T.C Ege Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı ANTERİOR RESTORASYONLARDA TABAKALAMA TEKNİĞİ BİTİRME TEZİ Stj. Dişhekimi: Gamze YILDIRIM Danışman Öğretim Üyesi: Doç. Dr. L. Şebnem TÜRKÜN İZMİR-2007
ÖNSÖZ Anterior Restorasyonlarda Tabakalama Tekniği isimli tezimin hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen değerli hocam Sayın Doç. Dr. L. Şebnem TÜRKÜN e, klinik vakaları restore etmek için kullandığım Ceram-X nanohibrit rezin kompozitleri ücretsiz olarak temin etmemi sağlayan Dentsply De Trey firmasına ve hayatım boyunca desteğini benden esirgemeyen aileme teşekkürü bir borç biliyorum. İZMİR/2007 Stj. Dişhekimi Gamze YILDIRIM
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ İÇINDEKİLER 1.GİRİŞ VE AMAÇ...1 2.GENEL BİLGİLER...2 2.1 Estetik...2 2.1.1 Estetik Prensipler...3 2.1.2 Estetik Rekonstriksiyonda Anahtar Noktalar...9 2.2 Adezyon...9 2.2.1 Smear Tabakasının Kaldırılması...9 2.2.2 Mine Bağlayıcı Sistemler...10 2.2.3 Dentin Bağlayıcı Sistemler...11 2.3 Kompozit Rezinler...16 2.3.1 Taşıyıcı Faz...17 2.3.2 Dağılan Faz...18 2.3.3 Kompozit Çeşitleri...19 2.3.4 Kompozit Rezinlerin Özellikleri...22 2.4 Ön Bölge Kompozit Restorasyonlar İçin Tabakalama Tekniği...22 2.4.1 Tabakalama Tekniğinin Avantajları....25 2.4.2 Tabakalama Tekniğinin Dezavantajları...25 2.4.3 Tabakalama Tekniğinin Uygulanması...26 2.4.4 Tabakalama Tekniğinin Bir Olgu Üzerinde Açıklanması...27 OLGU SUNUMLARI...30 ÖZET...50 KAYNAKLAR...51 ÖZGEÇMİŞ...54
1- GİRİŞ VE AMAÇ Batı kültüründe fiziksel görünüş her zaman için önemli bulunmuştur. Genç, güzel ve bununla birlikte etkili bir gülümseme, mesleki ve sosyal ilerleme için en büyük yarar olmuştur. Estetik ve adeziv diş hekimliği bu yüzden gittikçe önem kazanmıştır (1). Özellikle ön grup dişlerde görülen renk, şekil, yapı ve konum bozuklukları estetik açıdan büyük sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunları gidermede sıklıkla başvurulan yöntem, dişin porselen veya plastik jaket kuronlarla kaplanmasıdır. Ancak bu işlem için fazla miktarda diş kesimi yapılması bireylerde sorunlar yaratmakta, kuronlar ne kadar iyi yapılırsa yapılsın dişeti ve çevre dokularda harabiyetler oluşturmaktadır. Bu gerçek, restoratif tedavilere bakış açısında ve yaklaşımlarda büyük değişimlere neden olmaktadır. Artık yavaş yavaş terkedilen invaziv tedavi uygulamaları günümüzde yerlerini non-invaziv tedavi seçeneklerine bırakmaktadır. Bu nedenle kompozit rezinler, restoratif materyaller arasında önemli bir konumda bulunmaktadır. Kompozit rezinler, ön dişlerin tedavisi için seramik restorasyonlara kıyasla, daha düşük bir maliyete, mükemmel bir estetik potansiyele ve kabul edilebilir bir kullanım süresine sahiptirler (2,3). Bu çalışmanın amacı, non-invaziv ya da minimum invaziv tedavi yöntemleriyle, kompozit rezinler kullanarak ön bölge estetiğini tedavi etmek veya geliştirmektir.
2- GENEL BİLGİLER Rezin esaslı kompozitler, genellikle ön dişlerdeki mine ve dentin kayıplarını telafi etmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu restorasyonlarda uygun adeziv kullanımı, doğru renk seçimi ve dişin orijinal şekline uygun restorasyon yapılmalıdır. 2.1 ESTETİK Yunanca algılama kelimesinden türetilen estetik, İngilizce de güzellik duyusu anlamında kullanılmaktadır (4). Başka bir şekilde ise, sanatın kural ve prensiplerine uyan güzellik, tat olarak tanımlanan estetik (5), bu şekliyle başarılı bir dental tedavinin olmazsa olmazı fonksiyon kavramını açıkta bırakmaktadır. Bu sebeple, Pilkington un yapılan işte doğayı taklit etme ya da yapılan işin doğayla uyumlu olmasını sağlama ve eseri göze çarpmayan duruma getirme sanatı tarifi, estetik ve fonksiyonu biraraya getirmesi dolayısıyla, günümüz için en uygun estetik tanımı olmuştur. Günümüzde, hastaların dişlerinin estetiğine verdikleri değerin artması, estetik açıdan başarılı, dayanıklı ve seramiklere göre daha düşük maliyetli materyallerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Doğal dişlerin model olarak kullanılmasıyla, dentin ve minenin optik özelliklerinin belirlenmesi, diş rengindeki materyallerin gelişimine katkıda bulunmuştur (6,7). 2
2.1.1 ESTETİK PRENSİPLER Dişlerin görünüşünü etkileyen çeşitli faktörler mevcuttur: 1. Boyut, biçim, renk, yüzey yapısı gibi restore edilen dişi ilgilendiren faktörler 2. Orantı, denge, yerleşim, kontak ilişkisi, embrazürler gibi komşu dişi ilgilendiren faktörler 3. Dişeti konturu, dudak formu ve kalınlığı, gülme hattı ve orta hat gibi genel faktörler a) BOYUT Restore edilecek diş, dişler arasındaki orantısal ilişkiyle uyumlu olmakla birlikte kişinin yüzü ile de orantılı olmalıdır. Tek diş restorasyonlarında simetrik olan diş referans olarak alınmalıdır. b) BİÇİM Doğal dişler, kare, üçgen, oval olmak üzere üç kategoriye ayrılır (8). Kare dişlerde dikey tümsekler belirgin ve fasiyal yüzeye eşit şekilde dağılmıştır. Santral ve insizal tümsekler fasiyal yüzeyi üçe böler. Üçgen dişlerde genellikle fasiyal yüzeyde çukurluklar mevcuttur ve kenar tümsekleri belirgindir. Oval dişlerde, santral tümsek belirgin ve kalın, kenar tümsekler ise siliktir. c) ORANTI Estetik anlamda tatmin edici restorasyonlarda altın oran kavramı geçerlidir. Bu kavrama göre frontal açıdan bakıldığında, her diş bir önündeki dişin %60 ı boyutunda görünmelidir. Ayrıca bir ön kesicinin genişliği uzunluğunun %80 ini aşmamalıdır. 3
d) YÜZEY YAPISI Dişlerin yüzey yapısı zaman içinde minedeki fizyolojik ve patolojik aşınmalarla değişir. Doğal dişlerin yüzeyinin ışığı birçok yönde yansıtması, dişin görünümünde değişiklikler oluşturduğu için restorasyonlar, dişin yüzey yapısı iyice incelendikten sonra yapılmalıdır. e) POZİSYON VE SIRALAMA Ortodontik tedavinin mümkün olmadığı durumlarda diş dizisinden içeride bulunan dişler kompozit ilavesiyle, dışarda bulunan dişler de minenin selektif aşındırılmasıyla uygun pozisyona alınabilirler. f) İNSİZAL EMBRAZÜRLER Kontak halindeki dişlerin eğimli arayüzleri arasındaki boşluklara embrazür denir (8). Embrazürlerde yapılan değişimler dişlerin daha dar ya da daha geniş görünmesini sağlayabilirler. g) RENK Gözlemcinin subjektif bir deneyimi olan renk, bir cisim ile ışık enerjisinin fiziksel etkileşimine verilen psiko-fiziksel bir yanıt olarak tanımlanabilir. İnsan tarafından renklerin algılanması; ışığa, ışığın cisimler tarafından yansıtılışına ve göz yardımıyla beyine iletilmesine bağlıdır. Kısaca rengin algılanmasında üç faktör karşımıza çıkmaktadır: ışık kaynağı, gözlenen cisim ve gözlemci. Rengin boyutları : Rengin algılanmasına etki eden diğer bileşenler rengin fiziksel boyutlarıdır. Munsell e göre renk hue, value ve chroma boyutları ile açıklanır (37). 1-) HUE (Ton): Renk çeşidi olarak tanımlanmaktadır. Gerçekte retina üzerinde etkili olan ve spesifik bir dalga boyundaki ışık tarafından yaratılan spesifik renk demektir. 2-) CHROMA (Doygunluk): Bir ünitelik alan dahilindeki renk miktarı demektir. Örneğin bazı dişler diğerlerine nazaran daha sarı görünürler. Renk çeşidi (hue) 4
aynıdır, yani sarı her iki dişte de sarıdır. Fakat birindeki sarı ötekine nazaran daha yoğundur. Bu da dişin doygunluğu ile ilgilidir. 3-) VALUE (Parlaklık): Bir cismin parlaklığı veya koyuluğu demektir. Dişlerin içindeki siyah ve beyazın rölatif miktarı o dişin açık veya koyu olmasını belirler. 4-) TRANSLÜSENTLİK: Yarı şeffaflık olarak tanımlanır. Bir cismin içinden ışığın geçmesi fakat belirgin bir imaj vermemesi özelliğidir. Yani ışık cismin içinden tam olarak geçmez. Cismin içinde kırılır ve yayılır. Bu durum yarı şeffaflık olarak nitelendirilir. DİŞ RENGİ, ALGILANMASI VE SAPTANMASI Dişler, tek bir renkten oluşmaz, polikromatiktirler. Dişlerin renklerini klinikte saptamak için geliştirilmiş kantitatif bir analiz yöntemi yoktur. Bununla birlikte, sağlıklı bir diş rengini belirleyen 4 faktör vardır. Bunlar : *Kuron minesinin rengi *Dentinin renk tonu *Kalsifikasyon derecesine göre değişen mine saydamlığı *Dişlerin okluzal ve insizal kenarlarına doğru artan, servikalde azalan mine kalınlığıdır. Diş ile ışık arasındaki etkileşim diş rengini belirlemektedir. Işık dişe çarptıktan sonra gözlemcinin gözüne ulaşana dek diş içindeki düzensiz ışık yollarını izler ve bu yollardaki diş dokularının soğurma katsayılarına bağlı olarak diş rengini oluşturur. Diğer bir deyişle diş rengi, dişin yüzeyindeki değil, yapısındaki dokular tarafından meydana getirilir. İnsan vücudundaki en sert kalsifiye doku diş minesidir, bunun nedeni ise minenin yapısındaki mineralize tuzların kristal örgü içinde bulunmalarıdır. Bu örgüde yer alan prizmalar ve prizmaları çevreleyen prizmalar 5
arası madde, sertliğin yanı sıra, rengin belirlenmesinde de rol oynamaktadır. Prizmaların kristalize yapıları ışığı geçirirken, prizmalar arası madde yüksek derecede kırıcılığa sahiptir ve bu durum ışığı yansıtan, soğuran ve geçiren benzersiz bir sistem oluşturmaktadır. Hem fiziksel hem de kimyasal olarak kemiğe benzeyen dentin ise, dişin en büyük bölümünü oluşturduğundan, diş rengini meydana getiren asıl bölüm olarak kabul edilir (Resim-1). 6
Resim-1 ( Quintessence 4, 6, 2006 ) Normal mine, mavi-beyaz ve gri-beyaz tonlar arasında değişen renk farklılıkları gösterir. Saydam mine ile örtülü dişler alttaki dentinin rengini yansıtarak, kahverengi-sarımsı, kalın opak minesi olan dişler ise çoğu kez gri görünürler. Özellikle ön bölgede alt dişler üst dişlerden, süt dişleri de daimi dişlerden daha beyazdır (37). Yaşlanma, hem aşınma hem de muhtelif iyon ve moleküllerin mineye infiltrasyonu sonucu diş renginin koyulaşmasına yol açar. Ayrıca sekonder ve 7
tersiyer dentin oluşumu ve pulpa taşları da dişin renginin koyulaşmasına neden olan faktörlerdir. Diş renginin dağılımı : Renk yelpazesi ve dişin farklı bölgelerindeki renk dağılımı birçok araştırmacı tarafından tanımlanmıştır. Genelde üst santral keserlerin renk değerleri yan keserlerden ve kaninlerden daha fazladır. Erkek ve kadınların diş renkleri arasında renk açısından herhangi bir fark olmadığını gösteren çalışmaların yanısıra, kadınların diş renklerinin daha beyaz ve daha az sarı olduğunu gösteren araştırmalar da bulunmaktadır (37, 38). Renk seçerken dikkat edilecek hususlar; 1. İyi aydınlatılmış bir ortam olmalı. 2. Muayene odası, mavi ya da bej gibi pastel tonlarda boyanmış olmalı. 3. Tek dişe konsantre olunmalı. 4. Renk seçimi dişler kurutularak yapılmalı ancak dişlerin her zaman ıslak bir ortamda bulunduğu göz önüne alınarak seçilen renk diş ıslatılarak da kontrol edilmeli. 5. Gün ışığını indirekt alan bir ortamda seçim yapılmalı. 6. Hastanın başı hekimin göz seviyesinde olmalı. 7. Hekim 7-8 sn gibi kısa bir süre dişe baktıktan sonra, gözlerini pastel tonlarda bir alana bakarak dinlendirmeli. 8. Seçim yaparken, dişe en yakın birkaç renk birlikte değerlendirilmeli. 8
2.1.2 ESTETİK REKONSTRİKSİYONDA ANAHTAR NOKTALAR 1. Vertikal ve horizontal boyutlar 2. Alt ve üst dudak ile uyum 3. Doğru diş boyutu 2.2. ADEZYON Adezyon, farklı moleküller arasındaki çekim kuvvetidir. Adezyonu oluşturan maddeye adeziv, uygulandığı maddeye ise aderent adı verilir. İki maddenin birbirine bağlanması kimyasal veya mekanik yoldan gerçekleşir. Mekanik adezyonda adeziv aderent yüzeyindeki girinti ve çıkıntılara tutunur. Kimyasal adezyonda ise, Van der Walls kuvvetleri, hidrojen bağları, iyonik ve kovalent bağlar ile adezivin aderent yüzeyine kimyasal bir affinitesi olur (9). Mine dentin bağlantısının temel amacı, demineralize diş dokusunun hibridizasyonu ve restoratif materyalin diş dokusuna adezyonudur. Gwinnett rezin dentin bağlantısını bir zincire benzetmiştir. Ona göre, bu bağlantıdaki en zayıf halka, doku- rezin ara yüzündedir (11). Bu sebeple bu zincirin oluşumu ve başarısına etki edebilecek faktörler iyi bilinmelidir. 2.2.1 SMEAR TABAKASININ KALDIRILMASI Kesici aletlerle prepare edilen diş yüzeylerinin tümü, düzensiz bir smear tabakasıyla örtülüdür. Tübül ağızları da smear tıkaçları ile doludur. Smear tabakası, bakteri, tükrük, kan hücreleri ve denatüre kollagen içermesi sebebiyle enfekte durumdadır (12). İlk kuşak bağlayıcı sistemlerde, smear tabakası pulpayı zararlı stimuluslardan koruduğu ve tübül sıvısının dışa akışını azalttığı için korunmuştu. Ancak yüksek 9
bağlantı gücü ve iyi örtülenme amaçlanıyorsa smear tabakası ya kaldırılmalı ya da modifiye edilmelidir. Bu sebeple Buonocore, 1955 yılında asitle pürüzlendirme işlemini gerçekleştirerek diş hekimliğine yeni bir boyut kazandırmıştır (9). Farklı adeziv sistemlerde farklı konsantrasyonlarda sitrik asit, hidroklorik asit, oksalik asit, piruvik asit, maleik asit, nitrik asit, tannik asit ve fosforik asit kullanılmaktadır. Dentin yüzeyindeki demineralizasyon derinliği; asidin cinsine, uygulama süresine, asit konsantrasyonuna, ph a ve diğer faktörlere bağlıdır (14-23). 2.2.2 MİNE BAĞLAYICI SİSTEMLER Matürasyonunu tamamlamamış mine dokusunun inorganik hidroksiapatit içeriği ağırlık olarak %86 olup mine prizmalarının kristalitlerinde yoğunlaşmıştır. Matur minenin inorganik içeriği ise daha fazla olup %98 dir. Mine dokusunun dış yüzü aprizmatik mine ile kaplıdır. Bu nedenle restoratif işlemlerde minenin pürüzlendirilmesi prizma gövdelerinin enlemesine boylamasına ve yatay olarak açığa çıkmasına yardımcı olacaktır (12, 35). Kompozit rezinler, visköz olmaları nedeniyle asitle pürüzlendirilmiş yüzeylerde oluşan mikroporozitelere çok iyi penetre olamazlar. Daha iyi bir penetrasyon sağlamak amacıyla polimer matristen oluşan ve akıcılığı sağlayan mine bonding ajanları üretilmiştir. Mine bonding ajanları bir yandan mine yüzeyine taglar aracılığıyla tutunurken diğer yandan da kompozitin polimer matrisine kimyasal olarak bağlanırlar (9). Mine bonding ajanları, 30 sn asitlenmiş ve 10 sn yıkama sonrası pürüzlendirilmiş mine yüzeyine fırça yardımıyla uygulanırlar. 1 0
2.2.3 DENTİN BAĞLAYICI SİSTEMLER (DBS) Dentin adezivleri dentin ile kompozit rezin yüzeyleri arasındaki ayrımı önlemek, restorasyonun tutuculuğunu sağlamaya yardımcı olmak, mikrosızıntıyı önlemek ve dentin tübüllerinin örtülmesini sağlayarak operasyon sonrası hassasiyeti engellemek amacıyla geliştirilen, dentin ve kompozit rezinle bağlanabilen materyallerdir (21, 22). DENTİN BAĞLAYICI SİSTEMLERİN SINIFLANDIRILMASI a) KUŞAKLARA GÖRE SINIFLANDIRMA (23-25, 31, 35) 1. KUŞAK DBS: 1965 'de Bowen tarafından yüzey aktif monomer olan, NPG-GMA mine, dentin ve rezin materyali arasında adezyonu sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Bu tür DBS 'ler hidrofobik olup, bağlanma özellikleri düşüktür. 2. KUŞAK DBS: Bu kuşakta temel olarak polimerize olabilen fosfat ilaveli BisGMA rezinleri kullanılmıştır. Ancak, asitlemeden sonra pulpa basıncının etkisiyle dentin tübülleri boyunca yüzeye çıkan dentin sıvısı BisGMA nın dentin dokusunu düzgünce ıslatmasını engellemektedir. Böylece polimerizasyonun başlamasıyla birlikte, hidrofobik BisGMA, hidrofilik dentinden ayrılarak mikrosızıntı, postoperatif hassasiyet ve bunlara bağlı olaral pulpal hassasiyete sebep olmaktadır. 3. KUŞAK DBS: Bu grubun özelliği, smear tabakasını kısmen çözmek ya da kaldırmak ve dentin yüzeyinin ıslatılmasını sağlamak için dentin şartlandırıcı kullanımını içermesidir. 4. KUŞAK DBS: Bu grup, total etch konseptine uygun olarak hidrofilik ve hidrofobik komponentlerden oluşan biyokimyasal bir molekül ile HEMA dan meydana gelmiştir. Smear tabakasının uzaklaştırılması esasına dayandırılmıştır. 1 1
5. KUŞAK DBS: Bu grup, daha az uygulama aşaması içermektedir ve daha az teknik hassasiyet gerektiren primer ve adezivin birleştirildiği self-priming dentin adezivler adı altında geliştirilmiştir. 6. KUŞAK DBS: Asit ve primerin tek bir şişede birleştirildiği self-etching (kendinden asitli) adezivlerdir. 7. KUŞAK DBS: Klinik uygulama aşamasının teke indirildiği ve karıştırma gerektirmeyen all-in-one sistemlerdir. Ancak bunların bağlanma dirençlerinin düşük olduğu iddia edilmiştir. b) SMEAR TABAKASINA YAPILAN ETKİYE GÖRE SINIFLANDIRMA (Resim-2) 1) Smear tabakasını uzaklaştıran sistemler -Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistemler -İki aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistemler 2) Smear tabakasını modifiye eden sistemler -Tek aşamada smear tabakasını modifiye eden sistemler -İki aşamada smear tabakasını modifiye eden sistemler 3) Smear tabakasını çözen sistemler 1 2
Resim2: Adeziv sistemlerin smear tabakasına yaptıkları etkiye göre sınıflandırmaları (35). c) ASİTLEME KONSEPTİNE GÖRE SINIFLANDIRMA 1) Total etch konsepti: Mine ve dentine uygulanan asit ile smear tabakası tamamen uzaklaştırılır. -Üç komponent içeren ajanlar:asit, primer ve bonding ajanı ayrı ayrıdır. -İki komponent içeren ajanlar:asit ve primer + bonding ajanı içerirler. 2) Self etch konsepti: Smear tabakası ve altındaki dentinde kısmen demineralizasyon sağlanır. -İki komponentli ajanlar:asit + primer solüsyonu ve bonding ajanı olarak bulunurlar. 1 3
-Tek komponentli ajanlar:asit + primer + bonding ajanı tek bir ürün içersinde bulunur. d) NEMLENDİRME İŞLEMİNE GÖRE SINIFLANDIRMA 1) Wet bonding: Dentin bağlayıcı sistemin, dentinin yıkanma işleminden sonra tamamen kurutulmadan hafif nemli iken uygulanmasıdır. Bu uygulamada aseton esaslı primerler tercih edilir. 2) Dry bonding: Bağlanma kuru ortamda gerçekleşir. 3) Re-wetting: Asitlenip kurutulmuş dentinin su ile tekrar nemlendirilmesi işlemidir. İYİ BİR DENTİN ADEZİVDE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER 1- Biyouyumluluk 2- Dentine tutunabilme 3- Dentin kanallarını kapatarak uygulama sonrası duyarlılığı önleme 4- Çiğneme basıncı ve polimerizasyon büzülmelerinin oluşturduğu streslere karşı koyabilme 5- Termal genleşme ve büzülmeye karşı koyabilme 6- Nemli yüzeylerde kolay uygulanabilme 7- Mikrosızıntıya dirençli olma 8- Kolay uygulanabilme 9- Film kalınlığının minimum düzeyde olması 10- Raf ömrünün uzun olması 1 4
DENTİN BAĞLAYICI SİSTEMLERİN UYGULANMASI Prepare edilen, %35 'lik ortofosforik asitle dağlanıp yıkanan kaviteye; -Primer uygulanması: Adezyonun temeli yüzeyin ıslatılabilmesine dayalı olduğu için, asitleme işleminden sonra düşen yüzey enerjisinin artırılması gereklidir. Ancak, hidrofobik özellikteki bonding ajanın hidrofilik olan dentin yüzeyine bağlanması, yüzey enerjisi artırılsa bile mümkün değildir. Primerler, dentin ıslanabilirliğini artırıp yüzeyel mikroporozitelere adeziv penetrasyonunu kolaylaştırırlar. Uygulamada, tek kullanımlık aplikatörler tercih edilmelidir. 20-30 sn beklemeden sonra 10 sn basınçsız hava ile solvent uçurulmalıdır. -Bağlayıcı ajan uygulanması: Dentin adezivin uygulanmasındaki temel amaç, primer ile oluşturulan hibrit tabakanın stabilizasyonu ve dentin tübüllerinin içinde rezin uzantılarının oluşmasını sağlamaktır. Bu amaçla dentin adezivler BisGMA ve UDMA gibi temel hidrofobik monomerler, viskozite düzenleyici TEG-DMA ve ıslatma ajanı olarak HEMA içerirler. Dentin adezivler genelde ışıkla olmak üzere kimyasal veya dual-cure olarak da polimerize olurlar (35). Bağlayıcı ajan aplikatör yardımıyla uygulanır ve yine aplikatörle inceltilip polimerize edilir. Bu uygulamalar sonucu, hidrofobik özellikteki kompozit rezinlerin hidrofilik yapıdaki diş dokusuna bağlanması sağlanmış olur. Uygulama sırasında dikkat edilecek noktalar: -Dentinin aşırı derecede asitlenmemesine (15 sn yi aşan) dikkat edilmelidir çünkü bu durumlarda nanosızıntıya bağlı olarak postoperatif hassasiyet oluşmaktadır. -Arayüzlere matris yerleştirmeden önce dentin bağlayıcı sistemler uygulanmalıdır ki servikal marjinler ilk tabaka kompozit rezin konulmadan önce iyice işlem görebilsin. 1 5
-DBS deki solventin uçurulması önemlidir. Spreyinin aşırı kullanımı, rezin tabakayı inceltip kavite kenarlarında kalın bir bağlayıcı havuzu oluşturup yeterince dentin örtülenmesini önleyecektir. Bu sebeple, bağlayıcı hava yerine fırça ile inceltilmelidir. 2.3 KOMPOZİT REZİNLER Günümüze değin diş hekimliğinde estetik amaçla kullanılan restoratif materyaller teknolojik gelişmeye paralel olarak hızlı bir değişim göstermişlerdir. Bu süreç içinde: 1. Silikat simanlar 2. Doldurucu içermeyen akrilik rezinler 3. Doldurucu içeren akrilik rezinler sırasıyla yerlerini kompozit rezinlere bırakmışlardır (9). Maddeler bilgisi yönünden kompozit terimi; birbiri içersinde erimeyen iki ayrı kimyasal maddenin makroskobik düzeyde birbiri içinde dağılması, karışması veya birlikte bulunmasıdır (34). Kompozit rezinler organik polimer bir matris (taşıyıcı faz) ve matris içinde dağılan inorganik partiküllerden (dağılan faz) oluşurlar. Organik polimer matris ve inorganik faz arası bağlanmaya ara faz (silan) denir. Kompozitler özelliklerini bu iki fazın özelliklerinden ve bileşime katılma oranlarından alırlar. Kompozit rezinler aşağıdaki elemanların biraraya gelmesiyle oluşurlar; -Taşıyıcı faz -Dağılan faz -Ara faz -Kıvam azaltıcılar (dilüent monomerler) -İnisyatör (katalizör) 1 6
-Aktivatör (akseleratör) -Polimerizasyon inhibitörleri -Ultraviyole stabilizatörleri -Pigmentler 2.3.1 TAŞIYICI FAZ Kompozit dolgu maddelerine giden yol akrilik dolgularla başlamıştır. Bu katkısız plastikler donma ve kullanma sırasında boyut değiştirip, herhangi bir şekilde kaviteye tutunamamışlardır. Termal genleşmeleri dişten 7-10 kat daha fazladır, sızdırmazlıkları yeterli değildir. Daha sonra piyasaya cam lifleri ile takviye edilmiş toz ve likitten oluşan plastik dolgular çıkmıştır fakat bu ürünlerde de cam liflerinin akrilik asite yapışamadığı anlaşılmıştır. Böylece plastik esaslı bir dolgu maddesinin yine bu şekilde iki fazlı olacağı, ancak bu fazların birbirleriyle kimyasal olarak ilgili olması gerektiği ortaya çıkmıştır (34). Böylece Bisfenol A Diglisidil Dimetakrilatin (BisGMA) en uygun taşıyıcı faz olabileceği 1963 yılında R.L. Bowen tarafından ortaya atılmıştır (34). Uretan Di Met Akrilat (UDMA) da iyi bir adezyon sağlayan, renk değişimine dirençli bir taşıyıcı fazdır (9). Viskoziteyi azaltıp akıcılığı artırmak için de matrise Tri Etilen Glicol Di Met Akrilat (TEG-DMA) ilave edilmiştir. TAŞIYICI FAZIN ÖZELLİKLERİ 1- Taşıyıcı fazın fazla miktarda olması polimerizasyon büzülmesini artırır. 2- Taşıyıcı fazın polimerizasyonu rezinin sertleşmesini sağlar. 3- Polimerizasyon olayı, ısı, ışık ve kimyasal yöntemlerle gelişir. 1 7
4- Taşıyıcı fazı fazla olan rezinin ısı iletkenliği de az olur. 5- Polimerizasyon başlatıcı reaktör, kimyasal veya fiziksel aktivasyonla monomerin çift bağları ile reaksiyona giren enerjiden zengin serbest radikallerin oluşmasına ve polimer zincirinin meydana gelmesine neden olur. Reaktör her zaman benzoil peroksit ve kamforokinondur. Ancak aktivatör her yöntemde farklıdır. -Isı ile sertleşen kompozitlerde aktivatör kullanılmaz. Isı benzoil peroksitin bozulmasına yol açarak polimerizasyonu başlatır. Bu yöntemde çok yüksek ısı gerektiğinden kompozit dolgu yapımında kullanılmaz. -Işık ile sertleşen kompozitlerde aktivatör benzoil metileterdir. Benzoil metileter, fotonları absorbe ederek foton enerjisini polimerizayon enerjisine dönüştürür. Kullanılan ışık 420-480 nm dalga boyundaki görünür mavi ışıktır. -Kimyasal olarak sertleşen kompozitlerde aktivatör tersiyer amindir. Tersiyer amin benzoil peroksitin bozulmasına yol açarak polimerizasyonu başlatır. -Hem kimyasal hem de ışık ile sertleşen kompozitlerde (dual cure) kimyasal ve fotoaktivasyon ile gerçekleşir. Bütün bu yöntemlerde bozulmuş bezoil peroksitin hidroksil grupları, taşıyıcı fazın molekülleri ile çarpışıp reaksiyon zinciri başlatır. Bu reaksiyonlar sonucu monomerler birbirleri ile çapraz bağlar yaparak polimerleri oluştururlar. 2.3.2 DAĞILAN FAZ Kompozitlerin dağılan fazında ilk kullanılan inorganik doldurucu partiküller silika ve aluminyum gibi bazı oksitlerdir. Doldurucular büyüklüklerine göre megafil, makrofil, midifil, minifil, mikrofil, hibrit ve nanofil olarak gruplandırılırlar. 1 8
-Megafil doldurucular, 50-100 mikron büyüklüğünde olup, posterior kompozitlerde kullanılırlar. -Makrofil doldurucular, günümuzde 5-75 mikrondan 1-5 mikron büyüklüğe kadar inmişlerdir. Geleneksel kompozit rezinlerde kullanılırlar. -Minifil doldurucular, 0,1-1 mikron arasındadır. -Mikrofil doldurucular, 0,04-0,1 mikron büyüklüğündedir. -Nanofil doldurucular, 0,005-0,01 mikron arasındadır. Partiküller görünür ışığın dalga boyundan daha küçüktürler bu yüzden ışık ile absorbe olmaz ve dağılmazlar. -Hibrit kompozit rezinler, Makro ve mikrofil kompozitlerin özelliklerinden yararlanmak amacıyla geliştirilmişlerdir. Farklı büyüklükteki partiküllerin karışımını içerirler. Mekanik özellikleri her ikisine göre daha iyidir. Partikül içeriği %87' ye kadar çıkarılmıştır. Taşıyıcı faz hacimsel olarak azaltılmıştır. Bu tür kompozitler daha iyi kondanse edilebilir, polimerizasyon büzülmeleri azaltılmıştır ve aşınmaya karşı dirençleri de yükseltilmiştir. Tüm bu kompozit çeşitlerine, doldurucularda herhangi bir değiştirme yapılmadığı için homojen kompozitler denir. Önceden polimerize edilmiş kompozit kitlelerinin öğütülüp organik doldurucular olarak kullanılması ile heterojen kompozitler elde edilebilir (9). 2.3.3 KOMPOZİT ÇEŞİTLERİ VİSKOZİTELERİNE GÖRE; 1. Kondanse edilebilen: İnorganik doldurucu miktarı artırılmış, sıkıştırılabilen kompozitlerdir. Posterior bölgede kullanılırlar. 2. Akışkan: Doldurucu miktarı az olan kompozitlerdir. Aşınma dirençleri düşüktür. Fissür örtücü olarak, kavite tabanlarında kaide olarak ve tamirlerde kullanılırlar. 1 9
POLİMERİZASYON YÖNTEMLERİNE GÖRE 1. Otopolimerizan kompozitler: Sertleşme katalizör yardımı ile gerçekleşir. 2. Fotopolimerizan kompozitler: Mavi veya normal ışık renginde, 420-480 nm dalga boyundaki görünür ışıkla sertleşirler. KUŞAKLARA GÖRE 1. Kuşak: Makro seramik dağılan faz ve uygun bir matristen oluşurlar. En fazla aşınan ve en fazla yüzey pürüzlülüğü olan tiptir. 2. Kuşak: Dağılan fazı kolloidal mikro partiküllerden oluşur. En iyi yüzey yapısı gösteren kuşaktır. Dayanıklılığı çok iyi değildir. 3. Kuşak: Dağılan fazı makro ve mikro kolloidal partiküllerden oluşan hibrit bir kompozittir. 4. Kuşak: Hibrit kompozitlerdir ancak dağılan fazda ısı ile sertleşmiş şekilleri düzensiz kompozit makro partikülleri kullanılmıştır. Tüm kompozitler arasında en fazla büzülme gösteren tiptir. 5. Kuşak: Dağılan fazı kolloidal mikro partiküller ve ısı ile sertleştirilmiş, kuvvetlendirilmiş küre şeklinde makro kompozitler oluşturur. 6. Kuşak: Dağılan fazı mikro kolloidal partikül ve sinterize edilerek birleştirilmiş mikro kolloidal partiküllerden oluşmuştur. 2 0
Tablo-1, rezin esaslı kompozitlerin fiziksel özelliklerini, tablo-2 ise endikasyonlarını göstermektedir. REZİN ESASLI KOMPOZİTLERİN SINIFLANDIRILMASI VE FİZİKSEL ÖZELLİKLERİ KOMPOZİT TİPİ ORTALAMA PARTİKÜL BÜYÜKLÜĞÜ (mikrometre) DOLDURUCU YÜZDESİ (%) SU GEÇİRMEZLİĞİ KIRILMA DAYANIMI POLİSAJI Mikrofil 0.04-0.1 35-50 mükemmel Oldukça iyi mükemmel Hibrit 1-3 70-77 iyi mükemmel iyi Mikrohibrit 0.4-0.8 56-66 mükemmel mükemmel iyi Kondanse 0.7-20 48-65 Zayıf-iyi zayıfmükemmel zayıf edilebilir Akışkan 0.04-1 44-54 zayıf zayıf zayıf Tablo-1 (JADA, vol.133,october 2002) REZİN ESASLI KOMPOZİTLERİN KLİNİK ENDİKASYONLARI KOMPOZİT TİPİ KLİNİK ENDİKASYONLARI Mikrofil Minenin restore edildiği Sınıf III, IV, V kaviteler, lokalize renklenmeler Hibrit Posterior restorasyonlar, dentini kapsayan Sınıf III, IV kaviteler, Sınıf V restorasyonlar Mikrohibrit Anterior, posterior direkt kompozit restorasyonlar, vener restorasyonlar, renklenmeler Kondanse edilebilir Posterior restorasyonlar Akışkan Pits ve fissür restorasyonları, Sınıf I, II ve V kavitelerde taban malzemesi olarak Tablo-2 (JADA, vol.133, October 2002) 2 1
2.3.4 KOMPOZİT REZİNLERİN ÖZELLİKLERİ 1. Translüsenttirler. 2. Estetiktirler. 3. Mikro mekanik tutunması dolayısıyla mikro kavitelerde uygulanabilirler. 4. Su emerek zamanla renklenebilirler. 5. Yüzey sertlikleri azdır. 6. Polimerizasyon büzülmesine uğrayabilirler. 7. Aşınmaya uğrarlar 8. Taşıyıcı faz pulpal irritasyona neden olabilir. 9. Basınca, çekme ve gerilme kuvvetlerine dayanıksızdırlar. 2.4 ÖN BÖLGE KOMPOZİT RESTORASYONLAR İÇİN TABAKALAMA TEKNİĞİ İnsanlarda en önemli iletişim araçlarından birisi olan ve kişisel çekiciliği belirleyen gülümsemenin başlıca bileşenleri sağlıklı ve estetik görünümlü olan dişler, dudaklar ve dişetleridir. Hastaların bu doğrultudaki talepleri, üreticileri rezin esaslı kompozitlerin içsel optik özelliklerini iyileştirmeye zorlamıştır. Hastanın doğal dişsel görünümünü ve fonksiyonunu korumayı ya da geri kazandırmayı amaçlayan diş hekimleri de bu sayede uygulma prosedürlerini geliştirebilmişlerdir. Ön bölge restorasyonlarında renk seçimi, doğal görünümü sağlamak adına yapılan en önemli aşamadır. Bu aşamada dentin ve mineyi ayrı ayrı 2 2
değerlendirmemek, dişi bir bütün olarak ele almak, istenilen özelliklere sahip olmayan bir restorasyonu ortaya çıkaracaktır. Mine in vivo olarak, algılanan dentin rengine, dentinin görünen renk doygunluğunun azalması şeklinde bir etki gösterir. Bu faktör, minenin ışık geçirgenliği ve dayanıklılığı tarafından etkilenir. Ayrıca opalesens etkiler de minenin ışık geçirgenliği ve dentin renginin algılanmasına etki ederler (1). Bu nedenlerle kaliteli bir restorasyon için mine ve dentin ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bunların yanı sıra, diş yaşlanmasının dentin ve minenin optik özelliklerini değiştirmesi göz ardı edilmemelidir. Doku yaşlanması ve fonksiyonel aşınma sonucunda insizal kenar yapısındaki morfolojik değişikliklere dikkat ederek tabakalama konsepti uygulanmalıdır (32) (Resim-3). 2 3
Resim-3 (Quintessence 4, 6, 2006 ) Doğal tabakalama konseptine göre, kullanılacak materyallerin renginin seçimi iki basamakta gerçekleştirilir: 1) Minenin en ince olduğu yer olan servikal bölgeden dentin kromasının seçilmesi 2) Minenin en kalın olduğu yer olan insizal bölgeden mine renginin seçilmesi 2 4
2. basamak, beyaz hipokalsifikasyonlar, yüksek opalesens alanları ve yüksek kromalı alanlar gibi nadir olgularda, minenin özel optik efektlerinin görsel veya fotografik haritasının çıkarılması şeklinde de yapılabilir. Bu durumda efekt materyallerinin uygulanması önerilebilir (30). Restorasyonların yüzey kalitesi uzun dönemli başarılarında büyük rol oynar. Klinik olarak uygun bir yüzey düzgünlüğünün korunması için kompozit rezindeki doldurucu partiküllerin büyüklüğünün 1 mikronu aşmaması gerekir (12). 2.4.1 TABAKALAMA TEKNİĞİNIN AVANTAJLARI 1- Dişte çok az madde kaybı ile ya da hiç madde kaybı yapmadan uygulanabilen minimal invaziv bir tekniktir. 2- Pulpa veya periodontal doku hasarı minimumdur. 3- Laboratuar aşaması yoktur tek seansta uygulanabilir 4- Ekonomiktir. 5- Estetik sonucu iyidir. 6- Yenilenebilir ve tamir edilebilir. 2.4.2 TABAKALAMA TEKNİĞİNİN DEZAVANTAJLARI 1- Restorasyonun başarısı tamamen hekimin el becerisine bağlıdır. 2- Renk stabilitesi, tamamen hastanın beslenme alışkanlıklarına ve rezin kompozitin kalitesine bağlıdır. 3- Kompozit materyalin özelliğine bağlı olarak kırılma, renklenme, parça kopması oluşabilir. 4- Aşınma direnci yüksek değildir. 2 5
2.4.3 TABAKALAMA TEKNİĞİNIN UYGULANMASI Tekniğin uygulanması, aynı miktarda mikrohibrit mine ve dentin rengindeki kompozitlerin bukkal ve palatinal mine, dentin kitlelerinin yerini alması ve ince bukkoaproksimal mine tabakası için mikrofil rezin kompozitin kullanılmasıyla gerçekleşir (30,31). Şeffaflık ve gerektiğinde beyaz nokta karakterizasyonları, bukkal minenin altındaki dentin mamelonları arasına mavi ve beyaz efekt boyaları (tint) sürülmesi ile elde edilir (32). Resim-4 ( Quintessence Int. 2006; 37: 167-174 ) 2 6
2.4.4 TABAKALAMA TEKNİĞİNİN BİR OLGU ÜZERİNDE AÇIKLANMASI (Resim-5) Genç bir hasta estetik nedenlerle daha önce restore edilmiş olan sol santral kesici dişindeki restorasyonun değiştirilmesi isteğiyle kliniğimize başvurmuştur ayrıca her iki santral kesici dişte asimetri gözlenmiştir (Şekil 1a). Doku dehidratasyonuna bağlı olarak herhangi bir yanılgıyı önlemek için öncelikle renk seçimi yapıldı. Mine ve dentin ayrı ayrı değerlendirildi (Şekil 1b, 1c). Lingual profili ve kesici kenar konumunu sabitlemek için silikon anahtar modeli oluşturuldu (Şekil 1d). Sol santral kesicinin restorasyonuna geçmeden önce sağ santral kesicinin çapı, meziyal yüzeyine mine renginde kompozit eklenerek düzeltildi (Şekil 1e, 1f, 1g). Seçilen mine kompoziti, dentin bağlayıcı uygulanmış dişe, silikon anahtar yardımıyla palatinal yüzeyi oluşturacak şekilde yerleştirildi (Şekil 1h, 1i). Dentin bağlayıcı ajan kalın bir tabaka halinde uygulandığında, kırık hattındaki devamlılığı bozacağı, gri bir çizgi şeklinde uzanarak estetik görünümü ortadan kaldıracağı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu duruma engel olmak için doldurucu partiküller içeren diş rengindeki bağlayıcı ajanlar kullanılabilir (33). Dentin tepecikleri simetrik dişteki görünüm esas alınarak yerleştirildi (Şekil 1j). Son olarak proksimal ve bukkal profilleri tamamlamak ve istenilen translüsentliği sağlamak amacıyla bukkal mine tabakası yerleştirildi (Şekil 1k). Cila işlemleri sonucunda son morfoloji ve boyutlar elde edildi (Şekil 1l, 1m). 2 7
2 8
Resim-5 (Dentsply, Dynamics-6) 2 9
OLGU SUNUMLARI 3 0
Sunulan tüm olgular Ceram-X (Dentsply De Trey) nanohibrit kompozit rezinin mine ve dentin renkleri ile tedavi edilmiştir. Olguları restore etmek için kullanılan bağlayıcı sistem, bir iki aşamalı total-etch sistem olan Single Bond 2' dir. (3M Espe) OLGU -1 15 yaşındaki bir bayan hasta, daha önce kanal tedavisi yapılmış olan sol üst santral keser dişinde travmaya bağlı olan kırık şikayetiyle kliniğimize başvurmuştur. 3 1
Dişin tabakalama tekniği kullanılarak tedavi edilmesi uygun görüldü, bu nedenle öncelikli olarak lingual profili oluşturabilmek için preperasyon ve bağlayıcı işlemi uygulamadan kırık dişe kompozit rezinle normal diş formu verildi. Bu şekilde silikon ölçü maddesi ile lingual profilin ölçüsü alındı. 3 2
Silikon anahtar elde edildikten sonra kompozit sökülüp, retansiyon için kanal ağzından bir miktar güta uzaklaştırıldı. Bu işlemden sonra silikon anahtar yerine yerleştirilerek prova edildi. 3 3
Bağlayıcı işlemi uygulandıktan sonra silikon anahtarın içine lingual mine rengindeki kompozit rezin yerleştirildi. Polimerizasyon işlemini takiben silikon anahtar uzaklaştırılıp, lingual mine tabakasının üzerine dentin rengindeki kompozit tabakası yandaki diş referans alınarak yerleştirildi. 3 4
Son olarak vestibul mine konturu oluşturuldu ve cila işlemleri tamamlandı. 3 5
OLGU-2 17 yaşındaki bir bayan hasta ön dişler bölgesindeki estetik problemleri nedeniyle kliniğimize başvurmuştur. 3 6
Bu şikayetle gelen hastada öncelikle santral keser dişlerin kesici kenarlarının boyları uzatılıp, morfolojileri düzeltildi. 3 7
Daha sonra diş dizisine göre vestibülde konumlanmış olan lateral kesicilerin labial yüzlerinden bir miktar aşındırılarak, mine rengindeki kompozit rezinle restore edildi. Santral keserler arası diastema kapatılıp cila işlemleri tamamlandı. 3 8
OLGU-3 23 yaşındaki bir erkek hasta sol üst santral keser dişindeki abrazyon şikayetiyle kliniğimize başvurmuştur. 3 9
Diş, tabakalama tekniği kullanılarak restore edildi. Sağ üst santral keser dişin distal köşesi möllenerek düz bir yüzey elde edildi. 4 0
OLGU-4 25 yaşındaki bir erkek hasta sol lateral keser dişindeki estetik problem nedeniyle kliniğimize basvurmuştur. 4 1
Diş, tabakalama tekniği ve kompozit rezinle büyütüldü ve diastema kapatıldı 4 2
Ancak ön bölgedeki diastema hastanın isteği üzerine kapatılmadı. OLGU-5 25 yaşındaki bir bayan hasta üst çene keser dişlerindeki hijyenik olmayan kompozit restorasyonların değiştirilmesi isteğiyle kliniğimize başvurmuştur. 4 3
Eski dolguları sökülen hastanın dişleri tabakalama yöntemi ile restore edildi. 4 4
OLGU-6 32 yaşındaki bir bayan hasta sağ santral keser dişindeki kırık ve bununla birlikte diğer anterior dişlerindeki dolguların renklenmesi şikayetiyle kliniğimize başvurmuştur. 4 5
11 numaralı dişteki kırık, tabakalama tekniğine göre kompozit rezin ile restore edildi, 21 ve 22 numaralı dişlerdeki dolgular da aynı teknikle yenilendi. 4 6
OLGU-7 35 yaşındaki bayan hasta üst çene ön dişler bölgesindeki estetik şikayetleri nedeniyle kliniğimize başvurmuştur. 4 7
Arkdaki dizilim bozukluklarını giderecek şekilde, 22 numaralı dişte daha yüzeysel, 12 numaralı dişte daha derin olmak üzere dişlere vener kesim uygulandı. Tabakalama tekniğine uygun olarak, 12 numaralı dişe daha az miktarda olmak üzere dentin ve mine tabakaları uygulandı. 4 8
Cila işlemleri tamamlandı. 4 9
ÖZET Ön grup dişlerde görülen, renk, şekil, yapı ve konum bozuklukları, estetiğin önemli bir hal aldığı günümüzde hastalarımız açısından büyük sorunlar teşkil etmektedir. Ekonomik avantajı, tatbik kolaylığı nedeniyle non-invaziv ya da minimum invaziv restoratif tedaviler, ön bölgeye yapılacak protetik tedavilerden daha avantajlı bulunmaktadır. Kompozit rezinlerle yapılan bu tedavilerde uygulanan tabakalama tekniği ile, ışık geçirgenlikleri birbirinden farklı olan dentin ve mine katmanlarının ayrı ayrı oluşturulması sonucunda doğal dişlerin görünümü daha net bir şekilde elde edilmektedir. Tek seansta uygulanabilen bu tedaviler, yenilenebilir, tamir edilebilir ve ekonomik olmaları sebebiyle hastalar tarafından da tercih edilmektedir. Renk stabilitesi hastaların beslenme alışkanlıklarına bağlı olan tedavinin başarısı hekimin el becerisi ile de doğrudan ilişkilidir. 5 0
KAYNAKLAR 1- Dietschi D. Ön bölge kompozit restorasyonlar için tabakalama tekniği uygulamaları. Quintessence Türkçe 2002; 1 (2): 9-14 2- Osborne JW, Normann RD, Gale EN. A 12 year evaluation of two composite resins. Quintessence Int. 1990; 21: 111-114. 3- Fahl N. Optimizing the esthetics of class IV restorations with composite. J Can Dent Assoc 1997; 63: 108-115. 4- Fowler HW, Modern English Usage. ed 2 Oxford, Oxford Univercity press 1981 5- Collins Dictionary of English Language, ed 2 London, Collins sons 1986 6- Winter R. Visualizing the natural dentition. J Esthet Dent 1993; 5: 103-117. 7- Chiche G, Pinault A. Esthetics of anterior fixed prosthodontics. Quintessence Publishing Company, 1994; Ch 1. 8- Türkün M. Restoratif Dişhekimliğinde Kontakt ve Konturun Önemi ve Uygun Kontakt Oluşturma Prosedürleri. Ders notları. Ege Üniv. Dişhekimliği Fakültesi, İzmir 9- Önal B. Restoratif Dişhekimliğinde Maddeler ve Uygulamaları. Ege Üniv. Dişhekimliği Fakültesi Yayınları, no:20, 2004 10- Yaluğ S. Dentin adeziv sistemlerin gelişimi kullanımı ve sınıflandırılması. Gazi Üniv. Dişhekimliği Fakültesi Dergisi. 1999; 16 (3): 41-49. 11- Gwinnett AJ. Bonded restorations; The critical link with the tissue. In global restorative symposium, 1996 Milford, DE Dentsply/Caulk. 12- Wilson NHF, Roulet J-F, Fuzzi M. Advances in Operative Dentistry Challenges of the Future. 2001; 2: 185-196. 13- Alaçam T, Nalbant L, Alaçam A. İleri restorasyon teknikleri. Polat Yayınları 1998 Ankara. 5 1
14- Bertolotti RL. Conditioning of dentin substrate. Oper Dent 1992; 5: 131-136. 15- Eick JD, Robinson SJ, Byerley TJ, Chappelow CC. Adhesive and nonshirinking dental resins of the future. Quintessence Int 1993; 24: 632-640. 16- Eliades G. Clinical relevance of the formulation and testing of dentin bonding systems. J Dent 1994; 22: 73-81. 17- Eliades G, Palaghias G, Vougiouklasis G. Effect of asidic conditioners on dentin morphology, molecular composition and collagen conformation in situ. Dent Mater 1997; 13: 24-33. 18- Ericson RL. Surface interactions of dentin adhesive materials. Oper Dent 1992; 5: 81-94. 19- Ferrari M, Cagidiaco MC, Gesi A, Balleri P. Preliminary report off an experimantal design for in vivo testing of bonded restorations to a new enamel dentinal bonding agent. J Prosthet Dent 1993; 70: 465-467. 20- Grayson W, Marshall Jr. Dentin: Microstructure and caracterization. Quintessence Int. 1993; 24: 606-617. 21- Nor JE, Fiegal RJ, Dennison JB, Edvards CA. Dentin bonding: SEM comparision of the resin dentin interface in primary and permanent teeth. J Dent Res 1996; 75: 1396-1403. 22- Pashley DH, Carvalho RM. Dentin permeability and dentin adhesion. J Dent. 1997; 25: 355-372. 23- Barkmeier WW, Cooley RL. Labaratuary evaluation of adhesive systems. Oper Dent. 1992; 5: 50-61. 24- Phillips RW. Skinners Science of Dental Materials. 9 th Ed. 1991, W. B. Saunders Co Philadelphia. 5 2
25- Bouvier D, Duprez JP, Nguyen D, Lissac M. An in vitro study of two adhesive systems: third and fourth generations. Dent Mater 1993; 9: 365-369. 26- Miyazaki M, Platt JA, Onose, Moore BK. Infuence of dentin primer aplication methods in dentin bond strength. Oper Dent 1996; 21: 167-172. 27- Baier RE, Principles of adhesion. Oper Dent 1992; 5: 1-9. 28- Eick JD, Robinson SJ, Chappei R, Cobb CM, Spencer P. The dentinal surface: Its influence on dentitional adhesion Part III. Quintessence Int. 1993; 24: 571-582. 29- Cengiz T. Kompozit simanlar, Endodonti 3. baskı Barış yayınları, Fakülteler Kitabevi. 1990; 188. 30- Dietschi D. Layering concepts in anterior composite restorations. J. Adhes Dent. 2001; 3: 71-80. 31- Vanini L. Light and color in anterior composite restorations. Pract Periodontics Aesthet Dent 1996; 8: 673-682. 32- Stefano A, Krejci I. Biomimetric direct composite stratification technique for the restoration of anterior teeth. Quintessence Int. 2006; 37: 167-174. 33- Dietschi D. Stefano A. A new shading concept based on natural tooth applied to direct composite restorations. Quintessence Int. 2006; 37: 91-102. 34- Cengiz T. Endodonti. Barış Yayınları, 1996. Fakülteler Kitabevi 35- Türkün LŞ. Adezyon ve Dentin Bağlayıcı Sistemler. Ders Notları, 2007. Ege Üniv. Dişhekimliği Fakültesi İzmir 36- Çalıkkocaoğlu S. Total Protezler, 2004. 4. Baskı Ankara 37- Ulusoy M, Kesercioğlu A. Anterior bölgedeki doğal dişlerde görülen renk gruplarının araştırılması. Ege Üniv. Dişhekimliği Fakültesi Dergisi. 1993; 14: 83-86 38- Preston JD. Current Status of Shade and Color Matching. Quintessence Int. 1985; 1: 47-58 5 3
ÖZGEÇMİŞ 1984 Aydın doğumluyum, ilköğrenimimi Aydın Yedieylül İlkokulu nda tamamladıktan sonra orta ve lise öğrenimimi Aydın Adnan Menderes Anadolu Lisesi nde tamamladım. Şu an Ege Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi 5. sınıf öğrencisiyim. 5 4