Hücre içi sinyal iletimindeki iþlevsel bozukluklar



Benzer belgeler
İ. Ü İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Prof. Dr. Filiz Aydın

HORMONLAR VE ETKİ MEKANİZMALARI

Büyük oranda hayvan araþtýrmalarý ve in vitro

Psikofarmakolojiye giriş

Talamokortikal İlişkiler, RAS, EEG DOÇ. DR. VEDAT EVREN

Hücre reseptörleri. Doç. Dr. Çiğdem KEKİK ÇINAR

SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi vücutta, kas kontraksiyonlarını, hızlı değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder

Anksiyete ve stres tepkisinde iyonotropik glutamat reseptörlerinin rolü ve tedavi seçenekleri. Doç. Dr. M.Murat Demet

Santral Sinir Sistemi Farmakolojisinin Temelleri. Yrd.Doç.Dr. Önder AYTEKİN

Nikotinik Asetilkolin Reseptörlerinin Farmakolojisi. Dr. Vahide Savcı. Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AD

Nöron uyarı gönderdiğinde nörotransmitterleri barındıran keseciklerin sinaptik terminale göçü başlar.

FTR 231 Fonksiyonel Nöroanatomi. Sinapslar. yrd.doç.dr. emin ulaş erdem

ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ. Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD

Hücreler Arası Sinyal İletim Mekanizmaları

Uyku Nörofizyolojisi. Dr.İbrahim Öztura DEÜTF Nöroloji AD & DEÜH Uyku bozuklukları ve Epilepsi İzlem Merkezi

HÜCRE SĠNYAL OLAYLARI PROF. DR. FATMA SAVRAN OĞUZ

Major depresyonun ve diðer depresif bozukluklarýn

Hücrelerde Sinyal İletimi ve İletişim

Sinir Dokuda Aracı Maddeler (mediatörler)

Nöronal Plastisite Paneli

ÜNİTE 11 HÜCRELERDE İLETİŞİM

HORMONLAR. Hormon Biyokimyası. Hormonların yapıları. Hormonların etkileri 1/30/2012. Prof.Dr.Dildar Konukoğlu

HÜCRELERARASI İLETİŞİM

Uykunun Temel Mekanizmaları ve Uyku Nörofizyolojisi..Dr.Zerrin.Zerrin Pelin Pendik Devlet Hastanesi Uyku Bozuklukları Birimi

Romatoid Artrit Tedavisinde MAP Kinaz İnhibitörleri MAP Kinase Inhibitors in Rheumatoid Arthritis Prof Dr Salih Pay 12 Mart 2011

Bir ruhsal belirti olarak ağrı

DİNLENİM MEMBRAN POTANSİYELİ. Prof. Dr. Taner Dağcı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ab. D.

Nörotransmitter. nörotransmitterler presinaptik. uçta sentezlenir. istisnası peptit transmitterlerdir ve bunlar nöron somasında sentezlenir.

Elektrokimyasal İleti II

KAS SİNİR KAVŞAĞI. Oğuz Gözen

Hücre Yüzey Reseptör Çeşitleri

Dopamin. n Motor striatumdaki dopaminerjik innervasyon: SNpcompacta A9 hücre grubu

Beynin nasýl çalýþtýðý ile ilgili bilgilerimiz son yýllar

GLİKOLİZİN KONTROLU Prof. Dr. İzzet Hamdi Öğüş

MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN

DENEYSEL RATLARDA ATOMOKSETİN VE OMEGA 3 ÜN SERUM ÇİNKO VE BAKIR DÜZEYLERİ ÜZERİNE ETKİSİ. Prof. Dr. Mevlüt Sait KELEŞ

Metabotropik Glutamat Reseptör Modülatörleri ve Anksiyete. Dr. Şule Gök. Celal Bayar Üniversitesi Farmakoloji Anabilim Dalı Manisa

Tepki Örüntüleri Olarak Duygular Duyguların İletişimi Duyguların Hissedilmesi

NÖROTRANSMİTTERLER Uyarılma ve uyarının iletimi (Mg2+-bağımlı Na+/K+-ATPaz) (Mg2+-bağımlı Na+/K+-ATPaz),

Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler

SİNİR R S İSTEMİ EGZE Z RS R İZ

SİNİR SİSTEMİ. Prof. Dr. Ünsal ÇALIŞ.

Merkezi Sinir Sistemi İlaçları

Konuşma kapsamındaki içerikle, çıkar çatışması yaratacak herhangi bir durumumun olmadığını bildiririm. Zafer Gören

ŞİZOFRENİDE HİSTAMİN. Dr. Özmen METİN Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.

Referans:e-TUS İpucu Serisi Biyokimya Ders Notları Sayfa:368

Dopamin tirozinden sentez edilir (Kayaalp

Farmakodinamik. Prof. Dr. Öner Süzer Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalı

PSİKOFARMAKOLOJİ 3. Antipsikotikler Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül. HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar.

MAJÖR DEPRESYON HASTALARINDA TAM UYKU YOKSUNLUĞUNUN SERUM BEYİN KAYNAKLI NÖROTROFİK FAKTÖR DÜZEYİNE ETKİSİ

SİNİR SİSTEMİ. Hazırlayan: Yrd.Doç.Dr. Yosun MATER

Dr.İbrahim Öztura Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Nörofizyoloji Bilim Dalı & DEÜHastanesi Epilepsi ve Uyku Merkezi

HÜCRELER ARASI HABERLEŞME VE İLETİŞİM

Dersin Amacı. Başlıca hücresel sinyal yolaklarının öğrenilmesi Sinyal yolaklarının işlevleri hakkında bilgi sahibi oluynmasıdır.

Sinir Sistemi. Prof. Dr. Taner Dağcı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ab. D.

UYARILMA VE UYARININ İLETİMİ

PSİKİYATRİK HASTALIKLARDA ALTERNATİF VE DESTEKLEYİCİ FARMAKOLOJİK TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

BÖLÜM I HÜCRE FİZYOLOJİSİ...

24 Antidepresanların Etki Düzenekleri ve Önemi

Otonom Sinir Sistemi - II. Dr. Ersin O. Koylu EÜTF Fizyoloji Ab. D.

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı OTONOM SİNİR SİSTEMİ. Dr. Sinan CANAN

Kanser Tedavisi: Günümüz

TRANSLASYON ve PROTEİNLER

SĐNAPTĐK POTANSĐYELLER

Ýnsanlýk tarihi kadar eski olan depresif bozukluðun. Depresyon Etiyolojisi. Özet

SİNİR SİSTEMİ. Duyusal olarak elde edilen bilgiler beyne (yada tam tersi) nasıl gider?

SİNİR SİSTEMİ. Santral Sinir Sistemi. Periferik Sinir Sistemi

m3/saat AISI

ANKSİYETE BOZUKLUKLARINDA ANTİEPİLEPTİKLERİN KULLANIMI

Beynin Anatomik Açıdan İncelenmesi ve Beyin Sisteminin İşleyişi

Sinaptik İleti DOÇ. DR. VEDAT EVREN

Hücre. 1 µm = 0,001 mm (1000 µm = 1 mm)!

GLİKOJEN METABOLİZMASI

NÖROBİLİM ve FİZYOTERAPİ

Ýntiharýn Nörobiyolojisi #

GLİKOJEN FOSFORİLAZ HAZIRLAYAN: HATİCE GÜLBENİZ ( ) Prof. Dr. Figen ERKOÇ GAZİ EĞİTİM FAKÜLTESİ GAZİ ÜNİVERSİTESİ

2 tip düz kas vardır: 1. Viseral düz kaslar. (mide, barsak, üreter, damarlar) 2. Çok üniteli düz kaslar (iris kasları, piloerektör kaslar)

Olgu Sunumlar /Case Reports D. Gürp nar, A. Erol, L. Mete. Depresyon ve Nöroplastisite. varsay m, depresyonun santral sinir sisteminde nöronal

100. Aşağıdaki ilaçlardan hangisi, bipolar (manik depresif) bozukluğun tedavisinde öncelikli bir seçenek değildir?


Hücre Sinyal İletimi

Prof. Dr. Hamdi ÖĞÜŞ Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı, LeJoşa, KKTC

Yeme Bozukluklarýnda Beyin Görüntüleme Yöntemleri

FEN BÝLÝMLERÝ. TEOG-2 DE % 100 isabet

NF 1 li Hastalarda Mental Gelişim ve İlişkili Sorunlar

Major Depresif Bozukluk

İnsan Cinsel Yaşantısının Psikofarmakolojisi

Depresyon ve biyolojik belirteçler: Sitokinlerin rolü

2013 NİSAN TUS DAHİLİYE SORULARI

7. Yarıyıl Farmasötik Kimya Prof. Dr. İlkay YILDIZ

Doksorubisin uygulanan PARP-1 geni silinmiş farelerde FOXO transkripsiyon faktörlerinin ekspresyonları spermatogenez sürecinde değişiklik gösterir

Beyin Dalgaları-Uyku-Epilepsi

PI3K/AKT/mTOR Yolağı

Transforming growth factor ß. Sinyal molekülleri, reseptör ve ko-reseptörler C. elegans tan insana kadar korunmuştur.

İlaçların hedefleri. Hücreler

NİTRİK OKSİT, DONÖRLERİ VE İNHİBİTÖRLERİ. Dr. A. Gökhan AKKAN

Notlarımıza iyi çalışan kursiyerlerimiz soruların çoğunu rahatlıkla yapılabileceklerdir.

TRAVMATİK SPİNAL KORD LEZYONLARINDA MEDİKAL TEDAVİ

Alzheimer hastalığı nedir, neden gelişir Bozulan mekanizmalar nachr ve nörodejenerasyonla ilişkisi tedavi girişimleri ve sonuçları

15- RADYASYONUN NÜKLEİK ASİTLER VE PROTEİNLERE ETKİLERİ

Transkript:

Depresyonda Hücre Ýçi Bozukluklar Doç. Dr. Levent SEVÝNÇOK* Hücre içi sinyal iletimindeki iþlevsel bozukluklar baþta depresyon olmak üzere duygudurum bozukluklarýnýn etiyolojisinde önemli bir rol oynarlar. Antidepresanlarýn hücre dýþý biyolojik etkilerini araþtýrdýktan sonra yeni antidepresan ilaçlar geliþtirmek ve duygudurum bozukluklarýnýn fizyopatolojisini anlamak için bu tür ilaçlarýn hücre içi aktivitelerini anlamak önemli hale gelmiþtir. Lityum inositol fosfat, adenilat siklaz ve G proteinlerini inhibe ederek hücre içi etkilerini gösterir. Birçok antidepresanýn da biyolojik etkilerini hücre içi ikincil ulak yolaklarýný kullanarak gerçekleþtirdiði bilinmektedir. Antidepresan ilaçlarýn sinyal üretimine katýlan siklik adenozin monofosfat (camp), nörotrofik etkenler (beyin türevli nörotrofik faktörler-brain derived neurotrophic factor [(BDNF)] ve fosfolipaz A2 gibi çeþitli ikincil ulaklar bulunmaktadýr. Bu tür hücre içi deðiþiklikler beynin çevresel uyarýlara yanýt verdiði uyumsal bir süreç olan nöral plastisite kavramýnýn geliþtirilmesine yol açmýþtýr. Bu süreçlerin depresyonda bozulduðu düþünülmektedir. * Adnan Menderes Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, AYDIN Hücre içi düzeneklerin iþleyiþinde ortaya çýkan deðiþiklikler bu tür bozukluklarýn baþlamasý, yinelemesi, ilaç tedavilerinin uygunluðu ve etkinliði konularýnýn anlaþýlmasýnda büyük önem taþýr. Son yýllarda hayvan çalýþmalarý ve elektrofizyolojik çalýþmalar hücre içi iþlevlerinin daha iyi anlaþýlmasýna yardýmcý olmuþ, beyin görüntüleme çalýþmalarýnýn yardýmýyla duygudurum bozukluklarýnýn moleküler ve yapýsal düzeydeki deðiþikliklerle nasýl bir iliþki içinde olduðu giderek daha fazla aydýnlanmýþtýr. Bu makalede beyin bölgeleri, nöronal iþleyiþ ve depresyon arasýndaki iliþkiler çeþitli yönleriyle ele alýnacaktýr. Beyin Devreleri Frontal korteksi striatum, globus pallidus/substansiya nigra ve talamusa baðlayan 5 paralel anatomik devre vardýr. Devreler suplementer motor alan, frontal göz alanlarý, dorso-lateral prefrontal bölge, lateral orbitofrontal alan ve ön singulat korteksten baþlar. Bu devreler yürütücü iþlevler, sosyal davranýþlar ve motivasyon yanýnda motor ve okulomotor iþlevlere de aracýlýk eder. Frontal-subkortikal devrelerden kaynaklanan baþlýca nöropsikiyatrik belirti ve bozukluklar yönetici iþlevlerdeki anormallikler, disinhibisyon, apati, depresyon, mani ve duygudurumda oynaklýktýr. Devreler içindeki transmitterler, modülatörler, reseptör alttipleri ve ikincil ulaklar farmakoterapi için kimyasal bir mimari saðlar (Mega ve Cummings 1994). Üç ana nöronal devre modeli bilinmektedir: 1. Birbiriyle hiyerarþik iliþki bulunan uzun devreler (genellikle uyarýcý aminoasitlerin transmitter olduðu, duyusal, motor ve korteks içi sistemlerin major yolaklarýnýn birbirleriyle baðlantýlý olanlarýný karakterize edenler gibi), 2. Lokal devre nöronlarý (aferen sinyallerinin ne kadar 57

SEVÝNÇOK L. yayýlabileceðini düzenleyen hem eksitatuvar, hem de inhibitör nöronlar, GABA ve glisin (inhibitör aminoasid transmitterler) ile ve bir ya da daha fazla nöropeptid ko-transmitterler içeren nöronlar), 3. Tek-kaynaklý, ayrý nöronlar (beyin sapýnýn esas retiküler çekirdeklerinin nöronlarý veya bazý aminerjik nöronlar ve nöropeptid içeren nöronlar gibi). Nörotransmitter Düzeni Nöronal devrelerin bu basitleþtirilmiþ anlatýmýnýn yaný sýra nörotransmitter sýnýflarý da benzer bir þekilde anlatýlabilir: Aminerjik transmitterler (asetilkolin, epinefrin, norepinefrin, dopamin, serotonin ve histamin ve çok sayýda peptidin yaný sýra, aminoasid transmitterlerden glutamat ve aspartat major eksitatuvar iletim gönderenler olarak; GABA ve glisin de major engelleyici transmitterler olarak bilinir. ATP gibi pürinler, araþidonik asid ve prostoglandinler gibi lipidler ve adrenal korteks ile gonadlardan salýnanlara benzeyen steroidler de SSS'de hücrelerarasý iletimde kýsa mesafelerde hýzlý sinyallerin taþýnmasýný saðlayabilecek önemli rol oynayabilir. Bazý peptid büyüme faktörleri diðer dokulardaki nöron dýþý hücrelerin yaný sýra SSS'nin trofik etkilerini de etkileyebilir. Sinyal Ýletimi ve Hücre Ýçi Ulak Sistemler Birinci ulaklar (nörotransmitter, nöromodülatör ya da hormon) hücredeki bilgiyi alýcý hücre içinde ikincil ulaða dönüþtürür. Sinyal üretimi reseptörün, ileticilerin ve iyon kanallarý gibi özel bir etkiye aracýlýk eden moleküller olan efektörlerin katýlýmý ile gerçekleþir. Sinyal ileticilerinin klasik örneði bir GTP-baðlayan protein -G proteinleridir. G proteinleri guanin nükleotidleri, guanozin trifosfat (GTP) ve guanozin difosfata (GDP) baðlanma özellikleri nedeniyle bu þekilde adlandýrýlýr. G proteinleri özgül hücre içi efektör sistemlerine reseptör birleþme iþini görür. Moleküler biyolojik çalýþmalar reseptörler ve iyon kanallarýyla birlikte hücre içi ulak yolaklarýnda olaðanüstü bir heterojenite göstermiþtir. Örneðin, biyokimyasal ve farmakolojik çalýþmalar beþ major G proteini tipi, (Gs, Gi, Go, Gq ve Gt) iki camp-baðýmlý protein kinaz tipi ve sadece bir protein kinaz C tipi göstermesine raðmen, moleküler klonlama çalýþmalarý 20 ayrý G-proteini alttipi, altý ayrý camp-baðýmlý protein kinaz ve yedi protein kinaz C alttipi olduðunu göstermiþtir. Nörotransmitter ya da hormonlar, reseptörler ve guanozin difosfata baðlanan bir G proteini "ternari kompleksini" oluþturur. Bu kompleks nörotransmittere yüksek afinite ile baðlanýr. GTP, GDP ile yer deðiþtirdiðinde kompleks komponentlerine ayrýlýr. Reseptörlerin nörotransmitter aktivasyonu ile oluþturulan hücre dýþý uyarýlar G-proteini birleþtirme faktörleri aracýlýðýyla hücre içine yayýlýr. G proteinleri reseptörleri çeþitli efektör proteinlere "birleþtirir". Bu efektörler iyon kanallarý ve birtakým hücre içi ikincil ulaklara ait yolaklarý içerir. Ýyon kanallarýnýn doðrudan regülasyonuna ek olarak, G proteinleri nörotransmitter reseptörlerinin aktivasyonunu hedef nöronlardaki ikincil ulaklarýn hücre içinde yarattýðý deðiþikliklere iletirler. Beyindeki önemli ikincil ulaklar camp, cgmp, kalsiyum, fosfatidilinositolün (PI) major metabolitleri (IP3) ve diaçilgliserol, araþidonik asid ve nitrik oksiddir. Bu tip hücre içi süreçler iyon kanallarýnýn düzenlenmesi ve nöronal ateþleme hýzý gibi nörotransmitterlere bazý hýzlý yanýtlarý oluþturur. Bunun sonucunda farklý birtakým fizyolojik etkiler ortaya çýkar. Sonunda bu süreçler nöronal iþlevler üzerinde gen ekspresyonunun düzenlemesi gibi daha uzun vadeli düzenleyici etkiler yaratýr. Bu tür deðiþiklikler reseptörlerin, iyon kanallarýnýn ve diðer hücresel proteinlerin sentezinin deðiþmesini içerebilir ve sonunda öðrenme ve bellek þekillerini kapsayabilir. Gs ile Birleþen Reseptörler β 1 ve β 2 -adrenerjik; D 1 - ve D 5 -dopamin reseptörlerinin fizyolojik etkilerini Gs ile etkileþimler ve daha sonra adenilat siklaz ile camp-baðýmlý protein kinazýn uyarýlmasý ile gösterdiðine inanýlýr. Bu reseptörlerin elektrofizyolojik etkileri camp-baðýmlý protein kinaz ile fosforilize edilebilen belli bir hedef hücre tipinde ifade edilen kanal ve pompalarýn tipine baðlýdýr. Bir çalýþmada β-adrenerjik reseptörle birleþmiþ Gs protein fonksiyonu 26 depresif hastada ölçülmüþtür. Depresif hastalarda reseptörle birleþmiþ Gs proteininde oldukça anlamlý azalmalar gözlenmiþtir. Gs proteinindeki benzer azalmalar uni ve bipolar depresif hastalarda da tespit edilmiþtir. Reseptörle birleþmiþ Gs proteini ölçümleriyle depresyonun þiddeti arasýnda anlamlý bir negatif baðýntý bulunmuþtur. Daha önce de manili hastalarýn lökositlerinde aþýrý iþlevsel hale gelmiþ Gs proteinleri tanýmlanmýþtýr. Depresif hastalarda Gs fonksiyonlarýnýn azalmasý bulgularý reseptörle birleþmiþ Gs protein aktivitesinin affektif durumun biyokimyasal bir parametresi olabileceðini gösterir. Azalmýþ reseptörle birleþmiþ Gs protein fonksiyonu daha önce depresif hastalarýn lökositlerinde de göste- 58

DEPRESYONDA HÜCRE ÝÇÝ BOZUKLUKLAR rildiði gibi β-adrenerjik reseptör seviyelerinin azaldýðýný gösterebilir (Avissar ve ark. 1996). Gi/Go ile Birleþen Reseptörler Gi/Go G proteinleri ailesiyle birleþen katekolamin reseptörleri arasýnda çeþitli α2-adrenerjik reseptör ve D 2, D 3, D 4 dopamin reseptörleri bulunur (Summers ve McMartin 1993). Bu G proteinlerini kullanan α1- adrenerjik reseptör alttipleri olduðu da bildirilmiþtir. Bu reseptörlerin etkilerine aracýlýk etmede Gi ve Go'ýn rolü, ADP'yi ribolize eden ve G proteinlerini inaktive eden pertusis toksinin reseptör aktivasyonunun çeþitli fizyolojik etkilerini bloke etme yeteneðine baðlýdýr. Yine de birçok durumda belli bir hücre tipinde bir reseptör tipinin etkilerine hangi Gi ve/veya Go alttipi tarafýndan aracýlýk edildiði belli deðildir. Gi ve Go ile birleþen bütün reseptör tipleri kendi hýzlý fizyolojik etkilerini iki major mekanizmasý vasýtasýyla gerçekleþtirir. Bunlardan birisinde reseptör stimülasyonu hücre içine doðru gerçekleþen K + kanalýnýn aktivasyonu ve/veya voltaja-baðýmlý Ca ++ kanalýnýn inhibisyonuna yol açar. Diðer mekanizmada reseptör stimülasyonu adenilat siklazýn inhibisyonuna neden olur. Bu etkinin öncelikle reseptör-g-proteini etkileþimi ve adenil siklaza baðlanan ve onu inhibe eden serbest Gai/o altbirimi aracýlýðýyla olduðu düþünülmektedir. Yapýlan bir çalýþmada parietal ve temporal korteksten elde edilen postmortem beyin örneklerindeki çeþitli G proteini alt birimlerinin miktarlarýnýn depresif kiþiler ve kontrollerde ayný olduðu bulunmuþtur. Ancak depresiflerde Gi/o alfa'nýn, Gs alfa'nýn aksine her iki korteks bölgesinde de anlamlý olarak artmasý G proteini vasýtasýyla ikincil ulaklardaki dengesizliðin depresyon fizyopatolojisinde iþe karýþabileceðini göstermektedir (Ozawa ve ark. 1993). Gq ile Birleþen Reseptörler α1-adrenerjik reseptörler fizyolojik etkilerini PI hidrolizini aktive ederek gösterir (Summers ve McMartin 1993). Çoðu hücre tipinde PI yolaðýnýn nörotransmitter-reseptör ile indüklenmiþ aktivasyonu pertusis toksinine duyarsýz G proteinleri (Gq) aracýlýðýyla gerçekleþir (Simon ve ark. 1991). α1-adrenerjik reseptörler dolaylý olarak beyinde camp'yi de aktive eder (Duman ve ark. 1986). α1-adrenerjik reseptör aktivasyonu Gs ile birleþen reseptörlere (beta-adrenerjik ve vazoaktif intestinal peptid reseptörleri) camp yanýtýný arttýrýr. Bu IP3, yüksek Ca ++ düzeyleri ve protein kinaz C'nin aktivasyonu aracýlýðýyla meydana gelebilir. α1-adrenerjik reseptörlerin aktivasyonunun sinir dokusunda cgmp düzeylerini arttýrdýðý bilinmektedir (Summers ve McMartin 1993). Nörotransmitter Salýnýmýnýn Düzenlenmesi Presinaptik sinir terminallerinde yerleþmiþ katekolamin reseptörlerinin aktivasyonu bu terminallerden nörotransmitterlerin salýnýmýný düzenleyebilir. Bunu gerçekleþtirecek olasý mekanizmanýn sinir terminalindeki iyon kanallarý ile pompalarýnýn fosforilasyonu, Ca ++ 'un terminallere giriþi ve nörotransimitter salýnýmý olduðu belirtilmektedir. Örneðin, α2 adrenerjik ve D 2-4 dopamin reseptörlerinin nörotransmitter salýnýmýný, sinir terminallerini hiperpolarize ederek, K + kanallarýnýn aktivasyonu ya da Ca ++ kanallarýnýn inhibisyonu ile azalttýðý düþünülmektedir. Bir diðer önemli düzenek bir sinaptik-vezikül-iliþkili proteinler ailesinin fosforilasyonunu kapsar, bunlarýn en iyi çalýþýlmýþ olaný sinapsinlerdir. Sinapsinler camp-baðýmlý ve Ca ++ /kalmudilin-baðýmlý protein kinazlarla fosforilize edilen ve beyinde bütün sinir terminallerinde bulunan bir fosfoprotein ailesidir. Sinapsin fosforilasyonu fizyolojik uyarýlara yanýt olarak sinir terminallerinden nörotransmitter miktarýný arttýrýr (Greengard ve ark. 1993). camp Nörotransmitterlerin camp düzeylerini düzenlediði moleküler mekanizmalar iyi bilinmektedir. Gs belli reseptörleri efektörlerin baþlýca örneklerinden birisi adenilat siklaza çiftler. Bu enzim ATP'den reseptör aktivasyonu ile stimüle edilerek ikincil bir ulak olan camp'yi sentezler. Gi ve olasýlýkla Go diðer reseptörleri de adenilat siklaza çiftlediðinde, bu enzim reseptör aktivasyonu ile inhibe edilir (Simon ve ark. 1991). Gi'nin bir baþka þekli Gz olarak adlandýrýlýr ve adenilat siklazýn reseptör inhibisyonuna bazý hücre tiplerinde aracýlýk eder. Altý adenilat siklaz formu klonlanmýþtýr (Glatt ve Snyder 1993). Bu enzimler beyinde farklý bölgesel daðýlýmlar ve farklý düzenleyici özellikler gösterir. Örneðin, NE ikincil ulak camp'nin hücre içinde aþaðýdaki mekanizma ile oluþmasýna neden olur. Ýlk önce NE reseptörüne baðlanýr. G proteini ternari komplekste (norepinefrin-reseptör-g proteini) salýnýr ve GDP GTP için deðiþtirilir. G proteinden ayrýlan Gas-GTP adenilat siklazý aktive etmek ve camp'nin hücre içi seviyelerini arttýrmak için kullanýlýr. 59

SEVÝNÇOK L. cgmp ve Nitrik Oksid Nörotransmitterler hücresel cgmp düzeylerini çok farklý mekanizmalarla düzenler. Bazý durumlarda nitrik oksid (NO) belli reseptörlerin guanilil siklazý aktive etme yeteneðine aracýlýk etmede bir hücre içi ikincil ulak olarak davranýr. Bu enzim cgmp sentezini katalize eder. Bu reseptörlerin Ca ++ düzeylerini arttýrdýðý düþünülmektedir. Bu þekilde NO sentezinden sorumlu olan NO sentetaz aktive edilir. Daha sonra NO doðrudan guanilil siklazýn sitoplazmik þekillerini aktive eder. Bazý nörotransmitter reseptörlerinin de özgül G proteinleri aracýlýðýyla guanilil siklaza birleþtirdiði de sanýlmaktadýr. Fosfodiesterazlar Nöronlardaki siklik nükleotid düzeyleri büyük ölçüde bu ikincil ulaklarýn sentezi ve metabolizmasý ile düzenlenir. Bu daha çok camp ve cgmp'nin 5'-AMP ve 5'-GMP'ye dönüþümünü katalize eden bir enzim ailesinde bulunan fosfodiesterazlarla (FDE) gerçekleþtirilir. FDE I izoenzimleri beyindeki enzim aktivitesinin %90'ýndan fazlasýný saðlar ve camp ya da cgmp'yi hidrolize edebilir. Bu FDE'ler Ca ++ kalmudin ile stimüle edilir ve böylece Ca ++ düzeylerini düzenleyen hücre dýþý uyarýlarla düzenlenir. FDE II enzimleri cgmp'ye baðlanarak düzenlenir ve ayný þekilde hem camp'yi hem de cgmp'yi hidrolize eder. Kalsiyum ve Fosfatidinil Sistem Nörotransmitterlerin hücre içi Ca ++ düzeylerini deðiþtirdiði yollar siklik nükleotidlerle karþýlaþtýrýldýðýnda daha karmaþýktýr. Farklý hücre tiplerinde farklý düzeylerde çalýþan iki tip mekanizma söz konusudur. Nörotransmitter-reseptör aktivasyonu hücre dýþý Ca ++ 'un nöronlara akýþýný deðiþtirebilir ya da Ca ++ 'un hücre içi depolardan salýnýmýný düzenleyebilir. Bir defa salýndýðýnda Ca ++ hücre içi düzenleyici proteinler vasýtasýyla nöronal iþlevler üzerinde çeþitli etkiler meydana getirebilir. Reseptörler G proteinleriyle birleþerek özgül voltaj kapýlý Ca ++ kanallarýnýn iletimini doðrudan düzenleyebilir. Ek olarak, diðer ikincil ulak sistemlerinin aktivasyonu Ca ++ kanal iletimini deðiþtirebilir. Örneðin, camp ve camp vasýtasýyla etki yapan nörotransmitterler bazý voltaj-kapýlý Ca ++ kanallarýnýn iletimini artýrabilir. Bir nöronun herhangi bir þekilde depolarizasyonu voltaj-kapýlý Ca ++ kanallarýný aktive edecek, böylece Ca ++ 'un hücrelere akýþý saðlanacaktýr. Sonunda hücre dýþý Ca ++, nikotinik kolinerjik ve N-metil-D-aspartat (NMDA)-glutamat reseptörleri gibi bazý ligand-kapýlý kanallardan geçebilir. Protein Kinazlar Beyinde üzerinde en iyi çalýþýlmýþ protein kinazlar ikincil ulaklarla, camp, cgmp, Ca ++ ve diaçilgliserol ile aktive edilenlerdir. Bu protein kinazlar onlarý aktive eden ikincil ulaklar için isimlendirilir. Beyin bir camp baðýmlý, bir de cgmp baðýmlý protein kinaz sýnýfý içerir. Ayrýca iki Ca ++ baðýmlý protein kinaz sýnýfý tanýmlanmýþtýr. Birisi Ca ++ baðlama proteini kalmodulin ile birlikte olan Ca ++ ile aktive edilir ve Ca ++ /kalmudilinbaðýmlý protein kinaz olarak adlandýrýlýr. Diðeri diaçilgliserol ve diðer lipidlerle bilikte Ca ++ ile aktive edilir ve protein kinaz C olarak adlandýrýlýr (Nishizuka 1992). Protein Fosfatazlar Protein fosfatazlar defosforilize ettiði aminoasid tiplerine dayalý olarak iki major sýnýfa bölünebilir: Serin/treonin fosfataz ve tirozin fosfataz (Shenolikar ve Nairn 1991). Nörotransmitterlerin protein fosforilasyonunu bu enzimler vasýtasýyla etkileyebildiði bilinen iki mekanizma vardýr. Biri fosfataz kalsinörin ya da fosfataz 2B olarak adlandýrýlýr, doðrudan Ca ++ /kalmudiline baðlanarak aktive edilebilir. Diðeri muhtemelen hücresel Ca ++ seviyelerini deðiþtiren nörotransmitterler kalsinörin aktivitesindeki deðiþiklikler vasýtasýyla hücresel proteinlerin fosforilasyonunu etkiler. Protein kinazýn ya da protein fosfataz aktivitesinin düzenlemesini takiben hücre içi sinyal iletimindeki sonraki adým, özgül nöronal fosfoproteinlerin fosforilasyon durumunun düzenlenmesidir. Bu fosfoproteinler üçüncü ulaklar olarak adlandýrýlýr. Her nöral protein tipinin fosforilasyonla düzenlenmesi, nöronal fonksiyonlarýn farklý yönlerinin düzenlenmesinde önemli bir rolü olduðunu gösterir. Plastisite ve NMDA Reseptörleri NMDA reseptörü bir glutamat nörotransmitter reseptörüdür. Bu reseptörlerin aktivitesi daha çok reseptör/kanal kompleksi üzerindeki birçok allosterik düzenleyici baðlama yerleri vasýtasýyla düzenlenir. Doðrudan katyona özgü iyon kanallarýyla birleþen ve hýzlý uyarýcý sinaptik yanýtlara aracýlýk eden iyonotropik glutamat resepörlerinin aksine, yeni tanýmlanmýþ mglur'ler G proteinleri aracýlýðýyla çeþitli sinyal iletim yolaklarýyla birleþir. Bu þekilde hücre içi ikincil ulaklarda deðiþiklikler meydana gelir ve daha yavaþ sinaptik yanýtlar ortaya çýkar. SSS'de glutamatýn geniþ bir daðýlým gösteren metabotropik reseptör noktalarýy- 60

DEPRESYONDA HÜCRE ÝÇÝ BOZUKLUKLAR la kombine bir þekilde yaygýn olarak bulunmasý, major bir modülatör olarak önemini gösterir. Farklý alttiplerdeki mglur'lar en az iki major sinyal sistemiyle baðlantýlýdýr: 1) PI hidroliz ve adenilat siklaz/siklik AMP sistemi. PI hidrolizi, fosfolipaz C'yi aktive eden bir G proteiniyle birleþmiþ bir reseptörün aktivasyonundan sonra uyarýlýr. Bu þekilde, fosfatidilinositol-4,5- bifosfatý iki adet ikincil ulaða parçalayarak sinyal gönderen bir kýsýr döngü baþlatýr. 2) Protein kinaz C'yi aktive eden diaçilgliserol ve Ca ++ 'un hücre içi depolardan salýnýmýný kolaylaþtýran inositol 1,4,5-trifosfat (IP3). Reseptörün aktivasyonu ve depolarizasyon daha çok Ca ++ 'un hücre içine giriþi ile gerçekleþen nispeten yavaþ ve uzun süreli bir akýmýn ortaya çýkýþý ile sonuçlanýr. Bu Ca ++ 'un geçmesine olanak tanýdýðý bilinen tek glutamat-kapýlý kanaldýr. Ancak, NMDA reseptörünün aktivasyonu hem glutamata baðlanmaya hem de hücrenin önceden depolarizasyonuna baðlýdýr. Böylece eðer reseptör iliþkili bir þekilde baþka bir eksitatuvar input ile aktive edildiði takdirde Ca ++ sadece hücreye girer. Hücre içine giren Ca ++ uzun süreli hücresel yanýtlara aracýlýk edebilir. Ýstirahat halinde NMDA kanallarý normalde Mg ++ ile bloke edilir ve Mg ++ bloðu düzelmeden önce postsinaptik nöronal mebranýn yeterli ölçülerde depolarize olmasý gerekir (yaklaþýk -30 mv'a kadar). NMDA reseptörlerinin uzun vadeli güçlendirme (Long Term Potentiation - LTP), uzun vadeli depresyon (Long Term Depression - LTD) ve geliþimsel plastisite üzerinde önemli etkileri olduðu düþünülmektedir. Kalsiyumun bu kanal vasýtasýyla hücre içine giriþi uzun vadeli sinaptik ve hücresel deðiþiklikleri baþlatýr. Bu nedenle NMDA reseptör/kanallarýnýn sinaptik, hücresel ve davranýþsal seviyelerdeki plastik olaylarda anahtar bir rolü vardýr. Grup I metabotropik glutamat reseptörleri (mglurs) rat hipokampusunun CA1 bölgesinde LTD ve eksitatuvar sinaptik iletimde akut depresyonu indükleyebilir (Faas ve ark. 2002). Peririnal korteksten gelen son bulgular metabotropik glutamat reseptörlerin sinaptik plasitisiteye ve özellikle sinaptik iletimin LTD'sine katýlan yollara yeni ýþýk tutmaktadýr. Bu bulgular mglu-reseptör sinyallemeyi düzenleyebilecek mekanizmalarýn ve mglu reseptörlerinin bir diðeri ile etkileþtiði yollarýn daha çok anlaþýlmasýna yol açar (Cho ve Bashir 2002). Öte yandan sinaptik plastisiteyi kontrol eden kompleks mekanizmalar patolojiye yatkýnlýðý da gösterir. Bu durumda çok fazla hücre içi kalsiyum nöronlara toksik olabilir, aþýrý uyarýlma eksitotoksik hücre ölümü ile sonuçlanabilir. Bu tipteki hücre ölümleri epilepsi, iskemi ve muhtemelen Alzheimer ve Huntigton hastalýðýndaki beyin patolojilerinin ortaya çýkmasýna katkýda bulunabilir (Choi 1992). Glutamat ve iliþkili diðer transmitterlerin sinaptik aralýktan yüksek afiniteli bir þekilde alýmýnýn, a) Eksitatuvar sinyali sonlandýrdýðý, b) Ekstatuvar glutamat düzeylerinin eksitotoksik hasar oluþturabilecek düzeylerin altýnda devamýna ve c) Transmitterin glutamin döngüsü aracýlýðýyla yeniden dolaþýma girmesine katkýda bulunduðu düþünülür (Rosenberg ve ark. 1992). GABA A Reseptörleri Ýnhibitör ve eksitatör aminoasidlerin her ikisinin reseptörleri de ya iyonotropiktir (örneðin, aktivasyonlarý artmýþ mebran iyon iletimi ile sonuçlanýr) ya da metabotropiktir (örneðin, bunlarýn aktivasyonu ikincil ulaklarýn hücre içi düzeylerinin artmasýyla sonuçlanýr). GABA A reseptörleri artmýþ Cl - iyon iletimine yol açan iyonotropik reseptörler, GABA B reseptörleri ise G proteinleri ile birleþen ve dolaylý olarak iyon geçirgenliðini ve nöronal eksitabiliteyi deðiþtiren metabotropik reseptörlerdir. GABA A reseptörünün agonistlerce aktivasyonu reseptör-kapýlý iyon kanallarý ya da porlar aracýlýðýyla Cl - iyon iletiminde bir artýþla sonuçlanýr. (Macdonald ve Twyman 1991). Cl - iletiminde GABA A reseptörlerinin aktivasyonunu takiben görülen artýþ, nöronal mebranýn lokalize bir þekilde hiperpolarize olmasýna neden olarak, eksitatuvar nörotransmitterlerin bir aksiyon potansiyeli üretmek üzere mebraný depolarize etmesi için gerekli "eþikte" bir artýþa yol açar. Nöronal mebran "eksitabilitesindeki" bu azalma GABA'nýn inhibitör etkilerine neden olur. GABA B Reseptörleri Birçok beyin bölgesindeki GABA B reseptörlerinin aktivasyonu nöronal mebranýn hipepolarizasyonu ile K + kanal iletiminde bir artýþla sonuçlanýr. Bir çok postsinaptik GABA B reseptörleri dolaylý olarak G proteinin de karýþmasýyla K + kanallarýyla birleþir. GABA B reseptörlerinin G proteinleriyle birleþmesi kýsmen GABA B reseptör agonistlerinin Ca ++ iletimi üzerindeki ve ikincil nörotransmitter salýnýmý üzerindeki etkilerini açýklayabilir (Bowery 1993). Glisin Glisin beyin sapý ve spinal kordaki major inhibitör 61

SEVÝNÇOK L. nörotransmitterdir. Çeþitli motor ve duyusal fonksiyonlara katýlýr. Glisin ayný zamanda glutamat reseptörünün NMDA altipinde ko-agonist olarak iþlev yapar. Glisin Ca ++ 'a baðýmlý bir þekilde sinir sonlarýndan salýnýr. Glisinin etkileri esas olarak yüksek afiniteli glisin taþýyýcýlarýyla, Na + /Cl - baðýmlý olarak geri alým ile sonlandýrýlýr. Nöronal Nikotinik Reseptörler Nikotin, iyon giriþini ve nörotransmitter salýnýmýný arttýran, birtakým nöronal sistemlerin güçlendirilmesi ya da kapý açýlmasý yoluyla çeþitli davranýþsal durumlarýn ortaya çýkmasýna neden olan, SSS iþlevleri üzerinde güçlü bir modülatördür. Nikotin asetilkolin, dopamin, norepinefrin, serotonin, GABA ve glutamat gibi çeþitli nörotransmitterlerin salýnýmý kolaylaþtýrmak için presinaptik nachr (nikotinik asetil kolin reseptörleri) ile etkileþir. Bazal önbeyin kolinerjik sistem, dikkat, biliþsel performans, bellek, beyin kan akýmý, serebral glukoz kullanýmý ve EEG aktivitesi gibi birtakým SSS iþlevlerini koordine eder/düzenler. Nikotinin kortikal EEG'de desenkronizasyona neden olduðu bilinir (Soldatos ve ark. 1980). Muskarinik Reseptör Alt Tiplerinin Sinyalleme Mekanizmalarý Muskarinik fosfoinositid yanýtýna katýlan en az iki G proteini tipi vardýr. Muskarinik reseptörler adenilat siklaz aktivitesini inhibe edip etmemesine (M 2 ve M 4 ), ya da fosfoinositid hidrolizini uyarýp uyarmamasýna göre iki kategoriye ayrýlabilir (M 1, M 3 ve M 5 ). M 2 -M 4 aracýlýðýyla olan adenilat siklaz aktivitesindeki inhibisyon, M 1, M 3 ve M 5 ile stimüle edilen fosfoinositid hidrolizden daha duyarlýdýr (Baumgold ve Drobnick 1989). Bu farklýlýk G-proteini aktivasyonu ile iliþkilidir. M 2 ve M 4 reseptörleri M 1 ve M 3 reseptörleri ile karþýlaþtýrýldýðýnda G proteinlerini daha fazla aktive edebilir. Bu durum iki ikincil ulak sistemi arasýndaki duyarlýlýktaki farklarý açýklayabilir. Muskarinik reseptörler fosfolipaz ile (FL) birleþen mebran fosfolipid dolaþýmýný uyarýr. Muskarinik agonistlerin fosfolipid üzerindeki etkisi bir mebran fosfolipidinin, fosfatidilinositol 4,5-bifosfatýn (PIP2) yýkýmýnýn bir sonucudur. Lityum iyonu IP1'i inositole hidrolize eden inositol 1-monofosfat enzimini inhibe eder (Hallcher ve Sherman 1980). IP3'ün yumuþak endoplazmik retikulum üzerinde reseptörleri vardýr. Bu reseptörler aktive edildikten sonra depolanmýþ kalsiyum iyonlarý salýverilir. Muskarinik kolinerjik sistemin affektif bozukluklarda (Janowsky ve ark. 1972) ve þizofrenide (Tandon ve ark. 1992) rolü vardýr. G proteinleri ile birleþen muskarinik reseptörler Alzheimer hastalarýnýn beyinlerinde de deðiþmiþtir. Hayvan çalýþmalarý lityum iyonunun muskarinik ve β-adrenerjik reseptörlerinin G proteinleriyle birleþmesini engellediðini göstermektedir (Avissar ve ark. 1988). Dopamin Reseptörleri Klonlanmýþ dopamin (DA) reseptörleri (D 1 -D 5 ) iki reseptör grubuna bölünebilir. D 1 ve D 5 reseptörlerinin D 1 benzeri farmakolojisi, D 2, D 3 ve D 4 reseptörlerinin de D 2 benzeri farmakolojik profili vardýr. Genel olarak D 1 ve D 2 reseptör mrna'larýnýn farmakolojik benzerlerine göre beyinde daha geniþ bir daðýlýmý vardýr. D 5 reseptör mrna'sý belli talamik ve hipotalamik çekirdeklere ve hipokampus hücreleriyle sýnýrlýyken, D 1 reseptör mrna'sý SSS'de daha çok sayýdaki bölgede bulunur. D 2 dopamin reseptör aktivasyonu çeþitli dokularda potasyum iletimini arttýrýr. Benzer þekilde, DA otoreseptör uyarýsý mezensefalik dopaminerjik nöronlardaki potasyum iletimini arttýrýr. Bu hücreler farklý akýmlarda potasyum iletiþimlerini gerçekleþtirir. Bazý durumlarda DA nöronlarýnýn yüksek ve düþük eþik kalsiyum iletimlerine sahip olduðu bilinmektedir (Grace ve Onn 1989). Bu iletimlerin dopaminerjik hücre uyarýlabilirliðine katýldýðý düþünülmektedir. Tirozin Hidroksilaz Tirozin hidroksilaz (TH) uzun vadeli olarak transkripsiyonel ve translasyonel mekanizmalarla düzenlenir. camp ve glukokortikoidler TH geninin transkripsiyon hýzýný uyararak TH mrna düzeylerini düzenler. TH aktivitesi ve TH enzim proteini NE nöronlarýnda DA nöronlarýndan farklýdýr. Ratlar kronik strese maruz býrakýldýklarýnda lokus seruleusta TH mrna ve TH proteini seviyeleri artarken, substansiya nigra ya da ventral tegmentumdaki TH düzeyleri deðiþmez. Antidepresanlarla sürekli tedavi uygulandýðýnda da NE nöronlarýnýn ateþleme hýzý, sabit durumdaki TH mrna düzeyleri ve lokus seruleustaki TH proteini azalýrken, orta beyin DA nöronlarýnda deðiþiklik olmaz (Melia ve ark. 1992). Stresin HPA'yý aktive etmesiyle ACTH ve CRF düzeyleri artar. Bu nöropeptidlerin TH düzenlemesine karýþtýðý belirtilmektedir. camp ikincil ulak sistemi NE nöronlarýnýn lokus seruleusta uyumsal yanýtlar geliþtirmesine katkýda bulunur (Alreja ve Aghajanian 1991). Bu 62

DEPRESYONDA HÜCRE ÝÇÝ BOZUKLUKLAR þekilde camp stresin uzun vadeli etkilerine, katekolamin boþalýmýna ve NE nöronlarýnda çeþitli hormon ve ilaç tedavilerine aracýlýk ederken, DA nöronlarýnda etkisi olmaz (Melia ve ark. 1992). Serotonin Reseptörleri Serotonerjik nöroiletim nöronal iþleyiþi uyararak nöromodülasyonu ayarlar. Bu durum presinaptik 5- HT depolanmasý ve salýnýmýnýn uygun bir dengesine baðlý olduðu gibi sinaptik aralýktan 5-HT taþýyýcýlarýyla 5-HT geri alýmýna da baðlýdýr. Eþlik eden pre ve postsinaptik 5-HT reseptör iþbirliði, postsinaptik ikincil ulak yanýtý ve 5-HT 2 reseptör alt populasyonu aracýlýðýyla düzenlenen fosfoinositid sinyallemesi, C kinaz substratýnýn beyindeki merkezi 5-HT bölgelerinin düzenlenmesi ve iliþkili iþlevsel nöronal deðiþikliklerde rol aldýðý sinyal iletimini deðiþtirir. Moleküler klonlama ile iki tip 5-HT reseptörü belirlenmiþtir: G-proteini-ile çiftlenen 5-HT reseptörleri (Shih ve ark. 1990) ve ligand-kapýlý iyon kanallarý (Julius 1991). Bilinen bütün 5-HT reseptörleri 5-HT 3 dýþýnda G-proteini-çiftlenen sinyal üreten reseptör ailesidir. 5-HT 3 reseptörleri iyon-kapýlý reseptör ailesinin üyesidir. Neokorteks (IV/V tabakalarý), piriform korteks, klaustrum ve olfaktor tüberkül gibi belli önbeyin bölgelerinde 5-HT 2 baðlama yerleri ve mrna ekspresyonu yüksek konsantrasyonlarda bulunmuþtur. Beyin sapýnda ise daha azdýr (Mengod ve ark. 1990). Beyinde 5-HT için özgül ligand baðlama yerlerinin yerleþimi rat beyninde 10 adet 5-HT reseptör alt tipinin belirlenmesini saðlamýþtýr. Bu çeþitli reseptör alttiplerinin iþlevsel önemleri konusunda tartýþmalar devam ederken, bu reseptörlerin ikincil ulaklar ya da iyon kanallarýyla birleþmesinin doðasýna göre iki major gruba ayrýldýðý belirlenmiþtir. 5-HT 1 ve 5-HT 2 reseptörleri adenilat siklaz (daha çok 5-HT 1 alttipleri) ya da fosfatidilinositol (5-HT 2 alttipleri) ile birleþebilecek G proteini reseptör alt ailesini iþgal ettiði görülmektedir. 5-HT 3 reseptörleri ise bir ligand kapýlý iyon kanalý reseptör ailesini iþgal ettiði düþünülmektedir. Bu reseptörlerin klonlanmasý bunlarýn özgül genlerle kodlanmýþ özgül protein molekülleri olarak sýnýflandýrýlmasýný kolaylaþtýrabilir. Bu durum çeþitli reseptör alt tiplerinin hücresel aktivitesindeki deðiþikliklerle baðlantýlý olarak, beyinde 5-HT'nin etkilerinin bir sonucu olarak ortaya çýkan davranýþsal deðiþikliklerle birlikte yeni bir problem ortaya çýkar. Özgül 5-HT reseptör alt tiplerinin termoregülasyon, kardiyovasküler iþlevlerin düzenlenmesi, yeme bozukluklarý, uyku, cinsel aktivite, anksiyete durumlarý, agresyon, þizofreni ve depresyondaki rolleri iyi bilinmektedir (Leonard 1994). Medial pontin retiküler formasyonda, 5-HT bazý hücrelerde hiperpolarizasyona, diðer hücrelerde ise depolarizasyona yol açar (Stevens ve ark. 1992). Hiperpolarize edici yanýtlarda mebran iletiminde bir artýþ da olur ve 5-HT 1 profiline sahiptir. Depolarize edici yanýtlar ise 5-HT 2 farmakolojisine sahiptir ve dýþa doðru olan K + akýmýnda bir azalmanýn sonucu olarak membran iletiminde bir azalma gerçekleþir. Nükleus akkumbenste nöronlarýn büyük çoðunluðu 5- HT tarafýndan depolarize edilir, bunlar da ateþlenir. Farmakolojik araþtýrmalar depolarizasyonun 5-HT 1 ya da 5-HT 3 reseptöründen çok bir 5-HT 2 aracýlýðýyla gerçekleþtiðini gösterir. Otoreseptör aracýlýðýyla gerçekleþen inhibisyonun iyonik temeli K + kanallarýnýn açýlmasýdýr (Williams ve ark. 1988). Dorsal rafe nükleusun (DRN) somatodendritik otoreseptörünün daha çok 5-HT 1A alttipinde olduðu görülmektedir. 5-HT 1A agonistleri tam anlamýyla hücre mebranýný hiperpolarize etmede 5- HT'yi taklit eder. Propranolol gibi β-adrenerjik antagonistler de 5-HT 1A antagonistik özelliklere sahip olabilirler. Propranolol 5-HT 1A agonistlerinin rafe hücre ateþleme üzerindeki supresan etkilerini bloke ederler. 5-HT 2 agonistlerinin prefrontal korteksteki tanýmlanamamýþ nöronlarýn ateþlemesi üzerinde öncelikle engelleyici etkileri vardýr ve bu engellemeler 5-HT 2 antagonistleriyle bloke edilir (Ashby ve ark. 1989). Serebral korteksin çeþitli bölgelerindeki piramidal hücreler 5-HT'ye küçük bir hiperpolarizasyon veya depolarizasyon ile karþýlýk verdiði gibi potansiyelde deðiþiklik olmayabilir. Depolarizasyonlarýn 5-HT ya da 5-HT 1C reseptörleri aracýlýðýyla olduðu düþünülmektedir (Araneda ve Andrade 1991). 5-HT 2 ve 5-HT 1C ile gerçekleþen elektrofizyolojik etkilere ek olarak PI'yi iki major ulaða, diaçilgliserol ve inositol trifosfata parçalayan bir FLC aktivasyonu vardýr. 5-HT 2 reseptörlerinin aktivasyonundan sonuçlanan IP3 artýþý hücre içi depolarýndan Ca ++ salýverilmesini saðlar. 5-HT 2 reseptörlerinin aktivasyonunun ani erken gen ekspresyonunda deðiþmesi vasýtasýyla gerçekleþen uzun vadeli etkileri olabilir. 5-HT 2 agonistlerinin sistemik enjeksiyonundan sonraki 30 dakika içinde Fos proteininde (erken gen c-fos'un ürünü) gerçekleþen dramatik bir artýþ priform korteks de dahil olmak üzere serebral korteksin orta 63

SEVÝNÇOK L. tabakalarýndaki nöronlarda görülebilir (Leslie ve ark. 1993). 5-HT nöronlarý hakkýndaki ilk önemli bulgulardan birisi bunlarýn aktivitesinin uyku-uyanýklýk döngüsü boyunca dramatik olarak deðiþmesidir (Jacobs ve Fornal 1991). Ateþlemenin düzenliliðinde bir azalma uyku sýrasýnda aktivitenin azalmasýna eþlik eder. REM uykusu sýrasýnda, 5-HT nöronal aktivitesi sessiz kalýr. Fakat uyanmaya hazýrlýk sýrasýnda nöronal aktivite bazal seviyelerine ya da REM döneminin sonlanmasýndan birkaç saniye önceki durumuna döner. Depresyonun Hücre Ýçi Fizyopatolojisi Öðrenme ve belleðe katkýda bulunan uyumsal deðiþiklikler ya da plastisitenin anlaþýlmasýnda önemli ilerlemeler saðlanmýþtýr. Nöronal plastisite ya da yeniden modelleme, birçok yaþantý tipiyle iliþkili olarak SSS iþlevlerinin düzenlenmesinde rol oynayan temel bir kavramdýr. Nöronal plastisite anlýk veya gelecekte benzer þekilde ortaya çýkabilecek uygun bilgi edinme, duyusal, biliþsel, duygusal, toplumsal ve endokrin nitelikteki uyarýlara uygun yanýtlar verme yeteneðidir. Bu nedenle plastisite ya da yeniden modelleme duygudurum bozukluklarý gibi major psikiyatrik bozukluklarýn fizyopatolojisi ve tedavisinde anlamlý bir rol oynar. Klinik öncesi ve klinik çalýþmalar depresif hastalarda strese yanýt olarak moleküler ve yapýsal düzeylerde deðiþiklikler olduðunu göstermiþtir (Duman ve ark. 2000). Bu yapýsal deðiþiklikler antidepresan tedaviden sonra düzelmeye baþlar. Deney hayvanlarýnda yapýlan çalýþmalar strese maruz kalmanýn nöron sayýsýnda ya da iþleyiþinde deðiþikliklere neden olabileceðini göstermektedir. Tekrarlayan stresin apikal dendritlerin sayý ve uzunluklarýnda bir azalma da dahil olmak üzere hipokampustaki CA3 piramidal nöronlarýnýn atrofisine neden olabileceði bildirilmektedir. Ayrýca akut strese maruz kalýnmasý hipokampusun dentat girusundaki hücrelerin proliferasyonunu azaltmaktadýr (Gould ve ark. 2000). Beyin görüntüleme çalýþmalarýnda depresyonlu hastalarda hipokampus hacminin azaldýðý bulunmuþtur (Sheline ve ark. 2000). Bunlarýn yaný sýra subgenual prefrontal korteks hacminde ve nöron ve glialarýn sayýsýnda bir azalmadan da bahsedilmektedir (Drevets 2000, Rajkowska 2000). Bellek ve öðrenme konusunda yapýlan çalýþmalar özgül gen transkripsiyon ve nörotrofik faktörlerinin bir rolü olduðunu göstermiþtir. Bu faktörler arasýnda camp, yanýt elemanýna baðlanan protein (response element binding protein-creb) ve BDNF sayýlmaktadýr. Son çalýþmalar ayný yolaklarýn stres ve antidepresan tedaviyle de deðiþtiðini göstermiþtir. CREB'in Duygudurum Bozukluklarýndaki Rolü CREB'in camp döngüsü ile düzenlenmesinin yaný sýra diðer sinyal iletim yolaklarý da CREB'i aktive eder. Bu yolaklar arasýnda Ca ++ -kalmudin-baðýmlý kinaz, protein kinaz, protein kinaz C, camp-baðýmlý protein kinaz ve ribozomal S6 kinaz bulunmaktadýr (Duman ve ark. 2000). CREB bu þekilde nöronal canlýlýðýn yaný sýra nöronal plastisiteyi etkileyen birtakým hücre dýþý uyarýlar için sinyal sistemlerinin merkezi bir þekilde bütünleþtirilmesinde görev alýr. CREB iþlevleri ve ifadelerinin uzun süreli antidepresan tedavilerle upregüle olduðu bulunmuþtur. Baþka bir çalýþmada da CREB düzeylerinin depresif hastalarýn korteksinde azaldýðý, öldükleri sýrada bakýldýðýnda antidepresan tedavi aldýktan sonra bu düzeylerin arttýðý bildirilmiþtir (Dowlasthai ve ark. 1998). Depresyonda BDNF'nin Rolü BDNF, sinir büyüme faktörü, nörotrofin-3'ün arasýnda bulunduðu nörotrofik faktörlerin nöronlarýn geliþmesi ve olgunlaþmasýnda görev yaptýðý belirlenmiþtir. Bu nörotrofik faktörler yetiþkin beyninde de saptanmýþ ve olgun hücrelerin fonksiyonlarýný ve yaþamýný sürdürmede önemli olduðu anlaþýlmýþtýr. Nörotrofik faktörlerin ifadesi stres ve psikotropik ilaçlar gibi çeþitli uyarýlar tarafýndan oldukça fazla etkilenebilir. Hipokampustaki BDNF strese maruz kalýndýðýnda önemli ölçülerde down-regülasyona uðrar (Smith ve ark. 1995). Bu etki dentat girus, CA3 ve CA1 piramidal hücre tabakalarýnda da görülür ve akut ya da kronik stresten sonra da saptanabilir. BDNF'nin downregülasyonu hipokampustaki CA3 nöronlarýnýn atrofisine ve granüler hücrelerin nörogenezisinin azalmasýna katkýda bulunabilir. Ýlaçlarýn Nöronal Ýþleyiþ Üzerine Etkileri Ýlaçlar beynin uyarý iletim yolaklarýný etkileyerek beyin fonksiyonlarýnda akut ve kýsa-vadede deðiþiklikler oluþturur. Sinapsta uygun miktarlarda nörotransmitterin ilaçla düzenlenmesi, plazma membran reseptörlerinde nörotransmitter aktivasyonu, reseptör sonrasý uyarý yolaklarý (örneðin, ikincil ulaklar ve protein fosforilasyon) bu mekanizmalar arasýnda sayýlabilir. Bu geçici ve geri dönüþümlü etkiler ilaç tedavisine yanýt olarak meydana gelirken, uyarý iletim sistemlerinin ilaçlarla bozulmasý uzun vadeli etkileri de 64

DEPRESYONDA HÜCRE ÝÇÝ BOZUKLUKLAR baþlatýr ve bu þekilde hedef nöronlarda ifade edilen deðiþmiþ protein tipleri ve seviyeleri de iþe karýþýr. Bu olaylar ilaca sürekli maruz kalmanýn sonucu olarak oluþur ve sonuçta sayýsal olarak anlamlý hale gelir ve beyin fonksiyonlarýnda uzun vadeli deðiþikliklere yol açar. Bir ilacýn bir proteinin seviyelerini deðiþtirebileceði üç tip mekanizma vardýr: Gen transkripsiyonunun düzenlenmesi; RNA translasyonunun ve dolaþýmýnýn düzenlenmesi; protein dolaþýmýnýn düzenlemesi. Þimdiye kadar en çok gen ekspresyonunun ilaçla düzenlenmesi dikkat çekmiþtir. Transkripsiyon faktörleri belli genlerin düzenleyici bölgeleri içindeki DNA'nýn özgül bölgelerine baðlanan proteinlerdir. Bu þekilde genlerin transkripsiyona uðrama hýzýný azaltýr ya da arttýrýr. Birçok gen çeþitli tipteki transkripsiyon faktörleri için baðlama yerleri içerir, böylece bunlarýn transkripsiyon hýzlarý muhtemelen iþbirliði içinde etkileþime giren transkripsiyon faktörlerinin kombinasyonlarýyla tayin edilir. Gen transkripsiyonunun ilaçlarla düzenlenmesi çalýþmalarý þimdiye dek daha çok iki transkripsiyon faktörü ailesi üzerinde odaklaþmýþtýr: CREB ve iliþkili proteinler camp'nin ve muhtemelen gen ekspresyonu üzerindeki Ca ++ 'un etkilerinin çoðuna aracýlýk eder (Meyer ve Habener 1993). Öncelikle CREB'in transkripsiyonal etkinliði fosforolizasyonu vasýtasýyla, camp ve Ca ++ baðýmlý protein kinazlar ile düzenlenir. Artan kanýtlar psikotropik ilaç tedavilerinin beyindeki CREB fonksiyonlarýný muhtemelen bu hücre içi yolaklarý etkileyerek düzenleyebildiðini gösterir. CREB ekspresyonunun yapýsal ve fizyolojik düzenlemeye aday olmadýðýna inanýlsa da son bulgular bu görüþü desteklememektedir. Uzun vadeli antidepresan tedaviler CREB ve BDNF gibi çeþitli seviyelerde camp yolaklarýnýn aktivasyonu ile sonuçlanmýþtýr. Bu yolaklarýn çalýþmasý camp sistemine (5-HT 4,6,7 reseptörleri ya da β adrenoreseptörler) doðrudan baðlanan 5-HT ve/veya NA reseptörleri ya da Ca ++ baðýmlý protein kinazýn aktivasyonuna yol açan reseptörler (5-HT 2 reseptörleri ya da α1 adrenoreseptörler) vasýtasýyla arttýrýlýr. Bu tip faktörler birçok farklý tip antidepresan için ortak hedefler olabilir. 5-HT ve/veya NA reseptörleri vasýtasýyla gerçekleþen sinyal iletiminin açýklanmasý depresyonun fizyopatolojisinin anlaþýlmasý için önemli bilgiler saðlar. 5-HT'nin nöronal iþlevleri reseptörle birleþen hücre içi sinyal ileti yolaklarýnýn düzenlenmesi vasýtasýyla gerçekleþir ve 5-HT seçici geri alým engelleyicilerinin terapötik etkisi diðer antidepresanlardaki gibi bu hücre içi yolaklarýnýn düzenlemesini içerir. camp ikincil ulak sistemi antidepresan etkiye katýlabilecek bir yolaktýr. Antidepresanlarýn sürekli uygulamasý çeþitli seviyelerde camp'yi upregülasyona uðratýr. Bunlar arasýnda CREB'in ekspresyonunun artmasý da bulunur. CREB tarafýndan düzenlenebilecek ve antidepresan etkinliklerle depresyonun fizyopatolojisinden sorumlu birçok hedef gen arasýnda BDNF bulunur. Stres BTNF'nin düzeylerini azaltarak strese yatkýn hipokampal nöronlarýn atrofisine ve fonksiyonlarýnýn azalmasýna zemin hazýrlayabilir. Antidepresan tedaviler ise hipokampustaki BTNF'nin ekspresyonunu arttýrýr ve nöronlarýn stresle oluþan atrofisini tersine çevirir ya da nöronlarýn daha fazla zarar görmesini engeller. camp ve BTNF sistemleri antidepresanlarýn etki mekanizmasý ve yeni terapötik ajanlarýn geliþmesi için yeni bir model oluþturur (Duman 1998). c-fos, c-jun ve iliþkili çok erken genler (immediate early genes) beyinde farklý uyarý tipleriyle, çeþitli ilaç ve diðer tedavileri içerecek þekilde düzenlenir. Bu proteinlerin bir çok protein kinzalarla fosforilize edildiði, bunlarýn transkripsiyonel aktivitesini düzenlediði de bilinmektedir. Uzun süreli antidepresan tedavilerle indüklenen protein fosforilasyondaki deðiþiklikler antidepresanlarýn terapötik etkilerinin açýklanmasýna katkýda bulunabilir ve farmakolojik müdaheleler için yeni stratejiler saðlayabilir (Popoli ve ark. 2000). KAYNAKLAR Alreja M, Aghajanian GK (1991) Pacemaker activity of locus coeruleus neurons: Whole cell recordings in brain slices show dependence on camp and protein kinase A. Brain Res, 556:339-343. Araneda R, Andrade R (1991) 5-Hydroxytryptamine 2 and 5- hydroxytryptamine 1A receptors mediate opposing responses on membrane excitability in rat association cortex. Neuroscience, 40:399-412. Ashby CR JR, Jiang LH, Kasser RJ ve ark. (1989) Electrophysiological characterization of 5-hydroxytryptamine- 2 receptors in rat medial prefrontal cortex. J Pharmacol Exp Ther, 252:171-178. Avissar S, Schreiber G, Danon A ve ark. (1988) Lithium inhibits adrenergic and cholinergic increases in GTP binding in rat cortex. Nature, 331:440-442. 65

SEVÝNÇOK L. Avissar S, Barki-Harrington L, Nechamkin Y ve ark. (1996) Reduced beta-adrenergic receptor-coupled Gs protein function and Gs alpha immunoreactivity in mononuclear leukocytes of patients with depression. Biol Psychiatry, 39:755-760. Baumgold J, Drobnick A (1989) An agonist that is selective for adenylate cyclase-coupled muscarinic receptors. Mol Pharmacol, 36:465-470. Bowery NG (1993) GABAB receptor pharmacology. Annu Rev Pharmacol Toxicol, 33:109-117. Cho K, Bashir ZI (2002) Cooperation between mglu receptors: A depressing mechanism? Trends Neurosci, 25:405-411. Choi DW (1992) Excitotoxic cell death. J Neurobiol, 23:1261-1276. Drevets W (2000) Neuroimaging studies of mood disorders. Biol Psychiatry, 48:813-829. Duman RS, Karbon EW, Harrington C ve ark. (1986) An examination of the involvement of phospholipases A2 and C in the α-adrenergic and g-aminobutyric acid receptor modulation of cyclic AMP accumulation in rat brain slices. J Neurochem, 47:800-810. Duman RS (1998) Novel therapeutic approaches beyond the serotonin receptor. Biol Psychiatry, 44:324-335. Duman RS, Malberg J, Nakagawa S ve ark. (2000) Neuronal plasticity and survival in mood disorders. Biol Psychiatry, 48:732-739. Faas GC, Adwanikar H, Gereau RW ve ark. (2002) Modulation of presynaptic calcium transients by metabotropic glutamate receptor activation: a different role in acute depression of synaptic transmission and long-term depression. J Neurosci, 22:6885-6890. Gould E, Panapat P, Rydel T ve ark. (2000) Regulation of hippocampal neurogenesis in adulthood. Biol Psychiatry, 48:715-720. Glatt CE, Snyder SH (1993) Cloning and expression of an adenylyl cyclase localized to the corpus striatum. Nature, 361:536-538. Grace AA, Onn SP (1989) Morphology and electrophysiological properties of immunocytochemically identified rat dopamine neurons recorded in vitro. J Neurosci, 9:3463-3481. Greengard P, Valtorta F, Czernik AJ ve ark. (1993) Synaptic vesicle phosphoproteins and regulation of synaptic function. Science, 259:780-785. Hallcher LM, Sherman WR (1980) The effects of lithium ion and other agents on the activity of myoinositol-1-phosphatase from bovine brain. J Biol Chem, 255:10896-10901. Jacobs BL, Fornal CA (1991) Activity of brain serotonergic neurons in the behaving animal. Pharmacol Rev, 43:563-578. Janowsky DS, El-Yousef MK, Davis JM ve ark. (1972) A cholinergic-adrenergic hypothesis of mania and depression. Lancet, 1:632-635. Julius D (1991) Molecular biology of serotonin receptors. Annu Rev Neurosci, 14:335-360. Leonard BE (1994) Serotonin receptors--where are they going? Int Clin Psychopharmacol, 9(Suppl);1:7-17. Leslie RA, Moorman JM, Coulson A ve ark. (1993) Serotonin 2/1C receptor activation causes a localized expression of the immediate-early gene c-fos in rat brain: evidence for involvement of dorsal raphe nucleus projection fibres. Neuroscience, 53:457-463. Macdonald RL, Twyman RE (1991) Biophysical properties and regulation of GABAA receptor channels. Semin Neurosci, 3:219-330. Mega MS, Cummings JL (1994) Frontal-subcortical circuits and neuropsychiatric disorders. J Neuropsychiatry Clin Neurosci, 358-370. Melia KR, Rasmussen K, Terwilliger RZ ve ark. (1992) Coordinate regulation of the cyclic AMP system with firing rate and expression of tyrosine hydroxylase in the rat locus coeruleus: Effects of chronic stress and drug treatments. J Neurochem, 58:494-502. Mengod G, Pompeiano M, Martinez-Mir MI ve ark. (1990) Localization of the mrna for the 5-HT2 receptor by in situ hybridization histochemistry. Correlation with the distribution of receptor sites. Brain Res, 524:139-143. Meyer TE, Habener JF (1993) Cyclic adenosine 3', 5'- monophosphate response element binding protein (CREB) and related transcription-activating deoxyribonucleic acid-binding proteins. Endoc Rev, 14:269-290. Nishizuka Y (1992) Intracellular signaling by hydrolysis of phospholipids and activation of protein kinase C. Science, 258:607-614. Ozawa H, Gsell W, Frolich L ve ark. (1993) Imbalance of the Gs and Gi/o function in post-mortem human brain of depressed patients. J Neural Transm Gen Sect, 94:63-69. Popoli M, Brunello N, Perez J ve ark. (2000) Second messengerregulated protein kinases in the brain: Their functional role and the action of antidepressant drugs. J Neurochem, 74:21-33. Rajkowska G (2000) Postmortem studies in mood disorders indicate altered numbers of neurons and glial cells. Biol Psychiatry, 48:766-777. Rosenberg PA, Amin S, Leitner M (1992) Glutamate uptake disguises neurotoxic potency of glutamate agonists in cerebral cortex in dissociated cell culture. J Neurosci, 12:56-61. Sheline Y, Shangavi M, Mintun MA ve ark. (2000) 3 D MRI studies of neuroatomic changes in unipolar major depression: The role of stres and medical comorbidity. Biol Psychiatry, 48:791-800. Shenolikar S, Nairn AC (1991) Protein phosphatases: Recent progress. Adv Second Messenger Phosphoprotein Res, 23:1-121. Shih JC, Yang W, Chen K ve ark. (1990) Molecular biology of serotonin (5-HT) receptors. Pharmacol Biochem Behav 40:1053-1058. Simon MI, Strathman MP, Gautam N (1991) Diversity of G proteins in signal transduction. Science, 252:802-808. 66

DEPRESYONDA HÜCRE ÝÇÝ BOZUKLUKLAR Smith MA, Makino S, Kvetnansky R ve ark. (1995) Stres alters the expression of brain-derived neurotrophic factor and neurotrophin-3 mrnas in the hippocampus. J Neurosci, 15:1768-1777. Soldatos CR, Kales JD, Scharf MB ve ark. (1980) Cigarette smoking associated with sleep difficulty. Science, 207:551-553. Stevens DR, McCarley RW, Greene RW (1992) Serotonin 1 and serotonin 2 receptors hyperpolarize and depolarize separate populations of medial pontine reticular formation neurons in vitro. Neuroscience, 47:545-553. Summers RJ, McMartin LR (1993) Adrenoceptors and their second messenger systems. J Neurochem, 60:10-23. Tandon R, Dequardo JR, Goodson J ve ark. (1992) Effect of anticholinergics on positive and negative symptoms in schizophrenia. Psychopharmacol Bull, 28:297-302. Williams JT, Colmers WF, Pan ZZ (1988) Voltage- and ligandactivated inwardly rectifying currents in dorsal raphe neurons in vitro. J Neurosci, 8:3499-3506. 67