Kaynaklar II. Merutiyet dönemini , , gibi farklı tarihler arasında göstermektedir. Biz

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "- 134 - 1 Kaynaklar II. Merutiyet dönemini 1908-1918, 1908-1922, 1908-1923 gibi farklı tarihler arasında göstermektedir. Biz"

Transkript

1 Uluslararası Sosyal Aratırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Cilt: 5 Sayı: 21 Volume: 5 Issue: 21 Bahar 2012 Spring Issn: MERUTYET DÖNEM GEZGNLERNN GÖZLEMLERYLE AVRUPA DA TÜRK MGES THE IMAGE OF TURK IN EUROPE WITH THE PERSPECTIVE OF TRAVELERS AT THE PERIOD OF CONSTITUTIONAL MONARCHY Mürsel GÜRSES Özet Her birey öteki lerin kendisi hakkında neler düündüünü, ne tür yargılara vardıını merak eder ve bu yargılara olumlu bir yön verebilmek için kendi doal halinden sıyrılır; kılık kıyafetinden oturup kalkmasına, günlük bakımından konumasına kadar pek çok özelliine dikkat eder. Toplumlar da tıpkı bireyler gibi öteki nin biz hakkındaki imgelerini önemserler. Bu imgeler hakkında bilgi edinmek için çeitli kaynaklara bavurur ve tespit edilen olumsuz imgeleri silebilmek için türlü reklam/tanıtım çalımalarına girerler. Yabancı ülkelerin edebiyat metinlerinde ya da sinema ürünlerinde biz le ilgili imgeleri bulmak kolaydır ve bu konularla ilgili yapılan çalımalar sayesinde epeyce literatür olumutur. Biz bu çalımada farklı bir yöntemle öteki nin biz le ilgili imgelerini tespit etmeye çalıtık. Merutiyet döneminde Avrupa yı gezen Türk gezginlerinin bizzat kendi gözlemleriyle Avrupalıların Türklere bakıını tespit etmeyi amaçladık. Bu çalımada, Merutiyet döneminde( )kitap olarak basılan, Avrupa ya yapılan gezilerin anlatıldıı gezi kitaplarının tamamı incelenmitir. Yedisi Arap alfabeli, dokuzu Latin alfabesine aktarılmı toplam on altı gezi kitabı incelenerek gezginlerin kendi gözlemleriyle tespit ettikleri Avrupa daki Türk imgesi ortaya konmutur. Modern Türk devletinin kurulmasının arifesinde yapılan bu gezilerde Avrupa daki Türk imgesinin hemen hiç deimedii, günümüze kadar gelen barbar, vahi, zalim Türk imgesinin o dönemde de baat bir söylem olduu tespit edilmitir. Anahtar Kelimeler: Merutiyet Dönemi, Gezi Kitapları, mge. Abstract Each individual has curiosity about what the "other" thinks about him, and he does not behave as himself to make the "other" think positive about him. He becomes careful about his attire, his daily care, the way he behaves and the way he speaks. The societies also pay attention to the "other"s images about "us" like the individuals. They consult various sources to gain information and makes advertisements/ publicities to delete the negative images. It is easy to find out the images about "us" in the literary texts and movies of foreign countries and there is a significant literature owing to the researches about this Okutman, Bilecik Üniversitesi.

2 topic. In this research, we attempt to determine the images of "other" about "us". We aimed to determine the perspective of Europeans about Turks with the observations of Turkish travelers at the period of constitutional monarchy. In this study, the whole books are examined that is published at the period of constitutional monarchy ( ), including the travel books about the travels of Europe. The image of Turk in European society that the Turkish travelers observed is explained by examine sixteen travel books; seven of them is written with Arabian Alphabet and nine of them is transferred into Latin Alphabet. During the travels just before the establishment of Modern Turkish Government, it is find out that the image of Turk is not change in time, the Turk image was 'barbarian, brutal, atrocious Turk'as today. Key Words: Constitutional Period, Travel Books, mage. Giri Türklerin gezmedikleri, gezenlerinin de gözlemlerini kaleme almadıkları önceden beri söylenegelmitir. Gerçekten de Türkler, özellikle de Osmanlı Türkleri, seyahat etmeyi sevmez; hiç sevmemitir. Onlara göre yolculuk ancak sava, dolayısıyla gaza gelenei içinde ya da resmi bir görev balamında anlam taır. (Yavuz, 2001: 137) Evliya Çelebi yi müstesna tutarsak merkezden/stanbul dan ayrılmayı, taraya/dıarıya açılmayı bir züll gören Osmanlıların, merkezin artık kendi toprakları deil de Avrupa olduunu anladıktan sonra geziye çıkmaya baladıklarını söyleyebiliriz. Yirmisekiz Çelebi Mehmet in Paris Sefaretnamesi merkezin Avrupa ya kaydıı dönemin ürünü olması yönüyle öncü bir ürün olsa da gezilerin ve gezi eserlerinin çoalması için 19. yüzyılı beklemek gerekecektir. 19. yüzyıl bu balamda bir dönüm noktasıdır. Tanzimat döneminde dıa açılmanın nispeten genilemesi sayesinde devlet adamları, denizciler, askerler, memurlar, edebiyatçılar, doktorlar dünyanın kimi zaman en uç noktalarına kadar seyahat etmiler ve bu seyahatlerinin hatıralarını kaleme almılardır. (Asiltürk, 2000: 36) Kukusuz bu gezilerin önemli bir bölümü resmi bir devlet iini görmek amacıyla gerçekletirilmitir ancak sonuç yine de deimez: Türkler gezmeye balamıtır! 1908 de ilan edilen II. Merutiyet ten sonra gezilerin sayısında gözle görülür bir artı olmutur. II. Abdülhamit dönemi baskısından kurtulan, merutiyetin getirdii serbestlikten yararlanan pek çok gazetecinin, yazarın bu dönemde yurt içi ve yurt dıı gezisine çıktıı dikkat çekmektedir. Ahmet hsan Tokgöz bu durumu Matbuat Hatıralarım da öyle anlatır: 31 Mart ın heyecanlı haftaları geçip de iler doal akıına girdikten sonra, uzun yıllardır gezi özgürlüünden yoksun bırakılan Türklerde geziye çıkma istekleri uyanmıtı. Sırasıyla Avusturya, talya, Fransa ve Almanya ya yolculuklar düzenlendi. Bunları düzenleyen gruplar ve komiteler çok yolcu kaydederek ucuzluklar saladıı için katılanlar çok olmutu. (Tokgöz, 1993: 204) Yapılan gezilerin nicelik bakımından çokluu gezi kitaplarının sayısında nisbî bir artıı beraberinde getirmitir. Merutiyet döneminde ( ) 1 gezgin sayısı görece artmıtır ancak her gezgin hatıralarını kaleme almadıı için yazılan/basılan gezi kitabı sayısı kırkla sınırlı kalmıtır. Bu gezi kitaplarının büyük bir bölümünün konusu daha önceki dönemde de olduu gibi yine Avrupa dır. Tespitlerimize göre bu dönemde yazılan/basılan toplam kırk gezi kitabının on altısı Avrupa ya yapılan gezileri anlatmaktadır. 2 1 Kaynaklar II. Merutiyet dönemini , , gibi farklı tarihler arasında göstermektedir. Biz edebiyat çevrelerinde daha yaygın kabul gören arası tarihi Merutiyet dönemi olarak almayı uygun gördük. 2 Gezi kitapları ve hatıra kitapları bibliyografyaları ile önemli kütüphaneler taranarak arası dönemde biri yazma dierleri basma eser olmak üzere toplam kırk gezi kitabının varlıı tespit edilmitir. Bibliyografyalarda gezi kitabı olarak geçen ancak okunduunda gezi kitabı olmayan birkaç eser incelemeye dâhil edilmemitir. Örnein Ali Fahri nin Elvâh-ı Siyâh ı, Ali Kemal in Ömrüm ü, yazarı söylenmeyen ancak okuduumuzda Mustafa Fazıl Paa nın

3 Kimisi Merutiyet döneminin karmaık siyasal ve sosyal ortamından kaçmak için, kimisi görevli olarak, kimisi de turistik bir gezi yapmak amacıyla yurt dıına çıkan dönem yazarlarının kendi gözlemleriyle oluturdukları Merutiyet dönemi gezi kitapları, Avrupa kültürü ve corafyası hakkında bilgi vermekle kalmaz, Avrupa da dönemin Türk algısı hakkında da bilgiler sunar. Günlük hayatta ete kemie bürünmü bir Türk ü kendi corafyasında sıkça görmeye alıık olmayan Batı insanı, karılatıı gezginlerle türlü diyaloglara ya da polemiklere girerek kafasındaki Türk imgesini açıa vurmaktan çekinmez. O dönemde Avrupa da-özellikle de Batı Avrupa da- Türk, somut bir varlık olarak insanlar arasında dolamaz; o, hayalî, korkunç bir varlık olarak Batı insanın zihninde yer edinmitir. Birden karısında gerçek bir Türk gören Batı insanı, hayalindeki Türk le gerçek Türk arasında akınlık yaamaktadır. Kendisine anlatılanlar ile gerçei arasında büyük farklar görse de daha önce kalıplaıp yerleen Türk imgesinden hemen vazgeçmemi görünmektedir. ncelememize geçmeden önce Avrupa daki Türk imgesinin tarih süreci içindeki durumuna kısaca deinmekte yarar görüyoruz. 1-Avrupa da Türk mgesine Genel Bir Bakı: Öncelikle bir imge tanımı yapmak faydalı olacaktır. mge sözlüklerde hayal, hayal etme, resim, dü, heykel, görü, görme, uzak görü, düsel görüntü gibi anlamlara gelmektedir. (Meydan Larousse, 1990: 286) ngilizcedeki image sözcüüyle aynı anlamda kullanılmakta olan kavram, ngilizce-türkçe sözlükte, 1-resim, 2-görüntü, hayal, imge, 3-fikir, kavram, izlenim, 4-ekil, suret, görünü, bir eyin benzeri, 5-aynı, tıpkı, benzer, kopya, 6-simge, sembol, timsal, remiz, iaret, alamet, 7- örnek, numune, mücessem ekil, 8-tasvir, bir eyin yazı veya sözle tanıtımı, 9-put, sanem, tapıt, heykel, 10-benzeti, tebih, mecaz, 11-(bir kimse hakkında) toplumun kanaati, kamuoyu gibi çok deiik anlamlara gelmektedir. (Atalay, 1999: 1750) Bu anlamların dıında psikolojide Duyu organlarının dıtan algıladıı bir nesnenin bilince yansıyan benzeri, hayal, imaj ya da Duyularla algılanan, bir uyaran söz konusu olmaksızın bilinçte beliren nesne ve olaylar (http://tdkterim.gov.tr/bts/) anlamlarına gelmesi onun insan psikolojisiyle balantısını ortaya koyduu gibi aynı zamanda tek bir imge tanımı yapmanın da ne kadar zor olduunu ortaya koyar. Bu zorluuna ramen genel olarak imge, dı dünyadan gelen uyarıcıların etkisiyle algılama, yordama ve dıavurum süreçlerinin gerçekletirilmesi sonucunda ortaya çıkan öznel bir dorunun sembolik ifadesi (Ulalı, 2006: 5) olarak tanımlanabilir. Bilinçaltının istemli ya da istemsiz olarak belirli çarıımlarla dıa vurumu (Ulalı, 2006: 4) olarak ortaya çıkan imgeler kalıp yargılardan, korkulardan ve nefretlerden beslenir. Bireyin bir bakası için oluturduu imgeler bilinçaltıyla, deer yargılarıyla, düünce ve inanç dünyasıyla, önyargılarla, stereotiplerle, deneyimlerle, korkularla, rekabetle, dönemin sosyal ve siyasal olaylarıyla ve daha pek çok etkenle hayat bulduundan, nesnellikten oldukça uzak bir görünümdedir. mge her eyden önce bir bilgi gerektirir. Çounlukla a priori bilgilerle oluup kalıplasa da imgenin mutlaka bilgiyle balantısı vardır. Bir toplum hakkında imge oluması için o toplum ya çeitli gözlemlerle gözlenmeli ya da o toplum hakkında okuma ve dinlemelerle bilgi edinilmelidir. Avrupalıların Türkler hakkındaki ilk bilgileri ise, onlarla tanıtıkları Kavimler Göçüne rastlamaktadır. Orta Asya daki Çin egemenliinden kurtulmak için Batı ya doru hareket eden Hun Türkleri, MS 350 yıllarında Volga-Don nehirleri arasında yaayan Hunları Sultan Abdülaziz e yazdıı Paris ten Bir Mektub unun 1326 tarihli baskısı olan eser, Romanya ya yapılacak bir gezinin broürü olan Romanya Seyahati (1912), Nurettin Tevfik in Menfadan Avdet i incelemeye dâhil edilmemitir. Aynı zamanda bu dönemde ikinci baskısı yapılan Ali Kemal in Paris Musahabeleri ile Tunalı Hilmi nin Makedonya sı dönem paradigmasını yansıtmayabilir endiesiyle inceleme dıı tutulmu; bibliyografyalarda adı geçen ancak hiçbir yerde bulunamayan Hasan Bahri nin Avrupa da Türk (stanbul-1327), Sadri Maksudi Arsal ın Anglige Seyahat (Kırım-1912), Refik Nevzat ın Seyahat-i Hazıra-i Meume (Paris-1911) kitapları da incelenememitir. Gezi ve hatıra kitapları bibliyografyaları için bkz. Baki Asiltürk Türk Edebiyatında Gezi Kitapları Bibliyografyası Türk Kültürü ncelemeleri Dergisi 2, stanbul 2000, s , brahim Olgun, Gezi Kaynakçası, Türk Dili Gezi Özel Sayısı Mart 1973, s , Nurullah Çetin, Türk Gezi Edebiyatına Genel Bir Bakı, KIBATEK Gezi Edebiyatı Sempozyumu Kitabı, Ankara 2006, s.17-42, Murat Hanilçe, II. Merutiyet Dönemine Dair Hatırat Bibliyografyası Denemesi, bilig Güz/2008, s

4 daha batıya kaydırmıtır. Bu dönemde Karadeniz in kuzeyinde yaayan çou Cermen kavmi- Vizigotlar, Ostrogotlar, Gotlar, Gepitler ve Vandallar-batıya doru göç etmek zorunda kalmıtır. Avrupa nın huzurunu kaçıran bu iti kakıa Türkler neden olduu için Türkler hakkındaki ilk bilgi ve ilk imge elbette olumsuz bir söylemle hayat bulmutur. Bu tatsız ilk tanımadan sonra günümüze kadar etkileri devam edecek olan gerçek anlamda Türk-Batı tanıması Haçlı Seferleri sırasında gerçeklemitir. 11. ve 13. yüzyıllara tekabül eden bu dönemler, Türklerin Yakındou ya yayıldıkları, Anadolu topraklarında yerleik hayata geçerek bölgeye en hâkim oldukları dönemlerdir. Bu yayılmanın büyük tehlikeleri de beraberinde getireceini sezen Dou Roma mparatoru Alekios Komnenos, Haçlı Seferlerinin balamasından on yıl önce, 1088 de Flamenk konta yazmı olduu mektupta Avrupalı Hıristiyanları yardıma çaırmı, Araplar ve Farslarla özdeletirilen Türkleri dinsiz, hogörüsüz, kaba, hoyrat, yıkıcı, vicdansız, acımasız, ahlak kurallarını gözetmez, en korkunç günahı ilemeye yatkın kiiler olarak anlatmıtır. (Arıkan, 1999: 81 aktaran Alarslan, 2008: 138) Bu anlatımların ve kanlı bir sava ortamındaki karılamanın etkisiyle Türkler artık düman öteki olarak Avrupalı zihnine kazınmıtır. Etkisi günümüze kadar devam edecek olan bu olumsuz Türk imgesinin kökeni ite bu Haçlı Seferlerinde aranmalıdır. Haçlı Seferlerinden sonra ortaça Batı dünyasında oluan büyük çounlukla olumsuz Türk imgesi Osmanlı mparatorluu nun kuruluu ve gelimesi ile giderek güçlenmitir. Kavram karmaaları içinde Arap, Sarazen, Müslüman gibi sözcüklerle Türkler edeer tutulmu, gezginlerin eserlerinde barbar olarak nitelenmi, vahi, zalim, kaba ve akılsız Doulu anlamında kullanılmıtır. Yıldırım Beyazıd ın 1394 ten itibaren stanbul u kuatma altına alması, Batılıların gözlerini bu bölgeye çevirmelerine neden olmu, stanbul un fethi ise, büyük yankılar uyandırmıtır. (Arıkan, 1999: 82 aktaran Alarslan, 2008: 139) stanbul un fethinin ardından Avrupa da Türk imgesi açısından en önemli tarihlerden biri 1492 dir. Amerika kıtasının kefi ile anılan 1492 tarihi, gerek Türk imgesinin gerekse dier bütün öteki lerin imgesi için Avrupa da apayrı bir yere sahiptir. Öteki olmanın anlamını 1492 yılındaki kefe dayandıran Sardar ve arkadaları nsan çeitlilii ve doası, nedenleri ve etkileri, sonuçları ve implikasyonları hakkındaki bütün tartıma terimleri ve sorular, 12 Ekim 1492 tarihinin olaylarına gider. Bu deiim noktası sadece modern olmanın deil, Batı dan ayrı Avrupalı deil, öteki olmanın anlamını oluturur. (Sardar vd. 2004: 85) diyerek bu tarihin bir kırılma noktası olduunun tespitini yaparlar. Gerek Hobsbaum un gerek Stuart Hall un, gerek Todorov un belirttikleri gibi, 1492 yılı sadece Amerika nın kefedildii yıl deildir: 1492, aynı zamanda spanyol Emevilerinin (Avrupa daki Müslümanların) ve Yahudilerin spanya dan kovulmalarının da tarihidir: Böylece 1492, spanyanın içsel ötekileri (Maribiler, Yahudiler) kovduu, dıarıdaki ötekileri (yani Amerika daki yerli halklarını) kefettii ikili bir hareketin sembolüdür. (Yavuz, 1999: 56) çinde Müslüman-Türklerin bulunduu Dou nun öteki olarak iaretlenmesinde de bu tarih çok önemlidir. Batı nın var olabilmesi için bir Dou ya ihtiyaç duyması ve bu Dou yu da kendisinden farklı ve aaı, barbar ve ilkel olarak iaretlemesi 1492 nin rahatlııyla mümkün olmutur. Türklerin en güçlü olduu bu tarihlerde Avrupa nın her tarafına yayılmı olan Türk korkusu bulunmaktadır. Bu Turkofobi, talya da-günümüze kadar- yaygın olarak kullanılan bir deyi olan Mamma, li Turchi yani Anneciim, Türkler! sözüne (Kumrular, 2008: 7); spanya da günümüze kadar kalan Türk ün geçtii yerde ot bitmez atasözüne (Lanza, 2008: 89) köken olurken, aaı yukarı bu dönemde yaayan Martin Luther e de Türklerin Deccal olduunu söyletmitir. Ayrıca Luther için Türkler Tanrı nın gazabıdır. (Baydur, 2008: 170) Türk korkusu Almanlarda ise Saygınlıı az, dümanı çok. ya da Türkler hemen bıçaa davranır. (Güvenç, 1993: 300) sözleriyle kendini göstermektedir. Yine Osmanlının en güçlü olduu dönemde yaayan Shakespeare, IV. Henry adlı tiyatrosunda V. Henry e, stanbul a varıp Türk ü sakalından asacaım. (Güvenç, 1993: 304) dedirtirken aynı korkudan esinlenmi görünmektedir.

5 ler Avrupa sında yaklaık iki bin balık (bildiri, levha, kitap, dergi) Türklerden bahsetmekteydi. Bunların çounluunu ise din adamları tarafından provoke edilen Almanya daki basımlar oluturuyordu. Bu yıllarda kırsal kesimlerde ve ehirlerde istikrarlı bir ekilde sürdürülen vaazlar tüm halkı Türk e karı silah tutmaya davet eder. Knappe den bir alıntı ise bu propagandanın nasıl bir söylemi olduunu görmek açısından çarpıcıdır: Gök kubbenin altında Türklerden daha aaı, zalim ve küstah canavarlar yoktur; onlar kimsenin yaına ve cinsiyetine bakmadan acımasızca gençleri ve yalıları kesiyorlar ve hamile anaların karınlarından daha domamı çocukları koparıp alıyorlar. 16. yüzyıl din adamı Enuntius bu portreyi baka bir cümleyle tamamlar: nsanları kazıa geçirir, zulüm eder, yakar, kaynatır, asar, Tanrı nın kutsal insanlarını iine geldii gibi kana boar. (Kumrular, 2008: 119) Günümüz Türklerine miras kalan olumsuz Türk imgesinin serpilip gelimesi Türklerin zirvede bulunduu ite bu Ortaça sonu ile Yeniça balarındaki dönemdir denilebilir. Bu dönemde nefret ve korku simgesi haline gelen Türklerin kökeni ve Türk sözcüünün etimolojisi hakkında da son derece olumsuz söylemler ortaya konmutur. Fernando Fernandez Lanza nın ifade ettii gibi Açıklanabilir istisnai durumlar dıında spanyol kronikçileri ve yazarları Türk kelimesini tamamen pejoratif bir balamda ele alırlar. Bazı yazarlar bu tavırlarını kelimenin etimolojisi ile de haklı göstermeye çalıırlar. Onlar, Türk 3 isminin (Turco) acı çektirme (a torquendo) veya ikence (a tortura) ile ilikili olduunu, ellerine düenlere acılar veren belalılar anlamına geldiini dahi söylemeye çalıırlar. Bazıları aırı derecede zalim olduklarından onlara trux-trucis dendiini öne sürer. Bazıları bu eytani soya Türkler denmesinin, antikçada skitya kralı olan Herkül ün olu Theucra dan ileri geldiini belirtirler. 16. ve 17. yüzyılda dier birçok spanyol yazar, Türk ü sistematik olarak iddet, kötülük ve zalimlikle kimliklendirir. Kökü ne olursa olsun bu kelime her zaman olumsuz kavramlarla balantılıdır. (Lanza, 2008: 88) Avrupa da Türk korkusunun azalmaya balaması, Türklerin eski gücünü kaybettiini gösteren Karlofça Anlamasına dayanmaktadır. Karlofça Anlaması Osmanlı tarihi açısından olduu kadar Avrupa daki Türk imgesi açısından da önemli bir dönemeçtir. O güne kadar var olagelen yenilmez Türk imgesi yerini yava yava abartıldıı kadar deilmi yaklaımına bırakmaya balamıtır. Osmanlı nın ilerlemesinin durduu bu dönemde kâbus eklini alan Türk korkusunun azalması Avrupa daki Türk e bakıı farklı bir yöne çekmeye balamıtır. Artık Türk ten eskisi kadar korkmayan Batılılar daha realist gözlemlerle Türklere bakmaya çalımılardır. Bunun belirgin bir örnei o dönem Fransız gezginlerinin söylemlerinde görülür. Türklerle kaynaan Fransızlar Türklerin merhamet ve iyi yürekliliklerinden, askerlerin aza kanaat etmesinden etkilenmiler, Türk yemeklerini ve Türk arabını sevmilerdir. Avrupa da Türklerin iftiraya uradıklarını da belirtmilerdir. (Arıkan, 1999: 89 aktaran Alarslan, 2008: 150) Aydınlanma Çaından II. Merutiyete kadar olan zaman diliminde ise Osmanlının yıkılmaya yüz tutmu bir hasta adam olması Avrupa da Türk korkusunu artık ortadan silmitir. Avrupa artık Türklerden korkmamakta ancak onu aaı ve yabani bir ırk olarak adlandırmaya devam etmektedir. Bu dönem boyunca adlarından söz ettiren, Avrupa kültürüne, bilimine yön veren pek çok düünür Avrupamerkezci bir bakı açısıyla Avrupa dıında kalan her halkı kendinden aaıda görmekte ve fikirlerini Avrupa da yaymaktadır. Yüzsüren in de ifade ettii gibi Hume, Locke, Ernest Renan, Hegel, Kant, Herder, Marx, Engels, James Mill ve daha pek çok düünür halkların aaılıklarını anlatırken onların deimez ruhsal kötü özelliklerinden bahsetmekten geri kalmazlar. 4 Halkların yeteneksizliklerinden, ruhsal olarak kötülüklerinden bahseder ve bunu ırksal özelliklere indirgerler. (Yüzsüren, 2005: 86) Elbette bu aaılamadan 3 slam Ansiklopedisi Türk maddesi ise Batılılardan oldukça farklı tanımlar yapmaktadır: Türk adı çeitli kaynaklarda çeitli anlamlarla anılır. Çin kaynaklarında T u-küe (Türk) mifer, slam kaynaklarında (Türk) terk edilmi, Divanü Lügati t Türk te Türk olgunluk çaı anlamları verilir. A. Vambery e göre Türk sözcüünün kökeni türemek tir. Ziya Gökalp ise sözcüü türeli (kanun ve nizam sahibi) diye açıklarken G.Doerfer Orhon Kitabesindeki Türk adının daha çok devlete balı halk, tebaa anlamında kullanıldıını belirtmitir. (MEB slam An. 1988: 143) 4 Kant, Herder, Hegel, Marx ve Engels in Türkler hakkındaki olumsuz söylemleri için bkz. Batı Düününde Türk ve slam mgesi, Prof. Dr. Onur Bilge Kula, Büke Yay. stanbul 2002, 414 s.

6 Türkler de nasibini alır. Yukarıda adı geçen ve geçmeyen düünürlerin etkisiyle oluan ırkların eitsizlii yargısı Gobineau nun yardımlarıyla sistemli bir ekle sokulduktan sonra iyice pekimitir. Aslında bir diplomat olan Arthur de Gobineau 5, 1853 yılında yazdıı nsan Irklarının Eitsizlii/Farklılıı Üzerine Bir Deneme kitabında ırkları çeitli nedenlere göre ayırır ve sınıflandırmaya çalıır. Toplumların ilerlemesinin veya geri kalmasının nedenlerini bu ırksal özelliklere balar. Ona göre üstün ve aaı ırklar vardır ve toplumların ilerlemesinin veya geri kalmasının nedeni bu ırksal özelliklerdir. Irkları beyaz, sarı ve siyah diye üçe ayırır 6. Siyah ırk en alt basamakta yer alır, düünme yetenei sınırlı bir ırktır. Sonra sarı ırk, en tepede de beyaz ırk vardır. Beyaz insanın üstünlüü akıldan, güzellikten ve güçlülükten gelir. Dier ırklarda olmayan beyaz insanın medeniletirici bir özellii vardır. Uygarlamaya ancak beyaz insan yeteneklidir, dierleri pek ilerleyip geliim gösteremezler. (Yüzsüren, 2005: 88) Bu tarz aaılayıcı düünceler nedeniyle Türklerin dier Asya kavimleriyle birlikte sarı ırk mensubu oldukları, böylelikle beyaz ırktan olan Avrupalılar ile aralarında üstünlük bakımından pek çok fark bulunduu uzun yıllar boyunca Avrupa da söylenegelmitir. Bu aaılayıcı bilimsel (!) tespit sayesinde Türklerin aaı/ilkel bir ırk oldukları imgesi Avrupa da ciddi bir alıcı bulmutur. Yukarıdan beri anlatmaya çalıtıımız gibi Avrupa daki Türk imgesi hemen her seferinde olumsuz bir söylemle vardır. Tarihsel, siyasal, dinsel, ırksal nedenlerle Türklerden hep olumsuz önyargılarla bahseden Avrupalılar arasında nadiren de olsa Türkleri seven, onlara övgü dolu söylemlerde bulunan gezginler ve düünürler de olmutur da Osmanlı topraklarını ziyaret eden Fransız dilbilimci ve diplomat Guillaume Postel açık görülü bir Türk severdir. Voltaire Katoliklii eletirmek adına, iklimin belirleyici olmadıı fikrini savunur ve Müslüman dünyanın eitlikçilii ve misafirperverliinden hayranlıkla söz eder, Lamartine ve Thackeray Haçlılara karı Türklerden yana tavır alırlar. (Servantie, 2008: 69) Özellikle bir dönem Fransa dıileri bakanlıı da yapan ve 1850 de Osmanlı topraklarında seyahat eden Lamartine, Geni imparatorluundaki farklı milletler arasında Türk milleti en asil olanıdır ya da Orada, Tanrı ve insan, doa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki görülmeye deer. sözleriyle Türk insanı ve stanbul için övgü dolu söylemlerde bulunmutur. Fransız romancı Pierre Loti gibi spanyol romancı Vicente Blasco Ibanez de Türk dostudur. Ibanez, Türkiye ye gelen bütün yazarlar bu millete layık görülen haksızlıklara karı infial duymaktadır. Türk iyi ve açık yüreklidir Türk, insanlar içinde en dindar olanıdır. manını sarsmak imkansızdır Zavallı Türkiye! Onu yakından tanıdıkça daha çok seviyorum, çünkü meziyetlerini daha iyi fark edip takdir ediyor ve onu tehdit eden tehlikeleri daha açık bir ekilde görüyorum. (Önalp, 2008: ) diyerek Avrupa daki genel Türk imgesinin çok dıında söylemlerde bulunmutur. Üzülerek belirtmek gerekir ki burada ismi geçen ya da geçmeyen gezginlerin, düünürlerin, edebiyatçıların bu ve benzer olumlu Türk imgeleri, dierlerinin yanında çok cılız bir söylem olarak kalmakta, neredeyse istisnadan öteye geçememektedir. Bütün söylemler içinde en baskın olanın kukusuz olumsuz imge olduu açıktır ve bu Merutiyet döneminde de deimeyecektir. Merutiyet dönemine kadar Avrupa da Türk imgesini özetleyecek olursak, Haçlı Seferleri ile dinsel bir düman olarak tanıılan Türklerin, Osmanlı nın en zirvede olduu dönemde bir korku nesnesi hâline geldikleri dikkat çekmektedir ve sonrasında 5 Gobineau nun fikirleri dünyanın her tarafında etkili olmutur ancak özellikle Alman Nazilerin kendisinden çokça etkilendikleri bilinmektedir. (bkz. 6 Avrupalıların ırkları sınıflandırırken kullandıkları kavramlar da dikkat çekicidir. imdiye kadar genellikle üç tip ırktan-bazen dörde, bazen bee de ayrıldıı olmutur- bahsedilmitir. Buna göre piramitin en tepesindeki ırk beyaz olan Avropoid ırktır. Piramitin ortasında sarılara ayrılan Mongoloid ırk bulunur ve piramitin en altında siyah olan Negroid ırk vardır. Burada Avrupalı antropologların Türkleri de içine dâhil ettikleri Mongoloid kavramına dikkat çekmek gerekir. Sözlüklerde 1-Mool ırkına benzer, 2-Mool ırkından, 3-Çekik gözlü ve geri zekâlı. anlamına gelen mongoloid, mongolism ile yani geri zekâlılık hastalıı yla aynı kökenden gelmektedir.(atalay, 1999: 2255) Bu balamda, kimi Avrupalı antropologların mongoloid ırkına dâhil ettikleri Türklere, Samoyedlere, Fino-Ugorlara, Macarlara, Yakutlara, Tunguzlara, Mançulara, Tatarlara, Çinlilere, Hindçinlilere, Japonlara, Korelilere, Tibetlilere, Malezyalılara, Polinezyalılara, Maorilere, Mikronezyalılara, Eskimolara ve Kızılderililer e kavramı iki anlama gelecek ekilde kullanıp mongol demek istedikleri de ortadadır. Bu kavramlatırmada iyi niyet bulmak oldukça zordur.

7 Avrupalıların kendi kimliklerini var edebilmek için bir öteki ne ihtiyaç duyması sonucu Türklerin-ve tüm Dou nun-öteki hâline getirildii; Aydınlanma Çaından Osmanlı nın yıkılıına kadar olan sürede ise özellikle Avrupalı düünürlerin etkisiyle Türklerin artık bir korku nesnesi olarak deil aaı bir ırk olarak kavrandıkları öne çıkmaktadır. Sözüm ona bilimsel ırk taksonomileri ve Darwinci düüncelerle Türk ü alt tür insan olarak görme eiliminin yaygın olduu; bununla birlikte cılız bir görüntü sergileyen olumlu Türk imgesinin de vicdan sahibi bazı düünür ve yazarlar tarafından dillendirildii dikkat çekmektedir. 2-Merutiyet Dönemi Türk Gezginlerinin Gözlemleriyle Avrupa da Türk mgesi: 2.1.Olumsuz Türk mgesi Daha önce de belirttiimiz gibi önceki yıllarla karılatırıldıında Türkler bu dönemde youn bir gezi faaliyetine girmilerdir. Avrupa ise en çok merak edilen ve görülmek istenen mekândır. Avrupa yı gezmek ve orada gördüklerini ülkelerinde uygulamak isteyen bazı idealist Türk gezginleri gerçekten salam ve derinlikli gözlemlerde bulunmular; bunları ülkelerinde uygulamak üzere kayıt altına alarak gezi kitapları oluturmulardır. Bir kısım Türk gezgini içinse önemli olan gezmektir ve gezi kitabının amacı bu gezme esnasında tattıı lezzeti okuyucusuyla paylamaktır. erafettin Mamumi 7 ite bu ikinci tür gezginlerdendir. O, bütün bir Avrupa yı bir turist kaygısızlııyla gezmi ve bu gezilerinde gördüklerini yine aynı kaygısızlıkla okuyucusuna aktarmıtır. Onun 1909 da yayımlanan Brüksel ve Londra da Seyahat Hatıraları adlı kitabında, farklı Avrupa ülkelerini bir gezginden çok turist gibi dolaan, yörenin insanı, sosyal hayatı hakkında bilgi vermekten çok, tarihi ve turistik yerlerini, müzelerini, kütüphanelerini, sergilerini, kiliselerini, cadde ve meydanlarını, tiyatrolarını, saraylarını, büyük binalarını, bahçe ve parklarını, ehrin imar durumunu ve ulaımını önemseyen bir gezgin tipi karımıza çıkar. Yazarın Avrupa daki Türk imgesi adına gözlemleri iki günlük Brüksel gezisinin sonunda Paris e döndüü trende anlatılır. Yazar trende tanıtıı genç bir Fransız bayandan bahseder ve onunla ettikleri sohbeti haber verir. Mamumi nin Fransız matmazelle tanıması sırasında vagondaki dier yolcular Brüksel deki sergiden söz açarlar. Geçen Paris sergisiyle Brüksel dekini karılatıran konumacılar filan ube iyiydi filan ube kötüydü tarzında konuurken söz Osmanlı ubesine ve Kahire sokaına gelir, oradan da göbek atan çingenelere atlar. Derken i politikaya ve Yunan savaına dökülür. Mamumi konuma ortamını öyle tarif eder: Herkes söze atılıyor. Herkesin reyi soruluyor. Bin türlü saçmalar, hezeyanlar. Hiçbiri ne Türkiye ye gitmi ne de Türkleri görmüler. Ale l-âmiyen yok bilmem Türkler barbardır! Balarına bohça kadar kavuk giyerler! Avrupa medeniyetine dâhil olmamılardır! Kadınlarına esir gibi muamele ediyorlar! Çocukları satarlar! Nisvâna ihtiram etmezler! Nezaketten bî-haberdirler! Daha kâle, kaleme gelmez çeit çeit evham ve hayâlât. Baımda yolcu kasketi olduundan tabii benim Türk olduumu bilmiyorlar. Nihayet matmazeli de daire-i mübâhaselerine aldılar. En insaflı o çıktı. Türkleri tanımadıı için sözleri ne tasdik ne de reddedebileceini söyledi. Yalnız taaddüd-i zevcât meselesine itiraz etti. Birkaç defa müdafaaya girimeye niyet ettim. Neye yarar. Türk olduumu anlayınca susacaklar. Fakat fikirlerini tebdil edemeyeceim. O halde istedikleri gibi dırlansınlar. (Mamumi, 2008: 93) erafettin Mamumi nin trendeki gözlemlerinde anlatıldıı gibi Avrupa daki Türk imgesi ortaçadan beri süregelen imgeden farklı deildir. Yolcular hiç görmedikleri bir millet hakkında kulaktan dolma bilgilerle konumakta fakat bu sözlerine de yürekten inanmaktadırlar. Barbarlıklarından kıyafetlerine, kadınlara davranılarından nezaketsizliklerine kadar Türklerin her eyi olumsuzdur. Yolculardan bir tanesinin bile olumlu bir fikir beyan etmemesi, hepsinin ortak kanaatinin bu olduu anlamına gelir. Türkler hakkındaki bilginin eksiklii ve yanlılıı bizzat bilgiyi verenlerin salam kaynak olmamasıyla ilgilidir. Hazard ın da belirttii gibi, Batılının Türkler hakkındaki fikirleri, ya sadece kendi ileriyle uraan tacirler ve gemiciler ya da doru ve tam bilgi alamayacak kadar az oturan veya Türkiye den geçen gezginler vasıtasıyla olumutur. (Hazard, 1981: 28-29) Avrupalıların Osmanlılar hakkındaki 7 ncelememizi kitapların yayım sırasına göre yapmayı uygun gördük. Kronolojik olarak bu dönemdeki ilk Avrupa gezi kitabı erafettin Mamumi ye aittir.

8 bilgi kaynaklarının yanlılıını tespit eden Hazard gibi Lady Montagu da mektuplarından birinde: Buradaki insanların muameleleriyle dinleri hakkında bize anlatılanların çok noksan olduuna üphe yok. Kendi ilerinden baka pek bir eyle alakadar olmayan tüccarlar veyahut gittikleri yerlerde buralara dair eksiksiz malumat veremeyecek kadar kısa kalan seyyahlar haricinde, dünyanın bu kısmı nadiren gelinen yerlerdendir. Türkler, tüccarlarla samimi sohbetler etmeyecek kadar gururlu insanlar; dolayısıyla tüccarlar ancak karıık malumat verebilir ve bunlar da ekseriyetle yanlıtır. Bunların buraya dair verecekleri malumat, ancak bir Rum mahallesinde tavan arasında barınan bir Fransız mültecinin ngiliz sarayına dair verecei malumat kadar doru olabilir. (Montagu, 2009: 27) diyerek Avrupalıların Türkler hakkındaki bilgilerinin doru kaynaklar olmadıını tespit eder. Buna ramen anlatılanların hepsi yegâne doruymu gibi algılanmı, Türkler hakkındaki eksik ve yanlı bilgiler zamanla iyice kalıplamıtır. Bu kaynaklarla beraber Batılı gezginlerin de söylemleri Avrupa da çok etkili olmutur. Bir spanyol atasözü Uzun yolculuklara çıkan kuyruklu yalanlarla eve döner. (Löschburg, 1998: 37) dese de yüzyıllar boyunca Avrupalı gezginlerin Osmanlı ile ilgili anlattıkları yalın bir gerçeklik olarak algılanmıtır. Gerçekten de son derece önyargılı ve nesnellikten uzak bu bilgilendirmeler nedeniyle oluan hayali Türk imgesi Avrupalı zihninde iyice donup kalmıtır. Yolculuun ilerleyen dakikalarında kader Mamumi ye oradaki konumacılara bir ders vermesi için büyük bir fırsat vermitir, öyle ki: Mamumi bu konumalardan rahatsız olup bir gazeteyle megul olmaya balar. Çok geçmeden tren bir yerde durur ve gümrük muayenesi yapılacaı anons edilir. Bu esnada herkes bavullarını sırtlanıp trenden iner ve kontrol merkezine kadar yaklaık elli metre yol yürürler. Mamumi nin tanıtıı Fransız matmazelin iki bavulu vardır ve bunlar bir kadının taıyamayacaı kadar aırdır. Etrafta hamal da yoktur. Güç bela çantalarını trenden indirebilen, çaresiz bakılarla yardım bekleyen matmazele kompartmanda medenilikten, edepten, saygıdan bahseden yolculardan hiçbiri yardım etmez. O medeni Frenkler, kadınlara ve acizlere hürmet ve hizmet-i lâzimeden, âdaptan sivilize mösyöler bir kısmı yüksüz bir kısmı küçük bir çantayı hâmil olduu halde zavallı aciz matmazele omuz çarparak geçi geçiveriyorlar. Ak olsun koca zevzekler. Sizin sivilizasyonunuz çenenize, menfaat umduunuz ie münhasırmı. (s.95) diyen yazar, matmazele yardım teklif edince bayanın çok sevindiini görür. Kadın, çantaların çok aır olduunu, ona zahmet olacaını söyleyince Mamumi: Müsterih olunuz matmazel! Ben bir Türk üm. Türklerin ne kadar kuvvetli olduklarını âlem tasdik eder. Hatta bir Türk kadar kuvvetli darb-ı meselini iitmisinizdir. (s.95) der. Matmazel hayretler içinde Ay, siz Türk müsünüz? diyerek böyle bir centilmenliin bir Türk ten gelmesinin akınlıını yaar. Çantalar kontrol edilip tekrar Mamumi tarafından trene götürülene kadar matmazel adım baında yazara teekkür eder. Trene girdikten sonra kompartmandaki yolculardan biri matmazele yorulup yorulmadıını sorunca, matmazel de Hayır mösyö yorulmadım. (Mamumi den ötürü) u mösyö lutf etmemi olsaydı, yer üzerinde kalacaktım. Avrupalıların diri ettii muaveneti bereket versin bir arklı, bir Türk maa-ziyâdet etti. Kendisine fevkalâde minnettarım. (s. 95) diyerek cevap verir. Bu cevap karısında herkes aırarak birbirine ve Mamumi ye bakmaya balar. Mamumi ise büyük bir mahviyetle Mübalaa ediyorsunuz matmazel. Bu, dünyanın her yerinde bir vazifedir. Hatta ark ta Türkler nezdinde daha hâlisâne ve samimâne îfâ ve edâ olunur. Büyük bir ey deil. sözleriyle geveze Fransızları halar. Mamumi nin gözlemlerinde görüldüü gibi o dönemde Avrupa daki Türk imgesi oldukça olumsuzdur. Bir Türk ün gösterdii centilmenlik, matmazelde sevinçle beraber bir akınlıa neden olmutur. Barbar ve zalim bir Türk ten böyle güzel bir davranı beklemeyen dier yolcular da aynı akınlıı yaamaktadır. Bütün olumlu deerleri kendilerine, bütün kötülükleri de öteki lere atfetmeyi âdet hâline getirmi olan Batılının akınlııdır bu. Mamumi nin bu gezi kitabındaki Türk imgesi bununla sınırlıdır, kitabın baka bir bölümünde Türk imgesi gözlenmez. Ayrıca Mamumi nin 1914 te yazdıı Fransa ve talya ve sviçre de Seyahat Hatıraları adlı gezi kitabında da Türk imgesi adına herhangi bir gözlemde bulunulmamıtır.

9 Mamumi nin 1909 daki Brüksel ve Londra da Seyahat Hatıraları adlı gezi kitabından sonra 1911 de art arda yayımlanan Avrupa gezi kitapları dikkat çeker. Bunlardan biri tıpkı Mamumi gibi bu dönemde iki gezi kitabı yayımlayan Mehmet Enisi (Y alkı) ya aittir. Mehmet Enisi 1911 de yayımladıı Avrupa Hatıratım adlı eserinde donanmada staj yapmak üzere gittii Fransa yı anlatmaktadır. Burada kaldıı iki yıl boyunca edindii izlenimleri önce günü gününe not tutan yazar, ardından bunları sınıflandırıp zenginletirerek kitap hâline getirmitir. Yazarın stanbul dan Marsilya ya kadar olan yolculuunu, görev yaptıı gemiyi, Toulon, Nice, Cannes, Monaco, Monte Carlo gibi kentleri ayrıca Fransız donanmasını anlattıı bu kitabında biri olumlu biri de olumsuz olmak üzere iki ayrı Türk imgesi gözlenip okuyucuya aktarılmıtır. Olumlu imgelere daha sonra deineceimiz için olumsuz Türk imgesi hakkındaki yazarın gözlemini aktarmaya çalıacaız. Mehmet Enisi Avrupa daki gezisi sırasında bir akam, staj yaptıı donanma gemisindeki nöbetçi kaptanla konumaya dalar. Bu konumalarda söz Müslüman kadınlara gelince ikisi arasında bir polemik balar. Yazarın Fransa âlem-i serbestîsi içinde ülfetyab olan bazı kısa fikirli ecnebilerin zanniyâtı gibi, bu mösyö de nisvân-ı slâm hakkında bir fikr-i sahih hâsıl edememiti. (Enisi, 2008: 164) diyerek tarif ettii nöbetçi kaptan, Sizin kadınlarınız, ömürlerini hemen kâmilen bir mahpusiyet içinde geçiriyorlar. çıkııyla söze balar ve Sizin kadınlarınız bizimkiler gibi cemiyetle me luf deildir. Pencereleri kafes parmaklıkla örtülmü evler içindedirler. Uzun zamanlar böyle kafes arkasında ne yaparlar? Canları sıkılmaz mı? (s.165) diyerek Türk kadınını toplumdan soyutlanmı, özgürlükleri elinden alınmı bir hapis hayatı yaayan insan grubu olarak imler. Enisi, nöbetçi kaptanın bu sözlerine bunun dinî bir vecibe olduunu ve kadınların çeitli meguliyetler, elenceler sayesinde evlerinde katiyen sıkılmadıklarını anlatarak cevap verir. Kaptan yazarın bu ifadeleriyle ikna olmayınca aralarındaki konuma polemie dönüür. Konumanın sonlarına doru kaptan, bugün Müslüman kadınları arasında Avrupalı kadınları taklit ederek yaayan pek çok kadının bulunduunu, Avrupa yı gezip gören Türkler sayesinde Avrupa yaam tarzının Osmanlı kadınları arasında da yayıldıını belirterek, Bir zaman gelecek ki, tekmil Türkler, hususiyle kadınlarınız, bizim âdâtımıza döküleceklerdir. (s. 167) der. Enisi buna katılmaz ve Asla azizim. Sizin âdâtınız bizim kadınlarımızı zehirlemekten baka bir eye yaramaz. (s.167) sözlerini söyleyerek Avrupa ahlakının Osmanlı kadınlarınca kesinlikle kabul edilmeyeceini ve gayri ahlaki tavırların Müslüman kadınlar tarafından uygulanamayacaını anlatır. Mehmet Enisi nin polemie girdii Fransız kaptanının Türk kadını hakkında besledii oryantalist imgeler, Osmanlı kadını hakkında yüzlerce yıldır oluturulmu imgelerden farklı deildir. Servantie nin de belirttii gibi Ortaça Hristiyan inancında kadın daima eytanın maası olarak sunulur; bu da, slam ülkelerinde kadının durumunun kavranamamasına yol açmıtır. (Servantie, 2008: 32) Osmanlı toplumundaki kadının görece kapalı yapısı Avrupalının zihninde daima gizli kapaklı iler döndüren ehvetli kadın imgesine neden olmutur. Fransız kaptanın söylemindeki Uzun zamanlar böyle kafes arkasında ne yaparlar? Canları sıkılmaz mı? ifadesinin arka planında böyle bir imge yatmaktadır. Bu hayalî imge, 1786 da Osmanlı topraklarını gezen Lady Craven de öyle dile getirilmektedir: Kadınların daha fazla özgürlüe sahip olduu ve ayıplamalardan bu kadar korunaklı olduu baka ülke bilmiyorum. Hareminin kapısında bir çift terlik gören Türk kocanın oraya girmemesi gerekir. Yabancı biri karısını ziyaret ettiinde, kimisi bu cinse duyduu saygıdan, içeri girmez. Bir erkek için kadın kılıına girip böyle ziyaretlerde bulunmak hiç de zor olmasa gerek. (Servantie, 2008: 40) Lady Craven de görülen fantastik/erotik düünceler, evlerinde kapalı Osmanlı kadınlarını sürekli ahlaksızlık yapan ehvet dükünü varlıklar olarak imlemeye dönüktür. Benzer düüncelerin Osmanlı haremi hakkında yüzlerce yıldır gelitirilip çoaltıldıını hepimiz bilmekteyiz. Osmanlı kadınının kapalı yapısından rahatsız olan nöbetçi kaptan gibi Avrupalılar bu kadınlar hakkında sürekli üphe halindedir. Elbette Enisi nin çabaları bu üpheyi ortadan kaldıramayacaktır. Avrupalıların Türk kadınının yaantısı üzerine yaptıkları eletiri, öteki olarak iaretledikleri bir toplumun herhangi bir deer yargısını ya da yaam tarzını kendilerinden

10 farklı olarak deil, aaı olarak gördüklerini göstermektedir. Avrupa nın tek doru olarak kendi deerlerini görmesi öteki ni her seferinde aaı görmesine neden olmaktadır. Bu yaklaım gerei Avrupalılar, Türk kadınına kendi istedii gibi hareket etme özgürlüünü vermemektedirler. Avrupalı kadınlar nasıl ise Türk kadınlarının da öyle olması gerekir, çünkü normal ya da aklî olan onların yaptıklarıdır. Onlara göre Türk kadınının bu tarz yaantısı katiyen normal deildir, bir an önce normallemeleri yani Avrupalılamaları gerekir. Mehmet Enisi nin Avrupa Hatıratım daki olumsuz Türk imgesi bununla sınırlıdır ve yazarın 1914 te Almanya daki gezisini anlattıı Alman Ruhu adlı Arap alfabeli gezi kitabında Avrupa daki Türk imgesi hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Hasan Bedrettin in 1911 yılında yayımladıı talya Nedir? adlı eseri talya yı tanıtmak amacıyla kaleme alınan Arap alfabeli bir yapıttır. Eserin giriinde Trablusgarp Savaı nın baladıı 29 Eylül 1911 tarihinde talyanların Adriyatik Denizi nde Osmanlı gemilerini batırmasından söz eden yazar, eserini tam savaın baladıı, sıcak çatımaların yaandıı dönemde kaleme aldıından hamâsî bir söylem çerçevesinde oluturmutur. Hasan Bedrettin, kitabı boyunca talya nın tarihini, corafyasını, yeryüzü ekillerini, iklimini, ekonomisini, ordusunu anlatmı; bunu yaparken talyanları, haydut, ekıya, engerek yılanı gibi ifadelerle tasvir etmi, onların tarihini uzunca anlattıı pasajlar hep isyanlarla dolu bir haydut tarihi bakı açısıyla gelitirilmitir. Yazarın oluturmaya çalıtıı olumsuz talyan imgesi youn bir ekilde oksidentalist söylemi beraberinde getirmitir. Yazarın talyanlardaki Türk imgesi hakkında söyledikleri de sava ortamının psikolojisiyle söylenmi gibidir. Yazara göre (Italo) Balbo dier birçok Avrupalılar gibi memalik-i Osmaniye nin hemen taksim olunacaı zeamına dümü idi. Öyle zannediyordu ki Avusturya ya Balkan ibh-i ceziresindeki amâl-i istilâcuyânesine talyanlar zahir olur ise ona mukabil Avusturya dan talya nın eyalâtı imaliyesini terk ve tahliye etmeyi talep eyleyeceklerdi. Balbo Balkan ibh-i ceziresinde Avusturya nın yerlemesini Rusya talya sından daha az tehlikeli ad eylemekte idi. talyanlar müteferrik, perian kendilerini müdafaadan aciz bir halde bulundukları bir sırada selametlerini devlet-i ebed müddet Osmaniye nin mukasemesinde görüyorlar, intizar ediyorlardı. Fakat vakayi bunun aksini isbat etti. Devlet-i Osmaniye mukasemeye uramadı ve uramayacak da. Mukaseme fikirleri, mukaseme sözleri yüz seneyi mütecaviz bir zamandan beri Avrupa da vird-i zeban edilmi bir eydir. (Hasan Bedrettin, 1911: ) Yukarıdaki alıntı kukusuz, Osmanlı nın yıkılmaya yüz tutmu son dönemlerinde Batılıların hasta adam söylemlerini ifade etmektedir. Osmanlı nın gücünün azaldıı bu dönemde Avrupa da Osmanlıyı mukaseme (paylama) telaı balamıtır. Yazarın da belirttii gibi Avrupa yaklaık yüz yıldır bu paylama sözlerini diline dolamıtır. Bu yönüyle Hasan Bedrettin in eserindeki Osmanlı imgesi, artık korku unsuru olmaktan çıkmı, ölmesi an meselesi olmu bir ihtiyar devlettir; Avrupa da onun ölümünü bekleyen çıkarcı vâris görünümündedir. Ayrıca yazarın gezi kitabında oluturduu talyan imgesi ile talyanlardaki Türk imgesi, Grothaus un, savaan uluslar karılıklı olarak birbirine düman imgeler yaratır, imgeleri beslerler (Grothaus, 1986 dan aktaran Güvenç, 1998: 301) yargısına uygun dümektedir. Sıcak çatımaların yaandıı bir dönemde yazılan bir eserden soukkanlı, objektif söylemler beklemek fazla iyimserlik olacaktır. Yazarın böyle bir ortamda dümanı olumsuz görmesi, dümanın da bizi olumsuz gördüünü imlemesi, eyanın tabiatının gereidir, denilebilir. Merutiyet döneminde Avrupa yı anlatan bir dier gezi kitabı sporcu, eitimci ve siyasetçi Selim Sırrı Tarcan a aittir. Yazar, 1909 yılında beden eitimi ve spor alanında uzmanlık eitimi almak için sveç e gitmi ve orada iki yıl kalmıtır. Burada kaldıı süre zarfında sveç ve sveçliler hakkında çeitli gözlemlerde bulunmu ve 1911 yılında bunları Bizce Meçhul Hayatlar- sveç te Gördüklerim adıyla kitaplatırmıtır. Kitap henüz Latin alfabesine aktarılmamıtır. Selim Sırrı bu gezisinde özellikle meslei ve ilgi alanı olan eitim ile spor alanlarında gözlemlerini younlatırmıtır. Gerekli izinleri alarak sveç in pek çok eitim kurumunu gezmi, burada gördüklerini memleketinde uygulamak için kayıt altına almıtır. Yazar, bu gezilerinden birini de sveç te bir yetimhaneye ayırır. Yanına elik etmesi için verilen Matmazel Petri ile yetimhaneye geldiklerinde yetimhane müdiresi ile karılamaları sveç teki Türk imgesi

11 hakkında ciddi ipuçları verir: Biraz sonra beyaza karib sarı saçlı, kırmızı yüzlü, uzun boylu, çıngırak sesli, takriben otuz yaında, gayet en ve atır bir matmazel koarak yanımıza geldi. sveççe: Petri! Affet, beklettim. Ne yapayım? Çocuklar yemee indi. Onların yerli yerine oturmalarına nezaret lazım, dedi. Bunları acele acele söylerken nazarları bana müsadif oldu, hürmetle eilerek hemen bir ba selamı verdim. Yine arkadaına: Mösyö tanıdıım bir çehre deil, galiba yabancı, dedi. Petri gülerek: Evet, ecnebi. Miralay Larson un emriyle müessesatımızı gezdiriyorum, dedi. Rus mu? -Hayır! Alman? -Hayır! Fransız? -Hayır! Bilemeyeceim söyle rica ederim. Ben ellerimi kavuturmu, u iki hemirenin büyük bir samimiyetle cereyan eden muhaverelerini dinliyordum. Nihayet Matmazel Petri: Türk, dedi. Müdire fena halde aaladı ve elini yüzüne götürerek bilâihtiyar: Türk mü? dedi. Fakat bunu öyle bir istigrab ve tevahhula söyledi ki ben bir kabahat ilemi gibi önüme bakmaya mecbur oldum. Kadın hissiyatını ketm edemeyiinden utandı. Zaten kırmızı olan yüzü büsbütün pancar gibi oldu. ---Affedersiniz, mösyö, hiç Türk görmemitim. Ben sizi baka simada, baka kıyafette tasavvur ediyordum. Türkiye ye dair bir Abdullah, bir de Bin Bir Gece kitabından baka ey okumadım, dedi ve hatasını tamir etmek için: Sizde de artık hürriyet var. Siz de bizim gibi oldunuz, dedi. (Selim Sırrı, 1911: ) Yukarıdaki diyalog, sveçli bir eitimci müdirenin Türkler hakkındaki bilgisinin sadece bir iki masaldan ibaret olduunu, bayanın okuduklarından ve dinlediklerinden yola çıkarak Türkleri çok daha deiik simada ve kıyafette tasavvur ettiini anlatmaktadır. Avrupa, Türk ü olaanüstü görünümlü bir yaratık ve bu yaratıa uygun çok garip kıyafetlerle hayal etmektedir. Hayalindeki Türk katiyen normal bir insan deildir. Çünkü normal lik Avrupalıya mahsustur. Daha önce de belirttiimiz gibi özellikle 1492 ve sonrasında kendisini normal ve üst, dierlerin tamamını anormal ve alt gören Batı düüncesi bu taksonomisini sistemli bir ekilde sürekli ilemitir. Oryantalizm adlı kitabında Edward Said, Dou nun çok eski çalardan bu yana garip yaratıklarla dolu, aırtıcı anılar ve görüntüler taıyan ve doaüstü olaylarla bezenmi bir fanteziler dünyası olarak Avrupalılar tarafından yaratıldıını söyler. (Said, 1998: 11) Yine Said e göre, Batı nın Dou ya olan ilgisi sömürgecilik sonrası faaliyetleri ve sonrasında daha da artmıtır. Batı, özellikle on sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren Dou yu tanımak amacı ile yola çıkmı ve hegemonyasının genel emsiyesi altında tüm güçlerini kullanarak Dou ya dalmıtır. Bu sırada akademik çalımalar, baarılı gayretlerle Dou nun gerçeklerine uydurulmu, müzelerde sergiler düzenlenmi; kolonilerdeki yönetim ekilleri yeniden ele alınmı; yeni ve modern bürolar kurulmu, antropoloji, biyoloji, lingüistik teorileri yeni fikirlerle süslenmi, insanlık ve evren üzerine ırklara ve tarihe dayalı nazariyeler ortaya atılmı, ekonomik ve sosyal yeni görüler, devrim, kültürel kiilik, ulusal karakter ve din üzerinde yepyeni düünceler domutur. Üstelik bütün bunlar Batı nın Dou üzerinde imal ettii hayaller dünyasının sınırları içinde varlık kazanmıtır. O hayaller dünyası ki temelinde Batı nın sadece üstünlük duyguları yer almaktadır. (Said, 1998: 20) Yüzyıllar içinde sistemli bir çalımayla oluturulan bu oryantalist gelenein Avrupa daki izdüümü müdire hanımda gözlenmektedir. Ömründe hiçbir Türk görmeyen müdire, Avrupa da oluturulan bu hayali Türk ile gerçek Türk arasında bir çatıma yaamakta ve bu çatımayı aırarak ortaya koymaktadır. Yine diyalogda müdire daha Türk sözünü duyar duymaz garipseyerek ve korkarak tepkide bulunmaktadır. Bu da o dönem Avrupa sında Turkofobinin devam ettiini, talya daki Mamma, li, Turchi sözünün sveç te de yankılandıına iaret etmektedir. Diyalogda dikkat çeken bir baka durum da müdirenin hatasını telafi etmek için söyledii Sizde de artık hürriyet var. Siz de bizim gibi oldunuz. sözleridir. Avrupa kendini özgürlük, hürriyet, demokrasi gibi kavramların beii olarak görürken Dou yu sürekli baskının, taassubun, tutsaklıın mekânı

12 olarak görmektedir. Bu anlayıı sistemletiren Montesquieu ya göre, siyasal rejimler iklim ve corafya gibi sabit etkilerle ekillenir. Buradan yola çıkan Montesquieu, Asya nın sıcak iklimi ve düz alanlardan oluan corafi yapısının Asyalıları kölelie yatkın hâle getirdiini; Avrupa nın ise souk iklimi ve dalık corafyası olduundan, bunun da onları özgürlüe yatkın yaptıını anlatır. Böylelikle Avrupa anayasal sistemlerle ve demokrasiyle yönetilmeye layıkken, Asya despotizmle yönetilmeyi hak eder. Montesquieu nun Dou Despotizmi olarak kavramlatırdıı bu duruma göre hür olmak, Avrupalılara mahsustur. Avrupa yı etkileyen bu anlayıın müdireyi de etkilemesi doaldır. Müdireye göre Asya dan bir topluluk hürriyeti seçtiyse artık o da Avrupalılamı demektir. Elbette, kadın merutiyetin ilanından haberdar olarak bu sözleri söylemektedir. Merutiyetin Türkleri Avrupalı yapmaya yettiini söylemek ise vaziyeti kurtarmak amacıyla söylenmi sı bir ifadeden baka bir ey deildir; bunun böyle olmadıını kadın da bilmektedir. Selim Sırrı nın sveç te ahit olduu bu olumsuz Türk imgesinden baka eserinde ileride deineceimiz olumlu bir Türk imgesi de bulunmaktadır yılında yayımlanan son gezi kitabı Ahmet hsan ın Tuna da Bir Hafta adlı eseridir. Ahmet hsan, bu kitabında Almanya nın Passau kentinden balayıp Romanya nın Köstence ehrinde sona eren Tuna yolculuunu anlatır. Bu gemi yolculuu esnasında tuttuu günlük notlarında daha çok Balkan corafyasına ve insanına yer veren yazar, Avrupa daki Türk imgesi hakkında herhangi bir gözlemini aktarmamıtır. Bu dönemde geziye çıkan ve edebiyatımıza iki gezi kitabı armaan eden bir dier yazar Celal Nuri dir. Celal Nuri nin bu dönemdeki ilk gezi kitabı 1912 yılında Rusya ve skandinav ülkelerine yaptıı yolculuu anlattıı imal Hatıraları dır. Kitabında Rusya yı anlatırken, Rusların bütün Müslümanlara karı olumsuz bir bakıının bulunduunu söyleyen yazar, Rusya evvel-be-evvel bir Ortodoks devletidir ve bu haysiyetle, bu sıfatla, slamiyet ve ehl-i slam ı derin bir nazar-ı taassubla görür, nazar-ı adavetle görür. (Celal Nuri, 1997a: 15) diyerek Rusların dinmerkezci bir yaklaımla bütün Müslümanları düman olarak gördüünü belirtir. Toplumların en ayırt edici özelliklerinden biri onların dinidir. Her din de kendisini doru ve üstün; dierlerini yanlı ve aaı gördüünden toplumların dierlerini öteki letirmesi kolay olmaktadır. Ruslar dinmerkezci bir bakı açısıyla Türklere yaklatıından bu Müslüman toplumu öteki ve düman olarak görmektedirler ki bu da doal bir durumdur. Bu gözlemden yola çıkarak Rusya daki Türk imgesinin düman öteki den baka bir ey olmadıı gözlenmektedir. Celal Nuri nin imal Hatıraları ndan bir yıl sonra yayımladıı gezi kitabı Kutup Musâhabeleri nde ise yazar, Avrupa daki Türk imgesi adına daha dikkate deer tespitlerde bulunur. Yazar 1913 yılında Hamburg-Amerika irketinin Viktorya-Luize gemisiyle büyük bir deniz yolculuuna çıkmıtır. Yolculuk esnasında tuttuu notlardan oluan Kutup Musâhabeleri adlı eserinde Almanya, skoçya, Norveç, Lâponya, zlanda gibi Batı ve Kuzey Avrupa ülkeleri hakkında bilgiler verir. Yazar gemi yolculuu esnasında bir gün yanı baında oturan yabancı bir kadından söz eder. Kadın kırk yalarında, kılık kıyafeti düzgün, akıllı görünümlü birisidir. Yazar kadınla biraz konuunca onun Badlı olduunu anlar. Sonra aralarında tatlı bir sohbet balar. Bu sohbete yazar bir miktar flört de ekleyip ince sözler söyleyince kadın bundan honut olur ve sohbet gittikçe koyulaır. Sohbetin bu güzel, en akrak atmosferi bir müddet devam eder. Ancak yarım saat kadar sonra olanlar olur; çünkü Celal Nuri konuyu deitirip Hanımefendi, biz Asyâîler diye söze balamıtır. Bu Biz Asyâîler sözü ortalıın buz kesmesine neden olur: Ne? Biz Asyâîler. Bu ne demek? Biz Türkler

13 Evet! Fransız veya Alman ana babadan domu Fransa veya Almanya da terbiye görmü, büyümü bir Türk timad ediniz Türk üm. (Celal Nuri, 1997b: 27-28) Diyaloun sonunda Celal Nuri nin gerçekten Türk olduuna kanaat getiren kadın, yazarla arasına hemen bir mesafe koyar. Kadının ilgisinin azaldıını fark eden yazar, eskisinden daha nükteli sözler söyler fakat kadın artık gülmemektedir. Her ne desem aldırmıyordu. Artık bende hiçbir nükte ve zarâfet, hiçbir incelik bulunmadıına mutmain idi. Giderken pek nîm resmî bir baını salladı. El bile vermedi. Acaba kim bilir, huzurunda ne görüyordu? (Celal Nuri, 1997b: 28) diyerek kadının tavrından ikâyet eden yazar, ona olan kızgınlıını ise u sözlerle dile getirir: Süslü, ık, modaya tabi bir kafa içinde âdî bir dima, fena cinsinden bir müfekkire, Avrupa sehîfeleri ile dolu bir iz ân, Avrupa taassubu, Avrupa tasallufu, Avrupa kabalıı, Garb ve Hristiyan saçma sapanları ile pür bir rûh. (Celal Nuri, 1997b: 28) Avrupa daki Türk önyargısına çok güzel bir örnek olabilecek bu sunumda Avrupalıların kibarlıı, incelii, güzel söz söylemeyi Türklere yakıtıramadıını görmekteyiz. Kadının, Celal Nuri nin güzel sözlerinden sonra onun Türk olduuna inanamayıı bunu ispat etmektedir. Kadının hayalindeki Türk imgesiyle gerçei arasındaki ok hâli onu gerçeine deil hayaline sıınmaya götürmektedir. Bu da dikkat çekicidir. Bütün Giritliler Yalan Söyler adlı kitabında Silbermann, Önyargılar objektif delillere kapalıdır, çünkü önyargılar daha batan pein fikirle badamayan her türlü gerçei reddetmektedir. (Silbermann, 2002: 146) derken tam da yukarıdaki kadının davranıından bahsediyor olmalıdır. Dikkat edilirse Selim Sırrı nın gezi kitabındaki sveçli müdire kadın gerçek ile hayal arasında kaldıında durumu kurtarmaya çalımıtır ancak bu Alman kadın gözleriyle gördüü gerçee deil önyargılarla oluan hayali Türk imgesine sıınmayı yelemitir. Bu, imge denen yapının ne kadar kemiklemi ve neredeyse vazgeçilemez oluunu göstermektedir. Ulalı, önyargılarla yorulan imgelerin zaman içinde kalıplaarak halkın kolektif bilincine yerletiini söyler. Ona göre bu imgeler zaman içinde deiim geçirebilirler ancak bir imgenin oluumu ve halk tarafından kabulü için gereken süre dikkate alındıında, bu deiimin yüzyıl kadar uzun süre alacaı da göz ardı edilmemelidir. (Ulalı, 2006: 106) Gerçekten de bir toplum hakkında kalıplaan bir imge kısa zamanda deimemektedir. Mithat Baydur un demesine göre ABD de Princeton Üniversitesi nde, örencilerin belli milletler hakkında ne tür bir imaja sahip olduunu açıa çıkarmak amacıyla bir aratırma yapılır ve denek olarak da örenciler kullanılır. Aratırma, 1933, 1951 ve 1969 yıllarında tekrar edilir; her bir dönem arasında yaklaık yirmi yıl olmasına ramen, imajlar deimemitir. Aratırmaya göre, Zenciler tembel, Çinliler gelenee balı, Almanlar bilimsel, Amerikalılar materyalist, ngilizler souk, Türkler ise zalim ve saldırgandır. (Baydur, 2008: 171) Hem bu aratırmada hem de yukarıdaki Avrupalı kadında görüldüü gibi olumsuz Türk imgesi uzun yıllar sonucu olumutur ve etkisini uzun yıllar devam ettirmektedir. Bu diyalogdan, dönem Avrupa sındaki Türk imgesinin medenileememi, kaba saba bir Türk anlayııyla paralel olduunu, Türk ün bir nefret imgesi olduunu çıkartmak zor deildir. Celal Nuri nin bu gezi kitabındaki ikinci Türk imgesi de en az birincisi kadar çarpıcıdır. Bu Türk algısı da yine bir diyalog ortamında dile getirilir. Bir gün yazarın yolculuk ettii gemi Norveç in kuzeyinde bulunan Lofoten adalarının önünde demirler. Gemide bir gece elencesi tertip edilir. Güzel bir ziyafetten sonra kadın erkek hep birlikte sohbet etmeye balar. Yazarın etrafında da üç kadın, iki erkek toplanır ve oluan sohbet atmosferinde aktan, evlilikten, kıskançlıktan bahsedilir. Bir ara madamlardan birisi Celal Nuri nin kıskançlık hakkındaki fikrini örenmek için ona soru sorunca yazar biz arklıların bu konuda çok farklı duygu ve düüncelere sahip olduumuzu belirtir. Madam, Celal Nuri nin bu cevabından sonra onun hakkındaki düüncelerini öyle aktarır: Sizi her görüümde güleceim geliyor. Türk denir denmez aklıma bir harem dairesinin ortasında, havuz kenarında, entarisini, kürkünü giymi, yataanını takmı, etrafına zevcelerini, halayıklarını, dildadelerini almı, çubuu veya nargilesi elinde garip bir adam gelir. Türk der demez Bin Bir Gece Masalları hayalimden geçer. Beyaz kravatlı, fraklı, bıyıkları kırpılmı, Avrupalılar ile yemek yer, hatta bizim lisanımızda nüktedanlık ederek âdâb-ı muâeret hususundaki

14 hatalarımızı zaîfâne yüzümüze çarpar Türk hiç olur mu? Rica ederim bu komedyadan vazgeçiniz. Bal maske de deiliz. (Celal Nuri, 1997b: 72) Bu cümlelerle madam tıpkı kendileri gibi olan bir Türk ü kabullenemeyerek hayalindeki Türk imgesini açıa vurur. Buna göre Türk deyince akla gelen ey, hareminde onlarca kadının bulunduu, elinde nargilesiyle yan gelip yatan, garip kıyafetli birisidir. Türk, Bin Bir Gece Masalları nın adamıdır. Batılılar gibi giyinip onlar gibi konuan, âdâb-ı muaereti en az onlar kadar bilen bir Türk gerçek olamaz. O olsa olsa rol yapıyordur, bu katiyen onun gerçek yüzü olamaz. Celal Nuri nin yüzündeki Batılı görüntü bir maske olmalıdır hâlbuki madamın son cümlesinde belirttii gibi burası maskeli balo deildir. Madam, hayalindeki Türk ü gerçek, gerçek Türk ü hayal olarak algılamaktadır. Ona göre asıl gerçein ortaya çıkması için Celal Nuri nin bu komedyadan vazgeçmesi, yüzündeki maskeyi indirmesi gerekmektedir. Madamın açık yüreklilikle dile getirdii bu hayalî Türk imgesi Avrupa da yüzyıllar boyunca gerçeinden daha çok prim yapmıtır. Avrupa dan Osmanlı topraklarına seyahat eden pek çok gezgin gördüklerini nesnel bir tavırla deil kendi algıladıı biçimde aktardıından Avrupalı okur, salt gerçeklerle deil hayalî, ütopik olanlarla tanımıtır. Ulalı, yazarların neden gerçeklerden uzaklaarak, gerçei deforme ederek eser oluturduklarını öyle açıklar: Hayal ile üretilen bir eser daha çok okuyucu ve izleyici bulur. Bir yeri salt gerçekler ile anlatmak çok az kiinin ilgisini çekerken, hayal ile örülmü anlatılar birçok kiinin daha fazla ilgisini çeker. Dünyada en fazla turist çeken yerlerden biri olan Mısır, büyüsünü ne piramitlerinin ihtiamına ne Mısır da büyük bir uygarlık yaamasına ne güzel bir ülke olmasına borçludur. Yaratılan hayali Mısır da, piramitlerin gizemi, firavunların laneti, Cleopatra, Mısır büyüsünü hazırlayan nedenlerdir. Mısır ı ziyaret eden insanların görmek istedikleri, bu gizemli geçmiin izlerini sürmektir. Yine Türkiye yi ziyaret eden turistlerin ilk görmek istedikleri yerlerin baında saraylar ve sarayların içindeki haremler gelir. Bunun nedeni yine kendi ülkelerinde edindikleri Türkiye imgesinin hayali bir Türkiye bilgisine dayanmasıdır. (Ulalı, 2006: 94) Gezginlerin, tüccarların, oryantalistlerin gerçei deforme ederek büyük bir gayretle oluturdukları bu fantastik Türk imgesi Merutiyet döneminde de etkisini sürdürmektedir. Sohbetin devamında Celal Nuri, madamın bu söylemlerini alaya alarak memlekette dört karısı ile iki düzine cariyesi olduunu, takriben yirmi dört çocuu bulunduunu alaylı alaylı anlatır. Her sözünde kahkahalara boulan Avrupalılar Celal Nuri nin bu akalarına mukabele ederler. Bu samimi ve neeli sohbet sırasında aynı madam, Celal Nuri ye biraz iveli bir ekilde: Sizin memleketinize geldiimde bana kaç harem göstereceksiniz? diye sorar ve hayalindeki haremi öyle anlatır: Bana harem denilince büyük, otel gibi fakat gizli bir yerde kain bir saray gelir. Duvarlar zindan duvarı gibi. çinde maceralar cereyan eder. Üç yüz hanımsız harem olmaz. Bu hanımlar fırkalara münkasim olarak Paa yı idare ederler. Bir ak ve garâm, bir etâret ve letâfet âlemi. Bosfor un kenarında kaç harem var? (Celal Nuri, 1997b: 73) Madamın aklı sürekli haremdedir. Hayalindeki harem imgesini dile getiren madam, haremi gizli saklı bir yerde gizli saklı ilerin çevrildii bir ak mekânı olarak düünmektedir. Boaz ın kenarında kaç harem olduunu sorunca Celal Nuri ona aynı iveyle öyle cevap verir: Azizem! Bosfor a kadar gitmeye ne hacet? Hiç bir Türk haremsiz olabilir mi? Vapurda bile, gizli bir yerde, haremimin bir kısmı var. sterseniz size orasını göstereyim. (Celal Nuri, 1997b: 73) Avrupalıların Türkler hakkında gelitirdikleri en mehur imgelerden biri bu harem imgesidir. çine girip gözlemleyemedikleri bu haremi Avrupalılar o denli hayali bir ekle sokmular ve o denli youn bir ekilde ilemilerdir ki nihayet bundan etkilenen Türkler de tıpkı Avrupalılar gibi bir harem algısı gelitirmeye balamılardır. Servantie nin çok yerinde tespitiyle Batı da harem, kadın-erkek ilikilerinin bedensel, cinsel unsurlarına indirgendii, bedensel zevklerin mekânı olarak düünülür. Haremdeki Türk, sultan, bir Don Giovanni prototipi, tabiatın sınırsız güç ve kösnül güdüler bahettii, kendini dünyevi hazlara sınırsızca adayan süper erkek, iblisin vücut bulduu batan çıkarıcı, ilk günah kavramından uzaklamı, 300 karılı ya da cariyeli (ncil de Salamon la ilgili olarak geçen sayıdan kaynaklanmı olabilecek bu rakam sık sık geçer) ya da (Bin Bir Gece Masalları ndaki sayıdan iki fazla) bin üç kadını olan adam, bir bakıma cinsel ilikileri ziyan etmektedir. (Servantie, 2008: 33-34) Yine Servantie,

15 Batılıların hayal dünyasında bu kadar yer edinen haremin ve haremde ziyan edilen cinsel iliki anlayıının Ortaça kilisesiyle balantısı olduunu düünür. Ona göre Ortaça kilisesi, evlilii kutsayarak, üreme amacı taımayan her türlü cinsel ilikiyi lanetleyerek ve aynı zamanda ölçülülüün üstünlüünü savunarak Batılıların tavırlarını deitirmiti. Aynı dönemde kilise, tek elilii de yüceltiyordu. Rönesans ta, Kalvenizmle birlikte, sekülerleme cinsel ilikinin araçsallaması sonucunu dourdu: Cinsel iliki ancak ürüne-çocuk-yönelik olduunda anlam taır, sırf haz için haz duymak kınamayla karılanırdı. (Servantie, 2008: 33) Önceleri Ortaça kilisesinin bu anlayııyla beslenen harem, Batı da bir günah yuvası ndan baka bir ey deildir. Batı, haremi, Türklerin akıl almaz bir günah hayatı içinde oldukları bir yer olarak algılar. Aradan uzun yıllar geçip de Batı da ileri derecede sekülerleme balayınca, harem, günah yuvası anlayıından sıyrılarak fantastik cinsel ilikilerin mekânı balamında ilgi odaı hâline gelir. Tıpkı madamda olduu gibi artık ayıplama deil merak daha ön plandadır. Madamın harem balamında dile getirdii Türk kadını imgesi de eski Batılı anlayıtan farklı deildir. Avrupa da, haremdeki Türk kadını kilit altında tutulan, haremde gizlenen, ona bekçilik eden hadımların iktidarsızlıından bıkmı, kendini ehvani dülere kaptırmı birisi (Servantie, 2008: 32) olarak algılanır. Batılıların inancına göre bu kadın, onu sırf efendisinin arzularını yerine getiren bir alet hâline getirmeyi amaçlayan bir manastır hayatına mahkûm edilir ve efendisinin keyfi olarak hemcinslerinden birinin cazibesine teslim olması halinde kıskançlık içinde çürüyüp gider. O, kendisini esir alan ve akılsız kılan, sınırsız bir ehvet dükünlüü içindedir Türk kadınları dünyanın en cazibeli yaratıklarıdır. Adeta ak için yaratılmılardır; hareketleri, mimikleri, konumaları ve görünüleri cinsellik yüklüdür, sevecen ve daimi bir tutkuyu alevlemeye son derece yatkındır. Yapacak baka ileri olmadıından honut etmeyi i edinmilerdir. (Servantie, 2008: 32) Burcu Alarslan, Türk imgesinin görsel yansımalarını inceledii çalımasında, Batılıların çizdikleri resimlerde yabancı erkeklerin görmesine olanak olmayan kadınlara özel mekânlardan hamamları ve konutları, özellikle de saray haremlerini konu edindiklerini belirtir. Görülmesi imkânsız olan bu mekânların ilenmesi, kimi zaman duyulanlarla, çou zaman da hayal dünyasının yarattıklarıyla karımıza çıkar tablolarda (Bu tablolar) pürüzsüz, kusursuz Dou ya özgü egzotizmin içinde ehvetli, beyaz vücutları, Osmanlı, Doulu, Türk deyince akla gelenleri yansıtır. (Alarslan, 2008: ) Ressamların, gezginlerin, tüccarların, oryantalistlerin, kilisenin ve daha sayılamayacak pek çoklarının el birliiyle ürettii hayalî Türk erkei, hareminden çıkmayan cinsellikten ve yatıp dinlenmekten baka bir ey düünmeyen bir adam; Türk kadını ise erkeini honut etmekten baka görevi olmayan son derece ehvetli ve cazibeli bir dii olarak imgeletirilmitir. Celal Nuri nin gezi kitabında, Avrupa da Türk imgesinin hemen hiç deimedii, yüzyıllardır çinenen harem sakızının hâlâ aızlarda olduu dikkat çekmektedir. Modern Türk edebiyatının ve basınının özgün isimlerinden Ahmet Rasim de bu dönemde bir gezi kitabı yayımlamıtır. Romanya Mektupları adıyla 1917 yılında yayımlanan eser, Ahmet Rasim in Aralık 1916 ile Ocak 1917 arasında Romanya cephesinden Tasvir-i Efkâr gazetesine gönderdii yazılardan olumaktadır. Ahmet Rasim bu geziye görevli olarak çıkmıtır. Görevi, Romanya cephesinde çarpıan Türk askerlerine gönderilen tütünü ulatırmaktır. Önce Sofya, ardından Plevne, Varna, Mecidiye, brail ve Bükre i gören yazar Bulgaristan ve Romanya hakkında izlenimlerini okuyucularıyla paylaır. Sava ortamının gözlükleriyle çevresini gözlemleyen yazarın öteki karısındaki tavrı hem olumlu hem olumsuz unsurları barındırmaktadır. Ahmet Rasim in Avrupa daki Türk imgesine dair söylemleri Tuna nehrinin kıyısında gerçekleir. Gezisi boyunca tanıtıı öteki lerin kendisine kibar ve nazik davranması biz e olan bakıların olumlu olduunu imlese de Ahmet Rasim in Tuna nehrini görünce söyledikleri Avrupa daki barbar Türk imgesinin hâlâ devam ettiini ortaya koyar. Tuna, dier gezginlerde olduu gibi Ahmet Rasim de de hüzün kaynaıdır. Bir zamanlar bizim olan, bizim topraklarımızı sulayan Tuna, yazara tarihte hüzünlü bir yolculuk

16 yaptırır. Ta Yıldırım Bayezid zamanında balayan Tuna sevdasından yola çıkan yazar, üç kıtaya yayılan Osmanlı devletini düünür ve Avrupalıların bundan nasıl rahatsız olduklarını anlatır. Bu genilemeden holanmayan Avrupa nın Türkleri barbar olarak adlandırdıklarını söyleyen yazar unları kaydeder: Bu genileme, elbette bazılarının küfredercesine adlandırdıı bir Barbar stilası nın sonucu olumutu. Biz barbar idiysek Avrupa ne idi? Onlarda ne varsa bizde vardı, fakat bizdekiler onlarda kıt deil miydi? te kendilerinin yazdıkları tarihler, ite bizimkiler! Fransız övalyeleri bile Nibolu Savaı na gelinceye kadar uradıkları köy ve kasabaları talan etmemiler miydi? Nemçeliler, Macarlar, Sırplar, Romenler, slavlar, Slavonlar, Bulgarlar hangi irfan ve kabiliyet ile donanmılardı? Kazıklı Voyvoda nın utanılacak cinayetlerini hangi Türk tasavvur edebilmi, hangi Türk Honyad gibi yemek yerken zevk için esirleri birer birer boazlatmıtır? Yöneticileri bu vahette olan toplumların insanları kim bilir ne kadar canavar idi? Venedik, Ceneviz, spanya, Malta, Fransa korsanları unutuldu mu? (Ahmet Rasim, 1988: 88-89) Ahmet Rasim e göre Avrupa, Türk ü barbar olarak adlandırmı ve böyle imgelemitir, hâlbuki asıl barbar olan Avrupa dır. Kendi tarihlerinin de aynı barbarlıı kaydettiini belirten yazar Türk ün zaferlerinin onları böyle bir söyleme ittiini belirtir. Yazarın savunmacı bir yaklaımla söyledii bu ifadeler etnosantrik bir tavrın ürünüdür. Pesmazolu nun da belirttii gibi Birey için baka ülkeler hakkında konumak ve yazmak, tabii ki, daha kolaydır. Kendi ülkesi söz konusu olduunda ise birey, duygularının esiridir; gerçei anlayabileceini ve gerçek olmayandan ayırabileceini sanır. (Pesmazolu, 1998: 10) Yazar, öteki lerin biz i barbar olarak adlandırmasına dayanamaz ve duygusal bir tutumla tıpkı öteki lerin biz e yaptıkları gibi onları dılar. Ahmet Rasim bu söylemleriyle, Batı nın Türkler hakkındaki olumsuz imgesinin Türklerin tarihteki kahramanlıklarından kaynaklandıını tespit eder. Yazarın bir dönemler Osmanlı toprakları olan bu corafyadaki gezintisinde tarihten kopamadıı, sava ortamının da getirdii hamâset söylemleriyle gezisinde Türk imgesinden bahsettii dikkati çeker de gezi kitabı yayımlayan bir dier yazar Mehmed Celal dir. 8 Yazar ikinci kez ziyaret etme fırsatı bulduu Almanya hakkındaki izlenimlerini Almanya daki htisasâtım adlı gezi kitabında dile getirmitir. Henüz Latin alfabesine aktarılmayan bu eserde youn bir Alman hayranlıı dikkat çeker. Yazar, Almanlara hayran olmakla kalmaz neredeyse onlara iman eder. Almanlara aırı güven duyan yazarın 1. Dünya Savaı nın sonlarına yaklaıldıı bir dönemde kaleme aldıı kitap, Almanların bu savaı kesinlikle kazanacaını, Türklerin bu savaa Almanya nın yanında girmekle en büyük doruyu yaptıını anlatır durur. Sava ortamında kaleme alınan bu kitapta öteki ne tilaf devleti ve ttifak devleti balamında yaklaılır. Buna göre Almanlar bizim can dostumuz, bizi gönülden seven müttefiklerimizdir. ngilizler ise can dümanımızdır ve kesinlikle 1. Dünya Savaı ngilizler yüzünden çıkmıtır. Yazarın bu balamdaki deerlendirmeleri nedeniyle Avrupa da o dönem için ortak bir Türk imgesinin varlıını tespit etmek zordur. Türk e bakıta tilaf devletlerinden olmak ile ttifak devletlerinden olmak arasında büyük farklar vardır. Bunun belirgin bir örnei ngiliz ve Alman söylemlerinde görülür. Mehmed Celal, ngilizlerin kendilerinden ve çıkarlarından baka hiçbir ülkeyi ya da milleti sevmediini dolayısıyla Türkleri de sevmediini anlatırken Almanların ise müttefiki olan devletlere sıcak bir muhabbet beslediini ifade eder. Öyle ki yazar kitabında Almanların sava nedeniyle ciddi anlamda eker sıkıntısı çektiklerini, devletin kendi halkına ekeri kısıtladıını buna ramen Türkiye ye eker ihraç etmeye izin verdiini söyler: Bizde tevzi edilen bu ekerlerin kısm-ı âzâmı Almanya mahsûlü olduu ve Alman hükümetinin, buraya gönderilmek üzere, ihracına müsaade ettii nazar-ı dikkate alınırsa, hükümet-i mezkûrenin kendi ahâlisinden mahrum ettii bir malı, müttefiklerinden esirgemedii tahakkuk eder. (Mehmed Celal, 1917: 10) Yazara göre bu ticaret Almanların biz i sevdiklerine iaret etmektedir. Almanya yı gerçekten çok seven, her fırsatta Almanlara hayranlıını dile getiren yazara göre ttifak devletleri kesinlikle bu savaı kazanacaklardır, Almanya gibi bir devletin yenilmesi düünülemez. Yazar bu kanaatini birkaç yerde tekrarlar ve nasıl olsa sava kazanılacaı için 8Burada bir gezi kitabıyla kendisinden bahsettiimiz Mehmed Celal, romancı Mehmet Celal deildir. Bu gezi kitabının sahibi bir dönem Mülkiye Mektebi nde müdürlük yapmı olan, hakkında Ali Çankaya Mücellidolu nun, Mülkiye tarihi ve Mülkiyeliler: kitabında kısa bir bilgi bulabildiimiz Mehmed Celal dir.

17 sava sonrasında Almanlarla ortak iler yapılmasını teklif eder. Bunları anlattıı bölümde yazar Avrupa daki Türk imgesine de u sözlerle deinir: Biz imdiye kadar hangi ecnebi ile muameleye girimi isek hemen cümlesinde az çok aldatılmıızdır. Binaenaleyh ecânibe biraz itimatsızız. Bizde dûçarı tezelzül olan bu itimat ancak münasebet i iktisâdiyede bulunulacak milletlerin gösterecekleri tokgözlülük, hakinaslık ile bizi kendi teebbüslerine itirak ettirmekle, hakîr görmemekle, hukuk-ı mütesaviyeye layık ve malik olamadıımızı kavlen ve fiilen teslim etmekle mümkündür. (Mehmed Celal, 1917: 30) Yazarın bu sözlerle dile getirmek istedii ey, Avrupalıların artık yıkılmaya yüz tutmu olan Osmanlı devletini sürekli küçük gördükleri, herhangi bir ticaret durumunda eit davranmadıklarıdır. Yazarın burada bahsettii Türk imgesi dönem Avrupa sındaki baat söylemlerden biridir. Avrupalıya göre Türkler artık eski gücünü tamamen kaybetmi, bir daha toparlanması mümkün olmayan bir millettir. Turkofobinin iyiden iyiye azaldıı bu dönemde Türkler siyaset arenasında artık korku nesnesi olmaktan çıkmıtır. Eyigün, Batı edebiyatındaki öteki konusunu inceledii çalımasında Batı daki Türk korkusunun azalması ile ilgili u tespitlerde bulunur: 19. yüzyılın ikinci yarısı, Batı kültürünün her alanda üstünlük saladıı, Avrupa da Almanya gibi ulus devletlerin kurulduu ve Osmanlı mparatorluu nun yıkılmaya baladıı bir dönem adıdır. Hâliyle bu dönemde edebiyata konu edilen öteki, artık ne korkulacak ne de sıınılacak bir eydir. Öteki, artık her yönüyle aaı kültür olarak deerlendirilir ve Batılı olanın da karıtıdır. (Eyigün, 2004: 527) Daha önce de deinildii gibi Avrupalıların Türkleri hakir görmeleri Osmanlı devletinin eski gücünü kaybetmesiyle ortaya çıkmı ve özellikle 19. yüzyıldaki ırk taksonomileri ile de iyice belirginlemitir. Osmanlı devletinin kendisini toparlayamayıp da yıkılmaya yüz tutması ise bu mutlak ırk anlayıına tuz biber olmu, Avrupalıların ortaya attıkları bu ırk teorilerine iyice sahip çıkmalarına neden olmutur. lerlemeyi, kalkınmayı beyaz adamın aklına balayan, dier ırkların bunlara gücünün yetmeyeceini düünen Avrupa nın öteki olarak iaretledii toplumlara yukarıdan bakıı Merutiyet dönemindeki Türk gezgininin gözünden kaçmamaktadır. Mehmed Celal Almanları da dâhil ettii bu ecnebi zihniyetini eletirirken bunun savatan sonra düzeltilmesi gerektiini savunur. Bu dönemde gezi kitabı yayımlayan dier bir yazar Yusuf Samih tir. Asmaî takma adıyla Sıkılye-Sicilya Hatırası adlı gezi kitabını 1922 de yayımlamıtır. Eser henüz Latin alfabesine aktarılmamıtır. Asmaî, bu eserinde Napoli, Palermo, Sicilya gibi dolatıı tüm corafyaya ve yöre halkına karı dinmerkezci bir yaklaım sergilemitir. Yazar, dolatıı her yeri bir Müslüman kimlii ile gezer, Hristiyan olan yerli halkı hemen hiçbir eyiyle beenmez. Onları ötekiletirirken referans aldıı ey hemen her zaman slamiyet tir. Asmaî nin eserinde Avrupa daki Türk imgesine dair söylemler belirgin gözlemlerle ya da yöre halkıyla yapılan diyaloglarla deil, öteki nin Müslümanlara yaptıkları zulümlerle ortaya çıkar. Bu gezi kitabında öteki olan Sicilyalı Katolikler kendi öteki leri olan Müslümanlara son derece gaddarca davranmıtır; dolayısıyla Sicilya daki Müslüman-Türk imgesi düman öteki balamında yer alır. Asmaî, Sicilya gezisinde buraların daha önce Müslüman Araplar tarafından fethedildiini ve buraya medeniyeti Müslümanların getirdiini anlatır: Sicilya ya asâkir-i slam girdii zaman merkezi stanbul da bulunan ark mparatorluu adanın hâkimiydi. Ziraat ve ticareti hiç derecesinde bulunuyordu. Sanayi de yoktu. Maarif ciheti ise tekmil papazların elinde bulunduundan halkın binde biri bile okumak ve yazmak bilmezdi.asâkir, memurîn, muhacirîn-i slam, Suriye nin ve Mısır ın her türlü ulûm, sanayi ve ziraatiyle gelmiler ve her eyden mukaddem adaya kanun ve eriat-ı slamiye namında bir adalet getirmilerdi Yarım asır kadar bir zaman içinde sanat, ticaret ve ziraat ziyadesiyle terakki eylemi ve Palermo dahi adanın en mamûr bir ehri olmu kalmıtı. (Asmai 1922, ) Yazarın Müslüman atalarından pek çok hatıra kalan bu corafyada dolaması onu sürekli hüzünlendirir. Adaya pek çok slam âlimi gelmitir ve bunlar orada medfun bulundukları halde kendilerinden ve mezarlarından eser kalmamıtır. Yazar buraları dolaırken sık sık gözyaı döker ve imdi öteki nin olan her yerde biz i görür. Palermo da eskiden cami olarak kullanılmı bir binayı ziyaret eden yazar, Ya ihvan-ı din! Kan ve canlarınız pahasına

18 kazanarak slam a vatan eylediiniz bu adayı ahlaksız ahlâfınız cehalet yoluna feda ve ehl-i teslise peke çektiler. lan-ı Kelimetullah için bina eylediiniz u mabedin geliniz de bugünkü hâline bakınız. Minaresine çan talik ve mihrabına salib rekz etmilerdir. Acaba bu halleri görüp de acımayan ve cieri yanmayan bir Müslüman bulunur mu? (Asmai 1922, 55) diyerek öteki nin biz e ait ne varsa katlettiini söyler. lerleyen bölümde ise biz Türklerin herhangi bir yabancı ülkeyi fethettiimizde onların ibadethanelerine ve dini yaantılarına karımadıımızı anlatır. Kukusuz yazarın bu söylemleri, kitabı boyunca devam eden dinmerkezci bir bakıla oluturulmu oksidentalist söylemlerdir. Asmaî dolatıı tüm corafyada öteki nin yıkıcılıını görür. Daha önce Müslümanlar eliyle yapılan hemen hiçbir eyden günümüze eser kalmamıtır. slam a ve Müslümanlara duyulan kin baka hiçbir zümreye duyulmamıtır. Yazarın Siraküza ehrini gezdikten sonra söyledikleri dikkat çekicidir: Acaibime giden bir ey varsa o da Siraküza da iskân veya hükümet etmi ne kadar milletler varsa, slam dan baka cümlesinin az çok eserleri mahfûzdur. slam ın ise Siraküza da bugünde hiçbir eyi kalmamıtır. Ehl-i salibin slam aleyhine minelkadim kinleri olduunu bilirdim. Fakat kinleri yoluna kütüb ve âsâr-ı slamiyeyi ve medeniyete hizmetleri muhakkak bulunan ulema ve ümera-yı ümmet-i Muhammedi kurban eylemekteki zararı idrak etmeyeceklerini zanneylemezdim. u Sicilya seyahatim merakıyla tetebbuat-ı tarihiye neticesi olarak yakinen örendim ki bunlar inadına mutaassıptırlar. slam ı ve âsârını yok etmek için, deil temeddünü tehir etmek, hatta kendi talim-i Mesihiyyelerini bile ayakları altına almılardır. (Asmaî, 1922: 266) Asmaî, Sicilya gezisi boyunca kendisinden önce Sicilya yı dolaan pek çok Müslüman gezginin kitaplarını okur ve Sicilya tarihiyle ilgili kitapları karıtırır. Buradan edindikleri bilgiler sayesinde Müslümanların yüzyıllar öncesinde buraya getirdii medeniyetten günümüze eser kalmadıını, o dönemlerde yapılan pek çok ibadethanenin yerinde yeller estiini görür. Bunu öteki lerin Müslüman algısına balayan yazara göre öteki tek ve deimeyen bir Haçlı milletidir. Bu Haçlı milleti dün ne ise bugün de aynıdır. Dolayısıyla biz Müslüman Türk e olan bakıları hiç deimemitir. Bunu eserin bir yerinde öyle ifade eder: Ey ihvân-ı din! u hikâyelerden ibret alınız. Millet ve devlet için her zaman göz kulak olunuz. Allah bir, din bir olduu gibi, gün dahi birdir. Bugün düne benzemiyor zannetmeyiniz. Ehl-i salibin ümmet-i Muhammedi çala kılıç doramaları kurun-ı vustaya mahsus bir taassuptu demeyiniz. Zuhur-ı slam dan itibaren ehl-i hilalin baı üzerinde çekili duran salip eklindeki yalın kılınç, hâlâ kınına konmamıtır. Enaniyet-i mezhebiyeleri durdukça da duracaktır. (Asmaî, 1922: 228) Asmaî nin burada ifade ettii ekliyle Avrupa, Türk ü Müslümanlıktan ayrı düünmez. Yazara göre slam dininin balangıcından bu yana, bu dine ve bu dine inananlara Avrupa sürekli kin beslemitir. Bugün de bu kinden bir ey eksilmemitir. Avrupalılar kendi dinlerini üstün gördükleri müddetçe bu kin azalmayacaktır. Hilmi Yavuz, Avrupalı öznenin kendini öteki nin karısında konumlarken dini kimliini ön plana çıkartması adına 1492 yılını önemli görür. Ona göre, 1492 tarihi, dılamanın (Müslümanların ve Yahudilerin spanyadan kovulması) ve asimilasyonun (Amerika kıtasının Latinletirilmesi) Hristiyanlık gibi merulatırıcı bir ideolojik/kültürel zemine oturtulduu tarihtir. Dolayısıyla, Avrupalı öznenin kimliinin inasında öteki diye iaretlenenler, düpedüz Hristiyan olmayanlardır. (Yavuz, 2001: 57) Asmaî, Avrupalılardaki bu dinmerkezci yaklaımla Müslümanların, dolayısıyla Türklerin öteki letirildiklerini tespit eder ve Avrupa nın öteki letirmekle yetinmeyip bu kültürün tüm izlerini silmek için olaanüstü bir gayretle yıkıcılıa gittiklerini iaret eder. Avrupalıyı Avrupalı yapan, sınırları belli bir kıtada yaıyor olmaları deil Hristiyan inancına sahip olmalarıdır. Hristiyanlık inancı olmayan bir yer Avrupa kıtasında olsa bile oradakiler Avrupalı deildir. Avrupalının yaptıı ey bu kıta içindeki bir yerde Müslüman kültüre ait ne varsa silip yok ederek orasını Avrupalılatırmaktır. Asmaî nin iaret ettii ey Avrupa daki Türk imgesinin Müslüman imgesinden baımsız olmadııdır; kendilerinden baka herkese Haçlı zihniyetiyle yaklamaktan bir türlü vazgeçmeyen Avrupalılar Türklere de aynı uygulamayı yapmılardır. Gezi kitabı boyunca bu tarz bir yaklaımı sergileyen Asmaî eserini bir dua ile bitirmeyi uygun görür. Yazar vapura binip Sicilya dan ayrılırken bu adada gömülü bulunan milyonlarca dindaa Kur an dan birkaç sure okur ve unları söyler: Elveda, ey ervâh-ı ühedâ-yı slam! rtihâlinizden bin sene sonra adanıza geldim. Ehl-i salibin baınıza getirmi olduu mezalimi tahkik

19 eyledim ve kitaplarınızdan okudum, örendim. Mebâni ve kabirlerinizi yıkmı, yok etmiler, dirilerinize ilaveten ölülerinizin kemiklerini dahi atelere yakarak küllerinizi havaya savurmulardır. Gidip kavmime, kuvve-i müsellaha-yı Muhammedînin bakiyetü l bakiyesi olan Türklere dilimin döndüü kadar bunları söyleyeceim bret alsınlar. Mesâcidullahı harap etmiler ve ekserisinin yerlerine kiliseler yapmılardır. Bunların intikamını da sahibi olan Tanrı tealaya havale ederim. Rabbim! Biz Müslüman kullarının kanlarını artık heder ettirme. Vahdaniyetini tasdik eyleyenleri mürikler elinde yok eyleme! Amin! (Asmaî, 1922: ) Asmaî nin gezi kitabını böyle bir dua ile bitirmesi önemlidir. Orada gördüü kini ve nefreti Avrupalıların Müslüman algısına balayan yazar, kitabın bütününde bu algıyla mücadele edilmesi gerektiini imler. Kendisi de Avrupalıları dinmerkezci bir yaklaımla topyekûn Haçlı olarak gören yazar, onların da biz i topyekûn düman olarak gördüklerini beyan eder. Hem Asmaî nin hem de Avrupalının tavrı imge denen kavramın ne kadar toptancı, genellemeci olduunu ve bir kere yerleti mi bir daha kolay kolay silinemediini gösterir. Avrupa daki olumsuz Türk imgesi adına yukarıda söylenenleri özetleyecek olursak Merutiyet döneminde de temelde vahi, barbar Türk imgesinin devam ettiini söyleyebiliriz. Büyük çounluu yazarların bizzat Avrupalılarla girdikleri diyaloglarda tespit edilen bu olumsuz Türk imgeleri önyargılı bir yaklaımın ürünüdür. Avrupalının gezgin Türkleri karısında gördüündeki tavrı dikkat çekicidir. Onun, daha önce sıkça görmedii gerçek Türk ile hayalinde canlandırdıı Türk arasında kabul edemeyecei kadar çok büyük farklar vardır. Bu, Türkler hakkında oluturulan imgenin ne kadar hatalı ve gerçeklerden uzak olduunun bir göstergesidir. erafeddin Mamumi ve Selim Sırrı nın gezi kitaplarında anlatıldıı gibi bir kısım Avrupalı bu akınlıı sonucunda Türk e haksızlık yapıldıını anlayarak hatasını fark ederken, Celal Nuri nin gezi kitabında olduu gibi bir kısım Avrupalı ise gerçek olanı kabullenemeyip hayalî olana sıınmayı tercih etmitir. Diyaloglarla ya da polemiklerle deil de gözlemlerle tespit edilen imgelerde de sonuç çok farklı deildir. Avrupa, Türkleri aaı, barbar bir ırk olarak görürken onun Müslüman kimliini daima hatırında tutar. Ona ait ne kadar iz varsa silmeye çalıır. Bu, ondaki Türk imgesinin nasıl kemikletiini ve bu imgelere nasıl sıkı sıkıya balı kalındıını göstermesi bakımından ibret vericidir Olumlu Türk mgesi: Avrupalının Türklere olan sevgisi temelde onun insan tarafınadır. Bizde Batı nasıl maddi kültürünün gelimilii nedeniyle sevilirse Batı da da Türk ün manevi kültürü onları cezbetmektedir. Arthur Schopenhauer un Birbirlerini en çok büyüleyenler birbirlerini en çok tamamlayanlardır. dedii gibi bu, Batı ile Dou nun birbirini tamamlaması eklinde ele alınmalıdır. Batının özellikle son birkaç yüzyılda gösterdii olaanüstü maddi gelime göz alıcı bir nitelie sahipken manevi olarak aynı deiimi gösterememesi onu bütünüyle mükemmel olmaktan uzaklatırmıtır. Dou ise çok eskilere dayanan hikmet ve tevazusuyla ön plana çıkarken maddi olarak Batı kadar geliim gösterememitir. kisinin birbirini tamamlaması gerektii bu gezi kitaplarındaki olumlu Türk imgesinde bir kez daha ön plana çıkmaktadır. Batı insanın biz Doulu olan Türklerde gördükleri en dikkate deer taraf bizdeki manevi donanımdır. Kendilerinde görmedikleri bu fazilete karı bir imrenme, Schopenhauer gibi söylersek, bir büyülenme söz konusudur. Bu söylemin en belirgin bir biçimi Mehmed Enisi nin Avrupa Hatıratım adlı gezi kitabında görülür. Daha önce olumsuz Türk imgesine örnek verdiimiz bu eserde olumlu Türk imgesi bu çerçevede dillendirilir. Mehmed Enisi, vapur yolculuu sırasında Messina Boazı nı geçerken büyük bir fırtınaya yakalandıklarını anlatır. Bu öyle iddetli bir fırtınadır ki hem günlerce sürmü hem de vapuru birkaç kez batırma noktasına getirmitir. Bu zorlu günlerde daha önce vapurda tanıtıkları bir ihtiyar ngiliz in hastalandıını gören Enisi, dier Türk arkadalarıyla birlikte sık sık adamın kamarasına giderek ona yardım etmitir. Fırtına dinip gemi Marsilya ya ulatıında ihtiyar ngiliz, bu yardımsever Türklere teekkür ederek unları söyler: Ben Türkleri pek iyi tanırım. Birtakım mükülpesent, ketum-ı hakikat kimseler gibi Türklerin hısal-i âlicenabasını inkâr etmem. Türklerdeki mahcubiyet-i afifâneye ve hilm-i namuskârâneye, debdebe-i sefihâneden âzâde bir surette geçirdikleri ömr-i sâdeye, ashâb-ı ihtiyaç ve muavenete karı gösterdikleri re fet ve himayete

20 cidden hürmet edenlerden, ükür-güzâr olanlardanım. Siz, bir elinde kitab-ı diyânet, dier elinde seyf-i ecaat olduu halde, nüfuz-ı hâkimânesini ilân eden necip ve bahadır bir kavmin efrâdındansınız. Pek insaniyetkârsınız. u bir iki günden beri bana ettiiniz muavenetten, nezaketten dolayı çok çok teekkürler ederim efendiler! (Mehmed Enisi, 2008: 68-69) htiyar ngiliz in bu övgü dolu söylemleri Avrupa daki olumlu Türk algısının da hangi kaynaklardan beslendiine iaret etmektedir. Buna göre Türkler iyilik sahibi ve yüksek ahlaklı bir millettir. ffetinden ve namusundan kaynaklanan aırbalı ve mahcup tavırları olan, sade bir ömür yaayıp sefahatten uzak bulunan bu millet, ihtiyaç sahiplerine gösterdikleri yardım ile dikkat çekmektedir. nsanlık kukusuz Türk ün en önemli özelliidir; ayrıca o, necip ve bahadır millettir. htiyar ngiliz azıyla dile getirilen bu Türk imgesi daha önce de birtakım Avrupalı gezgin ya da düünür tarafından dile getirilenlerle benzerlik göstermektedir. Alain Servantie, 17. yüzyıl Fransız gezgini Françis de La Boullaye-Le Gouz un gezileri sonucu oluturduu taksonomiyi aktarır: spanyollar, Osmanlı Türklerine benzerler: Yabancı dil örenmezler. Dostlarına sadıktırlar. Birbirlerine karı nazik, dier uluslara karı zalimdirler. Tutumludurlar. talyanlar: Fransızlarla spanyollar arasındadır; tıpkı Arapların Osmanlı ve ranlılar arasında olması gibi. Bölünmülerdir ve yabancı güçlerin egemenlii altındadırlar. Türkler: Dıarıdan misafirperver ve görkemli, gerçekte aırbalı, asla tecimsel olmayan, samimi ve hogörülü, kendini üstün gördüü için marur, sabırlı ve cesur, ranlılardan daha fanatik. (Le Gouz, 1994: aktaran Servantie, 2008: 52) Fransızlar ranlılara benzerler: Özgür, keskin, eletirel bir zihin; herkesten cesur oldukları izlenimi vermek isterler; esiz giyim zevki; yabancılara kendi yurttalarından daha nazik davranırlar. ranlılar: Hafif merep, iyi dost, yabancılara karı uygar ve nazik, ince zevk sahibi insanlardır. Kutlamaları ve lüksü severler; bu konuda dier uluslardan çok daha ileri gitmilerdir. Her konuda bilgilidirler ve onları kandırmak zordur. Bu yüzden, Türkiye de çok zengin olan Yahudiler, ran da sefalet içindedir. Bu taksonomide 17. yüzyılda Türklerin misafirperverliini, aırbalılıını, samimiyetini, hogörüsünü, marur ve sabırlı oluunu aktaran Le Gouz, Türklerde pek çok üstün vasıf görür. Rus edebiyatının önemli ismi Aleksandr Pukin de 1836 da yayımladıı Erzurum Yolculuu adlı gezi kitabında Türkleri aırbalı, sakin, özgüven sahibi kiiler olarak betimlemektedir. (Behramolu, 2008: 240) Aradan yıllar geçmitir ve Merutiyet dönemindeki ihtiyar ngiliz de Türklerde hemen aynı özellikleri tespit etmektedir. ngiliz in bu söylemleri ovenizmden baımsız bir biçimde olumutur. Ne Haçlı zihniyetinin ne de ırkçı düüncelerin etkisindeki bu söylemler, Avrupa da o dönemde sıkça görülmeyen bir yaklaımın ürünüdür. Avrupa kendi varoluunu ve meruiyetini ararken etrafındaki tüm öteki leri aaı ve ilkel olarak kodlamıtır. Bundan nasibini alan Türkler de yüzyıllar boyunca hep barbar ve aaı olarak adlandırılırken gerçein böyle olup olmadıı pek sorgulanmamıtır. ngiliz in birtakım mükülpesent, ketum-ı hakikat kimseler olarak adlandırdıı bu insanlar için önemli olan öteki olmaktır. Öteki olmak her halükârda aaı olmak demektir. Yukarıda bahsedilen ngiliz ise Türkleri Avrupamerkezci bir yaklaımla deil daha nesnel bir yaklaımla tespit etmeye çalıır. Önyargılar ortadan kaldırıldıında ise daha gerçekçi söylemler kendisini göstermektedir. Selim Sırrı nın gezi kitabındaki olumsuz imgeden daha önce bahsetmitik. Eserde bundan baka bir de olumlu Türk imgesi mevcuttur. Yazarın sveç te bir kılayı ziyareti sırasında oradaki askerlerle birlikte bir öle yemei yediine ahit oluruz. Yemekte sveçli binbaı öyle bir konuma yapar: Cihangirlikleri tarihen sabit olan muhterem Osmanlı ordusunun genç zabıtına beyan-ı hoâmedi eylerim. Arkada! Size arkada diye hitap ediim sizi kendi zabıtânımızdan zerre kadar tefrik etmediimden nâidir. Bilirsiniz ki bizim en sevgili krallarımızdan 12. arl, Poltava malubiyetinden sonra size iltica etmi ve senelerce Osmanlılardan mihmannevazlık görmütü. Onun deyn-i ükrânının velev pek cüz i bir mukabilini ifa eylemi olmak için hakkınızda her

Ergin AYAN (2009). Willermus Tyrensis in Haçlı Kronii (1143-1163), Karadeniz Dergisi Yayınları, Ankara, 160 s, ISBN 978-975-8951-33-8.

Ergin AYAN (2009). Willermus Tyrensis in Haçlı Kronii (1143-1163), Karadeniz Dergisi Yayınları, Ankara, 160 s, ISBN 978-975-8951-33-8. Ergin AYAN (2009). Willermus Tyrensis in Haçlı Kronii (1143-1163), Karadeniz Dergisi Yayınları, Ankara, 160 s, ISBN 978-975-8951-33-8. Abdullah GÜNEYSU Avrupa Hıristiyanlarının, kendilerince kutsal kabul

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

BURSA DA GÖREV YAPAN MÜZK ÖRETMENLERNN ULUDA ÜNVERSTES ETM FAKÜLTES GÜZEL SANATLAR ETM BÖLÜMÜ MÜZK ETM ANABLM DALI LE LETM VE ETKLEM

BURSA DA GÖREV YAPAN MÜZK ÖRETMENLERNN ULUDA ÜNVERSTES ETM FAKÜLTES GÜZEL SANATLAR ETM BÖLÜMÜ MÜZK ETM ANABLM DALI LE LETM VE ETKLEM BURSA DA GÖREV YAPAN MÜZK ÖRETMENLERNN ULUDA ÜNVERSTES ETM FAKÜLTES GÜZEL SANATLAR ETM BÖLÜMÜ MÜZK ETM ANABLM DALI LE LETM VE ETKLEM Dr. Ayhan HELVACI *1924-2004 Musiki Muallim Mektebinden Günümüze Müzik

Detaylı

TÜLN OTBÇER. Seminer Raporu Olarak Hazırlanmıtır.

TÜLN OTBÇER. Seminer Raporu Olarak Hazırlanmıtır. TÜLN OTBÇER Seminer Raporu Olarak Hazırlanmıtır. Ankara Hacettepe Üniversitesi Mayıs, 2004 ! - " $ - "%%&%$ - "%' $ - "(%' $ - "( ) (* $+,( $ - ") (',( $ - "- %./$ 0 1*&/1(2, %("%. 3/1(4""3%(/1-( /32 $$

Detaylı

Nazlı Yürekler için!lk Adımım

Nazlı Yürekler için!lk Adımım Bu akşam Boğaziçi Üniversitesinden ilk projesine katılan Merve yazmış, Nazlı Yüreklere İlk Adim... Gönüllüler nasıl anlatılır... Gönüllülerin çocuklara sevgisi... Ve onların çocuklara ulaşma gayretleri...

Detaylı

DTO TURİZM VE ÇEVRE DERS NOTLARI ÖĞR.GÖR. ŞULE KIYCI

DTO TURİZM VE ÇEVRE DERS NOTLARI ÖĞR.GÖR. ŞULE KIYCI DTO TURİZM VE ÇEVRE DERS NOTLARI ÖĞR.GÖR. ŞULE KIYCI BİRİNCİ HAFTA 2 TURİZM OLAYI VE GELİŞİMİ Turizm kelimesinin Latincede dönmek, etrafını dolaşmak, geri dönmek anlamına gelen tornus kökünden türetildiği

Detaylı

Avrupa da Uyuturucu imdi Her Zamankinden Daha Ucuz

Avrupa da Uyuturucu imdi Her Zamankinden Daha Ucuz 2006 YILLIK RAPORU: UYUTURUCU FYATLARINDA DÜÜ, YAKALAMALARDA ARTI Avrupa da Uyuturucu imdi Her Zamankinden Daha Ucuz (23.11.2006, LZBON) Avrupa Uyuturucu ve Uyuturucu Baımlıı zleme Merkezi (EMCDDA), bugün

Detaylı

OTSTK ÇOCUKLARIN ALELERNE YÖNELK GRUP REHBERL NN ANNE BABALARIN DEPRESYON VE BENLK SAYGISINA ETKS

OTSTK ÇOCUKLARIN ALELERNE YÖNELK GRUP REHBERL NN ANNE BABALARIN DEPRESYON VE BENLK SAYGISINA ETKS Bu aratırma 2005 yılında 1. Uluslararası zmir Özel Eitim ve Otizm Sempozyumu'nda poster bildiri olarak sunulmutur. OTSTK ÇOCUKLARIN ALELERNE YÖNELK GRUP REHBERL NN ANNE BABALARIN DEPRESYON VE BENLK SAYGISINA

Detaylı

Esrar kullanımı dengeleniyor, gençler arasında gördüü rabetin azaldıına dair belirtiler var

Esrar kullanımı dengeleniyor, gençler arasında gördüü rabetin azaldıına dair belirtiler var YILLIK RAPOR 2007: ÖNEML NOKTALAR AB uyuturucu raporunun ilettii olumlu mesajlar, uyuturucuya balı ölümlerin yüksek düzeyi ve artan kokain kullanımıyla gölgeleniyor (22.11.2007, LZBON AMBARGO 10.00 CET)

Detaylı

Bizi biz yapan degerli ogretmenlerimizin onunde saygiyla egiliyoruz...

Bizi biz yapan degerli ogretmenlerimizin onunde saygiyla egiliyoruz... Balikesir Kepsut 'tan Sevgili Fatih ogretmenimizin yazisini ogretmenlerimize, ozellikle de YIBOlarda gorev yapan ogretmenlerimize, yoneticilerimize armagan ediyor, ogretmenler gununuzu kutluyoruz... YIBOda

Detaylı

a b e f g h i SHOG NED R?

a b e f g h i SHOG NED R? 9 8 7 6 5 4 3 2 1 a b c d e f g h i SHOG NEDR? SHOG, Japonya da yaklaık 20 milyon kiinin oynadıı bir oyundur. Hedefleri, karı tarafın ah ını tuzaa düürmek olan iki oyuncu arasında oynanan bir zihinsel

Detaylı

TÜRKYE'DE OTOMOBL SAHPLNN MODELLENMES

TÜRKYE'DE OTOMOBL SAHPLNN MODELLENMES TÜRKYE'DE OTOMOBL SAHPLNN MODELLENMES Kemal Selçuk ÖÜT 1 SUMMARY Car ownership forecasting plays an important role in both traditional and innovates planning. It is often recognised that the level of car

Detaylı

Sosyo-Ekonomik Gelimilik Aratırması

Sosyo-Ekonomik Gelimilik Aratırması Giri Sosyo-Ekonomik Gelimilik Aratırması Taner Kavasolu Devlet Planlama Tekilatı Kalkınma Planlarımızda, ülke corafyasında ve kesimler arasında dengeli bir gelime salanması hedefi, ülke ekonomisi için

Detaylı

Dexter Filkins (2008). The Forever War, New York: Vintage Books. Ahmet Hakan ÖZKAN *

Dexter Filkins (2008). The Forever War, New York: Vintage Books. Ahmet Hakan ÖZKAN * Dexter Filkins (2008). The Forever War, New York: Vintage Books. Ahmet Hakan ÖZKAN * Dexter Filkins tarafından yazılmı olan The Forever War isimli kitap, orijinal dili olan ngilizce versiyonu ile incelenmitir.

Detaylı

Yonca Anzerliolu, Karamanlı Ortodoks Türkler, Phoenix Yayınları, Ankara 2003, 376 s.

Yonca Anzerliolu, Karamanlı Ortodoks Türkler, Phoenix Yayınları, Ankara 2003, 376 s. Yonca Anzerliolu, Karamanlı Ortodoks Türkler, Phoenix Yayınları, Ankara 2003, 376 s. Hayrullah KAHYA Ortodoks Hıristiyanların Türkçe konuanlarına Karamanlı; bunların konutukları dile de Karamanlıca denmektedir.

Detaylı

PIZZA DONALDO TÜRKYE. Mevcut Durum

PIZZA DONALDO TÜRKYE. Mevcut Durum PIZZA DONALDO TÜRKYE Pizza Donaldo talya Ltd. (P.D.I) 1 1960 yılında talya da Senyör Donaldo tarafından küçük bir talyan restoranı olarak kurulmutur. 10 çocua sahip olan Senyör Donaldo yıllar içerisinde

Detaylı

Aratırma Koordinatörü: Prof. Dr. Faruk en. Hazırlayanlar: Gülay Kızılocak Cem entürk Dr. Martina Sauer

Aratırma Koordinatörü: Prof. Dr. Faruk en. Hazırlayanlar: Gülay Kızılocak Cem entürk Dr. Martina Sauer Download von www.bteu.de / Avrupali Türk Isadamlari Birligi Hannover / TAM Vakfi Yayinlari!" #"# Aratırma Koordinatörü: Prof. Dr. Faruk en Hazırlayanlar: Gülay Kızılocak Cem entürk Dr. Martina Sauer Bu

Detaylı

TÜM OTOBÜSÇÜLER VE LETMECLER FEDERASYONU KARAYOLU YOLCU TAIMACILII SEKTÖRÜNÜN TARHSEL GELM

TÜM OTOBÜSÇÜLER VE LETMECLER FEDERASYONU KARAYOLU YOLCU TAIMACILII SEKTÖRÜNÜN TARHSEL GELM TÜM OTOBÜSÇÜLER VE LETMECLER FEDERASYONU KARAYOLU YOLCU TAIMACILII SEKTÖRÜNÜN TARHSEL GELM 1955 ten 1999 a kadar karayolu yolcu taımacılıının ulaım biçimleri içindeki payı Karayolu ile yolcu taımacılıının

Detaylı

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya

Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Budist Leyko dan Müslüman Leyla ya Hiroşima da büyüdüm. Ailem ve çevrem Budist ti. Evimizde küçük bir Buda Heykeli vardı ve Buda nın önünde eğilerek ona ibadet ederdik. Bazı özel günlerde de evimizdeki

Detaylı

EL PARMAKLARINA DEERLER VEREREK KOLAY YOLDAN ÇARPMA ÖRETM YÖNTEMYLE ZHN ENGELL ÖRENCLERE ÇARPIM TABLOSU ÖRETM UYGULAMASI

EL PARMAKLARINA DEERLER VEREREK KOLAY YOLDAN ÇARPMA ÖRETM YÖNTEMYLE ZHN ENGELL ÖRENCLERE ÇARPIM TABLOSU ÖRETM UYGULAMASI Bu aratırma 2005 yılında 1. Uluslararası zmir Özel Eitim ve Otizm Sempozyumu'nda poster bildiri olarak sunulmutur. EL PARMAKLARINA DEERLER VEREREK KOLAY YOLDAN ÇARPMA ÖRETM YÖNTEMYLE ZHN ENGELL ÖRENCLERE

Detaylı

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com

GÜNLÜK (GÜNCE) www.dosyabak.com GÜNLÜK (GÜNCE) 1 GÜNLÜK Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih

Detaylı

MÜZK ETM YÖNETM ve DEERLENDRME LKLER *

MÜZK ETM YÖNETM ve DEERLENDRME LKLER * MÜZK ETM YÖNETM ve DEERLENDRME LKLER * Prof. Dr. lknur OKATAN *1924-2004 Musiki Muallim Mektebinden Günümüze Müzik Öretmeni Yetitirme Sempozyumu Bildirisi SDÜ, 7-10 Nisan 2004, Isparta Sunu Sayın Bakan

Detaylı

KAYNAK: Çınar, İkram. 2009. "Çocuk Edebiyatı ve Yayıncılığı" Eğitişim Dergisi. Sayı: 22 (Mart 2009).

KAYNAK: Çınar, İkram. 2009. Çocuk Edebiyatı ve Yayıncılığı Eğitişim Dergisi. Sayı: 22 (Mart 2009). KAYNAK: Çınar, İkram. 2009. "Çocuk Edebiyatı ve Yayıncılığı" Eğitişim Dergisi. Sayı: 22 (Mart 2009). Edebiyat; duygu, düşünce, hayal ve izlenimlerin sözlü veya yazılı olarak güzel ve etkili bir biçimde

Detaylı

OTSTK ÇOCUKLARDA TEACCH PROGRAMININ GELMSEL DÜZEYE ETKS: OLGU SUNUMU

OTSTK ÇOCUKLARDA TEACCH PROGRAMININ GELMSEL DÜZEYE ETKS: OLGU SUNUMU Bu aratırma 2005 yılında 1. Uluslararası zmir Özel Eitim ve Otizm Sempozyumu'nda poster bildiri olarak sunulmutur. OTSTK ÇOCUKLARDA TEACCH PROGRAMININ GELMSEL DÜZEYE ETKS: OLGU SUNUMU Psk. Deniz VARIR

Detaylı

DOĞRU DİYE BİLDİKLERİMİZİ SORGULADIK MI?

DOĞRU DİYE BİLDİKLERİMİZİ SORGULADIK MI? DOĞRU DİYE BİLDİKLERİMİZİ SORGULADIK MI? Bireyin iç ve dış dünyasını algılayıp, yorumlamasında etkili olan tüm faktörlere paradigma yani algı düzeneği denilmektedir. Bizim iç ve dış dünyamızı algılamamız,

Detaylı

KOÇ ÜNVERSTES SOSYAL BLMLER (KÜSB) KULÜBÜ TÜZÜÜ

KOÇ ÜNVERSTES SOSYAL BLMLER (KÜSB) KULÜBÜ TÜZÜÜ KOÇ ÜNVERSTES SOSYAL BLMLER (KÜSB) KULÜBÜ TÜZÜÜ YAPI Madde 1. Koç Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü, kısa adıyla K.Ü.S.B., Koç Üniversitesi örenci kulüpleri tüzüüne balı ve Koç Üniversitesi örencilerinin

Detaylı

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ

AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ AVRUPA VE OSMANLI (18.YÜZYIL) GERİLEME DÖNEMİ 1. Osmanlı İmparatorluğu nun Gerileme Devrindeki olaylar ve bu olayların sonuçları göz önüne alındığında, aşağıdaki ilişkilerden hangisi bu devir için geçerli

Detaylı

AKÇA, Hakan (2012). Ankara li Aızları (nceleme, Metinler, Dizin), Ankara: Türk Kültürünü Aratırma Enstitüsü Yayınları, XXII+672 s.

AKÇA, Hakan (2012). Ankara li Aızları (nceleme, Metinler, Dizin), Ankara: Türk Kültürünü Aratırma Enstitüsü Yayınları, XXII+672 s. AKÇA, Hakan (2012). Ankara li Aızları (nceleme, Metinler, Dizin), Ankara: Türk Kültürünü Aratırma Enstitüsü Yayınları, XXII+672 s. Bahadır GÜNE * Aynı kökten geldii üst sistem durumundaki bir standart

Detaylı

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri Dil Gelişimi Yaş gruplarına göre g temel dil gelişimi imi bilgileri Çocuklarda Dil ve İletişim im Doğumdan umdan itibaren çocukların çevresiyle iletişim im kurma çabaları hem sözel s hem de sözel olmayan

Detaylı

AMER KA B RLE K DEVLETLER SAYI TAYI

AMER KA B RLE K DEVLETLER SAYI TAYI AMERKA BRLEK DEVLETLER SAYITAYI Yazan: Dawid M. WALKER Çeviren: Müslüm PARLAK Amerika Birleik Devletleri Sayıtayı, Birleik Devlet yönetiminin yasama bölümü içerisinde yer alan baımsız bir kurumdur. Genellikle

Detaylı

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Satmam demiş ihtiyar köylü, bu, benim için bir at değil, bir dost. Günün Öyküsü: Talih mi Talihsizlik mi? Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş. Çok fakirmiş. Ama çok güzel beyaz bir atı varmış. Kral bu ata göz koymuş. Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir

Detaylı

XIX. YÜZYILIN SONLARINDA KIREHR SANCAI NIN DEMOGRAFK YAPISI DEMOGRAPHIC SITUATION OF KIREHR AT THE END OF XIX CENTURY

XIX. YÜZYILIN SONLARINDA KIREHR SANCAI NIN DEMOGRAFK YAPISI DEMOGRAPHIC SITUATION OF KIREHR AT THE END OF XIX CENTURY GAZ ÜNVERSTES KIREHR ETM FAKÜLTES Cilt 7, Sayı 1, (2006), 21-33 21 XIX. YÜZYILIN SONLARINDA KIREHR SANCAI NIN DEMOGRAFK YAPISI Nejla GÜNAY Gazi Üniversitesi, Ankara/TÜRKYE Geli Tarihi: 28.11.2005 Yayına

Detaylı

Ben bunun iyi ve kötü niyetine bakmadan düüncelerimi açıkça dile getirmek istiyorum ki bu gruba

Ben bunun iyi ve kötü niyetine bakmadan düüncelerimi açıkça dile getirmek istiyorum ki bu gruba Deerli Dostlar, Aaıdaki ileti tarzına ciddi eletirilerim vardır. lk bakıta kötü niyetli bir ileti demek bile mümkün. Ben bunun iyi ve kötü niyetine bakmadan düüncelerimi açıkça dile getirmek istiyorum

Detaylı

BELEDYELERDE NORM KADRO ÇALIMASI ESASLARI

BELEDYELERDE NORM KADRO ÇALIMASI ESASLARI BELEDYELERDE NORM KADRO ÇALIMASI ESASLARI Belediyelerin görevlerini etkin ve verimli bir ekilde yerine getirebilmeleri için ihtiyaç duydukları optimal (ihtiyaçtan ne fazla ne de az) kadronun nicelik ve

Detaylı

Cumhuriyet Dönemi Gazete Haber Dili Üzerinde statistiksel Bir Aratırma (Cumhuriyet Gazetesi Örnei)

Cumhuriyet Dönemi Gazete Haber Dili Üzerinde statistiksel Bir Aratırma (Cumhuriyet Gazetesi Örnei) Cumhuriyet Dönemi Gazete Haber Dili Üzerinde statistiksel Bir Aratırma (Cumhuriyet Gazetesi Örnei) A Statistically Research About The News Tongue Of A Newspaper In The Republic Term (The Case of Cumhuriyet

Detaylı

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR

TV LERDEKİ PROGRAMLARA ÇIKANLAR KURAN OKUMASINI BİLMİYOR Site İsmi : Zaman 53 Tarih: 10.05.2012 Site Adresi : www.zaman53.com Haber Linki : http://www.zaman53.com/haber/14544/camilerin-ayaga-kalkmasi-lazim.html ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Detaylı

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi

Soðaným da kar gibi Elma gibi, nar gibi Kim demiþ acý diye, Cücüðü var bal gibi BÝRÝNCÝ BÖLÜM 1 Dünya döndü Son ders zili çalýnca tüm öðrenciler sevinç çýðlýklarý atarak okulu terk etti. Ýkili öðretim yapýlýyordu. Sabahçýlar okulu boþaltýrken, öðleci grup okula girmeye hazýrlanýrdý.

Detaylı

Ki!i, Yer, ve "eylerin Hayat Hikayeleri

Ki!i, Yer, ve eylerin Hayat Hikayeleri Ki!i, Yer, ve "eylerin Hayat Hikayeleri!nsanların hayatları ya"adıkları evlerin hayatları ile nasıl iç içe geçmistir? Evlerin içerisine bırakılan ipuçları, ev sakinleri hakkında ne tür bilgiler verebilir?

Detaylı

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları

edersin sen! diye ciyaklamış cadı. Bunun hesabını vereceksin! Kadının kocası kendisini affetmesi için yarvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları RAPUNZEL Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş. Bir gün pncereden komşu evin bahçesindeki

Detaylı

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

11.SINIF TÜRK EDEBİYATI DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM AY HAFTA DERS SAATİ KONU ADI YENİLEŞME DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATININ OLUŞUMU KAZANIMLAR.Osmanlı Devleti ni güçlü kılan sosyal, siyasi düzenin bozulma nedenlerini.batı düşüncesine,

Detaylı

AB Uyum Sürecinde Türkiye nin Rekabet Gücü lerleme Raporu Üzerine Tespitler

AB Uyum Sürecinde Türkiye nin Rekabet Gücü lerleme Raporu Üzerine Tespitler AB Uyum Sürecinde Türkiye nin Rekabet Gücü lerleme Raporu Üzerine Tespitler Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye hakkında hazırlanan lerleme Raporu, Türkiye ile müzakerelerin balaması yönünde olumlu bir

Detaylı

2. Bölgesel Kalkınma ve Yönetiim Sempozyumu 25-26 Ekim 2007, zmir

2. Bölgesel Kalkınma ve Yönetiim Sempozyumu 25-26 Ekim 2007, zmir Deniz Akkahve Devlet Planlama Tekilatı Müstearlıı Bölgesel Gelime ve Yapısal Uyum Genel Müdürlüü AB Bölgesel Programları Dairesi Bakanı zmir de düzenlenen 2. Bölgesel Kalkınma ve Yönetiim Sempozyumunun

Detaylı

PORTER MODEL: ULUSLARARASI REKABET ÖZLEM ÖZ ODTÜ LETME BÖLÜMÜ

PORTER MODEL: ULUSLARARASI REKABET ÖZLEM ÖZ ODTÜ LETME BÖLÜMÜ : ULUSLARARASI REKABET ÖZLEM ÖZ ODTÜ LETME BÖLÜMÜ Genel Çerçeve Makroekonomik, Politik ve veyasal Çevre Rekabet Edebilirliliin Mikroekonomik Temelleri irket irket Stratejisi Stratejisi Mikroekonomik Mikroekonomik

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER TEMA 1. Anlam Bilgisi. Yazým Bilgisi. Dil Bilgisi. SÖZCÜK ANLAMI...15 Gerçek, Yan ve Mecaz Anlam...15 Deyim...15

ÝÇÝNDEKÝLER TEMA 1. Anlam Bilgisi. Yazým Bilgisi. Dil Bilgisi. SÖZCÜK ANLAMI...15 Gerçek, Yan ve Mecaz Anlam...15 Deyim...15 ÝÇÝNDEKÝLER TEMA 1 Anlam Bilgisi SÖZCÜK ANLAMI...15 Gerçek, Yan ve Mecaz Anlam...15 Deyim...15 CÜMLE ANLAMI...16 Öznel ve Nesnel Anlatým...16 Neden - Sonuç Ýliþkisi...16 Amaç - Sonuç Ýliþkisi...16 Koþula

Detaylı

Değerli Meslektaşım, RD ve RV ZİYARETLERİ İSTANBUL

Değerli Meslektaşım, RD ve RV ZİYARETLERİ İSTANBUL Deerli Meslektaım, ARD Yönetimi adına sizlere ulatıımız ilk mektuptan bugüne 1 ay geçmi midir bilmiyoruz ama birkaç satır yazacak faaliyet biriktirdik sanıyoruz. Yönetim kurulu olarak yaptı ı mız rutin

Detaylı

Aşağıda sayın Kurdaş için dikilen çınarın kampüste bulunduğu yerdeki pano:

Aşağıda sayın Kurdaş için dikilen çınarın kampüste bulunduğu yerdeki pano: Bugün Boğaziçi Üniversitesinden kıymetli gönüllümüz sevgili Sıdıka nın izlenimini yayınlıyoruz... ODTÜ'yü ODTÜ yapan cumhuriyetimize güzel bir kurum hediye eden ve geçenlerde vefat eden Rektörümüz Sayın

Detaylı

PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI. Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak

PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI. Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak PSK 271 Öfke Yönetimi (2015-2016 Güz Dönemi) Yrd. Doç. Dr. Nilay PEKEL ULUDAĞLI Öfke Yönetimi: Duyguları İfade Edebilmek ve Duygularla Başa Çıkmak Öfkenin Gerçek Nedeni Ne? ÖFKE kıskançlık, üzüntü, merak,

Detaylı

Uluslararası Sosyal Aratırmalar Dergisi

Uluslararası Sosyal Aratırmalar Dergisi Uluslararası Sosyal Aratırmalar Dergisi The Journal of International Social Research Cilt: 7 Sayı: 33 Volume: 7 Issue: 33 www.sosyalarastirmalar.com Issn: 1307-9581 FARKLI SPOR BRANINDAK ÜNVERSTE ÖRENCLERNN

Detaylı

MUSK MUALLM MEKTEBNDEN GÜNÜMÜZE MÜZK ÖRETMEN YETTRME PROGRAMLARINDAK YAYLI ÇALGI ÖRETMNE LKN SINAMA-ÖLÇME-DEERLENDRME DURUMLARININ NCELENMES

MUSK MUALLM MEKTEBNDEN GÜNÜMÜZE MÜZK ÖRETMEN YETTRME PROGRAMLARINDAK YAYLI ÇALGI ÖRETMNE LKN SINAMA-ÖLÇME-DEERLENDRME DURUMLARININ NCELENMES MUSK MUALLM MEKTEBNDEN GÜNÜMÜZE MÜZK ÖRETMEN YETTRME PROGRAMLARINDAK YAYLI ÇALGI ÖRETMNE LKN SINAMA-ÖLÇME-DEERLENDRME DURUMLARININ NCELENMES 1. GR Yrd.Doç.Dr.Cansevil TEB *1924-2004 Musiki Muallim Mektebinden

Detaylı

Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi 1 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu: Gezi Parkından dünyaya yansıyan ses daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi sesidir. Tarih : 15.06.2013 Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Türkiye de görev yapan yabancı

Detaylı

Türkiye de Hanehalkı

Türkiye de Hanehalkı gücü, gelir, harcama ve yoksulluk açısından Türkiye de Hanehalkı Zaf er Yükseler Er can Tür kan TÜSAD Küresel Ekonomiye Ent egrasyon Sürecinde Büyüme Semineri 21 Mart 2008, Ankara Sunum çerii* I - gücü

Detaylı

MATEMATK ÖRETMNDE BULMACA ETKNLNN ÖRENC BAARISINA ETKS

MATEMATK ÖRETMNDE BULMACA ETKNLNN ÖRENC BAARISINA ETKS MATEMATK ÖRETMNDE BULMACA ETKNLNN ÖRENC BAARISINA ETKS THE EFFECT OF PUZZLE EXPERINCE TO THE STUDENTS SUCCESS IN MATHS TEACHING Yrd.Doç.Dr. EMN AKKAN ÖZET Bu çalımanın amacı; bulmaca etkinliinin, ilköretim

Detaylı

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25

ÝÇÝNDEKÝLER. Diyalog Tamamlama...24 2. Haftanýn Testi...25 ÝÇÝNDEKÝLER A. BÝRÝNCÝ TEMA: BÝREY VE TOPLUM Küçük Cemil...11 Bilgi Hazinemiz (Hikâye Yazmaya Ýlk Adým)...14 Güzel Dilimiz (Çaðrýþtýran Kelimeler - Karþýlaþtýrma - Þekil, Sembol ve Ýþaretler - Eþ Anlamlý

Detaylı

3 Hedef 3 Görev BÜLTEN. 2014 Seçimleri İçin İSTANBUL AZİZ BABUŞCU B İ L G İ. NOTU FİLİSTİN MESELESİ 2 de İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI

3 Hedef 3 Görev BÜLTEN. 2014 Seçimleri İçin İSTANBUL AZİZ BABUŞCU B İ L G İ. NOTU FİLİSTİN MESELESİ 2 de İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI 2 de 8 de 11 de AK 8de YIL: 2012 SAYI : 166 10-17 ARALIK 2012 BÜLTEN İL SİYASİ VE HUKUKİ İŞLER BAŞKANLIĞI T E Ş K İ L A T İ Ç İ H A F T A L I K B Ü L T E N İ 10 da AZİZ BABUŞCU AK PARTİ İL BAŞKANI 2014

Detaylı

Radio D Teil 1. Deutsch lernen und unterrichten Arbeitsmaterialien. Ders 01 Köy ziyareti

Radio D Teil 1. Deutsch lernen und unterrichten Arbeitsmaterialien. Ders 01 Köy ziyareti Ders 01 Köy ziyareti adındaki genç adam arabasıyla annesinin yaşadığı köye gider. Bu ziyaret sırasında dinlenmek ister, ama kısa sürede doğanın tatsız yönleriyle de tanışır. biraz dinlenmek için annesinin

Detaylı

Taıt alımlarının ette tüketim endeksi kapsamında izlenmesi hakkında bilgi notu

Taıt alımlarının ette tüketim endeksi kapsamında izlenmesi hakkında bilgi notu Taıt alımlarının ette tüketim endeksi kapsamında izlenmesi hakkında bilgi notu ette tüketim endeksi, ekonomideki tüketim eilimlerini kartla yapılan tüketimi baz alarak incelemektedir. Bu nedenle, endeks

Detaylı

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller

M. Sinan Adalı. Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller yayın no: 117 PEYGAMBERİMİZİN DİLİNDEN HİKMETLİ ÖYKÜLER Eski zamanlarda yaşamış peygamberlerin ve ümmetlerinin başlarından geçen ibretli öyküler, hikmetli meseller Genel yayın yönetmeni: Ergün Ür Yayınevi

Detaylı

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ

TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ TÜRKİYE NİN AVRUPA BİRLİĞİ İLETİŞİM STRATEJİSİ 1 AB İLETİŞİM STRATEJİSİ (ABİS) NEDİR? Türkiye - AB müzakere sürecinin üç ayağı: 1- Siyasi reformlar 2- AB yasal düzenlemelerinin kabul edilmesi ve uygulanması

Detaylı

DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI

DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI HOŞGELDİNİZ DÜNYADA DİN EĞİTİMİ UYGULAMALARI Prof. Dr. Mehmet Zeki AYDIN Marmara Üniversitesi EMAİL:mza@mehmetzekiaydin.com TEL:0506.3446620 Problem Türkiye de din eğitimi sorunu, yaygın olarak tartışılmakta

Detaylı

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 )

ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) ANASINIFI PYP VELİ BÜLTENİ (8 Eylül 2014 17 Ekim 2014 ) Sayın Velimiz, Okulumuzda yürütülen PYP çalışmaları kapsamında; disiplinler üstü temalarımız ile ilgili uygulama bilgileri size tüm yıl boyunca her

Detaylı

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri.

Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. C i h a n D e m i r c i Damdaki Mizahçý 90 Yaþýnda Eskimeyen Bir Usta: Haldun Taner Bazen tam da yeni keþfettiðiniz, yeni tanýdýðýnýz zamanda yitirirsiniz güzellikleri. 1986'da yitirdiðimiz Haldun Taner

Detaylı

OTSTK BR OLGUNUN DUYGULARI ANLAMA VE FADE ETME BECERSNN KAZANDIRILMASINA YÖNELK DÜZENLENEN KISA SÜREL BR E TM PROGRAMININ NCELENMES

OTSTK BR OLGUNUN DUYGULARI ANLAMA VE FADE ETME BECERSNN KAZANDIRILMASINA YÖNELK DÜZENLENEN KISA SÜREL BR E TM PROGRAMININ NCELENMES Bu aratırma 005 yılında 1. Uluslararası zmir Özel Eitim ve Otizm Sempozyumu'nda poster bildiri olarak sunulmutur. OTSTK BR OLGUNUN DUYGULARI ANLAMA VE FADE ETME BECERSNN KAZANDIRILMASINA YÖNELK DÜZENLENEN

Detaylı

üzere 1/2000 veya 1/5000 ölçekte düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporu ile bir bütün olan plandır. Çevre Düzeni Planı;10) (Deiik -

üzere 1/2000 veya 1/5000 ölçekte düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporu ile bir bütün olan plandır. Çevre Düzeni Planı;10) (Deiik - üzere 1/2000 veya 1/5000 ölçekte düzenlenen, detaylı bir raporla açıklanan ve raporu ile bir bütün olan plandır. Çevre Düzeni Planı;10) (Deiik - R.G.: 17.3.2001-24345 / m.4) Çevre Düzeni Planı: Konut,

Detaylı

AÇI OKULLARI ETİK MANİFESTOSU

AÇI OKULLARI ETİK MANİFESTOSU AÇI OKULLARI ETİK MANİFESTOSU DEĞERLERİMİZ 1. Dürüstlük 2. Saygı 3. Sorumluluk 4. Üretkenlik 5. Farkındalık 6. Hoşgörü EVRENSEL DEĞERLERİMİZ 1. Evrensel kültür birikimine değer veririz. 2. Evrensel ahlak

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük ATATÜRK Ü ETKİLEYEN OLAYLAR VE FİKİRLER 1 1789 da gerçekleşen Fransız İhtilali ile hürriyet, eşitlik, adalet, milliyetçilik gibi akımlar yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. İmparatorluklar yıkılmış, meşruti yönetimler kurulmaya başlamıştır.

Detaylı

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN

ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE. Ekim 2013 Sayı 1. Yazar; HARUN ŞEN ŞİİR, HİKÂYE, MAKALE Ekim 2013 Sayı 1 Yazar; HARUN ŞEN 1 İçindekiler KALDIRIMLAR 1... 3 DİYET... 4 ÇOCUKLARINIZA ZAMAN AYIRIN... 5 2 KALDIRIMLAR I Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN 7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE

Detaylı

AYGAZ. irket Finansal Göstergeleri (mn TL)

AYGAZ. irket Finansal Göstergeleri (mn TL) AYGAZ Aygaz 1Ç09 1Ç08 YoY 4Ç08 ÇoÇ 2008 2007 YoY Satı Gelirleri 811 893-9,1% 879-7,7% 3.579 3.190 12,2% Brüt Kar 167 100 67,0% 128 30,3% 476 406 17,4% VAFOK 142 70 102,2% 83 71,6% 336 258 30,4% Net Kar

Detaylı

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden

Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden 2 Gürkan Genç, 1979 yılının Ocak ayında dünyaya geldi. Hemen hemen her çocuk gibi en büyük tutkusu bisikletiydi. Radyo-Televizyon-Sinema bölümünden mezun oldu. Farklı kurumlarda çalıştıktan sonra 2 arkadaşı

Detaylı

İZMİR VE FAYTON; BİR KİMLİK İMGESİ

İZMİR VE FAYTON; BİR KİMLİK İMGESİ İZMİR VE FAYTON; BİR KİMLİK İMGESİ ATAY, Çınar, KIRAÇ, Suna İnan. 19.yy İzmir Fotoğrafları Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Ens. Yayını. s.93 (1997) HAZIRLAYAN: SENEM ÖZGÖNÜL Kasım 2007 İZMİR VE FAYTON;

Detaylı

Döviz Kuru Hareketleri ve Enflasyon Dinamii: Türkiye Örnei

Döviz Kuru Hareketleri ve Enflasyon Dinamii: Türkiye Örnei Döviz Kuru Hareketleri ve Enflasyon Dinamii: Türkiye Örnei Hakan Berument Bilkent Üniversitesi Ankara Tel: + 312 266 2529 Faks: + 312 266 5140 e-posta: berument@bilkent.edu.tr Mart 2002 1. Giri: 1995 Meksika

Detaylı

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ

BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ BURDURLU HOCA DAN YURT SÖYLENCELERÝ Her yönüyle edip (edebiyatçý) ve öðretmen Ýbrahim Zeki Burdurlu nun ölümsüz bir yapýtý elinizi öpüyor. Burdurlu bu çalýþmasýnda, cennet Anadolu nun deðiþik yörelerinden

Detaylı

Anket formu. Lübeck te Yaşlılık ve Göç

Anket formu. Lübeck te Yaşlılık ve Göç Anket formu Lübeck te Yaşlılık ve Göç 1 Cinsiyet 2 Çocuklarım var Erkek Kadın, çocuğum var. 3 Yaş 4 Çalışmaktayım 30 yaşından küçüğüm 30-39 yaşındayım 40-49 yaşındayım 50-59 yaşındayım 60-69 yaşındayım

Detaylı

Pozisyon Kontrol Sistemi Üzerine Karakteristik Yapı Çalı ması: STANBUL - 2010

Pozisyon Kontrol Sistemi Üzerine Karakteristik Yapı Çalı ması: STANBUL - 2010 Pozisyon Kontrol Sistemi Üzerine Karakteristik Yapı Çalıması: Set Üzerinde Kullanılacak Ekipman: 1 Motor sürücü ve çıkı potansiyometresi, 1 Ayarlama amplifikatörü, 1 Türevsel amplifikatör, 1 Toplama amplifikatörü,

Detaylı

Aynı kökün "kesmek", "kısaltmak" anlamı da vardır.

Aynı kökün kesmek, kısaltmak anlamı da vardır. Kıssa, bir haberi nakletme, bir olayı anlatma hikâye etmek. Bu Arapça'da kassa kelimesiyle ifade edilir. Anlatılan hikâye ve olaya da "kıssa" denilir. Buhâri, bab başlıklarında "kıssa"yı "olay" anlamında

Detaylı

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır.

Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri için göç bir ihtiyaçtır. TÜRKİYE'DEKİ GÖÇLER VE GÖÇMENLER Göç güçtür.hem güç ve zor bir iştir hem de güç katan bir iştir. Göç yani hicret dini bir vazifedir.insanların dinlerini daha iyi yaşamaları,hayatlarını devam ettirebilmeleri

Detaylı

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013

Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 Koç Üniversitesi nde ders verme tecrübelerim BURAK ÖZBAĞCI 2013 2002 yılından beri Koç Üniversitesi nde lisans ve lisansüstü toplam 16 farklı dersi, 35 farklı şubede anlattım. 8-10 kişilik küçük sınıflara

Detaylı

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1

HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 HALKBİLİMİNE GİRİŞ I DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 KONULAR Avrupa da Folklor sözcüğünün kullanımı ile ilgili çalışmalar Folklorun ilk derneği Folklorun tanımı DR. SÜHEYLA SARITAŞ 2 AVRUPA DA FOLKLOR SÖZCÜĞÜNÜN

Detaylı

Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı

Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı Russell ın Belirli Betimlemeler Kuramı Russell ın dil felsefesi Frege nin anlam kuramına eleştirileri ile başlamaktadır. Frege nin kuramında bilindiği üzere adların hem göndergelerinden hem de duyumlarından

Detaylı

Azrail in Bir Adama Bakması

Azrail in Bir Adama Bakması Mevlâna (1207 1273) Güçlü bir bellek, çağrışım yeteneği, üretkenlik, olağanüstü görüş ve anlatım gücü, derin duygusallık ve hüzün, her yönüyle İslam kültürüne hâkimiyet... İşte Mevlâna deyince akla gelen

Detaylı

,$( -./(,$( 0$0$ 1 2 134(,$(

,$( -./(,$( 0$0$ 1 2 134(,$( !"#$ %& '()*' ' + -./( 0$0$ 1 2 134( 5(/ 4 2 " $#56L = {a n b n c n : n 0}222 #.(.)", #22(# 7# 2", #6,489: 7", #24$62.. ' # #2(; 7 #", #2, #2.24$;7" $.7 2# < #44 )" -2 # 22)#( #4# 7 #7= 8"- 2 " >"",.'#

Detaylı

BilgiEdinmeHakki.Org Raporu Bilgi Edinme Hakkı Kanunu nun Salık Bakanlıı Tarafından Uygulanmasındaki Yanlılıklar

BilgiEdinmeHakki.Org Raporu Bilgi Edinme Hakkı Kanunu nun Salık Bakanlıı Tarafından Uygulanmasındaki Yanlılıklar BilgiEdinmeHakki.Org Raporu Bilgi Edinme Hakkı Kanunu nun Salık Bakanlıı Tarafından Uygulanmasındaki Yanlılıklar Sürüm 1.0 21 Ekim 2004 Dr. Yaman AKDENIZ * akdeniz@bilgiedinmehakki.org Bilgiedinmehakki.org

Detaylı

Güzellerden Güzellemeler...

Güzellerden Güzellemeler... Güzellerden Güzellemeler... Geçen hafta Tosya Y!BO ö"rencilerinin yaptıklarını anlatmı#tım, bu hafta da kolejlerde okuyan çocuklardan bir iki örnek verece"im Alev Okullarına gitmi#tim ilk dönem, Alev Okulları

Detaylı

frekans araştırma www.frekans.com.tr

frekans araştırma www.frekans.com.tr frekans araştırma www.frekans.com.tr FARKLI KİMLİKLERE VE YAHUDİLİĞE BAKIŞ ARAŞTIRMASI 2009 Çalışmanın Amacı Çalışma Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Türk Yahudi Cemaati ve Yahudi Kültürünü Tanıtma

Detaylı

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.

Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler. Bunu herkes yapıyor! -Gerçekten herkes mi? Nasıl korunmam gerektiğini biliyorum! -Kalbini, gönlünü nasıl koruyacaksın? www.gerçeksevgibekler.de www.wahreliebewartet.de Avrupa ülkelerindeki gençlik denilince

Detaylı

BOSAD Boya Sanayicileri Dernei TÜRK BOYA SEKTÖRÜ. Dünya Boya Ticaretindeki Gelimeler

BOSAD Boya Sanayicileri Dernei TÜRK BOYA SEKTÖRÜ. Dünya Boya Ticaretindeki Gelimeler BOSAD Boya Sanayicileri Dernei Dünya Boya Ticaretindeki Gelimeler TÜRK BOYA SEKTÖRÜ Dünya ekonomisindeki gelimeyle paralel olarak dünya boya üretimi bugün 29,4 milyon ton civarında gerçeklemektedir ve

Detaylı

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)

10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) 10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının

Detaylı

! "#$ % %&%' (! ) ) * ()#$ % (! ) ( + *)!! %, (! ) - )! ) ) +.- ) * (/ 01 ) "! %2.* ) 3."%$&(' "01 "0 4 *) / )/ ( +) ) ( )

! #$ % %&%' (! ) ) * ()#$ % (! ) ( + *)!! %, (! ) - )! ) ) +.- ) * (/ 01 ) ! %2.* ) 3.%$&(' 01 0 4 *) / )/ ( +) ) ( ) ! "#$ % %&%' (! ) ) * ()#$ % (! ) ( + *)!! %, (! ) - )! ) ) +.- ) * (/ 01 ) "! %2.* ) 3."%$&(' "01 "0 4 *) / )/ ( +) ) ( )! )! ) 1 87 Seri No'lu Gider Vergileri Genel Teblii Resmi Gazete Sayısı 27737 Resmi

Detaylı

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır.

Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. Demodur Kırmızı yazılar sizin sipariş verirken yollamış olduğunuz yazılardır. / /20 YAZI ARKASINDA SİZİN FOTOĞRAFINIZ KULLANILMAKTADIR En Kıymetlim, Sonsuz AĢkım Gözlerinde sevdayı bulduğum, ellerinde

Detaylı

Kalkınma Ajansları ve Yapılması Gerekenler. Ümit Özgümü. Adana Sanayi Odası

Kalkınma Ajansları ve Yapılması Gerekenler. Ümit Özgümü. Adana Sanayi Odası Kalkınma Ajansları ve Yapılması Gerekenler Ümit Özgümü Adana Sanayi Odası Günaydın, ahsım ve Adana Sanayi Odası adına öncelikle sizleri saygıyla selamlıyorum. Hem dünkü oturumlara baktıımızda, hem de programa

Detaylı

DI TCARET HADLERNDEK DEMN CAR LEMLER DENGES VE GSYH ÜZERNE ETKLER (1987-2006)

DI TCARET HADLERNDEK DEMN CAR LEMLER DENGES VE GSYH ÜZERNE ETKLER (1987-2006) DI TCARET HADLERNDEK DEMN CAR LEMLER DENGES VE GSYH ÜZERNE ETKLER (-2006) Zafer YÜKSELER Danıman 10 Austos 2007 1. Giri: hracat ve ithalat fiyat endekslerindeki farklı deiimler, yıllar itibariyle dı ticaret

Detaylı

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI

İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU PDR BÖLÜMÜ 2013-2014 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI İSTEK ÖZEL ACIBADEM İLKOKULU Yaş Dönem Özellikleri BÜYÜME VE GELİŞME Gelişme kavramı düzenli, sürekli ve uyumlu bir ilerlemeyi dile

Detaylı

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5

İÇİNDEKİLER. A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiyenin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ V GİRİŞ 1 A. Tarih B. Siyasal Tarih C. XIX.yüzyıla Kadar Dünya Tarihinin Ana Hatları 3 D. Türkiye"nin Jeo-politik ve Jeo-stratejik Önemi 5 BİRİNCİ BÖLÜM: AVRUPA SİYASAL TARİHİ 1 2 I.

Detaylı

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti:

Kütahya Gazeteciler Cemiyeti Ziyareti: Türk Ocakları Genel Merkezi Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Efendi BARUTCU, Türk Ocakları nın 100 üncü kuruluş yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, Sönmeyen Ocak Türk Ocakları ve Türkiye nin Geleceği konulu

Detaylı

e.t.t.e tüketim endeksi

e.t.t.e tüketim endeksi Kartlı alıverie dayalı e.t.t.e tüketim endeksi.sayı Ercan Türkan (ercan.turkan@tcmb.gov.tr) 22 Ocak 09 Özet Aralık 08 itibariyle tüketim endeksi, nominal olarak yıllık bazda yüzde 3,3 oranında artı göstermitir.

Detaylı

LKÖRETM SOSYAL BLGLER DERS KTAPLARININ ÖRETMEN GÖRÜLERNE GÖRE DEERLENDRLMES (KIRIKKALE ÖRNE)

LKÖRETM SOSYAL BLGLER DERS KTAPLARININ ÖRETMEN GÖRÜLERNE GÖRE DEERLENDRLMES (KIRIKKALE ÖRNE) Ahi Evran Üniversitesi Kırehir Eitim Fakültesi Dergisi (KEFAD) Cilt 8, Sayı 1, (2007), 51-61 51 LKÖRETM SOSYAL BLGLER DERS KTAPLARININ ÖRETMEN GÖRÜLERNE GÖRE DEERLENDRLMES (KIRIKKALE ÖRNE) Adem ÖCAL G.Ü.G.E.F.

Detaylı

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý.

Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Eze meze Yýllar geçti geze geze. Neler gördüm neler! Daðlar gördüm yerden biter, gökte yiter. Daðlar gördüm kayalý, kayalarý oyalý. Aðaçlar gördüm yeryüzü yaþýnda; Gölgesinde yaz uyur, kýþ uðuldar baþýnda.

Detaylı