Tarihî Atmosfer 16. yüzyılda Osmanlı Devleti her alanda üstün, kendine güvenen büyük bir devlettir. 17. yüzyılda ise Batı nın rönesans ve reform atılımları sonucu bir derece ilerlemesi sonucu Osmanlı-Avrupa arasında bir denge oluşmuş durumdadır. Ancak 18. yüzyıla gelindiğinde Avrupalılar ilerlemeye, Osmanlılar ise gerilemeye başladılar. Osmanlı Devleti, Avusturya ve müttefiklerine yenilip 1699 da yaptığı Karlofça Barış Antlaşması yla birlikte toprak kaybetmeye ve Batı karşısında gerilemeye başladı. Bundan sonraki dönemler hep devletin yeniden eski şevketli günlerine tekrar nasıl kavuşturulacağı hususundaki gayretlerle geçer. Zamanla devletin kurtuluşu için, Batı nın üstünlüğünü kabul edip ondan istifade etmekle mümkün olabileceği düşüncesi yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu dönemden itibaren bazı devlet adamları ülkenin yeniden ilerlemesi, kalkınması ve gelişmesi için Batılılaşmayı bir zorunluluk olarak görmeye başlarlar ve günümüze kadar süren muasır medeniyet seviyesini yakalama hatta aşma teşebbüsleri devam edegelir. Islahat ve Batılılaşma çalışmalarımız hep bu gayeye yöneliktir. Padişah Üçüncü Ahmet (1703-1730) ve sadrazamı Nevşehirli İbrahim Paşa nın hüküm sürdüğü Lale Devri nde (1718-1730) ilk defa Avrupa ya elçi gönderilip Batı yı iyice gözlemleyerek faydalı olan bilgileri aktarmaları istenmiştir. 1720 de Fransa ya elçi olarak gönderilen Yirmisekiz Çelebi Mehmet, Sefaretname-i Fransa (1721) adlı eserinde Batı yla ilgili gözlemlerini aktarır. Bu eserle Osmanlılar ilk defa Batı yla ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olurlar. Babasıyla birlikte Fransa ya giden Yirmisekiz Çelebi Mehmet in oğlu Said Mehmed Efendi, ülkeye döndükten sonra İbrahim Müteferrika ile birlikte 1727 de İstanbul da ilk Türk matbaasını kurar ve kitap basımına başlar. Böylece Batı dan ilk teknoloji transferi gerçekleşerek Osmanlı nın Batılılaşma süreci başlamış olur. Üçüncü Selim (1789-1807) Dönemi nde hem askerî hem de başka alanlarda yapılan yenileşme ve ıslahat çalışmalarının genel adı Nizam-ı Cedit tir. 1793 te Yeniçeri Ocağı 3
4 Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı yerine Batılı usulde Nizam-ı Cedit adlı orduyu kurdu. Ordunun hem teknik donanımı hem eğitim sistemi Fransız modeline uydurulmaya çalışıldı. İkinci Mahmut (1808-1839) Dönemi nde daha önce 1806 da başlayan Osmanlı-Rus savaşı sürmekteydi. Daha sonra Vahhabi isyanı (1812), Eflak ve Boğdan İsyanı (1820), Mora İsyanı (1821) çıktı. Mora isyanıyla Yunanlılar bağımsızlıklarına kavuştular. 1830 da Cezayir Fransızlar tarafından işgal edildi. Ayrıca devleti uzun süre uğraştıran Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa nın isyanı patlak verdi (1831-1840). Bütün bu problemlerin üstesinden gelebilmek için İkinci Mahmut, devlet içinde merkeziyetçi bir idarî yapı tesis etmeye ve daha köklü ıslahatlar yapmaya çalıştı. 15 Haziran 1828 de Yeniçeri Ocağını kesin olarak kaldırarark yerine Nizam-ı Cedit gibi Avrupaî tarzda Asakir-i Mansure-i Muhammediyye adında bir ordu kurdu. Bu dönemde yapılan başlıca yenilikler şunlardır: Defterdarlık kaldırılıp maliye bakanlığı kuruldu. Kılık İkinci Mahmut kıyafet konusunda birtakım değişikliklere gidildi. Nüfus sayımı yapıldı ve posta işletmeciliğine geçildi. İlköğretim mecburiyeti getirildi. Tıbbiye, Harbiye gibi okullar açıldı. Tahsil için Avrupa ya öğrenci gönderildi. Takvim-i Vekayi adında ilk Türkçe gazete çıkarıldı (1831). İplik, fes, dokuma gibi alanlarda fabrikalar kuruldu. Halk sağlığı konusunda birtakım önlemler alındı. Tanzimat Dönemi ne gelinceye kadar Batılılaşma, daha çok ordunun ıslahı ve Batılı ordu sisteminin taklit edilmeye çalışılması doğrultusunda gelişmiştir. Tanzimat Dönemi ndeki Batılılaşma ise parça parça birtakım yenilikler şeklinde değil, askerî, teknik, hukuki, kültürel, siyasi, sosyal her alandaki yenileşmenin radikal bir program hâlinde sunuluşudur. Tanzimat Dönemi (1839-1876) Tanzimat, tanzim kelimesinin çoğuludur ve düzenlemeler, ıslahat, yeniden yapılanma, reformlar gibi anlamlara gelir. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti, Batı nın bilimsel, teknolojik, ekonomik, askerî ilerlemeleri karşısında geri kalmıştı. Savaşlarda yeniliyor, yapılan anlaşmalarda ciddi anlamda toprak kaybetmeye başlıyordu. Osmanlı Devleti nin her alandaki bu zayıf durumundan yararlanmak isteyen emperyalist Batılı devletler, özellikle İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı Devleti ne bağlı Müslüman olmayan unsurları tahrik ediyordu. Onları himayesi altına alıyor ve Osmanlı Devleti nden ayrılıp bağımsız birer devlet hâline gelmeleri için her türlü oyunu oynuyordu. Bu doğrultuda Batı dünyası ya da Hristiyan emperyalist Batı, hasta adam olarak gördüğü Osmanlı Devleti ni bölüp parçalamayı; sonra da bu parçaları kendisine sömürge yapmayı planlamıştı. Nitekim bu plan doğrultusunda çalışıyordu.
Prof. Dr. Nurullah Çetin 5 Zamanın (1838) hem Londra elçiliği hem de Dışişleri Bakanlığı görevlerinde bulunan Mustafa Reşit Paşa, İkinci Mahmut un ölümü üzerine 1 Temmuz 1839 da 17 yaşında tahta çıkan yeni padişah Abdülmecit e biat etmek üzere yurda döndü ve Batı hakkında bilgi vererek yeni bir ıslahat programının yürürlüğe konması konusunda onu ikna etti. Padişahtan aldığı buyrukla Tanzimat Fermanı nı hazırladı. Kaleme aldığı fermanı 3 Kasım 1839 da bugünkü Gülhane Parkı nda okudu. Mustafa Reşit Paşa, Paris ve Londra elçiliklerinde bulunmuş ve Avrupa yı yakından tanıma ve Batılı ülkelerin Osmanlı Devleti yle ilgili politikalarını anlama imkânına sahip olmuştu. Rusya nın tehlikeli düşmanlığı ve Mehmet Ali Paşa nın başımıza sardığı Mısır gailesi (1831-1841) yüzünden Osmanlı yöneticileri sırtlarını Avrupa devletlerine dayama gereği duymuşlar ve bir anlamda bu devletlerin dayatmasıyla Tanzimat Fermanı nı ilan etmek durumunda kalmışlardır. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa nın isyanına Fransızlar destek verdiklerinden Mustafa Reşit Paşa İngiltere ye yanaşarak bu devletin dostluğunu kazanmaya çalıştı. Fermanın ilanıyla birlikte Avrupa devletleri Osmanlı Devleti ni kendi aralarına almayı kabul ettiler. Mısır meselesini Avrupa davasına dönüştürdüler. 1840 Londra Muahedesiyle Avrupalı devletler, İbrahim Paşa ya ültimatom verdiler, arkasından fiilî bir müdahale ile istila ettikleri yerlerden geri çekildiler. Mustafa Reşit Paşa, Tanzimat Fermanı nı da bir Mustafa Reşit Paşa anlamda Batı dan aldığı destekle hazırladı. Tanzimat Fermanı Osmanlı Devleti nin Batı dünyası karşısında her alandaki gerileyişini durdurmak için Türk siyasetçileri, bürokratları ve aydınları çare aramaya başladılar. Bunların önde gelenlerinden birisi olan Mustafa Reşit Paşa, Dışişleri bakanı iken Gülhane Hatt-ı Hümayunu diye bilinen Tanzimat Fermanı nın metnini hazırladı. Bunu devrin padişahı Abdülmecit e kabul ettirerek 3 Kasım 1839 tarihinde ilan edilmesini sağladı. Bu fermanla Osmanlı Devleti, bir bakıma resmen Batılı bir yola girmeye başladı. Devlet işlerini ve siyasetini düzenlemeler paketi olan bu fermanda başlıca şu maddelere yer verildi: 1. Müslüman olsun veya olmasın her vatandaş, kanun önünde eşittir. 2. Bütün vatandaşların can, mal ve namus güvenliği sağlanacaktır. 3. Vergiler, adaletli bir şekilde alınacaktır. 4. Mahkemede yargılanmadan kimse suçlu sayılıp cezalandırılamayacaktır. 5. Askerlik süresi herkes için eşit olacaktır. 6. Devlet işlerinde rüşvet alıp vermek kesinlikle yasak olacaktır.
6 Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı Başlıca bu ve bunlara benzer hükümlerle Osmanlı Devleti nde yeni bir devir açılmıştı. Batılı anlamda yeni bir yönetim anlayışı ve yeni bazı kurumlar oluşmaya başladı. Bu ferman, bir anlamda devletin içinde bulunduğu iç ve dış bunalımlardan kurtuluşu için Batı dan alınan, Batılı devletlere benzemeyi esas alan, yeniden yapılanma programıydı. Osmanlı Devleti, 1299 dan beri içinde yer aldığı Doğu İslam medeniyetinden çıkıp Batı medeniyetine girme kararını ortaya koyuyordu. Yapılmak istenen medeniyet, kültür, zihniyet, rejim değişikliğiydi. Ancak bu değişim, tabandan halkın kendi iradesiyle değil, bir kısım yöneticilerin tepeden dayattıkları bir inkılaptı. Fermanda genel olarak şu hususlar vurgulanıyordu: Fermanın girişinde Osmanlı Devleti nin şeriata uyduğu ve bağlı kaldığı sürece ilerlediği ve geliştiği, şeriata bağlılığını yitirdiği sürece de gerilediği belirtiliyor ve devletin yeniden güçlenmesi ve ilerlemesi için yeni kanunların konulması ve tedbirler alınması gerektiği ifade ediliyordu. Sultan Abdülmecit Tanzimat Fermanı nı ilan eden bir kısım yönetici, düzenlemelerin halk tarafından tepkiyle karşılanmaması için çok ihtiyatlı davranmışlar ve bu reformları halka şeriatın hükümden düşmüş, unutulmuş ilkelerinin yeniden diriltilmesi olarak sunmuşlardır. Ayrıca bir tedbir olarak da oluşturdukları Batılı kurumların yanında eski kurumların devamına da izin vermişlerdir. Mesela mektep açarken medreseye dokunmamışlardır. Yeni nizamî mahkemelerle birlikte eski şeriat mahkemeleri de varlıklarını sürdürmüşlerdir. Sarayın yanında Babıalî de devlet yönetiminde etkin hâle getirildi.
Prof. Dr. Nurullah Çetin 7 Tanzimat Fermanıyla şu reformlar öngörüldü: 1. İdarî Reformlar: İkinci Mahmut Dönemi nde oluşturulan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye bir anlamda parlamento vazifesi görmüş ve aldığı kararları padişahın onayından sonra kanunlaştırmıştır. Batı dan yararlanarak ticaret, memurlar ve ceza kanunları yapıldı. 2. Ekonomik Reformlar: Herkesin servet ve gücüne göre vergi alınacak. Daha önce zenginler ve Hristiyan din adamları servetlerine oranla daha az vergi veriyorlardı. Ancak bu ilke tam olarak uygulanamamıştır. Kimsenin malının müsadere edilmeyeceği; böylece mal güvenliğinin sağlanacağı ilan edildi. Daha önce devletin yüksek memuriyetlerinde görev yapan zenginlerin malları ve meskenleri genellikle görev bitiminde müsadere ile alınabiliyordu. Bundan korkan birçok kişi mallarını vakfetmek durumunda kalıyordu. Devlet yöneticilerinden, zenginlerden ve tanınmış kimselerden biri ölünce mirasının bir kısmı varislerine, bir bölümü de devlet hazinesine bırakılırdı. Müsadere bazen kişinin sağlığında da oluyordu. Bu uygulama Fatih Sultan Mehmet Dönemi'nde başlamıştı. Tanzimat la bu müsadere uygulamasına son verildi. 3. Adliye Alanında: Osmanlı Devleti nde münferit de olsa zaman zaman İslam a aykırı bir uygulama olarak padişah sadrazamları, sadrazam diğer önde gelen devlet adamlarını, onlar da daha alt seviyedeki devlet memurlarını muhakeme edilmeksizin idama gönderebiliyorlardı. Fermanla mahkeme yapılmadan ceza verilemeyeceği ilan edildi ve böylece can güvenliği garanti altına alınmıştı. Asliye ve Ticaret Karma mahkemeleri kuruldu. Şeriat mahkemeleri de varlıklarını devam ettirdiler. Hristiyanların şahitliği kabul edildi. 1840 ta Ceza kanunu çıkarılarak mal, can, ırz emniyeti sağlanmaya çalışıldı. 4. Askerlik Alanında: Askerliğin ömür boyu değil, sıra usulüyle yapılacağı kararlaştırıldı. Daha önce toplanan gençler askere götürülür ve ne zaman dönecekleri belli olmazdı. Yeni kanunla askerlik süresi 5 yıl olarak belirlendi. 5 yılın sonunda da her yıl 1 ay talim görmek üzere yedek askerlik demek olan redif sınıfına alınır oldular. Askerlikle yalnız Müslüman olanlar yükümlüydüler. Diğer dinlerden olan azınlıklar askerlik yapmazlardı. Hristiyanlar zimmî kabul edilip askerlik yapmıyorlar, ticaret ve zenaatla uğraşıyorlardı. Türkler çiftçilik ve askerlik yapıyorlardı. Bu durum dengesizliğe sebep oldu ve Hristiyanlar daha imtiyazlı, daha rahat yaşıyordu. Hristiyanlar askere alınmaya tepki gösterince onlar için askerlik bir süre ertelendi. Tanzimat Fermanı yla kabul edilen ilkelere padişahın da uyacağının ilan edilmesiyle birlikte ilk defa padişah keyfî davranışlarını kanunlarla sınırlandırma sözü veriyor ve vatandaş hukukunun gözetilmesiyle de Fransız İhtilali nin ilkeleri bir ölçüde benimsenmiş oluyordu.
8 Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı 5. Eğitim Alanında: Fermanda ilke kararı olmamasına rağmen bu dönemde eğitimle ilgili bir takım yenilikler de yapılmıştır. Batı tarzında açılan modern okullar Maarif-i Umumiye Nezaretine (Genel Eğitim Bakanlığı) bağlıydı. Askerî okullar seraskerin (bir bakıma Millî Savunma Bakanı), medreseler de şeyhülislamın kontrolü ve talimatı altındaydı. 18 Temmuz 1851 de Fransız Akademisi tarzında Mehmet Şerif Efendi başkanlığında Encümen-i Daniş kuruldu. Bu kurula, Darülfünun (Üniversite) da okunan dersler için kaynak kitap hazırlama görevi verildi. Kurulun başlıca üyeleri şunlardı: Mustafa Reşit Paşa, Ali Paşa, Fuat Paşa, Hayrullah Efendi (ikinci başkan), Şeyhülislam Arif Hikmet, Sami Paşa, Suphi Paşa, Behçet Molla, Hoca İshak Efendi, Ahmet Cevdet Efendi (Paşa), Ahmet Vefik Paşa, Yesarizade İzzet Efendi. Avusturyalı tarihçi Hammer ve İngiliz Redhouse de fahrî üyeler arasındaydı. On yıl sonra bu kurul lağvedilmiş; yerine 1861 de Cemiyet-i İlmiyye-i Osmaniyye (Osmanlı Bilim Derneği) kurulmuştur. Bu cemiyet, Mecmua-i Fünun u yayımlamıştır. 6 Ocak 1859 da Kız Rüşdiyesi (Kız ortaokulu), 26 Nisan 1870 te Darülmuallimat (Kız öğretmen okulu), 1877 de Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fakültesi), 1868 de Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi) açıldı. 1875 ten itibaren taşrada idadî (ortaokul) ler açılmış, 1891 de Darülmuallimin-i Aliye (Yüksek Öğretmen Okulu) faaliyete geçmiştir.