Dopamin tirozinden sentez edilir (Kayaalp
|
|
|
- Hazan Hamdi
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Þizofreni ve Dopamin Doç. Dr. M. Emin ÖNDER*, Uz. Dr. Kutsal KÜÇÜKADA** Dopamin tirozinden sentez edilir (Kayaalp 1992). Tirozin hidroksilaz enzimi dopamin sentezinde hýz kýsýtlayýcý enzim olarak rol oynamaktadýr. Sinaps aralýðýnda aktif taþýnma ile protein taþýyýcýlarý tarafýndan nöron ucuna geri alýnamayan dopamin, sinaps öncesi uçta monoamin oksidaz (MAO) enzimi, hücre dýþýnda sinaps aralýðýnda bulunan katekol-o-metil transferaz (COMT) enzimi tarafýndan yýkýlarak homovanilik asite dönüþtürülür. Dopaminerjik sistem orta beyin ve diensefalonda bulunan nöron gruplarýndan köken almaktadýr (Hyman ve Nestler 1993). Substansia nigradan gelen nöronlar nigrostriatal yolla striatuma ulaþýrlar. Bu yol birincil olarak motor davranýþýn düzenlenmesinde rol almaktadýr. Ventral tegmental alandan gelen nöronlar limbik (mezolimbik yolak) ve kortikal (mezokortikal yolak) bölgelere projekte olurlar. Bu yollar ise baþlýca biliþsellik ile motivasyon ve ödüllenmenin düzenlenmesiyle iliþkilidir. Arkuat dopamin nöronlarý hipofize uzanarak tüberoinfundibuler yolu oluþturmaktadýr. Bu yolak bazý hipofiz hormonlarýnýn salýnmasný kontrol etmektedir. Dördüncü yolak ise hipotalamustan baþlayýp hipotalamusun çeþitli bölgelerinde sonlanan dopaminerjik nöronlardan oluþmaktadýr. * Ankara Numune Hastanesi Psikiyatri Kliniði, ** 11 No lu AÇS/AP Merkezi, ANKARA Bugüne deðin 5 adet dopamin reseptörü belirlenmiþtir. Dopamin reseptörleri yapýsal olarak birbirlerine benzerlerse de biyokimyasal ve farmakolojik olarak iki ana grup içinde incelenmektedirler (Sedvall ve Farde 1995). Birinci gruptaki dopamin reseptörleri D 1 ve D 5, ikinci gruptaki dopamin reseptörleri ise D 2, D 3 ve D 4 reseptör alt tiplerini içermektedir. D 1 reseptörleri kortikal bölgelerde daha fazla bulunmaktadýrlar. D 2 reseptörleri striatumda, D 3 ve D 4 reseptörleri de limbik bölgede daha yüksek oranda bulunmaktadýr. D 5 reseptörü ise beynin çeþitli bölgelerinde bulunmaktadýr. D 1 ve D 5 reseptörleri adenil siklazý aktive ederlerken D 2, D 3 ve D 4 reseptörleri bulunduklarý beyin bölgelerine göre Gi ve Go aracýlýðýyla adenil siklazý baskýlamakta ya da özgül bir potasyum (K) kanalýný aktifleþtirmektedirler. D 1, D 4 ve D 5 reseptörleri postsinaptik yerleþim gösterirlerken D 2 ve D 3 reseptörleri ise hem presinaptik hem de postsinaptik yerleþim göstermektedirler. DOPAMÝN VARSAYIMI Carlsson ve Lindqvist in 1963 yýlýnda yayýnladýklarý yazý dopamin hipotezinin çýkýþ noktasý olarak kabul edilmektedir (Davis 1991). Bu hipotez yaklaþýk olarak otuz yýldan beri kabul görmekte ve geliþmelere uygun olarak çeþitli yöntemlerle test edilmektedir. Her ne kadar Delay ve arkadaþlarý 1952 yýlýnda psikoz tedavisinde tek ajan olarak klorpromazinin baþarý saðladýðýný bildiren ilk 45
2 ÖNDER ME, KÜÇÜKADA K. yazýyý yazmýþlarsa da Carlsson ve Lindqvist 1963 yýlýnda yazdýklarý yazýda ilk kez klorpromazinin ve haloperidolün beyindeki özgün etkilerinden söz etmiþlerdir; sözü edilen bu etki dopamin ve noradrenalin metabolizmalarýndaki artmadýr. Bu araþtýrmacýlar katekolamin seviyelerinde herhangi bir deðiþiklik olmadan uyarýcý bir etkinin ortaya çýkmasýnýn ancak söz konusu aminlerle ilgili reseptörlerin bloke olmasýyla mümkün olabileceðini düþünmüþlerdir. Hipoteze göre þizofreni hastalarýnda dopamin sisteminin hiperaktif hale gelmesi hastalýðýn oluþumunda rol oynamaktadýr. Otuz yýldan bu yana dopamin sisteminin þizofreniyle iliþkisi bu hipotez ýþýðýnda nörokimyasal, genetik ve görüntüleme tekniklerindeki geliþmelere paralel bir þekilde devamlý olarak araþtýrýlmaktadýr. ÞÝZOFRENÝDE GEN EKSPRESYONU Günümüzde, þizofreni etiyolojisinde genler ile çevre arasýndaki etkileþimin esas rolü oynadýðý görüþü aðýrlýk kazanmýþ durumdadýr (Benes 1997). Bu görüþ yapýlan aile, ikiz ve evlat edinme çalýþmalarýnýn sonuçlarýna dayanmaktadýr. Bununla beraber þizofrenide belirli bir heredite þekli belirlenemediðinden ve eþ yumurta ikizlerinde þizofreni konkordans oraný Mendel kurallarýna uymadýðýndan söz konusu genlerde allelik varyasyonlarýn olabileceði ileri sürülmüþtür. Diðer taraftan þizofreni tek baþýna genetik faktörlerle açýklanamayacaðý gibi tek baþýna çevresel etkenlerin etkisiyle de açýklanamamaktadýr. Dopamin hipotezine dayanýlarak þizofrenide dopaminerjik ileti ve dopamin reseptörlerindeki bozukluklar uzun zamandýr etiyolojiden sorumlu tutulmaktadýrlar (Davis 1991). O zaman bu bozukluklar nasýl meydana gelmektedir? Beyindeki gen ekspresyonu normal fizyolojik süreçler, ilaçlar ve yaþantýlar tarafýndan aktif hale getirilebilmektedir (Hyman ve Nestler 1993). Afferent duyusal veriler beyinde belirli bazý nöral aðlarý aktif hale getirmekte, bu nöral aðlar ise daha ileri aþamada görev alan sinir hücrelerini harekete geçirmektedirler. Ökaryot hücreler genlerin ihtiyaç duyduklarýndan daha fazla miktarda DNA bulundurmaktadýrlar. Ýnsan hücrelerinde DNA nýn yaklaþýk olarak %1 inin organizma tarafýndan üretilen proteinleri kodladýklarý düþünülmektedir. Bu fazla DNA larýn iþlevleri henüz tam olarak anlaþýlamamýþtýr. Bazý hipotezlere göre bu DNA lar parazitik doðalýdýrlar ve hücrenin iþlevsel DNA sýyla beraber replike edilmektedirler. Ökaryot hücrelerde bulunan bu fazla DNA lar sadece genlerin arasýnda deðil genin yapýsýnda da bulunmaktadýrlar. Protein sentezi ise þu aþamalarý izlemektedir. Bir gen transkripsiyona uðradýðý zaman önce genin yapýsýnda bulunan intron (kodlamaya katkýda bulunmayan nükleik asit dizileri) ve ekson (kodlayýcý özelliði olan nükleik asit dizileri) parçalarýna karþýlýk gelen uzun bir RNA oluþmaktadýr. Bu RNA nýn yapýsý da intron ve eksonlardan oluþmuþtur ve primer transkript (ilk kopya) adýný alýr. Daha sonra bazý enzimler aracýlýðýyla bu RNA nýn yapýsýnda bulunan intronlar ayrýlarak sadece eksonlardan oluþan bir baþka RNA oluþturulur ve arkasýndan oluþan bu yeni RNA hücre çekirdeðinin dýþýna atýlýr; artýk olgun bir mrna sentez edilmiþtir. Olgun mrna sitoplazmada ribozomlara baðlanarak protein üretiminin gerçekleþmesini saðlar. Bazen, hücrenin tipine ve geliþim aþamasýna baðlý olarak, alternatif mrna lar sentez edilmekte ve farklý proteinlerin üretilmesi saðlanmaktadýr. Örneðin tiroid bezinde bu þekilde üretilen kalsitonin bir hormon iþlevine sahipken nöronlarda ayný þekilde sentez edilen kalsitonin geniyle iliþkili peptid nörotransmitter iþlevi görmektedir. Ýntronlarýn iþlevi eksonlarýn genetik rekombinasyonunu hýzlandýrýp, kolaylaþtýrarak yeni proteinlerin sentez edilmesini ve mevcut proteinlerin geliþtirilmesini saðlamaktýr. Bazý hipotezlere göre türlerin evolüsyonu sürecinde intronlarla saðlanan bu rekombinasyon süreçleri büyük önem taþýmaktadýr. Genin transkripsiyonu sýrasýnda, transkipsiyonun düzenlemesinden sorumlu olan genomun herhangi bir yerinde kodlanmuþ durumda bulunan protein yapýlý transkripsiyon faktörleri bulunmaktadýr. Bu transkripsiyon faktörlerini kodlayan genler düzenledikleri genle fiziksel bir baðlantý içinde bulunmaktadýr. Yüzlerce transkripsiyon faktörü vardýr ve bunlardan bir kýsmý birden çok sayýda geni etkilerlerken bazýlarý ise sadece birkaç genle etkileþime girmektedir. Transkripsiyon faktörleri etkileþime girdikleri genlerin ekspresyon oranlarýný arttýrabilir ya da azaltabilirler. Bazý tran- 46
3 ÞÝZOFRENÝ VE DOPAMÝN skripsiyon faktörleri ise yalnýzca fizyolojik bir sinyal tarafýndan deðiþikliðe uðratýldýklarý zaman genleri aktif hale getirmektedirler. Transkripsiyon faktörleri etkilerini göstermek için DNA üzerinde bulunan özgün baðlanma yerlerine baðlanmak zorundadýrlar. Her bir transkripsiyon faktörünün DNA üzerinde kendine özgü bir baðlanma yeri bulunmaktadýr. Ýþte transkripsiyon faktörlerinin baðlandýklarý bu kýsa DNA parçalarýna cis-düzenleyici elemanlar adý verilmektedir. Nörofarmakolojik açýdan bu kýsa DNA parçalarý transkripsiyon faktörlerinin reseptörleri olarak düþünülebilirler. Transsinaptik gen ekspresyonunun transkripsiyon faktörleri aracýlýðýyla düzenlenmesinde esas olarak iki mekanizma üzerinde durulmaktadýr. Bunlardan ilkinde nöronun içinde eskiden beri var olan bir transkripsiyon faktörü nörotransmitter ile reseptör arasýndaki etkileþme sonucunda aktif hale gelmekte ve gen ekspresyonunda da buna baðlý olarak deðiþiklikler ortaya çýkmaktadýr. Bu durumda dýþarýdan bir uyarýmýn gelmesi söz konusu deðildir; olay tamamen nöronun özelliðiyle iliþkilidir. Ýkinci mekanizmada hücrenin uyarýlmasý sonucunda yeni bir transkripsiyon faktörü de novo olarak üretilmekte bu faktör de diðer genleri aktif hale getirebilmekte ya da baskýlayabilmektedir. Ýlk mekanizma dakikalar içinde gerçekleþirken ikinci mekanizmanýn gerçekleþmesi birkaç saat alabilmektedir. Bu transkripsiyon faktörlerinden bir grubu CREB (Cyclic-AMP Response Element Binding) proteinleri olarak bilinmektedirler. Normal koþullar altýnda nöronlarda belirli bir seviyede CREB proteinleri bulunmaktadýr. Bu proteinlerin bir uyaran tarafýndan fosforilasyonuyla transkripsiyonel aktiviteleri harekete geçmekte, arkasýndan yukarýda anlatýlan þekilde bu transkripsiyon faktörleri cis-düzenleyici elemanlara baðlanarak belirli bir proteinin üretilmesini saðlamaktadýrlar. Fos da normal koþullar altýnda nöronlarýn çoðunda belirli seviyelerde bulunan diðer bir transkripsiyon faktörüdür, ancak Fos a baðlý olan gen ekspresyonu nöron depolarizasyonu gibi çeþitli uyaranlar karþýsýnda dramatik bir þekilde ortaya çýkabilmektedir. Uyarý sonucunda yeni sentezlenen fos-mrna sitoplazmada translokasyona uðrayarak Fos proteinine dönüþmekte, Fos proteini de çekirdekte Jun ailesinin (transripsiyon faktörlerinin baþka bir alt grubu) bir üyesi ile beraberce hedef genlerdeki cis-düzenleyici elemanlara baðlanarak bu genin ekspresyonunu düzenlemektedir. Þizofrenide ise baþlýca eksonlardaki deðiþiklikler üzerinde durularak genetik deðiþiklikler ile gen ekspresyonlarýndaki deðiþikliklerden hareket edilerek hangi etkenlerin genetik yapýda deðiþiklikler yaratabileceði araþtýrýlmaktadýr. Gen ekspresyonundaki deðiþiklikler sonucunda üretilen nöronal proteinlerin seviyelerindeki deðiþmeler, deðiþikliklerin meydana geldiði nöronlar aracýlýðýyla gerçekleþtirilen sinaptik bilgi iletiminde de deðiþiklikler yaratabilecek durumdadýr. Dopaminle ilgili çalýþmalarýn sonuçlarý incelendiðinde þizofrenide özet olarak þu dört deðiþikliðin meydana geldiðini görmekteyiz (Heritch 1990): 1. Dopamin ve metabolitlerinin düzeyleri son derece deðiþkenlik göstermektedir. 2. Normal kontrollerle karþýlaþtýrýldýklarýnda kronik ve tedaviye direnç gösteren hastalarda dopamin turnoverinin azaldýðý izlenimi edinilmektedir. 3. Dopamin turnoveri akut semptomatolojiyle pozitif, kronikleþme belirtileriyle ise negatif korelasyon göstermektedir. 4. Santral dopamin düzeyleri ise artmaktadýr. Yani þizofrenide dopamin turnoveri hem yavaþlamýþ hem de düzensizleþmiþtir. Yavaþlama esas olarak dopamin salýnýmýndaki azalmadan, düzensizleþme ise geri besleme mekanizmalarýndaki bozukluktan ileri gelmektedir. D 2 reseptörlerinin faaliyetleri D 1 reseptörleriyle olan baðlantýlarý sayesinde normal bir þekilde gerçekleþmektedir. Normal insanlarýn beyinlerinde bu D 1 -D 2 baðlantýsý gösterilebildiði halde þizofrenlerin beyinlerinde bu baðlantýnýn zayýf olduðu ya da bulunmadýðý belirtilmektedir (Ohara ve ark. 1996). Diðer taraftan yapýlan postmortem çalýþmalarda þizofrenlerin beyinlerinde D 2 reseptörlerinin artmýþ olduðunu gösteren radyoligand baðlanma çalýþmalarý bulunmaktadýr. Ancak bu sonuçlar yapýlan bazý PET (Positron Emission Tomography) çalýþma sonuçlarýyla çeliþkilidir. Bunun nedeni büyük oranda [ C] metilspiperonun 47
4 ÖNDER ME, KÜÇÜKADA K. D 2 benzeri reseptörlere yüksek afinite göstermeleri, [ C] raklopridin kullanýldýðý çalýþmalarda da ayný þekilde D 4 reseptörlerinin D 2 ve D 3 reseptörlerine göre raklopride daha yüksek bir afinitesi olmasý gibi yöntem farklýlýklarýna baðlanmýþtýr (Davis 1991, Grassi ve ark. 1996, Carlsson 1997). D 2 reseptöründe rastlanan polimorfizmler nadir karþýlaþýlan tipte olduklarýndan ve çalýþmalarda birbirlerine oldukça zýt sonuçlar elde edilmiþ olduðundan þizofreni etiyolojisinde büyük olasýlýkla D 2 reseptör polimorfizminin rol oynamadýðý kanýsý egemendir (Grassi ve ark. 1996). D 3 reseptörü ise psikozla ilgili olabilir ayrýca bu reseptörler antipsikotik ilaçlarýn önemli etki gösterme alanlarýdýr. Çünkü D 3 reseptörünün mrna sý sadece biliþsel, emosyonel ve endokrin iþlevlerle ilgisi olan limbik alanlarda bulunmaktadýr. Lannfelt ve arkadaþlarý (1992) D 3 reseptöründe bir nokta mutasyonu saptamýþlardýr. 9. pozisyondaki serin yerine glisin geçmesi nedeniyle oluþan bu polimorfizm türüne D 3-9S/G polimorfizmi adý verilmiþtir (Lannfelt 1992, Ohara ve ark. 1996). Bu deðiþiklik sonucunda Bal I kýsýtlayýcý enzim bölgesi ortaya çýkmaktadýr. Bu polimorfizm þeklini gösteren hastalarýn Ýngiltere ve Fransa da homozigot olma eðilimi gösterdikleri saptanmýþ ancak ayný durum Ýsveç li hastalarda saptanamamýþtýr. Daha sonra Alman, Çinli ve Japon örneklemlerinde yapýlan çalýþmalarda da þizofreni ile bu polimorfizm þekli arasýnda bir birliktelik tespit edilememiþtir (Ohara ve ark. 1996, Shaikh ve ark. 1996, Tanaka ve ark. 1996, Ebstein ve ark. 1997). Farelerde yapýlan in vivo çalýþmalar hem tipik hem de atipik antipsikotik ilaçlarýn D 3 reseptörü mrna seviyelerini yükselttikleri gösterilmiþtir. Ýn vivo SPET (Single Photon Emission Tomography) çalýþmalarýnda da klozapinin D 2 den çok D 3 reseptörlerini bloke ettiði bulunmuþtur (Ohara ve ark. 1996). Ancak þu ana kadar D 3 reseptörü gen polimorfizminin ilaç baðlanmasý ya da iletimle ilgili olup olmadýðý kesin olarak belirlenememiþtir. Ancak bazý araþtýrmacýlar (Jönssen ve ark. 1993, Mant ve ark. 1994) antipsikotiklere iyi yanýt veren hastalarda homozigotluk oranýnýn yüksek olduðunu bildirmektedirler. Genel olarak pozitif belirtilerin antipsikotik tedaviye iyi yanýt verdikleri göz önünde bulundurulursa ve bu durumun da dopamin artýþýný yansýttýðý düþünülürse D 2 benzeri reseptörlerdeki polimorfizmlerin veya polimorfizm kombinasyonlarýnýn etiyolojiyle olmasa bile pozitif belirtilerin þiddeti ve antipsikotik tedaviye verilen yanýtla iliþkili olabileceði akla yakýn gelmektedir. Tipik nöroleptiklerin gösterdikleri yan etkileri göstermeyen ve dirençli þizofrenide oldukça baþarýlý sonuçlar elde edilmesini saðlayan, atipik bir antipsikotik olan klozapin D 2 ve D 3 reseptörleriyle karþýlaþtýrýldýðýnda D 4 reseptörlerine 10 kat daha fazla ilgi göstermektedir. Þizofrenide bir hipofrontalitenin söz konusu olduðu çeþitli araþtýrmalarda gösterilmiþtir (Davis 1991, Ohara ve ark. 1996). D 4 reseptörü de frontal korteks ve amigdalada yoðun olarak bulunmaktadýr. Ayrýca, in vitro olarak klozapinin klinik dozlarýnýn plazma konsantrasyonlarý ile D 4 baðlanma afinitesi arasýnda bir korelasyonun bulunmasý, bu korelasyonun D 2 ve D 3 reseptörlerinde olmamasý, postmortem þizofrenik beyinlerin striatumlarýnda D 4 benzeri (ancak D 4 reseptörüyle ayný yapýda deðil) yerlerin fazla bulunmasý; bu duruma kontrol beyinlerinde rastlanamamasý D 4 polimorfizmlerine dolayýsýyla da D 4 reseptöründeki yapýsal deðiþikliklerin þizofreniye yatkýnlýkla iliþkili olabileceðine dikkati çekmiþtir. Ýnsan D 4 reseptörünün polimorfik bir bölgesi bulunmaktadýr. Bu bölge 3. eksonda, 16 aminoasitten oluþan 48bp uzunluðundaki çeþitli tandemlerin tekrarýndan oluþmaktadýr. Bu polimorfizm þekline 3. eksonda olmasýndan ötürü D4E3 polimorfizmi adý verilmiþtir. Ýnsanlarda en çok rastlanan D 4 reseptör tipi D4.4 olup (%70) 4 tandem tekrarý içermektedir. Bunun arkasýndan D4.7 ve D4.2 gelmektedir. Bir diðer polimorfizm þekli ise Catalano ve arkadaþlarýnýn 1993 yýlýnda saptamýþ olduklarý 1. eksondaki polimorfizmdir (D4E1 polimorfizmi). Bu polimorfizm þeklinin bazý psikozla giden durumlarda rolünün olabileceði ancak þizofrenide tipik olan pozitif belirtilerle iliþkisinin olmadýðý görüþü baskýndýr (Ohara ve ark. 1996, Sanyal ve ark. 1997). D 1 reseptörleri insanda baþlýca kortekste bulunmaktadýrlar, D 5 reseptörleri ise D 1 reseptörlerine benzemekle beraber D 1 reseptörüne göre dopamine daha yüksek bir afinite göstermektedirler. Prefrontal ve singulat kortekslerde bulunan 48
5 ÞÝZOFRENÝ VE DOPAMÝN D 1 reseptörlerinin nöroleptik tedaviye baðlý olarak artmýþ olabileceðini ancak reseptör yoðunluðundaki bu artýþýn hastalýðýn bir özelliði þeklinde de olabileceðini ileri süren çeliþkili makaleler vardýr (Knable ve ark. 1996). Genel olarak D 1 ve D 5 reseptörleri etiyolojide deðil tedavi ve tedavi stratejilerinin geliþtirilmesinde önem kazanmýþlardýr. MAO-A ve MAO-B enzimlerinin de dopaminin oksidatif metabolizmasýndan sorumlu olduklarý ve bu enzimlerin insan X kromozomu üzerinde yerleþmiþ bulunan iki farklý gen tarafýndan kodlandýklarý göz önünde tutularak bu enzimlerin þizofreniyle iliþkileri çeþitli þekillerde araþtýrýlmýþtýr (Coron ve ark. 1996, Sobell ve ark. 1997). Ayný ilgi katekolamin metabolizmasýnda rol alan tirozin hidroksilaz (TH), dopamin β hidroksilaz (DH) ve COMT enzimine de gösterilmiþtir. Ancak þizofreniyle söz konusu enzimleri kodlayan gen ekspresyonlarý arasýnda anlamlý bir beraberlik gösterilememiþtir (Ohara ve ark. 1996). Bu konuda yapýlan çalýþmalarýn birbirleriyle son derece çeliþik sonuçlar vermelerinin baþlýca nedenleri þizofreninin heterojenik doðasý olduðu kadar seçilen örneklem gruplarýndaki heterojenliktir. Bunun için benzer yöntemler kullanýlarak, ayný sosyoekonomik seviyelerden, ayný coðrafik bölgelerden ve etnik gruplardan alýnan örneklem gruplarý üzerinde çalýþmalar yapmak daha kesin sonuçlara ulaþýlmasýný saðlayacaktýr. ÞÝZOFRENÝDE DOPAMÝNERJÝK SÝSTEM ÝLE ÝLGÝLÝ ARAÞTIRMALAR Postmortem Araþtýrmalar Dopamin hipotezine göre þizofrenideki psikotik özellikler dopaminin fonksiyonel artýþýyla iliþkilidir. Ancak son zamanlarda yapýlan çalýþmalarýn sonuçlarýna dayanýlarak negatif belirtiler ve biliþsel bozulma gibi diðer þizofreni özelliklerinin serebral kortekste dopamin iletiminin azalmasý sonucu olabileceði düþünülmektedir. Buna ek olarak bazý araþtýrmacýlar da kortikal dopamin azalmasýnýn subkortikal alanlarda fonksiyonel bir dopamin artýþýna zemin hazýrlayabileceðini ileri sürmüþlerdir (Heritch ve ark. 1990, Davis ve ark. 1991, Okubo ve ark. 1997). Yapýlan baþka bir postmortem araþtýrmada da þizofrenik hastalýk sürecinin hormonal yapýdan baðýmsýz olarak erkek ve kadýn beyinlerini farklý þekillerde etkilediði ileri sürülmüþtür (Davis ve ark. 1991). Davis ve arkadaþlarý daha önceden yapýlan postmortem araþtýrmalarý deðerlendirmiþlerdir. Burada ilgi çeken durum, beyinde anormalliklerin bulunduðu anatomik alanlarda ölçülen homovanilik asit (HVA) ve dopamin konsantrasyonlarýnda þizofren hastalarla normal kontroller arasýnda anlamlý bir farklýlýðýn bulunamamýþ olmasýdýr (Davis 1991). Örneðin nükleus kaudatus ve nükleus akümbensteki ve korteksteki HVA konsantrasyonlarý þizofreni hastalarýnda normallere göre daha yüksek bulunmuþtur. Nükleus kaudatustaki yükseklik ve nükleus akümbensteki yükseklik sadece ilaç almayan þizofreni hastalarýnda saptanmýþtýr. Ancak çalýþmalarýn sonucunda farklý bölgelerdeki dopamin artýþý uygulanan tedavi yöntemlerindeki farklýlýklara ya da þizofrenide dopamin anormalliklerinin gösterdiði anatomik özgünlüðe baðlý olarak meydana gelmiþ olabileceði düþünülmüþtür. D 2 reseptörlerinin ise genel olarak þizofreni hastalarýnýn striatumunda yükselmiþ olduðu gösterilmiþtir. Bu durum D 1 reseptörlerinde geçerli deðildir. Bu yoðunluk artýþýnýn da tek baþýna nöroleptik ilaç kullanýmýna baðlý olmadýðý düþünülmektedir. Prefrontal korteksi ilgilendiren nöropsikolojik testlerde þizofreni hastalarýnýn düþük performans gösterdikleri kanýtlanmýþ olup bu durum in vivo görüntüleme yöntemleri kullanýlarak da desteklenmiþtir (Okubo ve ark. 1997). Singulat korteks üzerinde yapýlan ilk nöropatalojik araþtýrmalar þizofreni hastalarýnýn singulat kortekste nöron yoðunluklarýnýn düþük olduðunu ortaya koymuþtur; ayrýca nöron düzenindeki bozukluk ve vertikal assosiasyon aksonlarýnýn sayýlarýndaki artýþ da dikkat çekmiþtir. Frontal lob faaliyeti büyük oranda kortikal D 1 reseptörlerinin aktivasyonuna baðlý olduðundan þizofrenide görülen hipofrontalitede frontal korteksteki D 1 reseptörlerinde anormalliklerin olabileceði düþünülmüþtür (Knable ve ark. 1996, Okubo ve ark. 1997). Ancak yapýlan çalýþmalarýn sonuçlarýna göre þizofreni hastalarýyla kontroller arasýnda, söz konusu bölgelerde, D 1 reseptör yoðunluðu açýsýndan anlamlý bir farklýlýðýn olduðu gösterilememiþtir. 49
6 ÖNDER ME, KÜÇÜKADA K. Plazma, BOS ve Ýdrar HVA Seviyeleri Dopamin hipotezi ile ilgili olarak yapýlan biyokimyasal çalýþmalar esas olarak dopaminin metabolitlerinden birisi olan HVA üzerinde odaklanmýþtýr. Dopamin aktivitesinin dolaylý olarak deðerlendirilmesi amacýyla plazma, beyin omurilik sývýsý ve idrar HVA düzeyleriyle ilgili araþtýrmalar yapýlmýþtýr. Yapýlan ilk çalýþmalarda nöroleptik tedavisinin ilk birkaç gününde, þizofreni hastalarýnda, plazma HVA seviyelerinin belirgin bir þekilde yükseldiði, arkasýndan ise düþme gösterdiði saptanmýþ olup bu bulgu hayvan çalýþmalarýyla da desteklenmiþtir (van Kammen ve ark. 1983, Lindström 1985, Bowers 1974, Davis 1991, Maas ve ark. 1997). Nöroleptik tedavisinin kesilmesinin arkasýndan da plazma HVA seviyelerinde yükselme olmaktadýr. Klinik yanýt plazma HVA düzeyinin düþmesiyle beraberlik göstermektedir ve ilacýn kesilmesinin ardýndan klinik dekompansasyonla plazma HVA seviyesindeki yükselme beraberlik göstermektedirler. Bu bulgudan hareket edilerek hastalýðýn aðýrlýðý ile plazma HVA seviyeleri arasýnda bir iliþki olup olmadýðý araþtýrýlmýþ ancak yöntemsel farklýlýklar nedeniyle birbirleriyle çeliþen sonuçlarýn elde edildiði görülmüþtür. Bununla beraber çoðu araþtýrmada þizofreni hastalarýnda plazma HVA seviyelerinin düþük bulunmasýna karþýn plazma HVA seviyeleri ile belirtilerin þiddeti arasýnda pozitif bir korelasyonun bulunmasý þizofrenide dopaminin karmaþýk rolünün yeniden gözden geçirilmesinin gerekli olduðu düþüncesini doðurmuþtur. Ayný amaçla BOS HVA düzeyleri üzerinde yapýlan çalýþmalarda da çeliþkili sonuçlar elde edilmiþtir. Bazý çalýþmalarda akut þizofreni hastalarýnda BOS HVA seviyeleri normallerden farklý bulunmazken bir çalýþmada ise akut þizofreni hastalarýnda BOS HVA seviyeleri normallerden düþük olarak bulunmuþtur (Lindström 1985). Þizofrenik populasyonda BOS HVA düzeylerinin hastalýðýn aðýrlýðý ve/veya kronikleþmesiyle negatif bir korelasyon içinde olduðunu ilk gösterenler Bowers ve arkadaþlarýdýr (1974). Altý yýldan uzun süreli hastalýðý olanlarda, premorbid uyum düzeyi kötü olanlarda, þizoid kiþilik özelliði gösterenlerde ve emosyonel küntleþmesi olanlarda yani kötü prognozlu þizofreni hastalarýnda, iyi prognozlulara göre, BOS HVA düzeylerinin daha düþük olduðunu saptamýþlardýr. Bu sonuç baþka araþtýrmalarla da desteklenmiþtir. Ýdrar çalýþmalarýndan elde edilen sonuçlar da, çeliþik olmalarýna karþýn, plazma HVA düzeyleriyle genelde paralellik göstermektedirler. Sonuç olarak bu çalýþmalarýn kesitsel doðada olduklarý ve psikoz nedeniyle hastaneye yatýrýlan hastalar üzerinde yapýldýklarý göz önünde bulundurulmalýdýr. Ancak hiçbir çalýþmada þizofreni hastalarýnýn plazma, BOS ve idrar HVA düzeyleri yüksek olarak bulunmamýþtýr. Diðer taraftan eldeki veriler þizofrenide hiperdopaminerjik bir durumun da söz konusu olduðunu desteklemektedir. Ayrýca yapýlan çalýþmalarýn çoðunda hastalar dopamin düzeyi üzerinde etkili olabilecek parametrelerden yaþ ya da cinsiyet açýsýndan karþýlaþtýrýlmamýþlardýr. Oysa yaþlý kronik hastalarýn daha az alevlenme gösterdikleri bilinmektedir. Ancak genel olarak akut psikozlarda dopamin metabolitlerinin seviyelerinde bir yükselme olduðu, psikozun çözülmesiyle beraber bu metabolitlerin seviyelerinin düþtüðü ve hastalýk devam ettiði sürece de düþük olarak kaldýðý kabul edilmektedir. Bu durumdan çýkarýlabilecek bir sonuç da þudur: Þizofrenide beyin dopamin turnoverindeki artýþ bir bütün olarak þizofreni hastalýðýyla deðil, hastalýðýn bir bileþeni konumundaki psikotiklikle de iliþkilidir. Yapýlan çalýþmalar da bu görüþe destek vermektedir (Davis ve ark. 1991, Maas ve ark. 1997). Görüntüleme Çalýþmalarý Þizofreni hastalarý üzerinde yapýlan bilgisayarlý tomografi (BT) araþtýrmalarý hastalarýn bir kýsmýnda ventrikül geniþlemesi ve prefrontal kortikal kayýp olduðunu göstermektedir. Bazý manyetik rezonans (MR) çalýþmalarýnda ise hipotalamik atrofiden söz edilmektedir. Karoum ve arkadaþlarý (1987) yaptýklarý çalýþmada ventrikül geniþlemesi ve kortikal kayýp ile dopamin metabolitleri arasýnda bir iliþki olup olmadýðýný araþtýrmýþlar ancak anlamlý bir iliþki bulamamýþlardýr. Diðer taraftan Van Kammen ve arkadaþlarý (1983), çalýþmalarýnda BOS HVA seviyelerinin kortikal atrofi ve ventrikül/beyin oranýyla negatif bir korelasyon gösterdiðini bulmuþlardý; 1986 yýlýnda yaptýklarý çalýþmalarda da 50
7 ÞÝZOFRENÝ VE DOPAMÝN ayný sonuçlarý elde etmiþlerdir. Ancak Van Kammen ve arkadaþlarý yaptýklarý araþtýrmalarda kontrol grubu kullanmýþlardýr. Yapýlan pozitron emisyon tomografisi (PET) sonuçlarý arasýnda bir tutarsýzlýk bulunmaktadýr. Bunun nedeni farklý ligandlarýn kullanýlmasý olabilir. Bazý çalýþmalarda akut hastalarýn, kronik hastalarla karþýlaþtýklarýnda, striatal D 2 reseptör yoðunluðunun daha yüksek olduðu saptanmýþ ve þizofrenideki D 2 reseptör yoðunluðu artýþýnýn durumsal olduðu sonucuna varýlmýþtýr (Davis ve ark. 1991). Yapýlan son çalýþmalardan birinde ise ilaç alan ve almayan þizofreni hastalarýnda [ C]SCH23390 ile [ C]NMSP([ C]N-metilspiperon) kullanýlarak D 1 ve D 2 reseptör yoðunluklarý araþtýrýlmýþtýr. Bu çalýþmanýn sonucunda þizofreni hastalarýnýn prefrontal kortekslerinde D 1 reseptörlerinin azaldýðý, bu durumun da negatif belirtiler ve WCST (Wiscoonsin Card Sorting Test) de alýnan düþük puanlarla iliþkili olduðu sonucuna varýlmýþtýr. Striatumdaki D 2 reseptör yoðunluklarýnda ise herhangi bir farklýlýk bulunamamýþtýr. Bu bulgulara dayanýlarak negatif belirtilerin ve biliþsel bozukluklarýn tedavisinde seçici D 1 agonistlerinin faydalý olabilecekleri sonucuna varýlmýþtýr (Okubo ve ark. 1997). Knable ve arkadaþlarý (1996) nýn yaptýklarý SPECT (Single Photon Emission Computerized Tomography) çalýþmasýndan önceki görüntüleme çalýþmalarýnda elde edilen çeliþik sonuçlara bir açýklýk getirilmeye çalýþýlmýþ ve kýsa süre önce nöroleptik tedavisi kesilmiþ kronik þizofreni hastalarýnda iyodobenzamid kullanýlarak belirtilerdeki deðiþiklikler ile D 2 reseptör sayýsýndaki deðiþiklikler ve endojen dopamin konsantrasyonunda meydana gelen deðiþiklikler arasýndaki iliþki araþtýrýlmýþtýr. Elde edilen sonuçlara göre ilaç kullanmayan þizofreni hastalarýnda D 2 reseptör sayýsý ve negatif belirtilerdeki artýþla iyodobenzamid baðlanmasý arasýnda anlamlý bir korelasyon olduðu bulunmuþtur. Bu çalýþmanýn önceki SPECT çalýþmalarýndan farký ayný hastalarda ardýþýk SPECT ölçümleriyle sonuca varýlmasýdýr. Önceki çalýþmalarda þizofrenideki negatif belirtilerle D 2 reseptör yoðunluðu arasýnda anlamlý bir farklýlýk bulunamamýþtýr; ancak söz konusu çalýþmalarda tek bir görüntülemeyle sonuca varýlmýþtýr. Ancak iyodobenzamid SPECT tekniði kullanýlarak sadece striatumdaki dopamin faaliyeti incelenebilmektedir. Daha kesin yorumlarýn yapýlabilmesi için daha fazla araþtýrma yapýlmasýna gereksinim vardýr. Dopaminin Diðer Nörotransmitterlerle Olan Etkileþimleri Dopamin - Serotonin Etkileþmesi Yapýlan aygýtsal kopyalama (tract tracing) ve immünohistokimyasal çalýþmalar dorsal rafe çekirdeðinden çýkan serotonerjik nöronlarýn hiç kesintiye uðramadan medial önbeyin dalýyla striatum ve kortekse projekte olduklarýný göstermektedir (Roth ve ark. 1995, Kapur ve ark. 1996). Bu rafe-striatal nöronlarýn uyarýlmasý ya da serotonerjik agonistlerin striatuma verilmesi olasýlýkla sinaptik dopaminde bir azalma yaratarak striatal nöron ateþlenmesinde inhibisyona neden olmaktadýr. Görünüþe bakýlýrsa bu etkinin oluþmasýna uçlarda dopamin sentez ya da salýným azalmasý neden olmakta ve 5-HT 2 reseptörleri de aracýlýk etmektedir; oysa bütün araþtýrmalarda sentezin azaldýðý gösterilememiþtir. Yine de yapýlan bir in vivo PET çalýþmasýnda 5-HT 2 antagonisti olan altanserinin babun maymunlarýnda endojen dopamin salýnýmýný arttýrdýðýnýn, seçici bir serotonin geri alým blokeri (SSRI) olan sitalopramýn ise endojen dopamin salýnýmýný azalttýðýnýn gösterilmesi dopamin iþlevlerinin serotonerjik bir modülasyon altýnda bulunduðu kavramýný desteklemektedir (Ceulemans ve ark. 1985). Serotoninin dopamin üzerindeki bu inhibitör etkisi ile uyumlu olarak serotonerjik projeksiyonlarýn tahrip edilmesi, dopamin sistemindeki inhibisyonu kaldýrmakta ve striatal dopamin düzeylerinde artýþa neden olmaktadýr. Benzer þekilde 5-HT 2 antagonistleri striatal dopamin üzerindeki serotonin inhibisyonunu ortadan kaldýrmaktadýrlar; bu da striatumda dopamin seviyesinde yükselmeye neden olmaktadýr. Limbik ve kortikal dopamin faaliyetinin striatal kontroluyla ilgili olarak buna benzer baþka kanýtlar da vardýr (Reyntjens ve ark. 1986, Kapur ve ark. 1996). Bununla beraber serotoninin kolinerjik ve gama-amino bütirik asit (GABA) sistemi üzerinde dolaysýz bir etkiye sahip olduðunu da belirtmek gerekir. Ayrýca serotoninin dopamin sistemi üzerindeki bazý etkileri de dolaylý bir þekilde, GABA ve kolinerjik sistem üzerindeki bu modüle edici etkisi aracýlýðýyla meydana geliyor olabilir (Carlsson ve ark. 1997). 51
8 ÖNDER ME, KÜÇÜKADA K. Özet olarak serotonerjik projeksiyonlarýn dopamin faaliyetini iki seviyede inhibe ettiðini gösteren inandýrýcý kanýtlar bulunmaktadýr: Orta beyin seviyesinde substansia nigradan projekte olan dopamin hücrelerinin ateþlenmesini inhibe etmektedir, striatum ve kortekste ise dopaminin sinaptik salýnýmýný ve olasýlýkla da dopamin sentezini engellemektedir. Sonuç olarak serotonerjik agonistler, serotonin öncülleri (prekürsörleri) ve SSRI lar dopamin sisteminin inhibisyonunu arttýrmaktadýrlar. Bununla çeliþik bir þekilde rafe çekirdeklerinde meydana gelen lezyonlar, 5-HT 1A agonistleri (otoreseptörler üzerinde gösterdikleri etkileri aracýlýðýyla) ve 5-HT 2 antagonistleri dopamin sistemindeki inhibisyonu ortadan kaldýrmaktadýr. Ýnsanlarda nöroleptik kullanýmýna baðlý olarak ortaya çýkan ekstrapiramidal yan etkiler (EPYE) striatumda bulunan D 2 reseptörlerinin kapatýlmalarýndan ileri gelmektedir. Hayvanlarda benzer bir mekanizmayla oluþan nöroleptiðe baðlý katalepsi EPYE lerin incelenmesinde iyi bir model oluþturmaktadýr. Serotonin, dopaminerjik sistem üzerinde inhibitör bir etki gösterdiðinden, serotonin faaliyetini engelleyen manipülasyonlarýn (rafe lezyonlarý, 5-HT 1A otoreseptör agonistleri veya 5-HT 2 antagonistleri) dopamin sistemi üzerindeki bu inhibisyonu ortadan kaldýrarak katalepsiyi düzeltmesi beklenir. Bunun tersine, serotonerjik faaliyetin kuvvetlendirilmesi (serotonin öncülleri, dolaysýz agonistler veya SSRI lar kullanýlarak), teorik olarak dopamin sistemini daha da fazla inhibe ederek katalepsiyi aðýrlaþtýracaktýr. Bu fenomenle ilgili olarak yapýlan ilk çalýþmalardan birinde, rafe çekirdeklerinde meydana gelen hasarlarýn kemirgenlerde nöroleptiðe baðlý katalepsiyi engellediði ve düzelttiðini bildirilmiþtir (Kostowski ve ark. 1972); bu bulgu daha sonra anatomik ve kimyasal rafe lezyonlarýnda da doðrulanmýþtýr. Ayrýca rafede meydana getirilen hasarýn, yani striatumdaki serotonin kaybýnýn derecesi ile katalepsinin engellenme derecesi arasýnda yakýndan, sýký bir iliþki de bulunmuþtur (Kostowski ve ark. 1972). 5-HT 1A agonistleri, somatodendritik otoreseptörler üzerindeki etkileri yoluyla serotonerjik nöronlarýn ateþlenmesini engellemektedirler. Yapýlan bazý çalýþmalarda, kemirgenlerde katalepsi oluþumunun engellenmesinde ve katalepsinin geri döndürülmesinde 5-HT 1A agonistlerinin olumlu etkilerinin olduðu bildirilmiþtir (Kapur ve Remington 1996); bu etki primat modellerinde yapýlan çalýþmalarda da doðrulanmýþtýr. Ancak bu durum 5-HT 1A alt tipine özgü olup diðer 5-HT 1 reseptör alt tiplerinde gösterilememiþtir. Bu bulgular bir 5-HT 1A angonisti ile bir D 2 antagonisti kombinasyonunun EPYE oluþturmayan bir antipsikotik etkinlik yaratabileceðini akla getirmektedir. 5-HT 2 antagonizmasý ve bunun kemirgenlerdeki katalepsi üzerinde göstermiþ olduðu etkiyi Maj ve arkadaþlarý araþtýrmýþlardýr (Kapur ve Remington 1996). Bu araþtýrmacýlar bir 5-HT 2 antagonisti olan siproheptadinin katalepsiyi engellediðini bildirmiþlerdir; ancak siproheptadinin antikolinerjik etkileri dikkate alýndýðýnda durum biraz karýþmaktadýr (Silver ve ark. 1989). Spesifik 5-HT 2 antagonistleri kullanýlarak yapýlan sonraki araþtýrmalarda da katalepsinin düzeltilmesinde 5- HT 2 nin oynadýðý rol doðrulanmýþ, ayrýca 5-HT 2 antagonistlerinin katalepsi dýþýndaki modellerde dopamin aracýlýðýyla gerçekleþen motor davranýþý kuvvetlendirdikleri de gösterilmiþtir. Ancak baþka araþtýrma gruplarý ise 5-HT 2 aktiviteleri açýsýndan benzerlik gösteren ilaçlar ve benzer hayvan modelleri kullandýklarý halde böyle bir etkinin varlýðýný saptayamamýþlardýr. Primat modellerinde ekstrapiramidal modellerden elde edilen sonuçlar da deðiþkenlik göstermektedir; cercopethicus türünde 5-HT 2 antagonistlerinin olumlu etkilerinin olduðu bildirilmiþse de cebus türüyle yapýlan çalýþmalarda bu türden etkilerin varlýðý bulunamamýþtýr (Povlsen 1986). Bulgulardaki bu çeþitlilik farklý türlerde serotonin-dopamin etkileþimindeki farklýlýklarý ve ekstrapiramidal belirtileri incelemek amacýyla kullanýlan modellerdeki farklýlýklarý yansýtýyor olabilir. Yapýlan son bildirilerden birinde bir 5-HT 2 antagonisti olan ritanserinin düþük doz haloperidolün kullanýlmasýyla meydana getirilen katalepsiyi antagonize edebildiði ancak eþik üstü dozlarda haloperidol kullanýlmasýyla ortaya çýkarýlan katalepsi üzerinde etkisiz kaldýðý bildirilmiþtir. Yani 5-HT 2 blokajý D 2 blokajýnýn yarattýðý etkiler üzerinde bir dereceye kadar, kýsýtlý bir koruma saðlamaktadýr. Bu durum klinik baðlamda 5-HT 2 ile D 2 arasýndaki antagonizma tartýþýlýrken özel bir önem kazanacaktýr. 52
9 ÞÝZOFRENÝ VE DOPAMÝN Bütün tartýþmalarý dikkate alarak düþünürsek serotonerjik agonistlerin dopamin sistemini daha kuvvetli bir þekilde inhibe etmesi ve EPYE leri kötüleþtirmesi beklenir. Gerçekten de serotonin öncülü bir madde olan 5-hidroksi triptofan (5- HTP) ile dolaysýz etkili bir agonist olan quipazinin farelerde haloperidolle meydana getirilmiþ olan katalepsiyi aðýrlaþtýrdýðý bildirilmiþtir. Benzer þekilde, SSRI lar serotonerjik iletiyi arttýrmakta ve kemirgen ile primat modellerinde ekstrapiramidal belirtileri kötüleþtirmektedir; ancak primatlarda gözlenen bu etki primatýn türüne baðlý olarak deðiþiklik gösteriyor olabilir (Roth 1995). Özet olarak serotonin sistemini inhibe eden manipülasyonlar (örneðin; rafe lezyonlarý, 5-HT 1A agonistleri ve 5-HT 2 antagonistleri) dopamin sistemi üzerindeki inhibisyonu ortadan kaldýrmaktadýrlar; bu da nöroleptik kullanýmý sonucunda ortaya çýkan EPYE lerin düzeltilmesinde dolaylý bir yol oluþturmaktadýr. Ýnsanlarda serotonin-dopamin etkileþmesiyle ilgili inandýrýcý ilk kanýtý açýk bir çalýþmada þizofreni hastalarýný bir 5-HT 2 antagonisti olan setoperonla tedavi eden ve EPYE ler üzerinde olumlu etkilerin ortaya çýktýðýný bildiren Ceulemans ve arkadaþlarý (1985) sunmuþtur. Ancak bu çalýþmada elde edilen yarar ya da olumlu etkinin tipik nöroleptik ilacýn kesilmesinden mi yoksa setoperona baþlamasýndan mý ileri geldiði açýklýk kazanmamýþtýr. Sonraki çalýþmalarda daha özgün bir 5-HT 2 antagonisti olan ritanserin çiftkör, plasebo kontrollü, eklentili (add on) araþtýrmalarda kullanýlmýþ ve EPYE lerde belirgin bir düzelmenin olduðu gösterilmiþtir (Reyntjens ve ark. 1986, Gelders ve ark. 1989). Parkinson hastalýðýndaki tremor ve akinezi ile nöroleptik kullanýmýna baðlý akatizide ritanserinin olumlu etkileri olduðu gösterilmiþtir. Silver ve arkadaþlarý nöroleptik kullanan hastalarda meydana gelen EPYE lerin düzeltilmesinde siproheptadinin faydalý olabileceðini belirtmiþlerdir, oysa siproheptadinin antikolinerjik etkileri 5-HT 2 blokajýnda oynadýðý rolde karýþýklýk yaratmaktadýr. Bunun tersine Korsgaard ve Friis nöroleptik kullanýmýna baðlý olarak meydana gelen parkinsonizm hastalarýnda mianserin kullanarak yaptýklarý çiftkör, karþýlaþtýrmalý bir çalýþmada 5-HT 2 antagonizmasýnýn herhangi bir olumlu etkisinin bulunduðunu gösterememiþlerdir (Korsgaard ve Friis 1986). En sýk kullanýlan serotonerjik agonistler olan SSRI larýn akatizi benzeri bir sendrom ortaya çýkardýklarý bilinmektedir. Araþtýrmalarda tremordan distonik reaksiyonlara kadar deðiþen son derece çeþitli EPYE de SSRI larýn olaya karýþtýklarý bildirilmektedir (Povlsen ve ark. 1986, Kapur ve Remington 1996). Bununla beraber söz konusu çalýþmalarda yer alan deneklerden bazýlarý nöroleptik almakta olan ya da parkinson hastalýðý olan kiþiler olup karakteristik parkinson belirtilerinin henüz baþladýðý hastalarý da içermektedirler. Epidemiyolojik araþtýrmalarda SSRI larýn ortaya çýkarmýþ olduklarý ekstrapiramidal belirtilerin bu ilaçlarla tedavi edilen hastalarda binde bir gibi çok nadir de olsa meydana geldikleri ileri sürülmektedir (Kapur ve Remington 1996). Bu durum ya D 2 antagonizmasýna neden olan ilaçlarý kullanan ya da asemptomatik parkinson hastalýðý olan bazý kiþilerin SSRI kullanýmýyla ekstrapiramidal belirti eþiðinin üzerine çýkabileceklerini düþündürmektedir. Bununla beraber insanlarýn çoðunda SSRI larla ortaya çýkan D 2 antagonizmasýnýn derecesi ekstrapiramidal semptom eþiðinin aþýlmasýna yetmez. Þizofrenide negatif belirtiler emosyonel ve sosyal geri çekilmenin eþlik ettiði düzleþmiþ bir affekt, alogi ve motivasyon kaybýndan oluþan bir sendrom þeklindedir. Tipik antipsikotiklerin negatif belirtiler üzerindeki etkinlikleri sýnýrlýdýr; hastalarýn çoðu delir ve varsanýlardan kurtulmuþ olsalar da sürmekte olan negatif belirtilere baðlý olarak üretken bir yaþam sürdürememektedirler. Klinik açýdan kritik önem taþýmalarýna karþýn negatif belirtilerle iliþkili birkaç hayvan modeli çalýþmasý bulunmaktadýr. Ancak negatif belirtileri baskýn olan hastalarýn frontal lezyonu olan hastalara nöropsikolojik açýdan benzemeleri ve görüntüleme çalýþmalarýnýn da bunu desteklemesi negatif belirtilerle frontal iþlev bozukluðu arasýnda bir baðlantý kurulmasýna neden olmuþtur. Bu durum, kýsmen de olsa, prefrontal kortekste olasý bir hipodopaminerjik faaliyeti yansýtýyor olabilir. Bir baþka deyiþle prefrontal kortekste dopaminerjik faaliyetin arttýrýlmasýyla negatif belirtilerde iyileþme saðlanabilir; bu da dopamin agonistlerinin bir dereceye kadar baþarýlý bir þekilde kullanýlmalarýný açýklamaktadýr (Kapur ve Remington 1996). Serotoninin dopaminerjik ileti üzerinde göstermiþ 53
10 ÖNDER ME, KÜÇÜKADA K. olduðu inhibitör etkiye dayanýlarak, serotonerjik faaliyeti inhibe eden ilaçlarýn prefrontal korteksteki dopaminerjik ileti üzerindeki inhibisyonu kaldýrabilecekleri ileri sürülmüþtür (Ceulemans 1985, Kapur ve Remington 1996, Silver ve Nassar 1992, Spina ve ark. 1994, Knable ve ark. 1997). Bu hipotez negatif belirtileri iyileþtirdiði düþünülen klozapinin, kemirgenlerin prefrontal kortekslerinde dopamin turnoverinde artýþ yarattýðýný bildiren çalýþmalarla desteklenmiþtir; bu etki tipik antipsikotiklerde görülmemektedir. Daha yakýn zamanda yapýlmýþ olan çalýþmalar klozapinin bu özelliðinin ilacýn 5-HT 2 antagonizmasý yapmasýyla açýklanabileceðini ileri sürmektedirler. Böylece, eðer negatif belirtiler üzerinde prefrontal korteksin rolü ile ilgili spekülasyonlar doðruysa 5-HT 2 antagonistlerinin dopaminerjik sistem üzerinde göstermiþ olduklarý etkiler nedeniyle negatif belirtileri iyileþtirmesi olasýdýr. Serotonerjik projeksiyonlar, dopaminerjik projeksiyonlar üzerindeki etkilerinden farklý olarak prefrontal nöronlar üzerinde de doðrudan bir inhibitör etkiye sahiptirler. Yani 5-HT 2 blokerlerinin negatif belirtiler üzerindeki etkileri doðrudan bir etkiyi de gösteriyor olabilir. Ceulemans ve arkadaþlarý, bir 5-HT 2 antagonisti olan setoperonun þizofreni hastalarýndaki emosyonel geri çekilme, otistik davranýþ ve disforide belirgin bir iyileþme saðladýðýný göstermiþlerdir. Reyntjens ve arkadaþlarý (1986) ile Gelders ve arkadaþlarý (1989) ritanserin kullanarak yaptýklarý eklentili, çift-kör, plasebo kontrollü çalýþmalarda hastalarýn negatif ve duygulaným belirtilerinin sadece ritanserin kullanýlan gruplarda düzelme gösterdiðini bildirmiþlerdir. Negatif belirtileri baskýn olan hastalarda siproheptadinin kullanýldýðý bir baþka çalýþmada da benzer sonuçlar elde edilmiþtir. Bazý araþtýrmacýlarýn da SSRI tedavisiyle negatif semptomlarda ayný derecede düzelmenin saðlandýðýný göstermeleri ilgi çekici bir sonuçtur (Silver ve Nassar 1992, Spina ve ark. 1994, Goff ve ark. 1995). 5-HT 2 antagonistleri ile SSRI larýn serotonerjik sistem üzerinde birbirlerine zýt etkileri vardýr ve serotonin-dopamin etkileþmesi vasýtasýyla dopaminerjik sistem üzerinde de zýt etkiler göstermektedirler. Öyleyse her iki ilaç grubu da negatif belirtileri nasýl düzeltmektedirler? Yanýt belki de bizim þu anda negatif belirtiler adýný verdiðimiz þeylerin ayrý patofizyolojik olaylarý gösteren antiteler olma olasýlýðýnda yatmaktadýr. O halde hem SSRI larýn hem de 5-HT 2 antagonistlerinin belirli bazý tür negatif belirtileri düzelttikleri de düþünülebilir: SSRI lar negatif belirtilerin depresif bileþeni üzerinde etkili olurken 5- HT 2 antagonistleri de negatif belirtilerin ekstrapiramidal yan etki bileþenini etkiliyor olabilir. Þizofrenide Dopamin-GABA Etkileþimi Merkezi sinir sisteminin (MSS) normal faaliyet gösterebilmesinde GABA nýn aracýlýk ettiði inhibisyonun temel rolü oynadýðý bilinmektedir. Þizofrenide GABA sisteminde bir bozukluk olabileceðini ileri süren ilk kiþi Roberts dir (Roberts 1972). Roberts a göre þizofrenik beyinin assosiasyon korteksinde bulunan GABAerjik inhibitör hücrelerin kaybedilmesi, bu bozuklukta görülen santral süzme iþlevindeki kusurun temelini oluþturmakta ve santral enformasyon iþlemindeki sorunlarý yaratmaktadýr. Þizofrenik beyinde saptanan 3H-musinol baðlanma artýþý, glutamat dekarboksilaz (GAD) aktivitesinde azalma, frontal korteks ve amigdalada GABA alýmýnda azalma ve dorsolateral prefrontal kortekste GAD mrna eksprese eden hücrelerin sayýlarýnýn azalmasý bu görüþü desteklemektedir. Glutamatýn dopaminden baðýmsýz bir þekilde psikomotor aktiviteyi kontrol etme yeteneðinden farklý olarak dopamin ve glutamat arasýnda güçlü bir etkileþim de vardýr. Yapýlan çalýþmalarda düþük doz MK-801 [Glutamat reseptör alt tipi olan N- Metil-D-Aspartat (NMDA) reseptörünün yarýþmasýz antagonisti] farelere verildiðinde psikomotor bir uyarýlmýþlýk hali ortaya çýkmaktadýr; bu durum dopamin reseptör antagonistleriyle de ortadan kaldýrýlabilmektedir. Yapýlan araþtýrmalara dayanýlarak striatumun, GABAerjik nöron içeren dolaylý ve dolaysýz yollarla talamusu kontrol ettiði düþünülmektedir. Bu yollar ise kortikostriatal glutamaterjik nöronlar tarafýndan kontrol edilmektedirler. Dolaylý yollar, talamik seviyede tonik, inhibitör bir kontrol altýndadýrlar, dolaysýz yollar ise esas olarak fazik ve uyarýcý bir kontrol altýndadýrlar. Dolaylý yollar üç GABAerjik nöron, dolaysýz yollar ise iki GABAerjik nöron arasýndaki yollardýr. Her ne kadar çeþitli seviyelerdeki dopamin ve glutamat arasýndaki etkileþme þekillerinin önemi 54
11 ÞÝZOFRENÝ VE DOPAMÝN þu an için tam olarak anlaþýlmamýþsa da Benes in varsayýmý ilginç bir yaklaþým oluþturmaktadýr: Benes, GABAerjik nöronlarýn ya da GABAerjik aktivitenin yitirilmesi sonucunda bu nöronlara gelen dopaminerjik uyarýmda göreceli bir artýþ olduðunu belirtmektedir. Yapýlan çalýþmalarda þizofreni hastalarýnýn anterior singulat kortekslerindeki internöronlarda (küçük hücreler) göreceli bir azalmanýn olduðu saptanmýþtýr. Ancak bu azalma þizoaffektif bozukluklarda daha belirgindir. Bu gözlem duygudurum bozukluklarýnda internöronlardaki sayý azalmasýnýn þizofreniye göre daha belirgin olduðu düþüncesini yaratmýþtýr. Bununla beraber son zamanlarda yapýlan bazý çalýþmalarda þizofreni hastalarýnýn prefrontal kortekslerinde ve hipokampal formasyonlarýnda bu türden bir azalma olduðu gösterilememiþtir. Bu çeliþki, araþtýrmanýn yapýldýðý beyin alanlarýnda, hücre sayým yöntemindeki, örneklem grubundaki ve doku iþlemleme tekniðindeki farklýlýklar gibi yöntemsel ayrýlýklara baðlý olabilir. Yöntemlerdeki farklýlýklar ve karýþýklýklar da bir kenara býrakýlacak olursa þizofreni sadece nöron kaybýyla açýklanabilecek bir bozukluk da deðildir. Bununla beraber internöron sayýsýndaki azalmanýn öncelikle anterior singulat korteks ve prefrontal korteks ile bu bölgelere projekte olan dorsomedial talamus çekirdeðinde olmasý söz konusu bölgelerdeki GABAerjik iletide de bir bozukluk olabileceðini düþündürmüþtür. Gerçekten de normallerle karþýlaþtýrýldýðýnda þizofreni hastalarýnýn anterior singulat bölgesinde II. tabaka ile III. tabakada yer alan nöron gövdelerinde GABA A baðlanmasýnýn daha yüksek olduðunu göstermiþlerdir. Þizofrenlerde saptanan, bu yüzeysel tabakalardaki GABA A reseptör aktivitesi artýþý yine II. ve III. tabakalarda yer alan GABAerjik internöronlarýn sayýsýnda ve/veya aktivitesinde meydana gelen azalmayla uyumludur (Benes ve ark. 1989). Benes (1997) þizofreni sürecini iki olaya baðlamaktadýr. Bunlardan birincisi stres etkisiyle meydana gelen ve baþlýca medial prefrontal kortekste gözlemlenen dopamin salýnýmý artýþýdýr (çevresel faktör). Ýkinci olay ise GABA nýn etkisini göstermesi için gerekli olan GABA A reseptör kompleksindeki kusurdur (genetik faktör). Bu kusur Benes e göre in utero karþýlaþýlan stres sonucu olarak meydana gelen glukokortikoid salýnýmýnýn artmasýna baðlýdýr. Yapýlan bazý çalýþmalarda glukokortikoidlerin GABA A reseptörü aktivitesinde doðrudan bir artýþa yol açabileceði gösterilmiþtir. Hipoksi bu tür strese bir örnek oluþturmaktadýr. Sonuçta ise anterior singulat kortekste bulunan piramidal hücreler piramidal olmayan hücrelere dönüþmekte ve dopaminerjik afferentlerde bir tesisat hatasý ortaya çýkmaktadýr. GABA hücreleri üzerindeki dopaminerjik etkiler inhibitör doðada olduklarýndan stres sonucunda GABA hücreleri inhibe olmaktadýrlar. Bir yandan GABA A reseptör kusuru diðer yandan GABA hücreleri üzerindeki inhibisyon striatumun GABAerjik nöron içeren dolaylý ve dolaysýz yollarý talamusu kontrol edememekte, diðer yandan da bu yollarý kontrol eden kortikostriatal glutamaterjik yollarýn iþlevleri bozulmaktadýr. Sonuçta ise duyusal girdileri seçici bir þekilde kortekse aktaran talamus, iþlevini kaybetmekte ve assosiasyon bozulmaktadýr. Bununla beraber þizofreni etiyolojisinden hala D 2 reseptörleri sorumlu tutulmakta ve baþka nörotransmitterlerin de þizofrenide rol oynayabileceðine inanýlmaktadýr. Mekanizmalarýn açýklanabilmesi için daha ileri çalýþmalarýn yapýlmasýna gereksinim vardýr. KAYNAKLAR Benes FM (1997) The role of stress and dopamine-gaba interactions in the vulnerability for schizophrenia. J Psychiat Rev, 31(2): Benes FM, Vincent SL, San Giovanni JP (1989) High resolution imaging of receptor binding in analysing neuropsychiatric diseases. Biotechniques, 7: Bowers MB (1974) Lumbar CSF 5-hydroxyindolacetic acid and homovanilic acid in affective syndromes. J Nerv Ment Dis, 158: Carlsson A, Lindqvist M (1963) Effect of chlorpromanize or haloperidol on formation of 3-methoxytyramine and normetanephrine in mouse brain. Acta Pharmacol Toxicol, 20: Carlsson A, Hansson L, Waters N ve ark. (1997) Neurotransmitter abberations in schizophrenia: New perspectives and therapeutic implications. Life Sciences, 61(2):
12 ÖNDER ME, KÜÇÜKADA K. Ceulemans DL, Gelders YG, Hoppenbrouwers ML ve ark. (1996) Effect of serotonin antagonism in schizophrenia: a pilot study with setoperone. Psychopharmacology, 85: Coron B, Campion D, Thibaut F ve ark. (1996) Association study between schizophrenia and monoamine oxidase A and B DNA polymorphisms. Psychiatry Research, 621: Davis KL, Kahn RS, Ko G ve ark. (1991) Dopamine in schizophrenia: A review and reconceptualization. Am J Psychiatry, 148: Ebstein RP, Macciardi F, Levi UH ve ark. (1997) Evidence for an association between the gene dopamine D 3 receptor gene DRD3 and schizophrenia. Hum Hered, 47:6-16. Gelders YG (1989) Thymostenic agents, a novel approach in the treatment of schizophrenia. Br J Psycihiatry, 155: Goff DC, Midha KK, Saridsegal O ve ark. (1995) A placebocontrolled trial of fluoxetine added to neuropleptic in patients with schizophrenia. Psychopharmacology, 117: Grassi E, Mortilla M, Amaducci L ve ark. (1996) No evidence of linkage between schizophrenia and D 2 dopamine receptor gene locus in Italian pedigrees. Neuroscience Letters, 206: Heritch AJ (1990) Evidence for reduced and dysregulated turnover of dopamine in schizophrenia. Schizophrenia Bulletin, 16(4): Hyman SE, Nestler EJ (1993) The Molecular Foundations of Psychiatry. Washington DC, American Psychiatric Press Inc. Jönssen E, Lanfelt L, Sokoloff P ve ark. (1993) Lack of association between schizophrenia and alleles in the dopamine D 3 receptor gene. Acta Psychiatr Scand, 87: Kapur S, Remington G (1996) Serotonin-dopamin interaction and itrs relevance to schizophrenia. Am J Psychiatry, 153:4, Karoum F, Karson CN, Bigelow LB ve ark. (1987) Preliminary evidence of reduced combined output of dopamine and its metabolites in chronic schizophrenia. Arch Gen Psychiatry, 44: ; correction 44:861. Kayaalp O (1992) Týbbi Farmakoloji. Cilt 2, 6. Baský, Ankara, Feryal Matbaacýlýk. Knable M, Hyde TM, Murray AM ve ark. (1996) A postmortem study of frontal cortical dopamine D 1 receptors in scphizophrenics, psychiatric controls. Biol Psychiatry, 40: Knable MB, Egan MF, Heniz A ve ark. (1997) Altered dopaminergic function and negative symptoms in drug free patients with schizophrenia. Br J Psychiatry, 171: Korsgaard S, Friis T (1986) Effects of mianserin in neuroleptic-induced parkinsonism. Psychopharmacology, 88: Kostowski W, Gumulka W, Cxlonkowski A (1972) Reduced cataleptogenic effects of some neuroleptics in rats with lesioned mid-brain raphe and treated with p-chlorophenylalanine. Brain Res, 48: Lannfelt L, Sokoloff P, Marters MP ve ark. (1992) Amino acid substitution in the dopamine D 3 receptor as a useful polymorphism for investigating psychiatric disorders. Psychiatr Genet, 2: Lindström LH (1985) Low HVA and normal 5-HIAA CSF levels in drug free schizophrenic patients compared to healty volunteers: Correlations to symptomatology and family history. Psychiatry Research, 14: Maas JW, Bowden CL, Miller AL ve ark. (1997) Schizophrenia, psychosis and cerebro spinal fluid homovanillic acid concentrations. Schizophrenia Bulletin, 23(1): Mant R, Williams J, Asherson P ve ark. (1994) Relationship between homozygosity at the dopamine D 3 receptor gene and schizophrenia. Am J Med Genet, 54: Ohara K, Nakamura Y, Xie DW ve ark. (1996) Polymorphisms of dopamine D 2 -like (D 2, D 3 and D 4 ) receptors in schizophrenia. Biol Psychiatry, 40: Okubo Y, Suhara T, Suzuki K ve ark. (1997) Decreased prefrontal dopamine D 3 receptors in schizophrenia revealed by PET. Nature, 385(13): Povlsen UJ, Noring U, Laursen AL ve ark. (1986) Behavioral aspects of serotonergic and anticholinergic drugs in haloperidol induced dystonia in Cebus monkeys. Clin Neuropharmacol, 9: Reyntjens A, Gelders YG, Hoppenbrouwers ML ve ark. (1986) Thymostenic effects of ritanserin (R55667), a centrally acting serotonin S2 blocker. Drug Development Res, 8: Roberts E (1972) An hypothesis suggesting that there is a defect in the GABA system in schizophrenia. Neurosciences Research. Program Bulletin, 10: Roth BL, Meltzer HY (1995) The role of serotonin in schizophrenia, in psychopharmacology. FE Bloom, DJ Kupfer (Ed), New York, Raven Press. Sanyal S, Van Tol H (1997) Review the role of dopamine D 4 receptors in schizophrenia and its antipsychotic action. J Psychiat Res, 31(2): Sedvall G, Farde L (1995) Chemical brain anatomy in schizophrenia. Lancet, 346: Shaikh S, Collier DA, Sham PC ve ark. (1996) Allelic assocation between a ser-9-gly polymorphism in the dopamine D 3 receptor gene and schizophrenia. Hum Genet, 97: Silver H, Blacker M, Weller MP ve ark. (1989) Treatment of chronic schizophrenia with cyproheptadine. Biol Psyichiatry, 25: Silver H, Nassar A (1992) Fluvoxamine improves negative symptoms in treated chronic schizophrenia: an add-on double blind, placebo-controlled study. Biol Psychiatry, 31:
13 ÞÝZOFRENÝ VE DOPAMÝN Sobell JL, Lind TJ, Hebrink DD ve ark. (1997) Screening the monoamine oxidase B gene in 100 male patients with schizoprenia. Am J Med Genetics (Neuropsychiatric Genetics), 74: Spina E, Dedomenico P, Ruello C ve ark. (1994) Adjunctive fluoxetine in the teratment of negative symptoms in chronic schizophrenic patients. Int Clin Psychopharmacol, 9: Tanaka T, Igarashi S, Onodera O ve ark. (1996) Association study between schizophrenia and dopamine D 3 receptor gene polymorphism. Am J Med Genetics (Neuropsychiatric Genetics), 67: Van Kammen DP, Mann LS, Sternberg DE ve ark. (1983) Dopamine-beta-hydroxylase activity and homovanilic acid in spinal fluid of schizophrenics with brain atrophy. Science, 220:
PSİKOFARMAKOLOJİ 3. Antipsikotikler Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül. HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar.
PSİKOFARMAKOLOJİ 3 Antipsikotikler Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar www.gunescocuk.com PSİKOZ VE ŞİZOFRENİ Şizofreni belirtilerinin altında yatan düzeneği açıklamaya çalışan başlıca
Major depresyonun ve diðer depresif bozukluklarýn
Depresyonda Serotonerjik Düzenekler Yrd. Doç. Dr. Lut TAMAM*, Dr. Tayfun ZEREN* Major depresyonun ve diðer depresif bozukluklarýn etiyolojisinde yer alan biyolojik etkenlerin varlýðýna iliþkin kuramlar
Büyük oranda hayvan araþtýrmalarý ve in vitro
Noradrenerjik Sistem ve Depresyon Yrd. Doç. Dr. Þükrü UÐUZ*, Dr. Ebru YURDAGÜL* Büyük oranda hayvan araþtýrmalarý ve in vitro çalýþmalarda elde edilen kanýtlar, duygudurum bozukluklarýnýn beyinde limbik
Ýntiharýn Nörobiyolojisi #
Ýntiharýn Nörobiyolojisi # Prof. Dr. Nevzat YÜKSEL* GÝRÝÞ Genel toplumda intihar sýklýðý yýllýk yüzbinde 10-20 kadardýr. Deðiþik ülkelerde bu oranlar yüzbinde 10 ile 40 arasýnda deðiþmektedir. Ýntihar
2 - Konuþmayý Yazýya Dökme
- 1 8 Konuþmayý Yazýya Dökme El yazýnýn yerini alacak bir aygýt düþü XIX. yüzyýlý boyunca çok kiþiyi meþgul etmiþtir. Deðiþik tasarým örnekleri görülmekle beraber, daktilo dediðimiz aygýtýn satýlabilir
ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ. Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Açıklama 2008 2010 Araştırmacı: Lilly Konuşmacı: Lundbeck Sunum
Açıklama 2012-2013. Araştırmacı: Yok. Danışman: Yok. Konuşmacı: Yok
Açıklama 2012-2013 Araştırmacı: Yok Danışman: Yok Konuşmacı: Yok ALKOL BAĞIMLILIĞINDA DOPAMİNERJİK SİSTEM GENETİĞİ Dr.Erhan Akıncı Plutarchos (M.S. 45-120) İkiz ve evlat edinme çalışmaları kalıtılabilir
Motor kademeleri ile otomasyon seviyeleri arasýnda akýllý baðlantý Akýllý Baðlantý Siemens tarafýndan geliþtirilen SIMOCODE-DP iþlemcilerin prozeslerinin hatasýz çalýþmasýný saðlamak için gerekli tüm temel
Talamokortikal İlişkiler, RAS, EEG DOÇ. DR. VEDAT EVREN
Talamokortikal İlişkiler, RAS, EEG DOÇ. DR. VEDAT EVREN Bilinç İnsanın kendisinin ve çevresinin farkında olma durumu. İç ve dış çevremizde oluşan uyaranların farkında olma durumu. Farklı bilinç düzeyleri
Nörotransmitter. nörotransmitterler presinaptik. uçta sentezlenir. istisnası peptit transmitterlerdir ve bunlar nöron somasında sentezlenir.
Nörotransmitter Sentez Genel Metabolizma olarak Salındıktan sonra ya nörotransmitterler presinaptik metabolize olurlar (Kolinesteraz, uçta sentezlenir. MAO enzimleri) yada re-uptake e Bunun istisnası peptit
Bir ruhsal belirti olarak ağrı
Bir ruhsal belirti olarak ağrı Uzm. Dr. Irmak POLAT Kars Harakani Devlet Hastanesi 53. Ulusal Psikiyatri Kongresi Bursa, 3-7 Ekim 2017 Kronik ağrı bir halk sağlığı sorunu >70 milyon Amerikalı Medikal harcamalar,
Nigrostriatal sistem, Hareketin Kontrolü: Parkinson Hastalığı
Nigrostriatal sistem, Hareketin Kontrolü: Parkinson Hastalığı Doç. Dr. Esen Saka Topçuoğlu Hacettepe Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Parkinson Hastalığı Alzheimer Hastalığından sonra en sık görülen
Psikofarmakolojiye giriş
Psikofarmakolojiye giriş Genel bilgiler Beyin 100 milyar nöron (sinir hücresi) içerir. Beyin hücresinin i diğer beyin hücreleri ile 1,000 ile 50,000 bağlantısı. Beynin sağ tarafı solu, sol tarafı sağı
Þizofreni özellikle düþünce, algý ve duygulaným
Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Þizofreni: Klinik Özellikler Doç. Dr. Selahattin ÞENOL* Þizofreni özellikle düþünce, algý ve duygulaným alanlarýnda bozulmayla seyreden ciddi bir ruhsal hastalýktýr. Ýlk
ÇEVRE VE TOPLUM. Sel Erozyon Kuraklýk Kütle Hareketleri Çýð Olaðanüstü Hava Olaylarý: Fýrtýna, Kasýrga, Hortum
ÇEVRE VE TOPLUM 11. Bölüm DOÐAL AFETLER VE TOPLUM Konular DOÐAL AFETLER Dünya mýzda Neler Oluyor? Sel Erozyon Kuraklýk Kütle Hareketleri Çýð Olaðanüstü Hava Olaylarý: Fýrtýna, Kasýrga, Hortum Volkanlar
SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi vücutta, kas kontraksiyonlarını, hızlı değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder
SİNİR SİSTEMİ SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi vücutta, kas kontraksiyonlarını, hızlı değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Çeşitli duyu organlarından milyonlarca
Psikiyatrik bozukluklarýn kaynaðý tartýþýlýrken
Depresyonla Ýlgili Nöroanatomik Çalýþmalar Doç. Dr. Emel ÖZTÜRK*, Prof. Dr. Hamdullah AYDIN** Psikiyatrik bozukluklarýn kaynaðý tartýþýlýrken son yýllara kadar biyolojik ve psikolojik faktörler tek tek
Dopamin, Dopaminerjik Sistem, İşlevleri ve Psikiyatrik Bozukluklarla İlişkisi
Dopamin, Dopaminerjik Sistem, İşlevleri ve Psikiyatrik Bozukluklarla İlişkisi Prof. Dr. Mesut ÇETİN GATA Haydarpaşa - İstanbul GATA Haydarpaşa - İstanbul Prof. Dr. Mesut ÇETİN 1 Bildirim Aşağıdaki ilaç
Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler
46.ULUSAL PSİKİYATRİ KONGRESİ, 2010 Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler Dr.Canan Yücesan Ankara Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Akış Sitokinler ve depresyon Duygudurum bozukluklarının
Merkezi Sinir Sistemi İlaçları
Merkezi Sinir Sistemi İlaçları Prof.Dr. Ender YARSAN A.Ü.Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Kemoterapötiklerden sonra en fazla kullanılan ilaçlar Ağrı kesici, ateş
Yeme Bozukluklarýnda Beyin Görüntüleme Yöntemleri
DERLEME Yeme Bozukluklarýnda Beyin Görüntüleme Yöntemleri Esra Güney 1, Aslý Çepik Kuruoðlu 2 1 Dr., Gazi Üniversitesi Týp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalý, 2 Doç.Dr., Psikiyatri Anabilim Dalý,
Türkiye: Gelecek Nesiller için Fýrsatlarýn Çoðaltýlmasý 11. Çocuk Geliþimi ve Çocuklarýn Karþýlaþtýðý Riskler Eþitsizliðin nesiller arasý geçiþinin bugün Türkiye nin en genç neslini ciddi ölçüde etkilediði
Þizofrenik bozukluðun patogenezi ile ilgili
Þizofrenide Beynin Geliþimsel Yetersizliði Doç. Dr. Köksal ALPTEKÝN* Þizofrenik bozukluðun patogenezi ile ilgili düþünceler son yýllarda oldukça deðiþmiþtir. Toplumu ve aileleri sorumlu tutan sosyal ve
Þizofrenide Duygu Algýlama ve Tanýma Süreçleri
Þizofrenide Duygu Algýlama ve Tanýma Süreçleri Özlem Altunel 1, Görkem Demirdöðen 2, Uzay Dural 3, M. Kemal Kuþçu 4 1 Uz.Dr., Serbest Hekim, 2 Psk., 3 Kl.Psk., 4 Doç.Dr., Marmara Üniversitesi Ýstanbul
Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar Akseki, Dilek Taşkıran
Yağlı Karaciğer (Metabolik Sendrom) Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Psikoz Yatkınlığındaki Artışın Gösterilmesi ve Bu Bulgunun İnflamatuar Sitokinlerle Bağlantısının Açıklanması Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar
TOPLUMSAL SAÐLIK DÜZEYÝNÝN DURUMU: Türkiye Bunu Hak Etmiyor
TOPLUMSAL SAÐLIK DÜZEYÝNÝN DURUMU: Türkiye Bunu Hak Etmiyor Türkiye'nin insanlarý, mevcut saðlýk düzeyini hak etmiyor. Saðlýk hizmetleri için ayrýlan kaynaklarýn yetersizliði, kamunun önemli oranda saðlýk
Santral Sinir Sistemi Farmakolojisinin Temelleri. Yrd.Doç.Dr. Önder AYTEKİN
Santral Sinir Sistemi Farmakolojisinin Temelleri Yrd.Doç.Dr. Önder AYTEKİN Her nöron, dentritleri aracılığı ile diğer nöronlardan gelen uyarıları alır ve nöron gövdesine iletir. Bu uyarılar ya inhibitör
Týp Fakültesi öðrencilerinin Anatomi dersi sýnavlarýndaki sistemlere göre baþarý düzeylerinin deðerlendirilmesi
1 Özet Týp Fakültesi öðrencilerinin Anatomi dersi sýnavlarýndaki sistemlere göre baþarý düzeylerinin deðerlendirilmesi Mehmet Ali MALAS, Osman SULAK, Bahadýr ÜNGÖR, Esra ÇETÝN, Soner ALBAY Süleyman Demirel
SİNİR R S İSTEMİ EGZE Z RS R İZ
SİNİR SİSTEMİ VE EGZERSİZ Sinir sistemi; hareket etme, konuşma ve vücudumuzdaki milyonlarca hücrenin koordineli bir şekilde çalışmasını sağlayan iç haberleşme yoludur. Bu nedenle, sinir sistemi hemostasizin
AROMATĠK AMĠNO ASĠT DEKARBOKSĠLAZ AKTĠVĠTESĠNDE ARTIM TETĠKLEME NĠTELĠĞĠ SERGĠLEYEN PĠRANOZĠN TÜREVLERĠNĠ HAĠZ BĠR KOMPOZĠSYON VE
1 Tarifname AROMATĠK AMĠNO ASĠT DEKARBOKSĠLAZ AKTĠVĠTESĠNDE ARTIM TETĠKLEME NĠTELĠĞĠ SERGĠLEYEN PĠRANOZĠN TÜREVLERĠNĠ HAĠZ BĠR KOMPOZĠSYON VE BU KOMPOZĠSYONUN DOPAMĠNERJĠK DEFEKTLERĠN TEDAVĠSĠ AMAÇLI KULLANIMI
Þizofrenide Gözlenen Biliþsel Bozukluklar ve Deðerlendirilmesi: Bir Gözden Geçirme
Þizofrenide Gözlenen Biliþsel Bozukluklar ve Deðerlendirilmesi: Bir Gözden Geçirme Nurper Erberk ÖZEN* ÖZET Kraepelin zamanýndan bu yana araþtýrmacýlar, þizofrenik hastalardaki özgül, bölgesel beyin lezyonlarýný
Manyetik Rezonans ve Bilgisayarlý Tomografi Öncesi Hastalarda Anksiyete ve Depresyon
ARAÞTIRMA Manyetik Rezonans ve Bilgisayarlý Tomografi Öncesi Hastalarda Anksiyete ve Depresyon Gülten Karadeniz 1, Serdar Tarhan 2, Emre Yanýkkerem 3, Özden Dedeli 3, Erkan Kahraman 4 1 Yrd.Doç.Dr., 3
17a EK 17-A ÖYKÜ KONTROL LÝSTESÝ. ² Rahim Ýçi Araçlar - Ek 17-A²
EK 17-A RÝA ÝÇÝN DEÐERLENDÝRME KONTROL LÝSTESÝ ÖYKÜ KONTROL LÝSTESÝ Hizmet verenin sorularý: Hizmet alana aþaðýdaki sorularý sorun: Hizmet veren için kurallar: Eðer yanýtlar evet sütununda ise aþaðýdaki
Dopamin. n Motor striatumdaki dopaminerjik innervasyon: SNpcompacta A9 hücre grubu
Dopamin n Motor striatumdaki dopaminerjik innervasyon: SNpcompacta A9 hücre grubu n İki tip dopamin reseptörü ile farklı etki gösterir n D1 ve D2 reseptörleri farmakolojik, anatomik ve biyokimyasal özelliklere
Anksiyete ve stres tepkisinde iyonotropik glutamat reseptörlerinin rolü ve tedavi seçenekleri. Doç. Dr. M.Murat Demet
Anksiyete ve stres tepkisinde iyonotropik glutamat reseptörlerinin rolü ve tedavi seçenekleri Doç. Dr. M.Murat Demet Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı MANİSA Konuşma Akışı
Araþtýrma Hazýrlayan: Ebru Kocamanlar Araþtýrma Uzman Yardýmcýsý Gýda Ürünlerinde Ambalajýn Satýn Alma Davranýþýna Etkisi Dünya Ambalaj Örgütü nün açýklamalarýna göre dünyada ambalaj kullanýmýnýn %30 unu
Obsesif Kompulsif Bozukluðun Nörobiyolojisi
Ersin Hatice Karslýoðlu 1, Nevzat Yüksel 2 1 Uz.Dr., Abdurrahman Yurtarslan Ankara Onkoloji Eðitim ve Araþtýrma Hastanesi Psikiyatri Kliniði, 2 Prof.Dr., Gazi Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim
Þizofreni ailesel kümelenme gösteren bir
Þizofreninin Genetiði Dr. Ender TANER* Þizofreni ailesel kümelenme gösteren bir hastalýktýr. Aile çalýþmalarý genetik katkýyý desteklemektedir. Þizofreniden etkilenen ailelerde hastalanma riski belirlenmiþ;
Þizofreni ve Cinsiyet: Baþlangýç Yaþý ve Sosyodemografik Özellikler
Þizofreni ve Cinsiyet: Baþlangýç Yaþý ve Sosyodemografik Özellikler Hatice GÜZ* ÖZET Bu çalýþmada, DSM-IV taný kriterlerine göre þizofreni tanýsý alan 160 hastada (95'i erkek, 65'i kadýn) baþlangýç yaþý
Larson'un 1960'larda veciz olarak belirttiði gibi,
5 Prof. Dr. Semih KESKÝL Larson'un 1960'larda veciz olarak belirttiði gibi, yaþlýlarýn acil hastalýklarý diye bir durum yoktur. Bizimde burada söz konusu edeceðimiz yaþlýlar arasýndaki acil týbbi durumlardýr.
Şizofrenide Serotoninin Rolü Role of Serotonin in Schizophrenia
Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry 2012; 4(2):237-259 doi:10.5455/cap.20120415 Şizofrenide Serotoninin Rolü Role of Serotonin in Schizophrenia Ebru Öztepe Yavaşcı, Cengiz
T.C. MÝLLÎ EÐÝTÝM BAKANLIÐI EÐÝTÝMÝ ARAÞTIRMA VE GELÝÞTÝRME DAÝRESÝ BAÞKANLIÐI KENDÝNÝ TANIYOR MUSUN? ANKARA, 2011 MESLEK SEÇÝMÝNÝN NE KADAR ÖNEMLÝ BÝR KARAR OLDUÐUNUN FARKINDA MISINIZ? Meslek seçerken
Kanguru Matematik Türkiye 2017
Kanguru Matematik Türkiye 07 4 puanlýk sorular. Bir dörtgenin köþegenleri, dörtgeni dört üçgene ayýrmaktadýr. Her üçgenin alaný bir asal sayý ile gösterildiðine göre, aþaðýdaki sayýlardan hangisi bu dörtgenin
SİNİR SİSTEMİ. Prof. Dr. Ünsal ÇALIŞ.
SİNİR SİSTEMİ Prof. Dr. Ünsal ÇALIŞ http://yunus.hacettepe.edu.tr/~ucalis/ SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi, organizmanın gerek kendisinde gerekse çevresinde meydana gelen değişikliklere karşı koordine şekilde
Davranış ve Nörogenetik
Davranış ve Nörogenetik Chapter Lecture Presentation by Dr. Cindy Malone, California State University Northridge Başlıklar 1 Merkezi sinir sistemi uyarıları alır ve davranışsal cevaplar üretir 2 Sinir
TOHAV Suruç Mülteci Danýþma Merkezi Açýldý TOHAV'ýn mülteci ve sýðýnmacýlara yönelik devam ettirdiði çalýþmalar kapsamýnda açtýðý SURUÇ MÜLTECÝ DANIÞM
MD Mülteci Danýþma M TOHAV e-bülten n S AYI: 1 TOHAV Suruç Mülteci Danýþma Merkezi Ýletiþim Bilgileri Adres: Yýldýrým Mah. Ziyademirdelen Sok. N0: D: 1 Suruç/ÞANLIURFA Tel: 0 (414) 611 98 02 TOHAV Suruç
Demans, entellektüel yetilerde bozulma ile
Demansýn Deðerlendirilmesinde Nükleer Týp Yöntemleri Prof. Dr. Nahide GÖKÇORA*, Dr. Özgür AKDEMÝR* Demans, entellektüel yetilerde bozulma ile beraber kiþilik ve davraným deðiþiklikleri ile ortaya çýkan
KAMU MALÝYESÝ. Konsolide bütçenin uygulama sonuçlarýna iliþkin bilgiler aþaðýdaki bölümlerde yer almýþtýr. KONSOLÝDE BÜTÇE ÝLE ÝLGÝLÝ ORANLAR (Yüzde)
V KAMU MALÝYESÝ 71 72 KAMU MALÝYESÝ Konsolide bütçenin uygulama sonuçlarýna iliþkin bilgiler aþaðýdaki bölümlerde yer almýþtýr. A. KONSOLÝDE BÜTÇE UYGULAMALARI 1. Genel Durum 1996 yýlýnda yüzde 26.4 olan
YENÝ YAYINLARDAN ÖZETLER
YENÝ YAYINLARDAN ÖZETLER Kistik Fibrozisli Çocuk ve Ergenlerde Psikopatoloji ve Tedavi Uyumu White T, Miller J, Smith GL ve ark. (2008) Adherence and psychopathology in children and adolescents with cystic
Duysal Sistemler. Genel Prensipler ve Özellikler!!!! Dr. Vedat Evren
Duysal Sistemler Genel Prensipler ve Özellikler!!!! Dr. Vedat Evren Genel Prensipler Duyma (duyu)! Reseptörler!! İletim! Nöral yolaklar!! Kodlanma! Korteksin duysal alanları ALGI Santral Sinir Sistemi
Mart 2010 Otel Piyasasý Antalya Ýstanbul Gayrimenkul Deðerleme ve Danýþmanlýk A.Þ. Büyükdere Cad. Kervan Geçmez Sok. No:5 K:2 Mecidiyeköy Ýstanbul - Türkiye Tel: +90.212.273.15.16 Faks: +90.212.355.07.28
Kanguru Matematik Türkiye 2018
3 puanlýk sorular 1. Leyla nýn 10 tane lastik mührü vardýr. Her mührün üzerinde 0, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8 ve 9 rakamlarýndan biri yazýlýdýr. Kanguru sýnavýnýn tarihini þekilde görüldüðü gibi yazan Leyla,
TEST. 8 Ünite Sonu Testi m/s kaç km/h'tir? A) 72 B) 144 C) 216 D) 288 K 25 6 L 30 5 M 20 7
TEST 8 Ünite Sonu Testi 1. 40 m/s kaç km/h'tir? A) 72 B) 144 C) 216 D) 288 2. A noktasýndan harekete baþlayan üç atletten Sema I yolunu, Esra II yolunu, Duygu ise III yolunu kullanarak eþit sürede B noktasýna
MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı MERKEZİ SİNİR SİSTEMİNİN YAPISI ve İŞLEVLERİ Dr. Sinan Canan [email protected] www.baskent.edu.tr/~scanan www.sinancanan.net Sinir Sistemi
Uykunun Temel Mekanizmaları ve Uyku Nörofizyolojisi..Dr.Zerrin.Zerrin Pelin Pendik Devlet Hastanesi Uyku Bozuklukları Birimi
Uykunun Temel Mekanizmaları ve Uyku Nörofizyolojisi Doç.Dr.Dr.Zerrin.Zerrin Pelin Pendik Devlet Hastanesi Uyku Bozuklukları Birimi Hipokrat Vasküler reorganizasyon teorisi İç organları sıcak tutabilmek
DENEME Bu testte 40 soru bulunmaktadýr. 2. Bu testteki sorular matematiksel iliþkilerden yararlanma gücünü ölçmeye yöneliktir.
1. Bu testte 40 soru bulunmaktadýr. 2. Bu testteki sorular matematiksel iliþkilerden yararlanma gücünü ölçmeye yöneliktir. 1. 3 2x +1 = 27 olduðuna göre, x kaçtýr? A) 0 B) 1 C) 2 D) 3 E) 4 4. Yukarýda
An psiko k İlaçların Etki Mekanizmaları: Şizofreni Tedavisinde A piklik Bir Üstünlük mü? *
Türk Psikiyatri Dergisi 2007; 18(4):364-374 An psiko k İlaçların Etki Mekanizmaları: Şizofreni Tedavisinde A piklik Bir Üstünlük mü? * Dr. A. Elif ANIL YAĞCIOĞLU 1 Özet / Abstract Bu gözden geçirmede şizofreni
29 Fizik Tedavi Alan Hastalarýn Yaþam Kalitesinin Deðerlendirilmesi Assessment For Quality Of Life Of Patients Receiving Physical Therapy 1 Yrd.Doç. Dr.Birsen ALTAY 2 Yrd.Doç. Dr. H.Demet GÖNENER 1 Hemþ.
Rapor edilen iðne batma yaralanmalarýnýn %56 sý güvenlikli ürünler kullanýlarak önlenebilir den fazla patojen bulaþabilir.
Rapor edilen iðne batma yaralanmalarýnýn %56 sý güvenlikli ürünler kullanýlarak önlenebilir. 7 20 den fazla patojen bulaþabilir. 8 En büyük tehlike Hepatit B, Hepatit C ve HIV dir. Yaralananlarýn %40 ý
Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Bozukluðunun Etiyolojisi: Bütüncül Yaklaþým
Dikkat Eksikliði Hiperaktivite Bozukluðunun Etiyolojisi: Bütüncül Yaklaþým Bedriye ÖNCÜ*, Selahattin ÞENOL** ÖZET Dikkat eksikliði hiperaktivite bozukluðu sýk karþýlaþýlan bir bozukluk olmasý, tedavi edilmediðinde
Þizofrenide Cinsel Ýþlev Bozukluklarý: Kesitsel Bir Deðerlendirme
ARAÞTIRMA Þizofrenide Cinsel Ýþlev Bozukluklarý: Kesitsel Bir Deðerlendirme Sexual Dysfunction in Schizophrenia: A Cross-Sectional Evaluation Soner Çakmak 1, Gonca Karakuþ 2, Yunus Emre Evlice 3 1 Uz.Dr.,
Major Depresif Bozukluk
Moleküler Modelleme Yöntemiyle Tasarlanan Yeni Monoamin Oksidaz-A Enzim İnhibitörü Selektif 2-pirazolin Türevlerinin Antidepresan Aktivitelerinin Tayini Telli G 1, Salgın-Gökşen U 2, Yalovaç A 3, Çiftçi-Yabanoğlu
Depresyonda Güncel Tedaviler. Doç. Dr. Murat ERKIRAN
Depresyonda Güncel Tedaviler Doç. Dr. Murat ERKIRAN Akış Major depresif bozuklukta yeni antidepresanlar Major depresif bozukluk tedavisi Psikotik özellikli depresyon tedavisi Geliştirme aşamasında olan
Uyku Nörofizyolojisi. Dr.İbrahim Öztura DEÜTF Nöroloji AD & DEÜH Uyku bozuklukları ve Epilepsi İzlem Merkezi
Uyku Nörofizyolojisi Dr.İbrahim Öztura DEÜTF Nöroloji AD & DEÜH Uyku bozuklukları ve Epilepsi İzlem Merkezi uyku Kompleks davranışsal bir durum Modern nörolojik bilimlerin en önemli gizemlerinden biri
Kanguru Matematik Türkiye 2017
4 puanlýk sorular 1. Dünyanýn en büyük dairesel pizzasý 128 parçaya bölünecektir. Her bir kesim tam bir çap olacaðýna göre kaç tane kesim yapmak gerekmektedir? A) 7 B) 64 C) 127 D) 128 E) 256 2. Ali'nin
Oksitosin ve Psikiyatri
Oksitosin ve Psikiyatri Dr. M. Tayfun Turan Erciyes ÜTF Psikiyatri AD 2. Psikiyatri Zirvesi ve 9. Anksiyete Kongresi 8-12 Mart 2017, Belek-Antalya [email protected] 1. OT ile ilgili genel bilgiler
1. Böleni 13 olan bir bölme iþleminde kalanlarýn
4. SINIF COÞMAYA SORULARI 1. BÖLÜM 3. DÝKKAT! Bu bölümde 1 den 10 a kadar puan deðeri 1,25 olan sorular vardýr. 1. Böleni 13 olan bir bölme iþleminde kalanlarýn toplamý kaçtýr? A) 83 B) 78 C) 91 D) 87
Þizofreninin Genetiði
Þizofreninin Genetiði Ýbrahim ATEÞ*, Ercan ABAY** ÖZET Þizofreni ailesel kümelenme göseteren bir hastalýktýr. Aile, ikiz ve evlat edinme çalýþmalarý þizofreni giriþiminde kalýtsal genetik etkenlerin önemli
SANTRAL SİNİR SİSTEMİ. Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül
SANTRAL SİNİR SİSTEMİ Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü Lisans 1. sınıf (Dr. Muhammed Ayaz ın katkılarıyla) SİNİR SİSTEMİNİN GÖREVİ Çevreden duyusal bilginin alınması
Ýnsanlýk tarihi kadar eski olan depresif bozukluðun. Depresyon Etiyolojisi. Özet
Depresyon Etiyolojisi Yard. Doç. Dr. Beyazýt YEMEZ*, Doç. Dr. Köksal ALPTEKÝN* Özet Toplumda en yaygýn rastlanan ruhsal bozukluklardan biri olan depresyonun önemli bir bölümünün pratisyen hekimlerce görülmesi
ŞİZOFRENİDE HİSTAMİN. Dr. Özmen METİN Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.
ŞİZOFRENİDE HİSTAMİN Dr. Özmen METİN Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. HISTAMINE IN THE TREATMENT OF PSYCHOSIS A Psychiatric and Objective Psychological Study. R. W. ROBB M. D., B. KOVITZ
SİNİR SİSTEMİ. Duyusal olarak elde edilen bilgiler beyne (yada tam tersi) nasıl gider?
SİNİR SİSTEMİ SİNİR SİSTEMİ Descartes- İnsan vücudu bilimsel olarak (doğal yasalarla) açıklanabilecek bir hayvan makinesidir Bu makineyi araştıran, beyin ve davranış arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim
Depresyonun biyolojisi ile ilgili çalýþmalarýn
HPA (hipotalamik-pituiter [hipofiz]-adrenal) Ekseni Doç. Dr. M. Hakan TÜRKÇAPAR* Depresyonun biyolojisi ile ilgili çalýþmalarýn önemli bir kýsmý depresyon ve endokrin sistem arasýndaki iliþkileri saptamaya
Yeni Nesil Antipsikotikler ve Cinsel Ýþlev Bozukluðu
DERLEME Yeni Nesil Antipsikotikler ve Cinsel Ýþlev Bozukluðu Murat Kuloðlu 1, Okan Ekinci 2 1 Doç.Dr., Fýrat Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, Elazýð, 2 Dr., Ankara Atatürk Eðitim ve
Mersin Ýlinde Hassas Bölgelerde Gürültü Düzeylerinin 1998-2002 Yýllarý Arasýndaki Deðiþiminin Araþtýrýlmasý
Mersin Ýlinde Hassas Bölgelerde Gürültü Düzeylerinin 1998-2002 Yýllarý Arasýndaki Deðiþiminin Araþtýrýlmasý Ekoloji Cilt: 13 Sayý: 49 25-30, 2003 Halil KUMBUR, Havva Duygu ÖZSOY, Zafer ÖZER Mersin Üniversitesi
Aile Hekimliðinde Genogram
Aile Hekimliðinde Genogram Prof. Dr. Ýsmail Hamdi KARA, Düzce Üniversitesi Týp Fakültesi Aile Hekimliði AD, Düzce Aile Hekimliði Dersleri - 02.06.2010 15:30 1 I. Tanýmlar Hastalarý yalnýz bir birey olarak
Nöronal Plastisite Paneli
21. Ulusal Farmakoloji Kongresi Osmangazi Üniversitesi Eskişehir Nöronal Plastisite Paneli Ersin O. Koylu Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Beyin Araştırmaları Uygulama ve Araştırma
Nokia HS-2R Radyolu kulaklýk seti Kullaným Kýlavuzu. 9355495 2. baský
Nokia HS-2R Radyolu kulaklýk seti Kullaným Kýlavuzu 9355495 2. baský UYGUNLUK BÝLDÝRÝMÝ NOKIA CORPORATION olarak biz, tamamen kendi sorumluluðumuzda olmak üzere, HS-2R ürününün aþaðýdaki yönetmeliðin ilgili
ünite1 Hücre 3. Öðretmenin sorularý ve Müge nin yanýtlarý tabloda verilmiþtir: 1. Tabloda öðretmenin sorularý ve Duygu nun yanýtlarý bulunmaktadýr.
ünite1 TEST 1 1. Tabloda öðretmenin sorularý ve Duygu nun yanýtlarý bulunmaktadýr. Öðretmenin Duygu nun sorularý yanýtlarý 1 Sitoplazmasý var mý? Var. 2 Hücre çeperi var mý? Yok. 3 Kloroplast organeli
Þizofreni Tedavisinde Yeni Bir Hedef Agmatin ve Beyin Poliamin Sistemi
DERLEME Þizofreni Tedavisinde Yeni Bir Hedef Agmatin ve Beyin Poliamin Sistemi Tayfun Uzbay 1 1 Prof.Dr., Gülhane Askeri Týp Fakültesi Týbbi Farmakoloji Anabilim Dalý, Ankara ÖZET Þizofreni ve benzeri
Bir Psikiyatri Kliniðinde Yatarak Tedavi Gören Geç Baþlangýçlý Þizofreni Hastalarýnýn Klinik ve Sosyodemografik Özellikleri
ARAÞTIRMA Bir Psikiyatri Kliniðinde Yatarak Tedavi Gören Geç Baþlangýçlý Þizofreni Hastalarýnýn Klinik ve Sosyodemografik Özellikleri The Clinical and Sociodemographic Features of Late Onset Schizophrenia
Kanguru Matematik Türkiye 2015
3 puanlýk sorular 1. Aþaðýdaki þekillerden hangisi bu dört þeklin hepsinde yoktur? A) B) C) D) 2. Yandaki resimde kaç üçgen vardýr? A) 7 B) 6 C) 5 D) 4 3. Yan taraftaki þekildeki yapboz evin eksik parçasýný
Madde Kullanma Eðilimi Ölçeðinin Geçerlik ve Güvenilirliði
Madde Kullanma Eðilimi Ölçeðinin Geçerlik ve Güvenilirliði Birsen CEYHUN*, Ömer OÐUZTÜRK**, Ayþe Gülsen CEYHUN*** ÖZET Alkol ve diðer maddelerin kötü kullanýmý ülkemizde yaygýn bir sosyal sorun haline
DENEYSEL RATLARDA ATOMOKSETİN VE OMEGA 3 ÜN SERUM ÇİNKO VE BAKIR DÜZEYLERİ ÜZERİNE ETKİSİ. Prof. Dr. Mevlüt Sait KELEŞ
DENEYSEL RATLARDA ATOMOKSETİN VE OMEGA 3 ÜN SERUM ÇİNKO VE BAKIR DÜZEYLERİ ÜZERİNE ETKİSİ Prof. Dr. Mevlüt Sait KELEŞ GİRİŞ Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB); hiperaktivite, dikkatsizlik,
1. Nüfusun Yaþ Gruplarýna Daðýlýmý
Köylerden (kýrsal kesimden) ve iþ olanaklarýnýn çok sýnýrlý olduðu kentlerden yapýlan göçler iþ olanaklarýnýn fazla olduðu kentlere olur. Ýstanbul, Kocaeli, Ýzmir, Eskiþehir, Adana gibi iþ olanaklarýnýn
3. Çarpýmlarý 24 olan iki sayýnýn toplamý 10 ise, oranlarý kaçtýr? AA 2 1 1 2 1. BÖLÜM
7. SINIF COÞMAYA SORULARI 1. BÖLÜM DÝKKAT! Bu bölümde 1 den 10 a kadar puan deðeri 1,25 olan sorular vardýr. 3. Çarpýmlarý 24 olan iki sayýnýn toplamý 10 ise, oranlarý kaçtýr? 2 1 1 2 A) B) C) D) 3 2 3
olarak çalýºmasýdýr. AC sinyal altýnda transistörler özellikle çalýºacaklarý frekansa göre de farklýlýklar göstermektedir.
Transistorlu Yükselteçler Elektronik Transistorlu AC yükselteçler iki gurupta incelenir. Birincisi; transistorlu devreye uygulanan sinyal çok küçükse örneðin 1mV, 0.01mV gibi ise (örneðin, ses frekans
Þizofreni birçok davranýþ ve düþünce bozukluðuna;
Dirençli Þizofreni Tedavisi Prof. Dr. Nevzat YÜKSEL* Þizofreni birçok davranýþ ve düþünce bozukluðuna; beyin yapýsý, fizyoloji ve kimyasýnda önemli deðiþikliklere neden olan çok sistemli psikiyatrik bozukluklardan
Psikiyatrik Bozukluklarda Valproat Kullanýmý
Psikiyatrik Bozukluklarda Valproat Kullanýmý Ý. Tuncer OKAY*, Cebrail KISA**, Nesrin DÝLBAZ*** ÖZET Keþfedilmesinden yýllar sonra antikonvülzan olarak kullanýlmaya baþlanýlan valproat, ayný dönemde bipolar
2006 cilt 15 sayý 10 179
Ankara'da Bir Lisenin 9 ve 10. Sýnýf Öðrencilerinin Kiþisel Hijyen Konusunda Davranýþlarýnýn Belirlenmesi Determination of the Behaviours of Ninth and Tenth Grade High School Students About Personal Hygiene
Çocuk ve Ergen Nöropsikiyatrik Bozukluklarýnda Sinir Sistemi Görüntülenmesi
Çocuk ve Ergen Nöropsikiyatrik Bozukluklarýnda Sinir Sistemi Görüntülenmesi Selahattin ÞENOL*, Hülya Eltutan ÖNCÜLOÐLU** ÖZET Sinir sistemi görüntülenmesi ile ilgili teknikler radyasyonla karþýlaþmayý
Nöron uyarı gönderdiğinde nörotransmitterleri barındıran keseciklerin sinaptik terminale göçü başlar.
SİNAPS Bir nöronu diğerinden ayıran bir boşluk olduğu, Nöronların fiziksel olarak birleşmediği gözlenmiştir. Sinir uçlarında bulunan bu boşluklarda haberleşme vardır. Nöronlar arası bu iletişim noktasına
Erciyes Üniversitesi Öðrencilerinde Sigara Ýçme Durumunun 1985 2005 Yýllarý Arasýndaki Deðiþimi
ARAÞTIRMALAR (Research Reports) Erciyes Üniversitesi Öðrencilerinde Sigara Ýçme Durumunun 1985 2005 Yýllarý Arasýndaki Deðiþimi Change of Smoking Prevalence among Erciyes University Students between 1985
SUNUM PLANI. Genel değerlendirme EKT TMU tdcs
KISSADAN HİSSE SUNUM PLANI Genel değerlendirme EKT TMU tdcs ŞİZOFRENİ TEDAVİSİNDE PSIKOFARMAKOLOJİ DIŞI YAKLAŞIMLAR Biyopsikososyal Yaklaşım Etyoloji ve Patofizyoloji Psikolojik Faktörler B i r e y s e
Ýki ya da daha fazla hasta grubunun bir çalýþmanýn parçasý
Çapraz Gruplu ve Kendi Kendine Kontrollü Çalýþmalar ÇAPRAZ GRUPLU VE KENDÝ KENDÝNE KONTROLLÜ ÇALIÞMALAR Oktay ÖZDEMÝR, Doç. Dr. Omega CRO Ýki ya da daha fazla hasta grubunun bir çalýþmanýn parçasý olarak,
Bilindiði gibi ilk atipik antipsikotik ilaç olan
Antipsikotiklere Baðlý Metabolik Yan Etkiler Nevzat Yüksel 1, Aslýhan Sayýn 2 1 Prof.Dr., 2 Uz.Dr., Gazi Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, Ankara Bilindiði gibi ilk atipik antipsikotik
