşüncesindeki insanlarõ kõnõyorum. Engelli bir birey, engeli olmayan bir bireyle flört edebilir, evlenebilir ya da birlikte yaşayabilir. Buradaki birlikte olma kriteri, iki kişinin birbirlerinin bedensel eksiklerini tamamlamasõ değil, sevgi, saygõ ve aşk temelli bir paylaşõmõn taraflarõ olabilme özelliklerine sahip olmalarõdõr. Engellilerin ancak engellilerle birlikte olabileceği düşüncesindeki insanlarõ kõnõyorum. Engelli bireyler, herkes gibi tõbbi bir sakõnca bulunmadõğõ durumda, çocuk sahibi olabilirler ve her anne-baba gibi çocuk yetiştirebilirler. Engellilerin çocuk sahibi olamayacağõ düşüncesindeki insanlarõ kõnõyorum. İster bedensel, ister zihinsel, ister bunlarõn dõşõnda herhangibir engeli olsun, engellileri gerizekalõ sõnõfõna koyan zihniyeti kõnõyorum. Aciz ve yardõma muhtaç kategorisinde algõlanmak istemiyorum. Çünkü bunu yaratan ben değilim, bu durumu yaratan koşullardõr. Bu koşullarõ yaratanõn ise engellileri bu kategoriye sokan engelli düşünce sistemi olduğuna inanõyorum. Engelliler için özel eğitim veren okullarda değil, yaşõtõm olan diğer çocuklarla birlikte eşit hak ve sorumluluklara sahip olarak okumak istiyorum. Devlet ve toplum tarafõndan tecrit edilmek istemiyorum. Engelli olduğum için beni kabul etmeyen okul yönetimlerini kõnõyorum. ODTÜ Mezunlarõ Derneği Engelsiz Yaşam Komisyonu ve Engelsiz Yaşam Derneği tarafõndan ortaklaşa hazõrlanmõştõr. Aralõ k 2007 11
bir ölüm ERDAL İNÖNÜ ANISINA Saygõn, Mütevazõ, Bilgili, Değerli, Örnek insan... Böylesi bir daha gelir mi? Zannetmem... Ancak örnek alõnmasõ gereken, örnek almak için hatõrlanmasõ gereken değerli hocam rahat uyu, nur içinde yat... Saygõlarõmla uğurluyorum. H.Turhan GÜLSOY (ME 79) Prof. Dr. Erdal İnönü yü de yitirdik. Rektörlüğü döneminde kendisine hiçbir ayrõcalõk tanõmamõş, tanõma isteklilerine de engel olmuştu. Rektörlük dönemi ODTÜ nün en hareketli zamanlarõydõ. Zaten ayrõlan Rektör Kemal Kurdaş õn, kendi yerine onu önermesi, üniversitede yeniden iktidarõn sağlanmasõnõ, yeniden bilime dönülmesini, ortalõğõn yatõşmasõnõ amaçlõyordu. Vefatõ bütün ODTÜ lüleri derinden üzdü. Çünkü onu en çok ODTÜ lüler sevmişti. O da ODTÜ lüleri... Her zaman beraber olabilmek için fõrsatlar yaratõrdõ. Nur içinde yatsõn. Abdurrahman EKE (Fahri Üye) Ben 1970 yõlõnda ODTÜ ye girdim. O yõllarõ anõmsayanlarõn da bileceği gibi yoğun öğrenci hareketlerinin yaşandõğõ dönem idi. Sayõn Erdal İnönü yeni rektör atandõğõnda gözlemlediğim bir olayõ sizinle paylaşmak istedim: O zaman sadece merkezi kafeterya vardõ. Kafeteryanõn Kimya bölümü girişinden girildiğinde sol taraf öğretim üyelerine ayrõlmõş idi. Bu bölümde tadilat yapõldõğõ için öğretim üyeleri de öğrencilerin yemek yediği yerde yemek durumunda idiler. İki üç kez rastladõğõm rektörümüz Erdal İnönü nün de öğrenci gibi kuyruğa girip tepsi ile yemek almasõ idi. Bu olay o zamanlar henüz onyediyaşõnda olan beni derinden etkilemişti. Celalettin TÜRKOĞLU (CHEM 76) İnce ruhu, zarif kişiliği, parõldayan zekâyõ bir arada toplayan iyi bir bilim insanõ, iyi bir yurttaş, iyi bir insan, Sayõn Erdal İnönü yü rahmetle anõyoruz. Müge BATIRBEK (CHE 97) Değerli hocam, 1965 Haziran günlerinde yapma ya, olur mu öyle şey, hallederiz diyerek ODTÜ yõllarõmõn devamõna olan katkõnõz yaşadõkça unutulmaz. Keşke yine sağ olun hocam diyebilsem. Işõklar içinde olun. En derin duygularõmla. Şahin ERLAÇİN (GEOE 68) Sevgili Erdal İnönü yü tedavi için ABD ye gitmeden önce Türkiye de en son görenlerden biriymişiz meğerse. 33 yõl önce kaybettiğimiz babam (Nihat Selamoğlu), Ankara Gazi Lisesinde Erdal ve ağabeyi Ömer İnönü nün fizik hocasõymõş. Erdal õn karşõlaştõğõ en zeki, en yetenekli öğrencilerinden biri olduğunu söylermiş hep. Eminim ki hocasõnõ hatõrlar ve o günlerden birkaç hoş hikâye de anlatõrdõ bize Şimdi oralarda tekrar buluşup problem çözmeye devam ediyorlar mõ acaba, kim bilir? Kulaklarõ çõnlasõn Aramõzdan ayrõlanlar için ben böyle derim. Gülnar SELAMOĞLU (ECON 80) Sene 1971. Aylardan Ocak. Adõm adõm 12 Mart faşizmine doğru gidiyor. Üniversiteler karma karõşõk. Diğer üniversitelerde olaylar, baskõnlar, eylemler sürerken Ankara da eğitimi kesintilerle de olsa sürdürmeye çalõşan tek üniversite ODTÜ idi. Bunu büyük ölçüde, Rektör Erdal İnönü ye borçluydu. Erdal Hoca, polisin öğrencilere karşõ kullandõğõ ölçüsüz şiddetin karşõsõnda kesin kararlõ: polis üniversiteye giremez. Bugün Erdal Hoca nõn cenazesine gittim. Kalabalõğõn içinde milim milim ilerleyen tabutu önümden geçerken gözlerim daldõ gitti. Erdal Hoca nõn o hiç eksik olmayan gülümsemesi binlerce insanõn yüreğinin üzerinden bakõyordu bana. O her yerdeydi. Öylesine canlõ bir gülümsemeyle bakõyordu ki yaşlõlarõn, gençlerin, çocuklarõn yürekleri üstündeki fotoğrafõndan, bugün bendeydi artõk gerçeğe inanmama sõrasõ. Erdal Hocanõn o üzeri karanfillerle dolu tabutun içinde olduğuna inanmama sõrasõ artõk bugün bendeydi Tayfur CİNEMRE (ME 78) Saygõdeğer büyüğüm, 60 lõ yõllarõn ortalarõnda, ileride sosyolojinin ilk mezunlarõ olacak bir avuç gence ODTÜ nün pek çok bölümünden ders almalarõnõ sağlayarak, önlerinde yepyeni bir ufuk açmanõzõ unutmamõz mümkün değil. Sizi daima derin bir sevgi ve minnet duygularõyla anacağõz. Naime ERLAÇİN (SOC 68) Yaşayanlar hatõrlayacaktõr. 12 Mart 1971 önceleriydi. O dönemde ihtiyacõ olan öğrenciler Üniversitenin kafeteryasõ, kütüphanesi, yurt kantinleri gibi yerlerde kõsmi-süreli (part time) olarak çalõşõrlardõ. Ben de kafeteryada çalõşan bir öğrenci idim. Kafeteryadaki akşam servislerinde saat 18.00-19.30 arasõ 2 banko açõlõr ve çoğunlukla yurtlarda kalan öğrenciler ilk yarõm saat içinde yemeklerini yerler ve bir banko kapatõlõp diğeri nöbetçi olarak bõrakõlõrdõ. Rektörlük kafeterya arasõ 100 200 m kadar. Rektör vekilimiz sevgili Erdal Hoca geç saatlere kadar rektörlükte çalõşõrken yürüyerek kafeteryaya gelir, nöbetçi bankodan kalan yemeklerden ne varsa tepsisine alõr, parasõnõ öder ve sakin sakin akşam yemeğini yerdi. Daha sonra hatõrõmõzõ ve bir isteğimiz olup olmadõğõnõ sorar ve yürüyerek Rektörlüğe döner, çalõşmasõna devam ederdi. Nöbetçi amiri, hizmetliler, şoförü hepsi emrindeydi. Ama Erdal Hoca buydu işte. Sevgi, saygõ ve rahmetle anõyoruz. M. Yaşar VAROL (CE 75) Not: Rektörümüz Sn. Erdal İnönü ile ilgili olarak üyelerimizden gelen sayõsõz anõ yazõsõndan yukarõda yer alan seçki ortaya çõkmõş olup, yazõlarõnõ yayõnlayamadõğõmõz üyelerimizden özür dileriz. 12 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
güncel ATAMIZIN HUZURUNDAYDIK ODTÜ Mezunlarõ Derneği nin her sene geleneksel olarak 10 Kasõm haftasõnda yaptõğõ Anõtkabir ziyareti bu sene de 3 Kasõm da gerçekleştirildi. Kalabalõk bir mezun kitlesi ile beraber Atatürk ün huzurunda saygõ duruşunda bulunan Yönetim Kurulu Başkanõmõz Himmet Şahin, anõ defterine şunlarõ yazdõ; Sayõn Önderim; 84 yõl önce yurt dõşõnda emperyalizme, yurt içinde teokratik yapõya karşõ vermiş olduğunuz mücadelenize, mevcut mirasõm diye nitelendirdiğiniz bilim ve akõl temeline dayalõ oluşturduğunuz Laik Türkiye Cumhuriyeti nin kazanõmlarõna sahip çõkmaya devam edeceğimize, ülkenin özgür ve eşit yurttaşlar topluluğu olmasõ için tüm çabamõzõ göstereceğimize ve ülke barõşõna katkõda bulunacağõmõza, ODTÜ Mezunlarõ Derneği olarak söz veriyoruz. KONSEY TOPLANDI Ü ç ayda bir toplanarak ülke sorunlarõna yapõcõ çözümler sunma ve yönlendirici bir yol izleme konularõnda görüş alõşverişinde bulunmayõ amaçlayan ve ODTÜ Mezun Dernekleri ile ODTÜ arasõndaki eşgüdüm ve iletişimi arttõrmak üzere bir araya gelen Konsey, sonbahar toplantõsõnõ bu kez 1. Büyük ODTÜ Buluşmasõ nedeniyle 27 Ekim 2007 tarihinde Antalya da gerçekleştirildi. Konsey başkanõ Himmet Şahin yaptõğõ konuşmada ODTÜ lüler arasõndaki dayanõşma ve iletişimi artõracak her türlü projeyi desteklediklerini ve mezun derneklerine daha çok sayõda mezun üye kaydetmenin önemini vurgulayarak, 92.000 mezun veren ODTÜ nün mezunlarõna kazandõrdõğõ vizyonu iş hayatõnda olduğu kadar sosyal hayatlarõnda da kullandõklarõna dikkat çekti ve mezunlarla daha yakõn iletişim ve güç birliğini sağlamaya yönelik İş hayatõndaki ODTÜ lüler programõnõn devreye girmesiyle daha büyük bir mezun kitlesine ulaşacaklarõnõ belirtti. Konuşmasõnda, ülkemizin içinde bulunduğu sorunlara da değinen Himmet Şahin, el birliği ile yaşanan sorunlarõn üstesinden gelinebilmesi için ODTÜ mezunlarõ olarak sosyal hukuk devleti özelliklerimizi korumamõz gerektiğine ve kenetlenmemizin önemine işaret etti. Bu kapsamda yapõlan toplumsal çalõşmalardan örnek veren Şahin, 22 Ekim de açõlõşõ yapõlan ve ODTÜ nün katkõsõyla gerçekleştirilen Sivrihisar Uçağõ nedeniyle ODTÜ Rektorü Prof. Dr. Ural Akbulut a teşekkür ederek, sözü kendisine bõraktõ. ODTÜ Rektorü Prof. Dr. Ural Akbulut yaptõğõ konuşmada; Üniversitenin bilimsel çalõşmalarõ hakkõnda bilgi vererek, Teknokent deki yeni yatõrõmlarõn getirdiği sesin ülke sõnõrlarõnõ aştõğõnõ, her ilde bir Teknokent kurulmasõ projesinin ikinci ayağõnõn İstanbul da gerçekleştirileceği müjdesini verdi. Teknokent çalõşanlarõnõn % 70 inin ODTÜ lü olmasõnõn sevindirici olduğunu belirtilerek, mesleki eğitimden geçmiş çalõşanlarõn yeni projelerinin hayata geçirilmeye başlandõğõnõ ifade etti. Kurtuluş Savaşõ esnasõnda Sivrihisar halkõnõn imece usulü para toplayarak aldõklarõ uçağõn, ½ ölçekte maketinin üniversitemizde imal edilerek ilçe girişine anõt olarak dikilmesi ve halkõn konuya olan ilgisinin kendisini çok mutlu ettiğini belirtti. Derneklerimizin yörelerinde Cumhuriyet değerlerini anõmsatan bu gibi etkinliklere katkõda bulunabileceklerini ifade etti. Konsey çalõşma programõ yeniden düzenlenerek yaşama geçirildi, Antalya Şubesi nin ODTÜ Ziraat Fakültesi kurulmasõ önerisi doğrultusunda yapõlan sunum incelendi. Ülke sorunlarõna karşõ ortak tavõr belirlenmesi yönünde fikir birliğine varõlarak, bir sonraki Konsey kõş toplantõsõnõn Ocak ayõnda Bursa da yapõlmasõna karar verildi. Aralõ k 2007 13
güncel 1.Büyük ODTÜ Buluşmasõ 26 Ekim- 28 Ekim 2007 tarihleri arasõnda ilk Büyük ODTÜ Buluşmasõ Antalya Kemer de yapõldõ. oteldeki hengâme görülecek şeydi doğrusu, herkes bir anda eski öğrencilik yõllarõna geri dönmüş, coşku ve mutlulukla sanki hiç ayrõlmamõş gibi kucaklaşõyor, daha sonra da ODTÜ Mezunlarõ Derneği nin masasõna gelerek arkadaşlarõnõn yer aldõğõ listeye yeniden göz atõp yaka kartlarõnõ alõyorlardõ. Y gelen katõlõmcõlarõ Antalya da önce sõcacõk ve põrõl õllardõr görmedikleri arkadaşlarõyla hasret gidermek ve eski günleri anmak için yurdun dört bir yanõndan ve yurt dõşõndan põrõl güneşli bir hava ile masmavi gökyüzü karşõladõ. Ben de Ankara dan dostlarõmla karşõlaşacağõmõ düşünerek gelirken böylesine güzel bir hava bulmayõ beklemiyordum açõkçasõ, anlaşõlan bu hafta sonu her şey ODTÜ lülerden yanaydõ. Akşam yemeğinde birbirini tanõyantanõmayan 500 kadar ODTÜ lünün eski günlere dair anõlarõyla başlattõğõ muhabbet, ertesi gün deniz ve güneş eşliğinde devam etti. Herkes keyifli bir hafta sonunu paylaşmanõn mutluluğunu yaşõyordu, ben de doğduğum sene ODTÜ ye giren ağabeylerimizin anõlarõnõ dinledikçe kendi adõma bir kez daha okulumdan gurur duydum. Eskilerle yeniler kaynaştõkça anlatõlan hikâyeler de çoğaldõ kuşkusuz, gece ise otelin açõk Antalya ODTÜ Mezunlarõ Derneği nin ev sahipliğinde yapõlan bu ilk buluşmaya eski ve yeni mezunlarõmõzõn yanõ sõra, ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, Rektör yardõmcõsõ Prof. Dr. Bilgehan Ögel, ODTÜ Mezunlarõ Derneği Başkanõ Himmet Şahin ve yurt çapõnda faaliyet gösteren ODTÜ Mezunlarõ Derneklerinin başkanlarõ da katõldõlar. Otobüsler ve kendi araçlarõyla gelen kafileler kayõtlarõnõ yaptõrõrken, 14 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
güncel hava tiyatrosunda İstanbul Mezunlar Derneği nin İstanbul ve Adalar fotoğraflarõ, Ege Mezunlar Derneği nin eski-yeni ODTÜ anõlarõnõn anlatõldõğõ skeçleri ve ODTÜ SAS õn sunumlarõyla renklendi. Ertesi gün yani 28 Ekim de yine deniz, güneş ve muhabbetin yanõ sõra, tüm katõlõmcõlara yapõlan çağrõyla bir otobüs dolusu ODTÜ lü 29 Ekim Cumhuriyet Bayramõ nedeniyle Atatürk anõtõna çelenk koyarak saygõ duruşunda bulunmak üzere Kemer e gitti. Herkes rüya gibi bir hafta sonu geçirdiğini tekrarlarken, yõllar sonra buluşan ODTÜ lüler hem keyifli, hem de coşkulu bu ilk buluşmanõn ardõndan gelecek sene yeniden bir araya gelme sözü vererek veda ettiler. Akşam önce veda kokteyli ile eski dostlar birbirlerine adres ve telefonlarõnõ iletirlerken ortam artõk iyice õsõnmõştõ. Ertesi gün ayrõlacak olmanõn verdiği hüzünle balo gecesinin coşkusu birbirine karõştõ. BU SENE GELEMEYENLER İÇİN NOT: 2. BÜYÜK ODTÜ BULUŞMASINA SADECE 11 AY KALDI...! Seneye buluşmak üzere... Şule ŞAHİN (PSY 85) Balo yemeğinde Rektörümüzün konuşmasõnõn ardõndan ODTÜ Mezunlarõ Derneği nin Cumhuriyet Bayramõ ve Kurtuluş Savaşõ slaytlarõ eşliğinde sahneye çõkan THBT üyelerinin türkü ve gösterileriyle coşan 500 ODTÜ lü, daha sonra sahneye çõkan orkestra eşliğinde dans ve eğlenceye doydu. Aralõ k 2007 15
güncel Sivrihisar Uçağõ ve ODTÜ Sivrihisar halkõnõn Kurtuluş Savaşõ nda imece yoluyla topladõğõ paralarla alõp Türk Ordusu na hediye ettiği uçak ODTÜ nün katkõlarõyla 22 Ekim 2007 günü anõtlaştõrõldõ. Sivrihisar dan Tayyare bedeline verilmek üzere Osmanlõ Bankasõ na yatõrdõklarõ 4 bin lira çek Eskişehir mebusu Mehmet efendidedir, Fevzi Paşaya verilecektir. Mustafa Kemal Atatürk (Özel not defterinden) Kurtuluş Savaşõ başlangõcõnda Türk Ordusu elinde bulunan sõnõrlõ sayõdaki askeri teçhizatla bir mucize gerçekleştirmeye çalõşõrken, halk da dişinden tõrnağõndan arttõrdõğõ para ve mal ile bu büyük savaşta orduya destek olmuştu. Sivrihisar halkõ ise Türk Ordusu nun mevcut uçak filosuyla (bir düzine kadar oluğu söylenmektedir) Milli Mücadele Savaşõ nõ kazanmasõnõn zaman alacağõnõ düşünmüş ve güç şartlar altõnda topladõğõ 4 bin lira ile orduya bir uçak bağõşõ yapmaya karar vererek tarihte hak ettiği yeri almõştõ. Yõllar sonra Sivrihisar la ilgili araştõrma yapan gazeteci Şener Yõlmaz õn bu olayõ gündeme getirmesi ile Sivrihisar Belediyesi, sivil toplum kuruluşlarõ ve ODTÜ Mezunlarõ Derneği Eskişehir Başkanõ Nihat Yüzügüllü nün çabalarõyla, 86 yõl önce bağõşõ yapõlan bu uçağõn anõtlaştõrõlmasõ için çalõşmalara başlanmõştõr. Söz konusu çalõşmalar sonucunda ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut un desteği ile Sivrihisar Uçağõnõn boyutlarõ ODTÜ de uzmanlarca ½ oranõnda küçültülerek yeniden inşa edilmiş ve 22 Ekim 2007 tarihinde dev maket uçak anõtõ Sivrihisar da büyük bir törenle halkõn ziyaretine açõlmõştõr. Sivrihisar daki açõlõş törenine yörenin askeri ve sivil makamlarõnõn yanõ sõra ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, Rektör Yardõmcõsõ Prof. Dr. Bilgehan Ögel, ODTÜ Genel Sekreter Yardõmcõsõ Necmettin Saral, ODTÜ Mezunlarõ Derneği Başkanõ Himmet Şahin, Eskişehir ODTÜ Mezunlarõ Derneği Başkanõ Nihat Yüzügüllü ve Bursa ODTÜ Mezunlarõ Derneği Başkanõ Y. Kenan Yetişen katõlmõştõr. Prof. Dr. Ural Akbulut yaptõğõ konuşmada, maket uçağõn yapõm aşamalarõnõ dile getirerek böyle tarihi bir olayda yer almaktan duyduklarõ mutluluğu belirtmiştir. Türk Halkõnõn özverili ve zor durumlarda birbiriyle kenetlenerek hedefe odaklanan mücadeleci yapõsõ bu uçak anõt ile bir kez daha gözler önüne serilmiş ve büyük zorluklarla bağõşõ yapõlan Sivrihisar Uçağõ tarihin tozlu sayfalarõndan çõkarak ebedileşmiştir. Şule ŞAHİN (PSY 85) BURS VERENLER BÖLÜM-MEZUNİYET YILI MÜJGAN HALUK BURAN ODTÜ DOSTU ÖMER ÇAĞLAR BABACAN ME 90 PINAR EVRENSEL CENG 91 AHMET ÇALIŞAN ME 72 ÖZCAN DEMİRTAŞ CE 86 MUSTAFA KEMAL ALPERTEN METE 79 REFERANS KİMYA ADINA MUSTAFA KILINÇARSLAN PHYS 2000 FİTNAT FİLİZ SARIFAKIOĞLU CE 79 MELEK ÇALIŞAN ADM 96 AYGÜL BOZACI BİRCAN ŞEŞEN MELEK ŞENER RAMAZAN KESKİN EKİM-KASIM AYI İTİBARİYLE BURS FONUMUZA BAĞIŞTA BULUNMAYA BAŞLAYAN ÜYELERİMİZ VE ODTÜ DOSTLARI BURS VERENLER BÖLÜM-MEZUNİYET YILI HÜSEYİN ÖZCAN ME 94 MURAT KONYA ODTÜ DOSTU BÜLENT SÖNMEZ METE 95 AHMET YALÇIN CHE 84 YEŞİM DELLALOĞLU ADM 94 MELTEM GÖĞÜSGER CE 88 H. BİLGE MUTLUER EE 96 İBRAHİM ŞENYAY CHE 70 THRACE BASIN NATURAL GAS COOPERATION FERHAT KIRLI ADINA BAĞIŞTA BULUNAN MATH 81 MEZUNLARI MAHMUT KUZUCUOĞLU TİMUÇİN AKSOY SAMİBEY TÜRKER ATİLA KARA CEMİL TONYALI NEJDET AVCI YADİGÂR AYŞE BİRCAN 16 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
günce BİR ZAMANLAR YERLİ MALI HAFTASI VARDI... Çocukluğumuzda bir heyecan sarardõ öğretmenleri 12 Aralõk yaklaştõkça. Evlere haberler salõnõr, kestane kebaplar, tarhanalar hazõrlanõr, yöreye özgü Ankara nõn armudu, Mersin in narenciyesi, Anamur un muzu, Ordu nun fõndõğõ, Malatya nõn kayõsõsõ tabaklara dizilirdi. Miniklere şiirler ezberletilir, piyeslerde roller kapõşõlõr, gün gelince anneler, babalar, nineler, dedeler izleyiciler arasõnda yer alõr, çocuklarõnõn hep bir ağõzdan yerli malõ, yurdun malõ, herkes onu kullanmalõ temalõ şarkõlarõnõ, şiirlerini, repliklerini dinlemeye koyulurdu. Anamur daki muz bahçelerinin çoğu yabancõya satõldõ, üzerine yazlõk villalar yapõldõ, sezonluk kirasõ bir kilo muzun kaç katõ kimbilir? Onun yerine Brezilya dan ithal geliyor muzlarõmõz. Yerli muzdan hem cüssece büyük, hem daha ucuz. Mersin deki çarpõk kentleşme narenciye bahçelerini çoktan haritadan sildi. İsrailli nin çölün ortasõnda yarattõğõ vahalarda yetişiyor artõk bizim yediğimiz portakallar. Ordu nun fõndõğõ hala yerli yerinde çok şükür. Onda da radyasyon kuşkusu var hala kimilerinde. Hani bir zamanlar ta binlerce kilometre ötede patlayan bir nükleer santralden gelen serpintiler Karadeniz bölgemizi de yalayõp geçmişti... Ama dönemin Sanayi Bakanõ nõn televizyonlarda canlõ yayõnda gösterdiği gibi çayõ biraz yudumlamõştõ, birşey olmamõştõ, üstelik radyasyonun birazõnõn faydalõ olduğunu söylemiş, içimiz rahatlamõştõ. Şimdi üstelik, fõndõğõn farklõ boyutlarõ tanõtõlõyor her gün televizyonlarda. Halkõmõz ikna oldu: Her gün bir avuç fõndõk iyi gelir. Biz yine de her yõl Yerli Malõ Haftasõ nõ kutluyoruz. Belki dekor biraz değişti; belki tabaklarda yöresel meyveler, tarhanalar, kestane kebaplar kalmadõ. Belki izleyicilerin sayõsõ düşüyor: Nineler, dedeler artõk emekli olduktan sonra şehirde kalmõyor, sayfiyeye göçüyor. Anneler babalar artõk çok çalõşõyor çocuklarõ en iyi okullarda okuyabilsin diye, onun için belki de çocuklarõnõn şiirlerini, şarkõlarõnõ ve piyeslerini izlemeye gelemiyorlar. Belki biri izin alamadõ, belki diğerinin önemli bir iş toplantõsõ var, beriki belki iş gezisine Burkino Faso ya gitti, kimbilir? Yaşam sürecimizdeki bu değişiklikler olsa da hala her yõl 12 Aralõk ta Yerli Malõ Haftasõ nõn kutlandõğõnõ bilmek güzel. Peki neden 12 Aralõk? Kurtuluş Savaşõ nõn ardõndan tüm ülkede siyasi anlamda başlayan seferberlik, ekonomi alanõnda da yoğunlaştõrõlmõştõ. Türkiye, savaş meydanõnda kazandõğõ bağõmsõzlõğõnõ, kararlõ adõmlarla ekonomik bağõmsõzlõğa dönüştürmenin yollarõnõ açõyordu. Yerli sanayiinin desteklenmesi, halkõn tasarrufu öğrenmesi ve bunun yalnõzca bireysel bir seçim olmaktan çok ülke ekonomisini etkileyen bir etmen olduğunun bilinci verilmeye çalõşõldõ. 12 Aralõk 1929 da kurulan Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti ile bugünkü Türkiye Ekonomi Kurumu nun temeli atõlõrken aynõ gün, dönemin Başbakanõ İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden milletin kendi gücüne güvenmesinin önemine değiniyordu: Her şeyden evvel vatandaş ve devlet olarak birbirimize güvenerek, birbirimize yardõm ederek ve dayanarak bu yeni mücadeleyi, milli para, milli iktisat, milli tasarruf mücadelesini ne olursa olsun başaracağõmõza güven duymalõyõz. Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti, tüm yurtta yerli malõ kullanõmõnõ teşvik edici çalõşmalara başladõ ve halkõ tasarrufa çağõran çalõşmalarõ arasõnda, Türk grafik sanatõnõn piri sayõlan İhap Hulusi Görey e (1898-1986) afişler tasarlattõ. Öğretmenlere, halka söylevler verildi. Özellikle kadõn ve çocuklarõn bu bilinç ile eğitilmelerine yönelik adõmlar, bir süre sonra kurumsallaştõ ve 12 Aralõk ile başlayan hafta tüm ülkede Yerli Malõ ve Tutum Haftasõ olarak kutlanmaya başlandõ. Her milli ananenin, her milli müessesenin bir fonksiyonu, bir hizmeti vardõr. O anane, bu hizmet, bu fonksiyon itibariyle kõymetlidir. 18 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
günce Tasarruf ve yerli malõ haftasõ bizi ekonomi alanõnda düşündürmek ve vazifelerimizi hatõrlatmak işini görüyor. İşlerimizin verimini artõrmak, kazancõmõzdan tasarruf yapmak doğrudan doğruya istikbalimizi emniyet altõna koymak demektir. İstikbalimizi emniyet altõna korken milli sermayeyi artõrmak suretiyle milli hayatõmõzõn ilerlemesine de yardõm etmiş oluyoruz. Yerli malõ kullanõrken Türkiye de iş sahasõnõ genişlettiriyor ve çocuklarõmõzõn verilmi iş bulmasõna hizmet ediyoruz. Milli vazifenin şahsi menfaatlerimizle bir arada bulunduğunu tasarruf haftasõnõn telkin ettiği düşünce pek açõkça bize gösterir. Mehmet Emin (Erişirgil) Siyasal Bilgiler Okulu Direktörü Ankara Radyosu, 13 Aralõk 1936 Küçük boyu ve minimini cüssesiyle aramõzda dolaşan ilkokul çocuklarõmõz, yediğiniz şekerin, memleketin nerelerinde ekilmiş pancarlardan ve nerelerinde kurulmuş fabrikalarda yapõldõğõnõ isimleri gibi bilirler. Yerli malõdõr, kullan çocuğum diye öğüt verdiğimiz bezler ve kumaşlarõmõzõ sõrtlarõnda taşõrlarken, vücutlarõnõn üstünde o bez kumaşlarõn yapõldõğõ vatan parçalarõnõ küçük varlõklarõna sarõlmõş yurt haritalarõ gibi hissederler. Yedikleri üzümlerin bağlarõnõ, incir ve fõndõklarõn ağaçlarõnõ, koyunlarõn, kuzularõn, danalarõn yayõldõklarõ otlaklarõ, balõklarõn kulaç attõklarõ denizleri okulundaki sõnõflar ve evlerindeki odalar gibi sarahatle [açõklõkla], vuzuhla [net olarak] tanõrlar. Bu hayat bilgisi, iftiharla söyleyebiliriz ki Cumhuriyet Maarifinin Türk çocuklarõna kazandõrdõğõ kültür nimetleridir. Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanõ 14 Aralõk 1940 Bu sözcükler, çok değil, 60 70 yõl öncesine ait yalnõzca. Devir değişti. 1983 yõlõnda Tutum ve Yerli Malõ Haftasõ nõn adõ, dönemine uygun olarak Tutum, Yatõrõm ve Türk Mallarõ Haftasõ oldu. İlköğretim okullarõnda hala 12 Aralõk ta kestane kebap istenir velilerden. Şiirler ezberlenir, şarkõlar söylenir... Ama acaba 2007 çocuklarõnõn kaçõ, ve hatta 2007 nin veli ya da öğretmenlerinin kaçõ bu özel günün anlamõnõ biliyor? Nermin FENMEN (CHE 80) Aralõ k 2007 19
eğitim tarihimiz Türk Eğitimine Tarihsel Bir Bakõş 3 Beylikler ve Osmanlõ İmparatorluğu Dönemi Türk Eğitim Tarihi incelememizin üçüncü bölümünde beylikler ve Osmanlõ Devleti dönemine göz atacağõz. Beylikler döneminde Türkçe nin zenginleştirilmesinden Osmanlõ döneminde ise imparatorluğun uzun serüvenindeki inişli çõkõşlõ eğitim reform ve düzenlemelerinden bahsetmeye çalõşacağõz. Beylikler dönemi incelendiğinde Türk Beyliklerinin sultanlarõnõn bilim sever olduklarõ görülmektedir. Bu sultanlar tõp, matematik, tasavvuf gibi alanlarõn kitaplarõnõn Arapça ve Farsça dan Türkçe ye çevirterek halkõnõn ilerlemesine ve Türkçe nin korunmasõna büyük katkõlarda bulunmuşlardõr. Hatta Karamanoğlu Mehmet Bey 1277 de bir ferman ile resmi yazõşmalarõn da Türkçe yapõlacağõnõ duyurmuştur. Bunlarõn yanõ sõra beyliklerde öğrencilere her kademede eğitim ücretsiz verilerek, insanlarõn eğitim almasõ teşvik edilmiştir. Diğer Türk devletlerinin de bilime önem verdiği gözlenmektedir. Timur Devleti nde, Timur un torunu Uluğ Bey (1394-1449), Astronomi ve Matematik alanõnda eserler veren bilgin bir hükümdardõ. Semerkant ta bir rasathane kurmuş, çevresine yüzden çok bilim adamõ toplamõştõ. 1 Timurlar dan sonra İç Asya da artõk sürekli ve önemli eğitim, bilim, kültür hareketleri görülmedi ve ancak Ahmet Yesevi nin etkisi devam edebildi. Bu bize, bağõmsõzlõklarõnõ yitiren milletlerin eğitim ve bilimde de bir çözülme ve gerileme içine düştüklerini göstermektedir. 2 Timurlar õn yanõ sõra Karakoyunlular ve Akkoyunlular Devletleri de bilime önem vermiş, yaşanõlan dönemde bilim adamlarõnõn gördüğü zulme karşõ onlarõ korumuşlardõr. Bu bilgiler bize Türk toplumun henüz Müslümanlaştõğõ dönemde koyu taassubun başlamadõğõnõ göstermektedir. 1 Uzunçarşõlõ, Anadolu Beylikleri; A.A.Adõvar, Osmanlõ Türklerinde İlim, Aydõn Sayõlõ, Uluğ Bey ve Semerkant takibilim Faaliyeti; Saffet Bilhan, Orta Asya Türk Hükümdarlar Devletinde.; Köprülü, Türk Edebiyatõ Tarihi. 2 Akyüz, Türk Eğitim Tarih; s. 64 Osmanlõ Devletinin Başlangõç Yõllarõ Osmanlõ Devleti nin ilk dönemlerindeki eğitime karşõ bakõş açõsõ hakkõnda genel olarak sultanlarõn bilime değer veren, bilim adamlarõna saygõlõ ve onlarõ koruyan hükümdarlar olduklarõnõ, model alõnan insan tipinin aktif ve gazi insan tipi olduğunu, yaygõn eğitim kurumlarõ olan kõraathanelerin bu dönemde kurulduklarõnõ ve medreselerin ülkenin her yanõna yaygõnlaştõrõlma çabalarõna girildiğini biliyoruz. (Kõraathane kelime anlamõ olarak okuma odasõ-evi anlamõna gelmektedir. Bu mekânlar daha sonra kahvehane olarak devam etmiştir. Kahvehanelerin eski adõ ise hala Anadolu da bazõ yerlerde kõraathane olarak geçer. Büyük olasõlõkla gazetelerin ve kitaplarõn az sayõda basõldõğõ dönemlerde kõraathaneler bir yayõnõn bir kişi tarafõndan topluca diğerlerine okuduğu yerlerdi.) Osmanlõ da Eğitim Kurumlarõ Osmanlõda eğitimin birinci basamağõ Sübyan Mektepleridir. Bu okullar camilerin hemen yanlarõna kurularak buralarda erkek çocuklara dersler verilirdi. Bu okullarda öğrencilere yazma öğretilmez, sadece Kuran öğretilirdi. Fatih e göre iyi bir öğretmen yumuşak olmalõydõ fakat Osmanlõnõn son dönemlerine kadar dayak ve falaka (ayağõ havada iki sopa arasõnda tutan bir düzenek ve ayak tabanõna sopa ile vurulma işlemine falaka dayağõ denirdi) ilkokullarda eğitimin en önemli disiplin aracõ olmuştur. Kõz çocuklarõnõn ilkokul eğitimi ise evlerde ve cami köşelerinde, onlara Kuran okumayõ öğreten kadõnlar tarafõndan verilmekteydi. Osmanlõ ve Türk tarihinin en önemli okullarõndan sayõlan medreselerin kesin bir eğitim süresi yoktu; önemli olan belirli kitaplarõ bitirmekti, ders anlatma, tartõşma ve en çok da ezber eğitimin yöntemleriydi. Medrese eğitimini, sübyan mektebini bitirmiş erkek öğrenciler alabiliyordu. Derslerin çoğu din eğitimi üzerine olan medreselerin eğitim dili de Arapça idi. Farsça da Medreselerde kullanõlõr ve bilinilirdi. (Yavuz Sultan Selim in İslam dünyasõna yaptõğõ akõnlar ve Halifeliğin Osmanlõ ya geçmesi ile birlikte yani 20 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
eğitim tarihimiz Fatih in ölümünden sonra müspet bilim dersleri tamamen kaldõrõlmõştõr. Sonralarõ siyasetin bilimi baskõ altõnda tutma çabalarõ, evrendeki her şeyin temelinde iman esaslarõnõn varolduğu anlayõşõ, ezbercilik, reform ve Rönesans õn ardõndan batõdan geri kalõndõğõnõn ayõrdõna varõlamamasõ, rüşvet ve hatõr gönülle yapõlan müderris (öğretmen) atamalarõ gibi nedenlerle medrese eğitiminin kalitesi düşmüş, bilim üretemeyen siyasetin oyuncağõ olan kurumlar haline gelmiştir. Osmanlõda meslek eğitimi Meslek eğitimi ise çeşitli okullarla yapõlmaktaydõ; Darülhadisler (Hadis okutulan din okullarõ), darültõplar(tõp bilimi okutulurdu), darülmesneviler(mesnevi okutulurdu), darülkurralar(hafõz yetiştirilirdi), mehterhane, cambazhane, tophane, humbarahane, tüfekhane ve kõlõçhane gibi okullarda da usta çõrak ilişkisi ile eleman yetiştirilirdi. Meslek eğitimi ile ilgili en önemli adõmlar Tanzimat döneminde atõlmõştõr; ilk askeri baytar mektebi, tarõm okulu, ormancõlõk kursu, maadin mektebi(maden mühendisliği), sanayi mektebi ve kõzlar için kõz sanayi mektebi bunlardan bazõlarõdõr. Öğretmen yetiştirmek için de yine Tanzimat döneminde darülmuallimin ve darülmuallimat kurularak öğretmenlik bir meslek olarak tanõnmõştõr. Osmanlõ da yönetici yetiştiren çeşitli kurumlar vardõ; Enderun mektebi: bu okulda Hõristiyan tebaadan alõnan yetenekli çocuklarõn iyi ve güvenilir birer devlet adamõ olmalarõ amaçlanmõştõr. Eğitimin en önemli bileşenleri Türkçe, Arapça, Farsça, Edebiyat, Tarih, İslami bilgiler, matematik, sanat ve spordur. Şehzadegan mektebi; saray içinde şehzadelerin ilköğretimi aldõklarõ okuldur. Hükümdarlar şehzadeganda eğitim aldõktan sonra sancağa çõkarõlma ve kafeste yetiştirilme dönemlerinden sonra hükümdar olmaktaydõlar. Bab-õ Ali mektebi ise ülkedeki en önemli memur yetiştiren okuldu. Eğitim Reformu Eğitimin gelişmesinin devleti kurtaracak en önemli adõm olarak görülmeye başlanmasõ ile Tanzimat döneminde eğitim için önemli reformlar yapõlmõştõr. Savaşlarda alõnan yenilgilerin Avrupa nõn iyi yetişmiş subay ve askerlerine bağlanmasõyla askeri okullar kurulmuştur (askeri tõp, kara ve deniz okullarõ). Zorunlu temel eğitim(6 yõl) ilk kez Tanzimat döneminde uygulanmõş; medrese dõşõndaki yeni açõlan örgün eğitim kurumlarõna ilk, orta ve yüksek dereceleri verilmiştir. Hayata dönük dersler nihayet programlara eklenmiş ve medrese dõşõndaki eğitim kurumlarõnda eğitim dili Türkçe haline getirilmiştir. Kõzlar için ilk orta dereceli kõz rüştiyeleri açõlmõştõr (1858). Falaka yasal olmaktan çõkarõlmõş, sübyan mekteplerinde yazõ öğretimine başlanmõştõr. 1869 da ilk sürekli kadõn dergisi olan Terakk-i Muhadderat yayõnlanmaya başlamõş, kõz çocuklarõnõn zorunlu temel eğitimi ise yine bu tarihte Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile yasalaşmõştõr. Eğitim Reformu ile Başlayan Yeni Okullar 1859 da ilk sivil yüksek öğretim kurumu Mekteb-i Mülkiye kurulmuştur ve uzun yõllar boyunca aydõn öğretmen ve eğitim yöneticisi kaynağõ olmuştur. 1863 de ilk Darülfünun (üniversite) açõlmõştõr. İş yaşamõna ilk kez 1897 de ücretli işçi olarak girmeye başlayan kadõnlara ilk kez devlet dairelerinde memur olma hakkõ 1913 yõlõnda verilmiştir. Yavaş yavaş sosyal hayata giren kadõnlar 1906 da özgürlük için yürüyüş yapmõş ve 1908 de bir grup kadõn meclise girmeye kalkõşmõştõr. Kõzlar için ilk yüksek öğretim kurumu (İnas Darülfünunu) ise II. Meşrutiyet döneminde (1914) kurulmuştur. Yine bu tarihte ilk kez kadõnlar tüccarlõk ve esnaflõk yapma hakkõ kazanmõşlardõr. 1921 de darülfünunlarda karma öğretime geçilmiş; 1922 de tõbbiye ilk kõz öğrencilerini kabul etmiştir. İşte bu dönemde siyasi ve fikir hayat canlanmõş, eğitim kurumlarõnda farklõ politik akõmlar yayõlmõş, hürriyetçi bir ortamda Osmanlõ ilk üniversite gösterilerine sahne olmuştur. Savaşlarda üst üste yenilgiler alõnan bu dönemde askeri okullarda ve mülkiyede yetiştirilen asker, memur ve öğretmenler ülkenin bir çok noktasõnõ yavaş yavaş aydõnlatmaya başlamõş ve milli mücadelede Mustafa Kemal in en önemli destekçileri olmuşlardõr. Tuba FİDAN (EME 07) Aralõ k 2007 21
vişnelikte bu ay Alakart servisimizle Hizmetinizdeyiz Mangalda Sõnõrsõz Balõk Çeşitleri Üye : 15 YTL Katkõ Paylõ Üye : 12 YTL (içecek hariç) ÖZEL MENÜLER Birlikte Size Özel Menüler Hazõrlayalõm Vişnelikte kullanõlan menülerin dõşõnda sizin istediğiniz, düşündüğünüz, yakõnlarõnõza sunmak istediğiniz hemen her şeyi hazõrlayabiliriz. Bunun için ziyafet sorumlumuz İsmail Kayaarslan ve mutfak şefimiz Muhlis Baysal ile görüşmeniz yeterli. Telefonlarõnõzõ bekliyoruz. Canlõ Müzik Eşliğinde Açõk Büfe Mangalda Et/Tavuk Çeşitleri Üye : 20 YTL Katkõ Paylõ Üye : 16 YTL (içecek hariç) Açõk Büfe Öğle Yemeği 12:00-13:30 10 YTL Türk Sanat Müziği Eşliğinde Deniz Ürünleri Sofrasõ Üye : 25 YTL Katkõ Paylõ Üye : 20 YTL (İçecek Hariç) Özel Yemekler, kokteyller, kurumsal seminer, nikah, nişan organizasyonlarõ için Vişnelik Tesis İşletmemiz her zaman hizmetinizdedir Canlõ müzik eşliğinde alakart menümüze ilave olarak ekonomik fiyatlarla özel menü seçeneği sunulmaktadõr. Rezervasyon sõrasõnda bilgi almanõzõ öneririz. Özel ve temalõ gecelerde menü içerikleri ve fiyatlarõ değişebilir. Canlõ müzik eşliğinde alakart menümüze ilave olarak ekonomik fiyatlarla özel menü seçeneği sunulmaktadõr. Rezervasyon sõrasõnda bilgi almanõzõ öneririz. Açõk Büfe Kahvaltõ 10:30-13:30 Üye : 18.75 YTL Katkõ Paylõ Üye : 15 YTL 7-12 Yaş : 12.50 YTL 7-12 Yaş Katkõ Paylõ : 10 YTL (0-6 Yaş Ücretsiz) REZERVASYON e-posta yoluyla (visnelik@odtumd.org.tr) kolaylõkla yapabilir ve hemen onay alabilirsiniz. Rezervasyonlar, rezervasyon saatinden yarõm saat sonrasõna kadar tutulur. Geç kalõnmasõ durumunda lütfen Rezervasyon Birimimizi bilgilendiriniz. Rezervasyon ve bilgi için saat 10:30-22:00 arası 0312 286 79 79/11 52-11 53 ve 0312 287 73 38 no lu telefonlarımızı arayabilirsiniz. 22 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
etkinlik izlencesi Aralõk Etkinlik İzlencesi 1 Panel: Ankara Belediyesi nin 13 Yõlõ Saat: 13.00 4 8 15 18 25 31 ODTÜ Hour Saat:19.30 Panel: Yenilenebilir Enerji: Rüzgar Enerjisinde Mevcut Durum ve Genel Stratejiler Saat: 13.00 Panel: Küresel Isõnma ve Türkiye de Temiz Enerji Saat: 13.30 Wine Hour Saat: 19.30 Belgesel: Mevlana ve Sema Yõlbaşõ Balosu Film Şöleni Ocak ta Başlõyor! TRT arşivlerinden seçtiğimiz birbirinden güzel ve unutulmaz film ve belgeseller sizlerle buluşuyor. Keyifli sinema gecelerine sizleri bekliyoruz. ARALIK 25 Aralõk Mevlana ve Sema OCAK 8 OACAK Bir Yõlbaşõ Macerasõ 22 OCAK İspanya dan İstanbul a Sefarat Şarkõlarõ ŞUBAT 5 Şubat Casablanca (Oyuncular: Humphrey Bogart Ingrid Bergman) 19 Şubat Gece ve Gündüz (Oyuncular: Cary Grant Alexis Smith ) MART 4 Mart Çõplak Ayaklõ Kontes (Oyuncular: Ava Gardner Humprey Bogart) 8 Mart Su Gibi Aziz (Dünya Kadõnlar Günü) 18 Mart Sevr: Bir Yok Etme Planõ NİSAN 8 Nisan Hiroşima Sevgilim (Oyuncular: Emmanuelle Riva Eiji Okada) 26 Nisan Alice Harikalar Diyarõnda (Oyuncular: Fiona Fullerton Peter Sellers Dudley Moore) MAYIS 6 Mayõs Viva Zapata (Oyuncular: Anthony Quinn Marlon Brando) 27 Mayõs Saklambaç (Oyuncular: Audrey Hepburn Cary Grant Walter Matthau James Coburn) Devam eden kurslarõmõz ve seminerlerimiz - Arkeoloji Seminerleri - Bağlama Kursu - Briç Kursu - Çini Boyama Kursu - Gitar Kursu - Müzikal Tiyatrosu - Proje Yönetimi Sertifika Programõ - Resim Kursu - 9-12 Yaş Grubu Çocuklar için Temel Fotoğraf Eğitim Semineri - Yetişkinler için Dijital Fotoğraf Makineleri ve Dijital Ortamda Fotoğrafçõlõk Semineri Aralõ k 2007 23
hocam inecek var Yine Kayseri G eçen ay başladõğõmõz Kayseri gezimize devam ediyoruz. Bu ay önce kent merkezinde bulunan bazõ Selçuklu ve Osmanlõ eserlerini tanõtmaya çalõşacağõz. Daha sonra da merkeze yakõn bir konumda olan Gesi ye doğru uzanacağõz. Hunat/Huant Hatun Külliyesi Kent merkezinde yer alan en önemli eser hiç şüphesiz ki Hunat Hatun Külliyesi. Bazõ kaynaklarda Huant Hatun adõyla da anõlan külliye, hamam, cami, türbe, imaret ve medreseden oluşmakta. Yapõ, halen imaret dõşõnda varlõğõnõ sürdüren bütünselliği ile Anadolu Selçuklu eserlerinin en güzellerinden birisi olma niteliğini taşõmakta. İnşasõnda kesme köfeki taşõ kullanõlan külliye, 1237-1246 yõllarõ arasõnda I. Alaaddin Keykubat õn eşi ve II. Gõyasettin Keyhüsrev in annesi Mahperi Hunat Hatun tarafõndan yaptõrõlmõş. Cami; dikdörtgen planlõ olup 50 kadar paye/ayak arasõnda yer alan kemerler üzerine oturtulmuş bir yapõ. İnşasõ, 1238 yõlõnda tamamlanmõş. Geometrik desenlerle bezeli görkemli bir taç kapõsõ bulunmakta. Cümle kapõsõ olarak da adlandõrõlan bu kapõnõn üstünde, Kapadokya Bölgesinin pek çok camiinde olduğu gibi bir köşk minare bulunmakta. Kapõnõn hemen sağõndaki büyük minare ise çok sonra yapõlmõş. Kalenin hemen dõşõnda, Kayseri nin merkezinde yer alan cami, pek çok caminin aksine neredeyse tüm gün açõk. İsteyen istediği vakit gelip namazõnõ eda ediyor. Dikkati çeken bir nokta, kadõnlar ile erkekler için ayrõ ayrõ mekanlarõn olmamasõ! Medrese; caminin hemen yanõbaşõna inşa edilmiş. Bu yapõ da dikdörtgen plana sahip. İki eyvanõ, mescidi, büyükçe bir avlusu ve bu avlunun etrafõna iki sõra halinde dizilmiş onaltõ dersane/ hücre bulunmakta. Bu arada belirtelim; medresenin eyvanõndaki aslan başõ şeklindeki çörtenler /yağmur oluklarõ dikkati çekmekte. Medrese, bugün çay bahçesi ve hediyelik eşya çarşõsõ olarak kullanõlmakta. Kent merkezinde yapacağõnõz bir geziden sonra soluklanmak için gerçekten güzel bir yer. Hunat Hatun Türbesi; cami ile medresenin arasõnda yer alan son derece gösterişli bir mekan. Mermer bir kaide üzerine oturmuş olan türbe, sekiz köşeli bir yapõ. Türbenin dõş cephesini yakõndan görmek için önce camiye girmek gerekli. Caminin girişinin hemen yanõndaki avluda bulunan türbenin girişi demir bir kapõ ile kapatõlmõş; anahtarõ da caminin imamõnda. O nedenle, türbeyi görmek için namaz vakitlerini seçmek doğru olur! Türbenin içini görmek isterseniz, biraz önce sözünü ettiğimiz medreseye gitmeniz gerekmekte. Giriş kapõsõnõn tam karşõsõndaki eyvanõn sağõnda bulunan hediyelik eşya mağazasõnõ açõk olarak bulunsanõz, karanlõk bir merdivenden çõkarak türbenin içini ziyaret edebilirsiniz. Aslõnda türbenin içinde en büyüğü Hunat Hatun a ait olan yan yana üç sandukadan başka bir şey olmadõğõnõ da belirtmek gerekir. 26 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
hocam inecek var Kapalõ Çarşõ/Bedesten Anadolu nun en büyük ikinci kapalõ çarşõsõ Kayseri de bulunmakta. 1859 da halk tarafõndan yaptõrõlan çarşõ, 100.000 m2.lik bir alanda yayõlmakta. Son derece renkli bir çarşõ. Çarşõnõn içinde bir de bedesten bulunmakta. Oldukça bakõmsõz olsa da hala kullanõlmakta. Eğer Kayseri den halõ ve kilim almak isterseniz bu bedestene uğramanõzda yarar var. Tabii, pazarlõk etmeyi unutmamak kaydõyla! Kayseri den Ayrõlõrken Kayseri, şüphesiz ki, sadece yazdõklarõmõzdan ibaret değil. Selçuklularõn merkezi olan bu kentte gezilecek, görülecek daha pek çok yer var. Tarihi kent merkezinde yer alan bölgelerde örneklerine rastlanõlan taştan inşa edilmiş Kayseri Evleri belki, başlõ başõna bir yazõ konusu. Hamam ise iki kõsõmdan oluşmakta. Erkekler kõsmõ, kadõnlar kõsmõna göre daha büyük. Günümüzde de kullanõlan hamamõn mimarisi zaman içinde bazõ değişiklere uğramõş. Son zamanlarda yapõlan restorasyon sõrasõnda Kubadabad üslubunda çiniler bulunmuş. Güpgüpoğlu Konağõ nda bulunan Etnografya Müzesi ndeki çinilerin Kubadabad Çinilerinin kaynağõ da herhalde burasõ! İki Cami Kent merkezinde bulunan iki cami görülmeye değer nitelikte. Bunlardan ilki 1134-1143 yõllarõ arasõnda inşa edilen Ulu Cami ya da diğer adõyla Cami-i Kebir. İki kubbesi olan cami son halini 1722 depreminden sonra almõş. Diğer cami ise planõ Mimar Sinan tarafõndan çizilen Kurşunlu Cami. Döner Kümbet Talas yolu üzerinde bir parkõn içinde bulunan Döner Kümbet, Kayseri de görülmesi gereken önemli eserler arasõnda yer almakta. 1276-1279 yõllarõnda Şah Cihan Hatun adõna yaptõrõlmõş olan bu görkemli türbe, Selçuklu eserlerinin en seçkin örneklerinden birini oluşturmakta. Özellikle dõş cephede yer alan hayat ağacõ motifleri son derece dikkat çekici. Ve Erciyes i de unutmamak gerekmekte. Anadolu da kõş sporlarõnõn merkezlerinden biri olan Erciyes, tam anlamõ ile Kayseri nin simgesi. Umarõm ve dilerim, bir başka yazõda başta Erciyes olmak üzere Kayseri nin geri kalan kõsõmlarõnõ da gezebiliriz. Gezimizin bu bölümünde Kayseri ye 18-20 kilometre kadar uzaklõkta bulunan Gesi ye doğru yol alacağõz. Güvercinlikler Yol boyunca ilk durağõmõz kule gibi yükselen güvercinlik ler. Yöre halkõ bu yapõlarõ burç olarak adlandõrmakta. Güvercin gübresinin özellikle asmalarõn verimini olumlu yönde etkilediği bilinmekte. Bu nedenle gesi bağlarõ nõn ihtiyacõnõ karşõlamak üzere, belirli yerlere güvercin konaklarõ yapõlmõş. Bu arada güvencin gübresinin vakt-i zamanõnda barut yapõmõnda kullanõldõğõnõ da ekleyelim. Neyse, günümüze dönelim: Zemini genellikle 2x2 metre olan kulelerin yüksekliği 8-10 metreye kadar ulaşmakta; bu yuvalarda binlerce güvercin konaklamakta. Güvercinliğin sahibi olan kişi, yõlõn belli zamanlarõnda yuvanõn altõndaki bir tünelden içeri girerek biriken gübreyi dõşarõ çõkarmakta ve gereken yerlerde kullanmakta. Arkeoloji Müzesi nin yakõnlarõnda bulunan Seyyid Burhaneddin Türbesi de bir diğer önemli yapõ. Türbenin etrafõ mezarlõk. Ama Kayseri Belediyesi çok ilginç bir uygulama ile bu mezarlõğõ bir parka dönüştürmüş: Yemyeşil. Tarihi mezar taşlarõnõn aralarõna banklar konulmuş. Ölüm ve yaşam iç içe!!! Aralõ k 2007 27
hocam inecek var Gesi Bağlarõnda Dolanõyorum Bir zamanlar Gesi de bağlar varmõş; şimdi birkaç asma kütüğü görmek için çevrede epeyi dolaşmak lazõm. Ama, zamanõnda olan bağlar, muhtemelen hepimiz tarafõndan bilinen bir türkünün konusu olmuş. Anlatõldõğõna göre; bir genç kõz Gesi ye gelin gelir. Ama, kõsa bir süre sonra kocasõ çalõşmak için gurbete gider. Gelin, köyde yalnõz kalõr, kocasõndan da bir haber gelmez, sõkõntõlõ günler geçirir. İçinde bulunduğu ruh halini anlatmak için bir türkü yakar: Gesi Bağlarõ nda dolanõyorum, Yitirdim yarimi aranõyorum, Bir çift selamõna güveniyorum. Atma garip anam beni dağlar ardõna, Kimseler yanmasõn anam yansõm derdime. Gesi bağlarõnda bir top gül idim, Yağmur yağdõ güneş vurdu eridim, Evvel yarin sevdiceği ben idim. Gel otur yanõma hallerimi söyleyim, Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim. İlk ve son beşlik ini aktardõğõmõz bu türküyü ilk kez Ahmet Gazi Ayhan derlemiş. Zaman içinde yapõlan eklemelerle türkü 500 dizelik bir destan a dönüşmüş. Bana kalõrsa eşsiz bir sosyolojik malzeme. Kayabağ Köyü Gesi nin hemen yanõ başõndaki Kayabağ Köyü nün eski adõ Darsiyak. Bir zamanlar Rumlarõn yaşadõğõ bir köymüş. 1837 tarihli Yanartaş Kilisesi zamanõn bütün tahribatõna rağmen halâ ayakta. Bahçesinde koyunlarõn otladõğõ kilise, günümüzde özel mülkiyete ait. O nedenle, gezmek için ev sahibini bulmanõz gerekli. Anlatõldõğõna göre, bugün yõkõlmõş olan kubbenin altõnda bir zamanlar, Rusya dan getirilen yanar bir taş varmõş. Yaklaşõk iki insan boyundaki bu taş özellikle geceleri ay õşõğõnõn yansõmasõ ile köy üzerine değişik õşõklar saçmaktaymõş. Rivayete göre, Rumlar mübadelesi sõrasõnda taşõ söküp götürmüş. Kilisenin yanõndaki okul da tarihi değere sahip. Ve Gesi Gesi, Kayseri nin Melikgazi ilçesine bağlõ, yaklaşõk olarak dört bin nüfuslu bir yerleşim yeri. Burada, Karadeniz de olduğu gibi yeşilin bütün tonlarõnõ görmek mümkün. Beldenin neredeyse tümü her biri 100-150 yõllõk konaklar ile dolu. Ev sahipleri son derece dostane davranmakta; sizi büyük bir zevkle evlerine konuk etmekte, ikramda bulunmakta. Gezeceğimiz yeni bir yörede karşõlaşabilmek dileğiyle, M. Bülent VARLIK Econ/Stat ocak-76 mbvarlik@gmail.com 28 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
kültür - sanat Ekim ayõ yerini Kasõm a bõrakõrken, yapraklar bir bir dökülürken, Başkent renklerle şenlenirken şehre üç sergi gelmişti. Üç sergi ve üç ressam. Ama, ressamlardan biri ne yazõk ki açõlõşa gelememişti; aslõnda istese de hiç gelemeyecekti. Bu ressam Necdet Kalay dan başkasõ değildi. Kahverengi ve tonlarõ olmazsa olmazõdõr Necdet Kalay resminin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasõ sanat galerisinde, Banka kolleksiyonundaki Necdet Kalay resimleri (31 Ekim 29 Kasõm 2007) sergileniyordu. Sanat eleştirmeni Kõymet Giray õn kõsa sunumu davetlileri bilgilendiriyordu. Renklerin coşkusuna oda orkestrasõnõn tõnõlarõ eşlik ediyordu. Doğayõ, insanõ, yaşamõ seven bir ressam olsa gerek Necdet Kalay. Evler, en çok da Safranbolu evleri; tekneler, en çok da römorkörler; kar manzaralarõ, en çok da mavnalarõn üzerini adeta bir yorgan gibi örten kar manzaralarõ; yollar, uzayõp giden yõlan gibi kõvrõlan yollar, köy yollarõ, köy evleri, menzile giden yollar, ak tenli vapurlar, İstanbul manzaralarõ, ağaçlar, resmi dal dal kucaklayan çõnarlar ve kavaklar ve daha niceleri. Hemen herkesi ilk görüşte sarmalayacak, iç dünyasõ ile gizliden gizliye bir köprü kuracak, sizi alõp bir yerlere götürecek türden sõcak, samimi, resimlerdir Kalay õn resimleri. Yeryüzü ile gökyüzünün arasõna set çekmez Kalay. Uzaklara dikmiştir gözünü, uzaklara; yer gök eninde sonunda kavuşur birbirine. Resmi çok renkli değildir, adeta damõtarak kullanõr renkleri. Siyaha ve beyaza yaklaşan leke tabakalarõ saf tutar resimde elele. Kahverengi ve tonlarõ olmazsa olmazõdõr resminin. Sanatçõ, tuval yerine çoğunlukla kullandõğõ duralit yüzeyin sağladõğõ olanakla yüzeyde dağõlan kahverengi boya lekelerine çeşitli fõrça ve çizgi hareketleriyle müdahale ederek resme yüzey ve derinlik hissi katmõştõr. Yer yer spatula ile kalõn boya tabakalarõ tutunur resme. Ve çizgi. Lekeleri aralayarak bir ağacõn gövdesine ve dallarõna kol kanat geren, bir iskeleyi inşa eden, yatay dikey konturlarõ çizen boyasõz çizgiler. Bunlarõ okuyorum Necdet Kalay resimlerinde. Tüm bunlar, aslõnda Kalay õn resimlerinin bir imzasõ olsa gerek. Resmi duvara astõran ressam Necdet Kalay, gerçekte Akademi diplomalõ olmasa da bazõ hocalarõn yardõmõyla kendi kendisini yetiştirmeyi bilmiş, yaptõğõ işi ciddiye almõş, resme tutkuyla bağlanmõş, bileğinin hakkõyla da ismini kanõtlamõş bir sanatçõdõr. Bu yönüyle her zaman imrenmiş ve takdir etmişimdir Kalay õ. Öte yandan, hem Dr. Erdoğan Tanaltay õn Sanat Ustalarõyla Bir Gün kitabõnda değindiği gibi, hem de gazeteci yazar Haluk Özözlü nün Resmi duvara astõran ressam! olarak tanõmladõğõ Necdet Kalay, başlangõçta öyle uygun fiyatlarla resim satmõş ki, sergi bitiminde adeta bütün resimler kapõşõlõyor ve sanatseverlerin evlerini süslüyormuş. Bugünlerde ise sergiler neredeyse alõcõsõz kapanõyor ve aynõ resimler bir sergiden başka bir sergiye taşõnõyor. Reprodüksiyon baskõlarla yüzlerce çoğaltõlan, özünden kimliğinden yoksun Aralõ k 2007 29
kültür - sanat bir hale bürünen (dokusunu, fõrça izini, rengini kaybeden) resimler ise hiç haketmedikleri pahalõ çerçevelere bürünerek adeta renkli duvar kağõtlarõ gibi yok pahasõna duvarlarõ kaplõyor. İşyerlerinde terfiler, kutlamalar için saksõ saksõ çiçekler sipariş ediliyor. Eninde sonunda kuruyan bu çiçeklerin yerine kimse özgün sanat eseri bir resim veya heykel hediye etmeyi düşünmez mi? diye aklõmdan geçiriyorum. Dilerim, karşõlõklõ fedakarlõklarla yeniden, resimler evlerin duvarlarõnda hayat bulur, dünyamõzõ aydõnlatõr. 1932 İstanbul doğumlu sanatçõ Necdet Kalay 1984 yõlõ sonbaharõnda dalõndan koparõlan yaprak misali kahverengi toprağa kavuşmuş, bu nedenle de o akşamki sergisinin açõlõşõna gelememişti. Kimbilir, Haluk Özözlü nün, sanatçõnõn Teşvikiye deki atölyesinde gördüğü, Kalay õn kendisi için ayõrdõğõ eski Galata Köprüsü nün üzerinden kõrmõzõ tramvaylar, altõndan kömürlü römorkörlerin geçtiği nostaljik ve aydõnlõk tablo nerededir, hangi duvarõ süslemekte, hangi dünyayõ õsõtmaktadõr, bilinmez Hafriyat grubunun vazgeçilmez bir üyesi: Murat Akagündüz Bu sergisinde kahverengiye tutulan bir başka ressam da Murat Akagündüz idi. Genç sanatçõnõn Galeri Nev deki sergisini (26 Ekim 21 Kasõm 2007) özellikle izlemek istedim. Tekil olarak bu genç sanatçõnõn Gazi Mahallesi olaylarõ resmi ile İstanbul Modern in açõlõş sergisinde karşõlaşmõştõm. Ancak, genç sanatçõnõn Ankara temalõ kişisel bir sergi ile İstanbul dan kalkõp Başkent e yelken açmasõ beni büsbütün heyecanlandõrmõştõ. Öte yandan Akademi den mezuniyetinden bir yõl sonra kurduklarõ Hafriyat grubunun vazgeçilmez bir üyesi olan sanatçõ, grubun ortak eğilimi doğrultusunda adeta şehrin altõnõ üstüne getirmekte, gündelik yaşamda her gün görmeye alõştõğõmõz, sõradan olarak nitelediğimiz karelere duyarlõ bir gözle bakarak, onlarõ resim olarak ele almakta ve tuvale taşõmaktaydõ. Galerinin girişinde, sağda asõlõ büyük boy resimlerden Ulus Meydanõ ndaki Zafer Abidesi (Atatürk Heykeli) ilgi çekiciydi. Uçuk yeşilin ve morun pastel tonlarõyla adeta Cumhuriyet dönemi Ankara sõna göndermeler yapan resim, anõtõn dibinden bakan bir vizör ile önce ellerini alnõnda siper ederek süngüsünü havalandõran Mehmetçik i, ardõndan da en tepede at üzerindeki Atatürk ü ve hemen arkasõndaki Gençlik ve Spor Bakanlõğõ na ait Cumhuriyet yapõlarõndan birini değişik bir bakõş açõsõ ile resmediyordu. Karşõ salona geçtiğimizde soldan sağa kahverengilere bürünmüş, dozajõ giderek azalan kahve tadõnda ve sanki bir üçleme hissi uyandõran Cumhuriyet in başkenti Ankara nõn yapõ taşlarõ sõralanõyordu sanki. Tek renk ile çalõşõlmõş tuvallerdeki rengin van dyke kahverengisi olduğunu, resimlerin üzerine vernik atõldõğõnõ düşünmekle birlikte kesinleştirmek için Akagündüz ün yanõna yaklaştõm. Neden sonra bir tür reçine esaslõ malzemenin incelticilerle çözdürülmesi ile elde edilen tuval yüzeyinin beyazlõğõndan da faydalanõlarak kahverengi içerisinde renk skalasõnõn yaratõldõğõnõ öğrendiğim bu resimler oldukça etkileyiciydi; zira parlaklõk da reçinenin doğasõndan yansõyordu. Sanatçõ, daha önce katran (asfalt) malzemesi ile birtakõm denemelere girişmişse de bu yeni malzemeyi kulanmaktaki becerisi takdire şayandõ. Üstelik, görünülerdeki Yalçõn Gökçebağ õn bakõş açõsõna benzer bir kuşbakõşõ kadraj da resmi daha çarpõcõ kõlmaktaydõ. Fotoğrafõn olanaklarõndan ve basõlõ görsellerden faydalanarak onlara apayrõ yorum ve anlamlar yükleyen Hafriyat grubu üyesi Akagündüz de bu sergiyi gerçekleştirmeden önce kapsamlõ bir Ankara fotoğraflarõ taramasõ yaptõğõnõ ifade etmiştir. En soldaki ilk resim Ankara Kalesi nin bütün heybetiyle yer aldõğõ bir cepheden Kale çevresine bakmakta, ortadaki resimde ise şehir merkezindeki Cumhuriyet binalarõnõn görkemi yansõmaktaydõ. Sağdaki resimde ise Ata mõzõn ebedi istirahatgahõ olan Anõtkabir ve çevresinin silueti gösterilmekte idi. Ankara da doğup büyümüş, bütün ömrü Ankara da geçmiş, Ankara ya gönül vermiş bir Ankara lõ olarak büyük boyutlu Ankara resimlerini usta bir fõrçanõn elinden izlemek, doğrusu büyük keyifti. 30 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
kültür - sanat Desen ustasõ, desen hocasõdõr Mahir Güven Ne tesadüftür ki, Mahir Güven sergisinin açõlõşõ Necdet Kalay õnki ile aynõ akşama rastlõyordu. Mahir Güven de geçen ayki yazõmõza konu olan Prof. Neşet Günal õn yetiştirdiği sanatçõlardandõr. Neşet Günal õn yetiştirdiği sanatçõlarõn neredeyse tamamõ figürden kopamamõştõr sözümüzü haklõ çõkarõrcasõna Mahir Güven de resimlerinde figüre dört elle sarõlmõş. Helikon Sanat Galerisinden gelen açõlõş davetiyesi bu dönemin ilk sergisinin Mahir Güven (31 Ekim 1 Aralõk 2007) ile olacağõnõ müjdeliyordu. Bir sessizlik, bir sensizlik yankõlanõr Mahir Güven in resimlerinde. Çoğunlukla da gözler konuşur bu resimlerde. Aslõnda, suskunluktur ortalõğõ kaplayan. Duygular uçuşur etrafta. Romantik bir giz saklanõr sanki resimlerde. Paleti sõcak renklerle õsõnõr hep. Turuncunun ve mavinin kontrastõ, beyazõn saflõğõ hiç eksik olmaz. Ancak, kontrastlar arasõndaki renk geçişleri dahi bir o kadar yumuşaktõr. Bir õşõk yalar sanki bütün renkleri. Ve desen ve çizgi olmazsa olmazõdõr Güven in. Kontur çizgileri öyle ustaca, öyle hatasõz çekilmiştir ki ister istemez insana kalemle mi çekildi sorusunu sordurtur. Ancak, alacağõnõz cevap hiç değişmeyecektir: Hayõr, fõrça ile... Desen ustasõ, desen hocasõdõr Mahir. Ustalõğõ adõyla da perçinlenmiştir adeta. Burada sözü sahibinin sesi ne bõrakalõm dilerseniz: Dram, o süslü yaşamõn içinde çelişirken, beni her zaman etkilemiştir. Neşet Günal Atölyesine neden gittiğimi çok iyi biliyordum. Orada sadece resim yapmak değil, yaşadõğõmõz coğrafyanõn tüm insani etkileşimlerini kendisine resim konusu etmiş ikinci ustamdõ Günal. Bana dostum, desenini biraz daha göstermelisin demişti. Belli ki, Mahir Güven hocalarõn hocasõ nõn bu öğüdünü hiç unutmamõş ve unutmaya da hiç niyeti yok!. Kadõn figürlerinin eksik olmadõğõ, model esaslõ bu resimlerin bu denli çeşitlenmesi hiç kolay değil. Resme zaman zaman giren, çoğunlukla da geri planda duran bir erkek figürü sanki gizli bir sevdayõ dillendirmektedir. Kimbilir belki de bu erkek, atölyeye çay taşõyan garson çocuğun gizliden gizliye model kõza duyduğu sevdanõn bir işareti olarak tuvalde hayat bulur. Bu sevda belki hiç söylenmeyecek, gün olup alõp başõnõ gidecek ve küllenecek bir sevda mõdõr bilinmez. Ama, tam da bu noktada Attila İlhan õn Böyle Bir Sevmek (Ne Kadõnlar Sevdim) şiirinin bu resimleri bütünleyen şiirlere güzel bir örnek olacağõnõ düşünüyorum: Ne kadõnlar sevdim zaten yoktular Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir Azõcõk okşasam sanki çocuktular Bõraksam korkudan gözleri sislenir. Ne kadõnlar gördüm zaten yoktular Böyle bir sevmek görülmemiştir Hayõr sanmayõn ki beni unuttular Hala arasõra mektuplarõ gelir Gerçek değildiler birer umuttular Eski bir şarkõ belki bir şiir.... Eleştirmen Sezer Tansuğ un Mahir Güven resimleri için yaptõğõ eleştiri de bir o kadar önemlidir: Resimlerindeki farklõ renk, õşõk ve desen anlayõşõ, dramatik konusu ile bütünleşir. Konu resmin önüne geçmez, ama neredeyse bir dönemin ve günümüzün değişen insanõnõn iç dünyasõna ait tüm olgularõ da irdelemiştir. Resmin bir köşesinde kendinizi ya da belleğinizde kalmõş bir durumu görebilirsiniz. Bu yaklaşõm, Güven in resimlerinin değişmez bir parçasõ olmuştur sanki.... Mahir Güven sergisinin açõlõşõna biraz gecikmeli de olsa politik simalardan Sn. Zeki Sezer de gelmişti. Gecikmesinin nedenini Sn. Erdal İnönü nün o günkü vefatõ olarak açõklamõş ve gecikme için Helikon un sahibelerinden özür dilemişti. Burada bir parantez açmakta ve politikanõn içinde dahi sanatla bağõnõ koparmayan bu insanlarõ şükranla anmakta fayda görüyor ve diğer politikacõlara örnek olmasõnõ temenni ediyorum. Takvimler 2006 yõlõnõn Mart sonunu gösteriyordu. Ankara dan ma-aile İstanbul un yolunu tutmuş, küçük Erdem Ömer in pusetini almayõ ihmal etmemiş, önce Picasso sergisini gezmiştik. Bu yaşta sanatõn odağõnda gezindikleri için Erdem, Görkem ne kadar da şanslõydõlar. Ardõndan da Mustafa Kemal Kültür Sanat Merkezi - Beşiktaş Çağdaş ta açõlan ve beni her zaman heyecanlandõran, Türk Resmi nin duayenlerinden Orhan Peker in resim sergisini izlemeye gittik. O saatlerde sergi salonu hiç kalabalõk değildi. Ressam Adnan Çoker oradaydõ. Ardõndan eşi ile birlikte Sn. Erdal İnönü yü gördük. Erdal İnönü bir kez daha gözümde yücelmişti. Orada anladõm ki, kendisi herşeyden önce bir Yaşam Adamõ idi. Bilimin, politikanõn yanõsõra sanatõn anlam ve değerinin gerçekten farkõna varabilmiş ender insanlardandõ. Biz cesaret edip, fõrsat yaratõp konuşamamõştõk kendisiyle. Şimdi çok pişmanõz. Ama, Ankara lõ iş adamõ, sanat sevdalõsõ ODTÜ lü Sn. Murat Balkan da sergiyi izlemeye gelmiş ve Hocam beni hatõrladõnõz mõ? diyerek ders aldõğõ Hoca sõ ile ODTÜ günlerinin anõlarõnõ aralamaya çalõşmõştõ. Toprağõnõz aydõnlõk olsun Sn Erdal İnönü... Sanat sezonu, resim sergileri doludizgin devam ediyor. Renkleri, fõrçalarõ tutabilene aşkolsun. Bu güzellikleri görme zahmetini göstermeyen gözlere, gönüllere de aşkolsun. Alaattin BENDER (EE 87) www.alaattinbender.com Aralõ k 2007 31
odtü den bir köşe ODTÜ NÜN İÇİNDEN BİR DERE AKAR ODTÜ nün içinden bir dere akar, derenin üzerinde bir köprü vardõr, dar, kõsa ve sade bir köprü. Dere, ODTÜ Çarşõsõ nõn karşõsõnda bir yolun altõndan çõkõnca görünür ve diğer yolun altõnda kaybolur. Tenis kortlarõnõn yanõnda bir kez daha göründükten sonra ağaçlarõn arasõnda kendi yoluna gider. O yol ilkbaharda yeşeren yapraklar ve bembeyaz çiçeklerlerin açtõğõ ağaçlarla kendini gösterir, sonbaharda da sararan yapraklarõyla. Bu yaz, Türkiye susuzdu, Ankara susuzdu ve ODTÜ nün de deresi kurumuştu. Sonbahar gelince dereye su geldi, derenin iki tarafõnda sõralanmõş eğri büğrü ağaçlar kuruyan yapraklarõnõ derenin sularõna bõrakõp suyun üzerinde güzel görüntüler sunmaya başladõ.. ODTÜ nün içinden geçen derede su öylesine yavaş akar ki, sesi hiç duyulmaz, sabahõn sessizliğinde duyulan yalnõzca yapraklarõn hõşõrtõlarõ ve kuş sesleridir. Ağaçlarõn dallarõnda kuşlar vardõr, kimi zaman yaprak yerine kuş dizilidir sanki. Kuşlar dallardan hõzla iner suyun içindeki taşlarõn üzerine, ürkek bakõşlarla çevreye bakarak sularõnõ içerler. Çevredeki kedilerin farkõndadõrlar ve ondandõr bu ürkeklikleri. Oysa kediler kuşlarla ilgilenmezler ODTÜ de, onlar pastanenin ve balõkçõnõn önünden hiç ayrõlmazlar. Hep vardõ o dere orada, ancak derenin içi ve çevresi düzenlenip yaşam alanõ olunca güzelliğinin farkõna vardõk. Son yõllarda ODTÜ Bahar Şenliği bu alan üzerinde yapõlõr ve derenin üzerine bir platform kurulur ve burada konserler olur. Derenin iki yakasõndaki çimler konserin izleyicileri ile dolar. O günlerde köprünün yaya trafiği oldukça yoğundur. ODTÜ nün her tarafõnõ kaplayan ve öğrencilerin yarattõğõ kestirme yollarõn bazõlarõ bir uzun atlama desteğiyle dere üzerinden de geçer. Su güzellikleri çoğaltõr. Ağaçlardaki sonbaharõn güzelliği aynen suyun içinden de görünür. Bahar şenliklerinde derenin kenarõna büyük bir pankart asar öğrenciler üzerinde DENİZ OLUNMALI yazar. O yazõ deredeki suya yansõr ve DENİZ olur. Köprünün üzerinden geçerken aşağõya bakõnca ağaçlarõn dallarõnõn arasõnda gökyüzünün maviliğinin içinde kendinizi görürseniz bu dereyi hiç unutmazsõnõz. Yazõ ve fotoğraflar: Aydõn TİRYAKİ (CHE 81) 32 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
anõlarla odtü Kaynak : Türk Yükseköğretiminde Bir Yeniliğin Tarihi - Barakadan Kampüse 1954-1964 Prof. Dr. Arif T. PAYASLIOĞLU Aralõ k 2007 33
takvim yapraklarõ 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 1931 1968 1888 1873 2003 1934 1988 1131 1859 1934 1986 1921 1936 1983 1343 1932 1956 1992 1993 1987 1979 1917 2004 1901 1953 1987 1994 1928 1988 2003 1945 1974 1977 1911 1987 2006 1474 1727 2006 İlk sesli Türk filmi İstanbul Sokaklarõnda gösterildi. İzmir doğumlu şarkõcõ, oyuncu Dario Moreno nun ölümü Namõk Kemal in ölümü. Hakir olduysa millet şanõna noksan gelir sanma Yere düşmekle cevher sakõt olmaz kadr ü kõymetten Türkiye nin ilk borsasõ sayõlan Dersaadet Tahvilat Borsasõ açõldõ. Yargõtay kayõp trilyon davasõnda kapatõlan RP nin genel başkanõ Erbakan a özel belgede sahtecilik suçundan verilen 2 yõl 4 ay hapis cezasõnõ oybirliğiyle onayladõ. Dünya Engelliler Günü Dini kisvelerle ilgili yasaklar öngören Bazõ Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun kabul edildi. Cin Ali kitaplarõnõn yazarõ Rasim Kaygusuz un ölümü Dünya Madenciler Günü Ömer Hayyam õn ölümü. Bugünkü İran sõnõrlarõ içinde yaşamõş, Türk Şair, filozof, matematikçi ve astronom. Mekteb-i Mülkiye kuruldu. Kadõn Haklarõ Günü Türk Kadõnõna Seçme ve Seçilme Hakkõnõn Tanõnmasõ Põnar Kür ün Bitmeyen Aşk adlõ romanõ müstehcenlik gerekçesiyle toplatõlmasõ. Ermeni bir saldõrgan Sait Halim Paşa yõ Roma da öldürdü. Yõllar sonra başta Ermeni terör örgütü ASALA olmak üzere terör örgütleri yurtdõşõndaki Türk temsilcilerini hedef aldõlar. (Aralõk ayõ içerisinde, 1979 - Paris Türk Turizm ve Tanõtma Bürosu Müdürü Yõlmaz Çolpan, 1980 - Sidney Başkonsolosu Şarõk Arõyak ve koruma polisi Enver Sever, 1993 - Bağdat Büyükelçiliği Ataşesi Çağlar Yücel şehit edildiler) Şair Leyla Saz Hanõm õ anõyoruz. Çeşitli marşlarõn, klasik Türk Müziği eserlerinin bestecisi ve Solmuş Çiçekler - Şiirler, Boğazdaki Aşiret kitaplarõnõn yazarõ. Türkiye de bir dönemin sonu : 6 Kasõm 1983 seçimleri ve MGK yönetimi sona erdi. Noel Baba olarak bilinen Aya Nikola yaşamõş olduğu Antalya da öldü. Muhsin Ertuğrul un Bir Millet Uyanõyor filmi gösterime girdi. Yazar Reşat Nuri Güntekin in ölümü. Fotoğraf sanatçõsõ Şahin Kaygun un ölümü Sanatçõ, Ressam-Heykeltraş Abidin Dino yu anõyoruz. İsrail işgali altõndaki topraklarda yaşayan Filistinliler, intifada haraketini başlattõ. Sinema filmlerimizin uluslar arasõ başarõlarõ : Zeki Ökten in yönettiği Sürü filmi Belçika Kraliyet Film Arşivi Uluslararasõ Seçkin Filmler Yarõşmasõ nda Büyük Ödülü kazandõ. Sonraki yõllarda, Ömer Kavur un yönettiği Anayurt Oteli 9. Nantes 3 Kõsa Film Şenliği nde büyük ödül (1987), Fatih Akõn õn filmi Duvara Karşõ, Avrupa Sinema Akademisi nce verilen Avrupa En İyi Film Ödülünü (2004) kazandõlar. Kudüs şehrinin, İngiliz ordularõnõn işgal etmesiyle Osmanlõ Devleti nin elinden çõkmasõ. Türkiye nin büyük inşaat gruplarõndan olan STFA nõn kurucularõndan, 11 ciltlik Şantiye El Kitabõ nõn yazarõ, İnş Yük Müh Feyzi Akkaya nõn ölümü. Diğer kurucu ortak Sezai Türkeş de 1998 yõlõ Eylül ayõnda vefat etmişti. Mühendislik ve müteahhitlikte Türkiye nin önde gelenlerinden olan Sezai Türkeş ve Feyzi Akkaya 1990 yõlõnda Devlet Üstün Hizmet Madalyasõnõ almõşlardõ. Dünya İnsan Haklarõ Günü 1896 yõlõnda ölen İsveçli kimyacõ Alfred Nobel anõsõna her yõl verilen Nobel ödüllerin ilki 1901 de verilmişti. Gazeteci Sedat Simavi nin ölümü. (O günlerin Hürriyet i Bir nostalji ) Sinema sanatçõsõ Adile Naşit in ölümü Bağõmsõzlõğõnõ ilan eden Çeçenistan a Sovyetler Birliği nin askeri müdahelesi. Tutum, Yatõrõm ve Türk Mallarõ Haftasõ Üzerinde TM, Türk Malõ yazan ve/veya Barkodu 869 ile başlayan ürünleri tercih edelim. Kõrgõz yazar Cengiz Aytmatov un doğum günü. Bir gün ODTÜ de misafir edebilmek ve bir konferansõnõ dinleyebilmek dileğiyle, dünya çapõndaki bu önemli kültür insanõna mutlu ve sağlõklõ yõllar diliyoruz. Ressam, Zeki Faik Sezer in ölümü. Bağõmsõz Azerbaycan õn ilk devlet başkanõ Haydar Aliyev Ankara da 83 yaşõnda öldü. Türk atletizminin rekortmen 100 ve 200 metre koşucusu Cezmi Or un ölümü. Yakup Kadri Karaosmanoğlu nun ölümü Oğuz Atay õn ölümü Norveçli Roald Amundsen Güney Kutbu na ulaştõ. (Türkiye den Güney ve Kuzey kutbuna gidenler?) Fõkralarõyla tanõnan, Bal Mahmut Mahmut Baler in ölümü ABD deki Türklerin toplum lideri de olan Ahmet Ertegün ü anõyoruz. Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimci Ali Kuşçu nun ölümü Türkiye nin ilk basõlõ kitabõ kabul edilen, Vankulu Lugatõ İbrahim Müteferrika tarafõndan basõldõ. ABD li tarihçi Stanford Shaw Ankara da öldü. Osmanlõ tarihi ve Ermeni soykõrõmõ alanõnda yaptõğõ çalõşmalarla tanõnan Profesör, Ermeni soykõrõmõ iddialarõna karşõ çõktõğõ için ABD deki evi bombalanmõş ve Türkiye ye yerleşmişti. Tarihçi Stanford Shaw Türk ve Türkiye tarihine katkõlarõndan dolayõ Türk Tarih Kurumu tarafõndan Hizmet Madalyasõ ve Beratõ ile onurlandõrõlmõş ve Bilkent Üniversitesinde görev yapmaktaydõ. 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 1273 1830 2004 1271 1969 1988 2002 1969 1980 1993 1989 1979 1971 1991 1453 1961 1978 1999 1930 1979 2003 1973 1977 1989 0000 1997 1936 1919 1975 1997 1950 1957 1983 1987 1960 1986 2006 1994 aralýk Büyük insan, Mevlâna Celâlleddin-i Rumî yi bir kere daha anõyoruz. Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak, başka yere koymak. Güney Amerika bağõmsõzlõk savaşõ önderi Simon Bolivar õn ölümü. AB, Türkiye ile 3 Ekim 2005 te müzakerelere başlama kararõ aldõ. Kubilay Han, imparatorluğunun adõnõ Yuan olarak değiştirdi. Çin de Yuan Hanedanõ nõn hükümranlõğõ resmen başlamõş oldu. (Aynõ dönemlerde, 1299 yõlõnda Batõda Osmanlõ imparatorluğu kuruluyordu.) Yavuz zõrhlõsõ sökülmek üzere Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumuna (MKE) satõldõ. Toplumbilimci, yazar Niyazi Berkes in ölümü. Doç Dr Necip Hablemitoğlu evinin önünde silahlõ saldõrõya uğrayõp öldürüldü. Almanlardan fethullahçilara, Türkiye Cumhuriyeti nin üniter ve laik yapisina göz diken tüm unsurlara karşõ bunca zahmete ve mihnete değer mi, diyorsanõz, Atatürk ün manevi mirasçõsõ olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!.. (www.hablemitoglu.org) Amerikan 6. Filosunun İzmir e gelişi büyük protestolarla karşõlaştõ. Ölümünün 27 yõl ardõndan, Prof Dr Mustafa Parlar õ anõyoruz. ODTÜ Eğitim ve Araştõrma Vakfõ tarafõndan Mustafa Parlar anõsõna her yõl 1993 Sinema sanatçõsõ Hulusi Kentmen in ölümü Dünya Kooperatifçilik Günü ABD nin Panama yõ İşgali Sovyetler in Afganistan õ İşgali -- (Sonra da ABD nin Afganistan õ işgali ) Develüasyon : TL nin değeri yeniden belirlendi: 1 dolar = 14 lira. Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna, Kazakistan, Moldova, Azerbaycan, Ermenistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Kõrgõzistan liderleri, bir araya gelerek Sovyetler Birliği ne son verdiler ve (BDT : Bağõmsõz Devletler Topluluğu) nu kurduklarõnõ açõkladõlar. En uzun gece İstanbul Üniversitesi (Darülfünun) kuruldu. Darülfünun, 1933 te üniversiteye dönüştürüldü. Tarih profesörü Mükrimin Halil Yinanç õn ölümü. İstanbul Üniversitesi nde 1957 yõlõnda Ord. Profesör olan Mükrimin Halil Yinanç, müthiş belleğiyle meşhurdur. Kahramanmaraş Katliamõ : Başlangõcõ 19 Aralõk tarihine kadar giden ve 26 Aralõk a kadar süren olaylarda 111 kişi öldü, 176 kişi yaralandõ. Hükümet Egebank, Yaşarbank, Yurtbank, Sümerbank ve Esbank a el koydu. (1983 yõlõnda da Hisarbank, İstanbul Bankasõ ve Ortadoğu İktisat Bankasõ Ziraat Bankasõ na devredilmiş idi. 2000 li yõllarda ise sağlam bankalar bile devletleştirildi) Menemen deki gericilerin ayaklanmasõnda, Cumhuriyet karşõtlarõnca öldürülen yedek subay (öğretmen) Mustafa Fehmi Kubilay õ anõyoruz.. ODTÜ Atatürk anõtõnõn ve üçlü anfi paslanmaz çelik soyut heykel in tasarõmcõsõ olan heykeltraş Şadi Çalõk õn ölümü. Ankara daki Modern Çarşõ yandõ, Türkiye Cumhuriyeti nin ikinci cumhurbaşkanõ İsmet İnönü nün ölümü İngiliz sinemacõ Charlie Chaplin (Şarlo) ölümü Eski Romanya Devlet Başkanõ Nikolay Çavuşesku ve eşi Elena Çavuşesku idam edildi. Hz İsa nõn doğumgünü Türkiye nin büyük bilim adamlarõndan, matematikçi Cahit Arf õn ölümü İstiklal Marşõ Şairi Mehmet Akif Ersoy un anõsõna : Bastõğõn yerleri toprak! diyerek geçme, tanõ: Düşün altõndaki binlerce kefensiz yatanõ. Sen şehit oğlusun, incitme, yazõktõr, atanõ: Verme, dünyalarõ alsan da, bu cennet vatanõ. Atatürk ün Ankara ya Gelişi Türk-Sovyet işbirliğiyle inşa edilen İskenderun Demir-Çelik Tesisleri açõldõ. Ankara Metrosu açõldõ. (Londra metrosundan sonra dünyanõn ikinci metrosu olan İstanbul Karaköy deki Tünel 1875 yõlõnda açõlmõştõ) Edip Akbayram, õn doğum günü. Nice Yõllara... İlk Türk tango bestecilerinden Necip Celal Antel in ölümü. Türk Parasõnõ Koruma Kanunu değiştirildi. Döviz alõm satõmõ serbest bõrakõldõ; Büyük hat sanatçõsõ, grafik sanatçõsõ Prof. Emin Barõn õn ölümü. Ressam Haşmet Akal õn ölümü. Halk Sigorta nõn Zincirlikuyu daki binasõnõn girişindeki, Zülfü Livaneli nin deyişiyle dünyadaki en güzel deniz heykeli olan Akdeniz in Heykeli nin yaratõcõsõ heykeltõraş İlhan Koman õ anõyoruz. Eski Irak Başkanõ Saddam Hüseyin idam edildi. Atatürk heykelleri ile tanõnan (örneğin Kayseri deki atlõ Atatürk heykeli) heykeltraş, ressam Haluk Tezonar õn ölümü. Yeni Yõla Merhaba Nasõl sevinsin ki insan, gelen yeni yõla Anõmsadõkça geçen yõlõ ve yõllarõ Olasõ mõ bir gecede arõnõvermek Onca zaman biriktirilen pişmanlõklardan Umut dolu, değerli ve sevinilecek olan Değil bir yõl, veya bir ay, hatta gün Yaşadõğõmõz, var olduğumuz her bir an. Derleyen: Tanju ERYILMAZ (ME 83) 34 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
bir şair Zamanın Bütün Bilgilerini Bilen Adam: Ne mutlu düşündüğünü onun kadar rahat söyleyebilene. demiş Sabahattin Eyüboğlu Hayyam dörtlüklerini derlediği kitabõnõn önsözünde. Kimine göre günlerini sadece şarap tüketerek harcayan ayyaş bir adam, kimine göre ise döneminin en ünlü bilgini. Ufak yorum farklarõyla batõda devrimci, doğuda uyarõcõ. Belki her ikisi, belki de ne o ne bu. Hiç keşfedilememiş bir başka adam. 18 Haziran 1048 de Nişabur da doğan Ömer Hayyam, daha yaşadõğõ dönemde İbn-i Sina dan sonra Doğu nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul edilmişti. Bilgiye ve bilinmeyene olan merakõ ve araştõrma isteği onun bilginliğinin tohumlarõnõ atmõştõ. ir sõr daha var çözdüklerimizden başka B Bir õşõk daha var bu õşõklardan başka Hiç bir yaptõğõnla yetinme, geç öteye Bir şey daha var bütün yaptõklarõndan başka. Zamanõn bütün bilgilerini bilen adam sõfatõnõ almasõnõn ardõnda pek çok bilim ve sanat dalõyla uğraşmasõ ve bu dallarda üretilen bilgilerin üstüne yenilerini ekleme çabasõ yatmaktadõr. Matematikçi, fizikçi, astronomi bilgini, şair, tõp uzmanõ, müzisyen, pek çok teoremin isimsiz kahramanõ ve hatta bilinen savaş karşõtõ ilk eylemci. Hepsinin ötesinde de gerçek bir akõl adamõ. üneşi balçõkla sõvamak elimde değil; G Erdiğim sõrlarõ söylemek elimde değil; Aklõm düşüncenin derin denizlerinden Bir inci çõkardõ ki delmek elimde değil. Hayyam a göre aşk, sevinç, hayatõn tadõnõ çõkarma insanõn vazgeçilmez duygularõdõr ve yaşam gerçek mutluluk bu üçlünün biraradalõğõyla mümkün olabilmektedir. Pek çok eseri insanõn hayatõnda gerçek mutluluğu bulabilmesi için akõlla bağdaşmayan her türlü inançtan arõnmasõ gerektiği düşüncesi üzerine örülmüştür. Yüreğini aklõna uyduran için bu yeryüzünde boş geçen gün yok demektir. Döneminin ve içinde bulunduğu kültürel yapõnõn etkisiyle İslamiyet i sorgulamõş ve şekilci, öğretilmiş doğrulara karşõ durup, akõl yürütmüştür. Şiirlerinde zamanõn haksõzlõklarõ, softalõklarõ, akõl almaz saçmalõklarõnõ ince, alaylõ, iğneleyici bir dille yermiştir. N iceleri geldi neler istediler Sonunda dünyayõ bõrakõp gittiler Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi O gidenler de hep senin gibiydiler ünyada ne var kendine dert eyleyecek D Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek Zümrüt çayõr üstünde sefa sür iki gün Zira seninde üstünde otlar bitecek Dörtlüklerinde aşk, şarap, dünya ve öteki dünyaya da sõk sõk değinen Hayyam sevginin üç temel öğesini yaşamõ düzenli ve mutluluk sağlayõcõ bir niteliğe kavuşturmak, bütün insanlarla uyum içinde bulunmak ve özlemleri aklõn ölçülerine göre gerçekleştirmeye çalõşmak olarak belirlemiştir. Bu üçleme ayrõlmaz bir bütündür ve parçalarda birinin eksikliği kişinin istediği mutluluğa ulaşmasõna engeldir. Bu üç öğeden birinin eksikliği, kişiyi kaygõya, karamsarlõğa, güvensizliğe sürükler. Bunun sonu da bunalõmdõr. h Tanrõ dünyayõ yeniden yarataydõ A Yaratõrken de beni yanõnda tutaydõ Derdim, ya benim adõmõ sil defterinden, Ya da benim dileğimce yarat dünyayõ.. Ömer Hayyam a göre, insanõ Tanrõ yaratmõş. Onu söylenildiği gibi yazgõnõn denetimi altõna vermişse, insanlarõn eylemlerinde suç aranmamalõdõr. Çünkü, insan ancak özgür istenciyle yaptõğõ şeylerden, akõl ilkelerine göre davranõşlarõndan sorumlu tutulabilir. Kişinin yalnõz kaderinde olduğu için yaptõğõ işlerden dolayõ sorumlu tutulmasõ yüce Tanrõ ya yakõşmaz. Bütün evreni ve tüm varlõklarõ Tanrõ yaratmõş ise onlarda suç aranmamalõdõr. Şarabõn yapõldõğõ üzümü yaratan Tanrõ nõn, şarabõ içen insanõ suçlu saymasõ Tanrõsal adaletle bağdaşmaz. Hayyam için temel sorun kişinin varlõğõdõr. Kişi var olduğu sürece evren ve öteki nesneler vardõr, kişi ortadan kalkõnca hepsi yok olur. en olmayõnca bu güller, bu serviler yok. B Kõzõl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok. Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok. Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok. Kaynaklar: Melda TANRIKULU (CP 06) Eyüboğlu S., Cem Yayõnevi, Hayyam - Bütün Dörtlükler http://www.e-sehir.com/siirler/yazar81.html http://tr.wikipedia.org/wiki/%c3%96mer_hayyam http://www.hayyam.com/ www.antoloji.com/i/sair/pdf/8/omer_hayyam_398_40472.pdf www.siirgen.org/siir/o/omer_hayyam/ - 4k Aralõ k 2007 35
mahzen Bitmiş aşklar müzesi... Bu ayki şiirimiz edebiyatõn o güzel yüzü Sunay Akõn dan. Şemsiye tozlu bir şemsiye durur nicedir sokağa çõkarmõyorum çatõ katõndaki odanõn şemsiyeyi, kuytu bir köşesinde korkuyorum çünkü kumaşõndaki eski yağmurlarõn kapõsõ açõk kafesinden hüzünlü kokusuyla uçan bir kanarya gibi beni ikinci kez terk etmenden anõmsar mõsõn bilmem yağmurun bardaktan yanõt alamayacağõmõ bilsem bile boşanõrcasõna yağdõğõ o günü yanõna gidip hani şemsiyeyi iyice çekip başõmõza sorarõm hergün şemsiyeye dudaklarõmla hesaplamõştõm altõnda elele yüz ölçümünü nasõl görünürdük diye Sunay AKIN S õcak. Şehirler arasõ kõsa ama hiç bitmez sandõğõm yorucu bir yolculuk. Tükenmiş bir şairin dediği gibi yanağõm otobüs camõnõn garantisinde uyumaya çalõşõyorum. Ağlayan çocuklar...susmayan teyzeler...olmuyor, uyuyamõyorum. Biraz gazete okuyup sõyrõlmaya çalõşõyorum olduğum yerden. Kõsa süreli, kullan-at bir dünya arõyorum. Bir kaç köşe yazarõna bakarken Dünyanõn tüm bitmiş ilişkileri bu müzeye başlõğõ ile ilginç bir haber ilişiyor gözüme. Zagrebli iki sanatçõ yaşadõklarõ aşkõn ardõndan, birbirlerinde kalan, yaşarken mutluluk, ayrõldõktan sonra acõ verdiğini düşündükleri eşyalarõnõ atmak ya da iade etmek yerine, bir sergi olarak sunmayõ düşünmüşler. Bu fikir büyümüş ve bugün şehir şehir dolaşan ve her şehirde insanlarõn sergiye verdikleri eşyalar ile genişleyen bir gezici müzeye dönüşmüş. Müze de aklõnõza gelebilecek neredeyse her şey var. Fotoğraflar, diş fõrçasõ, mektuplar, şemsiyeler, iç çamaşõrlarõ...benim en çok ilgimi çeken ise protez bir bacak oldu. Çok hüzünlü bir hikayesi olmalõ diye düşündüm protez bir bacağõn. Gözümün önünde canlananlar içimi acõttõ. Kimdi o protez bacağõn sahibi, ve neden bacağõnõ o kadõna bõrakmõştõ. Kadõn neden terk etmişti adamõ? İnsan sevdiğinde hep kendinden bir parça mõ bõrakõrdõ? Sonra kendi yaşanmõşlõklarõma ve müzenin bir gün yolu İstanbul a düşerse ben ne verebilirim sorusuna daldõm uzun süre içimde protez bacağõn sõzõsõ ile, tõpkõ şimdi sizin yaptõğõnõz gibi. Düşündükçe farkettim ki bu müzenin mimarõ olan sanatçõlarõn ve müzeye eşyalarõnõ bõrakanlarõn aksine, yaşananlarõ hatõrlatan ayrõlõk eşyalarõ hiç acõ vermiyor bana. İçinden mutluluk geçmiş ve ölümle bitmeyen her ayrõlõğõn ardõndan, hissettiğim acõ değil hüzün benim. Hüzün ise, çoçukluğumda kõrmõzõ bisikletimden düşüp yara yaptõğõm dizimde, yara kapansa da izi hiç gitmeyen, tatlõ tatlõ kaşõnan güzel bir hatõra. Bu yüzden hiç bir eski fotoğrafõ, ya da her hangi bir eşyayõ ne attõm, ne de yaktõm. Eski bir sevgilinin fotoğrafõnõ yakmak, artõk onun yüzüne bakmak istememek eşyalarõna katlanamamak insanõn kendine en büyük yalanõ, ihanetidir. Ben bütün eski sevgililerimi hala çok seviyorum. İnsan geçmişini nasõl sevmez...özenle saklõyorum geçmişimi. Çünkü onlar, yaşadõklarõm, benim bugünüm. Eğer müzeye ne bağõşlardõm sorusuna dönersek, hayat tutkunu, bir adam olarak ancak çõkarõp kalbimi verirsem, gülüşüme, gözlerime, tenime sinenleri bağõşlayabilirsem, yaşadõklarõmdan bir tutam, küçük bir tutam anlatabilirim o müzede diye düşünüyorum. 36 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
mahzen Kürk Mantolu Madonna Sabahattin Ali saklanan geçmişin, insanlar için gündelik dünyadan nasõl ayrõ bir dünyasõ olduğunu, insanõn hayatõnda nasõl bir iz olduğunu en çok keşfedenlerden olmalõdõr ki Kürk Mantolu Madonna da Raif Efendi nin yaşamõna herkesten sõyrõlan, ta ki o anlõlarõnõ sakladõğõ defterini bulana kadar kimsenin göremediği, anlayamadõğõ bir başka dünya yaratmõş. Geride kalanlar, bõrakõlanlar bir eşyanõn hissettirdikleri değil, yaşanmõşlõklarõn, yaşanamamõşlõklarõn hiç geçmek bilmeyen hüznü. Dolu dolu yaşanõp bitmiş ilişkiler insanõn bugününde derin izler bõrakmazken, yarõm kalmõşlõklar, tõpkõ romanda olduğu gibi insanda yaralar kapansa da, kalõcõ izler bõrakõyor. Raif Efendi içindeki bu izler, bu yaşayamamõşlõklarla, olmak istediği yerden, yanõnda olmak istediği insanlardan çok çok uzakta öldü. Yaşarken de, ölürken de aklõnda hep o yüz, elinde hep o el, dudağõnda hep o dudak vardõ. Raif Efendi onca kalabalõğõn içinde tek başõna öldü. Yaşamõn Kõyõsõnda ve Yumurta Tõpkõ Raif Efendi gibi; Hepimizin hayatlarõnda bir gün geri dönmeyi beklediğimiz, özlediğimiz, bir yer var. Bir tarafõmõzõn orada kalõp, orada yaşayõp, büyüdüğü, içimizin uzak bir yeri. Modern yaşamlarõn ne acõ bir sonudur post-modern ölümler ki, o geri dönüşü yaşarken yapamayan pek çok insanõn son isteğidir özledikleri topraklara, özledikleri kadõnlarõn yanõna gömülmek. Fatih Akõn, bu özlemi, bu geri dönüşü Temmuzda, Duvara Karşõ gibi kendisiyle özdeşleşen filmlerinin aksine çok daha etkili bir sinema anlatõmõ ile sunmuş. İspanyol sinemasõndan, özellikle Alejandro Gonzalez Inarritu nun o kaderci, kesişen hayatlar temasõndan çok etkilendiğini düşündüğüm yönetmen, Yaşamõn Kõyõsõnda ile son zamanlarõn en iyi filmlerinden birine imza atmõş. Fatih Akõn, ne anlatmak istediğini çok iyi bilen ve sinemasõnda bunu çok derli toplu, tamamen o içinden geçen konu kapsamõnda anlatabilen, vermek istedikleri için genel seyirci kitlesine uzak gelebilecek metaforlar kullanmak yerine, hikayesini iyi bir senaryo ile besleyip filmini büyüten harika bir yönetmen. Her ne kadar filmi sevmiş olsam da, Semih Kaplanoğlu nun Bal, Süt ve Yumurta olarak çekeceği üçlemenin ilk filmi (aslõnda son sõradakidir) olan Yumurta için aynõ şeyleri pek söyleyemeyeceğim. Öncelikle hemen şunu belirtmeliyim ki, eğer filmin yönetmenini bilmeden bu filmi izleseydim, ve çõkõnca bana filmin yönetmeni sizce kim deseydiniz vereceğim cevap, Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz ortak filmi olurdu. Ceylan õn fotoğrafçõlõğõndan sinemasõna taşõdõğõ o harika görüntü kullanõmõ Yumurta da ilk sahneden başlayan müthiş bir görsel şölenle film boyu devam ediyor. Demirkubuz un Dostoyevski alt kültüründen kurtulamamõş sinema anlatõmõna benzeyen pek çok sahne de Yumurta da göze çarpõyor. Semih Kaplanoğlu bu yönetmenlerden çok etkilenmiş olabilir ama bu etkilenmeyi kendi dili ve anlatõmõ ile çok yoğuramamõş diye düşünüyorum. Çünkü diğer yönetmenlerden farklõ olarak filmde sõklõkla karşõlaştõğõmõz metaforlar ve ironili anlatõm film boyunca izleyiciyi ne anlatõlmak istediği konusunda oldukça yoruyor. Bütün özel parçalarõ bir araya getirmek ve ana temaya ulaşmak (varsa tabi) gerçekten güç bir izleme ve dinlemeden geçiyor. Yönetmene yaptõğõm tüm eleştirilerimin yanõnda, fimde benim ulaştõğõm nokta, filmin harika bir doğum-ölüm ikilemi üzerine kurulduğu ve tõpkõ Albert Camus nun Yabancõ sõ gibi, aidiyetsizlik ve hissizlik anlamõnda yaşarken, bir nevi ölümü anlatan bir karakterin, ölü geçmişini arkada bõrakõp yeniden doğmasõnõn anlatõldõğõ çok sağlam bir senaryoya dayandõğõ. Ancak yarõn Semih Kaplanoğlu çõkar, hayõr ben filmimde bunlarõ anlatmadõm derse, büyük bir hayal kõrõklõğõ yaşayacağõmõ da ifade etmeliyim. Yine de Altõn Portakal da en iyi film ve en iyi senaryo sahibi olan yönetmeni kutluyorum. Altõn Portakal õn en iyi oyuncularõna gelince. Daha önceki yazõlarõmda da dile getirdiğim gibi Türk Sinemasõnõn göz bebeği Özgü Namal (Mutluluk) en iyi kadõn oyuncu ödülünü alõrken, sinemanõn yeni yüzlerinden Murat Han da (Mutluluk) en iyi erkek oyuncu ödülünün sahibi oldu. En iyi yönetmen ödülü ise, o eşsiz, çõrõlçõplak anlatõmõ ile Fatih Akõn a gitti. Yaşamõn Kõyõsõnda ve Yumurta yõ ve hala izlemediyseniz Mutluluk u en kõsa zamanda izlemenizi tavsiye ediyorum. Fotoğraflar için sevgili Nilgün Kara ya çok teşekkür ederim. Emrah DELİKAN (CE 06) emrahdelikan@gmail.com Aralõ k 2007 37
kitaplar arasõnda Bir Eğitim Devrimcisi Bir Eğitim Devrimcisi İsmail Hakkõ Tonguç (Yaşamõ Öğretisi, Eylemi) Engin Tonguç Yeni Kuşak Köy Enstitüsü Derneği Yayõnlarõ, Ekim 2007, İzmir Bir Eğitim Devrimcisi İSMAİL HAKKI TONGUÇ (Yaşamõ, Öğretisi, Eylemi) nde babasõnõ anlatõyor Engin Tonguç. O baba ki, yalnõz Dr. Engin Tonguç un değil, babalarõmõzõn babasõdõr; Anadolu topraklarõnda yetişmiş, mayasõ halk kültürü ile yoğrulmuş özgür ve aydõnlõk düşünüşlü tüm aydõnlarõmõzõn atasõdõr Kitabõn sayfalarõnda biz kendi tarihimize doğru giderken, o tarihin de sõmsõcak duygularla kollarõnõ iki yana açmõş olarak bize doğru geldiğini, ruhumuzu coşkulu bir heyecan fõrtõnasõna doğru çekip götürdüğünü duyumsuyoruz. Bir oğuldan bir baba hikâyesi O baba ki, olağanüstü bilgi birikimi ve insanüstü sabõrlõ-kahõrlõ üreticiliğini inanõlmaz bir alçakgönüllülük perdesi arkasõnda işleme yüceliğini, erdemliğini göstermiş, kendi adõnõ adeta görünmez bir duvar arkasõnda saklayarak bu ülkede yüzyõllarca etkisini sürdürecek toplumsal bir kalkõşmanõn, değişimin yol haritasõnõ çizmiş O baba ki, koca ülkenin tüm eğitim, kültür, tarõmsal değişim, sağlõk, bayõndõrlõk gibi birçok konusunda yürütücüsü olmuş Köy Enstitüleri hareketi için 1944 yõlõnda uzun savaşõmlar sonucu alõnabilmiş dört jipten birisiyle bir yõl içinde tam 12.000 köy gezmiştir! (Fay Kõrby, Türkiye de Köy Enstitüleri, s. 338). O baba ki, sabahõn köründe Ankara dan bir trenle çõkagelip Lalahan dan o zamanlar ayrõ bir istasyonu olmayan Hasanoğlan a Köy Enstitüsü yapõmõ için raylar üzerinde kalas taşõyan çocuklarõn başõnõ okşamadan işinin başõna dönememiş Ilgaz ormanlarõ içindre bir köyün yeni yapõlmõş çok güzel ilkokulunun önünde durduklarõnda yağmur yağõyordu. Okulun kapõsõnõ uzun süre çaldõktan sonra açtõrabildiler. Başöğretmen olduğu anlaşõlan 45 yaşlarõnda bir kişi, okulun bugün kapalõ olduğunu söyleyerek onlara isteksizce okulu gezdirmeye başladõ. Yazõ masasõnõn üzerine konmuş bir tasa tavandan su damlõyordu. Tonguç sordu: -Akõyor mu? -Evet, Çankõrõ M. Eğitim Müdürlüğü ne üç kez yazdõm. Yanõt bile vermediler. -Peki siz bir şey yapamaz mõsõnõz? Boz giysili, üstleri başlarõ tozlu çamurlu bu üç kişinin kim olduklarõnõ, ne aradõklarõnõ anlamayan adam terslendi: Ben Başöğretmenim, dam aktarõcõsõ değil. Tonguç top gibi dõşarõ fõrladõ, okulun çevresini döndü, bahçenin bir köşesine dayanmõş bir merdiven ve yapõ işlerinden artakalmõş birkaç sağlam kiremit gördü. Diğerlerinin karõşmasõna zaman kalmadan, merdiveni duvara dayayõp çatõya çõktõ, kõrõk birkaç kiremiti aşağõya attõ., arkadaşlarõndan sağlamlarõnõ vermelerini istedi., onlarõ yerleştirip indi. Başöğretmen bu garip kişilerin ne yaptõklarõnõ pencereden seyrediyordu. İçeri girdiler. Tonguç adama: -Dam yine akarsa, bana bildir, Çankõrõ ya yazma, ben gelir damõ aktarõrõm diyerek kartõnõ verdi. Adam kartõ okuyunca bayõlacak gibi oldu. (Sabahattin Eyüboğlu, Köy Enstitüleri Üzerine, s. 122-123, anan Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrmicisi, s 110-111) Aynõ Tonguç, Orada Bir Köy Var Uzakta nõn yazarõ ABD doktoralõ Asõm Karaömerlioğlu tarafõndan şõk bir golf pantolon, uzun beyaz çoraplar ve belki olağanüstü iyimser düşüncelerle köye gitmiş gezgin bir kentsoylu olan Nusret Köymenle birlikte seçkin köycü ler arasõnda anõlacaktõr! Tonguç la birlikte Gölköy e giden Ahmet Kutsi Tecer, o geziden sonra köycülük eleştirilerine sembol olacak Orada Bir Köy Var Uzakta adlõ şiirini yazacak, Ceyhun Atuf Kansu ise oldukça ayrõntõlõ çözümlemelere girişecektir: İlk orada, ülküsünün yalnõzca bir eğitim kurumu yaratmak olmadõğõnõ anladõm. Türkiye nin temel sorununa bakõyordu. Bir devrimci, bir köy devrimcisi gibi. (Ceyhun Atuf Kansu Cumhuriyet Bayrağõ Altõnda, s. 180-182, anan Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Yayõnlarõ, s. 307-308). Sabahattin Eyüboğlu ysa şöye anlatõyor onu: ( ) Kendine ütopyacõ dedirtecek kadar ülkücü, kaba köylü dedirtecek kadar da gerçekçiydi. Düşüncesi hem yarõnlara çevrikti, hem de birçok Anadolu köylerinin tarih öncesi durumuna. ( ) Batõlõ olduğu kadar yerliydi. 38 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
kitaplar arasõnda (Sabahattin Eyüboğlu, Köy Enstitülerini Anarken, İmece, Sayõ 72, Nisan 1967, s.4-6, anan Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi, s. 425). Anlamasõ da anlatõlmasõ da hem çok kolay, hem zor bir babadõr Tonguç Tonguç un tek bağnazlõğõ (ve onun en büyük gücü) yaptõğõ işin kendisinin değil, Atatürk devrimleri ilkelerinin eseri olduğu kanõsõdõr diyor Fay Kõrby. (Fay Kõrby, Türkiye de Köy Enstitüleri, Güldikeni Yayõnlarõ, İkinci Baskõ - 2000, s. 79). Tonguç un hem düşünsel yaratõcõsõ olduğu, hem geceli gündüzlü emeğiyle yürütülmesi için çaba gösterdiği Köy Enstitüleri genç Cumhuriyet in kültür ve eğitim politikalarõnõn odak noktasõdõr. Son derece alçakgönüllü, olağanüstü kertede kolektiviteden, paylaşõmcõlõktan yana, az konuşan bir eylem adamõdõr Tonguç Çok sayõlõ zamanlarda yaptõğõ işin, çizdiği haritanõn o müthiş ipuçlarõnõ verecek şeyler konuştuğu da görülmüştür. Bu ateş hattõnda, gerçekten de göğüs göğüse bir savaşõm verilmektedir. Anadolu kõrsalõnda, kasabalarda binlerce yõldõr köylüyü kara bir soygun çemberi içerisinde sarmalamõş tefeci-bezirgân zümre ve toprak ağalõğõ ile canlandõrõlma çabasõna sahne olmuş köylerin bilim ve bilinçle donanmõş genç kuşaklarõ çatõşmaktadõr Anadolu nun yeniden doğuşu hazõrlanmaktadõr. Tonguç, yüksek dağ başlarõnda, uzak dere boylarõnda, kõraç bozkõrlarda, birçoğu henüz göçerlik yaşamõnõn diri geleneklerini taptaze koruyan ve yaşam savaşõ veren yoksul insanlarõn gözlerindeki cevherin ayrõmõna varmõştõr bir kez Köy Enstitüleri birer yeniden doğuş ocağõ gibi çalõşmaktadõr Anadolu nun yirmi ayrõ köşesinde Tarõm, eğitim, sağlõk, bayõndõrlõk çalõşmalarõ iç içe geçmiştir ve Tonguç onca olanaksõzlõk içerisinde her yere, her şeye koşmaktadõr. Anadolu tefeci-bezirgânlõğõ okul yapõmõ için gereken tuğlalarõ ateş pahasõna satmaya kalktõnca, tuğla üretimine de başlamõştõr babalar Tonguç, Ankara da İlköğretim Genel Müdürlüğü odasõnda oturmaktadõr Kapõ açõldõ. Büyük ve ağõrca bir paket getirdiler. Kastamonu dan yollanmõştõ. Açtõ. İçinden nar gibi kõzarmõş dört tane tuğla çõktõ. Yazõ ya da mektup yoktu. Yalnõz tuğlalar! Gözleri doldu. Balkõr başarmõştõ. (Engin Tonguç, Bir Eğitim Devrimcisi, s. 232). Kitabõn satõrlarõ arasõnda, emperyalist kültür politikalarõnõn ağõna yakalanmõş bir ülkenin aydõnlarõ olarak bir yüzyõlõ nasõl yeniden yaşamaya yazgõlandõğõmõzõ gözlüyoruz sanki Dünyanõn egemeni kapitalist anakentlerdeki nice Ortadoğu ve Türkiye enstitüsü, o babanõn ateş yürekli evlatlarõna, yarõm kalmõş Anadolu Rönesansõ na ocak olmuş Köy Enstitüleri ne kara çalõp kültürel ortamdaki etkilerini yok edebilmek için doktora tezleri verecektir Kara petrolden ve ona uzanmak için akõtõlmõş kõpkõrmõzõ insan kanõndan kazanõlmõş nice paralarla en demokratik ve sivil görünümlü örgütler ve yayõnlarda onun kalõtlarõna karşõ cephe savaşõ açõlacaktõr Kemalizm ve ulusalcõlõk tartõşmalarõõ gerisinden ortaya çõkõveren, Köy Enstitüleri nin Alman Nasyonal Sosyalist düşüncesinden esinlenmiş bir uygulama olduğu savõna karşõn, Tonguç antifaşist yapõda bir insandõr ve her sözünde, eyleminde bu yapõsõnõ ortaya koymaktan çekinmemiştir. 1918 yõlõnda bulunduğu Almanya da bastõrõlan devrimci ayaklanmaya neredeyse içerisinde yaşayarak tanõklõk etmiştir Ölümünden iki yõl önce Gazi Eğitim Enstitüsü kitaplõğõna armağan ettikleri dõşõnda evinde tuttuğu 400 e yakõn Almanca kitabõ özgün dilinden okumuş, çeşitli çeviriler de yapmõştõr. Okuduklarõ arasõnda Karl Marks, Kant, Goethe, Schiller, Thomas Mann önemli bir yer tutmaktadõr. 1933 yõlõnda yayõnlanmõş İş ve Meslek Eğitimi adlõ kitabõnda yaptõğõ alõntõlar arasõnda Giesel e ait bir saptama da yer alõr: İş ahlakõnõ ilk kez Marks ele aldõ: İş onun için bir sorundur, ahlaki bir sorun! İş ahlakõnõn kurucusu Marks tõr. (Engin Tonguç: Bir Eğitim Devrimcisi, s.106). Halk kültürünün ve o kültürün çoğulluğunun, yenileşmeci, değişimci gücünün iyice ayrõmõndadõr. Halk kültürü, herkesin katõldõğõ, hiyerarşilerin ortadan kalktõğõ, iktidarlarõn uygunsuz bulduğu her şeyin özgürce sergilendiği bir karnaval alanõdõr. Avrupa Rönesansõ nõ yaratan da ortaçağ grotesk halk kültürü ve kökleri binlerce yõllõk toplumsal yaşamda olan pagan kültürdür. Köy Enstitüleri hareketi içinde bu düşünce ve davranõş sisteminin asõl yürütücüsü olan Tonguç un tam bir yenidendoğuşçu olduğu tüm yaşamõndan, yazdõklarõndan açõkça anlaşõlabilmektedir. Hiçbir yerde, hiçbir konuşma ve yazõsõnda kendisini halktan ayõrmamõş, onlarõ kendi dõşõnda bir nesne olarak tanõmlamamõştõr. Bir Eğitim Devrimcisi, İSMAİL HAKKI TONGUÇ, yalnõzca tarihimizi yenibaştan ve gerçekliğin duru aydõnlõğõnda kavrayabilme gereksinimi duyanlar için değil, günümüz dünya ve Türkiye sorunlarõna ayaklarõ bu topraklara basan düşünceler üreterek çözüm bulmaya çalõşma arzusunda olanlar için de vazgeçilmez ve mutlaka başvurulmasõ gereken bir kaynaktõr. Ancak o kaynağa inilebildiği zaman Tonguç u seçkin bir köycü diye tanõtan, Köy Enstitüleri ni Nasyonal Sosyalist taklidi faşist bir kurum gibi göstermeye çalõşan kimi ABD patentlõ doktorlar õn ve ucuz köşe yazarlarõnõn ipliği pazara çõkarõlabilecek, emperyalizme karşõ ilk büyük Kurtuluş Savaşõ nõ örgütlemiş devrimcilerin gerçek değerleri anlaşõlabilicektir Ne mutlu, İsmail Hakkõ Tonguç gibi babasõ olanlara, ne mutlu kendi tarihi, babalarõnõn anõsõ ve açtõğõ iz üzerinde onurla durabilenlere Alper AKÇAM alperakcam@gmail.com Aralõ k 2007 39
festival 11. ULUSLARARASI ANKARA CAZ FESTİVALİ MÜZİKSEL ISINMA C azõ büyük bir orkestradan dinlemenin verdiği keyfi kuşkusuz hiçbirşey veremez... Sahnede dizilmiş kalabalõk enstrüman grubu, yerinde duramayan nefesliler, müzisyenlerin sahnedeki dizilişleri ile doyumsuz bir müzik şöleni yaşanõr. Ankaralõlarõ belki de birdaha göremeyecekleri muhteşem bir müzik şölenine şahit oldular Kasõm ayõnda. 11. Uluslararasõ Ankara Caz Festivali, gözbebeğimiz büyük orkestralarõ çok önemli solistlerle biraraya getirdi ve yine çok ekonomik bilet fiyatlarõyla unutulmaz bir repertuar dinleme imkânõ sundu. Festivalin gün sponsorlarõ arasõnda, BOEING, EADS, HAVELSAN, INTA ŞİRKETLER GRUBU, TURKCELL, SELEX KOMÜNİKASYON yer aldõ. Kurumsal Destekler, Başbakanlõk Tanõtma Fonu, Genel Kurmay Başkanlõğõ, Kara Kuvvetleri Komutanlõğõ, Hava Kuvvetleri Komutanlõğõ, Deniz Kuvvetleri Komutanlõğõ, Çankaya Belediyesi, Amerikan Büyükelçiliği, Brezilya Büyükelçiliği, Hollanda Büyükelçiliği, Fransõz Kültür Merkezi, İtalyan Kültür Merkezi, ODTÜ, Hacettepe Üniversitesi. Resmi sponsorlar, Mesa Hastanesi, Sheraton Hotel & Convention Center, Bektaşlar Turizm, Transnet Kurye, Microsoft. Destek sponsorlarõ, Koç Savunma, BAE Systems, Thales, SHOPS, Durance, Kavaklõdere Şaraplarõ, Yesa Elektronik, Era Araştõrma, HP, Astaldi, Aydõn Yazõlõm, Starbucks, Peppermill, Paris Kuaför. Basõn sponsorlarõ, TRT, Radyo ODTÜ, 24 Haber Kanalõ, TV8, Milliyet, Cumhuriyet, Turkish Daily News, Kanal B, Ankara Magazin, Jazz Dergisi, Kültür Sanat Haritasõ, Arkadaş Kültür Sanat, çember.net, cosmoturk.com du. 15 27 Kasõm tarihleri arasõnda gerçekleştirilen festivalde TÜRKAY (Türk Armani Orkestrasõ), Deniz Kuvvetleri Komutanlõğõ Orkestrasõ ve TRT Çok Sesli Korosu, HKK Cazõn Kartallarõ Orkestrasõ, TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrasõ (Süheyl Denizci ve Nükhet Ruacan anõsõna), Kerem Görsev Trio ve Hacettepe Senfoni Orkestrasõ, İstanbul Superband gibi dev orkestralara birbirinden değerli sanatçõlar solist olarak eşlik etti. Büyük orkestra denince A capella korolarõnõ da unutmadõk: Dünyaca ünlü Ladysmith Black Mambazo da festival konuklarõ arasõndaydõ. Kerem Görsev Trio ve Hacettepe Senfoni Orkestrasõ St. Petersburg projesi ile festivalin önemli projeleri arasõndaydõ. Büyük orkestralara eşlik eden diğer konuk sanatçõlarõ ise Ayten Alpman, Yõldõz İbrahimova, Tuna Ötenel, Ayşe Gencer, Aydilge Sarp, Önder Focan ve Ankara adlõ bestesini dünya başkentlerinden sonra ilk kez Ankara da seslendiren Michiel Borstlap dõ. Ayrõca Italyanõn en önemli saksofonisti Francesco Cafiso ve Quarteti, Fransa dan Leila Olivesi Quartet, ABD den İlhan Erşahin Wax Poetic, Brezilyadan Belchior Trio festivalin konuklarõ arasõnda yer aldõ. 10 yõldõr süren Genç Cazcõlar bölümünde yine yeni gruplarõ dinleme şansõmõz oldu. Ankaralõlarõn yakõndan tanõdõğõ MCNKY ve yeni albümleri ile büyük beğeni toplayan Gevende bu kapsamda konser verdiler. Bir festival klasigi olan, dileyen caz müzisyeninin katõlabileceği Jam Session lar ise Cuma ve Cumartesi geceleri geç saatlerde yer aldõ. Ayrõca Ankara Caz Festivali boyunca düzenlenen söyleşi ve imza günlerinde cazseverler Ayten Alpman, Yõldõz İbrahimova, Kerem Görsev, Sibel Köse gibi sevdikleri sanatçõlarla sohbet etme imkânõ buldular. Festival Sponsorlarõnõn sayesinde yine üniversite öğrencileri konserleri çok düşük bir ücret karşõlõğõnda dinleyebildiler. Yine sosyal sorumluluk kapsamõnda festivale katõlan üniversitelerin Müzik Kulübü üyeleri, Burs Fonu Öğrencileri ve Caz müzisyenleri konserler için ücretsiz giriş kartõ alabildiler. Her yõl çõtayõ biraz yükselterek Başkentin en çok ses getiren festivali olan Ankara Uluslararasõ Caz Festivali, bu yõl büyük Orkestralarla Başkent in sesini iyice duyurdu. Festivali yapõlabilir kõlan tüm sponsorlarõmõza ve bizleri yalnõz bõrakmayan tüm cazseverlere teşekkür ediyoruz... İmge ÖZBEK Koordinatör-Basõn Yönetmeni Ankara Caz Derneği Derneğimize vermiş olduklarõ biletlerin satõşõ yoluyla Burs Fonumuza sağladõklarõ katkõ için Ankara Caz Derneği ne teşekkür ederiz. 40 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
anma Prof. Dr. Erol TÜMER i yitirdik... 6 Eylül 2007 DIGIDIK AMCA BABA EROL Baba Erol ile 1969 sonbaharõnda Urbana da tanõştõm. 1973 yõlõnda Türkiye ye döndüğümde, 15 dakika içinde beni İşletme Bölümü nde öğretim üyeliğine ikna etti. Böylece, tüm derecelerini İnşaat Mühendisliği nden almõş biri olarak İktisadi İdari Bilimler Fakültesi ndeki 10 yõllõk hocalõğõm başlamõştõ. Baba Erol mali işlerden sorumlu rektör yardõmcõsõ olarak o yõllarda aldõğõmõz iki ikramiyenin de babasõ gibiydi. Her yõl bu son der, bir heyecan yaratõr, ama ikramiyeleri zamanõnda öderdi. İkramiyeler nedeni ile ODTÜ de tanõmayanõ yoktu. Baba Erol un çocuklarla çok iyi bir diyalogu vardõ. Aile ziyaretleri sõrasõnda çoğu kez bizi bõrakõr çocuklarla oynardõ. Bir gün boş bulunup 2 yaşõndaki kõzõm Ece yi elleri ve dizleri yerde olmak üzere sõrtõna almõş, bir taraftan da Dõgõdõk dõgõdõk diyerek, salonda dolaştõrmõştõ. At yarõşlarõnõn müdavimi, Ankara Jokey Kulübü üyesi Baba Erol bize her geldiğinde Dõgõdõk Amca geldi diye karşõlanõr ve hiç usanmadan at rolünü oynardõ. M. Semih YÜCEMEN (CE-68) Ben Sercan KAYA.10 yaşõndayõm ve TED Koleji 6.sõnõfa gidiyorum. Erol Amca ile Gömeç te tanõştõk. Yaklaşõk 2 hafta kadar beraber zaman geçirdik. Erol Amca, komşumuz Vildan Teyze nin akrabasõydõ. Annem ve babam ODTÜ mezunu olduğu için Vildan Teyze bizi tanõştõrdõ. Ancak profesör ve yaşlõ olduğu için nasõl anlaşabilirim diye düşündüm. Ama o sõcakkanlõydõ ve hemen anlaştõk. O da bana dostum diye hitap ediyordu. Erol Amca ile birlikte gezdik, denize girdik, basketbol Dünya Kupasõ maçlarõnõ izledik. Bir seferinde, Erol Amca siz ne icat ettiniz de profesör oldunuz? diye sordum. O da çok güldü. Küçük dostum şimdi sana ne icat ettiğimi söylersem öğretmenin kõzar dedi. Bu yaz yine beraber oluruz diye düşünmüştüm ama rahatsõz olduğu için gelemedi ve öldüğü haberini alõnca çok üzüldüm. Ama eminim ki Erol Amca cennete gitmiştir. Sercan KAYA Aralõ k 2007 41
dernekten Cumhuriyet Balosu Gelenekselleşen Cumhuriyet Balomuzla 29 Ekimi Vişnelik te kutladõk. 29 Ekim i anõsõna uygun yaşatmak için tüm çalõşanlar ve bu baloya emeği geçenler haftalar öncesinden el birliği yapmõştõ. O gece, tüm konuklar çok güzel ve özenle giyinmiş, Vişnelik bayram coşkusuyla balonlar, bayraklar ve tüllerle süslenmişti. Önce, Vişnelik Salonu nda yapõlan kokteylde Ersan Ener in (ID 85) slayt eşliğinde pek bilinmeyen detaylarõ ile Kurtuluş Savaşõ ve 29 Ekim e uzanan yolu anlattõğõ mükemmel sunumunu konuklar gözlerinde yeniden o günleri yaşamanõn heyecanõ ile nefeslerini tutarak izlediler. Herkes tek yürek ve ses olarak tarihin baştan yazõlõşõna bir kez daha tanõk olurken, Atatürk ün dehasõna duyulan hayranlõk yeniden dile getirildi. Sunuma eşlik eden ve milli mücadele dönemini yüreklerimizde hissetmemizi sağlayan türkülerin THBT li arkadaşlarõmõz tarafõndan ney ve sazla dile getirilmesi ise ortama olağanüstü bir farklõlõk kattõ. Hele THBT li arkadaşlarõmõzõn mükemmel seğmen sunumlarõ konuklarõ müthiş heyecanlandõrdõ. Kokteylden sonra geçilen Balo yemeğinde de Atatürk ün bizlere kazandõrdõğõ Cumhuriyet in izlerini Shine Dans Stüdyosu nun nefis danslarõnda ve orkestranõn çaldõğõ enfes dönem müziklerinde bulmak mümkündü. Sunulan menü bile Atatürk ün sevdiği yemeklerden oluşuyordu, davetiyesinden kulüp rakõsõna kadar her şey en ince detayõyla bizlere o günleri yaşatmak üzere hazõrlanmõştõ. Konuklar Cumhuriyeti bize armağan eden Ata mõza karşõ duyulan minnet ve şükranlarõn aktarõldõğõ marş ve türküler ile gecenin ölçülü bir vakar içinde yaşanmasõndan duyduklarõ memnuniyeti dile getirdiler. İşletme Komitesi ve Etkinlikler Komitesi nin ortaklaşa düzenlediği Cumhuriyet Balosu ile birlikte 29 Ekim CUMHURİYET BAYRAMI o gece Vişnelik te şanõna yakõşõr bir güzellik ve ağõrbaşlõlõkla konuklarõmõzla paylaşõldõ ve daha nice bayramlar dilekleri ile son buldu. Cumhuriyet Haftasý ve çocuklar ODTÜ Mezunlarõ Derneği olarak Cumhuriyet Haftasõ kapsamõnda 3 Kasõm 2007 tarihinde büyük bir organizasyona daha imza attõk. 29 Ekim ve 10 Kasõm tarihlerinin önemi nedeniyle Altõndağ ilçemizde Altõndağ İlkögretim Okulu ögrencilerinden üç sõnõfõ Cumhuriyet ve Atatürk konulu Ankara gezimiz ile buluşturmak istedik. ODTÜ ögrenci topluluklarõndan Çocuk Aklõ Topluluğu (ÇAT) ile birlikte bu projemizi gerçekleştirdik. Üniversitemizin sağladõğõ mavi otobüslerle misafir çocuklarõmõzõ okullarõndan alarak, çocuklarõmõz ile üniversiteli gençlerimizi buluşturmanõn gururuyla rehberlerimizle buluşacağõmõz I. Meclise dogru yola çõktõk. Ankara Rehberler Derneği (ARED) nin deneyimli ve gönüllü rehberleri ile I. ve II. Meclis gezilerimizi tamamladõk. Rehberlerimizin profesyenel anlatõmlarõ cocuklar kadar biz büyükleri de büyüledi. Gezimiz Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Etnografya müzesi ile devam etti. Rehberlerimizin yine cocuklarõmõza yönelik, onlarõn anlayabilecegi gibi oyunlandõrarak anlatõmlarõnõ, sanõrõm çocuklarõmõz hep hatõrlayacaklardõr. Anõtkabir her zamanki gibi tüm ihtişamõ ve büyüleyiciliğiyle karşõmõzdaydõ. Anõtkabir kalabalõktõ. Bizler gibi gelen ögrenci gruplarõ ve Ata yõ ziyaret edenlerle dolup taşõyordu. Rehberlerimiz yine canlandõrma yaparak, anlatõmlarõna cocuklarõ da katarak, öğrencilerimizin Kurtuluş Savaşõmõzõ, Çanakkale Savaşõmõzõ anlamalarõnõ sağladõlar. Çocuklar için ise Ataturk ün köpeği Foks, atõ Sakarya ve arabalarõ daha ilginçti. VEKAM Vehbi Koç ve Ankara Araştõrma Merkezi nin de katkõlarõyla gezimiz ODTÜ Bilim Müzesi nin tanõtõmõ ile sonlandõ. Cumhuriyet ve Atatürk konulu Ankara gezimizin tamamlanmasõnda emeği geçen ÇAT, ARED ve VEKAM dan gönüllü tüm dostlarõmõza katkõlarõndan dolayõ teşekkür ederiz. Yeşim ALTUN (CHED 89) Etkinlikler Komitesi etkinlik@odtumd.org.tr 42 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
dernekten Adõm Adõm Ilõmlõ İslam D erneğimizin çalõşma gruplarõndan Uluslararasõ İlişkiler ve Stratejik Araştõrmalar Komisyonu (UİSAK), 6 Ekim 2007 tarihinde Malezya: Adõm Adõm Ilõmlõ İslam konulu bir sunum gerçekleştirdi. Cumhuriyet Gazetesi Yazarõ Mahmut Gürer in konuşmacõ olarak katõldõğõ sunumu UISAK çalõşma grubu üyelerimizden Mete Göknel (CHE 69) yönetti. Türkiye Malezya olur mu? tartõşmalarõnõn en hararetli olduğu dönemde gerçekleştirilen sunumun õşõğõnda 5 yaşõndan itibaren türban takmaya başlayan kõzlarõn üniversitelere türbansõz girmelerinin tartõşõldõğõ Malezya nõn, Türkiye ile kõyaslanmasõnõ okuyucunun yorumuna bõrakõyoruz. Sunuma, Malezya nõn tarihçesini anlatarak başlayan Gürer, Malezya nõn 3 temel etnik yapõdan oluştuğunu belirterek: en kalabalõk etnik kitle unsurunu % 50 nüfus yoğunluğu ile Müslüman olarak tanõmlanan Malaylar õn, ikinci büyük etnik unsuru, % 35 lik nüfus yoğunluğu ile Budist olan Çinliler in, üçüncü büyük etnik kitleyi ise % 10 luk nüfus yoğunluğu ile Hindu dinine mensup Hintliler in oluşturduğunu anlattõ. 13 eyaletten meydana gelen ülkede kralõn, eyaletlerin oluşturduğu Sultanlar Konseyi tarafõndan 5 yõlda bir Malaylar õn arasõndan seçildiğini anlatan Gürer, son Kralõn esinin türbanlõ olmasõnõn ülkede, türbanlõ kraliçe olur mu? sorgusuyla çok tartõşõldõğõnõ, Kraliçenin türbanlõ olmasõnõ protesto eden muhalif hareketin, yemin törenine katõlmadõğõnõ, bunun ardõndan ülkede laiklik tartõşmalarõnõn hõzlandõğõnõ ve sonunda kralõn ülkede laikliğin tartõşõlmasõnõ yasakladõğõnõ söyledi. Ülkenin yargõ sisteminin çok-hukukluluğa dayandõğõnõ ifade eden Gürer, Müslümanlarõn şeriat hukukuna tabi olduğunu izah etti. şeriatla yönetilmeye başlandõğõnõ, Malezya İslami Gençlik Hareketi ABIM den gelen Enver İbrahim e, Malezya nõn Recep Tayyip Erdoğan õ olarak bakõldõğõnõ anlattõ. Ülkenin genelinde uygulanan yasaklar: 1- Müslümanlar kamuya açõk yerlerde içki içemiyor. 2- Oruç tutmayan Müslümanlar, erkekse hapis cezasõ, kadõn ise para cezasõ alõyorlar. 3- Kadõnlar açõk giyinmeleri durumunda, kamu ahlakõna zarar vermekten para ya da hapis cezasõna çarptõrõlabiliyor. 4- Basõn, kralõn yasaklamasõ nedeniyle laiklik hakkõnda yazõ yazamõyor. 5- Ülkede domuz satõşõ yasak. 6- Malezya Uluslararasõ İslam Üniversitesi, kõz öğrencilerin Müslüman olmasalar dahi mezuniyet törenine başörtülü katõlmalarõnõ şart koşuyor. 7- Yayõnlar ve Kuran-õ Kerim ile ilgili metinleri denetleme dairesi adli kurum, İslami anlayõşa ters düşen kitaplarõn yayõnlanmasõna izin vermiyor. Eğitim: Uluslararasõ İslam Üniversitesi ne YÖK denklik vermiyor. Ancak Türkiye deki cemaatler Malezya ya öğrenci götürmek için birbiri ile yarõşõyor. Ekonomi: Malezya nõn dõş etkenlerle İslamlaştõrõlmasõnõn nedenlerinden biri olarak ekonomik potansiyeli gösteriliyor. Ülke, 1989-1996 yõllarõ arasõnda % 8.5 luk büyüme oranõ ile dünyanõn en hõzlõ büyüyen ekonomilerden, biri olarak yorumlanõyor. Mahmut Gürer, yukarõda özetini aktarmaya çalõştõğõmõz sunumu gerçekleştirdikten sonra sohbet ortamõ içerisinde dinleyicilerin sorularõnõ cevapladõ. A.Füsun GÖNÜL (ECON 87) Gürer, İslam partisi PAS õn seçimleri kazandõğõ eyaletlerin, Aralõ k 2007 43
dernekten VİŞNELİK E DAVET L e-posta, web ve Tesis içi duyurularla üyelerimize iletilmektedir. okal İşletmemiz ve Etkinlikler Komitesince haftalõk ve aylõk etkinlikler planlanmakta ve bu etkinlikler Bültende yer almakta, sayfamõzda yayõnlanmakta, Sizlere ulaşmak için kullandõğõmõz araçlarõn başõnda web sayfamõz gelmektedir. Web sayfamõzdaki duyurular daha görsel ve ayrõntõlõ olduğu için sõk sõk web sitemizi ziyaret ederek yapacağõmõz veya planladõğõmõz etkinliklerden anõnda haberdar olmanõzõ istiyoruz. Yakõn bir gelecekte elektronik bir Vişnelikten Haberler gazetesiyle web ortamõnda Tesis ünitelerine rezervasyon yapma imkânõnõ üyelerimize sağlayacağõmõzõ umuyoruz. Ekim ve Kasõm aylarõnda yapacağõmõz bazõ etkinlikleri, Bültende yer alan Etkinlik İzlencesi nde ve Web sayfamõzda göreceksiniz. Bunlardan başlõcalarõnõ burada hatõrlatmak istiyoruz: Perşembe akşamlarõ çok beğenilen deniz ürünleri açõk büfesi Balõk Sofrasõ ve Salõ geceleri sõnõrsõz balõk õzgara geceleri Kõş aylarõ boyunca sürecek. Çarşamba geceleri ayda bir kez uluslararasõ mutfaklardan ve yine ayda bir kez yöresel mutfaklardan seçeceğimiz örneklerle açõk büfelerimiz ayõn diğer Çarşambalarõnda õzgara çeşitleri beğenilerinize sunulacak. İlk yöresel yemek için Malatya ve Yöresi, ilk Uluslararasõ yemek için de Hint Mutfağõ planlandõ. Yaz başõna kadar planladõğõmõz diğer etkinlikler sizlere iletilecektir. Vişnelik Salonu nda ve Bar 56 da temalõ gece ve partiler ayda en az iki kez olmak üzere planlanmaktadõr. Konserler, tanõnmõş sanatçõ ve bestekârlarõ anma geceleri, Caz, Blues gibi müzik gruplarõnõn konserleri, şiir/türkü geceleri sizlerin beğenisine sunulacaktõr. Ülkemizin bazõ seçkin sanatçõlarõyla (Vedat Sakman, Bülent Özdemir, Yaşar Özel gibi) ayda bir kez restoranõmõzda geceler düzenlemeyi planlamaktayõz. Üyelerimizin beğeneceği değişik canlõ müzik gruplarõ ile görüşmeler yapmaktayõz. Bu kapsamda Perşembe geceleri yapõlan Türk Sanat Müziği programlarõ ile konuklarõmõz keyifli bir ortamda bulunmanõn tadõnõ çõkarmaktadõr. Ayda iki kez üyelerimizi bir araya getirdiğimiz ODTÜ Hour ve Wine Hour larõ daha canlõ ve yüksek katõlõmlõ olarak organize 44 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
dernekten etmek istiyoruz. Bu nedenle ODTÜ Hour lara ODTÜ Bölümleri mezunlarõnõ, Wine Hourlara ODTÜ lülerin içinde bulunduğu firma ve kurumlarõ düzenli olarak davet etmek istiyoruz. İlk ODTÜ Hour a İnşaat Mühendisliği Bölümü ve mezunlarõnõ, ilk Wine Hour a da Aselsan da çalõşan ODTÜ lüleri ve çalõşma arkadaşlarõnõ davet ediyoruz. Diğer bölüm ve firmalarõ tarihleriyle Etkinlik İzlencelerinden ve üyelere e-posta duyurularõndan takip edebilirsiniz. Tüm bu etkinlikler pek çok kişinin yoğun çabalarõ ile gerçekleşmektedir. İşletmemiz personeli dõşõnda gönüllü üyelerimiz, çeşitli destekler aldõğõmõz kişi ve kuruluşlar, destekleyici firmalar, bize ürün ve malzeme tedarik eden firmalar ve diğerleri, hem zaman, hem emek hem de para harcayarak bu etkinliklerin gerçekleştirilmesinde bize yardõmcõ olmaktadõrlar. Dolayõsõyla bu çabalarõn karşõlõğõnda sizleri ve misafirlerinizi bu etkinliklere yoğun bir şekilde katõlmõş olarak görmek bizleri çok mutlu etmektedir. Başta restoranõmõz olmak üzere diğer bazõ etkinlikler için rezervasyon yaptõrmanõz bizlerin daha iyi hazõrlanmasõ ve sizlere daha iyi hizmet sunabilmemiz için çok önemlidir. Son bir yõl içinde, hafta içi tesis kullanõmõ, geçen yõllara göre % 50 den fazla artmõştõr. Hafta içi ve hafta sonu yüksek oranda rezervasyonlu çalõşmak, personel planlamasõ, servis/mutfak da yeterli ön hazõrlõklarõn yapõlabilmesi, haftalõk ve aylõk bütçelerin daha verimli, daha etkin yapõlabilmesini sağlamaktadõr. Üyelerimizin % 90 õndan fazlasõna elektronik ortamda ulaşabildiğimiz için e-posta yolu ile rezervasyon yaptõrõlmasõnõ önemle rica ediyoruz. Tüm rezervasyon, öneri ve bilgi edinme için visnelik@odtumd.org.tr adresine talebinizi iletmeniz yeterli. Rezervasyon teyidi hemen size bildirilecektir. Sizleri, aileniz ve dostlarõnõzla Vişnelik te daha sõk görmek dileğiyle. Ufuk ÇETİNTAŞ İşletme Müdürü Yeni Yõlõn barõş, sevgi ve mutluluk getirmesi dileğiyle 2008 e sevdiklerimizle, dostlarõmõzla birlikte Vişnelik te giriyoruz. Rezarvasyon için 0312 287 73 38 veya visnelik@odtumd.org.tr Aralõ k 2007 45
dernekten Arkeoloji Seminerleri Başlõyor Eğer insanlara alçakgönüllülüğü öğretmek istersek bakõşlarõmõzõ yõldõzlõ göğe çevirmemize gerek yok. Yalnõzca bizden önce gelmiş, bizden büyük olan ve bizden önce yok olan kültürlere bir göz atmamõz yeter. C.W. Ceram Üzerinde yaşadõğõmõz Anadolu coğrafyasõnda insanlõğõn binlerce yõl önce başlayan yaşam serüvenine, yeni dönem seminerlerimizle 19 Kasõm da tekrar eşlik etmeye, başlõyoruz. İlk kez geçen yõl Mart ve Nisan aylarõnda gerçekleştirdiğimiz arkeoloji seminerlerimizi ve öğrenmenin zevkini yaşadõğõmõz gezilerimizi bu yõl daha da zenginleştirerek üyelerimizin beğenisine sunuyoruz. Mezopotamya da bir ucunu Toros Dağlarõ na, diğerini Zağros Dağlarõ na veren Bereketli Hilal olarak adlandõrõlan bölgede yaşamõş Sümerler ile başlayacağõmõz Arkeoloji sohbetlerine, Akadlar ve Asur Ticaret Kolonileri Dönemi ile devam edeceğiz. Anadolu da en geniş yerleşim ağõna sahip olmuş ve uzun süre varlõğõnõ sürdürmüş olan Hitit Uygarlõğõnõn derinlerine ineceğiz. Daha sonra Klasik Arkeoloji döneminde Lydia Krallõğõnõ, İonia, Karia Kent Devletleri ni, Hellenistik dönemi ve Anadolu nun her köşesine eserlerini bõrakmõş olan Roma Uygarlõğõnõ, tüm efsaneleriyle keşfedeceğiz. Arkeoloji bilgilerimizi uygarlõklarõn merkezlerine, önemli eserler bõraktõklarõ bölgelere yapacağõmõz gezilerle pekiştireceğiz. İlk gezimizi 25 Kasõm 2007 Pazar günü Anadolu Medeniyetleri Müzesi ne yapacağõz. Gezi sonrasõnda, Kale de öğle yemeğimizi yerken sohbetimize devam edeceğiz. Arkeoloji Etkinlikleri Derneğimizde gerçekleştirilen Temel Arkeoloji Semineri nin açõlõşõ 16 Kasõm 2007 Cuma Günü saat 19.00 da Ankara Üniversitesi Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tunç Sipahi nin Anadolu ve Hititler konulu sunumu ile Vişnelik Salonu nda gerçekleştirildi. Anadolu nun en geniş ağõna sahip olmuş ve uzun süre varlõğõnõ sürdürmüş olan Hitit Uygarlõğõ ndan bahsedilen bu açõlõş sunumuna yaklaşõk 110 kişi katõldõ. Arkeolojiye giriş niteliğindeki söz konusu seminerin devamõ her pazartesi akşamõ 19.00-21.00 saatleri arasõnda Vişnelik te gerçekleştirilecektir. Bu seminerler, verilen derslere paralel olarak yapõlacak çeşitli gezilerle pekiştirilecektir. 2008 Şubat ayõnda; 2 günlük özel Suriye semineri sonrasõnda Mezopotamya ya kadar uzanõp Bereketli Hilal in sol ucunda yaşamõş uygarlõklarõ keşfedeceğiz, Suriye deki eski kentlerin sokaklarõnda o zamanlara döneceğiz. 15 16 Mart 2008 tarihlerinde; antik dünyanõn en zengin krallõklarõndan olan, erken tarihi, efsanelerle örülü Lydia Krallõğõ nõn izlerini APHRODISIAS, NYSA ve MAGNESIA antik kentlerinde süreceğiz. Aydõn Müzesi ni gezeceğiz. 30 Mart 2008 tarihinde tarihi Ulus semtini ve Roma Hamamõ nõ gezip, uzun bir yürüyüş yapacağõz. 2008 Nisan ayõnda Hitit İmparatorluğu nun başkenti HATTUŞA ya (Boğazköy), Alacahöyük e ve Çorum Müzesi ne yapacağõmõz geziler ile Orta Anadolu da uzun süre varlõğõnõ sürdürmüş olan bu uygarlõğõ yakõndan tanõyacağõz. 2008 Mayõs ayõnõn başõnda, dünyanõn en eski uluslararasõ ticaret merkezlerinden biri olan, Anadolu ile Mezopotamya arasõnda kurulan güçlü ticari ilişkilerin merkezi konumundaki Kayseri yakõnõndaki KANİŞ KARUM (Kültepe) bölgesini gezeceğiz. Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi nin değerli öğretim üyeleriyle etkileşim içerisinde sürdüreceğimiz sohbetlerimize, gezilerimiz sõrasõnda da devam edeceğiz. Öğrenerek gezmenin ve keşfetmenin keyfini bizlerle paylaşmak istiyorsanõz tarihin tozlu sokaklarõna yapacağõmõz gezintiye sizleri de bekliyoruz. Füsun AKTUĞ (ADM 83) Etkinlikler Komitesi etkinlik@odtumd.org.tr GEZİ: ANADOLU MEDENİYETLERİ MÜZESİNİ ZİYARET Doç. Dr. Tunç SİPAHİ GEZİ: EGE BÖLGESİ (Aphrodisias, Nysa, Aydõn Müzesi ve Magnesia Antik Kentleri) Doç. Dr. Musa KADIOĞLU GEZİ: HİTİT MEDENİYETİNİN MERKEZİNE SEYAHAT (Boğazköy, Alacahöyük, Çorum Müzesi) Doç. Dr. Tunç SİPAHİ GEZİ: ANKYRA - ULUS Doç. Dr. Musa KADIOĞLU GEZİ: KAYSERİ KÜLTEPE Doç. Dr. Tunç SİPAHİ GEZİ: SURİYE Doç. Dr. Tunç SİPAHİ 46 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169
dernekten Aluç Dağõ ODTÜ de okumak üzere geldiğim Ankara da, 10. yõlõmõ tamamlamama rağmen burada gördüğüm tek ormanlõk alan okulun kampüsüydü. Şehirden kaçmak için her fõrsatta kendimizi Eymir e ya da kampüsün çimenlerine atar, bir denizi bile olmayan Ankara ya söylenirdik. Mezunlar Derneği nin düzenlediği Aluç Dağõ etkinliği ile ilk defa bir doğa yürüyüşüne katõldõk ve Ankara yõ ne kadar küçümsemiş olduğumuzun farkõna vardõk. Yürüyüş için özel alõnmõş botlarõmõz ya da giysilerimiz yoktu; parkuru tamamlayabileceğimizden bile şüphe duyarak kaydõmõzõ yaptõrdõk. Ormana adõmõmõzõ atar atmaz tüm kaygõlarõmõz geride kaldõ. Sonbaharõn en güzel günlerinden biriydi. Patika bir yolda başlayan yürüyüşümüz, güneşin dallar arasõndan süzüldüğü çam ormanõnõn içinde ilerlerken daha da keyifli bir hal aldõ. Kozalaklar, çam iğneleri ve yeşil, kahve renkli yosunlarla kaplõ taşlarõn üzerinden, ormanõ içimize çekercesine derin nefesler alarak tepeye doğru tõrmandõk. Öğlene doğru yemek ve dinlenmek için yaklaşõk bir saatlik bir mola verdik. Bizler tostlarõmõzõ yerken, rehberler yanlarõnda getirdikleri ocakta ton balõklõ bulgur pilavõ yapõp bir de üzerine çay demlediler... Pilavõ evde bile yapmayan ben, kendimden utandõm. Yürüyüşün ikinci etabõnda alõç ve kuşburnu toplayarak inişe başladõk. Kuşburnunu yemekle yetinmeyip bitki çayõ olarak değerlendirmek üzere bir kõsmõnõ yanõmõza almayõ da ihmal etmedik. Sonbaharõn toprak yollara dökülen yapraklarõ üzerinde doğanõn renklerine ve güzelliğine hayran kalarak, yürüyüşümüzü küçük bir köyde tamamladõk. Şehirdeki hayatlarõmõza geri döndük ama aklõmõz ormanda kaldõ... Nefes aldõğõmõzõ hissedebilmek için yeniden, kozalaklar üzerinde yürüyeceğimiz günü bekliyoruz. Nilhan ÇİFTÇİ (GEOE 02) THBT ANKARA FOSİL KOROSU VİŞNELİK TE! Sevgili Dostlar, 2007-2008 dönemi Ankara Fosil Korosu çalõşmalarõna 30 Eylül 2007 Pazar günü ODTÜ Mezunlarõ Derneği Vişnelik tesislerinde başlamõştõr. Çalõşmalarõmõz özel durum ve günler dõşõnda her Pazar saat 14.00 16.00 arasõnda Vişnelik tesislerinde yapõlacak ve çalõşmalar genel ortama duyurulmaya devam edecektir. Ağamõzõn nezdinde, türkü seven tüm THBT li dostlarõmõzõ, Fosil korosu çalõşmalarõna davet ediyoruz. THBT Fosil korosu çalõşmalarõnõ şu ana kadar olduğu gibi ezgilerimizi sahip olduğumuz değerlere bağlõ kalarak, doğru ve aslõna uygun olarak çalõnõp söylenmesi prensibine dayalõ olarak sürdürmektedir ve sürdürecektir. Bu amaca yönelik olan çalõşmalarõmõza katõlacak olan her ses, her saz bizim için farklõ bir renktir. Her yõl yaptõğõmõz temalõ gösterilerimiz için, seçilen konuya yönelik repertuar çalõşmalarõ, çalõştõrõcõlarõmõz ve senaryo ekipleri tarafõndan eş zamanlõ olarak sürmektedir. Bu arada haftalõk çalõşmalarõmõz için seçtiğimiz veya seçeceğimiz türküler, koro ve koro sazlarõndaki arkadaşlarõmõzõn da fikirleri alõnarak belirlenmektedir. Şu ana kadar çalõştõğõmõz türküler; Erenler Cemine Her Can Giremez, Dinle Sana Bir Nasihat Edeyim, Aşağõdan Gelir Omuz Omuza, Burçak Tarlasõ. Hepinizi çalõşmalarõmõza bekliyor sevgi ve saygõlarõmõzõ sunuyoruz. 2007-2008 Dönemi Halk Müziği Marabalõğõ Aralõ k 2007 47
100 YTL ye okul Hõzla Gelişen Projemiz! D eğerli ODTÜ Mezunlarõ. Sizlerin yoğun ilgi ve destekleriyle 100 YTL ye Okul Projemiz hõzla büyümeye ve gelişmeye devam ediyor. Her geçen gün bir adõm daha yaklaştõğõmõzõ hissediyoruz okulumuza... Henüz tanõmadõğõmõz küçük kardeşlerimizin okuluna... Bizim okulumuz, onlarõn okulu! Her yeni günde bizim okulumuz diyen gönüllülerin sayõsõ artõyor. Ve BİZ okul yaptõrma sevdasõnõ paylaşan birkaç kişi değil kocaman bir aile ve o ailenin sõcaklõğõnõ hisseden sayõsõz gönüllüler olduğumuzu farkediyoruz. Artõk sayõlamayacak kadar çok gönüllüyüz hem yurt içinde hem yurt dõşõnda hem yerli hem yabancõ. Projemizi Vişnelik stand etkinliği çalõşmalarõmõz sõrasõnda tanõyan Almanya dan bir gönüllümüz: Siglinde Ludecke. Ülkesine döndüğünde masum ve güzel bir çağrõya uyarak yaptõğõ azõmsanamayacak bağõş ve üstüne projemize gönderdiği mektup, projemizin sõnõrlarõ nasõl aştõğõnõn çok önemli ve bir o kadar da anlamlõ göstergesidir. Evet, anlamlõ! Çünkü böylesine güçlü bir yardõmõn haklõ güvenini, bu ülkeyi ve insanlarõnõ çok az bilen biri tarafõndan kazanmõş olmak bizleri çok duygulandõrdõ. Doğru yolda emin adõmlarla gittiğimize dair inancõmõzõ bir kez daha doğruladõ. Kendisine, tüm 100 YTL ye Okul Projesi Gönüllüleri olarak bir kez daha teşekkür ediyoruz. Her gün yeni bir gündü projemiz için. Her gün bir şeyler yapõlmalõydõ. Çünkü zaman işliyordu. Eğitimin sonsuz õşõğõ altõnda, aydõnlanmayõ bekleyen yaşamlar, bize uzaklardan bir yerlerden sesleniyordu, duyuyorduk onlarõ! İşte, bizler de bu düşünceler ile düştük yollara... Büyük ODTÜ Buluşmasõ na, Ulu Önder Atatürk ün Cumhuriyeti ilan edişinin 84. yõlõnõ kutladõğõmõz o güzel buluşmaya katõlmak üzere vardõk Antalya ya. Yüzümüz güldü. Umutlarõmõz çoğaldõ. Çünkü bizlere içten bir şekilde Merhaba diyen onlarca ODTÜ mezunu ile tanõştõk. Onlarõn projemiz hakkõndaki olumlu düşünceleri heyecanõmõza heyecan kattõ, uyarõlarõ kulaklarõmõza küpe oldu. Sõcak ilgileri ve bize projemizi tanõtma fõrsatõ sunduklarõ için Başta Rektörümüz Prof. Dr. Ural Akbulut olmak üzere, ODTÜ Mezunlarõ Derneği Antalya Şubesi ne, organizasyon komitesine, diğer ODTÜ Mezun Derneklerinine ve tabi ki katkõlarõnõ esirgemeyen tüm katõlõmcõlara teşekkürlerimizi sunup, kucağõmõzda 100 e katladõğõmõz umudumuz ve heyecanõmõzla evimize döndük. Sizlerle paylaşmak istediğimiz bir diğer gelişme de mimari projemizde geldiğimiz durumdur. 8.11.2007 tarihinde, Vişnelik teki olağan toplantõmõzda gönüllü mimarlarõmõz yoğun ve titiz çalõşmalarõnõn bir ürünü olan okulumuzun avam projesini sundular. Evet, şimdiye kadar hep zihnimizdeki görüntüsüyle tanõmladõğõmõz okulumuzun gerçek görüntüsü tam karşõmõzdaydõ. ODTÜ deki yapõlaşmaya uygun ve aynõ zamanda özgün mimarisiyle göz kamaştõrõyordu. Toplantõ katõlõmcõlarõ olarak heyecanlanmamõzõ sağlayan bu mimariye sizler de bir tõk kadar yakõnsõnõz (www.okulayuzverin.org). Önümüzdeki sayõlarda mimari projemizle ilgili daha detaylõ bilgiler vereceğiz. Bizleri daha yakõndan tanõmak, yaptõklarõmõzõ daha detaylõ bir biçimde incelemek, bir coşkuyla, cocuksu bir heyecanla çõktõğõmõz, keyifli olduğu kadar zor, zor olduğu kadar önemli bu yolda bize yoldaş olmak isterseniz aramõza katõlmanõzdan çok büyük mutluluk duyarõz. Güncellemek ve yeni özelliklerle donatmak üzere olduğumuz internet sitemize (www.okulayuzverin.org) tõklayõp e-posta gruplarõmõza üye olabilir, her Perşembe Vişnelik te yaptõğõmõz toplantõlara katõlabilir, organizasyonumuzda ve etkinliklerimizde yer alabilirsiniz. Özellikle önümüzdeki süreçte aynõ yardõmlar konusunda atmamõz gereken önemli adõmlar olacak. Bu adõmlarda bize destek olabilir, değerli fikirlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz. Okulumuzu yaparken daha fazla tanõşmak ve daha fazla paylaşmak ümidiyle. 100 YTL ye Okul Projesi katõlõmcõlarõ adõna, Devrim KAYNAR 48 ODTÜLÜLER BÜLTENİ - 169